TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 91’inci Birleşim

                                                                                         11 Nisan 2013 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şanlıurfa Milletvekili Halil Özcan’ın, Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, karşılıksız çek sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, genelde Kürt halkına, özelde Bingöl halkına yönelik, toplumsal hafızayı yok etmek üzere sistematik olarak uygulanan politikaların getirmiş olduğu sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 20 milletvekilinin, Porsuk Baraj Gölü’nün su kalitesinin ve sürdürülebilir kullanımının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/582)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 21 milletvekilinin, tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/583)

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve 19 milletvekilinin, yabancı güçlerin geçmiş dönemlerde Türk vatandaşlarına yaptıkları katliam ve mezalimlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/584)

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445)

4.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün; Avukatlık Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve Çankırı Milletvekili İdris Şahin ile 8 Milletvekilinin; 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 3568 Sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk'ün; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/750, 2/1326, 2/1343, 2/1344) (S. Sayısı: 444)

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın görüşülen kanun tasarısının 11’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun görüşülen kanun tasarısının 13’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın görüşülen kanun tasarısının ikinci bölümü üzerinde grubu adına yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un görüşülen kanun tasarısının 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın görüşülen kanun tasarısının 17’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un görüşülen kanun tasarısının 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın görüşülen kanun tasarısının ikinci bölümü üzerinde grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

17.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın görüşülen kanun tasarısının 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

18.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın görüşülen kanun tasarısının tümünün oylanmasından önce oyunun rengini belli etmek üzere lehte yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında kullandığı bir ifadesini düzelttiğine ilişkin açıklaması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, görüşülen kanun tasarısının ikinci bölümü üzerindeki soru-cevap işlemi sırasında kullandığı bir ifadesini düzelttiğine ilişkin açıklaması

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 12 Nisan 2013 Cuma günü toplanmamasına ilişkin önerisi

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları itibari ile Türkiye genelindeki HES projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18104)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, elektrik borcunu ödeyemeyen bir kişiye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18126)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, elektrik abonelerine ve elektrik faturalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18426)

4.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, Ankara’nın Kalecik ilçesindeki bir köyde ruhsat verilen taş ocağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18427)

5.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’da madencilik faaliyetlerinin sedir ormanlarına zarar verdiği iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18428)

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, nükleer güç santralleri ile ilgili çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18429)

7.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Bakanlığın ve İçişleri Bakanlığının Ankara Büyükşehir Belediyesinin tükettiği gaz miktarı ile ilgili soru önergelerine verdikleri cevapların farklı olmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18430)

8.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de iki baraj arasındaki bir bölgede yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18432)

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde bir okulda öğrencilere bulaşık yıkatıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı (7/18509)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Diyarbakır’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/18600)

11.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, TRT’nin reklam satışlarının yapıldığı firmaya ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/18601)

12.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, TRT’de görev yapan bir müfettişe ve hazırladığı teftiş raporu ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/18602)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Adıyaman’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/18603)

14.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ege Linyit İşletmeleri tarafından üretilen kömürün yeterli olmadığı iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18675)

15.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Deriner Barajı’nda elektrik üretimiyle ilgili verilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18676)

16.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, ülkemizde rüzgâr türbinleri veya çiftlikleri kurma çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18677)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Diyarbakır’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18678)

18.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Eskişehir’de gerçekleştirilen yatırımlara ve elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinden elde edilen gelire ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18679)

19.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Adıyaman’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/18680)

20.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, YGS nedeniyle öğrencilerin rapor almalarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı (7/18804)

21.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, elektrik faturalarına eklenen kayıp kaçak bedeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/18856)

22.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, bir dergiye kamu kurum ve kuruluşlarınca verilen ilan ve reklamlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/18901)

23.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından hazırlanan kamu spotlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/19369)

 

 

11 Nisan 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 91’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Halil Özcan’a aittir.

Buyurun Sayın Özcan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şanlıurfa Milletvekili Halil Özcan’ın, Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

HALİL ÖZCAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa’nın kurtuluşunun 93’üncü yılı sebebiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

11 Nisan 1920’de gerçekten de şanlı ve şerefli bir şekilde, birlik, beraberlik ve hürriyet sevdasıyla çıkılan Urfa’nın kurtuluş mücadelesi sonuçlanmış, işgalci Fransız güçleri ve iş birlikçileri vatan topraklarından kovulmuştur.

1920 yılında Millî Mücadele’nin cephe cephe, şehir şehir devam ettiği o günlerde, peygamberler şehri, dünyada bilinen en eski yerleşim ve kültür şehri olan Urfa ve Urfalılar yediden yetmişe yurt savunması için kenetlenmiş, düşman işgalinin kırılmasında her türlü fedakârlıkları göze almış, birlik ve beraberliğini korumuş, canları pahasına eşi görülmemiş bir mücadele vermişlerdir. Nitekim 11 Nisan tarihi, Urfa’nın 1984 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen kanun teklifiyle “Şanlıurfa” olmasının anlamlı ve gurur dolu tarihidir. Bu vesileyle Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yılını, şehit ve gazilerimizi minnetle anarak şerefle ve gururla kutluyor ve anıyorum.

Sayın milletvekilleri, kurtuluş mücadelesi sırasında Şanlıurfa’da 12’ler diye bilinen direnişin öncülerinin işgalcilere gönderdiği mesajda, “Evet, biz 12’ler daha fazlasıyla varız. Şehirli ve köylü, Türk, Kürt ve Arap, yerleşik ve göçebe bütün Urfa livası halkının hissiyatına tercümanız. Arkamızda bizim gibi yeminli 10 binlerce mücahit vardır. Bizi tevkif edemezsiniz. Farzımuhal hayal ettiğiniz tevkifi yaparsanız bile bu mücadele hareketini durduramazsınız. Biz 12’lerin yerini 12 binler, 120 binler alacaktır.” demişlerdir.

Şanlıurfa halkı, bir bütün olarak işte o kutlu günlerden bu günlere çok şükür bu anlamlı mücadelenin kıymetini bilerek gelmiştir. 81 vilayete ve 76 milyon insanımıza örnek teşkil eden bir birliktelik çok şükür Şanlıurfa’da mevcuttur. Maalesef, uzun yıllardır ülkemizde insanlarımızın arasına ekilmeye çalışılan nifak tohumları, ayrıştırıcı, kışkırtıcı ve bölücü odakların oyunları Şanlıurfalı hemşehrilerimin tıpkı 1920’deki ruhunu koruması sayesinde amacına ulaşamamıştır.

Sayın milletvekilleri, bölgede uzun yıllardır kan dökülmesine sebep olan, çocuklarımızın eğitimlerini aksatan, yatırımları engelleyen, sosyal-kültürel faaliyetleri durdurmak isteyen ve ülkemiz insanlarına eziyetten başka hiçbir şey getirmeyen terör sorununun çözümüne de inşallah bölgemizde birlik ve beraberlik ruhuyla tam bir destek verilmektedir. Sayın Başbakanımızın da söylediği gibi, çözüm sürecine gereken katkıyı veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz. Çünkü biz kardeşiz, çünkü biz komşuyuz, çünkü biz bir çatı altında, belli değerler altında toplanmış insanlarız. Özellikle, Şanlıurfa’da düğünlerimizi, taziyelerimizi, bayramlarımızı birlikte icra ediyoruz. Kültürümüz bir, geleceğe bakışımız ve taleplerimiz birdir. 1920’de nasıl birlik ve beraberlik içerisinde olduysak, o bilinçle ve arzuyla yaşamaya devam etmek istiyoruz. Çocuklarımız ölmesin, geleceğimiz yok olmasın, analar ağlamasın istiyoruz ve bunun olması için çalışıyoruz. Burada bir yanlışlık yok. Burada, bizim kafamızda ve vicdanımızda ikilik yok. Ne istediğimizi ve ne için istediğimizi iyi biliyoruz.

Bu vesile ile de buradan bütün samimiyetimle birlik ve beraberlik içerisinde davranma çağrısında bulunmak istiyorum. Nasıl kurtuluş mücadelesi esnasında Urfa, Antep, Maraş ve bütün şehirlerimiz özelinde tek kuvvet olduysak, bugün Türkiye Cumhuriyeti genelinde aynı birlik ve beraberlik örneğini sergilemeli ve geleceğe daha güvenle ve umutla bakabilmeyi sağlamalıyız. Bunun için hiç kimse elini taşın altına koymaktan kaçınmamalı ve herkes çözüm sürecine kendi bilgi, birikim ve düşünceleri ile destek vermeli diyor, bu vesileyle Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yılını gururla kutluyorum. Yüce Meclisimize saygılarımızı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, karşılıksız çek sorunu hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, karşılıksız çek sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

 

(Hatip kürsüye, birbirine eklediği kâğıtları çekerek getirdi)

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye’de ticaret ve iş dünyasına kâbus gibi çöken bu gördüğünüz karşılıksız çek sorunu hakkında konuşmak istiyorum.

AKP’nin iktidar olduğu on yıl içinde, her ne kadar aksi iddia edilse de esnaf, tüccar ve iş dünyası büyük sıkıntılar çekmektedir. Sadece iktidar yandaşı küçük bir zümre palazlanmış durumdadır, iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar sayıda kişi de dolar milyarderleri arasına girmiştir. Ama, milyonlarca esnaf, tacir, iş adamı, maalesef, AKP’nin başarısız ekonomi politikaları yüzünden zora düştü. Piyasada, burada da gördüğünüz gibi, bir karşılıksız çek patlaması yaşandı. Verdikleri karşılıksız çekler yüzünden yüz binlerce insan adliyelik oldu.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Sapan. Sürenize ekleyeceğim.

İç Tüzük’ün 65’inci maddesi “Genel Kurulda söz kesmek, şahsiyatla uğraşmak ve çalışma düzenini bozucu hareketlerde bulunmak yasaktır.” diyor. Onun için toplattırıyorum şeyi.

Lütfen toplayın.

Buyurun, sürenizi uzatacağım.

YILDIRAY SAPAN (Devamla) – Sayın Başkan, herkese böyle davranırsanız sevineceğim.

BAŞKAN – Ben herkese böyle davranıyorum Sayın Sapan.

Buyurun lütfen.

YILDIRAY SAPAN (Devamla) – Bu vesileyle, adliyelerdeki dava sayısı beş yüz binlere ulaştı ve yargı kilitlendi. Çek kurbanlarını koyacak cezaevi bulamayan AKP Hükûmeti, çareyi, Çek Yasası’nı yeniden düzenlemekte buldu. 2012 yılı Şubat ayında, 5941 sayılı Yasa’nın ilgili ceza maddelerini içeren 6273 sayılı Kanun yürürlüğe girdi. Bu düzenlemeyle, karşılıksız çekten dolayı verilen hapis cezası kaldırıldı. Çek yüzünden cezaevinde olan veya hapse girecek olan veya kaçak dolaşan yüz binlerce insan yasanın değişmesinden yararlandı ama aldıkları çekler karşılıksız çıkan, verdikleri ürün ve malın bedelini alamayanların durumuna yönelik ne bir değerlendirme yapıldı ne de bir düzenleme.

Karşılıksız çek yüzünden yüz binlerce esnaf, tüccar, iş adamı ve üretici feryat ediyor. Tarım sektöründen, tekstil sektöründen, toptancı hallerinden aynı feryatlar yükseliyor. Karşılıksız çeke hapis cezasının kaldırılması sonrası ortaya çıkan boşluk yüzünden çekin caydırıcı özelliğinin ve itibarının kalmadığı söyleniyor. Aradan geçen bir yılın ardından, piyasada karşılıksız çeklerin kesilen çeklere oranının yüzde 15’lere vardığı biliniyor. Oysa, bu oran, hapis cezasının olduğu 2011 yılında sadece yüzde 3 idi.

Değerli arkadaşlar, bugün çek artık sağlam bir ödeme aracı olmaktan çıkmıştır. Bu nedenle piyasada büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Seçim bölgem Antalya’da ziyaret ettiğim toptancı halindeki durumu görmenizi isterdim; çok sayıda hal esnafı aldıkları çeklerin karşılıksız çıkması yüzünden iflas etmiş durumda ya da etmek üzereydiler. Maalesef, bunların arasından intihar edenler bile oldu.

Toptancı halindeki iflasların tarımda da domino etkisi yarattığı, bu yüzden binlerce üreticinin olumsuz etkilendiğini gözden kaçırmamak gerekir. Bir çek karşılıksız çıktığında bunun etkisi maalesef zincirleme oluyor. Alacağını tahsil edemeyen işletme kendi ödemelerini yapamadığından kapanma noktasına geliyor. Bunu gören başka işletmeler de artık çeke güvenmediğinden iyi tanımadığı insanlarla alışverişten kaçınıyor ve işlerini küçültüyor. Böylece bütün ekonomi etkileniyor.

Ayrıca, kişisel önlem anlamında da çek verenlerden ek teminatlar istenmesi de ticareti maalesef kilitliyor. Sektör temsilcileri hapis cezası sonrası oluşan boşluğun çeke yeniden itibar kazandıracak bir formülle ortadan kaldırılmasının şart olduğunu söylüyor ama bu konuda Hükûmetimizden nedense ses çıkmıyor.

Ticaret ve iş dünyası çeklerin sigortalanmasıyla ilgili, bankaların daha fazla sorumluluk almasını öneriyor ama Hükûmetten yine ses çıkmıyor. Bugün Antalya Toptancı Hali’ndeki bir komisyoncu ya da tüccar, Ankara veya İstanbul’a bir mal karşılığında diyelim ki 150 bin liralık çek kesiyor. Banka tarafından bunun teminatı sadece bin lira. Yani üzerinde hangi rakam yazılırsa yazılsın herhangi bir çekin teminatı sadece bin lira.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu durum böyle gidemez. Karşılıksız çek yüzünden hapis cezasının kaldırılmasına karşı değiliz ama çek kavramının içinin boşaltılmasına, değersizleştirilmesine, karşılıksız çek yüzünden binlerce esnafın, tüccarın, iş dünyasının perişan olmasına, iflas etmesine sessiz kalamayız. Hükûmet, yapacağı düzenlemelerle bankaların taşın altına elini koymasını sağlamak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRAY SAPAN (Devamla) – Sayın Başkan, sözümü kesmiştiniz, tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

YILDIRAY SAPAN (Devamla) – Bankaların tüm yükü çeki alana yüklemesi engellenmelidir. Çekin itibar kaybetmesinin önüne geçilmelidir. Bu yapılmazsa ekonomik sistem daha da kilitlenecektir. Bunu buradan uyarıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kanun teklifinizi getirin, bakalım.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Var orada, indirin de bakalım beraber.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Bingöl’ün sorunları hakkında söz isteyen Bingöl Milletvekili İdris Baluken’e aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

 

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, genelde Kürt halkına, özelde Bingöl halkına yönelik, toplumsal hafızayı yok etmek üzere sistematik olarak uygulanan politikaların getirmiş olduğu sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bingöl’ün sorunları üzerine gündem dışı aldığımız söz üzerine Genel Kurula sesleneceğim. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Bingöl’ün sorunlarıyla ilgili bu kürsüden sizlere defalarca hitap ettik. Bingöl’ün yoksulluğunu, hizmet yoksunluğunu, günlük yaşamın her alanını ilgilendiren sağlık, eğitim gibi sorunlarının yaşamı nasıl çekilmez bir hâle getirdiğini defalarca burada dile getirdik. Sorunlar aynı şekilde devam ediyor ancak ben bugün bu sorunlara girmeyeceğim, genelde Kürt halkına, özelde Bingöl halkına yönelik, toplumsal hafızamızı yok etmeye yönelik sistematik olarak uygulanan politikaların getirmiş olduğu sorunlardan bahsedeceğim.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar uygulanan inkâr, ret ve asimilasyon politikalarının en fazla travma yaşattığı, en fazla acı hadiselere yol açtığı coğrafyalardan biri de Bingöl ilimizdir, Bingöl ili coğrafyasıdır. Özellikle 1925 yılında bu politikalara karşı Şeyh Sait öncülüğünde başlayan başkaldırıyla beraber, devletin bu başkaldırıya zorla, askerî operasyonlarla, imha operasyonlarıyla yönelmesi sonucunda bugüne kadar tarifsiz, sayısız acılar yaşanmıştır.

Özellikle, 1925 başkaldırısında, başkaldırının öncülüğünü yapan Şeyh Sait Efendi başta olmak üzere, Gökdere bölgesinden Şeyh Şerif Bey, Modan bölgesinden Fakih Hasan Bey, Zıkte bölgesinden Hacı Sadık Bey, Çan bölgesinden Şeyh Abdullah, Şeyh İbrahim Bey, Melekhan bölgesinden Şeyh Abdullah Bey, Musyan ile Yamaç bölgelerinden Molla Cemil Bey ve  Ali Badan Bey, Karlıova bölgesinden  Halid Bey, Az bölgesinden Süleyman Bey, Çapakçur bölgesinden Ali Arab Abdi Bey ile Yusuf Bey ve diğer arkadaşları, istiklal mahkemelerinin aldığı hukuk dışı kararlarla darağaçlarında idama gönderilmiştir. Bu idamlar infaz edildikten sonra, bu, halkımızın değerlerini temsil eden şahsiyetlerin mezar yerleri devlet tarafından bilinçli bir şekilde kaybedilmiştir.

1925’ten bugüne kadar, idamın yaşandığı tarihten bugüne kadar Kürt halkı, Bingöl halkı kendi dedelerinin, atalarının mezar yerlerini istemektedir. Bizler, bugün, Bingöl halkının iradesini temsil eden milletvekilleri olarak bu Meclise vermiş olduğumuz önergelerle, bu yolda bir aşama kaydetmek istiyoruz, bu yönde çaba gösteriyoruz ancak vermiş olduğumuz önergelerin tamamına bu hafızayı yok edecek cevaplar geliyor. Başbakanlığa en son gönderdiğimiz, dedelerimizin mezar yerlerini istediğimiz önergeye İçişleri Bakanlığı aracılığıyla verilen cevapta, belgelerde böylesi mezar yerlerinin bulgularına rastlanmadığıyla ilgili bir cevap bize gelmiştir, bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Özellikle, 1925 tarihinde Genç ve Solhan başta olmak üzere Guev köyünde yapılan katliam, Şemsan köyünde, Seyfan köyünde, Girnas köyünde yapılan bütün katliamların açığa çıkarılması ve o dönem yaşanan bütün acılarla yüzleşilmesinin yolu, bu âlimlerimizin, dedelerimizin mezar yerlerinin tespitinden geçiyor. Biz, bunun, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar sistematik bir politika olduğunu Dersim’den de Seyit Rıza’dan da biliyoruz. Tıpkı Şeyh Sait ve arkadaşları gibi, Seyit Rıza ve arkadaşlarının da mezar yerlerinin nerede olduğunu bilmiyoruz. Bugün milyonlarca insanın gönül verdiği, düşüncelerinden, risalelerinden faydalandığı Bediüzzaman Said Nursi’nin mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz. Bu ülke tarihi açısından, bahsettiğim bu olayların tamamı bir utanç kaynağıdır. Bu utanç kaynağı, bu Meclisin üzerinde, bir an önce kaldırılması gereken önemli bir görev ve sorumluluk olarak durmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yine o tarihlerde, özellikle Bingöl ve Dersim bölgesinde bu asimilasyon politikalarının bir sonucu olarak zorla ailelerinden alınan kayıp kızların batı bölgesindeki ailelere zorla verilmesiyle ilgili, yine bu Meclis düzeyinde bilgi istemek üzere soru önergesi verdik, hâlâ önergemize bir cevap almış değiliz. O tarihte kendi ailelerinden koparılan Dersimli ve Bingöllü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …kızların, ailelerin akıbetlerini ortaya çıkarmak, yine bu Meclisin önünde önemli bir toplumsal, sosyal ve siyasal görev olarak durmaktadır. Bugüne kadar yaptığımız çabalardan herhangi bir sonuç almayışımız, bu işin peşini bırakacağımız anlamına gelmiyor. Başta iktidar partisi olmak üzere bütün Meclisi bu konuda duyarlı olmaya davet ediyor, hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 20 milletvekilinin, Porsuk Baraj Gölü’nün su kalitesinin ve sürdürülebilir kullanımının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/582)

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçme ve kullanma suyu temin edilen Porsuk Baraj Gölü’nün su kalitesinin iyileştirilmesi ve sürdürülebilir kullanımın sağlanabilmesi için gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa’mızın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Ruhsar Demirel                          (Eskişehir)

2) Oktay Vural                                (İzmir)

3) Kemalettin Yılmaz                      (Afyonkarahisar)

4) Bülent Belen                              (Tekirdağ)

5) Cemalettin Şimşek                     (Samsun)

6) Enver Erdem                              (Elâzığ)

7) Ali Halaman                               (Adana)

8) Alim Işık                                    (Kütahya)

9) D. Ali Torlak                              (İstanbul)

10) S. Nevzat Korkmaz                   (Isparta)

11) Erkan Akçay                             (Manisa)

12) Sümer Oral                            (Manisa)

13) Özcan Yeniçeri                       (Ankara)

14) Ali Öz                                    (Mersin)

15) Yıldırım Tuğrul Türkeş            (Ankara)

16 Emin Çınar                          (Kastamonu)

17) Mehmet Erdoğan                     (Muğla)

18) Bahattin Şeker                       (Bilecik)

19) Münir Kutluata                      (Sakarya)

20) Mesut Dedeoğlu              (Kahramanmaraş)

21) Yusuf Halaçoğlu                    (Kayseri)

 

Gerekçe:

İnsan yaşamının en önemli ihtiyaçlarından biri olan su, insan vücudu ihtiyacının yanı sıra tarım, endüstri ve teknoloji gibi alanlarda da büyük ölçüde kullanılmaktadır. Dünyada bulunan toplam su miktarının yaklaşık yüzde 3'ü tatlı sudur ve bu miktar dünya üzerinde dengeli bir şekilde dağılmamıştır. Bu dağılım dengesizliği paralelinde insan yaşamında değişen birtakım alışkanlık ve yaşam tarzına bağlı olarak dünya üzerinde su kaynaklarının yetersizliği nedeniyle su sorunu yaşanmaya başlanmıştır. Bu sorunun nedenleri arasında dünya nüfusunun artması, ülkelerin gelişmişlikleri ile doğru orantılı olarak suyun diğer alanlarda da kullanılmaya başlanması, gelişen teknoloji ve sanayinin su kaynaklarını kirletmesi ve değişen iklim koşullarının su kaynakları varlığını olumsuz bir şekilde etkilemesi gösterilebilir.

1980'li yıllardan sonra çevresel faktörlerin, hızlı kentleşme ve sanayileşmenin kendini hissettirmesi ile birlikte su kalitesi hızla bozulmaya başlamış, kullanılabilir su kaynakları giderek azalmıştır. Akarsu havzası boyunca görülen kirlilik nedeniyle su kalitesinde meydana gelen kötüleşmeler, esasen başta sanayi ve evsel atıklar olmak üzere tarımsal amaçlı su kullanımları ve arazi kullanım şekilleri, toprak yapısı, sediment taşınımı ve erozyon gibi faktörlere bağlı bulunmaktadır.

Dünya üzerinde yaşanan bu değişim, insanları içme suları konusunda önlem almaya zorlamaktadır ve dünyada bu paralelde çalışmalar yapılmaktadır. Eskişehir ilinde bulunan Porsuk Çayı, korumamız gereken en önemli kaynaklarımızdan biridir.

"İçme ve Kullanma Suyu Olarak Porsuk Barajının Korunması ve Özel Hüküm Belirlenmesi Çalışması" kapsamında belirlenen özel hükümlerde; rezervuar, rezervuar tampon şeridi, rezervuar koruma alanı ve havza koruma alanına; rekreasyon merkezleri, termal ve turistik tesisler, entegre hayvancılık tesisleri, maden çıkarma ve işletme, mesken, mevcut ve yeni yapılacak karayollarına dinlenme tesisleri ve akaryakıt istasyonları vesaire yapılması mümkün olabilecektir.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi verilerine göre; Porsuk Barajı Havzası suyu Eskişehir'in en büyük içme ve kullanma suyu kaynağı durumundadır. Arıtılmadan doğal ortama deşarj edilen evsel ve sanayi atık suları, bazı bölgelerde yaygın bir şekilde görülen hastalıkların ve ölümlerin ana nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan bir araştırmaya göre kirli sulardan kaynaklanan hastalıklardan dolayı dünyada her yıl 4 milyon insanın hayatını kaybettiği belirlenmiş bulunmaktadır.

Araştırmanın genel amacı, su kaynaklarının her türlü kullanma amacıyla korunması, kirlenmesinin önlenmesi, kirlenmiş olan suların kalitesinin iyileştirilmesi ve sürdürülebilir kullanımın sağlanabilmesi için ihtiyaç duyulan verilerin elde edilmesini sağlamaktır. Araştırmanın alt amaçları:

1) Porsuk havzası üzerinde bulunan mesken ve tesislerin sayısını belirlemek,

2) Havza üzerinde bulunan mesken, sanayi ve tesislerin arıtma ve deşarj yöntemlerini belirlemek,

3) Porsuk havzası üzerinde bulunan arıtma tesisleri ve seviyelerini belirlemek,

4) Arıtma tesislerinin denetimlerinin ne sıklıkta yapıldıkları ve analiz sonuçlarını belirlemek,

5) Porsuk havzası üzerinde özel hükümlerle imara açılması planlanan alanların getireceği ek kirliliği belirlemek,

6) Yeni kurulacak tesislere, endüstri kuruluşlarına yönelik arıtma tesislerinin seviyelerini belirlemek,

7) Eskişehir tarafından halen kullanılmakta olan ve gelecekte de kullanılması planlanan Porsuk Nehri’nde kirliliğe bağlı olarak insan ve çevre sağlığı için oluşması muhtemel tehlikelerin boyutlarını belirlemek.

 

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 21 milletvekilinin, tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/583)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde tarım ve hayvancılık konusunda ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz.

1) Mesut Dedeoğlu                                                        (Kahramanmaraş)

2) Mehmet Şandır                                                         (Mersin)

3) Enver Erdem                                                            (Elâzığ)

4) Emin Çınar                                                               (Kastamonu)

5) Seyfettin Yılmaz                                                       (Adana)

6) Ali Öz                                                                      (Mersin)

7) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                           (Osmaniye)

8) Yusuf Halaçoğlu                                                       (Kayseri)

9) Celal Adan                                                               (İstanbul)

10) Yıldırım Tuğrul Türkeş                                             (Ankara)

11) Mustafa Kalaycı                                                      (Konya)

12) Sümer Oral                                                             (Manisa)

13) Münir Kutluata                                                        (Sakarya)

14) Ahmet Duran Bulut                                                  (Balıkesir)

15) D. Ali Torlak                                                           (İstanbul)

16) Cemalettin Şimşek                                                  (Samsun)

17) Bahattin Şeker                                                        (Bilecik)

18) Alim Işık                                                                 (Kütahya)

19) Mehmet Erdoğan                                                     (Muğla)

20) Koray Aydın                                                            (Trabzon)

21) Ruhsar Demirel                                                       (Eskişehir)

22) Ali Uzunırmak                                                         (Aydın)

Gerekçe:

Tarım ve hayvancılık alanında ülkemizde ortaya çıkan sorunlar, her geçen yıl artarak devam etmektedir. Hâlbuki ülkemiz coğrafi ve iklimsel konumu nedeniyle her türlü ürünü yetiştirmeye müsait olduğu gibi geniş mera ve ovalarıyla hayvancılık için de çok uygun bir durumdadır.

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen ülkemizde hem tarım hem de hayvancılık alanında üretim son yıllarda iyice gerilemiştir. Tarımın ve hayvancılığın önemli girdileri arasında yer alan gübre, mazot ve yem fiyatları sürekli olarak artmaktadır.

2002 yılında 1 lira 37 kuruş olan mazotun litresi 3 lira 87 kuruşa yükselmiştir. Çiftçilerimizin kullandıkları mazotun üzerinde ÖTV ve KDV olmak üzere yüzde 60-70 vergi yükü bulunmaktadır. Buna karşılık çiftçilere verilen mazot desteği mazota çiftçilerimiz tarafından ödenen bedelin yüzde 5'lik bölümünü ancak karşılayabilmiştir.

Gübre fiyatları yüzde 55 ile yüzde 90 arasında yükselirken çiftçilerimizin sulamada kullanmış oldukları elektrik tarifeleri de her yıl katbekat artmıştır. Bu artışlar karşısında, ürünü para etmeyen çiftçilerimiz alın terinin karşılığını alamadığı için bankalara, tarım kredi kooperatiflerine ve elektrik idarelerine olan borçlarını ödeyemez hâle gelmiştir.

Yüksek fiyat artışları karşısında çiftçilerimizin tarlasına atmış olduğu gübre miktarı da her geçen yıl azalmıştır. Çiftçi 2005 yılında 5 milyon 198 bin 779 ton gübre kullanılırken, 2006 yılında 5 milyon 367 bin 45 ton, 2007 yılında 5 milyon 148 bin 59 ton, 2008 yılında 4 milyon 129 bin 256 ton, 2009 yılında 5 milyon 275 bin 619 ton ve 2010 yılında da 4 milyon 968 bin 256 ton gübre kullanılmıştır.

Yüksek girdi artışları ve düşük ürün fiyatları ekili alan miktarını da daraltmıştır. 2000 yılında 9 milyon 400 bin hektar olan buğday ekili alan miktarı 2010 yılında 8 milyon 103 bin 400 hektara düşmüştür. Ekili alan miktarındaki düşüş üretimi de etkilemiştir. 2000 yılında 8 milyon ton arpa üretimi gerçekleşirken, 2010 yılında 7 milyon 250 bin ton üretim gerçekleşmiştir.

Kuru fasulye, mercimek, nohut, ayçiçeği, yer fıstığı, soya, susam, şeker pancarı, patates, tütün, elma, üzüm, kayısı ve zerdali gibi ürünlerle ilgili ekilen alan ve üretim oranlarında da dönem dönem büyük miktarda azalma yaşanmıştır.

Tıpkı tarım alanında olduğu gibi hayvancılık alanında da ülkemizde önemli sorunlar yaşanmaktadır. Ülkemizde yıllar itibarıyla küçük ve büyükbaş hayvan sayısı azalmıştır. 2000 yılında 28 milyon 492 bin olan canlı koyun sayısı 2010 yılında 23 milyon 89 bin 691'e düşmüştür.

Kurbanlık büyükbaş hayvan konusunda ithalata yönelen ülkemiz, ithal et konusunda kapılarını ardına kadar açmıştır. Yem hayvancılığın önündeki en önemli girdi hâline gelmiştir. Bugün yem hayvancılık girdilerinin yüzde 70'ini oluşturmaktadır.

2011 yılında geçen yıla oranla kepek ve küspe gibi değirmenlik ve yağ sanayisi yan ürünleri başta olmak üzere yem ham maddeleri yüzde 80 oranında artmıştır. Bu artışla bir torba yemin fiyatı 38-40 liraya yükselmiştir.

Yüksek yem fiyatları artışı süt piyasasını da olumsuz etkilemiştir. Süt konusunda piyasaların arz-talep meselesi kontrol edilememiştir. Bu yanlış hayvancılık politikaları süt inekçiliğine de zarar vermiştir. Bir dönem süt inekleri üretici tarafından kesime gönderilmiştir.

Bu nedenle, ülkemizde tarım ve hayvancılık konusunda ortaya çıkan sorunların araştırılarak gerekli önlemlerin alınması konusunda Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddesi uyarınca bir Meclis araştırma komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

 

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve 19 milletvekilinin, yabancı güçlerin geçmiş dönemlerde Türk vatandaşlarına yaptıkları katliam ve mezalimlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/584)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Iğdır, Kars, Ardahan, Ağrı, Van, Gaziantep gibi illerimizde başta Ermeniler ve Fransızlar olmak üzere yabancı güçlerin vatandaşlarımıza karşı yaptıkları katliam ve mezalimlerin araştırılması, katliam ve mezalime uğrayan Türklerin uğradıkları can kaybı ve zararların tespiti, uluslararası anlaşmalar çerçevesinde suçluların tarih ve hukuk karşısında cezai sorumluluğa çarptırılması amacıyla gerekenlerin yapılmasının önünün açılması için Anayasa’mızın 98’inci ve Meclis İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu kurulması hususunda gereğini arz ederiz.

1) Sinan Oğan                                                          (Iğdır)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Necati Özensoy                                                    (Bursa)

4) Ali Öz                                                                  (Mersin)

5) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                       (Osmaniye)

6) Oktay Öztürk                                                        (Erzurum)

7) S. Nevzat Korkmaz                                               (Isparta)

8) Alim Işık                                                              (Kütahya)

9) Celal Adan                                                           (İstanbul)

10) Ali Uzunırmak                                                     (Aydın)

11) Cemalettin Şimşek                                              (Samsun)

12) Reşat Doğru                                                       (Tokat)

13) Ruhsar Demirel                                                  (Eskişehir)

14) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

15) Bahattin Şeker                                                    (Bilecik)

16) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

17) Murat Başesgioğlu                                              (İstanbul)

18) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

19) Sümer Oral                                                         (Manisa)

20) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

Gerekçe:

Türk milleti, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı süresince emsaline az rastlanır bir mücadele örneği sergileyerek işgalci güçlere karşı canları pahasına mücadele etmiş ve yurdumuzu düşman işgalinden kurtarmıştır. Bu dönemde yaşanan bazı olaylar ise Ermenistan ve Ermeni diasporası tarafından sistemli bir şekilde çarpıtılarak kullanılmış, bir taraftan kahramanlık destanlarıyla dolu şanlı tarihimiz lekelenmek istenmekteyken, diğer taraftan da Türkiye uluslararası arenada köşeye sıkıştırılmak istenmektedir. Bunun son örneğini Güneydoğu Anadolu Bölgemizde katliamlar yapan ve Ermenileri katliamlara teşvik eden Fransa Senatosunda alınan kararda görmekteyiz.

