TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

               TUTANAK DERGİSİ

 

                                                     120’nci Birleşim

                                            13 Haziran 2013 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                     İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in, Arap Baharı ve Gezi Parkı protestolarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray’ın, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve Alevi vatandaşlarımızın taleplerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’da Emniyet Genel Müdürlüğü birimleri tarafından yapılan trafik uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in gündem dışı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

17.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

19.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

20.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın görüşülen kanun tasarısının tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, AKP’nin ekonomi yalanlarıyla milleti daha fazla kandırmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Afyonkarahisar’da üniversitede başlayan olayların bugün de devam ettiğine, Afyon Valisinin ve Vali Yardımcısının telefonlarına çıkmadığına ve gerekli tedbirlerin alınması noktasında iktidar partisini tekrar duyarlılığa çağırdığına ilişkin açıklaması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ve 20 milletvekilinin, raylı sistem ve demir yolu ulaşımındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/663)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 23 milletvekilinin, 1995'te meydana gelen İstanbul Gazi Mahallesi olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/664)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 20 milletvekilinin, Şanlıurfa’daki bazı hastanelerde yaşanan enfeksiyona bağlı çocuk ve bebek ölümleri ile hastanelerin fiziki koşullarının ve doktor eksikliklerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/665)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 68’inci sırasında yer alan (10/104) esas numaralı seçim ve partiler rejiminin yol açtığı sorunların araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmınında yer alan (10/96) ve (10/148) esas numaralı ülkemizde emeklilerin içinde bulundukları sıkıntıların araştırılması, Hükûmetin uygulamalarından dolayı ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi, taban aylıklarının eşitlenmesi, maaş farklılıklarının giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi; 22/5/2012 tarih ve 5058 sayı ile hâlen görevde bulunan veya emekli astsubayların özlük hakları ve imkânları konusunda yaşadıkları sorunların araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi; 23/5/2012 tarih ve 5128 sayı ile muvazzaf ve emekli astsubayların sorunlarının araştırılarak gerekli önlemlerin alınması; 24/5/2012 tarih ve 5130 sayı ile emeklilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması ve refah seviyelerinin arttırılması; 21/2/2013 tarih ve 9928 sayı ile ülkemizde emekli maaşı bağlama oranlarındaki haksızlığın ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşimde okunarak görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve arkadaşları tarafından Gezi Parkı ile başlayan ve Türkiye geneline yayılan olayların sosyal hayata yönelik yansımaları ile yaşanan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla 13/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile Çevre Komisyonu Raporu (1/627) (S. Sayısı: 297)

4.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın, Cumhurbaşkanı ve Hükûmet üyeleri tarafından kullanılan özel uçaklara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/20579)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa ve bakanlıklara ait uçaklara ve bakanlıklar tarafından gerçekleştirilen uçak kiralamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/20943)

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kadrolu ve sözleşmeli din görevlisi atamalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/20994)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Çankırı’ya yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/21186)

5.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, olası bir depremin olumsuz etkilerinden korunmak için alınan önlemlere ve hizmet binalarının depreme dayanıklılığına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/21248)

6.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Diyanet İşleri Başkanlığına yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/21250)

7.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Diyanet İşleri Başkanlığınca TÜİK’e yaptırılan dinî hayat araştırmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/21537)

8.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, hac kontenjanlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/21539)

9.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının bir düşünce kuruluşu ile birlikte düzenlediği seminere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/21852)

10.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da bağlı kurum ve kuruluşlarda yapılan denetimlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/21854)

11.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, 15.03.2013 tarihli Cuma Hutbesine ve 18.03.2013 tarihinde Çanakkale Şehitliği’nde yapılan törene ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı  (7/22225)

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, vekil imam ve müezzin kayyım olarak görev yapan personelin sorunlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/22260)

13.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, vekil imamlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/22261)

14.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı üniversitelerle ilgili usulsüzlük iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı (7/22717)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ücretsiz dağıtılan ders kitaplarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı (7/22904)

16.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, engelli vatandaşların oluşturduğu sivil toplum kuruluşlarının ÖTV’den muaf olmamasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/23167)

17.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, koruma sayısı ile korumaların maliyetine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/23274)

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinde çalışan personel ile Müşavirliğin dışarıdan hizmet alımına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/23720)

 


13 Haziran 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Arap Baharı ve Gezi Parkı protestoları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Emrullah İşler’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in, Arap Baharı ve Gezi Parkı protestolarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, Gezi Parkı eylemleri çerçevesinde son iki haftadır yapılan protestoları “masum birkaç gencin demokratik hak talebi” olarak açıklamamız mümkün değildir. Nitekim eylemlerin gelişimi, atılan sloganlar ve süreç içerisinde tespit edilen marjinal gruplar göz önüne alındığında fotoğraf net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Hükûmetimizin hak ve özgürlükleri genişletmek için attığı onlarca adım olmasına rağmen, geçmiş hükûmetler dönemindeki ayrıcalıklarını kaybeden, bu nedenle durumdan istifade ederek halkı manipüle eden bir oligarşik sermayeyle karşı karşıya kaldığımız aşikârdır. Tam anlamıyla, bu kesimlerin “Siz nasıl orta sınıfı daha iyi bir noktaya getirirsiniz, onları nasıl zenginleştirirsiniz!” diye iktidardan öç alma mücadelesine girdiklerini görüyoruz.

AK PARTİ’nin başarılarını gölgelemeye ve Sayın Başbakanımızın imajını zedelemeye yönelik başlatılan dezenformasyon çabaları çerçevesinde ifade edilen “diktatör Erdoğan”, “Türk baharı” gibi söylemler ancak bir akıl tutulması ile açıklanabilir. Yaşanan olayları Arap Baharı’yla kıyaslamak ancak cahillik veya art niyetle ifade edilebilir. Zira, Arap Baharı’nın ortaya çıkışına neden olan toplumsal dinamikler ile ülkemizde yaşanan protestoların toplumsal dinamikleri taban tabana zıttır.

Arap halkları, bölgenin genelinde yıllar boyu süren baskılara, zorbalıklara, haksızlıklara, hayal kırıklıklarına, ekonomik, siyasal ve sosyal başarısızlıklara “Yeter!” demek için sokaklara dökülmüştür. Ünlü Arap edebiyatçısı İlya Ebu Madi’nin ifadesiyle, “Arap halkları despot rejimlerce her türlü insani haklardan mahrum bırakılmış, açlık ve sefalet içinde yaşamaya zorlanmıştır.” Arap Baharı işte bu tarihsel sürecin bir birikimi olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim, sokağa dökülen halklar demokrasi, özgürlük ve ekonomik iyileşme talebiyle sloganlar atmışlardır.

AK PARTİ iktidarındaki Türkiye, zor şartlar altında da olsa hızla büyüyen ekonomisi, içeriden ve dışarıdan dayatılan sorunlara rağmen işleyen demokrasisi, yönetimin serbest seçimlerle el değiştirmesi, legal muhalefetin varlığı, ifade ve örgütlenme özgürlüğüyle demokratik bir ülkedir. Ülkemizin sahip olduğu bu özellikler ve son yıllarda, her alanda gerçekleştirdiği göz kamaştırıcı başarıları Arap halkları tarafından karşılık bulmuş ve devrim hareketleri için model veya ilham kaynağı olduğu yönünde tartışmaların yaşanmasına neden olmuştur.

Türkiye’de yaşanan olaylara baktığımızda, başlangıçta üniversite gençlerinden oluşan bir grubun Taksim Gezi Parkı’ndaki bazı ağaçların başka bir yere nakledilmesine karşı çıkmasıyla başlamıştır. Ancak, başta ana muhalefet partisi olmak üzere, marjinal grup ve faiz lobisi kendi çıkarları adına âdeta ganimet bulmuşçasına durumu sahiplenmişlerdir. Demokratik bir talep hızlı bir şekilde karşı şiddet üreten bir ortama dönüştürülmüştür. Gösterilerde atılan sloganlar etik değerlerin sınırını aşmış, nefret duyguları mümkün olduğunca derinleştirilmiştir. Hâl böyleyken, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en büyük demokratik reformları gerçekleştiren bir Hükûmetin Başbakanına “diktatör” demek veya protestoları Arap Baharı’yla kıyaslamak cahillik veya art niyetle değil de ne ile açıklanabilir? Mesele, Taksim meselesi veya ağaç meselesi değildir. Mesele, milletin iktidarına, millet adına yaptıklarından dolayı sözde hesap sorma meselesidir. Mesele, bizim payımızı küçültüp milletin payını nasıl büyültürsünüzün hesabını görmedir. Velhasıl, mesele, bütün bunların öcünü ve rövanşını alma meselesidir. Bunu yapanlar bellidir. Bir ülkede, aynı anda rektörler kendi öğrencilerine “Sınavlara girmemek sorun değildir, telafisini yaparız.” mesajını veriyorsa, lisedeki çocuklarımız istismar edilip meydanlara gönderiliyorsa, sosyal medya üzerinden birtakım manipülasyonlar ve yalanlarla halk galeyana getiriliyorsa, nihayetinde bu, bir ortak davranış hâline gelebiliyorsa, büyük bir organizeyle karşı karşıya olduğumuz açıktır.

Sayın milletvekilleri, Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelerde işbaşına gelen yönetimleri başarısız kılmak için son zamanlarda kirli bir oyun oynandığı bilinmektedir. Bu oyunun uzun süreli başarılı kılınması için söz konusu devrimlere ilham kaynağı olan başarılı Türkiye tecrübesi başarısız kılınmak istenmektedir. Esasen, Türkiye çapında yapılan gösterilerde verilmek istenen örtülü mesaj budur.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın vekil açıkça gösteri yapanlara, eylemcilere ve onları destekleyenlere “cahil” dedi ve bunu tekrarladı birkaç kez, “cahiller” dedi. İzin verirseniz buna cevap vermek istiyorum. Şu anda 20 milletvekilimiz, 20 Cumhuriyet Halk Partili milletvekili Gezi Parkı’nda. Onlara da cahil demiş oluyor.

BAŞKAN – Yalnız Sayın İnce, partinizin ismini telaffuz etmedi ama siz parti olarak desteklediğinizi söylüyorsunuz. Dolayısıyla, onun için kendinize mal ediyorsunuz, öyle mi? Öyle mi anlayalım?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun o zaman.

İki dakika süre veriyorum sataşma nedeniyle. Gerçi partinizin ismini zikretmedi, sataşma söz konusu değil ama buyurun.

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in gündem dışı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Size bir cahillik örneği vereceğim şimdi bakın. 27 Nisan 2005, Sayın Başbakan kürsüde. “Geliştim, geliştim, değişerek geliştim. Otuz yıl öncesinde kalmadım çünkü çağ dışı değilim.” Başbakan bunu deyince bütün AKP milletvekilleri alkışlıyor. Teşekkürler.

Evet, 11 Haziran 2013, “Kusura bakmayın, bu Tayyip Erdoğan değişmez.” Gene milletvekilleri alkışlıyor. İşte cahillik bu.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Diz çökmez, diz çökmez!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir sus, bir sus, sus bir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Anladın mı, diz çökmez!

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen ama, Sayın İnce.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Aç doğruyu öğren.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Rektörler için… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Canınız mı yanıyor ben konuşunca? Canınız mı yanıyor? Cahilliğiniz ortaya mı çıkıyor?

Yine, rektörlerle ilgili söylediniz. Bakın, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Senatoda karar aldı “Milletvekillerinin ofisleri Ankara’da, onun için sınavlara girmelerine gerek yoktur.” diye. O rektörü konuşun siz, başka rektörleri konuşmayın.

“Başbakanımız yakıp yıkanları muhatap almaz, onlarla görüşmez.” diyor Hüseyin Çelik. Abdullah Öcalan’la görüşüyorsun da Taksim’deki eylemcilerle mi görüşmüyorsun? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Kim görüşüyor?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Abdullah Öcalan, çevre koruma derneği başkanı mı?

Cahillik, toplumsal olayları görmemektir; cahillik, “çapulcu” diye insanları küçümsemektir; cahillik, “Polisimle ezerim, zorbalığımla geçerim.” demektir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen cahilsin.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Swoboda ne dedi biliyor musunuz? O ipine sarıldığınız, bir ay önce ipine sarıldığınız Swoboda dedi ki: “Erdoğan cahilce açıklamalar yapıyor.” Açıkladığınız, ipine sarıldığınız Swoboda bile Başbakanınıza “cahil” dedi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Siz bunların cevabını verin. Sıkıştığınız zaman ancak laf atarsınız. Bu kürsüye gelip benimle tartışacak, bir televizyon programında, sizden bir babayiğit arıyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sözlerine dikkat et.

MUHARREM İNCE (Devamla) - …istediğiniz bir televizyon kanalında benimle tartışacak bir babayiğit arıyorum. Laf atmayı bırakın. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkanım, bir dakika. Benim sözümden hareketle söz aldı, bu konuya değinmedi.  Bundan sonra, lütfen eğer müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Tekrar eder misiniz, “Sizin sözünüz nedeniyle söz aldı...”

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Benim kendisini cahillikle suçladığım ifadesiyle söz aldı…

BAŞKAN – Evet.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) - …o konuda herhangi bir şey söylemedi.

MUHARREM İNCE (Yalova) -  Açıkça “cahil” dedin.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Böyle bir ifade geçmiyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aşk olsun, nasıl demedin ya? Dedin arkadaşım.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Dolayısıyla Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın İşler, böyle bir usul yok yani.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Ama Sayın Başkan, benim ona herhangi bir sataşmam yoktu, söz verdiniz.

BAŞKAN – Anladım da hayır, o partinin…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Cahilsiniz.” dedi bize, söz istiyorum Başkanım.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Benim konuşmamı çarpıtarak…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinin ve milletvekillerinin desteklediğini kabul ederek, ondan dolayı söz verdim.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Benim konuşmamla ilgili bir konuşma yapmadı.

BAŞKAN – E tamam, size karşı bir sataşma söz konusu mu? Sizin söylediğinizin farklı bir şeyini mi söyledi size atfederek?

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Benim konuşmamı…

BAŞKAN – Lütfen…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Toptan sataşma var Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Evet, teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve Alevi vatandaşlarımızın talepleri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray’a aittir.

Buyurun Sayın Akkiray. (CHP sıralarından alkışlar)

 

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiray’ın, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve Alevi vatandaşlarımızın taleplerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

 

SABAHAT AKKİRAY (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve Alevi halkının talepleri üzerine söz almış bulunuyorum.

Bir süredir yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunları ile ilgili ülke ziyaretleri yapıyorum. Ülkelerin kendilerini döviz kaynağı görmenin ötesinde bir hizmet alamamaktan ve sahipsiz bırakılmaktan şikâyet ediyorlar. Zaten yaşadıkları ülkelerde dışlanan, hakları alınmayan, eşit vatandaş olarak kabul edilmezken iktidarın agresif savaş çığırtkanlığına dönüşmüş dış politikasının hayatlarına olumsuz olarak yansımasından mutsuzlar. Kendileri yaşadıkları ülkede vergilerini verip tüm kurallara uyarken oturum alamayan, vizesi uzatılmayan vatandaşlarımız özellikle bu hafta büyük bir haksızlıkla karşılaştılar. Sivas katillerinden birisine Almanya devleti Alman vatandaşlığı verdi. İnsan yakan, bölücü ve katil olarak aranan birisine Alman vatandaşlığı veren Almanya’yı buradan kınıyorum. Alman gizli servisleri Neonazi gruplarla Türk dönercileri öldürürken sessiz kalan Merkel’in Sivas katiline ülkesini ve Alman vatandaşlığını açmış olması düşündürücüdür. Buna şaşıyor muyum? Hayır. Sivas katillerine avukatlık yapanların vekil ya da bakan yapıldığı,    Alevilerin en büyük acılarından birisi olan Sivas katliamı sanıklarına zaman aşımı uygulandığında “Hayırlı olsun.” diyen bir iktidarın uygulamalarından farklı değil Merkel’in yaptığı.

Aleviler yüzyıllardır Anadolu’da haklarını arıyor, eşit vatandaş olmak istiyor ama katliamlarla sınanmaya devam ediliyorlar. Kerbela’dan beri katliam mı arıyorsunuz? Ha bin dört yüz yıl önce Hazreti Muhammed’in ailesini katletmişsin ha Anadolu’da Alevileri kuyulara doldurmuşsun ha Koçgiri’de, Dersim’de oba oba, köy köy Alevileri katletmişsin, ha Maraş’ta kapılara çarpı koyup hamile kadınların karnını yarmış, kafalarını kesmişsin, ha Sivas’ta otele doldurup yakmış, sonra seyrine çıkmışsın, ha KPSS’de 80-90 alan Alevi çocuklarını sözlü sınavlarda katletmişsin, işsiz bırakmışsın, aç bırakmışsın, geleceksiz bırakmışsın, toplum dışına itmiş “Asimile ol, karşıma öyle gel.” demişsin. Bunu yaratan iktidardır.

Bugün Aleviler eşit vatandaş olmak istiyorlar. Ödedikleri verginin karşılığını almak istiyorlar. Vergileriyle bütçesi oluşturulan Diyanet İşleri Başkanlığının kendilerine bir kuruş harcamasını bekliyorlar. İbadethanelerini seçmek istiyorlar. Oysa, iktidar, Alevilere hâlâ camiyi gösteriyor, “Camiye gidin.” diyor. Bin dört yüz yıldır hâlâ öğrenememişler, Aleviler ibadethane olarak cemevini seçtiler ve camiye gitmiyorlar. Sonra Alevileri aşağılamaya başlıyorlar, “İbadetiniz cümbüş, ibadethaneniz ucube.” diye. Bu yetmiyor, seçim meydanlarında yuhalatıyor ve Sünni toplumuyla arasına derin ayrılıklar ekiyorlar.

Adıyaman’da Alevi evlerine çarpılar konuyor ve Alevi köylerine su verilmiyor.

Erzurum’da Alevi köyleri çöp alanı olarak belirleniyor. Alevi köyleri hizmet alma konusunda diğer köylerden ayrıştırılıyor.

Elâzığ’da sularına kanalizasyon karışıyor, şikâyetler hasıraltı ediliyor.

TRT’ye para ödeyip hizmet alamayan tek halk da Aleviler. Muharrem ayında 3 tane uyduruk programdan başka, ne inançsal ne de kültürel kimlikleriyle ilgili hizmet alamıyorlar ve orada da yok sayılıyorlar.

Kasım 2011’de Başbakana sormuştum: “Siz zamane Yavuz Sultan Selim’i misiniz?” diye. Demek ki öyleymiş ki, 3’üncü köprünün adı “Yavuz Sultan Selim” oldu. Anadolu’da Aleviler ile Sünnilerin arasına derin düşmanlığı sokan ve kurumsallaştıran o adamın adını köprüye vermek, her şeyden önce toplumsal barışımız açısından inanılmaz bir hatadır, bundan vazgeçilmelidir.

Anadolu’da herkesin üzerine anlaşacağı Mevlâna, Evliya Çelebi, Mimar Sinan gibi isimler yerine Yavuz ismi konusunda ısrar, Alevileri sistemin dışına itmek, hatta Alevi-Sünni çatışmasına zemin hazırlamaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SABAHAT AKKİRAY (Devamla) – Bu kabul edilemez.

Başkanım, son sözlerimi söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Vermiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Akkiray.

SABAHAT AKKİRAY (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

SABAHAT AKKİRAY (Devamla) - Ama çapulculara buradan selam ediyorum…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Yakıştı size, yakıştı!

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Emniyet Genel Müdürlüğü birimleri tarafından yapılan trafik uygulamaları hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’da Emniyet Genel Müdürlüğü birimleri tarafından yapılan trafik uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emniyet güçlerinin yaptığı trafik uygulamaları hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi, ekranları başında bizleri izleyen yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

“Neden böyle bir konuda söz aldınız? Trafik uygulamalarının kötü bir yanı mı var? Herkes için yapılan uygulamalar.” diyebilir birçoğunuz. Ancak, seçim bölgem olan Afyon’da bu konuda ciddi yanlışların olduğu aşikârdır. Afyon il merkezinde yapılan trafik uygulamaları insanları âdeta canından bezdirecek hâle gelmiştir. Afyon ili merkezinde yazılan trafik cezalarının toplamının komşu 3 il kadar olduğu söyleniyor. Resmî bilgisini de İçişleri Bakanlığından yazılı soru önergesi olarak istedim ancak cevabı henüz gelmedi, bekliyorum.

Burada garip bir durum var. “Afyon halkı trafik canavarı mı?” diye aklımıza geliyor. Kimsenin canının yanmasını, hiçbir vatandaşımızın canına, malına zarar gelmesini istemem ancak Afyon il merkezinde yaklaşık iki yıldır trafik cezası uygulamaları çok ciddi sorunları ortaya çıkartıyor. Kentte minibüs esnafıyla özel bir halk otobüsü firması arasında yaşanan sorunlardan sonra emniyetin il sürücülerine olan tavrı değişmiştir. İlk önce bir kısım kesim üzerine haksız cezaların yazıldığına bizzat, birçok defa ben de şahit oldum. Bir kesim korunurken birçok minibüs esnafı mağdur edildi. Bu mağduriyetler trafik uygulamalarının sıklaşmasıyla bütün halka yayılmaya başladı. Şehir merkezi zaten iki caddeden oluşuyor. Bir ilde, cadde üzerinde 3-4 trafik uygulaması yapılıyor. Bu uygulamalarda ceset torbası dahi kontrol edilip neredeyse “ilk yardım çantasında tebeşirin yok” veya “küçük diye ceza yazalım” modunda çalışılıyor. Bazı araçların plakalarına cezalar uygulanıp adreslerine gönderiliyor. Bazıları korunup kollanırken, bazıları en ufak hatalarında binlerce lira trafik cezası ödüyor.

Şehir içinde ticari taşıt kullanma belgesine sahip olan bütün şoförlerin ceza puanları dolup dolup taşıyor. Dolmuşlarda çalışacak şoför bulmakta zorlanıyor minibüs sahipleri. Yetkililer “Biz görevimizi yapıyoruz.” diyebilirler ancak bunun görevle izah edilebilecek bir yanı yok.

Madem, Afyon sürücüleri bu kadar bilinçsiz, bu kadar çok ceza yiyor, nedenleri araştırıldı mı? Hayır. Bir eğitim verildi mi? Hayır. Bir sorun tespiti yapıldı mı? Maalesef, o da hayır.

Trafik personeli bütün ülkenin bütçe açığını Afyon halkına yüklemeye kararlı gibi, ellerinde koçanlar dolusu ceza makbuzu ile âdeta Deli Dumrul misali terör estiriyorlar.

Değerli milletvekilleri, trafik polisleri ile ikili görüşmelerimizde bu durumdan memnun olmadıklarını, huzursuz ve rahatsız olduklarını söylüyorlar, “Ancak, amirlerimiz bize böyle emrediyor.” diyorlar. Talimatla trafik cezası yazdırılıyor. Bu, gerçekten kabul edilemez bir olaydır.

Bunun birçok sıkıntısını vatandaşlarımız bizlere iletiyor. Birinci aşamada esnaf dertli. Özellikle, transit yolcular şehir trafiğinin keşmekeşliğinden ve bu trafik cezası uygulamalarından dolayı şehir merkezine girip alışveriş yapmıyorlar.

Şehir dışından bir arkadaşımın başından geçen bir olayı anlatayım: Afyon’dan geçerken, eşe dosta bir iki kilogram lokum almak için şehir merkezine giriyor,  bir ay sonra eline bir ceza tebligatı geliyor. Arkadaşım "Astarı yüzünden pahalı oldu, bir daha Afyon’a uğramam" diyor, kaybeden esnafımız oluyor. Bunun benzeri birçok olayla karşılaşıyoruz. Bu uygulamalardaki usulsüzlük ve özensizlikler nedeniyle şehir trafiği çekilmez dereceye geldi.

Sayın milletvekilleri, benim üzerinde durduğum, trafik kontrol uygulamalarının yapılıp yapılmaması değil, elbette yapılacak. Bir şirketle, minibüsçü esnafı arasındaki olayları il idarecileri belediye, valilik ve emniyetin taraf olmalarından dolayı ortaya çıkmış olan bir hadise var. Bu uygulamalar yapılır, ancak, bir minibüsçü fazla yolcudan ceza yerken başka bir şirketin aynı işi yapan aracı kontrol dahi edilmezse, bu olmaz.

Bir vatandaş emniyet kemeri takmadığı için veya telefonla konuştuğu için ceza alırken bazıları hiç durdurulmazsa bu uygulama adil olmaz. Bu soruna  bir an önce çözüm bulunması elzemdir.

Afyon halkı bu ülkenin ceza manyağı hâline gelecek kadar bilinçsiz sürücü değildir. Halka gerekli eğitimi vermeyen emniyetin, valiliğin, il içi trafik düzenini sağlayamayan belediyenin iki yıldır ne yaptığını merak etmek gerekiyor.

Emniyet kemeri takılması pilot uygulaması Ankara ve Afyon’da uygulanıyor. Ankara'da yaşıyoruz, böyle zulme varan hiçbir uygulama Ankara’da görülmüyor.

Diğer taraftan, öğrenci servisleri yol güzergâhlarındaki kantarlarda âdeta koyun tartar gibi tartılıyor ve ceza yazılıyor. Bu durum, çocuklarımız için gerçekten onur kırıcı bir uygulamadır.

Bazı sürücüler ile trafik polisleri arasında tartışmalar, hatta tatsız olaylar oluyor.

Araçlarına “Satılıktır” yazan insanlarımızın da plakalarına ceza uygulamaları yapılıyor.  Bu kabul edilebilir bir şey değildir.

Bu duygularla, yetkililerin bir an önce  bu soruna eğilmelerini istiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.(MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Sayın Şandır, söz talebiniz var.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkan, Nevzat Bey konuşacak müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, AKP’nin ekonomi yalanlarıyla milleti daha fazla kandırmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) -  Sayın Başkan, AKP ekonomi yalanlarına devam ediyor. Israrla “Millî geliri on bir yılda 3 kat artırdık.” diyor, hâlbuki sabit dolar fiyatıyla artış on bir yılda toplam sadece yüzde 45.

Türkiye'nin yıllık ortalama büyüme hızı söylenenin tersine, seksen yıllık Türkiye Cumhuriyeti ortalamasının altında, yüzde 4,5 seviyesinde. Türkiye, 17’nci büyük ekonomi hâline 93 yılında gelmiştir yani AKP’den tam on yıl önce.

Dördüncü kuyruklu yalan da “IMF borcunu sıfırladık, borçsuz ülke olduk.”  2002’de 130 milyar dolar, 2012’de 337 milyar dolar. IMF, dış borcun ancak yüzde 5’ydi ve bu borcun 10 milyar doları da AKP tarafından alınmıştı. IMF borcu, dış borç alınarak kapatıldı ve Türkiye borçlanmaya devam ediyor. Hazine Müsteşarlığı yeni açıkladı, 625 milyon avro Dünya Bankasından, 200 milyon avro da Avrupa Yatırım Bankasından yeni borçlanıldı.

Bu yalanlarla milletin daha fazla kandırılmamasını istiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Baluken…

 

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Afyonkarahisar’da üniversitede başlayan olayların bugün de devam ettiğine, Afyon Valisinin ve Vali Yardımcısının telefonlarına çıkmadığına ve gerekli tedbirlerin alınması noktasında iktidar partisini tekrar duyarlılığa çağırdığına ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Afyonkarahisar’da üniversitede başlayan olaylarla ilgili Genel Kurulu bilgilendirmiştik. Maalesef olaylar bugün de devam etmektedir, şu anda da devam etmekte. Dün ırkçı, şovenist bazı gruplar tarafından Kürt ve muhalif öğrencilere yönelik polis korumasında saldırılar yapıldığını ve bu saldırılar sonrasında da saldırıya uğrayan öğrencilerin gözaltına alındığını, saldırganlardan gözaltına alınanların bulunmadığını söylemiştik. Maalesef gerekli tedbirlerin alınması noktasında yapmış olduğumuz çağrılara duyarsızlık neticesinde, bugün de şu anda, bu dakika itibarıyla Kürt ve muhalif öğrencilere yönelik ciddi bir saldırı söz konusu. Polis kampüs içerisinde bulunmakla beraber, saldırgan gruba yönelik herhangi bir müdahale yapmıyor, herhangi bir tedbir almıyor. Yaklaşık bir saattir Afyon Valisine ve Vali Yardımcısına ulaşmaya çalışıyoruz, telefonlarımıza çıkmıyorlar. Buradan Hükûmet yetkililerine ve AK PARTİ’li milletvekillerine seslenmek istiyorum: Telefonumuza çıkmayan Afyon Valisine ve Vali Yardımcısına bir an önce ulaşıp orada tek bir can kaybının meydana gelmemesi hususundaki sorumluluklarını hatırlatmalarını istiyoruz. Gerekli tedbirlerin alınması, saldırgan gruba yönelik gerekli müdahalenin yapılması noktasında da iktidar partisini tekrar duyarlılığa çağırıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ve 20 milletvekilinin, raylı sistem ve demir yolu ulaşımındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/663)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte sunduğumuz, ülkemiz için hayati önem taşıyan demir yolu taşımacılığının gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartılması amacıyla, raylı sistem ve demir yolu ulaşımındaki sorunların tespit edilerek çözüm önerilerinin araştırılması ve bunun için yapılacak yasal düzenlemeler dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin tespiti için Anayasa’nın 98'inci İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) İsmet Büyükataman                                (Bursa)

2) Emin Çınar                                             (Kastamonu)

3) Edip Semih Yalçın                                  (Gaziantep)

4) Zühal Topcu                                           (Ankara)

5) Sadir Durmaz                                         (Yozgat)

6) Necati Özensoy                                      (Bursa)

7) Atila Kaya                                              (İstanbul)

8) Cemalettin Şimşek                                  (Samsun)

9) D. Ali Torlak                                           (İstanbul)

10) Sümer Oral                                           (Manisa)

11) Murat Başesgioglu                                (İstanbul)

12) Mesut Dedeoğlu                                    (Kahramanmaraş)

13) Ahmet Kenan Tanrıkulu                        (İzmir)

14) Enver Erdem                                         (Elâzığ)

15) Özcan Yeniçeri                                     (Ankara)

16) Mustafa Kalaycı                                    (Konya)

17) Sinan Oğan                                          (Iğdır)

18) Reşat Doğru                                         (Tokat)

19) Celal Adan                                           (İstanbul)

20) Ali Halaman                                          (Adana)

21) Mehmet Şandır                                     (Mersin)

Gerekçe:

Gelişmiş ülkelerde demir yolu, yolcu taşımacılığında 1’inci sırada yer almaktadır. ABD ve Avrupa'da ulaşım daha çok demir yollarıyla yapılmaktadır. Hatta bu ülkelerde demir yolları, hava yollarıyla rekabet eder düzeye ulaşmıştır. Havaalanları şehir dışındadır. Bu alanlara ulaşana kadar bir hayli zaman geçmektedir. Demir yolu istasyonları ise şehrin içindedir. Ayrıca ulaşım maliyeti olarak demir yolu ulaşımı hava yoluna göre bir hayli düşüktür.

Ülkemizde ise demir yolu ulaşımı yetersiz kalmakta olup, daha çok kara yolu ulaşımı kullanılmaktadır.

Cumhuriyet öncesi dönemde, yabancı şirketlere verilen imtiyazla, onların denetiminde ve ülke dışı ekonomilere, siyasi çıkarlara hizmet eder türde gerçekleştirilen demir yolları, cumhuriyet sonrası dönemde millî çıkarlar doğrultusunda yapılandırılmıştır.

Kara yolu, 1950 yılına kadar uygulanan ulaşım politikalarında demir yolunu besleyecek, bütünleyecek bir sistem olarak görülmüştür. Ancak kara yollarının demir yollarını bütünleyecek, destekleyecek biçimde geliştirilmesi gereken bir dönemde, Marshall yardımıyla demir yolları âdeta yok sayılarak kara yolu yapımına başlanmıştır.

Bu yıllarda uygulanan ulaştırma politikaları sonucunda, ulaştırma alt sistemleri içerisinde 1960 sonrası planlı kalkınma dönemlerinde, demir yolları için öngörülen hedeflere hiçbir zaman ulaşılamamıştır.

Ülkemizde izlenen yanlış ulaşım politikaları sonucunda, demir yolu ve deniz yolu ulaşımı yerine kara yolu ulaşımına ağırlık verilmiştir. Gelişmiş ülkelerde bu durum tam tersinedir.

Ülkemizde kara yollarının büyük bir bölümü diri fayların yaratmış olduğu birinci sınıf tarım ovalarının ortasına yerleştirilmiştir.

1980'li yıllardan günümüze kadar artan bir şekilde ulusal servetimiz olan ovalarımızı yok ederek yapılan otoyollar, dışa bağımlılığımızı daha da arttırmıştır.

Ülkemiz daha fazla vakit kaybetmeden, ulaşımda önceliği kara yolları yerine demir yollarına vermelidir.

Otoyol dönemi olarak anılan 1980 sonrası projelerde hatalı yaklaşımlar, bilimsel gerçekler göz ardı edilerek sürdürülmüştür.

Ayrıca demir yolunun ekonomik ömrünün otuz yıl gibi çok yüksek, buna karşı kara yolunun (otoban) ekonomik ömrünün on beş yıl gibi çok düşük düzeyde olması yatırım tutarı/faydalı ömrün karşılaştırmasında demir yollarının daha randımanlı olduğunu göstermektedir.

Otobanda tüketilen enerji demir yollarına oranla 2 ila 5 misli fazladır.

Demir yollarında elektrik enerjisi kullanılması imkânı vardır ki, bu enerji fuel oil ve benzin gibi enerji türlerine göre daha ucuz, dışa bağımlılığı daha az bir enerji türüdür. Ayrıca, çevre kirliliğine yol açmamaktadır.

Yük taşımacılığının demir yollarına kaydırılması ile kara yollarının yükü azalacak, kazalar minimuma inecektir.

LPG, benzin, tüp gaz gibi patlayıcı maddelerin taşınmasının kara yollarından demir yollarına aktarılması ulaşım güvenliğini arttıracaktır.

Otobanlarda meydana gelen kazalar da göstermiştir ki otobanlar çok fazla ulaşım güvenliğine sahip değildirler.

Türkiye'nin 4’üncü büyük şehir olan ve ülkemiz ekonomisine büyük katkılar sağlayan Bursa ilimizde hâlâ demir yolu ulaşımı yoktur. Ülkemizin her vilayetine, özellikle Bursa ilimize bir an önce demir yolu yapılmalıdır.

Bu sorunların tespit edilerek çözüme kavuşturulması amacı ile bir Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

 

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 23 milletvekilinin, 1995'te meydana gelen İstanbul Gazi Mahallesi olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/664)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

12 Mart 1995 tarihinde başlayan ve İstanbul'un değişik bölgelerinde yaşanan gösterilere müdahale sonucu yaşanan vahşet tablosu henüz aydınlatılmamıştır. Katliamın failleri göstermelik yargılamalar sonucu ya beraat etmiş ya da hafif cezalar alarak hapishaneye dahi girmeden, olayın üzeri kapatılmıştır.

12 Mart 1995 tarihinde, akşam saatlerinde 1 pastane ve 4 kahvehane taranmıştır. Bu olayda yaşamını yitirme ve yaralanma haberini alan mahalleli, saldırıyı ve polisin olaylara müdahale etmemesini protesto etmek için bir yürüyüş gerçekleştirerek polis karakoluna yürümüştür.

Akşam görece sakinleşen mahalle halkı, 13 Mart 1995 tarihinde yeniden toplanarak olayı protesto etmek istedi. Polis tarafından kalabalık üzerine hedef gözetilerek ateş açılması sonucu 15 kişi yaşamını yitirmiştir. Mahalleye girip 1 pastane ve 4 kahvehaneyi tarayan katillere müdahale etmeyen polisin, mahalle halkına yönelik aşırı ve bilinçli silah ve şiddet kullanması sonucu protestolar İstanbul'un ve Türkiye'nin değişik yerlerine sıçramıştır.

Ümraniye'de gerçekleştirilen gösterilere saldıran polis, aşırı şiddet ve silah kullanımına başvurarak 5 kişi daha öldürmüştür. 12 Mart akşamı başlayan olaylar, 17 Marta kadar devam etmiştir ve ancak sokağa çıkma yasaklarıyla son bulmuştur.

