TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

               TUTANAK DERGİSİ

 

                                                     106’ncı Birleşim

                                              20 Mayıs 2013 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                     İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladığına, Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bütün şehitleri saygıyla andığına ve tutuklu milletvekillerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ilişkin açıklaması

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Hükûmetin, halkın millî bayramlara katılmaması yönünde valilere verdiği sözlü bir talimatının olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Anayasa Mahkemesi Başkanının bazı sözlerine ilişkin açıklaması

 

5.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin, Samsun’da yapılan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ilişkin açıklaması

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ve bu kutlamalara bilinçli olarak katılmayan yöneticileri kınadığına ilişkin açıklaması

7.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarında ayrıştırma yapılmaması gerektiğine ve bu bayramın hep beraber kutlanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, İstanbul’da yapılan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ve işsiz gazetecilerin durumuna ilişkin açıklaması

10.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, yapılan uygulamalarla söylenilenlerin paralel olması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yanıltılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, millî bayramlarda çelenk koymak için bildirim yapılması gerektiğine dair uygulamaya ilişkin açıklaması

12.- Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarıyla ilgili eleştiri ve sorulara ilişkin açıklaması

13.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, yapılan uygulamalarla söylenilenlerin paralel olması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yanıltılmaması gerektiğine ilişkin tekraren açıklaması

14.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van Milletvekili Mustafa Bilici’nin görüşülen soruşturma önergesi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın görüşülen soruşturma önergesi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın görüşülen soruşturma önergesi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 24 milletvekilinin, patates üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/624)

2.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu ve 22 milletvekilinin, kolluk güçlerinin sosyal, psikolojik, ekonomik ve mesleki sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/625)

 

 

3.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu ve 21 milletvekilinin, Adana Kozan’da meydana gelen Gökdere Köprü Barajı Derivasyon Tüneli kapağının patlaması olayının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/626)

 

B) Önergeler

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 47 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki (11/27) esas numaralı gensoru önergesinden imzasını geri çektiğine ilişkin önergesi (4/112)

 

VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş ve 63 milletvekilinin, Van’da 23/10/2011 tarihinde meydana gelen depremden sonra 9/11/2011 tarihinde meydana gelen diğer depreme kadar bazı binalarda hasar tespiti yaptırılmadığı, halkın deprem bakımından riskli binalara girmemesi yönünde uyarılmadığı, ildeki kamuya açık binalarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmadığı ve bu eylemlerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesine uyduğu iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/2)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Van Milletvekili Mustafa Bilici’nin görüşülen soruşturma önergesi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen hizmet içi eğitim faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/19041)

2.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan taşeron işçilere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/20173)

3.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığın yurt dışı gezilerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/20719)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’da Yunus Emre Halk Çarşısı’nda çıkan yangının esnaflar açısından yarattığı mağduriyete ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/20798)

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, M2 arazi satışlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/20800)

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, taşıyıcı esnafın sorunlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/20806)

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, bazı spor kulüplerinin vergi borçlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/21130)

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında ülkemizde yatırım yapan Yunanistan vatandaşları ile ilgili verilere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21132)

9.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bir camide kılınacak cuma namazının Ekonomi Bakanının yetişmesi için bekletildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/21251)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bağlı kurum ve kuruluşlar personelinin psikolojik taciz (mobbing) şikayetlerine ve yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/21252)

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık personelinin psikolojik taciz (mobbing) şikayetlerine ve yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/21353)

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara genelindeki işletme ve iş yeri sayısı ile bunların vergi ve SGK prim borcu ödemelerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/21426)

13.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’daki bağlı kurum ve kuruluşlara yapılan açıktan personel atamalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/21538)

14.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya’ya serbest bölge kurulmasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21944)

15.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda yapılan denetimlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21945)

16.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda yapılan denetimlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/21984)

 

 

 

 

 

 

20 Mayıs 2013 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106’ncı Birleşimini açıyorum.

 

III.– Y O K L A M A

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce iki sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle söz isteyen Ankara Milletvekili Levent Gök’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olalım, sayın milletvekilimizi daha iyi duyabiliriz.

Buyurunuz efendim.

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dün, 19 Mayıs 1919’da başlayan büyük yolculuğun 94’üncü yıl dönümünü kutladık. 19 Mayıs 1919 Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerinde bütün yurttaşlarımız tüm Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’e olan minnettarlığını bir kez daha ifade etti. Bayramımızın adı “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” ama gerçekten Atatürk’ü anlayabiliyor ve onun adını layık olacak şekilde anabiliyor muyuz değerli arkadaşlarım?

19 Mayıs 1919 bağımsız ve modern Türkiye'nin bir kuruluş tarihidir. 19 Mayıs, aynı zamanda Atatürk’ün “Benim doğum tarihim 19 Mayıs 1919’dur.” dediği bir tarihtir. 19 Mayıs, bütün tarihsel gelişmelere açılan, onlara öncülük eden büyük bir dönüşümün ve değişimin bir adıdır. 19 Mayıs olmasa kurtuluş olmazdı. 19 Mayıs olmasa kuruluş olmazdı. 19 Mayıs olmasa işgale karşı başkaldırı mümkün olmazdı. 19 Mayıs olmasa Meclis olmazdı, sizler burada olamazdınız. 19 Mayıs olmasa 29 Ekim olmazdı, cumhuriyet olmazdı, çok partili demokrasi olmazdı. 19 Mayıs olmasa laiklik olmazdı. 19 Mayıs olmasa tam bağımsızlık söz konusu olmazdı. 19 Mayıs olmasa “Yurtta sulh, cihanda sulh.” diyemezdik.

Değerli milletvekilleri, bugün dünden bugüne gelen gelişim içerisinde Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını bir kez daha minnetle anıyoruz. Ama kimilerimiz coşkuyla anarken kimilerimiz de Atatürk’ün adını silmek için olağanüstü bir uğraş veriyor.

Türkiye’mizin kurulduğu andan itibaren Mustafa Kemal önderliğinde kurulan Türkiye’de sanayi kuruluşlarını, tüm Türkiye’nin gelir kaynaklarını satan bir iktidarla karşı karşıyayız. Atatürk Orman Çiftliğini -Atatürk’ün bize miras bıraktığı Orman Çiftliğini- talan eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Atatürk’ün mirasını çiğneyerek Atatürk’e karşı büyük bir saygısızlığı gerçekleştiren iktidarla karşı karşıyayız. Atatürk’ün adını her yerden silmek isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinin yanında, bütün dış ülkelerde, dış komşularımızla olan ilişkilerini artık sorunlara dönüştürmüş, onlara silah ihraç eden ve onların iç işlerine müdahale eden bir iktidarla karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, 19 Mayıs tarihi Türkiye’nin aydınlanma tarihidir. Bu tarihin içerisinde modern demokrasi vardır, laiklik vardır, halk egemenliği vardır.

Mustafa Kemal ve arkadaşları ümmet olan bir toplumdan yurttaş yaratmışlardır. Şimdi geldiğimiz noktada yurttaşı tekrar ümmet hâline getirmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Sizlerin Atatürk’ü anlamasını beklemiyoruz ama Atatürk’ün yaptığı bütün ilkelere saygı göstermenizi beklemek tüm Türkiye olarak hepimizin beklentisidir. “Atatürk” adından niçin korkuyorsunuz, onu niçin silmeye kalkıyorsunuz?

Dün yürüyüş yapan topluluklar arasında bir tek iktidar mensubunu dahi göremedik. Yerköy’de yapılan bir kutlamada kaymakam mikrofonun sesinin cızırtı yapması üzerine “Benden bu kadar. Siz ne biliyorsanız, yapın.” diyecek kadar cüretkâr olmuştur.

Atatürk’ün adını taşıyan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin adını taşıyan bütün insanlarımıza karşı, Atatürk’e karşı saldırılar her yerde artıyor.

Millî Eğitim Bakanlığının görüş ve önerilerinden, Atatürk milliyetçiliği ilkesi etrafında gençleri yetiştirmeyi bir bir çıkartıyorsunuz. Atatürk adı müfredatlardan çıkıyor.

Böylesine bir dönemde 19 Mayısı kutluyoruz. Böylesi bir dönemde Atatürk’ün adını silmek isteyen tüm zihniyetlere karşı Türk gençliği ve Türk ulusu kararlı bir şekilde ayakta mutlaka olacaktır. Atatürk’ün adını dünya silememiştir, iktidarın silmesi söz konusu bile değildir.

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını bir kez daha minnetle anıyor, hepsini saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Gündem dışı ikinci söz, aynı konuda söz isteyen İzmir Milletvekili Oktay Vural’a aittir.

Buyurunuz Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

 

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinize saygılarımı arz ediyorum.

Evet, bundan tam doksan dört yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkması ve Millî Mücadele ateşini yakmasının bir yıl dönümünü yaşıyoruz.

19 Mayıs, aslında bir millî ruhun şahlanışı, millî uyanışın adı olmuştur. Türk milletinin istiklaline ve istikbaline sahip çıkmasını, millî iradeyle ve millî mücadeleyle sahip çıkma kararının verildiği gündür 19 Mayıs.

Milletimizin tüm onur ve asaletiyle, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Millî Mücadele kahramanlarıyla birlikte tarih sahnesinde bir defa daha şaha kalkışının başlangıcıdır 19 Mayıs.

19 Mayıs, sadece Türk millî kurtuluş hareketinin başlangıcı değil, yeni Türk devletinin de çağdaş değerlerle milletler ailesi içerisinde yerini almasının adıdır. Türk milletinin bağımsızlığını ve hayat haklarını gasp ve imha etmeye kalkışan mihraklar için 19 Mayıs, hüsran ve mağlubiyetle bitecek sürecin ilk adımı ve ilk hareketidir. 19 Mayıs, aynı zamanda gençlik, gençlik ise gelecek demektir. Türk genci, Türk istiklali ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz bekçisi, bugün ve yarınların tek ve en büyük güvencesi gençler için de 19 Mayısın ayrı bir anlamı bulunmaktadır. Bu nedenle her yıl 19 Mayıslar, geleceğimiz olan gençlerin coşkusuyla ve haklı gururuyla kutlanmaktadır.

O gün Samsun’dan yola çıkan millî mücadele fikri, Amasya’da milletin azim ve kararı hâline gelmiş, Erzurum’da “Bir bütündür, bölünemez.” şiarıyla birleşmiş, Sivas’ta her türlü manda ve himayeyi reddederek Ankara’da Büyük Millet Meclisini kurmuştur.19 Mayıs, yedi düvele karşı amansız  bir mücadele sonrası oluşturulan cumhuriyetin, bağımsızlık, egemenlik ve özgürlük değerlerinin hayata geçirilmesine dönük ilk yeminin edildiği gündür. Hiç şüphesiz 19 Mayıs, zulme boyun eğmeyen, zalime diz çökmeyen, esarete ön iliklemeyen, teslimiyete prim vermeyen, Türk milletinin ve sinesinden yetiştirdiği milliyetçi kahramanların eseri ve emanetidir. 19 Mayıs, emperyalizmin zincirine, zindanına ve zulmetine karşı; hakkın, hidayetin, meşruiyetin, ahlakın, inancın ve mübarek bir direncin en kalıcı ve en kesif cevabıdır. Hiçbir zaman tutsak yaşamamış, bağımlı ve güdümlü hâlde bulunmamış Türk milleti, kendi kaderine bizzat kendisi sahip çıkarak destansı bir itiraz ve doğruluşla yedi düvelin karşısına dikilmiştir. Ne hazindir ki bu hayranlık verici mücadele ruhunu sorgulamaya, silikleştirmeye, sulandırmaya çalışanlar doksan dört yıl önceki işgalci heveslerle aynı kareye düştüklerini göremeyecek kadar gerçeklerden kopmuşlardır. Millî bayramları kutlama konusunda sudan bahaneler üretmenin yanı sıra, yapay nitelikli zorluk ve engel çıkaranlar, en başta Türk milletinin tarihî miraslarını önemsiz ve sıradan görecek kadar da ölçüyü kaçırdıklarını iyi bilmelidirler. Her zaman köleliği reddeden, âcizliği ve baskıyı kabullenmeyen aziz milletimizin 19 Mayısın derin manasına ve mesajına sahip çıkarak fitneyi ve bölünmeyi kılavuz olarak seçenlere fırsat tanımayacağına inanıyorum. Doksan dört yıl önceki tehdit ve tehlikelerin bir benzerine şahit olduğumuz  bugünlerde Türk gençliğinin de duyarlı, hassas, uyanık ve sorumlu hareket edeceğine itimadımız ve ümidimiz tamdır.

Bu düşüncelerle, Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği gençlerin ve Türk milletinin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele Dönemi’nin tüm kahramanlarına ve aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, hepsini minnet ve şükranla yâd ediyorum. Allah onlardan razı olsun, mekânları cennet olsun.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Hükûmet adına Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç.

Buyurunuz Sayın Kılıç. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’mız kutlu olsun. Bayram pazar günüydü ama etkileri bugün de, yarın da, önümüzdeki günlerde de devam edecek. Bir hafta öncesinden andık Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı, Gençlik Haftası boyunca kutlamalarımıza devam ettik. İnşallah, bu şuur, bu coşku, bu heyecan dalga dalga Türkiye’nin her tarafında önümüzdeki günlerde de etkisini hissettirmeye devam edecek.

Öncelikle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok değerli üyelerine Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’na gösterdikleri alakadan ve gündem dışı söz alarak milletimizin Gençlik ve Spor Bayramı’nı tebrik ettiklerinden dolayı yürekten teşekkür ediyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, bayram birlik vesilesidir; bayram, birliğimizi teyit etme vesilesidir; bayram, bir olma, birlik olma ve birlikte hareket etme vesilesidir. Anadolu’nun erenlerinden Hacı Bektaş Veli’nin buyurduğu gibi bayramlar bir olmak, iri olmak, diri olmak vesilesidir. Bayram coşkusu, birlikte kutlandıkça günden güne artacaktır. Bayram heyecanı, birlikte hareket edilebildikçe, bayramı bayram yapan değerleri birlikte telaffuz edip birlikte yaşatabildiğimiz müddetçe günden güne artmaya, dalga dalga yayılmaya devam edecektir.

En sonda söylenmesi gereken sözü ben aslında sözlerin en başında ifade edeyim: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, onun gençliğimize armağan ettiği Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’ndan ayrı düşünebilmek mümkün değildir. Atatürk’süz bir millî bayram tahayyül etmek, tasavvur etmek, dizayn etmek ve gerçekleştirmek mümkün değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir şeyi daha ifade etmek isterim: Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Türkiye Cumhuriyeti’nden, Türkiye Cumhuriyeti’ni de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten ayrı düşünebilmek, ayrı değerlendirmek, ayırabilmek mümkün değildir. Bu yönde bir çabanın, iktidarıyla muhalefetiyle, Parlamentoda temsil edileniyle edilemeyeniyle, herhangi bir siyasi camia tarafından yaşatılacağına zaten ihtimal vermiyorum. Bu toplum, bu coğrafya her türlü fitne fesat tohumunu çürüttüğü gibi, Atatürk’le Türkiye Cumhuriyeti arasına, Atatürk’le Türk milleti arasına ekilmek istenen fitne fesat tohumlarını, ayrılık tohumlarını da çürütmeye muvaffak olacaktır.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – İnşallah, inşallah!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu coğrafya bugün her zaman olduğundan çok daha fazla birliğe muhtaçtır, beraberliğe muhtaçtır, dayanışmaya muhtaçtır, kol kola girmeye muhtaçtır. Hayata baktığımız pencere hangi pencere olursa olsun, siyasetimizi dizayn eden felsefi görüş, ideolojik yaklaşım ne olursa olsun bayram günlerinin millî coşku ve heyecanı söz konusu olduğunda hepimizin aynı türküyü söyleyebilmesi lazım. Zira, vatan bir, devlet bir, millet bir, bayrak bir olduğuna göre, bunun ötesinde bir duyguyu düşünmek, tahayyül etmek, tasavvur etmek söz konusu bile değildir.