Iğdır, Kars, Ardahan, Ağrı, Van, Gaziantep gibi şehirlerimizde Ermeni çeteleri işgalci Rus, Fransız ve diğer kuvvetlerle birlik içerisinde Türk köyleri yakılmış, insanlarımız öldürülmüştür. Iğdır, Kars, Ardahan, Ağrı, Van, Gaziantep gibi illerde insanlarımız kadın, yaşlı, çocuk demeden Türk olduklarından dolayı toplu hâlde camilere, su kuyularına doldurularak yakılmak ve öldürülmek suretiyle katliama uğratılmıştır. Bu süreç içerisinde hamile kadınların karınları deşilmiş, insanların vücutları delik deşik edilmiş, gözleri oyulmuştur. Bölgede, yakın tarihimizde Türklerin kemiklerinin bulunduğu toplu mezarlar bulunmuştur. Sözde soykırım iddialarına cevap vermek, Iğdır ve diğer Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerimizde Ermeni mezalimine şehit verdiğimiz yüz binlerce insanımız için Iğdır'da 1995 yılında "Şehit Türkler Anıtı"nın açılışı yapılmıştır.

Öte taraftan, özellikle 1920-1921 yılları arasında Gaziantep ve çevresinde Ermeni çeteleri ile işbirliği içerisinde çalışan Fransız kuvvetleri Türklere büyük bir zulüm ve işkence yapmışlardır. Fransa Senatosu'nda sözde Ermeni soykırımının inkârını cezalandıran yasanın onaylanmasından önceki dönemde ise Fransızların Ruanda'da ve Cezayir'de yaptıkları soykırımlar dünya kamuoyuna anlatılmak istenmiş; fakat Cezayir'deki üst düzey resmî yetkililerin yaptığı açıklamalar göz önüne alındığında bu söylemin beklenen etkiyi yaratmadığı görülmüştür. Türkiye toprakları içerisinde, Fransız ve Ermenilerin neden olduğu insanlığa karşı suçlar hakkında uluslararası kamuoyunun bilgilendirmesi göz ardı edilmiştir. Asılsız söylemlerden hareketle Türk tarihine hakaret anlamına gelen uluslararası alanda ve parlamentolarda kabul edilen kararlar karşısında Türkiye'nin, söz konusu dönemin belgelerini ortaya koyması ve Anadolu'da yapılan katliamların da dünya kamuoyuna sunulması büyük önem taşımaktadır.

Görüldüğü, gibi Ermeni diasporası ve Ermenistan, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış sürecinden bu yana çeşitli devletleri de belirli zamanlarda yanına alarak Türkiye karşıtı faaliyetlerine devam etmektedir. Bunlar yetmezmiş gibi, millî birliklerini sözde "soykırım" üzerinden sağlamaya çalışan Ermeni diasporası ve Ermenistan, hem 23 Ağustos 1990'daki Bağımsızlık Bildirgesi'nde hem de Ermenistan Anayasası'nın 13'üncü maddesinde Türkiye'nin Doğu Anadolu illerini "Batı Ermenistan" olarak tarif ederek Türkiye'nin toprak bütünlüğüne kastetmektedirler. Söz konusu, olayların araştırılması için kurulacak bir Meclis Araştırma Komisyonu, olayların incelenmesi ve Türk tezlerinin haklılığının uluslararası alanda ispatlanması açısından yararlı, Ermenistan'ın Türkiye zararına giriştiği faaliyetlerin durdurulmasına son derece önemli bir ön ayak olacaktır. Bu komisyon aynı zamanda o dönemde Ermeniler ve Fransızlar başta olmak üzere yabancı güçlerin vatandaşlarımıza karşı yaptıkları katliam ve mezalimlerin araştırılması, katliam ve mezalime uğrayan Türklerin uğradıkları can kaybı ve zararların tespiti, uluslararası anlaşmalar çerçevesinde suçluların tarih ve hukuk karşısında cezai sorumluluğa çarptırılmasının önünü açmış olacaktır. Bu Araştırma Komisyonu'nun Ermenilerin Türkiye'yi uluslararası alanda güç durumda bırakacak, Türkiye'de tapu davaları açılarak ülkemizin milyarlarca dolarlık zarara uğratılması ve nihayetinde Türkiye'den toprak talebinde bulunacak bir süreci hayata geçirmek isteyen Ermenilerin 2015 Stratejisine karşı da önemli bir karşı çalışma olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde değişiklik yapılmasına dair İçtüzük teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan 10’uncu maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 11’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 Sıra Sayılı "İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 11 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Ayşe Nur Bahçekapılı                      Mehmet Doğan Kubat                              Yusuf Başer

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Yozgat

                Vedat Demiröz                                    İdris Şahin                               Hacı Bayram Türkoğlu

                        Bitlis                                               Çankırı                                               Hatay

                  İhsan Şener                                  Türkan Dağoğlu                                 A. Emin Önen

                        Ordu                                               İstanbul                                           Şanlıurfa

                 Ekrem Çelebi

                        Ağrı

“MADDE 11- 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasının sonuna “Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.” cümlesi eklenmiş ve sekizinci fıkrasında yer alan “veya amacının” ibaresi “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde” şeklinde değiştirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin 6 ncı, 7 nci ve 8 inci fıkralarının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Halil Aksoy                                     İbrahim Binici                                     Nazmi Gür

                        Ağrı                                              Şanlıurfa                                               Van

                 Hasip Kaplan                                    İdris Baluken                                    Murat Bozlak

                       Şırnak                                               Bingöl                                               Adana

          Abdullah Levent Tüzel

                     İstanbul

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 11. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                      Mustafa Serdar Soydan                            Mevlüt Dudu

                        Uşak                                            Çanakkale                                            Hatay

                Muharrem İnce                                    Aytun Çıray

                      Yalova                                               İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                  Mehmet Erdoğan

                       Konya                                                İzmir                                                Muğla

                  Oktay Öztürk                                  Mustafa Kalaycı                                Mehmet Şandır

                     Erzurum                                             Konya                                               Mersin

                     Alim Işık                                      Mehmet Günal

                     Kütahya                                            Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılınmamaktadır Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muharrem İnce, Yalova Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, bir an için 12 Eylül 2010’un öncesine gidelim, propaganda dönemine. Sayın Başbakan meydanlarda referandumda yargıyla ilgili sorunlarımızı nasıl çözeceğini anlatıyor: “Üstünlerin hukukundan hukukun üstünlüğüne geçeceğiz. Yargı etkin ve hızlı olacak, tarafsız ve bağımsız olacak.” diye meydanlarda bunları anlattı. Geldiğimiz noktaya bakın, dördüncü yargı paketiyle karşı karşıyayız. Artık beş olur, altı olur, yedi olur, kaç olacağını bilmiyoruz. Neden böyle? Çünkü, sizin, yargının sorunlarını çözmek, yargıyı etkin hâle getirmek, yargıyı tarafsız yapmak, bağımsız yapmak gibi bir derdiniz yok.

Bakın, çok ilginç bir şey söyleyeceğim size şimdi. 22 Şubat 2013 Cuma günü saat 19.56, Anadolu Ajansı şu haberi geçiyor: “Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç dördüncü yargı paketi konusunun kesinleştiğini söyledi. ‘Bakanlar imzalarını attı.’” dedi yani saat 19.56’da, 22 Şubatta, Başbakan Yardımcısı diyor ki: “Artık her şey hazır, bakanlar imzalarını attı, paket hazırlandı, Başbakanlıktan çıktı Meclise gelecek.” Kaç gün sonra geliyor? On gün sonra. Tarihinde böyle bir şey yoktur pek Meclisin yani Başbakanlıktan Meclise gelmesi on gün sürüyor. Şimdi size bir sorum olacak. Bu on gün içinde bu yargı paketine kim icazet verdi? Bakanlar imzaladıktan sonra –ne demek istediğimi çok açık anlıyorsunuz- on gün boyunca bunu kim inceledi, kime gönderdiniz bunu? Acaba mektuplaşmaların içerisinde bu da var mıydı? Bunu merak ediyorum. Neden on gün bekledi bu?

Değerli arkadaşlarım, yargının hâli içler acısı. Uzun tutukluluk sürelerinden Başbakan şikâyetçi, Başbakan Yardımcısı şikayetçi, Adalet Bakanı şikâyetçi. Siz o koltuklarda niye oturuyorsunuz yani hâlâ iktidar olamadınız mı, hâlâ mağdur musunuz? On bir yıldır ülkenin el atmadığınız hiçbir konusu kalmadı, köşebaşlarına yerleşmediğiniz bir yer kalmadı. Müsteşar, genel müdür, komutan, kaymakam, vali, odacı, çaycı artık hepsi sizden. Yani hâlâ iktidar olamadınız mı siz, hâlâ niye şikâyet ediyorsunuz?

Bakın, Haberal kanununu getirdiniz. Hâkime değil, devlete dava açılacak. Adalet Bakanı geçtiğimiz günlerde bir açıklama yapıyor. Bakın diyor ki, -kamu görevlilerine garanti veriyor Adalet Bakanı- PKK’lılara müdahale etmeyen güvenlik güçlerine diyor ki: “Merak etmeyin.” Yani dava açılmayacağına dair garanti veriyor. Sayın Bakan, siz bu yetkiyi nereden alıyorsunuz? Hani yargı bağımsızdı? Hani yargı tarafsızdı? Hani yargı AKP’nin arka bahçesi değildi? Siz böyle bir garantiyi nereden alıyorsunuz, kime veriyorsunuz bunu? Yani birilerine “Görmezden gel.” diyeceksiniz, Cumhuriyet Halk Partili muhalif oldu mu “Bunları tutuklayın.” diyeceksiniz.

Sayın Bakan, size bir sorum olacak benim, çok net: Yani özel yetkili mahkemeler madem adalet dağıtıyor, orada her şey hakkaniyete, adalete, vicdana uygunsa siz MİT Müsteşarını neden göndermediniz? MİT Müsteşarını niye yargılamadı onlar? Bu ülkenin milletvekillerini, profesörlerini, bu ülkenin generallerini, bu ülkenin bilim insanlarını, gazetecilerini yargılıyorsa bu özel yetkili mahkemeler MİT Müsteşarını niye yargılamadı? Yani MİT Müsteşarına kıyamadınız, özel yetkili mahkemelere onu gönderemediniz de diğer insanları niye gönderiyorsunuz?

Sayın Bakan, acaba “Hükûmet eşeği aday gösterse eşeğe oy veririm.” diyen hâkimlere siz çok mu güveniyorsunuz? Sizin sözünüzü çok mu dinliyorlar? Yani “Yargıya talimat verdik.” derken bütün bunları bilerek mi söylüyordunuz? Ben dün size bir soru sordum, dediniz ki: “Yazılı olarak cevap vereceğim.” Herhâlde dün akşam araştırmışsınızdır, bürokratlarınıza sormuşsunuzdur. Sayın Başbakan bir yargıca, 89 seçimlerinde seçimi kaybedince…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) - …”Seni süründüreceğim, seni yakacağım.” tehdidinde bulundu mu? Bu tehditte bulunduysa Başbakan buradan bir ceza aldı mı, tutuklandı mı? Bunları yazılı soru önergesi olarak da bugün size göndereceğim ama dünden bu yana öğrenmişseniz “Böyle bir şey var.” Diye, Genel Kurula bunu arz ederseniz çok mutlu olurum diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz de önergemizde, getirilen kanun tasarısının bu maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını talep ediyoruz. Talebimizin gerekçesi, gerçekten, bu konudaki birtakım istifhamların, endişelerin, soruların yeterince cevaplandırılmamış olmasıdır.

Bugün, bizim için, ülkemizin ve milletimizin geleceği açısından çok ciddi tehdit ve tehlikeler taşıyacak olan bir müzakere sürecinden geçiliyor. Türkiye’nin millî birliğini parçalamak, kendince burada bir devlet, bir özerklik kurmak iddiasıyla otuz yıldan bu yana insanımızı katleden bir bölücü terör örgütüyle müzakere yapılan bir süreçte, hukukta, bölücü terörün elini güçlendirecek birtakım düzenlemeler yapıldığı endişesindeyiz. Bu konuda çok da ciddi ithamlar ve iddialar var. Bunlara yeterince tatmin edici cevap maalesef tarafınızdan, Hükûmetiniz tarafından verilememektedir.

Biz bu kanundaki bazı doğru düzenlemeleri de desteklediğimizi başta ifade ettik. Ancak, bu kanunun 7, 8, 10, 11 ve 13’üncü maddeleri açıkça bölücü terörün elini güçlendirmektedir. Bölücülük propagandasını suç olmaktan çıkartmaktadır. Suçun tanımını değiştirerek terörü cesaretlendirmektedir. Hâkimleri çok zor durumda bırakacak ve uygulamada çaresiz duruma düşürerek bölücü terörü, bu konuda tutuklanmış, takipte olan insanları sokaklara terk edecektir.

Yeni düzenlemeyle üç maddenin suç unsurları değiştirilmiş, maddeler âdeta uygulanamaz hâle getirilmiştir. Biz kanun tasarısıyla ilgili muhalefet şerhimizde ifade ettiğimiz hususları tekrar okuyorum size: “Bu düzenlemeler yasalaştığında, mesela PKK terör örgütünün bildirilerini basmak ve yayınlamak kural olarak serbest olacak, ancak, cebir, şiddet ve tehdit içeriyorsa suç sayılacaktır. Keza bölücü örgütün propagandasını yapmak kural olarak serbest olacak. Ancak şiddet içeriyorsa suç konusu yapılabilecektir. Özetle; terör örgütlerinin propagandaları hukuki himaye görecek, örgütler de, sivil toplum örgütleri gibi meşruiyet zemini bulacaklardır.

Tasarı gerekçesinde bu değişiklikler ‘ifade özgürlüğü’ bağlamında değerlendirilmektedir.

İfade ve düşünce özgürlüğü, demokratik bir toplumun olmazsa olmaz kuralıdır. Diğer hak ve özgürlüklerin kullanılmasının da temelidir. Birey ve toplumun gelişmesi için elzemdir. Bu noktadan hareketle gelmiş geçmiş tüm cumhuriyet hükümetleri ifade özgürlüğünü iyileştirme ve önündeki engelleri kaldırma konusunda samimi gayret içerisinde olmuştur.”

Sizin de ifade ettiğiniz bu yöndeki gayretlerinize biz de anlayışla yaklaşırız ama belirlediğiniz zaman gerçekten birçok soruyu da içerisinde barındırıyor. On bir yıldır hükûmettesiniz, ifade özgürlüğü gibi çok temel bir konudaki düzenlemeyi bugün yapıyorsunuz. Kaldı ki bundan bir yıl önce, 2012’nin 7’nci ayında bu konuyla ilgili bir düzenleme yapmıştınız zaten ama anlaşılıyor ki bugün o düzenleme bir yerleri tatmin etmedi, şimdi yeni bir düzenleme getiriyorsunuz. Soruları ve istifhamları artıran bir davranış içerisindesiniz.

Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; bölücü terörün bizatihi amacı propagandadır. Bunu silahla da yapmaktadır, bunu yayın üzerinden de yapmaktadır, bunu başka araçları da kullanarak yapmaktadır. Seçtiği silah, tehdit, şiddet ve diğer yöntemlerle, muhatap aldığı devlete görüşlerini zorla kabul ettirmek ve kendisini muhatap saydırmaktır. Propagandanın asli görevi budur. Bu nedenlerle uluslararası hukuk kuralları, hem demokratik rejimin kendini koruması hem de ülke bütünlüğü, toprak bütünlüğü, kamu düzeni gibi konularda ifade özgürlüğüne sınırlama getirilebileceğini amirdir.

Dolayısıyla, siz, bölücü terörün propaganda gücünü güçlendirecek, onun önünü açacak bu türlü düzenlemeleri yaparak şu içinden geçtiğimiz müzakere sürecinde gerçekten millete anlatamadığınız bir pazarlık içerisinde olduğunuz konusunda endişelerimizi artırıyorsunuz ve dolayısıyla bu maddeler bu kanunu sakatlamaktadır.

İfade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıralım, eyvallah, biz de destekleyelim ama eğer bölücü terörün propagandasını ifade özgürlüğü olarak alırsanız bu ülkenin parçalanması, bölünmesi noktasındaki birtakım unsurların amacına katkı vermiş olursunuz.

Bu sebeple önergemizin kabulünü ve bu maddenin kanun metninden çıkartılmasını takdirlerinize sunar, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Evet, teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinin 6 ncı, 7 nci ve 8 inci fıkralarının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN –   Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılınmamaktadır Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak)  – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün iktidar partisi bir önerge verdi, 11’inci maddede bir düzenleme yaptı; bugün de bir önerge daha verip 11’inci maddede yaptığı düzenlemeyi geri alıyor. 6’ncı maddeyi “Uygulanmaz” diye dün önerge veren sizdiniz, kabul edildi.

Şimdi, bunu getiriyorsunuz -bugün, birazdan okunacak önergenizde- diyorsunuz ki “silahlı örgütler.” Arkadaşlar, silahlı örgütler TCK 226’da tarif edilmiyor, 314’üncü maddede  tarif ediliyor. O zaman 314’te tarif ediliyorsa dün 226’yla ilgili verdiğiniz önergeyi niye bugün kaldırıyorsunuz? Buradan    -bağışlayın- düşünce özgürlüğü çıkmaz, KCK’nin hiçbir tutuklusu da bundan yararlanmaz. Ben diğer örgütlerle ilgili de benzer bir teşmil etmek istemiyorum kim yararlanır, kim yararlanmaz konusunda ama bunun bir tek yolu var, bizim önergemizdeki gibi 6’ncı, 7’nci maddeleri kaldıracaksın,  8’inci madde zaten -bana yargıda bir tane karar örneği gösterebilir misiniz uygulandığına dair- uygulanmıyor, 6’ncı, 7’nci maddeler uygulanıyor. O zaman burada bir şaşkınlık var. Şimdi, bu şaşkınlığı Hükûmet niye yaşar, anlamıyoruz.

Bakın Diyarbakır Barosunun raporunda diyor ki: “Eğer “meşru gösterme”, “övme” gibi kavramları koyarsanız özel yetkili mahkemelerin hâkimleri, bu kafayla, bu zihniyetle herkesin aleyhinde bunu kullanırlar.” Cebir, şiddet yetmiyor mu? Yetiyor. O zaman niye bunları koyuyorsunuz? Eğer bunları koyarsanız, bir gün, Başbakanın şiir okuduğu için Diyarbakır DGM’de mahkûm olduğu kararın aynısını bugünkü özel yetkili mahkemelerin hâkimleri sürdürür.

Arkadaşlar, bir yerden yaparken bir yerden bozmanın bir anlamı yok. Bu, yanlış, birazdan okunacak önergenizi çekiniz, yanlış yapıyorsunuz, o önergeyi çekin. Yok, silahlı örgüt… Silahlı örgütün tanımı 220’de değil ki arkadaşlar, 314’üncü maddededir. Bunu hukuk nosyonu olan herkes bilir, bunun için hukukçu olmaya da gerek yok.

Bakın, bir şey daha söyleyeyim. Bizim getirdiğimiz öneri en doğrusudur. Şimdi, burada eğer düşünce özgürlüğünü getirmek istiyorsanız bazı maddeleri kaldıracaksınız. Bunu bütün insan hakları kuruluşları söylüyor.

Evet, 215, 125, 301, 220’nin 6 ve 7’nci maddeleri, yine 6’nın ikinci fıkrası Terörle Mücadele Kanunu, buna benzer bütün maddeleri kaldıracaksınız. Birisi için kaldırıp onun için bırakırsanız burada “Düşünce özgürlüğünü AİHM kriterine göre getiriyorum.” diyemezsiniz.

Şimdi, bir de bu önergelere baktığım zaman inanın şaşıyorum. Şimdi, iktidarlar baskıcı olur, iktidarlar güvenlikçi olur, ben bunu anlarım. İktidarların karşısında da muhalefet, özgürlüğü savunur, düşünce özgürlüğünü savunur.

Şimdi, ben buraya bakıyorum, bu maddelere baktığımız zaman, iki muhalefet partisinin önergelerine baktığım zaman iktidardan daha baskıcı bir rejim, düşünce özgürlüğünü daha da ağırlaştıran bir talepte bulunuyorlar. Muhalefetin böylesi dünyada görülmemiş, bir tek örneği Türkiye’de var, bir tek örneği. İktidarlar baskı uygularken muhalefetin özgürlük istemesi karşısında, muhalefetin, daha baskıcı yasalar çıkarın, daha çok ceza verin… O zaman gidin, bir teklif verin, deyin “Arasında Kürt olarak doğana, Boşnak olarak doğana, Arnavut olarak doğana peşinen on beş sene ceza verilir.” Verin böyle bir yasa siz de rahat edin, biz de rahat edelim, anlayalım ondan sonra. İktidarların karşısında özgürlük mücadelesini vermeyen muhalefetin, demokrasi mücadelesi vermeyen muhalefetin hiçbir geleceği olamaz, böyle yanlışların içinde durulmaz arkadaşlar. Bu çözüm sürecinde her şeye muhalif olacağım diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını konuşamıyorsanız burada yanlış içindesiniz. Burada Rıza Türmen var, Avrupa Mahkemesinin yargıcıydı, ben de avukatıydım. O yargıç gelsin, burada size düşünce özgürlüğünü anlatsın. Allah aşkına yapmayın bu yanlışları.

Şimdi buradan Hükûmete söylüyorum: Bu kadar korkak, bu kadar ürkek davranarak nasıl bu fikir suçları serbest kalacak? Vallahi size de şaşıyoruz, size de Allah kolaylık versin. Böyle giderse çok şey olacağını da sanmıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Sayın Başkan, yani bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum. Muhalefete yönelik bir şeyleri var. Bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Vekilim, açıklama gibi bir usulümüz yok.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Hayır ama özgürlükçü olunmadığı şeklinde bize yönelik özellikle sözleri var. Bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisine yönelik…

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisine karşı sataşma niteliğinde nedir o sözler?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yani, özgürlükçü olunmadığı, demokratik bir tavrımızın olmadığını, daha ağır cezalar verilmesi gerektiğini söylediğimizi söyledi efendim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın görüşülen kanun tasarısının 11’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önce çıkan hatip Hasip Kaplan dedi ki: “Muhalefet hiç özgürlükçü bir tavır içerisinde değil, demokratik bir tavır içerisinde değil.” Daha ağır cezaların verilmesi gerektiğini söylüyor. Bu maddede arkadaşlar, getirilen cebir, şiddet unsuru olmadığı takdirde bu örgütlenmenin suç olmayacağına dair bir önerge vermişti AKP, önceki önergesine göre biz şeyimizi vermiştik zaten.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, 220’nci madde ne diyor? “Suç işlemek için örgüt kuranların cebir, şiddet ve tehdit içermeyen propagandaları serbest kalacaktır.” diye böylesi bir önerge yani daha doğrusu böyle bir tasarı getirilmiş. Oysaki, suç işlemek için bir örgüt kuruluyorsa eğer… Orada, burada çok açık söyledim ben. Diyelim ki uyuşturucu madde ticareti yapacak, diyelim ki herhangi bir şekilde bir mazot kaçakçılığı yapacak bununla ilgili o zaman, yani cebir, şiddet içermiyorsa bu suç olmayacak mı arkadaşlar? Yani böyle bir propagandayı yapabilecek mi? Bunun uygulanabilirliği yok. O nedenle de böyle bir maddede bu şekilde düzenleme yapılmasının anlamı yoktur, uygulanabilirliği yoktur, hukuken de uygulanabilirliği yoktur dedik.

Sevgili arkadaşlar, biz şunu söylüyoruz: Biz, ülkede her halükârda özgürlüklerin ve demokrasinin en sonuna kadar uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Düşünce özgürlüğünün olmaması gerektiğini söylüyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İşte, doğru söylüyorsunuz.

EROL DORA (Mardin) - Aynen öyle söylüyorsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - İfade özgürlüğünü sonuna kadar savunuyoruz ama şiddeti kendisine yöntem edinmiş PKK gibi örgütlerin ya da başkaca terör örgütlerinin herhangi bir şekilde meşrulaştırılmasına “hayır” diyoruz. Biz, bu ülkede demokrasiyi sonuna kadar savunan bir partiyiz. Bizim demokrasi taleplerimiz, verdiğimiz yasa tekliflerimiz çok açık seçiktir arkadaşlar. Ama şiddetin meşrulaştırılmasına, şiddete başvuranların meşrulaştırılmasına “hayır” diyoruz. Bunun dışında her türlü düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü bizim zaten programımızda vardır, yasa tekliflerimizde vardır. Böyle bir iddiayı da kabul etmiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Tutanakları bir inceleyin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben somut muhalefet şerhi üzerinden bir açıklama yaptım.

BAŞKAN – Hayır, açıklama…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yanlış aksettirildi.

BAŞKAN – Yani sizin söylediğinizden farklı şey mi söyledi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, tabii.

BAŞKAN – Ne diyerek farklı şey söyledi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben eleştirirken muhalefeti özgürlüklerden yana olmadığını söylememiştim.

EROL DORA (Mardin) - Hasip Bey’i teyit etti aslında Sayın konuşmacı.

BAŞKAN – Sayın Kaplan kendisini ifade ediyor beyefendi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben, buna kısaca bir açıklama getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

Açıklama getirmek gibi bir usulümüz yok Sayın Kaplan.

Sataşma nedeniyle iki dakika veriyorum.

 

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bakın sosyal demokratlar, iyi bakın, sizin muhalefet şerhinizi okuyacağım: “Açılım süreci adı altında verilen süreçte terör örgütünün meşrulaştırılması ve siyasallaştırılması sonucu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinin ikinci fıkrası…” Biz sonuna kadar diyoruz “Şiddet ve şiddete çağrıyı koyalım.” Başından beri bunu söyledik, siz diyorsunuz: “Her şeye koyalım.” Bu şaşkınlıktır. Muhalefet özgürlük ister, bakın, muhalefet… Bu, muhalefet şerhinizde çıktıktan sonra gelip bu kürsüde bize özgürlük dersi veremezsiniz. Biz bu ülkede eşit yurttaşlığı, bütün herkes, her siyaset için demokratik siyasetin önünün açılmasını istiyoruz; herkes gelsin, özgürce fikirlerini söylesin istiyoruz ama siz takoz koyuyorsunuz. Bakın, bir çözüm süreci, bir silahsızlanma süreci yaşıyoruz. Biz istiyoruz ki toplum barış görsün, bu barış içinde, demokrasi içinde fikirler anlatılsın. Biz ne diyoruz? Nazım Hikmet gibi şunu diyoruz: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.” diyoruz ama, affedersiniz, bu süreçte, partinizin içindeki herkesi asla kastetmiyorum, tenzih ediyorum ama çok azınlık bir ses var ki… Bir halk tabiri var, çok bağışlayın ama söyleyeceğim: Kargaya demişler ki “Bokun faydalı.” Gitmiş, denizin ortasına yapmış.

Arkadaşlar, bu memleket hepimizin, yapmayın, eylemeyin. Burada iktidara karşı siz daha fazla şiddet ve ceza içeren fikir hürriyetiyle ilgili önermelerde bulunduğunuz zaman kendinizi inkâr edersiniz, gerçek budur. Sosyalist Enternasyonale gidin, belgelerine bakın, Allah aşkına, yanlış yoldasınız, şaşı yoldasınız, otobanda ters yola girmişsiniz ya, yapmayın; size çağrıda bulunuyoruz, uyarıyoruz.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Terörle Mücadele Kanunu kalksın.” diyen kim Hasip Ağabey?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne diyorsun? Sizin muhalefet şerhinizde senin de imzan var Turgut Dibek, bak, şunu ben mi yazdım? Bunu madalya olarak sunacağım.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – “Kargaya bir şey demişler, o da bir yere yapmış.” gibi, böyle, yani, hiç yakışıksız sözler söylüyor. Buranın yani…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim ve sayın milletvekilleri, lütfen temiz bir dil kullanalım.

 

3.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Hasip Kaplan’ın tüm iddialarını ve söylediği, biraz önce söylediği sözlerin hepsini kendisine iade ediyorum, böyle bir şeyi asla kabul etmiyorum.

Biz şunu söyledik: Elbette sonuna kadar özgürlük istiyoruz, elbette sonuna kadar demokrasi istiyoruz. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 10 çok açıktır.” dedik. Yani “İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü sonuna kadar savunulmalıdır ama bir ülkenin kendi ülkesini korumak amacıyla da, cumhuriyetin ilkelerini korumak için, toprak bütünlüğünü korumak için, demokratik düzenini korumak için de elbette kendisini savunma hakkı vardır, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bunu söylemektedir.” dedik. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda kararları da var; deniliyor ki bakın… Dün de söyledim ben, Özer Özbek Hoca şunu söylüyor: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yani ülkeyi, eğer Türkiye’yi mahkûm ediyorsa yargıçların ve savcıların yanlış uygulamasından dolayı mahkûm ediyor. Bunlar, bir kere kesinlikle bu kurallar olacaktır ama bu kuralları terör örgütü mensubuysa farklı, haberleşme özgürlüğü ya da basın özgürlüğüyse bunu farklı uygulamayacaksınız.” diyor.

Şimdi sevgili arkadaşlar, bir “Barış süreci” deniliyor… Sonuna kadar biz barışın yanındayız, barıştan yanayız.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Allah Allah!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Bizim önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “Yurtta sulh, cihanda sulh.” demiştir. Biz böyle bir gelenekten geliyoruz ama “barış” diye diye bize savaş çığlıkları attırılıyor onu görüyoruz. “Barış” diye diye insanlar Orta Doğu’da savaşa sürükleniyorlar. Silah bırakmak değil, “Silahlarımızla birlikte çekileceğiz ve bu silahı her zaman için sizin üzerinize tutacağız.” deniliyor. Bunun nesi barış Allah aşkına? Yani bizim insanlarımızı, Kürt’ünü Türk’ünü Orta Doğu’daki bir savaşa sürüklemenin nesi barış arkadaşlar? Böyle bir barış süreci olabilir mi?

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sen anlamamışsın bir şey!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – İnsanların bu şekilde gözleri kapatılıyor. Akil adamlar sayesinde de bu gözleri kapatılma işi devam ettirilmeye çalışılıyor arkadaşlar.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Peki ne yapalım? Çözüm ne?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Yani biz her zaman barıştan da yanayız, her zaman demokrasiden yanayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sizin gözleriniz sürekli kapalı, sürekli!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Ancak “barış” diye diye de şiddetin meşrulaştırılmasına da “hayır” diyoruz arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 Sıra Sayılı "İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 11 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                        Mehmet Doğan Kubat (İstanbul) ve arkadaşları

“MADDE 11- 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinin altıncı fıkrasının sonuna “Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır.” cümlesi eklenmiş ve sekizinci fıkrasında yer alan “veya amacının” ibaresi “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Yüksek Genel Kurulun takdirlerine tevdi ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Akyürek, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu değişiklik önergesi verme gerekçemiz… 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin (6)’ncı fıkrasında “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu hükmün terör örgütleri dâhil olmak üzere tüm silahlı örgütler hakkında uygulanması amacıyla bu önerge verilmiştir. Buna göre (6)’ncı fıkra hükmü silahlı olmayan örgütler hakkında uygulanmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, önergemiz gerekçesini kısaca size izah ettikten sonra sizlerle bu özel günde mahsus duygularımla paylaşmak istiyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün 11 Nisan 2013, Şanlıurfa’mızın kurtuluşunun 93’üncü yıl dönümü. Şanlıurfa halkı doksan üç yıl önce eşsiz kahramanlık örneği sergileyerek Fransız kuvvetlerinin Urfa’yı terk etmesini sağlamıştır. Şanlıurfa’da kurtuluş mücadelesinin kazanılması ülkemizin her yerine örnek olmuş ve daha sonra kurtuluşumuzun baş mimarı olan ilimize şanlı unvanı verilmiştir. Bu toprakların insanı olmaktan bir kez daha onur ve gurur duyuyorum.

Doksan üç yıl önce kurtuluşumuz için hayatını kaybetmiş ecdadımızı minnet ve şükranla yâd ederken tüm hemşehrilerimin sevincini en kalbi duygularla paylaşıyor, buradan ülkemize, Şanlıurfalı vatandaşlarımıza selam ve saygılarımı sunuyorum.

Önergemizin kabulünü arz ediyor, heyetinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler … Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 Sıra Sayılı “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 12 nci maddesinin aşağıda şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mustafa Elitaş                                  Bülent Tezcan                                     Recep Özel

                      Kayseri                                              Aydın                                               Isparta

              Ömer Süha Aldan                                Turgut Dibek                                    Ramazan Can

                       Muğla                                             Kırklareli                                           Kırıkkale

           Mehmet Doğan Kubat                                Eşref Taş                                      Adnan Yılmaz

                      İstanbul                                             Bingöl                                             Erzurum

                 Mustafa Şahin                                Bünyamin Özbek                                    Ali Şahin

                      Malatya                                             Bayburt                                           Gaziantep

                   Zeyid Aslan                                     Enver Yılmaz

                        Tokat                                              İstanbul

MADDE 12- 5237 sayılı Kanunun 235 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları aşağıda şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Kamu kurum veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İhaleye fesat karıştırma suçunun:

a) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle işlenmesi halinde temel cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Ancak, kasten yaralama veya tehdit suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suçlar dolayısıyla cezaya hükmolunur.

b) İşlenmesi sonucunda ilgili kamu kurum veya kuruluşu açısından bir zarar meydana gelmemiş ise, bu fıkranın (a) bendinde belirtilen haller hariç olmak üzere, fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 12 nci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 235 inci maddesine ilişkin değişiklik teklifinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Halil Aksoy                                     İbrahim Binici                                     Nazmi Gür

                        Ağrı                                              Şanlıurfa                                               Van

                 Murat Bozlak                             Abdullah Levent Tüzel                             İdris Baluken

                       Adana                                             İstanbul                                              Bingöl

                     Adil Kurt

                      Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılınmamaktadır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen?

