TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

               TUTANAK DERGİSİ

 

                                                     116’ncı Birleşim

                                            5 Haziran 2013 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                     İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Dünya Çevre Günü’nde meydanlarda direnerek geleceklerine sahip çıkanları selamladığına ve kamu emekçilerinin grev eylemine ilişkin açıklaması

2.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Kaz Dağlarına dikkat çekmek istediğine ve Diyanet İşleri Başkanlığının TÜİK’le birlikte yaptığı araştırmada yer alan soruların Balıkesir halkını rahatsız ettiğine ilişkin açıklaması

3.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

4.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladığına, AK PARTİ’nin çevreye duyarlı olduğuna, ülkemizin çok daha ileri seviyede demokratikleşmesini sağladığına ve IMF’ye olan borcumuzun bitirilmesinin AK PARTİ’nin başarısı olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Taksim Gezi Parkı’ndaki direnişe destek vermek amacıyla tüm Türkiye’de yapılan eylemler sırasında hayatını kaybeden Abdullah Cömert ile Mehmet Ayvalıtaş’ın ailelerine ve tüm Türkiye’ye başsağlığı dilediğine ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, İzmir’de Twitter üzerinden haberleşen gençlerin tek tek evlerine baskın yapılarak toplanması nedeniyle İzmir Valisi ile İzmir Emniyet Müdürünü duyarlı olmaya çağırdığına ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, 4 milletvekilinin dört gündür maruz kaldığı şiddet olaylarına ilişkin açıklaması

8.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

9.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp tüm ülkeye yayılan gösteri ve yürüyüşlere destek olan halka ve bu gösterileri kesintisiz yayınlayan Halk TV, Ulusal TV ve Artı Bir TV kanallarına teşekkür ettiğine, diğer yayın gruplarını kınadığına ve Hükûmetten resmî bir özür beklediklerine ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türk-İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladığına, Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesi Altınyayla köyünde oturan bir vatandaşın kene ısırması sonucu vefat ettiğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

14.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, tüm İslam âleminin ve milletimizin Miraç Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

15.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, bir haftadır Tunceli’nin birçok yerinde elektriklerin kesik olduğuna ve Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan gösteri ve yürüyüşlerde hayatını kaybedenlere rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne, Miraç Kandili’ni kutladığına ve Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan gösteri ve yürüyüşlerde hayatını kaybedenlere rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, yapılan iki günlük uyarı grevine ve Rize’de AKP yandaşlarının Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının binasını ablukaya aldıklarına ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

19.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan gösteri ve yürüyüşlerde gözaltına alınan vatandaşlara karşı polisin davranışlarına ilişkin açıklaması

20.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan gösteri ve yürüyüşlerde vatandaşların anayasal haklarını kullandıklarına ve gözaltına alınan vatandaşların verdiği bilgilerin ihbar kabul edilerek soruşturma yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

22.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’nin, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

23.- Aydın Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

25.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp tüm ülkeye yayılan gösteri ve yürüyüşlerde haklarına sahip çıkan insanların yanında olduğuna ve Malatya’daki bir mahallesinde yaşayan halkın görüşü alınmadan kurulan baz istasyonun kaldırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, milletvekillerinin ve milletin Miraç Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

31.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklama sırasındaki baz ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

35.- Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Fas seyahati öncesinde, Fas Kralıyla görüşmesinin planlanmadığına ilişkin açıklaması

36.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151 üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Rize’de yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

38.- Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın, Rize’de yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

39.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Rize’de yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

40.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Rize’de yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

41.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 152 üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 31 milletvekilinin, Ankara’da yaşanan köylerden kente göç hareketinin durdurulması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/651)

2.- BDP Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Adıyaman’da yaşayan 45 Alevi yurttaşın kapılarının işaretlenmesi olayının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/652)

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 22 milletvekilinin, iş kazası sonucu yaşanan ölümlerin ve taşeronlaşmanın doğurduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/653)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Mardin Milletvekili Erol Dora ve arkadaşları tarafından mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla 6/12/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun 5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, 7/5/2013 tarih 12518 sayı ile ziraat fakültesi ve veteriner fakültesi mezunlarının yaşadıkları sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla ve 8/5/2013 tarih 12631 sayı ile ülkemizdeki ziraat mühendislerinin sorunlarının ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve 21 milletvekili tarafından sigorta acentelerinin ve sigortalıların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının bulunması amacıyla 5/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Aydın Şengül’ün, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, İzmir Milletvekili Aydın Şengül’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151 üzerinde CHP grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Elâzığ Milletvekili Zülfü Demirbağ’ın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151 üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151’le ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Çorum Milletvekili Salim Uslu’nun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı ve İzmir Milletvekili Musa Çam’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151 üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmalar sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 152 üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna, sataşması nedeniyle konuşması

13.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

14.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453)

4.- Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile ve Çevre Komisyonu Raporu (1/627) (S. Sayısı: 297)

5.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, TMSF’nin Hazine borcuna ve bazı iş adamlarına kredi sağladığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/22195)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, tüketicilerin banka borcuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/22248)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ithal pirinçlerde GDO bulunup bulunmadığına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/22398)

4.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, GDO’lu pirinç ithal edildiği iddiaları ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/22399)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2012-2013 yılları arasında yabancı ülke vatandaşlarına satılan ateşli silahlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/22401)

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında gümrüklerde yakalanan GDO’lu pirinçlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/22403)

7.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, 2/B kapsamında olan araziler için belirlenen rayiç bedellere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/22513)

8.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, petrol taşımacılığı yapan firmalara verilen izin belgesine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/22821)

9.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, büyükşehir belediyeleri tarafından gerçekleştirilen ihalelere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/23469)

10.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, 2011-2013 yılları arasında kiralanan araçlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/23532)

 


5 Haziran 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116’ncı Birleşimini açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı) 

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Dünya Çevre Günü nedeniyle söz isteyen Yalova Milletvekili Temel Coşkun’a aittir.

Buyurunuz Sayın Coşkun. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sayın Başkan, yüce Meclisimizin değerli üyeleri, sevgili arkadaşlarım; Dünya Çevre Günü dolayısıyla gündem dışı konuşma aldım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Çevre, hepimizin evimizin dışındaki ortak yaşam alanımızdır. Öyleyse çevre bizim için çok önemlidir. Dolayısıyla hepimiz aynı zamanda birer çevreciyiz. İnsan hayatı da çok önemli ve değerlidir. Bütün kutsal kitaplar ve peygamberler insana değer vermiş ve temizliğe önem vermiştir. Dünya sadece insan için değil, tüm canlılar için ortak bir yaşam alanıdır. Yasal düzenlemeler kadar, toplum bilinci, eğitim ve bilgilendirme çalışmaları, yazılı ve görsel basınımız, toplumun tüm kesimlerinin çevre kirliliğine karşı mücadelesiyle ortak bir sonuç alınabilir. Doğal kaynaklarımızın her geçen gün biraz daha azaldığının, bilinçsizce ve telafisi mümkün olmayacak şekilde tüketildiğinin farkında olmalıyız. Bu tükenişin en büyük müsebbibi de kuşku yok ki yine bizleriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yıl tüm dünyada işlenen çevre teması “Düşün, Ye, Koru” olarak belirlenmiştir. İsrafın önlenmesi dünyanın gündeminde yer alarak tüm insanların dikkati çekilmiştir. Çevre duyarlılığı ve çevreye olan hassasiyet, toplumumuzda her geçen gün artmaktadır. Dolayısıyla, biz siyasetçiler olarak bu hassasiyet ve duyarlılığa asla kayıtsız kalamayız. Ancak, aynı duyarlılığı karşılıklı olarak da göstermek durumundayız.

Bir haftadır, İstanbul Taksim’de başlayan ve dalga dalga yayılan olaylardan hepimizin çıkaracağı önemli dersler vardır. Öncelikle, dün, bu kürsüde konuşan Çevre Komisyon Başkanımız Erol Bey’in Taksim’de sökülen ağaçların dikildiğini söylemesine, Sayın Sırrı Süreyya Önder Bey “Hayır, imha edildi, kaybedildi.” demişti. İstanbul Büyükşehir Beledisiyle görüşmemizde bu ağaçların Abide-i Hürriyet Parkı’na dikildiğini öğrendik ve bundan da son derece mutlu olduk.

Değerli milletvekilleri, aziz milletimizin gözü Meclisimizin üzerindedir. Uzlaşma, hoşgörü konusunda ortak mesaj vermemiz beklenmektedir. Karşılıklı suçlamalar yerine, eylem yapan gencin de zarar gören esnafın da bizim insanımız olduğunu asla unutmamalıyız. Polisin şiddetine karşı olduğumuz gibi, şiddeti kullanıp her tarafa zarar verenlere de karşı olmalı ve insanlarımızın artık evlerinde ve sokaklarında rahatlamalarını sağlamalıyız. Herkes işine dönmelidir. Unutmayalım ki bizden sonraki nesillere bırakacağımız en önemli miras temiz bir çevre, huzurlu bir ülkedir. Birbirimizin sabrını ve tepkisini ölçmemeliyiz. Birilerimiz bu eylemi abartarak, birilerimiz de yok sayarak bir yere varamayız ve karşılıklı şartlar ve zorlamalar yaparak değil, ortak aklı çalıştırarak bir sonuca varabiliriz.

Bu ülkenin nereden nereye geldiği belli ve bu ülkeyi bugüne kadar getiren Sayın Başbakanımızın çalışması ve gayreti de milletimiz tarafından takdirle karşılanmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle Miraç Kandili’nizi tebrik ediyorum. Bu gece bizim için bir fırsattır; yorulan kalplerimizi, kırılan gönüllerimizi tamir etmek için, birbirimizi biraz daha iyi anlamak için bir fırsattır; gururu, kibri, öfke ve hırsı atmak için bir fırsattır; tamamen masumane bir hassasiyetle başlayan bu eylemin mutlaka sona erdirilmesi için bir fırsattır; sokağa çıkanların evine, sokağa çıkmaya zorlananların ise işine dönmesi için bir fırsattır; okullarımızda sokağa çıkması için zorlanan öğrencilerimizin derslerine başlamaları için bir fırsattır. Dolayısıyla, hepimize düşen görev, böyle günlerde, birliğimizi, beraberliğimizi, yüce Meclisin gücünü göstermektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEMEL COŞKUN (Devamla) - Bu vesileyle, tekrar, kandilinizi tebrik ediyor, herkese saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Coşkun.

Gündem dışı ikinci söz, gene aynı konuda söz isteyen Mardin Milletvekili Erol Dora’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

 

2.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran, tüm dünyada Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır. Bu vesileyle, Türkiye’de uygulanan çevre politikalarını ve yaşanan çevre problemlerini dile getirmek amacıyla gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kırk bir yıl önce, Birleşmiş Milletler tarafından 5-16 Haziran 1972 tarihlerinde Stockholm’de düzenlenen Çevre Konferansı’nda, dünyanın doğal dengesinin korunması için insan ve doğal varlıklara öncelik veren bir anlayış ortaya konulmuştur. Bu konferansta alınan kararların bir anlamda çevre koruma alanında milat olması gerçeğinden hareketle, konferansın toplandığı tarih, Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmiştir. 1972 yılında “çevre ve insan” merkezli oluşan çevre politikaları, 1992 yılında Brezilya’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda “çevre ve kalkınma” anlayışına dönüştürülmüştür. 2000’li yıllara geldiğimizde ise çevre politikaları “sürdürülebilir kalkınma” kavramı çerçevesinde daraltılmıştır.

Ekonomik kalkınma ve rant, kâr kaygısıyla yürütülen bu politikalar; küresel ısınma, kuraklık, iklim felaketleri, ormansızlaşma, biyoçeşitliliğin ortadan kalkması ve ekolojik krizin geri dönülmez noktaya gelmesi gibi sonuçlara neden olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, maalesef, on yıldır ekonomik büyüme saplantısının esiri olmuş ve siyasi iktidarın uygulamış olduğu çevre politikaları bu doğrultuda şekillenmiştir. Anadolu’daki hemen hemen tüm derelerde, son birkaç yıl içinde, kırk dokuz yıllığına, 2 bini aşkın şirkete suyun kullanım hakkı hidroelektrik santral yapılmak üzere devredilmiştir. Doğanın hakkı olan, tüm canlılara yaşam sağlayan su, havzasıyla birlikte şirketlerin kullanımına ve sermayenin hizmetine sokulmuştur. Bütün dünya vazgeçme yolunda ilerlerken, Hükûmet, Akkuyu ve Sinop’ta iki nükleer santral kurmakta ısrar etmektedir. Oysa, Mersin ve Sinop halkları, nükleer santralin hem doğa hem insanlık için yaratacağı felaketleri dikkate alarak nükleer santrallere karşı yıllardır direnmektedir.

Nükleer santrallerin yanı sıra, Hükûmet, iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının atmosfere salınımını son yılda dünya rekoru kıracak kadar artırmış, iklime, çevreye ve sağlığa en fazla zarar veren kömürlü termik santrallerden 50 tane daha yapılması için izin vermiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de Hükûmetin ekonomik büyüme odaklı, her geçen gün daha da hızla ilerleyen doğa katliamı, İstanbul’da yapılacak olan üçüncü köprü ve üçüncü havalimanıyla tekrar gündeme gelmiştir. Her iki proje için toplam kesilecek ağaç sayısı neredeyse 2,3 milyona yakındır ve bu tahribat İstanbul’da var olan ekolojik dengeyi ciddi şekilde engelleyecektir.

Yine, son bir haftadır gündemde olan, Taksim’de yer alan Gezi Parkı’na alışveriş merkezi yapılması projesiyle, Hükûmet tarafından çevre duyarlılığının asla gözetilmediği bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Gezi Parkı’nın Taksim’de kalan son yeşil alanlardan biri olması ve yaklaşık yetmiş yıl önce dikilen ağaçların alışveriş merkezi yapılması için sökülecek olması kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanmış, başta İstanbul olmak üzere Türkiye genelinde büyük gösteri ve eylemlere neden olmuştur. Bu gösteri ve eylemlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımız için Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Demokratik ülkelerde, ülke genelinde doğaya ve çevreye dair yapılacak her çalışmada, ilgili bakanlıklardan çok yörede yaşayan halktan izin alınmakta ve verilecek her kararda halkın aktif rol alabilmesinin önü açılmaktadır.

Avrupa’da aktif katılımın sağlanması için bu tür konularda referandumlar yapılmaktadır çünkü yöre halkının ne istediği gerçekten önemsenmektedir. Örneğin, İsveç’te yapılacak yeni metro istasyonunun çıkış noktasında yirmi otuz yıllık 1 adet ağacın kesilmesi gerekirken “Metro istasyonundan mı vazgeçelim, ağaçtan mı?” sorusuna cevap aramak için Stockholm’de bir referandum yapılmış ve halkın yüzde 90’ı yeni metro durağına karşı çıkarak “Bir önceki istasyonda iner yürürüz, ağaç kesilmesin.” demiştir. Yöneticiler, böyle düşünmese bile bu karara saygı göstermişlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu nedenle, Türkiye’nin taraf olduğu Kyoto Protokolü, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelerin gereğini yaparak ekolojik dengeyi gözeten politikalarla yoluna devam etmesinin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu belirtiyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Gündem dışı üçüncü söz, gene aynı konuda söz isteyen Bursa Milletvekili Sena Kaleli’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Kaleli. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

3.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken Miraç Kandili’nizi kutluyor, Gezi Parkı eylemlerinde yaşamını yitiren doğa şehitlerine Allah’tan rahmet diliyor, Gezi gazilerine de acil şifalar diliyorum.

Yüce Yaradan’ın yarattığı aklımızı, sağlığımızı, ekosistemimizi, doğal kaynaklarımızı, kültürel ve tarihî değerlerimizi en büyük zenginliğimiz olarak geleceğe taşımakla sorumluyuz. Çevre bilinci ve sorumluluğu bireyler kadar idarenin de üzerinde hassasiyetle durması gereken, kutuplaştırıcı olmayan ve katılımcılığı esas alan anlayışla yürütülmelidir. Hele, bu konuda duyarlı olanların hegemonik ve şizofrenik bir anlayışla marjinalize edilmesi, tahrik ve tahkir edilmesi, terörist muamelesi görmesi kabul edilemez bir durumdur. Üstün kamu yararı ve ekonomik yararlar gibi farazi gerekçelerle havamız, suyumuz, toprağımız ve ağaçlarımız ocaklara, kışlalara, HES’lere, TOKİ’lere, turistik tesislere ve AVM’lere kurban edilmektedir. Toplumun yapaylığa değil, nefes almaya, temiz suya ve gıdaya ihtiyacı vardır. Doğal alan ve kaynaklar rant aracı olmaktan çıkarılmalıdır. Bu dünya, bu vatan hepimizin ortak biyotopudur. Bu ağaçlar, bu hava, bu toprak ve bu dereler hepimizin ortak habitatıdır.

Gezi Parkı direnişi göstermiştir ki çocuklarımız, gençlerimiz geleceklerini dikilen binalarda değil, doğanın ve insanın özgürleşmesinde görüyorlar. Gezi Parkı’nda şiddetsiz eylem için gösterilen hassasiyet ve dağıtılan bildirilerdeki samimiyet ne yazık ki devlet tarafından tolere edilmemiştir. Şiddete başvuran varsa kınıyoruz. Buradan hiç kimsenin kendine veya partisine olumlu veya olumsuz bir pay çıkarması da doğru değildir. Gençler bu bilince eriştiyse; doğasını, çevresini koruyor, halk ve özgürlüklerine sahip çıkıyorsa ne mutlu onlara. Ancak, en insancıl talepler karşısında takınılan tavır, uygulanan öfke ve şiddet göstermiştir ki, yaşananları hâlâ 3-5 ağacın kesilmesi ya da yer değiştirmesi olarak okuyanların ülkeyi yönetme ehliyeti de kalmamıştır. Kendine bile demokrat olamayanların demokrasi daniskası adına verecekleri hiçbir şeyin olmadığı bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

Kendimizde olan oy, boy, soyla böbürlenmek insan olmaya yakışan bir davranış biçimi olmadığı gibi, bize benzemeyeni tahkir etmek ciddi bir provokasyondur. Kendimize baskı yapılmasını istemiyorsak başkasına da baskı yapmamalıyız. Bir ülkede “Ben devletim, ben yaparım, ben kirletirim.” mantığıyla hareket ediliyorsa, hak arama kanalları tıkanmışsa, HES’lere, AVM’lere ve köprülere önem verildiği kadar insana ve doğaya değer verilmiyorsa yalnız meydanları dolduran insanlar değil yakında doğa da isyan edecektir. Gençler, birlik olunduğunda rahmet ve bereket, ayrılıkta azap olduğunu bize göstermişlerdir. Şimdi, öz eleştiri zamanıdır. Gezi Parkı’nda geceleyen, biber gazı yiyen, İstanbul’dan sabah gelen ve kırk saattir uykusuz bir çapulcu olarak ben kendi payıma düşen dersi aldım. Kendimizi sorgulamak yerine hâlâ yurt içinden, yurt dışından suçlu aramak ise gaflettir, aymazlıktır. Doğanın ve çevrenin korunması, temel hak ve özgürlükler için mücadele bütün insanlık içindir. Bu mücadeleyi ideolojik kavramlara sıkıştıran zihniyetin de demokrasi anlayışını yeniden gözden geçirmesi gerekir. Tarih geçmişimiz değil, geleceğimizdir. Yenilenen ya da yeniden yapılan, tarihî eser olmaktan çıkar; orijinalini koruma sorumluluğumuz vardır. Doğa ise vazgeçilemez, tahrip edildiğinde ise yerine konulamaz değerimizdir. Kuruyan, kirlenen sulak alanlar, ekilebilir alanlar maalesef tükeniyor.

İpoteksiz vicdanlara seslenerek saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaleli.

Gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerimize birer dakika söz vereceğim.

Sayın Tüzel…

 

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Dünya Çevre Günü’nde meydanlarda direnerek geleceklerine sahip çıkanları selamladığına ve kamu emekçilerinin grev eylemine ilişkin açıklaması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çevre Günü’nde meydanlarda direnerek geleceklerine sahip çıkanları ben de selamlıyorum. Taksim Meydanı’na, Gezi Parkı’na, Atatürk Orman Çiftliği’ne, derelerine, suyuna, toprağına birlik içinde sahip çıkanları selamlıyorum.

Şu anda Kızılay Meydanı’nda on binlerce halk kamu emekçileriyle birleşerek güvenli iş, güvenli gelecek ve demokratik bir ülkede yaşama isteğini haykırıyor. Aynı şekilde, bütün ülkenin meydanlarında greve çıkan kamu emekçileri, öğrenciler, hocaları, sağlıkçılar, sanatçılar “Tüm üretenler olarak Taksim direnişçileriyle beraberiz.” diyor. Bütün bunları korkutmak isteyen Melih Gökçek ise greve çıkan emekçileri işten atmakla tehdit ediyor.

Sadece kamu emekçileri değil, “İnsanca yaşamak istiyoruz.” diyerek patron gaddarlığına, haramiliğe soyunanlara karşı 1 Haziranda iş bırakan İstanbul nakış işçileri bugün yine grevdeler. “Köle değil işçiyiz. Cumartesi işte değil, evde olmak istiyoruz.” diyen işçilerin haklı talepleri duyulmalıdır. Patronlar ve Hükûmet yağma ve talana boyun eğmeyen emekçilerin emek ve demokrasi taleplerine yanıt vermelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Sayın Akova…

 

2.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Kaz Dağlarına dikkat çekmek istediğine ve Diyanet İşleri Başkanlığının TÜİK’le birlikte yaptığı araştırmada yer alan soruların Balıkesir halkını rahatsız ettiğine ilişkin açıklaması

 

 

 

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Taksim Gezi Parkı’nda yaşananları kınıyorum.

Maden arama ruhsatlarıyla, millî servetimiz olan Kaz Dağları delik deşik edilmektedir. Yerin üstü yerin altından değerlidir. Dünya Çevre Günü’nde Kaz Dağlarına da dikkat çekmek istiyorum.

Ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığının Burhaniye, Ayvalık ve bölgemizde TÜİK’le birlikte yaptığı “Türkiye’de Dinî Hayat Araştırması”nda yer alan sorular bölgemiz halkını rahatsız etmiştir. Vatandaşlar duygularını rencide eden sorulara karşı çeşitli tepkilerde bulunmuşlar, ankete katılmak istemeyenler katılmaları için zorlanmışlardır. Sorularda şunlar vardır: “Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın varlığıyla ilgili inancınızı en iyi şekilde ifade eder? Hangi dine mensupsunuz? Hangi mezhebe göre amel edersiniz? Dinî kaynağınızın bilgisi nedir? Din nitelikli bir konuya danışmak istediğinizde hangi kişi ya da kuruma müracaat edersiniz? Kendinizi ne kadar dindar hissedersiniz? Aşağıdaki namazları ne sıklıkla kılarsınız?” gibi birçok sorular bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Bu nedenle, Diyanet İşleri Başkanlığının bu anketi yaptırmaktaki amacı nedir? Anket tüm yurtta uygulanmakta mıdır? Anketin maliyeti nedir ve hangi kurum karşılamaktadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akova.

Sayın Köprülü…

 

3.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

5 Haziran 2013, Dünya Çevre Günü olarak kutladığımız bugün Türkiye için çok manidar ve tarihe geçecek anlamlar taşımaktadır. Toprağına, suyuna, ormanına, parklarına, yaşam alanlarına sahip çıkan, bunun yanında da baskıya zulme “dur” diyen, “özgürlük” diyen, “demokrasi” diyen bu insanlarımızı kutluyorum. Bu inancın ve bu kararlılığın, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kaldığı sürece tabii ki nesilden nesile devam etmesini diliyor ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü bir kez daha kutluyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köprülü.

Sayın Türkmenoğlu…

 

4.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladığına, AK PARTİ’nin çevreye duyarlı olduğuna, ülkemizin çok daha ileri seviyede demokratikleşmesini sağladığına ve IMF’ye olan borcumuzun bitirilmesinin AK PARTİ’nin başarısı olduğuna ilişkin açıklaması

 

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Ben de tüm İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutluyorum; inşallah, dünya barışına ve insanlığın geleceğine hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

AK PARTİ’nin çevre duyarlılığı on bir yıldır yoğun bir şekilde zaten uygulanıyor ülkemizde. Yoğun bir şekilde ağaçlandırma yapıldı, milyonlarca ağaçlandırma yapıldı. Ben sadece Konya’dan örnek verecek olursam: Konya’nın ağaçlandırılmayan hiçbir bölgesi kalmadı. “Kıyametin kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikin.” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Dolayısıyla, çevre duyarlılığımız da buna paralel olarak yürüyor. “Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…” şiirinde söylendiği gibi, bunu hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Son on yıldır yaptığımız demokratikleşme hareketleri ve yasal düzenlemeler, anayasal anlamda yaptığımız değişiklikler ve sendikalarla ilgili yaptığımız anayasal değişiklik ülkemizin çok daha ileri seviyede demokratikleşmesini sağladı.

Yine, bireyin hak ve özgürlüklerinin teminat altına alınması, ekonomide ilk 16’ya girmemiz, IMF’ye olan borcumuzun ilk kez tamamen bitirilmesi AK PARTİ’nin başarısıdır. Bunda emeği geçen, başta Başbakanımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkmenoğlu.

Sayın Yılmaz…

 

5.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Taksim Gezi Parkı’ndaki direnişe destek vermek amacıyla tüm Türkiye’de yapılan eylemler sırasında hayatını kaybeden Abdullah Cömert ile Mehmet Ayvalıtaş’ın ailelerine ve tüm Türkiye’ye başsağlığı dilediğine ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sözlerime başlarken, Taksim Gezi Parkı’ndaki direnişe destek vermek amacıyla tüm Türkiye’de yapılan eylemler sırasında hayatını kaybeden Abdullah Cömert ve Mehmet Ayvalıtaş’ın direnişlerinin bütün Türkiye’ye simge olması gerektiğini, ailelerinin ve tüm Türkiye’nin başı sağ olsun diyorum.

Bugün Dünya Çevre Günü. Çevre Günü nedeniyle bugün yapılan eylemlilikler çok önemli. Ayrıca, bugünün farkındalık yaratması amacıyla Dünya Çevre Günü bütün dünyada belki kutlanıyor ya da eylemler yapılıyor ama bizim ülkemizde çevrenin korunması adına, yeşilin korunması adına, Taksim’deki Gezi Parkı’nın korunması adına yapılan eylemlilikler nedeniyle ve pek çok orantısız güç kullanımı nedeniyle Bülent Arınç tarafından özür dilendi ama bu özrün sonucunda şunlardan bahsedilmedi: Taksim Gezi Parkı yerine Topçu Kışlası yapılacak mı, yapılacak mı, yapılmayacak mı? Yine, AVM yapılacak mı, yapılmayacak mı? AKM yıkılacak, oranın yerine bir cami yapılacak mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Kaplan…

 

6.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, İzmir’de Twitter üzerinden haberleşen gençlerin tek tek evlerine baskın yapılarak toplanması nedeniyle İzmir Valisi ile İzmir Emniyet Müdürünü duyarlı olmaya çağırdığına ilişkin açıklaması

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son günlerde yaşanan olaylar sonucu gençlerimiz sistem karşıtı gösterilip, devlet karşıtı gösterilip biber gazı, gaz bombası, basınçlı su ve orantısız güç kullanılarak baskı altına alınmaktadır. Yaşam alanlarına müdahaleye karşı mücadele eden gençleri bir örgüt üyesi, bir partinin arka bahçesi gibi gösterip yurt dışından başka bir güç tarafından organize edildiğini iddia edenler, dün Sayın Başbakanın Twitter hakkındaki olumsuz söylemi üzerine, Twitter üzerinden haberleşen gençlerimizi İzmir’de tek tek evlerine baskın yaparak toplamaya başladılar. İzmir Valisini, İzmir Emniyet Müdürünü duyarlı olmaya çağırıyorum. Dünyada Twitter’ın, Facebook’un haberleşme olarak kullanıldığı bu süreçte böyle çağ dışı yöntemleri gerekçe göstererek çocuklara, gençlere baskı uygulanmasını kınıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Erdemir…

 

7.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, 4 milletvekilinin dört gündür maruz kaldığı şiddet olaylarına ilişkin açıklaması

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz dört gün zarfında 4 milletvekilimiz hiç arzu etmediğimiz olaylarla karşılaştı. CHP Erzincan Milletvekili Muharrem Işık 6 polis tarafından dövüldü. İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mahmut Tanal’ın kendisine silah çekildi. İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sezgin Tanrıkulu gördüğü müdahale sonucu anjiyo olmak zorunda kaldı ve BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder sırtına aldığı gaz kapsülü darbesi sonucunda hastanelik oldu.

Milletvekillerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, sorumluların bir an önce bulunacağı umudumuzu burada bir kez daha tekrar ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Bayraktutan…

 

8.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle bütün dünyada ve özellikle ülkemizdeki çevre hareketinde mücadele eden arkadaşlarımı kutluyorum.

5 Haziran herkes için önemli, benim seçim bölgem Artvin için de önemli. Artvin’de çevre mücadelesini yerine getiren arkadaşlarımız var. Cerrattepe’de bir mücadele sergileniyor. Cerrattepe’de ormanlar yok ediliyor, ağaçlar yok ediliyor, sular yok ediliyor, yaşam alanları yok ediliyor, bütün ekolojik dengeyi yok etmeye çalışıyorlar. Daha önce verilmiş olan bir mahkeme kararı göz ardı edilerek yeniden mahkeme kararları oluşturuluyor, ihaleye fesat karıştırılıyor, görev kötüye kullanılıyor, kanuna karşı hile işleniyor, Türk Ceza Kanunu’nda tarifi yapılan bütün suçlar eksiksiz yerine getiriliyor. O nedenle ben, bugün, Dünya Çevre Günü nedeniyle özellikle Enerji Bakanının Çevre Günü’nü kutluyorum çünkü o, ona layık. Sayın Başbakanın özellikle Çevre Günü’nü kutluyorum çünkü esas bu çevreyle sorunları olanların Çevre Günü’nü kutlamak daha önemlidir diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayraktutan.

Sayın Soydan…

 

9.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim.

Kentine ve doğasına sahip çıkan duyarlı insanların Taksim Gezi Parkı’nda başlattığı eylemler yurdun dört bir yanını sarmış, duyarlılık ülke sınırlarını aşmıştır. Bu gelişmeler göstermiştir ki, bundan sonra çevreye karşı hoyrat ve acımasız yaklaşımlar eskisi kadar kolay olmayacaktır çünkü Gezi Parkı’nda kesilmek istenen ağaçların kökleri artık tüm yurdu sarmış, demokrasi ve özgürlük mücadelesine dönüşmüştür. Temiz bir Türkiye, temiz bir dünya için yola çıkanların Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçları, yeşili ve kentini koruma mücadelesi geleceğe ışık tutacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle Dünya Çevre Günü’nü kutluyor, tüm duyarlı yurttaşlara saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Soydan.

Sayın Doğru…

 

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yüce Türk milletinin ve Türk İslam dünyasının mübarek Miraç Kandili’ni kutluyorum. Ayrıca milletimizin 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü de tebrik ediyorum.

Çevreye her türlü zararın verildiği, hava, toprak, suyun bilinçsizce kirletildiği bir zaman diliminde bulunuyoruz. Dünya nüfusunun artışı, plansız kentleşme, sanayileşmenin hızlı oluşu çevre kirliliğini artırıyor. Ancak, birçok kirliliği de önlemek insanların elindedir. Bilinçli bir toplum oluşturmamız gerekmektedir. Bu amaçla Taksim’de, Gezi Parkı’nda çevre duyarlılığı nedeniyle eylem yapanları tebrik ediyorum, selamlıyorum.

Temiz üretim, temiz tüketim ve temiz hayat konusunda medya-toplum dayanışması mutlaka oluşturulmalıdır. Çevre ancak o zaman kirlilikten kurtulur. Temiz, sağlıklı çevrede yaşama umuduyla Çevre Günü’nü tüm çevre sevenlerin tebrik ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Öğüt…

 

11.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp tüm ülkeye yayılan gösteri ve yürüyüşlere destek olan halka ve bu gösterileri kesintisiz yayınlayan Halk TV, Ulusal TV ve Artı Bir TV kanallarına teşekkür ettiğine, diğer yayın gruplarını kınadığına ve Hükûmetten resmî bir özür beklediklerine ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Günlerdir süren Gezi dayanışmasında polisin çok yönlü işkencesine maruz kalan halkımıza, her şeyi göze alarak kapılarını açan, yardımlarını esirgemeyen esnafa, otellere, kahvehanelere, pastanelere, gönüllü doktorlara ve evlerini açarak tıbbi yardımda bulunan herkese bir kez de buradan teşekkür etmek istiyorum.

Bunun yanı sıra, günlerdir hangi kentimizde ne olup bittiğini kesintisiz yayınlayan Halk TV ve çalışanlarına, yine Ulusal TV ile Artı Bir TV’ye teşekkür ediyorum. Ortalık toz duman iken herhangi bir yerel haberi yayınlarcasına haber yapan, sansür koyan, yarışma, belgesel sunarak Hükûmetin gözüne giren ihale zengini yayın gruplarını da bir kez daha şiddetle kınıyor, haberciliğin yüz karaları olduğunu vurguluyorum.

Hükûmetin, üstünü örtbas etmeden, emniyet güçleriyle ilgili gerekli soruşturmaları yapmasının, sınırsız kullanılan gazların ve insanı boyalı sularla fişlemenin hesabını vermesi gerektiğinin altını bir kez daha çiziyorum.

Hükûmetten kişisel değil, resmen özür bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öğüt.

Sayın Dedeoğlu…

 

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türk-İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladığına, Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesi Altınyayla köyünde oturan bir vatandaşın kene ısırması sonucu vefat ettiğine ilişkin açıklaması

 

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Türk-İslam âleminin kandilini kutluyorum, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Ayrıca, kene ısırması sonucu Kahramanmaraş Andırın ilçemiz Altınyayla köyünde oturan 56 yaşındaki Ülküye Keklik maalesef vefat etmiştir. Buradan Andırın ilçemize ve ailesine başsağlığı diliyorum.

Bu kene ısırmasıyla ilgili maalesef yine Andırın’da ve Kahramanmaraş’ımızda serum veya ilaçlar bulunamadığından çevre illere sevk edilmiş. Bundan sonra böyle bir olay karşısında Sağlık Bakanlığını göreve davet ediyorum Kahramanmaraş’ta ve ilçelerinde keneyle ilgili serum veya ilaçların bulundurulması noktasında.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dedeoğlu.

Sayın Dağoğlu…

 

13.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de bütün İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutluyorum.

Bu arada, Dünya Çevre Günü nedeniyle her yerin ama her yerin İstanbul kadar yeşil, İstanbul kadar temiz, bir karış toprağının bile çiçeklerle, yeşillerle, bitkilerle donanmış bir vaziyette her yerin İstanbul gibi olmasını temenni ediyorum ve herkese öyle bir ortamda da yaşam sağlamasını Allah’tan dua ediyorum.

Herkesi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dağoğlu.

Sayın Korkmaz…

 

14.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, tüm İslam âleminin ve milletimizin Miraç Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün âlemlere rahmet olarak indirilen Hazreti Peygamber Efendimiz’in miraca yükseltilmesinin yıl dönümü. Bu mübarek gün ve dualarla yâd edeceğimiz bu mübarek gecede, gönüllerin çok daha fazla birlik ve beraberliğe, huzur ve kardeşliğe ihtiyaç duyduğu bugünlerde başta ülkeyi yöneten Başbakana, Hükûmete ve tüm yetkililere aklıselim ve sağduyulu, meydanlarda taleplerini ve eleştirilerini dillendiren tüm vatandaşlarımıza da mutedil ve soğukkanlı olunması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak tüm İslam âleminin, aziz milletimizin kandillerini tebrik ediyoruz. Bu vesileyle, milletvekili arkadaşlarımızın kandilleri mübarek olsun diyoruz. Bu gecenin milletimizin birlik ve beraberliğine, huzur ve sükûnuna vesile olmasını da Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

Sayın Genç…

 

15.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, bir haftadır Tunceli’nin birçok yerinde elektriklerin kesik olduğuna ve Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan gösteri ve yürüyüşlerde hayatını kaybedenlere rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aşağı yukarı bir haftaya yakındır ilimizin birçok yerinde elektrikler kesilmektedir. Bu, elektrik dağıtıcı firmanın tamamen işçileri işten çıkarması ve keyfî uygulamasından kaynaklanmaktadır. İnsanlar bayağı büyük sıkıntı ve zarar görmektedir.

Ayrıca, Sayın Başkan, gayrimeşru servet sahibi oldukça küstahlaşan, gücü arttıkça firavunlaşan siyasi kadroya karşı onurlu mücadele ederek hayatını kaybeden gençlere Tanrı’dan rahmet dilerken onlar demokrasimizin saygıdeğer birer şehitleri olarak tarihe geçeceklerdir. Kendilerine şükranlarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Sayın Satır…

 

 

16.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne, Miraç Kandili’ni kutladığına ve Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan gösteri ve yürüyüşlerde hayatını kaybedenlere rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Dünya Çevre Günü. Dünya Çevre Günü dolayısıyla daha sağlıklı, daha yeşil ve daha çevreci bir dünyada yaşamak için çalışmalara devam edeceğimizi bildirmek istiyorum. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da bu amaçla çalışacağımızı bireysel olarak ve partim adına söylüyorum.

Ayrıca, bugün Miraç Kandili. Karşılıklı olarak sevginin, saygının, tahammülün, hoşgörünün arşa ulaşacağı bir gün olmasını temenni ediyorum.

Dünkü olaylarda vefat eden genç kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum. Bu olayların Türkiye’de yaşayan bütün insanlar için bir tecrübe olacağını ve karşılıklı olarak birbirimize saygı, sevgi ve muhabbet duyacağımız günlerin geleceğini ümit ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Satır.

Sayın Atıcı…

 

17.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, yapılan iki günlük uyarı grevine ve Rize’de AKP yandaşlarının Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının binasını ablukaya aldıklarına ilişkin açıklaması

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, tüm Türkiye’de Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, haklı Taksim direnişini desteklemek için ayakta. KESK, DİSK, Türk Tabipleri Birliği, Türk Mimarlar ve Mühendisler Odaları Birliği iki gündür tüm Türkiye’de uyarı grevleri yapmakta. Halkımız çevreye ve doğaya sahip çıktığı gibi demokrasiye, özgürlüğe, bağımsızlığa ve ülkesine de sahip çıkıyor. Diğer yandan, diktatörlüğe, baskılara, tek adamlığa, şiddete ve faşizme de karşı çıkıyor.

Bugün Rize’de AKP yandaşları Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının binasını ablukaya almışlardır. Polis ise bu ablukaya seyirci kalmaktadır. Başbakanın ayrımcı, kinci, nefret dolu sözleri ve hırsının esiri olması halkı karşı karşıya getirmiştir. Başbakanın gezisini uzatması ve bir süre daha yurt dışında kalmasında yarar vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Kaynarca…

 

18.- İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün Miraç Kandili. Miraç bir arınma ve Mevla’ya yükseliştir. Aziz milletimizin Miraç Kandili’ni tebrik ediyor, tüm insanlığa hayır ve huzur getirmesini yürekten temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 5 Haziran, aynı zamanda Dünya Çevre Günü. Dünya Çevre Günü’nü de kutluyor, bütün dünya için olduğu gibi, dün olduğu gibi, çevre adına, yeşil bir dünya adına yarınlarda da elimizden geleni ve fazlasını, emeğini göstereceğimizi ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaynarca.

Sayın Sapan…

 

19.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan gösteri ve yürüyüşlerde gözaltına alınan vatandaşlara karşı polisin davranışlarına ilişkin açıklaması

 

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, giderek polis devleti hâline gelen Türkiye’de dün İnternet üzerinden haberleştiğim bir arkadaşımızın bana anlattıklarını aktaracağım.

Bu arkadaş, malum olaylara karıştığı iddiasıyla gözaltına alınıyor ve gözaltı otobüsüne -İstanbul’da geçiyor olay- kadar rastladığı her polis tarafından birer ikişer dövülüyor. Gözaltı otobüsüne gittikten sonra, orada da birkaç polis tarafından dövüldükten sonra kendi derdini unutup yanda bir kızın feryatlarını duyarak irkiliyor. Aynen şu: Bir polis hem dövdüğü hem de küfrettiği kıza şu cümleleri söylüyor: “Hazır  burada karanlık var, hazır lambalar da sönük -çok affedersiniz- seni burada domaltıp…” diyen bu polisin bulunmasını istiyorum.

Ayrıca, Başbakanın, Bülent Arınç’ın, İçişleri Bakanının bir yakınına, kızına, eşine, şuna ya da buna bu laf söylense ne hissederdi merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyoruz Sayın Sapan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) –  Sayın Başkanım, yerinden söz alırken edepli bir dil kullansınlar lütfen. (CHP sıralarından gürültüler)

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Ben, sizin amiri olduğunuz polisin söylediklerini söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Dibek, buyurunuz.

 

20.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan gösteri ve yürüyüşlerde vatandaşların anayasal haklarını kullandıklarına ve gözaltına alınan vatandaşların verdiği bilgilerin ihbar kabul edilerek soruşturma yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, İçişleri Bakanımız burada yok, gerçi bakanların hiçbirisi yok. Yani, şimdi burada “Onlar da mı halkımızın bu heyecanına kapılıp meydanlara çıktılar?” diye düşünüyorum. 

Şimdi, Anayasa’mızın 34’üncü maddesinin buradan ilk fıkrasını okumak istiyorum, belki bizi televizyonlardan izleyebilirler bürokratlar ve Sayın Bakan. Diyor ki, 34’üncü maddemizin ilk fıkrası: “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Dolayısıyla vatandaşlarımız anayasal haklarını kullanıyorlar yaklaşık bir haftadan bu yana. Tüm yetkililerin, Sayın Bakanın, Başbakanın dâhil, Bakanlar Kurulunun Anayasa’mızın bu hükmünü bir kez gözden geçirerek zaten konuşması ve davranışlarını değerlendirmesi gerekir.

Gözaltına alınan vatandaşlarımızın -az önce Yıldıray Bey söyledi- daha sonra paylaşmış olduğu bilgiler gerçekten çok üzücü. Onların da ihbar kabul edilmesi lazım yani burada savcılarımızın ve Bakanlığın, bu ismi geçen kişiler hakkında mutlaka soruşturma yapması gerekir.

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Dibek.

Sayın Hamzaçebi…

 

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Miraç Kandili,  tüm halkımızın ve insanlığın Miraç Kandili’ni kutluyorum ve bugünün halkımıza ve insanlığa huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum.

İslam dini yanında aynı zamanda insanlığın da temel ilkeleri olan özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi değerlerin tüm insanlığın ortak ülküsü olmasını diliyorum ve bu değerlerin toplumumuzda hâkim olmasını diliyorum.

Bugün aynı zamanda  Dünya Çevre Günü, Dünya Çevre Günü’nü kutluyorum.  Dünya Çevre Günü vesilesiyle bu hafta görüşülecek iken ertelenmiş olan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminden çıkarılmasını ve gerçekten çevreye saygı duyan bir anlayışla bu tasarının yeniden kaleme alınmasını Hükûmete öneriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

Sayın Baluken…

 

22.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’nin, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu gece dinimiz İslamiyet’e göre mübarek saydığımız üç aylar içerisindeki en hayırlı gecelerden birini, Miraç Kandili gecesini karşılayacağız. Gerek ülkemizin gerek Orta Doğu coğrafyasının içerisinde bulunduğu kavga ve savaş ortamını da göz önünde bulundurduğumuzda, bu hayırlı gecenin manevi öneminin tekrar ortaya çıkacağı kanısındayız. Miraç Kandili’nin tüm İslam âlemine ve tüm insanlığa barış, kardeşlik, huzur ve özgürlük getirmesini temenni ediyoruz.

Diğer taraftan, bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü. Özellikle insanlığın beşiği olan çevre ve sürdürülebilir yaşamın kaynağı olan ekolojik yaklaşıma her düşünce yapısının, her ideolojinin ve her toplumsal kesimin saygı göstermesi gerektiğini belirtiyoruz. Tüm dünyada “Çevre Günü” olarak kabul edilen bu günde, AKP iktidarına buradan tekrar seslenerek kâr ve rant için ekolojik yıkıma Taksim’de, Trabzon’da, Bingöl’de, Hakkâri’de yani yurdun tüm bölgelerinde son vermesi çağrısını yapıyoruz. Unutulmamalıdır ki ekolojik yıkım, kâr uğruna insanlığı riske atan bir durumdur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baluken.

Sayın Aydın…

 

23.- Aydın Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutladıklarına ve 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün İslam âlemi için mübarek günlerden bir tanesi, Miraç Kandili’ni hep birlikte idrak ediyoruz. Kandilin ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa huzur, barış ve kardeşlik getirmesini diliyoruz. İnsanlarımıza sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Hiç olmazsa, özellikle, Meclis çatısı altında, milletvekillerimize bugün için, bugünün anlam ve önemine uygun barış dilini, kardeşlik dilini, hakaret olmadan temiz bir dili kullanmalarını tavsiye ediyorum, diliyorum.