Olaylar sonucu toplam 22 vatandaşımız katledilmiştir, onlarcası yaralanmıştır ve yüzlercesi gözaltına alınmıştır. Yargılama bilinçli olarak İstanbul'dan Trabzon'a alınmıştır. Yargılama sürecinde, İstanbul'dan Trabzon'a giden maktul yakınlarına yönelik organize saldırılar yapılmıştır. Yargılama sürecini doğrudan etkilemeye yönelik bu tutumların nedeni açıklanmaksızın göz yumulmuştur.

20 polis memuru hakkında açılan dava yıllarca sürdü. Yargılanan 20 polis memurundan Adem Albayrak 4 kişiyi öldürmekten altı yıl sekiz ay, Mehmet Gündoğan 2 kişiyi öldürmekten üç yıl dokuz ay hapse mahkûm edildi ancak, cezalar ertelendi. Diğer 18 sanık polisin ise beraatına karar verildi.

Öldürülen 22 kişinin yakınları, davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdı. Mahkeme, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2’nci maddesinde düzenlenen yaşama hakkı ve 13’üncü maddesinde düzenlenen millî makamlara başvuru yollarının kapatılması hükümlerine aykırı davrandığı sonucuna vardı. Olaylarda yaşamını yitiren 17 kişinin, her biri için 30 bin, toplam 510 bin avro, para cezasına çarptırmıştır.

Aradan geçen on yedi yıla rağmen Gazi Mahallesi'ne yönelik neden böyle bir saldırının yaşandığı bilinmezliğini korumaktadır. Yakın tarihimizde yaşanan bu sistemli saldırının aydınlatılması ülkemiz demokrasisi açısından çok önemli nokta olarak varlığını korumaktadır.  

Yargılamanın adil olmadığı, olayın sorumlularının titizlikle araştırılmadığı ve Avrupa İnsan hakları Mahkemesi kararı göz önüne alındığında Gazi katliamının bilinçli bir şekilde örgütlendiği ve aynı şekilde üzerinin kapatıldığı anlaşılmaktadır.

Olayların detaylı bir şekilde araştırılması, gerçek sorumluların ve faillerin yargı karşısına çıkarılması ve belirtilen amaçlar doğrultusunda gerekli önlemlerin alınması için Anayasanın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 12/03/2012

 

1) Veli Ağbaba                  (Malatya)

2) Ayşe Nedret Akova         (Balıkesir)

3) Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun)

4) Ramis TOPAL                (Amasya)

5) Ali Özgündüz               (İstanbul)

6) Mehmet S. Kesimoğlu   (Kırklareli)

7) Recep Gürkan                (Edirne)

8) Mehmet Şeker             (Gaziantep)

9) Hülya Güven                   (İzmir)

10) Ali Rıza Öztürk            (Mersin)

11) Mehmet Volkan Canalioğlu (Trabzon)

12) Bülent Tezcan              (Aydın)

13) İhsan Özkes               (İstanbul)

14) Doğan Şafak                (Niğde)

15) Kadir Gökmen Öğüt     (İstanbul)

16) Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale)

17) Mahmut Tanal             (İstanbul)

18) Ali Haydar Öner           (Isparta)

19) Ahmet İhsan Kalkavan (Samsun)

20) Ali İhsan Köktürk      (Zonguldak)

21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)

22) Hurşit Güneş               (Kocaeli)

23) Candan Yüceer          (Tekirdağ)

24) Mevlüt Dudu                 (Hatay)

 

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 20 milletvekilinin, Şanlıurfa’daki bazı hastanelerde yaşanan enfeksiyona bağlı çocuk ve bebek ölümleri ile hastanelerin fiziki koşullarının ve doktor eksikliklerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/665)

 

                  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şanlıurfa'da bulunan, Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Kadın Hastalıkları Hastanesi ve Doğum Hastanesinde enfeksiyona bağlı yaşanan çocuk ölümlerinin nedeninin ve hastanelerin fiziki yetersizliğinin araştırılması, bu konuda yürütülecek çözüm odaklı çalışmaların belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98’inci Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz. 13/03/2012

1) Mahmut Tanal                                         (İstanbul)

2) Musa Çam                                              (İzmir)

3) Doğan Şafak                                          (Niğde)

4) Kadir Gökmen Öğüt                                 (İstanbul)

5) Mustafa Serdar Soydan                           (Çanakkale)

6) Ali Haydar Öner                                      (Isparta)

7) Ahmet İhsan Kalkavan                            (Samsun)

8) Ali İhsan Köktürk                                    (Zonguldak)

9) Veli Ağbaba                                            (Malatya)

10) Hurşit Güneş                                        (Kocaeli)

11) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                      (Kayseri)

12) Ali Rıza Öztürk                                     (Mersin)

13) Mevlüt Dudu                                         (Hatay)

14) Candan Yüceer                                     (Tekirdağ)

15) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     (İstanbul)

16) Ali Serindağ                                         (Gaziantep)

17) Namık Havutça                                     (Balıkesir)

18) Ramazan Kerim Özkan                          (Burdur)

19) Hasan Akgöl                                         (Hatay)

20) Haluk Eyidoğan                                    (İstanbul)

21) Ali Demirçalı                                         (Adana)

Gerekçe:

Şanlıurfa, nüfusu 1 milyon 765 bin olan bir şehrimizdir. Son zamanlarda bu şehrimiz genç nüfus ve doğum oranının yüksekliği ile de dikkat çekmektedir. Son on yılda ilde kamusal alanda sağlık tesisi açılmamakta ancak özel hastanelerin yüzde bin oranında arttığı gözlenmektedir.

Enfeksiyon nedeniyle yaşanan çocuk ölümleriyle gündeme gelen çocuk hastalıkları hastanesi, kadın hastalıkları hastanesi ve doğum hastanesinin fiziki olarak yetersiz olduğu basında yer alan haberlere de yansımıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, ilde bulunan çocuk sayısı yaklaşık 700 bindir. Şanlıurfa'daki tek çocuk hastalıkları hastanesi, 45 yoğun bakım, 35 yenidoğan ve 229 yatakla hizmet vermeye çalışmaktadır. Bu yoğunlukta hastane enfeksiyonun yayılmaması imkânsız görülmektedir.

Ayda 2 bin doğum gerçekleşen çocuk hastalıkları hastanesinde 20 metrekarelik odalarda hasta yakınları ile birlikte 20 kişinin kaldığı görülmektedir. Kuvöz aralıklarının 10 santimetre bile olmadığı bu hastanede enfeksiyon nedeniyle 2009 yılının Ağustos ayında 40 bebek ölümü gerçekleşmiş ancak geçen süreye rağmen bu ölümlerle ilgili olarak soruşturma açılmamıştır.

Şanlıurfa'da son yıllarda kamusal alanda sağlık tesisi açılmadığı gibi, açık bulunan hastanelerin fiziksel durumlarının iyileştirilmesi, yeterli doktor ve sağlıkçının görevlendirilmesi dahi yapılmamıştır. Bunun yanı sıra, ilde son on yılda özel hastane açılma oranı yüzde bin artmıştır.

Hastanelerin fiziki şartlarının yetersizliğinin neden olduğu enfeksiyon nedeniyle yaşanan çocuk ve bebek ölümlerinin sona erdirilmesi için bir an önce bu hastanelerin mercek altına alınması ve bu ölümlerin nedenlerinin tespit edilerek ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Şanlıurfa hastanelerinde yaşanan enfeksiyona bağlı çocuk ve bebek ölümlerinin nedenlerinin tespit edilmesi, hastanelerin fiziki koşulları ve doktor eksikliklerinin tespit edilerek bu eksikliklerin giderilebilmesi için gerekli çalışmaların yapılabilmesi, önlemlerin alınabilmesi ve çözüm odaklı çalışmalarda bulunulabilmesi amacıyla Anayasa’nın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 68’inci sırasında yer alan (10/104) esas numaralı seçim ve partiler rejiminin yol açtığı sorunların araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

                                                                            13/06/2013

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 13/06/2013 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                        İdris Baluken

                                                                             Bingöl

                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 68 sıra numaralı (10/104) seçim ve partiler rejiminin yol açtığı sorunların araştırılması ve sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşmelerinin Genel Kurulun 13/06/2013 Perşembe günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlar; biliyorsunuz, on bir yıldır iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, ilk günden itibaren toplumun önüne bir hedef koydu ve sürekli olarak da Sayın Başbakan başta olmak üzere bütün yetkilileri, hemen hemen her fırsatta bunu tekrarladı. Söylenilen şu: “Bizim hedefimiz esas, demokratik bir Türkiye oluşturmak, Türkiye'nin demokrasisini artık eksiksiz ve sorunsuz bir demokrasi hâline getirmek.” Bunun için de arkadaşlarımızın önlerine koydukları kriter, başta Avrupa Birliği kriterleri olmak üzere, dünyanın en gelişmiş demokrasilerinin ulaştıkları seviye. Ancak, değerli arkadaşlar, her ne hikmetse, bu on bir yıldır hemen hemen her fırsatta antidemokratik yasalardan, antidemokratik uygulamalardan, bürokrasiden ve 12 Eylül Anayasası’ndan şikâyet edilmesine rağmen, bir türlü toplumun önüne 12 Eylül darbe Anayasası’nı artık topyekûn ortadan kaldıracak yeni bir anayasa toplumun önüne getirilemedi.

Tabii, geldiğimiz bu noktada, bir buçuk yıldır Mecliste 4 parti arasında oluşturulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu da çalışmalarına devam ediyor. Ancak bu müzakerelerin 1’inci turu bitmesine rağmen ve bu noktada 4 partinin tam bir ortaklaşma sağlayamayacağı ortaya çıkmış olmasına rağmen, iktidar partisinden bu konuda da bir düzenleme ve Meclise siyasi partilerle birlikte anlaşabileceği yeni bir düzenleme getirilmiyor.

Değerli arkadaşlar, son Kürt meselesiyle ilgili PKK’nin önce silahları susturması, sonra da silahlı güçlerini Türkiye dışına çekmesinden sonra, artık Hükûmetin önünde başka bir bahane de bulunmuyor. Çünkü, bugüne kadar en fazla konuşulan mevzu: “İşte silahlar ortadayken, çatışmalı bir ortam var iken, memleketin bu en çetrefilli ve en netameli konularını tartışmak, konuşmak, anlaşmak, uzlaşmak mümkün değil, zordur; onun için, önce, yeni bir anayasa yapabilmenin koşullarının ortaya çıkması gerekir.” diye bir tekerleme sürekli olarak dillendiriliyordu.

Şimdi, soruyoruz: Bugün, Sayın Ahmet Türk ve Sayın Ayla Akat Ata’nın İmralı’ya gidiş tarihleri ve gitmeleriyle de beraber bu yeni sürecin kamuoyuna açıklanmasının tarihi 3 Ocak 2013 ve bugün, bu 3 Ocak 2013 tarihinin üzerinden yaklaşık beş buçuk aylık bir zaman geçti. Geriye dönüp bakıyoruz, bu konuyla ilgili elle tutulur, gözle görülür ciddi hiçbir çalışma yapılamıyor.

Birkaç şeyi sizlere hatırlatmak istiyorum. Dün, biliyorsunuz, 12 Hazirandı ve 2011 parlamento seçimlerinin üzerinden dolu dolu yirmi dört ay geçti. Bugün, yirmi dört ay geçtikten sonra 3’üncü senenin de 1’inci günündeyiz ve maalesef, hâlâ, bu Parlamentonun üyesi olan 8 milletvekili cezaevinde ve bunların 5 tanesi de bizim partimiz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubuna mensup insanlar ve bunlar, hâlâ, bugüne kadar, sözde iktidar tarafından suçlanmalarına ve “Ciddi iddialar var.” denilmesine rağmen henüz bir ceza da almış değiller. Halkın oy verdiği, destek verdiği ve Meclisin duvarında da yazdığı şekliyle, en önemli irade olan kişilerin bile tutuksuz yargılanma imkânı olmadığı bir dönemde hangi iradeden, hangi güçten, hangi demokrasiden bahsedeceğiz?

Değerli arkadaşlar, yine, aynı şekilde grubumuza mensup 35 belediye başkanımız cezaevinde; 10 bine yakın Kürt siyasetçi, aydın ve yazar cezaevinde. Yine bunların ezici çoğunluğu, eski tabiriyle kahir ekseriyeti henüz daha bir ceza bile almış değiller. Üç buçuk senedir, dört senedir bir ceza almadan içeride yatan insanlar var ve siz bunu izah edemiyorsunuz veya etmek istemiyorsunuz.

Sayın Cumhurbaşkanımız defaatle “Norşin”, “Dersim” isimlerini telaffuz etti. İsimleri değiştirilen, cebren, zorla, halka sorulmadan, hiçbir referandum, hiçbir yoklama yapılmadan adları değiştirilen 12 binin üzerinde dağ, nehir, şehir, belde, kasaba, köy, ırmak, vadi ismi de hâlen iade edilmiş değil. Neyi bekliyorsunuz?

Terörle Mücadele Kanunu hâlen aynı şekliyle devam ediyor, “Gak” diyeni içeriye alıyor, “guk” diyeni içeriye alıyor. Taş attı diye örgüt üyeliğine sokulup dokuz sene ceza alan 16 yaşında, 17 yaşında çocuklar, 18 yaşında delikanlılar var, bunların hesabı da kimde, bunlar da belli değil.

Yine, aynı şekilde, Sayın Başbakan, birkaç gün önce bir televizyon programına çıktı, Gezi Parkı’ndaki eylemleri eleştirirken başörtüsü mağdurlarıyla ilgili “Gezi Parkı’ndakiler ne yaptı?” dedi. Peki, Sayın Başbakan siz ne yaptınız? On bir senedir iktidardasınız, bizim grubumuzun verdiği başörtüsüyle ilgili kanun teklifleri var, bunları niye getirmiyorsunuz, niye oylamıyorsunuz? Refah Partisinden bu yana kadar en az 10 seçim kazandınız, bir başörtüsünü bahane ederek, polemik konusu yaparak, istismar konusu yaparak. Peki, bir on bir sene daha mı beklemeyi düşünüyorsunuz; 2023’e kadar mı, 2071’e kadar mı, 2453’e kadar mı, nereye kadar?

Yine, aynı şekilde, Siyasi Partiler Kanunu, Türkiye’deki bütün siyasetin önünü tıkayan Siyasi Partiler Kanunu: 4 parti için de söylüyorum, eğer Ankara’da birileri oturup da milletvekili listelerini yazacaksa, kriter sadece genel başkanın yakınında olma veya genel iradenin destekçisi olma olacaksa ve bu tip insanlar Parlamentoya gelecekse gelip de burada nasıl konuşacak, neye itiraz edecek, neyi savunacak? Niçin bu yetkiyi Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirerek halka vermiyorsunuz? Delege sistemini, tercih sistemini, dar bölge sistemini, daraltılmış bölge sistemini niçin getirmiyorsunuz?

Aynı şekilde, bir seçim kanunu, evlere şenlik bir seçim kanunu: İşte son dönemde sırf BDP’liler bağımsız olarak kazanmasınlar diye CHP’yle AKP son gece uzlaştığı birleşik oy pusulasının içine koydular bizi de, ondan sonra da isimleri isimlerimize, cisimleri cisimlerimize benzeyen insanları çakma adaylar olarak müracaat ettirdiler, 1,5 metrelik oy pusulaları çıktı ortaya. Bunları niye düzeltmiyorsunuz?

Seçim barajı… Bu milletin iradesinin buraya tam olarak yansımasının önündeki en büyük engel olan bu yüzde 10 seçim barajını niye değiştirmiyorsunuz? Bir dönem Refah Partisi bu barajın altında kaldı, bir dönem MHP bu barajın altında kaldı, bir dönem CHP bu barajın altında kaldı. Peki, bunlar size yetmedi mi, ders olmadı mı? Bu şekilde bir Parlamento yapısıyla, bu şekilde bir Siyasi Partiler Kanunu’yla, bu şekilde bir Seçim Kanunu’yla bundan iyisini beklemek mümkün mü? Onun için değerli arkadaşlar, Hükûmete acilen şu çağrıda bulunuyoruz ve soruyoruz: Neyi bekliyorsunuz? Otobüs mü bekliyorsunuz, tren mi bekliyorsunuz, metrobüs mü bekliyorsunuz, Ankara’da vapur mu bekliyorsunuz, neyi bekliyorsunuz? Niçin bu kanunları, bu değişiklikleri getirmiyorsunuz?

Ve son olarak da bir şeyin altını çizmek istiyoruz: Böyle bir ortamda memleketin onlarca, yüzlerce sorununun, can alıcı, can yakıcı sorununun bulunduğu bir dönemde Meclisin üç aylık bir tatile girmesini de halka hakaret ve halkla dalga geçme olarak değerlendiriyoruz. Gelin, bu yaz da çalışalım, çok kısa bir tatil yapalım ve sorunlarımızı çözelim. Çözemezsek birinci mesul Hükûmettir, ikinci mesul ona destek vermeyenlerdir.

Saygılar sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili.

Buyurun Sayın Başer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Düşünce ve teşkilatlanma özgürlüğünü sağlamak için, Türkiye’nin açık toplum olmasını sağlamak için, biliyorsunuz, 2010 yılında Meclisimizde AK PARTİ Grubu, Anayasa değişikliğiyle ilgili olarak halk oylamasına 26 maddelik bir kanun teklifinde bulunmuştu. Yine, 2010 referandumunda, AK PARTİ olarak siyasi partilerin kapatılmalarını zorlaştırmak amacıyla da yasa çıkarmak için -burada birçok milletvekili arkadaşlarımız var- gece gündüz demeden mücadele ettik. Ancak, şu an bu grup önerisinde bulunan parti de dâhil olmak üzere, şu an Mecliste bulunan diğer muhalefet partileri de dâhil olmak üzere tamamı, o zaman demokrasinin vazgeçilmez unsuru olduklarına inandıkları siyasi partilerin kapatılması için dolaylı olarak destek olmuşlardır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – AK PARTİ milletvekilleri “hayır” dedi ona. İçeride şikeye “evet” diyenler ona “hayır” dedi.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Dolayısıyla, biz şuna inanıyoruz: O zaman siyasi partilerin kapatılmasına açıkça ve dolaylı olarak destek olan siyasi partileri; ben biliyorum ki vatandaşlarımız, kimin daha özgürlükten yana, kimin daha adaletten yana, kimin nasıl düşünce ve ifade özgürlüğünden yana, kimin karşı olduğunu görmüşlerdir.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Zaten DTP Franco döneminde kapatıldı, Mussolini döneminde kapatıldı.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Yine aynı şekilde, o dönem içerisinde kimin statükocu olduğu, kimin tabucu olduğu da 2010 referandumunda açıkça ortaya konulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ, içe kapalı, halka tepeden bakan ve sorun üreten değil, halktan aldığı güçle halkın taleplerine dayalı olarak sorun çözen, katılımcı, demokratik ve çoğulcu bir yönetim anlayışını esas almaktadır. Devlet, millete hizmet için vardır diye düşünüyoruz ve bu ilke doğrultusu etrafında demokratik yönetim uygulamalarını da ülkemize kazandırdık. Vatandaşımızın hayatını kolaylaştırmayı, insanların temel hak ve özgürlüklerini kullanmasının önündeki engelleri bir bir kaldırdık, kaldırmaya da devam ediyoruz. Amacımız, daha özgür bir ülke; amacımız, hukukun tastamam olduğu, hukuk devleti ilkelerinin tastamam olduğu, hukukun üstünlüğünün hâkim olduğu bir ülkeyi gelecek nesillere bırakmaktır diye düşünüyoruz ve bu uğurda çalışmaya devam ediyoruz.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; yönetimde şeffaflığı, hesap verilebilirliği ve her kademede katılımcılığı esas alıyoruz. AK PARTİ, siyaset kurumuna güvenin iyice azaldığı bir dönemde kurulmuş ve iktidara gelmiş bir partidir. Ülkemizde siyaset kurumunun tekrar güçlendirilmesi, siyaset ve siyasetçiye tekrar güven kazandırılması için mücadele etmektedir. AK PARTİ siyaseti, dürüstlük ve liyakatle birlikte almış ve siyaseti ahlaki bir çizgiye yerleştirmiş bir partidir.

Demokrasilerin olmazsa olmazı, sivil siyaset ve siyasi partilerdir. Siyaseti üstün bir değer olarak görüyoruz, siyaseti milletimizin desteğiyle yapıyoruz. Milletimizin iradesini ve rehberliğini esas alıyoruz. Milletimize güveniyoruz, onun güvenliğinin her şeyin önünde olduğuna inanıyoruz. AK PARTİ, toplumsal merkez ile siyasi merkezi, millet ile devleti bir araya getirmiş ve toplumsal barışı sağlamış bir partidir. Çağdaş toplumlarda vatandaşların değişik alanlarda haklarını aramalarının, tepkilerini dile getirmelerinin örgütlenmeyle mümkün olduğunu biliyoruz. AK PARTİ olarak inanç ve düşünce ile örgütlenmenin önündeki engelleri bir bir kaldırdık; Dernekler Kanunu’nu değiştirdik, Vakıflar Kanunu’nu değiştirdik, yine aynı şekilde, çocukların dahi vakıf kurmasının yolunu açtık. Şu an Parlamentomuzda halkın yüzde 95’inin temsili sağlanmış durumdadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ 2001 yılında kurulmuş ve parti tüzüğümüze de teşkilatlarımızın tamamında, il, ilçe, belde, il genel meclisi, belediye meclisi, belediye başkanlıkları ve milletvekilliklerinde 3 dönem şartını getirmiş bir partidir. Demokrasiden bahsedenlerin, özgürlükten bahsedenlerin, vatandaşın önündeki engelleri kaldırmaktan bahsedenlerin, siyasi partilerin AK PARTİ’den örnek almalarını, ona göre kendi tüzüklerini de 3 dönem şartıyla uygun bir şekilde getirmelerini de demokrasimizin gereği olarak düşünüyoruz ve bu durumu onlara da tavsiye ediyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – O, demokrasi değil. Millet seçiyorsa siz niye…

YUSUF BAŞER (Devamla) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; biz bu 3 dönem şartını teşkilatlarımızın tamamında uyguladık. Yeni dönemde de inşallah, hem 2014 mahallî seçimlerinde ve 2015 genel seçimlerinde de aynı kuralı uygulayacağız.

Yine aynı şekilde, biliyorsunuz, AK PARTİ olarak, seçilme yaşını 30’dan 25’e düşürdük ve şu an görüyorsunuz, AK PARTİ sıraları içerisinde 25 ile 30 yaş arasındaki kardeşlerimizin, onların duygularını, düşüncelerini ve onların geleceğe dair düşüncelerini de yine bu Parlamentodan tüm halkımıza sunmayı asli bir görev olarak görüyoruz.

Yine aynı şekilde, geçenlerde Başbakanımızın ifade etmiş olduğu gibi, artık mademki 18 yaşındaki, yarınlarımızın teminatı olan gençlere biz inanıyoruz, güveniyoruz, onlara seçme hakkını veriyoruz; yine, aynı şekilde onların da, 18 yaşındaki kardeşlerimizin de mademki seçme hakkı var, seçilme hakları da olsun diye onunla ilgili olarak çalışmalara devam ediyoruz.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; yine aynı şekilde, şu an AK PARTİ Grubu içerisinde cumhuriyet tarihinin en fazla kadın milletvekillerinin temsil olduğu bir gruba haiz bir parti anlayışıyla hareket ediyoruz. Milletvekillerimizi sadece milletvekili olarak değil, hem parti teşkilatlarımızda hem il genel meclislerinde ve hem de belediye meclislerinde yine aynı şekilde bunların önünü açtık; onları sadece oy deposu olarak değil, gençlerimiz sadece afiş asan insanlar değil, yönetimde de söz sahibi olan insanlar olsun istiyoruz. Mademki Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılında, 2023 yılında Türkiye’nin güçlü bir ülke olmasını, kadir bir ülke olmasını ve bilge bir devlet olmasını istiyoruz, o hâlde, yarınlarımızın teminatı olan yavrularımızı da, gençlerimizi de yönetimde söz sahibi etmemiz gerektiğine yürekten inanıyoruz. Mademki ülkemizi 2071 yılında dünyanın güçlü ekonomisi olan bir ülke hâline getirmek istiyoruz, yine aynı şekilde, gençlerimizin yönetimlerin her bir kademesinde söz sahibi olmalarını, yönetimde etkin olarak rol almalarını istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, AK PARTİ olarak, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin tepkilerini yasal olarak yapmasından yanayız. Ancak, yakıp yıkmakla, ülkenin dış dünyaya demokratik bir ülke olmadığını göstermek isteyenler ile ülkede kara propaganda yayanların da hukuk devleti ilkesi gereği yargı önünde hesap vermesini ve herkesin hukuka, adalete ve kanuna uygun olarak eylem yapmasını da yürekten istiyoruz. Biz, AK PARTİ olarak, hiç kimsenin ama hiç kimsenin suç işleme özgürlüğünün olmadığına yürekten inanıyoruz. Yine, hiç kimsenin kamu malına zarar verme özgürlüğünün olmadığını düşünüyoruz. İnsanları tencere tava sesleriyle rahatsız etmelerini de, onları tahrik etmelerini de, özgürlüğünü sınırlamalarını da asla kabul etmiyoruz. AK PARTİ olarak çoğunluğun azınlığa tahakkümüne karşı olduğumuz gibi, azınlığın çoğunluğa tahakkümüne de karşı olduğumuzu söylüyor, hepinizi sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tencere çalmak Türklerin eski bir geleneğidir. Güneş tutulmasında çalarlar, baştaki musibeti defetmek için. Bin yıllık gelenektir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında siyasi partilerin kapanmasını önleyen Anayasa değişikliğiyle ilgili partimizin destek vermeyen bir yaklaşımı olduğunu söyledi, Genel Kurulu yanlış bilgilendirdi. O konuda…

BAŞKAN – Partinizin ismini zikretti mi yani Barış ve Demokrasi Partisinin?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Evet efendim, Barış ve Demokrasi Partisinin ismini zikrederek Genel Kurula yanlış bilgi verdi. 

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şırnak Milletvekilimiz Hasip Bey…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Baştaki musibeti, belayı defetmek için Türkler mitolojide de tencere tava çalarlardı güneş tutulmasında. Bir musibetten kurtulmak için, beladan kurtulmak için…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, duyamıyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O zaman tencere yoktu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Türklerin geleneğidir bu.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen… Bu ne ya?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Türklerin geleneğidir bu, beladan kurtulmak için tencere tava çalarlar. Güneş tutulması olunca…

 

 

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, biraz önce sayın hatip partimize yönelik bir açıklamada bulundu. Kendisine bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: O kısmi anayasa değişiklikleri sırasında parti kapatmada AK PARTİ Grubu partimize gelerek “Bizim içimizde çürükler var, oy vermeyecekler bu maddeye. 5 tane milletvekili eğer oy verirse siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıracak bir hüküm geçer.” dedi.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Kim söyledi bunu size? Açıklayın, lütfen açıklayın! Açıklayın ama, itham altında bırakmayın.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ve o dönem Sayın Bozdağ gelip -o, grup başkan vekiliydi- bizim parti yetkilileriyle görüştü ve…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bunu biz bilemeyiz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …biz burada bu çürüklerinize karşı, çürük ve çarıklarınıza karşı, 5 tane yetkili, 2 grup başkan vekili, 3 MYK üyesi milletvekilinin oy vermesini özellikle istedik ki partinin ne kadar disiplinli ve ne kadar sözünün arkasında durduğunu belirlemek için. Birinci tur geçti. İkinci turda Sayın Bozdağ çıktı dedi ki: “Demokratik Toplum Partisi -BDP o zaman yoktu- bize oy vermedi.” Kurban olayım size! Ya çarıklarınıza, çürüklerinize sahip çıkın ya sözlerinizin arkasında durun. 

Bakın, şu Anayasa elimde. Partice çok özgürlük sevdalısısınız. Kaç tane değişiklik var bugüne kadar sizin on bir yıllık iktidarınız döneminde? Bir tek değişiklik yok,  Siyasi Partiler Yasası aynen Kenan Evren’in koyduğu gibi duruyor. Arkasından Siyasi Partiler Yasası… Bir değişiklik olmuş 95’te, bir de 2001 koalisyon hükûmetleri döneminde olmuş hazine yardımı kesilmesi, bir de bazı kişilerin üyeliklerinin düşürülmemesi için. Sizi biraz vicdana davet ediyorum.

Kadın temsiliyeti konusunda da oranınızı verin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Oranınız tutmuyorsa bizim orana bakın. Bizim oranımız tutmuyorsa kendinize de bir eş başkan seçin çok seviyorsanız kadın temsiliyetini. Bizden de örnek alın, 17 belediye başkanının 14’ü bizde. Yetmiyor mu? Sizde bir tane var mı kadın belediye başkanı?

Hadi kardeşim oradan, bize ders vermeyin! (BDP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Bizim üzerimizden politika yapmayın!

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bahçekapılı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz de kadın bir vekil olarak buyurun kadın temsiliyetini anlatın!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Benim milletvekillerimle ilgili olarak veya grubumla ilgili olarak “çarık çürük” laflarını kullandı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çarık çürük tabii, parti disiplinine uymuyorsa çarık çürük!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum. 

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bahçekapılı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ortaklık koalisyonuna uymamaktan dolayı bir şikâyet var galiba!

Efendim, ortaklar içi bir mesele, bu Meclisi ilgilendiren bir konu değil!

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Benim milletvekillerime” diyorsun ya! 

BAŞKAN – İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

3.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir kere, Sayın Kaplan’ı gerçekten kınıyorum çünkü böyle bir konuşmanın, Bekir Bozdağ ile kendi arasında veya parti yetkilileri arasında böyle bir konuşma olup olmadığını bilmiyoruz; olduysa da özel bir şeydir. Sayın Bekir Bozdağ burada yok. Keşke burada olduğu zaman bunu söyleseydi çok daha iyi olurdu, çok daha anlamlı olurdu.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Çağırın gelsin!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Ama velev ki böyle bir şey yapılmış olsa bile o Anayasa değişikliğinde, evet, parti kapatılmasıyla ilgili, zorlaştırılması veya parti kapatılmasının yasaklanmasıyla ilgili bir Anayasa değişikliği vardı. Siz böyle bir görüşme yapılmış olmasına rağmen partinizden 5 kişiyi değil, biz beklerdik ki -o anda da Demokratik Toplum Partisinin kapatılma davası vardı Anayasa Mahkemesinde- böyle sembolik bir 5 kişi değil, bütün parti milletvekilleriyle birlikte bu oyu sağlardınız, desteği verirdiniz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sizinkilere ne oldu, sizinkilere, çürüklere ne oldu?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Olabilir her partide… Bizim partide de böyle bizim “Otur, kalk!” diyecek bir yöntem şeyimiz yok sizin gibi. Herkes kendi özgür iradesiyle oyunu kullanıyor. Biz sizin gibi bir noktadan verilen bir talimatla hayatımızı veya siyasi hayatımızı idame ettirmiyoruz, herkes kendi özgür iradesiyle oyunu kullanıyor. Elbette ki vermezse de o kendi ahlaki sorunudur veya kendi siyasi sorumlusudur, o kendisini ilgilendirecek olan bir şeydir.

Ben Sayın Kaplan’ın böyle “çarık çürük” gibi nitelendirmesini çok ayıpladım. Hiçbir milletvekilinin böyle bir şeyi nitelendirmesi hakkı yoktur. Böyle kadın politikaları, kadın siyasetçilerin de politikaya katılması anlamında veya oranında bir yarıştırma da yapmayın lütfen, bizim üzerimizden kadınlar konusuyla, kadınların aktif siyasete katılması konusunda da demokratikleşmeye örnek olsun diye de bir örnekleme yapmayın lütfen.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Siz yapıyorsunuz canım! Kendi vekilinize söyleyin.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Başka alanlarda arayın demokratik davranabilme veya demokratik olma özelliğinizi gösterebilmenizi. Bunu sizden beklerdim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmam gerekiyor. Bir: O tarihte Demokratik Toplum Partisi kapatılmıştı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Özür dilerim, yanılabilirim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak o anayasa referandumu sürecinde oy kullandık. Birincisi bu.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ben Anayasa Mahkemesi üyesiydim o zaman evet, milletvekili değildim, Anayasa Mahkemesi üyesiydim!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani bizim partimiz Hitler döneminde kapatılmadı yani açık söyleyeyim. Bu bir.

İkincisi, Sayın Bahçekapılı’nın doğruyu söylemeye davetle bizi kınamasına ben şaşırıyorum. Niye beni kınıyor? Bir…

BAŞKAN - Siz de Sayın Bahçekapılı’yı kınayın canım!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İkincisi, vardır her partide oy vermeyen. Ona ne derseniz deyin yani Sayın Başbakan başka sözler de söyleyebilir, söylüyor.

Kadın temsiliyeti konusunda -yine tutanağa geçmesi konusunda- bütün Avrupa Birliği dâhil, bütün Avrupa ülkeleri dâhil, bütün dünya partilerinde en yüksek temsiliyeti olanı Barış ve Demokrasi Partisidir. Bu konuda bir tartışma yapmamanızı tavsiye ederim Sayın Bahçekapılı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Alkışlıyorum, tamam. Bu gerçekle yaşayın. Niye ikide bir bunu söylüyorsunuz?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, koalisyon protokolüne baksınlar! Çözüm ve barış süreciyle ilgili anlaşmaya baksınlar!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Sayın Başkan ben önce bir şeyi kayıtlara geçmesi için söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, böyle bir usulümüz yok, lütfen ama…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hayır, hayır.

BAŞKAN – Olur mu böyle bir şey canım!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yani, iki cümle söyleyeceğim sadece. Efendim iki cümle sarf edecektim.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, böyle bir usulümüz yok. Lütfen ama…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Sayın Grup Başkan Vekili biraz önce BDP’nin yeteri kadar destek vermediğini ifade etti, hâlbuki 2010 Anayasa değişikliklerinde AKP BDP’yle iş birliğini inkâr ediyordu. Bunun kayıtlara geçmesini istiyoruz.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 68’inci sırasında yer alan (10/104) esas numaralı seçim ve partiler rejiminin yol açtığı sorunların araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Oğuz Oyan.

Buyurun Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim sistemi üzerine bir grup önerisi var BDP’nin. Seçim sistemi aslında AKP’nin 12 Eylüle göbekten bağlı olduğunu tescil eden bir sistemdir. Bu sistemin arkasına sığınarak Mecliste büyük bir çoğunluğu elde etmeyi sürekli olarak gündeminde tutmuştur ve bugün Anayasa’yı bile değiştirmeye girişmekte ama buna dokunmayı asla gündemine getirmemektedir. Aslında tabii aynı zamanda bu sistem genel başkanlar sultası da yaratmaktadır ama bu sultanın AKP’ye ısmarlama bir elbise gibi uyduğunu da bugün herhâlde görüyoruz tam da başkanlık sultası. O sulta Türkiye'ye de aslında bir otokratik sulta olarak giydirilmeye çalışılıyor.

Efendim, şimdi, bizim grup olarak iki önerimiz var: 2011’de yüzde 5 önerdik seçim barajını, 2013’te, daha yakın tarihte yüzde 3 olarak önerdik. Bir şey söyleyelim, bunu hatta yüzde 0’a bile düşürmeyi düşünmeliyiz. Neden? Çünkü kitleler Taksim’den diyorlar ki: “Biz Mecliste temsil edilmiyoruz, bizim de temsil edilmemiz lazım.” Dolayısıyla mümkün olduğu kadar bu siyasi partilere sığmayan kitlelerin de siyasi kanallarını açmamız gerekiyor.

Şimdi iktidar bu Taksim meselesinde Gezi’de, bir de referandum meselesini diline doladı yani “Bu aman çok demokratik bir sistem olur.” diye. Değerli arkadaşlarım, plebisiter demokrasi ta lll. Napolyon’dan, 1848’den itibaren otokratik bir yönetimin baskıcı uygulaması olarak gündeme gelmiştir, bir demokrasi aracı olarak kullanılması enderdir. Taksim Gezi meselesi ile sınırlı olmayan bir olay ama sadece.

Taksim Gezi meselesine bakarsak şunu söyleyeyim:

Bir; hukuki süreç yürüyor, yani bir yürütmeyi durdurma var. Siz, yürütmesi durdurulmuş bir planı nasıl uygulayabilirsiniz, nasıl referanduma sunabilirsiniz?