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Adil Kurt…

BAŞKAN – Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili…

Biraz önce söyledim “Önergeden haberiniz yok.” diye.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sizin haberiniz yok Sayın Başkan. Siz biraz dikkatli olun.

ADİL KURT (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, arkadan size geç bilgi veriliyor. O biraz ondan kaynaklı, yoksa biz bildirmiştik “Maddeyle ilgili konuşacağız…”

Şimdi, önergeyle ilgili ifade etmeden Sayın İçişleri Bakanını burada görmüşken bir iki hususu kendisinin dikkatine sunmak istiyorum çünkü daha sonraya bırakırsak ayrılabilir. O nedenle, burada dinlemesinde fayda var Sayın İçişleri Bakanımızın.

Şimdi, “yeni bir süreç” diyoruz, “demokratikleşme” diyoruz, “huzur” diyoruz, vatandaşın huzur ve güven içerisinde yaşamından söz ediyoruz ama emin olun, Hakkâri ve Şırnak halkı geçen seneyi arıyor, daha şimdiden arıyor. 1990’lı yıllarda Hakkâri ile Van arasında zaman zaman 19 yerde kimlik araması yapılırdı ve o kimlik aramalarında vatandaşlara onur kırıcı muameleler yapılırdı, bununla sık sık rastlaşırdık. Hele hele Hakkâri ile Şırnak arasında yolculuk etmek tam bir işkenceydi. Son bir aydır Hakkâri-Şırnak istikametinde giden yolcular, Hakkâri-Van istikametinde seyahat eden yolcular, insanlar 1990’lı yılları yaşıyorlar.

Sayın Bakan dinlemiyor, not almıyor ama gene de ben ifade edeceğim, en azından tutanaklara geçmesi boyutunda.

İnsanlara resmen arama terörü uygulanıyor, estiriliyor. Kadınların çantaları, özel eşyaları dökülüyor, tek tek aranıyor; kadınların çantaları iç çamaşırlarına kadar aranıyor. Bu uygulamadan bir an önce vazgeçilmesi gerekir. Bu uygulama insanların düşüncelerinde resmen “Bu süreç eğer bize bunu getirecekse bu süreç hiç olmasın, hiç başlamamış olsun.” gibi bir duygu uyandırıyor.

Şimdi, maddeyle ilgili görüşlerimizi ifade edeceğiz. Biz esasında maddenin tasarıdan çıkarılmasını önermişiz, verdiğimiz değişiklik teklifinde bu var. Ama şimdi bir önerge daha okundu biraz önce, iktidar partisi yeni bir değişiklik ifade ediyor, yeni bir değişiklik istiyor maddede. Daha önce de ifade ettik, ya, bu şekilde bir çalışma sistemi olmaz, bu yöntemle kanun hazırlanmaz. Biz neye dayanarak burada çıkıp görüşümüzü ifade edeceğiz? Anı anına, dakikası dakikasına, iktidar partisi mensupları, iktidar partisi gelip burada, kendilerinin getirdikleri pakette sürekli değişiklik öneriyor. Hangi hâli üzerinde konuşacağımızı şaşırıyoruz ama artık normal karşılıyoruz. Gerçekten, sizin açınızdan normal karşılıyoruz. Bir kanunda ki bu partinin, sizlerin, bu Hükûmetin getirdiği, yaptığı, Meclis gündemine taşıdığı bir kanun metninde bir yıl içerisinde 4 defa değişiklik yapmış iseniz bunu da artık normal karşılıyoruz.

Gerçekten, gören, dışarıdan bakan çok hummalı bir şekilde bu Meclis çalışıyor varsayar, bu Hükûmet çok hummalı bir şekilde Parlamentoyu işletiyor zanneder. Kimse bilmiyor ki bu Parlamento, Hükûmetin, iktidar partisinin sürekli, mükerrer olarak Parlamento gündemine taşıdığı yanlışları temizlemekle uğraşıyor, düzeltmekle uğraşıyor. Şimdi, önergeyi neye verdiğimizi biz de şaşırır olduk. Çıkarın desek bir türlü, çıkarmayın desek bir türlü çünkü biraz önce getirdiğinizi dahi inceleme şansımız olmadı ki. Bu yöntem yanlıştır. Bu yanlış yöntemi daha fazla dayatmayın. Bir teklif getiriyorsanız enine boyuna önce üzerinde düşünün taşının, ne getiriyor ne götürüyor onu bilelim. Kamuoyuyla, muhalefetle paylaşın, ondan sonra Parlamento gündemine taşıyın, biz de ne söyleyeceğimizi bilelim. Mevcut durumda bu maddenin en azından bu şekilde görüşülüyor olması sağlıksızdır, bu şekilde görüşülmemesi gerekir.

Hepinizi içtenlikle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 Sıra Sayılı “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 12 nci maddesinin aşağıda şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

MADDE 12- 5237 sayılı Kanunun 235 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları aşağıda şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Kamu kurum veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İhaleye fesat karıştırma suçunun:

a) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle işlenmesi halinde temel cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Ancak, kasten yaralama veya tehdit suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suçlar dolayısıyla cezaya hükmolunur.

b) İşlenmesi sonucunda ilgili kamu kurum veya kuruluşu açısından bir zarar meydana gelmemiş ise, bu fıkranın (a) bendinde belirtilen haller hariç olmak üzere, fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

Gerekçe:

İhaleye fesat karıştırma suçunun temel şekline ilişkin ceza ile TCK’nın 236. maddesinde düzenlenen ve bir zarar suçu mahiyeti taşıyan edimin ifasına fesat karıştırma suçunun cezası arasındaki uyumsuzluğu gidermek amacıyla, 235. maddenin birinci fıkrasındaki cezanın alt ve üst sınırlarında değişiklik yapılmıştır.

Birinci fıkradaki ceza miktarlarının aşağı çekilmesi karşısında, ihaleye fesat karıştırma suçunun cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde ortaya çıkabilecek adil olmayan sonuçların önüne geçmek amacıyla, üçüncü fıkranın (a) bendine konulan hükümle cezanın alt sınırının beş yıl olarak muhafaza edilmesi amaçlanmıştır. Ancak, cebir veya tehdit uygulanması ile kasten yaralama suçunun veya tehdit suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca bu suçlardan dolayı cezaya hükmedilmesini sağlamak için, üçüncü fıkranın (a) bendine hüküm konulmuştur.

Maddenin hâlen yürürlükte olan düzenlemesine göre söz konusu suç temel şekli itibarıyla bir zarar suçu değildir. Zararın meydana gelmesi, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlini oluşturmaktadır. Maddenin üçüncü fıkrasında yapılması öngörülen değişiklikle, bu suçun temel şeklinin, edimin ifasına fesat karıştırma suçunda olduğu gibi, zarar suçuna dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. Bu durumda işlenen ihaleye fesat karıştırma suçunun işlenmesi sonucunda kamu açısından bir zarar meydana gelmemiş ise, fail hakkında söz konusu suçun temel şekline nazaran daha az cezaya hükmedilmesini sağlamak için işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

İhaleye fesat karıştırma suçu ile ilgili olarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması bağlamında TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle, tersi yönde yanlış uygulamalara sebebiyet vermemek için, işbu önergeyle madde metninde yapılan değişiklik bağlamında, söz konusu suçla ilgili olarak zincirleme suç hükümlerinin ne suretle uygulanacağına dair bir düzenleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum:

BAŞKAN – Kabul edenler…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı!

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı dedim…

BAŞKAN – Yeni maddede istersiniz efendim. “Kabul edenler”i geçtikten sonra istediniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yeni maddede isteme hakkım var mıydı gerçekten?

BAŞKAN – Var efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Öyle mi? Çok teşekkür ederim Sayın Başkan, nezaketiniz için.

BAŞKAN – Hayır, yeni madde derken 13’üncü maddedeki önergeleri kastediyorum Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki efendim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyon salt çoğunlukla katılmazsa önergeyi işlemden kaldıracağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı Kanun Tasarısına 12 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İbrahim Binici                                     Nazmi Gür                                        Halil Aksoy

                    Şanlıurfa                                              Van                                                   Ağrı

                 Murat Bozlak                                    İdris Baluken                             Abdullah Levent Tüzel

                       Adana                                               Bingöl                                              İstanbul

“MADDE 13 – 5237 sayılı Kanunun 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(3) Örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmayan ve şiddet fiilleriyle doğrudan bağı tespit edilemeyenler örgüt üyeliği ve yöneticiliğinden cezalandırılamaz.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılabiliyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Önce üyeleri davet edelim.

BAŞKAN – Buyurun.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Evet, Komisyon üyelerini buraya davet ediyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Madde ihdası, özellikle 314, silahlı örgütle ilgili 220’de yapılan değişiklik kapsamında bir önerme olduğu için Komisyon bunu madde önerisi olarak da görebilir, bir maddenin şeyi olarak da değerlendirebilir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılamadığı için önergeyi işlemden kaldırıyorum.

13’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 318 inci maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Halil Aksoy                                     İbrahim Binici                                     Nazmi Gür

                        Ağrı                                              Şanlıurfa                                               Van

                 Murat Bozlak                             Abdullah Levent Tüzel                             İdris Baluken

                       Adana                                             İstanbul                                              Bingöl

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 5237 S.K. 318. Maddesinin 1. Fıkrasını değiştiren 13. Maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                  Mehmet Erdoğan

                       Konya                                                İzmir                                                Muğla

               Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Günal                                   Oktay Öztürk

                       Konya                                              Antalya                                            Erzurum

        Hasan Hüseyin Türkoğlu                              Alim Işık

                    Osmaniye                                          Kütahya

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                  Gürkut Acar                                   Hüseyin Aygün                                   Celal Dinçer

                      Antalya                                             Tunceli                                             İstanbul

                Muharrem Işık                                    Ali Serindağ                               Dilek Akagün Yılmaz

                     Erzincan                                          Gaziantep                                             Uşak

                   Kazım Kurt

                    Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hasan Hüseyin Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; değişiklik önergesi sebebiyle söz aldığım 5237 sayılı Kanun’un 318’inci maddesini değiştiren tasarının 13’üncü maddesi halkı askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikleri suç olmaktan çıkarmaktadır. Takdir edersiniz ki bu madde yasalaşırsa halkı askerlikten soğutanların cezalandırılması söz konusu olamayacaktır. Türkiye, dünyanın en stratejik bölgelerinden birisinde bulunmaktadır. Türkiye, özellikle içinde bulunduğumuz zaman dilimi itibarıyla Suriye, İran, Irak üçgeninde muhtemel gelişmelere göre Türk ordusuna her zamankinden daha fazla ihtiyacı olan bir pozisyondadır. Bu çerçevede bu maddenin sakıncalı, arızalı olduğunu düşünmekteyiz ve kesinlikle tasarı metninden çıkarılmalıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün yine bir yargı paketini müzakere etmekteyiz. Bu paketin sıra numarası ise şimdilik dörttür. Anlaşılan o ki yargıyı iktidarın tahakkümü altına alan marazlı Anayasa değişikliklerinden sonra Türkiye’nin yargı düzeni bir türlü dikiş tutmamaktadır. Üstüne üstlük PKK açılımı ile birlikte başlayan terör örgütünün yargısal talep ve dayatmaları nedeniyle artık her yeni güne yargısal bir sorunla uyanmaktayız. Artık Hükûmetin ve siyasi memurlarının her İmralı ziyaretinden sonra yeni bir yargı paketi önümüze gelmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini artık aziz Türk milletinin yasama ihtiyaçları değil, İmralı ve Kandil’in pazarlık konuları belirler hâle gelmiştir. İmralı “gak” dedikçe et, “guk” dedikçe su yetiştirilmektedir; İmralı “şak” diye emretmekte, Başbakan “tak” diye yerine getirmektedir. AKP Hükûmet ve Grubuna bir tavsiyem var: İmralı’ya temsilci gönderip mektup beklemek yerine bebek katilini Meclise getirip AKP Grup Başkan Vekili yapın! Böylece Meclis Danışma Kurulunda da yer alır ve Meclis gündemi birinci ağızdan tespit edilir! Hatta, bazı hukuki düzenlemelerin sözüm ona hatalı karara bağlanmaması için bazı PKK’lıları hâkim, savcı ya da Yargıtay üyesi de yapabilirsiniz Sayın Bakan! Diğer taraftan da, Murat Karayılan’ı da güvenlik güçlerimizin başına getirirseniz sorun kökünden hallolmuş olur!

Saygıdeğer milletvekilleri, kimsenin muhabbetine, yatak odası ilişkilerine, al takke ver külahına söyleyecek sözümüz olamaz ancak onların muhabbeti uğruna Meclisimizin mehabeti lekelenmektedir. Türk demokrasisisin Kâbe’si sayılan Türkiye Büyük Millet Meclisi zillete düşürülmek istenmektedir.

PKK sınır dışına çıkacakmış, TBMM karar alacakmış, vekiller komisyon kurup hakikatleri araştıracakmış, silahla mı çıkılacakmış silahsız mı çıkılacakmış, eller tetikten çekilecekmiş, PKK silahları bırakıp kendini lağvedecekmiş, barış gelecekmiş de analar ağlamayacakmış, hep miş muş! Bu, tam umut tacirliği ve uyanıkken millete hayal gördürebilme becerisidir!

Başbakan diyor ki: “Bu 63 adam toplumun algısını yönetecek.” Hani kamu diplomasisi vardı ya, devlet eliyle, devlet gücüyle propaganda. Yani bunlar, Erdoğan’ın İmralı canisinin eliyle çizdiği hayalî barış resminin, umut bezirgânlığının propagandasını yürütecek. Yani bunlar ateşteki kestaneleri toplayacak maşalar.

Sizlere algıyla olgu arasındaki farkı hatırlatmama gerek yok, hepiniz Kadir İnanır ve Lale Mansur kadar olmasa da bunu bilecek kadar akil adamlarsınız. Bu 63 aklıevvele olguları, yani gerçekleri, olanı biteni anlatma görevi verilseydi biz de buna “amenna” derdik ama onlara, gerçek dışı olan ve kurgulanan hayalleri anlatma görevi vermiş Sayın Başbakan. Yani bu arkadaşlarımıza yüklenen misyon, devleti, milleti kandırmak, aldatmak, Erdoğan’ın yalanlarına ikna etmek, kurduğu hayallere inandırmaktır.

Kendini adam yerine koyup salına salına sokaklarda yürüyen, televizyonlarda ahkâm kesip burnundan kıl aldırmayan, sırası geldi mi demokrasi denince mangalda kül bırakmayan, toplumun gerçekliği tartışılırken karşısındakine köylü, taşralı muamelesi çeken o kâğıttan kaplanları bugün Hitler’in, Goebbels’in maşalarına, propaganda malzemesine, İmralı’nın borazanına, âdeta sustalı maymuncuklara çevirdi. Gerçekten Başbakanı tebrik etmek lazım!

Gün geçmiyor ki Hükûmet Arşimet gibi kıçı açıkta “evreka” diye bağırıp çığlık çığlığa sokağa düşmesin, sözde “Kürt sorununa çare buldum.” deyip önü arkası hesaplanmadan yeni bir yargı paketiyle ortaya çıkmayadursun. Ancak daha aradan üç beş gün geçmeden mevcut sorunların daha da katmerlendiğini, hatta çözüm diye dayatılan düzenlemelerin yeni ve daha büyük sorunlara kapı araladığını hep birlikte müşahede ediyoruz. Bırakın sorunu çözmeyi, “Çare buldum.” diyenin, bağıranın kendisi de sorun hâline gelmiştir yani Hükûmet sorunun kendisi olmuştur. Bu yanlıştan bir an evvel dönmeleri için hâlâ vakit vardır.

Bu düşüncelerle Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasında Sayın Başbakanımıza sayısız hakaretlerde bulunmuştur. Cevap vermek istiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hükûmet cevap versin Ahmet Bey.

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “İmralı maymuncuğu”ndan tutun da “Birçok yalan söylüyor.” gibi ifadeler kullandı. Dilim varmıyor efendim benim...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın. Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun görüşülen kanun tasarısının 13’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, bu söylenecek sözü olmayanların ifadeleridir. Gerçekten çözüme katkı sunmak isteyen, Türkiye’nin millî meselelerine çözüm getirmek isteyen bir siyasi partinin sözcüsüne yakışmayan ifadelerdir. Ben bir defa aynısını katbekat iade ediyorum. Benim seviyem de o kadar düşük değil ki aynı hakaretlerle cevap vereyim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – PKK’ya hizmet etmek yakışıyor size, yakışıyor!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir ülkenin başbakanına hitap ediyorsunuz değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlarım. Bir ülkenin başbakanını ağzınıza alırken ağzınızın temiz olması lazım, doğru davranmanız lazım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Temiz işler yaparsa niye olmasın.

AHMET AYDIN (Devamla) – Sizin böylesine bir meselede, bu çözümün neresinde olduğunuzu, ne yapmak istediğinizi zaten bütün bir millet biliyor. Bu konuda sizi kınamıyoruz, o sizin siyasetiniz olabiliyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sizin her tarafınız kirli, her yeriniz çamura batmış.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu bir siyasi tükenmişlik örneğidir, siyasi acziyetin ifadeleridir bu ifadeler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Az kaldı, milletin şamarını yemeye az kaldı, az!

AHMET AYDIN (Devamla) – Siyaseten sorunları çözme yerine, kendilerinin çözüldüğünün en basit göstergesidir. Siz kendiniz çözülmekle uğraşın, sizin bu sorunu zaten çözmeye gücünüz de yetmez, böyle bir düşünceniz de olmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen Milliyetçi Hareket Partisinin değerini ölçecek kalibrede değilsin, sen o ölçekte değilsin.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, milliyetçilik bu millete hizmet etmekle olur. Siz bu millete ne yaptınız, ne verdiniz Allah aşkına?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Milleti 36 parçaya böldünüz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Hiçbir şey yapmadınız, hiçbir şey vermediniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hizmetinizin gözü çıksın!

AHMET AYDIN (Devamla) – Milletin sorunlarını çözen güçlü bir iktidar var ve güçlü iktidarın bu çözüm iradesi millette karşılığını buldu. Siz ne yaparsanız yapın, siz elinizde sermayesi tükenen, âdeta oyuncağı elinden alınan bir çocuğun hırçınlığıyla hareket ediyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – PKK’ya teslim oldunuz, PKK’ya!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu yakışır mı size? Yakışır mı bu size?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Size yakışır mı PKK’ya teslim olmak? Milletin yarısını PKK’ya yapıştırmak yakıştı mı size?

AHMET AYDIN (Devamla) – Siyaset üretin. Gelin bu sorunun çözümü konusunda hep birlikte el birliği verelim arkadaşlar.

Samimi davranın, lütfen, samimi davranın. Burada kullandığınız ifadeleri gidin oralarda da kullanın.

Siz kafalarınızda zaten bölmüşsünüz. Sizin o kafanızda böldüğünüz ülkeyi biz birleştiriyoruz, biz bütünleştiriyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bölen sizsiniz kardeşim! Alt kimlik-üst kimliği kim uydurdu?

AHMET AYDIN (Devamla) – Ve size rağmen bu birliği, bu bütünleştirmeyi aziz milletimizle birlikte yapacağız diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Hangi millet olduğunu bir söyle!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya bırak Allah aşkına, ne yaptığınızı söyle!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen hangi millettensin?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, sayın hatip “siz” diyerek bizi…

BAŞKAN – Arkadaşlar bir susarsa yalnız, dinleyeceğim de sizi Sayın Şandır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ahmet Bey, sen hangi millettensin?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ağzı yanar, söyleyemez!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Grubunuz bir susarsa dinleyeceğim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz bu millete ne yaptınız?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Git şuraya otur, şuraya. Yanlış yerde oturuyorsun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Söylenecek sözünüzün olmaması lazım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, anladım da… Anlaşılmadı söyledikleriniz, ne için söz istiyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, sayın hatip “siz” diyerek bizim grubumuzu ilzam edecek, partimizi ilzam edecek sözler söyledi. Cevap vermek…

BAŞKAN – Hangi sözler?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Dinlemediyseniz ne yapayım ben yani!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

 

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Aydın, şu “çözüm süreci” dediğiniz hadisenin, “çözüm süreci” dediğiniz sürecin içeriğini bir anlatın da millet bir anlasın neyi çözüyorsunuz siz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gelin anlatalım, araştırma komisyonuna gelin, anlatalım.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Neyi çözüyorsunuz, neyi? Sayın Başbakan anlatsın, sayın bakanlarınız anlatsın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kürsüden bir anlatsanıza!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Neyi çözüyorsunuz siz? Bu milletin birliğini çözüyorsunuz siz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Terör sorununu çözüyoruz, terör sorununu...

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Siz bugüne kadar niye çözmediniz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çözüyoruz işte.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Elinizi tutan mı vardı? On bir yıl oldu!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Şimdi çözüyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz niye çözmediniz?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Siz kendinizi kandırıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çözmediniz, biz çözüyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Siz kendinizi kandırıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama siz milleti kandıramayacaksınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Daha bundan dört ay önce “PKK bölücü terör örgütüne idamı geri getirelim.” diyen sizsiniz. Ne değişti de şimdi PKK’ya teslim olup onun insafına sığınıyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – PKK’yı çözüyoruz, sorunu çözüyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Neyi çözüyorsunuz?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Neyi çözüyorsun yahu? “Teslim oluyoruz.” desene, “Teslim oluyoruz.”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Eline oyuncak vermişler oynayıp duruyorsun. Neyi çözüyorsun?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Neyi çözüyorsunuz, PKK’yı…

Bakınız, değerli milletvekilleri, bizi milletimiz dinliyor. Bu süreç bundan önce 8 defa yaşandı. 8 defa yine bu eylemsizlik kararı verildi, silah bırakıldı, birçok şeyler oldu ama PKK terörü bıraktı mı? Sayın Başbakan 12 Ağustos 2005 yılında, bugün söylediklerini söyledi, sekiz yıl önce, dedi ki: “Silahı bırakın, dağdan inin, gelin siyaset yapın.” Bitti mi terör, PKK terör örgütü bitti mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bitecek inşallah, size rağmen bitecek.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Siz kendinizi değil, milleti kandırıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bitecek, bitecek.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yılanla çuvala girdiğinizde yılanın faziletinden bahsediyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Millet kimseye kanmaz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Kiminle oynuyorsunuz? PKK’yla oynuyorsunuz. Hayırlı olsun size.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aynen öyle.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz… Bu PKK’nın hesabını millet sizden soracak, bunu bilin.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hepimizden soracak.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Tamam. Bunu bilin, milleti kandırmanıza müsaade etmeyeceğiz. Millete verdiğiniz yalanı burada ısrarla söyleyeceğiz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Millet kanmaz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Göreceksiniz bunu, millet yarın sandıkta sizin cevabınızı verecek, göreceksiniz. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Verecek, verecek, evelallah verecek.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkanım, Başbakana hakaret ettiğimi ve yalan söylediğimi ifade etmişti biraz evvelki o Grup Başkan Vekili. Müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Anladım da, Sayın Grup Başkan Vekili cevap verdi zaten. Ayrı ayrı mı vereceğiz?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Şahsıma efendim “Yalan söyledi.” diyor, ben yalan söylemedim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Başbakanın yalan söylediğini söyledi efendim, ben onu söyledim.

BAŞKAN – O da belki sözlerini tashih edecek yani.

Buyurun Sayın Türkoğlu.

 

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; efendim, ben, Başbakana hakaret etmedim. Ben ne söylediğimi çok iyi biliyorum. İmralı’dan her gün mektup bekleyip, kokulu mektup bekleyip, kenarı çiçekli süslü mektup beklemek yerine, İmralı’daki bebek katilini AKP grup başkan vekili yapın, böylece hem Meclis Başkanlık Divanı’na da katılır, böylece emir, mektup beklemeye fırsatınız, mazeretiniz kalmaz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan, hadi oradan be!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, talimatları direkt alırsınız, Meclis de böyle gerginliğe ya da lüzumsuz işlerle meşgul olmaz dedim.

Ancak, şimdi, sözlerimi düzeltmek istiyorum. İmralı’daki bebek katilini getirmenize gerek yok.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen boyundan büyük laflar etme!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Zaten, burada Ahmet Aydın gibi birisi var, o size yeter.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Boyundan büyük laflar etme! Bu laflar seni aşar! Boyundan büyük laflar etme! Sen boyun kadar konuş! Boyundan büyük laflar etme!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Benim boyum Türk boyudur, Türk! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - İmralı’daki katilden korkmuyorum ben!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) –  Sana mı kaldı Türklük? Türklük sana mı kaldı?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bana kaldı tabii!

BAŞKAN – Önerge üzerinde…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen kimsin! (MHP sıralarından gürültüler)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ben Türk oğlu Türk’üm. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen sahip çık o zaman Mahir Bey, sen sahip çık!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ben Türklüğüme sahip çıkarım!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Kaç tane milletvekili çıkıp orada Türk olduğunu söyleyebiliyor?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Siz Türklüğü istismar ediyorsunuz!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Git onu Abdullah Öcalan’a anlat, bize niye anlatıyorsun? Bize ne?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Grup Başkan Vekili, Sayın Mehmet Şandır, lütfen, milletvekiline, kullandığı ifadelerin doğru olmadığını söyler misiniz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.33

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 91’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bir düzeltmemiz olacak.

BAŞKAN - Buyurun.

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında kullandığı bir ifadesini düzelttiğine ilişkin açıklaması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Efendim, biraz önceki konuşmam sırasında, konuşma metninin sonuna doğru “Düşünce özgürlüğünün olmaması gerektiğini söylüyoruz, ifade özgürlüğünü sonuna kadar savunuyoruz” gibi bir sözcük söylenmiş. Oradaki “olmaması” değil, “olması” olacak. Sehven… Onun düzeltilmesini istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, tutanaklara geçti, teşekkür ediyorum.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

 

BAŞKAN – 13’üncü madde üzerinde verilen aynı mahiyetteki ikinci önergenin gerekçesini açıklamak üzere Hüseyin Aygün, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar) 

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, çok teşekkürler.

Şimdi, bu ceza yasalarındaki değişiklikler, özellikle insan hakları temalı ise dünyanın her yerinde genel olmaları ve döneme özgü olmamaları kabul edilir. Ama, görüyoruz ki, dördüncü paket müzakereye endeksli yürütülüyor. Bunu eleştirmemek mümkün değil, çünkü yarın bu silahsızlanma, barış, kardeşlik süreci, iç ve dış güçler tarafından provoke edilir de yeniden çatışma ortamı doğarsa bu hakların geri alınabileceği gibi bir tehlikenin de Mecliste mutlaka, milletin önünde konuşulması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, Van’da bir özel yetkili mahkeme, dün de buradaki 12. Ağır Ceza Mahkemesi, KCK’den içeride olan ve bana göre tümüyle mazlum, haksız yere tutuklanmış belediye başkanlarını, sivil toplum örgütlerini taliye edince, ara kararın gerekçesi olarak örgüt mensuplarının yurt dışına çıkmasını gösterdi. Bu, insan haklarıyla ilgili, tutuklama, özgürlük, güvenlik haklarıyla ilgili, bir mahkemenin dönemsel olarak meseleyi ele aldığını ve genel kurallara riayet etmediğini gösterir ve az evvel dile getirdiğim sakıncanın yargıçlar tarafından da ihmal edildiğini ortaya koyar.

Değerli milletvekilleri, Dicle Üniversitesinde, dün, biliyorsunuz, Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen öğrenciler solcu öğrencilerle üç gün boyunca çatıştı ve yoğun şiddet olayları yaşandı. Bir partinin eş  başkanı da orada polislerin gözetiminde başından darbe aldı. Berna’ya beş buçuk yıl hapis cezası veren, Cihan’a on buçuk yıl hapis cezası veren, poşu taktı diye, parasız eğitim istedi diye bu cezaları veren yargıçların üç dört gündür devam eden bu olayları niye seyrettiğini, neden müdahale etmediğini doğrusu merak ediyorum. Ben ve temsil ettiğim kitlede, o olayları yapanların dindar nesle mensup olmaları nedeniyle müdahale edilmediği ve onların korunduğu şeklinde açık bir kanaat var. Onu da burada, olayların sıcağında dile getirmek durumundayım.

Bu dördüncü paketten evvel 3 paket daha çıktı, Hizbullah ve Bahçelievler’in failleri sağ eylemciler bırakıldılar, daha sonra Hizbullahçılara tutuklama çıkarıldı ama kayıplara karıştılar. Bu arada, sol eylemci olarak bilinen yüzlerce insanın yurt dışından Türkiye’ye gelemediğini, yine onlarca insanın da hapishanelerde yirminci, otuzuncu yıllarını devirdiğini belirtmek istiyorum. Hizbullah’a ve Bahçelievler’e gösterilen duyarlılığın neden sol eylemcilere gösterilmediğini, neden onların beşinci, altıncı paketi beklemek zorunda bırakıldığını, burada bütün milletvekillerinin dikkatine sunmak istiyorum.

Dün gece, bana göre çok olumlu bir madde kabul edildi -uzun zamandır bizim de istediğimiz- propaganda suçlarının örgüt üyeliği ile ayrılması, şiddete bulaşmayanların ceza almamasıyla ilgili ama bugün saygın hukukçuların yaptığı yorumları okuyunca, büyük oranda 314’üncü madde kapsamında gerçekleşen tutuklamalara -az evvel yargıçların genel reflekslerini de dikkate alırsak- özgürlük gelmeyebileceğini, 314’ten yargılanan tutuklu ve hükümlülerin tahliye edilmeyebileceğini, ceza almış olanların da cezalarının düşürülmeyeceğini ve tümüyle iptal edilmeyeceğini düşünüyoruz. Bu bakımdan, o düzenlemenin 314 açısından da aslında net bir şekilde tarif edilmesi gerekirdi. Bu hâliyle, bence, yeniden yargıçların inisiyatifine terk edilmiş ve dönemin koşulları tarafından belirlenecek yanlış kararlar hepimizi bekliyor. Bu bakımdan, paketten beklenen iyileşmenin, tamirin, toplumda oluşan derin ayrılıkların, uçurumların giderilmesi amacının tesis edilemeyeceği kanaatindeyim.

Esasen, bugün şunun için söz aldım: Bu, otuz yıldır içeride yatanlar, mesela otuz üç yıldır içeride yatan sol eylemci Tahir Canan… Bu durumda olanlar için bir yazar “Ben Çıkana Kadar Büyüme E mi” isimli bir kitap çıkardı. Sadece yirminci-otuzuncu yılını deviren sol eylemcilerle ilgili bir kitap “Görüş Günlerinde Büyüyen Çocuklar” diye. Buradan, izninizle, sadece onların ailelerinin çektiğini ifade eden bir bölüm okumak istiyorum. Turan Demir, Hacılar Kırıkkale Cezaevi’nde yirmi ikinci yılında hapisliğinin şöyle bir mektup yazmış kızına: “Yirmi yıldır hapishanedeyim. Kızım şu anda yirmi bir yaşında, üniversite öğrencisi ama ben onu toplam yirmi bir defa ya görmüşüm ya da görmemişim. Toplam yirmi bir defa dokunamamış, sarılamamış, kucağıma alamamışım. Büyüdü, kocaman bir genç kız oldu, ona bir şeker, bir çikolata alamadım, bir oyuncak alamadım, bir giysi alamadım. Oysa onun ellerimde büyümesini, büyüdüğünü anbean görmeyi çok isterdim, benden ihtiyaçlarını istemesini çok arzulardım. Gece yarıları ağladığını, güldüğünü, kapının önünde oynarken çamura batmasını, sonra da taşı minik ellerine alarak her şeyi birbirine katmasını görmek isterdim ama hiçbir…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Bu arkadaşlar için de yeni bir paket beklenmemesini, bunlar açısından da bir düzenleme yapılmasını bilgilerinize sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 318 inci maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

13’üncü madde üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu 13’üncü maddeye baktığımız zaman, burada tek bir cümleyle şöyle özetleyebiliriz: “Her Türk asker doğar”ın yasal olarak sizin tarafınızdan da korunmaya çalışma çabasıdır burada. Askerlik hizmetini yapanları firara sevk etme ya da askerlikten soğutmayla ilgili bir düzenlemeyi buraya getirmişsiniz.

Bakın, değişim ve dönüşümden bahsettiğimiz bir süreçte, zihniyetlerin değişmesi gerektiğini tartıştığımız bir süreçte, böylesi bir anlayışın, böylesi bir maddenin buraya getirilmesinin hiçbir açıklaması olamaz bizce. Eğer bir yerde zorunlu askerlik uygulamasıyla bireyin özgürlük alanına devlet müdahale ediyorsa orada zaten demokrasi yoktur, zaten doksan yıldır sorun da budur. Doksan yıldır insan hayatının kutsallığına karşı devleti kutsayan bir anlayış bu ülkede demokrasiyi sakat bırakmıştır. Şimdi, bu militarist anlayıştan sıyrılmadıkça, özgürlükçü sivil yasaları bu Meclisin gündemine getirmedikçe bir değişimden, bir dönüşümden bahsetmemiz mümkün değildir.

İki gündür izliyorsunuz, yürüyen süreçle ilgili, insan yaşamını kutsal devlet anlayışından çok daha az önemseyenlerin burada çıkardıkları gürültüyü hepiniz görüyorsunuz.

Nedir panik? Doksan yıldır resmî ideolojinin kendilerine sunduğu elitist birtakım çıkarların kendi ellerinden alınmasıyla ilgili bir kaygı var. Eğer devlet yerine insan yaşamını siz öncelerseniz, burada doksan yıldır devleti kutsayan bir anlayışın değişim, dönüşüme uğramasını tartışmaya açarsınız. Ondan dolayı bu kadar bu kürsüden bağırıp çağırma olayı var.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; zorunlu askerlik bu ülkede artık kaldırılmalıdır ve bunu her milletvekili cesaretle gelip bu kürsüden bizce savunabilmelidir. Zorunlu askerlik olduğu sürece bireylerin de, toplulukların da özgürlüğünden bahsetmek mümkün değildir.