Muhalefetin eleştirisi var, bayram kutlamalarının formatı değiştiğinden dolayı ama bir yandan da öz eleştiri yapmak lazım, bayramın bugünkü kutlama biçimine yoğunlaşmak lazım. Dün biz gençlerimizle beraberdik. On binlerce üniversiteli ve liseli gencimizle birlikte Anıtkabir’e çıktık, Atatürk’ün manevi huzurunda saygı duruşumuzu gerçekleştirdik, sonra o gençlerimizle birlikte bayram kutlamalarına devam ettik. Türkiye’nin dört bir yanında bayram kutlamaları farklı bir coşku ve heyecana tanıklık etti. Seksen bir ilimizde, istisnasız tamamında ay yıldızlı al bayraklarımızla on binlerce genç sokaklarda, meydanlarda, okullarda, salonlarda, alışveriş merkezlerinde, sportif etkinliklerde bayramın heyecanını milletimizin iliklerine kadar hissetmesini sağladılar. Gerçekten ortaya çok büyük bir enerji çıktı. Bu enerjilerin toplamında iyi bir sinerjiye ulaştığımız kanaatindeyim. Eskiden bayram kutlamalarında resmî geçitler olurdu, adına “geçit resmi” dediğimiz, kamu araçları geçerdi. Tankın olmadığı yerde, top arabasının olmadığı yerde belediyelerin yeni alınan çöp kamyonları, yeni alınan zabıta arabaları, sağlık teşkilatına yeni dâhil olan ambülansların geçidi ile bir bayram kutlamasının Türk milletinin heyecanına, arzusuna, arayışına uygun bir bayram olduğunu biz doğrusu bugüne kadar düşünemedik.

Çok değerli milletvekilleri, bayramı sembolik düzeye indirgememek lazım; bayramı sembollerden almak, yaşatılması gereken sembolleriyle birlikte telaffuz edilmesi gereken fikirlerle donatmak lazımdır. 19 Mayıs 1919’da ne oldu? 19 Mayıs 1919’da yaşanan tarihî hadise yaşanmasaydı bugün ne olurduk, nerede olurduk, ne şekilde olurduk? Eğer biz gençlerimize bunları konuşturamayacaksak, bunları tartıştıramayacaksak, bunların toplumsal zeminde ve özellikle genç kitlelerde anlaşılmasını sağlayamayacaksak bayram bugün olur, yarın olur ama öbür gün tartışmaya açık olur. Bu toplumun manevi değerlerinin yok edilmesine fırsat vermemek lazım. Ben bu duyarlılığı başka zeminlerde, başka zamanlarda da topyekûn ortaya koymamız gerektiğine inananlardanım. Yakın zamanda “Çanakkale Harbi’nde Seyit Onbaşı var mıydı, yok muydu?” tartışması yapıldı bu ülkede. “Bir insan bedeniyle 200 küsur kiloluk top mermisini kaldırıp onu topun namlusuna sürmek mümkün müdür değil midir?” tartışması yapıldı bu ülkede. O günlerde de bu tepkiyi beraberce ortaya koymamız lazımdı. Biz tepkimizi koyduk, reaksiyonumuzu gösterdik. Bu topraklar Seyit Onbaşılarla vatan, bu topraklar Ulubatlı Hasanlarla vatan. Bugün Seyit Onbaşı’yı tartıştırırsak yarın Ulubatlı Hasan’ı tartışmaya açacaklar, bir başka gün “Sultan Mehmet, Fatih miydi?” tartışmasını açacaklar. Bir başka gün belki, “Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a çıkmış mıydı, çıkmamış mıydı? İstiklal Harbi hangi zeminde, hangi boyutta cereyan etmişti?” tartışmasıyla devam edecekler.

Ruh kökümüze inmemiz lazım ruh; mana kökümüze inmemiz lazım. Mazisi olmayanın atisi olmaz. Geçmişe inmemiz lazım. Geçmiş yüzyılı anlamayan nesillerle gelecek yüzyılı inşa edebilmemiz, saygıdeğer milletvekilleri, mümkün değildir. Biz, her zaman her zeminde ifade ettik: Kökleri mazide olan atiyi temsil ediyoruz. Geçmişten gücümüzü, geçmişten enerjimizi, kaynağımızı alarak dallarımızı, kollarımızı, geleceğin aydınlık Türkiye’sini inşa etmek üzere gökyüzüne doğru uzatıyoruz. Ama nesillerin bunu idrak etmesi lazım. Nesillerin Mehmet Akif Ersoy’u da unutmaması lazım, nesillerin İstiklal Marşı’nı unutmamak için onun “Safahat” eserini de unutmaması lazım. Bugün, maalesef, elli yıl önce yetmiş beş yıl önce konuştuğumuz Türkçeyi bu ülkede “eski Türkçe” olarak adlandıranlar var;

bugün, maalesef, Atatürk’ün Nutuk’unun Türkçesini eski Türkçe olarak adlandıranlar var. Bugün, Safahat’ı anlamayan, Nutuk’u anlamayan nesiller, emin olun çeyrek yüzyıl sonra bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün eşsiz dizeleri olan İstiklal Marşı’nın mısralarını da anlamaz hâle gelecekler. Buna göz yumamayız, buna rıza gösteremeyiz.

Stadyumlardaki geçit resimlerinden, stadyumlarda açılan pankart ve dövizlerden çok daha önemli olan, 19 Mayıs ruhunu, heyecanını ve 19 Mayısın akabinde gelişen, gerçekleşen tarihsel önemli olayları gençlerimizle birlikte konuşmak, paylaşmak, anlamak ve anlaşmaktır.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, İç Tüzük’ten doğan hakkımızı Hükûmet adına kullanmak üzere burada bulunuyorum. Paylaştığım görüşler Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin görüşleridir. Şunu bilmenizi isterim: Eğer Çanakkale Harbi olmasaydı, 1915’te Çanakkale geçilmez kılınmasaydı         -kuvvetle muhtemeldir- 19 Mayıs 1919’da, Bandırma Vapuru, Gazi Mustafa Kemal ve refakatindeki 19 kişiyle birlikte Samsun Tütün İskelesi’ne yanaşamayacaktı. Eğer 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun Tütün İskelesi’ne çıkmış olmasalardı, dalga dalga büyüyen heyecanla kurtuluş ve kuruluş mücadelesi Samsun’dan başlamış olmasaydı  -yine kuvvetle muhtemeldir ki- akabinde Amasya, Sivas, Erzurum kongreleri yapılamayacaktı; sonrasında, 23 Nisan 1920’de, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanamayacaktı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin riyasetinde ve kumandasında büyük Kurtuluş Savaşı gerçekleşmeyecek, 30 Ağustos zaferine erişilemeyecek, 9 Eylülde işgalci kuvvetler İzmir’den Ege’nin sularına süpürülemeyecekti. 19 Mayıs 1919’da Gazi Mustafa Kemal Samsun’a çıkmış olmasaydı -çok büyük olasılıkla- İzmir’de ayaklar altına alınan ay yıldızlı al bayrağımız, sonsuza kadar kalmak üzere gönderdeki yerine çekilemeyecekti.

Değerli milletvekilleri, bu duygular, bu toplumun, bu ülkenin, bu milletin müşterek duygularıdır. Bayramda ayrışmak değil, bayramda birleşmek lazım; bayramda ayrı ayrı yürümek değil, bayramda kol kola girmek lazım; bayramda Atatürk’ün huzuruna ayrı ayrı çıkmak değil, birlikte çıkmak ve manevi huzurda ruhunu, vicdanını ebediyen istirahatgâhında huzurlu kılmak lazımdır. Biz bu coşkuyla hareket ettik, biz bu duygularla hareket ettik. Trabzon’un horonuna Diyarbakır’ın halayı karıştı, Şanlıurfa’nın zılgıtlarıyla Ege’nin zeybekleri oyunda birleşti. Bu heyecan dün bu ülkede yaşandı, dalga dalga yaşandı ve ben şuna inanıyorum: Karadeniz’den dalga dalga heyecan Türkiye'nin kuzeyinden güneyine ulaştı, batısından doğusuna ulaştı; dalga dalga bu heyecan sonrasında bayrak bayrak doğudan, güneydoğudan Anadolu’nun kuzeyine, Ege’sine, Marmara’sına, Trakya’sına uzandı. Bu coşku bizim coşkumuz, bu heyecan bizim heyecanımız. 81 vilayette yaşayan bütün gençleri bayram vesilesiyle kardeş oldukları gerçeğinde birleştirmek lazım. Bu bayram daha da gururluyuz, bu bayram daha da mutluyuz, bu bayram coşkumuz daha da kuvvetli.

Kutlamalarda da ifade ettim, Atatürk’ün Türkiyesi, bugün 2020 olimpiyat oyunlarının İstanbul markasıyla en kuvvetli adayıdır. Atatürk cumhuriyeti kurarken Düyun-ı Umumiyle (Borçlar İdaresiyle) yönetimi devralmıştı. Atatürk’ün Türkiyesi, bugün IMF’e olan borçların son taksitini de ödeyen ve özgürlüğü borçsuzlukta arayan bir Türkiye hâline gelmiştir. Bu, bizim gurur duymamız gereken bir tablodur; bu, bizim coşkuyla karşılamamız gereken bir tablodur.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Diğer borçları da açıkla, diğer borçları da!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Atatürk’ün Türkiyesi, bugün farklılıklara tahammülünü daha da geliştiren, demokrasiyi daha da içselleştiren, özgürlükleri daha da kuvvetlendiren, hukukun üstünlüğüne daha da fazla inanan insanların yönettiği, yaşadığı, paylaştığı bir Türkiye’dir.

Atatürk’ün cümlesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin duvarında. Eğer 19 Mayıs 1919 olmasaydı, Samsun’dan Kurtuluş Harbi başlamasaydı, “Hâkimiyet bilakayduşart milletindir.” cümlesi bu duvardaki yerini alamayacaktı. O gün, egemenliğin kayıtsız, şartsız millet iradesine teslim edildiği gündür. Diyarbakır’ıyla, Hakkâri’siyle, Van’ıyla, Rize’siyle, Trabzon’uyla, Samsun’uyla, Kayseri’siyle, Sivas’ıyla, Muğla’sıyla, Mersin’iyle, Antalya’sıyla, Konya’sıyla, Edirne’siyle, Tekirdağ’ıyla, Çanakkale’siyle, İstanbul’uyla ve elbette ki Ankara’sıyla 81 vilayetimizin, 76 milyon kardeşimizin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dün bayram kutlamalarına rengârenk kıyafetleri, millî giysileri içinde büyük heyecan katan 25 Türk soyuna mensup ülkeden gelen kardeşlerimizin ve onların temsil ettiği halkların ve Anadolu’dan verilen evrensel mesajla “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibiyle huzur duyan bütün dünya gençlerinin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.     

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Bayram ancak bu kadar güzel anlatılır.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladığına, Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bütün şehitleri saygıyla andığına ve tutuklu milletvekillerine ilişkin açıklaması

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de sözlerimin başında, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı büyük bir coşkuyla kutluyorum.

Dün ülkemizin her tarafında Türk bayraklarıyla bütün yurttaşlarımız sokaklara çıkarak bu büyük bayramı büyük bir coşkuyla kutladılar. Ben bu vesileyle, bu bayramın gerçekleşmesinde, bugün bu güzel günleri yaşamamızda en büyük pay sahibi olan Yüce Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, bütün şehitlerimizi saygıyla anıyorum, kendilerine şükran duygularımı ifade ediyorum.

Bunun dışında, cuma günü de İstanbul Silivri’de Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilimiz Sayın Mehmet Haberal’ın savunmasını izledik, cezaevinde Milletvekilimiz Mustafa Balbay’ı ziyaret ettik. Milletvekillerimiz ne yazık ki çok kötü durumdalar. Gelinen noktada, tutukluluğun artık bir ezaya dönüşmüş olması, bir cezaya dönüşmüş olması sonucunda, tutuklamadan dolayı beklenen bütün gayenin gerçekleşmiş olmasına rağmen içinde bulundukları durum vahamet noktasındadır. Yargıya olan güven ne yazık ki kaybolmuş bir noktadadır.

Dünyanın hiçbir yerinde tutuklu milletvekillerinin olmadığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Türkiye bu konuda da ne yazık ki bir vahamet noktasındadır. Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan milletvekillerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Genç…

 

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ilişkin açıklaması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ben dün Samsun’daydım; orada dört saat yürüdük 19 Mayıs 1919 Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamak için.

Biraz önce burada konuşan Hükûmet sözcüsünün dediğiyle uygulamalar tamamen ters. Bu milletin millî değerlerini, Millî Mücadele’deki heyecanını yok etmek için maalesef bugünkü Hükûmet planlı bir uygulama yapmaktadır. Birçok yerde 19 Mayıs kutlaması yasaklanmış. Ben orada CHP il teşkilatına gittim, orada ilçelerden gelen kişiler “Efendim, bize ‘19 Mayısı kutlayamazsınız, çelenk koyamazsınız’ dediler.” diyorlar. Birçok yerde, kaymakamlar ve hiçbir kimse bu anma törenlerine katılmıyor. Bu işler her geçen sene daha da unutturulmaya çalışılıyor. İşte, 30 Ağustos kutlamaları engelleniyor, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları engelleniyor. Bütün mesele, işte, kendi kafalarına göre…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Sayın Özcan…

 

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Hükûmetin, halkın millî bayramlara katılmaması yönünde valilere verdiği sözlü bir talimatının olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, az önce Sayın Bakanı dinlerken sanki farklı bir ülkenin Gençlik ve Spor Bakanı konuşuyormuş izlenimini edindim. Sayın Bakan herhâlde Türkiye’de olanların farkında değil. Kol kola yürümekten bahsediyor ama ben size sadece Bolu’da olan bir şeyden bahsetmek istiyorum. Günler öncesinden Valiliğe müracaat ettik bir fener alayı düzenlemek için. Aynı tarihe, sırf bizim, vatandaşlarla birlikte yürümemizin önüne geçebilmek için, engelleyebilmek için Valilik farklı bir program koydu aynı güzergâhlar üzerine. Şimdi Sayın Bakana ben buradan sormak istiyorum aracılığınızla: Böyle bir uygulamanın doğru olduğunu düşünüyor mu Sayın Bakan? Sayın Valiyi bu konuda uyarmayı düşünüyor mu? Halkın bayramlara katılmasının, kutlamalara katılmasının önünde bir engel olmalı mıdır valiler? Hükûmetin halkın bu bayramlara katılmaması yönünde valilere verdiği sözlü bir talimat mı var? Bunun cevabını da merak ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özcan.

Sayın Acar…

 

4.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Anayasa Mahkemesi Başkanının bazı sözlerine ilişkin açıklaması

 

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın AKP sözcüsünü dinlerken sanki bir başka dünyada yaşıyormuş gibi olduk. Tüm uygulamaları AKP’nin, 19 Mayıs ruhuna, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine aykırıdır.

