TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

               TUTANAK DERGİSİ

 

                                                     117’nci Birleşim

                                             6 Haziran 2013 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                     İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’deki kent içi trafik sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın gündem dışı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna tekraren, sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 153 üzerinde CHP grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, AKP’nin bir an önce devlete ve millete karşı politikalarını gözden geçirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Hükûmetin, Gezi Parkı eylemleri nedeniyle olayları yatıştırması ve tedbir üretmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Adana’da Gezi Parkı eylemlerinde şehit olan Komiser Mustafa Sarı’nın ailesine başsağlığı dilediğine ve ülkenin bir an önce bu karmaşa, kaos ve korku ortamından kurtulmasını istediğine ilişkin açıklaması

4.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Gezi Parkı bahane edilerek provokasyonlarla büyütülen olaylar neticesinde Adana’da şehit olan Komiser Mustafa Sarı’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ve Genel Kurulu yöneten Başkan Vekilinin ülkenin huzurunu bozmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürecek üslupta konuşma yapanlara müsaade etmemesini istediğine ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in, Gezi Parkı bahanesiyle AK PARTİ Adana il binasına saldıranları engellemek isterken şehit olan Komiser Mustafa Sarı’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, polisimizin şehit olmasına sebep olanları lanetlediğine ve Adanalıların provokasyona gelmemesini dilediğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Gezi Parkı eylemlerinin Türkiye'nin tamamında demokrasi olmadan barışın olamayacağını öğrettiğine ve şehit polise rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

7.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, şehit polise rahmet dilediğine ve Artvin Çoruh Nehri üzerinde inşa edilen Deriner Barajı Hidroelektrik Santrali’nin hâlâ üretime geçmediğine ilişkin açıklaması

8.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, şehit polis memuru Mustafa Sarı’ya rahmet dilediğine, 12 Eylülün idam ettiği 3 ülkücü Halil Esendağ, Selçuk Duracık ve Cevdet Karakaş’ı rahmetle andığına ve Iğdır’da havaalanı ile birçok köy ve beldenin sel nedeniyle sular altında olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını kaybeden 2 kişinin ve polis memuru Mustafa Sarı’nın ailelerine başsağlığı dilediğine, Rize’de Atatürkçü Düşünce Derneğine sığınan insanlara yapılan saldırıya, Başbakanın ve Hükûmet yetkililerinin insanları tahrik etmemeleri konusunda daha duyarlı davranacaklarına inandığına ilişkin açıklaması

10.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin eylemciler üzerinde baskı kurmaya çalışmasının bir anlamı olmadığına, bu olaylar sırasında Eskişehir’de yaralanan Ali İsmail Korkmaz’ın hayati tehlikesinin devam ettiğine ve bunun faillerinin bir an önce bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Taksim Gezi Parkı’nda eylem yapan insanların taleplerinin karşılanması ve direnişe katılan gözaltındaki bütün insanların serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Hamas basın sözcüsü Müşir El Mısri’nin 3/6/2013 tarihinde Konya’da yaptığı basın toplantısındaki demecine ilişkin açıklaması

13.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını kaybeden 2 kişinin ve polis memuru Mustafa Sarı’nın ailelerine başsağlığı dilediğine, Ankara’daki gösteriler sırasında Sırbistan Ankara Büyükelçiliğine gaz bombası atılması nedeniyle kendilerinden özür dilediklerine ilişkin açıklaması

14.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Çevre Komisyonunun gönderdiği fidan dikme sertifikasını içine sindiremediğine ve Başkanlığa iade ettiğine ilişkin açıklaması

15.- Aydın Milletvekili Mehmet Erdem’in, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ve Aydın Belediyesinin gerçekleştirdiği bir proje çerçevesinde onlarca ağacın kesildiğine ilişkin açıklaması

16.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını kaybedenlere ve polis memuruna Allah’tan rahmet dilediğine, İzmir’de polisin eline çivili sopayı kimin verdiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

 

17.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Taksim Topçu Kışlası’nın rölövesi olmadığı için orijinal şekliyle inşa edilemeyeceğine, Hükûmetin Atatürk Orman Çiftliği’nde binlerce ağacın yok edilmesine nasıl rıza gösterdiğine ve Karaburun’daki balık çiftliklerinin kaldırılıp kaldırılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

18.- İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın, Rize Belediye Başkanını olayların büyümemesi için yapmış olduğu mücadeleden dolayı tebrik ettiğine, aynı olaylar İzmir Karşıyaka ve Çiğli’de yaşanmasına rağmen CHP’li belediye başkanlarının sorumlu bir davranış sergilemediğine ilişkin açıklaması

19.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Türkiye’de demokrasinin standartlarını yükselten partinin AK PARTİ olduğuna, halkı kışkırtan milletvekilleriyle aynı çatı altında bulunmaktan utanç duyduğuna ve milletvekillerini sağduyulu olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

20.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, ülkeyi terk eden Başbakanı kınadığına ve bundan sonra dünyanın demokratik ülkelerindeki hiçbir liderin onunla aynı fotoğraf karesine girmek istemeyeceğine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, bütün milletvekilleriyle aynı çatı altında olmaktan onur duyduğuna, Rize’de yaşanan olaylar sırasında kendilerinin olayı takibi sonucu polis sayısının artırıldığına ve bu durumu Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirine sunduğuna ilişkin açıklaması

22.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, millî iradenin rızasıyla Meclise giren herkesin kendileri için değerli olduğuna, Başbakanın gezi programında olmaması ve Fas Kralının yurt dışında bulunması nedeniyle görüşmenin olmadığına ve millî iradeyle bir yere gelemeyenlerin başka bir yerden medet ummaması gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Rize Milletvekili Nusret Bayraktar’ın, Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Rize’de yaşanan olaylara ciddiyetle müdahale edilmesi ve sorumluların ayıklanarak yargılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

27.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Rize’de yaşanan olaylara ve siyasetçilerin sorumlu siyaset yapması, aynı dili kullanması ve uzlaşmacı kültürü yaygınlaştırması gerektiğine ilişkin açıklaması

28.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Rize’de yaşanan olaylarla ilgili, İçişleri Bakanı Muammer Güler’e, Rize Valisine ve Başbakan Vekili Bülent Arınç’a çektiği telgraflara ilişkin açıklaması

29.- Rize Milletvekili Hasan Karal’ın, Rize’de yetkililerin inisiyatif alması konusunda ellerinden gelen gayreti ortaya koyduklarına ve kimsenin canı yanmadan olayların bittiğine ilişkin açıklaması

30.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Türkiye ve Meclis çok gerginken ve Genel Kurulda milletvekilleri konuşurken Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın kitap okumasının utanç verici bir tablo olduğunu düşündüğüne ilişkin açıklaması

31.- Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker ve 19 milletvekilinin, Bilecik ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/654)

2.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve 19 milletvekilinin, Bursa bölgesindeki deprem riskinin ve depremselliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/655)

3.- Muğla milletvekili Mehmet Erdoğan ve 20 milletvekilinin, şoför esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/656)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 409’uncu sırasında yer alan asgari ücret düzeyinin toplum üzerindeki yoksullaştırıcı etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 6 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, emeklilik için gerekli hizmet süresini ve prim ödeme gün sayısını doldurdukları hâlde yaş şartına takılanların mağduriyetinin giderilmesi ve karşı karşıya bulundukları sorunların çözüme kavuşturulması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453)

4.- Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile ve Çevre Komisyonu Raporu (1/627) (S. Sayısı: 297)

5.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yurt dışı görevlendirmelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20272)

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, futbol kulüplerimizin UEFA kriterlerini karşılama yeterliğine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20275)

3.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002 yılından itibaren Bursa’ya veya Bursa’dan tayin edilen personele ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20278)

4.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da olası bir depremin olumsuz etkilerinden korunmak için alınan önlemlere ve Bursa’daki hizmet binalarının depreme dayanıklılığına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  7/20279)

5.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığa bağlı birimlerde çalışan taşeron işçilere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20280)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Van’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20281)

7.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Türk Ticaret Kanunu’ndaki bir hükmün uygulamasına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/22400)

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, içinde “Türk”, “Türkiye” ve “Cumhuriyet” ibareleri geçen şirket isimlerinin değiştirilmesi için uyarılan şirketlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/22402)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın temsil ve ikram harcamalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/22510)

10.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, THY ve grev konularına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/22520)


06 Haziran 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Fatih ŞAHİN (Ankara), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

 

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşimini açıyorum.

III - YOKLAMA

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Dünya Çevre Günü nedeniyle söz isteyen Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Dünya Çevre Günü hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sözlerime başlarken, dün Adana’da meydana gelen olaylarda yaralanan ve bugün şehit olan Komiser Mustafa Sarı’ya Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Başta hamile eşi Eda Hanımefendi olmak üzere, babası Halil İbrahim ağabey ve tüm emniyet teşkilatına ve Türk milletine de başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, bugün konuşma görevi Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru Beyefendi’deyken, bir mazeretinden dolayı bu konuşmayı yapamayacağından, müracaatımı kabul eden Sayın Meclis Başkan Vekili Güldal Mumcu Hanımefendi’ye, zarafetine ilave olarak nezaket ve anlayışı için de teşekkür ediyorum.

Teknolojinin gelişmesi, sanayileşme, yeni şehirler kurulması, mevcut şehirlerin olağanüstü büyümesi sürecinde insanoğlu o güne kadar fark etmediği, kaybettikçe farkına vardığı çevre kavramının önemini hissetmeye başlamıştır. Havanın ve karanın kirlenmesi, tehlikeli ve zararlı maddelerin insan hayatını tehdit eder hâle gelmesi, buna bağlı olarak büyük maliyetlere sebep olan hastalıkların ortaya çıkması sağlıklı bir çevrenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle 1970’li yıllarda başlayan çevreye karşı duyarlı yaklaşımlar çevre sorunlarına ilişkin iş birliğini uluslararası zeminlere taşımıştır. 5-16 Haziran 1972’de Stockholm Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda çevrenin korunması ve geliştirilmesi fikrinin dünyadaki bütün insanlara telkin edilmesi ve yol gösterilmesi için ortak karar ve görüşlere ihtiyaç olduğu ilan edilmiştir. Hiç durmadan deneyen, keşfeden, icat eden, ilerleyen insanoğlunun etrafını değiştirebilme yeteneğinin akıllıca kullanıldığında bütün insanlara nimet olduğu, hayat kalitesini yükseltme fırsatını verdiği ancak aynı gücün yanlış ve akılsızca kullanılırsa insana ve çevresine tahmin edilemeyecek hasarlar verebileceğinin altı çizilmiştir. Bu hususlara vurgu yapmak üzere 1972 Stockholm Konferansı’nda alınan bir kararla 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir.

Ulusal mevzuatımızda ise Anayasa’mızın 56’ncı maddesi herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu, çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğunu hüküm altına almıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de parti programımızda çevreyi ayrı bir başlık halinde tanzim ederek “kalkınma-çevre koruma ikilemi” yerine “akılcı koruma ve geliştirmeyi öngören sürdürülebilir kalkınma modeli”yle aşmayı hedeflemekteyiz. Tabii zenginliklerimize toplum olarak sahip çıkma anlayışının yani çevre duyarlılığının kuvvetlenmesi için medya, eğitim dâhil tüm unsurların kullanılmasını uygun bulmaktayız. Bütüncül çevre politikalarının oluşturulması ile ekosistemlerin tamamının planlanması ve yönetimi noktalarında ve ülkemizin sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin korunması, ekonomik değer kazandırılması hedeflerini partimizin çevre politikaları olarak çok kısa bir şekilde özetlemek mümkündür.

Benzer ifadeleri parti ve Hükûmet programlarında zikreden iktidar partisinin ise uygulamalarının çok farklı olduğunu görmekteyiz.  AKP hükûmetleri, büyükşehirlerde, görmekle mutluluk duyduğumuz yeşil alanları, ağaçları betonlaştırma konusunda tam bir ustalık dönemi yaşamaktadırlar. Yeşil alanlar için “üç beş ağaç” yeşil alanlara sahip çıkan, çevre duyarlılığı olanlara da “üç beş çapulcu” diyerek aşağılamaktan geri kalmamışlardır. Henüz taze gündemimiz olan Taksim Gezi Parkı’na yaklaşımları ya da üçüncü köprü yapımı inşası dolayısıyla heba edilecek ormanları, sayısız ve sınırsız bir şekilde inşa edilen hidroelektrik santralleri düşünecek olursak AKP hükümetleri “Kalkınma mı? Çevre koruma mı?” ikileminde tercihini talandan ve ranttan yana kullanmıştır.

Taksim Gezi Parkı’ndaki alana yapılacak AVM ve lüks konutlarla ilgili Başbakanın kararlılığına getirilen eleştirilere, “Buradan rant elde edeceksiniz.” söylemlerine Sayın Başbakan “Biz milletimize rant sağlamak istiyoruz.” cevabını vermiştir. Oysa rant, terlemeden, hak etmeden kazanılan mal, mülk anlamındadır. Türk milleti terlemeden, çalışmadan kazanmanın kötülüğünü çok iyi bilir. Mustafa Kemal bir sözünde, çalışmadan, yorulmadan elde edilecek kazancın önce haysiyeti, sonra bağımsızlığı alıp götüreceğini ifade etmektedir. Muhtemel ki Başbakan bu sözüyle onurlu Türk milletini değil; millet zannettiği, etrafında kendisine yalakalık ve goygoyculuk yapan güruhu kastederek söylemiştir.Dolayısıyla, rantçı olanlar, çevreyi ve doğayı ranta çevirmek isteyenler Başbakan ve etrafındaki güruhtur, Türk milleti değildir.

Bu düşüncelerle Dünya Çevre Günü’nün kutlu olmasını diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkoğlu.

Gündem dışı ikinci söz, aynı konuda söz isteyen İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’e aittir.

Buyurunuz Sayın Tüzel. (BDP sıralarından alkışlar)

 

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.

On gündür ayağa kalkan, geleceği için mücadele eden, direnen halkımızı selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum. Hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara da şifalar diliyorum. Uysal koyun gibi olmayanlar tarih sahnesinde değerli arkadaşlar ve aynı şekilde, orman gibi kardeşçesine dayanışanları da selamlamak istiyorum.

Gezi Parkı’ndan milyonların direnişine yayılan bu hareketi anlamamız gerekiyor ama önce üçüncü köprünün temelini atarken “Biz herkesten çok çevreciyiz.” diyen Başbakanı da anlamak gerekiyor. Aslında, böyle sertifikalar vererek, bizleri fidan dikme törenlerinde göstermelik bir şekilde öne sürerek çevreci olunmuyor; bu şekilde asıl saldırının büyüklüğü gizlenmek isteniyor. Deveyi havuduyla götürenler, “Çukurları iyi paraya sattık.” diyenler, aslında ormanları, tarım alanlarını, sitleri, kıyıları yağmalayanlar çok daha büyük bir saldırı içerisinde yani 3 yerine 5 tane fidan dikmek değil mesele, yeni zenginler yaratmaksa hiç değil.

Değerli milletvekilleri, bakın, Taksim Meydanı emekçilerin elinden alınmak istendi, yetmedi; Gezi Parkı öyle, Atatürk Orman Çiftliği öyle, Atatürk Kültür Merkezi öyle, üçüncü köprü, üçüncü havaalanı…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Geçme, o köprülerden geçme.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Bütün bunlar denilirken aslında çapulculuk, haramilik bu zenginleri yaratmak isteyenlerin eseri oldu.

Değerli milletvekilleri, direnen milyonlar basit birer çevreci değil. Birleşen bir halk var ve bu halk tekçi zihniyete, muhafazakârlığa, zorbalığa, istismara, ranta, keyfîliğe, emeğe ve bilime, sanata saldırıya karşı direnmiş ve ayağa kalkmıştır.

Kentsel dönüşümle, 2/B ile yağmaya, halka rağmen yapılan HES’lere, eğitimden sağlığa her alanı piyasaya açmaya, özelleştirmelere; açlığa terk edilen halk imtiyazlara ve zenginliklere, alkol yasağına, kürtaja, “3 çocuk” diyerek kadının bedenine müdahaleye, 4+4+4 ile laikliğe, bilime saldırıya, “ecdadımıza saygı” adı altında mezhepçiliğe, din istismarcılığına, sınır ötesi savaşçılığa ve güvencesiz iş cinayetleriyle, taşeron çalışmayla bu kahredici köle düzenine karşı ayağa kalkmıştır.

Aynı şekilde “çözüm” deyip hiçbir şey yapmayan, aksine savaş ve şiddet politikasıyla halkı gazlayan, Roboski gibi katliamların üzerini örten, Reyhanlı katliamının gerçeklerini gizleyen ve milyon dolarları artırıp işçi cesetleri üzerinde fabrika kuranları koruyan böylesi başkanlık heveslerine karşı, bu fırsatçı siyasete karşı bir ayağa kalkmadır. Cezaevlerindeki çocuk istismarına, tecavüze, şiddete, sanat ve kültür alanında “Her şeyi ben bilirim, benim dediğim olacak.” diyen bir anlayışa karşı ayağa kalkılmıştır.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Hadi oradan be!

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – “Orantısız güç kullanıldı.” ve benzeri laflarla da bu işin üzeri örtülemez. Sabaha karşı çadır yakanlar, halkı gazlayanlar, plastik mermi kullananlar, gaz fişekleriyle onlarca insanın gözünü kör edenler, bu hesap mutlaka verilmelidir. Ve halkın talepleri ortada: Gaz bombasının yasaklanması, suçluların cezalandırılması, bu projeden vazgeçilmesi, görevlilerin alınması; bunlar yapılmalıdır. “Ortalık sakinleşsin öyle yapacağız.” laflarına da güvenmiyoruz çünkü hâlâ saldırılıyor, Kızılay’da saldırılıyor, Dersim’de, Hatay’da saldırılıyor; hâlâ gizleme, hâlâ provokasyon var.

Değerli arkadaşlar, demokratik taleplerin unutulmasına seyirci kalamayız ve “Hükûmet istifa.” diyenlere yöneltilmiş bu namluların da artık son bulması gerekiyor.

Nerede sizin insan merkezli kent yaşamınız? Nerede sizin millî iradeye saygınız? İşte, millî irade sokaklarda ama Başbakan ne diyor: “Tencere tava, aynı hava.” İşte bu kafa, bildiğini okuma. Halk da “Kibirlenme padişahım, senden büyük halk var.” diyor ve sizin meşruiyetinizi sorguluyor. Bu meşruiyeti sorgulamaya verilecek yanıt, demokratik reformları gecikmeden yapmaktır.

Halkımıza çağrıda bulunmak istiyorum: Birleşik, örgütlü, demokratik barışçıl mücadele demokrasiyi büyütecektir. Bayraklarımız, özgürlük, kardeşlik ve demokrasinin sözleriyle donansın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Kimse kimsenin askeri olmasın. Darbecilerin değil, kendimizin ve geleceğimizin savunucusu olalım, halkın gücü olalım diyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Hükûmet adına gündem dışı konuşmalara Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu cevap verecektir.

Buyurunuz Sayın Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle Sayın Hasan Türkoğlu ve Sayın Levent Tüzel’in gündem dışı konuşmalarına cevap vermek üzere söz aldım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakanım, beni de bekleseydiniz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) -  Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Tabii, çevrecilik, yeşillendirme sözde olmuyor, özde oluyor, çalışmakla oluyor. Bakın, ben şunu açık yüreklilikle size rakamlar vererek, çevre konusunda, ağaçlandırma, yeşillendirme konusunda nereden nereye geldiğimizi rakamlarla sizlere ispat edeceğim.

Bakın, şu anda çevre konusunda… Nedir çevrecilik? Atık su arıtma tesislerini inşa etmek ve arıtılmış suları da derelere, denizlere vermektir; çevrecilik, katı atık bertaraf tesislerini kurmaktır; çevrecilik, hava kirlenmesini önlemektir; çevrecilik, denizleri temiz tutmaktır; dolayısıyla, çevrecilik, yeşillendirmektir, ağaçlandırmaktır. Bakın, ben size bunları rakamlarla vereceğim, ortada.

Bakın, ben bir çevre profesörüyüm. Türkiye’deki çevrecilik faaliyetlerini, ağaçlandırma faaliyetlerini en iyi bilen kişiyim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Zaten üzücü olan da o, keşke çevrecilik profesörü olmasaydınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Müsaade et, ben sizi dinledim, karşılıklı bakın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama Çevre Bakanı değilsiniz Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bakın, lütfen, karşılıklı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Çevre Bakanı değilsiniz, niye yapmadılar sizi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bakın, ben sizi sabırla dinledim, müsaade eder misiniz.

Şimdi bakın, atık su arıtma tesislerinden başlıyorum: Efendim, Türkiye’de atık su arıtma tesisleri, bizden önceki dönemde, 2002 yılına kadar, Türkiye’deki atık suların sadece üçte 1’i, yüzde 30’u toplanıp geri kalanları tamamen derelere, denizlere veriliyordu, hatta sokaklara veriliyordu. Hatta, bırakın, İstanbul’da bizden önceki dönemlerde atık su arıtma tesisleri bile yoktu yani Haliç’in durumu ortada, derelerin durumu ortada.

Bakın, biz bunu nereden nereye aldık? 2002 yılında 145 tane tesis varken şu anda 444 tane tesisle gerçekten biz dereleri temizliyoruz ve atık su arıtma oranını yüzde 30’lardan şu anda yüzde 72’ye çıkardık. Bu yeterli mi? Değil. Hedefimiz, inşallah, bunu -en azından Ergene’yle ilgili büyük bir eylem seferberliği başladı; Büyük Menderes’le ve diğer derelerle, havzalarla başladı- çok kısa zamanda yüzde 95’e çıkaracağız. Bakın, bunu bir defa söyleyeyim.

İkincisi, çevrecilik nedir? Halka temiz su vermektir. Ya, Allah aşkınıza, bizden önce 58 yerleşim yerinde su yoktu, arsenikli su içiliyordu çoğu yerde, içme suyu kalitesinden eser yoktu. Bakın, değerli milletvekilleri, son on yılda biz tam 58 tane şehir ve büyük yerleşim yerine temiz, kaliteli, ta 2050 yılına kadar yetecek suyu getirmişiz ve 41 milyon vatandaşımıza suyu, ilave suyu, olmayan suyu getirmişiz; İzmir’e de su getirdik, Mersin’e de, Sinop’a da, Kars’a da yani Türkiye’nin her yerine suyu biz getirdik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aksaray’a getirmediniz Sayın Bakan. Sayın Bakan, Aksaray’ın yok.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Dolayısıyla, şu anda da 24 tane proje devam ediyor. İnşallah, onları da tamamlayınca bütün Türkiye’de tam 2050-2060 yılına kadar içme suyu problemi, kullanma suyu, sanayi suyu problemi diye bir problem kalmayacak. Bu şimdiye kadar yapılmış en büyük hamledir. Bunu da özetle belirtmek istiyorum.

Arıtma tesislerine gelince: Bakın, ülke genelinde sadece 30 ilde arıtma tesisi vardı ama şu anda biz tam 57 tane, çok ileri içme suyu arıtma tesislerini inşa ettik. Hatta bu teknolojiyi Türkiye’ye kazandırdık. Şu anda bizdeki teknolojiyi başka ülkelere transfer etme çalışmaları var. Günde toplam 7 milyon metreküp Avrupa Birliği standartlarında arıtılmış suyu vatandaşımıza veriyoruz yani şu anda günde 7 milyon metreküp suyu veriyoruz, bu gerçekten bizim büyük başarımız.

Gelelim katı atık bertaraf tesislerine: Efendim, herkes biliyor yani bütün Türkiye’de, özellikle Sayın Başbakanımızın Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemine kadar İstanbul’da dahi bir katı atık bertaraf tesisi yoktu, bir yakma tesisi yoktu, bir tıbbi atıkları sterilizasyon veya yakma tesisi mevcut değildi, bir kompost tesisi mevcut değildi. Peki biz ne yaptık? Biz, şu anda, bakın, aşağı yukarı tam 69 tesis ile 903 belediyenin katı atık bertaraf tesislerini kurduk, hatta bunları müşterek yaptık. Şimdi, bazı katı atık bertaraf tesislerinden, en son kurduğumuz İstanbul’da, Afyonkarahisar’daki katı atık bertaraf tesislerinden elektrik bile üretilmeye başlandı, yani metandan. Yani, nereden nereye, bakın. 903 belediyenin katı atıkları bertaraf ediliyor.

Tıbbi atık bertaraf tesisleri: Bakın, tıbbi atıklar geçmiş dönemde -ya hepimiz şahidiz- İstanbul’da dahi, Cerrahpaşa’da, Çapa’da tıbbi atıklar sokaklara atılır, çocuklar oradan enjektörlerle oyun oynarlardı. İlk defa tıbbi atık bertaraf tesisleriyle ilgili yönetmeliği, ben o zaman Teknik Üniversitede çevre teknolojisi ana bilim dalı başkanıydım. 1992 yılında bu tıbbi atık bertaraf tesisleri yönetmeliğini o zaman bizim Teknik Üniversitenin Çevre Mühendisliği Bölümü hazırladı ama uygulaması yoktu. İlk defa 1995 yılında, tıbbi atık bertaraf tesislerinin nasıl olacağı, taşınmasından bertarafına kadar, yakma ve sterilizasyon tesisine kadar Türkiye’de bu teknolojiyi biz getirdik. Şu anda aşağı yukarı Türkiye’nin büyük bir kısmında tıbbi atıklar düzenli toplanıyor, yönetmeliği var, uygulaması var, takibini yapıyoruz. Yani, aşağı yukarı 54 ilde şu anda tıbbi atık sterilizasyon tesisi kurduk ve bunlar bazı illerde yok ama diğer illere aktarılıyor ve böylece 1 gramında milyonlarca mikroorganizma olan bu tıbbi atıkları düzenli toplayıp neticede sterilize ediyoruz, bertaraf ediyoruz.

Bunun dışında, bakın, limanlar… Geçmişte, limanlarda herhangi bir şekilde, gemilerden herhangi bir atık toplama söz konusu değildi, ortalığa, bütün sahillere boca ediyordu gemiler ama biz bir düzenleme getirdik. Bakın, dikkatinizi çekmek istiyorum,  şu anda tam 429 adet limanda katı atık alım tesisleri var, dolayısıyla hiç kimse denize atamıyor. Hatta saygıdeğer milletvekilleri, bizim, deniz suyu kalitesini ölçmek için şu anda ta Hopa’dan İskenderun’a kadar tam 231 noktada denizdeki su kalitesini ölçüm istasyonumuz var. Bunu ölçüyoruz, yayınlıyoruz. Eski Kültür ve Turizm Bakanımız burada. Nitekim bu sayede, bütün denizlerimiz temizlendi, mavi bayrakta sırf Antalya dünyada üçüncülüğe yükseldi. Yani mavi bayrak dediğimiz, plajlarda deniz suyunun temizliği, plajın temizliğiyle alakalı verilen, bizim dışımızda ülkelerde de sivil toplum kuruluşları tarafından verilen bir bayraktır ve bu bayraklarda da gerçekten destan yazdık. Özellikle denizler düzenli olarak izleniyor, bunu özetle belirtiyorum. Şu anda, 342 plaj ve marinada mavi bayrak aldık. Türkiye, dünyada en çok ve en hızlı mavi bayrak alan bir ülke. Bunları takdir etmek lazım. Tamam, tenkit edin ama…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kocaeli de dâhil mi Sayın Bakan, sahte bayraklar da dâhil mi Kocaeli’deki?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tenkit edin fakat lütfen, marifet iltifata tabidir, zaman zaman da hiç olmazsa takdirlerinizi belirtin ki biz de şevk ve heyecanla… En azından, bizi bırakın, bu kadar hizmet eden bürokratlar şevk ve heyecanla çalışmaya devam etsin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, gelin, beraber denize girelim Kocaeli’de, mavi bayrak astığınız yerde.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Daha bitmedi bakın, daha yeni başlıyoruz.

Daha önce tehlikeli atık bertaraf tesisi, özellikle 2002 yılında…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan, hep bize anlatıyorsun, sizin gruptan bir kişi dinlemiyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dinleyin, dinleyin. Bakın, sabredemiyorsunuz değil mi? Vatandaşımız dinliyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, bunlar belediye bütçelerinden yapılmıyor mu? Siz mi yapıyorsunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bizim ne kadar çevreci olduğumuz ortada. Bakın, gelmiş geçmiş hükûmetler içinde, en çevreci hükûmet bizim Hükûmetimizdir, bunu gururla ifade ediyorum ve rakamlarla ispat ediyorum, daha ne istiyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, tehlikeli atık bertaraf tesisi: 2002 yılında 18 tesisle yılda 80 bin ton geri kazanılırken, şu anda 201 tesis var, nereden nereye ve 950 bin ton tehlikeli atığı geri kazanıyoruz. Nereden nereye.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, bunlar belediye bütçelerinden yapılmıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – 80 bin ton nerede, şu anda 950 bin ton nerede.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaç liman vardı Sayın Bakan, kaç liman?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Daha geleceğim, ağaçlandırmaya geleceğim, daha bekleyin.

Şu anda atık piller toplanıyor, yılda 497 ton atık pil toplanıp geri kazanılıyor.

Bunun dışında atık hizmeti veren belgeli liman sayısı 206’ya çıktı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, belediye başkanınız çevrecilere “yosma” diyor, ne diyorsunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Balık çiftliklerini biz taşıdık, balık çiftliklerini uygun alanlara biz taşıdık.

Ergene eylem planı devam ediyor. İnşallah önümüzdeki günlerde sizlere bunun kitapçığını göndereceğim.

Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; bakın, çevre faslı en zor açılan fasıldır. Avrupa Birliğine dâhil olan ülkeler bu faslı en son açmışlardır ama biz gerçekten çevrede, ağaçlandırmada, yeşillendirmede, tabiatı korumada yaptığımız büyük başarılar neticesinde, ısrarla, ta 2009 yılında müracaat ettik, çevre faslı açıldı ve gerçekten Avrupa Birliği de bu konuda takdirlerini belirtti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sonra koruma kanununu çektiniz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – İklim değişikliğinde Kyoto’ya taraf olan biziz. Kyoto’ya taraf olduk ve gerçekten gerek Cancun’da gerek diğer iklim değişikliği taraflar konferanslarında Türkiye'nin başarısı takdirle izlendi. Hatta Meksika Cancun’da yapılan taraflar anlaşmasında özellikle Türkiye'nin adı geçiyor yani başka hiçbir ülkenin adı yok, Türkiye'nin adı geçiyor. Bu gerçekten gurur duyacağımız bir husustur.

Gelelim şimdi ağaçlandırmaya. Bakın, dikkatinizi çekmek istiyorum, son on yılda 3 milyon 691 bin hektar alanda yani yaklaşık 37 milyon dekar alanda orman teşkilatımız çalışma yaptı. Hakikaten gece gündüz çalışma yapıyorlar, onları taltif ediyorum, takdir ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Elektronik postada güzel mesajlarınız var Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Mesajları gönderdim Sayın Vekilim.

Dikkatinizi çekiyorum, son on yılda dikilen fidanların sayısı: 2 milyar 711 milyon adet fidanı toprakla buluşturduk. Bazılarının bunu havsalası almıyor ama şunu söyleyeyim: Geçmişte yılda 70 milyon adet fidan üretilirken şu anda, bizim fidanlıklara bakın, 470 ile 500 milyon adet fidan üretiliyor yani 7 misli artırdık ve geçmişte fidan bulunamıyordu ama şu anda, biz bu fidanları bütün kamu kurumlarına, sivil toplum kuruluşlarına, tarafsız bir şekilde bütün belediyelere, proje getirince bunları bilabedel veriyoruz. Bunlar böyle.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kocaeli Büyükşehir niye özelden alıyor bu fidanları?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bakın, şunu ifade edeyim: Ağaçlandırma seferberliği kapsamında da son beş yılda muazzam bir seferberlik yaptık. Ben bütün sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ediyorum buradan. Hakikaten seferberliğe herkes katıldı ve beş yıllık programımız şuydu: Beş yılda 2 milyon 300 bin hektar.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, bu Afyonkarahisar’daki patlama çevreyi bayağı bir kirletti. Kim patlattı onu? Nasıl başladı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Yani Belçika’nın 3 milyon hektar olduğu düşünülürse, böyle bir hedef koymuştuk fakat arkadaşlarımız, bütün kurum ve kuruluşlar hedefi aştı, 2 milyon 429 bin hektar alanda yani Belçika’ya yakın bir alanda çalışma yapıldı ve son beş yılda 2 milyar adet fidan toprakla buluştu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ali Bey bir şey dedi bu Afyonkarahisar’la ilgili. Patlamada tespiti bu kadar çabuk nasıl yapabildiniz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Yani bunlar gerçekten takdir edilmesi gereken hususlar.

Bunun dışında, sadece açık alanlar değil, bakın, hastane avluları, köy yolları, kara yollarının iki tarafı…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, çevre kirliliği oldu Afyonkarahisar’da, depo patlayınca. Kim patlattı onu, nasıl patladı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Merak etme, Aydın’a da yapıyoruz. Aydın’a da, Nazilli’ye de dikeriz merak etme.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz zamanında tespit yapmıştınız ama gerçekten.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Şimdi, 27 bin okul bahçesine 5 milyon 500 bin fidan dikmişiz. 1.095 sağlık ocağı ve hastaneye 267 bin fidan dikilmiş. 9.826 adet mabede ve mezarlığa 1 milyon 300 bin fidan dikildi ve bu başarılar neticesinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, siz hakikaten çevrenizi koruyorsunuz, buna hiçbir diyeceğimiz yok. Çevrecisiniz siz! Bunda hiçbir bir tereddüt yok. Hep çevreye, hep çevreye… Kendi çevrenizi iyi koruyorsunuz. En çevreci Bakan!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Değerli milletvekillerim, şimdiye kadar, bakın, şunu söyleyeyim:  Dünya Ormancılık Forumu ve Zirvesi hep New York’ta yapılmış. Biz 2011 yılında, Türkiye’deki başarıları bütün ülkeler görsün diye “2013 yılında Türkiye’de yapılsın.” deyince, hakikaten bütün dünya ülkeleri takdir etti ve hatırlarsanız nisan ayında Dünya Ormancılık Forumu ve Zirvesi, yirmi yedi yıldan bu yana ilk defa Türkiye'de yapıldı. Gerçekten, bunlar bizim büyük başarılarımız. Ağaçlandırılan alan 7 misli arttı orman alanlarında.

Bir de şunu söyleyeyim: Sayın vekillerim, bakın, dikkatli bir noktada…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika, bize söylüyor; bir dakika, çevreci bakan konuşuyor!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Şimdi, “yeşillendirme, ağaçlandırma, ormancı” diyeceksiniz, sucu, ormancı, orman ve su işleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Çevreci” dediniz siz ama.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Şimdi, bakın, efendim, ağaçlandırmada…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Gazı verdiniz, HES’lerde suyu kestiniz.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Kaç tanesini yeşerttiniz Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Sayın vekillerim, bakın, lütfen, son on yılda 900 bin hektar ormanlık alanımız artmış, 900 bin hektar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gazların çevreye faydası var mı Sayın Bakan? Gazın çevreye nasıl bir faydası var?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Yani yaklaşık 9 milyon dekarlık alanda artış var. Bu, rakamlarla teyit ediliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bomba nasıl patlamıştı Afyon’daki? Anlatır mısınız?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bir de, odun serveti… Sayın vekillerim, 2002 yılında bütün ormanlardaki odun serveti 1 milyar 200 milyon metreküp idi. Şimdi, Allah’a şükür, 1,5 milyar metreküp. Bunu da mı takdir etmeyeceksiniz, bunu da mı görmeyeceksiniz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

Bunun dışında fidan üretimimiz yılda 500 milyona çıktı.

AYTUĞ ATICI  (Mersin) – Ormanları imara açacaksanız biz yokuz torba yasada!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Efendim, bir dakika müsaade edin, torba yasada falan bir şey yok, bakın, onları da izah edelim. Grup başkanlarınızla konuşacağım, bu konuda detaylı bilgi vereceğim. Öyle gazete haberiyle şey yapmayın sayın vekillerim. Ben size bilgi sunmaya hazırım. Grup başkanlarınıza, bütün grupların başkanlarına bilgi sunacağım.

Şimdi, bakın, daha bitmedi. Üç tane büyük yeni seferberlik başlattık: “Erozyonla Mücadele Eylem Planı 2013-2017”, “Yukarı Havza Sel Kontrolü Eylem Planı” ve “Baraj Havzaları Yeşil Kuşak Ağaçlandırma Eylem Planı” diye üç tane büyük seferberlik başlatıyoruz. Bunlara sizlerin de katkılarını bekliyorum tabii ki. Çünkü, herhâlde hepimiz yeşillendirme istiyoruz.

Şehir ormanları sayısı sayın vekillerim… Daha önce “şehir ormanı” diye bir mefhum yoktu, şu anda 120 adet şehir ormanı kurduk.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Onun adı kent ormanı, şehir ormanı değil.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - 135 adet bal ormanı, 1.451 adet mesire yeri inşa ettik. Bakın, bunlar çok önemli.

Bakın, gidin okullara, okullarda da gerçekten çocuklarımızda ağaç sevgisi oluşmaya başlamıştır, vatandaşlarımızda ağaç sevgisi oluştu. Geçmişte yol kenarlarına dikilen ağaçlar sökülüyordu ama bugün vatandaş hakikaten ağaçlara bakıyor. Bu bakımdan ben de bizi dinleyen vatandaşlara da gönülden teşekkür ediyorum.

Millî park sayısını 33’ten 40’a yükselttik. Tabiat parkı sayısı, bizden önce, 2002 yılında 17’ydi, şimdi 186’ya yükseldi.

On yılda rekor yatırım yaptık yani 60 milyar TL’lik yatırım yaptık.

Özetle şunu söylüyorum: Allah aşkına, yeşillendirme, ağaçlandırma, su, atık su, çevre deyince bütün dünya bizi takip ediyor, izliyor. Lütfen, siz de bizi izlemeye devam edin diyorum.

En çevreci hükûmet biziz, bunu gururla ifade ediyorum. Rakamları söylüyorum. Bunun dışında, ormanlarımızı özellikle koruyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ormanları imara açarak mı koruyorsunuz ormanları!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sayın vekilimiz şunu söyledi 2/B alanlarıyla ilgili: “Talan ettiniz.” Sayın vekilim, bakın, 2/B alanları bizim konumuz değil. 31/12/1981 tarihinden önce orman vasfını tamamen kaybetmiş… Anayasa’nın 169 ve 170’inci maddelerinde emredici hüküm olarak konulmuş bir hususu bizim dönemimizde…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Ergene ne oldu Sayın Bakan, Ergene?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Şunu ifade ediyorum: Son on yılda 1 metrekarelik orman alanı asla talan edilmemiştir, hiçbir  şekilde işgal ettirilmemiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yeni yasada ne olacak Sayın Bakan, onu soruyoruz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hatta varsa diyorum burada, bütün Türkiye’ye söylüyorum: Son on yılda 1 metrekarelik orman alanı talan edilmişse lütfen bunu ispat edin. Bunu kendi ellerinden almaya hazırım.

Ben bu duygularla…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dilovası’nda… Dilovası’nda Sayın Bakan, iyi biliyorsunuz siz de. Öyle söylemeyin, iddia etmeyin.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Dilovası’nda…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bilmediği yerden sormayın!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın sayın vekilim, siz geçen hafta sordunuz. Dilovası’nda şu anda ağaç kesimi durduruldu; bir. İkincisi, Dilovası’nda o Dil Deresi’ni muhteşem şekilde tanzim ediyoruz, etrafını da ağaçlandıracağız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yapma Allah aşkına Sayın Bakan!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunu siz söylediniz. El insaf yani!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama ağaçtan bahsediyorsunuz, “Ağaç kesilmemiştir 1 metrekare.” diyorsunuz. Söylüyorum size: Dilovası’na beraber gidelim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Televizyonlar karşısında şey yapma. Bak, bana teşekkür ettin şimdi öyle şey yapma.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Beraber gidelim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Beraber gidelim, tamam. Memnuniyetle, maal memnuniyye, nereye isterseniz gitmeye hazırım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Geçen hafta Taksim’i talan etmediniz mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Mesela, bu hafta sonu, cumartesi günü ben Kastamonu’ya gidiyorum, 12 tane tesisin temelini atacağım -açılışını- buyurun, orada hep beraber, gelin…  (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Bir dakika… Mesele ağaç dikmekse, gelin hep beraber istediğiniz yere ağaç dikelim. Size ne kadar fidan istiyorsanız vermeye hazırız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama siz ağaçlara da kelepçe takıyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bu duygularla ben hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eroğlu.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, Sayın Bakan birtakım bilgileri verirken belediye bütçelerinden yapılan birtakım yatırımları sanki merkezî hükûmet bütçesinden yapılmış gibi göstermiştir. Dolayısıyla, bu aynı zamanda halkı kandırmak, aldatmak ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yanlış bilgi vermektir. Kendisini AKP klasiği hâline gelmiş bu davranışından dolayı kınadığımı bildiriyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzunırmak.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sanki kendi cebinizden yapmış gibi konuşuyorsunuz Sayın Bakan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ on yıldan fazladır iktidarda. Belediyelere imkânları sağlayan, kaynakları sağlayan da bu iktidar.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Vergisinden kesiliyor…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bundan önceki dönemde de iktidarlar vardı, aynı iktidarla paralel belediyeler vardı, o arkadaşlarımıza tavsiye ediyoruz, kendi iktidarları döneminde belediyelerinin yaptığı parklarla iktidarlarının ne olduğunu ortaya koysunlar on yıllık dönemi kıyaslayalım. Halep oradaysa arşın burada. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

Gündem dışı üçüncü söz, Kocaeli’deki…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, ben de kayıtlara geçmesi için bir şey söyleyeceğim yerimden.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ – Sayın Elitaş’a tavsiyem, belediyelerin yaptıklarını üstlendiği kadar belediye yolsuzluklarını da üstlenmeleridir.

Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dam üstünde saksağan oldu bu.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Kocaeli’deki kent içi trafik sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’a aittir.

Buyurunuz Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’deki kent içi trafik sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle… (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen burada tartışmayalım.

Buyurunuz Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle gösterilerde hayatlarını kaybeden polis memuru ve 2 arkadaşımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Sayın Bakan, doğru, çevreyi iyi koruyorsunuz. Son günlerde atmış olduğunuz gazlardan, en basiti Kuğulu Park’ta ne kuğu bıraktınız ne kuş bıraktınız. Türkiye’nin her tarafında aynı şekilde bir çevre katliamına da neden oluyorsunuz bugünlerde.

Bugünkü konuşmam Kocaeli’nin kent içi trafiğiyle ilgiliydi, oradaki minibüsçülerin sıkıntılarıyla ilgiliydi, ama çok özür diliyorum minibüsçü kardeşlerimden, kent içi trafiğinde sıkıntı çeken insanlardan, bugünkü konuşmamı tamamen gündeme ilişkin yapacağım. Nedeni de şu: Çünkü Başbakanın minibüsünün frenleri patlamış, sağa sola savruluyor, onun için de bunu bir kez daha sizlerle paylaşmak ve değerlendirmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, onuncu gününe giren ve bütün Türkiye'ye yayılan direnişi iyi okumak gerektiğine inanıyorum. Tabii, bu, Başbakanın dediği gibi bir iki ağaç kesme meselesi, bir çevre meselesi değil, çevre meselesiyle, iki ağaçla tüm Türkiye'ye dalga dalga yayılan bu hareketi hepimizin iyi okuması gerektiğini düşünüyorum. Niye böyle söylüyorum? Arkadaşlar, pazartesi günü Ankara’da Güvenpark’a gittim, hastaneleri dolaştım, 7 tane karakolu dolaştım, artı Emniyet Müdürlüğüne gittim, sizleri de bekliyorum. Siz, sadece size oy verenlerin milletvekili değilsiniz AKP’liler, cesaretiniz yoksa meydanlara çıkmaya, gidin o nezarethanelerdeki gençlerle konuşun, o hastanelerdeki gençlerle konuşun, bu gençlerin ne talep ettiklerine inanın diyorum.

Hastaneye gittik, muayene için hastaneye getirilen gözaltındaki gençlerle konuştuğumuzda, onlar yedi saat, sekiz saat güneş altında bekletildiklerini, su içemediklerini, yemek yiyemediklerini ifade ediyorlar, polis memurlarına sorduğumda “Ya su verirsek polisler bizi zehirledi derlerse.” diye böyle bir çekinceyi ifade ediyorlar.

Yine, karakollara gittim, 7 tane karakola, buradan teşekkür etmek istiyorum karakol polislerine, “Onlar bizim çocuklarımız.” dediler, gerçekten çocukları gibi davrandılar karakollarda bu çocuklara, ama çok ilginç vakalara rastladım.

Bir karakola gittim, sadece işi evine ekmek götürmek olan, Türk Bayrağı satan, delil olarak da Türk Bayraklarını alıp karakola getiren insanlara sesleniyorum burada.

Yine, karakola gittim, kokoreç satan insanlara rastladım, müşterileriyle beraber alınmışlar.

Yine, karakola gittim, kendi ilimden iki tane 20 yaşında kız öğrenciye rastladım. Bir tanesi türbanlıydı, bir tanesi başı açıktı, bir tanesi Karamürselliydi, bir tanesi kentimde Kartepeliydi. İkisi de ilk defa eyleme gelmişler, ikisi de özgürlükleri için geldiklerini ifade ediyorlar. Biri ailesine haber verilmesini istiyor, diğeri verilmesini istemiyordu, ama ailelerinden korktukları ve sizin Başbakanınızdan korktukları şekilde değil artık. O Başbakanınızın korkusunu yenmişler, meydanlara hak ve özgürlüklerini aramak için çıkmışlar sevgili kardeşlerim.

Dün de gittim Taksim’e arkadaşlar. Dün kandildi, Taksim alanına girdim, Gezi Parkı’na girdim, şaşırdım. 15 yaşında, 16 yaşında, 20 yaşında, kızlı erkekli insanlar kandil simidi dağıtıyorlardı orada, yiyeceklerini paylaşıyorlardı. Reyonlar kurmuşlar, bir ekmek siz alıyorsunuz, bir bisküvi siz alıyorsunuz; alıyorsunuz, getiriyorsunuz, oraya koyuyorsunuz, aç olan arkadaşları alıyor. 1 tane alıyor, 2 tane almıyor, o 1 taneyi de bir başka arkadaşıyla paylaşıyor.

Sevgili arkadaşlar, bunları görmek gerekiyor. AKP’li 80 yaşında bir amcayla konuştum. “Niye buradasın?” dedim. Üç dönem AKP’ye oy vermiş. “Ben o yüzde 50’nin içerisinde değilim, ben o yüzde 50 değilim, AKP’ye oy verdim ama o yüzde 50 değilim. Ben onun askeri değilim, ben Türkiye Cumhuriyeti’nin askeriyim.” dedi arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Başbakan kulaklarını tıkamış -vaktim azaldı, anlatacak çok şey var- kimseyi duymuyor, diyor ki İstanbul’dan: “İzmir’in, Ankara’nın İstanbul’da ne işi var?” Ben de ona buradan soruyorum: Senin Fas’la, Tunus’la, Mısır’la, Libya’yla, Şam’la ne işin var Sayın Başbakan? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Niye, ne olmuş da?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Haydi oradan be!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Gel buraya, gençlerin sesine kulak ver diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Eğer Başbakan kulağındaki pası silip de gençleri dinlerse arkadaşlar, doğru yolu bulacağına da inanıyorum.

Son söz olarak, kontrolsüz gücün güç olmadığını söylüyor, Türkiye’nin daha fazla zarar görmeden Başbakanın kontrol altına alınması gerektiğini ifade ediyorum. Eğer böyle olmaz ise penguen ve yemek tariflerinden bahseden, Gezi’yi ve gençleri görmezden gelen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) - …yandaş medyayı nasıl susturduysa Başbakanı da susturmasını diliyor, sevgiler, saygılar sunuyorum.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Türkiye yükseliyor, durduramazsın!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmacı, Başbakanın minibüsünün yalpaladığını ve Başbakanın kontrol altına alınması gerektiğiyle ilgili ifadeler kullandı. İfadeler çok önemli ifadelerdir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hükûmet var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nereye gideceği belli olmayan, şuur altındaki farklı bir yansımanın ortaya çıkardığı ifadelerdir. İzin verirseniz açıklama yapayım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Cumhurbaşkanı da öyle diyor, Başbakan Yardımcısı da öyle diyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hükûmet var orada, Hükûmet savunsun Başbakanı!

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın gündem dışı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

OKTAY VURAL (İzmir) - Sataşma değil ki ya eleştiri.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, “Başbakanı birileri kontrol altına almalıdır.” ifadesinin altında 27 Mayıslar vardır…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Size söyledim size, size. Size söyledim, “birileri” demedim size söyledim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …12 Martlar vardır, 12 Eylüller vardır, 28 Şubatlar vardır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Ne alakası var ya!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Geç onları geç, geç!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hâlâ daha şuur altından silememişsiniz, “Ordu+CHP=İktidar” ikileminden kurtulamamışsınız. Hâlâ sizin zihninizde iktidar olabilmek için birileri, demokratik olmayan güçler gelsinler yönetime el koysunlar, “Hadi buyurun.” diye size altın tepside iktidarı sunsunlar, isteğiniz o. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Geç, geç onları, geç!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Meydanlarda kim var şu anda?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen şu asker paranoyandan kurtul artık!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bak, şunu söyleyeyim: Bizim Liderimiz, bizim Genel Başkanımız…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen imamı getir imamı, imama anlat bunları!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …bu millete hizmetkâr olarak devam ediyor ama şunu söylüyorum: Sizin Genel Başkanınız, şu anda sizin partinizde Genel Başkan kim, grup başkan vekili kim, yönetici kim belirsiz!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Grup başkan vekili belli, herkes belli. Sen kendi işine bak!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kendine bak, kendine!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Üç tane grup var. Bir: Ulusalcı bir grubunuz var, kiminle hareket ettiği belirsiz. Ama ben size şunu tavsiye ediyorum, diyorum ki Genel Başkanınıza: Partinizi iyi koruyun…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hadi oradan, hadi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …aksi hâlde yıl sonuna doğru partinizin içinden nur topu gibi bir yeni grup ortaya çıkmış olabilir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Sayın Elitaş, bunu yapan kim, bunu yapan kim? Bunu sizin iktidarınız yaptı! Buradaki şiddeti görüyor musunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, bu olayları tahrik etmeyelim, kışkırtmayalım.

Gezi Parkı hadisesinde vatandaşımız bir şeyi gündeme getirmeye çalıştı ama kışkırtıcılar gençlerin yaralanmasına sebep oldular.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Senin Başbakanın sebep oldu bütün bunlara.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Dün de Adana’da Gezi Parkı hadisesiyle ilgili müdahalede bulunan bir komiser kardeşimiz bu Gezi Parkı müdahalecilerine etkili müdahale ederken köprüden düşüp hayatını kaybetti, şehit oldu.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Allah rahmet eylesin.

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Allah rahmet eylesin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, bunları kışkırtarak, “Ağaçları koruyalım.” derken insan hayatının son bulmasına, polislerimizin şehit olmasına meydan vermeyelim.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Ayıp ediyorsunuz, ayıp ediyorsunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) - Siyaset yapma, siyaset yapma! Ayıp ediyorsunuz, ayıp ediyorsunuz!

BAŞKAN – Lütfen biraz sessiz olunuz.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) - Bu olayları başlatan Başbakandı, ona söylemiyorsun!

BAŞKAN – Biraz sessiz olunuz sayın milletvekilleri.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hem bana hem de grubuma sataştığı için önce kendi adıma söz istiyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Şu kafayı buradan çıkarın artık.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz sessiz olunuz, duyamıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söylediklerimi yanlış ifade etti grup başkan vekili. Birileri tarafından kontrol altına alınması gerektiğini söylediğimi söyledi. Ben öyle demedim, düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Düzelt, öyle değilse düzelt.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – İnsanlar ölüyor, insanlar; biraz onları düşünün. 

 

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Elitaş -bakın, isminizi anarak başlıyorum ki tekrar söz hakkı doğsun- ben “birileri” demedim, size söyledim direkt, AKP Grubuna söyledim. “Elinizi vicdanınıza koyun ve Başbakanı kontrol altına alın, kimseyi dinlemiyor.” dedim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hadi oradan be!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bakın, sosyal medyada paylaşım nedeniyle insanlar tutuklanmaya başladı. Ne diyorlar? “Hükûmeti yıkmak istiyor.” diyorlar. Siz artık askerî darbeleri unutun, gidin; askerî darbeyi kimse istemiyor ama polis darbesi yaptınız siz bu ülkede. Bu insanlar, bu halk bunu görmeye başladı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Göstericiden çok polis yaralanmış be!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Niye çocukların ne istediğine kulak vermiyorsunuz? Çocukların ne istediğine kulak versenize. Bu çocuklar on bir yıllık iktidarınız zamanında büyüdüler. Siz iktidara geldiğinizde bu çocuklar 4 yaşındaydı, 5 yaşındaydı. Hiçbiri askerî darbeyi bilmiyor, hiçbiri başka bir şey bilmiyor; bir tek sizin iktidarınızı biliyor, polis devletini biliyor, onu öğrendi bu çocuklar ama şimdi de karşı durmayı öğreniyor bu çocuklar. Eğer bunları dinlerseniz, ne istediklerine kulak verirseniz… Ben size küçük bir hatırlatma yapayım: “Kaç çocuk doğuracağıma, nasıl doğuracağıma karışma.” diyor Başbakana bu çocuklar. Bu çocuklar “Parkta, metroda nasıl oturacağıma karışma.” diyor Başbakana. Bu çocuklar “Nasıl giyineceğime karışma.” diyor. Niye diyor biliyor musunuz? Akşama kadar İstanbul Dolmabahçe’deki sarayında oturup vapurdan inenleri gözleyen Başbakana “Benim giyimime karışma.” diyor, “Ne okuyacağıma karışma.” diyor, bu mesajı veriyor, “Ne içeceğime de karışma.” diyor.

Ne acıdır ki arkadaşlar, Başbakan bizler dâhil sizlere de hakaret ediyor.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Niye?

HAYDAR AKAR (Devamla) – “2 tane ayyaşın çıkardığı kanunlar” derken, üç sene sonra, beş sene sonra başka bir iktidar da sizi aynı şekilde itham edecek, farklı şekilde itham edecek. Meclise gelen milletvekilleri halkın oylarıyla gelmiştir, halk adına burada halkı temsil ederler ve kanunları yaparlar, 2 tane ayyaş bunu çıkarmaz.

Diyor ki: “İçeceğime karışma, vatanıma karışma, Atatürk’üme karışma.” Ne slogan atıyorlar biliyor musunuz? “Zıpla, zıpla, Tayyip sen de zıpla!” Bunlar siyasi olabilir mi? “Atatürk’ün askerleriyiz!” diyorlar. Bunlar sizce siyasi mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bu çocuklar ülkelerine sahip çıkıyor.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili grubumuzu hedef alarak bizi darbeci olmakla, darbelerden sorumlu olmakla suçladı. Grubumuza sataşma var. Kendi adına konuştu Sayın Haydar Akar, grubumuz adına da kendisine söz verilmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Bir dakika, anlayamadım Sayın Tarhan, söz talebinde mi bulunuyorsunuz?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, grubumuza sataşmadan ötürü söz istiyoruz.

BAŞKAN – Siz mi konuşacaktınız anlayamadım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Az önceki neydi? Yani, Sayın Başkan, ne oldu? Bu, ne oluyor şimdi?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, az önce ne konuştu.

BAŞKAN – Lütfen, karışmayınız sayın milletvekilleri. Sayın milletvekilleri, Başkanlığı baskı altına almayınız lütfen. Kime nasıl söz vereceğimi, neden vereceğimi lütfen bırakın da takdirimi yapayım.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Böyle bir usul var mı?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Ne biçim yönetiyorsun, düzgün yönet!

BAŞKAN – Çok rica ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu biraz daha iyi dinlerseniz, kürsüden kimlerin ne konuştuğunu, ona göre neden söz verdiğimi daha iyi algılayacaksınız.

Buyurunuz Sayın Akar.

Gruba olan sataşmadan dolayı buyurunuz efendim.

 

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz evvel şahsım adına olan düzeltmeleri yaptım. Şimdi de grubum adına konuşacağım. Teşekkür ediyorum Grup Başkan Vekilime tekrar beni görevlendirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi tarihin hiçbir sahnesinde darbeleri desteklememiştir. Hatta, bugün o sıraları darbelere borçlusunuz çünkü darbelerde tek kayrılan kesim, sizin şu anda düşüncelerinizi paylaştığınız kesim arkadaşlar. Ve bugün o sıralarda, o darbeler sayesinde oturuyorsunuz. Darbeler tarihini iyi incelediğinizde, baktığınızda bu darbelerden Cumhuriyet Halk Partisinin neler çektiğini, Cumhuriyet Halk Partisinde siyaset yapan insanların nasıl bir işkenceye maruz kaldığını, siyasi partilerin kapatıldığını grubunuzda bulunan, en iyi bilen Ertuğrul Günay’dır, ona sorun. Yine, bir başka grup başkan vekilinizdir, onlara sorun bunları. Onun için de Cumhuriyet Halk Partisini itham ederken bu ülkeyi kurmuş ve bu ülkenin devamı, idamesi için elinden gelen her şeyi yapan bir siyasi partiyi suçlamayı size yakıştırmıyorum, yakıştıramıyorum. Tabii, yakıştıramıyorum derken bir dinlemenizi rica ediyorum. Kötü şeyler söylemiyorum arkadaşlar, diyorum ki: Ben gittim, siz de benimle birlikte gelin diyorum. Gelin, birlikte gidelim, tebdilikıyafet gidelim. Eğer AKP’li olduğunuzu söylemekten korkuyorsanız benimle birlikte gelin, bu çocukları dinleyin diyorum. Bu çocuklar, 4 yaşında, 5 yaşında sizin iktidarınızla tanıştılar bu çocuklar.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu çocuklar kitap bulamıyordu, kitap be!

HAYDAR AKAR (Devamla) - Sizin 5 defa değiştirdiğiniz Millî Eğitim bakanlarının hazırlamış olduğu müfredatlarla eğitim aldılar.

Bu çocuklar, apolitik, üniversitelere…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Üniversiteleri yoktu.

HAYDAR AKAR (Devamla) – …sadece derslerini düşündüler ama bu çocuklar, şimdi, annelerine babalarına, onları telkin eden annelerine ve babalarına rağmen “Gitme, bir şey olur, derslerine çalış.” diyenlere “Ben, buna sahip çıkmak zorundayım. Benim arkadaşım, benim kardeşim gözümün önünde gazlandı, bombalandı.” diyor. “Benim yaşam hakkım, bundan sonra nasıl yaşayacağım hakkında başkalarının karar vermesini istemiyorum.” diyor bu gençler. İşte, bu demokrasiyi istemiyor muydunuz arkadaşlar? Bu uygar ülkede demokrasiyi talep etmiyor muydunuz? Gelin, hep birlikte bunları gerçekleştirelim diyoruz, kötü bir şey söylemiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bu çocukları anlayın diyoruz. Lütfen, anlayın bu çocukları! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben de bir cevap vermek istiyorum ama şahsım adına mı olur grup adına mı, hangisini takdir ederseniz.

BAŞKAN – Onu siz talep edeceksiniz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup adına cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Hangi konuda?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biraz önce söyledi, benim ismimi de anarak AK PARTİ Grubunun… (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Lütfen susar mısınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Lütfen sakin olunuz, duyamıyorum çünkü. Lütfen… Çok rica ederim. Sakinlikle bir oturumu idare etmeye çalışıyoruz. Burada, hep birlikte müzakere etmeye çalışıyoruz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Lütfen, müdahale etmeyiniz, duymak istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, benim söylediğim sözleri çarpıtarak, farklı bir anlam getirerek ifade etmeye çalıştı. Cevap vermişti; arkasından, grup adına bir daha söz verdiniz. Ben de bu cevaplara, söylediği sözlere, benimle alakalı olmayan, çarpıttığı sözlerle ilgili cevap vermek istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Ya bizim kaderimiz mi bu; her gün darbecilerle, diktatörlerle… Aralarında kaldık.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş, yeni sataşmalara mahal vermeyiniz. Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yeter artık ya!

BAŞKAN – Yani…

Buyurunuz Sayın Elitaş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir tarafta darbeci, bir tarafta diktatör tayfası; Allah bizi korusun vallahi ya!

 

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

         MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, şu anda üzülerek ifade ediyorum, bakın, bir kanun tasarısı veya teklifi görüşülürken grup ve şahsı grup ve şahsı adına konuşmalar olur, ikisi birleştirilir. Ben, ilk defa burada, bir milletvekilinin hem şahsı adına hem grubu adına konuştuğunu sizin sayenizde görmüş oldum. (CHP sıralarından gürültüler)

Biraz sonra da Genel Başkan adına konuşabilirler. İç Tüzük’ün bu kadar ihlal edildiğini ilk defa burada görüyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi madde, hangi maddeyi ihlal ediyoruz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ve üzülüyorum, üzülüyorum açıkçası…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Usul tartışması aç.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, baskılar altında kalarak burayı idare etmeyin, İç Tüzük’e uygun olarak idare edin. Bir parti kimliğiniz var.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen, çok rica edeceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Usul tartışması açalım mı Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir parti kimliğiniz var ama o parti kimliğinizi oraya oturduğunuz zaman bir tarafa bırakın. Siz, oraya oturduğunuz zaman oy bile kullanamıyorsunuz ama diğer zamanda oy kullanabilirsiniz fakat o kürsüye oturduğunuz zaman adil olmak mecburiyetindesiniz. (CHP sıralarından gürültüler)

Bakınız, değerli milletvekilleri, demokrasilerde insanların fikirlerini beyan etme yolları bellidir, isyan değildir. İlkokul talebelerini, ortaokul talebelerini, gençleri meydanlara dökerek…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz, okul açılışlarına getirdiniz ya Başbakanın konuşmalarına… Başbakan geliyor diye ilkokul çocuklarını çıkarttınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …iktidara karşı isyana teşvik etmek, doğru bir girişim değildir. Bir sene de kalmadı, on bir ay sonra mahallî idareler seçimleri olacak. Eğer, diyorsanız ki, siz o gençler adına konuşuyorsanız, “Benim şu tarzıma müdahale etme, benim giyimime kuşamıma müdahale etme, benim düşünceme müdahale etme.” diyorsanız, onları sokaklara dökmek, teşvik etmek, polislerin, gençlerin ölmesine fırsat vermek değildir. Siz, Mart 2014 tarihinde yapılacak seçimlerde sandıkta vatandaşa şikâyet edersiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – On bir ay sonra vatandaşın tokadı geliyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Dersiniz ki: “Ey vatandaş, AK PARTİ iktidarı böyle böyle bir şey yaptı, git bunun hesabını sandıkta sor.” dersiniz, “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sor.” dersiniz, “Genel seçimlerde sor.” dersiniz ama aklınızda seçimle kazanmak, iktidara gelmek olmadığından, hiç seçimle iktidara gelmediğinizden dolayı isyanla, darbeyle iktidarın yolunu hâlâ içinize sindiriyorsunuz 21’inci yüzyılda.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Aynı sataşmalar devam ediyor, tam bir kısır döngü.

BAŞKAN – Şimdi…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, gayrimeşru yollarla iktidara gelmeye… (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Duyamıyorum Sayın Tarhan.

Lütfen, sessiz olursanız duyacağım.

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Sayın Başkan, iki grubun kavgasını dinlemek zorunda mıyız ya!

BAŞKAN – Lütfen, biraz sessiz olunuz.

Buyurunuz Sayın Tarhan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım… (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kalkavan… Grup Başkan Vekilinizi duyamıyorum.

Buyurunuz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, halkı isyana teşvik etmek, gayrimeşru yollarla iktidara gelmeye çalışmak gibi örtülü saldırılarla karşılaştık. Sataşmadan dolayı grubumuz adına Haydar Akar konuşacaklar.

BAŞKAN – Siz mi cevap vereceksiniz Sayın Tarhan bu konuya?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Grubumuz adına Sayın Akar.

BAŞKAN - Sayın Akar, lütfen bu konuda gene sataşmalara mahal vermeyiniz, böyle devam etmek biraz zor oluyor.

Buyurunuz.

 

5.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna tekraren, sataşması nedeniyle konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Elitaş, gerçekten tecrübeli bir politikacısınız ama yakıştıramıyorum açık ve net söyleyeyim, yani bu şekilde kötü örnek olmanızı da doğru bulmuyorum.

Demokrasiler, evet, talep etme ve talepleri dile getirme, onları özgürce ifade edebilme ortamlarıdır.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Az mı konuşuyorsun? Her şeyi söylüyorsun sabahtan beri.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Bu çocuklar bir şeyler talep ediyorlar ama bu taleplerin yersiz ve geçersiz olduğunu sizler söylüyorsunuz, görüşmeden söylüyorsunuz. Gaz sıkarak, onlara şiddet uygulayarak dağıtmaya…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Seni niye gönderdiler buraya?

HAYDAR AKAR (Devamla) - Şimdi onu da söyleyeceğim.

Eğer sen de benim gibi gidip görseydin, o çocuklarla konuşmuş olsaydın, gezmiş olsaydın, o çocukların Cumhuriyet Halk Partili olmadığını, o çocukların AKP’li olmadığını, MHP’li olmadığını, bizim çocuklarımız, evlatlarımız olduğunu, hepsinin orada olduğunu görecektin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Demek ki ana muhalefette eksiklik var, ana muhalefet problemi var Türkiye’de

HAYDAR AKAR (Devamla) - Ben size örnekler verdim, oradaki çocuklardan örnek verdim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İnsanlar bizi niye gönderir? Benim adıma konuş diye gönderir.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Siz bunu tercih etmediniz. Siz, halkın problemleriyle uğraşmaktansa, gençlerin problemleriyle uğraşmaktansa polise talimat verdiniz, onları bombalattınız, onları gazlattınız. İşte, demokratik olmayan budur. Demokratikleşme demek, taleplerini ifade edebilmek demektir. Rize’de yapıldığı gibi, taleplerini ifade etmeye çalışan insanlara bir içgüdüyle saldırmak değildir, onları konuşturmamak değildir. Onların da eğer bir talepleri varsa bu ülkeden, çıkarlar meydana, taleplerini dile getirirler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Evet, sizden önce getiriyorlardı. Nerede getiriyorlardı? Cuma namazlarından sonra getiriyorlardı. Nerede getiriyorlardı? Cami avlularında getiriyorlardı, İstanbul Üniversitesinin meydanlarında getiriyordu sizin arkadaşlarınız. Bugün o taleplerinin geçerli olduğunu biz söylüyoruz ama demokratik bir ortamda getiriyorlardı. Siz o gençlere, o gün onlara yapılanların tam tersini bugün kendi taleplerini dile getirmeye çalışan gençlere yapıyorsunuz. Biz kimseyi kışkırtmıyoruz; bilakis, gidiyoruz, olayları önlemeye çalışıyoruz, sükûnete davet ediyoruz, gençlerin kamu malına zarar vermelerini önlemeye çalışıyoruz ki vermemişlerdir, bundan sonra da vermeyecekler. Bunu da böyle bilesiniz diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akar.

Sisteme girmiş Sayın milletvekillerimize birer dakika söz vereceğim.

Sayın Yeniçeri…

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, AKP’nin bir an önce devlete ve millete karşı politikalarını gözden geçirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmetin uyguladığı on bir yıllık politikalar toplumda öfke patlamasına neden olmuştur. Bugün sokaklar kargaşa içinde, millet gergin ve halk yorgundur; gençler işsiz, insanlar umutsuz ve halk mutsuzdur. Yaşananlar büyük bir dip dalgasının ayak sesleridir. İktidar medyayı baskı altında tutarak halkın haber alma hakkını engellemiştir. Televizyonlar gerçekleri halktan saklayınca sosyal medya devreye girmiştir. Anlamak, çözmektir. İktidar, olanı biteni algılamak, anlamak yerine yargılamayı tercih etmiştir. Yaşananlar sosyal muhalefettir, halkın muhalefetidir. İktidarın olanı biteni üç beş çapulcunun üstüne atmak yerine uyguladığı politikalara bakması gerekir. AKP her alanda toplumu gerdi, sıktı, bıktırdı.

Ey AKP! Bir an önce devlete ve millete karşı politikalarını gözden geçir, titre kendine gel, aksi takdirde yarın çok geç olacak.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Korkmaz…

 

2.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Hükûmetin, Gezi Parkı eylemleri nedeniyle olayları yatıştırması ve tedbir üretmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Gezi Parkı eylemlerinin başlamasından bu yana on gün geçti. Ülke geleceğiyle ilgili olarak insanlarımız tedirgin. Sokaklar hâlâ daha hassasiyetini devam ettiriyor. Olayları yatıştırmak yerine Başbakan hâlâ daha kabadayı tavırlarına devam ediyor. Cumhurbaşkanı ve bazı bakanların sağduyu çağrıları da bu yüzden vatandaştan, maalesef, bir karşılık bulamıyor. İki farklı tavır yüzünden insanlar hem Başbakana hem de AKP sözcülerine güvenmiyor. AKP Hükûmetinin olayları önlemedeki acziyet ve beceriksizliği hem ülkedeki huzuru hem de ülke ekonomisini felç etmiş durumda. Yurt dışına giden Başbakan tüm çağrılara rağmen henüz Türkiye'ye dönmüş değil. Hükûmet gemisinin dümeni kaptansız. İçişleri Bakanı da ekonomi kurmayları da olayları arkadan seyretmeye devam ediyor. Aldıkları hiçbir somut tedbir yok.  Olan, dükkânını açamayan esnafa, hizmet bekleyen vatandaşa oluyor.

Hükûmet idari maslahatçılıktan çıkıp acizliğe ve atalete son vererek bir an önce tedbir üretmelidir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Korkmaz.

Sayın Vural…

 

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Adana’da Gezi Parkı eylemlerinde şehit olan Komiser Mustafa Sarı’nın ailesine başsağlığı dilediğine ve ülkenin bir an önce bu karmaşa, kaos ve korku ortamından kurtulmasını istediğine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maalesef Adana’da gösterilere müdahale sırasında Komiserimiz Mustafa Sarı şehit olmuştur.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Kına yaksınlar!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bütün polis camiasına, ailesine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Ülkemizin bir an önce bu karmaşa, kaos ve korku ortamından kurtulmasını bu vesileyle diliyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Tunç…

 

4.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Gezi Parkı bahane edilerek provokasyonlarla büyütülen olaylar neticesinde Adana’da şehit olan Komiser Mustafa Sarı’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ve Genel Kurulu yöneten Başkan Vekilinin ülkenin huzurunu bozmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürecek üslupta konuşma yapanlara müsaade etmemesini istediğine ilişkin açıklaması

 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Gezi Parkı bahane edilerek provokasyonlarla büyütülmeye çalışılan olaylar Adana’da bir polisimizin şehit olmasına neden olmuştur. Hayatını kaybeden polis memurumuza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bu olayların büyütülmemesi için herkesin duyarlı olması gerekirken hâlâ provokasyonlara devam ediliyor olunması üzüntü verici.

Bir milletvekili biraz önce “Darbeler sayesinde buradasınız.” derken sizlerin müdahale etmesi gerekir, Meclisin itibarını koruyacak olan sizsiniz. Birkaç gündür Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan konuşmalarda da bu tahrik edici üslubu görüyoruz. Sayın Başkanım, sizden ricamız ülkemizin huzurunu bozmak isteyenlerin, yıkıp yakanların ekmeğine yağ sürecek üslupta konuşma yapanlara müsaade etmemeniz diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tunç.

Sayın Erdinç…

 

5.- Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç’in, Gezi Parkı bahanesiyle AK PARTİ Adana il binasına saldıranları engellemek isterken şehit olan Komiser Mustafa Sarı’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, polisimizin şehit olmasına sebep olanları lanetlediğine ve Adanalıların provokasyona gelmemesini dilediğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Dün gece saat 23.00 sıralarında Gezi Parkı bahanesiyle AK PARTİ Adana il binasına saldıranları engellemek isteyen Komiser Mustafa Sarı kardeşimiz köprüden düşerek yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede şehit olmuştur. Şehit polisimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve polis teşkilatımıza sabır ve başsağlığı diliyorum.

Polisi orantısız güç kullanmak ile suçlayanlar, bu memleketin huzur ve sükûnu için görev yapan şehit polis kardeşimizin ailesine ne cevap verecekler merak ediyorum. Buradan, Gezi Parkı bahanesi ardına saklanarak polisimizin şehit olmasına sebep olanları lanetliyorum, Adanalı hemşehrilerimin provokasyonlara gelmemelerini ve illegal örgütlere itibar etmemelerini diliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdinç.

Sayın Öğüt…

 

6.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Gezi Parkı eylemlerinin Türkiye'nin tamamında demokrasi olmadan barışın olamayacağını öğrettiğine ve şehit polise rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Gezi Parkı’nda başlayan süreç dayanışmanın önemini, kente sahip çıkmayı, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, takım taraftarı, yaşlı-genç, kadın-erkek arasında sorun olmadığını, duvarlarda yazılı erkeksi söylemi ve küfürleri silerek eyleme katkı koyan feministleri ve kadınların olgunluğunu, buna karşı, aynaya bakmadan “Orada bayrak var, ırkçı söylemler var.” diyerek destek vermeyenleri, “CHP, Polis Vazife ve Salahiyet Yasası’na destek verdi.” diyerek yalan söyleyenleri, Freedom House’un (Özgürlük Evi) yaptığı açıklamaya göre demokratiklik seviyesinin 4’e gerilemiş olduğunu, Taksim’in 1 Mayıs alanı olarak kalacağını, hiç kimsenin darbelerden medet ummadığını, kendi işini kendisinin görebileceğini -tıpkı 12 Eylülde gördüğümüz gibi- Bahadır Sağlam gibi gençlerin gözü bağlı, güpegündüz polis tarafından gözaltına alınıp işkence edildiğini, orantısız güç kullananlara karşı orantısız zekâ kullananların kesin üstünlüğünü; en önemlisi, Türkiye’nin tamamında demokrasi olmadan barışın olamayacağını, bazı bölgelerde ayrıca barışın olamayacağını öğretmiştir. Bütün bunu öğretenlere selam olsun diyorum, şehit polisimize de rahmet diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Bayraktutan…

 

7.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, şehit polise rahmet dilediğine ve Artvin Çoruh Nehri üzerinde inşa edilen Deriner Barajı Hidroelektrik Santrali’nin hâlâ üretime geçmediğine ilişkin açıklaması

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de sözlerimin başında şehit polisimize rahmet diliyorum.

Artvin Çoruh Nehri üzerinde inşa edilen, Sayın Bakanın da temel atma törenine katılmış olduğu Deriner Barajı Hidroelektrik Santralı, çift eğrilikli beton kemer barajları arasında Türkiye’nin 1’inci, dünyanın 6’ncı en yüksek barajıdır. Baraj gövdesi inşaatına 2004 yılında başlanmıştır.

Sayın Bakana buradan bir şey göstermek istiyorum, bize göndermiş olduğu, Sayın Bakan “12/12/2012’de 112 dev eser” diye bir temel attınız, dediniz ki: “Bu tarih itibarıyla baraj üretime geçecek.” Sayın Bakan, Ben Artvin’in milletvekiliyim, bu barajda şu anda ancak balık tutabilirsiniz, altı aydır üretim yapılmıyor. Siz o tarihte demiştiniz ki: “Hemen üretime başlayacak.” diye. Ben Enerji Bakanına da sorular soruyorum, size de gönderdim, altı aydır bu barajda ancak balık tutabilirsiniz. Sizi Artvin’e çağırıyorum, gelin beraber kefal tutalım Sayın Bakan.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Oğan…

 

8.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, şehit polis memuru Mustafa Sarı’ya rahmet dilediğine, 12 Eylülün idam ettiği 3 ülkücü Halil Esendağ, Selçuk Duracık ve Cevdet Karakaş’ı rahmetle andığına ve Iğdır’da havaalanı ile birçok köy ve beldenin sel nedeniyle sular altında olduğuna ilişkin açıklaması

 

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şehit polisimiz Mustafa Sarı’ya ben de rahmet diliyorum.

12 Eylülün idam ettiği, şehit ettiği 3 ülkücü fidanımız; Halil Esendağ, Selçuk Duracık ve Cevdet Karakaş’ı rahmetle anıyoruz. 12 Eylülün darbeci zihniyetini, fidanlarımıza kıyan darbeci zihniyetini de bir kez daha buradan lanetlediğimizi ifade ediyoruz.

Sayın Bakan, dün burada ifade etmiştim, demiştim ki -eğer biraz da bu tarafa bakarsanız- Iğdır’ımızı sel aldı Sayın Bakan. “Çarşamba’yı sel aldı.” diye biliyoruz ama Iğdır’ı da sel aldı, emin olun. Ama Iğdır’ı sel alırken Iğdır DSİ Şube Müdürünüz DSİ araçlarıyla maalesef yandaşların bahçelerini temizlettirmekle meşgul. On beş senedir orada dilekçe veriyor vatandaşlarımız ama maalesef on beş senedir o kanallar temizlenmiyor, yeni yapılan havaalanı sular altında. Aşağıçarıkçı, Yukarıçarıkçı, Alikamerli beldelerimiz, Yaycı köyümüz; bunların hepsi sular altında. Evler yıkıldı Sayın Bakan. Lütfen olaya el koyun. Oradaki şube müdürünüze de lütfen söyleyin ki özel işlerle ilgilenmesin, milletin işiyle ilgilensin.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

Sayın Yılmaz…

 

9.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını kaybeden 2 kişinin ve polis memuru Mustafa Sarı’nın ailelerine başsağlığı dilediğine, Rize’de Atatürkçü Düşünce Derneğine sığınan insanlara yapılan saldırıya, Başbakanın ve Hükûmet yetkililerinin insanları tahrik etmemeleri konusunda daha duyarlı davranacaklarına inandığına ilişkin açıklaması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu gösteriler sırasında hayatını kaybeden 2 genç çocuğumuzun ve polis memurumuzun ailelerine ben de başsağlığı diliyorum. Bütün ulusumuzun başı sağ olsun. Yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Ancak, artık, bu konuda tahrikkâr dili kullanan AKP’nin ve Başbakanın bu  dilinden vazgeçmesi gerekir diyoruz çünkü Rize’de dün tam bir ikinci Sivas provası yaşandı. 50-60 civarında basın açıklaması yapan Cumhuriyet Halk Partili, ADD’li ve TGB’li gençlere orada Başbakan lehinde slogan atan kişiler saldırdılar. Atatürkçü Düşünce Derneğine sığınan insanlara yine saldırıldı. 1.000 civarında orada insan vardı, 30 polisle önlem alınmaya çalışıldı. Eğer Cumhuriyet Halk Partililerin orada çok ciddi çalışmaları olmasaydı ikinci bir Sivas’ı yaşamış olacaktık biz. Ben bu konuda Başbakanın ve bütün Hükûmet yetkililerinin artık insanları tahrik etmemeleri ve insanlara itidal tavsiye etmeleri konusunda kendilerinin daha duyarlı olacaklarına inanıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Kurt…

 

10.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin eylemciler üzerinde baskı kurmaya çalışmasının bir anlamı olmadığına, bu olaylar sırasında Eskişehir’de yaralanan Ali İsmail Korkmaz’ın hayati tehlikesinin devam ettiğine ve bunun faillerinin bir an önce bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gezi Parkı direnişleri göstermiştir ki artık Türkiye’de her şey değişiyor ancak değişmeyen sadece polisin tavrı. Eylemciler üzerine ısrarla baskı kurmaya çalışmanın bir anlamı olmadığını vurgulamak istiyorum. Bu olaylar sırasında Eskişehir’de yaralanan Ali İsmail Korkmaz isimli genç kardeşimizin de hayati tehlikesinin hâlâ devam ettiğini ve bunun faillerinin bir an önce bulunması gerektiğini duyurmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kurt.

Sayın Havutça…

 

11.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Taksim Gezi Parkı’nda eylem yapan insanların taleplerinin karşılanması ve direnişe katılan gözaltındaki bütün insanların serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Bakan, dün İstanbul Gezi Parkı’ndaydık arkadaşlarımızla. Gezi Parkı ve Taksim’de âdeta bir demokrasi ve özgürlük şöleni var, bir bayram var. İnsanlar, gençler, yaşlılar, her siyasal görüşten insanlar, çevreye, insana, doğaya, barışa, demokrasiye inanan insanlar; sosyal marketler, ekmeğini paylaşanlar, suyunu paylaşanlar ve birbirine saygılı insanlar, orada polis yok, zabıta yok ama insanlar el ele, kol kola şarkılar, türküler söylüyorlar. Siz, orada şarkı söyleyenlere gaz bombası atıyorsunuz ama Rize’de insanları katletmek isteyenleri orada seyrediyorsunuz. Böyle bir yönetim anlayışınız var. Bakın, eğer oradaki insanların talepleri karşılanmazsa, Taksim platformunun taleplerine olumlu yanıt verilmezse Türkiye’de en büyük katliamlardan biri yaşanacak. Buradan Hükûmeti uyarıyoruz.

Gezi Parkı’na, bina yapılmasından derhâl vazgeçilmelidir. Polis gaz bombası ve benzeri materyalleri kullanmaktan derhâl vazgeçmelidir ve direnişe katılan bütün gözaltındaki insanlar serbest bırakılmalıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Havutça.

Sayın Uzunırmak…

 

12.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Hamas basın sözcüsü Müşir El Mısri’nin 3/6/2013 tarihinde Konya’da yaptığı basın toplantısındaki demecine ilişkin açıklaması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisini çok önemli bir konuda dikkat çekmek istiyorum. Şimdi, burada size bir demeci okuyorum: “Mavi Marmara olayının ardından üç yıl geçti ve bu nedenle Konya’ya gelmek istedim. Dökülen Türk kanı eşittir Filistin kanıdır. Sizin kanınız da yerde kalmayacak, onların intikamını alacağız.” Bu sözler 3/6/2013 tarihinde Konya’da basın toplantısı düzenleyen Hamas basın sözcüsü Müşir El Mısri’ye aittir yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti devletini âdeta vatandaşının kanının hesabını soramaz, bir tartışmalı örgütün bu kanı sahip çıkmasına doğru yönelmiştir.

Değerli milletvekilleri, demokrasiler, devletler kurumlarla, kurallarla ve teamüllerle yaşar. Dolayısıyla, ilişkiler devletten devlete, kurumdan kuruma olmaz; eğer, kişiden devlete, kişiden kuruma, kişiden kişiye olursa bugün Sayın Başbakanın ilişkilerinde olduğu gibi Türkiye bu ilişkilerden kârlı çıkmaz ve hesabını veremez.