Bugün, gelişmiş, demokratik hukuk ülkelerinin çoğunda vicdani ret hakkı yasal bir hak olarak tanımlanıyor. Türkiye'yi de bağlayan uluslararası sözleşmelerde, uluslararası kurumların Türkiye'ye yapmış olduğu çağrıların tamamında vicdani ret hakkının tanınmasıyla ilgili maddeler vardır ve bunlar ülke açısından da bağlayıcı olan maddelerdir. E, şimdi, biz, böylesi bir düzenleme yapılmasıyla ilgili bir toplumsal beklenti varken, buraya hâl⠓’Her Türk asker doğar.’ı nasıl yasal olarak koruyabiliriz?”in maddesini getiriyoruz. Buradan bir şeyin çıkması mümkün değildir.

Bakın, zorunlu askerlik uygulamasının getirmiş olduğu sakatlıkları, kamuoyunda sadece şüpheli asker ölümleri olarak bilinen, aslında büyük bir çoğunluğunun, yüzde 90’ından fazlasının cinayet olduğu da herkes tarafından bilinen ciddi hadiseleri de görmek gerekiyor. Son on yıl içerisinde bine yakın asker kışla içerisinde şüpheli bir şekilde cinayetlere kurban gitmiştir. Çoğuna “İntihar etti.” raporu verilmiştir ama olay yeri incelemeleri, kriminal incelemeler, otopsi raporları dikkatli bir şekilde incelenirse o çocukların tamamının ya da yüzde 90’ının kışla içerisinde bir cinayete kurban gittiğini çok rahat görebiliriz. Sonra, bu cinayetleri gizlemek için de bu şüpheli asker ölümlerini askerî mahkemelere sevk edecek şekilde bir yargısal süreç işliyor. Askerî mahkemeler de tabii ki “Emir komuta zinciri içerisinde bu cinayetleri nasıl örtbas edebilirim”in çabasını gösteriyor. E, şimdi, bununla yüzleşmeden, bu zihniyetle yüzleşmeden, cesur bir yaklaşım ortaya koymadan bu ülkede neyin değişim, dönüşümünden bahsedeceğiz?

Bugün, Almanya’da, Yunanistan’da, Avusturya’da, Brezilya’da, Norveç’de Danimarka’da -yani birçok ülke sayabiliriz- zorunlu askerlik diye bir  sorun yok. “Vicdani ret” hakkı ya da askerlik süresinin başka bir kamusal hizmetle yerine getirilmesi ile ilgili düzenlemeler var. Dolayısıyla, burada, bu maddeyle ilgili önergeyi kabul etmeyeceğinizi biliyoruz. Önemli olan, önergenin kabul edilip edilmemesi değil, zihniyet değişikliğinin sizler tarafından kabul edilip edilmemesidir. Bu zihniyet değişikliğini gerçekleştirmediğimiz sürece, biz, bu ülkedeki toplumsal, sosyal, siyasal, ekonomik hiçbir soruna çözüm bulamayacağımıza inanıyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 15 ila 26’ncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan tasarıya baktığımızda, tasarının “AİHM kararları doğrultusunda gerekenleri yapıyoruz.” şeklinde gerekçelendirildiğini görüyoruz. Hâlbuki gerçek amaç ne? Terörist örgütle yapılan pazarlıklar sonucunda, eli kanlı örgütün sorunlarını çözmek, verilen tavizleri hayata geçirmektir. Al gülüm ver gülüm taviz yasalarından biridir. Zaten bunun böyle olduğu BDP’nin sayın milletvekillerinin ağızlarının kulaklarında olmasından bellidir. Sizleri kutlarım değerli AKP milletvekilleri! “Millîyiz, Müslüman’ız.” diye diye milletin tertemiz oylarını aldınız, götürdünüz, PKK’nın emellerine ortak ettiniz.

Hükûmete soruyorum, herkes soruyor: Terör örgütü adına dağa çıkmış, suç işlediğini yöredeki çocukların bile bildiği, adam öldürmüş eli kanlı katillerin, güvenlik güçlerinin gözünün içine baka baka, elini kolunu sallaya sallaya yurt dışına çıkışlarına hangi hukukla müsaade edilecektir? Velev ki “Ben müsaade veriyorum.” diyen Sayın Başbakan, sen kral mısın, padişah mısın? Yaptığının hukukun neresinde olduğunu millete bir izah et. Hukuk fakültesi talebelerinin bile bildiği bir şey var, temel hukuk kavramı: “Kanunsuz emir, üstün verdiği konusu suç teşkil eden hiçbir emir uygulanamaz. Yazılı emir de olsa emri uygulayan sorumluluktan kurtulamaz.” Çok gördük bugüne kadar Başbakanın eşref saatine göre verdiği, sonra da inkâr ettiği sözlerini. Bu sözlere güvenerek yola çıkacak ve suça iştirak edecek yetkilileri adaletin pençesinden kim kurtaracak?

Sayın Adalet Bakanı, PKK’nın çözüm projesinde siz tarafsız değilsiniz. Kolluğun adli amiri, cumhuriyet savcılarınız. Siz savcıların ve kolluğun yanında olacaksınız. Ne çabuk unuttunuz Tunceli Ovacık’ta şehit edilen savcıyı, şehit Murat Uzun’u? PKK’lı bir kadın terörist tarafından başından vurularak şehit edilen savcıya ve ailesine ne çabuk sırtınızı döndünüz? Bu şehidin hukukunu siz savunmayacaksınız da kim savunacak? Tutturulmuş bir nakarat: “Kan akmasın, analar ağlamasın. Barışa neden karşı çıkıyorsunuz?” Önce şu PKK ağzına benzeyen ağzımızı bir düzeltelim. Barış, iki ülke arasında olur. “Asayiş” dersiniz, “huzur” dersiniz, ancak, PKK’nın jargonunu kullanamazsınız. Artık PKK ile aynı dili kullanmak dahi sizi rahatsız etmez olmuş, yazık!

Sonra, pazarlık ettiğiniz PKK’nın kanın akmasını durduracak bir taahhüdü yok ki. Bir yalancı hayalin arkasından koşan çocuklar gibi kendinizi neyle avutuyorsunuz? İmralı tutanaklarına bakın, Apo denen katil diyor mu ki PKK’yı, dünyanın en kanlı terör örgütünü lağvediyorum?” Hayır. Diyor mu, silahlı eylemlerden vazgeçiyoruz.” Hayır. Aksine “Gerilla, çekildiği yerde daha da güçlü olacak.” diyor. Bu kafa ile PKK sınırın öbür tarafına geçti diyelim, bölgede yeniden silahlanması çok mu zor? Yahut sınırı geçip Türkiye’de yeniden konuşlanması çok mu zor? Apo denen katil diyor mu ki PKK siyasi hedeflerinden yani millî ve üniter yapı dışında federasyon bir devlet kurma gibi heveslerimden vazgeçtim?” Hayır. E, mercimek kadar aklı olana sormazlar mı? Sayın Başbakan, o zaman bu eli kanlı teröristlerle neyin pazarlığını yapıyorsun? “İsteklerim olmazsa binlerce militanımla birlikte bu millete karşı saldırırım.” tehdidinde bulunan bu bebek katiliyle neyi konuşuyorsunuz? Bunları sorduğumuzda, PKK’lılar orada dururken Türk milliyetçilerini hedef gösteriyor ve saldırıyorsunuz, savcılara talimatlar veriyorsunuz, “Çabuk dava açın.” diye.

Ee, demişler: “Adamın biti kanlanınca nereden geldiğini unuturmuş.” Sen değil misin “Milletime hizmet ederken beni içeri attılar.” diye senelerce sızlanıp milleti istismar eden? Nereden nereye, mağdurluktan mağrurluğa! Size yakıştı Sayın Başbakan!

Kendilerini yüce dini, mübarek vatanı için vakfetmiş ülkücüler, Allah yolunda yürümeyi her türlü vaadin üzerinde görmüş Türk milliyetçileri bu kuru tehditlerden mi korkacak? Beyler, bu dava boşvermişlerin, boşluğa düşmüşlerin, neme lazımcıların inadına; Hazreti İbrahim’in putları yıkan baltası, iki cihan güneşi sevgilinin sevdası, papaya diz çöktüren Türk milletinin kavgasıdır. Türklüğü sapkınlık… İslam’ı da Anadolu’nun gönül pınarında, uçsuz bucaksız maneviyat deryasında değil de başka su birikintilerinde arayan Sayın Başbakan ve onun yol arkadaşları; işte, ayaklar altına aldığınız Türklük ve Türk milliyetçiliği budur. PKK yerine “saldırın” diye talimat verdiğiniz Milliyetçi Hareket Partisi budur. “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben.” düsturunun ifadesi de budur. Göğsünü vatana siper edenleri zindanlara, vatana kastedenleri de  sokaklara gönderirken süslü nutuklar atıp eli kanlı teröristlerle pazarlık yapan Sayın Başbakan ve taifesine tüm ülkücüler olarak diyeceğimiz odur ki: Türk milliyetçileri her metrekaresinden şüheda fışkıran bu vatana sevdalıdır. Peygamberimizin övdüğü bu aziz milletin aşığıdır. Bu öyle bir sevda ki şehit Yusuf İmamoğlu’nun üç günlük aç karnıyla milletini zenginleştirme kavgası vermesi kadar karşılıksızdır ve “Türk’üm” diyemeyen sizlerin kitabında da bu aşkın tarifi yoktur, anlayamazsınız. Bizleri yüzünde hiçbir kızarma emaresi olmadan edebe davet eden, öte yandan oğullarına sıra sıra gemicikler alıp fabrikalar kuran, Karun kadar zenginleşen fânilerin edebi ve ebedi anlamalarını zaten beklemiyoruz. Oğullarını askere göndermemek için taklalar atanların, şehit evladını toprağa verdiğinde boğazı düğümlenirken “Vatan sağ olsun.” diyen ananın, babanın yürek yangınını anlamalarını hele, hiç beklemiyoruz. Cüce kişilik ve zihniyetleriyle Türk milletinin evlatlarına hor bakmalarını, PKK şerefsizleri dururken Türk milliyetçilerini hedef almalarını sineye çekebiliriz çünkü biz, kişisel alacağımızı ilahi adaletin tecelli edeceği mahkemeyikübraya bırakıyoruz ancak Türk milletine hakaretin, Türk milletine ihanetin hesabı illa ki bu dünyada görülecektir. Milletin en kara, en ümitsiz günlerinde sorumluluk üstlenen bizler görevimizi biliyoruz. “Yargı ne iş yapar?” diyen Sayın Başbakan da zamanı geldiğinde, en başta yargıya hakaret olmak üzere yaptıklarının hesabını adalet önünde verirken yargının ne iş yaptığını, yargının ne işe yaradığını görecektir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Vay be!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, 2011 seçimlerinden önce yapılan Sayın Genel Başkanımızın konuşmasına binaen bir fezleke gönderiliyor Meclise. Ne zaman? İki yıl sonra; tam da AKP tarafından PKK projesinin Türk milletine dayatıldığı bir anda, tam da Başbakanın MİT’e Milliyetçi Hareket Partisini bitirme talimatının gazetelere yansıdığı bir anda. Niye? Niye? Bir reklam var ya “Çok oluyoruz.” diye. Milliyetçi Hareket Partisi, bu yıkım projesi önünde dimdik duruyor, çok oluyor birilerine göre.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çok olsanız ne, az olsanız ne!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu fezlekeyle geri adım atacağımızı mı düşünüyorsunuz? Sayın Genel Başkanımızı ve Milliyetçi Hareket Partisini yıldırabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Bir korktuk, bir korktuk, sormayın!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Allah Allah!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Buradan ilan ediyoruz milyonuncu kere: İnadına vatan, inadına Türk milleti, inadına ay yıldızlı al bayrak ve inadına Türkçe diyeceğiz…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Millet “İnadına AK PARTİ.” diyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – …demeye devam edeceğiz tek kişi kalana kadar ve çok olmaya devam edeceğiz. Bu vatanı sokakta bulmadık, üç buçuk PKK teröristine ve onun şakşakçılarına da bırakmayacağız.

Sözlerimi tamamlarken, Rıza Tevfik’in şu şiirini size hatırlatmak istiyorum: “Divane sen değil, meğer bizmişiz / Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz / Sade deli değil, edepsizmişiz. / Tükürdük atalar kıblegâhına.” diyor.

Bu milletin mukaddesatına, atalar kıblegâhına hor bakmayın diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – İttihatçılar…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunu hazmedeceksiniz, millet söyleyecek size.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – İttihatçılar… Aynı zihniyet, aynı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen ne anlarsın ittihatçıdan! Senin bilgi seviyen yetmez ona sen benimle konuşamazsın.

BAŞKAN - Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Buradan tehdit ve şantajlara boyun eğdiğimizi, eğebileceğimizi düşünüyorsanız yanılırsınız. Kürtlere yaptığınız bütün hakaretleri binle çarpıp sizlere iade ediyorum.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Kürtlere en büyük hakareti kendiniz yapıyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Burada hakaret yok, kimseye hakaret edemezsiniz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Hakareti siz yapıyorsunuz. Saygılı olun, terbiyeli olun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – En basit bir yasa görüşülürken bile buradan dönüp kamuoyunu yanlış, yalan bilgilendirmeyin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İçinde Kürtlerin de bulunduğu Türk milletine hakaret edemezsin.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, bu yasalarda nerede KCK’ye af var, bu yasalarda nerede PKK’yle uzlaşı var? Keşke, Hükûmet bunları yapabilmiş olsaydı, keşke…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Savunmak size mi düştü? Bırakın kendileri savunsun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve yapmak zorundadır.

Bakın, hiçbir savaş sonsuza dek sürmez. Savaş muhakkak sulhla bitecek, barış ve kardeşlik bu coğrafyada, evet, er geç bu coğrafyada barış ve kardeşlik yeşerecek, buna inanıyoruz. Ama her yasa görüşüldüğünde… Büyükşehir Yasası görüşülüyor “Aman aman! Ülke bölünüyor.” diyorsunuz, “Efendim, Kürtlere federasyon, otonomi…” Yok böyle bir şey kardeşim. Yani, ana dilde savunma başlıyor, ana dilde savunma görüşülüyor Parlamentoda, kıyametleri koparıyorsunuz. TRT Şeş görüşmeleri başlıyor; aynı dil, aynı tehdit, aynı şantaj. Şimdi, peki siz kimsiniz ya, Allah aşkına? Biz sizinle birlikte kardeşçe yaşamak istiyoruz ama siz tam tersini dönüp söylüyorsunuz.

Şimdi, bakın, bizim açımızdan cumhuriyetin kuruluşu yani 1920’ler nasıl bir milatsa, nasıl Çanakkale bir milatsa, yıl 2013, 21 Mart Diyarbakır da bir milattır. Ne adına, birlik adına; ne adına, kardeşlik adına; ne adına, ortak vatan adına. Diyarbakır’daki manifestoyu biz böyle algılıyoruz. Aslında, bu ülkeyi seven herkes 21 Mart 2013’teki bu manifestoyu, bunu ayakta alkışlaması gerekir eğer birlik diyorsanız.

Bakın, ne diyor, bu manifestonun mimarı ne diyor? Diyor ki: “Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç'in kardeşidir.” Var mı buna itirazınız? Yani Dicle ile Fırat’ın Meriç’e, Sakarya’ya kardeşliğine itirazınız var mıdır?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İtiraz fiziksel itiraz değil zaten, egemenlik itirazıdır.

SIRRI SAKIK (Devamla) - “Ağrı ve Cudi Dağı, Kaçkar ve Erciyes'in kardeşidir ve dostudur. Halay ve delilo, horon ve zeybekle hısım ve akrabadır.” diyor. Bunları söyleyen Sayın Öcalan’dır. “Birlik ruhu budur işte.” diyor ve sonra dönüp diyor ki: “Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veyahut da gruba karşı olmamıştır, olamaz. Bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa, her türlü baskı ve zulme karşı bir başkaldırıdır. Bugün artık yeni bir Türkiye'ye, yeni bir Orta Doğu'ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz.”

Diyor ki: “Silahlı direniş sürecinden demokratik zemine geçiş sürecidir. Silahlara veda ediyoruz.” Peki, bundan niye rahatsızsınız?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye inanalım?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Allah aşkına, yıllardır “Bu kan dursun.” diyenler, “Bu şiddet dursun.” diyenler, bu “Kürtler, ülkeyi bölenler…” Size sesleniyorum: Şimdi bölünme yok, birlik ruhu var. Şiddet dursun, silahlar sussun. Fırat’la Dicle, Sakarya’yla Meriç’e kardeştir.” diyor. “Mezopotamya Anadolu kültürüyle kardeştir.” diyor. Ortak vatandan bahsediyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Otuz senedir PKK bunu yeni mi öğrendi?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Peki, bunu söylüyorlar, bundan niye korkuluyor? Dün de bu kürsüde söyledim. Altı aydır silahlar susmuş, insanlar ölmüyor yani batıda da, Kürdistan’da da, hiçbir yerde evlerde ağıtlar yok; tam tersine umut var, barışa doğru bir umut var ve bu barışı büyütmek istiyor insanlar ve biz kendi adımıza, bu barış sürecini, Türkiye'yi bu noktaya getiren her aktöre bin kez buradan kamuoyunun huzurunda teşekkür ediyoruz, burada kimin emeği varsa. Buradan bütün annelere ve babalara sesleniyorum: Bakın, siyaset dünyası sizin çocuklarınızın kanı üzerinden siyaset yapmak istiyor. Başka bir projeleri yoktur. Gelecekle ilgili Türkiye'nin büyük bir… Orta Doğu’da güçlü bir Türkiye olmasını istemiyorlar çünkü koltuklarından korkuyorlar, geleceklerinden korkuyorlar. Ey analar, ey babalar! Bunlar çocuklarını hiçbir dönem savaşa değil, bırakın polis, asker olarak göndermezler Kürt coğrafyasına, memur olarak da göndermezler. Ama yoksul Anadolu’nun çocukları üzerinden siyaset yapma dönemi bitmiştir. Bizim açımızdan bu süreç önemlidir. Bu süreci bir milat olarak kabul ediyoruz ve 4 Nisanda Sayın Başbakanın akil insanlarla yaptığı toplantıda da bir öz eleştiri vardır, bunu da önemsiyoruz, bunu da bir milat olarak kabul eriyoruz. Ne diyor? Diyor ki: “Bizim birlikteliğimiz sadece yirmi dokuz yıllık bir süreç üzerinden değerlendirilemez. Bizim, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar birlikteliğimiz vardı.” Erzurum Kongresine gidiyor, 1920’lere gidiyor, oralara vurgu yapıyor. O kongrelerde, konuşmalarda herkesin kendi kimliğiyle, kendi inancıyla nasıl tanındığını bize bire bir öz eleştiri yaparak, bir Başbakan dönüp geçmişten dolayı bir öz eleştiride bulunuyor; bunu da önemsiyoruz. 

Devletler, evet, geçmişiyle yüzleşmeli, yeri ve zamanı gelince de öz eleştirisini yapabilmelidir. Bu öz eleştiriyi de önemsiyoruz. Bakın, burada ne diyor? “Bu ülkede hepimiz aynı zalim zihniyet tarafından aynı zulümlere uğradık. Kitaplar yasaklandı, inançlar yasaklandı, diller yasaklandı, asimilasyon uygulandı.” Bunu da söyleyen bir başbakan. Şimdi, buradan yola çıkarak bu süreçte buna destek veren milyonlarca insan var, umutları var, bunların umutlarını kırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Bütün yol, yöntemler denendi. Sizin buradan çıkıp küfürleriniz, sizin yargısız infazlarınız, 17.500 faili meçhul cinayetler, 3.500 köy yakmalar, tutuklamalar… On binlerce insan sorgusuz sualsiz tutuklandılar, köprüler altında infazlar gerçekleşti ama bu halk size, bu politikalara boyun eğmedi.

Gelinen noktada, AKP iktidarı mücadeleden müzakereyi seçtiği için de kendilerine teşekkür ediyoruz. İşte siyaset budur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biz de teşekkür ediyoruz bu açık sözüne!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Sizin de dönüp bu sürece katkı sunmanız gerekirken kimi milletvekilleri çıkıp, Milliyetçi Hareket Partisinden bazı milletvekilleri bize hakaret ediyorlar, bayrak direklerinde beni asacaklarını söylüyorlar. Vallahi, şimdi bayrak direklerine…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O hakareti sen başlattın önce Sayın Genel Başkana.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ben başlatmadım, hiç kimseye hakaret etmedim, hiçbir kimseye.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hayır, hayır. O bir cevaptı, o bir cevaptı.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, soy ismi “Çirkin” ama kendisi en az İlyas Salman kadar yakışıklı bir kardeşimiz var MHP sıralarında.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İlyas Salman’dan özür dile, bak hakaret ediyorsun, bir sanatçıya hakaret ediyorsun şimdi!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, bakın, çıkıp bizi idam edeceklerini söylüyorlar.

Bakın, bayrak bir ülkenin ortak değeriyse bu bayrak direklerini idam sehpasına çevirirseniz, üniversitelerde elinize bayrak alıp bayrak sopalarıyla muhaliflerinizi döverseniz, kapı komşunuzu bayrak direkleriyle döverseniz, İstiklal Marşı’yla terbiye ederseniz siz bayrağa saygısızlık edersiniz, siz İstiklal Marşı’na saygısızlık edersiniz. Onun için bu tür yollar çözüm değil, bunları bir bütün olarak biliyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tabii, PKK’lı teröristler elinde çiçek taşıyorlardı!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Peki, Allah aşkına hadi söyleyin -siz iki- ana muhalefet ve yavru muhalefet, bu sorunu nasıl çözeceksiniz? Hadi, varsayalım ki bu proje doğru bir proje değil, siz bir proje ortaya koyun. Bir proje koyun, biz sizi destekleyelim ama yok projeniz. Dün bir arkadaşınız oradan laf atıyor. “Siz AKP, BDP, PKK Amerika’yla iş birliği ettiler.” falan…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Doğru söylüyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz Amerika’yla iş birliği etmedik. Onun üzerine şunu söyledim, bakın: Dün bu konuda daha önce duyarlı olan bir arkadaşımız Sezgin Tanrıkulu -yıllardır kendisini tanırım- bölgede bütün şiddetin egemen olduğu dönemde boyun eğmemiş bir arkadaşımızdır. Bir önerge hazırladı; o önergenin ruhuna bir önerge de AKP tarafından, BDP tarafından hazırlandı. Baskı uyguladınız, geri almak zorunda kaldı. Amerikan ajanlığından tutun, bilmem neye kadar suçladınız.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Doğru söylemiyorsun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben arkadaşınıza haksızlık ettiniz dedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve şimdi de söylüyorum, bu yollar doğru yol değil. Bu yollar bu ülkede iç barışa, huzura katkı sunmaz. Politikalarınızı yeniden gözden geçirin ve özellikle, Cumhuriyet Halk Partisine sesleniyorum…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kendine bak, kendine.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Yahu, kendi aklını kullan sen, senin aklın senin olsun! Senin aklın sana lazım, bizim aklımız var. Sizin aklınızı biliyoruz, nereye getireceksiniz bu ülkeyi. Sizin aklınıza ihtiyacımız yok.

ADİL KURT (Hakkâri) – O zaman Silivri’de ağlama! O zaman Silivri’de niye ağlıyorsunuz?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sana ne! Sana ne! Teslim mi edeceğiz sana bu ülkeyi! Silivri’de niye ağlıyormuşuz!

ADİL KURT (Hakkâri) – Biz devletin zulmüne, baskısına direndik, o zaman sen de diren! Tırışkadan adam!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Devleti siz yönetiyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın…

BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ediyorum, lütfen oturun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Sakık konuşmasında Sezgin Tanrıkulu arkadaşımızı grup olarak incittiğimizi söyledi. Müsaade ederseniz cevap vermek istiyorum

BAŞKAN – Doğru.

Buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika…

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın görüşülen kanun tasarısının ikinci bölümü üzerinde grubu adına yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Sayın Sakık, izlediğiniz politika doğru değil. Ben size, 24 arkadaşımızın 24’ü de önergeden imzasını çekmiş, bunu defalarca açıkladım ama “Çözüm ne, neye karşı çıkıyorsunuz?” diyorsunuz. Ben size kısaca onu özetleyeyim:

1) İktidar bunun adını koyarken bile doğru düzgün koyamamış. “Kürt Açılımı”, “Demokratik Açılım”, “Millî Birlik Projesi”, “Barış Süreci”, “Çözüm Süreci”; adı bile doğru konmamış bir süreç bu.

2) Silahların susmasından söz edilmiyor, silahların yer değiştirmesinden söz ediliyor. Dolayısıyla, silah ortada duruyor. Silah ortada duruyorsa süreci ne Abdullah Öcalan belirler ne de Hükûmet belirler, süreci o zaman silah tüccarları belirler.

Toplumsal bir destek olmadan bu çözülmez. Yüzde 90’ın üzerinde temsil kabiliyeti olan bir Parlamentodur bu. O zaman, yüzde 80 oranında bir destek sağlamak lazım, bu yok ortada. Görüşmeler gizli yürütülüyor, kimsenin bir şey bildiği yok. 7 kişi biliyor Türkiye’de bunu, 7 kişi, o isimleri saydım.

Bakın, nasıl çözülür? PKK silah bırakacak, ondan sonra görüşme yapılabilir ama ondan sonraki görüşmede de silah tüccarları devrede olmayacak o zaman, demokratik talepler ancak o zaman gündeme gelir. Ama şimdi uygulanan yöntem şu: Kürt sorununu çözmek için Türk kavramını ötelemek gerekiyor. Bu bir çözüm değil, yani böyle bir çözüm ortamında, sözde bir çözüm ortamında T.C.’yi silmek, Andımız’ı tartışmak, marşı tartışmak, İstiklal Marşı’nı tartışmak, Türk Bayrağı’nı tartışmak; bunlar çözüm değildir, bunlar gaflettir, bu yöntem doğru değildir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç olmayan şeyleri söylüyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Çözüm, demokrasinin güçlendirilmesindedir ama ortada silah dururken görüşme yapmak şu demektir: Silah duruyor, istediğimi vermezsen tekrar gelirim vururum demektir. Vururum, alırım; alırım, vururum mantığıdır bu. Bu çözüm değildir, bu kandırmacadır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Sayın İnce dedi ki: Bizim Türklüğü dışlamak gibi…  Hiçbir zaman Türklüğü…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, sizinle ilgili değil, Hükûmetle ilgili.

BAŞKAN – Sizi kastetmedi anladığım kadarıyla.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hükûmetle ilgili efendim o.

BAŞKAN – Ama sizi kastetmediğini de söylüyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Onu kastetmiyorum, Hükûmeti kastettim, sizi değil.

BAŞKAN – Onu söylüyor yani.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bakın ama şunu söylüyor, “Andımız” diyor. Senin andın ırkçıdır, milliyetçidir, tekçidir…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sana göre o.

BAŞKAN – Hükûmeti kastediyor zaten, o ayrı bir şey. Hükûmeti kastediyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O andı kabul etmiyoruz.

BAŞKAN – Böyle bir usul yok yani.

ADİL KURT (Hakkâri) – Andınızı sahipleniyor musunuz? Çıkıp sahiplendin ya o andı. Sayın İnce, bu andı sahipleniyorsanız lütfen söyleyin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, bir dakikanızı alacağım. (BDP sıralarından gürültüler)

ADİL KURT (Hakkâri) – Evet, o andı sahiplendiniz. Sahiplenmiyorsanız lafınızı düzeltin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Adam Türk değil, “Türk’üm, doğruyum.” diye söylettiriyorsunuz her sabah!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki, bir dakika… (BDP sıralarından gürültüler)

ADİL KURT (Hakkâri) – Benim çocuğum niye kendi varlığını senin çocuğunun varlığına armağan etsin!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir dakikanızı alayım.

Sayın Başkanım, izin verir misiniz, çıkayım…

BAŞKAN – Hayır, ne diye çıkacaksınız?

ADİL KURT (Hakkâri) – Siz düzelteceksiniz, söyleyen sizsiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, bakın, “Andımız” tartışması şudur: Dünyanın bütün ülkelerinde ilkokul öğrencilerine buna benzer antlar söyletilir. Amerika Birleşik Devletleri’nde de “Amerika Birleşik Devletleri Bayrağı’na bağlılığımı bildiriyorum…”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Amerika vatandaşlığı” ayrı bir kavram.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “…Bu cumhuriyet, Tanrı’nın altında sonsuza kadar yaşayacaktır. Özgürlük ve adalet hepimize.” diye antlar söylenir. Dünyanın bütün ülkelerinde ilköğretimin amacı, farklılıkları ortaya koymak değildir, benzerlikleri ortaya koymaktır. Bunların tartışılma yeri burası değildir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Benzerlikleri siz bize belirleyemezsiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bu, benzerlikleri ortaya koymaktır. Tartışma yeri burası değildir, Meclis değildir. (BDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bunu eğitimciler tartışmalıdır.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

 

BAŞKAN – Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sosyal demokrat bir partinin enternasyonal…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Andımız’ın tartışma yeri burası değildir, eğitim kurumlarıdır. Siyasetçinin işi değildir o. Yapmayın ya! (BDP sıralarından gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasyonal…

ADİL KURT (Hakkâri) – Andına sahip çıktın…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, teker teker gelin ya!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Pusulanız yanlış kardeşim. Bu arabanın kaptanı ulusalcı mı, yenilikçi mi, gelenekçi mi, sosyal demokrat mı belli değil!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, sana ne bizim kaptandan! Nasıl olursa olur ya!

BAŞKAN – Sayın Aldan, buyurun.

CHP GRUBU ADINA ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sükûnet sağlandığına göre başlayabilirim herhâlde.

Şimdi, bu tasarıyla ilgili, 445 sayılı Tasarı’yla ilgili, özellikle bizim gruptan, içinin boş olduğu yönünde birtakım demeçler öne sürüldü. Ha, bir açıdan yasaya bakarsanız, tasarıya bakarsanız, evet, bu tasarının bir anlamda içi boştur, bir anlamda da içi doludur gerçekten. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararlar doğrultusunda yapılan bir düzenlemedir özünde. Ama şunu  gözden ırak tutmamak lazım ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları esas alınarak bu tasarıya bir isim verilmek gerekirse insan hakları ve ifade özgürlüğü bağlamındaki sözler biraz boşlukta kalmaktadır.

Bizim gördüğümüz kadarıyla bu tasarı iki kez Bakanlar Kuruluna gitmiş gelmiştir. Bu iki kez gidip gelişi sırasında belli ki içi boşalmıştır. O zaman şunu söyleyebiliriz bu tasarıyla ilgili: Adı kalmış yadigârdır.

Bu düzenleme aslında bir imaj düzenlemesidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin benzer kararlarda verdiği bazı ihlal sonuçlarına bakılarak acaba sayıyı ne kadar azaltabiliriz anlayışıyla bu düzenleme gerçekleştirilmektedir ama şu bir gerçektir ki, ülkemizde son yıllarda moda hâline gelen bir uygulama, o da insan hakları ve özgürlüklere bakış açımızda hep dış dinamiği esas almamızdır. Yapmamız gereken bu değildir aslında. Dış dinamiği esas alırsanız, sürekli Avrupa ne der, dışarısı ne der anlayışıyla kendi temel hak ve özgürlüklerinizi düzenlemeye kalkarsanız, uygulamada oluşan pek çok sorunu da görmezden gelirsiniz ne yazık ki. Biz aslında -yapmamız gereken- dışarısı ne der ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dava sayısındaki ihlalleri nasıl azaltırız mantığından öte, mevcut uygulamalarımızda temel hak ve özgürlüklere yönelik ne gibi saldırılar var ve biz bunları nasıl gideririz telaşı içinde olmalıyız. Ne yazık ki böyle bir dert yoktur. Önce bir insan hakları ihlali olacaktır, özgürlükler ihlal edilecektir, sonra kişiler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gideceklerdir ve oradan ihlal kararı çıktıktan sonra biz, dönüp, o ihlal kararlarını nasıl azaltabiliriz diye yasal düzenleme yapacağız diye düşünülecektir. Bu, doğru bir yaklaşım değildir.

Neden böyledir? Çünkü demokrasiyi içselleştiremeyen, insanların temel hak ve özgürlüklerine doğal talepler gözüyle bakmayan veyahut da kendisinden bir şey istenmesinden hoşlanmayan bir yönetim anlayışı vardır Türkiye’de. Bugün uygulamaya baktığımızda pek çok sorun var. Bugün bazılarından örnekler vereceğim size, hem de çok tipik örnekler.

Artık uygulamada yaşanan sorunlar ne yazık ki yasamayı adam yerine koymayan boyuta ulaşmıştır. Bir örnek vereyim: Bu “Ergenekon” adı verilen davada yargılanan bir kişi, adı Levent Göktaş, emekli bir albay, Özel Kuvvetler albayı, daha sonra avukatlık yapmış ve bu kişinin ofisinde yapılan aramada 51 no.lu CD bulunmuş. Bu meşhur bir CD. İçinde devletin gizli belgeleri var ama bunun yanında da bazı yargıçların, yüksek yargıçların da içinde olduğu üst düzey kişilerin özel yaşamına ilişkin görüntüler var ve bu CD, ne hikmetse, adliyenin arşivinin emanet dairesinde kırılıyor bir süre sonra, kırılıyor, kullanılamaz hâle geliyor. İçinde gizli içerikli belge var, bilirkişiye inceletemiyorsunuz, yurt dışına gönderip bu kırık CD’yi tamir ettiremiyorsunuz. Niye? Çünkü devletin gizli belgesi bu.

