TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  97’nci Birleşim

                                                                                         25 Nisan 2013 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın, Türkiye Pilotlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, üniversitelerde yaşanan olaylar ile “Hükûmet ve Alevilik” konusuna ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, işçi sınıfı ve emekçilerin çalışma hayatı ve sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, tüm şehit çocuklarının nezdinde, yedi ay önce şehit olan Çınar Üsteğmenin dünyaya gelen kızı Masal Rüzgâr’a sağlıklı, uzun ve mutlu bir ömür dilediğine, ODTܒdeki öğrenci olaylarına ve Öcalan-Erdoğan ittifakının toplumu taşıdığı noktaya ilişkin açıklaması

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 4/C statüsünde çalışanların durumuna ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin terörist PKK’lılar için “aktivist” ifadesini kullanmasına, AKP Hükûmetinin tavrının uluslararası kuruluşların PKK’ya bakışını değiştirdiğine ve iktidarı terör örgütüyle iş birliği yapmaya son vermeye çağırdığına ilişkin açıklaması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlı olarak kurulan Pazarcık Meslek Yüksekokulunun bina ihtiyacı olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa Yenişehir Havalimanı’ndan Ankara’ya yapılan seferlerin bir ay süreyle ertelenmesi konusunda bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Ankara’nın Polatlı ilçesinin girişinde bulunan levhadaki yazıya ve Adana’daki yayla yollarının durumuna ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, taşeron işçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, İzmir’deki BMC işçilerinin sorunlarına ve iktidarın bir an önce işçilerin örgütlenmesine olanak sağlayıcı yasaları çıkarması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Tohma köyünde yaşayan insanların sorunlarına ilişkin açıklaması

10.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon’un 5084 sayılı Teşvik Yasası kapsamından çıkarılması nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

11.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, İstanbul Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın açıklamasındaki bazı ifadelere ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kamuoyunu doğru bilgilendirmemiz gerektiğine, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin raporunun tavsiye niteliğinde olduğuna ve uluslararası bağlayıcılığının bulunmadığına ilişkin açıklaması

13.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’ye yapılan havaalanının durumuna ilişkin açıklaması

14.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’daki sağlık hizmetlerinin yetersizliğine ilişkin açıklaması

15.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Cumhuriyet Halk Partisinin barıştan rahatsız olmadığına, sürecin sonunda daha çok kan dökülmesinden korktuğuna ilişkin açıklaması

17.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin güneydoğudan çekildiğini gözlemlediklerine, bunu  şiddetle protesto ettiklerine ve ODTܒdeki bilimsel bir toplantıda yapılan saldırıya ilişkin açıklaması

18.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, “terörle barışmak” diye bir şeyin olmayacağına, silahların bırakılmasının ve adalete teslim olunmasının barış için tek yol olacağına ilişkin açıklaması

19.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, görüşülen kanun tasarısının soru-cevap bölümünde kullanmış olduğu bazı ifadeler nedeniyle özür dilemesi ve kendisine kınama cezası verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, görüşülen kanun tasarısının soru-cevap bölümünde kullanmış olduğu bazı ifadeler nedeniyle özür dilemesi ve kendisine kınama cezası verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in görüşülen kanun tasarısının 4’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 24/4/2013 tarihli 96’ncı Birleşimde Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde konuşmasındaki bazı ifadelere ilişkin konuşması

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, 24/4/2013 tarihli 96’ncı Birleşimde CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmadaki bazı ifadelere ilişkin konuşan Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Doktor Hasan Bozer’in beraberinde bir Parlamento heyeti ile birlikte ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 18/4/2013 tarihli 47 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1206)

 

B) Meclis Araştırması Önergesi

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, huzurevlerinde ve yaşlı rehabilitasyon merkezlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/597)

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, tutuklu ve hükümlülerin ve ailelerinin yaşadığı maddi, manevi zorlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/598)

3.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve 19 milletvekilinin, tekstil sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/599)

 

C) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Doktor Hasan Bozer ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 25 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün ve Özürlü Memur Seçme Sınavının İsminin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş'in; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/745, 2/594, 2/847, 2/1037) (S. Sayısı: 436)

 

X.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’e, görüşülen kanun tasarısının soru-cevap bölümünde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e söylediği bazı sözler nedeniyle kınama cezası verilmesi

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, istihdam edilen personel sayısı ile personelin sendikal örgütlenmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/20039)

2.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, demokrasi eğitimi ve okul meclisleri projesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/21506)

 

25 Nisan 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Pilotlar Günü nedeniyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın, Türkiye Pilotlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşmsı

 

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Pilotlar Günü konusunda gündem dışı söz almış bulunuyorum, Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bundan tam yüz bir yıl önce, 26 Nisan 1912 tarihinde, ilk Türk pilotu ve ülkemizin 1 numaralı uçuş brövesi sahibi merhum Mehmet Fesa Evrensev, bugünkü Atatürk Havalimanı’ndan havalanarak ülkemiz semalarında ilk uçuşunu gerçekleştiren Türk pilotu olarak tarihe geçmiştir. Bu uçuştan seksen sekiz yıl sonra, 2000 yılında, Türkiye Havayolu Pilotları Derneği ile Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı arasında yapılan çalışmalar neticesinde 26 Nisan, Türkiye Pilotlar Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, dünyada kendi pilotlarını ve hatta dost ve müttefik ülke pilotlarını yetiştirebilen sayılı ülke hava kuvvetlerinden biri olan Türk Hava Kuvvetleri, söz konusu ihtiyacı, NATO ve Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri eğitimleri standartlarında uyguladığı pilot eğitim sistemiyle karşılamaktadır. Türk Hava Kuvvetleri pilot eğitimlerini 2’nci Ana Jet Üs Komutanlığı İzmir Çiğli’de bulunan SF-260, KT-1 ve T-38 uçaklarıyla sürdürmektedir.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı pilot eğitimlerini Ankara Güvercinlik’te yapmakta, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ise Hava ve Kara Kuvvetleri uçuş okullarından yararlanarak pilot eğitimlerini yapmaktadır. Öte yandan, sivil havacılığın gelişmesi ve kalkınması bağlamında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesindeki Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü de havacılık emniyeti ve güvenliğinden taviz vermeden, diğer ulaşım modelleriyle entegre, insana ve çevreye duyarlı sivil havacılık faaliyetlerinin sürdürülebilir gelişimini sağlayacak altyapıyı oluşturmak üzere, uluslararası iş birliği içerisinde, güvenilir, etkin, şeffaf ve tarafsız bir şekilde düzenleme ve denetleme yapmaktadır.

Pilot eğitimi, bazılarının isimlerini sıralayacağım özel ve yarı özel kuruluşlarda da verilmektedir. Bunlar, Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı Uçuş Eğitim Okulu, Türk Hava Kurumuna ait Ankara, Efes ve İstanbul’da bulunan uçuş eğitim merkezleri, Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksekokulu, AYJET, Setair, Bon Air ve bunlar gibi özel ticari havacılık şirketleridir.

Ayrıca, böylesi geniş kapsama kavuşmuş bulunan bir sektöre yön veren Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz de son yıllarda daha da artan bir oranda sektöre yön vermekte ve uluslararası platformlarda ağırlığını giderek artırmaktadır. Bu durum, ülkemizin 2023 vizyonuna Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüzün sağlayacağı katkının devamlı olarak artacağı hususundaki inancımı kuvvetlendirmiştir. Buna ilave olarak, öğrenci alımına geçtiğimiz yıllarda başlayan Türk Hava Kurumu Üniversitesi ve Özyeğin Üniversitesinin de faaliyetlerine başlamasıyla pilot eğitim sayısının artacağını değerlendiriyorum.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ iktidarıyla, Türkiye'nin son on yılda havacılık sektöründe çok önemli bir noktaya geldiği aşikârdır. Hava yoluyla ulaşım sağladığımız ülkelerle olan ticaretimizde gözle görülebilir bir artış olmaktadır. Gerek Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı gerekse diğer özel hava yolu firmalarıyla uçuş ağı son on yılda 4 kat artmıştır. Rakamsal olarak bir örnekle ifade etmek gerekirse, Türk Hava Yolları on farklı çeşit olmak üzere, toplamda 217 uçak sayısı ve yaklaşık 39 bin yolcu koltuk kapasitesiyle milletimize hizmet vermektedir. Bir bu kadar koltuk kapasitemiz de özel hava yolu şirketlerimizde bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, havacılık bir yetenektir, yaşam tarzıdır. Risk yönetimini doğasında devamlı yaşatan, başkalarının yaşam sorumluluğunu da yetkilendiren bir olgudur. Bu nedenle, her girdisi hâkim bir unsur olarak ciddiyetle ele alınmalıdır. Takımdaşlık ve koordinasyon sürekli tutulmalıdır. Eğitimi zor ve uzun, tecrübesi çok değerli olan pilotluk mesleğinin ekonominin diğer ürün çeşitleri gibi temini düşünülür ise bunun getireceği yüksek maliyet ve yaşam acılarının telafisi asla mümkün olmayacaktır. Ticari ve askeri pilot eğitimlerinde dünyada söz sahibi olan ülkemizin cumhuriyetin 100’üncü yıl kutlamaları kapsamında Türk astronot, uzay adamı eğitimlerinin de hedeflenmesinin uygun olacağını değerlendiriyor, Türkiye’de ve dış ülke semalarında emniyetli olarak görevlerini icra eden tüm pilot kardeşlerimizin bu özel gününü kutluyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünal.

Gündem dışı ikinci söz, üniversitelerde yaşanan olaylar hakkında söz isteyen Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’e aittir.

Buyurun Sayın Aygün. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, üniversitelerde yaşanan olaylar ile “Hükûmet ve Alevilik” konusuna ilişkin gündem dışı konuşması

 

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Aslında başlığı hemen düzeltmem lazım. Üniversitede yaşanan olaylar sadece konuşmanın bir parçasını oluşturacak. Esasen Hükûmet ve Alevilik konulu bir konuşma yapmayı planlamıştım. Üniversitede tutuklanan öğrencilerle de ilgili boyutları bulunuyor.

Çernobil’in yarın 27’nci yıl dönümü ve Hükûmet Sinop’ta, Akkuyu’da yeni nükleer santraller yapıyor. Hem yirmi yedi yıl evvel canlarını kaybedenleri anarız hem de nükleerin insanlığa ne kadar büyük bir felaket getirdiğini Hükûmetin tekrar hatırlamasını ve santraller konusundaki inadından vazgeçmesini bu kürsüden dileriz.

Değerli milletvekilleri, aslında hikâye geçen sene başladı. TESEV, Cengiz Çandar’a bir rapor yayınlattı. Cengiz Bey kendisi iyi niyetle -en azından, kendi beyanını esas alarak söyleyeyim- PKK’yla  yapılacak bir barışın Kandil’deki Alevileri, PKK’daki 1970’lerde oluşan yapılanmada yer alan Mustafa Karasu başta olmak üzere Kandil liderlerini tasfiye etmekten, onları ikna etmekten geçeceğini, barışın yolunun PKK içindeki Alevilerle hesaplaşmadan açılamayacağını söyledi. Sonra aldığı eleştiriler üzerine, sadece bir analiz yaptığını söyledi. Ama bu TESEV raporlarını bu yıl izleyen bazı gelişmeler, mesela Ankara Milletvekili Sayın Yalçın Akdoğan’ın Star gazetesinde yazdığı kimi yazılar, daha sonra Zaman gazetesi yazarı Mümtazer Türköne’nin vurguları, Kürtlerle barışılırken, Kürtlerle ve PKK’yla bir barış aranırken yeni düşmanın Aleviler olduğunu ortaya koydu. Dolayısıyla, TESEV raporunun, bulutsuz gökte çakan bir şimşek olmadığı, bir sürecin ilk kıvılcımı olduğu ortaya çıktı.

Şimdi, Hükûmet sanırım Orta Doğu’da Sünni ittifakı gibi bir şey, ABD’nin emriyle, gündeme koydu ve bunun içinde ne Maliki’ye yer var ne Nusayri olarak ilan ettiği ama bizim Alevi gördüğümüz Esad’a yer var ne de Türkiye’deki 15-20 milyon Alevi halkına yer var.

DHKP-C diye bir operasyon -bana göre son derece yapma- 90’lı yıllarda gücü olan, şu an herhangi bir tehdit oluşturmayan bir örgütün ismi yeniden canlandırılarak bu operasyonlar başlatıldı ve her ne hikmetse bu operasyonlarda da alınanlar -sürekli bu kürsüde konuşan AKP’li milletvekillerinin vurgusuyla söylüyorum- belli bir mezhebe yakın olanlar. Bu kürsüde çok sayıda milletvekili çıkıp o mezhebin adını söylemeden “Bir örgüt bu mezhebi istismar ediyor.” şeklinde tehlikelere dikkat çekti. Tabii, Başbakan “Cemevi ibadethane değil kültür evidir.” falan diyor, o yüzden gelip burada herhangi bir AKP’li milletvekilinin de bir mezhebi hedef alması son derece normal.

Şöyle, savlarımı ayrıntılandırabilirim: Ankara DHKP-C davasında 21 civarında öğrenci yargılanıyor; 10’u tutukluydu, büyük bir bölümü serbest bırakıldı. İzledim ben ilk duruşmayı. Bu 21 tutuklu, çoğu öğrenci olan sanıkların dörtte 3’ten fazlası Alevi kökenli. Dikkat ettim, 353 sayfalık iddianameyi okuyunca da Aleviliğin nasıl hedef hâline geldiğini, terörizm olarak damgalandığını bizzat kendi gözlerimle gördüm.

Mesela iddianame şunu söylüyor: “Sanık Batıkent’teki cemevi inşaatında aktif çalışmalar yapmıştır.” suçlamalardan biri. Başka bir sanık Kahramanmaraş katliamını kınama eyleminde aktif rol almıştır. Başka bir sanık, Hüseyin Gazi Derneğinde matematik dersleri vermiştir. Başka bir sanık cemevine gitmiştir. Çok ilginç, duruşmada da sordu “Cemevine niye gittin?” diye. Çocuk da “Gittim.” dedi. “Niye çıktın?” dedi. “Girilince çıkılıyor.” dedi. Salonda gülüşmeler oldu.

Ben hiçbir iddianamede “Camiye niye gittin, neden camiye gidip çıkıyorsun, şu caminin inşaatında niye aktif rol aldın?” diye insanların suçlandığını okumadım. Dolayısıyla, bu badem bıyıklı savcımızı buradan gerçekten tebrik ediyorum, hem hukuk hem vicdan düzeyi nedeniyle.

Aynı iddianameyi dikkatli inceledim, “Alevi” sözcüğü tam 51 kez geçiyor, Ankara DHKP-C davası. Hüseyin Gazi Derneği 25 kez, Hacı Bektaş Vakfı 11 kez, Pir Sultan Derneği 12 kez, cemevi 14 kez geçiyor yani iddianame âdeta Alevi düşmanlığıyla inşa edilmiş durumda. Dolayısıyla bu iddianamenin, Ankara’da “DHKP-C davası” dediğiniz, aslında, ODTܒde, son derece zeki çocukların eğitim haklarının ve geleceklerinin yok edildiği bu operasyonun bir Alevi avı, bir Alevi hesaplaşması olduğu kanısındayım. Kandil’deki PKK’ları hedef gösteren zihniyetin “DHKP-C” diye yeni bir düşman yaratarak hem Kandil’de hem Türkiye’de bütün Alevi toplumunu terörize etmeye, korkutmaya çalıştığını düşünüyorum.

Kürtlerle barışmak lazım, sonuna kadar barıştan yanayım ama Türkiye'nin kadim bir halkı olan Alevilerle savaş eğer bu eksenin yerine konacaksa bununla savaşmak da bizim boynumuzun borcu olsun.

Hepinizi selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

Gündem dışı üçüncü söz, işçi sorunları ve hakları konusunda söz isteyen İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’e aittir.

Buyurunuz Sayın Tüzel. (BDP sıralarından alkışlar)

 

3.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, işçi sınıfı ve emekçilerin çalışma hayatı ve sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Değerli Başkan, milletvekili arkadaşlarım; işçi sınıfı ve emekçilerin çalışma hayatı ve sorunları üzerine söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, dün Bangladeş Dakka’da yıkılan bina altında 145’i aşkın tekstil işçisi hayatını kaybetti, kardeş Bangladeş halkına, emekçilerine başsağlığı diliyorum ve buradan çıkaracağımız ders, elbette, Çalışma Bakanının örnek ülke olarak gösterdiği yani karın tokluğuna çalışma ve rekabet adı altında gösterdiği ülkede işçilerin karşı karşıya kaldığı durum bu. Bu, kabul edilebilir değil.

İkinci bir konu, tabii ki dün burada “demiryollarının serbestleştirilmesi” adı altında özelleştirme, demir yolu ulaşımının yerli-yabancı tekellere, piyasaya açılması yasası geçti. Bu, demir yolu çalışanlarına güvencesizlik, yolcularına da pahalı hizmet anlamına geliyordu. Demir yolu emekçileri de bu yasayı kabul etmeyeceklerini, bürokratlara bir avanta olduğunu, işçiler ve memurlar için de gönüllü bir emeklilik olmayacağını bize bildirdiler.

Değerli milletvekilleri, dün, Hükûmet tarafından Meclise bir yasa sunuldu, “ikinci varlık barışı” adı altında ve bildiğimiz gibi bu “varlık barışı” denilen şey, bir kez daha gelir vergisinde zenginlere, servet sahiplerine bir kıyak çekmeydi. “Büyüme, büyüme” denilen şeyin aslında bu büyümeyi yaratan işçi sınıfı için külfetinin, cefasının, yoksulluğunun işçilere düştüğünü; sefasının, refahının, varlığının da servet sahibi patronlara düştüğünü bir kez daha gösterdi. Bu Hükûmet, gerçekte işsizlik ve yoksullukla mücadele etmediği gibi, bütün çalışmalarıyla, devlet aklıyla sermayeye hizmet etmekten geri durmuyor. Bütün bunlar karşısında, 1 Mayısa doğru giderken bizler de işçilerin, emekçilerin birlik, mücadele, dayanışma günü öncesinde işçilerle yaptığımız toplantılarda bizlere sunulan öneriler, eleştiriler, teklifler doğrultusunda işçilerin haklarını ve çalışma hayatını iyileştirecek düzenlemelere dair yasa teklifleri hazırladık ve bugün Meclis Başkanlığına sunduk.

Birincisi: İşçi alacaklarına güvence getiriyor, işçilere alacaklarını ödemekten kaçınan patronların hisseleri oranında şahsi servetleriyle sorumlu olacakları, aynı zamanda İşsizlik Sigorta Fonu’ndaki Ücret Garanti Fonu’yla birlikte bu alacaklara devlet güvencesinin getirilmesini öneriyor ve savunuyoruz.

Bir önemli konu,  İşsizlik Fonu’nun nasıl değerlendirildiği, daha doğrusu nasıl yağmalandığıdır. Artık, bu yağmalanmasına son vermek üzere ve kullanılacak işçilerin, yararlanacak işçilerin bu olanaklarının artırılması, yüzde 40’tan yüzde 80 oranına çıkartılması ve bu fonun, yatırımları ve teşvikleri desteklemek adına GAP gibi benzeri alanlarda tüketilmesine artık son vermek üzere bir düzenleme teklif ediyoruz.

Çalışma Bakanlığının gündeminde olan taşeron işçiliğinin yaygınlaştırılması ve kabul edilmesine dönük… Bizler de taşeron işçiliğinin yani kuralsızlığın, güvencesizliğin, örgütsüzlüğün, iş cinayetlerinin adı olan bu taşeron çalışmanın geçici ve sınırlı bir şekilde, istisnai bir şekilde düzenlemesi ve kaldırılmasına  dönük bir teklifte bulunuyoruz.

Eğer, işsizlik ve yoksullukla mücadele etmek istiyorsanız, önce, bu had safhaya varmış çalışma saatlerinin düşürülmesi önemli bir konudur. İşçiler için haftada kırk beş saat, memurlar için haftada kırk saat olan çalışma süresinin bütün çalışan emekçiler için haftada otuz beş saate düşürülmesini aynı şekilde öneriyoruz.

Ve tabii ki 13 yaşında, kafası presle sıkışan Adanalı Ahmet Yıldız’ın ölümü, bir kez daha bize çocuk işçiliğini hatırlatıyor. Çocuk işçiliğinin yani 18 yaşın altında çocukların çalışmasının yasaklanması için teklifte bulunuyoruz.

Ve “4/B”, “4/C” adı altında güvencesiz çalışanların kadrolu, güvenceli çalışmasını öneriyoruz.

Emeklilik hakkı, emeklilik yaşının kaldırılması ve prim sayısının düşürülmesi, gelir vergisindeki adaletsizliğin giderilmesi için de çalışmalarımız olacak.

Ben, buradan, emeği için, geleceği için, hakları için direnen, mücadele eden hava işçilerini, ÇAYKUR işçilerini, BMC işçilerini, metal işçilerini selamlıyorum ve işçilerimizi, gençlerimizi, kadınlarımızı, kendilerinin mücadele günü olan 1 Mayısta…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) - …alanlarda emeği, barışı, kardeşliği savunmak üzere yerlerini almaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerimize çok kısa söz vereceğim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, çok kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan, sistemi açalım.

Buyurunuz.

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, tüm şehit çocuklarının nezdinde, yedi ay önce şehit olan Çınar Üsteğmenin dünyaya gelen kızı Masal Rüzgâr’a sağlıklı, uzun ve mutlu bir ömür dilediğine, ODTܒdeki öğrenci olaylarına ve Öcalan-Erdoğan ittifakının toplumu taşıdığı noktaya ilişkin açıklaması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün, Ankara’da bir şey oldu; Çınar Üsteğmenin kızı Masal Rüzgâr doğdu dün. Babası yedi ay önce şehit olmuştu, hayata babasız başladı. Doğduğunda yanında, onun babasının can güvenliğini sağlayamayan iktidar yoktu -dün yanlarındaydım- devlet yoktu çünkü teröristlerin can güvenliğini sağlamak için pazarlık yapmakla meşguldüler. Öcalan’ın talimatı gereği ordularını geri çekmekle meşguldüler.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yazıklar olsun size, yazıklar olsun!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) - Masal Rüzgâr, babasını ve unutturmak isteyenlere karşı hep dirençli olacak. Şehit olmadan bir mektup yazmış Çınar Üsteğmen. Şöyle demiş, mektubu da gösterdiler: “Sen doğmadan ölürsem adın Masal Rüzgâr olsun. Vatan da sen de beni unutma.” Masal Rüzgâr’ın babasının ölümüne yol açanlar Değerli Başkanım, engerekler ve yılanlardır, onun geleceğine göz koyanlardır bize göre. Masal Rüzgâr, onları unutmayacak, unutmadan büyüyecek.

Tüm şehit çocuklarının nezdinde Masal Rüzgâr’a sağlık ve uzun, mutlu bir ömür diliyorum.

Dün bir şey daha oldu Ankara’da, ODTܒde. Birileri, bilimsel bir toplantının ardından verilen, altı aylık bebekten seksen yaşındaki dedenin bulunduğu kokteyli basıp, yolları kesip, PKK’nın adına kimlik ve yol kontrolü yaptılar ODTܒde. Öğrencileri ve öğretmenleri yaraladılar; manidardır, beyzbol sopasıyla yaraladılar. Böylece, dağdaki eşkıya, kılık dahi değiştirme zahmetine bile girmeden üniversitelerimize indirildi, toplumsal gerginlik bir kez daha ateşlendi.

Öcalan-Erdoğan ittifakının toplumu taşıdığı noktayı, umarım, umuyorum AKP’ye oy veren seçmenler de hatta milletvekilleri de bunun farkındadırlar, görüyorlardır.

Marksizmden bir gecede İslam bayraktarlığına geçebilme kıvraklığına sahip PKK’nın artık terör örgütü olmadığını, bu kararın yapımında ve yayınında emeği geçen kadim dostlara ben hayırlı olsun diyorum. Ama onlar, insan öldürenlerin, ölüm emri verenlerin, elini kolunu sallaya sallaya gitmesine göz yumsa da bunu yapsa da belleklerimizi silemezler ya, bunu yapamazlar.

Biz, kediye kedi deriz Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Bizim için terörist, her zaman teröristtir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

Sayın Özcan…

 

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 4/C statüsünde çalışanların durumuna ilişkin açıklaması

 

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, zaman zaman burada çeşitli meslek kuruluşlarına veya alanlara ait çalışanların sorunlarını tartışıyoruz. Ancak hemen burnumuzun dibinde olan ve bize her zaman yoldaşlık yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanlarının sorunlarını görmezlikten geliyoruz. Burada ücret adaletsizliği var, burada çalışma saatleriyle ilgili adaletsizlik var. Burada yardımcı idari hizmetler, genel idari hizmetler, taşeron ayrımı var. Aynı işi yapan insanların farklı ücret aldığını, farklı koşullarda çalıştığını üzülerek görüyoruz.

Hükûmetin kamudaki 4/C’lileri kadroya geçirme konusunda bir ön çalışması olduğunu duyuyoruz ve yine Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde olan yaklaşık 1.800 civarında olduğunu tahmin ettiğim 4/C’lilerin bu kapsam dışında tutulacağını da üzülerek duyuyoruz. Sayın Başkan, biz, yanı başımızdaki arkadaşlara sahip çıkamazsak, her gün bizim elimiz kolumuz olan insanlara sahip çıkamazsak, Türkiye’nin diğer çalışanlarına nasıl sahip çıkacağımızı ben burada bulunan Sayın Bakana aracılığınızla sormak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özcan.

Sayın Yeniçeri…

 

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin terörist PKK’lılar için “aktivist” ifadesini kullanmasına, AKP Hükûmetinin tavrının uluslararası kuruluşların PKK’ya bakışını değiştirdiğine ve iktidarı terör örgütüyle iş birliği yapmaya son vermeye çağırdığına ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi terörist PKK’lılar için “aktivist” ifadesini kullanmaktadır. AKP Hükûmetinin tavrı, uluslararası kuruluşların PKK’ya bakışını değiştirmiştir. “Bebek katili”nin yerini “İmralı” kelimesi almıştır. “Türk” kelimesinin yerine “Türkiye vatandaşları” deyimi kullanılmaktadır. Avrupalı da PKK terörüne “terör” değil “çatışma” demeye başlamıştır. AKP iktidarından önce Avrupalılar “terörist” dedikleri PKK’lılara artık “aktivist” diyor. PKK’nın “aktivist” olarak ilan edildiği yerde, AKP iktidarı da terör ve terörist karşısında aciz düşmüş pasifist bir iktidar olarak tarihe geçmiş bulunmaktır. AKP’nin katkılarıyla, terör örgütü PKK giderek uluslararası meşru muhatap olunacak kurtuluş örgütü hâline gelmektedir. Bu durum, AKP ile PKK’nın millî devlete karşı iş birliği içinde gerçekleşmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – İktidarı bir kez daha, terör örgütüyle iş birliği yapmaya son vermeye çağırıyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Dedeoğlu, buyurunuz.

 

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlı olarak kurulan Pazarcık Meslek Yüksekokulunun bina ihtiyacı olduğuna ilişkin açıklaması

 

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesine bağlı olarak kurulan Pazarcık Meslek Yüksekokulumuzun yıllardan beri Pazarcık’ta binası yok. Orada okuyan öğrencilerimiz Pazarcık’tan Kahramanmaraş’a gelmekte. İlgili bakanlıklardan ricamız şudur ki: Pazarcık Meslek Yüksekokulumuzun bine yaklaşan öğrencilerinin Pazarcık’ta meslek yüksekokuluna yakışır bir şekliyle bu binalarının yapılması.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dedeoğlu.

Sayın Demiröz.

 

5.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa Yenişehir Havalimanı’ndan Ankara’ya yapılan seferlerin bir ay süreyle ertelenmesi konusunda bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bursa ilimiz tarım, sanayi ve nüfus anlamında ülkemizin 4’üncü büyük ili. Bursa Yenişehir Havalimanımız var. Bursa Yenişehir Havalimanı’ndan sadece Ankara bağlantılı uçuşlar olduğunu ifade etmek istiyorum ve sorumu ilgili bakanlığa şöyle sormak isterim: Yaz tatili uygulamaları, yaz uygulamalarının yapıldığı bu dönemde Bursa’daki Yenişehir Havalimanı’ndan Ankara seferlerinin akşam da yapılması ve 4 sefere çıkarılması gerekirken bu bir ay süreyle ertelenmiştir haziran ayına. Bu ertelemenin kimler tarafından, nasıl yapıldığı konusunda bilgi almak istiyoruz, bir.

Bir de bu, Bursalılar için görülen bir reva mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Halaman.

 

6.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Ankara’nın Polatlı ilçesinin girişinde bulunan levhadaki yazıya ve Adana’daki yayla yollarının durumuna ilişkin açıklaması

 

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, sağ ol.

Sayın Başkanım, bu Ankara’nın Polatlı ilçesi var. Bu Polatlı ilçesine girerken levhada şöyle bir yazı yazıyor: “Türkçe anlatamadık derdimizi, İngilizce anlatacağız.” Hükûmetin Türkçeye karşı bir mesafesi var zannedersem.

Önümüz yaz. Bu Adana bölgesi genelde yaylaya çıkıyor. Yaylaya giderken KÖYDES veya BELDES adına yolların yapılacağı söyleniyor. Gündeme getirmemize rağmen bir türlü bu içme suyu, yol yapılmıyor. Yapılana kadar söylemeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Yüksel.

 

7.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, taşeron işçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

 

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emek düşmanı AKP Hükûmetinin taşeron politikaları sonucu İzmir’de yine 650 belediye işçimiz büyük sorun yaşamaktadır. Bu taşeron politikaları sonucunda ülkemizde dokuz yılda 663.459 iş kazası olmuş ve 10.538 kişi hayatını kaybetmiştir. Yılda ortalama 70 bin iş kazası oluyor. Yalnız geçen yıl, 2012 yılında 1.700 işçimiz bu iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetmişlerdir, 15.061 işçi malulen emekli olmuştur, sakat kalmıştır, 5.323 kişi meslek hastalığına yakalanmıştır, meslek hastalığı sonucu 72 kişi hayatını kaybetmiştir, yine meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremez kişi sayısı 2.093’tür. İş kazalarında ve iş ölümlerinde Avrupa’da 1’inci sıradayız, dünyada 3’üncü sıradayız.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

Sayın Moroğlu…

 

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, İzmir’deki BMC işçilerinin sorunlarına ve iktidarın bir an önce işçilerin örgütlenmesine olanak sağlayıcı yasaları çıkarması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

İzmir’deki BMC işçilerinin sorunlarını değişik defalar gerek bir dakikalık sorularla gerekse kürsüden yaptığımız konuşmalarla dile getirdik. İzmir’deki AKP milletvekili arkadaşlarımız da BMC işçilerini ziyaret ederek bu dosyalarını alıp “En kısa zamanda gerekli bakanlarımızla görüşerek sizin sorunlarınıza çözüm bulacağız.” demişlerdir. Fakat bugüne kadar BMC işçileri fabrikayı çalıştırmak için harekete geçtikleri hâlde aylardır maaşlarını alamamaktalar ve en ufak bir denetim, düzenleme, ne tür bir çıkış yolu olacağı konusunda da iktidardan bir yol haritası beklemektedirler.

Aynı şekilde, İş Kanunu’yla ilgili işverenlere kolaylık sağlayan yasalar çıkarılırken işçilerin her direnişi, işçilerin her sendikalaşma hareketi patronlar tarafından kapı önüne konarak sonuçlanmaktadır. Onun için iktidar bir an önce işçilerin örgütlenmesine olanak sağlayıcı yasaları çıkarmalıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Sayın Ağbaba…

 

9.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Tohma köyünde yaşayan insanların sorunlarına ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Malatya’da 2004 yılında yeni köy kuruldu, adı “Tohma.” Çelikhan’da 7 muhtarlık ve 14 mezra Çat Barajı’nın havzasında kaldığı için topraklarından, köylerinden koparılarak Malatya’ya yerleştirildi. Bu insanlara, eğer taşınırsanız 3 eve 1 traktör, hane başı 2 inek, arazilerinize sondaj, beş yıl boyunca aile reislerine maaş bağlanacağı taahhüt edildi. Yaptıkları evleri 7.500 TL ve yirmi beş yılda ödeyeceklerdi. Evler 21.bin TL’ye mal oldu, insanlar borçlarını ödeyemiyor, her ay faiz biniyor. Köylüler kandırılmış, çaresizlik içinde kendilerine verilen sözlerin tutulmasını bekliyorlar. Doğdukları topraklardan koparılan köylüler işsiz güçsüz, hiçbir şey ekip biçemeden yaşamaya çalışıyorlar. İşsizlik almış başını gidiyor. “Bir dönüm tütün ekerek kendi köyümüzde ağa idik, burada 1 TL gelirimiz yok. Erkeklerimiz boş, kadınlarımız kayısı fabrikasında çalışıyor, onların ellerine bakıyoruz. Bizi bu duruma düşürenlere yazıklar olsun, oylarımız haram olsun.” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Onların bu haykırışını dile getirmek istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Canalioğlu…

 

10.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon’un 5084 sayılı Teşvik Yasası kapsamından çıkarılması nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

 

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bilindiği gibi, Hükûmet aralarında Trabzon’un da bulunduğu 49 ilde 5084 sayılı Teşvik Yasası’nı uyguluyordu. Yasanın en önemli yararı ise 10 kişi ve üzerinde çalıştırılan işletmelerde Sosyal Güvenlik Kurumu kesintilerinde işveren payının devlet tarafından ödenmesiydi. Teşvik sisteminin sona erdirilip yeni teşvik sistemine geçilmesi sırasında çok ciddi sorunlar yaşanabileceği ve ülke çapında yüz binlerce işçinin ya işine son verileceği ya da kayıt dışına çıkarılacağı uyarıları yapılmıştı. Ancak Hükûmet uyarılara pek kulak asmadı. Trabzon şişirilmiş rakamlarla ülkenin en gelişen illerinden biri olarak gösterildi ve nispeten gelişmiş üçüncü derece illeri arasında sayıldı, teşvikteki avantajlarını da kaybetti. Eski teşvik sisteminin sona ermesinden sonra Trabzon için 2013’ün ilk iki ayında çok vahim bir tablo ortaya çıktı. Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre 2012 yılı Aralık ayında Trabzon’da özel sektörde 107.450 işçi çalışırken 2013 yılı Ocak ayında bu rakam 104.080’e indi, yani Ocak ayında 3.370 işçi işten çıkarıldı. Şubat ayında ise tam bir kıyım yaşandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canalioğlu.

Sayın Buldan…

 

11.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, İstanbul Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın açıklamasındaki bazı ifadelere ilişkin açıklaması

 

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce Sayın Emine Ülker Tarhan’ın açıklamalarını dinlerken tüylerim diken diken oldu gerçekten. Bu coğrafyada ne kadar çok çocuğun yetim kaldığını acaba bilmez mi Sayın Tarhan? Siz bir örnek verdiniz ama ben size binlerce örnek veririm. Böylesi bir atmosferde barışa karşı olmak ne kadar acıdır Sayın Tarhan.

Benim kızım doğduğu gün babası öldürüldü, bunu bilir misiniz acaba? Ama ben hiçbir zaman bu coğrafyada savaşın devam etmesinden yana bir tavır sergilemedim. Ben sürekli bu coğrafyaya bir barışın gelmesi için çırpındım durdum, mücadele ettim ama siz sürekli bir tarafı göstererek diğer tarafı ne yazık ki bu ülkede acı çekmemiş gibi göstermeye çalışıyorsunuz. Akan kardeş kanının durması sizi neden bu kadar rahatsız ediyor, ben bunu anlamakta sıkıntı yaşıyorum. Bugün Kandil’de önemli bir açıklama yapılacak, tarihî bir günü yaşıyoruz. Bugün Türkiye tarihî bir güne tanıklık edecek, Kandil’de bir açıklama yapılacak ve gerilla güçleri Türkiye sınırlarının gerisine çekilecek. Bu sizi mutlu etmeli, bu sizi umutlandırmalı, bu coğrafyaya barış geliyor diye umutlanmalısınız bence. Ama ne yazık ki halkımız sizin politikalarınızı da çok yakından izliyor, bunun cevabını da size en yakın zamanda gösterecekler, bundan emin olabilirsiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Buldan.

Buyurunuz Sayın Ünal.

 

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kamuoyunu doğru bilgilendirmemiz gerektiğine, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin raporunun tavsiye niteliğinde olduğuna ve uluslararası bağlayıcılığının bulunmadığına ilişkin açıklaması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çatısı altında bulunduğumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi her şeyden önce her birimizin üslubu, söylemi, kullandığı dil açısından büyük bir siyasi sorumluluk gerektiren bir çatı ve burada yaptığımız konuşmalarda da kamuoyunu bilgilendirirken doğru bilgilendirmemiz ve seçtiğimiz kelimelerin gerçeği yansıtması gerekiyor.

Özellikle, dün AKPM’de kabul edilen tavsiye niteliğindeki bir rapor üzerinden hareketle, aktivist ve terör örgütü ayrımı üzerinden ifadelerle ilgili kısa bir düzeltme kullanmak istiyorum. Burada milletvekillerimizin bir önergeye “evet” ya da “hayır” demesinden ziyade, bu rapor tavsiye niteliğinde bir rapordur ve bu raporun uluslararası bir bağlayıcılığı yoktur. Aynı şekilde de AKPM Başkanının dün yaptığı açıklamada da bunun altı çizilmiştir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünal.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz.

Dün bu konuyu ben getirmiştim ama böyle bir rezaletin bu raporun içine alınmasını müsaade edin de kınayalım. Değil mi?

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) - Bir mahzuru var mı kınamamızın?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hayır efendim, bir mahzuru yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben kınamanızı tercih ederdim. Raporun anlamsızlığından ziyade bu ifadeleri kınamanızı tercih ederdim doğrusu.

BAŞKAN – Sayın Vural, isterseniz sisteme girip söyleyebilirsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok efendim, söyleyeceğimi söyledim zaten.

BAŞKAN – Peki efendim.

Sayın Akar…

 

13.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’ye yapılan havaalanının durumuna ilişkin açıklaması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Kocaeli ilinde yıllardan sonra bir gecekondu havaalanı yapıldı. “Gecekondu” diyorum çünkü Türkiye’de ilk defa bir havaalanı Devlet Hava Meydanları dışında yapıldı, Büyükşehir Belediyesi tarafından işletmeye açıldı. Bu havaalanında önce gece görüşü ve uçakların inip kalkması için gerekli cihazlar yoktu. Bu havaalanının uçak yer hizmetleri yine Sabiha Gökçen Havaalanı personeli tarafından yapılmaya başlandı. Bu havaalanında ambulans yoktu, bu havaalanında itfaiye yoktu. Önce bu havaalanına ATLASJET geldi, çekti gitti. Sonra BORAJET geldi, o da çekti gitti ve bugün o havaalanında -çok affedersiniz ama- inekler otlamaktadır.

Kocaeli Türkiye’ye en çok vergi veren bir kent olarak bunu hak etmiyor diye düşünüyorum. Böyle şova yönelik, şovla açılan gecekondu havaalanlarının, gerçekten havaalanı işletmeciliğini haiz olmayan pistlerle şova dönüştürülen… Türkiye’deki bu yatırım ifadelerini doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Oğan…

 

14.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’daki sağlık hizmetlerinin yetersizliğine ilişkin açıklaması

 

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları on sene boyunca en çok sağlık alanında yaptıklarını iddia ettikleri şeylerle övündüler ama Iğdır’da manzara farklıdır. Iğdır’da her gün hastane kapatılmaktadır, şimdi de Tuzluca Devlet Hastanesi kapatılmaya çalışılmaktadır. Iğdır’da Tuzluca ilçesinde hastane var ama hastaneye doktor yok. Aynı şekilde, Iğdır merkezde de yeni bir hastane yapılıyor, doğrudur, ama mevcut hastane yenisi yapılıncaya kadar da durumu idare edebilecek durumda değildir. Biz, Iğdır’a hastane ve hastanenin içinde de doktor istiyoruz, sadece bina değil.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

Sayın Baluken…

 

15.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce gündem dışı söz alarak konuşan Dersim Milletvekillinin kullanmış olduğu cümlelerle ilgili bazı düzeltmeler yapacağım.

“Kürtlerle barış Alevilerle savaş kararları pahasına yürütülüyor.” ifadesini kullandı. Kürtlerin hiçbir zaman Alevilerle savaş senaryoları içerisinde oldukları tarihî olarak gösterilemez. Bugün de ortaya konan bu savların tamamı mesnetsiz, dayanaksız iftiraların ötesine geçmemiştir. Kendisi Kürt sorununun çözümüne yönelik Dersim modelini önerecek vicdansızlığı gösterenlerle aynı siyasal gelenekte şu anda bulunuyor. Alevi katliamlarına yönelik bu kadar duyarlılığı varsa yakın dönemin en büyük Alevi Kızılbaş katliamı olan Dersim katliamında kimin imzasının olduğunu, kimin iktidar olduğunu tekrar araştırmaya davet ediyorum.

Diğer taraftan katliamcı Esad’ı Alevi gibi göstermek de Alevilere yapılacak en büyük haksızlıktır diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Daha bir hafta önce Eşrefiye mahallesinde kimyasal silah kullanarak Kürtleri katleden bir kişinin Alevi olarak Meclis kürsüsünden sunulmasını da buradan kınadığımı belirtmek istiyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Sayın Köse...

 

16.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Cumhuriyet Halk Partisinin barıştan rahatsız olmadığına, sürecin sonunda daha çok kan dökülmesinden korktuğuna ilişkin açıklaması

 

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, barıştan rahatsız olan, barışın dilini konuşmak istemeyen bir tek Cumhuriyet Halk Partili, bir tek Cumhuriyet Halk Partilili milletvekili dahi yoktur. Ancak ölümle, terörle tehdit ederek, şantaj yaparak sağlanacağı iddia edilen barışın gerçek bir barış olmayacağını düşünüyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerçek barışı siz önerin.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Amerika’nın, İngiltere’nin, İsrail’in, Avrupa Birliğinin, kısaca emperyalizmin el atıp da barış getirdiği tek bir coğrafyanın olmadığını biliyoruz. Biz, barıştan değil, sürecin sonunda daha çok kan dökülmesinden korkuyoruz.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

Son olarak Sayın Yılmaz…

 

17.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin güneydoğudan çekildiğini gözlemlediklerine, bunu  şiddetle protesto ettiklerine ve ODTܒdeki bilimsel bir toplantıda yapılan saldırıya ilişkin açıklaması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

 Sayın Başkan, Duran Kalkan’ın Vatan gazetesine vermiş olduğu açıklamalarını okudum. Orada diyor ki: “Silahsızlanma tek taraflı olmayacaktır.” Biz de görüyoruz ki Türk Silahlı Kuvvetleri güneydoğudan çekiliyor, onun yerine PKK’lılar yerleştirilecek, onu gözlemliyoruz. Biz ülkemizin topraklarının savaşmadan teslim edilmesini gözlemliyoruz. Bunu şiddetle protesto ediyoruz.

