TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               100’üncü Birleşim

                                                                                               7 Mayıs 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca’nın, Eskişehir Uluslararası Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası kutlamaları ve etkinliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Dersim katliamına ve Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul’da 1 Mayıs kutlamalarında ve Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının 6’ncı Filo’yu denize döktüğü yer olan Dolmabahçe’ye yapılan yürüyüşte yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

2.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, açık öğretim fakültesi öğrencilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya Kürecik’te kurulan üsse ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın bu üsle ilgili açıklamalarına ilişkin açıklaması

4.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Hükûmetin mısır ithalatını bir an önce durdurması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, AKP Hükûmetinin mültecilerle ve Suriye’yle ilgili politikasının yanlış olduğuna ve bunu yeniden gözden geçirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, açık öğretim fakültesi öğrencilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

7.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak, Bursaspor Kulübü Başkanı İbrahim Yazıcı’ya Allah’tan rahmet dilediklerine ve Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’na ilişkin açıklaması

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ve Dersim katliamına ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ve halkı için ölen bütün devrim şehitlerini saygıyla andığına ilişkin açıklaması

11.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kastamonu Milletvekili Mustafa Gökhan Gülşen’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün açıklaması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın açıklaması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Jean-Claude Mignon'un beraberinde bir heyet ile birlikte ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30/4/2013 tarih ve 48 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1209)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Birliği Konseyi İrlanda Başkanlığı tarafından 12-13 Mayıs 2013 tarihlerinde İrlanda'nın başkenti Dublin’de düzenlenecek olan Parlamento Çevre ve Enerji Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılması Genel Kurulun 30/4/2013 tarihli 98'inci Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere AK PARTİ Grubunun bildirmiş olduğu isme ilişkin tezkeresi (3/1210)

3.- (10/74, 471, 472, 473, 474, 475) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi (3/1211)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu tarafından 16-18 Mayıs 2013 tarihlerinde ABD'nin New York şehrinde düzenlenecek olan 32’nci Türk Günü etkinliklerine katılım sağlanması hususuna ilişkin tezkeresi (3/1212).

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve 19 milletvekilinin, ülkemizde enerji sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/606)

2.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat ve 28 milletvekilinin, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin ekonomik kalkınma, sosyal gelişme ve temel altyapı yatırımlarının bölgeye ne gibi yansımaları olduğunun ve projelerin gerçekleştirilme oranlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/607)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 19 milletvekilinin, ülkemizde organ nakillerinde ve organ bağışında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/608)

C) Önergeler

1.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun (2/666) esas numaralı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun İki Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/110)

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, TSK'da yaşanan şüpheli asker ölümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/445) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, aile kurumumuzun güçlendirilmesi için, ülkemizde meydana gelen, birçok ailenin dağılması ve çocuklarımızın mağdur olmasına neden olan boşanma olaylarının ve sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve 21 milletvekili tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait yerlerde ikamet eden din görevlilerine açılan ecrimisil davalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 13/4/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 7, 14, 21 ve 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 8, 15, 22 ve 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

8.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın görüşülen kanun tasarısının 8’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Posof’a bağlı bir köyün dere yatağına köprü yapılmasına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/80) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, enflasyon oranlarının hesaplanması yöntemine ilişkin sözlü soru önergesi (6/305) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da kamu yatırımları için ayrılan ödenek miktarının artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/500) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

4.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Bakanlıkta ve Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda özürlü personel istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/633) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sebze ve meyve ithalatına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/775) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tatlı su balıkçılığının desteklenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/947) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, gübre üretimi, ithalatı ve ihracatına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/954) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Et ve Balık kurumunun faaliyetlerine yönelik ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1028) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ili ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1143) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engelli vatandaşların ihtiyaçlarının Devlet tarafından karşılanması için yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1149) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

11.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sigara kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1180) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Hak-İş’in işsizlik konusunda yaptığı açıklamalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1182) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, zeytin üreticilerinin desteklenmesi ve zeytinyağı fiyatlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1183) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, işsizlik sigortası fonundan yararlanma koşullarının kolaylaştırılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1188) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, fındık kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1190) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, asgari ücretin yeniden belirlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1191) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

17.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, TÜİK’te çalışan 4-C’li personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/1449) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

18.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın kalkınması için başta hayvancılık ve eğitim olmak üzere Devlet yatırımlarının artırılması ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1640) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

19.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Dışişleri Bakanlığında görev yapan sözleşmeli personelin özlük haklarından kaynaklanan mağduriyetlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1762) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, HES’lerde yaşanan iş kazalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1771) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, iş adamlarının yurt dışına, vizesiz seyahat edilebilmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1832) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, TÜİK tarafından açıklanan verilerin güvenilirliğine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1834) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

23.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hane halkı sağlık araştırmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1917) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

24.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in, Bakanlığın kurumsal kimliğinin oluşturulmasına yönelik harcamalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1953) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engellilerle ilgili mevzuat kapsamında yapılması gereken düzenlemelerin denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1986) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

26- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, İşsizlik Sigortası Fonundan yapılan ödemelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/2034) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

27- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, gelir yöntemiyle milli gelir hesaplanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2035) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

28.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van ilinin bazı sorunlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2079) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

29.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Suriye’deki olaylara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2150) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, SODES Projesi kapsamında finanse edilen sportif projelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/2320) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

31.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kalkınma öncelikli illerde görev yapan Devlet memurlarına daha yüksek ücret ödenmesi talebine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2532) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

32.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, huzurevlerinde çalışan yaşlı bakım elemanı sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2653) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

33.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2012 yılında Ankara’ya yapılan yatırımlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2730) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

34.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, açlık ve yoksulluk sınırı verilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2793) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

35.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ve diğer illerden Tokat’a yapılan göçe ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2833) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, GAP kapsamındaki yatırımlara ve bölgeden göçlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3107) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

37.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, GAP kapsamındaki desteklere ve yabancılara yapılan taşınmaz satışlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3108) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

38.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, GAP’a aktarılan bütçeye ve GAP kapsamında toprak mülkiyeti konusundaki değişikliklere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3109) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

39.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, GAP kapsamındaki yatırım ve çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3110) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

40.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerle entegrasyon imkanlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3118) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

41.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ülkemizin uluslararası rekabet gücüne ve kalkınma ajanslarının katkılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3119) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

42.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kalkınma ajanslarının kısa, orta ve uzun vadeli programlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3120) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

43.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3159) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

44.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ülkelerarası ekonomi birliklerine ve SERKA Kalkınma Ajansına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3209) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

45.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu illerinin teşvik edilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3331) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

46.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bölgesel fuarların ve ulusal fuarların uluslararası bir yapıya dönüştürülmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3370) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

47.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, tanıtım faaliyeti giderlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3477) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

48.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, engelli istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3478) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

49.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, özel şahıslardan kiralanan taşınmazlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3479) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

50.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakan Yardımcısına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3483) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

51.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık hizmet binalarındaki yenileme çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3490) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

52.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından kiralanan araçlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3492) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/751) (S. Sayısı: 452)

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/18040)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Adıyaman’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/18614)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Diyarbakır’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/18865)

4.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, promosyon ödemesi ile ilgili yapılan sözleşmeye ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/18909)

5.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, süt bankası kurulacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/18911)

6.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde yapılaşma sorununa ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/18966)

7.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, promosyon ödemesi ile ilgili yapılan sözleşmeye ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/19040)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Rize’ye yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/19171)

9.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Ankara’da bir camiye yapılan eklentilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/19350)

10.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, süt bankası uygulamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/19899)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/19900)

12.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, enerji fiyatlarındaki indirimlerin tüketicilere yansıtılmamasına ve Akdeniz EDAŞ’ın özelleştirme ihalesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/19951)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/19952)

14.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, termik santrallerin çevreye verdiği zararlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/19953)

15.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, AVM projelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/20112)

16.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç),

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan),

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ),

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Adalet Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Dışişleri Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Ekonomi Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelere ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin İçişleri Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin Kalkınma Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin Maliye Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin Millî Eğitim Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin Millî Savunma Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından,

Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından,

Soruları ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/20150), (7/20155), (7/20163), (7/20170), (7/20187), (7/20200), (7/20207), (7/20211), (7/20226), (7/20239) Ek cevap (7/20251), (7/20256), (7/20264), (7/20276), (7/20292), (7/20305), (7/20366), (7/20397), (7/20402), (7/20411), (7/20434), (7/20460), (7/20472) Ek cevap (7/20486), (7/20506)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Van’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/20174)

18.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Gümüşhane’nin bir köyünde yaptırılan bir okula ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/20238)

19.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, esnaf bölge birlikleri ve esnaf kefalet ve kredi kooperatifleri ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/20300)

20.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, kadınların ticari hayata katılımına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/20303)

21.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, Bakanlık personeline ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/20306)

22.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002 yılından itibaren Bursa’ya veya Bursa’dan tayin edilen personele ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/20307)

23.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yurt dışı görevlendirmelere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20470)

24.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, orman yangınlarıyla mücadele kapsamındaki çalışmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20471)

25.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerde yer aldığı iddia edilen ifadelere ve PKK terör örgütü ile yürütülen müzakerelerin Bakanlık çalışmalarına etkilerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20472)

26.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığa bağlı birimlerde çalışan taşeron işçilere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20475)

27.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Antalya’nın Finike bölgesinde faaliyet gösteren taş ocaklarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20476)

28.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı birimlerince düzenlenen toplantı ve organizasyonlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/20681)

29.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen denetimlere ve kesilen idari para cezalarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/20682)

30.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yaptırılan bir ankete ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/20983)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Çankırı’ya yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/20993)

32.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Çankırı’ya yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21036)

33.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, perdecilik sektörüne verilen destek ve teşviklere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21037)

34.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2008-2013 yılları arasında mermer üretici ile ihracatçılarına verilen destek ve teşviklere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21038)

35.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, TURQUALITY Projesi’ne ve yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21039)

36.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye ile İsrail arasındaki dış ticaret hacmine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21040)

37.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığın hizmet binalarında yapılan yenileme çalışmalarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21310)

38.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından düzenlenen yurt dışı gezilerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21311)

39.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, tanıtım faaliyeti giderlerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21312)

40.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, olası bir depremin olumsuz etkilerinden korunmak için alınan önlemlere ve hizmet binalarının depreme dayanıklılığına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21313)

41.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakan Yardımcısına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21314)

42.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, özel şahıslardan kiralanan taşınmazlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21315)

43.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, engelli personele yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21316)

44.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, engelli istihdamına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21317)

45.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, özel şahıslardan kiralanan araçlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21318)

46.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık personelinin psikolojik taciz (mobbing) şikayetlerine ve yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21320)

47.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2008-2013 yılları arasında uğranılan siber saldırılara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/21510)

48.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’da serbest bölge açılmasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21603)

49.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’daki bağlı kurum ve kuruluşlara yapılan açıktan personel atamalarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21604)

50.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, TBMM Kampüsü içinde görüldükleri iddia edilen iki kişiye ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/22182)

07 Mayıs 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır, Hükûmet bunları cevaplandırabilir, süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Eskişehir Uluslararası Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası kutlamaları, etkinlikleri münasebetiyle söz isteyen Eskişehir Milletvekili Salih Koca’ya aittir.

Buyurun Sayın Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca’nın, Eskişehir Uluslararası Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası kutlamaları ve etkinliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu, farklı kültürleri, inançları, ırkları, konuşulan dilleri, aslından uzaklaştırmadan bir arada yaşatmış ve bu medeni vasfını her zaman devam ettirmiş uygarlıkların diyarıdır.

Pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu coğrafya, kadim kültürlerin nesilden nesile aktarılmasıyla dünyanın kültür merkezlerinden biri hâline gelmiş ve o kültürlerin damıtılarak geleceğe aktarılması neticesinde elde edilen sevgi ve barış medeniyetimizin remzi olarak “Anadolu” adıyla isimlendirilmiştir. Bu ev sahipliğinin manevi temsilcileri, evrensel mesajla şekillenen sevgi ve barış medeniyetini yüzyıllarca ileriye taşımışlardır.

Bu manevi temsilcilerden birisi de Eskişehir’in Sarıköy’ünden çıkan bizim Yunus’tur. Saf ve duru bir ifadeyle İslam’ın ahlak anlayışını anlatan Yunus, sevginin ve barışın şairidir. İnsanlık tarihinin en güzel değerlerinden biri olan Yunus, sadece yaşadığı çağı değil, bütün çağları etkilemiştir. Yunus, sevgi ve barış söylemiyle insani değerleri yeniden inşa etme anlayışının en güçlü mimarlarından biri olmuştur. Yunus mutfağında insan, sevgi terkibiyle terbiye olur ve tekâmül ocağında pişer. Yunus’un sevgi terkibi, İslam membasından sulanmış, tasavvuf imbiğinden geçmiş, ilim ateşinde dem bulmuş, şiirsel bir anlatım ile tatlandırılmıştır. Böylece, her yüzyıla hitap eden ve evrensel bir mesaj hâlini almıştır.

Yunus’un şiirleri ile gönüllerde oluşturduğu huzur iklimi, bu felsefenin hayatın her alanında etkili olması gerektiğini bizlere gösteriyor. Bu nedenle, Yunus felsefesinin eğitimcilerimiz tarafından nesillerimize okullarda ders olarak anlatılması, geleceğimizin sağlıklı bir şekilde inşa edilmesi açısından önemlidir.

Tüm çağlara hitap eden bizim Yunus “Biz kimseye kin tutmayız/ Kamu âlem birdir bize.” dizeleriyle eşitlik ilkesini; “Yaratılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü.” dizesiyle tevazu ve hoşgörüyü; “Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz.” dizeleriyle de birliği, beraberliği, kardeşliği ve barışı anlatmıştır.

2013 Yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti olan Eskişehir; Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Şeyh Şucaeddin-i Veli, Seyit Battal Gazi, Mahmud Hüdayi gibi gönül erlerini yetiştirerek manevi iklimi en güçlü kaynaklardan beslemiş bir ilim ve irfan yurdudur.

Eskişehir Osmanlıdan bu yana Kırım’dan, Kafkaslardan ve Balkanlardan göç etmiş soydaşlarımızı bağrına basarak aynı zamanda sevgi ve hoşgörünün başkenti olmuştur. Eskişehirliler olarak barış ve sevginin sözcüsü Yunus gibi bir değerimizin içimizden çıkmasından dolayı gurur duyuyoruz. Yunus’u anlamak, onun felsefesini yaşamak ve bu felsefenin yaşanmasını sağlamak, bu topraklarda yaşayan herkesin görevidir. Bu amaçla, son yıllarda Eskişehir Valiliğimizin öncülüğünde aktiviteler gerçekleştiriyoruz. Yunus’un ve felsefesinin tüm dünyaya tanıtılması amacıyla her yıl mayıs ayının ilk haftasını “Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası” olarak kutluyoruz. Bu yıl da 3-11 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen etkinlikler Yunus’un, Mevlânâ’nın ve Hacı Bayram Veli’nin torunlarının bir araya gelmesiyle daha bir anlamlı oldu. Çünkü bu sene, Anadolu’nun bu üç manevi önderinin medfun olduğu başkentler birbirine daha güçlü bağlandı. Bu vesileyle, bu üç başkentin birbirine yüksek hızlı trenle bağlanmasında öncülük eden başta Sayın Başbakanımıza ve bakanlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Yunus’un hoşgörü ve sevgi diyarı olan 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir’imize siz değerli milletvekillerimizi ve halkımızı davet ediyoruz.

Sözlerimi sevginin şairi Yunus’tan şu dizelerle bitirmek istiyorum:

“Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı,

Söz ola ağulu aşı,

Yağ ile bal ede bir söz.”

Bu duygularla sözlerime son veriyor, yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koca.

Gündem dışı ikinci söz, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 7 Mayıs, dün 6 Mayıstı. Bundan kırk bir yıl bir gün önce, 6 Mayıs 1972’de, 1968 devrimci kuşağının önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bir şafak vakti, alacakaranlıkta, hukuksuz bir şekilde idam sehpasına çekilerek idam edildiler. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ne yapmış da idam cezasını hak etmişlerdi? O tarihte bu Mecliste yapılan görüşmelerde kimi milletvekilleri bu olayı bir vatan kurtarma mücadelesi olarak görmüşler ve Deniz Gezmiş’in, Yusuf Aslan’ın ve Hüseyin İnan’ın idamı doğrultusunda oy kullanmışlardır.

Değerli arkadaşlarım, oysa, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın gerçekten amaçlarının ne olduğunu doğrudan kendi ağızlarından dinlemekte yarar vardır: “Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum, hâlen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve iş birlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı, ölümden korkmuyoruz. Onu ancak iş birlikçileri düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık. Ben Amerikan emperyalizmine, Sovyet revizyonizmine, Romen soytarılığına, Bulgar dalkavukluğuna karşı bir Türk devrimcisiyim.”

Gerçekten, Deniz Gezmiş o savunmasında “Ben silahımı halka ve orduya karşı kullanmadım ancak vatan hainlerine karşı kullanmak maksadıyla taşıdım. ‘Halka ve orduya karşı silah kullanırım.’ şeklinde beyanda da bulunmadım.” demiştir.

Değerli milletvekilleri, Deniz Gezmiş o savunmasında “Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk, varlığımızı Türkiye adına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir.” demiştir.

Gerçekten, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, emperyalizmin ve iş birlikçilerinin bu ülkeden sökülüp atılacağına, Türkiye'nin bağımsızlığına kavuşacağına, tam demokratik bir Türkiye oluşacağına, bir gün bu ülkede sömürüsüz bir toplum yani sosyalizmin oluşacağına, insanların eşit, özgür yaşayacaklarına inanıyorlardı ve bu inançla mücadele etmişlerdir. Tarihte yaşam öykülerini okuduğumuz pek çok devrimci gibi Denizlerin, Yusufların ve İnanların ölümü göze almalarını sağlayan işte bu inanç ve mücadele gücüydü. Biz Deniz Gezmişlerin inançlarını şu cümlelerle de görebiliriz, büyük ozan Nazım Hikmet diyor ki:

“Ölüm

bir ipte sallanan bir ölü.

Bu ölüme bir türlü

razı olmuyor gönlüm.

Fakat

emin ol ki sevgili;

zavallı bir çingenenin

kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli

geçirecekse eğer

ipi boğazıma,

mavi gözlerimde korkuyu görmek için

boşuna bakacaklar

Nâzım'a!

 

Ben,

alacakaranlığında son sabahımın

dostlarımı ve seni göreceğim,

ve yalnız

yarı kalmış bir şarkının acısını

toprağa götüreceğim...”

İşte, bu 68 kuşağının devrimcileri de Nazım’ın bu şiirinde söylediği gibi korkusuzca darağaçlarına çıktılar ve o günün faşist diktatörleri Deniz Gezmiş’in, Yusuf Aslan’ın ve Hüseyin İnan’ın gözünde korkuyu görebilmek için boşuna baktılar. Yusuf Aslan idam sehpasına giderken söylediği şu sözler onların bu davaya ne kadar inandığının somut göstergesidir: “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz, sizler Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!” diye idam sehpasına korkusuzca çıkmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, aradan kırk bir yıl geçmiştir. Denizleri asanlar, Yusufları asanlar, bunlar korkularıyla, şerefsizliğiyle, onursuzluklarıyla her gün ölmektedirler ama Denizler herkesin, 76 milyon Türk vatandaşının yüreğinde, kalbinde yaşamaktadır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Gündem dışı üçüncü söz, Dersim katliamı ve Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıl dönümleri münasebetiyle söz isteyen, Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık’a aittir.

Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

 

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Dersim katliamına ve Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün, ne yazık ki tarihimizde acı dolu günler vardır. Daha 4 Mayısta Dersim’in 76’ncı yıl dönümüydü; katliamın, soykırımın yıl dönümüydü. Dün de Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in ölüm yıl dönümüydü. Denizler, Hüseyinler, Yusuflar darağacına giderken bugünkü Türkiye’nin konuştuğu “Yaşasın halkların, Kürt ve Türk halkının kardeşliği.” diyordu. Sadece bir Türk devrimcisi değildi, Türkiye’de yaşayan bütün halkların ortak bir devrimcisiydi ve halklar için mücadele eden 3 yiğitti. Burada konuşurken onların ruhunu incitecek sözler, sözcükler söylenmemelidir. Onlar çünkü bedenlerini bu halkların özgürlüğü için feda eden yiğitlerdi.

Yıl 1969, İstanbul’da köprü yapılıyordu ama onlar, İstanbul köprüsüne misilleme olarak, Hakkâri’ye kadar giden Deniz Gezmişler, Mahirler, Ömerler orada, Zap Suyu’nda halkların kardeşlik köprüsünü inşa eden yiğit devrimcilerdi, biz Denizleri böyle biliriz.

Denizler, işte bugün konuşulan, tartışılan Kürt sorununun çözümüyle ilgili, aslında darağacında “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği.” deyip işte, aradan kırk bir yıl geçmiş, bugün o ruhu hep birlikte burada hayata geçirmek için çaba sarf ediyoruz ama o gün Deniz’in yol arkadaşı olup ve bugün Denizlerin ruhuna ters gelen söylemleri seslendirenler, ulusalcılık yapıp Denizler adına, Deniz’in, Yusuf’un ve Hüseyin’in ruhunu incitirler.

Evet, tarihimizde acı dolu günler vardır. Yetmiş altı yıl önce bir soykırım, bir katliamla Dersim’de, oradaki yaşayan halklar, orada yaşayan Kürtler bir soykırımla karşı karşıya kaldılar. Yediden yetmişe, çoluğuyla çocuğuyla süngüyle, zehirli gazlarla katledildiler. O gün o katliamı gerçekleştirenlerin adı ne olursa olsun, siyasal kimliği ne olursa olsun, Almanya’da Hitler’in Yahudilere uyguladığı soykırım ne ise ve Yahudiler onlarla ilgili, yani Hitler’le ilgili ne hissediyorsa Dersim katliamını gerçekleştirenlerle ilgili de biz Kürtler, Dersimliler aynı şeyi hissediyoruz; kimliği ne olursa olsun ama biz tarihe takılıp kalacağımıza tarihteki yaralarımızı hep birlikte sarmalıyız. Deniz’in ruhu öyle şad olur, Hüseyin’in ruhu öyle şad olur ve Seyit Rıza’nın ruhu öyle şad olur.

Bakın, Dersim’de katliam yaşandı, aradan yetmiş altı yıl geçti, iki gün önce Dersim’in vadilerinde ve Dersim’in mağaralarında hâlâ topluca katledilen insanların kemikleriyle yüz yüzeyiz. Onun için tarih hepimize önemli sorumluluklar yüklüyor iktidarı muhalefetiyle. Gelip Dersim’in yaralarını saracağız, Dersim’in adını iade edeceğiz. Buradan çıkıp kuru bir özürle bu iş olmaz. Yani bir acemi cerrah gibi neşter atıp yaraları eğer dikemiyorsak sorunu çözemeyiz. Dersim’de hâlâ Şeyh Sait Efendi ile Seyit Rıza’nın mezarları bilinmiyor. Eğer sorunu çözeceksek ilk önce onların mezarlarını bulmalıyız. Dersim’in isminin iadesi için derhâl, iktidar ve muhalefet partileri bir an önce bunu iade edebilmeliyiz ve Dersim’le yüzleşmek için, Deniz’in ruhuyla yüzleşmek için bugünkü barış projesine bir bütün olarak destek sunmalıyız. Eğer bunu sağlayabilirsek Deniz’in ruhu, Seyit Rıza’nın ruhu ve Şeyh Sait Efendi’nin ruhu da böyle şad olur ve gerçek devrimcilerin ruhu böyle huzur bulabilir. Ama bir taraftan devrimci bir ruha sahip olup, bir taraftan da bugünkü barış sürecine karşı direnç göstermek bu ruhlara karşı yapılabilecek en büyük haksızlıktır.

Ben de o günün devrimcilerini minnetle yâd ediyorum. Onlara büyük bir hayranlığımız vardı ve hâlen devam ediyor ve bu ülkede onların darağacında seslendirdiği “Yaşasın halkların kardeşliği!” şiarını hep birlikte hayata geçirebilirsek hepimiz yaşayabileceğimiz ülkenin temellerini atmış oluruz.

Bu duygularla hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

Sisteme giren arkadaşlarımıza birer dakika söz vereceğim sırasıyla.

Sayın Öğüt…

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul’da 1 Mayıs kutlamalarında ve Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının 6’ncı Filo’yu denize döktüğü yer olan Dolmabahçe’ye yapılan yürüyüşte yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İstanbul’daki 1 Mayıs olayları tüm dünyanın tanıklık ettiği bir rezalete dönüşmüştür. Bunun tek sorumlusu her durum ve fırsatta işçisini, emekçisini ezmeye çalışan AKP’dir. “Fevkalade orantılı” müdahale neticesinde yüzlerce kişi yaralanmış, kalp krizi geçirmiş, sadece kamuoyuna yansıdığı kadarıyla bir kişi görme yetisini yitirmiş, bir diğeri de beyin ameliyatı geçirmiştir. İstanbul’da “fevkalade orantılı” müdahalenin bilançosu budur. Görevi emniyeti sağlamak olan polisler çoluk çocuk, genç yaşlı bir yana, hastaneleri, CHP otobüsünü gaz yağmuruna tutmuştur. “Tam bağımsızlık” dedikleri için alçakça idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 6’ncı Filo’yu denize döktüğü Dolmabahçe’ye yapılmak istenen yürüyüşte polisin sert müdahalesi sonucu çok sayıda genç, biber gazı, tazyikli su ve copa maruz kalmıştır. Bu iktidar ki Deniz’in yolundaki gençlere dahi tahammül edememektedir. Valinin “marjinal gruplar” olarak nitelendirdiği, Başbakanın “militan” diye adlandırdığı bu ülkenin işçileri, emekçileri ve onların örgütlü mücadelesine destek veren milyonlardır. Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Taksim 1 Mayıs alanıdır, aynen öyle kalmaya devam edecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Oğan…

 

2.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, açık öğretim fakültesi öğrencilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

 

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, efendim, ülkemizin maalesef başına gelebilecek en kötü şey geldi ve bir önceki Millî Eğitim Bakanı eğitim sistemini altüst etti. Çok şükür ki ülke, öğretmenler, öğrenciler ve eğitim camiası önceki Sayın Millî Eğitim Bakanından kurtuldu ama açık öğretim fakültesi öğrencilerinin sorunları daha bitmiş değil.

Geçenlerde yeni Eğitim Bakanımıza soruyu sorduk ama cevabını alamadık. Buradan Genel Kurulun huzurunda tekrar soruyorum: Bütün öğrencilere tanınan bütünleme hakkı açık öğretim fakültesi öğrencilerine neden tanınmıyor? Muafiyet ve formasyon hakkı açık öğretim fakültesi öğrencilerine neden verilmiyor? Türkiye’de açık öğretim fakültesi öğrencilerine bu Anayasa’ya göre fırsat eşitliğinden alması gereken hakkı neden tanımıyor? Çok şükür ki yeni bir Millî Eğitim Bakanı var –öncesinden kurtulduk- yeni Millî Eğitim Bakanından bunun cevaplarını bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oğan.

Sayın Ağbaba…

 

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya Kürecik’te kurulan üsse ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın bu üsle ilgili açıklamalarına ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya Kürecik’te kurulan İsrail’i korumaya yönelik füze kalkanı Amerika Birleşik Devletleri tarafından kurulmuştu, tepki gelmesinden korkulduğu için NATO çarşafına dolanmıştı. Ben bu gerçeği defalarca söyledim. Bunun bir ABD üssü olduğunu, ABD tarafından kurulduğunu, temel amacının ise İsrail’i korumaya yönelik olduğunu söyledim, maalesef beni yalanladılar. Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış. Bugün, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz bunu itiraf etti. Kendisine teşekkür ediyorum hiç olmazsa bu yalanı ortaya çıkardığı için. Burası bir ABD üssüdür, ABD tarafından kurulmuştur, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminden kaçırılmıştır, anayasal suç işlenmiştir. Bunun takipçisi olacağımızı Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Sayın Varlı…

 

4.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Hükûmetin mısır ithalatını bir an önce durdurması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Hükûmeti uyarmak istiyorum.

Erken mısırlar ekildi; ağustos sonu, eylül 15 itibarıyla da biçilecek. Hâlâ, glikoz ve nişasta üreten sanayi tesislerine mısır ithalatı serbest, ihracat yapmak kaydıyla dışarıdan mısır ithalatı serbest ancak bu sanayi tesisleri ihracata gönderdiklerinin en az 5 mislini iç piyasada tüketmek kaydıyla mısır ithal ediyorlar. Bu da iç piyasanın doyması anlamına geliyor. Yani, çiftçi hasada girdiği zaman, mısır hasadına girdiği zaman iç piyasa doymuş olacak. Dolayısıyla, çiftçinin malı elinde kalmış olacak. Lütfen bu konuda Hükûmet olarak bir girişimde bulunun ve mısır ithalatını bir an önce durdurun. Buğdayı bitirdiniz, pamuğu bitirdiniz, bari mısır üreticileri ayakta kalsın. Allah aşkına, eğer çiftçiye, üreten insana birazcık saygınız varsa, birazcık onları düşünüyorsanız lütfen bu konuda bir çare üretin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Varlı.

Sayın Yeniçeri…

 

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, AKP Hükûmetinin mültecilerle ve Suriye’yle ilgili politikasının yanlış olduğuna ve bunu yeniden gözden geçirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Akçakale Gümrük Kapısı’nda Özgür Suriye Ordusu polisimizi şehit etmiştir. Hatay Reyhanlı’da Özgür Suriye Ordusu militanlarınca Türk Bayrağı yakılmıştır. Bölgede hemen her gün mültecilerle ilgili olarak onlarca olay yaşanmaktadır. Yaşanan olaylar, Türkiye’deki mülteci sorununun siyasetten daha çok sosyolojik bir boyut kazandığını göstermektedir. AKP Hükûmetinin hem mülteci hem de Suriye politikası yanlıştır. AKP iktidarının Beşar Esad düşmanlığını giderek Suriye düşmanlığına, İsrail dostluğuna dönüştürdüğü ortaya çıkmıştır. AKP’nin Suriye düşmanlığı yalnızca İsrail’in elini güçlendirmektedir. AKP, Müslüman ve komşu ülkeler arasında kalıcı düşmanlık yaratacak politikalardan süratle vazgeçmelidir. Komşuya düşman, düşmana komşu politikası izlenemez. İsrail Suriye’de yeni kazanımlar peşindedir. Dış politikada rotası ve ilkesi olmayan AKP Hükûmetini uyanık olma, Suriye politikasını yeniden gözden geçirme konusunda bir kez daha uyarıyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.

Sayın Türkoğlu…

 

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, açık öğretim fakültesi öğrencilerinin sorunlarına ilişkin açıklaması

 

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye)­ – T­­eşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, eğitimdeki en önemli fırsatlardan birisi, üniversitelileşme noktasında, açık öğretim fakülteleri. Açık öğretim fakülteleri ister birinci üniversite olsun, ister ikinci ya da üçüncü üniversite olsun, yüz binlerce gencimizin üniversite mezunu olması açısından önemli bir fırsat ve bu fırsatı değerlendiren öğrencilerimizden dolayı zaman zaman üniversitelileşme oranları içerisinde açık öğretim fakülteliler de sayılmakta, ancak, diğer üniversitelerde yaşanan bazı kolaylıkların bu üniversitedeki, açık öğretim fakültesinde okuyanlara tanınmadığını görüyoruz. Örneğin bunlar, diğer fakültelerden mezun olanlar gibi, diplomaları açısından birinci sınıf bir diploma olarak değerlendirilmemektedirler.

Diğer taraftan, geçen, Millî Eğitim Bakanına söyledik ama cevap alamadık. Bu çocukların ders kitaplarının kayıtta ya da sınavlardan üç ay önce verilmesi gerekirken, maalesef, sınavlara bir hafta kala kitaplarına kavuşabilmekte, bunlar da ciddi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkoğlu.

Sayın Karaahmetoğlu…

 

7.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yılı. Onlar bağımsızlık için, ülkemizin bağımsızlığı için ve halkımızın mutluluğu için ölümü göze aldılar.

“Ölenler dövüşerek öldüler, güneşe gömüldüler.

Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var, güneşe akın!

Güneşi zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın!”

Saygıyla anıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karaahmetoğlu.

Sayın Şandır…

 

8.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak, Bursaspor Kulübü Başkanı İbrahim Yazıcı’ya Allah’tan rahmet dilediklerine ve Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’na ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkan, öncelikle, Bursaspor Kulübünün Başkanı Sayın İbrahim Yazıcı’nın Hakk’ın rahmetine yürüdüğünü biraz önce öğrenmiş bulunuyoruz. Grubumuz olarak, Meclisimiz olarak, merhuma rahmetler diliyorum; Bursaspor camiasına başsağlığı diliyorum.

İkinci olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de Yunus Emre’nin anıldığı bugünleri şükranla yâd ediyoruz, Yunus Emre’ye rahmetler diliyoruz. Yunus Emre insan olmanın anlamını, kardeşlik duygusunun önemini Türkçe söyleyen, bugünün dünyasında kaos içerisindeki insanlığa huzuru, kardeşliği, sevgiyi Türkçe dillendiren çok değerli bir gönül insanı, bir tasavvuf insanı. İnsan sevgisini Allah sevgisi seviyesine çıkartan, günümüz değerlerini bundan yedi yüz, sekiz yüz yıl önce insanlığa sunan, gerçekten çok değerli bir Türk evladı. Anadolu’da Türk birliğini sağlayan, Türkçeyi bir millet dili hâline getiren önemli bir değerimiz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bugünü anıyoruz, şükranlarımızı sunuyoruz Yunus Emre’ye ve onun yolundan gidenlere, rahmetler diliyoruz efendim.

BAŞKAN –  Teşekkürler Sayın Şandır.

Sayın Baluken…

 

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ve Dersim katliamına ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

6 Mayıs 1972’de katledilen Türkiye devrimci gençlik  hareketinin liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı bizler de büyük bir saygıyla anıyoruz.

3 fidanı katledildikleri 41’inci yılında özlemle andığımızı tekrar ifade etmek istiyoruz. Onlardan aldığımız mücadeleyi ve direniş mirasını kararlılıkla sürdüreceğimizi ifade ediyoruz. Denizleri idama götüren zihniyetle yüzleşilmesi gerektiğinin sözünü burada tekrar tüm halklarımıza veriyoruz. Tarihimize kara leke olarak geçen bu idamlar tarihinin utancını kaldırma görevinin de bu Mecliste olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

Diğer taraftan, 4 Mayıs 1937 tarihi, Dersim soykırımının Bakanlar Kurulunda kararlaştırıldığı bir tarihtir. Dersim’i bir çıban olarak görüp neşter atılması gereken bir olay, olgu olarak değerlendiren zihniyeti kınadığımızı vurgulamak istiyorum. Özellikle birkaç gün içerisinde Laç Deresi mağaralarında ortaya çıkan insan kemiklerinin, soykırımdan kalma insan kemiklerinin Dersim katliamıyla yüzleşmenin ne kadar acil ve elzem olduğunu ortaya koyduğunu düşünüyoruz. Başta Dersim adının iadesi olmak üzere Dersim halkından özür dilenmesi, Dersim kayıp kızlarının akıbetiyle ilgili arşivlerin açılması ve Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının Dersim halkına verilmesinin bu Meclisin önündeki önemli gündemlerden ve görevlerden biri olduğunu düşünüyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkürler Sayın Baluken.

Sayın Erdoğdu…

 

10.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ile Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin 41’inci yıl dönümüne ve halkı için ölen bütün devrim şehitlerini saygıyla andığına ilişkin açıklaması

 

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, mayıs ayı yurtseverler için bir yas ayıdır. Bundan kırk bir yıl önce Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın haksız olarak katledildikleri yılın kırk birinci yılını matemle andık; onları saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz. Deniz Baba’nın idam sehpasında söyledikleri bizim için şiardır, “Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın tam bağımsız Türkiye.” bizim için şiardır. Ben bu vesileyle Sinan Cemgil, Ulaş Bardakçı, Mahir Çayan, Alpaslan Özdoğan gibi halkı için ölen devrim şehitlerini de saygıyla anıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğdu.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz gündemin sözlü sorular kısmının 1, 51, 113, 140, 186, 260, 261, 277, 333, 338, 362, 364, 365, 367, 368, 369, 546, 673, 771, 778, 830, 832, 896, 929, 959, 1006, 1007, 1046, 1109, 1253, 1448, 1558, 1628, 1680, 1716, 1971, 1972, 1973, 1974, 1982, 1983, 1984, 2021, 2071, 2191, 2230, 2335, 2336, 2337, 2341, 2348 ve 2350’nci sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir.

Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Jean-Claude Mignon'un beraberinde bir heyet ile birlikte ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30/4/2013 tarih ve 48 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1209)

07/05/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Jean-Claude Mignon'un beraberinde bir heyet ile birlikte ülkemizi ziyaret etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 30 Nisan 2013 tarih ve 48 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7’nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Birliği Konseyi İrlanda Başkanlığı tarafından 12-13 Mayıs 2013 tarihlerinde İrlanda'nın başkenti Dublin’de düzenlenecek olan Parlamento Çevre ve Enerji Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılması Genel Kurulun 30/4/2013 tarihli 98'inci Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere AK PARTİ Grubunun bildirmiş olduğu isme ilişkin tezkeresi (3/1210)

                                                                                                                                     06/05/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi İrlanda Başkanlığı tarafından 12-13 Mayıs 2013 tarihlerinde İrlanda'nın başkenti Dublin'de düzenlenecek olan Parlamento Çevre ve Enerji Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılım sağlanması hususu, Genel Kurulun 30 Nisan 2013 tarihli 98'inci Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca toplantıya katılmak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun bildirmiş olduğu isim Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

Muzaffer Çakar                       Muş Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve 19 milletvekilinin, ülkemizde enerji sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/606)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde yaşanan enerji sektörünün sorunlarının araştırılarak gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz.

1) Necati Özensoy                                             (Bursa)

2) Faruk Bal                                                      (Konya)

3) Oktay Vural                                                   (İzmir)

4) Lütfü Türkkan                                                (Kocaeli)

5) Ali Uzunırmak                                               (Aydın)

6) Atila Kaya                                                     (İstanbul)

7) Ahmet Duran Bulut                                        (Balıkesir)

8) Emin Haluk Ayhan                                         (Denizli)

9) Enver Erdem                                                 (Elâzığ)

10) Özcan Yeniçeri                                            (Ankara)

11) Reşat Doğru                                                (Tokat)

12) Bülent Belen                                               (Tekirdağ)

13) Kemalettin Yılmaz                                       (Afyonkarahisar)

14) Hasan Hüseyin Türkoğlu                              (Osmaniye)

15) Mehmet Günal                                             (Antalya)

16) Yusuf Halaçoğlu                                          (Kayseri)

17) Muharrem Varlı                                           (Adana)

18) Ali Halaman                                                (Adana)

19) S. Nevzat Korkmaz                                      (Isparta)

20) Ali Öz                                                         (Mersin)

Gerekçe:

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de enerji en temel ihtiyaçlardan biri olma özelliğini korumaktadır. Bu ihtiyacın karşılanmasında verimlilik, süreklilik ve ekolojik olması önemlidir.

Giderek artan enerji ihtiyacının karşılanması mevcut projeler ve yatırımlarla yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.

Ülkemizde kalkınmayı sürdürebilmemiz için doğru bir enerji politikasına ihtiyaç vardır.

TEİAŞ'ın yaptığı elektrik enerjisi projeksiyon çalışmasına göre ülkemizde enerji açığı 2015 yılı itibarıyla başlamakta, mevcut projelerin de gerçekleşmesi hâlinde bile giderek artan ihtiyaç karşılanamamaktadır. Enerji açığı hızla artmaktadır.

Doğal gaz fiyatları petrole bağlı olarak sürekli yükselmekte, son yıllarda sanayi ve enerji üretiminin de doğal gaza bağımlılığı düşünüldüğünde sıkıntılar giderek büyümektedir.

Sanayi kuruluşları, başta Bursa olmak üzere enerji girdi maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı üretimlerini durdurmak tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar.

Enerji koridorunda bulunan kömür işletmeleri, doğal gaz tedarikçisi BOTAŞ, TPAO, elektrik üreticisi EÜAŞ, TETAŞ gibi kurumlar KİT olma özelliği ve farklı nedenlerden dolayı verimli üretim yapamamaktadır.

Elektrik alım garantisi ile alım ve satım yapan TETAŞ'ın YİD ve Yİ'lerden ortalama maliyetin üzerinde alım yaptığı bilinmektedir.

HES ve rüzgâr santralleri yapmak üzere lisans alan ve proje sahibi olan birçok firmanın çantacı tabir edilen konumda olduğu, projeleri pazarlayan aracıların oluştuğu görülmektedir. Gerçek girişimcilerin önü tıkanarak haksız kazançlar elde edilmektedir.

Bu uygulamalar enerji yatırımlarının önünü tıkayarak hızını da azaltmaktadır.

2005 yılında 5346 sayılı "Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun" ve 2010 yılında 6094 sayılı "Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" TBMM'de kabul edilmiş olmasına rağmen uygulamalarda aksaklıklar olduğu gözlemlenmektedir.

Fosil yakıtların giderek azalması ve ekolojik olmaması nedeniyle ülkemizde var olan ve hâlâ kullanıma alınmayan çok sayıda yenilenebilir kaynaklar bulunmaktadır.

Mevcut aktarımların verimli kullanılmadığı ve yeni enerji kaynaklarının da yeterli hızda hayata geçirilmediğini düşünerek ve enerjinin ülkemiz için en önemli strateji olması gerektiğinden hareketle yukarıda belirttiğimiz sorunların ve tedbirlerin ele alınacağı yüce Meclisimizce bir Meclis araştırması açılmasının yerinde olacağı kanaatindeyiz.

2.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat ve 28 milletvekilinin, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin ekonomik kalkınma, sosyal gelişme ve temel altyapı yatırımlarının bölgeye ne gibi yansımaları olduğunun ve projelerin gerçekleştirilme oranlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/607)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Güneydoğu Anadolu Projesi'nin ekonomik kalkınma, sosyal gelişme ve başta sulama olmak üzere temel altyapı yatırımlarının bölgeye ne gibi yansımaları olduğu ve projelerin gerçekleştirilme oranı hakkında Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca araştırma açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz. 28.02.2012

1) Salih Fırat                                                            (Adıyaman)

2) Hasan Ören                                                          (Manisa)

3) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                          (İstanbul)

4) Erdal Aksünger                                                     (İzmir)

5) Sakine Öz                                                             (Manisa)

6) Hüseyin Aygün                                                      (Tunceli)

7) Engin Altay                                                           (Sinop)

8) Aydın Ağan Ayaydın                                              (İstanbul)

9) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

10) Ercan Cengiz                                                      (İstanbul)

11) Özgür Özel                                                         (Manisa)

12) Ensar Öğüt                                                         (Ardahan)

13) Muharrem Işık                                                     (Erzincan)

14) Malik Ecder Özdemir                                           (Sivas)

15) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

16) Süleyman Çelebi                                                 (İstanbul)

17) Haluk Eyidoğan                                                   (İstanbul)

18) Aytuğ Atıcı                                                          (Mersin)

19) Emre Köprülü                                                      (Tekirdağ)

20) Ali Özgündüz                                                      (İstanbul)

21) Sena Kaleli                                                         (Bursa)

22) Mehmet Volkan Canalioğlu                                  (Trabzon)

23) Ömer Süha Aldan                                                (Muğla)

24) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

25) Veli Ağbaba                                                        (Malatya)

26) Engin Özkoç                                                       (Sakarya)

27) Uğur Bayraktutan                                                (Artvin)

28) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

29) Nurettin Demir                                                    (Muğla)

Gerekçe:

GAP, 9 ilin (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak) yer aldığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde uygulanmaktadır. GAP kapsamındaki illerin arazi ve nüfus büyüklüğü, Türkiye'nin ortalama yüzde 10'u civarındadır.

GAP, başlangıçta bölgenin su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesine dayanan bir program olarak ele alınmış, Fırat ve Dicle Havzası'nda sulama ve hidroelektrik enerji üretimine yönelik 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve sulama yatırımları öngörülmüştür.

1989 yılında hazırlanan Master Plan ve 2002 yılında yapılan revizyon ile tarım, sanayi, ulaştırma, eğitim, sağlık, kırsal ve kentsel altyapı yatırımlarını da içine alan GAP, çok sektörlü, sürdürülebilir insani kalkınmaya dayalı entegre bir bölgesel kalkınma projesi hâline gelmiştir.

GAP Eylem Planı’na (2008-2012) göre 2008 yılında, GAP kapsamında bölgede gerçekleştirilen bütün yatırımlar ve yaşanan gelişmeler gözden geçirilmiş, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin ekonomik kalkınma, sosyal gelişme ve başta sulama olmak üzere temel altyapı yatırımlarının hızlandırılarak büyük bir bölümünün 2012 yılı sonuna kadar tamamlanması kararı alınmıştır.

GAP Eylem Planı kapsamında dört stratejik gelişme ekseni vardır:

I. Ekonomik Kalkınmanın Gerçekleştirilmesi

II. Sosyal Gelişmenin Sağlanması

III. Altyapının Geliştirilmesi

IV. Kurumsal Kapasitenin Geliştirilmesi

Bu eksenler altında 73 ana eylem bulunmaktadır. Ana eylemler çerçevesinde yer alan proje ve faaliyetlerin sayısı ise 300’ün üzerindedir.

1990-2007 dönemi itibarıyla GAP'a kamu yatırım kaynaklarından yılda ortalama yüzde 7,0 düzeyinde pay ayrılmıştır. 2008 yılı başında GAP yatırımları için 1,06 milyar TL kaynak tahsis edilmiştir. GAP Eylem Planı'nın uygulamaya başlanmasıyla birlikte kurumlara aktarılan 1 milyar TL de ek ödenek ile yıllık yatırım tutarı 2 katına yükseltilmiş, GAP yatırımlarının toplam kamu yatırımları içindeki payı da ilk kez yüzde 10'un üzerine çıkarak yüzde 12 olmuştur. 2009 yılında 3,1 milyar TL ile bu oran yüzde 14,4'e yükselmiştir.

Yukarıda sunduğumuz veriler göz önüne alındığında, bu kadar yatırım yapılmasına rağmen yörede işsizliğin ve göçün düşmediği, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin de 2012 yılının sonuna kadar bitirileceği öngörüsünün gerçekleşemeyeceği görülmektedir.

Güneydoğu Anadolu Projesi'nin ekonomik kalkınma, sosyal gelişme ve başta sulama olmak üzere temel altyapı yatırımlarının bölgeye ne gibi yansımaları olduğu ve projelerin gerçekleştirilme oranı hakkında Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca araştırma açılmasını arz ve talep ederiz.

 

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 19 milletvekilinin, ülkemizde organ nakillerinde ve organ bağışında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/608)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde organ nakillerinde ve organ bağışındaki sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirler konusunda Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ve teklif ederiz.

 

1) Reşat Doğru                                   (Tokat)

2) Mehmet Şandır                               (Mersin)

3) Münir Kutluata                               (Sakarya)

4) D. Ali Torlak                                  (İstanbul)

5) Ruhsar Demirel                              (Eskişehir)

6) Mehmet Günal                                (Antalya)

7) Necati Özensoy                              (Bursa)

8) Erkan Akçay                                   (Manisa)

9) Sümer Oral                                    (Manisa)

10) Ali Uzunırmak                              (Aydın)

11) Emin Haluk Ayhan                        (Denizli)

12) Özcan Yeniçeri                             (Ankara)

13) Hasan Hüseyin Türkoğlu               (Osmaniye)

14) S. Nevzat Korkmaz                       (Isparta)

15) Adnan Şefik Çirkin                       (Hatay)

16) Muharrem Varlı                            (Adana)

17) Ali Öz                                          (Mersin)

18) Emin Çınar                                  (Kastamonu)

19) Kemalettin Yılmaz                        (Afyonkarahisar)

20) Alim Işık                                      (Kütahya)

 

Gerekçe:

Organ nakli; vücutta görevini yapamayan bir organın yerine canlı bir vericiden veya ölüden alınan sağlam ve aynı görevi üstlenecek bir organın nakledilmesi işlemidir.

Organ bağışı ise, bir kişinin hayatta iken serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi ve bunu belgelendirmesidir.

Tıp 20’nci yüzyıla gelene kadar pek çok değişim ve gelişme göstermiştir. Uygulamalar sırasında pek çok da olağanüstü hâllere tanık olundu. Ama artık bir konu çok iyi bilinmektedir; o da yaşam ve ölümün ne olduğu. Ölüm konusunda artık bir tereddüt taşımıyoruz. Hele de bazı testler yapıldıktan sonra ölümün kesinliği kuşku götürmez bir gerçektir. Defnettiğimiz bir insan ne kadar ölüyse beyin ölümü gelişmiş bir insan da o kadar ölüdür. Bugüne dek, ölmüş, defnettiğimiz bir insanın yaşama geri dönmesi gibi bir mucize nasıl gerçekleşmediyse, bundan sonra da böyle bir mucize gerçekleşemez. Tıpta mucizelerin gerçekleştiği pek çok alan olmasına rağmen ne yazık ki ölüm bunlardan birisi değildir. Bugüne kadar basında bazı spekülasyonlara zaman zaman rastlanmasına rağmen hiçbir beyin ölümü ve ölüm vakasının yaşama dönmesi söz konusu olmamıştır.

İyilik yapmanın belki de en açık karşılığıdır organ bağışı yapmak. Yaşamımızda, davranışlarımızı yönlendiren ilkelerin içinde en önemlilerinden birisi belli bir yarar ummaktır. İyilik yaparken bile bir yanımızla bu iyiliğin bize bir şekilde dönmesini umarız. Yaptığımız iyilikten karşımızdakinin ve diğer insanların bir şekilde haberdar olması ve bize borçlu hissetmesi karşı konulamaz bir istektir. Oysaki bir davranışın tam anlamıyla iyilik sayılabilmesi için hiçbir şekilde karşılığının olmaması ve habersiz olması gerekir.

Ülkemizde, yakınını kaybedip organ bağışı ile ilgili soruyla karşılaşan insanlardan neredeyse yarısı yakınlarının organlarını bağışlama cesaretini ve olgunluğunu göstermişlerdir. Bu durum, her konuda başta giden ABD’nin bile organ bağış oranının üzerindedir.

Bu, bizim insanımızın sağduyusunu ve yüreğini en açıklıkla ortaya koyan bir değerdir. Ülkemizde asıl yetersizliğin beyin ölümlerinin tespiti konusunda olduğunu artık anlamış bulunmaktayız.

Organ bağışı konusunun bir diğer yönü ise sosyoekonomik düzeyi düşük kesimde bağış oranlarının çok daha yüksek oranda gerçekleşmiş olması. Hiçbir maddi çıkar olmamasına karşın böyle bir sonucun ortaya çıkması da hayli ilginçtir. "Acaba ekonomik yönden iyi durumda olup daha yüksek eğitim imkânları buldukça insanlıktan uzaklaşılıyor mu?" sorusu ister istemez insanların aklına geliyor.

İnanıyoruz ki güven ve bilgilenme sorunu halledilebilirse ülkemiz dünyada organ bağışı konusunda en gelişmiş ülke olacaktır.

Diğer bir gerçek de ülkemiz sağlık çalışanlarının bu konuda tam bilgi sahibi olmamalarıdır. Ülkemizin, kadavradan organ bağışı ve nakli konusunda en zayıf noktası ne yazık ki bu. Bugüne kadar tıp ve sağlık personeli eğitiminde teknik unsurları ön plana çıkarıp sosyal yönden yeterli bilgilenmenin sağlanamamış olması bunun en önemli nedeni. Bir şekilde organ nakli merkezlerinde çalışmış olanlar dışında, beyin ölümü tespitlerinin önemini kavramış ve bu konuda hassasiyet gösteren hekim sayısı ne yazık ki çok az. Doktorlar karşılarında görmedikleri ve kendi takipleri altında olmayan bir hastanın yaşamı konusunda henüz yeterli duyarlılığı göstermekten uzaklar. Bu nedenle çalışmaların ve eğitim programlarının ilk basamağında halktan önce sağlık çalışanları yer almalıdır.

Son günlerde görsel medyadan da takip ettiğimiz üzere, dünyada ilk kez yapılan 4 uzvun bir anda nakledilmesi ve alıcının hayatını kaybetmesi doktorlar arasında da polemiğe neden olmuştur. Bu gibi durumlarda polemiğin önlenmesi için konunun uzmanlarından oluşan komisyonların da bir an önce kurulması gerekmektedir.

Konunun TBMM tarafından da araştırılması organ nakli ve organ bağışı konusunda ülkemizi ve halkımızı çok daha iyi yerlere getirecektir.

Önergemiz bu amaçla hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Haberleşme Özgürlüğüne ve Özel Hayatın Gizliliğine Yönelik İhlallerin Tespiti ve Önlenmesine İlişkin Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan (10/74, 471, 472, 473, 474, 475) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının Komisyonun görev süresinin uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

 

A) Tezkereler (Devam)

3.- (10/74, 471, 472, 473, 474, 475) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının süre uzatımına ilişkin tezkeresi (3/1211)

                                                                                                      03/05/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

12/02/2013 tarihinde çalışmalarına başlayan Komisyonumuzun, 02/05/2013 tarihli toplantısında aldığı karar gereğince görev süresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 105’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 12/05/2013 tarihinden itibaren bir ay uzatılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                               Yusuf Başer

                                                                                Yozgat

                                                                   Komisyon Başkan Vekili

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 105’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Araştırmasını üç ay içinde bitiremeyen komisyona bir aylık kesin süre verilir.” hükmü gereğince Komisyona bir aylık ek süre verilmiştir.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup oylarınıza sunacağım:

 

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türk-Amerikan Dernekleri Federasyonu tarafından 16-18 Mayıs 2013 tarihlerinde ABD'nin New York şehrinde düzenlenecek olan 32’nci Türk Günü etkinliklerine katılım sağlanması hususuna ilişkin tezkeresi (3/1212).

                                                                                         29/04/2013

                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu tarafından 16-18 Mayıs 2013 tarihlerinde ABD'nin New York şehrinde 32. Türk Günü etkinlikleri düzenlenecektir.

Söz konusu etkinliklere katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                     Çemil Çiçek

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Tezkereyi kabul edenler… Etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, TSK'da yaşanan şüpheli asker ölümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/445) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

7/05/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 07/05/2013 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                    İdris Baluken

                                                                                                                                         Bingöl

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin Genel Görüşme ve Meclis Araştırmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 418’inci sırasında yer alan 10/445 "TSK'da yaşanan şüpheli asker ölümlerinin" araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 07/05/2013 Salı günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisi üzerinde lehinde olmak suretiyle ilk söz Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

Sayın Tüzel buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergemizde, “kışlada şüpheli asker ölümleri” diye kamuoyunun tartıştığı konuda bir Meclis araştırması ve bir komisyon kurulması talebimiz var. Bu konu hem Türkiye'de barışın tesis edilmesine dönük konuştuğumuz süreç açısından hem de Hükûmetin yeniden gündeme aldığını söylediği askerlik süresinin kısaltılmasının konuşulduğu bugün açısından son derece önem kazanmıştır.