Yine, aynı şekilde, bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü. Hepimizin en büyük arzusu temiz, yeşil ve sağlıklı bir çevrede yaşamaktır. Doğayı ve çevreyi korumak hepimizin görevidir. Bunun için ülkemizde doğa ve çevre bilincinin gelişmesi ve duyarlılığın artırılması hepimizin ortak arzusudur. Bu noktada özellikle son günlerde Taksim’de meydana gelen olaylarda çevreye duyarlı olan birtakım masum vatandaşlarımızın talepleri olmasını saygıyla karşılıyoruz ancak bunların speküle edilmemesini, doğru bilginin verilmesini arzu ediyoruz.

Bakın, 2004 yılında 30 milyon metrekare olan İstanbul’daki yeşil alan 49 milyon metrekareye çıkmış; yüzde 64 oranında yeşil alanı artırmışız. Durum ortada; çevre bilincimiz, doğa sevgimiz ortada.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

Sayın Öz…

 

24.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

 

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Taksim Gezi Parkı’nda verilen mücadeledeki tüm yurttaşlarımıza saygılar sunarken Manisa ili Turgutlu Çaldağı’nda ve Gördes’te bulunan nikel maden ocaklarının başta ilimiz ve civarı bölgelere vermiş olduğu tehlikeye işaret etmek istiyorum. Çaldağı’nda yapılacak olan sülfürik asit açık liç usulüyle nikel madeni çıkarılmasının sakıncalarını, insana, ormanlara ve çevreye vereceği zararları, Çaldağı’nda binlerce ağaç kesilerek çevre katliamı yaratan  ve orada yaşayan yurttaşlarımızın sağlıklı yaşam hakkı için gerekliliğini vurgular ve maden ocağının bir an önce faaliyetinin durdurulmasını talep eder ve tüm halkımızın Dünya Çevre Günü’nü kutlarım.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Ağbaba…

 

25.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp tüm ülkeye yayılan gösteri ve yürüyüşlerde haklarına sahip çıkan insanların yanında olduğuna ve Malatya’daki bir mahallesinde yaşayan halkın görüşü alınmadan kurulan baz istasyonun kaldırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. 

Ben de günlerden beri Taksim’de, Ankara Kızılay’da, İzmir’de, Antakya’da, yurdun birçok yerinde direnen, haklarına sahip çıkan insanları buradan selamlıyorum, onların yanında olduğumu belirtmek istiyorum.

Ayrıca Gezi eylemlerine destek veren Malatya’daki insanların da yanlarında olduğumu buradan belirtmek istiyorum. Malatya’da günlerden beri bir mahallemizde bir baz istasyonuyla ilgili bir eylem yapılıyor. Orada bulunan kurum, hiç kimseye danışmadan, mahalle halkının görüşünü almadan zorbaca oraya bir baz istasyonu kurdu. Günlerden beri Malatya’da birkaç mahalledeki insanlar ayakta. Bunun buradan kaldırılmasını istiyorlar. Ben de bu haklarının, bu düşüncelerinin yanlarında olduğumu, bu baz istasyonunun kaldırılması gerektiğini buradan belirtiyorum ve hukuksuzca kurulan bu baz istasyonunu kuranları, onlara bu izni verenleri, orayı kiraya verenleri de buradan huzurlarınızda kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağbaba.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 31 milletvekilinin, Ankara’da yaşanan köylerden kente göç hareketinin durdurulması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/651)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ankara'nın cumhuriyetin ilanı sürecinde üstlendiği rol ve başkentlik işlevini üstlenmesi ardından yüklendiği görev ve sorumluluklarla doğru orantılı olarak, süre içinde İç Anadolu Bölgesi’nin en büyük kenti ve ülkenin nüfusu en yüksek ikinci kenti hâline gelmiştir.

Ankara'nın 1927-1975 döneminde sürekli ve kararlı bir büyüme gösterdiği, bu büyüme eğiliminin 1980'den sonra yavaşladığı görülmektedir.

Bu durum, başkente olan göçün görece azalması ve ülkede yeni çekim unsuru olabilecek yerleşimlerin ön plana çıkmasıyla açıklanabileceği gibi, Ankara ili içindeki ilçelerin bir bölümünün de bazı sosyoekonomik gelişmelere sahne olmasıyla açıklanabilir.

Ankara'nın diğer illerden aldığı göçün büyük bir kısmı, kentten kente ve kırdan kente şeklinde gerçekleşmektedir. Ankara'da en yoğun biçimde ilçe merkezlerinden il merkezine göç yaşanmaktadır. Bunun sebebi, metropoliten kentteki çalışma alanlarının fazlalığı ve daha yüksek yaşam kalitesi, standardı yakalayabilme umudu olarak açıklanabilir.

Ankara ili içinde yaşanan göç hareketleri irdelendiğinde, ilçe merkezinden il merkezine olan göçlerin en önemli unsur olduğu görülmektedir. Bunu, köylerden il merkezine olan göç hareketleri izlemekte, il merkezinden köylere ve ilçe merkezine olan göç hareketlerinde de geçmiş dönemde önemli bir hareketlenme görülmektedir.

Son dönemde yaşanan göçlerin bir ilave konfor arayışından kaynaklanmadığı açıktır. Aksine, yoksullaşmaya dayalı bir büyük çaresizliğin ve bunalımın etkisiyle bir savrulma olarak ifade edilebilecek bu göç olgusudur yaşanan. Göç alan metropoliten ilçelerin bu göçü rahatça kucaklamış olduğunu, sorunlara çareler barındırdığını söylemek olanağı da bulunmamaktadır. Göçen, yoksulluğunu, bunalımını, çaresizliğini yüklenip gelmekte ama büyükşehir onlara herhangi bir çare sunamamaktadır.

Bu tarihten sonra merkez ilçe örgütlenmesine son verilmiş, 1983 yılından sonra 3030 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesiyle bu ilçelere Keçiören ve Mamak ilçeleri eklenmiş, 1980'li yılların sonundan itibaren Sincan, Etimesgut ve Gölbaşı ilçelerinin katılımıyla 8 ilçeli bir metropoliten kent oluşmuştur.

2004 yılında bu 8 ilçeye 50 kilometrelik yarıçap içinde kalan 7 ilçe daha eklense de, bu ilçelerin kırsal ve yarı kırsal yapıları ve kentsel sistemle ilişkileri, büyükşehir belediye sınırının tamamının metropoliten kent olarak yorumlanmamasına yol açmıştır.

Ankara ilçeleri 2010 ve 2011 yılları nüfus artışı incelendiğinde Ankara nüfus artışının büyük ölçüde Ankara dışından alınan göçlere bağlı olduğu görülür. En çok göç alan ilçelerin başında Çankaya, Etimesgut, Sincan, Keçiören, Pursaklar ilçeleri gelmektedir.

2000-2011 yılları arasında yaşanan göçlerin yol açtığı nüfus düşüklüğü ilçeler itibarıyla şöyledir:

Haymana: 21.382 azalışla 54.087'den 32.705,

Şereflikoçhisar: 23.057 azalışla 59.128'den 36.071,

Nallıhan: 10.326 azalışla 40.677'den 30.351,

Ayaş: 8.073 azalışla 21.209'dan 13.166,

Balâ: 20.853 azalışla 39.714'ten 18.861 olmuştur.

Bütün ilçelerimizdeki sorun karakteristik özellikler bakımından aynı olup örnek olarak Haymana ilçemizi değerlendirdiğimizde;

Son on yılda 54.087'den 21.382 azalıp 32.705'e düşerek göç veren ilçelerin başında yer alan Haymana ilçesi köylerinden Ankara'ya göçen nüfus sayısı son bir yıl içinde 1.181 kişidir.

Haymana kırsalında hayvancılık ve çiftçilik cazibesini yitirmiştir. Hayvanını ve toprağını yitiren köylü, iş bulmak umuduyla soluğu Ankara'da almıştır.

Ankara'ya göçen yurttaşlarımızın iş ve geçim sıkıntısını çözemedikleri açıktır.

Haymana köylerindeki okullarda göçe bağlı olarak öğrenci sayısının düşmesi sonucu ilçe köylerinde taşımalı eğitime geçilmiş bulunmaktadır.

Yine göçün bir sonucu olarak Haymana ilçesinin İl Genel Meclisi üye sayısı 4'ten 3'e düşmüştür.

1980 öncesinde toprağından ve hayvancılıktan elde ettiği gelirle refah içinde yaşayan, çocuğunu memuriyete göndermeyen Haymanalı, 2010’lu yıllarda aç ve yoksul kaldığı köyünden gözünü karartıp kendini Ankara'ya atmak durumunda kalmıştır.

Bütün bu nedenlerle, göçü geriye çevirmek imkânı dahil, köylerden kente göçü durduracak, köylüyü kırsalında eski refah günleriyle buluşturacak çözüm yollarının bulunması bakımından Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Levent Gök                                            (Ankara)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                      (İstanbul)

3) Ahmet İhsan Kalkavan                            (Samsun)

4) Ali Rıza Öztürk                                       (Mersin)

5) Haydar Akar                                           (Kocaeli)

6) Hülya Güven                                          (İzmir)

7) Gürkut Acar                                            (Antalya)

8) Sakine Öz                                              (Manisa)

9) Celal Dinçer                                           (İstanbul)

10) İhsan Özkes                                         (İstanbul)

11) Mahmut Tanal                                       (İstanbul)

12) Salih Fırat                                            (Adıyaman)

13) Haluk Eyidoğan                                    (İstanbul)

14) Ramazan Kerim Özkan                          (Burdur)

15) Namık Havutça                                     (Balıkesir)

16) Haluk Ahmet Gümüş                             (Balıkesir)

17) Rahmi Aşkın Türeli                               (İzmir)

18) Kadir Gökmen Öğüt                               (İstanbul)

19) Ali Sarıbaş                                           (Çanakkale)

20) Ayşe Nedret Akova                                (Balıkesir)

21) Selahattin Karaahmetoğlu                     (Giresun)

22) Ramis Topal                                         (Amasya)

23) Ali Özgündüz                                        (İstanbul)

24) Mehmet Siyam Kesimoğlu                     (Kırklareli)

25) Recep Gürkan                                       (Edirne)

26) Mehmet Şeker                                       (Gaziantep)

27) Mehmet Volkan Canalioğlu                   (Trabzon)

28) Bülent Tezcan                                      (Aydın)

29) Doğan Şafak                                         (Niğde)

30) Mustafa Serdar Soydan                         (Çanakkale)

31) Musa Çam                                            (İzmir)

32) Ali Haydar Öner                                    (Isparta)

 

2.- BDP Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Adıyaman’da yaşayan 45 Alevi yurttaşın kapılarının işaretlenmesi olayının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/652)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adıyaman'ın Karapınar Mahallesi'nde yaşayan 45 Alevi vatandaşımıza ait ev ve bahçe duvarlarına 27/02/2012 tarihinde kırmızı ve mavi keçe kalemle işaretler konulmuştur. Ülkemizde darbe dönemleri öncesi, Alevi nüfusunun yoğun olduğu yerlerde, halklar arasında çatışma yaratmak amacıyla karanlık güçlerce provokatif eylemler tertip edilmiştir. Özellikle Kahramanmaraş'ta 12 Eylül darbesi öncesinde, Alevi ailelere ait evler işaretlenmiş ve ertesinde bu evlerde yaşayanlar katledilmiştir. Adıyaman'da yaşanan bu son olay, kamuoyu tarafından Maraş olaylarına benzetilmektedir. Gerek Adıyaman'da yaşayan gerekse diğer yerlerde yaşayan Alevi vatandaşlarımız büyük tedirginlik ve rahatsızlık içindedirler. Yaşanan bu olayın kim tarafından ve ne amaçla yapıldığının düşünüldüğü gibi, Maraş'ta yaşanan katliam olayına yönelik bir mesaj mı verildiğinin tespiti ve araştırılması amacıyla, Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince "Meclis Araştırması" açılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                    Pervin BULDAN

                                                                                                             Iğdır

                                                                                             BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Adıyaman'ın Karapınar Mahallesi'nde yaşayan 45 aile, 27/02/2012 tarihinde evlerine ve bahçe duvarlarına kırmızı keçe kalemle işaretler ve yazılar yazıldığını fark etmişlerdir. İşaretlerin konulduğu evlerin tamamı Alevi vatandaşlarımıza aittir. Ülkemizde, 1978 yılında Maraş'ta, 1980'de ise Çorum'da aynı şekilde Alevi ailelerine ait evlere işaretler konulmuş, ardından da tek tek bu evlere yönelik katliamlarla sonuçlanan faşist saldırılar gerçekleşmiş, birçok Alevi vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Yine geçmişte, siyasi kriz dönemlerinde, halklar arasında çatışma ortamı yaratmak isteyen bazı güçler tarafından, Elâzığ, Hatay, Sivas ve Gazi Mahallesi’nde, Alevilerin yaşadığı yerlerde provokatif eylemler gerçekleştirilmiştir. Yaşanan bu talihsiz olayların tamamında, Alevi vatandaşlarımız büyük kayıp ve acı yaşamışlardır. Alevi vatandaşlarımız açısından bu olaylar, kaygı ve huzursuzluklara neden olmaktadır. Adıyaman'da yaşanan bu olay, Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen katliama benzetilmekte ve Alevilere mesaj verilmek istendiği yönünde bir kanı oluşmaktadır. Olayların ardından, Adıyaman Valiliğince yapılan açıklamada, bunun bir çocuk tarafından veya provokasyon olarak da yapılmış olabileceği belirtilmiştir. Adıyaman Karapınar Mahallesi’nde, işaretlerin konulduğu evlerin sahipleriyle yaptığımız görüşme ve incelemelerde, aileler bu işaretlerin bir çocuk tarafından yapılmış olabileceğine inanmadıklarını ifade ederek, bu durumun basite alınmaması gerektiğini belirtmişlerdir. Aileler, işaretleme ile geçmişte yaşanan, Alevilere yönelik provokatif eylemlerle benzer bir amaç taşıdığı ve buna izin vermeyeceklerini dile getirerek tedirgin ve huzursuz olduklarını söylemişleridir. Gerçekten de, sadece Alevi evlere ait duvarların işaretlenmiş olması, bunun bir çocuk tarafından çocukça yapılmış bir hareket olmayacağı düşüncesini doğurmuştur. Birçok sivil toplum örgütü ve duyarlı kimselerce, Adıyaman'da dayanışma ziyaretleri yapılarak, olayın arkasında oldukları açıklanmıştır. Karanlık güçlerce, ülkemizde yeni bir çatışma ortamı yaratma düşüncesinin var olabilme ihtimali önemsenmelidir. Ülkemiz, Maraş'ta yaşanan olayları tekrar yaşamamalıdır. Bunun önüne geçebilmek amacıyla, Adıyaman'da yaşanan bu olayın arkasında kimler olduğunun ve amacının ne olduğunun araştırılması, bu amaçla bir komisyon kurularak, Meclis araştırması açılması, Alevi vatandaşlarımızın kaygılarını azaltmak amacıyla bir zorunluluk arz etmektedir.

 

3.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 22 milletvekilinin, iş kazası sonucu yaşanan ölümlerin ve taşeronlaşmanın doğurduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/653)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de iş cinayetlerinin ve taşeronlaşmanın araştırılması ve durumun ortaya konulması, iş cinayetlerinin engellenmesi için devletin denetim mekanizmalarının nasıl çalıştırılması gerektiğini bu alanda çalışan ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleriyle ortaya konulması, işçilerin sendikalaşmaları önündeki engellerin kaldırılması için çalışmaların yapılması amacıyla Anayasanın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz. 14.03.2012

1) Sebahat Tuncel                                      (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                        (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                          (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                              (Muş)

5) Murat Bozlak                                          (Adana)

6) Halil Aksoy                                             (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                          (Batman)

8) İdris Baluken                                          (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                        (Bitlis)

10) Emine Ayna                                          (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                    (Diyarbakır)

12) Sırrı Süreyya Önder                              (İstanbul)

13) Esat Canan                                          (Hakkâri)

14) Adil Zozani                                           (Hakkâri)

15) Altan Tan                                             (Diyarbakır)

16) Mülkiye Birtane                                    (Kars)

17) Erol Dora                                              (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                    (Mersin)

19) Demir Çelik                                          (Muş)

20) İbrahim Binici                                       (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                            (Van)

22) Özdal Üçer                                           (Van)

23) Leyla Zana                                           (Diyarbakır)

Gerekçe:

İstanbul'un Esenyurt ilçesinde bir AVM inşaatında çalışan 11 işçi inşaat alanı yakınında uyudukları çadırda yanarak can vermesiyle iş güvenliği ve iş cinayetleri bir kez daha gündeme gelmiştir. Ne yazık ki her geçen gün yaşanan bu olayların bir tanesi de 24 Şubatta Adana Kozan'da baraj inşaatı sırasında, geçen sene de 3 Şubatta Ankara Ostim Organize Sanayi Bölgesi'nde 20 işçinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Yine 11 Şubat 2011'de Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesinde kömür sahasında toprak kayması sonucu 10 işçi yaşamını yitirmiştir, 31 Ocak 2008'de İstanbul Davutpaşa'da kaçak bir işyerinde meydana gelen patlama sonucu 23 işçinin ölümü ile Tuzla tersanelerinde üst üste yaşanan ve sonu gelmeyen işçi ölümleri hafızalarda en çok yer eden iş cinayetleridir.

Çalışma yasaları bu ölümleri "iş kazası" olarak nitelese de bu yaşananların doğru tanımı iş cinayet olduğu meslek odaları ve sendikalar tarafından dile getirilmektedir. İşçi ölüm istatistikleri her ne kadar çok düzenli ve gerçekçi bir şekilde kayıt tutulamasa bile devletin elinde bulunan resmi rakamlar bile durumun ciddiyetini anlamak için yeterlidir. 1945 yılında çıkarılan İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu'na dayalı tutulan 1946'dan 2010 yılına kadar "iş kazaları" sonucu ölen işçilerin sayısı 59.300'e ulaşmış durumda. (2011 verileri henüz yayınlanmadı.) Yani her yıl yaklaşık olarak 1.100 işçi hayatını kaybederken son on yılda toplam 10.723 işçi iş cinayetine kurban gitmiştir. Dolayısıyla rakamların da gösterdiği üzere işçi ölümleri istisna değil sistematik olarak devam eder hâle gelmiştir.

İşçi ölümlerinin nedenlerine bakıldığında en büyük iki nedenin ucuz, kuralsız ve güvencesiz işçi çalıştırmak dolayısıyla son yıllarda giderek yaygınlaşan taşeronlaşmanın artmasıdır. DİSK'in yapmış olduğu taşeronlaşma raporuna göre, taşeronlaşmanın en yüksek olduğu sektörler inşaat, maden, gemi inşa sektörleridir. Gemi inşaat sektöründe istihdam edilen toplam 35.042 kişinin 10.013'ü asıl işverenlerce, kalan 25.029'u alt işverenlerce çalıştırılmaktadır. Yani sektörde çalışanların yüzde 71'ini alt işverenler istihdam etmektedir. İnşaat sektöründe ise neredeyse tamamen taşeron firmalarca istihdam ve güvencesiz iş söz konusudur. TÜİK 2010 verilerine göre 1 milyon 520 kişi bu sektörde çalışırken, 1 milyon 100 bini mevsimlik işçi olarak çalışmaktadır. Bu sektörler dışında özelikle temizlik, yemek, ulaşım, depolama gibi alanlarda taşeronlaşma giderek artmaktadır. DİSK raporuna göre, devlet memurları hariç iş gücünün yüzde 30'u güvencesiz olarak çalışmaktadır. Üstelik taşeron firma ile ana firma arasındaki bağın işçiyi mağdur eder bir noktada olması, iş kazalarında işçilerin haklarını arayamamalarına, bir kez daha mağdur edilmelerine neden olmaktadır. Yani, büyük ana firmalar kendilerine bağlı olmayan dolayısıyla hiçbir sorumluluğun altına girmemek adına taşeron firmalarla çalışmaya yönelirken işçilerin hakları gasbedilmektedir.

Bu cinayetlerin yapılan yasal ve mevzuatsal iyileştirmelere rağmen her yıl artması bu soruna devletin daha ciddi bir şekilde yaklaşmasını getirmektedir. Sendikalı iş yerinde ve sendikalaşma oranının yüksek olduğu ülkelerde ise işçi cinayetleri azalmaktadır. Örneğin, Zonguldak havzasında sendikalı işletmelerde çıkarılan 100 bin ton kömür başına işçi Ölümü 0,3 iken, sendikasız taşeron işletmelerde bu sayı 8,3.

Tüm bu bilgiler ışığında Türkiye'de iş cinayetlerinin ve taşeronlaşmanın araştırılması ve durumun ortaya konulması, iş cinayetlerinin engellenmesi için devletin denetim mekanizmalarının nasıl çalıştırılması gerektiğini bu alanda çalışan ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleriyle ortaya konulması, işçilerin sendikalaşmaları önündeki engellerin kaldırılması için çalışmaların yapılması için bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler, gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Mardin Milletvekili Erol Dora ve arkadaşları tarafından mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla 6/12/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun 5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

                                                                                     5/6/2013

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/6/2013 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                  İdris Baluken

                                                                     Bingöl

                                                            Grup Başkan Vekili 

Öneri:

6 Aralık 2012 tarihinde, Mardin Milletvekili Erol Dora ve arkadaşları tarafından verilen (2031 sıra no’lu) mevsimlik tarım İşçilerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5/6/2013 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Diyarbakır Milletvekili Altan Tan.

Buyurunuz Sayın Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle, bugün bütün Müslümanlar için çok önemli olan Hazreti Peygamber’in (SAV) miraca çıkış gecesinin bütün İslam dünyasına ve insanlığa, topyekûn bütün insanlığa hayırlı olmasını, Cenab-ı Allah’ın bütün sorunlarımızın çözümünde rahmetiyle bizlere muamele etmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine aynı şekilde bugün Dünya Çevre Günü. Çevre de, biliyorsunuz gün geçtikçe bütün dünyanın ilgisini çekiyor, daha önemli bir hâle geliyor. Çevrede Allah’ın bize bahşettiği değerleri kaybettikçe ancak çevrenin kıymetini, ağacın, suyun, havanın ne derece insan yaşamında önemli olduğunu maalesef kaybettikten sonra anlayabiliyoruz ve yine birçoklarımız maalesef bu kayıplara rağmen hâlâ bu işin bilincinde değil, inşallah Allah onlara da bir bilinç ve izan verir.

Değerli arkadaşlar, bugünkü konuşmamın esas mevzusu tarım işçileri. Biliyorsunuz her sene bu mevsim geldiği zaman bir tarım işçileri dramıyla, serencamıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Birinci soru şudur: Bu tarım işçileri niye kendi memleketlerinden çıkıp bu kadar ilkel, olumsuz şartlarda ve çok az ücretlerle âdeta köleliğe neden razı oluyorlar? Tek bir cevabı var; çaresizliklerinden. Peki bu çaresizlik niye bu kadar senedir henüz çözüme kavuşturulamadı? İşte, esas tartışılması gereken mevzu bu.

Tarım işçilerinin serencamı anlatılmakla bitmez. Kemal Tahir’in, Orhan Kemal’in, Yaşar Kemal’in ve daha birçok romancının, sinemacının eserlerinde bütün çıplaklığıyla, bütün acı gerçekliğiyle bunlar senelerdir anlatılıyor. 10-12 yaşında çocuklar on beş saat boyunca güneşin alnında çalıştırılıyor, yine gelinlik kızlar günlük 15 TL’lik bir ücretle her türlü sosyal güvenceden yoksun, her türlü sosyal imkândan yoksun bir şekilde köleliğe mahkûm ediliyor ve birçoklarının aldıkları günlük ücretler doğru düzgün üç öğün yemeklerine bile yetmiyor. Yani bizlerin yediği yiyecekler seviyesinde bir üç öğün yemek yeseler, bu aldıkları, üç öğün yemeklerine bile yetmeyecek derecede az ücretler. Bunun ötesinde yine karşılaştıkları olumsuz tavırlar daha birkaç sene evvel Ordu Valisinin tarım işçilerini Ordu’ya sokmaması gibi muameleler de bütün bu dramın ayrı bir yüzü.

Sorumu tekrarlıyorum: Peki, bu insanlar bu kadar kötü şartlarda yaşamaya ve bu işi yapmaya niye mecburlar? Yine cevabını verdim, tekrar veriyorum, tek bir cevabı var: Çaresizlikleri. En son da biliyorsunuz, Adıyaman’da yine 15 tarım işçisi bir kazada hayatını kaybetti.

Değerli arkadaşlar, çok meşhur bir söz var: “İnsan kendi memleketinde eğer doyarsa, insanca bir yaşam olursa, ekonomik ve siyasi yönden ciddi bir sıkıntısı olmazsa, yaşadığı yer neresi olursa olsun kolay kolay orayı terk etmiyor.” Bu, bütün bir insanlığın göç hikâyesinin, göç tarihinin de aynı zamanda iki cümlelik bir özeti. Bugün en fazla tarım işçisini güneydoğu veriyor, bundan önce özellikle Urfa, Adıyaman, Mardin ve Siirt illeri başı çekiyordu. Bunun en büyük sebeplerinden birisi de yıllardır yılan hikâyesine dönen sulama kanallarının hâlâ bitirilememiş olması. Bu sulama kanalları bitirilmedikçe, araziler sulanmadıkça ve başka sanayi yatırımları da yapılmadıkça, mecburen bu insanlar kendilerini dışarı atıyorlar ve artık, hangi şartta olursa olsun buna rıza gösteriyorlar ve gelmiş geçmiş hükûmetler de senelerdir, bir türlü bu insanlara bir çare bulamıyor, bunları kayıt içine alamıyor, sigortalı hâle getiremiyor, sağlık sorunlarını çözemiyor, barınma sorunlarını çözemiyor ve belki de en vahimi 10-12 yaşındaki çocuklar daha okulların kapanmasına bir ay varken yine alınıp götürülüyor ve bunların eğitimleri de her sene yarım kalıyor.

Değerli arkadaşlar, bütün bu sorunların çözümü tabii ki var. Dünyada hiçbir sorun çaresiz değil. Eğer Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti bu doksan yıllık kuruluş hikâyesinden sonra bunlara çözüm bulabilseydi, bu ciddi mevzuları önüne koyabilseydi, bugün biz bunları da konuşmuyor olacaktık.

Sayın milletvekilleri, sık sık tekrarlanıyor, deniliyor ki: “Güneydoğu Anadolu Projesi -kısa adıyla GAP- bittiği zaman 22 baraj, 19 hidroelektrik santral ve sulama kanallarıyla 3 milyon 800 kişiye iş imkânı -direkt ve dolaylı olarak- sağlanacak.” 3 milyon 800 kişi ortalama 5 kişilik bir aileyi bile esas alsak -ki bölgedeki aile ortalaması bunun çok üzerinde- en az 20 milyonluk bir nüfusa tekabül ediyor. Bugün ise bölgedeki nüfus bu GAP diye adlandırılan projenin kapsadığı illerdeki toplam nüfus, ancak 7 milyonu buluyor, Gaziantep ve Urfa da buna dâhil. Eğer bu proje bir an evvel gerçekleştirilebilseydi, bu sulama kanalları bitirilebilseydi, bugün, bırakınız bu insanlar bin türlü cefaya rıza göstererek kendi memleketlerinin dışında hayatlarını kaybedeceklerine kendi topraklarında, kendi yerlerinde doğru düzgün bir hayat sürüyor olacaklardı.

Yine, değerli arkadaşlar, bölgesel cazibe merkezleri kurulacaktı. Bu Hükûmetin senelerdir dillendirdiği ve bir kısmını da ilan ettiği bir diğer proje de bu; bölgesel cazibe merkezleri. Bu bölgesel cazibe merkezleri de bugün ortada yok. Bölgesel cazibe merkezleri kuracağına, her sene Konya’ya, Adana’ya, Mersin’e, Denizli’ye, Samsun’a, Trabzon’a, Aydın’a, Diyarbekir’e, Van’a 5’er milyar dolar ayırarak ciddi cazibe merkezleri kurup da nüfusu dağıtacağına ve Türkiye'nin genelinde bir istihdam yaratacağına, bugün hâla üçüncü köprüden ve İstanbul’a ikinci bir boğaz yapmaktan, 14 milyonluk sabit nüfusu 17 milyonluk gelir geçer nüfusuyla artık yaşanmaz hâle gelen İstanbul’u 25 milyona, 30 milyona çıkarma hesabında ve Allah rızası için de buna çıkıp da “Ya, dur nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun?” diyen bir Allah’ın kulu da yok, üstelik bütün bu İstanbul’la ilgili çalışmalar da bir marifetmiş gibi, bir başarıymış gibi ortaya konuluyor.

Değerli arkadaşlar, biz Hükûmeti sadece bu mevzularda değil, defalarca birçok mevzuda ikaz ettik ve en önemlisi, dış politikada ben, kendim, bizzat bu kürsüden defalarca yine ikaz edici konuşmalarda bulundum. Sayın Dışişleri Bakanına, Sayın Başbakana Irak politikalarının yanlış olduğunu, Suriye politikalarının yanlış olduğunu, İsrail politikalarının, İran politikalarının yanlış olduğunu defalarca söyledim ama meşhur bir laf var, “...”(x) konuş, konuş hiçbir faydası yok. Yalnız, hayretler içerisindeyim ve tırnak içerisinde büyük bir takdir içerisindeyim, bütün bir Orta Doğu’da hem İsrail’le hem de Hizbullah’la düşman hâline gelebilen ikinci bir lider yok. Nasıl becerdiniz bu işi, nasıl bu noktaya geldik, hem İsrail’le hem de Hizbullah’la aynı anda nasıl düşman hâle geldik, hem İran’la hem Maliki’yle hem Suriye’yle nasıl bozuşabildik, doğrusu anlayabilmek mümkün değil.

Biz bu ikazları yaptıkça ve bu konuşmaları yaptıkça, özellikle son bir haftadır artık halktaki taşan rahatsızlık ve öfke seline karşı bundan ders alınması gerekirken, Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan Yardımcısı gibi itidal çağrıları yapılması gerekirken Başbakanın bir danışmanı, bir milletvekili çıkıp şunu söylüyor, amiyane bir tabir olacak ama: “Biz Başbakanı kimseye yedirmeyiz.” Sevgili kardeşim, zaten kimsenin yemeye niyeti yok, lezzeti, tadı iyi değil, yesek midemize oturur ama siz yemeyin, lütfen siz yemeyin. Bakın, böyle giderse bizler değil, muhalefet değil, siz yiyeceksiniz Sayın Başbakanı. Onun da bir mahzuru yok ama ülkenin gireceği çalkantı, kaos, sıkıntılar yine fatura olarak bize dönecek. Lütfen, bunu yapmayın ve bu tablolardan ders çıkarmaya bakın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tan.

Aleyhinde, Adana Milletvekili Fatoş Gürkan.

Buyurunuz Sayın Gürkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım, bizi izleyen değerli vatandaşlarımız; öncelikle, bugün Miraç Kandili, kandilimizin mübarek olmasını diliyor, tüm insanlığa huzur ve barış getirmesini temenni ediyorum.

Bugün, tabii, Çevre Günü. Biraz önce söz de istemiştim ama sıra gelmedi bana. Yıllarca Orman Genel Müdürlüğünün avukatlığını yapmış biri olarak, AK PARTİ hükûmetleri döneminde ağaçlandırma seferberliğine çok fazla önem verildiği ve özellikle 120 adet kent ormanı, 135 adet bal ormanı, hatta 25 adet de yapımı devam eden bal ormanının da olduğunu belirtmek istiyorum.

Bir de, tabii, biz hepimiz çevrenin geleceğimiz olduğuna inanıyoruz. Hepimizin çevreye duyarlı olması lazım ama bir anne olarak, özellikle son günlerde meydana gelen eylemlerde, ortaokul, lise öğrencilerinin dahi provokatif eylemlerde maalesef ve maalesef yönlendirildiğini, vatandaşımızın evinin bahçesindeki ağaçların söküldüğünü, hatta arabalarının yakıldığını ve hem çevreye hem topluma zarar verildiğini, bu tür eylemlerde kullanılan çocuklarımızın da ailelerinin duyarlı olması gerektiğini ve bunlara gönderilmemesi gerektiğini belirtmek istiyorum.

Evet, bugün BDP’nin, Barış ve Demokrasi Partisinin tarımda çalışan işçilerin sorunlarıyla ilgili verdiği önerge üzerinde, aleyhinde konuşuyorum. Özellikle emek ve alın teri, bizim için en çok saygı duyulması gereken erdemlerin başında. Rızkını arayıp bulmak için, evindeki çocuğunun temel ihtiyaçlarını karşılamak için verilen bu kutsal uğraş, her kesimce önünde eğilmesi gerekilen bir durumdur. Dinimiz ve kültürel değerlerimiz de çalışmanın bir zorunluluk olduğunu, çalışanın emeğinin kutsal olduğunu vurgulamaktadır. Bizim kültürümüzde kişinin ne iş yaptığından çok, ne kadar emek sarf ettiği önemlidir.

Emeğin ve iş gücünün yoğun olarak yer aldığı sektörlerin başında da tarım sektörü gelmektedir. “Tarım işçileri” olarak adlandırdığımız emekçilerimiz kendi bölgelerinde çalışmakla birlikte, daha çok Güneydoğu Anadolu bölgelerimizden, tarım faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı illerimize gelen işçilerimiz de rızık bulmak için bölgemize gelmektedir.

Farklı illerden tarım işçilerinin yoğun olarak geldiği illerden birisi de, seçim bölgem olan Adana’dır. Bu sebeple, ilimize gelen tarım işçilerimizin önceki yıllardaki çalışma koşullarını ve bugünün koşullarını çok iyi bilen biriyim. Babam da benim uzun yıllar çiftçilik yaptı. Ben de tarlada çalışan ve onların yaşadığı sıkıntıları bilen biriyim.

Evet, önceki yıllarda tarım işçilerimizin bulunduğu koşulları özetlemem gerekirse, hiçbir zaruri ihtiyaçları bile karşılanmayan, gerçekten -çok affedersiniz- tuvaleti, banyosu, yemek yeme ihtiyacının dahi olmadığı koşullarda yaşıyorlardı. Bugün, iktidarımız döneminde, gerçekten -ben de gittim tarım işçilerinin bulunduğu, özellikle çadırların bulunduğu mevkilere, dönem dönem gidiyorum- buralarda vatandaşımızın, tarım işçilerimizin banyosu, tuvaleti, yemek yiyecek alanları ve özellikle -eğitime çok fazla önem veriyoruz- orada bulunan tarım işçilerimizin çocuklarının eğitiminin görüleceği okulların dahi yapıldığı, okul olmasa dahi eğitim imkânının mutlaka karşılandığı alanlar  ve imkânlar sağlanmıştır.

Öncelikle, tabii, tarım işçilerimizle ilgili sağlık güvencesi kapsamında, tüm vatandaşlarımızın olduğu gibi, tarım işçilerimiz de yapılan gelir tespitine göre ücretsiz sağlık güvencesi elde etmişlerdir. Sayın Başbakanımızın konuya ilişkin hassasiyetiyle yayımlanan Başbakanlık genelgesi kapsamında başlatılan “METİP” yani Mevsimlik Tarım İşçileri Projesi’yle bulundukları illerden diğer illere aileleriyle birlikte giden vatandaşlarımızın ulaşım, barınma, eğitim, sağlık, güvenlik, sosyal çevreyle ilişkiler, çalışma ve sosyal güvenlik bakımından mevcut durumları iyileştirilmiştir.

Bu proje kapsamında 2010 yılından itibaren 37 il valiliği tarafından hazırlanan 55 proje kapsamında yaklaşık 90 milyon TL kaynak aktarılmıştır. Söz konusu proje kapsamında yaklaşık 300 bin vatandaşımıza hizmet sunulmuştur. Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Projesi’ne 2010 yılında 44 milyon, 2011 yılında 27,5 milyon, 2012 yılında 21 milyon bütçe aktarılmıştır. Tarım ve orman işlerinde süreksiz çalışanların, 1 Mart 2011 tarihinden sonra sigortalılığı sağlanmış ve bu kişilere iş kazası ve meslek hastalığı durumunda gerekli yardımların yapılması da sağlanmıştır. Yine, 2008 yılında tarım işçileri 18 gün çalışmış ve 30 gün sigortalı sayılması sağlanmış, bu uygulama da 2011 yılından itibaren her yıl için 1 puan artırılarak devam etmektedir. Bunun yanında gezici sağlık ekiplerimiz, mevsimlik tarım işçilerimize sağlık hizmetleri sunmaya devam etmekte ve aşılama çalışmaları da yapılmaktadır. Yine, bu çalışmalarla beraber illerimizde valilik, ilçe kaymakamlıklarımız ve belediyelerimiz aracılığıyla tarım işçilerimizin hayat standartlarının artırılmasına yönelik de çalışmalar yapılmaktadır.

Adana ili özeline baktığımızda, 2012 yılında 64 yerleşim alanında 3.953 çadırda kalan 20.458 tarım işçisine hizmet verilmektedir. Yaşam alanlarına ilişkin zemin seviyesi ve düzenleme işlemleri yapılmıştır. Elektrik ve su tesisatı çekilmesi işlemleri yapılmış, 12 yerleşim yerine elektrik verilmiş, 2 yerleşim yerine trafo kurulmuş, 14 yerleşim yerine 3.540 metre su borusu döşenerek su bağlantısı yapılmış, kolaylık tesisleri yapımına da devam edilmektedir. Yine diğer, tuvalet, duş kabini, çamaşır ve bulaşık yıkama konteynerleri de verilmiştir, sayısı 598 adet. Yine, 215 adet çöp konteyneri, 40 adet foseptik tankı alımı gerçekleştirilmiştir ve 11 adet yerleşim yeri telle çevrilmiştir. Tüm yerleşim yerlerine, içme ve kullanma suyu temin edilmiştir.

Eğitim imkânlarına baktığımızda, Karataş’a bağlı Tuzla beldemizde 5 derslikli prefabrik okul ve öğrenciler için 160 kişilik prefabrik yemekhane yapılmıştır. 2010-2011 eğitim öğretim yılında 188 öğrenci taşımalı eğitim ile merkeze taşınmış ve bu öğrencilere öğle yemeği verilmiştir. Çadır yerleşim alanlarına çocuk oyun grupları konulmuştur. Mevsimlik gezici tarım işçilerinin eğitim çağındaki çocuklarının tespiti ve takibi ile eğitim öğretime devamlarının takip ve kontrolü yapılmaktadır. Her bir konaklama alanına, konaklayan çadır sayısına göre çok amaçlı hizmet çadırı kurulmuştur. Adana ilinde proje kapsamında yapılan toplam harcamalar 6 milyon 071 bin 569 TL’dir.

Mevsimlik tarım işçilerimize yönelik çalışmalarımız artarak devam edecektir. Zira bu çalışmaların hiçbiri 2012 yılından önce yapılmamıştır. Biz, toplumumuzun her kesimine eşit ve adaletli çalışmaya, hizmet etmeye devam ediyoruz.

Evet, özellikle mevsimlik tarım işçilerimizin sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalarımızın bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir titizlikle yürütüleceğinden yeni bir Meclis araştırması açılması talebinin bu aşamada yerinde olmadığını düşünüyorum.

Ayrıca, Adana’dan bir vatandaşımızın da özellikle dile getirmemi istediği bir sözü de söylemek istiyorum, Adana’da muhalefetten bir belediyenin hizmet  binası yapmak için onlarca ağacı yıktığını da söylememi istedi. Onu da burada söylemek istiyorum.

Yüce heyetinizi ve bizi izleyen aziz milletimizi de saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gürkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, sayın hatip konuşmasında “Geçici tarım işçilerinin bulunduğu yerde gerek tuvaletler konulmakta, banyo ve içme suyu ihtiyacı karşılanmaktadır.” şeklinde açıklamalarda bulundular. Bunu düzeltmek için pek kısa bir söz istiyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Neyini düzelteceksin?

BAŞKAN – Yani, böyle şeylerin olmadığını söylüyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet efendim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bu neyi düzeltecek Başkanım?

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Neyi düzelteceksiniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi ben size örnek vereyim. Özür dilerim, bakın, hemen, izninizle…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, oraya çıkan hatip hiçbir şey konuşmayacak mı?

BAŞKAN – Bir dakika… Yerinizden girin, bir açıklamayı yerinizden yapınız lütfen. Düzeltin yani “Yanlış bilgi verdi.” diye.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki. Evet, açıklama yapmak istiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, ben söz istemiştim, bir açıklama yapmam gerekiyor. Ben sisteme girmiştim, bana bir söz verirseniz…

BAŞKAN – Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

 

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sayın hatip “Efendim, çadır kent bulunan yerlerde içme suyu, tuvalet ve banyo ihtiyaçları karşılanıyor, sağlanmıştır.” dedi. Ben hemen somut örnek veriyorum: Şanlıurfa ili Sırrın Mahallesi Küme Evler; bakın, şehrin içerisinde, vatandaşın tuvaleti yok, içme suyu yok, kullanma suyu yok, elektriği yok.

İki Şanlıurfa ilinde -tarihî eserlerle ilgili, tarihî yerlerle ilgili- tarihî yerlerin bulunduğu hiçbir yerde tuvalet yok, o tarihî yerlerin tabelası yok ve suyu yok.

Bir başka sorun: 3 Haziranda, benim danışmanım Meclisten çıkarken, evine doğru giderken, polisler tarafından, bakanlıkları, Meclisi basacağına ilişkin, çocuğu gözaltına aldılar ve geceleyin ancak çocuğu serbest bıraktılar. Yani, bir milletvekilinin danışmanı -terör örgütünün üyesi olarak gözaltına alınıp- Meclisi basacaksa, bakanlıkları basacaksa… Buna maaşı veren bu Meclis, bunu işe alan bu Meclis.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani, bu kadar yoldan gelen geçen her masum insanı gözaltına almak, ancak ve ancak diktatörlüklerde olur.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Neyi düzeltti bu şimdi, anlamadım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bunun belgesi de burada.

Teşekkür ederim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bu neyi düzeltti?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanal.

Sayın Aydın, sisteme girmişsiniz, ne içindi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, 60’a göre açıklama istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

 

27.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, bugün Miraç Kandili dedik, her günden daha duyarlı, her seferinden daha temiz, daha ahlaki, daha düzeyli bir dil kullanmamız gerekiyor dedik ve bu manada da özellikle, az önce 60’a göre söz alan Cumhuriyet Halk Partisi Antalya Milletvekili Sayın Yıldıray Sapan… Bir iddia edildi bir söz üzerinden. Olabilir, o sözü hiç kimse tasvip etmez, yapılmışsa yapanları biz de kınıyoruz ama bu sözü yansıtarak, bir başka, olayla alakası olmayan kişilere böyle örnek verircesine ifade etmeyi çok gayriahlaki bir yöntem olarak görüyoruz. Yanlış yanlışla telafi edilmez. Biz, sizlerin, bir başkasının ne genel başkanına ne bir başka yöneticisine bu tür örneklerle saldırgan bir tutum içerisine girmiyoruz. Ben kendisini bu tutumundan dolayı kınıyorum ve kendisinden de aslında özür dilemesini istiyorum, sözlerini geri almasını istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Gürkan…

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Ben söz istemiştim Mahmut Bey’in…

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika size süre veriyorum. Konuyu kapatalım.

 

28.- Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sayın Başkanım, tabii, konuşmama karşı söz aldı Mahmut Bey. Ben örnek olarak, özellikle Adana’da yapılan çalışmaları… Yani, Türkiye genelinde yapılan çalışmaları söyledim ama banyo sayısını falan Adana’yla ilgili verdim.

Mevsimlik işçilerin çalıştığı sahalar sürekli değişen sahalar. Eğer Şanlıurfa’da böyle bir sıkıntı varsa biz de valiliğe söyleriz, ihtiyacın giderilmesi sağlanır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürkan.

Lehinde, Adana Milletvekili Turgay Develi.

Buyurunuz Sayın Develi. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Mardin Milletvekili Erol Dora ve arkadaşları tarafından mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla 6/12/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun 5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisinin lehinde konuşuyorum.

Samimi olarak söylüyorum, çok ciddi bir konu, Meclis araştırması komisyonu kurulmasının çok hayati olduğunu düşünüyorum. Ben de Adana’da doğmuş, çocukluğu bu işçilerin arasında geçmiş birisi olarak, aynı zamanda otuz yıllık bir gazeteci olarak orada bütün bunların sorunlarını biliyorum. Sayın Altan Tan’ın bu geçici tarım işçileriyle ilgili yaptığı konuşmanın da altına imzamı atıyorum. Aslında eksik de söyledi. Sorun, sadece gidenlerin neden gittikleriyle ilgili değil, geldikleri yerde karşılaştıkları sorunların da çözümü konusunda çalışmalarda bulunmak lazım.

Tabii, AK PARTİ her zamanki gibi, sorunları öteleyerek aslında Meclisin ve siyasetin sorunları çözme kapasitesini düşürüyor, her şeyi, bütün sorunları yok sayıyor bu konuda da olduğu gibi. Hâlbuki Adana son kırk yıldan bu yana öylesine ciddi göçler aldı ki kentin demografik yapısı, kent yapısı, mimari yapısı bozuldu, gelenler memnun değil, orada yaşayanlar uyum konusunda sıkıntılar yaşıyorlar. Sadece Adana’da değil, diğer illerimizde de aynı şekilde sorunlar yaşanıyor. Bu konunun çok ciddi olarak araştırılıp masaya yatırılması gerekiyor. Bundan sizlerin de memnun olması gerekiyor. Yani, ülkenin en önemli sorunlarından bir tanesi budur. Güneydoğu’da yaşanan göçlerin ülkemizde yarattığı ilişkiler, kaynaşma, toplum sorunları ve buna benzer sorunlarında aslında yerinde araştırılarak bir çözüme kavuşturulması gerekiyor.

