TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                108’inci Birleşim

                                                                                        22 Mayıs 2013 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın’ın, Gümüşhane ilindeki ulaştırma yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, termik santrallerin yarattığı tahribatlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, NSU davası ve Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Çorlu’da bir adliye sarayı yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 44 Malatyaspor futbol takımının Bölgesel Amatör Futbol Ligi’nde birinci olmasına rağmen şampiyon ilan edilmeyerek hakkının yendiğine ilişkin açıklaması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde ÖSYM sınavlarının yapılmadığına ve bu konuya el atılması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, ÇAYKUR’un uyguladığı kota nedeniyle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde çay üreticilerinin zor durumda bulunduğuna ilişkin açıklaması

5.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarında Kırklareli Vize’de Atatürk Anıtı’na çelenk koyan CHP İlçe Başkanlığına ceza kesilmesine ve her millî bayramda çelenk koymaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Millî Eğitim Bakanlığının bilişim teknolojisi öğretmeni atamak için uyguladığı yönteme ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul’da pek çok okulun 2013-2014 eğitim öğretim yılında kademesiz geçişle değişime uğrayarak farklı bölümlerinin kapatılacağı iddialarına ve Ataşehir ilçesindeki imar sorunlarına ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, meraların kullanım hakkının ihale yoluyla değil, meraların bulunduğu yerlerdeki köylülere verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Çerkezköy-Saray duble yolunun yapımındaki sorunlara ilişkin açıklaması

10.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, sulu tarım yapan üreticilerin elektrik borçları nedeniyle zor durumda bulunduklarına ilişkin açıklaması

11.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, bir üst lige çıkan Gümüşhanespor ve Rize Pazarspor’u tebrik ettiğine, Ziraat Türkiye Kupası final maçı için pek çok milletvekilinin davetiye bulamadığına ve bu konuda Meclis Başkanlığını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

12.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’deki dolu yağışına ve tutuklu milletvekillerinin yemin edip çalışmaya başlamaları için Meclis Başkanlığını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

13.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin yapımıyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

14.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, devletin doğal afetlerden zarar gören çiftçilere sahip çıkması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Hükûmetin, Özgür Suriye Ordusuna her türlü yardımı yapmasına rağmen, verilen giysilerden dolayı hicap duyduğunu dile getirmesinin çifte standart olduğuna ilişkin açıklaması

16.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 21 milletvekilinin, baz istasyonlarının kontrolsüz şekilde artması sonucu insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/630)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, Kütahya'da yapılan özelleştirmelerin ilin sosyoekonomik yapısına olan etkilerinin ve yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/631)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, göç veren illerimizde göçe neden olan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/632)

 

B) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Fas Temsilciler Meclisi Maliye ve Ekonomik Kalkınma Komisyonu Başkanı Said Khairoune ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 1990 yılından günümüze kadar gerçekleşen faili meçhul cinayetlerin araştırılması, sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilen (l0/491) esas numaralı Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, 23/3/2012 tarih ve 3951 sayı ile özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunların araştırılması, gerekli önlemlerin alınması ile 22/5/2013 tarih ve 13393 sayı ile özel güvenlik personelinin yaşadığı sıkıntıların araştırılması, mevzuat ve uygulamalardan dolayı ortaya çıkan mağduriyetin tespiti, bu sorunların giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekili tarafından Murat Nehri üzerinde inşa edilen HES'lerin Palu-Genç-Muş demir yolu hattına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 24/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, İzmir Milletvekili Ali Aşlık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453)

4.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Arşiv Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/653) (S. Sayısı: 420)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kamu Kurum ve Kuruluşlarına İşçi Alınmasında Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik kapsamında yapılan işçi alımlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21323)

2.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, olası bir depremin olumsuz etkilerinden korunmak için alınan önlemlere ve hizmet binalarının depreme dayanıklılığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21325)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ihalelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21326)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık personelinin psikolojik taciz (mobbing) şikayetlerine ve yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21327)

5.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Kaz Dağlarındaki madencilik faaliyetlerine ve çevre, hayvan ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21328)

6.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’daki bağlı kurum ve kuruluşlara yapılan açıktan personel atamalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21605)

7.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığın tanıtım giderlerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21606)

8.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlıktaki engelli personele yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21607)

9.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, Elmadağ merkez Orman mevkisinde kurulacak taş ocağının çevreye etkilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21614)

10.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’nin Pınarhisar ilçesinin Yenice beldesinde bir firmanın maden ruhsatı alması ile Kırklareli’ndeki maden alanlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21620)

11.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde arama yapılan petrol kuyularına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/21621)

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, TBMM ve bağlı kurumlarda yaşanan hırsızlık olaylarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/22634)

22 Mayıs 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 108’inci Birleşimini açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Gümüşhane ilinin ulaştırma yatırımları hakkında söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın’a aittir.

Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın’ın, Gümüşhane ilindeki ulaştırma yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane ili ulaştırma yatırımları üzerine gündem dışı söz almış bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, geçtiğimiz hafta bir üst kümeye şampiyon olarak çıkan ve son şampiyonluk maçında da Yozgat’ta beraberce horon oynayıp halay çektiğimiz Gümüşhanespor’u yürekten tebrik ediyor, emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.

Konumuz olan Gümüşhane’nin ulaştırma yatırımlarına gelecek olursak “Hayaldi, gerçek oldu.” dediğimiz projeler bir bir Gümüşhane’de yer bulmaktadır. Özellikle kara yolları ulaştırması açısından Doğu Karadeniz’i Doğu Anadolu ve Orta Anadolu’ya bağlayan kavşak noktasındaki Gümüşhane’miz, maalesef, yıllardır ihmal edilmiş olup 2002 yılına kadar 1 kilometre duble yolu olan şehir, bugün 27 kilometre duble yol ihale edilmiş ve yapılmakta olan projelerle de 150 kilometre duble yola ulaşmış olacak ve böylece de Gümüşhane, il merkezinden komşu iller olan Trabzon’a, Erzincan’a ve Bayburt’a duble yolla bağlanmış olacaktır. Ayrıca, 2002 yılına kadar, on yılda 245 milyon harcama yapılırken, sadece geçtiğimiz yıl Gümüşhane’de 192 milyon Türk lirası kara yollarına harcanmıştır.

Duble yollar olarak, özellikle Köstere-Gümüşhane yani Zigana Dağı-Gümüşhane arası 26 kilometre, Gümüşhane merkez-Kale arası 19 kilometre, Kale-Bayburt arası 16 kilometre, Pirahmet-Kelkit 26 kilometre, Kelkit-Erzincan 60 kilometre olarak şu anda tümünün ihalesi yapılmış olup şehir bağlantılarında ihalesi yapılmamış olan ve bekleyen herhangi bir duble yol söz konusu değildir.

İl yolu olarak da yıllardır sorun olan Kelkit-Şiran yolu 30 kilometre tamamlanmış, Şiran-Çamoluk yol ayrımı 27 kilometre tamamlanmış, İkisu-Şiran yolu -ki 1997’de ihale edilmiş- yaklaşık on altı yıldır yapılmakta olan yol, bu yıl Allah’ın izniyle Tersun Dağı da asfaltlanarak iki ilçe birbirine bağlanacaktır. Arzular-Yağmurdere ve Köse-Bayburt yolları da devam eden yollar arasındadır.

Yine, şehir çevre geçişi olmayan ve Gümüşhane’nin kuzeyinden Kuşakkaye eteklerinden geçecek olan 11,5 kilometrelik şehir çevre yolu ihale edilmiş olup bu yolun 6 kilometresi tünel, 1,5 kilometresi viyadük olmak üzere tamamlandığında bugünkü ihale bedeliyle yaklaşık 500 trilyonluk bir ihale bedeliyle, yani 500 milyona ihale edilmiş olup Gümüşhane’nin cumhuriyet tarihi boyunca yapılmış en büyük ihalesidir, Sayın Başbakanımızın takdirleri ve Ulaştırma Bakanlığımızın çalışmalarıyla Gümüşhane’ye hediyedir.

Yine, 1980’li yıllarda başlanıp 1.820 metrelik Zigana Tüneli on yedi yılda tamamlanmış, yapılırken 4 müteahhit iflas etmiştir ama şimdi, duble yollarda 9 kilometre, çevre yolunda 6 kilometrelik tüneller altı yedi aylık bir süre içerisinde açılmaktadır. Zigana Dağı Tüneli de 13 kilometrelik, 1.300 rakımdan giren ve çift dubleli tünel projesi tamamlanmaktadır ve yıl sonuna Allah’ın izniyle bu da ihale edilecektir.

Gümüşhane sadece kara yollarıyla değil, tabii ki… II. Abdülhamit’in rüyası, Mustafa Kemal Atatürk’ün de vasiyeti olan Erzincan-Gümüşhane tren yolu da; avanprojesi ihale edilmiş olup bu proje de tamamlanmıştır. 220 kilometrelik proje, Kelkit, Gümüşhane ve Torul’dan sonra Karadeniz sahil yoluna ulaşacaktır, inşallah da kısa süre içerisinde uygulaması ihale edilip 2023 vizyonu içerisinde de halkımızın kullanımına sunulacaktır.

Havaalanı açısından baktığımızda da, 1998’de yapılmış olan Salyazı Havaalanı etüt projeye koydurulmuş olup halkın yolu hâline getirilen havaalanlarından, bu hizmetten Gümüşhane de yararlanacaktır. Hükûmetimiz döneminden önce 25 havaalanı kullanılırken bugün 49 havaalanına ulaşılmış olup 50’nci havaalanı, Allah’ın izniyle, Gümüşhane Salyazı olarak Hükûmetimizin gayretleriyle yerine ulaştırılacaktır.

Tabii ki köy yollarına 120 milyon ve Doğu Karadeniz Turizm Master Planı’na da 7 milyon para harcanmıştır. Diğer taraftan, Atatürk’ün “Her gittiğim yerde köylüler benden okul ve yol istedi.” dediğini hatırlayarak bu doğrultuda Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğanda “Ulaştırma, enerji ve haberleşme kalkınmanın temel altyapısıdır, yol medeniyettir.” demiştir. İşte, Mustafa Kemal Atatürk’ün o gün çizdiği, Recep Tayyip Erdoğan’ın gerçekleştirerek medeniyeti Gümüşhane’ye taşıdığı bir süreçte mutluluklarımızı Hükûmetimizle paylaşıyor, tüm Türkiye’de yaşayan insanları ve Meclisimizdeki arkadaşlarımızı yarın açılacak olan Atatürk Kültür Merkezi’ndeki “Gümüşhane Günleri”ne davet ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Gündem dışı ikinci söz, termik santrallerin yarattığı tahribatlar hakkında söz isteyen Bingöl Milletvekili İdris Baluken’e aittir.

Buyurunuz Sayın Baluken.

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, termik santrallerin yarattığı tahribatlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Termik santrallerin zararlı etkileriyle ilgili biraz Genel Kurulu bilgilendireceğim ve seçim bölgem olan Bingöl’de yapılması düşünülen termik santrallerle ilgili düşüncelerimizi aktaracağım.

Değerli milletvekilleri, bildiğimiz gibi, termik santraller kömür, akaryakıt ve gaz gibi fosil yakıtların yakılması yoluyla enerji üreten, elektrik üreten yapılardır. Tabii, bunların ne kadar masum olduğunu iktidar partisi milletvekilleri buraya her geldiğinde ifade ediyorlar ancak bunların çevreye, doğaya, insan sağlığına ne kadar zararlı olduğunu da bizler her kürsüye çıktığımızda burada ifade ediyoruz.

Termik santrallerle enerji elde etmek için yakılan bu fosil yakıtlardan bacalar aracılığıyla karbonmonoksit, karbondioksit, metan, azot oksitler, kükürt oksit, cıva, ağır metaller, arsenik, krom, kobalt, kurşun, mangan, çinko, baryum, talyum ve benzeri gibi radyoaktif partiküllerin olduğu pek çok zararlı madde ortama, atmosfere ve doğaya salınıyor. Bu termik santrallerin yapıldığı pek çok yerde bitki örtüsünü tamamen yok edecek şekilde sıkça asit yağmurlarının zarar etkilerine doğa ve insan sağlığı maalesef maruz kalıyor.

Özellikle bu termik santrallerin zararlı etkilerini bitki örtüsü üzerinde en fazla yaşatan gazlar kükürtdioksit ve azot oksitlerdir. Termik santrallerin olduğu yerlerde bu bitki örtüsünün maruziyetiyle, akut maruziyetiyle oradaki bütün bitkilerin tamamen yok olması, kronik maruziyetle de bitki örtüsünün zaman içerisinde büyük oranda tahrip olması riski var.

Termik santrallerle üretilen enerjinin yüzde 30 ile 40’ı dışındaki enerji “kaçak enerji” olarak adlandırılıyor ve bu termik santrallerin pek çoğu soğutma suyuna ihtiyaç duyduğu için bir akarsuyun, denizin ya da nehrin kıyısına yapılıyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu soğutma suyu kullanan termik santrallerden çıkan atıkların tamamı da bu akarsuya, ırmağa ya da denize geri dönecek şekilde aktarılıyor ve sorun tam da buradan başlıyor. Şimdi, özellikle, yapılan araştırmalarda, termik santrallerin olduğu yerleşim yerlerinde hem bu bacadan çıkan kimyasalların hem de suya karışan atıkların etkisiyle kanser hastalıklarında ciddi oranda artışlar olduğu gözleniyor. Yine doğum anomalileri, doğumda çocukların, bebeklerin zekâ geriliğiyle doğması, zamanında olması gereken doğumların erken doğumla ya da düşükle sonuçlanması ve birtakım genetik anomalilerle çocukların hayata gelmesi gibi, radyoaktif madde maruziyetine bağlı pek çok sağlık probleminin yaşandığı bilinen bir gerçektir.

Aslında, bugün baktığımızda, bütün dünyada yenilenebilir enerji kaynaklarının, rüzgâr, jeotermal ve güneş enerjisinin öncelendiğini; termik santrallerin ve nükleer santrallerin de artık bütün dünyada neredeyse dışlandığını, yasaklandığını görebiliriz.

Bakın, bugüne kadar, ülkemizde de, Yatağan’dan tutun Aliağa’ya kadar, Mardin’den tutun Siirt’e kadar her yerde, termik santrallerin yapılma süreçleri işlediğinde halkımız bu süreçlere karşı net bir tutum ortaya koymuştur. Yani, İzmir’de, Manisa’da, Siirt’te, Mardin’de halkımız bu termik santralleri istemediğini açıkça ifade etmiştir. Şimdi, aynı riskle Bingöl halkı karşı karşıyadır. Bingöl’de Sancak beldemizde ve Karlıova ilçemizde termik santrallerin yapılmasıyla ilgili planlamalar ve projeler hayata geçirilmek istenmektedir. Hem Sancak halkımız hem de Karlıova halkımız bu tarz projelere asla müsaade etmeyeceğini defalarca Bingöl kamuoyuna, Bingöl basınına haykırmıştır. Çünkü, kendi çocuklarını öldüren, kendi yaşamlarında kanseri getiren, yaşadıkları çevreyi tahrip eden, doğayı tamamen talan eden projelere Bingöl halkı kesinlikle müsaade etmeyeceğini açık bir şekilde ifade ediyor.

Bugüne kadar, yaşanan savaştan dolayı o bölgede ormanlar yakıldı, köyler boşaltıldı, köyler yakıldı, insanlar faili meçhul cinayetlere kurban gitti, sakat bırakıldı, şimdi yeni bir süreci tartıştığımız dönemde doğa ve insan yaşamını termik santrallerle bu sefer talan etmeye yönelik bir planlamaya, bir projeye asla müsaade etmeyeceğiz. AK PARTİ Grubunu Bingöl’deki Sancak ve Karlıova’da yapılması planlanan bu termik santrallerle ilgili planlamaları tekrar gözden geçirmeye davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Termik santrallerin bir bütün olarak, ülkemizde bir enerji kaynağı olarak halkımızın önüne getirilmesinin de kabul edilemez bir politika olduğunu vurguluyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Gündem dışı üçüncü söz, NSU davası ve Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, NSU davası ve Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Almanya’da yaşanan, vatandaşlarımıza yönelik NSU davası ve Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

Bundan önce, öncelikle değinmem gereken çok acil bir konu var. 15 Mayısta Şanlıurfa’da yaşanan sağanak yağış nedeniyle Urfa merkez ve bağlı olan köylerde ve ilçelerde büyük bir hasar meydana gelmiştir.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Antep’te de, Antep’te de…

MAHMUT TANAL (Devamla) - Çiftçilikle uğraşan vatandaşlarımız gerçekten zarar görmüştür. Bu konuda sayın Hükûmetin Şanlıurfa’da hasar tespitini bir an önce yaparak vatandaşlarımızın, çiftçilerimizin bu hasarının ödenmesini ve önceki yıllara ait, çiftçilerimizin ödenmemiş primlerinin ödenmesini arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, 6 Mayıs 2013 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu olarak Almanya’nın Bavyera eyaletinin Münih kentine NSU davasını izlemek için gittik. Ancak, NSU davasında görmüş olduğumuz tespitleri şöyle sıralamak lazım: Orada, Türkiye’de olduğu gibi, 3 metre demir bariyer yoktu; plastik, lego tipinde, birbirine geçirmeli, yarım metre bariyerler vardı. Orada biber gazı, cop yoktu. Sırayla, uzun süreli bir bekleyişten sonra duruşmaya girebildik. Tabii, o uzun süreli bekleyişte… Hani hep şunu söyleriz: “Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak biz hakikaten dışarıda çok fazla itibar görüyoruz. Efendim, biz büyük bir devletiz.” Maalesef, onlar bizim ülkemize geldikleri zaman önlerine kırmızı halıları döşeriz, gayet rahat girerler; orada, hiçbir ayrıcalık olmaksızın, milletvekilli arkadaşlarla birlikte saat yedide kuyruğa girdik, dokuz buçuk gibi ancak duruşma salonuna girebildik.

Tabii ki bu NSU davasında, 2000 yılından itibaren Almanya’da Türk vatandaşlarımıza yönelik, sistemli, programlı olarak işlenen bir cinayet serisi söz konusu. Almanya’nın farklı şehirlerinde, farklı tarihlerde ve aynı silahla, susturuculu silahla Türk vatandaşlarımız enseden vurularak öldürülmüştür. 2000 yılından bugüne kadar, Almanya’da bu “döner cinayeti” diye lanse edilir. Aslında, bu işin içerisinde Almanya’da üst yetkililer yani devlete uzanan bir odak noktası olmazsa bu tür cinayetlerin olması imkânsız. Neden bunu söylüyoruz? Çünkü, Alman Anayasasını Koruma Kurulunun çıkarmış olduğu bir karar var, gizlilik kararı olan bir husus var. O da nedir? O dönemde, gerçekten, bu örgütü takip eden emniyet mensuplarının -belgelerin bir kısmı o dönem imha edildiği için- kimisi görevden alınmış, kimisi istifa etmiş, o anlamda büyük sıkıntılar var. Bu anlamda, biz duruşmayı izlemeye gittik, elimizde ne Almanca iddianame ne Türkçe iddianame vardı, hatta bu, bugüne kadar da elimize ulaşmış değil, kendi imkânlarımızla edinmeye çalışıyoruz, hâlen ulaşamadık. Bu bir turistik gezi olmamalı, sadece oraya gitmekle vatandaşlarımızın bu mağduriyetini gidermemiş oluyoruz. Benim Hükûmet yetkililerinden, Dışişleri Bakanlığından istirhamım, bu iddianameye bir an önce ulaşıp, Türkçeye çevirip vatandaşlarımıza bu yardım ve katkıyı sunmamız gerekmektedir.

Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarımızın en büyük sorunlarından bir tanesi de çifte vatandaşlık. Değerli milletvekilleri, Dışişleri Bakanlığını bu konuda görev yapmaya davet ediyorum. Nedir? Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlara çifte vatandaşlık tanınmıyor, 166 ülkeye tanınıyor ancak Türkiye Cumhuriyeti devletine tanınmıyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından eş olayı için Göçmen Yasası’nın 30’uncu maddesinde dil bilme şartı var. Bu dil bilme şartı sadece Türk vatandaşlarına tanınmış ancak Alman Anayasası’nın 3’üncü maddesi “Eşitlik ilkesi esastır.” diyor, Alman Anayasası’nın 6’ncı maddesi “Ailenin korunması esastır.” diyor. Aynı zamanda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14’üncü maddesi ve 8’inci maddesi “Tüm haklardan tüm insanlar yararlanır.” diyor. Ancak, Almanya’daki vatandaşlarımız, bu yöntemleri… Bugüne kadar hukuksal destekten, yardımdan mahrum kaldıkları için, Dışişleri Bakanlığı bu konuda devreye girmediği için vatandaşlarımız mağdur durumda. Öncelikle, Dışişleri Bakanlığının bünyesinde kurulmuş olan hukuk komisyonlarının Almanya’daki vatandaşlarımızın bu çifte vatandaşlıktan yararlanması için Alman Anayasası’nın 3’üncü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) - …maddesi, 6’ncı maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7, 8, 14’üncü maddelerini devreye sokarak vatandaşlarımızın bu mağduriyetinin giderilmesini arz eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Gündeme geçmeden önce sisteme girmiş sayın milletvekillerimize birer dakika söz vereceğim.

Sayın Köprülü...

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Çorlu’da bir adliye sarayı yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Trakya’nın en büyük yerleşim yeri konumundaki Çorlu ilçesinde yıllardır dile getirilen, sorun olduğu bahsedilen ama bir türlü çözüme kavuşturulamayan adliye sarayı, gerçekten, Çorlu ilçemizde yaşayan vatandaşlarımız bakımından büyük bir çile olmaya devam etmektedir. Binanın yeri belirlenmiş, tam ihale aşamasındayken değiştirilmesinden kaynaklanan sorunlar büyümüştür. 2012 yılı rakamlarına göre, her yıl için 12 bin dava dosyası, 32 bin icra dosyasının açıldığı Çorlu ilçesinde adliye hizmetleri dört ayrı binada verilmeye çalışılmakta, hâkimler, savcılar, avukatlar, adliye personeli ve vatandaşlarımız mağdur olmaktadır. Ben, AKP’nin Trakya’da, Çorlu ilçesinde verdiği sözleri tutmasını ve adliye sarayının bir an önce temelinin atılıp faaliyete geçmesini diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köprülü.

Sayın Ağbaba…

 

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 44 Malatyaspor futbol takımının Bölgesel Amatör Futbol Ligi’nde birinci olmasına rağmen şampiyon ilan edilmeyerek hakkının yendiğine ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, ben, yüce Meclisin dikkatine bir şey sunmak istiyorum. Belki Türkiye’de yeni örneği var ama dünyada var mı bilemiyorum. Bizim, 44 Malatyaspor diye bir takımımız var, sarı kırmızılı. Bunlar yazkış demeden çalışarak, oynayarak, bileklerinin hakkıyla bu yıl şampiyon oldular, 70 puanla lider oldular ama şampiyon ilan edilmiyorlar. Aynı puana sahip bir başka takımı, Payas Belediyespor’u lider ilan ettiler. Bunun hukukta da yeri yok, bunun sporda da yeri yok. Maalesef, 44 Malatyaspor büyük bir haksızlığa uğruyor, 70 puanı ve averajı yüksek olmasına rağmen şampiyon ilan edilmiyor. Futbol Federasyonu hukuk kurulu da bu konuda çok çaba göstermiyor. Bunu dikkatlerinize sunmak istedim. 44 Malatyaspor’un 70 puanı, 56 averajı var; Payas Belediyespor’un 70 puanı, 52 averajı var. Lideriz, şampiyonuz ama hakkımız verilmiyor. Hakkımızı vermeyenleri Malatyalılar adına burada kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Dedeoğlu…

 

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde ÖSYM sınavlarının yapılmadığına ve bu konuya el atılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kahramanmaraş Afşin ilçemiz tarihî ve turistik özellikleriyle ön plana çıkmış bir ilçemiz. Özellikle Ashab-ı Kehf’in orada bulunması o ilçemize çok büyük bir değer de kazandırmaktadır. Afşin ilçemizin problemlerinden bir tanesi de 3 binlere ulaşan gençlerimizin ÖSYM imtihanları ve sınavları için başka illere, başka bölgelere gitmesidir. Buradan yetkililere sesleniyorum, ÖSYM sınavlarının Afşin’de yapılması noktasında bir an önce bu konuya el atılmasını talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dedeoğlu.

Sayın Bayraktutan…

 

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, ÇAYKUR’un uyguladığı kota nedeniyle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde çay üreticilerinin zor durumda bulunduğuna ilişkin açıklaması

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin en önemli geçim kaynaklarından biri çay tarımıdır. Son yıllarda ÇAYKUR’un uygulamış olduğu kota neticesinde özel sektör durumu fırsat bilmiş ve yarı fiyatına, vatandaşın elinden kalan çaylarını almıştır. Burada büyük bir tezgâh söz konusudur. Bölge halkı isyandadır. Vatandaş, toplamış olduğu yaş çayı yanmadan, bozulmadan fabrikaya vermek zorundadır. Elinde kalması sonucu çay yanacağı ve bozulacağı için vatandaş, en kısa yoldan elindeki çayı çıkarmak zorundadır. Fakat, ÇAYKUR’un uygulamış olduğu kota vatandaşın elinde çay kalmasına neden olmaktadır. Bu durumu fırsat bilen özel sektör, Hükûmetin açıkladığı taban fiyatın yarısına vatandaşın elinde kalan çayları almaktadır. Bu durum ahlaki değildir. Hükûmetin ÇAYKUR’a uygulattığı kota özel sektöre fırsat doğurmaktadır.

Özellikle dün, Artvin’in Arhavi ilçesi Kavak köyüne Rize’den gelen kamyonlar, vatandaşın elinde kalan çayları yarı fiyatına almıştır. ÇAYKUR’un kota uygulamasından dolayı elinde kalan çayı çıkartmak zorunda kalan çay üreticisi, bu durumun bir tezgâh olduğu, danışıklı bir uygulama olduğu düşüncesindedir.

Bu durum sadece Arhavi’de değil, Hopa’da, Kemalpaşa’da, Borçka’da, Fındıklı’da, Ardeşen’de, Pazar’da, Çayeli’de, Rize’de, Of’da, çay üretiminin yapıldığı her yerde, her köyde uygulanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Dibek…

 

5.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarında Kırklareli Vize’de Atatürk Anıtı’na çelenk koyan CHP İlçe Başkanlığına ceza kesilmesine ve her millî bayramda çelenk koymaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

 

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, pazar günü, bağımsızlık mücadelemizin ilk kıvılcımının çakıldığı gün olan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı’mızın 94’üncüsünü kutlamaya çalıştık. AKP iktidarının her türlü engellemesine rağmen, ülkemizin tüm il ve ilçelerinde vatandaşımız bayramına sahip çıktı. Kırklareli’de de bizler bayramımızı halkımızla kutladık.

Bu arada, parti örgütlerimiz o gün Atatürk anıtlarına çelenk koydular ama gelin görün ki Vize ilçemizde örgütümüzün koyduğu çelenk sonrası, bugün öğreniyorum ki -burada tutanağı- kaymakamlık makamı, yine, 23 Nisanda olduğu gibi, ilçe başkanlığımıza 182 lira idari para cezası kesmiş; gerekçesi de kamu güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı etkilemekmiş.

Tabii, şunu düşünüyorum: Yani, Atatürk Samsun’a çıktığında da biliyorsunuz, İstanbul Hükûmeti hakkında idam fermanı çıkarmıştı. Buradan bu meraklı kaymakamlara şunu söyleyeceğim: Yani, onlar ceza kesebilirler. Biz cezalarımızı öderiz ama her millî bayramımızda biz anıtımıza çelengimizi koyacağız Atatürk anıtına. Bunu buradan bir kez daha duyurmak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Sayın Yeniçeri…

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Millî Eğitim Bakanlığının bilişim teknolojisi öğretmeni atamak için uyguladığı yönteme ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanlığı, FATİH Projesi kapsamında Eğitimde Teknoloji Kullanımı Kursu açmıştır. Bakanlığın mevcut öğretmenlere vereceği yüz saatlik kursu bitirenlerin bilişim teknolojileri rehber öğretmeni olarak görevlendirildiği açıklandı. Hâlbuki, üniversitelerin dört yıllık bilişim teknolojileri bölümünden dört yıl boyunca 3.024 saat ders görerek mezun olan ve atama bekleyen binlerce genç bulunmaktadır. Bakanlık, atama bekleyen bu gençleri bu dersler için görevlendireceği yerde, son derece yanlış bir yöntem uygulamaya sokmuştur. Yüksek eğitim görmüş, atama bekleyen bilişim öğretmenlerine Millî Eğitim Bakanlığı açıkça haksızlık etmektedir. Bilişim teknolojileri mezunları ataması derhâl yapılmalı, bu derslere onlar girmelidir. Bilişim derslerine bilişim teknolojisi öğretmenleri atanmalıdır. Bakanlık, kursla öğretmen tayininden vazgeçmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Öğüt…

 

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul’da pek çok okulun 2013-2014 eğitim öğretim yılında kademesiz geçişle değişime uğrayarak farklı bölümlerinin kapatılacağı iddialarına ve Ataşehir ilçesindeki imar sorunlarına ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sağ olun Başkanım.

İstanbul’un birçok ilçesinde olduğu gibi, Kadıköy ilçesinde de bulunan Nurettin Teksan, Mustafa Aykın, Faik Reşit Unat ilköğretim okulları gibi pek çok okulun 2013-2014 eğitim öğretim yılında kademesiz olarak değişime uğrayarak farklı bölümlerinin kapatılacağı iddiaları kamuoyuna yansımıştır. İl Millî Eğitim Müdürlüğünün bazı okullar için dönüşüm kararını, veliler kendileri tarafından yapılan başvurularda öğrenmişlerdir. Hâlihazırda tüm veliler tedirginlik içindedir. Kademesiz değişim öğrencileri mağdur duruma düşüreceği gibi, çocukların başka okullara yönlendirilmesiyle özellikle ulaşım ve ikametgâh konularında velileri maddi zarara uğratacaktır.