Bugün, yine bu şekilde evlatları ölen ailelerden bir kısmı Mecliste grup toplantısına katıldılar. En son 6 Martta 20’yi aşkın asker ailesi, grubu ziyaret ederek ve birlikte basın toplantısı yaparak bu yöndeki taleplerini de dile getirdiler. Ancak ben, bu konuya girmeden önce, bugün yaşadığımız ve İstanbul’da özellikle, Türkiye’nin emekçilerinin, Türkiye halklarının değerli evlatları Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölüm yıl dönümlerinde her yerde yapılan anma etkinlikleri ve bunun karşısında Hükûmetin tutumunu bir kez daha sizlerle birlikte paylaşmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi kırk bir yıl boyunca, 70’li yıllarda 68 gençliğinin önderlerinden olan, antifaşist-antiemperyalist mücadelenin üniversitelerde, iş yerlerinde, köylük alanlarda temsilcileri olan, ülkenin bağımsızlık ve yurtseverlik mücadelesinin simge isimleri olmuş bu gençlik önderleri haksız bir şekilde idamla katledildiler ve o zamandan bugüne Türkiye’nin her yerinde Denizlerin izinden gidenler, Denizlerin ismini evlatlarına, çocuklarına verenler onları saygıyla sevgiyle andılar, bağırlarına bastılar. Dün İstanbul’da, yine aynı şekilde Denizleri anmak isteyen gençler, Başbakanın talimatıyla ve İstanbul Valiliğinin emirleriyle İstiklal Caddesi’nin yasaklanması nedeniyle, aynı şekilde gaz bombalarıyla susturulmak, bastırılmak ve eylemleri engellenmek istendi. Oysaki 70’li yıllarda “ibret olsun” diye Denizleri asan, gençliğin mücadelesini, emekçi halkların mücadelesini bastırmak isteyen devlet anlayışı, aradan geçen bunca zaman sonra aynı şekilde iktidardaydı. Bizzat Hükûmetin “ileri demokrasi” söylemleri adı altında, 6 Mayıs günü, onun öncesinde 1 Mayıs günü sokakları gazlayarak, sadece gaz bombalarıyla değil, aynı şekilde her biri emekçi çocuğu olan Dilanları, Zeynepleri, İbrahimleri, Serdalları kafalarından gaz fişekleriyle âdeta öldürmeye kastederek bu gençlik yakarışlarını, gençlik isteklerini boğmaya, bastırmaya çalışmıştır. İşte AKP Hükûmetinin ve bugünkü devlet anlayışının demokrasi yaklaşımı, bugün, hak ve özgürlükler için; bilimsel eğitim için, cezaevlerinde siyasi nedenlerle, görüşleri nedeniyle tutuklanmışların salıverilmesi için; emeği için, ülkedeki barış ve kardeşlik için alanlara çıkan insanlara reva görülen davranış, Hükûmet tutumu budur. Bu tutum Başbakanın iki dudağının arasından çıkmıştır ve İstanbul Valisi temel hak ve özgürlüklerin başında gelen gösteri hakkını, ifade özgürlüğünü, örgütlenme hakkını bu şekilde keyfince ortadan kaldırmıştır. Yani aradan geçen kırk bir yıl boyunca aslında egemenler açısından hiçbir şey değişmemiştir. Ama bu ülkede aynı şekilde, yine emekçi sınıflar sömürülmektedir; işsizlik, yoksulluk had safhadadır.

Üniversitelerde bilim dışarıya gitmiştir. Üniversiteler sermayenin hizmetinde birer ticarethaneye dönüşmüştür. Üniversitelerde mistisizm, din örgütlenmesi alıp başını gitmiştir ve gençliğin demokratik üniversite, bilimsel, özerk üniversite talepleri aynı şekilde devlet terörüyle bastırılmaya çalışılmaktadır. 2013 Türkiyesi’ndeki gelinen manzara budur.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet ve İstanbul Valiliği 1 Mayıstaki bu yasakçılığı ve devlet terörünü bir şekilde izah etmelidir. Binlerce polisin İstanbul’a yığılması… Biz soruyoruz: Bunlar için emekçilerin bütçesinden ne kadar para harcanmıştır? İşçilerin, emekçilerin uluslararası dayanışma, mücadele, birlik günü olan, aynı zamanda resmî bir tatil olan 1 Mayıs, nasıl emekçilere, gençlere “özgürlük”, “bağımsızlık”, “kardeşlik” diyerek yurtseverce duygularını ifade edenlere yasaklanmıştır ve sadece yasaklanmayla da kalmayıp işte bu şekilde gençlerin ölümlerine ve ağır yaralanmalarına yol açacak şekilde bir saldırganlık gerçekleştirilmiştir. Ama biz bunları tarihimizden biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti tarihi, aslında, bu doksan küsur yıllık tarih tam anlamıyla bir katliamlar tarihidir. Tekleştirmenin, Müslümanlaştırmanın, Türkleştirmenin ve bütün bu eşitsizlikleri korumanın tarihi olarak, işte onlardan bir tanesine yine 4 Mayıs 37 tarihindeki “Dersim Tertele” diye geçen Dersim katliamının aradan geçen bunca zaman sonra hâlâ izleri sorgulanmaktadır, hâlâ bunların nedenleri, niçinleri ve hesabı sorulmaktadır.

Evet, bu, sadece basit bir özür olarak geçmemeli. Türkiye Cumhuriyeti eğer gerçekten demokrasiyi inşa edecekse, gerçekten toplumsal eşitsizlikleri giderecekse, haklar, inançlar, kimlikler üzerinde, etnisiteler üzerindeki ayrımcılık son bulacaksa, bu tarihle, bu acımasız katliamlarla olan tarihle mutlaka yüzleşilmelidir.

İşte, bu yüzleşmenin bir gereği olarak da bugün, Millî Savunma Bakanlığının ve İnsan Hakları Komisyonunun verilerine göre on yılda sayısı 961’i bulan ve her geçen gün yenileri beklenen kışladaki şüpheli asker ölümleri de mutlaka sorgulanmalı, mutlaka aydınlatılmalı ve bu ailelere bir yanıt verilmelidir.

Biz, öncelikle, bu acılı ailelere başsağlığı diliyoruz ve başkaca bir ölüm olmamasını diliyoruz. Özellikle ülkemizin girmiş olduğu bu yeni çatışmasızlık süreci zannederim ki ailelere, çocukları evlatları askerde olan ailelere yeni bir umut ışığı yaratmıştır ama bunun kalıcı olması çok önemli. Kalıcı olması önemli ve bugün halklar arası bir savaşın, çatışmanın giderek bir toplumsal barışa, eşitliğe, kardeşliğe, ortak demokrasi kültürüne, dillere, inançlara saygıya dönüşmesi için Hükûmetin de, Meclisin de önünde acil yapması gereken tedbirler, alınması gereken tedbirler vardır.

En son ölümlerden bir tanesi Kars’ta olmuştur. 24 Nisanda, bu Ermeni tehcirinin yıldönümünde, sanki ona nazire yapılırcasına, Ermeni Er Sevag Balıkçı’nın arkadaşı tarafından öldürülmesinin de üzeri kapatılmıştır.

Yine, 21 Şubat tarihinde, bu yılın 21 Şubatında Darıca’da Emek Partisinin ilçe yöneticisi olan Mazlum Aksu, Mardinli bir ailenin çocuğu olan Mazlum Aksu da benzer şekilde “şüpheli asker ölümü” olarak kayıtlara geçmiştir. Bunlar son örnekleridir ama gerçekten son olması için aileleri dinlemek ve onların taleplerine yanıt vermek gerekiyor. Aileler ne istiyor? Aileler öncelikle bu soruşturmaların, güven ortamını ortadan kaldıracak askerî mahkemelerde değil, sivil mahkemelerde yapılmasını istiyor. Ve gerçekten İnsan Hakları Komisyonunun bir alt komisyonu olarak bu konudaki bütün şüpheli ölümleri soruşturacak bir incelemenin ve görevlendirmenin yapılması ama sadece askerlik süresinin kısaltılması değil, milyonlarca lira emekçinin bütçesinin bu savunma sanayisi ve askerlik ortamına, savaş sanayisine ayrılması değil, gerçekten zorunlu askerliğin yasalarımızdan, Anayasa’dan çıkartılması, bütün çağdaş, medeni ülkelerde olduğu gibi vicdani ret hakkının tanınması, ölmek, öldürmek istemeyen gençler için zorunlu tutulan bu askerlik hizmetinin artık ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, geçen zaman içerisinde Meclisten çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri askerî disiplin yasası da, bizleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde zor duruma düşüren hükümler nedeniyle yapılmış bu düzenlemelerin de kışlada asker ölümlerini önleyecek içerikte bir düzenleme olmadığı ortadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi yapısı başlı başına antidemokratiktir ve sadece savaş ortamı değil, sadece toplumsal eşitsizliklerin, kimlik eşitsizliğinin, inanç eşitsizliğinin yol açtığı haksızlıklar ve psikolojik sorunlar değil, aynı zamanda ordunun yapısı da bu intiharlara ve şüpheli ölümlere yol açmaktadır. Bunlar Meclisimiz tarafından ciddi bir şekilde soruşturulmalı ve masaya yatırılmalı. Bu konuda grubumuzun Meclis araştırması önergesini onaylarınıza ve kabulünüze sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tüzel.

İkinci konuşmacı, aleyhinde olmak üzere İstanbul Milletvekili Sayın Şirin Ünal.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Askerlik hizmeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 72’nci maddesi gereğince her Türk'ün hem hakkı hem de ödevidir. Askerlik hizmetinin nasıl yerine getirileceği, Anayasa’mıza göre, ilgili kanunlarca düzenlenir. Bu kapsamda, askerlik hizmeti, 1111 sayılı Askerlik Kanunu  ile 1076 sayılı Yedek Subay ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu  gereğince icra edilmektedir.

Askerlik hizmet çeşitlerine şöyle bir göz attığımızda karşımıza üç ana yapı çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, kısa dönem hizmet için askere alınanlar: Yedek subay adayı statüsüne ayrılmayan kısa dönem statüsündeki yükümlülerin hizmet süresi, 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 5‘inci maddesi gereği, yedek subay adayı olarak ayrılanların hizmet süresinin yani on iki ayın yarısı kadar, altı ay olarak belirlenmiştir. Bu altı aylık sürenin yaklaşık bir ayı acemi eğitiminde geçmekte ve on iki günü de izin olarak kullanılmaktadır.

İkinci asker yükümlülerimiz, yedek subay kategorisinde vatani görevini yapan kardeşlerimizin durumudur. Bu dört yıl veya daha fazla süreli fakülte, akademi, yüksekokul ve enstitüler ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca bunların dengi olduğu kabul edilen yurt dışı öğrenim kurumlarını bitirenler ile Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’ne göre askerliğe elverişli olanlar arasından Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı kadar yedek subay adayı, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu’nun 3’üncü maddesi esaslarına göre belirleniyor.

Yedek subayların hizmet süresi, 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu’nun 3’üncü maddesi ve ayrıca, 23 Haziran 2003 tarihli ve 5795 sayılı Bakanlar Kurulu kararı gereği, on iki ay olarak belirlenmiştir. Tüm yedek subaylarımızın otuz günlük de izin hakkı bulunmaktadır. Buna göre, on iki ayın karışık sınıf yedek subaylar için üç ayı, sağlık sınıfı ile ihtiyaç fazlası olduklarından Millî Eğitim Bakanlığı emrine öğretmen olarak verilen yedek subaylar için ise bir ayı sınıf okullarında yedek subay eğitiminde geçmektedir.

Grup önerisine konu olan en son, kapsam ise on beş ay er veya erbaş olarak hizmet süresini tamamlayan askerlerimizle ilgili olan konudur. Yoklaması yapılanların tertip edilecekleri kuvvet komutanlıkları, Askeralma Dairesi Başkanlığınca bilgisayar ortamında şifreli kayıtlar üzerinden rastgele erişim sistemiyle; sınıfları, branşları ve eğitim merkezleri ile celp grupları ise ayrılmış bulundukları kuvvet komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığıyla Sahil Güvenlik Komutanlığınca bilgisayar ortamında rastgele olarak belirlenmektedir.

Erbaş ve er statüsündeki yükümlüler yılda 4 celp 8 grup olmak üzere silahaltına alınmaktadır. Erbaş ve er statüsünde sevk edilen yükümlülerin hizmet süresi on beş aydır. Yine, bu kardeşlerimizin de bir ila üç ayı acemi eğitiminde geçiyor, otuz günlük de yasal izin süreleri var.

Dört yıl ve daha fazla süreli yüksekokul mezunlarının askerlik hizmet süreleri, biraz önce ifade ettiğim gibi, 1076 sayılı Yedek Subay ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu’yla düzenlenmiştir. Bunlardan yedek subay olanların hizmet süreleri, biraz önce ifade ettiğim gibi, on iki ay; kısa dönem erbaşların ise altı aydır. Dört yıldan daha az süreli yüksekokul mezunları ise 1111 sayılı Askerlik Kanunu’na tabidirler ve askerlik hizmet süreleri on beş aydır.

Değerli milletvekilleri, biraz önce BDP’li vekilimizin arz ettiği, bu şüpheli asker ölümleriyle ilgili olarak ben müsaadelerinizle size Türk Silahlı Kuvvetlerinde bu konuyla ilgili olarak yürütülen 13 adımlık bir prosedürü okuyarak arz etmek istiyorum:

Türk Silahlı Kuvvetlerinde meydana gelen her türlü vefat olaylarında, mutlaka, sorumluluk sahasına göre yetkili askerî savcılar tarafından adli soruşturma yapılmakta, akılda herhangi bir şüphe kalmaması için üstün gayret sarf edilmektedir.

Olayın vuku bulması ile birlikte askerî savcı, olay yeri inceleme ekibi ile birlikte olay bölgesine süratle intikal etmektedir. Askerî savcının, olay bölgesine herhangi bir sebeple gidememesi durumunda inceleme ve soruşturma o bölgedeki cumhuriyet savcısı tarafından yapılmaktadır. Olay inceleme ekibi, savcının talimatları doğrultusunda tüm delilleri toplamaktadır. Savcılar olay yerinde ilk incelemelerini detaylı olarak yapmakta, tüm deliller itina ile toplanmaktadır. İnceleme sürecinde olayla ilgili bütün tanıklar ve ilgisi olduğu değerlendirilen tüm personelin ifadesi alınmaktadır. Gerektiğinde kriminal inceleme için deliller kriminal laboratuvarlarına ve Adli Tıp Kurumuna gönderilmektedir. Savcı bütün ihtimalleri değerlendirerek vefat ile ilgili, akıllarda hiçbir soru işareti kalmaması için otopsi yaptırmaktadır.

Otopsi, biri adli tıp, diğeri patoloji uzmanı iki hekim tarafından yapılmaktadır. Otopsi raporu, kriminal inceleme sonuçları ve tanık ifadeleri en ince detayına kadar incelenmekte ve sonuca göre, ölüm olayıyla ilgili sorumluluğu bulunan tespit edilirse sorumlu hakkında dava açılıp açılmamasına karar verilmektedir.

Savcı, bütün soruşturmayı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 157’nci maddesi gereğince gizlilik içerisinde yürütmektedir. Savcı, eldeki bilgi ve belgelerin incelemesini yapmakta, olayın meydana geliş şeklini ortaya çıkarmakta, gerekli gördüğü kişilerin ifadesini almakta ve daha sonra dava açılmasına karar vermektedir. Dava açılmasını gerekli gördüğü takdirde iddianame tanzim etmektedir; kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi durumunda ise bu husus aileye bildirilmektedir ancak bazı hâllerde bu karardan sonra da bilgi, belge temin edilmesi hâlinde, soruşturma tekrar başlatılarak genişletilmekte ve devam ettirilmektedir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz edilmesi durumunda, soruşturma dosyası itirazı inceleyecek en yakın askerî mahkemeye gönderilmektedir. Askerî mahkeme, itirazın yerinde ve haklı olduğuna kanaat getirir ve kamu davası açılmasının gerekli olduğuna karar verirse, askerî savcı tarafından kamu davası açılmaktadır; itirazın yerinde olmadığı sonucuna varılması durumunda ise itiraz reddedilmekte ancak yeni olay ve yeni deliller ortaya çıkması hâlinde kamu davası açılabilmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, insan hayatına mal olacak kaza ve olaylar ile disiplinsizlikleri önceden tespit etmeye ve önlemeye yönelik olarak uyguladığı çeşitli tedbirlerle silah ve mühimmatların kontrolü, nöbet esasları ve benzeri hususlarda eğitim faaliyetleri yanında, tüm dünyada artan intihar vakalarının azaltılması için gayret sarf etmekte, özellikle, sorumlu personelin önceden tespiti ve koruyucu ruh sağlığı hizmetine ilişkin tedbirleri hassasiyetle uygulamaktadır.

Vefat eden personelin kötü muameleye maruz kalması, içinde bulundukları ortam sebebiyle böyle bir eylemi gerçekleştirmiş olması ve etnik kimliğini vurgulayan çıkarımlar, herhangi bir araştırma ve bilimsellikten uzaktır. Meydana gelen her türlü intihar vakası, öncesinden başlamak üzere adli ve idari yönden soruşturulmakta, herhangi bir kusur ve ihmali tespit edilenler hakkında gerekli yasal işlemler yapılmaktadır.

Yalnızca intihar olaylarında değil, ölümle sonuçlanan tüm olaylarda, yukarıda bahsedildiği gibi, savcılık tarafından adli soruşturma mutlaka yapılmakta, olay bütün yönleriyle incelenmekte, varsa sorumlular hakkında yasal işlem gerçekleştirilmektedir. Bugüne kadar kayıtlarımızda adli ve idari yönden tahkikatı yapılmamış, ölümü şüpheli olan bir vaka bulunmamaktadır. Ayrıca, ailenin verilen bilgiler dışında belge talep etmesi hâlinde –otopsi raporu gibi- adli soruşturmanın yapıldığı makamın iletişim bilgileri de verilmektedir.

Sayın milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki uygulamamızı detaylı olarak sizlere arz etmeye çalıştım. BDP grup önerisine katılamadığımızı belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ünal.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından bir hususu belirtmek istiyorum: Şimdi, tabii, biz bu önergeyi vererek Türk Silahlı Kuvvetlerinin mevzuatının yeterliğiyle ilgili bir tartışma açmak istemiyoruz. Sayın Hatip Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu konuyla ilgili mevzuatını okudu. Bununla ilgili herhangi bir talebimiz yok. Bizim söylediğimiz şey şudur: Askerî mahkemeler, kışla içerisinde yaşanan şüpheli asker ölümlerine gerekli, yeterli duyarlılığı göstermemişlerdir. Sürekli olarak bütün bu şüpheli asker ölümlerine maskelemeyle yaklaşan bir anlayış vardır. Bir emir-komuta zinciri içerisindeki bu askerî mahkeme uygulamalarının bu soruna çözüm getirmeyeceğine inanıyoruz, sivil mahkemelerde görülmesi gerektiğini söylüyoruz ve şüpheli bir durum olduğu, son on yılda bine yakın askerimizin bu şekilde yaşamı söz konusu olduğu için Meclisin bu konuda bir araştırma komisyonu kurmasını öneriyoruz. Sayın Hatip konuşurken sanki biz mevzuatı bilmiyormuşuz gibi bize mevzuatı okudu. Doğru anlaşılması açısından kayıtlara geçmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sözleriniz zabıtlara geçti.

Şimdi, öneri üzerinde üçüncü konuşmacı, lehinde olmak suretiyle Muharrem Işık, Erzincan Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerisi lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, ben, sözlerime başlamadan önce, intihar eden Erzincanlı bir arkadaşımızın durumunu anlatarak başlayacağım: Diyarbakır Hani ilçesinde görev yapan 29 yaşındaki hemşehrim Piyade Üsteğmen Yaşar Karaağaç, 8 Şubat 2013’te -geldiği izinden ayrılarak- Diyarbakır’a gitti. Diyarbakır’da toplama kampında bir gün kaldı, orada kalmak için durdu daha doğrusu. Daha sonra, ailesi haber alamayınca Hani ilçesindeki birliğini aradılar ve ilçeye gelmediği söylendi. Arama sonucu, kapının kırıldığı ya da güzel bir şekilde açıldığı söylenerek intihar ettiği yönünde haber verildi.

Şimdi, burada, önce, yer olarak hemen resepsiyonun iki oda öbür tarafında olan bir odada tek el ateş ederek kendini öldürdüğü söyleniyor arkadaşımızın ve on saat orada beklediği söyleniyor. Hiç kimse duymuyor. Diyarbakır gibi yerde -ki, o zaman terörün şiddetli olduğu bir dönemdi- askerlerin dışarı çıkmadığı, genelde hepsinin orada beklediği, toplama kampında bekletildiği bir zamanda hiç kimse bu silah sesini duymuyor ne hikmetse ve on saat sonra da haberleri oluyor.

Şimdi, Yaşar Karaağaç fakir bir ailenin çocuğuydu, babası binbir zorlukla bunu okuttu. Babası şöyle diyor: “Dağda bekçilik yaptım, çocuklarımı yetiştirmek için her şeyi yaptım, sevgilerini kazandım, sevgi verdim, doğruluk verdim; milletine, vatanına faydalı olsunlar diye uğraştım. Öyle an oldu ki komşularımdan para aldım, onları okula gönderdim. Şu anda, ben, dönüp onların yanına yatmak istiyorum.” Annesi de bağırıyor, diyor ki: “Yavrularımı yediler, dayanamıyorum, filizimi kopardılar.”

Şimdi, anne-babasının orada iddia ettikleri nokta şu: Diyorlar ki 2 tane uzman çavuş varmış. Şimdi, tabii, diyeceksiniz ki uzman çavuş, üsteğmene nasıl şey yapar? Uzman çavuşların sürekli arkadaşımızı rahatsız ettiği söyleniyor, sürekli bu anlatılıyor, çocuk da söylüyor, rahmetlik devamlı anlatıyor ama bir türlü sonuç alınamıyor çünkü… Hatta istifa noktasına geldiği düşünülüyor ama paraları olmadığı için, maddi durumları iyi olmadığı için, en azından on seneyi tamamlamayı beklediği için çocuk istifa da edemedi ve şu anda, maalesef hiçbir sonuç da alınmadı. Biraz önce, hatip, sayın komutanımız burada şu ana kadarki incelemenin hiçbirinden bir şey çıkmadığını söylüyor, en azından biz de bunu söylüyoruz, hiçbir sonuç çıkmıyor ne yazık ki, hepsinin üzeri kapatılıyor resmen.

Daha önce, burada, ben kendim olsun, diğer milletvekili arkadaşlarımız olsun, soru önergeleri vermişler. Ben verdiğim soru önergesinde birçok soru sormuşum, işte intihar edenlerin nereli olduğu, hangi nüfusa kayıtlı olduğu, psikolojik sorunları var mı yok mu, bu yönde çalışma yapılmasını istemişim. Bana verilen cevap: “Vefat eden personelin etnik kimliğine veya inancına ilişkin bir sınıflandırma yapılmamaktadır.” Ben onu sormuyorum ki, ben nereli olduklarını soruyorum, hangi memleketliler? “Askere geldiğinde yapılan ilk mülakat veya daha sonraki işlemler esnasında, askere gelmeden önce madde kullanımı hikâyesi bulunan bütün erbaş, erler rehberlik danışma merkezi sürecine alınmakta, askerî hastaneye sevk edilmekte, tedavi görmektedirler.” Bu şekilde cevap veriyorlar, tabii, bunun da doğru olmadığını biliyoruz.

Diğer bir arkadaşımızın verdiği soru önergesine, Levent Tüzel Bey’in verdiği soru önergesine verilen cevapta, yapılan araştırmalar sonucu intiharların büyük bir çoğunluğunun ruhi bunalım sonucu gerçekleştiği, bunun dışında ailevi problemler, sağlık sorunları, maddi yetersizlik, istediği ile evlenememe gibi sebeplerden dolayı olduğu söyleniyor. Ayrıca, buraya bir madde daha eklemişler: “Askerliğe elverişli olarak askerlik şubelerine sevk edilen tüm personele eğitim birliklerine katılışlarında kayıt-kabul, muayene ile değerlendirme anketi uygulanmakta, uzman personel ile doktor tarafından her hükümlü ile tek tek görüşülmekte, anketten elde edilen sonuçlar ve bire bir yapılan görüşmelerde sorumlu olduğu belirlenen personel, rehberlik danışma merkezlerinde görüşmeye alınmakta ve sonuç için takip edilmektedir.” Ben dört sene boyunca askerlik şubesinde asker muayenesi yaptım sivil hekim olarak, hiç böyle bir şey yapmadık. O zaman gerçi sünnet muayenesi yoktu, o da kaldırıldı ama ondan önce bir tek sünnet olup olmadığına bakılıyordu. Diğer konularla ilgili gelenlerin eğer elinde bir raporu varsa orada hiç ciddiye alınmadan, direkt “Geç.” diye gönderiliyordu sert bir şekilde ama elinde bir raporu varsa, hastalık durumu varsa onların belli merkezlere gönderilip orada rapor almaları sağlanıyordu ama hiçbiri için, öyle dediğimiz gibi “Psikolojik sorunlarından dolayı, psikolojik sorunları olduğu için, ilaç bağımlısı olduğu için bunları araştıralım, inceleyelim.” diye bir çalışma yapılmadığını hepimiz biliyoruz.

Biraz önce dediğim gibi, sayın hatip dedi ki: “Şu ana kadar alınan bir sonuç yok.” Zaten bizim derdimiz de bu, niye sonuç alınmıyor? Genelkurmay inceleme yapıyor, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu inceleme yapıyor ama hiçbir sonuç alınmıyor ne hikmetse.

Bu askerlerle ilgili, askere kötü muamele yapılmasıyla ilgili bir İnternet sitesi kurulmuş. Buraya gelen şikâyetlerden çıkan şeylerin sonucu şu: Yüzde 48’i “Hakaretten dolayı; biz hakaret görüyoruz.”, yüzde 39’u “Dayak yiyoruz.”, yüzde 16’sı “Aşırı fiziksel aktiviteden dolayı intiharlara gidiyoruz.” diyor; yüzde 15’i yeterli sağlık hizmeti alamamaktan şikâyetçi; yüzde 13’ü tehditten, yüzde 9’u orantısız cezalardan, yüzde 5’i şahsi sicil, kovuşturmadan, uykusuz bırakılmaktan ve devrecilikten bahsediyor.

Tabii, burada bunlar tasniflenmiş ama maalesef şu anda askeriyede ya da Hükûmetin elinde ya da işte Millî Savunma Bakanlığında bununla ilgili bir çalışma yok. Bunlar tamamen diyorlar ki: “Siz geldiniz, ruhsal sağlığınız bozuktu ya da ilaç bağımlısısınız ya da istediğiniz kızı size vermedikleri için bunalıma girdiniz ve burada intihar ettiniz.” Başka hiçbir sonuç bulunmuyor.

İşte, Yaşar Karaağaç arkadaşım –rahmetli- Erzincan’a izne geliyor, Erzincan’da nişanını yapıyorlar, İzmir’e gidiyorlar, İzmir’de ağustos ayına düğün salonunu kiralıyorlar ve o zaman da evlenecek ama ne hikmetse, görev yerine döndükten sonra, bu kadar cıvıl cıvıl bir çocuk orada intihar ediyor.

Demek ki bazı şeylerin altında illaki ruhsal sorun aramamak lazım, oradaki baskıları sorgulamak lazım.

Şimdi tabii, buradaki soruşturmaların kesinlikle gizli yapıldığı söyleniyor. Zaten gizli yapılması da tam bir muamma. Niye gizli yapılıyor? Yani ne varsa, bu, açığa çıksın.

Şimdi, adli tıp uzmanı veya patoloji uzmanı tarafından otopsi yapıldığı söyleniyor. Türkiye’deki adli tıp uzmanının sayısı belli. Ben pratisyen hekim olarak, en az –abartmıyorum- 250-300 tane otopsi yapmış kişiyim.  Dolayısıyla, bunda illaki uzmanlık aranacak diye bir şart yok. Her önüne gelen savcı, istediği hekimi çağırıp istediği hekime otopsi yaptırabilir. Bunda hiçbir sakınca, hiçbir engelleme yoktur ki, bu da zaten yasalarda mevcut.

Tabii, ne kadar inanılır ne kadar inanılmaz bilmiyoruz ama özellikle Taraf gazetesinin yayınladığı yazılar vardı. Bu yazılarda özellikle emekli subayların söylediği bazı şeyler var. Diyor ki bir tanesi: “Genelkurmay, astsubaylarla ilgili çalışma yaptı. Yapılan bu çalışmanın sonunda astsubayların TSK’ya aidiyet duygularının ciddi bir şekilde azalması sonucu çıktı. İkinci olay ise her yıl ocak ayında TSK Dayanışma Vakfına üye olunmasıyla ilgili durumdu. Personelin yüzde 90’ının bu vakfa bu yıl üye olmadığı… Bunlar ciddi veriler. Astsubaylar kendilerine uygulanan ötekileştirmeden ve mobbingden dolayı artık aidiyetlerini kaybetmişler.” Zaten kaç tane astsubayın da intihar ettiğini basında görüyoruz. Ayrıca, bu konuda subayların da açıklamaları var. Subaylar, özellikle, bilmiyorum artık Hükûmet düşmanı mı, askeriye düşmanı mı, onu bilemiyorum ama açıklamalarında askeriyede olan bu intiharların birçoğunun intihar olmadığının saklandığı yönünde açıklamalarda bulundular. Bu da herhâlde bir yerlerde okunmuştur.

Şimdi, ben son olarak şunları söyleyeceğim: Tabii, verilen her önergede olduğu gibi bu önergede de hemen baştan reddi açıkladınız çünkü önemli konularınız var, önemli yasalar gelecek, bu, önemli bir konu değil! Birkaç asker orada hayatından olmuş, dolayısıyla da bunu önemsemenin bir anlamı yok! Hele üstelik bir de Genelkurmay bunu inceliyorsa kendi içinde ve de İnsan Hakları Komisyonu da incelemişse her şey bitmiştir. Burada, işte, verdiğiniz değer ortaya çıkmış oluyor.

Tabii, şu var: Askeri “kelle”, vatandaşı “köle”, öğrenciyi, işçiyi, memuru “terörist” olarak gören zihniyetin, asker intiharlarını incelemesini, bunu dikkate almasını beklemiyorum zaten. Ayrıca, kendi yakınlarına çürük raporu alarak askerlik yaptırmayanlardan, askerlik yapsa bile özel muamele görenlerden de ben bunu beklemiyorum. Kindar gençlik isteyenlerin askerlere, intihar eden ya da intihar süsü olarak gelen -ki benim görüşüme göre- üç beş kelleye ayıracakları zamanlarının olmadığını da düşünmüyorum. Toplumu kutuplaştıran, durmadan söylemler yapan insanların, “Barış ortamını getireceğiz.” diyenlerin, bu konuda ciddi adımlar atacağına inanmıyorum. Dolayısıyla, “Uludere kürtajdır.” diyen -bunu da söyleyeyim bari- zihniyetin ve ne olduysa, son zamanda bu katliamı unutanların da “Askerde intihar edenlerde psikolojik bozukluk var.” diye yaftalayacağını ve buna destek vermeyeceklerini biliyorum ama şunu da söyleyeyim: Bu sefer en azından, bu konuda, Recep arkadaşımızı ya da Ramazan arkadaşımızı çıkarıp “Bu konu önemli değil” demediniz, en azından yine on dakikanızı ayırdınız. Ama dediğim gibi, önemli olan, bunu araştırmak, ciddi bir şekilde bulmaktır. Ne kadar ciddiye alırsınız bilmiyoruz ama, tabii, bu önerge BDP’nin önergesiydi, bizim önergelerimiz de var, haddinden fazla var hem de, biz de bunları, günü geldiği zaman tekrar getirip, durmadan kamuoyunun önüne getireceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Önerge üzerinde son konuşmacı, aleyhinde olmak üzere Kastamonu Milletvekili Sayın Mustafa Gökhan Gülşen.

Buyurun Sayın Gülşen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Kastamonu) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; BDP grup önerisi aleyhine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, BDP grup önerisiyle ilgili teferruatlı açıklamayı İstanbul Milletvekilimiz Sayın Şirin Ünal yapmıştır, ancak bu arada geçen bir iki konuya da değinmek istiyorum.

Özetle, Türk Silahlı Kuvvetlerinde intihar, kaza, kaza kurşunu gibi sebeplerle meydana gelen her türlü vefat olayı, askerî savcılıklarca her yönüyle soruşturulmaktadır. Bu soruşturmalar neticesinde gerçeğin herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya çıkması için de büyük bir özen gösterilmektedir. İddiaların aksine, şüpheye mahal bırakmayacak şekilde gerçeğin ortaya çıkması için özen gösterilmektedir.

Hayatını kaybeden askerlerin büyük bölümünün belli bir etnik kökenden geldiği iddiası vardır gerekçede, oysa bu, dayanağı olmayan bir ifadedir; buna katılmadığımızı özellikle ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, özellikle intihar konularıyla ilgili, Genelkurmayın çalışmaları devam etmektedir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde rehberlik danışma merkezleri ve psikolojik danışmanların sayısı artırılmıştır, bunun neticesinde son on yılda yarı yarıya bir azalma sağlanmıştır.

Elbette bu konu önemlidir, elbette insan hayatının söz konusu olduğu her yer, her konu son derece önemlidir. Bu konunun önemine binaen zaten Genelkurmay Başkanlığı hassasiyetle konunun üzerinde durmaktadır, aslı itibarıyla da onların görevidir. Askerî savcılıklarca da bu konudaki her şey teferruatlı incelenmektedir.

Bu sebeple, BDP grup önerisine katılmadığımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasında önergenin gerekçesinde dayanağı olmayan bazı iddiaların olduğunu söyledi. Açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Normal değil mi yani bu, her eleştiriye siz tekrar mı cevap vereceksiniz? “Aleyhinde konuşacağım.” dediğine göre aleyhinde şeyler söyleyecek Sayın Baluken. 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır ama şimdi, dayanağı olmayan bir iddiayı Genel Kurulun gündemine getirerek Genel Kurulu oyalamak istemeyiz. Buna bir açıklama getirmek isterim.

BAŞKAN – Peki, buyurun, iki dakika.

Ama bu, usulden değil yani size söyleyeyim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, söylediğimizi Genel Kurula farklı bir şekilde yansıttığı için açıklama ihtiyacı var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kastamonu Milletvekili Mustafa Gökhan Gülşen’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu konu gerçekten son derece hassas ve ailelerin de beklentisinin olduğu bir konu ama ona rağmen, maalesef büyük bir duyarsızlık gördüm iktidar partisinde.

Son on yılda bine yakın asker bu şekilde yaşamını yitirmiş. Bakın, size sadece kendi seçim bölgemden bir olayı anlatacağım. Sezer Altındağ’ın, Temmuz 2012’de, Bingöl’ün Sancak beldesine cenazesi getirildi; Ergani’de mayına bastığı gerekçesiyle. Cenazeyi getiren ekip aileye verip geri döndü. Ailenin, ısrarlarıyla defalarca direnmesine rağmen, son bir kez çocuğunu görme ısrarıyla babanın cenazeye bakması ve “Mayına bastı.” denilen askerin alnında tek bir kurşunla cinayete kurban gittiği görüldü.

Kürt etnisiteden gelme işini söyleyelim. Gelin, araştıralım yani kışla içerisindeki bu cinayetlerin yüzde 90’ının Kürt ve Alevi olduğunu göreceksiniz. Olmasa bile önemli değil, bunu ortaya çıkarmak zaten Meclisin görevi.

MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Kastamonu) – Bir dayanağınız var mı? Dayanağı var mı böyle bir iddianın? Yazmışsınız oraya…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, bugün Meclise Antalya’dan gelen Oktay Can, oğlunun resimleriyle geldi ama ahlaki olarak, etik olarak o resimleri buraya getiremediğimiz için, buraya getirmeyi doğru bulmadığımız için sözle ifade edeyim: “İntihar etti” denilen silah emniyette yani hiç emniyeti bile açılmamış silahla intihar ettiği söyleniyor. Kafada iki tane giriş deliği var, aileye teslim edilirken bir giriş deliğine estetik operasyon yapılmış ve bir giriş deliği kapatılmış.

Şimdi, bu kadar şüpheli cinayetlerin olduğu bir yerde, böyle “Gerekçesi dayanaktan yoksun.” falan demeyin. Eğer bu konuda hassasiyetiniz varsa, Meclisin bir araştırma komisyonu kurmasını destekleyin, hep beraber inceleyelim. Bizim söylediklerimiz dayanaksızsa ortaya çıkan raporu gelir, Genel Kurulda birlikte paylaşırız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, TSK'da yaşanan şüpheli asker ölümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/445) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – …oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.26

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- MHP Grubunun, aile kurumumuzun güçlendirilmesi için, ülkemizde meydana gelen, birçok ailenin dağılması ve çocuklarımızın mağdur olmasına neden olan boşanma olaylarının ve sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                               Tarih: 7/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 7/5/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                    Oktay Vural

                                                                                                                                         İzmir

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

1 Haziran 2012 tarih ve 5354 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Aile kurumumuzun güçlendirilmesi için, ülkemizde meydana gelen, birçok ailenin dağılması ve çocuklarımızın mağdur olmasına neden olan boşanma olaylarının ve sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” verdiğimiz Meclis araştırması önergemizin 7/5/2013 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Sayın Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aile kurumumuzun güçlendirilmesi için, ülkemizde vuku bulan ve birçok yuvanın dağılmasına, aile kurumunun yıpratılmasına neden olan ve böylece çocuklarımızın mağduriyetine yol açan boşanma olaylarının ve sebeplerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz Meclis araştırması önergesi üzerine söz aldım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, ebedî hayata uğurlanan Bursaspor Başkanı Sayın İbrahim Yazıcı Beyefendi’ye Milliyetçi Hareket Partisi olarak Allah’tan rahmet, ailesine, Bursaspor camiasına, Türk spor dünyasına ve aziz Bursalılara başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, evlilik kurumu hem inancımız hem de millî kültürümüz açısından mübarektir, korunması gerekir, üzerine titrenmesi gerekir. Anayasa’nın 41’inci maddesi “Aile Türk toplumunun temeli” dedikten sonra, 2001’de Milliyetçi Hareket Partisinin de içinde bulunduğu 57’nci Hükûmet zamanında aile kurumunun eşler arasında eşitliğe dayandığı ifade edilmiştir. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunmasıyla ilgili tedbirleri almak zorundadır.

Bugün, maalesef, siyasi hayatımızın toz dumana çevrilmiş olması yüzünden, toplumu ayakta tutan aile kurumunun güçlendirilmesiyle ilgili tedbirlerin alınabildiğini söylememiz güçtür. Koca koca laflar etmek, önündeki ormana bakarken ayağının dibindeki çalıya takılıp kalmak böyle bir şey olsa gerek. Burada fazlaca bir istismar sahası olmadığından, Hükûmetin görmemezlikten geldiği alanlardan birisidir yaşadıklarımız ve maalesef bu olup bitenler. Elbette, bunun sosyal, kültürel ve ekonomik nedenleri vardır.

Boşanma oranlarında çok büyük bir yükselme görüyoruz. Elbette, evlilik kadar, eşler arasında bir anlaşma olmuyor ve bir arada yaşama imkânı kalmıyorsa boşanmak da doğal karşılanmalıdır. Buradaki “doğallık” sözcüğü, tabiatıyla, içinde huzur ve keder barındırmaktadır. Evlilik, kavuşmak, boşanmak, ayrılık ve hicran demektir. Tek tek olayların üzerine çıkıp daha genelden bakarsak, ağaç dallarından bir yaprağın düşmesi gibidir aile kurumunun yıkılması, yuvanın bozulması. Çünkü, artan boşanma olayları ailenin yıkılmasına, on binlerce çocuğun anne veya baba sevgisinden mahrum kalmasına ve neticede, çocuklarımızda tamiri, telafisi mümkün olmayan tahribatlara neden olmaktadır. Kimi zaman da yuvasız kalan, ortalıkta kalan çocukları devletin kurumlarında yetiştirmek gibi, hakikatte hüzünlü bir sonla karşılaşılmaktadır. Aile ortamının sıcaklığından uzak kalan bu yavrularımızın sorunları ise katlanarak artmaktadır. Bireysel gelişimlerinde sıkıntılar ortaya çıkmakta, topluma entegre olamama gibi, topluma yabancılaşma gibi sair problemlerle karşı karşıya kalmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, boşanma olayları elbette tek tek incelenmeli ve ona göre bir değerlendirme yapılmalıdır ancak bu olayların toplumsal etkenler ya da hızlandırıcılarla ivme kazandığı da bir gerçektir. Hızlı kentleşme, apartman hayatında birbirini tanımayan komşular, geleneksel aile yapısından çekirdek aile yapısına geçiş, yüz yüze ilişkilerin ortadan kalkması gibi sosyal etkenler vardır. Özellikle görsel medyanın Türk kültür hayatında yaşattığı dejenerasyon ve depremler, inanç ve kültür yapımızla bağdaşmayan hususların âdeta olağanlaştırılması sosyal nedenleri tetikleyen en önemli unsurdur diye düşünüyorum.

Ekonomik nedenler vardır aile kurumunun yıpranmasının nedenleri arasında. “Parayla saadet olmaz.” demişler ama geçim sıkıntısı, işsizlik, parasızlık yahut nafakayı temin etmek üzere eşlerin birbirini dahi göremez hâle gelişlerine yol açan iş hayatındaki aşırı yoğunlukları zikredebiliriz bu nedenleri sayarken.

Mutfak giderleri artmıştır. Şubat 2013’te mutfak harcamasındaki artışlar bir önceki yıla göre yıllık enflasyon artışından daha fazla olmuştur. Zorunlu gıda maddelerindeki artışı da dikkate alırsanız bu rakamlar çok çok yüksektir ancak çalışanların ücretindeki artışlar aynı oranlarda artmadığı için mutfakta üç beş yıldır yaşanan yangın bir tabii afete dönüşmüştür.

Mutfak harcamalarının yanında, kira, yakacak, giyim, ulaşım, sağlık, eğitim gibi zorunlu diğer harcamaları da eklerseniz ocaklardaki mali sıkıntılardan kaynaklanan stres ve öfke patlamasının âdeta grizu patlaması gibi yuvaları darmadağın ettiğini görüyoruz.

Devletin belirlediği asgari ücret mutfak harcamalarına dahi yetmemektedir. 980 liradır asgari ücret, yoksulluk sınırı ise bunun neredeyse 2,5 katıdır yani 2.477 lira. Çok hesap bilen Sayın Hükûmet, Sayın Başbakan, gel de çık bakalım şu işin, şu hesabın içerisinden.

Değerli milletvekilleri, 2011 yılında evlenen çiftlerin sayısı 592 bin boşanan çiftlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1,3 artarak 120.117 olmuştur yani evlenen her 5 kişiden 1’i boşanmıştır. 2012’de evlenmelere, boşanmalara baktığımızda ise bu sorunun daha da vahim bir hâl almış olduğunu görüyoruz. Evlenme oranı yüzde 1,9 artışla 603.751’dir, boşanma oranı ise neredeyse 2 katı bir artışla yüzde 3’leri geçmiştir. Boşanmaların en yüksek olduğu bölge ise, garip bir çelişki gibi görünse de, okuryazarlık oranının, şehirleşme oranının en yüksek olduğu bölge olan Ege Bölgesi’dir, Marmara Bölgesi’dir, yani Türkiye’nin batı bölgesidir. Boşanmadaki bu yüksek oranlar, maalesef, aile yapısının zayıflamış olması ile itham ettiğimiz Batı Avrupa’nın yirmi yıl önceki rakamlarıdır. Bu ne demektir? Yirmi yıl sonra, geleneksel aile yapısının çözüldüğü, insanların yalnızlaştığı, vurdumduymazlaştığı ve içinde yaşadığı cemiyete yabancılaştığı bir toplum bizi bekliyor demektir. Bugünden bu hazin sonun emarelerini görmeyenimiz var mı değerli milletvekilleri?

Sorunlar bu kadar da değil. Boşanma olayları ile doğrudan ya da dolaylı olarak alakalı ve sebep-sonuç ilişkisi olan sokakta yaşayan çocuklar, çocuk işçiliği, kadın ve çocuklara yönelik aile içi şiddet, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, çocuk suçluluğu oranlarının artması ve gençlik sorunları gibi hususlar üzerine de detaylı araştırmalar yapılması toplumsal sorunlara çare üretme yeri olan, millet iradesinin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi değil midir? Sorunlara yönelik çözüm tedbirleri üretme gibi bir sorumluluğu yok mudur bu Parlamentonun? Belki müdahale edilebilecek değişkenler sınırlıdır, belki bu meseleyi tarafların istediği ölçüde, tamamıyla çözüme kavuşturmak zordur ama “Hiç olmazsa bir deniz yıldızını kurtaramaz mıyım?” diyen şahsın sorumluluğu ile hareket edilmesini, çok yönlü, çok boyutlu bu meseleye Milliyetçi Hareket Partisi olarak eğilinmesini ve araştırılmasını öneriyor ve bekliyoruz. Ailevi sıkıntıların çözümünün aslında toplumsal çatışmaları da azaltan bir etkisi olduğunu düşünüyor, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, aile sorunları ve boşanmalarla ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasını yüce Meclise teklif ediyoruz. Bu siyaset üstü teklifimizin -eminim ki- diğer siyasi partilerce de makul karşılandığını görmek istiyoruz.

Teklifimizin kabulü dileklerimle, sözlerimin sonunda, aziz milletimizin önümüzdeki pazar günü kutlanacak Anneler Günü’nü tebrik ediyorum. Başta şehit analarımız olmak üzere, yüce Türk milletinin mübarek annelerinin ellerinden öpüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere ikinci konuşmacı Sayın Tülay Selamoğlu, Ankara Milletvekili.

Sayın Selamoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Aile kurumunun güçlenmesi, boşanma olaylarının ve sebeplerinin araştırılarak gereken tedbirlerin alınması amacıyla araştırma açılmasıyla ilgili önerge MHP tarafından verildi, bu konuda aleyhte söz almış bulunuyorum.

Aile kurumuyla ilgili şunu söyleyebiliriz: Özellikle biz AK PARTİ Grubu olarak aileye önem veriyoruz. Bunun önemli olduğunu da kurduğumuz bir bakanlıkla ispat ettik. Nedir bu bakanlık? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı.

Şimdi, bu çalışmalar içerisinde… MHP’nin bu duyarlılığına çok teşekkür ediyorum ama yapılan çalışmaların da ne olduğunu göstermek, anlatmak istiyorum.

Aile bizim için önemli çünkü bizim toplumumuzun en büyük değeridir. Bizim inancımız bize şunu öğretir zaten: Dünyaya Adem ile Havva aile olarak inmiştir, tek, birey olarak inmemiştir ve insanlığın temelini oluşturan ailedir.

Peki, biz bununla ilgili yaşanılan sorunları görüyor muyuz? Gerçekten görüyoruz. Özellikle şehirleşme sürecinde kentlerin hızla nüfusunun artması sonucunda ailelerde yaşanan sıkıntıları görüyoruz. Bununla ilgili özellikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın yaptığı çeşitli çalıştaylar sonucunda bazı çalışmalar yapılıyor, uygulamalar başladı. Ama Meclisin de yaptığı bir çalışma var, onu biliyoruz. Büyük ihtimalle kasım ya da aralık ayında, alt komisyon çalışması olarak, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun altında boşanmayla ilgili alt komisyon çalışmaları başlıyor. Bu süreç içerisinde peki yapılanlar neler? Aile önemli mi, evlilik kurumu önemli mi? Gerçekten önemli. Biz, tanımlanırken, Türk aile tipinde, büyük aile olarak tanımlanıyoruz, ona alışmıştık ama şehirleşmenin sonucunda aile bireyleri azaldı ve küçük aileler hâline dönüştürdük. Bu çekirdek aile gerçekten çok ufaldı ve biz geçmişimizde şunu biliyoruz: Geçmişte küçük evlerde büyük aileler olarak yaşardık ama şimdi büyük evlerde küçük aileler olarak yaşıyoruz ve bu birçok sıkıntıyı da beraberinde getiriyor.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız, özellikle aile kurumunun ilk kurulma aşamasında ya da sonra, devam ettiği sürece ya da aileler bu süreci bitirmek istediklerinde farklı uygulamalar, çalışmalar yapıyor, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri veriyor. “Evliliğe başlarken” denilen süreçte evlilik öncesi eğitim programları var Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yapılan. Bu programı gerçekleştirmek için de Türk Belediyeler Birliğiyle yapılan protokolle Evlilik Öncesi Eğitim Programı’nın ülke genelinde tüm belediyeler tarafından uygulanarak yaygınlaştırılması faaliyetleri organize edildi. Bunun için 81 ilde eğitici eğitimleri tamamlandı. Eğitimler sadece evlenmek üzere gelen çiftlere değil, silah altındaki er ve erbaşlara, polis okulları ve üniversitelerin son sınıf öğrencilerine de verilmektedir. Bu eğitimlerin amacı: Evlilik yuvasını kuracak, aile oluşturacak niyette olan grupların bu sistemin içerisinde yaşayacakları sorunlar, kriz yönetimi, sevgi, saygı ve insanlık değerleri üzerinde yapılan eğitimler oldu. 2 bin kişi evlilik öncesi eğitim eğiticisi olarak yetiştirildi ve eğitimlerde bugüne kadar toplam 22 bin kişiye ulaşıldı. Evlilik Öncesi Eğitim Programı ile evlilik çağına gelmiş ve aile kurmak amacıyla bir araya gelen çiftlerin evlilik hayatına hazırlanmaları amaçlandı. Evlilik Öncesi Eğitim Programı, evlilik öncesi süreçte çiftlerin birbirlerini iyi tanıması, evlilikle ilgili gerçekçi beklentiler oluşturabilmeleri amacıyla etkili iletişim kurma yollarını ve olası sorunlarla nasıl baş edeceklerini öğrendikleri bir program olup çiftlere evliliğe iyi bir başlangıç yapabilme fırsatı vermekte.

Ama ikinci bir süreç var: Aile eğitim programları. Yine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bu programda, özellikle anne ve babalar başta olmak üzere, ailelere kendi içinde sorun çözme kapasitesini kazandırmak amacıyla ve ailelerin ihtiyaçları doğrultusunda üç yıllık bir çalışmanın ürünü olarak hazırlanmış, eğitim-iletişim, sağlık, hukuk, medya ve iktisat alanlarında olmak üzere beş alanda yirmi üç modülden oluşan aile eğitim programlarını yaygınlaştırma faaliyetlerini sürdürüyor. Şimdiye kadar, yaygınlaştırma faaliyetleri kapsamında, ülke genelinde bu eğitimleri organize edecek 184 formatör, 11 ilimizde eğitimleri verecek 450'yi aşkın eğitici yetiştirildi. Sponsorlarımız vasıtasıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına destek veren sponsorlar vasıtasıyla 115 bin kitap basılarak dağıtıldı. 2013 yılı içerisinde bu kitaplar illerimizde açılacak eğitimlerle vatandaşlarımıza dağıtılacaktır. 2018 yılına kadar 500 formatör, 5 bin eğitici yetiştirerek 6 milyon vatandaşımıza bu eğitimleri ulaştırmayı amaçlıyoruz. 2013’ün ilk dört ayında 10 binin üzerinde vatandaşımıza ulaştık. Programın temel yaklaşımı, önleyicilik, bilgilendiricilik ve eğiticilik yönü ön planda olan aile yaşamı eğitimi. Sorun, tedavi veya kriz odaklı değil, vizyon odaklı eğitimler veriliyor bu kapsamda. Ama aileler eğer bu “boşanma süreci” dediğimiz aileyi bozma sürecine girmişlerse üçüncü bir danışmanlık sistemi var, yine Bakanlığımız tarafından uygulanıyor. Bu, pilot olarak 5 ilde başlatıldı. Ankara, Kırıkkale, Burdur, İzmir ve Karabük pilot iller olarak seçildi ve bu sorunların çözümü üzerine aileye destek ve aile danışmanlık hizmetleri başladı. Bu hizmet merkezlerinde görev yapan danışmanlara, boşanma aşamasında olan çiftlere danışmanlık hizmeti konusunda beceri ve bilgi kazandırmaya yönelik hizmet içi eğitimler verildi.

2012 yılının son üç ayında başlayan pilot uygulama süreci devam ederken, danışmanlara yönelik daha kapsamlı bir eğitim programı hazırlandı. Aile mahkemeleri ile iş birliği içinde, mahkemelere başvuran çiftlere boşanma süreci danışmanlığı hizmetinin verilmesi ülke genelinde yaygınlaştırıldı. 2013 yılı içinde gerçekleştirilecek olan bu süreçte, tamamlanacak olan bu pilot çalışma süresince 450 aileye danışmanlık hizmeti verilerek 75 ailenin evliliklerinin devamı yönünde karar alması sağlandı. Programın ülke genelinde yaygınlaşmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.

Boşanma süreci danışmanlığı hizmeti de boşanma öncesi danışmanlık, eğer boşanma kararı netleşmişse boşanma sürecinde destek ve danışmanlık hizmetleri ve boşanmanın sonrasında da -eğer gerçekleşiyorsa- destek ve danışmanlık çalışmaları olarak üç başlık altında ve modül çalışmalarla yapılıyor.

Biz aileye önem veriyoruz, bu toplumun temelinde aile olduğunu biliyoruz ama, özellikle, amacımız ailelerin boşanmasına engel olmak. Her türlü sosyal danışmanlık hizmeti veriliyor. Bu süreç, biliyorsunuz, son dört yılda başladı, bununla ilgili çalıştaylar yapıldı. Özellikle, Milliyetçi Hareket Partisinin duyarlılığına teşekkür ediyoruz ama bu çalışmaların zaten yapıldığını, çalıştayların tamamlandığını, uygulamaların -bazı noktalarda pilot ama- 2013’ün sonunda tüm ülkede gerçekleşeceğini bildirerek herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Bu araştırma önergesi konusunda da çalışmalar başladığı ve devam ettiği için aleyhte söz almış bulunuyorum.

Saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Selamoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde üçüncü konuşmacı, lehinde olmak suretiyle, İstanbul Milletvekili Sayın Sedef Küçük.