Diğer yandan, dün  ODTܒde yapılan bilimsel bir toplantıya ve bilim insanlarına saldırı yapılmıştır. Kendilerine PKK’lı adı veren kişiler tarafından saldırı yapılmıştır. Bu çok ciddi bir provokasyondur. Üniversitelere yapılan, “PKK” adı verilen kişiler -kimlerse bunlar- ya da Hizbullahçılar tarafından yapılan saldırıları şiddetle kınıyoruz. Özgür bilim her zaman özgür kalacaktır. Üniversitelerdeki yükselen Atatürkçü, cumhuriyetçi mücadele hiçbir şekilde bastırılamayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Biliyorum Sayın Yeniçeri, söz vereceğim size.

Sayın Uzunırmak, sisteme girmişsiniz. “En son” dedim ama son olarak size söz veriyorum ve bu konuyu bitireceğim.

Buyurunuz.

 

18.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, “terörle barışmak” diye bir şeyin olmayacağına, silahların bırakılmasının ve adalete teslim olunmasının barış için tek yol olacağına ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, önce, biz burada devlet adamlarıyız. Gelecek on yılları, yirmi yılları, elli yılları düşündüğümüzde, bilhassa AKP milletvekili arkadaşlarıma seslenmek istiyorum: Acaba Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bilinci ve kültürü, Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlığına aidiyet artmakta mıdır, azalmakta mıdır? Bugün istediği birtakım şeyleri alanlar belki mutlu bir dönem yaşayabilirler ama onları harcadıklarında yeni bir istekle Türkiye Cumhuriyeti devletine dikileceklerdir.

Bugün, dünyada herhangi bir ülke gösterin ki sınırları içerisinde suç işlemiş insanları nezaret ederek sınır dışına çıkartmaktadır. Böyle, “terörle barışmak” diye bir şey olmaz, böyle bir barış olmaz, dünyada böyle bir ülke yok. Onurlu, ayakta kalmış bir devlet olamaz böyle bir devlet. Dolayısıyla tek yol vardır: Silahlarını bıraksınlar, adalete teslim olsunlar ve devletin vatandaşlık aidiyetini hissetsinler, hissettirsinler ancak o zaman bu ülkede barıştan bahsedilebilir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

Sayın Milletvekilleri, Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre, geçen birleşim tutanağında yer alan bir beyanının düzeltilmesi amacıyla söz istemiştir.

Buyurunuz Sayın Yeniçeri.

 

V.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 24/4/2013 tarihli 96’ncı Birleşimde Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde konuşmasındaki bazı ifadelere ilişkin konuşması (x)

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, özellikle dün, Sayın Ramazan Can, konuşmasında, basın toplantılarıyla ilgili bir hususa temas ederken “Sayın Özcan Yeniçeri, temmuz ayına kadar bu saati, bu toplantı salonunu tamamen kendisine tahsis etmiş vaziyette.” gibi bir ifade kullanmıştır. Doğrudur.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, bu kadar abartma her şeyi.

ÖZCAN YENİÇERİ (Kırıkkale) – Bir milletvekilinin görevi odur. Bir milletvekili, her gün, meydana gelen, ülkeyi, toplumu sarsan sorunlar konusunda görüş ve düşünce ifade etmiyorsa o milletvekili zaten milletvekilliğini yapmıyor demektir. Bir milletvekili eğer yasa tasarısı, teklifi sunmuyorsa, bir milletvekili kürsüden gelip görüşlerini ifade etmiyorsa, bir milletvekili soru önergesi vererek iktidarı veya yapılanları sorgulamıyorsa o zaten milletvekili değildir. Yani, milletvekilinin saat 11.30’da gidip de “Ben bu saatte basın toplantısı yapmak istiyorum.” demesi milletvekilliğinin en temel özgürlüğüdür, en temel hakkıdır, yapması gereken bir şeydir. İnsanı insan olduğu için suçlamak ya da onun yanlış yaptığını ifade etmek mümkün mü? Niye kapatmış olayım! Sayın Ramazan Can 11.30’la 12.00 arasında görüşmek istiyorsa o saat ona açıktır, istediği kadar görüşebilir, gelsin, basın toplantısı yapabilir. Ben oraya gidiyorum önceden, eğer sabah konulacaksa sabahleyin o saatte basın toplantısı yapmak istiyorum. Bundan daha doğal ne olabilir? Siz de gelin, benden on dakika önce gelirseniz siz alırsınız o basın toplantısı saatini.

Şimdi, tepeden tırnağa, yapılan konuşmalar, ortaya konan görüşler, nereden bakarsanız bakın ipe sapa gelir görüşler değil.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kime göre?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Yani, bu, akla, mantığa, bilime, şerefe, namusa, haysiyete göre böyledir. Çok açık söylüyorum. Bu ülkede savaş olduğunu çıkın açıklayın. Savaş mı var da barış istiyorsunuz? Ne savaşı! PKK terör örgütünün tek yanlı saldırısı var. Aklınızı başınıza devşirin.

Yani, burada...

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Adıyaman) – Özcan Bey, yavaş…

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Hayır, arkadaşlar şunu söylemek istiyorum: Çıkıyorsunuz diyorsunuz ki...

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Adıyaman) – Özcan Bey, sakin…

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Benim üslubum böyle, yani kimseyi muhatap etmiyorum.

Ama şunu söyleyeyim: Şimdi, tek taraflı olarak, alçak ve cani örgüt milletin barışına ve huzuruna musallat olmuş ve bu milleti rahatsız edecek kitle katliamları gerçekleştirmekte, yollar kesmekteydi. Şimdi bundan vazgeçmişse kendi bileceği bir iştir. Bu terör eşkıyalarını sınırın dışına elini kolunu sallayarak çıkartmak suçtur.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bu neyin düzeltmesi dört dakika?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Neyi düzeltiyor?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Kim bunu yaparsa yapsın suç işleyecektir. Bunların yapacağı şey, devletin adaletine, milletin merhametine sığınmaktır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Neyi düzeltiyor bu? Sayın Başkanım, tutanak düzeltmiyor.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, biraz sakin olunuz lütfen.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bunun başka yolu yoktur.

BAŞKAN – Sakin olunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tutanakla ilgili konuş.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sesini değil sözünü yükselt, sözünü!

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Üçüncü bir yol da burada yoktur. Şunu kesinlikle söylemek gerekir ki ortada olmayan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hocam, tutanakla ilgili konuş.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Tutanakları söyledim ama tutanaklarla ilgili olarak isteyen kişi, istediği zaman, istediği saatte, bir milletvekili gider orada basın toplantısı yapar. Ben de yapıyorum, bu benim en temel hakkımdır ve ben bunu yapmak zorundayım. Beni buraya bunun için bu millet seçti ve gönderdi. Ben burada süs bitkisi değilim. Ben orada sıralarda oturup da el indir-el kaldır yapacak bir şeyi kendime görevini yapmış olarak kabul edemem. Dolayısıyla da ben bunu yapıyorum. Bunu da her yanda…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Milletvekilinin asli görevini, yasama  gibi bir şeyi niye karıştırıyorsun ya! Asli görevidir milletvekilinin.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Siz ise iktidar olarak elden gelen bütün yolları kullanarak, önünüze gelen her türlü yolu muhalefeti susturmakta kullanıyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Neyi susturuyoruz? Bak dört dakikadan beri konuşuyorsunuz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – İşte televizyon yayınları ortada, işte gazeteler ortada, işte basın ortada, işte basın ve ifade özgürlüğü ortada.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hocam, akşama kadar konuşuyorsun sen ya.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Beni durduramazsınız, beni susturamazsınız, sizin iktidarınızın da gücü yetmez, Başbakanınızın da gücü yetmez.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kimse susturmuyor seni.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Ben özgür iradeli bir adamım ve ben milletten aldım bu yetkiyi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz nereden aldık?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Size düşen görev, sizin de aynı şekilde kendinizi ifade etmenizdir, başkasını susturmak değil. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Millet susturdu sizi.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir dakika, sakin olunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, hatip ismimden de bahsederek bana sataştığından…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Yeniçeri, millet susturdu sizi. 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Millet sizin ağzınıza kilit vuracak, kilit. Siz yerinizden kalkamayacaksınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hangi sözü söyleyecekseniz, lütfen münakaşa şeklinde değil, müzakere şeklinde, daha sessiz bir üslup kullanırsanız daha iyi olacağını düşünüyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Evet, duygularımızla değil, aklımızla konuşmanın yeri çünkü burası.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bağırılmaması lazım, buyurunuz.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, 24/4/2013 tarihli 96’ncı Birleşimde CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmadaki bazı ifadelere ilişkin konuşan Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Yeniçeri hoca olabilir ama milletvekilleri öğrencileri değildir onun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletvekilleri seçimle gelmiş, binlerce oyun temsilcisidir burada.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Yeniçeri milletvekili beyefendi, ekselansları!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Burada bir hoca edasıyla -bizler de öğrenci edasıyla- tavır takınamazsınız.

Diğer taraftan, burada televizyonla ilgili dün ben bir açıklama yaptım, dedim ki: “Bu televizyon yayınlarının hukuki dayanağı nedir?” Hukuki dayanağı 1995 yılında imzalanan bir protokole dayanıyor. Bu protokolü kim imzalamış? Dönemin Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk ile dönemin TRT Genel Müdürü Profesör Doktor. Tayfun Akgüner arasında imzalanmış. Bu protokole göre, haftanın üç günü Meclisin 14.00 ile 19.00 saatleri arasında çalışacağı deklare edilmiş, teyit edilmiş ve uygulama bu meyanda devam etmiş.

Diğer taraftan, biz iktidar partisi olarak muhalefet milletvekillerinin ya da muhalefetin sesini kısmakla… Bizim anlayışımızda bu yoktur. AK PARTİ zaten aleni, açık bir partidir, şeffaflığa inanan bir partidir. Herkes, her şey ortamda açıkça cereyan etmektedir.

Diğer taraftan, basın toplantısıyla ilgili: Bugün iktidar partisi grup başkan vekili basın toplantısını odalarında yapmaktadır. Ben dedim ki dün: “Muhalefet partisi grup başkan vekillerinden bir, saat 11.30’da pazartesi, çarşamba günü toplantı yapamaz.” Niye? Çünkü Sayın Yeniçeri tarafından burası kapatılmış.  Temmuz ayına kadar kapatılma olabilir mi? Bunun üzerine -Medeni Kanun- “Kanun lafzıyla ve ruhuyla temas ettiği bütün meselelerde meridir.” dedim. “Eğer bir hakkın sırf ıztırarı varsa kanun bunu himâye etmez.” dedim. “Hüsnüniyet şart kılınan hâllerde asıl olan onun vücududur.” dedim. Eğer bu benim okuduğum kanun metnini tefsir etseydi Sayın Yeniçeri, bu meyanda konuşmayı yapmazdı. Burada hakkın kötüye kullanılmasını kimse istismar edemez, hakkı da istismar etmemelidir. Bu nedenle, Sayın Yeniçeri’nin bu açıklamaları yerinde değildir diyorum.

Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Can.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup, bilgilerinize sunacağım:

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Doktor Hasan Bozer’in beraberinde bir Parlamento heyeti ile birlikte ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 18/4/2013 tarihli 47 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1206)

 

                                                                                                      24/04/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Hasan Bozer’in beraberinde bir Parlamento heyeti ile birlikte ülkemizi ziyaret etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 18/04/2013 tarih ve 47 sayılı Kararı ile uygun  bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7’nci maddesi gereğince Genel  Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                                               TBMM Başkanı

 

BAŞKAN –  Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergesi

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, huzurevlerinde ve yaşlı rehabilitasyon merkezlerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/597)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Huzurevlerinde ve yaşlı rehabilitasyon merkezlerinde yaşanan sorunların bütün boyutları ile ele alınması, yaşlıların maruz kaldıkları fiziksel ve psikolojik şiddetin nedenlerinin araştırılarak ortadan kaldırılması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzükün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan

Iğdır

BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Huzurevleri, belirli bir yaşın üzerindeki vatandaşların, ücret veya belirli bir bağış karşılığında kaldıkları bakım evleridir. Huzurevleri, sosyal yoksunluk ya da ekonomik yoksulluk içinde bulunan yaşlıların yaşam standartlarını koruma ve yükseltme amaçlı hizmetleri planlamak, düzenlemek, izlemek, koordine etmek ve denetlemekle görevli olarak Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürlüğüne bağlı bulunmaktadır.

Türkiye'de hemen hemen bütün huzur evlerinde yaşanan ve benzerlik gösteren sorunlar bulunmakta, bu sorunlar kimi zaman insanı dehşete düşürecek boyutlarıyla kamuoyuna da yansımaktadır. Yaşlıları korumak, bakmak, sosyal, psikolojik ve fiziksel gereksinimlerini karşılamak, sürekli bakıma ve rehabilitasyona gereksinim duyanlara bakım ve rehabilitasyon hizmeti vermekle görevli ve yükümlü olan huzurevleri, bu yükümlülüklerini yerine sorunsuz ve eksiksiz olarak getirmemektedir.

Hem kapasite hem de personel yetersizliği bulunan huzurevleri ve yaşlı rehabilitasyon merkezlerinde, yükümlülükleri yerine kusursuz bir şekilde getirecek niteliğe sahip personel oldukça azdır. Huzurevleri Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği’nin 5’inci maddesinde huzurevlerinde kapasite ve gereksinime göre uygun görülen nitelik ve sayıda müdür ve müdür yardımcısı, sosyal çalışmacı, psikolog, tabip ve hemşire, fizyoterapist, diyetisyen, teknisyen, genel idare ve yardımcı hizmetler sınıfından personel görevlendirilmesi öngörülmüş olmasına rağmen bu husus çoğu huzurevi idaresi tarafından dikkate alınmamaktadır. Huzurevleri, bakıma muhtaç yaşlıların hayatlarını mutlu ve rahat bir şekilde geçirecekleri yer olmaktan çok yaşlıların ölümü bekledikleri bir yer olma anlayışı ile hizmet vermektedir.

Huzurevlerinde ve yaşlı rehabilitasyon merkezlerinde, yaşlılara gerekli ilgi gösterilmemekte, ihtiyaçları uygun yöntemlerle karşılanmamakta ve sosyal hayatları yok sayılmaktadır. Özellikle ailesinden ilgi görmediği için huzurevine girmek zorunda kalan yaşlılar bu nedenden dolayı bunalıma girmekte ve gerekli psikolojik desteği alamadıkları için intihar ederek hayatına son vermektedirler. Balıkesir, Afyonkarahisar, Konya, Edirne ve daha bir çok huzurevinde intihar ederek yaşamına son veren yaşlılar olmuştur.

Bu tür yerlerde yaşlılar sürekli fiziksel ve zihinsel istismara maruz kalmaktadır. Yaşlıların hasta bakıcıların ve idarecilerin fiziksel şiddetine maruz kaldığı çoğu kez basına yansımış ancak bu konuda kamuoyunu tatmin edecek ve yaşlılara güvenli bir ortam sağlayacak tedbirler alınmamıştır. Gerekli denetimlerin yapılmadığı bu yerlerde kimi zaman yaşlılar maruz kaldıkları fiziksel şiddetten dolayı yaralanmakta ve hayatları boyunca kimseye açıklama olanağı bulmadıkları baskı ve tehditlere katlanmak zorunda kalmaktadırlar.

İstanbul Kartal'daki Özel Aydos Huzurevi'nde kalan alzaymır hastalarına şiddet uygulandığı ortaya çıkmış, huzurevindeki görevlilerin 25 yaşlıya dayak attığı görüntülenmişti. Yine aynı şekilde İstanbul Selimpaşa'da özel bir huzurevinde ve İzmir'de benzer olaylar yaşanmıştı. Kaynak yetersizliği, buna bağlı olarak eğitimli eleman istihdam edilememesi ve kötü ekonomik koşulların "ne iş olursa yaparım" anlayışını hâkim kıldığı ülkemizde, kendi branşında ve gönüllülüğe bağlı çalışma hemen hemen ortadan kalkmıştır. Çoğu alanda olduğu gibi huzurevlerinde de mesleki yeterliliği olmayan kişiler istihdam edilmektedir. Buralarda yaşanan şiddet ve istismarın yalnızca küçük bir boyutu kamuoyuna yansımakta, psikolojik ve fiziksel şiddet gizlenerek sürmektedir.

Huzurevi ya da rehabilitasyon merkezlerinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan yaşlıların, ihtiyaçlarına, inançlarına, haysiyetlerine, özel yaşamlarına (mahremiyetlerine), bakımları ve yaşam biçimleri hakkında kendi kararlarını vermelerine saygı gösterilmemektedir. Yaşlılar, insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam olarak yararlanamamaktadır.

Huzurevlerindeki ve yaşlı rehabilitasyon merkezlerindeki bu durum, şiddetin giderek boyutlandığı Türkiye'de, şiddetin boyutlarının toplumun bakıma muhtaç tüm kesimlerine uzandığını ortaya koymaktadır. İnsani şartların altında hizmet veren huzurevlerinin ve yaşlı rehabilitasyon merkezlerinin sorunlarının tespit edilerek, başta Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürlüğünü olmak üzere bütün yetkilileri harekete geçirmek ve yaşlıların huzurlu bir ortamda yaşamlarını sürdürmelerini sağlamak amacıyla bir meclis araştırma komisyonu kurulmasının uygun olacağını düşünmekteyiz.

 

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, tutuklu ve hükümlülerin ve ailelerinin yaşadığı maddi, manevi zorlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/598)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tutuklu ve hükümlülerin, ailelerinden uzak yerlerdeki cezaevlerinde tutulmaları nedeniyle, tutuklu ve hükümlülerin ve ailelerinin yaşadığı maddi-manevi zorlukların tespit edilerek, yaşanan sorunların ortadan kaldırılması için bu doğrultuda alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzükün 104 ve 1O5’nci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                  Pervin Buldan

                                                                                                                                          Iğdır

                                                                                                                          BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 2’nci maddesinde, "ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin kurallar hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, millî veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır." hükmü bulunmaktadır. Ayrıca aynı maddede "ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz." ibaresi yer almaktadır.

Ancak Türkiye cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri gün geçtikçe derinleşmekte, verilen cezalar hukuksuz uygulamalarla amacını aşmış bulunmaktadır. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 2’nci maddesinde belirtilen "hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, millî veya sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır." hükmü açık bir şekilde sürekli ihlal edilmektedir. Bu hüküm özellikle siyasi hükümlü ve tutuklular için yok sayılmakta ve tutukluların en temel insani haklardan yararlanmaları bile engellenmektedir.

Siyasi hükümlü ve tutuklular genellikle ailelerinden uzak yerlerdeki cezaevlerine nakledilmektedir. F tipi cezaevleri genelde uzak yerlerde (Ankara-Sincan, Bolu, Tekirdağ, İzmir, Adana vb) yapılmıştır. Aileler ekonomik açıdan zorluklarla yüz yüze kalırken, bu uygulama ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ihlal edilmekte, tutukluların aileleri ile görüşmesini zorlaştırmakta, tutuklunun ruhsal durumunu gözetmek yükümlülüğünün dışına çıkmış olunmaktadır. Özellikle hükümlülerin, ailelerinin ikamet ettikleri yerlerden yüzlerce kilometre uzağa nakilleri, onların yanında yakınlarını da mağdur etmektedir. Bu uygulama ile "cezanın şahsiliği" ilkesinden çıkılarak ailenin tüm bireylerini kapsayacak bir boyut almasına yol açmaktadır.

Sivas katliamı hükümlüleri, çeşitli iddialar nedeniyle nakledildikleri cezaevinden "uzaklıktan ailelerinin gelemediği" gerekçesi ile yaptıkları başvuru neticesinde Sivas'a geri gönderilmişlerdir. Ancak buna karşın hâlihazırda ne ile suçlandıklarını dahi bilmeyen binlerce tutuklu ve hükümlü de ailelerinden uzakta olup yakınları ile görüşememektedirler. Söz konusu tutuklu ve hükümlüler, aileleri ile görüşemediklerinden yakınmakta ve bu taleplerini içeren başvurularda bulunmalarına rağmen başvuruları reddedilmektedir. Üstelik çoğu tutuklu vatandaş ne ile suçlandığını dahi bilmemekte, aradan geçen onca zamana rağmen iddianameleri düzenlenmediğinden yargılamalarına dahi başlanmamış durumdadır. Ailelerinin bulunduğu yerden çok uzak cezaevlerinde kalmakta olan bu vatandaşlar aileleri ile görüşme hakkından mahrum kalmaktadırlar. Bu yöndeki talepleri ise hiç değerlendirilmemektedir. Aileler yakınlarının tutuklu bulunduğu illere gitmek için maddi imkân bulamamakta ve kimileri yılda bir defa gidebilme imkânı bulmakta bile zorlanmaktadırlar. Görüş günlerinde bile gidecekleri ilde kalma koşulları olmadığı için aile fertlerinden ya yalnızca biri görüşe gidebilmekte ya da görüşe gidilmemektedir. Söz konusu uygulama hem tutukluları hem de tutuklu yakınlarını maddi ve manevi olarak zorlarken, en temel hakları bu uygulama ile fiilen engellenmektedir.

Tutuklu ve hükümlülerin sevk taleplerinin zorlaştırılmaması, ailelerin bu konudaki mazeret ve mağduriyetlerinin dikkate alınması, hükümlü ve tutukluların cezalarını, ailelerine en yakın ikamet yerlerindeki ceza ve tutukevlerinde çekmelerinin sağlanması için gerekli koşulların oluşturulması ve bunun yasal düzenlemeler yapılarak hayata geçirilmesi gerekmektedir.

 

3.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve 19 milletvekilinin, tekstil sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/599)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde yaşanan tekstil sektörünün sorunlarının araştırılarak, gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.   

1) Necati Özensoy                                     (Bursa)

2) Mehmet Şandır                                      (Mersin)

3) Ali Uzunırmak                                        (Aydın)

4) Süleyman Nevzat Korkmaz                     (Isparta)

5) Kemalettin Yılmaz                                  (Afyonkarahisar)

6) Celal Adan                                            (İstanbul)

7) Enver Erdem                                         (Elazığ)

8) Cemalettin Şimşek                                 (Samsun)

9) Hasan Hüseyin Türkoğlu                        (Osmaniye)

10) D. Ali Torlak                                        (İstanbul)

11) Emin Haluk Ayhan                                (Denizli)

12) Reşat Doğru                                        (Tokat)

13) Ali Öz                                                  (Mersin)

14) Atila Kaya                                           (İstanbul)

15) Erkan Akçay                                        (Manisa)

16) Özcan Yeniçeri                                    (Ankara)

17) Zühal Topcu                                        (Ankara)

18) Mustafa Kalaycı                                   (Konya)

19) Muharrem Varlı                                    (Adana)

20) Mehmet Günal                                     (Antalya)

Gerekçe:

Tekstil endüstrisi gerek istihdam gerekse üretim ve pazar imkânları açısından Türkiye'nin ve Bursa'nın en önemli sektörleri arasındadır. Ekonomimizin itici ve lokomotif gücünü oluşturan toplam ihracatımızın yüzde 40'ından fazlasını oluşturmaktadır.

Tekstil sektörünün sorunlarının bir kısmı geneldir ve Türk ekonomisinin tümünü ilgilendirmektedir. Bu endüstri kolunun sahip olduğu genel sorunlar şu şekilde sıralanabilir:

Yatırımların büyük çoğunluğunun yüksek faizli ve kısa vadeli borçlanma şeklinde yönlendirilmesi işletmelerin mali yapılarını daha da bozmuştur. Kriz dönemlerinde plansız davranılarak yatırıma devam edilmesi sektörün genel yapısına zarar vermiştir. Sektördeki firmaların büyük çoğunluğunun KOBİ'lerden oluşuyor olması işletmelerin bozuk finansal yapılarının temel nedenini oluşturmaktadır. Sektörde ciddi bir pazar problemi yaşanmaktadır. Türkiye'deki tekstil endüstrisinin temeldeki en büyük sorunu araştırma-geliştirme eksikliğidir. Gelişmiş ülkelerin tekstil üretimi ve ticaretindeki etkinliği devam etmekte iken hazır giyim üretim ve ihracatı azalmakta, ithalat ise hızla artmaya devam etmektedir. Bu durum yapılabilecek olan yeni düzenlemelerle ülkemiz lehine çevrilebilecektir.

Kaliteli üretim için gerekli olan iş gücü verimliliği Türkiye'de son derece düşüktür. Toplam tekstil ürünleri ihracatımızın 2/3'ü tekstil makineleri ithalatı için döviz olarak yurt dışına geri ödenmektedir. Teknoloji üretmeyen bir ülke olduğumuz bu bağlamda asla unutulmamalıdır.

Tekstil sektöründe vizyon ve strateji eksikliği vardır. Bu nedenle, sektördeki birçok işletme gelecekte ve AB kapsamında çalışmalarını hangi yöne çevireceği konusunda bilgisiz ve kararsızdır. Bu durum tekstil sektörünü AB sürecinde sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Strateji konusunda ticaret ve sanayi odalarının teşvikleri gereklidir.

Çin sektörünün aşırı, acımasız ve haksız rekabeti çok önemli bir sorundur. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde bir çok işletme kapanacaktır. Yurt dışındaki rakiplere göre enerji, doğal gaz, vergi, sigorta gibi temel girdiler ülkemizde oldukça yüksektir. Diğer ihracatçılar gibi tekstilcilerde kur riski ile karsı karşıyadır. Kurlardaki düşüş ihracatçıların rekabet şansını azaltmaktadır.

Tekstil sektörünün en önemli sorunlarından birisi de kayıt dışılıktır. Kayıt dışı çalışan tekstil işletmeleri rekabet ortamının bozulmasına, makine parkının bilinmemesine ve istihdam bilgilerinin yetersizliğine neden olmaktadır. Yetersiz bilgiler sektörle ilgili geleceğe ilişkin doğru tahminler yapılmasına olanak vermemektedir. Bu sektörde nitelikli eleman yetersizliği söz konusudur. Üniversite-sanayi iş birliği gerçekleştirilememektedir.

Sektörün diğer bir sorunu; tasarım yapamamak, marka olamamak ve moda yaratamamaktır. Tekstil firmaları çalışanlarına gereken yatırımı yapmamaktadır.

Tekstil sektörüne ilişkin yukarıda saydığımız sorunlar ancak akılcı ve sektörün yapısına uygun çözümler getirilerek aşılabilir. Genel olarak getirilebilecek çözümler: Öncelikle sağlıklı bir sektör envanteri çıkarılmalı ve sorunlar masaya yatırılmalıdır. Bu endüstriye ilişkin kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirlenmeli, vizyon oluşturulmalı ve dünyadaki gelişmelere göre izlenecek stratejiler tespit edilmelidir. Belirlenen hedef ve stratejiler sektör bünyesindeki firmalara anlatılmalıdır.

Tekstil şirketleri bir araya gelerek sorunlarına ortak çözümler arayabilmeli, sektörel kümeler oluşturulabilmelidir. AR-GE ve eğitim yatırımları en üst düzeyde yapılmalıdır. Tekstil sektörünün kayıt altına alınabilmesi için vergi oranları düşürülmeli, denetimler yoğunlaştırılmalı ve kapsamlı bir vergi reformu yapılmalıdır. Fiyatı devlet tarafından belirlenen ve sanayide kullanılan enerji giderleri dünya fiyatları seviyesine çekilmelidir. Türk lirasının aşırı değerlenmesine karşı, ihracat yapan firmalara, ülkeye döviz girişi yaptıklarında en az enflasyonun altında kalmamak suretiyle kur verilmelidir.

Devlet desteğiyle yeni pazar arayışlarına gidilmelidir. Ham maddenin sanayiciye dünya fiyatlarıyla ulaştırılması sağlanmalıdır.

Bu nedenle, tekstil sektöründe yaşanan sorunlar hakkında araştırma yapılarak, gerekli önlemlerin alınması konusunda Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca bir Meclis araştırma komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır; okutup, işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 25 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

Danışma Kurulu Önerisi

                                                                        Tarih:25/04/2013

Danışma Kurulunun 25/04/2013 Perşembe günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                     Cemil Çiçek

                                                                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                         Başkanı

 

                     Adalet ve Kalkınma Partisi                                             Cumhuriyet Halk Partisi

                         Grubu Başkan Vekili                                                     Grubu Başkan Vekili

                         Ayşe Nur Bahçekapılı                                                    Emine Ülker Tarhan

                                   İstanbul                                                                         Ankara

 

                      Milliyetçi Hareket Partisi                                             Barış ve Demokrasi Partisi

                         Grubu Başkan Vekili                                                     Grubu Başkan Vekili

                                Oktay Vural                                                                  İdris Baluken

                                      İzmir                                                                            Bingöl

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın, bu kısmın 3’üncü sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun 25 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisinin lehinde Tunceli Milletvekili Kamer Genç.

Buyurunuz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii ki Türkiye Büyük Millet Meclisi egemenliğin tek kaynağıdır ve… Türkiye Büyük Millet Meclisi egemenliğin tabii yasama bölümüdür ama tek kaynağı değil, tabii yargısı da var, yasaması da var. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisinden çok şeyler gizleniyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde şu anda Başkanlık makamında bulunan kişi Türkiye Büyük Millet Meclisinin kişiliğini korumuyor.

Bakın, dün bir cenaze vardı, Genelkurmay Başkanının babası vefat etmişti. Allah rahmet eylesin. Şimdi, bir tarafında Tayyip Erdoğan duruyor, bir tarafında Abdullah Gül duruyor.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Milletin özlediği bir fotoğraf!

KAMER GENÇ (Devamla) - Cemil Çiçek nerede? Kenara atılmış. Burada, bakın, Meclis Başkanı Tayyip Erdoğan değil, Meclis Başkanı Cemil Çiçek’tir. Meclis Başkanı kendi bulunduğu makamını temsil edecek gücünden yoksunsa o makamdan istifa etmesi lazım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Camide, cenazede protokol olmaz!

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi değerli milletvekilleri, ayrıca Türkiye çok ciddi olaylarla karşı karşıya; bir yandan birçok olay oluyor... 2 tane bildiri okundu Diyarbakır meydanında. Birisi, bizim öteden beri söylediğimiz, işte, Amerika, Abdullah Öcalan, Abdullah Gül, Tayip Erdoğan’ın da bilgisi dâhilinde hazırlanan Diyarbakır meydanında okunan bildiridir ve bugün diyorlar ki: Artık doksan üç yıldır bu memlekette uygulanan laik Türkiye Cumhuriyeti rejimi yıkılacak, yerine Türkiye’nin öteden beri yani Osmanlı devleti zamanında, daha öncesinde, Türkler ve Kürtler –sanki Türkler ve Kürtler dışında başka bir ırk yokmuş bu memlekette- İslam bayrağı altında yaşayacaklar.

Değerli arkadaşlar, bakın, biz bu cumhuriyeti boşuna kurmadık. Tamam, barış gelsin, barış gelsin ama biz Türkiye Cumhuriyeti Devletini, laik cumhuriyeti yıkacak bir barışa razı değiliz çünkü biz bu cumhuriyeti kanla kurduk. Biz bu cumhuriyeti kurarken yabancı işgal güçlerine karşı savaştık. Şimdi, biz, o kadar, doksan sene önce, doksan üç sene önce kanla, savaşarak bu cumhuriyeti kuran insanlar belli bir süre sonra Tayip Erdoğan, Abdullah Gül ve Abdullah Öcalan’ın keyfini birleştirerek bu cumhuriyeti kendi istekleri doğrultusunda yıkacakları bir projenin destekçisi olamayız. Herkes bazı gerçekleri kavraması lazım, bilmesi lazım. Bu ülkenin, bu memleketin başına ne çoraplar örülüyor, bunları bilmemiz lazım. Meclisin bir şeyden haberi yok, neler konuşulmuş. Biz de arkadaşlar…

Bakın, ben Tunceli Milletvekiliyim, en büyük vahşet benim ilimde yaşandı. 1990’larda, 1980’lerde bütün okullarımız yakıldı, birçok insan yani nüfusumuzun yüzde 80’ine yakını kendi bölgemizden göç ettirildi. Elbette ki istiyoruz, böyle bir olayın durması, silahların bitmesi insanların kardeşçe yaşaması...

Arkadaşlar, hepimiz insanız, hepimiz bu memleketin vatandaşlarıyız. Bizim konuşarak, tartışarak kardeş duygularını dile getirerek o ölçüde halledemeyeceğimiz meseleler yok. Ama bizim içimize birtakım şeytanlar karışıyor, birtakım emperyalist güçler geliyor ve bunlar diyorlar ki: Bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu sınırları içinde yaşayan bu halk barış içinde kaldığı zaman bu halkın zekâsı, kişiliği, niteliği… Gerçekten, yüce Atatürk’ün bu devleti kurarken hedef seçtiği, akla ve bilme dayalı bir eğitim sistemiyle, böyle bir dinamizmle bu ülkeyi yönettikleri zaman bu Türkiye’yle başa çıkamayız. Ne yapmamız lazım? Bu insanları birbirine vurdurmamız lazım, bunların içine kardeş kavgasını sokmamız lazım ve bu insanları, bu devleti böyle parçalamamız lazım.

Şimdi, arkadaşlar, biz hepimiz kardeşiz yahu, hepimiz bu toprakların içinde yaşıyoruz; dinimiz bir, duygularımız bir, inançlarımız bir, hepimizin bir millî ülküsü var. Bunu niye bir tarafa itiyoruz? Burada birbirimize karşı düşmanca duyguları bir tarafa bırakarak, kardeşçe yan yana gelerek meseleleri halletmeye gücümüz yetmiyor mu? Yeter. Peşin hükümlü hareket etmenin anlamı yok ama bugün siyasi iktidarı elinde tutan güç maalesef bu memleketi bölmeye çalışıyor.

Bakın, Tayyip Erdoğan’a soruyorlar, diyorlar ki: “T.C.’yi kaldırmaları konusunda sizin bilginiz var mı?” “Benim bilgim yok ama mademki bu T.C.’yi kaldırdılar, arkasında da dursalardı.” diyor. Bu ne kadar vahşetçe bir düşünce tarzı. Yani T.C.’nin kaldırılmasını -aslında onu da itiraf ediyor-  istiyor. Ben kaldırmadım ama niye arkasında… Yani “Siz kaldırdınız ey valiler, ey kişiler, siz bunun arkasında devam edin.” diyor; bu, bu anlama geliyor.

Arkadaşlar, T.C.’yi kaldırınca yerine ne koyacaksınız? Cemaatleri mi koyacaksınız, tarikatları mı kuracaksınız? Şimdi valiliğin üstündeki “Türkiye Cumhuriyeti”ni kaldırıyorsunuz, “valilik” kelimesi orada kalıyor. Hangi devletin valiliği? Yunanistan valisi mi; efendim, Rus valisi mi, Amerikan valisi mi? Bunların hepsinin arkadaşlar, bunların geldiği anlamı bilmemiz lazım.

Bakın, Türkiye’de çok ciddi olaylar var. AKP iktidara geldiği günden beri maalesef belli bir inanç grubuna karşı çok açık bir cephe alıyor. Ben inanmanızı istiyorum; benim için insanların ırkı, dini, dili, mezhebi önemli değil. Ben bir insanım, kendimi insan kabul ettiğim gibi, karşıdaki herkesi de insan kabul ederim. Onun inancı, milliyeti, ırkı önemli değil ama bir siyasi iktidar bu kadar mezhebe dayalı bir uygulama yaparsa gerçekten de artık bizim de burada parlamenter olarak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin milletvekili olarak burada yemini yaparken aldığımız sorumlulukların gereğini de yapmamız lazım.

Bugün, arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinde, kabinede görev yapan 9 tane milletvekili arkadaşımız Kürt. Soruyorum bunlara... Bakın, her gün birçok yerlerden insanlar geliyor bana. Diyorlar ki: “Biz...”

SIRRI SAKIK (Muş) – Sen nesin Kamer Bey, sen nesin?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, şimdi, Sırrı, ben biliyorum, birbirimizi tanıyoruz.

Bir tane...

SIRRI SAKIK (Muş) – Sen nesin?

KAMER GENÇ (Devamla) – Sen bir sor bakalım, bu Kürt bakanların başında bulundukları bakanlıklardan bir tanesi bir Alevi vatandaşı işe almışlar mı. Ya, bu kadar ayrımcılık yapıyorsun, onu da çık söyle. Bak, Maliye Bakanlığının başında Kürt var, efendim, İçişleri Bakanlığının başında Kürt var; Tarım Bakanlığının başında Kürt var. Yani sayayım hepsini. Devlet Bakanlığı şeyi var ama insanlarımız, fakülteleri bitiriyorlar, maalesef, yazılılarda en üst puanları alıyorlar fakat sözlüye gelince almıyorlar. Peki, bu insanlar ne yapacak arkadaşlar?

Bakın, ihaleleri hep kendi yandaşlarınıza veriyorsunuz. İhalelerde hukuk uygulanmıyor. İhale kanunları, kamu ihale kanunları uygulanmıyor. İşe alınmada bu mezhebe mensup insanlar dışlanıyor ve yatırım konusunda da işte görüyoruz Tunceli’de. Arkadaşlar, bakın bakalım, işsizlik konusunda verilen kadroları bir inceleyin, verilen yatırımları bir inceleyin, yolları bir inceleyin, yok bura. Özellikle ayrım yapılıyor. Bu ayrımı yapmayın.

Bakın, bu memlekette siz iktidarsınız. Türkiye’yi çok ciddi bir kardeş kavgasına sürüklüyorsunuz. Bu memlekette Alevi vatandaş diyor ki: “Kardeşim, benim ibadet yerim cemevi.” Ya, şimdi, Diyanet İşleri Başkanı diye bir zat var, diyor ki: “Efendim, ibadet yalnız camide ve mescitte yapılabilir.” Ya, sana ne kardeşim! Ben dağın başında ibadet yaparım, sana ne! Sana var mı? Yani bunu böyle... Sen bu yetkiyi kimden almışsın? Dolayısıyla bu insanlara karşı bu kadar kinle, nefretle, ayrımla yaklaşmamak lazım. Bakın, biraz önce sevgili milletvekili arkadaşım Hüseyin Aygün burada birtakım gerçekleri dile getirdi. Bu gerçeklerin doğru olup olmadığını araştırmak yerine o arkadaşımızı suçlamak da kimsenin haddine değil.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Onun söylemlerinin ardında duruyor musun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, ayrım yapıyor… Sen şimdi ben neyin arkasında… Burada konuşmamda Alevi inançlı vatandaşlara karşı açıkça ayrım içindesiniz diyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç de ayrım içinde değiliz. Sen ayrım içindesin.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Var mı yüreğin? Söylediklerinin ardında durabiliyor musun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu yapma… Yahu, işte size binlerce misal veriyorum. Bugün ben vergi veriyorum; tamam, cami yapalım ama öte taraftan cemevi niye yapılmıyor?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Senin yüreğin var mı, onun ardında durabiliyor musun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Öte taraftan, benim verdiğim vergiyle sen caminin, kilisenin, havranın elektrik ve su parasını ödüyorsun da…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Önergenizin ardında durun.

KAMER GENÇ (Devamla) – …Alevi vatandaşın verdiği vergiyi niye cemevinin yakıt, aydınlatma parası, su parası yapıyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hüseyin Aygün’ün söylemlerinin ardında durabiliyor musun? Yüreğin var mı yüreğin?

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, şimdi, bakın, boşu boşuna bağırmayın, gelin burada konuşun. Biz her zaman için… Siz eğer insansanız, söylenenleri anlıyorsanız biz bu memlekette birlik yanında konuşuyoruz. Ben diyorum ki bakın, bu insanların hakkını koruyun. Bir zamanlar siz burada bağırıyordunuz “İmam-hatipliler bir yere alınmıyor...” ama şimdi imam-hatipliler dışında kimse kamu görevine alınmıyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İmam-hatip kadar, kafana taş düşsün! Başka bir şey yok mu senin bildiğin? Başka bir şey yok mu?

KAMER GENÇ (Devamla) – İşte, siz de zamanında söylediğiniz şeyleri bari şimdi yapın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –Teşekkür ederiz Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Aleyhinde…

Buyurunuz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında 4 siyasi partinin ortak bir önergesi…

Şimdi, bizim böyle bir konuşma talebimiz yoktu ama buraya çıkan sayın hatip yani sürekli, bilinen ezberini tekrarlıyor.

Şimdi, bakın, bugün önemli bir süreçten geçiyoruz. Bugün ülkenin… Yani burada çatışanlar ülke sınırının dışına çıkıyor ve silahlar susuyor, yeniden geleceğimizi birlikte inşa edeceğiz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, neyi yeniden kuracağız kardeşim, eskimizde ne hata var?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Dünyanın dört bir tarafında herkesin gözü Kandil’deyken… Ama bunlar hani tek parti dönemindeki anlayışlarını ve iktidarlarını sürdürmek adına… Bu saltanatları yıkıyor. Onun içindir, birkaç gündür sizin birçok üyeniz grubumuza saldırarak, Kürtlere saldırarak ve bu süreci sabote etmeye çalışıyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu kimse saldırmıyor. Kimse sana saldırmıyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, ben size cevap olarak söylemiyorum. Diyarbakır’daki o gün, 21 Martı biz gerçekten ülkemiz adına yeni bir milat olarak gördüğümüzü birkaç kez burada seslendirdik.

Orada ne söyleniyor? Bakın, bütün halkların kardeşliğinden bahseden o metinden, siz çıktınız, sadece iki cümleyi getirdiniz, gerisini görmediniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Esas özü o.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, ne diyor? Binlerce yıllık büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe, dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç’in kardeşliğinden bahsediyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Munzur ne oluyor? Munzur ne oluyor?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ağrı ve Cudi Dağı’nın Kaçkar, Erciyes Dağı’nın kardeşliğinden bahsediyor ve artık ne diyor? “Bugün artık yeni bir Türkiye, yeni bir Orta Doğu’ya, yeni bir geleceğe uyanıyoruz. Artık silahlar sussun, geleceğimizi birlikte inşa edelim.” diyor. “Silahlı direniş sürecinden demokratik siyaset sürecine doğru gidiyoruz.” Siz Türkçeyi bilmiyor musunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Türkçeyi senin öğrenmen gerekiyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Silahlar susacaksa niye rahatsız oluyorsunuz bundan? Neden rahatsız oluyorsunuz? Çünkü silahtır sizi ayakta tutan. Çünkü sizi ayakta tutan ret ve inkâr politikalarıdır.

Sizin, hele hele Dersim milletvekillerinin çıkıp bize söz söylemeye hakları yoktur. Sizin atalarınızın nasıl kılıçtan geçtiğini, sizin atalarınızın ve bu partinin mimarı olduğunu siz de biliyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bunlar celladına gülümsüyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Evet, doğrudur, doğrudur…

Şimdi, bunlar olurken hepinizin bu sürece destek sunması gerekirken çıkıp süreci tetiklemek, süreç adına “Efendim nereye gidiyoruz?” Nereye gidiyoruz? Demokratik bir cumhuriyete gidiyoruz. Nereye gidiyoruz? Özgür bir ülkeye doğru gidiyoruz. Herkesin kendi kimliğiyle kendisini özgürce ifade edebileceği, demokratik bir cumhuriyette buluşacak bütün halklar, bütün inançlar kendisini özgürce ifade edecek ve siz, o günkü açıklamaya ne diyorsunuz? “Efendim, Aleviler yok.” Bakın, o “Aleviler yok.” dediğiniz ve o siyaset üzerinden hesap yapmaya çalıştığınız, en çok Aleviler için, bedenini ölüme yatıran bir gelenekten geliyorlar onlar ve hâlâ yüzlerce Alevi genç, o süreç içerisinde, Alevilerin özgürlüğü için mücadele ediyorlar ama siz ne yapıyorsunuz?