Ayrıca, Ataşehir ilçesinde Yenisahra ve Barbaros mahallelerinde askıya çıkarılan planlar halkın sorunlarına çözüm olamamıştır. Mustafa Kemal ve Âşık Veysel mahallerinin imar planları hâlen çıkarılamamıştır. Vatandaşlarımız merakla beklemektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Demiröz…

 

8.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, meraların kullanım hakkının ihale yoluyla değil, meraların bulunduğu yerlerdeki köylülere verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugünlerde meralarla ilgili bazı oyunlar sergilenmektedir. Meraların kullanım hakkı, yerindeki köylülere değil, ihale ile yandaşlara verilmek üzere çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin, Erzurum, Bursa illerimizde yapılan bu davranışın son örneği, yine, Bursa Yenişehir ilçesi Gündoğan ve Tabakhane mahallelerinde bulunan 900 dönümlük Yenişehirli hayvan üreticilerine yetmeyen meranın yine, ihale ile başkalarına verilmek istenmesidir. Olay gazetesi köşe yazarı Yusuf Kayışoğlu’nun “Kiralık mera isyanı” başlığı ile duyurduğu bu ihalenin, yarın yapılacak ihalenin iptal edilmesini ve mera kullanım hakkının Yenişehir hayvan üreticilerine verilmesini talep ediyorum. Bu oyunlara artık son verilsin, yoksa dün bahçelerde dağıtılan sütü, maalesef, arkadaşlarımız bulamayacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Yüceer…

 

9.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Çerkezköy-Saray duble yolunun yapımındaki sorunlara ilişkin açıklaması

 

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tekirdağ Çerkezköy-Saray arası duble yol yapımı 2009 yılında gündeme gelmiştir. Aynı yıl ihaleye çıkarılan ve yüklenici firmanın işi zamanında bitirmemesi nedeniyle ihalesi fesholan yol, 16 Mart 2012 yılında yeniden ihaleye çıkarılmıştır. İkinci kez yapımına başlanan yolun geçtiğimiz yılın temmuz ayında 7 kilometrelik bölümünde çalışmalar başlamış ancak yaşanan sel felaketinden dolayı yolda ciddi hasarlar meydana gelmiş, tekrar onarım çalışmaları yapılmıştır.

Yolun bitirilememesi hem Çerkezköylü hem Saraylı hemşehrilerimizi mağdur etmektedir. Sık sık yaşanan kazalar sonucunda 10 kişi hayatını kaybetmiştir.

Kamulaştırmada yaşanan sıkıntılar ve hak sahiplerinin yargıya gitmesi nedeniyle yol tamamlanamama tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çalışmaların yavaşlaması, yolun ödeneksizlik yüzünden bitirilemediği iddialarını akıllara getirmektedir. Daha fazla can kaybı yaşanmaması için bu sorunun bir an önce çözülmesini bekliyoruz Tekirdağlılar olarak.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüceer.

Sayın Toptaş…

 

10.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, sulu tarım yapan üreticilerin elektrik borçları nedeniyle zor durumda bulunduklarına ilişkin açıklaması

 

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Afyon, Kütahya, Uşak, Eskişehir gibi tarımın önemli olduğu illerde geçen yıl ve ondan önceki yıllarda sulu tarım yapan ancak su kuyularını elektrikle çalıştıran köylülerin, kooperatiflerin tümü elektrik borcundan dolayı icraya verilmiş. Şimdi elektrik dağıtım şirketi, gönderdiği bir genelgeyle bu su kuyularının elektriklerini kesmiş. Genelgeye göre icraya olan borçlarının dörtte 3’ünü ödemeleri hâlinde kalan kısmı da taksitlendirmeleri mümkün. Bunun dışında, bu borcu ödeseler bile en az bu ödedikleri borçları kadar teminat vermeleri hâlinde su kuyularına elektrik verileceği söylenmiştir. Geçen yıl zaten patates üreticisi, pancar üreticisi, salatalık üreticisi, sebze üreticisi zarar ettiği için bu borçlarını ödeyememişler. Şimdi, geçen yıl borcunu ödeyemeyen, bugün daha sulama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toptaş.

Sayın Canalioğlu…

 

11.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, bir üst lige çıkan Gümüşhanespor ve Rize Pazarspor’u tebrik ettiğine, Ziraat Türkiye Kupası final maçı için pek çok milletvekilinin davetiye bulamadığına ve bu konuda Meclis Başkanlığını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de öncelikle, Türkiye futbol liglerinde bu yıl gösterdiği başarılarından dolayı bir üst lige çıkan Gümüşhanespor’u ve Rize Pazarspor’u kutluyor, tebrik ediyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Bilindiği gibi, bugün Ankara’da Ziraat Türkiye Kupası final maçı var. Fenerbahçe ile Trabzonspor arasında olacak bu maçta, çekilen kura sonucunda, Trabzonspor ev sahibidir. Ama ne yazık ki bazı arkadaşlarımız, milletvekili olarak yaptıkları müracaatlarda yer olmadığını ve yerlerin dolu olduğunu, milletvekillerine bile yer bulmakta sıkıntı çekildiğini ifade ettiler ve bunun üzerine rica, minnet ve baskıyla birlikte yer bulma şansımız oldu. Ancak, araştırdığımız zaman, biletlerin, davetiyelerin ilgili-ilgisiz herkese verildiğini ve bu nedenle pek çok milletvekili arkadaşımızın da davetiye bulamadığını buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum, herkesi ve Meclis Başkanlığını göreve davet ediyorum.

Ayrıca, bu akşam yapılacak olan maçın dostça geçmesini ve sonuçta Trabzonspor’un kazanmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canalioğlu.

Sayın Genç…

 

12.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’deki dolu yağışına ve tutuklu milletvekillerinin yemin edip çalışmaya başlamaları için Meclis Başkanlığını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son zamanlarda ülkenin birçok yerinde meydana gelen dolu vurması dolayısıyla zararı olan birçok çiftçi var. Tunceli’nin de birçok yerinde dolu yağdı. Bunu belirtmek istiyorum.

Dün, Burdur Milletvekilimiz Ramazan Özkan’la beraber Silivri’ye gittik. Orada 2 milletvekili arkadaşımızı gördük. Şimdi, bu milletvekili arkadaşlarımız savunmalarını da yaptılar, iddianame de var, cebir ve şiddet kullanmak suretiyle darbe yapma suçuyla itham ediliyorlar. Bazı özel görevli mahkemeler, karşı  devrim mahkemeleri durumuna geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığını göreve davet ediyorum. Bu milletvekili arkadaşlarımız uzun süredir haksız yere tutuklanmış durumdadırlar. Bunların görevyeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir; her onurlu milletvekili gibi, bu arkadaşlarımız da burada milletin hizmetini görmek için seçilmişlerdir. Meclis Başkanı görevini yapmıyor, ihmal ediyor. Bir an önce bu milletvekillerimizin buraya gelip yemin edip göreve başlaması için Meclis Başkanını göreve davet ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Sayın Demir…

 

13.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin yapımıyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

 

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi hastanesinin bu sene temeli atılacaktı.Ama, basında çıkan haberlere göre 80 milyon liranın Van’a gittiği söylentileri var, basının ve Rektörün açıklaması var. Bu parayla ilgili, yatırım parasıyla ilgili  Muğla’nın TOKİ’ye borcu olduğu söylentisi var. Bu parayla ilgili, yatırımla ilgili, temel atmayla ilgili bir bilgi edinmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demir.

Sayın Doğru…

 

14.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, devletin doğal afetlerden zarar gören çiftçilere sahip çıkması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizde küresel ısınmalara bağlı olarak çok büyük ve ağır iklim değişiklikleri olmaktadır. Bunun sonucunda ülkemizde sel, dolu, heyelan, hortum, yıldırım düşmesi gibi doğal afetlerde, maalesef, çok büyük artışlar olmuştur. Çiftçiler ve halk bu doğal afetlerden büyük zarar görmektedir. Devletin, zarar gören çiftçiler başta olmak üzere, bütün insanlara yardımcı olması gerekmektedir. Bazı çiftçilerin sel ve dolu afetinden dolayı ürünleri tamamen yok olmuştur, bazı yerlerde yüzde 100 hasar vardır. Tokat ilinde de Kazova köyleri başta olmak üzere, Erbaa ilçesinde Kale köyünde de afetler büyük oranda oluşmuştur. Devlet, bu çiftçilere sigortalı-sigortasız ayrımı yapmadan sahip çıkmalıdır ve halkın ürününe de yoluna da yardım için afet fonu oluşturulmalı, bazı bölgeler de afet kararnamesine alınmalıdır diyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Aygün…

 

15.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Hükûmetin, Özgür Suriye Ordusuna her türlü yardımı yapmasına rağmen, verilen giysilerden dolayı hicap duyduğunu dile getirmesinin çifte standart olduğuna ilişkin açıklaması

 

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, Özgür Suriye Ordusunun üzerinde Türk ordusu tarafından verildiği iddia edilen üniformaların bulunması üzerine, bir milletvekili arkadaşımız soru önergesi verdi. Bugün, Türk Silahlı Kuvvetleri yetkilileri ve Millî Savunma Bakanlığı, bu milletvekilini, bu soru önergesini vermekle provokasyon yapmak yönünde suçladı.

Yirmi altı aydır devam eden iç savaşın en kanlı aktörlerinden olan ve bize göre bir katiller sürüsünden ibaret olan Özgür Suriye Ordusuna lojistik malzeme, bomba, sarin gazı da dâhil bütün silahları veren, onlara özel hastaneler kuran, onları Türkiye’ye getirip Türkiye’de de Reyhanlı gibi felaketlere yol açan Hükûmet, nedense o orduya verilen giysilerden dolayı hicap duyduğunu dile getirdi. Bu ahlaksız ahlak anlayışını, bu çifte standardı yüce Meclisin dikkatine sunarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 21 milletvekilinin, baz istasyonlarının kontrolsüz şekilde artması sonucu insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/630)

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Baz istasyonlarının kontrolsüz şekilde artmasıyla insan vücuduna yapmış olduğu etkilerinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken tedbirler konusunda, Anayasa’nın 98’inci Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Reşat Doğru                               (Tokat)

2) Bülent Belen                              (Tekirdağ)

3) Enver Erdem                              (Elâzığ)

4) Atila Kaya                                  (İstanbul)

5) Emin Haluk Ayhan                      (Denizli)

6) Ahmet Kenan Tanrıkulu               (İzmir)

7) Ali Öz                                        (Mersin)

8) Murat Başesgioğlu                      (İstanbul)

9) Münir Kutluata                           (Sakarya)

10) Ruhsar Demirel                        (Eskişehir)

11) Sadir Durmaz                           (Yozgat)

12) Yıldırım Tuğrul Türkeş              (Ankara)

13) Mustafa Erdem                         (Ankara)

14) Emin Çınar                               (Kastamonu)

15) Bahattin Şeker                         (Bilecik)

16) İsmet Büyükataman                  (Bursa)

17) Mesut Dedeoğlu                       (Kahramanmaraş)

18) Sümer Oral                              (Manisa)

19) Meral Akşener                          (İstanbul)

20) Sinan Oğan                              (Iğdır)

21) Cemalettin Şimşek                   (Samsun)

22) Mehmet Erdoğan                      (Muğla)

Gerekçe:

Son yıllarda GSM operatörlerinin artmasıyla birlikte uzmanların insan sağlığına olumsuz etkileri olduğunu her fırsatta dile getirmelerine rağmen, baz istasyonları halkın yaşam alanlarıyla iç içe olmaya başlamıştır. Gelir sağlamak için GSM şirketi ile anlaşma yapan apartmanlar dahi görülmeye başlandı. Kurulan baz istasyonları görülmesin diye de merdivenin altına gizleniyor.

Baz istasyonların olduğu mevkilerde hamile kadınların bundan ciddi şekilde sağlıkları etkileniyor. Çevrede bulunan okullardaki ilköğretim çağındaki öğrenciler, zihinsel engelli eğitim veren okullardaki öğrenciler için GSM baz istasyonu, tam anlamıyla ciddi bir sağlık sorunudur.

Baz istasyonlarının insanlara zarar verdiği konusunda birçok yargı kararı var. Söz gelimi, Ankara Asliye 9. Hukuk Hâkimliği baz istasyonunun zararlı olduğuna karar vermiş, Yargıtay da bu kararı 4. Hukuk Dairesi esas sayısı 2003/16434, karar sayısı 2004/971 ile onaylamış. Karar şöyle: "Binada çalışanlar için sağlık bakımından büyük endişeler taşıdığı, hatta yakın yıllara kadar istasyondan yansıyan radyasyonlardan kaynaklanan hastalıkla ölen kişiler olmamasına karşın, son üç dört yıl içerisinde ve tesise yakın binada çalışan 5 kişinin ölmesi, hâlen çalışmakta olan bazı kişilerin bu hastalığa tutulması, bu yerde çalışanların psikolojik olarak yaşamını olumsuz biçimde etkileyeceği ve bunun da psikolojik yapısında tedirginlik ve ümitsizlik yaratacağı, bu hâliyle de yaşamdaki sağlık değerleri düşünüldüğünde o yerde çalışmasının olumsuz hâle geleceği göz önünde tutulduğunda, davacının, zarar gördüğü kabul edilmeli ve kararın onanması gerekliği sonucuna varılmalıdır." diye kesin zararları belirleyen bir hüküm vermiştir.

Birçok tıpta uzman olan kişiler de baz istasyonlarının insan sağlığına zararları olduğu konusunda hemfikirdir. Baz istasyonları kurulduğundan beri sürekli tartışma konusu yapılmıştır. Birçok bilgi edindiğimiz kaynaklarda baz istasyonlarının zararları ile ilgili olarak şu bilgi verilmekte: Baz istasyonlarının çevresinde alıcı-verici olduklarından canlılar üzerinde statik elektrik, elektromanyetik alan oluşmaktadır. Oluşan bu elektromanyetik alanın insan vücudundaki ve doğal çevremizdeki (doğal) elektromanyetik alandan çok fazla olması sebebiyle mevcut biyolojik ve fizyolojik uyum bozulur. Bu da “elektromanyetik kirlilik” adı verilen bir tür çevre kirliliğine, cilt kanserine neden olur.

Bu işin tekniğini bilen bir çevreci, olayın bildiğimizden de vahim olduğunu şöyle sıralamakta:

-Baz istasyonları tarafından da yayınlanabilen mikrodalgaların dokulara iki temel etkisi bulunmaktadır:

-Mikrodalga dokuları ısıtır. (Termal etki)

- Mikrodalga hücrelerin kimyasını bozar. (Termal olmayan ya da kimyasal etki)

- Mikrodalgaların özellikle ikinci etkisi yani hücrelerin kimyasını bozarak oluşturduğu etki insan sağlığı açısından önem taşımaktadır. Yapılan araştırmalarda hücrelerin kimyasal etkiye maruz kalması ile şu sonuçların meydana gelebileceği saptanmıştır:

- Hücrelerde büyük moleküllerin (proteinler vb.) deforme oluşu.

- Hücre zarlarının birbirine yapışması.

- Hücre zarlarında delikler açılması (elektroporasyon).

- Ca-ATPaz ve Na-K-ATPaz enzimlerinin bozulması sonucu hücre dışına Ca”, Na' ve K' kaçışı.

- Sinir zarlarının bozuluşu, sinir zarlarının bozulması ile REM uykusu adı verilen rüya görmenin azalışı, EEG değişimleri, uykusuzluk, sinirlilik, unutkanlık, depresyon, baş ağrısı, baş dönmesi, Alzheimer, Parkinson, multipl skleroz gibi dejeneratif beyin hastalıkları meydana gelir.

- Hücre enzimlerinde bozulmalar.

- DNA tahribi.

Baz istasyonu kuracak olan GSM firmaları, apartman sahibi ile anlaşıyor, haylice yüksek kiralar ödüyorlar. Apartmanlarda ve çevrede oturanların çoğu bu istasyonların farkında değil. Bunun içindir ki insanları uyarmak aynı zamanda bir insanlık görevidir.

Bütün bunlar dikkate alındığında, insan vücuduna zarar veren baz istasyonları için Hükûmet tarafından acil önlemler alınmalıdır. Tüm bu gerekçelerle araştırma önergemiz hazırlanmıştır.

 

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, Kütahya'da yapılan özelleştirmelerin ilin sosyoekonomik yapısına olan etkilerinin ve yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/631)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kütahya'da yapılan özelleştirmelerin ilin sosyoekonomik yapısına olan etkilerinin ve yol açtığı sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 7/3/2012

1) Alim Işık                                                              (Kütahya)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

4 Ruhsar Demirel                                                     (Eskişehir)

5) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

6) Kemalettin Yılmaz                                                (Afyonkarahisar)

7) Sümer Oral                                                          (Manisa)

8) Ali Öz                                                                  (Mersin)

9) S. Nevzat Korkmaz                                               (Isparta)

10) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

11) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

12) Bahattin Şeker                                                    (Bilecik)

13) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

14) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

15) Özcan Yeniçeri                                                   (Ankara)

16) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

17) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

18) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                       (İzmir)

19) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

20) Reşat Doğru                                                       (Tokat)

21) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

22) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

23) Celal Adan                                                         (İstanbul)

 Gerekçe:

Cumhuriyet tarihi boyunca AKP hükûmetleri öncesinde görev yapan hükûmetler döneminde kurulmuş çok sayıdaki kamu iktisadi teşekkülü, AKP'nin tek başına iktidar olduğu son dokuz yıllık dönemde ülkemiz genelinde olduğu gibi Kütahya ilinde de “özelleştirme” adı altında neredeyse yok pahasına denecek kadar düşük ücretlerle satılmıştır. Bu satışların ardından, özelleştirilen tesislerde çalışan birçok insanımız mağdur edilirken AKP'ye yakın yeni zenginler yaratılmış ve iş yerlerindeki çalışma barışı bozulmuştur.

AKP döneminde yapılan özelleştirmeler nedeniyle çok sayıda insanımızın mağdur olduğu illerden birisi de hiç şüphesiz ki Kütahya ilidir. AKP'nin iktidara gelir gelmez hemen özelleştirme kapsamına alarak 2004 yılında özelleştirdiği Kütahya Şeker Fabrikası, Azot Fabrikası (TÜGSAŞ) ve Eti Gümüş AŞ ile 2009 yılında özelleştirdiği Osmangazi Elektrik Dağıtım AŞ'de çalışan birçok insanımız ya emekliliğe zorlanarak emekli edilmiş ya da 4/C kapsamında diğer kamu kurum veya kuruluşlarına gönderilmişlerdir. Kuruluşlarda kalanlar ise çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalmışlardır.

Son olarak 2011 yılında özelleştirilen Kütahya Manyezit İşletmeleri AŞ (KÜMAŞ) bünyesinde çalışan çok sayıda insanımızın akıbetinin de öncekilerden farklı olmayacağı tahmin edilmektedir.

Kuruldukları tarihlerden itibaren yıllarca Kütahya ekonomisine ve istihdamına çok önemli katkıları olmuş bu tesisler, Kütahya'daki milletvekillerinin çok büyük bir bölümünün AKP'ye ait olduğu ve AKP'nin tek başına iktidarda bulunduğu bir dönemde “özelleştirme” adı altında gerçek piyasa değerlerinin çok altında ve neredeyse hurda fiyatlarıyla satılmışlardır. Anılan tesislerin satılmasıyla Kütahya ekonomisinde ve istihdamında hızla daralma başlamış, yaşanan bu daralma sonucunda da Kütahya'da ikamet eden çoğu genç yaştaki 100 bine yakın insanımız son on yılda başka illere göç etmek zorunda kalmıştır.

Yapılan özelleştirmeler sürecinde ve sonrasında yaşanan birçok usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları da hâlâ Kütahya gündemini meşgul etmeye devam etmektedir.

Kütahya ilinin ve ülke ekonomisinin önemli kuruluşlarından olan Seyitömer ve Tunçbilek termik santralleriyle birlikte bu santrallere kömür temin edilen Seyitömer Linyit İşletmeleri (SLİ) ve Tavşanlı Garp Linyit İşletmeleri (GLİ) müessese müdürlüklerinin de son dönemde özelleştirme kapsamına alınan enerji üretim tesisleri içerisinde yer alacağına ilişkin haberler ve AKP'ye ait bazı yetkililerin de basına yansıyan demeçleri Kütahya kamuoyunda endişeli bir bekleyişe ve yeni tartışmalara neden olmuştur. Anılan tesislerin de daha öncekilerde olduğu gibi “özelleştirme” adı altında iktidara yakın bir grup iş adamına rayiç bedelinin çok altında bedellerle satılacağına ilişkin iddialar, gerek bu işletmeler bünyesinde çalışan gerekse Kütahya'da yaşayan birçok insanımızı tedirgin etmektedir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle, Kütahya ilinde AKP iktidarı döneminde yapılmış özelleştirmelerin ilin sosyoekonomik yapısına olan olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırmasının açılmasında yarar görülmektedir.

 

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, göç veren illerimizde göçe neden olan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/632)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Göç veren illerimizde göçe neden olan sorunların araştırılarak göçün engellenmesi için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz. 7/3/2012

1) Alim Işık                                                               (Kütahya)

2) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

3) Oktay Vural                                                          (İzmir)

4) Ruhsar Demirel                                                    (Eskişehir)

5) S. Nevzat Korkmaz                                               (Isparta)

6) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

7) Kemalettin Yılmaz                                                (Afyonkarahisar)

8) Sümer Oral                                                          (Manisa)

9) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

10) Ali Öz                                                                (Mersin)

11) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

12) Mesut Dedeoğlu                                                (Kahramanmaraş)

13) Özcan Yeniçeri                                                   (Ankara)

14) Bahattin Şeker                                                    (Bilecik)

15) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

16) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

17) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

18) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                       (İzmir)

19) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

20) Celal Adan                                                         (İstanbul)

21) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

22) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

23) Reşat Doğru                                                       (Tokat)

Gerekçe:

Ülkemizde AKP hükûmetleri döneminde uygulanan yanlış ekonomi ve istihdam politikalarının yanında, yaşanan ekonomik krizlerin de etkisiyle bazı illerimizde yüksek oran ve miktarlarda net göçler ortaya çıkmıştır. Bu illerimizde son dönemde artan işsizlik nedeniyle çoğu genç yaştaki erkek nüfusun, büyük şehirlerimiz başta olmak üzere başka illere göç ederek kendi memleketlerini terk etmek zorunda kalmaları, başta bunların aileleri olmak üzere o illerde yaşayan vatandaşlarımızı da üzmüştür.

Metropoller başta olmak üzere büyük sanayi kentlerine olan yoğun göç sonucu bu şehirlerde ortaya çıkan nüfus artışı, bir yandan yeni birçok sorunun kaynağını oluştururken diğer yandan da Türkiye'nin kırsal nüfus oranının düşmesine ve işsizlik oranının giderek yükselmesine neden olmaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan 2011 yılı sonu verilerine göre, ülkemizdeki şehir nüfusunun toplam nüfus içindeki payı yüzde 76,8; yıllık nüfus artış hızı yüzde 1,36; iş gücüne katılma oranı yüzde 49,9; işsizlik oranı yüzde 9,8; tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12,4 ve 15-24 yaş grubundaki gençlerimizi içeren genç nüfusa ait işsizlik oranı ise yüzde 18,4'tür.

TÜİK verilerine göre, 2011 yılı sonu itibarıyla nüfus artış hızı negatif olan, başka bir ifadeyle göç vererek nüfusu azalan bazı illerimiz ve nüfus azalma oranları sırasıyla; Tokat (yüzde 1,54), Yozgat (yüzde 2,18), Sivas (yüzde 2,36), Manisa (yüzde 2,86), Burdur (yüzde 3,22), Karabük (yüzde 3,46), Amasya (yüzde 3,50), Erzincan (yüzde 4,30), Kütahya (yüzde 4,44), Isparta (yüzde 8,27) ve Bilecik (yüzde 9,55) olarak belirlenmiştir. Bu illerimizin hemen hemen tamamının ortak özelliği, ekonomilerinin ve istihdamlarının ağırlıklı olarak tarıma ve hayvancılığa dayalı olmasıdır.

TÜİK'in aynı yıla ait verilere dayalı olarak bu illerimiz için açıkladığı işsizlik oranı değerleri, göç nedeniyle başka illere giden vatandaşlarımızın dikkate alınmaması nedeniyle önemli farklılıklar göstermektedir. Örneğin, nüfus azalmasının (göçün) en fazla olduğu ilk 3 il yukarıda da görüldüğü gibi Bilecik, Isparta ve Kütahya illeri olarak sıralanmış iken 2011 yılında işsizlik oranının en yüksek olduğu bölge yüzde 14,7 ile TR31 (İzmir) olup, bunu  yüzde 14,4 ile TRC1 (Gaziantep, Adıyaman, Kilis illeri) bölgesinin takip etmesi ve işsizlik oranının en düşük olduğu bölgenin ise  yüzde 4,7 ile TR33 (Manisa, Afyon, Kütahya, Uşak illeri) bölgesinin olması araştırılması gereken çok önemli bir çelişki olarak görülmektedir.

Genellikle işsizlik nedeniyle başka illere göç eden çoğu genç nüfusun göç veren ilin işsizlik verilerine dâhil edilmemesi gerçeği yansıtmamakta ve ilin işsizlik oranının düşük çıkmasına yol açmaktadır.

Diğer yandan, göç veren illerde gerek kamu gerekse özel sektör yatırımlarının artmaması nedeniyle yeni istihdam da yaratılamamaktadır. Bu durumdaki illerin özel bir teşvik politikasıyla desteklenmesi göçün durdurulması için önemli bir yol olarak görülmektedir. Ancak, her ilin kendini komşularına ve diğer illere göre avantajlı konuma taşıyacak önemli kaynak potansiyelleri belirlenerek bu alanlarda yapılacak yatırımların teşvik edilmesi büyük önem arz etmektedir. Hükûmetin belirleyeceği teşvik politikalarının belirlenmesinde göç veren illerde istidamı artırıcı emek yoğun sektörlerin desteklenmesi esas alınmalıdır.

Bu önemli çelişkiler, ülkemizde göç veren illerde göçü tetikleyen önemli sorunların araştırılarak özellikle genç nüfusun doğduğu kentte doyurulmasını sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla geniş kapsamlı bir çalışmanın yapılmasını gerektirmektedir. Belirtilen nedenlerle bu konuda bir Meclis araştırmasının açılmasında yarar görülmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur, önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 1990 yılından günümüze kadar gerçekleşen faili meçhul cinayetlerin araştırılması, sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilen (l0/491) esas numaralı Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

22/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22/5/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               İdris Baluken

                                                                               Bingöl

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 459'uncu sırasında yer alan (10/491) 1990 yılından günümüze kadar gerçekleşen faili meçhul cinayetlerin araştırılması ve sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 22/5/2013 Çarşamba günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Lehinde Iğdır Milletvekili Pervin Buldan.

Buyurunuz Sayın Buldan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, 17-31 Mayıs tarihleri arası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası. Tarihsel kökenleri darbe dönemlerini ve öncesini de kapsayacak olan bu acı ülke gerçeğinin sistematik bir şekilde uygulamaya konması Kürt özgürlük hareketinin ivme kazandığı yıllara denk düşmektedir. Bu yıllarda binlerce yurttaşımız gözaltında kaybedildi ve geriye gözü yaşlı binlerce aile ve adalet arayışçısı kaldı.

Cumartesi Anneleri bu hafta sonunda 425’inci oturma eylemini “Failler Belli, Kayıplar Nerede?” pankartı ile geride bıraktılar. İnsanlığa karşı işlenen en ağır suçlardan olan zorla kaybetmenin binlercesinden sorumlu olan devlet ve yürütmede bulunan Hükûmet ise bu konudaki kayıtsızlığını ve sorumsuzluğunu devam ettirmede hâlâ ısrarcı davranmaktadır. Bu konuda eldeki veri ve deliller bizzat devlet kurumlarınca karartılmaktadır. Mahkemeler siyasi kararlara hizmet eden birer icra kurumu olarak kullanılmakta, hukuka aykırı kararlar ile kayıp ve faili meçhul davalar kasten zaman aşımına uğratılmaya çalışılmaktadır. Ne kadar kişinin, ne şekilde, ne zamandan beri kayıp olduğuna dair verilerin oluşturulabildiği bir veri sistemi de ne yazık ki Hükûmetin inisiyatif almaması nedeni ile oluşturulamamış, aksine engellenmiştir. Zorla kaybettirmeleri aydınlatacak olan belgeler devletin arşivinde devlet sırrı olarak saklanmakta, işlenen suçlar örtbas edilmeye çalışılmaktadır. Oysa devlet otoritesi olmaksızın bu denli yaygın ve ciddi oranda kaybetmenin ve faili meçhul tutulan cinayetlerin işlenmesinin olanaksız olduğu hâlihazırda herkesin malumudur. JİTEM’i, kontrgerillası, korucusu, devlet desteğiyle faaliyet gösteren Hizbullah’ı gibi birçok suç örgütü eliyle devletin bizzat kendisi bu cinayetleri organize etmiştir. Kendim de dâhil olmak üzere, Kürt coğrafyasında yaşamış, yakın tarihin mağduru olan olmayan herkes bunun tanığıdır.