Ben buna dikkat çekmek istedim. Konuşmalarımda daha uzun bu konuya değineceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

Sayın Erdemir…

 

13.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını kaybeden 2 kişinin ve polis memuru Mustafa Sarı’nın ailelerine başsağlığı dilediğine, Ankara’daki gösteriler sırasında Sırbistan Ankara Büyükelçiliğine gaz bombası atılması nedeniyle kendilerinden özür dilediklerine ilişkin açıklaması

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de hayatını kaybeden 2 gencimize ve Komiser Mustafa Sarı’ya Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

Dün gece, Ankara Şili Meydanı’ndaki müdahale sırasında Sırbistan’ın Ankara Büyükelçiliğine gaz bombası atıldı. Bu diplomatik skandala ilişkin yaptığımız uyarı duyulmuş olacak ki yetkililerimiz hemen harekete geçtiler, gece boyunca büyükelçilik rezidansına 3 gaz bombası daha atıldı. Türkiye’deki görevinin son günlerinde halkın sevgilisi Büyükelçi Dusan Spasojevic’e ülkemizin saygınlığına gölge düşüren bir veda edilmiştir. Sıfır sorun politikasından önce asgari diplomatik nezakete ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

9 Mart 1983 tarihinde ASALA terör örgütünün Belgrad Büyükelçiliğimize yaptığı saldırının faillerini canları pahasına kovalayıp yakalayan Belgrad halkına vefa borcumuzu ödemenin yolu bu değildir diye düşünüyorum. Kendilerinden özür diliyoruz. “…”(x)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Kaplan…

 

14.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Çevre Komisyonunun gönderdiği fidan dikme sertifikasını içine sindiremediğine ve Başkanlığa iade ettiğine ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, Meclis Başkanlığı Çevre Komisyonu ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı bana bir fidan dikme sertifikası göndermişler. Doğru, ben bir çevreciyim, duyarlıyım hem de çapulcu bir milletvekiliyim. Yani açık söyleyeyim, Gezi Parkı’ndaydım, on gündür de ağaçları korumak için, fidan dikmek için yarışan binlerce çapulcu gördüm orada, asil hepsi.

Şimdi, sertifikanın anlamı, öğrenim onay belgesi. Burada 550 milletvekilinin büyük çoğunluğu çevre katliamı için elini kaldırıyor, biz karşı çıkıyoruz. Şimdi, bu sertifika herkese verilmiş. Üstelik, Meclis Çevre Komisyonu bir gün gitmemiş Gezi Parkı’na, ilgili bakanlıkların birisi de bir gün gitmemiş. E, ben ne yapayım bu sertifikayı, içime sindiremiyorum. Çevre Komisyonu olduğu için TBMM’nin, Başkanım size iade ediyorum, sizin kanalınızla verilmesini istiyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Sayın Erdem…

 

15.- Aydın Milletvekili Mehmet Erdem’in, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ve Aydın Belediyesinin gerçekleştirdiği bir proje çerçevesinde onlarca ağacın kesildiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ERDEM (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Dün Dünya Çevre Günü münasebetiyle söz istemiştim, bugün verdiniz, teşekkürler.

“Kıyamet kopacak dahi olsa fidan dikiniz.” inancından gelen bir millet olarak gerçekten çevre bizim için emanettir ve emanete de çok dikkatli bir şekilde sahip çıkmamız gerekir.

Hafta sonu Aydın’daydım. Aydın’da, Egemenlik Bulvarı’nda Aydın Belediyesi bir proje gerçekleştiriyor. Bu proje çerçevesinde onlarca ağaç kesilmiş vaziyette. Vatandaş tepkili, projenin uygun olmadığını, gerçekleşmemesi gerektiğini ifade ediyor. Ben, Aydın milletvekillerini özellikle Egemenlik Parkı ve Egemenlik Caddesi’ndeki vatandaşlarımızla diyaloga ve onları ziyarete davet ediyorum. Vatandaş tepkili. Vatandaşın istemediği bir proje Egemenlik Caddesi’nde gerçekleştiriliyor. Park ortadan kaldırıldı, betonlaşma yapılıyor.

Ayrıca, Aydın Kent Meydanı, Atatürk Meydanı… Tamamen, yüzlerce ağaç kesildi, ortadan kaldırıldı; yeraltı otoparkı ve üzerine de üç tane cafe…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdem.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Demek ki mesele ağaç değilmiş.

BAŞKAN – Sayın Serindağ…

Yok.

Sayın Atıcı…

 

16.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını kaybedenlere ve polis memuruna Allah’tan rahmet dilediğine, İzmir’de polisin eline çivili sopayı kimin verdiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, yaşamını yitiren polisimize ve yaşamını yitiren diğer arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Hükûmet polisle halkı karşı karşıya getirmeye devam ediyor. Polisin eline gaz bombası verilmesi yetmemiş olacak ki şimdi de İzmir’de polisin eline çivili sopa verilmiştir. Bu olaylar yüzünden polis de vatandaş da ölüyor, hükûmet de hâlâ muhalefeti suçluyor. AKP’ye bu ülkeyi kendilerinin yönettiğini, pardon, daha doğrusu yönetemediğini hatırlatmak istiyorum. Merak ediyorum Sayın Bakan, şimdi mi cevap verirsiniz yoksa Başbakanın gelişini mi beklersiniz bilemiyorum ama, Emniyetin demirbaşları arasında çivili sopa var mıdır? Vali başka telden çalıyor -İzmir Valisi- Emniyet Müdürü başka telden çalıyor. Eğer bu emri Vali veya Emniyet Müdürü verdiyse derhâl görevden alınmalıdır; eğer vermediyse de polise söz geçiremediği için görevden alınmalıdır diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atıcı.

Sayın Halaçoğlu…

 

17.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Taksim Topçu Kışlası’nın rölövesi olmadığı için orijinal şekliyle inşa edilemeyeceğine, Hükûmetin Atatürk Orman Çiftliği’nde binlerce ağacın yok edilmesine nasıl rıza gösterdiğine ve Karaburun’daki balık çiftliklerinin kaldırılıp kaldırılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Bakanım, Taksim Topçu Kışlası’nın tarihî olarak yeniden inşa edileceğini söylüyorsunuz. Şimdi, rölövesi var mı? Yok. Rölövesi olmayan bir eseri nasıl orijinal şekliyle yeniden inşa edeceksiniz? Yani halkı kandırıyorsunuz açıkçası. Rölövesiz hiçbir tarihî eser inşa edilemez, bu yoktur tarihte. Olmadığı da belli, Kültür Bakanlığı da açıkladı.

İkincisi…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bunu biraz sonra söyleyin, zamanım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Var, var, Veysel Bey’de var.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yok, rölövesi yok, biliyorum. Dolayısıyla halkı kandırıyorsunuz.

Diğer taraftan, tarihe bu kadar düşkünseniz, hemen öbür tarafında Taş Kışla var, onu onarın.

İkincisi: Az önce söylendiği gibi, Atatürk Orman Çiftliği’nde binlerce ağaç yok edildi. Bu bir gerçek, hepimizin gözünün önünde. Şimdi, siz buna nasıl rıza gösteriyorsunuz?

Üçüncü bir şey: “Bütün balık çiftlikleri kaldırıldı.” diyorsunuz. Karaburun’da, Karareis tarafındaki bütün balık çiftlikleri duruyor. Bunları kaldıracak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaçoğlu.

Sayın Dağ…

 

18.- İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın, Rize Belediye Başkanını olayların büyümemesi için yapmış olduğu mücadeleden dolayı tebrik ettiğine, aynı olaylar İzmir Karşıyaka ve Çiğli’de yaşanmasına rağmen CHP’li belediye başkanlarının sorumlu bir davranış sergilemediğine ilişkin açıklaması

 

HAMZA DAĞ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, dün Rize’de, istemediğimiz, arzulamadığımız bazı hususlar söz konusu oldu. Rize’deki olayların büyümemesi ve oradaki kalabalığın sakinleşmesi noktasında, Rize Belediye Başkanımızın yapmış olduğu mücadeleyi hepimiz televizyondan ve medyadan takip ettik. Çok da mutlu olduk. Belediye Başkanımızı ben buradan da tebrik ediyorum.

Biliyorsunuz, bundan birkaç gün önce de bizim Karşıyaka İlçe Teşkilatımız ve Çiğli İlçe Teşkilatımız da aynı durumlarla karşı karşıya kalmıştı. Yaklaşık üç saat boyunca ilçe teşkilatı önünde duran kalabalığa ne Karşıyaka Belediye Başkanı CHP’li Cevat Durak ne Çiğli Belediye Başkanı CHP’li Metin Solak ne de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu böyle bir kalabalığı teskin etme noktasında sorumlu bir davranış sergilememiştir.

Aynı şekilde, yanma olayı zuhur bulduğu ve bu bize iletildikten sonra Aziz Kocaoğlu’na defalarca telefonla ulaşmaya çalışmamıza rağmen kendisi -itfaiye gönderilmesi için- telefonlarımıza çıkmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Mesaj gönderdiğimiz zaman mesajımıza da cevap vermemiştir. Orman Bölge Müdürlüğü müdahale etmek zorunda kalmıştır.

Ben takdiri milletimize sunuyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyoruz Sayın Dağ.

Sayın Türkmenoğlu…

 

19.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, Türkiye’de demokrasinin standartlarını yükselten partinin AK PARTİ olduğuna, halkı kışkırtan milletvekilleriyle aynı çatı altında bulunmaktan utanç duyduğuna ve milletvekillerini sağduyulu olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, biraz önce CHP’den bir arkadaş gençlerle ilgili konuştu, ben de gençlerle ilgili konuşmak istiyorum.

Haklısınız, bugünün gençleri, darbeleri ve darbelerin sonuçlarını bilmiyorlar, demokrasiye oynanan oyunları bilmiyorlar. Şu anda gençleri çok olumsuz bir şekilde yönlendiriyorsunuz. Milletvekili olduğunu söyleyen şahıslar halkı kışkırtıyor AK PARTİ’li milletvekillerine karşı, “Kızılay’a inemezsiniz, sokağa çıkamazsınız.” diye halkı kışkırtıyorlar bizlere karşı. Kendileriyle aynı  çatı altında bulunmaktan utanç duyuyorum. Demokrasi anlayışı, bu böyle olmamalı.

Türkiye’de demokrasinin standartlarını yükselten AK PARTİ’dir; bu nedenle, ben bu arkadaşları biraz daha sağduyuya davet ediyorum. Demokrasi sadece bizim için değil, sizin için de geçerli. İktidara ortak olmak istiyorsanız sandıktan çıkmalısınız, başka yollarla iktidara ortak olamazsınız.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyoruz Sayın Türkmenoğlu.

Sayın Gürkan… Yok.

Sayın Gümüş…

 

20.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, ülkeyi terk eden Başbakanı kınadığına ve bundan sonra dünyanın demokratik ülkelerindeki hiçbir liderin onunla aynı fotoğraf karesine girmek istemeyeceğine ilişkin açıklaması

 

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Öncelikle, ülkeyi terk eden Başbakanı kınıyorum böyle önemli bir dönemde.

Gezi Parkı, çıkışı, anlayışı, bağlantısızlığı ve kitlenin sorumluluk örneğiyle dünyada tektir, diğerlerini, bu işi karıştırmak isteyen ajanları bundan ayırıyorum. Sonuçları ve yöntemiyle dünyada yeni bir yol olacaktır ve bu olay turnusol kâğıdıdır. Kendinizi hazırlayınız, AKP’nin ve yöneticilerin imajı bir daha yeniden geri gelmeyecek şekilde bozulmuştur ve size söyleyeyim: Bundan sonra dünyanın demokratik ülkelerinde hiçbir demokratik lider sizinle aynı fotoğraf karesine girmek istemeyecektir; bunu göreceksiniz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Daha dün girdiler.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Yelken yıkılmıştır. Fas Kralı görüşmek istemedi sizinle biliyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu, varan  bir;  daha varanları göreceksiniz. Yelken yırtılmıştır, dikmek nafiledir, yeni bir döneme...

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gümüş.

Sayın Hamzaçebi…

 

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, bütün milletvekilleriyle aynı çatı altında olmaktan onur duyduğuna, Rize’de yaşanan olaylar sırasında kendilerinin olayı takibi sonucu polis sayısının artırıldığına ve bu durumu Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirine sunduğuna ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekillerim, biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisinden konuşan bir kadın milletvekili arkadaşımız yanlış duymadıysam -yanlış duymuş olmayı, yanılmayı tercih ederim doğrusu- Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleriyle aynı çatı altında olmaktan utanç duyduğunu ifade etti. Burası milletin iradesinin tecelli ettiği yerdir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletin iradesiyle seçilmiş 550 milletvekili vardır. Biz bu çatı altında Adalet ve Kalkınma Partili, Milliyetçi Hareket Partili ve Barış ve Demokrasi Partisine mensup arkadaşlarımız ve diğer bağımsız arkadaşlarımızla birlikte olmaktan onur duyuyoruz. Bu utancı eğer kendisi duyuyorsa, o utancıyla, o ayıpla kendisini baş başa bırakıyoruz.

Dün Rize’de yaşanan olaylarla ilgili olarak Rize Belediye Başkanına teşekkür eden arkadaşımızın, beklerdim ki Cumhuriyet Halk Partili Akif Hamzaçebi’ye de bir teşekkür cümlesi olsun. Ama partizanlık her şeye yansıdığı gibi buraya da yansımış. Bunu üzüntüyle karşılıyorum. Saatlerce Rize olaylarıyla ilgili uğraştım, Sayın İçişleri Bakanıyla görüştüm, Sayın İçişleri Müsteşarıyla görüştüm. O, polis sayısının 30’dan 300’e çıkarılması bizim takibimiz sonucu olmuştur ve polis sayısının artmasından sonra o tahliyeler başlamıştır. Rize Belediye Başkanı da o esnada oraya gelmiştir. Bunu milletimizin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirine sunuyorum.

Teşekkür ederim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – İzmir’de yapsaydın, niye yapmadın, elinizden tutan mı vardı?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Çiğli’de yapsaydın, elinizden tutan mı vardı? Partizanlığınız ortaya çıktı Hamzaçebi.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

22.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, millî iradenin rızasıyla Meclise giren herkesin kendileri için değerli olduğuna, Başbakanın gezi programında olmaması ve Fas Kralının yurt dışında bulunması nedeniyle görüşmenin olmadığına ve millî iradeyle bir yere gelemeyenlerin başka bir yerden medet ummaması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (Gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen…

Buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) –  Öncelikle, Sayın Başkanım, tabii, demokratik kanallarla yapılan demokratik seçimlerde millî iradenin rızasıyla bu Meclise giren herkes bizim için değerlidir ama herkesin de milletin iradesi istikametinde görev ifa etmesi arzusundayız.

Az önce, tekrardan dün burada söyledikleri yalanları bir kez daha biz burada yalanlamamıza rağmen, Fas Kralının Sayın Başbakanımızla görüşmemesi noktasında gene bir beyanları oldu. Yalanda ısrar eden birileri olabilir ama yani Fas açıklama yapıyor, bizler açıklama yapıyoruz, ne Sayın Başbakanımızın programında var ne de Fas Kralı Fas’ta değil zaten, yurt dışında, Fransa’da uzun zamandır tedavi görüyor. Artı “Demokratik bir başbakanla görüşemeyeceksiniz.” diyor ama kendilerinin Esed’le fotoğraflar çektirmek adına ne kadar gayret içerisinde olduğunu bütün bir milletimiz biliyor.

 “Yeni bir döneme kendinizi hazırlayın.” diyor. Bu mantık şöyle bir mantıktır: Demokratik kanallarla, millî iradeyle bir yere gelemeyenlerin başka bir yerden medet ummasıdır ama o amacına ulaşamayacaklardır.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Söylediğin başka bir şey yok!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – AVM demokrasisi…

BAŞKAN - Sayın Vural… 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, gerçekten biraz önce demokrasiden bahsetti ama yani Türkiye'nin geldiği konum itibarıyla, The Economist’in 8 Haziran ile 14 Haziran arasındaki derginin kapak fotoğrafına Sayın Başbakanın “Demokrat mı, sultan mı” resmini koymuşlar. İşte bu noktaya gelmesini Türk demokrasisi hazmetmiyor; bunu söylüyorum. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok ciddi bir şey mi yani çok mu ciddi bir şey?

OKTAY VURAL (İzmir) - Bakın “The Economist’in…” diyorum. Bu noktaya gelmiş olmasını…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yani bunlara sarılmak doğru bir şey mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – “Doğru” demiyorum zaten, doğru değil. “Helal  olsun” denildiği zaman getirip burada  pohpohlanıyorsunuz. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bu demokrasinin ismi AVM demokrasisi? AVM varsa demokrasi biter!

BAŞKAN – Meclis araştırması…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, söz almadığım için, tutanaklara geçmesi bakımından bir cümle söylemek istiyorum, bir tek cümle.

AKP’li kadın milletvekili…

BAŞKAN – Buyurun, söyleyin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – MHP’li belediyelerin yaptıkları AVM’leri gösteririm sana!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sana değil, size…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sana… 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Size… O parmağı alırım, o gözlüğünü çıkartırım o parmağınla. Dikkat et hayatına… Küfür ediyorsun orada. O küfrü gelir sana yediririm. Zannetme ki ağzın okunmuyor. Dikkat et kendine, kiminle muhatap olduğuna dikkat et!

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Anlatırım sana kim olduğumu bülbül! 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne biçim konuşuyorsun ya?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Bülbül” kötü bir kelime değil ya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) - AKP’li bir kadın milletvekili, az önce, Cumhuriyet Halk Partisini kastederek “Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleriyle aynı çatı altında olmaktan utanç duyduğunu” belirtmiştir. Tutanaklara geçmesi bakımından bir şeye işaret etmek istiyorum izninizle.

BAŞKAN - Söyleyin.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – “Bizim partiye üye olmak Genel Başkana nikâhla bağlanmaktır.” sözcüğünden utanç duyulması gerekir. Bundan utanç duymayanların bizimle aynı mekânda olmaktan utanç duymaya hakkı yoktur diyorum, gurur duymaları gerekir diyorum ve tutanaklara geçmesini diliyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Tarhan.

OKTAY VURAL (İzmir) - Vay!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Hadi bakalım, karısı olan düşünsün AVM’de bunu. Bu lafı herkes düşünsün.

BAŞKAN – Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker ve 19 milletvekilinin, Bilecik ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/654)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde, başta sanayi ve tarımda yaşanan "yüksek girdi fiyatları" nedeniyle sıkıntı çeken illerden Bilecik, son yıllarda yanlış ekonomik ve sosyal politikalar sonucunda ciddi sorunlar yaşamakta, atılım gerçekleştirememekte ve geri bırakılmaktadır.

Bilecik'in içinde bulunduğu sorunların tespiti, çözüm yollarının araştırılması, alınacak tedbirlerin belirlenmesi ve uygulamaya geçilmesi amacıyla; Anayasa’mızın 98’inci ve İçtüzük’ün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz.

1) Bahattin Şeker                                       (Bilecik)

2) Ali Uzunırmak                                         (Aydın)

3) Ali Halaman                                           (Adana)

4) Özcan Yeniçeri                                       (Ankara)

5) Ahmet Duran Bulut                                 (Balıkesir)

6) Ali Öz                                                     (Mersin)

7) Mehmet Erdoğan                                     (Muğla)

8) Atila Kaya                                              (İstanbul)

9) Erkan Akçay                                           (Manisa)

10) D. Ali Torlak                                         (İstanbul)

11) Muharrem Varlı                                     (Adana)

12) Celal Adan                                           (İstanbul)

13) Lütfü Türkkan                                       (Kocaeli)

14) Ahmet Kenan Tanrıkulu                        (İzmir)

15) Yusuf Halaçoğlu                                   (Kayseri)

16) Sinan Oğan                                          (Iğdır)

17) Alim Işık                                               (Kütahya)

18) Emin Haluk Ayhan                                (Denizli)

19) Mehmet Şandır                                     (Mersin)

20) Bülent Belen                                        (Tekirdağ)

Gerekçe:

Ülkemizi son yıllarda derinden etkileyen ekonomik kriz ve krizi yanlış ekonomik uygulamalarla geçiştirdiği iddiasındaki mevcut iktidarın politikaları sonucunda; bilhassa sanayi ve tarımda ülkemiz sıkıntılı bir döneme girmiş bulunmaktadır.

Bu genel vaziyetten en çok etkilenen ve gelişimin artık durgunlaşması bir tarafa, gerilemeye başlayan illerden biri Bilecik'tir. Bilecik sanayisi, teşvik planlamalarında etrafındaki büyük şehirlerle eş değerde tutulması, "sektörel teşvik" verilmemesi, bilhassa seramik ve mermer sektörlerine yönelik yatırımların önünün açılmaması gibi konular başta olmak üzere, yanlış ekonomik uygulamalar nedeniyle sıkıntılı bir döneme girmiştir. Bilecik'in ilçelerinde bulunan OSB'ler maalesef boş kalmıştır.

Bu gerileme sürecinin en önemli örneği, kapatılarak TMSF'ye devredilen Toprak Holding'e ait fabrikalar olmuştur. Bu devredilen fabrikaların çoğunun kapanması, bir kısmının da yetersiz denecek seviyede çalışması; işsizliğe, geçim sıkıntısına ve alacaklıların mağdur olmasına sebep olmuştur.

Bu sosyal ve ekonomik yaranın yaratmış olduğu tahribat mutlak surette giderilmeyi beklemektedir.

Geçmiş dönemler ile son 10 yıllık dönem arasında, hiçbir fark bırakmayan bu gerilemenin yol açtığı en önemli sorunlardan biri de tarım sektöründe geçimini sağlayan vatandaşlarımızın beklentilerine cevap verilmemesidir. Bu konuda da, Bilecik'in Kırsal Kalkınma Programı’na alınmaması, gelecek adına endişe vericidir. Oysa ki mevcut üretim ve potansiyel olarak Bilecik ili, bu programa alınması gereken vilayetlerin başında gelmektedir.

Bilecik, bu yönü itibarıyla artık yeni atılımları gerçekleştirecek, bünyesindeki potansiyeli ve gelişmeye namzet sektörleri tanıtıp marka hâline gelecek, giderek küçülmeye doğru gidişin önüne geçip geleceğe kucaklayacak bir döneme girmelidir. Bilecik, millî mücadele yıllarında büyük Atatürk'ün ifadesiyle "milletin makûs talihinin yenildiği" yer olarak tarihe geçmiş, kuruluşun olduğu gibi, kurtuluşun da beşiği olmuştur. Ancak bugünkü hâliyle Bilecik, artık "kendi makûs talihini yenemeyecek" kadar takatsiz kalmıştır.

İşte bu nedenlerle, Bilecik'in içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözüm yollarının araştırılması ve emsal teşkil eden vilayetlere de gerçekleşmiş bir örnek olması amacıyla, Anayasa’mızın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

 

2.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve 19 milletvekilinin, Bursa bölgesindeki deprem riskinin ve depremselliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/655)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bursa bölgesinin deprem riski ve depremselliğinin araştırılarak, gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa'nın 98 ve TBMM İç Tüzük’ünün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

1) Necati Özensoy                                (Bursa)

2) Muharrem Varlı                                 (Adana)

3) Bülent Belen                                    (Tekirdağ)

4) İsmet Büyükataman                          (Bursa)

5) Mehmet Şandır                                 (Mersin)

6) Reşat Doğru                                     (Tokat)

7) Celal Adan                                       (İstanbul)

8) Alim Işık                                           (Kütahya)

9) Ahmet Duran Bulut                           (Balıkesir)

10) D. Ali Torlak                                   (İstanbul)

11) Yusuf Halaçoğlu                             (Kayseri)

12) Bahattin Şeker                                (Bilecik)

13) Ali Halaman                                    (Adana)

14) Hasan Hüseyin Türkoğlu                 (Osmaniye)

15) Mehmet Erdoğan                             (Muğla)

16) Özcan Yeniçeri                               (Ankara)

17) Enver Erdem                                   (Elâzığ)

18) Cemalettin Şimşek                          (Samsun)

19) Adnan Şefik Çirkin                         (Hatay)

20) Emin Haluk Ayhan                          (Denizli)

Gerekçe:

Ülkemiz sismik açıdan dünyanın en aktif bölgelerindendir. Nüfusunun yüzde 70'i deprem riski yüksek olan alanlarda yaşamaktadır. Topraklarının yüzde 60'ı aktif fay bölgelerinde bulunmaktadır. Son yüzyılda meydana gelen afetlerin yol açtığı kayıpların yüzde 64'ü ve hasar gören binaların yüzde 75'i depremlerden kaynaklanmıştır.

Ülkemiz jeolojik, jeomorfolojik yapısı ve sahip olduğu iklimsel özellikleri nedeniyle büyük can ve mal kaybına yol açan doğal afetlerle çok sık karşılaşmaktadır.

Bursa ilinde en büyük doğal felaket tehlikesi depremdir. Bursa Ovası genel olarak Kuzey Anadolu fayının etkisi altındadır. Batıya doğru sıkışma sonucu kuzey-güney doğrultulu normal faylarla kuzey-güney yönünde açılmaya başlamıştır. Diğer bir ifade ile doğu-batı yönlü sıkışma, kuzey-güney yönlü gerilme ile karşılanmaya başlanmıştır. Bursa ilinde yerel küçük fayların yanında Kuzey Anadolu fayı ile ilişkili gelişen büyük ölçekli faylar genç birimlerin depolanmasını denetlemiştir. Bursa Ovası neojen birimleri ve alüvyon birimlerinin altında yer alan kayaçlarda fay oluşumları beklenmelidir.

Depreme kaynak olabilecek en önemli fay Bursa fayıdır. Bursa fayı; doğuda Derekızık-Burhaniye köyleri ile batıda Uluabat Gölü arasında uzanan, D-B gidişli, yaklaşık 45 kilometre uzunluğunda, sağ yanal ve doğrultu atımlı bir faydır. Bursa fayı, Uluabat ve Mustafakemalpaşa alt fay zonları ile birlikte Kuzey Anadolu fay sisteminin Marmara Bölgesi’ndeki en güney segmentlerini oluşturur. Bursa fayı, Uludağ yükseliminin (2.245 metre) kuzey eteğinden geçer, yer yer Triyas-Permiyen yaşlı metamorfitleri, Jura yaşlı karbonatları ve Miyosen yaşlı akarsu-göl tortullarını keser ve bunları kuvaterner yaşlı alüvyonlarla tektonik dokanağa getirir. Genelde fayın kuzey bloğu güney bloğuna oranla 2 kilometre kadar düşmüş olup bu durum Bursa fayının önemli miktarda normal bileşeni olduğunu gösterir. Fay sarplığını kuzeye doğru akarak kat eden ve yataklarını derine kazmış olan dereler (Nilüfer Çayı gibi), bu derelerin ağzında birikmiş ve gelişimini sürdüren, faya koşut dizilimli kalın (150-200 metre) alüvyon yelpazeleri, sıcak su kaynakları, traverten oluşumları ve ötelenmiş dereler Bursa fayının varlığını ve jeolojik olarak aktif olduğunu belirler.

Bursa bölgesindeki 1900-2006 yılları arası deprem etkinliğine bakıldığında, 39.5 derece-41.0 derece K/27.0 derece-30.0 derece D koordinat aralığında toplam 19.782 adet deprem olduğu görülecektir.

Son yıllarda uzmanların yapmış olduğu araştırmalar sonucu Bursa'da Kestel-Demirtaş-Görükle doğrultusunda 23 kilometrelik yeni bir fay hattı bulunmuştur. Bu yeni bulunan fay hattının büyük bir tehlike oluşturduğu belirtilerek, fayda hareketlilik ve deformasyonun başladığı görüşü savunulmaktadır.

Bu nedenle, Bursa bölgesinin deprem riski ve depremselliğinin araştırılarak, gerekli önlemlerin alınması konusunda Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca bir Meclis araştırması komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

 

3.- Muğla milletvekili Mehmet Erdoğan ve 20 milletvekilinin, şoför esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/656)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şoför esnafının mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemelerde dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

 

1) Mehmet Erdoğan                                     (Muğla)

2) Sinan Oğan                                            (Iğdır)

3) Oktay Vural                                            (İzmir)

4) Necati Özensoy                                      (Bursa)

5) Cemalettin Şimşek                                  (Samsun)

6) Muharrem Varlı                                       (Adana)

7) Seyfettin Yılmaz                                     (Adana)

8) Atilla Kaya                                             (İstanbul)

9) Adnan Şefik Çirkin                                 (Hatay)

10) Ahmet Duran Bulut                               (Balıkesir)

11) Mehmet Günal                                      (Antalya)

12) Bülent Belen                                        (Tekirdağ)

13) Ali Öz                                                   (Mersin)

14) Lütfü Türkkan                                       (Kocaeli)

15) Reşat Doğru                                         (Tokat)

16) D. Ali Torlak                                         (İstanbul)

17) Enver Erdem                                         (Elâzığ)

18) Sadir Durmaz                                        (Yozgat)

19) Ali Halaman                                          (Adana)

20) Mehmet Şandır                                     (Mersin)

21) İsmet Büyükataman                               (Bursa)

 

Gerekçe:

Şoför, Trafik Kanunu'na göre "karayolunda, ticari olarak tescil edilmiş bir motorlu taşıtı süren kişi" olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizde şoförlük mesleğini icra ederek hayatını idame ettiren, sayısı 1,5 milyonu geçen vatandaşımız bulunmaktadır. Bu vatandaşlarımız mesleklerini icra ederken türlü zorluklarla karşılaşmakta, bu sorunların çoğunun da yasal eksikliklerden kaynaklandığı göze çarpmaktadır.

Hayatını şoförlük mesleği ile idame ettiren vatandaşlarımızın sorunlarının en başında, araç sahibi olmayan vatandaşlarımızın sosyal güvencelerinin olmaması gelmektedir. Denetim eksikliğinin ve yasal belirsizliklerin şoför esnafı üzerindeki tezahürlerinden birisi olan bu durum vatandaşlarımızın mağdur olmasına sebep olmaktadır.

Karayolları Trafik Kanunu’nun suç olarak gördüğü bir fiilden dolayı haklarında ceza uygulanan sürücülere aldıkları her ceza için esasları yönetmelikle belirlenen ceza puanları verilmektedir. Trafik suçunun işlendiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde toplam 100 ceza puanını dolduran sürücülerin sürücü belgeleri (2) ay süre ile geri alınmakta ve bu sürücülere eğitim verilmektedir. Aynı yıl içinde ikinci defa (100) puanı dolduran sürücülerin sürücü belgeleri ise (4) ay süre ile geri alınmakta ve sürücüler psiko-teknik değerlendirmeye ve psikiyatri uzmanının muayenesine tabi tutulmaktadırlar. Bahsi geçen bu uygulamalar ehliyetnameye sahip olan tüm vatandaşlarımızı kapsamaktadır. Ancak, şoför esnafı kara yolunu normal vatandaşlarımızdan zaman olarak çok daha fazla kullanmaktadır. Normal şartlarda, özel araç kullanan vatandaşlarımız tarafından belli bir amaç için kullanılan kara yolu şoför esnafımızın ekmek kapısı, kazanç kapısıdır. Gününün büyük bir bölümünde kara yollarında seyir ederek ekmek parasını kazanan şoför esnafının cezai işlemlere tabi tutulması olasılığı özel araçlarıyla kara yollarını kullanan vatandaşlarımıza oranla daha fazladır. Uygulanan bu ceza puanı sistemiyle ehliyetine el koyulan şoförlerimiz aylarca işlerinden olmakta dolayısıyla hayatlarını idame ettirmek için gereken kazançlarından da olmaktadırlar. Ehliyetlerine el konulmasına sebep olan (100) yüz ceza puanı kotasının mesleki olarak şoförlük yapan vatandaşlarımız için sorun teşkil ediyor olması sebebiyle bu konu üzerinde bir düzenleme yapmak zaruri bir hâl almıştır. Bu sebeple şoför esnafına 100 yerine 150 ceza puanı uygulaması yapılması yerinde olacaktır.

Şoför esnafımızın sorunlarından bir diğeri de uyuşturucu ve keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin etkisinde araç sürme yasağını düzenleyen 18/07/1997 tarihli Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 97'nci Maddesinin (b) bendinin 1'inci fıkrasındaki belirsizliktir. Yönetmeliğin bu fıkrasında "Taksi veya dolmuş otomobil, minibüs, otobüs, kamyon çekici gibi araçlarla kamu hizmeti, yük ve yolcu taşımacılığı yapan sürücüler ile resmî araç sürücüleri alkollü içki kullanmış olarak bu araçları süremezler." ibaresi yer almaktadır. Ancak bu fıkrada bahsi geçen araç sürücülerinin vücudunda bulunması gereken en düşük alkol miktarı belirtilmemiştir. Hâlbuki aynı yönetmeliğin 97'nci maddesinin (b) bendinin 2'nci fıkrasında ehliyetname sahibi olan normal sürücülerin vücudunda en fazla bulunması gereken alkol miktarı 0.50 promil olarak belirtilerek mağduriyetlerin doğması engellenmiştir. Öte yandan hiç alkol almayan bir insanın vücudunda dahi aldığı temel besin ürünlerinden kaynaklı belli oranda alkole rastlanmaktadır.

Hayatını şoförlük mesleğini icra ederek idame ettiren şoför esnafımız bu eksiklikten dolayı alkol almamış olsalar bile aldıkları temel besin ürünlerinden kaynaklı vücutlarında bulunan cüzi alkol oranından dolayı ehliyetnamelerine el konulması suretiyle mağduriyet yaşamaktadır. Bu durum da şoförlerimizin aylarca ehliyetnamelerine el konulmasına ve işsiz kalarak mağduriyetler yaşamasına sebep olmaktadır. Bu mağduriyetlerin giderilmesi için alınması gereken yasal önlemlerin araştırılması da gerekmektedir.

Bu bağlamda, şoför esnafının mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için yüce Meclisimize çok büyük görevler düşmektedir.

Yüce Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için Anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

 BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 15.38

     İKİNCİ OTURUM

                                      Açılma Saati: 15.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

________0________

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci  Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup, işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 409’uncu sırasında yer alan asgari ücret düzeyinin toplum üzerindeki yoksullaştırıcı etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 6 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

                                                                                                      06/06/2013

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 06/06/2013 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                  İdris Baluken

                                                                                   Bingöl

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırmasına Dair Öngörüşmeler Kısmı”nın 409'uncu sırasında yer alan (10/437) asgari ücret düzeyinin toplum üzerindeki yoksullaştırıcı etkisinin saptanmasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesi, Genel Kurulun 06/06/2013 Perşembe günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Asgari ücret düzeyinin toplum üzerindeki yoksullaştırıcı etkisinin saptanması, ortaya çıkan emek gasbının önlenmesi; asgari ücretin, toplumsal fayda azami düzeyde gözetilerek hak ve adalet kapsamında yeniden düzenlenmesi için bir Meclis araştırma komisyonunun kurulmasını istiyoruz.

Bildiğiniz gibi, Anayasa görüşmeleri esnasında tüm partilerin mutabık kaldığını ifade ettiği asgari ücretliden vergi alınmaması konusu maalesef daha sonraki görüşmelerde, toplu sözleşmelerde ve en son 2013 asgari ücret tespitlerinde dikkate alınmadı. Yeni anayasaya göre eğer asgari ücret vergi dışı kalmış olsaydı ek getirisi 205 Türk lirası olacaktı. Tabii, burada şunu görmek gerekiyor: Türkiye’de bu konuda yapılan araştırmalar var “4 kişilik bir ailenin asgari geçim endeksi nedir?” diye. İşçi sendikalarının yaptığı bir çalışmanın sonucu yoksulluk sınırının 3.063 lira, açlık sınırının da 940 lira olduğu ifade ediliyor. Asgari ücretle çalışanların sayısı verildiği zaman da 20 milyon yurttaşımızı etkilediği -ki 3 milyonun üstünde asgari ücretli aileleriyle beraber dikkate alındığında- 20 milyon yurttaşımızın yoksulluk ve açlık sınırları altında yaşadığı verisi ortaya çıkıyor burada. Bu emek sömürüsünün, bu adaletsiz sömürü düzeninin 80 askerî darbesi sonrası asgari ücrette reel değerler olarak ele aldığımızda çok ciddi gerilemeler yaşattığını biliyoruz. Modern hukuk devletlerinde her yurttaşın belli bir gelir elde etme hakkı vardır ve insanca yaşama hakkı, insanlık onuru açısından bu çok zorunludur. Bunu düzenlemediğiniz takdirde, bir ailenin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültürel faaliyetlerini karşılamaya yetecek düzeyde olması gereken asgari ücreti düzenlemediğiniz takdirde maalesef toplumda sosyal çalkantıların her zaman olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız.

2005-2011 yılları arasında asgari ücretteki reel artış sadece yüzde 4 dolayındadır -AK PARTİ iktidarları dönemi- büyüme hızı ise yüzde 26’dır. 2005 yılından bu yana ekonomik büyüme asgari ücrete tam olarak yansıtılmış olsaydı bugün asgari ücrette de net 138 liralık bir artış daha meydana gelmesi gerekiyordu. Türkiye’de asgari ücret otuz üç yıl önceki seviyelerde maalesef seyretmektedir. Ancak o günden bugüne Türkiye ekonomisi 3 kat büyümüş, asgari ücret ise reel olarak yüzde 6 oranında artmıştır. Şimdi, bu verilere göre Türkiye’de asgari ücret 265 euro, Yunanistan’da -ekonomik krizin içindedir- 870 euro civarındadır. Asgari ücretli, bugün, öğün başına sadece 2,58 liralık gıda harcaması yapabilmektedir. Yani sağlıklı bir gıda alma imkânı yoktur; bununla sinema, kültür, kitap alma, sanat etkinliklerini izleme ise tamamen imkânsızdır. 20 milyon insanımızın bunların hepsinden mahrum edilmesi gibi bir durum söz konusudur. Türkiye’de yoksul ile zengin arasında gelir uçurumu her geçen gün artmakta ve bu da sosyal adaletsizliği daha da derinleştirmektedir.

Aslında asgari ücretin ülkemizdeki yansımalarını anlayabilmeniz için Gezi Parkı’nda da verilen mesajları doğru okumak gerekiyor. Eğer Gezi Parkı’ndaki yaşananları, itirazları ve talepleri, sadece bir ağaç, bir park, bir AVM olarak okursa siyasiler, en büyük siyasi körlük burada yaşanır arkadaşlar.

Asgari ücretle çalışan birinin çocuklarını gerektiği gibi okutamaması, Amerika’ya gönderememesi de söz konusudur tabii ki. Düşünün, bir uçak bileti Amerika’ya, kaç tane asgari ücret ediyor.

Bu gerçekliklerin hepsini dikkate aldığımız zaman, Türkiye’de bu kesintilere baktığımız zaman, SSK priminin aslan payını yine işçilerden alıyorsunuz. Birçok yerde işveren, işveren tarafına düşen işçi primini ödemekten muaftır ve Türkiye’de bütçeye her yıl 5,5 milyar lira para buradan yüklenmektedir. Şimdi, SSK primi işveren payı 141,90’ı almıyorsunuz ama işçi payı olan 137 lirayı alıyorsunuz. Şimdi, bunun başka verileri de var tabii. On altı yaş, küçükler ve büyükler açısından da farklı bir durum; brüt ücret üzerinden de baktığımız zaman ayrı bir durum söz konusu. Buradan hayatı doğru okumak lazım arkadaşlar. Bir yandan, otuz yıldır ülkemizde yaşanan bir çatışmalı süreci barışa evirmenin, silahların susturulmasını, demokratik bir toplumun kurulmasını, yeni bir anayasa ve yasaları tartışırken toplumda biriken birçok sorunun da zaman zaman, bu son olaylarda yaşandığı gibi, artık bir kıvılcımla sosyal patlamaya dönüştüğü gerçeğini görmek lazım. Buradan şunu çok açıklıkla ifade edebiliriz: Orada gördüğünüz insanların çoğunu ben gördüm; bürokrat var, esnaf var, işveren var, sanatçı var, aydın var -çok farklı kesimler- gayet durumu yerinde olan orta tabaka insanlar var, işçiler var, çiftçiler var, emekçiler var.

Şimdi, bütün bunları… O meydanlara dolan binlerce insanımıza biz “çapulcu” deyip geçersek yüz binlere ve bu “çapulcu” kavramı üzerinden, biz istediğimizi yaparız, bizim dediğimiz olur deyip Tunus’tan da tekrar bu mesajı tekrarlamak gibi Sayın Başbakanın aynı noktada diretmesi inanın, bu sosyal barışın sağlanmasına zerre kadar katkı sunmuyor. Tunus’tan diyor ki: “Ben Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nı yapacağım.”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne var onda?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Mahkeme de yürütmenin durdurulması kararını verdi ve mahkeme de diyor ki: ”Sen yapamazsın.” Yargıya gaz fişeklerinizle mi, TOMA’larınızla mı, panzerlerinizle mi o zaman direneceksiniz? Bir hukuk devletinde yargıyı da siyasalaştırdınız, onu da mı takmayacaksınız? Ağaçları kesebilirsiniz; insanların kesildiği, insan yaşamının hiçe sayıldığı şu on günde 3 insanın yaşamını yitirdiği, biri güvenlik görevlisi… Bunları dikkate almadığınız zaman, zengin-fakir çatışmasından laik-antilaik çatışmasına, sağ-sol çatışmasından zengin-fakir çatışmasına, toplumu geren bunca olayın doğru dürüst bir tahlilini yapamadığınız zaman, bir Meclis olarak buna el atamadığınız zaman ve Hükûmet olarak bunun önlemini alamadığınız zaman size mutlaka ve mutlaka bir biçimde “Dur.” diyecek bir güç, halk gücü olacaktır. Bu da halkın demokratik iradesinin tecellisi olarak olmalı. Eğer Meclise, Taksim’de KESK’in, DİSK’in eylemlerine gaz kokuları geliyorsa, Tunalı’dan tutun Beşiktaş’a kadar, İzmir’den tutun Rize’ye kadar bunlar yaşanıyorsa ve bunun önlemi onuncu günde hâlâ Tunus’tan “Ben bildiğimi okurum.”sa ve hâlâ inatlaşmaysa ve hâlâ inatsa inanın önümüzdeki günlerin daha sarsıcı olacağı gerçeğiyle karşılaşacağız. Bu inat kimseye kazandırmaz. Başbakanı inadından vazgeçmeye davet ediyoruz.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Aleyhine, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer.