Bu devam ederken bir yandan da Anayasa Mahkemesi Başkanımızın dün “Laiklik adı altında maskaralıklar ortaya çıktı.” sözleri gerçekten bize “Türkiye Cumhuriyeti'nde mi yaşıyoruz?” diye sordurmuştur. Başında bulunduğu Anayasa Mahkemesinin kırk iki yıllık kökleşmiş içtihatlarını çiğneyerek safsata örneklerle halkın laik sisteme olan güvenini yıkmaya çalışması nedeniyle Haşim Kılıç’ı buradan şiddetle kınıyorum. Hiçbir Anayasa Mahkemesi yargıcının, kendisini adam eden, kendisini yargıç eden Türkiye Cumhuriyeti’nin canına okuyacak böyle bir sapkınlığa hakkı yoktur. Haşim Kılıç hukukçu olmadığını, olamayacağını böylece açıkça ortaya koyduğu için Anayasa Mahkemesi Başkanlığından derhâl istifa etmelidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Yeni…

5.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin, Samsun’da yapılan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ilişkin açıklaması

 

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Samsun’umuzda muhteşem bir 19 Mayıs kutlaması yaptık. Sabah çelenk koyma merasimiyle başlayan bu kutlama, akşama kadar halkımızla, milletimizle beraber devam etti. Cumhuriyet Meydanı’nda çok muhteşem kutlamalar yaptık. Ancak, ülkemizin birçok yerinden, Üsküdar’dan Antalya’sına kadar, Samsun’a gelip de “alternatif yürüyüş” adı altında yürüyüş yapan arkadaşlarımız da, kendilerine gösterilen güzergâhta o yürüyüşü yapmışlardır. Biz Samsun’da akşama kadar oralardaydık, herhangi bir problem yaşanmadığını ve halkımızla birlikte 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı muhteşem bir şekilde kutladığımızı ifade etmek istiyorum.

Dün Samsun’a gelen milletvekillerimize de hoş geldin deme fırsatı bulamadık çünkü bizim kendi alanımızdaki kutlamalar çok güzel devam etti. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nızı da ben Samsun Milletvekili olarak tekrar tebrik ediyorum, kutluyorum. İnşallah gelişerek bu şekilde halkla beraber devam edecektir.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeni.

Sayın Işık…

 

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ve bu kutlamalara bilinçli olarak katılmayan yöneticileri kınadığına ilişkin açıklaması

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının birçok ilimizde son derece sönük ve sembolik kutlamalarla geçiştirildiğini, yine birçok il ve ilçemizde yapılan kutlamalara maalesef bu ülkenin valilerinin, kaymakamlarının ve özellikle de AKP’li belediye başkanlarının katılmadığını özellikle Sayın Bakana buradan ifade etmek istiyorum. Bu kutlamalara bilinçli olarak katılmayan yöneticileri de kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Bakanın burada yapmış olduğu konuşma sadece günü kurtarmaya yönelik bir konuşmadır. Vatandaşlarımız bu kutlamalardan son derece rahatsız olmuştur. Hükûmeti bu konuda daha ciddi önlemler almaya ve gereğini yapmaya davet ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Sayın Özkan…

 

7.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarında ayrıştırma yapılmaması gerektiğine ve bu bayramın hep beraber kutlanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Stadyumlarda, statlarda Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nın engellenmiş olması -sayın bakanlarım, sizleri uyarıyorum- Türkiye’de bir ayrışmaya neden oluyor, bir ayrışma söz konusu. Ben iki bayrama da katıldım; bir tarafta birileri, bir tarafta birileri. İnsanları ötekileştirmememiz gerekiyor. Çocuklarımız Burdur’da stadyumun… Biz valilik önünde küçük bir yerde kutlama yaptık, o çocuklar ağladılar. “Protokol bizleri izlemedi, judocular izlenmedi, sporcular izlenmedi.” Türkiye’nin 1’incisi olan, Bursa’dan gençlerimiz geldi, jimnastik gösterisi yaptılar. Bu güzelliği sadece orada 300 kişi gördük. Stadyumda yapmış olsaydık belki on binler görecekti, Türkiye görecekti. Yani bu ayrışmayı yapmama adına, bu işten vazgeçmenizi, stadyumlarda ve alanlarda bu bayramın hep beraber kutlanmasını talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkan.

Sayın Çelebi…

 

8.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, İstanbul’da yapılan 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ilişkin açıklaması

 

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Başkan, Sayın Bakan birlikten, kardeşlikten, dayanışmadan, bayramlarda özellikle birlikte empati yapmaktan bahsetti ama bunu, ne yazık ki, bu bayram süreçlerinin hiçbirinde göremiyoruz ve ayrıştırılmış noktada olduğumuzu her yerde de yaşıyoruz. Mesela dün İstanbul gibi bir ilde, İstanbul ilindeki anmada vekâleten birilerinin katıldığı, hiç dikkate alınmayan, özü itibarıyla, ruhu itibarıyla kaybettirilen bir anmayı… İstanbul’da dün il merkezinde Atatürk anıtına kimin çelenk koyduğunu Sayın Bakan araştırırsa iyi olur.

Ayrıca, şöyle bir cümle başlıyor hem kaymakamlardan hem belediye başkanlarından: “Mehmetçik…” Bu mücadeleleri veren bir Mehmetçik’ten bahsediliyor. Tabii, Mehmetçik’in bu işteki faktörü, rolü önemlidir ama Atatürk’le ilgili bir beyanları yok. Atatürk’ün önderliğini unutturan, onu yok eden bir anlayışın egemen kılındığını burada belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelebi.

Sayın Ekşi…

 

9.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına ve işsiz gazetecilerin durumuna ilişkin açıklaması

 

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, arzım şu idi: Bugünkü tablo halkımızın 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı coşkuyla kutlamaya her zaman hazır olduğunu gösteriyor, bu ortak bir gerçek. Ama, bugün Türkiye’yi idare eden siyasi iktidarın, maalesef, bu konuya kelimelerde, cümlelerde belki katılıyormuş gibi görünmesine rağmen, içtenlikle onun yanında olduğunu söylemek mümkün değil. Bunun da bir kanıtı olarak Sayın Başbakanın 19 Mayıs Bayramı dâhil, millî bayramlarda -ki, dün de, 19 Mayısta da zaten Türkiye dışındaydı- buradan uzak olmaya özel bir itina gösterdiğini düşünür hâle geldik. Bunun çok ciddi bir yanlış olduğunu ve siyasi iktidarın niyetini gösterdiğini belirtmek istiyorum.

İkinci nokta: Sayın Başbakan Yardımcısının burada bulunduğuna değinerek “Bugün medya dünyasında en az 500 kişi -veya 500 kadar gazeteci- işsiz durumdadır.” dedim. Sayın Başbakan Yardımcımızın Amerika Birleşik Devletleri’nde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ekşi.

Son olarak, Sayın Uzunırmak…

 

10.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, yapılan uygulamalarla söylenilenlerin paralel olması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yanıltılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bir insan yalan söyler, söylediği yalanın yalan olduğunu kendisi bilir, çok zararı olmaz ama karşıdaki inanır ve kendisi de yalanın yalan olmadığına inanırsa o, topluma yönelmiş bir tehdit olur. Bugün Hükûmetin uygulamalarıyla bazı arkadaşlarımızın konuşmalarına baktığımızda, münafıklık alametlerinin en büyükleri gösterilmektedir. Dolayısıyla, bu yol Türk milletinin birliğine, bütünlüğüne vurulmuş en büyük darbedir aslında. Dolayısıyla, herkes yaptığı uygulamayla söylediklerinin paralel olması gerektiğini hatırlamalı ve Türkiye Büyük Millet Meclisini yanıltmaya kalkmamalıdır. Buradan ders çıkartmak gerekir ve millet geleceğine -mutlaka ki- doğru, dürüst, içselleştirilmiş konuşmalarla Türkiye Büyük Millet Meclisinde yön verilmeye çalışılmalıdır.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

Sayın Gümüş…

 

11.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, millî bayramlarda çelenk koymak için bildirim yapılması gerektiğine dair uygulamaya ilişkin açıklaması

 

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Teşekkür ederim.

Bu, bayramlarda çelenk koyma meselesini ben yine hatırlatmak istiyorum.

Bir ana muhalefet partisinin herhangi bir şubesinin bayramdan önce, bayramda çelenk koyması için bildirim yapmasına ne gerek vardır? Neyi amaçlamaktadır bu? Bu saçma bir uygulamadır ve art niyetli bir uygulamadır. Hiç iyi olarak algılanmamaktadır. Sizi vatandaşa şikâyet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gümüş.

Buyurunuz Sayın Kılıç.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşmadan dolayı mı verdiniz efendim?

 

12.- Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarıyla ilgili eleştiri ve sorulara ilişkin açıklaması

 

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; eleştiri ve sorular nedeniyle tekrar söz alma ihtiyacı söz konusu oldu.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sataşma münasebetiyle mi verdiniz?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Sataşma değil, eleştiri ve sorular nedeniyle. Doğrudan yöneltilmiş sorular var.

Heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, birbirimizi samimiyet testine tabi tutamamayız. Birbirimizi samimiyet testine tabi tutmanın lüzumu da yoktur. Türkiye Cumhuriyeti’ni siz seversiniz başkaları sevmezse bundan Türkiye Cumhuriyeti bir şey kazanmaz. Türk milletini siz seversiniz başkaları sevmezse bundan Türk milleti bir şey kazanmaz. Atatürk’ü siz seversiniz başkaları sevmezse bundan Atatürk hiçbir şey kazanmaz. Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türk milletini, Atatürk’ü, topyekûn 76 milyon insanımızı, hepimiz aynı hissiyatla, aynı coşkuyla, aynı samimiyetle seversek ve bu samimiyete de hepimiz inanır, iman edersek o takdirde bundan Türkiye de, Türk milleti de, Atatürk de çok şey kazanır.

Evvela bu “münafıklık” ithamını iade ediyorum, söylenmemiş kabul ediyorum. Başkanımız uygun görürse tutanaklardan da çıkarılmasını arz ve talep ediyorum. Bu tür yaklaşımlar doğru değil. Kimsenin kimseyi bu gibi konularda samimiyet testine tutmaya hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur, böyle bir kelime kullanmak kimsenin de haddine değildir. Herkesin bu konuda birbirinin samimiyetine inanması lazım. Birbirimizin samimiyetine, millî ve manevi meseleler mevzubahis olduğunda, inanmak mecburiyetindeyiz. İnanırsak daha kuvvetli oluruz. İnanırsak daha güçlü oluruz. İnanırsak dâhilî ve haricî menfi cereyanlara karşı güçlerimizi daha fazla ve daha rahat biçimde mobilize etme imkânına sahip oluruz.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, eğer bayram kutlamaları sırasında, idari bazı tasarruflar anında hoş olmayan bazı durumlar yaşandıysa, birkaç sene içerisinde, inanıyorum ki bunlar düzene girer ama Hükûmetin bu yönde bir emri, bir talimatı, bir genelgesi var mıdır gibi bir yaklaşım varsa doğrusu buna hiç lüzum yok. Dediğim gibi, birlikte yürümeliyiz, birlikte coşmalıyız, birlikte eğlenmeliyiz. Dışarıdan bakanlar, bizi, millî günlerde bile birbirine düşmüş hâlde görmemeli. Dışarıdan bakanlar, bizim, millî bayramları bile siyasi istismar meselesi hâline getirdiğimizi düşünmemeli.

Bu coşku, bu heyecan dalga dalga büyüyecek. Stadyumlardan çıktı ama salonlarda, meydanlarda, caddelerde, sahillerde, yürüyüş yollarında, Türkiye'nin her tarafında gerçekten çok büyük bir coşku var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne coşkusu ya!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Sizden istirhamım benim şudur: Ajansların geçtiği fotoğrafları, birkaç gün sonra, bugünün hissiyatını terk ettikten sonra bir alın, bir gözden geçirin. Herkesin katılma imkânı doğdu. Sivil toplum örgütlerinin katılma imkânı doğdu. Belediyelerin katılma imkânı doğdu. Bayramımız bayram oldu.

Tekrar bayramımızı tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Gaz yiyenlere ne diyorsunuz Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.

Buyurunuz Sayın Uzunırmak.

 

13.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, yapılan uygulamalarla söylenilenlerin paralel olması ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yanıltılmaması gerektiğine ilişkin tekraren açıklaması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Benim dile getirdiğim konu, Atatürk’ü sevme sınaması değildir. Benim dile getirdiğim konu, hatiplerin veya Hükûmet uygulamalarının, söyledikleriyle yaptıklarının farklılık arz etmesi. Eğer 19 Mayıs ruhunu ve millî mücadele ruhunu Hükûmet tam kavradı ise, tam bağımsızlıktan, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünden, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğundan bahsediyorlarsa bugünkü uygulamaları bu uygulamalar değildir, savundukları bunlar değildir, kamuoyunda cereyan edenler bunlar değildir. Burada tekrar ifade ediyorum, çekinmeden Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzurunda ifade ediyorum: Münafıklık alametleri vardır, kim alınıyorsa alınsın üstüne.

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Münafık sensin!

AHMET YENİ (Samsun) – Münafıklık alametleri sende var be!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzunırmak.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve 24 milletvekilinin, patates üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/624)

 

                   Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Patates, ana vatanı Güney Amerika olan bir bitkidir. Ülkemize yaklaşık yüz elli yıl kadar önce Kafkaslardan ve batı bölgelerimize ise Avrupa'dan gelmiştir. Bugün, yurdumuzun hemen her yerinde, özellikle Doğu ve Orta Anadolu'da yaygın olarak üretilmektedir. Çeşitli iklim koşullarına kolaylıkla adapte olabildiği gibi, dünyanın pek çok bölgesinde ekonomik olarak yetiştirilebilmektedir.

Yumruları, nişasta hâlinde karbonhidrat, protein, çeşitli vitaminler başta olmak üzere önemli besin maddeleri içermektedir. Tahıllardan sonra insan beslenmesinde önemli bir paya sahiptir. Ucuzluğu, birim alandan fazla verim sağlanması, besin değerinin yüksek oluşu, sindirim kolaylığı, çeşitli şekillerde kullanılması ve her çeşit iklimde yetişmesi sebebiyle bugün hemen hemen bütün dünya ülkeleri tarafından da yetiştirilmekte ve tüketilmektedir.

Patates, iklim şartlarına çabuk uyum sağlaması nedeniyle dünyanın hemen hemen yer yerinde yetişebilmektedir. TÜİK verilerine göre bu yıl Türkiye'de 4,6 milyon ton patates üretimi yapılması beklenmektedir.

Bolu ilimizde patates üretimi bakımından 2010 yılı itibarıyla 89 bin hektar alanda yaklaşık 310 bin ton üretim yapılmaktadır. Bolu, Türkiye'de patates üretimi yapılan Niğde, Nevşehir, Afyonkarahisar'la birlikte en çok üretim yapılan iller arasında yer almaktadır.

Bilindiği gibi, 01/12/2011 tarihinde Bitki Pasaportu Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelikle çiftçilerimizi kayıt altına almak ve vergi sisteminin içine sokmak amaçlanmaktadır. Yönetmelikte ayrıca, yemeklik patates üretiminin üç yılda bir, tohumluk patates üretiminin de dört yılda bir dikimi öngörülmektedir. Bu da demektir ki, 2015 yılına kadar patates üreticisi patatesten 1 kuruşluk gelir elde edemeyecektir.

Geçimini patates üretiminden sağlayan çiftçilerimize, zaten girdi masraflarının oldukça fazla olmasının yanında bir de bu yönetmelikle darbe vurulmuştur. Çiftçiler borçları dolayısıyla ürününü değerinin altında satmakta, bu da fiyatlarda kırılmalara yol açmaktadır.

Yine üreticilerimiz açısından önemli bir sorun, üretim maliyetlerinin yüksekliğidir. Patates üretim maliyetini artıran önemli unsurlardan biri sulamada kullanılan elektrik fiyatının yüksek olmasıdır. Bu konuya kalıcı çözüm henüz getirilememiştir.