Sayın Küçük, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, toplumsal yapı farklılaştıkça ve dönüştükçe aile kurumu da farklılaşmakta ve dönüşmektedir. Bildiğiniz gibi, toplumsal kurumlardaki değişimler temelde ekonomik dönüşümlerin sonucudur. Kuşkusuz, kültür, din, gelenek gibi toplumsal yapılar da bu değişimlerde önemli faktörlerdir. Bütün bunların hızları ve yoğunlukları farklı olsa da karşılıklı etkileşim içinde oldukları söylenebilir. Ancak, ekonomik yapıda meydana gelen dönüşümler toplumsal kurumların değişmesinde temel itici güçtür. Aile yapısı, ekonomik sıkıntıların doğrudan yansıdığı temel toplumsal kurumdur. Eğer geçiminizi sağlayamıyorsanız, eğer çocuklarınıza mutlu bir gelecek vadedemiyorsanız eğer yarınınızdan kuşkunuz varsa, kendinizi ve ailenizi güven içinde hissedemiyorsanız, eğer umudunuz her geçen gün azalıyorsa aile yapısını ayakta tutmanız imkânsız hâle geliyor demektir. İşte, Türkiye’de de olan bundan ibarettir. Uygulanan neoliberal politikaların bu sonucu doğurması da kaçınılmazdır.

Bakınız, TÜİK’in 2012 Eylül ayında yayımladığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre, en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik kesimin toplam gelirden aldığı pay yüzde 46,7 iken, en düşük gelire sahip ilk gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay sadece yüzde 5,8’dir. Aynı araştırmaya göre, nüfusun yüzde 16,1’i yoksulluk sınırının altındadır ve sürekli yoksulluk riski altında bulunanların oranı da yüzde 18,5’tir. Bu rakamlar bize bir gerçeği göstermektedir: Toplumsal yapı özellikle son yıllarda ağır bir sarsıntı geçirmektedir. Böyle adaletsiz bir gelir dağılımının olduğu bir ülkeyi de sorunsuz saymak mümkün değildir. Hane halkının bankalara kredi ve kredi kartı borcu 2002-2012 yılları arasında 74 kat artmıştır. 2003’te 12,8 milyar lira olan tüketici kredileri 179,8 milyar liraya, 4,4 milyar lira olan kredi kartı borcu ise 66,9 milyar liraya ulaşmıştır. Bu rakamlar, üretmeyen, istihdam yaratmayan, yalnızca iç tüketimin körüklenmesiyle ayakta duran bir ekonomi politikasının doğal sonucudur. Değerli milletvekilleri, bu borç rakamları yalnızca ekonomiye ilişkin değildir, bu borçlar, bu rakamlar hayata da ilişkindir. Bu rakamlar, cenneti dünyada bulmak için yola çıkıp cinneti bulmanın ifadesidir.

Değerli milletvekilleri, boşanma sayılarındaki artış kriz dönemlerini takip eden yıllarda yoğunluğunu artırmaktadır. Krizin etkilerinin can yakıcı olarak hissedildiği 2001 yılı, son on iki yılın en çok boşanma sayısı olan 145.700 ile zirve yapmıştır. 2003-2004 yıllarında 96 bin civarında gerçekleşen boşanmalar, yine krizin hissedildiği 2009 yılında 117.410’a ulaşmıştır. Yani, ekonomik krizlerle boşanma sayıları arasında açık bir paralellik vardır ve önümüzdeki dönem, ekonomik anlamda sıkıntılara gebe bir dönemdir çünkü büyüme oranları düşmektedir, işsizlik artma eğilimindedir, hane halkı borçluluğu büyümektedir ve maalesef, bu açık göstergeler, önümüzdeki dönemde de bir krizin göstergeleridir.

Aile kurumunun değişimini, geleneksel ailenin çözülüşünü, kentleşmeyi, toplumsal değerlerin farklılaşmasını yalnızca Türkiye’de değil, ekonomik dönüşüm geçiren her toplumda, az ya da çok, hızlı ya da yavaş, gözlemlemek mümkündür ancak ülkemizde bu dönüşüm sancılı olmaktadır. Aile yapısının değişiminde ve boşanma sayılarındaki yükselişte, ekonomideki değişimin yanı sıra, geleneksel ailenin çözülüşünün, gelir dağılımı bozukluğunun, göçlerin ve hızlı kentleşmenin etkileri de söz konusudur.

İnsanları doğdukları yerde doyurmayı başaramazsanız, kentlere yığınlar hâlinde göçler olması kaçınılmazdır. Ülkemizde, tarımdan geçinen nüfus her geçen gün gelir kaybına uğramaktadır. Bunun yaratacağı sorunları görmezden gelirseniz, yalnızca boşanma sayılarındaki artışla karşı karşıya kalmazsınız, aynı zamanda toplumsal bir çözülüşe, toplumsal bir patlamaya da yol açarsınız. Elbette, bunu önlemek mümkündür. İnsanların doğdukları yerde doymalarını sağlayacak, onları Dünya Ticaret Örgütü programlarına kurban etmeyecek politikalar uygulamakla bu tehlikenin önüne geçmek mümkündür ancak şu an uygulanan ekonomik politikalar, bu konuda hiç umut vermemektedir.

Değerli milletvekilleri, bozulmakta olan yalnızca ekonomik durum değildir; basın özgürlüğünden hak ve özgürlüklerin kullanımına kadar her alanda bir bozulma, bir gerileme yaşanmaktadır. Bu durum, temel hak ve özgürlüklerin kullanımında yaşanan gerilemeler, ABD Dışişleri Bakanlığının son İnsan Hakları Raporu’nda da yer almıştır. Raporda “Yasalar, toplanma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Bununla birlikte Hükûmet, seçici bir şekilde, belli tarihler ya da mekânlarla sınırlamış ve özellikle Hükûmeti eleştiren bir nitelik taşıyorsa ya da hassas konularla ilgiliyse gösterileri peşinen yasaklama yoluna gitmiştir.” denilmektedir. Son 1 Mayıs olaylarında da yaşananlar bu durumu kanıtlamaktadır.

Görünen odur ki muhalif hiçbir sese tahammül yoktur. Bu tahammülsüzlük hayatın her alanına sirayet etmektedir. Hükûmetin uygulamalarını beğenmeyenler, eleştirenler, bir anda “demokrasi düşmanı” diye damgalanmaktadır. Hükûmetten farklı düşünenler, farklı bakış açısına sahip olanlar “barış düşmanı” ilan edilmektedir. Asıl bu anlayış, bu tahammülsüzlük toplumsal barışı tehdit etmektedir, artık bunu görmek lazımdır. Özgürlükler, özellikle ifade özgürlüğü, yalnızca Adalet ve Kalkınma Partisi gibi düşünenler için değil, hepimiz içindir. Elbette farklı düşüneceğiz, elbette farklılıklarımızı ifade edeceğiz, kimse bu farklılıklardan korkmamalıdır, kimse kimseyi farklılıklarla korkutmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizi yönetenlerin bu farklı düşüncelere tahammül edemeyen bakış açısı, kullanılan bu ötekileştirici dil, toplumsal hayatımızın her alanına, sokağa, hatta aile yaşantımıza bile yansımaktadır. Bu dil, ekonomik sorunlarla da birleştiği zaman, toplumumuzu, aile yaşantılarımızı bir hoşgörüsüzlük atmosferine sokmaktadır, artık bunu görmemiz lazımdır. Bu nedenle, hoşgörüsüzlük kimden gelirse gelsin karşı çıkmamız gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her sorun aşılabilir, ekonomik durum da düzelebilir, boşanma sayıları makul hâle getirilebilir, bütün bunlarla başa çıkabiliriz ama hoşgörüsüzlükle başa çıkamayız. Bizi bir arada tutan, bizi çoğaltan, bizi biz yapan şey, birbirimize duyduğumuz saygı ve bizim gibi düşünmeyenlere göstereceğimiz hoşgörüdür diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Küçük.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere, son konuşmacı Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun.

Sayın Ercoşkun, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bugün, haftanın ilk gününde, gene BDP ve akabinde de MHP’nin grup önerileriyle devam ediyoruz.

Sonuçta, hazırlanmış olan grup önerisine saygımız var. Muhakkak ki kendileri açısından önemli gördükleri bir konuyu gündeme getirmek amacıyla bir grup önerisi hazırladılar ve Genel Kurulun takdirine sundular. Fakat, bildiğiniz gibi, daha önce almış olduğumuz karar gereği, bugün, Sayın Bakanımız Cevdet Yılmaz’ın bir saatlik bir soru-cevap çalışması olacak. Akabinde de geçtiğimiz hafta başladığımız -kısaca- PTT’yle alakalı kanunla ilgili çalışmalarımıza devam edeceğiz.

O yüzden, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini saygıyla karşıladığımızı belirtir ama aleyhinde olacağımızı Genel Kurulun takdirine sunar, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercoşkun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, karar yetersayısı…

BAŞKAN – Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yetersayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.11

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve 21 milletvekili tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait yerlerde ikamet eden din görevlilerine açılan ecrimisil davalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 13/4/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi

                                                                                                                               7/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 7/5/2013 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                       

                                                                                                        Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                               İstanbul

                                                                                     Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve 21 milletvekili tarafından 13/04/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait yerlerde ikamet eden din görevlilerine açılan ecrimisil davalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (355 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 7/5/2013 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde ilk konuşmacı Sayın İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Özkes. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının kullanım hakkı çerçevesinde cami lojmanlarında ikamet eden din görevlilerine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, toplamda yüz binlerce lira borç tahakkuk ettirerek ecrimisil davaları açmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı altı dükkân, üstü cami ibadethanelerden milyonlarca lira gelir elde ederken, minareleri GSM şirketlerine kiralarken Vakıflar Genel Müdürlüğü de ezan okuyan müezzinden, namaz kıldıran imamdan para toplamaya çalışmaktadır. Kiliselerin ve havraların elektrik paraları için gizli emirler gönderen Diyanet İşleri Başkanlığı, camilerde yaşanan bu sıkıntılara ilgisiz kalmakta, mağdur olan personeli için parmağını dahi kıpırdatmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Kutlu Doğum Haftası’nın bu yılki teması, bildiğiniz gibi, insanlık onurudur. Diyanet, kendi personelinin onurunu zedeleyen bu davalara âdeta seyirci kalmaktadır. Onurlu din görevlilerimizi ne kendilerinin sokakta bırakılması ne de binlerce liralık borç tahakkuku yıkamamıştır ancak onları inciten tek nokta, yıllardır görev yaptıkları camilerde devlet tarafından “işgalci” olarak adlandırılmalarıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin cami meşrutahanelerinden kira istenemeyeceği yönündeki kararına rağmen, mahkemelerde farklı kararlar çıkması yüzlerce din görevlisini zor durumda bırakmaktadır. 22 Ağustos 2001 tarihinde, Vakıflar Genel Müdürlüğünce “Meşrutanın, vakfiye şartlarına uygun olarak kullanılmasına” şeklinde oy birliğiyle karar alınmasına karşın, din görevlileri aleyhine açılan ecrimisil davaları hâlen devam etmektedir. Fatih 1. Sulh Hukuk Mahkemesi, Vakıflar Genel Meclisinin 22/8/2001 tarihli kararının davalıların meşrutalarda oturmasına muvafakat niteliğinde olduğuna, bu nedenle haksız işgal sonucu talep edilen ecrimisle karar vermeye olanak bulunmadığına hükmetmiştir.

Sayın milletvekilleri, tarihî camilerin avlularındaki meşrutalar hayır sahibi ecdadımız tarafından camilerle birlikte yapılmışlardır. Bu meşrutalarda imam-hatipli müezzin kayyum olarak din hizmeti veren din görevlileri ikamet etmektedirler. Bu yerler genellikle bakımsızdırlar. Din görevlileri ya kendi imkânlarıyla veya cami cemaatinin yardımlarıyla buraları tamir ederek günümüze kadar gelmelerini sağlamaktadırlar. Tarihî camilerin çevresi genellikle meskûn mahal değildir. Din görevlileri camiyi ve çevresini gece gündüz hırsızdan, hayduttan, tinerciden, her türlü olumsuzluklardan korumaktadırlar. Sabahın çok erken saatlerinde göreve başlayıp gecenin geç saatlerine kadar görevlerine devam eden din görevlilerinin sabah ve yatsı namazları vakitlerinde görev yerlerinde olmaları ancak cami yanındaki lojmanlarda oturmalarıyla mümkündür.

Sayın milletvekilleri, mülkiyeti vakıflara ait olan tarihî camilerin meşrutalarında ikamet eden din görevlilerinden ücret alınmaması için, bir yıl kadar önce kanun teklifini verdim. Bunun bir an önce görüşülmesini diliyorum.

İçinde bulunduğumuz hafta Vakıflar Haftası’dır. Ne acıdır ki bu haftada, ecrimisil davalarından büyük meblağlarda para ödemeye mahkûm olan din görevlileri hüzünlüdür, aileleri de perişandır.

Vakıflara ait gayrimenkullerde iki statü vardır. Camiler gibi ibadethaneler hayrattır, dükkân ve iş hanı gibi gelir getiren yerler ise akardır. Cami meşrutalarının din görevlilerinin ikameti için ayrılan yerler olması sebebiyle, gelir getiren akar olarak değerlendirilmesi yanlıştır ve amacına da uygun değildir. Vakıflar Genel Müdürlüğü, din görevlilerine reva gördüğü bu işgalci bakışından vazgeçmeli ve açtığı icra davalarını geri çekmelidir. Zira, bu davalarla din görevlileri ve aileleri mağdur olmaktadır, belirlenen ecrimisil meblağlarını ödememeleri durumunda tahliye edilecekleri tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Din görevlilerinin lojmanlardan tahliye edilerek bu lojmanların başka kurumlara veya kişilere kiraya verilmesi kamuoyunda güven kaybına yol açmaktadır.

Sayın milletvekilleri, hayır sahibi, vakfeden, camiyi yaparken camiye hizmet verecek hocaların oturması için meşrutayı da ihmal etmemiştir. Bakımını, onarımını ya hocanın kendisi ya da dernek veya cemaat yapıyor. Kaldı ki caminin gece gündüz korunması için hocanın burada oturması zorunludur. Ayrıca, bu meşrutaların tahsisini görev yaptıkları yerin müftülüğü yapmakta ve hiçbir din görevlisi müftülüğün onayını almadan bu yerlerde ikamet etmemektedir.

Din görevlisi olmasına rağmen camilerin ve müştemilatının temizliğini sağlayan, bakım ve onarımını yapan, bayram tatili ve hafta tatilini kullanmadan vatandaşlarımıza din hizmeti veren bu görevlilerin işgalci olarak görülmesi devletin bir ayıbıdır. Hocalara yapılan bu zulüm kaldırılmalıdır. Vakıflar geçmiş yılların ecrimislini hem de faiziyle ve mahkeme masraflarıyla hoca efendilerden istiyor. Din görevlilerinin ödeme güçlerini aşan ve hayatlarını zehir eden bu uygulamaya acilen son verilmelidir.

Sayın milletvekilleri, içinde zerre kadar imanı olan, İsrail’in Müslümanlara attığı bombayı Allah’ın nusreti olarak göremez. İçinde zerre kadar imanı olan kimse, İsrail’in attığı bombalarla canlarını veren Müslüman çoluk çocuğun feryadından zevk alamaz.

Sayın milletvekilleri, Allah’a zerre kadar imanı olan, Müslümanlara karşı İsrail’le birlikte hareket etmez. Yine, Allah’a zerre kadar inancı olan, Allah’ın ayetlerini keyfine göre tefsir etmez. Zerre kadar inancı olan, Kur'an ayetlerini dış güçlerin emrine uyarlamaya çalışmaz. Değerli milletvekilleri, içinde zerre kadar imanı olan, Allah’a kulluğu bırakıp da dış güçlerin uşağı asla olmaz.

Değerli milletvekilleri, Allah, sevgili Peygamber’imizin ciğerparesi Hazreti Hüseyin’i hunharca şehit eden Yezid’e de, dış güçlerle birlikte olup İslam dünyasını kan gölüne çeviren zamanımız yezit temsilcilerine de lanet etsin.

Din görevlilerinin mağdur olduğu, mahrum olduğu, eziyet gördüğü bu ecrimisil davalarının araştırılması için kabul oylarınızı bekliyorum.

Hepinize saygılar sevgiler sunuyorum. Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkes.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde aleyhinde olmak suretiyle Malatya Milletvekili Sayın Ömer Faruk Öz.

Sayın Öz, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait meşrutalarla ilgili ecrimisiller noktasında araştırma önergesi verilmesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği gayrimenkullerin hayrat ve akar diye ikiye ayrıldığı herkesin malumudur. Akar ve hayrat dengesi vakfın yaşaması için şarttır. Vakfeden, bir vakfın yaşayabilmesi için bu dengeye azami hassasiyet göstermiştir. Eğer, bir vakfın akarı olmazsa yani hayır şartlarını yerine getirecek derecede bir düzeyde geliri olmazsa vakfın yaşama imkânı da yoktur. Bu durum hayratın yani hayır için ayrılmış unsurların devam etmesini engeller. Hayratı olmayan veya devam etmeyen bir vakıf düşünülemeyeceğine göre, öncelikli olarak akarını yaşatacağız ki hayratı da yaşasın. Bu nedenle, bu dengeyi yöneticiler ve vakıf mütevellileri mutlaka gözetmeli ve buna göre davranmalıdırlar. Bu durum vakfedenin yöneticiler üzerindeki hakkıdır. Vakfedenin iradesine uygun davranmak her yöneticinin yapması gereken bir davranıştır. Aksi takdirde, emanet edileni, emanet edenin rızasına aykırı kullanmış oluruz ki bu durum büyük bir vebaldir.

Önergede belirtilen meşrutaları 3 kategoride sıralayabiliriz:

1) Vakfiyesinde “meşruta” yazan, meşruta bulanan yerlerle ilgili zaten bir sıkıntı bulunmamakta, buradan cami görevlilerimiz ücretsiz olarak istifade etmektedirler.

2) Vakfiyesinde meşruta olmasına rağmen bilahare yıkılmış, cemaat tarafından yapılmış olan yerler var. Ki doğrudur, 1999 yılından 2004’lü yıllara kadar bunlardan bedel alınmıştır, 2004 yılından itibaren de buradan artık kira alınmamaktadır.

3’üncüsü, hayrat veya akar bir yer üzerinde cemaat tarafından yapılmış olan meşrutalar vardır. Hayrat bir yere eğer vakfiyesinde olmadığı hâlde, bir meşruta yapılmışsa buradan Kamu Konutları Yönetmeliği çerçevesinde sembolik bir lojman bedeli alınmaktadır. Akar bir yerin üzerine yapılmış ise bu rayiç bedel üzerinden hesaplanmış olsa dahi, şimdiye kadar ödenen, alınan bedeller, normal kira bedellerinin üzerine çıkmamıştır. Bu süreçte vakfiyesinde olmadığı hâlde hayrat veya akar üzerine yapılan yerlerle ilgili kira bedellerinin ödenmesi gayet tabiidir. Bunun en doğal örneği de Diyanet Vakfı tarafından yönetilen yerlerdeki meşrutalardan da Kamu Konutları Yönetmeliği çerçevesinde lojman bedeli alınmaktadır. Bunu da böyle algılamak gerekiyor. Bu meşrutaları kullanan imam, müezzin veya müftülük görevlileri burada otururlar ve oturdukları süre içerisinde kiranın bir kısmını verirler veya vermezler ve bu arada, bu imamın tayini çıkar, ayrılır veya emekli olur, yerine gelen din görevlisi kardeşimiz de belli bir  süre bu kirayı ödemediği zaman belli bir kira tahakkuk eder. Bunlarla ilgili, geçtiğimiz yıllarda 4916 ve 6111 sayılı Kanun’la düzenlemeler yapıldı ama din görevlilerimiz bundan istifade noktasında müracaatta bulunmadılar. Ki şunu belirteyim: Bu çok az sayıda bir din görevlimizi ilgilendiren bir konudur. Din görevlilerimize AK PARTİ iktidarının nasıl sahip çıktığı din görevlilerimiz tarafından zaten bilinmektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakfedenlerden emanet aldığı vakıflarla ilgili olarak bilhassa meşrutalar noktasında oluşacak sorumluluğu gidermek için bir sistem oluşturmuştur. Bana göre de bizler açısından önerilecek sistem de bu olmalıdır. Hiçbir din görevlisi aleyhine mağduriyet oluşturacak mahiyette, vakfedenin rızasına uymayan bir uygulama söz konusu değildir. Eğer bu sistem dışına çıkılırsa bu kez, vakfedenin rızasına aykırı davranılmış olur ki asıl sorgulanması gereken ve sorumluluk taşınması gereken alan da budur.

Bu nedenle, sözlerimin başında da ifade ettiğim gibi, vakfedenin akar ve hayrat dengesine azami hassasiyet göstererek vakıflarımızı ve vakıf alanlarımızı korumalıyız. Sadece cami alanlarında değil, bütün alanlarda bu hassasiyeti göstermediğimiz takdirde korkarım ki vakıf gayrimenkullerimiz işgale uğrar. Zaten bu hassasiyetin gösterilmemesi nedeniyle cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana, gerek planlı gerekse de plansız, vakıf gayrimenkulleri işgale tabi tutulmuştur. Her alanda olduğu gibi bu alanda da yapılan yanlış uygulamaları düzeltmek, iyileştirmek ve vakfedenin rızasına uygun hâle getirmek de AK PARTİ iktidarına nasip olmuştur. 2004 yılında çıkarılan kanunla vakıf yerleri işgal altından arındırılmış ve vakıflar lehine muazzam bir gelir kapısı açılmıştır.

2002 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünün geliri -dikkatinizi çekiyorum sayın milletvekillerimiz- 30 milyon TL idi. Enflasyon oranında hiçbir artış olmamasına rağmen, 2012 yılında Vakıfların geliri 350 milyon liraya çıkmıştır, yaklaşık 12 katı. Bu rakama ulaşabilmek için eldeki gayrimenkuller en verimli şekilde yatırıma dönüştürülmüş ve işgalden arındırılmıştır. Bu başarı, vakfedenin iradesine gösterilen ihlaslı samimiyetin sonucudur. Vakıf yöneticileri ve aynı zamanda vakıf kullanıcıları bu samimiyeti göstermedikleri takdirde korkarım ki vakfın manevi sorumluluğundan kaçamayacaklardır. Bu hassasiyet sadece gelir getirmek noktasında kalmamalı, aynı zamanda hayır şartlarının yerine getirilmesinde de gösterilmelidir. Bu çerçevede, Vakıflar 2002 yılından bugüne kadar 3.750 vakıf eserinin restorasyonunu tamamlamıştır ve bununla da kalmamış, 5 bin muhtaç aileye maaş, 15 bin öğrenciye burs ve 20 bin aileye de gıda yardımı yapmıştır.

Hülasa olarak, Meclis araştırması yapılması istenen konu çerçevesinde şunu ifade etmek mümkündür: Vakıflar Genel Müdürlüğü, bütün konularda olduğu gibi meşruta konusunda da vakfedenin iradesine azami hassasiyet göstermektedir. Bütün bunlara rağmen, bu sistem içerisinde mağduriyete uğramış din görevlilerimiz varsa bunların mağduriyetinin giderilmesi de Vakıflar Genel Müdürlüğünün sorumluluğu içerisindedir; bunun için azami gayret gösteriyor ve bundan sonra da gösterecektir.

Bu nedenle, sözlerime son verirken verilen Meclis araştırması önergesine karşı olduğumuzu bu vesileyle tekrar ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde üçüncü konuşmacı…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, lütfen…

BAŞKAN – Buyurun.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Anlattıklarıma sayın konuşmacı yanlış anlam yükledi. Dolayısıyla düzeltmem lazım. İstirham ediyorum.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Gayet doğru anlam yükledim.

BAŞKAN – Sizin anlattıklarınıza yanlış anlam… Nasıl bir yanlış anlam yükledi ben anlayamadım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir şey var mı? Yanlış anlam yüklendi diye cevap verme var mı?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Olur mu ya, sabahleyin verdi demin Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Farklı anlamlara gelecek şekilde…

BAŞKAN – Her zaman verilecek anlamına gelmiyor o yani.

Buyurun Sayın Özkes neyse bir dakika içerisinde.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam, söylesin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söylesin efendim, bir dakika, neymiş görelim.

Buyurun.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayın konuşmacı öyle konuştu ki imamları sanki hak hukuk yiyen…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir şey demedi ki ya!

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Demedim.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – …vakfedenin vakfiyesine uymayan kimseler olarak âdeta tanıtmaya çalıştı.

Allah’ın ayetiyle sabittir ki Allah’tan en çok korkanlar ilim adamlarıdır, sizler değilsiniz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen nereden biliyorsun onu? Senin öyle bir yetkin var mı?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Bakınız, bir hoca ne diyor biliyor musunuz? “Eski imama dava açıldı, eski imam vefat etti, kurtuldu. Şimdi benden istiyorlar.” diyor. Bir din görevlisi de şöyle diyor: “Mahkeme aleyhime sonuçlandı. Avukat masrafları hariç 17 bin lira ödemeye mahkûm oldum. Eşim Parkinson hastası, oğlum askerde, kızım üniversitede okuyor. Çok zor durumdayım.”

Şimdi, vakıfların ecrimisil davasını açtığı hoca efendilerin bir kısmı karşı dava açıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Bu karşı dava açanların çoğu kazanıyor. İmamları karşı dava açmaması için Vakıflar tehdit ediyor. Elimde belgeleri var. “Açarsanız sizi perişan ederim.” diyor. Dolayısıyla imamları hak hukuk yiyen insanlar olarak takdim edemezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle takdim etmedik ki ya!

BAŞKAN – Sayın Özkes, teşekkür ediyorum.

Şimdi…

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkanım, düzeltme yapmam gerekiyor.

BAŞKAN – Efendim?

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Türkiye’de görev yapan yüz binlerce din görevlimiz hakkında olumsuz bir kanaatte olduğumu belirtmiştir. Düzeltme yapmak istiyorum, söz istiyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çok yanlış yükleme yaptı.

BAŞKAN –  Buyurun, bir dakika içinde siz de bitirin lütfen.

 

2.- Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya)   – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; din görevlilerine AK PARTİ iktidarı kadar sahip çıkan, onların hak ettiği değerde ücret almasını sağlayan başka bir iktidar söz konusu olmamıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Burada, elmayla armudu karıştırmamak gerekiyor. Vakıftan bahsediyoruz. Vakıf gayrimenkulleri hayrattır, akardır. Vakfın yönetimini kanunlarla değil, vakfedenin vakfiyesinde belirttiği şartlara uygun olarak yönetmek zorundayız. Vakfeden vakfiyesinde eğer “Meşruta var.” demişse biz ondan bir bedel almıyoruz, meşruta varsa almıyoruz ama vakfedenin vakfiyesinde bu caminin bahçesi millet gelsin, dinlensin, istirahat etsin diye ayrılmışsa o vakfiyeye aykırı olarak biz ne yapıyoruz? Oraya gelip ev yapıyoruz, ondan kira almamaya çalışıyoruz. Bu noktada, hak hukuk noktasında buraya yapanın imam olması veya normal bir vatandaş olması ayırt edilmemesi gereken bir konudur. Bu konuda imam kardeşlerimizi, din görevlilerimizi zan altında bırakmamak gerekiyor ve bu değerli konuşmacının belirttiği de çok az sayıda olan bir olaydır. Bu da 1999 yılında başlamıştır, 2004 yılında da bu Meclis kararı iptal edilmiştir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ederim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Sayın Özkes, rica ediyorum, burada bitsin.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan,  bakın, samimi söylüyorum…

BAŞKAN –  Lehinde olmak üzere Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdem.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Rica ediyorum Sayın Başkan

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, bir fikrini söylesin canım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanaklara girmesi açısından söyleyecek.

BAŞKAN –  Efendim, bu tartışmaya lütfen devam etmeyelim rica ediyorum. “Bir dakika” dediniz, karşılıklı konuşuldu bitti.

Buyurun Sayın Erdem.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Tartışma değil canım, bir tespit.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Olmuyor Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Rica edeyim, rica edeyim… Size de bir dakika verdim,  ona da.

Buyurun Sayın Erdem.

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve 21 milletvekili tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait yerlerde ikamet eden din görevlilerine açılan ecrimisil davalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 13/4/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi (Devam)

 

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait yerlerde ikamet eden din görevlilerine açılan ecrimisil davalarının araştırılarak davaya konu olan anlaşmazlıkların ortadan kaldırılmasına yönelik tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilmiş olan araştırma önergesinin üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan, kullanımı Diyanet İşleri Başkanlığına ait olan camilerimizin müştemilatlarında genel olarak din görevlisi personeli ikamet etmektedir. Bu müştemilatların tamamı, cami görevlilerinin ikamet etmesi için, cami cemaatleri tarafından yaptırılmıştır. Görevi din görevlisi olan, amacı sadece beş vakit namaz kıldırmak olmayıp bulunduğu mahaldeki vatandaşlarımızı dinî ve ahlaki konularda aydınlatmak, dinî bilgilerini sağlam kaynaklarla, gerçek bilgilerle tamamlamak olan ve bu göreve atanırken çeşitli sınavlardan ve eğitimlerden geçirilen Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmî din görevlisi olarak görev yapan imamlarımızın ve müezzinlerimizin, Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkililerince ikamet etmekte oldukları cami müştemilatlarında işgalci olarak ilan edilmiş olmasını kabul edebilmek mümkün değildir. Diyanet İşleri Başkanlığının hiçbir birimine cami müştemilatlarının kullanımı, kimlerin ikamet etmekte olduğu ile alakalı hiçbir görüş sorulmadan Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından imam ve müezzinlerimizin işgalci olarak tespit edilerek ecrimisil tahakkuk ettirilmesi, yine, ecrimisli ödemeyen görevlilerle alakalı davalar açılması, davaları kaybeden görevlilerin icralık olmaları ve tahliye kararları ile karşı karşıya kalmaları da kabul edilebilecek bir durum değildir. Ayrıca, Vakıflar bölge müdürlükleri tarafından bazı cami meşrutalarının vatandaşa kiraya verilmesi veya kat karşılığı ihaleye çıkarılması uygulaması da kabul edilecek bir durum olmamaktadır.

Vakıf mallarının statülerine bakılmaksızın, akar veya hayrat olduğu göz önünde bulundurulmadan bu işlemlerin yapılması, huzursuzlukları ve yanlışlıkları beraberinde getirecektir. Kur’an kursu olarak veya müftülük hizmet binası olarak kullanılan cami alanı içerisindeki yapılara kira tahakkuk ettiren AKP Hükûmetinin camilerden ne zaman kira almaya başlayacağı da doğrusu merak konusudur. Gerçi, cami odalarının ve yıkılan cami yerlerinin üzerinde bulunan otopark ve eğlence mekânı gibi kullanılan yerlerin kiraya verildiğini basından zaman zaman duymaktayız.

Değerli milletvekilleri, 6/1/1999 tarih ve 1089/16 sayılı Vakıflar Genel Meclisi kararıyla cami meşrutalarının kullanımıyla ilgili düzenlemeleri içeren bu uygulama, son on dört yıl içerisinde çok sayıda din görevlisini çok yüksek ecrimisil bedelleri, kira bedelleri, tahliyelerle, davalarla, sıkıntılarla karşı karşıya getirmiştir. 22/8/2001 tarihinde, Vakıflar Genel Müdürlüğünce, 1999 tarihli Vakıflar Genel Meclisi kararının 2/a maddesi “Meşrutanın, vakfiye şartlarına uygun olarak kullanılması” şeklinde değiştirilerek cami imam ve müezzinlerine yönelik açılan davaların kaldırılması amaçlanmış olmasına ve bu düzenlemeye dayanılarak Fatih 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/343 esas ve 2011/728 no.lu Kararı ile Vakıflar Genel Meclisinin 28/8/2001 tarihli kararının davalıların meşrutalarda oturmasına muvafakat niteliğinde olduğuna, bu nedenle haksız işgal sonucu talep edilen ecrimisil ile karar vermeye olanak bulunmadığına hükmetmiş olmasına rağmen, bu sorun hâlâ devam etmektedir. Yine, aynı bağlamda, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 1966 tarihinde vermiş olduğu cami meşrutalarından kira istenemeyeceğine ilişkin kararı olmasına rağmen, bu sorunlar yine aynı şekilde devam etmektedir.

Yani, biraz önceki değerli konuşmacılardan AK PARTİ’yi temsilen konuşan sayın vekilimizin söylediği ifadeye bizler de katılıyoruz. Yani, vakıfların gelirlerinin yükseltilmesi için akarlarının mutlaka rayiç bedeller üzerinden kiraya verilmesi hususu elbette önem arz etmektedir. Zaten bu gelirlerdeki artışlar da buradaki yanlışlıkların düzeltilmesinden ibarettir, yoksa oradaki meşrutalardan veyahut da imamların, müezzinlerin, Kur’an kursu hocalarının içinde oturdukları bu müştemilatlardan elde edilen gelirlerle vakıfların gelirleri 30 milyon liradan 350 milyon liraya çıkmamıştır, bunu da vurgulamak gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, devlet, sorun çözen devlettir. Devlet vatandaşlarıyla ve kamu görevlileriyle ilgili konularda sorunları öngören, hatta bu sorunlar ortaya çıktıktan sonra bu sorunları halleden bir yapıdır, kavramdır. Yoksa, çıkarmış olduğu bir düzenlemeyle çok sayıda kamu görevlisini mahkemelerde davalı hâle getiren, süründüren bir devlet mantığı doğru bir yaklaşım değildir. Değerli milletvekilleri, özellikle AK PARTİ milletvekillerine sesleniyorum, bu imamlarımızın, müezzinlerimizin -yani size de siyasi açıdan sürekli destek olmuş olan bu kamu görevlilerinin- bu sorunlarını ortadan kaldırmak için bu araştırma önergesi verilmiş, bu araştırma önergesine, gelin, destek verin. Hep beraber bu sorunu… Sorun varsa, “Sorun yok.” diyorsanız zaten araştırma sonucunda bunlar ortaya çıkacak ve bir sorun olmadığı tespit edilecektir. Dolayısıyla, görevleri sadece dinî hizmetler yapmak olan bu insanların kendi dertlerinin dışında başka konularla meşgul edilmemesi adına bu önergenin kabul edilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, ben, din hizmetlerinde çalışan imamlarımızın, müezzinlerimizin, Kur’an kursu hocalarımızın, vaizlerimizin bir kısım sorunlarıyla ilgili de bazı hususlara temas ederek konuşmamı tamamlamak istiyorum.

Öncelikli olarak, imamlar, müezzinler diğer kamu görevlilerinde olduğu gibi günlük sekiz saat çalışma gibi bir durumla karşı karşıya değillerdir, günde en az on sekiz saat çalışmak mecburiyetinde olan son derece vefakâr ve cefakâr görev yapan bir kesimdir. Yine, haftalık tatil günleri, resmî tatilleri olmayan bir kesimden bahsediyoruz. Şimdi, bu kesimdeki kamu görevlileri hac, umre ve yurt dışı görevlendirmelerinde adaletli bir sistem talep ediyorlar yani her sene bir kısım insanlar tarafından veya siyasi olarak kayırılan kamu görevlilerinin hacca ve umreye gittiği bir yöntemden öte daha objektif kriterlerle hacca ve umreye, yurt dışına görevlendirilecek personelin tespit edilmesini istiyorlar.

Yine, bu haftalık izinlerini kullanma konusunda müftülüklerin bir kısım yerlerde değişik uygulamaları ve sıkıntıları var, bunların ortadan kaldırılmasını istiyorlar.

Köylerde uzun süredir görev yapan ve çocuklarının eğitim durumu sebebiyle aileleri parçalanmış olan din görevlilerinin bu sorunlarını ortadan kaldırmak amacıyla bunların tayin sorunlarının halledilmesini istiyorlar.

Yine, yer değiştirme taleplerini başka yere başvurulmadan yani siyasi birtakım kriterler, vesaireler kullanılmadan, ihtiyacı olanların tayinleriyle ilgili kolaylıkların sağlanmasını istiyorlar.

Lojmanı olmayan imamlar, müezzinler ve Kur’an kursu hocaları, lojmanlarının tamamlanmasıyla alakalı talepleri var, bunların hallolmasını istiyorlar.

4/B sözleşmeli personel alımından vazgeçilerek bunların kadroya atanmasını istiyorlar.

Dört yıllık İlahiyatı Tamamlama Programı’na sınavsız geçiş istiyorlar.

3000 ek gösterge uygulamasından, bütün çalışanların bundan faydalanmasını istiyorlar.

Personel arasında, özellikle yani bizim kendilerine çok büyük itibar ettiğimiz din hizmetleri kesiminde çalışan kamu görevlilerine kesinlikle siyasi konuda herhangi bir baskı yapılmamasını; bunların tayinleri, terfileri, vesaire gibi konularda da bunların göz önünde bulundurulmamasını istiyorlar.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, bu önergeye, gelin, hep beraber “Evet.” diyerek imamlarımızın karşı karşıya kalmaması gereken bu sorunu el birliğiyle ortadan kaldıralım diyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdem.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere son konuşmacı Sayın Bülent Turan, İstanbul Milletvekili.

Sayın Turan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi aleyhinde söz aldım, ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuyla ilgili ayrıntılı cevabı az önce Malatya Milletvekilimiz Sayın Ömer Faruk Öz Bey verdiler, “Vakıflar bize emanettir ve emanetin gereği yapılacak.” dediler. Kaldı ki imamlar bizi bilirler, imamlar grup önerisi sahiplerini bilirler, o yüzden ben konuyu fazla açmayacağım.

Fakat Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün tarihe not düşme adına, bir hususun altını çizme adına zikretmek istiyorum: Dün, bu ülkenin tarihinde “utanç yıl dönümü” diye ifade edilen günlerden bir tanesiydi. Dün hepimizin gündem yaptığı, özellikle CHP’li milletvekillerimizin konuştuğu Deniz Gezmiş’in ve arkadaşlarının idam yıl dönümüydü. Ben, öncelikle, bu siyasi tarihimizde şimdiye kadar gündeme gelen, değişik darbe dönemlerinden sonra hukuka aykırı yargılamalarla bedel ödeyen kim varsa Allah’tan rahmet diliyorum. Bu konuda siyasetin ne kadar kusuru varsa bununla ilgili mahcubiyetimi ifade etmek istiyorum. 28 Şubatta darbe sonrası yargılamalarda büyük bedeller ödendi, büyük sıkıntılar yaşandı. 80 darbesinden sonra bu ülkenin evlatları sağcı-solcu diye büyük bedeller ödedi. Daha önceki döneme baktığımızda 71 muhtırasından sonra Deniz Gezmiş ve arkadaşları başta olmak üzere bir sürü genç insan bu ülkede bedel ödedi, bunlar bizim mahcubiyetlerimiz. Dönüp arkaya baktığımızda üzüldüğümüz, ders aldığımız, “keşke böyle olmasaydı.” dediğimiz birçok iş var ama son on yıldan beri, elimizden geldiği kadar, hukuk reformlarıyla, yargı reformlarıyla “Bir daha böyle şeyler olmasın.” diye çetecilere karşı, darbecilere karşı yaklaşımımızla ciddi adımlar attık.

Ben bugün bir hususu daha belirgin hâle getirmek için, altını çizmek için bir konudan bahsetmek istiyorum: Bugün, şahsı adına söz alan CHP’li arkadaşlarımız, Deniz Gezmiş ve arkadaşları gerekçesiyle yaptıkları konuşmalarda, onların emperyalizme karşı olduklarından, bağımsızlık istediklerinden yola çıkarak “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum; sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz.” gibi iddialı cümlelerle konuşmalarını tamamladılar. Ben, düne kadar, Deniz Gezmiş’i asan insanların -tırnak içerisinde- “sağcı, muhafazakâr” insanlar olduğu zannıyla hep konuyu böyle değerlendirirdim. Fakat, bu konuşmalardan sonra, artık milletvekiliyiz, sözümüz birçok şeyi bağlar deyip o zamanı bir araştırdım, o zamanın tutanaklarını bir elime aldım, bir vahim tabloyla karşılaştım. Değerli arkadaşlar, Deniz Gezmiş’in ve arkadaşlarının -Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın- ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair kanun tasarısı var elimde, resmî belge. Şu belgede, çok üzülerek, “Denizler ölmez.” diye miting yapan, cenazesine gidip nümayiş yapan, her gün bu konuyu gündeme getiren arkadaşlarımızın hassasiyetini eski arkadaşlarının, eski vekillerinin paylaşmadığını gördüm. Keşke sizden önceki vekilleriniz de, arkadaşlarınız da sizin kadar hassas olsalardı da, sizin kadar bu konulara dikkat etselerdi de, sizin kadar bu ülkenin bağımsızlığı için kavga ettiğini iddia eden gençlere sahip çıksalardı da o insanlar asılmasalardı. Elimdeki belgede o gün Deniz Gezmiş’in ve arkadaşlarının asılmasına ilişkin kanun tasarısında 30’a yakın CHP’linin idama “Evet.” dediği var. Bunlar resmî tutanaklar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim onlar?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Kimler olduğunu merak edenlere; şu resmî belgenin içerisindeki sarı çizilmiş olanlar CHP’li arkadaşlar.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – 100’ü de kaçmış zaten. 100’ü de oy kullanmamış.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bir daha diyorum, kötü bir şey söylemiyorum, söylediğim şey şu: Siz hassassınız, gereğini yapıyorsunuz ama keşke bu demokratik tavrı, keşke bu hukuki tavrı daha önceki CHP’li vekiller de, 70’teki vekiller de sizin gibi paylaşsalardı da, 30 tane eksik kalan oy CHP üzerinden tamamlanmasaydı da bugün Deniz Gezmişler yaşıyor olsalardı.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Toplam oy kaç, toplam oy? Oy toplamını söyle de öğrenelim.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ben tarihî bir gerçeği hatırlatmak için söyledim. “Yoklama kaçtı?” diyen arkadaşların hepsine belgesini veririm. O zaman 450 tane milletvekili var, 144 tane CHP’li milletvekili var, 30’a yakını “Evet, asılsın.” oyu veriyor, 2 tanesi çekimser kalıyor, diğerleri de katılmıyorlar. Oysa 30 tanesi “Evet.” demese, katılmayanlar katılıyor olsa içeriye bugün Deniz Gezmişler herhâlde, belki aranızda olacaklardı.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Kaç kişi katılmış?

BÜLENT TURAN (Devamla) – O yüzden bir daha söylüyorum: Hassasiyetiniz, hassasiyetimiz. Hiç sataşmaya imkân vermedim, dikkat ettim. Bir daha söylüyorum: O zamanki vekilleriniz de sizin kadar hassas, sizin kadar demokrat, sizin kadar darbelere karşıymış gibi yapsalardı da keşke bugün -samimiyetle söylüyorum- hiç bu ülkenin idamla ilgili kara bir tablosu olmasaydı. Fakat bir daha söylüyorum. Dostoyevski’nin bir sözü var: “Ya hatalarınızla yüzleşirsiniz ya da hatalarınızla yüzsüzleşirsiniz.” diyor. Ben bugünkü konuşmaları bir yüzleşme olarak alıyorum, bir özür olarak kabul etmek istiyorum, bir sataşmaya mahal vermemek için bunları söylüyorum. CHP’nin de gelinen tarihte bundan sonra darbecilere karşı olacağını, hukukun yanında olacağını, Deniz Gezmişlerin veya başka görüşteki insanların asılmasına oy vermeyeceğini ümit ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, sayın konuşmacı Sayın Ali Rıza Öztürk’ün yapmış olduğu konuşmaya atfen bazı değerlendirmeler yaparak Cumhuriyet Halk Partisine sataşmada bulunmuştur, o nedenle söz istiyoruz efendim. Sayın Ali Rıza Öztürk konuşacak.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ben isim vermedim Sayın Başkanım, tebrik ettim hatta.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztürk.

İki dakika lütfen.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına ilişkin, idam kararlarının yürürlüğe konulmasına ilişkin kanunla ilgili arkadaşımız açıklamada bulundu.

Şimdi, biliyorsunuz, mahkemelerin verdiği idam kararları Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülür ve oylanır. O tarihte de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’a ilişkin idam kararları Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülüyor. 24 Nisan 1972 tarihli tutanaklar… Mesela, Nuri Erdoğan -hangi partiye mensup olduğunu bilmiyorum ama muhtemelen Adalet Partisinden o tarihte- diyor ki: “O zaman, eğer bunlar, sadece bir rejim değişikliği istiyor idiyseler o zaman bunları affetmek mümkün olabilirdi ancak, onlar, bir milleti öldürmek kastıyla hareket etmektedirler. Bu, bir kin, nefret, intikam hissinin tezahürü değildir; bu, bir vatan kurtarma mücadelesidir.” Herkes tartışıyor.

İsmet İnönü, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı -ben onun dışında bazı münferit milletvekillerinin ne dediğini bilmiyorum ama- bu kürsüye geliyor, diyor ki: “Bu gençlerin işlediği suçun cezası idam değildir.” Hatta o tutanak şimdi gelecek. bende vardı, onu şeye gönderdim. Necdet Uğur o zaman Cumhuriyet Halk Partisi adına kürsüye çıkıyor: “Yüce Meclis bir mahkeme gibi karar vermiyor. Yüce Meclis bir başka açıdan karar veriyor. Bir toplumun geleceği açısından karar veriyor.

Şimdi böyle düşünürsek on sene sonra, yirmi sene sonra bu toplumdaki bizim yerimizde oturacaklar eğer bir başka türlü bakacaklarsa bu olaylara, onların elinden niçin bu hakkı alıyoruz da birtakım insanları ölüm cezasına gönderiyoruz? Bırakalım onlar da bir baksınlar. (Adalet Partisi sıralarından gürültüler)”

Nihat Erim’in dedikleri var, Muammer Erten’in dedikleri var ama Cumhuriyet Halk Partisinin o tarihteki, İsmet İnönü’nün de açık seçik, hiçbir duraksamaya, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına bu kürsüden karşı çıktığı gerçeği vardır.

Bunu bilgilerinize sunmak istedim. Arkadaşımız genç olduğu için tarihi yeteri kadar okumamış diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmacı arkadaş “İmamların kendilerini de tanıdığını, grup önerisi veren bizleri de tanıdığını” söyledi.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Tamam. Ne var?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Ne biçim bakıyorsun!

BAŞKAN – Evet, lütfen…

Buyurun Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Dolayısıyla…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, düzelteyim, “Tanımıyorlar.” Öyle mi diyeyim yani?

BAŞKAN – Efendim, ne söyleyecekseniz söyleyin zapta geçsin. Bu konuda konuşmalar bitti, kusura bakmayın. Size verdim daha evvel, tekzip edeceğiniz konu…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı, kürsüden “Bizim din karşısında, cami karşısında, imam karşısındaki tutumumuzu halk bilir, önerge sahibini de bilir. Yani inandırıcı olan biziz, önerge sahibinin hiçbir inandırıcılığı yoktur. Gerçek dışı şeyler söylüyor.” anlamında Sayın Özkes’in söylediklerini bir başka anlama gelecek şekilde orada bir değerlendirme yaptı. Sayın Özkes de bu değerlendirme nedeniyle sataşma hakkını kullanarak söz istiyor efendim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Demokratik bir kültür var, söylemeyecek miyiz Sayın Başkan?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı önerge sahibinin ifade ettiği bir söze karşılık “İlim adamları Allah’tan en çok korkandır. Sizin korktuğunuz şüpheli.” anlamına gelecek bir ifade kullandı.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ben demiyorum onu, Allah söylüyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Bir din görevlisinin “siz” diye işaret etmesi yakışıksız bir şeydir. Özellikle din görevlileri şunu bilmelidir ki… Hiç kimsenin imanı konusunda hiçbir kulun hükmetme hakkının olmadığını en iyi din görevlileri bilmelidir. Bakınız, bizim konuşmacı arkadaşımız “Önerge sahibini de biliyor, önergeye karşı çıkanların da ne olduğunu, inancını biliyor.” dedi. Hakem olarak milleti gösterdi. Bunda alınacak, gücenecek ne var? Millet değerlendirecek, bakacak, sandıkta bu konuyla ilgili eğer kanaatini oluşturmak istiyorsa… Hakem millettir. Bunda itiraz edecek, sataşma, ne var?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Asla yok Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, ne dersiniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bu ayrı bir tartışma konusu. Şimdi, Sayın Özkes’e Sayın Turan açıkça bir sataşmada bulundu. Yani “İslamiyet deyince biz akla geliriz, sen değil.” anlamında bir değerlendirme yaptı.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yok Sayın Başkanım. Ne alakası var?

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, şimdi, sadece “Bizi de bilirler, önerge sahiplerini de bilirler.” dedi. “Önerge sahibi” derken, zaten Cumhuriyet Halk Partisi. Siz de ona cevap verdiniz, zapta da geçti. Müsaade ederseniz devam edelim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Şimdi, efendim, bakınız…

BAŞKAN - Sayın Özkes, rica ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Söz verirseniz ben de isterim Sayın Başkan, öyle bir sataşmam yok.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Rica ediyorum, burada ciddi şekilde…

BAŞKAN – Efendim, bakın zabıtları getiririm. Sizin söyledikleriniz var, daha da büyük tartışma yaratır.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok daha fazla var.

BAŞKAN - Zabıtları getiririm. Yani, işte, konunun dışına çıkarak söyledikleriniz var. Bence burada bırakalım.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Nereden biliyorsa!

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ben söylemiyorum, Allah söylüyor ya. (AK PARTİ sıralarından “Bırak Allah aşkına!” sesleri)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Germeyin Meclisi.

BAŞKAN – Size ne oluyor, size? Bakınız, Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor. Benim bir şey gerdiğim yok. Ben sadece yatıştırmaya çalışıyorum. Daha da zaman istiyorsanız veririm, bununla alakası yok. Yalnız, siz müdahale etmeyin. Kendi Grup Başkan Vekiliniz konuşurken sizin müdahaleniz hiç olmuyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, bence bu tartışmayı uzatmaya hiç gerek yok. Bu sizin takdirinizde olan bir konudur. Sayın Özkes’e bir sataşma olduğu izlenimindeyim ben de, kanaatim budur. Sayın Özkes de bu kanaatte. İzin verin açıklamasını yapsın efendim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de o zaman söz isterim çünkü önerge sahibini tanıyorlar. Ne var bunda? Öyle şey olur mu?

BAŞKAN – Bir saniye efendim.

Sayın Hamzaçebi, samimi olarak ben, sataşma olmadığı kanaatindeyim ama karşılıklı birer dakika söz vereceğim.

Buyurun Sayın Özkes. (CHP sıralarından alkışlar)

 

4.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmacı arkadaş “Din adamları sizleri de tanırlar önerge sahipleri olarak, bizleri de tanırlar dolayısıyla bu konuda hiç konuşmaya gerek yok.” dedi ve başka konuya geçti.

Şimdi, önerge sahiplerinden birisi de benim. Ben emekli bir müftüyüm ve emekli bir müftü olmaktan dolayı da Allah’a şükrediyorum, Cumhuriyet Halk Partisinde bir milletvekili olmaktan dolayı da Allah’a şükrediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) En azından kul hakkı yemeyen bir partideyim. (AK PARTİ sıralarından “Allah, Allah!” sesleri)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – İSKİ, İSKİ…

BAŞKAN – Dinleyelim arkadaşlar.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Şimdi, bir diğer konu, vakfedenler, üç yüz yıl önce, beş yüz yıl önce camiyi yaptıranlar “AKP iktidarı para kazansın.” diye mi yaptırdı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – “İktidar para kazanıyor.” Ne demek yahu?

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Caminin lojmanını “Siz para kazanasınız.” diye mi yaptırdı vakfedenler?

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Vekil, o gelen paralar ilgili vakıf hesabına giriyor.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - “O caminin avlusunda olan bir lojmandan para alamazsınız.” diyoruz çünkü vakıflar oraya bir kuruş harcamıyor. İmam, ya kendi cebinden harcıyor ya dernek yapıyor ya da cemaat ödüyor.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – O para ilgili vakfın hesabına giriyor, başkasının hesabına girmiyor.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Yani siz biliyorsunuz da imamlar bilmiyor mu?

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Bilmiyorsanız ıslah etsin. Allah seni ıslah etsin.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Paraya gelince siz biliyorsunuz. İmamları bile para olarak görüyorsunuz yahu! Allah’tan korkun, Allah’tan.

BAŞKAN – Daha sakin, daha sakin lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Müftü efendi, sana yakışmıyor bu işler.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – İstismar etme! Dini istismar etme.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sana yakışmıyor bu işler müftü efendi.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkes.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Hiç yakışmıyor.

BAŞKAN - Sayın Öz, lütfen, lüften…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İftiracılık müftüye yakışmaz. İftira ediyorsun. Müftü efendi, iftira ediyorsun. Yakışmıyor sana bu iş.

BAŞKAN - Sayın Özkes, lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – “Allah’tan korkun.” diyorum ya, imamları niye suçluyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben sana tavsiye ediyorum, Allah’tan kork.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - İmamları hak hukuk yiyen insan olarak nasıl gösterirsiniz? Hak hukuk bilmez olarak nasıl gösterirsiniz? Kim iftira ediyor? Siz mi ben mi? (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen iftira ediyorsun! Kürsüden iftira ediyorsun sen!

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Yalan söylüyorsun! Müslümanlıkta yalan olmaz.

BAŞKAN – Sayın Özkes, teşekkür ediyorum.

Sayın Turan, buyurun… Bir dakika...

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Nedir? Cevap mı vereceksiniz?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sataşmam olmadığı hâlde cevap verdi.

BAŞKAN – Peki, burada bırakalım.

Buyurun.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – İmanla yalan bir arada olmaz.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Evet, aynen öyle, aynen öyle!

BAŞKAN – Lütfen, lütfen Sayın Özkes… Arkadaşlar, lütfen…

 

5.- İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle, az önceki konuşmamda Deniz Gezmiş’le ilgili bilgileri, belgeleri verdim. Sayın eski müftü, CHP milletvekili arkadaşımızın niye alındığını, niye cevap hakkı aldığını, sizin de niye verdiğinizi anlamadım.

Söylediğim şuydu: “Grup önerisiyle ilgili tarafları, aleyhte olanları da yani bizleri de, lehte olanları da millet biliyor.” dedim. Bu aynen -çok özür diliyorum- “hava nemli, ördek” meselesi. Böyle şey olabilir mi ya? Niye söz aldınız siz, anlamadım. Bu bir. Fakat söz aldıktan sonra cevap hakkım doğdu, o da şu: Az önce sayın müftü dedi ki: “Arkadaş, CHP’li olduğum için Allah’a hamdediyorum.”

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Nasıl?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ben de söylüyorum, diyorum ki: Allah’a hamdolsun ki, defaatle AK PARTİ’ye başvurmuş olmasına rağmen aday yapmayarak doğru iş yaptığımızdan dolayı Allah’a hamdediyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve 21 milletvekili tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait yerlerde ikamet eden din görevlilerine açılan ecrimisil davalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 13/4/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini kabul edenler… Kabul etmeyenler…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var efendim, elektronik yapalım.