İkincisi; kitleler İstanbul’u çok aşan bir kitlesellikle, çok aşan bir tepki düzeyiyle “hayır” dediler buna. Neye “hayır” dediler? Yeşile karşı parkların betonlaşmasına karşı tavır getirdiler. İkincisi, Topçu Kışlası üzerinden, 31 Mart vakası üzerinden bir gericiliği yeniden şahlandırmak isteyen, yeniden cilalamak isteyen bir zihniyete “hayır” dediler. Siz eğer Topçu Kışlası için “tarih” diyorsanız, o zaman İzmir’de, Konak Meydanı’nda Menderes’in yıktırdığı Taşkışla’yı da mı yapacaksınız? Sizin Sultanahmet’in arkasındaki o görünümü bozan binaları yıktırmaya yüreğiniz, gücünüz yeter mi? Onları yaptırmamak göreviniz vardı yapmadınız. Hadi şimdi gelin, küsmek müsmekle olmaz devletsen, doğayı koruyorsan, tarihi koruyorsan senin Topçu Kışla’ndan çok daha eski bir tarihi, 16, 17’nci yüzyıl tarihini simgeleyen bir yapıyı koruyun önce.

HALUK İPEK (Ankara) – Onu da koruyacağız.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu insanlar tepkilerini dile getiriyorlar. Daha ne yapsınlar? Siyaset eğer toplumsal tepkilere duyarlı değilse orada demokrasiden bahsedilemez.

Bakın ben size bir örnek vereyim: Benzer bir olay kırk yıl önce Paris’te oldu. Haller bölgesi -Paris’in tam merkezinde- yıkılıyordu. 1971 yılında buna ilişkin proje başlatıldı, yıkım başladı. Parisliler işgal ettiler orayı. İşgal ettiler, direndiler. Direndiler, ne yaptılar? Orada tiyatro gösterilerinden, müzik dinletileri, vesaire müthiş bir kitleselliğe ulaştı. Polisin bir kere olsun, bırakın gaz maz bir kere olsun yaklaşmadığı bir alan oldu orası. Müdahaleyi bırakın yaklaşmadı bile çünkü orada toplum vardı, o halkın sesi vardı. Sonra, yeni Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing bu projeyi durdurdu, yeni bir proje… Çünkü o proje çok kütleseldi, esnekliği yoktu, çok işlevli değildi. Dolayısıyla onun yerine bu işlevleri taşıyan bir şeyin gelmesi gerekiyordu. Yeni bir proje yapıldı. Bu yeni proje 1975’te yapıldı, 1978’te uygulanmasına başlandı. Ama bir değişiklik daha olmuştu, 1977’de Jacques Chirac Paris Belediye Başkanı olmuştu. Jacques Chirac bu projeyi de durdurdu, uluslararası yarışma açtı ve 1981’de yani 1971’den tam on yıl sonra bu proje uygulanmaya başlandı. Bugün Paris’e gidenlerin, herkesin uğradığı “Forum des Halle” denilen bölge işte böyle bir bölgedir, böyle bir düşünen, uygar, medeni, demokratik bir ülkenin yaptığı bir olaydır. Kırk yıl sonra sizin ileri demokrasiniz Fransa’nın kırk yıl öncesinin fersah fersah gerisindedir.

Değerli arkadaşlarım, insanlar niye direniyorlar? Direniş niye var? Direniş, cumhuriyet yıkıcılığınadır. “Yetmiş beş yıllık cumhuriyet boşa geçmiş zamandır.” diyen bizzat Başbakanın eşi tarafından eline tutuşturulmuş metinden… Bunadır, bu zihniyetedir.

Direniş, yeşile, doğaya rant gözüyle bakılmasınadır, çevre yağmasınadır. Üçüncü köprüye zamanında belediye başkanı iken “cinayettir” diyen Recep Tayyip Erdoğan’la aynı düşüncede olanların tepkisidir. “Cinayettir.” diyordu. Evet, cinayettir, İstanbul’un bütün sulak alanlarını, ormanlarını yok etme projesidir.

AKP’nin bugüne kadar yaptıklarına direnmedir, bugünden sonra yapacaklarına direnmedir. Yani toplumun önüne koyduğu projeye, yeni toplum projesine direniyor insanlar, medyayı teslim almasına direniyorlar, özgürlüğün yok olmasına direniyorlar, şiddet uygulanmasına direniyorlar, şiddet oldukça daha fazla direniyorlar. Şiddeti yetmeyip bir de yalana dolana savrulmasına iktidarın direniyorlar, her şeyi ters düz etmesine. Provokatörlerle, eli sopalı polislerle yani desteklediği birtakım molotofkokteylcilerle, bütün bunlarla aslında bu direnişi itibarsızlaştırmaya çalışan bir iktidara direniyorlar.

Gençlere baskıya direniyorlar. Bu olaylar daha başlamadan yazılı soruma cevap aldım; 606 üniversite öğrencisi “Parasız eğitim istiyoruz.” dedikleri için ya da iktidara eleştiri yaptıkları için hapse atılmışlardır ve hâlen tutuklular. Bu tabii, Taksim olayları öncesi, bundan sonra kaç kişi daha girdi, girecek, ayrı mesele. Yüzlerce öğrenciyi yani tutuklu bulunan medya mensuplarının 10 katı kadar öğrenciyi siz içeride tutuyorsunuz. Tabii, içeride olup bu arada okul eğitimi süren 2 bin küsur de bir şey oldu, notta iletiliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu direnme pervasızca yapılan yolsuzluklaradır. Hukukun bu konuda ele geçirilmesine, Danıştayın dahi ortadan kaldırılmasına, Türkiye’de her türlü denetimin ortadan kaldırılmasına, Sayıştay raporu olmadan bütçe görüşülmesine -istediğiniz her şeyi koyun, bunların belki bir bölümüne ama hepsine, burada ne söylüyorsam- yargının ele geçirilmesine direniyor insanlar, düzmece iddianamelere direniyorlar. Toplumun aydınlık kesimlerine, muhaliflerine yargıyı bir baskı aracı, hatta bir şiddet aracı... Çünkü özgürlüklerin böylesi haksızca insanların elinden alınması bir şiddet uygulamasıdır. Buna direniyorlar. Bu, aslında bir öfke birikiminin patlamasıdır.

Değerli arkadaşlarım, siz, sadece bu geçmiş on bir yıla değil geleceğe dönük planlar yapıyorsunuz. Bu planlarınızda 2023 hedefleriniz var, hatta 2071’e kadar uzanabiliyorsunuz. Yani biz gitmemek üzere geldik diyorsunuz; biz, siyasal değişimden yana değiliz, iktidar değişiminden yana değiliz; biz, elimize geçirdik bırakmayız diyorsunuz ve biz, bu toplumda bir mühendislik, bir toplum mühendisliği uyguluyoruz, bunu bitirmeden gitmeyiz diyorsunuz. Bu bir despotluktur. Buna direnmektedir. Bu, bir teokratik faşist siyasal bir yapı inşasıdır. Buna direnmedir.

Değerli arkadaşlarım, bakın, ben size söyleyeyim: Bu öylesine tabana yayılmıştır ki sokağa çıkanlardan daha fazlası evlerinden tepki verdiler. Ellerinde çanak çömlekleriyle, tencere tavalarıyla, bayraklarıyla tepki verdiler. Kendi mahallelerinde sokağa çıkarak -belki Kızılay’a, Taksim’e gitmediler- kendi semtlerinde milyonlarca insan tepki verdi. Daha ne olsun?

Bu öylesine yaygın ki köyleri, herkesi kapsıyor. Geçenlerde cumartesi günü beş köyün ortak toplantısında 2/B’lerle ilgili insanlar feryat ediyorlar. 2/B konusunda rayiç değerler inanılmaz yüksek. Bir kadın -ki tanırdım onu- dedi ki: “Ben ekmek satarak hayatımı kazanıyorum. Zilyetliğimi, toprağımı elimden almaya çalışıyorlar. Yeter Tayyip! Sana hakkımızı vermeyeceğiz, halk artık senin karşında duracak.” diyor ve arkasından elimden mikrofonu alıp “Çanakkale İçinde” türküsünü söylüyor. Siz bu milleti bu noktaya getirdiniz.

Tabii bir şey var. Uzlaşmayı bilmediğiniz için çok iyi bir şey yaptınız, milletin bütün bir araya gelmez şeylerini birleştirdiniz. Size belki de teşekkür etmemiz lazım. Ama tabii şunu da unutmayın: Halk insanı vezir de yapar, rezil de yapar. Ve sizin şu an yaptığınız en iyi şey halka öz güvenini kazandırmak oldu; halka vurdukça, halka şiddet uyguladıkça halk kendine güvenini artırdı ve dolayısıyla, sizin yıkılıp gideceğinize olan inancı pekişti.

Selam olsun zorbalığa direnenlere. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı konuşurken iktidarımızı despotluk, teokratik faşizm ve yolsuzlukla itham etti.

Cevap vermek istiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun Sayın Elitaş.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Oyan’ın bir cümlesi çok önemli: “Halk insanı rezil de yapar, vezir de yapar.” Doğru. Biz halkın karşısına çıkıyoruz ve halk üç seçimdir bizi vezir yapıyor ve bu millet mahallî idareler ve referandumlarla birlikte baktığımız zaman 7 tane seçimde hep bizi vezir yapmış. Rezil olanlar kimler? Herhâlde halkın verdiği oylar sonucunda ortaya çıkmış olur.

OĞUZ OYAN (İzmir) – Biz rezil olmadık Mustafa! Yüzde 26 oy rezil olma oyu değil.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Öyle bir şey söylemedi ki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, Gezi Parkı’nda anket yapmışlar. Gezi Parkı’ndaki ankette Cumhuriyet Halk Partisine oy verenlerin, Gezi Parkı’nda bulunanların kimler olduğunu sormuşlar yüzde 74’ü Cumhuriyet Halk Partisine oy verenler çıkmış. Ama her ne hikmetse Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı diyor ki: “Biz Gezi Parkı’na gidiyoruz ama bizi kovuyorlar.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle bir şey kimse söylemedi be! Doğru konuş doğru! Zaten her zaman gerçekleri inkâr ediyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kendi tabanınız dahi Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının Gezi Parkı’nda olmasını içine sindiremiyor çünkü “Siz bizimle beraber çalışmıyorsunuz, ana muhalefet partisi görevini üstlenemiyorsunuz.” diyor.

Millet bizi niye seçti? Millet dedi ki: “Benim dertlerimi Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünde ifade et.” Siz milletin dertlerini burada ifade etmiyorsunuz; iftiralarla, karalama kampanyalarıyla bu milletin iktidarına farklı farklı bir şeyler biçmeye çalışıyorsunuz. “Yolsuzluk” diyorsunuz. Bakın, Sayın Oyan, ekonomistsiniz, on yıllık AK PARTİ iktidarı dönemindeki yapılanlara bir bakın, yetmiş dokuz yıllık AK PARTİ’den önceki yapılanlara bir bakın. On yılda yetmiş dokuz yılda yapılanları katlayarak geçtik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tayyip’in serveti nereden geldi?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Senin servetin nereden geldi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Siz “Yolsuzluk.” diyorsunuz. Allah aşkına, bu yolsuzluk, bu imkânlar ortaya çıkarılmadığı sürece batmış, kasası bitmiş alınan bir Türkiye’yi siz bugün mamur bir hâle getiriyorsanız, herhâlde bunu alkışlamak gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – İsviçre bankalarındaki paraların hesabını versene!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Onun için, bu millet bizi rezil değil, her seferinde vezir yapıyor.

Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, iftira attığımı ileri sürdü Sayın Elitaş. Açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum Sayın Oyan.

Buyurun.

5.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada söylediğimizde hiçbir tane iftira yok. Hangisi iftiraydı acaba? Yani Türkiye’nin ranta, talana teslim edilmesi mi? Sultanahmet Camii’nin arkasındaki o görüntüler mi iftira? Nedir iftira?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Mahkeme kararı var, mahkeme kararı!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen bir sussana kardeşim yahu! Bir sus ya! Konuşuyor ya!

OĞUZ OYAN (Devamla) - Polis şiddeti mi? 606 tane öğrenci hapisteydi, bunlar mı iftira? Sizin sözlü sorulara verdiğiniz cevaplardan.

Ve şunu unutmayalım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama ben konuşurken ona bir şey demiyorsun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ona da derim.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Bir dakika, zamanım gidiyor Sayın İnce, lütfen…

Taksim’e gidenlerin yüzde kaçı Cumhuriyet Halk Partisine oy verir bilmiyorum ama bize sizden daha çok oy verdiklerine eminim. O yüzde 74’lük anketleri filan bilemem ne kadar doğrudur ama bir şeyi bilin, seçmen ile parti üyesi farklı şeylerdir. Bir partiye oy vererek onun tabanı olmazsınız. Hiçbir seçmen hiçbir partinin tapulu malı değildir; sizin de değildir. Hani çıkıyor ya arada Başbakan “Yüzde 50…” Yüzde 50’yi arkasında her zaman bulacağını mı sanıyor? 2002’den ders almadınız mı? 3 tane iktidar partisi 3’ü de seçim barajı altına düştü 2002 seçimlerinde. 2009’da yüzde 47’den oylarınız yüzde 38,5’a düştü. Yani “Arkamda benim yüzde 47 var.” diyebilir miydiniz?

Değerli arkadaşlarım, eğer siz demokrasiden bir nasip aldıysanız hiçbir zaman “Benim arkamda şu var.” diye kendinize ipotek etmezsiniz. Ben size şu kadarını söyleyeyim: “Türkiye sizin dediğiniz şeyi yaptı, bu kadar inkişaf etti.” diyorsunuz. Sizin döneminizde toplam özelleştirmenin yüzde 80’i yapıldı, müthiş yolsuzluklar da yapıldı, müthiş kaynak kullandınız. Sizin döneminizde dış borçlar 129 milyardan 337 milyar dolara çıktı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ekonomist olarak bunları söylemeyin Sayın Oyan. Allah aşkına Sayın Oyan.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Yani inanılmaz kaynak kullandınız, inanılmaz iç borçlar ve yaptığınız devede kulak.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ya, Japonya’ya bak Japonya’ya.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Yaptığınız iki şey var: Bir, konut; bir de duble yol.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ekonomi büyüdü.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Ya, bütün diğer kamu yatırımını bitirdiniz ve Türkiye’de sanayiyi yüzde 19’dan yüzde 15’e gerilettiniz, daha ne olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 68’inci sırasında yer alan (10/104) esas numaralı seçim ve partiler rejiminin yol açtığı sorunların araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Recep Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim sisteminin bir Meclis araştırmasıyla araştırılmasını istiyor. Tabii ki bütün milletvekilleri, hepimiz bir siyasi partiye mensubuz. Eğer Siyasi Partiler Kanunu’nda bir aksaklık varsa elbette ki burada gerekli yasa teklifiyle bunlar çözümlenebilir ama bütün partilerin de bir iç tüzüğü var. Hangi parti tüzüğünü daha demokratik hâle getirdi de Siyasi Partiler Kanunu buna karşı oldu? Siyasi Partiler Kanunu üstte bir çatı yapı, bunun altında bütün partiler, istedikleri gibi tüzüklerini daha demokratik yapmalarının önünde hiçbir engel yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya, bırakın şimdi 12 Eylül Anayasası’nı, darbe hukukunu savunmayın. Herkes kendi tüzüğünü yapıyor zaten.

RECEP ÖZEL (Devamla) – AK PARTİ olarak biz seçimi üç dönemle kısıtlıyoruz. Bakın, tüzükte birtakım demokratik şeyler yapılabiliyor. Bunu her parti yaptı da birileri elinden mi tuttu? O anlamda, seçim sistemi ve Siyasiler Partiler Kanunu’nda elbette ki birtakım sıkıntılar var, bunun Anayasa’yla birlikte düşünülmesi ve yapılması gerekebilir ama daha biz 2011 seçimlerinde, millete vermiş olduğumuz… Her 4 siyasi parti de “Anayasayı değiştireceğiz.” diyor, bunu daha uzlaşıp çıkartamadık; Siyasi Partiler Kanunu’nun da onunla birlikte eş değerde yapılması gerekiyor. O anlamda da, bunun herhâlde gündemi değiştirmek anlamında olduğunu düşünüyoruz.

CHP Grubu adına biraz önce konuşan Oğuz Oyan Bey de Gezi Parkı eylemlerini burada gündeme taşıdı. Biraz sonra CHP’nin Gezi Parkı olaylarının araştırılmasına dönük grup önerisinde de bu konuşmalar pekâlâ yapılabilirdi. Her konuşmayı burada değerlendirerek, her konuşma imkânını fırsata çevirerek toplumu biraz daha germeye, kamplaşmaya götürmeye lütfen gitmeyelim diyoruz.

Bakın, burada polisin şiddet uyguladığından bahsettiniz ama o polise karşı o göstericilerin şiddet uygulamasını, polise taş atmasını da keşke burada dile getirebilseydiniz, onu da kınayabilseydiniz. Onu yaptığınız zaman bu ülke kazanacak, demokrasi kazanacak diyoruz.

Siz burada yolsuzluklardan başladınız. AK PARTİ’nin yapmış olduğu bir tane yolsuzluk varsa, savcılar orada duruyor, gidip savcılığa şikâyet edebilirsiniz. Bu yatırımların yolsuzluk olan bir ülkede olması mümkün mü?

 Bir de diyorsunuz ki: “Bundan sonra yapacaklarınıza bir direniş.” Kardeşim, hiç gelecekte yapılacaklara karşı bir direniş olabilir mi ya? Çok daha güzel işler yapacağız biz bu ülkede, çok daha güzel…

Bir de “Bir hedef koydunuz, 2023, 2071.” diyorsunuz. Hedefi olmayan bir ülke olabilir mi, hedefi olmayan bir devlet olabilir mi? Hedefiniz olacak ki o hedefe başarıyla gideceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Günübirlik siyasetle bu ülke hiçbir yere gitmedi. Geçmişte bütün siyasi partiler günü kurtarma anlamında politikalar ürettiler, siyaset ürettiler, ülkemizin geldiği nokta ne? 116 milyar dolardı biz geldiğimizde millî gelirimiz. Şu anda ne oldu? 400 milyar dolar.

Günübirlik siyasetlerle bunlar olmuyor. Biz hedef koyuyoruz, 2023, 2071. Bunu koyarken de milletin bizi seçme iradesine ipotek koyuyor da değiliz. Millet bizi getirdiği gibi götürmesini de bilir. Bu devletimizin, bu halkımızın bir hedefi olsun, daha güzel bu ülkede nasıl yaşayabilirim, ortak bir paydada buluşulabilsin, gelen siyasi iktidarlar o hedefe doğru birlikte yönelebilsin. Millî bir istikametimiz olması anlamında bu 2023, 2071 konmuştur. Hiç kimsenin seçme, seçilme hakkına da ipotek koyma anlamında lütfen değerlendirmeyin.

Allah rızası için, Cumhuriyet Halk Partisinin de hedefi olsun, hepimizin hedefi olsun, bu ülkenin bir hedefi olsun ki Atatürk’ün dediği medeni, muasır milletler seviyesine el birliğiyle ulaşalım. Yoksa sen kara, ben kara, sen iyi, ben kötü, senin tencere, benim şey diye bu ülke bir yere gitmiyor.

Şu tencere tava eylemlerini de elbette ki hoş karşılayabiliriz ama hiç kimse de gece on ikiden sonra, bir buçukta, ikide vuvuzela, davul, tencere tava çalarak da… Uyuyan bir hastanın bile hakkını -orada rahatsız oluyorsa- kim ödeyecek ya? Yolları kapatıyorlar tencere tava çalarak, ambulans sesleriyle geliyor. Hasta son anında yetişmese o hastaneye, son bulsa ne olacak? Her türlü demokratik eylem bir başkasının hakkına, hukukuna saygı çerçevesinde olmalıdır. Bakın, döneminde başörtüsü yasaklarına karşı yapılan eylemler vardı; hiç kimseyi rahatsız etmeden, huzursuz etmeden, el ele tutuşarak, sevgi vardı, kardeşlik vardı. Bu tür demokratik eylemler içerisinde de kimseyi rahatsız etmeye, gece on ikide, birde tencere tava çalarak… Bak, bu hafta sonu üniversite imtihanına gençlerimiz girecek. Gece benim oğlan -Dikmen Caddesi’nde oturuyoruz- polise telefon açıyor, diyor ki: “Polis amca, ben ders çalışamıyorum. Bu tencere tava çalanlar ne olacak?” Üniversite imtihanına girecek gençlerimiz dersini çalışamıyor bu tencere tava eylemlerinden dolayı. Buradaki demokratik talepler hak da, üniversite imtihanına ders çalışmak için Kızılay’da gidemediler dershaneye günler boyunca, onların hakkı hak değil mi? Onların hakkını niye savunmuyorsunuz? Rahatsız olan insanların hakkını niye savunmuyorsunuz burada? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gelin onları da burada savunun sizin alnınızdan öpelim ya. Bakın, Türkiye’nin bunlara ihtiyacı var.

Bakın, dün Başbakanımız dedi ki: “Ben gerekirse Gezi Parkı’na giderim, provokasyon olmadığı müddetçe de oradakilerle oturur konuşurum.”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yapsın, onu yapsın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bravo! Daha önce yapsaydı ya.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bundan daha el uzatma olabilir mi? “Oradaki gençlerin gözlerinden öperim.” dedi. Bundan daha şey olabilir mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – E, yapsın.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Biz ortamı yumuşatmaya çalıştıkça CHP burada konuşmalarında germeye… Çünkü ondan besleniyorsunuz, ondan beslenmeyelim arkadaşlar. Kimseye yaramaz bu; size de yaramaz, Türk siyasi hayatına da yaramaz diyorum.

BDP’nin grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında partimizin bu grup önerisini gündemi değiştirmek amacıyla getirdiğini söyledi. O konuda bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Devamlı birbirinize söylediğiniz şeyler zaten bu. Yani bu sataşma değil ki.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gündemi değiştirmek amacıyla getirmedik yani sataşma var burada.

BAŞKAN - Her grup önerisinde söylenen şey bu, sataşma anlamında değil ki, eleştiri.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Meclisin gündemini değiştirmek amacıyla getirdiğimizi söyledi, öyle bir durum yok. Ona bir açıklık getirmek için…

BAŞKAN – Anladım da Sayın Baluken, bu sataşma değil ki, eleştiri.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, hayır, sataşma var burada.

BAŞKAN - Her gün Meclis açıldığında konuşulan cümleler bunlar, söylenen sözler.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Meclisin gündemini niye değiştirmek isteyelim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tabii canım, onun için istiyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Parti olarak zan altında kaldık, ona bir açıklama getirmek istiyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Meclisin gündemini değiştirmek amacıyla veriyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu koalisyon ortakları, protokollere bağlasınlar.

BAŞKAN – O zaman şöyle yapmak lazım: Her grupla ilgili konuşmalarda birbirlerine karşı konuşulan sözleri sataşma olarak değerlendirmek lazım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bu sataşma ama.

BAŞKAN – Değil.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Türkiye gündemini” dedi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Türkiye gündemini değiştirmek” dedi.

BAŞKAN – Sayın Baluken, bu ilk defa değil ki! Meclisin her açıldığı gün -salı, çarşamba, perşembe günleri- tüm grup önerilerinde iktidar partisinin kullandığı cümleler.

İsterseniz tutanakları getirteyim, daha sonra söz vereyim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Getirtebilirsiniz. Biz grup önerimizi hiçbir zaman gündemi değiştirmek amacıyla vermiyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunun için veriyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerçekten Türkiye'nin gündeminin buna ihtiyacı olduğu için getiriyoruz. O konuda açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sözleriniz de tutanaklara geçti ama ben sataşma olarak...

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, o konuda bir açıklama yapmam lazım.

BAŞKAN – Ama niye ilk defa şimdi gündeme getiriyorsunuz? “Bu her zaman söylenen cümleler.” diyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, ilk defa gündeme getirmiyoruz.

BAŞKAN – Tabii ilk defa gündeme getiriyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Partimizi zan altında bırakan ithamlara karşı bir açıklama yapmak istiyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, her siyasi parti grup önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde bu olmasını ifade etmek içindir. Zaten mevcut gündemi değiştirmek amacıyla verilmiş grup önerisidir.

Şu andaki Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usul ve esası, gündemdeki kanun tasarı ve tekliflerini görüşmektir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Baluken, bakın, dikkat edersiniz sataşma konusunda herkese söz veriyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Türkiye’nin gündemini değiştirmeye yönelik buraya bir grup önerisi getirmedik.

BAŞKAN – Efendim, bu ilk defa kullanılmadı.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Konuyla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Devamlı, her hafta, haftada üç gün iktidar partisinin, her partinin…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Türkiye'nin gündemiyle AKP’nin gündemi farklı olduğu için, muhalefet Türkiye'nin gündemini buraya getiriyor.

BAŞKAN – Tamam, doğru.

MUHARREM İNCE (Yalova) – AKP’nin gündemi farklı, Türkiye'nin gündemi farklı.

BAŞKAN – Tamam. Buna sözümüz yok, eyvallah!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Onun için muhalefet Türkiye'nin gündemini buraya taşıyor.

BAŞKAN – Tamam. Getirecekler tabii muhalefet partileri, grup önerilerini getirecekler buna itirazımız yok. Doğru.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tamam, açıklama yapalım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Onun için, Türkiye'nin gündemi için geliyor bunlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, zaten konuşmaların hepsi bu amaçla yapılmıştır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ama, niye böyle…

BAŞKAN – Sayın Baluken, söz vereceğim ama sataşma değil. Bundan sonra da bu konuyla ilgili söz vermem, onu da çok net söylüyorum.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bunu bir tek siz yapıyorsunuz yani bir tek sizin yorumunuzda böyle.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir grup başkan vekili söz istediği zaman bu kadar…

BAŞKAN – İç Tüzük’teki hakkınızı kötüye kullanıyorsunuz. Çok net söylüyorum.

Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi tabii, iktidar partisi Türkiye’deki bütün gündemin kendi gündemi olduğunu herhâlde tahmin ediyor ki, buraya muhalefetin getirmiş olduğu her öneriye karşı bir savunma refleksi, böyle bir kapalı olma durumu söz konusu. Bunu hiçbir şekilde kabul etmediğimizi belirtmek istiyorum.

Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu ve bununla alakalı olarak demokratikleşmeyle ilgili hızla bir yol temizliği yapılması Türkiye'nin birinci gündemidir. Gerek yürüyen çözüm süreciyle ilgili gerekse Gezi Parkı direnişi etrafında gelişen toplumsal hak ve özgürlükler talebiyle ilgili, demokratikleşmeyle ilgili hızla adımlar atmak zorundasınız. Burada Kenan Evren’in getirmiş olduğu kanunlara sahip çıkarak kendinizi demokrat gösterip kendi gündeminizi dayatma anlayışınızı doğru bulmuyoruz.

Bakın, bu getirmiş olduğumuz öneride ne sunuyoruz? Yüzde 10’luk seçim barajının kaldırılması gerekir diyoruz. Bunu siz siyaseten, vicdanen, ahlaken kabul ediyor musunuz etmiyor musunuz diyoruz. Halkın gündeminde bu var. Yüzde 10’luk seçim barajıyla piyango vekilliği kazanma döneminin halkımız artık bitmesi gerektiğini ifade ediyor. Hazine yardımlarının dağıtılmasıyla ilgili, adaletsiz dağıtmayla ilgili, en azından bizim seçmenimizden almış olduğunuz vergileri kendi kasanıza aktarmayla ilgili, kul hakkı çiğnemenizle ilgili halkımızın bir gündemi var. Sizin gündeminiz olmayabilir. Ana dilde propagandayla ilgili, kendi ana dilinde kendi çalışmalarını öğrenmek isteyen halkımızın gündemi var. Sizin gündeminiz olmayabilir.

Bakın, Başbakan demokrasiyi sandığa indirgeyecek şekilde yanlış tespitler yaptı ama siz bu yanlış tespitin üstüne, sandığın da sağlıklı işlemesinin önüne geçmek istiyorsunuz. Net bir soru soruyoruz: Demokratikleşmeyi istiyor musunuz istemiyor musunuz? Kenan Evren’in Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu’yla ilgili antidemokratik uygulamaların değişmesini savunuyor musunuz savunmuyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bütün mesele budur. Halkın gerçek gündemi de budur. Bu konuyla ilgili iktidar partisinin de desteğini beklediğimizi ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın grup başkan vekili şu anda konuşulan şeyin ne olduğunu kavramamış. 3 siyasi partinin grup önerisi var. 3 siyasi partinin grup önerisindeki cümleler şudur: 19’uncu madde gereğince, oy birliği sağlanamadığından dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bizim istediğimiz husus görüşülsün demektedir. Barış ve Demokrasi Partisi seçimle ilgili, Milliyetçi Hareket Partisi başka konuyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi başka konuyla ilgili söylemektedir. Ki arkadaşımızın da ifade ettiği “Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini değiştirmek amacıyla verildiğinden dolayı karşı çıkıyoruz.” diyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Türkiye'nin gündemini diyor, Türkiye'nin gündemini...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Zaten odur. Şu anda mevcut bir gündem vardır. Yani sayın grup başkan vekili burada konuşurken “Vay efendim, şu Kürt halkının verdikleri oylarla, onların ana dille yapmaları meselesiyle… Türkiye'nin gündemi budur.” diye ortaya koyup bu işi çarpıtmaması gerekir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkanım, sayın grup başkan vekili kavramakta güçlük çekiyor. Sayın hatip konuşması sırasında, Meclis gündemini ve Türkiye gündemini değiştirmeye çalıştığımızı ifade etti. Bununla ilgili, biz, muhalefet olarak, iktidar partisinin gündeminde olmayan, halkın gündeminde olan sorunları getirmekle yükümlü olduğumuzu söyledik ve onun üzerine söz istedim. Herhangi bir sorun yok.

BAŞKAN – Konu anlaşıldı zaten Sayın Baluken. Anlaşılmayan ne, ben onu anlamış değilim.

Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 3 siyasi partinin ayrı görüşü var bu konuda.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 68’inci sırasında yer alan (10/104) esas numaralı seçim ve partiler rejiminin yol açtığı sorunların araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

 

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 15.36

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmınında yer alan (10/96) ve (10/148) esas numaralı ülkemizde emeklilerin içinde bulundukları sıkıntıların araştırılması, Hükûmetin uygulamalarından dolayı ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi, taban aylıklarının eşitlenmesi, maaş farklılıklarının giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi; 22/5/2012 tarih ve 5058 sayı ile hâlen görevde bulunan veya emekli astsubayların özlük hakları ve imkânları konusunda yaşadıkları sorunların araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi; 23/5/2012 tarih ve 5128 sayı ile muvazzaf ve emekli astsubayların sorunlarının araştırılarak gerekli önlemlerin alınması; 24/5/2012 tarih ve 5130 sayı ile emeklilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması ve refah seviyelerinin arttırılması; 21/2/2013 tarih ve 9928 sayı ile ülkemizde emekli maaşı bağlama oranlarındaki haksızlığın ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşimde okunarak görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

13.06.2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 13.06.2013 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

Mehmet Şandır

(Mersin)

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmında yer alan (10/96) esas numaralı, "Ülkemizde yaklaşık olarak 5 milyon 681 bin 663 SSK emeklisi, 1 milyon 781 bin 206 BAĞ-KUR emeklisi, 1 milyon 821 bin Emekli Sandığı emeklisi bulunmaktadır. Almış oldukları maaşın düşük olması, banka promosyonlarından yararlanmamaları, devlet ve üniversite hastanelerinde ücret, katkı payı vermeleri, maaş farklılıklarının giderilmesi ve benzeri uygulamaların ile emeklilerimizin içinde bulundukları sıkıntıların araştırılması hükümetin uygulamalarından dolayı ortaya çıkan mağduriyetlerinin giderilmesi" ve (10/148) esas numaralı, "Ülkemizdeki sayıları 9 milyonu bulan emeklilerimizin içinde bulundukları sıkıntıların araştırılması, taban aylıklarının eşitlenmesi, maaş farklılıklarının giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi" ile 22 Mayıs 2012 tarih, 5058 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz "Hâlen görevde bulunan veya emekli astsubayların, maaş, tazminat, intibak işlemleri gibi özlük hakları ve imkânları konusunda yaşadıkları sorunların araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi", 23 Mayıs 2012 tarih, 5128 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz "Muvazzaf ve emekli astsubayların sorunlarının araştırılarak gerekli önlemlerin alınması", 24 Mayıs 2012 tarih, 5130 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz "Emeklilerin karşılaştıkları sorunların araştırılması ve refah seviyelerinin arttırılması", 21 Şubat 2013 tarih, 9928 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz "Ülkemizde emekli maaşı bağlama oranlarındaki haksızlığın ve çözüm yollarının belirlenmesi" amacıyla verdiğimiz Meclis Araştırma önergelerimizin 13.06.2013 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Afyon Üniversitesindeki gerginlikte bir tek memleket evladının burnunun kanamaması için devletin yetkililerini -başta Vali ve Emniyet Müdürü olmak üzere- dirayetli davranmaya ve gerekli tedbirleri derhâl almaya davet ettiğimizi belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi aldığı grup kararıyla, halkımızın gerçek gündemiyle çalışmasına fırsat vermek üzere geniş sosyal kesimlerin sorunlarını Meclis kürsüsüne taşımaya devam ediyor.

Bu kesimlerden bir tanesi de sayıları 10 milyonu aşan emeklilerimiz. Emeklilerimizin durumlarını iyileştirmek üzere Milliyetçi Hareket Partisi bugüne kadar birçok kez kanun teklifi vermiş, birçok kez de yine Meclis araştırması önergesi verip AKP çoğunluğuna çağrıda bulunmuştur.

Seçim öncesi cömert, seçim sonrası da oyalama söylemlerinde bulunan AKP her defasında emekliyi avutmuş, onların insanca yaşamalarını temin edecek düzenlemeleri yapmayı, seçim zaferi sarhoşluğuyla gündemine bile almamıştır.

Sokakları tahrik eden AKP, Meclisin gerçek gündemiyle çalışmasını perdelemektedir. Bu sis perdesi içerisinde unutulan emeklilerimizin sorunlarının bu hafta Mecliste tartışılması için ve böylece onların Meclis gündemine bir kez daha taşınmasını temin etmek üzere, dün verdiğimiz grup önerisiyle emeklilerimizi konuştuk, konuşturduk, bugün de aynı ısrarla yine emeklilerimizin çok önemli sorunlarını kürsüye taşımaya devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, hangi kapıyı çalarsanız çalın, her evde mutlaka bir emekli büyüğümüzle karşılaşacaksınız, gücü kuvveti yerinde iken hem çoluk çocuğunun nafakası için çalışmış hem de ülkeye hizmet etmiş emeklilerimizle. Artık belirli bir yaşa gelmiş, hayatının son döneminde çocukları, torunlarıyla beraber olmak istediği için köşesine çekilmiş, sadece insan onuruna yakışır, namerde muhtaç olmadan bir hayat sürmeyi bekleyen bu kardeşlerimiz AKP’nin ifadesiyle “ekonominin rekor üzerine rekor kırdığı” ülkemizde, her nedense hâlâ daha çalışmak zorunda kalıyorlar. Verilen çok düşük emekli maaşları ile çalışmadan hayatını elbette idame ettirmeleri zor. Kâğıt üzerinde rakamlara takla attıran Hükûmet, nedense, iddia ettiği ekonomik iyileşmeleri emeklilere yansıtmıyor. O zaman onlar da haklı olarak soruyorlar: “Verdiğiniz rakamlar mı yalan, seçimlerde sarf ettiğiniz ‘Sizi seviyoruz.’ sözleri mi yalan?”

Kişi başına geliri üçe katlamışsan bunun hiç olmazsa yarısı da mı insanların yaşam standartlarına yansımaz? Bu paraları işçiye, memura, çiftçiye, emekliye vermiyorsan kime veriyorsun? Gerçi insanlar meydanlara çıkınca Başbakanın sözlerinden anlaşıldı ki bu paralar faiz lobisine veriliyormuş. Başbakanın söylediğine göre, hiçbir dönemde kazanmadıklarının 5 katını AKP döneminde kazanan faiz lobisinden bahsediyorum. İnsanına yedirmemiş, onlara vermiş. İşçisini, çiftçisini, memurunu, emeklisini namerde muhtaç hâle getirmiş, faiz lobisini kalkındırmış. Milletin parasını emekliye ve diğer sosyal kesimlere vermediği gibi, emeklilerin geçinme kaygısı ile mecburen, eli tutarken yaptığı ek işlere de göz dikiyor. “Fazladan sosyal güvenlik destek primi” adı altında, emeklinin aldığı üç kuruşa da ortakçı oluyor, kesintiler yapıyor.