RAMİS TOPAL (Amasya) – Sen kendi adına konuş Sırrı Bey, Aleviler adına konuşma.

SIRRI SAKIK (Devamla) - “Nevroz” için sesler yükseldiğinde, “Nevroz” için milyonlarca insan o sokaklarda, alanlarda barışı ve özgürlüğü alkışladığında siz ne yaptınız? Getirip, sizin vekiliniz, burada Türk Bayrağı’nı asıyordu. Nereye? Nereyi işgal ediyorsunuz? Gidip genel merkezine, genel merkezin kocaman duvarlarına kocaman bayraklar asarak bu ülkede barışı sağlayamazsınız ve o bayraklarla siyaset yaparak, hele hele üniversitelerde… Bakın, bu üniversiteleri çıkıp burada bugün konuşan arkadaşımız, üniversitelerde bir grup gencin elinde bayraklar ve o bayrakların sopalarıyla, barış ve demokrasi isteyenlere o sopalarla işkence ediliyor, zulüm ediliyor. Bu değerler eğer ortak değerlerse bunları bir saldırı aracı olmaktan çıkarınız. Bir taraftan bayrak, bir taraftan İstiklal Marşı, bir taraftan, efendim, tekbir sesleriyle muhalifleri susturmaya çalışmak… Süreci gerçekten baltalamaya çalışıyorsunuz.

Türkiye ilk kez önemli bir süreçte buluşuyor. Bakın, Türkiye toplumunun büyük bir kısmı bu barış sürecini destekliyor. Sağ olsun medyamız, belli kanallar… Bakın, kapalı toplantılarda binlerce insan gidip akil insanlarla oturup konuşuyorlar. Bu yansımıyor ama 3-5 kişi dışarıda, ellerinde bayraklarla oranın huzurunu, ülkenin huzurunu bozmaya çalışıyorlarsa onları akşam, medya ekranlara yansıtıyor ve siz de buradan…

Bakın, geçen gün buradan söyledim ama sizin arkadaşlarınız buna tepki gösterdiler. Ben Cumhuriyet Halk Partisinin böyle bir parti olduğunu düşünmüyorum çünkü bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi de yer almalıdır. En zor günde Kürt sorunundan korkup kaçanlar… O dönem SHP bu konuda rapor hazırladı. Şimdi, dönün 1989’un ruhuna, o devrimci ruha, o farklılıkları hayata geçiren SHP’nin ruhuna sahip çıkın yoksa burada… Birkaç gündür bütün konuşmalara tanıklık ediyoruz, sabrın da bir tahammülü vardır. Sürekli bir kesime hakaret etmek, sürekli süreci baltalamak ve hele hele marjinal gruplara hitap etmek, bunlarla yeniden siyaseti dizayn etmek, kimsenin bu süreçte bundan bir şey kazanma şansı yoktur. Allah aşkına, hep de söylüyorum ve altını da çizerek söylüyorum: Son altı aydır bu coğrafyada ölüm yok. Rahatsız mısınız arkadaşlar?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Rahatsız olanlar var.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Gerillası ölmüyor, askeri ölmüyor, polisi ölmüyor. Kim rahatsız bundan? Evet, bu sürecin karşısında duruş sergileyenler rahatsızdır.

Bakın, bütün dünyanın gözü bugün Kandil’de. Silahlar susacak, yeniden geleceğimizi birlikte inşa edeceğiz. Kim rahatsız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne birlikte ya! PKK terör örgütüyle birlikte olacak neyimiz var ya!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizler rahatsızsınız. Evet, sürekli bunları söylemek kolaydır. Bakın, biz bu barışı sağlayacağız, sizlere rağmen sağlayacağız. Bu ülkede barış lobisi savaş lobisinden daha güçlüdür çünkü vicdan sahibidir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Savaş lobisinin baronları sizsiniz be!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Savaş çığırtkanlığı yapanlar şunu…

OKTAY VURAL (İzmir) – Mayınların, silahların baronları, uyuşturucu tacirleri, çocukları öldürenler…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Artık bizim sırtımızdan hamasi nutuklar atarak savaşı tetiklemeyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Uyuşturucu ticareti yapanlar, insan ticareti yapanlar…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Gücünüz yetiyorsa çocuklarınızı alın gidin savaşın. Başkasının çocukları üzerinden siyaset yapmayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırakın silahları, bırakın!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bu çocuklar bizim geleceğimiz. Anadolu’daki bütün çocuklar, Kürt ve Türk çocukları, hepsi bizim geleceğimiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Geleceği beraber planlayacaksınız öyle mi, silah karşılığında?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Atalarımız bize özgür bir ülke bırakmadı. Yani keşke 1921’lerin… Hani bugün dönüp dolaşıyoruz, yeni bir anayasa, yeni bir toplumsal sözleşmeden bahsediyoruz ve düşünün, doksan üç yılı geride bıraktık, hâlen 1920’lerin Anayasası’nı arıyoruz. Eğer 1920’lerdeki Anayasa hayat bulmuş olsaydı, bugün bunları konuşmayacaktık. Eğer gerçekten bugünkü barış süreci hayat bulursa yarın bunları konuşmuyor olacağız. Bir şehit annesinin “Keşke altı ay önce olsaydı, çocuklarımız ölmeseydi, oğlum ölmeseydi.” sözü size hiçbir şey hatırlatmıyor mu?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – PKK olmasaydı hiçbiri ölmezdi.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biraz kendinizi o annelerin, o babaların yerine koyun. Yani dün hata yaptık, dün siyaset dünyası bu noktada gerekeni yapmadı, halka sözleri vardı, halka taahhütleri vardı, “Sorunları çözeceğim.” diyordu ama yapmadı. İlk kez bir siyasal iktidar çıkıp halka taahhüt ettiği şeyleri yerine getirmeye çalışıyorsa…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne taahhüt etti, söyle bakalım. Taahhütleri bir açıklayın.

SIRRI SAKIK (Devamla) - …ve bu konuda adım atıyorsa neden bu konuda rahatsızlık duyuluyor Allah aşkına, söyler misiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Taahhütleri bir açıklayın bakalım.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ve bugün hepimizin burada aslında dört siyasi partinin de…

OKTAY VURAL (İzmir) – Taahhütleri bir açıklayın. Ne taahhüt etti size?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Eğer gerçekten ülkede vatanseverlik ve yurtseverlik esassa, eğer kardeşlik esassa bugün aslında hepimiz önemli bir günü… Aradan doksan üç yıl geçiyor, yeniden bir cumhuriyet yaratacağız, demokratik bir cumhuriyetin adımları atılıyor, bunlar için bugün bir açıklama yapılacak ama tam tersi biz barışın dilini değil, savaşın dilini kullanıyoruz. Birbirimizi ötekileştirmeye, birbirimize saldırmaya çalışıyoruz. Bunlar geçmişte yaşandı, bunların hiçbiri bu ülkeye ne barışı getirdi ne kardeşliği getirdi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Türk milletine saldıran sizsiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Belli marjinal gruplar evet, iktidarlara ortak da oldular, koltukları da oldu ama artık deniz bitti. Halk gerçekten… Kürtler diyor ki: “…” (x) “Ev sahibi ve hırsız artık birbirini tanıyor.” Barışseverler kazanacak.

Hepinize teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim beyanatlarımı yanlış tefsir etti, sataşmadan söz istiyorum. Yani Dersim’in katliamlarını getirip bizim partiye bağladı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Benim babam mı yaptı, kim yaptı?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Arkasından benim düşüncelerimi, biz bu barışa karşıymışız şeklinde ifadeler kullandı. Müsaade ederseniz sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz düzeltiniz ama lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben her zaman her yerde ne konuşacağımı iyi bilen bir insanım.

BAŞKAN – Tabii bilirsiniz ama lütfen uygun bir şekilde konuşunuz.

Buyurunuz.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR(Devam)

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, sayın milletvekilleri, evvela en büyük dürüstlük konuşulanları doğru anlamaktır. Biz ne açılıma karşıyız ne savaştan yanayız, biz Türkiye Cumhuriyeti devletinde huzurun gelmesini istiyoruz ama başkalarının, emperyalist güçlerin uşağı olarak hareket etmiyoruz; kendi vicdanımızla, kendi aklımızla hareket ediyoruz. Şimdi, silah bırakılmış, ondan sonra insanlar öldürülmüyor, bizim için en onurlu bir durum, en istenen bir durum ama biz burada diyoruz ki: Kardeşim, ben birtakım… Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Abdullah Öcalan, Amerika gizli bir anlaşma yapmışsa bu anlaşmayı açıklayın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir anlaşma yok.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Rüya görüyorsun sen rüya.

KAMER GENÇ (Devamla) - Diyarbakır meydanında sizin açıkladığınız cümle çok önemli. Bin senedir… Diyor: “İslam bayrağı altında yaşayacağız, Türkiye Cumhuriyeti devletini kaldıracağız.” Ben bunu istemiyorum, bu da benim hakkım değil mi? Ben İslam bayrağı altında yaşamak istemiyorum, Türkiye Cumhuriyeti devleti bayrağı altında yaşamak istiyorum. Benim birinci hedefim bu.

İkincisi, şimdi, arkadaşlarımız Dersim’den bahsediyorlar. O Dersim katliamını kim yaptı? Hamidiye alayları yaptı. Hamidiye alayları kim? Kim olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz. Denildi ki o zaman, efendim: “Cennete gitmek için 2 tane, 3 tane Kızılbaş katledin...” İşte buyurun, işte o düşüncedeki insanlar geldi, o Dersim’deki insanları katletti. Onu istiyorsanız, araştırma önergelerimiz var, açalım; AKP içindeki Kürt milletvekilleri de buna kabul versinler, bu konuda biz araştırma önergesine… Dersim’de ne olmuş, kim haksızlık yapmış, bu olayların özünü açıklayalım. Bugün, Alevilerin inanç yerlerinin, cemevlerinin inanç yeri kabul edilmemesinin nedeni de işte AKP içindeki Kürt milletvekilleri buna kabul vermiyorlar. Buyurun verin de Alevilerin de inanç yerlerinin, cemevinin inanç yeri olduğunu kabul edelim. Niye yani bunlardan çekiniyorsunuz? Tabii zamanımız olmadığı için çok ayrıntılı da konuşmuyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Hamidiye alayları günahkârdır tutanaklara girsin ama Dersim katliamı 1937-1938’de oldu. Orada o dönem Hamidiye alayları yok. Biraz tarih karıştır, tarihî bilgiye sahip ol.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)

1.- Danışma Kurulunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 25 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN -Lehinde, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Oğan.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Türkiye’de geçtiğimiz senelerde bir “one minute” tiyatrosu oynanmıştı. Türkiye’de geçtiğimiz senelerde İsrail’le bir “çadır tiyatrosu” kurulmuştu. Aynı çadır tiyatrosunun şimdi Kandil’e kurulduğunu görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, kaç gündür bir açılım süreci başlattınız, açılım sürecinin şimdi geldiği noktada, sanki Türkiye Cumhuriyeti devleti bir başka ülkeyle savaşmış ve savaşı kaybetmiş gibi, barış masasına oturduğunu iddia ediyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Onu siz diyorsunuz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Türk milleti hiçbir savaşı kaybetmedi değerli milletvekilleri. Teröristler ise, bugün sizin “kardeş” dediğiniz, bağrınıza bastığınız teröristler ise, emin olunuz, bugün belki sizinle beraber kol kola girerler ama iki sene sonra, Milliyetçi Hareket Partisi iktidara geldiği gün, hem o teröristler hem o teröristlere yardım ve yataklık edenler bunun hesabını Türk milleti karşısında vereceklerdir.

Biraz önce ifade ediyorsunuz, diyorsunuz ki: “Üniversitelerde, elinde bayrak olanlar bilmem ne yapıyor.” Bugün maalesef -Spor Bakanımız uyuyor herhâlde- yurtlar, üniversiteler PKK’nın âdeta Kandil’i hâline gelmiş durumdadır. Türk milliyetçisi öğrenciler her gün PKK’nın saldırısı altındadır ve AKP’yle PKK’nın, üniversitelerde, her gün iş birliğine bu ülke sahne olmaktadır, bu ülkenin üniversiteleri bu iş birliğine sahne olmaktadır.

Bugün Kandil’den açıklama gelecekmiş, neyin açıklaması gelecek? Efendim, çekiliyorlarmış. Nereye çekiliyorlar? Uzaya mı gidecekler? Zaten her gün gittikleri yer, zaten her gün geldikleri yer. Ellerinde silah orada duracaklar; Hükûmete, Türkiye'ye, Türk devletine, Türk milletine tehditlerine devam edecekler, siz de bunu başarı hanenize yazmış olacaksınız, öyle mi? Türk milleti artık bunları görüyor. Sizin bu kirli pazarlığınızın, terörü bitirmek değil, terörü meşrulaştırmak çabası olduğunu Türk milleti artık görüyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Niye öyle yapalım?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Niye yapalım kardeşim?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Terörü meşrulaştırmak değil, bu millet size terörü bitirme görevi verdi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – İşte bitiriyoruz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bu millet, terörü, teröristi Kandil’e davulla zurnayla göndermek değil, onları yeniden Habur’da davulla zurnayla karşılamak değil, teröre, teröriste, Mehmetçik’e kurşun sıkana, binlerce çocuğu babasız annesiz bırakana kanunları, sadece ve sadece kanunları işletin diye size verdi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bir daha olmasın diye yapıyoruz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Elbette bir daha olmasın. Elbette, bir tek vatandaşımızın, kökeni ne olursa olsun bir tek vatandaşımızın dahi burnu kanamasın.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Tamam işte onu diyoruz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ama bunun yöntemi…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Silahların bırakılması değil(!)

SİNAN OĞAN (Devamla) – …elinde 40 bin kişinin kanı olan bir katilin, bir bebek katilinin bugün Hükûmetin muhatabı olarak, neredeyse partinizin eş başkanı sıfatına getirilmesiyle değil.

 “Biz hepimiz özgür olacağız.” diyor. Nasıl olacaksınız? Nasıl olacaksınız, bunu gelin burada açıklayın. Siz AKP olarak ne vadettiniz? Türk milleti bunu bilmek istiyor. Siz PKK terör örgütüne, elinde silah eli kanlı terör örgütüne ne vadettiniz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Vadetmedik.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Vadetmedik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Televizyonla hallettiler işi.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Biraz vicdanınız olsun, gelin bu kürsüde konuşalım. PKK terör örgütüne siz ne vadettiniz, ne verdiniz de…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiçbir şey vadetmedik.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hiçbir şey vermedik.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Peki, hiçbir şey vermediğinizi iddia ediyorsunuz, kafasına taş mı düştü, bir gece uyandı da “Efendim, biz artık kan dökmekten vazgeçtik.” dedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Televizyon gönderdiler.

SİNAN OĞAN (Devamla) – PKK’nın en çok kanını döktüğü insanlar benim Kürt vatandaşımdır. Kürt vatandaşımın kanını döken PKK’yı, siz bugün, Kürt vatandaşımızın temsilcisi hâline getiriyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz onu yapıyorsunuz, siz!

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bu bir terör örgütüdür.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Biz Kürt vatandaşlarımızı kucaklıyoruz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bu terör örgütü bölgede insanımıza diyor ki: “Biz bu savaşı kazandık.” Benim bölgemde, Iğdır’da, Kars’ta, Diyarbakır’da, oradaki insanıma diyor ki: “Biz T.C.’yi diz üstüne çöktürdük, biz bu savaşı kazandık.” Sizin işte terörü, teröristi getirdiğiniz nokta maalesef bu.

Ama şunu unutmayın ki: Bu millet size nasıl o yetkiyi verdiyse, emin olunuz ki o yetkiyi almasını ve herkesi hak ettiği yere göndermesini de bilir, bilecektir. İnşallah, hep beraber göreceğiz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 2011’de de aynı şeyi söylüyordunuz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, 63 tane “akil” olarak adlandırdığınız insanı salmışsınız piyasaya, salmışsınız insanlarımızın içine, AKP propagandası yapıyor.

Ben buradan soruyorum, buradan çağrıda bulunuyorum: TÜRK-İŞ Başkanı hangi yetkiyi aldı da “akil insan” diye piyasada dolaşıyor?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sana mı soracaktı?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Rifat Hisarcıklıoğlu hangi yetkiyle piyasada dolaşıyor, hangi odadan bu yetkiyi aldı dolaşıyor?

Bunların hepsinin hesabı emin olunuz ki sorulacaktır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Komisyona gel de konuş…

SİNAN OĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, emin olunuz ki bu ülkede tek bir vatandaşımızın dahi burnunun kanamasını istemeyen bir partiyiz. Huzurun gelmesini isteyen ve zamanında bu millet bize yetki verdiği zaman huzuru da getiren bir partiyiz. Ama siz Oslo müzakerelerinizle, ama siz bugün Kandil müzakerenizle milleti kandıramayacaksınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz milleti falan kandırmıyoruz ya! Siz kendinizi kandırıyorsunuz!

OKTAY VURAL (İzmir) - Kürdistan’da anlaşmadınız mı?

SİNAN OĞAN (Devamla) - Millet size her sokağa çıktığınızda, her yere gittiğinizde şu soruyu soracaktır. PKK’ya ne verdiniz de PKK bugün AKP ağzıyla konuşuyor?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Aynı şeyi söyleyip duruyorsun on dakikadır!

OKTAY VURAL (İzmir) – İmralı’da çay içmeye mi gittiniz?

SİNAN OĞAN (Devamla) – PKK’ya ne verdiniz de PKK bugün AKP ağzıyla konuşuyor, AKP bugün PKK ağzıyla konuşuyor? Sizin pazarlığınızı, Oslo’daki pazarlığınızı Milliyetçi Hareket Partisi deşifre ettiği zaman Sayın Başbakanın söylediği sözler hepimizin hatırındadır ve bugün yine Milliyetçi Hareket Partisi sizin PKK’yla pazarlığınızı deşifre etmeye devam ediyor, deşifre etmeye de devam edecektir. Sizin PKK’yla yapmış olduğunuz pazarlığı bu millet eninde sonunda öğrenecektir. Siz zannetmeyin ki PKK’ya birtakım vaatlerde bulunarak başkanlık sistemine geçebileceğinizi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terör örgütüne yalvarıyorsun bırakma silahı diye ya!

SİNAN OĞAN (Devamla) - PKK’ya birtakım vaatlerde bulunarak Anayasa’yı istediğiniz gibi değiştireceğinizi düşünmeyin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Âdeta yalvarıyorsun PKK’ya!

SİNAN OĞAN (Devamla) - PKK’ya birtakım vaatlerde bulunarak siz belediye seçimlerini kazanacağınızı zannetmeyin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, vaatte falan bulunmadı AK PARTİ.

SİNAN OĞAN (Devamla) - PKK’ya bazı vaatlerde bulunarak siz istediğiniz gibi bu ülkeyi başkanlık ve eyalet sistemine götüreceğinizi zannetmeyin.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kan ağlıyorsunuz şehit gelmiyor diye, kan ağlıyorsunuz!

SİNAN OĞAN (Devamla) - Millet artık bu pazarlıklarınızı görüyor. Türk milleti artık AKP’nin PKK ağzıyla konuştuğunu görüyor. Türk milleti artık BDP’nin AKP ağzıyla konuşmaya başladığını görüyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten bu Öcalan’ın projesi.

SİNAN OĞAN (Devamla) - Türk milleti artık AKP’nin eş başkanının bebek katili Abdullah Öcalan olduğunu görüyor. Türk milleti bunları görüyor ve bunların hesabını size soracaktır. Türk milleti size soracaktır, diyecektir ki: “Bu milletten siz Öcalan’ı dışarıya çıkarmak için yetki almadınız.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, millet sana itibar etmedi, oy oranından belli oluyor.

SİNAN OĞAN (Devamla) – “Öcalan’ı ev hapsine çıkarmak için yetki almadınız. Hapisteki eli kanlı PKK teröristlerini Meclis vasıtasıyla siz meşrulaştırmak; teröristi, terör örgütünü Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde aklamak için siz yetki almadınız.” Türk milleti size bunun için yetki vermedi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – İşçi Partisiyle siz aynı çizgiye geldiniz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, hepimiz bu milletten aldığımız yetkiyle geldik buraya.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Doğu Perinçek’le, İşçi Partisiyle aynı saftasınız.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bu milletin yetkisi PKK’yı meşrulaştırmak için kullanılamaz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ortak program yapıyorsunuz, ortak eylem yapıyorsunuz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Açıkça suç işliyorsunuz, açıkça siz Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsü altında suç işliyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK eşliğinde siyaset yapıyorsunuz. Bir de kendi düşünceniz olsa bari!

SİNAN OĞAN (Devamla) – PKK’yı siz meşrulaştırarak suç işliyorsunuz. PKK’yı siz, sanki şehitlerimizin kanı bunların elinde değilmiş gibi, sanki Serap’ları PKK’lılar yakmadı gibi PKK’yı meşrulaştırıyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Doğu Perinçek’i de genel başkan yaparsınız artık.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Doğu Perinçek’i genel başkan yapın da kurtulun.

SİNAN OĞAN (Devamla) – PKK’yı meşrulaştırmanızın, teröristleri aklamanızın hesabını Türk milleti size soracaktır değerli milletvekilleri.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Cevap veremedin be buna!

SİNAN OĞAN (Devamla) – Türk milleti size, uyuşturucu tacirlerinin, insan kaçakçılarının…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Geç onları, geç.

SİNAN OĞAN (Devamla) – …sigara kaçakçılarının, mazot kaçakçılarının nasıl sizinle iş birliği yaptığının hesabını soracaktır. PKK bir suç unsurudur, PKK bir uyuşturucu çetesi mensubudur. PKK, insan öldüren, çocuk öldüren, altı aylık kundaktaki bebekleri kurşunlayan terör örgütüdür. Dünden bugüne hiçbir şey değişmiş değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİNAN OĞAN (Devamla) - …dün nasıl PKK İsrail’in, Amerika’nın, başkalarının uşağıysa…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Meydanlarda Doğu Perinçek’le…

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’ya laf ettirmiyor. Sen avukatı mısın PKK’nın?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oyuncağınızı kaybettiniz, oyuncağınızı.

SİNAN OĞAN (Devamla) - …bugün PKK aynı uşaklığını devam ettiriyor, siz de maalesef bugün bunu yapıyorsunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oyuncağınızı kaybettiniz, oyuncağınızı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, PKK’ya laf söylüyoruz, AKP’li vekiller şikâyet ediyor. Niye? Birkaç tanesi pardon, hepsi değil, özür dilerim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Tarhan…

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR Devam)

3.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, az önce –ben çok iyi işitememiş olabilirim ama- Sayın Sırrı Sakık partimizle ilgili barışçı olmadığımız, savaş yanlısı olduğumuz yolunda bir ifade kullanmış. Kürsü falan istemiyorum sizden, kendisine söylediği bir sözü hatırlatacağım.

Aynen okuyorum, bakın, Meclis kürsüsünden siz bize dönüp aynen şunu söylemiştiniz, demiştiniz ki: “Evet, tehditse tehdit. Azdan az, çoktan çok gider.” diye bir söz kullandınız, hatırlıyor musunuz?

SIRRI SAKIK (Muş) – Hatırlıyorum.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Siz barışçı mısınız? Külahıma anlatın benim, külahıma! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tarhan, teşekkür ederiz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurunuz.

 

4.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Şimdi, Sayın Tarhan, ben sözümün arkasındayım. Bu sözü şunun için söyledim…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Siz bize “Haddinizi bilin!” de demiştiniz, hatırlıyor musunuz? “Boşnaklardan gelenler, Kafkaslardan gelenler, haddinizi bilin!” dememiş miydiniz?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben bu sözümü size söylemedim, bakın, bir dakika, çarpıtmayın, lütfen.

BAŞKAN – Sayın Tarhan, lütfen…

Buyurunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen yeni baştan alırmısınız?

BAŞKAN – Buyurunuz, yeniden söz vereceğim.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben bu sözümü söyledim ve arkasındayım. Eğer siz gidip farklı halkları linç ederseniz bir kimlik adına, o zaman “Azdan az, çoktan çok gider.” sözünü söyledim ve arkasındayım da. Zulüm edemezsiniz yani yıl 1938 değil, 1937 değil, tek parti dönemi değil. Zaten Kürt çocukları sizin zulmünüze karşı bedenlerini ölüme yatırdı.

Şimdi, geldiğimiz süreçte, sevgili arkadaşlar, dönüp bize diyorlar ki: “Siz AKP ağzıyla konuşuyorsunuz.”

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yakında AKP’nin içinde eriyecek ve nostaljiye dönüşeceksiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – En sert muhalefeti biz AKP’ye karşı yaptık. AKP de geçmişte, diğer siyasal iktidarlar gibi, evet, müzakere yerine o da mücadeleyi sürdürdü. Kavga mı? Evet, geçen yıl 1.200 gerilla ve asker öldü, AKP döneminde oldu. Ama döndüler, baktılar ki mücadele artık iflas etmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru, iflas etmiştir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oyuncağını elinden aldık!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Gelinen yer müzakeredir. Bundan dolayı kendilerini kutladık. Yani doksan yıl boyunca, Kürtlere karşı sürekli mücadele yöntemi uygulandı ama ilk kez bir müzakere… Daha medeni, insani bir şekilde oturup sorunlarımızı konuşabiliyorsak bu büyük bir erdemliliktir.

Bakın, bir de şu var: Aslında yenişemeyenlerin bir helalleşmesidir, Bunu niye anlamıyorsunuz? Otuz yıllık kavgada bütün şiddete rağmen PKK’yi yok edebildiniz mi? Hayır. Onun için hepimizin bir helalleşme sürecine ihtiyacımız var.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bunu onlara söyleyeceksin!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bugün yaşanan bir helalleşme sürecidir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Helalleşme CHP’ye saldırıyla mı oluyor?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bakın, Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Helalleşme CHP’ye saldırıyla mı oluyor? Helalleşme CHP’ye saldıyla olacaksa yapın!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sevgili Kardeşim, birkaç gündür sizin grubunuzdan sürekli bu barış süreci ve BDP’ye bir saldırı vardır. Biz sabrın, tahammülün bir noktaya kadar olduğunu söylüyoruz ve sizi göreve davet ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sürece katkı verin, tehdit etmekle olmaz.

“Biz sizi döveceğiz, siz bize boyun eğeceksiniz.” Vallahi, kimse size boyun eğmez, kusura bakmayın! (BDP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bizim BDP Grubuna karşı bir sataşmamız yok, arkadaşlar mahsus oraya çeviriyorlar. Bizim hedefimiz AKP. Bu memleketi batıran, bu memleketi parçalayan AKP. BDP’yle hiçbir ilgimiz yok. (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sakin olun sayın milletvekilleri.

Lütfen Sayın Genç… Teşekkür ederiz.

Sayın Bahçekapılı, buyurunuz.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)

1.- Danışma Kurulunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 25 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aleyhe söz almış durumundayım şekil olarak -grup önerimiz adına- ama mecbur bırakıldım. Bunu açıklamadan sözlerime başlamak istemedim ve sözlerimin başında da, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna teessüflerimi bildirerek sözlerime başlamak istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayrola?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Anlatacağım.

Dün hep birlikte, bütün grup başkan vekilleri ortak imzayla bugün görüşeceğimiz yasayı öne çektik. Ortak bir Danışma Kurulu yaptık ve bu ortak Danışma Kurulunun amacı kimsenin, hiçbir grubun bu Danışma Kurulu önerisiyle ilgili konuşmamasıdır ama maalesef, bu ortak kararımızı CHP bilemediğimiz veyahut da gördüğümüz ama anlayamadığımız nedenlerden dolayı bozdu ve şu anda bu aşamadayız, tartışıyoruz.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Niye güvendiniz ki Sayın Başkan?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşmadan niye o kadar korkuyorsunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Biz konuşmadan korkmuyoruz,

sizden de hiç korkmuyoruz. Ben bir düzenin bozulmasından bahsediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Siz düzene riayet ediyor musunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Sus da beni dinle!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen sus!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen kimsin “Sus.” diyorsun!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Siz konuşmanızda, burada, Sayın Cemil Çiçek’in bu Meclisin onurunu koruyamadığını söylediniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senin Meclis Başkanın nerede? Gitmiş köşede oturuyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Örnek olarak da bir cenaze merasimindeki bir fotoğraftan, bir yer alıştan, bir duruştan bahsettiniz. Ayıptır! Cenaze namazında protokol mü olur? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Orada protokol var tabii.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bu cenaze namazlarını da artık düşüncelerinize, siyaset üretmenize araç hâline mi getiriyorsunuz? Yazıktır size, gerçekten yazıktır. Neyse teessüflerimizi, bildirdik.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sadede gel, sadede!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Sorun, tabii ki, hepimizin bahsettiği bir konu, çözüm süreci, çözüm süreci ile ilgili gelişmeler ve oluşumlar. Herkesin ağzında bir kardeşlik duygusu var, “Gelin, birlikte kardeşçe yaşayalım.” diyorlar ama herkesin ağzından şiddet, kan, kavga ve lav fışkırıyor, lav. Biz de buna rağmen kardeşçe yaşamayı öneriyoruz ve sıkı sıkıya bu ilkemize sarılı kalıyoruz.

Evet, bu ülkede bir Kürt sorunu yaşandı senelerden beri. Kimi başka adlarla adlandırdı, kimisi başka adlar söyledi; “Güneydoğu problemi.” dedi, “Kürt problemi.” dedi, “Terör sorunu.” dedi ama neticede böyle bir realite vardı. Şimdi bu çözülüyor. Bu birdenbire olmadı. Biz AK PARTİ iktidarı olarak, göreve geldiğimizden bu yana bu ve benzeri sorunların demokratik yollarla, hak ve özgürlükleri teminat altına alarak çözülmesinden yanaydık. Bununla ilgili de birtakım faaliyetler yaptık, birtakım düzenlemeler yaptık, Millî Birlik ve Kkardeşlik Projesi’ni başlattık ve nihayet çözümün silahla değil, konuşarak olması gerektiğini ortaya koyduk.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Getirin konuşalım işte, biz de bunu istiyoruz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Silahla çözümün miadını doldurduğunu vurguladık. Konuşarak bu işi halledelim dedik.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bırakıyorlar mı silahları?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) –Ve ülkede bugün bir bayram havası var, bir kardeşlik vurgusu var. Herkes bu olayla ilgili olarak düşüncelerini sorguluyor, birbirleriyle yan yana gelmeyecek insanlar birbirleriyle yan yana geliyor ama Meclisin hâline bakın arkadaşlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Rahatsız oluyorlar Başkanım.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Meclisin hâline bakın. Bir pazarlık, bir satma, bir anlaşma kaygısı veya kavgasıdır gidiyor. Ne anlaşması ne taahhüdü ne satması…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – O tarafa söyle!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Böyle bir şey yok. Bu kara propagandayla bu süreci engellemeye ve olumsuzlaştırmaya çalışıyorsunuz ama başarılı olamayacaksınız, bittiniz çünkü. Çünkü size kan veren, siyaset üretmenize neden olan cenazeler artık yok. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; BDP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oyuncakları elinden alındı Sayın Başkanım.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bırakalım bu kara propagandayı. Artık gençler rahatlıkla askere gidebiliyor. Bunun farkına varabilelim.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Askerler de güneydoğudan çekiliyorlar artık sayenizde!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Şehit aileleri ve gazilerimiz “Bu süreci başarın.” diye bize yalvarıyor. Ben geçtiğimiz hafta Bartın’daydım. Şehit ve gazi dernekleri başkanı gazi bir arkadaşımız söz aldı toplantıda ve geldi “Sonuna kadar arkanızdayız.” dedi. Ben bu Meclis kürsüsünden kendisine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Bütün şehit aileleri ve gazi aileleri bu süreci desteklerken ama bir çocuğunu doğuda veya başka bir yerde askere göndermeyip onun sabah akşam kara haberini bekleme durumundan uzak yaşayan bir kişi, olayı kavga hâline getirmeye çalışıyor; kan çıksın, gözyaşı dökülsün istiyor. Biz buna karşıyız. Biz bayramlaşmak istiyoruz, biz helalleşmek istiyoruz. Bizim alnımız ak.

En büyük sınav yeri sokaktır. Rahat rahat sokakta yürüyoruz. Rahat rahat halkımızla buluşuyoruz. Rahat rahat halkımızla konuşuyoruz. Gördüğümüz destekten gözlerimiz yaşarıyor. Gördüğümüz desteği yürekten alkışlıyoruz.

Çok basit bir şey arkadaşlar, silahlar sustu. Bu ülkede silahlar sustu. Bunun ötesi yok.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kandırma milleti!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – “Ne oldu, ne verildi?” tartışmasında da şunları söyleyebilirim: Bizi artık huzur bekliyor, bizi güven bekliyor, bizi gerçek anlamda kardeşlik bekliyor, bizi gerçek anlamda ortak bir hayatı beklemek bekliyor. Bakın, bu ülkenin gökyüzü, bu ülkenin toprakları hepimize farklılıklarımızı koruyarak yaşama hakkı tanıyacak kadar şefkatli ve uçsuz bucaksızdır. Lütfen, bunu kanla örmeyin; lütfen, bu sürece kan dökmeyin; lütfen, bu sürece şiddet bulaştırmayın; lütfen, artık bizi ağlatmayın; lütfen, kimseyi ağlatmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Lütfen, kan üzerinden siyaset yapmayı bir kenara bırakın. Bu ülkede hepimiz kardeşçe yaşamanın özlemi içindeyiz. Bunu gerçekleştiriyoruz, bu kadar basit, bunu gerçekleştiriyoruz, böyle bir süreçteyiz.

Ne istiyorsunuz, kurban olayım ne istiyorsunuz? Tekrar silahların patlamasını mı, gözlerin yaşlanmasını mı istiyorsunuz?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ya bunu inanarak mı söylüyorsun?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Yetmedi mi size bu akan kan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen hangi yüzle böyle söylüyorsun?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Yetmedi mi size bu terör? Yetmedimi size bu gözyaşı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

OKTAY VURAL (İzmir) – Şu hakarete bakın ya! Utanmıyor musunuz? Ayıp be! Ayıp be!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bizim alnımız ak, siz kendinize bakın!

OKTAY VURAL (İzmir) – Katillerle konuş sen, katilinle konuş!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Kendinizi düzeltin, kendinizi düzeltin! Bu ülkede size artık yer yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen Milliyetçi Hareket Partisine bakıp nasıl dil uzatabilirsin?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bu ülkede kandan siyaset yapanlara yer yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kandan beslenen sensin. Sözünü geri al!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bu ülkede şiddetin siyasetine yer yok.

BAŞKAN – Lütfen sakin olunuz!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bu ülkede artık bayram var, bayram. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri al! Sözünü geri al!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bahçekapılı.

Sayın Vural, buyurunuz.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu ülkede, PKK bir terör örgütüdür, kan döken de PKK terör örgütüdür.

Biz, bu milletin değerlerinden can alırız. Kandan medet umanlar, kanla iş birliği yapanlardır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hadi oradan!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan be!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan!

OKTAY VURAL (İzmir) – Kan üzerinden siyaset yapanlardır, kan üzerinden açılım yapanlardır.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Yani “Kan dökmeyeceğiz.” deseler olmaz mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kahpe kurşunlarla askerimizi, polisimizi öldürenler, Serap’ı yakanlar...

İHSAN ŞENER (Ordu) - Vazgeçerse ne olacak, vazgeçerse? Devam mı etsin?

OKTAY VURAL (İzmir) – …kendi milletvekilin çocuğunu öldürenlerle beraber ve birlikte bu milletin birlik ve bütünlüğünü pazarlık konusu yapan, peşkeş çeken bir zihniyet bugün AKP’yle PKK’nın iş birliğine şehadet ediyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Doğu Perinçek’le kol kola giriyorsunuz be, daha ne konuşuyorsun?

OKTAY VURAL (İzmir) – Şuradan şunu ifade ediyorum: O şehitler, o gaziler… Neyi korumak için şehit oldular? Neyi korumak için?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Vatanı korumak için şehit oldular.

OKTAY VURAL (İzmir) – Git orada cumhuriyeti peşkeş çek, Türklüğü peşkeş çekin diye şehit olmadılar!

İHSAN ŞENER (Ordu) - Yine vatanı korumak için şehit olacaklar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin zihniyetiniz  Çanakkale’de olsaydı “Çanakkale geçilir.” Derdiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sizin zihniyetiniz Kurtuluş Savaşı’nda olsaydı Sevr’i barış anlaşması olarak kabul ederdiniz!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce konuşmamda söylediğim gibi, bundan sonraki bizim siyasetimizde bu üslup yoktur. Bizim siyasetimizde bayram ve helalleşme vardır, sonuna kadar da arkasında duracağız. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim siyasetimizde de bu milletin millî ve manevi değerleri vardır, PKK’nın ve Öcalan’ın ipiyle siyaset yapmak yoktur, meşrulaştırmak yoktur, bölücülük yoktur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu milletin dinine küfredenlerle birlikte olmak yoktur, Peygamberi inkâr edenlerle birlikte olmak yoktur. Gidin, onlarla birlikte olun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Doğu Perinçek’le kol kola gelmek vardır, değil mi!

BAŞKAN – Üslubun Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısına uygun bir hâle gelecek olmasından ayrıca Divan olarak mutluluk duyacağız.

 

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)

1.- Danışma Kurulunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 25 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.51

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan, Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün ve Özürlü Memur Seçme Sınavının İsminin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş'in; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

 

3.- Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün ve Özürlü Memur Seçme Sınavının İsminin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş'in; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/745, 2/594, 2/847, 2/1037) (S. Sayısı: 436)(X)

 

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 436 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 436 sıra sayılı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyaca ünlü astrofizikçi Stephen Hawking, Dünya Sağlık Örgütünün engelliler raporuna yazdığı ön sözde “Engelli olmanın başarıya mâni olmasına gerek yok. Yetişkin hayatımın neredeyse tamamını motor nöron hastalığıyla geçirdim ama bu hastalık, beni astrofizik alanında önemli bir kariyer ve mutlu bir aile sahibi olmaktan alıkoyamadı.” diyor.

Evet, kesinlikle öyle, engelliler engellenmezse başaramayacakları hiçbir şey yok. 1 milyardan fazla insanın veya 2010 dünya nüfus tahminlerine göre dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 15’inin bir tür engellilikle yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu, Dünya Sağlık Örgütünün yaklaşık yüzde 10 olduğunu ileri sürdüğü 1970’lere ait önceki tahminlerden daha yüksektir.

Türkiye'de en son 2002 yılında Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan araştırmanın bulgularına göre, nüfusun yüzde 12,29’u engellidir. Bu orana göre, Türkiye'de yaklaşık 8 milyon 500 bin kişi engelli olarak yaşamını sürdürmekteyken, günümüzde bu sayı 10 milyon kişiye yaklaşmıştır.

Türkiye nüfusunun bu kadar büyük bir kısmını kapsayan engelliler, kendilerine yöneltilen ifadelerden toplumsal hayata katılıma kadar geniş bir alanda ötekileştirilmeye ve dışlanmaya maruz bırakılmışlardır.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla, taraf olduğumuz Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ve insan hakları belgeleri dikkate alınmış ve engelli vatandaşların toplumdan soyutlanmasına neden olan “sakat”, “özürlü” ve “çürük” ifadelerinde değişiklik yapılması gündeme getirilmiştir. Toplum içerisinde negatif bir algı yaratan bu sözcüklerin mevzuatta da kullanılıyor olması, engelli vatandaşların diğer bireylerle eşit koşullarda yaşamalarına, en doğal haklarına erişebilmelerine engel olmaktadır.

Tasarıda öngörülen değişikliklerile, ilgili mevzuatta terminoloji birliğinin sağlanması, uluslararası hukuki metinlerde ve literatürde ağırlık kazanan eğilimin yansıtılması, söz konusu ifadelere yönelik toplum nezdindeki negatif algının izale edilmesi amaçlarını teminen mevzuatımızda yer alan “sakat”, “çürük”, “özürlü” ibarelerinin ve türevlerinin yerine “engelli” ibaresinin ve türevlerinin kullanılması öngörülmektedir.

Ayrıca, mevcut belgelerin geçerliliğine ilişkin bir tereddüt oluşmasını engellemek ve uygulayıcıların, ibare değişikliğini gerekçe göstererek engelli vatandaşlarımızdan yeni belge talebinde bulunmalarını önlemek amacıyla, engelli bireylere veya yakınlarına, engellilik durumlarının tespitine veya engellilikleri dolayısıyla kolaylıklar ya da haklar teminine yönelik olarak verilmiş olan “özürlü”, “sakat”, “çürük” veya benzer ibareleri içeren rapor, sağlık kurulu raporu, belge, kimlik, kart ve benzeri belgelerin geçerli oldukları süreler ve şartlar dahilinde olmak kaydıyla geçerliliklerinin korunacağına ilişkin düzenleme yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi olarak, tasarıyla öngörülen düzenlemeleri oldukça değerli buluyoruz. “Sakat”, “özürlü”, “çürük” ifadelerinin “engelli birey” ve türevleri olarak değiştirilmesi ile birlikte kamu otoritesinde ve toplumda egemen olan yardım ve acıma tutumunun sonlandırılması, engelli vatandaşlarımızın da eşit koşullarda toplumda var olabilmesi için oldukça önemli bir adımdır fakat yeterli değildir. Yapılan terminolojik değişiklikler ancak bir başlangıç olarak yorumlanabilir. Engelli vatandaşlarımızın karşı karşıya kaldıkları sorunlar dikkate alındığında daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Türkiye, 2008 yılında Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni imzalamıştır. Tasarıyla gündeme getirilen düzenlemelerin de bu sözleşme dikkate alınarak yapıldığı belirtilmiştir. Sözleşme, engellilerin bütün dünyada temel hak ve özgürlüklere eşit erişim olanaklarından yoksun olmaları gerçeğinden yola çıkmakta ve engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılığın önlenmesini ve engellilerin insan haklarını güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Türkiye mevzuatında ise ayrımcılık karşıtı düzenlemeler çoğunlukla genel eşitlik düzenlemeleri olmaktan öteye geçememektedir. Son on yıl içinde çeşitli kanunlara eklenen ayrımcılık karşıtı hükümler ise, tüm ayrımcılık temellerine vurgu yapılmaması, ayrımcılık tanımlarına yer verilmemesi, “ispat yükünün yer değiştirmesi” ilkesine uyulmaması, yaptırımların yeterli olmaması ve bağımsız izleme mekanizmalarının oluşturulmaması nedeniyle ayrımcılığı ortadan kaldırmaktan uzaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye mevzuatında engelliler açısından ayrımcılık içeren birkaç düzenlemeden bahsetmek istiyorum. Türkiye’deki mevcut mevzuatlarda, engelliler açısından doğrudan hükümler, özellikle meslekler ile ilgili kanunlarda yer almaktadır. Örneğin, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun adayların niteliklerini içeren 8’inci maddesinin (g) bendinde “Hâkimlik ve savcılık görevlerini sürekli olarak yurdun her yerinde yapmasına engel olabilecek vücut ve akıl hastalığı veya sakatlığı, alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi özürlü durumları bulunmamak.” denilmektedir. Düzenlemede, engellilik yanında “alışılmışın dışında çevrenin yadırgayacağı şekilde konuşma ve organlarının hareketini kontrol zorluğu çekmek gibi özürlü durumları bulunmamak” cümlesi ile meslekle ilgili objektif kriterler yerine, her kişi, zaman veya kültürde farklı olabilecek bir duruma vurgu yapılmıştır. Düzenleme bu hâliyle engelliler açısından doğrudan ayrımcılık içermektedir.