BAŞKAN – Efendim, bir saniye…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Buyurun.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, rica ediyorum…

BAŞKAN – Bağırmayın, yerinize…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Bak, rica ediyorum Sayın Başkanım… Beni AKP’den aday olmakla suçladı arkadaş.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Sayın Özkes, rica ediyorum, bağırarak yapmayın.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Rica ederim…

BAŞKAN – Başka bir zamanda açıklayın.

Buyurun.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben AKP’den aday olmaktan Allah’a sığınırım! Rica ederim…

BAŞKAN – Zapta geçti, zapta geçti söyledikleriniz.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Böyle bir ithamı kesinlikle kabul edemem!

BAŞKAN – Zapta geçti, söyledikleriniz zapta geçti.

Buyurun Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Bir dakika… Sayın Başkanım, rica ediyorum… Ben AKP’den aday olduysam şerefsizim, bunu ispat etmeyen de şerefsizdir! Böyle yok! Sayın Başkanım, rica ediyorum… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AKP’den aday olmaktan Allah’a sığınırım! Ben o kadar şerefsiz olmadım!

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) - Ne bu terbiyesizlik ediyor ya Başkan!

İSMAİL AYDIN (Bursa) - Ne biçim konuşuyorsun!

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Kim diyor ya? Hangi şerefsiz der bunu! Hangi şerefsiz der ya! Konuşma be!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hocam, tamam… Söz verecek…

BAŞKAN – Söz vereceğim, oylamadan sonra vereceğim. Geçin, geçin, oylamadan sonra vereceğim.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, siz yoklamaya sunduğunuzu ifade ettiniz. Tutanaklarda yoklama aradığınızı ifade ettiniz. “Yoklamaya sunuyorum.” dediniz.

BAŞKAN – Evet, yoklama yaptım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Oylamaya sunuyorum.” dedi. Başkanım, oylama yaptınız. Dil sürçmesi oldu ya.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman toplantı yeter sayısı olup olmadığını… Var mı? Var mı efendim toplantı yeter sayısı?

BAŞKAN – “İşari oylamayı elektronik cihazla yapacağım.” dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama yoklamaya sundunuz siz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, yoklamaya sunamaz ya. Dil sürçmesi olmuştur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz “yoklama” dediniz efendim. Resen yoklama yapabilirsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Resen yapamazsınız Sayın Başkan. Resen yoklama yapamaz, açılışta yapabilir.

BAŞKAN – Efendim, işari oylamaydı zaten, sonucu da açıkladım.

OKTAY VURAL  (İzmir)- Her zama yapabilir. Karar düzeltme olmadan…

BAŞKAN - Bir dakika.

Tekrar mı oylamamı istiyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, siz yoklamaya sundunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır efendim, yoklamaya sunmadınız.

BAŞKAN – Efendim, sehven onu söylemiş olabilirim ama zaten işari oylama tekrarlandı kâtipler anlaşmazlığa düştüğü için.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, “yoklama” dediniz de o bakımdan.

BAŞKAN – Efendim olabilir, insan hâli, yanlışlıkla söylemiş olabilirim ama oylamada zaten yeterli sayı olmadığı… Oylamaya sundum, “Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için işari oylama yerine cihazla oylama yapacağım, cihazla yoklama yapacağım.” dedim. Zaten daha evvel oylamaya sundum, anlaşamadıkları için cihazla yaptım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Karar yeter sayısı için istediniz Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tutanaklara geçti efendim.

BAŞKAN - Evet, “Karar yeter sayısı vardır.” dedim ve “Kabul edilmemiştir.” dedim.

Efendim, on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.26

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisine gelmeden önce, Sayın İhsan Bey’e söz vereceğim.

Lütfen, çok rica ediyorum, iki dakika içinde, yeni bir tartışmaya da meydan vermeden...

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayatım boyunca şerefimle, izzetimle, namusumla yaşamaya çalıştım ve hayatım boyunca yalan söylemedim, kimseye de iftira etmedim. Bugün, hayatımın en büyük iftirasıyla karşı karşıya kaldım. Böyle bir zulüm, böyle bir iftira gerçekten çok sarsıcı ve çok vahim bir durumdur.

Ben, Üsküdar müftüsüyken –tüm Üsküdarlılar bilir- 1999 yılında Demokratik Sol Partiden Üsküdar belediye başkan adayı oldum ve seçimlere girdim, 2002’de de Cumhuriyet Halk Partisine üye oldum ve aday adayı oldum, neticede de milletvekili oldum.

Şimdi, bakınız, arkadaşımız şöyle diyor: “Ben de söylüyorum ki, diyorum ki: ‘Allah’a hamdolsun ki, defaten AK PARTİ’ye başvurmuş olmasına rağmen aday yapmayarak doğru iş yaptığımızdan dolayı Allah’a hamdediyorum.’”

AKP’nin kapısından içeriye girmişsem bu dünyanın en namussuzu benim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Giremezsin zaten!

SONER AKSOY (Kütahya) – Herkes layık olduğunu bulur.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Ama bunu da -benim AKP’ye müracaat ettiğimi, hem de defaten müracaat ettiğimi- söyleyen eğer ispat etmezse namus yoksunudur, şeref yoksunudur. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Lütfen! Lütfen!

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Böyle bir iftira kesinlikle olamaz ve kesinlikle kabul edilemez. Eğer, ben, AKP’nin kapısından içeri girmişsem ve aday olmuşsam, adaylık için müracaat etmişsem, bugün milletvekilliğini bırakmazsam namerdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkes, teşekkür ediyorum.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Sen de, bunu söyleyen, ispat etmezsen, milletvekilliğini de bırakmazsan şeref yoksunusun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkes, teşekkür ederim.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Böyle bir iftira kesinlikle kabul edilemez.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, bakın, Sayın Milletvekili burada konuşurken sataşmaya cevap vermek üzere konuştu. Herkes her siyasi partiden aday da olabilir, adaylık müracaatı da yapabilir. (CHP sıralarından gürültüler)

İHSAN ÖZKES (Devamla) – İftira kesinlikle. AK PARTİ’den aday olmaktan Allah’a sığınırım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bırak sen… Herkes Allah’a sığınıyor. Sen sık sık da Allah’a sığınıyorsun. Bak, Allah’a çok sığınıyorsun…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) -  Hep hatalar yapıyorsun, hep yanlışlar yapıyorsun, sürekli Allah’a sığınıyorsun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Haydi oradan canım sende! Nereden biliyorsun hata yaptığını!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama Allah’ın yüce adaleti sana herhâlde orada gerekli dersi verecektir.

Bakın Değerli Başkanım, “şeref yoksunu” gibi, “haysiyet yoksunu” gibi, “onur yoksunu” gibi meseleleri söylemek hiçbir milletvekiline yakışmaz. Burada milletvekili arkadaşımız “         AK PARTİ’den aday olmadığı için Allah’a hamdediyorum, şükrediyorum.” diyor. “Senin gibi birisi AK PARTİ’ye yakışmadığı için Allah’a hamdediyorum.” diyor. Bunda alınacak, gücenecek veya başka söylenecek ne var Sayın Başkan?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Kim müracaat etmiş defaatle?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Ama “şeref yoksunu” demek haksızlıktır, bir müftüye, bir din adamına yakışmaz.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Defaten müracaat eden eğer ben isem ben milletvekilliğini bırakıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ya, hamdediyoruz, sen iyi ki bizden olmamışsın. Ne güzel, iyi bir şey yapmışsın.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Sizin gibi müfteri, sizin gibi iftiracıların yanında ne işim var!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne kadar güzel… Ne kadar güzel olmuş! Herkes bizi de biliyor seni de biliyor.

BAŞKAN – Sayın Özkes, tamam, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sataşmadan, hakaretten ötürü söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Şeref yoksunu, haysiyet yoksunu.” dedi ama Sayın Başkan.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bir saniye…

Sayın Turan, lütfen, bu konuyu burada kapatalım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – İzin verin, kapatayım.

BAŞKAN -  Siz de bir dakika içerisinde ne söyleyecekseniz söyleyin hakaret etmeksizin ve tekrar bir sataşmaya  meydan vermeksizin.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – İki dakika olacak Sayın Başkan. Adaletli olun.

 

7.- İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

 

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; iki yıldan beri burada vekilim, beni tanıyan tanır, bilen bilir. Kimseye hakaret etme kastım yok, bilmeden söylediğim bir söz yok fakat şaşırdığım şu ki: Ben garip bir tartışmanın içerisinde buldum kendimi. Ben buraya Deniz Gezmiş’e olan hassasiyetinize teşekkür etmeye çıktım, “Eski CHP’lilerin 30 tanesi de keşke sizin gibi kıymetli, sizin gibi makul yaklaşsaydı da bu olmasaydı.” dedim. Deniz Gezmiş’i kapatmak için bir taktikse tebrik ediyorum, harika bir taktik fakat ben müftü beyi İl Başkan Yardımcılığı dönemimden, Üsküdar’dan da, Beyoğlu’ndan da tanıyorum, herkesi tanıyorum… Bu bir suç değil ya! Bu kadar küfür etmek, hakaret etmek, bir defa bir din adamına yakışmaz her şeyden önce. (CHP sıralarından gürültüler) Bu üslubu aynen iade ediyorum.

Bir daha söylüyorum, benim söz alma gerekçem ne müftü beydir ne başka bir şeydir. Üzüldüğüm, bu ülkede idama vesile olan 30 tane CHP’linin kınanmasıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Şimdi, açıklama yapmama rağmen, sayın hatip Denizlerle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişteki… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, söylediğinizi anlayamıyorum, bir saniye susarsanız…

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkanım, şimdi Denizlerin idamıyla ilgili, sayın hatip, konuşmalarından sonra açıklama yapmama rağmen tatmin olmamış olacak ki yine aynı konuyu söyledi.

Elimde Türkiye Büyük Millet Meclisinin tutanağı var İsmet İnönü’yle ilgili, onu açıklamak istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklar zaten kayıtlarda mevcut Sayın Başkan, tarihini verdi!

BAŞKAN – Sayın Öztürk, biraz önce Sayın İnönü’nün konuşmasını söylediniz, değil mi?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Nisan 1972” dedi, tarih de belli, tutanaklardan herkes buna bakabilir!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İzin verir misin Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama şu anda yaptığın usule uygun değil.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Onu Başkan takdir edecek.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Usulü senden mi öğreneceğim ya!

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Öztürk…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Öğrenirsin, ne var yani! Ne var, öğrenebilirsin! Ben de senden öğrenebilirim, siz de Mustafa Elitaş’tan öğrenebilirsiniz! Bunda ayıp bir şey mi var?

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Öztürk, siz o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkanının, Sayın İnönü’nün -müteveffa- zaten bu işte ne söylediğini burada izah ettiniz, buna ilave mi bir şey söyleyeceksiniz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Evet, ama ondan sonra sayın hatip arkadaşımız tekrar çıktı, aynı yanlış bilgiyi tekrar yineledi.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Yanlış bilgi filan yok!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bilgilerin hepsi doğru!

BAŞKAN – Hayır, bir “30 kişi oy vermedi.” dedi o kadar, o mu?

“Cumhuriyet Halk Partisinden de oy verenler oldu.” dedi, onu mu tekzip edeceksiniz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hayır, oy veren yok efendim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yapmayın Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ha, yok diyorsunuz siz de…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Evet, yok efendim…

BAŞKAN – Tamam, bir dakika içinde siz de “Oy veren yok.” deyin ve bu işi kapatalım. (CHP sıralarından alkışlar)

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu elimdeki tutanak 24/04/1972 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi. Burada, Demokrat Parti Grubu adına konuşma yapıldıktan sonra, idamların oylanması konusunda kabul yönünde oy verilmesi istenildikten sonra CHP Grubu adına İsmet İnönü çıkıyor. İsmet İnönü diyor ki, açıkça söylüyorum: “Bunlar, suçlarının karşılığı olan cezaları görmelidirler; bu cezaları göreceklerdir. Bu cezalar hususunda özel bir kanaatimiz var. O da ‘Siyasi suçlardan dolayı idam cezası yapılmasın.’ davasındayız. Siyasi suçlardan dolayı idam cezası yapılmaması, Büyük Meclisce kabul olunursa evvelâ bunun kanunu çıkarılmak lazımdır… Şimdi, siyasi suçlardan dolayı ‘Kapital Ceza’ dediğimiz idam cezası yapılmaması için, bugün harekete geçmiş değiliz. Demokratlardan idama mahkûm olanların, idam cezası görmemeleri için ilk gününden, o zamanki askerî idareye var gücümüzle çalıştık. Var gücümüzle çalıştık, neticeyi alamadık. Nasıl; ondan sonra, güya biz o siyasi idamları istemişiz; yahut onlar yapılmasın diye uğraşmamışız, uğraşmışız gibi aleyhimize siyasi propagandalar yapıldı. Siyasi seçimlerde tez olarak aleyhimize işlendi. Bunları tekrar hatırlatıp, arkadaşlarımızı herhangi bir surette münakaşaya tahrik etmek istemem.”

Değerli arkadaşlar, bu oylamadan -bu oylama aynı gün olmuyor zaten- sonra da Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin bir kısmı Genel Kurulda oylamaya katılmıyor, diğerleri, katılanlar da ret oyu kullanıyor; Adalet Partisi ile Demokrat Parti kabul ediyor.

Şimdi, bunları, geçmişi bırakalım, benim elimde ölüm cezalarının yani idam cezalarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde yürürlüğe konulmasına ilişkin kanunların kaldırılmasına dair kanun teklifi var. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişlerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - …ilişkin kanunun yürürlükten kaldırılması için aynı şekilde…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - O başka bir şey Ali Rıza, o başka bir şey.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …gelin, bu kanun teklifini hep beraber çıkartalım, bu idam cezasının da mesnetsiz olduğunu tespit edelim. (CHP sıralarından alkışlar)

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün açıklaması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, sayın milletvekili dedi ki: “Cumhuriyet Halk Partisinden idama ‘evet’ diyen hiç kimse yok.” Elimdeki tutanak, 24 Nisan 1972: “Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın Ölüm Cezalarının Yerine Getirilmesine Dair Kanun Tasarısı’na verilen oyların sonucu: Üye sayısı: 450. Oy verenler: 323. Kabul edenler: 273. Reddedenler: 48. Çekimserler: 2. Oya katılmayanlar: 118. Açık üyelikler: 9.”

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Niye katılmadınız o zaman?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben CHP’lilerin kim olduğunu bilmiyorum…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, katılmamak başka şey, oy vermek başka şey.

BAŞKAN – Bir dakika. Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …ama kabul edenler içerisinde, mesela, çok iyi bildiğim…(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, tamam. Lütfen, lütfen, lütfen…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bu kadar demagojiye gerek yok ki!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kabul edenler arasında, kabul edenler…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Dil oyunu yapıyorlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Saymışlar: Adana Milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri olduğunu bildiğimiz, mesela, Kemal Satır “evet” diyenler arasında. Mesela, meşhurlardan, Ali İhsan Göğüş “evet” diyenler arasında. Mustafa Kemal Çilesiz, Nurettin Özdemir Gümüşhane Milletvekili, bunun gibi milletvekilleri oy vermiş. Arkadaşımız diyor ki: “Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinden 30 tanesi bu oylamaya katılmış.” Yani burada alınacak, gücenecek ne var, yine anlayamıyorum. Ama sayın milletvekili buradan kürsüye çıkarken “Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili milletvekili ‘evet’ dememiştir.” diyor ve tutanaklarla yanlış bilgi veriyor, düzeltmek adına… Sayın Kemal Satır herhâlde o günlerde Cumhuriyet Halk Partiliydi.

Bilginize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, şimdi, bakın…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, şimdi, buna ne kadar devam edeceğiz? Ne o zaman ki oylama bugünkü partileri bağlar… İkiniz de söyleyeceklerinizi söylediniz ve zabıtlara geçti.

Buyurun Sayın Öztürk.

14.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın açıklaması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, şimdi, bu tutanakta… Bir kere, oylama 24 Nisanda değil, o şey ayrı. Burada, İsmet Paşa’nın yaptığı konuşmada, zaten çok açık bir şekilde İsmet Paşa diyor ki bu konuyla ilgili: “Vicdan meselesidir. Biz insanların vicdanına bırakıyoruz. Grup kararı almadık.” Ve İsmet Paşa o tarihte -hatırlarsa Sayın Grup Başkan Vekili de- 12 Mart Hükûmetine bakan vermeyi savunan bir genel başkandı. O nedenle zaten Ecevit ve arkadaşları karşı çıktı. İsmet Paşa genel başkan olarak bu kürsüye çıkıyor. Bu idam cezalarını tasvip etmediğimizi açık ve net olarak söylüyor. Bunun dışındaki münferit… Bazı milletvekillerinin verip vermediği değil, katılmamışlar zaten, o belli.

BAŞKAN – Doğru, doğru.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Daha beter. Keşke katılsaydı! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam efendim. Zabıtlara geçti. Lütfen, lütfen…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, oylamaya katılmayanların sayısı ret verenlerin 2 katı, münferit falan değil yani. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Evet, arkadaşlar, tamam, tamam, teşekkür ediyorum.

Sayın Öztürk, teşekkürler.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini okutuyorum:

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 7, 14, 21 ve 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 8, 15, 22 ve 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 07/05/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                Mustafa Elitaş

                                                                                     Kayseri

                                                               AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 450, 315, 230, 414, 211, 210, 209, 133, 121, 117, 351, 380, 386, 324, 416, 434, 354, 415, 51, 62, 214, 433, 340, 308, 392, 254, 256, 422, 425, 253 ve 202 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33 ve 34 üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

7, 14, 21 ve 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat Sözlü Soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

8, 15, 22 ve 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi;

7 Mayıs 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde 452 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

8 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 414 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

9 Mayıs 2013 Perşembe günkü birleşiminde 51 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'de günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar,

çalışmalarına devam etmesi;

14 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde 15.00-23.00;

15 ve 16 Mayıs 2013 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14.00–23.00 saatleri arasında;

21 ve 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşimlerinde 15.00-20.00 saatleri arasında;

22, 23, 29 ve 30 Mayıs 2013 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14.00-20.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi;

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

önerilmiştir.

450 Sıra Sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı

(1/725)

 

BÖLÜMLER

 

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 20’nci maddeler

20

2. BÖLÜM

21 ila 29’uncu maddeler

(27’nci maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri, ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile geçici 1, 2, 3 ve 4’üncü maddeler dâhil)

18

 

TOPLAM MADDE SAYISI

 

38

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle, Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel.

Sayın Özel, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Grubumuzun, Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamadığından dolayı grup önerisi olarak getirmiş olduğu, bu haftaki ve bu ay içerisindeki çalışma saatlerinin belirlenmesine yönelik grup önerisi lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Biraz önceki konuşmalarda herhâlde gruplar olarak, partiler olarak birbirimize biraz daha… Geçen hafta burada Meclis Başkanlığımızın ve 4 grup başkan vekilimizin imzalamış olduğu, siyasetin her zaman konuşma dilini güzelleştirme anlamına herhâlde uygun konuşmadığımızı, özellikle buna da bir emekli müftünün de alet olmasını pek hoş karşılamadığımızı… Bir yanlış bilgi olabilir, eksik bilgi olabilir. Bunun burada telafisi hakaret ederek, onu olmadık, dinden çıkarma noktasına da… Burada hiç kimsenin elinde dinî hassasiyetleri ölçen bir terazi yok. Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize. Herkes dininden kendisi sorumludur. Onun için kimsenin…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu nasıl laf Recep Özel, bu nasıl laf?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Evet, bu öyle bir laf. Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize; herkesin dini kendisine aittir. Ondan dolayı burada dini değerlerimizi, ölçülerimizi ölçecek biçecek kimsenin elinde bir terazi yok. Ondan dolayı bir kişinin (a) partisinden, (b) partisinden, (c) partisinden gönlünden adaylık geçmiş olabilir, “Ah keşke ben de o partiden aday olsaydım.” diyebilir ama müracaat ettiği parti vardır, etmediği parti vardır; bunlar siyasi hayatın olağan şeyleri. Bundan dolayı da birbirimize yaralayıcı, bereleyici, kırılgan laflar etmemize de bu anlamda gerek yoktur diye düşünüyorum.

Biraz önce, Sayın Özkes de imamların bu cami avlularındaki yerlerde paralı… Vakıf hukukunun, vakfın amacının, vakfı kuran iradenin bir ömür boyu devam etmesi gerektiği noktasında vakıf hassasiyeti olan bir kişinin burada o konuşmayı yapmaması gerekiyordu. Onu da o hassasiyette bulunmaya davet ediyorum.

Bugünkü grup önerimizle Petrol Kanunu Tasarısı’nı gündemin ön sıralarına çekiyoruz, Hükûmetimizin bizlerden talep etmiş olduğu uluslararası anlaşmaları ön sıraya çekiyoruz. Çalışma saatlerimizi de mayıs ayı içerisinde salı günleri 15.00-20.00 arası, çarşamba ve perşembe günleri de 14.00-20.00 arası, yalnız önümüzdeki hafta salı günü saat 15.00-23.00, perşembe ve çarşamba günü de 14.00-23.00 olarak belirlemiş bulunuyoruz.

Petrol Kanunu’nu da -inşallah- temel kanun olarak öneriyoruz. Bugün bir saat sözlü sorulardan sonra -inşallah- Posta Kanunu’nun bitimine kadar, bitmezse yarın bunun devamı ve iki tane uluslararası sözleşmeyi, perşembe günü de 15 kadar uluslararası sözleşmeyi görüşüp bu haftaki çalışmamızı tamamlamak istiyoruz. İnşallah, güzel bir hafta, güzel bir çalışma olur diyoruz. Milletvekilinin onuruna, saygınlığına yakışır bir şekilde bu kürsüyü kullanmayı Allah hepimize nasip etsin diyor, saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkür ediyorum.

İkinci konuşmacı, aleyhinde olmak üzere Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)                             

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Muhtemelen dünyanın hiçbir ülkesinde kendi gündemini belirlemek için dört saat tartışan ne bir kurul vardır ne bir heyet vardır ne de bir kurum vardır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru, çok doğru.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Ama “Doğru.” dediğiniz hadisenin sorumluluğu da size ait.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle, doğru.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Çünkü, bu uzlaşmayı temin ederek, bu Genel Kurulun çalışmalarını, çalışma programını muhalefetle beraber belirlemek ve kabul etmek sizin sorumluğunuzda, iktidar grubu olarak ama ne yazık ki böyle.

Değerli arkadaşlar, biz, bu grup önerilerini, milletin gündemini dile getirmek, bu Genel Kurulda, Meclisin kürsüsünde dile getirmek için bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Ama ne yazık ki şimdi TRT’nin engeline takılıyoruz, milletin gündemini yine milletin huzuruna getirememek gibi bir sonucumuz da var.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, tabii, Hükûmetin grubu olması dolayısıyla gene Meclisin gündemini belirlemek yetkisine, hakkına sahip çünkü ülkeyi yönetme sorumluluğu kendilerine ait. Ama bu konuda, yılların deneyimiyle on yılını dolduran bir grup olarak, her defasında ifade ettiğimizi bir daha söylemek istiyorum. Sayın Elitaş buraya bakıyor ama bakın, geçen hafta, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin belirlediği program elimde. Bu hafta için diyorsunuz ki: “7 Mayıs 2013 Salı günkü birleşimde 15.00 ila 20.00 saatleri arasında çalışalım.” Ama şimdi getirdiğiniz öneriyle “Bitime kadar çalışalım.” diyorsunuz. Geçen hafta hangi kanunları öne çıkartacağınızı belirliyorsunuz, bu hafta kaç tane bilemedim, sayamadım, muhtemelen 30 tane kanunu tekrar öne almaya çalışıyorsunuz. Milletin aklıyla alay eder gibi, Genel Kurulun, sayın milletvekillerinin aklıyla alay eder gibi, önümüzdeki haftayı -bu hafta bitime kadar- yani bu angarya usulünü yine bir dayatma üslubuyla getiriyorsunuz. Önümüzdeki haftaya lütfediyorsunuz, “Saat 23.00’e kadar çalışalım.” diyorsunuz. Fakat bir sonraki haftada, yine milletin aklıyla alay eder gibi “Saat 20.00’ye kadar çalışalım.” diyorsunuz. Biz de biliyoruz ki onu tekrar değiştireceksiniz, bitime kadar usulünü gene getireceksiniz.

Değerli arkadaşlar, kendimize saygının gereği, bu kuruma saygının gereği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ruhunun, misyonunun gereği biraz ciddiyet, lütfen biraz ciddiyet. Böyle kendi kararıyla bu kadar oynayan bir kurul, bir grup, bir anlayış nasıl kabul edilebilinir? Her defasında bunu söylemiş olmamıza rağmen “Biz yaptık oldu. Bizim yaptığımız doğru.” anlayışının, bir yerlere bakılırsa bir anlamı vardır, bir tanımı vardır.

Değerli arkadaşlar, ben, Sayın Başbakan Yardımcısının, Sayın Bakanın ve iktidar partisi grubunun yöneticilerinin burada bulunmasını da fırsat bilerek size milletin gündeminden başlıklar sunmak istiyorum.

Tabii ki işte uluslararası sözleşmeleri getireceksiniz, tabii ki işte bazı kurumları özelleştirebilmek için hukuk getireceksiniz yani kendi anlayışınız ve programınız doğrultusunda buraya bir karar, bir program getireceksiniz ama bir de milletin gündemi var, milletin gündemindeki olaylar var. Bunları da muhalefet partileri olarak bizler huzurunuza getiriyoruz; olmadık laflar, dünyanın lafını söylüyorsunuz.

Bakın, değerli arkadaşlar, bugün bir arkadaşımız ifade etti: Mısır üreticileri mısırı ektiler, birkaç ay sonra da hasat edecekler. Ama şimdiden inanınız ki Çukurova çiftçisi tir tir titriyor. Niye? Çünkü mısır ithalatçılarına hâlâ ruhsat veriyorsunuz. Türkiye mısır doldu. Üretilen mısırı bu üretici kime satacak, kaça satacak? Şuna bir tedbir geliştirin ey Hükûmet, buradasınız, Kalkınma Bakanımız da burada.

Pamuk primleri, yağlı tohum primleri gecikti ve söz vermiş olmanıza rağmen gecikti. Hâlbuki üretici, çiftçi, verdiğiniz söze dayalı olarak program yaptı, borçlandı, söz verdi. Hâlbuki şimdiden bir ay gecikti. Daha ne kadar sonra ödeneceği de belli değil. Niye? Anlaşılıyor ki hazinede nakit paranız yok.

Bir başka konu değerli arkadaşlar, 2/B konusu. 2/B meselesinin gündeme geldiği her ilde kıyamet kopmaktadır değerli milletvekilleri, her biriniz için geçerli bu. Henüz daha rahat olanlar illerinde 2/B’nin rayiç bedelleri açıklamayan illerdir. Açıklandığında siz de göreceksiniz. Mersin’de bazı ilçelerde açıklandı, samimiyetle söyleyeyim, eylem yapmalarına muhalefet partisi olarak biz engel olduk, trafiği keseceklerdi. 1 dönüm 2/B arazisi için 400 bin lira rayiç bedel biçilir mi? Bunu bu çiftçi, bu köylü nasıl alsın? Kendi elinizle kör kuyuya bir taş attınız, şimdi çıkartabilmek için üç defa oldu kanun çıkartıyorsunuz, daha on üç defa da kanun çıkartsanız bu kör kuyudan çıkamayacaksınız. 2/B Yasası, 2/B uygulaması bir zulüm yasasıdır; çiftçimize, köylümüze, elinin emeğiyle geçinen insanımıza karşı AKP iktidarının bir zulmü olmuştur. Ama bu konuyla ilgili yine kulağınızın üzerine yattınız, Hükümet olarak bir gündem olarak bu Meclise getirmiyorsunuz.

Bir başka husus: Bu çiftçilerin sorunlarını yarın biz grup önerisi olarak Genel Kurula getireceğiz. Adana Milletvekilimiz Sayın Muharrem Varlı da burada bu işin detayını size anlatacak. Ümit ederim ki vicdana gelirsiniz, bir şeyler yapmak gereğini duyarsınız.

Bir başka konu: Değerli arkadaşlar, yetki aldınız, kanun hükmünde kararnameler çıkarttınız ama çıkarttığınız kanun hükmünde kararnameyle işin dengesini, düzenini bozdunuz. Bakın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında, Millî Eğitim Bakanlığında çıkarttığınız kanun hükmündeki kararnameyle çalışanların özlük haklarını bir düzene bağladınız, aynı yetkiyle Sağlık Bakanlığında çıkarttığınız kanun hükmünde kararnameyle düzeni altüst ettiniz. Bir kısmının özlük haklarını korudunuz, bir kısmının özlük haklarını geriye götürdünüz. İki yıldır bağırıyor Sağlık Bakanlığının çalışanları: “Burada bir adaletsizlik var -rakamları var- bunu düzeltin.” diyor. İşte Hükûmet burada, Sayın Genel Başkan Yardımcımız burada. Bana ulaşan metni size de sunabilirim, örnekleriyle var. Bir zulüm var değerli arkadaşlar. Devlet, eğer uygulamalarında adalet duygusunu geliştirirse meşru olur yoksa gayrimeşru olur. Devlet milletten aldığı yetkiyi kullanırken eğer adaletli davranmıyorsa, eşit davranmıyorsa o devlet zulüm devleti olur. Bugün Sağlık Bakanlığında çıkarttığınız kanun hükmündeki kararnameyle uyguladığınız personel rejimi bir zulüm yaratmaktadır. Bu konuyu da yarın bizim bir milletvekilimiz Sayın Ali Öz gündem dışı tekrar gündeme getirecek. Ama, lütfen, bunlar muhalefetin şovu değil, muhalefetin muhalefet yapmak arzusuyla buraya getirdiği konular değil, ülkemizin ve insanımızın yaşadığı sıkıntılar. Bunlara bir tedbir getirmemiz lazım.

Milletin gündeminde daha birçok konu var. Benim memleketim olan Hatay’da, Gaziantep’te, Şanlıurfa’da Suriye olaylarından dolayı bir hadise yaşanıyor değerli bakanlar; kaçakçılık dolayısıyla. Hatay’daki çiftçinin, Gaziantep’teki, Şanlıurfa’daki çiftçinin ürünleri payimal oldu. Dolayısıyla, Hükûmetin gündemini belirlemek için sayısal gücünüzü kullanarak burada ikide bir program değiştirebilirsiniz ama milletin gündemi sizin de sorumluluğunuzdur. Bunları arz etmek için söz aldım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Getirdiğiniz programın aleyhinde söz aldım, yaptığınızın doğru olmadığını tekrar ifade ediyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şandır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde lehinde olmak suretiyle Sayın İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Buyurun Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Her ne kadar önerinin lehinde söz aldığımız yazılsa da önerinin aleyhine konuşacağız çünkü AK PARTİ’nin buraya getirmiş olduğu gündemin halkın gündemiyle doğrudan çok ilişkili olduğunu düşünmüyoruz. Şu anda halkın gündeminde çok daha farklı, çok daha acil çözüm bekleyen sorunlar var ama biz durmadan sermayeye, özel sektöre rant alanı açan, emekçinin aleyhine olan yasal düzenlemeleri iktidar partisinin buraya getirmesi neticesinde Meclis gündemini meşgul etmek durumunda kalıyoruz.

Özellikle, bu haftanın ve bence uzun süredir, son bir aydır bu Meclisin en önemli gündemlerinden birinin hasta tutukluların yaşamış olduğu insanlık dramının olması gerekiyor. Neredeyse son bir ayda basın açıklamasından sokaktaki eyleme kadar, Meclis kürsüsünden Hükûmet yetkilileriyle, Adalet Bakanlığıyla yapmış olduğumuz görüşmelere kadar bu konuda yaşanmış olan dramı dile getirmemize rağmen, bu konuda her gün siyasetin, iktidar partisinin insanlığının demir kapılar ardında, beton duvarlar ardında yok olduğunu belirtmemize rağmen hiçbir çözüm üretilmiyor, çaresiz insanlar, sağlık problemi yaşayan tutsaklar bir bir dört duvar arasında ölmeye devam ediyorlar. Bakın, en son Sincan Cezaevinde yaklaşık son bir aydır 2 hasta tutuklu için Adalet Bakanlığı yetkilileriyle görüşüyoruz. Biri İrfan Eskibağ, diğeri Abdülsamet Çelik. İrfan Eskibağ, zamanında teşhis edilmediği için, son dönemde sarılıkla hastaneye kaldırıldığı için ilerlemiş pankreas kanseri teşhisi alıyor. İlerlemiş pankreas kanseri teşhisi aldıktan sonra zaten tıbbın bütün imkânları çaresiz kalıyor, yetersiz kalıyor. Bu teşhisten sonra hastaya yönelik yapılan bütün tedavi girişimlerinde aksaklıklar var. Bütün tedavi girişimleri zaten herhangi bir sonuç vermiyor ve hasta giderek, eriyen bedeniyle kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma; bilincini, şuurunu yitirmiş durumda ölümü bekleyen bir duruma geliyor. Bir aydır İrfan Eskibağ kişisel ihtiyaçlarını karşılayamadığı için… Dört duvar arasında eriyen İrfan Eskibağ’ın bedeniyle beraber sizin vicdanınızdır. Düşündüğümüz için bu hastanın en azından son günlerini, son saatlerini kendi ailesinin yanında, kendi sevdiklerinin yanında geçirmesini talep ediyoruz.

Gereken yapılmadı, bugüne kadar gösterilmiş olan duyarsızlık maalesef büyük bir vicdansızlıkla beraber devam ettirildi ve İrfan Eskibağ bu akşam yaşamını yitirdi. Şimdi Abdülsamet Çelik için aynı süreç işliyor. Abdülsamet Çelik de “Myelodisplastik sendrom” dediğimiz bir sendromun lösemiye transformasyon göstermiş bir formundan muzdarip durumda. Şu anda aynı süreç Abdülsamet Çelik için işliyor.

Yani, bu hastaların sadece daha iyi bir bakım almaları için, son dönemlerinde hiç olmazsa, az da olsa bir moral bulmaları için göstermemiz gereken bir insanlık erdemini gösterememe neticesinde -sağlıklı insanın zaten hastalandığı cezaevi koşullarında- bu hastaların ölümüne neden olan bir iktidar anlayışıyla, bir iktidar partisiyle karşı karşıyayız.

Bundan birkaç gün önce İrfan Eskibağ’ı ziyaret etmek için Sincan Cezaevi’ne gittim. Oradaki tutsakların, tutuklu arkadaşlarımızın sorunlarını öğrenmek için yapmış olduğum görüşmeden sonra, Sincan’daki cezaevi kampüsünde bulunan hastaneye -hekim olmam nedeniyle- bir hastayı göreyim, belki bir iki dakikalığına da olsa terminal dönemde olan bir hastaya bir moral veririm beklentisiyle gittim. Bir milletvekili, hekim olan bir milletvekili bir hasta ziyaretine gidiyor, neredeyse tamamı bir cumhuriyet hâline gelmiş cezaevi yönetimi çaresiz, yatalak durumda olan, kendi ihtiyacını karşılayamayan bir hastanın elini tutma hakkını bir hekimden, bir milletvekilinden almayı, gasbetmeyi ne hikmetse kendi üzerine vazife görüyor. Böyle bir anlayışla karşı karşıyayız.

Şimdi, orada biz İrfan Eskibağ’ı, bugün yaşamını yitirmiş olan arkadaşımızı ziyaret edip elini tutmuş olsaydık bu ülke mi bölünecekti? Cezaevleriyle ilgili bugüne kadar göstermiş olduğunuz duyarsızlığı hadi bir kenara bırakıyoruz, sadece, bir hastaya moral vermeyle ilgili bir kararı verme erdemini göstermiş olsaydınız bu ülkede bir şeyler elden mi gidecekti? Bu kadar vicdanı taşlaşmış, görmeyen, kulakları sağır bir anlayışla hükûmetin bir ülkeyi yönetmesi mümkün değildir.

Şu anda cezaevinde sırasını bekleyen 122 ağır hasta var. 108’i acil tedavi gerektiriyor ve bunlardan 50’si konuşmuş olduğumuz saat içerisinde de, her an, her dakika içerisinde yaşamlarını yitirebilirler. Toplam hasta sayısı 411. Bu Hükûmet kaç yıldır iktidarda olmasına rağmen -411 hasta tutukluyla ilgili- bu insanları bürokratik birtakım saçmalıklardan kurtarıp son dönemlerde tedavi süreçlerini ailelerinin yanında geçirmelerini sağlayan bir yasal düzenlemeyi yapamadı. Burada ana dilde savunmayla ilgili yasa görüşülürken kamuoyuna hem Adalet Bakanlığı hem de Hükûmet yetkilileri çıkıp “Biz hasta tutuklularla ilgili bir düzenleme yaptık. Durumu ağır olan hasta tutukluları bir an önce ailelerine kavuşturacağız, serbest bırakacağız.” propagandası yaptılar. Külliyen yalan. Orada yapılan düzenlemede bu bürokratik işlemlerin tamamı daha fazla birtakım süzgeçlere tabi tutuldu. Burada görüşülürken biz şunu dedik: Bu ülkede üniversite hastaneleri var, Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler var, tam teşekküllü sağlık kurumları var. Bu ülkede devlet yönetimi kendi hastanesine güvenmeyecekse neye güvenecek? Tam teşekküllü hastanelerden alınan sağlık raporlarını yeterli olarak kabul edin, bu hastalarla ilgili adli tıp gibi, cezaevlerini mezarlık hâline getirmiş, her uygulamasında insanları ölüme gönderen bir kurumu baypas edelim, hiç olmazsa bu dramı biraz azaltalım önerimizi reddettiniz. Getirmiş olduğumuz düzenlemede Adli Tıp Kurumu rapor verse bile savcının “Bu tutuklu ya da hükümlü topluma zararlı değildir.” şeklinde bir rapor verme şartını getirdiniz. O verse bile Adalet Bakanlığının buna onay verme şartını getirdiniz. Böyle olduğu için de cezaevlerinde her gün hasta tutuklu arkadaşlarımızla ilgili dramlar yaşanıyor.

Bakın, geçen yıl Sincan Cezaevine gittiğimde, yine tedavi amacıyla Erzurum Cezaevinden Sincan’a getirilmiş Burhan Kartal iki gün önce anjiyo olmuş. Hâlâ anjiyo yerinde ara ara kanaması olan bir hasta. Bu hasta Sincan Cezaevine tedavi amacıyla “Ankara’da şartlar daha iyi.” diye gönderiliyor. Sincan Cezaevine alınırken bu hastaya çıplak arama dayatılıyor. Hasta olduğu yetmiyor, onuru ayaklar altına alınmaya çalışılıyor. “Çırılçıplak seni arayacağız.” diyorlar ve o sağlık durumuyla bu uygulamaya karşı çıktığı için kendisine A takımı diyen bir işkence takımı tarafından saatlerce bu hasta tutuklu, anjiyo yeri kanayan bu hasta tutuklu işkenceye tabi tutuluyor. Düşünün, Erzurum’dan buraya tedavi amacıyla getirilmiş, biz görüştüğümüzde hastanın her tarafında morluklar, ekimozlar, hematomlar vardı. Şimdi, böylesi bir durumu, böylesi bir uygulamayı kabul etmek mümkün müdür? Halkın gerçek gündemi budur. Burada önümde bir liste var. Akciğer kanserinden gırtlak kanserine kadar, kan kanserinden tüberküloza -vereme- kadar, kas hastalığına kadar, aylarca yemek yemese bile yemek yemediğini hatırlayamayacak durumda ağır beyin problemi yaşayan hastalara kadar bir liste var. Ayıptır, bu liste sizin ayıbınızdır. İrfan Eskibağ’ı bu gece kaybettik, bu akşam kaybettik ama bu ayıbı kaldırmayla ilgili artık birazcık vicdanlarınızı harekete geçirmeye çağırıyorum. Özellikle Adalet Bakanlığının bu konuda bir an önce mevcut engelleri ortadan kaldırarak bu hasta tutukluların tahliyesiyle ilgili, özgürlüğüyle ilgili bir düzenleme yapmasını bekliyoruz, halkımız bunu bekliyor.

Bu duygularla Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Grup önerisi üzerinde son konuşmacı, aleyhinde olmak üzere Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba.

Sayın Ağbaba, buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Meclisi çalıştırmak iktidarın görevidir ama köle gibi çalıştırmak, maalesef, hem milletvekillerine, özellikle de burada Meclis çalışanlarına köle gibi bakmak da doğru bir şey değildir. Bu bile AKP iktidarının işçiye, emekçiye nasıl baktığının en açık göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, ben bir konuya değinerek sözlerime başlamak istiyorum. Grup konuşmalarında -muhalefet partisi olduğunu unutup- iktidarı eleştirmek yerine iktidarı bırakıp ana muhalefet partisini eleştiren muhalefet partilerine bir hatırlatma yapmak isterim. Seçildiğimiz günden beri Manisa Milletvekilimiz Özgür Özel, Muğla Milletvekilimiz Nurettin Demir ile birlikte 50’den fazla cezaevi -yaklaşık 110’a yakın cezaevi- ziyareti yaptık. Hiç ayırmadan herkese gittik, hiç ayırmadan. Bakın, Bakırköy Cezaevinde, iki gözü görmeyen, tek isteği kaymaz bir terlik olan Hediye Aksoy’u da ziyaret eden, onları gündeme getiren parti Cumhuriyet Halk Partisidir, Urfa’dan milletvekili seçilip haksızca Urfa Cezaevinde tutulan İbrahim Ayhan’ın da yangın esnasında yanında bulunan parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Size hatırlatmak isterim, hiç ayırmadan herkesi ziyaret ettik. Ama marifet… Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olmaz: Muhalefete muhalefet edilerek muhalefet yapılmaz arkadaşlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Muhalefete muhalefet edilerek muhalefet yapılmaz. Eğer muhalefet yapacaksanız iktidar burada, AKP burada. On iki yıldan beri ülkeyi yöneten, cezaevlerini eza evlerine çeviren, hiç ayırmadan işkence yapan, bunlara göz yuman, Pozantı’daki çocuklara tecavüz edilmesine göz yuman iktidar burada arkadaşlar.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İktidarı da eleştiriyoruz Veli Bey.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Onun için, grup toplantılarında grup başkan vekillerine ve parti başkanlarına hatırlatmak isterim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Savaş ısrarcısı kim olursa onları eleştiririz, o konuda rahat olun. Kim savaş isterse onu da eleştiririz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – İlk kez, bakın, ilk kez bu Mecliste “hasta tutuklu” diye bir rapor yazıldı Sayın Başkan. Bu konuyu da dikkatlerinize sunuyorum yani bunu da bir milletvekili olarak, bu konuda emek vermiş bir milletvekili olarak sizlere hatırlatıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta 1 Mayısta Taksim’de yaşatılan terörü kınıyorum. Taksim’i söke söke, bedel ödeyerek alan ve “Yine Taksim emekçilerin olacak.” diyen emekçilerin üzerine TOMA’larla, gaz bombalarıyla saldıranları kınıyorum. Bir buçuk yıldan beri hak mücadelesi veren Hey Tekstil işçisinin 17 yaşındaki kızının kafasını gaz bombasıyla kıranları, atanamayan öğretmenlerden biri olan Meral Dönmez’i gaz bombasıyla yaralayanları, Cumhuriyet Halk Partililerin, sendikaların, emekçilerin ve diğer partililerin ve daha birçok yurttaşımızın hastaneye kaldırılmasına sebep olanları, “Fevkalade orantılı ve dengeli bir mücadele gerçekleştirdik.” diyen İstanbul Valisini ve kendi halkına uyguladığı bu zulüm yüzünden iktidarı bir kez daha kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, İstanbul Valisinin yaptığı açık. Bunun adına ne diyorlar? “Führer’e doğru çalışmak.” Ne demek yani? Vali diyor ki: “Ben böyle davranayım, bu göstericilerin kafasını kırayım, gaza boğayım, coplayayım, susturayım, tutuklayayım çünkü Führer’im böyle yapmamı isterdi. Onun düşünceleri, onun fikirleri bunu yapmamı gerektirir.” diyor. İşte, bu, Führer’e doğru çalışmak.

Yani Führer rejimi öyle bir rejimdir ki tüm bürokratlar, iş adamları Führer’i örnek alır, ona yaranmaya çalışır. Nasıl mı? Değerli milletvelleri, Führer “Batsın sizin gazeteciliğiniz.” der, medya patronları gider gazetecileri işten atar. Örnek mi istersiniz? Daha düne kadar “Hasan Ağabey” dediği Hasan Cemal, Can Dündar, Nuray Mert, Uğur Dündar. Şimdi, yeni dönemde bir de Führer’in gazetecileri ortaya çıktı. Bunların görevi de Başbakanın, Führer’in her yaptığı şeyi onaylamak, ona zemin oluşturmak. Führer “Batsın sizin gazeteciliğiniz.” der, muhalif medyada çalışanlar tutuklanır, cezaevine gönderilir. Türkiye’nin en etkili gazetecileri sadece ve sadece gazetecilik yaptıkları için cezaevine atılır, yargılanır. Örnek mi istersiniz? Mustafa Balbay, Soner Yalçın, Ahmet Şık, Hikmet Çiçek.

Führer “Bunların öğrencilikle alakası yok.“ der, 5 bin polis ile ODTÜ basılır, öğrencilerin kafası kırılır. Führer “Bunların öğrencilikle alakası yoktur.” der, okul yöneticileri -tırnak içerisinde- rektörler öğrencilere disiplin soruşturması açar, mahkeme ceza vermeden rektörler öğrencileri cezaevinden atarlar. Örnek mi istersiniz? Diyarbakır Dicle Üniversitesi. Örnek mi istersiniz? Ankara Üniversitesi. Örnek mi istersiniz? Hacettepe Üniversitesi.

Değerli arkadaşlar, Führer “Onlar sendikacı değil.” der, bürokratlar gider sendikacıları gaza boğar, cezaevine gönderir ve bu dönemde Türkiye’nin en büyük sendikacılarının yattığı bir cezaevi hâline gelir Türkiye. Führer demokratik haklarını kullananlara “Kadın mı kız mı belli değil.” Der, polis gider müdahale eder, o kadının kalçasını kırar ve o, kalçasını kıran insan hakkında hiçbir soruşturma açılmaz. İşte Führer’e doğru çalışmak, işte Führer rejiminin bürokratı olmak böyle bir şey.

Değerli milletvekilleri, Führer “Eyleme izin vermeyin.” der, illerde görev yapan emniyet müdürleri, valiler Anayasa’yı hiçe sayarak, insanların seyahat özgürlüklerini ellerinden alarak eyleme gitmelerini önlerler. Daha geçen yıl yaşadığımız 4+4+4, Cumhuriyet Halk Partisi dışında bütün partilerin desteklemiş olduğu bir yasayı protesto etmek isteyen öğretmenlerin, öğrencilerin illerinden çıkmalarına izin verilmedi, kimi otobüste ceset torbası arandı, kimi otobüste Atatürk resmi, Türk Bayrağı arandı, gelenler ise maalesef, Kızılay’ın meydanında coplanarak, gazlanarak dağıtılmaya çalışıldı.

Değerli milletvekilleri, işte bugün ülkemizde Führer’e doğru çalışan bürokratlar, gazeteciler, iş adamları ve yöneticiler var, maalesef siyasetçiler de var. Bunlar bir zihniyet inşa ediyorlar. İşte biz de, demokrasiye inanan, her koşulda demokrasiyi savunan, insan haklarını savunan milletvekilleri de bu zihniyete karşı mücadele ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Vali diyor ki: “Uçurum kenarında eylem mi yapılır?”  Bakın daha dün, pazar akşamı, sarı kırmızı formayı giyerek binlerce Galatasaray taraftarı Taksim’de kutlama yaptı. Hiç duydunuz mu 1 kişinin çukura düştüğünü? Hiç duydunuz mu çukura düşen insanları? Hayır. Peki, bahane ettiğiniz o çukurlara kimler düştü? O çukurlara değerli arkadaşlar, İstanbul Valisi düştü, o çukurlara iktidar düştü, Taksim’in çukurlarına bu yasakları destekleyen, bu yasaklarla ilgili yazılar yazan sözde gazeteciler düştü.

Değerli arkadaşlar, önce çukuru bahane ettiniz ama şimdi Başbakan yeni büyük bir meydan yapıp, Taksim’de bundan sonra gösteriye izin verilmeyeceğini söyledi. Gerçek niyet açığa çıktı. Daha geçen hafta, sadece ve sadece bu sene yasaklıyordunuz. Biz bunun Taksim’i ebediyen yasaklamak olduğunu söylüyorduk. Şimdi 1 milyon kişilik yeni meydan yapılıyormuş Yenikapı’ya.

Değerli arkadaşlar, 1 milyon kişilik, denizin kıyısında, kimsenin bir yere kaçamayacağı, herkesin kameraya alınacağı, muhaliflerin otomatik olarak fişleme sistemine tabi tutulacağı bir yer işte orası. Orası hatta kişiye özel ya da toptan gazlama tertibatlarının kurulacağı bir meydan.

Değerli arkadaşlar, niyet ortada, niyet ortada, her şeyi tayin eden Führer şimdi muhalefetin nerede eylem yapacağını, nerede muhalefet yapacağını da tayin etmeye çalışıyor. Belki düşünmemişsinizdir o meydanla ilgili ne isim verelim diye. Biz düşündük. Bence, değerli milletvekillerim, semtin adı “yeni biber” olsun, meydanın adı da “gazlı çeşme” olsun. Böylece uslu çocuklar Kazlıçeşme’ye, yaramaz çocuklar da gazlı çeşmeye giderler. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu kürsüden defalarca söyledim, “Boynuz kulağı geçti, Kenan Evren sizinle gurur duyuyor.” dedim. Kenan Evren sizinle gurur duyuyor. Değerli arkadaşlar, niye gurur duyuyor? Bakın, Türkiye’deki demokrasinin geldiği noktayı kendimizden örnek vererek açıklamak istiyorum. Ben ve arkadaşlarım Sayın Özgür Özel, Nurettin Demir, bizler tüm dünyada örnek parlamenterleriz maalesef. Niye? Bizler dünyada en çok tutuklu milletvekili ziyaret eden milletvekilleriyiz, dünya parlamentoların örneğimiz yok. Bizler dünyada en çok tutuklu gazeteci ziyaret eden milletvekiliyiz. Bizler dünyada en çok tutuklu avukat ziyaret eden milletvekiliyiz. Bizler -maalesef, geçen ay da o unvanı aldık- dünyada en çok tutuklu sendikacıyı ziyaret eden milletvekiliyiz ve bizler dünyada en çok tutuklu siyasetçiyi ziyaret eden milletvekilleriyiz. Türkiye’deki durum bizim geldiğimiz noktayla, kırdığımız rekorlarla ölçülebilir.

Ben beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Buyurun Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hatip konuşmasını yaparken baştan sona “Führer Führer” diye bir şeyler ifade etti. Öyle tahmin ediyorum ki, herhâlde AK PARTİ Grubuna atfen bunu söyledi. İzin verirseniz o konuya cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika içinde lütfen.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna herhâlde ifade ederek, dönerek “Führer, Führer” diye ifade etti. Bildiğimiz kadarıyla “Führer” Alman Nazi Partisinin Başkanı, Almanya’nın Başbakanı Hitler adına kullanılmış bir söz. İtalya’da faşistlerin başına “Duce” denir, Almanya’da “Führer” denir. Ama AK PARTİ’nin yetiştiği felsefe, inanç ortamında önderlik, liderlik diye bir şey yoktur. Bizim bir tek Genel Başkanımız vardır, o da milletin iradesiyle, sandıkta yüzde 50 oyla her seferinde daha da yükselerek gelen AK PARTİ’nin Genel Başkanıdır.

“Dervişin fikri neyse zikri odur.” derler. Geçmişini, tarihini incelediği zaman hep Führerlerle yaşamış, hep önderlerle yaşamış, hep Ducelerle büyümüş…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Millî Şeflerle, Millî Şeflerle…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Führerlere, Hitlerlere övgüler dizmiş bir siyasi partinin temsilcisinin de bugünkü uygulamaları eleştirirken geçmişte yaşadığı şuuraltının tezahüründen başka bir şey olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın “işkenceler” diye ifade ediyor. Bugüne kadar bu memlekette işkencelerle mücadele eden tek parti Adalet ve Kalkınma Partisidir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hadi oradan, hadi oradan!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bugüne kadar çocuk yuvalarında…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cezaevlerinde var, cezaevlerinde...

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …başka yerlerde çocuk istismarıyla ilgili yasal düzenlemeyi yapan tek parti Adalet ve Kalkınma Partisidir. 1977 yılında 1 Mayıs katliamı olduğunda…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çatır çatır cezaevinde işkence var, çatır çatır! Çıplak arama var, çıplak arama!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Otuz yıl 1 Mayıs katliamının olduğu Taksim Meydanı’nı hiçbir zaman işçilere açamayan ve İşçi Bayramı’nı ortadan kaldıran…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söke söke aldı işçi sınıfı o hakkı, söke söke!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Emek ve Dayanışma Bayramı’nı yapan Adalet ve Kalkınma Partisidir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senin Führer’in verdi diye almadı o hakkı, söke söke aldı, söke söke!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 12 Eylül faşisti, 12 Eylül darbecisi Kenan Evren’i yargılamak için 15’inci maddeyi kaldıran Adalet ve Kalkınma Partisidir ama o anayasa değişikliğine oy veren sizsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz lütfetmediniz onu. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Hayır” oyunu veren sizsiniz. Kenan Evren kiminle yoldaş... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Oy veren burada, yüzde 95 burada!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yüzde 95 burada, yüzde 95!  

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başbakanın sandığından 1 tane “Hayır” çıktı. Soru önergesi verdim, cevap vermiyor.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başbakanla eşinin oy kullandığı sandıktan 1 “Hayır” çıktı, birinden biri “Evet” vermiş.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı Sayın Elitaş konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisinin tarihine gitmek suretiyle bazı değerlendirmeler yaparak Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun efendim. 

Yeni bir sataşma olmasın lütfen.

İki dakika içinde siz de toparlayın.