Lakin, bizler artık bir başka tarihsel döneme tanıklık etmek üzereyiz. En azından buna inanıyoruz ve mücadelemizi bu inançla yürütüyoruz. Bu süreci de hayati buluyoruz çünkü insan canına kıymet veriyoruz, kimse ölsün istemiyoruz, kimselerin kuzucukları bir daha kaybedilsin istemiyoruz nehir boylarında. Doğal ve kültürel varlıklarımıza değer veriyoruz, tahrip edilmelerini istemiyoruz. Ekonomisi güçlü bir ülkede herkes refah içinde yaşasın istiyoruz fakat daha da önemlisi, insanların, varoluşsal veya hukuki bütün hakları ile insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamasını istiyoruz. Bu nedenle çözüm diyoruz, onurlu bir barış için gerçek bir çözüm. O nedenle, çözüm niyetini beyan eden Hükûmete olan çağrılarımızın en başındadır geçmişle yüzleşmek ve her şeyden önce adaletin tesisini sağlamak. Kursağına kadar acı yaşatılan bu halkın acılarına adaletten gayrı ilaç yoktur çünkü.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorgulanmamış, yargılanmamış bir tarihin geleceği de olmaz. Kayıplarımızın, bu ağır insanlık suçunun vebali bizlerin de, devletin de omzundaki en büyük yüktür. Bu nedenle, sadece Cumartesi Annelerinin ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin sırtında taşınan hakikat ve adalet arayışına devlet bir an evvel dâhil olmak durumundadır. Bu cinayetlerin failleri yargılanmadıkça, kayıplar bulunmadıkça, üzerinden bin yıl da geçse devletin soruşturma sorumluluğu devam eder. Devlet yurttaşına borçlu kalmamalıdır. Kimin adalet alacağı varsa devlet bu hakkı teslim etmelidir. Unutulmalıdır ki kayıplar, sadece yakını olduklarının değil bu ülkenin tamamının geçmişidir, devletin neler yapabildiğinin ve de yaptığının geçmişidir. Birer suç makinesi gibi çalışan devletin özel savaş örgütleri ve bu örgütlerin baş aktörleri buharlaşmadılar, aramızdalar ve devletin kendilerine sundukları mükâfatlarla çok özel imkânlar dâhilinde yaşamlarını devam ettirmektedirler. Ne kendilerinden sual olunmuştur ne de yargı karşısına çıkarılmışlardır. Göstermelik olarak kısa süreliğine içeriye alınan için ise hapishane damı sırça köşke çevrilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; alanlarda olduğu gibi Meclis kürsüsünden de açık yüreklilikle şunu söylemek istiyorum: Arzumuz asla intikam arzusu değildir. Tek isteğimiz adalettir. Binden fazla kayıp vakası, 20 bine yakın faili meçhul tutulan cinayet var. Nazi Almanyası, Latin Amerika, Bosna-Hersek, Irak ve katliam rejimlerinin uygulandığı diğer bütün ülke halklarından bu vahşeti unutmalarını kim, ne hakla isteyebilir? Dolayısıyla, bizlerden 300 dolayında toplu mezarı, bu mezarlarda bulunan binlerce kaybımızı, faili meçhullerde katledilen binlerce yakınımızı görmezden gelmemizi kim, ne hakla bekleyebilir? Toplumsal hafıza, bu vahşeti ne unutur ne de affeder. Kuşaklar boyu biriken öfke, devletin yakasını hiçbir zaman bırakmaz. Kendi günahlarının hesabını vermemiş bir devlet de bu vahşetini tekrar tekrar uygulamaya sokma olasılığından asla uzaklaşamaz.

İşte, Roboski katliamı bu durumun acı bir tekerrürüdür. İşte, sivil bir katliam, 34 gencecik cansız beden ortada duruyor ama her zamanki gibi ne failleri var ne de yargılananı. Bunun adı “Tek seferde 34 faili meçhul cinayet”ten başka hiçbir şey değildir. Bu nedenle, şimdi, Başbakan da dâhil olmak üzere hiçbir Hükûmet sözcüsü kalkıp da oturduğu yerden “Bizim dönemimizde bu katliamlar yapılmadı, yapılmıyor.” demesin. Bu devletin elleriyle bu türden katliamlarla koca bir tarih yazılmıştır. Yeni bir tarihsel dönem, bu katliamları geçmişin utanç eylemleri olarak görüp lanetleyen bir siyasi irade ile olur. Bu da ancak yüzleşme ile bu karanlık süreçlerin yargılanmasıyla mümkün olabilir. Geçmişle yüzleşmeden, hakikatler ortaya çıkarılıp adalet sağlanmadan bu ülke için ne gerçek anlamda bir barış ne de eşitlik ve kardeşlik temelli bir yaşam mümkündür. Nitekim, helalleşmeden kardeşçe bir yaşam inşa edilemez. İşte, bu nedenle, Hükûmetin, yakınlarını faili meçhul cinayette ve zorla kaybettirme operasyonlarında yitiren binlerce yurttaşının sesine bir an önce cevap olmasını beklemekteyiz.

Hükûmetten açık taleplerimiz ise şunlardır: Hakikat komisyonu bir an önce kurulmalıdır. Uluslararası hukuk gözetilmelidir. Adli tıp ve yasalar değiştirilmelidir. Hakikatin ortaya çıkması ve adaletin sağlanması için mağdur ailelerinin davalara katılmasının sağlanmasına dönük Ceza Usul Yasası’nda değişiklikler yapılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak şunu ifade etmek isterim: Toplumların yaşamlarına derin etkilerde bulunmuş tarihsel olaylar hafızalarda bir yer edinirler ve unutulmazlar. Dolayısıyla bu tarz tarihsel olaylar “istenmeyen kaza” olarak nitelendirilip tarihin tozlu raflarına kaldırılamazlar. Devletin yok sayma veya unutturma yöntemleri ancak ve ancak bizi gerçek bir uzlaşı ortamından ve hukuk düzeninin tesisinden uzaklaştırır.

Hükûmetin gerekli adımları bir an önce atmasını ümit ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Buldan.

Aleyhte, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç.

Buyurunuz Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BDP grup önerisiyle, 1990 yılından  başlamak üzere günümüze kadar devam etmekte olan ve kamuoyunda “faili meçhul cinayetler” olarak bilinen cinayetlerin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurulması talep edilmekte ve bu önergenin de bugünkü Genel Kurulda görüşülmesi istenmektedir.

Ülkemizde özellikle 1990’lı yılların başından 2000’li yıllara kadar geçen dönem faili meçhul cinayetlerin ve terör olaylarının zirveye çıktığı yıllar olarak tarihimize geçmiştir. Özellikle yakın tarihimize baktığımızda 1993 yılı faili meçhul cinayetler yılı olarak hafızalarımıza kazınmıştır. 1993 yılı içerisinde gerçekleştirilen faili meçhul cinayetlere şöyle kronolojik sıra açısından bir baktığımızda gerçekten çok ibret verici bir tabloyu görmekteyiz: 24 Ocak 1993’te uğradığı bombalı saldırı sonucu Meclis Başkan Vekilimizin de eşi olan gazeteci yazar Uğur Mumcu hayatını kaybetmiştir. 17 Şubat 1993 tarihinde, JİTEM’e karşı olduğu bilinen Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis şehit edilmiştir. 17 Nisan 1993 tarihinde hem Başbakanlığı döneminde hem de Cumhurbaşkanlığı döneminde PKK sorununu çözmede kararlı olan 8’inci Cumhurbaşkanımız merhum Sayın Turgut Özal şüpheli bir ölüm sonucu vefat etmiştir. Yine, 25 Mayıs 1993 tarihinde Malatya-Bingöl kara yolunda silahsız ve sivil olarak yolculuk yapan 33 erimiz şehit edilmiştir. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Madımak Oteli ateşe verilmiş ve 37 kişi hayatını kaybetmiştir. 5 Temmuz 1993 tarihinde Başbağlar’da 33 masum vatandaşımız kadın, yaşlı demeden katledilmiştir. 4 Ağustos 1993’te Bitlis Mutki’de bir otobüs taranmış ve 15 kişi öldürülmüştür. 4 Eylül 1993 tarihinde DEP Milletvekili Mehmet Sincar öldürülmüştür, araştırma önergesinde belirtildiği gibi. 22 Ekim 1993 tarihinde Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı olan ve Kürt meselesinin sadece silahla çözülemeyeceğini savunan Tuğgeneral Bahtiyar Aydın şehit edilmiştir. 24 Ekim 1993’te JİTEM’in kurucusu olarak bilinen Binbaşı Ahmet Cem Ersever öldürülmüştür. 29 Aralık 1993’te Kılavuz köyü Jandarma Karakolu’nu basan teröristler 12 erimizi şehit etmiştir.

Bu saydıklarım sadece 1993 yılından öne çıkan birkaç faili meçhul ve terör olayı. 1993 yılının öncesinde ve sonrasında çok değerli aydınlarımız, gazetecilerimiz, bilim adamlarımız faili meçhul cinayetler neticesinde, maalesef, hayatlarını kaybetmişlerdir.

Özellikle 90’lı yıllarda, ülkemiz, faili meçhullerle, yargısız infazlarla ve işkence ile anılan bir ülke hâline gelmiştir. Suikastlar, ihmaller, ölümler ardı ardına gelmiştir. Sonraki süreçte de Susurluk olayı ve ardından 28 Şubat postmodern darbesine götüren süreç ve otuz yıllık bir terör gerçeğiyle ülkemiz karşı karşıya kalmıştır.

Terör, faili meçhuller, demokrasi eksikliği ekonomimize de yansımış, bir taraftan cinayetler devam ederken diğer taraftan da hazinenin kasası boşaltılmaya, bankalar batırılmaya devam etmiş, bunun faturası da milletimize çıkarılmıştır. Ülkeyi yöneten koalisyon partileri, ortalama ikişer yıl, dönüşümlü olarak iktidarı paylaşmışlar, ne teröre ne faili meçhullere ne de ekonomiye çare olabilmişlerdir. Ülkemiz hem demokraside hem de ekonomide kan kaybetmiştir.

İşte 90’lı yılların karanlık tablosundan kurtulmak isteyen milletimiz, 2000’li yılların başında bir karar vermiş ve yeni bir dönemin kapılarını aralamıştır. Toplumda kaos ve güvensizlik ortamı oluşturmak isteyenlerin ve demokrasi karşıtı hedeflerini gerçekleştirmek isteyen kirli odakların en önemli silahı olan faili meçhuller AK PARTİ iktidarının gelmesiyle son bulmuştur. Son on yılda Türkiye’de faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmaya çalışıldığına, çetelerin, mafyanın, karanlık odakların üzerine kararlılıkla gidildiğine, hiçbir şeyin üzerinin örtülmediğine, şüphelilerin bağımsız ve tarafsız yargı önünde hesap vermelerinin sağlandığına şahit oluyoruz.

Türkiye çok önemli bir süreçten geçmektedir değerli milletvekilleri. Ülkemizin son otuz yılına damgasını vuran karanlık olaylar bir bir ele alınmaktadır. Güneydoğuda yaşanan faili meçhul olaylar, bu olaylarla ilgili açılan soruşturma ve kovuşturmalar, Şemdinli davasının yeniden ele alınması, Danıştay saldırısı davası, Ergenekon soruşturmaları ve davaları, Balyoz ve diğer darbe planı davaları ve faili meçhullerle ilgili başlatılan soruşturma ve devam eden davalarla karanlıkta kalmış onlarca olay bağımsız yargının önüne çıkarılmıştır.

Faili meçhul olayların araştırılması için geçmişte Türkiye Büyük Millet Meclisinde değişik zamanlarda araştırma komisyonları kurulmuştur. Araştırma komisyonları, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün verdiği kısıtlı yetkiyle de olsa birtakım araştırmalar gerçekleştirmişler ancak ülkemizin o günkü şartları istenilen sonuca ulaşmalarını engellemiştir. Ülkemizdeki olumsuz şartlara rağmen bu araştırma komisyonlarının raporları kamuoyunda tartışılmış, raporların önerdiği birçok husus şu son on yılda hayata geçirilmiştir. Türkiye’de, artık, durum geçmiştekinden çok farklıdır. Hukuk ve adalet alanında ve demokratikleşme konusunda ülkemizin önemli mesafeler aldığını ülkemiz vatandaşları da görmekte ve yaşamaktadır. Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşların raporları da bunu teyit etmektedir. Mevzuatımızın yenilenmesi, ceza-adalet sistemimizin daha çağdaş bir yapıya kavuşturulması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlayan anayasal ve yasal değişikliklerin gerçekleşmiş olması ve en önemlisi de ülkemizin geçmişte yaşadığı acı tecrübelerin bir daha yaşanmaması için çalışan bir siyasi iktidarın işbaşında olması ülkemiz için çok önemli bir avantaj olmuştur. Ülkemizin geldiği bu olumlu iklim nedeniyle de geçmişte yaşanan faili meçhul olaylarla ilgili olarak yargının soruşturmaya ve kovuşturmaya başladığı çok sayıda faili meçhul olay vardır. Darbeye götüren süreçler de, artık, yargı tarafından soruşturulmaya başlanmıştır. 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasının önünü açan geçici 15’inci maddenin kaldırılmasına muhalefet partileri “Hayır.” derken bunu da AK PARTİ gerçekleştirmiştir. 28 Şubat sürecine, Danıştay saldırısı, Ergenekon, Balyoz ve diğer darbe planlarının soruşturulması ve kovuşturulmasına muhalefet her fırsatta karşı çıkarken AK PARTİ bu konudaki kararlılığını hiç bozmamıştır.

BDP grup önerisiyle, faili meçhul olayların araştırılması için bir araştırma komisyonu kurulması istenmektedir. Faili meçhul olayların arkasındaki gerçek, artık, herkes tarafından bilinmektedir. Bu gerçeğin araştırılması için “Darbe Komisyonu” dediğimiz ve görevini başarıyla sonuçlandırarak raporuyla önemli bir kaynak oluşturan Meclis Araştırması Komisyonu, ülkemizde demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıraları ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer tüm girişim ve süreçleri tüm boyutlarıyla araştırmış ve alınması gereken önlemlerle ilgili çok önemli bir rapor oluşturmuştur. Ben, buradan Komisyon Başkanımıza ve değerli üyelerine huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum. Ortaya çıkan kaynak, gerçekten geleceğimize ışık tutan bir kaynaktır.

Yine, faili meçhul cinayetlerin en önemli amacı toplumsal barışı bozarak ülkede kaos oluşturmaktır, teröre ve antidemokratik müdahalelere zemin hazırlamaktır. Son olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan toplumsal barış yollarının araştırılması ve çözüm sürecinin değerlendirilmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu da tam bu amaca yöneliktir. Bu Komisyon da faili meçhul olayların arka planının araştırılmasında, tıpkı Darbe Komisyonunda olduğu gibi, toplumsal barışı bozmaya yönelik faaliyetlerin araştırılmasında çok önemli rol oynayacaktır. Bu nedenle, aynı mahiyette ve benzer durumda, aynı amaca yönelik bir komisyon şu anda kurulduğundan ve çalışmalara başlamış bulunduğundan dolayı BDP grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tunç.

Lehinde, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker.

Buyurunuz Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisi üzerine, lehinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, ilk eleştirimi Barış ve Demokrasi Partisine yapmak istiyorum: Niçin 90’dan başlatıyorsunuz? Oysa bu ülkenin tarihinde faili meçhul pek çok cinayet var. Onun bir eksik olduğunu belirterek sözlerime başlamak istiyorum.

Biraz önce aleyhte konuşan değerli sözcü arkadaşıma da -birazdan konuşacağım çünkü- ben Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunda çalıştım, hangi eksiklerle, hangi zorluklarla karşılaştık onlardan da bahsedeceğim. Yüzlerce aydın, akademisyen, sanatçı, yazar, siyasetçi, sivil toplum örgütü yöneticisi ve bürokratımızı kaybettiğimiz faili meçhul cinayetler demokrasi tarihimizin kara bir lekesi olarak durmaya devam etmektedir. Ülkemizin çok önemli değerlerini kaybettiği karanlık güçler tarafından sinsice planlanan bu olayların aydınlatılamaması, faillerinin ortaya çıkarılamaması kamu vicdanında derin yaralar açmıştır. Yıllarca açığa çıkarılamayan bu olaylar, zaman aşımı nedeniyle düşen davalar, faili meçhul cinayetlerde yakınlarını kaybedenler başta olmak üzere milyonlarca vatandaşımızın devlete ve adalet sistemine olan güven duygusunu zedelemiştir.

Bugün Türkiye'nin ileri demokrasisi olduğunu savunanların, 23’üncü Dönemde aynı amaçla verilen 8 önergeyi “Gündemde daha önemli işler var.” diye reddetmeleri, almamaları manidardır. Oysaki hiçbir gündem anaların, çocukların, eşlerin yıllardır çektikleri acılardan, döktükleri gözyaşlarından daha önemli olamaz. Unutulmamalıdır ki geçmişindeki karanlıkları aydınlatamayan ülkeler, karanlık mihrakların faaliyetlerinin odağında olmaya devam edeceklerdir.

Faili meçhul cinayetlerin dış bağlantıları, devlet içi bağlantıları apaçık ortaya çıkartılmadan, bu cinayetlerin darbe öncesi dönemlerde artmasının, darbe sonrasında bıçak gibi kesilmesinin nedenleri tespit edilmeden bu cinayetler aydınlatılamayacaktır. 1978’de 46, 1979’da 81, 1980’de 98 olan faili meçhul cinayet sayısının 1981’de 2’ye düşmesi, 1982’de olmaması tesadüf mü değerli arkadaşlar? Ya da 28 Şubat öncesinde her yıl ortalama 300 faili meçhul cinayet işlenmesi birilerinin emellerine zemin hazırlamak olarak nitelendirilemeyecek midir? Tüm bunların araştırılması gerekir ve Meclis çatısı altında araştırılması gerekir. Ancak, bu yapılmadan önce Meclis İçtüzüğü’nün Meclis araştırmasıyla ilgili kısıtlamalarının ortadan kaldırılması gerekir; aksi hâlde, kurulacak komisyonun raporu 1993’te aynı amaçla kurulan komisyon raporu gibi serzenişten öteye geçemeyecektir.

Değerli arkadaşlar, faili meçhul cinayetleri araştırmak siyasal bir araştırmadır. Meclis İçtüzüğü’nün 105’inci maddesi devlet sırlarının Meclis araştırması kapsamı dışında kalacağını belirtmiştir. “Devlet sırrı”nın ne olduğuna dair kesin sınırların bulunmaması siyasal nitelikli araştırmaların etkinliğini sınırlamaktadır. Aynı şey “ticari sır” için de geçerlidir. “Devlet sırrı” ve “ticari sır” kavramlarının bu kadar geniş tutulması araştırma komisyonlarının çalışmalarını daraltmaktadır. Yani öncelikle, Meclis İçtüzüğü’ndeki bu kuralın değiştirilmesi, “devlet sırrı” ve “ticari sır” kavramlarının sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir; aksi hâlde hükûmetler, araştırılmasını arzu etmedikleri bir konuyu “devlet sırrı” veya “ticari sır” kapsamına sokarak araştırma komisyonlarını işlevsiz hâle getirebilmektedirler.

Meclis İçtüzüğü “Meclis araştırma komisyonu bakanlıklarla genel ve katma bütçeli dairelerden, mahallî idarelerden, muhtarlıklardan, üniversitelerden, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumundan, kamu iktisadî teşebbüslerinden, özel kanun ile veya özel kanunun verdiği yetkiye dayanarak kurulmuş banka ve kuruluşlardan, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından ve kamu yararına çalışan derneklerden bilgi istemek ve buralarda inceleme yapmak, ilgililerini çağırıp bilgi almak yetkisine sahiptir.” demektedir. Komisyonlara burada sayılanlar dışında kurum ve kuruluşlardan bilgi isteme, inceleme yapma yetkisi verilmemektedir. Örneğin, komisyonların Türk Silahlı Kuvvetlerinden bilgi isteme yetkisi yoktur. Türk Silahlı Kuvvetleri, ancak iyi niyet çerçevesinde, isterse komisyonlara bilgi vermektedir. Bu hüküm düzenlenmeli, tüm kurumlardan bilgi isteme yetkisi tanınmalıdır.

Komisyona bilgi vermeyen, yetersiz, çarpık bilgi verenler karşısında komisyonunun neler yapabileceğine ilişkin düzenlemeler de bu Meclis tarafından yapılmalıdır.

Bakınız, Meclis İçtüzüğü’nün bu kısıtlamaları, eksiklikleri 1993’te kurulan Komisyonun çalışmalarına nasıl yansımış: Adalet Bakanlığından Komisyonda uzman olarak görevlendirilmesi için 4 hâkim ve 1 cumhuriyet savcısı istemi reddedilmiş; Özel Kuvvetler Komutanlığı Komisyonun bilgi isteme talebine cevap vermemiş; üniversiteler, bilgi talebine cinayetlerin aydınlatılmasına ışık tutacak niteliği olmayan makaleleri göndererek cevap vermiş; basından bilgi, belge akışı olmamış; Millî Güvenlik Kurulu, aynı şekilde, Komisyon çalışmalarına yön verecek bilgi ve belgeyi esirgemiş; Ankara DGM Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Cem Ersever cinayetleriyle ilgili tahkikat evraklarının örneğini göndermemiştir.

Adalet ve İçişleri Bakanlığından faili meçhul siyasi cinayetlerin sayısı, detaylarıyla ilgili bilgi isteyen1993 Komisyonuna Adalet Bakanlığının verdiği sayı 126 iken İçişleri Bakanlığının verdiği sayı 23’tür. Bugün bir komisyon kurulacak olsa yine aynı sorunlarla karşılaşacaktır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bizler yedi ay on beş gün Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunda çalıştık ve bu olayların hepsiyle karşılaştık, hep şunu gördük: Darbelerden önce bir el ortaya çıkıyor, faili meçhul cinayetleri işliyor, bunların failleri yakalanmıyor. İşte, Sakarya üçgeninde işlenen cinayetlerle ilgili bugüne kadar, maalesef, aydınlatılmış herhangi bir olay söz konusu değildir.

Yine Türkiye’deki, sayın sözcü biraz önce bahsetti, “İktidarımız döneminde, faili meçhul cinayetler aydınlatılmıştır.” dedi. Hangisi aydınlatılmıştır merak ediyorum. Hangi faili meçhul cinayet ortaya çıkartılmıştır? Sadece faili meçhul cinayetler değil, geçmiş dönemde yapılmış faili meçhul olayların da aydınlatılması lazım. İşte, 1 Mayıs 1977’nin aydınlatılması lazım. Eğer siz, bu toplumsal olayları, Maraş katliamını, Çorum’daki olayları aydınlatamazsanız, faili meçhul cinayetleri işleyenleri ortaya çıkartıp hâkim önüne, mahkeme önüne çıkartamazsanız, maalesef, bir el yine düğmeye basarak bir gün bu işleri tekrar gündeme getirir. Darbe Komisyonunda çok yaşadık, burada çalışan arkadaşlarımız da mutlaka çok iyi biliyorlar. Meşhur bir “devlet sırrı”mız var; hiçbir şey verilmiyor, sadece bilmeniz gereken evraklar gönderiliyor. Bir diğer önemli bilgi maalesef. Bankancılık Kanunu’na göre “ticari sır” olarak gösteriliyor. Adam devleti dolandırmış, bankaları soymuş, pek çok yasa dışı iş yapmış, bugün Boğaz’da yalısında oturuyor, koruması var, son model arabaya biniyor, fakirin fukaranın hakkını yemiş, deyim yerinde ise hırsızlık yapmış ama bu, ticari sır kapsamında, bu kişinin ismini bilmeme izin verilmiyor. “Devlet sırrı” da böyle bir şey. Maalesef “devlet sırrı” denilerek bazı şeylerin üstü kapatılmak isteniyor. Biz bunlarla çok ciddi şekilde karşılaştık.

Yine, bu Komisyon çalışmaları sırasında, bu Komisyon ciddi kararlar aldı, bütün siyasi partilerin altında imzası olduğu 20 tane karara imza attı ve iki ayağımız bir pabuca sokuldu doğrusunu isterseniz, çok hızlı çalıştık, geceleri uyumadan bu raporu hazırlamaya çalıştık, önerilerimizi gündeme getirdik ama bunları gündeme getirirken…Ne zamandı? Aralık ayıydı değerli milletvekilleri, bugün mayıs ayının sonuna geldik yani aradan yaklaşık yedi ay geçti, Komisyonun çalışma süresi kadar bir süre geçti ama bu Komisyondaki ne öneriler ne bizim bunların çözümüyle ilgili gündeme getirdiğimiz maddeler Meclis gündemine dahi getirilmedi. Ne istiyorduk? Orada da vardı bu; gerçekleri araştırma komisyonu kuralım diyorduk, sivil bir anayasa yapalım diyorduk, devlet ve darbe mağdurlarıyla ilgili düzenlemeler yapalım diyorduk, Millî Güvenlik Kurulunun şekliyle ilgili değişiklikler yapalım istiyorduk. Bunların hepsini o gün gündeme getirdik ve bunların içerisinde 2’nci maddede bahsettiğimiz gerçekleri araştırma komisyonunun içerisinde bu darbe mağdurlarıyla ilgili, siyasi cinayetlerle ilgili, 1 Mayıs 1977, Maraş, Çorum, Malatya ve Sivas katliamlarıyla ilgili de çok ciddi şekilde bunların araştırılması, bunlarla ilgili araştırma komisyonlarının kurulmasıyla ilgili karar aldık ama, maalesef, aradan yedi ay geçti ve bunlar hayata geçirilmedi. Bunun altında AKP’li, MHP’li, BDP’li ve Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin imzası var.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu Meclis kendisine karşı yapılan bu girişimlerin de en öncesinde bunları hayata geçirmeli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞEKER (Devamla) – …ve böyle bir komisyonun kurulmasına zemin hazırlamalıdır. Bizim oyumuz “Evet.”tir.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şeker.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Buldan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hatip konuşmasına başlarken “BDP’ye eleştiri yaparak başlamak istiyorum.” dedi. Konuya açıklık getirmek açısından, tutanaklara geçmesi açısından bir şey ifade etmek istiyorum izin verirseniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kötü bir şey demedi ya, eleştirmedi.

BAŞKAN – Eleştiri…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yok, biliyorum, ben açıklık getirmek istiyorum. “Neden 90’lı yıllardan sonra araştırma yapılsın diye bir önerge verilmiş?” dedi. Oysa daha öncesi için de var, ona bir açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Buldan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hatip, BDP’nin 90’lı yıllardan başlamak üzere günümüze kadar gelen faili meçhul cinayetleri araştırmak için verdiği araştırma önergesini, daha doğrusu eleştirerek başladı. Daha öncesinde de, 90’lı yıllardan öncesinde de faili meçhul cinayetler var, biliyoruz. Bizim, o konuda da, aslında Mustafa Suphilerden başlayan dönemi de araştırmak üzere bir araştırma komisyonunun kurulmasına ilişkin vermiş olduğumuz onlarca araştırma önergesi talebimiz var. Bugün vermiş olduğumuz 90’lı yıllardan sonrasının araştırılması, sadece siyasi cinayetleri kapsadığı için önemli olduğunu düşünüyoruz ama bu nitelikte ve bu kapsayış içerisinde vermiş olduğumuz başka araştırma önergelerimiz de var, Kayıtlara geçmesi açısından ifade etme gereği duydum. Mustafa Suphilerden başlamak üzere aslında -çünkü Osmanlı döneminde bile Türkiye’de işlenen faili meçhul cinayetler vardır- her dönem işlenen faili meçhul cinayetler vardır. 90’lı yıllardan sonra işlenen cinayetler daha çok siyasi cinayetlerdir; parti yöneticileri, milletvekilleri bu dönemde katledilmiştir. Dolayısıyla bu araştırma önergemizin amacı biraz da buna yönelik. Kayıtlara geçmesi açısından ifade ettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Buldan.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, 1990 yılından günümüze kadar gerçekleşen faili meçhul cinayetlerin araştırılması, sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilen (l0/491) esas numaralı Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Aleyhinde, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun.

Buyurunuz Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi bugün 22 Mayıs 2013 yani 3 Kasım 2002’den bu yana on buçuk yılı aşan bir süre geçmiş durumda. Çok uzak bir zaman değil,. on buçuk yıl önce bu ülkede ülkenin bir bölümü olağanüstü hâl ile yönetiliyordu, yürütülüyordu. Dolayısıyla, aslında Barış ve Demokrasi Partisinin sözcüsünün de ifade ettiği gibi, şu anda tarihsel bir dönemden, hayati bir öneme sahip olan bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla, AK PARTİ iktidarında, bu dönemde hiçbir şeyi görmezden gelme gibi bir durum söz konusu değil. Bunu hep birlikte yaşıyoruz, görüyoruz. Bu süreçte statükonun ortadan kalkması, vesayetin, vesayet rejiminin tamamen ülke gündeminden çıkması anlamında yapılan, yapılmakta olan, yürütülmekte olan sivil anayasa çalışmasının aslında mevcut durumu tamamen ortadan kaldırma noktasında en önemli çalışma olduğunun da altını çizmek lazım. Dolayısıyla, değerli AK PARTİ milletvekilimiz Yılmaz Tunç’un detaylı bir şekilde bahsettiği bu konuda daha fazla söz söylemek istemiyorum.

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz haftadan gündeme aldığımız Petrol kanunu Tasarısı gündemimizde, bugün bunu görüşmeye başlayacağız. Ülke için oldukça önemli bir kanun tasarısı olduğunu düşünüyoruz.

Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisini saygıyla karşılamamıza rağmen aleyhinde bulunduğumuzu belirtir, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ercoşkun.

Barış ve Demokrasi Partisi grubu önerisini oylarınıza…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Oylarınıza sunacağım ve Karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.26

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 108’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- MHP Grubunun, 23/3/2012 tarih ve 3951 sayı ile özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunların araştırılması, gerekli önlemlerin alınması ile 22/5/2013 tarih ve 13393 sayı ile özel güvenlik personelinin yaşadığı sıkıntıların araştırılması, mevzuat ve uygulamalardan dolayı ortaya çıkan mağduriyetin tespiti, bu sorunların giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

                                                                               Tarih: 22/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/05/2013 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                    Oktay Vural

                                                                                                                                         İzmir

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

23 Mart 2012 tarih, 3951 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen "Özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunların araştırılması, gerekli önlemlerin alınması” ve 22 Mayıs 2013 tarih, 13393 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen "Özel güvenlik personelinin yaşadığı sıkıntıların araştırılması, mevzuat ve uygulamalardan dolayı ortaya çıkan mağduriyetin tespiti, bu sorunların giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi” amacıyla verdiğimiz Meclis araştırma önergelerimizin 22/05/2013 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; özel güvenlik personelinin sorunlarının araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılması için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Güvenlik, bir devletin egemenlik sınırları içinde yaşayan vatandaşlarına sunabileceği en önemli hizmettir. Güvenlik, huzurun, esenliğin, toplumda kardeşlik hukuku içinde yaşamanın ve o toplumun bireyi olarak kalma niyetinin en önemli vesilesidir. Bu çerçevede, güvenlik olmadan, güvenliği sağlayamayan bir devletten bahsetmek söz konusu bile değildir. Anayasa’mızın “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5’inci maddesinde devletin temel amaçları arasında “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak” olduğu ifade edilmektedir.