Yine, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun oda ve borsa genel sekreterleri ile ilgili 74’üncü maddesinde, odalar ve borsaların işlerini yürütmek üzere görevlendirilecek genel sekreterin, görevini devamlı yapmasına engel olabilecek vücut veya akıl hastalığı veya vücut sakatlığı ile özürlü bulunmaması gerektiği belirtilmiştir. Bu madde de engelliler açısından doğrudan ayrımcılık içermektedir.

Türkiye’de engellilere karşı olan hak ihlalleri, yaşam hakkından erişebilirlik sorununa kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Bunun içerisinde “ayrımcılığa, şiddete maruz kalmak, nefret söylemine tabi tutulmak, aşağılanmak, acıyarak sürekli yardıma muhtaç konumda değerlendirilmek” bulunmaktadır.

Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nin 2011 yılında Türkiye’de Engellilere Yönelik Ayrımcılık ve Hak İhlalleri İzleme Raporu’nda, engellilerin maruz kaldığı ihlaller istatistikler şeklinde verilmiştir. Tespit edilen vakalar üzerinden çıkarılan istatistiklere göre, ihmal ve saldırılar sonucu 16 engelli vatandaşımız hayatını kaybetmiş, eğitim ve istihdam alanında 9 kişi ayrımcılığa uğramış; 24 kişi işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmıştır. En temelde olan yaşam hakkının korunması noktasında bile bu denli ciddi problemlerin yaşanması, sorunların ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli vatandaşlarımızın, insan haklarından yararlanmasını etkileyen en temel sorun erişebilirlik sorunudur.  Kamusal mekânlar ve hizmetler çoğunlukla engellileri yok sayan bir bakış açısıyla planlanmakta ve sunulmaktadır. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesi, kamusal alanlar, hizmetler, bilgi ve iletişime engellilerin erişimi konusunda taraf devletleri gerekli her türlü önlemi almak, erişilebilirlik standartları oluşturmak ve gelişmeleri izlemekle yükümlü kılmaktadır. Ayrıca 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un geçici 2’nci maddesinde “Kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmî yapılar,  mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel altyapı alanları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından yapılmış ve umuma açık hizmet veren her türlü yapılar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi yıl içinde özürlülerin erişebilirliğine uygun duruma getirilir.” ifadeleri yer almasına rağmen planlı bir çalışma yürütülmemekte ve pratikte var olan uygulamalar engelli vatandaşlarımızın aleyhine işlemektedir. Ayrıca, kanun hükümlerine uymayan kurum ve kuruluşlara yönelik herhangi bir müeyyidenin bulunmaması önemli bir eksikliktir. Buna en yakın örnek Taksim’in Yayalaştırılması Projesi’dir.

Başlatılan proje nedeniyle, Taksim Meydanı’na çıkan engelli asansörlerden biri süresiz olarak kapatılmıştır. Yaklaşık yedi ay devam eden bu durum, yine engelli vatandaşların kendi mücadeleleri sonucu çözüme ulaşmış ve Taksim Meydanı’na ancak mart ayında iki rampa yapılabilmiştir.

Değerli milletvekilleri, engelli bireylerin yaşadıkları başlı başına büyük bir sorunken engelli nüfus içerisinde yer alan kadınlar ve engelli çocuklar daha yoğun hak ihlalleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Genel olarak kadınların toplumsal hayatta ve iş hayatında karşı karşıya kaldığı sorunlar oldukça artmışken, engellilik durumuyla birleştiği noktada da daha da zor bir durum ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de her gün yüzlerce kadın taciz, tecavüz, şiddet olayları ile karşılaşırken, engelli kadınlara yönelik bu tür şiddet olayları daha sık yaşanmaktadır.

Yine, engelli kadınların diğer önemli bir sorunu ise istihdama katılımdır. Engelli nüfusunun iş gücüne katılım oranı sadece yüzde 22 iken, kadın engellilerin katılım oranı yüzde 7’lere kadar düşmektedir. İstihdamda ayrımcılık ve cinsel taciz, şiddet tehdidi engelli kadınların evlere hapsedilmesini desteklemektedir.

Diğer önemli grup olan engelli çocuklar için de Türkiye’de yoğun hak ihlallerinin olduğu bir yaşam söz konusudur. Türkiye İstatistik Kurumunun 2002’de yaptığı araştırmaya göre, 0 ila 9 yaş grubundaki çocukların yüzde 1,54’ü ve 10 ila 19 yaş grubundakilerin yüzde 1,96’sı engellidir. Engelli çocukların büyük bir çoğunluğu şiddete maruz kalmakta ve bu durum, kayıt altına alınıp müdahale edilebilen bir olaya dönüşememektedir.

Yine, engelli çocukların en büyük problemlerinden biri eğitim haklarına erişebilirlik sorunudur. Genel olarak okul binalarının, ulaşım hizmetlerinin yeterli olmaması ve engelli çocuklara devlet tarafından yeterli desteğin sağlanamaması çocukların eğitim hakkından yoksun kalmasına neden olmaktadır.

2002 Türkiye Özürlüler Araştırması’nın verilerine göre, genel nüfusta ilkokul ve öncesi eğitim düzeyindekilerin oranı, okuryazar olmayanlar dâhil, Türkiye nüfusunun yüzde 69,3’ünü oluşturmaktadır. Bu hâliyle, Türkiye’de okuryazarlık yüksek olsa da eğitim düzeyinin genel olarak düşük olduğu söylenebilir. Genel nüfusun eğitim düzeyindeki bu durum, engelli nüfusta da yansımasını göstermiştir.

Araştırma sonuçlarına göre, genel nüfusun yüzde 12,9’u okuma yazma bilmezken, engellilerde bu oran 3 kat daha fazladır. Bu dramatik farklılığın yanı sıra, engellilerde ilkokul ve öncesi eğitim düzeyine sahip olanların oranı yüzde 84,2’dir. Sonuç olarak, okuryazarlığı olmayan ve eğitim seviyesi düşük bir engelli kitlesinin varlığından söz edilebilir ancak bu durumun başlıca nedeni “engellilerin engellenmesinden” kaynaklanmaktadır.

Engelli birey, eğitim hizmetlerinden ve olanaklarından maalesef yararlanamamaktadır. Engellilerin eğitimine bütçe ayrılmaması, ilköğretim ve liselerde kaynaştırma sınıflarında heba edilmelerine, özel araç ve gereçlerin yetersizliğine ve taşımalı eğitimde ciddi sıkıntılara neden olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 16’ncı maddesi, engellilerin ev içinde ve dışında her türlü sömürü, şiddet ve istismara maruz kalmasının önlenmesini düzenlemektedir. Maddede ayrıca engellilere, ailelerine ve bakımını sağlayanlara sömürü, şiddet ve istismar durumlarının önlenmesi, tespiti ve ilgili mercilere bildiriminin nasıl yapılacağına ilişkin eğitimler verilmesi ile engellilere hizmet sunan tüm kurumların bağımsız denetime açılması da düzenlenmektedir. Kapalı kurumların bağımsız denetime açılması, engellilere yönelik şiddet ve istismarın gerçek boyutlarının ortaya çıkarılması açısından son derece önemlidir. Araştırmalar, şiddet ve istismara maruz kalma riskinin kapalı kurumlarda daha fazla olduğuna işaret etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkenin demokrasisini ve sosyal politikasını değerlendirmek için o ülkenin eğitim, sağlık, adalet, istihdam ve ekonomide gereken şartları yerine getirebiliyor olmasına, gelişmişlik düzeyine, medeniyetine, asaletine ve saygınlığına bakmak gerekir.

Gelişen bir ülke, adalet anlayışı ne kadar sağlam olursa olsun, şeffaf, paylaşımcı ve dağılımda eşit bir yaklaşım sergilemediği sürece gerçek adaleti uygulayacak zemin ve imkândan yoksundur.  Engelli, kadın, çocuk veya yaşlı insanların ya da ülkedeki tüm vatandaşların çağdaş medeniyetlere yakışır bir hayat sürebilmeleri için öncelikle o ülke toplumunun eğitimli, bilinçli, medeni olması, devletin de bunu sağlayan ve destekleyen politikaları izliyor olması gerekmektedir. Demokratik, şeffaf, eşitlikçi, adaletli, evrensel ilkeler ışığında bireye bakabilen, insan hak ve hürriyetine saygı duyan ve paylaşımcı ekonomiden oluşan bir devlet zihniyetinin inşa edilmesi hepimizin öncelikli görevi olmalıdır.

Engelli bireylerin hakları sorunu bir insan hakları sorunudur. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de engelli bireyler temel haklardan yararlanmada ayrımcılık ile karşılaşmaktadır.

Engelli bireylere yönelik ayrımcılık ve hak ihlallerinin görünür kılınması yoluyla farkındalık yaratmak ve yasama, yürütme otoritesinin engelliler alanındaki politika ve uygulamalarının insan hakları ve fırsat eşitliği temeline oturtulmasına katkıda bulunmanın sosyal devlet olmanın da bir gereği olduğunu belirtiyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Adına Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş.

Buyurunuz Sayın Güneş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; samimiyetle ifade edeyim ki bugün güzel bir gün. Çünkü, Mecliste, yüce Mecliste Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonundan uzlaşmayla muhalefet şerhsiz bir yasa tasarısı geldi.

Değerli arkadaşlar, 4 Aralık tarihinde yani geçen yıl bir yasa teklifi vermiştim, uzun bir çalışma yapmıştım, zorlu bir çalışma. Yasalarımızda, tüm hukuki mevzuatımızda yer alan “özürlü” ve “sakat” sözcüklerinin kaldırılıp arındırılarak yerine “engelli” sözcüğünün konulması için bir yasa teklifi hazırlamıştım. Fakat, ne güzeldir ki Hükûmetimiz daha sonra 19 Şubat 2013 tarihinde benzer bir tasarıyı getirdi, Meclise sundu. Bu nedenle, hemen, baştan ifade edeyim: Sayın Fatma Şahin’i kutluyorum. Çok doğru ve olumlu bir iş yaptı ve bizim bu yasa teklifimiz doğrultusunda bir tasarıyı yüce Meclise sundu. Beraberinde, Milliyetçi Hareket Partisinin ve Barış ve Demokrasi Partisinin temsilcilerini de kutluyorum, yine Komisyonda buna Cumhuriyet Halk Partisiyle beraber destek verdiler.

Değerli arkadaşlar, genç bir yaşta, öğrenciyken, yurt dışında, üniversite kampüsünde, görmeyen bir öğrencinin trafikte karşıdan karşıya geçerken zorluk çektiğini ve engelli olmayan öğrencilerin koşturarak onun karşıdan karşıya geçmesine yardım ettiğini gözlemledim. Orada bir şeyi gördüm, çok önemli: Engelli olmayanlar, engelli olanlardan kendilerini sorumlu hissediyorlardı bir toplumun parçasıyız diye. Engellilerin sorunları, aslında, engelsizlerin sorunu olarak, sorumluluğu olarak görülüyordu, anlaşılıyordu.

Şimdi, “özürlü” kelimesi ayıp bir kelime. Sanki, engelli yurttaşlarımızın bir özrü, bir kabahati var da bundan dolayı özür dileyecek. “Sakat” kelimesi yer alıyor bazı yasalarımızda; sakat yani bir yeri bozuk. Bu yurttaşlarımızın, bu insanların bir yeri bozuk değil, sadece bazı engelleri var. O nedenle, bunun değişmesi, kalkması gerekiyordu. 94 maddede, kanun maddesinde değişiklik yapılıyor ve bu ayıp, bu özür, yasalarımızdan kalkıyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, mutluluğumu ifade ettim. Mutluluğumun bir toplumsal tarafı var -onu ifade ettim- bir de siyasi tarafı var. O siyasi taraf da şu: Parlamentoda demek ki uzlaşma olabiliyor. Şimdi, zaten, parlamentoların temel işlevi ve amacı da uzlaşma. Şimdi, bakınız, muhalefet tabii eleştirecek, eleştirirse doğrusunu yapar, görevini yapar, sorumluluğunu yerine getirir; ikaz edecek, yol gösterecek, eleştirecek, hatta, bazen yanlışı engellemeye çalışacak, bazen de doğruyken de destek verecek, bugün yaptığımız gibi.

Şimdi, burada, akıllı iktidar, muhalefete değer verdikçe, muhalefetle uzlaşma yahut müzakereyi açık bıraktıkça kendisi başarılı olur. İşaret etmek istediğimiz temel mesele de bu: Muhalefete ses verin, dikkat edin, önerilerini, eleştirilerini dikkate alın ve değer verin.

Değerli arkadaşlar, şu anda Mecliste bine yakın Cumhuriyet Halk Partisinin yasa teklifi var, 949 tane bildiğim kadarıyla. 855 araştırma önergesi var. 10 bini aşkın, hatta 12 bine yakın yazılı soru önergesi var. Soru önergeleri, tabii, bilgi almak için ama yasa tekliflerinin çok önemli bir yeri var. Bu yasa tekliflerinin birçoğu çok değerli. İşte, biraz önce, benim daha önce verdiğim yasa teklifi, Sayın Bakan tarafından Hükûmetin yasa tasarısı olarak getirildi. Dolayısıyla, bunlara dikkat etmek, bunları değerlendirmek ve bunların gereğini yapmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bunları söylüyorum ama eleştirilerimiz var. Biz ne zaman bir konuda Hükûmete bir eleştiride bulunsak yahut yol göstermeye çalışsak, hatta destek vermeye çalışsak, kredi açsak, Başbakan ne yazık ki elinin tersiyle itiyor. Bir tanesini biliyorsunuz, “Muhtac-ı himmet bir dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede.” dedi. Şimdi, nasıl engellilere “özürlü” demek ayıpsa, bir muhalefete de destek açmak istediği zaman böyle bir muamele ayıp. Bunu doğru bulmuyoruz. Birlikte Türkiye’deki her toplumsal sorunu çözebiliriz, zaten o nedenle parlamenter demokrasi var. Burada, birlikte, her toplumsal sorunu çözebiliriz.

Mesela, “Birlikte daha demokratik bir anayasa yapabiliriz.” dedik ve bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurduk. Ama yarıda kaldı. Sayın Başbakan süre koydu,  “Şu tarihten önce bitiremezseniz ben orayı lağvederim, çıkarım oradan.” dedi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, anayasalar nasıl yapılıyor? Ya Mecliste büyük bir çoğunlukla kabul ediliyor ya da halkoyuna sunuluyor, yine büyük bir ittifak aranıyor. Şimdi, uzlaşma çok önemli bir kurum ve demokrasinin de özü. Barış da uzlaşmayla elde edilir. Barışı sadece toplumun bir kesimi elde edemez. Eğer bir toplumsal barış arıyorsak, toplumun tamamının barış konusunda uzlaşması gerekiyor. İşte, Cumhuriyet Halk Partisi de o nedenle “Barışı bu Mecliste elde edelim.” dedi ve bu Mecliste, temel sorunumuz olan terörü -bir boyutu orada, bir boyutu Kürt sorunu- Mecliste tartışalım,  Mecliste komisyonları kuralım istedi.

Şimdi akil adamlar var, Türkiye’nin her bir yönünü dolaşıyorlar. Ne anlatıyorlar? Ben merak ediyorum, akil adamlar ne anlatıyorlar? Akil adamlar barışı anlatıyorlar. Türkiye’de 76 milyon nüfus içinde barış istemeyen mi var? Yani Karabük’e gittiklerinde barışı istemeyen birileri var da onları ikna etmeye mi çalışıyorlar? Yahut Mardin’e gittiklerinde yahut Rize’ye gittiklerinde Türkiye’de barışı istemeyen var mı? Barışı istememek mümkün mü? Değerli arkadaşlar, Türkiye’de yurttaşlarımızın tamamı kan dursun, barış olsun istiyor. Şimdi, peki, bu arkadaşlar ne yapıyor? Akil insanlar gidiyorlar -televizyonlar bunları gösteriyor- bir reklam kumpanyası gibi her yeri dolaşıyorlar, geziler yapıyorlar, “Barış olsun.” diyorlar; sanki istemeyen birisi var ve onu ikna edecekler. Peki, ne anlatıyorlar? “Barış olsun.” diyorlar. İçeriği yok, süreç yok, ayrıntı yok.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde kalıcı barış ve huzuru hepimiz istiyoruz. Ama bir şey söylüyoruz: Silahlar geçici olarak susmasın, ateşkes olmasın, barış olsun diyoruz. Fark burada. Silahın susması yeterli değil. Parlamenter uzlaşma olacak, hepimiz anlaşacağız.

Bakınız, ilginç bir şey daha oldu: Kandil’le görüşmeler oluyor yazılı ama burada görüşme olmuyor, Parlamentoda görüşme olmuyor. Bu nasıl parlamenter demokrasi? Bu nasıl anlayış?

Cumhuriyet Halk Partisi olarak -biraz önceki konuşmaları da izledim- bizim istediğimiz şu: Biz silahların bırakılıp Kandil’e gidilmesinden elbette mutlu oluruz ama yetmez. Genel Başkanımız dün söyledi, dedi ki: “Gitmelerinden, terk etmelerinden elbette mutlu oluruz.” Neden yetmez? Biz Kandil’e gitmelerini değil, Kandil’in boşalmasını istiyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Gereğini yapın, Kandil’i de boşaltın.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Ortadan tamamıyla kalksın PKK istiyoruz. Kandil boşalsın istiyoruz ve kalıcı olarak silahlar ortadan kalksın istiyoruz. Öyle bir ortam olsun ki silaha başvurulmasın istiyoruz, silahın kökü kurusun istiyoruz, özgür Türkiye olsun istiyoruz; sadece fikirler tartışılsın, zemini de başta Parlamento diyoruz.

Şimdi, bakın, Genel Başkanımız bir hukuk sürecinden bahsetti. Çok önemli hukuk. Şimdi, Habur’dan yahut sınırlarımızdan terörist unsurlar çıkacak. Varsayalım, güvenlik kuvvetlerinden biri “Dur, nereye gidiyorsun?” dedi, “Kandil’e dönüyorum. Silahımı bıraktım. Daha önce askerleri öldürüyordum, şimdi öldürmüyorum, dönüyorum.” dedi. “Peki, hadi git, bir daha da yapma.” dedi. Öyle mi? Bir kaçakçı geçiyor, “Dur, nereye gidiyorsun?”, “Ben kaçakçıydım, sınırdan kaçıyorum.” Onu yakalayacak. Böyle hukuk olur mu? Böyle hukuk olur mu? İkazımız budur. Hukuksuz bir şey olmaz, hukuk herkese lazım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Güneş, hukukunu birlikte oluşturalım o zaman.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Evet, bu Parlamentoda, gelin, bu Parlamentoda, siz de dâhil, Adalet ve Kalkınma Partisi de dâhil, Milliyetçi Hareket Partisi de dâhil ve Cumhuriyet Halk Partisi de dâhil hep birlikte barışı burada tartışalım; Kandil’de değil, İmralı’da değil. Arzu ettiğimiz olay budur.

Şimdi, biz terörün ardında elbette dış güçlerin olduğunu biliyoruz, herkes biliyor. Fakat, Kürt sorununu çözeceksek bölgeye sadece ekonomik yatırımların yeterli olmadığını da söyledik. Dedik ki: Gelişmiş bir demokrasi sağlayalım Türkiye'ye, özgürlükler geniş olsun, kültürel özgürlükler geniş olsun, bunları sağlayalım. Genel Başkanımız ve Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi getirdi, 16 maddelik bir özgürlük paketi sundu. Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirelim dedik, Seçim Kanunu’nu değiştirelim dedik. Seçim Kanunu’nda demokratik olmayan unsurlar var. Acayip bir usulle, bağımsız olarak arkadaşlar seçiliyor, sonra bir siyasi partiye dâhil olup buraya geliyorlar. Niye? Bu demokrasi mi? Bu düzgün bir şey mi? İndirelim şu barajı dedik. Neden olmuyor? Neden baraj meselesi bu Parlamentoya bir türlü gelmiyor? Demokrasi bu, sorunu asıl ve kökten çözecek olan unsurlar bunlar.

Değerli arkadaşlar, Başbakan diyor ki: “Ben pazarlık yapmadım PKK’yla.” E, ne oldu? Birdenbire Abdullah Öcalan’ın başına taş düştü de onun için mi bu mektupları yazdı? Ne oldu? Yani birtakım mektuplar yazıldı, niye o mektuplar gidip de MİT yetkililerinin eline verilip de onaydan geçiyor? Ne oluyor? Biz bunları öğrenmek istiyoruz. Bunu öğrenmek bu Parlamentonun hakkı olduğu gibi, tüm Türk halkının hakkı.

Değerli arkadaşlar, şimdi, önemli bir süreçten geçiyoruz. Ama bu sürecin bir parçası daha var. Aynı zamanda bir başka tartışma daha oldu, o da şu: Başbakan “Eğer benim Anayasa sürecim böyle Parlamentodan filan geçmezse bir C senaryom var, BDP’yle ben onu yaparım.” dedi. Nereden aklına geldi bu C senaryosu? Yani, diğer tüm siyasi partiler aklından çıktı da tam bu İmralı sürecinde birdenbire aklına BDP’yle bir anayasa yapmak mı geldi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yanaşmazsanız ne olacak? Uzatılan eli tutmazsanız ne olacak?

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Biz hazırız Beyefendi, biz hazırız. Anayasa Komisyonunda arkadaşlarımız çalışıyor, kaldırmıyoruz oradan, sonuna kadar oturun ve demokratik bir anayasayı Türkiye için yapın diyoruz. Orada oturmak hepimizin boynunun borcu. Eğer demokratik bir anayasa istiyorsak o Komisyon sonuna kadar çalışacak ve Türkiye'nin özlediği bir anayasayı bize getirecek. Uzlaşmayla, uzlaşmayla… Posta memurlarının getirip götürdüğü yazışmaları kabul edeceksiniz ama anayasayı burada tartışmayacaksınız, oluşturmayacaksınız.

Şimdi, bir şey daha söyleyeceğim. BDP’li arkadaşların da konuşmalarını izledim. Onların da ızdıraplarını anlıyoruz ama bir şey daha var. Bakın, demokrasi şeffaflık ister. Uludere’de ne oldu, öğrendiler mi? Biz öğrenemedik Uludere’de ne oldu, kim talimatı verdi, öğrenemedik. Afyon’da patlama muamma kaldı. Cilvegözü’nde bomba patladı, muamma kaldı. Demokrasiden bahsediyoruz, şeffaf demokrasiden, herkesin bilgi aldığı bir demokrasiden, bunları öğrenemedik, bunlar öyle kaldı. Suriye’ye, bizim -sınırları dışında- uçağımız düştü, ne olduğunu anlayamadık. Suudi Arabistan’dan ve Katar’dan birtakım nakliyatlar olduğu haberleri çıktı, hatta Ankara Esenboğa Havaalanı’nın bir nakliyat noktası olduğu söylendi, yazıldı Batı basınında. Öğrenebildik mi? Hayır, öğrenemedik. Türkiye’de demokrasi olsaydı, şeffaf bir demokrasi olsaydı bunları öğrenirdik. Bunlar muamma olarak kaldı. Şimdi, aynı şeyi de bu süreçle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi söylüyor. Muamma olsun istemiyoruz, bilgi verin diyoruz. Doğru bir şey yapıyorsanız katkı veririz, yanlış bir şey yapıyorsanız eleştiririz; bu kadar basit ve net.

Şimdi, bakınız, bir şey daha söyleyeyim, önemli bir konu diye düşünüyorum. Sınırlarımızdan teröristler çıkacak, Kandil’e dönecekler. Akil insanlar da barış için dolaşıyorlar. Peki, bu akil insanlar Silivri’ye gidip tek kurşun sıkmamış fakat yıllardır orada yatan, yargıları bir türlü bitmeyen ve adaletin bir türlü tesis edilmediği yere gidecekler mi? Adaletten ve barıştan bahsediyorlarsa bir de orayı ziyaret etsinler, görelim. Madem bu kadar akıllılar, madem Türkiye’ye akıl ve barış satıyorlar, oraya da gitmeleri gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, mayıs ayı içinde Başbakanımız Gazze’yi ziyaret edecekmiş, hayırlı olsun. Şimdi, tabii, Amerikalılar “Gitme.” diyor, hatta Filistin yönetimi de “Gitme.” diyor ama…

MUSA ÇAM (İzmir) – John Kerry izin vermiyor!

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Evet.

Bir şey söyleyeceğim. Gazze’de ızdırap ve zulüm var, doğru. Kim yapıyor? Zalim kim? İsrail.

Şimdi, Mavi Marmara’da 9 yurttaşımız öldü. Ne kadar zaman önce? Üç yıl önce. Özür ne zaman geldi? Üç yıl sonra geldi. Neyin üzerine geldi? Barack Obama İsrail’i ziyaret ettikten sonra geldi. Tazminat da geliyor. Ama bir şey söyleyeyim, Mavi Marmara’da ölen yurttaşlarımızın aileleri tazminatı kabul etmiyor, diyor ki: “Ceza istiyoruz.” Ceza yok. Kabul etmiyorlar; tıpkı Uludere’deki onurlu yurttaşlarımız gibi tazminatı kabul etmiyorlar, “Para istemiyoruz, onurumuzu istiyoruz.” diyorlar. Dolayısıyla, onların canının mali bedeli, pahası yok.

Şimdi, bir şey söyleyeceğim. Üç yıl boyunca ne yaptı Hükûmet? Esti kükredi, değil mi? Ama bir şey daha oldu arada. O zalim İsrail’i korumak için Kürecik’e radar koydu, koydu ki İsrail güvende olsun diye. Yine, İsrail’i son derece sıkıntıya sokan Suriye’nin içini de bir iç savaşa dönüştürdü. İsrail’i rahatlattı, İsrail şimdi huzurlu; istediği gibi Gazze’yi abluka altına alabiliyor, istediği gibi ezebiliyor, zulmedebiliyor. Bu, ikiyüzlü bir dış politikadır.

Değerli arkadaşlar, engellilerle ilgili konuda Bakanlık mensuplarını ve Hükûmet tasarısını kutladığımı söyledim muhalefetin diğer partileriyle birlikte. Şimdi, bu yetmez. Bu bir başlangıç ama yetmez. Neden yetmez? Çünkü Anayasa’nın 10’uncu ve 113’üncü maddelerinde “özürlü” sözcükleri duruyor. Sayın Bakana Sağlık Komisyonunda söyledim. Yine aynı biçimde, 61’inci maddede “sakat” kelimesi duruyor. Madem Mecliste uzlaşabiliyoruz, getirin Anayasa’yı da değiştirelim dedim. Başbakan bu konuda, benim Sayın Elitaş aracılığıyla yolladığım mesaja olumlu baktığını söyledi ama gereğini yapmadı. Dedi ki: “Hayhay, Hocanın dediğini yapalım. Hatta, tek maddelik bir öneriyle o değişikliği yapalım.” Niye olmadı? Uzlaşıyoruz işte, iyi şeylerde uzlaşıyoruz. Getirin, parlamenter demokrasiyi çalıştıralım. Pervin Buldan Hanımefendi’yle ve yine, Mehmet Şandır Bey’le görüşmüştüm, hazırlar. Biz de hazırız Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu Anayasa değişikliğini hemen ve derhâl yapalım. Bu bir başlangıç ve sembolik bir değer taşıyor.

Tabii, yasalardaki ve Anayasa’daki “özürlü” sözcüğünün kalkması engellilerin sorunlarını kaldırmıyor ama sembolik bir değer taşıyor dedim, hem toplumsal açıdan hem de siyasal açıdan yani uzlaşma, parlamenter uzlaşma açısından önemli bir anlam taşıyor. Ama bunu yapmalıyız, bir an önce yapmalıyız çünkü Türkiye’de ne yazık ki engelliler gerçekten zor bir yaşamı paylaşıyorlar.

Şimdi, bakınız, bazı verileri vermek konumundayım. En önemlisi, engellilerin yüzde 36’sı okuryazar değil. Üçte 1’den fazlası engellilerin okuryazar değil, düşünebiliyor musunuz? Engellilerin sadece yüzde 2,4’ü üniversite mezunu, hâle bakın. Engellilerle ilgili sadece bir kelime değişikliği yapıyoruz bugün. Türkiye’nin yüzde 12’si, 8-9 milyon engellimiz var, durumları bu. İş gücüne katılım oranları yüzde 20’nin biraz üstünde, yani çalışamıyorlar. Kadınları soruyorsanız, onu da söyleyeyim. Kadınların yüzde 93’ü iş gücüne katılamıyor, yani engelli bir kadının çalışma olasılığı yüzde 7; olasılığı, iş gücüne katılması; iş bulmasını söylemedim. Olağanüstü bir ızdırap var ve bunu kaldırmamız gerekiyor.

Şimdi, TÜİK engellilerle ilgili araştırma yapıyor mu? Yapıyor. Soruyor, diyor ki: “Nedir sorunlarınız?” Tek tek ayrıntısıyla anlatmayayım fakat söylenilen şu: Üçte 2’si kamu hizmetlerinin yetersiz olduğunu söylüyor kendileri için, kaldırımlardan dükkânlara, marketlere, mağazalara, lokantalara kadar. Yüzde 85’i devletten aldıkları yardımın yetersiz olduğunu söylüyor ve bu konuda Bakanlığa çok büyük görevler düşüyor.

Değerli arkadaşlar, tekrardan kutluyorum ama şunu da söyleyeyim: Özürlü yurttaşlarımızdan, engelli yurttaşlarımızdan şimdiye kadar onları “özürlü” diye nitelediğimiz için özür diliyorum, bütün engelsizler adına özür diliyorum. Bu yasa değişiklikleri engelliler için bir müjde olmasın, bir başlangıç olsun ve bu başlangıç da engelliler için değil, engelsizlerin bir sorumluluğu olarak üstümüzde olsun.

Hepinize saygılar sunuyorum. Hayırlı uğurlu olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güneş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel.

Buyurunuz Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Genelde, biliyorsunuz, önemli yasalar akşam karanlıkta çıkardı, bu sefer gün ışığında ama katılımsız olarak bu yasayı çıkaracağız. Çünkü bu yasa Mecliste grubu bulunan bütün partilerin mutabakatıyla çıkacak bir yasa olması itibarıyla çok önemli bir yasa ama gördüğümüz gibi, katılımsız bir yasa olacak. Bu üzücü bir şey tabiatıyla.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – 2 kişi var MHP’de.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) - Ben 2011 yılının 14 Aralık gününe dönmek istiyorum. Yıl 2011, 14 Aralık günü; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçe görüşmesi var efendim o gün. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2011 yılının 14 Aralık günü yaptığımız bütçe konuşmasını da 15 Aralık 2012 günü ben burada parti grubum adına hatırlattım. 

Sonuçta, iki konuşmada da şunu söyledik 2011 yılının Aralığından 2012 yılına kadar: Bir KHK’yla kurulan bu yeni Bakanlığın örgüt şemasının hâlâ 2000’lere yakışmayacak bir formatta hazırlandığını, Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü diye bir isim olduğunu, bu ismin 21’inci yüzyılda çıkmış ilk İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olan Engelli Hakları Sözleşmesi’nde de geçen ibare olan “engelli” sözüne bile uygun olmadığını, bunun Türkiye’nin bir yüz karası olduğunu, bu durumun düzeltilmesi gerektiğini Sayın Bakana rica etmiştik. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, 14 Aralık 2011 günü söylediğimiz bu sözleri 15 Aralık 2012’de de tekrarladık ve dedik ki: “Hâlâ bir şey yapılmadı, lütfen Sayın Bakan, bu konuda bir şey yapar mısınız.” O günden bugüne hâlâ hiçbir şey yapılmamıştı. Muhtelif arkadaşlarımızın yasa teklifleri vardı, hatta Anayasa değişikliği öneren arkadaşlar da vardı ama hiçbir şey yapılmadı. O arkadaşlarımızın teklifi şuydu: “Özürlü”, “sakat”, “çürük” sözlerinin yerine “engelli” gelsin.

Değerli milletvekilleri, sizler de biliyorsunuz ki dil yaşayan bir organizma. Bugün kullandığınız bir söz yarınlarda çok geçersiz olabilir. Bugün bir soruna koyduğunuz isim yarınlarda hiç kullanılmıyor olabilir, hatta tarafınızdan bile. Bazı konulara öyle isimler koyarsınız, ertesi hafta ismini değiştirmek durumunda kalırsınız toplumun reaksiyonu nedeniyle. O yüzden, bu konu da öyledir. Dil, yaşayan bir organizmadır. Bugün sizin “engelli” dediğinize dünya artık “özel durumlu bireyler” diyor ve bunu biz 2012 yılında da 2011’de de hatırlattık “‘Özürlü’ sözü yakışmıyor ama dünya buna artık ‘özel durumlu bireyler’ diyor, lütfen bunu bu çerçevede değerlendiriniz.” diye. Neden bunun üzerine basarak söylüyoruz? Şunun için: Örneğin 2,35 boyundaki birisine engelli diyemezsiniz ama bizim ülkemizdeki yasalara göre bu kişi engelli olarak işlem görüyor.

Üstün zekâlı çocuklar… Bu konuyu da Meclis kürsüsüne ilk taşıyan Milliyetçi Hareket Partisidir. “Onlar için ne yapıyorsunuz?” dedik. Sonra bir komisyon kuruldu, çalışmalarını da tamamladı sanıyorum. Üstün zekâlı çocuklar engelli kapsamında. Bunlar bir engel değildir, bunlar özel durumdur ve bu özel duruma yönelik çalışmaların yapılması gerekiyor. O yüzden biz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, Sayın Bakandan, hazır yasa düzeltilirken, bunun “engelli” ve benzer tanımlamalar değil de doğrudan, şimdiden “özel durumlu bireyler” diye düzeltilmesini açıkçası tercih ederiz.

Bu konuda bütçe konuşmasında bir örnek vermiştik, dedik ki: “Mesela paralimpik olimpiyatları. Bizler zannediyoruz ki paralimpik olimpiyatları engelliler için yapılıyor. Oysa bu işitme engellileri kapsamıyor. Onlar için ‘deafolimpik’ tabiri kullanılıyor.” O yüzden biz “Engelliyi belli bir kalıbın içine sokmayalım, daha güncel, daha evrensel tanımlamalarla bunu ifade edelim.” diye de ifade ettik ama hiçbir şey olmamıştı.

Peki, bu arada ne oldu? 2012 yılının Temmuz başında Meclis kapanmadan önce bir yasa çıkarıldı. Bu yasa ne için çıkarılmıştı herhâlde hatırlayacaksınız çünkü “evet” oyları vermiştiniz sizler, “2012 Temmuzunda dolan yedi yıllık süre uzatılsın.” diye el kaldırmıştınız. Engellilerin erişebilirliğinin yaptırımlarının uygulanması için konulmuş süreydi o. Temmuz 2012’ye kadar kamudaki düzenlemeler yapılmamış ise yaptırım uygulanacaktı ama siz Temmuz 2012’de bir yasa çıkararak, yasada bir yıl, altındaki maddelerde de artı iki yıl ekleyerek üç yıllık bir süre bu yaptırımların uzatılmasına el kaldırdınız.

Ta ki 16 Kasım 2012’ye kadar bu konuda hiçbir ses seda çıkmamıştı. 16 Kasım 2012’de gazete manşetlerinde şöyle bir haber vardı: “Sayın Fatma Şahin Hanım’ın engellilere verdiği bir müjde.” diye basına geçti bu. Merakla da okuduk biz “Nedir bu müjde?” diye. Sayın Bakan 16 Kasım 2012’de aslında bunu basına duyurdu, dedi ki: “Kanunlardaki ‘sakat’, ‘çürük’ ve ‘özürlü’ gibi aşağılayıcı ifadeleri değiştireceğiz.” Bunun 16 Kasımda duyurulma sebebi, peşinden 3 Aralık geliyordu, Dünya Engelliler Günü ama o güne yetişmedi. Peki, şimdi bugün ne oldu? 10-16 Mayıs  Engelliler Haftası gelmek üzere, bu hafta çıkarsa Engelliler Haftası’nda basına sunulacak bir malzeme olacak. 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’nda “Bakın, sizin için bugüne kadar, cumhuriyet tarihi boyunca yapılmamış bir şey yaptık, ‘özürlü’ sözünü kaldırdık, ‘sakat’ sözünü kaldırdık, sizi artık engelli kabul ediyoruz.” diyecekler. Fakat işte zihniyetteki engel kalkmayınca neyi değiştirseniz boş. Neden böyle söylüyorum biliyor musunuz? “Gözlerin görmüyor ama bu hâlde bile sana iş verdik.” diyen bir bakanımız vardı, hatırlıyor musunuz? Bir vatandaşa “Görmeyen gözlerine rağmen sana iş verdik.” diyen bir bakanı olan bir hükûmetimiz vardı; hamdolsun, Sayın Başbakana teşekkür ediyoruz bizi bu ayıptan kurtardığı için. Ama şimdi de başka bir şeyimiz var: Otistik çocukların inancını sorgulayan bir sosyoloğu var bu ülkenin.  “Bu konuda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ne yaptı?” diye takip ettik. Twitter’dan mesaj atıldı. Efendim, ben aslında bu haberi ilk duyduğumda parti olarak değerlendirdik, “Herhâlde, zaytung.com’dan geldi bu haber.” dedik. Gerçekten, gerçeklikle hiç bağlantısı olamayacak kadar anormal biz sözdü bu. İnsanların inancının nerede, ne şekilde ölçümlendiğini o sosyolog nasıl biliyor bilmiyorum ama bir tıp doktoru olarak ben henüz böyle bir ölçümleme duymadım; ne eğitim hayatımda, ne eğitim sonrası sürecimde böyle bir şey duymadım. Sayın Bakandan, ben, bütün “engelli” diye tanımlanan insanlar ve engelsiz bizler adına da rica ediyorum: Bu sosyolog beyin diplomasını bir sorgulasınlar. Bu sosyolog beyin inanç sistemini de belki bir sorgulamak lazım. Bir başkasının inancı ya da inançsızlığı üzerinden bu kadar hakaretamiz sözler söyleme cüret ve cesaretini bu bey nereden bulmuştur? Bugüne kadar bununla ilgili ne yapılmıştır? Toplum düzenini, toplum barışını sabote eden böyle bir kişiye yönelik hangi eylem ve icraat gerçekleşmiştir, biz merak ediyoruz.

Yalnız, tabii ki bu süreçte başka şeyler de oldu bütçeden bu yana. Mesela, bu yılki bütçe konuşmamızda Sayın Bakandan bir ricamız olmuştu. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yalnızca eleştiren bir siyasetin, eleştiren bir muhalefetin, eleştirel gözle bakmanın ötesinde çözüm önerileri de sunmayı siyasetimizin temel felsefesi sayıyoruz çünkü. Sayın Bakana rica etmiştik: 2022 sayılı Kanun’la maaş alan 65 yaşını doldurmuş muhtaç ve engellileri kapsayan bu maaşları üç ayda bir aldıklarını, hiç değilse ayda bir almalarının daha iyi olabileceğini söylemiştik. Bu konuda şöyle bir ses çıktı: Bakanlık, ocak ayı itibarıyla yeni bir yönetmeliği gündeme getirdi. Muhtaç aylıkları, eskiden, aylık geliri 97 liranın altında olanlara bağlanıyordu, şimdi 119 liraya yükseltildi ve bu 119 liraya yükselmeyle beraber -engellilerle ilgili çalışan derneklerin söylediğine göre- bugüne kadar yaklaşık 800 küsur bin maaş alabilen engelli vatandaşlarımızın 100 küsur bin seviyesine düşeceğini söylüyorlar. Sayın Bakan, “Hiç değilse ayda bir alsınlar.” diye biz size bu yasayı hatırlatmıştık, 2022’yi; sizse, “Hiç almasınlar.” şeklinde herhâlde düşündünüz. Bu konudaki üzüntü yalnızca bizim değil, bu maaş alan vatandaşlarımızın da. Biz, 2022’den maaş alan muhtaç, engelli, malullerimizin hem maaşlarının ayda bir verilmesini hem de bu kriterin yumuşatılmasını onlar ve bütün Türkiye için istiyoruz.

Aslında, burada tabii ki bir isim değişikliği yapılıyor ama dediğim gibi, zihniyet değişmedikten sonra isim değişiklikleri hiçbir işe yaramıyor. O bakımdan, biz istediğimizi, muradımızın ne olduğunu biraz konuşmak taraftarıyız. Engellilerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözülmesini istiyoruz biz. İsminizin ne olduğu çok önemli değil. Hani zaman zaman bizlere de “bayan” derler ya, çok da önemli değil, önemli olan insanın veya yapılan işin özgül ağırlığı. Burada ismin “engelli” olmasının, “sakat” olmasının önemi yok, iş ki burada bizim söz konusu vatandaşlarımızın karşı karşıya kaldıkları toplumsal handikaplarının giderilmesi.

Böyle yuvarlak konuşuyorum, niye konuşuyorum biliyor musunuz? Çünkü sayılarını hâlâ bilmiyoruz. Hani e-devlete geçtik, hani her şey kayıt altında ama ben Sayın Bakana bir soru önergesi vermiştim “Kaç tane engellimiz var?” diye, “1 milyon 200 küsur bin” diye bana bir cevap vermişti kendisi. Oysa, hani şu her zaman söylenen bir 57’nci Hükûmet var ya Milliyetçi Hareket Partisinin koalisyon ortağı olduğu ve şu anda o koalisyonun Parlamentodaki tek bakiyesi olan Milliyetçi Hareket Partisinin ilgili devlet bakanının o üç buçuk yıllık kısa sürede yaptığı bir iş var: Türkiye'nin ilk ve tek özürlüler araştırması. O gün için jargon “özürlü”ydü, evet. Bu araştırma yapıldı ve bu araştırmayı Hükûmet de hâlâ kullanıyor yüzde 12,29; 8,5 milyon diye.

Ben sormak istiyorum buradan… Demek ki 2002’den bu yana hiçbir şey değişmedi. Siz hâlâ aynı rakamı, aynı yüzdeyi kullanıyorsunuz. Hiçbir şey değişmediyse on bir yıldır ne yaptınız? On bir yıldır “Teknoloji gelişti.” diyorsunuz, “Fiber kablolar döktük her yerlere, yerlere donattık, işte, uydular fırlattık, e-devlete geçtik, her şey kayıt altında…” Peki, o zaman, bu rakamı, sizin partiniz dâhil herkes niye hâlâ 2002 yılında yapılmış ilk ve tek özürlüler araştırmasını referans alarak kullanıyor ki? Demek ki bu konuda söyleyecek yeni bir sözünüz yok.

Bütün bunların sonrasında biz peki ne yaptık? Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuyu yine çalışmaya devam ettik çünkü bu ülkede hâlâ engellilerin yalnızca yüzde 2’si eğitim şansı elde edebiliyor. “Engellilerin yüzde 50’si okuryazar bile değil, öyleyse biz yasa tekliflerimizi Meclise sunalım.” dedik ve Meclisten öncelikle bir konuda Meclis araştırma komisyonu kurulması talebinde bulunduk bir kanun teklifiyle. Her konuda Meclis araştırma komisyonu kurulabiliyor. Bazı sorunlar yaratılıyor önce, sonra “O sorunları çözelim.” diye komisyonlar kurulabiliyor. Biz de “Var olan evrensel bir sorun var; engelli meselesi. Engelli vatandaşlarımızın ve ailelerinin haklarına erişmeleri ve eşitlik ilkesi uyarınca ihtiyaçlarının teminine yönelik çalışmaların neler olduğu, neler yapılabileceği, buna katkı sağlamayanlara ne tür yaptırımlar uygulanabileceği konusunda daimî bir Meclis araştırma komisyonu kurulsun çünkü bu, bu çağın artık giderek artan bir sayısal problemi, bunu hep beraber konuşalım.” dedik ama hâlâ kanun teklifimiz raflarda bekliyor.