 

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim tarihimizde, Cumhuriyet Halk Partisinin tarihinde, hatta Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerine kadar, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a kadar, onun Başbakanlığına kadar hiçbir cumhuriyet hükûmeti döneminde hiçbir başbakan, hangi inşaatın kaç kat olacağına karar vermemiştir. Hiçbir başbakan, Süleymaniye, Sultanahmet, Ayasofya minarelerinin arasına dikilecek olan gökdelenin kaç kat olacağına karışmamıştır. Hiçbir başbakan, o camileri, o olağanüstü görüntüyü ranta feda etmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Üçüncü köprünün yeri…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Hiçbir başbakan, Doğu Anadolu’da, Kars’ta veya bir başka ilde dikilen bir heykele karışma cesaretini kendinde görmemiştir. Hiçbir başbakan, Taksim’de Topçu Kışlası yerine alışveriş merkezi yapma cesaretini gösterememiştir. Sizin on bir yıllık tarihiniz, bir kirlilik tarihidir. Siz şimdi iki yıl Taksim’i 1 Mayıs gösterilerine açtınız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Uçuk çıktı, uçuk çıktı!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …sonra bundan rahatsız oldunuz çünkü sizin kültürünüzde demokrasi yok, özgürlükler yok. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre, aynı zamanda mekân belirleme hakkını da o hakkı talep eden, o hakkın sahibi olan kişilere vermektedir. 1 Mayısın tarihsel önemi ve Taksim Meydanının 1 Mayıs 1977’de bir katliama sahne olmuş olması, göstericilere 1 Mayısı Taksim’de kutlama hakkını vermektedir, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bunu söylüyor. Siz uluslararası hukuka aykırı hareket ediyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …çünkü siz özgürlükten yana bir hükûmet anlayışına sahip değilsiniz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Hiçbir başbakan yedi seçim üst üste kazanmamıştır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkanım, tartışmayı uzatmak istemiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ekleme yapacak, üçüncü köprünün de yerine Başbakan karar verdi, onu hatırlatacak.

BAŞKAN – Bir saniye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, paraziti bir susturursanız bir şeyler söyleyeceğim.

BAŞKAN – Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkanım, tartışmayı büyütmek istemiyorum...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Zararlı çıkarsınız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yok, büyütebiliriz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - … ama Sayın Hamzaçebi konuşmasında “Sizin tarihiniz kirliliklerle doludur.” gibi bir ifade kullandı. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bu Muhteşem Yüzyıl’ın senaryosunu kim yazıyor?

 

10.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ on yıldır iktidarda. AK PARTİ, bu milletin anasının ak sütü gibi kazançlarından, terlerinden elde ettiği gelirleri, yine, millete hizmet olarak geri döndürdü.

Bakın, basit örnekler: Cumhuriyet tarihi döneminde yetmiş dokuz yılda yapılan duble yol 6.100 kilometre, on yıllık AK PARTİ dönemindeki yapılan duble yollar 17 bin kilometre.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul)  - Yedi düvelin yabancı arabası geziyor, yerli araba gezmiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – IMF’nin kapısından kaynak bulamadığından dolayı dışarıdan ithal edilen bakanlar, AK PARTİ iktidarından önce ama üç gün sonra, yedi gün sonra IMF’yle bütün ilişkilerini kesecek, IMF’ye borç para veren Türkiye, AK PARTİ iktidarı döneminde. Allah aşkına, düşünebiliyor musunuz?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas)  - IMF’ye borcu kapattın, başka yere 100 katı borç yaptın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bu ülkede yolsuzluk olsa, bu ülkede hırsızlık olsa, bu ülkede peşkeş olsa…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yine single çalıyorsun. Bir bu şarkıyı biliyorsun. Hep aynı şarkı...

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Özgür, parazit yapma, Özgür… Parazit yapma, parazit yapıyorsun.

Bu ülkede hırsızlık olsa, yolsuzluk olsa IMF’ye borç verebilecek duruma nasıl gelirdi?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas)  - Borcu borçla ödüyorsunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Seksen yılda bu ülkenin meseleleri basit meselelerle tartışılırken, Führerler, Duceler, önderler ve İstiklal Mahkemeleriyle bu memleketin değerleri yok edilmeye çalışırken AK PARTİ iktidarı döneminde darbelerle, darbecilerle hesaplaşılmaya başlanmış.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) - Özel yetkili mahkemeler kuruldu.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas)  - Sivil darbe yapıyorsunuz, sadece apoletleriniz yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) Tekrar ediyorum: Anayasa’nın geçici 15’inci maddesiyle ilgili Anayasa değişikliği teklifi ortadan kalksın derken, buradan, Kenan Evren gelse sizin gibi savunamazdı. Onun için, Kenan Evren’le, Sayın Ağbaba, kimin yoldaş olduğunu, kimin arkadaş, kimin kardeş olduğunu eğer tutanaklara bakarsan o zaman açık ve net bir şekilde görürsün. Kenan Evren yatıp kalkıp size dua edecekti ama AK PARTİ’nin milletvekilleri, duyarlı, şuurlu milletvekilleri ve yüzde 58, halkımız, Kenan Evren’in yargılanmasına “evet” oyu verdi ve o, kirli bir tarihten, kirli bir geçmişten kurtarılmış oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) - Yüzde 98’i de oy verdi ama.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Adalet ve Kalkınma Partisi kirlidir.” diye düşünmek ancak kirin kendi ellerinde kalmasına sebebiyet verecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş konuşmasında bizim, Anayasa’nın geçici 15’inci maddesine ilişkin olarak Parlamentoda izlediğimiz politikanın tam tersine bir açıklama yaptı, grubumuzun o zaman izlediği politikayı farklı bir şekilde tarif etti. Bu nedenle söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Bu defa birer dakika yapıp bitirelim.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama Sayın Başkan, lütfen…

BAŞKAN – Ama böyle süremez yani, müsaade ederseniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sadece orasını açıklamak üzere bir dakika.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, iki dakika…

BAŞKAN – Peki, iki dakika da öbür taraf, nereye kadar gideceğiz Sayın Hamzaçebi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, pazarlık olmaz, siz ne derseniz o olur.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İç Tüzük’ün gereğini yapacağız.

BAŞKAN – Ama güzel de yani bunun sonu yok, konuyla da ilgisi olmayan mevzulara girdik. Lütfen, bitirelim yani.

 

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın geçici 15’inci maddesinin 12 Eylül darbesini gerçekleştirenlere sağlamış olduğu korumanın kaldırılmasına ilişkin madde düzenlemesi Cumhuriyet Halk Partisinin önerisidir. Önce bunu tespit edelim.

İkincisi şudur: Sadece o maddenin kaldırılmış olması 12 Eylül darbesini gerçekleştirmiş olanların yargılanmasını sağlamaya yetmeyeceği düşüncesiyle Cumhuriyet Halk Partisi ilave bir madde önerisi yapmıştır, ilave madde önerisi Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla reddedilmiştir.

İkinci olarak şunu da söyleyeyim: Evet, birkaç gün sonra Türkiye'nin IMF’ye olan borcu sona erecek, AKP Hükûmeti 2005 yılında IMF’den aldığı 10 milyar dolar borcun son taksitini ödeyecek yani kendi aldığınız borcu sona erdirmiş olacaksınız. Bunun övünülecek bir yanı varsa övünün. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Nazar etme ne olur, çalış senin de olur.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Baluken, rica ederim yani burada bırakalım, lütfen.

Adalet ve Kalkınma…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, söz istemiştim cevap vermediniz.

BAŞKAN – Efendim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, oylamadan sonra söz verin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, biz cevap vermedik ki. Söz istemiştik sayın hatip konuşurken.

BAŞKAN – Evet, buyurun, daha evvel söz istemiştiniz, tamam.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Genel Kurul saat 20.00’de kapanacak, oyladıktan sonra söz verin değerli milletvekillerine.

BAŞKAN – Daha evvel söz istemişti Sayın Başkanım, sonra.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili de benim ismimi vererek sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Lütfen, isim söylemekle hemen cevaba… Lütfen yerinize oturun.

Buyurun Sayın Baluken.

 

12.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, CHP’li milletvekili arkadaş burada konuşurken muhalefet partisinin sadece ana muhalefeti eleştirdiğini, iktidar partisini eleştirmediğini söyledi. Şimdi, biz, tabii, eleştiriyi Başbakana laf yetiştirmek olarak algılamıyoruz. Eğer, AK PARTİ’ye yönelik eleştirilerimizi merak ediyorsanız sokaklara, meydanlara, zindanlara, mezarlıklara bakın. Sizin bahsettiğiniz konularda AK PARTİ’yi eleştirme, AK PARTİ’nin politikalarını boşa çıkarma noktasında siyaset üretmenin bütün bedellerini Barış ve Demokrasi Partisi hiç çekinmeden ödemiştir ve ödemeye de devam eder. Ancak, bugün içerisinde bulunduğumuz doksan yıllık bir sorunu çözmeyle ilgili, yeni bir süreçle ilgili, maalesef, sizin tutumunuz iktidar partisinin, AK PARTİ’nin tutumunun çok çok gerisindedir. Sizin bahsettiğiniz savaş politikalarının tamamını AK PARTİ sağ olsun layıkıyla yerine getirdi. Askerî operasyonlar, siyasi operasyonlar, tecrit, bütün bunların hepsini en şiddetli bir şekilde yaptı ama sonuç alınamayacağını görünce müzakere ve diyaloğa geldi. Şimdi, siz hâlâ savaş ısrarında bulunursanız, müzakere ve diyaloğu ıskalarsanız o zaman biz bunu eleştiririz.

Dersim’deki Laç Deresi’nde kemikler çıkınca o dönemin iktidarı kimse biz onu eleştiririz; Deniz Gezmişler idam edildiğinde buradaki sandalye sayısından daha fazla milletvekili dışarı çıkmışsa, kaçmışsa sorumluluktan, biz bunu eleştiririz. Bununla ilgili kendi seçim bölgemde size Çaytepe köyü ve Guev köyünde yapılan katliamları söyleyeyim: 1925’yılında 7’den 70’e 80 kişinin ahırlara, evlere doldurularak canlı canlı yakıldığı politikaların sahibi kimse bunu eleştiririz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ortak tarihimiz kardeşim, o senin milletvekillerinin dedesi o zaman Parlamentoda.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bizim açımızdan, siyasetin halkımız lehine yapılması gerektiği süreci kim işletiyorsa onunla ilgili bir yapıcı rol oynamak önceliklidir ama kim yanlış yapıyorsa muhalefet, iktidar olduğuna bakmadan eleştirmek boynumuzun borcudur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş “Kenan Evren’in yoldaşları.” dedi. Bu, benim için kabul edilemez bir suçlamadır, cevap vermek zorundayım. Sayın Elitaş “CHP’lilerin yoldaşıdır.” dedi, ona cevap vermek zorundayım.

BAŞKAN – Siz de “Kenan Evren’in yandaşı.” dediniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ondan söz verdin sende!

BAŞKAN – Siz, bir dakika susar mısınız lütfen!

Buyurun, bir dakika içerisinde neler söyleyecekseniz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, oylamayı yapın sabaha kadar konuşalım!

BAŞKAN – Oylamayı yapacağız…

Sayın Ağbaba, lütfen, bir dakika içinde olabilirse…

 

13.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu resme bir bakın, Kenan Evren’in yoldaşı kim? Bakın, Kenan Evren’in elinde puro, buradaki Sayın Başbakanın yüzüne puro üfleyerek “Sayın Başbakan, bir talimatınız var mı?” diyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Düğmeler nasıl, düğmeler?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Düğmeler, üç düğme ilikli. Burada, bakın istiyorsanız, görmek istiyorsanız Sayın Başbakanın resmi bu. Sayın Başbakan… Kenan Evren puro içiyor, ağzında puro, üflüyor. Bu, Başbakan, Sayın Başbakan.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – O, o zamandı!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, ben bazı rakamlar veriyorum, diyorum ki: “12 Eylülde 31 gazeteci var tutuklu, şimdi 72 tane gazeteci var.” Daha önce, değerli arkadaşlar, 31 gazeteci içeride…

Bakın, uygulamalara bakın… Muhteşem Yüzyıl dizisinin senaryosuna, insanların içeceği meşrubata -örneğin “millî içki ayran” dedi; şimdi, millî sebze, millî sanatçı, bunlar yayılacak herhâlde, millî vekil. Bunların hepsi gerçek- her şeye karar veren bir Başbakan var. Cumhurbaşkanını seçen Başbakan, milletvekillerini seçen Başbakan, bakanları seçen Başbakan, sizleri seçen Başbakan… Ee, Kenan Evren sizin kadar değildi. Kenan Evren 5 kişiydi, Başbakan 1 kişi. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu bir sayın bakanlara da göster, sayın bakanlara da göster!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Evet, sayın bakanlara da göstereyim burada; yani durum budur!

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, teşekkür ediyorum.

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 7, 14, 21 ve 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 8, 15, 22 ve 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Saat 20.30’a kadar ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.44

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun (2/666) esas numaralı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun İki Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/110)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/666) Esas Numaralı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun İki Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifimin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca işlem yapılmasını arz ve rica ederim. 2/5/2013

                                                                                                                              Mehmet S. Kesimoğlu

                                                                                                                                       Kırklareli

BAŞKAN – Teklif sahibi Kırklareli Milletvekili Sayın Mehmet Siyam Kesimoğlu’na söz veriyorum.

Sayın Kesimoğlu buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Haziran 2012 tarihinde (2/666) sayıyla vermiş olduğum kanun teklifinin İç Tüzük’ümüzün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurulda görüşülmesi için vermiş olduğum önerge doğrultusunda söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle şahsım ve grubum adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, bu kürsüde dile getiren arkadaşlarım gibi ben de hayatlarının baharında tam bağımsız Türkiye için yaşama veda eden üç fidanı anma gününde kendilerini saygıyla, sevgiyle ve şükranla anmak istiyorum.

Sözlerimin başlangıcında yine paylaşmak istediğim bir nokta: 1 Mayısta, Taksim’de emeğin bayramında fevkalade orantılı güç kullanılması karşısında kafası yarılan, gözünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılan, yoğun bakımda olan ve İstanbul Valisi Sayın Mutlu’nun değerlendirmesine göre de “marjinal ve militanlar”a geçmiş olsun demek istiyorum. Bu vesileyle de biber gazından bugüne kadar yaşamını yitirenlerin ailelerine tekrar başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, kolluk gücümüz olan polis yasalardan kaynaklanan zor kullanma gücüne sahiptir. Bu zor kullanma yetkisi de aşamalıdır; bedenî güç, maddi güç ve sonunda da silah kullanılmasına ilişkin bir güçtür. Mevzuat böyle ama her yerde biber gazının kullanıldığını görmekten dolayı büyük üzüntü içerisinde olduğumu ve olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sizlere birkaç resim göstermek istiyorum. Bu görüntüler 1 Mayısta Taksim Meydanı’nda çekildi, bir kurtuluş bayramında temsilî düşman kuvvetleriyle ilgili bir fotoğraf değil. Emeğiyle yaşama tutunmaya çalışan ve demokratik hakkını kullanmak isteyen işçilere karşı biber gazı uygulanmasının fotoğrafları.

Bir başka fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakın, burada kolluk gücümüz olan polis, vatandaşlara, emekçilere -kaldı ki kendileri de emekçi olan polislerimiz- vatandaşlarımızın üç adım ötesinden biber gazı sıkıyorlar; bir metre geriden biber gazı sıkıyorlar kafalarına, gözlerine. Sayın milletvekilleri, bu sıkılanlar deodorant ya da parfüm değil; bunlar silah, kimyasal silah, öldürücü silahlar bunlar. Bakın, bundan değerli basın mensupları da nasibini almış durumdalar. Onlar biber gazının etkisinden korunmak için 250 liralık gaz maskesiyle görev yapmaya çalışıyorlar.

Yine bir başka görüntü; sadece bir vatandaşımızı görebiliyoruz biber gazının içerisinde ve özellikle şunu paylaşmak istiyorum, 2004 yılında… Bakın, bu kadar yakından -büyütemedim, dağılıyor görüntü- başına, gözlerine biber gazı sıkılıyor yurttaşımızın, ödül alan bir fotoğraf. Bu da bugün hâlâ yoğun bakımda olan Dilan Alp’e polisin çok yakın mesafeden uyguladığı biber gazıyla ilgili fotoğraf.

Değerli milletvekilleri, bugün getirmiş olduğum bu teklif, işte bu sahnelerin bir daha yaşanmamasıyla ilgili bir teklif. Benim önerim son derece basit: Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda küçük bir değişiklik. Biraz önce ifade ettiğim gibi, zor kullanma yetkisinin ikinci aşamasında olan maddi güç, biber gazının, daha doğrusu kanundaki adıyla göz yaşartıcı gazlar ve tozların bu maddi güç aşamasından alınıp silahın kullanıldığı aşamaya getirilmesiyle ilgili bir kanun teklifi. Kullanım koşullarını daraltıp, kullanım alanını daraltıp silah kullanımıyla eşit hâle getirmek. Taksim’de bunları yaşadık, hatta milletvekili arkadaşlarımız bizzat kendileri yaşadılar. Bunlar demokrasi adına, Türk demokrasisi adına ayıp. Gelin, hep birlikte bu kanun teklifine destek verin, Türkiye’yi bu demokrasi ayıbından birlikte kurtaralım.

17 yaşında bir lise öğrencisi, Dilan Alp, biraz önce gösterdim. 27 yaşında, atanamayan öğretmen Meral Dönmez. Bu görüntüler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, süreniz doldu efendim.

Teşekkür ediyorum Sayın Kesimoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Edirne Milletvekili Sayın Recep Gürkan.

Sayın Gürkan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (2/666) sayılı Kanun Teklifi üzerinde İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye demokrasisi, Anayasası, insan hak ve özgürlükleri, hepsinden de önemlisi insanlık, 1 Mayısta İstanbul'da büyük yara aldı.

Giderek tek adam rejimine ve polis devletine dönüştürülmeye çalışılan Türkiye, tüm dünyanın şenliklerle kutladığı 1 Mayısı 2'si komada 7 yaralı, yüzlerce tutuklu ve gözaltında işçi, öğrenci, siyasetçiyle geçirdi.

Hükûmet ve Başbakan, Başbakanın valileri, 1 Mayısta ne yazık ki ülkemizi âdeta yangın yerine çevirdiler. 1977'deki 1 Mayıs katliamından bu yana Türkiye'de simge alanlardan birisi hâline gelen Taksimde 1 Mayısı kutlamak isteyen insanlarımıza, işçilerimize, sendikacılarımıza uygulanan polis şiddeti, orantısız güç tüm dünyanın gözleri önünde Türkiye'yi bir kez daha en geri demokrasiler sıralamasında zirveye çıkarttı.

Bir öğretmen adayı genç kızımız ve lise öğrencisi bir kızımız polisin attığı gaz bombalarının isabet etmesiyle komadalar ve hâlen hayati tehlikeyi atlatmaya çalışıyorlar.

Bütün dünyanın her yıl açıklanan basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü değerlendirmelerini merakla beklediği bağımsız sivil toplum kuruluşu Freedom House'un 2013 Dünya Basın Özgürlüğü Raporu'nda Türkiye daha da geriledi.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi, bu konudaki kısıtlayıcı yasaların ayıklanması konusundaki önerilerimize AKP hep suskun kalmayı sürdürüyor.

Son olarak, Freedom House'un açıkladığı Basın Özgürlüğü Raporu ülkemiz adına kaygı ve utanç verici, neredeyse en gerici diktatörlüklerin de gerisine düşmüş durumdayız.

Türkiye, geçtiğimiz yıl, 2012 raporunda 55 puanla 117’nci sırada iken bu yıl 56 puanla 120’nci sırayı Kongo, Fiji, Liberya ve Seyşeller ile paylaştı. 2011 yılında açıklanan raporda ise, Türkiye, 54 puan ile yine 117’nci sıradaydı.

Raporda, Türkiye, "kısmi özgür" ülkeler sınıfında yer alıyor. Bu, ülkemiz, demokrasimiz, insanlarımız adına onur kırıcı, küçük düşürücü. Ancak Hükûmetin böyle bir utancının, böyle bir kaygısının olmadığını maalesef görüyoruz. Türkiye bunu hak etmiyor değerli milletvekilleri. Dünyada böyle görülmeyi, böyle algılanmayı ülkemiz adına büyük kayıp olarak görmeliyiz.

Raporda, Türkiye "dünyada en çok gazeteciyi hapseden ülke" olarak tanımlanıyor. Rapora göre tutuklanma tehdidi, Türkiye'deki gazetecilerin özgürce hareket etme ve iş yapma imkânlarını kısıtlaması, endişe verici bir nokta olarak değerlendiriliyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, son on iki yılda 21 milyon 269 bin dolarlık yani yaklaşık 40 milyon TL’lik 628 ton biber gazı ve göz yaşartıcı sprey ithal etti. Hep AKP milletvekilleri yıllara göre rakamlar verir ya, ben de size bir rakam vereyim: AKP iktidarından önce yani 2001’de bu rakam sadece 13 ton. Bu 628 tonun 615 tonu sizin iktidarınıza ait, sizin iktidarınızın marifeti.

Bütün soru önergelerine rağmen, AKP Hükûmeti “ticari sır” gerekçesiyle biber gazı ithalatını kimin yaptığını açıklamıyor. Hükûmet, biber gazının zehirli ve ölüm nedeni olmadığını ileri sürse de Türkiye’de ve dünyada sağlık örgütleri bunun tersini söylüyor. Biber gazı öldürüyor ve insan sağlığını gerçekten olumsuz şekilde etkiliyor. Bir taraftan gazın kendisi, bir taraftan o gazın çekirdeği dediğimiz, kovanı dediğimiz kısmı; artık kısmetinize hangisi gelirse; gaz mı gelir, kovan mı gelir belli değil.

Bu kanun teklifinin içerdiği düzenlemelerle beraber düşünce, gösteri ve örgütlenme özgürlüğü tanınsaydı halkın vergileriyle alınan 40 trilyon yani 40 milyon TL ölümcül ve tehlikeli biber gazına değil, belki de yoksulluğu yenmek için, o yalın ayak ilkokula giden çocuklarımızın ayaklarına ayakkabı almak için kullanılacaktı.

“Bu kanun teklifini destekleyin.” diyeceğiz ama yine AKP Grubunun desteklemeyeceğini de biliyoruz.

Şunu hiç kimse aklından çıkarmasın ki zulmedenler bir gün zulmün en büyüklerine maruz kalırlar.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.48

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınma önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI(x)

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Posof’a bağlı bir köyün dere yatağına köprü yapılmasına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/80) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, enflasyon oranlarının hesaplanması yöntemine ilişkin sözlü soru önergesi (6/305) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da kamu yatırımları için ayrılan ödenek miktarının artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/500) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

4.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Bakanlıkta ve Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda özürlü personel istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/633) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sebze ve meyve ithalatına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/775) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tatlı su balıkçılığının desteklenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/947) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, gübre üretimi, ithalatı ve ihracatına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/954) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Et ve Balık kurumunun faaliyetlerine yönelik ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1028) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ili ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1143) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engelli vatandaşların ihtiyaçlarının Devlet tarafından karşılanması için yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1149) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

11.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sigara kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1180) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Hak-İş’in işsizlik konusunda yaptığı açıklamalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1182) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, zeytin üreticilerinin desteklenmesi ve zeytinyağı fiyatlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1183) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, işsizlik sigortası fonundan yararlanma koşullarının kolaylaştırılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1188) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, fındık kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1190) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, asgari ücretin yeniden belirlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1191) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

17.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, TÜİK’te çalışan 4-C’li personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/1449) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

18.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın kalkınması için başta hayvancılık ve eğitim olmak üzere Devlet yatırımlarının artırılması ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1640) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

19.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Dışişleri Bakanlığında görev yapan sözleşmeli personelin özlük haklarından kaynaklanan mağduriyetlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1762) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, HES’lerde yaşanan iş kazalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1771) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, iş adamlarının yurt dışına, vizesiz seyahat edilebilmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1832) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, TÜİK tarafından açıklanan verilerin güvenilirliğine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1834) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

23.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hane halkı sağlık araştırmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1917) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

24.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in, Bakanlığın kurumsal kimliğinin oluşturulmasına yönelik harcamalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1953) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engellilerle ilgili mevzuat kapsamında yapılması gereken düzenlemelerin denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1986) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

26- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, İşsizlik Sigortası Fonundan yapılan ödemelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/2034) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

27- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, gelir yöntemiyle milli gelir hesaplanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2035) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

28.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van ilinin bazı sorunlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2079) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

29.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Suriye’deki olaylara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2150) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, SODES Projesi kapsamında finanse edilen sportif projelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/2320) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

31.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kalkınma öncelikli illerde görev yapan Devlet memurlarına daha yüksek ücret ödenmesi talebine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2532) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

32.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, huzurevlerinde çalışan yaşlı bakım elemanı sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2653) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

33.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2012 yılında Ankara’ya yapılan yatırımlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2730) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

34.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, açlık ve yoksulluk sınırı verilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2793) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

35.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’tan göçün önlenmesine yönelik çalışmalara ve diğer illerden Tokat’a yapılan göçe ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2833) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, GAP kapsamındaki yatırımlara ve bölgeden göçlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3107) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

37.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, GAP kapsamındaki desteklere ve yabancılara yapılan taşınmaz satışlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3108) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

38.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, GAP’a aktarılan bütçeye ve GAP kapsamında toprak mülkiyeti konusundaki değişikliklere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3109) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

39.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, GAP kapsamındaki yatırım ve çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3110) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

40.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerle entegrasyon imkanlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3118) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

41.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ülkemizin uluslararası rekabet gücüne ve kalkınma ajanslarının katkılarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3119) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

42.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kalkınma ajanslarının kısa, orta ve uzun vadeli programlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3120) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

43.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3159) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

44.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ülkelerarası ekonomi birliklerine ve SERKA Kalkınma Ajansına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3209) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

45.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu illerinin teşvik edilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3331) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

46.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bölgesel fuarların ve ulusal fuarların uluslararası bir yapıya dönüştürülmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3370) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

47.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, tanıtım faaliyeti giderlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3477) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

48.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, engelli istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3478) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

49.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, özel şahıslardan kiralanan taşınmazlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3479) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

50.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakan Yardımcısına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3483) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

51.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık hizmet binalarındaki yenileme çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3490) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

52.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından kiralanan araçlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3492) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sunuşlar bölümünde belirttiğim üzere, birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini cevaplamak için Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz’ı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değerli vekillerimiz tarafından yönlendirilen sözlü soru önergelerini cevaplamak üzere karşınızdayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, 52 tane soru var. Bunların büyük bir kısmına daha önceden yazılı cevap verilmiş durumda. 60 dakika ve 52 soru dengesini düşündüğümüzde, olabildiğince bu cevapları özetleyerek, kısa kısa aktararak 52 soruyu da bu süre içinde cevaplamaya çalışacağım.

İlk olarak, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün yönelttiği (6/80) esas numaralı soruya cevap vermek istiyorum. Ardahan ili Posof ilçesi Kaleönü köyüne ait bağlantı yolu için ihtiyaç duyulan köprü konusunda bir soru yöneltmişti Değerli Vekilimiz. Burada, proje, KÖYDES kapsamında yapılıp, tamamlanıp hizmete açılmıştır. Ayrıca Posof ilçesi Çakırkoç köyü kanalizasyon sorunuyla ilgili olarak da ilgili yönetmelik çerçevesinde köyde lağım mecrası mümkün olmadığı ve arıtma tesisi bulunmadığından ferdî foseptik uygulaması ile çözüm bulunmuştur.

(6/2079) esas numaralı, yine Sayın Ensar Öğüt tarafından yöneltilen, Van’la ilgili, Van’da göçün önüne geçilmesi, çarpık kentleşme, depreme dayanıklı konut gibi kapsamlı konuları içeren soru önergesine baktığımızda şunu söylemek isterim. Buna çok detaylı bir yazılı cevap gönderdik aslında fakat bir tek şunu vurgulamak isterim: Bugün Van, geçirdiği depremden sonra nüfusu artmış, birçok altyapı meselesi çözülmüş ve hızlı bir şekilde toparlanmış bir ilimizdir. Deprem öncesinin üstünde bir nüfusu söz konusu. Dolayısıyla, göçü tersine çevirdiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim.

SUKAP kapsamında belediyelerin altyapılarını yapıyoruz.

DSİ, yine, Van içme suyuyla ilgili projesini yürütüyor. Erciş Belediyemizde AB destekli projeler yürütüyoruz. Yine, Van Ergil II. Merhale Sulama Projesi, Erciş Pay Sulama Projesi devam ediyor.

Çok sayıda yol projemiz, duble yol projemiz, Van bölgemizde yine, tamamlanmış veya inşa hâlinde.

Sosyal destek projelerimiz SODES’i uyguluyoruz. Sadece Van’da geçtiğimiz üç yıl içinde 31,4 milyon lirayla 222 adet proje uyguladık. Depreme dönük olarak da özel projeler hayata geçirdik.

Yine, Van, Bitlis, Hakkâri ve Muş illerini kapsayan Doğu Anadolu Kalkınma Ajansımız kanalıyla da çok sayıda kalkınma projesine destek oluyoruz.

İŞKUR kanalıyla, yine, meslek edindirme kursları ve toplum yararına çalışma programları uyguluyoruz.

Ayrıca, AFAD kanalıyla on binlerce konutu çok kısa sürede inşa edip Vanlı hemşehrilerimizin, insanımızın hizmetine sunduk.

Yine, (6/2833) esas numaralı, Sayın Reşat Doğru, Tokat Milletvekilinin yönlendirdiği soru söz konusu. Buna da, aslında, yazılı bir cevap verildi. Detaylarına inmeden sadece şunu söyleyebilirim: Tokat ilimiz, verdiği göç yanında göç de alan bir ilimiz. 2011’de 608.299 kişilik bir nüfusa tekabül ediyor. Burada, işsizlik konusunda özellikle, Türkiye ortalamasının altında bir işsizliğe sahip olduğunu TÜİK çalışmalarıyla tespit ediyoruz. Buna rağmen Tokat ilimizde de, yine, çok güçlü bir şekilde aktif iş gücü programlarımızı uyguluyoruz ve buna binlerce insanımız katılmış durumda.

Kamu yatırımlarında da önemli kaynaklar tahsis etmiş durumdayız, sadece 2013 yılında ve sadece ayırt edebildiğimiz projelere baktığımızda. Çünkü bazı projeler global projeler, il bazında ayıramıyoruz. Ayırabildiğimiz projelere baktığımızda, Tokat ilinde toplam 1,3 milyar liralık bir proje stoku söz konusu. Kümülatif harcaması 485 milyon, 2013 yılı ödeneği de yaklaşık 74 milyon. Çok sayıda projemizi yürütüyoruz.

Teşvik kapsamında da yine, Tokat ilimiz, beşinci bölge teşviklerinden istifade ediyor ve bu kapsamda da yine Orta Karadeniz Kalkınma Ajansımız (OKA) tarafından da Tokat ilimize desteklerimiz söz konusu.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1149) esas numaralı sorusu, engelli vatandaşlarımızın ortez, protez ve tekerlekli sandalye gibi ihtiyaçlarına dönük bir soru. Öncelikle şunu söylemek isterim: Engelli vatandaşlara yönelik hizmetleri hak eksenli bir bakış açısıyla yürüterek sosyal devlet ilkesinin gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz. Bu konuda, engelli vatandaşlarımızın tekerlekli sandalye ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik kapsamlı destekler veriyoruz. Buna rağmen bu konuda çeşitli sivil toplum kuruluşlarınca kampanyalar düzenlenebiliyor. Bunlar da olumsuz hususlar değil şüphesiz, sivil toplum kuruluşlarının bu konulardaki hassasiyetini göstermiş oluyor. Ama şunu özellikle belirtmek isterim: Devlet olarak da biz üzerimize düşeni yapıyoruz.

Ayrıca, yazılı cevapta da ayrıntılı bir şekilde belirtildiği üzere, SGK, yeşil kart ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kapsamında da bu ihtiyaçları karşılıyoruz muhatabımızın konumuna göre.

Ayrıca, yine ortez ve protezde SGK tebliğlerinin üzerinde fiyatlarda fark veya katkı payı olabiliyor ancak bunun istisnalarını da kanunla düzenlemiş durumdayız. İş kazası, meslek hastalıkları, askerî tatbikat ve manevralar, harp malulleri, terörle mücadele (TMK) kapsamında aylık alanlar, vazife malulleri istisna kapsamına giren kesimler.

Yine Sayın Mesut Dedeoğlu’nun, (6/1986) esas numaralı, kurum ve kuruluşlarda, belediyelerde engelliler kanunu kapsamındaki sorusuna şunu söyleyebilirim: Bu konuda 5378 sayılı Kanun’un 2’nci ve 3’üncü maddelerinde “yedi yıl” ibaresi, “sekiz yıl”a çıkarıldı biliyorsunuz. Bu konuda yükümlülüklerin yerine getirilmesi konusunda bir yıllık bir ilave süre sağlanmış durumda. Tabii, bu konuda bütün yerel yönetimlerimizin titizliğini, hassasiyetini bekliyoruz.

Ayrıca yine Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2653) esas numaralı, Huzurevi Yaşlı Bakım Merkezleri Yönetmeliği’ne göre huzurevinde her 10 yaşlı için 1 yaşlı bakım elemanı çalıştırılması zorunluluğuna ilişkin sorusu var. Bu konuda da şunu söyleyebilirim: Ocak 2003 itibarıyla 9.840 kapasiteli 167 adet özel huzurevi bulunmakta, burada da hâlen 6.876 yaşlımız bakım altındadır. Bu yaşlılarımıza yaklaşık 855 bakım elemanı hizmet vermektedir. Oranladığımız zaman yüzde 12,4’e denk geliyor ama ferdî olarak herhangi bir yerde bir suistimal, bir farklı uygulama söz konusuysa onu da mutlaka Bakanlığımıza iletmenizi bekliyoruz.

Diğer taraftan yine Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1182) esas numaralı önergesinde, HAK-İŞ’in iş yaratan, girişimciliği geliştiren mesleki eğitim ve yaşam boyu öğrenmeyi ön planda tutan yeni politikalarının uygulanması yönünde talep dile getiriliyor. Bu konuda şunu özellikle belirtmek isterim: Hükûmetimiz bütün politikalarının odağına istihdamı koymuş durumda ve gerçekten gerek ekonomik büyümeyle gerek aktif iş gücü programlarımızla, diğer politikalarımızla, KOBİ politikasından bölgesel politikaya, sosyal politikaya kadar bütün politikalarımızın bir unsuru olarak istihdamı ele alıyoruz. 2008 yılından başlamak üzere 4 ayrı istihdam paketi ilan ettik, çeşitli prim indirimleri ve teşvikler getirdik, istihdam üzerindeki yükleri azalttık, işsizlik ödeneği miktarında artış sağladık ve kısa çalışma ödeneğini işler hâle getirdik, kadınların, engellilerin ve gençlerin istihdamına dönük ve yine AR-GE personelinin istihdamına dönük önemli düzenlemeler yaptık. Bu konuda daha detaylı bilgi yazılı olarak da ifade edilebilir.

Burada gerçekten bir başarı görüyoruz ve sonuçlardan da bu anlaşılabilir. 2009 yılında krizin pik yaptığı noktadan bugüne baktığımızda 4 milyonun üzerinde bir istihdam artışı görüyoruz. İş gücüne katılım oranı: istihdam oranı artarken işsizliğin azaldığını tespit ediyoruz, yüzde 14’lerden yüzde 9 küsurlara gerilemiş bir işsizlik söz konusu. Küresel ortamda, birçok ülkede işsizlik artarken, iş gücüne katılma oranları düştüğü hâlde işsizlikleri artarken, Türkiye bu alanda çok büyük bir başarıyı ortaya koymuş durumda.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1188) esas numaralı, İşsizlik Sigortası Fonu’nun amaca uygun kullanımına ilişkin bir sorusu var. Burada, bizim için esas olan, tabii, kanunda yazan amaca uygun bir şekilde bu fonun kullanılması. Burada da kanuna baktığınız zaman, “Sadece insanlar işsiz kalınca onlara kaynak aktarın.” diyen bir kanun yok karşımızda; tam aksine, “Bir taraftan bunu yapın ama bir taraftan da esas olarak işsizliği azaltın, işsizliği azaltmaya dönük aktif programlara destek olun, işsizliği azaltmaya dönük yatırımlara, altyapıya destek olun.” diyen bir kanunumuz var ve bu kanun çerçevesinde de bu fonlarımızı kullanıyoruz, her geçen yıl da aslında fonumuzun arttığını, geliştiğini de görüyoruz bir taraftan. Burada esas olan, “İnsanlar işsiz kalsın da ona para vereyim.” gibi bir mantık olmamalı; esas olan, “İnsanları nasıl işsiz duruma düşürmeyiz, bunun yollarını nasıl buluruz?” diye bakmak olmalı diye düşünüyoruz.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1191) esas numaralı, asgari ücretle ilgili konularda yönlendirdiği bir sorusu var. Burada, tabii, Anayasa’nın 55’inci, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39’uncu maddelerinde ve Asgari Ücret Yönetmeliği’nde belirtilen hükümler çerçevesinde bu belirlemeleri yapıyoruz.

Son duruma baktığımız zaman; 2013 yılında 8,7 oranına isabet eden bir artış söz konusu. Yine, asgari ücretli sayısına baktığımız zaman; Sosyal Güvenlik Kurumuna 2012 Aralık ayı itibarıyla prime esas günlük kazanç alt sınırı üzerinden yani 31,35 TL üzerinden 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendi kapsamında 4 milyon 972 bin 590 sigortalının bildirim yaptığını görüyoruz. Bu, tabii, prime esas yapılan bildirim, gerçek maaşların ne olduğunu tam olarak tespit etmek her zaman mümkün değil.

Yine, Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1834) esas numaralı şöyle bir sorusu var: “İşçi ve memur konfederasyonları ile TÜİK’in açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı niçin birbirini tutmuyor?” şeklinde. Buna kapsamlı bir yazılı cevap vermiş durumdayız. Esas itibarıyla, TÜİK, enflasyon oranlarını uluslararası kavram ve yöntemleri kullanarak hesaplıyor. 2012 yılını örnek gösterecek olursak 444 üründe, 1.169 ürün çeşidi kapsamında, 27.500 iş yeri ve 4.176 konuttan her ay yaklaşık 375 bin fiyat derlenerek bu hesaplar gerçekleştiriliyor. Sepeti de her sene hanehalkı bütçe anketine göre yeniliyoruz.

Diğer taraftan, yoksulluk araştırmamızı da yine uluslararası standartlarda gerçekleştiriyoruz. Burada, esas itibarıyla, uluslararası literatürde standart tanımları olan “açlık sınırı” ve “yoksulluk sınırı” gibi teknik terimler ile “refah düzeyi” ve “asgari geçim düzeyi”, “rahat yaşam sürme” gibi kavramlar aynı anlama gelmemektedir, bazen bunlar karıştırılabiliyor. TÜİK’in hesapladığı uluslararası standartlar da bu rakamlardır. Yani hesap yöntemi, metodoloji, kapsam ve tanımlar değiştiği için doğal olarak sonuçlar da değişiyor. Fakat şunu özellikle bu vesileyle de belirtmek isterim: Bundan on yıl önce yoksulluğu hesapladığımızda 4,3 doların altında harcaması olan nüfusumuz yüzde 30’lardeyken, 66 milyonluk bir nüfusumuz içinde 20 milyonun üzerinde bu anlamda mutlak yoksul varken, en son hesaplamalarımızda bu, yüzde 2,8’e kadar gerilemiş durumda. 76 milyon nüfus içinde 2 milyonu biraz aşan bir yoksul sayımız söz konusu. Tabii, hedefimiz, bu mutlak yoksulluğu ortadan kaldırmak ve bütün gelişmiş ülkelerin yaptığı gibi, artık sadece nispi yoksullukla, bir ortalamaya göre yoksulluk durumuyla mücadele etmek.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1762) esas numaralı sorusunda, Dışişleri Bakanlığımızın merkezde ve yurt dışındaki sözleşmeli personeline ilişkin sorular söz konusu. Yazılı cevabı detaylı bir şekilde verilmiş durumda. Bu konuda ilgili bakanlığımız, Maliye gibi bakanlıklar ile Devlet Personelle birlikte maksimum düzeyde, bu ücretlerin, özlük haklarının düzenlenmesi konusunda gayret sarf etmektedir. Yazıda da bunlar ifade edilmiş durumda.

Yine, Sayın Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekilimizin (6/1832) esas numaralı soru önergesinde yurt dışı vize konusu gündeme getirilmektedir. Bu konuda Hükûmetimiz çok çeşitli ülkelerle vize muafiyeti anlaşması akdetmiş durumda. Ayrıca, Avrupa Birliğiyle de bu konuda çok yoğun müzakereler sürdürüyoruz. Avrupa Birliğiyle aslında gümrük birliğini 90’lı yıllarda akdederken maalesef bu konularda yeterli hassasiyet gösterilmediği için, bugün serbest ticaret anlaşmalarında da vize konularında da sıkıntılar yaşamaya devam ediyoruz. Burada Türkiye'nin çok açık bir haklılığı söz konusu. Gümrük birliği yaptığınız, tam üyelik müzakereleri yaptığınız bir topluluğa vizeyle gidiyor olmanız tabii ki kabul edilebilir bir durum değil. Bunu ortadan kaldırabilmek için ciddi bir şekilde müzakereler yürütülüyor, geri kabul anlaşmaları konusunda çalışmalar yürütülüyor. Umarız, bu konularda önümüzdeki dönemde sonuç alırız. Hep birlikte gayret etmemiz gerekiyor.

Diğer taraftan, bireysel şikâyetlerle ilgili, konsolosluklarımız ilgili ülkeler nezdinde girişimlerde bulunuyorlar.

Yine, Suriye meselesiyle ilgili (6/2150) esas numaralı, Sayın Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun Milletvekilimizin bir sorusu var. Burada yine iletilen yazılı bir cevap söz konusu. Ben sadece özet olarak şunu söylemek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti buradaki sorunu çıkaran ülke değil. Sorunu çıkaran, kendi halkıyla çatışan, kavgalı olan, evrensel standartlarda bir yönetim anlayışını hayata geçirmek yerine halkına silah çeviren ve halkını bu büyük acılarla karşı karşıya getiren Suriye yönetimi. Bu konuda ülkemiz tarihî duruşunu sergiliyor. Bu tür anlar tarihî anlardır. Üzerinden on yıl, elli yıl geçtikten sonra dönüp tekrar bakılacak anlardır. Türkiye burada hem ilkeli hem insani duruşunu sergiliyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Doğru bilgi ver, verdiğin bilgilerin hepsi yanlış.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Burada bizim amacımız, etnik köken, din ve mezhep ayrımı yapmaksızın tüm Suriye vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerinin, eşitlik temelinde anayasal güvence altına alındığı hür ve demokratik bir sistemin tesis edilmesi. Bizim politikamız gayet açık.

Yine, Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/775) esas numaralı, Türkiye'nin meyve ve sebze ithal ettiğine ilişkin soru önergesi var. Burada da şunu özellikle vurgulamak isterim: Meyve ve sebze konusunda Tarım Bakanlığımız kanalıyla çok etkili politikalar uyguladık ve bu konuda önemli gelişmeler sağlandı. Türkiye, yaş meyve-sebzenin gerek üretimi gerekse ihracatında dünyada ilk sıralarda yer alan bir ülkedir. Yaş meyve-sebze üretici birlikleri verilerine göre ülkemizin sebze-meyve ihracat miktarı, son dokuz yılda yüzde 100 artarak 2002 yılında 1,6 milyon tondan, 2011 yılında 3,2 milyon tona yükselmiştir. Yine, ihracat değeri yüzde 369 artarak 2002 yılında 532 milyon dolardan, 2011 yılında 2,5 milyar dolara yükselmiştir. Bu rakamlar, bu sektörlerimizde gayet başarılı bir politikanın izlendiğini gösteriyor.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/947) esas numaralı, tatlısu balığı üretimi destekleriyle ilgili sorusu var. Bu konuda da yine dünyada FAO verilerine göre, en hızlı büyüyen 3’üncü ülke olduğumuz ortaya çıkıyor. Bu gayet olumlu bir gelişme. 2003 yılında su ürünleri ilk kez bizim dönemimizde destekleme kapsamına alınmıştır ve geçen süre içinde çok ciddi oranlarda destekler sağlanmış durumda. Bunun bir sonucu olarak 25 Avrupa Birliği ülkesi arasında su ürünleri yetiştiriciliği üretiminde 5’inci sıraya gelmiş durumdayız; 2010 itibarıyla söylüyorum. Alabalık üretiminde AB ülkeleri arasında 1’inci sıraya yükselmiş durumdayız.

Ayrıca, GFCM-FAO tarafından yapılan bir çalışmada, ülkemizin Avrupa çipura, levrek pazarında yüzde 25’lik pazara ulaştığı belirtiliyor. Bu hızlı gelişmeyle ihracata da bunun yansıdığını görüyoruz ve gerçekten güzel rakamlar var. Burada yine Tarım Bakanlığımız tarafından 2001-2011 yılları arasında doğal göl, baraj gölü, nehirlerimiz ve göletlerimiz olmak üzere ülke genelinde toplam 3.425 tatlısu kaynağına 59 milyon adet balık yavrusu bırakılmıştır.

Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/954) esas numaralı soru önergesinde azotlu ve fosfatlı mineral veya kimyasal gübre üretimine ilişkin bir soru yöneltilmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin 2008 yılı gübre üretimi 2 milyon 878 bin iken 2011 yılı sonunda yüzde 30 artışla 3 milyon 749 bin tona ulaşmıştır. Gübre ithalatımız 2009-2011 döneminde yüzde 25 oranında gerilemiş, gübre ihracatımız ise 2009 yılında 220.684 ton iken 2011 yılında yüzde 146 artışla 543.242 tona yükselmiştir. Gübre desteği 2005 yılında ilk kez doğrudan çiftçiye ödenmeye başlanmış, 2005-2011 döneminde toplam 2 milyar 793 milyon TL gübre desteği verilerek çiftçimizin gübre maliyetinin ortalama yüzde 15’i bu desteklerle karşılanmıştır.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1028) esas numaralı sorusunda ithal et işi ve et fiyatları konusunda ve yine balık konusunda soruları söz konusu. Et fiyatlarında geçici olarak, iç pazarda yükselen fiyatların dengelenmesi amacıyla tüketicilerin alım gücüne uygun seviyelere indirilmesi hedeflenerek bir ithal müsaadesi verilmiştir. Ancak piyasanın arzu edilen doğrultuda gelişmesi sonucunda, bu ihtiyaç ortadan kalkınca da ithalat da fiilen durdurulmuş vaziyettedir, yani şu anda böyle bir sorun söz konusu değil.

Yine, balık konusunda Et Balık Kurumumuz bir görev ifa ediyor. Biliyorsunuz, Et ve Süt Kurumuna dönüştü bu kurumumuz, bir taraftan et kapsamında hem kırmızı etle hem su ürünleriyle ilgilenecek, diğer taraftan da süt konusuyla ilgilenecek. Burada artık biz, Et Balık Kurumumuzu sadece ticari bir işletme olarak görmüyoruz, piyasada piyasa düzenleyici rolü olan, bu ürünlerde tüketiciyle üretici arasındaki dengeyi gözeten bir kurum olarak da algılıyoruz.

Yine, Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1183) esas numaralı soru önergesinde zeytin üreticilerine destek konusu gündeme getiriliyor. Ülkemiz, yıllara göre değişmekle birlikte, sofralık zeytin üretiminde dünyada 2’nci, yağlık zeytin ve zeytinyağı üretiminde ise dünyada 4’üncü sırada yer alıyor. Bu konuda sağladığımız desteklere baktığımız zaman, 2010 yılı ürünü zeytinyağına 30 kuruş/kilogram, 2011 yılı için 50 kuruş/kilogram ödeme söz konusu. 2013 yılı için de -henüz hayata geçmedi ama- 70 kuruş/kilogram yönünde bir çalışma söz konusu, prosedürler tamamlanınca inşallah bu da hayata geçirilmiş olacak. Dolayısıyla, çok ciddi bir destek sağlıyoruz. Biliyorsunuz, özellikle Avrupa Birliği kurallarında bu konularda önemli kısıtlayıcı hükümler söz konusu ama Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmadan önce bu alanda altyapısını son derece güçlendirmiş durumda.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1190) esas numaralı fındık kaçakçılığı konusundaki soru önergesi var. Burada, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na aykırı olarak ülkemize girmiş olan gıda ürünü tespit edildiğinde -hangi ürün olursa olsun- cumhuriyet savcılarına suç duyurusunda bulunulmaktadır. Bu kapsamda, ülke genelinde 2010-2011 yıllarında fındık kaçakçılığı olayı tespit edilememiştir. Sadece Gürcistan’dan değil, tüm komşu ülkelerden Türkiye’ye açılan hudut kapılarında her türlü eşya kaçakçılığıyla mücadele faaliyetleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız tarafından etkin bir şekilde yürütülmektedir.

Diğer taraftan, (6/1180) esas numaralı soru önergesinde, yine, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu sigara kaçakçılığı konusundaki çalışmaları gündeme getirmiş. Bu konuda da yine, ilgili makamlarımızın koordinasyonu içinde etkin bir şekilde çalışmalar yürütülüyor. Çalışmaların etkinliğini artırmak babında, 2011-2013 Tütün ve Tütün Mamulleri Kaçakçılığı ile Mücadele Eylem Planı 2010 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi ve bu eylem planı etkin bir şekilde uygulanıyor. Yine, Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız, x-ray tarama sistemleri, bagaj x-ray tarama sistemleri, dedektör köpekler, transit sigara ve tütün taşımalarında araç takip sistemleri gibi yöntemlerle bu konuda etkili bir şekilde mücadelesini yürütüyor. Yakalanan ürünler ile ilgili olarak da 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun çerçevesinde işlem yapılmaktadır.

Yine, Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1771) esas numaralı soru önergesinde HES’lerdeki kazalar gündeme getiriliyor. HES inşaatları arttıkça, gerçekten kazalarda da bir artış olduğunu görüyoruz. Bununla en etkili bir şekilde mücadele etmek için de her türlü gayreti sarf ediyoruz. Bir taraftan kamunun denetimini artırmış durumdayız, diğer taraftan, tabii, mutlaka, müteahhit firmalardan çalışanlara, işte şantiye şeflerine kadar herkesin bu konuda daha hassas olması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, sözlü soru önergelerimize devam ediyorum.

Sayın Rahmi Aşkın Türeli’nin (6/2035) esas numaralı soru önergesine baktığınız zaman, bu üretim faktörleriyle ilgili millî gelir hesaplarımızı sormuş sayın milletvekilimiz. Bu konuyla ilgili alt veri setinin 2013 yılı sonuna kadar gelir yöntemiyle güncellenmesini hedefliyoruz. Daha önce yazılı cevabımızda daha erken yapacağımızı söylemiştik ama maalesef onu tam istediğimiz zamanda gerçekleştiremiyoruz. Bu anlamda, cevabımızı da güncellemiş oluyorum. 2013 yılı sonuna kadar bu hesapları TÜİK olarak yapmaya gayret ediyoruz.

Yine, Kütahya Milletvekilimiz Sayın Alim Işık’ın (6/305) esas numaralı soru önergesinde enflasyon hesaplamaları ile ilgili soruları söz konusu. Burada tabii, çok detaylı listeler içeren bir yazılı cevap gönderdik. Esas itibarıyla enflasyon oranları sepetlerde kapsanan mal ve hizmetlerle yürütülüyor ve onları da biz ekine koyup gönderdik değerli milletvekilimize. TÜFE sepetinde kapsanacak ürünler hanehalkları ile sürekli yapılan hanehalkı bütçe anketi sonuçlarına dayalı olarak tespit ediliyor ve sık kullanılan ve sürekli fiyatları artan ürünlerin kapsanmaması diye bir sorun söz konusu değil. Yine, sepetlerin kapsadığı mal ve hizmetler her yıl aralık ayı itibarıyla değerlendirilerek bir sonraki yılın başından itibaren güncel bir yapıda kullanılıyor. Enflasyon oranları gerçekçi bir yapıya dayanılarak hesaplanmaktadır. Ancak, bununla birlikte, her hesapta olduğu gibi bu hesapta da eleştiriye konu şeyler olabilir. Daha da ileriye nasıl gideriz diye her zaman için elbette tartışmamızda da fayda var diye düşünüyorum.

Yine, Adana Milletvekilimiz Sayın Ali Halaman’ın (6/2793) esas numaralı önergesine detaylı bir yazılı cevap verdik. Bu da yine, aslında, daha önce cevap vermeye çalıştığım işçi ve memur konfederasyonlarıyla TÜİK arasındaki farklılık. Az önce de arz ettiğim gibi, hesap yöntemi farklı, veri kaynağı farklı, günlük kalori gereksinimi hesapları farklı, mal sepeti ve fiyatlar farklı, gerçek hanehalkı büyüklüğünü hesaplama yöntemi farklı, yoksulluk sınırının elde edilmesi için gıda dışı harcama payının hesaplanması farklı ve bütün bu farklılıklardan dolayı, doğal olarak, sonuçlar da farklı çıkmaktadır.

Yine, memurlarla ilgili ücret endekslerinden bahsediliyor. Burada net maaşları, devlet memurlarının maaşlarını endekslediğimiz zaman… 2003-2012 döneminde birikimli enflasyonun yüzde 146,6 olduğunu görüyoruz. Bu dokuz yılda reel olarak memur maaşlarında yüzde 46,6 oranında bir artış sağlanması söz konusu. Dolayısıyla, yüzde 50’ye yakın bir refah artışının, enflasyonun üzerinde bir maaş artışının olduğunu tespit ediyoruz. Ücreti reel olarak azalan bir tek kesim var değerli milletvekilleri, o da yüksek düzeyli bürokratlar. Onun dışında, bütün kesimlerin maaşlarında reel olarak artışlar olduğunu görüyoruz.

İzmir Milletvekilimiz Sayın Rahmi Aşkın Türeli’nin (6/2034) esas numaralı soru önergesinde işsizlik ödeneğiyle ilgili hesaplar soruluyor. Burada da yine detaylı bir cevap gönderdik ama şunu söyleyeyim: 2002-2012 arasında 3 milyon 306 bin 549 kişi işsizlik ödeneğine başvurmuş, 2 milyon 604 bin 670 kişi ödeneği almaya hak kazanmış ve bu kişilere toplam 5 milyar TL’nin üzerinde de ödeme yapılmıştır. Burada, tabii, ayrıca, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yatırım amaçlı ve aktif iş gücü amaçlı programlara da kaynak aktarılmıştır. Bu kaynakların tutarı da 10,8 milyar düzeyindedir. Bu, tabii, sadece GAP için değil -bu bazen yanlış anlaşılıyor- GAP, DAP, KOP, DOKAP, diğer bölgesel programlar ve altyapı programları için. Esas itibarıyla, uygun yatırım ortamı sağlayan önemli yatırım projelerimizde de bunlar kullanılmıştır. Sonuçta da bir sonuç elde ettiğimizi de görüyoruz. Bakın, Haziran 2009’da istihdam 21 milyon 947 binken Haziran 2012’de 25 milyon 577 bine çıkmış, 3 milyon 630 bin kişi artmış. Demek ki biz bu programları etkili bir şekilde hayata geçirmişiz.

Yine, Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2532) esas numaralı soru önergesinde kalkınmada öncelikli yörelerdeki devlet memurlarının maaş, ücret farklarıyla ilgili hususlar dile getirilmiş. Ayrıntılı bir cevap gönderdik. Belli düzenlemelerimiz var bu alanda ancak bunlarla ilgili tabii ki ilave tartışmalar da yapılabilir. Şu anda, belli kanunlarda, belli kesimlere dönük düzenlemelerimiz söz konusu.