Şimdi, gelelim bir noktaya değerli arkadaşlarım: Bu CD’yle ilgili kırılma gerekçesini ben biliyorum aslında çünkü o CD’de özel görüntüleri olan biri, iktidara kolaylaştırıcı bir işlem yapmıştı, o CD’nin kırılması gerekiyordu ve kırıldı. Bunun üzerine mahkeme bir yazı yazıyor Ankara Emniyet Müdürlüğüne, diyor ki: “Bu CD’nin bir örneği sizde var mı?” Ankara Emniyet Müdürlüğü gönderiyor, “Evet, bizde bir örneği var.” diyor. CD geliyor fakat CD’nin IP numarasının incelenmesinde, Levent Göktaş’ın bürosunda yapılan aramadan bir hafta önce düzenlendiği ortaya çıkıyor ve Ankara Emniyetinin CD’si bunu kapsıyor değerli arkadaşlar.

İkinci bir nokta var: Türk Ceza Kanunu’nun 326’ncı maddesi, devlet sırrı niteliğindeki belgelerin tahsis edilen amacı dışında kullanılmasını cezalandırıyor ve hapis cezası beş yıldan başlıyor. Bunun tek nüsha olması lazım çünkü devlet sırrı niteliğinde bir CD ve Levent Göktaş hakkındaki yargılamada suçlardan bir tanesi de devletin sırrı niteliğindeki belgeleri amacı dışında bulundurmak. Peki, Ankara Emniyet Müdürlüğünün elinde o CD ne arıyor? Türk Ceza Kanunu’na göre, o CD’yi yedekleyen bütün emniyet görevlileri de sorumludur. Aynı devlet sırrı niteliğindeki bir belgeyi tahsis amacı dışında bulundurmaktan onlar da yargılanmalıdır ama Levent Göktaş içeride, bu CD’yi kopyalayan emniyet görevlileri dışarıdadır. Bu, büyük bir çelişkidir ve Türk Ceza Kanunu açısından gerçekten irdelenmesi gereken bir maddedir.

Bir diğer konu, değerli arkadaşlarım, Hanefi Avcı. Hanefi Avcı muhafazakâr bir insan, abdestinde, namazında bir insan. Yılların sağcısı. Yıllarca sol terör örgütü üyelerine ya da sol örgüt üyelerine işkence yapmakla bilinen bir adam ve bugün Hanefi Avcı bir sol terör örgütü üyesi olmaktan tutukludur. Oda TV davasında soruşturma yapıldı, davanın asli faili olarak bir sürü insan toplandı, bunlar yıllarca cezaevinde tutuklu kaldılar, hepsi tahliye oldu ama bu örgüte yardım etmekten tutuklu bulunan Hanefi Avcı içeride duruyor. Gerçekten vicdanları sızlatan bir tablodur bu yılların sağcısını bir sol terör örgütü üyesi olarak içeri atmak…

Şimdi, bu uygulamaya nasıl bakacağız? “Efendim, yargı, görevini yapıyor, yargının görevine karışmamak lazımdır.” Boş laftır. Yargı, bugün, bu Türkiye Büyük Millet Meclisini adam yerine koymamaktadır. Onun çıkardığı, bu Meclisin çıkardığı yasaları “Saymıyorum kardeşim.” anlayışındadır. Bunlara dur demek de bu Parlamentonun görevidir. Hukukun üstünlüğünü sağlamak, temel hak ve özgürlükler konusunda herkesten daha fazla çaba içinde olmak, bu Parlamentonun görevidir. Bu külhanbeyliğe dur demek, bu Parlamentonun görevi olmalıdır. Türkiye’de yığınla insan böylesine kuşkulu delillerle, kanıtlarla ne yazık ki tutuklu. Bunlar mahkûm olacaklar, yarın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önüne yeniden gidilecek, yeniden yığınla tazminata mahkûm edilecek bu ülke, bir yığın insan, çoluğundan çocuğundan ayrı kalacak, işinden olacak, geçim sıkıntısı çekilecek, aileler dağılacak. Niçin? 3 tane yargıcın… Kendilerine elbette ki saygı duyuyorum, Türkiye‘deki yargıçların hepsine bir saygım var ama bu kadar fütursuz anlayışta olmalarına da göz yummayı kabullenemiyorum çünkü ben o kürsüde otuz yıl oturdum.

Size bir örnek anlatayım değerli arkadaşlarım, son olarak onunla bağlayacağım: Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir dava. Bir örgüt üyesi çocuk, ifadesine başladığı sırada göğsünden bir pankart çıkardı, pankartı sloganla okumaya başladı. Birden jandarmalar üzerine atladılar. Mahkeme başkanı “Atın bu iti dışarı!” dedi ve apar topar kişi götürüldü. O tutuklulara mahsus bölümde bağrış çağrış, “Ölüyorum!” diye… Belli ki dayak yiyor. Avukatı bağırmaya başladı: “Efendim, sahip çıkın, müvekkilimi öldürüyorlar!” “Savcılığa müracaat et kardeşim.” dedi.

Aynı mahkemede, yaklaşık iki ay sonra başka bir ağır ceza mahkemesinin -devlet güvenlik mahkemesinin- başkanlığında yine duruşmaya başladık. Yine sanıklardan bir tanesi göğsünden bir pankart çıkardı, okumaya başladı. Jandarmalar müdahale etmeye kalktılar. Ağır ceza mahkemesi başkanı “Durun arkadaşlar.” dedi. “Söyle oğlum.” dedi, “Slogan mı atacaksın?” Attırdı. “Aç pankartı.” dedi, açtırdı. “Yaz oğlum.” dedi, tutanağa bunu tek tek geçirdi. “Oğlum, maksadına nail oldun, koy o pankartı göğsüne, şimdi devam et.” dedi.

İşte böyle yargıçlara ihtiyacımız var. Bunu sağlamak da bizim sorumluluğumuzdadır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen İlknur İnceöz, Aksaray Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 445 sıra sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet olarak yargıda en büyük hedefimiz, demokrasinin tam olarak uygulandığı, bireysel hak ve özgürlüklerin genişletildiği, yasalar önünde herkesin eşit olduğu, hukukun üstünlüğünün sağlandığı, tarafsız, hızlı yargılamanın yapılabildiği, yargının tam bağımsız olduğu bir Türkiye hayalidir. Bunun gerçekleştirilmesi için bugüne kadar çok önemli düzenlemeler yaptık. Daha evvel geçirdiğimiz üç ayrı yargı paketiyle yargının iş yükünün azaltılarak yargının hızlandırılması, adalet hizmetlerinin etkin ve hızlı bir şekilde yürütülmesi için önemli değişiklikleri geçirdik. Bugün yargı sistemimiz düne göre çok daha şeffaf, güvenilir, daha hızlı ve en önemlisi toplumsal barışa hizmet eden, güveni tesis eden bir görünüme kavuşmuştur.

Değerli milletvekilleri, tüm bu süreç içerisinde çıkarılan yasalara rağmen Türkiye, şu anda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince hakkında en çok ihlal   kararı verilen ülke durumundadır. Bu durum, hem insan haklarına saygı konusunda özensiz olduğumuz algısına hem çok yüksek miktarlarda tazminat ödememize sebep olmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 1954 yılında imzaladığımız ve iç hukuk tarafından benimsediğimiz de düşünüldüğünde, bu sözleşme iç hukukun bir parçası hâline gelmiş olup, 1987 yılında da bireysel başvuru hakkını kabul ettik.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46’ncı maddesine göre “Sözleşmeci taraflar, taraf oldukları davalarda mahkemenin vermiş olduğu kararlara uymayı taahhüt eder.” denilerek, bu konuda yükümlülük altında olduğumuzu da bir kez daha hatırlatmak isterim.

Değerli milletvekilleri, tasarının ikinci bölümünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ülkemiz aleyhine vermiş olduğu kararlar göz önüne alınarak gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda birçok değişiklik yapılmış olup, tasarının kabul edilmesiyle hukukun evrensel ilkeleri bakımından ve insan hakları açısından çok önemli, olumlu düzenlemeleri mevzuatımıza ve uygulamaya kazandırmış olacağız.

Tasarının 16’ncı maddesine baktığımızda, CMK’nın 108’inci maddesinin birinci fıkrasına “şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle” ibaresi eklenerek soruşturma evresinde şüphelinin tutukluluk hâlinin devam edip etmeyeceğine karar verilirken şüpheli veya müdafii dinlenilecek. Bu şekilde tarafların delil gösterebilme, aynı zamanda savunma hakkı genişletilmiş oluyor imkân tanınmasıyla beraber.

Yine, tasarının 17’nci maddesiyle CMK’nın 141’inci maddesinde, yakalanan ve tutuklanan kişiler, yakalama ve tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmazsa maddi ve manevi her türlü zararının tazminini isteyebilecekler ki bu da tazmin edilecek kişiler hakkında bir genişletme sağlamış olacak.

CMK’nın 144’üncü maddesinde yapılan değişiklikle, gözaltı ve tutukluluk süresi başka bir hükümlülüğünden indirilen kişiler, yine tazminat isteyebilecek kişiler kapsamına alınmıştır.

CMK’nın 172’nci maddesine eklenen fıkrayla, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespiti hâlinde üç ay içinde yeniden soruşturma yapılacak.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yapılan önemli bir düzenleme de adli yardım kapsamı genişletilmektedir. Dava veya takibe açıkça dayanaktan yoksun bulunmaması hâlinde adli yardımdan yararlanabilecek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda verilen kararlarda fakirlik belgesini yeterli bulmakta ve talep eden kişinin haklılığı kriterlerinin aranmadığı bir sistemi kabul etmektedir. Bu da önemlidir, yine savunmaya, yargıya erişim anlamında kolaylık sağlamakta.

Yine 6100 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle adli yardım talebinin reddine ilişkin karara itiraz hakkı getirilmekte. Bu da kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde itiraz edilebilecek ki bu da önemli bir düzenleme. Yine ödeme gücünde bir değişiklik olduğu takdirde bunun ispatıyla yeniden adli yardım talebinde bulunabilecek kişiler.

Değerli milletvekilleri, tüm bu düzenlemeler, insan hak ve özgürlükleri anlamında, demokrasi anlamında yargının güçlendirilmesi için önemlidir, ihlal aldığımız konuları düzeltecek, demokrasimizi, hukukumuzu ve yargımızı güçlendirecektir.

Ben, bu tasarının hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, tasarıda emeği geçen başta Hükûmetimize, bakanlarımıza ve Komisyondaki değerli milletvekili arkadaşlarımıza ve oylarıyla kabul edecek Genel Kuruldaki tüm milletvekillerime teşekkür ediyor, hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Harun Tüfekci, Konya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HARUN TÜFEKCİ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’yla alakalı ikinci bölüm hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, devletimizin özgürlükçü ve demokratik karakterini güçlendirmeye kararlı olan Hükûmetimiz, temel hak ve özgürlüklerin en geniş anlamda hukuki korumaya kavuşması için güçlü bir siyasi irade ortaya koyma gerekliliğini görmüş ve bu hususta gerekli kararı ve gerekli adımı atmaya başlamıştır, on yıldır da bu kararlılık devam etmektedir. Yasal ve yapısal sorunların çözümüyle kurumsal önlemlerin geliştirilmesi noktasında önemli mesafeler alınmıştır. Mevzuatımız, demokratikleşme ve insan hakları odaklı bir yaklaşımla gözden geçirilmiş olup anayasal ve yasal düzeyde gerçekleştirilen değişiklikler, bir taraftan temel hak ve özgürlükleri daha güçlü teminatlara bağlayacak düzenlemeler içerirken, diğer taraftan yargının etkinliğini, bağımsızlığını ve tarafsızlığını güçlendirecek önlemleri içermektedir. Zamanın gerisinde kalan ve güncel ihtiyaçları karşılayamayan temel kanunlar yenilenmiş, yargısal işleyişin etkinliğini artıran üç ayrı reform paketi de son iki yıl içinde yüce Meclisimizde kanunlaşmıştır, kabul edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizin yaşadığı problemler var, sorunlar var. Türk yargısının içinde olduğu sorunlar da elbette vardır. Bütün bu sorunların aşılması, demokrasimizin güçlendirilmesi için AK PARTİ olarak sistematik bir çalışma yapılmakta, bu tasarı da bu çalışmanın içerisinde somut bir çalışma olarak kendini göstermektedir. Eksikliklerimizle yüzleşme konusunda cesaretimiz kadar, eksikliklerimizi tamamlama, ülkemizi daha müreffeh bir yere götürme konusunda gayretimiz, inancımız, çabamız vardır değerli arkadaşlar.

Görüşmekte olduğumuz bu tasarıyla insan haklarına saygı ve bu konuda ortaya çıkan aksaklıkları iç hukukta çözüme bağlamanın gereğini yerine getirebilme amaçlanmaktadır. Bu tasarıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi tarafından koruma altına alınan hakların ihlaline sebebiyet verebilen çeşitli kanunlardaki ilgili hükümlerde değişiklik yapılmakta ve söz konusu olabilecek ihlal durumlarının ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Böylece, insan haklarına saygılı her medeni devletin yapması gerektiği şekilde bu alanda ortaya çıkan aksaklıklar iç hukukta çözüme bağlanmakta, diğer yandan da Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları açısından görünümünün daha iyi bir noktaya taşınabilmesi temel amacımız olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; demokrasi, korkuların değil, hürriyet şarkısının rejimidir. Üretilmiş türlü vehim ve korkularla toplumun esir alınmaya çalışıldığı çok uzak olmayan bir geçmişte güçlü bir siyasal irade ortaya çıkmış ve “Bu şarkı burada bitmez.” demiştir. Evet, arkadaşlar, bu şarkı ebediyete kadar devam edecek ve ülkemizin ekonomi, dış politika, eğitim, sağlık, ulaşım, savunma sanayisi gibi alanlarda olduğu gibi hak ve özgürlükler yolunda da daha müreffeh, daha gelişmiş bir gelecek için adımlarını daha hızlı atmaya devam edecektir.

Dördüncü yargı paketiyle yapılacak düzenlemelerin demokrasimize ve insan haklarının gelişmesine önemli katkı sağlayacağını ümit ediyor, siz değerli heyeti saygı ve hürmetle selamlıyorum. İyi günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Aldan…

ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilindiği gibi, 1602 sayılı Kanun’un 20’nci maddesinde sivil memurlar Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde yargılanmaları sırasında asker şahıs sayılıyorlar. Sayın Bakana bir sorum var. Daha önce komisyonda da bir değişiklik talebinde bulunulmuştu bu konuda. Sivil memurların Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde yargılanması, adil yargılanma hakkına uygun mudur? Bu konuda bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün de sordum, bugün yine soruyorum: Tayyip Erdoğan diyor ki, “Genelkurmay Başkanının tutuklu yargılanmasına vicdanım el vermiyor.” ve Bülent Arınç diyor ki “Milletvekillerinin tutuklu kalmasına vicdanım el vermiyor.” Şimdi, kanun önümüzde. Niye bu kişilerin, eğer samimiysek, halkı kandırmıyorsak, halka karşı yalan söylemiyorsak niye bu kanun elimizdeyken, bunların tutuksuz yargılanmasını sağlayacak bir düzenleme yapmıyoruz. Bugüne kadar Tayyip Erdoğan’ın hangi iradesi AKP grubu tarafından reddedildi?

İkinci sorum: Biz, Silivri’ye 45 tane Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili gittik. Mahkemelere girmek ve duruşmaları izlemek açıktır, buna rağmen oradaki mahkeme başkanı bizi oturtmadı, tam dört saat ayakta bekletti. Bu mahkeme başkanına, bu Sadullah Ergin mi talimat verdi CHP milletvekillerinin ayakta durması için? Eğer vermediyse o mahkeme başkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisine saygısızlık yapan bu mahkeme başkanını görevden almayı düşünüyor mu? Düşünmüyorsa demek ki bu talimatın kendisi tarafından verildiğini kabul etmek zorundayız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Havutça…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hukukta suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği hangi fiillerin, eylemlerin suç olduğu çok açık bir şekilde tanımlanıyor ve bu yasaları, bu milletin seçtiği “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.” diyen bu Parlamento yapıyor. Şu anda hangi fiillerin suç olduğu, Türk Ceza Kanunu’nda ve özel ceza kanunlarında tanımlanmış. Siz bu ülkenin bir Adalet Bakanı olarak “Bu suçsa ben bu suçu işlemeye devam ediyorum.” hak ve yetkisini kimden alıyorsunuz? Siz hangi cüretle Türkiye Büyük Millet Meclisinin Parlamentonun çıkardığı kanunları çiğneme yetkisini, suç işleme özgürlüğünü ve yetkisini kimden alıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, Osmaniye Cezaevi personelinin “lojman” diye kaldığı idari binada ciddi sıkıntılar var. Hiçbir hizmet alamadıkları hâlde 400 TL’ye yakın bir kira ödemek zorunda kalıyorlar. Bu konuda bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum da: Türkiye’de artık bölücü terör örgütü her alanda suç işliyor. Devletin görevlileri suç işliyor, zatıaliniz Adalet Bakanı olarak suç işlemekten bahsediyorsunuz, bu savcıların isminin önünde bir “cumhuriyet” kelimesi var, bu “cumhuriyet” kelimesinin sahibi Mahmut Esat Bozkurt “Bir gün cumhurbaşkanları, başbakanlar bile suç işlerse cumhuriyet savcıları kendilerinde cumhuriyetin gücünü hissetsinler, onun için bu unvanı verdik.” demişti. Şimdi, cumhuriyet savcıları, devletten güç alıp cumhuriyete saldırılara cevap vermediklerine göre, soruşturma açmadıklarına göre, “cumhuriyet” ibaresini “savcı” kelimesinin önünden kaldırmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Sayın Bakana sorduğum soru üzerine Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla ilgili soruşturmanın hâlâ savcılık elinde olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Yaklaşık iki yılı geçmiştir; bu, makul bir süre değildir normalde. Yalnız, çok hızlı bir soruşturmayla o dönemde Genelkurmaya ait kozmik odanın da yahut da Özel Kuvvetlere ait kozmik odanın da arandığını hepimiz biliyoruz, kamuoyu olarak izledik.

Yine son edinilen bilgilere göre Özel Kuvvetlere ait kozmik odanın aranmasının sebebi olarak 1960’lı yıllarda Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’nin kuruculuğunu yapan Fethullah Gülen Hoca Efendi’ye ait, Fethullah Gülen Hoca’ya ait komünizmle mücadele dernekleri evraklarının arandığı, onunla ilgili bu suikast iddiasının ortaya atıldığı söylenmektedir. Bu konuda bizi aydınlatırsa Sayın Bakan mutlu olacağız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, bu cezaevindeki iaşeyle ilgili yıllardır, yanılmıyorsam, aynı rakamlar devam ediyor, gerçekten 4-4,5 liralık bir parayla nasıl üç öğün yemeği, bu iaşeyi sağlıyorsunuz; bunu öğrenmek istiyorum, bir. Bu konuda bir çalışmanız var mı artırmak için?

İkincisi: Uzun yıllardır cezaevinde olan PKK’li siyasi tutuklular var. Bunlar yirmi yılı aşkındır cezaevindeler ve bunların büyük bir çoğunluğunun aileleri gerçekten yoksul ve bu insanlar, yani Diyarbakır doğumluysa Tekirdağ’da veyahut da Çorlu’da, Bayburt’ta, Rize’de. Bu arkadaşları yeniden bölgeye, tekrar illerine geri götürebilir miyiz? Çünkü bu hem ahlakidir hem de vicdanidir. Ailelerin de yirmi yıldır böyle sıkıntıları var. Bu konuda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök...

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, Başbakan Kırgızistan’a giderken uçakta yaptığı bir açıklamada Silivri’deki davaları izlemeye giden milletvekillerimizin suç işlediğini ifade etmiş. Duruşmaların aleni olduğu bir Anayasa hükmü ise sayın milletvekillerimiz hangi suçu işlemişlerdir Sayın Bakan?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Aldan “Sivil personelin Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde yargılanmasına ilişkin bir düzenleme düşünüyor musunuz?” diye sordu. Bildiğiniz gibi, 2009 yılında yapılan çalışmalarla zaten ceza yargılamaları tamamen sivil yargıya aktarılmıştı. Savaş dönemi hariç hiçbir sivil, askerî mahkemelerde yargılanamayacak bundan sonra. Bu açıdan bir problem bulunmuyor ancak disiplin hukukundan kaynaklı ve oradan da ihtilaf olarak idari yargıya giden konulara ilişkin olarak aynı olayla ilgili farklı mahkemelerde farklı sonuçlar çıkabileceğine dair bir endişesi var Savunma Bakanlığımızın. Bu açıdan, idari yargı açısından bu konuda bir ayrıma şu aşamada ihtiyaç olmadığını ifade ediyoruz ancak Parlamentodaki Anayasa Uzlaşma Komisyonuna AK PARTİ’nin sunmuş olduğu kendi görüşünde, yüksek mahkemelerin tek çatı altında toplanmasıyla beraber zaten askerî yüksek idare mahkemelerinin yüksek mahkemeler içerisinde yeni bir pozisyon olarak korunması düşünülmüyor. Bu açıdan bu konuda şu anda yeni bir çalışma düşünülmediğini ifade ediyorum.

Sayın Genç’in sorusu: Sayın Başbakan ve Sayın Başbakan Yardımcısının tutuklu yargılamalara ilişkin görüşleri ortada. Sayın Genelkurmay eski Başkanıyla ilgili bu tutuklu yargılamaların devamından rahatsızlıklarını ifade ettiler. “Şimdi yasa yapıyoruz, niçin bu yasada bir düzenleme yapmak suretiyle bunu sağlamıyoruz?”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kanun çıkaralım.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli milletvekilleri, biz 2012 yılının Temmuz ayında bu Genel Kurulda bir yasa çalışması daha yaptık. Orada adli kontrolle ilgili üst sınırı kaldırdık ve artık iddianamelerdeki talep edilen ceza miktarı ile adli kontrol tedbiri arasındaki bağı koparttık. Mahkemeler, dosya münderecatına bakmak suretiyle, adli kontrolle ilgili takdirlerini her dosyada uygulayabilirler. Bunun yolunu açtık, açmaya çalıştık ancak o dosyalarda yargılanan sanıklar sadece bahsettiğiniz o 2-3 kişiden ibaret değil, aynı dosyalarda çok sayıda sanık var. O sanıklardan 2 tanesini, 3 tanesini o dosyalardan ayrıştıracak bir yasal düzenlemenin şu anda yapılmakta olan çalışmaların içerisine ilave edilmesi, yasa koyucu tarafından ya da en azından Hükûmet kanadı tarafından uygun görülmemiştir.

Onun dışında, Silivri mahkemelerinde hafta başında yaşanan hadiseye ilişkin “Mahkeme Başkanını Adalet Bakanı görevden almayı düşünüyor mu?” Anayasa’yı açıp bakarsanız, Adalet Bakanının böyle bir görevi ve yetkisi yok. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunu kastediyor iseniz, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ilgili dairelerinin görevleri içerisindedir. Adalet Bakanı, o dairelerin çalışma yaptığı toplantılara katılamaz. Hem Anayasa’ya bakınız hem de Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na bakınız. Adalet Bakanı sadece genel kurul çalışmalarına katılabilir, orada da hâkim ve savcıların özlük işlerine ilişkin görüşmelerde bulunmazlar. Dolayısıyla, Adalet Bakanı olarak böyle bir yetkim yok.

Ayrıca, Silivri mahkemesinde yaşanan hadiselerin vasfının, niteliğinin de ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Sayın Gök’ün de bu noktada bir sorusu var. “Açık olan duruşmalara milletvekillerinin katılması hangi suçu oluşturur?” diye bir soru sordular. Milletvekillerinin duruşmaları izlemesi suç değil, bir haktır ancak duruşmaları izlemesi bir haktır. O duruşmaların yapılamaz hâle getirilmesinde bir dahli varsa milletvekillerinin, milletvekillerinin böyle bir hakkı yoktur.

LEVENT GÖK (Ankara) – Başbakan talimat veriyor Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Ben şart cümlesi kurdum. Şart cümlesi kurdum. Milletvekillerinin o yargılamanın yapılamayışına dahli varsa böyle bir hakları yoktur diyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – “Bu davaya giremez.” diyor Başbakan. Böyle bir şey olur mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Onun öyle olup olmadığı incelemelerde, soruşturmalarda belli olacaktır. Şu anda benim engellemişlerdir, engellememişlerdir gibi bir tespit yapma konumum yok çünkü oradaki görüntüler, oradaki kayıtlar henüz deşifre edilme aşamasında, o incelemeler bittikten sonra böyle bir şey var mıdır, yok mudur ortaya çıkacaktır.

Sayın Havutça, “Hangi fiillerin suç olduğu Türk Ceza Yasası’nda belirlenmiştir. Siz Adalet Bakanı olarak nasıl olur da… ‘Bu konu, bu fiiller suç ise ben bu suçu işliyorum.’ deme cesaretini nereden alıyorsunuz?”

Değerli milletvekilleri, bu soru defalarca soruldu, ben de defalarca cevap verdim ama zannediyorum cevaplarım size ulaşmadı; tekrar, bir kez daha ifade edeyim. Adalet Komisyonunda da gündeme geldi bu soru. Bir televizyon programında çözüm sürecine ilişkin görüşümüz sorulduğunda bu çözüm sürecinin neden ibaret olduğunu anlatıyoruz. Birkaç aşamadan oluşan bir süreç. Burada da soruldu, Sayın Şandır da ifade ettiler: “Bu çözüm süreci ne getiriyor, ne götürüyor, bir bilelim.” Şunu söyledik: “Otuz yıldır bölgede sıcak bir çatışma var, bu çatışmada çok canlar yandı, çok şehitler verdik, bölgeden çok insan hayatını kaybetti; sivillerden, askerlerden, polislerden, silahlı terör örgütü mensuplarından. Bütün bunların tamamı 76 milyonluk bu ülkenin mevcudu içerisinden kayıplar. Oysa o bölgede kamu görevlilerine silah doğrultup ateş eden, ‘terörist’ dediğimiz unsurlar da bu ülkenin geleceği için hizmet etmesi gereken unsurlar hâline getirilebilir mi? Bunu da düşünmek, bu ülkenin ortak değerini kullanmak ve bu canların yitmesini önlemek mümkün mü, değil mi? Türkiye’de hepimizin üzüldüğü, hepimizin kahrolduğu bu ateşi söndürmek ve bizi bu şekilde kapıştırmaktan keyif alanları tasaya sevk etmek mümkün mü? Bunu araştırıyoruz, buna uğraşıyoruz.” dedik. “Bunun aşamaları silahların susması, daha sonra silahlı unsurların tamamen bu ülkeyi terk etmesi, bu ülkedeki demokrasi açığının kapatılması, demokratik hakların tamamlanması ve nihayetinde normalleşme süreci ile beraber bu ülkede geleceğe dönük huzurun, kardeşliğin sağlam temeller üzerinde inşası çabasıdır bu süreç.” diye izah ettim.

Sunucu şunu sordu, dedi ki: “Buna ilişkin endişeler var. Bir savcı çıksa ve dese ki: ‘İmralı Adası’nda kamu görevlileri gidip görüşme yapıyor. Bu görüşmelerden sonra siyasi parti gruplarından elemanlar gelip görüşmeler yapıyor.’ Bununla ilgili bir soruşturma başlatsa savcılar ne yaparsınız? Buna dair endişeler var, ne diyorsunuz?”

Ben de bu biraz önce bahsettiğim hususları aktardım. “Çok canlar yandı, çok kanlar aktı, her insanın yüreğine ateş düşüren bir süreç yaşadık. Büyük resmi görelim.” diyorum. “Bu sonuçları ortadan kaldırabileceksek büyük resme bakarak çalışabiliriz ve sonuç alabiliriz diye düşünüyorum. Bir savcı çıktığında ‘Siz niye Türkiye’ye huzuru getirmeye çalışıyorsunuz?’ diye hesap mı soracaktır?” diye söylüyorum. “‘Akan kanın, gözyaşının dindirilmesi için niçin gayret sarf ediyorsunuz?’ diye mi soracaktır? Bunları yapmaya çalışmak suçsa, evet, şu anda yaptığımız budur, ben bu işi yapıyorum.” demişim. “Ama bunlar suç değildir çünkü istismar edilen sorunları çözmeye çalışmak suç değildir. Çözümsüz bırakılan sorunlarla, istismarın bilerek bilmeyerek, isteyerek istemeyerek devamına katkı sunmak mı suçtur, yoksa bunları ortadan kaldırmak mı suçtur? Terör varlığını bazı sorunların istismarına borçludur, bu doğrudur ama diğer taraftan terörün istismarıyla kurulan mikroiktidar alanları da mevcuttur ki buraya dikkatinizi çekiyorum…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Bakan, dün tartışma konusu oldu.

Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim soruma kasten yanlış bilgi verdi.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle bir usulümüz yok. Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yanlış bilgi verdi.

BAŞKAN – Soru sordunuz, Sayın Bakan cevap verdi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Cehaletini ortaya koyuyor.

BAŞKAN – Onu biz bilemeyiz ki Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Diyor ki: “Efendim, o dosyalarda biz onlara özel bir statü getiremiyoruz.”

BAŞKAN - Evet, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika beni dinle be Başkan, bir şey söylüyorum ya! Bir şey söylüyorum sana!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Nasıl konuşuyorsun sen öyle!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize oturunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Bir şey söylüyorum sana.

BAŞKAN – Söyleme hakkınız yok efendim. Soru sordunuz, Sayın Bakan cevap verdi.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Diyorum ki: Soruyu yanlış cevaplandırdı. Biz burada, milletvekilleri tutuksuz yargılansın diye önerge verdik, bu reddedildi; AKP’liler reddettirdi.

BAŞKAN – Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Genelkurmay Başkanı tutuksuz yargılanır. Niye? Bunu engelleyen bir şey var mı?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Otur yerine!

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Otur yerine!

BAŞKAN – Yeni madde ihdasına ait bir önerge vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Ya, sen ne biçim Başkan Vekilisin! Ne biçim Başkan Vekilisin ya! Bir milletvekili konuşurken dinlemek zorundasın.

Bana bak!

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Sen kimsin de “Bana bak.” diyorsun ya? Başkan Vekiline “Bana bak.” diyor ya.

BAŞKAN – Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sadık, sana bir laf söylüyorum. Sen milletvekilini dinlemek zorundasın. Ya, böyle bir şey olur mu? Sen neredesin, dağ başında mısın ya?

BAŞKAN – Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı Kanun Tasarısına…”

KAMER GENÇ (Tunceli) - Başkan Vekili, orada kürsüde misin, odun musun! Orada bir milletvekili konuşurken ona cevap vermek zorundasın ya!

BAŞKAN – Konuşun siz. Siz konuşun, mahkemede hep hesaplaşacağız bu konularda.

“…14 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin…”

KAMER GENÇ (Tunceli) - O kürsüye, oraya boşuna oturtmamışlar seni.

“…buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                 İbrahim Binici                                     Nazmi Gür                                        Halil Aksoy

                    Şanlıurfa                                              Van                                                   Ağrı

 

                 Murat Bozlak                                    İdris Baluken                             Abdullah Levent Tüzel

                       Adana                                               Bingöl                                             İstanbul”

“Madde 15- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

(5) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği, tedavisi, iyileşmesi, bakımı için başkalarının desteğine ihtiyacı bulunduğu tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen rapor üzerine saptanan şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilemez. Tutuklama kararı verilmesinden sonra maruz kaldığı ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği, tedavisi, iyileşmesi, bakımı için başkalarının desteğine ihtiyacı bulunduğu tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen rapor üzerine saptanan tutuklu sanıklar hakkında tutuklama nedenleri ortadan kalkmış kabul edilerek tahliyelerine karar verilir. Kararda ilgilinin tabi olacağı yükümlülükler kendisine tebliğ edilir. Şüpheli veya sanık tarafından, tedavi ve bakımın devamı süresince bulunacağı yer Mahkemeye bildirilir. Şüpheli veya sanığın sağlık durumu, sağlık kurulu raporunda belirtilen sürelerde, belli bir süre belirtilmemiş ise altışar aylık dönemlerde, raporu veren sağlık kuruluşu veya aynı nitelikteki bir başka sağlık kuruluşu tarafından değerlendirilerek ilgili mahkemeye bildirilir. İnceleme sonuçlarına göre iyileştiği belirlenen şüpheli veya sanık hakkında bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkrasındaki koşullara göre mahkemece yeniden bir karar verilir."

BAŞKAN – Evet, Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Efendim, salt çoğunluk olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önce bir davet edin isterseniz.

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, Komisyon üyelerini çağırmadı. Davet etsin Komisyon üyelerini.

BAŞKAN – “Davet edin.” diyorum ben de.

Evet, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

15’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 15. Maddesinin son cümlesindeki alınmaz ibaresinin metinden çıkartılarak “alınır” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                                Kazım Kurt                                       Gürkut Acar

                        Uşak                                              Eskişehir                                            Antalya

                  Ali Serindağ                                   Candan Yüceer                                  Muharrem Işık

                    Gaziantep                                          Tekirdağ                                           Erzincan

                  Celal Dinçer

                     İstanbul

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 15 inci maddesi ile eklenen 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 105 inci maddesinde yer alan “görüşü alınmaz.” ibaresinin “görüşü alınır.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Halil Aksoy                                     İbrahim Binici                                     Nazmi Gür

                        Ağrı                                              Şanlıurfa                                               Van

                     Adil Kurt                                Abdullah Levent Tüzel                             Murat Bozlak

                      Hakkâri                                            İstanbul                                              Adana

                 İdris Baluken

                       Bingöl

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 15. Maddesi ile değiştirilen 5271 S.K. nun 105. Maddesinin (1). fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen cümlede bulunan “Duruşma dışında” kelimesinin metinden çıkarılarak “Talep duruşma bittikten sonra yapılmış ve duruşma günü beklenilmeden” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                    Mehmet Günal                                      Faruk Bal

                        İzmir                                               Antalya                                              Konya

              Mehmet Erdoğan                                 Oktay Öztürk                                  Mustafa Kalaycı

                       Muğla                                             Erzurum                                             Konya

                     Alim Işık                                      Mehmet Şandır

                     Kütahya                                             Mersin

BAŞKAN – Evet, Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, görüşülen kanun tasarısının ikinci bölümü üzerindeki soru-cevap işlemi sırasında kullandığı bir ifadesini düzelttiğine ilişkin açıklaması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce ağzımdan bir kelime çıktı, tavzih etmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen oturun. Tutanakları istettim ben.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, hayır, yanlış bir ifade dedim. Ben size “Siz oturur musunuz.” diyeceğime “Odun musun?” dedim. O şekilde tavzih ediyorum. Yani ben maksadımı aştım.