Özellikle emniyet ve jandarma teşkilatlarından müteşekkil genel kolluk güçleri, suç işlenmesini önlemek ve suçla mücadele etmek noktasında İçişleri Bakanlığı bünyesinde diğer yardımcı kolluk güçleriyle beraber hizmet etmektedirler. Bu şekilde hizmet veren genel kolluğun kamu güvenliği ve düzenini sağlama hizmetine, tamamlayıcı nitelikte özel güvenlik hizmet birimleri de katkıda bulunmaktadırlar. Genel kolluk güçlerinin yetersiz olduğu zamanlarda ya da güvenlik hizmetlerine duyulan ihtiyacın her geçen gün artıyor olmasından dolayı özel güvenlik şirketlerinin tamamlayıcı nitelikteki güvenlik hizmeti faaliyetlerine izin verilmiştir. Özel güvenlik hizmetlerinin toplum içinde daha fazla güvenlik duygusu içinde yaşamamıza, hayatımızı kolaylaştırmasına sağladığı katkı herkesçe kabul edilmektedir.

Hâlen 5188 sayılı Kanun kapsamında valiliklerde teşkil edilen özel güvenlik komisyonu kararı ile hangi birimlerde özel güvenlik hizmetine izin verileceği, korumanın silahlı mı, silahsız mı yapılacağı, özel güvenlik personelinin eğitimine ilişkin esaslar ve diğer hususlar düzenlenmiştir. Kanun kapsamında otel, havalimanı, okul, fabrika, stadyum, hastane gibi 16 farklı alanda özel güvenlik hizmeti verilebilmektedir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; son yıllarda özel güvenlik alanında istihdam giderek artmaktadır. 5188 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2004'ten bu yana 864 bin kişi özel güvenlik temel eğitim sertifikası almaya hak kazanmıştır. İl valiliklerinin bünyesindeki özel güvenlik komisyonlarının verdiği izne istinaden hâlen yaklaşık 66 bin özel güvenlik izni ile 470 bin özel güvenlik kadrosunda şu anda 262.766 özel güvenlik çalışanı görev yapmaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Güvenlik Daire Başkanlığı verilerine göre, hâlen 1.430 faaliyet izni verilen özel güvenlik şirketi ile özel güvenlik görevlisi yetiştiren 737 özel eğitim kurumu bulunmaktadır. Ancak 5188 sayılı Yasa’ya ilişkin eksiklik, aksaklık ve hatalı düzenlemeler olduğu da değerlendirilmektedir. En önemli olumsuz eleştiri mevcut yasanın özel güvenlik personelinden çok işveren lehinde hükümler içeriyor olmasınadır. Yasada özel güvenlik personelinin çalışma prensiplerinin açık ve net tespit edilmemiş olması, ücretleri hususunda net bir düzenlemenin yapılmamış olması bu hususu teyit etmektedir.

Diğer taraftan, özel güvenlik eğitim kurumlarının eğitim faaliyetleri ve denetlenmesi hususundaki yasal düzenleme eksiklikleri meslek kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Özel güvenlik çalışanlarının sosyal haklarının yeniden belirlenmesi, eğitim kalitesinin yükseltilmesi, eğitim saatlerinin artırılması ve özellikle de personelinin çalışma prensiplerinin kanunla hüküm altına alınması tamamlayıcı nitelikteki özel güvenlik hizmetlerinin kalitesini artıracak ve istenilen hedefe ulaşılmasını sağlayacaktır.

Özel güvelik personelinin ücretlendirilmesi hususunda işverenin ağırlıklı olarak tercihi asgari ücrettir. Genel kolluk güçlerine benzer nitelikte, hatta kanunun ifadesiyle “tamamlayıcı özelliği olan” özel güvenlik personelinin asgari ücrete tabi olarak çalışması çok ciddi bir adaletsizliktir. Hele hele çalışma saatlerinin 4857 sayılı İş Kanunu ve ILO sözleşmelerine aykırı olarak on iki saat ve üzerinde olması, bu personelin ne kadar zor şartlarda çalıştığının diğer bir işaretidir.

Sosyal güvenlik primleri açısından da primlerin asgari ücret üzerinden yatırılması, özel güvenlik personelinin emekli olmaları hâlinde neredeyse en alt seviyeden emekli aylığı ile muhatap olmalarına sebep olmaktadır. Özel güvenlik personelinin “sosyal haklar” dediğimiz yol ücretleri, yemek ücretleri gibi ödemeleri de yapılmamaktadır.

Aslında “Şartları iyi olan özel güvenlik görevlisi yok.” diyemeyiz fakat bunlar sadece kamuda olanlar -ki hâlen tasfiye edilmektedirler- ve biraz da kurumsal anlamda iyi bilinen özel iş yerlerinde çalışanlardır. Bunların da toplam çalışanlar içerisindeki oranı ancak yüzde 5’e karşılık gelmektedir.

Özel güvenlik personelinin acilen çözülmesi gereken diğer problemlerini ana başlıklarıyla şu şekilde özetleyebiliriz:

Sektörde çalışma şartları çok ağırdır. Genel kolluğu tamamlayıcı nitelikte olan özel güvenlik personeli, yıpranma hakkı açısından değerlendirilmeli ve fiilî hizmet zamlarına kavuşmaları sağlanmalıdır.

Özel güvenlik personelinin düzenli ve uzun süre ile istihdam imkânlarının olmayışı, işverenlerin kıdem ve ihbar tazminatlarını ödememeleri gibi bir problemle karşılaşmalarına sebep olmaktadır. Kıdem ve ihbar tazminatları açısından özel güvenlik personelinin sorunları muhakkak giderilmelidir.

İşverenler özel güvenlik personeline tazminatlarını ödememek için istifaya zorlanmaktadırlar. Personel ile işveren arasındaki bu ilişkiyi tanzim edecek düzenlemelere ihtiyaç vardır.

En önemli sorunlardan birisi de özel güvenlik personelinde aranan yaş kriteridir. Bilhassa özel firmalar belli yaşların üzerinde personel istihdam etmekten kaçınmaktadırlar. Bu da yıllarca özel güvenlik personeli olarak hizmet etmiş kişilerin iş bulamamalarına, işsiz kalmalarına sebep olmaktadır. Bu açıdan, özel güvenlik personelinin yaşlarına göre çalışabilecekleri yerler kategorize edilmeli ve her yaşta özel güvenlik personeli istihdam etmenin yolu açılmalıdır.

Yine, özel işletmelerde görev yapan özel güvenlik personelinin ücretleri parça parça ödenmektedir. Böyle bir ödeme şekliyle bazı mali fırsatları gözeten işverenlerin fırsatçılıklarının önüne geçilmelidir.

Özel güvenlik personelinin güvenlik ve koruma hizmetinin dışında çalıştırılmaları yasaya aykırı bir durumdur. Bu açıdan da denetimler sıklaştırılmalıdır. Bayram ve resmî tatil ücretlerinin eksik ödenmesi, sendikal haklarının önünün tıkanması ve ihale yoluyla alınan güvenlik hizmetlerinin devamlılığının olmaması hususları, özel güvenlik personelinin karşılaştığı en başat sorunlardır.

İşte bugünkü araştırma önergemizde, sorunların neler olduğunun, mağduriyetlerin tespit edilmesinin ve çözüm yollarının bulunmasının temini için bir Meclis araştırması açılmasının uygun olduğunu düşünüyor ve desteklerinizi bekliyoruz.

Bu arada, özel güvenlik personeline ilişkin hususlar gündemdeyken bazı güncel konuları da hatırlatmak isterim. Geçtiğimiz günlerde gazetelere yansıyan haberlere göre, üniversiteler ve statlar artık özel güvenlik personeli tarafından değil, “koruma memurları” adı verilen, emniyet hizmetlerine dâhil edilmesi düşünülen yeni bir personel grubu tarafından yerine getirilecektir. Bu koruma memurları altı aylık eğitim aldıktan sonra karakolların da dâhil olduğu hassas binalar ve belli şahısların korunmasını üstleneceklermiş.

AKP hükûmetleri, her alanda belli bir plan ve projesi olmaksızın günü kurtarmaya yönelik politikalarla devleti yönetmektedir. Bu anlayış ise karmaşa ve kargaşadan başka bir sonuca varmamaktadır. Konu güvenlik ise Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının bugüne kadar ne işe yaradığını, hangi hizmeti yaptığını AKP’li bir Hükûmet yetkilisi gelsin izah etsin. Bu kurum tesis edilirken istihbaratta koordinasyon, terörle mücadelede iş birliği gibi hamaset dolu sözler sarf edilmişti ancak Türkiye on günü aşkın bir süredir, Reyhanlı saldırısını önceden haber verdiğini iddia eden MİT ile haber almadığını söyleyen Emniyet arasında şaşkın şaşkın devlet ve Hükûmet görevlilerinin tartışmalarını izlemektedir.

Başbakanlık bünyesinde Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünü kuran da sizdiniz ama bugüne kadar bu kadar güvenlik teşkilatının tesis edildiği bir memlekette, MİT’in de birçok yetkiyle donatıldığı devletimizde, Emniyetin her türlü teknik donatımla teçhiz edildiği güvenlik teşkilatına rağmen, isteyen terör örgütü istediği eylemi yapabilmektedir.

Şimdi, sanki özel güvenlik personelinin sorunları giderilmiş gibi “koruma memurları” gibi yeni bir sınıf istihdam ediyorsunuz. Bu yeni sınıf da kolluk rejimi açısından bir kargaşa ve karmaşaya sebep olacaktır, bu niyetinizden vazgeçin, özel güvenliğin yukarıda saydığım sorunlarını halledelim. Sizin “Koruma memuru istihdam edeceğiz.” dediğiniz andan itibaren bizim aklımıza gelen, PKK’lı teröristlerin dağdan inerek kamuda istihdam edileceğine dair iddialardır. Eğer PKK’lı teröristleri koruma memuru olarak istihdam etmeyi düşünüyorsanız, eğer PKK’yla yapmış olduğunuz mutabakattaki gibi teröristlerin öz güvenlik gücü olarak görev yapmalarını hesaplıyorsanız, bunun karşısında sonuna kadar direneceğimizi bilin.

Bu duygu ve düşüncelerle önergemizin kabulünü diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkoğlu.

Aleyhinde Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu.

Buyurunuz Sayın Kavaklıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunlarının araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılması teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin hızlı ve istikrarlı bir şekilde gelişmesi, verilen kamu hizmetlerinin de çeşitlenmesini ve özelleştirilmesini de beraberinde getirmektedir. Kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesini temin etmek üzere 2004 yılında 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun çıkarılmıştır.

Özel güvenlik, ülkemizde çok sayıda kişiye istihdam sağlamakta olan bir sektördür. Silahsız yüz saat, silahlı yüz yirmi saatlik eğitimi tamamlamış ve temel eğitim sınavında başarılı olmuş kişiler aldıkları güvenlik sertifikası ile çalışan olarak sektöre girmektedirler.

Ülkemiz genelinde 1.260 adet faaliyet gösteren özel güvenlik şirketi ve 575 özel güvenlik eğitim kurumu bulunmaktadır, 300 adet de faaliyet gösteren alarm izleme merkezi vardır. Bugün itibarıyla fiilen çalışan özel güvenlik görevlisi sayısı ise 272.596’dır.

Emniyet Genel Müdürlüğümüz tarafından, özel güvenlik görevlilerinin eğitim durumunu, cinsiyetini, kamu ve özel sektörde çalışma durumunu gösterir ayrıntılı verilere ilişkin bir otomasyon projesi de yürütülmektedir.

Değerli milletvekilleri, özel güvenlik görevlilerinin maaşları, özel güvenlik şirketleriyle ilgili koruma ve güvenlik hizmeti alan kişi, kurum ve kuruluşlarla aralarında yapacakları sözleşmede belirlenmektedir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 39’uncu maddesi ve Asgari Ücret Yönetmeliği gereğince, Asgari Ücret Tespit Komisyonunca belirlenen ücretin altında işçilere ücret ödenmemekte olup, asgari ücretin altında veya noksan ücret ödeyen işverenlere, adı geçen kanunda cezai müeyyideler öngörülmüştür.

Özel güvenlik görevlilerinin çalışma saatleri, izinleri, ücretleri ve diğer özlük hakları 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde düzenlenmekte ve denetlenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özel güvenlik görevlilerinin özlük haklarının korunmasına ve iyileştirilmesine yönelik 5188 sayılı Kanun’da değişiklik yapılması çalışmaları İçişleri Bakanlığımız tarafından sonuçlanmak üzeredir. Bu çalışmalara göre, özel güvenlik görevlilerimizin asgari ücretin yüzde 30 ila yüzde 70’inden daha fazla ücret almaları planlanmaktadır. Ücretlerinden de herhangi bir kesinti yapılmaması öngörülmektedir.

Özlük hakları, sağlık problemleri, eğitimleri, çalışma şartları ve diğer sorunlarını elbette önemsiyoruz. Bu konularda çeşitli çalışmalar yürütülmeye devam etmektedir.

Özel güvenlik eğitimlerini günümüz şartlarına uygun hâle getirmek için yeniden düzenlenmesini öngören bir proje çalışmasına da başlanmıştır. Özel Güvenlik Eğitimlerinin Geliştirilmesi Projesi’yle, temel olarak, Türkiye’deki mevcut özel güvenlik eğitim sistemini, bilimsel araştırma yöntemleri kullanarak tüm boyutlarıyla incelemek, uygulama ve teorideki sorunları ortaya çıkarmak ve bu sorunları çözmek için en uygun yolları tespit etmek hedeflenmektedir.

Son olarak, emniyet hizmetleri sınıfı içinde koruma memuru olarak görev yapacak yeni bir yapı oluşturulmasına ilişkin bir çalışma yürütülmektedir. Çalışmanın yasalaşmasıyla ilk etapta 10 bin koruma memurunun alınması öngörülmektedir. Bu kişiler dört aylık teorik, iki aylık da tatbikî eğitimin ardından, şahıs, kurum, hassas bölge, misyon ve benzeri kurumların korunmasında görev üstleneceklerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma önergesi teklifinde sayılan ve sayılmayan özel güvenlikçilerimizin tüm sorunlarının Hükûmetimizce değerlendirilerek çözüme kavuşturulacağına inancımız tamdır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun Meclis araştırması açılması teklifine katılmadığımızı belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kavaklıoğlu.

Lehinde, İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Türeli.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, özel güvenlik görevlilerinin sorunlarına ilişkin grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde çalışma hayatı çok ciddi sorunlar içeren bir alan olma niteliği taşımaktadır ve AKP döneminde, AKP hükûmetleri döneminde çalışma hayatının gittikçe artan bir biçimde Uluslararası Çalışma Örgütünün normlarından uzaklaştığı, güvenceli ve sürekli çalışma ilişkilerinin yerini geçici ve süreksiz çalışma ilişkilerinin aldığı ve hemen hemen her alanda yaygın bir taşeronlaşma ilişkisinin tesis edilmeye başlandığı görülmektedir. Öncelikle yardımcı hizmetler sınıfında, sağlık hizmetleri, koruma ve güvenlik -ki biz burada özel güvenlik görevlilerinin sorunlarını konuşacağız şimdi- ve onun dışında başka birçok alanda da hızlı bir biçimde taşeronlaşma yaygın çalışma normu, ilişkisi normu hâline gelmeye başlamıştır. Tabii, taşeron çalışma ilişkileri, dünyanın birçok ülkesine baktığınızda ve bizim gibi gelişmekte olan ülkelerle kıyasladığımızda, belki “Evet, biz gelişmekte olan bir ülkeyiz; işte, bunun için buna mecburuz.” gibi bir bahanenin altına, arkasına sığınılarak savunulabilir ama bunun, Türkiye ekonomisinin bugün ve gelecek perspektifleri açısından baktığımızda, hiç iler tutar yanı yoktur.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin yapması gereken, katma değeri yüksek, bilim ve teknolojiye ağırlık veren, çalışma hayatında kayıt dışılığın ortadan kaldırıldığı, yüksek ücretlerin ve nitelikli emeğin egemen olduğu bir çalışma hayatını egemen norm hâline getirebilmektir ama ne yazık ki biz son dönemde bundan ciddi biçimde uzaklaşıldığını görüyoruz ve şunu biliyoruz ki taşeron çalışma ilişkisinde son derece düşük ücretlerle, âdeta köle gibi çalıştırılmaktadır insanlar.

Şimdi, tabii, koruma ve güvenlik hizmetlerinin taşeronlaşması dedik yani bu özel güvenlik görevlilerinin sorunlarına geçelim buradan. Şimdi, 2004 tarihli ve 5188 sayılı bir Kanun var. Bu Kanun, kamu kurum ve kuruluşlarında ve özel sektör firmalarında çalışan özel güvenlik görevlilerinin çalışma ilişkilerini düzenlemek üzere çıkartılmıştır ancak ne yazık ki bu konuda gerekli bir mesafenin katedildiğini söyleyemiyoruz çünkü bu alanda var olan sorunların hâlâ ciddi biçimde devam ettiğini görüyoruz.

Şu anda, özel güvenlik sektöründe 900 bine yakın kişi sertifika sahibi olmuştur ve şu anda mevcut çalışanların sayısının da -tabii, zaman içinde gittikçe değişiyor, çok dinamik bir yapıdır bu- 220 bin kişi civarında olduğunu görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, sektörün bazı temel sorunları şunlardır: Çalışma koşullarının ağırlığı en önemli sorunlardan bir tanesidir. Diğer bir sorun düşük ücret ve yetersiz mali haklara sahip olunmasıdır. Gene aynı şekilde, sosyal haklar alanında yeterli güvencelere sahip olunamamış olması, özel güvenlik sektörünü son derece kırılgan ve emek sömürüsüne açık bir alan hâline getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, ücretlerin düşüklüğü ve yetersiz mali ve sosyal haklar gerçekten de bu alanın en temel özelliklerinden birisi hâline gelmiştir. Kamu kurum ve kuruluşlarında ve özel sektör firmalarında hizmet sözleşmesiyle taşeron bir çalışma ilişkisinin egemen kılındığı bir yapı içinde biz şunu biliyoruz: Taşeron firmalar, özel güvenlik firmaları işverenlerden kişi başına, personel başına belli bir ücret almakta ama onun çok az bir kısmını çalıştırdıkları işçilere aktarmaktadırlar. Onun sonucunda da özel güvenlik sektöründe çalışanların çok büyük bir çoğunluğunun asgari ücretle istihdam edildiğini görmekteyiz.

Gene başka bir sorun, çalışma saatlerinin uzunluğudur. Yasal çalışma saatlerine yani günde sekiz saatlik çalışma süresine hiçbir şekilde uyulmamaktadır. Özel güvenlik görevlileri günde en az on iki saat çalıştırılmaktadır. Bunun, on iki saat ve daha uzun sürelerle bir çalışma ilişkisi yaratmanın da hiçbir şekilde savunulacak bir yanı yoktur.

Gene benzer şekilde, fazla mesai ücreti, yemek parası, yol parası gibi işverenin normal şartlar altında, özel güvenlik alanında istihdam ettiği personele ödemeyi taahhüt ettiği -etmesi gereken- ek ödeneklerin hiçbiri işverenler tarafından işçilere ödenmemektedir. Bu alanda işçilere ödeme yapan firma sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır.

Gene aynı şekilde, hizmet sözleşmelerine ve şartnamelerine konulmadığından dolayı özel güvenlik görevlileri kıdem ve ihbar tazminatlarını alamamaktadırlar. Şimdi, yaşadığımız zamanın içinde kıdem tazminatını alamayan bir çalışanın nasıl bir durumda olacağını hepinizin takdirlerine bırakıyorum.

Aynı şekilde, başka bir sömürü alanı özel güvenlik görevlilerinin görev dışı alanlarda çalıştırılmasıdır. Özel güvenlik görevliliği bildiğiniz üzere son derece hassas bir alandır. Son derece dikkat gerektiren -biraz önce diğer vekillerimiz de açıkladılar- dikkat edilmesi gereken, çalışan insanların özel bir eğitime sahip olduğu ve yoğun dikkati gerektiren bir güvenlik alanı olmasına rağmen, bu alandaki insanların bu alan dışındaki görevlerde çalıştırılmasının da çok yaygın olduğunu görmekteyiz.

Gene başka bir alan, özel güvenlik görevlilerinin -onların bir kısmı silah taşımaktadır, bir kısmı silah taşımıyor- silahlı güvenlik görevlilerine fiili hizmet zammı yani yıpranma hakkının tanınmamış olmasıdır. Hâlbuki, yaptıkları iş itibarıyla baktığınız zaman askerler, polisler gibi önemli bir görev icra etmektedirler ve birçok alanda da yaptıkları işin niteliği gereği Polis Vazife Ve Salahiyet Kanunu’na göre görev yapmaktadırlar. Bu anlamda, neden yıpranma hakkının özel güvenlik görevlilerine verilmediğini anlayabilmiş değiliz.

Yine, başka bir sorun alanı bu duruma ilişkin olarak, özel güvenlik eğitimi veren kursların nitelikli eğitim vermekten uzak bir durumda bulunmuş olmasıdır. Çünkü, sonuç itibarıyla, bu işte, bu insanları güvenlik ve koruma gibi son derece özel alanlarda istihdam edecekseniz onların özel bir biçimde bu kurslarda yetişmesi ve sertifika almasına ihtiyaç vardır ama ne yazık ki, yeterli eğitim verilmediği için çoğu zaman sertifikalar âdeta kâğıt üzerinde alınmaktadır. Bu açıdan da ciddi bir problemin olduğunu görüyoruz.

Gene başka bir alan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 4857 sayılı İş Kanunu’na göre, bu alana ilişkin olarak yaptığı denetimlerin son derece yetersiz olmuş olmasıdır. Nitekim, daha önce konuyu yazılı soru önergeleriyle ilgili bakana ilettiğimizde gelen cevapta da bu alanda bazı sorunların, bu biraz önce bahsettiğim sorunların var olduğunun kabul edildiğini gördük ancak ne yazık ki bunların yasadaki bir eksiklikten, yasadaki bir yetersizlikten değil, gerekli denetimin yapılmamasından kaynaklandığı cevabını aldık. O zaman ben sormak istiyorum: Bu konuyla ilgili olan özel bir bakanlık, ilgili bakanlık bu denetimi yapmayacaksa bu denetimi kim yapacak, hangi kurum vardır? Görev alanına giren konuda gerekli denetimleri yapmaya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını davet ediyorum.

Gene, somut bir sorundan da burada bahsedeyim. Çünkü, konu, biz Plan ve Bütçe Komisyonundayken, bütçe zamanından itibaren, 2013 yılı bütçe görüşmelerinden itibaren sıklıkla gündeme getirildi. Belediyelerde çalışan koruma ve güvenlik memurlarının fazla mesai ücretleri kesildi. Bütçe Kanunu’nun (K) cetvelinde vardı böyle bir husus. Zabıta, itfaiye ve koruma ve güvenlik görevlileri fazla mesai alırken ne yazık ki (K) cetvelinden çıkartıldı ve ciddi bir mağduriyet oluşmuştur. Bu alandaki mağduriyetin de ortadan kaldırılmasına ihtiyaç vardır.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Bu kadar özel, bu kadar hassas bir alanda, var olan, mevcut 5188 sayılı Yasa’nın sektörün sorunlarını çözmekten uzak bulunduğunu tekrar ifade etmek istiyorum. Onun için, özel güvenlik görevlilerinin çalışma şartlarını düzenleyecek bir özel güvenlik iş kanununa ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Yani şu anda 5188 ve aynı şekilde, değişik hükümler açısından İş Kanunu’na tabidir ama eğer bir özel güvenlik iş kanunu çıkartırsak ve bu alanda çalışan personelin çalışma şartlarından ücretlerine, yasal haklarına, kayıtlı sosyal güvenlik sistemine bağlı olarak çalışmasına kadar bütün hususları bunun altında düzenleyebiliriz ve alanı derli toplu, bütün bir yapı içinde görebiliriz ve sorunları çözebiliriz diye düşünüyorum.

Ben de sonuç olarak Milliyetçi Hareket Partisinin özel güvenlik görevlilerinin sorunlarına ilişkin grup önerisinin lehinde oy vereceğimizi belirtiyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

Aleyhinde İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca.

Buyurunuz Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, şu ana kadar, değerli milletvekillerimiz, güvenlikle ilgili, özel güvenlik görevlilerinin sorunlarıyla ilgili alanlara değindi. Niğde Milletvekilimiz Sayın Alpaslan Kavaklıoğlu da bununla ilgili, 2004’te çıkartılan Yasa’da yeni düzenlemelerle ilgili -düşlenilenlere kadar- tüm ayrıntılarıyla bilgi verdi. Bu arada, bir önceki konuşmacımız taşeronlaşmayla ilgili de ayrıntılara değindi. Bu çalışmanın… Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Faruk Çelik, biliyorsunuz, taşeronlarla ilgili bir hazırlıktan, bir çalışmadan bahsetmişti. Bu, Meclis tatil olmadan gündeme gelmesi düşünülen tasarılardan biri. Umarım o da yine, hep birlikte, imzamızla çıkacak bir yasal düzenleme olacak.

Ben yeniden tekrara girmemek adına bunları ifade etmek istemiyorum. Geçen hafta, bizim gündeme almayı düşündüğümüz 450 sıra sayılı Türk Petrol Yasa Tasarısı’nı bugün görüşmeyi öngörmüştük. İki bölümden oluşan, temel kanun olarak işleyeceğimiz 29 maddelik bir kanun tasarısıydı. Dolayısıyla, bunun görüşülmesini öngördük.

Bu nedenle, görüşümü aleyhte ifade ediyor, bu düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi aleyhine olduğumu ifade ederek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaynarca.

Milliyetçi Hareket Partisi grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

 

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekili tarafından Murat Nehri üzerinde inşa edilen HES'lerin Palu-Genç-Muş demir yolu hattına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 24/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 22/05/2013 Çarşamba günü toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                 Muharrem İnce

                                                                                        Yalova

                                                                               Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekili tarafından 24/04/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Murat Nehri üzerinde inşa edilen HES'lerin Palu-Genç-Muş demir yolu hattına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (865 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 22/05/2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri lehinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) 

Buyurunuz Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Palu-Genç-Muş demir yolu hattının yer değiştirme işinden gelen pis kokular ve yolsuzluk iddiaları nedeniyle konunun araştırılması için verdiğimiz önerge lehine söz almış bulunuyorum. Hiçbir yolsuzluğa bulaşmamış ve herhangi bir yolsuzluğu -tırnak içinde-  “ak”lamamış milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben Bingöl’ün gönüllü milletvekiliyim. Bingöl’ün 1’i BDP’den, 2’si de AKP’den olmak üzere toplam 3 milletvekili var, üstelik bunlardan bir tanesi de bakan yani dışarıdan bakan birileri aslında Bingöl’ü şanslı sayabilir. Ancak durum hiç de öyle değil, gerek Bingöl’ün termal su gibi öz kaynakları gerekse devlet hazinesi Bingöl’de göz göre göre yağmalanıyor ve bu Hükûmetin Bingöllü Sayın Bakanı sadece bakıyor, Bingöl’e zerre kadar yararı olmadığı gibi haklarını da korumuyor, hatta Bingöl’e zarar veriyor. Bingöl’deki termal su yani kaplıca vurgunundan  sonra şimdi sizlere ikinci bir dosya açıklayacağım. Maalesef sırada pek çok dosya var, bunlar olgunlaştıkça da yine sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Bugünkü dosyamız Palu-Genç-Muş arasında akan, Fırat Nehri’yle birleşen Murat Nehri üzerine yapılmakta olan hidroelektrik santral üzerinden yapılan vurgunla ilgilidir değerli milletvekilleri.

Öncelikle, hidroelektrik santral yani kısa adıyla HES nasıl yapılıyor buna bakalım, sonra bu HES’ler üzerinden nasıl vurgun yapılıyor, AKP nasıl bunları destekliyor, nasıl göz yumuyor, onları hep birlikte inceleyelim.

HES yapımı için, bir kere, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu yani EDPK bir lisans veriyor. Bu lisanslar yap-işlet-devret şeklinde. Lisans için başvuran firmalar başvuru öncesinde, gidiyor, bu arazide incelemeler yapıyor, bu arazide ben bu işi yapabilir miyim, ne kadar masrafım olur diye bakıyor ve burada bir baraj ya da HES kurmaya karar veriyor. Giderlerini hesaplarken baraj gölünün altında kalması beklenen herhangi bir kara yolu, herhangi bir demir yolu, elektrik hattı, telefon hattı varsa hesabını ona göre yapıyor ve daha sonra buradan satacağı elektriği düşünerek, buradan kâr elde etmeyi de düşünerek bu işe girişiyor, işi alırken de buradaki bütün giderleri karşılayacağını taahhüt ediyor ve bu taahhütte de durmak zorunda. Bugüne kadar yapılan bütün işler böyle değerli arkadaşlar. Böylece devlet vatandaşına elektrik sağlıyor, diğer taraftan da bu işi yapan firma para kazanıyor.