Depolama konusu da üreticimiz açısından önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Ülkemizde eylül-ekim aylarında ürün miktarı en üst seviyeye ulaşmaktadır. Bünyesinde yüzde 70-80 oranında su ihtiva eden patatesin özel koşullarda depolanması gerekmektedir. Yetersiz ve ilkel şartlarda patatesini depolamak istemeyen üretici ise, ürününü düşük fiyatla elden çıkarmak zorunda kalmaktadır. Üreticinin bu konudaki mağduriyeti artarak devam etmektedir

Genelinde ülkemizde, özelinde ise Bolu ilimizde üretimi yapılan patates bitkisinin sorunlarının ortaya konulması, yaşanan sıkıntılara son vermek için hangi önlemlerin alınabileceği ve çiftçilerimizin sorunlarının giderilmesi yolunda yapılacak çalışmaların oluşturulabilmesi için, Anayasanın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması saygılarımla arz ederim.

1) Tanju Özcan                                           (Bolu)

2) Doğan Şafak                                          (Niğde)

3) Ali Özgündüz                                         (İstanbul)

4) Emre Köprülü                                         (Tekirdağ)

5) Malik Ecder Özdemir                               (Sivas)

6) Recep Gürkan                                        (Edirne)

7) Mehmet S. Kesimoğlu                             (Kırklareli)

8) İhsan Özkes                                           (İstanbul)

9) Mahmut Tanal                                         (İstanbul)

10) Ali Haydar Öner                                    (Isparta)

11) Mehmet Şeker                                       (Gaziantep)

12) Kadir Gökmen Öğüt                               (İstanbul)

13) Ali Serindağ                                         (Gaziantep)

14) Namık Havutça                                     (Balıkesir)

15) Hasan Akgöl                                         (Hatay)

16) Ali Sarıbaş                                           (Çanakkale)

17) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     (İstanbul)

18) Gürkut Acar                                          (Antalya)

19) İlhan Demiröz                                       (Bursa)

20) Mustafa Serdar Soydan                         (Çanakkale)

21) Veli Ağbaba                                          (Malatya)

22) Mehmet Ali Ediboğlu                             (Hatay)

23) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                      (Kayseri)

24) Ahmet İhsan Kalkavan                          (Samsun)

25) Arif Bulut                                             (Antalya)

 

2.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu ve 22 milletvekilinin, kolluk güçlerinin sosyal, psikolojik, ekonomik ve mesleki sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/625)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İnsanların sağlıklı ve huzurlu bir hayat geçirebilmelerinin önemli etkenlerinden birisinin de sosyoekonomik faktör olduğu göz ardı edilemez bir gerçektir. Toplumun mutlu bir şekilde ve huzur içerisinde yaşaması bireylerin mutluluğu ile bire bir ilişkilidir.

Toplumun huzurunun sağlanmasında ve korunmasında önemli unsurlarından birisinin de kolluk güçlerinin varlığı ve onların başarılı çalışmalarıdır. Ancak toplumun huzurunu sağlamakla görevli kolluk güçlerini mensuplarının da toplumu oluşturan diğer insanlar gibi maddi, manevi, insani kaygıları ve sorunları bulunmaktadır. Kolluk güçlerini oluşturan Emniyet Genel Müdürlüğü mensupları ve Jandarma Genel komutanlığı mensuplarının mesleki yıpranma payları diğer birçok meslek mensuplarına göre daha fazladır. Mesleklerinin kendilerine yüklediği sorunlar çoğu zaman bilinçaltlarında birikerek patlama noktasına getirdiği çok defa yaşanan üzücü olaylarla sabittir. "Psikolojik ve sosyal bir varlık" olan kolluk güçlerimizin birey sağlıklarının, psikolojik ve ekonomik sorunlarından arındırılmaları için kolluk güçlerinin sosyoekonomik yaşam kalitelerine dönük, soysal, psikolojik, ekonomik ve mesleki sorunlarının araştırılması ve çözümü için Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

Gerekçe:

Toplumun huzurundan sorumlu olan kolluk güçleri içerisindeki emniyet mensupları ve jandarma mensuplarının mesleki yıpranma payları diğer bir çok meslek kuruluşlarının mensuplarına göre daha fazladır.

Devamlı suça ve suçluya karşı uyanık olması gereken kolluk kuvvetleri mensuplarının da diğer insanlar gibi maddi, manevi, insani kaygıları ve sorunları bulunmaktadır. Ayrıca bu yaşadıkları sorunların yanında bir de ağır mesleki sorunları yaşamaktadırlar. Mesleklerinin kendilerine yüklediği ve çok zaman bilinçaltının gerisinde birikerek patlama noktasına geldikleri çok defa yaşanmış olaylarla sabittir. İnsan "psikolojik ve sosyal bir varlık " olarak tanımlanır.

Kolluk kuvvetleri daha mesleki hayatlarına başlamadan, eğitim gördükleri mesleki okullara alınma aşamasında, bedensel ve millî eğitim müfredatlarında yer alan konulardan oluşan sınavlar vererek mesleki okullarına girmektedirler. Böylelikle daha meslek hayatlarına yönelik eğitim alacakları okullarına girerken psikolojik testlerden ve ölçümlemelerden uzak bir şekilde meslek hayatlarına başlamaktadırlar.

Sonraki meslek hayatlarında üst üste gelen problemler karşısında depresyon ve benzeri rahatsızlıklar yaşanmaya başlamaktadırlar. Bu rahatsızlıklara ek olarak hayatın olağan akışı istikametindeki olaylar da ruh hâllerini olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Gerek ailelerinde yaşadıkları sorunlar gerekse diğer sosyal sorunlara bir de ağır çalışma tempoları üzerlerine eklendiğinde, kolluk güçleri ağır baskılar altında görevlerini ifa etmeye çalışmaktadırlar.

Ağır mesai şartları, özlük haklarındaki yetersizlikler ve mesleklerini ifa ederken karşılaştıkları vahim olaylar polis ve jandarmanın sosyal ve psikolojik üzerlerindeki en önemli baskı unsurlarıdır.

Çoğu insanın hayatlarında hiç karşılaşmadığı ya da nadiren şahit oldukları olaylarla kolluk güçleri her gün muhatap olmak zorundadır. İnsan psikolojisinin çoğu zaman kaldıramayacağı olaylar, kolluk kuvvetleri açısından mesleki olağanlık arz etmektedir. Bu olaylar yüzündendir ki kolluk güçleri mensuplarının hayata bakışları diğer insanlarınkinden farklı olarak şüphe ve kuşku ile gelişmektedir.

Kolluk güçlerimizin psikolojik sorunlardan arındırılması, toplumsal ve diğer suç olaylarına müdahalede daha soğukkanlı ve sakin hareket etmeleri bakımından, kolluk güçlerinin benzer meslek grupları ile sorunlarının karşılaştırılarak sosyal, ekonomik sorunlarının ve mesleki sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının tespiti ve çözümü önem arz etmektedir.

1) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                       (Kayseri)

2) Namık Havutça                                       (Balıkesir)

3) Ali Özgündüz                                         (İstanbul)

4) Emre Köprülü                                         (Tekirdağ)

5) Mehmet S. Kesimoğlu                             (Kırklareli)

6) Recep Gürkan                                        (Edirne)

7) Malik Ecder Özdemir                               (Sivas)

8) İhsan Özkes                                           (İstanbul)

9) Mahmut Tanal                                         (İstanbul)

10) Gürkut Acar                                          (Antalya)

11) Ayşe Nedret Akova                                (Balıkesir)

12) Ali Haydar Öner                                    (Isparta)

13) Mehmet Şeker                                       (Gaziantep)

14) Hasan Akgöl                                         (Hatay)

15) Ali Serindağ                                         (Gaziantep)

16) Ali Sarıbaş                                           (Çanakkale)

17) İlhan Demiröz                                       (Bursa)

18) Mustafa Serdar Soydan                         (Çanakkale)

19) Kadir Gökmen Öğüt                               (İstanbul)

20) Veli Ağbaba                                          (Malatya)

21) Mehmet Ali Ediboğlu                             (Hatay)

22) Ahmet İhsan Kalkavan                          (Samsun)

23) Arif Bulut                                             (Antalya)

 

3.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu ve 21 milletvekilinin, Adana Kozan’da meydana gelen Gökdere Köprü Barajı Derivasyon Tüneli kapağının patlaması olayının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/626)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adana'nın Kozan ilçesi Ergenuşağı köyüne 7 km. uzaklıktaki Gökdere Köprü Barajı Derivasyon Tüneli'nin kapağının patlaması olayının araştırılarak ihmali olanların belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Gerekçe:

24 Şubat 2012'de Adana'nın Kozan ilçesi Ergenuşağı köyüne 7 km. uzaklıktaki Gökdere Köprü Barajı Derivasyon Tüneli kapağının patlaması sonucu 3 işçi hayatını kaybetmiş çok sayıda işçi de kaybolmuştur.

İnşaatına 2009 yılında başlanan ve 2012 yılında üretime açılması beklenen Gökdere Köprü Barajı’ndaki patlama sırasında barajda 80 milyon metreküp su bulunduğu ve patlamanın ardından Göksu yatağına saniyede 6 bin metreküp su aktığı belirlenmiştir. Bu, saniyede 6 ton, bir dakikada ise 3.600 ton su demektir. Bu rakamlar facianın boyutunu göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Hayatını kaybeden işçilerin ailelerince baraj kapağındaki çatlakların olaydan çok önce fark edildiği buna karşın çatlakları kapatmak için herhangi bir önlem alınmadığı iddia edilmektedir. Dahası, iddialar arasında çatlaklar nedeniyle baraj kapaklarının açıldığı, kapakların altında oluşan boşluğun ise kum torbalarıyla kapatılmaya çalışıldığı ifadeleri de bulunmaktadır.

Özellikle belirtmek gerekirse proje, imalat, denetim ve güvenlik süreçlerinde görevlilerin ve anılan işleri üstlenmiş firma ve makamların kasıt derecesinde:

1) Proje kusuru;

2) İmalat kusuru;

3) Denetim kusuru;

4) Güvenlik kusuru ve olay aydınlandığında diğer hususlarda ortaya çıkacak daha birçok kusuru vardır.

Bu veriler ışığında olaya bakıldığında, özel bir şirkete ait olan Gökdere Köprü Barajı inşaatında gerekli denetlemelerin yapılmadığına dair ciddi soru işaretleri oluşmuş, buna karşın ilgili Bakanlıktan soru işaretlerini giderecek bir açıklama yapılmamıştır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği'nin Danıştay tarafından durdurulması nedeniyle gerekli denetlemelerin yapılamadığına işaret etmiştir.

Bu açıklama, hukuk bilincinden uzak, gayriciddi bir yaklaşım arz etmiş, kuşkuları artırıcı etki yapmıştır. Bilindiği gibi yönetmelikler idare tarafından kanuna uygun biçimde hazırlanır. Aslolan yasadır. Yönetmeliğin Danıştay tarafından iptali yasa hükmünün verdiği görev ve sorumlulukların yerine getirilmemesine gerekçe oluşturamaz.

Bu durumu saptayan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) de söz konusu yönetmeliğe ilişkin yürütmeyi durdurma kararıyla DSİ’nin yasayla kendisine verilen denetleme yetkisini kullanmasına engel olmadığını belirtmiş, 6200 sayılı Yasa yürürlükte olduğu sürece DSİ’nin su yapılarını denetlemekle yükümlü olduğunu açıklamıştır. TMMOB’a göre Gökdere Köprü Barajı’ndaki facianın nedeni söz konusu yönetmeliğin iptal edilmesi ile doğan hukuksal bir boşluk değil, DSİ’nin asli görevleri içerisinde yer alan denetleme görevini yerine getirmemiş olmasıdır.

Adana İnşaat Mühendisleri Odasının ön raporuna göre baraj inşaatı tamamlanmadan gövdede su tutulmaya başlanması, bu ara barajın mansap kısmında ve tünelde işçilerin çalışmaya devam etmesi ve yeterli güvenlik tedbirlerinin alınmaması kaza anında işçi kayıplarını ciddi boyutlara taşımıştır. Raporda, mekanik tünel kapağını destekleyen betonarme yapıda kopmalar görüldüğü ve kapak arkası tıkaç betonlarının yapılmamış olduğu belirtilmiştir.

Bu bilgilere ek olarak, baraj inşaatı başlarken çevre örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri görmezden gelinmiş, olayın sosyolojik boyutları başından beri ihmal edilmiştir. Baraj yapılırken doğal hayatın dengesi gözetilmemiş, ormanlık bir alan yok edilmiştir.

Gökdere Köprü Barajı'ndaki patlamayla ilgili olarak yakınlarını kaybedenlerin ve sivil toplum kuruluşlarının soruları cevapsız kalmaktadır. Hâlen 3 kişi dışında ölen çok sayıda işçinin cesedi bulunamamıştır. 3 cesedin bulunmasından sonra arama çalışmalarının hızını yitirdiği de gelen iddialar arasındadır. Bu nedenle olayın araştırılarak özel ve kamusal alanda ihmali olanların belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılması hayati bir önem arz etmektedir.

1) Osman Faruk Loğoğlu                    (Adana)

2) Ali Demirçalı                                 (Adana)

3) İlhan Demiröz                                (Bursa)

4) Vahap Seçer                                 (Mersin)

5) Mehmet Şeker                               (Gaziantep)

6) Hasan Akgöl                                  (Hatay)

7) Doğan Şafak                                 (Niğde)

8) Ali Serindağ                                  (Gaziantep)

9) Ali Sarıbaş                                    (Çanakkale)

10) Recep Gürkan                             (Edirne)

11) Gürkut Acar                                 (Antalya)

12) Mustafa Sezgin Tanrıkulu            (İstanbul)

13) Mustafa Serdar Soydan                (Çanakkale)

14) Kadir Gökmen Öğüt                      (İstanbul)

15) İhsan Özkes                                (İstanbul)

16) Veli Ağbaba                                 (Malatya)

17) Mehmet Ali Ediboğlu                    (Hatay)

18) Mehmet Şevki Kulkuloğlu            (Kayseri)

19) Ali Haydar Öner                           (Isparta)

20) Ahmet İhsan Kalkavan                 (Samsun)

21) Arif Bulut                                    (Antalya)

22) Namık Havutça                            (Balıkesir)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Gensoru önergesinin geri alınmasına ilişkin bir önerge vardır, okutuyorum:

 

 

B) Önergeler

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 47 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki (11/27) esas numaralı gensoru önergesinden imzasını geri çektiğine ilişkin önergesi (4/112)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(11/27) esas numaralı Ankara Milletvekili Levent Gök ve 47 milletvekilinin Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin Değerinin Çok Altında Bir İhale Bedeli ile Özelleştirilmesini Onaylayarak Kamuyu Zarara Uğrattığı İddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hakkında Bir Gensoru Açılmasına İlişkin Önerge’den imzalarımızı geri çekiyoruz.