Adana Milletvekilimiz Sayın Ali Halaman’ın (6/1449) esas numaralı soru önergesi TÜİK’te çalışan 4/C’li personelle ilgili. Kısaca söyleyecek olursak, bunların durumlarında son yıllarda önemli iyileşmeler sağlanmış durumda, giderek de bu iyileşmenin daha iyi yönde geliştiğini görüyoruz.

Yine, Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu’nun -28 Aralık 2011 tarihinde yazılı olarak cevapladığımız aslında- (6/633) sayılı soru önergesi engelli personel istihdamına yönelik. Bu konudaki çalışmalarımızı mevzuat çerçevesinde devam ettiriyoruz.

Yine, Ardahan Milletvekilimiz Ensar Öğüt’ün (6/1917) esas numaralı soru önergesi: Burada, veri hazırlama takvimiyle ilgili bir soru vardı. Veri uygulama takviminde de ilan edildiği üzere, 25 Nisan 2013 tarihinde, sağlıkla ilgili hanehalkı sağlık araştırmalarımızı yayınlamış durumdayız. Bunun tarihini sormuştu milletvekilimiz, bunu yayınlamış durumdayız.

Yine Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt (6/2320) esas numaralı soru önergesinde “Bu köylere SODES’i kullandırıyor musunuz?” diye soruyor özet olarak. SODES’le ilgili şunu söyleyeyim: 2008-2012 döneminde Sosyal Destek Programı’mıza 674 milyon lira tahsis ettik, 5.792 projeye destek olduk. İl merkezleriyle birlikte bazı ilçe, belde merkezleri ve köylerde de projelerimizi uyguluyoruz. Bu kapsamda 1.971 spor kursu düzenledik ve 117.862 kursiyer yararlandı. 3.337 adet kültür merkezi, semt sahası, çocuk parkı, spor merkezi oluşturduk ve özellikle de dar gelirlilere dönük bölgelerde 1 milyon 174 bin 776 kişi bunlardan yararlandı. Yine, kültür sanat ve spor etkinliklerine 2 milyona yakın insanımız katıldı. Yüz binlerce kişiye spor kıyafeti ve malzemesi dağıtıldı, imkânı kısıtlı insanlara. Bunlar sadece 2008-2011 döneminde SODES’le gerçekleştirdiğimiz bazı hizmetler.

Yine Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar Öğüt’ün (6/500) esas numaralı soru önergesinde Ardahan yatırımları soruluyor. Bu konuya da yine ayrıntılı cevap yazılı olarak gönderildi. Bu konuda, Ardahan iliyle ilgili olarak gerçekten önemli yatırımlar gerçekleştiriyoruz. Sadece üniversitesine bile baktığımızda ne kadar büyük destekler olduğunu görebiliriz.

Bir izleyen soru önergesi de benzer mahiyette, (6/1640) esas numaralı soru önergesinde de yine Ardahan yatırımları soruluyor. Buraya baktığınızda, DAP kapsamında 50 baş ve üzeri hayvancılık tesislerine destekler sağladık, yaklaşık 3,6 milyon. Yine, Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) kapsamında Artvin, Kars ve Ardahan illerini kapsayan bir projeyi uyguluyoruz.

Diğer taraftan, yine, üniversiteden az önce bahsetmiştim. Bakın, Ardahan Üniversitemize 2013 yılında sadece üniversitenin bir yıllık yatırımı için tahsis ettiğimiz ödenek 21 milyon 800 bin TL. Geçmişte, yine, doğal gaz vesaire eksik kalan birtakım altyapı ihtiyaçları vardı. Onun için de yine yıl içinde 5 milyon lira ek ödenek tahsis etmiş durumdayız. Bu da bu rakama dâhil değil. Geçtiğimiz yıllarda da yine önemli yatırımlar yaptık. Burada, Serhat Kalkınma Ajansımız kanalıyla proje destekleri, İŞKUR kanalıyla destekler, Tarım Bakanlığımızın fonları, KOSGEB kanalıyla, bütün değişik kanallarla Ardahan’ın gelişmesi, kalkınması için çaba sarf ediyoruz.

Yine, Ankara ilinin yatırımlarıyla ilgili Sayın Özcan Yeniçeri’nin (6/2730) esas numaralı soru önergesi söz konusu. Ankara’ya da gerçekten çok önemli yatırımlar yapıyoruz. 2012 yılı itibarıyla Ankara ili yatırımlarının proje toplamı 12,2 milyar TL -eski parayla 12,2 katrilyon- ve bu projelere tahsis edilen ödenek yaklaşık 3,6 milyar lira. Buna ilave olarak, muhtelif iller kapsamındaki projelerini de aldığımızda, 7 milyar lirayı aşan bir ödenek tahsisi, proje toplamı söz konusu ve bunlara da 1,1 milyarı aşan bir tahsisat söz konusu.

Ankara ilinde gerçekten önemli projeler yürütülüyor. Biz Ankara’ya sadece bir başkent olarak bakmıyoruz, aynı zamanda ekonomimizin de önemli merkezlerinden biri olarak bakıyoruz. Ben de doğrusu geçtiğimiz yıllarda organize sanayi bölgelerini, iş dünyasıyla ilgili çalışmaları yakından takip ettim. Ankara Kalkınma Ajansını kurduk. Ajansımız kanalıyla da yine çeşitli destekler sağlıyoruz, analizler yapıyoruz çünkü Ankara aynı zamanda büyük bir ekonomik güç. Burada Ankara ili projelerinin listesini yazılı olarak göndermiştik. Takdir edersiniz ki tek tek okumamız mümkün değil. Çok sayıda projeyi gerçekleştiriyoruz.

Adana Milletvekilimiz Sayın Ali Halaman’ın (6/1143) esas numaralı soru önergesinde ise Adana ili yatırımları soruluyor. Bu konuda, Kalkınma Bakanlığının doğrudan faaliyetleri kapsamında Çukurova Kalkınma Ajansına sadece 2008-2011 döneminde 36 milyon liralık bir destek verdik ve bununla 98,5 milyon liralık bir yatırımı harekete geçirdik 2011 yılı sonu itibarıyla. Bu çalışmalar, tabii, devam etti. Yazılı cevap verdiğimiz tarih itibarıyla bu rakamlar.

Ayrıca, Çukurova Bölge Planı’mızı hazırladık. Yenisini de, daha nitelikli bir planı da hazırlama çalışmaları içindeyiz. “Toroslarda Doğa Turizmi” konulu çalıştay yaptık. Ayakkabı İmalatı Sektörel Araştırma Raporu hazırladık. Çukurova bölgesinde göç olgusunu araştırıyoruz. Narenciyeyi, kimya sektörünü, enerjiyi, lojistiği, tekstili, hazır giyimi, kuluçka merkezlerini, yine, çeşitli raporlarımızla, araştırmalarımızla daha detaylı hâle getiriyoruz. Baktığınız zaman, Adana bölgemize gerçekten önemli miktarda yatırımlar tahsis etmiş durumdayız ve buna da devam edeceğiz.

Diğer yandan, SODES dediğimiz Sosyal Destek Programı’mızı Adana’da da uyguluyoruz. 2011 yılı SODES uygulamaları kapsamında 40 tane projeye 4 milyonluk bir destek sağladık. Çok göç alan bir ilimiz. Sosyal hayatını zenginleştirme ve geliştirme anlamında bu destekleri Adana ilimize sağlıyoruz. Buradan da şunu söyleyeyim: Bu SODES projeleri arasında düzenlediğimiz bir yarışmada 1’inci olan da Adana’dan gelen bir projemiz oldu.

Yine, çok çeşitli proje isimlerini liste hâlinde göndermiş durumdayız. Bunları tek tek sayıp vaktinizi almak istemiyorum.

Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Mehmet Şeker (6/1953) esas numaralı soru önergesinde amblem ve logo konusunda soru yönlendiriyor. Bu konularda, kayda değer bir harcama yapmadık Bakanlık olarak. 19.711 liralık bir ödeme, başka bazı ödemelerle birlikte toplam 45.224 TL’lik Bakanlık olarak bir harcamamız sadece söz konusu.

Diğer yandan, devam edecek olursam, Sayın İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekilimizin (6/3478) esas numaralı sözlü önergesinde engelli… “Özürlü” diye sorulmuş ama artık hep “engelli” diyeceğiz herhâlde, kanunu da çıkardık. Engelli Memur Seçme Sınavı sonuçlarına göre 2013 Mart ayında 11 engelli personeli Bakanlığımıza yerleştirdik. 2 personel başladı. Peyderpey başlıyorlar, diğerlerinin de atama işlemleri devam ediyor. Şu an itibarıyla 3 engelli kadromuz boş durumda.

(6/3483) esas numaralı, yine Sayın İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekilimizin Bakan Yardımcımızın atanmasıyla ilgili soru önergesi var. Burada da şunu söyleyeyim:  Bakan Yardımcımız Sayın Mehmet Ceylan, eğitimiyle, kalkınma ve planlama konusunda Devlet Planlamada önceden sahip olduğu tecrübeyle,  belediye başkanlığı ve iki dönem milletvekilliğiyle önemli birikimlere sahip bir arkadaşımız ve bizim de gerçekten çok verimli bir mesai arkadaşımız şu anda. Görevlerden de ihtiyaç duyulan alanlarda görevlendiriyoruz. Bakan olarak, önemli oranda yükümüzü aldığını burada ifade edebilirim. Uluslararası toplantılardan bölgesel programlara kadar çok çeşitli konularda Bakan Yardımcımız Bakanlığa hizmet etmektedir.

Yine Sayın İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekilimizin (6/3159) esas numaralı soru önergesinde Bakanlığın kadrolarına ilişkin sorular soruluyor. Bakanlığımızda istisnai kadrolara 1 Özel Kalem Müdürü, 7 Bakanlık müşaviri ve 1 Basın Halkla İlişkiler Müşaviri olmak üzere toplam 9 kişi atanmıştır. Bu kadrolarda memurluğa atanan personel bulunmamaktadır.

Yine İsmet Büyükataman’ın (6/3477) esas numaralı soru önergesi tanıtım faaliyetleriyle ilgili, ilan ve tanıtım faaliyetleri konusunda Kalkınma Bakanlığının harcamaları soruluyor. Bu konuda herhangi bir harcamamız söz konusu değil 2011-2013 döneminde.

Yine Sayın İsmet Büyükataman’ın (6/3479) esas numaralı soru önergesi, (6/3490) esas numaralı soru önergesi, ayrıca (6/3492) esas numaralı soru önergesi var. Bunları sırayla cevaplayacak olursak, (6/3479) esas numaralı soru önergesine şunu söyleyebilirim: Özel şahıslardan kiralanan taşınmazımız Bakanlık olarak bulunmamaktadır.

(6/3490) esas numaralı soru önergesine karşılık olarak: Dış cephe yenilemesi yapmadık Bakanlığımızda. Diğer, tefrişat, çeşitli başka harcamalarımız bulunmaktadır ama dış cephe yenilemesi yapmadık.

(6/3492) esas numaralı soru önergesine cevap olarak da şunu söyleyebilirim: 2011-2013 yılları arasında Bakanlığımızda 20 araç kiralanmıştır.

Yine, Ensar Öğüt Milletvekilimizin, Ardahan Milletvekilimizin (6/3110) esas numaralı soru önergesinde GAP bölgesinde sulu tarıma geçmek amacıyla başlatılan projeler soruluyor. GAP bölgesinde çok sayıda sulama projemiz var. Batman sol ve sağ sahil sulamaları, Kralkızı-Dicle cazibe, Kayacık, Kralkızı-Dicle I. ve II. Merhale, Suruç I. Merhale, Mardin- Ceylânpınar, Batman sol sahil, Kayacık Barajı, yine, Adıyaman’da planlamaları bitmek üzere olan Koçali Barajı, Bozova pompaj sulamaları, yine Kralkızı-Dicle’de çeşitli başka çalışmalarımız, Mardin-Ceylânpınar ovaları sulamaları, Çetintepe Barajı, Silvan Barajı -ki çok büyük, Atatürk Barajı’ndan sonra ikinci büyük sulama barajımız, onu da başlattık ve hızlı bir şekilde yürüyor çalışmalar- TİGEM tarafından yapılan çalışmalar, yine, sulamaya dönük daha etkili  toplulaştırma projeleri… 2 milyon hektarın üzerinde toplulaştırma yürütüyoruz. Yine, geçmişte olan hatalar yapılmasın diye iki büyük tedbir öngörüyoruz, tuzlanma olmasın, vahşi sulama olmasın diye: Birincisi, artık hep tarla içinde kapalı sistem projeler kullanıyoruz, açık sisteme müsaade etmiyoruz; ikincisi, çiftçi eğitimiyle ilgili, yine, GAP Bölge İdaremiz ve Tarım Bakanlığımız, DSİ, hep birlikte yeni bir tarımsal yayım modelini de GAP bölgemizde hayata geçiriyoruz. Organik tarımla ilgili, yine, hayvancılıkla ilgili çok çeşitli çalışmalar yürütüyoruz.

Sayın Ensar Öğüt’ün, Ardahan Milletvekilimizin (6/3109) esas numaralı soru önergesinde ise işsizlerle ilgili yine İşsizlik Fonu’ndan GAP’a ayrılan paralar ifade ediliyor. Az önce de ifade ettim, GAP’a ayırdığımız paralar veya GAP gibi diğer projelere… Sadece GAP değil, belki öyle sembolleşti, basında da öyle geçti ama esas itibarıyla, bütün bölgesel programlara ve istihdamı artırıcı, yatırım ortamını geliştirici altyapı projelerine bu kaynaklardan destek olduk. Şimdi, artık, 2013’te kullanmıyoruz biliyorsunuz. 2012 yılına kadar bu söz konusuydu ve gerçekten de başarılı oldu bu programlarımız. “İnsanlar işsiz kalsın da para verelim.” mantığı yerine “Onlara daha fazla iş imkânı oluşturalım.” mantığıyla hareket ettik ve bu mantığın da son yıllarda başarılı olduğunu, 4 milyondan fazla istihdam oluştuğunu görüyoruz Türkiye genelinde. GAP bölgesinde ise son beş yılda 400 binden fazla yeni istihdam oluştuğunu görüyoruz. İşte bizim arzu ettiğimiz de bu tür sonuçlar. Herhâlde bunu hepimiz arzu ederiz diye düşünüyorum.

Yine Sayın Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekilinin (6/3107) esas numaralı soru önergesinde “GAP’ta uygulanan projelere rağmen niye göç azalmıyor?” veya “Niye göç bitmiyor?” gibi bir soru var. Az önce bahsettiğim gibi, istihdamda çok ciddi artış sağladık, 400 binin üzerinde. Yüzde 17,4 olan işsizlik oranı -2009’da GAP bölgesinde işsizlik yüzde 17,4’tü- 2011 yılında yüzde 11,7’ye kadar geriledi. Yine göç hızına baktığımız zaman, 2007 yılında binde eksi 7,6 olan GAP bölgesinin net göç hızı 2011 yılında eksi 4,1’e kadar geriledi yani göç hâlen devam ediyor ama göç hızında ciddi bir düşüş söz konusu. Bu da aslında programlarımızın başarılı olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde huzur, güven ortamının pekişmesiyle, teşvik politikalarımızın daha etkili hâle gelmesiyle, inşallah, ben yürekten inanıyorum ki bu bölgemize tersine göçü de göreceğiz hep birlikte. Bu amaçla çok sayıda sulama projesi, toplulaştırma projesi, diğer projeler yürütüyoruz. Bunların detaylarına bu vakit sınırı içinde takdir edersiniz ki giremiyoruz.

Yine Sayın Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekilimizin (6/3331) esas numaralı sorusunda gelir ve kurumlar vergisinde bölgede indirim konusu gündeme getiriliyor. Bu konuda, biliyorsunuz, son teşvik kararnamemizde 6 tane bölge belirledik ve 6’ncı bölgede gerçekten çok önemli teşvikler… Doğu Anadolu illerimizin önemli bir kısmı da zaten bu kapsama giriyor, Ardahan dâhil olmak üzere 6’ncı bölge ve en ileri düzeyde bu illerimize teşvik sağlıyoruz. Gelir vergisinde, kurumlar vergisinde ciddi destekler sağlıyoruz ve dediğim gibi, geçmişte hiç olmayan bazı destekleri de bu dönemde gündeme getirdik. İnşallah, bunlar daha etkili hâle gelecek. Şu ana kadar, baktığımızda, ilk üç ayda, Doğu, Güneydoğu illerine baktığımızda, daha doğrusu 6’ncı bölge illerine baktığımızda 2013’ün ilk üç ayında sabit sermaye yatırım tutarı -teşvik belgelerinden bahsediyorum- özel sektörün sabit sermaye yatırım tutarı yüzde 199, yaklaşık yüzde 200 artmış durumda. Türkiye ortalaması yüzde 100 artarken, bu bölgelerimizin ortalaması yüzde 200 artmış durumda. Bu, tabii, önümüzdeki dönemde sahaya yansıyacak ve inşallah, sadece kamu yatırımlarıyla değil… Zaten sadece kamu yatırımlarıyla bir bölgenin kalkınması mümkün değil, özel sektörle birlikte olursa bu anlamlı. Bu önümüzde ki süreçte ben bunun çok daha fazla ivmeleneceğine ve bu bölgelerimizin ülkemize yük olan değil ülkemize omuz veren bölgeler hâline geleceğine, 2023 vizyonumuzu gerçekleştirme konusunda daha fazla katkıda bulunan bölgeler hâline geleceğine kamusuyla özeliyle, buna yürekten inanıyorum.

Yine Sayın Ensar Öğüt’ün, Ardahan Milletvekilimizin (6/3120) esas numaralı soru önergesinde kalkınma ajanslarımızla, SERKA, Serhat Kalkınma Ajansımızla ilgili soruları var. Burada Serhat Kalkınma Ajansımız 2010-2013 döneminde kendi bölgesiyle ilgili olarak önemli çalışmalar yürüttü. TRA2 Bölgesi’nde yaşam kalitesinin yükseltilmesi, tarım ve hayvancılıkta verimliliğin ve katma değerin arttırılması, turizm potansiyelinin harekete geçirilmesi ve markalaştırılması, işletmelerde rekabet edebilirliğin artırılması eksenlerine dayalı bir plan hazırladı ve bunları da hayata geçirmek yolunda bir taraftan mali destek programları uyguluyor, bir taraftan da bölgeye özel sektörü çekmek için tanıtım gayretlerini devam ettiriyor.

Ajanslar, her şeyi yapmak durumunda olan kurumlar değil. Ajansları biz biraz da bilgi kurumu olarak görüyoruz. Maalesef, biraz, kamuoyunda sadece hibe programlarıyla ön plana çıkıyor fakat ajanslar için bizim esas gördüğümüz misyon, içinde bulunduğu bölgeyi iyi analiz etmesi, bilgi üretmesi. Biz, bilgiye dayalı bir kalkınma sürecinden yanayız. Dolayısıyla, ne kadar çok analiz yaparsa ajanslarımız, içinde bulundukları bölgenin sektörleriyle ilgili, fırsatlarıyla, potansiyelleriyle ilgili ne kadar çok çalışma üretirlerse kalkınma sürecine de o kadar destek olmuş olurlar. Ben zaman zaman şunu benzeterek söylüyorum: Kendimizden örnek verelim. Nefsini tanımayan nefsini düzeltemez, geliştiremez; kendi nefsini bilen ancak nefsini düzeltir. Bu kalkınmada da aynı şey geçerli. Bir yöreyi iyi analiz ederseniz, iyi tanırsanız geliştirebilirsiniz, daha iyiye götürebilirsiniz. Biz, sadece Ankara’da oturarak -Türkiye büyük bir ülke- her tarafın potansiyelini analiz edemeyiz. Burada mutlaka her yöremizde bir akıl olması lazım, her yöremizde bilgi üreten yapılar olması lazım. İşte, bizim kalkınma ajanslarında asıl ortaya koyduğumuz misyon bu. Bunun sonuçlarını inşallah zamanla daha iyi göreceğiz çünkü Türkiye, hızlı gelişmek zorunda olan bir ülke ve bütün yöreleriyle topyekûn kalkınmayı, kapsayıcı kalkınmayı gerçekleştirmek zorunda olan bir ülke. Birkaç ilimizin potansiyeliyle bunu yapamayız, bütün illerimizin, bütün yörelerimizin enerjisiyle bunu gerçekleştirebiliriz, 2023’ü hayata geçirebiliriz. İşte, kalkınma ajanslarından bizim asıl beklentimiz bu. Bu nedenle, ben, doğrusu, ajanslarda en fazla uzman personeli önemsiyorum. Nitelikli, projeden anlayan, dil bilen, yatırımcıya yardımcı olabilecek, perspektif verebilecek ciddi bir uzman kadrosu oluşturduk. Tabii, bir günde bu uzmanlık olmuyor. Belki üç yıl sonra, beş yıl sonra bunun meyvelerini, uzmanlık ve bilgi birikimi anlamında daha iyi göreceğiz diye inanıyorum.

Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar Öğüt’ün (6/3119) esas numaralı soru önergesi yine SERKA’yla ilgili. Burada, yine Serhat Kalkınma Ajansımız beşeri sermayenin geliştirilmesine yönelik destek programları üzerinde çalışıyor. Şunu da belirteyim: Eskiden AB fonlarının bir kısmı iyi proje hazırlayamadığımız için geri giderdi. Biz kalkınma ajanslarımıza biraz da bu misyonu verdik, “İyi projeler üretin ve bu uluslararası fonları da bölgenize çekin.” dedik ve gerçekten başarılı çalışmalar yapıyor ajanslarımız. Birçok ajansımız, sadece bizim verdiğimiz fonlarla değil, uluslararası fonları da bölgelerine çekecek, yatırımcıyı da çekecek kalkınma sürecine destek oluyorlar. Serhat Ajansımız da bu yönde AB projeleriyle de yine ilgileniyor. Fakat, esas itibarıyla, tabii, görevi, dediğim gibi bilgi üretmek, analiz üretmek, bilgi temelli bir kalkınma stratejisi oluşturmak ve bütün yerel aktörlerle, yerel dinamikleri de harekete geçirerek bunu gerçekleştirmek. Bu yönde de gayretlerimize devam ediyoruz.

Yine Sayın Ensar Öğüt’ün (6/3209) esas numaralı soru önergesinde Sırbistan, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk, Bosna-Hersek gibi ülkelerle ilişkimiz gündeme getiriliyor.

Şunu belirtelim: Ticaret konusunda Türkiye, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk ve Bosna-Hersek ile yürürlükte olan serbest ticaret anlaşmalarına sahiptir. TİKA kanalıyla da çok sayıda kültürel projeyi bu bölgelerde hayata geçiriyoruz. SERKA kendi alanıyla ilgili, Serhat Ajansımız da yine, dış ticareti geliştirmek, komşu ülkelerle iş ortamı hakkında işletmeleri bilgilendirmek amacıyla toplantılar düzenlemekte, yayınlar yapmaktadır. Bunun da altını bir Kalkınma Bakanı olarak çizmek isterim.

Bölgesel gelişme politikaları komşu ülkelerle ticaretten bağımsız ele alınamaz. Diğer türlüsü çok suni bir gelişme olur. Tarihte Erzurum’u, Van’ı, Trabzon’u bu noktalara getiren, baktığınız zaman uluslararası ticaret. Bizim, mutlaka, Asya’ya kayan üretim yapısını da dikkate alarak, komşu ülkelerimiz başta olmak üzere pazarımızı çeşitlendirmemiz, Kafkaslarla, Asya’yla, Orta Doğu’yla, Kuzey Afrika’yla ticaret kanallarını elimizden gelen maksimum düzeyde artırmamız lazım. Asıl bölgesel gelişmenin en önemli dinamiklerinden birini bunun oluşturduğunu hepimiz biliyoruz.

Yine Ardahan Milletvekilimiz Ensar Öğüt’ün (6/3118) esas numaralı soru önergesinde Karadeniz Ekonomik İşbirliği ülkeleriyle ticaretimiz sorulmuş.

Hemen bir rakam söyleyeyim, bu nereden nereye geldiğimizi gösteriyor. 2002 yılında bu ülkelerle 10,1 milyar ABD doları ticaret hacmimiz söz konusu iken, 2012’de 60,3 milyar dolara çıkmış yani aşağı yukarı 6 kat artmış. İhracatımızın bu dönemde 4 kat arttığını düşünürseniz nispi payının arttığını görürsünüz. Bu küresel kriz ortamında Avrupa’daki krizden nispi olarak az etkilenmemizin altında da bu politikamız yatıyor esasında. Biz, ihraç pazarlarımızı çeşitlendirdik ve Türkiye'nin riskini azalttık. Son on yılda komşu ülkeler başta olmak üzere ihraç pazarlarımızı çeşitlendirmeseydik, bugün, Avrupa’da yaşanan kriz bizi çok daha derinden etkileyecekti. Çok şükür, bu politikamız bu kriz ortamında gerçekten çok güzel sonuçlar veriyor. Dünyadaki talep daralmasına rağmen Türkiye ihracatı geçen yıl 152,5 milyar doları buldu ve artmaya da devam ediyor.

Yine Sayın Ensar Öğüt’ün (6/3108) esas numaralı soru önergesi GAP bölgesiyle ilgili. GAP bölgesindeki konulara baktığımız zaman, hayvancılık destekleri yapıyoruz, yeni teşvik sistemi kapsamında OSB’lerin altyapısını geliştiriyoruz. Gerçekten, az önce söylediğim gibi, yeni teşvik sistemimiz nispi huzur ortamında çok ciddi bir hareketlilik gösteriyor. İnşallah, bunun pekişmesiyle, çok daha güçlü bir şekilde burada özel sektör yatırımlarını hep birlikte göreceğiz. Çünkü, şunu kabul edelim, terörün olduğu ortamda kamu ısrarla, inatla yatırımını yapıyor, çok şükür. Şantiyelerimize de saldırı olsa, sıkıntılar da yaşasak, biz dönüp yatırımlarımıza devam ediyoruz ama takdir edersiniz ki huzurun olmadığı yerde, özel sektör yatırımlarına ne kadar teşvik verirseniz verin, bunlar büyük oranda kâğıt üzerinde kalıyor; yine bir gelişme var ama potansiyele göre çok çok düşük seviyede kalıyor. Şimdi yeni teşvik politikalarımız bu huzur ortamında çok daha etkili bir hâle gelecek inşallah ve turizmden sanayiye, ticarete bu bölgelerimizin katma değerinin çok daha yükseldiğini göreceğiz inşallah çünkü uzun bir süredir kullanılmamış bir potansiyel var.

Buradan ben biraz büyük sermayeye de çağrıda bulunmak istiyorum. Bakın, ekonomide şöyle bir genel kural vardır: Sermaye, kıt olduğu yerde daha fazla getiri elde eder. Bu bölgelerimize bu büyük sermaye kuruluşları gelsinler. Ben iki konuda biraz muzdaribim doğrusu büyük sermayeden; birisi araştırma geliştirme harcamaları, ikincisi de nispi olarak geri kalmış yörelerimize yaptıkları yatırımlar. Her iki konuda da, tabiri caizse, büyük sermaye kuruluşlarımız çuvallıyorlar. Kamunun sadece bu işleri yapmasıyla olmaz. Büyük sermaye kuruluşlarından hayırseverlik beklemiyoruz; gitsinler biraz analiz yapsınlar, fırsatları analiz etsinler. Gerçekten, kârlı olarak yapılabilecek çok sayıda proje var bu bölgelerimizde. Az önce söylediğim gibi, sermayenin kıt olmasından dolayı getirisi de çok yüksek. Ama, biraz imaj meselesi, biraz fazla emek harcamama, daha alışılageldik bir şeyi sürdürme gibi sebeplerle herhâlde yeterince yatırım yapılmıyor bu bölgelere. Bundan sonraki süreçte, büyük sermaye gruplarından da doğuya, güneydoğuya, Doğu Karadeniz’e, Orta Anadolu’nun belli kesimlerine daha fazla yatırım yapmalarını bekliyorum.

Yine Sayın Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekilimizin (6/3370) esas numaralı soru önergesi İstanbul’la ilgili, bu fuar alanlarıyla ilgili konular. Burada, söz konusu ihracat hedefleri belirleniyor ve burada fuarların önemine işaret ediliyor.

İhracat hedeflerimizin geliştirilmesi için ihracatçılarımızın yurt dışı fuarlara katılımı ve yurt içi fuarların geliştirilerek uluslararası fuarlara dönüşmesi hiç şüphesiz ki büyük önem taşıyor. Bu kapsamda, İzmir’in EXPO 2020 adaylığı Hükûmetimizin bu alana verdiği önemin açık bir göstergesi. Bu konuda Hükûmet düzeyinde, en yüksek düzeyde destek sağlıyoruz ve hep birlikte, büyük bir gayretle yürütüyoruz bu çabalarımızı.

Yine, 2009/5 sayılı Yurt Dışında Gerçekleştirilen Fuar Katılımlarının Desteklenmesine İlişkin Tebliğ’imiz söz konusu. Ayrıca, 1995/7 sayılı Tebliğ kapsamında da uluslararası nitelikteki yurt içi ihtisas fuarlarını destekliyoruz. 

Diğer yandan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kanalıyla da çeşitli çalışmalar yürütülüyor.

Ben, bir dakika da artırarak 52 soruya bu şekilde, kısa kısa da olsa cevap vermiş oldum. İlave bilgi talep eden vekillerimiz olursa yazılı olarak veya başka kanallarla da bilgi arz etmeye hazır olduğumuzu belirtir, heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Sayın Dedeoğlu sisteme girmiş. Bir açıklamanız mı var? Kısa bir açıklama yapabilirsiniz.

Buyurun.

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 2013 yılı için asgari ücretliye ve emekliye günlük 1 lira zam uygun gördünüz. 2014 yılında da aynı, günlük 1 lirayı mı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Ben de vardım efendim, en baştan vardım.

BAŞKAN - Soru soran arkadaşların, cevaplarıyla ilgili açıklama hakları var.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – İçinde vardı sorum.

BAŞKAN - Bugünkü açıklamada sizin yok efendim.

Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Bir şey söyleyecek misiniz Sayın Dedeoğlu’yla ilgili?

Buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Net asgari ücret 2002 yılında 184 lira iken, 2013 Ocak ayında 773 liraya yükselmiş durumda. nominal artış yüzde 320, reel artış yüzde 66.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok artırmışsın Sayın Bakan! Bravo! (CHP sıralarından alkışlar!)

MUSA ÇAM (İzmir) – 2010’dan, Sayın Bakan 2010-2011 ile mukayese yap bakalım, ne?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Burada, tabii… Şimdi, son artışımızı da biliyorsunuz az önce arz ettim, yüzde 8’in üzerinde bir artış söz konusu. Artık o eski enflasyonlar yok. Türkiye gerçekten fiyat istikrarını sağlamış istikrarlı bir ülke, Finansal istikrarıyla, fiyat istikrarıyla. Bu enflasyon oranlarını düşündüğünüz zaman yine reel enflasyonun üzerinde bir artış söz konusu.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Millî geliri 3’e katladık.” diyorsunuz, hakkını verin o zaman.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – 2003’de mazot neydi, şimdi mazot ne?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Yüzde 66 reel artış var.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O zaman, millî geliri de yüzde 60 artırdık deseniz ya! Millî geliri 3’e katladık diyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – 3’e katladık, doğru değil.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Madem yüzde 60 veriyorsunuz, bu nasıl çelişkidir.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Keşke siz de bu reel artışları verebilseydiniz, keşke siz de bu reel artışları verebilseydiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kendinizle tenakuza düşüyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten 3 kat artığı da yalan çünkü yüzde 42 artı zaten sabit fiyatlarda.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O da yalan çünkü.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – O zaman, birbirinizle tenakuza düştünüz. Yani siz “Artı, niye asgari ücret artmadı diyorsunuz. Eğer yüzde 40 ise o zaman onun üzerinde artırmışız demektir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 3 kat artı mı artmadı mı siz onu söyleyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nerede artı?

BAŞKAN – Tamam, teşekkürler efendim.

Sayın Bakan, lütfen… Diğerlerine yazılı cevap vereceksiniz.

Teşekkür ediyorum. Süre tamam.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, ne dediğinin farkında değilsin sen ya! 3 kat arttıysa hakkını ver o zaman!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz… Sayın Korkmaz…

Teşekkürler.

Alınan karar gereğince, diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/751) (S. Sayısı: 452)(X)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

2/5/2013 tarihli ve 99’uncu Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan 4’üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 5’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 5 inci maddesinin 1'inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  D. Ali Torlak                                      Ali Halaman                                       Zühal Topcu

                      İstanbul                                               Adana                                                Ankara

                Yusuf Halaçoğlu                                  Necati Özensoy                                    Mehmet Günal

                      Kayseri                                               Bursa                                               Antalya

MADDE 5-(1) Posta gönderilerinin kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve teslimini kapsayan posta hizmetleri, bu Kanun hükümlerine göre faaliyet gösteren PTT ve diğer hizmet sağlayıcıları tarafından yerine getirilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı'nın 5'inci Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını ve talep ederiz.

                  İlhan Demiröz                                      Haydar Akar                                        İdris Yıldız

                        Bursa                                               Kocaeli                                                Ordu

                Haluk Eyidoğan                                   Aykut Erdoğdu                                       Sakine Öz

                      İstanbul                                             İstanbul                                              Manisa

                   Doğan Şafak

                       Niğde

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Haydar Akar...

BAŞKAN – Sayın Akar, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir özelleştirme hikâyesiyle karşı karşıyayız. Tabii, yeni bir moda çıktı, “özelleştirme” adına “serbestleştirme” demeye başladık ama bu serbestleştirmeyle de kurumları özelleştirmeye hazırlıyoruz ve bu kurumları daha sonra parçalayarak satmaya başlıyoruz. Hepinizin bildiği gibi, PTT’nin “T”si daha önce satılmıştı ve bugün de bu geri kalan kısmını satışa hazırlamak için el birliği yapmış, burada kanunları sırayla çıkartıyoruz. Geçen hafta, yine Devlet Demiryollarını serbestleştirdik; çok uzak değil, yakında satışı da gündeme gelir.

Şimdi, tabii ki liberal ekonomiyi savunuyorsunuz. Liberal ekonomiyi savunduğunuzda, devletin işletmeci olarak vatandaşın karşısında bulunmasına veya bir sanayi kuruluşunu, farklı kuruluşları işletmesine karşısınız. Her şeyi özel sektöre devredip özelleştirerek bu işleri kurtarmaya çalışıyorsunuz. Aslında, Ulaştırma Bakanı burada olsaydı ona söyleyecek bir çift lafım vardı. Devlet Demiryollarını serbestleştirdi, yakında satacak, PTT’yi serbestleştirdi, yakında onu da yolcu edecek, TELEKOM’u zaten yolcu etti, Ulaştırma Bakanına bir iş kalmadı, çok fazla bir iş kalmadı, zaten üçüncü dönemiydi Ulaştırma Bakanının. Bir İzmir diye düşünülüyor ama İzmir’de de ekmek yok, bakalım ne yapacak? Aslında, çalışkan bir Bakandı, bundan sonra ne iş yapacak, çok merak ediyorum. İzmir’den de ekmek çıkmaz ona, bakalım ne olacak, diye düşünüyorum.

AHMET ARSLAN (Kars) – Ulaştırma Bakanlığı her zaman yapacak büyük proje bulur, merak etme.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Siz yine anlayamadınız, söylediğimi dinlemiyorsunuz çünkü.

Şimdi, liberalleşme ve serbestleştirme, özelleştirmeyle beraber, her şeyin Türkiye’de iyi olacağını düşünüyordunuz. Devlet Demiryolları konuşmasının bir kısmında, bunların ne kadar iyiye gitmediğini, kötü olduğunu, insanları ne kadar yoksullaştırdığını, örgütlenmeden yoksun bıraktığını anlatmıştım. Şimdi, yine, tekel hâline dönüştürülmesini veya tekeli ortadan kaldırma olarak yorumluyorsunuz özelleştirmeyi, serbestleştirmeyi ama tam bu kanunda, tekel hâline dönüştürmeyi biraz daha destekliyorsunuz. Zaten PTT bir tekeldi ama yeni yeni ilave maddelerle, PTT’yi daha kesin bir tekel hâline dönüştürdünüz. Aslında, kartelleşme ve tekelleşmeyi… Anayasa’nın 167’nci maddesi devleti görevlendirmiş. Ne diyor? “Kartelleşme ve tekelleşmenin önüne geçmelisiniz.” diyor. Şimdi, tekelleşme burada var mı? Var ve bu kanunla beraber de yeni yeni ilaveler getiriyorsunuz Türkiye'ye ait tekelleşmede.

Özelleştirmeyle beraber savunduğunuz başka bir tez de rekabete açıyorsunuz. Peki, rekabet var mı bu kanunda? Hayır, rekabet yok, tamamen tekelleşme var.

Ve yine, özelleştirmeyle beraber kaliteli hizmetin geleceğini söylüyorsunuz. Kaliteli hizmet geliyor mu? Çeşitli örneklerde gördüğümüz gibi, yine daha önceki özelleştirme ve serbestleştirme örneklerinde verdiğimiz gibi, kaliteli hizmet de yok. Nasıl yok kaliteli hizmet? Çünkü, örneğin “Elektrik dağıtım şirketleriyle vatandaşın elektrik kesintisini azaltacağız.” diyorsunuz ama Enerji Bakanlığından aldığım verilerde özelleştirilen tüm elektrik dağıtım şirketlerinin kesintilerinin, kesinti rakamlarının arttığını görüyoruz. Demek ki kalite de gelmiyor, elektrik kesintisi sonucu vatandaşlar mağdur oluyorlar.

Peki “istihdam” diyoruz, istihdam artıyor mu bununla beraber? Hayır, istihdam da artmıyor bu özelleştirme ve serbestleştirmeyle beraber.

Şeker Piliçin işten atılan işçileri geldi bugün, 50 tane temsilcisi geldi sendikacılarla beraber. Yaklaşık 1.200-1.300 işçi var. Ya, arkadaşlar iki yıldır bu Mecliste görev yapıyoruz ama işçinin lehine -yani sermayenin dışında- bir tane kanun çıkartmadık. Bugün, işten atılan işçiye altı aylık bir işsizlik parası veriyoruz, daha sonra da onu kaderine terk ediyoruz; çoluğuyla çocuğuyla, yaşamıyla kaderine terk ediyoruz ve “yaşa” diyoruz. Yani, 1.300 kişi Şeker Piliçten bugün geldi ve bu kapıda, Meclisin kapısında “Açız, çocuklarımıza verecek ekmek parası yok.” diye bağırıyorlardı. Devlet olarak bu düzenlemeleri yapmamız gerekirken biz, sadece düzenlemeleri bütçe açığını kapatmak ya da birtakım sermaye gruplarına daha çok finans aktarabilmek için yapıyoruz.

Söyleyebilir misiniz bu kürsüden gelip de Sayın Bakan? Biraz evvel konuştunuz… “İki yıl boyunca –takip ediyoruz ama tabii önceki dönemleri bilemem- burada, bu Mecliste vatandaşın lehine bir kanun çıkardık.” diyebilir misiniz? 2/B'yi söyleyebilir misiniz? İntibak yasasını söyleyebilir misiniz?  Bunların detayını açtığımızda, İntibak yasasının, 2/B yasasının, Bedelli askerlik yasasının vatandaşa hangi katkıları olduğunu burada söyleyebilir misiniz? Söyleyemezsiniz. Söylersiniz, her zaman yaptığınız gibi birçok şey anlatırsınız ama içinin boş olduğunu sokağa çıktığınızda görürsünüz diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısını da arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.13

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

452 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

5’inci madde üzerindeki öteki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 5’inci maddesinin 1’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                 Yusuf Halaçoğlu (Kayseri) ve arkadaşları

MADDE 5- (1) Posta gönderilerinin kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve teslimini kapsayan posta hizmetleri, bu Kanun hükümlerine göre faaliyet gösteren PTT ve diğer hizmet sağlayıcıları tarafından yerine getirilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; posta hizmetleri Osmanlılarda 1834 yılında modern şekilde ilk defa kuruldu, 1939’da da tam anlamıyla, bugünkü anlamıyla posta teşkilatı oluşturuldu. Ondan önceki dönemlerde, Osmanlı Devleti, hepiniz biliyorsunuz ki 23 milyon kilometrekarelik bir alanda telgraf olmadan, uçak olmadan, telefon olmadan haberlerini en iyi şekilde taşraya kadar, en uç, ücra köşelere kadar uzatmıştı ve oradan gelen haberler de aynı şekilde İstanbul’a gelmişti, bunu en iyi bir şekilde yerine getirdi.

Aslında, hepiniz şunu iyi bilirsiniz ki mesela “Kanuni Sultan Süleyman 200 bin kişilik orduyla Viyana önlerine kadar gitti.” denir. Pekâlâ, 200 bin kişilik orduyla oraya gittiğinizi düşünün ve bu ordu içerisinde 130 bin ila 140 bin süvari vardır, at vardır ve üzerinde de insan vardır. 130 bin atın su ihtiyacını nasıl karşılayacağınızı bir düşünürseniz veya o 200 bin insanın su ihtiyacını, yiyecek ihtiyacını nasıl karşılayacağınızı düşünürseniz, aslında, Osmanlı Devleti’nin gerçek büyüklüğünü ancak o zaman anlarsınız. İşte, Osmanlı Devleti’nde ulaştırma ve haberleşme teşkilatı böylesine sistemli bir şekilde kurulmuştu ve devletin büyük devlet olmasındaki en büyük pay bunlara bağlanmıştı. Dolayısıyla, haberleşme teşkilatı gibi birtakım kuruluşların devletlerin olmazsa olmazı olduğu aşikârdır. Dolayısıyla, bazı kurumlar vardır ki bunların özelleştirilmemesi gerekir. Ancak, bugün bu özelleştirilen kurumumuz, tarihi çok eskilere kadar uzanan kurumumuz şöyle düşünün: 1862 yılında, ilk defa posta pulunun kullanıldığı bir dönemi yaşamıştır. Yine, 1854’te ilk defa telgraf kullanılmaya başlanmıştır ki bu Avrupa’dan pek geri bir zaman da değildir; 1841’de İngiltere’de, 1844’te de Fransa’da kullanıldığını göz önüne alırsanız, 1854’te de Osmanlı Devleti’nde kullanılmış ve haberleşme sisteminde en önemli görevlerden birini yerine getirmiştir. Mesela, Birinci Dünya Savaşı’nda dört cephede savaşan ordunun birbiriyle haberleşmesinde de posta işleri, “PTT” dediğimiz posta telgraf idaresi en önemli görevi yerine getirmiştir. Dolayısıyla, bir şekilde, görevlerini nostaljik de olsa yerine getiren şu anki posta teşkilatının benim -düşünceme göre- özelleştirilmemesi gereken önemli kurumlardan biri olduğunu düşünüyorum. Bunu her ne kadar liberal ekonomi içerisinde de düşünüyor olsanız, posta teşkilatının bir şekilde kılık değiştirerek değişik, taşımacılıkta yer almış olması -onu tarihindeki gerçek yerine oturtması açısından- devlete de büyük bir yük olmadığını göz önüne alacak olursanız, bu şekilde değerlendirilmesinde büyük bir yarar vardır.

Değerli milletvekilleri, Türk Telekomünikasyonun gündeme geldiği ve özelleştirildiği bir dönemde posta teşkilatının hiç olmazsa bir şekilde özelleştirilmemesi, birinci derecede, bana göre, tarihe bağlılık açısından da önem taşıyor.

Bu sözlerimle hepinize saygılar sunuyorum. Teşkilatla ilgili alınan kararların da hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin 3'üncü fıkrasında yer alan "on katı" ibaresinin "yüz katı" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  D. Ali Torlak                                      Ali Halaman                                       Zühal Topcu

                      İstanbul                                               Adana                                                Ankara

                 Mehmet Günal                                   Necati Özensoy

                      Antalya                                               Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

"Posta tekeli

MADDE 6 - (1) Aşağıdaki hizmetler PTT'nin tekelindedir:

a) Ağırlığı ve hacmi ne olursa olsun yurtiçi ve yurtdışı açık veya kapalı mektuplar ile üzerinde veya içeriğinde haberleşme mahiyetinde yazı bulunan haberleşme gönderilerinin ve kredi kartları ile hesap ekstrelerinin kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve teslimi.

b) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun elektronik tebliğe ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve diğer kanunlar kapsamındaki elektronik ortam dâhil her türlü tebligatın kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve teslimi.

c) Barışta Türk Silahlı Kuvvetlerinin posta hizmetleri.

ç) Postada alınacak ücretleri gösteren posta pulları, kişisel pul ve anma pulları, posta kartları ve ilk gün zarflarının bastırılıp satışa çıkarılması.

(2) Paket, koli, kargo, gazete, dergi, reklam, tanıtım, broşür gibi her türlü posta gönderilerinin içine açık olsa dahi mektup veya bu mahiyette haberleşmeye ilişkin kağıt ve belgeler ile bunların içlerine, zarf ve kuşakları üzerine haberleşmeye ait işaretler ve yazılar konulması posta tekelinin ihlali sayılır.

(3) Posta tekelini ihlal edenler, bu ihlal kapsamındaki gönderiler için PTT tarafından belirlenen posta ücretinin on katı tutarında meblağı PTT'ye tazminat olarak ödemekle yükümlüdür. Bu tazminat PTT'ye gelir kaydedilir. Bu kapsamda tespit edilen gönderiler PTT tarafından gecikmeksizin alıcısına sevk edilir. Posta tekeli ihlali hakkındaki yaptırımlara ilişkin diğer mevzuat hükümleri saklıdır."

 

Mehmet Akif Hamzaçebi                                        İlhan Demiröz                                        Haydar Akar

         İstanbul                                                            Bursa                                                    Kocaeli

Haluk Eyidoğan          İdris Yıldız                              Sakine Öz                                    Erdal Aksünger

    İstanbul                      Ordu                                      Manisa                                              İzmir

Doğan Şafak

   Niğde

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

452 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 6. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

İdris Baluken                                                       Pervin Buldan                                     Hasip Kaplan

    Bingöl                                                                   Iğdır                                                 Şırnak

                            Mülkiye Birtane                                       Esat Canan

                                     Kars                                                       Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutalım.

Gerekçe:

AB mevzuatında (Posta direktifleri I, II, III) posta tekeli kademeli olarak kaldırılmıştır. Ancak I. Direktiften itibaren posta tekeli için net ağırlık ve ücret tanımlanmıştır. Nitekim I. Direktifte sınır, ağırlığı 350 gramın altında ve ücreti en düşük ağırlıkta ve en hızlı standart kategorideki yurtiçi posta gönderileri tariflerinin beş katına kadar olarak tespit edilmiş. II. Direktifte sınırlar 100 gram ve en düşük ücretin üç katı mertebesine indirilmiş, III. Direktifte bir program dahilinde tamamen kaldırılmıştır.

İlki 1982 yılında faaliyete geçen kargo/kurye şirketleri, 27 yıldan bu yana hiçbir gram ya da fiyat sınırlamasına maruz kalmaksızın, çalışabilmiştir. Yani Türkiye'de posta tekeli fiilen 27 yıl önce kaldırılmıştır.

Yasa ile özelleştirmenin önünün açılacağı düşünüldüğünde, getirilecek herhangi bir ölçüde tekel sınırı ile mevcut serbest rekabet ortamından geriye gidilmiş olacaktır.

AB ülkelerinde 31/12/2012'den itibaren posta tekeli tamamen sıfırlanmıştır.

Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

"Posta tekeli

MADDE 6- (1) Aşağıdaki hizmetler PTT'nin tekelindedir:

a) Ağırlığı ve hacmi ne olursa olsun yurtiçi ve yurtdışı açık veya kapalı mektuplar ile üzerinde veya içeriğinde haberleşme mahiyetinde yazı bulunan haberleşme gönderilerinin ve kredi kartları ile hesap ekstrelerinin kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve teslimi.

b) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun elektronik tebliğe ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve diğer kanunlar kapsamındaki elektronik ortam dahil her türlü tebligatın kabulü, toplanması, işlenmesi, sevki, dağıtımı ve teslimi.

c) Barışta Türk Silahlı Kuvvetlerinin posta hizmetleri.

ç) Postada alınacak ücretleri gösteren posta pulları, kişisel pul ve anma pulları, posta kartları ve ilk gün zarflarının bastırılıp satışa çıkarılması.

(2) Paket, koli, kargo, gazete, dergi, reklam, tanıtım, broşür gibi her türlü posta gönderilerinin içine açık olsa dahi mektup veya bu mahiyette haberleşmeye ilişkin kağıt ve belgeler ile bunların içlerine, zarf ve kuşakları üzerine haberleşmeye ait işaretler ve yazılar konulması posta tekelinin ihlali sayılır.

(3) Posta tekelini ihlal edenler, bu ihlal kapsamındaki gönderiler için PTT tarafından belirlenen posta ücretinin on katı tutarında meblağı PTT'ye tazminat olarak ödemekle yükümlüdür. Bu tazminat PTT'ye gelir kaydedilir. Bu kapsamda tespit edilen gönderiler PTT tarafından gecikmeksizin alıcısına sevk edilir. Posta tekeli ihlali hakkındaki yaptırımlara ilişkin diğer mevzuat hükümleri saklıdır."

Erdal Aksünger (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarıyla Hükûmet, PTT kurumunu yeni bir yapıya kavuşturmayı istemektedir. Ancak, yeni yapıya kavuşturayım derken fahiş hatalar yapılmaktadır, Anayasa’ya aykırı düzenlemeler yapılmaktadır. “Çok dikkatle bir kanun tasarısı hazırladık.” diyecektir belki Hükûmet ama beni dikkatle dinlerlerse ne kadar büyük hatalar yaptıklarını göreceklerdir.

Tasarının bu maddesiyle posta tekeli tanımlanmakta ve 5584 sayılı Kanun’daki tekel alanı genişletilmektedir. Bu genişletme, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun teklifi üzerine, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının yapacağı düzenlemeyle olmaktadır. Yani, Bakanlık, posta tekelinin kapsamına PTT’nin sunmuş olduğu birtakım hizmetleri de alma yetkisine sahiptir. Bir yandan tekel kapsamı genişletilirken öte yandan bu tekel Anayasa’ya aykırı bir şekilde özel hukuk hükümlerine tabi bir şirkete verilmektedir.

Tasarının 21’inci maddesiyle PTT AŞ kurulmaktadır. Tasarının 21’inci maddesine göre kurulan PTT AŞ, bu kanun ile -yani görüşmekte olduğumuz tasarının kanunlaşması hâlindeki kanunu tarif ediyor- 6102 sayılı Kanun’un hükümleri dışında özel hukuk hükümlerine tabi olacaktır. Oysa, sermayesinin tamamı hazineye ait olan bu şirketin, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olması gerekir; bu kanunda hüküm bulunmayan hâllerde, Türk Ticaret Kanunu’nun kuruluşuna ilişkin, şirketlerin kuruluşuna ilişkin konularda hüküm bulunamayan hâllerde, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname hükümlerine tabi olması gerekir.

233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, KİT’leri, kamu iktisadi teşebbüslerini 2 gruba ayırır: İktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları.

İktisadi devlet teşekkülleri, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek amacıyla kurulur; bunlar, arzu edilirse anonim şirket şeklinde de kurulabilir.

Kamu iktisadi teşebbüsleri ise tekel mahiyetindeki hizmetleri üretmek üzere, vatandaşa sunmak üzere kurulur. Yani, tekel hizmetini, posta tekelini, posta tekeli kapsamındaki hizmetleri üretmek üzere kurulan PTT AŞ, mevzuatımıza göre, Anayasa’ya göre kamu iktisadi kuruluşu olarak kurulması gerekirken bırakalım kamu iktisadi kuruluşunu, iktisadi devlet teşekkülü olarak da kurulmasından vazgeçiliyor, özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket olarak kurulması öngörülüyor. Bu, açık bir şekilde Anayasa’ya aykırıdır. Böyle bir düzenlemeyi yaparken Anayasa’ya aykırı bir düzenlemeye yer vermeyi son derece sakıncalı buluyorum. Anayasa’mızın 167’nci maddesi, devlete ayrıca piyasalardaki kartelleşmeyi, tekelleşmeyi önleme görevini vermektedir. Bu maddeye de aykırıdır. Tekel mahiyetindeki hizmetler imtiyaz sözleşmeleriyle özel şirketlere devredilebilir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile PTT AŞ arasındaki imzalanması düşünülen sözleşme, imtiyazın devri sözleşmesi değil bir görev sözleşmesidir. Çünkü, bu tasarıda yer alan hükümlere göre posta tekelinin sahibi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu değil PTT AŞ’dir, özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterecek olan PTT AŞ’dir. Onun sermayesinin tamamının hazineye ait olması, onun kamu iktisadi kuruluşu veya bir kamu tüzel kişisi olmasını gerektirmiyor.

Düzenleme aykırıdır. Gelin, bizim önergemizi kabul edelim, bu aykırılığı giderelim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin 3’üncü fıkrasında yer alan “on katı” ibaresinin “yüz katı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

D. Ali Torlak (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önergeyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, verdiğimiz önergeler dikkate alınmıyor, hâlbuki PTT’nin yaptırımıyla alakalı. Yani, bir posta bedelinin 10 katı cezai müeyyidenin yaptırımı ne ola ki? Onun için 100 katı olsun. dedik. Herhâlde Bakan bakmamıştır bile ne yazdığına çünkü sonuç itibarıyla iktidar partisinden gelmiyor bu önerge.

Tabii, perşembe günü kanun görüşülmeye başladığında, ben, Bursa’daki PTT çalışanları, sendika temsilcisi arkadaş başta olmak üzere, yürüyerek Ankara’ya yola çıkmışlardı demiştim. Bugün itibarıyla da o arkadaşlar, gerçekten yürüyerek, inanın 370 kilometreyi yürüyerek tabanları şişerek hatta ayaklarında ödem oluşarak Ankara’ya vardılar. O zaman da ifade ettim, iki istekleri var:

Birisi, PTT’nin AŞ olmaması. Yani, AŞ olmasından kasıt da elbette özelleştirileceği anlaşıldığı için. Sayın Bakan ve Genel Müdür “Özelleştirilmeyecek.” diyor ama bugüne kadar hangi AŞ oluştuysa gördük ki özelleştirildi. Yani, bu niyetle falan da olmuyor sonuç itibarıyla.

Bir de yıpranma paylarının verilmesi. Bakın, sokakta bir anket yapalım “’PTT’ deyince aklınıza ne geliyor?” diye. Kesinlikle, her hâlde ilk sırada postacı çıkar. Yani, postacı şarkılarda bugüne kadar gelmiş, filmlerde gelmiş. Dolayısıyla, postacı, belki de emek harcayan insanların içerisinde, çalışan insanların içerisinde fiziken en fazla yorulanlardan bir tanesi. Dolayısıyla, gerçekten yıpranan bu insanların yıpranma paylarını niye Meclis olarak vermiyoruz, bunu da anlamak mümkün değil.