Buyurunuz Sayın Yüceer. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, BDP Grubunun verdiği önergenin usulen aleyhinde söz aldım. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak önergenin lehinde olduğumuzu belirtmek isterim.

Bizler de tüm çalışanların insanca bir yaşam sürdürebileceği ve hak ettiğini, emeğinin karşılığını son kuruşuna kadar alabildiği bir çalışma ücretinin her zaman gerekli olduğunu bu kürsüden dile getiriyoruz. Asgari ücretin 773 TL olduğu, açlık sınırının bin lira olduğu ülkemizde, maalesef, biz dünyanın 10’uncu büyük ekonomisi olmayı hedefliyoruz. Kimin sırtından? Emek sömürüsünden. Emekçinin sırtından bir büyümeyi, zenginleşmeyi buradan reddettiğimizi bir kez daha ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz gündeminde önemli olaylar yaşıyoruz. Bu yüzden de, emekçi kardeşlerimizin affına sığınarak bu gündeme dair konuşmak istiyorum. Öncelikle gösterilerde hayatını kaybeden polis memuru kardeşimize ve 2 yurttaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabır diliyorum. Ama bir kınama göndermek istiyorum buradan. Rize’de linç girişimi yaşandı dün. Hepimiz üzülerek, büyük bir hicapla izledik çünkü bu çağda bu görüntüler insanımıza, ülkemize yakışmıyor. Ben olayı kınıyorum. Olayda ihmali, kusuru olan herkes hakkında gereğinin yapılmasını bir kez daha buradan ifade ediyorum.

27 Mayısta elli kişilik, küçük, masum bir çevreci eylem şeklinde başlayan Gezi Parkı protestosu, polis baskınlarıyla, şafak baskınlarıyla, gazlarla, çadırlar yakılarak, günden güne şiddet artırılarak bir toplumsal gençlik hareketine dönüştü. O bir avuç insan bin oldu, on bin oldu, yüz bin oldu. Gençler, kadınlar, yurttaşlar tek ses, tek yürek oldu; omuz omuza direnmeye başladı. 60’ın üzerinde ilde şu an gösteriler devam ediyor. Bugün hâlâ Taksim’e çıkan 4 ana arter barikatlarla kesilmiş durumda, Taksim’e ulaşım araç trafiğine kapalı.

Masum çevreci bir eylem olan Gezi Parkı protestosu polisin uyguladığı orantısız güçle, Başbakanın söylem ve tavırlarıyla ve maalesef olayları görmezden gelip yayın yapmayan medyaya olan tepkiyle tüm yurda yayılan bir gençlik hareketine dönüştü. Kalabalığın içine binlerce kutu biber gazı sıkıldı; cildi yakan, boyalı, tazyikli su fışkırtıldı. Coplarla öldüresiye dayak atıldı. TOMA’lar, akrepler kalabalığın içine sürüldü.

Bu şiddet yetmezmiş gibi, protestolara dair Başbakanın yaptığı açıklamalar bu şiddetin, bu terörün tuzu biberi oldu. Ne diyor Başbakanımız? “Ben istersem 1 milyon toplarım.” diyor. “Bu yüzde 50’yi evde zorla tutuyoruz.” diyor. “Protestocular çapulcu, marjinal.” diyor. Başbakan bunu söylerken hoşgörüsüz, bunu söylerken aşağılayıcı; eleştiriye gelemiyor, tepeden bakıyor, yok sayıcı. İşte, bu antidemokratik söylem ve tavır daha da olayları körükledi ve Başbakanı genç protestocuların hedefine oturttu.

İstanbul Bilgi Üniversitesinin son yaptığı ankette gençlerin sokağa çıkma nedeni yüzde 92,4 Başbakanın otoriter tavrı. Protestoların bir diğer hedefi de üç maymunu oynayan, görmeyen, duymayan, bilmeyen medya oldu. Televizyonlar günlerce olaylara dair bir kare bile göstermedi. Halkın doğru haber alma hakkı engellendi. Olaylar görmezden gelindi, yayın yapılmadı. Havaalanındaki basın toplantısında Başbakana sadece bir Reuters muhabiri soru sorabildi, o da Sayın Başbakanın kibrinden ve öfkesinden hemen oracıkta nasibini aldı. Bundan sonraki süreci hep beraber göreceğiz.

Başbakanın “çapulcu”, “marjinal” dediği gruplar kim? Yaşları 15-25 arası değişen, eylem alanını ertesi gün süpürüp temizleyen, Miraç Kandili’nde özgürlük için, barış, sevgi, merhamet ve adalet için dua eden gençler. Bilgi Üniversitesinin yaptığı ankette, tamamına yakını “Polis şiddeti dursun, özgürlüklere saygı gösterilsin.” diyen gençler. Günlük yaşamlarına, günlük kararlarına müdahale eden Başbakandan bıkan gençler. Yan yana oturduğu sıra arkadaşına karşı nefret beslemek istemeyen gençler, onlarla karşı karşıya gelmek istemeyen gençler. Baskıyla, yasakla, dayatmalarla özgürlüklerinin kısıtlanmasını istemeyen gençler. “Bizi yok sayamazsınız.” dediler, “Biz buradayız; kimliğimize, geleceğimize, demokrasiye, özgürlüğe sahip çıkıyoruz.” İnsan hak ve özgürlüklerini, demokrasiyi, huzur ve refahı bir türlü tesis edemediğimiz, etmediğimiz ülkemizde özgürlüğe ve demokrasiye sahip çıkarak hepimize ders veren çocuklar. Başbakanın “çapulcu”, “marjinal” yaftasıyla karalamak istediği gençler bunlar.

İzmir’de polislerin arkasında eli sopalı, çivili, sivil görünümlü kişilerin tek tek sıkıştırdıkları çocukları öldüresiye dövdüğünü izledik. Ben Sayın İçişleri Bakanına buradan soruyorum: Bunlar kim? Sivil milis mi oluşturduk? Sivil milisiniz mi var? Bunların kim olduğunu buradan soruyorum kendisine ve cevabı bekliyorum. Sırf bu görüntüler bile, izlediğimiz bu görüntüler bile bu çocukların protestolarında ne kadar haklı olduğunu bize gösteriyor.

Buradan polis memuru arkadaşlarımıza seslenmek istiyorum: İşinizin hiç de kolay olmadığını son verdiğimiz şehidimizle de gördük. Gerçekten, çok zor şartlarda, riskli, stresli bir iş yaptığınızın hepimiz farkındayız. Ancak, kalabalık içine nişan alarak gaz kapsülü fırlatılması, yere düşen bir gencin 10 polisin tekmeleriyle, coplarıyla dövülmesi; evlere, hastanelere, restoranlara, her yere gaz bombası fırlatılması “Bize verilen emirleri uyguluyoruz.” diye geçiştiremeyeceğiniz kadar ciddi, gayrihukuki ve bunu izleyen herkesin vicdanını sızlatan olaylar diye düşünüyorum. Kasklarınızdaki sicil numaralarınızın üzerini kapatarak, aldığınız emirle yaptıklarınızın zaten gayriyasal, gayrivicdani olduğunu da kabul ediyorsunuz. “Yazıktır.” diyorum ben, “Günahtır.” diyorum buradan. O çocuklar sizin düşmanınız değil; o çocuklar sizin mahallenizin, komşunuzun çocukları, hatta sizin çocuklarınız, kardeşleriniz, yeğeniniz. Bunu yapmayın.

Son olaylarda elini vicdanına koyması gereken bir grup da medya. Yaşanan olayları günlerce görmezden geldi, bir kare bile göstermedi. Özgür, yansız, doğru haber yapması gereken medya halkın haber alma özgürlüğünü engelledi. Canı pahasına meydanlara çıkan 16 yaşındaki çocuklar kadar cesur olamayan, dik duramayan, korkan bir medya. Polislerimiz gibi ne pahasına olursa olsun kendisine verilen emirleri uygulayan medyamızın da elini vicdanına koyması gerektiğine inanıyorum.

Sayın Başbakanı vicdana çağırmayacağım ama bazı tespitlerin altını çizmemiz gerekiyor çünkü Başbakanın demokrasiyle, iktidarla ilgili ciddi kavram kargaşası var. Demokrasiden anladığı, bir kalabalık karşısına daha fazla bir kalabalığı yığma olan bir Başbakan var; demokrasiyi gideceği yere ulaşmak için bineceği tren olarak gören bir Başbakan var; demokrat olmayan, demokrasiyi içselleştirmeyen, demokrasiyi sadece çoğunluk olarak anlayan bir Başbakan var; sadece kendisine oy veren yüzde 50’nin değil, bu ülkede yaşayan herkesin Başbakanı olduğunu unutan bir Başbakan var. YGS şifre skandalını protesto eden çocuklara “İstersem sizin karşınıza birçok çocuk yığarım.” diyen, sırada yan yana oturan çocukları bile karşı karşıya getirmekten çekinmeyen bir Başbakan var. Aynı sırayı paylaşan çocuklar niye karşı karşıya gelsin, onlar birbirinin düşmanı mı? Birbirinin sıra arkadaşı, mahalle arkadaşı. Evde zorla tutulan yüzde 50, diğer yüzde 50’nin düşmanı mı; komşu değil mi, akraba değil mi, karı-koca değil mi, gelin-damat değil mi, yan komşu esnaf değil mi?

Artı, size oy veren insanlar sizin kolluk gücünüz mü? “Çık.” diyeceksiniz çıkacak, “Vur.” diyeceksiniz vuracak, “Otur.” diyeceksiniz oturacak, öyle mi? Sayın Başbakan da kürsüye çıkan bakanlarınız da milletvekilleriniz de grup başkan vekilleriniz de aslında en büyük haksızlığı size inanmış, güvenmiş, oyunu vermiş bu insanlara karşı yapıyor, en büyük haksızlık onlara karşı yapılıyor. Biz yapılan yolsuzlukları, adaletsizlikleri, hukuksuzlukları dile getirdiğimizde hemen çıkıp “Yüzde 50” diyorsunuz. Her sıkıştığınızda, kendi yaptığınız yanlışları meşrulaştırmakta “Ama yüzde 50” diyorsunuz. Yaptığınız yanlış uygulamaları meşrulaştırmak için yüzde 50’yi kullanmayın. Asıl tam tersi, size inanıp, güvenip oy vermiş insanlara, daha büyük sorumluluk duygusuyla, daha iyi işler yapmaya çalışmanız gerekiyor. Çünkü onlardan, “Yasakları kaldıracağız, özgürlükleri artıracağız.” diye oy istediniz. “Biz dindarız, haram-helal nedir biliriz, kul hakkı yemeyiz.” diye oy aldınız. “Biz yolsuzluğu bitireceğiz.” diye oy aldınız. “İçtiğinize, yediğinize, kaç çocuğunuzun olacağına, nasıl doğuracağınıza, doğurup doğurmayacağınıza karışacağız.” demediniz. “Çocuklarınıza biber gazı sıkıp acımasızca şiddet uygulayacağız.” demediniz. “Ormanları, meraları, köprüleri, otoyolları yandaşlara peşkeş çekeceğiz.” demediniz. “Her yeri rant alanına çevireceğiz.” demediniz. “Ülkemizi savaşın eşiğine getireceğiz.” demediniz. “Toplumsal vicdanımızı ilgilendiren konularda bile size hesap vermeyeceğiz, bilgi vermeyeceğiz.” demediniz. “Kafamızda bir hayat tarzı, bir yaşam şekli, bir insan tipi var, bu düzeni size dayatacağız.” demediniz. Ülkemizde farklı hayat tarzları var, zenginlikleri var, toplumsal renkleri var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CANDAN YÜCEER (Devamla) – “Bu toplumsal renkleri solduracağız.” demediniz. O yüzden diyorum ki ben: Her yaptığınız yanlışta yüzde 50’ye sığınmayın, iktidar olmak önemli değil, önemli olan bu gücü insanların huzuru ve refahı için kullanmak, mağdurun, mazlumun hakkını korumak; asıl onu yaparsanız o gerçek erdem ve güçtür diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yüceer.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmacı, hem AK PARTİ grup başkan vekillerini; hem Hükûmetimizi hem de Sayın Başbakana itham edici bir şekilde konuşma yapmıştır, izin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakın, siyaset seçmenler üzerinde, tüm toplum üzerinde yapılan bir işlemdir, eylemdir. Maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyaseti yapamayanlar, sokaktaki çocukların eylemlerine sığınıp onlar üzerinden siyaset yapmaya başlıyorlar. Şu anda ana muhalefet partisinin dikkat etmesi gereken en önemli nokta. Muhalefet boşluğundan dolayı sokaktaki çocuklar bazı şeyleri ifade ediyorlar.

İZZET ÇETİN (Ankara) – İktidarın uygulamalarından dolayı çocuklar sokaklara çıkıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sizi seçenler niye buraya gönderdi? Konuşun diye gönderdi. Sizi seçenler eylem yapmak için oraya göndermedi sizi, isyana teşvik etmek için oraya göndermedi sizi.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Siz yaptınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ağaç sevgisi diye ortaya çıkıp oradaki gençlerin ölümüne, polisin şehit olmasına sebep olun diye göndermedi sizi.(CHP sıralarından gürültüler) Siz -ağaç sevgisinin ne olduğunu dün grup başkan vekilimiz söyledi size- ağaç sevgisinin ne olduğunu bilirsiniz; ağaç sevgisini darağacını yapmak için bilirsiniz, onun için ağaçları seversiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sizden umut yok!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Umutsuz vaka oldunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, şimdi polis üzerinden de siyaset yapmaya çalışıyorsunuz. Polis arkadaşlarımıza bir taraftan hakaret edeceksiniz, öbür taraftan “Polis kardeşlerimiz de bu işe girmesin.” diyeceksiniz. Bir milletvekili şuurunu kaybetmiş, kendini kaybetmiş bir milletvekili güvenlik görevlilerine ana avrat küfrederken “O arkadaş onu söylememiştir.” deyip üstünden geçmeye çalışıyorsunuz ve onu örtbas etmeye çalışıyorsunuz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Milletvekiline küfreden milletvekillerin var efendi, hem de Meclis kürsüsünden.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kınama becerisini bile gösteremediniz. Güvenlik görevlisi görevini yaparken onun yaptığı taşkınlıkla, hırçınlıkla kendini kaybetmiş bir şekilde polis memurlarına ana avrat küfrederken ağzınızı açıp bir şey söylemiyorsunuz, sonra da “Bu olayları yatıştırın.” diyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Adam Mecliste ana avrat küfretti, ona niye bir şey demiyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Rize’deki olayları kalkıp da kışkırtıp arkasından başka vatandaşların bu işe girmesinden de maalesef zevk alıyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, senin mebusun kürsüde ana avrat küfretti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Biz bu işin içinde yokuz.” diyorsunuz ama sizin güdümünüzdeki Halk TV’yi izlerseniz kimin kışkırtıcı olduğunu görürsünüz.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) –Halil Bakırcı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Elitaş bir alışkanlık hâline getirdi. İkide bir “Mecliste muhalefet boşluğu var...”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ana muhalefet boşluğu var, siz olmak üzeresiniz herhâlde ana muhalefet, onu diyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aslında bizi de kastettiniz. “Mecliste muhalefet boşluğu var...”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ana muhalefet boşluğu var.

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Siz iktidar olmanın gereğini yapın, muhalefeti bize bırakın!

BAŞKAN – Bir dakika… Karşılıklı konuşmayın, bana söyleyin lütfen.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya da döneriz size cevap veririz. 2009 yerel seçimlerinde, 50 belediye başkanıydık 100 yaptık; 2011 seçimlerinde 20 milletvekiliydik 36 milletvekili olduk. Sizin oy oranlarınızı bir katlayın bakayım, buradaki muhalefet partisi olarak, demokratik muhalefet partisi olarak kaça kaç katlaya katlaya geliyoruz. Siz yüzde 1 alırken biz yüzde 5’ler artırarak geliyoruz. Bir daha konuşurken genellemeyin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yalnız, koalisyon ortağınıza da bozulmayın siz Hasip Kaplan, ayıp oluyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Tarhan, sizi dinleyeyim, sözünüzü alayım.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – “Ana muhalefet” ifadesi kullanarak grubumuza sataşılmıştır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen, yeni sataşmalara mahal vermeyelim.

Buyurunuz Sayın Tarhan.

 

7.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Zannediyorum emir büyük yerden geldi. Meclisi nasıl gerebilirsiniz, nasıl rijit, daha…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Allah Allah!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Evet, emir büyük yerden… Başbakanınız yollara düşmüş ve emir vermiş sanıyorum; biraz daha ortamı germek ve tansiyonu yükseltmek için düğmeye basıldığı anlaşılıyor Sayın Grup Başkan Vekili.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Demek ki milletvekilinizin konuştuğunu duymuyorsunuz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – İktidarınız bize demokrasinin ne olmadığını, tiranlığın ne olduğunu bir kez daha hatırlattı, o darbelerden sonra yeniden ve yeniden hatırlattı iktidarınız. Siz, sanki başkasının tarlasına girmiş gibisiniz, sanki bu memleket sizin değil gibi davranıyorsunuz. Başkasının tarlasına giren hoyratlar vardır ya, aynı onlar gibi davranıyorsunuz, yakıyorsunuz, yıkıyorsunuz.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Pes, bu kadar olur yani pes!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Ve Ankara’nın en ünlü caddelerinden Tunalı Hilmi Caddesi’ne artık ne diyorlar, sizin yüzünüzden ne diyorlar biliyor musunuz? “TOMA’lı Hilmi Caddesi” diyorlar sayenizde.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İlçe binasını yakanlar kim?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Ve terörle mücadele polislerinin, az önce gelen bilgiye göre, o küçücük liseli çocukların, o sabilerin iki gündür okula gelip gelmediklerini tespit edip onları fişledikleri söyleniyor. Bunlar hep sizin eseriniz, o çocukları dahi fişleme kabiliyetini gösterdiniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İlçe binasını kim yaktı?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Ve şunu bilin, hoyratça talan edip sattığınız bu topraklar var ya…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İlçe binasını kim yaktı?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – …sürekli sattığınız bu topraklar; dövüp hırpaladığınız bu çocuklar, söktüğünüz bu ağaçlar başkasının tarlasında değil, burada.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İlçe binasını kim yaktı?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Bakın, çocukken annelerimiz, babalarımız şöyle söylerdi bize, derlerdi ki: “Lüzumsuz ampulleri, lambaları söndürün.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İlçe binasını kim yaktı? Onlar da babanızdan mı kaldı?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yakmayı siz bilirsiniz, yakmayı siz bilirsiniz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Sizin lüzumsuzluğunuz inanın halk tarafından idrak edildi, sokaktaki insanlar sizi lüzumsuz ampul olarak görüyorlar. Lüzumsuz ampulün de yakında söndürüleceğine eminim, halk tarafından söndürüleceğine. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan, hadi oradan!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Gök, lütfen biraz öteye giderseniz, grup başkan vekili söz istedi, bir dinlemek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, tabii Sayın Elitaş muhalefet boşluğundan bahsetti. Aslında, Türkiye’de bir iktidar boşluğu yok, boş bir iktidar var.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Hadi be!

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, boş bir iktidarın çözüm ortağı da bir başka muhalefet, BDP olunca gerçekten bundan şikâyetçi olmaları gerektiğini düşünüyorum. Sizin ortağınız zaten burada. Muhalefeti ortak olarak aldınız. (AK PARTİ ve BDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Koalisyon, çözüm koalisyonu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın grup başkan vekili konuşurken partimizi bir koalisyon ortağı gibi gösterdi. Bunun doğru olmadığını herhâlde bütün Türkiye biliyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çözüm koalisyonu, çözüm.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – AK PARTİ Hükûmetinin on yıllık süre içerisinde uygulamaya çalıştığı politikalara karşı en güçlü mücadeleyi göstermiş, bunun en ağır bedelini ödemiş bir partiye bu şekilde yaklaşmak doğru değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çözüm ortakları, çözüm.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Siyaseten ülkeyi çıkmazdan çıkaracak bütün politikaların müzakerelerine hazırız. Tüm siyasi partileri de sürekli bu müzakere sürecine davet ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sizi dinleyeyim, ne içindi Sayın Gök?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Elitaş’ın ifade ettiği bir polise hakaret konusunda benim bugün bir açıklamam oldu, hem bilgilendirmek ve ayrıca da kamuoyuna kısa bir açıklama…

BAŞKAN – Evet, buyurunuz Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Hangi yüzle konuşacakmış?

ALİ ERÇOŞKUN (Bolu) – Hangi yüzle konuşacaksın, bilmiyorum.

BAŞKAN – Konuştuğu zaman duyacaksınız.

Buyurunuz efendim.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1 Haziran Cumartesi günü Ankara’da olayları yatıştırmaya gittiğim bir anda, bir milletvekili arkadaşımızın onlarca polis tarafından dövüldüğüne, darbedildiğine tanık oldum.

Ayrıca, TOMA’lardan sıkılan suların ve onlarca biber gazının hedef gözetilerek üzerime atıldığı bir yana, olayları yine önlemeye çalıştığımız bir anda gelen bir ambulanstan da, ambulansın kapısı da açılarak üzerimize biber gazı atıldı. O arada yaralanan bir yaşlı vatandaşa yine yardımcı olmaya çalışırken yine çok ağır bir şekilde polisin tazyikli suyuna ve yine onlarca biber gazına hedef gözetilerek, maalesef, maruz kaldık.

Takdir edersiniz ki, toplumsal olayları idare ederken bir yandan da bu ağır saldırılar karşısında insanların sükûnetini kaybettiği anlar olabiliyor. Ben her şeye rağmen, az önce, bir saat kadar önce yaptığım bir açıklamada, bütün bunlara karşın, karşılaştığımız her türlü haksız muameleye karşın, milletvekili arkadaşlarımızın dövülmesine, emniyette tartaklanmalarına karşın yine de bu sözün hiçbir zaman ağzımdan çıkmış olmasını kabullenemediğimi, bundan büyük bir üzüntü duyduğumu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Üzüntü duydunuz mu, özür dilediniz mi?

LEVENT GÖK (Devamla) - …ve kesinlikle hiçbir kurumu kasteden bir söz söylemediğimi, buna rağmen her kim alınmışsa da herkesten de özür dilediğimi ifade eden bir açıklamam olmuştur. Bunu kamuoyumuzla ve sizlerle paylaşmak isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

Polisimiz de bizim polisimizdir, genç insanlardır; onlara emir verenler suçludur. Ben o polislerin de ne kadar çaresizlik içerisinde olduklarını gördüm ama Sayın Elitaş, ben de sizlerden beklerdim ki milletvekillerinize yönelik fiziki saldırıları da lütfen buradan kınayın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Kalkavan, sizin için nedir…

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Efendim, sayın grup başkan vekili Rize’deki olaylarda Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekillerinin gençleri kışkırttığını söyledi. Onun olmadığını ve gerçek açıklığını bir belirtmek istiyorum müsaade ederseniz.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) - Hayır efendim, vermeyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup başkan vekili kâfi derecede cevap verememiş mi?

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Hayır, efendim, olayların gerçek failini tüm arkadaşlarım aydınlansın diye buradan söylemek istiyorum. Bunu bir milletvekili borcu olarak biliyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam efendim, aydınlanalım.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bu şekilde yürütemeyiz ki bu Meclisi. Biz ne zaman konuşacağız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup başkan vekili buna cevap vermiştir herhâlde.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Hayır, vermediler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, önemli bir konu, bütün milletvekillerine sataşma var, töhmet altında bırakıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup başkan vekili kâfi derecede cevap vermiştir Sayın Başkan.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – “Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri kışkırtmıştır genç çocukları.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bütün milletvekilleri söz alabiliyor mu?

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) - Hiçbir partinin kışkırtması olmamıştır. Müsaade ederseniz iki dakika söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi bu konuda açıklama yapmak istiyorsunuz.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Kimseyi de suçlamıyorum, evet.

BAŞKAN – Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, grup başkan vekili herhâlde bir cevap vermişti. Demek ki tatmin olmamış.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Efendim, ben de evlilik yıldönümümle ilgili açıklama yapmak istiyorum! Böyle her isteyene açıklama hakkı vermekle olmaz ki!

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, tatmin olmadım.

Dün Rize’de olayların başlangıcından sonuna kadar, Partimin de Rize’den sorumlu bir milletvekili olarak takip ettim değerli arkadaşlarım. Rize’de olan tüm olaylar, ADD Derneğinin önünde küçük bir grup kişinin bir basın açıklaması yapması üzerine, daha önceden orada EĞİTİM-İŞ’in de yaptığı basın açıklamasından sonra olayları kışkırtmaya gelen 20-30 tane, yine çok az bir grubun slogan atmalarıyla bu grubun 600 kişiye kadar çıkmasına sebep olmuş ve öyle başlamıştır. Hiçbir AK PARTİ’li üyenin orada olduğunu burada söylemiyorum. Bu olayı çok iyi öğrendim. Hiçbir şekilde -el işareti olmasına rağmen- Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşların da olduğuna inanmıyorum. Gece bunları milletvekili arkadaşımla paylaştım. Yaklaşık üç defa herhâlde, Sayın İçişleri Bakanımızla görüştüm.

Rize’de bütün olayların sebebi, bir haftadır orada Başbakan lehine slogan attıran Belediye Başkanı Halil Bakırcı’dır. Olaylara katılan gençler, Halil Bakırcı’nın etrafında toplanan, bir kısmı tinerci ve kendileri, “taraftarlar grubu” adı altında Rize’de geçinen arkadaşlardır. Rize halkı sağduyuludur, Rize halkı merttir. Her ne kadar orada taşlamalar, kışkırtmalar yaptıysa da birtakım insanların etkisiyle, bunları bugünden sonra sürdüreceğine inanmıyorum ama buradan tekrarlıyorum: Rize’de saat beş altı civarlarında çekilen televizyon görüntülerine bakarsanız sakın yanılmayın bunlar akşam yapıldı diye. Bunlar, beşte halkın arasına giren Belediye Başkanı Halil Bakırcı’nın kışkırtmasıyla yapılmıştır. Sayın İçişleri Bakanımdan da arz edeyim, bununla ilgili soruşturma açsın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kalkavan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, Belediye Başkanını itham ederek orada hedef göstermeye çalışmaktadır. Belediye Başkanı -akşam televizyonlarda izledik- oradaki insanları teskin etmeye çalışan bir gayret içerisinde. Bunu burada bir milletvekilinin böyle söylemesi, az önce ifade ettiğim gibi kışkırtıcılığın en önemli göstergesidir. Lütfen bunu yapmasınlar, toplumu germesinler. (CHP sıralarından gürültüler)

Bakın, İzmir’de AK PARTİ ilçe binası yanmıştır, belediye başkanı kılını kıpırdatmamıştır. Bakın, bu olayları büyütmesinler. Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerine rica ediyorum, bu olaylara girmesinler, girip de toplumu gerip toplumsal bir kaosa döndürmesinler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, bu olaylara girersek biz değil AKP zararlı çıkar, ondan da haberleri olsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tehdit etmesinler, partiyi tehdit etmesinler.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu konuyu burada kapatıyorum.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkan, ilk ben söz istedim ama…

BAŞKAN – Lütfen, çok rica ederim… Grup başkan vekiliniz de söyledi, bunun daha ileri boyutlara taşınması uygun düşmüyor.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkanım, illa o koridordan mı gelmem lazım?

BAŞKAN – Herkes söyledi söyleyeceğini bu konuda, herkes söyledi. Karşılığında cevabınızı da verdi Sayın Elitaş.

Lütfen, çok rica edeceğim. Daha sonra…

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkanım, ilk ben bir şey söyledim ama söz alabilmek için benim illa o koridordan geçmiş olmam mı gerekiyor yani illa bir CHP’li milletvekili olmam mı gerekiyor?

BAŞKAN – Sayın İncekara, siz ne için söz istiyorsunuz? Efendim, niçin söz istediğinizi algılamam lazım.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Bir belediye başkanı hedef gösterilmiştir. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Partimizin belediye başkanıdır, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Elitaş bu konuda cevabını verdi efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, arkadaşım…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – CHP Grubundan 2 kişiye söz verdiniz.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturunuz. Nasıl böyle konuşabiliyorsunuz Sayın Milletvekilimiz?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Tarafsız olun!

BAŞKAN – Çok rica ederim… Çok rica ederim, bir milletvekilimizin…

Bakınız, kaç yıldır burada, bu Mecliste birlikte mesai sarf ediyoruz, sorunları çözmeye çalışıyoruz. Bir şekilde bir milletvekilinin neden söz istediğini algılamak durumundayım. “Ben söz istiyorum.” diye buraya çıkılamadığını siz de gayet iyi biliyorsunuz. Grup başkan vekiliniz bu konuyu cevaplandırdı.

Siz de tekrar ne istiyorsunuz Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, arkadaşımızın ısrarı bir meseleyi tespit etmek amaçlıdır.

BAŞKAN – Evet…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Az önce Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekili konuşmasını yapmıştır, cevabını vermiştir. Ben buradan uyarıyorum, “Grup başkan vekili cevabı verdi, yeterli değil mi?” diyorum, o sayın milletvekiline söz veriyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Demek sizinki de yeterli olmamış!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama benim milletvekili arkadaşıma…

BAŞKAN – Şimdi, şimdi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lafımı bitirmedim, sözümü bitireyim müsaade edin. Sayın Başkan, sözümü bitireyim.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, konunun hassasiyetine binaen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sözümü bitireyim. Başkasının sözünü kesmiyorsunuz maalesef arkadaşımın tespit ettiği gibi…

BAŞKAN – Kesmiyoruz… Lütfen… Lütfen Sayın Elitaş, bunu siz yapmayın bari.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yapmayın! Lütfen yapmayın! Yapmayın! Bakın, Sayın Başkan, adil olun diyoruz.

BAŞKAN - Çok rica ederim, çok rica ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Yönetimde adil olun diyoruz. Az önceki oturumda sayın grup başkan vekili bir milletvekilini grup adına konuşturdu, sonra şahsı adına konuşturdunuz. Lütfen, uygulamanızı yaparken, Başkanlık makamında da olurken elden geldiğince tarafsız olmaya gayret edin.

BAŞKAN – Öyle yapıyorum efendim, bunu gayet iyi biliyorsunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ayrımcılık yapıyorsunuz Sayın Başkan, buna hakkınız yok!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tekrar ediyorum. Siz o makamda otururken oy kullanamazsınız ama burada otururken oy kullanırsınız. Lütfen tarafsız olun.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – İç Tüzük’ü bilmiyorsa siz ne yapabilirsiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, tutumum hakkında görüşlerinizi açmak istiyorsanız, usul hakkında, buyurun, görüşebilirsiniz ama durmadan bu konuyu gündeme getiriyorsunuz. Eğer böyle bir şeyiniz varsa buyurunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, neyi ne zaman açacağınızı da iyi bilmeniz lazım.

BAŞKAN – Ben gayet iyi biliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben salı günü…

BAŞKAN – Bu konuyu da böyle tartışmak hiç yakışık almıyor Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sizi adil olmaya davet ediyorum; hepsi bu.

BAŞKAN – Çok rica ederim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 409’uncu sırasında yer alan asgari ücret düzeyinin toplum üzerindeki yoksullaştırıcı etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 6 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde Manisa Milletvekili Erkan Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin asgari ücret üzerine vermiş olduğu grup önerisi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, grup önerilerinin tartışıldığı bu görüşmelerde, asgari ücretten ziyade, güncel, politik olayların tartışmaları ve polemikleri yaşanıyor. Çıkan sonuç şudur değerli arkadaşlar: Türkiye’de çok ciddi bir iktidar boşluğu vardır ve muhalefetten de ziyadesiyle rahatsızdır bu iktidar. Bu olaylar nedeniyle polislerin çok büyük çoğunluğu iktidarın ve bazı üst düzey yöneticilerin tutum ve davranışlarından ve talimatlarından ziyadesiyle rahatsızdır ve bunalmışlardır. Bunu da bir milletvekili olarak, tespit olarak ifade etmek istiyorum.

Son bir haftadır meydana gelen olaylarda hayatını kaybeden gençlerimize ve polisimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Gösterilere karşı düşmanca ve acımasızca bir tutum içinde bulunan ve vatandaşlarımızı, gençlerimizi, insanlarımızı tahrik eden Hükûmeti kınıyorum. İzmir'de çivili sopalı sivil polislere provokasyon yaptırıp halka saldırtanları da nefretle kınıyorum. Siz, çivili sopalı güvenlik görevlileriyle faşist Mussolini'nin Kara Gömleklileri’ni, Nazilerin SS birliklerini kurdunuz da bizim haberimiz mi yok?

Değerli milletvekilleri, başta Hükûmete, ama herkese, muhalefete, basına, aydınlara, tüm vatandaşlarımıza düşen bir görev vardır: Bu son bir haftada yaşadığımız olayları iyi okumak, değerlendirmek ve ona göre tedbir ve tutum almak lazımdır.

Sokağa ve şiddete kesinlikle hayır! Ama bu olaylara yorum getirirken, asıl şiddetin iktidar tarafından geldiğini ve başlatıldığını da görmek lazımdır. Bu olayları ideolojik okumayla bir sonuca varamayız, bu olayların mutlaka sosyolojik olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Yaşı on dört, on beş ve yirmiye kadar olan gençleri iyi okumamız ve anlamamız gerekmektedir.

Türk gençliği âdeta bir sel gibi taşmaktadır. Olaylar ilk meydana geldiğinde İstiklal Marşı’mızın üçüncü kıtası aklıma geldi. Gençlik diyor ki    -yani Sayın Başbakanın “çapulcu” dediği gençlik- benim aldığım mesaj budur ve bunu birlikte okumamız gerekmektedir:

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”

Sayın Başbakan, hâlâ, Tunus’ta biraz evvel basın toplantısı yaptı  ve dikine dikine inadından vazgeçmediğini ifade ediyor.

Ey akıl, ey feraset, neredesin diyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fizikte bir kural var: Sıkışırsa patlar. Bu, maalesef sosyal hadiselerde de, sosyal bilimlerde de bir kuraldır. Toplum sıkışmıştır ve son bir haftadır olanları bir fizik kuralının sosyal alana yansıması olarak görmemizde ben büyük fayda görüyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı on buçuk yıldır insanlarımızı şu veya bu şekilde sıkıştırdı ve bu, bir sosyal patlama hadisesidir.

Halk nasıl sıkışır değerli arkadaşlar, nasıl bunaltılır?

Ben, konumuzla ilgili olarak, asgari ücretle ilgili olarak Çalışma Bakanı Sayın Faruk Çelik’in 6 Mart 2013 tarihinde asgari ücretle ilgili sarf etmiş olduğu sözlere temas etmek istiyorum yani halkın aklıyla, onun umutlarıyla, beklentileriyle alay etmek, tahkir etmek, küçümsemek nasıl olur, bu sözler ifade ediyor.

Sayın Çalışma Bakanı asgari değil insanca yaşam taleplerini görmezden gelerek, yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlarca insana şöyle seslendi: “Asgari ücretle geçinebilirsiniz.” Bu, toplumu sıkıştırmadır değerli kardeşlerim. Şöyle devam ediyor Sayın  Çelik: “Asgari ücretle geçinilmez diye bir şey yok, geçinirsiniz, ona mahkûmsanız 800 lira da büyük bir paradır. Netice itibarıyla peynirin kilosunun fiyatı bellidir, ekmeğin fiyatı bellidir, bir geçimdir, sürdürebilirsiniz. Bunu istismar etmemek lazımdır.” Yani asgari ücretle ilgili eleştirileri ve talepleri bir istismar olarak değerlendiriyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 2002’de asgari ücret ne kadardı?

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben çok fazla, çıkıp konuşup cevap verdiğinizi, konuştuğunuzu da görmüyorum ama son aylarda devamlı laf atmakla meşgulsünüz. Sizleri sükûnete davet ediyorum. Ben mümkün olduğunca sakin bir insanım.

Değerli milletvekilleri, brüt asgari ücret 1.000 lira, kesintisi yüzde 21 ve ele geçen 788 Türk lirasıdır. Bunun sosyal güvenlik kesintisi 140 lira, işsizlik sigortası primi 10 lira, gelir vergisi 54, damga vergisi 8 lira, tabii, burada asgari geçim indirimi söz konusu ediliyor iktidar tarafından haklı olarak; tabii, asgari geçim indiriminden ve asgari ücretten hiç vergi alınmaması için asgari ücretlinin eşinin çalışmaması ve 4 çocuk sahibi olması gerekiyor. Türkiye İşçi Konfederasyonuna göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 995 lira, yoksulluk sınırı 3.242 liradır, brüt 978 lira. 2012 yılının ikinci döneminde net asgari ücret 740 lirayken, 2013 yılının ilk altı aylık dönemi için asgari ücret yüzde 4,5 oranında artırılarak 773 liraya çıkartılmıştır. Her fırsatta yüksek büyüme oranlarıyla övünen iktidar, çalışanların büyümeden alması gereken pay konusunda gözlerini ve kulaklarını kapatmaktadır ve Çalışma Bakanlığının verilerine göre 4 milyon kişi asgari ücretli olarak çalışmaktadır. Yine, Bakanlığın verilerine göre, hizmet akdiyle çalışanlarda bağımlılık oranı 2008 yılında yüzde 2,5’tir. Bu kapsamda, 4 milyon asgari ücretlinin bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı 10 milyonu katbekat, çoktan aşmaktadır. Günümüzde asgari ücret, çalışanların ve onların ailelerinin insan onuruna yaraşır bir hayat seviyesini sağlayan bir gelir tabanı olarak ele alınmakta ve değerlendirme de bu şekilde yapılmaktadır, ancak ülkemizdeki asgari ücret, hem sadece çalışanın ihtiyaçları göz önüne alınarak hesaplanmakta hem de önemli ölçüde kesintiler yapılmaktadır, o konudan da bahsettim.

Çalışanların şahsını temel alarak, ihtiyaçlarının asgari düzeyde karşılanması için teknik bir yöntemle hesaplanan bir ücretten çeşitli kesintiler yapılması, asgari ücretin temel amacına aykırıdır. Yalnızca çalışanların, yani ailesinin değil çalışanların ihtiyaçları dikkate alınarak belirlenmiş bir ücretin doğrudan vergilendirilmesi sosyal devlet anlayışıyla da bağdaşmamaktadır. Bu nedenle asgari ücretin vergi yükünün kaldırılması sosyal ve ekonomik bir gerekliliktir. Nitekim, 8 Ocak 2013 tarihinde, asgari ücretten vergi kesilmemesine yönelik kanun teklifimiz de Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla reddedilmiştir.

1 Ocaktan itibaren faiz gelirlerinden alınan gelir vergisi yüzde 15’ten 10’a düşürüldü, yeniden değerleme oranı yüzde 7,8 olarak belirlendi, damga ve harçlar yüzde 15 artırıldı. Yeniden değerleme oranının yarısı kadar artırılması gereken emlak vergisi, Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden değerleme oranı kadar artırılmıştır. Enflasyon yüzde 5,3 öngörülürken ve yüzde 7,5’lara gelmişken, özel tüketim vergisinde yüzde 16, harçlarda yüzde 17,5 ve damga vergisinde yüzde 12 artış öngörülürken, asgari ücretteki artış zamlarla daha şimdiden fazlasıyla geri alınmıştır.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akçay.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Size daha sonra söz vereceğim.

Sayın Bakan cevap vermek istiyor.

Buyurunuz Sayın Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; az önce konuşma yapan değerli milletvekili arkadaşımız ismimi zikrettiği için söz alma durumunda kaldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir televizyon programında, bir muhabir arkadaşımız, bir gazeteci arkadaşımız ısrarla “Asgari ücretle geçinilir mi?” diye sordu. Benim de aynen cevabım şudur; keşke bu cevabımı bir bütünlük içerisinde sayın milletvekilim arz etseydi ben memnun olur idim: “Geçinirsiniz. Peynirin fiyatı belli, ekmeğin fiyatı belli.” Doğru. Ama “Geçim standardı nedir? Asgari ücret bir geçim ücreti değildir, asgari ücret bir taban ücretidir, bir koruma ücretidir. Bunun altında ücret teklif edilemez ücretidir.” dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kimse geçinemez yani!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, siz, eğer bir cümleyi alırsanız ve bunun “Bir koruma ücreti, bir taban ücreti, bunun altında teklif edilemez başka bir ücret.” diye söylemezseniz eksik bırakırsınız. Bu eksikliği gidermek için söz aldım.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Geçinirsiniz.” demişsiniz, daha ne olsun. Geçinilmez. “Geçinmek mümkün değil.” demeniz gerekirdi.

BAŞKAN – Sayın Bayraktar, buyurunuz.