Söz Adana’dan açılmışken, bu Gezi Parkı eylemleriyle ilgili olarak başlayan isyan ya da sivil itaatsizlik, Adana’da da ilk günden bu yana devam ediyor. On binlerce insan; Atatürk Parkı’nda, Ziyapaşa Parkı’nda, Gazipaşa Bulvarı’nda başlayan eylemler artık yavaş yavaş kenar mahallelere taştı. Yeni Baraj Mahallesi’nde, şehrin kuzeyinde ve batısında; bu, AK PARTİ’ye karşı, AK PARTİ zulmüne karşı bir direnişe, isyana, sivil itaatsizliğe dönüştü. Çok şükür, Adana’da herhangi bir ölümlü olayla karşılaşmadık ama polisin tutumu İstanbul’da, Ankara’da ne ise Adana’da da aynısı. Ben polisin gaz bombalarından, plastik mermilerinden dolayı çok ciddi sıkıntılar yaşadım. Bunu polis müdürlerine, sayın valiye de anlattım ama böyle durumlarda, büyük toplumsal olayların olduğu zamanlarda kimse milletvekili, belediye başkanı, genel başkan tanımıyor, polislerimizin gözü bayağı kararıyor.

Ayrıca, AK PARTİ’li milletvekillerine buradan bir uyarıda bulunmak istiyorum: Dikkat ederseniz, olaylar, gittikçe AK PARTİ il binalarına, ilçe binalarına doğru yöneliyor. Adana’da, olaylar sırasında benim arabamı eylemciler haşat ettiler. Daha sonra yanlarına gittiğimde, bana “AKP milletvekilisin.” diyerek bunu yaptıklarını söylediler, öyle bir bilgi gelmiş. Yani, olay şuraya gidiyor arkadaşlar: Sizin zulmünüz, sizin otoriterliğiniz, sizin herkesi yok sayan anlayışınız toplumda çok ciddi olarak birikime yol açtı. Bunun nedeni şu: Şimdi, Sayın Başbakan, eylemlerin ilk başladığı gün “Muhatap kim, bulamıyoruz. Kiminle konuşacağız?” dedi. Muhatap, iktidara geldiğiniz günden bu yana, özelleştirerek çalışan işçilerini güvencesizleştirdiğiniz 10 milyondan fazla taşeron ve çocukları. Sizin iktidara geldiğiniz günden bu yana, mesela Adana’da, çiftçiler tohum ekmişler, ilaç atmışlar, sulamasını yapmışlar, mazotunu yakmışlar, ürün ortaya çıkmış, biçmişler, hâlâ buğday taban fiyatı yok. Çiftçiler tefecinin kucağında. Taban fiyatı açıklamıyorsunuz.

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – “Açıklamayın” diyenleri de var.

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Onlar büyük toprak sahipleri, sizin yandaşlarınız onlar. Ben, az gelirli, küçük çiftçilerden bahsediyorum Sayın Milletvekilim.

AHMET YENİ (Samsun) – Bütün millet bizim yanımızda.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Herkes bizim yandaşımız oldu, sizin yandaşınız kalmadı!

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, mayıs ayı içerisinde 143 işçi iş kazasından öldü. Siz “Yoksulluğu ve yolsuzluğu yeneceğiz” diyerek iktidara geldiniz; on yıldan bu yana, size oy veren kitlelerin çocuklarını müthiş bir kadrolaşmayla işe yerleştirdiniz ve geçici bir rehabilitasyon sağladınız ama büyük paralarla, özelleştirme ihaleleriyle kurumları satarak büyük işlerle, kendinize ait bir iş dünyası yarattınız. Artık, toplum tıkandı. Bakın, toplum tıkandı.

Size tavsiyem şu: Burada, meşru zeminde, Parlamentoda bile sesimizi kısıyorsunuz, komisyonlarda konuşturmuyorsunuz. Şu anda Meclis televizyonu yayın yapıyor, saat yedide kesilecek. Bunu, bu muhalefetin konuşmasını, sesini duyurmasını engellerseniz bu başka bir yerden komplikasyon yapıyor, toplum sokağa dökülüyor. Bugün anlayamadığınız, “Muhatap bulamıyoruz.” dediğiniz kitleler, bütün bu on buçuk yıllık iktidarınızın biriktirdiği. Adalet ve Kalkınma Partisi artık sorunları anlayamadığı için, politik bir kabızlık çektiği için sorunları yönetemiyor, çözümü sürdüremiyor. Bunun bir çaresinin olması lazım. Bunun çözümü, Parlamentoyu çalıştırmaktır, halkın sesine kulak vermektir. Halkın sesine kulak vermediğiniz zaman, Parlamentoda milletvekillerinin sesine kulak vermediğiniz zaman, milletvekillerinin, muhalefetin toplumla buluşmasını engellediğiniz sürece, “Ben yaptım, oldu.” mantığını sürdürdüğünüz sürece, arkadaşlar, bu çözümü ortaya çıkaramazsınız.

Şimdi, karşınızda, on buçuk yıldan bu yana size destek veren yüzde 50’lik şükür toplumu artık şükretmiyor. Asgari ücretle on iki saat çalıştırdığınız o başörtülü 17 yaşındaki, 18 yaşındaki genç kızların, çocukların, marketlerde, iş yerlerinde, fabrikalarda gözlerinde fer kalmadı. 700-800 liraya on iki saat çalıştırıyorsunuz, onların oyunu alıyorsunuz ama ondan sonra, AK PARTİ’nin yeni zenginleri sermayenin yeni oluşumuna fırsatlar tanıyor. Bu sürdürülebilir değil artık. Bu işten vazgeçmeniz gerekiyor.

Bakın, sakin sakin düşünün, gerçekten, sakin sakin düşünün. On buçuk yıldan bu yana ülkeyi getirdiğiniz yer artık son nokta. Bugün Twitter’da bir mesaj vardı -hani yarışma programlarında oluyor- diyor ki: “Başbakan yüzde 50 joker hakkını kullanmak yerine ahaliye sorsaydı, bu işler başına gelmezdi.”

Siz topluma kulaklarınızı kapamışsınız, iki yıl önce yapılan seçimde aldığınız yüzde 49 oyla bu halkı yok sayıyorsunuz, yok saymaya çalışıyorsunuz. Siyaseti sorunları çözmek için kullanın arkadaşlar, muhalefeti sürdürmek, tek parti iktidarını perçinlemek için kullanmayın.

Size bir önerim var: Açın şu Meclis Televizyonunu. Buradaki milletvekillerinin, muhalefet milletvekillerinin ne söylediğini halk duysun, sizin de ne söylediğinizi duysun, kapalı toplumdan vazgeçin. Bakın, o zaman sokaklar bu hâle dönüyor.

Bugün, binlerce işçi grev yapıyor. Taksim’de, Ankara’da, Adana’da, Türkiye'nin her tarafında direnişler sürüyor. Çok basit bir talep var: “Yetti ulan artık!” diyorlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Yetti ulan artık” mı?

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Diyorlar… Toplum böyle söylüyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kime diyorlar?

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Size söylemiyor, herkese söylüyorlar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Size diyorlar!

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Herkese söylüyorlar. “Yetti artık, yetti” diyorlar. Yettiyse “yetti”yi bilin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Ulan” diye kime söylüyorlar?

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Ben bunu söylemiyorum sayın vekiller, bunu toplum…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim mi? Sokakta neler söylendiğini, neler söylendiğini bir duysanız! Bir duysanız! Neler söylendiğini bir duysanız! Siyasetin çapını ve kalibresini işlevsel tutmak zorundayız arkadaşlar. “Yeter! Yeter!” diyor toplum. Bunu birlikte başarabiliriz. Açın şu Meclis Televizyonunu, açın! Açın, açın…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Açık şu anda.

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Adana’da sekiz günden bu yana 10 binlerce işçi, 10 binlerce genç, kadın, yaşlı bu eyleme destek veriyor.

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Hepsi çocuk!

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Bir tane kamu malına zarar verilmedi, bir tane.

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sizin araba hariç!

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Benim arabam da feda olsun! Feda olsun, canları sağ olsun onların!

Ama sizi buradan uyarıyorum: On buçuk yıldan bu yana yaptığınız zulüm toplumu ayağa kaldırdı, bu baskıdan vazgeçin.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Millete sor, millete! Millet zalimleri görüyor!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Develi.

Aleyhinde, Isparta Milletvekili Recep Özel.

Buyurunuz Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Tabii ki tarım işçilerinin –geçici, mevsimlik işçilerin -yaşamış oldukları koşullardan dolayı elbette ki sıkıntıları mevcuttur. Rahat bir ortamda çalışmıyorlar, gerek konaklamaları gerek birtakım zatî ihtiyaçlarını karşılamaları noktasında sıkıntıları elbette ki vardır. Bunun araştırılması, sorunlarına çözüm bulunması bir araştırma önergesi veya komisyonla değil, idari birtakım kararlarla her zaman yapılabilir. Onun için, AK PARTİ, devletimiz, bürokrasinin bütün kurumlarıyla, kurallarıyla bu çözümü bulma noktasında elinden gelen tüm gayreti göstermektedir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – 18 kişi öldü, beş gün önce 18 kişi öldü.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Biraz önce burada konuşan CHP Adana milletvekiline de huzurlarınızda geçmiş olsun diliyorum. Kendisine de bir teşekkür ediyorum çünkü bu olaylarda kendi aracının yağmalandığını, burada bir yağma olayının bulunduğunu da tespit etti, bundan dolayı da kendisine teşekkür ediyoruz. Bu olaylarda masum vatandaşların da birtakım mallarının yağmalandığını Meclis kürsüsünde ifade etti.

Bakın, dün akşam da Dikmen Caddesi’nde -bu tencere tavayla gerçekten masum olarak eylem yapan birtakım vatandaşlarımız var, bunların taleplerini saygıyla karşılıyoruz- içlerinden bir çocuğu, ne olduğunu bilmeden, 15 kişi birden hücum ederek öldüresiye orada dövdüler. Bu eylemcilerin, tencere tava eylemcilerinin arasındaki bir çocuğu dövdüler. O çocuğun, masum çocuğun ne suçu var ne günahı var.

Şimdi, masum olarak görülen bu eylem, tencere tava çalarak masum görülen eylem, bu Kızılay Meydanı’ndaki kamu binalarına, polise taş atanların değirmenine su taşımıyor mu? Bu masum görülen eylemle elbette ki demokratik taleplerini bir yerlerde dile getirecekler, bunları anlayışla karşılayabiliriz ama hiç kimse de bu Kızılay Meydanı’nda ya da Taksim Meydanı’nda polise taş atanın, Başbakanlık binasına ya da birtakım AK PARTİ binalarına taş atanın, oraları basmaya çalışanların da değirmenine su taşımasın. Burada, herkesin elini vicdanına koyup, kafasını iki elinin arasına alıp “Ben kime hizmet ediyorum?”u düşünüp… AK PARTİ olarak biz millete hizmet ediyoruz. Acaba, siz kime hizmet ediyorsunuz, bu eylemi destekleyenler kime hizmet ediyor? Bunu iyi bir tahlil edelim. Elbette ki AK PARTİ olarak bizlerin her yaptığında insan olarak birtakım yanlışlarımız, hatalarımız elbette ki olacaktır, vardır. Bunu demokratik yollarla, üslubumuzu güzel kullanarak çözme noktasında gayret göstermemiz gerekirken bu eylemleri teşvik edici, onları kışkırtıcı konuşmalardan da hepimizin burada imtina etmemiz gerekiyor çünkü bu ülke hepimizin, bu ülke batarsa hepimiz batarız, bu ülke kaosa giderse hepimiz zarar görür. Onun için, bizler daha çok kulak verelim, daha çok muhalefet elbette ki yapalım ama sizler de bu milletin, bu ülkenin varlığını, millî birliğimizi, bütünlüğümüzü korumak için söylemlerimize dikkat edelim diyorum.

Ben BDP grup önerisi aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Buyurunuz Sayın Sapan.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın grup başkan vekilinin sözlerine cevap olarak söz aldım. Teşekkür ediyorum.

Şimdi, “Özür dile.” deyince aklıma nedense gerçeklerin insanları hakikaten acıttığını bir kez daha gördüm burada. Ben bir tespit yaptım, bu tespiti paylaştım. Bunların tamamı gerçek, hatta eksik bile anlattım. O eksiklik şu: Bu sözleri duyan bayan korkudan ne demiş biliyor musunuz polise? Yani “Seni -nokta, nokta- bu karanlıkta yaparım.” diyen polise bu bayan “Tamam ağabey.” demiş. Biliyor musunuz, bu benim içimi acıttığı için, bana yapılmış gibi hissettiğim için, bunları burada ifade etmek zorunluluğu duydum bir milletvekili olarak. Tabii ki özür dilenecek bir şey yok ama örneklerime sizi ilave edebilirim. Sizin başınıza gelseydi, sizin yakınınızın başına gelseydi ne hissederdiniz? Bunu da ilave olarak söylüyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sapan.

Öneriyi…

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

EMİNE ÜLKER TARHAN ( Ankara) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebiniz var, yerine getireceğiz.

 

Sayın Tarhan, Sayın Hamzaçebi, Sayın Dibek, Sayın Çam, Sayın Canalioğlu, Sayın Tanal, Sayın Genç, Sayın Develi, Sayın Aygün, Sayın Yılmaz, Sayın Acar, Sayın Serter, Sayın Kaleli, Sayın Aygün, Sayın Seçer, Sayın Yalçınkaya, Sayın Tayan, Sayın Özel, Sayın Çetin, Sayın  Türeli.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Mardin Milletvekili Erol Dora ve arkadaşları tarafından mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla 6/12/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun 5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

2.- MHP Grubunun, 7/5/2013 tarih 12518 sayı ile ziraat fakültesi ve veteriner fakültesi mezunlarının yaşadıkları sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla ve 8/5/2013 tarih 12631 sayı ile ülkemizdeki ziraat mühendislerinin sorunlarının ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 05.06.2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                  Oktay Vural

                                                                       İzmir

                                                         MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

07 Mayıs 2013 tarih, 12518 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz ziraat fakültesi ve veteriner fakültesi mezunlarının yaşadıkları sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla ve 08 Mayıs 2013 tarih, 12631 sayı ile ülkemizdeki ziraat mühendislerinin sorunları ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verdiğimiz Meclis araştırması önergelerimizin 05.06.2013 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar)- Teşekkürler Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken sizlerin ve tüm vatandaşlarımızın Miraç Kandili’ni tebrik ediyorum, Allah yılına kedersiz ulaştırsın diyorum.

Yükseköğretimini tamamlayarak çalışmak isteyen meslektaşlarım ki ziraat mühendisleri, gıda mühendisleri, su ürünleri mühendisleri, peyzaj mimarları ve veteriner hekimlerin sorunları ve çözüm yollarının araştırılması için verdiğimiz Meclis araştırmasıyla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde ziraat, gıda, su ürünleri mühendisleri “mühendis kadrosu” adı altında istihdam edilirler. Bilindiği gibi insanlığın en temel ihtiyaçlarından birisi sağlıklı beslenmedir. Bu ihtiyacın karşılanması, yeteri miktarda üretilmiş sağlıklı gıda ile mümkündür. Son yıllarda, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sağlıklı gıda üretimi ve teminine dair bilinçlenme ve önemli gelişmeler kaydedilmiş ve bu konular kamuoyu gündemine sık sık getirilmeye başlanmıştır. Sağlıklı gıda üretimine ve teminine olan talebin giderek artması, mühendisliklere ki bunlar ziraat, su ürünleri ve gıda mühendisleri ile veteriner hekimliği mesleklerine olan ilginin de artmasına yol açmıştır.

Ülkemizde tarım ve hayvancılık, gerek doğrudan üretimde çalışan çok sayıda insanımıza sağladığı istihdamla gerekse yapılan üretimle gıda ihtiyacının karşılanmasından ve tarıma dayalı sanayiye sağladığı ham madde nedeniyle tüm olumsuzluklarına rağmen hâlâ önemini korumaktadır.

Birim alandan daha fazla ürün almak için yeni yetiştirme teknikleri, ıslah yöntemlerini geliştirmek ve üreticilere yaygınlaştırılması konusunda gerek teknisyenlerimizin gerek mühendis ve veteriner hekimlerimizin çok büyük katkıları olmuştur.

Yeni tarım tekniklerinin geliştirilmesi gerçekten çok önemlidir, zira topraklar sınırlıdır. Bir tarafta açlık çeken insanlar, diğer taraftan obezite sorunuyla mücadele eden insanlar. Binbir zorluk ve zahmetle okullarını bitirerek hayata atılmak için iş ve aş peşine düşen insanlarımızın pek ama pek çok sorunları vardır.

Ülkemizde, özellikle AKP hükûmetleri döneminde uygulanan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları, ne yazık ki iş bekleyen bu ziraat mühendisi, gıda mühendisi ve su ürünleri mühendisleri ile peyzaj mimarları ve veterinerlerimizin işsiz kalmalarına, yanlış istihdam politikalarıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde çalışanların da çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmalarına yol açmıştır.

Tarladan, seradan, kümesten, ahırdan markete kadar bir dizi bilimsel uygulamaların yer aldığı tarımsal üretimin daha nitelikli, kitlesel ve ekonomik olarak gerçekleştirilmesinde, bu mühendislerimizin ve veteriner hekimlerimizin çok ciddi katkıları vardır.

Son yıllarda, bilimsel ölçütler yerine daha çok siyasi sebeplerle Türkiye'nin hemen hemen her bölgesinde gereğinden fazla ziraat fakültesinin açılarak bazılarına yeni öğrenci alınması, yeni açılan fakültelerde de hemen hemen tüm bölümlerin bulunması, bu bölümlere gelen öğrenci profili, uygulama alanı, laboratuvarları, eğitim elemanı ve personel yetersizliği eğitim kalitesini maalesef olumsuz yönde etkilemiş ve yeni sorunların yaşanmasına yol açmıştır. 1980’li yıllara kadar üniversite giriş sınavlarında ilk 10’luk dilimde öğrencilerin tercih ettiği ziraat fakülteleri, son yıllarda çok düşük puanlarla öğrenci kabul etmesine rağmen, pek çok fakültede bazı bölümler öğrenci bulmakta zorlanmaktadır.

İnsanlarımıza güvenli, sağlıklı gıdanın temini, üretimi, denetimi konusunda gıda mühendislerinin çok ciddi katkıları olmuştur. Ülkemizde gıda denetimlerinde yaşananlar, sektörde haksız rekabete ve halk sağlığı sorunlarına yol açmaktadır. Gıda işletmelerinde uzman personel istihdamı zorunluluğu bulunmaması nedeniyle, güvenilir, sağlıklı gıda arzı, maalesef, işletmelerin insafına terk edilmiştir.

Bakanlığımızda şu anda yaklaşık 5 bin civarında gıda denetçisi vardır. Bunun yanında, kayıtlı gıda üretimi yapan işletme sayısı yaklaşık 40 bin, gıda ürünlerini satan ve dağıtan iş yeri sayısı ise yaklaşık 500 bin civarındadır. Bu tablo bile sektörde gıda mühendisi açığı olduğunu göstermektedir.

Diğer taraftan “Alo 174” gıda hattına gelen ihbarlar her gün artmakta ve çözüm beklemektedir. Bakanlık bünyesinde, tarım danışmanı gibi gıda mühendisleri de küçük ve orta boy gıda işletmelerinde güvenli gıdanın üretilerek insanlara arz edilmesine katkı sağlayacak gıda danışmanı olarak istihdam edilebilirler. Bu şekilde, gıda sektöründe kamu denetimi daha etkin kılınarak haksız rekabetin önüne geçilebilir ve tüketicinin sağlığının korunmasında önemli bir unsur olacaktır.

Diğer taraftan, 20 binden fazla ziraat mühendisi boş gezmekte veya eğitimiyle alakası olmayan alanlarda çalışmaktadırlar. Şu anda öğretmenlik, polislik, mübaşirlik, gardiyanlık gibi kamu görevlerinde çalışan ziraat mühendisleri vardır. Bu, ciddi bir israftır. Uygulanan bu yanlış politikalara bir an evvel son verilmelidir. Şu an, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında 20 binden fazla kadro boş bulunmaktadır. Ziraat mühendislerimiz, veteriner hekimlerimiz, gıda mühendislerimiz, su ürünleri mühendislerimiz, peyzaj mimarlarımız bir an evvel çiftçilerimizle, üreticilerimizle buluşmak, Türk tarımı ve hayvancılığına katkı sağlamak istemektedirler.

Sayın milletvekilleri, diğer taraftan, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’nda resmî su ürünleri mühendisi tanımı yapılmamış olması ve su ürünleri koruma ve kontrol alanlarında yetkilendirilmemiş olmaları su ürünleri mühendislerinin kamu ve özel sektörde istihdamlarının önünde ciddi bir engeldir. Ülkemizde şu anda 15 binden fazla su ürünleri ve balıkçılık teknolojisi mühendisi ciddi şekilde mağduriyet yaşamaktadır. Dolayısıyla, bu mağduriyetler ülke tarımını ve hayvancılığını da olumsuz yönde etkilemektedir ki çiftçinin, üreticinin hâli perişandır. Siz, her ne kadar kabul etmeseniz de çiftçi inim inim inlemektedir.

Değerli milletvekilleri, milyonlarca dönüm tarım yapılabilir hazine arazisi boş durmaktadır. Bir kanun veya kanun hükmünde kararname ile bu arazilerin işlemek isteyen ziraat mühendislerine tahsisi sağlanabilir. Üç tarafımız denizlerle çevrili. Yurt içi su kaynaklarımız -zengin olmasak da- ciddi ve hatırı sayılır bir mahiyettedir, su ürünleri mühendislerimizi de bu imkânlardan istifade ettirmek mümkün olabilecektir. İşletme kredisi desteklemeleriyle buralarda örnek tarım uygulamaları yapılabilir ve ülkemiz ekonomisine önemli bir istihdam ve katma değer sağlanmış olunabilir.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, tarımımızın içinde bulunmuş olduğu şartlar iç acısı. Zira, girdi maliyetleri gün geçtikçe artıyor. Milat olarak kabul ettiğiniz 2002 yılında 1 litre mazot alabilmek için -ki tarımın en ciddi girdilerinden bir tanesidir- 2,5 kilo buğday satmak yeterliyken, bugün 6 kilo, 7 kilo buğday satmak zorunda kalıyor çiftçimiz. Diğer taraftan, yine 1 litre mazot alabilmek için, 2002 yılında 10 kilogram pancar teslim etmesi yeterliyken, bugün, maalesef, tam 45 kilo, 46 kilo pancar teslim etmesi gerekiyor. Bu, gerçekten, çiftçimizin, üreticimizin nereden nereye geldiğinin en ciddi karineleri, en ciddi ispatlarıdır. Bu olumsuz gidişata bir “Dur.” denilmelidir. Zira, ithal hayvancılık, ithal damızlık hayvan, ithal canlı hayvan, ithal et konusu, pek çok tarım ürününün ithal edilmesi çiftçimizi canından bezdirmiş, üretim yaptığına, yapacağına pişman olmuş vaziyettedir.

Diğer taraftan, pek çok açığımızın, özellikle yağ bitkileri ve yem bitkileri noktasındaki ham yağ açığımızın kapatılması konusunda çok ciddi ithalat yapmaktayız. Bunların önlenmesi noktasında işte ziraat mühendislerimiz, işte veteriner hekimlerimiz, işte gıda ve su ürünleri mühendislerimiz hazırdır, beklemektedir. Bize düşen görev bunların önünü açmaktır, bunlara imkân ve fırsat vermektir ki bunlardan, sadece biz burada muhalefet olarak sorunları dile getirmekle yetinmiyoruz. Bu kürsüden defalarca çözüm yollarını da sizlerle paylaştım ama tekraren söylüyorum. Bu sorunları biz söylemekten bıkmadık, usanmadık fakat siz dinlemekten veya ifade etmekten, anlamaktan çok ama çok uzak kaldınız. Şu anda huzurda bulunan milletvekillerimizin, iktidar partisine bağlı milletvekillerimizin varlığı da bunun göstergesidir. Gerçekten, tarıma hiç ama hiç değer vermiyorsunuz.

Çözüm yollarından bir tanesi de şu: Sözleşmeli, alım garantili üretim yaptırılarak, milyarlarca dolar ödeyerek dışarıdan aldığımız yem ve yağ bitkileri açığımız kapatılabilir.

Değerli milletvekilleri, mühendislik -ki ziraat, gıda, su ürünleri- ve peyzaj mimarı ve veteriner fakültelerinden mezun olan gençlerimizin yaşadığı sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi için Meclis araştırması açılması aciliyet arz etmektedir.

Desteklerinizi bekler, takdirlerinize arz ederim. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Aleyhinde, Hatay Milletvekili Orhan Karasayar.

Buyurunuz Sayın Karasayar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubumuz adına MHP grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, mübarek Miraç Kandili’mizi, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin mübarek Miraç Kandili’ni kutluyor, hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına, açıktan atama suretiyle, son on yıl içerisinde 10.269 mühendis ve 6.572 veteriner hekim olmak üzere, toplam 16.841 personel alımı gerçekleştirilmiştir. Bununla beraber, gıda denetçisi olarak özel sektörde çalışmak üzere de 4.060 gıda mühendisimize istihdam alanı oluşturulmuştur. Ayrıca, her yıl merkezî yönetim bütçe kanunu ile tahsis edilen açıktan atama kontenjanı dâhilinde, KPSS sonuçlarına göre, kadro ve hizmet ihtiyaçları doğrultusunda, personel açığı olan kadrolarda personel alımı gerçekleştirilebilmektedir. Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığınca vize edilmesi hâlinde, 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli personel alımı yapılabilecektir. Personel alımında norm kadro planlaması ve hizmet ihtiyaçları çerçevesinde hareket edilmektedir. 8.038 mühendis ve veteriner hekimin de özel sektörde sertifikalı tarım danışmanı olarak istihdamına imkân sağlanmış, ayrıca gıda işletmelerinde ziraat mühendisi, veteriner hekim ve gıda mühendislerinin gıda denetçisi olarak istihdam sorumluluğunun yanında tarımsal birlikler, kooperatifler ve işletmelerde de ziraat mühendisi ve veteriner hekim istihdamında ciddi imkânlar getirilmiştir.

TAR-GEL Projesi kırsal alandaki çiftçilerimize yönelik yayın faaliyetinin daha etkin yürütülmesi amacıyla uygulamaya konulan bir çalışma olup personelinin görev alanları itibarıyla istihdamlarından dolayı bulundukları çevredeki tarımsal üretimin çeşitliliğinde ve kalitesinde ciddi artışlar sağlamışlardır.

TAR-GEL personelinden hâlen memur statüsünde çalışmakta olanların köyde ikametgâh zorunluluğu bulunmaktadır. Köylü vatandaşlarımızın tarımla ilgili sorunlarına çözüm üretebilmek için, daha kaliteli üretim yapabilmeleri için; bölgelerdeki tarım üretimini, çiftçiliği dededen, babadan görme usullerle değil de teknolojinin en fazla kullanıldığı en ileri seviyede yapabilmeleri için, bu arkadaşlarımız gerekli araştırmaları yapıyorlar, gerekli incelemeleri yapıyorlar. Çiftçilerimizle beraber köylerimizde el ele vererek hem ürettiğimiz ürünlerin, meyvenin, sebzenin kalitesini artırarak ülkemizdeki vatandaşlarımızın kaliteli meyve, sebze, tarıma dayalı gıda ürünleri tüketmesini sağlıyorlar hem de ihracatımızın kalitesini artırarak Türkiye’mizde son on yılda tarım ihracatımızın 4 kat artmasında en önemli etken olmuşlardır.

Değerli arkadaşlar, tabii ki ziraat fakültelerinin sayılarının fazlalığıyla ve ziraat fakültesinde olan, alınan öğrencilerin fazlalığıyla ilgili de arkadaşlarımızın burada konuşmaları oldu. Tabii ki değerli arkadaşlar, biz tarım ülkesiyiz. Dünyada tarım yapılmasına en elverişli ve tarımla ilgili yapılması gereken çalışmaların en etkin ve başarılı bir şekilde uygulanabileceği bir coğrafyadayız. Bununla ilgili yıllarca gerekli tedbirler alınmamış, yeniliklerle ilgili çiftçimizin önünün açılması noktasında tarıma gerek teknolojik gerek bilimsel yeterli destekler verilmemiş. Bizler iktidara geldiğimiz günden bugüne kadar, bu süreç içerisinde bu konularla ilgili birçok çalışmalar yapılmış ve bu çalışmalar neticesinde de bugün, ülke tarımımız, çiftçilerimizin üretmiş olduğu ürün kalitesi, vatandaşımızın tüketmiş olduğu gıdaların kalitesi çok ciddi oranda yükseltilmiştir. Tabii ki bundan sonraki süreçte de bu doğrultuda çalışmalarımız devam edecektir.

Değerli arkadaşlar, siz de takdir edersiniz ki dünyanın hiçbir yerinde fakültelerinden mezun olan -sadece ziraat fakültelerinden değil, diğer birimlerden de, diğer bölümlerden de mezun olan- öğrencilerinin tamamına iş imkânı sağlayabilen hiçbir ülke yoktur. Fakat, biliyorsunuz, son yıllarda dünyanın en önemli stratejik maddeleri, birimleri gıda ve enerjidir. Ben şuna inanıyorum: Gıda, enerjinin daha önünde. Bizler de ülkemizde ziraat mühendislerine sadece devlet kapılarında değil de özel sektörde de… Demin sayın milletvekilimizin de bahsettiği gibi, hazine arazileri bu arkadaşlarımızın kullanımına açılarak, bunlara uygun krediler verilerek üretime destek olmaları… Çünkü, dünyada şu anda ciddi bir gıda ve insanlığın geleceğini ilgilendiren tarıma dayalı ürünlerin sıkıntısının yaşanacağını hep beraber biliyoruz.

Tabii ki bunların yapılabilmesi için, bu alanların tarıma açılabilmesi için, buralarda kaliteli ürünler üretebilmemiz için öncelikle tarım arazilerimizi sulanabilir hâle getirmemiz gerekiyor. Siz de takdir edersiniz ki sulanamayan tarım arazilerinde bu bahsettiğimiz özellikteki tarım ürünlerini üretme şansımız yok. İşte, bu konularla ilgili de Devlet Su İşlerimiz çok ciddi çalışmalar yaptı. Türkiye’mizin birçok yerinde sulanabilir tarım arazisi yaklaşık şu anda 60 milyon dekara ulaştı ve sulamaya açılan arazilerimize hem toplulaştırma çalışmaları hem basınçlı sulamalarla ilgili Hükûmetimizin vermiş olduğu desteklerle, kredilerle de inanıyorum ki bu çalışma yapıldığında çok ciddi mesafeler alınacak.

Değerli arkadaşlar, değerli dostlarım; tabii ki zaman az, söyleyecek çok söz var. Ben ziraat mühendisiyim, tarımın her alanında ticaret yapan bir arkadaşınızım. İş kollarımdan biri de zirai ilaç bayiliğiydi. Tarım girdilerinin fazlalığıyla, artışıyla ilgili söylemler oldu. Tabii, arkadaşlarımıza hak veriyorum fakat ben, işimi yaparken 1999-2000 yıllarında veya daha önceki yıllara gittiğinizde, rafımda bulunan bir zirai ilaç veya tohumun fiyatını –çünkü bunlar sezonluk, bir ilaç bir sezon kullanılır, o sezon geçtiği zaman diğer sezona kadar bunu rafınızda bekletirsiniz- diğer sezon geldiğinde, ben ve arkadaşlarım, 10 liralık ürüne 20 lira dediğimiz zaman, tekrar o ürünü aldığınızda, firmadan geldiğinde, faturaya baktığınızda, fiyatını eksik bile söylemiş olurdunuz yani ürünlerin, tarım girdilerinin fiyatı her yıl yüzde 100 artardı, buna mazot da dâhil. Fakat, biliyorsunuz, mazot tamamen ithal ettiğimiz bir ürün ama onun dışındakiler, şu anda birçok ürün değerli arkadaşlar, size isim vererek de buradan söyleyebilirim, pamuk üretimiyle uğraşan arkadaşlarımız bilir, “Mospilan” diye bir ilaç var. 2000 yılında, bu ilacın 100 gramı, o zamanın parasıyla 35 milyondu ve biz, firmaya bunun parasını en az yirmi gün önce yatırırdık, ilaç bize bir ay sonra gelirdi. Değerli arkadaşlar, o ilacın fiyatı bugün 3,5 milyon yani ilacın fiyatı yüzde 30 oranında düşmüş. Buna benzer birçokları, tohumlar da aynı şekilde.

Yani, değerli arkadaşlar, tabii ki bunları tartışacağız, bunları değerlendireceğiz, çiftçimize daha fazla imkân sunmaya çalışacağız ama bu süreçte yapılanları da unutmamamız lazım.

Şimdi, ben, burada arkadaşlarımı dinlediğim zaman, biz de sürekli hafta sonunu bölgelerimizde geçiriyoruz, çiftçilerimizle iç içeyiz, çiftçilerimizin sorunlarını dinleyerek gerek Bakanımıza gerek ilgili birimlerimize, müsteşarlarımıza, genel müdürlerimize, il tarım müdürlüklerimize ileterek onların sorunlarını gidermeye çalışıyoruz ama şunu da inkâr etmemek lazım: Bugün çiftçilerimiz, klimalı traktörlerle çiftçilik yapıyor. Satılan traktör sayısı, çiftçinin kullandığı alet, ekipman sayısı; artı, buna benzer ziraat mühendislerimizle ilgili yine yapılan önemli bir çalışma… Tarıma dayalı sanayiyi artırmak için, tarım ürünlerinin ülkemize ve bölgemize daha fazla katma değer yaratabilmelerini sağlamak için yapılan çalışmalardan biri, biliyorsunuz, KOSGEB aracılığıyla verilen hibe krediler. Bununla ilgili, benim bölgemde 25’e yakın tesis hayata geçirildi ve bunların birçoğunda da ziraat mühendisi arkadaşlarımız çalışıyor.

Yani değerli arkadaşlar, kısacası, iktidarımız döneminde gerek ziraat mühendislerimiz için gerek çiftçilerimiz için çok ciddi çalışmalar yapıldı, çok ciddi projeler hayata geçirildi. Bunların en önemlilerinden bir tanesi de tohum ıslahı yasası. Değerli dostlarım, daha önceki süreçte, biz ülkemizde bu yasayı çıkarmadığımız takdirde ekecek tohum bulamayacak hâle gelebilirdik ama şu anda tohum ithalatı yüzde 35-40’lar oranında azalmakta. Bizim bilim adamlarımız, bizim ziraat mühendislerimiz dünya standartlarındaki bu uygulamalarla, yapılan bu çalışmalarla bir çok tohum üretir seviyeye gelmişlerdir.

Bundan sonraki süreçlerde de inşallah el birliğiyle hem ziraat mühendisi arkadaşlarımızla hem de çiftçilerimizle ülkemizin çok önemli bir tarım ülkesi olması hesabıyla üretimin kalitesini, ihracatı ve tarımın kalitesini artırma mücadelesini veririz diyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Karasayar.

Sayın Yılmaz, sisteme girmişsiniz, açıklamalarınız var herhâlde.

Buyurunuz.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Konuşmacıya da teşekkür ederim bazı şeyleri kabul ettiği için ama maalesef öneriden öteye gidemedi. Zira, ziraat mühendislerimiz, gıda mühendislerimiz, su ürünleri ve balıkçılık teknolojisi mühendislerimiz ve veteriner hekimlerimiz yani yetişmiş olan bu insanlarımız sadaka istemiyorlar, iş ve aş istiyorlar. Holdinglere, büyük şirketlere sağladığınız imkânlardan azcığını, birazını istiyorlar.

Zengin topraklarımız var, güneşimiz var ama belediyelerimiz hâlâ dışarıdan 3-4 yaşında tüplü ağaç getiriyorlar. Peyzaj mühendisleri ve ziraat mühendisleri de işsiz dolaşıyorlar, bu kabul edilemez bir olaydır. Buna bir an evvel çözüm getirilmesini, dolayısıyla önerimize destek vermelerini istirham ediyorum.

Sağ olun Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

Lehinde, Mersin milletvekili Vahap Seçer.

Buyurunuz Sayın Seçer. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mensin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ziraat fakülteleri ve veteriner fakültelerinden mezun olanların yaşadıkları sorunlar ve bunların araştırılması, çözüm yollarının bulunması hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergenin lehinde söz almış bulunmaktayım.

Bugün Miraç Kandili. Tüm İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutluyorum.

Aynı zamanda Dünya Çevre Günü. Tüm dünyanın, daha temiz, yaşanabilir, sağlıklı bir çevrede yaşama umuduyla Dünya Çevre Günü’nü kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, ziraat mühendisleri, veteriner hekimler; bu iki meslek grubu, Türkiye’nin en önemli sektörlerinden biri olan tarım ve hayvancılık sektörlerine hizmet eden meslek grupları.

1930’lu yıllardan bu yana ziraat fakültelerinden 100 binden fazla ziraat mühendisi mezun olmuş. Hâlâ, hâlihazırda 26 ziraat fakültesi var. Bunun yanında 5 ziraat ve doğa bilimleri fakültesi var, 2 tarım bilimleri ve teknolojileri fakültesi var ve her yıl 4 bin yeni ziraat mühendisi bu fakültelerden mezun oluyor. Şu anda, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kadrolarında 15.377 ziraat mühendisi sözleşmeli ya da kadrolu olarak çalışıyor. Bakanlığın kadrosu 20.265, bu, ihtiyaç hâlinde Maliye Bakanlığından talep edebileceği, ziraat fakültesi mezunlarını, veteriner fakültesi mezunlarını da kapsayan boş kadrolar. Geçtiğimiz yıl, 2013 yılı için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının talebi 13 bin kadro, Maliye Bakanlığının verdiği kadro 500. Binlerce ziraat mühendisi, binlerce veteriner hekim şu anda atanmayı bekliyor ya da TAR-GEL kapsamında sözleşmeli olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında çalışmayı bekliyor.

Bir meslek grubu düşünün; dört yıl dirsek çürütüyor, master yapıyorsa, yüksek lisans yapıyorsa fakültesine göre artı bir, artı iki yıl daha öğrenimine, öğretimine devam ediyor ve okuldan mezun olduktan sonra şöyle bir noktaya geliyor: “Ne iş bulursam yapabilirim.” Bakın, piyasada binlerce ziraat fakültesi mezunu mesleğinin dışında işlerle uğraşıyor, iştigal ediyor, çalışıyor. Esnaflık yapan var, pazarcılık yapan var, garsonluk yapan var, öğretmenlik yapan, öğretmenlik işi bulan ya da devletin herhangi bir kadrosunda, kademesinde farklı alanlarda memuriyet işi bulan şanslı ziraat mühendisleri var.

Önemli sıkıntılar yaşıyoruz. Elbette Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği bu önerge makul bir önerge. Gerçekten, Türkiye'de, toplumda bu meslek grubu önemli sorunlar yaşıyor. Bu sorunları tespit edelim, bu sorunları ortaya koyalım, bunları nasıl çözeceksek hep beraber çözelim. Mahirlik üniversite kurmaktan, fakülte açmaktan geçmiyor. Mahir olan hükûmetler, becerikli hükûmetler; siz üniversite açacaksınız, toplumun büyük bir kesimini eğiteceksiniz, onları meslek sahibi yapacaksınız ama onlara da iş alanı yaratacaksınız, istihdam yaratacaksınız. Yoksa, sizin açtığınız üniversitelerin, fakültelerin hiçbir kıymetiharbiyesi yok. Buraya çıkıp “Şu kadar üniversiteyi açtık, şu kadar üniversitelerin, fakültelerin fiziki koşullarını düzelttik.” diye ahkâm kesmenin bir anlamı yok diye düşünüyorum.

Özellikle, bahsi edilen sektör, daha doğrusu, bahsi edilen meslek gruplarının hizmet ettiği sektör Türkiye'nin en önemli sektörlerinden dedim. İstihdamda yüzde 26,7 çalışanların oranı, her 100 kişiden 27 kişi bu sektörde yani tarım sektöründe çalışıyor. Her 3 yurttaşımızdan 1 tanesi tarım sektöründen direkt ya da dolaylı olarak geçiniyor. Türkiye önemli bir tarımsal potansiyele sahip; dünyada sahip, Avrupa'da sahip. 24 milyon hektar tarım alanından bahsediyoruz; 45 milyon ton yaş sebze, meyve üretiminden bahsediyoruz; 50 milyondan fazla büyükbaş, küçükbaş hayvan sayımızdan, 14 milyon ton süt üretimimizden, et üretimimizden, tahıl üretimimizden, endüstri bitkiler üretimimizden… Bu, çok fevkalade bir potansiyel. Türkiye'nin 7 bölgesi, dört köşesi, her alanı tarıma uygun alanlar. Yazık, günah değil mi? Bu kadar önemli bir potansiyeli, binlerce mühendisi, veteriner hekimi heba ediyoruz. Bu çocuklar tahsil almış, eğitim almış; daha modern, daha çağdaş, bilime daha uygun üretim yapmak için bu alana, bu sektöre katkı sunması gerekirken maalesef yanlış politikalarınız bu insanların ya sokakta aç, sefil, işsiz dolaşmasına sebebiyet veriyor ya da hiç alakası olmayan, liyakatlerine uygun olmayan işlerde çalışmalarına sebebiyet veriyor.

Bu önergenin lehinde oy kullanacağımızı ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, hâl böyle; bu sektörde toplumun sorunları devam ediyor; ekonomi, istihdam, eğitim… Ama, Türkiye'nin bana göre en önemli sorunu son üç beş gündür yaşadığımız sorunlar. Türkiye önemli bir sosyal sorun yaşıyor. Mesele çevre sorunu, Gezi Parkı sorunu değil, mesele ideolojik bir mesele; bunu Sayın Başbakan da söyledi. Ama, ideoloji bunun neresinde? Gezi Parkı’nı protesto eden genç çocuklar mı ya da o vesileyle Mersin’de, Ankara’da, İstanbul’da sokaklara çıkan, meydanlara çıkan apolitik, politikayla alakası olmayan ama sayenizde politize olan halk mı ideolojik? İdeolojik olan sizlersiniz, on yıllık uygulamalarınız.

Bakın, geriye doğru gidin. Eğitim sistemine bakalım. “Dindar gençlik- kindar gençlik. Bunlar ideolojik söylemler, bunlar ideolojik jargonlar.

Bakınız, Sayın Başbakan bir rövanş alma peşinde: 31 Mart Vakası; girin Google’a 31 Mart Vakası karşınıza çıkar, sembolik bir anlam taşıyor. 1900’lü yılların başından beri bu çatışma devam ediyor. İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf Fırkası arasındaki o çatışmalar, o arada yine bir liberal grup… Bugün Türkiye’de aynı bu ideolojik tartışmalar devam ediyor. Niçin bu ısrar? Topçu Kışlası ısrarı ne için Sayın Başbakanın? İdeolojik bir ısrar. Ama, bakın, toplumun, bu derece ideolojik bir saplantısı yok Türkiye toplumunun.

Ben, Mersin’de cumartesi akşamı kürsüye çıkıp vatandaşlara iki söz edeyim dedim. Yanlış anlamayın, provokatiflik bizim cibilliyetimizde yok; insanları tahrik etmek, bağırmak, çağırmak, onlara kindarca, onlara kibirlice, onlara tepeden bakan bir anlayışla bakmak, onları küçük görmek; inanın bana.

Bakın, benim çocuklarımı bile politize ettiniz. 2 çocuğum var, biri lisede okuyor, biri üniversitede okuyor. Ben onların politikayla ilgilenmelerini isterdim, Türkiye’nin toplumsal sorunlarına kayıtsız kalmasınlar, ilgilensinler ama ben buna muvaffak olamadım bir veli olarak, bir baba olarak; Allah razı olsun, Recep Tayyip Erdoğan muvaffak oldu, şimdi benim çocuklarım da politize oldu. (CHP sıralarından alkışlar) Her ikisi de biri İstanbul’da, biri Mersin’de, gittiler “Yeter artık.” dediler. “Baba, ne diyor bu, Sayın Başbakan ne diyor?” dedi. Ne diyor oğlum dedim, “’Biz 1 milyon kişiyi toplarız.’ diyor. Bu ne demek? Türkiye’yi savaşa mı götürüyor? Türkiye’yi kaosa mı götürüyor? Türkiye’yi kardeş kavgasına mı götürüyor?” Bunu söyleyen bir üniversite öğrencisi.

AHMET YENİ (Samsun) – Ortalığı berbat ettiniz, talan etiniz ortalığı!

VAHAP SEÇER (Devamla) – Sus da dinle!