BAŞKAN – Anlaşıldı Sayın Genç. Teşekkür ediyorum. Tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Beni çok tahrik ettiniz çünkü. “Oturur musunuz.” diyeceğime… “Siz oturun.” diyecektim, “Odun musun?” dedim. Bir yanlışlık oldu.

BAŞKAN – Tutanaklar ortada, ben tahrik etmedim Sayın Genç.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

 

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisinin önergesine Sayın Komisyon katılıyor mu?

 

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri ortadan kaldırmak amacı ile bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 15 inci maddesi ile eklenen 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 105 inci maddesinde yer alan “görüşü alınmaz.” ibaresinin “görüşü alınır.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             İbrahim Binici (Şanlıurfa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ADİL KURT (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi selamlıyorum.

Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Dilek Akagün Yılmaz bir konuşma yaptı. Esasında insanların hitap tarzı bakış açılarını da bir şekilde özetler. Ön yargılı insanların ön yargılarını da, karşısındakine nasıl baktığını da bir şekilde tarifler hitap tarzı. Aynen şunları söylüyor: “Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önce çıkan hatip Hasip Kaplan…” Biz burada birine “sayın” derken, onu sevip sevmediğimize bakarak “sayın” kavramını kullanmıyoruz. Biz “Sayın Dilek Akagün Yılmaz” derken, Uşak halkına saygımızdan kaynaklı olarak ona saygı duyuyoruz çünkü orada bir irade vardır ve o iradenin temsilcisi olarak bugün Parlamentodadır, o nedenle biz orada “sayın” diyoruz.

Bu hitap, bu hitap tarzı bir bakış açısını da özetler. Burada milletvekilleri birbirlerini kıyasıya eleştirebilirler. Bizi eleştirebilirsiniz, katılmak durumunda değilsiniz ama hitap ederken, söz söylerken hakaretten ve hakir görmekten uzak duracaksınız. Sayın Dilek Akagün Yılmaz’ın -size veririm Sayın İnce, bunu size veririm- kendi sözleridir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne demiş, bir daha tekrarlar mısınız?

ADİL KURT (Devamla) – Efendim, şimdi devamını da söylüyorum. Esasında, zaman zaman, arada bir Allah öz fikrinizi de size söyletiyor. Açık söyleyeyim, Sayın Yılmaz’ın buradaki düşüncesi böyle sürçülisan değildir, öz fikriydi, Allah söyletti. Düzelttiniz, sonra da biz araya girince, “Evet, öyle düşünüyorsunuz.” deyince sonradan neyi ifade ettiğinizi fark ettiniz, düzeltme yaptırdınız. “Düşünce özgürlüğünün olmaması gerektiğini söylüyoruz.” diyor. Bu öz fikrini söyletti Allah burada, onu ifade edeyim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O sehven canım, o sehven.

ADİL KURT (Devamla) – Devamında, Sayın Muharrem İnce, geçen gün televizyon programında sizi izliyorum, gecenin geç saatine kadar Genç Bakış’ta sizi izledim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Oo, teşekkür ederim.

ADİL KURT (Devamla) – Bakınız, bir genç aynen şunu söyledi Diyarbakır meydanında bayrak olup olmaması meselesine ilişkin olarak: “Biz orada bayrağın olup olmamasını niye sorguluyoruz ki? Türk Bayrağı orada bulunanları yakacaktır, yakmaya yetecektir.” dedi, siz bunları gülümseyerek başınızla onayladınız. İşte, ayrımcılık budur.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Nasıl yaptım?

ADİL KURT (Devamla) – Başınızla onayladınız. Ben o programı izledim. İşte, o gün sizi orada izleyince içimden bir şeyler koptu; içimden bir şey koptu. 

Ve biraz önce, sürçülisan değildi. O siz “Andımız’ı çıkarıyorsunuz.” dediğiniz zaman,  şunu söyleyeyim, Sayın Muharrem İnce, size soruyorum: Şurada birisi çıkıp şunu derse ki size, okullarda çocuğunuza şunu söyletirlerse, “Varlığım Kürt varlığına armağan olsun.” dedirtirlerse, “Ne mutlu Kürt’üm.” dedirtirlerse siz kabul eder misiniz bunu? Siz bunu kabul eder misiniz? Dilediğiniz kadar “Ne mutlu Kürt’üm” ya da “Türk’üm” deyin, bunda hiç kimsenin karışacağı bir şey yoktur ama sizin çocuğunuza okulda “Varlığım Kürt varlığına, Çerkez varlığına, Laz varlığına armağan olsun, Arap varlığına armağan olsun.” dedirtirlerse siz kabul eder misiniz? İşte karşı çıktığımız budur, işte reddettiğimiz budur.

Bir şey daha söyleyeyim, ifade edeyim. Bir şeyin arkasında, bir laf söylüyorsak arkasında sonuna kadar dururuz. Evet, Sayın Başbakanın bizimle ilgili, bizim dokunulmazlıklarımızla ilgili sarf ettiği sözler ne kadar yanlışsa, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleriyle ilgili, dokunulmazlıklarıyla ilgili sarf ettiği sözler de o kadar yanlıştır. Evet, Silivri’de bir mahkemeyi izlemek milletvekilinin sadece hakkı değildir, görevidir de; yasama görevini, takibi yerinde yapmaktır da. Orada ne olup bittiğini bilmiyoruz, işin o faslında değiliz ama milletvekilinin bu şekilde dokunulmazlıkla tehdit edilmesini asla doğru bulmadık. Biz, bunu ilkesel duruş olarak kabul ediyoruz. Demokrasi size ne kadar lazımsa bize de o kadar lazımdır. Sadece, demokrasi bize lazımdır deyip bize sıkıntı, bizim açımızdan gündemlerde… Demokrasi bize lazımdır, size lazım değildir gibi bir zihniyet, böyle bir fikrimiz yok, asla da olmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – İşte, sizlerin bu şekildeki yaklaşımı, sizlerin bu şekildeki tutumu, evet, Türkiye’yi bölüyor. Maalesef, sizin bu tutumunuz sosyal demokrat bir tutum değildir. Değerli arkadaşlarınız var, biliyorum, tenzih ediyorum ama bu tutum sosyal demokrat bir tutum değildir. Siz ayrıştırıyorsunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

Bu tutumunuzdan siz geri adım atarsanız, Türkiye’de gerçekten demokratik hak ve özgürlükleri savunursanız sizi alkışlarız, sizi alkışlarız.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Şeriatçılarla mı demokrasi getireceksiniz, iş birliği yaparak? Amerika’yla, şeriatçılarla iş birliği yaparak mı demokrasi getireceksiniz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz mücadele ederek demokrasi getiriyoruz, bedel ödeyerek demokrasi getiriyorsunuz.

ADİL KURT (Devamla) – Biz hiçbir kimseyle iş birliği yapmıyoruz ama Kürt halkının, Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olsun, ondan sonra Kürt sorununu çözeriz diye beklemeye hakkı da yok, lüksü de yoktur.

BAŞKAN – Sayın Kurt, teşekkür ediyorum.

ADİL KURT (Devamla) – Kürt halkı sizin iktidar olmanızı bekleyecekse Kürt sorunu ilelebet çözülemez.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Göreceğiz, göreceğiz.

ADİL KURT (Devamla) – Görüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kurt, lütfen…

ADİL KURT (Devamla) – Bu zihniyetle, maalesef ve maalesef, siz giderek tarihteki yerinizi sadece almış oluyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Kurt konuşmasında bir televizyon programından bahsederek bir olay karşısında başımı… Bana sataştı açıkçası.

BAŞKAN – Ne dedi de sataştı, ne söyledi sataştı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir olayı -televizyonu izleyerek- benim onayladığımı, başımı salladığımı söyledi. Onu açıklayacağım. Sataşıyor açıkçası.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

İki dakika söz veriyorum.

ADİL KURT (Hakkâri) – Sataştım Sayın Başkan, doğru ama o da şimdi sataşacak, ben de söz isteyeceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ön yargılı olma o kadar.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un görüşülen kanun tasarısının 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, gece geç saate kadar, gecenin üçüne kadar beni televizyon programında izlediğiniz için öncelikle teşekkür ederim ama eğer o üç saatlik bir programda, üç buçuk saatlik bir programda bula bula bir tek hata olarak, orada çocuğun bir sorusuna, gencin bir sorusuna “Başını sallayarak tasdik ettin.” demenizi doğrusu yadırgadım. Yani, ben neyi bahsettiğinizi bile anlamıyorum şu anda çünkü canlı yayında kameralar karşısında oradan birisi size el sallayabilir, ona bile başınızı sallayabilirsiniz. Neye başımı salladığımı anlamış değilim. Buna cevap verme gereğini duymuyorum.

Bir diğeri ise, Sayın Akagün Yılmaz’ın sehven söylediği bir şey var: “Düşünce özgürlüğüne karşıyız.” Bunu, burada, 1920’den bu yana hiçbir milletvekilinin söylemeyeceğini tahmin edersiniz. “Düşünce özgürlüğünün önündeki engellere.” diyeceğine… Bu sehven söylenmiş bir söz. Çok ucuz bir polemik olur bu.

Bir diğeri, “Hasip Kaplan” demiş. “Sayın Hasip Kaplan” demesi doğrusu ama biz, zaman zaman, birbirimize “Muharrem İnce”, “Dilek Yılmaz”, “Hasip Kaplan” diyebiliyoruz. Bu “sayın” dememiz işin doğrusudur, bunu hep böyle yapmalıyız ama bazen, buranın o gergin ortamında da “sayın” sözcüğünü eklemeyi unutabiliyoruz. Bu, o kişinin “sayın” olmadığı anlamına gelmez.

Andımız tartışmasına gelince, bakın, çelenk koymayı tartışıyoruz, ulusal bayramlarımızın nasıl kutlanacağını tartışıyoruz, tabelalardaki “T.C.”leri tartışıyoruz, bayrağı tartışıyoruz. Bunların yanlış olduğunu söyledim ben. Andımız… Yani “Türklüğü geriletmek Kürt sorununa çözüm değildir.” dedim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kim geriletiyor? Var mı öyle bir şey?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ayrıca söylediğim şey, “Andımız tartışması Meclisin işi değildir, eğitimcilerin işidir.” dedim.

ADİL KURT (Hakkâri) – Olur mu?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Eğitimciler mi karar veriyor?

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Bu, buranın tartışma konusu değildir, eğitimcilerin işidir. Dünyanın pek çok ülkesinde de bizim Andımıza benzer antlar vardır.” dedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu her yerde vardır; Amerika’da, Fransa’da, İngiltere’de, her yerde vardır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hiçbir yerde yok. Nerede var?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Araştırın, bakın…

ADİL KURT (Hakkâri) – Hiçbir yerde yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Getirin, örneklerini getirin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, bir şey söyleyeceğim. İdris Bey, Sayın Grup Başkan Vekili…

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – …sadece şunu söyleyeceğim size: Bakın, çok örnek aldığınız, çok özgürlükçü bulduğunuz Amerika Birleşik Devletleri’nde benim az önce söylediğim var mı yok mu, buna bakın.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Buna bakın.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, önergeyi…

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

ADİL KURT (Hakkâri) – “Çok özgürlükçü bulduğunuz Amerika”yı düzeltmek gerekiyor. Amerika hiçbir zaman özgürlükçü bir ülke değildir. Sataşma vardır, söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Ama biriniz… Siz mi konuşacaksınız, Grup Başkan Vekili mi?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Adil Bey konuşsun.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika söz veriyorum.

 

9.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın İnce, Amerika’yı özgürlükçü bulmadığımızı siz bu Mecliste herkesten iyi bilirsiniz. Ömrümüz, antiemperyalizme ve özellikle Amerikan emperyalizmine karşı mücadele etmekle geçti. Tarihin hiçbir evresinde…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama bakın, söyleyin, sizin ağzınızdan duyalım.

ADİL KURT (Devamla) – Biz, evet, antikapitalistiz, antiemperyalistiz. Bugün, eğer Türkiye’de “Ankara merkezli, Kürt sorununu çözelim ve bu ülkeye barış gelsin.” diyorsak, biz kendi öz çözümümüzü koyuyoruz. Eğer biz anti Amerikancı olmamış olsaydık, antiemperyalist olmamış olsaydık, çok açık ve net söylüyorum, PKK dünyanın hiçbir ülkesinde, başta da Amerika’da terör listesinde olmazdı. Eğer biz antiemperyalist olmasaydık, Kürt halkı önderi Sayın Öcalan İmralı Cezaevi’nde olmazdı, Amerika tutup size teslim etmezdi. Bunu çok iyi bilin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bize teslim etmedi ki.

ADİL KURT (Devamla) – Size teslim etti, evet.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biz miyiz, devlet biz miyiz?

ADİL KURT (Devamla) – Evet. Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etti.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz o devletin parçası değil misiniz?

ADİL KURT (Devamla) – Siz o devleti tanımıyor musunuz? On yıl önceki devleti tanımıyor musunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben tanıyorum da sen tanıyor musun?

ADİL KURT (Devamla) – 57’nci Hükûmeti, 56’ncı Hükûmeti tanımıyor musunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben tanıyorum tabii ki, benim ülkemin…

ADİL KURT (Devamla) – Kime teslim etti? Kime teslim etti?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 56’ncı Hükûmete.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, hükûmet hepimizin hükûmeti değil mi?

ADİL KURT (Devamla) – 56’ncı Hükûmete teslim etmedi mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hepimizin hükûmeti değil mi? Değil mi, ülkenin hükûmeti değil mi?

ADİL KURT (Devamla) – Teslim etti, getirdi; Amerika tutukladı, Kenya’da tutukladı, getirdi. Eğer antiemperyalist olmamış olsaydı, o olmayacaktı.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Şimdi de “Serbest kalsın.” diyor Sayın Hatip.

ADİL KURT (Devamla) – Bunları siz çok iyi biliyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O silahları kim verdi?

ADİL KURT (Devamla) – Esasında siz, Amerika’ya yüz sürme sıranızı bekliyorsunuz da sıra size gelmiyor, o nedenle gocunuyorsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Amerika giderken silahları kime bıraktı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – O silahları herhâlde dünyadaki antiemperyalistler gönderdi, değil mi?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 15. Maddesinin son cümlesindeki alınmaz ibaresinin metinden çıkartılarak “alınır” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

                                                 Candan Yüceer (Tekirdağ) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve bizlerden, eşit, insanca, onurlu ve adaletli bir yaşam bekleyen tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Tasarının gerekçesinde, AİHM’in ülkemiz aleyhinde ihlal kararlarının çok olduğunu ve bundan dolayı her yıl ödemek zorunda kaldığımız çok fazla tazminata mahkûm olduğumuzu ve bunun uluslararası toplumda, kamuoyunda bizim için olumsuz bir algı yarattığını yazıyor.

Ben Adalet Bakanı olsaydım, ülkemde adil, bağımsız bir yargı için, hukukun üstünlüğü için, bir gün değil bir saat bile haksız yere hiçbir yurttaşımın tutuklu kalmaması için, gözaltında ölmemesi için, insan hakları ve ifade özgürlüğü için çalışırdım ama tasarının gerekçesinde ifade edildiği gibi amaç insan hakları ve ifade özgürlüğü değil, amaç görüntüyü kurtarmak. Yaptığınız her düzenlemede olduğu gibi, her şeyin bir kılıfı var, bir de gerçek yüzü var.

Bu tasarı, sürece ve adrese teslim bir tasarı. İçinde insan hakları, ifade özgürlüğü, adil bir yargılama yok.

Özel yetkili mahkemeler kurdunuz, polislerin yetkisini artırdınız, gizli tanık gibi bir müessese icat ettiniz, dinleme ve izlemelerin kapsamını genişlettiniz, uzun tutukluluk sürelerini infaza dönüştürdünüz. Ergenekon, Balyoz, Oda TV davalarıyla ve birçok davayla yargıyı intikam aracı olarak kullanıyorsunuz.

Allah aşkına, elinizi vicdanınıza koyun. Bilgisayarlara, telefonlara sehven eklenen delillerle ne olduğu, kim olduğu belli olmayan haham Tuncay Güney’in; ne olduğu, kim olduğu belli olan Şemdin Sakık’ın gizli tanıklığıyla gazetecileri, bilim adamlarını, terörle mücadeleyle ömrünü geçirmiş askerleri, komutanları -Başbakanın kendi ifadesiyle- içeri tıktınız. Sizin Hükûmetinizden ve sizin Hükûmetinizde Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir insanı terör örgütü kurmaktan yargılıyorsunuz.

Silivri’de insanlar duruşma salonunun önüne yığılmasın diye kilometrelerce barikatlar kurdunuz, binlerce güvenlik gücünü yığdınız, milletvekillerini, gazetecileri boş sandalyelerde oturtmadınız. Kadın demeden, çocuk demeden, bebek demeden, soğuk demeden biber gazı, su, cop sıktınız. Bakanlarınız Silivri’de yaşananlar için “Bağımsız yargı saldırıya uğramıştır.” diyor; Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri için “Eşkıyadır, zorbadır.” diyor. Bağımsız yargıya talimat vermekle, “Gereğini yap.” demekle bağımsız yargı saldırıya uğramıyor, milletvekillerine, gazetecilere yapılanlar zorbalık olmuyor ama bunlar zorbalık oluyor, öyle mi?

Saygıdeğer milletvekilleri, Başbakan -o zaman korgeneraldi, şimdi MHP Milletvekili- kendisini görünce ayağı kalkmadığı için Engin Alan için “Gereği yapıldı, gideceği yeri o da buldu.” dedi. Başbakan Silivri’deki duruşmada yaşananlar için yine yargıya talimat verdi ve bu ifadeler üzerine yargı gereğini yaptı; Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri için, bizler için soruşturma başlatıldı. İyi ki ülkemizde -Başbakanın da söylediği gibi- bağımsız yargı var, olmasa nice olur hâlimiz acaba, daha neler yaşarız?

Değerli arkadaşlar, paketin adı “İfade Özgürlüğü ve İnsan Hakları”. Evrensel değerlerde ifade özgürlüğü, bir insanın, bir gazetecinin korkmadan, özgürce, “Başıma ne gelir?” demeden düşündüklerini yazabilmesidir, söyleyebilmesidir; yasal çerçeveler içinde gösteri ve protesto yürüyüşü yapabilmesidir; üniversite öğrencilerinin “Parasız eğitim istiyoruz.” diye pankart açabilmesidir; sivil toplum örgütlerinin, sendikaların baskıya, tehdide uğramadan özgürce ifade edebilmesidir kendini. İfade özgürlüğü bunlardır.

Biz terörü çok iyi biliyoruz, sizler de biliyorsunuz, otuz yıldır bu belayla boğuşuyoruz ama ben size tekrar hatırlatmak istiyorum. Tüm terör örgütleri emperyalist güçlerin maşasıdır, tüm terör örgütleri zarar vermek istedikleri ülkelere karşı kullandıkları acımasız, kör bir silahtır. Terör bir ülkenin kaynaklarını kurutur. Terör bir ülkenin umutlarını kurutur, insanların birlik beraberliğini, birlikte yaşam isteğini azaltır, yok etmeye çalışır. Yola, fabrikaya, sağlığa harcanacak parayı güvenliğe, silaha harcarsınız.

Ülkemizde, 1984’ten beri devam eden PKK terörüyle 40 bine yakın can kaybımız var, sakat kalan insanlarımız var, yetim kalan çocuklarımız var.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Farkına vardınız mı!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çözümü destekliyorsunuz değil mi?

CANDAN YÜCEER (Devamla) – Çıkardığınız yasalarla yargıyı paketlediniz, milliyetçilik kavramlarını ayaklarınızın altına aldınız. Bizim için milliyetçilik, emperyalizme karşı olmaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Bizim için milliyetçilik, bir ulusun dış tehdit karşısında ortak refleksidir, birlik beraberliğidir. Ama siz, bir ulusun milliyetçiliğini, bırakın kendi milliyetçiliğinizi, Irak’taki ulusun milliyetçiliğini de ayaklar altına aldınız, Suriye halkına da yaptıklarınızdan belli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CANDAN YÜCEER (Devamla) – Bu sebepledir ki her ulusun, kendi aramızda nasıl bizim için milliyetçilik başımızın üzerinde yeri olacaksa, diğer halkların, diğer ulusların milliyetçiliğinin de başımızın üzerinde yeri vardır diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 16. Maddesinin son cümlesindeki “veya” ibaresinin metinden çıkarılarak “ve varsa” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                                Kazım Kurt                                       Gürkut Acar

                        Uşak                                              Eskişehir                                            Antalya

                  Ali Serindağ                                    Muharrem Işık                                    Celal Dinçer

                    Gaziantep                                          Erzincan                                            İstanbul

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 16. Maddesi ile değiştirilen 5271 S. K.nun 108. Maddesinin ı) fıkrasında bulunan “şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle” ibaresinde bulunan “veya” kelimesinin metinden çıkarılarak “ve varsa” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                  Mehmet Erdoğan

                       Konya                                                İzmir                                                Muğla

               Mustafa Kalaycı                                Mehmet Şandır                                 Mehmet Günal

                       Konya                                               Mersin                                              Antalya

                                                                          Oktay Öztürk                                              

                                                                              Erzurum

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 16 ıncı maddesi ile 5271 Sayılı Kanunun 108 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen "şüpheli ve müdafi dinlenilmek suretiyle" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve varsa yazılı beyanlarının alınması suretiyle” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Halil Aksoy                                                       İbrahim Binici                                    Murat Bozlak

   Ağrı                                                                    Şanlıurfa                                        Adana

Nazmi Gür                                                  Abdullah Levent Tüzel                             İdris Baluken

    Van                                                                    İstanbul                                              Bingöl

Hasip Kaplan                                                                                                                       

    Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli arkadaşlar, uzun tutukluluk denince sular durur. Türk Ceza Kanunu temel kanun olarak 2004’te burada görüşülürken yargılamanın esası şunun üzerine oturtuldu: Hazırlık aşamasında bütün deliller toplanacak, son aşamada, son soruşturmada ise aralıksız yargılama. Oysa, tam bunun tersi oluyor. Meclisin 9 milletvekili beş yıla varan sürelerle tutukludur, üyeleri. Meclisin çıkardığı kanunla uzun yargılama sürelerinin kısaltılması esas alınmışken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve sözleşmesi çerçevesinde, duruşmalar dört ay, beş ay, altı ay taallukla yürüyor ve öyle yürüyor ki F tipi, D tipi cezaevlerinde, mahkeme Fizan’da, tutuklu da bilmem ne gerekçesiyle Hizan’da. Yani Diyarbakır Özel Yetkili Mahkemesinin tutuklusu Şakran Cezaevinde, İzmir’de. Şimdi, müsaade buyurun, dört ay, beş ay taalluk etmiş ve bu taallukta ayda bir, otuz günde bir tutukluluk incelenecek ve siz de diyorsunuz ki: “Evet, müdafi ve şüphelinin beyanı alınır.” Nasıl beyanını alacaksınız Şakran’dan Diyarbakır’a, Edirne’den Silivri’ye, Kandıra’dan Silivri’ye, bana söyler misiniz? 50 avukat tutuklu. Avukat, avukat… O avukat kendi tutukluluk incelemesini Kandıra’dan hangi şekilde gidip o mahkemede savcının önünde yapacak?

Arkadaşlar, adalet hepimize lazım, savunma hepimize lazım. Kutsal olan savunma hakkını alıp çıkardığınız zaman o ülkede adalet olmaz. Barışı çıkardığınız zaman yine adalet olmaz ve “silahların eşitliği” denince, özel yetkili mahkemelerin, özel yetkili savcıların emrinde TİB, jandarma istihbaratı, emniyet istihbaratı, MİT istihbaratı, her türlü gizli dinleme, her türlü gizli delil, her türlü gizli tanık, her türlü gizli soruşturma ama savunmaya sıra geldiği zaman, Uludere dosyasında olduğu gibi, dosya tam bir buçuk yıl gizlilik kararı içinde. Bu ülkenin adaleti iktidara da lazım, muhalefete de lazım.

Arkadaşlar, silahların eşitliğini eğer sağlamak istiyorsak, Silivri’de, özel mahkemede, olağanüstü mahkemede Robocop’lar avukatların üzerine saldırtılmaz. O hâkimi, o savcıyı –Robocop’ları avukatların üzerine saldırtan hâkimi, savcıyı- HSYK almıyorsa o suçun ortağıdır; ona o emri o veriyor, onu o koruyor.

Ercan Kaner, otuz beş yıl avukatlık yapmış. Avukatların yargılandığı davada -ben oradaydım- gözlerimin önünde Robocop’lar avukatlara saldırdı. Bana Türkiye’de Robocop’ların saldırıp dövdüğü savcı gösterin, Robocop’ların dövdüğü hâkim gösterin. Sıkıyönetim hâkimlerini, DGM hâkimlerini, istiklal mahkemesi hâkimlerini, darbeci hâkimleri, darbeci savcıları gösterin, hepsi onurlu ama avukata geldiği zaman müvekkilin suçuyla eş değer tutuluyor.

Beyler, avukatlar tarih boyunca köle kullanmadılar, hiçbir zaman da efendileri olmadı, hiçbir zaman hiyerarşik bir yapıya tabi olmadılar ve hiçbir zaman avukatlar, kurumları barolar hiçbir vesayete boyun eğmediler. Onun için Robocop’larla da ölürler, onun için tutuklanırlar, onun için insan hakları savunucuları içeridedir, onun için savunma avukatları içeridedir. Eğer, savcıyı o yüksek makamdan indirip avukatla eşit değerde silahlara sahip kılmazsanız, bir elinde mitralyöz olan savcılar bir elinde sapan olan avukatlarla mücadeleyi sürdürürseniz oraya adalet gelmez, faşizm girer.

Benden uyarı, benden söylem. Hepimize de savunma hakkı lazımdır derim.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısı nın 16. Maddesi ile değiştirilen 5271 S.K.nun 108. Maddesinin I)’inci fıkrasında bulunan "şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle" ibaresinde bulunan “veya” kelimesinin metinden çıkarılarak "ve varsa" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mevlüt Dudu (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten önemli bir kanunu görüşüyoruz. Bireysel hak ve özgürlüklerle ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki suçlanmamıza tedbir geliştiriyoruz.

Öncelikle, şu noktada bir mutabakat sağlayalım: Yani, insan merkezli bir anlayışta, insanın temel hak ve özgürlüklerinin önündeki kısıtlamaların kaldırılması hepimizin en temel görevidir, sorumluluğudur, siyaset olarak da böyledir. Ben inanıyorum ki tüm siyasi partilerin bu noktada programları, siyasetleri, konuşmaları bir zorunluluk olarak ortaktır ve müşterektir. Onun için, bu kanunun görüşmelerinde burada, aslında, çok güzel, çok dolgun, milletimize umut veren, demokrasimizi geliştirici konuşmalar yapılmalıydı, arzu ederdik ki böyle olmalıydı ama burada, maalesef, hoş olmayan, bize yakışmayan şeyler de oldu.

Değerli milletvekilleri, hakaret edilmesi, bir güçsüzlüğün, bir aczin sonucudur yani hakaret kastıyla burada konuşan insanın bir noktada bir sıkıntısı var demektir. Bu duruma hiçbir milletvekilinin düşmeyeceğine ben yürekten inanıyorum. Ancak, müsaade edin, değerli arkadaşlar, burada milletin değerlerine, milletin kimliğine, milletin hukukuna hakaret ediliyor. Buna karşı da sessiz kalmamız mümkün değil, böyle bir hakkımız yok. Biz, millet, bu millet… Bakın, burada yazan millet Türk milletidir. Bu kürsüde milletvekili olmak için yaptığımız yeminde ifade ettiğimiz milletin adı Türk milletidir.

Değerli arkadaşlar, dünyanın ve zamanın küreselleşme olgusuna ulaştığı, artık dünyaların birleşerek ortak kimliklerde, ortak değerler etrafında bir olduğu, küresel bir köye döndüğü günümüzde, farklılıkları ayrıştırarak kazanımlarımızdan vazgeçmemizi kimse bizden beklemesin. Bu devlet bir millî mücadele sonrası kuruldu, adına “Türkiye Cumhuriyeti devleti” denildi. Bu devletin vatandaşlarının siyasi kimliği Türk milletidir. Bu, hem hukuksal bir zorunluluk hem de sosyolojik bir gerçeklik. “Türk milleti” derken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sizin siyasi görüşünüzdür, sosyolojik gerçeklik değil.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – “Türk milleti” derken bir kan bağı, bir soy bağı anlayışı içerisinde olmadığımızı herkes, bu kürsüye çıksın, itiraf etsin. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunu, biz, Türkiye’de, Sayın Genel Başkanımızı 4 Mayıs 2005 tarihinde bir basın toplantısıyla ve diğer siyasi partilere bir davet olarak ifade etti. Türk milletini tanımlayalım. Türk milleti, bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan insanların siyasi kimliğidir. Türk milleti, bu topraklarda yaşayan halkın ortak adıdır. Herkesin soyu kendine aittir ve herkes herkesin soyuna da saygı göstermek mecburiyetindedir. Eğer siz burada, Türk milletinin dışında bir başka milletin varlığını kabul eder, Türk milletini reddederseniz bunun adı bölücülüktür.

Değerli milletvekilleri, benim, tabii, muhatabım AKP iktidarı. Türkiye'yi Türk milleti adına AKP yönetiyor. Yaptığınız çalışmalarla, açtığınız kapılarla bölücülüğü dağdan indirdiniz, siyasete dönüştürdünüz ve bu kürsüye taşıdınız. Üzülerek söylüyorum, asla hakaret kastım yok, burada bölücülük yapılıyor. Bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti devleti ve bu milletin adı Türk milletidir, bunu herkes burada kabul edecek; etmeden bu kürsüye çıkmak, bu hakkı kullanmak hakkı kimsede yok. Bu, asla ırkçılık değildir. Kürt’ü de Türk’tür, Arap’ı da Türk’tür. Yani, bu ülkede yaşayan herkes Türk’tür. “Türk” adı bir ırkın adı değil; bin yılda bir araya gelerek, aynı kaderi paylaşarak oluşturduğumuz bir hükmi şahsiyettir, bir sosyolojik gerçektir. Bundan niye rahatsız oluyorsunuz değerli arkadaşlar?

Ben, size soruyorum: Hangimizin ailesinde Kürt yok, Arap yok, Çerkez yok Allah aşkına? Ben yine soruyorum size: On göbek öncenizin hangi soydan olduğunu nereden biliyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Niye ana dilini yasaklıyorsunuz? Niye zorla Türkleştiriyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ana dilin senin olsun! Ana dilin senin olsun!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Senin olsun.” demiyorsun ama! Politikan öyle demiyor.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Herkes ana diliyle konuşsun, şarkı söylesin, türkü söylesin, hiç itiraz etmiyoruz ama biz bir bağımsız devletsek milletimizin adı Türk milleti, resmî dilimiz Türkçedir, bundan rahatsız olmayın. Bunun dışında yapılan her konuşma bölücülüktür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bu sizin siyasi düşüncenizdir, bölücülük falan değildir Hocam?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Buna da itiraz ederseniz, bu millete hakarettir. Bu hakarete de müsaade etmemek gerekir değerli arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde söz isteyen Mevlüt Dudu, Hatay Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  görüşülmekte olan tasarının 16’ncı maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dün, Sayın Bakan bu kürsüde tasarıyla ilgili bir sunuş konuşması yaptı, gerçekten hayretler içerisinde kaldık. Konuşmasında, bir yandan itiraflarda bulunurken diğer yandan çok sayıda gerçek dışı bilgi verdi.

Sayın Bakan hepimizin çok iyi bildiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karnemizle ilgili itiraflarda bulundu. Zaten biliyorsunuz, bu tasarının ana gerekçelerinden bir tanesi AİHM’de açılan davaların sayısını azaltmak, hedef bu. Karne zayıflığı açısından Rusya’yla yarış hâlinde olduğumuzu gösteren istatistiki bilgiler verdi. Üstelik, bu istatistikler tamamen nicelik yönünden yapılıyor, işin nitelik boyutu çok daha vahim boyutlarda. O yönden iyileştirme yapmak yasayla, sadece yasa yapmakla olamıyor. O iş yani iyileştirme, olayın nitelik boyutunu değiştirme ancak bir zihniyet devrimiyle çözülebilir ama ne yazık ki o zihniyet de sizde yok. On bir yıldır bu ülkede iktidar olan bir partinin Adalet Bakanından bu sözleri duymak oldukça ilginçti ama şu soruyu sormadan da geçemiyoruz: Sayın Bakan, peki, siz hâlâ o koltukta nasıl oturuyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, bu tasarı, kısaca “dördüncü yargı reformu paketi” olarak lanse ediliyor yani daha önce üç tane daha paket yasalaştırıldı. Bunların dışında, bir de yargıyla ilgili çok önemli düzenlemeler getiren ve referandumla kabul edilen Anayasa değişikliği var. Başta referandum olmak üzere, tüm bu düzenlemeler ülkeye adalet, demokrasi ve özgürlük getirecek reformlar olarak lanse edildi. Sözüm ona ileri demokrasiye geçecektik ama demek ki yetmemiş, şimdi dördüncü düzenleme getiriliyor.