Tabii, çalışanlara yıpranma payını vermiyoruz ama -perşembe günü de söyledim- 238 trilyon liralarına el koyuyoruz. 18 trilyonlarını dağıtıp göstermelik, işte, yüzde 30’unu Maliyeye veriyor, gerisini de PTT’nin iyileştirilmesi için harcıyor Hükûmet. Bunun yanında, bu iyileştirmeler yapılırken yalnız hovardaca harcamalar yapılıyor.

Bakın, hovardaca derken size örneklerini söyleyeceğim, boş söylemiyorum. Kullanılmayan posta kutuları. Bakın, burada resimde görüldüğü gibi, caddelerde, belki sizin de ne olduğunu fark etmeden geçtiğiniz plastik posta kutuları var. Tanesi tam 1.650 liradan 15 bin adet alınmış. Bakın, şu anda o posta kutularının içerisinden çöp, kâğıt veya -geri dönüşüm kutusu zannedilip- birtakım şeyler çıkıyor. Sayın Genel Müdür “Gerçekten, o caddelere konulan posta kutularından beklenildiği gibi posta hizmetleri yapılıyor.” desin, ben çıkıp bir dahaki maddede özür dileyeceğim çünkü çıkmıyor, biliyorum.

Bunun dışında, yine 1.500 dolara alınan el terminallerinden -bu yazılımlar da bu el terminallerinde- 12 bin tane alınmış ve yazılımı uygun olmadığı için de 3-4 kez 200-300 dolar harcanarak bu yazılımlar tekrar gözden geçirilmiş ve bu paralar bu şekilde heba edilmiş.

Yine, Cihet iyileştirme, dağıtıcıları izleme, dinleme cihazı alınmış. Bunlar piyasadan 300-400 liraya temin edilebilecek hâldeyken bile 600 liraya mal olmuş, bir de rakam 13 bin adet.

Bakın, PTT, ifade ettiğim gibi, çalışanlarının durumunu, üstelik hakkı olanların durumunu iyileştirmekte cimrilik yapıyor ama işte birilerinden, yandaşlarından vesaire işe yaramayan şeyleri alarak, böyle hovardaca harcamalarla üstelik o çalışanların sandıktaki paralarına el koyarak hovardalık yapıyor. Bunu da buradan böyle ifade etmek istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin 1 inci fıkrasında ki “Hizmet sağlayıcıları” ifadesinin “Yetkilendirilmiş hizmet sağlayıcıları” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                İlhan Demiröz                                    Haydar Akar                                       İdris Yıldız

                       Bursa                                              Kocaeli                                               Ordu

               Haluk Eyidoğan                                 Turgay Develi                                    Doğan Şafak

                     İstanbul                                             Adana                                               Niğde

                    Sakine Öz

                      Manisa

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin 3’üncü fıkrasında yer alan “ve içeriği araştırılamaz” ibaresinin “…, içeriği araştırılamaz ve okunamaz” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  D. Ali Torlak                                     Ali Halaman                                     Zühal Topcu

                     İstanbul                                             Adana                                              Ankara

                     Alim Işık                                   Adnan Şefik Çirkin                               Mehmet Günal

                     Kütahya                                              Hatay                                              Antalya

               Necati Özensoy

                       Bursa

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

452 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan

                       Bingöl                                                Iğdır                                                Şırnak

                   Halil Aksoy                                    Mülkiye Birtane

                        Ağrı                                                  Kars

BAŞKAN – Sayın Komisyon son okunan önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutalım:

Gerekçe:

Posta gönderilerinin kanunla yetkili kılınan merciler tarafından alıkonulması tasarı ile öngörülmüştür. Bu ifade açık değildir. Hem kimlerin yetkili kılındığının detaylı belirtilmesi hem de içeriği araştırılacak postalarının tanımı açıkça yapılmalıdır.

Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin 3’üncü fıkrasında yer alan “ve içeriği araştırılamaz” ibaresinin “…, içeriği araştırılamaz ve okunamaz” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                 Adnan Şefik Çirkin (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Çirkin, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin (3)’üncü fıkrasında “içeriği araştırılamaz” ibaresinin “içeriği araştırılamaz ve okunamaz” olarak değiştirilmesini teklif etmemizin sebebi, bunun anayasal güvence altına alınmak suretiyle manasının kuvvetlendirilmesidir.

Sayın milletvekilleri, iletişim güvenliği çok önemlidir. Yani, iletişim güvenliği sağlanmadan ülkemizde, bir ülkede bir meselenin tartışılıp sağlıklı bir neticeye kavuşturulması namümkündür. Hangi fikir adamı, hangi milletvekili, hangi bürokrat birisiyle telefonla konuşurken, örneğin iletişim kurarken, bir mesele hakkında bir fikir beyan ederken dinlenilmediğinden emin olabiliyor? Sayın Başbakanın dahi “Dinleniyorum, dinlendim.” dediği, bu konuda soruşturmaların açıldığı bir ortamda Türkiye’de ne Anayasa değişiklikleri ne bugün sözde, Hükûmetin “çözüm”, bizim de “çözülme” olarak adlandırdığımız süreç sağlıklı bir şekilde tartışılabilir ve bir neticeye kavuşturulabilir, bunun mümkünü yok. Yani, bu ülkede herhangi bir konuda birisinden fikir alınmak maksadıyla kalkıp hele, mesela, bu çözüm süreci, çözülme süreciyle ilgili bir fikir beyan etmeye, bir fikir sormaya kalksanız, siz milletvekili dahi olsanız karşınızdaki size sağlıklı cevap veremiyor. Hükûmetin en baştaki görevlerinden biri budur, bunu sağlamak da hükûmetlerin görevidir. Evet, geçmişte de böyle hadiseler olmuştur, bu sadece bu Hükûmetin döneminde olan bir mesele değildir. İletişim güvenliği sadece bu Hükûmetin döneminde zedelenmemiştir ama en ağır zedelenmenin olduğu, kasetlerin, şunların bunların, hatta montajlı ses kasetlerinin havada uçuştuğu dönem, maalesef, bu dönemdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazır fırsat bulmuşken dün gece Hatay ilinin Reyhanlı ilçesinde -ki benim ilçemdir- gelişen olaylar hakkında da düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hükûmetin öteden beri Suriye konusundaki yanlış politikalarının sonunda bir yerde duvara toslayacağını, bir yerde takılacağını biz defalarca ifade etmiştik. Bugün burada ifade ediyorum, emin olun ki bugünler iyi günler. Nüfusu 80 bin civarında olan Reyhanlı’nın içerisinde 30 bin Suriyeli olursa, bunların ne idüğü, ne yaptığı belli olmazsa, Reyhanlı’da vatandaşlarımız birçok sıkıntıya bunlar yüzünden düşerse işte sonunda olacak olan da budur. Asla, gerçekten muhtaç olan din kardeşimizin, komşu ülkenin evlatları olan, gerçekten sığınmacı durumunda olan insanların devletimiz, Hükûmetimiz tarafından bakılmasına karşı değiliz; bu zaruridir, mecburiyettir. Ancak dünkü müessif olay, ifadeye göre bayrağımıza yapılan bir hakaret, bu doğru da olmayabilir -bunu bırakalım bir kenara- ama vatandaşın bir anda buna inanıp gösterdiği reaksiyon, bu Hükûmete ve sizlere önemli bir ikaz olmalıdır. Buradan ifade ediyoruz, durum kötü, her an bir patlamaya yol açabilir, belki dünkü dedikodu olabilir ama bir gerçek var ki Urfa’da bayrağımız da indirildi, polisimiz de şehit edildi. Biz, bunların, “muhalif” adı altında hükûmetle savaşanların önemli bir bölümünün çapulcu olduğunu, yarın bu silahın bize döneceğini defalarca söyledik, işte döndü. Umarım Hükûmet aklını başına alır ve Suriye politikasını da yeniden gözden geçirmeye başlar.

Çok teşekkür ediyorum, saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çirkin.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin 1 inci fıkrasında ki “Hizmet sağlayıcıları” ifadesinin “Yetkilendirilmiş hizmet sağlayıcıları” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Turgay Develi (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Develi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanunun yasalaşmaması için köle yasasına karşı direnen sendikaları ve işçileri buradan selamlıyorum.

Kamu iktisadi teşebbüsü olan PTT’nin, özelleştirilmesinin önünü açan bu serbestleştirme yasasına konu olan PTT’nin, KİT Komisyonunda denetimini yapıyoruz. Yaptığımız denetimler sırasında gördüğümüz, teftiş kurulunun ve kanununu değiştirmeye çalıştığınız Sayıştayın yaptığı tespitlerden birkaç tanesini sizlere hatırlatmak istiyorum.

Değerli AK PARTİ’li milletvekilleri, özellikle, sizlerin bunu dinlemesini istiyorum çünkü yarın, seçim bölgelerinizde bunların hepsi işçiler tarafından karşınıza çıkarılacak.

Sevgili yurttaşlarımız, AK PARTİ’nin, AK PARTİ bürokratlarının PTT’yi nasıl fütursuzca, keyiflerine göre kullandıklarını, hiçbir denetime tabi olmaksızın hazinenin parasını, devletin parasını kullandıklarını ve hiçbir hesap vermediklerini Sayıştayın yaptığı tespitlerle şimdi sizlere anlatacağım.

Sayıştay denetçileri, PTT’nin –Genel Müdürümüz burada- 2009, 2010, 2011, 2012 yıllarında -2013’e geldik- değerli milletvekilleri, Malzeme Dairesi Başkanlığının, Muhasebe ve Finansman Dairesi Başkanlığının hesaplarının teftiş edilmediğini tespit etmişler. Düşünebiliyor musunuz, 37 bin kişinin çalıştığı, sadece 2008 ile 2011 yılları arasında 5 milyar lira yatırım yapılan, şimdi de görüştüğümüz kanunla özelleştirilmesine kanun hazırlanılan PTT’nin tam dört yıldan bu yana muhasebesi, Finansman Dairesi Başkanlığı ve Malzeme Dairesi Başkanlığı denetlenmiyor arkadaşlar. Bu ne demek? Hazinenin, 75 milyon yurttaşın, hepimizin bütçesi olan PTT’nin kullandığı para, muhasebesi, kaynakları ve Malzeme Dairesi Başkanlığının yaptığı harcamalar hiçbir denetime tabi tutulmamış, teftiş kurulu hiçbir evrakı incelememiş. Bunu KİT Komisyonunda sorduk “Neden böyle?” diye, bize cevap geldi “2013 yılında denetleyeceğiz.” diye. E, şimdi, şirket de satılacak, özelleşiyor. Ne olacak bundan önceki denetlenmemiş hesaplar? Bunun hesabını kim verecek? Bu devletin, bu milletin parasının hesabını bir genel müdürün, yönetim kurulu üyelerinin insafına mı terk edeceğiz? Sadece bu kadar değil.

PTT’de çok ilginç bir muhasebe işlemi daha yapılmış değerli milletvekilleri. Danıştay ısrarla ve inatla “Şu kalem üzerinden harcamalarınızı yapın.” demesine rağmen, o kalem üzerinden değil, başka bir muhasebe işlemi üzerinden 34 milyon lira para harcanmış “Çeşitli Giderler” altında. Keyfiyete bakın. Bu milletin parasını keyfî olarak harcamışlar. Bir kalemdeki para 34 milyon lira. Diğer paraların hiçbirinin teftişi yapılmamış, izi sürülmemiş. Şimdi, bu şirket de serbestleştirme adı altında özelleştirilerek geçmişteki dört yıl sorulamayan hesaplar bir anlamda buharlaştırılmaya çalışılıyor. Bu, vicdanlarınıza sığıyor mu?

AHMET ARSLAN (Kars) – Yasal mecburiyet beş yıl.

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Yasal mecburiyet beş yıl. Beş yıldan sonra, aynı TEDAŞ’ta yaptığınız gibi denetimi özel sektöre devredersiniz, siz de kurtulursunuz, milleti de kandırmış olursunuz.

Biraz sonra devam edeceğim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Develi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok, yok…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var, var Sayın Başkan.

Eğer tereddüdünüz varsa elektronik yapın.

BAŞKAN – Elektronik cihazla oylama yapacağız ve iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde dört önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Posta Hizmetleri Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…vergi, har煔 ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Elitaş                         İsmail Tamer                  Mustafa Gökhan Gülşen

      Kayseri                                  Kayseri                                Kastamonu

 

Osman Kahveci                           Şirin Ünal                              Recep Özel

     Karabük                                  İstanbul                                  Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin (1) inci fıkrasında yer alan “alınan” ibaresinin “tahsil edilen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Namık Havutça                       Haluk Eyidoğan                     Ali İhsan Köktürk

     Balıkesir                                 İstanbul                                Zonguldak

 

Mehmet S. Kesimoğlu                                                           Erdal Aksünger

    Kırklareli                                                                                İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin 1’inci fıkrasının birinci cümlesinden sonra “Eksik ya da fazlaya ilişkin gecikme cezası uygulanmaz.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

  D. Ali Torlak                           Ali Halaman                           Zühal Topcu

     İstanbul                                   Adana                                    Ankara

 

Mehmet Günal                      Kemalettin Yılmaz                     Necati Özensoy

      Antalya                             Afyonkarahisar                              Bursa

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

452 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 8. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  İdris Baluken                                     Pervin Buldan                                     Hasip Kaplan

                       Bingöl                                                 Iğdır                                                 Şırnak

                Nursel Aydoğan                                  Mülkiye Birtane

                    Diyarbakır                                              Kars

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Eksik alınan paraların tahsil edilmesi işlemi ekstra bir iş yükü ve süreç gerektirmektedir. Tahsil edilecek parada optimal bir değer belirlenmez ise tahsil süreci kamunun aleyhine olacaktır. Bu açıdan optimal meblağın hesaplanıp, tasarıda belirtilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin 1’inci fıkrasının birinci cümlesinden sonra “Eksik ya da fazlaya ilişkin gecikme cezası uygulanmaz.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                  Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kemalettin Yılmaz…

BAŞKAN – Kemalettin Yılmaz…

Sayın Yılmaz, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP Hükûmetinin klasiklerinden birini daha yaşamaya devam ediyoruz. Özerkleştirme adına, kendilerine AKP’nin gizli çiftliklerini kurmaya devam ediyorlar. 1840 yılında Posta Nezareti olarak kurulan, Osmanlı İmparatorluğu’nda ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük vazifeleri yerine getirmiş millî bir kurumu daha sermayenin ve patronların düzenine geçiş yaptırıyorlar.

Yüz yetmiş üç yıllık tarihi olan ulu çınar PTT’yi AŞ statüsüne alıyorsunuz. Yani özerk yönetim adına “AK PTT AŞ”yi kurmayı hedefliyorsunuz. Yıllardır “Yapılandırıyoruz.” diyerek PTT’nin her bölümünü iş bilmeyen taşerona, yandaş şirketlere peşkeş çekiyorsunuz. PTT temizlikten güvenliğe, dağıtımdan kargoya her bölümünde onlarca taşeron şirketle çalışan ve millete para kazandırırken ihaleyle verdiği işi kendi kadrolu personeline yaptırmaya devam eden bir devlet kurumu olarak var şu anda. Birileri milyonlarca lira para kazanırken sen kendi kadrolu personelini bankacı yaptın, postacı yaptın, dağıtıcı yaptın, kargocu yaptın. Bu çalışmayı yaparken de yıllardır kuruma emek vermiş postacıyı, dağıtıcıyı, memuru hiçe saymaya devam ediyorsunuz, onların haklarını âdeta gasbediyorsunuz. Tabiri caizse, mevcut personele “İşine gelirse çalış, işine gelmezse seni bir kuruma sözleşmeli olarak verirler, orada ne hâlin varsa gör.” diyorsunuz. Bu, ne kurum kültürüne ne de devlet ahlakına yakışan bir tutumdur. Ülkenin ekonomisini getirdiğiniz hâl nedeniyle postacıyı, halkın gözünde, kara haber veren, icra bildirisi dağıtan, borç ekstresi getiren kamu görevlisi hâline getirdiniz. Şimdi ise “Yeter, sizinle işimiz bitti, biz bütün işi kafamıza göre eleman alır ona göre yaptırırız, o olmazsa taşerona yaptırırız.” demek için eksik olan yetkiyi yani özerkliği almaya çalışıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi millî kurumu özelleştirildiyse olan onun müşterilerine olmuştur. TEDAŞ’ın özelleştirilmesi, PETKİM’in satılmasında müşterileri zarar görmüştür. Türk TELEKOM satıldı olan müşterilerine oldu, binlerce vatandaş sıkıntı içinde, bu kurumun eziyetine maruz kalıyor. Ülkedeki telekomünikasyon yabancı sermayenin elinde, vatandaş ise sermayenin gözünde âdeta yolunacak kaz. İnternet’inden telefonuna herkese zulüm eden bir kurum hâline getirdiniz TELEKOM’u. PTT de aynı duruma düşürülecek, anonim şirket yapılıp özelleştirmenin yolu açılacak, yarın vatandaşın pastasından çok ciddi kayıplar olacak. Telgrafından postasına kadar her işinde, kamu kurumu olmayan PTT tarafından verilen hizmetlerde ciddi mağduriyetler yaşanacaktır.

Anayasa’nın 22’nci maddesinde, vatandaşlara verilen “Haberleşme hürriyeti” başlıklı maddenin, devlet tarafından sağlanması gereken hizmetlerden kaynaklanan vatandaşın anayasal hakları da gaspedilmiş olacaktır. PTT’nin telefon hizmeti, bir oldubittiyle, kâr ettiği hâlde âdeta peşkeş çekildi. Sırada ise PTT’nin son kalan kısımlarını AŞ yaparak özelleştirmenin yolunu açmaktasınız. Dünyanın birçok ülkesinde petrol, iletişim, posta hizmetleri millî olarak korunurken, hatta, bazı ülkeler tekrar millîleştirirken bizdeki bu heves nedir, anlamak mümkün değil. Yarın PTT’yi de iktidarınıza yakın bir yabancı sermaye grubuna satarsanız -ki bundan hiç şüphe yok- ama dikkat edin ki bir şarkı var “Bak, postacı geliyor, selam veriyor/Herkes ona bakıyor, merak ediyor.” diye. Bu şarkının yerine “Gelme postacı, gelme kapıma/Ne bir mektup, ne bir haber getirme bana.” şarkısını söylemek zorunda kalırsınız.

Değerli milletvekilleri, genel olarak baktığımızda ise az ve nitelikli personeliyle hizmet veren, yıllık yaklaşık 200 milyon lira civarında kâr eden PTT’nin özelleştirmesinin temelleri atılacak bu yasadan derhâl vazgeçilmelidir. PTT özerkleşecekse bile özerk yönetimini sağlayacak yasa çıkarılarak yeniden çağa uygun, hizmet ve ürünlerini modernize eden kamu kurumu olarak, hatta, ikinci “T”sinin yanına tekrar telefonu da ekleyerek posta, telgraf, telefon teşkilatı olarak hizmet vermeye devam ettirilmelidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var var; Sayın Başkan, var.

BAŞKAN – Evet, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin (1) inci fıkrasında yer alan “alınan” ibaresinin “tahsil edilen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Haluk Eyidoğan (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Turgay Develi.

BAŞKAN – Sayın Develi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanunlar, TEDAŞ’ın satılması, Devlet Demiryollarının özelleştirilmesi için önünün açılması, TEK’in satılması, SEKA’nın satılması, bütün bunlar Adalet ve Kalkınma Partisinin mecburen çıkartmak zorunda kaldığı yasalar. Küresel finansın siyaseten cariyeliğini yapan AK PARTİ ya bu yasaları çıkaracak Türkiye’yi küresel finansın hizmetine sunacak ya da iktidardan o gün alaşağı edilecek. Başka şansı yok, mecbursunuz, burada oturan milletvekillerinin hiçbirisinin bu yasalara içinden gelmese bile “Hayır.” deme şansı yok.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Nereden biliyorsun?

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Çünkü bu görevle iktidara getirildiniz siz. Siz bu görevle iktidara getirilince sizin bu fütursuzluğunuzdan cesaret alan bürokratlar da kendi bildikleri gibi şirketleri, kurumları yönetiyorlar.

Bir örnek daha size: PTT, 2012 yılında çeşitli hizmetleri almak için ihaleye çıktı, ihaleler yapıldı; posta dağıtım ihaleleri, kargo dağıtım ihaleleri. Aradan üç ay geçti, beş ay geçti, devrettiği, ihaleyi verdiği şirketler işleri yapamayınca işler PTT’nin kadrolu işçilerine yaptırılmaya başlandı. Bunun üzerine, arkadaşlar, değerli milletvekilleri, paramızın nasıl çarçur edildiğini, nasıl iğdiş edildiğini, ne kadar niteliksiz şekilde yönetildiğinizi anlamanız için dikkatle dinlemenizi istiyorum, yönetim kurulu bu şirketlere, bölge müdürlüklerine talimat yazarak cezai işlem uygulanması talimatını verdi. Öyle ya, ihale yapılmış, iş yeri teslimi yapılmış, işler yapılmayınca yüklenici firmaya sözleşme gereği ceza uygulanması gerekiyor. Tam ceza uygulanmasına başlanırken ne hikmetse PTT Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı imzasıyla “Bu işlerde biz altyapıyı hazırlamadan ihaleye çıktığımız için hata bizdedir.” denilerek ceza işlemi yapılması talimatı veren genelgenin iptal edilmesini istediler. Bunu komisyonda sorduk, “Madem ihaleye çıkmak için hazır değildiniz niye ihaleye çıktınız? İhaleye çıktınız, işi teslim ettiniz, madem altyapı uygun değildi firma neden işi kabul etti? Üç ay boyunca iş yapılamadı, sözleşmeden doğan hak gereği bu şirketlerin ceza ödemeleri gerekiyordu, neden bunu daha sonra iptal ettiniz? Burada kamunun, PTT’nin kaç lira zararı var? İş yapmayan firmaya kaç lira para ödendi? Bunları bize verin, açıklayın.” dedik Sayın Bakanın huzurunda, üst komisyon toplantısında. Sayın Bakan talimat verdi Genel Müdüre, “Verin. Ben de bilmiyorum bu detayları.” dedi. Biz de umutla bekledik, acaba PTT Genel Müdürü, yönetim kurulu nasıl bir işlem tesis etmiş, hangi yanlışları yapmış, kaç lira ceza ödenmesi gerekirken ne kadar para üste ödemiş. Gelen cevap hiçbir rakamı ihtiva etmiyordu arkadaşlar. Yine, devletin ne kadar zarara uğratıldığı bir milletvekilinden, bir parti grubundan, siz değerli milletvekillerinden gizlendi.

Şimdi huzurunuzda bir daha soruyorum: Bu firmalara ne kadar para ödendi? Devletin iş bilmez bürokratlarının yaptığı hatadan dolayı, işlerini iyi yapamayan bürokratlardan dolayı bu milletin kaç lira parası iş yapmadığı hâlde müteahhit firmalara ödendi? Niye bunu açıklamaktan kaçınıyorsunuz? Niye? Sebep ne? Bu millete gerçekleri anlatacağız. Yüreğiniz varsa, yaptığınız bir yanlış yoksa bu rakamları açıklayın, hep beraber öğrenelim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Posta Hizmetleri Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…vergi, har煔 ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                  Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Katıldılar, bir şey yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamaz, Komisyonun katılması gerekir biliyorsunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Katıldı Komisyon da.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Komisyon katılamaz, Komisyon takdire bırakır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce burada konuşan milletvekili arkadaşımız ya akşamın bu saatinde ne söylediğinin farkında değil… Çünkü, söylediği sözü umuyorum, diliyorum geri alacaktır. “Küresel sermayenin cariyesi” ne demek?

TURGAY DEVELİ (Adana) - Siyaseten cariyesi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)  - Siyaseten de cariyesi olmaz, başka şekilde de olmaz.

TURGAY DEVELİ (Adana) – Olur, yaptığınız o.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bu, terbiye sınırlarını aşan bir deyimdir, terbiye sınırlarını aşan bir deyimdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TURGAY DEVELİ (Adana) – Terbiyesizlik değil. Sizin yaptığınız siyaseten cariyelik. Söylenen her şeyi yapıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Hiç kimsenin orada, burada bu haksızlığı, terbiyesizliği yapma hakkı yoktur.

TURGAY DEVELİ (Adana) – Bırakın bu işleri!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sen kimin cariyesisin?

TURGAY DEVELİ (Adana) – Ben Türk milletinin... Sen emperyalizmin cariyeliğini yapıyorsun, siyaseten cariye… Bu kurumları niye satıyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)  - Ben Türk milletinin hizmetkârıyım, ben Türk milletinin hadimiyim diye ortaya çıktım, hiç kimsenin cariyesi…

TURGAY DEVELİ (Adana) – Bırakın bu işleri! Bırak bu işleri!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)  Otur yerine… Otur yerine…

Bakın değerli milletvekilleri, her türlü eleştiriyi sindiririz, hazmederiz ama hiç kimse, burada, birilerini farklı bir şekilde itham etme hakkına sahip değildir. Cariye ne demek?

TURGAY DEVELİ (Adana) – Her denileni yapan demek.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)  - “Erkeğe hizmet eden kadın” demektir. Ayıptır, utan!

TURGAY DEVELİ (Adana) – Siyaseten cariyelik “Her denileni yapan” demek.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu yaptığınız iş yanlış demektir. Cariye “Alıp satılan emtia” demektir.

TURGAY DEVELİ (Adana) – Aklınıza kadından başka bir şey gelmiyor ki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Otur yerine, otur!

Cariye “Alıp satılan emtia” demektir.

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar… Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – On yıldır, on bir yıldır bu millete hizmet ediyoruz, bu millete hizmet etmek için gayret gösteriyoruz. Yaptığımız iş ortada, icraatlarımız da ortada. Sanki milletin aklı yok, küresel sermayeye satılmış bir AK PARTİ iktidarı ama kendisi hiçbir şey yapmamış, bu memleketin dertleriyle, milletin problemleriyle ilgilenmeyen bir Cumhuriyet Halk Partisi sandığın karşısına çıkıyor, her seferinde de neticeyi alıyor.

TURGAY DEVELİ (Adana) – Görüşeceğiz, görüşeceğiz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu memleketin sizi altmış yıldır iktidara getirmemesinin sebebi bu. Anca söylüyorsunuz, hakaret ediyorsunuz, iftira ediyorsunuz ama millet geliyor, sandıkta size her seferinde dersini veriyor.

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sorduğum sorulara cevap ver.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O soruya yazılı olarak cevap verilir ama sorduğun soruyu edepli ve adaplı sorduğun sürece; eğer İç Tüzük kendisine yetki veriyorsa, Başkan da izin veriyorsa bakan o konuyla ilgili cevap verir.

“Söyleyin bakalım sayın milletvekilleri, hangi kanunun ne olduğunu bilmiyorsunuz. Vicdanınız varsa, yüreğiniz varsa…” Senin yürek ölçün ne? Burada konuşarak, gelip de “Şöyle şöyle yüreğin var mı?” diye... Haydi, biri de çıkıp karşına “Gel bakalım, yürekleri tartalım.” derse ne diyeceksin? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, gecenin bu saatinde konuşmalarımıza dikkat edelim, ölçülü olalım. Eleştiriye açık olduğumuzu ifade ediyoruz, her türlü eleştiriye açık olduğumuzu ifade ediyoruz, “Hakaret olmadığı sürece, iftira olmadığı sürece, içinde küfür olmadığı sürece bu eleştirileri herkes yapabilir.” diyoruz ama burada kalkıp da tahrik etmenin, milletvekili arkadaşlarımızın sakin bir şekilde dinlemesini kullanıp da kürsünün şehvetine, sözün şehvetine kapılıp lafın nereye gideceğini herkes bilmeli. Onun için bu yasayla ilgili…

TURGAY DEVELİ (Adana) – Başkan, on beş dakika mı verdiniz söz hakkını?

BAŞKAN – Anlamadım efendim.

TURGAY DEVELİ (Adana) – On beş dakika mı verdiniz söz hakkını?

BAŞKAN – Önergesi var, beş dakika konuşabilir Sayın Develi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Evet, şimdi anlaşıldı, beş dakikayı on beş dakika da görüyor. Ne diyelim artık? Başka bir şey diyemiyorum.

Bakınız, değerli milletvekilleri, yaptığımız yasaları anlatırsınız, ifade edersiniz, “Şurada yanlış yaptınız, burada yanlış yaptınız.” dersiniz. Vatandaş izliyor, tutanakları okuyor, yarın basın toplantısı yaparsınız, bunu değerlendirirsiniz, millete bizi şikâyet edersiniz. Millete yaptığınız şikâyetlerde, eğer milletin dilinden anlıyorsanız, onların gönlüne girebiliyorsanız millet bir sene sonraki yapılacak seçimlerde sizi destekler, mahallî idareler seçimlerinde AK PARTİ iktidarına dersini verir. 2015 yılındaki yapılacak milletvekilliği seçimlerinde de gelir, yine dersini verir ama siz, iftiradan başka bir şey bilmediğinizden dolayı…

TURGAY DEVELİ (Adana) – Ne iftirası arkadaş ya, ne iftirası!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …yalan meseleleri ifade ettiğinizden dolayı ve burada milletvekillerine de hakaret ettiğinizden dolayı, kusura bakmayın, bu millet altmış yıldır iktidarı vermediği gibi…

TURGAY DEVELİ (Adana) – Demagojiyi bırak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …2023’te de, 2053’te de, 2071’de de AK PARTİ’yi ve AK PARTİ zihniyetini iktidara getirecektir, bunu kimse engelleyemeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından ‘Bravo’ sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Elitaş Sayın Develi’nin açıklamasına cevap verirken Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Cevap vermedim, önerge adına konuştum.

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika içinde, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeden. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın görüşülen kanun tasarısının 8’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eleştiri yaparken zaman zaman maksadı aşan kelimeler kullanılabilir. Elbette, kullanmamak daha doğrudur ama Sayın Develi’nin yapmış olduğu bir siyasi eleştiridir, hakaret kastıyla herhangi bir kelime kullanmamıştır. Ama o kelime farklı da yorumlanabilir, Sayın Elitaş’ın söylediği anlama da alınabilir ama Sayın Develi o anlamda, o kasıtla bir şey söylememiştir. Ancak, Sayın Elitaş bu kelimeyi ele alıp eleştiri yaparken kendisi çok daha ağır eleştiriler, çok daha ağır cümleler kullandı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Mesela?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben, o zaman Sayın Develi’nin cümlesini şöyle düzeltip size yöneltiyorum: “Cari açık sizin Hükûmetinizin uluslararası sermayeye verdiği rüşvettir.” İtirazınız var mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır, olamaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Hamzaçebi… Lütfen Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İtirazınız yok, sesiniz çıkmıyor çünkü bu cümleyi sizin genel başkan yardımcınız söyledi. Evet, sizin bir genel başkan yardımcınız, AK PARTİ hükûmetlerinin on yıldır verdiği cari açığı AK PARTİ hükûmetlerinin uluslararası sermayeye verdiği rüşvet olarak tanımladı. Yani, siz, sizin genel başkan yardımcınınız ifadesine göre uluslararası sermayeye rüşvet vererek ayakta kalıyorsunuz.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Ne alakası var?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) -  Evet, Sayın Develi’nin cümlesini ben böyle anladım. Ben, hakaret kastıyla bir şey anlamadım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anlayış çok farklı, doğru söylüyorsun anlayış çok farklı!

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/751) (S. Sayısı: 452) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Evet, 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Var mı?

BAŞKAN – Yeni madde ihdasıyla ilgili bir önerge vardır, okutuyorum:

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, var mı gerçekten? 97 kişi saydık…

BAŞKAN – Bana verilen bilgi o.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – 100’ü bulmadı daha, 100’ü!

BAŞKAN – Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 esas numaralı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 9 uncu maddenin eklenmesini ve mevcut maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Posta yoluyla gönderilmesi yasak maddeler

MADDE 9- (1) Aşağıda gösterilen maddelerin posta yoluyla gönderilmesi yasaktır:

a) Doğası ve mahiyeti veya ambalajı dolayısıyla kişileri tehlikeye düşürebilecek, posta maddelerini kirletebilecek veya bozabilecek, parlayıp alevlenebilecek veya patlayabilecek ve bunlara benzer tehlikeli maddeler.

b) Tıbbi veya fenni amaçla gönderildikleri ve göndericilerinin bu gibi gönderilere izinli bulundukları resmî belgelerle belirtilenler hariç, afyon, morfin, kokain ve benzeri başka uyuşturucu maddeler.

c) Üzerlerinde hakaret veya tezyif edici adresler veya yasak lakap, unvan ve deyimler yazılı maddeler.

ç) Üzerlerinde genel adap ve töreye uymayan ve güvenliği bozucu ve bir suç işlenmesini teşvik edici işaret, resim ve yazılar taşıyan maddeler.

d) Kanun, tüzük, karar ve yönetmeliklerle alınması, satılması, taşınması veya elden ele geçmesi yasak edilen her türlü maddeler.

e) Canlı ve kurutulmuş veya muhafaza edilmiş olanlar dışındaki cansız hayvanlar ile arı, ipek böceği ve sülüklerle Sağlık Bakanlığı ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından gönderilmesine izin verilen ve tehlikeleri önlenmiş bulunan canlı böcekler hariç diğer böcekler.

f) Haberleşme gönderileri içine posta pulları, posta bonoları, banknot, kâğıt para veya elinde bulunduranın faydalanabileceği her türlü değerli kâğıtlar konulması.

g) Değerli koli veya kutulardan başka posta gönderileriyle madeni paralar ve işlenmiş veya işlenmemiş platin; altın, gümüş ile değerli taşlar ve mücevherler ve bu gibi değerli maddeler gönderilmesi.”

                  İlhan Demiröz                                      Haydar Akar                                        İdris Yıldız

                        Bursa                                               Kocaeli                                                Ordu

                Haluk Eyidoğan                                      Sakine Öz                                         Doğan Şafak

                      İstanbul                                              Manisa                                                Niğde

                           

                  Turgay Develi

                       Adana

BAŞKAN – Şimdi Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyeyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım; Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi Komisyona soruyorum: Önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz efendim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Davet etmeniz lazım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Davet diye bir şey yok. Sayın Başkan davetiye mi çıkaracak herkese. Gelir Komisyon üyesi, gider oraya.

BAŞKAN – Evet, davet edebilirsiniz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yani usul böyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usulde davet diye bir şey yoktur, Komisyon oraya oturursa olur.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerek yok, gerek yok davete.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, davete gerek yok, Komisyon oraya gider oturur.

BAŞKAN – Komisyon…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Önergeyi duydular.

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Davete gerek yok efendim.

BAŞKAN – Salt çoğunluğunuz olmadığı için katılamıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, böyle bir usul yok. Sayın Başkanım, yeni bir usul çıkarmayalım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Şimdi 9’uncu madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 9 uncu maddesinin 7’nci fıkrasında yer alan "usul ve esaslara göre" ibaresinden sonra gelmek üzere "en fazla üç kez yazılı olarak uyarılır. Mevzuata aykırı uygulamaların devamı halinde" ibaresinin cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  D. Ali Torlak                                      Ali Halaman                                       Zühal Topcu

                      İstanbul                                               Adana                                                Ankara

                 Necati Özensoy                                   Mehmet Günal                                  Cemalettin Şimşek

                        Bursa                                               Antalya                                              Samsun

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 9 uncu maddesinin (3) numaralı fıkrasının, "PTT'nin söz konusu yetkiye ilişkin hak ve yükümlülükleri Kurum ile imzalanacak görev sözleşmesi ile belirlenir. Bu sözleşme damga vergisi ve harçtan müstesnadır. " şeklindeki ikinci ve üçüncü tümceleri ile (6) numaralı fıkrasındaki "...veya milli güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlık gerekçeleri ile..." ibaresinin ve (8) numaralı fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  İlhan Demiröz                                      Haydar Akar                                        İdris Yıldız

                        Bursa                                               Kocaeli                                                Ordu

                Haluk Eyidoğan                                      Sakine Öz                                         Doğan Şafak

                      İstanbul                                              Manisa                                                Niğde

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

452 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 9. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  İdris Baluken                                     Pervin Buldan                                     Hasip Kaplan

                       Bingöl                                                 Iğdır                                                 Şırnak

                   Adil Zozani                                     Mülkiye Birtane

                      Hakkâri                                                Kars

BAŞKAN – Komisyon, son önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

PTT bir yandan Anonim Şirketi statüsüne kavuşurken diğer yandan, yetki belgesi yerine görev sözleşmesi imzalamaktadır. Bu anonim şirket statüsündeki bir şirkete imtiyaz verilmesi anlamına gelmektedir.

Aynı zamanda yetkilendirmenin, millî güvenlik, kamu düzeni ve sağlık gibi son derece geniş ve yoruma açık gerekçeler ile reddedilebilmesine olanak sağlanması keyfîlik yaratma riski taşımaktadır. Bu eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısını arayacağım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, elektronik yapın.

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 9 ncu maddesinin (3) numaralı fıkrasının, "PTT'nin söz konusu yetkiye ilişkin hak ve yükümlülükleri Kurum ile imzalanacak görev sözleşmesi ile belirlenir. Bu sözleşme damga vergisi ve harçtan müstesnadır." şeklindeki ikinci ve üçüncü tümceleri ile (6) numaralı fıkrasındaki "... veya milli güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlık gerekçeleri ile..." ibaresinin ve (8) numaralı fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                     İdris Yıldız (Ordu) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın İdris Yıldız, Ordu.

Sayın Yıldız, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bundan sonra karar yeter sayısı isteyeceğim de kâtip üyeler bir sayarlarsa şimdiden.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Saati düzeltin saati.

İDRİS YILDIZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, öncelikle bir konudan bahsederek bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin Kızılcahamam kampının cumartesi günü akşamı Sayın Başbakan MİT-PKK görüşmeleriyle ilgili bir açıklamada bulundu. MİT’in yetki, görev, sorumluluklarını hepimiz biliyoruz. Tabii ki MİT’in PKK’yla, bir başka kurumla, başka koşullarda, başka şartlarda, hangi görüşmeleri yapacağını, görev, yetki ve sorumluluk alanlarını onlar da biliyorlar ama Sayın Başbakanın yaptığı açıklamayı özenle ve dikkatle dinledim. Sayın Başbakan, sadece bu Hükûmet döneminde MİT-PKK görüşmelerinin olmadığını, MİT-PKK görüşmelerinin merhum Özal döneminde, merhum Erbakan döneminde, hatta –ki kendi ifadesi böyle- 56’ncı ve 57’nci Hükûmet döneminde de olduğunu ifade etti. Tabii ki MİT’in PKK’yla görüşmesini ben de doğal buluyorum, görev, yetki ve sorumluluk alanları içinde buluyorum ama Sayın Başbakanın bu hitabetinde merhum Özal’la merhum Erbakan arasındaki Sayın Yıldırım Akbulut’un, Sayın Mesut Yılmaz’ın, 9’uncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’in ve Tansu Çiller’in atlanılmasını, yine 56’ncı ve 57’nci Hükûmetin Başbakanı olan Sayın Ecevit’in, merhum Ecevit’in burada ifade edilmemesini, gerçekten, hayretle ve ibretle izledim. Hayret ettiğim, ibret ettiğim konu şu: Barış sürecinden, çözüm sürecinden bahsediyoruz. Barışın bu ülke için ne kadar önemli, ne kadar değerli olduğunu Sayın Başbakan da muhalefet partisi genel başkanı Sayın Kılıçdaroğlu ve diğer siyasiler de, hep beraber söylüyoruz, bununla ülkede bir seferberlik ilan ettiğimizi ifade ediyoruz ama Sayın Başbakan daha “barış” sözcüğünü ağzına almışken aradaki başbakanları, merhum Sayın Ecevit’in… Ki ben gerçekten rahmet diliyorum Sayın Özal’a da Sayın Erbakan’a da Sayın Ecevit’e de ama yaşayanlara da uzun ömürler diliyorum. Biz bu Meclis çatısı altında, gazi Meclis çatısı altında olanlar birlikte barışı konuşamıyorsak, bu ülkeyi temsil eden hepimizin başbakanı Sayın Başbakan diğerlerini farklı görerek ifade etmiyorsa bu barışı nasıl sağlayacağımızı hepinizin takdirine bırakıyorum.

Değerli arkadaşlarım, kanun tasarısıyla ilgili… Posta sektörünün serbestleştirilmesi ve sektörün düzenlenme ihtiyacı Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci bağlamında gündeme gelmiş, Avrupa Birliği Türkiye'den sektörün Avrupa standartlarına göre düzenlenmesini istemiştir. Avrupa Birliğinin bizden bir çırpıda gerçekleştirmemizi istediği bu konuda ne gibi aşamalardan geçtiğini ve Avrupa Birliği iç marketinin yürütülmesinde karşılaştığı problemlerden bahsetmek istiyorum.

Avrupa Birliği, posta sektörünü serbestleştirerek posta hizmetinde iç pazarı bütünleştirmek, uygun bir düzenleyici yapı ile Avrupa Birliği düzeyinde tüm vatandaşların alım gücüne uygun ücretlerle etkin, güvenilir ve kaliteli posta hizmeti sunulmasını sağlamayı amaçlamıştır. Ancak, Avrupa Birliği Komisyonu tüm üye ülkelerde posta sektörünün 2009 yılına kadar özelleştirilmesini hedeflemiş olmasına rağmen, Fransa, Belçika ve Lüksemburg'da tekelci posta hizmet sağlayıcılarının öncülük ettiği serbestleştirmenin geciktirilmesi için başlatılan kampanya İtalya, İspanya, Yunanistan, Polonya, Macaristan ve daha birçok üye ülkenin hizmet sağlayıcılarından olduğu kadar Avrupa Parlamentosunun birçok üyesi tarafından da destek görmüştür.

Buna rağmen, serbestleştirmenin başlamış olduğu ya da tamamlanmakta olduğu Almanya, İsveç, Hollanda ve İngiltere'de posta hizmeti sağlayıcıları Avrupa Birliği ülkelerinin bu işi 2009 yılına kadar sonuçlandırma hedefine pek fazla kulak asmamışlardır.

Posta çalışanları da hızlı özelleştirmenin kamu görevlilerini tahrip edeceği ve büyük oranda işten çıkarmalarla sonuçlanarak müşteriye daha zayıf hizmet sağlanacağı korkuları arasında  amaçlarının  "Avrupa'da evrensel posta hizmetini korumak" olduğunu belirterek Avrupa genelinde toplu greve gitmişlerdir.

Bütün bunların sonunda Avrupa Parlamentosu Ulaştırma Komitesi Avrupa postalarının 2011 yılına kadar serbestleştirilmesindeki gecikmeyi ezici bir çoğunlukla kabul etmiştir. Konseyde süren tartışmalar Fransa ve Almanya arasında kutuplaşmaya sebep olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, teşekkür ediyorum.

İDRİS YILDIZ (Devamla) – Sayın Başkan, sürede bir şey…

BAŞKAN – Vakti tam tersine bir buçuk dakika da fazla verdim.

İDRİS YILDIZ (Devamla) – Hayır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Verdik efendim, evet. Başlangıçta olmuştu. Fazlasıyla…

Buyurun.

İDRİS YILDIZ    (Devamla) – Peki. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Çok teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Tamam, karar yeter sayısını da arayacağım.

Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (7)’ nci fıkrasında yer alan "usul ve esaslara göre" ibaresinden sonra gelmek üzere "en fazla üç kez yazılı olarak uyarılır. Mevzuata aykırı uygulamaların devamı hâlinde" ibaresinin, cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                    D. Ali Torlak (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Cemalettin Şimşek, Samsun.

Buyurun Sayın Şimşek.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 452 sıra sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, maddeyle posta hizmeti verilebilmesi veya bunun için gerekli altyapının kurulup işletilebilmesi için Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yetkilendirme ve işletme usul ve esasları belirlenmektedir.

Maddenin (7)’nci fıkrasında ise yetki belgesi hizmet sağlayıcının faaliyetlerinin mevzuata aykırılık durumunda kurum tarafından ne şekilde iptal edileceğini düzenlemektedir. Değişiklik önergesiyle şirketlerin mevzuata aykırı iş ve eylemleriyle ilgili olarak önce uyarılması ve sonra uyarılara rağmen devamında ise yetki belgesinin iptali öngörülmektedir. İnşallah, bu değişiklik önergemize katılırsınız.

Değerli milletvekilleri, şimdi, burada devlet böylece posta hizmetlerini de piyasalaştırarak bir yükü daha üzerinden atıyor, ancak devlet bir anlamda bu kuruluşların yükünü üzerinden atarken, bunların bütün yükünü vatandaşın üzerine yıkmaktadır. Bu tamamen “Altta kalanın canı çıksın.” politikasıdır. Devlet piyasalaşırken ve liberalleşirken sosyal devlet olma özelliğinden uzaklaşmaktadır.

Evet, bu yasaya gerekçe gösterilirken, devlete rekabete dayalı politikalar oluşturmak çağdaş bir yaklaşım gibi gözükmektedir, ancak bu anlamda çıkarılan her yasa hizmet bedellerini artırıp vatandaşa yeni yükler getirmektedir maalesef.

Değerli milletvekilleri, ben geçen hafta Samsun’daydım, köylü, esnaf, asgari ücretli, işçi, memur ve emekli, her kesimden insanlarla görüşme fırsatı buldum. Maalesef, köylü ürettiği ürünü maliyetine satamamakta, dolayısıyla tarlasını ekmekten vazgeçmektedir. Esnaf bitmiş, piyasalar durgun, gerçekten siftah etmeden dükkânını kapatan esnaflarımız vardır. Esnaf kefalete ve bankalara olan borçlarını artık ödeyemez duruma gelmişler. Asgari ücretli kıpırdayamaz hâle gelmiş, ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Emeklilerin durumuysa hepimizce malumdur. Emekliler kendini geçindiremezken, bir de ülkemizdeki işsizlik nedeniyle üniversite mezunu, evli, işsiz oğluna bakmak gibi bir yükümlülüğün altında ezilmektedir.

Bakınız, siz burada 2/B yasasını çıkarıyorsunuz, devlete para kazandıracaksınız, ancak Samsun’da görüştüğüm 2/B arazisi olan köylüler “Bunu ödeme gücümüz yok.” diye feryat ediyorlar, ama burada siz devletin kasasına ne kadar para gireceğini hesap ediyorsunuz. Buralardan kazandığınız paraların bir kısmını vatandaşa sadaka gibi dağıtarak milletimizi köle yapmaktasınız. “Sosyal yardım” adı altında, bir kısmı da Avrupa Birliği müktesebatıyla ilgili çıkardığınız bu sadaka dağıtma yasaları çerçevesinde vatandaşlara yaptığınız bu sosyal yardımları gün geçtikçe zorlaştırıyor, bu konuda da âdeta vatandaşa zulüm çektiriyorsunuz.

Bakınız, elimde gördüğünüz gibi şimdi size takdim edeceğim bir rapor var. Bu, bir devlet hastanesinden bakım ücreti alabilmek için çıkarılmış bir rapor değerli arkadaşlar. Bu raporda tanımlanmış birçok hastalığı olan bir vatandaş örneğin senil nükleer kataraktı, esansiyel tremoru, mide malign neoplazmı, üriner inkontinansı, işitme kaybı ve kalça artrozuyla beraber yüzde 97 sakatlık raporu almış ancak yüzde 97 sakat olmasına rağmen Hükûmetin yeni koyduğu kriterlere göre maalesef ağır özürlü değil, dolayısıyla bakıma muhtaç değil. Böyle bir şey olabilir mi? Yüzde 97 özürlü çıkıyor vatandaşımız ama yeni kriterler nedeniyle maalesef kendisi bakıma muhtaç raporundan dolayı bakım ücretinden faydalanamıyor.

Değerli arkadaşlar, AKP her icraatında olduğu gibi burada da vatandaşlarımızı hastane hastane dolaştırarak süründürür. “Evet, sen yüzde 97 özürlüsün ama bakım hakkından yararlanamazsın.” diyerek vatandaşlarımızla dalga geçmektedir. Eğer yüzde 97 sakatlığı olan vatandaşımız bakım yardımından istifade edemeyecekse peki kim edecek? Bu vatandaşımız verilen rapora itiraz edecek ancak bu sefer Ankara’ya sevk ederlerse, bir taraftan gelmek için parayı nasıl tedarik edeceğini düşünürken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - … diğer taraftan da bu vaziyetteki hastayı Ankara’ya nasıl getireceğini düşünmektedir.

Daha söyleyeceğim çok şeyler vardı ama zamanım dolduğu için… Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 10’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  İlhan Demiröz                                   Haluk Eyidoğan                                     Haydar Akar

                        Bursa                                               İstanbul                                              Kocaeli

                   İdris Yıldız                                      Erdal Aksünger                                       Sakine Öz

                        Ordu                                                 İzmir                                                Manisa

                   Doğan Şafak

                        Niğde

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aksünger, buyurun.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce, bugün kaybettiğimiz çok değerli Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı’ya Allah’tan rahmet diliyorum. Spor camiasının ve Bursaspor camiasının başı sağ olsun diyorum. Çok önemli bir dostumuzu kaybettik.

Şimdi, Posta Kanunu’yla ilgili özellikle özelleştirme konusunda belirttiğim gibi… Dünyada aslında çok önemli bir sektörün tam tepesinde oturan, çok önemli bir markanın üzerinde konuşuyoruz, yüz yetmiş üç yıllık bir marka. Dünyada marka değerleri yükseliyor. Dijital sektörün gelişmesi, bütün ticaretin aslında dijital platforma oturmasından sonra bence en önemli sektörlerden bir tanesi lojistik sektörü. Gördüğümüz gibi 2000’den sonra bütün dünyadaki lojistik sektöründeki firmalar 10-15 kat büyüdüler, borsalarda çok büyük gelirler elde ettiler ve gerçekten geldikleri nokta… Türkiye’de de öyle. Dışarıdan gelen bütün firmaların çoğu, ilk talepte bulundukları şirketlerden -belki marka olarak söylemek yanlış olabilir ama- 2 tane büyük markayı satın aldılar, çok önemli yerlere getirdiler. Bunu neden söylüyorum? Önümüzdeki süreç, bir vesileyle, on yıl içerisinde 5 kişilik bir firmanın İnternet üzerinde 5 milyar dolarlık ciro yapacağı bir sürece doğru gidiyor. Bunu ben söylemiyorum, dünyanın önde gelen, çok önemli kuruluşlarının tepesindeki CEO’lar söylüyor. Ama bekleyen tehlike ne? Bununla birlikte aradaki hizmetlerin yani iş gücü ihtiyacı olan hizmetlerin hepsini, görünen o ki yavaş yavaş yok edecek. Yani bu yeni emek-sermaye düzeninde aradaki bütün emekçileri yok edecek. Ama bu arada gelişen sektörler var. Lojistik sektörü onlardan bir tanesi. Daha önce TELEKOM’u bir vesileyle içerisinden çıkarıp ne yaptıklarını hepimiz biliyoruz. İşte, daha önce de söyledik burada. O günden bugüne, siz orayı özelleştirdiğinizden bugüne 84 milyar dolar ciro yapan bir şirket oldu. Peki, ne oldu? Geri kalanını, posaları ayıkladılar, devletin değişik kurumlarına pas ettiler orada çalışan insanları. 11 milyar dolar da yatırım yapacağını iddia eden TELEKOM'u satın alan şirket hiçbir şey yapmadı, her şeyin tepesine o oturdu. Peki, bugün yine PTT’yle ilgili getirdiğiniz noktada şunu söyleyeyim: Kamu hizmeti yapmak üzere bundan sonraki hizmetlerin de ucuzlayacağını söylüyorsunuz. TELEKOM’da öyle olmadı, TELEKOM bugün dünyanın en pahalı İnternet’ini satıyor. İDO’yu (İstanbul Deniz Otobüsleri) sattınız, bir dönem terör estirdi ortalıkta, 400 liraya karşıdan karşıya adam taşımaya başladı. Sonra o kadar çok büyük tepki oldu ki düzenlemeye gidilmek zorunda kaldı. Bu arada adam aldı da burayı, yirmi yıllığına, on yıllığına aldı da adam ne yaptı? Sizin düşündüğünüzün 10 katı gelir elde edebilecek şekilde ticarethaneler açtı içinde. Kardeşim, ben tamamen özelleştirme karşıtı bir adamım zaten. Özel sektörde çok önemli firmaları kurduğuma, buna rağmen söylüyorum bunu. Niye söylüyorum? Gelecekte, görünen o ki, iş tehlikeye gidiyor. Bu kurumları bir daha kuramazsınız. Satarsınız on yıl, on beş yıl. Bir daha bu kurumları kuramayacağınız gibi, bu ülkede çok ciddi şekilde istihdam sorunlarına çare bulamazsınız.

Bakın, PTT’yi verimli hâle getirmek istiyorsanız şöyle aklıselim birkaç kelime söyleyeyim: Ya, bu kadar lojistik firmaları var. Adamlar kapılarda, pencerede yatıp pazarlama, marketing yapıyorlar. En kötü ihtimalle çok değerli olduğuna inandığım el yazısını transfer ediyorlar mesela. Sizin de aklınıza gelebilir bunlar, oturup da değerlendirebilirsiniz.

Bir de benim anlamadığım bunu BTK’ya niye vermişler? Acaba başka bir kurumda akıllı adam bulamadılar da BTK’daki insanlara “Gelin, bunu düzenleyin.” mi dediler? Burada da bir çelişki var, neden BTK, ne alakası var BTK’yla bu konunun? Uzaktan yakından bence bir alakası yok. Görünen o ki, şu var süreç itibarıyla: PTT, bir vesileyle, marka değerinin çok çok altında satılacak, belli yani, görünen o. Ama şunu yapmayı bir deneseniz ne güzel olacak: Ya, alın bunu verimli bir şirket hâline döndürün. Türkiye'nin her yerinde böyle bir kurum yok, dünyada böyle kurumlar yok. DHL, TNT gibi şirketlerin de yüzde 50’si zaten devletin elinde duruyor, yıllardır o bildiğiniz şirketler. Dünya devlerinin yüzde 50’si devletin zaten. Ne yapıyor ona bir bakın, onu uygulamaya çalışın arkadaşlar. Burada çok ciddi yanlışlar yapılıyor bence.