Şimdi, bakın, siz ajite ediyordunuz Suriye olaylarını, akıl veriyordunuz. Siz aklınızı önce bir kendinize saklayın. Diyordunuz ki: “Ey Esad, sen halkına zulmediyorsun.” Bizi de suçluyordunuz “Siz Esadcısınız, halkına zulmeden bir liderin arkasında koşuyorsunuz, destekliyorsunuz.” diye suçluyordunuz. Bakın, bugün halkınıza siz eziyet istiyorsunuz. Onlarca yaralı insan… Gençlerimiz öldüler. Yazık günah değil mi bu insanlara? Yine sokaklar kaynıyor, yine Kızılay’da toplantı var, Taksim’de toplantı var. Yazık değil mi bu ülkeye, bu noktalara getirdiniz. Hani bütünleştirici olacaktınız, hani kapsayıcı olacaktınız? Hani herkesi sevecektiniz? Hani 76 milyonun, hizmetkârıydınız siz bunların? Ama siz kategorize ettiniz toplumu “yüzde 50 evinin içinde bekleyenler-yüzde 50 sokaktakiler” diye kategorize ettiniz; “sizdenler-bizdenler…”

Bugün gelinen nokta… Ey Hükûmet, aklınızı başınıza toplayın, bunun geri dönüşü olmaz. Halk sokaklarda. Bu organize bir hareket değil. Bu, bizim gözlemlerimiz, siz de bunu pekâlâ biliyorsunuz. Onun için, son söz, Sayın Başbakana tavsiyem, çıksın televizyonların karşısına, birleştirici, bütünleştirici, barış dolu sözler etsin, tavsiye ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Seçer.

Aleyhinde Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can.

Buyurunuz Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımızı bildiriyorum.

Miraç Kandili’ni idrak ediyoruz. Miraç Kandili’nin tüm İslam âlemine hayırlı olmasını ve Miraç Kandili nedeniyle bütün insanlığa barış, huzur ve esenlik getirmesini Mevla’dan temenni ediyorum.

Ayrıca, Dünya Çevre Günü’nü de kutluyorum.

Burada, ziraat fakültesi mezunlarının sorunları dile getirildi. Şunu özellikle söylemek istiyorum ki artık, kamu, devlet, üniversiteden mezun olan herkesi işe koyma, işe alma kapısı değil. Tabii ki kamu sektörü, devletin ihtiyacına binaen alım yapacaktır. Hatırlarsanız, 2003-2004 yıllarında Tarım Bakanlığı “tarım gönüllüsü” adı altında, veteriner hekim ve ziraat fakültesi mezunu ziraat mühendislerini ihtiyaca binaen sözleşmeli aldı. Yine, Devlet Memurları Kanunu gereği, devlet memuru personeli açısından, kamuda ihtiyaç duyulan yerlerde bakanlıklar istihdam etmektedir. Fakat bu, şu demek değildir: Biz üniversiteleri açtık, üniversitelerde öğrenci sayısı arttı. Herkes üniversiteli olsun istiyoruz. Üniversiteyi bitiren öğrencilerimizin, kardeşlerimizin üniversiteyi bitirdikten sonra devlet kapısında iş bulacağı garantisi adı altında bir vaat yoktur, böyle bir vaatte de hiçbir iktidar bulunamaz çünkü ihtiyaca binaen alınan her istihdam devlete bir yük getirmektedir, devlet geçmişte de bunun ciddi sıkıntılarını yaşamıştır. Bu nedenle, kamu sektöründe ihtiyaca binaen alımların dışında, üniversite mezunu arkadaşlarımızın farklı alanlarda kendilerini yetiştirmeleri, kamuda iş imkânı bulamazlarsa özel işletme alanında, özel alanda istihdama yönelik çalışmaları ve yeteneklerini artırmaları gerektiğini düşünüyoruz.

Diğer taraftan, Cumhuriyet Halk Partili hatip, burada demokratik eylemden ve tepkiden bahsetti. Katılıyoruz, demokrasinin gereği olarak eylem, protesto, itiraz tabii ki vardır, demokrasinin vazgeçilmezlerindendir. Ancak, demokrasinin ana, temel unsurlarından biri, olmazsa olmazlarından biri de seçimdir, halkın iradesidir. Dolayısıyla, halkın iradesine saygı duymak, halkın iradesinin tecelligâhı olan Mecliste seçilen milletvekillerini hazmetmek, iktidarı hazmetmek de demokrasinin vazgeçilmezidir. Bu iki dengede bir yol bulup bu yol üzerinden gitmekte fayda vardır diye düşünüyorum.

Ayrıca, grup önerisiyle Meclis araştırması açılması talebi gündemi uzatmaya matuf bir taleptir. Gündem bellidir; üniversiteleri ilgilendiren bir YÖK tasarısı önümüzdedir, geçen hafta gündeme alınmıştır, mesafe de katedilmiştir. Bugün onu bitirmeyi planlıyoruz.

Bu nedenle, grup önerisi gündemi uzatmaya matuf olduğundan dolayı grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımızı belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla tekrar selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Can.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istiyorsunuz.

Sayın Yılmaz, çok kısa bir açıklamada bulunacaksınız herhâlde.

Buyurunuz.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Maalesef, ithal GDO’lu ürünler piyasalarda terör estirirken, tüberkülozlu, “brusellalı” hayvanlar ortalıkta kol gezerken kontrolden uzak, merdiven altı gıda üretimi gelecek nesillerimizi tehdit etmektedir. Gıda ve ziraat mühendislerimiz de maalesef boş gezmektedir. Çiftçi, üretici, besici perişandır; traktörü hacizli, tarlası ipoteklidir. Girdi maliyetleri maalesef çiftçimizin belini bükmüştür, ürünü para etmemektedir. Tarladaki, ahırdaki, seradaki yangına çare Türkiye Büyük Millet Meclisindedir. Gelin, hep beraber bu yangına çare bulalım.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.24

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 ----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… (MHP sıralarından “yok, yok” sesleri)

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi reddedilmiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

 

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve 21 milletvekili tarafından sigorta acentelerinin ve sigortalıların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının bulunması amacıyla 5/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

5/6/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 5/6/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

Emine Ülker Tarhan

                                                                   Ankara

Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve 21 milletvekili tarafından, 5/6/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Sigorta acentelerinin ve sigortalıların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının bulunması" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (928 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5/6/2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel.

Buyurunuz Sayın Yüksel. (CHP sıralarından alkışlar)

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sigorta acentelerinin ve sigortalıların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının bulunması amacıyla verdiğimiz araştırma önergesi üzerine görüşlerimi ifade etmek için söz almış bulunuyorum. Tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Sigortacılık alanında faaliyet gösteren tüm çalışanların Sigortacılık Haftası’nı kutluyorum; ayrıca, tüm İslam âleminin Miraç Kandili’ni de kutluyorum.

Bu arada, bu akşam Miraç Kandili nedeniyle Gezi Parkı direnişçilerine kandil simidi götürecek olmalarından dolayı yemek bloglarını da içtenlikle kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de 17 bin sigorta acentesi faaliyet göstermektedir. Sigorta sektöründe toplam sermayenin yüzde 66,14’ü, sigorta priminin yüzde 53,25’i yabancılara aittir. Sigorta acentelerinin bugünlerde çok önemli sorunları var. Sigorta acentelerinin komisyonları özellikle trafik sigortası gibi zorunlu sigortalarda neredeyse sıfıra kadar düşürülmektedir. Bu arada, zorunlu sigortalarda prim artış oranları da yüzde 300-500’ü bulmaktadır.

Diğer taraftan, bankalar, hemen her işi yapan bankalar, altın satmaya kadar işi vardıran bankalar özellikle sigortacılık alanında ciddi haksız rekabet yaratmaktadırlar. Geçen ay, bankaların haksız yere halktan aldıkları -hesap işletim ücreti, kredi kartı komisyonu gibi isimler altında 36 kalem- ücretlerin bankaların asıl faaliyet gelirleri olan faiz gelirlerinin dışında çok daha önemli hizmet geliri bu alandan yarattıklarını söylemiştik. Bu oranın yüzde 68,7 olduğunu -hizmet gelirlerinin, faiz dışındaki gelirlerinin- eğer nakdî ve gayrinakdî kredilerden alınan komisyon ve sigortayı da içine koyacak olursak yüzde 88,5 gibi bir orana ulaştığını söylemiştik.

Değerli arkadaşlar, sigorta acentelerinin çok önemli sorunları var ama Türkiye’nin çok daha önemli sorunları var. Sigorta acenteleri bu ülkenin en aydınlık, en bilinçli kesimi. Dört yıl önce İzmir Ticaret Odasında bir araştırma yapılmıştı. O araştırmada birçok soru vardı ama sorulardan bir tanesi de “Hükûmetin uygulamalarından memnun musunuz, Hükûmeti destekliyor musunuz, onaylıyor musunuz?” gibi bir soruydu. Yüzde 90’ı, tam tersine, çok ağır eleştirilerle yanıtlamışlardı bu soruyu. O nedenle beni hoş göreceklerini umuyorum ve daha sonra tekrar sorunlarını yine Meclis gündemine getirmek üzere kendilerinden özür dileyerek gündeme ilişkin açıklamalarda bulunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün aynı zamanda büyük Türk Şairi Nazım Hikmet’in, dünyada insana ait her türlü duyguyu en iyi ifade eden Şairimiz Nâzım Hikmet’in 50’nci ölüm yıl dönümü. Nazım Hikmet’in o ünlü şiiri Türkiye ve dünyadaki bu eylemdeki direnişçilerin hepsinin ağzında, hepsi onu mırıldanıyorlar: “Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.” (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, 27 Mayısta, İstanbul’da Gezi Parkı’nda, Gezi Parkı’nın yerine AVM yapılması kararına direnmek üzere 50 kadar insan, çok iyi eğitimli, çok iyi yetişmiş, mesleklerinde çok başarılı insan Gezi Parkı’nda, oraya bir alışveriş merkezi yapılmasını engellemek için direnişe geçmişlerdi ama çok büyük bir şiddetle karşılaştılar, orantısız güç kullanıldı kendilerine. Onların bu orantısız güce karşı yapacak şeyleri yoktu, orantısız zekâlarını kullandılar ve sosyal medya üzerinden bütün Türkiye’yi örgütlediler ve bu hareketten, Gezi Parkı direnişinden bütün dünyayı saran bir hareket doğdu. Adana’dan Ankara’ya, İstanbul’dan İzmir’e, Diyarbakır’dan Urfa’ya Türkiye’nin her yerini sardı, New York’tan Viyana’ya kadar ulaşan bir hareket başladı.

Değerli arkadaşlar, İzmir’de de cumartesi günü, ilk gün, bu eyleme destek vermek üzere yapılan eylemde yüz binlerce insanla Gündoğdu ve Cumhuriyet Meydanı’nda hep birlikte bu eyleme destek vermeye katıldık. Tek polis yoktu ve tek olay da olmadı. Tıpkı Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında olduğu gibi, kutlatmadığınız 19 Mayıs Bayramı kutlamalarında olduğu gibi yüz binlerce insan tek olay bile yaratmamışlardı. Ama değerli arkadaşlar, İzmir’de cumartesi günü akşam, gece bazı gruplar eylemlere devam ettiler.

ALİ AŞLIK (İzmir) – Şiddeti yapanlar…

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Şiddeti onaylamıyoruz, şiddeti hiçbir şekilde onaylamıyoruz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kınayın o zaman.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Siyasi parti binalarının yakılmasını da daha önce ilçe başkanını arayarak kınadık. Şiddetin hiçbir türlüsünü onaylamıyoruz. Ama bunu bahane ederek orada çocukların üzerine elinde sopalıları salamazsınız tamam mı? Salamazsınız.

Dün burada İçişleri Bakanına sorduk, çevik timin arkasında, elinde sopalı… Şu resmi gördünüz mü? Şu resimlere bir bakın. Bugün İnternet’te vardı, her yerde var. “Elinde odunla, çivili sopalarla çevik kuvvetin arkasında dolaşan insanlar kimdir?” diye burada sorduk. Ben bunu Emniyet Müdürüne de sordum İzmir’de, onların polis olamayacağını, önce halk olduğunu söyledi. “Ne demek istiyorsunuz, nasıl halk olur, böyle bir halk mı olur? Halk nasıl bu işe karışır?” dediğimde, sonra geri vitese takıp “Polis olabilir…” Polis olduğunu da sonunda kabul etti, dün de açıkladı. Bizim uyarımız üzerine “Onları geri çekiyorum.” dedi ama bunlar gece yarısı sokak aralarında çocukları avladılar, kafalarını gözünü yardılar, apartmanları bastılar.

Değerli arkadaşlar, bunu söyleyenler orada, İzmir’de oturan iş adamı arkadaşlarımız, gece yukarıdan izlediklerinde Murat 124 arabayla geldiklerini, eski püskü servis otobüsleriyle o alana geldiklerini, Alsancak’ın arka sokaklarında oradan geçen aileleri bile sorguya çekip nereden geldiklerini sorup, nereye gittiklerini sorup, normal aileleri kovaladıklarını söylediler.

Buradan ben bir kez daha uyarıyorum İçişleri Bakanını, derhâl Emniyet Müdürünü görevden almalıdır. Bu, bizzat Emniyet Müdürünün bilgisi dâhilinde gerçekleşmiştir. Bugün Emniyet Müdürü bunların polis olduğunu açıklıyor, Sayın Vali de “Eli sopalı polis mi olur?” diye kendisine soruyor. O nedenle derhâl görevden alınmalıdır.

AYDIN ŞENGÜL (İzmir) – İlçe binalarını kim yaktı?

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Sen orada sus, sen orada sus. Olayları teşvik etme, teşvik etme. İzmir Milletvekilisin, sen İzmirlinin hakkını koru.

Bakın arkadaşlar, dün akşam burada akil adamlarınız “Aman yumuşatalım olayı.” diye geldiler bizimle ilişki kurmaya çalıştılar.  Dün akşam yine, İzmir’de bir başka hadise, 38…

AYDIN ŞENGÜL (İzmir) – Senin…

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) –  Senin akil adamların.

Sen, Genel Başkanımıza “Kuru odun!” diyen terbiyesizsin, senin konuşmaya hiç hakkın yok, hiç hakkın yok.

Burada konuşuyorum… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, temiz bir dil kullanmaya davet eder misiniz? Sayın Başkan…

AYDIN ŞENGÜL (İzmir) –  Doğru konuş, doğru konuş!

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Terbiyesizsin, evet!

AYDIN ŞENGÜL (İzmir) –   Sensin terbiyesiz!

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Genel Başkanımıza “Kuru odun!” diye daha iki gün önce Danışma Meclisinde konuştun. Oradan laf atma.

AHMET AYDIN (Adıyaman) –  Sayın Başkan, temiz bir dil kullanmaya davet eder misiniz?

AYDIN ŞENGÜL (İzmir) –  Kimin terbiyesiz olduğu belli.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) –  Bakın, dün akşam… Dün akşam…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sen, Genel Başkanın orada… Sen kendi işine bak!

BAŞKAN –  Karşılıklı konuşmayınız lütfen, karşılıklı konuşmayınız.  

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Laf atana lafla cevap veririm, cevap veririm.

Dün akşam 38 evi bastı polis İzmir’de. Niye bastılar  biliyor musunuz? Niye bastılar? Twitter kullananları, Facebook kullananları sözde halkı galeyana getirme suçuyla…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Senin gibi tahrikçi olanlar…

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Bakın, önce sulh ceza mahkemesi reddetti, sonra asliye ceza mahkemesinden karar aldılar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Siz böyle konuşun…

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Bakın, burada, bu suçlamada, savcının suçlamasında okuduğunuz zaman ayrımcılık yapan, bölücülük yapan, aynen Başbakanı tarif ediyor. Aslında gidip Başbakanı yargılamaları gerekiyor. Twitter hesabı bile olmayan, Facebook hesabı bile olmayan çocukları evlerinden gece yarısı aldılar. Şu anda 38 evden 29 tutuklu var gözaltında ve attıkları Tweet’ler burada arkadaşlar: “Saat 19.00’da Gündoğdu’da buluşalım.” diyorlar, arkadaşlarının yaralandığını haber veriyorlar. Hiçbir şekilde hiçbir kışkırtma yok. Kışkırtma varsa, tahrik varsa bizzat Başbakandadır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yargı kararını verecek.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Dün Bülent Arınç özür diledi ama o arada bir şey daha söyledi: “Twitter’ı, istersek İnternet’i kapatabiliriz.” diye. Borsanın yüzde 80’i yabancılarda, sigortanın yüzde 66’sı, bankaların… Gıda sektöründen sanayiye, her şeyde… İnternet’i… Bir iş adamı arkadaşımız aradı, hayretle şoka girdiğini, “Bunu nasıl bir Başbakan Vekili söyler?” diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – “…Yapsın da görelim.” diye, “Yapsın da görelim.” Türkiye batar arkadaşlar, farkında değilsiniz. Hâlâ aynı ısrarı…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Ve Başbakanı bu hâle getiren sizsiniz, siz, siz. Sizin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, biz farkındayız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sana ne ya, sana ne! Sen kendi işine bak!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kendi işinize bakın siz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Özellikle grup başkan vekilleri, siz Başbakanı bu hâle getirdiniz. Evet, memnun musunuz? Başbakanı bu hâle getiren…

AYDIN ŞENGÜL (İzmir) – Siyasi çapulcularla…

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Çapulcu sensin.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Çapulcular bu lafı söyleyenlerdir, Türkiye’de bu lafı edenlerdir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, Sayın Başkan, hâlâ konuşuyor, lütfen sussun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Sen oradan laf etmeye devam edersen, ben de buradan sana cevap vermeye devam ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne bağırıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Yüksel…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kürsüyü işgal edemezsin, in aşağı!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Beceremeyeceksiniz, başaramayacaksınız, başaramayacaksınız!

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Başaracağız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Neyi başaracaksın sen ya?

BAŞKAN – Sayın Yüksel…

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Türkiye’yi savaşa sürüklüyorsunuz. Olayları yatıştırmaya çalışacağınıza 1 milyon suçludan söz ediyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yüksel, lütfen…

Teşekkür ederiz.

AYDIN ŞENGÜL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Şengül.

AYDIN ŞENGÜL (İzmir) – Konuşmacı terbiyesiz…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Aydın Şengül’ün, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYDIN ŞENGÜL (İzmir) – Öncelikle, sayın konuşmacı kimin terbiyesiz olduğunu konuşarak kendisi gösterdi, ona cevap vermek istemiyorum çünkü bizim üslubumuza sığmaz.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sizin üslubunuzu biliyoruz.

AYDIN ŞENGÜL (Devamla) – İkincisi, İzmir’de 2 tane ilçe binamız yandı.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Genel Başkanımıza “Kuru odun!” dedin mi, demedin mi? Dedin mi, demedin mi, onu söyle. Dediysen terbiyesizsin!

AYDIN ŞENGÜL (Devamla) - İlçe binamız yanıp… 1.500-2.000 kişi binayı molotofkokteyliyle yaktıktan sonra karşıya geçip alkışlarla, arkasından belli bir grup da sürekli bira şişeleriyle o gençleri galeyana getirip alkışlatıyorlar.

Değerli arkadaşlar, bu yakanları araştırdığımızda, arka planda, orada toplanan kalabalığın belediyede çalışan taşeron işçiler olduğu, hepsi tespit edildi.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bu iftira… Bu iftira…

AYDIN ŞENGÜL (Devamla) - Provokatör varsa provokatörün kendisi CHP’dir.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – İspat edemezsen…

AYDIN ŞENGÜL (Devamla) - Bu süreç içerisinde hep bize şu söyleniyor…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Bugün Miraç Kandili…

AYDIN ŞENGÜL (Devamla) - “Bizim yüzde 50’yi anlamıyorsunuz.”

MUSA ÇAM (İzmir) – Aydın, çarpılırsın, çarpılırsın, doğru söyle, çarpılırsın! 

AYDIN ŞENGÜL (Devamla) - Ya, biz iktidarda olmadığımız zaman hep biz sizi anlamaya çalıştık. İktidara geldik, yine sizi anlamaya çalıştık. Biz yüzde 50 olarak, yüzde 50’yi hep anlamaya çalışıyoruz. Ya, bizim hassasiyetlerimiz yok mu? Siz bizi ne kadar anlamaya çalıştınız, ne kadar bize önem, değer verdiniz?

Yine, siz bizi anlamayın, anlamaya da çalışmayın, buna rağmen, biz yine anlamaya çalışacağız, yine iyi niyetli olacağız, yine sizin o provokasyonlarınıza gelmeyeceğiz, sağduyuyla bu sürecin bitmesini bekleyeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şengül.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Yüksel.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Provokatör suçlamasında bulundu, cevap vermek istiyorum.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Az yaptı.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – “Az yaptı.” diyorlar, bakın, daha devam ediyorlar, “provokatör” diyorlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ama doğruyu söyledi yani. 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, böyle, bir sonuca ulaşamayız. Bu tarz sözleri, “Az söyledi.”, “Çok söyledi.” diyemeyiz.

Buyurunuz Sayın Yüksel.

Lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, İzmir Milletvekili Aydın Şengül’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Değerli milletvekilleri, ben, İzmir Karşıyaka’da AKP ilçe binasının yakılmasını hemen o gün hem sosyal medyadan, o sizin baş belası olarak gördüğünüz sosyal medyadan kınadım hem de bugün akşam gene televizyon konuşmamda –banttan çekildi Ege TV’de, isterseniz izleyebilirsiniz- özellikle siyasi parti ilçe binalarına saldırıları, esnafa saldırıları, bankalara, yerli, yabancı şirket diye ayırıp bunlara yapılan  saldırıları en şiddetli şekilde kınadığımızı ve bu dünya güzeli bir hareketi aslında bozacağını, bu hareketi amacından saptıracağını, değersizleştireceğini söyledim. Yine de burada bir kez daha söylüyorum ama buradan o sataşmaya mahal verdiğimiz, benim söylediğim şey, siyasetin dilini güzel kullanalım. Ne bizim sizin Başbakanınıza ne size ne de sizin bizim Genel Başkanımıza hakaret etmeye hakkınız yok. Eleştirebilirsiniz ama hakaret etmeyeceksiniz, hakaret etmeyeceksiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Aynen, aynen. Bravo!

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu olayların gerekçesi, bu olayların, bu çocukların bu alanlara çıkması… Aslında vaktim olsaydı da Galatasaray Basketbol Takımı kaptanının Facebook sayfasında paylaştığını buradan okuma fırsatım olsaydı, onu okumak üzere çıkmıştım ama zaman yetmedi. İnanın her okuduğumda gözyaşı döküyorum, biraz kendime güvenemediğim için de burada okuyamadım. Bu insanları anlamaya çalışın, orada CHP’lisi, BDP’lisi, MHP’lisi, AKP’lisi, hepsi vardı ama asıl onlar yoktu, onlar taca atılmıştı. Orada başka bir grup vardı, başka bir gençlik vardı, o gençliği anlamaya çalışın asıl. Siz o gençliğin 2.824 tanesini parasız eğitim istediği için hapishanelere doldurdunuz. Bu, onun öfkesiydi. O çocuklar, Ferhat’la Berna on dokuz ay hapiste yattı ve on dokuz ay sonra bırakıldıklarında savcı değiştirildi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – …haklarında sekiz buçuk yıl hapse mahkûm edildiler. Bu onun öfkesi, bunları anlamaya çalışın. Beş yıldır, altı yıldır tutuklu olan insanların öfkesidir bu, bunları anlamaya çalışın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve 21 milletvekili tarafından sigorta acentelerinin ve sigortalıların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının bulunması amacıyla 5/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Aleyhinde, Van Milletvekili Özdal Üçer.

Buyurunuz Sayın Üçer. (BDP sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sigortacılık, sigorta acentelerinin ve çalışanlarının sorunları, vatandaşların sigorta işlemleriyle ilgili sorunlar aslında üzerine çok kafa yorulması gereken meseleler. Bankacılık, sigortacılık, bu, sektörel olarak değerlendirildiğinde aslında bütün Meclisin üzerine yoğunlaşması gereken bir konu. Hani çok millî değerlerden bahsediliyor ya bu Mecliste, hani çok milliyetçilikten bahsediliyor ya, “Vatan millet Sakarya”dan bahsediliyor ya, “Neden bu ülkede bankalar kâr ediyor da dünyanın bütün ülkelerinde bankalar zarar ediyor? Neden yabancı sigorta acenteleri Türkiye’de milyonlarca dolar kazanıyor? Ama neden sigorta acentesinde asgari ücretle çalışan bir büro elemanı geçim sıkıntısı yaşıyor?” diye bu Meclis hiç kaygılanmıyor. Daha sonrasında kürsüye çıkıldığında milliyetçilikten, millî değerlerden, “Vatan millet Sakarya” sınırlarından ahkâm kesiliyor, dem vuruluyor.

Eğer millîilik varsa, eğer millî değerler varsa “Benim ülkemin vatandaşı dirsek çürütüyor bürolarda asgari ücret karşılığında ama uluslararası şirketlerin sahibi olduğu sigorta acenteleri milyarlarca doları götürüyor.” diye millî duygular kabarmıyor. İşçiler, işsizler eziliyor ama sigorta firmaları kâr ediyor, bankalar kâr ediyor, ondan sonra “Ekonomimiz dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alıyor.” deniyor. Bankalar kâr ediyor, bankaların müşterileri zarar ediyor. Borcu olmayan hiçbir vatandaş yok, sadece belli başlı siyasi çevre, müteahhitler ve işverenler, işverenler de değil, daha doğrusu iş alanlar çünkü onlar iş vermiyorlar, yanlarında çalıştırdıkları insanlara en fazla asgari ücret veriyorlar ama birilerinin talimatıyla bir yerlerden iş alıyorlar. Bütün kamu iktisadi teşekkülleri özelleştirilmiş ama kamu iktisadi teşekküllerinin vatandaşın kârına dönüşmesi gereken mali değerler millî değer olarak kabul edilmemiş.

Tarım işçilerinin sorunlarından bahsedildi. Tarım işçilerinin sorunlarını çözebilmek için bu ülkede dönen yolsuzluk furyasının önüne geçilip de o  kayıpların yüzde 1’i eğer bir çözüm için kullanılacaksa çözülür. Ziraat mühendislerinin sorunlarından bahsedildi yine hakeza. Daha farklı, sağlık, eğitim ve benzeri birçok konuda vatandaşları sokağa çıkaran nedenlerin çoğu giderilebilirken burada Hükûmet sözcülerinin çıkıp efendim, bir çevre sorununu siyasi meseleye dönüştürmemek gerektiği ve eylem yapanların provokatör olduğu, eylem yapanların, bilmem, dış mihraklı olduğu falanca, falanca, falanca… Hani bir ara taş atan çocuklara şöyle denmişti ya: “Onlar çocuk değil.” “Onlar çocuk değil” diyen zihniyeti destekleyenler de vardı. Bugün o çocukların yerinde onlar. Bir milletvekili olarak kaç defa yaralandım bilmiyorum güvenlik güçleri tarafından, kaç defa hakarete uğradım hatırlamıyorum çünkü o kadar çok oldu ki. Artık, insan belli bir tepkiye geldiği zaman insanın kaçacağı yer en son evidir. İnsan -bizde Kürtçe- ana dilimiz Türkçe olmadığı için bazı şeyleri kendi dilimizde ifade etme özgürlüğümüz olmadığından ifade edemiyoruz… “…”(x)

Şimdi, bu ülkenin insanları nereye gidecek, kime isyan edecek, kimi eleştirecek? Yani bu ülkede yaşanan sorunlardan dolayı İsrail’in Başbakanını mı, Amerika’nın başbakanını mı protesto etsin, Rusya’nın Başbakanını mı protesto etsin? Bu ülkenin Başbakanını protesto edecek ama bu ülkenin Başbakanı protesto edilirken gidip başka krallarla görüşme arayışı içinde olacağına buranın genel başkanlarını çağırır, Hükûmet sözcüsü olarak parti yetkililerini çağırır ya da devlet büyüklerini bir araya getirir, soruna bir çözüm bulur. Burada Hükûmetin yaklaşımını net bir dille eleştirmek lazım. Muhalefet partisinin yapmış olduğu eleştirilerin hepsini “Yok efendim, bunlar buydu…” Vatandaş tepkisini dile getirecek. Dikkat edin, Kürdistan’da, metropollerde, herhangi bir yerde herhangi bir sebepten dolayı sokağa çıkan insanlar sloganlarını atıyorlar ama polis müdahalesi olmadan hiçbir yerde olay çıkmıyor. Neden İzmir’de olay çıkmadı? Çünkü polis müdahalesi yoktu. Ankara’da müdahale edilmiş olmasaydı gene olay çıkmayacaktı. İnsanlar gelip Meclisin önünde sloganlarını atsınlar, gitsinler. Dünyanın en büyük, en köklü meclislerinden birine sahip olan  İngiltere’de, insanlar gelip bağırsınlar diye Meclisin önünde yer açmışlar. Gelişkin demokratik ülkelerin çoğuna bakın, aynı şekildedir. Siz vatandaşı baskılayarak ve vatandaşın sorunlarını görmezden gelerek, kabadayılık ederek bu ülkenin sorunlarını çözemezsiniz. Eğer Hükûmetseniz halkın eleştirisine de kulak vereceksiniz. “Yok, biz Hükûmet değil, biz bu kabiliyete sahip değiliz.” diyorsanız, kimse sizi eleştirmesin ama “Hükûmetiz, iddiamız var, çözeceğimiz sorunlar var, bu konuda programımız var.” diyorsanız eleştirilere de kulak asacaksınız.

Vatandaşın yüzde 50’sini yüzde 50’sine bölme… Aslında yüzde 50’nin de bir hikâye olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Bu ülkede vatandaşın kaçta kaçı seçime gidiyor? Seçmenin en fazla yüzde 70’i, 80’i seçime gidiyor, yüzde 30’u kaldı mı bir kenarda. Siz, geriye kalan yüzde 70’in yüzde 50’sini alıyorsunuz, bu da vatandaşın yüzde 50’sine denk gelmiyor. Yani “Ne oldum değil, ne olacağım.” diyebilmeli insanlar.

On yıllık bir iktidar süresi içerisinde ekonomik politikalarınız eleştirilmeyecek mi? Eleştirilecek. Asgari ücret alan insanlar “Neden birileri çocuklarına gemi alıyor, ben neden çocuğuma oyuncak gemi bile alamıyorum?” diye sormayacak mı? Soracak. “Neden bu ülkede parklar yok ediliyor, birilerine birçok alan ticari alan olarak alışveriş merkezine tahsis ediliyor?” diye sormayacak mı? Soracak.

Bu konuda bizim CHP’ye yönelik eleştirimiz de öyle haklı taleplerini boşa çıkarmak değildir. Bu ülkenin demokrasi sorunu bir günlük sorun değildir, geçmişi olan bir sorundur ve bu geçmişte yapılan yasalar -Terörle Mücadele Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu ve benzeri- devleti polis devleti yapacak birçok kanun yapılırken bazı konularda destek vermiş olmamış olsanız bile karşı çıkmamış olmanız bir suçtur. Bunun eleştirisini de siz kabul edeceksiniz. Sadece, Kürdistan’da çocuklar taş atıyor diye gaz bombalarıyla katledilirken, Ceylan Önkol bu ülkenin askerinin bombasıyla katledilirken, Şerzan Kurt -üniversite öğrencisi- bu ülkenin polisi tarafından göz göre göre kafasından vurulurken sessiz kalınmasından kaynaklı eleştiriliyorsunuz. “Uğur Kaymaz”lar 12 yaşındayken bedenine on üç kurşun sıkılırken birileri ses çıkarmadığı için bizim feryadımız. Şırnak’ta, Dersim’de, Diyarbakır’da ormanlar yakılırken “üç ağaç için” diye eleştirmiyoruz. İnsan, doğanın en küçük varlığı için bile gereken fedakârlığı yapmalı. Zaten, insan değil mi ki doğaya en büyük zararı veren varlık? Doğayı koruyamayan insan kendini de koruyamaz.

“Çevreyi siyasete konu yapmayalım.” diyen ahmaklara söylüyorum: Çevre siyaseti, siyasi çevrelerine rant sağlamaktan daha anlamlıdır. Çevreye siyaset yapamayan, çevreyi koruyamayan, çevreyi güçlendirmeyen, doğayı koruyamayan ve “Alışveriş merkezi yaparak ülkemi zenginleştireceğim.” diyen siyasi körler şunu çok iyi bilmeli: O alışveriş merkezinde, dünyada kendi çocuklarını keyfi sefa içinde yaşatanlar sizin çocuklarınızı asgari ücret vererek orada temizlikçi yapacaklar, onları ortak yapmayacaklar. Alışveriş merkezlerinde kimler para kazanıyor? Orada on sekiz saat güvenlik görevlisi olarak asgari ücret alan kişi mi, temizlik işçisi mi…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Asgari ücret kaç paraydı AK PARTİ iktidara gelmeden önce, haberin var mı?

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – …yoksa uluslararası markaların siyasi yandaşlığını yapan kişiler mi? Bunları düşünün. Eğer “bölünmezlik”, “bütünlük”, “demokrasi” deniyorsa bunu sadece Kürtler, Türkler, Lazlar, Çerkezler, Araplar, Aleviler diye değil, temel insani kriterlerde ve temel yaşamsal kriterlerde değerlendirmek lazım. Bu ülkenin gerçek sorunları gerçekçi bir düzlemde akılcı bir şekilde tartışılmazsa ve gerçekler bu ülkede…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) - …masaya yatırılmazsa, sorunlar gerçekten masaya yatırılmazsa çözümsüz kalır; çözümsüz kalınca da böyle kaos olur, şiddet şiddeti doğurur.

Şiddetsiz, barışçıl günler yaşamamız dileğiyle. (BDP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

Lehinde Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu.

Buyurunuz Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de sigortacılığın sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sigortacılık, gelişmiş ülkelerin en önemli faaliyet dallarından biridir. Bu faaliyetlerin ulaştığı seviye o ülkede ekonomik gelişmişliğin bir göstergesi olarak da kabul edilmektedir. Birçok konuda olduğu gibi sigortacılık konusunda da gelişmekte olan ülkelerin maalesef çok çok gerisindeyiz.

Ülkemizde 17 bin sigorta acentesi faaliyet göstermektedir. Bu acentelerimizin birlikleri Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuzu ziyaret ederek bütün problemlerini ortaya koymuşlar ve bu konuyla ilgili de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bütün hazırlıklarımızı yapmışız ve diyoruz ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak: “Bu hazırlıklarını hep beraber ortaya koyalım ve sigorta şirketlerinin Türkiye’deki problemlerini ve bundan faydalanan tüketicileri de rahatlatacak olan kanunları hep beraber burada çıkartalım.”

Türkiye Sigorta Birliğinin 2012 yılı sonu verilerine göre yaklaşık 20 milyar tutarındaki prim üretiminin 12 milyar liralık kısmını sigorta acenteleri gerçekleştirmişler. Sigorta acentelerinde teknik ve yardımcı personel olmak üzere 40 bin personelin istihdam edildiği bilinmektedir. Çalışanları aileleriyle birlikte mütalaa ettiğimizde, Türkiye genelinde yaklaşık 200 bin kişiye tekabül etmektedir. Bunun yanı sıra, kamu mali sistemi içindeki otokontrol sektörünün tam ve eksiksiz vergilendirilmesine imkân tanıdığı için de sigorta acenteleri yüksek vergi ödeyerek kamuya ciddi, sağlam kaynaklar kazandırmaktadır. Bu konunun iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’yla yeni bir statü kazanan sigorta acenteleri, bazı sigorta şirketlerince faaliyetlerine son verilmesi, komisyonlarının düşürülmesi, mobilya, kimya, plastik, kâğıt ve tekstil malzemesi ve benzeri iş kollarında teminat vermemesi ve teminatların yenilenmemesi, sigorta acentelerini aciz duruma düşüren tek taraflı sözleşmeler düzenlenmesi ve benzeri nedenlerle olumsuzluklar yaşamaktadır.

Ülkemizde hızlı bir gelişme süreci izleyen sigortacılık konusunda henüz istenilen düzeye gelinememiştir. Sigortacılık konusunda istenilen düzeye gelemeyişimizin tek nedeni, ülkemizde hemen hemen her kesimde sigorta bilincinin bir türlü yerleşmemiş olmasıdır.

Sigortacılık sektöründe yaşanmakta olan bütün bu olumsuzluklar bir yandan sigorta acentelerinin kapanmasına ve dolayısıyla sektörde çalışanların işsiz kalmasına sebebiyet vermektedir. Diğer taraftan, yüksek sigorta primleri, sigorta poliçesinin tarafı olan vatandaşların mağdur olmasına sebebiyet vermektedir.

Ülkemizde zorunlu trafik sigortasına katılım oranı bile çok düşük kalmaktadır. Bu oran zorunlu olmasına rağmen yüksek fiyatlar nedeniyle yüzde 60’lar civarında kalmıştır. Yapılan  araştırmalar trafikte bulunan yaklaşık 17 milyon 191 bin araçtan 4 milyonunun sigortasız ve muayenesiz olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun da en büyük sebeplerinden bir tanesi sigorta poliçelerinin ve bedelinin pahalı olmasıdır.

Ülkemizde sigortacılık sistemi daha fazla geliştirilmelidir. Sigorta şirketlerinin sorunları çözüme mutlaka kavuşturulmalıdır. Ülkemizde bir yandan sigorta şirketlerini çözüme kavuştururken, diğer yandan da vatandaşlara sunulan yüksek fiyatlı hizmetlerden vazgeçilmelidir, primler daha aşağı seviyeye düşürülmelidir. Yüksek oranlı fiyatlar ülkemizde sigorta sisteminin gelişmesini engellemektedir. Yaşam boyu ticari ve sosyal hayatımız her zaman çeşitli risklerle karşı karşıya kalmaktadır ve içinde bulunduğumuz durumlar da bazen bizleri bu noktaya getirmektedir. Sigorta, bu durumlarda riski bölmek, zararı paylaşmak yani ekonomide riski azaltmak amacıyla ortaya çıkmaktadır. Sigortanın bu işlevinin yanında sosyoekonomik krizleri yumuşatmak veya önlemek, toplamış olduğu birikimleri yatırıma dönüştürmek işlevleri bulunmaktadır. Ekonomiye uzun vadeli kaynak sağlamak ve her ülkede gelir seviyesinin yükseltilmesine katkıda bulunmak da sigortacılık sisteminin işlevleri arasında bulunmaktadır.

Bütün gelişmiş ülkelerde sigortanın fon yaratma fonksiyonu büyük ölçüde işlerlik göstermektedir ancak Türkiye'de sigortacılık sisteminin ekonomiye önemli kaynaklar sağladığını söylemek de mümkün değildir. Bunun en büyük nedenlerinden birisi de sigorta işlemlerinin sermaye piyasası kapsamı dışında bırakılmış olmasıdır. Sigortacılıkta prim gelirlerinin yetersiz olmasının yanı sıra ulaşılan fonların rasyonel kullanılmaması, kısa vadeli yatırımlarda değerlendirilmesi ve yatırım sahalarının yasayla kısıtlanması diğer önemli engeller arasında yer almaktadır.

Sigortacılıkta son dönemlerde firmaların teknik kârlılığı da azalmış durumdadır çünkü serbest tarife uygulaması piyasada şirketler tarafından fiyat kırma şekline dönüştürülmüştür ve rekabet konusunda şirketlerin birbiriyle rekabetinin fiyatlara yansımasından dolayı zor durumda bulunmaktadırlar. Diğer taraftan, bu sektörde şirket sayısının hızla artması nedeniyle mevcut piyasanın paylaşım rekabeti ağırlaşmış ve ortalama verimlilik seviyesi gerilemiştir.

Türkiye’de yaşanan deprem, sel ve yangın gibi doğal afetler sık sık oluşmaktadır. Durum böyle olunca devlet haklı olarak her dönemde yaraları sarmaya çalışmaya gayret göstermektedir. Devlet, doğal afetlerde vatandaşa sarılırken ve yaraları sararken sigortalı olup olmadığını gözetmemelidir, sigorta yaptıracak durumda olmayan vatandaşların zararını karşılamalıdır.

Ülkemizde sigortacılık sistemi konusunda önemli sorunlar yaşanırken en büyük sıkıntıyı ürünlerine tarım sigortası yaptıramayan çiftçilerimiz yaşamaktadır. Buna da mutlaka bir çözüm bulmamız gerekmektedir. Çiftçilerimizin ürünlerini daha ucuza sigorta yaptırmalarının önü açılmalıdır, bu konu da çok önemlidir. Aksi takdirde, her yıl yaşanan doğal afetler çiftçilerimize büyük zararlar vermektedir.

Ülkemizde sigortacılık türleri, mevzuat eksiklikleri nedeniyle işlev sorunu yaşamaktadır. Sigortacılığın sorunlarının çözümü için her şeyden önce sağlam bir hukuki yapının oluşturulması gerekmektedir. Bu sağlam ve hukuki yapı da yine bu Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçecektir. Bu bakımdan hukuki altyapıyı geliştirirken ülke şartları ve piyasa ekonomisi gerekleri göz önünde tutularak yeni bir sigorta yasasını hazırlamak durumundayız.

Ülkemizin kalkınması adına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, üzerimize düşen her göreve hazır olduğumuzu buradan belirtmek istiyoruz. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dedeoğlu.

Aleyhinde Antalya Milletvekili Sadık Badak.

Buyurunuz Sayın Badak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SADIK BADAK (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen sigorta acentelerinin sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması açılması konusundaki teklifin aleyhinde söz aldım. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifte sigorta acentelerinin bazı meseleleri sayılmakla beraber konunun bütününe temas edilmediğini görüyoruz. Bu sebeple ben birazcık Sigortacılık Kanunu’ndan başlamak istiyorum. Burada 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’yla acenteliğin bir meslek hâline dönüştüğü ifade ediliyor da nedense o güne kadar, AK PARTİ iktidarlarına kadar hiç gündeme gelmeyen sigortacılığın meslek hâline getirilmesi konusunun 2007 yılında yine AK PARTİ hükûmetleri iktidarı tarafından gündeme getirildiği bahsedilmiyor. Bu kanunla sigorta acenteliği Türkiye’de yasal, kayda tabi, staja tabi, dört yıllık lisans seviyesinde üniversite eğitimi almış olanların iki yıllık stajdan sonra girecekleri bir sınavdan sonra alacakları belgeyle yapabilecekleri bir yasal meslek hâline getirilmiştir. Ne yazık ki önergede bunlardan hiç bahsedilmiyor.

Sadece bu olmadı. Odalar Borsalar Birliği bünyesinde, sigorta acentelerinin sürekli olarak, hafta içinde, ay içinde, yıl içinde, mesleki problemlerinin çözülmesi için, yine çoğunluğu kendilerinden oluşan Sigorta Acenteleri İcra Kurulu oluşturuldu. 9 üyeden oluşan bu İcra Kurulunun 7 üyesi tamamen serbest çalışan acenteler arasından kendileri tarafından seçilir ve aylık gündemli toplanarak sektörlerinin meselelerini burada müzakere ederler, tutanaklara bağlarlar, ilgili mercilere gerek doğrudan doğruya gerek TOBB vasıtasıyla aktarırlar. İlgili mercilerden en yüksek olanı, tabii ki, yüce Meclistir. Nitekim Meclisimize Sigorta Acenteleri İcra Kurulundan gelen teklifler Meclisimizin ilgili kurullarında değerlendirilir. Nitekim, nisan ayında çeşitli kanunlar üzerinde yapılan değişiklik sırasında, Plan ve Bütçe Komisyonunda, saik bünyesinde görüşülen pek çok konu da değerlendirilmiştir ve birkaç önemli husus, acentelerin lehine, sigortacılık mesleğinin güçlenmesi adına yasalaştırılmıştır yüce Meclisimiz tarafından.

Şimdi, arkadaşlarımızın ifade ettiği birkaç olumsuz konunun, Meclisimize bu hafta Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından intikal ettirilen tüketici haklarıyla ilgili kanun tasarısında zaten teklif edildiğini görüyoruz. Hemen onları sizin bilginize sunmak istiyorum:

29’uncu maddede “Bankadan tüketici kredisi alanlara mudinin yazılı veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla açık talebi olmaksızın krediyle ilgili sigorta yaptırılamaz.” teklifi var. “Tüketicinin sigorta yaptırmak istemesi hâlinde istediği sigorta şirketinden sağladığı teminat, kredi veren tarafından kabul edilmek zorundadır…” Araştırma önergesinde bahsedilen problemlerden birisi tasarı hâline gelmiş.

Yine, 38’inci madde konut kredilerinde benzer bir hükmü getiriyor: “Tüketicinin yazılı veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla açık talebi olmaksızın krediyle ilgili sigorta yaptırılamaz.” Detayını okumayacağım. Yepyeni bir konu; hem sigortacılık mesleğini genişletecek, yeni bir portföy alanı oluşturacak hem sigorta acentelerini koruyacak hem de asıl proje üzerinden konut satışlarında ciddiyeti getirecek bir hüküm. Hazine Müsteşarlığınca belirlenen bina tamamlama sigortası yaptırılması zorunluluğu getiriliyor. İnşaat şirketleri yurdun her tarafında, eğer maket üzerinden, tapu vermeden veya inşaata başlamadan konut satmaya başlamışsa, ileride doğabilecek firmanın iflasına karşı, konutu teslim edememesine karşı sigorta teminatı getiriliyor. Bu, araştırma önergesinde bahsedilen konuların çok daha ilerisinde bir yeni uygulamadır. Ben, bu hüküm dolayısıyla sigorta acenteleri adına teşekkür ediyorum. Komisyon umarım bunları uygun görür, yüce Meclisimiz uygun görür ve yasalaşır.