Değerli milletvekilleri, bu kadar kısa sürede böylesine arka arkaya düzenlemeler, bu denli beceriksiz bir bakanlık ve iktidar olamaz diye düşünüyorum. Her biri bu kadar kısa sürede demode olan düzenlemelere nasıl cüret ediyor da “reform” diyebiliyorsunuz, onu da anlayamıyorum.

Bunlar işin itiraf kısmı. Biraz da Sayın Bakanın verdiği gerçek bilgilerden söz etmek istiyorum. Sayın Bakan dedi ki: “Ülkemizdeki yargı alanında sağlanan olumlu gelişmeler Avrupa Birliği tarafından memnuniyetle karşılanıyor.” Gerçekten, bu kadarına da pes diyorum. Bakın, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’ndan yargıyla ilgili bazı başlıklar aktarmak istiyorum. Acaba, Avrupa Birliği memnuniyetle mi karşılıyor, buna yüce milletimiz karar versin.

Üçüncü yargı paketinde on yıl olan azami tutukluluk süresinin kısaltılmaması eleştiriliyor. Yine, üçüncü yargı paketinde, adalet yönetimi ve temel hakların korunmasıyla ilgili alanlarda başarılı olamadığımız belirtilmiş. Üçüncü yargı paketinin Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren ceza getiren suçun unsurlarının tanımlarıyla ilgili konuları ele almaması yine eleştiri konusu yapılmış. Yargılama öncesi tutukluluğa karşı itiraz imkânı sunan etkili bir iç hukuk yolu olmaması, yine aynı şekilde eleştiriliyor. “Bilgi, kanıt ve ifadelerin sızdırılması endişe yaratmaya devam ediyor.” denilmiş. Ve en önemlisi, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkinliği için daha fazla çaba harcanması gerektiği ifade edilmiş.

Değerli milletvekilleri, bunlar tamamen gerçek ve tamamı belgeli. Bunlar, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’ndaki ifadeler, ayrıca, Fransa Barolar Birliğinin Türkiye’nin AİHM üyeliğinden çıkarılmasıyla ilgili talebi, biz bunlara dayanarak bu memnuniyet ifadesinin doğru olmadığını söylüyoruz. Peki, Sayın Bakan neye dayanarak Avrupa Birliğinin memnun olduğunu ifade edebiliyor, bize onu söylesin.

İktidarınız sonucunda Türkiye'yi getirdiğiniz nokta ne yazık ki çok acıdır ve adalet, bir gün herkese lazım olacağı gibi, en çok size lazım olacaktır, ama yok ettiğiniz adaleti o zaman çok arayacaksınız, bulamayacaksınız.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 17. Maddesinin son cümlesindeki imkanlarından ibaresinin metinden çıkartılarak "olanaklarından" ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                                Kazım Kurt                                       Gürkut Acar

                        Uşak                                              Eskişehir                                            Antalya

                  Ali Serindağ                                   Namık Havutça                                  Muharrem Işık

                    Gaziantep                                          Balıkesir                                           Erzincan

                  Celal Dinçer

                     İstanbul

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesi ile 5271 Sayılı Kanunun 141’inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen "yararlandırılmayan" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya bu konuda bilgilendirilmeyen" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                   Halil Aksoy                                     İbrahim Binici                                     Nazmi Gür

                        Ağrı                                              Şanlıurfa                                               Van

                    Erol Dora                               Abdullah Levent Tüzel                             İdris Baluken

                      Mardin                                             İstanbul                                              Bingöl

                 Murat Bozlak                                                                                                                                   Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 17’nci maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                     Mehmet Şandır                                  Ali Uzunırmak

                       Konya                                               Mersin                                               Aydın

                  Ali Halaman                                Murat Başesgioğlu                           S. Nevzat Korkmaz

                       Adana                                             İstanbul                                             Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 17’nci maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında görüşlerimizi açıklamak üzere söz aldım.

On beş-yirmi gün kadar önceydi, bir milletvekili çıktı, Kafkas ve Balkanlardan gelen evladıfatihan olarak gördüğümüz Türk milletinin evlatlarına bu toprakları çok görerek “Haddinizi bileceksiniz! Oradan gelip bağcıyı kovma hakkına sahip değilsiniz.” diye bir cümle sarf etti.

İslam’ın şartı 5’tir hepimizin bildiği gibi. Ama, İslam ahlak ve faziletiyle nurlanmış Türk milleti, evlatlarının ahlakını geliştirmek üzere “İslam’ın şartlarından birisi de haddini hududunu bilmektir.” demiştir. Herkesin ahlakı kendisine ancak evladıfatihana dil uzatmak kimsenin haddi de hududu da değildir. Kaldı ki bu devletin bütünlüğüne, milletin birliğine laf söyleyenler için böyle bir huduttan dahi bahsedilemez.

Tabii, herkes kendisine verilen, kendisine biçilen rolü oynayacak. Ancak, aynı zamanda bir Balkan göçmeni olan Sağlık Bakanına hangi hududu, hangi umuru hatırlatalım. Evet, Sayın Mehmet Müezzinoğlu’ndan bahsediyorum. Bakanlığa gelir gelmez ilk yaptığı işlerden biri Sağlık Bakanlığının kurum tabelalarından “Türkiye Cumhuriyeti”ni kaldırmak oldu, Bakan da yaptığı açıklama ile bunu doğruladı. Ülkedeki aklıselim sağduyu birden harekete geçti. Sosyal medyada “Önce isminizi değiştirin.” deyip herkes isminin başına Türkiye Cumhuriyetini ifade eden “TC” ibaresi eklemeye başladı. Facebook kullanıcısı 32 milyon kişiden 10 milyonu isminin başına TC ekledi. “TC kimliği taşımaktan onur duyuyoruz.” diye milyonlarca mesaj ve tweet atıldı. “Yalan söylüyorsunuz.” diyenlere de koca koca, âdeta gözlerine sokarcasına fotoğraflar hatırlatıldı. Önce, Sayın Müezzinoğlu: “Bakanlığın altındaki kurumlarda ‘TC’ kullanılmasına gerek yok, bundan sonra böyle devam edecek.” dedi, gelen tepkiler üzerine de “Bitti, bitti. Bu ülkenin TC’siyle kimse oynayamaz.” diyerek çark etti, geri adım attı.

Sayın Müezzinoğlu, elbette herkesin vatan hassasiyeti var, kimine göre az, kimine göre çok. Ancak, vatansız kalmanın ne olduğunu, atalarının, dedelerinin kabirlerinin, ibadetgâhların dozerlerle nasıl yıkıldığını en iyi evlâdıfâtihan bilir. Sizlere söylüyorum Sayın Bakan, atanızı, dedenizi incitmeyin.

Bakın, tüm kardeşleriniz bu uyarıları sizlere yapmamız için bizlere binlerce tweet attı. Kendilerine bu toprakları çok gören bölücü zihniyetle masaya oturmanızdan rahatsızlar. Diyorlar ki: “Devletsiz, bayraksız diyarlarda ne zulümler çektiğimizi ne çabuk unuttu Sayın Bakan? ‘Allah’ım bizi bayraksız, bizi devletsiz koyma, ezanımızı susturma.’ dualarımızı ne çabuk unuttu?” “Bakanlık koltuğunun rahatlığı bu kadar mı fazla, arkadaşını, kardeşini, çektiklerini, tarihini unutturan? Buna değer mi?“ diye sormamızı istiyorlar.

Hem Sayın Bakana hem de bu ülkenin, bu milletin birlik ve beraberlik kodlarıyla oynayan kişilere Allah akıl fikir versin, Allah ıslah etsin diyor, yüce milleti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, hatip benim, diğer, Balkanlardan, Kafkaslardan gelenlere hakaret ettiğime dair bir söz kullandı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yok, ben kendi cümlesini okudum Sayın Başkan. Benim hakaretim yok, sadece kendi cümlesini okudum.

BAŞKAN – İsminizi söyledi mi?

Kastettiğiniz Sayın Sakık mı?

SIRRI SAKIK (Muş) – Evet, evet, ben kullandım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, bu cümleyi kim sarf etmişse o.

SIRRI SAKIK (Muş) – Evet, ben sarf ettim.

BAŞKAN – Belki düzeltecektir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ama cümle kendi cümlesi, hakaret yok bunda.

BAŞKAN – Belki düzeltecektir “Söylemedim.” diyor.

Buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet. İnşallah düzeltir!

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın görüşülen kanun tasarısının 17’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben, size cevap vermek üzere gelmedim ama bu söylediklerimden dolayı incinen her insandan özür diledim. Açıkça dramımı ifade etmeme rağmen, bir türlü anlaşılmadık ve bu noktaya çekmeye çalıştılar.

Ben döndüm, şunu söyledim: “Biz bu topraklarda kadim bir halkız. Bu topraklara dönüp gelip burayı vatan edinenler en az bizim kadar bu toprakların sahipleridir. Ama, Bosna’da Bosnalıların yani Sırpların zulmüne maruz kalıp, gelip burada Bosnalaşıp yani Türk milliyetçiliğine, ırkçılığına bulaşıp ve diğer halkalara, inançlara zulmedenlereydi sözüm ve bugün de bu sözümün arkasındayım. Ben yoksa kendi kimliğine… Bu topraklarda kendisini özgürce ifade edenler en az sizin ve benim kadar bu toprakların sahibidir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Sakık, “Haddinizi bileceksiniz.” cümlesinin…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Benim onlara asla bir sözüm olmadı ama gelip buralarda, Bosna’daki Sırpların ruh hâliyle eğer Bursa’da, Sinop’ta, Samsun’da, Sakarya’da halklara saldırırlarsa, vallahi, onlara da “Lütfen, haddinizi bilin.” deriz, benim sözüm buydu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Aynen, bu cümleyi sarf ettiği için, evet.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yoksa halkları asla incitmek… Ve bu topraklarda hepimiz bu toprakların sahibiyiz. Toprak hepimizi eşitleyecek, hepimiz toprakla eşitleşeceğiz. İki de bir çıkıp burada hepiniz “Türksünüz, Türksünüz, Türksünüz...” Ya, ben Türk değilim kardeşim ya! Ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O da senin şanssızlığın Sırrı Bey, o da senin şanssızlığın! Ne diyeyim ben?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bundan da bir sıkıntım yok ama bana dayatmayın Türlüğü, başka kimliği. Ben de başka hiç kimseye kimliğimi dayatmıyorum. Ama, ben bu toprakların sahibiyim, diğer halklarla da eşit olmak istiyorum, kendi dilimin, kültürümün özgürce kendisini bu topraklarda ifade etmesini istiyorum. 1920’lerin ruhunu bugün, burada, yeniden, birlikte inşa edelim. Barıştan niye korkuyorsunuz ya? Bu ülke sizin değil ki, babanızın çiftliği de değil, hepimizin ya!

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, biraz önce ben yokken ismim kullanılarak bana bazı sözler atfedilmiş. Yeni geldim ve tutanağı yeni okudum. Bir cevap hakkı verebilirseniz memnun olacağım.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz ama Sayın İnce düzeltti bildiğim kadarıyla.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Efendim?

BAŞKAN – Sayın İnce düzeltti.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama efendim, ben bunu yeni gördüm ve bir cevap vermek istiyorum izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz.

 

11.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un görüşülen kanun tasarısının 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) –  Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önce, benim yokluğumda bana atfen bazı sözler söylenmiş. Bunları şiddetle reddettiğimi söylemek istiyorum. Düşünce özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne, bu ülkenin barışına elbette saygı gösteriyoruz. Orada sehven söylenen bir sözü sanki benim gerçek sanki benim gerçek düşüncemmiş gibi ortaya atmalarını gerçekten çok yadırgadım. Artık yani içeriğine, sözlerimizin içeriğine söyleyecek bir şey olmayınca hitap tarzına ya da öyle sehven söylenen sözlere eğer değiniliyor ise bu çok anlamlı bir şey değildir. Önemli olan işin özüne yönelik neler söylediğimizdir. Biz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tüm söylediklerinizin özüne karşıyız. Özü yok ki zaten, bir şey yok.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – “Barış, barış.” diyorsunuz sevgili arkadaşlar, biz barışı sonuna kadar istiyoruz ama siz gerçekten barışı istiyor musunuz ben ondan çok emin değilim. Neden, barışı istiyorsanız… Biraz önce buraya çıkan hatip arkadaşımız dedi ki: “Biz, eğer, PKK olarak antiemperyalist olmasaydık şimdi Amerika’nın terör örgütü listesinde olmazdık.” Arkadaşlar, siz şunu söyleyin: BDP misiniz, PKK mısınız, lütfen bunu söyleyin! (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Öyle bir cümle kullanmadık, tutanakları okuyun, doğru düzgün konuşun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Biraz önce siz çıktınız, dediniz ki: “Zorunlu askerlik bu ülkeden kaldırılmalıdır.”

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz Kürt halkı olarak dedik.

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz Kürt halkının özüyüz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Ama, daha dün gazete haberlerinde vardı, 13-14 yaşındaki gençleri, siz, dağda askerliğe zorluyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz bana söyler misiniz, Ergenekon terör örgütünün neresindesiniz, söyler misiniz bana?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – “Eğer bir problem de olursa onları öne sürecekler.” deniyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Siz bir gün o dağlara bir gidin bakalım.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Peki, analar ağlamayacaktı, Kürt anaları ağlamayacaktı… Peki, yani Türkiye’den çektiğiniz, şu anda Türkiye’den kısmen çektiğiniz PKK militanlarını, PKK teröristlerini neden götürüp de Suriye’de savaşa sürüyorsunuz arkadaşlar? Neresi bunun barış Allah aşkına? Söyleyebilir misiniz bunu, neresi barış?

SIRRI SAKIK (Muş) – Ezbere konuşmayın ya ezbere konuşmayın!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Siz diyorsunuz ki: “Orta Doğu’daki -aslında lideriniz söylüyor- Suriye’deki, Irak’taki topraklardaki insanlarla birlikte olacağız, bir barış konferansı istiyoruz, kararlaşmaya çağırıyoruz.” Siz Türkiye’deki insanları, Kürt’ü, Türk’ü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – …herkesi oradaki savaş bataklığına sürüklemek istiyorsunuz. Neresi barış bunun?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Evet, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Partimiz adına, parti grubumuza hakaret yapıldı, onunla ilgili bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – “PKK” dendi diye hakaret yapıldıysa tutanaklara bakın, arkadaşınız aynen kullandı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ya, yeter konuştuğun be! Allah aşkına bu kadar agresif olma!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hayır, siz agresifsiniz ya, siz agresifsiniz!

SIRRI SAKIK (Muş) – Bir annesin, bir annesin…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Biraz saygı istiyoruz sizden!

 

12.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Evet, değerli milletvekilleri, içerik boş olunca, konuşacak bir şey olmayınca böyle, cümleleri dolandırıp, getirip burada gerçekmiş gibi sunuyorlar.

Şimdi, burada arkadaşımızın kullandığı şey şuydu: “Kürt halkı, başından beri dayatılan bütün zor politikalarına karşı antiemperyalist bir durum sergilemiştir.” demiştir. BDP’nin ve PKK’nin ayrımını siz daha yapamıyorsanız biz zaten sizinle siyaseten konuşacak bir şeyin olduğuna inanamayız.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Arkadaşınız öyle söyledi, ben söylemedim, konuşmacınız söyledi.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sen söyledin!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Şimdi bu antiemperyalistle ilgili ben birkaç şey söyleyeceğim. Muhatabım olmayan düşüncelerle burada herhangi bir polemiğe girmek istemem.

Bakın, antiemperyalist olmak nedir? Emperyalizmin doğru teşhisini yapmak için Orta Doğu coğrafyasına bakmak lazımdır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Irak’ın işgaline karşı çıkmaktır. Karşı çıktınız mı Irak’ın işgaline?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Emperyalizm, Orta Doğu’da cetvelle çizilen sınırlardır. Halkları tekleştirmeye çalışıp halklar arasında çatışma yaratan ulus devlet anlayışının tam kendisidir. Bakın, bu ulus devlet anlayışını inşa eden kimdir? Bu coğrafyada İslamcıları, solcuları, Alevileri, Kürtleri tekleştirmeye çalışıp onlar üzerinde zor kullanan zihniyetin altına bakın, kimin emperyalist olduğunu görürsünüz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kimdir, kim? Adını söyle de bilelim. O zihniyette olan kimdir; cumhuriyet mi, Atatürk mü?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Diğer taraftan, emperyalizm, dört ülke arasında 40 milyonluk bir halkı köleleştirip asimile etme oyununun tam kendisidir. Kürt halkını inkâr edip asimile etmeye çalışan zihniyetin kim olduğunu, bakın, görürsünüz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kim, adını söyle, kim? Söyle, söyle!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Üçüncü olarak, emperyalizm, bu ülkedeki darbe hukukuna sahip çıkanların zihniyetinin ta kendisidir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hadi oradan sen de!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – 12 Eylül Anayasası’nın bütün yasakçı zihniyetini hâlâ Anayasa Uzlaşma Komisyonunda savunan kimse, emperyalist zihniyet o zihniyetin ta kendisidir.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Olayı saptırıyorsun!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Niye Amerika’ya gittiniz de rol kapmaya çalıştınız, Sayın Baluken, onları açıklayın.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Biz başından beri antiemperyalist olduğumuz için…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Niçin gittiniz Amerika’ya?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …yoksulların, ezilenlerin mücadelecisi olduğumuz için…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kürecik füze kalkanına ne diyorsunuz, bir şey söylüyor musunuz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …Orta Doğu’daki en büyük halk hareketi olduğumuz için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Patriot’lara ne söylüyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …bütün emperyalist oyunlara karşı bedel ödeyerek dimdik ayaktayız, ayakta olmaya da devam edeceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çirkin, sizin de söz talebiniz var.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siz o gencecik insanlara bedel ödettiriyorsunuz ama siz değil!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Size cevap vermiyoruz, sizi muhatap da almıyoruz! (CHP sıralarından gürültüler)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ben sizi hiç almıyorum muhatap!

AHMET TOPTAŞ (Çanakkale) – Verme zaten! Ne cevap vereceksin ki!

BAŞKAN – Evet, Sayın Çirkin…

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan, biraz evvel bu oturumda Sayın Sakık ismimi de zikrederek…

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben sana bir şey demedim. Sen beni asıyorsun, bize antiemperyalist…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bir şey demedi, “yakışıklı” dedi, bir şey demedi yani.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – İsmimi de zikrederek bazı şeyler…

BAŞKAN – Adınızı zikredip ne söylemiş?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Buna cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, adınızı zikrederek ne söylemiş?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Efendim, Sayın Sakık burada önümdeki tutanağa göre…

BAŞKAN – Sayın Çirkin, tutanaklara bakalım, ona göre değerlendirelim.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 17 inci maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesinin birinci fıkrasına eklenen "yararlandırılmayan" ibaresinden sonra gelmek üzere "veya bu konuda bilgilendirilmeyen" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Erol Dora (Mardin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 445 sıra sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, uzunca bir süredir kamuoyunun merakla beklediği, gündeminden düşürmediği ve dördüncü yargı paketi olarak anılan kanun tasarısının, özellikle insan hakları ve uzun tutukluluk gibi temel toplumsal sorunlara nihai çözüm getirmesi bekleniyordu. Ancak, önümüzde duran yasa tasarısı tüm beklentileri karşılamaktan oldukça uzaktır. Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesiyle yetkili ağır ceza mahkemelerinin yetki alanına giren suçlardan yargılanan binlerce tutuklu ve hükümlü ile onların yakınları büyük beklentiler içine girdikleri hâlde, tasarı büyük bir hayal kırıklığına neden olmuştur. Tasarı ifade özgürlüğünü güçlendirmeyi amaçladığı hâlde, sadece propaganda suçuna ilişkin kısmi bir iyileştirme dışında ifade özgürlüğünün ihlaline yol açan diğer yasal düzenlemelerde bir değişiklik öngörmemekte, bu nedenle tasarı ifade özgürlüğü hakkını da yeterli düzeyde garanti altına almamaktadır.

Düşünce ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere, özellikle siyasal hakların kullanımı önündeki engellerin kaldırılmasına, uluslararası ve ulusal insan hakları örgütlerinin de ısrarla dile getirdiği gibi, bütünlüklü bir yaklaşımla insan haklarının korunmasına ve ihlallerinin sona erdirilmesine yönelik kapsayıcı bir düzenleme olacağına dair beklentiler “insan hakları ve düşünce özgürlüğü bağlamında değişiklik” başlığını taşımasına rağmen bu tasarıyla karşılanabilir olmaktan uzaktır.

Tasarının “Genel gerekçe” kısmından da anlaşılacağı üzere, bu düzenleme, sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tazminata ilişkin kararlarını azaltmayı ve görünümü kurtarmayı amaçlamaktadır. Son dönemde yasama faaliyetine hâkim olan kaygı verici zihniyet, bu tasarıda da kendini göstermektedir. İnfaz Yasası’ndaki değişiklikle “toplum güvenliğini, tehlikeye sokmak”, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Yasası’yla “makul sebepler”, “terörist” gibi hukuk uygulamasına soyut ve keyfî davranmaya açık kavramlar getiren bu yaklaşım, yeni tasarıda da yine “açık veya yakın tehlike”, “meşru göstermek”, “övmek”, “teşvik” ve telkin edici olmak” gibi hukuken ve siyaseten üzerinde oydaşma sağlanmamış muğlak ve esnek kavramları kullanarak kendini göstermektedir. Birbiriyle ilişki içinde olan bu düzenlemeler, insan hak ve özgürlüklerinin önemli güvencelerinden birini oluşturan hukuk güvenliği ilkesinden yani temel anlamıyla kanunilikten, yargı ve yürütmenin yasa ile bağlılığından uzaklaşma pahasına yapılan bir tercihi yansıtmaktadır.

Tasarının 17’nci maddesinde yapılan düzenleme ile, yakalama ve tutuklama kararlarına karşın kanunlarda öngörülen olanaklardan yararlandırılmayanlara tazminat isteme hakkı getirilmektedir. Kişi yakalandığında veya tutuklandığında bu kararlara karşı itiraz hakkı olduğu hâlde gerekli yerlere itiraz edip değerlendirmeye alınmazsa yani etkili başvuru yollarından yararlandırılmazsa bu düzenlemeden dolayı tazminat isteyebilecektir ancak kişinin başvuru yollarıyla ilgili bilgi sahibi olmaması, tazminat isteme hakkından muaf olmasına neden olmamalıdır. Her vatandaşın etkili başvuru yollarını bilemeyeceğini dikkate almak zorundayız.

Bu nedenle, yapılmış olan bu düzenlemeler kısmi iyileştirmeler getirmiş olmasına karşın, Türkiye’de gerçek anlamda bir ifade özgürlüğünün ve gerçek anlamda bir kanunilik ilkesinin getirilememiş olmasından dolayı muğlak ifadeler de taşımaktadır. İnanıyoruz ki bu barış sürecine uygun olarak, bundan sonra, demokratik bir hukuk devletine yaraşır yeni düzenlemelerin olabileceğini ve olması gerektiğini beklemek durumunda olduğumuzu ifade ediyorum.

Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Çirkin, inceledim tutanakları, sataşma nedeniyle söz istiyor musunuz?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın görüşülen kanun tasarısının ikinci bölümü üzerinde grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel bu kürsüde BDP Milletvekili Sayın Sakık, benim Hatay’da yaptığım konuşmayla ilgili birtakım değerlendirmelerde bulundu. Şimdi, öncelikle, oradaki muradımı burada bir defa daha ifade etmek istiyorum.

Asmak, hukukla olur. Biz, idam cezasının kalkmasına karşı durmuş tek siyasi partiyiz. Bir fikrî namusumuz var ve bulunduğumuz Mecliste bizim haricimizdeki tüm siyasi partiler, önce bunu kanundan kaldırdı, daha sonra da AKP iktidarı döneminde Anayasa’dan çıkarıldı. Biz, bunun geri getirilmesini istiyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bizi mi idam edeceksiniz?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Buradaki muradımız, amacımız; vatana ihanet sonucunda bu suçların idamla cezalandırılmasıdır, bu kadar basit. Böyle bir çoğunluk elde edersek de amacımız budur.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – CHP destekler, birlikte yaparsınız.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Şimdi, bir kere Kürt kökenli kardeşlerimizin hiçbirine bir sözümüz yoktur. Onlar, vatanına, milletine, devletine bağlı insanlardır. Kimseyi hukuksuz bir şekilde asmak gibi bir niyetimiz de asla olamaz. Yalnız, terörizmi savunacaksınız, teröriste övgüler düzeceksiniz, bebek katillerine övgüler düzeceksiniz, bunları özgürlük savaşçısı yapacaksınız ama sizin diliniz barış dili olacak. Biz buna karşı duracağız,“Türk milleti” kavramını ortadan yok etmeye çalışanlara karşı duracağız, fikrî namusumuzla biz de siyasi bir mücadele vereceğiz; dilimiz savaş dili olacak. Bunu kabul etmiyoruz. Biz “Türk-Kürt kardeştir, ayıranlar kalleştir.” sloganını ortaya çıkaran, Ülkü Ocakları münasebetiyle, bir siyasi hareketiz. Biz “Onlar ne kadar Kürt’se ben de o kadar Kürt’üm…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – “…biz ne kadar Türk’sek onlar da bizim kadar Türk’tür.” diyen Başbuğ Alpaslan Türkeş’in evlatlarıyız. Bizim etnik düşmanlığımız asla söz konusu olamaz. Bunlar çarpıtılmamalı. Sözlerimizin de arkasındayız.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sorun idam, sorun bizlerin ipe çekilmesi. Onun için söz almak istiyorum.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ne diye hakaret var acaba?

BAŞKAN – Size ne dedi de sataştı? Onu soruyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “İdam edelim.” diyor, daha ne desin ya?

SIRRI SAKIK (Muş) – Efendim, yaşam hakkımızı elimizden almak istiyorlar.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Vatana ihanet” diyor, “terörist” diyor.

BAŞKAN – Buyurun.

Sataşma nedeniyle…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Asalım.” diyor, daha ne diyecek?

BAŞKAN – “Asalım.” falan demedi yani dedi mi?

SIRRI SAKIK (Muş) – Dedi.

BAŞKAN – Dinleyelim bakalım.

Buyurun.

 

14.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum.

Ben, Sayın Çirkin’i -burada yoktu, kendisine söyledim- yani İlyas Salman’a da benzetmiştim. İnsanlar şeklen birbirine benzer. İlyas Salman benim için çok önemli bir şahsiyettir. Çünkü hep böyle emekten yana yer alan bir sanatçıdır ve benim evimin hemen başköşesinde, oğlum, eşim, ben, üçlü fotoğrafımız da var. Yani, ben o insanı da önemserim. O vesileyle, ben, sizin de… Buradaki insani ilişkileri de biliyorum.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Siz kendi sözlerinizi tevil ediyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ama sizin yaptığınız o konuşma: “Biz bayrak direklerine işte sehpaları kurarız. Orada Sayın Öcalan’ı da, Sırrı Sakık’ı da asarız.”

Şimdi, ey televizyonları başında bizi izleyenler! İşte, biz diyoruz ki bu partilerin ölümden başka bir projeleri yok. Biz birlikte yaşam istiyoruz, birlikte bir hayat istiyoruz, eşit koşullarda yaşamak istiyoruz. “Hayır.” diyorlar, “Siz bize benzeşeceksiniz. Atalarınız bize nasıl kölelik yaptıysa, onlara nasıl zulmettiysek size aynı şeyi yapacağız. Dilinizi, kültürünüzü, kimliğinizi yasaklayacağız. Ama siz ‘Biz Kürt’üz.’ dediğiniz zaman vallahi sizi asarız.” diyorlar. Vallahi bu politikalar bitti. Bu politikalar iflas etti. Bu politikaların artık hiçbir karşılığı yok. Emin olun, siz önemli bir şey yaptınız. İktidar olduğunuz dönemde idamı gündemden çıkarmanız sizin için çocuklarınıza bıraktığınız en büyük mirastır.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Biz çıkarmadık, çıkarmadık.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kim çıkardı?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani, o dönemde idam nasıl kaldırıldı, o hükûmetler döneminde, o koalisyon döneminde bütün Türkiye biliyor, iyi bir şey yaptınız. Allah sizden razı olsun bu konuda.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Biz yapmadık, boşuna dua etmeyin. O tarafa dua edin, bize değil!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yine, gelin, şimdi de bu barış sürecine hep birlikte destek verelim, gelin burada yeni bir Türkiye'yi birlikte inşa edelim.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür edecek sırayı şaşırmışsınız efendim siz, o tarafa teşekkür edin.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Hayır, idamı kim kaldırdı?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yoksa polemiklere girerek yani toplumu tetikleyerek, gençliği tetikleyerek hiçbirimiz bir yere varamayız. Hepimizin yaşayabileceği ortak bir Türkiye'yi yaratabiliriz.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Zaten Devlet Bahçeli kızmış idamdan bahsettiği için.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan, ben asla “ ‘Biz Kürt’üz’ diyeni asarız.” diye bir cümle kullanmadım. Bu sözlerim çarpıtılmıştır, demin kürsüde yaptığım konuşmadaki çarpıtılmıştır.

BAŞKAN – Biraz önce açıkladınız zaten.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Efendim, böyle diyor: “‘Biz Kürt’üz.’ ‘diyeni asarız.’ diyorsunuz.” diyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, oradan öteye bir şey var. Yani, Milliyetçi Hareket Partisinin…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Uzunırmak, siz oturur musunuz, önce Sayın Çirkin’e söz veriyorum. Lütfen, kendi arkadaşınıza şey yapın.

Buyurun Sayın Çirkin.

 

15.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Sakık, önce, idamın kalkması konusunda -siz bunu bilerek yapıyorsunuz zaten ben buna inanıyorum- teşekkür edecek sırayı şaşırdınız. Oraya teşekkür edeceksiniz, buraya değil.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Biz ne arıyorduk o zaman ya? Üç tane siyasi parti vardı biliyorsunuz: Demokratik Sol Parti, Anavatan Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Bir diğer konu da Milliyetçi Hareket Partisinin hiçbir ferdi “’Ben Kürt’üm.’ diyeni asarım.” diye bir cümle kullanmadı, kullanmaz. Milliyetçi Hareket Partisi fikrî temeline milliyetçiliği almış bir siyasi harekettir. Milletin içerisinde de Kürt kardeşimiz de, Arap kardeşimiz de, farklı etnik kökenlerden kardeşlerimiz de olduğunu ifade edeceğiz, ondan sonra bunların içinde “Ben Kürt’üm.” veyahut “Ben Arap’ım.” diyeni asacağız. Hayır. Biz bayrağımıza hakaret edeni, biz milletimizi katillikle suçlayanı, biz devletimizi yıkmak isteyeni; biz askerimize, polisimize, evlatlarımıza kurşun sıkanları, bunları şehit edenleri, idam cezasını getirip asacağız diyoruz. Bunun ne mahzuru var? Her demokratik ülkede bu hak değil midir?

SIRRI SAKIK (Muş) – Değildir tabii ki.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Kanunla kalktı, bir gün geri kanunla gelir. Olay bu kadar basit.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hiçbir demokratik ülkede idam yoktur.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Konuşmamın geri kalan süresini kullanmama da gerek duymuyorum. Gerçekleri çarpıtmayın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Demokratik ülkelerde idam yoktur. Hangi demokratik ülkede idam var?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Buyurun efendim?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hangi demokratik ülkede idam var?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Amerika’da yok mu?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Demokratik ülkede idam olur mu?

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Amerika’da yok mu? Sizin gidip görüştüğünüz, şu anda başlattığınız süreci destekleyen Amerika’da idam yok mu? Var değil mi?

SIRRI SAKIK (Muş) – Avrupa’da hiçbir ülkede idam yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Var, bazı eyaletlerinde var.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Yani, bu bizim hakkımız. Millet eğer bize bu gücü verirse bundan çekinmeyeceğiz. Kesinlikle…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Amerikan sistemini savunuyorsanız, bazı eyaletlerindeki yargıda vardır, bazılarında yoktur.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) –Lafı çarpıtmayın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Nerede çarpıtacağım, siz diyorsunuz.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Ben lafımı söyledim, siz de anladınız, gerisi boş.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Amerikan sistemini savunuyorsanız, kendi eyaletinize uygularsınız.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, Sayın Çirkin’den öteye, MHP’nin tüzel kişiliğine ait…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, burada Grup Başkan Vekili var. Eğer partiyle ilgili…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Grup Başkan Vekili anlayamamış olabilir, başka bir şeyle meşgul oluyor olabilir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, zaten cevap verdi.

BAŞKAN - Bir saniye… Yetki verdi Grup Başkan Vekili.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bakın, kişisel bir hakaret yoktur, parti adına çıkıp cevap verdi.

BAŞKAN – Efendim?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Çirkin’in şahsına yönelik bir hakaret yoktur.

SIRRI SAKIK (Muş) – Kendisi de “Biz idamı istiyoruz.” dedi, parti adına idamı istediğini söyledi.

BAŞKAN – Tamam, dinleyeceğiz, ondan sonra da…

Evet, Sayın Uzunırmak…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Ali Uzunırmak, grubumuz adına konuşacak.

BAŞKAN – Evet, ne söylüyorsunuz?

Buyurun, dinliyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Milliyetçi Hareket Partisinin tüzel kişiliğine yapılan yanlış bir ifade vardır.

BAŞKAN – Sayın Çirkin cevap verdi Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Şahsıyla ilgili meseleye cevap verdi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, bir konuya bir kişi cevap verir, lütfen…

Teşekkür ediyorum.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, olmaz böyle bir şey ya!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, bakın, ben o zaman, meseleye, müsaade ederseniz…

Sayın Sakık Milliyetçi Hareket Partisinin öldürmekten başka bir projesinin olmadığını söylüyor.

BAŞKAN – Sayın Çirkin cevap verdi hem şahsıyla ilgili hem partiyle ilgili.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Ben kendi adıma cevap verdim.

BAŞKAN – Tutanakları getirelim yani neye cevap vermiş?