Şimdi gelelim bizim öykümüze. Değerli arkadaşlar, Murat Nehri üzerine tam 4 tane hidroelektrik santral barajı yapılacak; Kale 1, Kale 2, Beyhan 1 ve Beyhan 2 isimli HES’ler yapılacak. Bir firma geliyor EPDK’ya, diyor ki: “Ben bu barajları yapmak istiyorum.” Lisansını alıyor ve inşaatına başlıyor. Güzel, inşaata başlayana kadar bir sorun yok fakat inşaat alanında bir de bakıyor ki bir demir yolu var, taa demir ağlarla örüldüğü dönemden kalan bir demir yolu. Bu demir yolunun güzergâhının değiştirilmesi gerekiyor fakat bu güzergâh değiştirme işi oldukça pahalı. Allem ediyor, kallem ediyor, bu işi AKP aracılığıyla devlete havale ediyor. Devlet Demiryolları da Elâzığ’dan başlayan ve Muş’ta sonlanan Palu-Genç-Muş arasındaki 114 kilometrelik demir yolu güzergâhını ihaleye çıkarıyor. Bakın şu Allah’ın işine! O işi yapması gereken firma orada dururken devlet firma adına ihaleye çıkıyor. Bu ihale bedeli 744 milyon, eski parayla 744 trilyon lira. Yanlış duymadınız, tam 744 trilyon liralık bir vurgunla demir yolu yer değiştirme projesi devlet eliyle bir firmaya yine ihale ediliyor. Hâlbuki, bu işin HES barajı yapacak olan firma tarafından üstlenilmesi gerekiyor. E, peki bu yer değiştirme işini kim alıyor? Bakın şu Allah’ın işine! Orada HES barajını yapacak olan firma devlet eliyle tekrar ikinci bir ihaleyi kapıyor ve 744 trilyonluk bir ihaleyi de devletten alıyor. Yani, devlet diyor ki firmaya: “Kardeşim, gel sen buraya HES yap, baraj yap; elektriğini, her şeyini sat, para kazan ama arada da ben sana 744 trilyonluk bir ihaleyi yapıvereyim; sen de, otur yerinde, kâr et.” Peki, bu ihale nasıl yapılıyor? Bir de ihaleye bakalım. Yani, ihale, acaba, bildiğimiz Kamu İhale Kanunu’na, Devlet İhale Kanunu’na göre mi yapılıyor? Hayır. Bu ihale, maalesef, davetiye yöntemiyle yapılıyor. Kaç firma davet ediliyor? On beş firma davet ediliyor. Kulağa hoş geliyor, on beş firma gelmiş. On beş firmayı incelediğiniz zaman, kasası aynı, sadece formaliteler yerine getirilmiş. On beş firmanın da tamamen kâr ortaklığı var, kasaları da aynı.

Peki, bir başka durum: Bingöl çevresinde, doğuda, güneydoğuda verilen ihalelerin tamamında genel indirim yüzde 60 civarında. Peki, bu ihalede genel indirim ne kadar yapılıyor? Yüzde 16,7. Yanlış duymadınız, yüzde 60 indirim yapılması gereken bir ihalede, maalesef, devletimiz, AKP eliyle, yüzde 16,7’lik bir indirime “evet” diyor. Trajikomik bir durum, gitti gene devletin paraları.

“Artık bu kadar da olmaz.” diyenler olabilir içinizde ama içinizi karartmaya devam edeceğim. Çünkü, dahası var bu ihalenin, siz de inanamayacaksınız. Neden? Çünkü, 744 trilyona, aynı firmaya, hem de davet usulüyle verilen bir iş yapılırken, hani demir yolu yer değiştirecekti ya, yeni geçecek yerlerin de istimlak edilmesi gerekiyor. Peki, kim istimlaki yapacak? Bunların paralarını yine bu firmanın ödemesi gerekirken, e, devlet dururken firma para öder mi? Ödemez. Devletin malı deniz, yiyin babam yiyin, buranın da kamulaştırma işlemini yine devlete yaptırıyorsunuz. Böylece, 4 milyon 458 bin 492 metrekarelik bir taşınmazı acele kamulaştırma işlemi yapılmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına yetki veriyor AKP. Bu kamulaştırma bedeli ne kadar? Henüz daha onu da bilmiyoruz yani 744 trilyonun üzerine Allah bilir daha ne kadar para gelecek. Tüm bu işlemleri de yaparken utanmadan, yüzünüzü bile hiç kızartmadan çıkıp diyorsunuz ki: “Biz demir yolu yapıyoruz.” Buna inanmayan Bingöllülere diyorsunuz ki: “Ya, demir yolu var zaten aslında ama biz demir yolunu kısaltmaya çalışıyoruz.” 30 kilometrelik, sadece 30 kilometrelik bir yolu kısaltmak için devletin kasasından 744 trilyonu bir şekilde uçuruyorsunuz, bir firmanın cebine gidiyor.

Ben de bu konuda bir soru önergesi vermiştim ama Bakan bunlara cevap vermedi. Ne sormuştum? “Devlet Demiryolları güzergâh değiştirme işlemi için harcanan paranın firma tarafından verilmesi gerekirken 744 trilyonu niye devlete ödettiniz? Niye ihale yöntemiyle yaptınız? Niye yüzde 60 indirim yaptırmadınız?” gibi birçok konuyu sormuştum ama Sayın Binali Yıldırım cevap verdi mi? Hayır, vermedi. “Vicdanına yakıştı mı?” dedim. Ona da cevap vermedi. Burada kendisi konuşurken ben de orada kendisine “Palu-Bingöl-Muş demir yolu hattına gel.” diye laf attığımda da biliyorsunuz kendisi çok sinirlendi ve şahsıma yönelik olarak şöyle söyledi: “Şimdi, arkadaş, eğer bir yolsuzluk iddian varsa buraya getir.” demişti, getirdim. “Yolsuzlukla en son itham edeceğin adam benim.” demişti. İtham ediyorum. “Buyurun, hodri meydan!” demişti ve devam etmişti, demişti ki: “Öyle kabataslak laflarla, muğlak sözlerle beni yolsuzlukla itham edemezsiniz.” Burayı iyi dinleyin. “Yolsuzluk yapan da, yolsuzluğa vesile olan da alçaktır.” demişti Sayın Bakan bu kürsüden. “Bu memleketin hakkına, yetimin hakkına tecavüz etmiş en aşağılık insandır.”

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – O klasik oldu ya, onlar klasik oldu.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bunları buradan, Sayın Bakan bu kürsüden söylemişti. Hatta bunları söylerken sesi kısılmıştı, hatırlarsanız, bir süre de konuşamamıştı. Ben de daha sonra kendisiyle bir münasebetle konuşurken sorularımı neden cevaplamadığını sordum. “Cevaplayacağım, süresi geçmiş olsa da cevaplayacağım.” dedi. Ben de dedim ki: “Eğer cevaplarsanız ben de söz veriyorum, araştırma önergemi geri çekeceğim.” Cevapladı mı bugüne kadar? Cevaplamadı. Neden kaçıyorsunuz Sayın Bakan? Ey AKP, neden benim sorularımı yanıtlamaktan kaçınıyorsunuz? Ben burada sizi itham ediyorum. Ben burada iddiaları size yöneltiyorum. Çıkın, bunları adam gibi cevaplandırın eğer cesaretiniz varsa. Hiçbir şekilde de cevaplayamayacaksınız. Korkunun da hiçbir şeye faydası yok. Bütün bunların hesabını da sizden soracağız.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Elinizdeki bilgileri, belgeleri savcılığa verin, suç duyurusunda bulunun!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atıcı.

Aleyhine İstanbul Milletvekili Mehmet Muş.

Buyurunuz Sayın Muş.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen araştırma önergesi aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önergenin içeriğine baktığımız zaman, birkaç tane iddiadan bahsediliyor. Bu iddialar şöyle: Şimdi, Murat Nehri üzerinde hidroelektrik santrali yapılıyor ve Kale 1, Kale 2, Beyhan 1 ve Beyhan 2 isimli 4 adet hidroelektrik santrali projesi. Bu hidroelektrik santraliyle alakalı, buradaki taşınmazların, baraj altında kalacak olan taşınmazların firma tarafından yapılması gerektiği fakat yapılmadığı dile getiriliyor ve Palu-Genç-Muş demir yolunun, 114 kilometrelik hattın 100 metre gibi bir deplasesi söz konusu ve bunun kamu tarafından yapıldığı iddia edilmekte.

Bir diğer iddia ise, bu hidroelektrik santrallerini yapacak firma ile bu deplase işini kazanan firmanın aynı olduğu, ihaleye giren firmalarla hidroelektrik santrali projesini yapacak olan firmanın daha önce farklı projelerde ortaklıkları olduğu iddiası.

Bakınız, değerli milletvekilleri, Türkiye on yıldır istikrarlı bir şekilde büyüyor. 16’ncı büyük ekonomi olmuş dünyada ve bu ekonomik büyümesini 2023’e kadar ilk 10 arasına sokmak gibi bir hedefi var. Ve Türkiye'nin her yıl itibarıyla yüzde 8 oranında artan bir enerji ihtiyacı var. Türkiye, bu enerji ihtiyacını karşılayabilmek için her yıl 5 milyar dolar gibi bir yatırım yapmak durumunda ve bu enerji ihtiyacını farklılaştırarak riskini azaltmak gibi de bir strateji uyguluyor.

Değerli milletvekilleri, mevcut duruma baktığımız zaman, önce Türkiye'nin hidroelektrik potansiyelini ifade edeyim. Bakınız, DSİ verilerine göre Türkiye'nin 216 milyar kilovatlık bir hidroelektrik enerji potansiyeli bulunmaktadır ve ekonomik olarak şu an bunun kullanılabilir olan miktarı yaklaşık 130 milyar kilovatsaattir ve Türkiye, mevcut, kurulu kaynaklarıyla bunun dörtte 1’ini şu an kullanabiliyor ve yıllık 52 milyar kilovatsaat gibi bir enerji ihtiyacını hidroelektrik projelerinden yani sudan karşılıyor. Hidroelektrik projelerinin tamamıyla tamamlanmamasından dolayı Türkiye'nin yılda 9 milyar dolar civarında enerji üretecek suyunun denize aktığını görüyoruz.

Alt kırılımlarına baktığımız zaman Türkiye’deki enerji çeşitliliğinin, şu an itibarıyla 2012 verileri şunu söylüyor bize: Türkiye'nin enerjisinin yüzde 43,5’i doğal gaz ve LNG’den, yüzde 27,2’si kömürden, yüzde 24,2’si hidroelektrik…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya, sen yolsuzluk var mı yok mu oraya gel! Ne yapacaksın bunları?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sakin ol Ali Bey, geleceğim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Oraya gel, ne yapacaksın bunları? Bunlar, adamın söylediklerinin aslı değil.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Rüzgâr 2,4; sıvı yakıtlar ve asfaltit 2,3; jeotermal ise 0,4’tür.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Say işte onları, ortak mı değil mi, böyle bir yolsuzlukları var mı yok mu? Ne yapacaksın sen ötekileri?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sakin olursanız geleceğim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Biz sakiniz, bekliyoruz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – 2030 yılı itibarıyla ise bu kompozisyon şu şekilde değişecektir: Doğal gazın payı yüzde 23,4’e düşecek. Tabii, burada devreye alacağımız, üzerinde çalışılan hidroelektrik, nükleer enerji, rüzgâr ve güneş enerjileriyle beraber buradaki kompozisyon değişiyor. Kömür yüzde 32’ye, hidroelektrik yüzde 15’e, rüzgâr yüzde 11,6’ya, nükleer enerji yüzde 11,5’e, güneş yüzde 4,5’e, diğerleri ise yüzde 2 gibi bir orana kavuşacak.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ya, ben ne diyorum, sen ne diyorsun! Ben yolsuzluk var diyorum, sen…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Hocam, sakin olursan anlatacağım, bekle, geliyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Beş dakikayı bitirdin, daha yolsuzluğu anlatacaksın; sen bana cevap ver.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, önergeye bakıyoruz, bakın, şimdi önergeyi inceliyoruz. Önerge diyor ki: 744 milyon lira bir ihale bedeli var. Doğrudur ama arkadaşlar, bunun içerisinde yüzde 18 KDV var. Asıl rakam nedir biliyor musunuz, 630 milyon 413 bin 261,40 kuruş. Şimdi buna yüzde 18 eklediğiniz zaman rakam buraya çıkıyor. Burada iyi niyet olursa…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya, rakam değil, yap-işlet-devrette o, onun hakkı mı değil mi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – …yüzde 18’lik KDV’yi siz devlete gidip ödeyeceksiniz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bunu kimin yapması lazım, onu söylüyor. Kimin yapması lazım?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ali Bey, bir dakika, geliyor oraya.

Yüzde 18’i devlete gidip ödeyeceksiniz fakat 744’müş gibi söyleyip rakamı büyütmek gibi bir gayretin içerisine giriliyor.

İkincisi, tenzilat konusu. Bakın, tenzilat konusuna geliyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya, isterse 1 kuruş olsun; önemli olan, yapmak zorunda mı değil mi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, şimdi diyor ki: “Devlet Su İşleri…”

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İsterse 1 lira olsun, 1 lira; önemli olan yolsuzluk yapmamak!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, tenzilat konusuyla ilgili ne diyor: “Devlet Su İşleri baraj projelerinde tenzilatın en az yüzde 30 uygulandığı da bilinmektedir.” Bakın, “Bölgedeki benzeri projelerin açık ihalelerinde tenzilat yüzde 60 dolaylarında olmasına rağmen…”

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya, tenzilat da önemli değil, 1 lira olsun, yapması gereken kim?

MEHMET MUŞ (Devamla) – “…Palu-Genç-Muş demir yolu deplase işi ihalesi yüzde 16 tenzilatla verilerek kamuya ayrıca bir zarar yaşatılmıştır.” Arkadaşlar, bakın, Devlet Su İşleri: “Yüzde 60-30 tenzilat yapar.” diyor. Burayı yüzde 16’yla yaptı, ihaleyi yapan kim? Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları. Arkadaşlar, bu olayı çarpıtmanın, farklılaştırmanın anlamı yok ki. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının tenzilatlarını koysaydınız, doğru.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Tenzilat değil Sayın Hatip, yapması gereken kim demir yolunu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ama, siz, Devlet Su İşlerinin tenzilat konusunu, Devlet Demiryollarının tenzilatıymış gibi göstermenin gayreti içerisine giriyorsunuz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakınız, ilgili kanun maddesi diyor ki, “MADDE 24: Bu bendin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan, ancak yapımı henüz tamamlanmamış su kullanım anlaşmalarının ilişkin olduğu projeler de dâhil olmak üzere, demiryolu ulaşım güzergâhının değiştirilmesinin zorunlu olduğu hâllerde rölekasyon işi su altında kalacak mevcut demiryolunun kamulaştırma bedeli alınarak demiryolunun bağlı olduğu idare tarafından yapılır.” Firma demiyor, ilgili kanun maddesi bu Hocam.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ulaştırma bedeli aldın mı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Çalışılıyor onun üzerinde, kamulaştırmayla alakalı devam ediliyor.

Arkadaşlar, bakın, sizin söylediğiniz, ihale bedelinin firma tarafından yaptırılması gerektiği, fakat ilgili kanun maddesi diyor ki: “Bunu ilgili idare yapar.”

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çalışın da biraz daha götürün.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, madde 24 diyor ki: “İlgili idare hangisiyse o yapar.” konu bu.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Parasını aldın mı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Onu değil, kamulaştırmanınkini alır hocam ya, oradaki mevcut yolun kamulaştırmasını alır.

İhaleye katılanlar ve kazanan firma konusu, oraya geliyorum.

Şimdi, arkadaşlar, buradaki hidroelektrik inşaatını alan bir firma var, ekipmanını oraya götürüyor, baraj işini bu yapacak. Şimdi, burada, mücadele ediyor ki bu demir yolu işini de kendisi alsın. Niye? Burada meydana gelecek olan aksaklık, kendisinin baraj inşaatını aksatacaktır. Onun için, bu firma burada canhıraş bir şekilde mücadele edip en düşük teklifi veren bu ve ihaleyi alıyor. Çünkü, ekipmanı orada, personeli orada zaten orada inşaat hâlinde ve bunun taşınması daha kolay.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ondan az kırım yapıyor değil mi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, bunu, sanki olayın içinde bir şey varmış gibi ifade etmek gerçekten doğru değil.

Değerli milletvekilleri, bu projelerin kurulu gücü 2.000 megavata yakın olup toplamda 4,5 milyar kilovat üzeri enerji üretim kapasitesine sahiptir.  Bakın, bizim bir damla  suyumuzu boşa akıtacak durumumuz yok. Her damla suyun enerjiye ve bu ülkenin büyümesine, istihdamına, üretimine katılması gerekmektedir.

Konuşmama son verirken Lesage’in güzel bir sözüyle son vermek istiyorum. Lesage diyor ki: “Maksat iftira atmak olduktan sonra söylenecek sözümüz bulunmaz, fazilet bile iftiranın ekmeğine yağ sürer.”

Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, önergenin aleyhinde olacağımızı ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Muş.

Lehinde…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın hatip sözlerimi kullanarak farklı bir anlam doğurdu; onu düzeltmek istiyorum efendim izin verirseniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hangi anlamı doğurdu? Hangi sözünüzü kullandı ki sataşmadan cevap vereceksiniz?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben sataştı demiyorum, sözlerimi sadece çarpıttı efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sataşmaysa cevap hakkı olur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Atıcı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, sataşma değilse cevap hakkı da yok.

BAŞKAN – Düzeltmek istiyor. “Yanlış anlaşmaya yol açtı, benim söylediğim öyle değil.” diyor.

Buyurunuz Sayın Atıcı.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Arkadaşlar, niye bu kadar istemiyorsunuz? Yani, burada konuşmamdan rahatsız oluyorsanız –rahatsız olduğunuzu biliyorum- hiç konuşmayayım daha iyi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz rahatsız olmadık ama siz rahatsız oldunuz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Ama çok üzüldüğüm bir şey var, yani Meclisin neredeyse en genç ve gelecek vadeden bir milletvekilini çıkardınız, burada, bu kadar ağır bir yolsuzluğun içerisinde konuşturdunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok güzel bir şekilde izah etti, yolsuzluk olmadığını söyledi.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Hiç olmazsa bunu, bu çocuğa, bu genç arkadaşıma, bu kardeşime yapmasaydınız çok daha memnun olurdum. Yani, Türkiye'nin geleceğini de kirletiyorsunuz, yazıklar olsun size!

Bakın, diyorsunuz ki: “Büyük bir istikrar var.” Çok doğru, istikrar var. Nasıl bir istikrar biliyor musunuz? Bakın -benim sözümü kullandınız- nasıl bir istikrar var: Siz, aynı firmaya hem baraj ihalesini veriyorsunuz, istikrara bak ki aynı firmaya demir yolu deplasesini veriyorsunuz; aynı firmaya -iddia ediyorum- işin proje etüdünü de yaptırıyorsunuz. Hadi, daha da ileri gittim, çıkın, burada bana cevap verin, cevap! Oradan “Enerji şöyle olacak, nükleer böyle.” demeyin. Benim iddialarım ciddidir, benim iddialarımın karşısında çıkıp cevap vereceksiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İnanmadığın şeyleri söyleme ya! Yazıklar olsun be!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Eğer cevap verecek gücünüz, yüzünüz olsaydı zaten soru önergeme cevap verirdiniz. Benim söylediklerime cevap verecek bir tane adam, delikanlı yok içinizde.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Az önce cevap verdi orada, az önce cevap verdi.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - İçinizde bir tane delikanlı yok!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Senin yaptığını delikanlı yapmaz! Ayıp değil mi?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Olsaydı, benim soru önergeme cevap verirdiniz…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ayıp! Ayıp!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Olsaydı, benim burada size sorduklarıma, çıkıp tek tek cevap verirdiniz ama ne gezer sizde!

Efendim “Enerji ihtiyacımız var”mış! Biz “Enerji ihtiyacımız yok.” dedik mi? Enerji ihtiyacımız tabii ki var. Vay efendim “Bir damla su boşa gitmesin.” miş. Bırakın bu lafları, tabii ki gitmesin. Biz vatan haini miyiz? Elbette ki enerji lazım, elbette ki HES lazım. Her dakika başı her metreye HES yapın demiyorum ama yer altı kaynaklarını da düşünerek HES’leri planlayacaksınız. HES yapın dediysek yolsuzluk mu yapın dedik biz size? Yapmayın arkadaşlar! Neymiş efendim? Ben, 744 demişim de KDV’yi düş, 600 olmuş. Biz paranın miktarının peşinde değiliz. Delikanlı olan çıksın… Vazgeçtim bütün iddialarımdan, “1 liralık yolsuzluk var.” diyorum; çıkın, hesabını verin. Yarın öbür tarafa gittiğinizde, 630 milyon lira mı, 1 lira mı, ne fark edecek? Yetimin hakkını yediysen 1 lira da yetimin hakkıdır, 630 da, 744 de, ne fark eder? Çıkarmışsınız konuyu dahi bilmeyen bir insanı, burada gerçekten zor durumda bırakıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne demek konuyu bilmeyen? Sen bir milletvekiline nasıl hakaret edersin?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, milletvekiline hakaret değil, konuyu bilmemek başka bir şeydir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Her şeyi sen mi biliyorsun?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Şimdi çıkıp burada benim iddia ettiklerime Sayın Bakan cevap verecek.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Bakan da cevap verir, milletvekilleri de cevap verir.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Bakan cevap verecek. Ben yazılı soru önergesi vermişim, delikanlıysa cevap verecek. Ben çıkmışım kürsüde itham ediyorum, eğer “Hayır.” diyorsa cevap verecek. Ama yüzsüzlüğün bu kadarı olur, “Savcılığa git.” diyorsun. Savcılara da buradan ihbar ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Git… Git…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben burada şimdi karşılık vermek istiyorum. Sayın Aytuğ’un şahsıma sataşması var, bununla alakalı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Muş.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bir konuyu ifade etmek istiyorum.

Biz bir ekibiz. Biz 326 milletvekili olan bir grubuz ve bizim abdestimizden hiçbir zaman şüphemiz olmadı ve hem bakan arkadaşlarımızın hem milletvekili arkadaşlarımızın yaptığı hiçbir işten hiçbir zaman endişe etmedik, savunulamayacak hiçbir işin altına da şimdiye kadar imza atmadık. Onun için biz grup olarak, parti olarak yaptığımız, her iş için gruptan herhangi birisi çıkıp bununla alakalı cevap verebilir, bunda anormal bir durum yoktur. Yani, kürsüden daha fazla bağırarak, daha fazla ses çıkartarak haklılık konusu olmaz.

Ben size ilgili kanun maddesini okudum. İlgili kanun maddesi, konunun nasıl düzenleneceğini, nasıl yapılacağını ifade ediyor. Eğer burada bu kanun maddesi olmasa, ilgili mevzuat hükümleri olmasa ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanmadan farklı işler yapılsa o zaman iddianızı mutlaka dile getireceksiniz, sizler de bir muhalefet milletvekili olarak denetim görevinizi sonuna kadar yerine getireceksiniz, buna hiçbir itirazım yok ama olan bir mevcut durumu farklılaştırmak gerçekten doğru değil ve kürsüden daha fazla bağırarak inanın kimse haklı çıkmaz.

Ben yaptığımız işin doğru olduğunu burada ifade ediyorum ve bütün işlemler ilgili kanunlar çerçevesinde yapılmıştır, madde 24 çok açıktır, sayın milletvekilim, inşallah, kendileri bakarlarsa  göreceklerdir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Çok iyi biliyorum o maddeyi.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Tekrar, Türkiye'nin bu kutlu yürüyüşünü, büyük yürüyüşünü devam ettireceğimizi ve Türkiye'yi çok daha büyük, çok daha iyi yerlere taşıyacağımızı ben ifade ediyorum.

Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Muş.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekili tarafından Murat Nehri üzerinde inşa edilen HES'lerin Palu-Genç-Muş demir yolu hattına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 24/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Lehinde, Bingöl Milletvekili İdris Baluken.

Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grubunun vermiş olduğu önerge lehinde söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, doğrusu, burada AK PARTİ'li vekilin savunmasını, açıklamalarını dinleyince ben de dehşete düştüm. Bir kere, eğer bu kadar kendinizden eminseniz, bu kadar bu bilgilerin doğruluğundan eminseniz, gelin, bu sefer bizi şaşırtın, bir araştırma komisyonu kurulsun. Bütün Bingöl halkının tartıştığı, bütün Bingöl halkında ciddi bir rahatsızlık uyandıran bir konuyu her dört siyasi partimizden temsilcilerle birlikte gidip araştıralım, ondan sonra bir rapor hâlinde getirip burada Genel Kurula sunalım. O zaman niye bu şekilde karşı çıkıyorsunuz? Nedir yani bu kaygınız nedir? Eğer sunduğunuz maddelere uygun, yasalara uygun bir durum varsa, bir yolsuzluk durumu söz konusu değilse, ilk defa, gelin, bir araştırma önergesinde bizi şaşırtın.

Sayın CHP’li milletvekili arkadaşımızın söylediği hususların tamamı uzun süredir Bingöl kamuoyunda konuşulan ve doğruluğu açısından da Bingöl kamuoyunda ciddi düzeyde bir kanaatin, bir fikrin oluştuğu bir durumdur. Şimdi, buraya gelip “730 milyar değil de 630 milyar -bilmem- yüzde 18 değil de yüzde 16 tenzilat” demenin bir mantığı var mı? 1 lira bile olsa, ki bahsetmiş olduğumuz rakamlarla siz bütün bir Bingöl şehrinin sorunlarını bitirirsiniz. Hadi, 500 milyar olduğunu kabul edelim, 500 milyar lirayla siz Bingöl’ü Paris’e çevirirsiniz. Yaşanamaz bir kent hâline gelmiş bir şehrin sorunlarını, halkın sorunlarını çözmek yerine, bir firmanın cebine akıtırsanız tabii ki muhalefet partisi buraya araştırma önergesi de getirir, soru önergesi de getirir. Geçen, Meclis kürsüsünde ben de söyledim, Sayın Ulaştırma Bakanı, sağ olsun, Bingöl’le ilgili vermiş olduğumuz soru önergelerine herhâlde cevap verme tenezzülünde bulunmuyor, herhâlde canımız sıkıldığı için bu önergeleri yazdığımızı sanıyor, bizim canımız sıkıldığı için, kendi canını da sıkmak için bu önergeleri verdiğimizi sanıyor. Böyle bir durum yok. Yani, Hükûmet üyesi olmak, Kabine üyesi olmak, muhalefetin söylediğini önemsemek başlı başına bir bakanın görev ve sorumluluk dâhili içerisindedir. Bugün isterdik ki, böyle önemli bir konu yolsuzluk iddiası buraya gelmiş, Sayın Bakan gelip buradan rakamlarla objektif bir şekilde bunun olmadığını ortaya koysun.

Ben, CHP’li milletvekili arkadaşımızın söylediği konuşmanın, burada dile getirdiği hususların tamamına imzamı atıyorum.

BAŞKAN – Sayın Baluken, bir saniyenizi rica edeceğim.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Fas Temsilciler Meclisi Maliye ve Ekonomik Kalkınma Komisyonu Başkanı Said Khairoune ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” Denilmesi

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in konuğu olarak ülkemizde bulunan Fas Temsilciler Meclisi Maliye ve Ekonomik Kalkınma Komisyonu Başkanı Said Khairoune Başkanlığındaki heyet Genel Kurul salonunu teşrif etmişlerdir, kendilerine Meclisimiz adına "Hoş geldiniz." diyorum. (Alkışlar)

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekili tarafından Murat Nehri üzerinde inşa edilen HES'lerin Palu-Genç-Muş demir yolu hattına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 24/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken, devam ediniz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu konuyla ilgili sayın milletvekilinin yeterince açıklama yaptığını düşünüyorum.

Ben, Bingöl’deki HES projeleriyle ilgili ve -bugün gündem dışı konuşmada da belirttim- devreye konmak istenen termik santrallerle ilgili birkaç hususu tekrar paylaşmak istiyorum. Otuz yıldır yaşanan çatışmalı süreçte köy yakmadan mera yasaklarına kadar, orman yakmadan bir bütün olarak bölgeyi insansızlaştırmaya kadar giden çok büyük zulüm politikalarıyla Bingöl halkı karşı karşıya kaldı. Şimdi yeni yeni, Bingöl halkında yeniden doğaya yönelik, çocuklarının yaşamına yönelik, gelecek nesillerin yaşamına yönelik bir umut belirmişken AKP iktidarı Bingöl’ün her tarafını HES çöplüğü durumuna getirmiş. Yani, burada sayın vekil enerji ihtiyacıyla ilgili bazı hususları dile getirdi. Bakın, bu HES’le ilgili defalarca bu kürsüden dile getirdik. 2 binin üzerinde HES yapıldı, 2 binin üzerinde HES yapılması planlanıyor. Toplam bu HES’lerden elde edilecek enerji miktarının tamamı, sadece eskimiş enerji nakil hatlarının onarımıyla elde edilecek enerji miktarından daha fazla değildir. O zaman doğayı tahrip eden, halkın karşı çıktığı, bir bütün olarak bölgeyi insansızlaştırmayı hedefleyen bu projelerdeki ısrarınızın sebebi nedir? Bunu açıklamak zorundasınız.

Bakın, Karlıova Derinçay köyünde HES projesi yapıldı. Geçen aylar içerisinde oradaki köylüler, Halifan köylüleri birkaç kez oraya yürüyüşler yaptılar “Bu HES projesi bir bütün olarak sosyal, toplumsal hayatımızın tamamını yok etmek üzere yapılmış bir projedir.” dediler. Niye dikkat etmiyorsunuz? Niye bu sese kulak vermiyorsunuz? Derinçay köyünün mezarlıklarını sular altında bırakacak şekilde HES projesi yapmanın dinen, ahlaken, vicdanen herhangi savunulabilir bir tarafı var mı? Yani, bir köyün maneviyatını, manevi dünyasını oluşturan mezarlığını siz sular altında bırakarak birilerinin cebine, yandaş birkaç çantacının, müteahhidin cebine para aktarmak durumunda olursanız, kusura, bakmayın, orada muhalefet tabii ki bu tutumunuzu sorgular ve bununla ilgili de Meclisi göreve çağırır.

Sadece Derinçay’da değil, Bingöl’ün her tarafında bu HES projelerinin getirdiği mağduriyetler var. Bakın, Derinçay’daki HES projesinin hafriyatından çıkan molozların belediye tarafından, yerel yönetimler tarafından denetlenmemesi sonucu orada insan eliyle oluşturulmuş bir heyelan faciası yaşandı. Tam on gün boyunca Bingöl ili susuz kaldı, bütün bir kent on gün boyunca susuz kaldı, bunun sizin için hiçbir önemi yok ama, o HES projesinden kimin cebine ne akacak, siz daha çok burayla ilgileniyorsunuz.