Onun arkasından “Ülkemizde, mevcut kanuni  düzenlemeler ve imzalanan sözleşmeler gereğince engelli vatandaşlarımıza tanınan hakların hayata geçirilmesinin yanı sıra uygulamadaki eksikliklerin çok iyi denetlenmesi gerekiyor; sizin bugüne kadar yaptığınız denetimlerde ne oldu?” diye muhtelif zamanlarda da soru önergeleri verdik. Açıkçası bunlara da çok bir cevap alabilmiş değiliz ama biz biliyoruz ki engellilerimizin veya ailelerinin ödemek zorunda kaldıkları sağlık katkı payları çok yüksek; bunun da düşürülmesi için kanun teklifini verdi Milliyetçi Hareket Partisi çünkü engellilerimiz ortez, protez ve diğer iyileştirici araç gereçlere herhangi bir şekilde ulaşmak istediklerinde çok yüksek oranda katkı payı vermek durumundalar.

Başka bir sorunumuz daha var bu konuda: Devlet Memurları Kanunu’nda engelliler için öngörülen yüzde 3’lük istihdam meselesi. Sanki bu bir azami rakammış gibi algılanıyor, en fazla yüzde 3 gibi. Bunu değiştirelim “En az yüzde 3 olsun.” diye bir yasa teklifi verdik – ki Sayın Bakanın da sanıyorum daha önce böyle bir yasa teklifi var, milletvekili olduğu zaman, bu sayının yükseltilmesi konusunda- ama henüz bu konuda da bir girişim olmadı.

Aylık bağlanması ve devlet memurluğuna atamada yüzde 40 engellilik sınırı baz alınmasına, emlak vergisi muafiyetinde de engellilik oranının aranmamasına rağmen, motorlu taşıt almak istediğinizde önünüze bir yasa değil ama bir yönetmelik çıkıyor: yüzde 90. “İşte, bu yüzde 90 ve üzeri engellilik raporuna sahip olma koşulunu lütfen indiriniz. Motorlu taşıt vergisi ve özel tüketim vergisinden muaf tutunuz bu vatandaşlarımızı.” diye de bir yasa teklifi verdik. Teklifimiz yine Meclisin raflarında bekliyor.

“Yüzde 40 ve üzerindeki engelli raporu sahibi vatandaşlarımızın motorlu taşıt alımı sırasında motorlu taşıt vergisi, ÖTV, KDV muafiyeti, -engelli vatandaşlarımızın ulaşımlarını kolaylaştırıcı ve sosyal hayata intibaklarında önemli bir etken olması itibarıyla- konularında bir iyileştirme yapınız.” diye bir yasa teklifi verdik, Meclisin raflarında bekliyor.

“Kamu kurum ve kuruluşlarında engelli kadrosunda çalışan, onuncu yılını dolduran memurlarla emeklilere yeşil pasaport şansı veriniz çünkü engelli hiçbir çalışan yeşil pasaport sahibi olamıyor.” dedik. O konuda da henüz bir şey olmadı.

“Yüksek Öğretim Kanunu’nda değişiklik yapılarak en az yüzde 85 oranında bedensel engelli ve görme engelli olanlara kontenjan açılsın yükseköğretimde. Bu gençlerimiz o aşamaya gelebiliyorlarsa -ki az önce de söyledim ‘Yüzde 2’si anca eğitim şansı bulabiliyor.’ diye- eğer üniversiteye girme gibi bir gayretin içindelerse ve yüzde 85 engellilikleri varsa ya da görme engellilerse bunlara üniversitelerde kontenjan açılsın.” dedik. Henüz bu konuda da bir ses yok.

Ayrıca “Yüzde 40 oranında engelli olduğunu gösteren sağlık kurulu raporu olanlardan ikinci öğretim, açık öğretim, uzaktan öğretim ve lisansüstü öğrenim gören öğrencileri kayıt ve kayıt yenileme sırasındaki eğitim ücretlerinden muaf tutunuz, bunları vermek durumunda olmasınlar çünkü bu ülkenin engellilerinin eğitim alma şansı hemen hemen yok denilecek bir durumda.” dedik ama buna da bir cevap alamadık.

Kısacası, şu anda da 7 tane yasa teklifimiz Meclisin raflarında bekliyor. Sayın Bakandan bu konuda bir ilgi bekliyoruz. Bunu niye istiyoruz? Çünkü, bu ülkede, bize kalsa şu anda 9 milyon 600 küsur bin kadar bir engelli var ve bu engellilerimizin sayısı her geçen gün artıyor. Teknoloji bazen hayatımıza iyilikler, bazen olumsuzluklar getiriyor ama engelli sayımızın giderek artması bu konuya aciliyetle bakılmasının gerekli olduğunu gösteriyor.

Özellikle engelli hakları komisyonu konusunda Sayın Bakanın kabinede ağırlık koyarak hızla bu komisyonun kurulması konusunda bir çalışması olmasını ve bunu İç Tüzük’le ilgili çalışan Komisyona iletmesini biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak rica ediyoruz ama bundan ötesi, sizlerle bir şeyi paylaşmak istiyorum. Engelli yakını olmanın yükünü içimizde kaç kişi biliyor, bilmiyorum. Evet, engelli olmak zor ama engelli yakınları için hayat çok daha zor, özellikle engelli çocukların anne ve babaları için. Engelli çocuğu olan bir anneye çocuğu için okul ararken ben dedim ki: “Ankara’da şurada bir engelli okulu var, çok iyi eğitim veriyormuş.” Anne bana baktı “Ruhsar Hanım, benim çocuğum Einstein olmayacak. Benim en büyük derdim ne biliyor musunuz?” dedi. Baktım, “Benden sonraya kalmasın demek bir anne için nedir bilir misiniz?” dedi.

Ben bir anneyim. “Evladım benden sonraya kalmasın.” demek bir anne için ölümle aynıdır. Evlatlarımızın bizden sonra ne olacağını ya da Rabb’imin tecellisinin kim için ne zaman gerçekleşeceğini bilmediğimiz için, evimizdeki yaşlı da olsa engellilerimizin ne olacağını, biz olmazsak hayatlarını nasıl sürdüreceklerini düşünmek insanlar için ölümden beter.

Bu konunun siyasetle, bu konunun hamasetle, bu konunun bu “zaytung.com”vari sosyologların ifadeleriyle izah edilir bir tarafı yok. Bu konu hepimizin, bir nefes sonramızı, bir adım ötemizi bilmediğimiz şu dünyada acilen, bir an önce halletmemiz gereken bir sorun. İsmi ne olursa olsun, bütün engellerin kaldırıldığı, engelsiz bir hayatın hepimiz için mümkün olabildiği bir dünya tabii ki istiyoruz ama önce zihnî engellerimizi kaldırmamız lazım. Öncelikle bu sorunu çözmeye ne kadar hevesliyiz, ona bakmak lazım.

Yasaları çıkarıyoruz, pek çok yasa çıkarılıyor. Ben, yaklaşık iki yıldır milletvekilliyim, sayısız defa yasa çıktı burada ama değişen bir şey yok. Bakın, az önce de söyledim, 2002’deki özürlü araştırmasının üzerine on bir yıldır hiçbir şey yapılmadı. Sayılarını bile bilmiyoruz, hangi tür engellimiz var, bunu bile bilmiyoruz. Geçtiğimiz günlerde bir gazete haberi vardı; görme engelliler kadar işitme engellilerin de olduğunu, her 10 doğumdan şu kadarının engelli olduğunu filan söylüyorda. Tabii ki bunlar sporadik ölçümlemelerle yapılan şeyler.

Sayın Bakandan biz rica ediyoruz: Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda vermemiz gereken katkıyı 50 milletvekiliyle veririz, lütfen bu konuda bir Meclis araştırma komisyonu kurulsun, kalıcı bir komisyon olsun çünkü bu, süreğen bir sorun. Bu sorun nasıl aşılır, bu sorun nasıl çözülür, bu sorunun çözümüne katkı vermeyen kamu karar vericileri için ne yapılabilir, bunları konuşmalıyız ve kısıtlamaları değil, engelleri kaldırırken haklarımızı, yarınlarda karşılaşabileceğimiz riskleri hep birlikte paylaşmalıyız.

Biz, yasanın şimdiden hayırlı olmasını diliyoruz ama bu yasanın isimde kalmamasını, hepimiz için hayatı daha kolaylaştırıcı uygulamaların gerçekleştiği bir Türkiye istiyoruz.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirel.

Şahsı adına İzmir Milletvekili Hülya Güven.

Buyurunuz Sayın Güven. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde yer alan engelli bireylere yönelik ibarelerin değiştirilmesi amaçlı 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyor, yüce Meclise saygılarımı sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, bugün, burada, engellilere ait kanunlarda ve kararnamelerde geçen çeşitli ibarelerin düzeltilerek tek tanımda geçmesini istemek çok doğru ve çok gurur verici bir düşünce. Ancak, engellilerin sorunu yalnızca ibarelerin düzeltilmesi mi? İbareler düzelince tüm bu engellilerin bugüne kadar yaşadıklarıyla, vicdanlar rahatlayacak mı? Engellilerin sorunu aslında çok daha fazla, çok büyük. Bugün, 18 yaşını dolduran engellilerin engelli aylıkları kesildi. Neden kesildi? Ailedeki birey başına gelir 119 lirayı geçtiği için. Bir engellimiz, ne diyor biliyor musunuz: “Devletin bana layık gördüğü 119 lira, bir ayda 5 tişört veya 1 ayakkabı parası. Ben, bu parayla bir ay ne yiyorum, ne içiyorum, düşünmüyor” Yani, çaresizliğini dile getiriyor.

Sayın vekiller, gerçekten çocuklarınızın aylık masrafı ya da harçlığı 119 lira mı? Üstelik verilen engelli aylıkları da çok farklı değil ve çok görülüyor bu rakam. Neden engelli aylıkları en az asgari ücret olmuyor? Devlet bu kadar yoksul mu?

Sayın vekillerimiz, bunu dile getiren engellinin gelir testiyle saptanan ve bu nedenle aylığı kesilen geliri ne idi biliyor musunuz? 120 lira yani 119 liradan 1 lira fazla. Peki, gelir testinde nelere bakılıyor? Bunu kaç milletvekilimiz biliyor acaba? Eve giren aylık gelir değil, televizyonu varsa, koltuğu varsa, çamaşır makinesi varsa –biliyorsunuz, yoksullara bir valimiz çamaşır makinesi hediye etmişti- hatta gecekondu da olsa kira ödemediği bir evi varsa tüm bunlar gelir olarak değerlendiriliyor.

Yine, 30 yaşında çalışamayacak durumda olan ya da iş bulamadığı için çalışamayan bir gencimiz “Ben 30 yaşındayım, neden hâlâ annemden, babamdan harçlık almak zorundayım? İş bulamıyorsam benim kabahatim mi? Devlet bana iş versin ya da tazminat ödesin.” demektedir. Haksız mı? Engelliler aslında iş istiyorlar, sadaka değil. Hükûmetiniz her yıl “20 bin, 30 bin kişi işe alınacak.” derken istihdamın 1.500-2.000 kişiye düştüğünü görüyoruz. Bu rakamların da doğru olup olmadığı belli değil.

Engelliler iş haklarını kullanamamaktadırlar. Engelliler, yeterli eğitim alamadıkları için alınacak olan engelli elemanların istenilen eğitim standardına ulaşamadıklarını söylemektedirler. Yani, bugüne kadar yapılan eğitimlerin göstermelik olduğu ortaya çıkıyor çünkü sayın bakanlarımıza sorduğumuz “Kaç engelli eğitim aldı? Eğitim alan engellilerin kaçı işe girdi?” soruları hep yanıtsız kaldı. İşitme engellilerini iş için Diyanete yönlendirip hafızlık belgesi sormak, istihdam söylemlerinizin acı bir komedisidir.

Yine, özel ya da devlet bakımevinde kalan engelli ve yaşlıların da aylığını kestiniz gerekçesi, engelliye ya da yaşlıya “Ya evde kal özürlü aylığı al ya da ayda 10-20 lira harçlık al.” şeklinde. Yani, iktidarınız engellilere “Yemek, içmek, yatmak ile yetinmelisiniz.” demektedir. AKP iktidarının, engelli ve yaşlıları evlerine ya da bakımevlerine kapatmayı hedeflediği ortaya çıkıyor.

Bugün, engelliler sağlıkta katkı payı ödemek zorunda kalıyorlar. İhtiyaçları olan ilaç ve tıbbi malzemeleri alamıyorlar, protezleri alamıyorlar, ihtiyaçları olan akülü ya da tekerlekli sandalyeleri alamıyorlar. Katkı payları ödeme güçlerinin çok ötesinde. Bunları bedelsiz sağlamak Hükûmetin görevi değil mi? Geçenlerde, Sayın Başbakan bir engelli kadına akülü sandalye hediye etti. Bence sayın bakanlarımızın bu durumdan sıkılması gerekirdi. Sosyal devletsek Sayın Başbakanın hediye edecek bir yurttaş bulamaması gerekirdi. Devletin görevi, bu sandalyeleri bedelsiz olarak sağlamaktır tabii ki.

Anayasa’mızın 61’inci maddesi: “Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.” demektedir. Hükûmet, engellilere iş sağlamayarak, sağlık giderlerini karşılamayarak, eğitimlerini engelleyerek engellileri yok etmeye çalışmaktadır.

Yine, 2022’den yararlanan engelli yurttaşların özellerden sağlık hizmeti almaları da kaldırıldı. Seçimden önce bu hak verilmişti, seçimden sonra geri alındı. Bu nedenle, engellilerin hayatlarını kaybetmeleriyle sonuçlanan süreçler yaşanmaktadır. Yakın zamanda, İzmir’de, böbrek hastası ve iki ayağı olmayan bir kadın engelli, özel bir merkezde diyalize giremediği, kamu hastanelerinde de yer olmadığı için hayatını kaybetmiştir. Daha da acısı, bu hastaya ambulans da verilmemiştir. Ne oldu helikopter ambulanslara? Hangi amaçla kullanılıyorlar acaba? Hani hayat kurtarıyorlardı? Bugün, engelliler hastanelere gidip gelebilecek normal ambulans bulamıyorlar. Fenilketonüri hastalarına özel gıdaların devlet tarafından verilmesi gerekirken beslenmelerine üç gün yetecek kadar para verilmektedir. Zihinsel engellilere 23 yaş sınırı getirilmiştir, iş okullarına gidemiyorlar. İş okullarını kısıtlamak, kapatmak yerine sayılarını artırmak gerekmez miydi? Örnekler o kadar çok ki saymakla bitmez.

Hükûmetiniz engelliler için çözümlenmesi gereken hedefi 2023 olarak göstermiştir, yani on yıl daha öteye atmıştır. Bugün AKP iktidarı engelli yurttaşlarımıza çağdaş bir devletin vermesi gereken hizmetleri ve sosyal hakları hak ettikleri şekilde vermemektedir. Engelliler mağdur olmakta, yoksullaştırılmakta, çalışma yaşamı dışına itilmekte, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmektedirler. Hükûmet, sorun çözmek istememekte, engellileri aileleriyle birlikte, anneleriyle birlikte hapsetmektedir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın 5’inci maddesinin uygulanması gerekiyor ve sadece kanun ve kararnamelerdeki engellilerle ilgili ibareleri düzeltmek yetmez. Keşke engellilerin asıl diğer sorunları da buraya gelseydi ve çözümü hep birlikte bulsaydık.

Anayasa’mızın 5’inci maddesi “… kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” demektedir. İşte, bunun için çözümü hep birlikte bulsaydık, burada tartışsaydık eminim ki tüm engelli yurttaşlarımız çok mutlu olacaklardı.

Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Güven.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Öncelik Komisyona aittir,  Hükûmete değil.

BAŞKAN – Öyle mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Tabii, İç Tüzük’te öyle.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Biz, Sayın Başkan ne diyorsa onu yapıyoruz.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli bireylerimizin bütün kanunlardaki farklı “sakat, çürük, elverişsiz” şeklindeki tanımlarını değiştirmek üzere hazırladığımız kanunumuzu Genel Kurula getirmek için huzurlarınızdayız ve hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz.

Tabii, engellilerimizle ilgili meseleyi biz bir insan hakkı meselesi olarak görüyoruz, bir demokratikleşme meselesi olarak görüyoruz, aynı zamanda bir kalkınma meselesi olarak görüyoruz ve “önce insan” diye merkeze aldığımız sosyal politikaları engelli-engelsiz, yaşlı-genç, kadın-erkek demeden herkesin birinci sınıf vatandaş olduğu; dili, dini, mezhebi, ırkı, bölgesi nerede olursa olsun, annesi babası kim olursa olsun herkesin onurluca yaşam mücadelesinde yanında olacağımız bir sosyal devlet anlayışıyla bu çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bizim engellilerle ilgili yaptığımız çalışmalarda önce bu yasaları, bu terminolojiyi neden değiştirme ihtiyacı hissettik? Çünkü, farklı tanımlamaların terminolojide bir bütüncüllük oluşturmadığını ve farklı sorunlara uygulamalarda neden olduğunu gördük. Ayrıca terminoloji, tanım, terim aslında düşüncenin de başlangıcı. Düşünce davranışlarımızı oluşturuyor, davranışlar değer yargılarımızı oluşturuyor ve zihinsel dönüşüm dediğimiz şeyin aslında en önemli basamağını oluşturuyor. Bu bakımdan, bu 85 kanunda, 9 kanun hükmünde kararnamede, bugün diğer partilerimizin de desteğiyle vereceğimiz bir önergeyle beraber bu kanunların hepsinden “özürlü, engelli, sakat, elverişsiz, çürük” ifadelerinin çıkmış olmasındaki amacımız, engellilerimizin üzerindeki negatif algıyı kaldırmak ve bir bütüncül bakış açısı içerisinde, onların yaşamlarının her noktasında, yapmak istedikleri her noktada, sosyal hayatta, kültürel hayatta, ekonomik hayatta önlerindeki engeli kaldıracak bir çalışmanın merkezinde bu işi yapıyoruz. Bu tanımları değiştirmek aslında işin en önemli kısmı ama beraberinde yapmamız gereken önemli altyapı çalışmaları da var. Ben diğer partilerimizin sözcülerini dikkatlice dinledim. Arkadan, şu anda çalıştığımız ve “ayrımcılıkla mücadele” dediğimiz engellilikle ilgili ikinci bir kanun tasarısını tamamlamak üzereyiz ve Bakanlar Kuruluna sevk etmek üzereyiz. Bugün değerli sözcülerimizin söylediği birçok alanda bunları da içine koyacak şekilde daha güçlü bir çalışmayı inşallah en kısa sürede Parlamentoya getireceğiz.

Sayın Güneş’in Anayasa değişimiyle ilgili bize söylenen talebini de Sayın Başbakanımızın başkanlığında hem Bakanlar Kurulunda hem Merkez Karar Yönetim Kurulunda değerlendirdik ve biz çalışmamızı yaparak Bakanlar Kuruluna sevk ettik. Parlamentoda bu uzlaşma olduğu sürece hızlı bir şekilde Anayasa değişimini de yapacak hukuki altyapıyı oluşturmaya hazırız. Peki, bundan önce biz ne yaptık, bundan sonra ne yapmak istiyoruz?

Biz engellilerle ilgili, engelli kardeşlerimizin yaşamlarıyla ilgili, yaşam kalitelerini yükseltmeyle ilgili sorunları dört ana başlıkta inceledik; birincisi ve en önemli kısım eğitimdi. Eğitimde, özellikle eğitimde ve sağlıkta fırsat eşitliği onlar için en temel ihtiyaçtı ve hukuk devletinde yapılması gereken en önemli ihtiyaçlardan bir tanesiydi. Bu rehabilitasyon sisteminin -Millî Eğitim Bakanlığında yapılan özel eğitim sistemi- bizim Bakanlığımızdaki kurumsal kapasitenin genişletilmesiyle beraber, taşımalı eğitimde verilen desteklerle beraber, eğitimde fırsat eşitliğinin önünü açmaya ve engelli kardeşlerimize pozitif ayrımcılık yaparak hem mali desteği güçlendirmeye  hem de beraberinde kurumsal kapasiteyi artırmaya çalıştık.

Aynı şekilde, sağlıkta dönüşümde, bugün, herkesin hızlı bir şekilde, sosyal güvenlik sisteminin içinde var olması, engelli çocuğu olan kişilerin erken emeklilik hakkının verilmesi, Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan çalışmalarla engellilerin bireysel engelliliğe bağlı olarak erken emeklilik hakkının kullanılması gibi birçok -hem sağlık hem sosyal güvenlik ayağını güçlendiren- çalışmaları yaptık.

Üçüncü çalışmamız da istihdamla alakalıdır ve istihdamla alakalı çalışma güçlü bir şekilde devam etmektedir. Burada, özel sektör üzerinde, 2008 yılında çıkardığımız yasada, istihdam paketinde “Engelli çalıştıran kişilerin işveren payını devletin ödeyeceği” şeklinde yapılan pozitif ayrımcılıkla, özel sektörün cezalandırmayı değil de -kazan kazan- engelli çalıştırdığı zaman kendisinin de kazanacağı, engellinin ve toplumun da kazanacağı bir çalışmayı başlattık.

Kamuda geldiğimiz noktada da biliyorsunuz, iki yıl önce çok önemli bir sınav sistemini hayata geçirdik ve bugün, engelli kardeşlerimizin engellilik grubuna göre, görme engelli, işitme engelli, zihinsel engelli, bedensel engellinin her birinin kendi içinde sınav edildiği, daha adaletli ve burada başarı oranının daha kendi içinde spesifik olarak güçlendirildiği bir sistemi hayata geçirdik ve son yaptığımız sınav sistemiyle de 13 bin kardeşimizin iki yılda, bir sınavda kamuya yerleştirilmesini sağladık.

Özellikle, şu anda üzerinde çalıştığımız çok önemli iki paket var, onu da huzurlarınızda sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir tanesi, engellilerimizin girişimci olmasını çok önemsiyoruz ve onlara verdiğimiz hibe destekleriyle -KOSGEB’le, Sanayi Bakanlığımızla beraber- engelli girişimciliğini teşvik ediyoruz çünkü onların her birinin yeteneğine ve kapasitesine göre farklı alanlarda kapasitesini kullanacağı alternatifler üretmeyi çok önemsiyoruz.

İkincisi de zihinsel engelli çocukları olan ailelerin, biraz önce değerli milletvekilimin de söylediği “Tamam, biz varken bunlar var, sosyal devlet olarak, siz gerekli her türlü çalışmayı yapıyorsunuz ama bizden sonra bu grup ne olacak?” dediği endişelerini haklı bir şekilde karşılıyoruz ve o yüzden, korumalı iş yerinin… Yine Çalışma Bakanlığımızla, İŞKUR’la yaptığımız çalışmayla bu, yıl, şu anda 15 tane korumalı iş yerinin açılmasıyla ilgili bütün çalışmayı tamamladık. 150 bin TL hibeyle beraber, iş yerlerinde özellikle… Otistik olan, Down Sendromu olan çocuklarımızı bizim insanlarımızla kıyasladığımız zaman aslında çok güçlü tarafları var, özellikle tekrara dayalı işlerde çok başarılı oldukları ve verimliliği… Kendilerine ait bazı alanlarda, gıda sektöründe olabiliyor, konfeksiyonda olabiliyor çok verimli bir şekilde. Korumalı iş yeri ortamı sağladığınız zaman, iş yerindeki diğer vatandaşlarımıza, diğer çalışan işçilere göre çok daha başarılı olan ve kapasitesini çok daha güçlü bir şekilde ortaya koyduğunu gördüğümüz örnekler var.

Bunun üzerine, önümüzdeki hafta Bursa’da olmak üzere, hızlı bir şekilde, bu 15 tane korumalı iş yerinin hayata geçmesini sağlayacağız ve özellikle istihdamla ilgili bu alternatifleri çoğaltarak engellilerimizin yardımdan çıkıp tamamen sosyal hayatın içerisinde, ekonomik hayatın içerisinde ve kapasitesiyle toplumun kalkınmasında, ülkenin kalkınmasında güçlü bir özne olarak çalışmasına devam etmesini çok önemsiyoruz.

Dördüncü çalıştığımız alan da ulaşılabilirlik. Tabii, engellilerimiz 1990’lı yıllarda evinden çıkamıyordu, zincire bağlı bir şekilde evlerinde kalmak zorundaydı ama şimdi, bu fırsat eşitliği verilince -eğitimde, sağlıkta yapılan çalışmalarla beraber- engellimiz güvenli ve bağımsız bir şekilde hayatını devam ettirmek istiyor. Ama, onun için kaldırımlarımızın, toplu taşıma sistemlerimizin, açık alanların, kapalı alanların engellilere göre yeniden dizayn edilmesi gerekiyor. Bu konuda Türkiye’nin bütün haritasını çıkardık. Kim daha iyi, kim daha zayıf, eğitici eğitimlerini tamamladık. Türk Standartları Enstitüsüyle erişilebilirlikte, ulaşılabilirlikte asansörün boyutlarından tutun, kaldırımın boyutlarına kadar bütün standartlarımızı oluşturduk ve bunu Belediyeler Birliğiyle beraber çok yaygınlaştırarak 81 ilimizde, bu işin muhataplarıyla “Bunu nasıl yapacaklar?” bunun takibini yaptık.

Şimdi, 6’ncı ayda, illerde, içinde sivil toplum kuruluşlarımızın da olduğu ilgili bakanlıkların da temsilcisinin olduğu yeni bir denetim sistemine geçiyoruz. Yapanla yapmayanın birbirinden ayırt edildiği, yapmayana ciddi manada cezalar verildiği yeni bir sistemin de takipçisi olacağız çünkü engellimizin hayatın her alanında olmasını ve engelsizlerle beraber yaşamı paylaşmasını çok önemsiyoruz. Bu süreçte, Parlamento olarak da, biz Bakanlık olarak da bu işin takipçisi olacağız.

Tabii, bu söylediğim şeylerin, müsaade ederseniz, rakamsal değerlerini de heyetinizle paylaşmak istiyorum. Özellikle “Son on yılda hiçbir şey yapılmadı. Engelliler üzerinden siyaset ve hamaset yapmayalım.” deyip bir annenin mektubunu okuduktan sonra “Engellilerle ilgili hiçbir şey yapılmadı.” anlayışıyla burada konuşan milletvekili arkadaşlarımıza da ben rakamlarla cevap vermek istiyorum müsaade ederseniz.

Şu ana kadar, son on yılda sosyal politikalara ayrılan bütçe 1,2 milyar TL’den 20 milyar TL’ye ulaştı ve “16 kat artışta bu toplam sosyal politikalarda engellilere ayrılan bütçe nedir?” diye bakacak olursanız ve “Kaç kişiye biz bu şekilde destek verdik?” diye soracak olursanız: “2022” dediğimiz yaşlı ve engelli aylığını şu anda 1 milyon 248 bin kişi almaktadır ve sayın milletvekilimin söylediği gibi, biz hiç kimsenin maaşını kesmedik, tam tersi -Mart 2012’yle Nisan 2013 arasında- Mart 2012’de 1 milyon 228 bin engelli mali destek alırken, şu anda 1 milyon 248 bin kişiye bu çıkarıldı. Bunların hepsi SOYBİS sistemimizde de tescillidir ve hangi ilde kaç kişiye bu mali desteği verdiğimizin kayıtlarını da isteyen milletvekillerimizle paylaşırız.

“Evde bakım” 2007 yılında başladı. Şu anda 404 bin engelli kardeşimiz evde bakım hizmetinden istifade ediyor. Özel eğitimde, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde 250 bin çocuğumuz bu hizmetten istifade ediyor. Engellilerin ücretsiz taşınmasından 43 bin çocuğumuz şu anda istifade ediyor. Özel kuruluşta bakımda 9 bin, kurumda bakımda da 5 bin şu anda engelli kardeşlerimizin toplam olarak istifade ettiği sayıdır ve bu söylediğim 20 milyar TL’nin 7 milyar 571 milyonu engellilerimiz için ayrılmıştır. Bu bakımdan da ayrılan bütçenin ne kadar önemli olduğunu ve bu güçlü desteğin de hızlı bir şekilde devam edeceğini de yüce heyetinize belirtmek istiyorum.

Ayrıca, yine, bu, kurum bakımıyla ilgili, özellikle maaşların kesilmesiyle ilgili Hülya Hanım’ın söylediği, Sayın Güven’in söylediği, “Siz, engellilerin mali desteğini kesiyorsunuz.” Dediği… Özel kuruluşlarda bakımda ve kurumda bakımda şu anda 11 bin kişi var, 11 bin yaşlı ve engelli kardeşimiz var. Burada, hem bizim kurumlarımızda kalan yani hem bizim kurumlarımızda bakımı sağlanan hem de bundan, 2022’den istifade eden kardeşlerimizin bize gelen talebi şuydu: “Sayın Bakanım…” Değerli arkadaşlar, bu çok önemli bir şey, oradan gelen talep üzerine… Dediler ki bize: “Kurumlarda siz bize bakıyormuşsunuz ama bizim çocuklarımız, bizimle ilgilenmemelerine rağmen, 2022 aylığını gelip bizden alıyorlar, elimizden alıyorlar. Bu konuda bize yardımcı olun.” Biz o mali desteği onlara verecek şekilde düzenledik. Aslında, keşke, burada “Maaşlar kesiliyor.” şeklinde bir eleştiriden önce “Bu niye yapılıyor? Onların talebi nedir?” şeklinde bir araya gelip konuşabilsek belki bu farklı bilgilendirmelerin, farklı algıların da düzeltilmesine sebep olur. O yüzden, biz hiç kimsenin maaşını kesmiyoruz, tam tersi, engellilerimiz için, engellilerimizle birlikte onların yaşam kalitelerini yükseltmeye çalışıyoruz.

Rehabilitasyon sisteminde de yeni bir yapılanmaya gidiyoruz. Özel rehabilitasyon merkezlerinin standartlarını değiştiriyoruz, yönetmeliğimizi değiştiriyoruz. Yeni yönetmeliğimizi bu hafta içerisinde yayımlayacağız. Uzman kadro, fiziksel altyapı, engellilerimize… Çünkü bir engellinin özel bakım rehabilitasyonundan istifade etmesi için iki asgari ücret ödüyoruz ama asgari ücret ödediğimiz yerde eğer engellimize yeterince bakım yapılamıyorsa, bizim denetim sistemimizde de bu eksiklikler görüldüyse… Biz 16 rehabilitasyon merkezinin tahliye kararını da verdik. Kesinlikle, hiç kimsenin o konuda da… Verilen mali desteğin engellinin yaşamında kullanılması ve yaşam kalitesinin düşürülmemesi noktasında da takibimizi Bakanlık olarak bire bir yapıyoruz.

Ayrıca, 2002 yılında 47 resmî merkezimiz hizmet vermekteyken bugün, 2012 yılı itibarıyla 117 yatılı, 7 gündüzlü kuruluşta ve 19 umutevinde hizmet vermekteyiz. Bu yatılı kapasitemize baktığınız zaman da on yılda yüzde 300’ü geçen bir rakamla bu hizmetlere devam ediyoruz.

Özel rehabilitasyon merkezlerinde de yeni bir sistemin çalışmasını tamamlayacağız ve kalite odaklı, denetim hizmetinin güçlü bir şekilde devam ettiği bir sistemi hayata geçireceğiz. Özellikle özel eğitim sınıflarında, kaynaştırma eğitimlerinde çocuklarımızın çok daha güçlü bir şekilde hayata hazırlanmalarını çok önemsiyoruz. Millî Eğitim Bakanlığıyla beraber çalışıyoruz ama Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü üzerinden de onların ihtiyacı olan -taşımalı eğitim gibi- birçok sosyal desteği, mali desteği  o grup için veriyoruz çünkü özel rehabilitasyon sistemini güçlendirip, onların hayatın içerisinde olmasını ve yaşam kalitelerini, mücadelelerini çok önemsediğimizi de belirtmek istiyoruz.

Yani değerli milletvekilleri, Değerli Başkanım; söylemeye çalıştığımız şey şudur ki: Biz engelli kardeşlerimizin yaşamıyla, engelli kardeşlerimizin kaderiyle kendi kaderimizi aynı şekilde görüyoruz. Ve gördüğümüz en büyük şey, eğer ailesinde, akrabasında, yakınında bir engellisi varsa empati gücü çok daha hızlı gelişiyor ve çok daha hızlı bir şekilde, engellinin önündeki engeli kaldırmak için bize yardımcı oluyor. Ama en büyük sorun, engellilerimizle engelsizlerimiz arasında ortak yaşam alanları zayıf olduğu için iki taraf birbirini anlayamıyor ve en büyük sorun, engelsiz kardeşlerimizin engellileri anlamakta yaşadığı sorundur, araştırmalar da bunu bize göstermektedir. O yüzden biz 74 milyonun tümünü, engelli-engelsiz, bir bütüncül bakış açısı içerisinde ve pozitif ayrımcılığı onlara verecek şekilde de çalışmalarımızı tamamlamayı çok önemsiyoruz.

Ulaşılabilirlik ve istihdam, Bakanlığımızın çalıştığı en büyük alandır ve inşallah en kısa sürede, sayın milletvekillerimizin de söylediği, farklı alanlarda çok daha yapısal dönüşümleri başardığımız, her türlü ayrımcılığın ortadan kalktığı yeni bir yasal anlayışı çalışmalarımızı Birleşmiş Milletler Engelliler Sözleşmesi’ne uygun bir şekilde tamamlayacağız.

Bir taraftan da demokrasimizin önündeki engelleri, hukuk devleti önündeki engelleri, kardeşlik hukukumuzun önündeki engelleri kaldırmaya çalışıyoruz ve inşallah, bunların hepsini, bütün engelleri kaldırarak, yaşam kalitemizi yükselterek, aslolan insan mutluluğuysa engellilerimizin mutluluğunu önemseyip öne alarak ve onların sürekli yanlarında olarak bu çalışmaları tamamlıyoruz.

Bence engellimizin burada ne düşündüğü, engelli ailelerimizin burada nasıl yaklaştığı çok önemli. Biz sürekli onlarla beraberiz ve bu yapılan çalışmaların, hem hukuki düzenlemelerin hem kurumsal kapasitelerin ne kadar önemli olduğunu, onların bakışlarında, onların yaşama dokunmalarında, öz güvenlerinde, umutlarının artmasında görüyoruz. Bu çalışmalar da, onlarla beraber yaptığımız çalışma da bizi moral ve motivasyon olarak güçlendirmektedir.

Parlamentodan bu desteği aldığımız için çok teşekkür ediyoruz bütün partilere. Çok hızlı bir şekilde Komisyondan geçirdik, çok hızlı bir şekilde Parlamentodan geçiriyoruz. İnşallah -bizim alanımız çok insani ve vicdani bir alan- Parlamento da uzlaşmayla bizi bekleyen sorunları hızlı bir şekilde çözecek. Bu Parlamentonun da hizmetkârı olmaya devam edeceğiz diyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Şahsı adına, Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yetiş.

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün hakikaten Meclis Genel Kurulu açısından çok da zor olmayan bir kanun görüşüyoruz. Çünkü, bütün bir toplumun ortak duyarlılığını bugün Parlamento da paylaşmış durumda.

Elbette bu duyarlılığın gelişmesinde, AK PARTİ’nin son on yılda ortaya koyduğu sosyal politikalar çok önemli bir katkı sağlamıştır ve bugün burada konuşan tüm değerli arkadaşlarımızın da ortak ifadesiyle hem bu kanun üzerinde hem de bundan önce engellilerle ilgili yapılan düzenlemelerin tamamında, bütün parti gruplarının konsensüsünün sağlanmış olması da hepimizin ortak duyarlılığının yine bir göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, biraz önce Sayın Bakanımız, sadece Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede yaptıklarını çok özet geçmek durumunda kaldı çünkü yapılan o kadar çok şey var ki bunları anlatmak bu zamana sığmıyor. Ama, burada benim değinmek istediğim temel bir nokta var. Aslında insanlık tarihiyle birlikte, devlet dediğiniz olgu da çok ciddi değişimler yaşamış. Bu, işte Platon’dan başlayarak bugüne kadar gelme niyetinde değilim ama sadece cumhuriyet tarihi boyunca bile devletten algılanan, devlet deyince algılanan şey, çok farklı birtakım aşamalar geçirmiş. Çok değil, daha on yıl öncesine kadar biz devlet deyince, önce Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik özelliğini anlardık, bunu hemen ön planda tutmaya çalışırdık, bunu hemen öne çıkarırdık. Oysa bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece laik bir devlet olmadığını, aynı zamanda hukuk devleti olduğunu, birtakım vesayetlerden, birtakım mihraklardan, birtakım derin yapılardan bu devletin arındırılması gerektiğini ve bunun, cumhuriyetin laiklik niteliği kadar, en az onun kadar önemli bir konu olduğunu hepimiz ortaya koyabiliyoruz.

Yine AK PARTİ’yle birlikte, bu devletin, bu cumhuriyetin sosyal niteliğini de hepimiz çok daha yakından görmeye başladık ve sosyal devlet neymiş, neler yaparmış, bunları sosyal politikalar bağlamında, gerek engellilerimiz gerek yaşlılarımız gerek kadınlarımız gerek çocuklarımız yani toplumun bütün kesimlerine yönelik olarak ortaya konan politikalarla, çalışmalarla sosyal devletten ne anlaşıldığını da artık insanımız, halkımız birer birer görmeye başladı.

Burada elbette önemli olan husus şu: Elbette, iktidarla birlikte muhalefetin de ya da kamuyla birlikte sivil toplumun da, devletle birlikte halkın da beraberce -birlikte- aynı yöne bakabilmesi ve aynı yürüyüşü gerçekleştirebilmesidir. Şimdi, siyasi iktidarın, hele sosyal politikalarda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın ortaya koyduğu çalışmalarla, özellikle gerek Parlamentoda uzlaşma arayışı içerisinde olması gerekse sivil toplumla çok yakın bir çalışma temposunu, anlayışını yürütmesi, bu politikaların da çok daha hızlı bir şekilde ortaya konmasını sağlıyor.

Değerli arkadaşlar, burada, aslında bu kanunla biz somut olarak yeni bir şey getirmiyoruz, evet, ama demin ifade ettiğim çerçevede bir paradigma değişikliğini, geleceğe dönük yeni bir bakış açısını da ortaya koymuş oluyoruz. Burada, kanun tasarısında, özellikle engellilikle ilgili yeni bir tanım getiriliyor ve engelliliğin insanın kendi üzerinde taşıdığı bir özür, bir eksiklik, bir araz olmaktan çıkarılıp onun çevresinde yaşadığı ya da onun çevresini kuşatan bütün çevresel koşulların iyileştirilmesi, çevresel birtakım engellerin kaldırılmasıyla engellerin kalkabileceği gibi, hem bir iradeyi hem bir duruşu, azmi hem de bu anlamda o kişinin zaten varoluşsal anlamda taşıdığı potansiyeli de ortaya koymuş oluyoruz. Yani özürlü, eksik, araz ya da üzerinde engel taşıyan bir insan yoktur. Çevresinde birtakım engellere maruz kalmış olan ve bu engellerin kaldırılması suretiyle de önündeki bütün potansiyelini ortaya koyabileceği imkânı yakalayan engeli olan bireyden bahsediyoruz artık.

Dolayısıyla, bugün ve bugünden yarına, bu ülkede yaşayan bütün insanların, tıpkı Sayın Bakanımızın ifade ettiği gibi, demokratikleşmede, bu ülkenin kardeşliğinde, bu ülkenin ekonomik anlamda ayağını bağlayan bütün engellerden kurtuluşunda, bu ülkenin dış politika noktasında kendi coğrafyasında yeniden ve güçlü büyük Türkiye oluşunda nasıl ki bütün engelleri birer birer kaldırıyorsak, bu toplumun bütün kesimlerinin, bu toplumun çocuğuyla, yaşlısıyla, genciyle, kadınıyla, erkeğiyle, engele sahip olan bireyiyle, engele sahip olmayan bireyiyle bütün kesimlerinin de önündeki engelleri birer birer kaldırmış oluyoruz ve bunun iradesini, bunun duruşunu bu kanun tasarısıyla birlikte, bu bakışla birlikte yeniden ortaya koymuş oluyoruz.

Bu, aslında bu yönüyle yeni bir durum da değil. Şu son on yıllık süreç içerisinde bizim belki de adını koymadan yaptığımız uygulamaların tarifini yapmak ve bunu kavramsallaştırmak ve bunu mevzuatımız içerisine koymak anlamına da geliyor. Dolayısıyla, AK PARTİ hükûmetlerinin sosyal politikalar ve engellilik alanında ortaya koyduğu bütün uygulamalar, zaten bir iradenin ve var olan bütün imkânsızlıkların aşılabileceğine olan inancın da ifadesiydi. Bugün hepimiz, Parlamentodaki bütün siyasi partiler olarak da bunun doğru bir nokta olduğunu, toplumun artık bu noktaya geldiğini bir anlamda zımnen ifade etmiş oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, ben de özellikle bütün parti gruplarımızın da daha önceki engelliliğe ilişkin 2007 yılında çıkardığımız Özürlüler Kanunu’nda olduğu gibi -yine Anayasa; Anayasa’da gerçi onu yakalayamadık ama bundan sonrası için belki yakalayabiliriz- bugün de uzlaşmasıyla çıkmasını çok önemsiyorum.

Biz, 2010 yılında, Anayasa’ya pozitif ayrımcılıkla ilgili de bir madde ekleyerek aslında bu alanla ilgili yapılacak bütün çalışmaların önünü anayasal bir güce de dayandırmış olduk. Ümit ediyorum ki Anayasa da sadece sembolik anlam ifade eden kelimelerin, kavramların değiştirilmesi gibi hususlarda değil, bu toplumun hayati derecede geleceğini etkileyecek olan diğer hususlarda da uzlaşma sağlanır ve böyle bir anayasal dönüşümü de yine beraberce yakalamış oluruz.

Ben, bu vesileyle başta uzlaşmacı ve çok atak çalışma anlayışıyla bizlere, hele hele engelliler için çok hızlı, bir zaman tünelinden geçermiş gibi âdeta, yeni uygulamalarla ciddi çalışmalar yapan Sayın Bakanımıza ve Bakanlık yöneticilerimize, ayrıca bu kanun tasarısının uzlaşmayla çıkmasını sağlayan bütün parti gruplarına çok teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yetiş.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Bu bölümde soru-cevap yirmi dakikadır; yarısını sorulara ayıracağım ve birer dakika vereceğim sorular için.

Buyurunuz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, engelli yurttaşlarımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesi için devletimizin ve Meclisimizin bütün olanaklarının seferber edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bakana soruyorum: Oturduğu bina hangi holdingden kiralanmıştır, yıllık kaça kiralanmıştır?