Yine, teklif sahiplerinin henüz kendilerine intikal etmediği veya belki farkında olmadıkları başka konular da Sigorta Acenteleri İcra Kurulunda görüşülüyor. Mesela, nasıl problem var? Hepsi diyemiyoruz fakat bazı banka şubeleri veya telefon merkezleriyle bankaların yaptığı satışlarda, ne yazık ki, yanlış bilgi vermek suretiyle sigortalıların ayda 5 lira, 7 lira, 10 lira gibi fazla prim ödemelerine yol açan uygulamalar olduğu tespit edilmiş. Bu tespitler Sigorta Acenteleri İcra Kurulu gündemine gelmiş ve burada şu anda değerlendiriliyor. Bütün bu konular Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğüyle yeni yayımlanacak sigorta acenteliği ve sigortacılık yönetmeliğine intikal ettirilmek üzere üzerinde çalışılmaktadır. Dolayısıyla, üzerinde zaten çalışılmakta olan konularda veya bir kısmı yasa maddesine dönüştürülmüş, hemen bu hafta, bu haftalarda, bu ay içerisinde yüce Meclisimizde görüşülecek olan konularda bir Meclis araştırma komisyonu kurmak; iki ay, üç ay bunların üzerinde müzakere yapmak, zaten çözülmekte olan konuları ötelemektir, ileri atmaktır, savsaklamaktır.

Zaten, teklif sahiplerinin âdeta “Sigorta acenteleri bahane, siyaset şahane.” gibi konuya yaklaştıklarını, sigorta acenteliğini ve sigortacılığı bahane ederek, burada Meclis İçtüzüğü’nün de istismarını yaparak, iki dakika verdikleri önerge üzerinde, sekiz dakika genel siyaset üzerinde konuştuklarını gördük. Bu da teklifleri üzerinde ciddiyetle durmadıklarının bir işaretidir. Bu bakımdan, teklifin tarafımızca benimsenmediğini ifade ediyorum.

Sözlerimi tamamlarken milletimizin ve İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutluyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Badak.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Vural…

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, milletvekillerinin ve milletin Miraç Kandili’ni kutladığına ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Oturum başında bulunamadım ama Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu akşam idrak edeceğimiz mübarek Miraç Kandili’ni, bütün milletvekillerimiz ve milletimizin Miraç Kandili’ni kutluyorum. Bu mübarek gecenin gönüllerin buluşmasına, huzurun, kardeşliğin yükselmesine vesile olmasını, bugünlerde yaşadığımız kara bulutların dağılmasını, aydınlık bir geleceğe ışık tutmasını, kibirden, şirkten uzaklaştırmasını diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (x)

 

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

30/05/2013 tarihli 113’üncü Birleşimde madde 2’ye bağlı ek madde 150 kabul edilmişti.

Şimdi madde 2’ye bağlı ek madde 151’i okutuyorum:

 

EK MADDE 151 - İstanbul'da Yeşilköy 2001 Eğitim Kültür Sağlık Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip İstanbul Esenyurt Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesinden,

b) Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesinden,

c) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesinden,

ç) Sağlık Bilimleri Fakültesinden,

d) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulundan,

e) Uygulamalı Bilimler Yüksekokulundan,

f) Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulundan,

g) Meslek Yüksekokulundan,

ğ) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

h) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

ı) Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,

oluşur.

BAŞKAN – Gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Metin Lütfü Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Baydar.

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFÜ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 453 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Daha önceden bizim verdiğimiz kanun teklifiyle otuz ilde kırk bir tematik üniversite kurulmasını önerdik ancak komisyonda bile görüşülmedi. Türkiye için gerekli olduğuna inanıyoruz ancak doğruyu biz söylediğimiz için her zaman iktidarın engeliyle karşılaşıyoruz.

Değerli milletvekilleri, megalomani ya da büyüklük hezeyanı ya da büyüklük kuruntusu ya da kibir, kişinin kendisine gerçekle uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırmasıdır. Narsistik kişiliğin temel özellikleri, üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi ve empati yapamamasıdır. Az sonra açıklayacağım özelliklerden en az 5’inin birlikteliği, narsistik, kendini beğenmiş, kibirli kişilik tanısı için yeterlidir. Narsistik kişiler, kendilerinin diğerlerinden üstün olduğuna inanırlar. Sürekli güç, başarı ve cazibe fantezileri kurarlar. Başarılarını ve becerilerini sürekli abartma eğilimi gösterirler. Üstün ve özel olduklarına inanır ve buna göre davranırlar. Sürekli övgü ve hayranlık beklerler, gerçekçi olmayan amaçlar saptar, başkalarının da kendi düşünce ve planına uygun davranmasını bekler, değersiz olduğunu düşündüğü kişileri küçümser, başkalarının duygularına değer vermez ve değerlendiremezler; kıskançtırlar, başkalarının kendilerini kıskandığına inanırlar, amaçları doğrultusunda insanları kendi çıkarları için kullanırlar; katı ve duygusuz görünürler, kırılgan oldukları için de kolay incinirler.

Bunları niçin anlattım? Bugün mübarek Miraç Kandili. Öncelikle, hepinizin ailelerinizle birlikte kandilinizi kutluyorum. Kandil geceleri insanlar ibadet ederken bir iç muhasebe yapma fırsatı bulurlar, kendilerini gözden geçirirler. Bu nedenle, bir hekim olarak ortamda gördüğüm bulguları belki faydası olur diye paylaşıyorum:

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri ve özellikle de Başbakanın uygulamaları sonucunda ülkemizin geldiği nokta hakikaten içler acısıdır. Başbakanın, ülkenin huzurunu ve refahını ayaklar altına aldığı iktidarı dönemince her kurumu ele geçirme hevesi ve tutkusu sonucunda, maalesef ülkemiz yangın yerine dönmüştür. Demokrasiyi sadece sandıktan ibaret görmesi, “Ben yaptım, oldu.” anlayışıyla yaptığı tavırları, 4+4+4 eğitim sistemindeki komisyonda sergilenmesini istediği faşizan ve diktatör tavırlar sonucunda geldiğimiz nokta, Başbakan ve ne yazık ki partisi için yüz kızartıcı olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine seslenmek istiyorum: Gözlerinizi ve kulaklarınızı lütfen açın, ustanızın peşinden giderek kendinizi de uçuruma sürüklemeyin. Hepimizin siyasi görüşleri farklıdır ve bu da doğaldır. Bizler bu ülkeyi yönetecek yasaları çıkarmak ve Hükûmeti denetlemek için buradayız yoksa sadece 1 kişinin el hareketine göre hareket edecek kişiler değiliz.

Değerli milletvekilleri, iktidara geldiği andan itibaren bu ülkeyi kendi malı gibi gören ve bunu her ortamda açıkça ifade eden bir kişi tarafından yönetilmektesiniz. İşine geldiği zaman milliyetçi, işine geldiği zaman dinî söylemler, işine geldiği zaman da tüm milliyetçi görüşleri ayaklarının altına aldığını övünerek söyleyen bir Başbakana sahip olunması Adalet Kalkınma Partisi milletvekillerinin düşünmesi gereken bir durumdur.

Değerli milletvekilleri, “NATO’nun Libya’da ne işi var?” dedikten sonra, İzmir’i NATO’nun Libya harekâtının üssü yaparak Kaddafi’nin linç edilmesini sağlayan BOP’un Eş Başkanı Başbakandır. Yüce Meclisin çatısı altında “Benim milletimin dili tektir, bu da Türk milleti.” diyen de, “Ben ne tek dil dedim ne de tek din dedim.” diyen de, sonra tekrar dönüp “Tek din dedim.” diyen de Başbakandır. “Parası olan bastıracak, askerlikten kurtulacak, parası olmayan da gidecek askerlik yapacak.” diyen de, “Bedelliyle ilgili yasayı çıkaracağız.” diyerek çıkartan da Başbakandır. Patriot’ların komuta sisteminin ülkemizde olacağını söyleyen de, daha sonra dönerek komuta merkezinin NATO’da olması gerektiğini söyleyen de Başbakandır. “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletin değildir.” diyen de, sonradan dönüp “Evet, milletindir.” diyen de aynı Başbakandır.

Değerli milletvekilleri, bir Başbakan düşünün ki demokratik haklarıyla gösteri yapanlara “çapulcu” diyebilmekte, bir Başbakan düşünün ki bir iki kadeh içenleri “ayyaş” olarak niteleyebilmekte…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Hatip, üniversite kuruyoruz, üniversite.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – …bir Başbakan düşünün ki televizyonda karşısına oturttuğu maaşlı kuklalarına soru sordurtarak reklam vermeyen aracı kuruluşlara hesabını soracağını ifade edebilmekte, bir Başbakan düşünün ki yapılan tüm gösterileri, bu düşüncedeki Başbakanı istemeyen ve her kesimden temsilcisi olan, yediden yetmiş yediye insanların oluşturduğu halk kitlelerini görmezden gelebilmekte, onların taleplerini dinlemek yerine kendi taraftarlarını sokağa dökmekle tehdit edebilme aymazlığını gösterebilmektedir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Üniversite kuruyoruz, üniversite.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bir Başbakan mert ise, sözünün eri ise ülkesini bırakıp kaçmaz, Fas Kralı görüşmeyince Cezayir’e gitmez. Bir Başbakan ülkesini seviyorsa vatandaşlarına kin duygusu aşılamaya çalışmaz, milletine nefret tohumları ekmez. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ya, üniversite kuruyoruz, üniversite.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Başbakan ülkesini yönetir, sorunları çözmeye çalışır, bu ülkenin değerlerine, kurucularına savaş açmaz, yabancı bir devlet başkanının karşısında ilkokul çocukları gibi şirinlik yapmaya çalışmaz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir haftadır devam eden olayların tek sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan’dır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tahrikçilik yapıyor.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - “Dış politikada sıfır sorun.” diye diye yola çıkıp 2-0 mağlup olan bir Başbakan… (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tahrikçilik yapma.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - …“Ülkeye barış getireceğim.” diyerek, tüm etnik unsurlara savaş açan bir Başbakan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıp be! Yuh olsun!

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Ne savaşı ya?

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - …Türkiye Cumhuriyeti devletinin laik bir yapıda olduğunu asla içine sindirememiş ve bunu her fırsatta dile getirmiş bir Başbakan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tahrikçi! Tahrikçi!

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - …“Din emrediyorsa buna karşı çıkılmaz.” diyerek şeriat özlemini dile getiren bir Başbakan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tahrikçi!

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - …insanların her türlü yaşam alanlarına müdahil olan bir Başbakan bu ülkede artık hayırlara vesile olamaz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tahrikçisin sen, tahrikçi.

MUSA ÇAM (İzmir) – Grup başkan vekiliniz burada, çıkar cevap verir.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Başbakan, halkın haklı taleplerini görmezden gelerek kendi sonunu hazırlamaktadır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tahrikçi!

MUSA ÇAM (İzmir) - Laf atma, grup başkan vekiliniz var burada.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, bir Başbakan hakkında nasıl…

BAŞKAN – Lütfen, sakin olalım. Dinleyiniz.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Yalnızca yürüyüş yapan insanların üzerine binlerce biber ve portakal gazı atmak ne demektir? Anayasal bir hak olan toplantı ve yürüyüş hakkı ne zamandan beri askıya alınmıştır?

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Adam ol önce, adam ol.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - Biz cumhuriyetiz, biz demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletiyiz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Haydi oradan!

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - Biz Tiranlık değiliz, biz diktatörlük hiç değiliz ama Başbakanın bu anlayışı Tiranlık ve diktatörlük hevesleridir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Tiranlık, diktatörlük sizin geçmişinizde var.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Başbakanın söylemleri ve iktidarın eylemleri sonucunda düdüklü tencere patlama noktasına gelmiştir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bittiniz siz, bittiniz.

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Geçmişine bir bak.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - Toplumun taleplerini dikkate almak, mesajlarını doğru yorumlayabilmek Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekillerinin sorumluluğundadır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yargıda hesabını vereceksiniz. Yargının önünde bunun hesabını vereceksiniz.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Ülkemizin, Başbakanın baskıcı tavrından kurtulması, despotik yönetiminden vazgeçmesi, Parlamentonun Başbakana bağlı olmadığının anlaşılabilmesi için sizlerin bu duruma müdahil olması gerekmektedir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kaosçu!

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Zaman daha çok geç değildir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Darbeci!

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Ben, tarihe not düşmek adına, bir kardeşiniz olarak samimi uyarılarımı yapıyorum.

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Sen tarihten ne anlarsın?

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Suriye tarafından bile “Kardeş Türk halkı böyle bir barbarlığı hak etmiyor...”

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Darbeleri bekliyorsunuz, askerî darbeleri…

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – “…Türk halkının istekleri, uygulanan şiddetin gerekçesi olamaz ve eğer Erdoğan şiddet içermeyen metotlar kullanmaktan acizse görevini bırakmalı. Erdoğan ülkesini şiddetle yönetiyor...”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bunun hesabını vereceksin yargı önünde.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – “…Türk halkının sahip olduğu medeniyeti ve başarıları yok ediyor.” şeklinde yapılan açıklamaların hak etmemek için Başbakandan bir an önce kurtulmamız gerekmektedir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yargı hesap soracak bunu senden. Millet  senden hesap soracak.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Uluslararası kamuoyunda artık yeni bir soru gündeme gelmektedir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu millet bunun hesabını soracak. Bu millet bunun hesabını soracak.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – “Acaba hangisi önce gidecek, Esad mı Tayyip mi?”

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, konuşmacıya müdahale ediyorlar. Sayın Başkan, konuşamıyor, görüyorsunuz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne konuşuyor ki!

BAŞKAN – Lütfen sakin olunuz.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baydar.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Utanmıyorsun, yazıklar olsun sana! Yürü! (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen sakin olunuz. Kürsüde konuşan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, niye müdahale etmiyorsunuz?

BAŞKAN – Bir dakika, niye müdahale edeyim? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika… Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz.

Lütfen eleştirileri dinleyiniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne eleştirisi, hakaret etti.

BAŞKAN - Cevaplayacaksanız da Grup Başkan Vekiliniz söz talebinde bulundu, gayet güzel bir şekilde cevaplar herhâlde.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yazıklar olsun! Aynı cümleleri iade ederim eleştiriyse, aynı sözleri iade ediyorum eleştiriyse.

BAŞKAN – Lütfen…

Buyurunuz Sayın Aydın.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151 üzerinde CHP grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tek kelimeyle “Yazıklar olsun!” diyorum. Kinini, nefretini kusan bir edeple konuştu. “Edep” dahi diyemiyorum, “Edep ya hu!” diyorum size, edep yahu ya! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ağzından resmen salya akar gibi Başbakana, bu milletin Başbakanına küfredercesine, böyle hakaret edercesine… Yazıklar değil mi ya…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yazıklar olsun, utanmıyor ya.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ben ne diyeyim sana, hoca olacaksınız! Burada üniversiteyi konuşuyoruz, bilimi konuşacağız, bilimin dilini konuşman lazım senin, milletin dilini konuşman lazım, ilmin dilini konuşman lazım.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Bak, edep burada, bak, bak, edebe bak. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Devamla) – Hakaretle bir yere varılamayacağını bu millet size gösterdi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bundan sonra da size gösterecek.

AHMET AYDIN (Devamla) – “Diktatör arıyorsanız açın geçmişinize bakın.” dedim size. Zalim arıyorsanız size bakın. (CHP sıralarından gürültüler)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ayıp, ayıp!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, bu ülkede eğer farklılar yok edildiyse, bu ülkede eğer ret, asimilasyon politikaları olduysa, bu ülkede birileri ötekileştirildiyse, herkesi tek tip yapmaya çalıştıysanız işte bu yüzden siz darbelerden sonra artık iktidar olamazsınız diyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz de diktatör oldunuz; onlar darbeci siz diktatör.

AHMET AYDIN (Devamla) – Artık, bu millet uyandı diyorum. Artık bundan sonra sizin iktidar olma şansınız yok. Millî iradeye güvenemiyorsunuz, başka başka tahrikvari yöntemlerle iktidara gelmeye çalışıyorsunuz. Hiç kusura bakmayın… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Milliyetçilik millete hizmet etmekle olur, milliyetçilik milletin değerleriyle birlikte olur, saygılı olmakla olur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Onlar darbeci, siz diktatör.

AHMET AYDIN (Devamla) - Çarkçılığa gelirsek: Bakın arkadaşlar, bakın sizin Genel Başkanıza bugüne kadar çok bir şey söylemedik ama her bir konuşmacınız burada geliyor ağız dolusu hakaretler ediyor bir başbakana. Eğer yakışık alır ifadeler kullanırsanız eleştirebilirsiniz ama bakın, sizin bu yanlışlarınız…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Eleştiriye tahammül edemiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Çıktınız, yalan yanlış bilgilerle Avrupa’da kendi sosyalist grubunuza bizi kötülemeye çalıştınız. Sizin kendi grubunuz bile sizi orada ağlattı, ağlattı. Perişan oldunuz. Bu ülkenin ana muhalefet liderinin düştüğü duruma ben üzüldüm, siz üzülmediniz mi daha ya? Çarkçılığıyla meşhur olan bir genel başkanın mensuplarısınız.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) - Biz de Başbakanın düştüğü duruma üzülüyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Hakkâri’de mitinginizde bayrak taşıyamayacaksınız, gelip burada bayrak edebiyatı yapacaksınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Fas Kralı Tayyip’i kabul etmedi.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu millet bunu yutmaz, yutmaz. Hakkâri’de mitinginde niye bayrak taşıyamadın? Hakkâri’de farklısın, Edirne’de farklısın, Ankara’da farklısın, Kars’ta farklısın. Akşam başka konuşursun, sabah başka konuşursunuz. Kusura bakmayın, bu millet kimin ne olduğunu çok iyi biliyor. Çok iyi biliyor. Sizi de biliyor, bizi de biliyor.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Başbakanın eş başkan değil mi, kim çarkçı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Çarkçı olan sizin genel başkanınızdır, bütün millet biliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Evet, sizin genel başkanınızdır çarkçı olan, akşam başka, sabah başka. Hakkâri’de bayrak taşıyamazsın, gelip burada bayrak edebiyatı yaparsınız, çarkçılık budur, budur. Eğer bir şey söylüyorsanız, her yerde arkasında duracaksınız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) - Millî bayramları kutlatmadınız, daha ne olacak?

AHMET AYDIN (Devamla) – Eğer bir ifade kullanıyorsanız, o ifadenin her zaman yanında olacaksınız, yanında duracaksınız ve onun karşısında bir şey söylememeniz lazım.

GÜRKUT ACAR (Antalya) - TC yazılarını kaldırıyorsunuz, daha ne yapacaksınız?

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama kusura bakmayın, CHP bir acziyet içerisinde, yaptığı tek şey hakaret etmek. Politika üretemiyor, siyaset yapamıyor, millet adına hiçbir sorunun çözümü için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) - Sadece saldırgan tutumla bize saldırmaya çalışıyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Darbecilerle diktatörlerin arasında kaldık, bizim günahımız ne Sayın Başkan?

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baydar, buyurunuz.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – 63’e göre sataşma nedeniyle söz istiyorum. “Edep ya hu!” dediği için söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baydar.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

4.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Siz, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanını sosyalist gruptaki davranış için eleştireceksiniz, “Üzüldük.” diyeceksiniz, bu ayıp olmayacak.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Üzüldük.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Meydana çıkamadığınız için görmüyorsunuz, bütün meydanlarda Sayın Başbakanla ilgili birçok laf yazılıyor. Gidin, bir meydanları gezin de bir görün onları. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Kim yazıyor, yazan kim? Sizin gazeteleriniz yazan.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Biz de Başbakan için üzülüyoruz, biz de Fas Kralı tarafından kabul edilmeyen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı için üzülüyoruz, aynı hicabı duyuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Fas Kralı tarafından kabul edilmemiştir, ben de üzülüyorum. (AK PARTİ sıralarından “yalan” sesleri, gürültüler) Benim Başbakanımı bir kral kabul edememezlik yapamaz, ben de buna üzülüyorum değerli dostlarım.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Hadi oradan be!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu kadar yalan olur mu ya?

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Yalan değil canım, yalan ne olacak? İşte, yalan, sizin söylediğiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baydar.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, Sayın Başbakanımızın Fas Kralı tarafından randevu alamadığını söyledi…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

 

5.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bakın değerli arkadaşlar, Türkiye tarihî bir süreçten geçiyor, Türkiye bütün prangalarından kurtuluyor. Türkiye, bu milletin önündeki bütün sorunları AK PARTİ’yle birlikte çözmeye başladı, çözüyor ve gelinen noktada, dün konuşamadıklarımızı bugün burada çok rahat konuşabiliyorsunuz. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Dün hayal edemediklerinizi biz bugün icraata geçirdik. Türkiye’nin bütün sorunu… Ekonomi, millî eğitimle ilgili, sağlıkla ilgili, demokratikleşme noktasında attığımız adımlar ortada.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Demokratikleşme mi, duyamadım? Biraz önce…

AHMET AYDIN (Devamla) – Türkiye’nin dışarıdaki itibarı da ortada, Sayın Başbakanımızın dışarıdaki itibarı da ortada.

Bakın, eskiden dışarıda Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanları, işte, Amerika’da karşılandığında -hatırlayın o fotoğrafı- iki büklüm duruyordu. Bu bizi acıtıyordu ama şimdiki fotoğraflara bakın.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Fas Kralı kabul etmedi, ona üzülüyoruz Ahmet Bey. Fas Kralı kabul etmedi, görüşmek istemedi, ona üzülüyoruz biz de.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ayak ayak üstüne oturan, yeri geldiğinde restini çeken bir Başbakan var. Kusura bakmayın, sizin gibi, sizin Genel Başkanınız gibi oraya buraya gidip Türkiye’yi küçültmek, Türkiye Başbakanını yalan yanlış bilgilerle… (CHP sıralarından gürültüler) Yalan yanlış bilgilerle Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanını oraya buraya kötülemek değil.

Değerli arkadaşlar, size yakışan… Ana muhalefetsiniz, önemli bir kurum, önemsiyorum, demokraside olmazsa olmaz ama bu şekilde yaparsanız, bakın emin olun ana muhalefeti de kaybedeceksiniz.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Siz kaybediyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ciddi söylüyorum, iktidar olamayacağınız kesin ama siz ana muhalefetten de düşeceksiniz. Bu millet size onu da gösterecek.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Ana muhalefet siz olacaksınız, merak etmeyin.

AHMET AYDIN (Devamla) – Çünkü milletin hiçbir sorununun çözümünde sizi bulamıyoruz. Hiçbir politikanız yok, terörle ilgili ne düşünüyorsunuz, politikanız ne? “Görüşelim” dediniz, randevu aldınız, çark ettiniz. “Araştırma komisyonu kuralım.” dediniz, sizin attığınız önergenin altına biz yüreklice imzamızı attık, dedik ki: “Arada bir, yanlışlıkla da olsa, CHP doğru da yapıyor.” Ondan da çark ettiniz. “Akil insanlar” dediniz, onlara türlü türlü hakaretler ettiniz. İşte, çarkçılık budur, budur, çarkçılık budur.

Türkiye'nin hangi millî meselesinde bir sağlam duruş gösterdiniz, İsrail’de mi, Suriye meselesinde mi, iç politikada mı, terörde mi? Siz nerede varsınız, bu milletin yanında ne zaman oldunuz Allah aşkına be?

MUSA ÇAM (İzmir) – Her zaman, her yerde.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ne yaptınız, öngörüleriniz ne? Bakın, biz 2023’ü hedefe koyduk, 2053’ü hedefe koyduk, 2071’i hedefe koyduk. Siz yarın için ne düşünüyorsunuz? Türkiye'nin bu önemli meselelerinde ne projeleriniz var, öngörüleriniz ne, ne yapmak istiyorsunuz? Hangi sorunun çözümü için hayaliniz var, projeniz var, aklınız var, fikriniz var Allah aşkına söyleyin?

MUSA ÇAM (İzmir) – Okumadın mı, programı okumadın mı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Programı geç, programı… Biz sizin cemaziyelevvelinizi de biliyoruz.

Bugüne kadar bu millet için hiçbir şey vermediniz. Bundan sonra da zaten -çok partili siyasal hayata geçtikten sonra da millet uyandı- artık sizin zihniyetinizi kesinlikle iktidar yapmayacaktır…

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Bu zihniyetiniz de bu sokaklarla beraber gidecek.

AHMET AYDIN (Devamla) – …ama sizin ana muhalefeti de kaybetme riskiniz vardır diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz ve lütfen bu konuyu bitirelim.

 

 

6.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Fas Kralı Başbakanınızı kabul etmemiş. Neden kabul etmediğini düşündünüz mü? Neden kabul etmediğini düşündünüz mü?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sana sormuştur!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Yani “çarkçılık” filan… Bu laf yarışına girmek aslında hiç uygun değil, tarzım da değil ama bir gecede Esad’ın adını bir harf değişikliğiyle “Esed”e dönüştürdünüz. Onu, dostken, dost kamplardayken düşman kamplara koymanın yolu bir harf değiştirmekmiş gibi geldi, sanıyorum iletişim uzmanlarınız onu söyledi size.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Altı aydan beri aynı şey.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Aslında, çarkçılığın şahıydı bu yaşadığımız şey, bir gecede değiştirdiniz adamın ismini.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Şimdi, siz “Provokatörlük” diyorsunuz “Tahrik ediyorsunuz.” diyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yargı önünde bunun hesabını vereceksiniz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Ancak, bakın, Fas Kralı sizi niye kabul etmiyor? Bunu oturup düşünmek zorundasınız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ortalığı karıştırmak nasılmış göreceksiniz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Bence şunları düşünmüştür Fas Kralı, demiştir ki: Bu ülkenin, bu Türkiye’nin evlerini, okullarını yıktınız ve ormanlarını söktünüz AVM yaptınız, insanlar o yüzden sokaklara düştüler.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen onun sekreteri misin?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Derelerini, topraklarını korumaya çalışan o kadınları, Tortum’daki kadınları yaşmaklarından tutup yerlerde sürüklediniz, bunu yaptınız geçen yıl.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen mi kaleme alıyorsun?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Twitter’i yasakladınız, yeşili yasakladınız, bu ülkede ağacı yasakladınız, kendi insanınızı kendinize düşman ettiniz, halkın acılarını gizlemek için, zulmü gizlemek için basını tehdit ettiniz, susturdunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Masal anlatıyorsunuz, masal.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Aydınları cezaevlerine attınız ve demokrasiyi sadece sandıktan ibaret gördünüz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz provokatörsünüz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Sanki, parayı veren düdüğü çalar düzeyine indirgediniz demokrasiyi. Bilime harcayacağınız paraları, vergilerimizi akreplere harcadınız, biber gazlarına harcadınız. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Haydi, sandığa gidelim ne oluyor?

MUSA ÇAM (Ankara) – Bir kadına laf atmak yakışıyor mu?

BAŞKAN – Lütfen…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Anladınız değil mi ne demek istediğimi, anladınız?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Anladım, sen anladın mı?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Tekrar edeyim: Bu halk sizden bıktı, kibirden bıktı, faşizmden bıktı.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen aynaya bak, aynaya. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Lütfen, sakin olunuz, bağrışmayınız.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – O yüzden bugün sokaklarda halk.

Bakın, “Yetmez ama evet.”çiler var ya, bugün kendi kendilerine ne mırıldanıyorlarmış biliyor musunuz ne mırıldanıyorlarmış? Size Anayasa sürecinde verdikleri destekten ve ülkeyi bu hâle getirdiğinizden ötürü ne diyorlarmış?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ne diyorlarmış?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu millet hesabını soracak.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Susun ve dinleyin.

Ne diyorlarmış, biliyor musunuz? “Yetmez ama Allah belamı versin.” diyorlarmış, size destek verdikleri için bunu söylüyorlarmış. O yüzden, bu ülkedeki en büyük provokatör, bu ülkedeki direnişin sembolü ve direnişin mimarı Recep Tayyip Erdoğan’dır. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu millet hesap soracak.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, buna bir son vermek durumundayız. Karşılıklı…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, yeter...

BAŞKAN - Bir dakika…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bugün mübarek bir gün. Bugün mübarek bir gün, Miraç…

BAŞKAN – Bir dakika… Oturunuz sayın milletvekilleri… Lütfen oturunuz, oturunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bu kadar saldırganlığa filan da gerek yok ya!

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapacağım.

BAŞKAN – Sayın Aydın, siz de yeterince cevap verdiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Meclisi diktatörlere ve darbecilere…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, bir düzeltme yapacağım o kadar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu kadar nedir saldırmak?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sataşma yok, düzeltme yapacağım o kadar.

BAŞKAN – Bakınız… Bakınız…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bugünün mehabetine uygun olmayan bu saldırılar…

BAŞKAN – Sataşma…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, 2 kez saldırdı, bir kez konuştum.

BAŞKAN - Lütfen müdahale etmeyiniz. Lütfen… Yeterince, karşılıklı cevaplarınızı verdiniz. Konumuza geçelim lütfen ve lütfen, bu konuyu kapatalım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben sadece bir düzeltme yapacağım, sataşma değil.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Vermeye gerek yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, uyarınız çok yerinde. Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Lütfen… (Gürültüler)

Bakınız, Sayın Aydın, yeni tartışmalara mahal vermeyiniz. Size bir dakika, bu işi toparlamak için süre veriyorum.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Allah, Allah! Bu ne ya, kayıkçı kavgası gibi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onun toparlama görevi yok ki Sayın Başkan, toparlama görevi size ait.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum.

Başkanım, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Burada konuşma üslubunu, dilini biz böyle başlatmadık, bunu hiç de istemedik. Bugüne kadar, genel başkanınızla ilgili burada bir şey söylemedik ama her çıkan konuşmacı Sayın Başbakanımızla ilgili, yalan yanlış, ilgili ilgisiz cümleler sarf etti, hakaretvari cümleler.

Bakın, bir defa, konuştuğunuz şey doğru olacak. Fas Kralı altı aydır Fransa’da tedavi görüyor. Bunu bileceksiniz, gelip öyle konuşacaksınız arkadaşlar. Ne oldu size? Altı aydır Fransa’da tedavi gören biriyle Fas’ta nasıl görüşecek?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Cevap verin hadi!

AHMET AYDIN (Devamla) - Ben bunu beklerdim. Belki düzeltirsiniz diye, belki düzeltirsiniz diye ben söyledim.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Anlamazlar.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – İki ay önce Fas’taydık, Fas Kralı oradaydı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İran Cumhurbaşkanı niye randevu vermedi?

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine “Yeşili yasakladınız.” diyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İran Cumhurbaşkanı da randevu vermedi.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, sadece İstanbul’da, 30 milyon metrekare olan yeşil alanı biz 49 milyon 461 bin metrekareye çıkardık; İstanbul’da sadece. 1 milyon 185 bin ağaç diktik ve yeşil oranı yüzde 64 oranında artırdık. İstanbul’un yeşil alan oranını sekiz yılda yüzde 64 oranında artırdık. 2 milyarın üstünde Türkiye’de ağaç diktik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın, konu netliğe kavuştu.

AHMET AYDIN (Devamla) – Siz ağaçlardan darağacı yapmasını bilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, sayın grup başkan vekili diyor ki, “Fas Kralı tedavi görüyor.” Peki, tedavi görüyorsa devletin parasını niye israf edip gidiyorlar? Yani, böyle plansız, böyle programsız bir başbakan olur mu? Niye gidiyorlar? (AK PARTİ sıralarından “otur yerine!” sesleri, alkışlar!)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

 

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Durmuş Ali Torlak.

Buyurunuz Sayın Torlak. (MHP sıralarından alkışlar) 

MHP GRUBU ADINA D. ALİ TORLAK (İstanbul) -  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tarsısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi selamlıyorum.

İstanbul'da kurulan Esenyurt Üniversitesinin hayırlı olmasını diliyor, mübarek Miraç Kandilinizi kutluyor, ülkemize, milletimize bereket, huzur ve sabır getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, eğitimden söz ettiğimizde, aynı zamanda, nesillerin devamından da, kültürden de söz ettiğimizi biliyoruz. Eğitim, bir fidanın uygun toprağa yerleştirilmesi gibi, salt biyolojik varlığıyla dünyaya gelen insan yavrusunun bir kültürün içine yerleştirilmesi işidir.

Eğitim, beşerin olgunlaşma sürecidir. İnsan başarılarının belli bir toplumsal bağlamda ortaya çıkabilmesi, başarılarıyla tanımlanan insan ile kültürü birbirine bağlar. Felsefeyi, sanatı ve bilimi yaratabilmesinin koşulları bu bağa işaret eder. Eğitim imkânlarını sağlamak ve eğitimi sunmak devletin en asli görevlerinden bir tanesidir. Bunu sadece okullar açıp donatmakla sınırlı görmemek gerekir. Esas olan, eğitim yoluyla kültürün nesilden nesile intikalini sağlayabilmektir. Eğitim, öğretimin mümkün olmasını sağlayan vasatı teşkil eder. Devlet, eğitim yoluyla topluma dâhil edebildiği kimseye karşı öğretim sorumluluğu taşır.

Eğitim, insana kültürle şekil vermek demektir. Dil, tecrübe birikimini0 insan hafızasıyla kıyaslanmayacak oranda uzun süre muhafaza eder. Eğitimin zemini kültürdür, kültürü taşıyan da dildir. Bu açıdan, eğitimin Türkçe olarak verilmesi önemlidir.

Ne yazık ki, başta siyasi partiler olmak üzere zihinlerin çoğunda  “Eğitim politikaları” ifadesinden anlaşılan öğretimin şartları olmuştur. Artık bundan vazgeçilmelidir. Türkiye'nin en önemli sorunlarının çözümünün eğitim kavramı üzerinde yeniden düşünmekten geçeceğini unutmamalıyız. Elbette, öğretim de eğitim konusunun ana başlıklarından biridir ve gerçekleşmesi maddi koşulların da varlığına bağlıdır. Elbette, devletin tüm yurttaşlarına sunması gereken hizmetin maddi koşulları önemlidir ancak onun kadar da içeriği önemlidir. Adı Millî Eğitim olan bir bakanlık bugüne dek eğitim kavramında çağın gerektirdiği varsayılan ve bilimsel öncelikli kabul edilen bilgilerin sistematik aktarımını anlamamakta ısrar etmiştir. Elbette, eğitim öğretilir, ne var ki burada tartışılan eğitimin ve öğretimin içeriğidir. Eğitim, öncelikle ve özellikle bir değer aktarımı işidir. Eğitim terbiyedir. Devlet iki şeyi tekelinde bulundurur, bunlardan bir tanesi eğitim, ikincisi ise cezadır. Devletin öncelikli ödevi ise herkesin eğitim almasını ve bu eğitimin verilmesinin sağlandığı ortamı temin etmektir.

Sayın milletvekilleri, bilgi toplumunun gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatılmış, uluslararası rekabet yeteneğine sahip, teknoloji kültürü gelişmiş insan gücünün yetiştirilmesini sağlamak ve ana okulundan üniversiteye dek bütün eğitim, öğretim kurumlarını ve kütüphaneleri İnternet ağıyla örmek, çocukları ve gençleri İnternet kullanır ve yabancı dil konuşur hâle getirmek, bugünün Türkiye’sinde eğitim öğretim üzerine söz söylemeye yeltenen herkesin âdeta amentüsü olmuş durumdadır. Oysa, devlet nesillere yatırımını sadece onları bilgi sahibi kılmak için yapmaz. Burada asıl olan, onları gerçekten eğitmeyi isteyip istemediğine karar vermelidir. Devlet, eğitimi herkese ve aynı şekilde vermeli, belli okulların sağladığı kimi imkânları onlara da sağlamalıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin gerçek ihtiyaçları göz önünde bulundurularak üniversite kapısı önünde birikmeyi mutlaka çözmemiz gerekmektedir. Bunun en önemli ve uygulanabilir çarelerinden biri ise mesleki ve teknik eğitime yönlendirmektir. Ancak bu yönde gösterilen çabalar, her zaman, arzulanan sonucu vermemektedir. Bunun en önemli etkenlerinden biri de psikolojik ve ideolojik yaklaşımdır. Toplumda bazı mesleklerin diğerlerinden daha üstün olduğu kanaati hâkim olmuştur, oysa mesleklerin birbirine üstünlüğü yoktur. Hayatımızı devam ettirebilmek için hekime, mühendise olduğa kadar fırıncıya ve çiftçiye de ihtiyacımız vardır. Ülkemizde yaşanan bu sorunun çözümlerinden biri olarak mesleklerin toplumsal statü kazandırmadaki rolleri, en azından devlet eliyle, abartılmamalıdır. Mesleklere psikolojik şartlanmayla değil de yeteneğe uygunlukla yönlendirilebilmenin sağlanabilmesi için her mesleğin meslek olmak bakımından eşit olduğu işlenmelidir ve durumu uygun olanlar bu psikolojik desteğin de yardımıyla ilk ve ortaöğretimde yönlendirilmelidirler.

Sayın milletvekilleri, 6 Kasım 1981’de kurulan ve kurulduğundan bugüne dönemin siyasi iklimine göre farklı tartışmalara konu olan YÖK, yetkileri ve temsil ettiği zihniyet bakımından henüz ciddi bir değişime uğramadığı görülmektedir. Darbe koşullarında üniversiteleri zapturapt altına almak amacıyla kurulmuş bir kurum olma özelliklerini, üzerinden çeyrek yüzyıl geçmesine rağmen bünyesinde barındırabilmesi “demokratik özerk üniversite” söyleminde ne kadar yol katettiğimizin bir göstergesidir. YÖK Kanunu’nda bazı değişiklikler yapıldıysa da kanunun ruhu hiçbir zaman değiştirilememiştir. Üniversitelere siyasi müdahale bir türlü engellenememiştir. Buna göre, üniversitede üniversitenin sorununa dair dahi olsa bildiri dağıtmak yasaktır. Bunu her gün yaşıyoruz. Üniversite gençliğine büyük önem atfettiklerini söylüyorlar ama gençliğin siyasetten uzak olması için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, bunun dışında güncel olarak, öncelikle, kadrolaşmayı görüyoruz. Mevcut iktidar siyasi geçmişinde YÖK karşıtlığını ve düşmanlığını her fırsatta dile getiriyordu, şimdi ise YÖK’ü arka bahçe yapmak için hamleler yapılmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi ordu, yargı ve üniversite üzerinden düzeni kaydırmaya çalışmaktadır. Daha dün, Türkiye’nin değişik üniversitelerinden toplam 389 öğretim üyesi ortak bir bildiriye imza atarak, iktidarın arka bahçesi hâline gelen YÖK’le ilgili tespitlerde bulundular. Bilim insanlarımızın ortaya koyduğu şu tespitler durumun vahametini gözler önüne sermektedir.

Bilimi ve özgür düşünceyi baskı altına almayı amaçlayan uygulamalar son yıllarda giderek yoğunlaşmıştır. Akademik özgürlüğün ön koşulu olan iş güvencesinin yokluğu ise, tasfiyeci eğilim ve uygulamaların önünü de bütünüyle açmaktadır. Üniversitelerde iş güvencesinden yoksun olarak çalıştırılan öğretim elemanlarından, üniversite yönetimlerince eleştirilen ve özgür düşünceli oldukları için sakıncalı görülen öğretim elemanlarının görevine son verilmekte, atamaları yenilenmemekte ve üniversiteden uzaklaştırılması sağlanmaktadır. Bu anlamda, üniversite yönetimleri, yıllık atamalarla çalıştırılan araştırma görevlilerinin atamalarını yapmayarak üniversiteden uzaklaştırabilecekleri gibi, türlü yollarla araştırma görevlilerini üniversiteden ayrılmaya da zorlayabilmektedirler. Araştırma görevlilerinin yanı sıra süreli atamalarla çalıştırılan diğer öğretim elemanları, okutmanlar, öğretim görevlileri ve yardımcı doçentler de atamalarının yenilenmemesine ilişkin sürekli bir endişe içerisinde bulunmaktadır. Bu eğitimcilere sistemli ve sürekli bir baskı yapılmaktadır.

Hayatın her alanına müdahale ederek tek renk isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi, bilimin merkezi üniversitelerimizde de aynı mantıkla hareket etmektedir. Farklı düşüncelere, farklı fikirlere tahammülü olmayan bu zihniyetin üniversitelerimize verdiği zarar da her geçen gün artmaktadır.

O nedenle, eğitimin temel gayesine uygun olarak bilim adamı yetiştirmekle görevli öğretim üyelerinin, araştırma görevlisi ve elemanlarının, her önüne konulanı evetçi zihniyete sahip olmayan, kişiliği gelişmiş, sağlıklı düşünen genç ve zinde beyinler olması üniversitelerimizin geleceği açısından çok önemlidir.

Çağın gereklerine göre yetişmiş, kendi kendine öğrenme kapasitesi yüksek elemanların yetiştirilebilmesi ve bunların içinden en dinamik ve yaratıcı olanlarını seçmek, üniversite yönetiminin en önemli görevi ve tarihsel bir sorumluluğudur. Aksi takdirde yarın tarihe karşı nasıl hesap vereceğimizi unutmamalıyız. Dünün hesabını veremediğimiz gibi yarının hesabını verememek gibi bir duruma düşmek bizler için iyi olmayacaktır. Bu nedenle, özgür düşünen, işinde başarılı, ileri görüş sahibi öğretim elemanlarımızı farklı dünya görüşü nedeniyle yargılamamalıyız, ötekileştirmemeliyiz diye düşünüyorum.

Bu vesileyle kanun tasarısının hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Torlak.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, AKP Grup Başkan Vekili az önceki açıklamasında Fas Kralına ilişkin süreçle ilgili yanıltıcı bilgi verdi Meclis Genel Kuruluna. Bu konudaki bilgiyi kanıtlarını göstererek düzeltmemiz gerekiyor ve grubumuz adına Sayın Osman Korutürk’e o konuda söz vermenizi, düzeltme yapmasını sağlamanızı rica ediyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Burada yapılacak bir şey değil ki bu efendim.

BAŞKAN – Tamam, buyurunuz Sayın Korutürk, düzeltiniz.

Buyurunuz Sayın Korutürk. (CHP sıralarından alkışlar)

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklama sırasındaki baz ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Fas Haber Ajansının 4 Haziran tarihli şöyle bir açıklaması var, kısaca okuyorum: “Türk Hükûmetinin Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fas’a ilk yaptığı ziyaretten edindiği hatıralar iyi olmayacak. Kral VI. Muhammed ile görüşmesi gerçekleşmedi. Aslında bu ziyaret Başbakanın sadece İslamcı kardeşleriyle bir monolog şeklinde görüşmesiyle kısıtlı kaldı. Erdoğan Fas ziyaretini kısa kesip Cezayir’e döndü. Resimde Türkiye Başbakanının bu yüzden edindiği sıkıntılı ifadeyle görülüyor.” diyor. Bu Fransızca bir haber metni. Demin sayın grup başkan vekilinizin söylediğini düzeltmek için bunu bilginize getirmek istedim.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu, milletimize yapılmış bir hakarettir. Fas Kralı kim oluyormuş yani?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korutürk.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurunuz Sayın Dora.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 453 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine söz almış buluyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim niye öyle diyorsunuz? Dış itibarı tavan yaptı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – AKP’den beklenen standart cevap bu: “Yüzü asık lider arıyorsanız tarihinize bakın.” 10 Kasım’da İnönü’nün yüzü düşmüş Atatürk’ün cenazesinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Fas Kralı kendini ne zannediyor ya?

BAŞKAN – Lütfen sessiz olunuz, konuşmacıyı dinleyelim, lütfen!

EROL DORA (Devamla) – Sayın milletvekilleri, yasa tasarısında Altın Koza Üniversitesinin adının “İpek Üniversitesi” olarak değiştirilmesi ve ayrıca beş yeni vakıf üniversitesinin kurulması öngörülmektedir.

Üniversiteler isimleriyle anılmaktadır. Bir üniversite ulusal ve uluslararası arenada, taşıdığı isimle tanınmaktadır. Ayrıca, bu isim altında her üniversite kendi kültürünü yaratmaktadır. Üniversitelerin isimleri, maalesef, o üniversitede görev yapan bilim emekçilerinin, öğretim gören öğrencilerin ve üniversitelerin bulunduğu kentte yaşayan yurttaşların görüşleri alınarak belirlenmemekte, aksine, merkezî olarak belirlenmektedir. Bu uygulama başlı başına üniversitelerin özerkliğine terstir.

Bugün, ülkemizdeki üniversite isimlerine baktığımız zaman, bu isimlerin ülkemizin kültürel farklılıklarını yansıtmadığı, ya bulunduğu şehrin adını ya o ile veya ülkeye önemli hizmetleri bulunan şahısların isimlerini ya tarihî ya da coğrafi bir ismi taşıdığını görmekteyiz. Bu bağlamda, Türkiye’de toplumu bir bütün olarak tekleştirip Türk kabul eden politikalar, özellikle isim değişiklikleri üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Değiştirilen yer isimleri bugün hâlâ iade edilmemişken, siyasal iktidarların yeni kurulan üniversiteler üzerindeki politik ve ideolojik manevralarına uygun ve yöre halkını etkilemeye dönük üniversite isimlerini belirleme ya da değiştirme yaklaşımı bu Hükûmet döneminde de değişmeden devam etmektedir.

Üniversitelerin isimleri aynı zamanda üniversitenin bulunduğu bölgenin kültürel ve sosyal tarihi ile paralellik ve tarihsel birliktelik arz etmelidir.  Bir bölgede bulunan üniversite aynı zamanda o bölgenin kültürel, etnik ve sosyal tarihiyle uyum içerisinde olmalıdır. Bu bağlamda, üniversite isimleri belirlenirken, o bölge insanının yaşamı ve kültürü üzerinde pozitif etkisi tüm toplumca kabul edilmiş tarihî şahsiyetlerin isimleri ya da o bölge insanı üzerinde büyük etkiye sahip kültürel, tarihsel ya da coğrafi imgelerin kullanılması önemlidir. Çünkü, üniversiteler, aynı zamanda ulusal ve uluslararası bilimsel arenada kendi bulunduğu bölgeyi de temsil etmektedir. Bu nedenle, o bölge için önemli olan değerlerin isimlerini taşıması önemlidir diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, belli bir alanda eğitim, öğretim ve araştırma faaliyetlerine yoğunlaşan ve o alanda uzmanlaşmayı temel alan üniversiteler tematik üniversiteler olarak adlandırılmaktadır. Türkiye’de giderek yaygınlaşan tematik üniversite, üniversite ideasının parçalanması ve üniversitelerin neoliberal politikalar bağlamında dönüştürülmesi bağlamında eleştirel bir yaklaşımla ele alınmalıdır.