Şimdi, mezarlıklarla ilgili söylediğimiz bu husus bile başlı başına bu HES projelerini tekrar değerlendirmenizi gerektirmiyor mu? Bakın, şu anda Bingöl’ün her tarafına yeni karakollar yapılıyor. Genç ilçesinin Doğanevler köyünde yeni karakol köy mezarlığına yapılıyor. Temel kazma işlemi sırasında her taraftan kemikler çıktı. O köyde yaşayan insanların atalarının, dedelerinin kemiklerine, manevi değerlerine saygısızlık temelinde, oraya karakol yapılması planlanıyor. Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Hazarşah köyünde aynı, Yedisu ilçe merkezinde aynı. Yani insanı, halkı önemsemeyen, kendi merkezine almayan projeler yaptığınız zaman bunun karşısında tabii ki halk duracak.

Solhan ilçesinde de durum aynı. Solhan ilçesinde Kale Barajı’nı yaptığınız köylerin tamamına buyurun birlikte gidelim. Hangi köye giderseniz, köyde o baraj projesine karşı halkın müthiş bir tepkisi var çünkü halkla ortaklaştırmamışsınız, halkın görüşünü almamışsınız, Solhan halkı bu HES projesi hakkında ne düşünüyor, bunu öğrenmek istememişsiniz. Bu arada, para kazanan birkaç müteahhidin cebine ne girecek ona bakmışsınız, ondan dolayı da halka karşı olan süreçleri Bingöl halkının önüne getiriyorsunuz.

Şimdi, yetmiyor, Solhan’da Masala Deresi’ne yeni bir HES projesi götürüyorsunuz. Ben on gün önce Solhan’daydım, halkın yine bu projeye karşı çok büyük bir tepkisi var.

Yayladere ilçemiz de aynı. Peri Suyu Vadisi Türkiye’nin görülmesi gereken en güzel coğrafik bölgelerinden biri, bir cennet köşesi, bir cennet parçası. Dersim’de Munzur Vadisi’ni nasıl AKP iktidarının bu HES projeleri katlettiyse şimdi de Peri Suyu Vadisi’nde oluşturulan HES’lerle tek tek Peri Suyu Vadisi’ni katletmekle meşgulsünüz. Yedisu ilçemizdeki HES projelerinin Bingöl halkı açısından taşımış olduğu değer de aynı, Genç ilçesinde hakeza. Tarım ve hayvancılık alanlarını öldüren, köylülerin yaşam alanlarını ortadan kaldıran, bir bütün olarak o bölgeyi insansızlaştıran, gelecek nesillere doğayla ilgili, insan yaşamıyla ilgili bir şey bırakmayan projelerden vazgeçmeniz gerekiyor. Bingöl’ün her tarafına HES yapıyorsunuz; Solhan halkına rağmen Solhan’a HES yapıyorsunuz ama Solhan ilçesinde elektrik gitmeyen köyler var, Genç ilçesinde hâlâ bu devirde elektrik gitmeyen köyler var. Böyle bir anlayış, böyle bir yönetme mantığı olabilir mi? O nedenle, bu HES projeleriyle ilgili mevcut tutumunuzu Hükûmet olarak bir an önce gözden geçirmelisiniz.

Bakın, tüm bir Bingöl Ovası’nı sulayacak bir Gülbahar Barajı Projesi var, tam on yedi yıldır yapılmadı, on yedi yıldır -ki son on yılı size ait- bir sulama barajı yapamadınız ama işin içinde müteahhitlerin cebine milyon dolarlar akması varsa, maşallah, Bingöl’ün her tarafını bir HES çöplüğüne çevirdiniz. Böylesi bir yaklaşımı kabul etmek mümkün müdür?

Dolayısıyla, burada sayın milletvekilimizin dile getirdiği, milletvekili arkadaşımızın dile getirdiği hem yolsuzluk iddialarının araştırılması hem de Bingöl halkının HES projeleriyle ilgili tutumunun belirlenmesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bundan sonra Bingöl’de buna göre HES planlamasının yapılması açısından bu araştırma önergesinin desteklenmesi gerekiyor.

İlk defa, AK PARTİ Grubundan da -bizi şaşırtarak- böylesi bir doğrultuda oy kullanmalarını Bingöl Milletvekili olarak talep ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Aleyhinde İzmir Milletvekili Ali Aşlık.

Buyurunuz Sayın Aşlık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Ben de size laf atacağım.

ALİ AŞLIK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi önerisiyle alakalı şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Sayın Mersin milletvekilimiz yaptığı konuşmada çok güzel bir senaryo yazmış. Eğer, bu senaryonun yüzde 10’u bile doğru ise –ben hukukçuyum- savcılıklara suç duyurusunda bulunulur ve bu işlemleri yapanların dokunulmazlığı da olmadığına göre savcı kelepçeleyip götürsün. Yani bunun önünde ne engel var?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kardeş savcılığa ne gerek var, Allah Allah.

ALİ AŞLIK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Türkiye’de “Köprü yapalım.” dediğiniz zaman karşı çıkılıyor. Yapıyorsunuz, “özelleştirelim” dediğiniz zaman karşı çıkılıyor. “Hidroelektrik santrali yapalım.” dediğiniz zaman karşı çıkılıyor. Yaptıklarınızı özelleştirmeye kalkıyorsunuz karşı çıkılıyor. Her şeye karşılar, böyle bir şey yok. Böyle bir ülke yönetilmez.

Hani “Laf atacağım.” dediniz ya, ben de size laf atayım madem buradan, laf atmak değil bir şeyi açıklayayım. İzmir Büyükşehir Belediyesi metro ihalesi yaptı, 5 kilometrelik metro ihalesi. Kaç yıldır metro ihalesi bitmiyor biliyor musunuz?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ankara kaç yıldır bitmiyor?

ALİ AŞLIK (Devamla) - En düşük veren firmaya verdiler…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ankara diyoruz, Ankara.

ALİ AŞLIK (Devamla) - …ve batık firmaya verdiler. İzmir Büyükşehir Belediyesi ihale yapmasını bilmiyor. Madem bu konuları çok iyi biliyorsunuz biraz danışmanlık yapın da İzmir’e hizmet üretsinler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ankara ne oldu Ankara?

ALİ AŞLIK (Devamla) - Onun için burada çıkıp konuşmak, senaryo yazmak çok kolay. Eğer, çok daha güzel senaryolar yazacaksanız televizyonlarda bir sürü diziler çekiliyor. Güzel bir senaryo yazarsınız bir tane yapımcı gelir sizden senaryoyu alır, para da kazanırsınız.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ankara’ya ne oldu Ankara?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Ben, Meclisin gündemini daha fazla meşgul etmemek adına, daha sonra Petrol Kanunu’yla alakalı çalışmaya devam edileceği için ben aleyhte oy kullanacağımızı söylüyor hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ankara ne oldu Ankara?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aşlık.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan…

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu…

Buyurunuz Sayın Çam.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, sayın hatip İzmir Büyükşehir Belediyesini beceriksizlikle suçladı. Dolayısıyla, söz hakkımız var, İzmir Büyükşehir Belediyesini suçladı. (AK PARTİ Sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çam.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR(Devam)

2.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, İzmir Milletvekili Ali Aşlık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce konuşan Sayın Milletvekili…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İzmir Marşı söyle.

MUSA ÇAM (Devamla) – Marş da söyleriz, bizde on parmakta on marifet var ama bir şey yok, kul hakkı yemek yok bizde. Bizde her marifet var ama kul hakkı yemek yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, sayın milletvekili İzmir Büyükşehir Belediyesinin beceriksizliğini söyledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi beceriksiz değil.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Yetenek yok.” dedi.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Metroyu söyle metroyu.

MUSA ÇAM (Devamla) - Bir şey söyleyeyim: Geçtiğimiz günlerde metroyla ilgili keşif artış bedeli talebinde bulundu -Sayın Ali Aşlık- tam sekiz ay bekletildi, sekiz ay. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin, Ankara Büyükşehir Belediyesinin keşif artışları üç günde onaylanıyor ama İzmir Büyükşehir Belediyesinin sekiz ayda onaylanıyor.

Ben geçtiğimiz günlerde Başbakanlığı aradım, “Ne oldu?” dedim, “Efendim, 3 bakanın imzası eksik.”, “Ne oldu?” dedim, “4 bakanın imzası eksik.” Öbür hafta aradım, “5 bakanın imzası eksik.” Arkadaşlar, Başbakanlıkta tam iki ay tezkere imzalanmadı. Peki, her pazartesi günü Bakanlar Kurulu toplanmıyor mu, bir araya gelmiyorlar mı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Her pazartesi toplanmıyor, iki haftada bir.

MUSA ÇAM (Devamla) - Neden imzalamıyorlar peki o keşif artış bedelini? Bilinçli ve sistemli bir şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesinin keşif artışını imzalamadılar, tam sekizay beklettiler. Sekiz ay bekletmenin sonunda imzadan çıktı, Cumhurbaşkanlığına gitti ve Cumhurbaşkanı imzaladı, yürürlüğe girdi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Musa, Ankara’yı sor, Ankara metrosunu.

MUSA ÇAM (Devamla) - Sadece bu mu? İzmir Büyükşehir Belediyesine her seferinde Mülkiye müfettişleri, vergi denetmenleri, ne kadar denetmen varsa hepsini gönderiyorsunuz, çalıştırılamaz hâle…

HAMZA DAĞ (İzmir) – On senedir metro yapılmadı.

MUSA ÇAM (Devamla) – Hamza, senin yaşın tutmaz bana cevap vermeye, senin yaşın tutmaz. Sen daha büyüklerini gönder bana. Senin ne kilon tutar, ne kalibren tutar, ne çapın tutar. Karşında Musa Çam var, altmış yıldır İzmir’de taş taşıyan, sokak sokak gezen adam var, senin çapın yetmez bana yetmez.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ben de geziyorum, otuz yıldır ben de geziyorum.

MUSA ÇAM (Devamla) – Ağababanı gönder, ağababanı gönder, bakanlarını gönder benim karşıma.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, Sayın Ali Aşlık burada İzmir Büyükşehir Belediyesine ve bağlı belediyelere haksızlık yapmaktadır. Sayın Ali Aşlık’ı bu hafta sonu gideceğim seçim bölgemizde hem damadı olduğu Selçuk’a, Torbalı’ya, Menderes’e, o bölgeye şikâyet edeceğim, diyeceğim ki: “İzmir’in hakkını korumuyor, İzmir’in hakkını kem ediyor.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çam.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 24 milletvekili tarafından Murat Nehri üzerinde inşa edilen HES'lerin Palu-Genç-Muş demir yolu hattına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 24/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisiz (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

4.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450)(x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 450 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Kürkcü. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; karşımızda bulunan Petrol Kanunu Tasarısı aleyhinde konuşuyorum. Çünkü bu kanun tasarısı, aslında, Türkiye’nin sınırlı petrol, hidrokarbon kaynakları üzerindeki kamu kontrolünün bütünüyle ortadan kaldırılması sonucuna varacak ve öte yandan bu sınırlı kaynakların kısa süre içerisinde yerli ve yabancı şirketler tarafından sömürülerek buradan doğabilecek kamu yararının tamamının, neredeyse, uluslararası ve özel şirketlerin kasalarına gönderilmesi sonucunu doğuracak niteliktedir. Bu açıdan, bu yasa tasarısına esasen, temelden karşıyız.

Ancak, bununla birlikte, eski yasanın şimdiki yasadan farkı, belki, bu yasa maddelerinin belirtik bir biçimde millî menfaatler üzerine kurulu olması ve bir önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, bu hükümlerin yasa maddelerinde, bu belirtiklik hâlinde ifade edilmemesi yüzünden geri çevirmesine yol açmışsa da en temel mesele bu olmayabilir, çünkü eninde sonunda Türkiye’nin mevcut iktisadi rejimi ve mevcut iktisadi rejimi içerisinde başlıca rolü oynayan kapitalist şirketler ve bunların menfaatlerini koruyan devlet şirketleri arasındaki ilişki aslında değişmemiş olarak kalmaktadır.

Ancak gene de eski hâliyle, yasanın, bir bakıma kamu tarafından yani Meclis tarafından, meslek kuruluşları tarafından şu ya da bu şekilde denetlenmesi ve yönlendirilmesi mümkün iken şimdiki hâlinde bu yönlendirmenin imkânları son derece daralmıştır ve Türkiye kendi sınırlı petrol kaynakları üzerindeki kontrolü de kaybetmek üzeredir. “Bunun önemi nedir?” derseniz, Türkiye kendi yıllık petrol ihtiyacının sadece yüzde 7’si kadarını kendi kaynaklarından karşılayabilmektedir. Bu kaynakların rezerv olarak korunabilmesi, bunların acil durumlar ve beklenmedik felaketler karşısında kontrol altında tutulabilmesi bakımından bu büyüklük dahi önemlidir.

Öte yandan bakacak olursak Türkiye bugün dünyanın 13’üncü büyük petrol ithalatçısı ve dünyanın yeterli petrol üretiminde bulunmayan 8’inci  büyük tüketicisidir, dolayısıyla Türkiye petrol bakımından esasen dışa bağımlı ve ithalata kilitli bir biçimde ekonomisini sürdürecektir. Fakat buradaki  kritik mesele, bu sınırlı kaynak üzerinde dahi kontrolün ortadan kaldırılması meselesidir. Oysa dünyanın hem büyük petrol üreticisi ülkeleri hem de petrol tüketen ülkeleri mümkün mertebe bu kaynakları kamu kontrolü altında tutabilmeye önem veriyorlar; örneğin Arjantin, özelleştirilmiş bulunan petrol çıkartan ve petrol üreten şirketlerin bir bölümünü son yıllarda yeniden kamulaştırdı. Rusya, öncelikler devlet tarafından belirlenmekle birlikte ve kontrol daima kamunun elinde kalmak kaydıyla yabancı şirketlere ve özel şirketlere eskiden yüzde 100 kamu kontrolü altında bulunan kaynaklara tasarruf etme imkânı sağlamaktadır. Venezuela son on yılda tamamen petrol kaynaklarını ulusallaştırdı, kamulaştırdı.

Bütün bu şartlar altında görüyoruz ki kapitalizm zorunlu olarak kamulaştırmamayı öngörmüyor. AKP’nin iktisadi politika anlayışı bakımından ise özelleştirme, iktisadın temel anahtarı olarak gözüküyor. Oysa bu, bir bütün olarak baktığımızda kapitalist mantık açısından dahi tutarlı değil.

İkinci nokta, eski yasada da olmayan, bu yasada da olmayan şey, petrolün çıktığı yerlerdeki halkın bu petrolün üretimi, çıkartılması, tüketimi ve üretilme koşulları bakımından herhangi bir tasarrufa sahip olmayışıdır. Burada “millî menfaatler” denilerek kabaca üstünden geçilen husus Türkiye bakımından son derece önemlidir çünkü bu petrolün çıkartıldığı yerler bir bütün olarak Türkiye'nin güneydoğusunda esasen  Kürt halkının yoğun olarak yaşadığı yerlerdir. Ancak bu bölgeler dünyanın petrol çıkartan başka ülkelerinden farklı olarak Türkiye’nin en yoksul insanlarının en yoksun koşullarda yaşadıkları yerlerdir. Bu petrolün çıkartılmasından o bölgede yaşayan insanlar bugüne kadar hiçbir, elle tutulur menfaat sağlamamışlardır, bu kaynaklardan elde edilen gelirler hiçbir biçimde bölgeye geri dönmemiştir, bu insanlara herhangi bir biçimde kalkınma, ilerleme, kendini geliştirme, kentsel gelişim, refah, eğitim vesair insani ihtiyaçlar bakımından geri dönmemiştir.

O nedenle, burada üstü örtük olarak konuşulan “millî menfaatler” kavramının kendisi de aldatıcı bir kavramdır. Her şeyden önce, bütün kaynaklar kendi bulundukları yerde yaşayan halklara en büyük yararı sağlamadıkça ortada bir millî menfaatten söz edilemez. Belki olsa olsa devlet menfaatinden söz edilebilir. Ancak “millî menfaat” dediğiniz zaman “Milletin hangi bölümü, milletin hangi unsurları?” diye sormanız gerekir. Bu soruyu sorduğumuzda, eskiden de bugün de bu petrolün üretildiği, esasen, çıkartıldığı arazinin etrafında, içinde, o bölgede yaşayan insanlar bakımından hiçbir elle tutulur yararı da yoktur. Kanun bunu değiştirmek açısından herhangi bir önlem öngörmemektedir. Tersine total bir liberalizasyon, her şeyin liberalleştirilmesi, piyasalaştırılması mantığı içerisinde, aslında, çok kısa sürede eğer yeni kaynaklar bulunmazsa önümüzdeki on beş-yirmi yıl içerisinde tüketilmesi kaçınılmaz olan bu kaynakların bir an önce tüketilerek bölgeden emilmesi yönünde hoyratça bir karar alınmıştır ve bölge halkına önerilen herhangi bir çıkar, bölge halkına önerilen herhangi bir öncelik de yoktur.

Tıpkı elektrik üretiminde olduğu gibi, tıpkı suyun regülasyonunda olduğu gibi genel olarak kaynaklara tasarruf etmek ama bu kaynakların sahibi olan, orada yaşayan, her şeyden önce, doğrudan doğruya kendileri bu kaynaklarla doğal bir ilişki içerisinde olan insanlara yani Kürt halkına buradan herhangi bir karşılık da sağlanmamaktadır. O nedenle, bu eşitsizliği derinleştirici, ayrımcılığı kökleştirici ve doğayı gözetmeyen siyasetin de kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

Üçüncü nokta, sevgili arkadaşlar, bir bütünsel enerji politikasının içerisine bu Petrol Yasası ve petrolle ilgili kamu ve özel sektör yatırımları yerleştirilmiş değildir. Türkiye'nin enerji üretimindeki öncelikleri bakımından bir master planı olduğu, bir ana planı olduğu şüphelidir. Aslında dünyanın çok büyük bir bölümünde hidrokarbonlar yani fosil yakıtlara, fosil kaynaklı yakıtlara dayalı enerji ve güç üretimi artık terk edilmek üzeredir çünkü bunun ortaya çıkarttığı gerçek şudur ki dünya bir bütün olarak sera gazlarının üretiminde son derece kritik bir aşamaya gelmiştir. Petrol üretimi ve petrole dayalı enerji üretimi bir bütün olarak dünya çapında bir tehdittir. O nedenle, petrole dayanan, petrolle bağlantılandırılan kalkınma yöntemleri de bir bütün olarak insanlığın tamamına karşı hareket ettiği için sürdürülebilir bir kalkınma sağlamadığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Ancak biz bilmiyoruz Hükûmetin hangi vadede hangi kaynaklara dayanarak nasıl bir enerji kullanım planına sahip olduğunu ve petrolü neyle ikame edeceğini.

Benim gördüğüm, bizim gördüğümüz şudur ki bu yararlı ve anlamı son derece derin bir tartışmaya muhtaç olan bu yasa önerisi belki de uzun vadeli başka bir planın parçasıdır. Petrol şirketlerini Türkiye’ye çekerek onlarla ortaklık hâlinde Türkiye dışında yeni yatırımlar için bir adım olabilir. Bunun da enerji üretimiyle değil paranın yeniden üretimiyle bir ilgisi vardır, Türkiye'nin genel enerji ihtiyaçlarıyla herhangi bir ilişkisi kurulamaz. O çerçevede baktığımızda Türkiye’de hiç değilse bugün kamu tarafından petrol, petrol türevleri ve petrol kaynaklarına tasarruf bakımından kamuya yani toplumun tamamına hesap vermeye mecbur bir güce, kaynaklar üzerinde kontrol sağlayan, onun denetimini yasama yoluyla yapmayı mümkün kılan şimdiki yapıdan bu son derece liberal yapıya geçiş aslında hakikaten -tırnak içerisinde- millî menfaatlerle irtibatlandırılamayacağı için yasada bunun belirgin bir biçimde ifade edilmesine ihtiyaç duyulmamış gözüküyor.

Oysa bambaşka bir yasaya ihtiyaç var. Birincisi, Türkiye’nin bütün enerji ihtiyaçlarını ve öngörülebilir üretim kapasitesini bütünsel bir biçimde belirleyen temel bir enerji siyasetine, bu enerji siyaseti içerisinde petrol en sonuncu olmak üzere sürdürülebilir ve temiz enerji kaynaklarına ve bunların üretimine dayanan bir başka model. Bu model elbette uluslararası petrol tekellerinin, uluslararası petrole dayalı sermaye gruplarının çıkarlarıyla doğrudan doğruya çatışan bir model olacaktır çünkü güneş ve rüzgâr enerjisi başta olmak üzere su ve diğer yenilenebilir, sürdürülebilir kaynaklara dayalı bir enerji, su politikası, buna dayalı bir yatırım siyaseti bambaşka bir uluslararası ilişkiler düzenini, bambaşka bir uluslararası ittifaklar düzenini gerektirir. Oysa bizim gördüğümüz şey şudur ki Türkiye bugünkü enerji temin tercihleri bakımından hem tüketici olarak hem yatırımcı olarak dünyanın bütün merkezî petrol üreticisi ülkeleriyle stratejik anlaşmalar içerisindedir. Türkiye’yi bir enerji nakil koridoru olarak tutabilmek, buradan bir menfaat sağlayabilmek açısından böyle bir menfaat gözeterek bu ittifaklar içerisine girilmekte, böyle bir enerji siyaseti izlenmektedir ancak bunun orta vadede bile değil, kısa vadede Türkiye’nin ne kadar aleyhine, Türkiye’de yaşayanların ne kadar aleyhine bir enerji siyaseti olduğunu göreceğiz. Nükleer santrallerle başlayan, enerji nakil hatları dolayısıyla Türkiye’yi uluslararası petrol üretim ve nakil güçleriyle aynı hatta dizen bu siyaset hem doğa hem çevre hem bunun kaçınılmaz bileşenleri olan akarsular, toprak ve hava üzerinde nasıl ağır bir kirlilik kaynağı hâline geleceğini bize gösterecektir. Bütün bunların yarattığı sonuçlarla başa çıkabilmek buradan umut edilen kısa vadeli kârlar ile karşılanamayacak kadar çok büyük insani ve toplumsal sorunlara yol açacaktır, açabilecektir. Dünyanın ister kapitalist olsun ister olmasın uzağı görebilen hükûmetler tarafından yönetilen bütün ülkelerinde bu öncelik sıralamaları çoktan yapılmaya başlandı ve petrol bunların en sonunda yer alıyor. Türkiye ise hiç değilse bunun genel olarak kontrolü bakımından kendisine öncelik veren, kamuya öncelik veren bir yasayı böylesine liberalleştirerek bu sınırlı kaynağın da kullanımını esasen uluslararası petrol şirketlerine terk ederek, yerli-yabancı kapitalistlere terk ederek, kamunun çıkarıyla sermayenin çıkarı arasındaki dengeyi sermayenin çıkarı lehine bozarak, Türkiye’de hiç değilse nispeten korunabilmiş bir alan üzerinde de tasarrufu tamamen imkânsız hâle getiriyor.

Biz, doğrusu bu yasayı Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak görüşürken, bu yasa tasarısı ortaya konduğu andan itibaren, aslında ta 2005’ten itibaren buna karşı itirazlarını dile getiren ve ne piyasayla ne devletle doğrudan doğruya bağlantıları olmayan, hatta hiçbir bağlantıları olmayan meslek kuruluşlarının tezlerini ve itirazlarını göz önüne almalıyız. Şundan ötürü almalıyız: Bu kuruluşlar devlete bağlı değildirler, devlete bağlı bir biçimde düşünmemektedirler, sermayeye bağlı değildirler, sermayeye bağlı bir biçimde düşünmemektedirler, onlar esasen toplumun büyük çoğunluğu ve kendi meslek gruplarının haysiyeti ve ontolojisi içerisinden soruna bakmaktadırlar. Bilimin onlara gösterdiği ve toplumun temel çıkarı olarak bildikleri toplumun refahı, sağlığı, kalkınması gibi temel parametrelerden hareket eden kuruluşlardır. Türk Mühendis ve Mimar Odalarına bağlı Jeofizik Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Petrol Mühendisleri Odası ve Petrol Jeologları Derneğinin yaptığı açıklamalar –ki bu kuruluşlar komisyon çalışmalarına da katıldılar ve görüşlerini belli ettiler- bu görüşler kale alınmadı, esasen onların önerileri yok sayıldı. Böylelikle, yabancı devlet şirketlerinin petrol faaliyetinde bulunabilmeleri için uygulanan koşullar kaldırıldı yasadan. Stratejik öneme sahip arama ve üretim faaliyetlerinde diğer devletlerin öncelik kazanmasına yol açabilen hükümler getirildi. Bir devletin, bir kamu yönetiminin kendi tekelini bu kadar kolay feda edebilmesini açıklamak çok güçtür. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının mevcut kanunda sahip olduğu haklar geri alındı ve bu kamu şirketinin özelleştirilmesinin yolu açıldı. Oysa bunun yapılmamasını tavsiye etmişlerdi. Bu petrol ve doğal gazın aranmasında, bu stratejik ham maddelerin aranmasında kamunun önceliğe sahip olması konusundaki itirazlar göz önüne alınmadı. Üretim sahalarının kamuya geri dönmesi konusundaki öneriler göz önüne alınmadı. Petrol faaliyeti sonucunda elde edilen gelirlerin vergilendirilmesinde mevcut vergi mevzuatı hükümleri yerine petrol şirketlerinin gelecekteki vergi ödemeleri sınırlandırıldı. Bir bütün olarak Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün süreçteki kontrolü ortadan kaldırıldı.

Şimdi, dolayısıyla bu meslek kuruluşlarının yöneticilerinin ve sözcülerinin de itirazları aslında bizim itirazlarımızla örtüşüyor. Bunun çok basit bir nedeni var: Eğer siz halkınızın, halklarınızın dolaysız çıkarları noktasından bakarsanız bu itirazları dile getirirsiniz ama eğer siz, mevcut iktisadi düzenin, en üstte en büyük kapitalistler, en altta işsizler olarak bu piramidin aynı biçimde sürdürülmesine itirazınız yoksa elbette ki bu yasada olduğu gibi düşünürsünüz. Ama, gene de bu yasayı ortaya koyanların şunu düşünmesi gerekir: Herhangi bir kriz anında, herhangi bir olağanüstü durumda bu kaynaklar üzerine kamu adına tasarruf etmek için elinizdeki yegâne aracı da bu şekilde karşılıksız bir biçimde elden çıkardığınıza göre aslında siz memleketin gelecekteki kaderi üzerinde söz sahibi olanın sadece siz değil, uluslararası kuruluşlar, onların şirketleri, onların kâr maksatlı kuruluşları olduğunu da kabul ediyorsunuz demektir. O nedenle bu kaçınılmaz olarak bu anlama gelir. Siz, elinizdeki bir kontrol aracını başkalarına devrediyorsanız, buradaki kontrolden vazgeçiyorsanız bu alanın kontrolünü başkalarına devretmekte kamu adına yarar görüyorsunuz demektir. Kamu adına bu yararı göremezsiniz, ancak zengin kapitalist şirketlerin yararı olabilir bunda.

O nedenle, biz bu yasa tasarısının geri çekilmesini, bunun bu şekliyle kanunlaşması hâlinde zaten sınırlı petrol üretimi olan Türkiye'nin elindeki sınırlı kaynağın da kısa zaman içerisinde emilerek götürüleceğini ve geriye aslında petrolün cürufundan, kirlenmiş havadan… Ve hâlâ gerçekleştirilememiş bir sürdürülebilir enerji politikasından mahrum bırakılmış olacağını düşünüyoruz. O nedenle bu yasa tasarısına karşıyız, sizin de karşı olmanızı istiyoruz.

İyi günler, hoşça kalın.(BDP Sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kürkcü.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gündemimizde yer alan Petrol Kanunu’nun yenilenmesi hususunu ülkemiz enerji görünümü ve stratejileri çerçevesinden bağımsız olarak değerlendirmemiz mümkün değildir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi ve doğru politikalara ulaşılabilmesini teminen sizlerle makro planda bir ufuk turuna çıkıyoruz. Sizlerle paylaşacağım samimi tespitlerin ve yapıcı eleştirilerimin temelinde enerji meselesini millî beka meselesi olarak algılayan stratejik bakış açımızın olduğunu peşinen belirtmek isterim.

Ülkemizde artan enerji talebi incelendiğinde, ülkemizin enerji talebinin hızla arttığı görülmektedir. Refahımızı ve ekonomik gelişmemizi devam ettirmek için söz konusu artan talebin makul maliyetler ve koşullarla, zamanında, güvenli ve kesintisiz bir şekilde karşılanması olarak özetleyebileceğimiz enerji arz güvenliği hususu ülkemizin geleceği açısından hayati önemdedir.

Enerji talebimizin çok hızlı arttığını ifade ettik. Peki bu talep de nasıl karşılanacak? En ihtiyatlı tahminlere göre sadece elektrik sektöründe 2023’e değin 150 milyar dolarlık bir yatırım ihtiyacı var, yetkililer bunu ifade ediyor. Yerli ve yabancı yatırımcıların sektöre olan ilgilerinin artırılması, gerekirse kamu-özel sektör iş birliklerinin tesisi ve mevcut yatırımların geciktirilmeden tamamlanması bu bakımdan enerji politikamızda önceliklerimiz arasında yer almalıdır.

Hazır yeri gelmişken sormadan edemeyeceğim; Bakanlık ilk nükleer santralin 2019’da devreye gireceğini vadetmişti. İhalesi Ruslara verilen ilk santralin inşaatı ne aşamada? Hâlen bu vaat geçerli mi?