Bir de 18 Mart Çanakkale Zaferi nedeniyle Fatma Hanım bir dergi hazırlamış. Ön sözünde “Çanakkale Zaferi’nin çok kıymetli komutanlar tarafından kazanıldığı”nı diyor ama “Atatürk” kelimesini ağzına almıyor. Bu “Atatürk” kelimesini almak sizi çok mu rahatsız ediyor? Acaba Atatürk bu cumhuriyeti kurmasaydı siz şimdi hangi devletin vatandaşıydınız ve o makamda oturacak mıydınız? Eğer zaten otursaydınız hangi tarikat mensubu bir kitlenin bilmem kaçıncı hanımı durumuna düşerdiniz? Yani, bu Atatürk’ün getirdiği nimetleri inkâr etmeyin.(x) (AK PARTİ sıralarından “Utan ya!” sesleri)

Teşekkür ederim.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ya, ne terbiyesiz adamsın sen be!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sorduğun soruya bak ya! Utan!

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Bakanlığınızın…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Utan, utan!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşulanları anlayın, anlayın! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sakin olun lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanına nasıl konuşuyorsun?

BAŞKAN – Sessiz olunuz.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Bakanım, Bakanlığınızın görev alanı içerisinde bulunan kurumlardan birisi de yetiştirme yurtları. Eski bir Personel Daire Başkanı olarak yetiştirme yurtlarından ayrılmış çocukların istihdamı konusunda çok emeğim var, çok katkım var. Çocukları çok yakından tanıyorum, çok değerli çocuklar. Devletin verdiği bu iş imkânına da dört elle sarılıyorlar, layıkıyla yerine getiriyorlar. Ancak bu çocuklardan 4.200’ü hâlen iş bekliyor; bunlardan 2.400’ü ortaokul mezunu, 623’ü ilkokul mezunu olduğu için kamu kurumlarında işe giremiyorlar. Bu işe yerleştirmeyi merkezî yapabilir miyiz?

Diğer taraftan, 18 yaşını tamamladıktan sonra yurttan ayrılan çocuklardan 700’ü sokaklarda yaşıyor. Bu, iki haftalık tespit. Eve Dönüş Projesi kapsamında ailelerin yanına verdiğiniz çocukların paraları ellerinden alınıyor, çocuklar hâlâ sokakta.

Bir de bu çocukların kurduğu dernekler var “YURT AY DER” diye. Bunlardan 20 tanesi on dört aydır sizden randevu bekliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bu çocuklar, bir anne olarak bir Bakan olarak sizin şefkatinizi istiyorlar; size dertlerini anlatmak istiyorlar, randevu vermeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, ben, engellilerle ilgili konuşmamı birazdan yapacağım ama 44 Malatyaspor’la ilgili yaşanan bir gelişmeyi Meclisin dikkatine sunmak istiyorum: 44 Malatyaspor, Payas Belediyespor’la birlikte bölgesel amatör ligde şampiyonluğa oynuyor. Geçtiğimiz hafta da burnumuza pis kokular geliyor ve siyaset giriyor demiştik. Şimdi, önümüzdeki cumartesi günü Elazığ İl Özel İdare Spor ile Payas Belediyespor maçı var, ortalama 100 seyirci gelir bu maça ancak güvenlik nedeniyle seyircisiz oynanma kararı alınmış. Bu kararın, arkasındaki gerçeğin, AKP’li bir bakanın talimatıyla alındığı söyleniyor. Bu konuda gerekli girişimlerin yapılmasını ve futbola siyasetin girmemesini, futbolun kirlenmemesini bir Malatya Milletvekili olarak sizden rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Akar? Yok.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, 25 Ocak 2013 tarihinde, 2022 sayılı Kanun’a ilişkin yönetmelik çıktı ve muhtaçlık durumuna göre gelir testi 115 TL’ye düştüğü zaman bu engelli kardeşlerimizin engelli maaşı kesiliyor. Kaç kişinin kesildi? Bunun bir yanlış olduğunu düşünüyor musunuz, düzeltmeyi düşünüyor musunuz?

İkincisi: Yüzde 80-85 engelli vatandaşlar arıyor. Kendilerinin raporu var, raporla ilaç alıyorlar ama bu ilaçları alırken katkı payı veriyorlar. “Ben bunu engelli maaşından vermek zorunda kalıyorum.” diyor. Bunlar için bu katkıları kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Ayrıca, şehit ailelerinin ikinci istihdam hakkı var. Bunlarla ilgili ciddi sorunlarla karşılaştıklarını ifade ediyorlar. Bunlarla ilgili düzenleme ne zaman gelecek?

Ayrıca, kaç muhtaç dul kadınımıza maaş ödenmektedir?

Bununla ilgili bir bilgi verirseniz memnun olurum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, Sayın Bakan, teşekkür ediyorum. Benim de sunmuş olduğum kanun teklifini birleştirerek Mecliste uzlaşmayla birtakım şeylerin çıkabileceğini, muhalefetin tekliflerinin de dikkate alınabileceğini göstermiş oldunuz.

Şimdi, Sayın Başbakanın, Iğdır’da engelli vatandaşlarımıza, özellikle de Yeşil Iğdır Engelliler Spor Kulübü Derneğine vermiş olduğu bir söz var. Bu söz, oradaki vatandaşlarımızın hem şehir içi hem şehir dışı ulaşımını sağlayacak bir aracın tahsis edilmesi sözüydü ama bu söz bugüne kadar hâlâ gerçekleşmiş değil. Her görüştüğümüzde vatandaşlarımız bunu hatırlatıyorlar. “Biz ulaşamıyoruz, lütfen siz Sayın Başbakanın sözünü Sayın Bakanımıza iletiniz. Bize ulaşımımızı sağlayacak aracı ne zaman tahsis edecekler?” derler. İnanıyorum ki en kısa sürede sağlanacaktır Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Oğan.

Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, her ne kadar bu söyleyeceklerim doğrudan sizi ilgilendirmese de Bakan arkadaşınız… Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanıyor engelli kardeşlerimizin okullardaki ders saati. Aynı mahalleden, hatta aynı apartmandan alınan engelli kardeşlerimiz okula gittiğinde, bazıları altı saat ders görüyor, bazıları yedi saat ders görüyor. Bu aradaki bir saat, bir buçuk saatlik zaman diliminde engelli kardeşlerimiz bekletilmek zorunda kalıyor. Bu belki küçük gelebilir ama inanın, yüzlerle ifade edilen bir sorun, engelli ailelerinin bize ilettikleri çok önemli bir sorun. En azından, ders saatlerinin altı saat veya yedi saat, tümü birlikte düzenlenebilir ise bu sorun ortadan kalkacaktır. Bu konuda sizler çalışma yapmayı veya Bakan arkadaşınızla görüşmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dinçer.

Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, engellilerle ilgili çalışmalarınızı yakinen takip ediyoruz. Ben de Türkiye’de engellilerle ilgili çalışmış, yıllarca Türkiye’de federasyon başkanlığı yapmış bir arkadaşınızım.

Tabii, engellilerin birçok problemi var; eğitimi, rehabilitasyonu, sağlıkları, iş istihdamları ama bununla beraber en önemli noktalardan bir tanesi evinden dışarıya çıkamayanların tekerlekli sandalyeleri, arabaları, özellikle akülü arabaları. Hatta hatta öyle dağ köylerimizde, öyle kenar semtlerimizde akülü araba değil, şu anda toplanan kapaklarla alınan ve fiyatı da pek fazla yüksek olmayan arabalara ihtiyaç var. Tüm Anadolu’da, tüm 81 ilimizde akülü araba olsun, diğer araba olsun, devlet olarak katkı anlamında tamamına bunları dağıtmayı düşünüyor muyuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dedeoğlu.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan,

Sayın Bakanım, geçen sene haziran ayında, belediyelerin engellilerin önündeki engelleri kaldırmasıyla ilgili yükümlülüklerinin süresi dolduğunda ve hayata geçirilmesi gereken gün geldiğinde bir yıl süreyle uzatmıştık. Bu sene haziranda o süre doluyor diye biliyorum. Bu konuda yeni bir uzatmanın olmayacağını ve bu konuda belediyelerin sorumluluk sahibi olduğunu buradan ifade edecek misiniz, yoksa yine son dakikada, uzatma gibi bir düzenleme gündeme gelebilir mi?

Bir de Twitter hesabınızda -takip edebildiğim kadarıyla- engelliler konusunda gerekli yükümlülükleri yerine getirmeyen kamu görevlilerine de birtakım cezai yaptırımlarla ilgili bir çalışma içinde olduğunuzu ifade etmiştiniz bir gazeteci arkadaşla karşılıklı yazışırken, bu konuda bilgi verebilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Türkiye’de engellilerle ilgili birçok spor kulübümüz var. Bunlar engellilerimizin yaşamı, onların umudu. Bir yarışma, bir mücadele aşkı spor kulüpleri engelliler için. Ancak gerek ekonomik olarak gerekse araç gereç olarak son derece kötü durumdalar. Bu açıdan, en azından Türkiye’deki Spor Bakanlığının amatör sporlara yardımından engelliler spor kulüplerine… Belediyelerin eline bakıyorlar, otobüs bulamıyorlar, harçlıkları yok, yatacak yer bulamıyorlar. Sorun var, bu sorunu çözmek için en azından Gençlik ve Spor Bakanlığının ayrıcalıklı bir işlevini yaratabilir miyiz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, biraz evvel yarım kaldı, bu YURT AY DER dediğimiz yurttan ayrılan çocuklara randevu vermeyi düşünüyor musunuz? On dört aydır sabırla sizi bekliyorlar.

Bir de yine, iş bekleyen yetişme yurtlarından ayrılmış çocuklarla ilgili bir hususun da altını çizmek istiyorum. Yine, Bakanlığınız görev alanı içerisinde şehit ailelerine, yakınlarına, gazilere iş imkânı veriyorsunuz. Orada tahsille ilgili soru sorulmuyor yani ilkokul, ortaokul mezunu olup olmadığına bakılmıyor. Bu çocuklar için de böyle bir düzenleme yapmak uygun olmaz mı diye hatırlatmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Buyurunuz Sayın Bakan.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Özellikle, Sayın Kamer Genç’i esefle kınadığımı, bir Bakan olarak değil bir kadın, bir anne olarak bu üslupsuzluğunu, bu hadsizliğini ve bu sorduğu soruların cevabını vermemeyi… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Veremezsin!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Bir kadın olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, sizinle bu çatı altında olmaktan da büyük bir utanç duyduğumu ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Veremezsin çünkü sen ona cevap verecek nitelikte değilsin.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Utandın mı, utandın mı? Yüzün kızarmıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Bir kere Atatürk’ün bize bıraktığı miras yetişme yurtlarıdır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye ismini anmıyorsun, dergide niye öyle yazmadın?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Bize bıraktığı yetiştirme yurtlarına, o çocuklara sahip çıkıyoruz. O çocukların yaşam kalitelerini yükseltiyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama niye yazmadın dergiye?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Atatürkçülüğü sözde yapmıyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Utandın mı, utandın mı?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Bu ülkenin medenileşmesinde, bu ülkenin çağdaşlaşmasında gövdemizi koyuyoruz. O yüzden haddinizi bilin! Lütfen ağzınızdan çıkanı da kulağınız duysun Sayın Genç. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Utandın mı?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen utan! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen utan, sen!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çanakkale Zaferi’ni kim kazandı?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanıyla nasıl konuşuyorsun sen?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen kimin avukatısın?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz.

Buyurunuz Sayın Bakan, devam ediniz.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkanım, Türkiye Cumhuriyeti’nde Aile ve Sosyal Bakanı olan birine

kaç eşli olabileceğini soracak kadar hadsiz ve terbiyesizdir! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanını, bir hanımefendiyi savunuyorum. Utan, utan! (CHP sıralarından gürültüler)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – İnsanların fikri neyse zikri de odur. Demek ki kendi kalbinden ve yüreğinden bu geçiyor, bu soruyu bana soruyor. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Şahin, devam ediniz lütfen.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Evet, Milliyetçi Hareket Partisi, Sayın Vural’ın sorularına… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Böyle bir adamı savunuyorsunuz!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Değerli arkadaşlar, ben cevabımı verdim. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Utan, utan!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Avukatı mısın sen?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Utanmıyor musun? Ne yapacaksın? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen... Lütfen…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ayıp ya! Ayıp ya! Onu mu savunuyorsunuz? (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Lan sensin! Konuşma!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Bu kadar terbiyesizlik…

BAŞKAN – Lütfen…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kabadayı mısın? Utanmıyor musun? 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Lan sensin! Lan sensin! İade ediyorum!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kamer Genç’in avukatı mısın?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kabadayı! Terbiyesiz!

BAŞKAN - Yakışmıyor sayın milletvekilleri…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen kimsin? Kabadayı mısın sen?

BAŞKAN - Herkes…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Lan sensin!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkanım, Sayın Genç’e yakışıyor mu? Bir kadın olarak çok eşliliği bana sorma cesaretini gösteriyor.

BAŞKAN – Sayın Şahin, siz cevabınızı verdiniz. Sayın milletvekillerinin de… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kabadayı mısın sen?

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, sizin de kınamanız lazım!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Herkes haddini bilecek!

BAŞKAN – Siz söyleyeceğinizi söylediniz Sayın Şahin. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekillerinizin de sakin olmalarını rica ediyorum.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.59

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

436 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının tümü üzerinde soru-cevap işleminde kalmıştık.

Buyurunuz Sayın Bahçekapılı.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, görüşülen kanun tasarısının soru-cevap bölümünde kullanmış olduğu bazı ifadeler nedeniyle özür dilemesi ve kendisine kınama cezası verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu salonda, adı “Kamer Genç” olan bir kişi var; Bütün işi gücü gelip burayı karıştırmak, sonra da kaçmak, biraz önce olduğu gibi. Kendisi bu davranışlarıyla, yok olan itibarını herhâlde canlı tutmaya çalışıyor. Bu kişi, milletvekilliğini küfür etmek ve gürültü kirliliği yaratmak olarak değerlendiriyor herhâlde.

Biz, fikir olmayan kafada küfür olur diye düşünüyoruz. Zaten bu şahıs hakkında, Tunceli’de, seçim çalışmaları esnasında, bazı dernekler, özellikle vurguluyorum, bu kişinin “düşkün” ilan edilmesi için çağrıda bulunmuştu. Bugün o çağrının ne kadar haklı ve yerinde olduğuna bir kez daha tanık olduk.

Bu şahıs, Danışma Kurulunun, grupların ortak kararına uymadığı gibi, bugün, ayrıca, aynen okuyorum, bir kez daha not edilmesini istiyorum, Sayın Bakanımıza soru sorarken şu cümleyi sarf etti: “Acaba Atatürk bu cumhuriyeti kurmasaydı siz şimdi hangi devletin vatandaşıydınız ve o makamda oturacak mıydınız? Eğer zaten otursaydınız hangi tarikat mensubu bir kitlenin bilmem kaçıncı hanımı durumuna düşerdiniz?”

Kendisini lanetliyorum. Özür de dilemiyorum. (AK PARTİ ve BDP sıralarından alkışlar) Kendisini protesto ediyorum.

Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 160’ıncı maddesinin (3), (4) ve (5)‘inci fıkraları  gereğince kendisinin kınama cezasıyla cezalandırılmasını talep ediyorum. (AK PARTİ ve BDP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurunuz.

 

21.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, görüşülen kanun tasarısının soru-cevap bölümünde kullanmış olduğu bazı ifadeler nedeniyle özür dilemesi ve kendisine kınama cezası verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Burada, sayın milletvekilleri Sayın Başkan adına sayın bakanlara soru yöneltir. Dolayısıyla, oturumdan önce bir soru münasebetiyle bir sayın bakana, bakan olmasının yanında bir hanımefendiye karşı böylesine bir konunun, kişisel bir atıfla dile getirilmesini çok rencide edici bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

O bakımdan, bu konuda gerekli özrün dilenmesi gerektiğini düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Şimdi, sayın milletvekilleri, tabii ki, düzgün Türkçeyle ve güzel bir şekilde, birbirimize hakaret etmeden bu Mecliste konuşmamız gerekir. Onun için, bu talebiniz doğrultusunda, İç Tüzük’ün 163’üncü maddesi uyarınca Sayın Kamer Genç’e kınama cezası verilmesini ben de teklif ediyorum ama savunmasını da almamız gerek. Eğer buradaysa kendisi, burada değilse yerine hangi arkadaşımız gelip konuşacaksa onu kürsüye davet edeceğim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – 161 Sayın Başkan, 163 değil. Kınama değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

X.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’e, görüşülen kanun tasarısının soru-cevap bölümünde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e söylediği bazı sözler nedeniyle kınama cezası verilmesi

 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye’nin tüm kadınları bizim annelerimiz, bizim bacılarımız, onlar bizim her şeyimiz, Kurtuluş Savaşı’nda bizim her şeyimizdi. Eğer Sayın Milletvekili, Sayın Bakanın şahsını kastettiyse, altını çiziyorum… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) – Ne demek “ettiyse” ya, soru sorarken… Adaş, böyle bir şey var mı ya!

MEHMET ERSOY (Sinop) – Var mı Mevlüt Bey ya! Utanmıyor musunuz, duymuyor musunuz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir dakika efendim… Bir sözümü bitireyim efendim...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen bir dinleyiniz, sözünü bitirsin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Tüm hanımlardan özür diliyorum.

MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) – Yetti be, yetti!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir dakika, sözümü bitirmedim, bana müdahale etmeyin.

Eğer Sayın Bakanın… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Biraz, konuşmasına müsaade edin arkadaşlar ya!

MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya) – Çıksın madem, net söylesin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Net söylüyorum. Ben böyle kıvırmasını bilmem senin gibi orada. Kıvırmasını bilmem, ben net konuşurum.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen devam ediniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben buraya bu Meclisin, çıktım… Özür dilemek bir erdemliliktir. Eğer sen bunu anlamıyorsan benim sana lafım yok.

Arkadaşlar, eğer Sayın Bakanımın şahsına algılandıysa ve kastettiyse herkesten özür diliyorum Sayın Kamer Genç adına.

İki, kadınlarımız… Sayın Genç’in kastettiği “Yüce Atatürk kadınlarımıza bu hakları verdi…” Orada bir genelleme yaparken  eğer bir özelleme yapmışsa yine özür diliyorum.

“Yüce Atatürk’ten bahsetmedi.” dedi, ancak şunu da söylüyorum, bu Mecliste bu duyarlılığa çok teşekkür ediyorum, ama keşke herkesin yaptığı hatalara, kadınlara karşı yapılan hatalara aynı duyarlılığı bu Meclis gösterseydi, daha önce oldu, göstermediniz.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Şimdi, Sayın Kamer Genç’e kınama cezası verilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MUSA ÇAM (İzmir) – Özür dilendi artık yani!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ayıp, ayıp! Ben bir talepte bulundum, karar veriliyor.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün ve Özürlü Memur Seçme Sınavının İsminin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş'in; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/745, 2/594, 2/847, 2/1037) (S. Sayısı: 436) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi işlemimize devam ediyoruz.

Soru-cevap bölümünde kalmıştık, Sayın Bakan cevap verecekti.

Buyurunuz efendim.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Parlamentonun duyarlılığına çok teşekkür ederim. Sayın Genç aynı zamanda ne kadar korkak ve yüreksiz olduğunu da buraya girmeyerek göstermiştir; bütün Türkiye Cumhuriyeti de, 75 milyon da onun yüreksizliğini ve cesaretsizliğini görmüştür, bunu da kanıtlamıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERSOY (Sinop) – Tüm onursuzlar korkaktır!

BAŞKAN – Buyurunuz, devam ediniz Sayın Bakan.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) –

Evet, şimdi ben sorulara cevap vermek istiyorum.

Özellikle Türkoğlu’nun sorduğu soruya cevap vererek başlamak istiyorum. Yurtlarımızda kalan çocuklarımızla alakalı, toplam 16.500 çocuğumuz şu ana kadar işe yerleştirilmiş, bu yıl 1.200 çocuğumuz işe yerleştirilmiştir. Sayın Türkoğlu’nun, tabii, işin içinden de gelmesinden dolayı haklı olarak söylediği, bekleyen çocuklarımız var işe yerleştirilmek üzere, bunun için de biz, özellikle, akademik başarısı zayıf olup eğitim seviyesi düşük olduğu için yerleştirme sorunu yaşanan çocuklarımızla ilgili bir yasal düzenlemeyle, bir defaya mahsus olmak üzere işe yerleştirilmesinin altyapısını şu anda oluşturuyoruz, bunun takipçisi olacağız.

Yine, sizin çok haklı bir şekilde söylemiş olduğunuz, 18 yaşından sonra çocuklarımız zaten üniversiteyi kazanıyorsa kurumlarımızda kalıyor,

üniversiteyi kazanmama durumunda da bizim şu anda Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne verdiğimiz talimatla, bu çocuklarımızla alakalı izleme ve takip, her türlü sosyal desteğin verildiği bir sistemi hayata geçirmek durumundayız.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bu sistem çalışmıyor.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Siz çok haklısınız, sistemi daha da güçlü çalıştırmamız gerekiyor. Bu işlerden sorumlu olan, yerelde, bütün Türkiye de ciddi bir sivil toplum örgütü oluşmuş durumda. Sizin söylediğiniz arkadaşımız da bu arkadaşlarımızdan bir tanesi. Ben Çankırı da birebir görüştüm. Bakan Yardımcımız Anadolu’da yaptığı çalışmalarda değerli başkanımızı yanına alarak, götürerek Bakanlığımızın çalışmalarını örnek olarak gösteriyor ve orada konuşturuyor. İnşallah, bu söylediğimiz çalışmaları güçlendiririz. Bu konuda sizinle de beraber sürecin takipçisi olacağız.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bir de kabul etseniz Sayın Bakan, bir yarım saatinizi ayırsanız.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Tamam. Ben Çankırı’da görüştüm, Ankara’da da kabul edeceğim.

Sayın Vural’ın sormuş olduğu 2022’ye göre  yaşlılık ve engelli maaşı alan vatandaşlarımız doğrudan genel sağlık sigortası kapsamındadır. Bu vatandaşlarımızın sigorta primleri Bakanlığımızca karşılanmaktadır. Ayrıca, engelli vatandaşlarımızın ilaç vesaire katılım paylarının talepleri hâlinde, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğümüz tarafından bu desteği alabilmektedirler. Eğer talep ederlerse biz bunun karşılığında mali desteği de veriyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onu bir kanunla kaldıralım. Ne gerek var efendim.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Olur, yapalım.

Yine, Sayın Vural “Genel sağlık sigortasıyla beraber kesintilerle ilgili durum nedir?” diye çok haklı bir şekilde bir soru sordunuz.

1976 yılında çıkan bir kriter var. Bu kritere göre, çalışan ve… 115 lira olan kriter, memurluk katsayısıyla 119 liraya çıktı ama kesintilerle ilgili kısımda 119 lira kriteri aşağıda kaldığı için yaklaşık on beş gün önce -Sayın Başbakanımızın başkanlığında- bu yaşanan durumu anlattık ve 234 liraya yani asgari ücretin üçte 1’ine çıkarma kararı aldık. Şu ana kadar olan sistemde yani SOYBİS sisteminde 119 liranın altında kaldığı için kesilecek olanların hepsinin kesintisini durdurduk, 234 liraya çıkardık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaç kişinin kesildi efendim?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Şu ana kadar da hiç kimsenin kesintisi olmadı Sayın Başkanım. O yüzden

düzeltmek için de teknik altyapıyı TÜBİTAK’la çalıştık ve 234’e çıkartacak şekilde de yasal altyapıyı…

OKTAY VURAL (İzmir) – 234...

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Evet, asgari ücretin üçte 1’i. Buna göre de yeniden düzenliyoruz. Bunlar şu anda sahada yaşanan önemli olaylar.

Sorduğunuz için ve bize cevap verme fırsatı tanıdığınız için de sizlere çok teşekkür ediyorum.

Ayrıca…

OKTAY VURAL (İzmir) – İkinci iş…

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – İkinci işle ilgili de yönetmelik çıktı, şu an İçişleri Bakanlığında. İlk çıkardığımız paketle, hepimizin toplu olarak altına imza koyduğumuz paketle ilgili 8 bin kardeşimiz -şehit yakını, gazimiz- İçişleri Bakanlığına ikinci istihdam için başvurdu ama on gün önce Sayın Başbakanımızın grup toplantısında açıkladığı paketin büyüklüğüyle ilgili de, siz de takip ettiniz, yasal altyapı gerekiyor. Onun için de biz bu hafta hepsini toplu olarak, ücretsiz seyahat hakkı, istihdam hakkı, hak malulü, vazife malulü, terörle mücadeleyle ilgili hepsinin haklarının eşitlendiği bir altyapıyı, teknik altyapıyı bu hafta oluşturuyoruz, haftaya Bakanlar Kuruluna gönderiyoruz. İnşallah, Parlamento tatile girmeden, yine hepimizin çalışmasıyla bunu tamamlayacağız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama bağlanmayla ilgili şeyi de düzeltmek lazım. Orada feragatle ilgili önemli bir sıkıntıyla karşı karşıya kalınabilir, onu çözmek gerekiyor.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Onu da konuşalım Başkanım. O konuda da inşallah Parlamento kapanmadan, tatile girmeden bu güçlü paketi de çıkaracağız.

Burada Sayın Aslanoğlu’nun futbolla, sporla ilgili sormuş olduğu bir soru vardı. Biz özellikle hem çocuklarımızla ilgili hem engellilerimizle ilgili sporu çok önemsiyoruz. Hem rehabilitasyon gücü var sporun hem de beraberinde, çocuklarımızın zihnî olarak, fikrî olarak, ruhsal olarak, bedensel olarak da gelişimine neden oluyor. Bu bakımdan da biz Gençlik ve Spor Bakanlığıyla beraber çalışıyoruz ve bunun daha güçlü bir şekilde çıkmasının takipçisi olacağız.

Sayın Dinçer’in rehabilitasyon saatiyle ilgili, yine saatlerin küçüklüğü ve azlığıyla ilgili talebi var. Bu da yine çok doğru bir talep. Şu an Millî Eğitim Bakanlığıyla engellilerden sorumlu genel müdürlüğümüzün, onların engellilerden sorumlu genel müdürlüğüyle üzerinde çalıştığı bir sistem. Biz Sayın Bakanımızla konuştuk. Şu an uzmanlar bu işin nasıl yapılacağının altyapısını oluşturdular. İnşallah, kısa süre içerisinde de bu işin takipçisi olacağız.

Bu engellilere çıkardığımız yasayla ilgili de, ulaşılabilirlikle ilgili de uzatma kararı olup olmayacağıyla ilgili bir soru vardı. Kesinlikle uzatma düşünmüyoruz. Altıncı aydan sonra da cezaların bire bir takipçisi olacağız. Yerel yönetimlere de, belediye başkanlarına da bu konudaki hassasiyetimizi ve buradaki duruşumuzu da her fırsatta yeniliyoruz. İnşallah, bu konuda da olumlu bir gelişmenin takipçisi olacağımızı söylemek istiyorum.

Ayrıca, Özgür Özel Bey’in sorusuydu. Dedeoğlu’nun tekerlekli sandalyelerle ilgili sorduğu soruda da Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Bakanlığıyla beraber “SUT” dediğimiz standartlar üzerinde çalışıyor. Bir kısmına ödüyor, bir kısmına ödemiyor. Şimdi, bu “SUT” dediğimiz standartların içinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak biz de daha güçlü bir şekilde yer almak ve buradaki kriterleri ve standartları yeniden, daha geliştirecek ve iyileştirecek şekilde sürecin takipçisi olmak istiyoruz. Ben değerli bakanlarımla görüştüm. İnşallah, uzman kadrosuyla da -teknik altyapı- bu konuda çalışılacak.

Bunun dışında, Amasya’yla ilgili sayın milletvekilimizin sorduğu bir soru vardı. Bunu araştıracağız. Kesinlikle bu tür alanların… Bizim alanımız çok insani bir alan. Asla bir ideolojik, bir siyasi kaygıya veya bundan kaynaklı bir mağduriyete fırsat vermemek gerekiyor. Eğer bundan dolayı bir sorun da varsa bunun takipçisi olacağız ve sayın milletvekilimize de bunun sonucunu bildireceğiz diyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati:18.59

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Tasarının maddelerine geçilmesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, tasarının maddelerine geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Karar yeter sayısı vardır.

436 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

1’inci maddeyi okutuyorum:

KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE YER ALAN ENGELLİ BİREYLERE YÖNELİK İBARELERİN DEĞİŞTİRİLMESİ AMACIYLA BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE

DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE1-Bu maddenin yayımı tarihinde;

1) 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun;

a) 74 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "sakatlanmaları" ibaresi "engelli hâle gelmeleri",

b) Ek 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "sakatlananların" ibaresi "engelli hâle gelenlerin",

c) Ek 17 nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "sakatlananların" ibaresi "engelli hâle gelenlerin",

2) 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanununun;

a) 67 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "çürüklerin" ve "çürüklükleri" ibareleri sırasıyla "askerliğe elverişli olmayanların" ve "askerliğe elverişli olmama",

b) 68 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "çürüklükleri" ve "çürüklük" ibareleri sırasıyla "askerliğe elverişli olmadıkları" ve "askerliğe elverişli olmadığı",

c) Geçici 46 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "özürlüler" ibaresi "engelliler",

3) 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun ek 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (s) bendinde yer alan "özürlülüğü" ibaresi "engelliliği",

4) 14/1/1943 tarihli ve 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlananların sakatlık", "sakatlananlar" ve "sakatları" ibareleri sırasıyla "engelli hâle gelenlerin engel", "engelli hâle gelenler" ve "engellileri",

5) 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlığının" ibaresi "engelliliğinin",

6) 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanununun;

a) 13 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "özürlerinden" ibaresi "engellerinden",

b) 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (A) ve (B) bentlerinde yer alan "özürlerinden" ibareleri "engellerinden",

7) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 71 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "sakatlananlara sakatlık" ibaresi "engelli hâle gelenlere engellilik", (c) bendinde yer alan "Sakatlık" ibaresi "Engellilik", ikinci fıkrasında yer alan "sakatlanan" ibaresi "engelli hâle gelen", beşinci fıkrasında yer alan "sakatlanan" ibaresi "engelli hâle gelen", altıncı fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik","

8) 9/6/1958 tarihli ve 7126 sayılı Sivil Savunma Kanununun 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engelli hâle gelme",

9) 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlanan" ibaresi "engelli hâle gelen",

10) 16/12/1960 tarihli ve 168 sayılı Yabancı Memleketlerde Türk Asıllı ve Yabancı Uyruklu Öğretmenlere Sosyal Yardım Yapılması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli",

11) 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;

a) 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (1)ve (9) numaralı bentlerinde yer alan "sakatlık"

ibareleri "engellilik",

b) 31 inci maddesinin başlığında yer alan "Sakatlık" ibaresi "Engellilik", birinci fıkrasında yer alan "sakat" ve "sakatlık" ibareleri sırasıyla

"engelli" ve "engellilik", ikinci fıkrasında yer alan "Sakatlık" ve "sakatlar" ibareleri sırasıyla "Engellilik" ve "engelliler", üçüncü fıkrasında yer alan "Sakatlık" ibaresi "Engellilik",

c) 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

ç) 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik", (3) numaralı bendinde yer alan "özürlülerin" ve "özürlü" ibareleri sırasıyla "engellilerin" ve "engelli",

12) 3/1/1961 tarihli ve 205 sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanununun 26 ncı

maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",(b) bendinde yer alan "sakatlıklar" ibaresi "engellilikler"

13) 5/1/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununun 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

14) 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun;

a) 36 ncı maddesinin yedinci fıkrasında yer alan "özürlülüğü" ibaresi "engelliliği",

b) 74 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli",

c) 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlar" ibaresi "engelliler",

ç) 93 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlıkları" ibaresi "engellilikleri",

15) 18/2/1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "Sakatlık dereceleri" ibaresi "Engellilik oranı",

16) 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Özürlülerin" ve "özürlünün" ibareleri sırasıyla "Engellilerin" ve "engellinin",

17) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;

a) 53 üncü maddesinin başlığında yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli", birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli", ikinci fıkrasında yer alan "Özürlüler", "özürlü" ve "özür" ibareleri sırasıyla "Engelliler", "engelli" ve "engel", üçüncü fıkrasında yer alan "Özürlü", "özürlülerin", "özürlülere" ve "özürlü" ibareleri sırasıyla "Engelli", "engellilerin", "engellilere" ve "engelli", dördüncü fıkrasında yer alan "Özürlülerin", "özür", "özürlülerin" ve "özürlü" ibareleri sırasıyla "Engellilerin", "engel", "engellilerin" ve "engelli",

b) 100 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özürlüler" ve "özür" ibareleri sırasıyla "engelliler" ve "engel",

c) 101 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli",

ç) Ek 39 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

18) 14/7/1966 tarihli ve 772 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanununun;

a) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (C) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan "sakatları" ibaresi "engellileri",

b) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinde yer alan "sakatlığı" ibaresi "engelliliği",

19) 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununun;

a) 13 üncü maddesinin başlığında yer alan "Sakat" ibaresi "Engelli", birinci fıkrasında yer alan "sakat" ibaresi "engelli",

b) 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (III) numaralı bendinin (b) alt bendinde yer alan "engel bir hastalığa veya sakatlığa uğraması" ibaresi "engel bir hastalığa yakalanması veya engelli hâle gelmesi",

c) 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "sakat" ibareleri "engelli",

20) 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özürlülerin" ibaresi "engellilerin",

21) 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun;

a) 73 üncü maddesinin başlığında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli", birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ve "özürlünün" ibareleri sırasıyla "engelli" ve "engellinin",

b) 75 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özürlüler" ibaresi "engelliler",

22) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "özürlü" ve "özürlülerden" ibareleri sırasıyla "engelli" ve "engellilerden", (b) bendinde yer alan "özürlülerden" ibaresi "engellilerden", (c) bendinde yer alan "özürlü" ibaresi "engelli", ikinci fıkrasında yer alan "özürlü", "özürlülük" ve "Özürlülük" ibareleri sırasıyla "engelli", "engellilik" ve "Engellilik", üçüncü fıkrasında yer alan "özürlülerin" ibaresi "engellilerin" ve beşinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

23) 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun;

a) 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakat kalmaları" ibaresi "engelli hâle gelmeleri",

b) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "sakatlananlara" ve "sakatlık" ibareleri sırasıyla "engelli hâle gelenlere" ve "engellilik",

c) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "Sakatlanarak" ibaresi "Engelli hâle gelerek", (b) bendinde yer alan "sakatlananların" ibaresi "engelli hâle gelenlerin" ve (d) bendinde yer alan "sakat kalmaları" ibaresi "engelli hâle gelmeleri",

ç) 5 inci maddesinin başlığında yer alan "sakatlanma" ibaresi "engelli hâle gelme", birinci fıkrasında yer alan "sakatlanmaları" ibaresi "engelli hâle gelmeleri",

d) 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakat kalanların" ibaresi "engelli hâle gelenlerin", beşinci fıkrasında yer alan "sakatlanmalardan" ibaresi "engelli hâle gelmelerden",

e) 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlanma" ibaresi "engelli hâle gelme",

f) 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlık" ibareleri "engellilik",

24) 23/4/1981 tarihli ve 2453 sayılı Yurt Dışında Görevli Personele Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakat kalan" ibareleri "engelli hâle gelen",

25) 18/12/1981 tarihli ve 2566 sayılı Bazı Kamu Görevlerine Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlanan" ibareleri "engelli hâle gelen",

26) 28/2/1982 tarihli ve 2629 sayılı Uçuş, Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanununun;

a) 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlanarak" ibaresi "engelli hâle gelerek",

b) Üçüncü bölüm başlığında yer alan "Sakatlık" ibaresi "Engellilik",

c) 13 üncü maddesinin başlığında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik", birinci fıkrasında yer alan "sakat kalanlara" ibaresi "engelli hâle gelenlere",

ç) 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde yer alan "sakatlık" ibareleri "engellilik",

d) 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

e) 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlananlar" ve "sakatlık" ibareleri sırasıyla "engelli hâle gelenler" ve "engellilik",

27) 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adlî Tıp Kurumu Kanununun 16 ncı maddesinde yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

28) 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 19 uncu

maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakat kalmaları" ibaresi "engelli hâle gelmeleri",

29) 11/1/1983 tarihli ve 2780 sayılı Uçuş, Dalış ve Atlayış Eğitimine Tabi Tutulacak Askeri Öğrenciler ile Aday Öğrenciler Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakat kalmaları" ve "sakatlık" ibareleri sırasıyla "engelli hâle gelmeleri" ve "engellilik", ikinci fıkrasında yer alan "sakat kalmaları" ibaresi "engelli hâle gelmeleri",

30) 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan "sakatlığı" ve "özürlü durumları" ibareleri sırasıyla "engelliliği" ve "engeli",

31) 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun;

a) 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

b) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli", (d) bendinde yer alan "Özürlü", "özürlülük" ve "özürlü" ibareleri sırasıyla "Engelli", "engellilik" ve "engelli", (f) bendinin (5) numaralı alt bendinde yer alan "özürleri" ibaresi "engellilikleri", aynı bendin (9) ve (15) numaralı alt bentlerinde yer alan "özürlü" ibareleri "engelli",

c) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "özürlü" ibaresi "engelli", (h) bendinde yer alan "özür" ibaresi "engel", (1) bendinde yer alan "özürlü" ve "özürlülerin" ibareleri sırasıyla "engelli" ve "engellilerin", ikinci fıkrasında yer alan "Özürlülere" ibaresi "Engellilere", aynı fıkranın (a) bendinde yer alan "özürlülerin" ibaresi "engellilerin", (b) bendinde yer alan "özürlüler" ibaresi "engelliler", (c) bendinde yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere", (d) bendinde yer alan "özürlülerin" ve "özürlülerce" ibareleri sırasıyla "engellilerin" ve "engellilerce", (e) bendinde yer alan "Özürlülerin" ibaresi "Engellilerin", (f) bendinde yer alan "Özürlülere" ve "özürlülerin" ibareleri sırasıyla "Engellilere" ve "engellilerin",

ç) 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "özürleri" ibaresi "engellilikleri",

d) 21 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

e) 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "özürleri" ibaresi "engellilikleri",

f) 25 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

g) 26 ncı maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibareleri "engelli",

ğ) Ek 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere", ikinci fıkrasında yer alan "özürlülere" ve "Kurumun koordinatörlüğünde, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca" ibareleri sırasıyla "engellilere" ve "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının koordinatörlüğünde, Maliye Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca", üçüncü fıkrasında yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere", dördüncü fıkrasında yer alan "özürlülerden" ibaresi "engellilerden", beşinci fıkrasında yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere", altıncı fıkrasında yer alan "özürlü" ve "özürlüye" ibareleri sırasıyla "engelli" ve "engelliye",

h) Ek 8 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlülerine" ve "Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün müştereken hazırlayacakları" ibareleri sırasıyla "engellilere" ve "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca hazırlanacak",

ı) Geçici 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlüye" ibaresi "engelliye",

32) 16/6/1983 tarihli ve 2847 sayılı Türkiye Emekli Subaylar, Emekli Astsubaylar, Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri ile Muharip Gaziler Dernekleri Hakkında Kanunun mükerrer 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlığı" ibaresi "engelliliği",

33) 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun;

a) 38 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlara" ibaresi "engellilere",

b) 61 inci maddesinin birinci fıkrasının (o) bendinde yer alan "Özürlülerin" ibaresi "Engellilerin",

c) 77 nci maddesinin başlığında yer alan "sakat" ibaresi "engelli", birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "sakatlara" ibaresi "engellilere",

34) 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 28 inci maddesinin başlığında yer alan "sakatlanma" ibaresi "engelli hâle gelme", birinci fıkrasında yer alan "sakat kalmaları" ibaresi "engelli hâle gelmeleri",

35) 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "sakat kalan" ibaresi "engelli hâle gelen",

36) 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan "sakat" ibaresi "engelli", (4) numaralı fıkrasının (s) bendinde yer alan "Özürlülerin" ibaresi "Engellilerin",

37) 9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan "Sakatların" ibaresi "Engellilerin",

38) 28/2/1985 tarihli ve 3160 sayılı Emniyet Teşkilâtı Uçuş ve Dalış Hizmetleri Tazminat Kanununun;

 

a) 10 uncu maddesinin başlığında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik", birinci fıkrasında yer alan "sakat kalmaları" ibaresi "engelli hâle gelmeleri", ikinci fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

b) 11 inci maddesinde yer alan "sakatlık" ve "sakatlanma" ibareleri sırasıyla "engellilik" ve "engelli hâle gelmeye",

39) 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlüler" ibaresi "engelliler",

40) 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (o) bendinde yer alan "Özürlü", "özürlülerin" ve "özürlü" ibareleri sırasıyla "Engelli", "engellilerin" ve "engelli",

41) 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununun;

a) 4 üncü maddesinin altıncı fıkrasında yer alan "Özürlüler İdaresi Başkanlığı", "özürlülere", "Başkanlığın", "Başbakanlığa bağlı Özürlüler İdaresi Başkanlığı" ibareleri sırasıyla "Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü", "engellilere", "anılan Genel Müdürlüğün", "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı",

b) 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Özürlülerin" ve "özürlülere" ibareleri sırasıyla "Engellilerin" ve "engellilere",

c) Ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

42) 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) bendinde yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli",

43) 10/11/1988 tarihli ve 3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakat kalmaları" ibaresi "engelli hâle gelmeleri",

44) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlanan" ibaresi "engelli hâle gelen", aynı fıkranın (h) bendinde yer alan "sakatlanarak" ibaresi "engelli hâle gelerek", (i) bendinde yer alan "sakatlananlardan" ibaresi "engelli hâle gelenlerden", (j) bendinde yer alan "sakatlandıkları" ibaresi "engelli hâle geldikleri", ikinci fıkrasında yer alan "sakatlanan" ibaresi "engelli hâle gelen",

45) 28/12/1993 tarihli ve 3960 sayılı Kalıtsal Hastalıklarla Mücadele Kanununun 1 inci maddesinde yer alan "özürlülüğe" ibareleri "engelliliğe",

46) 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli",

47) 23/2/1995 tarihli ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özürlüleri" ibaresi "engellileri",

48) 23/7/1995 tarihli ve 4123 sayılı Tabii Afet Nedeniyle Meydana Gelen Hasar ve Tahribata İlişkin Hizmetlerin Yürütülmesine Dair Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakat kalanlara" ve "sakatlık" ibareleri sırasıyla "engelli hâle gelenlere" ve "engellilik",

49) 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 60 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakat kalanlara" ibaresi "engelli hâle gelenlere",

50) 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 167 nci maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendinin (a) alt bendinde yer alan "sakatların" ibaresi "engellilerin",

51) 24/2/2000 tarihli ve 4536 sayılı Denizlerde ve Yurt Yüzeyinde Görülen Patlayıcı Madde ve Şüpheli Cisimlere Uygulanacak Esaslara İlişkin Kanunun 12 nci maddesinin başlığında yer alan "sakatlanma" ibaresi "engelli hâle gelme", birinci fıkrasında yer alan "sakat kalan" ibaresi "engelli hâle gelen", ikinci fıkrasında yer alan "sakatlanan" ibaresi "engelli hâle gelen",

52) 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun;

a) 313 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "özrü" ibaresi "engeli",

b) 340 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

c) 408 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlığı" ibaresi "engelliliği",

ç) 417 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan "özürleri" ibaresi "engelleri",

d) 674 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlıkları" ibaresi "engelliliği",