1) Levent Gök                                             (Ankara)

2) Musa Çam                                              (İzmir)

3) Müslim Sarı                                            (İstanbul)

4) Malik Ecder Özdemir                               (Sivas)

5) Erdal Aksünger                                       (İzmir)

6) Aytun Çıray                                            (İzmir)

7) Aytuğ Atıcı                                             (Mersin)

8) Sedef Küçük                                           (İstanbul)

9) İlhan Cihaner                                         (Denizli)

10) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          (İstanbul)

11) Kamer Genç                                          (Tunceli)

12) Sinan Aydın Aygün                               (Ankara)

13) Sakine Öz                                             (Manisa)

14) Haydar  Akar                                         (Kocaeli)

15) Ali Özgündüz                                        (İstanbul)

16) Ali Demirçalı                                         (Adana)

17) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     (İstanbul)

18) Oğuz Oyan                                           (İzmir)

19) Süleyman Çelebi                                  (İstanbul)

20) Ömer Süha Aldan                                 (Muğla)

21) Mehmet Ali Ediboğlu                             (Hatay)

22) İlhan Demiröz                                       (Bursa)

23) Hüseyin Aygün                                     (Tunceli)

24) Celal Dinçer                                         (İstanbul)

25) Muharrem Işık                                       (Erzincan)

26) Turgay Develi                                       (Adana)

27) Ramazan Kerim Özkan                          (Burdur)

28) Mevlüt Dudu                                         (Hatay)

29) Dilek Akagün Yılmaz                             (Uşak)

30) Haluk Ahmet Gümüş                             (Balıkesir)

31) Doğan Şafak                                         (Niğde)

32) Candan Yüceer                                     (Tekirdağ)

33) Uğur Bayraktutan                                  (Artvin)

34) Kazım Kurt                                            (Eskişehir)

35) Hasan Akgöl                                         (Hatay)

36) Ali Rıza Öztürk                                     (Mersin)

37) Ali İhsan Köktürk                                  (Zonguldak)

38) Vahap Seçer                                         (Mersin)

39) Selahattin Karaahmetoğlu                     (Giresun)

40) Aykan Erdemir                                      (Bursa)

41) Namık Havutça                                     (Balıkesir)

42) Ahmet Toptaş                                        (Afyonkarahisar)

43) Ensar Öğüt                                           (Ardahan)

44) Haluk Eyidoğan                                    (İstanbul)

45) Refik Eryılmaz                                      (Hatay)

46) Mehmet Ali Susam                                (İzmir)

47) Mehmet S. Kesimoğlu                           (Kırklareli)

48) Durdu Özbolat                                      (Kahramanmaraş)

BAŞKAN – Gensoru önergesi geri verilmiş ve gündemden çıkarılmıştır.

On dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma  Saati: 15.01

                                                        

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 106’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın birinci sırasında yer alan, (11/27) esas numaralı Gensoru Önergesi geri alınıp gündemden çıkartıldığından, şimdi bu kısmın ikinci sırasında yer alan, Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş ve 63 milletvekilinin Van’da 23/10/2011 tarihinde meydana gelen depremden sonra 9/11/2011 tarihinde meydana gelen diğer depreme kadar bazı binalarda hasar tespiti yaptırılmadığı, halkın deprem bakımından riskli binalara girmemesi yönünde uyarılmadığı, ildeki kamuya açık binalarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmadığı ve bu eylemlerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesine uyduğu iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/2) esas numaralı Önerge’si üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.

 

VII.- MECLİS SORUŞTURMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş ve 63 milletvekilinin, Van’da 23/10/2011 tarihinde meydana gelen depremden sonra 9/11/2011 tarihinde meydana gelen diğer depreme kadar bazı binalarda hasar tespiti yaptırılmadığı, halkın deprem bakımından riskli binalara girmemesi yönünde uyarılmadığı, ildeki kamuya açık binalarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmadığı ve bu eylemlerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesine uyduğu iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/2)

 

BAŞKAN - Meclis soruşturması önergesi, Genel Kurulun 9/5/2013 tarihli 102’nci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.

Bu görüşmede, sırasıyla önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına üç üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma açılması istenmiş bulunan Bakana söz verilecektir. Konuşma süreleri onar dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi olarak Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, şahısları adına İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Kütahya Milletvekili Alim Işık, Van Milletvekili Mustafa Bilici; hakkında Meclis soruşturması açılması istenen Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay.

Şimdi ilk söz, önerge sahibi olarak, Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’a aittir.

Buyurunuz Sayın Toptaş. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van ilimizde 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen depremden sonra 9 Kasım 2011 tarihinde meydana gelen ikinci depreme kadar gerekli önlemlerin alınmaması sonucu birçok yurttaşımızın ölmesi nedeniyle ihmali bulunduğunu düşündüğümüz Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında Meclis soruşturması talebimiz vardır. Bununla ilgili söz almış bulunmaktayım. Ancak öncelikle, dün idrak ettiğimiz, 19 Mayısın 94’üncü yılında Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’mızı kutlamaya vesile buldum. 19 Mayısta Samsun’a çıkarak bize bu günleri bahşeden Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, 23 Ekim 2011 günü Van ilinde 7,1 şiddetinde deprem meydana gelmişti. Onlarca insanımızın ölümüne yol açan bu deprem duyulur duyulmaz bütün ülke derin bir yasa bürünürken bir yandan da Van’da yaşayan felaketzede yurttaşlarımıza yardım seferberliği başlatmıştı. Türk halkı, kurtarma ekipleri, doktorları, hemşireleri, mühendisleri, acil yardım ekipleriyle Van’a akmaya başlarken tüm Anadolu depremzedelerin gerek duyabileceği yiyecek, giyecek, ısıtma araçları sevk etmeye seferber olmuştu. Yine, Van’ı yeniden inşa etmek için nakdî yardım kampanyaları başlatılmıştı. Yine, bu cümleden olarak, birçok sivil toplum örgütüyle birlikte felaketin yıkımlarını azaltmak için Van’a gidip hasar tespitlerine teknik destek vermek istediklerini, bu amaçla mimar ve mühendis gönderebileceklerini Van Valisine ileten Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği Başkanına yanıt bile verilmemiştir. Yine, İnşaat Mühendisleri Odası Van Şube Başkanı hasar tespiti çalışmasına destek verme talebinde bulunmuş, Valilik bu talebi de reddetmiştir.

Bir taraftan bunlar yaşanırken diğer taraftan kurtarma çalışmaları devam ediyor, her kurtulan can için bütün ülke buruk bir sevinç yaşıyor, enkaz altından yeni kurtulanların görüntülerini izlemek için televizyonları başından ayrılmıyorlardı. Van artçı depremlerle sarsılıyor, ağır hasar gören binalar bu artçı depremlerle yıkılıyor, hasarlı binalarda hasarlı yerler, çatlaklar daha da derinleşiyor, Van halkı evlerine girip giremeyeceğini bilmiyor, çaresiz, dualar ediyor, çağrılar yapıyor, bekliyordu. Peki, bu sırada, devlet ne yapıyordu? Bir taraftan kurtarma ekipleri harekete geçip enkazdan can kurtarmaya çalışırken diğer yandan yaralıları hastanelere taşımaya, depremzedelere sıcak çorba vermeye çalışıyor, daha birçok şey yapıyor, yapmalı tabii ki çünkü devlet denilen kurum, o gün Van’da bunun için var. Artçı depremler devam ediyor, yaralar sarılmaya çalışılıyor ama yetmiyor. Yetmediği şuradan belli ki: Birinci depremden on altı gün sonra, 9 Kasım 2011 günü 5,7 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geliyor. Bu depremde 2’si otel, 18 bina çöküyor ve göz göre göre 39 insan hayatını kaybediyor. Göz göre göre hayatını kaybeden 39 canın ilk sorumlusu yeterli tedbirleri almayan devletin Van Valisidir. Şöyle ki: İl İdaresi Kanunu’nun 9’uncu maddesine, İl Özel İdaresi Kanunu’nun 30’uncu maddesine, İmar Kanunu’nun 39’uncu maddesine, Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 4 ve 13’üncü maddelerine göre, Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik’in 4 ve 6’ncı maddelerine, AFAD kanununun 18’inci maddesine göre, vali sorumludur.

Van Valisi, yasal düzenlemelerle kendisine yüklenen bu görevleri tam olarak yerine getirmeyerek birinci depremden on altı gün sonra insanların nerelerde barınacağını belirlememek, insanların barınacağı veya barınmayacağı tehlikeli yerleri ayırt etmemek, hasar tespiti yapmamak, bu konuda halkı uyarmamak, ilk depremden sonra nerelerin tehlikeli olduğunu söylemeyerek halkı uyarmamak; bu bağlamda, Bayram Otel ve diğer yıkılan binalarda barınılmayacağını bildirmeyerek, bu insanların hayatının kaybolmasına neden olmuştur. Açıkça, valinin buradaki durumu, bir ceza içeren fiilî suçtur.

Bununla beraber, Van Valisinin, yasaların yüklediği görevleri yapmadığı gibi, Van’ın çok riskli bir bölge olduğu bilim adamları ve mühendislerce ifade edilmesine rağmen, bir ulusal TV yayınında, otellerin güvenli olduğunu, otellerde kalınabileceğini söyleyerek gösterdiği basiretsizliğin bir yaptırımı olması gerekmez mi diye düşünüyoruz. Valinin yanında, AFAD yetkililerinin de ikinci depremde yıkılan binalarda ve 24 kişinin yaşamını yitirdiği Bayram Otel’de hasar tespiti yapmamış olmaları, buranın hasarlı olmasına rağmen hayatını kaybedenlerin burada kalmaları sonucu hayatlarını kaybetmelerinden sorumlu olmaları gerekir.

Bunların yanında, bir de Çevre ve Şehircilik Bakanımız Erdoğan Bayraktar var ki birinci depremden altı gün sonra yani Van’daki o ilk büyük yıkımdan altı gün sonra aynen şunu söylüyor: “Büyük depremin olduğu yerde bir daha deprem olmaz. Bugün, Van merkez ve Erciş en güvenilir bölgedir çünkü fay hattı kırılmıştır, enerjisini boşaltmıştır. Ağır hasarlı binalara girilmesin, yıkık binalara yaklaşılmasın, bunun dışındaki binalara girilebilir.” diyor. Bu beyandan on gün sonra o binalara giren 39 insanı kaybediyoruz. 

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Beşir Atalay deprem zamanında AFAD’dan sorumludur, kriz koordinasyonundan sorumlu Başbakan Yardımcısıdır. Yukarıda anlattığım tüm ihmal ve kusurlardan müteselsilen sorumludur ve bu sorumluluğun soruşturulması gerektiğine inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Van depreminde yıkılan Bayram Oteli’yle ilgili açılan bir davada, iddianamede 24 ölen insanımızın adı, bir tek sanık sandalyesinde Tevfik Bayram’ın adı geçmektedir. Yani bu kadar ihmalden sonra, bu kadar sorumsuzluktan sonra bir tek kamu görevlisi hakkında bugüne kadar dava açılmamış ve bu kamu görevlilerine de görevlerini yapmadıkları biline biline bir tek dava açılmamıştır. Bu nedenle, Sayın Bakan hakkında bu soruşturma açılırsa hiç olmazsa diğer kamu görevlilerinin de eylemleri ortaya çıkmış olur.

Değerli arkadaşlar, bir İtalyan mahkemesinin kararını okuyacağım, kararından bahsedeceğim size. İtalya’nın bir bölgesinde bir deprem oldu, diyor ki kararda: “Altı aydır devam eden artçılara rağmen bölge halkına deprem riski olmadığı güvencesi vermek, depremi öngörmemek, ihmal sonucu birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olacak bir felakete yol açtıkları için deprem komitesi kamu yetkilileri altı yıl hapis cezasına çarptırılmış, ileride başka kişilerin ölümüne yol açmamaları için kalıcı olarak da kamu görevlerinden yasaklanmıştır.” Düşünün, İtalya’da bir deprem oluyor. Gerekli önlemleri almadıkları ve uyarmadıkları için orada görevli bütün kamu görevlileri için altışar yıl ceza veriliyor, bizde kamu görevlilerinden bir teki hakkında soruşturma açılması gereği bile duyulmuyor. Kaldı ki bu sadece Van depremi için değil. Sanıyorum, Türkiye’de hiçbir depremde kamu görevlileri hiçbir kusur işlememişler gibi haklarında bir tek soruşturma açıldığını duymadım.

Değerli arkadaşlar, Bayram Oteli’nde ölen 24 kişiyle ilgili yargılamadaki durumu söyledim, bir tek Bayram. Şimdi, sorumluların sorumsuzluğu nedeniyle ileride insanlarımızın göz göre göre hayatlarını kaybetmelerini istemiyorsak konunun soruşturulması için verdiğimiz önergeye “Evet” oyu vermenizi, hiç olmazsa bazılarının da kendi vicdanlarında kendilerini yargılamalarına fırsat vermenizi diliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toptaş.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal.

Buyurunuz Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Hükûmet temsilcisi Suat Bey açıklama yaparken dedi: “Bayramlarla ilgili bir düzenleme var ise biz bu düzenlemeleri tekrar düzelteceğiz.” dedi. Evet, demek ki mevcut olan bayramlarla ilgili bilgileri olmadığı için bir Hükûmet temsilcisinin, ben muhalefet milletvekili olarak burada Hükûmet temsilcisine bilgiyi veriyorum: 5 Mayıs 2012 tarihinde 28283 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik uyarınca ulusal ve resmî bayramlar ile mahallî kurtuluş günleri, Atatürk günleri ve tarihî günlerde yapılacak tören ve kutlamalara ilişkin… Yönetmelik burada değerli arkadaşlar ve burada Sayın Hükûmete bu yönetmeliği ibraz ediyorum. Madem ki bir Hükûmet temsilcisinin bu yönetmelikten haberi yok, mümkünse Resmî Gazete’de vermiş olduğum bu yönetmeliği esas alarak, yine vatandaş arasında ötekileştirmeyi yapmadan, bayramların kaynaşma, barışma, bir arada olma, birlikte kutlama gününe yakışır bir vaziyette bu yönetmeliğin derhâl değiştirilmesini talep ediyorum.

Depremle ilgili yasamızda, Anayasa’mızda, yönetmeliklerde, gayet rahat, bu konuda boşluk doğuran hiçbir mevzuat yok. Ancak, boşluk nerede doğuyor? Boşluk uygulamada doğuyor, boşluk Hükûmette doğuyor. Boşluk kamu görevlilerinde doğuyor. Tabii, bu boşluğun da doğmasının altındaki yegâne neden: Herhâlde bunun altında iltimas var, siyasi kayırma var, para var, rüşvet var, ne ararsanız var yani burada birilerini, şunu aldın, bunu aldın anlamında değil. Mevzuatımızda boşluk olmadığı hâlde, mevcut olan mevzuatın tatbik edilmeden vatandaşımızın risk altında yaşamasının altındaki sebepler ancak dediğim nedenlerden olabilir. Bunun dışında, kamu görevlileri gerçekten mevcut olan yasal düzenlemeleri eğer tatbik ederler ise bu konuda bir sıkıntının olabileceğine ben ihtimal vermiyorum.

Yine, şu anda, büyükşehirlerde yapılan büyük 25-30 katlı binalar var. Bunlarla ilgili sayın bakanlığa dedim ki sizin bu kadar yüksek binayla ilgili İmar Kanunu’nda herhangi bir hüküm yok, mevcut olan yönetmeliklerde bir hüküm yok. Siz, 25 kat üzerine bu yapı ruhsatını vermiş olduğunuz binalarla ilgili hangi mevzuata dayalı olarak ruhsat veriyorsunuz? Verilen cevap: “Evet, bu konuda herhangi bir yasal düzenleme yoktur, herhangi bir yönetmelik yoktur ancak her belediye kendisine özgü 25 katlı binalarla ilgili yönetmelik yapmakta, herkes kendine göre bir isim vermekte.” Bu anlamda da gerçekten gerek Hükûmetin gerek kamu görevlilerinin, belediyenin bu büyük, yüksek katlı binalarla ilgili bir keşmekeşliği var. Bu keşmekeşliğin bir an önce durdurulması lazım, bu da gelecek açısından vatandaşımızın sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını tehlikeye düşüren bir husus.