Enerjide yüksek dışa bağımlılığı dikkate aldığımızda ise enerji ihtiyacımızın neredeyse dörtte 3’ünü ithal ettiğimizi  görüyoruz. Petrol ve doğal gaz da ise dışarıya bağımlılığımızın yüzde 90’ın üzerinde olduğunu biliyoruz. Esasen elektrik üretimimizin yarısının doğal gazdan karşılandığı akılda tutulduğunda doğal gaz bağımlılığımızdan dolayı elektrik arz güvenliğimizin de tehdit altında olduğu aşikârdır. Enerji ithal faturamız toplam ithalatımızın ve cari açığımızın önemli bir kısmını teşkil etmektedir. Enerjide yüksek oranda dışa bağımlılığın dış politikada da millî  gücümüzü sınırlandırdığının en güzel, bariz delili, güncel delili Suriye konusunda Hükûmetin düştüğü acziyettir. Her ne kadar Suriye’de yaşanan iç savaşa daha aktif müdahil olmaya niyetlenmişse de diğer etmenlerle beraber doğal gaz ihtiyacımızın büyük kısmını karşıladığımız kuzey komşumuzun gadrine uğramaktan çekinerek bu yönde bir girişim gerçekleştirilemediği dış basında köşe yazarlarınca alay konusu yapılmıştır. Kısaca ifade etmek gerekir ki enerji arz güvenliği hususunda ciddi adımlar atmadan ülkemizi bölgesel güç yapma planları ham hayalden öteye geçemeyecektir. Bu çerçevede başta hidroelektrik ve kömür olmak üzere yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızı daha fazla zaman kaybetmeden ekonomimize kazandırmamız gerekmektedir. İlaveten, kuvvetlendireceğimiz kamu ve özel sektör şirketlerimizle yurt içinde ve yurt dışında kaynak arama ve üretim faaliyetlerimize hız vermeyi bir devlet politikası olarak benimsememiz elzemdir. Bu bakımdan Petrol Kanunu’muzu yeniden düzenlerken ulusal çıkarlarımızın göz önünde tutulması gerektiğine dair uyarıyı yineleme gereğini duyuyorum. Hızla kamu şirketlerimiz ve ortaklıkları aracılığıyla konvansiyonel, petrol, doğal gaz aramalarına ilaveten kayaç petrolü ve gazı aramalarına, offshore arama ve üretimine ağırlık vermemiz gerekiyor. Bu yönde bazı sevindirici haberler de duymuyor değiliz. Ancak yapılması gerekenler karşında başarılarımız bizi övünmeye değil daha çok çalışmaya, daha dikkatli olmaya teşvik etmelidir. Ulusal şirketimizin gerekirse dikey entegre bir şekilde yeniden yapılandırılması, ihale, yurt dışı yatırım, finansman gibi operasyonları hızlandıracak ancak kamu denetimini de aksatmayacak şekilde yeniden örgütlenmesi gerekmektedir. Avrasya coğrafyasında devlet gücünü ardına almış, entegre ve güçlü enerji şirketlerinin ülke liderlerinin en önemli siyasi manivelası hâline geldiğini izlerken bu hususta ülkemizin ciddi bir zaman kaybettiğinden endişe ediyoruz. Türkiye'nin imkânlarının bu hususta daha aktif olmayı destekler büyüklükte olduğunu biliyoruz. İhtiyaç duyulan siyasi kararlılık ve önderliktir.

Enerji arzı hususundaki sıkıntılarımızı özetledik. Peki, enerjiyi nasıl kullanıyoruz? Maalesef büyük maddi fedakârlıklarla elde ettiğimiz enerjiyi de verimli kullanamıyor olmamız bizi endişeye sevk eden diğer bir unsurdur. Üyesi olmakla övündüğümüz OECD ülkelerine kıyasla enerji yoğunluğumuz çok yüksektir. Yani aynı miktarda enerji tükettiğimizde gelişmiş ekonomilere göre daha düşük katma değer üretebiliyoruz. Bilgi ve teknoloji atılımı gerçekleştirmede geri kaldık. Bu noktadan hareketle çok ciddi bir uyarı yapmak istiyorum: Ülkemiz enerji yoğun ama geliri az sanayi süreçleri ve düşük ihracat gelirleri batağına saplanmanın eşiğindedir. Orta gelişmiş ve zengin dünyanın atölyesi olmaktan öteye geçememiş bu ülke olma tehdidiyle karşı karşıyayız. Ekonomik büyümenin gerilediğine dair açıklanan endişe verici istatistikler aslında burada işaret ettiğim tehlikenin çan sesleridir.

Aşmamız gereken bilgi ve teknoloji eşiği karşısındaki performansımızın aynı zamanda enerji tüketim tarzımızın geleceğini de belirleyeceğini asla akıldan çıkarmamalıyız. Bu nedenle sanayimizde düşük enerji yoğun ve yüksek katma değerli üretim modellerine yönelik dönüşümün gerçekleştirilmesine ve enerji verimliliğinin her alanda artırılmasına yönelik ciddi projeler geciktirilmeden uygulanmalıdır.

Ülkemizin sahip olduğu eşsiz coğrafya kendisine jeostratejik olarak ciddi fırsatlar sunmaktadır. Bir taraftan kürenin bilinen petrol ve doğal gaz rezervlerinin yüzde 70’ine sahip olan Orta Asya, Hazar ve Orta Doğu’yla, diğer taraftan en büyük enerji tüketicisi olan Batı’yla komşu olan ülkemizin enerji ticaretinde ciddi rol üstlenmesi mümkündür. Ne var ki bu konuda son zamanlarda ciddi mesafe kazanmadığımızdan endişeliyiz. Büyük umut bağlanmış bazı sınır ötesi projelerin gecikmesi, gündemden düşmesi veya değişmek zorunda kalması cesaret kırıcıdır. Uzun zaman boyunca hakkında ne masallar dinlediğimiz Nabucco Projesi’nin hâli örnektir. Bütün söylemlere rağmen Ceyhan hâlen bir enerji merkezi hâline getirilememiştir.

Diğer taraftan, uygulanan yanlış dış politikalar enerji bağlamında ülkemize zarar vermiştir. Hiçbir pozitif sonuç vermeyen ve fakat Azerbaycanlı kardeşlerimizi üzen ve belki de küstüren Ermeni açılım macerasının hüsranı diplomatik arenayla sınırlı kalmadı, enerji maliyetlerimizi de maalesef artırdığı artık sır değildir.

Aynı şekilde Kıbrıs meselesinde son yıllarda kaydedilen iniş ve çıkışların ve Annan Planı oylamasının sonuçları gibi hezimetlerin negatif etkisi diplomasi karnemizde bir kara leke olmakla kalmamıştır; AB üyeliği, Batı’nın gözüne girme gibi Pollyanna hayallerinin geciktirilmesiyle Doğu Akdeniz’in statüsünün belirlenmesi ve yer altı zenginliklerinin paylaşılması yarışında maalesef ayazda kalınmıştır. İsrail, Lübnan, Mısır gibi ülkelerle anlaşan Kıbrıs Rum kesimi adanın doğal gaz ve petrol zenginliklerinin tamamını ele geçirme cüretini kendinde bulmuş, Hükûmetin uyumasından faydalanıp bu konuda maalesef mesafe de katetmiş durumdadır. İsrail ve Kıbrıs Rum kesimi Doğu Akdeniz’de ortak enerji projeleri geliştirmektedir; dahası, projelerini dünya piyasalarına doğal gaz arzı hususunda ülkemiz projeleriyle rekabete sokmaktadırlar. Biz ise gecikerek aldığımız sismik gemilerle ve Hükûmetimizin bu yöndeki tarihî fırsatları değerlendirememesi nedeniyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yle alelacele anlaşmalar yaparak kalemizden gol çıkartmaya çalışıyoruz. Çok önemli zaman ve mevzi kaybedilmesi gerçekten bizim için üzüntü vericidir, Türkiye Cumhuriyeti açısından üzüntü vericidir.

Açılım rüzgârlarıyla sarsılan milletimizin kırılan gururuna merhem kavilinden Kuzey Irak’ta Kürt bölgesel yönetiminin kontrolündeki topraklarda keşfedilen petrol ve doğal gazın Türkiye üzerinden taşınacağı ve bu yolla üç beş kuruş para kazanılacağı tezi derinden derine işlenmektedir. Ancak, bu yöndeki girişimlerin ne Irak’ın bütünlüğüne ne de merkezî hükûmetle olan ilişkilerde yaratacağı etkiye veya Irak Anayasası tartışmalarına hiç değinilmemektedir.

Bir bakanımız Irak’ın toprak bütünlüğünden dem vuruyor bir diğeri “KYB petrolünü dünya pazarına biz ulaştıracağız.” diyor ve bununla övünüyor. Enerji Bakanımız Barzani’nin övgüsünü kazanırken Maliki’nin hedefi oluyor. Uçağıyla Irak’ta inecek yer bulamıyor, Kayseri’ye iniyor.

Şu soruların cevabı açık ve net bir şekilde verilmelidir: Hükûmet, ülkemizin çıkarına birleşik mi, yoksa parçalanan bir Irak’ın mı hizmet edeceğini düşünmelidir. Bu konuda ne düşünmektedir? Ülkemizde alevlendirilen açılım ve sözde barış politikalarının ardında üç beş yandaşın petrol ve doğal gaz zengini yapılması planı mı vardır? Türkiye, Irak’tan koparılacak Kürdistan devletine petrol ve doğal gaz boru hatları şeklinde oluşturacağı karın bağı ile analık mı yapacaktır?

Ezcümle, enerji hususu millî beka meselesidir ve millî güvenliğin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bu hususta, ilgili herkese salt ekonomik çıkarlarla değil, stratejik bir bakış açısıyla, devlet politikası algısıyla odaklanmaları çağrısında bulunuyorum.

Bu tasarıda, daha önce çıkan kanunda ortaya çıkan eksikliklerin giderildiği doğru olabilir. Aradan geçen sürenin ve Hükûmetin olaya bakışının bir müspet izahı yoktur. Mesela 26’ncı maddenin teşvikle ilgili hususları kapsadığını ifade etmek istiyorum. 26’ncı maddede şunu açık ve net bir şekilde soruyorum, Komisyonda sorduk, aldığımız cevap belli olduğu için kamuoyu önünde bir kez daha soruyorum: 26’ncı madde teşvikleri kapsıyor. “Petrol hakkı sahipleri tarafından gerçekleştirilecek yatırımlara verilecek teşvikler Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir.” diyor. Zaten teşvikleri Bakanlar Kurulu belirliyor. Bu nedenle bu hükmün buraya konulmasının gayesinin ne olduğunu biz, Komisyonda -AKP milletvekili Komisyon üyesi arkadaşların birçoğu da- metinlere baktığımız zaman anlamakta zorluk çektiğimizi ifade etmek istiyorum.

Şunu açık ve net bir şekilde söylüyorum, Sayın Bakana sordum: “Sayın Bakanım, izin verirseniz bir şey sormak istiyorum: Bu hüküm buraya konulmasaydı, siz, Bakanlar Kurulu olarak bu teşviklerden bu sektörü istifade ettirmeyecek miydiniz icracı birim olarak?” Sayın Bakanın cevabı -Sayın Bakanım, siz bürokrasiden geliyorsunuz, cevabına bakın- “Biz bunu ettirecektik ancak, diyorum ki, konmasıyla konmaması arasında fark yoksa niçin koymayalım?” Aynen söz bu, tutanaklardan, bugün istettim. “Çünkü uluslararası yatırımcıya da bu kanun hitap ediyor, ondan dolayı.”

Sayın Bakanım, siz bakansınız, ben size soruyorum: Bakanlar Kurulu teşviki belirlerken zaten bu husus orada yararlanmayacak mı? Yararlanacak. Bunu buraya koyduğunuz zaman ben bir şey ararım, ya art niyet ararım… Burada ifade etmek istemiyorum, Hükûmetten merak eden olursa gelir, söylerim. Vatandaşın birine gösterdiğimde, “Burada ne ararsın?” dediğimizde, “Ya art niyet ararsın -benim dediğim gibi- yahut da başka bir şey.” dedi. Onu ben size söylerim ama yazıktır, günahtır. Bu tutanaklarda, iktidar partisi milletvekili arkadaşların konuşmalarında “Gerek yoktur.” ibareleri var, “Gerek yoktur.” sözleri var Sayın Bakanım. Ben, keşke Sayın Bakan burada olsaydı da onu ifade etseydim. Bu tutanakları bugün istettim. Şimdi, olayı böyle yorumladığınız zaman, biz “art niyet” dediğimiz zaman zıplıyorsunuz. Bunun burada olmasıyla olmaması arasında fark olmadığını söyleyen bir sayın bakan, bunun burada yer almasını arzu ediyor. O zaman ben iyi niyetten falan söz edemem. Devlet işi gayriciddi yapılmaz. Gerekçesini bana izah edeceksiniz. Söylüyor, “Filanca bakanlık istedi, Ekonomi Bakanlığı.” diyor. Ekonomi Bakanlığı başka bir ülkenin Ekonomi Bakanlığı mı? Biraz önce Zafer Bey buradaydı, görsem ona da soracaktım “Bunu hangi amaçla istediniz?” diye. Gerçekten isteyip istemedikleri konusunda da ciddi endişelerim var, açık söyleyeyim. Teşvik Bakanlar Kurulu kararı netice itibarıyla, eğer ihtiyaç duyuyorsanız oraya ilave hükümler de koyabilirsiniz. Ama bu daha önce benzeri yapılan işlerin bir devamıdır. Bunu ifade etmek istiyorum.

Tasarıda “Petrol hakkı sahipleri tarafından gerçekleştirilecek yatırımlara verilecek teşvikler Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir.” diye ibare var. Zaten bu teşvikleri -biraz önce ifade ettim- belirliyor. İnce ayar bir şey çekiyorsunuz. “Yok böyle bir şey.” diyorsanız, buna lüzum yok zaten.

Bir diğer husus, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı gibi bir kurumu yok ediyorsunuz. Böyle bir kurum Türkiye’ye lazım, her zaman lazım. İşte, Kıbrıs’ta ne hâle gelindiğini, kime ihtiyaç duyduğunuzu bizler de gördük, sizler de gördünüz. İcracı olarak sizler ne yaptınız? Bu işe doğru yürüdünüz. Şimdi, o zaman neyi düşünüyoruz? Burada, biraz önce de konuşmamda ifade ettiğim gibi, enerji meselesini, sadece ülkenin ekonomik meseleleri, ekonomik çıkar meseleleri olarak görmemek lazım. Millî beka meselesi olduğunu ifade etmek istiyorum, millî güvenliğin bir parçası olduğunu ifade etmek istiyorum.

Biz, burada birtakım hususları muhalefet şerhimizde yazdık, bunları çok detaylı izah da edebiliriz ama muhalefet şerhimizin temelinde yatan husus -burada biz onu açık bir şekilde de ifade ettik- TPAO’yla ilgili bir meseleydi. Siz, bu kurumu mahvediyorsunuz, bu kurumu bitiriyorsunuz. Şimdi, böyle bir şeyin yapılması gerçekten, nedir, doğru bir şey değildir. Siz, bazı kurumların ülkeye lazım olacağını -Ziraat Bankasının, Halk Bankasının- 2009 krizinde farkına vardınız. Bu da, hînihacette bir gün lazım olacak. Satamadınız o kurumları o zaman. “İyi ki satmadık.” diye duaya çıkacak hâle geldiniz.  Yani her kurumu dağıtmanın, her kurumu mahvetmenin, sizden önce oluşturulmuş bütün kurumları yok etmenin hiçbir anlamı olduğu kanaatinde değilim.

Bu nedenlerle, biz, tasarıya bakışımızı zaten muhalefet şerhimizde de yazdık. Ben, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Yüce heyete saygılar sunuyorum.

Tekrar teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayhan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Özgümüş.

CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Türk Petrol Kanunu Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yine, burada görüştüğümüz çok önemli kanunlardan bir tanesi. Yakın bir zamanda Elektrik Piyasası Kanunu’nu görüştük, şimdi petrol kanununu görüşüyoruz.

Birkaç yıl önce bir kitap yayımlanmıştı, adı: “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” Futbolun, futbol yöneticilerinin devletle ilişkisini, ihale ilişkilerini, çıkar ilişkilerini de ortaya koyan bir kitaptı. Bu kanun geldiği zaman ilk aklıma gelen şey, petrol sadece petrol değildir, petrol sadece bir enerji ham maddesi değildir, bir meta değildir; petrol, bugünkü konjonktürde, dünyanın geldiği bu süreçte enerji kaynağı olmanın yanında, aynı zamanda uluslararası ilişkileri de etkileyen, siyaseti de etkileyen, ulusal güvenliği de etkileyen başlı başına bir konu. Onun için, Elektrik Piyasası geldiği zaman söylediğimiz sözün bugün de aynısını söylüyoruz.

Türkiye’de kamu kaynaklarına dönülmesi, Türkiye’de var olan ya da ileride var olacağı varsayılan -benim de varsaydığım- petrolün millî kuruluşlar tarafından işlenmesi ve Türkiye'nin çıkarına hizmet etmesi için getirilecek her türlü kanuna; “her türlü” yanlış oldu, doğru kanuna muhalefet olarak destek vereceğimizi söyledik çünkü oraya vereceğimiz destek, doğru yasaya vereceğimiz destek sonuç olarak bize ve çocuklarımıza dönecekti. Ne yazık ki, bugün getirilen petrol yasası Türkiye'nin millî çıkarlarına hizmet etmeyen, tam tersine, uluslararası tekellerin dayattığı bir yasa olarak karşımıza geliyor.

Ekonomik olarak bizi çok etkiliyor çünkü Türkiye'nin başına bela olan cari açığın, dış ticaret açığının ve onu tetikleyen cari açığın en önemli sebeplerinden bir tanesi petrol.

Değerli arkadaşlar, 2002’de AKP iktidara geldiği zaman cari açığımız 626 milyon dolardı, 2012 yılı sonu itibarıyla 47 milyar dolar. Tabii bu ara zaman zaman oradan laf atıldığında şu söyleniyor, deniyor ki: “Peki, gayrisafi millî hasılayı da konuşuyor musunuz? Gayrisafi millî hasıla da büyüdü.” Her ne kadar gayrisafi millî hasılanın büyümesinde, kişi başı millî gelirin 10 bin dolara çıkmasında ya da son birkaç ay önce cari açığın düşürülmesinde bazı hesap değişiklikleri, seri değişiklikleri yapılsa da ama yine de cari açık 2002’de gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 0,3’ü iken 2012 yılı sonunda yüzde 7,3’e geldi. Aslında bu oran gerçekte yüzde 10 civarında ama bir süre önce enflasyonda yapılan ya da gayrisafi kişi başı yurt içi hasıla rakamında yapılan seri değişikliği yani hesap değişikliğinden dolayı yüzde 7,3’e indi, altı ay öncesine kadar yüzde 10’lar civarındaydı.

Cari açık tehlikesi devam ediyor, büyüyerek devam ediyor ama öte yandan Türkiye ekonomisi günlük güneşlik gösterilmeye çalışılıyor. Bakın, birkaç gün önce âlây-ı vâlâ ile basının önünde, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanımızın parmağını uzatmasıyla IMF borcu kapatıldı. Gerek yağcı, yalaka basın gerekse yağcılığı abartan, Ankara’nın sokaklarına, billboard’larına afişler asan bazı kurumlar bunu düğün, bayram olarak göstermeye başladılar.

Değerli arkadaşlar, on yıllık AKP iktidarı döneminde IMF’ye ödenen toplam para, toplam borç, kapatılan borç 23,5 milyar dolar. Türkiye’nin toplam borcunu bir yana bırakalım, bu süre içerisinde sadece 38 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Türkiye’nin değerleri satıldı, limanları satıldı, bankaları satıldı, fabrikaları satıldı, finans kurumları satıldı.

MUSA ÇAM (İzmir) – Demiryolları satıldı.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) - Demiryolları satıldı, yabancılara gözlükçü satıldı, gözlükçü, Fahri Kuz Optik yabancılara satıldı, sinemalar yabancılara satıldı. 38 milyar dolarlık yabancıya satışın karşılığında 23,5 milyar dolarlık bir IMF borcunun kapatılmasıyla övünülmez.

Başka bir şey daha var, o da şu: Türkiye’nin toplam dış borcu 2002’de AKP iktidara geldiği zaman 130 milyar dolardı, 2012 sonunda 330 milyar dolara çıktı. Değerli arkadaşlar, 130 milyardan 337 milyar dolara çıktı borç. Toplam bu borç içerisinde 23,5 milyarlık IMF’nin borcunu ödemekle övünülmez, bu sıkıntı devam ediyor.

Başka bir tehlike daha var, o da özel sektörün borcu. Yani kamu giderek az borçlandı ama Türkiye de döviz kurunu baskıyla düşük tutarak özel sektörün dışarıdan borçlanmasını sağladı. Yine, 2002 yılında özel sektörün dış borcu 183 milyar dolarken 2012 yılında 226 milyar dolara çıktı, 43 milyar dolar arttı. Bundan daha önemlisi ve daha tehlikelisi -yani özel sektörün dış borcu olabilir ama dış borcunun karşılığında varlıkları da olabilir ama- döviz pozisyonu açığı denilen, varlıklarla yükümlülükler arasındaki fark Türkiye ekonomisini bıçak sırtına getirdi. Bugün, özel sektörün döviz pozisyon açığı, yani varlıkları, alacakları veya ihracat yapacağı mal ve borcunun arasındaki fark 126 milyar dolar ve önümüzdeki günlerde, herhangi bir şekilde, bir bomba patlaması sonucu, bir ekonomik sıkıntı sonucu, Soros’un Türkiye ekonomisine müdahalesi sonucu kurlar eğer biraz yükselirse Türkiye ekonomisinin gidişi, bu kadar çok yüksek borçtan dolayı 2001’deki krizden çok daha kötü olur.

Zaten ekonominin kötü gittiğinin, Hükûmet tarafından, AKP tarafından itirafı da dün akşam buradan geçen, kısaca adına “varlık barışı” dediğimiz, yurt dışındaki paraların buraya yüzde 2 gibi küçük bir vergi ödenerek getirilmesi. Nereden getirirsen getir, nasıl götürdüysen götür... O kaynak nereden oluştu, nasıl oluştu? Uyuşturucu parası mı, PKK’nın parası mı?

MUSA ÇAM (İzmir) – Kara para mı?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Kara para mı?

Ne olursa olsun yüzde 2’yi öde, buraya getir. Bu, ekonominin iflasının bizzat Hükûmet tarafından itiraf edilmesinin sonucudur değerli arkadaşlar.

“Petrol sadece petrol değil.” dedim konuşmamın başında. Türkiye, enerji ve özellikle enerjinin en büyük kaynağı olan petrol konusunda çok kırılgan bir yapı, çok kırılgan bir yapıda gidiyor. Dünyadaki bütün petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 47’si Orta Doğu’da. Eğer buna Kuzey Afrika’yı ve Asya’yı da alırsak yüzde 70’leri buluyor. Böyle bir stratejik bölge üzerinde Türkiye.

Orta Doğu ülkelerinde petrol var. Zaman zaman Orta Doğu ülkelerindeki bu petrol zenginliği başka ülkelerin ağzını sulandırmakta ve çok büyük şans gibi görünmekte ama son yüzyıla baktığınız zaman da         -aslında daha eskisine dayanır ama- Orta Doğu ülkeleri için, Orta Doğu’da yaşayan halklar için, Orta Doğu’nun çocukları için bir kâbus olmuş durumda.

Değerli arkadaşlar, yakın bir zamanda, dünyadaki uluslararası tekellerin, uluslararası güçlerin ve emperyalistlerin ağzının suyunu akıtan bölgedeki en zengin petrol yataklarına el koymak için Türkiye'nin de yardımıyla Irak’a girildi ve Irak’ın geldiği noktayı bugün uzun uzun anlatmaya gerek yok, perişan bir hâlde. Batılı emperyalistler, uluslararası tekeller ve onun iş birlikçileri Irak’ta sürekli olarak bir yalan söylediler, dediler ki: “Kitle imha silahları var ve kitle imha silahlarından dolayı biz oraya girip orada da barışı kuracağız.” Bugün Irak’ta nasıl barışın kurulduğunu ve bundan sonra da barışın nerelere geleceğini hepimiz çok net biçimde görmekteyiz.

Bugün aynı senaryo binbir türlü yalanla Suriye’de oynanmaktadır. Düne kadar “sıfır sorun” politikası olan Suriye ile yine Türkiye halkına, Türk insanına binbir yalan söyleyerek Türkiye bugün fiilî bir savaşın içerisindedir değerli arkadaşlar.

Batılıların ve Amerikalıların, özellikle bu tür konularda yalanlar söyleyerek, yalanlar ortaya koyarak bu tür ülkelere müdahale etme konusunda tarihleri sabıkalarla doludur. Bakın, bir tane Tonkin Körfezi Çıkarması vardır, Tonkin Körfezi meselesi vardır. 1964 yılında, Güney Vietnam’la Kuzey Vietnam arasındaki sorunlar uluslararası camia tarafından uzlaşmayla çözüleceği aşamada, Amerika Birleşik Devletleri’nin işine gelmediği için, orada bir savaş çıkarması gerektiği için bütün dünya kamuoyuna bir yalan söyledi. Önce, oraya bir tane silahsız, casusluk yapacak küçük bir gemi gönderdi ve bu, Kuzey Kore’nin kara sularına girdiği için, uzaktan, kendi kara sularını koruyan Kuzey Kore silahlı kuvvetleri tarafından ateş açıldı, gemi birkaç yerine isabet aldı ve kara suların dışına çıktı. Aynı anda bütün dünya basını, Amerika Birleşik Devletleri’nin gemilerinin uluslararası kara sularında Kuzey Vietnam güçleri tarafından saldırıya uğradığını, yandığını, geminin batırıldığını, ondaki insanların nasıl vahşice katledildiğini yazmaya başladı. Geminin kaptanı Amerika Birleşik Devletleri’ne mesaj çekip “Ey ahali, ABD, devletim, büyüklerim, kamuoyum; siz ne diyorsunuz? Günlük güneşlik, burada hava güzel. Biz dolaşıyoruz, herhangi bir sıkıntımız yok.” demesine rağmen dünya basınında bu yer almadı, yıllar sonra bütün bunlar ortaya çıktı.

Bugün “Suriye’de Esad halkı katlediyor.” yalanı, yine aynı şekilde, daha önce Batılı emperyalistlerin oynadığı oyunlardan bir tanesidir ve baştan aşağı yalandır. Bugün Suriye’deki mücadele, tamamıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin tekrar İsrail merkezli bir siyasete, uluslararası siyasete, Orta Doğu siyasetine dönmesi ve İsrail’in petrol yollarının açılmasına yöneliktir. Ve burada büyük bir öngörüsüzlük vardır -ve daha önceki yarım kalan konuşmamda söylemiştim- burnunun ucunu göremeyen, öngörüsüz ve çapsız bir Dışişleri Bakanının Türkiye’yi durup dururken böyle bir bataklığa sokmasının sonucunu doğurmuştur değerli arkadaşlar.

Ve başka bir faktör, Soros faktörüdür. Soros’u, dağılan Sovyetler Birliği ülkelerinde, Kafkasya’da, Türkiye’de, Orta Doğu’da dikkatli biçimde araştırmadan buradaki sorun doğru biçimde anlaşılamaz. Pembe devrimler vardı Gürcistan’da, Ukrayna’da, altından Soros çıktı. Libya’da, Cezayir’de ayaklanmalar oldu, altından Soros çıktı.

Bakın, dört beş sene önce Soros Türkiye’ye geldi. Türkiye’nin cici beyleri, İstanbul’daki cici beyleri Soros’u dinlemek için ciddi biçimde para ödeyerek onun öğlen yemeğine gittiler. Yanlış aklımda kalmadıysa, 1.500 dolar verdiler ve Soros o yemekte bir şey söyledi, öğlen yemeğinde, dedi ki: “Değerli arkadaşlar, ben idealist bir insanım. Ben ideallerim için servetimi harcarım ve Türkiye’de son beş yıl içerisinde 8 milyar dolar para harcadım.” Değerli arkadaşlar, normal koşullarda, demokrasi olan bir ülkede yer yerinden oynar. Macar asıllı bir Amerikan Yahudisi’nin -burada etnik yapıyı asla ve asla aşağılayıcı anlamda kullanmıyorum, sadece ideallerini söylemek için kullanıyorum- Türkiye’de nasıl bir ideali olabilir ki, 2001 krizinde Türkiye’nin borçlanmak için ta ABD’ye gittiği, 1,5 milyar doları bulabilmek için ABD’ye gittiği bir rakamı Türkiye’de her yıl harcayabilir? Yer yerinden oynaması gerekirdi; basının, televizyonların bunun üzerine gitmesi gerekirdi; sivil toplum örgütlerinin gitmesi gerekirdi, görünen ve derin devletin de bunun üzerine gitmesi gerekirdi. Yılda yaklaşık 1 milyar 600 milyon doları hangi idealler adına Türkiye’de harcıyordu Soros? Bir adam çıktı, Açık Toplum Enstitüsü Başkanı, dedi ki: “2 milyon dolarını ben alıyorum.” Peki, geriye kalan 1 milyar 598 milyon doları kim alıyordu? Hangi basın kuruluşları, hangi sivil toplum örgütleri ve yoksa bugün Suriye’de o karartmayı yapan, o Türk halkına sürekli olarak oradaki yalanları söyleyen ve orada yurtsever Suriye halkının emperyalizme karşı direnişini katliam olarak göstermeye çalışan basın kuruluşları mı? Bugünler için mi aldılar o paraları?

Değerli arkadaşlar, Türkiye petrol konusunda çok tehlikeli oynuyor. Bir Çin atasözü var, der ki: “Uçurumu sevenin kanatları olmalı.” Eğer bu bölgede sizin teknolojiniz yoksa, savaş teknolojiniz yoksa, petrolünüz yoksa, yeterli finansmanınız yoksa o zaman kendi içinizdeki karışıklığı bırakıp başka bir ülkenin iç işlerine karışıp düzen vermeye kalkışmayacaksınız, bir süre sonra rüzgâr döndüğü zaman o şemsiye kafanıza geçer.

Şimdi yeni bir tehlikeli oyun daha var, o da şu: Türkiye Cumhuriyeti devleti Irak’ta petrol kaçakçılığı yapıyor, resmen petrol kaçakçılığı yapıyor. Egemen bir devlet olan Irak devletinin kuzeyinde bir bölge, yerel yönetim bölgesi. İsterseniz adına özerk bölge deyin ama Merkezî Irak Hükûmetine bağlı olan bir bölgede Irak devletini baypas yaparak Kuzey Irak yerel yönetiminden petrol alıp, onu Mersin’e getirip satmaya kalkıyor. Emperyalistler burada Türkiye’yi maşa olarak kullanıp üçlü amaç güdüyor:

Bir tanesi: İleride ayrılacak olan, bağımsızlığını ilan edecek olan Kuzey Irak bölgesinin ekonomisini bugünden güçlendirmeye başlıyor.