 

25.- Rize Milletvekili Nusret Bayraktar’ın, Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bir Rize milletvekili olarak, dünden bu yana hep Rize’nin gündemde oluşunu ve konuşulan sözlerin tümünü sabırla dinledikten sonra söz alma gereği duydum. Söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Dün Rize’de gelişen olayların son özetini ben, bizatihi, bir kere daha tekrarlamak istiyorum. Demokratik tepki ile 30-40 kişilik bir grubun, gösterilerin sonunda, sarf edilen cümleler, Rize’nin hassasiyeti ve Sayın Başbakanımızın Rizeli oluşundan kaynaklanarak karşı tepki geleceğini bekleyerek, bu sözleri söyleyenlere karşı Rizeli hemşehrilerimizin gösterdiği hassasiyet, duyarlılık ve tepkinin bir infiale yol açacağı endişesiyle derhâl kontrol altına alınması gerektiği hususunda, Sayın Valimizle birlikte ben ve Rize Milletvekili Arkadaşım Hasan Karal Bey’le beraber sürekli olayı takip ettik. Polis ekipleri tarafından araçlarına alınan göstericilerin bir bölümü, kaçmak isterlerken yuvarlanmaları, düşmeleri ve esnafın yanından geçmeleri esnasında gördükleri tepki sonucu Atatürkçü Düşünce Derneğine sığındılar. 30-40 kişinin içinden bana gelen telefonlardan da bir bölümü: “Biz burada linç edileceğiz…” Dışarıdan bakıldığı zaman, aralarından ayrılarak Rize’deki dolduruşa gelebilecek gençliği infiale düşürmek için “Polis buradan dağılacak. Dağıldıkları an derhâl saldıralım, bunları linç edelim.” diyerek oradan gelen tepkiyle gençleri galeyana getirdiler. Bütün bu olayların sonucu benim ve milletvekilimin ve gizli birçok ellerin -ki burada Hamzaçebi olabilir- bu olayın yatıştırılmasına doğru gösterdikleri hassasiyete biz teşekkür ediyoruz, gizli ve aşikâr ellere. Biz kendimize teşekkür istemiyoruz çünkü bizim görevimizdi. Sayın Belediye Başkanımız bizatihi bizim de kontrolümüz altında bu olaylara karşı gösterdiği duyarlılığa karşı gerçekten teşekküre layık bir insandır. Hiçbir olay, beklenilen ve arzu edilen olumsuz bir tablo ile karşılaşılmadan suhuletle dağıtılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – On bire kadar, içeride bulunanlar dağılmak istemediler ama buna rağmen olay istenildiği gibi değil, aslında arzuladığımız gibi neticelendi.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktar, bilgi verdiğiniz için.

Şimdi, önerinin aleyhine Kars Milletvekili Ahmet Arslan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aslında yanlış söylüyor.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Hayır, biz yanlış söylemiyoruz, doğru söylüyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, biz televizyonlarda bunları seyrettik ve eğer biz orada müdahale etmeseydik, biz burada Ankara’dan müdahale etmeseydik o Atatürkçü Düşünce Derneğine sığınan insanları Sivas Madımak Otelindeki gibi yakacaktınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Otur yerine!

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Yalan yanlış bilgilerle milleti kandırmayın ya, ortalığı da bulandırmayın!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sizin o Belediye Başkanınız devamlı harekette ve insanları tahrik ediyordu. Yanlış söylüyorsunuz. Dürüst olun, insanlara, kamuoyuna dürüst bilgi verin.

BAŞKAN – Sayın Genç, olayları her iki taraf da anlattı. İyi ki vahim tablo olmadı. Hepinize teşekkür edeceğiz, sağ olun.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Biz dürüstüz. Bakın, hiçbir söz almadık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce Elitaş diyor ki: “CHPliler polis öldürdüler.” Hangi polisi öldürdüler?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Otur yerine!

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Polisi öldüren, ölüme sevk eden sizsiniz!

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Polisin gölgesine sığınan sizsiniz. El Kaide ve Müslüman Kardeşleri getirip de polisin içine sokan, eline sopa veren, çivili sopa veren bu Elitaş ve iktidarın zihniyetidir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunların hepsini tutanaklara geçirin, geçirin tutanaklara!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana bak Elitaş, seni perişan edeceğim ha!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunları tutanaklara geçirin. Tehdit ediyor, tehdit!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen, bütün bu konular burada dile geldi ve lütfen, gerekli açıklamalar yapıldı. İyi ki vahim olaylar olmadı.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 409’uncu sırasında yer alan asgari ücret düzeyinin toplum üzerindeki yoksullaştırıcı etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 6 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Arslan.

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Birkaç gündür çok şey söyleniyor. Bugün bir grup önerisi var ve grup önerisinde asgari ücret tartışılıyor. Niye tartışılıyor? Doğrusu ben anlamış değilim, sebebini de birkaç cümleyle söyleyeyim. Bugün asgari ücret brüt 978 lira. Net asgari geçim indirimiyle birlikte ki kişinin bekâr olmasına, evli olmasına, çocuk sayısına bağlı olarak vergi indirimi sağlanabiliyor yüzde 50 ile yüzde 75 arasında, 773 lira. Ocak 2013 verilerine göre 429 euro. AB üyesi 11 ülke asgari ücreti Türkiye’deki asgari ücretin altında, dikkatinizi çekerim, Avrupa Birliği üyesi ülkelerden bahsediyoruz; Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Slovenya, Polonya, Hırvatistan gibi.

Satın alma gücüdür esas olan aslında. Satın alma gücüne göre baktığınız zaman da 653 euroya geliyor. Yine, Avrupa Birliğindeki birçok ülkeden daha yüksek.

Bir başka gösterge, 2002’de Türkiye’deki asgari ücretin ABD’deki asgari ücrete oranı yüzde 37, bugün yüzde 63. Dikkatinizi çekerim, yüzde 37 iken bugün yüzde 63.

Bir başka, iyi örnek olabilir: Fransa’yla ilgili oranı 2002’de yüzde 27, bugün yüzde 50. O gün Türkiye’de asgari ücret 171 euroya denk geliyor, bugün 428 euroya denk geliyor. Bunları kıyaslamak lazım.

27 kalem seçilmiş gıda maddesi var satın alma gücü paritesine göre, 1 tanesi hariç 26 tanesinde yüzde 150’ye varan, dikkatinizi çekerim, yüzde 150’ye varan daha fazla satın alma gücümüz artmış insanımızın. Niye? Fert başı, kişi başı millî gelir 2.500 dolarlardan 11.000-12.000 dolarlara gelmiş.

Yine, asgari ücret belirlenirken, tabii ki, ülkelerin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumlar, ücretlilerin geçinme endeksleri, fiilen ödenmekte olan ücretlerin genel durumu, geçim şartları göz önünde bulundurularak tespit ediliyor.

Yine, söylendi: “20 milyon kişi asgari ücretin altında alınan, asgari ücretten alınan ücretten etkileniyor.” diye. Böyle bir değerlendirme yapabilmeniz için kişilerin eşlerinin veya çocuklarının, yani bu 20 milyon kişinin eşlerinin ve çocuklarının, anne-babasının çalışmadığını varsaymanız lazım.

Yine bir başka veri, Avrupa Birliğinin TÜİK’i olan Eurostat’ın verileri: 2002’de 171 euro, 2003’de 189 euro -hadi, 2002 değil, 2003’tür belki bizim sorumluluk alanımızın başlangıcı- 2013’te 428 euro. Niye AK PARTİ hükûmetlerinin hükûmet olduğu ve yönetimi devraldığı tarih değil de hasbelkader, cımbızla, otuz üç yıl önce? Çünkü geriye dönüyorsunuz, on sene öncesinde bir rakam bulamıyorsunuz, on beş sene öncesinde bulamıyorsunuz, yirmide bulamıyorsunuz; hasbelkader, otuz üç sene öncesinde bulabiliyorsunuz, dönüp gidip onunla kıyaslıyorsunuz veya Yunanistan’la kıyaslıyorsunuz. Yunanistan’da geçen yıl asgari ücret 876 euro, bugün 683 euro. Niye? Eğer siz bir disiplin çerçevesinde asgari ücretinizi belirlemez iseniz işte düşebileceğiniz durum ortada ve dolayısıyla da asgari ücretinizi aşağıya indirirsiniz. Sayın Bakan söylediler, asgari ücret bir alt sınırlamadır; onun üstündeki, arz-talep dengesi çerçevesinde belirlenecek olan rakamlardır. Ancak bir gerçek var ki Çin’le yarıştığımız, Uzak Doğu’da Malezya’yla, Singapur’la yarıştığımız bir dönemde siz asgari ücretinizi keyfekeder çok yüksek belirlerseniz sermayeniz dışarıya kayar, ülkenize gelen yatırımlar gelmez. Ne olur? İstihdam sağlayamazsınız, kayıt dışı ekonomi söz konusu olur. Dolayısıyla, bizim amacımız kayıt dışılığın engellenmesi, istihdamın sağlanmasıdır. Onun üzerindeki ücretler kendi içerisinde arz-talep dengesiyle belirlenir. Dünya Bankası, uluslararası kuruluşlar, işveren kuruluşları “Bölgesel asgari ücret uygulayın.” diyorlar. Niye? Uygulanabilir ancak hükûmetimiz uygulamıyor, Sayın Bakan uygulamıyor. Sebep? Tabii ki asgari ücret alanları ve bu dengede ücret alanları gözetmek adına. Bu konuda Sayın Bakana müteşekkir olduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Eğer bir yerde iş yeri yoksa o zaman işçi olması mümkün değil. İş yerini de yaşatacaksınız, dolayısıyla işçinizi de yaşatacaksınız.

Bir başka önemli veri, geçmişte iş yerleri kapatılıyordu. Niye? Adam fabrikayı satıyordu, o parayı götürüp faize yatırıyordu, faizden çok daha fazla gelir elde ediyordu. Hâl böyle olunca istihdam diye bir ihtiyaç da yoktu, işçilere en az limit olarak asgari ücret verilmesi diye bir sıkıntı da yoktu.

Arkadaşlar, eğer bugün Türkiye Cumhuriyeti 2023 hedeflerinde dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almayı düşünüyorsa, sadece iş vereniyle yer alamaz. İş vereniyle yer alacaktır, işçisiyle yer alacaktır, ekonomisiyle yer alacaktır, prestijiyle yer alacaktır. Dolayısıyla, bunu anlamış değilim. “Siz dünyanın 10 ekonomisinde yer almayı hedefliyorsunuz, dolayısıyla işçiyi ezeceksiniz maalesef.” diye bir değerlendirme yapıldı burada. Yani, biz sadece bir kesimi düşünmek durumunda değiliz; her kesimi, işçiyi de, iş vereni de, ülkenin ekonomisi de düşünmek, böylece mali disipline sadık kalmak, böylece vatandaşın refah düzeyini yükseltmek, böylece ülkede daha çok yatırım yapmak, böylece ülkenin her yerini şantiyeye çevirmek ve dünya çapında projeler yapmak durumundayız. İşte, bu büyüyen, bu gelişen ülkeden dünyanın birçok ülkesi rahatsız, ne yazık ki içimizde de birileri  rahatsız. Bu gelişmeyi başka şeylere, “demokratik hak kullanım” adı altında başka şeylere kurban etmek istemesinler, dolayısıyla dış mihrakların bu oyunlarına da gelmesinler diye ısrarla vurguluyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve öneriye karşı olduğumuzu belirtmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Arslan.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Karar yeter sayısı yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı yok.

BAŞKAN – İstemediniz.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım;

 

2.- MHP Grubunun, emeklilik için gerekli hizmet süresini ve prim ödeme gün sayısını doldurdukları hâlde yaş şartına takılanların mağduriyetinin giderilmesi ve karşı karşıya bulundukları sorunların çözüme kavuşturulması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

                                                                            Tarih: 06/06/2013

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 06/06/2013 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                   Oktay Vural

                                                                        İzmir

                                                         MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

29 Mayıs 2013 tarih ve 13810 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen "emeklilik için gerekli hizmet süresini ve prim ödeme gün sayısını doldurdukları hâlde yaş şartına takılanların mağduriyetinin giderilmesi ve karşı karşıya bulundukları sorunların çözüme kavuşturulması" amacıyla verdiğimiz Meclis araştırma önergemizin 06/06/2013 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Kalaycı.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emeklilik için gerekli hizmet süresini ve prim ödeme gün sayısını doldurdukları hâlde yaş şartına takılanların mağduriyetinin giderilmesi ve karşı karşıya bulundukları sorunların çözüme kavuşturulması amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz Meclis araştırması açılması önergesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Emeklilikte yaş mağdurları, bugüne kadar yaptıkları eylemlerle hak aramakta, seslerini duyurmaya çalışmaktadır. 30 Mayısta Kayseri’de açlık grevi başlatan Hasan Sağlam adlı emeklilikte yaş mağduru vatandaşımız, Çalışma Bakanının kendisini aradığını ve kendisine verilen söz nedeniyle 1 Haziran günü eylemi sonlandırdığını açıklamıştır. Ayrıca, kendisine “Çocukların okumada sorun çekiyorsa destek olalım.” diyen Çalışma Bakanına “Sen niye okutuyorsun benim çocuklarımı, sen benim emeklilik hakkımı ver, ben çocuğumu kendim okutayım.” diye cevap verdiğini söylemiştir. Dolayısıyla, onurlu bir davranış sergileyerek hakkını aramıştır ancak kendisine verilen sözlerin yerine getirilmemesi üzerine, maalesef, Hasan Sağlam kardeşimizin açlık grevine yeniden başladığı bilgileri gelmiştir. İnşallah, bu görüşmelerimizden çıkacak sonuç, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarının çözümü yolunda bir adım atılmasına ve bu açlık grevinin sona erdirilmesine vesile olur.

Emeklilikte yaşa takılanlar grubu, 9 Haziran yani bu pazar günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde buluşarak mağduriyetlerini, sorunlarını bir kez daha yetkililere iletmeye ve seslerini duyurmaya çalışacaklardır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, emeklilikte yaşa takılanların haklı mücadelelerini desteklediğimizi ve her zaman olduğu gibi yine yanlarında olduğumuzu buradan dile getiriyorum.

İşe başladıkları tarihte yürürlükte olan mevzuata göre emeklilik için gerekli prim ödeme gün sayısı ve sigortalılık süresini tamamladıkları hâlde, bir başka ifadeyle, emekli olma hakkını elde ettikleri hâlde sonradan yaş şartına tabi tutulmaları, birçok vatandaşımızı mağdur etmiştir. Yaşa takılan emekli adayları, işe başladıkları tarihte erkekler için yirmi beş yıl, kadınlar için yirmi yıl hizmet ile emekli olacağı hayali ile çalışmışlar, planlarını, geleceklerini, buna göre dizayn etmişlerdir. Ancak, aslında ülke ve gelecek nesiller için sosyal güvenlik reformu gerekli olmakla birlikte, geçmiş yılların yanlış uygulamalarının faturası, sayıları 5 milyonu aşan, emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımıza çıkmıştır.

Esasen, geçmişte yapılanlara takılıp kalmamak gerekmemektedir, buradan bir yere varamayız. Geçmişte yapılan düzenlemeleri, o günün şartlarında değerlendirmek gerekir. Eğer, geçmişte bir iktidarın yaptığı yanlış ise, bu yanlışı bile bile bugüne kadar düzeltmemiş olmak da aynı derecede yanlıştır. O nedenle, önümüze bakmalı ve yaşanan mağduriyeti giderebilmenin yolunu bulmalıyız. Bu itibarla, emeklilikte yaşı bekleyen vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri giderecek bir düzenleme mutlaka yapılmalıdır. Meclisteki tüm siyasi partiler olarak bu soruna bir çözüm bulabiliriz.

Milliyetçi Hareket Partisi, bu sorunun çözüme kavuşturulması için gerekli desteği ve katkıyı vermeye hazırdır. Bu amaçla da kanun teklifi ve birçok önergenin yanı sıra bu Meclis araştırması önergesini vermiştir. Emeklilikte yaşa takılanların yaşadığı mağduriyetin giderilmesi ve sorunlarına çözüm getirilmesi için önergemize destek vermenizi bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, işe girdiği tarihte tabi olduğu mevzuata göre emeklilik için gereken sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayılarını tamamlayan vatandaşlarımız, emekli aylığı bağlanmadığı gibi, bir de sağlık sigortası primi ödemekle karşı karşıya kalmışlardır. Kanunla aranan prim gün sayısını dolduran, dolayısıyla yıllarca gerekli primleri ödemiş olan vatandaşlarımızın emeklilik yaş haddinin dolmasını beklediği dönemde, genel sağlık sigortası primini ödemediği ileri sürülerek sağlık yardımından yararlandırılmaması bir başka haksızlıktır.

AKP Hükûmeti, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını görmezden gelmekte, dertlerini bilmemekte, hâllerinden anlamamaktadır. Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan ve Maliye Bakanı, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarının çözümü konusunun gündemlerinde olmadığını söylemektedir. Kara paracılara, kaçakçılara, teröristlere kucak açanlar emeklilikte yaşı bekleyenleri görmemekte, onları hiç umursamamaktadır.

Emeklilikte yaşa takılanların kimisine beş sene, kimisine yedi sene, kimisine on sene yaş vurmuş ve bu insanları yaşı nedeniyle kimse işe almıyor. Maddi sorunlarından dolayı çocuklarını okutamıyor, ailesinin geçimini sağlayamıyor. Ey AKP Hükûmeti, sayın bakanlar; bu insanlar ne yerler ne içerler hiç düşünüyor musunuz? Emeklilikte yaşa takılanların dertleri erken emeklilik değil, haklarını almaktır. Onlar AKP Hükûmetinden bir lütuf beklemiyor. Onlar sadaka değil, analarının ak sütü kadar helal olan haklarını istiyorlar. Emeklilikte yaşa takılanlar görmezden gelinmemelidir. Emeklilikte yaşa takılanlar için bahaneler üretilmemelidir. Bir haksızlığın giderilmemesinin, kazanılmış hakların verilmemesinin hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Çalışma Bakanı emeklilikte yaşa takılanların yaşadığı mağduriyeti kabul etmektedir ancak “Haklısınız ama alacağınız yok.” anlamına gelen bir politika yürütmektedir. Çalışma Bakanı bir nalına bir mıhına vurmaktadır. Bir taraftan “Bizim gündemimizde mali dengeleri bozacak bir düzenleme kesinlikle yok ve sosyal güvenlikle ilgili de olmaz.” derken, diğer taraftan da “’Acaba bir çıkış yolu olabilir mi? Burada bahse konu mağduriyetlerin giderilmesiyle ilgili bir çalışma yapılabilir mi?’ gibi bize gelen teklifler üzerinde çalışıyoruz.” diyerek umut vermektedir. Bu konuda kısmi de olsa mağduriyeti giderecek bir düzenlemenin mutlaka mali sonucu olur ve mali dengelere etkisi olacaktır. Dolayısıyla, eğer bir çalışma varsa “Bu konu gündemimizde yok.” demek çelişkidir. Gündeminde olmayan bir konuda çıkış yolu olur mu? Çalışma Bakanı net konuşmalıdır, Hükûmet net konuşmalıdır, insanlarımıza sürekli umut vererek aldatma yolunu terk etmelidir, seçim hesaplarını bir kenara bırakmalıdır. “Zaten yirmi beş yılı aşkın prim yatırmışız, sağlıktan yararlanamıyoruz, yaşımızdan dolayı da iş de vermiyorlar; makarna, kömür de alamıyoruz.” diyen emeklilikte yaş mağdurları “Seçim yatırımı yapmasınlar, zaten bu derece, vatandaşla alay edenlere oy verilmez.” diyorlar.

Emeklilikte yaşı bekleyen vatandaşlarımız yıllardır hakkını aramakta Türkiye Büyük Millet Meclisinden çözüm beklemekte, bu mağduriyetlerinin giderilmesini sağlayacak düzenleme yapılmasını istemektedir. Milliyetçi Hareket Partisi, emeklilik hakkını elde ettiği hâlde emeklilik için yaşı bekleyenlerin mağduriyetini giderecek düzenleme yapılması gerektiği görüşündedir. Bu itibarla, emeklilikte yaşı bekleyen vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi ve karşı karşıya bulundukları sorunların çözüme kavuşturulması amacıyla bir Meclis araştırması açılması önem arz etmektedir.

Anayasa’mızın 60’ıncı maddesinde “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” hükümleri yer almaktadır. Ülkemizde anayasal güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkı ve bu güvenliğin sağlanmasına yönelik uygulamalar, yıllar itibarıyla irdelendiğinde eşitlik ve adalet ilkesinin gerektiği şekilde tesis edilmediği görülmektedir. Sosyal güvenlik politikalarının en önemli amaçlarından birisi, insanlar arasında oluşturduğu güvenlik ağları ile toplumsal eşitsizlikle mücadeleyi desteklemektir. Bu anlamda, devlet, tüm bireyler için eşit hak ve yükümlülükler içeren bir sosyal güvenlik sistemi kurgulamakla yükümlüdür. Uygulamada karşılaşılan sorunlara çözüm üretilirken de temel bakış açısının sosyal güvenlik hakkından yararlanmayı kolaylaştırıcı ve hak yoksunluklarını asgariye indirgeyici bir bakış açısı olma zorunluluğu vardır.

Tekrar ifade ediyorum: Emeklilikte yaşa takılanların yaşadığı mağduriyetin giderilmesi ve sorunlarına çözüm getirilmesi için önergemize destek vermenizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kalaycı.

Aleyhinde, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani.

Buyurunuz Sayın Zozani. (BDP sıralarından alkışlar)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, önergenin aleyhinde usulen söz almak durumunda kaldım ama bu önergenin aleyhinde konuşulacak bir tarafı yok. Tabii ki grup olarak bu önergeyi destekliyoruz, tüm Meclisin de bu önergeyi desteklemesini ve müspet oy vermesini arzu ediyoruz.

Şimdi, günlerdir biz burada barut fıçısına dönen sokakları tartışıp duruyoruz, konuşuyoruz. Günlerdir burada birbirimizle tartışıyoruz. Birbirimizi anlayacak şekilde burada sataşmaları yapıyoruz ancak, maalesef, sokak bu sataşmalarımızı anlamıyor, biz de sokağın dilini anlamadığımız için, sokakta olup bilenleri anlamadığımız için sadece kendimizle diyalog hâlindeyiz burada.

Bu önergeye konu vatandaşlarımız, esasında günler öncesinden, hatta aylar öncesinden bugünün işaret fişeğini çaktılar, işaretini verdiler. Deli gömleğini giydiler, Bakırköy Hastanesinin kapısına gittiler, dediler ki: “Bizi delirttiniz. Sabrımızla daha fazla oynamayın.” Biz bu önergeye konu olan vatandaşlarımızın sorununu anlamadık, anlamazlıktan geldik, Sayın Bakan kulağını kapattı bu soruna, Hükûmet umursamaz davrandı. Plan ve Bütçe Komisyonunda defalarca gündeme getirmiş olmamıza rağmen, Plan ve Bütçe Komisyonunun iktidar partisine mensup üyeleri bu konuyu görmezden geldiler ve bugün bir bütün olarak Türkiye’de sokaklar deli gömleğini giymek durumunda kaldılar.

Herkes zannediyor ki Taksim’deki üç beş ağaçtan kaynaklı bir sokak hâlini yaşıyoruz, insanlar sanki sadece bu üç beş ağaçtan kaynaklı olarak Türkiye’nin bütün kentlerinde bugün ayağa kalkmışlar gibi bir ruh hâli var. Hayır, kesinlikle öyle değil, bardağı taşıran son damla Taksim olayıdır, Gezi Parkı olayıdır, onun öncesi var. Toplumu bu kadar sıkıştırdınız, bu kadar sorunlarına sırt çevirdiniz, bugün Türkiye’de, evet, orta sınıfın öncülüğünü yaptığı bir isyanla karşı karşıyasınız. Tanımını doğru koymak lazım, bu bir isyan hâlidir ve bu isyanın öncülüğünü Türkiye’de daha önceden rastlanılmadığı şekliyle orta sınıf yapmaktadır. Bunun ne anlama geldiğini kavramak istiyorsanız, dünyadaki diğer örneklerine bir bakın, nereye bizi götürecek, Türkiye’yi nereye taşıyacak, bir bakın bu meseleye.

Günlerdir biz sorumlu muhalefet anlayışıyla sorunların kaosa sebebiyet vermeksizin çözülebileceğine, diyalog mekanizmalarının işletilerek çözülebileceğine olan inancımızla Hükûmeti ısrarla uyarmaya çalıştık. Maalesef, Türkiye’de Hükûmet de, ana muhalefet de  bu sorunun ciddiyetini bugün bile kavramaktan uzaklar, kavramamışlardır. Buradaki diyaloglar, buradaki tartışmalar sokaktaki sorunun ciddiyetinin anlaşılamadığının göstergesidir. Buradan hiçbirinize bir pay çıkmaz, müspet bir pay çıkmaz, kusura bakmayın. Toplum, sizin bu birbirinizle diyaloğunuza başkaldırdı, birbirinizi ağırlama şekline başkaldırdı ve burayı aştı. O nedenle, Diyarbakır’dan İstanbul’a, Edirne’ye, Türkiye’nin dört bir yanında insanlar, tencere tava sizlerin paslanmış kulaklarınızı açmaya çalışıyorlar.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Tencere tava, hep aynı hava.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Siz hep aynı havada gittiğiniz için, o nedenle sokaktaki bu serzenişe, bu başkaldırıya kulaklarınızı tıkamayı tercih ediyorsunuz ama merak etmeyin, böyle devam ederseniz, siz böyle “Hep aynı hava.” derseniz bu hava, bu basınç sizin kulak zarlarınızı patlatacaktır. Buradan sizi uyarıyoruz, anlayın bu sokağın ruh hâlini.

Evet, bu önerge sokağın ruh hâlini gösteriyor, tanımlıyor. Bugün de buna “yok” derseniz, “hayır” derseniz bu olup bitenlerden hiçbir şey anlamadığınızı tescil etmiş olursunuz. Bu insanların on yıl önce, on üç yıl önce maruz kaldıkları haksızlığı ortadan kaldırmak için müspet oy kullansanız ne olur, sizin sofranızdaki peyniriniz mi eksilir? İnsanlar emekleriyle kazandıkları, hak ettikleri emekliliği almak istiyorlar. Kimseden sadaka, kimseden nafaka, bir şey istemiyorlar; haklarını istiyorlar ve Meclis bunlara karşı duyarsız davranırsa, “Yok, ben, sizin haklarınızın verilmesine yönelik olarak hiçbir gayret içerisinde olmayacağım, Hükûmeti uyarmayacağım, Hükûmeti harekete geçirmeyeceğim.” derse kelimenin tam anlamıyla haksızlık etmiş olur, bu insanlara hakaret etmiş olur. Bu insanlar, evet, kendileri Bakırköy Hastanesinin önünde deli gömleği giydiler ama esasında bizim hâletiruhiyemizi biraz tarif ettiler çünkü toplumun sorunlarına karşı bu kadar duyarsız olmak delilikle eş değerdir, çünkü toplumun sabrıyla oynamış oluyorsunuz.

Açık ifade ediyoruz biz. Her gün bu insanlar bizim odalarımıza geliyorlar. Her gün, bu sorunla yüz yüze, karşı karşıya gelen insanlar -ki Türkiye’de sayısı yaklaşık 500 binle ifade ediliyor bu sorunun mağduru, bu konunun muhatabı olan insanlar- her gün mutlaka bu Meclisin çatısı altında bir milletvekilinin kapısını çalıyorlar. Çalışma Bakanı bu insanların sorununu çözmek yerine tıkamayı tercih etti. 500 bin kişiydi bu sorunu yaşayan, Çalışma Bakanı, yer yer demeçlerinde, sanki bu insanların sorununu çözerse Türkiye ekonomisi batacakmış gibi bir hava yarattı, sayılarını milyonlara çıkardı. Öyle değil, yanlış bilgi. Ama biraz önce de kendi sözlerini ikrar eden, tekrar eden Sayın Bakanın yaklaşımını, bakış açısını, o insanlara “Mecbursanız geçinmek durumundasınız.” diyen bir Bakanın, doğrusu, bu sorunu yaşayan insanlar karşısındaki kayıtsızlığını artık çok yadırgamıyorum, maalesef çok yadırgamıyorum. Çünkü insanlara eğer siz  “Mecbursanız asgari ücretle de bal gibi geçinirsiniz.” mealinde söz sarf edebilecek bir Bakan, bunu da pekâlâ söyler, duyarsız kalır.

Bu duyarsızlık hâli, Türkiye sokaklarını barut fıçısına çevirdi. Bir sosyal patlamayla karşı karşıyasınız. Ben dikkat ediyorum, her gün Dikmen Caddesi’ndeki kitleye bakıyorum, her akşam izliyorum. Azalmıyor, her akşam o kitle çoğalıyor. Her akşam o kitle çoğalıyor, bunu lütfen anlayın. Toplumla restleşerek, toplumla bilek güreşine giderek, halkla bilek güreşi tutan hiç kimse bugüne kadar kazanmamıştır, siz de kazanamazsınız, bu bilek güreşinde yenilirsiniz.

Bu nedenle bu sorun oldukça ciddidir. Evet, araştırılması gerekiyor, verilmiş araştırma önergesine başta da ifade ettiğim gibi biz olumlu oy kullanacağız. Meclisin tamamından da, değerli milletvekillerinin tamamından da böyle bir tavır beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zozani. (BDP sıralarından alkışlar)

Sayın Tarhan, sisteme girmişsiniz, buyurunuz efendim.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Rize’de yaşanan olaylara ciddiyetle müdahale edilmesi ve sorumluların ayıklanarak yargılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, bu Rize’de gerçekleşen olayla ilgili pek çok görüş ileri sürüldü şu ana kadar. Sayın Nusret Bayraktar da olayı kendi cephesinden değerlendirdi, bilgi verdi bize ancak ben de iki tarafı da dinleyen ve o süreci dakika dakika yaşayan birisi olarak bu konuda bir toparlama yapıp Genel Kurula bilgi vermek isterim.

Dün, Meclis Genel Kurulunda, sizlerin de olduğu Genel Kurulda, olay bize bildirildi, milletvekillerimize ve bana. Sayın Nabi Avcı buradaydı, Sayın Millî Eğitim Bakanı, kendisinden bu konuda destek istedik çünkü çok panik hâlindeydi orada mağdur olanlar. Arkadaşlarımızla, Sayın Akif Hamzaçebi’yle de birlikte bir gayret içine girdik.

Sürecin bir linç girişimi olduğu iddiası vardı ve bir muhasara yaşandığı yani insanların orada mahsur kaldığı söyleniyordu. Rize’de Valiyle, Alay Komutanıyla, İçişleri Bakanı ve dün Meclis Genel Kurulunda konuyla ilgilenen Sayın Nabi Avcı’yla ayrı ayrı ve sürekli görüştük, kendisi de duyarlılık gösterdi. İçeride mahsur kalanlarla da görüştük biz, gerçi şarjları son dakikaya kadar görüşmemize izin vermedi ama gelen bilgiler son anlarda şu yöndeydi: Camlara taşlar atıldığı artık söyleniyordu ve dışarıda sadece 30 polisin olduğu, takviye gerektiği söyleniyordu, sloganlar atılıyordu, telefonlarımıza kadar geliyordu bu sesler ve ambulansa alınan yaralı bir genç kıza linç girişiminde bulunulmuştu. Bu, sosyal medyada da, İnternet’te de takip edildiğinde görülecektir. Çabalarımız sonuç verdi, takviye polis gücü geldi dışarıya ve tahliye sağlandı gecenin geç saatlerinde, uzun bir takipten sonra.

Ancak, olayda bazı iddialar vardı, bunun ciddiyetle araştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Belediye Başkanının, aynı Sivas’ta olduğu gibi, saldırganların arasında yer aldığı iddiası vardı. Yani bunun doğruluğunun tahkik edilmesi gerekiyor. Bunlar ciddi iddialar ve araştırılması gerekir. Yani “Biz yapmadık başkaları yaptı, dışarıdan gelenler yaptı.” demek, Sivas gibi acı bir tecrübeyi, acı olayları yaşayan bu topraklarda bu tür savunmaların yeterli olmadığını düşünüyoruz. Hatta, bizim kanıtlarımız da var elimizde olaya ilişkin. Dün telgraflar çekti arkadaşlarımız İçişleri Bakanına, Valiye ve Başbakan Vekili olan Sayın Bülent Arınç’a.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz yeni acılar yaşamak istemiyoruz, Sivas’ı unutmadık. O yüzden, bu konuya ciddiyetle, derinlemesine müdahale edilmesini ve sorumluların ayıklanarak yargılanması gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan, bu konuda tekrar söz alıp açıklama getirdiğiniz için.

Sağduyunun hâkim olmasının hepimizi sevindirmesi gerekir diye düşünüyorum. Yani tahkikatın da yapılacağını umuyoruz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kısa bir açıklama yapmak istiyorum bununla ilgili.

BAŞKAN - Sayın Aydın da söz istemiş.

Buyurunuz efendim.

 

27.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Rize’de yaşanan olaylara ve siyasetçilerin sorumlu siyaset yapması, aynı dili kullanması ve uzlaşmacı kültürü yaygınlaştırması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, dünkü hadisede sağduyunun hâkim olması hepimizi sevindirmiştir. Orada özellikle kalabalığa karşı hem teskin etmek hem onları oradan uzaklaştırmak adına Belediye Başkanının çok ciddi manada gayretinin olduğunu biliyoruz. Aynı gün aynı saatlerde biz de bu Genel Kurul çatısı altındaydık. Hem İçişleri Bakanı hem Sayın Valiyle bizler de görüştük. Millî Eğitim Bakanımız zaten olaya derhâl müdahil oldu. Burada da biz halkımızı bilgilendirdik. Tabii, orada, o bina içerisinde bir kısım tahliye olmuştu, -o bilgi bize geldiğinde, buraya- kalan kısmının da biraz da tahliye olmakta böyle yavaş davrandığı söyleniyordu. O tahliyeler de gerçekleştirildi. Çok şükür ki bir hadise olmadı.

Bütün hemşehrilerimizi, bütün vatandaşlarımızı, bütün milletimizi duyarlılığa davet ediyoruz. Bir kez daha sağduyumuzu hepimizin yenilemesi lazım, çağrıda bulunması lazım, itidal hâlinde olmamız lazım. Bu olayların hiç kimseye faydası yoktur. Böyle, bu olaylar üzerinden başka olaylara da gönderme yapmanın bence çok doğru bir yanı yoktur. Makul, mantıklı, itidalli ve aklıselimle bütün milletimizin hareket etmesi gerekiyor ki Allah’a şükür bugüne kadar da öyle bir sıkıntı olmadı, bundan sonra da olmayacağını düşünüyoruz, dua ediyoruz ve bunun için gayret ediyoruz. Hepimizin, siyasetçilerin bilhassa, bu noktada sorumlu siyaset yapması lazım, aynı dili kullanması lazım, uzlaşmacı kültürünü yaygınlaştırmamız lazım diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – …bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum efendim, çektiğim telgrafla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. İzin verirseniz, yerimden, çok kısa.

BAŞKAN – Çok kısa.

Buyurunuz.

 

28.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Rize’de yaşanan olaylarla ilgili, İçişleri Bakanı Muammer Güler’e, Rize Valisine ve Başbakan Vekili Bülent Arınç’a çektiği telgraflara ilişkin açıklaması

 

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Efendim, 5 Haziran 2013 saat 21.40’ta İçişleri Bakanı Muammer Güler’in şahsına, Rize Valisine, Başbakan Vekili Bülent Arınç’a çektiğim telgrafın metnini kısaca okumak istiyorum bilgilendirmek için yüce Kurulu:

“Rize’de CHP İl Binası ve ADD Başkanlığı Binası’nda vatandaşlar saldırı altındadır. Linç edilme tehlikesi vardır. Durum çok naziktir. Gereken önlemlerin alınmaması durumunda sorumluluğun şahsınızda olacağını bildiririm.

Saygılarımla.

                      Gürkut Acar (Antalya Milletvekili)”

 

Yüce Kurulun bilgisine saygılarımla sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Acar, gösterdiğiniz bu hassasiyet için.

Sayın Karal, size de bir dakika süre veriyorum, buyurunuz.

 

29.- Rize Milletvekili Hasan Karal’ın, Rize’de yetkililerin inisiyatif alması konusunda ellerinden gelen gayreti ortaya koyduklarına ve kimsenin canı yanmadan olayların bittiğine ilişkin açıklaması

 

HASAN KARAL (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, öncelikle dün bu istenmeyen olayların Rize’mizde meydana gelmesinden itibaren biz de burada diğer milletvekilimiz Nusret Bayraktar Bey’le ve grup yöneticilerimizle beraber ta ki olayın bittiği an olan gece saat on bir buçuğa kadar teyakkuz hâlindeydik.

Dolayısıyla, bu konunun, Rize’de çok farklı anlamlara gelebilecek şekilde, farklı yorumlamalara sebebiyet verebilecek şekilde yorumlanmasını çok doğru bulmuyorum.

Dün orada Atatürkçü Düşünce Derneğine sığınan eylemcilerle beraber biz de telefonlarla beraber görüşme yaptık, ta ki saat on bir buçuğa kadar o telefonlarla ben de görüştüm. Rize’de gerek Valimiz gerek Garnizon Komutanımız gerekse Emniyet Müdürümüz, Belediye Başkanımız ve şehrin kanaat önderlerinin inisiyatif alması konusunda elimizden gelen gayreti ortaya koyduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN KARAL (Rize) – Bu açıklamadan sonra hiçbir kimsenin canı yanmadan olaylar bitmiştir, sonuçlanmıştır ve hamdolsun, hiç kimsenin burnu bile kanamamıştır.

Bu açıklamalar sonrasında bu olayın daha fazla kaşınmamasını özellikle istirham ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz gösterdiğiniz hassasiyet için Sayın Karal.

Sorumluların da bulunacağını umut ediyoruz.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, emeklilik için gerekli hizmet süresini ve prim ödeme gün sayısını doldurdukları hâlde yaş şartına takılanların mağduriyetinin giderilmesi ve karşı karşıya bulundukları sorunların çözüme kavuşturulması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Önerinin lehinde, Ankara Milletvekili İzzet Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çetin.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, kamuoyunda “yaşa takılanlar” olarak bilinen, emekliliğe erişememiş yurttaşlarımız için gündeme alınmasına ilişkin vermiş oldukları önerge lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmama başlamadan önce, ben de bir haftadan bu yana ülkemizde meydana gelen olaylarda yaşamını yitiren 2 gencimiz ve polisimize Allah’tan rahmet, yüzlerce yaralıya acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii ki bu olaylar durduk yerde meydana gelen olaylar değil. Bugün Meclisin gündeminde hem BDP’nin hem de Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu, gündeme alınmasına ilişkin önergeler de gösteriyor ki Mecliste, Hükûmette de uygulamalarda Türkiye’nin gündeminden çıktı. Tabii, AKP on yıldan bu yana çok bilinçli politikalarla adım adım ülkeyi buraya kadar getirdi. İş Yasası’yla başladı toplumu etkisizleştirmeye, iş güvencesini ortadan kaldırdı, yaş meselesi, emeklilik meselesi koşulları ağırlaştırıldı, giderek devletin bütün kurumları  partizan bir anlayışla ele geçirildi, bir gecede Millî Eğitimde 4 bin üst düzey atama yapıldı, “Kamu kurum ve kuruluşlarının başına benden olan, yandaş olanları atarım, diğerleri benim değildir.” diyerek toplumu ayrıştırdılar. Başbakan kimi zaman toplumu dinsel motiflerle yönlendirmeye, kimi zaman etnik ayrımcılıkla ayrıştırmaya, kimi zaman bölgecilikle, kimi zaman hemşehricilikle keskinleştirmeye çalıştı.

Gerçekten, üniversiteler susturuldu, askerimizin başına çuval geçirilirken susanlar, Ergenekon’da, Balyoz’da  Silahlı Kuvvetlerden âdeta intikam alırcasına zevk aldılar uygulamalarından. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı değiştirildi, yargıya müdahale edildi. Gençlerin ne yiyip ne içeceğine, nasıl giyineceğine, metroda nasıl konuşacağına, hatta kaç çocuk yapacağına, hatta ölenlerden kimin cennete kimin cehenneme gideceğine kadar karar verme yetkisini kendinde gören Başbakanın…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – O da nereden çıktı?

İZZET ÇETİN (Devamla)  – …toplumu on yıl sonra getirdiği nokta böyle bir nokta.

Biz bugün evet burada gergin bir ortamda birtakım konuları gündeme getiriyoruz iki partinin önergesiyle ama hiçbir konuşmacı da olayları yorumlamaktan kendisini alamıyor.