Emeklilerine insan onuruna yakışır bir hayatı sunmayan devletten “çağdaş devlet” diye bahsedilebilir mi? “Hap yap, para kap.” anlayışıyla, sağlığı bozulmuş, hastane kapısına gelmiş emeklilerimizden de muayene parası, reçete parası, kutu parası, bilmem neye katkı payı; ot, kök, ha bire para kırpıyorsun. Sayın Erdoğan, bu ülke senin zamanında 3 kat zenginleşti ise bu paralara hâlâ daha neden ihtiyaç duyuyorsun?

Tüm bunlar gösteriyor ki değerli milletvekilleri, on bir yıllık AKP iktidarının ya icraatları bozuk ya da niyeti bozuk. Uydurduğun adlarla kitlelerden paraları topla, sonra onları götür faiz lobisine teslim et. İşler tıkırındayken bunlardan hiç bahsetme, hatta “Faizcilerin, rantiyecilerin hortumlarını kestik.” de, sonra halk meydanlara yürüdüğünde de bunları günah keçisi ilan et. Samimiyet bunun neresinde?

Değerli milletvekilleri, emeklilerimiz aç, emeklilerimiz sıkıntıda. Bu insanlar aydan gelmedi. Bunlar hepimizin anası, babası, amcası, komşusu, akrabası. Onlara sırtınızı dönemezsiniz. Sayın Erdoğan, yapacağın basit: Faiz lobisine 5 kat verme de, madem seni ayakta tutan onlar, 2 kat ver, 3 kat ver; gerisini de işçi, çiftçi, memur emeklilerine ver. Bak o zaman, ülkemiz daha huzurlu, daha müreffeh olmaz mı? Bak o zaman, insanlar her şeyi göze alıp “AKP’yi, Erdoğan’ı istemiyoruz.” diye meydanlara dökülürler mi? Anlaşıldı, yürüyenleri, seslerini yükseltenleri sevmiyorsun, hiç olmazsa kenarda tuttuğun o yüzde 50 içindeki emeklilerin hatırı için yap bu dediğimizi.

Şu söylediklerimizin doğru olduğunu gayet iyi biliyorsun çünkü geçen yıl temmuz ayında çıkardığın torba yasa ile emeklileri de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına havale ettin. Böyle bir ihtiyaç olmasa, neden fakir fukara fonunun yolunu gösterirsin? Onların fakirleştiğini kabullenmek değil de nedir bu? Altıncı basamak çiftçi BAĞ-KUR emeklisine verdiğin maaş 661 lira. Yanlış duymadınız, sadece 661 lira. Bu parayla bırakın kira ödemeyi, geçinmeyi, karnınızı bile doyuramazsınız. Esnaf BAĞ-KUR emeklisi 863 lira alıyor, SSK emeklisi bin lira, memur emeklisi ise ortalama 1.190 lira. Sadaka verir gibi. Al eline kalemi, yap bakalım hesabını, ayın sonunu getiriyorsan alnından öpeceğim Sayın Başbakan. Bunları dillendirdiğimizde hemen 2002’yi hatırlatıyor AKP sözcüleri ama hayatın kaç kat pahalandığından hiç söz etmiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şimdi yine hatırlatacağız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu maaşlar 2002’de de düşüktü ama hiç olmazsa, hükûmet milletin parasını emekliye gıdım gıdım verirken faiz lobisine çuval çuval vermiyordu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tefeciye veriyordu, tefeciye.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Kendi çarkını döndüren millî bir ekonomi vardı. Az kazanıyordu ama fakir fukara fonuna da muhtaç değildi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – IMF’ye muhtaçtı, IMF’ye.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – “Ülkeyi 3 kat zenginleştirdim.” diyen Sayın Başbakan, bu paralar işçiye, çiftçiye, memura, emekliye gitmediyse kime gitti?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2002’yi hatırlatacağız işte şimdi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Sizi iktidar yapan çevrelere ve yandaşlarınıza aktardığınız, bu milletin katrilyonlarca lira kaynağından bahsediyoruz. Onları sıralamaya kalkarsak şurada zamanımız yetmez. Sadece bir örnek vereyim: “Alkol tüketimine denetim getiriyoruz.” diye yola çıkıyorsunuz ama daha iki üç yıl önce İngiliz viski şirketlerinin 500 milyon dolarlık vergi borçlarını affeden sizsiniz. Sadece bu kadarcık para bile onların önemli bir derdine derman olmaz mı? Mesela, viski şirketlerine çektiğiniz o kıyak para, emeklilerden kestiğiniz sosyal güvenlik destek primi toplamından da fazla değil mi? Senelerce bankalar “kart parası”, “işletim parası” gibi uydurma isimler altında vatandaşlarımızı soyarken ses çıkarma ama ayağına basılınca bankalara husumet ilan et. Bunlar samimi ve dürüstçe bir tavır değil Sayın Başbakan.

“Emekli maaşlarınız ile ilgili olarak intibak yasası çıkaracağım.” diye meydanlarda vadettiniz, oy aldınız. Sonra? Sonra dağ fare doğurdu. Hele hele BAĞ-KUR emeklileri hiç dikkate alınmadı. Eşitsizlikler artarak devam ediyor. Hizmet süresi aynı, ödediği prim miktarı aynı ama ödemeler, emekli maaşları farklı. “Bu eşitsizliği çıkardığım yasa ile ortadan kaldırdım.” diyebiliyor musun? Vicdanın rahat mı Sayın Başbakan?

Ne bu sözünüzü tuttunuz ne de diğerlerini. “Banka promosyonu vereceğim.” vaadiniz de havada kaldı. Emeklinin parasına verilmesi gereken promosyonlar yıllardır nerede, kimin hesabında? Millete verdiğiniz hangi sözünüzü tuttunuz? Emeklilerimizi adam yerine bile koymadınız. Alladınız, pulladınız, Anayasa’yı değiştirirken 2010’da “Ekonomik ve Sosyal Konsey kuruyoruz.” diye. Bu konseyde temsil hakkını bile çok gördünüz. Sendikal haklara, toplu görüşme haklarına sırtınızı döndünüz. Bunlar da mı doğru değil? Çok mu zordu “Emekli maaşı asgari geçim sınırlarının altında olamaz.” diye bir düzenleme yapmak? Çok mu zordu, ülkenin refahı artarken aynı oranda emekli maaşlarına bu artışı yansıtmak? Senin hayal projelerinden daha mı hayalcilik idi emeklilerin zorunlu ihtiyaç maddeleri üzerinden aldığın KDV ve ÖTV’yi kaldırmak, hastane kapılarında hiçbir ödeme talep etmeden ücretsiz tedavilerini temin etmek? Bu soruları çoğaltmak mümkün ama maalesef süremiz sınırlı. Bu yüzden zaten Meclis araştırma komisyonu kuralım istiyoruz. Tüm partiler temsilci versin ve sorunların nasıl çözüleceği üzerine kafa yorsunlar.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak emeklilerimiz ve diğer sosyal kurumların sorunlarını bundan sonra da Meclise taşımaya devam edeceğiz. Hiçbir önerimizi geçirmeseniz de bu inadımızdan vazgeçmeyeceğiz Allah belki kalplerinize bir gün bir merhamet nasip eder, bir hidayete gelirsiniz de yüzünüzü emeklilere dönersiniz diye.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdulkerim Gök, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün de grup önerileri aynı düzlemdeydi, aynı konu içerikleri söz konusuydu. Ben de dünkü konuşmamın tekrarı olmasın düşüncesiyle bazı konulara değinmek istiyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Milletin sorunlarıyla sizi rahatsız ettiğimiz için özür dileriz!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, burada özellikle şunu vurgulamakta fayda görüyorum: Muhalefet olmakla iktidar olmak böyle bir şey olsa gerek. Biz toplumun tüm kesimlerini eşit bir düzlemde, eşit bir şekilde; devlet, âdeta baba, onun da diğer kollarında ülkede yaşayan evlatları.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yüzde 50’sini mi kastediyorsunuz?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Dolayısıyla, bir evladın durumunu iyileştirip diğer evladın durumunu kötüleştirmeme gayesi içerisinde biz temel politikalarımızı üretmeye çalışıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Faiz lobisini de aynı mı tutuyorsunuz?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bir diğer bağlamda, 2002 öncesinde Türkiye'nin süper emeklilik yasası içerisinde 2001 yılı kriziyle nasıl karşılaştığını dün açıklamıştım. Ayrıca, bugün Avrupa Birliğine üye ülkelerde, gelişmiş Avrupa ülkelerinde emeklilik yaşı yükseltiliyor ve âdeta maaşlar düşürülüyor. İşte, biz bütün bunların hesabını yapıyoruz. Ülkemizin yeniden o kara deliklerin yoğun olduğu bir ortamı yaşamaması adına biz politikalar geliştiriyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Emeklinin maaşını azaltın, azaltın!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Dolayısıyla, bizim niyetimizden bizim hiçbir şüphemiz olmadığına göre, bizim abdestimizden de kuşkumuz yok, namazımızdan da kuşkumuz yok. Biz geçmişte ne söylediysek aynı çizgideyiz, emeklimizi seviyoruz. “Seviyoruz.” derken politik argümanlarla meydanlarda “Sizi seviyoruz.” deyip, ondan sonra Ankara’ya gelip unutan bir politika anlayışıyla siyaset yapmadık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne yaptınız emeklilere?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Birazdan rakamları vereceğim.

Bakınız değerli milletvekilleri, 2023 vizyonu çerçevesinde, dün “Bizim 2023 vizyonumuz var.” demiştim. Bu vizyon ne idi?

Gayrisafi yurt içi hasıla büyüklüğü bakımından dünyanın ilk 10 ekonomisi içerisinde yer almak.

Enflasyon ve faiz oranlarını kalıcı biçimde düşük ve tek haneli rakamlara indirmek.

İhracatımızı 500 milyar dolara ulaştırmak.

Kişi başına millî gelirimizi 25 bin dolara yükseltmek.

En az 2 trilyon dolarlık bir ekonomi büyüklüğüne ulaşmak.

İşsizlik oranını yüzde 5’e indirmek, istihdam oranını da en az yüzde 50’ye yükseltmek.

Şimdi, bakınız, biz bu paraları… Yani “Siz paraları ne yapıyorsunuz?” sorusunun karşılığını vermek istiyorum. Biz bu paraları ne yaptık?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Başbakan verdi, faiz lobisine 5 kat vermiş işte.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bakınız değerli milletvekilleri, şu anda, Avrupa’nın birçok ülkesinde, bahsettiğim sosyal haklardan kesintiye gidilirken bizim ise emekli maaşlarını özellikle nereden nereye taşıdığımızı ifade etmek istiyorum. Biz, Türkiye’de, tam tersine, emeklimizi koruyor, gözetiyor, refah seviyesini de yükseltiyoruz. Şu anda, dönüp baktığımızda, dünyanın en büyük 225 müteahhitlik şirketinden 31’i Türk firması. Türkiye, bu bakımdan, Çin’den sonra 2’nci sırada yer alıyor. Özel sektörün sabit sermaye yatırımları 2002 yılında 28 milyar dolar iken AK PARTİ iktidarlarımız döneminde 140 milyar dolara çıkardık. 2001 krizinde 12,1 milyar liralık görev zararı eden Ziraat Bankası, son sekiz yılda hazineye 20 milyar lira kaynak aktardı. Enerjide, 2002 yılından önce 9 olan doğal gazlı il sayısını 2013 yılında 70’e çıkardık. Savunmada, 2002’de 50 milyon dolar olan AR-GE harcamalarına ayrılan payı 10 kat artırarak 2012 yılı için 500 milyon dolara çıkardık. Eğitimde, AK PARTİ iktidarları öncesinde, 2002’de 7,5 milyar TL olan Millî Eğitim Bakanlığı bütçesini 2013 yılında 47 milyar 497 milyon 378 bin TL’ye çıkardık.

Peki, bunlar yetiyor mu? Sağlıkta ne yaptık? Yalnızca şehirlerde değil, köylerde de 112 acil sağlık hizmetini sunmaya başladık. Sisteme hava ve deniz taşıma araçlarını ekledik.

Çalışma hayatında neleri düzenledik? 18 yaşından küçük bütün çocuklarımızı, anne veya babası sigortalı olsun olmasın, prim borcu olsun olmasın sağlık hizmetlerinden koşulsuz yararlanma imkânına kavuşturduk. Anne ve babasından sağlık hizmeti alamayacak durumda olan çocukların genel sağlık sigortası primlerini de devletin ödemesi imkânları içerisinde yer verdik.

Ülkemizde 2002 yılında sigortalı olarak çalışan sayısı 12 milyon, 2012 yılında bu rakamı 18 milyon 430 bine ulaştırdık.

Kısa kısa geçiyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Emeklilere gel, emeklilere.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Hukukta neler yaptık? Hukuk ve adalette, adalet sisteminin daha sağlıklı işleyebilmesi için önce bütçeden ayrılan miktarı artırdık. 2002 yılında 1 milyar 113 bin TL ayrılan adalete 2012’de 5 milyar 277 bin TL ayırdık.

Kentleşme ve şehircilikte; iktidarımızda ilk kez, hiç geliri olmayan yoksul gruba yönelik konut üretimi başlattık. Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü ile iş birliği içinde geliri ve sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımıza peşinatsız, yirmi yıl vadeli, yüz seneden başlayan taksitlerle, büyüklüğü 45, 50, 60 metrekare olan, toplam 28 bin konutun inşasını başlattık, kentsel yenileşme projelerini hızlandırdık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Emekliler, emekliler…

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Orman ve su alanında; tarımsal ekonomik büyüklük bakımından dünyanın 7’nci, Avrupa’nın 1’inci ülkesi durumuna geldik. Uyguladığımız politikalarla 2002 yılında 23,7 milyar dolar olan tarımsal millî gelirimizi 62 milyar dolara ulaştırdık.

Türkiye’yi, bugün, 66 ülkeye tohum ihraç eden bir konuma taşıdık.

KÖYDES’le, Cumhuriyet Döneminde en büyük kırsal kalkınma projesini de biz gerçekleştirdik. Yolu ve suyu olmayan köylerimizin sorunlarını 7,85 milyar liralık bir kaynakla büyük ölçüde çözdük. İçme suyu yetersiz olan bütün köylerimizde hemen hemen el atılmayan yer neredeyse kalmadı.

Ayrıca, bölgeler arası dengesizliklerin giderilmesinde cumhuriyet tarihinde yine birçok ilki gerçekleştirdiğimiz gibi, burada da bir ilki gerçekleştirdik. Doğu ve güneydoğuda 36 katrilyonluk -eski parayla- bir bütçe harcadık ve burada son derece önemli yatırımlar gerçekleştirdik. Bölgesel gelişme politikalarında bölgeler arası dengesizliklerin minimum düzeye indirilmesi noktasında yedi bölgede önemli katkılar sağladık.

Peki, açıklamaya çalıştığım bu düzlemdeki ifadelerimden şu sonuca varmak istedim… Arkadaşlarım dediler ki: “Emekliye gel.” Evet, şimdi cevap veriyorum.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede 2002 yılı öncesinde toplanan vergi gelirlerinin yüzde 86’sı borçlanmanın faizine giderken…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 5 kat arttırdınız.

 ABDULKERİM GÖK (Devamla) – … bizde ise şu anda bunun sadece yüzde 14 olduğunu vurguluyorum.

S. NEVZAT KORMAZ (Isparta) – “Faiz lobisini 5 kat zengin ettik.” diyen kim?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Geriye kalanıyla ne yaptık? Geriye kalanıyla memuru, emeklisi, çiftçisi, köylüsü… Eğitimde, sağlıkta, savunmada, ulaştırmada yatırımları, bütün kaynakları bu alana kaydırdık. Yani diyorum ki biz popülist politikalar uygulamadık, biz seçim ekonomisi politikaları uygulamadık, asla ve asla uygulamak da istemiyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Faiz lobisi, faiz lobisi…

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bu ülkenin kaynakları bu ülkenin insanlarının refahının yükseltilmesi için harcanmıştır ve harcanacaktır. İnşallah, bu ülkenin kaynakları arttıkça, 2023 vizyonu çerçevesinde kişi başı gelir dağılımı 25 bin dolara ulaştıkça emeklimizin de, çiftçimizin de, çalışan bütün kesimlerimizin de refah seviyesi zaten doğal süreç içerisinde artmış olacaktır. Dolayısıyla…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Emekliye “Öl.” mü diyorsun yani? “2023’e kadar bekle.” mi diyorsun?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Biz emeklimize hiçbir zaman “Öl.” demedik, demeyeceğiz. Ben de bir emekli çocuğuyum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunları babana, annene söyle o zaman Sayın Vekilim.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Dün de ifade ettim, geçmişte bir emekli çocuğu olarak, aldığı maaşla hangi konumda, ne şekilde geçim sağlandığını çok iyi bilen bir arkadaşınızım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Vekilim, bunları annenize, babanıza anlatın o zaman.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Fakat, Türkiye'nin şu anda geldiği nokta son derece ama son derece önemli bir yerdir. İmkânlar bu, bütçe bu; bu doğrultuda da biz insanlarımızı mutlu etmeye çalışıyoruz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, on dakika daha ver arkadaşa, yetmiyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya, 3 kat zenginleştiyse bunun hiç olmazsa bir kısmı da mı emekliye düşmez?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde olacağımızı belirtiyor, sizleri tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani, emeklilerin aleyhinde olacaksınız. Emeklilerin aleyhinde olmak demek bu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Emekliye gene bir şey yok. Zor bir konuşmaydı Sayın Vekilim, emekliye karşı olmak zor tabii.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Emekliler şikâyetçi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Şeker, Gaziantep Milletvekili.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; emeklilerimizin içinde bulunduğu sıkıntıların araştırılması amacıyla Meclis araştırması komisyonu kurulması amacıyla MHP Grubu tarafından verilen önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlarım.

Biraz önce konuşan hatip arkadaşımız emeklilerle ilgili hiç bahsetmedi. Yine, son zamanlarda iktidarın her zaman yaptığı gibi niceliksel değerlerden bahsetti, rakamlar verdi, rakamlara boğarak da sonuca ulaşmaya çalıştı.

Değerli arkadaşlar, ben de emeklilerin sorunlarına geçmeden önce birkaç konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye dünyanın 16’ncı -bazı yerde 17’nci- büyük ekonomisine sahip devleti. Hiçbir itirazımız yok. Bizden önce 15 tane ülke var, bizim arkamızda da 15 tane ülke var. Bir araştırın, hangi ülke, bu 30 ülkeden hangisinin vatandaşı Arap Yarımadası’nda, Rusya’da, Avrupa’da işçi olarak çalışıyor? Hiçbirisi. Neden? Biz çünkü sadece rakamlarla konuşuyoruz, nitelik olarak bir şeyden bahsetmiyoruz. Geldiğimiz nokta önemli. Şu anda, bize dünyanın pek çok ülkesi vize uyguluyor. Neden uyguluyor? Biz büyük bir ekonomiysek, güçlü bir devletsek niçin bunları yapıyor, niçin bunları uyguluyorlar, bir de bu tarafından bakmak lazım. Rakamlardan bahsederseniz biz de rakamlardan bahsederiz ve ortaya da çok farklı şeyler çıkar.

Arkadaşımız çok güzel şeyler anlattı. Evet, tabii ki iktidar on yılda bir şeyler yapmalı, mutlaka kamuoyuna bir şeyleri göstermesi lazım. Biz de yaptıkları iyi şeyler için teşekkür ediyoruz ama şunu da belirtmek lazım değerli arkadaşlar: Bugün sağlıkta geldiğimiz noktayı hep anlatıyoruz; şunu yaptık, bunu yaptık. Güzel, iyi yaptınız, elinize sağlık.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - İyi yapılan bir şey yok ya. Neyi iyi yaptılar ya?

MEHMET ŞEKER (Devamla) - Sonuçta nereye geldik? Bugün dünyada 6 milyona yaklaşan hastalıktan hangisini buldunuz? Hangi ilacın patentini buldunuz? Hangi sorunu çözdük arkadaşlar? 2002 yılında -biz 2000 yılında yapmıştık o araştırmayı- Türkiye’de diyabetli hasta sayısı 7,4’tü, bugün diyabetli hasta sayısı 13,9. Kronik hasta sayısı artıyor, ilaç kullanımı artıyor, 350 milyon tane reçete yazıyorsunuz bir yılda ve buna rağmen hastalar gittikçe artıyor. E, ne oluyor? “Sağlıkta biz çok şey yaptık.” Sonuçta ne yaptığınız önemli, nereye geldiğiniz önemli. Geldiğiniz yeri tartışmanız lazım. Eğer bunları yapabiliyorsak başarılı sayılırız, yoksa da başarılı olamayız. Hepsini güzel yapmışız ama emekliye para vermeyi unutmuşuz, emekli bu gelirden herhangi bir şekilde pay almamış. İşte “Şu kadar artırdık gayrisafi millî hasılayı.” Güzel. “Faiz lobisi bu ülkede var.” E, o da güzel. Önümüzdeki hafta sizi onunla da test edeceğiz. Bugün hazırladık, önümüzdeki hafta -bütün milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum- Türkiye’de faiz lobisi kimdir, bunlar ne iş yapar, bunların araştırılmasıyla ilgili bir önerge getireceğiz. İnşallah, o zaman kimin, nasıl oy verdiğini buradan göreceğiz, kimin samimi olduğunu da göreceğiz.

Değerli arkadaşlar, 2000 yılından on yıl geriye gittiğimizde Türkiye’nin ödediği faiz 316 milyar dolardı. Şu anda, sizin iktidar olduğunuz dönemde de ödediğimiz faiz 350 milyar dolar. Kim daha çok ödemiş, kim nasıl ödemiş, bu faiz lobisi kimlerdir, önümüzdeki hafta gerçekten bunu test edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, emeklilerimizin sorunları açık, ayan beyan ortada. Dolayısıyla, bunların araştırılması için aslında Meclis çatısı altında bir komisyon kurulmasına ihtiyaç yok. Ama emeklilerin insan onuruna yakışır, emekli oluncaya kadar döktükleri alın terinin karşılığı olabilecek düzeyde bir hayat sürebilmeleri için bu Meclisin acilen yapması gereken çok ciddi düzenlemeler var.

Bunlardan ilki: Biliyorsunuz, iktidarınız hükûmetleri döneminde 5510 sayılı Kanun’da değişiklik yaparak emeklilerin millî gelir artışından pay almasını engellediniz. Bunun anlamı şu değerli arkadaşlar: AKP’li arkadaşların o çok övündüğü kişi başına millî gelir 100 bin dolar dahi olsa emeklinin maaşı artmaz, emeklinin maaşı ancak enflasyon oranında artar. Türkiye’de maalesef böyle yapılıyor. Onun için her yıl enflasyon oranında maaşlar artıyor ama millî gelirden pay alamıyorlar. Bu kanunu da siz çıkardınız.

Burada tabii başka bir sıkıntı var. Vatandaşın enflasyonuyla Hükûmetin enflasyonu arasında da çok ciddi fark var. Örneğin, şu anda beyaz peynir 20 lira, kıyma 30 lira, pirzola 45 liraya çıkıyor; pazarda 4 liranın altında bir sebze meyveye ulaşamıyor vatandaş; elektriğe yüzde 10’a yakın zam geliyor, doğal gaz yüzde 12 her yıl zamlanıyor neredeyse. Yani, vatandaşın cebindeki enflasyon yüzde 18’ler seviyesinde ama Hükûmetin enflasyonu yüzde 6’nın altında. Hükûmet kendi enflasyonundan yola çıkarak ne yapıyor? Emekliye 4+4 bir zam öneriyor. Mayıs 2013 yılında açıklanan rakamlara göre -bu TÜİK’in rakamları- açlık sınırı Türkiye’de 1.000 liraya yaklaştı, 995 lira; yoksulluk sınırı ise 3.300 liraya yaklaştı. Peki, emekli maaşı ne kadar değerli arkadaşlar? 800 lira. Ama “800 lirayla bal gibi geçinilir.” diyen bir zihniyet var; bir bakanımız böyle bir açıklama yaptı, “800 lirayla bal gibi geçinilir.” dedi. Tabii, bunu düşünen bir zihniyetin de emekliye bu maaşı reva görmesi… Gerçekten onu da normal karşılamak gerekiyor. Buradan Hükûmete de önerim şu: Emeklilerin sorunlarına çözüm üretme konusunda eğer gerçekten bir üretim yapamıyorsanız bizim bu konuda sizlere önereceğimiz çok ciddi önerilerimiz de var. Bunlardan da bahsedeceğim.

Emekli olmak gerçekten zor bizim ülkemizde. Emekli olduktan sonra başka bir sorun başlıyor. Ne oluyor? Emekli olan arkadaşlarımız bir işte çalışmak zorunda kalıyor. Çok sevdiğim bir arkadaşım zabıtadan emekli oldu, belediyede çalıştı. Emekli olduktan sonra bir iş yeri açtı, evini geçindirmeye çalıştı. Çok ciddi şekilde 30 bin liraya yaklaşan bir para tahakkuk ettirildi geriye dönük. Geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz bununla ilgili bir düzenleme yapıldı.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede BAĞ-KUR’lu çalışanlar yanlarında birkaç kişi istihdam ederek Türkiye'nin ekonomisine de katkıda bulunuyorlar ama siz bu insanlar emekli olduktan sonra diyorsunuz ki: “Biz sizden emekli olduğunuz için, çalıştığınız için prim alacağız.” “Ne yapalım?” “Evinizde oturun, çalışmayın.” diyorsunuz. Ama maalesef emeklinin maaşı… Evinde oturmayla geçimini sağlayamıyor. Ne yapabiliyor emekli? Toplumsal herhangi bir faaliyette bulunamıyor. Eğer biraz biriktirirse ömründe bir kez hacca gidebiliyor, eğer birazcık daha biriktirirse, senede bir kez imkânı varsa nereye gidebiliyor? Kaplıcaya gidebiliyor. Başka bir yere de gitme şansı yok.

Emekli hastanelere gittiğinde para ödemek zorunda, para ödemeden hiçbir hastaneden çıkamaz. Ama siz diyorsunuz ki: “Kardeşim, özel hastaneye gitme.” Nereye gitsin? “Devlet hastanesine git, sen özel hastaneye gidersen fark verirsin.” diyorsunuz. O da zaten gidemiyor ve devlet hastanesine gidiyor, randevu alıyor, altı ay sonraya film için gün alıyor. Değerli arkadaşlar, sağlıkta geldiğimiz noktayı tartışacaksak bunları tartışalım. Hâlâ bu ülkede üç ay, beş ay, altı ay sonrasına film için randevu veriliyor. Özel hastaneye giderseniz, farkı verirseniz bundan faydalanabiliyorsunuz. Bunların hepsi emeklilerin yaşadığı gerçekler.

Peki, biz ne öneriyoruz? Muayene ve ilaç alımını da içeren tüm kamu kaynaklı sağlık hizmetleri emeklilerimize katkı payı alınmaksızın, maaşlarından hiçbir kesinti yapılmayarak sunulmalıdır. Emeklilerimizin maaşlarından kesilen sosyal güvenlik destek primi kademeli olarak kaldırılmalıdır. Bakıma muhtaç olan yaşlılarımıza, emeklilerimize sahip çıkılarak yaşam kaliteleri yükseltilmelidir. Emeklilerimizin bakmakla yükümlü olduğu, evlenmemiş kız çocukları eskiden olduğu gibi ölünceye kadar anne ve babasının sosyal güvencesi altında olmalıdır. Emeklilerimizi şu anda düşürüldükleri ikinci sınıf vatandaş konumundan kurtarmalıyız. Toplumun tüm kesimleri gibi, emeklilerimizin de millî gelir artışından pay alması, emekli maaşlarına doğrudan yapılacak yansıma ile sağlanabilir. Emeklilerimizin içine girdikleri yeni yaşam koşullarına uyum sağlamasını kolaylaştırmak için rehberlik ve danışmanlık hizmetleri verilmelidir. Emeklilerimizin çokça vakit geçirdiği kıraathanelere yerel yönetimler ile iş birliği içerisinde hazırlanacak projelerle yeniden, eski niteliği olan, gazete, dergi ve kitapların okunduğu, kültür mekânı olma özelliği kazandırılmalıdır.

Dinlenmek, yıllarca çalışarak ülke ekonomisine ve sosyal güvenlik sistemine katkı sağlayan emeklilerimizin en önemli haklarından birisidir. Turizm Bakanlığı bünyesinde ve TÜRSAB iş birliği ile gerçekleştirilecek kültür turizmi projeleri ile yüksek sezon dışında emekli vatandaşlarımıza uygun konaklama ve ulaşım seçenekleri sunularak ülkemizin dört bir yanında tatil yapma imkânı sağlanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Toplumumuzun düşünsel birikimi en yüksek kesimi olan emeklilerimizin deneyimlerini genç kuşaklara aktarmasını sağlayacak projeler ile gençlerimizin kültürel değerlerimizi yaşatması ve emeklilerimizin sosyal yaşantısının canlı kalması sağlanmalıdır.

Bu vesileyle tekrar hepinize teşekkür ederim, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Salih Koca, Eskişehir Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; MHP grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada değerli arkadaşlarımızı, değerli milletvekillerimizin grup önerisiyle ilgili olarak yapmış oldukları konuşmaları dikkatlice dinledim. İktidar ve muhalefet milletvekillerimiz durumla ilgili olarak görüşlerini paylaştılar.

Şimdi, elbette, biz bu dönemi değerlendirirken 2002 öncesini ve 2002 AK PARTİ iktidarı dönemini değerlendirmek zorundayız. Zira, grup önerisi veren arkadaşlarımız 2002 yılındaki iktidarı paylaşan koalisyon ortaklarından biriydi. Her şeyden önce şunu sormak gerektiğine inanıyorum: Bugün sormuş olduğunuz ve iyileştirmeler yapılmasını talep ettiğiniz hususlarla ilgili olarak siz 2002 yılından önce neler yaptınız ya da hangi iyileştirmeleri gerçekleştirdiniz? Bunun açık yüreklilikle ortaya konulması gerektiğine inanıyorum. 2002 yılı öncesine baktığımızda, aslında vermiş olduğumuz kanun tekliflerini de değerlendirdiğimizde, o dönemde emeklilerimiz neleri konuşuyor idiler, o dönemde emeklilerimizin durumu ne idi, bugün ne hâle geldi, ne duruma geldi; bunların paylaşılması, aktarılması gerektiğine inanıyorum.

Bakın, 2002 yılından önce emeklilerimiz hastanelerde muayene kuyruklarında, eczanelerde ilaç kuyruklarında can veren bir durumda idiler…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Şimdi, hastaneye gidemiyorlar.

SALİH KOCA (Devamla) – …ve asıl o zaman emeklilerimiz insan yerine konulmadığı bir dönemi yaşamışlardı. 2002 yılından önce emeklilerimizin gündeminde şu vardı: “Acaba bu ay ben maaşımı alabilir miyim ya da alamaz mıyım?”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Maaş kuyruğunda sabaha kadar bekleyen…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Şimdi, “Acaba, ay başına kadar ölmeden ayakta kalabilir miyim?” diye…

SALİH KOCA (Devamla) – Sayın Başkanım, maaş kuyruğunda beklemeye razı idiler ama endişeleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Türkiye gerçeklerinden habersizsin Sayın Vekil. Bu nasıl bir abartıdır!

SALİH KOCA (Devamla) – …”O kuyrukta beklerken acaba maaşımı alabilir miyim, alamaz mıyım ya da bankadan geri boş mu dönerim?” endişesini yaşıyor idiler emeklilerimiz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dünya Bankasından gelen paralara muhtaçlardı. Deprem parasını emeklilere maaş olarak ödediler.

SALİH KOCA (Devamla) – Ama, bugün emeklilerimizin gündeminde “Maaş alır mıyım ya da alamaz mıyım?” endişesi yok.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Şimdi, “Ay başına ölmeden çıkabilir miyim?” diye düşünüyor, Sayın Vekil, “Ölmeden çıkabilir miyim?” diye düşünüyor.

SALİH KOCA (Devamla) –  Bugün emeklilerimizin gündeminde, çıkarmış olduğumuz intibak yasası var.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Neyi konuşuyor ya? BAĞ-KUR emeklisine bile yüz vermediniz ya.

SALİH KOCA (Devamla) – Bugün, emeklilerimiz, almış oldukları maaşları nasıl değerlendirirler, onu konuşuyorlar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yoksulluk sınırının altında o zaman ne kadar vardı, şimdi ne kadar var? Onu söyle, yeter.

SALİH KOCA (Devamla) – Bugün, emeklilerimiz, AK PARTİ iktidarı döneminde yüzde 250 ile yüzde 750 oranında artmış olan maaşlarını nasıl değerlendirirler, bunları konuşuyorlar.

Şimdi, bakın, yoksulluk sınırından bahsettiniz. Burada gerçekçi olmamız gerekiyor. 2002 yılında yoksulluk sınırı neydi, bugün hangi duruma geldik.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yüzde kaçtı, altında kalan oranları söyle?

SALİH KOCA (Devamla) – 2002 yılında gıda yoksulluğu içerisinde yaşayan nüfus oranımız yüzde 1,35’ti, şu anda bu sıfırlanmış durumda.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Toplamına bak, toplamına!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 30 milyon kişiye Fakir Fukara Fonu’ndan yardım yapıyorsunuz ya.

SALİH KOCA (Devamla) – 2002 yılında yoksulluk sınırında yaşayan nüfusumuz yüzde 27 oranındaydı, şu anda sıfırlanmış durumda.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 30 milyon kişiye niye yardım yapıyorsunuz o zaman Fakir Fukara Fonu’ndan?

SALİH KOCA (Devamla) – 2002 yılında bu ülkede kişi başı günlük 2,15 doların altında yaşayan nüfus yüzde 3,04 idi. 2002 yılında günlük 4,30 doların altında yaşayan yüzde 30,30 nüfus mevcuttu bu ülkede.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mazot ne kadardı, mazot?

SALİH KOCA (Devamla) – Bunları değerlendirmeniz gerekiyor.

Peki, söyleyeyim…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Şu anda 23,5 milyon insana neden yardım ediyorsunuz o zaman?

SALİH KOCA (Devamla) – …2002 yılında emeklilerimizin maaşları neydi, bugün ne? Bakın, en düşük memur emekli maaşı 2002 yılında 377 lira idi, bugün tam 3 kat artmış ve 1.118 liraya yükselmiş.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Esnaf, çiftçi, BAĞ-KUR emeklisi 661 lira alıyor.

SALİH KOCA (Devamla) – 2002 yılında tarım emeklileri 66 lira maaş alırken bugün -2013 yılında- 747 liraya çıkmış. Sadece maaş artışlarına bakmamak gerekiyor…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Söylediklerinin hepsini emekliler dinliyor şu anda.

SALİH KOCA (Devamla) – …aynı zamanda, emeklilerimizin alım gücü nereden nereye gelmiş, bunları da değerlendirmek gerektiğine inanıyorum.

Bakın, en düşük memur emekli maaşıyla 2002 yılında 174 kilogram pirinç alınırken bugün 1,5 katı -261 kilogram- pirinç alınmakta.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mazot, mazot…

SALİH KOCA (Devamla) – 370 adet ekmek alınabilinirken bugün 421 adet ekmek alınabilmekte. 293 kilogram süt alınabilinirken bugün -1,6 katı oranında artarak- 477 kilogram süt alınabiliniyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kiralardaki artışlar, mazot, elektrik, su… Onları da söyle!

SALİH KOCA (Devamla) – 168 kilogram kuru fasulye alınabilirken, 203 kilogram kuru fasulye alınıyor; 227 kilogram şeker alınabilirken -1,5 katı oranında artmış- 352 kilogram şeker alınabiliyor.

Buzdolabı: 0,43 adet buzdolabı alınabilirken -tam 2,3 katı kadar fazla bir oranda artış var- 1 adet buzdolabı alınabiliyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Buzdolaplarının içi boş Sayın Vekil, içi boş!

SALİH KOCA (Devamla) – Gıdadan tarıma kadar, her oranda artış miktarlarımız bu anlamda belli.