Van depremiyle ilgili vatandaşımız yardım yaparken Hükûmet yetkilileri o dönem şöyle bir cümle sarf ediyorlardı: “Toplanan yardımlar teröre gidiyor, teröre yardım ediliyor.” Vatandaşın bu toplanan yardımlarını engelliyorlardı ve bu gerekçeyle vatandaşa gidecek olan yardımları engelleyen Hükûmet, bugün kendisi bizzat teröre yardımcı oluyor, kendisi teröre yardım ediyor. Yani, bu açıdan vatandaşa giden yardımlar terör bahanesiyle engellenmiş oldu. Ne oldu depremlerde? O dönem Van’da 160 çadırda yangın çıktı, 12 vatandaşımız yanarak can verdi. Bu anlamda, Van depreminde gerçekten iyi bir sınav verdik mi? O dönem hatta Sayın Başbakan da “Biz ilk yirmi dört saatte geç kaldık.” şeklinde bir açıklamada bulundu. Bu açıdan baktığımız zaman deprem Van’da bazıları için bir fırsat oldu. Kimler için fırsat oldu? Siyasal iktidarla yakın diyalog içerisinde bulunan müteahhitler için gerçekten bir fırsat oldu ama vatandaş arasında da bir ayrım yapıldı: Gayrimenkulü olanlar ve olmayanlar. Gayrimenkulü olup tapusu olmayan vatandaşlarımız var ve o vatandaşlarımız taşınmaz sahibi olduğu hâlde taşınmaz sahiplerinin yararlanmış olduğu imkânlardan yararlandırılamadı. O açıdan, vatandaş arasında da bir ayırım yapıldı.

Tabii, bize bugüne kadar gerek 1999 depreminde gerek Van depreminde gerek Kütahya Simav depreminde hep ders alındığı söylendi siyasal iktidar tarafından. Ancak, tabii, 1999 depreminde bir önceki hükûmetlerin hatası, kusuru, payı vardır ama ondan sonraki depremlerin tamamında vatandaşımızın mağdur edilmesinde Hükûmetin kusuru var.

Tabii, burada, bu bir Meclis soruşturması. Ancak, Meclis soruşturması hükûmeti denetleyen mekanizmalardan bir tanesidir. Meclis soruşturmaları Parlamento çoğunluğunun siyasal iktidarın elinde olmadığı parlamenter sistemlerde amacına ulaşır. En azından hükûmetin kendisine bir çeki düzen vermesi açısından, kendisini otokontrol açısından pratik bir yararı var. Ancak, Hükûmet çoğunluğunun bir siyasal iktidarın elinde olduğu parlamenter sistemlerde gerçekten -işte, Meclisin durumunu gayet görüyoruz- ciddiye alınmıyor, “Nasılsa parmak sayısıyla bu reddedilecek.” anlayışı nedeniyle pek fazla ciddiye alınmaz. Zaten, ciddiye alınmadığının hemen size pratik bir örneğini de vereyim: Bu Meclis soruşturması dilekçesi 2 Nisan 2013 tarihinde verilmiş. 2 Nisan 2013 tarihinde veriliyor, 7 Mayıs 2013 tarihinde Başkanlığa geliyor. Ancak, bugüne kadar, yani 2011 öncesinde verilen Meclis soruşturmasına yönelik dilekçelerle ilgili, genellikle dilekçenin verildiği tarihle, Başkanlığa gelişiyle, Genel Kurula gelişi arasında toplam en fazla on veya on beş günlük bir süre var değerli milletvekilleri.

Teknik anlamda bu konuya baktığımız zaman: Dilekçenin verildiği tarih 2 Nisan 2013 tarihi, Genel Kurula geliş tarihi 20 Mayıs 2013 tarihi. 20 Mayıs 2013 tarihi günlerden pazartesiye denk getiriliyor. Peki, pazartesiye niçin denk getiriliyor? Halkın öğrenme, bilgilenme hakkından kaçırılması için bu getiriliyor. Mademki vatandaşın Parlamentoyu denetlemek hakkı, neyle yapacak? Ancak Meclis televizyonları vasıtasıyla yapacak. Meclis televizyonunun kapalı olduğu bir günde, yayına verilmediği günde Meclis soruşturmasının getirilmesiyle, gerçekten demek ki burada, vatandaşın öğrenmesi, vatandaşın bilgi alma hakkı bir yönden engellenmiş oluyor. Hani demokrasilerde katılımcılık esastı, bilgilenme, öğrenme hakkı esastı, şeffaflık esastı? Bunlar gayet rahat bunlardan kaçırılmış oluyor.

Evet, Van’da 23 Ekimdeki depremden sonra vatandaş evlerine giremedi ve giremedikten sonra Hükûmet yetkilileri o dönemde, efendim, “Deprem olmuştur, enerjisini boşaltmıştır. Artık bundan sonra yıkılmayan evler güvenlidir...” Bu deyimle, bu açıklamayla… vatandaş Allah’tan sonra kime inanır? Hükûmet yetkililerine inanır, devlete inanır. Ve inandılar, evlerine girdiler, ondan sonra gelen depremde 12 vatandaşımız hayatını kaybetti.

Tabii, binanın çökme suretiyle genel güvenliğin tehlikeye, taksirle tehlikeye sokulması nedeniyle Hükûmet yetkililerinin, valilerin ve belediye başkanlarının, tüm yetkililerin sorumlu olması lazım ancak görebildiğimiz manzara, bugüne kadar, 99 depreminde olduğu gibi, fatura yine müteahhitlere kesildi, Van depreminde de fatura yine müteahhitlere kesildi. Aslında faturanın kesileceği kişi kamu görevlileridir; bakandır, validir, kaymakamdır, belediye başkanıdır, fen işleri memurları ve yetkilileridir ama görebildiğimiz manzara, sadece ve sadece müteahhit sorumlu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Müteahhidin sorumluluğu açısından bu yetmiyor. Hukuk devleti olan tüm ülkelerde kamu görevlilerinin hesap vermesi lazım. Bu Meclis soruşturması da görevlilerin hesap vermesi açısından gündeme getirilmiştir.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanal.

Kütahya Milletvekili Alim Işık.

Buyurunuz Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun Van ilimizde 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen birinci deprem ile 9 Kasım 2011 tarihinde meydana gelen ikinci deprem arasında geçen on altı günlük sürede gerekli önlemleri aldırmadığı gerekçesiyle Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay hakkında Meclis soruşturması açılması yönünde 7 Mayıs 2013 tarihinde vermiş olduğu önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle öncelikle hem Van depreminde hem de diğer doğal afetlerde hayatlarını kaybeden tüm vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diler iken, bu depremlerde canla başla görevini yapmak için çalışan tüm kamu görevlilerine, yardımlarını esirgemeyen sivil toplum kuruluşlarına ve özel olarak vatandaşlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Tekrar bu acıların yaşanmamasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi yaşanan doğal afetlerle ilgili her türlü işlem Sayın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın sorumluluk alanı içerisinde bulunan ve kısa adı AFAD olan, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına verilmiştir. Bu konu, en son 29 Mayıs 2009 tarihli ve 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’la yeniden düzenlenmiş, afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurularak bu Başkanlığa bağlı teşkilatları ile görev yetkileri anılan Kanun’la yeniden belirlenmiştir.

Kanun’un 1’inci maddesinde Başbakanın Başkanlıkla ilgili yetkilerini bir bakan aracılığı ile kullanabileceği hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda Başkanlığın faaliyetleri de Sayın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın sorumluluğuna verilmiştir. Bu Kanun, afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve zarar azaltma, olay sırasında da yapılacak müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi ve uygulanması hususlarını kapsamaktadır. Dolayısıyla, yaşanan doğal afetlerle ilgili her türlü koordinasyon ilgili bakanın sorumluluk alanında gerçekleştirilmektedir. Kanunla verilen bu yetkilerin zamanında doğru bir şekilde kullanılmadığı ve Van ilimizde meydana gelen ikinci depremde 24’ü Bayram Otelde olmak üzere 39 insanımızın hayatını kaybetmesinin bazı ihmallerin sonucu olduğu ileri sürülmektedir çünkü anılan otelin ilk depremde hasarlı olduğu bilindiği hâlde insanların bu binaya girmesine izin verilmesinin bile bile âdeta ölüme davetiye çıkarmak anlamına geldiği ve AFAD’dan sorumlu olan Sayın Başbakan Yardımcısının bu süreçte görevini yerine getirmediği belirtilmektedir.

Ülkemizde sık sık yaşanan doğal afetlerde yaşanan benzeri ihmallerin ya da kusurların tekrar yaşanmaması ve gerekli önlemlerin zamanında alınabilmesi için bu önergenin Meclis gündemine getirilmiş olmasını çok önemli buluyoruz ve emeği geçen arkadaşlara da ayrıca teşekkür ediyoruz böyle bir konuyu yeniden Türkiye'nin gündemine getirip tartışma imkânı verdikleri için. Çünkü Hükûmet bu tür konularda şimdiye kadar hep kısa vadeli önlemler almış, bu önlemlerle yetinmiş, bu tür krizleri iyi yönetememiş ve gerekli önlemleri hızla alarak can kayıplarını önleyememiştir. Diğer yandan, Hükûmet, yaşanan afetlerde ilgili devlet birimleri tarafından vatandaşlarımıza sunulması gereken hizmetleri ve devlet imkânlarını âdeta Hükûmetin vatandaşlarımıza sunduğu birer nimet gibi göstererek siyasi ve ekonomik rant elde etmeyi amaçlamıştır. Örneğin, 19 Mayıs 2011 tarihinde yaşanan Simav depreminde de Türk Kızılayı tarafından dağıtılan çadır, battaniye, yemek ve benzeri gibi hizmetlerde seçim öncesinde parti amblemlerinin bulunduğu özel araçlarla dağıtım yapılarak âdeta AKP propagandası yapılmış ve buradan siyasi rant elde edilmesine engel olunmamıştır. İnsanlar can ve mal derdinde çırpınırken AKP’nin oy derdinde olması vicdanları yaralamış ve insanlarımızı üzmüştür. Benzeri örnekler maalesef Van’da ve diğer doğal afetlerin yaşandığı birçok yerleşim yerinde de yaşanmıştır. İnşallah, bundan sonra böyle bir şey yaşanmaz diyoruz.

Bu soruşturma önergesinde dile getirilen ve insanlarımızın hayatını kaybetmesine neden olan ihmallere ek olarak başka sorunların da bu soruşturma kapsamında incelenmesinde yarar olduğunu düşünüyoruz. Örneğin, deprem bölgelerinde TOKİ aracılığıyla yapılan kalıcı konutların ihalelerinde, imalatlarında ve hak sahiplerine dağıtılmasında bir dizi çok ciddi haksızlıklar ve usulsüzlükler yaşandığı iddialarının mutlaka araştırılarak cevaplandırılması gerekmektedir. Hak sahiplerinin yasal hakları olan kredi talepleri değerlendirmeye bile alınmayarak TOKİ aracılığıyla yapılan konutlara mecbur bırakılmaları birçok yeni mağduriyetlerin yaşanmasına da yol açmıştır. Uzun vadeli kredi kullandırılarak TOKİ tarafından yapılan borçlandırmaların çok daha altında kalacak bedellerle vatandaşlarımızın iş yeri ya da konut sahibi olmaları sağlanabilecekken, Hükûmetin âdeta siyasi ve ekonomik rant aracı hâline getirdiği TOKİ uygulamalarıyla birçok vatandaşımız mağdur edilmiştir. Deprem bölgelerinde yapılan konutlardaki farklı fiyat uygulamaları, bazı hak sahiplerine sonradan ek ödemelerin çıkartılması ve benzeri gibi birçok uygulama vatandaşımızın kafasında değişik soru işaretlerinin oluşmasına yol açmıştır. Örneğin, aynı yıl içerisinde beş ay ara ile yaşanan Simav ve Van depremlerinde TOKİ aracılığıyla yaptırılan konutlarda aynı büyüklük ve özelliklerde olmasına rağmen ciddi fiyat farkları oluşmuştur. Bu yetmiyormuş gibi, Simav’da daha pahalıya mal edilen konutlara sonradan, devir teslim yapıldıktan sonra bazı aracı firmalar aracılığıyla ek ödeme talebinde bulunulmuştur. Bunları zaman zaman Meclisimizin gündemine getirdik ve ilgili bakanlara ilettik ama hâlâ bu sorun çözülememiştir.

Şimdi, bu ihaleler verilirken, sözleşmeler imzalanırken bunun gerekli incelemeleri yapılmadan birilerine ihaleler veriliyor da o afetin verdiği sıcak atmosferde bir an önce konutlar yapılsın diye firmalar denetlenmeden bu ihaleler birilerine aktarılıyor ve sonradan “Ben zarar ettim.” gerekçesiyle ilgili makamlara başvuran firmalara ek ödeme talebinde bulunuluyorsa bu devletimizin acizliğinin bir göstergesidir. Dolayısıyla, bunun mutlaka incelenmesi gerekiyor. Buna benzer daha birçok problem yaşanmış ve hâlen yaşanmaya devam etmektedir.

Örneğin, Simav’da yapılan konutlarda konut maliyeti 60 bin ila 80 bin TL arasında değişirken aynı özelliklere sahip konutlar Van’da daha az fiyatlarla gerçekleştirilmiş, bunun sebebi bugüne kadar gerekçeleriyle açıklanamamıştır. Bu nedenle bu konuların da yeniden gündeme alınmasında yarar görülmektedir.

Bugünlerde geri ödemelerin başlayacağı bu konut ödemeleri birçok vatandaşımız tarafından geri ödeme yapılamayacak kadar ağırdır. Şartlar değişmiştir. İki yıl geçmiş aradan, şimdi geri ödeme zamanı gelmiş ama vatandaşım işini kaybetmiş, iş yeri yıkılmış, esnaf iş yerinden ayrılmak zorunda kalmış ama mecburen başını sokacağı bir konuta sahip olma adına o gün imza verdiği ve “Ben konut istiyorum.” dediği şartlar bugün altından kalkılamayacak derecede ağırlaşmıştır. Bu nedenle bu konunun çözümü konusunda mutlaka Hükûmetin yeniden konuyu detaylı bir şekilde değerlendirmesi ve bu soruşturma kapsamında, eğer yüce Meclis uygun görürse, bu konuların da yeniden ele alınması gerekiyor.

Diğer taraftan, Simav depreminde çalışan kamu görevlileriyle ilgili ücretler tüm başvurulara, resmî müracaatlara rağmen ödenmezken diğer tarafta daha hasar tespit çalışması veya kaç kişinin çalışacağı bile belli olmadan Bakanlar Kurulu kararıyla bunun karşılanması iki bölge arasında Hükûmetin ve özellikle de sorumlu bakanın ayrım yaptığı yönündeki şüpheleri kuvvetlendirmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu, Hükûmetin şimdiye kadar uygulamış olduğu yanlış politikaların sadece birisidir. Suriye politikası ve açılım politikası başta olmak üzere birçok konunun Sayın Bakanın sorumluluk alanı içerisinde olması nedeniyle yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyor, bu Meclis soruşturma önergesinin yerinde olduğu düşüncesiyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Van Milletvekili Mustafa Bilici. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Bilici.

MUSTAFA BİLİCİ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Meclis soruşturması önergesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

23 Ekim ve 9 Kasım 2011 tarihlerinde Van’da iki büyük deprem yaşadık. Bu depremler sonrasında 644 vatandaşımız hayatını kaybetti, 252 vatandaşımız enkazlardan sağ olarak çıkarıldı. Bugüne kadar 10 binin üzerinde irili ufaklı artçı depremler meydana gelmiştir. Ben buradan, bir kez daha, depremde hayatını kaybeden aziz vatandaşlarıma Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun inşallah.

23 Ekim depreminden hemen sonra, ilk yirmi dakikada Van’da, ilk bir saat içerisinde de Erciş’te müdahaleler başlamıştır. Yapılan çağrı sonucunda ilk iki saat içerisinde çok sayıda ekip ve ekipman Van ve Erciş ilçemize ulaşmıştır. Depremde yaralanan 1.677 kişi kara yolu ve hava yoluyla, en yakın sağlık kurumlarına sevk edilmişlerdir.