Üniversiteler, farklı alanlar ve disiplinler yoluyla toplum ve doğa yararına bilginin üretildiği mekânlardır. Modern üniversitenin kurucularından olan Wilhelm von Humboldt’un üniversite anlayışının temel ilkelerini burada hatırlatmakta yarar var.

Bir: Üniversite tüm bilim alanlarındaki eğitim öğretim etkinliklerinin araştırma etkinlikleriyle birlikte ve bütünlük içinde yürütüldüğü bir kurumdur.

İki: Üniversite, mesleki ve teknik yüksekokuldan farklı bir kurumdur. Üniversitenin temel işlevi herhangi bir mesleğe yönelik olmaksızın eğitim, öğretim ve araştırma yapmaktır. Amaç, kişilerin kendilerini tanımasını ve geliştirmesini sağlamaktır. Öğretme ve öğrenme özgürlüğü ve bilim için bilim, üniversitenin vazgeçilmez ilkeleri arasındadır.

Üç: Üniversite devlete değil, halka bağlıdır. Devletin temel görevi öğretim üyelerini görevlendirmek, maaşlarını ödemek ve çalışmaları için özgür bir ortam yaratmaktır.

Neoliberal politikaların yaygınlaşmasıyla birlikte, üniversiteler de dönüştürülmüş; eleştirel bilgi, özerklik, bilim, demokrasi, toplumla bütünlük, ortaklaşma ve benzeri kavramların yerlerini rekabet, girişimcilik, standartlaşma, uzmanlaşma ve benzeri, piyasaya ilişkin kavramlar almıştır. Belli bir alanda uzmanlaşmış, tematik üniversiteler de bu dönüşümün sonucudur.

Tematik üniversite temel bilginin parçalanması, üniversitelerin belli bir alanda uzmanlaşmış meslek kuruluşlarına dönüşmesi, üniversitelerin işletme mantığıyla en iyi olduğu, en güçlü olduğu alanda üretime, dolayısıyla, piyasaya dâhil olması sonucunu beraberinde getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerin yasal dayanağı, Anayasa’nın 130’uncu maddesinde yer almıştır. Bu maddeye göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla vakıflar tarafından devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir. Vakıf yükseköğretim kurumlarının hangi usulde kurulacağı 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek-3’üncü maddesinde öngörülmüştür. Vakıflar tarafından kurulan üniversiteler devlet eliyle kurulan üniversiteler gibi kanunla kurulmakta olup kamu tüzel kişiliğine sahiptirler.

Türkiye’de son yıllarda yükseköğretime olan ilginin arttığı bir gerçektir. 2000 yılında net yüzde 12,27 olan yükseköğretimde okullaşma oranı 2012’de yüzde 35,51’e yükselmiş durumdadır. Brütte ise bu oranın yüzde 22’den yüzde 66,23’e yükseldiği görülmektedir. Bu ilginin artması beraberinde vakıf üniversitelerinin de yaygınlaşmasını sağlamıştır. Dünya genelinde özel yükseköğretim kurumlarında okuyan öğrencilerin oranı 1985’te yaklaşık yüzde 18 iken günümüzde neoliberal politikaların etkisiyle bu oran yüzde 30’a yaklaşmıştır. Buna paralel olarak, Türkiye’de de vakıf üniversitelerinin sayısının arttığı gözlenmektedir.

Türkiye’de ilk kurulan vakıf üniversitesi 1984 yılında kurulan Bilkent Üniversitesidir. 2006’da 26 olan vakıf üniversitesi sayısı bugün 66’ya çıkmış durumdadır. Yeni YÖK yasa tasarısı ile de vakıf üniversitelerinin yanına özel üniversitelerin kurulması ve yaygınlaştırılması da planlanmaktadır.

Dünya deneyimleri bize göstermektedir ki gerek vakıf üniversitelerinin gerekse özel üniversitelerin hızlı bir şekilde yaygınlaştırılması, beraberinde bazı sorunları da getirmektedir. Bu alanın son yıllarda birçok ülkede denetimsiz ve hızlı bir şekilde büyümesi kamu hizmeti ve ücretsiz olması gereken eğitimin niteliğinin kaybolmasına ve kalite, mesleki yeterlilik, akademik tanınmanın bulunmayışı gibi pek çok sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Örneğin, bu nedenlerden dolayı yükseköğretimde yaşanan yozlaşma nedeniyle Hindistan’da Anayasa Mahkemesi 100 özel üniversitenin kapatılması yönünde bir karar almak zorunda kalmıştır. Türkiye’deki birçok vakıf üniversitesinde de durum bundan farklı değildir. Bu yüzden bilimsel üniversite kriterleri baz alınarak her “Üniversite kuruyorum.” diyene izin verilmemelidir. Bu bağlamda, siyasi baskı ortamından arınmış, akademik anlamda özgün ve özerk bir yapıda, piyasadan değil bilimden yana üniversitelerin toplumun en temel ihtiyaçlarından biri olduğunu düşünüyoruz.

Bu vesileyle, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Şahsı adına Iğdır Milletvekili Sinan Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, Fas Kralıyla ilgili bir düzeltme yaptırmak istiyorum arkadaşıma.

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, düzeltme yapın, tabii hakkınızdır ama şimdi bunun resmî bir açıklama olmadan böyle karşılıklı düzeltmelerle nereye varacağını da bilemiyorum.

Sayın Oğan, buyurunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Efendim, düzeltmelerini daha sonra yapsınlar.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Söz hakkı vereceğim, Sayın Oğan konuşsun, beş dakika sonra size söz hakkı vereceğim.

Buyurunuz Sayın Oğan.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Türk-İslam âleminin kandilini kutluyorum, hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu vesileyle, bozulmak istenen huzurun yeniden ülkemize gelmesini diliyorum.

Tabii, üniversite kurmak önemli bir olay. Yeni kurulacak üniversitelerimizin de hayırlı olmasını diliyorum ancak üniversite kurmakla iş bitmiyor. Sayın Bakan, kurduğunuz üniversiteleri hiç denetliyor musunuz? Örneğin, Iğdır Üniversitesiyle ilgili en son ne zaman bir denetleme yaptınız? Üniversiteyi kurup oraya bir rektör atamakla iş bitmiyor. Gelin, bakın, o rektör o üniversiteyi nasıl yönetiyor. Üniversiteler rektörlerin babasının çiftliği mi Sayın Bakan? Çiftliği değil, olmamalıdır.

Ben size birkaç iddia okuyayım Sayın Bakan: Erzurum 1. İdare Mahkemesinde de bunun davası, belgeleri var; örneğin, Iğdır Üniversitesinde yön levhaları alımıyla ilgili ihale işlemlerine fesat karıştırıldığı iddiasını araştırdınız mı? Rektörlük binasına takılan kamera ihale işlemlerine fesat karıştırıldığı, rektörlük binası etrafındaki duvar ihalesine fesat karıştırıldığı… Yani, fesat karıştırılmayan ihale neredeyse kalmamış.

Burada, hakikaten, bir konuyu çok merak ediyorum. Iğdır’ın bir adı “Doğunun Çukurovası”dır ama Iğdır Üniversitesinin önüne çiçek ekmek için, Sayın Bakan, Van’dan Iğdır’a toprak getiriyorlar, Van’dan Iğdır’a toprak getiriyorlar. Iğdır’da toprak mı yok? Iğdır’da toprak mı yok? Iğdır’da, Türkiye'nin en kaliteli toprağı var. Doğunun Çukurovası’ndaki Iğdır’a, Van’dan toprak getiriyorlar. Niye? Amaç, oradan da bir şeyler kazanmak, oradan da bir şeyler kapmak. Birçok görevli, bunlara itiraz ettiği için görevinden alındı. Hatta, bunlardan bazıları da geçmişte iktidar partisinin aday adaylığında bulunmuş isimler, onu da ifade edeyim.

Sayın Bakan, ÖSYM ve açık öğretim sınavlarında gözetmen, salon başkanı gibi onlarca insan oradaymış gibi gösterilip bunların ücretlerine dahi tenezzül edilen bir üniversiteyle karşı karşıyayız. Ben, Iğdır’ımızda bulunan üniversitenin hakikaten de Meclis kürsüsünden bu kadar işlerin içerisine bulaştığını burada demek istemezdim, benim Iğdır’ım adına da bu bir lekedir ama bu lekeyi temizlemek de sanırım Sayın Bakana düşüyor.

Konukevi Müdürlüğüne getirilen insanlar var. Konukevi Müdürlüğüne getirilen insanların rektörle akrabalıkları var. Görev yapmadığı hâlde görevliymiş gibi gösterilen insanlar var. Konukevinin elektrik, su, yakıt gibi giderlerinin katma bütçeden karşılanması yasak olduğu hâlde Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu ve diğer birimlerin bütçelerinden karşılandığı iddiaları var. Rektörün arabasının Ankara’da otopark parası verilerek bekletildiği ve bunun, rektör Ankara’ya her geldiğinde rektör tarafından kullanıldığı gibi, hakikaten, bu devletin malına, bu milletin malına yazık, böyle insanların emrine tahsis edilmiş iddiaları var. Rektörün kendi çocuğunun resmî arabalarla ilkokula götürülüp getirildiği iddiaları var. Sayın Bakan, bu iddiaların hepsinin araştırılması şarttır. Iğdır halkı olarak biz diyoruz ki: Bu üniversite Iğdır Üniversitesi mi, Van Üniversitesinin Iğdır şubesi mi? Bütün ihtiyaçlarını Iğdır’daki esnaftan değil, Van başta olmak üzere civar illerden karşılayan bir üniversite olur mu? O zaman götürün üniversiteyi, alın götürün üniversiteyi Iğdır’dan. Eğer böyle devam edecekse, Iğdır’ın esnafına, Iğdır’ın insanına 5 kuruşluk bir katkısı olmayacaksa, biz istemiyoruz böyle üniversiteyi. Alın götürün o zaman, Van’a kurun bu üniversiteyi.

Sayın Bakan, Iğdır’da vatandaş diyor ki “Bu üniversite Iğdır’a gelmişse Iğdır’a katkısı olacaktır, Iğdır’daki insanlardan hiç olmazsa bir kısmını istihdam edecektir.” Rektörlük yarışına girdi diye insanların oradaki bütün tanıdıkları sürgün edilmeyecektir, edilemez Sayın Bakan. Sizden istirhamımız, bu iddiaların, devamını daha okuyacağım ama zamanımın yetmediği bu iddiaların, bir an önce Bakanlığınız tarafından ve YÖK tarafından -ki YÖK Başkanına da ben bizzat sözlü olarak ifade etmiştim- araştırılmasıdır. Adaletin, hakkın, hukukun yanında olmaktan başka bir şey istemiyorum. Siz de hakkın, hukukun, adaletin yanındaysanız lütfen duruma el atın.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, az önce ben dışarı çıktığım esnada…

BAŞKAN – Tamam, buyurunuz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, benim de konuşma talebim var, gerekçemi size ilettim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bir şeyi ifade ediyorsak kanıtlayalım, ispatlayalım öyle ifade edelim. Bakın, ben bildiğim bir şeyi ifade ediyorum ve isterseniz siz de bakın.

Bakın, Fas Kralı, o, Turkish Daily News’in herhâlde bir kısmını okudunuz Sayın Loğoğlu, altını da okuyun. Diyor ki: “Kaldı ki zaten yirmi gündür…”

BAŞKAN – Korutürk.

AHMET AYDIN (Devamla) – Pardon, özür diliyorum, Sayın Korutürk.

“Kaldı ki yirmi gündür Fas Kralı zaten yurt dışında.” diyor. Son karşılama kısmını okumuşsun, başta bir şekilde öyle yazmışlar ama altında devamını da okursanız zaten orada da yurt dışında olduğu çok net ifade ediliyor.

Şimdi, Fas Kralı yurt dışında, bu birincisi. İkincisi, diyelim ki o an için Başbakanın da programında yok ama şayet o gün dönmüş olsa idi -çünkü tedavisi devam ediyor, sürekli…- belki o gün program yapılıp uygulanabilirdi.

Bir ikinci husus: Bakın, bugün Cezayir’de. Şimdi, şunu da diyeceksiniz: “Cezayir Cumhurbaşkanıyla da niye görüşmedi? Kabul etmedi.”

Bakın, Cezayir Cumhurbaşkanı çok ağır hasta bir şekilde yatıyor ve programda Cezayir Cumhurbaşkanıyla ilgili programda bir şey yok.

Şimdi, bir şeyi ortaya koyuyorsak Türkiye’nin…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O tarihlerde ne işiniz var o zaman ya? O tarihlerde Başbakanın muadili orada yoksa ne işiniz var sizin o ülkelerde?

AHMET AYDIN (Devamla) –  Ya, Kralla değil. Bu işin başbakanı, cumhurbaşkanı, bu işin meclisi var.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya, kardeşim, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının orada muadilleri görevi başında değilse ne işiniz var?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Oku! Oku!

AHMET AYDIN (Devamla) –  Ya, bir defa, Kuzey Afrika’da…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazıklar olsun! Türkiye Cumhuriyeti’ni düşürdüğünüz duruma bakın. Yazık! (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AHMET AYDIN (Devamla) –  Bakın, bir şeyi konuşuyorsanız doğru tespit edin.

Kuzey Afrika’da Sayın Başbakanımızın yapacağı mitingde toplayacağı kalabalığı siz Tandoğan’da toplayamazsınız, bunu bilin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kalabalığı tartışmıyoruz, ülkenin dış politikasını tartışıyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Kuzey Afrika’da, dünyada Türkiye’nin konumu belli. Bunu siz de hazmedin ya, Türkiye’nin büyüklüğüyle övünün. Türkiye eski Türkiye değil. Türkiye çok daha güçlü bir ülke, Türkiye çok daha ufku açık bir ülke, itibarı olan bir ülke. İslam Konferansı Örgütünün Genel Sekreteri bir Türk olabiliyorsa, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı bir Türk olabiliyorsa, 151 ülkenin oyuyla Güvenlik Konseyinin geçici üyesi olabiliyorsak bundan mutluluk duyun ya, haz duyun. Niye kıskanıyorsunuz? Kıskanma ne olur, çalış senin de olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Üçer, siz ne istiyorsunuz?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, az önceki hatip konuşmasında, sürekli Van ve Vanlılardan bahsetmesinden kaynaklı zan altında bırakıldığımızı düşünmekteyiz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Benim de akrabalarım var, ben de söz alayım o zaman.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, ben Van Milletvekiliyim. Van’la ilgili bir konuda…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, tutanaklara geçsin.

BAŞKAN – Sayın Üçer, lütfen…

Sizin burada söz hakkınızın olacağı yer bellidir. Buyurunuz, yerinize geçiniz, lütfen yerinize oturunuz.

Sayın Korutürk’ün talebini yerine getireyim.

Buyurun.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – “Bir bilgi verdiğiniz zaman onun doğruluğunu tetkik edip de verin.” dedi. Doğruluğunu tetkik ettiğimi söyleyeceğim müsaade ederseniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, tabii, bu sözü size vereceğim ama bunun artık burada kapanmasını rica ediyorum. Çünkü bunu -verildi, verilmedi- burada bizim sonuca ulaştırmamız mümkün değil. Siz diyeceksiniz ki: “Verilmedi.”, siz diyorsunuz ki: “Verildi.”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yurt dışında…

BAŞKAN - “Yurt dışında.”, o diyor ki: “Yurt dışında değil.”

Şimdi, son defa söz veriyorum. Artık bundan sonra bu konuya geri dönmeyeceğimi beyan ediyorum.

Buyurunuz Sayın Korutürk…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

Sayın Korutürk, Hürriyet Daily News’i tam okursanız…

BAŞKAN – Söylediniz söyleyeceğinizi.

Buyurunuz.

 

34.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın yaptığı açıklama sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

 

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Grup Başkan Vekili, bana tetkik edip söyleyin diyorsunuz ama iki senedir aynı Parlamentoda görev yaptığınız bir arkadaşınıza başka bir isimle hitap ediyorsunuz, o da çok yakışıklı bir şey değil. Benim ismim Osman Korutürk.

Şimdi başka bir şey söyleyeyim.

RECEP ÖZEL (Manisa) – Sen benim adımı biliyor musun söyle bakalım, iki senedir milletvekilisin.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Sizin adınız mühim değil, ben başka bir şey söyleyeceğim.

RECEP ÖZEL (Manisa) – Ama bilmiyorsun işte.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Ama hitap etmiyorum size yanlış bir isimden, yanlış bir isimden hitap etmiyorum, sana Seyfullah demiyorum mesela.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen… Konuya gelelim lütfen.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Şimdi bakın arkadaşlar, burada diyor ki: “Fas Kralının Paris’ten, Fransa’dan gelmesi bekleniyordu, gelmedi ve kasten gelmedi. 4 Haziran tarihinde Saadettin El Osmani, Fas Kralı gelerek Sayın Başbakana bizzat ‘Hoş geldin’ diyecek dedi ve Anadolu Ajansı da bunu yaydı.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hürriyet Daily News’i tam oku, tam oku!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Gazete haberleri bunlar, gazete…

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Bunu söyleyen Fas Haber Ajansı, Anadolu Ajansı falan değil. “Gelmediği gibi iki gün olarak planlanmış olan ziyareti erken kesti.” diyor. “Erken kestikten sonra Temsilciler Meclisi Başkanı ve Danışma Meclisi Başkanlarıyla da görüşmedi.” diyor. “Kendi muadili olan ve kendi kurdurdukları Adalet ve Kalkınma Partisi -sizin ki değil, Fas’taki Adalet ve Kalkınma Partisi- yetkililerinden başka hiç kimseyle görüşmedi. Diğer bakanlar, başka partilere mensup olan bakanlar da kendi işleriyle meşgul olmayı ve Başbakana refakat etmeyi arzu etmediler.” diyor. Bunu Fas Haber Ajansı söylüyor. O kadar da süratle konuları takip eden bir ajans ki şimdi bizim bu görüşmemizi de aktarıyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, Hürriyet Daily News’i tam okusanız.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Diyor ki: “Erdoğan’ın Fas Kralı tarafından kabul edilmemesi Türk Meclisinde polemik yarattı.” Bunu da burada söylüyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Haber kaynağını alabilir miyiz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Haber kaynağı sizsiniz herhâlde!

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. Başka söyleyeceğim bir şey yok arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korutürk.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, kendileri söyledi, “Orada olduğu hâlde randevu vermedi.” dedi, biz de orada değil diyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aydın, Sayın Bakan söz istedi, söz konusu olan Başbakan olduğuna göre Hükûmet adına bir açıklama yapmak arzusunda bulundu.

Buyurunuz Sayın Çelik.

 

35.- Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Fas seyahati öncesinde, Fas Kralıyla görüşmesinin planlanmadığına ilişkin açıklaması

 

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Değerli Başkanım, saygıdeğer Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; konunun özü şundan ibarettir: Fas Kralı yurt dışında olduğu için Sayın Başbakanımızın seyahati öncesinde ve seyahat planlamasında Fas Kralıyla görüşmesi ne Fas tarafından ne Türkiye tarafından öngörülmemiştir çünkü Kral ülkesinde yoktur. Resmî bilgi budur, doğru bilgi budur, onun ötesi spekülasyondur.

Saygılarımla arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz efendim.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

 

BAŞKAN - Şimdi şahsı adına İzmir Milletvekili Musa Çam.

Buyurunuz Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; 453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 152’nci ek maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yaşanan olayları hep birlikte izliyoruz. Tabii ki bundan dolayı derin üzüntü içerisindeyiz. Hayatını kaybeden kardeşlerimize Tanrı’dan rahmet diliyoruz, yaralılara da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

İstanbul, Ankara, İzmir ve Türkiye'nin değişik illerinde gösteriler devam ediyor. Bunu tabii ki yadırgamamak lazım; insanlar en demokratik taleplerini ve en demokratik haklarını kullanıyorlar. Ama, Sayın Başbakanın tabii ki karşı saldırıları ve üslubu ister istemez gençleri, kadınlarımızı, işçileri, emekçileri tahrik ediyor.

Şimdi, arkadaşlar, kiliseler Hristiyanlar için, Katolikler için, Protestanlar için ne kadar kutsal mekânlar ise, camilerimiz ve Kâbe Müslümanlar için ne kadar kutsal mekânlar ise Taksim de bizim gibi çapulcular, bizim gibi ayak takımı insanlar için o kadar kutsaldır. Biz bu nedenle Taksim Meydanı’nı önemsiyoruz, Gezi Parkı’nı önemsiyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Camiyle Taksim’i mi karşılaştırıyorsun!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - İbadet yeriyle Taksim’i nasıl eşleştiriyorsun?

OKTAY VURAL (İzmir) – Cami ibadet yeridir, Taksim…

MUSA ÇAM (Devamla) - Sayın Başbakan bize ”çapulcu” da dese, “ayak takımı” da dese biz işçiler, emekçiler, ezilenler, yoksullar, dışlananlar, ötekiler her zaman Taksim Meydanı’nda taleplerimizi ve istemlerimizi haykırmaya devam edeceğiz, bunun bedeli ne olursa olsun ödemeye de hazırız ve bunun da bizim başımızın üstünde yeri var.

Burada da eski bir sendika Genel Başkanı var, HAK-İŞ’in eski Genel Başkanı. O da yıllarca bizimle beraber Taksim’e çıktı, bizimle beraber sloganlar attı. Bugün oraya sahip çıkmayabilir ama biz oraya sahip çıkacağız. Bizim için orası, Taksim Meydanı Gezi Parkı kutsal bir mekândır ve bundan sonraki süreçlerde de 1 Mayıslarda oraya çıkmaya devam edeceğiz bütün engellemelerinize rağmen.

Şimdi, değerli arkadaşlar, etkinlikler devam ediyor.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Marşı da…

MUSA ÇAM (Devamla) – Marşı da okuruz, hiç kimse bizi korkutamaz, bunu okuruz.

Ama eylemler, etkinlikler devam ederken, Adalet Bakanlığında, İzmir’den bir genelge yayımlanıyor. Genelgede diyor ki:

“Bazı sendikalarca yakın zamanda ülke genelinde gelişen ve devam etmekte olan protesto ve eylem olaylarına ilişkin olarak, bugün de devam eden eylem kararlığına ilişkin sosyal medyada birtakım haberler var. Buna binaen, bu itibarla, bu tür sendikal eylemlere mesai saatleri içerisinde katılan personel olması hâlinde daire amirliklerince haklarında tutanak düzenlenerek Başkanlığımıza gönderilmesi gerekmektedir. Başkanlığımızca, bu tür eylemlere katılan ve işleyişin yavaşlamasına neden olan personel hakkında disiplin soruşturması açılacaktır. Aynı zamanda, sendikal eyleme katılan personel hakkında tutanak düzenlenerek Başkanlığımıza bilgi vermeyen daire amirleri hakkında da ayrıca işlem yapılacaktır.

Bu konuda gerekli önlem ve hassasiyetin gösterilmesi hususu ile bilgi ve gereğini önemle rica ederim.

                                                                              Akar Karasu

                                                                                  Başkan”

Şimdi, genelgeler yayımlanıyor ve işçilerin, emekçilerin, çalışanların sokaklara ve meydanlara çıkmaması için birtakım tehditler ve şantajlar alınmış durumda. Çalışanlar, işçiler, memurlar, kamu çalışanları en demokratik haklarını kullanıyorlar ve bugün de Türkiye çapında her yerde kullanmaya devam edecekler arkadaşlar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bugün, kamu çalışanlarının, sendikaların, emek ve meslek örgütlerinin yapmış olduğu bu eyleme destek için bizler, ben ve bazı arkadaşlarım Kızılay Meydanı’ndaydık.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne işin var orada?

MUSA ÇAM (Devamla) - Kızılay Meydanı’ndaki etkinlikten sonra odama geldim, A Blok 1’inci Banko’ya geldim. Baktım, gazeteler… Yerlerde yırtılmış bir gazete; yerlerde, yırtılmış, atılmış ve millette müthiş bir sessizlik var. “Arkadaşlar ne oldu?” dedim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nerede? Hangi banko?

MUSA ÇAM (Devamla) – 1’inci Banko’da, A Blok 1’inci Banko’da.

Diyor ki çalışanlar: “Bir milletvekili, AKP Elâzığ Milletvekili Sayın Zülfü Bey…” Zülfü Bey… Zülfü Bey… Zülfü Bey duymuyor. “…Zülfü Demirbağ, bugün, bankoda, pazartesi günü Yurt gazetesinde -pazartesi günü çıkmış bu haber, ben okumamıştım bile- çıkan bu haberi…”

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Reklamınızı iyi yaptınız!

MUSA ÇAM (Devamla) - Alıyor gazeteyi orada çarçur ediyor, yırtıyor ve çalışanları tehdit ediyor, diyor ki: “Kim getirmiş bu gazeteyi buraya? Bundan sonra bu gazeteyi buraya getirenler haddini bilsin.”

Şimdi, arkadaşlar, bir milletvekili düşünün…

RECEP ÖZEL (Isparta) – He…

MUSA ÇAM (Devamla) - …bankoya gelen gazetelerden tehdit ediyor, alıyor yırtıyor. Dua etsin -Sayın Milletvekili,  sayın grup başkan vekilleri size de söylüyorum, idare amirimiz size de söylüyorum, bu milletvekili arkadaşımızı uyarın- orada yoktuk.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne olurdu?

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Ne olurdu?

MUSA ÇAM (Devamla) - Eğer orada olsaydık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) - …haddini bilmeyene haddini bildirmek bizim ilkemizdir. Bundan sonra da olacaksa da bunu bildireceğiz.(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hadi bir marş söyle.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Zülfü Demirbağ, buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Elâzığ Milletvekili Zülfü Demirbağ’ın, İzmir Milletvekili Musa Çam’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151 üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demin sizlere hitap eden milletvekili arkadaşımız bankoda gazeteyi yırttığımı, oradaki çalışanları tehdit ettiğimi ifade ettiler.

MUSA ÇAM (İzmir) – Evet.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Ben tehdit falan etmedim. Danışmanımı çağırdım, benim odama kim bırakıyor bunu, siz danışman değil misiniz burada?

MUSA ÇAM (İzmir) – Koridorda olandan ne istiyorsun?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Bir dakika, bir dakika dinlerseniz söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Çam lütfen!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Bir müsaade edin.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Yalan ve dolan üzerinesiniz Sayın Çam.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – İftira edecek hâlimiz yok, inkâr edecek hâlimiz yok. Odadan geldim, bunu kim koyuyor, ben odamda istemiyorum böyle bir gazeteyi. Gazetenin başlığı: “Erdoğan katildir.”, “İktidar istifa.” Ben görmek istemiyorum. Getirdim oraya, bankonun orada yırttım, bıraktım, bir daha da benim odama böyle bir gazete istemiyorum dedim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben sözümün de arkasındayım, ben istemiyorum. Ben size bir gazete dayatıyor muyum?

MUSA ÇAM (İzmir) – Orada olanları tehdit etmeyecektin, tehdit etmeyecektin oradakileri, etmeyecektin!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Ben size bir gazete dayatıyor muyum? Benim size bir gazete dayatmaya hakkım yok.

MUSA ÇAM (İzmir) – Ayrı konu.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Sayın Başkanım, ben burada bir milletvekiline götürüp zorla bir gazete vermem.

BAŞKAN – Lütfen…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Devamla) – Bir kimsede bana zorla gazete dayatamaz, okutamaz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirbağ

Şimdi…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ben de okumam. Yaşam tarzımıza müdahale etmeyin lütfen.

BAŞKAN - Lütfen sakin olunuz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Değerli konuşmacı inanıyorum ki konuşmasını toparlayamadığı için o noktaya geldi. Müslümanların camisi, Hristiyanlığın çeşitli mezheplerinin ibadethanelerinin kutsallığından bahsederek Taksim’in de fukaralığını eş değer hâle getirdi. Dolayısıyla, bir inancın kutsallığı ile bir ibadethanenin kutsallığı ile Taksim’in kutsallığının eş değer alınması bence İslam inancına, kutsal değerlere yanlış bir vurgulamadır. Bu açıdan zabıtlara geçmesini istedim.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, gazetenin adı ne olursa olsun, dünya görüşü ne olursa olsun o gazetede emekçilerin alın teri vardır. Bir gazetenin yırtılmasını burada itiraf eden ve daha sonra da burada bir milletvekili grubu, AKP Grubu tarafından alkışlanan bu olayı kınıyorum, milletvekillerini de kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen kimi kınıyorsun ya! Sen kimsin!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bağırma, fıtık olursun, başka şeyler de olursun, fazla bağırma.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atıcı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Şimdi, bakınız, sayın milletvekilleri, bu konuyu daha fazla tartışmayalım. Sayın milletvekilimiz gündeme getirdi. Sayın Demirbağ “Böyle bir şey yaptım.” dedi, yapabilir, o da eleştirdi. Bunun artık ötesine taşımayalım lütfen.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN - Siz söyleyin, evet.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, şimdi, özellikle kimsenin kimseye bir gazete dayatma hakkı yoktur, hiç kimsenin kimseye yaşam özgürlüğünü tehdit etmeye hakkı yoktur. İsteyen istediği gazeteyi okur.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ahmet Bey, sen demin alkışlıyordun “yırttık” dediği zaman, alkışlıyordun gözümle gördüm.

BAŞKAN – Lütfen susunuz, lütfen sessiz olunuz, anlayamıyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ahmet Bey, sen demin alkışladın o arkadaşını, hem de aşk ile alkışladın. Çark etme Ahmet Bey.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İkincisi: Camiler, Kâbeler gibi kutsal mekânların burada başka şekilde benzetilmesini yadırgadığımı ifade etmek istiyorum, siyasete konu edilmemesi lazım.

MUSA ÇAM (İzmir) – Taksim Meydanı bizim için, ayaktakımları ve işçiler için kutsaldır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok yanlış bir ifadedir. Bunun üzerinde siyaset yapılmaması lazım, doğru bir şey değil.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ahmet Bey, “Kâbeler” olmaz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

 

BAŞKAN – Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Süremiz on dakikadır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Kâbe” efendim, “camilerle Kâbe” dedim.

MUSA ÇAM (İzmir) – Oralar ne kadar kutsalsa bizim için de Taksim o kadar kutsaldır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Camiler hepimiz için kutsaldır.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Üçer, sisteme giriniz, söz hakkı vereceğim size.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – …69’uncu maddeye göre ben takdir edilmesini ve aynı Genel Kurul içerisinde…

BAŞKAN – Sayın Üçer…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – …ben bu konuda görüşmesiz ve işaret oyuyla Genel Kurulun takdirine bırakılmasını istirham ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Üçer, lütfen…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Siz takdir verdiniz, cevap hakkı vermediniz. Ben Genel Kurulun oylayarak söz hakkının verilip verilmemesi konusunda karar vermesini istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Üçer, beni bir dinlerseniz… Ben size diyorum ki: “Sisteme giriniz, size söz hakkı vereceğim.” Siz daha neyi talep ediyorsunuz anlamadım!

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, ben…

BAŞKAN – “Sizin talebinizi yerine getireceğim, sisteme giriniz.” diyorum.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Bakın, bu Mecliste herkes söz hakkı talep ettiğinde derhâl söz hakkını elde edebiliyor ama bize gelince yok.

BAŞKAN – Veriyorum, gene veriyorum, “Siz de sisteme girin.” diyorum.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ben artık o söz hakkı talebinde bulunmuyorum, ben İç Tüzük’ün işletilmesi talebinde bulunuyorum. Bana siz takdir ettiniz, söz hakkı vermediniz. Genel Kurula ısrar olarak, Genel Kurulun işaret oyuyla oylamasını istiyorum.

BAŞKAN – Söz hakkı vermedim değil, “Sisteme giriniz.” dedim size Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, ben Genel Kurulun… Israr ediyorum. Bana önceki konuşma talebimden dolayı söz hakkı vermediniz.

BAŞKAN – Nedir talebiniz anlamıyorum ki? Size sataşma olmadı ki, şahsınıza.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ben yeniden söz talep etmiyorum. Bütün Meclis nasıl talep ediyorsa ben de öyle talep ediyorum.

BAŞKAN – “Öyle talep ediyorum.”la olur mu?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Olmaz mı? O zaman bu ayrımcılık niye?

BAŞKAN – Söz size sataşma olarak olmadı, adınız olarak geçmedi.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Niye olmuyor?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kişiye yönelik bir sataşma yoktur efendim.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ben Van milletvekiliyim. Ben İç Tüzük’ü okuyacağım, okumuyorsanız size okuyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, her milletvekili, her ilin vekilidir. Öyle bir ayrım olmaz.

BAŞKAN – Sataşmadan istiyorsunuz galiba?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – 69’uncu maddenin bütün ibarelerini okuyun, benim haklı olduğum ortaya çıkacak.

BAŞKAN – Sizin talebiniz sataşmadan. Van üzerine konuşma yapıldığı için Van Milletvekili olarak sataşmadan mı söz istiyorsunuz siz?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Evet.

BAŞKAN – Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Lütfen… Bir şeyi düzeltmek için isteyebilirsiniz, şahsınıza bir sataşma olduğu için isteyebilirsiniz…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ben Van Milletvekili olarak, Van’la ilgili konuşulmuş bir konuyla ilgili açıklayıcı bilgi sunmak üzere sizden söz hakkı talebinde bulundum.

BAŞKAN – Ben de size dedim ki: “Lütfen, sisteme…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Siz benim talebimi dinlemediniz.

BAŞKAN – Ben dinledim. “Sisteme giriniz.” dedim.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Bu ayrımcı tutumunuz açısından usul tartışması bile açılabilir.

BAŞKAN – “Sisteme giriniz.” dedim.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Demediniz…

BAŞKAN – Dedim… Dedim Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Benim talebimden bu yana 10 kişi konuştu.

BAŞKAN – En başta “Sisteme giriniz, söz hakkı vereceğim size.” dedim.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ama Sayın Başkan, ona bile itiraz ediyorsunuz. Ben yerimden söz hakkı talebinde bulunmuyorum ki, kürsüden talepte bulunuyorum.

BAŞKAN – Artık, Sayın Üçer, burada nasıl idare edeceğiz? Her şeye itiraz ediyorsunuz herkes böyle…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Herkes buraya kalktığı zaman söz hakkı elde edebiliyor, ben niye elde edemiyorum?

BAŞKAN – Lütfen… Dikkatli izlerseniz kimin neden söz hakkı elde ettiğini görecek ve duyacaksınız.

Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Millî Eğitim Bakanından öğrenmek istiyorum: Anadolu ve fen liselerine önümüzdeki eğitim öğretim döneminde nasıl öğrenci alınacağı henüz ilan edilmedi. Sınavla mı, diploma notuyla mı, hangi metotla alınacağını aileler ve öğrenciler bilmiyor. Eski sistem kaldırıldı ancak yenisi açıklanmadı. Bu durumdan dolayı velilerin ve öğrencilerin kafası gerçekten karışık. Anlaşılan Sayın Bakanın da kafası karışık. Bu nedenle, kendisi eğer bilmiyorsa bir bilene sorarak sistemin nasıl olacağını bize açıklasın efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye’de polis okullarında veya özel güvenlik eğitimi veren yüksekokullarda biber gazı kullanım eğitimi verilmekte midir? Veriliyorsa kaç ders veriliyor? Biber gazı kullanan emniyet personellerine eğitim verilmiş mi? Verilmişse sertifikası var mı, kaç saat ders verilmiştir? Biber gazı kullanma eğitimi var ise belgelerini tarafıma verir misiniz? Biber gazı eğitimi müfredatı yoksa bu eksikliği gidermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Iğdır’da, maalesef, sadece üniversiteler değil, diğer devlet kurumları da, tuttuğunuz, elinizde kalıyor. Iğdır’a önce dolu yağdı, Hükûmetinizden çıt çıkmadı. Şimdi de Iğdır’ı sel aldı. Çarşamba’yı sel alınca müdahale ediyorsunuz, Iğdır’ı sel alınca niye bakıyorsunuz sadece? Iğdır’da onlarca ev yıkıldı, yeni yapılan havaalanı suyun altında kaldı Sayın Bakan ve maalesef, sizin Iğdır’daki DSİ Müdürünüz devletin kepçesini oradaki yandaşların özel işlerinde kullandırtıyor, on beş senedir sürekli dilekçe verildiği hâlde su kanalları temizlenmiyor. Bunun hesabını kim soracak Sayın Bakan? Bir Allah’ın kulu çıksın bunun hesabını sorsun lütfen Iğdır halkı adına, yoksa sadece Çarşamba’yı sel almayacak iktidarınızı da sel alacak.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birkaç gün önce bir köşe yazarı, çok okunan bir köşe yazarı “Birisi, Kültür Bakanına Kültür Bakanı olduğunu hatırlatsın.”  dediğinde bunu gerçekten yadırgamıştım ve köşesinden yaptığının çok doğru olmadığını düşünmüştüm. O köşe yazarı şunu iddia ediyordu: “Kültür Bakanı kendisini Dışişleri Bakanı sanıyor ve sadece bununla ilgileniyor.” Bugün Sayın Kültür Bakanı Meclise  kendi düşüncelerini “Resmî ve kesin olan bilgi budur, Fas ziyaretinin gerçeği budur.” diye bilgilendirme yaparken Sayın Ahmet Hakan’ın yöneltmiş olduğu eleştirinin ne kadar yerinde olduğunu, Kültür Bakanının kendi görevini terk ederken, bir başka Bakandan nasıl rol çaldığını üzülerek takip ettik.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın İncekara…

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, hem bir hanımefendi olma hem de bir eş acısı yaşamış demokrasi kurbanlarından bir yazarımızın eşi olma sıfatıyla size rica ediyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri tehdit altındadır, bazı partinin milletvekilleri tarafından tehdit edilmektedir.  Başkan sıfatınızla size söylüyorum, üç gündür bu kürsülerde, ölüm, yaralama ve farklı yapılan tehditleri kayıt altına almanızı ve Meclis Başkanlığı olarak da gereken işlemleri yapmanızı rica ediyorum. “Odasına gelen gazeteyi yaktı.” diye itham edilen kişiler, sokaklarda binlerce evladı ölüme, binlerce yüzlerce binayı yakmaya terk edip, tahrik ettiklerinin farkında mıdırlar?

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın İncekara.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, AKP’yle birlikte vakıf zihniyeti de değişti. Vakıf nedir? İnsanlar bir araya gelir, kazançlarından bir bölümünü bir iş için vakfederler, o iş için harcarlar; eskiden böyleydi ama şimdi öyle değil, şimdi bir şeyler kazanmak için vakıf kuruluyor. İktidara yakın vakıfsanız üniversite de açarsınız, şirket de kurarsınız, iş de alırsınız. Şimdi düzen bu. Geçmiş yıllarda vakıfların katkısı neredeyse sıfır düzeyindeydi, şimdiki tablo nedir? İkinci durumun geçerli olduğu açıktır. Ayrıca, burada objektif ölçütlerin geçerli olduğu konusunda da şüpheler var.

Seçim bölgem Antalya’da bir vakıf yıllardır üniversite kurmak için uğraşır, bina yapar, tesis yapar ama yıllardır YÖK’ten vize alamaz. Biz “Antalya Üniversitesi kurulacak.” diye beklerken Uluslararası Antalya Üniversitesi kuruluverdi. Ben şunu sormak istiyorum: Antalya Üniversitesinin neyi eksiktir ki bir türlü izin alamaz? Ya da bu son dönemde kurulan vakıf üniversitelerinin hangisinin olanakları Antalya Üniversitesinden fazladır? YÖK hangi gerekçeyle bunu yıllardır bekletmektedir?

Bu konuda yanıt bekliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Acar.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlk soru “Anadolu ve fen liselerine nasıl öğrenci alınacak?” sorusu. Şimdi, bu sene SBS sınavının son defa yapılacağını açıklamamızdan sonra bu konuda, gerçekten, kamuoyunda net bir açıklama beklentisi arttı ama biz çalışmalarımızı sonuçlandırmadan çok bağlayıcı bir açıklama yapmak istemedik.

Kısaca şunun üzerinde çalışıyoruz: Anadolu ve fen liselerine, yine, bir değerlendirmeyle öğrenci alınacak ama bu değerlendirme tek bir sınava dayalı olmayacak. Muhtemelen, yaptığımız çalışmalar ve incelemeler eğer bizi yanıltmıyorsa sene içerisinde öğrencilerin normal ara dönem sınavlarında aldıkları notları da hesaba katan, yani sene içerisinde müfredattan, normal yazılı sınavlardan aldıkları notları da ortalamanın içine katan bir değerlendirmeyi öngörüyoruz. Böylece çocukların münhasıran dershanelerde kazanılmış birtakım test becerileriyle başarılı ya da başarısız oldukları tek bir sınav yerine, müfredat ağırlıklı, sene içerisinde gördükleri derslerden aldıkları notları da değerlendirmenin içine katan bir düzen kurmaya çalışıyoruz.

Şimdi, buradaki en önemli sorun, şüphesiz biz bunu sıfırdan icat etmiyoruz, daha önceden de bu konuda yapılmış çalışmalar var, bugüne kadar gerçekleştirilemeyişinin sebebi, büyük ölçüde sene içerisinde müfredata dayalı olarak sınıflarda yapılan yazılı sınavlarda ister istemez her öğretmen ve her okul kendi öğrencilerinin daha başarılı olmasını istiyor ve dolayısıyla oradaki notlar çok da gerçekçi olmayabiliyor veya çok gerçekçi, çok adilane değerlendirme yapan okullar, bu kriterlere uymayan okullar karşısında öğrencilerini dezavantajlı durumuna getiriyorlar. Onun için, üzerinde çalıştığımız tedbir, bu sınavların yani sene içerisinde müfredata dayalı zaten normal olarak yapılması gereken yazılı sınavların bazılarının, bu ortalamaya veya değerlendirmeye katılacak olan sınav sonuçlarının merkezden planlanmış, merkezî bir planlamayla yürütülen ve yine merkezden değerlendiren sınavlar biçiminde yapılması yani sene içindeki bazı yazılılar Millî Eğitim Bakanlığının denetiminde, merkezden hazırlanmış sorularla ve merkezî bir  değerlendirmeyle alınacak. Böylece çocukların sene içerisinde aldıkları yazılı notlardan en azından bu güvenceyi taşıyanlar, daha sonra fen liselerine ve sınavla öğrenci alacak okullara girişlerinde değerlendirmeye katılabilecek.

Biraz karışık anlatmış gibi olabilirim. Söylediğimiz kısaca şu, bir kere daha özetleyeyim: Bir sınav yine olacak ama o sınav tek başına belirleyici olmayacak. Sene içerisinde öğrencilerin müfredata dayalı olarak zaten yapılmakta olan tarih yazılısı, matematik yazılısı gibi     -bizim kendi kuşağımızın ifadeleriyle- sene içinde yapılan sınavları merkezden planlayarak ve değerlendirmesini de merkezden yaparak, böylece -deyim yerindeyse- hormonlanmış notlardan arındırarak bu notları da nihai değerlendirmenin ortalamasına katmayı düşünüyoruz ama dediğim gibi bu çok ciddi bir merkezî planlama gerektiriyor.

Bir de, sene içerisinde yapılacak bu sınavların sınavın yapılışı sırasında da her öğretmenin kendi sınıfında değil, başka sınıflarda görevlendirilmesi, böylece öğretmenlerle öğrencilerin yani birbirini tanıyan öğretmenlerle öğrencilerin aynı sınavda olmamasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu tedbire -olabildiğince nazik bir ifadeyle- niye böyle bir tedbire ihtiyaç duyduğumuzu da arz etmeye çalıştım.

BAŞKAN – Sayın Bakan, süremizin sonuna geldik.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ek bir süre verin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Herhâlde yazılı cevap verirsiniz çünkü diğer sorulara da çok vaktimiz yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) - Olur, peki.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Üçer, buyurunuz Van konusunda.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151 üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Teşekkür ederim Başkanım.

Şimdi, Sayın Hatip dile getirdi, Van’dan Iğdır’a toprak götürüldüğüne dair ibareler dile getirdi. Evet, Van’da, Iğdır’da, Kars’ta, Ağrı’da, Siirt’te yani bölgedeki millî eğitim kurumlarının ve Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumların veyahut da yükseköğretim kurumlarının yapmış olduğu ihalelerin çoğunda usulsüzlükler var ve maalesef ki çok defa, biz bu usulsüzlüklerin kontrol altına alınması, denetiminin yapılması, bu usulsüzlükleri yapanların yargı önüne çıkarılması konusunda onlarca defa söz alıp dile getirdiğimiz hâlde hiçbir şey yapılmadı. Sayın Bakandan ricamız -özellikle, gerçekten millî eğitim camiasının kendisinden umutlu olduğu, kendisine dair, millî eğitimdeki sorunları ya da eğitim kurumlarındaki sorunları çözebileceği beklentisi üst düzeyde- bu konuda, böylesi sorunlara eğilip bunların denetimini sağlamak ve kurum içindeki yolsuzlukları, usulsüzlükleri önlemeye dönük denetleyici faaliyetler yapması başarısını da garantileyeceğini ve ülkeye de fayda sağlayacağını belirtmek isterim.

Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

 

BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 453 Sıra Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2. maddesine bağlı Ek Madde 151’in 1. Fıkrasında yer alan “sahip” ibaresinin “haiz” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

             Özgür Özel                         Mahmut Tanal               Ramazan Kerim Özkan

                Manisa                                 İstanbul                                 Burdur

 

        Fatma Nur Serter                      Gürkut Acar                          Veli Ağbaba

               İstanbul                                 Antalya                                 Malatya

 

             Aytuğ Atıcı

                 Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Ağbaba, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletvekili olduğum günden bu yana demokrasinin sadece dört yılda seçimlerde oy kullanılan bir rejimin adı olmadığını, hem komisyonlarda hem de bu kürsüde saldırıya uğramama rağmen defalarca söyledim. Ve geçtiğimiz günlerde, benim sıkça söylediğim bir şeyi AKP’nin kurucularından ve oylarınızla Cumhurbaşkanı yaptığınız Sayın Abdullah Gül de “Demokrasi sadece seçimler değildir.” diyerek bu sözü teyit etti.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’ye bir ayar vermeye çalışıyorsunuz. Hangi yazarı okuyacağımıza, hangi tiyatroya gideceğimize, hangi filmi izleyeceğimize, hangi kitabı okuyacağımıza, kaç çocuk yapacağımıza, çocuğumuzu nasıl besleyeceğimize…

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) - Öyle bir şey yok.

VELİ AĞBABA (Devamla) - …kimin ne içeceğine ve içenlerin de nerede içeceğine, nerede miting yapacağımıza, nasıl muhalefet yapacağımıza ve ne düşüneceğimize karar veren bir Hükûmet ve bir parti var. Yani bu anlayış, kendine benzeyen, kendi gibi düşünen, kendi gibi yaşayan, tek tip, kendine benzer insanlar yetiştirmeyi son dönemde bir kural olarak, bir anlayış olarak ortaya koymaya çalışıyor. Topluma ayar verme anlayışı Mecliste de hayata geçirilmeye çalışılıyor. Komisyonlardaki arkadaşlarımız saldırıya uğruyor, tehdit ediliyor. Bu kürsü, belki, Meclis tarihinde olmadığı kadar 24’üncü dönemde 4 kez saldırıya uğradı, bu saldırıların birini de, maalesef, AKP Grup Başkan Vekili yaptı.

Değerli arkadaşlar, bazı iktidar milletvekilleri, milletvekillerinin nasıl konuşacağına, ne konuşacağına, kimi eleştireceğine ve hangi ses tonuyla konuşacağına karar vermeye çalışıyor. Bugün de gördük, Sayın Başbakan mukaddes bir varlık gibi, ki değil, her eleştirildiğinde buradaki milletvekilleri kürsüye hücum ediyor, buradaki insanlara saldırıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Adam gibi konuş!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Başbakan da eleştirilebilir, sizler de eleştirilebilirsiniz, herkes eleştirilebilir ve söyleyecek sözünüz varsa… Bakın, bu AKP Grubunda konuşan milletvekili sayısı 5’i geçmez. Konuşacak bilginiz, dağarcığınız varsa çıkarsınız, cevap verirsiniz. Öyle kavgayla, saldırıyla, dövüşle olmaz bu işler, bu kabadayılıkla hiç olmaz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, birçok kurumu teslim aldınız; anlı şanlı odalar ilanlar veriyor, sendikalar yandaş oldu, odalar yandaş oldu ama şunu bilin, burada söylüyorum, yemin ediyorum burada: Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerini teslim alamayacaksınız, onlara ayar veremeyeceksiniz, özgürce konuşmaya devam edeceğiz bedeli ne olursa olsun; bunu bilin. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu Mecliste yaptıklarınız ne oldu, kime örnek oldu? Taksim’de Gezi Parkı’ndaki gaz sıkan polislere, saldıran insanlara örnek oldu. İzmir’de eli sopalı, eli çivi sopalı insanlara örnek oldu. Son dönemde izlemiş olduğunuz baskıcı politikalar, faşizan politikalar sonucunda sağcısı solcusu, CHP’ye, BDP’ye, MHP’ye -belki hoşunuza gitmeyecek ama- AKP’ye oy veren insanlar da geçtiğimiz cuma akşamı Taksim’de bir direnişe geçtiler, isyan ettiler ve buradan iddia ediyorum ki: Taksim’de bulunan o milyonlarca insanın içerisinde, maalesef, AKP’ye oy veren arkadaşlarımız da vardı. Ne dediler onlar?

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin her rengi oradaydı, Türkiye'nin her rengi, Kürt’ü, Türk’ü, Alevi’si, Sünni’si her renk oradaydı, ne dedi? “Beni kendine benzetmeye çalışma.”dedi. “Benim değerlerime, her aklına geldiğine küfretme.” dedi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sizi niye kovaladılar Taksim’den?

VELİ AĞBABA (Devamla) – “Bu ülkeyi kuran, emperyalistleri ülkemizden kovan, tarihin yetiştirmiş olduğu en büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun silah arkadaşı İnönü’ye 2 ayyaş deme.” dedi, “2 ayyaş deme” dedi. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, “Değerlerime küfretme.” dedi, “Her aklına geldiğinde yaşam tarzımı değiştirmeye çalışma.” dedi. “Her aklına geldiğinde cumhuriyetin ilk dönemlerine küfretme.” dedi. “O cumhuriyetin çocuğusun sen.” dedi. “Sen, o cumhuriyetin sayesinde burada milletvekili, bakanlık yapıyorsun.” dedi ve görülebilecek en barışçıl eylemde, belki şimdiye kadar gördüğüm en barışçıl eylemde sizler ne yaptınız? Gazladınız, gazladınız, gazladınız. Onlar ne yaptı? Siz gazladıkça onlar çoğaldı, siz gazladıkça Taksim’delerdi, Malatya’ya gittiler; siz gazladınız Kızılay’a gittiler; siz gazladınız İzmir’e, Mersin’e, Adana’ya, Trakya’ya gittiler gazladığınız bu insanlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sizin sayenizde. 

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Devamla) –  …bu anlayışınızdan vazgeçin diyorum.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan “Bu kürsüye ilk defa AK PARTİ tarafından saldırı oldu, Grup Başkan Vekili tarafından saldırı oldu.” dedi.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151’le ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Tabii, artık, sizinle hangi dili konuşacağımızı şaşırdık.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, bırak artık bu lafları be kardeş, bırak!

AHMET AYDIN (Devamla) – Hangi dili konuşacağımızı şaşırdık. 

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Aynı lafları ediyorsun. Senden başka kimse yok mu? 

AHMET AYDIN (Devamla) – Burada gelip hakaretten başka yaptığınız bir şey yok.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bırak ya!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hakareti hep siz yapıyorsunuz!

AHMET AYDIN (Devamla) -  Bir defa dinlemeyi bilin, bir defa dinlemeyi bilin.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Dinlemekten bıktık artık! Sabahtan beri 10 kere çıktın.

AHMET AYDIN (Devamla) -  Evet, bu kürsü milletin kürsüsü, hakaret kürsüsü değil. Eleştiriye sonuna kadar açığız, sonuna kadar eleştirinizi yaparsınız. (CHP sıralarından gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Grup Başkan Vekili, çıkıp konuşacak...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Tabii ama bir de siz çıkın, konuşun. 

AHMET AYDIN (Devamla) – En katı eleştirinizi, en sert eleştirinizi yaparsınız. Hiçbir şekilde biz saldırmadık, saldırmayız ama hakarete de asla taviz vermeyeceğiz. Anladığınız dilden de sizinle konuşuruz, bunu da bilin, bunu da bilin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Öyle mi? Biz de konuşuruz!

AHMET AYDIN (Devamla) -  Bu kürsü milletin kürsüsü. İlk defa bu dönemde işgale uğradı, o da CHP tarafından işgale uğradı. Bütün milletimiz bildi, gördü, saatlerce sizin burada işgalinizi gördü.

Şunu bilmeniz lazım: Değerli arkadaşlar; bu ülkede artık demokrasi var, artık millî irade ne derse o olur. (CHP sıralarından gürültüler)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – İnsanlar orada gezemiyor! Neresi demokrasi?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Demokrasi bu mu!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çiller’e rahmet okutuyorsunuz, Çiller’e Ahmet Bey!

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Hâl⠓demokrasi var” diyor! Neresi demokrasi bunun Ahmet ya?

AHMET AYDIN (Devamla) – Millî iradenin dışında hiçbir şeyin dediği olmaz. Biz hiçbir kurumu teslim almadık. Biz ne yaptık? Biz, onların tekelinde olan kurumları özgür bir yere kavuşturduk. Artık, hiçbir kurum sizin ne ön bahçeniz ne de arka bahçeniz; bizim de aynı şekilde, ne ön bahçemiz ne arka bahçemiz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Demokrasi bu mu?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bütün bu kurumlar milletimizin kurumlarıdır, bu kurumların hepsi Türk milletine hizmet edecektir.

Şu cumhuriyet üzerinden siyaset yapmayı bırakın, Atatürk üzerinden siyaset yapmayı bırakın, bunlar hepimizin ortak değerleridir.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Siz de din üzerinden siyaset yapmayı bırakın.

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz, cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırdık. Sizin içini boşalttığınız cumhuriyeti biz demokrasiyle yücelttik.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sen boşaltıyorsun, cumhuriyetin içini, sen boşaltıyorsun!

AHMET AYDIN (Devamla) –  Mustafa Kemal Atatürk olsaydı, emin olun sizi bu partide barındırmazdı, barındırmazdı sizi bu partide. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz, muasır medeniyet seviyesine çıkmak için o kadar gayret gösteriyoruz; siz, engellemek için, tökezletmek için buradasınız. Faşizan politikalar da görmek istiyorsanız, tekrardan “geçmişinize bakın” diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen de Başbakana bak.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önergeyi oylayayım da ondan sonra efendim.

 

 

 

 IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sizin talebiniz nedir Sayın Ağbaba?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Aydın benim söylediklerimin dışında, yanlış şeyler söyledi, onu düzeltmek istiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şahsına sataşmadım, bir şey demedim efendim şahsına.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Daha ne diyeceksin?

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Daha nasıl sataşacaksın?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Daha ne diyeceksin?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben bir şey demedim ya, sataşmadım!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Daha ne diyeceksin?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, bu söz hakları konusunda itiraz etmeyiniz. Algılamaya çalışıyorum ve ne dediğini anlamaya çalışıyorum.

Buyurunuz Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Benim söylediğim söz üzerine söz aldı ve benim söylemediğim şeyleri söyledi, onları söylemek istiyorum Sayın Başkan.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Senin söylemediğini söyleyecek zaten.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ağbaba.

Lütfen, yeni tartışmalar açmayınız. Bu Mecliste nezahetle konuşacağımızı bütün milletvekillerimiz biliyor ve eleştirilere de tahammül etmeyi hepimiz öğrenmeliyiz.

Buyurunuz efendim, hakaret etmeden. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Değerli milletvekilleri, tabii, muhalefet partisi milletvekili olarak eleştirmek benim görevim, millet bize onun için oy verdi. Şimdi, ben bu kürsüde yaşadığım şeyleri, Mecliste yaşadığım şeyleri anlatmak istiyorum size izin verirseniz.

İlk 4+4+4 yasa tasarısı Komisyona geldiğinde, Komisyonda 200’ün üzerinde milletvekili milletvekillerine saldırarak Komisyondan kovdular.

Daha önce, Sayın Kamer Genç bu kürsüde konuşurken -Sayın Meclis İdare Amiri burada, Sayın Salim Uslu burada- belki Mecliste yaşanmayan bir şey oldu, idare amirliğini milletvekili dövmek olduğunu sanan bir idare amiri geldi Sayın Kamer Genç’i buradan iteledi ve buradaki arkadaşların üzerine düştü.

İsmini anmak istemediğim bir milletvekili bu kürsüde bana saldırdı.

Yine geçtiğimiz hafta, Sayın Ahmet Aydın, siz sıcak yatağınızda uyurken evinizde, sizin yerinizde oturan Sayın Nurettin Canikli Sayın Levent Gök’ün üzerine saldırdı ve arkasında grupla beraber saldırdı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına! Yapmayın ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, başka, anlatayım ben size. Geçtiğimiz hafta, yine, bir milletvekilimize, buraya geldi, ana avrat küfretti.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Siz polise de küfrettiniz!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, bunların hiçbirine kınama veremediniz bu küfür hariç.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Bunu CHP’liler bilir!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Şimdi, Salim Uslu’ya kınama verebildiniz mi? Veremediniz. O malum milletvekiline, malum, herkese laf atan milletvekiline, herkese saldıran milletvekiline kınama verebildiniz mi? Veremediniz, siz kınadığınız hâlde, siz istediğiniz hâlde. Verdiniz mi? Vermediniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz kaç tane kınama verdiniz o kadar hakarete?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, böyle bir demokrasi olabilir mi? Başbakan eleştirilmeyecek, AKP politikaları eleştirilmeyecek. Biz niye buradayız? Niye buradayız Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hakaret etme! Eleştirmek hakaret etmek değildir.

VELİ AĞBABA (Devamla) –  Bakın, Sayın Aydın, bu demokrasi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hakaret etme! Eleştirme hakkı bu değil.

VELİ AĞBABA (Devamla) –  Bizim söylediğimiz hangi şeyde bir hakaret var Allah aşkına?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hepsi hakaret, hepsi, a’dan z’ye!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hepsinde…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Eğer söyleyecek bir şeyin varsa Recep Özel, gelip burada konuşursun. Bu, ısmarlama kanun teklifi hazırlamayla olmaz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hakaret etme!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, bu demokrasi milletvekili satın almayla da hiç olmaz. Milletvekili satın almayla hiç olmaz Sayın Aydın. Demokrasi milletvekili satın almakla olmaz, onu bil!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ahmet Bey efendim… Ahmet Bey’de sıra!

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

 

BAŞKAN – Madde 2’ye bağlı ek madde 151’i oylarınıza sunuyorum… OKTAY VURAL (İzmir) – Sıra Ahmet Aydın’da!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Neyi oyladınız Sayın Başkanım?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Ahmet Aydın’da önce, Grup Başkan Vekili!

BAŞKAN – Bir dakika…

Maddeyi oylayayım efendim.

Madde 2’ye bağlı ek madde 151’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Aslında, bir kürsü de size açsalar burada, muhalefet konuşurken yanına, “doğru” deyin, “öyle yanlıştır” filan deyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, bence mevcutlu olarak gitmeliyiz, biz konuşurken hoşlarına giderse devam edelim, yoksa indirsinler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bence uygun bir yöntem!

BAŞKAN – Şimdi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Başkanlık Divanının buna bir çözüm bulması gerekiyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – AKP bir gözlemci koysun!

BAŞKAN - Bu şekilde devam edersek bunun önünü alamayacağız.

SALİM USLU (Çorum) – Sayın Başkan…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne diyeceksin, dövmedim mi diyeceksin?

BAŞKAN – Sayın Uslu buyurunuz ama lütfen…(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Birinin daha canına kastetmeyiniz lütfen!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Laf olsun diye konuşun!

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sarhoş gelmeyeceksiniz Meclise!

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Çorum Milletvekili Salim Uslu’nun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı ve İzmir Milletvekili Musa Çam’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151 üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmalar sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SALİM USLU (Çorum) – Sayın Başkan, az önce konuşan Sayın Ağbaba ismimi kullanarak bir saldırıdan bahsettiler. Doğrusu şunu ifade etmem lazım ki: Keşke o günkü tartışma yaşanmamış olsaydı, sizin idare amiriniz kendi milletvekilinizin sözlerine, taşkınlığına müdahale etseydi ve benim elim bulaşmamış olsaydı, çok daha iyi olurdu. Bunu belirtmek istiyorum bir.

İkincisi: O gün yaptığım hareket bir saldırı ya da bir tartışma değildir; sadece, İç Tüzük’ün bana verdiği, Genel Kurulun bana verdiği, Sayın Başkanın yaptığı davete göre yerine davet etmişimdir ilgiliyi, kürsü işgaline son vermek istemişimdir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne demek ya! Ne demek istiyorsun? İç Tüzük adam dövme hakkı mı veriyor? Var mı öyle İç Tüzük?

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir görev yok.

SALİM USLU (Devamla) – Dolayısıyla, bu İç Tüzük’ün gereğidir. İç Tüzük’ün gereğini yapmış olmam herhâlde burada yadırganmamalıdır. Saldırıyı ilke ve ahlak edinen kim olursa olsun, Tüzük’e uymak zorundadır, bunu belirtmek istiyorum.

Bir diğer husus da…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çevik kuvvet amiri değilsin sen, Meclis idare amirisin. Sayın Uslu, böyle adam indirilmez ki!

SALİM USLU (Devamla) - Bir dakika…

Bir diğer husus da, az önce burada, bir…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben gördüm, başını oraya vuruyordu, stenografların üstüne düştü.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hakem misin ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle, gelip adamın kafasını kürsüye falan vurmak…

SALİM USLU (Devamla) – Yok, sizin… “Hafızayı beşer nisyan ile maluldür.” Siz, bir kez daha izleyin görüntüleri, göreceksiniz. Nitekim…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çevik kuvvet amiri, bir tane şey yok sadece elinde.

SALİM USLU (Devamla) – Hayır, hayır… Az önce, yine bir konuşma oldu; sizin idare amiriniz neredeydi, gelseydi, müdahale etseydi kardeşim!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çevik kuvvet amiri!

SALİM USLU (Devamla) - Ayrıca şunu da belirteyim: Az önce burada bir konuşma yapıldı, Sayın Musa Çam bir konuşma yaptılar. Adımdan bahsederek “1 Mayısta Taksim’de beraber olduğumu söylediler.” Doğrudur beraber olduk.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Makam aracı olarak TOMA mı verdiniz Salim Uslu’ya?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen ne biçim adamsın?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen mi öğreteceksin? Ben öğretirim sana adamlığı!

SALİM USLU (Devamla) - Beraber olduğumuz doğru ama 1 Mayısta Taksim’de beraber olmamız yeni kutsallar, yeni dogmalar yaratmak için değildir. 1 Mayısta Taksim’de beraber olmamız 1977’de yaşanan karanlığı aydınlığa çıkartmak içindir bir. Yasaklara karşı yasaksızlığı savunmak içindir, iki. Demokratik bir tavırdır, üç. Başkasının Taksim’le ilgili yaratmak istediği kutsallara, dogmalara dolgu malzemesi olmak için orada bulunmadım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİM USLU (Devamla) – Bunu belirtmek istedim.

Eğer kutsal arıyorsanız, Tepebaşı Gazinosu 1 Mayısın ilk kutlandığı yerdir, orası da kutsaldır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uslu.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.08

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

 

----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi madde 2’ye bağlı ek madde 152’yi görüşeceğiz.

Okutuyorum:

Kanuni Üniversitesi

EK MADDE 152- Adana'da Çukurova Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Kanuni Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,

b) Mühendislik Fakültesinden,

c) Beşeri Bilimler Fakültesinden,

ç) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

d) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

oluşur.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan.

Buyurunuz Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – “Senin ‘Ayyaş’ dediğin insanlar at sırtında, üzerine oturduğun cumhuriyeti kurdular. Sen ayık kafayla otuz saniye duramadın bir atın üzerinde!” diyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kim dedi?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Sen ayran iç! Bizim liderlerimiz “yalan” sözcüğünü devlete sokmadılar. Özleri, sözleri doğruydu. Bir tek dediklerinin tersini yapmamış, bir tek gün sözlerinden dönmemişlerdi. 

“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir.” sözünü sen söylemiş olsaydın, var ya, zikzak, strateji ortağı, danışma, beyzbol sopası derken bakmışsın ordu Polatlı’dan geri dönmüş! Söyledikleri her söz tarih kitaplarına geçti ayyaşların, birçok ülkenin duvarlarına yazdılar vecizelerini. Çinli çocuklar hâlâ onların sözlerini ders kitaplarında okur. Sen ayran iç, ayranla bu kadar söylenir!

Müslümanlar son asırlardaki tek şanlı zaferini kıyak kafayla kazandılar, her biri kurşun altında. Kantin subayı değildi ayyaşlar, oğulları askerden tüymedi, yaşamlarında kin yoktu ne nefret ne intikam. Onun için Çanakkale’de savaştıkları Anzak askerlerinin ailelerine “Müsterih olun, onlar artık bizim çocuklarımız.” demişti. Avustralya’da o sözleri anıtlarına yazdılar. Kendi şehit çocuklarına saygın yok, dedin zaten “kelle” diye.

Bu topraklarda yaşayanlardan tek millet yarattılar onlar kıyak kafalarıyla. Türk’ten, Kürt’ten, Laz’dan, Tatar’dan, Abaza’dan, Boşnak’tan, Çeçen’den, Çerkez’den, Süryani’den, Zaza’dan tek millet yarattılar değerli arkadaşlarım.

Sözlerimin başında, Değerli Başkanım, bunları sizlerle paylaşmak istedim. Biraz önce Rize’den almış olduğum bir telefonu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Rize’de şu anda çok tehlikeli bir girişim var; iki ayrı grup Rize’nin meydanında… Sayın Bakanlar buradaysa, lütfen, buna müdahale etsinler. Biraz önce emniyet müdürüne ulaşmaya çalıştım, çok yoğun olduğu için telefona bakmadı. Lütfen, burada yetkili olan bakanlar varsa… Sayın Bakan, lütfen Rize’ye müdahale edin, telefon açın, çok üzücü sonuçlar olabilir almış olduğum bilgiye göre, çok vahim bir nokta var.

Değerli arkadaşlarım, sözlerimin başında, demin bir Esad muhabbetine girdiniz, sizinle bununla ilgili bir şey paylaşmak istiyorum. Bakın, Sayın Başbakan, 28/05/2013 tarihli grup toplantısında aynen şu konuşmayı  yaptı -sizlerle paylaşıyorum- diyor ki: “Şu anda Suriye’nin başında olan diktatör Beşar Esad ne yazık ki babasının rekorunu, babasının ulaştığı noktayı aşmak için ‘Onu nitekim aşar mı?’ diye sorulurken aştı ve babası Hama’da, Humus’ta 30 bin insanı öldürdü. Bu ise şu anda 90 bini aştı.” diyor Sayın Başbakan.

Değerli arkadaşlarım, İnternet’e girdim, babası Hafız Esad’ın hangi tarihte öldüğünü merak ettim. Hafız Esad, 10 Haziran 2000 tarihinde vefat etmiş. Demek ki o ailece yapılan tatil görüntülerinin olduğu tarihte Hafız Esad yani Beşar Esad’ın babası katilmiş. Bir katilin oğluyla baş başa tatil yapmışsınız, önce onu ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Bunun arkasından da bir şey daha paylaşacağım. Bu olaylar neden oluyor? Bu olayların temeli nedir, onu paylaşmak istiyorum. Bakın, geçen gün, burada, Meclis konuşmamda da sizlerle paylaştım. İstanbul İl Başkanınız… İstanbul İl Başkanınızın bütün açıklığıyla ortaya koyduğu bir Türkiye gerçeği var. İstanbul İl Başkanı Sayın Aziz Babuşçu anlatıyor, aynen şöyle diyor: “On yıllık iktidar dönemimizde şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar gelecek on yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Çünkü, bu geçtiğimiz on yıl içinde, bir tasfiye süreci ve bir tanımlama, özgürlük, hukuk, adalet söylemi etrafında yaptıklarımıza paydaşlar vardı. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de, diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir.” Değerli arkadaşlarım “İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak. Dolayısıyla o paydaşlar bizimle beraber olmayacaklar. Dün bizimle beraber şu veya bu şekilde yürüyenler, yarın bizim karşımızda olan güçlerle bu sefer paydaş olacaklar. Çünkü, inşa edilecek Türkiye ve ihya edilecek gelecek onların kabullenebileceği bir gelecek ve bir dönem olmayacaktır. Onun için, önümüzdeki dönemde işimiz çok zor." diye söylüyor. Bunu kim diyor? İstanbul İl Başkanı.

Değerli arkadaşlarım, bakın, olayların ne boyutta olduğunu anlayabilmeniz için olayların yakınında olmanız lazım, olayları görmeniz lazım. Sayın Başbakan ve temsilcileriniz, sözcüleriniz, olayları Cumhuriyet Halk Partisinin organize ettiğine ilişkin söylemlerde bulunuyorlar. Gidin, sokakta o eylemleri görün. Daha önce hiçbir şekilde bir araya gelmeyenler… Sayın Millî Eğitim Bakanı da bunu geçen gün basına söyledi. O olayları kimlerin çıkarttığını, nasıl bir tabloyla Türkiye’nin karşı karşıya olduğunun fotoğrafını görmenizi istiyorum değerli arkadaşlarım.

Bakın, özellikle Ankara’daki olaylardan sonra, oradaki… Bakın, bu nedir? Bu bir yerde bir patlama noktasıdır değerli arkadaşlarım, demin milletvekili arkadaşlarım da söylediler burada. Sayın Başbakan… Gelinen noktada, bu ikinci on yıla ilişkin yeni bir inşa düzeni yaratmanın ön koşullarından bir tanesi eğer özel yaşama müdahaleyse, yeni bir yaşam tarzı dizayn ediliyorsa kitleler bağımsızlık ve özgürlük iddiasıyla sokağa çıkarlar ve demokratik gösterilerini yaparlar değerli arkadaşlarım. Bunlardan hiç kimse rahatsız olmayacak. Kırmamak, dökmemek koşuluyla, kamu malına zarar vermemek koşuluyla her türlü gösteriyi yapabilirler. Bu konudan hiç kimse rahatsız olmayacak. Ama, gelinen noktada, şu fotoğraflara bakın değerli arkadaşlarım, şu fotoğraflara bakın. Bunlar ellerimize ulaştı. Bu şekilde bir polis şiddetinin olmuş olduğu bir Türkiye’de hangi demokrasiden bahsedeceğiz? Koskocaman bir polis teşkilatını lekelemek istemem; bunun münferit olduğuna, bu olayların münferit olduğuna inanmak isterim.

Bakın, daha dün, değerli arkadaşlarım, 22 yaşında bir çocuk… Empati yapın. Her akşam, ailenizde çocuklarınızla beraber masaya oturuyorsunuz. O ailenin yerine kendinizi koyun. Bu akşam, yarın sabah da o masada bir tane tabak eksik. O ailenin yerine kendinizi koyun. O babaya, o anneye biz ne anlatacağız değerli arkadaşlar, ne söyleyeceğiz? Biz neler söyleyeceğiz, onu söylüyorum, bakın. 3 canımızı kaybettik. Diğerleri geri gelir, yaralanır gelir, şunlar iyileşir filan, zararlar gelebilir ama 3 cana ne söyleyeceğiz değerli arkadaşlarım? Türkiye’nin tablosu bu kadar vahim, bu kadar kötü bir tablodur.

O nedenle, biz, bu sürecin içerisindeki gidişatı hiç olumlu görmüyoruz. Hükûmetin bu sürece dâhil olmasını istiyoruz. Başbakanın özellikle gerginlik yaratan söylemlerden ısrarla vazgeçmesini istiyoruz değerli arkadaşlarım. Çünkü, bu şekilde ateşin üzerine benzinle gitmenin hiçbir şekilde kimseye yarar sağlamayacağını düşünüyoruz.

Bu konuda bir şey daha söylemek istiyorum: Bu konuda medya da sınıfta kalmıştır, özgür basının dışındaki yandaş medya da sınıfta kalmıştır. Bu süreç içerisinde, bir kadın… Onu paylaşmak istiyorum. Bu ülkede özgürlük ve demokrasi mücadelesinin en önünde kadınlar yürümüştür. İkisinin de soy ismi Altaylı; biri Fatih Altaylı, biri Birsen Altaylı. Hangisinin daha cesur olduğunu, hangisinin daha özgürlük ve demokrasiden yana olduğunu bütün Türkiye gördü. Birsen Altaylı’nın önünde saygıyla eğiliyorum değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) 

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Bravo!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Tablo, bu kadar vahim bir tablodur.

Bu arada bir şey daha paylaşmak istiyorum, yandaş basın açısından bir şey daha paylaşmak istiyorum: Özellikle Habertürk, NTV ve CNN Türk televizyonu programlarında değerli arkadaşlarım, penguen programları yayınlıyorlar, yemek programları yayınlıyorlar. Özellikle Habertürk’e ve NTV’ye, CNN Türk’e sesleniyorum: Bundan sonra eğer yemek programı yayınlayacaksanız önümüzdeki günlerde bana göre “imam bayıldı” tarifi yapsınlar. İmam nasıl bayılmış, onun tarifini yapsınlar değerli arkadaşlarım. Onu sizlerle paylaşmak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bunun haricinde, bakın, bir şey daha paylaşmak istiyorum. Bakın, değerli arkadaşlarım, bize söylemiştiniz ki… Hep bu kürsülere çıkıyordunuz, diyordunuz ki: “Siz Hakkâri’ye gidemiyorsunuz!” Öyle mi?

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Ulusal TV ne söyledi? Açık mikrofonu anlat sen!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Öyle demiyor muydunuz? Değerli arkadaşlarım, Hakkâri’ye gitmeye gerek yok, bin kilometreye. Bakın, şimdi sizi kapıda bekliyorum, beraber Kızılay’a gidelim. 5 tanesi benim yanıma gelsin, yürüyerek Kızılay’a gidelim, yürüyerek Kızılay’a gidelim; niye gidemiyoruz değerli arkadaşlarım? Böyle bir Türkiye tablosunu ben mi yarattım? (CHP sıralarından alkışlar)

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – “Ölümler gelsin.” dedi spiker değil mi? Onu söylesene!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Şimdi, başka bir şey daha söyleyeceğim. Diyorsunuz ki: “Mustafa Kemal Atatürk üzerinden herhangi bir şekilde istismar yapmayın.” Doğrudur, katılıyorum ama bir şey daha söylemek istiyorum. Hem Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşuyorum hem de kendi partim adına, niye bizim gençlik kollarımızdan herhangi birisi çıkıp da “Anıtkabir’i yıkalım.” demiyor değerli arkadaşlarım? Niye bizim gençlik kollarımızdan bir tanesi çıkıp da demiyor?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – İstifa ettirdik ya!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Niye demiyor? Bizimkiler niye demiyor da hep sizinkiler söylüyorlar?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – İstifa ettirdik, daha ne istiyorsun?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Niye demiyorlar? Hep niye sizinkiler söylüyorlar değerli arkadaşlarım?

Sorunun, tablonun ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Bakın, Sayın Başbakanın bir söylemi var, diyor ki: “Değerlerine saygı isteyen bir anne ve baba kızının birinin kucağında oturmasını ister mi?” Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar? Değeri meğeri olur mu öyle bir olayın?

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Nesi var onun?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Değerlerine saygılı olan bir ülke de Başbakanın Amerikan’ın kucağında oturmasını istemez değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey olabilir mi? (CHP sıralarından alkışlar)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Yuh be! Yuh!

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Ayıp, ayıp!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ayıp, ayıp!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Bunu anlatmaya çalışıyorum. Bakın, hakaret filan etmiyorum, bir tabloyu ortaya koymaya çalışıyorum. Gidişat, tablo vahim bir tablodur. Sokağı iyi okumanız gerekiyor. Sokaktaki tablonun ne olduğunu iyi okumanız gerekiyor. Bu, bir siyasi partinin ötesinde, ideolojinin ötesinde, bir özgürlük ve demokrasi mücadelesidir. Bu mücadeleyi iyi okumanız gerekiyor. Tabloyu iyi görmezseniz yarın geç kalabilirsiniz. Bakın, bunu açıkça söylüyorum. Tablo, gerçekten, hepimiz açısından vahimdir; sadece sizin açınızdan değil, demokrasimiz açısından vahimdir. O nedenle önümüzdeki günlerde çok dikkatli olun. Hükûmet de dikkatli olmak zorundadır, bu tabloyu iyi okumalıdır, Başbakan da iyi okumalıdır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Daha önce dinledik bunları.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Sözlerimi bitirirken diyorum ki asla şunu unutmayın: Bu topraklarda Atatürk ölmez, Mustafa Kemal yenilmez değerli arkadaşlarım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bahçekapılı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Konuşmacı Genel Başkanımızla ilgili, burada benim söylemeye ahlakım ve terbiyemin müsaade etmediği bir cümle kullandı; sataşmadan söz istiyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Az bile söyledi!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mahkemenin kararıyla tescilli zaten; laik, demokratik, hukuk devletini yıkmaktan dolayı…

BAŞKAN – Duymadım çünkü gürültüden.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Söylüyorum efendim, söylüyorum. Konuşmacı Sayın Başbakanı Amerika’nın kucağına oturmakla nitelendirdi. Cevap vermek istiyorum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Ne ayıp ya, ne ayıp! İşine gelmiyor. Niye duymuyorsunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, ben konuşuyorum.

BAŞKAN – Siz konuşuyorsunuz ama siz konuşurken sayın milletvekilimiz orada laf atıyor, sizi dinlemiyor.

Buyurunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Demin söylediğim şekilde, sayın konuşmacı Genel Başkanımızla, grubumuzun başkanıyla ilgili olarak biraz önce söylediğim cümleyi sarf etti. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Halide İncekara konuşacak.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İncekara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 152 üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; iki üç gündür burayı izliyoruz. Birkaç satır başıyla ben söyleyeyim; arkadaşıma cevap vermiyorum, Genel Kurula konuşuyorum.

CHP’nin organize ettiğini falan söylüyormuşuz, CHP’nin buna gücü yetmez arkadaşlar. Sadece -aynı öbürlerinin dediği gibi- ya ambulansın arkasından giden taksi gibi açılan yoldan gitmeye gayret ederler yahut da öne konulmuş bir bal tabağından bir parmak almaya. Gücü yetmez. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Çünkü, Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin ilk partisi olduğu için eğer bir şey organize edecek olsa sanıyorum İzmir’de yakılan binaların organizesini yapmış olamaz. Sokakta –şaka değil- çocuklara esrar, eroin, içki dağıtılarak sarhoş yapılıyorlar, çocukların cebine esrar koyarak polise ihbar ediyorlar, çocukların içeriye düşmesini teşvik ediyorlar, polisle karşı karşıya getiriyorlar. Bunları CHP organize etmiş olabilir mi sizce? (CHP sıralarından gürültüler)

İkincisi, bazı şeyleri sevdiler.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Ne diyorsun sen ya?

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Bir dakika ya, bir dakika...

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Olamaz tabii, olamaz.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Bir dakika… Bir dakika…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın İncekara olamaz tabii.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sen kimsin de böyle konuşuyorsun!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Bizi Kızılay’a çağıran arkadaşımız Rize’ye de bizi çağırıyor. Şimdi, ben anlamakta güçlük çekiyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Bakan bir açıklama yaptı. Bir tek siz biliyorsunuz bu iddiaları, biz bilmiyoruz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İncekara, devam ediniz.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, sokakta tehdit millete karşı, milletin iradesine tehdit Mecliste. Üç günlük tutanakları çıkaracağım, on senedir bize şunu söylediler, ey gençlik duyun sizde: “Yassıada’yı unutmayın.” dediler. Her gece bir sehpa kurdular bizi asmaya, güçleri yetmedi, bundan sonra da yetmeyecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim dedi?

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - Bak, bak, bak, bak… “Sokağı okuyamıyorsun.” diyorsun. Biz çok iyi okuyoruz sokağı. Düşün Atatürk’ün yakasından, düşün bu partinin yakasından, düşün bu milletin yakasından! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İncekara.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Düşün ABD’nin kucağından!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - …oturtmayacağız o kızları kucağınıza, kusura bakmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Kimi oturtmuyorsun, ne kucağı ya?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Hanımefendinin şovuna karşı aslında söylenecek bir şey yok yani o düzeye düşmek istemeyiz ama grubumuza bir sataşma var Sayın Başkan, hâliyle yanıt verilmeli.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen sataşmalara mahal vermeyiniz.

Buyurunuz.

 

12.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna, sataşması nedeniyle konuşması

 

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye’de yaşanan bu tabloyu okuyamayan AKP, hâlâ Cumhuriyet Halk Partisini suçlamakla meşgul; gülüyorum size. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Size ancak gülüyorum, size sokaklar gülüyor, size bütün Türkiye gülüyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Millet de size gülüyor!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Türkiye yetmedi bütün dünya size gülüyor, bütün dünya sizi eleştiriyor, siz hâlâ burada “Cumhuriyet Halk Partisinin bunu yapmaya gücü yetmez.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu güç, Cumhuriyet Halk Partisinin gücü değildir; bunda haklısınız. Bu güç, halkın ta kendisinin gücüdür; sizin de korkmanız gereken güç işte bu güçtür. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Muhalefet yok diye oradalar zaten.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – AK PARTİ halk demek!

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Zabıtlara geçsin bunlar, zabıtlara geçsin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sizi seçen millet, sizi seçen halk dedi ki: “Ben yanlış yapmışım, ben yanlış yapmışım, size verdiğim yetkiyi geri alıyorum.” Siz hâlâ o kafanızı kumdan çıkarmıyorsunuz, size verilen yetki geri alınmıştır, size verilen yetki geri alınmıştır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bunu da buradan görmemek gerçekten ancak ve de ancak cahilliktir. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen sakin olunuz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi halkın bu isyanına saygı duymuştur. Sizin beğenmediğiniz Genel Başkanımız, sorumlulukla çıkıp “Halkın verdiği mesajdan biz de nasibimizi alıyoruz, halkın verdiği mesajı biz de okuyoruz, biz de üzerimize düşeni alıyoruz.” diyecek kadar cesur ve delikanlı olmuştur ama siz, bu halkı çapulcu olmakla suçlayan, garip gurebayı çapulcu olmakla suçlayan bir güruhsunuz, başka hiçbir şey değilsiniz! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Yuh!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atıcı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, buyurunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın konuşmacı, grubumla ilgili olarak “güruh” kelimesini kullanmıştır. Ayrıca, bunun yanında başka hakaretleri de söz konusudur. Grubumuz adına söz istiyorum cevap vermek için.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Niteliksiz çoğunluk!

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, buyurunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Recep Özel konuşacaklar.

BAŞKAN – Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

13.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce, Aytuğ Atıcı Bey’in burada çok talihsiz bir konuşmasına şahit olduk: “Milletin vermiş olduğu yetkiyi millet sizden geri aldı.” Bunun acaba arka planında, birilerine yaptıramadığınız darbeyi…

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Ya, ne darbesi ya!

RECEP ÖZEL (Devamla) – …her zaman darbeyle iktidara gelmeye alışık olduğunuz durumun Türkiye gündeminden çıkmasının herhâlde bir tezahürü olarak buradan kayıtlara geçmesi anlamında konuşmuş bulunmaktasınız. Ve sizin hiçbir zaman haddinize değil bu gruba, milletin yüzde 50’sini temsil eden gruba “güruh” demek. Bizi de halk seçti, sizi de halk seçti. Biz, son olaylardan dolayı sokağı da iyi izliyoruz, onun mesajını da iyi alıyoruz. Ama, her zaman Türkiye'de bir muhalefet boşluğu var diyorduk. Keşke bu muhalefet boşluğu olmasaydı da sokak sizin yerinize geçip hareket yapmasaydı. Siz kaliteli bir muhalefet yapabilseydiniz sokak bu hareketleri yapmazdı. Sizin muhalefet boşluğunuzu bu sokak dolduruyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, aklıselim olalım diyoruz. Türkiye günlerdir bir imtihandan geçiyor; siz de geçiyorsunuz, biz de geçiyoruz. Bu imtihanı el birliğiyle siyaset kurumu olarak hakkıyla vermek durumundayız. Onun için, bütün milletvekilleri olarak üzerimize düşen yükümlülüğü temiz dille, iyi üslupla millete örnek olacak davranışları burada sergileyelim ki bu sokak yatışsın.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Siz kendinize öğretin. Küfür eden sizsiniz.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Biz gerekli mesajı aldık. Acaba siz alabildiniz mi?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Allah, Allah!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Mesajı alıp almadığınızı yarın Başbakan gelince göreceğiz.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Onları organize etmiyorsunuz ama halkı tahrik edici, halkı sokaklara dökücü bazı mesajlarınız oluyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Dinleyerek mi mesaj aldınız? Mesajı almışsınız, onu da yanlış almışsınız.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Evet, bütün eylemleri anlayışla karşılarız ama bakın, bu “çapulcu” lafı… “Çapulcu” lafına takılıp kaldınız.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Çapulcular sana mesajı verecek Recep Bey.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Kim söyledi?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Recep Bey, Bülent Arınç’a güvenme, yarın “Yanlış söyledim.” der.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bakın, polise taş atan, gidip araçları yakan insanlar çapulcudur.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Bülent Arınç’a güvenme, yarın “Yanlış söyledim, kusura bakmayın.” der.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bunun haricinde, “çapulcu”, onlara ayak uyduranlar, tüm bu eylemleri yapanlar anlamında konuşulmamıştır kesinlikle. Polise taş atana siz “çapulcu” demiyor musunuz, taş atana siz “çapulcu” demiyor musunuz? Araç yakana, Başbakanlık binasını basmaya çalışana siz “çapulcu” demiyor musunuz? Siz onların önüne gidip polisin gözaltısını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Şeker, sizin için…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Konuşmacı konuşmasında grubumuzu “darbeci” olarak nitelediği için söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Pardon…

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Tencere olayı bunlar.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – “Darbeci” olarak nitelemiştir grubumuzu, söz istiyorum.

BAŞKAN – Kim?

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Konuşmacı.

BAŞKAN – Sayın Özel?

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Evet, Sayın Başkan, “darbeci” olarak niteledi grubumuzu, söz almak istiyorum.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, grubumuza sataşma var, grubumuz adına söz istiyoruz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Nerede bu usul efendim, nerede bu usul? Arkadaşımızın ne için söz aldığını duyamadık.

BAŞKAN – “Darbeci” demişsiniz efendim gruba.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ne demişiz?

BAŞKAN – “Darbeci.” Onun için, cevap verecekler.

Buyurunuz Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

 

14.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bakın, biraz önce, konuşmacı arkadaşımız Cumhuriyet Halk Partisini darbecilikle suçladı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bravo! Bravo!

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, bugün Miraç Kandili, hiç yoksa bugün yalan söylemeyin, bugün doğruları söyleyin, Allah için bugün doğruları söyleyin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Darbe kime karşı yapılmış? Ne zaman yapılmış? Kimler bunun içerisindeymiş? Bunun Türkiye’de çok ciddi şekilde araştırmaları yapıldı.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – 27 Mayısı kim yaptı?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Menderes nerede, Menderes?

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sizin içinizde Darbe Komisyonunda çalışan milletvekilleri var, neyin ne olduğunu çok iyi biliyor. Hiç yoksa emeğimize saygı olarak o çalıştığımız raporları okuyun da bir işe yarasın. Burada gelip bizi suçlamayın.

Bugün, hele hele bugün Miraç Kandili. Sokakta insanlar toplanmış. Sükûnet söyleneceğiniz yerde, insanları sükûnete davet edeceğiniz yerde kavga istiyorsunuz. Ayıptır, yapmayın bunu, örnek olun.

Bakın, sokaktaki insanları anlamadığımız için burada kavga ediyoruz. Hepimize ders verdiler; siyaset kurumuna ders verdiler, üniversitelere ders verdiler, emniyete ders verdiler, Hükûmete ders verdiler, Meclise de ders verdiler. Bunu çok iyi anlayacaksınız.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – “Kâğıttan kaplan” dediniz.

MEHMET ŞEKER (Devamla) -  Bakın, o eylemler çoğalırsa… Dün akşam saat on birde oradaydım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne işin var orada? Tahrikçi!

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sana mı soracak sokağa çıkarken insanlar? Sus!

MEHMET ŞEKER (Devamla) - Eğer o eylemciler -üniversite öğrencileri, çocuklar herkes vardı- üzerimize geldikleri zaman buradan polis marifetiyle evimize gitmeyelim, bu işe sahip çıkalım. Sakin olun, bu dediğimize kulak verin. Muhalefet her zaman sizlere doğru yolu öneriyor.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Ya, bırakın çocukların yakasını. Konuyla ne alakası var onların?

MEHMET ŞEKER (Devamla) - Lütfen, uyun bunlara. Buyurun, bu insanları yatıştıralım, bu insanların evlerine çıkmaları için gayret gösterelim.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Atatürk’ün sırtından inin, çocukların sırtından inin!

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Eleştirerek olmuyor Sayın İncekara.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – İnin bu milletin sırtından, inin…

MEHMET ŞEKER (Devamla) - Bugün yine söylüyorum, biraz önce söylediklerinizde doğruluk payı yok. Hiç yoksa Miraç Kandili olan bu mübarek günde doğruyu söyleyin diyorum size. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Ya Rabb’i…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şeker.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

 

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu.

Buyurunuz Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Hanımefendiye sataşılmadı Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, hanımefendi Miraç Kandili’nin patentinin kendinde olduğunu iddia ediyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bu konu tamam. Lütfen, bir şey yoktur. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Gülerek söylüyor, bak, bak!

BAŞKAN - Lütfen… Lütfen…

Buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Aynı cömertliği bize de gösterir misiniz.

BAŞKAN – Gösteriyorum efendim. Lütfen, çok rica ederim.

Buyurunuz Halaçoğlu.

Lütfen… Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, partimiz adına söz verildi. Lütfen AKP Grubu yerine otursun. Kürsüde söz sahibi olana saygı gösterin. Sözünü aldı, saygısızlık yapmayın milletvekiline.