53) 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

54) 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 7 nci maddesinde yer alan "sakatlık derecesi" ibaresi "engellilik oranı", "sakatlığına" ibaresi "engelliliğine",

55) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun;

a) 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (I) numaralı bendinin (a) alt bendinde yer alan "veya sakatlığa uğraması halinde" ibaresi "yakalanması veya engelli hâle gelmesi durumunda",

b) 30 uncu maddesinin başlığında yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli", birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibareleri "engelli", ikinci fıkrasında yer alan "sakatlananlara" ibaresi "engelli hâle gelenlere", dördüncü fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli", altıncı fıkrasında yer alan "özürlü" ibareleri "engelli", yedinci fıkrasında yer alan "özürlülerin", "özürlünün", "Özürlü" ve "özürlüyü" ibareleri sırasıyla "engellilerin", "engellinin", "Engelli" ve "engelliyi",

 

c) 101 inci maddesinin başlığında yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli", birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibareleri "engelli",

56) 25/6/2003 tarihli ve 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanununun;

a) 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "özür" ibaresi "engel",

b) 32 nci maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde yer alan "özürlüler" ibaresi "engelliler",

57) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (41) numaralı bendinde yer alan "sakatlanmasına" ibaresi "engelli hâle gelmesine",

58) 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 74 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan "vücut veya akıl hastalığı veya vücut sakatlığı ile özürlü bulunmamak" ibaresi "hastalığı, zihinsel veya bedensel engeli bulunmamak"

59) 25/5/2004 tarihli ve 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

60) 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun;

a) 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

b) 15 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan "sakatlanan" ibareleri "engelli hâle gelen",

61) 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun;

a) 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendinde yer alan "özürlüler" ibaresi "engelliler",

b) 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan "özürlülerle" ve "özürlü" ibareleri sırasıyla "engellilerle" ve "engelli",

c) 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere",

ç) Ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlülerle", "özürlü", "özürlülere" ve "Özürlü" ibareleri sırasıyla "engellilerle", "engelli", "engellilere" ve "Engelli",

 

62) 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunun;

a) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlanmalarda" ibaresi "engelli hâle gelme durumlarında",

b) 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "sakatlanma" ibaresi "engelli hâle gelme",

c) 9 uncu maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "sakatlanma" ibareleri "engelli hâle gelme", altıncı fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

ç) 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlanma" ibaresi "engelli hâle gelme",

63) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun;

a) 122 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlülük" ibaresi "engellilik",

b) 278 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

64) 4/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özürlülerin" ibareleri "engellilerin",

65) 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun;

a) 16 ncı maddesinin altıncı fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

b) 105/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "sakatlık" ibareleri "engellilik",

66) 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun;

a) 6 ncı maddesinin altıncı fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

b) 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere",

c) 65 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere",

67) 2/3/2005 tarihli ve 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (t) bendinde yer alan "sakatlanmasına" ibaresi "engelli hâle gelmesine",

68) 16/6/2005 tarihli ve 5369 sayılı Evrensel Hizmet Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "özürlüler" ibaresi "engelliler",

69) 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun;

a) Adında yer alan "Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması" ibaresi "Engelliler",

b) 1 inci maddesinde yer alan "özürlülüğün" ve "özürlülerin" ibareleri sırasıyla "engelliliğin" ve "engellilerin",

c) 2 nci maddesinde yer alan "özürlüleri" ve "özürlülere" ibareleri sırasıyla "engellileri" ve "engellilere",

ç) 3 üncü maddesinde yer alan "Özürlü", "Özürlülük", "özürlü", "özürlüler", "özürlülerin", "özürlülere", "özrü", "özürlülüğün", "özürlüye" ve "özürlünün" ibareleri sırasıyla "Engelli", "Engellilik", "engelli", "engelliler", "engellilerin", "engellilere", "engelliliği", "engelliliğin", "engelliye" ve "engellinin",

d) 4 üncü maddesinde yer alan "özürlülerin", "özürlülüğün", "Özürlüler", "özürlülere", "Özürlülere" ve "Özürlüler İdaresi Başkanlığının" ibareleri sırasıyla "engellilerin", "engelliliğin", "Engelliler", "engellilere", "Engellilere" ve "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının",

e) 5 inci maddesinde yer alan "Özürlülerle", "özürlülük", "Özürlülük" ve "Özürlüler İdaresi Başkanlığınca" ibareleri sırasıyla "Engellilerle", "engellilik", "Engellilik" ve "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca",

 

f) 6 ncı maddesinde yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli",

g) 7 nci maddesinde yer alan "Özürlülere" ve "Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünden" ibareleri sırasıyla "Engellilere" ve "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından",

ğ) 8 inci maddesinde yer alan "Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü" ibaresi "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı",

h) 10 uncu maddesinde yer alan "özürlülerin" ve "özürlü" ibareleri sırasıyla "engellilerin" ve "engelli",

ı) 11 inci maddesinde yer alan "özürlülüğe", "özürlülüğün" ve "özrün" ibareleri sırasıyla "engelliliğe", "engelliliğin" ve "engelliliğin",

i) 12 nci maddesinde yer alan "Özür", "Özürlüler İdaresi Başkanlığının" ve "özürlülerin" ibareleri sırasıyla "Engellilik", "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının" ve "engellilerin",

j) 13 üncü maddesinde yer alan "Özürlülerin", "Özürlüler İdaresi Başkanlığınca", "Özürlünün" ve "özürlü" ibareleri sırasıyla "Engellilerin", "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca", "Engellinin" ve "engelli",

k) 14 üncü maddesinde yer alan "özürlülerin", "özrüyle", "Özürlülük" ve "Özürlüler İdaresi Başkanlığınca" ibareleri sırasıyla "engellilerin", "engelliliğiyle", "Engellilik" ve "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca",

1) 15 inci maddesinde yer alan "özürlülerin", "Özürlü", "özürlü", "özürlülere", "Özürlüler", "Özürlüler İdaresi Başkanlığınca", "Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca" ve "Özürlülerin" ibareleri sırasıyla "engellilerin", "Engelli", "engelli", "engellilere", "Engelliler", "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca", "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca" ve "Engellilerin",

m) 16 ncı maddesinde yer alan "Özürlülerin", "özürlü", "özürlülerin" ve "Özürlüler İdaresi Başkanlığınca" ibareleri sırasıyla "Engellilerin", "engelli", "engellilerin" ve "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca",

n) Geçici 2 nci maddesinde yer alan "özürlülerin" ibaresi "engellilerin",

o) Geçici 3 üncü maddesinde yer alan "özürlülerin" ve "özürlüler" ibareleri sırasıyla "engellilerin" ve "engelliler",

70) 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun;

a) 14 üncü maddesinde yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

b) 38 inci maddesinin birinci fıkrasının (n) bendinde yer alan "özürlülere" ve "özürlüler" ibareleri sırasıyla "engellilere" ve "engelliler",

c) 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

ç) 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere",

d) 77 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere",

71) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun;

a) 85 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

 

b) 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

72) 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 19 uncu maddesinin başlığında ve ikinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibareleri "engelli",

73) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun;

a) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan "özüre uğratan" ibaresi "engelli hâle getiren",

b) 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürlülük" ibaresi "engellilik",

c) 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özürlülük" ibaresi "engellilik",

ç) 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özürler" ibaresi "engellilik", dokuzuncu fıkrasında yer alan "özürlülük" ibaresi "engellilik", onuncu fıkrasında yer alan "özürlerin" ibaresi "engellilik hallerinin",

d) 25 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özrü" ibaresi "engelliliği", üçüncü fıkrasında yer alan "özürleri" ibaresi "engellilik hâlleri",

e) 28 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "hastalık veya özürü" ibaresi "hastalığı veya engelliliği",

f) Geçici 4 üncü maddesinin altıncı fıkrasında yer alan "özürlü" ibareleri "engelli",

g) Geçici 10 uncu maddesinin başlığında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik", birinci fıkrasında yer alan "özrü" ibaresi "engeli", ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan "sakatlığı" ibareleri "engelliliği",

ğ) Geçici 37 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakat kalanlara" ibaresi "engelli hâle gelenlere",

h) Geçici 39 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde yer alan "sakatlığı" ibaresi "engelliliği",

74) 14/12/2006 tarihli ve 5564 sayılı Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve Kullanımının Yasaklanması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan "sakatlığa" ibaresi "engelliliğe",

75) 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 19 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "sakatlanması" ibaresi "engelli hâle gelmesi",

76) 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

77) 24/6/2008 tarihli ve 5774 sayılı Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Unvanı Verilmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında", "özür", "Özür", "özürlülük" ve "Özürlülük" ibareleri sırasıyla "Engelliler Hakkında", "engellilik", "Engellilik", "engellilik" ve "Engellilik",

78) 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinde yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

79) 18/3/2010 tarihli ve 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanununun 9 uncu maddesinin altıncı fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

80) 7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

81) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun;

a) 172 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

b) 235 inci maddesinin başlığında yer alan "özürlülerin" ibaresi "engellilerin" , birinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

c) 259 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

82) 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1507 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "sakatlık" ibareleri "engellilik",

83) 15/2/2011 tarihli ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun;

a) 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan "özürlülük" ibaresi "engellilik", (ğ) bendinde yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere",

b) 9 uncu maddesinin altıncı fıkrasının (b) bendinde yer alan "özürlülük" ibaresi "engellilik",

c) 32 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

ç) 37 nci maddesinin birinci fıkrasının (ö) bendinde yer alan "Özürlülerin" ibaresi "Engellilerin",

84) 20/6/2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan "özre uğratan" ibaresi "engelli hâle getiren",

85) 21/6/2012 tarihli ve 6332 sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanununun 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

86) 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin;

a) 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "özürlü" ve "Özürlü" ibareleri sırasıyla "engelli" ve "Engelli",

b) Ek 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

87) 8/6/1984 tarihli ve 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 12/B maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "özürlülerin" ibaresi "engellilerin",

88) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 2914 Sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu, 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu ile Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması, Devlet Memurları ve Diğer Kamu Görevlilerine Memuriyet Taban Aylığı ve Kıdem Aylığı ile Ek Tazminat Ödenmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 28 inci maddesinin (A) fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

 

89) 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "vücut sakatlığı ile özürlü olmamaları" ibaresi "bedensel engel ile engelli olmamaları",

90) 30/5/1997 tarihli ve 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin;

a) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "özür" ibaresi "engellilik durumu",

b) 16 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özür" ibaresi "engellilik durumu",

c) 18 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "özür" ibaresi "engellilik durumu", ikinci fıkrasında yer alan "özürü" ibaresi "engelliliği",

ç) 20 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "özür" ibaresi "engellilik durumu",

91) 3/6/2011 tarihli ve 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin;

a) 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "Özürlülerin" ve "özürlülere" ibareleri sırasıyla "Engellilerin" ve "engellilere", (g) bendinde yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

b) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli",

c) 10 uncu maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "Özürlü" ibareleri "Engelli", aynı fıkranın (a) bendinde yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere", (b) bendinde yer alan "Özürlülüğün" ve "özürlülerin" ibareleri sırasıyla "Engelliliğin" ve "engellilerin", (c) bendinde yer alan "Özürlülerin" ibaresi "Engellilerin", (ç) bendinde yer alan "Özürlülerle" ibaresi "Engellilerle", (d) bendinde yer alan "özürlülere" ve "özürlü" ibareleri sırasıyla "engellilere" ve "engelli", (g) bendinde yer alan "özürlülerin" ibaresi "engellilerin", (h) bendinde yer alan "özürlülere" ibaresi "engellilere",

ç) 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan "özürlü" ibaresi "engelli",

d) Eki (I) sayılı cetvelin hizmet birimleri sütununun (4) numaralı sırasında yer alan "Özürlü" ibaresi "Engelli",

92) 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin;

a) 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "özürlülerin" ibaresi "engellilerin",

b) 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Özürlü", "özürlü", "özür grupları" ve "özür niteliğine" ibareleri sırasıyla "Engelliler için", "engelli", "engel grupları" ve "engelinin niteliğine",

93) 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "sakatlık" ibaresi "engellilik",

94) 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 23 üncü maddesinin yedinci fıkrasının (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "özürlülüğüne" ibareleri "engelliliğine",

şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Celal Dinçer… (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Dinçer.

CHP GRUBU ADINA CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, ülkemiz nüfusunun yaklaşık yüzde 12’si yani gene yaklaşık 9 milyona yakın vatandaşımız engelli olarak yaşamını sürdürmektedir. Engelliler her yıl mayıs ayında kutlanan hafta dolayısıyla hatırlanmaktadır. Bu hafta boyunca engellilerin sorunları gündeme getirilmekte, yetkililerce birçok vaatlerde bulunulmaktadır ama sorunları da bir türlü çözülememektedir. Bir insanın engelli olması onun diğer insanlar gibi yaşaması, çalışması ve de başarılı olması için sorun teşkil etmemelidir. Engelli insanların sadece özel koruma önlemleri içerisine alınmaları da yeterli olmaz.

Siyaha “beyaz” demekle, “kara” yerine “ak” demekle sorunların çözülemediği gibi “özürlü” yerine “engelli” tabirinin kullanılması ile de sorunlar çözülemez. Ama gene de bu kanun tasarısı önemli bir düzenlemedir, önemli bir adımdır. Çünkü taraf olduğumuz Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nde ve insan hakları belgelerinde “özürlü kişi” yerine “engelli kişi” ifadesi kullanılmaktadır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; asıl önemli olanın engellilerin eğitim imkânlarının hazırlanması suretiyle kendi toplumlarıyla kaynaştırılması, onların yaşamını kolaylaştıracak altyapı düzenlemelerinin yapılması ve nihayet istihdam şartları yaratılarak ekonomiye etkin bir şekilde katılmalarının sağlanması gerektiğidir. Huzurlu ve güvenli bir ülke oluşturmanın tek yolu, engelli vatandaşlarımızın toplumla derhâl uyumlaştırılması ve toplumun ayrılmaz bir parçası hâline getirilmesidir. Tüm engelli vatandaşlarımızın başkalarına gereksinim duymadan yaşamını sürdüren, üreten ve toplumsal yaşama katkıda bulunan bireyler olmaları devletin temel hedeflerinden biri olmalıdır. Aynı zamanda sosyal hukuk devletinin de bir gereğidir bu husus.

Engelli vatandaşlarımızla ilgili en önemli düzenleme 1997 yılında 572 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yapılmıştır. Bu kararnameyle İmar Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılarak bazı adımlar atılmış, ruhsat verilmesi engellilerin erişimine uygun hâle getirilmesi koşuluna bağlanmıştır. 2005 yılına gelindiğinde bu yasal düzenlemeye uyulmadığı görülmüş, 7 Temmuz 2005 tarihinde 5378 sayılı bir Kanun’la yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu kanunla altyapı düzenlemelerinin yapılması için tüm yetkililere yedi yıl süre tanınmıştır. Verilen bu süre 7 Temmuz 2012 yılında dolmasına rağmen kanunun emrettiği çalışmalar pratikte yine hiç yapılmamıştır. Bu süre geçtiğimiz yıl 6353 sayılı Kanun’la tekrar bir yıl daha uzatılmıştır. Bu ek sürenin sonunda da istenen eksikliklerin giderilmesi mümkün olmayacaktır.

Tekrar ediyorum arkadaşlar: Önemli olan zihniyet değişikliğidir çünkü on beş yılda yapılamayan işlerin bir yılda yapılması mümkün olmayacaktır. Hâlen özellikle cadde ve kaldırımlar ile toplu taşıma araçları özürlülerin erişebilirliğine uygun hâle getirilememiştir. Yapılan düzenlemeler de sembolik olmaktan öteye geçmemektedir. “Ulaşılabilirlik” olarak isimlendirilen bu uygulamalar yapılan yasal düzenlemelerle tüm yerel yönetimler için zorunlu hâle gelmiş ancak yerel yönetimlerdeki bütçe problemi, yapılacak düzenlemelerde bir standardın olmaması, engellilik alanının önemsenmemesi gibi nedenlerle ulaşılabilirlik konusuna yeterince özen gösterilmemektedir. Üst geçitler, metro, bunun gibi yerlerde engelli asansörleri çoğu zaman çalışmamakta, görme engelliler için hazırlanmış olan sarı bantlar bile, engelli olan ya da engelli olmayan kişilerin takılıp düşmesine neden olmaktadır. Geçen yıl İstanbul’da metro istasyonlarında meydana gelen kazalarda 2 engelli vatandaşımız ağır yaralanmıştır. Bu olayda belediye yetkilileri âdeta görme engelli vatandaşı suçlamış, “Uçurumu niye görmedin?” diye savunma yapmışlardır. Yine geçtiğimiz yıl ÖSYM tarafından yapılan bir sınavda engelli vatandaşlarımız düşünülmemiş ve asansörü olmayan 3’üncü ve 4’üncü katlardaki sınav salonlarına alınmıştır arkadaşlar. Bu örnekler bile zihniyet değişikliğinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmaya yetmektedir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ülkemizde yaşayan engelli vatandaşlarımızın istek ve sorunları bir hayli fazladır. Bu taleplerden bazılarını sizlere açıklamak istiyorum.

Yeni adıyla Engelliler İdaresi Başkanlığı bünyesinde sivil toplum kuruluşlarının, Sakatlar Konfederasyonunun, Engelliler Konfederasyonunun, Bakanlık temsilcilerinin, belediyeler temsilcilerinin ve şehir plancılarının olduğu, ayrımcı uygulamaları izleyen, listeleyen ve yetkili mercileri harekete geçiren bir engelli hakları izleme komisyonu yasayla mutlaka kurulmalıdır. Yeni kurulan engelli federasyon ve konfederasyonlarına temsil kabiliyeti sağlanmalıdır.

Engelli vatandaşların yararlandıkları haktan engellilerin kurmuş oldukları tüzel kişiliklerin de yararlandırılması gerekmektedir. Özellikle, araç edinme ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ÖTV’den muaf tutulmalıdır.

Engelli ticaret erbabının yıllık gelir indiriminden yararlanması sağlanmalıdır. Kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücretin tutarının altında olan bakıma muhtaç engellilere resmî veya özel bakım merkezlerinde ya da ikametgâhlarında bakım hizmeti verilmelidir.

Kamusal ulaşım hizmetlerinin yetersiz kalması nedeniyle bedensel engellilerin ulaşımını sağlayacak özel araç alımını kolaylaştırıcı tedbirler alınmalıdır.

Kamusal hizmetlerin her alanında görme, konuşma ve işitme engellilerinin yararlanabileceği düzenlemeler getirilmelidir.

Muhtaç engellilere aylık bağlanmasında ölçü alınan kişisel gelir miktarı yükseltilmeli, bağlanan aylık ücretin asgari ücret düzeyine çıkarılması  sağlanmalıdır.

Tedavi, ilaç ve tıbbi cihazlarda alınan katkı payından engelliler muaf tutulmalıdır.

Eğitimin özellikle zihinsel engelliler yönünden yaşam boyu sürdürülmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Özel eğitim kurumları çok iyi denetlenerek suistimallere izin verilmemelidir.

Bedensel engellilerin erişimine müsait hâle getirilmeyen kamusal alanlarla ilgili olarak sorumlu kamu görevlilerinin kişisel cezalandırılmalarını sağlayacak düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.

Tüketicinin engelliliği nedeniyle ürünün kullanımından doğabilecek sağlık, güvenlik ve ekonomik çıkarların korunması için gerekli önlemler alınmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüzüğümüzün 3’üncü maddesinde, engellilerin toplumsal yaşama katılımını sağlayacak önlemleri almak, her engelli bireyin farklı gereksinimlerinin olduğunu göz önünde tutmak ilkesi yer almaktadır.  Bu ilke doğrultusunda hazırlanan parti programımızda engelli vatandaşlarımızla ilgili görev ve sorumluluklarımız belirtilmiştir. Sosyal devlet anlayışımızın gereği olarak engelli bireylerin yaşamının gerektirdiği olanaklara her alanda kavuşturulmasını temel bir insan hakkı olarak görüyoruz.

Ayrımcılığın bilinçaltındaki  köklerini kazımak, ayrımcı uygulama ve düzenlemelere son vermek ve son verilmesi için gereken önlemleri almak ve engelli vatandaşlarımıza hayatı kolaylaştırmak amacıyla her zeminde mücadelemiz devam etmektedir. Engelli sorunlarını bireysel bir sorun olarak değil, herkesin ortak duyarlılığını gerektiren toplumsal bir sorun olarak değerlendiriyor ve engellilere merkezî ve yerel yönetimler tarafından götürülecek bütün hizmetlerin sosyal devlet ilkesine göre oluşturulmasını öngörüyoruz.

Engelli sorunlarını yüce Meclisin her yerine, her zaman taşıdık. Bu alanda 34 adet kanun teklifi verdik, 13 adet Meclis araştırma önergesi verdik, 151 adet yazılı ve sözlü soru önergesi verdik. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da -yeni anayasa çalışmaları da dâhil olmak üzere- engellilerin toplumca kabulünde ve toplumla kaynaşmasında ciddi sorunlar yaşatan; onların, toplumdan uzaklaştırılması ve ötekileştirilmesi sonucuna yol açan her türlü düzenlemenin karşısında olacağız.

Bu konuda çalışmalar yapan tüm arkadaşlarımıza -ayrımsız, tüm arkadaşlarımıza- Sayın Bakanlığımıza teşekkür ediyor ve bir kez daha, engelsiz günler için engellilerimizin hep yanında olacağımızı vurgulamak istiyorum.

Yüce Heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dinçer.

Şahsı adına, İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu.

Buyurunuz Sayın Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 436 sıra sayılı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, epeyce uzun bir zamandan, saatlerden beri bu kanun üzerinde görüşüyoruz. Bu konuyla ilgili, engellilere birtakım hakların verildiği, verilmediği veya çok az verildiği, bu tartışmalar devamlı gündemimizde. Ancak, ben şunu ifade etmek istiyorum ki, her ne hikmetse bugün bu kürsüde engellileri bu kadar düşünen milletvekillerimiz ancak ve ancak kanunlarla bazı şeyleri yerine getirdiğimizi düşünerek, bununla ilgili bir kanun ancak 2005 yılında çıkarılabilmiş, yani 2005 yılından evvel yapılan işlerde veya yapılacak olanlarda engelli vatandaşlarımızın zaten bir kanunu bile yokmuş. Dolayısıyla, şimdi biz eleştirilerimizi yaparken tabii ki bunları göz önünde bulundurmamız gerekir.

Bir vatandaş neden engelli olur? Burada yani bir engelli olmanın bir nedeni var. Bu neden, öncelikle ya anne karnında, çocukların takibinde veya genetik birtakım nedenlerle veya doğum esnasında çocukların görmüş olduğu zararlarla veya kazalarla birtakım engellilikler olabilir. Peki, devlet olarak veya şu anda iktidarda olan AK PARTİ’si olarak bunlarla ilgili herhangi bir çözüm yapılıyor mu? Evet, fazlasıyla yapılıyor. Çünkü bunların büyük bir kısmı sağlığı ilgilendiriyor ve dolayısıyla sağlıkta dönüşüm rüzgârıyla bunların hepsine çok aşırı bir biçimde de eğildiği zaten bir gerçek. Dolayısıyla, ortaya geldikten sonra engellilerle uğraşmaktansa bunları daha evvel, yani kuyunun kapağını daha evvel kapamak şüphesiz ki bize daha ucuza ve daha az bir uğraşa neden olacaktır.

Şimdi, engelli vatandaşlarımıza yapılan birtakım hizmetler. Eğer halkın arasında olursanız, eğer engelli vatandaşlarımızla konuşursanız onlar bundan son derece memnunlar. Hükûmetin yapmış olduğu desteklerden son derece memnunlar. Ben bir örnek vermek istiyorum: Belki şu anda aramızda, Bağcılar Belediye Başkanıydı, Sayın Milletvekili Feyzullah Kıyıklık ve Bağcılar’da engelliler için yapılan Engelliler Sarayı’nı, ben bütün milletvekillerinin bir kerecik de olsa görmelerini çok isterim. İşte onu görmekle gerçekten engellilere ne kadar önem verildiğini orada çok daha iyi anlamak mümkün. Peki, 2005 yılında çıkarılan bu yasayla ne kazandı engelliler? Engelliler sağlık alanında, eğitim alanında, istihdam alanında ve sosyal alanda birtakım haklar kazanıldı ancak bu çıktıktan sonra bunlara yönelik birtakım işlemler yapılabildi.

Biz, Komisyondan bu yasadaki engellilik terimini, terminolojisini komisyonda oy birliğiyle kabul ettik. İktidar ve muhalefet milletvekilleri, hepimiz için bu doğru bir karardı; hatta orada bunun tartışmasını bile yapmadık ve bu nedenle, bu kelimenin “çürük”, “yaramaz”, işte, daha, “sakat” belki de çok uygun olmayan kelimelerin yerine “engelli” kelimesinin kullanılması hem uluslararası düzeyde hem de hukuksal açıdan ve sivil toplum kuruluşları açısından da çok uygun bir terminolojiydi ve bunu hep beraber kabul ettik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Ben acaba bir dakikalık bir düzeltme yapabilir miyim?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dağoğlu, usulümüz yok.

 TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Ben tekrar geriye dönüp konuşmak istemem. Ancak Meclisin açıldığı saatlerde Sayın Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in Türkiye Büyük Millet Meclisini iyi temsil edemediği yönünde bir açıklamada bulunuldu. Siz, şüphesiz bunu çok iyi biliyorsunuz ancak oradaki protokolde Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeri Cumhurbaşkanının sağ tarafıdır. Sizler bunu zaten biliyorsunuzdur ama ben de bir kere bunu ifade etmek istedim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dağoğlu.

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan.

Buyurunuz Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün hakikaten de Türkiye’de 4,5 milyon, yaklaşık 5 milyon insanımızı ilgilendiren bir konuda her üç partinin de ortak kanun teklifiyle milletimizin huzuruna gelmesi hakikaten Meclisimiz adına sevindirici bir hadise. Bundan belki örnek alarak bundan sonra da muhalefetten gelecek önerileri daha fazla Meclisimizin dikkate alması hem bugünlerde Meclisimizde yükselen tansiyonu düşürecektir hem de milletimize sadece iktidarın değil muhalefetin de hizmet edebileceğinin bir kez daha gösterilmesine vesile olacaktır. Bu sebeple Sayın Bakanımıza ben teşekkür ediyorum ki muhalefet ve iktidarla vatandaşımızı ilgilendiren konularda hep beraber hizmet edilebileceğini göstermiştir.

Sayın Bakanım, biraz önce sorular kısmında zatıalinize soru sormuştum ancak zannediyorum süre yetmediği için cevap veremediniz. Iğdırlı vatandaşlarımızın, Iğdırlı engelli vatandaşlarımızın sorularını, sorunlarını gündeme getirmiştim. Sayın Başbakanın Iğdır’da engelli vatandaşlarımıza, özellikle Yeşil Iğdır Engelliler Spor Derneğine bir sözü vardı. Iğdır doğunun en doğusunda bir yer Sayın Bakanım. Ankara’da, İstanbul’da daha geniş imkânlar elbette vardır ama doğu ve güneydoğudaki engelli vatandaşlarımızın sorunlarının oralarda bir değil bin kat daha fazla olduğunu dikkate almamız lazım. Iğdır’daki vatandaşlarımızın bir yerden bir yere dolmuş güzergâhı olmadığı için gitme konusunda sıkıntıları var. Iğdır’daki vatandaşlarımızın, engelli vatandaşlarımızın sınavına girme noktasında sorunu var, burada eşitsizlik de var. Yani, pozitif ayrımcılığı engelli vatandaşlarımıza mutlaka yapmalıyız ama onu da kendi içerisinde daha pozitif hâle getirmemiz lazım. Çünkü, batıda, insanlarımızın, engelli vatandaşlarımızın sınavlara hazırlanma, hayata hazırlanma şartları ile doğudaki maalesef ki bir değil. Bu sebeple, doğunun en doğusunda, Doğu Anadolu’da, Güneydoğu Anadolu’daki engelli vatandaşlarımızın sınava girmelerinde, belki biraz daha öncelik tanınması, belki biraz daha müsamaha tanınması, oradaki vatandaşlarımızın da topluma katılması konusunda bir nebze olsun katkıda bulunacaktır.

Iğdır’daki vatandaşlarımız çok fazla bir şey istemiyor. Sadece, sosyal hayata katılma noktasında, kendilerine Sayın Başbakan tarafından söz verilen araçların, aracın -1 tane araç istiyorlar- ne zaman teslim edileceğini soruyorlar.

Aynı zamanda, buradaki engelli vatandaşlarımız “Eve mahkûm olmayalım, hiç olmazsa arada bir çıkalım; başka insanlarla, diğer engelli arkadaşlarımızla bir araya gelelim, sohbet edelim, vakit geçirelim.” diye bir sosyal tesisin Iğdır’da kurulmasını beklemektedirler.

Engelli vatandaşlarımız bir de şunu ifade ediyor, diyorlar ki: “Öyle aileler var ki eşlerin her iki’si de engelli, her 2’si de işsiz.” Bu anlamda da, acaba bir pozitif düzenleme, pozitif ayrımcılık yapılabilir mi? Sayın Bakanım, böyle ailelerin, hiç olmazsa birisinin işe alınmasında öncelik tanınabilir mi? Çünkü bu ailelerimiz hakikaten de isteyerek o hâle gelmiş değiller ve devletin şefkatli ellerine daha fazla, diğerlerinden, diğer ailelerden daha fazla ihtiyaç duymaktadırlar. Dolayısıyla, bizim her birimizin bir engelli adayı olduğunu ve hayatımızın, yaşamımızın, yaşadığımız yerlerin hepimize göre düzenlenmesi gerektiğini unutmayalım.

Iğdır Belediyesi, maalesef, bu konuda engelli vatandaşlarımız için hizmetlerini yeterince yapamamaktadır. Burada onu da ifade etmek istiyorum, bu konuda siyaset yapmak istemiyorum ama Iğdır Belediyesinin engelli vatandaşlarımıza Bakanlıkla beraber daha fazla hizmet sunması lazım. Sadece vatandaşlarımıza, engelli vatandaşlarımıza değil, aslında, Iğdır Belediyesinin normalde hizmet sunması lazım ama maalesef BDP’li Iğdır Belediyesi bu konuda üzerine düşen görevi yapamamaktadır.

Ama burada bir sene kaldı, inşallah, bir sene sonra biz o sorunu da çözeceğiz diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 436 sıra sayılı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin (85) no.lu bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentlerin eklenmesini ve diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ayşe Nur Bahçekapılı                      Mehmet Doğan Kubat                             Ali Uzunırmak

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Aydın

                   Özgür Özel                                    Tülay Kaynarca                                  Haydar Akar

                      Manisa                                             İstanbul                                             Kocaeli

                 İbrahim Binici                                Hakan Çavuşoğlu

                    Şanlıurfa                                             Bursa

"86- 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 120 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan 'sakatlık' ibaresi 'engellilik',

87- 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) bendinde yer alan 'özürlü' ibaresi 'engelli',"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerge ile mevzuatımızda yer alan “sakatlık” ve “özürlü” ibaresi yerine “engellilik” ve “engelli” ibaresinin kullanılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunmadan önce Komisyonun bir talebi vardır.

Buyurunuz.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Tasarının 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (25)’inci bendinde geçen “görevlerine” ifadesinin “görevlilerine” şeklinde redakte edilmesini arz ve talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Bu redaksiyon talebiyle birlikte 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- 5378 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"Mevcut belgelerin geçerliliği

GEÇİCİ MADDE 5- Engelli bireylerin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili mevzuatına göre almış oldukları sağlık kurulu raporlarına istinaden hâlen yararlanmakta oldukları hak ve menfaatlerin, sağlık kurulu raporu dışındaki diğer şartların muhafaza edilmesi ve ilgili mevzuatına göre bu hak ve menfaatlerin devamının mümkün olması kaydıyla, önceki raporların geçerlilik süresi içinde aynı şekilde uygulanmasına devam olunur. Ayrıca, engelli bireylerin ilgili mevzuatına uygun olarak daha önceden almış oldukları sağlık kurulu raporlarına istinaden engellilik durumlarının tespitine veya engellilikleri dolayısıyla kendilerine veya yakınlarına kolaylıklar ya da haklar teminine yönelik olarak bu maddenin yayımı tarihine kadar verilmiş olan özürlü, sakat, çürük veya zihinsel ya da bedensel engelleri niteleyen benzeri ibareleri içeren belge, kimlik, kart ve benzeri belgelerin, geçerli oldukları süreler dâhilinde yenilenmeleri gerekmez."

BAŞKAN – Gruplar adına söz talebi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı konuşacaktır. Şahsı adına da söz talebi olduğu için ikisini birleştiriyorum.

Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde yer alan engelli bireylere yönelik ibarelerin değiştirilmesi amacıyla hazırlanan ve 436 sıra sayısıyla gündeme alınan tasarının 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan ve bizleri izleyen tüm engelli yurttaşlarımızı ve engelli adayı olan diğer yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısının görüşülmesi ilginç bir tesadüfe sahne oluyor. Yarın Çernobil faciasının 27’inci yıl dönümü. Çernobil faciası ülkemiz sınırlarında olmadığı hâlde ülkemizde pek çok engelli yaratmıştır. Çernobil faciasının tüm dünyaya örnek olması, ibret olması gerekirken, maalesef dünyada ve maalesef, maalesef ülkemizde hâlâ nükleer santral sevdası devam etmektedir ve nükleer santrallerin yaratacağı engelli bireyler hiç mi hiç dikkate alınmamaktadır. Birazdan bu konuya biraz daha detayıyla girmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, her ne kadar “özürlü” veya “sakat” yerine “engelli” demek engelli yurttaşlarımızın sorunlarını çözmeyecek ve engelli haklarına katkı sağlamayacak ise de tanım açısından önemli olduğunu düşünüyorum ve bu vesileyle de olsa engellilerin sorunlarının tartışılmasını önemli buluyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tasarıyı desteklediğimizi ifade etmek istiyorum. İşte, bu vesileyle ben de çözüm önerilerimiz, yani engelli yurttaşlarımızın sorunları, çözüm önerilerimiz ve çok çok daha önemlisi, yeni engelli kişilerin oluşmaması için neler yapılması gerektiği konusunda da düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben bir hekimim ve koruyucu hekimliğe çok inanırım. Engelli birey oluşumunun önlenmesi, engellilerin tedavi ve rehabilite edilmesinden çok daha kolaydır, çok daha ucuzdur. Bir insanı korursanız, bu insanı tedavi etmekten çok daha ucuza mal edersiniz. Bu ucuzluk, sadece maddi ucuzluk anlamında değil, aynı zamanda manevi ucuzluk ve vücudun da tahrip edilmemesi şeklinde yorumlanabilir.

Peki, engelli birey oluşmasını önlemenin en önemli basamağı nedir diye sorarsanız, bence öncelikle bir anlayış değişikliği oluşturmaktır. İsterseniz işe Hükûmet yetkililerinin söylemlerinden başlayalım. Hükûmet yetkilileri, bakan düzeyine gelmiş olan insanların, “Gözlerin görmediği hâlde sana iş verdik, daha ne istiyorsun?” noktasından, bu engelli yurttaşlarımıza, “Size nasıl daha çok yardım edebilirim.” noktasına gelmesi gerekmektedir. İşte, bu anlayış değişmediği sürece, bizler  “sakat” yerine “engelli” demişiz, “özürlü” yerine “engelli” demişiz, inanın hiçbir şey değişmeyecek. Ben de hekimlik yaptığım dönemlerde pek çok engelli insanla bir arada oldum. İnanın, onlar kendilerine “sakat”, “özürlü” filan denmesinden çok çok muzdarip değiller, hatta derneklerinin adı Sakatlar Derneği. Kendi kendilerine de özürlü diyorlar, bunu hiç de yadırgamıyorlar çünkü kendilerinin bir özrü olmadıklarını biliyorlar, kendilerinin sakat olmadıklarını biliyorlar. Onlar, onları bu hâle getiren ve onların sorunlarını çözmeyenlerin özürlü olduğunu çok iyi biliyorlar. Onlar, kendilerine yardımcı olmayan, yeni yeni engelli bireyler üretilmesini engellemeyen zihniyetin sakat olduğunu çok çok iyi biliyorlar. O yüzden de onlar bizden çok daha olgunlar. Acılar insanları olgunlaştırır. Hepimiz acı çekiyoruz. Eminim içimizde ailesinde engelli bireyleri olanlar vardır; onlar acının, ızdırabın en demek olduğunu bilirler. İşte, değerli arkadaşlarım, bu acıyı, bu ızdırabı yaşayan insanlar inanın bizden çok daha olgunlar. Onlar bizden sadece basit bir kelime değişikliği yapmamızı istemiyorlar. Onlar diyorlar ki: “Bizim haklarımızı verin. Bize lütfetmeyin, biz, sizin lütuflarınıza muhtaç değiliz. Biz isteyerek bu duruma gelmedik ve bizim bu duruma gelmemiz engellenebilirdi. Bizim engelliler olarak bu duruma gelmemize sağlık sistemleri neden oldu. Hâlbuki, sağlık, Anayasa’da zikredildiği üzere anayasal bir haktır. Sağlığı da devlet, imkânları ölçüsünde vatandaşlarına en iyi şekilde sunmak üzere Anayasa tarafından görevlendirilmiştir. İşte bu görevini yapmayan insanlar bizim engelli haklarımızı hiç olmazsa gasb etmesinler.” diyorlar.

Bakın değerli arkadaşlarım, zaman zaman burada bazı rakamlar verildi, 2002 yılında yapılan bir araştırmaya da zaman zaman değinildi. Türkiye Özürlüler Araştırması yapıldı 2002 yılında. Bu araştırmaya göre, Türkiye’de engelli nüfus toplam nüfusun yüzde 12’si yani bir başka deyişle, yaklaşık olarak 9 milyon engelli vatandaşımız var. Bu engelli vatandaşlarımızın ailelerini, sevdiklerini de koyduğunuz zaman ne kadar büyük bir kitlenin bizden hizmet beklediğini anlayabiliriz. Bu kanunun bunlara bu hizmeti götürmeyeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak bu kanun dolayısıyla birazdan bahsedeceğim sorunlarımızı, Sayın Bakan da kulak verir dinler ise belki o zaman daha iyi bir şekilde çözme yoluna gidebiliriz.

Engelliler arasında neler var? Ortopedik engelliler; görme, işitme, dil ve konuşma, zihinsel engelliler var. Ama bir şey daha var, bunlardan çok daha fazlası, kronik hastalıklar. Kronik hastalıklar da insanları maalesef engelli yapıyor. Peki, bu kronik hastalıklar yeri geldiğinde önlenebilir miydi? Evet, önlenebilirlerdi. Peki, bu kronik hastalıklara yeterince ilgi gösteriliyor mu? Hayır, gösterilmiyor. Çünkü, kronik hastalıkların tedavisi zor ve pahalıdır.

Daha kürsüye çıkmadan beş dakika önce, beni, Mersin’den, ülseratif kolit ve kron hastalığı olan bireylerin bir araya gelerek kurduğu derneğin yetkilisi aradı ve dedi ki: “Siz engellileri sadece kolu, bacağı olmayanlar olarak mı değerlendiriyorsunuz? Benim de bağırsaklarım sakat. Ben de yirmi dört saatin sadece üç saati ayakta kalabiliyorum ve yüzde 80’e yakın engelliyim. Benim sorunlarımı da dile getirin.”

Bu platform, bu kürsü, herkesin sorununun dile getirilmesi gereken ve herkesin de can kulağıyla engellilerin sorunlarına eğilmesi gereken bir platformdur.

Peki, bakın, bu kadar engelli sayısından bahsettik, 9 milyon engelliden bahsettik. Bizim için, hekimler için en önemli olan şey nedir biliyor musunuz? Acaba biz bu engellileri engelleyebilir miydik? Bakın, bir iki rakam vereceğim ve siz de durumun vahametini anlayacaksınız.

Eğer ortopedik engelli iseniz yüzde 73 oranında bu engeliniz önlenebilirdi yani ortopedik özürlü, ortopedik engelli yurttaşlarımızın yüzde 73’ü korunabilirdi. Görme engellilerin yüzde 76’sı uygun tedaviyle birinci basamakta eğer iyi tedavi edilselerdi korunabilirdi. İşitme engellilerin yüzde 67’si, her 3 işitme engelliden 2 tanesi korunabilirdi ama maalesef bunlar elden kaçtı, bunlar gözden kaçtı. Bizler allı pullu helikopterlerle işler yapalım derken çok basit tarama testlerine para yatırmayı ve bunlara hizmet götürmeyi maalesef unuttuk. O yüzden de bizim onlara özür borcumuz var. O yüzden, Hükûmet yetkilileri de on bir yıldır engelliler ordusuna kattığı engelliler için gerçekten insanca özür dilemelidir.

Değerli arkadaşlarım, yukarıdaki rakamlar gösteriyor ki bizim sağlık sistemimiz engelli olmayı önleyemiyor, önleyememiştir de. Hatta tam tersine engelli üretiyor bile diyebiliriz. Neden, biliyor musunuz? Bakın, yine bir rakam vereceğim ve bu rakamları çok iyi hatırlayacaksınız çünkü size bütçe rakamlarımızdan bahsedeceğim. Sağlık Bakanlığı acaba birinci basamakta koruyucu hekimliğe yeterince kaynak ayırıyor mu, ayırmıyor mu? Bunun kararını siz vereceksiniz.

Bakın, 2012 yılında sağlık giderlerimiz yaklaşık 70 milyar lira yani yeni parayla söylüyorum: 70 milyar lira bir sağlık gideri gerçekleşti. Peki, 2013 yılında Sağlık Bakanlığının bütçesi ne kadardı? Sadece 16 milyar lira. Yani diğer harcamalar SGK’dan yapıldı, cepten yapıldı, şuradan buradan yapıldı. 16 milyar lira para ayrıldı. Peki, acaba Sağlık Bakanlığı kendisine ayrılan bu 16 milyar liradan ne kadarını koruyucu sağlık hizmetlerine yani bireylerimizin, yurttaşlarımızın engelli olmasını önleyecek kuruma acaba ne kadar para aktardı? Bakın, Sağlık Bakanlığı pek çok alana para aktardı. Personellere aktardı, efendim, işte, cihazlara aktardı, çeşitli kiralara aktardı. Hatta “T.C.” ibaresini kaldırıp indirmek için tabelalara bile para aktardı ama koruyucu hekimliğe aktardığı para 6 milyar lira. Yani 70 milyar lira toplam para harcanıyor, bunun yüzde 10’unu bile koruyucu hekimliğe ayırmıyor. İşte, bu zihniyetle mücadele etmediğimiz sürece, değerli arkadaşlarım, sözcükleri değiştirerek biz engellilerin haklarını hiçbir şekilde koruyamayız.

Peki, bu koruyucu hekimlik bu kadar çok koruyor mu sakatlıkları hakikaten? Bir küçücük örnek vereceğim size değerli arkadaşlarım: Hepinizin çok yakından bildiği bir hastalık. Bu hastalığın adı “kızamık hastalığı.” Belki bu salonda, bu Mecliste şu anda bulunan arkadaşlarım hatırlayacaklardır, ben bu kürsüye çıkıp “Kızamık hortluyor, kızamık tekrar kendini gösteriyor. Hekimlerimizin ve sağlık personelimizin katkısıyla kızamık bu ülkeden defedilmişti. Birinci basamağa lütfen para ayırın, kızamık yine geliyor.” diye feryat ettiğimde Sağlık Bakanı çıkıp âdeta bize “Hayal görüyorsunuz, yok öyle bir şey.” demiş idi. Şimdi, kızamık hastalığı, maalesef, salgın hâle geldi, “Yeni yeni aşılama programlarıyla kızamık salgınını nasıl engelleyebiliriz?” noktasına geldi.