Afet verilerine göre deprem sonucu ortaya çıkan enerji Hiroşima’ya atılan 37 atom bombasına eşittir.

Depremin ilk günlerinden itibaren, geçici barınma ihtiyacının karşılanabilmesi için ilimize 75 bin çadır gönderilmiş, çadır kentler oluşturulmuş, hemen sonrasında, konteyner kentlerin oluşturulabilmesi için bu konteynerler imal edilmiş ve zor şartlara rağmen 30 bin konteynerin alt yapısı da tamamlanarak konteyner kentler oluşturulmuştur. Bu konteyner kentlerde yaklaşık 175 bin insanımız barınmıştır. Bu aynı zamanda şunu ifade ediyor: Türkiye’deki yaklaşık 40 ilden daha büyük nüfusun yaşadığı yeni kentler oluşturuldu.

Değerli arkadaşlar, çadır ve konteyner kentlerde kalan vatandaşlarımızın yaklaşık 170 milyonluk elektrik faturaları Hükûmetimiz tarafından karşılandı. Geçici olarak 36 bin vatandaşımız diğer illerde misafir edildi. Hayvanları telef olan çiftçilerimize ayni olarak canlı hayvan verildi ve yine, çiftçilerimizin mağduriyetini giderebilme adına Hükûmetimiz tarafından, Gıda, Tarım Bakanlığımız tarafından çiftçimize 65 milyonluk “yem desteği” adı altında hibe destek sağlandı, bununla birlikte 3.650 hayvan barınağı yapıldı.

Değerli arkadaşlar, az hasarlı konutlar için 40 bin konuta 1.250 liradan yaklaşık 50 milyon liralık bir hibe destek sağlandı. Hasarlı binaların  teknik kontrolleri ve nihai hasar tespitleri dört farklı üniversitede uzman kişiler tarafından yapıldı. İŞKUR aracılığıyla istihdama katkı sağlamak için 7.500 kardeşimize geçici süreli iş imkânı sağlandı. Bu kardeşlerimiz hâlen işlerine devam etmektedirler.

Son elli yılın en soğuk kışını yaşamamıza rağmen henüz depremin otuz dokuzuncu gününde kalıcı konutların temeli atıldı. Bölgede AFAD ve TOKİ işbirliğiyle 17.480 konut yapıldı. Köylerde 9.500 konut, 3 bin ahır yapımı hâlen devam etmektedir. Bu konutlar yirmi yıl vadeli, sıfır faizli, ilk iki yılı ödemesiz, 75 bin lira karşılığında afetzede  kardeşlerimize verildi. KOSGEB tarafından 5.500 iş adamımıza, esnafımıza yaklaşık 300 milyon liralık kredi imkânı sağlandı. Bu krediler, sıfır faizli olarak, ilk yılı ödemesiz, toplam üç  yıl geri ödemeli olarak sağlandı. Esnaf ve tüccarımızın her türlü SSK ve vergi borçları ertelendi. Daha güçlü bir Van için yatırımlar aralıksız olarak devam etti. Van, büyükşehir belediyesi statüsüne kavuştu. Üniversite kampüsü nakdî desteklerle kendini yeniledi ve verilen yeni kadrolarla şimdi çok daha güçlü bir üniversite hâline geldi. Yeni öğrenci yurtlarıyla birlikte kapasite yüzde 140 oranında artırıldı ve şu anda 12 bin kapasiteye ulaşmış olduk. Depremde yıkılan her bir dersliğin yerine iki derslik yapıldı. Şu ana kadar 2.031 derslik yapıldı ve bununla birlikte 2.628 kişilik de pansiyon yapıldı. Van için hayati önemi arz eden içme suyuna 130 milyonluk dev bir yatırım yapıldı. Van’a depremden sonra yapılan yardım ve harcamaların toplam tutarı yaklaşık 5 milyar lirayı buldu.

Depremin ilk saatlerinde Van’a gelen Sayın Başbakanımız koordinasyon merkezinde çalışmaları bizzat takip etmiş, arama kurtarma çalışmalarını yerinde incelemiştir; Van halkını hiç yalnız bırakmamış, ilimizi 4 kez ziyaret etmiştir. Deprem süresince hemen her gün bir bakanımız bizlerle birlikte olmuştur. Sadece 2012 yılında 365 günün 251 günü bir veya birden fazla bakan Van’da bizlerle birlikte olmuş, çalışmalara katkı sağlamıştır.

Değerli milletvekilleri, gerek enkazdan sağ kurtarılan kişi sayısı gerek arama kurtarma çalışma hızı uluslararası standartların üzerinde olmuştur. Türkiye afet yönetimi alanında örnek alınacak bir ülke oldu. Uluslararası afet yönetimlerince takdir edilen geldiğimiz bu aşama Hükûmetimizin ve aziz milletimizin üstün başarısıdır.

1999 Marmara depreminde aylarca enkaza dahi ulaşamayan bir hükûmet vardı; 2011’de, depremin dördüncü gününde bütün enkazlarda arama kurtarma çalışmaları tamamlanmıştı. Marmara depreminin birinci yılında hâlen 30 bin vatandaşımız çadırlarda yaşamını sürdürüyordu; Van’da daha depremin otuz dokuzuncu gününde kalıcı konutların temeli atıldı. Dönemin Bayındırlık ve İskân Bakanlığı on üç ay sonra kalıcı konutlara başlanıldığını ifade ediyordu; Van’da depremden on ay sonra 15.341 kalıcı konutu teslim eden bir irade, bir hükûmet var bugün.

Değerli arkadaşlar, ana muhalefet partisi, siyasi menfaatleri uğruna o günlerde Erciş ilçemizin il olması için kanun teklifi vermiştir. Van halkı canıyla uğraşırken bu tür popülist politikalar doğal olarak karşılık bulmamıştır. Van halkı açısından bu tür siyasi manevraların hiçbir karşılığı yoktur. Depremden sonra ilimizi ziyaret eden muhalefet milletvekilleri ve siyasi parti temsilcileri, gerçek dışı bilgilerle, ölü sayısı hakkında yüksek rakamlar telaffuz etmişlerdir. Yine aynı üslupla depremin şiddetini abartarak halkı yanıltmaya ve devletin kurumlarına karşı güvensizlik ortamı oluşturmaya çaba sarf etmişlerdir. Çok şükür, sağduyulu Van halkı bunlara itibar etmemiş, söylenenlere inanmamıştır.

Deprem doğal bir afettir. Yapılan çalışmalara rağmen eksiklikler olmuş olabilir ama hizmet aşkıyla yanan bu kadrolarla uğraşacağınıza çözümün bir paydaşı olun. Van’da kırık bir fay hattı olma sevdasından vazgeçin. Kadirşinas Van halkı depremde kimin ne yaptığını iyi biliyor. Tarlada izi olmayanın harmanda da yüzü olamaz. Bir işi bilen yapar, az bilen akıl verir, bilmeyen eleştirir, yapamayan çamur atar.

On yıldır toplumun bütün meselelerini siyasetin konusu yapan, Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşıyan, büyüten AK PARTİ, ülkemizin birlik ve bütünlüğünün sigortası olmuştur. Van’da meydana gelen depremden sonra yaptıklarıyla AK PARTİ Van’da doğal afet sigortası olmuştur. Allah vatanımıza, milletimize bu acıları bir daha yaşatmasın. Yaşadığımız o acı günler bize Türkiye'nin kardeşliğini, birliğimizi ve beraberliğimizi gösterdi. Milletimiz tek yürek oldu. Bütün dünyaya örnek olacak bir yardımlaşma ve dayanışma örneği sergiledi.

Desteklerinden dolayı başta Sayın Başbakanımıza, bizi hiç yalnız bırakmayan Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay’a, sayın bakanlarımıza, milletvekillerimize ve aziz milletimize bir daha teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bilici.

ÖZDAL ÜÇER (Van) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

ÖZDAL ÜÇER (Van) - Van Milletvekili olarak hatibin Genel Kurulu yanlış bilgilendirdiğini ve bundan duyduğum rahatsızlıktan dolayı, doğru bilgilendirme sorumluluğundan yola çıkarak söz hakkı talep ediyorum.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - AKP temsilcisi konuşmacı ana muhalefet partisinin orada, deprem bölgesinde popülizm yaptığı şeklinde yanlış bir ifadede bulunmuştur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Herkes kendi kanaatini söylüyor Sayın Başkan.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - Bu bir kanaat değildir, yanlış bilgilendirme yapmıştır.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) - Sataşma var Sayın Başkan.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - Halkı ve Meclisi yanlış bilgilendirmiştir. Bu doğru değildir. Bir sataşma söz konusudur, bu konuda söz almak istiyorum.

BAŞKAN - Düzeltmek istiyorsunuz.

Şimdi önce Sayın Üçer’e söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Üçer.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van Milletvekili Mustafa Bilici’nin görüşülen soruşturma önergesi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu selamlıyorum.

Keşke Sayın Hatibin belirttiği her şey doğru olmuş olsaydı. Keşke bütün yaralar sarılmış olsaydı. Keşke yaşamını yitirenlerin anısına saygı duyulmuş olsaydı. Keşke depremden bu yana sağlık tedavisi görmek zorunda kalanların hepsinin sağlık tedavisi yapılmış olsaydı. Keşke evleri yıkılan herkese ev yapılmış ve onlara tüccar mantığıyla ev satılmamış olsaydı, keşke hiçbir insan dışarıda kalmamış olsaydı. Keşke, hâlâ yüzlerce aile konteynerde yaşıyor, hatta konteyner bulamadığı için barınaklarda yaşayan, böyle kendi barınaklarını kurmuş yaşayan insanlar var, bunların hiçbiri olmamış olsaydı. Keşke Van’daki eğitim sorunlarının tamamı giderilmiş olsaydı. Keşke bütün sağlık işletmeleri yapılmış olsaydı. Keşke hiçbir sorun yaşanmamış olsaydı. Ama hâlâ sayısı bile belirlenmemiş ölülerin, sayıları, kaç kişinin öldüğü bile belli değil bu depremde. Kaç kişinin cenazesi Erzurum’da kaldı, kimsesizler mezarlığına defnedildi; kaç kişinin cenazesi Diyarbakır’da kaldı, kimsesizler mezarlığına defnedildi, bunun sayısı bile bilinmiyor. Kaç aile tümden yok oldu, bunun sayısı bile bilinmiyor. Ancak, sayın hatip muhasebecilik mesleğinden olsa gerek, her şeyi matematiksel hesaba vurup getiriyor. Van’da 1 milyonu aşkın nüfusun tamamı mağdur oldu bu depremde ve şu ana kadar sorunların hiçbiri çözülmüş değil. “Depremzedelere konut verdik.” diyorlar. Hayır, herhangi bir kentte nasıl TOKİ aracılığıyla insanlara ev satıldıysa, depremzede olmaktan kaynaklı “Denize düşen yılana sarılır.” hesabıyla onlara ev satıldı. Kiracı olduğu için konut hakkı olmayan, ailesi dışarıda kalan yüzlerce aile var. Bunda samimi olan varsa, bu konuda buyursunlar, gelsinler Van’daki ailelerin ızdırabını yerinde gözlemlesinler, benim söylediklerimle sınırlı kalmasın kimse. Van’da sadece, depremden bu yana ihale furyası olmuş ve AKP’nin yandaşları bu ihalelerden nemalanmıştır, başka hiçbir şey olmamıştır. Bunu Van halkına sorun, özellikle AKP’ye oy veren insanlara sorun. Kiracı olduğu hâlde, evi yıkıldığı hâlde, evi olmadığı hâlde ev bulamayan insana sorun. Biraz vicdan olması lazım, biraz ahlak olması lazım.

Teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

Sayın Eyidoğan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Van Milletvekili Mustafa Bilici’nin görüşülen soruşturma önergesi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada Van depremiyle ilgili sorunları ve yanlışları tartışırken, AKP’nin sayın milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisinin bölgede propaganda yaptığını, popülizm yaptığını ifade etmiştir. Bu, gerçek değildir. Depremden hemen sonra bölgeye ilk intikal eden parti temsilcilerinden bir tanesi Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleridir, Genel Başkan yardımcılarıdır. Bölgeye ilk giden parti genel başkanı Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’dur ve depremden sonra bölgede sürekli Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bulunmuştur. Yüzlerce tır yardım Cumhuriyet Halk Partisinin değişik illerdeki belediye başkanlıkları tarafından organize edilmiştir; sivil toplum örgütleri katılmışlardır, milletvekillerimiz bizzat bölgede dolaşmışlardır. Ben üç kez Van’a yalnız gittim ve rapor hazırladım Sayın Genel Başkanımız için.

Bakın, Türkiye, uluslararası afet risklerini azaltma politikaları konusunda en az bir on yıl geridedir ve dünyadaki afet riski, deprem riski azaltma politikaları açısından gelişmeleri yok varsaymaktadır. Eğer AKP Türkiye’de, deprem dâhil, afet risklerini azaltma konusunda ele gelir, dişe dokunur ve uluslararası gelişmelere uygun bir şeyler yapmak istiyorsa yamalı bohçaya dönen Afet Yasası’nı; eskimiş, Türkiye'nin afetlerle ilgili sorunlarına çözüm getirmeyen İmar Yasası’nı; 5543 sayılı İskân Yasası’nı, bunları behemehal değiştirmesi gerekir. On bir yılda -iktidarsınız- bunlara hiç dokunmadınız. Afet Yasası -daha önce bu kürsüden de ifade ettiğim gibi- yamalı bohça gibidir. İmar Yasası da öyledir. Şimdi onu bir torba kanun içinde getireceksiniz, İmar Kanunu’nda yine bazı değişiklikler yapacaksınız. Ülkemizde bu konuda hâlâ ciddi eksikler vardır. AKP afet riski azaltması konusunda, on bir yıllık iktidarı döneminde gereğini yeteri kadar yerine getirememiştir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eyidoğan.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, sayın hatip Van’a ilk gelen genel başkanın Sayın Kılıçdaroğlu olduğunu söyledi. Bunun doğru olmadığını ve bizim Genel Başkanımızın önce geldiğini dile getirmek amacıyla söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Söylediniz efendim, kayıtlara geçti. Sizin Genel Başkanınız gelmişti, evet.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, en son, tutanaklara geçmesi adına ben de söz isteyecektim.

BAŞKAN – Söyleyin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – AK PARTİ Grubu adına konuşan sayın hatip çadır kentlerde ve konteynerlerdeki elektrik faturalarının hükûmetleri tarafından ödendiğini söylemek suretiyle sanki Van halkına büyük bir lütuf yapıldığı imasında bulundu. Bunun hiçbir şekilde kabul edilemez bir tutum olduğunu belirtmek istiyoruz. Van halkı bu devlete karşı, vergisini ödeyen, zorunlu askerliğe tabi tutulduğu için askerliğe giden, oyunu kullanan, devlete karşı bütün zorunluluklarını yerine getiren bir halktır.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Van halkı ayrı bir halk mı? Elektriği kullanan parasını öder ya.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Devletin de bütün bir şehri etkilemiş olan bir afette, sosyal devlet olma ilkesi gereğince yapması gereken, halkına karşı sorumlulukları vardır. Böylesine ucuz şeylerle, Van halkına bir lütufta bulunmuş gibi, Van halkına hizmet etmiş gibi bir algı yaratmayı hiçbir şekilde doğru bulmuyoruz. Yapılması gereken, bütün kentin etkilendiği bir depremde Van’ı afet bölgesi ilan edip Van halkının yaralarını sarma noktasında sosyal devlet olma ilkelerinin gereğini yerine getirmektir.

Bu hususun tutanaklara geçmesini istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken, tutanaklara geçti.