BAŞKAN - Siz de Genel Kurulda Başkan bir milletvekilini kürsüye davet ettiği zaman sözünün kesilmeyeceğini biliyorsunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ben Başkanla ilgili konuşuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan tarafsız olsun, eşit davransın.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

MHP GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken tüm sizlerin, tüm milletvekillerinin ve Türk milleti ile tüm İslam âleminin Miraç Kandili’ni kutluyorum; Cenab-ı Allah’tan, herkesin benlikten uzak olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Anadolu’da Adana’da 5 fakülteli bir üniversite kuruluyor, ismi “Kanuni Üniversitesi.” Çukurova Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından kurulmakta olan bir üniversite. Hayırlı olmasını diliyorum.

Yine sözlerime başlarken şunu ifade edeyim: Muhalefetin muhalefet yapabilmesi için, muhalefet görevini yapabilmesi için, öncelikle iktidarın demokrasiye ve kanunlara ve Anayasa’ya saygılı olması gerektiğini belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerimiz çığ gibi büyüyor. Tabii ki toplumumuzun eğitimli, kültürlü birer fert olarak kendisini göstermesi birinci derecede önem taşır. Ancak, bu arada bu kadar hızla üniversiteler kurulurken birtakım problemleri gün yüzüne getirmek, çıkarmak gerekir. Bunların başında, üniversite açılırken önce öğretim üyesi konusunda yeterli kadro olup olmadığının belirlenmesi gerekir, ki özellikle vakıf üniversitelerinin ve diğer üniversitelerin, açılan üniversitelerin öncelikle bu konuda denetlenmesi birinci derecede önemlidir.

İkinci bir sorun, üniversitelerimizde, özellikle devlet üniversitelerimizde öğretim üyelerinin ücretlerinin, maaşlarının çok düşük olması sorunudur. Gerçekten, bir genel müdür 5 bin liranın üzerinde alırken on yılını tamamlamış bir profesör 3.800 lira maaş almaktadır. Dolayısıyla, bu gibi konuların düzeltilmesi gerekir ki üniversiteye daha kaliteli araştırma görevlileri alınabilsin ve eğitim seviyesi yükselsin.

Üçüncü bir konu, YÖK Kanunu. Şimdi her şeyden önce şunu düşünün değerli milletvekilleri: Üniversitelerimiz eğitim bakımından toplumun en elit tabakasını oluşturmasına rağmen, ne gariptir ki rektörünü kendisi seçememektedir. Efendim, 6 rektör adayı seçilir, YÖK’e gönderilir, 3 tanesi bunun içerisinden belirlenir ve Cumhurbaşkanı tarafından 1 tanesi atanır. Şimdi, o zaman biz Türkiye’de hiç seçim yapmayalım. Eğer üniversite öğretim üyeleri kendi rektörlerini seçemiyorsa, Türkiye Cumhuriyeti’nde milletvekili seçimlerini hiç yapmayalım. Çünkü onların seçtiğine güvenemediğimiz bir ortamda, o zaman seçim yapılan ortamda Türkiye’de demokrasi de ortadan kalkar.

Dördüncü bir konu: Tıp fakültelerindeki durumları görüyorsunuz; Tam Gün Yasası, performans… Üniversite hastanelerinde neredeyse öğretim üyesi kalmadı. Her şeyden önce bunun dikkate alınması gerekir ve üniversitelerdeki Tam Gün Yasası’na belli bir çerçeve kazandırılabilir veya bunlarla ilgili birtakım yeni düzenlemeler yapılabilir.

Diğer taraftan “performans” dediğiniz zaman da siz, bir doktorun kaç kişiye bakacağını, onun hastayı ne kadar iyi bir muayeneden geçirip geçirmeyeceğini değerlendirmeden performansa bakarak değerlendirecekseniz bunun da gerçekten hastaların sıhhati açısından, tedavisi açısından son derece büyük sıkıntılar yarattığı göz önündedir.

Diğer bir konu, üniversitelerimizde kadro tahsisi meseleleri. Şu an üniversite rektörleri YÖK’ten kadro talep etmektedir ama herkes için talep etmemektedir ancak kendisine yandaş olanlar için kadro talep etmektedir. Dolayısıyla bu sıkıntının ortadan giderilmesi gerekir. “Efendim, şu, şu görüştedir, bilmem şu inançtadır, şu bakımdan şu bize yakındır veya yakın değildir.” Böyle bir taleple üniversite YÖK’e yazı yazmakta ve talep o şekilde ortaya çıkmaktadır. O zaman buna da bir düzenleme getirmemiz lazım adil olması açısından. Hangi titre ulaşmışsa, yardımcı doçent, doçent, profesör unvanını almışsa, o kişiye, en azından belli bir sıra dâhilinde bu kadroların verilmesi önem taşımaktadır. Hak edişe bağlı olarak bu kadroların tahsisi son derece önemlidir.

Yine, üniversitelerimizin bir rant kapısı hâline gelmiş olduğunu görüyoruz. Ben de belli bir miktar Marmara Üniversitesinde rektör yardımcılığı ve vekilliği yaptım. Aslında, inşaat işlerinde olsun diğer konularda olsun, hatta hatta öğretim üyelerinin bir kısmının başka üniversitelere gönderilmesi, hatta birtakım hastanelerde bunların ameliyat yapıp geri dönmeleri gibi birtakım konularda olsun, son derece kayırmalar vardır. Bunların kesinlikle ortadan kaldırılması gerekiyor. Birinci derecede önemli konulardan bir tanesini de bu oluşturuyor.

Dolayısıyla, üniversitelerimizi gerçekten, eğer layık olduğu eğitim seviyesine çıkarmak istiyorsak -ki işte, dünya üniversiteleri arasında hangi üniversitelerimiz hangi sırada yer alıyor, bunu biliyoruz- öyleyse bunun ciddi bir şekilde ele alınması, eğitim seviyesini yükseltecek tedbirlerin alınması… Ve özellikle, hani hep söyleniyor ya “Efendim, bu, askerî rejimin getirdiği bir kanundur, bunun kaldırılması gerekiyor.” diye herkes söylüyor ya, her parti; gelin, YÖK Kanunu’nu değiştirelim, YÖK Kanunu’nu düzene sokalım. Çünkü, âdeta, YÖK, üniversiteler üzerinde bir engelleyici hâkimiyet kurmuş durumdadır yani ayrı bir klan oluşturmuştur ve bu klanın ülkeye faydası maalesef yoktur. Yani, YÖK’ü siz beğenmeyeceksiniz ama hiç kimse de kılına dokunmayacak. “YÖK Başkanı bizim tarafımızdandır; yok, başkasının tarafındandır.” diye, böyle bir şey yaptığınızda, gerçekten, memlekete, ülkeye, ülkenin eğitimine hizmet ettiğinizi söyleyemezsiniz.

Değerli milletvekilleri, bu kadar üniversite kurulurken çok ciddi bir konu daha var: Kampüs yer seçimleri. Bazı üniversitelerimizin, devlet üniversitelerinin yer seçiminde birtakım rant meseleleri ön plana çıkmaktadır. Şu kişinin veya bu kişinin yerleri çok yüksek fiyatlarla üniversitelere alınmaktadır. Mesela, bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum: Ardahan Üniversitesi Ardahan Üniversitesinin kampüs alanı, bugün, çok ilginçtir ki -kim giderse gitsin, o bölgeleri bilenler de bilir- maalesef bir bataklık alana ve özellikle de kışın suların bastığı bir alana dönüşmektedir. Dolayısıyla, üniversite yönetimi bunu defalarca YÖK’e yazmasına rağmen, bu buradan iptal edilmemiştir, hâlâ aynı inatla üzerinde durulmaktadır ve Ardahan Üniversitesi binalarını bile ciddi bir şekilde yapamamaktadır. Bunu bir üniversitede otuz sekiz yıl çalışmış bir insan olarak söylüyorum.

Binaların yapımında, özellikle lise biçiminde bir bina yapılması yerine, üniversiteye yakışır bir inşaat ile binaların yapılması gerektiğini belirtmek istiyorum çünkü öğrenci, liseden çıkıp üniversiteye geldiğinde, üniversite öğrencisi olduğunu psikolojik olarak kabul etmelidir önce. Bu kabulü yapmadan üniversite havasını alamaz ve o eğitim sistemi içerisinde de gereken performansı gösteremez.

Son olarak bir konuya daha değinmek istiyorum. Birçok üniversitemizde eğitim yabancı dille, İngilizce, Almanca, Fransızca gibi dillerle yapılıyor.

Değerli milletvekilleri, dünyanın hiçbir ülkesinde o ülkenin resmî dili dışında bir dille eğitim yapılmamaktadır. İstediğiniz dili doğru düzgün öğretirsiniz, her şeyiyle öğretirsiniz ama başka bir dille eğitim bir ülkede yapılmaz ancak müstemleke ülkelerde böyle bir sistem vardır. Dolayısıyla, üniversitelerimizde yabancı dille eğitim yerine, yabancı dili iyi öğreten birimlerin açılması ve üniversitelerimizdeki eğitim dilinin resmî dil hâline getirilmesi zaruridir diye düşünüyorum.

Sözlerime son verirken hepiniz saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaçoğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Kanuni Üniversitesi kurulacak Çukurova Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından, hayırlı olsun.

Doğrusu, bununla ilgili genel sunuşlarda anlattık ama bir şey söylemek istiyorum: Bu Taksim Gezi Parkı’nda, cumartesi, pazar, pazartesi günü dolaştığımda, o meydanda en çok üniversite hocalarını gördüm, üniversite öğrencilerini gördüm. Açık söyleyeyim bir şey daha gördüm: orada yazarları gördüm, sanatçıları gördüm, duyarlı olan kesimleri gördüm ve esnafı, orta tabakayı gördüm. Ve başlangıcından sabahlara kadar nöbet tutan yurttaşlarımızın baş uçlarında ne bayrak vardı ne parti flaması vardı. Yanlarına kimisi arkadaşlarını almıştı, kimisi yakınlarıyla, kimisi müzik çalıyordu, kimisi kitap okuyordu. Ve bu görüntüler -bir şehir tepkisi olarak, çevre planlaması tepkisi olarak- nöbetin ikinci gününde, sabah beşte, acımasız bir saldırıyla sonuçlanınca ve o görüntüler kamuoyuna yansıyınca açıkça söyleyeyim -orada bürosu olan, yirmi sene orada bürosu olan ve oradaki insanları tanıyan birisi olarak söylüyorum- yurttaşın, toplumun sigortası attı. Bu gerçekliğin altını çizmek gerekiyor. Sosyal bilimcilere, siyasal bilimcilere, eğitimcilere, üniversitelere, stratejistlere Allah rahmet eylesin, gittiler; bakın, ne öngörebildiler ne çıkıp konuşabiliyorlar, televizyonlarda geçilmiyorlardı onlardan. Ama, istiyorum ki üniversiteler konuşsun, bu toplumsal olayı derinlemesine konuşsun, bu toplumsal isyanın, itirazın, öfkenin kodlarını iyi çözebilsin. İnanın iyi çözerse hem iktidara hem başta ana muhalefet olmak üzere, muhalefet olarak bizlere de faydası olacak.

Ama, şunu çok net koymak lazım: AK PARTİ’nin, Büyükşehir Belediyesi olarak Boğaz’daki vapurların resimlerini halkoyuna sunarak, oylayarak seçip yaptırmasını ne kadar takdir etmişsek, biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak… Benci, bencil, ben merkezci, “Ben gücüm, ben yaparım, ben ederim, bilmem ne projem, bilmem ne proje…” diye söylemler bir noktada gelir, halkın tepkisini çeker.

Ve şunu çok açık söylüyorum: Eğer biz toplumu iyi kurgulayamazsak… Bu çözüm sürecinde -ben Taksim’deydim, uçağa atladım Şırnak’a gittim- Uludere’de bir tümen, bu barış sürecinde, çözüm sürecinde tankları almış, korucuları, yüzlerce askeri, Sikorsky”i almış, gidiyor, sınırı geçiyor. Sınırın ötesinde stratejik bir tepe var, geçiş fırsatı diye oraya geçiyor ve biz bu konuda yetkilileri uyardık. Baktık ki fayda etmiyor, kimse farkında değil, binlerce yurttaşımız gerilla ve askerin arasına girdi ve vahim bir hadiseyi önledi. Bir yandan da ülkemizin bir tarafında bunlar yaşanıyor.

Bir tarafta da Gezi Parkı’ndaki olaylar nedeniyle tepkisini gösteren halkın üzerine müthiş, orantısız bir şiddet, kolluk gücü yönlendirmesi yaşanıyor. Bu kolluk gücü yönlendirmesinin sonucunda müthiş bir halk dayanışması kendiliğinden gelişiyor. İnanın, o sokaklarda, gaz maskesi, bez gaz maskelerinden, su, ilaç verene, dükkânını açana, kafesini açana müthiş bir dayanışma olgusu yaratıldı. Sıraselviler gazdan geçilmiyordu, Cihangir geçilmiyordu; İstiklal Caddesi, Galatasaray, Tünel -ki ben hep bu yakın mesafelerdeydim ve bürom oradaydı, oraya kadar dahi gitme imkânı yoktu- sürekli bir su, gaz saldırısı; Tarlabaşı öyle, Elmadağ Cumhuriyet Caddesi öyle.

Bu görüntüler siyaseten iktidarın icraatına yönelik olarak bir uyarıdır, aslında muhalefet olarak bize de bir uyarıdır. Demek ki biz muhalefet olarak etkili bir muhalefet yapamamışız. Eğer sonradan bu kalabalıklara karışarak kendi parti flamalarını çıkaran, bayrakları çıkararak ırkçılık, ayrımcılık, şovenizm ve saldırganlığını o alanda dahi, o sivil alanda dahi kusan                  -“kusan” diyorum- kendini bilmez siyasetçilerin, “Oradan da bir şeyler çıkarırım.” anlayışında olanların karşısında eğer bu Meclisin muhalefeti Beşiktaş Çarşı Grubu kadar muhalefet etseydi şu an bu iktidarın durumu böyle olmayacaktı arkadaşlar. Sizler de dikkatli olacaktınız, iktidar da dikkatli olacaktı, ana muhalefet de bir arpa boyu yol alacaktı.

Arkadaşlar, iki gündür duyduklarım burada beni üzüyor. Ne sevgili milletvekilleri sizler güruhsunuz ne Gezi Parkı’nda o çöpleri toplayan, köpeğiyle beraber dolaşırken çiçeklere, ağaçlara sarılan o vatandaşımız çapulcudur; o vatandaşımız asildir. Biz vekiliz, bu vekilin bu söylemleri rezildir arkadaşlar. Bu rezalete de isyan ediyoruz, bu bir rezalettir. Vekilin asilin karşısında biraz saygı takınması gerekir, biraz anlayış takınması gerekir, itirazını anlaması gerekir. Çevreye itirazını, yaşama müdahaleye itirazını, planlamaya itirazını, köprüye itirazını, köprü adına itirazını ve bütün bunların ötesinde kişi güvenliği ve özgürlüğünün acımasızca gaz fişeklerine teslim edilemeyeceği anlayışını mutlaka anlatmak gerekir. Eğer, bunu anlatmazsanız bir gün halk anlatır arkadaşlar. Polisin TOMA’sı vardı, aslında Beşiktaş Çarşı Grubu’nun “POMA”sının çıkması bir ders vermesidir. Bir ders çıkarmak lazım oradan. İnsanı mecbur bıraktığınız zaman, kendi meşru savunmasını istemediği bir şekilde yapma durumuna bıraktığınız zaman, Elias Canetti’nin “kışkırtılmış kitleler"ini, “iktidar ilişkileri”ni okursanız toplum mühendisliğinin, siyaset mühendisliğinin çok farklı bir şey olduğunu görürsünüz.

Biz, yeni bir anayasayı… Kırk yılda darbe anayasasını değiştirme becerisini göstermemiş -iktidarıyla muhalefetiyle- olan bu Meclisin üyeleri, Taksim Gezi Parkı’ndaki o saf düşünceleri nedeniyle meydanlara çıkıp sabaha kadar nöbet tutanların önünde biz boynumuzu eğiyoruz. Ben kendim onların önünde boynumu eğiyorum, saygınlık duyuyorum. Uyarıları için de teşekkür ediyorum ama ne bu zulüm bu ne  şiddet? Arkadaşlar, ne bu gazlar? Diyarbakır’dan TOMA’lar ulaştı Taksim’e. Elbette ki, Şili iktidarında 1973’te de tencere, tava, korna sesleri vardı kamyonların. Bir tek siz kârlı çıktınız ışık söndürme eyleminden, ampulünü alıp partinize amblem yaptınız, o ampulün sayesinde de iktidar oldunuz. Şimdi, “Yüzde 51 aldık.” diye de o vatandaşa bunu kusturmayınız Allah aşkına. Biz, yeni bir anlayışla, diyalogla, suhuletle, soğukkanlılıkla Taksim Dayanışma Platformu’nun Sayın Arınç’la görüşmesini, Köşk’ün bu konudaki duyarlılığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – …herkese bu şekilde çağrıda bulunuyoruz. Bunu çözmek zorundayız, çözülmediği takdirde gerçekten bu provokasyonlara açık durumlar çok acı sonuçlar doğurur diyorum, uyarıyorum.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çorum Milletvekili Salim Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Uslu.

AK PARTİ GRUBU ADINA SALİM USLU (Çorum) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; iki gündür Mecliste yoğun bir biçimde konuştuğumuz ama dokuz gündür de Türkiye'nin gündeminde birinci sırada yer alan Gezi Parkı olaylarını tartışıyoruz. Elbette, tartışmanın bir zararı yok. Bu tartışmadan herkesin kendisine göre önemli dersler çıkartması gerekiyor. Nitekim, bu konuda partimiz ve Hükûmetimiz üzerine düşen değerlendirmeleri yapmış ve sorumlu bir siyaset anlayışıyla gereken dersleri çıkartmıştır. Elbette, burada eylemlere katılanları “Niçin katıldınız?” diye yargılamak, ayıplamak mümkün olmadığı gibi şiddeti övmek de söz konusu olmamalıdır. Bu konuda herkesin duyarlı ve sorumlu davranması gerektiğini düşünüyorum.

Şüphesiz, demokratik toplumlarda, gelişmiş, modern toplumlarda sorun çözme yöntemi olarak tepkiyi ifade etmek, sokakta tepkiyi dile getirmek mümkün olduğu gibi, aynı zamanda, sorunun parçası olmak yerine çözümün tarafı olmak ve teklif geliştirmek de önemlidir. Bu konuda elbette öncelikle diyalog kanallarının, iletişim kanallarının açık olması gerekir ve tarafların, söyleyecek sözü olanların bu noktada tekliflerini, sözlerini dile getirmeleri demokratik terbiyeye ve demokratik olgunluğa da uygun bir davranıştır. Nitekim, Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere Sayın Başbakanımız ve Sayın Başbakan Vekilimiz bazı çağrılarda bulunmuştur ve bu çağrıların toplumda doğru anlaşıldığını düşünüyorum. Nitekim, bu çağrılar toplumda karşılık bulmuştur ve ilk önce Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın ve Başbakan Vekilimizin yaptığı sükûnet çağrılarına, itidal çağrılarına ilk cevap da Çorum’dan, benim seçim bölgemden gelmiştir. Doğrusu, böyle bir cevabın Çorum’dan gelmiş olması benim adıma hem gurur vericidir, hem övünç kaynağıdır hem de Çorum halkının demokrasiyi ne kadar çok içine sindirdiği, Çorum halkının geçmişte yaşanmış acılardan ne kadar çok olgunlaştığı ve önemli dersler çıkardığı konusunda cemile örneği bir davranış ortaya koymuşlardır.

Şu bildiri bugün yayınlanmıştır. Atatürkçü Düşünce Derneğinde Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanı Sayın Cengiz Atlas, Atatürkçü Düşünce Derneği Şube Başkanı Sayın Uğur Demirer, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Sayın Nurettin Aksoy ve bazı gruplar bir araya gelmişler ve şu açıklamayı yapmışlardır: Son bir haftadır devam eden eylemlerde halkın sokağa döküldüğünü ifade ederek “Biz eylemleri organize etmedik. Kitle içerisine sızan provokatörlere, kötü amaç içerisinde olan kişilere müsaade etmemek için eylemlere dâhil olduk. Asıl amaçları Çorum’u karıştırmak olan, karıştırmak isteyen kişi ve gruplara asla müsaade edilmemelidir.” Devamla diyorlar ki: “BDP’liler ile Akil İnsanlar’ın Çorum’a gelişi ve 1 Mayıs kutlamaları da Çorum halkı, idarecileri ve güvenlik güçlerinin sağduyulu tutumları sonucunda olgunlukla sonuçlandırılmıştır. Toplumsal tepkilerimizi dillendirirken radikal grupların provokasyonlarına karşı uyanık ve tedbirli olalım. Geçmişte tahriklerin yol açtığı elim hadiseleri hiçbir zaman hatırdan çıkarmayalım. Eylemlere katılan vatandaşlarımız yasal sınırlar çerçevesinde demokratik tepkilerini serbestçe ortaya koymalı ancak bu eylemleri, bazı karanlık odakların, ülkeyi ve şehrimizi kaosa sürükleyebilecek bazı grupların emelleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışabilecekleri akıldan çıkarılmamalıdır.”

Ben buradan, bu yüce Meclis çatısından bu sorumlu ve soğukkanlı davranışı, bu duyarlılığı gösteren Çorumlu hemşehrilerimi tebrik ediyorum ve alkışlıyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biz de teşekkür ediyoruz.

SALİM USLU (Devamla) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; aynı şekilde Çorum Ticaret ve Sanayi Odası, Çorum Ticaret Borsası, Çorum Gazeteciler Cemiyeti, Çorum Hitit Gazeteciler Derneği de benzer açıklamalar yaparak itidal çağrısı yapmıştır. Bu yüce Meclis bu çağrıların gerisinde kalmamalı ve şiddete prim vermek yerine barışı, barışçıl eylemleri, barışı sürekli kılmayı ve barışın tarafı olmayı sağlamak konusunda topluma çağrılar yaparak toplumun sükûnetini temin etmelidir. Söyleyecek sözü olan, iddiası olan, önerisi olan, projesi olan, teklifi olan varsa bunların konuşulabileceği mekânlar, demokratik platformlar, mekanizmalar vardır. Burada da bunların değerlendirilmesi gerekmektedir.

Aslında, bu bildiri bir olgunluğun, acıların olgunlaştırdığı bir toplumun ortaya koyduğu bir iradedir. Bu iradeyi selamladığımı az önce ifade ettim. Çünkü bu irade bilmektedir ki 1980 yılında Çorum’da vuku bulan olaylarda öğleden önce kurşunla hayatını kaybeden Alevi kardeşimiz de, öğleden sonra kurşunla hayatını kaybeden Sünni kardeşimiz de aynı silahtan çıkan kurşunlara hedef olmuştur. Dolayısıyla, bu karanlık hâlâ aydınlatılmamıştır. Asıl, bugünleri yorumlayabilmek için, bugünlerde olan olayları doğru anlayabilmek için geçmişte yaşanan olayların açığa çıkartılması, karanlıkların aydınlatılması son derece önem arz etmektedir.

Bu vesileyle ben yüce Meclisi saygıyla selamlarken Çorum halkının bu örnek davranışını, bu cemile örneği davranışını da buradan selamlıyor ve hemşehrilerime, yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uslu.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tarhan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, şu an aldığımız bir haberi Meclis Genel Kuruluyla paylaşmak istiyorum. Rize’den vatandaşlar…

BAŞKAN – Lütfen sisteme girerseniz, ne olduğunu, açıklamanızı anlayabilelim. Açarsanız lütfen.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Rica ediyorum açalım. Vakit kaybetmek istemiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tarhan.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Rize’de yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis grubumuzdaki pek çok arkadaşımıza az önce gelen telefonlarla Rize’de olağanüstü olayların yaşandığı bize bildirildi. Bazı kişilerin bir derneğin  binasını basarak çevresini kuşattıkları yolunda bilgiler geliyor. Son derece olumsuz bir sonuç yaşanmasından endişe duyuyoruz. Kardeşi kardeşe kırdırma girişimi, tahrik, kamplaşmanın derinleşmesinin olumsuz sonuçlar yaratmasından endişeliyiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Siz yapıyorsunuz siz! Aynı şeyleri yapıyorsunuz!

BAŞKAN –  Lütfen, sayın milletvekilleri…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; o yüzden duyarlı olmaya çağırıyorum, herkesi bu konuda dikkatli olmaya çağırıyorum ve özellikle yetkilileri. Sayın Bakan, bu konuyu takip etmenizi özellikle rica ediyorum. İçişleri Bakanına şu anda ulaşmaya çalışıyoruz. Olumsuz sonuçlar, yeni Sivaslar yaşanmamasını diliyoruz ve herkesi sağduyuya ve dikkate çağırıyorum ben buradan.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

Sayın Bakan, buyurunuz.

 

38.- Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın, Rize’de yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

 

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Şimdi, daha önce sayın milletvekilinin konuşması üzerine Rize Valisini aradık, “Herhangi bir olağanüstü durum var mı Mecliste böyle bir tedirginlik ifade edildi?” diye kendisine sorduk. İfadeyi aynen söylüyorum: “Küçük bir gerilim ve asayiş olayı dışında merak edilecek bir  durum yok.”  bilgisini… Ama şimdi, bu bilginiz üzerine tekrar arıyoruz ve alacağımız bilgiyi sizinle paylaşırız. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Bakan

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya ) – Ayıp, ayıp!

BAŞKAN –  Sayın milletvekilleri, lütfen, çok rica edeceğim…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurunuz Sayın Bahçekapılı.

 

39.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Rize’de yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Rize ilimizde birtakım olayların olduğu veya olmakta olduğuna ilişkin bazı bilgiler bize geldi. Sayın Bakanımıza teşekkür ediyoruz konuyla ilgilendiği için. Biz de grubumuzdaki yetkili arkadaşlar tarafından bu olayın gerçekliği veya hangi boyutta olduğu konusunda çalışmalar yapmaktayız. Ben, Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekiline bu hassasiyeti gösterdiği için kendisine teşekkür ederim. Ancak şunu hatırlatmak isterim, aynı hassasiyeti İzmir’deki bir ilçemizin… (CHP sıralarından gürültüler)

Susturur musunuz lütfen efendim.

BAŞKAN –  Siz devam ediniz efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  İlçemizi yakan unsurlara karşı da, ilçelerimizde yangın çıkaran unsurlara karşı da aynı hassasiyeti göstermesini beklerdim.

Teşekkür ederim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – İnanın gösteriyoruz.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Hepsi için gösteriyor, o hepsi  için gösteriyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bahçekapılı.

Sayın Baluken…

 

40.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Rize’de yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu, Rize’deki olaylarla ilgili bize de bilgiler geliyor. Bugün eylem ve etkinlik için bir çalışma yapan KESK üyelerine yönelik ciddi bir linç girişimi şeklinde bize yansıdı.

Şu anda, Belediye Konutları mevkisinde bir iş hanı içerisinde yüzlerce KESK üyesi bir linç saldırısı altında ve biz Rize Valisine ulaşamıyoruz. İçişleri Bakanına, İçişleri Bakanı Müsteşarına ulaşamıyoruz. Önlerine acil not koysunlar diye İçişleri Bakanlığı görevlilerine bu durumu bildirdik ancak hâlâ bir geri dönüş olmadı. Sayın Bakanın yapmış olduğu açıklamayla uyuşmayan, yerelden çok ciddi sıkıntıların olduğuna dair haberler var. Sanırım, Rize Valisi sadece olayı geçiştirmek üzere yanlış bilgiler veriyor. Orada şu anda yüzlerce insanın yaşamını ilgilendiren, can güvenliğini ilgilendiren bir durum söz konusu. İçişleri Bakanlığını biz de bir an önce göreve çağırıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.16

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın Bakan, bir açıklama için şey yapıyordunuz. Acaba açıklamanızı alabilir miyiz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Yok, henüz değil,  daha sonra.

BAŞKAN – Soru-cevap bölümüne geçelim mi?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Soru-cevap bölümüne geçelim uygun görürseniz. Son bir bilgi almak istiyorum.

BAŞKAN – Peki efendim.

Şimdi on dakikalık soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Kaplan, buyurunuz.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, elimde Kocaeli İzmit İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü, İzmit Müftülüğü ve Evliya Çelebi Anadolu İmam Hatip Lisesi iş birliğiyle Kutlu Doğum Haftası programı etkinliklerinde bastırılmış bir kitapçık var. Bu kitapçıkta “Neden imam-hatipli olunmalı?” diye bir başlık var ve bunun başında “İmam-hatipli olanların cennete gitmek için imam-hatipli olmaları gerektiği” şeklinde bir açıklama var, 2’nci maddede “güzel insan olmak”, 3’üncü maddede “güzel bir üniversite kazanmak.”

Şimdi size sorum şu: Millî eğitim müdürlüğünün katkı sunduğu, müftülüğün katkı sunduğu böyle bir anlayışta millî eğitimin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – …imam-hatibin dışındaki diğer okullarının cennete gitmediği anlamı çıkmıyor mu?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım -bugün de basında yer aldı haberler- Zonguldak’ta Millî Eğitim Müdürlüğünün bir genelgesi okullara gönderilmiş. Şunu diyor: O okullarda, pazartesi ve salı günü okula gelmeyen öğretmen ve öğrencilerin isim listesini istemiş Zonguldak İl Millî Eğitim Müdürlüğü. Tabii, bu Gezi Parkı protestosu nedeniyle Zonguldak’ta da sanıyorum vatandaşlarımız bu eylemlere katılıyorlar. Liseden öğrencilerin ya da öğretmenlerin katıldığını tespit etmek amacıyla böyle bir genelge gönderilmiş. Sizin bilginiz var mıdır? Bakanlık olarak sizin böyle bir talebiniz var mı Zonguldak’la ilgili olarak? Onun dışında, diğer illerde yine millî eğitim müdürlüklerinin böyle bir isteği oldu mu liselerden? Yani, okula gitmeyen, izinsiz o gün gelmeyen öğretmen ve öğrencilerle ilgili isim listelerinin millî eğitim müdürlüğünün talep etmesiyle ilgili bir durum oldu mu?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Hükûmet olarak soruyorum: Devlet Opera ve Balesi, Devlet Senfoni Orkestrası, Devlet Tiyatroları, bunlar Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün bize emanet ettiği, gözleri gibi korudukları kurumlardır. Ortaçağ’da bile Avrupa kralları ve derebeyleri sanatçıları korumuştur. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında tamamı yoksul köylülerden oluşan Anadolu halkının kendisini geçindirecek gücü yoktur ki sanatçıyı korumaya alabilsin. Bu nedenle cumhuriyetin kuruluşundan sonra sanatçılarımız devletin kanatlarının altına alınmışlardır. Bu kurumlar bugün 1 milyon 800 bin yurttaşımızın yararlandığı, halkın ayağına giden birer nimettir. Bu nimetten Türk halkını mahrum kılacakları tarih ve halk affetmeyecektir. Nazım Hikmet’in bir şiirinde dediği gibi: “Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

Akar suyun,

Meyve çağında ağacın,

Serpilip gelişen hayatın düşmanı.”

Buna bir de şunu eklemek mi gerekiyor Sayın Bakan: Halka sunulan yüksek nitelikli sanatın düşmanı, iktidar partisi AKP artık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – 3/6/1963 yılında hayatını kaybeden Nazım Hikmet Ran’ı ölümünün ellinci yılında saygıyla anıyoruz. Umarım kabri en kısa sürede gerçek vatanına, hasret kaldığı ülkemize getirilir. O dedi ki:

“Dörtnala gelip uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim.

 

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

Bu cehennem, bu cennet bizim.

 

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

Yok edin insanın insana kulluğunu,

Bu davet bizim.

 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine,

Bu hasret bizim.”

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eyidoğan.

Sayın Batum…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Bakan, siz çok değerli bir öğretim üyesiyken siyasete girdiniz. Bugüne kadar binlerce gence ders verdiniz. Şimdi, o gençler -fotoğraflar bunu açıkça gösteriyor- inanılmaz bir polis şiddetiyle, şiddeti bile aşan açıkça insanlık dışı muameleyle karşı karşıya kaldılar. Başbakanımız giderken tam tersi bir tavır izleyerek gitti. Daha önce de zaten aynı tavrı biz görmüştük, “Kadın mıdır, kız mıdır nedir?” derken ya da “Adamın biri ölmüş, bana ne.” derken. Şimdi, ben, size soruyorum: Siz, Bakanlar Kurulunda bu insanlık dışı muameleye karşı ne diyeceksiniz? Gençlerin karşılaştığı bu inanılmaz muamelenin hesabının sorulması için ne yapacaksınız? Sayın Başbakan tersini savunsa  bile bu insanlık dışı muamelenin hesabını sormak için ne yapacaksınız?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Batum.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; önce Rize’yle ilgili son durumu kısaca arz edeyim.

Rize Valisinin verdiği bilgiye göre, Atatürkçü Düşünce Derneğinde, esnaftan olduğu söylenen vatandaşlarla gösteri yapan vatandaşlar arasında bir itiş kakış, bir gerilim yaşanmış. Polis ayırma için müdahale etmiş, bu müdahale sırasında esnaftan 4 kişi gazdan rahatsız olup hastanede ayakta tedavi görmüş, ayrılmış. Onun dışında hastanede herhangi bir yaralı veya vahim durumda olan kimse yok. Hastaneye herhangi bir nedenle müracaat eden kimse yok. Atatürkçü Düşünce Derneğinin etrafında toplanmış olan kalabalık dağılmış, herhangi bir olay veya bir saldırı söz konusu değil. İçeride 20-25 kişi olduğunu söylüyor, “Onların da tahliye edilmesi için çalışıyoruz fakat içerideki göstericilerden bazıları çıkmak istemiyorlar, biraz işi sosyal medya üzerinden daha çok duyurmak için içeride kalmayı tercih ediyorlar.” gibi bir tespiti var Sayın Valinin. “Onları da ikna etmeye çalışıyoruz çıkmak için. Çıkmak isteyenleri çıkarıyoruz ama çıkmak istemeyenleri de işi büyütmeden çıkmaya ikna etmeye çalışıyoruz...” Rize Valisinin verdiği bilgi bu. Herhangi bir yaralanma… Dediğim gibi, 4 tane esnaftan kişi gazdan rahatsızlanmış, onlar hastanede ayakta tedavi görüp taburcu edilmişler. Son durum bu. Yani, Vali endişe edilecek, herhangi bir vatandaşla ilgili endişe duyulacak bir vahim durum olmadığını söylüyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben şimdi Rize ilçe başkanımızla konuştum, “Şu anda içeri girdim, orada emniyet müdürüyle beraberiz, grubu saran büyük bir kesim var, dışarıya çıkarmıyorlar.” diyor. “Hatta, bir çocuk, genç çıktı dışarıya, saldırdılar.” diyor. “Biz istiyoruz ki, yani bu grubun önünü polis kessin ve bunları dışarıya çıkaralım. Hâlâ çıkarmıyorlar.” diyor. Burada yanlış bilgi veriliyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çıkarırlar, çıkarırlar Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Yahu, şimdi konuştum, şimdi konuştum.

Ama bunun sorumlusu… Sokağa çıkamayacaksınız!

BAŞKAN – Sayın Genç, bilgilendirdiniz, teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, yani çok kritik dönemlerden geçiyoruz, bunu ciddi bilgilerle yapmamız lazım. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak burada sağlıklı bir açıklama geldikten sonra değerlendirme yapalım. Yanlış neticeler olur. Lütfen yani…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, şimdi konuştum ben, “Valinin, emniyet müdürünün yanındayım.” diyor… Yanlış bilgi veriliyor.

BAŞKAN – Sayın Vural haklısınız. Bakanın söyledikleri böyle.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bunu bir başka şeye getirmeyelim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, şimdi, yaklaşık yarım saattir Rize Valisine ulaşmaya çalışıyoruz. Aradığımızı bilmesine rağmen, telefonlarımıza çıkmıyorlar ve zahmet edip bir geri dönüş yapmıyorlar. Bakın, bu durum bir alışkanlık hâline geldi. Sayın Bakanın telefonuna çıkan Vali, siyasi parti mensubiyetine göre, anladığımız kadarıyla, bir davranış gösteriyor. Orada acil bir durum olduğu zaman da valiler arasında böylesi bir alışkanlık giderek yaygınlaşıyor. Atanmış bir kişinin, Meclisin iradesini temsil eden milletvekilinin telefonuna cevap vermeme ya da geri dönmeme gibi bir hakkı yoktur. Bu konuda, gerekirse, İçişleri Bakanı bütün valiliklere bir genelge göndersin, ciddi bir keyfî uygulama, korkarız ki günün birinde acı bir sonuçla önümüze gelecek.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baluken.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Uzunırmak.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın görüşülen kanun tasarısının çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 152 üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Şimdi, biraz önce BDP Grubu adına konuşan Sayın Hasip Kaplan’ın konuşma metninde dikkatimi çeken bir nokta var, bunun vuzuha kavuşması gerekiyor. Cümleleri aynen okuyorum: “Eğer sonradan bu kalabalıklara karışarak kendi parti flamalarını çıkaran, bayrakları çıkararak ırkçılık, ayrımcılık, şovenizm ve saldırganlığını o alanda dahi, o sivil alanda dahi kusan kendini bilmez siyasetçilerin.” diyerek devam ediyor. Bayrakların, parti flamaları ayrılmış… Tekrar ediyorum: “Eğer sonradan bu kalabalıklara karışarak kendi parti flamalarını çıkaran, bayrakları çıkararak ırkçılık, şovenizm.” gibi… Eğer bundan kastedilen, Türk Bayrağı ırkçılık ve şovenizmin bir simgesi olarak anlamlandırılıyorsa…

SIRRI SAKIK (Muş) – Orada farklı şeyden bahsediyor, bayraktan bahsetmiyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Parti flamaları ayrılmış. “Parti flamaları” ifade edildiği hâlde, arkasından “bayrakları çıkararak” derken Türk Bayrağı kastedildiyse bu yanlış ifadenin düzeltilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Kasıt o değil, partilerden bahsediyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bir kasıt yok.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453) (Devam)

 

 

 

BAŞKAN - Sayın Bakan, herhâlde sorulara da yazılı olarak cevap vereceksiniz.

Bir önerge vardır, okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 453 Sıra sayılı Yüksek Öğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2nci maddesine bağlı Ek Madde 152’de yer alan “Kanuni Üniversitesi” adının “Adana Kanuni Üniversitesi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla. 29.05.2013

 

           Muharrem Işık                    Fatma Nur Serter               Mehmet Hilal Kaplan

               Erzincan                               İstanbul                                 Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

453 sıra sayılı YÖK Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine verdiğimiz önerge lehinde düşüncelerimi açıklayacağım.

Değerli milletvekilleri, içinden geçtiğimiz süreç sıkıntılı bir süreç. İzin verirseniz Sayın Bakanım, ben biraz üniversitelerle ilgili konuşmak istiyorum. Anımsarsınız, Cumhuriyet Halk Partisi olarak 14/12/2011 tarihinde -149 sayılı kanun teklifimizde- Gebze bölgesinde “Gebze Üniversitesi” adıyla yeni bir üniversitenin kurulması hakkında kanun teklifi verdik. Ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla bu kanun teklifimiz reddedildi. Oysa, Mecliste bugün grubu bulunan tüm siyasi partiler seçim meydanlarında Gebze bölgesinde yeni bir üniversitenin kurulması noktasında hemfikirlerdi ve söz vermişlerdi.

Yine hatırlarsınız, bu kürsüden Gebze bölgesinin sorunlarını dile getirirken Gebze’nin birinci sorunu, öteden beri hak ettiği il olma talebinin yanı sıra, il olmadan da daha önemli olan Gebze üniversitesinin kurulmasını talep etmiştik. Nedeni de şu, ısrarla Gebze üniversitesinin olmasının Gebzeliler için, o bölge için olmazsa olmazlarımızdan bir tanesi şu: Kontrolsüz büyüyen sanayileşme, beraberinde hızla göç alması ve çarpık kentleşmenin getirdiği olumsuzlukları azaltmak için kent kültürünü benimseyen, çağdaş yaşamı arzulayan ve Gebzeli olma bilincini öne çıkaran, özgür düşünebilen, insan haklarına saygılı, ilçesini ve ülkesini, milletini seven nesiller yetiştirmek için üniversite bizim için vazgeçilmezdir.

Göç nedeniyle yaşam tarzlarının farklı olduğu, bir araya geldiği bu kentte ortak yaşam alanları ve sosyal donatılarıyla zenginleştirilmiş bir kent kültürünü benimsetmek hatta hayata geçirmek, Gebze halkıyla kültürel ve sosyal olarak, sportif olarak entegre olmuş, sanayisiyle ARGE çalışması yapılabilecek bir üniversite bizim için vazgeçilmezdir. Bu nedenle biz böyle bir kanun teklifini hazırlamış olduk. Bizim teklifimiz reddedildi. Üstelik Adalet ve Kalkınma Partisinin Kocaeli milletvekillerinin ret oyu vermesiyle gerçekleşti.

Değerli milletvekillerimiz, sonradan bu Kocaeli milletvekilleriyle yaptığım görüşmede “Siz haklısınız. Biz de seçim döneminde böyle bir söz verdik, sözümüzü yerine getireceğiz. Sizin verdiğiniz kanun teklifini reddettik ama bekleyin biz vereceğiz, siz bize destek verin...”

Sayın Işık, isminizi özellikle zikrediyorum, kalkıp bu kürsüden yanıt vermenizi istiyorum. Siz Kocaeli ve Gebze’deki medyaya şu sözü verdiniz: “2013-2014 öğretim yılında Gebze üniversitesini kuracağız. Bizim istediğimiz gibi olmasa da mevcut bulunan GYTE üzerinden 4 yeni fakülte ile kuracağız ve öğrenime açacağız.” dediniz. Sizin özellikle isminizi kullanmamın nedeni şu: Hem Eğitim Komisyonunun Başkanısınız hem 5 tane yeni üniversite kuruluyor hem siz Gebze halkına, o bölgede yaşayan halka söz vermiş olmanıza rağmen sözünüzü yerine getiremiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum: “Bu bölgedeki insanlara haksızlık yapıldı.” dediğim zaman, bana diyorlar ki: “Sen Kocaeli’nin değil Gebze’nin milletvekilisin.”

Bakın, size bir şey hatırlatmak istiyorum: Kocaeli’nin nüfusunun yüzde 48’i Gebze bölgesinde -Çayırova, Darıca, Gebze ve Dilovası’nda- yaşamakta. Kocaeli Üniversitesinin 45 bin öğrencisi var, 35 tane meslek yüksekokulu var, üzülerek ifade ediyorum 1 tane öğrenci ve 1 tane meslek yüksekokulu Gebze bölgesinde değil. Şimdi, 7 milletvekilinin olduğu sizin partinizde, bir bakanın, Eğitim Komisyonu Başkanınızın olduğu bir bölgede verilmiş bir sözü yerine getirmemenin yanı sıra Gebze’ye yapılan bu haksızlığı ve özellikle millî eğitimi okullar açısından, sınıflarda kişi başına düşen öğrenci açısından göz önüne getirdiğimizde Sayın Bakanıma ve sayın milletvekillerime sormak istiyorum: Bunu nasıl telafi edeceksiniz? Sayın Işık, çıkıp şu kürsüden “2013-2014’te eğitim öğretime açacağım.” dediğiniz Gebze üniversitesi sözünüzde durmanızı istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Işık.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Mehmet Hilal Kaplan’ın ifade ettiği sözümüzün arkasındayız. Gebze üniversitesinin kuruluşuyla ilgili çalışmalarımız tamamlandı, inşallah bu Meclis Yasama Yılı bitmeden bunun kanunlaşması için de çalışmamızı yürütüyoruz, hiç endişeniz olmasın. Biz verdiğimiz her sözün arkasında duruyoruz.

Ayrıca, Gebze bizim eğitimde en öncelikli bölgemiz. 2013 yılı içerisinde, Gebze’de biliyorsunuz bu sene fen lisemizi açıyoruz, bu Gebze’miz açısından son derece önemli bir gelişme.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu, Komisyonun cevap vereceği bir konu değil ki!

 MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Gebze’miz açısından son derece önemli eğitim eksikliklerinin tamamlanması noktasında da çok ciddi çalışma yapıyoruz. İnşallah bunları önümüzdeki süreçte kürsüden de paylaşırız.

Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani Gebze Kocaeli konusu Komisyonun konusu değil ki, Komisyonla ilgili bir konu değil.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani Kocaeli Milletvekili olarak cevap verir.

BAŞKAN – Sayın Vural, sataşma olduğunu gayet iyi gördünüz. Sataşmadan kendisi kürsüye gelmek istemedi, onun için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir sataşma olduysa, Komisyon Başkanı olarak…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istemiştim.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım efendim.

Karar yeter sayısı…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, elektronik yapalım.

BAŞKAN – Elektronik yapalım, peki, buyurunuz.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.44

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Tasarının 2’nci maddesine bağlı ek madde 152 üzerinde Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi madde 2’ye bağlı ek madde 152’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                            Kapanma Saati: 20.51

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

453 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile Çevre Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

4.- Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile ve Çevre Komisyonu Raporu (1/627) (S. Sayısı: 297)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

 

5.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere, 6 Haziran 2013 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.54



(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde, hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 453 S. Sayılı Basmayazı 30/5/2013 tarihli 113’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.