Peki, AK PARTİ iktidarı döneminde neler oldu? AK PARTİ iktidarı döneminde emeklilerimize yönelik çok ciddi iyileştirmeler gerçekleştirildi. “Emeklilerimiz önceliğimiz.” dedik ve biz bu sloganla yola çıktık. 2002 yılında ilk iş olarak emeklilerimize seyyanen zamlar yaptık. 2003 yılından önce sadece enflasyon oranına göre aylıklar artırılırken, reel olarak artışlar sağlandı ve emeklilerimiz bu dönemde hiçbir zaman enflasyona ezdirilmediği gibi, yüzde 250’den yüzde 750 oranına yaklaşan zamlar yapıldı. Emeklilerimizin iş ve işlemleri kontrol altına alındı ve koordine edildi ve bu sayede emeklilerimize hizmet vermek üzere Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü kuruldu.

Emeklilerimiz için yapılan düzenlemeler sayesinde, vatandaşlarımızın maaş kuyruklarında beklemelerine son verdik, maaş kuyruklarına son verildi ve 2012 yılı itibarıyla tam 5.596 emeklimize maaşları bilakis evlerinde teslim edilmeye başlandı.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Emekliler altın çağını yaşıyor, emekli olalım. Bu, bu demektir kısaca.

SALİH KOCA (Devamla) – İşte emeklilerimizi insan konumuna koymanın farkı bu. Bakın, 5.596 emeklimize maaşı bu dönemde evlerinde ödenmeye başlandı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Toplam emekli sayısını da bir söylesene.

SALİH KOCA (Devamla) – Emeklilikte kademeli geçişin uygulandığı ülkemizde emeklilik yaşlarıyla ilgili düzenlemeler yine bu dönemde yapıldı. Vatandaşlarımızın yüzde 96’sı bu dönemde sağlık şemsiyesi altına alındı.

Açıkçası, vatandaşlarımızın 2002’den önce, emeklilerimizin 2002’den önce karartmış olduğunuz güneşleri… AK PARTİ iktidarı döneminde emeklilerimiz gün yüzü görmeye başladı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Onun için tencere tava çalıyor şu anda emekli, tencere tava.

SALİH KOCA (Devamla) – Artık bunu da muhalefet partisindeki arkadaşlarımızın ne zaman göreceğini merak ediyorum. Ama milletimizin bunu gördüğüne inanıyorum. Milletimizin AK PARTİ iktidarı döneminde, emeklilerimizin AK PARTİ iktidarı döneminde ne haklar elde ettiğini tüm vatandaşlarımızın, tüm milletimizin gördüğüne inanıyorum.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Evet, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.33

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve arkadaşları tarafından Gezi Parkı ile başlayan ve Türkiye geneline yayılan olayların sosyal hayata yönelik yansımaları ile yaşanan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla 13/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 13/6/2013 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                     Muharrem İnce

                                                                                                          (Yalova)

                                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve arkadaşları tarafından, 13/6/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Gezi Parkı ile başlayan ve Türkiye geneline yayılan olayların sosyal hayata yönelik yansımaları ile yaşanan temel hak  ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (966 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 13/6/2013 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Vahap Seçer, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Gezi Parkı olaylarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılması için Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu önerge lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, son on beş gündür Türkiye gündemini meşgul eden, gerçekten çok önemli sosyal olayların yaşandığı günlerden geçiyoruz. Başta temennim, umut ediyorum, toplumun canı yanmadan, üzücü olaylar devam etmeden bu meselenin barış içerisinde, kardeşlik içerisinde, birlik ve beraberlik içerisinde çözülmesi.

Ancak Sayın Başbakanın “Sürpriz olmadı.” dediği olaylar önemli tahribatlar yaptı. Bilanço ağır; 3 yurttaşımız vefat etti, 1 polisimiz şehit oldu, yüzlerce yaralı, onlarca yurttaşımız uzuvlarını kaybettiler, kör olan yurttaşlarımız oldu. Gerçekten milyonlarca lira kamu malları zarar gördü, önemli zararlarla karşı karşıya kaldık.

Aslında bu ortamları hazırlayan çevreci hassasiyetler ve Gezi Parkı’nda “Burayı bizlere bırakın, İstanbul’un nefes alacağımız bir yeri, burası bir kültür mirası, buranın tarihî geçmişi var. Buraya yapılaşma uygun değil, AVM’ler ya da rezidanslar ya da birtakım tarihî, ideolojik, rövanşist saiklerle buraya birtakım ‘tarihî eser’ dediğiniz yapılar yapmak doğru değil. Onun için, biz buna toplum olarak çevreci hassasiyetler içerisinde gayet samimi duygularla karşı çıkıyoruz.” diyen bir gruba, vatandaş grubuna sabaha karşı Hükûmetin direktifleriyle, talimatlarıyla, emniyet güçleri TOMA’larıyla, tanklarıyla, tüfekleriyle, gaz bombalarıyla gerçekten insanlık dışı, iğrenç bir şekilde bir saldırı sonucu o insanları oradan bertaraf etme amacıyla şiddet kullandılar ve ne olduysa ondan sonra oldu, bu olaylar tüm Türkiye sathına yayıldı.

Değerli arkadaşlarım, peki, o olaylardan sonra Sayın Başbakan, bu ülkenin 76 milyonunu kucakladığını iddia eden Sayın Başbakan, çıkıp televizyonların karşısına babacan, birleştirici, bütünleştirici bir tavırla “Değerli vatandaşlarım, gerçekten benim de istemediğim, arzu etmediğim olaylar meydana geldi. Polisimiz sizin de polisiniz, Hükûmetin polisi, devletin polisi, herkesin polisi ama orantısız güç kullandı, benim de arzu etmediğim olaylarla karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla, yurttaşlarımdan özür diliyorum. Talepleriniz, hassasiyetleriniz dikkate alınacak.” deseydi bu olaylar olur muydu?

Şimdi, Sayın Başbakan, aslında bu olayların başladığı tarihten sonra hadiselerin hangi noktalara gideceğini tahmin edemedi ama olaylar büyüyünce, olaylar önlenemez duruma gelince, insanlar hiçbir ideolojik saik ya da sebep düşünmeden, taşımadan sokaklara dökülünce “Yeter artık Tayyip Erdoğan!” demeye başlayınca Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu olayları birinin üzerine yüklemeye, havale etmeye gayret etti çünkü çukura düşmüştü, birilerine sarılıp o çukurdan kendini ve hükûmetini çıkartması lazımdı. Önce CHP’ye sarıldı, olmadı; sonra “marjinal gruplar” dedi, “siyonistler” dedi, “dış medya” dedi, “faiz lobisi” dedi, hiçbiri tutmadı çünkü gerçekten bunların dayanağını, olayları bu gruplara ya da bu sebeplere yüklemek, bu olaylardan kendini sıyırma refleksiyle, iç güdüsüyle yapılmış hareketlerdi, bunu herkes biliyor. Şimdi, olaylar arzu etmediğimiz noktalara geldi ve gerçekten tahribatı ağır oldu.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan, bu olayların devam ettiği süreç içerisinde gerçekten her gittiği yerde ama her gittiği yerde yaptığı konuşmalarla aslında olayları provoke eden insan oldu. Bakınız, 9 Haziranda Mersin’e geldi, orada toplantılar yaptı. Adana Havaalanı’nda mini bir miting yapıldı, ardından Mersin’e geldi 2013 Akdeniz Olimpiyatlarının tesislerinin açılış törenine katıldı. Orada herkes bekliyordu televizyon karşısında, Sayın Başbakan, dış seyahatten dönmüştü, “Olayları gördü, belki bundan bir ders çıkartır, şimdi ağzından uygun sözcükler dökülecek, birleştirici sözcükler dökülecek” diye beklerken olimpiyatların -olimpiyatlar demek spor demek, kardeşlik demek, barış demek, fair play demek, anlayış demek, hümanizm demek- ruhuna aykırı bir söylemle ülkeyi bölen, kategorize eden, söven, döven, eli sopalı bir baba edasıyla yine Türk halkına seslendi.

Değerli arkadaşlarım, bu olayları yükleyeceğiniz ya da mal edeceğiniz insan aramanıza gerek yok. Bu olayları provoke eden grupları kendi hayal dünyanızda yaratıp toplumun önüne koymanıza gerek yok. Sayın Başbakan, baştan beri itidalli olsaydı, bugün Türkiye, arzu etmediğimiz bu olaylarla hiçbir şekilde karşı karşıya kalmayacaktı.

Değerli arkadaşlarım, bir örnek vardır, hani, züccaciyeye giren fil misali, maalesef Sayın Başbakan bu konuda nereye girdiyse, hangi toplantıda bu konularla ilgili bir değerlendirme yaptıysa ortalık gerçekten berbat oldu. Daha bugün belde belediye başkanlarıyla yapılan toplantıda, “Bakınız orada samimi bir grup var…” Sayın Başbakanın deyimiyle söylüyorum: “Bir de orada gerçekten bu konuda samimi olmayan, birtakım yasa dışı gruplar var, yasa dışı örgütler var, provokatif gruplar var, marjinal gruplar var. Bunlar çapulcu…” Tanımlama bu: “3-5 çapulcuya meydan bırakmayacağız.” diyor. Daha da ileri gidiyor, diyor ki, affedersiniz: “Oralar sidik kokuyor.”

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu üslup bir Başbakan için, 75-76 milyon nüfusa sahip Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten, böyle güçlü, büyük bir ülkeyi yöneten Sayın Başbakana uygun, yakışan bir tavır ve davranış mı? Bu üslup, bu tavır ve davranış toplumu barışa, kardeşliğe götürmez, toplumu kavgaya götürür.

Basın da bu olaylarda sınıfta kaldı. İlk günler hiçbir medya kuruluşu bu konuda ilkeli yayıncılık göstermedi, halka gerçekten haberleri doğru olarak iletmedi. Hatta bu konuda ilkeli yayın yapan Halk TV gibi, Ulusal TV gibi, Cem TV gibi yayın kuruluşlarına ceza kesildi. Niçin kesildi bu ceza? Olayları tahrik etme saikiyle ya da şiddet görüntüleri vererek toplumu şiddete yöneltme saikiyle bu cezalar kesildi. Oysaki, bana göre, Sayın Başbakanın toplumu irite eden, topluma bağıran, topluma çağıran görüntülerini veren televizyon kanallarına bu ceza kesilmeliydi, yanlış kanallara bu cezalar kesildi.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, toplum sosyal olarak önemli derecede, bu olaylardan zarar gördü. Bir masum çevre hassasiyetiyle başlayan bu olaylar, bakınız hangi noktaya geldi? Sayın Başbakan her konuşmasında “Çevrecinin daniskasıyım.” diyor, “Çevreciliği benden iyi kimse bilemez.” diyor ama bu olayda sınıfta kalmıştır. Aslında bu olayda ustalık döneminin AKP’sinin demokrasi anlayışı maalesef sınıfta kalmıştır. Bakınız, “çevreciyim” diyen Sayın Başbakan Türkiye'de iki nükleer santralin yapılması projesinin altına imza atmıştır. Sayın Başbakan Türkiye'nin muhtelif yerlerinde 2 bine yakın, bunun gerçekten çevreye tesiri tam olarak incelenmeden, tamamen rant düşüncesiyle projelendirilmiş HES projelerinin altına imza atmıştır. Sayın Başbakan Atatürk Orman Çiftliği’ne başkanlık sarayı yapılması projesinin altına imza atmıştır. Sayın Başbakan birçok madenci yandaşınıza ormanlar tahsis ederken o projelerin altına imzasını atmıştır. Dolayısıyla, kimse ahkâm kesmesin, çevreci bir başbakan bu projelerin altına imzasını atmazdı.

Ben bu konunun araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda da lehine oy kullanacağımızı belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmacı konuşmasını sürdürürken ilk cümlelerinde “Sayın Başbakan bir çukura düştü, çıkmak için başka şeylere sarıldı. Sayın Başbakan Taksim’deki Gezi direnişini provoke etti.” diye anlamsız suçlamalarda bulunmuştur, İzin verirseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş, iki dakika sataşma nedeniyle.

“Lütfen yeni sataşmaya mahal vermeyelim.” diyoruz ama maalesef siz de sataşıyorsunuz.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz, milletvekilleri olarak, toplumun huzurunu, sükûnunu sağlamakla görevliyiz. Hiçbir zaman provokasyonlara, kışkırtıcılıklara kapılmamalı ve önderlik de etmemeliyiz.

Bakın, bir meseleyi gündeme getirmeye çalışıyoruz: “Türkiye, on yıldır, hiç görmediği bir huzuru, refahı ve istikrarı AK PARTİ iktidarı döneminde görmüştür. Bu birilerini rahatsız ediyor.” dedik. Kimlerin rahatsız edildiği ortaya çıktı, açıkladık.

Bizden önceki dönemlerde alınmış borçları; IMF’nin, Dünya Bankasının kapısına gidip sadaka ister gibi, yalvarırcasına isteyen Türkiye’deki iktidar mensuplarının hiçbirisi alamayıp, dışarıdan ithal edilen birisi, IMF tarafından gönderilen birisi gidip IMF ve Dünya Bankası önünde kredi dilenmeye başlamıştı. Ama bugün, 13 Mayıs 2013 tarihinde, IMF’den borç almak değil, artık IMF’ye kaynak transfer edip IMF’nin ortağı olduğu ülkelere borç verebilir duruma geldik. Reel faizlerin ilk defa sıfıra yakın olduğu bir dönemde, kamu borçlanma faizlerinin 4.61’e düştüğü bir dönemde, birilerinin rahatsız olduğu belliydi. Biz faizin, geçmişteki borçlanmanın, geçmişteki yanlış idarenin sonucunda ortaya çıkan borçlanmanın sonucunda, bu ülkeyi huzur, refah ve istikrara götürmekle birilerinin elindeki ekmeği aldık, nasırlarına bastık.

Lütfen, rica ediyoruz -Türkiye'nin istikrarı hepimiz için; emekli için, işçi için, çiftçi için, memur için- istikrarı bozmak için hiç kimse gayret göstermesin. 3 ağacı korumak adına 3 yiğidin canını vermek gerekir miydi? Onları kışkırtarak…

Bir siyasi partinin genel başkan yardımcısı genel başkanına tekmil verirken diyor ki: “Can güvenliğimiz tehlikededir sayın genel başkanımız.”

Lütfen, kışkırtıcılık yapmayalım. Şu anda sakinleşme ortamına doğru  girenleri… Herkes gerekli mesajı vermiş, vermek istedikleri mesajı vermiştir. Artık, Türkiye’yi kışkırtıp huzuru ve istikrarı bozmak için gayret etmeyelim. Bu konuda gayret edenleri de  lütfen  bir tarafa bırakalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O zaman, Başbakan niye öyle laflar ediyor?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş konuşmasında bizi kışkırtıcılıkla suçladı efendim. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

 

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; size, yakın siyasi tarihten bir konuyu hatırlatarak konuşmama başlamak istiyorum.

Tarih 1 Mart 2003, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Irak Tezkeresi görüşülüyor. O tarihe kadar Hükûmet, Amerika’nın yanında saf tutarak, Türkiye Cumhuriyeti ordusunu Irak’a sokma karşılığında Amerika’dan para almanın pazarlıklarını yürütüyordu ve altüst olmuş bir ekonomi vardı. Sonuçta istedikleri tahakkuk etmedi çünkü 1 Mart Tezkeresi Türkiye Büyük Millet Meclisinde reddedildi. 1 Mart 2003 Cumartesi günü reddedildi ve 3 Mart Pazartesi sabahı zamanın Başbakanı Sayın Abdullah Gül 17 milyar TL’lik bir ekonomik programı açıklayarak Kemal Derviş’in uygulamaya koyduğu ekonomik programın ipine sarıldı. O programdan kurtulmak, çıkmak istiyordu ama 57’nci Hükûmetin, o koalisyon hükûmetinin bakanı olan Kemal Derviş’in IMF’yle yaptığı programa sarıldı ve o programla işte, başarı öyküsü olarak ifade ettiği tabloyu bugüne kadar yarattı. Bir kriz programını kriz olmayan dönemde de uygulayarak ekonomiyi istihdam yaratmayan bir konuma getirdi.

Şüphesiz, 57’nci Hükûmetle ilgili sataşma nedeniyle belki o hükûmetin mensupları, grupları ayrıca söz alabilir, o ayrı bir konu ama şunu söyleyeyim: Siz “IMF, IMF” diyorsunuz, “IMF’ye olan borcumuzu ödedik.” diyorsunuz. Siz kendiniz IMF’nin ipine sarıldınız, yetmedi, 2006 yılında IMF’yle stand-by yaptınız, 10 milyar dolar borç aldınız. Şimdi “Borcumuzu bitirdik.” diyorsunuz. İnsan kendi aldığı borcu ödediği zaman ne zamandan beri toplumdan, milletten aferin bekliyor?

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Hamzaçebi, istatistiklerinizi tekrar bir gözden geçirin. Bitmiş bir borç var, ona taktın.  

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, borç sadece IMF’ye mi, başka yere borç yok mu?

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, 57’nci Cumhuriyet Hükûmeti söz konusu olunca bize söz hakkı düşüyor.

BAŞKAN – 57’nci Cumhuriyet Hükûmetini söz konusu etmedi ki.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Muhatabına sorun efendim yani.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Hamzaçebi söyledi, telaffuz etti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Hamzaçebi söyledi, “O dönemlerde…” dedi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani “IMF’ye yalvaranlar…”

BAŞKAN – Hayır, o da Sayın Hamzaçebi’nin söylediğini söylüyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır efendim, Sayın Elitaş “IMF’ye…”

BAŞKAN – Ne söyledi peki 57’nci Hükûmetle ilgili?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – “Amerika’dan gelen bir bakan…” dedi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, “Amerika’dan gelen bir…”

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – “IMF kapısında yalvardınız.” dedi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “IMF kapısında yalvardınız...”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – CHP sufle yapıyor Sayın Başkan MHP’ye!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “IMF kapısından gelen…” Kemal Derviş’i kastederek bizi suçladı.

BAŞKAN – Sayın Şandır, benim dinlediğim kadarıyla 57’nci Hükûmeti kastetmedi, daha önceki hükûmetleri kastetti benim anladığım kadarıyla.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır efendim, burada…

BAŞKAN – Ama, siz öyle algılamışsanız, buyurun, iki dakika söz veriyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, CHP’nin suflesiyle mi Sayın Şandır onları söylüyor?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani sizi de ilzam ediyorlar.

BAŞKAN – O zaman hiç kimse 57 rakamını telaffuz etmesin!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Etmesin efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 57’yi tarihten silelim o zaman, öyleyse.

BAŞKAN – Buyurun.

 

8.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş karşımızda oturuyor. Konuşmasında eğer 57’nci Cumhuriyet Hükûmetini kastetmedim, o hükûmeti suçlamıyorum diyorsa biz de söz almayalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 57’nci Hükûmetten bahsetmedim diyorum, siz alınıyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, yani ben de size soruyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) -  Hedef size varmış.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hedef doğru yere varmış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) -  Hedef doğru yere varmış, mesaj ulaşmış.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, on yıldır Türkiye’yi siz yönetiyorsunuz. Sayın Hamzaçebi’nin sorduğu soruya cevap vermeniz lazım. Madem bu 57’nci Cumhuriyet Hükûmetinin uyguladığı politikalar, bu IMF’ye yalvarmalar, dışarıdan bakan transfer etmeler çok ayıp bir şeydi de siz o hükûmetin hazırladığı o programı niye uyguladınız? Bunun cevabını vereceksiniz millete, bir. Niye uyguladınız?

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Biz kendi programımızı uyguladık.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Hayır, hayır… 57’nci Cumhuriyet Hükûmetinin hazırladığı ekonomik politikayı üç yıl uyguladınız; Sayın Başbakanın ifadesidir.

Bir başka soru…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Devlette devamlılık vardır!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bunu millete anlatın, bunu millete anlatın.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – İyiyle kötünün ortaya çıkması için yapıyoruz, eleştirmek için yapmıyoruz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Siz akıllı, millet aptal değil; bunu millete anlatın.

İkinci bir soru: Bu at pazarlığı meselesini nasıl anlatacaksınız? Tarihe geçti, tarihe! AKP iktidarı yarın eğer konuşulacaksa, ABD Başkanının ifade ettiği, “Benimle at pazarlığı yapmaya mı geldiniz?” diye sizi kapılardan kovduğunu bu millete anlatacaksınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır, bırak bunları, geç bunları!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Tamam… Siz on yıllık bir iktidardan sonra hâlâ kendinizi anlatabilmek için 57’nci Cumhuriyet Hükûmetini suçlamaya sarılıyorsanız vay hâlinize Sayın Elitaş. Sizin millete anlatacak bir şeyiniz yok. Sonucunuz şu anda Taksim’de, sonucunuz Taksim’de.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz de mi destekliyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet, sonucunuz Taksim’de. Onun için, millet sizi görüyor.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bizi at pazarlığı yapmakla, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı tarafından kovulmakla suçladı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Doğru efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) - “At pazarlığı” sözü milletvekillerine ait değil.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, bizi bu işlere karıştırmayın.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, iki dakika söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

9.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın milletvekilleri, 1 Mart 2003 tarihinde bir tezkere oylandı. O dönemde AK PARTİ’nin 361 veya 363 milletvekili vardı. 363 milletvekilinin bulunduğu bir ortamda AK PARTİ Grubuna bu meseleyi izah ettik, anlattık. Türkiye Büyük Millet Meclisi AK PARTİ Grubuna mensup 257 veya 267… 57 söyledim gene, kusura bakmayın.

Sayın Başkan, 57 çıktı ama herhâlde bir alınganlık göstermezler.

BAŞKAN – O sizin meseleniz, ben bilemem artık.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kalkar söz alırım, bu bir sataşmadır Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 257 veya 267 milletvekilinin “evet” demesine rağmen, 257 milletvekilinin “hayır” demesi, 19 milletvekilinin çekimser kalmasıyla o 1 Mart tezkeresi geçmedi. 1 Mart tezkeresinin geçmesi süreci içerisinde, 1 Mart tezkeresine bağlı olmamak kaydıyla, Türkiye’nin, IMF’yle, Dünya Bankasıyla veya hibelerle ilgili, Amerika Birleşik Devletleri’yle onlarla ilgili görüşmeleri vardı. Ama bu görüşmeyi, hem Amerikan medyası hem de onun Türkiye’deki uzantıları, Türkiye Cumhuriyeti’nin 58’inci  Hükûmetini, milletten büyük bir teveccühle, üçte 2  çoğunlukla, milletvekiliyle  temsil edilen bir hükûmeti zafiyete uğratmak için, onların zihnindeki iktidarın başa gelmemesini içlerine sindiremedikleri için, elli yıldır, altmış yıldır “Bu insanlar iktidara gelirse biz ne yaparız?” diye korku çektiklerinden dolayı, çeşitli operasyonlar yaparak, ilk harekette bu at pazarlığı işini, Amerikan medyasıyla Türk medyasının birlikte, ilişki hâlinde ortaya çıkarıp Türk  hükûmetini yıpratma kampanyasıydı. Yani, millî değerlere hassasiyet gösteren Milliyetçi Hareket Partisinin bu konuları gündeme getirip Türk  hükûmetini yıpratması herhâlde büyük bir çelişkidir diye düşünüyorum.

Bakın, Sayın Genel Başkanınız Gezi Parkı’ndaki eylemcilerle ilgili tarihî bir konuşma yaptı; tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – 1 milyar dolarlık hibe neydi o zaman?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O gün Genel Başkan Yardımcınız gitti, Gezi Parkı direnişiyle ilgili bir bildiri okudu ama Sayın Genel Başkanınız dedi ki: “Bu millet iktidarı sandıkla vermiştir, sandıkla geri alacaktır.” diye ifade etti. Şimdi, görüyorum ki Sayın Şandır, Gezi Parkı’nın ipine sarılmış yani meydanlarda, sokaklarda birilerinin tahriklerine, çıkarlarına ortak olmaya başlamış.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, yani…

MUHARREM İNCE (Yalova) – At pazarlığını Bush söylemedi mi?

BAŞKAN – Ama Sayın Şandır, “57” demedi, “257” dedi benim bildiğim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Sayın Şandır” dedi efendim, şahsımla ilgili.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 57 de geçti, Şandır da geçti.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet efendim, evet.

Biz bu işlere karışmıyoruz ama Sayın Elitaş karıştırıyor.

BAŞKAN – Ama Meclis idare etmekten gerçekten çıktı yani.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani yapacak bir şey yok.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – CHP “Bize de sataştı.” diyor.

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Nesine sataştı ki o da çıktı?

BAŞKAN – Ne dedi de sataştı Sayın Şandır peki?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, yani “Sonucunuz Taksim Parkı.” dedi. Burada bizim Taksim Parkı’nı sahiplendiğimizi ifade ediyor.

BAŞKAN – Hayır, öyle söylemedi. Sayın Genel Başkanın konuşmasını takdir etti, tebrik etti yani, lütfen.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bahçeli’nin devlet adamlığını ifade ettim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sizin umudunuz Topçu Kışlası. Kışladan medet umuyorsunuz, artık siz umudunuzu Topçu Kışlası’na bağlamışsınız.

Paşam, duymuyor musun ya?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – O espri güzel değil, söyleme bence.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Senin öne çıkman lazım. Bak, umutları kışla oldu artık.

Paşa öne oturmuş. Umudunuz Topçu Kışlası.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Muharrem Bey, espri güzel değil söyleme.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, sükûneti sağlarsanız konuşacağım efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

 

10.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi görüşlerinde, fikirlerinde, ifadelerinde çok açık ve net; onun satır arasında bir şey aramaya gerek yok. Biz, Türk milliyetçisi bir siyasi parti olarak, kendimizi bu milletin birliğinin, geleceğinin teminatı olarak görüyoruz. Dolayısıyla, milletimizin geleceğiyle ilgili duyduğumuz endişeye karşı, iktidarda kim olursa olsun, yanlışı ifade ederiz, doğruyu da ifade ederiz. Eğer iktidarla ilgili bir problem varsa bunun çözümünün sandıkta olduğunu her zaman ifade ederiz. Biz Türk milliyetçisi bir siyasi partiyiz, milletin iradesi bizim için çok önemlidir, çok değerlidir. Milletin iradesine karşı yapılan her harekete karşı çıkarız. Bu noktada Milliyetçi Hareket Partisini teraziye çekmek Sayın Elitaş’ın gücü dâhilinde değildir. Bunu öncelikle söyleyeyim.

Sayın Elitaş, ben, tabii, yani Hükûmeti yıpratmak isteyenlerin safında görünmek falan, öyle bir meselem yok, öyle bir ihtiyacım da yok ama bir üzüntüm var: Bu at pazarlığı meselesi hepimizi üzmüştür, Türkiye adına üzmüştür. Sonucunu da gördük Sayın Elitaş. Askerimizin başına çuval geçirilmedi mi devri iktidarınızda? Onu da bu ülkeyi, bu iktidarı sevmeyenler mi yaptı?

Dolayısıyla, o politikalarınız yanlıştı, o yanlışı örtmek için Milliyetçi Hareket Partisinin yani üç ortaklı koalisyonundaki durumunu suçlamak size bir şey kazandırmaz. Bu, acziyetin ifadesidir, bu duruma düşmeyin. Bize sataşmayın, kendi işinize bakın. Başınız zaten yeterince dertte, bizi de karşınıza almayın. Tavsiye ederim.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve arkadaşları tarafından Gezi Parkı ile başlayan ve Türkiye geneline yayılan olayların sosyal hayata yönelik yansımaları ile yaşanan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla 13/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, yaşananlara ve tartışmalara baktığımız zaman, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu barışı, toplumsal barışı sağlamak yerine, kaşımanın, tahrikin, tehdidin, uzlaşmama dilinin hâkim olduğunu görüyoruz.

Şimdi, Avrupa Parlamentosu bir karar alıyor, diyor ki: “Çevre ve bölgeyle ilgili büyük projeleri yaptığınız zaman halka danışın.” Bu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın bir gereğidir ve biz bunu imzalamış bir ülkeyiz, bu Meclis imzaladı. Başbakan “Tanımıyorum seni.” diyor. Bu Temel ile İdris’in şeyine döner. O da “Tanımıyorum.” der. Arkasından, bakıyorsunuz, Sayın Başbakan hem “Tanımıyorum.” diyor hem de “Referanduma gidelim.” diyor. Madem tanımıyorsun… Yani “Boğaz vapurlarında yaptığın gibi halka danışsaydın, bir yarışma açsaydın, halkının gönlünü alsaydın, zarafetini katsaydın da bu olaylar yaşanmasaydı, ders alsaydın daha iyi olmaz mı?” diye soruyoruz tabii haklı olarak ama “Referanduma giderim…” E, git kardeşim. Danıştay Başkanı size uzak değil, diyor ki: “Hele dur, bir yargı kararı var, bitmeden nereye gidiyorsun?” E, “Plebisit yapacağız.” diyor, bu sefer referandumla plebisit. İyi olmuyor kardeşim, işte Sarıyer ile Şişli mahalle ayrışmasında bir sandık koymaya çalıştı bir belediye başkanı, kıyameti kopardınız. Yani bunun hukuku da yok. Ama doğru olan buydu.

Bugün 17’nci gün. 17’nci günde bunu selametle nasıl bitiririz? Eğer kaygılarını iletiyorsa Avrupa Parlamentosu, Sayın Dışişleri Bakanımızın burada celallenmesine gerek yok, Sayın Başbakanın da. Çok basit, Sayın Bağış karşımda oturuyor, Avrupa Birliği Bakanı; o zaman kapat bu Bakanlığı, “İhtiyacım yok.” de, Sayın Bağış’ı da daha güzel bir yere kaydırırsınız olur biter, yani mademki böyle diyorsanız.

Şimdi, buradan çok açık konuşuyorum, eğer mafyanın, derin devletin dizisinin -biz ona Kürtleri aşağıladığı için “Çakallar Vadisi” derdik ve çok RTÜK’e şikâyet ettik- onun aktörünü çağırıp ondan çözüm aramaya kalkarsanız, yanlış yoldasınız arkadaşlar, çok yanlış yoldasınız. Hülya Avşar da gitmiş. Rihanna ne zaman görüşecek, merak etmeye başladı toplum. Bunun bir adabı vardır arkadaşlar.

Ben aslında, Can Yücel üstadın Ahmet Kaya’nın da bestelediği bir şiiri vardı, Sevgi Duvarı’nı bugün burada okumak isterdim ama -ama diyorum- Sayın Başbakan diyor ki -Taksim Gezi Parkı’nda 17’nci gündür- orada olanlara: “Sidik kokusundan geçilmiyor.” Elinizi vicdanınıza koyun, bir başbakanın ağzından çıkacak söz müdür bu? İç Tüzük’te böyle bir dil var mıdır? Bu Meclisin adabında var mıdır? Bu Meclisin hangi başbakanları bu dili kullandı bugüne kadar? O aşağıladığınız insanların içinde görüştüğünüz insanlar da var. Eğer içine edilmiş bir yer arıyorsanız, sular altında kalan Allianoi'dan Karadeniz derelerine, Sinop’un nükleerinden Mersin’in nükleerine, Munzur Vadisi’nden Hasankeyf’i su altında bırakacak projelere bakın. Bakın bakayım neyin içine etmişsiniz! Bu dili kabul etmiyoruz; bu dil barışın dili değil, bu dil çözümün değil, bu dil aklın değil, bu dil sağduyunun dili değil arkadaşlar.

Başbakan “Yirmi dört saat veriyorum.” diyor. Ya, git konuş, git Taksim Dayanışmasıyla konuş, çöz. İnsanlar orada 17’nci günde, 117 gün burada kalmanın mücadelesi içinde değiller. İkide bir tutturmuşsun “Polisim, polisim...” Polis senin malın değil; polis senin malın değil, mülkün değil; bu ülkenin yurttaşlarının ödediği vergilerle görev yapan, halkın, devletin polisidir. Yeter, bu dili bırak artık! “Ölen yurttaşın değil mi? Binlerce kişi yaralandı. Gözü patlayan, kafası kırılan yurttaş senin değil mi?” demek için burada isyan sesini yükseltmek zorunda kalıyorum arkadaşlar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bardağa dikkat et yalnız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Referandum, buyurun… Briçte bir kural vardır, dersin ki “Bunu yapacağım.”

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kontur.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sana da sürkontur çekerler, aklın başına gelir; siyasette bu vardır.

Yalnız, dil kullanırken şuna dikkat edeceksiniz: Burada Gezi eylemini çözmek inanın çok kolay. Twitter’da Sayın Başbakanı 2,8 milyon kişi izliyor. Twitter, sosyal medya etkili oldu bu olaylarda, doğru. Niye? Güdümlü medyadan dolayı oldu, bunu hepimiz bileceğiz.

Şimdi, buradan şunu söylemek istiyorum: Taksim Gezi Parkı, oraya gaz bombaları atarak, TOMA’larla, panzerlerle içine edenlerin karşısında, sabah uykusundan kalkıp el ele tutuşarak, çöp bidonlarını, çöp torbalarını eline alarak, o çöp torbalarıyla, hatta yanlarında evcil hayvanlarıyla beraber Beyoğlu Belediyesinin belediye işçileriyle çöp taşıyan insanlara mı diyorsun? Özür dilemen lazım bu insanlardan. Bunun fotoğrafları bütün dünya basınında yer aldı.

Arkadaşlar, kabul edeceksiniz, Gezi Parkı bir itirazdır. Bu itirazın -anket sonuçlarında- yüzde 75’i, polis şiddetine, oransız şiddete, devlet zulmüne, devlet zorbalığına, diktatörlüğüne karşıdır. Bu çok açık bir gerçek. Yani 12 Eylüllerden, on yılda bir darbelerden, her gün başımıza başımıza vurulmaktan artık çocuklarımız isyan ediyor. Bu isyanı anlayacaksınız.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Ne bağırıyorsun, ne bağırıyorsun ya?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sus be! Adamın asabını bozma! Senin Başbakanın o “Taksim’e sıçıyorlar.” dediği zaman, fotoğraflarına, bir gün de, çıkar, fotoğrafını yere yatırır, birileri de ederler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Kendi haddinizi bileceksiniz. Biraz duyarlı olacaksınız. Eğer duyarlı olmazsanız, yaptığınızın, ettiğinizin, tehdidinizin sonuçlarının bu ülkeyi ne felakete götüreceğini göreceksiniz.

Biz “sağduyu, diyalog” diyoruz, “Taksim Meydanı’nda müdahale olmasın.” diyoruz ama zorunuza gidiyor iki laf edince buradan. Halkın sesini duymaya tahammülünüz yok.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sakin ol hemşehrim. “Sakin ol.” diyorlar, “Kızma.” diyorlar.

HASİP KAPLAN (Devamla) - “Çapulcu” diyorsunuz.

Bakın arkadaşlar, Taksim, 21’inci yüzyılın, dünyanın en büyük çevre eylemidir, tarihe geçmiştir, ister kabul edin ister etmeyin. (BDP sıralarından alkışlar) Taksim’de çevreciler, ağaçtan, yeşilden, kültürden, tarihten yola çıkarak bir destan yazdılar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Şuna bak.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Aynen o resim, sizin gaz bombalarınızın ve panzerlerinizin ve tanklarınızın açtığı ateşlerdir onlar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Buna ne diyeceksin?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Aynısı o.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen yapma.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sizinkiler yaptı, siz yaptınız, siz emir verdiniz orada.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Şuna ne diyeceksin?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bakın, zorbalığa, zulme, devletin terörüne, şiddetine karşı tarihin en büyük direnişidir; tarih böyle yazacak. Bakın, uzun solukludur, katılımcıdır, çoğulcudur, özgürlükçüdür, eşitlikçidir, barışçıdır. Dayanışma gücünün en güzelini göstermiştir. Asil bir harekettir, onurlu bir harekettir, haklı bir harekettir yerden göğe kadar. Çıkıp bunun cevabını verirken ona göre çözümü koyacaksınız. İnsanları aşağılayarak değil, hakaret ederek değil, tehdit ederek değil, insan gibi konuşarak bu iş çözülür. Bunun başka yolu yok arkadaşlar. Bunu çok açık söylüyoruz ve uyarıyoruz, dikkate alın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Süre bitti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (Sinop) - Hatip kürsüde daha Sayın Elitaş, hatip kürsüde.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı Avrupa Birliği Bakanından ve Sayın Egemen Bağış’ın isminden söz ederek sataşmada bulunmuştur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakana söz hakkı verilir, kendi isteyebilir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - İzin verirseniz Sayın Bakan bir açıklama yapmak istiyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Hükûmet var orada, Hükûmet yapsın Hükûmet adına.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Biz de Hükûmetiz.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Orada oturmuyorsunuz Sayın Bakan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Acele etme, ben onun adına istiyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Bakan, ben sizi görmedim, kusura bakmayın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – İki dakika az, daha çok zamana ihtiyacım var.