 

VII.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş ve 63 milletvekilinin, Van’da 23/10/2011 tarihinde meydana gelen depremden sonra 9/11/2011 tarihinde meydana gelen diğer depreme kadar bazı binalarda hasar tespiti yaptırılmadığı, halkın deprem bakımından riskli binalara girmemesi yönünde uyarılmadığı, ildeki kamuya açık binalarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmadığı ve bu eylemlerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesine uyduğu iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/2) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi de hakkında Meclis soruşturması açılması istenen Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay.

Buyurunuz Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından şahsımla ilgili verilen soruşturma önergesi üzerine Hükûmetimiz adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, o acı depremin üzerinden bir buçuk yılı aşkın bir zaman geçti, depremin yaraları büyük oranda sarıldı. Hükûmet olarak, doğrusu, Van depreminde çok olağanüstü bir yönetim ve koordinasyon sergiledik. Bu Hükûmetin Van depremini yönetmesi, deprem sonrası yaraları sarması konusunda, bu konunun, ilgili uluslararası kuruluşlar tarafından, doğrusu, örnek gösterilen bir çalışma olduğunu ifade etmek isterim. Aslında herkesin takdirini kazandı yani herkes biliyor; bizim milletimiz biliyor, vatandaşlarımız biliyor, aslında sizler de biliyorsunuz. Van depremi sonrası ülkemiz, devletimiz, milletimiz -devlet, millet el ele- çok büyük bir fedakârlık, çok büyük bir başarı ortaya koydu, âdeta tek vücut oldu ve gerçekten yaralar da sarıldı. Ülkemizin bütün imkânlarını seferber ettik ve ben kendim ilgili Bakan olarak ve Hükûmetimiz olarak, doğrusu, alnımızın akıyla görevimizi en iyi yapmanın, en iyi şekilde yerine getirmenin de huzuru içindeyiz.

Tabii, depremin olduğu andan itibaren yapılanları bu on dakikada anlatmak mümkün değil. Mustafa Bey, Van Milletvekili arkadaşımız  bazı şeylerden bahsetti ama ben şunu ifade edeyim: Başta Başbakanımız olmak üzere, büyük bir bakanlar heyeti olarak ilk andan itibaren hepimiz, biz Van’da ve Erciş’te olduk. Vanlı ve Ercişli kardeşlerimiz asla yanlızlık çekmediler ve yıl dönümünde kalıcı konutların teslimine kadar da bakan arkadaşlar olarak nöbetleşe daima orada olduk.

Değerli milletvekilleri, şunu doğrusu söylemek istiyorum: Yani, kolaycı bir Hükûmet değiliz biz, ben kendim de işlere kolaycılıkla hiç bakmam. Yani, bir yerde eğer hata varsa, eksik varsa onu en çok kendimiz görürüz. Özellikle ben, işin o eleştirel boyutunu çok ön planda tutan birisiyim ama Van depremi, ondan sonra yapılması gerekenler, yapılanlar konusunda, bütün içtenliğimle size şunu söylüyorum: Türkiye, iyi bir sınav vermiştir; Devletimiz, Hükûmetimiz, bütün kurumlarımız çok iyi bir sınav vermiştir, yani bunu, özellikle ifade etmek istiyorum. Sadece Hükûmet değil, milletimiz, Türkiye’nin her kesiminden büyük bir duyarlılık, yardımlaşma ve âdeta Türkiye, tek vücut olmuştur. Böyle bir şeyi yaşadık. Burada, tabii bazı şeyler var söyleniyor, ben doğrusu “Bu kadarı insaf” diyorum yani yapılanlarla ilgili falan ama milletimiz biliyor.

Değerli kardeşlerim, biraz önce ifade edildi. Tabii bu, acı bir olay. Yani 644 vatandaşımızı kaybettik ve çok sayıda vatandaşımız yaralandı. Ben bu vatandaşlarımıza tekrar Rabb’imden rahmet diliyorum. Ama şunu da ifade edeyim: İlk andan itibaren herkes, daha etkili bir koordinasyon içinde, Van depremi sonrası görevini daha iyi yaptı. Kızılaydan Türk Silahlı Kuvvetlerine, sivil toplum kuruluşlarına, arama, kurtarma ekiplerine, hepsine -AFAD’ın koordinasyonu tabii- ama hepsine varana kadar doğrusu büyük bir çalışma yapılmıştır, ben onu ifade etmek istiyorum.

Şimdi, burada o yoğun kışa rağmen âdeta çok büyük bir seferberlik yürütülmüştür. Hamdolsun, mali bir sıkıntı da asla çekilmemiştir. Bakın, rakam verildi, şu anda bizim Van depremi sonrası Van’daki harcamamız 5 milyar Türk Lirasıdır değerli arkadaşlar ve bunun içinde belli bir miktar, 350 milyon lira kadar vatandaşlarımızdan gelen yardımlar da vardır. Ama hiçbir yerde, bakın, bu kadar çabuk, bu kadar etkili… Çadır kentlerin kurulması, 75 bin çadır, ondan sonra konteyner kentler… 30 bin konteyner değerli kardeşlerim, değerli milletvekillerimiz; 30 bin konteyner ürettirilmiş kışın o şiddetinde ve Van’a ulaştırılmıştır bunlar. Bu, tabii, olağanüstü bir performans ve şunu da ifade edeyim: Özellikle diğer illere gönderilen, tabii, 35 bin vatandaşımız kışı diğer illerde, misafirhanelerde geçirmiştir.

Şimdi, burada, ben özellikle sadece konutlarla ilgili durumu bir bilgi olarak verip tabii, hasar tespitiyle ilgili, daha çok -buradaki soruşturma önergesi- ona biraz vakit ayırmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, şu anda 16.895 konut tamamlanarak teslim edilmiştir, 16.895 konut. 2.148 konutun inşası tamamlanmak üzeredir. Kiracı konumunda olan, yani deprem olduğunda herhangi birinin evinde kiracı bulunana da aynen depremzede şartlarında konut verilmektedir aynı fiyatlarla, büyük sübvansiyonla, onu da ifade etmek isterim.

Şimdi, burada, tabii, bir yandan da hasar tespit çalışmaları ilk andan itibaren devam etmiştir. Afet sonrası hasar tespit çalışmaları, 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 13’üncü maddesi gereğince “Binaların, meydana gelen afet nedeniyle gördüğü hasarı tespit etmeye yönelik gözlemsel olarak gerçekleştirilen çalışmalardır.” Teknik ifadeler olduğu için aynen okuyorum tutanağa da geçsin diye: “Bu çalışmaların tamamlanma süreci depremin büyüklüğüne ve etkilediği alana göre değişiklik göstermektedir.” Van’daki 7,2 büyüklüğündeki ilk deprem sonrasında 234 teknik personel ile çalışmalar 25/10/2011 tarihinde başlamıştır. Ön hasar tespit çalışmaları kapsamında Van il merkezi ve Erciş ilçesi genelinde depremin etkilediği alanı ve acil barınmaya ihtiyaç duyacak afetzedelerin belirlenmesine yönelik etki analizi safhası devam ederken 5,7 büyüklüğünde ikinci deprem meydana gelmiştir. Bu süre içerisinde 102.709 yapının ön incelemesi tamamlanmıştır. Ancak bilinmelidir ki hasar tespit çalışmaları, meydana gelen bir deprem nedeniyle herhangi bir hasara uğramayan veya az hasar gören binaların sonradan gerçekleşen herhangi bir depremde yıkılabileceği konusunda hüküm vermez. Bu yüzdendir ki bu çalışmalar dikkate alınarak binalarla ilgili afetzedelere binalarına girmeleri söylenmez ve söylenmemiştir. Yaşadığımız deprem sonrası vatandaşlarımıza, hasarlı binalara girmemesi hususunda AFAD tarafından sürekli uyarılarda bulunulmuştur. Bunlar yazılı basınımızda da vardır, dosyamda da vardır. Bu uyarılarımız yerel ve ulusal basında yayınlandığı gibi uluslararası basında da yer almıştır.

İlk depremden hemen sonra başlatılan hasar tespit çalışmaları 10 Şubat 2012 tarihine kadar kesintisiz olarak devam etmiştir. Toplamda 200 binden fazla konut, iş yeri ve ahır incelenmiştir. Bu çalışmalarda çeşitli kamu kurum ve kuruluşları ile mühendis, mimar odaları ve üniversitelerden bini aşkın inşaat mühendisi ve mimar görev almıştır. Teknik elemanlar depremin binalara verdiği hasarı tespit etmek üzere gece gündüz demeden depremzede vatandaşlarımıza hizmet bilinciyle fedakârca çalışmışlardır ve bunların sonunda da, kalıcı hasar tespitinden sonra da -biliyorsunuz- orada işte, hak sahipliği gibi konular ona göre karara bağlanmıştır. Yani ikinci deprem olduğunda Van ve Erciş ilinde daha ön hasar tespit çalışmaları zaten devam ediyordu. Ama şunu özellikle son cümle olarak ifade ediyorum: Hasar tespit çalışması depreme dayanıklılık testi değildir ve binaların artçı depremler nedeniyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …yıkılmasından dolayı hasar tespit çalışmaları sorumlu da tutulmaz; bu, işin teknik boyutudur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atalay.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşmasında “Kiracı olan herkese konut imkânı sağlanmıştır.” beyanında bulundu. Bunun doğru olmadığı açıklamak üzere söz talebinde bulunuyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, böyle bir usul yok. Sayın Başkanım, herkes kendi kanaatini söylüyor.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ben de kendi kanaatimi söylüyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Onun dışında, kimse kimseninkini düzeltmek durumunda değil, böyle bir usul yok, suistimal ediliyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Canikli, bu Genel Kurulda bir milletvekili ayağa kalkmış ve bir şey söylüyorsa lütfen müsaade edin de onun ne istediğini dinleyeyim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama Sayın Başkanım, bu şekilde de yani… Onun da bir sınırı var efendim. İç Tüzük’e göre, hangi maddeye göre, neye göre böyle bir talepte bulunuyor Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Sayın Canikli, sayın milletvekili bir şey talep etmek için ayağa kalkmıştır ve onun ne talep ettiğini dinlemek durumundayım, lütfen.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’e göre de ayağa kalkarak usule göre söz istemişse…

BAŞKAN – İstiyorsunuz, evet ama söz verip vermemek de benim ihtiyarımdadır. Lütfen, ne için istediğinizi tekrar alayım.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Evet, sizin inisiyatifinizde.

Sayın Bakan konuşmasında birkaç yanlış beyanda bulundu. En net olarak da kiracı olan herkese konut edinmesi için gereken imkânın sağlandığını ifade eden vurgular dile getirdi. Cümle olarak az evvel tekrar etmiştim; bu sebeple, bu bilginin doğru olmadığını ve Meclisi doğru bir şekilde bilgilendirmek adına söz talebinde bulunuyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yerinden düzeltme alsın efendim.

BAŞKAN – Evet, siz sisteme giriniz efendim, yerinizden size söz vereceğim bir dakika, bu açıklamanızı yaparsınız.

Sayın Tanal, siz ne istiyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan şöyle bir cümle sarf etti: “’Hiçbir zaman vatandaşa depremden sonra evlerinize girin, evlerinizi boşaltın, girin.’ şeklinde bir açıklamamız olmadı.” dedi. Bu yanlış bir beyan, bunu düzeltmek için söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Siz de sisteme giriniz, bir dakika söz hakkı vereceğim.

Önce Sayın Tanal sisteme girdi.

Buyurunuz Sayın Tanal.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın görüşülen soruşturma önergesi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Deprem 23 Ekim 2011 tarihinde olmuştu. 29 Ekim 2011 tarihinde Sayın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ve Sayın Erdoğan Bayraktar… Kameralar karşısına geçerek, 29 Ekim 2011 tarihinde şöyle cümleleri Sayın Bayraktar sarf etmiştir: “Hasar tespiti yaptık. Depremin olduğu yerde bir daha deprem olmaz. Diyebilirim ki Van merkez ve Erciş güvenli bölgelerdir.” Binaların yüzde 95’inin ilk hasar tespit çalışmalarını yaptıklarını söyledi ancak ondan sonra “Herkes evine girebilir.” denildi. Ancak vatandaşlar evine girdikten sonra ikinci bir deprem şoku yaşadı ve o açıklamalardan sonra 12 vatandaşımız hayatını kaybetti.

Yani bu açıdan sizin de birlikte bulunmuş olduğunuz ortamda, Sayın Bayraktar 29 Ekim 2011 tarihinde böyle açıklama yaparak vatandaşlar evlerine girmiştir. Sorumluluk bu açıdan doğmaktadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Üçer, buyurun.

 

16.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın görüşülen soruşturma önergesi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

 

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan konuşmasında gerçekleri yansıtmayan birçok cümle kurmakla beraber, kiracı olan herkese de konut edinme hakkı tanındığını vurguladı ama bu böyle değil. Kiracı olduğu hâlde, hatta hak sahibi olduğu hâlde, ev sahibi olduğu hâlde şu an bile konteynerlerde yaşayan insanlar var. Bir bakan olarak, Hükûmet yetkilisi olarak, kaç kişinin şu an konteynerlerde, çadırlarda ya da kendi imkânlarıyla kurdukları barakalarda yaşadığının bilgisini verme sorumluluğundadır.

Olayın üzerinden iki yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen insanlar konteynerde yaşıyorsa, çadırda yaşıyorsa ve aileler “Çocuklarımız konteynerde yaşamaktan dolayı astım hastası oldu.” diye her gün bizi arıyorlarsa, bunun sorumlusu Hükûmettir. Bu vicdani sorumluluğun altından nasıl kalkarlar, bunu sormak istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Üçer.

 

VII.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş ve 63 milletvekilinin, Van’da 23/10/2011 tarihinde meydana gelen depremden sonra 9/11/2011 tarihinde meydana gelen diğer depreme kadar bazı binalarda hasar tespiti yaptırılmadığı, halkın deprem bakımından riskli binalara girmemesi yönünde uyarılmadığı, ildeki kamuya açık binalarla ilgili gerekli tedbirlerin alınmadığı ve bu eylemlerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesine uyduğu iddiasıyla Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/2) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Sayın Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım. Anayasa'nın 100'üncü maddesi gereğince oylama gizli oylama şeklinde yapılacaktır. Oylama başlamadan önce oylamanın yöntemi ile ilgili olarak tekrar bazı açıklamalarda bulunacağım.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden, komisyon sırasındaki Kâtip Üye Adana'dan başlayarak Denizli'ye kadar, Denizli dâhil ve Diyarbakır'dan başlayarak İstanbul'a kadar, İstanbul dâhil; Hükûmet sırasındaki Kâtip Üye ise İzmir'den başlayarak Mardin'e kadar, Mardin dâhil ve Mersin'den başlayarak Zonguldak'a kadar, Zonguldak dâhil; adı okunan milletvekillinin biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere üç yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekillerini ad defterinde işaretleyecektir. Milletvekilleri Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oy kullanmayacaklardır. Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade edecektir. Vekâleten oy kullanılmayacaktır.

Oylamaya başlıyoruz.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın üye var mı?

Son kez soruyorum, oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok galiba.

Kupaları kaldırabilirsiniz.

Sayım için kâtip üyelerimiz gelir mi lütfen.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN -  Sayın milletvekilleri, (9/2) esas numaralı Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin gizli oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:            357

Kabul                    :                67

Ret                       :               275

Çekimser               :               13

Boş                       :                 1

Geçersiz                :                1

            Kâtip Üye                                             Kâtip Üye

    Muhammet Bilal Macit                             Mustafa Hamarat

            İstanbul                                                  Ordu”

OKTAY VURAL (İzmir) -  Bu durumda güven kalmamış. 276’nın altında olduğu için istifa mı gerekiyor Sayın Başkan?

BAŞKAN – Meclis soruşturması açılması bu oy sonuçlarına göre kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergeleri ile, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 21 Mayıs 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 16.57