Peki, kızamık engellilik yaratır mı? Hem de en üst düzeyde engellilik yaratabilir. Kızamık virüsü beyne yerleştiğinde “SSPE” denilen, halk arasında “beyin erimesi” denilen bir hastalığa neden olur ve bu çocuklar, maalesef, çok ağır özürlü olur. Bir küçücük aşı ihmal edildiği için, çocuk, kızamık olduğunda bu hastalığa yakalanabilir. İşte, o yüzden koruyucu hekimlik gerçekten çok önemlidir, gerçekten para ayrılması gerekir.

Peki, değerli arkadaşlarım, sağlıktan bu kadar bahsettik. Engelli yaratan başka sektörler var mı Türkiye’de diye baktığımızda, evet, var. Bunlardan bir tanesi mayınlar. Yine, ben hem bu kürsüde hem çeşitli vesilelerle Türkiye’de mevcut olan mayınların derhâl temizlenmesi gerektiğini ve artık engelli bireyleri, mayınlar dolayısıyla, istemediğimizi dile getirmiş idim. Ve biliyorsunuz ki mayınlar ortopedik engellerin en önemli sebebidir ve en kolay önlenebilir sebebidir.

Türkiye Cumhuriyeti bundan dokuz yıl önce bir anlaşmaya imza atarak, Ottawa Anlaşması’na imza atarak şöyle bir söz verdi, dedi ki: “Ben ülkemdeki mayınları on yıl içinde temizleyeceğim.” Bir sene kaldı, hâlâ mayınlar olduğu yerde duruyor ve temizlenme olasılığı yok. Bir ara, bu mayınlar üzerinden rant bile elde edilmeye çalışıldı, İsrail’e verildi o topraklar biliyorsunuz, bizim müdahalemizle geri çevrildi ama o mayınlar orada olduğu sürece her üç günde bir, yanlış duymuyorsunuz, her üç günde bir 1 vatandaşımız ya ölüyor ya engelli oluyor. Bakın, o vatandaşlarımıza ödeyeceğimiz tazminatlar, o vatandaşımızı tedavi etmek, acılar, kayıplar, hiçbir şey paraların üstünde değil. Peki, suç mayında mı? Hayır. Birinci suç o mayınları oraya yerleştirende, ikinci suç ise o mayınları temizlemeyende. Peki, başka suçlular var mı? Suçluların sayısını çok artırabiliriz değerli arkadaşlarım. Bunlardan bir tanesi Karayolları. “Duble yollar yaptık, duble yollar yaptık.” diye yola çıktınız ama yaptığınız bir tek şey var, o da engelli sayısını artırdınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yalan mı, yalan mı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Duble yollar yaparak engelli ve trafik kazası sayısını artırdınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Engelli sayısı niye arttı biliyor musun, kayda alındığı için arttı.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bana inanmıyor iseniz açın, Karayollarının raporuna bakın. O Karayolları raporu size ne söyleyecek? O Karayolları raporu size diyecek ki: “Son on yılda trafik kazaları da arttı, bu sebepten engelliler de arttı.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ölümlü kazalar azaldı.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İşte, iş kazaları da yine engelli yaratan başka bir konu. O da sizin gerçekten yüz karanızdır. Ne zaman iş kazası gündeme gelse, tıpkı nükleer santral gibi o da sizin yüz karanız olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Gruplar adına, 3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Musa Çam.

Buyurunuz Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tüm engelli kardeşlerimi ve ailelerini de sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Her şey insan olmakla başlar, hepimiz aynı şekilde doğduk, aynı şekilde doyduk, çocuk olduk sonra büyüdük, yaşlı ve genç, özgür ve tutuklu, siyah ve beyaz farklı sıfatlar verildi her birimize; uzun, kısa, şişman, güzel, çirkin, engelli ama bir tek eşit olamadık. Sizler sokağa çıktığınızda kaç engelli yurttaş ile karşılaşıyorsunuz? Karşılaştığınızda ne düşünüyorsunuz? Türkiye nüfusunun yüzde kaçı engelli? Sokakta bir engelli görmek için kaç engeliniz var farkında mısınız? Peki onların nasıl yaşayamadıklarını biliyor musunuz? Hükûmet sözcülerine ve bakanların söylediklerine bakıldığında, Türkiye’de engelli olmanın yaşamak için bir dezavantaj olmadığı, karşılaşılması muhtemel sorunların Hükûmet ve bürokrasi tarafından öngörülerek çözümün derhâl hayata geçirildiği, sorunların tespiti ve çözümler konusunda gelişmiş ülkelerdekine eş ve hatta üstün yasal düzenlemelerin bu Hükûmet döneminde yürürlüğe konulduğu, kısacası her şeyin Hükûmetin kontrolü altında olduğu, engelliliği olan yurttaşların ve ailelerinin herkes gibi yaşayabildiği, sağlık, eğitim, ulaşım, istihdam hizmetlerine yeterince ulaşılabildiği hissine kapılıyorsunuz. Peki, gerçekten öyle mi?

Değerli milletvekilleri, son dönemde katıldığım birçok toplantıda, bölgemde yaptığım çalışmalarda engelli yurttaşlarımızın sorunlarını dinleme fırsatı buldum ve belirtmeliyim ki durum hiç de böyle tozpembe değil. Elbette bugün yapılmakta olan düzenleme olumludur ve destekliyoruz. Mevzuatta ve kanunlarda “özürlü”, “çürük” ve benzeri tanımlamaların yerine “engelli” kavramının kullanılması önemlidir. Ancak, bununla birlikte çok daha önemli ihtiyaçlar, talepler bulunmaktadır. Bu arada belirtmek isterim ki ben de konuya dair Meclis Başkanlığına  bir kanun teklifi sunmuştum. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname’de bir değişiklik talebinde bulunarak Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğünün, engelli hizmetleri genel müdürlüğü ve yaşlı hizmetleri genel müdürlüğü olarak yeniden düzenlenmesini ve bununla birlikte de kanun hükmündeki kararnamede geçen “özürlü” ifadesinin “engelli” ifadesiyle değiştirilmesini hedefleyen bir teklif. Ancak, Komisyonda birleştirilmediği için bugün onu görüşemiyoruz. Görüşmekte olduğumuz yasanın Komisyon görüşmeleri sırasında benim teklifim de gündeme gelmiş, fakat genel müdürlüklerin düzenlemesini içermesi nedeniyle kapsam dışı bırakılmıştır. Umarım, en kısa zamanda yasa teklifim gündeme gelecek ve kabul edilecektir. Çünkü, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi çerçevesinde, engelliler aleyhinde ayrımcılık teşkil eden yürürlükteki hukuk kurallarını düzenlemeleri, gelenekleri ve uygulamaları değiştirmek veya ortadan kaldırmak için gerekli olan yasama faaliyetleri dâhil, uygun tüm tedbirleri alma, tüm politika ve programlarında engellilerin insan haklarının korunmasını ve güçlendirilmesini dikkate alma konusunda verilen sözün gereği yapılmalıdır. Eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak üzere engellilere yönelik makul uyumlaştırmanın yapılması gerekmektedir. Bu çerçevede de engelli bireylerin taleplerini daha iyi karşılayacak ayrı bir birimin kurulması önemlidir hem yaşlılarımız hem de engellilerimiz ayrı birer genel müdürlük kurulmasını hak edecek kadar geniş, önemli bir tabana sahiptir.

Önemli bir konu da: Biliyoruz ki 2005 yılında yine sizin Hükûmetinizin çıkarmış olduğu 5378 sayılı Özürlüler Kanunu’nun geçici 2’nci ve 3’üncü maddeleriyle tüm kamusal alanların ve toplu taşıma araçlarının engellilerin erişimine uygun hâle getirilmesi için tanınan yedi yıllık süre, 7 Temmuz 2012 tarihinde bitiyordu Sayın Bakan. Ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde iktidar partisi milletvekillerinin oylarıyla, sizin oylarınızla 28 Haziran 2012 tarihinde kabul edilen düzenlemeyle, yedi yıllık bu süreyi uzattınız. Alelacele çıkartılan bu yasanın onaylanmaması için, çok kısa bir sürede 147 sivil toplum örgütü ve 3 binden fazla engelli kişiden bireysel olarak imza toplanmasına rağmen maddeyi kabul ettiniz ve Sayın Cumhurbaşkanı da yasayı 12 Temmuz 2012’de onayladı ve yasa kanunlaşıp yürürlüğe girdi.

6353 sayılı bu Kanun’un 34’üncü maddesiyle, bir yıllık kanun marifetiyle, iki yıl da ilgili bakanlık eliyle olmak üzere en az üç yıl daha erişebilirlik standartlarının uygulanması ertelenmiş, engelliler evlerinde mahkûm edilmişlerdir. Bu kanunla gerçekten engelliler sonsuza kadar engellenmiş, evlerine hapsedilmiş oldu çünkü yasayla getirilen ceza sistemiyle “Cezayı öde, sorumluluktan kurtul dönemi” artık başlamıştır. Üstelik bu ceza tutarları, engellilerin de vermiş olduğu vergilerle ödenecektir. Bu düzenleme, onurlu bir yaşam sürdürme hakkını en az üç yıl ertelediği için, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesine aykırıdır.

Değerli arkadaşlar, yeni düzenleme, devletin, engellilerin, insan hak ve özgürlüklerinin tümünden diğerleriyle eşit biçimde yararlanmalarını sağlama yükümlülüğünden kaçındığı için, açık biçimde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Bununla birlikte,  Türkiye’nin bu sözleşmelere taraf olması dolayısıyla Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine de aykırıdır.

Kamu ve belediyeler, engellilere karşı yükümlülüklerinden yedi yıl boyunca kaçmışlar, iktidar da haziran ayında çıkardığı bu yasayla, görevlerini yedi yıldır yapmayan kamu görevlileri ve belediye başkanlarını bir bakıma ödüllendirmiş, sorumluluktan kurtarmıştır.

Engellilere evde hapis yasasını oylayan, oylarıyla Meclisten geçiren iktidar partisi milletvekillerine ve engellilere evde hapis yasasını onaylayan Sayın Cumhurbaşkanına da buradan teessüflerimi ve üzüntülerimi gönderiyorum.

Değerli milletvekilleri, on yıllık iktidarınızda, engelli yurttaşlarımızın hangi taleplerine yanıt verdiniz, hangi çalışmaları yaptınız? Oysaki tek talepleri eşitlik ve adalet. Sözü edilen bu talepleri somutlaştırmak için kısaca dile getirmek gerekirse, engelli örgütleri, 2022 sayılı Yasa’daki muhtaçlık sınırının asgari ücretle belirlenmesini, bu aylığın,                 hiçbir kriter gözetilmeksizin işsiz tüm engellilere ödenmesini istemektedirler. 2022 sayılı Yasa ile ödenen muhtaçlık aylığı, engelliler için bir işsizlik tazminatına dönüştürülmelidir.

Ayrıca, Sağlık Kurulu Raporları Yönetmeliği ivedilikle değiştirilmeli, sakatlık oranı sağlık kurulu raporlarıyla belirlenirken vücut fonksiyon kaybı oranı, yapılacak yasal düzenlemeler sonucunda uzman bir kurul tarafından belirlenmelidir.

Özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine daha çok kaynak ayrılarak devlet tarafından sürdürülmesi sağlanmalı, mevcut özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerindeki eğitim süresi haftanın beş günü yarım güne çıkarılmalı ve sıkı denetim altına alınmalıdır.

Bakım hizmetlerinin verilmesinin koşulu olarak konulan ailedeki birey başına gelirin asgari ücretin 2/3'ünün altında olması zorunluluğunun kaldırılması, yoksulluk ölçütü kullanılmadan, bakıma muhtaç tüm engelli vatandaşlarımızın bakım hizmetlerinden ücretsiz yararlanmalarının sağlanması, en iyi bakımın aile ortamında yapılabileceği gerçeğinden hareketle evde bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve özendirilmesi, bakıma ayrılan kaynakların artırılması için bakım sigortası sistemile sağlam güvencelere kavuşturulması gerekmektedir.

Tüm yerel yönetimleri, yasal yükümlülüklerini bir an önce yerine getirmeleri için göreve çağırıyoruz.

Bununla birlikte, normal iş gücü piyasasında hiç yer bulamayan zihinsel engelliler ve ağır engelliler, çalışma yaşamına katılmalarının önünü açacak girişimler bekliyorlar. Bu bağlamda, dernekler, vakıflar ve yerel yönetimlerce açılacak kâr amacı gütmeyen, devletin de mali ve teknik destek vereceği sosyal rehabilitasyon merkezlerinin kurulması çok önemlidir. Bu merkezlerin açılmasına olanak sağlayacak korumalı iş yeri yasasının bir an önce çıkarılması gerekmektedir. Korumalı iş yeri açacak olan dernek veya vakıfların ciddi projelerine hazine arsası tahsisi, vergi muafiyetleri ve diğer kolaylıklar sağlanarak bu merkezlerin ve tam korumalı iş yerlerinin ülke genelinde yaygınlaşması ve yaşatılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Engelli işçi ve memur kadrolarının ivedilikle doldurulması, kendi işini kuran engellilere kredi, vergi kolaylıkları sağlanması, kotaların kaldırılması yönündeki çalışmaların derhâl son verilmesi, ülkemizin de onaylayarak yürürlüğe koyduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne uyularak, engellileri ilgilendiren düzenlemelerde ve uygulamalarda engelli örgütlerin söz ve karar sahibi olması gerekmektedir. Bu yasanın ardından, hızlıca kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmî yapılar, tüm yollar, kaldırımlar, yaya geçitleri, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal ve kültürel altyapı alanlarıyla, kamuya açık her türlü özel yapılar engellilerin erişebileceği uygun duruma getirilmelidir. Ayrıca, büyükşehir belediyeleri ve belediyeler, şehir içi hizmetleriyle toplu taşıma araçlarını engellilerin erişebilmelerine hazır hâle getirmeli ve engellilerimiz evde hapis kalmaktan kurtulmalıdır.

Bu nedenle, bugün görüştüğümüz kanunla düzenlenen sadece “özürlü” kelimesinin “engelli”ye dönüştürülmesi konusu yeterli değildir. Nüfusumuzun kayıtlı yüzde 12’sini teşkil eden ama kayıtsızlarla beraber belki de yüzde 15’i bulan tüm engelli yurttaşlarımızın veya kardeşlerimizin geleceğe umutla bakması için her türlü yasal düzenlemenin yapılmasını talep ediyor, tüm engelli kardeşlerimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, konuşmanızın bir bölümünde dediniz ki: “Yapılan yardımlarla ilgili tüm bilgiler SOYBİS sistemimizde tescillidir, isteyen milletvekillerimizle paylaşırız.” Bunu sizden istiyoruz ama 10 Ocak 2013 tarihinde bir soru önergesi verdim Sayın Bakan. 6 soruluk bu önergede, “Türkiye genelinde illere göre evde bakım yardımı alan kaç yurttaşımız bulunmaktadır?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) – “Bu yurttaşlarımızın bakım masrafları illere göre ayrı ayrı aylık bazda ne kadardır? Bu yardımların temel kaynağı nedir? Ayrılan bütçe yeterli olmakta mıdır? Evde bakıma muhtaç yurttaşlarımızın belirlenmesindeki temel ölçütler nelerdir? Bu ölçütlerin denetimi hangi sıklıkla yapılmaktadır ve denetimi yapan kişilerde hangi vasıflar aranmaktadır? Denetim görevini yapan kişilerin sayıları ve görev süreleri ne kadardır?” diye 10 Ocakta sormuşum, aradan üç ay geçmiş, maalesef bu sorularıma yanıt alamamışım. Şimdi bir kez daha bunu size elden takdim ediyorum ve sorularımıza cevap bekliyoruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çam.

Şahsı adına Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ.

Buyurunuz Sayın Akdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDURRAHİM AKDAĞ (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli bireylere yönelik ibarelerin değiştirilmesiyle ilgili 436 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nde ve insan hakları belgelerinde “özürlü kişi” veya “birey” yerine “engelli kişi” veya “birey” sözcükleri tercih edilmektedir. Uluslararası platformda aynı dili konuşmayı, aynı terminolojiyi kullanmayı sağlamak üzere, mevzuatımızda yer alan “özürlü”, “sakat” ve “çürük” kelimelerinin yerine “engelli” kelimesinin yer alması için bu kanun tasarını hazırladık. Hepimizin malumudur ki az önce zikrettiğim kelimeler, başta biz engelli insanlarımız olmak üzere bütün toplumumuzda hoş karşılanmamaktadır.

2002 yılında, Türkiye Özürlüler Araştırması’na göre toplam nüfus içinde engelli sayısı, nüfusun yüzde 12,3’üne tekabül etmektedir. Buna göre 8,5 milyon kişi engelli olarak yaşamını sürdürmektedir. Bu oran içinde ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel engellilerin oranı yüzde 2,6 iken süreğen hastalığı olanların oranı yüzde 9,7’dir.

İşsizlik sorununu, engelli istihdamındaki sorunu asgariye çekmeye çalışıyoruz. Engellilerin hayat şartlarını iyileştirmek, karşılaştıkları sorunları çözmek için, geçen on yıl içinde önemli adımlar attık. Bu alanda 2005’te çıkarılan 5378 sayılı Kanun devrim niteliğindedir. Eğitim hizmetlerinde, bakım hizmetlerinde, istihdamda ayrımcılığın önlenmesine kadar engellileri ilgilendiren pek çok konuda engellilerin en tabii haklarını kendilerine teslim ettik.

Engellilerle ilgili pozitif ayrımcılık içeren kanunların Anayasa Mahkemesi engeline takılmaması için 12 Eylül 2010’daki halk oylamasında Anayasa’da değişiklik yapıldı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ihdas edilerek bünyesinde engellilere yönelik çalışmaları yürüten Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü kuruldu. 29 Nisan 2012 tarihinde, dünya tarihinde de belki bir ilki gerçekleştirdik: Şu anki adıyla ÖMSS yani Özürlü Memur Seçme Sınavı ama yakın bir zamanda EMSS yani Engelli Memur Seçme Sınavı olarak sınav gerçekleştirildi Engelli Memur Seçme Sınavı adıyla bir sınav düzenlemek, gerçekten güzel bir karardı. Bu sınav neticesinde, ilk etapta 9 Ağustos 2012’de gerçekleştirdiğimiz yerleştirmede 7.746 engelli kardeşimiz kamuda istihdam edildi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız, ikinci yerleştirmede de 591 engelliyi kura yöntemiyle, 5.335 engelliyi de ÖMSS’de aldıkları puanlarla, açılan kadrolara atamalarını gerçekleştirdi. Toplam 5.926 engelli, 14 Mart 2013 tarihinde kamuda işe başladı.

2002’de engelli kontenjanında memur olarak çalışan 5.777 engelli varken, bu rakam, Mart 2013 itibarıyla 33 bini geçti, yıl sonuna kadar da 35 bini bulacak. 2002 yılında kamu ve özel sektörde çalışan toplam engelli sayısı 49 bin iken bu sayı, şimdi, 101 bine ulaştı.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde öğrenim gören öğrenci sayısı 2006’da 83 bin iken, 2012’de özel eğitim desteği alan öğrenci sayısı 246 bine yükseldi.

Engelli kardeşlerimiz, Devlet Demiryollarının şehir içi ve şehirler arası hatlarında, deniz yollarının şehir içi ve şehirler arası hatlarında, belediyelerin şehir içi toplu taşıma araçlarında ücretsiz seyahat edebileceklerdir. Ayrıca, ağır engelli kardeşlerimizin yanında, bir de refakatçi bu hizmetten istifade edebilecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde Engelli Haklarını İnceleme Alt Komisyonunu kurarak bu alanda çalışmalarımızı yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Grupların ittifakıyla Başkanlık şahsıma uygun görüldü. Çok yakında, çalışmalarımızı tamamlayıp bir rapor hâlinde hazırlayacağız. Hedefimiz, engellilerin sosyal ve ekonomik hayatlarını daha kolay sürdürebilmeleri amacıyla barınma, ulaşım, iletişim ve çalışma şartlarına dair asgari standartların sağlandığı ve ülke genelinde yaygınlaştırıldığı, engellilerin sosyal dışlanmışlık duygusundan kurtulduğu bir Türkiye’dir. Birçok engelli, yaşıtlarına karşın birçok konuda geri kalmıştır. Bu açığı kapatmak için engellilerin daha çok çalışmasının gerektiğini biliyoruz.

Siz engelli olmayan bireylere düşen görev, var olan engellilerle yan yana geldiğinizde onları anlama çabası içinde olmanızdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelliliğin önlenmesi çalışmalarına ağırlık verilmesinin gerektiğini söylüyor, bu duygu ve düşünceyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akdağ.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Özgür Özel.

Şahsı adına da söz talebi vardır.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yapmış olduğu bir çalışma üzerine görüşmelerde bulunuyoruz ve ittifakla, bütün grupların ittifakıyla Komisyonumuzdan geçmiş olan bu kanunu birazdan burada yine ittifakla kanunlaştıracağız.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bizim açımızdan çok önemli. Gerek Komisyonda gerek burada gerek taşra teşkilatında bir iktidar-muhalefet ilişkisi içinde almıyoruz meseleyi. Eleştirilerimiz yapıcı, yönlendirici ve katkı verici noktada ve hiçbir zaman da bir engelleme yoluna gitmiyoruz. Sayın Bakana da Komisyonda ifade ettik. Bu, bizim, hepimizin gözü gibi bakması gereken bir Bakanlık ve çalışmaları öyle olmalı çünkü bu, devletin sol eli. Bu devletin sol eline özellikle bizim gibi sosyal demokrat bir partinin çok daha sıcak bakması lazım. Biz devletin sağ elinin neler yaptığını biliyoruz ama sosyal politikalar üreten, alan değil, veren…

RECEP ÖZEL (Isparta) – O sol eli de AK PARTİ yaptı, biliyor musun, yapamadıklarınızı yaptı.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …düşkünlere, yoksullara, yaşlılara sahip çıkan politikaları üretecek olan el, devletin sol elidir. Aynı, siyasetin sol tarafının bu konulardaki duyarlılığının yüksek olması gibi, burada da devletin bu Bakanlığını, devletin, alan değil, veren, dövmeyen, seven, şefkatli sol eli olarak kabul ediyoruz ve bununla bir çelişki içinde olmamız mümkün değil bizim.

Sayın Bakanın şahsında da çok uyumlu çalışma hâlindeyiz. Kendisinin pozitif yaklaşımlarına her zaman müteşekkir olduğumuzu ifade ediyoruz. Bugün Genel Kurulda maksadını aşan bir ifade ve son derece üzücü bir şey yaşadık. Biz, hiçbirimiz, bunun Sayın Bakanın şahsında böyle yaşanmasını istemezdik. Hepimizin içi daraldı, içi sıkıldı ama bu meseleye şöyle bakmak lazım: Ben, Sayın Bakanın partisindeki hanımefendilerin, kadın milletvekillerimizin gösterdiği duyarlılığı gerçekten anlıyorum ama bu çifte standart meselesi, bu “Senin hakaretin kötüdür, benim hakaretim iyidir.” Meselesi, “Sen söylersen yanlıştır ama bizimki söylerse görmeyiz. Bu çoğunluk bize bu meşruiyeti tanır.” meselesi, bu Parlamentodaki kadınların göstermiş olduğu duyarlılığı birazcık gölgeledi. Bu meseledeki gibi, Sayın Aylin Nazlıaka’ya Bülent Arınç bunları söylerken de aynı duyarlılık gösterilebilseydi… Hadi onu bırakın, hep beraber bir bakalım: Mesela, Mehmet Metiner’in yaptığına her biriniz “Çok yanlış yaptı, keşke yapmasaydı ama…” deyip oylamaya gelince sizler “hayır” oyu vermeseydiniz de bugün biz çekimser kalmak gibi örnek bir davranış gösterirken onu da hep beraber daha ilerisine götürebilseydik ama burada birinin bir adım atması lazım da… Bu Şeyh Edebali’nin oğluna verdiği nasihati anlatan ve iktidara sorumluluk yükleyen o şeyi Plan Bütçe Komisyonundan tutun bu kürsüye kadar sıklıkla dile getirdiğinizde biz de memnuniyetle karşılayarak dinliyoruz. O, iktidara sorumluluk yükler.  Burada muhalefetten sorumluluk beklemek veya ana muhalefet partisinin pozisyonundan bir diğer muhalefet partisinin tuttuğu pozisyona gidip teşekkür etmek ama daha sonra o muhalefet partisiyle milletvekiliniz karşılıklı hakaret ettiğinde ona kınama cezası verip, sizinkine kınama cezası verilmemesine el kaldırmak…. İşte, Şeyh Edebali; iktidarı teslim ettiği, iktidarı alan oğluna bunları öğütlemiyor. Bir de meseleye buradan yaklaşmak lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunun dışında ne yapmaya çalışıyoruz bugün burada? Kanunlarımızdaki kullanıla kullanıla dejenere olmuş, “özür, sakatlık” ve benzeri kelimeler yerine daha çağdaş, daha az yıpranmış “engelli” kelimesini kullanıyoruz ama emin olun, eğer içini dolduramazsak yani anlayışa dönüştüremezsek, bunu bir davranış biçimi, bir bakış açısı hâline getiremezsek yaptığımız uygulamalar, bu kelimenin de içini boşaltacak, on beş-yirmi sene sonra yine bir sayın bakan, bu sefer “engelli” kelimesini dile daha uygun gelen, fonetik adaptasyonu daha kulakları tırmalamayan bir kelimeyle değiştirmeye çalışacak. Aslında kavramları bu hâle getiren, o kavramların, kelimenin kendisi değil, ona yüklediğiniz anlam, eylemlerinizle o anlamı taşıdığınız nokta oluyor.

Böyle şeyler yapılmasını ümit ediyoruz. Bu günü bir başlangıç günü, sembolik bir gün olarak kabul ediyoruz. Biz artık “özürlü” yerine “engelli” kelimesini kullanarak şunu yapacağımıza inanıyoruz: “Özür” derseniz, özrü merkeze alıyorsunuz yani diyorsunuz ki “Sende bir kusur var, sen nereye gidersen git, bu kusur seninle geliyor. O yüzden sorun sende, ben sana ne yapayım?” Ama “engel” derseniz, sorunu kişiden alıyorsunuz ve çevreye tanımlıyorsunuz. Aynen şöyle: Yan yana 2 tane engelli düşünelim, yüksek bir kaldırım var, o yüksek kaldırım, yürümekte olan ortopedik engelli için bir engel ama yanındaki duyma engelli için bir engel değil. Daha sonra sesle yönlendirmenin olduğu bir yere gittiğinizde, bu sefer engelliler yer değiştiriyor. Bu yüzden de biz “özür” yerine “engel” diyerek sorunun çevrede yani engeli taşıyan bireyde değil de ona onu yükleyen çevrede ve bizlerde olduğunu kabul ediyoruz ve oradan sonra da aslında kendi üzerimize birtakım yükler alıyoruz. Diyoruz ki: Biz çevreye ve bunun gibi işte belediyelere bu konuda görevler yükleyeceğiz, beklemek veya ana muhalefet partisinin pozisyonundan bir diğer muhalefet partisinin tuttuğu pozisyona gidip teşekkür etmek ama daha sonra o muhalefet partisiyle milletvekiliniz karşılıklı hakaret ettiğinde ona kınama cezası verip, sizinkine kınama cezası verilmemesine el kaldırmak…. İşte, Şeyh Edebali’nin iktidarı teslim ettiği, iktidarı alan oğluna bunları öğütlemiyor. Bir de meseleye buradan yaklaşmak lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunun dışında ne yapmaya çalışıyoruz bugün burada? Kanunlarımızdaki kullanıla kullanıla dejenere olmuş, “özür, sakatlık” ve benzeri kelimeler yerine daha çağdaş, daha az yıpranmış “engelli” kelimesini kullanıyoruz ama emin olun, eğer içini dolduramazsak yani anlayışa dönüştüremezsek, bunu bir davranış biçimi, bir bakış açısı hâline getiremezsek yaptığımız uygulamalar, bu kelimenin de içini boşaltacak, on beş-yirmi sene sonra yine bir Sayın Bakan, bu sefer “engelli” kelimesini dile daha uygun gelen, fonetik adaptasyonu daha kulakları tırmalamayan bir kelimeyle değiştirmeye çalışacak. Aslında kavramları bu hâle getiren, o kavramların, kelimenin kendisi değil, ona yüklediğiniz anlam, eylemlerinizle o anlamı taşıdığınız nokta oluyor.

Böyle şeyler yapılmasını ümit ediyoruz. Bu günü bir başlangıç günü, sembolik bir gün olarak kabul ediyoruz. Biz artık “özürlü” yerine “engelli” kelimesini kullanarak şunu yapacağımıza inanıyoruz: “Özür” derseniz, özrü merkeze alıyorsunuz yani diyorsunuz ki, “Sende bir kusur var, sen nereye gidersen git, bu kusur seninle geliyor. O yüzden sorun sende, ben sana ne yapayım?” Ama “engel” derseniz, sorunu kişiden alıyorsunuz ve çevreye tanımlıyorsunuz. Aynen şöyle: Yan yana 2 tane engelli düşünelim, yüksek bir kaldırım var, o yüksek kaldırım, yürümekte olan ortopedik engelli için bir engel ama yanındaki duyma engelli için bir engel değil. Daha sonra sesle yönlendirmenin olduğu bir yere gittiğinizde, bu sefer engelliler yer değiştiriyor. Bu yüzden de biz, “özür” yerine “engel” diyerek sorunun çevrede yani engeli taşıyan bireyde değil de ona onu yükleyen çevrede ve bizlerde olduğunu kabul ediyoruz ve oradan sonra da aslında kendi üzerimize birtakım yükler alıyoruz. Diyoruz k: Biz çevreyi ve bunun gibi işte belediyelere bu konuda görevler yükleyeceğiz, Meclise görevler yükleyeceğiz, tüm bakanlıklar, tüm bürokrasi birtakım görevler yüklenecek ve onun üzerinden yol yürüyeceğiz diyoruz. Bu bir irade beyanıysa, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun tamamen arkasındayız ve yanındayız.

Bakın, konuya biraz çarpıcı bir örnek vermek gerekirse: Benim hemşehrim, 24 Mart 2013 gününde YGS sınavına Manisalı görme engelli Müge Müjgan Turanlı girdi. Müge Müjgan Turanlı sınava girerken bir dilekçe yazdı, başvuruda bulundu ve dedi ki: “Sayısal derslerden anlayan bir yardımcıya ihtiyacım var.” Çünkü göremiyor. Ona verilen yardımcı ve onun durumunda kalan pek çok kişiden dinledik ki: Bu “sayısal işlerden anlayan” kelimelerini biz anlamamışız, okuma yazma bilen birini vermişiz yanına. O da şöyle söylüyormuş: “A var, ters bardak var, B var, eşittir.” “A kesişim B kümesi” demek istiyor arkadaşlar. Demiş ki: “El yazısıyla R var, kuyruğu solucan gibi aşağı uzuyor.” Gama kısaltmasını tarif ediyor. Şimdi, bu arkadaşımızın önüne başlı başına koyduğumuz engele -talebine rağmen- kaldırabileceğimiz bu engele, yanına bir matematik öğretmeni vererek çözebileceğimiz bu engele gösterdiğimiz özensizliğe dikkat çekmek istiyorum. Demek ki burada Bakanlık bürokrasisinin not alacağı bir şeyler var. Yani bu bir bakış açısı ve komple bütün bakanlıklara da görevler yükleyen ve etkin bir çalışma gerektiren bir gruptur diye düşünüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özel, bir dakikanızı rica edeceğim.

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Doktor Hasan Bozer ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemizi ziyaret etmekte olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclis Başkanı Sayın Doktor Hasan Bozer ve beraberindeki heyet, Meclis Başkanımız Sayın Cemil Çiçek’le birlikte şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar. Kendilerine Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum efendim. (Alkışlar)

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün ve Özürlü Memur Seçme Sınavının İsminin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş'in; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/745, 2/594, 2/847, 2/1037) (S. Sayısı: 436) (Devam)

 

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına zatıalilerini kürsüden saygıyla selamlıyorum ve hoş geldiniz diyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Niye sadece CHP?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Hatta Parlamentodaki bütün gruplar adına. Öyle bir itiraz geliyorsa çok teşekkür ederim. (Alkışlar)

Şimdi, tabii, şunun üzerinde biraz daha durmak lazım ki: 2005 yılında kabul edilen Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, engelliler için temel kanun ve bu kanun, engellilere hak sahibi özneler olarak bakmayan; aksine, engellileri Türkiye’de devletin temel bakışı olan “korunmaya ve yardıma muhtaç kişiler” olarak algılayan bir temel yapıya, bir arka plana sahip. Bir kere bunu değiştirmemiz gerekiyor. Çünkü, öylesine eleştiriler var ki -zaman zaman biz bunu bu kürsülerden de söyledik- son on yılda sosyal devletten sadaka devletine doğru bir dönüş var diye. Bunun böyle olmadığını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bize icraatlarıyla ispat etmesine ihtiyacımız var.

Sosyal Hizmetler Kanunu ile engelli bireylerimizin ailelerine verilen asgari ücret tutarındaki evde bakım yardımını geçen sene 27 Haziranda burada konuşmuştuk ama şöyle konuştuk: Eğer 500 liranın üstünde yani asgari ücretin 2/3’ünden fazla geliriniz varsa ve eğer bu yardımı alıyorsanız, bu Meclis bütün itirazlarımıza rağmen üç ay bir süre tanıdı, üç ay içinde başvurmayanlara da icra takibi yoluyla bu paraların geri alınması… O gün burada neye itiraz ettiysek bugün iktidar, muhalefet bütün milletvekillerinin başında bu dert. Düşük gelir seviyesinde, 600-700 lira geliri olan aile, 500 lirayı geçmiş, kendini ihbar etmemiş ve bu paranın geri alınmasıyla ilgili hepinize gelen başvurular var, “Bana bu kadar borç çıkardılar.” diyorlar. Bu konulara dikkat etmek lazım.

“Evde bakım” dersek, evde bakımda da mantık aynı. “Engelline evde bak; engelline, yaşlına evde bak, çocuğuna evde bak, ben sana para vereyim.” Bu yaklaşım doğru değil. Yani, bu yaklaşım şu açıdan doğru değil: Türk filmlerini hatırlatıyor bu yaklaşım. Eski Türk filmlerinde bir ayyaş baba vardır, devamlı içer, çocuklarla ilgilenmez; çocuğu şefkat için yanına gelir, cepten para çıkarır verir. Veya o konken oynayan anne tiplemesi. Çocuk okuldan gelir, kapıda bir öpücük bekler, ilgi bekler, sıcak bir yemek bekler; anne konken oynamaktadır, çocuğun cebine para sokuşturur, “Git bir hamburger ye.” der. Orada içiniz sızlar ya. Bakın, o ayyaş baba veya konken oynayan ana meselesi, bizim devlet babanın ve devlet ananın bugünkü meselesidir.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Bak, bizim analarımız böyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sosyal politikalar üretmek yerine, “Ben sana parasını vereyim, sen bu işin arkasını arama artık.” denir ama herkes şunu bilir ki, o filmlerde herkes onu bilir ki o paranın bir devamlılığı da yoktur, inanın, bir kıymetiharbiyesi de yoktur. Kadını sosyal hayattan tecrit eden, üstüne üstlük, profesyonel bakıma muhtaç engellileri bundan ayrı tutan, onları zaman zaman şiddete, hatta bir karanlık odada yatak yaralarına, ölüme terk eden bu sistemin sosyal devletle ilgisi yoktur.

Bir de şöyle bir anlayış var: Kimse kızmasın ama Sayın Başbakanın bir temel yaklaşımı var ya “Erkekler devlet kurar, kadınlar aile kurar.” Bu mesele tam olarak ona doğru gidiyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Nereden çıkarıyorsun?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “Erkekler devletin çatısı, kadınların ailede görevleri var.”

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Nereden çıkardın bunu Özgür, nereden?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Meseleyi sadece aile olarak merkeze alan yani bekâr kadını, evlenmeme tercihinde bulunan kadını sanki bu devletin ulvi menfaatlerinin dışında davranan ve bir nevi de pek böyle işe yaramayan bir vatandaş gözüyle gören bu yaklaşımı da buradan tartışıyor olmamız gerekir diye düşünüyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kim görüyor onu ya, kim? Kim görüyor onu?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Engelli maaşı meselesi çok konuşuluyor. Engelli maaşına gelmeden önce şu Balthazard cetvelinden bir bahsetmek lazım.

Değerli iktidar partisi milletvekilleri, size herkes geliyor ve diyor ya: “Eskiden yüzde 70’ti, 80’di benim engelim, benden tekrar rapor istediler, 43’e düştü, maaşım kesildi; benden tekrar rapor istediler, düştü.” Bakın, 1880, Fransız bir bilim insanı “Balthazard cetveli” diye bir şey icat etmiş. Bu insan aslında bunu adli tıp için icat etmiş yani birisi dayak yiyor, bazı yerleri işlev göremiyor veya ölmüş, bakıyor, sağ kolu çalışmıyorsa 12 puan, sol bacağı tutmuyorsa şu kadar puan, gözünün biri kapanmış, görmezse bu kadar... Balthazard cetveli bu. Bunu daha sonra engel durumunun tespitinde kullanmaya başladılar. Bütün dünya bu yanlışı yaptı. Sonra, bu 1880’deki Balthazard cetvelinden 1970’lerden itibaren herkes geri dönmeye başladı. Herkes döndü, bir tek biz 2006’dan itibaren Balthazard cetvelini uygulamaya başladık. Balthazard cetveli, ayrı ayrı durumdaki çoklu engel durumları toplanınca 2’yle 2’nin 4 değil, 3 etmesine yarayan ve engellileri mağdur eden  bir şey; bunu bilgilerinize sunuyorum, bunu bir tartışmaya açalım. Eski sistem, doktor veriyordu bu raporu ve o raporu veren heyette psikiyatrist de vardı. Bakın, Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi şöyle diyor, 2009’da revizyon yaptılar: “Engellilik statüsü,  vücudunda engel oranıyla değil, toplum içindeki ayrımcılığı nasıl hissettiği, nasıl eksiklendiği, nasıl yeteneklerini kullandığıyla ölçülen  bir durumdur.” Çağdaş olanı bu. Bırakın öyle 1880 model Balthazard cetvellerini falan da bizim bir an önce bu meseleyi tekrar doğru bir şekilde ele almamız lazım.

Düşünün ki, bir kolu olmayan biri, buna sen “20” dersin, “30” dersin, o kolunu kaybettikten sonra akıl sağlığı, artık, psikiyatristi onu çalışmaktan menediyorsa bu malulen emekli edilmesi gereken  bir durumdur. Bir psikiyatristin olmadığı bir yerde Balthazard cetveli bu işlere karar vermemelidir. Bu bir bakış açışı. Bu 1880 model Fransız işi değerlendirmeden derhâl dönmeliyiz.

Bir de şöyle bir şeyi daha vurgulayayım: 119 liralık kazanç meselesi var ya. Engelli parası alınacaksa kişi başına 119 liradan daha az gelirinin olması gerekiyor. Eskiden şöyleydi: Ailenin giderinden geliri çıkıyordu 119 liralık fark varsa verilmiyordu. Şimdi, inanır mısınız ailenin geliri 500, gideri 600, aradaki 100 lirayı da bir yerden bulmuş, belgelendirilmemiş kazanç, gelir 600 hesaplanıyor, aile 3 kişiyse aylığı 200’e geliyor, bakım parası kesiliyor. Yani eskiden farkın 119 lira olması gerekiyordu en az, şimdi bölünüyor 119 lira.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Eskiden bakım parası da yoktu.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bunlara çözüm bekliyoruz. 

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Özel.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, kısa bir açıklama yapmama izin veriniz lütfen.

BAŞKAN –  Buyurunuz.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in görüşülen kanun tasarısının 4’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Sayın Konuşmacı, kadınlar ve aile konusunda Sayın Başbakanımızın sarf ettiği sözleri bağlamından kopararak ve çarpıtarak kürsüde ifade etti. Kendisine şu anlık gerçeği hatırlamak istiyorum: Ben kadınım, AK PARTİ Grup Başkan Vekiliyim, Sayın Bakanımız kadındır, Hükûmetin kadın  Bakanı olarak orada oturmaktadır.

Kendilerine arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tek kadın Bakanı.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bahçekapılı.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Yer Alan Engelli Bireylere Yönelik İbarelerin Değiştirilmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün ve Özürlü Memur Seçme Sınavının İsminin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş'in; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/745, 2/594, 2/847, 2/1037) (S. Sayısı: 436) (Devam)

 

BAŞKAN – 4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Bakan teşekkür konuşması yapacaktır.

Buyurunuz Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; çok önemli bir ortak konumuzda ortak bir yasamızı uzlaşmayla çıkardık. Sayın Genç’e rağmen bu Parlamento kendine yakışanı yapmıştır ve uzlaşmayla bu yasayı çıkarmıştır. (AK PARTİ Sıralarından alkışlar)

Bütün milletvekili arkadaşlarımın söylediği doğru taleplerin hepsinin çalışmasını tamamlıyoruz. Arkasından, Parlamento kapanmadan, tatile girmeden bunların hepsini güçlü bir şekilde, yeniden Parlamentoya getireceğiz inşallah yine bu uzlaşma zihniyetiyle. Bizim alanımız çünkü insani ve vicdani bir alan, bizim alanımızın partisi olmaz, bizim alanımızın ideolojisi olmaz. Bu Parlamento bu alanda, kendi içinde birliğini beraberliğini sağlayacaktır.

Ayrıca, Sayın Özel, söylediği -Sayın Başbakanımızla ben on yıldır çalışıyorum- “Devleti erkek, aileyi kadın kurar.” şeklindeki böyle bir algıyı nereden düşündü, nasıl bu şekilde bir karar verdi, anlayamadım. Hâlbuki bizim medeniyetimiz, bizim inancımız kadın-erkek beraber kurulmuştur; bizim devlet anlayışımız da kadın-erkek beraber kurulmuştur, biz cumhuriyeti kadın-erkek beraber kurduk, biz Kurtuluş Savaşı’nı kadın-erkek beraber kurduk, son on yıldan beri yapılan bütün işleri de gördüğünüz gibi kadın-erkek beraber kuruyoruz.

Ayrıca, aile yalnızca kadının, annenin alanı değildir, bu iş, babalık ve erkeklikle beraber tamamlanan… Kadını ve erkeği birbirinin velisi kılan bir anlayışın mensuplarıyız. Dolayısıyla, Aile Bakanı olarak ben erkeklerin de Bakanı oldum. Yeniden Parlamentodan ifade ediyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergeleriyle alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 30 Nisan 2013 Salı günü saat 15:00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.03

 



(x) Bu açıklamaya  ilişkin ifade 24/04/2013 tarihli 96’ncı Birleşim Tutanağı’nın …’inci sayfasında yer almıştır.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) 436 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu ifadeye ilişkin açıklama 30/4/2013 tarihli 98’inci Birleşim tutanağının 3’üncü sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.