BAŞKAN – Yok, lütfen.

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün Avrupa Parlamentosunda bir karar alındı. Hiçbir yaptırımı olmayan bir karardır. O karardan sonra biz gerekli açıklamayı yaptık. Şöyle bir açıklama yaptık: Bu kararın alınma sürecinde Sayın Füle’in yani Genişlemeden Sorumlu Komisyon üyesi Sayın Füle’nin ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Sayın Ashton’ın “Bu yaşanan süreç, Türkiye ile Avrupa Birliğinin diyaloğunun daha da artması gerektiğini ortaya koymuştur.” gibi yaklaşımlarını, özellikle Kıbrıs Rum yönetimi tarafından engellenen 23 ve 24’üncü fasılların açılması gerektiği yönündeki çağrılarını olumlu karşıladığımızı ama bazı Avrupa Parlamentosu üyelerinin yaptıkları konuşmalarda da saçmalama özgürlüklerini doyasıya kullandıklarını gözlemlediğimizi belirttim. Tabii, bugün görüyorum ki saçmalama özgürlüğünün medyatik olmak adına doyasıya, hatta fazlasıyla kullanıldığı tek yer Avrupa Parlamentosu değilmiş, başka yerlerde de oluyormuş.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Açık konuş, net koy.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Ben sizi dinledim Beyefendi.

Bu karar, içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanını bu gösterileri yapanlarla diyaloğa davet ediyor. Benim Başbakanım ilk günden itibaren diyaloğa açık olduğunu belirtmiştir. Hatta bazı aracılar aracılığıyla da diyaloğu sürdürmüştür. Daha dün Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı dört buçuk saat mesai harcamış, bu eylemleri yapan kardeşlerimizin bazılarının temsilcileriyle, 11 farklı kişiyle kapsamlı bir toplantı gerçekleştirmiştir. Bu eylemlerin başlamasının ertesi günü çıktığı Kuzey Afrika’dan dönmesinin hemen akabindeki ilk resmî toplantısında, Avrupa Birliği Bakanlığının konferansında “Çevreci kardeşlerim çevre konuşmak istiyorlarsa, bu konuda ortak arıyorlarsa ortakları benim. Gelsinler, konuşalım.” diye bir çağrıda da bulunmuştur. Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına burada laf uzatmak ne bu Parlamentoda ne Avrupa Parlamentosunda kimsenin haddi değildir, hepsinin cevabı vardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 VELİ AĞBABA (Malatya) – Tabii, tabii, Sayın Başbakana laf söylemek olmaz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Şimdi, Sayın Kaplan dedi ki: “Polis senin malın değil.” Başbakanımız, hiçbir zaman, “benim polisim” derken “Polis benim malım.”  demedi ki.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aynen öyle kullanıyor.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan, mümkün değil. Ben sataşma nedeniyle söz verdim, uzatamam yani. Onu net bir şekilde ifade ettim zaten.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bakın, şu anda Avrupa’nın en güçlü hükûmeti Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetidir… 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Padişah mı?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …en reformist, en kararlı hükûmet bizim Hükümetimizdir, en karizmatik lider de Başbakanımızdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, peki, anladık.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bunun altında ezilenler varsa bu da onların sorunudur.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar.)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Salim Uslu’yu çağırır mısınız Sayın Başkan.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Adam padişah mı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan konuşmasında “Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına ne bu Parlamentoda ne Avrupa Parlamentosunda laf söylemek kimsenin haddi değildir.” dedi.

BAŞKAN – Dedi, evet.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sadece Amerika söyleyebilir!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Benim tam da haddimdir. Bir milletvekilinin, bütün herkesin tam da haddidir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Haddini bildirmek de bizim görevimizdir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İzin verirseniz ben haddimi bilmek istiyorum o kürsüde.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şu anda yaptın zaten, haddini bildin!

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika söz veriyorum Sayın Muharrem İnce.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, sadece Amerika’da mı Sayın Başbakana laf söylenebiliyor!

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2004 yılının Aralık ayı: Ankara’da gündüz vakti havai fişekler atılıyor, “İşte lider, İşte AB” sloganları. Başbakan bayram ilan etti, konuşmasında “Bayramınız kutlu olsun.” dedi, içine kapanan bir Türkiye'den artık dünyayla bütünleşen bir Türkiye’ye doğru nasıl bir dönüşüm yapıldığını anlattı…

OKTAY VURAL (İzmir) – 5 şehidimiz vardı o gün, 5 şehidimiz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – …ve “Otuz dokuz yılda yapılamayanı biz iki yılda yaptık.” dedi, “Siyasi riski alıyorum.” dedi. Gazeteler başlık attı: “Erdoğan vurdu ve gol!”, “Evet, yeni bir Türkiye”, “Kapı açıldı, gireceğiz”, “70 milyonluk coşku!”, “Golün analizi.”

2004’ten 2013’e az gittik uz gittik, geldiğimiz nokta bu.

1994 yılında da bakın ne demiş Sayın Recep Erdoğan: “Asıl adı Katolik Hristiyan Devletleri Birliği olan… Onlar bizi almayacaklarmış, biz de zaten girmemeyi düşünüyoruz.” 1994’te bu. 2004’te lider, fethetti, dünyayla bütünleşen bir devlet yaptı. 2013’te de “Biz o kararı tanımıyoruz.” Hangisi?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Aslına rücu etti!

MUHARREM İNCE (Devamla) – 1994’teki görüş mü, 2004’teki görüş mü, 2013’teki görüş mü? Yani 1994’te Avrupa Birliğini tanımıyorsunuz, 2004’te bayram yapıyorsunuz, 2013’te tekrar tanımıyorsunuz. Bu dönüşüm ne?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Literatürde buna ne derler Muharrem Bey?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gelişigüzel söylenmiş söz, ciddiye almayın!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Hani Swoboda’yı çok beğeniyordunuz bir ay önce! Ne oldu? Swoboda söz söyleyince niye tornistan yapıyorsunuz?

Hani diyorsunuz ya Sayın Bahçekapılı, dün söylüyordunuz ya… Bence güzel tornistan örnekleri bunlar, siyasi tarihimizin gelecek kuşaklarına okutulacak güzel örnekler olacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biz bir tornistan örneğini yeni gördük!

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Bir siyasetçi bir dönüşümü, bir siyasi dönüşümü nasıl bu kadar güzel yapabilir?” diye gelecek kuşaklar üniversitelerde bunu okuyacaklar diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Kaplan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, konuşmasında bizi ifade ederek “Saçmalama hak ve özgürlüğü vardır.” dedi burada da, Avrupa Parlamentosunda da. Bir de, “Birileri de burada...” dedi, onu şey yapacaktım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Kaplan saçmaladı mı ki acaba? Ne dedi ki?

BAŞKAN – Ama “Bizi kastederek...” dedi yani, onu kabul ediyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Sayın Bakan “Başbakanı Türkiye Parlamentosunda ve Avrupa Parlamentosunda eleştiremezsiniz.” diyor, sizin düşünceniz nedir?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

Yalnız, sakin Sayın Kaplan, sesinizi yükseltmeden.

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, saçmalamaya başlayacağım arkadaşlar, dikkatle beni dinleyin!

Türk polisi tarafından Gezi Parkı’nda barışçıl ve meşru protesto düzenleyenlere karşı kullanılan orantısız ve aşırı güç konusunda endişeliyiz.

Türk yetkililer polis şiddetini soruşturmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve ölenler için tazminat ödenmeli.

Türk yetkililere ifade özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkının garanti edilmesi… Protestolar sırasında gözaltına alınan tüm barışçıl eylemcilerin serbest bırakılmasını istemektedir.

Sayın Başbakan Erdoğan’ı ve Hükûmeti uzlaşıya davet etmektedir.

Avrupa Parlamentosu bu şekilde saçmalamıştır arkadaşlar! Ben de saçmalıyorum, aynısının altına imzamı koyuyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bravo!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Aynısının altına imzamı koyuyorum. Bunun defalarca aynısını söyledik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Zaten şaşırırdık başka bir şey olsaydı.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, saçmalayanlar kimler biliyor musunuz?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen!

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Saçmalayan sizsiniz, sizin hayatınız saçma.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Saçmalayanlar, vatandaşa “Çapulcu” diyen, arkasında nefret söylemini kullanan, arkasında yalan dolan, ne varsa kusan ve karşısındaki yüzde 50’yi hasım ve düşman olarak gören, onlarla harbe, cenge çalışan zihniyettir.

Bakın, saçmalama, Türkiye’yi tehlikeye sokan zihniyettir, budur. Eğer, siz, Avrupa Birliğinin kriterlerine inanıyorsanız, demokratik siyaset, toplantı, gösteri, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü dâhil hepsine inanacaksınız, gereğini yerine getireceksiniz.

Sayın Bakan, 23 ve 24’üncü fasılların kapısında dört senedir yer sayıyorsunuz, dört senedir. Bu nedenle bu kapıdan giremediniz. Adalet yok, güvenlik yok, özgürlük yok. Asıl saçmalayanlar bunu yapanlardır.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bahçekapılı, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayşe Fatma Kapılı’ya ben bir şey demedim ki!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın İnce konuşması esnasında…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne dedim ya?

BAŞKAN – Hayır, soracağız önce.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Benim adımı verdi. “Tornistan” falan…

BAŞKAN - Sayın Bahçekapılı ne için söz istediniz efendim?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın İnce soyadımı kullanarak kürsüden “tornistan…” Kendi deyimini kullanıyorum, ben bu kelimeyi kullanmam. Bununla ilgili bir…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, bakın, sizin söylediğinizden dolayı söz istemiyor. Dikkat ettiniz mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ona da isteriz!

MUHARREM İNCE (Yalova) – O ayrıca, baki…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bahçekapılı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

13.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sevgili arkadaşlar, biraz önce, Sayın İnce konuşması esnasında -onun kelimesiyle söylüyorum, ben bu kelimeyi hayatımda kullanmadım- “tornistan” etme konusunda, benim de adımı zikrederek birtakım örnekler vermeye çalıştı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kim? Kim efendim? Kim tornistan etti?

Sayın Başkan, kim tornistan etti?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Öznesi olmayan cümle…

OKTAY VURAL (İzmir) – Öznesi olmayan… Ne? Kim?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Sayın İnce’nin söylediği kelimeyi söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başbakan mı tornistan…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Biraz dinlerseniz anlarsınız!

Sayın Başbakanımızı da bu konuda örneklemek istedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onu söyleyin. “Başbakan tornistan etti…”

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Ben de şöyle cevap vermek istiyorum kendisine: Biz, hep birlikte imzaladığımız milletvekilliği emeklilikleriyle ilgili olan yasa teklifimizden tornistan etmedik. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok ağır oldu!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İmzanızı çekmediniz değil mi?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Biz kendi kimliğimizi, milletvekili kimliğimizi korumak için hazırlanan milletvekili kanunundan ve bütün grup başkan vekillerinin imzaladığı kanun teklifinden tornistan etmedik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ve hep birlikte karar verdiğimiz…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Ha, şunu söyleyeyim: Başka örnekler var ama dün, bu kürsüden, çark etme konusunda, Sayın Kılıçdaroğlu için “Tek geçerim.” demiştim. Sayın İnce için şunu söylüyorum: Seni de kupona yazıyorum Sayın İnce. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yaz kupona abla, yaz!

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bir şey söylememe gerek yok herhâlde!

BAŞKAN – Sayın İnce, el hareketinizin ne anlama geldiğini anlamadım yani şimdi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Herhâlde bir şey söylememe gerek yok!

BAŞKAN – Buyurun.

 

14.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Grup başkan vekilleri bazen özgür iradeleriyle hareket edemezler. Siz de bunu biliyorsunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bizi eleştiriyorsunuz o konuda hep ama!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ne yazık ki, evet, çok doğru söylüyorsunuz, ilk kez size hak veriyorum. O milletvekili yasasından çark etmemeliydik, kesinlikle hak veriyorum size, doğru söylüyorsunuz (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar) Ve bunun ne olduğunu millete anlatmalıydık, bu konuda katılıyorum ama ilk kez katılıyorum.

Ama bazen sizin elinizde değildir grup başkan vekilliği, böyle de gidersiniz, yaparsınız. Ne demek olduğunu siz de biliyorsunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Buradan bizi eleştirme o zaman.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Genel başkan adayı ol, oyum sana! Genel başkan ol Muharrem!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Genel başkanlığa aday ol!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ama şunu da söyleyeyim: Çark etmek nedir biliyor musunuz?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İstanbul'a belediye başkanı adayı ol!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) - İstanbul'a belediye başkanı adayı ol.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen, bir dinleyelim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Çark etmek, bence, bir dünya görüşüne… Bir siyasi görüşle mücadele ederken, sonra o görüşü bırakıp taban tabana zıt bir başka görüşün savunuculuğunu yapmak bence en büyük çark etmektir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bence, en büyük çark etmektir.

Mesela, bir zamanlar savunduğunuz düşünceleri bir kenara bırakarak o düşüncelere karşı bu kürsüye gelip ona, geçmişte bulunduğunuz noktaya acımasız laflar etmek, bence en büyük çark etmektir.

Mesela, bu konuda Muharrem İnce’yi arıyorsan… 15 yaşında, 1979 ara seçimlerinde duvara “CHP, Karaoğlan Ecevit” yazmıştım, 49 yaşındayım, hâlâ o duvara yazı yazsam “CHP” yazarım, hiç çark etmedim, hayatımın hiçbir bölümünde (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ecevit ne oldu?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bak, bana laf atanlara şunu söylüyorum: Televizyon kanallarında benimle tartışacak bir babayiğit arıyorum. Sen olur musun?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Olurum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Söz…

Bir yandaş kanalınıza söyleyin, teke tek gelemiyorsanız on beşerli, yirmişerli gelin, hepiniz gelin.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İstanbul'a aday ol Başkanım!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Olurum İstanbul'a da. Sen de benim karşımda olacak mısın?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Olurum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen, belediye meclisine bile giremezsin orada ya, ne başkanlığı!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen, benim karşımda aday olacaksan, ben İstanbul’a aday olacağım. Sen olacak mısın?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Olurum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben, televizyon kanalında tartışacak babayiğit arıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Şahsımla ilgili…

BAŞKAN – Anlaşılmadı efendim…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sataşma nedeniyle iki cümle söyleyeceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sataştı.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle söz istiyorsunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne söyledi?

 

15.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sevgili arkadaşlar…

OKTAY VURAL (İzmir) - Ne söyledi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Artık el hareketlerinden anlıyoruz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz önce bizim grup başkan vekilimize sordunuz “Ne dedi?” diye. Niye AKP’ye sormuyorsunuz? Sorguya çektiniz grup başkan vekilimizi.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Vural.

Sayın Bahçekapılı, buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bir Grup Başkan Vekili konuşuyor burada. Diğer bir Grup Başkan Vekili olan Sayın Vural, rica ediyorum, bu hassasiyeti gösterin lütfen. Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Dinliyoruz efendim. Tamam.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) -  Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Size neden söz verdiğine ilişkin Başkan Vekiline soruyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) -  Arkadaşlar, CHP’li milletvekili arkadaşlar zaman zaman kalkıp burada şahsımla ilgili olarak “Dönek” de dediler, “Çark etti.” de dediler.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen diyorsun ya! Sen diyorsun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – İstediklerini söylesinler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo! CHP’den AK PARTİ’ye geçmişsin, fazla bir şey değil yani!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Hiç umurum değil. Şu kadarcık kızmıyorum, şu kadarcık alınmıyorum. Bulunduğum yerden çok memnunum.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – En büyük Ayşe Nur, başka büyük yok!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Seni perçinliyoruz!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Geçmişteki bir konuşmamda kendilerini de davet etmiştim, gelmek istiyorlarsa gelsinler, üyelik formlarınızı imzalarım. Burası çok güzel.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Bravo Ayşe Nur! Aferin!                  

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Buradaki arkadaşlıklar çok güzel, buradaki dünya görüşleri çok güzel. “Biz Türkiye’yiz.” diyoruz ve buradayız. Bundan gurur duyuyorum.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Kıskanıyorlar! Kıskanıyorlar!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yarın nerede olacağınız şüpheli. Önemli olan yarın nerede olacağınız. 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Sakın eleştirmeyin, şu kadarcık alınmıyorum. Başka bir şey bulun kendinize.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın İnce…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Başkanım, şahsıma “İl genel meclisi üyesi bile olamazsın.” diyerek sataşmada bulundu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Laf atana laf! Sürekli laf atıyor, başka bir işe yaramıyor ki zaten.

BAŞKAN – “İl genel meclisi” demedi, “belediye meclisi” dedi Sayın Bak.

İki dakika söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, ilk defa kürsüden konuşacak sayın hatip! İlk kez!

 

16.- İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bir saniye… İlk defa konuşuyor, dinleyelim!

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Şimdi, iyi dinleyeceksiniz, merak etmeyin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ara seçimle mi geldin sen!

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Dün, sayın CHP grup sözcüsü…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sözcüsü değil, grup sözcüsü yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Laf atınca iyi olmuyor, değil mi?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - … konuşmasında video oyunlarıyla ilgili bazı şeyler söyledi “Onları tek geçerim.” dedi. 

Bakın, o video oyunlarını çocuklar oynuyor, onları tek geçme, yanlış.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Neden?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) -  Ama ben sana başka bir şey söyleyeyim: Bak, ne diyor? Bu işler sizin dediğiniz gibi değil. Önce, millet ne diyor, bir ona bakalım. Bakın, ne diyor? Millet kimi tek geçiyor?

27 Mart 1994, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri. Evet, çok ünlü siyasetçiler aday; Dalan aday, Livaneli aday, Kesici aday, aradan bir aday daha var, Recep Tayyip Erdoğan. (MHP sıralarından “Bravo!” sesleri)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bravo! Alkış! Alkış!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yağ çek, yağ!

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Sonra ne oluyor? Sandıklara gelince, millet, sessiz yığınlar ne diyor biliyor musun? “Tayyip Erdoğan’ı tek geçerim.” diyor, seçimi o kazanıyor. Tamam mı? Sonra ne oluyor biliyor musunuz? 2012 yılı var. 2002 yılından bu zamana kadar, 2 yerel seçim, 3 genel seçim, 2 referandum, hepsini AK PARTİ ve Recep Tayyip Erdoğan kazanıyor, millet bir daha söylüyor “Tek geçerim. Yürü aslanım.” diyor. Tamam mı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Senin marifetin ne?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Orada senin payın ne?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sen marifetini anlatır mısın? Marifetin ne?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Ben o zamandan beri teşkilattayım, sen merak etme. Biz küçümsediğiniz gibi… “Belediye meclisi üyesi olamazsın.” diyorsun ama bak, millet seçti, burada milletvekili oldum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Marifetini anlatır mısın?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen benimle televizyonda tartışır mısın?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Sonra, devam edelim…

Sayın Sözcü, bakın, şunu da size söyleyeyim, gelelim Taksim’e. Sayın Sözcüye bir tavsiyem var: Bakın, Sayın Sözcü, bizi bağırarak korkutamazsın. Bize “acemiler” deme, küçümseme, grubuna hâkim ol, bize örnek olmaya çalış ama kötü örnek olma.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye titriyorsun?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Sporda bir söz vardır: Rakiplerini asla küçümseme. İki, bir şey daha var: Milleti asla küçümseme.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Aha!

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Üç: Buradaki milletvekillerini asla küçümseme ve devam ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Peki, CHP ne yapmış?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne yapmış?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaç madde efendim, kaç madde? Kaç madde Osman, kaç madde?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Recep Tayyip Erdoğan varken, AK PARTİ varken…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ek süre iste! Beş dakika daha verin!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ek süre verin, ek süre!

BAŞKAN – Sayın Bak, teşekkür ediyoruz.

Sayın Bak, lütfen...

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - CHP ne yapmış? Siz hangi seçimi kazandınız? Ayşe Nur Bahçekapılı Muharrem İnce’yi kupona yazmış. Vatandaş ne yapmış? CHP’yi kupona bile yazmamış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bak, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Salim Uslu’yu çağırın!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, grup başkan vekiliniz söz istedi, hiç olmazsa ona saygı gösterin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir, partimize hakaret etti.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Hakaret etmedi efendim, siyaset yaptı.

BAŞKAN – Ne söyledi, hakaret etti? Sayın Vural öyle sormamı istiyor.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) - İki, AKP’li milletvekillerini küçümsediğimi söyleyerek düşüncemden başka…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

İki dakika söz veriyorum.

 

17.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bizimle sizin aranızda bir fark var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Başbakan diyor ki “Benim polisim, benim bakanım, benim milletvekilim, benim valim.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Az önce Sayın Bahçekapılı da kürsüye gelince “Benim milletvekillerim” dedi ama bizim ağzımızdan böyle bir söz duyamazsınız.

Şimdi, sayın konuşmacı bana diyor ki “Grubuna hâkim ol.”

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Evet!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Benim böyle bir görevim yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aaa!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biraz önce başka bir şey söyledin!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bizim milletvekillerimiz “benim milletvekillerim” değildir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizi kendilerine benzetiyorlar! Kapıkulu değiliz biz!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bizim milletvekillerimiz özgür iradeli milletvekilleridir…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Emir kulu değiliz!

MUHARREM İNCE (Devamla) – …ne Genel Başkanın milletvekilleridir ne benim milletvekillerimdir, birincisi bu.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Senden önce söz istiyorlar!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Niye çektiniz imzanızı milletvekili kanunundan? Kim size verdi o zaman o talimatı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayşe Nur Hanım, bir grup başkan vekili konuşuyor! Susarsanız…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Olur!

MUHARREM İNCE (Devamla) – İkincisi, Sayın Bahçekapılı, sizi dinlerken, ben yakın cumhuriyet tarihini biraz okuyan birisi olarak, size şunu söyleyeyim: “Cumhuriyet Halk Partisinden Feridun Fikri Düşünsel istifa ediyor. Cumhuriyet Halk Partisinden istifa edip Adalet Partisi sıralarına geçiyor ve bu istifadan sonra ilk kürsüye çıktığında, dönüyor Adalet Partisi milletvekillerine “Sizi ne kadar özlemişim, sizin yanınızda olmak için ne de can atmışım, ne kadar da mutluyum şimdi.” diye büyük övgüler düzüyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Tek geçilmeye gel! Millet kimi tek geçiyor?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Bahçekapılı, siz de ne kadar mutlu olduğunuzu, ne kadar örtüştüğünüzü anlattınız. Öyle duygulandım ki açıklamalarınızdan!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aman bize geçmeye çalışma!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Meğer siz, yetişkin bir yaşınızda AKP’ye geçtikten sonra cennete gitmişsiniz de haberiniz yokmuş!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İstanbul’a aday ol, İstanbul’a!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Feridun Fikri Düşünsel’den sonra siyaset tarihimizde gelecek kuşaklar sizi bu Parlamentoda örnek olarak gösterecekler, bundan emin olabilirsiniz.

Teşekkür ederim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Tabii, doğru! Doğru!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.47

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve arkadaşları tarafından Gezi Parkı ile başlayan ve Türkiye geneline yayılan olayların sosyal hayata yönelik yansımaları ile yaşanan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla 13/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi (Devam)

 

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde şimdi söz sırası Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’da.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde grubum adına söz aldım.

Tabii, o kadar tartışmadan, atışmadan sonra bu sükûnet, bu sessizlik güzel bir şey. Milletimize seslenelim. Kimseye de laf atmak gibi bir yola girmeden, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu yaşananlarla ilgili görüşlerimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, saat ikiden bu yana yapılan bu tartışmaları halkımız izliyor. Halkımızın birçok kesiminin gerçekten önemli sorunları var, en azından beklentileri var, daha güzel olsun, daha iyi olsun diye. Bu beklentilere karşı buradan bekledikleri çözümler var ama Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin iradesinin tecelli ettiği bu kutsal mekân, işte biraz önce yaşadığımız laf atmalarla zamanı öldürüyor.

Ben, ramazan geliyor, ramazanın hoşluğu şimdiden başladı diye düşünüyorum. Ama, gerçekten, Türkiye’mizde son on beş günden bu yana yaşanan hadiseler, Türkiye’mize yakışmayan, milletimize yakışmayan, sonunun da ne olacağı çok belli olmayan bir gelişme izliyor. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, iktidarıyla muhalefet partileriyle, gayriciddi demiyorum ama ciddiyetle, sorumluluklarının idrakinde, sorunları tartışan, çözüm üreten, çözüm üretmeye, ortak akıl üretmeye çalışan bir çalışma düzeni tutturması lazım. Ama, biz burada, dünü suçlayarak, birbirimizi suçlayarak, maalesef, İç Tüzük’ün verdiği imkânları da istismar ederek aslında insanımıza haksızlık yapıyoruz, halkımıza haksızlık yapıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, kendi grup kararımız doğrultusunda, Hükûmetin gündemi ne olursa olsun, Türkiye Büyük Millet Meclisi hangi usul ve üslupla tartışırsa tartışsın, biz burada milletin, halkın gündemini tartışmaya karar verdik. Bunun için, bu haftayı emekliler haftası olarak değerlendirdik, emeklilerin sorunlarını tartışmak üzere iki gün üst üste grup önerilerimizi bir araya getirdik, Danışma Kurulu grup önerisini getirdik. Çok teşekkür ederiz, iki gün üst üste, kırk dakika emeklilerin sorunlarını tartıştık. Yaklaşık 10 milyon emekli insanımızın sorunları çok. “Yok.” diyorsanız beklentileri var ve onların burada konuşulması, çözüm üretilmesi bir zorunluluktur. Muhtemel önümüzdeki hafta da esnafların sorunlarını tartışacağız veya çiftçilerin sorunlarını tartışacağız. Hükûmetin gündemi ne olursa olsun veya Hükûmet de hangi konuyu tartışırsa tartışsın, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletimizin gündemini Türkiye Büyük Millet Meclisine getirip tartışmayı bir karar hâline getirdik, bunda ısrar edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, bakın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, kendimizi, Türk milliyetçisi yani milletin birliğinin teminatı, milletin geleceğinin, milletin onurunun, hukukunun savunucusu bir siyasetin partisi olarak görüyoruz. Dolayısıyla, milletimizin geleceğiyle ilgili duyduğumuz endişeleri burada ifade etmek durumundayız. Son on beş gündür yaşadığımız hadiseleri bu kapsamda, bu anlamda tartışıyor ve huzurunuza getiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan buradaydı, çıkmış. Bugün Avrupa Parlamentosunun kararları yayımlandı. Buraya getirdim. 12 maddelik bir kınama kararı yayımladılar, bunun tanımı budur. Hemen her maddenin sonunda “…kınıyoruz.” diyor. “Devlet şiddetini kesinlikle kınıyoruz. Siyasi partileri hedef almasını kınıyoruz. Türk medyasının olayları göz ardı etme girişimlerini kınıyoruz.” Avrupa Parlamentosunu da biz de kınıyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türkiye’nin yaşadığı bir olayı hemen gündemine alarak başka ülkelerde yaşanan olaylarla paralel bir üslupla Türkiye’nin bu cümlelerle kınanmasına biz de itiraz ediyoruz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sebep olanı kına, niye Avrupa Parlamentosunu kınıyorsun ya?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekilimiz ciddiyetle basın toplantısı yapıp Avrupa Parlamentosunun Türkiye’nin işlerine bu şekilde karışmasına itiraz etti, kınamamızı ifade ettik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, alkış için söylemedim bunları.

Ancak, şunu da söylemek lazım: Milliyetçi Hareket Partisi bunu her zaman yapar. Türkiye’yi, Türkiye Parlamentosunu, Türkiye Hükûmetini bir yabancıyla biz asla tartışmayız, hiç. Biz, Türk milliyetçisi bir siyasetin… Yani, bunun üzerinden siyaset yapıp da iktidarın yıpratılmış olmasından bir medet ummayız; bu, doğru bir tavır değil. Ancak, şunu burada söylememiz lazım: Yani, Türkiye’yi öyle bir yönetiyorsunuz ki Avrupa Parlamentosu da bakınız, ne kadar aşağılayıcı beyanlarla bizi kınamaya başladı. Buna cesaret ediyorlar, buna bu fırsatı biz verdik, siz verdiniz, Hükûmet olarak verdik, Türkiye olarak verdik.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Türkiye’den korktu çünkü.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, dün bir hanımefendi milletvekili de burada ifade etti “iç düşmanlar” diye. Eğer biz Türkiye olarak düşman aramaya başlarsak küçülüyoruz demektir. Büyükler korkmaz, büyükler hiç düşman görmez. Böyle “dış düşmanlar, iç düşmanlar, efendim, senaryolar, komplolar” demeye başladıysa bir hükûmet, bu bir zafiyetin ifadesi Sayın Uçma. Onun için, yani “Gücümüzden korktukları için böyle konuşuyorlar.” Bu doğru değil, bu doğru değil. Ben 4 Haziran itibarıyla burada konuşmuşum bu olayla ilgili. O konuşmamı açıp okuyabilirsiniz tutanaklardan. Oradan da üzüntülerimizi ifade ettik. Yani, Türkiye’yi on yılın sonrasında getirdiğiniz nokta bizi üzmektedir, samimiyetle söylüyorum, milletimize karşı utandırmaktadır. On yıllık, on bir yıllık bir iktidar eğer burnunun ucunu göremiyor, muhtemel komplolara karşı tedbir alıp hazırlık yapamıyor ve sonuçta bugün milleti isyan ettiriyorsa… Bir gün, iki gün değil; bir şehir, iki şehir değil; bir meydan, iki meydan değil; Türkiye'nin her vilayetinde, Sayın Bakanın ifadesiyle, ilk günkü ifadesiyle 48 vilayette, çok sayıda meydanda, çok sayıda ilgili-ilgisiz insanlar…

Değerli milletvekilleri, hiçbir siyasi iktidarın başına gelmesin, tavsiye etmem. Bir iktidarın karşısında teneke çalınmaya başlandıysa bu çok aşağılatıcı bir, aşağılayıcı bir durumdur; bundan üzüntü duymak lazım. Halklar, insanımız çoluğu çocuğuyla sokaklara inip elindeki tenceresini çalmaya başladıysa iktidar olarak bunu dikkate almanız lazım. Bunu “iç düşman” diye değerlendirmeye başladığınız andan itibaren siz insicamınızı, inisiyatifinizi kaybettiniz demektir. Bundan Türkiye zarar görür, bundan Türk milleti zarar görür; bundan Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de endişe duyarız, üzüntü duyarız.

Bakın, değerli arkadaşlar, Merkez Bankası Başkanı açıkladı: “7-8 milyar dolarlık bir çıkış oldu.” diyor. Muhtemel milyonlarca liralık tahribat var, ölümler var, yaralananlar var. Şimdi, Sayın Başbakan “hukuk devleti” diyor. E, Sayın Başbakana sormak lazım: Türkiye’yi kim yönetiyor? Bugünkü konuşmasında yargıya çağrıda bulunuyor: “Hâkimler neredesiniz?” Yani dünyanın gözü önünde Türkiye’de on beş gündür, on yedi gündür hukuk çiğneniyor, AKP Hükûmeti seyirci, ne tedbirini alabiliyor ne de önleyici tavrı ortaya koyabiliyor.

Değerli arkadaşlar, öfkeyi öfkeyle dindiremezsiniz. Bir başka gerçek de şu: Bizim kültürümüz, bizim inancımızda başa göre şekillenilir, “Hizaya gel.” komutu baştakine göre verilir. Şimdi, Sayın Başbakan bu kadar öfkeli olursa toplumun her kesiminin öfkelenmek için o kadar çok sebebi var ki. E, bu öfkeyle nereye varacağız? Bakın, şu Türkiye Büyük Millet Meclisini çalıştıramaz olduk, dikkatinizi çekiyor mu? Çok muhterem hanımefendi AKP milletvekilleri öfke içerisinde, dün seyrettim şöyle. Yani, bizlerin birbirimizle atışmasının belki bir izahı olabilir ama bu öfke bu ülkeye fayda getirmez. Onun için aklımızı başımıza devşirmemiz, öncelikle iktidarın aklını başına alması… Başka Türkiye yok beyler, başka vatan yok. Bu ülkenin ve bu milletin böyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …kaos içerisinde kalmasına seyirci kalamayız. Bunun sorumluluğu AKP iktidarındadır, öncelikle sorumluluk onlardadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Bülent Turan, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, CHP grup önerisi aleyhinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, grup önerisinin ana gündem maddesi, bildiğiniz gibi, on yedi günden beri ülkemizde birçoğumuzu üzen, birçoğumuzu endişelendiren ama hepimizin ders almasını ümit ettiğim, birtakım iyi niyetli gençlerin başlatmış olduğu iddia edilen sürecin zaman içerisinde tamamen bir terör faaliyetine doğru yöneldiği, sokakların terörize edildiği, esnafımızın, insanımızın mağdur edildiği bir başka sürecin başladığı Gezi’yle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, dönüp arkaya baktığımızda öncelikle şunu görüyoruz:  Geçtiğimiz mayıs ayı, bu topraklarda, bırakın cumhuriyetimizi, yüz elli yılın üzerinde bir zamandan beri en başarılı ekonomik verilerin olduğu, faizden Merkez Bankası rezervlerine kadar, enflasyondan diğer önemli çalışmalara kadar, hele ki arka arkaya yapılan köprü ihalesi, Kanal İstanbul ihalesi, havalimanı ihalesi… Ki bunları topladığımızda mayıs ayında yapılan ihalelerin bedeli dünyadaki 40 ülkenin bütçesinden daha fazla olan daha anlamlı faaliyetler. Bununla gurur duyduk beraber, alkışladık, heyecan duyduk hep beraber. Fakat, hepimizin bildiği bir Anadolu atasözü vardır biliyorsunuz, derler ki: “Pekmezi iyi olanın sineği Bağdat’tan gelir.” Biz mayısta bunları yaptık, pekmezimiz iyi oldu ama malum odaklardan, hepinizin bildiği yerlerden, bazılarının da taşere olmasıyla o sineklerin gelme süreci başladı. Bizler mayıs ayındaki başarılı ekonomik verilerin devam etmesini isterdik; bu, bu ülkede yaşayan herkesin menfaatine -hep beraber omuz verelim- fakat ne oldu bilemiyorum, bir anda, sözüm ona 2 tane ağacın yer değiştirmesinden yola çıkarak on günden beri birbirimizi yiyoruz…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Vah vah, hiçbir şey anlamamışsınız, hiçbir şey anlamamışsınız!

BÜLENT TURAN (Devamla) – On günden beri birbirimizi böyle, gördüğünüz gibi, terörize etmeye çalışıyoruz.

Ben iktidar partisi milletvekiliyim, gencim…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – 2 tane ağaç meselesi değil bu.

BÜLENT TURAN (Devamla) – …diyorum  ki: Bu süreçte bana düşen bir şey varsa bunu almak, algılamak isterim, anlamak isterim. Bununla ilgili, Sayın Başbakanımızın defaten “Gençlere canım feda.” demesi, “Gelin, görüşelim.” demesi, hatta dün 11 tanesiyle  beş saat -dile kolay- ağzını açmadan görüşmesi… Bunların birer ders olması lazım.

Ben il başkan yardımcısıydım İstanbul’da, yüzde 50 oy aldık, bir gün sonra yüzde 51’i nasıl alırız toplantısı yaptık. Siz o gün yüzde 20’yle iktidar olunduğunu zannediyordunuz. Biz ders alırız, bundan çekinmeyiz; dilimizde sorun varsa, söylemimizde sorun varsa bundan ders almak bizim görevimiz, ben ders almaktan keyif alırım. Daha iyi olmak için, ülkemizi daha ileriye götürmek için hep beraber çalışırız. Fakat, bir mesele daha var: Bu sorunda ders alması gereken sadece iktidar değil arkadaşlar; iktidar, on bir yıldan beri eğer bu ülkenin hâlâ 1 numaralı partisiyse, hâlâ çok iddialı iş yapıyorsa bence bu eylemler, iktidar kadar muhalefetin de sorunu. İnsanlar, muhalefet görseler, umut görseler, ilk seçimde “AK PARTİ gidecek, falanca parti gelecek.” diye ümit görseler, sokağa çıkarlar mı Allah aşkına? Sen orada bağıracağına, önce sen ders almaya çalış. Bir daha söylüyorum: İktidar olarak ders alırız, yola devam ederiz ama muhalefet, hâlâ aynı provokasyonların içerisinde, hâlâ aynı eylemlerin arkasında “Alnını öperiz, arkasındayız.” diyor.