Ben bir an önce bu tür yanlışlardan, bundan sonra gelecek yanlıştan da imtina etmeniz dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 11 inci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “bince 5’ini” ibaresinin “binde 3’ünü” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

D. Ali Torlak                                                        Ali Halaman                                       Zuhal Topcu

 İstanbul                                                                   Adana                                                Ankara

                       Mehmet Günal                                           Necati Özensoy

                           Antalya                                       Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 11 nci maddesinin madde başlığı ile (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında geçen "idari ücret" ibarelerinin "idari hizmet bedeli" şeklinde, (1) numaralı fıkrasının birinci tümcesindeki "binde 5'ini" ibaresinin ise, "binde 3'ünü" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İlhan Demiröz                                                       Haydar Akar                                     Haluk Eyidoğan

   Bursa                                                                    Kocaeli                                              İstanbul

Sakine Öz                                                             Doğan Şafak                                        İdris Yıldız

  Manisa                                                                    Niğde                                                 Ordu

                                                                     Mehmet Hilal Kaplan

                                                                               Kocaeli

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

452 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 11. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

İdris Baluken                                                       Pervin Buldan                                     Hasip Kaplan

Bingöl                                                                       Iğdır                                                 Şırnak

İbrahim Binici    Mülkiye Birtane

Şanlıurfa                                                                    Kars

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen. 

Gerekçe:

İktidar, özelleştirmede sınır tanımama anlayışını gerçekleştirilen yasama faaliyetlerinin tümünde sergilemektedir. 11. maddede hükümet özelleştirme mantığı ile dahi çelişmektedir. Madde ile kamu eliyle yapılması gereken posta hizmetlerinin özelleştirmenin ötesine geçilerek hem kamunun gücü yok edilmekte hem de iktidarın özel sektör üzerindeki baskısı arttırılmaktadır. Hem kamu yararına aykırı olan hem de idari ücretlerle özel sektörü dahi baskı altında tutacaktır.

Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 11 nci maddesinin madde başlığı ile (1), (2) ve (3) numaralı fıkralarında geçen "idari ücret" ibarelerinin "idari hizmet bedeli" şeklinde, (1) numaralı fıkrasının birinci tümcesindeki "binde 5'ini" ibaresinin ise, "binde 3'ünü" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Haluk Eyidoğan (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeye katılıyor musunuz Sayın Komisyon?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa tasarısı, yüz yetmiş üç yıllık PTT’nin yeniden yapılandırılması gerekçesiyle kurumu tasfiye etme ve özel sektöre pazarlama yasasıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi bir kurumu özelleştirmeye karar verdiğinde bakın nasıl davrandığını sizle paylaşmak istiyorum. Öncelikle, özelleştirmeyi düşündüğü kuruma uzun vadeli yatırım yapmıyor, sonra kurumun fiziki durumunu ve hizmet sunumunu kendi kaderine terk ediyor. Hatta, bu arada kuruma kendi yandaşlarını alarak kadroların şişirilmesine neden oluyor. Sonradan dönüp şunu söylüyor: “Bakın, bu kurum devletin sırtında bir kambur, bu kurum hantal, hizmet kalitesi yetersiz, rekabetçi değil.” diyor. Dolayısıyla, âdeta kamu sisteminin beceriksizliğine indirgeyecek bir algıyla kamuoyu oluşturmayı başarıyor. “O hâlde ne yapalım?” diyor. Peşinen, arkasından diyor ki: “Rekabeti ve verimliliği artırma gerekçesiyle bu kurumu özelleştirelim.”

1995’te PTT’yi bölerek Türk TELEKOM AŞ’yi kurdunuz. 2005’te de bu kurumu, birkaç yıllığına, kâr karşılığında piyasaya sattınız hatta Türkiye’yi bu nedenle gerek telefon gerek Internet alanında dünyadaki en pahalı sistemi uygulayan ülkelerden biri konumuna getirdiniz. Hükûmetiniz benzer özelleştirmeleri birçok kez tekrarladı. Bunu TEKEL’de, PETKİM’de, Türk TELEKOM’da başardı ve yaptığınızı paylaşmak istiyorum: Özelleştirme yaptığınız bu kurumlarda çalışanların özlük hakları kısıtlandı. Eleman fazlalığı gerekçesiyle işten atılmalar yaşandı. Çalışanlar zorla emekliliğe sevk edildi. Uzun çalışma saatleri getirilerek güvencesiz çalışma ortamı yapıldı. Hizmeti daha ucuza mal etme bahanesiyle de taşeronlaşmaya neden oldu. Şimdi, sıkılmadan bunun adına “özelleştirme” değil, “serbestleştirme”, “iyileştirme”, “düzenleme” diyorsunuz.

Bakın, Sayın Bakanım, size bir soru sormak istiyorum: Oluşturmaya çalıştığınız bu PTT AŞ’nin personeli hangi statüde, siz bana yanıt verebiliyor musunuz, kamuoyunu bilgilendirebiliyor musunuz? 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na bağlı değiller 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’deki sözleşmeli personele bağlı değiller, 4857 sayılı İş Kanunu’na kısmen tabi değiller. Peki, soruyorum: Hangi statüye tabiler? Siz bir taraftan diyorsunuz ki: “Biz, işçilerin ve çalışanların kendi alanlarında, sendikalarda, önündeki engelleri kaldırıyoruz ve örgütlenmelerine izin veriyoruz.” Soruyorum size Sayın Bakanım: PTT çalışanları hangi sendikada örgütlenme hakkını bulacaklar? Devlet memurları sendikasında mı, işçi sendikasında mı, yoksa belirsizliğini koruyacak mı?

Bakın, bu noktada yüzlerce şikâyet var. Devlet memurluğuna girecek olan arkadaşlarımız, yurttaşlarımız KPSS sınavına giriyor. KPSS’den sonra şöyle bir durum var: Bu PTT uygulamasında bu yasa gerçekleşirse sizin “idari hizmet sözleşmesi” dediğiniz, hiçbir yasada olmayan, Anayasa’ya aykırı bir temelde oluşturduğunuz bir noktada, personelin KPSS sınavını kazanmış olsa dahi başka bir kuruma geçişi mümkün değil. Hâlbuki adliyede ya da herhangi bir kurumda KPSS ile kazanılan bir hakla başka bir kuruma geçiş hakkını elde ettiği hâlde, sizde bu hak yeni oluşturacağınız yasada mümkün değil.

Diyorsunuz ki bir taraftan: “Örgütlenme üzerindeki baskıları kaldırıyoruz, herkes istediği sendikaya üye olsun.” Geçen hafta sonu İzmit’te Pakmaya işçileriyle beraberdik. Pakmaya Türkiye’de tekel, bu konuda başka bir üretici firma yok. Sendikalı olmaları gerekçesiyle 14 tane çalışan kapının önüne kondu. Ne devlet yetkilileri ne Bakanlığınız ne Çalışma Bakanlığı ne ilgili bürokratlar, bir tanesi uzlaşma zeminini aramıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – 14 tane yurttaşımızın, çalışanın sendikal haklarının elinden alınmasını, kapı önüne konulmasını içinize sindiriyor musunuz?

Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 11 inci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “binde 5’ini” ibaresinin “binde 3’ünü” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

D. Ali Torlak (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, gecenin bu saatinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben baştan bir şeyi merak ediyorum, Sayın Bakan vekâleten geldi ama yine de Hükûmeti temsilen söyleyebilir: Sayın Genel Müdür ben bildim bileli Genel Müdür. Sayın Tural bu mevcut kanunla neyi yapamadı da siz anonim şirket yapıyorsunuz? Efendim, burada gerekçeye baktım; böyle bir sürü çağdaş, bilmem ne, falan filan… Yani adı “anonim şirket” olmayınca PTT yapamadı mı hizmetleri? Yani öyle bir gerekçe var ki işin içerisinde, bakıyorsun, işte yok Avrupa Birliği… Avrupa Birliği mi kaldı? Allah rızası için yani lütfen bizlere doğru dürüst deyin ki: “Kardeşim, biz bunu da özelleştiriyoruz, dolaylı olarak böyle yapıyoruz, bir sonraki aşamada yapacağız.” deyin,  bizi de kurtarın ya, Allah rızası için. Avrupa Birliği diyorsunuz. Hangi ülke var Sayın Genel Müdür, Sayın Bakan bilmiyor olabilir? Dört tane ülke var. Avrupa Birliği üyesi olmayan Arjantin de geriye dönmüş kamulaştırmış PTT hizmetini. Yani ne yapmaya çalışıyorsunuz? Şu anda PTT hizmet vermiyor mu arkadaşlar, mevcut kanunla PTT hizmet veremiyor mu? O Genel Müdürü o zaman kaç senedir, veremiyorsa niye tutuyorsunuz?

İLHAN ŞENER (Ordu) – Daha iyi veriyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ya, nasıl daha iyi veriyor? Diyorum, bak, söyle. Avrupa Birliğine uyum diyorsun, iki tane Avrupa Birliği ülkesi var, onlarda da tam bizimki gibi değil. Arjantin geri almış, tekrar kamulaştırmış diyorum. Bildiğin varsa anlat, kim daha iyi veriyorsa… Öyle oradan konuşmayacaksın. Ben buradan bakarak söylüyorum. Burada, Uluslararası Posta Birliğinin üyesi olan ülkelerin sayısı belli. Bunların içerisinden kaç tanesi burada özel sektör olarak yapıyor? 160’tan fazla ülke var bildiğim kadarıyla. Bunun hiç birisinde, bu söylediğim dört ülke dışında posta hizmetlerinin özel sektör tarafından verildiği yok. Dolayısıyla, şimdi, gelin burada birbirimizi kandırmayalım arkadaşlar. Burada PTT kendisiyle ilgili olmayan işlerle uğraşıyor. E, bırakın, zaten hem özelleştireceğiz diyorsunuz. Şimdi, bakın, burada bir tezat var arkadaşlar. 2003 yılında, Sayın Genel Müdürden önce, PTT Bank diye bir tabela yaptı genel müdür. Ya, ortada izin yok, BDDK’nın izni yok, “Böyle bir şey yapamazsın.” dedi, yeniden bir daha başvurdunuz. Baskıyla, zulümle bir ara formül, hülle formül buldunuz. O da neydi? Efendim, bankacılık yapmasın ama adı banka olarak dursun. Sonra -bir süre sonra burada kanunu zorla, madde geçirdik araya- bankalara acentelik yapsın gibi oldu. Ya, şimdi bir taraftan bankaları özelleştireceğiz diye söylüyorsunuz, bugün Sayın Başbakan söylüyor, arada bir Sayın Arınç’ın tabiriyle 57’nci Hükûmete çakmak için söylüyor ama eksik bilgi, yanlış bilgi. Daha fazlasını söylemiyorum, bir sonraki aşaması ağır olabilir. E, şimdi bunların hepsini özelleştirme havuzunun içine alıyorsunuz, öbür taraftan PTT bankacılık yapsın… Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu ya!  Böyle bir şey olur mu?

Gelmiş, şimdi bakıyorum burada -ben merak ediyorum Sayın Bakanım, eğer arkadaşlar cevap verebilirlerse- 2010 yılında 6,3; 2011’de 7,5 milyon civarında komisyon geliri. Western Union hizmetlerinden alınmış yani normal havale işi. Şimdi, bankacılık ayrı bir iş; bu kargo, posta, telgraf hizmetleri başka bir iş arkadaşlar. Bir de sizi uyarıyorum, Sayın Genel Müdürü de uyarıyorum çünkü 2008’den 2011’e kadar Muhasebe ve Finansman Dairesi teftiş edilmemiş, 2012’de var mı, bilmiyorum, Genel Müdürlüğün bütün finansal hesaplarının olduğu birimler teftiş geçirmemiş.

Bir tane daha soru soruyorum: “Western Union” denen havale sistemi, dünyada kara para aklamanın en fazla yapıldığı yöntemdir -buradan önceki ay kanun geçirdik biliyorsunuz terörün finansmanıyla ilgili- takibi en zor olan, bireyden bireye yapılan küçük çaptaki havaleler yapılır. Körfez ülkelerinde “havala” diyorlar bizdeki “havale”nin karşılığı. Şimdi, her işe öyle balıklama atlamayacaksınız, elemanınız yok, yetenekli, bu işi yapabilecek nitelikte adam yok. Şimdi, burada getirdiğimiz kanunla da bunları garabet bir modele oturtuyoruz. Yani memur desen değil, işçi desen değil, sözleşmeli desen değil; bir yönden birine bağlı, diğer yönden öbürüne bağlı, “Mevcutları teşvik edip emekli edelim…” Peki, ne yapmaya çalışıyorsunuz, gerçekten ben anlamıyorum. Yani, varsa doğrudan Borsa İstanbul AŞ’de yaptığınız gibi getirin o zaman, “Verdik özel sektöre.” deyin, uğraştırmayın bizi de. O zaman sorumluluğunu da üstlenirsiniz, faturasını da ödersiniz arkadaşlar.

Dolayısıyla, kulağımızı yukarıdan göstermeyelim. Postanın yapacağı hizmetler bellidir, dünyanın birçok ülkesinde de hâlâ, 4 ülke hariç, kamu eliyle sürdürülmektedir, anonim şirket olmasa da adı ne olursa olsun geleneksel hizmetlerini devlet eliyle sürdürmesi gerekir diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Günal, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

11‘inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde üç önerge vardır, ikisi aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 12 inci maddesinin 1’inci fıkrasının "ç" bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  D. Ali Torlak                                      Ali Halaman                                       Zühal Topcu

                      İstanbul                                               Adana                                                Ankara

                 Necati Özensoy                                   Mehmet Günal                                  Cemalettin Şimşek

                        Bursa                                               Antalya                                              Samsun

 

ç) Yetki Belgesi sahibi bir tüzel kişinin sermayesinin yüzde on (halka açık şirketlerde yüzde beş) veya daha fazlasını temsil eden payların, doğrudan veya dolaylı olarak bir gerçek veya tüzel kişi tarafından edinilmesi ile bir ortağa ait payların tüzel kişilik sermayesinin yüzde onunu aşması sonucunu veren pay edinimleri ve/veya bir ortağa ait payların yukarıdaki oranların altına düşmesi veya yukarıda belirlenen pay edinimlerinden bağımsız olarak tüzel kişinin ortaklık yapısında kontrolün değişmesi sonucunu veren pay devirleri her defasında kurum onayına tabidir.

"Bu hüküm oy hakkı edinilmesi halinde de geçerlidir."

"Hisse devri söz konusu olmasa dahi, mevcut hisseler üzerinde imtiyaz tesisi veya imtiyazın kaldırılması da, birinci fıkrada öngörülen oransal sınırlara bakılmaksızın onaya tabidir."

"Kurum, onay için gerekli inceleme ve değerlendirme sırasında ihtiyaç duyacağı ilave bilgi ve belgeleri hisse devrine taraf olan gerçek veya tüzel kişilerden isteyebilir."

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan, önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okuyacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751  Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 12 nci maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                Aykut Erdoğdu                                 Haluk Eyidoğan                                 Turgay Develi

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Adana

                 Turgut Dibek                                      Tufan Köse

                    Kırklareli                                            Çorum

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan

                       Bingöl                                                Iğdır                                                Şırnak

            Sırrı Süreyya Önder                             Mülkiye Birtane

                     İstanbul                                               Kars

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere -son okunan- katılıyor musunuz Sayın Komisyon?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Birinin gerekçesini okutalım.

Gerekçe:

Getirilen yasa tasarısının amacı taşeronlaşma ve özelleştirme amacına hizmet etmektedir. Temel kamusal hizmet olan posta hizmetlerinin piyasaya sunulacak olması tıpkı elektrik dağıtım hizmetlerinde olduğu yurttaşın hizmet alımında yüksek maliyetlerle karşılaşmasına neden olacaktır. Aynı şekilde çalışan için büyük kayıpları beraberinde getirecektir. Zaten emekçinin, çalışanın kısıtlı haklara sahip olduğu bir ortamda yeni bir özelleştirme beraberinde iş güvenliği sorunu, kazanılmış hakların kaybedilmesini gündeme getirecektir.

Bu nedenle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Akar, siz mi konuşacaksınız?

Sayın Akar, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelleştirme, serbestleştirme, devam ediyoruz. Biraz evvelki konuşmamda özelleştirmelerden beklenenlerin neler olduğunu kısaca açıklamaya çalıştım. İşte, ne dedik? Tekeli ortadan kaldırma, rekabeti artırma, kaliteli hizmet ve istihdam dedik ve bu arada da istihdamdan örnek verirken de Şeker Piliçte çalışanların başlarına neler geldiğini kısaca anlatmaya çalıştım.

Tabii, benim kentim bir işçi yoğun kent, yani Türkiye’nin sanayi başkenti ve ağır iş kollarında binlerce işçi çalışıyor. Biraz evvel, yine Kocaeli milletvekili arkadaşımız burada Pakmayadan örnek verdi. Evet, Pakmaya Türkiye’de 3 tane maya tesisi olan, kuru ve yaş maya üreten, dünyada da 3 şirketten bir tanesi. Yaklaşık 120 ülkeye ihracat yapıyor. Bu Pakmayada ne zaman bir örgütlenme çalışması yapılsa bu çalışma sonucunda, işveren bu çalışma yapan arkadaşları kapının önüne koyuyor. Bundan on sene önce de böyleydi, yirmi sene önce de böyle ve bugün de aynı problemler yaşanıyor. Örgütlenme önündeki bu problemleri bu Meclis yirmi senedir ortadan kaldıramadı, on senedir ortadan kaldıramadı. 12 Eylülde yapmış olduğunuz çift sendika hakkı referandumu bile ortadan kaldıramadı çünkü çıkarmış olduğunuz bütün yasalar sermayeden ve işverenden yana yasalar. Bir tane, iş hakkını, emeği savunan, onların emeklerini garanti altına alan bir yasa bu Meclis kürsüsünden, bu Meclisten geçmedi.

Bakın şimdi, Kocaeli’de 6 kişiyi, İzmir’de 4 kişiyi, yine bir başka fabrikasında 4 kişiyi örgütlenme çalışması yapıyor diye kapının önüne koydu. İşveren bunları yaparken ben burada Çalışma Bakanından bir şey talep ettim, yine bu kürsüden konuşma yaparken o talebimi de Çalışma Bakanı yerine getireceğini söyledi. Evet, Çalışma Bakanı bu şirkete bir müfettiş yolladı arkadaşlar. Bu şirkete yolladığı müfettiş orada yaptığı görüşmede işverenin tayin etmiş olduğu vatandaşlarla görüştü. İşveren ne yapıyor biliyor musunuz? Baba oğul aynı fabrikada çalışıyorsa babaya diyor ki: ”Oğlun sakın örgütlenme çalışmasına katılmasın. Sen de dâhil oğlunu da işten atarım.” Eğer bir işçi referans olmuşsa, yeğenini, kardeşini, akrabasını iş yerine aldırmışsa işveren çağırıyor, “Gel buraya. Kardeşini de atarım, yeğenini de atarım, seni de işten atarım.” diyor. Niye? Örgütlenme çalışması yaptığı için, sendikal hakları istediği için. Bununla da bitmiyor. Orada ona destek olan, işverene destek olan işçilere hiç olmamış, tarihinde olmamış şeyler yapıyor; ikramiye veriyor, iki altın veriyor, kömür veriyor.

Şimdi, Çalışma Bakanına -yok burada ama herhâlde sesimi duyar- buradan bir kez daha soruyorum: Yolladığın bir müfettişe sor Allah aşkına. İşten atılan, bir aydır kapıda yatan bu işçilerle görüşmüş mü ya da örgütlenme çalışması yapan sendika temsilcileriyle veya sendikanın orada görevlendirmiş olduğu arkadaşlarla görüşmüş mü diye bir sor.

Buradan bir sitemim de Büyükşehir Belediyesine. Biliyor musunuz, o işten atılan vatandaşlar fabrikanın önündeki Büyükşehir Belediyesinin otobüsler için kullanmış olduğu duraklarda kalıyordu ve Büyükşehir Belediyesi o durağı oradan söktü. İşveren, otoparkını kapattı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi otobüs durağını yerinden söktü bu vatandaşlar hak aramasın diye. Türkiye'nin geldiği nokta bu.

Peki, özelleştiriyoruz; PTT’yi özelleştirdik, Devlet Demiryollarını özelleştirdik, TÜPRAŞ’ı özelleştirdik, TELEKOM’u özelleştirdik -sayıyorum sıradan- elektrik dağıtım şirketlerini özelleştirdik. Sayısız şeyi sattınız, özelleştirdiniz. 40 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız, bununla da övünüyorsunuz. Şimdi size soruyorum: 40 milyar dolarla, bundan sonraki dönem “Biz de yaptık, bunu da özelleştiriyoruz.” diyebileceğiniz bir yatırım var mı? Maalesef yok.

Şimdi, bunun sonucunda ülkeyi getirdiğiniz durumda ne var? İşsizlik var. Bakıyorsunuz, üniversite mezunlarında işsizlik oranı Avrupa rekoru kırıyor. Ayrıca, üniversite mezunu dışındaki insanlardaki işsizlik oranı çok yüksek ama başka bir problem var benim kentimde; işten atılanlar problemi var. Belli yaşa geldikten sonra, 40-45 yaşına geldikten sonra özel sektör o verimi alamadığı için, performansı alamadığı için işten çıkartılıyor bu insanlar. Emekliliğe daha on senesi, on beş senesi var. Aldığı altı aylık işsizlik sigortasıyla geçinmeye çalışıyor. Daha sonra da hiçbir işveren bu yaşı geçmiş, 40-45 yaşındaki insanları kabul etmiyor arkadaşlar. Bu insanlar evlerine ekmek getiremiyorlar, sosyal destekleme fonundan yararlanamıyorlar, hastanelerden hizmet alamıyorlar. Bununla ilgili bir yasa önergesi verdim, gününü doldurmuş yaşı bekleyenlerle ilgili. Umarım bu yasa teklifine destek olursunuz, bu insanların mağduriyetini gideririz diyorum.

Sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 12 inci maddesinin 1' inci fıkrasının "ç" bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Cemalettin Şimşek (Samsun) ve arkadaşları

MADDE 12- (1)

ç) Yetki Belgesi sahibi bir tüzel kişinin sermayesinin yüzde on (halka açık şirketlerde yüzde beş) veya daha fazlasını temsil eden payların, doğrudan veya dolaylı olarak bir gerçek veya tüzel kişi tarafından edinilmesi ile bir ortağa ait payların tüzel kişilik sermayesinin yüzde onunu aşması sonucunu veren pay edinimleri ve/veya bir ortağa ait payların yukarıdaki oranların altına düşmesi veya yukarıda belirlenen pay edinimlerinden bağımsız olarak tüzel kişinin ortaklık yapısında kontrolün değişmesi sonucunu veren pay devirleri her defasında kurum onayına tabidir.

“Bu hüküm oy hakkı edinilmesi halinde de geçerlidir.”

“Hisse devri söz konusu olmasa dahi, mevcut hisseler üzerinde imtiyaz tesisi veya imtiyazın kaldırılması da, birinci fıkrada öngörülen oransal sınırlara bakılmaksızın onaya tabidir.”

“Kurum, onay için gerekli inceleme ve değerlendirme sırasında ihtiyaç duyacağı ilave bilgi ve belgeleri hisse devrine taraf olan gerçek veya tüzel kişilerden isteyebilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Sayın Şimşek, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel ifade etmek istediğimi tam ifade edemeden burada sürem dolmuştu. Onun için, tekrar söz aldım bu maddeyle ilgili olarak. Bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, esas ifade etmek istediğim şey şuydu biraz evvel: Biz, bu yasaları çıkarırken vatandaşlarımızın bu çıkardığımız yasalardan nasıl etkilendiği, bunların bir hayat pahalılığı olarak mı vatandaşımıza yansıdığı, yoksa hayatın ağırlıklarını üzerinden aldığı mı şeklindedir diye bunlara bakmamız lazım ama tamamen buradaki tüm yasaları çıkarırken bu hizmetleri piyasalaştırarak halkın, vatandaşın üzerine bir yük olarak gönderiyor isek eğer “Burada bir eksiklik ve bir yanlışlık vardır.” demek istiyorum ve bu piyasalaşan ekonomi sonucunda her çıkan yasa, her çıkardığımız yasa vatandaşa bir mali külfet olarak gitmektedir. Devlet de o zaman sosyal devlet olma özelliğinden maalesef uzaklaşmaktadır. Bakın, burada çıkardığımız 2/B Yasası var. Biz, devlete para kazandıracağız diye çıkardık bunu. Ben biraz evvel de belirttiğim gibi, vatandaşlar bunu gerçekten ödeyecek durumda değiller. Herkes boşu boşuna yürüyüşler, vesaireler yapmıyor. O bakımdan, bu yasaları değerlendirerek, piyasalaştırırken onların da, vatandaşın da bu durumunu göz önünde bulundurmamız gerekir diye düşünüyorum.

Biliyorsunuz, Özelleştirme Yasası 1987 yılında rahmetli Özal’ın döneminde çıkarıldı ancak 2002 yılına, AKP iktidara gelinceye kadar özelleştirmeden devletin geliri 8 milyar dolar civarındaydı. Zannediyorum, 2002-2013 arasında bu özelleştirme geliri 50 milyar dolarlara yaklaştı. Bu, sadece bu yasaları çıkartarak bu özelleştirme yasalarıyla beraber elde edilen gelir neticesinde… Bunların vatandaşa hepsinin bir yük olarak döndüğünü düşünüyorum.

Bir de şunu ifade etmek istiyorum: Başta Sayın Başbakan olmak üzere, biraz evvel sayın grup başkan vekili de ifade ettiler, “Biz çok oy aldık. Dolayısıyla, on yıldır da iktidardayız, millete de çok güzel hizmet götürüyoruz. Muhalefete ne oluyor, niçin bize itiraz ediyor, önergeler veriyor?” vesaire bir tavır, anlayış var burada. Her zaman bu karşımıza çıkıyor. Sayın Başbakan bunları söylerken geçmişteki hükûmetleri de yanlış yaptıkları konusunda, kurulmuş cumhuriyet hükûmetlerini de yanlış yaptıkları konusunda acımasızca eleştirmektedir. Ama ben Sayın Başbakana ve AKP’li milletvekili, grup başkan vekili arkadaşımıza da şunu hatırlatmak istiyorum, şunu bilmemiz lazım: Burada kurulmuş olan hükûmetlerin, iktidarların hepsi çok oy alarak gelmişlerdir yani iktidarı hak ederek gelmişlerdir. Demokrasilerde başka türlü iktidar olmak yoktur. Madem ki -Sayın Başbakanın ağzıyla söylüyorum- onlar yanlış yaptıları, eksik yaptıkları için ülke geri kaldı, işleri beceremediler, böyle bir ihtimal AKP için yok mu? Yani, çok oy almak iktidar olmak için yeterli ama doğru işler yapmak için yeterli mi? Burası tartışılmıyor hiç. Bunu tartışmamız lazım diye düşünüyorum. AKP’li arkadaşlarıma, Sayın Başbakana buradan bunu hatırlatmak istiyorum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Millet biliyor, her seferinde oy veriyor.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Efendim, anlayamadım?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Bu millet tartışıyor, her seferinde de oyunu veriyor.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Onları da tartıştı da oy verdiydi efendim. Onlar da iktidar olurken burada, hükûmet olurken tartışıldı, edildi ve neticede çok oy alan hükûmet etme hakkını, iktidar olma hakkını elde ediyor ama eğer iktidar olanlar hep doğru yapmış olsalardı, çok oy alanlar hep doğru yapmış olsalardı ülke bu durumda olmazdı. Benim ifade etmeye çalıştığım şey bu. Onun için bunu biraz göz önünde bulundurun. Bir kendinizi check edin. Dolayısıyla da muhalefetten gelen eleştirilere biraz daha kulak verin diye söylemek istiyorum.

Benim söyleyeceklerim bundan ibaretti. Hepinize saygılar sunarım.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Karar yeter sayısı istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Geçti artık, arasında olmaz.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – 55 kişi var Sayın Başkanım, buna da “Var.” derlerse…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, Sayın Başkan, oylamaya geçtikten sonra olmaz bu iş.

BAŞKAN – Geç kaldınız yalnız.

Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, bakın, madde görüşülürken “Karar yeter sayısı istiyorum.” dedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olmaz öyle.

BAŞKAN – “Görüşülürken” değil efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şimdi tekrar kaldırıp, siz sorduğunuz zaman…

BAŞKAN – “Kabul edenler…” dedim, oylandıktan sonra söylediniz. İstiyorsanız maddeyi oylarken yaparız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bakın, siz sorduğunuz zaman, ben burada daha oylama yapılırken 55 kişinin olduğunu…

BAŞKAN – Sayın Günal, bir saniye.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – 55 kişi vardı.

BAŞKAN – Bir saniye efendim. İlk önce dinle. 55’i biz de görüyoruz 3 kişi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Karar yeter sayısı dedim mi?

BAŞKAN – Demediniz, “Kabul edenler…”den sonra dediniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sorun arkadaşlara.

BAŞKAN – Soralım efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Mustafa Elitaş demeyecek, ben diyeceğim, ben.

BAŞKAN – “Kabul edenler…”den sonra dediniz.

Şimdi maddenin oylamasında karar yeter sayısını isteyeceğim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben diyeceğim, Mustafa Elitaş’a bakma. Ben diyorum “Karar yeter sayısı” diye.

BAŞKAN – Kimseye baktığım yok benim. Ben burada görevimi yapıyorum, kimseye baktığım yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bak buraya sor, sor bakalım demiş miyim.

BAŞKAN – Efendim bir saniye… Sayın Günal, bir saniye… Ben “kabul edenler” dedikten sonra siz “karar yeter sayısı” dediniz. Ama şimdi, maddenin oylamasında karar yeter sayısı arayın. Bunda bir şey yok. Celallenecek bir şey de yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tamam, çağırın hepsini bakalım. Böyle peşin hükümlü olmayın. Elitaş’a bakmayın, bize bakın, bize!

BAŞKAN – Efendim, 12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum ve karar yeter sayısını arayacağım:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaç kişi var, söyle bakayım! Söyle kaç kişi var? Kaç kişi var, söyle bakalım!

BAŞKAN – Madde kabul edilmiştir. (MHP sıralarından gürültüler) 

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Söyle, kaç kişi var? Söyle!

BAŞKAN – 13’üncü maddenin üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaç kişi var kâtip üyeler, söyleyin bakalım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 150 kişi var. Sana ne! (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 13 üncü maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Aykut Erdoğdu                        Haluk Eyidoğan                        Turgay Develi

     İstanbul                                  İstanbul                                   Adana

 

  Turgut Dibek                            Tufan Köse

    Kırklareli                                  Çorum

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir daha sayın, bir daha sayın bakalım. Varsa istifamı vereceğim sana.

BAŞKAN – Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Say şimdi, say. İstifamı verip çıkacağım ya, say! 55’ti, oldu 75. Ne var yani?

BAŞKAN – İstifaya da gerek yok. Burada insanlar sayıyor ve “peki” dedik. Oturun efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ayıp, ayıp! Bu kadar olmaz.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gelin o zaman. Oturmayın orada, gelin, sıraya oturun. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye arkadaşlar…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Otur buraya, dinle o zaman.

BAŞKAN – Sayın Günal, rica edeyim, bir saniye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz devam edin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, sakin olun, sakin olun. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler) Lütfen… Lütfen…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Meclisin huzurunu bozuyorsunuz Sayın Başkan. Buna hiç gerek yok. Meclisi geren sizsiniz. Buna hiç gerek yok.

BAŞKAN – Benimle ilgisi yok, herkes burada bakıyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – 2 tane burada kâtip üye var, ikisi de duruyor burada.

BAŞKAN – Komisyon, önergeyi kabul ediyor musunuz efendim?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Kabul etmiyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Kabul etmiyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Kimindi önerge?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Haydar Akar…

BAŞKAN – Sayın Akar, buyurun…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Böyle ayıp ya! 2 tane kâtip üye oraya oturmuş, bakıyor: “Var.”

BAŞKAN – Ya, etmeyin şunu ya, etmeyin şunu ya.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaç tane var? 55’i saydım da ben, giren 10 kişi, 75 olsun, hadi 10 da ben koydum üstüne senin için.

BAŞKAN - Etmeyin şunu. Yapmayın, yapmayın ya!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kaldığımız yerden…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ayıp! Böyle olmaz yani.

BAŞKAN – Ayıp olan bir şey yok.

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Devamla) – …devam ediyoruz.

Özelleştirmenin bu ülkeye getirmiş olduğu faydaları tek tek sayıyoruz. Şimdi sıra geldi yoksulluğa.

“Yoksulluk” deyince şunu hatırlatmak istiyorum size: Başbakan bir konuşmasında, sosyal yardımları yani kömür ve makarna yardımını 16 kat artırdığını ifade etti. Yani gelinen on bir yıllık AKP iktidarı döneminde yoksul sayısının ve yardıma muhtaç sayısının ne kadar kat arttığını Başbakanın ağzından çok rahatlıkla dinleyebiliriz.

Ama ben size bunu örnek vermeyeceğim. Ben size geçen hafta 16 milletvekiliyle gittiğimiz Urfa gezisini anlatmak istiyorum. 13 tane AKP milletvekili, 2 CHP ve 1 MHP milletvekili Urfa Ceylânpınar yani TİGEM arazilerine bir gezi düzenledik KİT Komisyonu olarak. Bu gezide, oradaki göçerlerin problemini çözmek ve problemlerini yerinde anlayabilmek için oraya gittik.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, Şanlıurfa, evet; Şanlıurfa’ya baktığımızda, müthiş arazileri olan ve tarımla uğraşan insanların yaşadığı bir alan. Yalnız, göçerler bu TİGEM arazisinde yaşıyorlar, 1 milyon 750 bin dönümlük bir arazide yaşıyorlar. Yaklaşık 23 tane köy var. Bu 23 tane köyün birine gittik. Arkadaşlarım burada. Tam iki buçuk saatte 70 kilometrelik bir yolu… Yaklaşık bir karış toz içerisinde ulaşabildik köye. Köye ulaştığımızda, bu köyde cami yok. En çok onunla ilgilendiğiniz için ondan başladım öncelikli olarak.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hadi, bir cami yap oraya.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Okul da yok, ev de yok.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hadi okul da yap.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hayvanların barınacağı alan da yok ve su da yok, elektrik de yok. Bizim gittiğimiz köyde bu yok. Ama 23 köyün yüzde 70’inde, yüzde 80’inde böyle.

Çocuklar yalvarıyorlar, “Biz insan olmak istiyoruz.” diyorlar, “Biz okumak istiyoruz.” diyorlar, “Biz devlete hizmet etmek istiyoruz.” diyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Lütfen sözümü kesmeyin, dinleyin, Türkiye’nin geldiği hâli anlayın. Burada, 23 köyde 660 hane yaşıyor, tespit edilen 660 hane ve bu 660 hanede 4.500 kişi yaşıyor. 4.500 kişi hayvancılıkla geçiniyor bu TİGEM arazisinde.

Sizden gidip orayı görmenizi istiyorum. Hani diyorsunuz ya “Yurt dışında yardımda bulunduk. Şunları yaptık, bunları yaptık.” Gidin, o insanları bulun ve onlara yardımda bulunun. 2007 yılında söz vermişsiniz “Arazi vereceğiz.” diye ve demişsiniz ki: “Eğer bu seçimlerde AKP’ye oy çıkarsa -vatandaş öyle anlatıyor, full oy çıkmış bu 23 köyde- size arazi vereceğiz.” 2013 yılında gittik ve bu arazilerin verilmediğini gördük. Hep beraber gördük, arkadaşlarım da burada. Beni, farklı söylüyorsam doğrulayabilirler. Türkiye’yi getirdiğiniz nokta bu, yoksulluk bu.

İşsizliklerden bahsediyorduk. Biraz evvel dedim ki: Üniversite işsizleri, daha sonra da işten atılan insanların Türkiye’deki açlık sorunu, Türkiye’deki geçinememe sorunu.

Arkadaşlar, en büyük sorunlardan bir tanesi de taşeron problemi. İktidarınız döneminde taşeron problemi had safhaya ulaşmıştır. Bakın, PTT’de de 37 bin kişi çalışıyor -Genel Müdür gitti- 37 bin kişinin 8 bini taşeron, 23 bin kişi de sözleşmeli çalışıyor. Benim kentim -dedim ya- sanayi kenti. Benim kentimde çalışan insanlar, PETKİM’de, TÜPRAŞ’ta çalışan insanlar refah seviyesinde, Hükûmetin ve TÜİK’in belirlemiş olduğu açlık sınırı üzerinde yaşıyorlardı geçmişte yani refah bir hayat yaşıyorlardı. Babalarının dedelerinin emekli olduğu fabrikalarda şimdi çocukları 774 liraya taşeron işçisi olarak çalışıyor. Biliyor musunuz, babalar, dedeler ne yapıyor benim kentimde? Babalar, dedeler benim kentimde taksi duraklarında taksi şoförü olarak çalışıyorlar. Gidip sorduğumda “Niye burada çalışıyorsunuz?” dediğimde, zannetmeyin ki Amerikalı, Alman emekli gibi Hawaii adasına gidiyorlar ya da Türkiye’deki bir tatil beldesine gidip, rahat bir ay, geçimlerini sağlayıp güzel bir tatil yapıyorlar. Bunlar, taksi duraklarında, çocuklarına bakabilmek, onların ev kiralarını ödeyebilmek için çalışıyorlar, torunlarına bakabilmek için çalışıyorlar; bunu görün arkadaşlar. Evet, bu millet size oy veriyor, yüzde 52 oy veriyor ama millet önceliğini unutmuş, unutturmuşsunuz millete önceliğini. Bu millet önceliğini hatırladığı zaman size gereken cezayı verecektir, bundan hiç kuşkum yok.

Bu, Kocaeli’de yaşanan bir durum, ki Kocaeli’ni Türkiye'nin sanayi başkenti olarak adlandırıyoruz. Ya, Türkiye'nin öbür illerindeki durum, işsizlik oranı… Tarımla uğraşan insanların traktörlerindeki boş mazot depolarını görüyor musunuz? Tarımdan çıkan alanların sayısını ve kaç dönüm olduğunu biliyor musunuz arkadaşlar? Bunları lütfen irdeleyin, bu insanların problemlerine çözüm bulun diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Kurumun önerisi ve Bakanlığın teklifi” ibaresinin “Kurumun görüşlerini alarak Bakanlıkça yapılacak teklif” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.                

                  Ahmet Aydın                                      Ahmet Arslan                                        Şirin Ünal

                     Adıyaman                                              Kars                                                İstanbul

                   Cahit Bağcı                                    Hakan Çavuşoğlu

                       Çorum                                                Bursa

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

  Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesinin 3’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  D. Ali Torlak                                      Ali Halaman                                       Zühal Topcu

                      İstanbul                                               Adana                                                Ankara

                 Mehmet Günal                                   Necati Özensoy

                      Antalya                                               Bursa

“(3) Görme engellilere özgü gönderiler her türlü posta ücretinden muaftır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Aykut Erdoğdu                                    Turgay Develi                                    Haluk Eyidoğan

                      İstanbul                                               Adana                                               İstanbul

                  Turgut Dibek                                       Tufan Köse

                     Kırklareli                                             Çorum

BAŞKAN – Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak Sayın Hamzaçebi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi lütfen…

Gerekçe:

14 üncü maddede a fıkrasında yer alan 1 (BİR) kg ibaresinin 4 kg olarak değiştirilmesi

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesinin 3’üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

D. Ali Torlak (İstanbul) ve arkadaşları

“(3) Görme engellilere özgü gönderiler her türlü posta ücretinden muaftır.”

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Özensoy.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

6’ncı maddedeki önerge üzerine konuşmamızdaki bazı rakamları Sayın Genel Müdür düzeltti, teşekkür ediyorum. Yani böyle ilgi, alakayla… Ama tabii bunların hiçbirini inkâr etmedim ama rakamlarda ufak tefek yanlışlıklar var, bunları da yazılı olarak verdi. Önce teşekkür ederek başlayayım. Ama şimdi, bu söylediklerimde de lütfen bir yanlışlık, bir fazlalık varsa bunları da düzeltsinler.

Bakın, bunu ben soru önergesi olarak vermişim, yazılı soru önergesi, hem de 17/10/2011 tarihinde vermişim. Bir buçuk sene geçmiş aradan ama bana hâlâ bu yazılı soru önergesinin cevabı gelmedi. Bu soru önergesinde yine bu yanlışlıklarla ilgili, fazla ödemelerle ilgili bir konuyu, özellikle araç kiralamasıyla ilgili konuyu sormuşum.

1.100 araç operasyonel kiralama yöntemiyle, iktidara yakınlığıyla bilinen ve 409 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Tebliği'ne göre 30/6/2011 tarihi itibarıyla ödenmemiş ve toplam miktarı 1 milyon TL'yi aşan, hatta çok daha yukarılarda olan, vergi borçluları listesinde 28’inci sırada olan Özdicle Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ'den üç yıllığına kiralanmıştır. Önceki durumda, taşeron firma eliyle PTT, yakıt ve şoför dâhil günlük 65 TL ile 79 TL arası, aylık yaklaşık 1.500 ila 1.700 TL ödenmekteydi.

Kiralık filo araçlarını PTT personeli kullanmaktadır şu anda. Kurum çalışanı memur, şef, veznedar ve müdürler ile dağıtıcılar asli görevlerini yapmayarak 657 sayılı Yasa’da belirtilmesine rağmen unvanları dışında bir işte çalıştırılarak bu araçları çalıştırma adına iş gücü kaybına neden olurken devlete maliyeti 2.800 ila 3.500 TL arasında olan personel sadece şoförlük yapmaktadır. Buna göre, PTT Genel Müdürlüğü Özdicle Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ  adına Ford Otosan firmasına teminat gösterdi mi? Yani daha doğrusu PTT göstermediyse de o firma bu işi teminat olarak gösterdi. Bu araçlar için şoför olarak PTT personeli kullanılıyor iken ve yakıt gideri PTT tarafından karşılanıyor iken neden Özdicle Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ aracılığında kiralamaya gidilmiştir? Parayı ödeyen PTT. İletici firmadan filoyu satın alacak kadar taksit ödenmesine rağmen niye PTT bu filoyu satın almamıştır?

Yine 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 45’inci maddesine göre, “Hiçbir memur, sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamaz.” hükmü mevcutken hangi yasal dayanakla memur, şef, veznedar, müdür gibi dağıtıcılar şoför olarak çalıştırılmaktadır? Burada PTT’nin kârı nedir, Özdicle Gıda ve Ticaret Sanayi’nin avantajı nedir diye soru önergesi vermişim. Yani, burada ciddi anlamda vergi yüzsüzler listesinde olan bir firmaya ihale verildiğini ifade ediyorum yani bu bir yolsuzluktur ama buna cevap gelmiyor. Üstelik verilen ihale miktarlarını söylüyorum açık açık yani buradaki rakamları ifade etmeme rağmen, bu soru önergesine, bana cevap gelmedi. Şimdi ben bu soru önergesini burada tekrar ediyorum: Bu Özdicle’yi -o PTT’nin- yine KİT Komisyonunda soru olarak sorduğumda, verilen cevapta yüzsüzler listesinde olmadığı ifade edildi ama ben onun belgesini de getirip PTT’ye vermeye hazırım. Böyle bir durumda, üstelik bu firma seçim öncesi tam mayıs ayında, 2011’in Mayıs ayında Sayın Ulaştırma Bakanının bulunduğu bölgeye Türkiye genelindeki bütün dağıtım araçları, filo oraya getirilerek oradan gösteri yani bir seçim aleti edilerek bu konu ondan sonra şoförlerle tekrar alanlarına gönderildi, üstelik yolda da kazalar oldu ve bu kazaları da kullanan memurlardan talep ettiler.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Evet, anlaşmazlık var, elektronik cihazla yapacağız oylamayı.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır.

Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Kurumun önerisi ve Bakanlığın teklifi” ibaresinin “Kurumun görüşlerini alarak Bakanlıkça yapılacak teklif” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Aydın (Adıyaman) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon…

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Bu değişiklik ile evrensel posta hizmeti kapsamının belirlenmesinde Bakanlığın teklifinden önce kurumun önerisinden ziyade görüşlerinin alınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 15 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “…yüzde 2’si…” ibaresinin, “…yüzde 1’i…” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  İlhan Demiröz                                   Haluk Eyidoğan                                     Haydar Akar

                        Bursa                                               İstanbul                                              Kocaeli

                   İdris Yıldız                                         Sakine Öz                                       Erdal Aksünger

                        Ordu                                                Manisa                                                İzmir

                   Doğan Şafak

                       Niğde

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 452 Sıra Sayılı Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 15 inci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “ve tahsil” ibaresinin “ve tahsili” olarak değiştirilmesini, 1’inci fıkrasının “a” bendinde yer alan “yüzde 2’si” ibaresinin “yüzde 1’i” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  D. Ali Torlak                                      Ali Halaman                                       Zühal Topcu

                      İstanbul                                               Adana                                                Ankara

                 Özcan Yeniçeri                                   Necati Özensoy                                    Mehmet Günal

                       Ankara                                                Bursa                                               Antalya

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, şimdi, yani “Yüksek sesle konuşuyorsunuz.” diyorsunuz. Konuşmasak uyuyacaksınız. Onun için uyaracağım sizi.

Şimdi, aslında tepeden tırnağa hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı ve PTT’ye ne yapmak istendiği konusunda öncelikle bir temel düşünceyi ortaya koymak lazım çünkü çıkış yeriniz yanlışsa varış yeriniz de yanlış olacaktır.

Bu PTT’nin nesinden rahatsızlık duydunuz? Bu PTT’nin önce T’sini sattınız; sonra, ona ilaveler yaptınız; sonra, değişik boyutlara götürüp indirgediniz. Şimdi, madem öyleydi “Bunu kendi hâli içerisinde, kendi yapısı içerisinde devam ettirmek mümkün iken bunu tutup şu anda yeni bir yasa tasarısıyla başka bir boyuta, başka bir hukuki kimliğe kavuşturmanın manası ne?” sorusunu sormak lazım ve bunun cevabını istemek lazım. “Eğer, madem, o kadar elzemdi de on iki senedir niye beklediniz?” sorusunu da bunun arkasından sormak lazım. Madem gerekliydi, zorunluydu, etkinlikti, kârlılıktı, rasyonaliteydi, bütün bunları gerçekleştirmek istiyordunuz o zaman neden daha önce bunu yapmadınız da bugüne kadar beklediniz; on iki senedir rasyonel, akılcı olmayan, etkin olmayan, verimsiz olmayan bir şekilde çalışmasına izin verdiniz? Soru bu Sayın Bakan.

Şimdi, aslında iktidar PTT’yi şirketleştiren bu yasayı getirirken çalışanların ve tarafların, konuyla ilgili diğer sendikal ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerine itibar etmemiştir. Demokrasi budur işte, katılımcılık varsa demokrasi vardır, yönetimin içerisinde çalışanlar varsa demokrasi vardır. Siz, sendikaya sormadıysanız, onun görüş ve düşüncelerine itibar etmediyseniz demokrasi yoktur; o, laf demokrasisidir, sözde demokrasi var demektir. Onun için, sizi gerçekten demokrat gibi davranmaya, bu şekilde değil de endüstriyel demokrasi dediğimiz, çalışanları işin içerisine katarak, onların görüşlerine itibar ederek devreye sokmanızın gerektiğinin de altını çizmek istiyorum.

AKP her konuda olduğu gibi çalışanlara kaderlerini ilgilendiren hususlarda bile söz hakkı tanımıyor. Tepeden inme bir yasayla çalışanlar karşı karşıya bırakılmıştır ve bu yasa bu yönü itibarıyla bir dayatmadır. Bu kanunla PTT gidecek, özel hukuk hükümlerine tabi PTT anonim şirketi gelecektir. Bu durum, birçok sosyal sorunu da gündeme getirmiş olacaktır. Bu süreç bir taşeronlaştırma ve doğal olarak özelleştirmeyle sonuçlanacak bir konumu karşımıza çıkaracaktır.

Tasarı bu hâliyle kanunlaşırsa iş güvencesi olmayan çalışanlar ordusu yaratacaktır. Kim ne derse desin, çalışanlar, kazanılmış haklarını da büyük ölçüde kaybedeceklerdir. Çalışanların geleceği yöneticilerin, daha çok da siyasilerin iki dudağının arasına yerleşmiş olacaktır. Kadrolu personel dönemi sona erecek, sözleşmeli personel dönemi başlayacaktır. Çalışanlar emekli olmaları için teşvik edilecek ve kurumdan ayrılmaları için de türlü çeşit baskılar devreye sokulacaktır. Ayrılanların yerine yeni şirketin değil, AKP’nin ihtiyaçlarına uygun elemanlar gelecektir. Sonuçta çalışanlar, güvencesi olmayan sözleşmeli istihdam sistemine geçirilecektir.

AKP iktidarının temel özelliği vatandaşın hayatının her alanını paraya çevirmesidir; bayağı başarılısınız, kutluyorum. AKP zihniyetine göre insan da dâhil -tırnak içerisinde- her şeyin ölçüsü paradır. Bedelliyle askerliği, HES’lerle yer üstü sularını, sayaçlarla yer altı sularını, 2/B’yle vatandaşın kullandığı arazileri paraya çevirdiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, siz de bedelli askerlik çıkardınız MHP döneminde.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Akla gelen her şeyi paraya çeviren AKP, çok uluslu şirketler lehine, yurttaşlar aleyhine bir düzenlemeyle bizi karşı karşıya bırakmıştır. PTT’yi şirketleştiren bu tasarı da böyle bir süreci işaret etmektedir.

AKP iktidarı Cumhuriyet Dönemi’nin kurum ve kuruluşlarını satmakta çok büyük bir iştah ve şehvet duymaktadır; bu, işin başka bir yanı. Yerli, yabancı demeden, stratejik, hayati önemine bakmadan tarihî kuruluşlar birkaç yıllık geliri karşılığında haraç mezat elden çıkarılmaktadır. İki asırdır bu millete kaliteli, hızlı, sürekli hizmet veren PTT, özerk bir yapıya kavuşturularak yönetimi rasyonelleştirilecek yerde özelleştirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Şimdi “Daha verimli, etkin ve kârlı bir kuruluş hâline getiriyoruz.” diyerek tarihî kurumlar birer birer elden çıkarılmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başkan sesi aç, Başkan!

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Bunun için kurumların önce yapısı değiştiriliyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hocam vakit bitti yazılı ver, yazılı.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Sen yirmi dakika borçlusun bana.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tamam doğru. Sayın Başkanım, doğru, Hocam alacaklı.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Sonrasında ise; özel sektörle rekabet edemiyor, zarar ediyor diyerek yandaş şirketlere satışın alt yapısını oluşturan bir süreç başlatılıyor.

Halbuki, kurumlar da toplumlar gibi gelişerek devam ederler, devam ederek de gelişirler.

Kuruluşların doğaları yoktur, tarihleri vardır. AKP'nin tarihsiz ve hafızasız uygulamalarından PTT de nasibini almıştır. Tarihsizlik aynı zamanda talihsizliktir. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Sürekli değiştiriyorsunuz, sürekli dönüştürüyorsunuz; bir değişen değişmeyene göre değişir ya da dönüşür. Ya Troçki gibisiniz, bir şey getirir gibi sürekli bugün getirdiğinizin yarın tersini getiriyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1/751 Esas numaralı (SS 452) Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısının 15’inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan “… yüzde 2’si” ibaresinin “… yüzde 1’i…” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                             Haydar Akar (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN –  Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Hizmet sağlayıcıları tarafından Bakanlığa ödenecek "evrensel posta hizmeti geliri”nin, hizmet sağlayıcılarının gelir tablosunun net satışlar kısmında belirtilen tutardan şirketin posta hizmetlerinden elde ettiği net satış hasılatına isabet eden miktarın yüzde 2'si olması, oldukça yüksek bir meblağa karşılık gelmektedir.

Evrensel posta hizmeti geliri, toplumun ekonomik ve sosyal açıdan korunmaya muhtaç kesimlerinin posta hizmetlerinin, evrensel posta hizmeti kapsamında bedelsiz veya düşük bedeller karşılığında verilmesinin maliyetinin karşılanması amacıyla alınacaktır.

Anılan hizmetler, 5584 sayılı Posta Kanunun 22’nci maddesinde, askeri okullar, öksüz yatılı okulları ve Darüşşafaka öğrencileri ile onbaşıya kadar asker ve jandarma eratının gönderecekleri 100 grama kadar ağırlıktaki yurt içi adi mektup ve kartlarla aile ve akrabaları tarafından sözü geçen öğrenci ve erata gönderilecek aynı ağırlığa kadar olan adi mektup ve kartlar ile Sağlık Bakanlığından gönderilip doktorlar tarafından doldurularak postaya verilen ve bulaşıcı hastalıkları bildiren adi kartların posta bedelinin binde beşi oranında alınacağı; tenzilatlı gönderilere ait tutarın her beş yılda bir PTT idaresince tespit edilerek yıllık miktarlarının her yıl başında ilgili Bakanlıklar bütçelerinden PTT'ye ödeneceği şeklinde kurallaştırılmıştı.

Kanun Tasarısında ise, evrensel posta hizmetleri kapsamına konu olacak posta gönderileri iki kilograma çıkarılarak kapsamına yirmi kilograma kadar olan koli ve kargolar ile basılmış kağıt ve görme özürlülere özgü yazılar da alınmakta; ancak bu kapsamdaki gönderilerden toplumun ekonomik ve sosyal korunmaya muhtaç hangi kesimlerinin yararlanacağı hususu açık tutularak Kurumun düzenleyici işlemine bırakılırken, finansmanının da sektörde faaliyet gösteren firmalardan alınması öngörülmektedir.

Sektörde faaliyet gösteren firmalar ise ortalama yüzde 10 karlılıkla çalışmakta ve hatta PTT koli ve kargo hizmetlerinden 2009 yılından itibaren yüzde 86'lar düzeyinde zarar etmektedir. Hizmet sağlayıcılarının posta hizmetlerinden elde ettiği net satış hasılatına isabet eden miktarın yüzde 2'si oranında ödeyecekleri evrensel posta hizmeti geliri ise, karlılığını korumak isteyen firmaların posta hizmeti fiyatlarını yaklaşık yüzde 25 oranında yükseltmelerine yol açmaktadır. Başka bir anlatımla, firmaların posta hizmetlerinden elde ettiği net satış hasılatının yüzde 2'si oranında ödeyeceği evrensel posta hizmeti geliri, posta hizmeti fiyatlarının yaklaşık %25 oranında yükselerek tüketicilerin istismarıyla sonuçlanmaktadır.

Bu itibarla, evrensel posta hizmeti geliri oranının "yüzde 1'i" olarak değiştirilmesi, hem evrensel posta hizmeti kapsamında bedelsiz veya düşük bedelli karşılanacak korunmaya muhtaç kesimlerin rasyonel belirlenmesini, hem de posta hizmeti kullanıcısı tüketicilerin ekonomik istismarlarının ve dolayısıyla refah kayıplarının daha az olmasını sağlayacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

Beş dakika ara veriyorum efendim.

Kapanma Saati: 00.47

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

452 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 8 Mayıs 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 00.51

 

 



(x) Sözlü soru önergeleri Genel Kurulda okunmamış olup tutanağa eklidir.

(X) 452 S. Sayılı Basmayazı 02/05/2013 tarihli 99’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.