Tabii ki, yaşa takılanların sorunu önemli bir sorun, emekçilerin sorunu önemli bir sorun. Dünyanın her yerinde toplum bu kadar baskılanmışsa, toplum bu kadar susturulmuşsa, basın bu kadar ele geçirilmiş, medya şakşakçıların eline geçirilmiş, yandaş medya palazlanırken diğer medya susturulmuşsa buna ilk tepki vermesi gereken kurumlar bir bakıma sendikalar. Emeklilerin de sendikaları var, bunların da örgütleri, gerçekten dernekleri var ve bu konulara duyarlı olmaları gerekir ama onlar da “Acaba sesimizi çıkarırsak, biz  genç de değiliz, acaba üzerimize panzer gelirse, TOMA gelirse, biber gazı gelirse kaçamayız, ölürmüyüz?” diye seslerini çıkaramıyor. Ama yaşa takılanlar seslerini biraz duyurmaya başladılar. “Hüseyin Sağlam” diye bir arkadaşımız Kayseri’de isyanı doruk noktasına çıkarttı ve bir haftadan bu yana o da açlık eylemini sürdürüyor. Kendisine başarılar diliyorum ve sesini duyması için, onu görmesi için Çalışma Bakanını göreve davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bakınız, bu, yaşa takılanlar -biraz evvel Sayın Kalaycı anlattı- gerçekten bu ülkenin insanı. Öyle, Hürriyet gazetesindeki bir yazarın dediği gibi 5-6 milyon da değil, maliyetleri de 50-60 milyar değil; olsa bile bunlar bu ülkenin yurttaşı. Bunun sayısal çoğunluğu da öyle 100 binlere varan bir sayı bile değil, Hükûmetin altından kalkamayacağı bir meblağ da değil. Yani on yılda satıp yandaşlara peşkeş çektiğiniz, “özelleştirme” adı altında zenginleştirdiğiniz eşinizden dostunuzdan birkaç tanesi yerine bu 10 binlerce vatandaşımızı bir kez görseniz bu adaletsizliği, bu hukuksuzluğu ortadan kaldırabilirsiniz ama onlar yandaş değil, onlar emekçi. “Emekçiye ve öğrenciye, gençliğe sopa, yandaşa sefa.” Sizin anlayışınız bu.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, bu ülke kolay kazanılmadı. Bakın, gençleri suçluyorsunuz. Biraz evvel, Elitaş -burada değil ama - grup başkan vekili arkadaşım burada- diyordu ki: “Cumhuriyet Halk Partililer bunları kışkırtıyor.” Biz kışkırtmıyoruz, biraz evvel söylemeye çalıştım. Eğer toplum bu kadar gerilir, bu kadar haksızlığa uğranır, rejim bu kadar dönüştürülmeye çalışılır ise demokrasiye, cumhuriyete sahip çıkmak öncelikle emekçilerin ve onların örgütlerinin görevidir. Ama ülkemizde yandaş örgütler, yandaş sendikalar yarattığınız için sendikalar her ne kadar sekiz gün sonra sahaya çıkmışlarsa da içlerinde duyarlı olanlar ilk günden bu yana bu konulara, gençlere sahip çıktılar. Ama gençler kendilerine yapılan haksızlıklara, ülkelerindeki cumhuriyetin, demokrasinin, Atatürk devrim ve ilkelerinin zedelenmiş, örselenmiş olmasına tepkilerini “Ey Türk gençliği!” diye Atatürk’ün, atalarının kendilerine yaptığı hitabeden kendilerine kendileri görev verdi. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekili olarak ben de onlara destek verdim, destek vermeye de devam edeceğim. Bundan da hiç hicap duymuyorum. Gençlerle birlikte, eğer bu ülke, cumhuriyet ve demokrasi tehlikede ise o tehlikeye karşı, tehlikeye sürükleyenleri ikaz etmek gençlerin de, siyasetçilerin de görevi.

Değerli arkadaşlar, çok garibime giden bir durum var. Gerçekten, Orta Doğu’da ABD’nin ve Avrupa Birliğinin birtakım ülkelerinin oynadığı oyunları hepimiz görüyoruz, hepimiz yaşıyoruz. Bugün, Orta Doğu’daki pek çok ülkeki hemen hemen tamamı İslam ülkesi- on yıl öncesine kadar Türkiye’deki demokrasiye, rejime özenirken, Türkiye’deki yönetim tarzına özenirken on yıldan bu yana, başta Başbakan ve bakanları ve bazı milletvekilleri büyük bir hayranlıkla oraların diktatörlerine özeniyor. İslam ülkelerinin halkları Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetim tarzına imreniyor, bizimkiler oranın diktatörlüklerine hevesleniyor! Onun için, her şeye karışıyor, hükmediyor, âdeta tahakküm uyguluyor. Tabii ki bunun doğal sonucu olarak da toplumu bu kadar baskılarsanız, bu kadar gererseniz, bu kadar sindirmeye kalkışırsanız –ki kendiniz de kabul ediyorsunuz- bu kadar orantısız demiyorum, acımasız, vahşi güç kullanımına emir vererek katkı verirseniz elbette bu hiç kimsenin, hiçbirimizin tasvip etmediği olaylar daha da büyür. Bunun yolu, birilerinin Sayın Başbakanı ikaz etmesinden geçiyor, uyarmasından geçiyor.

Demokrasi, çoğunluk rejimi değil, çoğulculuk, şeffaflık rejimidir, azınlıkların da, sayısal olarak yetersiz olanların da iktidar olabilme kanallarının açık olduğu bir rejimin adıdır. Ben, polis vahşetini pazar akşamı yaşadım. 15-16 yaşında bir genç kızın - elinde kitap - otobüse yaslattırılıp üzeri aranırken polisin kendisine ne kadar vahşi davrandığına tanık oldum. O öğrencilerden 150-160 kişinin balık istifi bir otobüsün içine bindirildiğine tanık oldum. Bir otobüs değil, onlarca otobüs, sokakta kimi gördülerse karga tulumba götürdüklerine tanık oldum. Gittim Terörle Mücadele Şubede… Yüzlerce polisin Sayın Haluk Koç’la -Genel Başkan Yardımcısıyla- şahsıma, bize de ana avrat küfrettiklerine tanık oldum. Sayın İçişleri Bakanını gece yarısı arayıp “Böyle yapıyorlar. Bunlara hiç mi ders vermediniz, hiç mi eğitim vermediniz?” dediğimde, “Öyle yapmamışlardır.” deyince Sayın Bakan, “Sana da güvenim kalmadı. Siz değil, demek ki emirleri Başbakan veriyor.” demek zorunda kaldım.

Değerli arkadaşlar, bu işler bu kadar hafife alınacak işler değil. Örgütlü toplum olsa idi, örgütlü topluma yön verecek örgütlerin olması hâlinde tehlike bu kadar büyümeyebilirdi. Gidişiniz iyi değil. Hâl⠓Çoğunluğumuz var, biz ne yaparsak o doğrudur.” mantığıyla hareket ediyorsunuz. Bundan sizleri vazgeçmeye çağırıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu bu önergeyle toplumda küçücük bir kıvılcım gibi gözüken, bir avuç insan gibi gözüken, yaşa takılıp emeklilik hakkını elde edemedikleri için mağdur olan, çocuğuna harçlık veremeyen, okula gönderemeyen, yaz tatili yapamayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Devamla) - …bırakın tatili, üstünü başını örtemeyen insanların dramına kulak vermenizi diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çetin.

Aleyhinde, Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi.

Buyurunuz Sayın Çelebi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce bir konuşmacı arkadaş burada konuştu, “cumhuriyetin tehlikede olduğunu” söyledi. Cumhuriyet tehlikede ise cumhuriyeti bu devletin her ferdi ve her vatandaşı inanın kanının son damlasına kadar kendisini siper eder ve korur. Burada, bu cumhuriyeti herhangi bir partinin tekeline katmak da bana göre çok yanlış bir olgudur, bunu da öncelikle belirtmek istiyorum.

Sigortalı esnaf ve memurların emeklilik koşullarına ilişkin olarak 8/9/1990 tarihinde 4447 sayılı Kanun’la düzenleme yapılmış ve emekli olunabilmesi için belirli bir yaşa ulaşma şartı getirilmiştir. 4447 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme öncesinde, 506 sayılı Kanun’a tabi olan işçilerden kadınlar yirmi yıl, erkekler yirmi beş yıl sigortalı bulunma ve en az 5.000 gün prim ödeme; 1479 sayılı Kanun’a tabi olan esnaflardan kadınlar yirmi yıl, erkekler yirmi beş yıl fiilî prim ödem; yine, 5434 sayılı Kanun’a tabi olan memurlardan kadınlar yirmi yıl, erkekler yirmi beş yıl fiilî hizmet süresi karşılığında herhangi bir yaşa tabi olmaksızın emekli olabilmekteydiler.

Yaş şartı olmaksızın emeklilik hakkı kadınların 38, erkeklerin 43 yaşında emekli olmalarına ve uzun süreli emekli aylığı almalarına neden olmuştur. Bunun sonucunda da sosyal güvenlik açıkları merkezî bütçe içinde önemli bir yer tutmaya başlamış ve sosyal güvenlikte kara delikler oluşmaya başlamıştır. Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bu güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği yoktur. Sosyal güvenlik açıklarının kapatılması ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sisteminin sağlanması bakımından 8/9/1999 tarihinden sonra ilk defa sigortalı olanlar için kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaş şartı getirilmiştir. 1999 tarihinden önce sigortalılığı başlayanların ise kazanılmış haklarının korunması açısından bu tarihte on sekiz yıl sigortalılığı bulunan kadınlar ile yirmi üç yıl sigortalılığı bulunan erkekler de yaştan muaf tutulmuş ve on sekiz-yirmi üç yılın altında hizmeti olanlar ise hizmet süreleri esas alınmak suretiyle kademeli yaşa tabi tutulmuşlardır.

Yine, 4447 sayılı Kanun’la getirilen kademeli geçiş süreci adil, makul ve ölçülü olmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ve iptal edilen hükümler, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, sigortalıların emeklilik yaşı 23/5/2002 tarihindeki hizmet sürelerine göre farklılaştırılmakta ve kadınların emeklilik yaşı 40 ila 58, erkeklerin emeklilik yaşıysa 44 ile 58 yaş baremine göre değişmektedir.

Yapılan bu düzenleme sosyal güvenlik açıkları üzerinde beklenen olumlu etkiyi yaratamamıştır. Bu nedenle, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi oluşturmak ve gelecek nesillerin emeklilik hakkını çalmamak adına yürürlüğe koyduğumuz sosyal güvenlik reformuyla uluslararası ölçekte bir sosyal güvenlik sistemini hayata geçirdik. Bu anlamda, bu reformun etkisiyle birlikte sosyal güvenlik açıkları kontrol altına alınmış ve sistem sürdürülebilir bir noktaya getirilmiştir.

Gelecek nesillere katlanılamaz bir sosyal güvenlik açığı bırakmamak, popülist yaklaşımlarla onların geleceklerini ellerinden almamak için emeklilik yaşıyla ilgili söylem ve eylemlerimizde çok dikkatli davranmak zorundayız. Bu nedenle, emeklilik yaşının kaldırılarak erken emeklilik hakkı verilebilmesinin sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengelerini bozacağı, sistemin vereceği açıkların da merkezî bütçe üzerinde çok ciddi baskılara neden olacağı aşikârdır. Bunun sonucu olarak, on üç yıldır uygulanmakta olan ve getirilen kademeli yaşı tamamladıktan sonra emekli olanları da göz önüne alarak erken emekliliği gündemimizden çıkarmamızın ülke menfaatine olacağını düşünmekteyiz.

Bu düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesinin aleyhinde olacağımızı belirtiyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelebi.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, sisteme girmişsiniz.

Buyurunuz.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Türkiye ve Meclis çok gerginken ve Genel Kurulda milletvekilleri konuşurken Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın kitap okumasının utanç verici bir tablo olduğunu düşündüğüne ilişkin açıklaması

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türkiye yanıyor, Meclis de gerçekten, çok gergin ama Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay, uzunca bir süredir, elinde bir kitap ve kitap okuyor. Şimdi muhalefet milletvekilleri konuşuyor kitap okuyor, kendi milletvekili konuşuyor, kitap okuyor. Bu nasıl bir ruh hâlidir? Hangi kitabı okuyor? Bu kitap Türkiye'nin kan ağlamasından daha mı önemlidir?

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sana ne?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sana ne? Çok mu şey?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Gerçekten utanç verici bir tablo diye düşünüyorum, saygılar sunuyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sana ne?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atıcı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Neye göre söz aldı, onu anlamadım ki.

BAŞKAN -  Şimdi, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen İşler Kısmı”na geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2 - Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3 - Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde madde 2’ye bağlı ek madde 152 kabul edilmişti.

(AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – O, Hükûmeti temsil ediyor, Başbakan Yardımcısı. Ben milletvekillerine laf ediyor muyum? Koskoca Başbakan Yardımcısı…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “Kitap okuyamayın.” diyemezsin.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ayıp mı değil mi? Ayıp mı değil mi, onu söyle.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Sana ne? İstediğiniz olmadı değil mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu kadar lakaytsızlık olur mu Meclise karşı? Yani, bunu duyup da… Öyle şey mi olur?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hiç yakışıyor mu?

GÜLAY DALYAN (İstanbul) -  Sana ne?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sana ne ya?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Sana ne?” olur mu ya! Başbakan Yardımcısı ya! Memleket yanıyor, gitsin evinde okusun o zaman.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hangi memleket yanıyor?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Siz yakıyorsunuz, ondan sonra…

OKTAY VURAL (İzmir) – Memleket bizim. Hangi memleket yanıyormuş!

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – İstediğiniz olmadı değil mi? Bunu beklemiyordunuz değil mi?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yazıklar olsun size! Yani hem bir kadınsınız hem de böyle yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Şimdi, madde 2’ye bağlı Ek Madde 153’ü görüşeceğiz.

Maddeyi okutuyorum… (Gürültüler)

Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu darbeci zihniyetle… “Kitap okuma.” demek olmaz!

 

“Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi

EK MADDE 153- Konya'da Bilimsel Araştırma Teknoloji Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanu-nunun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Konya Gıda ve Tarım Üniver-sitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinden,

b) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,

BAŞKAN – Bir dakika…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Gitsin evinde okusun kardeşim! Burası kitap okuma yeri mi? Burası Meclis, Başbakan Yardımcısı burada kitap okuyamaz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, maddeyi duyamıyoruz.

 

“c) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinden,

ç) Meslek Yüksekokulundan,

d) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

e) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

oluşur.”

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, böyle bir tavır olur mu ya!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Burada herkesin konuşmasını dinleyecek, ona göre çözüm üretecek.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ne oluyor, anlayamıyorum. Ne oluyor?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, günlerdir yaşam tarzına müdahaleden bahsediyorlar, yaşam tarzına müdahale ediyorlar.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekili, çok rica ederim. Böyle bir şey olamaz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Başbakan Yardımcısına burada kitap okumak yakışmaz! Gitsin evinde okusun kardeşim! Evinde okursa ben karışıyor muyum?

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, bir dakika sayın milletvekilleri.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Burada kitap okuyamaz gazete okuyamaz!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya saygı bu mudur, saygı bu mu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir dakika beni dinler misiniz!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Türk milletine saygısızlıktır bu!

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen beni dinler misiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kimsenin saygısızlık yapmaya hakkı yok.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Saygı bu mu?

BAŞKAN – Şimdi, bir milletvekilimiz bir eleştiri getirmiştir…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Utanç tablosu.” diyemezsin! O eleştirdiğin kişi Başbakan Yardımcımızdır!

BAŞKAN – Bir dakika… Lütfen, yerinize oturunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kelimeleri doğru kullansın!

BAŞKAN – Bir dakika... Sözümü bir bitireyim

Bir milletvekilimiz eleştiri getirmiştir, eleştirinin muhatabı Sayın Bakandır. Sayın Bakan söz isteyip herhangi bir şekilde cevap vermediğine göre ve vermiyorsa sizin bir şey demenize gerek yoktur, eğer Bakan söz istiyorsa o cevap verecektir. Lütfen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) 

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Özel hayata müdahaleden bahsediyorlar.

BAŞKAN – Lütfen… Onun cevabını muhatap olan bakan verecektir, siz değil. Çok rica ederim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne demek kitap okuyamaz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurunuz efendim. Yerinizden de cevap verebilirsiniz, açıklama yapabilirsiniz.

Buyurun.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilini doğrusu anlamakta bile güçlük çekiyorum ben. Böyle bir milletvekillinin bu Mecliste bulunabileceğini bile anlayamıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Birinin kitap okumasına “Niçin kitap okuyor?” diyebilecek bir milletvekilini bu Mecliste düşünemiyorum.

Teşekkür eder, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, böyle bir milletvekilini bu Meclise yakıştıramadığını söylüyor Sayın Bakan. Sataşmıştır, söz istiyorum.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Sataşmayı yapan sensin!

BAŞKAN – Şimdi, bu eleştiri karşılığında, ikiniz de bu eylemi birbirinize yakıştıramadınız. Şimdi, böyle bir durumda, Genel Kurulda Genel Kurulun gerektirdiği hassasiyet içinde davranmanızı hepinizden rica ediyorum. Lütfen, bu konuyu böyle kapatalım, bu şekilde…

 AYTUĞ ATICI (Mersin) – Peki. Sayın Başkan, sizin söyleminize saygı duyarak…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) -  Özür dile! Otur!

BAŞKAN – Lütfen…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sizin söyleminize saygı duyarak ve Meclisi germemek adına söz talebimden vazgeçiyorum ancak benim…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Aferin! (CHP sıralarından “Ne ayıp ya!” sesleri)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri… Bir cümleye bile.. Dinleyiniz lütfen…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben ne diyeyim ya? Ben ne diyeyim bu hâle?

BAŞKAN – Evet, sözünüzü bitiriniz ve konumuza geçelim.

Buyurunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben ne diyeyim bu hâle Sayın Başkan? Oradan…

BAŞKAN – Buyurunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Şimdi, bir Başbakan Yardımcısı... Bakın, diğer milletvekillerine bir şey söylemiyorum.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) - Sana ne ya? Siz ne karışıyorsunuz?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Onlar kitap da okur, hepimiz telefonla da konuşuruz ama Sayın Başbakan Yardımcısının…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne fark ediyor?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir karışmadığınız o kalmıştı!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yaşam tarzına niye müdahale ediyorsun?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – … Türkiye kritik bir noktadan geçerken hepimizi dinleyip, çözüm üretmesi gerekirken…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yaşam tarzına niye müdahale ediyorsunuz?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – … bizi can kulağıyla dinlemesi gerekirken kitap okumasını eleştiriyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Eleştiri değil, dayatma!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kitap okuma özgürlüğüne bir müdahalede bulunmuyorum ama Meclis, özellikle Hükûmet sıraları kitap okuma yeri değil, herkesi can kulağıyla dinleme yeridir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sana mı soracak?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bizi can kulağıyla dinlesin ve Türkiye’deki yangına çözüm bulsun. İnsanlar ölüyor, ben bunu söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Anlaşılmıştır efendim.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Yangın mı var? Ne yangını?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayenizde Türkiye’de yangın var ya!

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – İstediğiniz olmadı değil mi?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Daha bugün bir polis öldü, haberiniz yok.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

BAŞKAN – Madde 2’ye bağlı ek madde 153’ü okutuyorum:

Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi

EK MADDE 153 - Konya'da Bilimsel Araştırma Teknoloji Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesinden,

b) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,

c) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinden,

ç) Meslek Yüksekokulundan,

d) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

e) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

oluşur.

BAŞKAN – Gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Aykan Erdemir.

Buyurunuz Sayın Erdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Hâlâ okuyor Bakan!

CHP GRUBU ADINA AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Bizleri bilgisayar ekranları ve televizyon ekranları başında takip eden yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Bakan, hâlâ kitap okuyorsunuz!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, öncelikle hem sizlerin hem milletimizin başı sağ olsun demek istiyorum. Gösterilerde hem 2 gencimizi hem de Adana’da 1 komiserimizi kaybettik.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayenizde.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – “Sayenizde” diyor bazı milletvekilleri. Gönül isterdi ki milletvekilleri bu zor anımızda biraz daha sorumlu konuşsalar, biraz daha sorumluluk sahibi konuşsalar.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) - Biraz da siz öyle olsanız.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Biraz daha sorumluluk sahibi olsalar. Evet, bugün, ben gençlerimize, polislerimize seslenmek istiyorum.

Değerli polis arkadaşım, ben, uzun yıllar sizin gibi 657’ye tabi bir memur olarak çalıştım ve üniversitede çalıştığım yıllarda, bugün bir polisin aldığından daha düşük bir maaşla çalıştım. Niye bunu söylüyorum? Çünkü ben, maaş aldığım günü kredi kartının ödemesinin son gününe denk getirmeyi bilen bir insanım. Çünkü ben, bir baba olarak, aynı sizin gibi, hangi markette bebek bezinin hangi günler indirimli satıldığını bilen bir babayım. Çünkü ben, yine polis arkadaşlarımız gibi, Türkiye’de süpermarketlerde pek çok üründe hırsızlığa karşı alarm yokken, bebek mamasında alarm olduğunu bilen bir babayım. Çünkü ben, sevgili arkadaşlarımız, sevgili polislerimiz sizin gibi, emeğiyle çalışan, ücretli çalışan bir vatandaşım, bir emekçiyim.

İşte, değerli polis arkadaşım, bugün meydanlarda, bugün şehirlerde, bugün parklarda karşında gördüğün gençler, inan ki hem senin hem benim kısacası bizim çocuklarımız için talepte bulunuyorlar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sorumluluğa bak, sorumluluğa! Sorumluluğa bak, hizaya gel!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bizim çocuklarımızın gölgesinde oynayabileceği ağaç istiyorlar. Bizim çocuklarımızı gönül rahatlığıyla salabileceğimiz parklar istiyorlar. Bizim çocuklarımız da haftada bir et yiyebilsin istiyorlar. Bizim çocuklarımız da ufak sınıflarda, öğretmen eksiğinin olmadığı, öğretmen açığının olmadığı sınıflarda eğitim görebilsin istiyorlar.

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Onun için çalışıyoruz biz de.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Onu isteyen bizleriz, bizler.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Biz çok ağaç diktik, merak etmeyin.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) –  Değerli polis arkadaşım, burada kesintisiz olarak laf atan AK PARTİ’li milletvekillerine bakmayın siz çünkü onlar çocuklarınızın bezi, çocuklarınızın maması, çocuklarınızın parkı, çocuklarınızın okulu ne demek, ne yazık ki artık bilmiyorlar. Belki biliyorlardı ama artık unuttular çünkü artık onlar sizden, bizden yani biz çalışanlardan, biz dar gelirlilerden koptular. Evet, belki Harun gibi gelmişlerdi ama ne yazık ki bugün, artık Karun’laştılar!

İşte, sevgili polis arkadaşım, bizim geleceğimiz daha iyi olsun diye, çocuklarımıza daha özgür, daha eşit, daha güzel bir Türkiye kalsın diye, bugün, belki sizin, bizim de çocuğumuz hak istiyor.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bursa’da hangi ilçede sorun var?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hangi tiyatroda eğitim aldın?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Belki sizin, bizim de çocuğumuz eşitlik istiyor, özgürlük istiyor, adalet istiyor…

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Onun için mücadele veriyoruz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – …ve bakın, ekmekten önce özgürlük diyor çünkü aç aç çıkıyor sokaklara.

Evet, değerli polis arkadaşım, o Adana’da ölen 22 yaşındaki Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolu Üyesi Abdo Can var ya, Abdo Can…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Polise söveni de söyle.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Cebinden ne çıktı biliyor musunuz? 5 lira çıkmadı, kredi kartı da çıkmadı, bir Atatürk resmi çıktı. Biliyorum ki sizin de yüreğinizde Atatürk sevgisi var. Biliyorum ki sizin de cebinizde Abdo Can gibi, 5 lira yok. Biliyorum ki sizin de derdiniz Abdo Can gibi, kredi kartı nasıl ödenecek, faiz acaba ne kadar, acaba minimum miktarı ödeyip bu ayı da kurtarabilir miyim. Biliyorum ki sevgili polis arkadaşım, senin de benim de bu hayattaki en büyük derdimiz çocuklarımız, hayatımızın merkezinde çocuklarımız var ve biliyorum ki sen de çocuğun için her şeyi yapmaya hazırsın.

İşte, ben de sevgili polis arkadaşım, evet, meydanlardaydım. Belki karşı karşıyaydık, belki göz göze bakıyorduk, belki sen gaz sıkıyordun, belki sen su sıkıyordun, belki sen bizim Erzincan Milletvekilimiz Muharrem Işık’ı döven 10 arkadaştan biriydin ama sevgili polis arkadaşım, bil ki, inan ki, göz göze geldiğimizde de, bize gaz sıktığınızda da ben biliyorum ki senin gözünün arkasında, senin aklında çocuğun var, benim de aklımda çocuğum var. Beni eşim oraya niye gönderdi biliyor musun sevgili polis arkadaşım? Kızlarımız için gönderdi. Bir kızım 3 yaşında, diğer kızım 7 yaşında ve ben de senin gibi, inan ben de senin gibi istiyorum ki özgür büyüsünler. (CHP sıralarından alkışlar) Ben onlara bir kere bile fiske vurmadım, vurmam. Biliyorum ki sen de bir kere kendi çocuğuna fiske vurmadın, vurmazsın.

İşte o yüzden diyorum ki, gel, bugün “Fiske vur” diyenlere, “Gaz sık” diyenlere, “Su sık” diyenlere, “Biber gazı kapsülünü yere paralel, tam alnının ortasına at,” diyenlere “Hayır” de. Bu çocuk senin de çocuğun, bu gençler senin de çocuğun ve gel, daha güzel bir Türkiye’yi birlikte kuralım. O gençlerle birlikte kuralım. Gel, daha güzel bir Türkiye’de, çocuklarımızın daha özgür yaşadığı bir ülkede, kimsenin buyurmadığı, kimsenin kibrinden, zorbalığından, nobranlığından bizim çocuklarımızı itip kakmadığı bir Türkiye yaratalım. Gel polis arkadaşım, gel genç arkadaşım, hayatımızı kendimiz yaşayalım. Ne yemek istiyoruz, ne içmek istiyoruz, biz karar verelim. Ne giymek istiyoruz, ne seyretmek istiyoruz, biz karar verelim. Neyi dinlemek istiyoruz, hangi gazeteyi okumak istiyoruz, biz karar verelim. Baskısız, zulümsüz, sansürsüz bir ülke olsun. Gel, kendi milletvekillerini bile korkutan, kendi milletvekillerine bile hakaret eden, kendi milletvekillerine bile şiddet uyguladığı, basına, kulislere düşen bir zorbalıktan bu ülkeyi birlikte kurtaralım.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – O araçları kim yaktı? O araçları polis mi yaktı, sen mi yaktın?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Gel, kurtaralım, bu Meclisteki bütün milletvekillerini özgürleştirelim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Gel, sevgili polis arkadaşım, AK PARTİ’li milletvekilleri de kurtulsun, onlar da kurtulsun bu zulümden, bu baskıdan.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Şehirleri kim savaş alanına çevirdi? Sen mi çevirdin, polis mi çevirdi?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - İnan, göreceksin, onlar da bu baskı kalktığı gün, daha özgürlükçü, daha liberal olacaklar.

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Polise kim saldırdı?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Bunu nereden biliyorum biliyor musunuz? Çünkü, ben her zaman o rengâhenk ve rengârenk gençlerimizle birlikte, bir arada üniversitemizde, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde yaşayabildim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, konuyla ilgili, maddeyle ilgili bir tek cümle kullanmadı, sürekli provokasyon yapıyor ama müdahale etmiyorsunuz. Maddeyle ilgili bir tek kelime etmedi, sizin hatibi uyarmanız gerekiyor.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Benim öğrencilerim şunu biliyor: Benim başörtülü öğrencim de benim dersimdeydi, benim Alevi öğrencim de dersimdeydi, benim Kürt öğrencim de dersimdeydi, benim gey öğrencim de benim dersimdeydi. Başörtülü öğrenciyi savunduğum için cemevini savunduğumda da samimi olduğumu biliyor ve askerî darbeye karşı çıktığım için polis darbesine de karşı çıktığımda samimi olduğumu biliyor ve Erdoğan’ın ceberutluğuna karşı çıktığımda diğer tüm ceberutluklara da karşı çıktığım için samimi olduğumu biliyor.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – İstediğiniz olmadı, olmayacak da.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - İşte, sevgili genç arkadaşım, işte sevgili polis arkadaşım, siz aslında birsiniz, siz aslında bu ülkenin halkını dinlemeyi unutan, halkını görmeyi unutan, halkıyla konuşmayı unutan, onlarla gönül gönüle olmayı unutan ceberut liderinin mağdurlarısınız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne demek o! Sayın Başkan, Sayın Başbakana “ceberut” deniliyor, müdahale etmiyorsunuz.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – O araçları kim yakıyor, polis mi yakıyor?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Hepimiz aynı ceberut sistemin, hepimiz aynı baskıcı sistemin, hepimiz durmadan bağıran, durmadan saygısızlık eden, dinlemeyi unutmuş, baskıyı, gemi azıya almış bir sistemin mağdurlarıyız.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sen Dersim’i konuş, sen Dersim’i konuş!

CHP olarak Dersim’i konuş! İstiklal mahkemelerinde gördük…

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Ama, biliyorum ki hep beraber özgürleşeceğiz, daha iyi bir yaşam mümkün, bu daha iyi bir yaşamı hep birlikte kuracağız.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdemir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına hakaret ediliyor ve susuyorsunuz. Açıklama yapın. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Allah Allah!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurunuz efendim.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Senin Başbakanın Türk milletine hakaret ediyor, o zaman sesin çıkmıyordu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yürütmeye bir müdahale.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyiniz.

Buyurunuz Sayın Aydın.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 153 üzerinde CHP grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, Meclis kürsüsünde nasıl bir dil kullanılacağını zaman zaman konuşuyoruz. Özellikle Meclis Başkanlık Divanında Meclis Başkan Vekilinin de buradaki hatibi dinlerken temiz bir dile davet etmesini istiyoruz İç Tüzük’ün gereği olarak. Konuştuğu, ağzına aldığı Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı; bu milletin aziz oylarıyla, darbe olmadan, millî iradeyle gelen bir Başbakan. Bunu bilmeniz lazım, bunu hazmetmeniz lazım. Siz hazmetmeseniz de bu böyle, bu gerçeği kabul etmeniz lazım.

Burada fakir fukaralık edebiyatı yaptı, burada darbecilere karşı olduğunu ifade etti. O kadar güzel bir hikâye anlattı ki hakikaten ben doğru olmasını temenni ederdim. Keşke Cumhuriyet Halk Partisinin gerçek, samimi düşüncelerini bu şekilde icra etseydi, bu şekilde ifadelerde bulunsaydı ama biz sizin ne olduğunuzu çok iyi biliyoruz.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Biz de sizi biliyoruz!

AHMET AYDIN (Devamla) - Lütfen, arkadaşlar, siz bizi kandıramazsınız. Siz kendinizi kandırabilirsiniz ama bu milleti kandıramazsınız; bunu bilin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu milleti kandıramazsınız. Bu millet uyandı, uyandı. Bu millet gerçeği gördü. Çok partili siyasal hayata geçtikten sonra, darbeler olmadan, millî iradeyle iktidar olurdunuz eğer milleti kandırabilseydiniz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Onu siz yapıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ama milletten bahsediyorsunuz, milletle dertleşmekten bahsediyorsunuz.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – O milletin adını söyle, ne milleti?

AHMET AYDIN (Devamla) - Ya, bakın arkadaşlar, kendi kendinizi kandırmayın, gerçekten. Siz bu milletin hangi sorununun çözümünde neredesiniz? Bu millet için bugüne kadar bu kürsüye hangi projeyi getirdiniz? Türkiye'nin bugünüyle ilgili, yarınıyla ilgili, geleceğiyle ilgili ne gibi önerileriniz var, ne gibi tavsiyeleriniz var?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Çağ dışı ve hukuk dışısınız.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Hakaret etmekten başka, reddetmekten başka, inkâr etmekten başka ne getirdiniz, ne geliştirdiniz?

Evet, polisin şiddetini bizler de tasvip etmiyoruz. Polis de bu milletin bir evladıdır, hepimizin yakınlarıdır. Polis görevini yapıyor değerli kardeşlerim. Polisin şiddetini tasvip etmiyoruz ama polise karşı yapılan şiddeti de tasvip etmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Aynen öyle… Bravo.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bunu çok iyi kafamıza koymamız lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, sayın hatip CHP’nin gerçek, samimi duygularını…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                               Kapanma Saati: 18.03

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, sayın hatip az önce CHP’nin gerçek, samimi duygularını ifade etmediğimi iddia etti. Bu konuda şahsım adına bir düzeltme talep ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ara verildi Sayın Başkan.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Elimi de kaldırmıştım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, biliyorsunuz, İç Tüzük’e göre, ara verdiğimiz zaman bu, sataşmadan dolayı söz veremiyoruz.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – O zaman, Sayın Başkan, şunu belirtmek istiyorum: Ben de Sayın Aydın’ın görüşlerine katılıyorum, bu millet uyandı, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu milletin uyandığına biz de hemfikiriz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, şimdi, biraz önce, oturumdan önce sataşma münasebetiyle AKP Grup Başkan Vekili söz aldı. Tartışılan konu Hükûmetin bir uygulaması ve polisin yaptığı birtakım uygulamalarla ilgili.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hükûmet varken yasamanın Hükûmetin yerine geçerek o uygulamayla ilgili bir şeyi savunmak yerine, Hükûmet buradayken Hükûmetin cevap vermesi parlamenter demokrasi için daha uygun olacaktır; aksi takdirde bu sistemi işletemeyiz. Sorumlu olan o. Ahmet Bey de bilmez, yürütmenin içinde değil takdir edersiniz ki. Dolayısıyla, burada sorumlusu var, sorumlu çıkar, bununla ilgili uygulamayla ilgili yapar. Kaldı ki 69’a göre sataşmayla ilgili: “…hükûmet, komisyon, siyasi parti grubu veya milletvekilleri...” Siyasi parti grubuna sataşma yok, Hükûmetle ilgili vardır. Hükûmet çıksın, sorumluluk gereği cevabını versin. Onlar işini yapsınlar, biz de işimizi yapalım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, ben özellikle Grup Başkanımız ve Başbakanımızla ilgili ifadelerden dolayı söz aldım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, polisle ilgili bir konuyla ilgili yani. Şimdi, bakın…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama, hayır, siz onu kaçırmış olabilirsiniz Oktay Bey.

OKTAY VURAL (İzmir) – Grup Başkanınızın yasama faaliyeti değil, yürütme faaliyeti ya. Yani Bakanın yerine geçmek için bunlara gerek yok.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, Grup Başkanımızla ilgili ifadeler…

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekillerimiz, Sayın Aydın kendi grubunun başkanına yönelik ibareler nedeniyle sataşmadan söz almıştı. Haklısınız, Hükûmet adına olandan Hükûmetin alması gerekir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani icrai bir faaliyet efendim, yasama faaliyetiyle ilgili değil. Ahmet Bey, siz de bilmiyorsunuz ne olduğunu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, olur mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Biliyorsunuz, öyle mi? Siz de mi oradaydınız?

BAŞKAN – Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, söz istemiştim ama müsaadenizle.

BAŞKAN – Biz, efendim, şimdi kanunu görüşüyoruz. Ben bu isteğinizi soru-cevap olarak algıladım. Onun için, kanunu görüştüğümüz için…

Buyurunuz Sayın Kalaycı.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesine bağlı ek 153’üncü maddeye ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu tasarı ile kurulması öngörülen vakıf üniversitelerinden biri de Konya Gıda ve Tarım üniversitesidir. Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, Konya Şeker Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi tarafından kurulan Bilimsel Araştırma, Teknoloji, Eğitim ve Kültür Vakfına ait bulunmaktadır. Böylelikle Konya’nın yeni bir üniversiteye kavuşmasını sağlayan, başta PANKOBİRLİK Genel Başkanı olmak üzere, PANKOBİRLİK ve Konya Şeker Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ile Bilimsel Araştırma, Teknoloji, Eğitim ve Kültür Vakfı yönetimine, YÖK ve Millî Eğitim Bakanlığına, Sayın Bakana ve Hükûmete, siz değerli milletvekillerine ve tüm emeği geçenlere Konyalı hemşehrilerim adına teşekkürlerimi arz ediyorum.

“Tahıl ambarı” diye anılan Konya, tarımsal üretimiyle tarımın başkenti konumundadır. Konya bölgesi için gıda, tarım ve hayvancılık sektörü ciddi bir istihdam imkânı ve çok önemli bir ekonomi kaynağıdır. Dolayısıyla, bilimsel araştırma anlayışı ve kurumlarının geliştirilmesi ile tarım sektörünün modernleşmesi ve verimli hâle gelmesi için çalışmak, hizmet etmek ve katkıda bulunmak amacıyla kurulan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, gerek bölgenin gelişmesine gerekse ülke ekonomisine çok önemli katkılar sunacaktır. Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinin Konya’mıza hayırlı olmasını diliyorum.

Konya’nın tarihine bakarsak bir ilim ve irfan yuvası, bir üniversiteler şehri olduğunu görürüz. Osmanlının en kötü zamanlarında bile, Konya, 500’den fazla medrese ile eğitime devam etmiş bir şehirdir. Bu bağlamda, üniversite kurma ve yeni bölümler açma çalışmaları Konya’nın tarihî misyonuyla da örtüşmektedir. Bu çerçevede Konya’da üniversitelerin ve üniversite bölümlerinin sayısı daha da artırılmalıdır. Bugün itibarıyla, Konya’da ve ilçelerinde yeni üniversiteler ile yeni fakülte ve yüksekokulların kurulmasını karşılayacak gerekli altyapı bulunmaktadır. Bu itibarla, Ereğli ilçemize İvriz üniversitesi ve Akşehir ilçemize Nasrettin Hoca üniversitesi kurulması isabetli ve yerinde bir karar olacak ve de çok yakışacaktır. Yine, Beyşehir, Seydişehir, Çumra ilçelerimiz de üniversite kurulması için gerekli potansiyele fazlasıyla sahiptir.

Ayrıca, güneş ve rüzgâr enerjisi açısından yüksek potansiyeli ve yakın tarihte belirlenen kömür rezervi ile bir enerji üssü olma yolunda ilerleyen Karapınar ilçemize bugünden elektrik fakültesi açılmalı; yine, Ilgın, Kulu, Cihanbeyli, Kadınhanı ve Bozkır ilçelerimize fakülteler kurulmalıdır. Yunak, Emirgazi, Altınekin, Çeltik, Tuzlukçu, Derbent, Yalıhüyük, Ahırlı ve Halkapınar ilçelerimiz de bir an önce yüksekokula kavuşturulmalıdır.

Üniversitelerin teknolojik yenilikler yaratması, bilgi üretmesi ve bu bilgi ve deneyimlerini çevresine yayması, topluma hizmet uygulamaları sunması gibi geleneksel işlevleri bulunmaktadır. Bu geleneksel işlevlerin yanı sıra, üniversiteler, bulundukları şehir ve bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına doğrudan katkı sağlamaktadır. Bu manada, teknik üniversiteler, sanayinin ihtiyaç duyduğu yeni teknolojileri üretme, üretilen teknolojiyi geliştirme ya da teknolojik yenilikleri gerçekleştirebilmek için gerekli teknik elemanların yetiştirildiği alanlardır.

Konya yıllardır teknik üniversite istemektedir. Konya’ya teknik üniversite kurulmasına, geçen yasama döneminde AKP Konya milletvekilleri mâni olmuştur. 2010 yılında, Konya teknik üniversitesi kurulması kabul edilme aşamasındayken Genel Kurulda verdikleri önerge ile maalesef engellemişlerdir. Milletvekilleri kendi şehirlerine kötülük eder mi? Ettiler.

Teknik üniversite için Konya’da hem gerekli potansiyel hem de teknik ve sosyal altyapı fazlasıyla mevcuttur. Konya sanayisinin ihtiyaçlarına yönelik ortak projelerin ortaya çıkartılması ve bu sayede yeni ürünlerin geliştirilmesi ancak teknik konularda kalifiye uzman yetiştiren üniversitenin varlığıyla mümkündür. Konya sanayicisinin iş yapma kapasitesini artıracak, üniversite-sanayi iş birliğiyle sanayicilerimize eksikliklerini giderme imkânı tanıyacak, yapacağı araştırma ve atılımlarla dünya ile rekabet edebilecek konuma gelme konusunda sanayicimizin önünü açacak teknik üniversite Konya’ya bir an önce kurulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde üniversitelerin sayısı son dönemde bir hayli artmıştır ancak sayısal olarak sağlanan bu artış kalitede aynı oranda sağlanamamış, hatta, nitelik oldukça düşmüştür. 12 Eylül darbe döneminin bir ürünü olan 2547 sayılı Yasa ve bu yasa ile oluşturulan mevcut Yükseköğretim Kurulu ile üniversitelerin sorunlarını çözmek mümkün değildir.

AKP hükûmetlerinin başlangıçta eğitim sistemiyle ilgili en önemli gündemleri YÖK’ün yeniden yapılandırılması olmuş ancak somut bir gelişme olmamıştır. YÖK ve üniversite yönetimlerine yandaş atamalar yapılmasıyla birlikte YÖK sorun olmaktan çıkmıştır. Yıllardır kötü olan YÖK ve YÖK Kanunu bir anda iyi oluvermiştir. YÖK’ün işleyişi ve rektör atamaları antidemokratik de olsa AKP’ye göre esas olan, bu bozuk düzenin düzeltilmesi değil, bu düzenden olabildiğince nemalanılmasıdır. Eğitimin niteliği, eğiticinin kalitesi, öğrencilerin sorunları, eğitimin fiziki donanımı, demokratik üniversite ve yükseköğrenimin geleceği gibi hayati konular unutulmuştur. YÖK Başkanı ve rektörler değişince her şey sütliman olmuştur. Bu durum, AKP’nin ikiyüzlü siyaset anlayışını ortaya koymaya fazlasıyla yetmektedir.

Üniversiteler, işleyişi, yapısı ve üretim gücü itibarıyla diğer toplumsal kurumlara örnek teşkil ederler. Üniversite sistemi, demokratik değerlerin yeşerdiği, katılımcı demokrasi örneklerinin sergilendiği ve bilimsel bulguların uygulamaya aktarıldığı bir modeldir ancak ülkemiz üniversitelerinin çoğunun bu modele uymadıkları görülmektedir. Bu itibarla, 2547 sayılı Yasa değiştirilmeli ve Yükseköğretim Kurulu merkezî bir koordinasyon ve planlama birimi hâline getirilmelidir. Üniversiteler özerk olmalı fakat halka ve yetkili mercilere hesap verme sorumlulukları bulunmalıdır.

Üniversite öğretim üyelerinin mali, idari, hukuki, akademik, özlük ve sosyal haklarıyla ilgili sorunları günün şartlarına uygun bir çözüme kavuşturulamamıştır. Üniversite hocası ücret sorununu yüksek sesle konuşmaktan, açıkça dile getirmekten utanmakta, gururunun kırılacağını düşünmektedir. Öğretim üyelerinin özlük hakları mutlaka iyileştirilmelidir. Üniversite personelinin ücretlerinin mutlaka ve behemehâl statülerine yaraşır bir seviyeye çıkarılması gerekmektedir.