Bakınız değerli arkadaşlar, dünden beri konu konuşuluyor. Muharrem Bey’in kendi şahsına münhasır, tırnak içerisinde, saygın yerini bir yere bırakıyorum çünkü dün, Sayın Başbakana yapılan hakaretlerden dolayı yanlış bulduğunu ifade ettiler ama şu süreç içerisinde, on yedi günden beri Sayın Başbakana neler söylendi, bu milletin evlatlarına neler söylendi; içinizden biri çıkıp da “Ya bu nasıl bir üsluptur, ayıp ediyorsunuz.” demedi, bir tane kınama mesajı gelmedi.

Bakın, elimde, bir tane, bugün bütün basında yer alan gazete haberi var. Bizim İstanbul’daki bir belediye başkanımızın gelini -söylemeye çekiniyorum, titriyorum ve rahatsız oluyorum- altı aylık bebeğinin yanında dövüldü bayılıncaya kadar –çok özür diliyorum, çok özür diliyorum- ve üzerine idrar yapıldı, kendisine geldiğinde hastanedeydi. Bununla ilgili, Allah rızası için, kalkıp adam gibi bir defa özür dileyebildiniz mi? “Ayıp!” diyebildiniz mi?

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Ya diğer yapılanları niye görmüyorsunuz da bir tanesini görüyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bir taneniz çıkıp da şunu diyebildiniz mi: “Gezi Parkı’ndayız, arkasındayız.” diyorsunuz…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Diğerlerini hiç görmüyor musunuz?

BÜLENT TURAN (Devamla) - “Bunun karşısındayız.” diyebildiniz mi?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Bunun Gezi’yle ne alakası var?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şu alakası var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ölenler için özür dilediniz mi, yaralananlar için özür dilediniz mi?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sizler, yıllardan beri “diktatör” diyerek…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vurduklarınız için özür dilediniz mi, Uludere için özür dilediniz mi?

BÜLENT TURAN (Devamla) – …bağırarak, çağırarak iş yaptınız ama bu millet bunlara yeni değil. Bakın, elimde bir gazete örneği var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Allah Allah! Öyle laf ediyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Güya, Tayyip Erdoğan diktatör. CHP’nin o yıllardaki Genel Başkanı, Özal’ın sivil diktatör olduğunu söylediler. Diktatörlük falan hikâye, bunu hepimiz biliyoruz. Dert başka, bunu hepimiz biliyoruz.

Devam ediyorum: Ne dedi CHP’nin o zamanki yetkilileri? Menderes’le ilgili aynı ifadeyi kullandılar “sivil diktatör” dediler. Kim iş yapıyorsa, kim milletin yanındaysa, kim milletle omuz omuza yürüyorsa ona “diktatör” dediniz, “Üslubu bozuk.” dediniz. Eğer diktatör olsaydı bu adam, dün 11 tane insanla beş saat ne konuşurdu?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Mahkeme kararlarını niye uygulamıyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Eğer diktatör olsaydı, şimdiye kadar demediğiniz kalmadı, yazmadığınız kalmadı, her seçime gittik mahkemenin huzurunda.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Her gün herkesle konuşuyor, yapmayın ya! 11 kişiyle konuşmak diktatör olmamanın görüntüsü olur mu ya, bu nasıl bir mantık ya!

BÜLENT TURAN (Devamla) - O yüzden söylüyorum, ya diktatörlüğü bilmiyorsunuz ya sahtekârsınız, diktatörlük değildir bu arkadaşlar.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne demek “sahtekârsınız”, bu ne demek? Nasıl bunu söylüyorsun?

VAHAP SEÇER (Mersin) - Bu nasıl bir üslup ya?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başbakanın üslubu ne? Önce Başbakana söyle!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Devam ediyorum: Üslupla ilgili eleştiride bulunuyorsunuz.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Ya bir milletvekiline yakışıyor mu? Provokatörün ta daniskası sensin. Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Üslup, öncelikle şu tarzdır, şu tarzdır... Şu üsluba “hayır” diyemeyen, şunu kınamayan sizlersiniz.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sahtekâr, sahtekâr bu!

BÜLENT TURAN (Devamla) - Devam ediyorum: Dün dediniz ki: “Camiye ayakkabıyla girilmedi, içki içilmedi.” Utanır mısınız, bir parça bari utanın. Bunu siz söylediniz, gündem bu değil.

Devam ediyorum: Bak, buna dün “Yalan” dediniz, “Türk Bayrağı yakılmadı, yalan.” dediniz. Bunlar da devam ediyor.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Bu olaylara sebebiyet veren, senin gibi üslup takınanlardır.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakın, kamunun kendi parasıyla alınan, verginizle alınan bu emanetleri yaktılar, içinizden bir taneniz ağzını açıp da “Gençler bunu yapmayın.” demediniz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – 52 tane kilise açtınız, 52 kilise.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Hatta -devam ediyorum- bakınız, birkaç günden beri Twitter’da dağlardan inmeyen bir vekiliniz var, demediğini bırakmadı, yapmadığını bırakmadı; ağzımızı açıp da söylemedik bunları ama ne yazmışsa 2 katını iade ediyoruz, ne demişse 2 katını iade ediyoruz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Nereye iade ediyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar, polise küfreden sizin vekiliniz; bir kınama gelmedi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Evet.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Başbakana küfreden, çocuklara para veren sizin vekiliniz, bir kınama gelemedi.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Bunlar doğru şeyler değil.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Genel Başkan Yardımcınız “Göstericilerden bir tanesi panzerin altında kaldı.” dedi, “Ayıp be!” demediniz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Gene CHP mi suçlu yani sizin hiç suçunuz yok mu? Her şeyden CHP sorumlu, sizin hiçbir sorumluluğunuz yok yani!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Twitter’dan neler söylendi, ağzınızı açmadınız. Adının başında “profesör” olan sözüm ona bir ilim adamınız, polislerle bizim partimizin adını özdeşleştirerek neler söyledi, ağzıma almıyorum ama “profesörlükle adamlık aynı yerde olmayabiliyormuş”u gösterdi, ağzınızı açmadınız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sizin bandınız bozuk, bandınız.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Dün bir sorumsuz, densiz, haysiyetsiz bir vekiliniz…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Evet, ajan mı?

BÜLENT TURAN (Devamla) – …çıktı ve sizin yanınızda dedi ki…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bak ne diyor, göster.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakın, ismini vermeyeceğim, dedi ki: “Türkiye’nin Başbakanı protestoculara toplu katliam emri verdi.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – İngilizce verdi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İngilizce yazdı.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Yazıklar olsun, yazıklar olsun!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – 5 kişi öldü, 5 bin kişi yaralandı.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Devam ediyorum: Her zaman Türkçe yazan bu vekil, dün İngilizce yazdı. Soruyorum: Kimden talimat aldınız?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Roboski katliamının emrini kim verdi?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Kime yazıyorsunuz, ne istiyorsunuz?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bembeyaz oldu bembeyaz, gelemedi.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ve devam ediyorum: Eğer siz bu “tweet’i, “Türkiye’nin Başbakanı katliam emri verdi.” densizliğini tek parti yıllarında yapsaydınız, muhtemelen bugün istiklal mahkemelerinde hesap veriyordunuz. Size yazıklar olsun diyorum sadece.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Siz de hesabını vereceksiniz bütün bunların mahkemelerde, merak etmeyin!

BÜLENT TURAN (Devamla) - Eğer içinizde 1 tane yürekli adam varsa bekliyorum,  buraya çıkacak ve diyecek ki: “Hata yaptık, ayıp ettik.”

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bunların hesabını vereceksiniz bir gün mahkemelerde.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Dediler ki: “Mesele Gezi Parkı’na çıkmak değil, ağaç değil, daha ilerisi.” Ve bunlara “Ayıp!” demediniz. Elimde notlarım var. Bu ülkenin ağaçlandırılması için, yeşillendirilmesi için neler yaptığımızla ilgili notlarım var, isteyene veririm. Hani hep kızıyorsunuz ya seksen yılda yapılan bu kadar, on yılda yapılan bu kadar. Çok fazlasını yapmışız ve daha çok yapacağız. Kimseyle çevreciliğimizi tartışmayız, ağaç sevgimizi tartışmayız ama içinizden, Allah aşkına, şurada olan vekil sayınız 10 tane yok ama Gezi’de belki 20 tane var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senden kaç kişi var, senden?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bir defa çıkıp da adam gibi deyin ki: ”Ey millet, gelin de bu sorunu beraber çözelim.” Bizi bir defa şaşırtın.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sen nasıl bir üsluba sahipsin ya?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Genel Başkanınız çıksın desin ki: “Ey gençler, yaptığınız eylem baş tacı ama çığırından çıkıyor, yeter.” diyebilsin.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sen nasıl bir milletvekilisin ya? Sen topluma nasıl örnek olacaksın? Sen bu üslupla mı toplumu sakinleştireceksin?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bağırmaktan başka bir işe yaramıyorsunuz.

Bakın değerli arkadaşlar, ya hatalarla yüzleşirsiniz ya da yüzsüzleşirsiniz. Artık yüzleşin bu hatalarınızla…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Ağzından pislik dökülüyor, farkında değilsin.

BÜLENT TURAN (Devamla) - …artık bu hatalarınızla yüzleşin.

İstiyorum ki bu ülkenin ana muhalefet partisi temsilcisi çıksın “Sokaktaki şiddete karşıyız.” desin, “Şu başörtülülere yapılanlara karşıyız.” desin, “Ayıp etmişler.” desin, ”Gençler gelin, ben sizi götüreyim Başbakana.” desin. Böyle bir üslup yok değerli arkadaşlar. Ama, o yüzden, siz olmadığınızdan dolayı millet sokaklarda.

Ama, bilin ki AK PARTİ’yi sermaye kurmadı, AK PARTİ’yi siz götüremeyeceksiniz. Millete yanlış yapmadığımız müddetçe milletle olan yürüyüşümüz devam edecek.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Turan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Grubumuza ağır hakaretlerde bulundu, izin verirseniz cevap vermek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Hakaretin ağırını ve hafifini de yeni öğrenmiş olduk.

Buyurun Sayın İnce.

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

18.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir kere o atasözünü düzeltelim: ”Çanağında balın olsun, arısı Bağdat’tan gelir.” O, pekmez değil bal.

Londra’daki polisin davranışını örnek veriyorsunuz ama orada bakarsanız Londra polisi kimsenin gözüne gaz sıkmıyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ağzını burnunu kırıyor dirseğiyle.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Alnına kurşun sıkıyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir başkası; eğer siz İngiltere’yi örnek alıyorsanız, İngiltere’de bir asker öldü diye İngiliz Başbakanı tatilini yarıda kesti gitti memleketine, bizim Başbakan Türkiye'den kaçtı gitti.

“Talebiniz ne?” Talebimizi söyleyeyim: Talebimiz demokrasi. Bülent kardeş, kapalı grup toplantısında TRT 3’ün açılmasını söylüyorsun ama bu kürsüden söyleyemiyorsun. Bak ben buradan söylüyorum: Meclis televizyonu açılmalıdır. Talebimiz demokrasi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Açalım, evet.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Temel yasadan vazgeçin, önerge sayımızı kısıtlamayın, medyayı ele geçirmişsiniz bundan vazgeçin.

Bak, bir şey söyleyeceğim, 1 Mayısta metro yasak, Başbakanın geldiği akşam sabaha kadar çalışan metro; bu diktatörlük değil, bu faşizm değil de nedir? Bu nedir?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah, Allah!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Metro babanın çiftliği mi? Orada CHP’lilerin vergileri yok mu? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ayıp, ayıp!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bak, bir şey daha söyleyeceğim: Başörtülü kadına -gazetelerden okuduğumuz o haberler doğruysa- onu yapan kişiler vandal değil, çapulcu değil, en ağır hakaretleri yapalım, onlar terbiyesiz insanlar, onlar bu toplumu temsil etmiyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Niye bağırıyorlardı az önce?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben o olayı senden daha fazla kınarım, sonuna kadar kınarım.

HARUN KARACA (İstanbul) – Kına işte Muharrem Bey.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kına, kına…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Bunlar ajan, provokatör, bunlar bu toplumu temsil etmiyor, bunlar…

Bak, bir şey soracağım: “Faiz lobisi” diyorsunuz, 3 Kasım 2002’de Türkiye'ye dışarıdan gelen 1.000 dolar hazine bonosuna yatırılmış olsaydı bugün kaç para getirisi olurdu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Dünyanın başka hangi ülkesinde bu kadar getiri sağlar? Siz faiz lobisinin ta içindesiniz zaten ya! Siz bir zamanlar “Hak geldi, batıl zail oldu, faiz haram.” dediğiniz günleri çoktan unuttunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Faiz yine haram diyoruz, faiz yine haram.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Tweet” atanı uyar.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz şimdi “Haram, helal ver Allah’ım, garip kulun yer Allah’ım.” noktasındasınız.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnce.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, demin sayın hatip, saldırıya uğrayan…

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Kaplan. Anlaşılmıyor efendim. Burada sesiniz çok yüksek çıkıyor Sayın Kaplan. Anlaşılmıyor gürültüden.

Neyle ilgili?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sayın hatip “Saldırıya uğrayan başörtülü hanıma yapılan saldırıya tepki vermediniz, sesiniz çıkmadı.” diye bizi suçladı, bu konuda söz istiyorum.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisini mi eleştirdi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Evet, hepimizi; şimdiye kadarki konuşmacılar olarak ifade etti.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kaplan, iki dakika söz veriyorum.

 

19.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli arkadaşlar, demin sayın hatip vahşice saldırıya uğrayan başörtülü bir kardeşimizle ilgili bizim sustuğumuzu söyledi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ana muhalefetti muhatabım Sayın Başkan, nereden çıkardınız?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hayır, “muhalefet olarak” dediniz, hepimizi kastettiniz. Bunu sosyal medyada… Bir insan olmak lazım buna şiddetle karşı durmak için, insan, yeter ki insan. Bunun için sosyal demokrat, muhafazakâr, milliyetçi olmaya gerek yok, insan… Ama, şu gerçeği çarpıtmayın, şu yanlışı yapmayın: O Taksim Meydanı’nda, Gezi meydanında başörtülü kardeşlerimiz var, orada cuma namazını kıldılar. Sapla samanı karıştırmayın.

HARUN KARACA (İstanbul) - Sapla samanı birbirine karıştırmayın.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bir saldırı oluyor, o saldırıyı görüyorsunuz ama beyninde gaz fişekleri patlayıp cesetleri paramparça olan insanlar karşısında siz bu kürsüde sustunuz, bir tekinin hakkını savunmadınız. Antakya’da, Ankara’da, Taksim’de, Gümüşsuyu’nda, işte bu saldırılarda binlerce insan yaralandı, binlercesi…

HARUN KARACA (İstanbul) – Çiçek verip de mi ayıracaklardı?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Eğer adaletliyseniz isminiz gibi, gelir adaletli bir duruş gösterirsiniz. Biz o başörtülü kardeşimiz için nasıl adaletli bir duruş gösteriyorsak sizi de davet ediyoruz. Bu gaz fişekleriyle Hükûmetin emriyle paramparça olan bedenler karşısında aynı duyarlılığı göstermeniz için hakiki Müslüman olmanız lazım, gerçek Müslüman olmanız lazım, gerçek dindar olmanız lazım.

HARUN KARACA (İstanbul) – Biz Müslüman’ız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Takiyeniz batsın sizin! Böyle takiyeyi kabul etmiyoruz, böyle anlayışı kabul etmiyoruz. Adaletli, dik, açık duracaksınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HARUN KARACA (İstanbul) – Adaletli, dik ve açığız!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Haa, avukatsınız, sen coplanan avukat arkadaşlarına da böyle sahip çıkacaksın. Öyle laf yok. Çok konuştunuz mu doğru konuşacaksınız.

HARUN KARACA (İstanbul) – Adalet sarayını basmaz avukat.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bizden size uyarı: Bizim gibi adaletli olursanız bu ülkenin barışı çabuk gelir diyorum.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın hatip beni göstererek “İşte böyle terörize ediyorlar.” dedi. Ben terörist değilim, milletvekiliyim; açıklamak istiyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Öyle bir şey yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Grup başkan vekili cevap verdi efendim. Ne demek yani?

VAHAP SEÇER (Mersin) – Beni göstererek “İşte böyle terörize ediyorlar.” dedi, beni göstererek, beni kastederek Sayın Başkanım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Öyle bir şey yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, isminizi zikretmedi, ana muhalefet partisini hedef aldı, sayın grup başkan vekili de…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Müsaade ederseniz iki dakikada terörist olmadığımı, şerefli bir milletvekili olduğumu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Seçer, sizin isminizi zikretmedi efendim, sataşma yok burada.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Efendim, beni kastettiler. Niye anlayış göstermiyorsunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen niye üstüne alınıyorsun?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bu olaylar esnasında yaşanan bir hadiseyi ifade ederek bunun kınanması gerektiğini söyledik. Grup olarak ben de bu konudaki görüşümü ifade etmek istiyorum. Yerimden, laf atma değil, 60’a göre.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika süre veriyorum.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, bir insana veya baş örtüsü taktığı için bir kadına yapılan o hareketi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak şiddetle ve nefretle kınıyoruz ama bu konuyu böyle meselenin çatışması için gerekçe göstermeyi de çok doğru bulmuyoruz, onu kınıyoruz. Onu böyle kınamayı, bayrak hâline getirmeyi çok da… O, toplumun ayıbı, bu toplumun ayıbı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İzmir Kordonboyu’ndaki genç kızların fotoğrafı vicdanınızı sızlatmadı mı? İzmir Kordonboyu’nda da açık saçlı olanlara aynısı yapıldı!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Dolayısıyla, onu kınıyoruz. Ancak tekrar hatırlatıyorum: Öfkeyi öfkeyle durduramazsınız. Bütün bu davetimize rağmen, hâlâ kalkıp burada AKP sözcülerinin öfkeyle konuşmalarını da yadırgadığımız ifade ediyorum.

Bununla bu olayları durduramazsınız Sayın genç Milletvekili Arkadaşım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bana söz verdiniz, teşekkür ederim.

Ben grubumuza hakaret etti diye aldım. Ayrıca, “Orada terörize etti.” diye hedef göstererek, onu kastederek Vahap Seçer’i gösterdi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Alakası yok Sayın Başkan.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç alakası yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Seçer’i gösterdi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın İnce, anladım da ismini kullanmadı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama, ben şahsına sataştığı için Vahap Seçer’in kısmına cevap vermedim ki.

BAŞKAN – Hayır canım, grubunuzu işaret ederek söyledi, konuşmayı dinledim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır efendim, Sayın Seçer’i işaret etti, “Terörize etti.” dedi.

BAŞKAN – Hayır, olmayan bir şeyi nasıl veririm ben Sayın İnce, lütfen.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bana sorun, ben cevap vereyim.

BAŞKAN – Sataşma varsa söz veriyorum ama elini kaldırdı, sizin gruba doğru yöneldi diye…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, o zaman çıksın Vahap Seçer’i kastetmediğini söylesin, kimi kastettiğini söylesin.

BAŞKAN – Tamam, söylesin.

Buyurun, Sayın Turan.

Yerinizden efendim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Vahap Bey’i tanımam, niye alındığını bilmem ama söylediğim bir şey var, sokaklardaki terörize edilen eylemleri kınamayanlara bunu söyledim ben.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Seçer’i…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hayır, Vahap Bey’le alakam yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İyi, güzel.

BAŞKAN – Hayır, “Kastetmedim.” diye söyleyin lütfen.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kastetmedim Vahap Bey’i.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şöyle bir söz alsanız da İzmir’deki saldırıyı da kınasanız.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve arkadaşları tarafından Gezi Parkı ile başlayan ve Türkiye geneline yayılan olayların sosyal hayata yönelik yansımaları ile yaşanan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla 13/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 13 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.29

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile Çevre Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile Çevre Komisyonu Raporu (1/627) (S. Sayısı: 297)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmesine başlayacağız.

 

4.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 173 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 27 Mayısta Taksim Gezi Parkı’nda üç beş ağacın kesilmesiyle başlayan ve bugüne kadar Türkiye’nin gündemini işgal eden ve hâlen işgal etmekte olan süreçte, aslında siyaset kurumunun, siyasetçilerin, başta iktidar partisi, Hükûmet olmak üzere tüm siyaset kurumunun çok sorumlu davranmasını gerektiren bir süreçten geçiyoruz. Aslında başta Sayın Başbakan ve iktidar partisi olmak üzere tüm siyaset kurumu, Türkiye’nin ne kadar ağır bir süreçten geçtiğinin farkında değil. Belki de farkında ama farkında olduğunu fark ettirmiyor.

Şimdi, burada üç beş ağaç aslında bize çok şeyler öğretti. İktidarıyla, muhalefetiyle, basını, televizyonları, yazılı ve görsel basını çok şeyler öğretti. Aslında öğrenmemiz gerekiyor ama öyle anlaşılıyor ki hâlen, daha, siyaset kurumu olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak hepimiz ama hepimiz bu olaylardan ders çıkarmamışıza benziyor. Aslında yazılı basının da, görsel basında da, televizyonların da, sivil toplum kuruluşlarının da ve halkın da buradan çok ciddi dersler çıkarması gerekiyor idi. Bu olayların nedenlerini tespit ederken falanca ya da filanca kurum, kuruluşu ya da siyasi partiyi suçlamak değil amacım. Burada bu olayları sanki “A” kuruluşu ya da “B” kuruluşu tertiplemiş, bu olayların sevk ve organizasyonu belli bir kurumun tekelindeymiş gibi, sürekli, çıkan arkadaşlarımız birbirlerini suçluyor yani olayların altında herkes suçlu arıyor.

Arkadaşlar, farz edin ki olayların altında ben varım; bu, sonucu değiştirmiyor. Önemli olan, bizim sorumlu davranarak bu olayların demokrasiyi ve insan haklarını tehdit etmeyecek tarzda çözülmesine katkı sağlamamızdır, siyaset kurumunun görevi budur.

Şimdi, yorumlara baktığımız zaman, iktidar partisine bakıyoruz, iktidar partisi sözcüsü arkadaşlarımız sanki Cumhuriyet Halk Partisinin bu olayları sevk ve idare ettiği ya da çıkardığı izlenimini verecek şekilde konuşuyor. Çok açık söylüyorum, ben Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiliyim, keşke öyle olsaydı; bu olaylar, bırakın Cumhuriyet Halk Partisini bir siyasi partimizin organizasyonunda, kontrolünde olan olaylar olsaydı. Bunu Sayın Başbakan da biliyor, AKP’deki milletvekili arkadaşlarımızın hepsi de biliyor. İlk defa hepimiz ama hepimiz, bu Parlamentoda görev yapan hepimiz, iktidarıyla muhalefetiyle böyle bir olayla karşı karşıyayız. Ben şahsen bu olayları daha henüz çözemedim.

Şimdi, olayların arkasında kimisi Ergenekon’u arıyor, kimisi “Faiz lobisi.” diyor, kimisi Cumhuriyet Halk Partisini arıyor, kimisi BDP’yi arıyor ve hep birbirimize karşı duruş sergilemeye çalışıyoruz. Arkadaşlar, bu olayların arkasında bunların olmadığını hepimiz biliyoruz. Aslında burada sorumlu olan tek kurum vardır, eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletiyse sorumlu olan siyaset kurumudur ve Hükûmettir çünkü Hükûmet Türkiye'nin yönetilmesinden ya da yönetilememesinden dolayı sorumluluğa sahiptir. Türkiye'nin yönetilmesi için gerekli kamu gücünü ve kudretini kullanma yetkisi Hükûmettedir. Dolayısıyla, kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olan Hükûmetin, ülkeyi yönetirken çıkan tüm sorunlardan da sorumlu olacağı ilkesi demokratik hukuk devletinin temel ilkesidir. Sorumluluğumuzu başkalarının üzerine atarak var olan şeyleri örtemeyiz. Önemli olan, demin de söylediğim gibi, olayların çözülmesidir. Elbette ki toplumsal olaylarda meydana gelen kimi şiddet olaylarını benimsememiz mümkün değildir. Hiç kimsenin ama hiç kimsenin bu şiddet olayını… İster polis yapsın isterse demokratik toplantı ve gösteri hakkını kullanma iddiasında olan kitleler yapsın bunu onaylamamız mümkün değildir ama şöyle bir hava görüyorum iktidar partisi milletvekili arkadaşlarımda: Sanki oradaki kitleler benim tekelimdeymiş gibi, ben onları yönlendiriyormuşum gibi, “Efendim, onlar şiddet uyguluyor, görmüyor musunuz?” E, görüyoruz. Onların şiddet uygulamasının önüne geçmek için gerekli olan kamu kudretini kullanma hakkı ve yetkisi bende değil ki, iktidar olarak sende.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada, kürsüde defalarca dile getirildi, polislere sivil kişilerin ya da bazı milletvekili arkadaşlarımızın takındığı tavırlar eleştiri konusu oldu. Niye çifte standart kullanıyoruz? Polislerin de, bırakın sivil halka uyguladığı şiddeti –onu şimdi okuyacağım- milletvekillerine yaptığı küfürler var. Ben bu kürsüde söylüyorum, bir polis arkadaş bana küfretti. Ben o küfrü kendisine iade ediyorum. Tokat Milletvekilimiz Orhan Düzgün’e küfretti, milletvekili olduğunu bilerek küfretti. Erzincan Milletvekilimiz Muharrem Işık’ı Cumhuriyet Halk Partisi Ankara il binasının kapısının girişinde dövdü milletvekili olduğunu bilerek.

Şimdi, bir AKP milletvekili düşünün, kendi il binasına girerken kapıda –CHP’nin iktidarda olduğunu düşünün- polisler tarafından dövülüyor. E, peki arkadaşım, bunları niye kınamıyorsunuz? Televizyon ekranlarında görüyoruz, İzmir Kordonboyu’nda oturan insanlara biber gazı sıkıldığını duyuyoruz.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, bu olayları “A” ya da “B” partisinin üstüne atmakla sorumluluktan kurtulamayız. Beş günde Amerika Birleşik Devletleri’nden beş uyarı geldi. Hükûmetin stratejik ortağı Amerika Birleşik Devletleri, Obama Sayın Başbakanın dostu, “Dostum” diye konuşuyor Obama’yla ama onların ne söylediklerini hepimiz biliyoruz. Bu olayları Hükûmet vandalizmle, şiddetle suçluyor ama Amerika Birleşik Devletleri’nin Beyaz Saray’ında yapılan açıklamalarda bu olayların hepsinin barışçıl gösteriler olduğu söyleniliyor.

Şimdi, bugün, Avrupa Birliği Parlamentosu kararlar aldı. Bu kararlara niye değinmiyorsunuz burada? Düne kadar o Sosyalist Grup Başkanını Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının Suriye’yle ilgili olayda alkışlıyordunuz ama şimdi de “Sayın Erdoğan’ın bu olaylara tepkisi cahilce.” dediği zaman ve şiddetle kınadığı zaman niye bunu söylemiyorsunuz? Düne kadar Cumhuriyet Halk Partisinin Avrupa’dan kovulduğunu söylüyordunuz. Şimdi ben size okuyorum -Avrupa Birliğinden sorumlu Bakanımız da burada- Avrupa Parlamentosunun bugün aldığı kararları okuyorum. Değerli milletvekilleri, burada “Bu olayların sorumlusu Cumhuriyet Halk Partisidir.” demiyor. Burada, sizin söylediğiniz gibi, “Bu olayların sorumlusu sivil kişiler.” demiyor. Ben hepsini okumayacağım ama şunu söylüyorum: “Türkiye Hükûmeti neoliberal ekonomik reformlar ve Avrupa Birliğine katılım süreciyle bağlantılı deregülasyonlar konusunda hızlı bir tempoda ilerlemekte iken insan haklarına saygı gibi politik ve demokratik reformlarda aksine, çok yavaş bir ilerleme kaydetmiştir.

2) Protestoculara karşı sistematik şiddet Türkiye’de yaygın bir olgu hâline gelmiştir.” Tekrar okuyorum arkadaşlar: “Protestoculara karşı sistematik şiddet Türkiye’de yaygın bir olgu hâline gelmiştir.”

Devam ediyorum: “Gezi Parkı’nın yeniden yapılandırılmasına karşı başlayan protestolar hızla baskıya, polis şiddetine ve protestoculara kullanılan şiddete karşı bir tepki hareketine dönüşmüştür.

Göz yaşartıcı gaz polis tarafından barışçıl protestoculara karşı yaygın olarak kullanılmış ve helikopterlerden diğer birçok bu gibi şeyler protestocuların olmadığı yaşam alanlarına bırakılmış, gereklilik ve oran prensipleri yok sayılarak yine bazı olaylarda evlere göz yaşartıcı gaz atılmıştır.

Türkiye devletinin sosyal ağları ve İnternet erişimini kesme girişiminde bulunmuş olduğuna dair ciddi kaygılar vardır. Hükûmet karşıtı

toplantıların gündeminden bilgi akışını kesme girişimlerinde bulunulmuş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sosyal medyayı bir tehdit olarak nitelendirmiştir.” Hepsini okumuyorum, geçiyorum.

“Bir diğer temel memnuniyetsizlik sebebi ise, Erdoğan’ın Suriye ile ilişkiler konusunda benimsediği dış politikalar, Suriye’deki iç savaş üzerindeki müdahaleci duruşu, muhalif güçlerle iş birliği -ülke sınırları içindekilerle bile- ve komşu ülkedeki savaş iklimini Türkiye’ye taşımasıdır.

Çevik kuvvetin siyasi partileri hedef aldığı, ofislere ve Nazım Hikmet Kültür Merkezine bir saldırı gerçekleştirdiği açıktır. Türkiye, hâlihazırda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, eylemcilerin haklarının ihlal edilmesi ve gözaltına alınanlara kötü muamele yüzünden 3 kez mahkûm edilmiştir. O demokratik bir hak olan protesto etme hakkı artan bir tehlike ve tehdit altındadır. Dünya üzerindeki insanların neoliberal ve antisosyal politikalara karşı öfkesi de aynı şekilde artmaktadır. Türk çevik kuvvetinin siyasi partileri hedef almasını kınıyoruz. Türk Hükûmetine, protestoculara karşı uyguladığı şiddetin hemen durdurulması ve gözaltında bulunan barışçıl protestocuların tamamının serbest bırakılması çağrısında bulunuyoruz. Göstericilerin, demokrasiye, demokratik haklar, insan hakları ve özgürlüklerine saygı taleplerinin yanında olduğumuzu ifade ediyor ve vatandaşlık hakları, kadın hakları, sosyal ve ekonomik hakların hiçbir dinî inanış tarafından göz ardı edilmemesi gerektiğine inanıyoruz.” Demek ki değerli milletvekilleri, Avrupa Parlamentosu göstericilerin yanında, demek ki onlar da çapulcu.

“Ana akım Türk medyasının olayları göz ardı etme girişimlerini kınıyoruz. Türk Hükûmetine, otoriter yönetim tarzına son vermesi ve şiddetin yükselmemesi ve daha fazla insanın mağdur olmaması için, protestocuların örgütleriyle görüşmeler düzenlemesi çağrısında bulunuyoruz.

Türk yetkililer tarafından yapılan ve durumu normalleştirmeye yardım etmek yerine alevlendiren ve daha çok huzursuzluğa neden olan açıklamaları kınıyoruz.”

Değerli arkadaşlarım, bu çok önemli. Bakın, “Türk yetkililer tarafından yapılan ve durumu normalleştirmeye yardım etmek yerine alevlendiren ve daha çok huzursuzluğa neden olan açıklamaları kınıyoruz.”

“Başkanımıza, bu kararı, Konseye, Komisyona, Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Komisyon Başkan Yardımcısına, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanına, üye devletlerin hükûmet ve parlamentolarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Türk Hükûmetine iletilmesi için talimat veriyoruz.”

Değerli arkadaşlarım, bunlar herhangi bir muhalefet partisinin görüşleri değil, Avrupa Parlamentosunun görüşleri. Hani, ikide bir Avrupa Birliğine girmek için özen gösterdiğimiz Parlamentonun Türkiye’de olup bitenlerle ilgili çektiği fotoğraf budur.

Buna karşılık Dışişleri Bakanımız bir açıklama yaptı, onu da üzüntüyle karşıladığımı söylemek istiyorum: “Bu, ‘yok’ hükmündedir.” dedi. Keşke, biz “Yok hükmünde.” dediğimiz zaman bir şey yok olsa. Yani biz gözümüzü yumduğumuz zaman yaşamdaki gerçekler, doğadaki gerçekler ortadan kaybolmuyor, yok olmuyor, onlar var, varlıklarını devam ettiriyorlar. Bugün de Türkiye böyle bir olayla karşı karşıya. Bu olayları, sadece o toplantı içerisindeki birkaç kendini bilmezin yaptığı eylemlerle özdeşleştirerek, sanki onların eylemiymiş gibi göstererek gerçekleri gizlememiz mümkün değildir.

Sevgili arkadaşlarım, bütün partilerden milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum: Bizler de geçmişte gençlik hareketlerinin içinden geldik. Ben böyle bir hareket görmedim. Siz el ele tutuşmuş iki genci, birbirleriyle gülerek, el ele tutuşarak gözaltına alınan iki genci gördünüz mü? Dün gördünüz, polis yaralanıyor, polisi tedavi etmek için uğraşıyorlar. İktidar olarak, muhalefet olarak, siyaset kurumu olarak biz olayların bu olumlu yüzünü görmek durumundayız. Yani, iktidar partisi milletvekili arkadaşlarım muhalefet partisini suçluyor. Ya, hepiniz de bu Avrupa basınında, Amerika’da, dışarıda, Türkiye’de çıkan olayları en az benim kadar okuyorsunuz, biliyorsunuz. Bir tanesi bile bu olayları bizim nitelendirdiğimiz gibi “şiddet olayı” diye nitelendirmiyor.

Bakın, benden önce Sayın Bülent Turan konuştu; aslında güzeldi Bülent’in konuşması, ben gelişimde de dinledim. Tabii ki buradan sadece iktidar partisi değil, muhalefet de ders çıkarmak zorundadır, hepimiz ders çıkarmak zorundayız. Ayırarak yapamayız bunu. Ama hepimiz de üslubumuzu düzeltmek durumundayız öncelikle. Yani, eğer biz Türkiye’de bugün yaşanan bu olayları normalleştirmek istiyorsak, hayatı normal hâle çekmek istiyorsak önce bu Parlamentonun kullandığı dilin temiz olması lazım. Biz burada iki sene daha görev yapacağız ama bu üslupla, birbirimize saldırgan tavırlarla, kürsüde konuşan arkadaşımızın konuşmasını engelleyecek bir davranış göstererek bu olayları önlememiz mümkün değildir. Yani, “Bu kürsü milletin kürsüsüdür.” diyoruz. Buraya çıkan arkadaşımız düşüncelerini söyleyecek. İktidar partisine ve Sayın Başbakana yönelik her türlü eleştiriyi “hakaret” olarak nitelendirip bir manevi baskı uygulamak çok doğru değildir. Elbette ki hakaret ile eleştirileri birbirinden ayırmak lazım. Yani, siyasi mücadele siyaset üzerinden olur, hakaretle siyasi mücadele olmaz ama benim söylediğim konu şudur: Bu Parlamentoda kullanılan dilden ben bir milletvekili olarak memnun değilim. Bizim topluma örnek olmamız gerekirken, topluma en sorumlu davranılması gereken bir süreçte birbirimizi suçluyoruz. Bunun altında kim var? Ben varım, ne yapacaksınız, ne olacak? Olay çözülüyor mu? Ben deminden de söyledim, bunun nedenlerini araştırırken iktidar partisini suçlamak için de nedenlerini bulmak istemedim çünkü nedenleri konusunda iktidarın tavrını eleştirmemizin artık bir anlamı kalmamıştır. Sonuçlarını ortadan kaldırmamız için nedenlerini ortadan kaldırmamız lazım. O nedenle, sorumlu bir dil kullanmak başta Başbakanın görevidir.