İkincisi: Türkiye devletinin Irak devletiyle olan ilişkilerini bozup, onun arasını açıyor.

Üçüncüsü: Önümüzdeki süreçte Türkiye’de özerklik verilecek olan bir bölgede bir içtihat oluşturuluyor. Eğer bugün sen oradaki özerk bölgeden merkezî devleti baypas ederek petrol alabiliyorsan, yarın da burada güneydoğuda özerklik verilecek olan bölgede çıkacak olan petrolleri oradakiler senden bağımsız olarak sattığı zaman uluslararası camiada yalnız kalacaksın.

Şimdi, böyle bir durumda bir petrol kanunu çıkıyor. Çok uğraştık bu petrol kanununun doğru çıkması için. Çok önerge verdik, özellikle millî bir petrol yasasının çıkması için çok önerge verdik ama olmadı. Talimat nereden geldiyse, nasıl geldiyse, bu petrol yasası, özellikle Türk Petrolleri Anonim Ortaklığının gücünü ortadan kaldırıp uluslararası tekellerin burada gelip yerleşmesi ve var olan ve -yine tırnak içerisinde, tarihe geçsin diye, altını çizerek söylüyorum- ileride var olacak olan petrolü uluslararası tekeller kullansın diye ortaya çıkarılan bir yasadır bu ve kesinlikle ve kesinlikle reddedilmesi ya da çekilmesi gereken bir yasadır.

Değerli arkadaşlar, bakın, dünyada kamu veya özel petrol şirketleri dikey yapılanma içerisinde, dikey entegrasyon içerisinde. Yani, kuyudan başlayarak pompaya kadar geçen süreç içerisinde örgütlenmiş ve çok ciddi kârlar eden kuruluşlardır. Bunlardan sadece Suudi Arabistan’daki, ağırlığı kamuda olan şirketin günlük kârı 1 milyar dolardır, günlük kârı ve dikey bir örgütlenmedir. Yine, aynı şekilde, Rus Gazprom da tamamıyla kuyudan çıkıp pompaya kadar geçen süreç içerisinde dikey örgütlenmiş bir yapıda ve yıllık kârı 40 milyar dolar üzerindedir. Biz mevcut dikey örgütlenmesi olan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını geçmişteki yasalarla dağıttık. Şimdi, var olan, geriye kalan parçasının da kamu imtiyazını ortadan kaldırarak yabancı şirketlerle eş duruma getirmeye çalışıyoruz.

Mevcut yasamızda diyor ki, mevcut Petrol Kanunu’na göre: “Petrol işletme lisanslarının süresi kırk yıldır. Kırk yıl sonra da TPAO’ya devredilir.” Şimdi, kırk yıl çalıştırılmış olan bir petrol şirketinde bir yatırım var, kuyu var, şu var, bu var. Çok az bir yatırımla, çok az bir öz kaynakla bu kuyular tekrar çalıştırılacakken, işletmeye devam edecekken mevcut yasa diyor ki: “Hayır, TPAO’nun kamu özelliği, pozitif ayrımcılığı ortadan kaldırılmıştır. Kırk sene sonra diğer şirketler gibi ihaleye girer, kazanırsa alır oraları işletir. Aksi takdirde, yabancı şirketler bu kırk yıldan beri işletilen, petrol çıkaran şirketleri alabilirler.” Değerli arkadaşlar, TPAO kamu parası kullanan bir şirket ve emir komuta zinciri içerisinde çalışan bir şirket. Kamu parasıyla nasıl özel sektörle rekabet edebilecek?

Çocukluğumuzdan beri konuşulan bir konu var: “Amerikalılar zamanında geldiler, güneyde petrol kuyularının üzerini betonla kapattılar.” Evet, tamam, o zaman petrolün varil fiyatı 25 dolar civarındaydı, buraların ekonomik değeri yoktu. Bugün petrolün 100 doların üzerine çıktığı dönemde, önümüzdeki dönemde o petrol kuyuları açıldığı zaman, yine TPAO’nun orada kamu özelliği, yine kamu imtiyazı olmak zorundaydı ama ne yazık ki bu yasada onlar da yok. Bu yasada temel hedef, TPAO’nun ayrıcalığını ortadan kaldırmak, TPAO’yu özel bir şirket hâline getirmek ve Türkiye’de TPAO’nun petrol arayacak yapısını, petrol aratacak bir yapıya döndürmektir. Tamamıyla millî çıkarlarımızın dışındadır. Var olan, var olacak petrollerimizi uluslararası tekellere açmaktır.

Onun için bu yasaya ret oyu vereceğimizi bildiriyor, tekrar saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgümüş.

Şahsı adına, Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat.

Buyurunuz Sayın Özbolat. (CHP sıralarından alkışlar)

DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Petrol Kanunu Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türkiye petrolde devletçiliği benimsemiştir ancak 1950’lerden itibaren ülkemiz liberal petrol politikalarına teslim edilmiştir. Türkiye'nin petrol politikası uzun yıllar boyunca yapboz tahtasına çevrilmiş, diğer tüm enerji sektörlerinde olduğu gibi, uluslararası sermayenin çizdiği rotanın dışına çıkamamıştır.

2001 krizinden sonra enerji sektörünün piyasa eliyle düzenlenmesine yönelik yeni değişiklikler yapılmış, sektörde birbirini tamamlayan ve bir bütünün parçası olan faaliyetler, petrol faaliyetleri ve piyasa faaliyetleri olarak ikiye ayrılmıştır.

Petrol tekellerinin, IMF ve Dünya Bankasının dayatmalarıyla bu kez piyasa faaliyetleri de ayrı ayrı yasalarla düzenlenmiştir. 2001'de 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Yasası ve 20/12/2003 tarihinde de 5015 sayılı Petrol Piyasası Yasası düzenlenerek, sektörün söz konusu faaliyetleri 6326 sayılı Kanun kapsamından çıkarılmıştır. 6326 sayılı Petrol Kanunu'nun kapsamında kalan arama, üretim faaliyetleri de 5574 sayılı Türk Petrol Kanunu adıyla yürürlüğe girmiştir.

Hatırlayacaksınız, son düzenlemenin 4 maddesi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından ulusal çıkarlara aykırı bulunarak veto edilmiş ancak tasarı tüm olumsuzluklara karşı kabul edilmişti. Şimdi, Hükûmet, altı yıl aradan sonra, kamu yararına ve ulusal çıkarlarımıza aykırı yeni bir Petrol Kanunu Tasarısı’nı gündeme getirmektedir.

Bu tasarı, devlet adına faaliyet gösteren kamu kuruluşu Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını zayıflatmakta, petrol tekelleri ve yerli ve yabancı sermayenin çıkarlarına uygun yeni düzenlemeler getirmektedir.

Tasarıyla, yabancı devlet ve şirketlere getirilen kısıtlamalar kaldırılmakta, yabancı şirketlerin önü açılmaktadır. Aynı zamanda, üretilen petrolün kısıntıya tabi olmaksızın yurt dışına gönderilmesi, yabancı sermayenin ve ekonomik değerlerin vergiden muaf olarak dışarıya transferi, arama ruhsatı verilmesinde mali gücün tek başına yeterli ölçüt olması gibi tamamen Türkiye’nin çıkarları aleyhinde olan yeni hükümler de yasaya dâhil edilmiştir.

Türkiye’nin geçtiğimiz yıl içinde enerji tüketiminin yüzde 68,4’lük kısmı ithalat yoluyla karşılanmış ve ithalata 6,1 milyar dolar ödenmiştir. Önümüzdeki yıllarda petrol ve doğal gaz talebinde artış olacağı ve 2020 yılında Türkiye’nin bugünkü petrol talebinin tamamına yakınının ithalat yoluyla karşılanacağı öngörülmektedir. Türkiye’nin toplam ham petrol ihtiyacının yerli üretimle karşılanma oranı henüz yüzde 10’a bile ulaşamamıştır. Mevcut petrol sahalarının ekonomik ömürlerini tamamlaması ve yeni keşiflerin olmaması sebebiyle petrol üretimimiz giderek düşmektedir. Bugünkü üretim seviyesiyle ve yeni alanların keşfedilmemesi durumunda, yaklaşık on sekiz yıl içinde, üretilebilir petrol rezervleri tamamen tüketilecektir.

Ülkemizin ihtiyaç duyduğu önemli enerji kaynaklarından olan petrol ve doğal gaz öncelikle kendi öz kaynaklarımızdan sağlanmalıdır. Petrolde dışa bağımlılığın azaltılarak ihtiyacın olabildiğince kendi doğal kaynaklarımızdan karşılanmasının tek yolunun petrol arama faaliyetlerinin artırılarak yeni sahaların keşfedilip üretime alınmasıyla olacağı açıktır. Bu anlamda da, ülkenin ham petrol ve doğal gaz arama-üretim politikalarının belirlendiği, kaynakların değerlendirilmesinin siyasi tercihlerin yapıldığı yasal çerçeveyi belirleyecek olan Petrol Kanunu Tasarısı bu ihtiyaçlara cevap verecek nitelikte değildir.

Değerli arkadaşlar, kanunun amacı petrol kaynaklarının millî menfaatlere uygun olarak, hızlı, sürekli ve etkili bir şekilde aranmasını, geliştirilmesini ve üretilmesini sağlamak biçiminde belirlenmiş ancak hangi bağlayıcı kararlar ve hükümlere göre bu amaca ulaşılacağı bir bilinmez olarak kalmıştır. Mevcut kanunun 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında, petrol hakkı talebinin millî menfaatlere uygun olması kriteri getirilmişti. Önümüzdeki tasarının bu konuyu düzenleyen 7’nci maddesinde bu ölçü yer almamaktadır. Bu düzenlemelerle petrol hakkı taleplerinde kamu yararı, toplumsal çıkar gözetilmesi esası ortadan kaldırılmaktadır. Millî menfaati somutlaştıracak bir kurala yer verilmediği gibi, menfaatin stratejik, ekonomik ve teknik dayanakları da bu tasarıda yoktur. Anlaşılan odur ki tasarı üzerindeki eleştirileri yumuşatmak adına “millî menfaat” kavramı iliştirilmiş, kavramın içi doldurulmayarak soyut ve uygulamada geçersiz kalmasının yolu açılmıştır. Örneğin, 6326 sayılı mevcut Kanun’un 12’nci maddesinde yer alan “millî menfaatin korunması” ibaresi kaldırılmıştır. Bununla yetinilmemiş, yabancıların petrol faaliyetlerinde bulunmaları, mülk edinmeleri ve tesis kurmalarının Bakanlar Kurulu iznine bağlanması yönündeki hükme de yer verilmemiştir. Böylece, son derece stratejik bir konuda yabancı devlet ve şirketlerin egemenliğine getirilen sınırlamalar kaldırılmak istenmektedir. Bu düzenleme ile uluslararası petrol tekellerine önemli bir avantaj sağlanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, şu an, dünyanın en başarılı petrol arama şirketlerinden biridir. Gerek yurdumuzda gerekse yurt dışında başarılı arama ve üretim çalışmalarıyla da yabancı petrol kartellerinin hedefi durumundadır. Ancak, süreç içerisinde, TPAO’nun yatırımlarını besleyen gelir getiren kuruluşları maalesef elinden alınarak özelleştirilmiş ya da özelleştirme kapsamına alınmıştır. Türkiye'nin en önemli stratejik kurumlarından olan TPAO'nun zaman içerisinde ortaklık faaliyetleri sınırlandırılmış, kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle dünyadaki emsallerinin aksine, gelir getiren ortaklık ve kuruluşlarını kaybetmek durumunda bırakılmıştır.

Yeni Petrol Kanunu Tasarısı ile kamu yararından vazgeçilerek, TPAO'nun geriye kalan önemli hakları da elinden alınıyor. Bu, TPAO'yu özelleştirmenin son adımıdır.

6326 Sayılı Kanun’un 6’ncı maddesindeki "Petrol ile ilgili müsaade, arama ve işletme ruhsatnamesi alma hakkı devlet adına Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına aittir." hükmü tasarıda yer almamıştır. Bu düzenlemede, ulusal enerji politikalarının oluşturulmasını ve uygulamasını sağlayacak önemli bir kurum ortadan kaldırılmaktadır.

Yine, mevcut kanunun 13’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasındaki ihraç ve memleket ihtiyacı sınırlamasına dair hükümler iptal edilmiş olup tasarıda yer almamaktadır. Dolayısıyla, yeni kanunla, memleket ihtiyacına yönelik miktarın ayrılması zorunluluğu kaldırılarak, petrol şirketlerine ülkemizde ürettikleri ham petrol ve doğal gazın tamamını yurt dışına ihraç etme olanağı sağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, gündemimizdeki kanun tasarısı, Türkiye petrol politikasını tekellerin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemekte olup piyasanın insafına bırakmaktadır.

Ve ben bu gerçeği burada vurgulayarak bu kanunun ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özbolat.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yıldız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Türk Petrol Kanunu Tasarısı üzerinde Hükûmetimiz adına söz almış bulunuyorum; heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, uzun zamandan beri, aslında kamuoyunun gündeminde olan ve geçtiğimiz aralık ayında Bakanlar Kuruluna, Hükûmetimiz tarafından yasalaştırılmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine aktarılmıştı bu tasarı. İlgili komisyonda Sayın Komisyon Başkanımız ve değerli üyeleriyle beraber bu değerlendirildikten sonra Genel Kurula, olurlarınıza getirildi.

Tabii, petrol önemli bir olgu. Dünyada 2050 yılına kadar hâlâ enerji kaynaklarının doğal gazla beraber en önemli noktasını oluşturan ve yüzde 50’den daha fazlasını tedarik etmek üzere kurulan önemli bir enerji kaynağı. Türkiye’de var mı, yok mu, varsa ne kadar var, yeterli midir; tabii ki bu kanun tasarısı görüşülürken enine boyuna bunları konuşacağız ama dikkatinizi çekmek istediğim önemli bir nokta var; bu, özellikle TPAO’nun bir teşkilat yasası değildir. 136 maddelik, aramadan, üretimden, iletimden dağıtıma varıncaya kadar piyasa kanunlarıyla beraber, içinden ayıklanmış kanun maddelerinin 135-136 maddeden 29 maddeye düşürülmesiyle alakalı öz ve yeniden tasarlanmış bir kanun tasarısıdır. 

Tabii, Türkiye’de arama faaliyetlerine daha çok yer vermemiz lazım.  Uluslararası sermayeyle beraber TPAO’nun önderliğini yürüttüğü bu çalışmaların -ki yaklaşık yüzde 70’ler civarında ruhsat alanlarının TPAO tarafından kaplandığını düşünürsek- daha fazla artırılmasına dönük bir tasarıdır bu. Madencilikte olduğu gibi, enerji sektörünün diğer segmentlerinde olduğu gibi, tabiri caizse çantacıları ayırdığımız ama gerçek manada faaliyet yürütecek  olanların da önünü açtığımız bir kanun tasarısı olmuş olacak. İnşallah, kanunlaştığında özellikle ciddi yatırımcıların, bu işe finansman koyacak yatırımcıların daha fazla işlerinin kolaylaştığı bir yapı olacaktır.

Tabii, bu kanun çıkarken, özellikle 2007 yılında Sayın Cumhurbaşkanının vetosuna esas olacak 4 tane temel madde vardı. Hatırlarsınız, “millî menfaatler” ibaresine yer verilmemesiyle alakalı bir konuydu. Değerli arkadaşlar, millî menfaatler Anayasa’yla güvence altına alınmış ve onun aksine bir düzenleme isteseniz de yapamayacağınız bir konudur. Kaldı ki, AK PARTİ hükûmetlerimiz şu ana kadar yürüttüğü ve bu ülkenin idaresine konan bütün iradelerde tamamen millî menfaatlerimizle alakalı işler yapmışlardır. Mademki “millî” kelimesini koymak ve koymamak Anayasa’yla güvence altına alınmış ve fark etmiyorsa biz o zaman dedik ki: “Bu ‘millî’ kelimesini şu anda koyuyoruz.” Yani 2007 yılında veto gerekçesi olarak konulan bu maddenin bu sefer tam tersine “millî” kelimesi konularak da fark etmeyeceğini göstermiş olduk.

Biliyorsunuz, onlardan bir tanesi de devlet hissesinin mevcut duruma göre ve kademelendirilmiş bir şekliyle piyasa fiyatı yerine kuyu başı fiyatıyla alakalı olmasıydı. Bunların her birini de dikkate alarak biz şu anda piyasa fiyatlarıyla alakalı düzenlemeleri bu kanun tasarısına dercetmiş bulunuyoruz. Aynı zamanda, çıkartılan petrolün yüzde 50’sinin özellikle devlet hissesiyle alakalı olan kısmının ilgili il özel idareleriyle alakalı tasarruflarına da şu anda bu kanun tasarısında yer vermemiş bulunuyoruz. Ola ki, memleket ihtiyacının da karşılanması durumunda şu anda Bakanlar Kuruluna verdiğimiz yetkiyle beraber, çıkartılan petrolün öncelikle memleket ihtiyacının tamamıyla alakalı karşılanmasına dönük bir çalışmayı da, yine aynı şekilde, dikkate alarak burada dercetmiş bulunuyoruz.

Değerli arkadaşlar, şu anda Türkiye’nin yaklaşık 119 milyon ton eş değer petrol civarında yıllık bir enerji tüketimi var ve ithalatımızın yüzde 20’yle 22’ler civarında yıllara göre değişen, petrol fiyatlarıyla beraber değişen ithalatının bir oranı var ama yine önemle altını çizmemiz gereken bir konu, 60 milyar dolarlık 2012 yılındaki petrol, doğal gaz, ithal kömür, bütün bu enerji kaynaklarının 36 milyar dolarlık kısmı yani yarıdan daha fazla olan kısmı tamamen ulaşım sektöründe kullanılan binek ve toplu taşıma araçlarında kullanılan kısımdır değerli arkadaşlar. AK PARTİ hükûmetleri iş başına gelmeden önce 7 milyon civarında olan binek araçlar şu anda 17 milyon adet civarına çıkmıştır. Yani, hemen hemen her yıl 1 milyon adet civarında binek araç hizmete girmektedir. Bunların kullandıkları petrol ürünleri tamamen bu ithalat rakamının içerisinde yer almaktadır.

En son geldiğimiz noktada, 2012 yılındaki enerji sektöründeki kurulu gücün büyüme oranı yine Avrupa Birliği üyesi ülkelerin birçoğundan çok fazla yüksek olmuştur, hatta ortalama yüzde 20’ler civarında küçülen sektör Türkiye’de yüzde 5,2’ler civarında büyümüştür. Kurulu güçteki büyümemiz de yüzde 8,1’ler civarında olmuştur. Doğal gazda geldiğimiz nokta ise, 45 milyar metreküp civarındaki yıllık tüketim miktarına ulaşmışız. Biz, bunların, elektrik üretiminden daha ziyade meskenlerde, sanayide ve çevreyle alakalı faktörlerin ön plana alındığı yerlerde kullanılmasını istiyoruz. Peki “Bunlar Türkiye’de ne kadar çıkartılıyor?” dersek, kırkta 1 civarında doğal gazla alakalı üretimimiz var. Bu, çok ama çok azdır. Özellikle yüzde 8’ler, yüzde 9’lar civarında toplam kullandığımız petrolün Türkiye’de çıkartıldığını söylememiz lazım. 48-49 bin variller civarında günlük tüketimin bulunduğu bir noktaya doğru gidiyoruz. Bunlar gerekli çalışmalar ama yeterli çalışmalar değil. O yüzden, ben, özellikle maddelere geçtiğimizde soru-cevap kısmına daha fazla süre bırakmak açısından -aslında birçok şubesi bulunan bu petrol ve doğal gaz aramacılığıyla alakalı kısımları- burada, şimdilik geneliyle alakalı konuşmalarıma son veriyorum.

Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldız.

Şahsı adına Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk…

Buyurunuz Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralardan alkışlar)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; petrol yasası üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin komşu coğrafyasına baktığımız zaman, dünya toplam petrol rezervlerinin önemli bir kısmının olduğunu görüyoruz. Fakat Türkiye, İran, Irak, Suriye gibi zengin petrol yataklarının olduğu ülkeler gibi değil. Bu da bizim ülkemizin jeolojik yapısından, coğrafi yapısından kaynaklanan bir durum. Ama tabii ki mevcut potansiyelimizi en iyi değerlendirmek, maksimum ekonomiye katkı sağlamak ve ülkemizin büyümesine katkıda bulunmak önem arz etmekte.

Ülkemiz ekonomisi bu manada büyüyor, bunun sonucu refah düzeyi de artıyor. Otomobil sayısı -Sayın Bakanımız da biraz önce bahsetti- son on yılda 2,5 kat civarında artmış. Sanayideki büyümeyle birlikte petrol ihtiyacı da artıyor. Ülkemizin bu manada petrole bağımlılığı yüzde 92, doğal gazda yüzde 98. 2012 yılında 60 milyar dolar enerji ithalatı yaptık. Dolayısıyla, dışa bağımlılığımızı azaltmak, asgariye indirmek ülke stratejileri ve ülke ekonomisi için çok önemli.

Büyük ekonomiye sahip güçlü Türkiye olarak küresel güçlerin içinde yer almak için, yer altı ve yer üstü kaynaklarımızı en verimli şekilde değerlendirmek zorundayız. İşte bu sebeple, son yıllarda artan üretime karşın hâlâ dışa bağımlı olduğumuz petrol üretim kapasitemizi artırmak, bağımlılığımızı ve ithalatımızı azaltmak üzere Petrol Yasası’nı güncelleme ihtiyacı doğmuştur. Kaldı ki bu yasa 1954’ten beri geçerlidir. Gelişen şartlar, sektörün beklentileri, artan ihtiyaçlar bizim ısrarla petrol konusuna yoğunlaşmamızı ve var olanı en iyi şekilde değerlendirmemizi ortaya çıkarıyor.

2001’de petrol varil fiyatı 24 dolar civarında, bugün 110 dolar mertebelerinde. İyi ki petrol fiyatları 2001’de 110 dolar değilmiş. Nedeni şu: Eğer 500 milyon IMF’den borç alamasaydık devletin memurlarının maaşlarını, emeklilerimizin maaşlarını ödeyemez noktaya gelecektik ki o andaki krizin ülkemize katkısının ne kadar daha fazla olacağını hepimiz buradan tespit edebiliriz.

Ülkemizin geldiği noktaya… Birkaç hafta önce, İstanbul’a üçüncü havalimanı yapımının KDV dâhil yaklaşık 26 milyar avroya ihale edilmiş olması Türkiye'nin geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. Yatırımlarla birlikte yaklaşık 36 milyar avroya çıkacaktır.

Daha edinilen tecrübe, sektörün ve endüstrinin gereklerine uygun olarak daha rekabetçi, şeffaf, güvenli, daha cazip bir ortam hazırlayarak yerli hidrokarbon kaynaklarımızı artırmayı bu yasayla hedefliyoruz.

Başından beri baktığım zaman, yabancı şirketlerin petrol çıkarılması ve üretiminde devrede olduklarını görmekteyiz. Bunun sebebi şudur: Bilgi, teknik yeterlilik ve sermaye. Bugün yerli şirketlerimizin yoğun bir şekilde bu alanda devrede olduklarını görmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. İfade etmek isterim ki bugün 68 şirketin 33’ü yerli, 35’i de yabancıdır. Bu da sektörün ne kadar büyüdüğünü, yerli şirketlerimizin bu konuya katkı yaptıklarını ortaya koymaktadır.

Yine baktığımız zaman, enerjide yüzde 8 ciddi bir büyüme gösteriyoruz. Bunun karşılanması gerekiyor. Bunun bir kısmını da, biraz önce bahsettiğim gibi, yer altı kaynaklarımızdan sağlayacağız.

Bir iki rakam daha vereyim: Son on yılda yeni keşifler ve üretim iyileştirmesi ile 26,8 milyon ton ham petrol üretebilir rezervimiz kazandırılmıştır. Sektörden sağlanan devlet geliri 2012’de yaklaşık 1,2 milyar TL civarındadır. Aslında buna baktığımız zaman, petrol ve doğal gaz faturamıza bunların yaklaşık yansıması, on yıl içinde 35 milyar Amerikan doları civarındadır ve petrol üretimimizin yüzde 70’ini TPAO yapmaktadır. Son yıllarda özellikle hiç değerlendirilmeyen denizlerimizdeki sismik araştırmaların başlatıldığını ve buradan iyi sonuçlar aldığımızı görüyoruz. Bu, aslında, petrole, doğal gaza bakış tarzımızı ortaya çıkarıyor ve 10 kat artırılmış bununla ilgili çalışmalar, denizle ilgili çalışmalar.

Bir başka husus, özellikle, veri yani sismik araştırma dediğimiz, daha önce hiç olmayan 2B ve 3B gibi odaklandığımız, petrol potansiyelini daha iyi gösteren araştırmalara kaynak aktarmamızdır ki on yıllık dönemde açılan kuyu sayısı 6 kat artmış; TPAO’nun yatırım kaynaklarını 50 milyon civarından 1 milyar liraya, daha üzerine çıkarmışız. Bu ne demektir? Daha fazla yatırım, daha fazla üretim demektir. Bu da ülke ekonomisine ciddi bir katkıdır. Eğer biz büyüyen bu ekonomiye, güçlenen Türkiye’ye karşılık bu yatırımları yapmasaydık arz-talep dengesindeki bu ihtiyacımızı karşılayamaz ve dışa bağımlılığımız daha fazla olurdu. Yine, son on yılda doğal gaz üretimi 2 katına çıkarılmış, artan doğal gaz ihtiyacımızı karşılamak, bunun çok az olduğunu biliyoruz... İnşallah yaptığımız bu araştırmalarla doğal gazı daha fazla çıkararak dışa bağımlılığı da bu konuda azaltacağız.

On yıla baktığım zaman, yatırım miktarı 13 kat artırılmış bu konuda. Biraz önce bahsettiğim gibi, özel sektörün payının da bu doğrultuda arttığını iftiharla görüyoruz.

Bu yasa, aslında -Komisyonda da çok tartışıldı- TPAO’yu zayıflatmıyor, aksine TPAO’nun mevcut haklarının korunması noktasında maddeler içeriyor. TPAO’nun sahip olduğu işletme ruhsatlarının üretimi devam ettiği sürece TPAO’nun uhdesinde tutulmasına ilişkin hükümleri ekliyoruz ki TPAO’nun, yine, burada, bu manada ayrıcalığı devam etmiş oluyor.

Ürettiğimiz petrolün sekizde 1’ini devlet hissesi olarak ödemekle yükümlü olması, devlet hissesinin hesaplanmasında kuyu başı fiyatı, yani ham petrolde piyasa fiyatı, doğal gazda ise toptan satış fiyatı esas alınarak alınacak payın devletin lehine artırılmasını yine bu yasada öngörüyoruz.

Üretilen petrolün belirli bir yüzdesi memleket ihtiyacına ayrılabiliyor iken, tasarıda, üretilecek petrolün tamamının memleket ihtiyacına ayrılması konusunda Bakanlar Kuruluna yetki veriliyor. Bu da iptal edilen yasanın bir gerekçesi olarak ortaya çıkıyor.

Yine bir başka husus, yeni bir pafta esasına dayalı bir ruhsatlandırma getiriyoruz ki dar bölgede daha fazla ruhsat vereceğiz, problemleri asgariye getireceğiz. Bu da “fazla üretim” demek, “daha fazla araştırma ve daha fazla bilgi” demektir, “kaynaklarımızın daha fazla etkin kullanımı” demektir. Bununla birlikte, bu ruhsat almaya başvuracak yatırımcılara iş ve yatırım programını öngörüyoruz ki burada yüzde 2 teminat istiyoruz. Yani: “Sen bu ruhsatı aldın. Bekleyemezsin, iş planını sunacaksın, teminatını yatıracaksın, gerekirse teminatını yakacaksın.” diyoruz ki üretime teşvik etmek istiyoruz bu kanunla birlikte. Daha önce bu durum yoktu.

Bir başka husus, yine yeni bir ruhsat uzatmada yüzde 2 teminat istiyoruz ve burada sondaj yapma şartı getiriyoruz ki bu insan, bu araştırmacılar, bu şirketler ciddi midir, değil midir, üretime katkı yapacaklar mı, bunu önemsiyoruz, bu kanunda da bunu getiriyoruz.

İki madde, ben bunları önemsiyorum. Bir tanesi, yeni kanunda teminatlara ilişkin iki alanda yatırımlara teşvik getiriyoruz. Bunlardan bir tanesi, şu ana kadar hiç aranmamış bölgelere, buralara teşvik veriyoruz. Daha fazla bulgu, daha fazla üretim anlamını taşıyor bu. Bir diğeri de, dünyanın gündeminde olan kaya gazı üzerine böyle bir teşvik getiriyoruz. Özellikle Amerika, İngiltere, Çin, Kanada gibi değişik ülkeler kaya gazı üzerinde ciddi çalışmalar yapıyorlar, gelecek enerjilerini kaya gazı üzerinden çıkarmaya gayret ediyorlar. Dünya, alternatif enerji kaynaklarını araştırıyor. Dolayısıyla, biz petrol bizim ülkemizin altında kalsın diyemeyiz, yani şöyle olsun, beklesin, daha sonra değerlensin diyemeyiz. Şu anda maksimumunu çıkarıp değerlendirmek mecburiyetindeyiz. On yıl sonra ne olacak, onu bilmiyoruz. Gelişen teknolojiler, yeni enerji kaynakları, bunları hep beraber takip edeceğiz.

Burada amaç, ülke menfaatlerini, millî menfaatlerimizi koruyarak, maksimum üretim yaparak dışa bağımlılıktan kurtulmak. Daha az döviz, ülkemizin daha fazla zenginleşmesi demektir.

Ben bu kanun tasarısının hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Soru-cevap yok.

Böylece tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.24

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 108’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Türkmenistan Hükûmeti Arasında Arşiv Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Arşiv Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/653) (S. Sayısı: 420)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyondan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 23 Mayıs 2013 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.29

 



(x) 450 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.