Üniversitenin esas olarak bir bilim kurumu olduğu unutulmamalı, bunun için de üniversitelerde, çağımızın ihtiyacına göre gerekli olan bilimsel çalışma ortamları, imkânları ve mali kaynakları sağlanmalıdır.

Üniversiteler, yaptıkları araştırmalarla ülke ekonomisine önemli katkılar sağlarlar. Teori ve uygulamanın eşleştirilmesini sağlayarak bilgilerin üretime yansımasını gerçekleştirirler. İyi eğitim iyi araştırma ortamında yapılacağından, üniversitelerimizin araştırma konuları artırılmalıdır.

Üniversitelerimizin diğer önemli bir görevi de millî kültürümüzün özü ile müspet bilimi ve çağdaş uygarlığın ileri teknolojisini iyilik, doğruluk ve güzellik potasında birleştiren ve kaynaştıran bir eğitim ortamı içerisinde gençlerimizi, demokrasinin erdemlerini özümsemiş, bilimsel düşünce gücüne sahip, dengeli, sağlıklı kişilik ve karakterde birer vatandaş olarak yetiştirmektir. Bu açıdan, ülke kalkınmasında lokomotif görevi yapacak olan üniversitelerimizin bilinen sorunları mutlaka giderilmelidir.

Konuşmama son verirken tekrar ediyorum, bu tasarıyla kurulmakta olan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinin Konya’mıza hayırlı olmasını diliyorum, hepinize teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kalaycı.

MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, sayın vekilimiz, Konya AK PARTİ milletvekillerinin teknik üniversite kurulmasını engellediğiyle ilgili bir beyanda bulundu.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Önerge verdiniz Mustafa Bey.

MUSTAFA KABAKCI (Konya) - İzin verirseniz bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden açayım mikrofonu, lütfen.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Konya teknik üniversitesi kuruldu mu?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Önergeye niye destek vermediniz Mustafa Bey?

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Yok ya, tersini yaptılar.

MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Değerli Kalaycı, Konya AK PARTİ milletvekilleriyle ilgili bir beyanda bulundu. O zaman planlanan üniversite bir beşerî ilimler üniversitesiydi, o zamanki adı da “Konya Üniversitesi”ydi.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Plan Bütçede ne kabul edildi?

MUSTAFA KABAKCI (Konya) - Bir üniversitenin adının “teknik” olması, onun teknik olmasını gerçekleştirmez. Bir beşerî ilimler üniversitesiydi.

Konya AK PARTİ milletvekilleri, Konya’da 5’inci üniversitenin kuruluşunu şu anda sağlamaktadırlar. İnşallah, bundan sonra diğer fakülteleri de birleştirerek yeni bir teknik üniversiteyi Konya’ya kazandıracaklardır.

Bilgilerinize saygıyla arz ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Konya’da 5 tane, Kocaeli’de 1 tane.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kabakcı.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kalaycı.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, doğru bilgileri vermedi. Yani, “Beşerî ilimle teknik üniversite olması fark etmez.” dedi. Böyle bir çarpıtma olur mu ya! Fark etmezmiş ya!

MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşım Mustafa Kabakcı Bey gerçek anlamda doğru bilgileri, burada yaşananları yüce kurula aktarmadı. Geçen dönem Plan ve Bütçe Komisyonunda Konya Teknik Üniversitesi kurulması yönünde gerek YÖK’ün gerek Millî Eğitim Bakanlığının gerekse Komisyonun ortak oylarıyla kabul edildi ama Genel Kurula geldiği zaman geçen dönem AKP milletvekili arkadaşlarım verdikleri önergeyle Konya Teknik Üniversitesini Konya Üniversitesine dönüştürdüler. Bu engellemek değilse nedir, ben takdirlerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Peki efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Maksat hasıl olmuştur.

BAŞKAN – Şimdi Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili İdris Baluken.

Buyurunuz Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Görüşülen kanun tasarısı üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasayla ilgili görüşlerimi belirtmeden önce yaklaşık on gündür ülkemizde yaşanan sorunlarla ilgili birkaç hususu belirtmek istiyorum. Bu sorunun, bütün bu yaşananların temel kaynağının aslında sistemle ilgili bir sorun olduğunu burada masaya yatırmaya çalıştık hep. Başından beri Barış ve Demokrasi Partisi olarak Türkiye’deki mevcut idari sistemin artık Türkiye halklarına dar geldiğini, bununla ilgili mutlaka ciddi birtakım reformların yapılması, birtakım kararların alınması gerektiğini söyledik. Bu kürsüden defalarca yerinden yönetim modeli, ademimerkeziyetçi yönetim modeli, katılımcı halk demokrasisinin işletilmesiyle ilgili görüşlerimizi dile getirdik. Yetkinin merkezden alınarak yerele dağıtılmasının ne kadar önemli olduğunu, bunlarla ilgili adımlar atılmazsa ileride doksan yıldır yaşadığımız sıkıntıların çok daha fazlasını yaşayacağımızı defalarca dile getirdik ancak biz hep dile getirdiğimizde burada şöyle bir korku empoze edildi yani, yerinden yönetim, özerklik, işte, yetki genişlemesi, ademimerkeziyetçi yapı her denildiğinde, burada, acaba ülke bölünecek mi, acaba Kürtler ne istiyorlar gibi bir tartışmaya maalesef bütün söylemlerimiz hapsedilmek istendi ve maalesef, bugün yaşamış olduğumuz sorunların tamamının da buradan kaynaklandığını, bu aşırı merkeziyetçi yapının yerelle ilgili bütün karar süreçleri üzerinde tahakküm kurma hakkını kendinde görmesinden kaynaklandığını tekrar vurgulamak istiyoruz.

Bakın, şöyle birkaç dakika Kürtleri bir kenara bırakalım, bu söylemleri söylerken bizi burada başka bir şekilde tasavvur edin. İstanbul’la ilgili durumu bir gözlerinizin önüne getirin. 15 milyona yakın nüfusu olan bir şehir, neredeyse dünyadaki pek çok ülkeden, devletten daha büyük bir şehir ancak bu şehrin yönetilmesiyle ilgili bütün karar süreçleri Ankara’dan belirleniyor. Şimdi bu işte bir tuhaflık yok mu? Yani “Özerk İstanbul” dediğimiz zaman, biz, bu sefer ülkeyi bir başka kenarından bölmek için mi burada görüşlerimizi dile getiriyoruz? Bu merkeziyetçi yapının sonucu değil midir ki Başbakan Taksim’deki bir park hakkında görüş bildirme, karar alma, karar dayatma noktasında kendisini yetkili görüyor. AVM yapılıp yapılmaması, AKM’nin yıkılıp yıkılmaması bir ülkenin başbakanının uğraşacağı şeyler midir? Bunların tamamının İstanbul halkı tarafından, orada yaşayan yereldeki halk tarafından belirlenmesi doğru olan yöntem değil midir?

Geçen, yine bu yasa tasarısıyla ilgili görüşülürken, İstanbul’daki Yavuz Sultan Selim köprüsüyle ilgili yapılan yanlışa dikkat çektik. Geri adım atılmasının, buradaki toplumsal hassasiyetin göz önünde bulundurulmasının ne kadar önemli olduğunu dile getirdik. Çünkü, İstanbul’daki halk, eğer bu sizin vermiş olduğunuz kararla ilgili rahatsızlık duyuyorsa, bunu dikkate almak zorundasınız. İstanbul’da kaç milyon Alevi vatandaş yaşıyor, kaç milyon Alevi vatandaş bu vermiş olduğunuz karardan memnundur, bunu dikkate almayacak mısınız? Böyle bir yönetim anlayışı olduğu zaman, böyle bir dayatmacı, halkın önüne sürekli kendisini dayatan bir yönetim anlayışı olduğu zaman, maalesef, bu sorunların yaşanması da kaçınılmaz oluyor.

Valilerle ilgili mesele… Şimdi, bir valinin, İstanbul Valisinin durumunu düşünün. Kıyamet kopuyor, Taksim’de yüz binler alana çıkmış, İstanbul Valisi ortalıkta yok çünkü halkın içerisine giremiyor çünkü valiyi halk seçmiyor. Vali, atanmış bir vali. Valinin kendi geleceğiyle ilgili bütün yaptığı şey, Hükûmetin ağzının içine bakmak, Başbakanın söyleyeceği cümlelere bakmak. Halkla ilgili bir kaygısı yok çünkü halka hesap vermiyor.

Bakın, İstanbul Valisi de İzmir Valisi de Diyarbakır’dan gönderildi. Diyarbakır’dan sonra İstanbul’a atandı, İzmir’e atandı. Diyarbakır’da çalıştıkları dönemin sonunda bir sandık kurup bu 2 vali hakkında oylama yapsaydınız Diyarbakır halkı her 2 valiyi de o sandığa gömecekti ve Türkiye’nin başına yeniden böylesi bir felaket getirmeyecekti. Ama siz ne yaptınız? Diyarbakır halkına kan kusturan valileri ödüllendirip İzmir’e, İstanbul’a atadınız, şimdi onlar da “Nasıl olsa biz buradaki görevimiz bittiği zaman da halka hesap vermeyeceğiz.” diyerek, böyle bir anlayış içerisinde, halka karşı her türlü sorumsuzluğu gösteriyorlar. Bir şehri, bir kenti, kent yaşamını idare edecek bir valiyi belirlerken niye halkın kararından korkuyoruz? Seçilmiş bir valinin olması, o valinin halkın bütün taleplerinden haberdar olması, o kentin tarihî, kültürel, sosyal dokusunu bilmesinden kim zarar görebilir?

Bakın, seçilmiş belediye meclisinin, belediye başkanının kararı da kâr etmiyor zaten. Yani, bugün bakıyoruz, Belediye Başkanı Taksim’de farklı bir şey söylüyor Taksim planlaması için; işte, okuyoruz, Sayın Başbakan birkaç saat önce basın açıklaması yapmış, Belediye Başkanının tam tersi görüşler söylüyor. Belediye meclisinin karar alma yetkisi, karar alma iradesi zaten hiçe sayılıyor. Yani bir Başbakan kendisini belediye meclisinin yerine koyabilir mi, belediye meclisinin yetkisi dâhilinde olan süreçlerle ilgili karar verme durumunda, pozisyonunda görür mü? Görürse de böyle olur işte.

Şimdi, bu tansiyonu düşürmek için, bu yaşanan hadiselerin tekrarlanmaması için siyaset kurumunun şapkasını tekrar önüne alıp bir düşünmesi gerekiyor. Hepimizin, bütün siyasi partilerin bu yaşananlardan ders çıkarması gerekiyor.

Sayın Başbakanın yapmış olduğu açıklamalar kaygıları artıran açıklamalardır. Umarız ki Türkiye’ye döndüğünde, buradaki gerçek bilgiler kendisine aktarıldığında bu yapmış olduğu açıklamalardan bir an önce geri adım atılır.

Şimdi üniversitelerde de durum aynı. Bakın, üniversiteler sadece dekanların, rektörlerin ya da Hükûmet çevrelerinin üniversiteleri değildir. Üniversitelerin gerçek sahipleri öğrencilerdir, öğretim görevlileridir. Ancak karar alma süreçlerine baktığınız zaman, örneğin hiçbir yerinde öğrencileri görmezsiniz. Dekanlık seçimleri yapılır, öğrenciler o sürecin içerisinde yoktur. Sonra, seçilen dekanlarla ilgili son karar verilir, onu belirleyen de yine rektörün kendisidir. Rektörlük seçimleri yapılır, üniversite çalışanlarının ya da öğrencilerin söz hakkı yoktur. Böyle bir şey olabilir mi? Öğrencileri sürecin içerisine katmadan, karar alma süreçleri içerisine katmadan gerçek anlamda demokratik bir akademik yapı inşa etmek mümkün müdür?

Yani öyle bir noktaya geldi ki üniversite şenlikleriyle ilgili son kararı bile dekanlar veriyor. Hangi sanatçının gelip gelmeyeceği, hangi dilde şarkıyı söyleyip söylemeyeceği, hangi şarkının sakıncalı olup olmadığı son tahlilde dekanın, rektörün belirleyeceği bir husus. Böyle bir anlayış olabilir mi? Bugün bu anlayışı değiştirmeden üniversitedeki gerçek sorunlara da bir çözüm getirmenin, gerçek sorunları masaya yatırmanın mümkün olmadığını vurgulamak istiyoruz.

Bakın, bugün, ana dilde eğitim isteyen, parasız eğitim isteyen demokratik, özerk, bilimsel bir üniversite isteyen öğrencilerin tamamı şöyle bir şiddet dalgasından geçiyor: Ya cezaevlerine atılıyor ya bir copla, gazla terbiye edilmeye çalışılıyor. Böyle, tek tipçi, tornadan çıkan bir öğrenci modeli, bir öğrenci zihniyeti isteniyor. Buradan, akademik olarak farklı fikirlerin tartışıldığı, farklı fikirlerin zenginleştirildiği bilimsel bir üretimin çıkması mümkün değil.

Bugün, baktığımız zaman, üniversitelerimizde pek çok sorun yaşanıyor. Sadece bir tanesine değineyim: Bu, öğrencilere öğrenimleri sırasında verilen katkı kredileri var. Bu katkı kredilerini devlet, Hükûmet, neyse, öğrenciler okulu bitirdikten sonra faiziyle birlikte geri istiyor. Yani, bu öğrencilerin istihdam edilip edilmediği, işe girip girmediği göz önünde bulundurulmuyor. Üç yıldır, dört yıldır üniversiteyi bitirmiş işe giremeyenler var ama ha bire bu katkı kredisinin faizleriyle üniversite öğrencileri bir bunalımın içerisine atılıyor; 90 bin öğrenci var bu şekilde, intihar edenler var, bunalımın eşiğine gelenler var. Bununla ilgili, öğrencilerin yaşamış olduğu sıkıntılarla ilgili öğrencilerle konuşmadan, öğrencileri karar süreçlerine dâhil etmeden hangi yasayı getirirseniz getirin bir çözüm üretemezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Tabii ki, Konya’ya yeni bir üniversite kurulmasını biz de buradan kutluyoruz, hayırlı olsun diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baluken.

Sahsı adına, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü...

Buyurunuz Sayın Köprülü. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, şunu söylemeden geçemeyeceğim: Dün, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ydü. Tabii, bu yıl kutladığımız Dünya Çevre Günü bugün Türkiye için de çok manidar ve tarihe geçecek bazı anlamlar taşıyor. Toprağına, suyuna, ormanına, parklarına, yaşam alanlarına sahip çıkan insanlar, bununla da beraber ülkenin demokrasisine, özgürlüklerine de sahip çıkıyor. Baskıya ve zulme dur diyen, kaba kuvvete başvurmadan temel hak ve hürriyetlerine sahip çıkan tüm milletimizi ben buradan kutluyorum ve bu düşüncenin, bu ateşin, Türkiye Cumhuriyeti de payidar kaldığı sürece de nesilden nesle devam etmesini diliyor ve Dünya Çevre Günü’nü kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki kanun yükseköğretim kurumlarıyla ilgili, 5 yeni özel vakıf üniversitesi kurulması ve 1 üniversitenin de adının değiştirilmesiyle ilgili. Bilindiği üzere, özellikle son yıllarda, vakıf üniversiteleri vakfetme anlayışının dışında, özellikle öğrenci harçları üzerinden belirli bir kazanç sağlamayı düşünen ticari bir anlayışla hareket etmeye başlamış. Bugün 5 yeni özel üniversite daha kuruluşu gerçekleştiriliyor. Yine de hayırlı olsun diyoruz ama şunu da söylemek son derece yerinde olacaktır: Vakıf üniversitelerinin fiziki şartlarının yetersiz olduğu, altyapı anlamında oldukça az gelişmiş olduğu, bu bağlamda, hem akademisyenlerin hem öğrencilerin çok ciddi sıkıntılar yaşadığı bilinen bir gerçek ve bunlar da Türkiye’de ciddi olarak hissedilir bir noktada.

Şimdi, tabii, üniversitelerin bu sıkıntıları varken üniversitelerin de toplumdan, yaşamdan, ülke gelişmelerinden etkilenmemesi de düşünülemez. Üniversitelerin daha etkin olabilmesi, daha nitelikli insan yetiştirebilmesi de ülkenin demokrasisinin, hürriyetlerinin, özgürlük alanlarının, temel hak ve hürriyetlerinin de gelişmesiyle doğru orantılı. Bu bağlamda, AKP’nin son yaşanan Gezi Parkı olaylarıyla somutlaşan, çevre duyarlılığına sahip ve demokratik tepkilerini dile getiren insanlara karşı, özellikle olayların da ilk başlangıcı, fitili sayılabilecek bir şekilde polisin, verilen emir ve talimatla, orantısız ve sert bir müdahalesiyle başlayan ve devamında, herkesin, dünyanın da kabul ettiği şekliyle, Başbakanın da sorumsuz, geren ve bölen konuşmalarıyla artan bu hareketler ülkenin demokrasisinin ve temel haklarının AKP iktidarında ne noktaya geldiğini herkese, Türkiye'ye de, tüm dünyaya da gösterdi. Ve insanlar şunu söylediler: “Yeter artık.” dediler, tepkilerini ortaya koydular.

Tabii, ben isterdim ki AKP de bu sesleri duysun ama AKP Grubundan hiç kimse de, bir Allah’ın kulu da çıkıp “Ya, bu insanlar ne diyor, bir dinleyelim.” demedi. Böyle bir şey beklemek de belki bizim için hayaldi çünkü onlar adına belki padişah ferman vermişti, bu ferman hiç tartışılabilir miydi? Bunu tartışan insanlar ne yapılmalıydı? İşte, bunu tartışan insanlar da polis gazıyla, copuyla, dayakla, şiddetle susturulmalıydı, aynen de böyle yapıldı.

Şimdi, ben, bu süreçte yaşanan olayları bir kez daha kınıyorum ama başka bir konuyu daha dile getireceğim: Bakın, özellikle vurgulanıyor “Biz, şiddete başvurmayan, demokratik tavrını ortaya koyan insanlara hiçbir şey yapmadık.” deniyor. Benim kendi ilimde de, bütün ilçelerinde, il merkezinde de insanlar sokaklara, caddelere döküldü. Bugün öğreniyorum ki sadece demokratik tavrını ortaya koyan, bunun devamında bir yürüyüş düzenleyen, hiçbir taşkın harekette, hukukun dışında hiçbir eylemde bulunmayan insanlara soruşturmalar açılmaya başlanmış. Bugün, Tekirdağ  ilinin Şarköy ilçesinde insanlar emniyet müdürlüğüne ifadeye çağırılıyorlar. “Neden, niçin açıklamada bulundun? Neden, niçin yürüyüş düzenledin?” Cumhuriyet Halk Partisi…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Düzenlemesinler.

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Düzenlemesin değil mi? İşte, AKP’nin bakış açısı ancak bu olur. Düzenlemesin, istediğiniz gibi yaşasın, sizin istediğiniz gibi düşünsün ama insanlar sizin gibi değil işte, insanları anlamadınız hâlâ.

Ben, bu soruşturmanın bugünkü ortamda olayları daha fazla gereceğini söylüyorum ve İçişleri Bakanından da Hükûmetten de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – …söz konusu soruşturmayı geri çekmesini diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köprülü.

Şahsı adına, Konya Milletvekili Gülay Samancı.

Buyurunuz Sayın Samancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLAY SAMANCI (Konya) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 453 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin ek madde 153 üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. 

Günümüzde üniversite eğitimi sadece bir istihdam  alanı olarak değil, nitelikli insan gücü yetiştirme, daha geniş bir dünya görüşü edinme, yaşam kültürünün gelişmesi anlamında önem arz etmektedir. Tarımdan ekonomiye, eğitimden  sağlığa mesafe katetmek için vizyon sahibi yetişmiş insan kaynağına ihtiyaç vardır. Bunun için her zaman eğitim yatırımlarımızı ön planda tuttuk, eğitim için atılan her adımın destekçisi olduk çünkü eğitim her alanda kalkınmanın en önemli unsurudur.  Eğitim alanında yakalanacak üstünlükler diğer tüm alanların da kalitesini yükseltmektedir.

Üniversitelerde eğitim alan gençlerimizin hem eğitim hayatında hem de gelecekte başarı kazanmaları, kendilerini sürekli yetiştirme, yenileme ve geliştirme becerileri ile girişimci bir ruha sahip olmalarına bağlı olmaktadır. Tüm bunları gerçekleştirmek için ülke olarak onlara sunacağımız eğitim olanakları, uygun fiziki koşullar ve sosyal alanları oluşturmak hepimizin ortak sorumluluğu ve görevidir.

Gençlerimizin ufkunu ve hayallerini mümkün olduğunca geniş tutarak onlara sınırsız bir dünyanın kapılarını aralayacak olan üniversite eğitimini tamamlayıp mezun olduktan sonra hayatlarının önemli bir kısmını tamamlamış olacaklar ki onların başarıları işte bu dönemde bizim onlara sunduğumuz imkânlarla doğru orantılı olacaktır.

Bu anlamda, Konya’mızda Bilimsel Araştırma Teknoloji Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından kurulacak olan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi ilimize yeni bir zenginlik katarak Konya’mızın 3’üncü vakıf üniversitesi olacaktır. Hâlihazırda Konya’mızda 2 tane devlet üniversitesi, 2 tane vakıf üniversitesi bulunmaktadır. Kurulacak olan bu yeni vakıf üniversitesiyle toplamda 5 üniversiteye sahip olacağız.

Kurulacak olan Gıda ve Tarım Üniversitesi, ekonomisinin ehemmiyetli bir ayağı tarım olan Konya için önemli bir adım olmuştur. Konya’da kurulacak olan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Türkiye’nin ve Konya’mızın geleceğini güçlendirmede aktif bir rol oynayarak Hükûmetimizin 2023 hedeflerine doğru hızlı ve kararlı adımlarla ilerlemesine önemli bir katkı sağlayacaktır. Bugün, artık, üniversitelerimizi küresel rekabete aktif olarak katılabilen, ileri teknolojileri kullanarak eğitim ve araştırma yapmalarını sağlayan, toplumun beklentilerini karşılayan kurumlara dönüştürmek üzere kurulacak olan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinin Konya’mıza ve ülkemize hayırlar getirmesini diler, yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Samancı.

Soru-cevap bölümüne geçiyorum.

On dakikadır, beş dakikasını sorulara ayıracağım. Birer dakika süre veriyorum.

Buyurunuz Sayın Serter.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, bildiğiniz gibi eğitimöğretim yılının sonuna yaklaştık, yaklaşık on günlük bir süre var. Okulların pek çoğunda devam azaldı. Özelikle sizin vermiş olduğunuz kırk beş günlük devamsızlık hakkıyla hem lise son sınıflar hem de lise ve ortaokullarda öğrenci sayısının seyreldiğini biliyoruz. Şimdi, bu koşullarda, Ankara İl Millî Eğitim Müdürünün ilçe millî eğitim müdürünü toplantıya çağırarak son olaylara katılan öğrencilerin saptanması amacıyla son günlerde devamsızlık yapan öğrencilerin isimlerinin tespit edilmesini istediğini biliyoruz. Bu konuda bir bilginiz var mıdır? Bu toplantının yapılması kararı sizin talimatınızla mı verildi? Buradan ne amaçlanmaktadır Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serter.

Sayın Öztaylan…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aslında söz almayacaktım da, sevgili Bursa milletvekilinin yapmış olduğu konuşmalara istinaden polis arkadaşlarımızın ricasını iletmek üzere söz aldım.

Meclise bir polis arkadaşımız ve yanında babası gelmiş, kapıdan girerken dedi ki: “Affedersiniz, sizin görev ve salahiyetleriniz içinde bizim anamıza avradımıza küfretmek var mı, böyle bir hakkınız var mı? Lütfen bunu sorun.” Dedim: “Öyle bir görev yok.” “O zaman, bize bu selamı yollayana, ben de babası olarak selam söylüyorum.” dedi. Onların selamlarını iletiyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztaylan.

Sayın Vural, buyurunuz…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sizin gözünüze sıkmadılar tabii gazı, bizim gözümüze sıktılar.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Hadi oradan be!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çocuklar da sana selam söyledi, sana!

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Aynen iade ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – O şartlarda siz ne yapardınız acaba?

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Hadi be!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yazıklar olsun size!

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sana yazıklar olsun!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz ve lütfen, mümkünse kuliste birazcık sakinleşiniz.

Buyurunuz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana… Özellikle üniversitelerin birçok yerinde PKK terör örgütüne paralel yapılanmalar ve saldırılar var. Acaba bu konuda özellikle yaptırdığınız bir araştırma ve bu şekilde bu faaliyetlere izin verenler hakkında yürütülen bir soruşturma var mıdır? Sebep ve sonuçları itibarıyla bununla ilgili bilgi verirseniz çok memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Erdemir…

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben bu soruyu dün de sormuştum ama Sayın Millî Eğitim Bakanımız yoktu. Antalya’da “Antalya üniversitesi” adında bir üniversite kurulmak isteniyor ve iki yıldır YÖK’ten vize alamıyor ama bu alamadığı hâlde arkasından hemen “Uluslararası Antalya Üniversitesi” diye bir üniversite kuruldu.

Sayın Bakan, lütfen, bu objektif ölçüleri koyacak mısınız? Bu, Antalya’nın en eski ve en deneyimli kurumudur; burada Antalya üniversitesini kurmak isteyen o grup kökten eğitimcidir, hayatları eğitimle geçmiştir. Şimdi, onların orada öğrenci yetiştirmek için kuracakları bir üniversite yerine, burada alelacele bir Uluslararası Antalya Üniversitesi kurulması… Ona da bir şey demiyorum, kurulsun ama ötekini niye iki senedir bekletiyorlar? Bu adaletsiz değil mi? Onu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün size Anadolu ve fen liselerine girişle ilgili bir soru yöneltmiştim. Tam beş dakika cevap verdiniz, zaman ayırdınız, teşekkür ederim. Evde defalarca okudum ama hiçbir şey söylemediğinizi orada anladım yani gerçekten somut hiçbir  şey yok.

Şimdi bir soru daha sorayım, belki ikisini bir düşünür, cevaplarsınız: SBS’ye başvuru yaparken ufak tefek çeşitli yanlışlıklar yapan -sınava alınamayan- 132 binin üstünde öğrenci var. Bu öğrenciler ya banka hesabına para yatırmış başka yere yatmış… Yani, böyle çok küçücük şeyler var. Yılda bir kere yapılıyor ve hayati bir sınav. Şimdi, bu 132 bin öğrencinin tekrardan bir şansı olabilecek mi efendim?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLİ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Okullardaki devamsızlıkla ilgili olarak özellikle son günlerde sokak gösterilerine katılan öğrencilerle ilgili olarak özel bir toplantının yapıldığı, bunun için benim talimat verip vermediğim bilgisi… Evvelki gün Mecliste yaptığım konuşmada da, sözlü sorulara verdiğim cevaplar sırasında da söylediğim gibi, buradan da hatırlarsanız sadece okul yöneticilerimizi, öğretmenlerimizi değil velilerimizi de, siyasetçilerimizi de bu konularda duyarlı olmaya; ilkokul, ortaokul, lise öğrencilerini şiddet öngörmeyen, şiddet içermeyen barışçı gösterilere bile mümkünse yönlendirmemelerini çünkü o çocukların o yaşlarda kendilerini koruyamama ihtimali olduğunu söylemiştim. Dolayısıyla, evet, il millî eğitim müdürlerimizi de “Çocuklarımızı sokak gösterilerinden uzak tutmak için gerekli telkinleri yapın.” diye uyardık. Bir genelge yayımlamadık ama uyardık. Zaten, uyarmamıza da gerek yok, eğitimcilerimiz bu konularda gerekli duyarlılığı gösterirler diye düşünüyorduk ama son günlerin özel atmosferi nedeniyle ayrıca da şifahi olarak il müdürlerimizi uyardık.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Niye yazılı uyarmadınız da şifahi uyardınız Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sanıyorum Ankara İl Müdürümüz bu hassasiyeti ilçe müdürleriyle -ben o toplantıyı bilmiyorum ama yaptıysa doğru bir şey yapmış- onlar da inşallah -onu da bilmiyorum şu anda ama- okul müdürleriyle paylaşmışlardır.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Ne yapacaklar Sayın Bakan bu öğrencilere? Bu tespitleri neye göre yapacaklar ve nasıl bir yaptırım uygulanacak, esas sorum o. Varsayın ki olaylara katıldığını saptadılar, ne yapacaklar, okuldan mı atacaklar?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Yok, herhangi bir yaptırım yok, sadece bir duyarlılığa işaret etmişlerdir. Yani bir yaptırım…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bunu Kürt öğrencilere yapıyorlardı, atıyorlardı okuldan, bir girişte tık. Yüzlerce, binlerce Kürt öğrenci… Bir dilekçe verdiler “ana dilde eğitim” diye, hepsini attılar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şimdi bize de başladılar.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – O zaman susmayacaktınız. Dün bize, bugün size! O zaman susmayacaktınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Dolayısıyla, ben bu vesileyle, bir kere daha, çocuklarımızın sokak gösterilerine, şiddet içermeyen türden bile olsa… Çünkü, nerede şiddet içeriyor, şiddet ne zaman başlıyor, bunu her zaman kestirmek mümkün olmayacağı için ve gösterilerin de büyük bir kısmı -geriye doğru baktığımızda- güneş battıktan sonra, gece karanlığında, sokak aralarında yapıldığı için, küçük çocukların, gençlerin, ortaokul öğrencilerinin, lise öğrencilerinin bu gösterilerden uzak durmaları konusunda, bir kere daha, velilerimizi, öğretmenlerimizi, okul yöneticilerimizi ve güvenlik güçlerimizi de çocuklarımızın olduğu, her hâlükârda, eğer çocukların da katıldığı gösteriler varsa, o konularda tedbir alırken daha dikkatli olmaları konusunda uyarıyorum. Bu uyarıma sizin de katılmanızı bekliyorum.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Uyarmak başka, cezalandırıp yaptırım uygulamak…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Yok, cezalandırma amaçlı bir toplantı olmaz zaten.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – …ve tespitin nasıl yapılacağına ilişkin yöntemler başka bir şey Sayın Bakan. Tespit nasıl yapılacak? Öyle şey mi olur ya!

BAŞKAN – Sayın Bakan, devam edin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sayın Vural’ın üniversitelerde PKK yapılanmalarına ilişkin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yapılanmaları, saldırılar, açık bir şekilde oradaki şiddet…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Şimdi, bu konularla ilgili eğer yasalara aykırı yapılanmalar varsa bunun öncelikle takibi tabii, ilgili makamlar tarafından ama akademik…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, haberiniz yok mu? “Varsa” diyorsunuz, haberiniz yok mu Sayın Bakanım?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Efendim?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Varsa” diyorsunuz, haberiniz yok mu Sayın Bakanım?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Hayır, zaman zaman bize de ulaşan ihbarlar şüphesiz var ve bunun gereği de yapılıyor, gereği yapılıyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşte onu soruyoruz, “Ne yaptınız?” diye efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bununla ilgili bir tespit yaptınız mı? “Üniversitede ne oluyor? Bu şiddet, bu yapılanmalar nedir, nereye gidiyor?” diye Hükûmetin bir değerlendirmesi yok mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Evet, YÖK o konuda üniversite rektörleriyle gerekli temasları yapıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Bu, Antalya’daki vakıf üniversitesiyle ilgili sayın milletvekili sorusunda benim olmadığımı söyledi. Hayır, ben buradaydım. O soruyu aldım ama vakit yetmediği için cevaplandıramamıştım.

Şimdi, elimde bu konuyla ilgili uzun bir şey var, bir sayfalık bir açıklama var. Süreyi almamak için bunu size daha sonra veririm ama şu bölümünü hemen okuyayım: “Söz konusu vakıfla ilgili teknik inceleme sırasında ortaya çıkan eksik bilgi ve belgelerin tamamlanması için kurucu vakfın yetkilileriyle iletişime geçilmiş ve gerekli bilgiler verilmiştir.” diye bir bilgi notu var. Bunun için de kurucu vakfın bilançosunda “binalar” kısmında bulunan cins tahsisi yapılması gerekli gayrimenkul belgelerinin ibraz edilmesi beklenmektedir. Yükseköğretim Kurulunun 12 Nisan 2012 tarihli Genel Kurulunda o tarihten önceki Yükseköğretim Kuruluna müracaatta bulunan vakıfların taleplerinin değerlendirilebilmesi için, vakıf üniversitesi müracaatlarında başvuruda bulunan vakıfların mal varlığı değerlerinin toplamının 25 milyon Türk lirasından az olmamasına karar verilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan. Diğer soruları yazılı cevaplayacaksınız herhâlde.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, yazılı cevap verecek misiniz efendim sorulara? Yazılı mı cevap vereceksiniz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Tabii, vereceğim.

BAŞKAN – Öyle cevap vereceğini söyledi Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 453 Sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın Ek Madde 153'de yer alan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinin adının "Konya Tarım Üniversitesi" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla. 29/05/2013       

        Fatma Nur Serter                      Gürkut Acar                         Turgay Develi

              (İstanbul)                              (Antalya)                                (Adana)

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ÇİĞDEM MÜNEVVER ÖKTEN (Mersin) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Develi, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGAY DEVELİ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adana’da şehit olan polis memurumuz Mustafa Sarı’ya Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine de sabır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Adana’da üçüncü üniversitenin kurulması tabii bizleri de çok memnun ediyor ama AK PARTİ iktidara gelirken YÖK’ü kaldıracağını söyleyerek gelmişti, şimdi YÖK’le Türkiye'yi, Türkiye'nin siyasetini, Türkiye'nin gençliğini, Türkiye'nin geleceğini dizayn etmek için YÖK’ü bir araç olarak kullanıyor. Ne kadar samimi olduğunu, verdiği sözlerde ne kadar samimi, tutarlı olduğunu buradan görebiliriz.

YÖK’ün en kısa süre içerisinde tarihin çöplüğünde yerini almasını sağlamadığımız takdirde üniversitelerin gerçek birer bilim yuvası olması, orada okuyan öğrencilerin özgürleşmeleri mümkün olmayacak. Buradan YÖK’ün kaldırılması için yıllardır mücadele eden üniversite öğrencilerini, öğretim görevlilerini selamlıyorum.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi çok tarihsel bir hata içerisinde. Gezi Parkı’nda başlayan, on günden bu yana devam eden olaylar, sabaha karşı beşte çok masum olan bir isteğin zulümle bastırılmasıyla başladı. Bu bir siyasi karardı, bunun sorumlusu Hükûmettir.

Arkadaşlar, ikinci tespit edilmesi gereken mesele şu: “Bu hareket örgütsüz bir hareket. Bütün siyasi partiler, bütün sivil toplum kuruluşları, bütün meslek örgütleri bu sivil itaatsizliğin dışındalar. Ah keşke, Cumhuriyet Halk Partisi bu örgüte, bu büyük kitle gücüne, sivil inisiyatife cevap verebilseydi, onun taleplerini karşılayabilecek ve örgütleyebilecek noktada dursaydı.” böyle bir şey yok.

Bu çocuklar özgürlük istiyorlar, bu çocuklar artık hiçbir şeyin eskisi olmayacağını haykırıyorlar. Burada Türk milletinin önünde size uyarım şu: Siyasetin önünü tıkamayın. Siz siyasetin önünü tıkadığınız sürece, bu kürsüde az önce hakarete varan küfürleri muhalefet milletvekillerine etme cüretini gösterdiğiniz sürece, muhalefetin siyasetini, buradan halkla bütünleşmesini engellediğiniz sürece…

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Aynaya bak, aynaya!

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Millet gördü, herkesi gördü!

TURGAY DEVELİ (Devamla) – …sokak durulmayacaktır. Sizler bu özgürleşmenin önünde duramayacaksınız. On buçuk yıldan bu yana zulmettiğiniz bu halk “Artık yeter.” dedi.  (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Halk memnun, memnun! 

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Bakın, ben size söyleyeyim, bu siyasetin yeniden işlevsel hâle gelmesini sağlayın. AK PARTİ buradan Cumhuriyet Halk Partisini darbecilikle, darbeci zihniyetiyle suçlayıp duruyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle!

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Bu ülkede AK PARTİ kadar darbelerden nemalanan, darbelerden beslenen hiçbir siyasi parti olmadı. 27 Nisanı kullandınız, 28 Şubattaki siyaset mühendisliğini kullandınız. 12 Eylül darbesi bu halka karşı yapılmıştır, 27 Mayıs bu halka karşı yapılmıştır, 12 Mart bu halka karşı yapılmıştır. Ardından gelen bütün partiler, sizin zihniyetinizdeki partiler. Dolayısıyla asıl darbeci sizsiniz ve…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Ankara’da hâkimler var.” diye kim dedi?

TURGAY DEVELİ (Devamla) – …Sayın Başbakan, bu halkın taleplerini, haklı taleplerini görmediği sürece, görmeyerek, zulmetmeye devam ederek darbe kışkırtıcılığı yapmaktadır. AK PARTİ darbe kışkırtıcılığından vazgeçmelidir. Sizleri siyasetin dilini kullanmaya çağırıyorum, soğuk savaş siyaset dilini terk etmeye çağırıyorum arkadaşlar.

AK PARTİ halkın sivil itaatsizliğinin taleplerini karşılamalıdır. Aksi takdirde, gererek bu ülkede darbelere yol açmak zorunda kalıyorsunuz, darbelere meyil veriyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGAY DEVELİ (Devamla) – …darbelere çanak tutuyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Develi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Arayacağım efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Karar yeter sayısı yok efendim. 

BAŞKAN - Elektronik cihazla oylama yapacağım efendim.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur. On dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati:19.10

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Tasarının 2’nci maddesine bağlı ek madde 153 üzerine Adana Milletvekili Turgay Develi ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır,  kabul edilmemiştir.

453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi de madde 2’ye bağlı ek madde 153’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 2’ye bağlı ek madde 154’ü okutuyorum:

 

“Sanko Üniversitesi

EK MADDE 154- Gaziantep'te Sani Konukoğlu Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Sanko Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Tıp Fakültesinden,

b) Diş Hekimliği Fakültesinden,

c) Sağlık Bilimleri Fakültesinden,

ç) Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,

d) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

oluşur."

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker.

Buyurunuz Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

 

CHP GRUBU ADINA MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarı kapsamında, toprağında bolluk ve bereket yanında tarih ve uygarlık fışkıran güneydoğunun en güzel ili Gaziantep’te kurulması planlanan Sanko Üniversitesinin oluşumunda emeği geçenlere teşekkür ediyor; üniversitenin, başarılı, araştırmacı, dinamik, sorgulayan gençler yetiştirmesini ve bilimsel alana önemli katkılar sağlamasını diliyorum.

Değerli arkadaşlar, özellikle son on yılda yapılan çalışmaların başarısının sayılarla ölçülmesine dair yaygın bir eğilim var. Örneğin, üniversite sayısının 170’e çıkarılması bir başarı olarak dillendiriliyor ya da yayımlanan makale sayısı bir başarı olarak görülüyor. Oysaki başarı niceliksel değil, niteliksel olmalıdır ve böyle bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Türkiye'de 1980 darbesinin bir kurumu olan YÖK, hantal yapısından çıkartılarak sayıları 200’e yaklaşan üniversiteler arasında eş güdümü sağlayan, bir nevi koordinasyon kurulu yapısına kavuşturulmadan niteliksel bir başarıdan da söz edilemeyecektir. Benim de bir üyesi olduğum Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunun raporunda da vardır bu öneri ancak Kasım 2012’de verilen bu rapor hâlâ Genel Kurula indirilmediğinden tartışma somut adımlar atma noktasına da gelmiş değildir.

Bakınız değerli arkadaşlar, 1981’de yani YÖK öncesinde üniversite sayımız 19 idi, bugün 200’e yaklaşmış durumda; YÖK öncesinde araştırma sayımız 337 iken aradan otuz iki yıla yakın bir zaman geçti, yayımlanan makale sayısı 20 bine yaklaşmıştır. Makale yayımı anlamında Türkiye 17’nci sıraya yükselmiş. Burada niceliksel anlamda bir başarı var mıdır? Evet, vardır. Ancak, bir de niteliksel başarıya bakalım. YÖK öncesindeki bilimsel araştırmaların etki değeri 11,41’dir değerli arkadaşlar, 2012’de yayımlanan 20 bine yakın makalenin etki değeri ise 0,47’dir. Demek ki önemli olan sayılar değil, niteliklermiş. Yine, önemli olan, yayımın sayısından çok refere edilmesi de çok önemlidir. Siz makaleleri yayımlıyorsunuz ama refere edilme oranı, o da çok önemlidir. 2000’li yıllarda Avrupa Patent Enstitüsüne 82 tane başvurumuz var ancak geldiğimiz noktada, bu, Amerika Birleşik Devletleri’nde 10 binin üzerinde. Yani, yayımladığımız makalelerden birileri çok düşük oranda refere etmiş ve çok az oranda da patent talebinde bulunulmuştur. Bu şu demektir değerli arkadaşlar: 20 bin civarındaki makaleden yalnızca 91 tanesi gerçekten bilimsel değer taşıyan düzeyde görülmektedir.