Son sözüm şudur değerli arkadaşlarım: Cumhuriyet Halk Partisi miting yapma kararı almıştı bu olaylar olmadan önce. Biz Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak bu mitinglerin bu süreçte iptal edilmesi gerekliliğine inandık ve bunu partimizin yetkili organlarına ilettik ve bunun gereği yapıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ama şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi –tabii, saygı duyuyorum, başka bir parti, iç işlerine karışmak istemem ama- böyle bir süreçte, gövde gösterisi niteliğinde miting yapıyor. Eğer bu mitingleri biz yapmış olsaydık, bu gösterileri biz organize etmiş olsaydık ya da MHP, BDP, anlarım, o zaman o gösteriyi yapabilirdiniz ama bunun bir tarafı yok, bunun bir tarafı yoktur değerli arkadaşlarım. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bakın, birbirimize laf atarak, birbirimize, böyle, kürsülere, konuşmalara sataşarak bir yere varamayacağımızı söyledim. İki sene istesek de istemesek de bu çatının altında siyaset yapacağız.

Ben dün bir AKP ilçe başkan yardımcımla konuştum, dedi ki: “Biz et tırnak gibiyiz Sayın Vekilim. Hiç merak etme, bizi kimse ayıramaz.” Bakın arkadaşlar, hepimiz sorumlu davranmak durumundayız.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Tüm Parlamentoyu iktidarıyla, muhalefetiyle sorumlu davranmaya davet ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Bingöl Milletvekili İdris Baluken’de.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 173 sıra sayılı Kanun Tasarısı -uluslararası sözleşme- hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce şunu ifade etmek istiyorum: Ülkenin yararına olan, halkımızın yararına olan uluslararası anlaşmalarla ilgili partimizin destekleyici bir pozisyonda olduğunu, bunlarla ilgili, ortaklaşmak koşuluyla, her zaman gereken desteği sunmaya hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Tabii, bu görüşülen tasarıyla ilgili ben farklı bir konuda Genel Kurulu biraz bilgilendirmek istiyorum. Aslında uzun süredir dikkatinizi çekmeye çalıştığımız Suriye’de yaşanan bir insanlık dramıyla ilgili, insani dramla ilgili, maalesef, bugüne kadar Genel Kurul olarak, siyasi partiler olarak yeterli bir duyarlılık göstermediğimiz gibi bir gerçeklik var önümüzde.

Başından beri AK PARTİ Hükûmetinin Suriye politikasında çok ciddi yanlışlar yaptığını, Orta Doğu politikasında çok ciddi yanlışlar yaptığını, Orta Doğu politikasının ve Suriye politikasının bir bütün olarak çöktüğünü buradan ifade etmiştik. Bu yanlış politikaların ileride başımıza bela olacağını da söylemiştik. Maalesef ki, geçen süreç, ilerleyen zaman bizi doğrular nitelikte; Orta Doğu ve Suriye’de işlerin kötüye gitmesine, Türkiye'nin de hemen yanı başındaki bu yangından etkilenmesine neden olmuştu.

Yine bu kürsüden Suriye politikasını eleştirirken yapılan tek şeyin, tek doğru şeyin ve bizce de en önemli şeyin Suriye’den gelen, insani yardıma ihtiyacı olan mültecilerle ilgili Hükûmetin yaklaşımı olduğunu söylemiştik. İnsani bir yaklaşımla bu mültecilere sahip çıkmak, bu mültecilerin zor gününde onları sahiplenmenin onurlu bir sosyal devletin görevi olduğunu da defalarca bu kürsüden dile getirmiştik. Her ne kadar o kamplarda yaşanan bazı sıkıntılar, mültecilere yaklaşımla ilgili genel bazı sıkıntılar olsa bile, biz Hükûmetin bu konuda yapmış olduğu insani davranışın, insani tutumun ve bunun için geliştirmiş olduğu politikanın Suriye politikasında tek doğru nokta olduğunu söylemiştik.

Tabii, bunu söylerken bir noktaya da mümkün olduğunca dikkat çekmeye çalışmıştık. Özellikle, “Rojava” dediğimiz Suriye Kürdistan’ında, Batı Kürdistan’da tam bir insanlık dramının yaşandığını, Batı Kürdistan’a yönelik ambargonun, ekonomik ambargonun, insani yardım ambargosunun her geçen gün halkın, çocukların, kadınların sağlığını tehdit edecek şekilde, yaşam hakkını tehdit edecek şekilde dramatik bir boyuta doğru gittiğini de ifade etmiştik. Ben, bu Genel Kuruldan -çok iyi hatırlıyorum- bu kürsüden orada en temel gıda malzemesinden çocuk mamasına, ilaçtan, aşıdan kadın kullanım malzemelerine kadar bazı ihtiyaçların ivedilikle karşılanması gerektiğini, Türkiye Hükûmetinin tıpkı mültecilere uzatmış olduğu el gibi Rojava’da yaşayan Kürtlere de, savaş bölgesinin ağır koşullarını ensesinde hisseden Kürtlere de bu yardımları ulaştırması gerektiğini söylemiştim. Bu konuda Hükûmet yetkilileriyle zaman zaman bazı temaslarımız da oldu, Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle bazı temaslarımız da oldu. Özellikle, ilaç yardımı ve aşı yardımı konusunda bir an önce adım atılmasını, yine, orada, savaş koşullarından dolayı verilemeyen belediye hizmetlerinin ve koruyucu sağlık hizmetlerinin salgın hastalıklar riski barındırdığını, bu yönüyle büyük bir ölümcül dalganın hemen sınır hattının diğer tarafında olduğunu ve orada bir problem başlarsa sınırın bu tarafında kendi vatandaşlarımızı etkileyeceğini de ifade etmiştik. Ancak, bugüne kadar bu konuda yapmış olduğumuz bütün görüşmelere rağmen, AK PARTİ Hükûmetinin Rojava Kürtlerine, Suriye Kürtlerine karşı bahsetmiş olduğumuz ilaç, aşı, koruyucu sağlık hizmetlerinde kullanılan malzemeler, kan ürünleri ve benzeri gibi konularda herhangi bir yardımının olmadığını, yine bu belediye hizmetleriyle ilgili, koruyucu sağlık hizmetleriyle ilgili herhangi bir yardımının olmadığını üzülerek buradan belirtmek istiyoruz.

Şimdi, geçen haftalarda bölgeyi ziyaret eden DTK, bölge tabip odaları, sendikalar, özellikle SES Genel Merkezi ve SES Diyarbakır Şubesi, Diyarbakır Eczacılar Odası ve yine, diş hekimlerinden oluşan bir heyet 26-29 Mayıs 2013 tarihinde “Rojava” dediğimiz Batı Kürdistan’da bazı gözlemlerde bulundular. Bu gözlemleri ben sizlerle paylaşmak istiyorum:

Heyet incelemeye önce Afrin’den başlamış. Afrin’de savaş öncesi nüfus 700 bin iken şu anda nüfus 2 milyona varmış ve orada, insani yardım götüren tek kuruluş olan Heyva Sor a Kurd’un tespitlerine göre, sadece son birkaç ay içerisinde, 500 binin üzerinde bir nüfus, güvenli olduğu için, Afrin’e gelmiş, Afrin’e göç etmiş.

Heyet, sağlık hizmetleriyle ilgili özgün ve spesifik bir çalışma yapıyor. Yapmış olduğu çalışmada, birinci basamak sağlık hizmetinin tamamen çöktüğünü, savaş koşullarından dolayı, şu anda, birinci basamak sağlık hizmetlerinin verilmediğini, savaş öncesi faal durumda olan 24 sağlık ocağından sadece 2 tanesinin, hem tıbbi açıdan hem de personel açısından büyük yetersizlikler içerisinde hizmet vermeye çalıştığını tespit etmiş. Diğer sağlık kuruluşlarının neredeyse tamamı, şu anda, orada işlev göremiyor, sağlık hizmeti veremiyor bir hâlde.

Aşılar olmadığı için, çocukların özellikle bazı bulaşıcı hastalıklardan korunmasına yönelik aşılar olmadığı için, bulaşıcı hastalıklar savaş öncesi en asgari düzeydeyken savaş sonrasında hızla arttığını tespit etmiş. Bu artan bulaşıcı hastalıkların başında, Şark çıbanı, tifo, brusella, kolera, kızamık ve hepatit olduğunu, heyet, orada yapmış olduğu çalışmalarda tespit etmiş.

Yine, heyetin yapmış olduğu çalışmalara göre, ikinci basamak sağlık hizmetlerine ulaşım konusunda da yine Afrin’de çok ciddi, çok önemli sıkıntılar var. Afrin’e hizmet veren devlet hastanesi Afrin’in 35 kilometre dışında kurulmuş normalde ve orada hizmet veriyormuş. Ancak, bu devlet hastanesi şu anda tamamen Özgür Suriye Ordusu tarafından bir savaş mevzisi olarak kullanılıyor ve dolayısıyla, Afrin’de yaşayan halka yönelik sağlık hizmeti veren tam teşekküllü bir devlet hastanesi, ikinci basamak bir sağlık tesisi şu anda bulunmuyor.

Heyetin yapmış olduğu incelemelere göre, savaş öncesinde 4 olan özel hastanelerde büyük bir hekim sıkıntısı yaşanmaya başlanmış, personeller savaş tehdidi nedeniyle göç etmek zorunda kalmış ve bu özel hastaneler devlet hastanesinin yokluğunda oradaki halka sağlık hizmeti vermeye çalışan bazı çalışmaları yürütmeye çalışmıştır.

Yine, üçüncü basamak sağlık hizmetinde ise, Afrin’de yaşayan halk daha çok Halep’teki üniversiteden bu ihtiyacı karşılayacak şekilde hizmet görmüş. Ancak, şu anda Halep’te de yoğun çatışmalı bir süreç olduğu için, üniversite hastanesinin tedavisini gerektiren hastalar üçüncü basamak sağlık hizmetlerinden de hiçbir şekilde faydalanamaz duruma gelmişler.

Demin özetlediğim tablo içerisinde, belediye hizmetleri savaş koşullarından dolayı aksadığı için çöplerin toplanması, suların klorlanması, bu mevcut non-hijyenik koşullarda, özellikle haşerelerle, böceklerle mücadele konusunda ciddi birtakım sıkıntıların olduğunu heyet tespit etmiş.

Yine, sık elektrik kesintileri nedeniyle, sık olarak kullanılan jeneratörler nedeniyle yoğun bir karbonmonoksit salınımının insan hayatını tehdit edecek düzeyde Afrin’de sürekli gündemde olduğunu tespit etmiş.

Kamışlı’da ve yine Kobani bölgesinde de heyetin yapmış olduğu incelemelerde aşağı yukarı benzer tablolar var, yani tam bir insani dramı anlatan bir tablo. Giden bağımsız heyet bu insani dramın Türkiye kamuoyunda bilinmesi, bir farkındalık yaratılması ve Hükûmet nezdinde de gerekli olan insani yardımın yapılması amacıyla bu çalışmayı yapmış.

Zamanımız olursa diğer şehirlerdeki ayrıntılarla ilgili de ben bilgi vereceğim ancak konuşmamın başında özellikle Suriye politikasıyla ilgili bazı konulara değinmiştim.

Hatırlarsanız,  o dönem, Suriye politikasıyla ilgili partimiz dışında konuşan neredeyse her siyasi partinin temsilcisi Suriye’deki yeni durumda en büyük tehlikenin Türkiye'nin güneyinde oluşan 900 kilometrelik bir sınır hattı olduğunu, bu Kürt bölgesinin, bu bölgenin Kürtlerin eline geçmesinin Türkiye'nin egemenliği açısından ciddi bir risk oluşturduğunu söylemişti. Bu şekilde oluşan bir yapay korku üzerinden Hükûmet de bugüne kadar aslında Rojava Kürtlerine, Suriye Kürtlerine yapması gereken yardımı yapmamıştı.

Bakın, o dönemden bugüne kadar uzun bir süre geçti. Bu yaratılan korku imparatorluğunun, yaratılan korku sınırı paranoyasının ne kadar boş ve anlamsız olduğu ortaya çıktı çünkü oradaki Kürtlerin Türkiye halkıyla, Türklerle herhangi bir sorunu olmadığını, tarihten gelen ortak bir kaderin belirlemiş olduğu kardeşlik kültürü dışında herhangi bir düşmanlığın olmasının mümkün olmadığını da bizler defalarca burada dile getirmiştik.

Bakın, geçen süreç içerisinde Suriye sınırında Akçakale’de maalesef sınırın bu tarafına yapılan top atışları neticesinde vatandaşlarımız yaşamını yitirdi.

Yine sınırın değişik noktalarında ve en son olarak da Reyhanlı’da yapılan saldırılarda 50’ye yakın insanımız, 50’ye yakın vatandaşımız hayatını yitirdi. Ancak, bu süreç içerisinde özerkliğe doğru giden Kürt bölgesinden, bu 900 kilometrelik sınır hattından Türkiye sınırına yapılmış olan tek bir fiilî saldırıyı ve bu saldırıların neticesinde yaşamını yitirmiş tek bir vatandaşı hiçbir milletvekili buradan gösteremez ancak o dönemde oluşturulan korku algısı, oluşturulan bir paranoid ruh hâli o kadar belirgin ki, biz hâlâ oradan gelecek bir potansiyel tehlike üzerinden Suriye Kürtlerini, Rojava Kürtlerini bahsetmiş olduğum bu yetersizlikler üzerinden terbiye etmeye çalışıyoruz. Bu yaklaşımı kabul etmemiz mümkün değildir. Türklerle Kürtler arasında tarihin hiçbir döneminde bir düşman hukuku olmamıştır, bundan sonra da olmaması gerektiği inancındayız.

Suriye’de gelişen denklem içerisinde Kürtler ne Esad’dan yana ne Özgür Suriye Ordusu’ndan yana bir tavır göstermeyerek kendi öz örgütlülükleriyle, öz güçleriyle özerk bir yapılanmayı, özgür bir yaşamı hedefleyen bir çalışma ortaya koymuşlardır ve bu özerk yaşamı oluştururken de bütün bahsetmiş olduğumuz şehirlerde Asuri, Süryani halkından tutalım da gayrimüslimlere kadar, Sünni Araplardan tutalım da Şii Müslümanlara kadar tamamının halk meclislerinde söz sahibi olduğu bir yönetim modelini ortaya çıkarmayı başarmışlardır. Bu, son derece saygı duyulması gereken bir noktadır. Ekonomik ambargolarla bu kazanımı geriye çevirmeye çalışmak, insani yardım koşullarını esirgeyerek oradaki halkı iradesi kırılacak şekilde bir izolasyona tabi tutmak, her şeyden önce, yapılabilecek en büyük yanlıştır.

Bakın, demin, bu illerin tamamında nüfusun arttığından bahsettim çünkü burada Kürtler kendi öz güçleriyle ne Esad’ın katliam yapmasına izin veriyorlar ne de halka karşı Özgür Suriye Ordusu’nun bu katliamları hayata geçirmesine izin veriyorlar ancak hâlâ insani yardım konusunda uluslararası bir desteğe ve en önemlisi de hemen yanı başında olan tarihî kardeşlik hukukunun olduğu Türkiye devletinin desteğine şiddetle ve ivedilikle ihtiyaç duymaktadırlar. Aşının, ilacın, insani yardımın milliyeti olmaz.

Değerli milletvekilleri, Suriye’deki Kürt çocuklarının aşı yokluğundan dolayı bulaşıcı hastalıklardan ölmesi hiçbir milliyetçilik duygusunu tatmin etmez, herhangi bir ülkenin güvenliğiyle ilgili herhangi bir sonucu da açığa çıkarmaz. Daha önce yapmış olduğumuz görüşmelerde de bunları defaatle belirtmemize rağmen, hâlâ ilaç konusunda, aşı temini konusunda, Türkiye, Suriye’den gelen mültecilere gösterdiği doğru tutumu ortaya koyacak şekilde bir insani yardım elini uzatmamıştır.

Ben, buradan, hem Dışişleri Bakanına hem de Sayın Sağlık Bakanımıza sesleniyorum, Afrin’de, Kobani’de, Kamışlı’da, bir bütün olarak Rojava’da yaşayan Kürtlerin tamamının yaşamış olduğu bu insanlık dramına artık kayıtsız kalmayın diyorum. Özellikle ilaç konusu ve aşı konusunun bir an önce çözülmesi gerektiği, bu konuda Hükûmetin sorumlu yaklaşması gerektiği çağrısını yinelemek istiyorum.

Bakın, değerli milletvekilleri, sınır bölgesinin diğer tarafında oluşacak bir salgın hastalık riski bu tarafı da etkiliyor. Örneğin Ceylânpınar’ın karşısında, Serekaniye dediğimiz, Resulayn dediğimiz şehirde, şu anda bu belediye hizmetlerinin eksik yapılmasından dolayı ciddi düzeyde artan bir böcek popülasyonu, sinek popülasyonu var ve Ceylânpınar Belediyemiz, ilk defa “Biz bu yaz boyunca ilaçlama yapmamıza rağmen, Ceylânpınar’da bu sineklerle, bu böceklerle baş edemeyecek bir noktaya geldik.” diyor.

Şimdi, biz Hükûmetle yapmış olduğumuz görüşmelerde şunu da söyledik: “Siz yapmıyorsanız bizim yapmamıza izin verin. Olabilir yani, milliyetçilik duygularınız insani bakış açısının önüne geçebilir, bu anlatmış olduğumuz hususlara güvenmeyebilirsiniz, yapmak istemeyebilirsiniz, ama izin verin, oradaki çöpleri bizim belediyelerimiz, Ceylânpınar’daki, Nusaybin’deki, Kızıltepe’deki, Suruç’taki belediyelerimiz gidip toplasın, orada gerekli ilaçlamaları yapsın, orada suların gerekli klorizasyonunu yapsın, bu şekilde Ceylânpınar’da, Kızıltepe’de, Nusaybin’de yaşanan sorunun da önüne geçmiş oluruz dedik.” Ancak, maalesef bugüne kadar belediyelerimizin yapmak istediği bu hizmetlere yönelik de herhangi bir müsaade yine AK PARTİ Hükûmeti tarafından verilmemiştir. Dolayısıyla da, oradaki tablo her geçen gün ağırlaşmakta, her geçen gün sınırın bu tarafını da etkileyecek şekilde hepimizin sağlığını, hepimizin geleceğini tehdit edecek bir düzeye varmaktadır.

Bakın, Suriye Kürdistan’ında yılan sokması ve akrep sokması neticesinde yaşamını yitiren pek çok vatandaş oldu. Çünkü bu iki olguya karşı, iki vakaya karşı kullanılması gereken panzehirler şu anda o coğrafyada bulunmuyor. Bunun için defalarca yine girişimler yapmamıza rağmen bu konuyla ilgili yine AK PARTİ Hükûmeti bugüne kadar kendi üzerine düşen insani sorumluluğun gereğini yerine getirme noktasında maalesef sınıfta kaldı.

Biz, tabii, bu konuşmayı yaparken, burada bu bilgilendirmeyi yaparken birilerini suçlama, işte Hükûmeti mahkûm etme amacıyla bunları yapmıyoruz; var olan yanlıştan bir an önce geri dönülmesi ve bu konuda bir insani duyarlılık, bir insani erdemin gösterilmesi amacıyla bunları Genel Kurulun bilgisine sunuyoruz. Özellikle yürüyen çözüm süreci, yürüyen yeni süreçle beraber bir bütün olarak Orta Doğu’daki Kürtlerle ilgili algınızın da artık değişmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Sınırın diğer tarafında size düşmanlık besleyen bir halk yoktur ve olmayacaktır ancak şu anda insani yardımınıza ihtiyacı olan bir halk vardır ve tarih önünde bu insani yardımı yapmanız bizce bin yıllık kardeşlik hukukunun gereğidir diyoruz.

Ben, bu bilgilerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Hükûmet adına söz isteyen Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen Bağış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, burada biraz evvel, Avrupa Parlamentosunun bugün aldığı kararla ilgili olarak görüşlerini bizimle paylaşan Cumhuriyet Halk Partisi temsilcisi bazı ithamlarda ve iddialarda bulundu. Kendisi, Türkiye’de son on iki gündür yaşanan olayların sevk ve yönlendiricisi olarak CHP’yi gördüğümüzü iddia etti. Biz hiçbir zaman “Bu eylemlerin sevk ve yönlendirmesi CHP tarafından yapılıyor.” demedik. Ama bu eylemler içerisinde figüran oldukları kesindir. Çünkü, bu eylemler içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin bizzat katıldığı, bizzat insanlara çağrıda bulunduğu, o gösterilerde Türkiye Cumhuriyeti’nin görevli güvenlik güçlerine ana avrat küfrettiği, ellerine sopalar aldığı bütün ulusal kanallarda gösterilmiştir. Bununla ilgili belgeler, fotoğraflar oldukça boldur. Bu yüzden, CHP’nin bu olaylarda figüran olduğu kesinleşmiştir.

Ama bu olayların ortaya koyduğu bir başka gerçek vardır. Aslında, meydanlara çıkan gençler, Türkiye’de adam gibi bir muhalefet partisi olmadığı için kendi muhalif söylemlerini kendileri dillendirmek durumunda kalmışlardır. Normalde bu görüşlerin, milletin temsilcisi olan vekiller aracılığıyla burada dillendirilmesi gerekirken, maalesef, o gençler kendi söylemlerini kendileri dile getirmek durumunda kalmışlardır.

Şimdi, bugün kabul edilen Avrupa Parlamentosu raporunun baş mimarı, Avrupa Parlamentosundaki sosyal demokratların lideri Sayın Swoboda’dır. Sayın Swoboda’nın birkaç gündür yaptığı açıklamaları yakından takip ediyoruz. Sayın Swoboda’yı en son, ana muhalefet partimizin Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’na verdiği randevuyu iptal etmesiyle Türkiye’de gündeme geldiğini hatırlıyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yok, “Cahilce açıklamalar yapıyor Başbakan.” dedi, oradan hatırlıyoruz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Kendisi “Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına ‘Katil.’ diyen bir sosyal demokrat liderle görüşmem.” diye açıklama dahi yaptı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki “Başbakan cahilce açıklamalar yapıyor.” dedi mi?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Şimdi, o gün orada bu tavrını eleştiren ana muhalefet partimiz, bugün Sayın Swoboda’nın önderliğinde ortaya konan bu raporun, acaba, Sayın Swoboda’nın Türkiye’deki sosyal demokratlara olan o soğuk tavrını dengelemek için atılmış bir adım olduğunu da değerlendiriyor mu, merak ediyorum.

Şimdi, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde, çok daha masum gösterileri bir şiddet sarmalına çeviren Avrupa Birliği üyesi ülkelerin güvenlik güçlerinin tavırlarına baktığımız zaman, Türk polisinin gerçekten son on iki gün içerisinde cansiparane bir şekilde vatandaşlarımızın can güvenliğini korumak için, ülkemizi, şehirlerimizi korumak için muazzam bir çaba içerisinde olduklarını görüyoruz ama bu süreçte hata yapanlar varsa onunla ilgili zaten araştırmalar yapılıyor, tahkikatlar yapılıyor. Daha dün 3 polis görevlisi görevden el çektirildi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanını Avrupa Parlamentosu kararı diyaloğa davet ediyor, daha ilk günden itibaren diyalog çabası içerisine giren bir Hükûmetimiz var, Başbakanımız var; Başbakan Yardımcımız Sayın Arınç Başbakan Vekili olarak Taksim grubuyla zaten görüştü. Dün Sayın Başbakanımız dört buçuk saatlik bir toplantı yaptı. Bu arada, farklı kesimleri temsil eden Türkiye’nin entelektüel sanatçıları, yazarları bu konularla ilgili olarak birçok bakanımızla ve Başbakanımızla bizzat görüştü. Ama Avrupa Birliği üyesi ülkelerde neler olduğunu hatırlayalım. Yunanistan’da yaşanan gösterilerde, Londra’daki hâlen devam edegelen bazı gösterilerde, Paris’teki ayaklanmalarda o ülkelerin güvenlik güçleri vatandaşına karanfil mi dağıttı? Bizim polisimiz burada karanfil bile dağıttı. Burada, vatandaşlarımızın gerçekten can güvenliğini, mal güvenliğini korumak adına bu kadar büyük bir hassasiyetle görev yapan bütün güvenlik güçlerimizi itham altında bırakmayı ben doğru bulmuyorum. İçlerinde hata yapan varsa cezalarını alırlar. Bu kürsüde Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı bizzat muhalefet partilerimize hitaben, cevaben yaptığı konuşmada bu soruşturmaların bizzat kendisi tarafından takip edileceğini ilan etti ve sonuçlarını bu kürsüden sizlerle paylaşacağını ilan etti. Sayın milletvekillerimizin bu unutkanlığını da bu vesileyle not etmek istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Birliği standartlarının da üzerinde, cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak için yani bugünün çağdaş medeniyetler seviyesi Avrupa Birliği standartlarıysa onun da üzerine çıkmak için gerekli reformları atma konusunda kararlıdır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hangi reformu yaptın ya?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bakın, bu cumartesi günü Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin 4 bakanı; İçişleri Bakanımız, Adalet Bakanımız, Dışişleri Bakanımız ve Avrupa Birliği Bakanı olarak benim ev sahipliğimde, Bakanlığımızda reform izleme grubu toplantısını gerçekleştireceğiz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kaç adam öldü. Hangi demokrasiden bahsediyorsun ya?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bürokratlarımızla birlikte, bu sürecin özellikle Türkiye’nin attığı reform adımlarına yansıması ve bundan sonraki süreçte atılması gereken adımları değerlendirmek için biz bunu bile bir vesile hâline getirip kararlılığımızı ortaya koyuyoruz.

Daha dün Sayın Başbakanımız gerekirse bu konuda, Gezi Parkı’nda yapılması öngörülen Topçu Kışlası’yla ilgili olarak İstanbul halkının görüşlerine başvurabileceğimizi ilan etti.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yargı kararı var ya, neye başvuruyorsunuz? Yargı kararı var.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Biz demokrasiyi güçlendirmek istiyoruz ama demokrasinin en doğal platformu olan siyasi partilerin mitinglerini bile endişeyle karşılayan bir muhalefet zihniyetimiz var.

KAMER GENÇ (Tunceli) - O zaman aklınız neredeydi, bu kadar zulümden sonra şimdi referanduma gidiyorsun? O kadar insanın gözü kör oldu, o kadar insan öldü.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, biz demokrasiyi güçlendirmeye çalışıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Demokrasi bu mudur?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Çok şükür, mensubu olduğum ve mensubu olmaktan da onur duyduğum Adalet ve Kalkınma Partisinin hiçbir üyesi, hiçbir temsilcisi bugüne kadar darbe çığırtkanlığı yapmamıştır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Siz darbe çığırtkanlığı yapanların, darbecilerin kurduğu meclislerin üyeleri olarak gelip burada bize demokrasi dersi vermeye kalkmayın. Herkesin geçmişteki duruşu çok nettir, çok açıktır. Türkiye Cumhuriyeti, reformları konusunda vatandaşının yaşam standartlarını daha da yükseltme konusunda kararlıdır. Bizim için Avrupa Birliği süreci, sonucundan çok daha önemli olan bir yoldur. Benim ülkemin 81 ilinde de Almanya’daki otoban standartlarının yakalanması, İngiltere’deki eğitim standartlarının yakalanması…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Orta Çağ eğitimi getiriyorsunuz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - …İsveç’teki insan hakları, ifade özgürlüğü standartlarının yakalanması, İtalya’daki moda, marka standartlarının yakalanması, Fransa’daki gıda, hijyen standartlarının yakalanması Avrupa Birliği sürecinin en önemli hedefidir.

Sonucunda belki biz de Norveç gibi, İsviçre gibi üye olmama yolunda bir tercih de ortaya koyabiliriz, onun kararını milletimiz verir. Bugüne kadar her zaman kaçtığınız ve hor gördüğünüz, “göbeğini kaşır, bidon kafalı” diye hakaret ettiğiniz o milletimiz bizim başımızın tacıdır; kararı onlar verir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kim dedi? Siz dediniz onu.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Avrupa Parlamentosunun bugün aldığı karar ancak CHP’ye malzeme olur. Biz bu tür kararları hak ettikleri kadar önemseriz, hak ettikleri kadar ilgi gösteririz. Türkiye Cumhuriyeti devleti ne yaptığını bilen bir devlettir. Biz, devlet olma geleneği bin yılı aşmış bir milletin temsilcileriyiz. Burada bu hassasiyetlere hepimizin önem göstermesi gerekir.

Avrupa Birliği içerisinde de Türkiye’yle olan müzakere sürecini askıya almak isteyenlere buradan, bu ülkenin en önemli kürsüsünden bir cevap vermek istiyorum. Türkiye ile ilişkileri askıya almak, Türkiye için değil, Avrupa Birliği için bir tehdittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye, ültimatom kabul etmez; Türkiye, tehdit kabul etmez; Türkiye, kendi ayaklarının üzerinde dik durabilen ama diklenmeyen, vatandaşıyla el ele, çok daha aydınlık yarınları kurma konusunda kararlı olan bir hükûmete sahiptir.

Bugün Avrupa Birliği üyesi ülkelerin kendi reform süreçlerine baktığımız zaman, kendi krizlerini nasıl yönettiklerine baktığımız zaman, şu anda Avrupa’nın en güçlü, en reformcu ve en kararlı hükûmetinin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Avrupa Birliği sürecindeki ülkelerin siyasi liderlerinin kendi ülkelerindeki popülaritesine ve vatandaşlarının kendilerine olan güven olgusuna baktığınız zaman, şu anda dünyanın en önde gelen liderlerinden bir tanesinin Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olduğu çok açık, net görülmektedir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Buna sen bile gülersin ya!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bunu ben söylemiyorum, bunu Washington Post gazetesi bugün yazıyor. Washington Post gazetesi “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yüzde 62’si Tayyip Erdoğan’a güvenirken Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarının sadece yüzde 42’si Obama’ya güveniyor, İngiltere vatandaşlarının sadece yüzde 38’i Cameron’a güveniyor.” diyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O zaman Amerika’da aday yapalım onu ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – İyi işte o zaman, Cumhurbaşkanlığına aday olsun da görelim.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bu rakamları biz söylemiyoruz, bunu uluslararası araştırmacılar yazıyor ve son günlerde yaptıkları son derece tek taraflı, son derece yıpratıcı yayınlarla hepimizin kızgınlığını alan Batı medyası söylüyor, onlar bile itiraf ediyor.

Bakın, son günlerde özellikle bazı Batılı medya kuruluşlarının reklam dahi almadan, saatlerce Taksim Meydanı’ndan yayın yapması herkesi düşündürmelidir. Körfez Savaşı’ndan bu yana hiçbir konuda bu kadar hassasiyetle yayın yapmayan o yayın kuruluşları, Suriye’de günde ortalama 100 vatandaşını öldüren eli kanlı diktatörü bile -ki siz “diktatör” diyemediniz, hâlâ o Esed diktatörünü, vahşisini kınayamadınız ama- Suriye’de her gün…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – “Esad” nasıl “Esed” oldu, onu bir anlatır mısınız?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …hayatını kaybeden yüzlerce insanın dramını bile gündeme taşımazken, Türkiye’de polisimizin, güvenlik güçlerimizin, belediyemizin, valiliğimizin, emniyetimizin ve Hükûmetimizin çok büyük bir hassasiyetle, mümkün olduğu kadar, vatandaşımızın can ve mal güvenliğini koruyabilmek için üzerinde durduğu bu süreci sanki Türkiye’de çok kötü şeyler oluyormuş gibi göstermeye çalışmaktadır. Türkiye’deki vatandaşlarımızın, milletimizin hissiyatları sabahın üçünde havaalanında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını karşılayan 150 bin kişinin bir araya gelmesiyle ortaya konmuştur. Ankara’ya indiği zaman, kendisini karşılamak için yollara dökülen 1 milyon Ankaralının sevgi ve coşkusuyla ortaya konmuştur.

Bugün, Türkiye’nin içinde de, Avrupa’da da, farklı ülkelerde de Sayın Başbakanımızın karizmasını kıskananlar olabilir, onlara yapabileceğimiz bir şey yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Benim onlara söyleyeceğim tek bir şey var: Nazar etme ne olur, çalış belki senin de olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Bakan “Muhalefetin bir figüran olduğunu ve ayrıca adam gibi muhalefet yok.” gibi ağır laflar etti.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İzin verirseniz Sayın Öztürk grubumuz adına konuşacak.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum, buyurun.

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

20.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın görüşülen kanun tasarısının tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;      -hiç merak etme Sayın Başkan, sataşmayacağım- ben Türkiye Büyük Millet Meclisi ve siyaset kurumuna bu olaylardan ders çıkartarak bu sürecin önemliliğine uygun bir şekilde davranması gerekir konusunda bir davette bulundum ve aslında Avrupa Parlamentosunun bu konuda aldığı kararı okudum.

Şimdi, Sayın Bakan burada konuşurken yine benim bu çağrıma uygun davranmadı, buna üzülüyorum. Aslında doğrudur, Swoboda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına yönelik böyle bir suçlama da bulunmuştur, o doğrudur yanlıştır ama o sadece Swoboda’nın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına yönelik bir girişimidir. Ama, burada benim okuduğum karar, sosyalist grubun kararı değildir, Avrupa Parlamentosunun kararıdır Sayın Bakan.

Siz 2004 yılında Kızılay’da havai fişek fırlattınız, o zaman da Cumhuriyet Halk Partisini Avrupa Birliğine karşı olmakla suçladınız. Sizin çok övündüğünüz ama bugüne kadar… Size soru önergesiyle sordum, “Siz ne iş yaparsınız Sayın Bakan, Avrupa Birliği Bakanı olarak?” diye -çünkü, Avrupa Birliği gündemden kalktı- ona yanıt da vermediniz.

Şimdi, burada Avrupa Parlamentosunun Türkiye Hükûmetine karşı aldığı… Bakın, Hristiyan demokratlar, sosyalistler, liberaller, yeşiller ve muhafazakârların oy birliğiyle aldığı bir karar bu. Ben onu sadece okudum.

Öbür taraftan, Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili ben şunu söyledim: “Yani, böyle bir şey bile yanlıştır.” dedim ama siz, Sayın Başbakanın üslubu vardır, CHP’nin rolü vardır ve her zaman olduğu gibi aşırı uçlarla ilişkisi vardır... Ben, olayların olduğu günden beri olayları izleyen bir milletvekiliyim ama ben bugüne kadar hiçbir milletvekili arkadaşımızın şiddeti teşvik edici konuşma yaptığına şahit olmadığım gibi, sizin söylediğiniz gibi elinde bir sopa görmedim. Şimdi, siz, o fotoğrafları bana gösterirseniz, bir milletvekilinin elinde sopa olduğuna yönelik bir şey gösterirseniz, ben bu kürsüde çıkacağım, özür dileyeceğim. Bakın, siz, kendi kendinize… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yanlış yapıyorsunuz arkadaşlar, yanlış yapıyorsunuz. Bakın, siz, bu kürsüde bile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …konuşan adamın sözünü keserek, ne kadar otoriter bir eğilime yatkın olduğunuzu gösteriyorsunuz.

HARUN KARACA (İstanbul) – Hayır, dünkü tweet’den haberiniz yok mu?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – İdris Bal’ın yazdığı yazıyı okuyun, Taha Akyol’un Hürriyet’te yazdığı yazıyı okuyun. Yeni Şafak’ta eski milletvekilinizin yazdığı yazıyı okuyun, bizim dediklerimize inanmayın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bizim çağrımızı… Hepimiz için ben yararlı bir çağrıda bulundum. Efendim, diyorsunuz: “Muhalefet.” Tabii, muhalefet de ders çıkartacak, ben bunu söylüyorum zaten. Yani, bundan sadece iktidar değil, hepimiz ders çıkartmamız lazım, iktidarıyla muhalefetiyle ders çıkartmamız lazım.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen...

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Siz, bana bir Bakan olarak şunu söyleyebiliyor musunuz? “Arkadaş, bu olayların nedeni şudur.” diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsunuz, hiç kimse diyemez.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Pazar günü mitinge gel anlatalım sana.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173) (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, çalışma süremizin az kalması, bundan sonraki hatibe söz versem dahi tamamlanamayacağından, sözlü soru önergeleriyle, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 18 Haziran 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 19.37



(x) 173 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.