Değerli arkadaşlar, bir diğer sorun: Üniversiteler, bölümler açarken, eğitim müfredatları belirlenirken teknolojik, ekonomik gelişmelerin, küresel eğilimlerin, toplumsal ihtiyaçların göz ardı edilmesiyle de karşı karşıyadır. Gençler, işsiz kalacakları bir bölüm oluşturmaktansa ya da burada okumaktansa tercih yapmamayı yeğliyorlar. Bakınız, 2012 yılında ek yerleştirmeye rağmen, sadece devlet üniversitelerinde açılan kontenjanların yüzde 44,98’i boş kalmıştır. Çağdaş dünyanın beklentilerine uygun bölümler yerine, istihdam olanakları eski programlar açılmaya ya da açık tutulmaya devam edilirse boş kontenjan oranı da artmaya devam edecektir. Bunun için Hükûmetin acilen mezun öğrencilerin sahip olduğu beceriler ile işverenin talep ettiği beceriler arasındaki uyumsuzluğu gidermek üzere bir çalışma yapması gerekmektedir. Aksi hâlde, “üniversiteli işsizler ordusu”, “levha üniversiteler”, “dolmayan kontenjanlar” gibi tanımlamalar ülke gündeminde yer almaya devam edecektir.

Bakın, değerli milletvekilleri, Gaziantep’ten bir genç arkadaşımız bana bir not göndermişti, diyor ki: “Ben, Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2’nci sınıf öğrencisiyim. Bütün arkadaşlarım adına sizden bir isteğimiz olacak. Fakültemiz iki sene önce açıldı fakat henüz ne öğretim üyesi kadrosu tam ne de eğitim görebileceğimiz bir binamız var. Sınıf ve öğretim kadrosu eksikliğinden dolayı, 1’inci sınıf öğrencileri Adana Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesinde eğitim görmektedir, bizler de geçici olarak eğitim fakültesinin amfisini kullanmaktayız. Birçok yere başvurmamıza, iletişime geçmemize rağmen sonuç alamadık. Sesimizi bir de sizin aracılığınızla duyurmak istedik. İlgilenirseniz teşekkür ederiz.” Sayın Bakanın bu konuyla ilgilenmesini önemle rica ediyorum.

Değerli arkadaşlar, son günlerde yaşananları burada üç gündür tartışıyoruz, geldiğimiz nokta şu: 3 tane ağaçtan bahsediyoruz, sanki bütün olayları bu 3 ağaç etrafında oluşmuş gibi görüyoruz. Oysa, çok iyi değerlendirmemiz lazım. Şu anda halk, sokağa inen insanlar bizlere çok büyük bir ders verdiler, bu ders siyaset kurumuna verildi, bu ders üniversitelere verildi, bu ders medyaya verildi. Siyaset kurumundan Meclis olarak sorumluyuz, Hükûmet olarak sorumluyuz, siyasi partiler olarak da sorumluyuz. Bu insanların bir an önce sokaktan evlerine dönebilmeleri için girişimleri de yapmak zorundayız.

İnsanları sokağa indirmek belki tarih boyunca uğraşsanız çok başarabileceğiniz bir olay değildir ama sokağa indikten sonra evlerine döndürmek de o denli zor, sıkıntılı ve zahmetli bir iştir.

Değerli arkadaşlar, burada herkesin sağduyulu davranması gerekiyor. Görüyoruz, televizyonlarda da izlediğiniz gibi, polislerin davranışları gerçekten çok ciddi şekilde bu ülkede sıkıntı yaratıyor, nişan alarak silahlarını ateşlemeleri doğru değil. Bakın, 2 öğrenci hayatını kaybetti. Bugün Türk Tabipleri Birliğinin gönderdiği bir çizelgede 4 öğrenci gözünden oldu, yaralananlar var, maalesef ciddi şekilde sorunları olan insanlar var.

Peki, ne yapmamız gerekiyor? Hep birlikte, bu sorunun çözümü için birlikte mücadele etmemiz, birlikte karar vermemiz gerekiyor. Birbirimizi eleştirerek geçmişle ilgili çok ciddi suçlamalarda bulunarak bir yere gelemeyeceğimiz ortada. Dün burada arkadaşlarımız konuşurken ben yine bir cevap vermiştim, darbecilikle ilgili. Değerli arkadaşlar, darbeleri araştırmayla ilgili kurulan komisyonunun aldığı kararlar ve altına imza attığı maddeler açık ve net ortada. Buyurun, getirin bu Meclise, Meclis kapanmadan önce bunları düzenleyelim, yeni kanunlar çıkaralım, bu insanları sokaktan kurtaracak yöntemler bulmaya çalışalım.

Herkesin demokratik hakkı vardır, herkesin özgürlüklerle ilgili istemleri olabilir, bunları mutlaka sokağa çıkarak da yapabilir. Bunları yaparken bir tek isteğimiz var, kimsenin şiddete bulaşmaması, polisin de bu insanlara çok ciddi şekilde tepki göstermemesi gerekiyor. Siz şiddetle karşılık verirseniz karşıdaki güç büyüyor, aralarına başkaları karışıyor, başkaları karıştığında da önü alınamayan ve sonu belli olmayan sıkıntılar, inanın önümüzdeki günlerde karşımıza çıkabilir. Bu Meclis çatısı altındaki milletvekili arkadaşlarım, açık ve net söylüyorum, eğer bu olayların önü alınamazsa ve kontrol altında tutulamazsa, gereği yapılamazsa belki evimize bile buradan polis marifetiyle gitmek zorunda kalacağız, Kızılay’a inemeyecek pozisyona geleceğiz. Onun için, herkese görev düşüyor. Sadece bağırarak çağırarak, eleştirerek bir yere varma şansımız yok. Herkesin mutlaka ve mutlaka bu sorunla ilgili çözümlerini ortaya koyması lazım. Sayın Başbakanın özellikle, bu konuda ayrıştırıcı değil birleştirici konuşmalar yapması lazım. Devletin yöneticilerinin, bakanlarımızın, milletvekillerimizin de bu şekilde konuşmalar yapması lazım. Yoksa, inanın, daha önce yaşadığımız olayların benzerlerini yaşarız ve sonra da “Bunlar niçin oldu?” deriz.

Bakın, sokaktaki çocukların içerisinde 14 yaşında olanlar var, sokaktaki çocukların içerisinde 20 yaşına kadar gençler var ama 50 yaşında, 60 yaşında insanlar da var. Siyaset olarak, ideolojik olarak, cinsiyet olarak bunların bir birlikteliği yok ama söylemleri aynı. Talepleri var, bu taleplerini de en demokratik şekilde bu ülkede anlatmaya çalışıyorlar. Bize düşen görev, onların taleplerini dinlemek, siyaset kurumuna düşen görev bu.

Medya baştan beri yanlış yaptı, hiç ciddiye almadı, yayınlamadı, başka programlar gösterdi ama sonra yaptığı yanlışı anladı ve en önemlisi de üniversiteler de bunları anlayamadı. Maalesef, üniversiteler sadece üniversite hocalarından, rektörlerden ibaret değil. O çocukları çok iyi anlamak lazım, bunların demokratik isteklerine eğer çözüm bulamazsak inanın, burada çok daha farklı konuları tartışıyor oluruz.

Bu vesileyle, Gaziantep’te Sanko Üniversitesinin kurulmasını ve başarılı bir şekilde eğitimine devam etmesini diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şeker.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oktay Vural.

Buyurunuz Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yükseköğretim Kanunu hakkındaki değişiklikle, bugün, bu görüşmelerimizle, İstanbul, Ankara, Adana, Gaziantep ve Konya’da birer vakıf üniversitesi açılması teklif edilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak öteden beri eğitim ve öğrenim alanındaki sıkıntılarımızın üzerine titizlikle eğilmesi ve Türkiye’nin geleceğinin eğitimden geçtiğinin bilinci içerisinde, şüphesiz, bu konuda atılan her olumlu adımı destekledik. Bundan sonra da destekleyeceğiz ancak şüphesiz bu üniversiteleri kurarken yeterli altyapı, bina, mekân ve donanıma, kâfi sayıda öğretim kadrosuna sahip olmadan yeni üniversitelerle de yeni sorunlara kapı açıldığının bilincinde olmamız gerekiyor. Üniversiteleri nitelikli, kaliteli hâle dönüştürmemiz gerekiyor. Çünkü burada yetişecek olan nesillerimiz, nesilleri kaybetmemenin yolunun da nitelikli bir eğitimden geçtiğini ifade etmek istiyorum.

Bu maddede, aslında Gaziantep’te bir üniversite kuruluyor. Hâlihazırda Hasan Kalyoncu ve Zirve olmak üzere iki üniversite var, bir üçüncü üniversite de kuruluyor.

Gaziantep Milletvekilimiz, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Semih Yalçın Bey, aslında, bu maddeyle ilgili görüşlerini ifade edecekti ama kendileri, merkez yönetim kurulu toplantımız olduğu için, Gaziantep’te bu hayırlı iş konusundaki, hayırlı bir adım konusundaki olumlu düşüncelerini Meclis kürsüsünden paylaşamadı. Bu bakımdan ben de onun adına bu konuda desteğimizi ifade etmek istedim.

Bu vesileyle de aslında bir sanayi kenti olan ve bölgenin yükünü omuzlarında taşıyan Gaziantep’in ciddi eğitim sorunlarıyla boğuştuğunu ve benim de geçen hafta Gaziantep’e yaptığım ziyaret sırasında da gerçekten çok fazla göç alan, yoğun nüfus hareketleri dolayısıyla da eğitim sorunlarını çözmekte zorlanan bir ilimiz olduğunu müşahede ettim. Gaziantep’in yıllardan beri yükseköğrenime geçiş sıralamasında başarılı iller listesinde son sıralarda yer aldığı görülmektedir. 2013’te bu sonuçlara göre, Gaziantep ili en başarılı iller sıralamasında 64’üncü sırada yer almaktadır. Buna rağmen eğitimin temel sorunlarına çözüm getirmesi gereken Hükûmetin pilot iller listesinde Gaziantep ili de yer almamaktadır. Bu bakımdan, vakıf üniversitelerinin eğitim altyapısı konusunda yükü Gaziantepliler, Gaziantepli müteşebbisler çekmektedir. Gaziantep gerçekten bu bakımdan da bu yükü çekmekte çekinmeyen vatandaşlarımızın olduğu bir kentimizdir ama Hükûmetin özellikle Gaziantep iline hak ettiği devlet desteğini vermesi gerekiyor.

Gaziantep ilinde bulunan üniversitelerden mezun olan evlatlarımız diğer illerden mezun olanlar gibi maalesef iş bulmakta zorlanmaktadır. Gaziantep bu bakımdan önemli bir sanayi kenti olduğu için de burada daha nitelikli üniversitelerin kurulması, üniversite-sanayi iş birliğinin yapılması bu bölgenin gelişmesi kadar Türkiye’nin de gelişmesine katkı sağlayacaktır.

Bu bakımdan, Gaziantep’te böyle bir üniversitenin kurulmasını olumlu görmekle birlikte Hükûmetin Gaziantep’in eğitim sorunlarıyla ilgili de bu soruna el atması hususundaki Gazianteplilerin talebini de belirtmek istiyorum. Milletvekilimiz Semih Yalçın Bey’in de bu vesileyle Gaziantep’te kurulan bu üniversitenin hayırlı olması dileklerini sizlerle paylaşıyorum.

İyi günler diliyorum efendim.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili, Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gaziantep ilimizde Sanko Üniversitesinin kurulması hayırlı olsun. Çünkü en önemli, güneydoğunun sanayi illerimizden biri ve bu üniversitenin de özellikle sağlık bilimleri alanında özel olarak ihtisaslaşması, fakülteleri; Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Fen Bilimleri Enstitüsü gibi, bugüne kadar kurulan diğer üniversitelerden farklı bir ihtisas alanı içermesi itibarıyla da son derece yararlı olacağını düşünüyoruz.

Tabii ki özel üniversitelerin başarılı olması biraz kendi kadrolarının kendi seçtikleri alanlarla bağlantılıdır, biraz da özel vakıf üniversitelerinin başarısı kendi çabalarına bağlı olan bir durumu yansıtır. Ancak, devlet üniversitelerindeki durumla karşılaştırdığımız zaman, maalesef, devlet üniversitelerindeki durumun vahim bir durum arz ettiği, eğitim sisteminden ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına göre bölümlerin kurulmamasından tutun da kadrolaşmaya kadar, partizanca kadrolaşmaya kadar, YÖK’e karşı dururken YÖK’ü kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya kadar gelen bir süreç yaşıyoruz.

Tabii bütün bunları konuşurken üniversitelerimizle ilgili, özgür, özerk ve bilimi rahatlıkla yapabilecek, üniversite öğrencilerinin içinde rahatça yaşabilecekleri, polis ve özel güvenlik tahakkümünden uzak, fikirlerini özgürce tartışılabileceği ortamlar da son derece önemlidir. Aslında yaşadığımız olaylar da bunun işaretini veriyor ve buradan ders çıkarmadan, bu üniversitelerimizin yapılanmasında ve sürecinde, vakıf olsun, devlet üniversitesi olsun bazı gerçekleri görmeden bugünkü olaylardaki şiddeti,

şiddetteki oran aşmasını anlamak da mümkün değildir.

Mesela, jandarmayla ilgili yüksekokullar ve polis akademileri, sanıyorum, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı değil. Sayın Bakan ben yanılıyorsam beni bu konuda düzeltebilirler. Askerî silahlı güçleri yetiştiren öğrenciler Millî Eğitim Bakanlığına bağlı değil, kendi bakanlıkları bünyesinde bir yapılanmaları var. Polisi yürütmeye bağlarsanız, Hükûmetin vesayeti altına sokarsanız, orada da ırkçı, ayrımcı, gerici, şovenist bir eğitim verirseniz, bu eğitimde toplumun belli bir kesimini, yüzde 50’sini düşman, potansiyel suçlu, efendim, illegal örgüt üyesi, zararlı unsur olarak tanıtırsanız, onların da toplumsal olaylarda kullanacağı şiddet maalesef farklılaşabiliyor. Bazı kesimlere tolere edici, koruyucu davranılıyor; bazı kesimlere de son derece şiddetli bir şekilde davranılıyor.

Ben, buradan, son on gündür yaşanan olaylarda yaşamını yitiren, başta Adana’da yitirdiğimiz komiser ve diğer vatandaşlarımız olmak üzere hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu koşullarda yetişen polisin dahi, açık söylüyorum, altı gün diğer şehirlerden getirilerek kaldırımlarda yattığını kendi aralarındaki sosyal medya iletişiminden öğreniyoruz. Altı gün boyunca bu olayları öngöremeyen bir anlayış var ve bu olaylarla beraber altı gündür yatmayan, doğru dürüst bir şekilde uykusunu alamamış, dinlenememiş bir polisin sürekli göreve koşturulması var. Süreci de biliyoruz.

Demin Kuğulu Park’ın oradan geldim, Diyarbakır’dan TOMA’lar getirilmişti, onu gördüm. Yine, başka şehirlerden gelen araçların da olduğunu gördüm, uçakla gelmelerin olduğunu gördüm. Kızılay’ın üzerinde durmadan helikopterler uçuyor ve oradan geçen çok vatandaş bana telefon etti, normal yol güzergâhında -tabii, merkez bir yer Kızılay Meydanı- herkesin bu atılan gazlardan, gaz bombalarından nasibini aldığı; kovalamaca esnasında girdikleri pasajlarda, iş yerlerinde kapılarda kendisini bekleyenler tarafından, olaylara katılmayanların da zarar gördüğü yönünde ciddi tespitler var.

Buradan, İçişleri Bakanının açıklaması var: 915 yaralı, 280 iş yeri, 103 polis otosu, 259 özel araç, orantısız gücün araştırılması, bu tür müdahaleler… Bu onuncu gününü doldurdu. Hakikaten, Meclisin bu konuda bir çağrısı, bir ortak çağrısı, bir müdahalesi oldu mu? Yok, olamıyor. Peki, siyasi parti liderleri bir araya gelebiliyor mu? Gelemiyor. E, ne zaman beraber olacaksınız, bir araya geleceksiniz veya konuşacaksınız? Yani böylesi hayati durumlarda da görüşülemiyor.

Biz arada burada konuşuyoruz ama “süreç” diyoruz, bir tarafından hassasiyetini alıyoruz. E, Başbakan ağzını açınca borsa çakılıp yükseliyor, hani “Borsayı da etkilemeyelim.” diyoruz. Biraz daha konuşsam Ahmet Aydın oradan, sataşmadan hemen söz alacak, “Yanlış anlaşıldık.” diyecek, cevap verecek.

Bu arada, İnternet’e girdik. Bu, sosyal medya iktidarların baş belası olmuş arkadaşlar. Bu sosyal medyada bu medyanın nasıl denetlenmesi için AR-GE çalışmalarına başlanmış ama mümkün değil. Bakın, Kardeş Türküler’den “Tencere Tava Havası”nı mutlaka izlemenizi öneririm. Çok güzel bir müzik ve tam… Yani “Hep aynı hava.” diyorsunuz, değil -bakın, izleyin, görün- ama hep aynı kafa olduğunu göreceksiniz bazı uygulamalarda seneler geçse de.

Bakın, yine, size bir şey daha öneririm: Boğaziçi Üniversitesi Caz Orkestrasının “Çapulcuyuz, eylemciyiz.” şarkısını mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Açın, izleyin, görün, halkımızın yaratıcılığını görürsünüz. Çöpleri toplarken bir kadının yanında gelen köpeğin de o çöp torbalarını, naylonlarını nasıl taşıdığının resmini bir yerde görürsünüz, bir yanda kandilin nasıl kutlandığını görürsünüz. Bir yandan gerçekten yapılan zararlara, çıkışlara, provokasyonlara karşı halkın kendi içinden oto fren denge sistemini de nasıl geliştirdiğini görürsünüz ve bugünlerde gençler arasında, iş yerleri, üniversiteler, her yerde en çok konuşulan kelimeler: Direniş, eylem, eleştiri, gülümseme, düşündürme, oransız şiddet. Bütün bunlar konuşuluyor ve bütün bunlar içinde, halk birlik ve dayanışmayı nasıl şiddete evirmeden, demokratik bir talep olarak “Bunları nasıl hayata geçirebiliriz?” diyor ama Sayın Başbakan açıklama yapıyor Tunus’ta ve inat ediyor “Ben orayı illa kışla yapacağım.” Ya, kışladan, askerî vesayetten bıktık artık. Yeniçerileri mi geri getireceğiz? Yapmayın, etmeyin, eylemeyin arkadaşlar.

Bakın, Tunus’a gitti Sayın Başbakan. Orada hemen İngilizce, Türkçe bir protesto Gezi’yle ilgili. İnanın Allah’tan, bu onuncu gün, bunun önünü alamazsak her gidilen ülkede değil Başbakan, bütün AKP milletvekillerinin önüne bir grup çıkacak sizi selamlayacak. Onun için, gelin, bunu birlikte çözelim, aklın yolu birdir diyoruz.

Gaziantep’e de bu üniversitemizin hayırlı olmasını diliyorum. Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Bir durum mu var Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bir açıklama yapacağım Sayın Başkanım, sataşma değil.

BAŞKAN – Başka bir konu var.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Az önce tutanaklara baktım, bugünkü birleşimde Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Emine Ülker Tarhan “’Bizim partiye üye olmak genel başkana nikâhla bağlanmaktır.’. cümlesinden utanç duyulması gerekiyor…” Eğer varsa böyle bir söz utanç duyarız. Nikâhın ehemmiyetini ve önemini en iyi bilenlerdeniz. Yalnız burada, özellikle bu bilgilerin teyit edilmeden kullanılmasının çok acı olduğunu söylemek istiyorum. AK PARTİ Gölcük Düzağaç Kadın Kolları mahalle toplantısında mahalle başkanı, AK PARTİ’ye üye olmakla resmiyet kazandığını ve âdeta AK PARTİ’ye nikâh kıydığı yolundaki açıklaması…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – AK PARTİ’ye değil Erdoğan’a.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Genel Başkana değil AK PARTİ’yle resmî bir ironi yapıyor. Şimdi, bunun bu şekilde aktarılması çok yanlış. Bununla ilgili Gölcük İlçe Başkanı da zaten o ilgili gazetede tekzibi de yayınlatmış. Dolayısıyla, bunun üzerinden, devamında, özellikle Milliyetçi Hareket Partisi Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın “Haydi bakalım, karısı olan düşünsün AVM’de bunu, bu lafı herkes düşünsün.” Öncelikle Lütfü Bey’in kendisinin bu lafı çok iyi düşünmesi gerekiyor. Nikâhın ehemmiyetini, önemini bilen bir kişi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Benim karım AK PARTİ üyesi değil, üye olanlar düşünsün, AK PARTİ üyesi olanlar düşünsün, benim karım değil.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu noktadan itibaren doğruluğu kanıtlanmamış bilgilerin burada doğruymuş gibi aktarılması, böylesine hususi, önem arz eden konularda lütfen arkadaşlar çok dikkat etsin, sözlerine çok çok dikkat etsin, teyit etmeden konuşmamaları lazım. Varsa da dediğim gibi, aynı şekilde bizler de kendilerine iade ediyoruz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, sistemi açarsanız ben de yanıt vermek istiyorum, yanıt hakkı doğdu.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tarhan.

 

33.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, gerçeğe aykırı olup olmadığı bir beyanın, yalanlandığı ancak tekzip edildiği takdirde ortaya çıkar. Oysa, bu ifadeler bütün sosyal medyada, basında, her yerde yayınlandı ve neredeyse kamuya mal oldu bu sözler. O yüzden, biz görünürdeki gerçeğe göre hareket ederiz, kesin bir yalanlamayla karşılaşmadık; birincisi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, tekzip edilmiş. Tekzip edilmiş kısmı da var.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Kanıtlarsanız ona göre davranırız.

İkincisi; bize yapılan saldırı, o yanıtı vermeme neden olan saldırı halkı isyana teşvik etmekti. Bunun kanıtını gösterebilecek misiniz? Cumhuriyet Halk Partisinin halkı isyana teşvik ettiğine ilişkin, somut, belirleyici, bizi ikna edecek, halkı ikna edecek kanıtlarınız var mı? Bunları ortaya koyabilecek durumda mısınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Ayıp! Ayıp!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Hodri meydan kanıtlayabiliyorsanız.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak birtakım kurumlara üyelik ilişkisini çok kutsal olan bir nikâh ilişkisine benzetmenin doğru olmadığını düşünüyoruz. Ayrıca, kimi yöneticilerin yaptıklarını “sünnet” olarak tarifleyip “ona uymak” olarak nitelendirmeyi de akidemize uygun olmadığını ifade etmek istiyorum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Ne alakası var?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Partiye yeni üye olmuş birinin açıklaması…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ama niye hep sizin partinizde oluyor Sayın Vekilim? Bak hep sizin partinizde oluyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bunun buralarda tartışılması kadar ayıp bir şey yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Sünnet” diyor ya. Biz Peygamber Efendimiz’in sünnetinden başka sünnet bilmeyiz. Bu kadar açık ve net. Nedir bu canım, nedir bu ya?

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, şahsı adına Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi hakla böyle bir teşbihte bulunabilir, kimse benim dinime hakaret edemez.

BAŞKAN – Lütfen…

Buyurunuz Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İlme saygı göstermeyen hiçbir devlet adamının başarıyı yakalaması mümkün değildir. İlim yuvaları olan üniversiteleri arka bahçeleri hâline getirmeye çalışanlar için gelecek karanlıktır. Hiçbir başbakan “Yüzde 50 oy aldım, herkes benden icazet alacak, her yer bana bağlı olacak, basın da, yargı da, sivil toplum da, üniversiteler de.” diyemez. Velev ki her yer sana bağlandı Sayın Başbakan, Allah aşkına bunun adı “demokrasi” olur mu? Bu zihniyet, maalesef -kimse kusura bakmasın- demokratik özürle ancak açıklanabilir. Bu yüzden, ülkemizin meydanları, caddeler “Demokrasi istiyoruz.” diye doluyor, taşıyor.

Fas gezisinde, bugün Tunus gezisinde yaşananlar vahimdir, bu diplomatik bir skandaldır. Artık sadece kendi itibarınıza zarar vermiyorsunuz, ülkemizin itibarını da zedeliyorsunuz Sayın Başbakan.

Bakın, bu Fas, Tunus neresi? Asırlar önce atamızın, dedemizin bir selamla yönettiği binlerce kilometre ötedeki diyarlar buraları. Türkiye’yi ne hâle getirdiniz. Merak ediyorum, bu kadar kısa zamanda Türk dış politikasını itibarsızlaştırmayı nasıl başardınız? Sevsinler sizin itibarlı dış politikanızı! Nerede, bu fikirleri kendinden menkul Sayın Dışişleri Bakanı, dünyaya akıl veren Sayın Davutoğlu? Nerede “sıfır sorun” diye yola çıkıp da ülkenin dış politikasını sırf sorun hâline getiren bu hayalperest Bakan? İnsanlar twitter’da kafa buluyorlar sıfır sorun anlayışınızla “Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde kavga etmediğimiz hamsiler ve kefaller kaldı.” diye ve Sayın Erdoğan’ın halkı küçümseyen tencere tava benzetmesinden sonra insanlar hemen twitter’a yüklenmişler: “Vazgeçtim tencere tastan, / Adamı izine çevirirler Tunus’tan, Fas’tan.” Bu memlekete daha fazla yazık etmeyin. Bu millet bunları hak etmiyor. Şirazeden çıkmış bir Hükûmet, soğukkanlılığını kaybetmiş, öfkesine yenilmiş bir Başbakan. Biz söylemiyoruz, Cumhurbaşkanı Sayın Gül söylüyor, Sayın Arınç da hak veriyor: “Demokrasi, sadece seçim demek değildir.” diyor, “Biz mesajı aldık.” diyor. Herkes mesajı alıyor ama Sayın Erdoğan “Ne mesajı?” diyor. Anlaşılıyor ki yüreği, kalbi kapalı değil sadece, kulakları da tıkalı. Cumhurbaşkanının sözlerinin meali şu: “En çok oyu ben aldım.” diye sana oy vermeyenleri yok sayma, “Ben yaptım oldu.” deme, milletle mutabakat ara, ülkeyi ortak akılla yönet, sadece yaptıkların değil, onların hangi yöntemlerle yapıldığı ve karar mekanizmasında ne kadar farklı görüşlere yer verildiği de bir o kadar önemli. Bunda anlaşılmayacak ne var? Demokrasiye, çoğulculuğa inanan herkes demokrasinin bu temel kaidelerini bilir. Sayın Arınç “Üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz.” diyor. Başbakan “Bu mesajı anlamadım.” derken “Yine bildiğimi okumaya devam edeceğim.” diyor aslında; kendisini aklıselim ve sağduyuya davet edenlere de husumet ilan ediyor.

Partisinde dahi şerrinden herkes susmuş, konuşamıyor. Üniversitelerde 81 ilin rektörlerini hizaya çekmiş. Bütün dayatıcı, zorlayıcı gücüyle çöküyor üniversitelerin tepesine. Rektörlerden açıklama istiyorlar AKP politikalarına destek olmak üzere. AKP yanında tavır almayan rektörler, el altından YÖK’e ve Çankaya’ya havale ediliyor. Bir kere, böyle bir dayatmanın olduğu yerde çağdaş ilimden, çağdaş üniversitelerden bahsetmek mümkün değildir.

Bu, iki taraflı bir ayıptır, hem Hükûmet için hem de rektör koltuğunu, toplumun önderi olan aydın makamına tercih edenler için. Bu ceberut iktidar karşısında susmak, bilim yapma imkânı kalmamışken yapar gibi görünmek aydın namusuna da sığmaz, hocalık mertebesi ile hiç uyuşmaz. “Olduğu kadar.” deyip devam edemezsiniz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

Şahsı adına Gaziantep Milletvekili Mehmet Sarı.

Buyurunuz Sayın Sarı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET SARI (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 453 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Tasarısı’nın 2’nci maddesinin ek 154’ü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Adana’da şehit olan polis memuru Mustafa Sarı kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak bizler, en büyük değerimiz ve zenginlik kaynağımız olan genç ve dinamik nüfusumuzla gurur duymaktayız. Eğitimli, sağlıklı, dünyadaki emsalleriyle yarışabilen ve idealizmle donatılmış, Türkiye’ye yakışan bir gençlik yetiştirmenin çabası içerisindeyiz. Günümüz teknolojisinin tüm imkânlarıyla donatılmış aydın bireylerin yetişmesine önem vermekteyiz. Bu amaçla üniversitelerimizi, dünya standartlarının üstünde eğitim verebilen ve çok boyutlu düşünen gençlerin yetiştiği kurumlar hâline getirmeye çalışıyoruz.

Bu nedenle, kâr gayesi gütmeyen, temel amacı ülke insanına hizmet etmek olan üniversiteler kurduk ve kurmaya devam ediyoruz. Vakıf üniversiteleriyle de Türkiye'nin genç nüfusunun yükseköğrenim talebinin karşılanması hususunda katkı sağlamasını teşvik etmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gaziantep, İstanbul’dan sonra en hızlı nüfus artışının yaşandığı iller arasında olup sanayi, ticaret ve turizm alanlarındaki yatırımlarıyla, 7 organize sanayi bölgesiyle, 2012 yılında 177 ülkeye 5 milyar 879 milyon dolarlık ihracatıyla bölgemizin lokomotifi ve kalkınmada model ilidir. Bu başarının bilim ve teknolojiyle birlikte eğitim alanına da taşınması için yoğun bir çaba gösterilmektedir.

Gaziantep’te 2’si vakıf, 1’i devlet üniversitesi olmak üzere 3 üniversitemiz ilimize, bölgemize ve ülkemize hizmet etmektedir. Gaziantep Üniversitemizde 15 fakülte, 4 enstitü, 5 yüksekokul ve 9 meslek yüksekokulu ile 29.800 öğrencimize eğitim verilmekte. Zirve Üniversitemizde 8 fakülte, 3 enstitü, 1 yüksekokul ve 1 meslek yüksekokulu ile 5.381 öğrencimize eğitim verilmekte. Hasan Kalyoncu Üniversitemizde de 5 fakülte, 3 enstitü, 2 yüksekokul ile 4.787 öğrencimize eğitim verilmekte. 2012-2013 eğitim öğretim yılında Gaziantep’teki toplam 3 üniversitemizde 28 fakülte, 10 enstitü, 9 yüksekokul, 10 meslek yüksekokulu ile 39.968 öğrenciye eğitim verilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insani ve toplumsal değerleri benimseyen, bu değerleri geliştirme ve dünyaya tanıtma gayretiyle hareket edecek olan Gaziantep’teki üniversitelerimize bugün bir yenisinin daha eklenmesinin haklı gururunu yaşamaktayız. Yeni üniversitemiz Sani Konukoğlu Vakfı tarafından kurulacak olup “Sanko Üniversitesi” adıyla hizmet verecektir. Sani Konukoğlu Vakfı, eğitim öğretim alanında yapmış olduğu hizmetlerle birçok ilköğretim ve ortaöğretim okullarını Millî Eğitimin hizmetine sunduğu gibi, başarılı öğrencilerimize verdiği burslar ile de örnek faaliyetler göstermiş, ilimizin ve ülkemizin gurur kaynağı olmuştur.

Yeni üniversitemiz 2013-2014 eğitim öğretim yılında hizmete başlayacaktır. Sanko Üniversitemiz Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve Fen Bilimleri Enstitüsü olmak üzere 3 fakülte ve 2 enstitüyle eğitim öğretim hizmeti verecektir. Burada eğitim alan öğrencilerimiz günümüz sağlık sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikleri taşıyan hekim, uzman hekim ve uzman sağlık elemanları olarak yetişeceklerdir.

Sanko Üniversitesinin sağlık alanına odaklanan bir bölge üniversitesi olarak hizmet vermesi hedeflenmektedir.

Sanko Üniversitesi, Orta Doğu’ya yakınlığının avantajını da kullanarak İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelerle olan ilişkilerin de gelişmesine katkı sağlayacaktır. Bu çerçevede Gaziantep’in sağlık turizminde de cazibe merkezi hâline gelmesi mümkün olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarları döneminde her ilimizi en az bir üniversiteye kavuşturduk. Bununla da yetinmeyerek vakıf üniversitelerine destek verdik. Eğitimin ne kadar önemli olduğunu söylemlerimizle değil eylemlerimizle ortaya koyduk.

Bu vesileyle, kanunun hazırlanmasında emeği geçen tüm bürokratlarımıza, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonumuza, Millî Eğitim Bakanımıza, Türkiye Büyük Millet Meclisinde desteklerini esirgemeyen iktidar-muhalefet tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor, Gaziantep’te kurulacak olan Sanko Üniversitemizin ve bu üniversitemizle birlikte kurulan diğer üniversitelerimizin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sarı.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Sayın Serter…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, on bir yıldır iktidardasınız. Sizin döneminizde ilkokula başlayan öğrenciler bugün ortaöğretimin son aşamasına geldiler. Dolayısıyla sistemin başarısından da başarısızlığından da sorumlu olduğunuzu herhâlde kabul ediyorsunuz.

Şimdi size bir ÖSYM verisi sunmak istiyorum: 2010 yılından 2013 yılına kadarki süreç içerisinde sınava giren öğrencilerin oranında yüzde 24’lük bir artış oldu. Yani yüzde 24 daha fazla öğrenci sınava girdi. Buna karşılık 0,5’ten daha az puan alan öğrenci oranında da yüzde 570’lik bir artış oldu. Yani, 5,5 katlık bir artış olmuştur. Bunu eğitimde bir başarı olarak nitelendiriyor musunuz? Değilse –ki mümkün değil- o zaman bunun nedenleri konusunda nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serter.

Sayın Önal…

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Toplumun asayiş ve huzurunu sağlamak amacıyla fedakârca görev yaparken Adana’da şehit olan ve yarın Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde defnedeceğimiz Komiser Mustafa Sarı’ya Allah’tan rahmet, aziz milletimize ve ailesine de başsağlığı diliyorum.

453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Ek Madde 154 kısmıyla Sani Konukoğlu Vakfı tarafından kurulan Sanko Üniversitesi, aslında bugün kurulan bir üniversite değil. Benim de milletvekili olduğum Osmaniye iline komşu olan Gaziantep’teki Sanko Tıp Merkezi, yıllardır o bölgede bir bölge ihtisas hastanesi şeklinde görev yapmıştır, hizmet sunmuştur. Özellikle de kardiyoloji alanında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) –…tartışılmaz bir yeri vardır. Bu anlamda, Gaziantep’te kurulan Sanko Üniversitesinin aynı şekilde, bölgeye bir bölge ihtisas hastanesi gibi hizmet edeceğini ifade ediyor ve hem Gaziantep ilinde hem de Osmaniye ve çevredeki illerimize hizmet sunacağını ifade ediyor, hayırlı olsun diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Önal.

Sayın Öğüt… Yok.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce iktidar partisi milletvekilince bir polisimizin bir mesajı iletildi buraya. Bugün burada konuşma yapan Sayın Aykan Erdemir de amir baskısı, siyaset baskısı, kanunsuz emre direnebilme hakkı, insanlık dışı çalışma saatleri ve vicdanıyla görevi arasına sıkışmaktan bahsetti. Bunların hiçbirine ihtiyaç olmayabilir. Bu Parlamentoya polisin sesini duyurabilmesi için bir sendikaya ihtiyacı var. Keşke iktidar partisi sendikalaşma çabasında olan polisin tamamını biçmeseydi de onların seslerini duyurmak için milletvekillerinin ayağına gelip dertlerini anlatmak gibi bir ihtiyaçları olmasaydı.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, SBS’ye giren çocuklar ve üniversite sınavına giren çocuklar çok tedirginler çünkü her yıl bir kural değişiyor. Benim 1996 doğumlu bir kızım var, her bakan değiştiğinde kural değiştiği için önce SBS garabetine uğradı çocuk, şimdi önümüzdeki dönem de üniversite sınavlarına girecek ve bu üniversite sınavlarının nasıl olacağı belli değil. Okula girerken kurallar farklı, çıkarken farklı oluyor. Ucu açık sorular sorulacağı söyleniyor. Üniversite sınavları ve SBS’nin nasıl olacağı konusunda artık bilimsel gerçeklere göre bir yere oturtulamaz mı? AKP’nin 3 bakan değişikliğinde de ayrı ayrı kurallar konuyor, bu konu bir çözümlenemez mi?

Bir de sınav sorularının nasıl olacağı konusunda bilgi verebilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok hızlıca önce Sayın Yılmaz’ın sorusundan başlayayım. Evet, sınav sisteminde değişiklikler geçmişte de oldu, önümüzdeki yıllarda da olacak çünkü eğitim dinamik bir süreç ve sizlerin eleştirilerinizde de yer aldığı gibi pek çok düzeltilmesi gereken konu var. Dolayısıyla, hem eleştirip hem de bir şeyi değiştirmeyin derseniz bunu yapmak mümkün değil.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Bakan, girerken kural farklı çıkarken farklı olmamalı.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Eleştirilerinizden haklı olanlarını dikkate alacağız. Bizim de değerlendirmelerimiz var, yapılan çalışmalar doğrultusunda revizyonlar var, gözden geçirmeler var, köklü değişiklikler var. Bu işin mahiyeti böyle, eğitim sistemi dinamik bir süreç, değişiklik yapmak zorundayız.

Sayın Serter’in verdiği rakam, tabii gerçekten eğitim sistemimiz konusunda parlak bir rakam değil. İşte onun için bu değişiklikleri, mümkün olduğu kadar ortalığı da fazla kırıp dökmeden yapmaya çalışıyoruz.

Müsaade ederseniz, benim geçen oturumda cevaplandıramadığım 2 konu var, geniş kitleleri de ilgilendirdiği için -özellikle SBS’yle ilgili- onları da hemen açıklayayım. Şimdi bu SBS sınavına müracaat ettiği hâlde giremeyen veya belge alamamış çocuklarımızla ilgili bir tereddüt belirtildi. 132.409 kişi SBS sınavı için bu sene başvuru yapamamış. Bunlardan 74 kişi yanlış hesaba para yatırmak gibi nedenlerle itiraz etmiş ve tamamının başvurusunu kabul etmişiz ama asıl sevindirici nokta şu veya gençleri, çocuklarımızı ilgilendiren asıl olumlu bilgi: 4-22 Mart tarihleri arasında para yatırıp başvuru yapmayanlar il, ilçe müdürlüklerine başvuru yaptıkları takdirde -bugün bile başvuru yaptıkları takdirde- onlar için yedek sınıf açılıyor. Nitekim, bu doğrultuda 133 kişi bize başvurdu ve onların başvuruları kabul edildi.

Bir de bu katkı kredilerinin iki yıl sonra hemen ödenmeye başlandığına dair bilgi, doğru bir bilgi değil. Doğrusu şu: İki yılı geçtikten sonra, iki yıl iş bulamadığı için kredisini geri ödemeye başlayamayanlar, iki yılın sonunda bir dilekçe vererek bir yıl daha uzatma isteyebiliyorlar ve bu uzatma istemleri on yıla kadar karşılanıyor. Yani, her yıl, iş bulamadıysa çocuk, iki yıl sonra bir dilekçe veriyor bir yıl uzatılıyor; o sene sonunda da yine bulamazsa bir yıl daha uzatılıyor, böylece on yıla kadar bu kredilerde geri ödeme konusunda bir kolaylık sağlanmış oluyor. Dolayısıyla, bu bilgiyi de gençler için olumlu bir bilgi olarak paylaşmak istiyorum.

Başka da bildiğim kadarıyla soru yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Faiz işliyor mu o arada Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Ödemesi gerektiği şekilde ödüyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, ertelenen…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Erteleme faizi bildiğim kadarıyla ödenmiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kusura bakmayın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Siz kusura bakmayın, ben de yeni muttali oluyorum birçok şeye.

İki yılın sonunda neyi ödemesi gerekiyor idiyse onu ödüyor.

Evet, çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 453 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2. maddesine bağlı Ek Madde 154’ün 2. fıkrasının b bendinde yer alan “Diş Hekimleri Fakültesinden” ibaresinden sonra gelmek üzere “c)Mühendislik Fakültesinden,” ibaresinin eklenmesini ve bent numaralarının buna göre sıralanmasını arz ve talep ederiz.

             Özgür Özel                         Mahmut Tanal               Ramazan Kerim Özkan

                Manisa                                 İstanbul                                 Burdur

        Fatma Nur Serter                      Gürkut Acar                          Veli Ağbaba

               İstanbul                                 Antalya                                 Malatya

             Aytuğ Atıcı

      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yeni kurulacak olan Sanko Üniversitesi bünyesinde Mühendislik Fakültesinin de kurulması öngörülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi madde 2’ye bağlı ek madde 154’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 2’ye bağlı yeni ek madde ihdasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunluğuyla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 453 sıra sayılı kn. tasarısının 2. maddesine ilave olarak aşağıdaki maddenin “Ek 155. madde” olarak eklenmesini arz ederim.

EK MADDE 155 – Merkezi Isparta’da olmak üzere, il merkezi ve ilçelerinde aşağıdaki fakültelerin yer alacağı ŞEHR-İ GÜL ÜNİVERSİTESİ adıyla bir devlet üniversitesi kurulur.

a.) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

b.) Mühendislik Fakültesi

c.) Beşeri Bilimler Fakültesi

d.) Sosyal Bilimler Enstitüsü

e.) Fen Bilimleri Enstitüsü

           Lütfü Türkkan                        Erkan Akçay                    S. Nevzat Korkmaz

                Kocaeli                                 Manisa                                  Isparta

         Mustafa Kalaycı                      Ali Halaman                    Cemalettin Şimşek

                 Konya                                   Adana                                  Samsun

           Bülent Belen                        Reşat Doğru

               Tekirdağ                                  Tokat

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz bulunmadığından katılamıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, davet eder misiniz?

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 20.12

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 117’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

 

 4’üncü sırada yer alan, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile Çevre Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.-Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile Çevre Komisyonu Raporu (1/627) (S. Sayısı: 297)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’nci sırada yer alan,  Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

 

5.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyon bulunamayacağı anlaşıldığından sözlü soru önergeleri ile, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 11 Haziran 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.16

 



(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(x) 453 S. Sayılı Basmayazı 30/5/2013 tarihli 113’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.