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, söz konusu Milliyetçi Hareket Partisi olunca buna cevap vermek durumundayız.

BAŞKAN – Tamam, verdi diyorum ben de.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Uzunırmak bunun için söz istedi ama eğer Grup Başkan Vekili…

BAŞKAN – Sayın Şandır, şöyle bir usulümüz var mı: Bir partiyle ilgili bir şey söylediği zaman birkaç milletvekilinin bu konuyla ilgili açıklama…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya tüzüğünde olmayan, hiçbir belgesinde olmayan bir şeyi nasıl oradan bu kayıtlara geçiriyor da cevap verilmiyor Sayın Başkan? Böyle bir şey var mı ya?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hakaret ediyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Sayın Çirkin’e, ikinci kişisel cevapta, şahsına yönelik bir sataşma yoktur.

BAŞKAN – Şimdi, anlatmak istediğiniz…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hangi programında varmış Milliyetçi Hareket Partisinin “Kürt’üm.” diyeni öldürmek, başka bir şey yapmak? Nerede var bu?

BAŞKAN – Hayır, hiçbir parti için yok.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Buradan da beyan ediliyor “Milliyetçi Hareket Partisi böyle diyor.” diyor.

BAŞKAN – Anladım da Sayın Çirkin cevap verdi diyorum bütün bu…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Vermedi Sayın Çirkin buna cevap Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, neyi konuştu vermedi de?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, Sayın Çirkin’in verdiği cevap bu değil.

BAŞKAN – Neye verdi peki?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Neye verdi? Getir tutanakları, oku.

BAŞKAN – Okuyalım tutanakları, değerlendirelim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Oku tutanakları, ondan sonra görüşelim. Nasıl bir mantık ya?

BAŞKAN – Tutanakları getirelim, tamam. Eğer Milliyetçi Hareket Partisine karşı yapılan suçlamaya cevap vermemişse söz vereceğim, tamam.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili benim. Yani, Sayın Çirkin kendi şahsıyla ilgili polemiğe cevap verdi.

BAŞKAN – Buyurun, size söz veriyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu Meclis böyle yönetilmez; çorba yaptınız, çorba!

 

 

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, gerçekten tatsız bir tartışmanın içindeyiz.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi adına Milliyetçi Hareket Partisini ilzam edecek bir söz söylemek sizin haddiniz değil Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sizin de idam haddiniz değildir o zaman.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Haddimiz lan, isteriz idamı! Ne var?

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne varsa ben de çıkıp haddiniz değil derim!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ne oldu?

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz de idam edemezsiniz!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İdam ederim, edilmesini söylerim burada.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben de haddiniz değil derim.

(MHP ve BDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler ve milletvekillerinin birbirlerinin üzerine yürümesi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.22

 

 

 

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 91’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

445 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

 

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

17’nci madde üzerinde verilen önergeyi okutacaktım ancak…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Şandır, buyurun, çünkü daha önce söz vermiştik.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması (Devam)

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle başta Sayın Sırrı Sakık ve arkadaşlarının ve herkesin ve bütün dünyanın Milliyetçi Hareket Partisini katillikle suçlamak hakkı ve haddi değildir. Bunun bir yanlış anlama olduğunu…

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz öyle bir şey demedik.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sözünü geri almaz, bunun yanlış anlaşıldığını ifade etmezse, bunu Milliyetçi Hareket Partisine karşı düşmanlık olarak görür, karşılığını veririz. Bunu herkes böyle bilmeli.

Milliyetçi Hareket Partisi, terör suçları, savaş ve yakın savaş hâlleri dışında idamın kaldırılmasını anayasal hukuk hâline getirmiştir. Doğrusu budur. Milliyetçi Hareket Partisinin ortağı olduğu iktidarın teklifi olarak, tüm Türkiye Büyük Millet Meclisinin ittifakıyla terör suçları, savaş ve yakın savaş hâllerinde işlenen suçlar hariç idam kaldırılmıştır ama daha sonra Milliyetçi Hareket Partisinin dışında kalan tüm partiler birleşerek terör suçlarından da idamı kaldırmışlardır.

Değerli arkadaşlar, terör idam cezası bir siyasi tavırdır. (AK PARTİ ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Komisyonda ne oldu, komisyonda?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Dinleyin lütfen. İdam cezası…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Gel, sen anlat oradan.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Komisyonda ne oldu, komisyonda?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Yakışmıyor size. Size yakışmıyor… Size yakışmıyor…

Yani, Sayın Başkanım sözümü biraz daha…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Gel de anlat oradan laf edene kadar.

MUHARREM VARLI (Adana) – Serbest bırakmaya kalkıyorsunuz, daha konuşuyorsunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) –  Gel de orada anlatsana!

MUHARREM VARLI (Adana) – Terbiyesizlik yapma! Grup Başkan Vekili konuşuyor, terbiyesizlik yapma!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, süremi biraz uzatabilir misiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, önemli bir konuyu konuşuyoruz, onun için yani meseleyi böyle laf atarak sulandırmanız size yakışmıyor, milletvekili kimliğinize yakışmıyor, şahsınıza hiç yakışmıyor.

Değerli arkadaşlar, idam cezası bana göre siyasi bir hassasiyet tavrıdır, cezalandırmadan öte. Eğer ki idam cezası verdiğiniz konuda sizin hassasiyetinizin  ifadesidir idam cezası.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, sözümü bitireyim, süre verin lafımı bitireyim, istirham ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır, biliyorsunuz böyle bir uygulamamız yok.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani ama sözümü kesip laf atmalar oldu.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Oradan ağır laf atıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, bu hareketleri bırakın, böyle çağırıp bağırmakla olmaz yani. Yani, herkese laf atılıyor.

MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Herkese laf atılıyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sana mı soracağız ya!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Lütfen, bir yarım dakika, otuz saniye daha istirham ediyorum.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Şandır, ben istirham ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Size soracağız sanki ne konuşacağımızı.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sana ne!

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

 

BAŞKAN – 17’nci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 17. Maddesinin son cümlesindeki imkanlarından ibaresinin metinden çıkartılarak "olanaklarından" ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

Namık Havutça (Balıkesir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Namık Havutça, Balıkesir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 17’nci maddesi üzerinde verilen önerge üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Adalet Bakanı, hukukun temeli meşruiyet, meşruiyetin temeli de adalettir. İktidarınız döneminde adalet ve adalete olan güven ne yazık ki toplumun tüm kesimlerinde kanayan bir yara hâline gelmiştir. Hukukçular gerekçeyle konuşur. Bugün, üç gün önce Silivri’de milletvekili arkadaşlarımızla özel yetkili mahkemedeydik. Orada adil bir yargılanma değil, bir yargılanma olmadığı konusunda tüm milletvekili arkadaşlarımızla tanık olduk. Bakın, bir: Savunmanın özgürce savunma yapması ve deliller toplaması o mahkemede sağlanabiliyor mu? Duruşmada aleniyet ilkesine uyuluyor mu? Savunma tanıkları dinleniyor mu? Duruşmaları basının izlemesi, halkın izlemesi için gerekli koşullar sağlanmış mı? Duruşmada yasamayı temsil eden milletvekilleri orada, duruşma esnasında yerine oturmak istiyor, mahkeme başkanı tarafından milletvekilleri bile yok sayılıyor, yasama yok sayılıyor ve en önemlisi, mahkemelerde -Anayasa’da teminat altına alınmış olan- hâkimlerin bağımsızlığı ve vicdani özgürlüğü sağlanabilmiş mi? Bu koşullar var mı Silivri mahkemelerinde?

Değerli arkadaşlarım, mahkeme başkanı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereği olarak orada tutuklu olanların tutuksuz yargılanması konusunda rey kullandığında o mahkeme başkanı derhâl oradan, mahkeme üyeliğinden alındı. Şimdi, onun yerine bir başka mahkeme başkanı atandı. O mahkemedeki hâkimlerin vicdanı adalet adına özgür mü şu anda? Hayır, değil.

Değerli arkadaşlarım, bakın, mahkemede yargının kurucu unsurları savcı ve avukattır. Orada, Silivri mahkemelerinde savcılarla avukatlar eşit konumda, silahların eşitliği, yargılamanın eşitliği konusunda da eşit durumda değildir. Siz şimdi buradan, bırakın adil yargılanmayı, Silivri’de bir yargılama olduğunu söyleyebilir misiniz Sayın Adalet Bakanı?

Paket üstüne paket çıkarıyorsunuz, baroları tehdit ediyorsunuz; baro başkanları gelip mahkemede duruşmayı izleyemiyor, jandarmalar, Robocop’lar avukatları tekme tokat dışarı atıyor, baro başkanları yerlerine oturamıyor, halka barikatlar kuruluyor, tazyikli sular sıkılıyor, basın içeri alınmıyor. Nasıl bir yargılamadır bu?

Ve toplum soruyor; adalet, adalet, adalet arıyor. Türkiye’de adalete olan güveni yok ettiniz. Hükûmetiniz döneminde, evet, bulgur dağıttınız, makarna dağıttınız ama adaleti yok saydınız ve bu toplumda, Sayın Bakan, o adalet ve yargının bağımsızlığı bir gün size de lazım olacak, bunu asla unutmayın. Bu halkın karşısında adaleti ayaklar altına alan, halkın iradesini, milletvekillerini bile yok sayan, orada oluşturduğunuz Gestapo mahkemelerinin karşısında milletin iradesini yok sayan anlayışın karşısında bir gün o adalet size de hiç kuşkusuz lazım olacak.

Ve en acısı da milletvekili arkadaşlarımızla, adil yargılanmayı bırakın etkilemeyi, orada en masum tavrımızla yerimize oturmak istediğimizde engellendiğimizde ve buna tepki koyduğumuzda, kendisini demokrat olarak tanımlayan bakanlar tarafından bir de açıkça tehdit edildik, hakkımızda fezlekeler düzenlenmesi istendi. Dokunulmazlıkları kaldırırmışsınız, bizi yargılarmışsınız! O dokunulmazlıklarımızı kaldırın, o fezlekeleri biz demokrasi adına, hukuk adına, yargı bağımsızlığı adına bir şeref madalyası olarak göğsümüzde taşıyacağız Sayın Bakan.

Biz buradan, evet, Türkiye’de insan haklarına saygılı demokrasiyi, yargının bağımsız olduğu gerçek bir hukuk devletini hep birlikte yaratmak adına büyük bir sorumlulukla karşı karşıyayız ama bu yargı paketlerinin sorunu çözmediği, adil yargılanma hakkını sağlamadığı, yargının bağımsızlığını sağlamadığı çok açık. O nedenle, gelin, gerçek bir yargı paketi çıkaralım. Orada, milletvekillerini dünyanın hiçbir yerinde olmadığı gibi, demokratik bir ülkesinde olmadığı gibi, gerçekten, millet iradesini temsil eden milletvekillerimizi buraya getirecek önlemleri alalım. O paketi getirin, bu paketler bir işe yaramıyor.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Salt çoğunlukla katılmazsa önergeyi işlemden kaldıracağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı Kanun Tasarısına 17 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İbrahim Binici                                     Nazmi Gür                                        Halil Aksoy

                    Şanlıurfa                                              Van                                                   Ağrı

          Abdullah Levent Tüzel                            İdris Baluken

                     İstanbul                                             Bingöl

“MADDE 18- 5271 sayılı Kanunun 142 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesi ve ikinci fıkrasında yer alan “karara bağlanır” ibaresinden önce gelmek üzere “ya da haksız yakalama ya da tutuklama kararı veren yargı yerinde bulunan ağır ceza mahkemesinde” ibaresi ile maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

(9) 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanunun kapsamında kalıp dava açma hakkını kullanamayanların mağduriyetlerinin giderilmesi için altı ay içinde başvuruları halinde maddi ve manevi her türlü zararlarını, devletten isteyebilirler.”

BAŞKAN – Evet, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Komisyon üyelerini davet edelim Sayın Başkanım.

Evet, Adalet Komisyonu üyelerini buraya davet ediyorum.

Yok.

Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılamadığından önergeyi işlemden kaldırıyorum.

18’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 18. Maddesine (a) bendi ibaresinin yanına “ve (c)” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

                   Kazım Kurt                                Dilek Akagün Yılmaz                               Gürkut Acar

                    Eskişehir                                             Uşak                                               Antalya

                  Ali Serindağ                                Ayşe Nedret Akova                               Muharrem Işık

                    Gaziantep                                          Balıkesir                                           Erzincan

                  Celal Dinçer

                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN  (Hatay)  – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ayşe Nedret Akova, Balıkesir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 18’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hükûmet sürekli yargı paketleri, paketçikleri getirmesine rağmen hâlen adil yargılanmayı sağlayamamakta, insan hakları ihlallerini engelleyememektedir çünkü bütün tasarıların içeriği gerçekte boştur. Adalet adına, demokrasi adına, insan hakları adına çözüm üretilmemektedir. Millî irade iki senedir tutukludur. Muhalefet eden gazeteciler, ülkemizi koruyan askerler dört yıldır tutukludur. Suçunun ne olduğunu bilmeden, ortada delil yokken tutuklanıp sonradan delillerin toplanma aşamasında karartılacağı endişesiyle tutukluluğna karar verilmesi hangi adalet anlayışının sonucudur?

Gerçekten insan haklarının ihlal edilmesi engellenmek isteniyorsa öncelikle ortada suç ve delil olmadan uzun tutukluluk kararlarını engelleyecek kanun hazırlanmalıdır. Şu hâliyle tutuklu yargılamalar fiilî mahkûmiyettir, peşinen suçun kabulüdür. Ortada delil olmamasına rağmen, teröristlerin, dengesiz kişilerin, tecavüz suçlularının tanıklıkları, imzasız mektuplar sonucu bu kadar uzun tutukluluk sürelerinden sonra, kişi hak ve hürriyetleri engellendikten sonra mahkemelerin acaba hukuksuzluklarını fark edip sanıkları salıvermeleri mümkün müdür sizce?

Kanun tasarısının başlık ve içeriği arasında uyumsuzluk vardır. İnsan hakları ve ifade özgürlüğü bağlamında değişiklik teklif edilmesine rağmen içerikte bunun yakınından bile geçilmemektedir. Her şeyden önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi üyelerinin tutukluluk durumunu iki yıldır çözemediyse nasıl insan haklarını sağlama amaçlı bir kanun komisyonlardan rahatlıkla geçebilmekte ve şu an görüşülmektedir anlamak mümkün değildir.

“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarıyla uyum sağlamak amaçlanıyor.” denilmesine rağmen birçok noktada geriye doğru gidilmektedir. Üstelik bugün yargıya hâkim olan taraflılığa, kamuoyunu meşgul eden mevcut hukuk sorunlarına, savunma ve adil yargılanma hak ihlallerinin önemli bir bölümüne kesinlikle yanıt vermemektedir. Düşünce suçu yaratmaya açık maddeler ayıklanmamıştır. Adil yargılanma için de düzenlemeler yoktur. Savunma ihlalleri, sahte deliller, teröristten, adi suçludan tanık, Genelkurmay başkanından sanık olunan, birçok aileyi perişan eden, uzun tutukluluk süreleriyle suç kesinleşmeden suçlu ilan edilen, ihmalsizlikler yüzünden yargılanmadan intiharlara, ölümlere sebep olunan davalar için beklenen çözüm bu tasarıda hiç yer almamıştır. Adil yargılanma için bekleyen tutuklular ve aileler için bu tasarı tam bir fiyaskodur. “İnsan hakları” tasarının sadece adında yer almaktadır. “Dağ fare doğurdu.” tanımı bu tasarıya uygundur.

Türkiye’nin AİHM kararları açısından görünümünü daha iyi bir noktaya taşıyabilmenin amaçlanması ise daha da kötü bir demokrasi ve hukuk anlayışı yaklaşımıdır. Amaç, her zaman herkes için eşit adalet ve mutlaka adil yargılanma olmalıdır. AİHM’de yargılanmamak için değil, vatandaşlarını evrensel hukuk kurallarına göre, tarafsız ve adil bir şekilde yargılayabilmek için kanun tasarısı hazırlanmalıdır.

Türkiye’nin yargının işleyişi açısından iftihar edilebilecek tek bir yönü bile bulunmamaktadır. Var olan hukuksuzlukları, insan hakları ihlallerini engellemek için tasarı hazırlanması gerekirken İmralı’yla yapılan ince hesaplara göre terör örgütünün faaliyetlerini meşrulaştırmak için tasarı hazırlanması kabul edilemez.

Kanun tasarısıyla güdülen asıl amaç, insan hakları ihlallerini önlemek, ifade özgürlüğünü sağlamak değildir; varılmak istenen amaç, terör örgütünü meşrulaştırmaktır. Terör örgütü propagandası serbest bırakılmıştır. Terör örgütleri meşrulaştırılırken bu suçlardan hükümlü ve tutuklu olanlara ise örtülü bir af getirilmiştir. Suç ve suçluyu övmeyi yasaklayan Türk Ceza Kanunu’nun 215’inci maddesindeki suçun unsurları değiştirilerek kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması şartı olarak terör örgütlerine ve elebaşlarına serbestlik sağlanmaktadır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 19. Maddesinin son cümlesindeki kesinleşmesinden itibaren üç ay ibaresinin metinden çıkartılarak “kesinleşmesinin tebliğinden itibaren altı ay” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                                Kazım Kurt                                       Gürkut Acar

                        Uşak                                              Eskişehir                                           Antalya

                  Ali Serindağ                                     Rıza Türmen                                    Muharrem Işık

                    Gaziantep                                             İzmir                                              Erzincan

                  Celal Dinçer

                     İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 19. Maddesi ile değiştirilen 5271 S.K.nun 172. Maddesine eklenen fıkrada bulunan "talep edilmesi halinde" ibaresinin metinden çıkarılmasına ''şikâyete tabi suçlarda talep edilmesi ve diğer suçlarda resen" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                  Mehmet Erdoğan

                       Konya                                                İzmir                                                Muğla

               Mustafa Kalaycı                                     Alim Işık                                       Mehmet Günal

                       Konya                                             Kütahya                                             Antalya

                  Oktay Öztürk                                   Mehmet Şandır

                     Erzurum                                             Mersin

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 19 uncu maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 172. maddesine eklenen 3. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Halil Aksoy                                     İbrahim Binici                                     Nazmi Gür

                        Ağrı                                              Şanlıurfa                                               Van

                    Erol Dora                                       İdris Baluken                                    Murat Bozlak

                      Mardin                                              Bingöl                                               Adana

                           

          Abdullah Levent Tüzel

                     İstanbul

"Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ile tespit edilmesi üzerine kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı veren yer savcılığınca yeniden soruşturma açılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili; 445 sıra sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla ilgili yapılan açıklamalarda öngörülen düzenlemelerin AİHM içtihatlarına uyum kaygısıyla yapıldığı belirtildiği hâlde maddelerin düzenlenmesinde AİHM içtihatları dikkate alınmamıştır. Paket, terör örgütü üyeliği, terör örgütü propagandası yapılması, terör örgütüne ait yayınları basma gibi suçlarda değişiklik getirmiştir. Buna göre “terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden” ibareleri ilgili maddelere eklenmiştir. Hükûmet, bu şekilde, AİHM'in bu tür suçlar açısından getirdiği şiddet kriterini yasaya eklediğini iddia etmektedir. Fakat, söz konusu düzenleme AİHM'in getirdiği standartları, muğlak, genel ifadelerle aşırı şekilde genişleten tanımlardır. AİHM, açıkça şiddet eylemine başvurulmadıkça, barışçıl bir şekilde beyan edilen tüm düşünce ve ifadelerin rahatsız edici, absürt, hatta şok edici olsa dahi meşru olduğuna ilişkin sayısız karar vermiştir. Nitekim, Türkiye'yi tazminata mahkûm ettiği “Kılıç/Türkiye, Karataş/Türkiye, Gül ve diğerleri/Türkiye, Sürek ve Özdemir/Türkiye” kararlarında bu konudaki esaslar açıkça belirtilmiştir. Buna rağmen, geniş bir şiddet tanımı getirerek “övmek”, “meşru göstermek” gibi ifadelerle hâkimlere verilen geniş takdir yetkisi insan hakları ihlallerini önlemeye yetmemektedir. Kaldı ki sözü edilen suçlara verilen ceza hadleri de yüksektir. Bu suçlar hem Türk Ceza Kanunu’nda hem de Terörle Mücadele Kanunu'nda düzenlenerek ceza hadleri normalden yukarıya çekilmiştir.

Değerli milletvekilleri, ayrıca şunu belirtmekte yarar var: Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi uyarınca, İnsan Hakları Komitesinin, 106’ncı Oturumunda, 2012 tarihinde, kabul ettiği Türkiye ile ilgili sonuç raporuna göre, Türkiye'nin ifade özgürlüğü bağlamında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’ndaki terör tanımını mutlaka değiştirmesi, yargılama öncesi tutukluluğun yasal süresinin Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesine uyumlu hâle getirilmesi ve tutuklamanın istisnai bir tedbir olarak kullanılmasını sağlaması, TCK'daki ve TMK'daki yasa dışı örgüt tanımının muğlaklıktan ve açık olmayan anlamından kurtarılması ve net bir tanımlamaya kavuşturulması, vicdani ret hakkının mutlaka tanınması ve vicdani retçilere ceza verilmesinden vazgeçilmesi, TCK'nın ifade özgürlüğünü kısıtlayan maddelerinin mutlaka değiştirilmesini tavsiye etmiştir.

Tüm bunların yanı sıra, siyasi tutsakların cezaevlerindeki durumu ve yaşanan hak ihlalleri, yargı paketlerinin bu hâliyle demokratikleşmeye bir katkısının olmayacağını göstermektedir. Türkiye'nin hemen her cezaevinden, hâlâ, işkence, yayınlara erişememe, çıplak arama, Kürtçe yasağı, açık görüş yasağı, haksız yere disiplin cezası gibi insan hakları ihlallerine ilişkin şikâyetler gelmektedir. Yaklaşık üç yıldır yapılan tüm şikâyetlere rağmen Tekirdağ Cezaevinde yaşanan ihlallerin ardı arkası kesilmemektedir. Daha bir yıl önce açılan ve çıplak arama, zorla çalıştırma, darp vakalarının yaşandığı Şakran kampüsündeki Cezaevi siyasi tutsaklar daha düne kadar yaklaşık üç haftadır açlık grevindeydiler. Ancak, ne yazık ki Türkiye'nin cezaevleri sorunu konusunda İşkenceyi Önleme Örgütü de sessiz kalmayı tercih etmektedir.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü üzere, içeriğinin tamamen iktidar tarafından belirlendiği ve yapım süreçlerinin hiçbir aşamasında muhalefetin ve farklı görüşlerin dikkate alınmadığı yargı paketleri, sorunu çok kısa süreliğine ötelemekten başka bir amaca hizmet etmemektedir. İfade, düşünce, toplanma ve örgütlenme özgürlüğünün kullanılması önündeki ilgili tüm yasalardaki tüm engelleri kaldıracak bir yasal düzenlemenin zamanı geldi de geçiyor. Türkiye'de yaşayan tüm vatandaşlarımızın gerçek bir siyasi özne olabilmelerinin yolu kendilerini özgürce ifade edebilmekten geçmektedir. İçinde bulunduğumuz çözüm ve barış sürecinin ruhuna uygun yasalar ivedilikle çıkarılmalıdır. Özgür, demokratik ve barışçıl bir Türkiye'ye hepimizin ihtiyacı var.

Bu duygularla Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 19. maddesiyle değiştirilen 5271 S. K.nun 172. Maddesine eklenen fıkrada bulunan “talep edilmesi halinde” ibaresinin metinden çıkarılmasına, “şikâyete tabi suçlarda talep edilmesi ve diğer suçlarda resen” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bazı sözler yarım kalmamalıdır, tamamlanması gerekir. Bunun için biraz önce söz atmalarınızla kaybettiğimiz zamanda ifade edemediğim düşüncelerimi ifade etmek için söz aldım.

Değerli arkadaşlar, öncelikle tekrar ifade ediyorum: Milliyetçi Hareket Partisi, insanı, insanı yaşatmayı, insanı sevmeyi, insana hizmet etmeyi siyasetinin merkezine almış bir siyasi harekettir. Milliyetçi Hareket Partisini öldürmekle suçlamak hadsizliktir, haksızlıktır, bunu asla kabul etmeyiz.

İdam cezasıyla ilgili ithamın da aslı şudur: Milliyetçi Hareket Partisinin iktidar olduğu dönemde terör suçları, yakın savaş ve savaş hâlleri dışında idam cezasının bütünüyle kaldırılması yönünde iktidar partilerinin verdiği kanun tasarısına tüm Parlamentonun katılımıyla anayasal bir hukuk kurulmuştur. Yanlış hatırlamıyorsam, Anayasa’nın 38’inci maddesinin dokuzuncu fıkrasına “Terör suçları, savaş ve yakın savaş hâlleri dışında ölüm cezası kaldırılmıştır.” hükmü konulmuştur ve ilk defa Anayasa’mızda terör suçlarının idamla cezalandırılacağı ama terör suçları hariç idam cezasının artık uygulanmayacağı bir anayasal hukuk hâline getirilmiştir. Bunun kurucusu Milliyetçi Hareket Partisidir. Ancak, daha sonra koalisyon ortaklarımız da dâhil olmak üzere, Parlamentonun o günkü MHP dışındaki tüm partilerin, ki Adalet ve Kalkınma Partisinin de ve diğer partilerin de katılımıyla Anayasa’dan da terör suçlularından idamın kaldırılması bir anayasal hüküm hâline getirilmiştir. Buna tek karşı çıkan Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur, işin gerçeği budur.

Değerli arkadaşlar, idam cezasıyla ilgili kanaatimi de ifade etmiştim, yarım kalmıştı. İdam cezası veya cezaların en ağırı olarak tarif edilen idam cezası, bana göre, bir cezalandırma unsuru olmaktan çok, hassasiyet duyduğunuz konuya karşı işlenen suçlara verilebilecek en ağır cezanın istenmesi hadisesidir. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu milletin birliğini çok önemsiyoruz ve çok değerli buluyoruz, insanın hayatını çok önemli ve çok değerli buluyoruz; milletimizin birliğini parçalamaya, devletimizi yıkmaya, insanımızı öldürmeye karar vermiş ve bunu uygulamaya koymuş terör örgütüne karşı en ağır ceza olan idamı istiyoruz; dün de istedik, bugün de istiyoruz, işin aslı bu. Yani, siz bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü önemsemiyorsanız isterseniz idam cezasını kaldırın, kaldırdınız zaten. Bu ayrımı ortaya koymak lazım.

Bu sebeple söylüyorum, yani burada biraz önce de söyledim, Sayın Başbakanın davetiyle silahlar bırakılıp düz ovaya inildi, Meclise kadar gelindi ve bu kürsüye kadar çıkıldı. Burada bölücülük yapılıyor. Eğer, Türkiye bir hukuk devletiyse, bu cari hukuk geçerliyse, bu Anayasa geçerliyse burada söylenen sözlerin birçoğu, bana göre, çıkartılan yasaların da birçoğu resmen bölücülük yapmaktadır, bu ülkeyi bölmektedir. Çünkü, bu, ülkenin ortak paydası, ortak kimliğidir. Bu kimliğin adı Türk milletlidir, bu kimliğin adı Türkiye Cumhuriyeti devletidir, bu kimliğin adı bayraktır, bu kimliğin adı Türkçedir. Siz, bunların dışında başka kimliklerin olduğunu ifade ederseniz, başka egemenlik alanlarının olduğunu ifade ederseniz… “Kürt coğrafyası.” deniliyor, var mıdır böyle? Sayın Başbakanın ifadesiyle söylüyorum: “Kürt vatandaşlarım.” diyor. Hayır, bu ülkenin bir tek milleti var. Bu millet, bu ülkede yaşayan insanların toplamıdır, bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan insanların toplamıdır. Bizim ortak kimliğimizdir Türk milleti ve bu Türk milletinin önünde, burada namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ederek milletvekili olabildik ama burada kalkılıyor “Bana hiç kimse Türk’üm dedirttiremez.” diye nutuk atılıyor ve buna hiç kimse de itiraz etmiyor; esas bölücülük bu.

Şimdi, bu bölücülüğü bizim tasvip etmemiz mümkün değil, buna fırsat vermemiz mümkün değil. Tekrar ediyorum: Bu kürsüden hiç kimse bir diğerine hakaret etmemelidir. Hakaret, acizliktir; asla tasvip etmeyiz. Hiç kimse hakaret kastıyla da buraya çıkmıyor ama adına milletvekilliği yaptığımız, egemenlik kullandığımız bu millete yapılan hakarete de sessiz kalamayız, sahipsiz kalamayız.

Netice: Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, akılda kalıcı üslupla endişelerimizi ve hassasiyetlerimizi ifade ediyoruz, anlamamak isterseniz bu sizin sorununuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hepinize teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşurken özellikle partimizi ima edecek şekilde “Bu kürsüde bölücülük yapılıyor.” sözlerini kullandı.

BAŞKAN – Ne söyledi? Sayın Baluken, ne söyledi de yani…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani “’Ben Türk değilim’ diyenler, bu kürsüye kadar çıkıp bölücülük yapıyorlar.” dedi. Bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Evet, iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bölücülük yapmadığınızı söyle!

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

17.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın görüşülen kanun tasarısının 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bizim herhâlde bu Meclisi inandırmak için bu kürsüden takla atmamız gerekiyor. Bugüne kadar siyasi projemiz neyse o projenin bedelini ödeyerek biz zaten bu kürsüde konuşma hakkını elde ettik. Eğer biz, bu ülkeyi bölmek isteseydik birilerinden korktuğumuz için burada saklama ihtiyacı hissetmezdik. Bizim savunduğumuz, söylediğimiz bütün düşünceler 1920 yılında bu Meclisi kuran ortak ruhun, kurucu iradenin dile getirmiş olduğu düşüncelerdir. Bu ülkedeki herkesin kendi kimliğiyle, kendi farklılığıyla, kendi inancıyla kendini özgürce ifade edebildiği bir politikanın düşüncesidir.

Ben buradan sayın hatibe seslenmek istiyorum, sormak istiyorum: Sayın hatip bizi illaki kendisinin belirlediği bir tanım içerisinde görmek istiyor, Türk milleti içerisinde görmek istiyor. Ee peki, şimdi Suriye’deki Kürtleri ne yapacağız? Onlar da Arap milleti mi oluyor? Irak’taki, İran’daki Kürt’ü ne yapacağız? Hadi onları geçtik, Federal Kürdistan’daki Türkmenleri Kürt milleti olarak kabul edelim mi? Bulgaristan’da yaşayan Türkleri Bulgar milleti olarak kabul edelim mi? Çin’de yaşayan Uygur Türklerini Çin milleti olarak kabul edelim mi? Siz, defalarca bu kürsüye gelip buralarda yaşayan soydaşlarımızın uğramış olduğu hakaretleri, baskıları, zulümleri anlattınız. Onların uğradığı zulümlerle ilgili söylediklerinizin tamamı haklıdır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – AKP dinle! AKP dinle!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Ama bunu dile getirirken empati duygusunu da geliştirmeniz gerekiyor. Bizim Türklükle ilgili hiçbir sorunumuz yok. Her birimimiz ailesinde eşi, işte, yakın akrabasında Türk olanlar var. Kürtlük, Türklük üzerine bir tartışmayı BDP’ye mal etmek büyük bir hakarettir. Söylediğimiz şey, kendimizi nasıl hissediyorsak, hangi kimlikte hissediyorsak özgürce bu ülkenin vatandaşlığı altında o şekilde yaşayalımdır. Onun dışındaki bölücü tanımlamaların hiçbir tanesini kabul etmiyoruz; tam tersine, asıl bölücülüğün bu tekleştirmeye çalışan zihniyet olduğunu düşünüyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 19. Maddesinin son cümlesindeki kesinleşmesinden itibaren üç ay ibaresinin metinden çıkartılarak “kesinleşmesinin tebliğinden itibaren altı ay” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                  Rıza Türmen (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Rıza Türmen, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki 445 sıra sayılı Tasarı’nın amacı, Sayın Adalet Bakanın da konuşmasında ifade ettiği gibi ve tasarının gerekçesinde de yazıldığı gibi, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki sorunlarına çözüm getirmek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki pek de parlak olmayan durumunu düzeltmek. Şimdi bakalım bu getirilen tekliflere, maddelere gerçekten bu teklif, bu tasarı bu amaca hizmet ediyor mu, bu amacı gerçekleştirecek mi?

Bir kere, şuradan başlamak lazım: 8 tane milletvekili dört yıldır, beş yıldır tutuklu, cezaevinde. Beş yıllık tutukluluk süresi, bırakın başka, tutuklulukla ilgili Türkiye’deki diğer sorunları, hepsini bir yana koyun, sadece süre, beş yıllık bir tutukluluk süresi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ihlal kararı çıkması için yeterlidir, başka hiçbir nedene ihtiyaç yoktur. Bunu benim bildiğim kadar Sayın Bakanın da, arkadaşların da bildiğine eminim. O zaman tabii, şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bütün bu tutukluluklar için ihlal kararı çıkacaksa bu niye düzeltilmiyor? Mademki Sayın Bakanın amacı, Hükûmetin amacı oradaki sorunları çözmek, oradaki sorunları çözmeye buradan başlamak lazım. Bu çok açık, çok yalın bir sorun. Niye bu soruna çözüm getirilmiyor? Bu sorunun cevabını bulmak lazım.

Şu doğru değil: “Efendim, işte, yargı öyle. Ne yapalım? Yargı bizim dışımızda, bağımsızdır. Biz bunda bir şey yapamayız.” Bu, böyle değil çünkü yargı yanlış, hukuka aykırı bir uygulama yapıyorsa bunu düzeltmek siyasi iradeye düşüyor, siyasi irade bunu pekâlâ düzeltebilir. Bu Meclisten bu tasarı çıkarken bir madde eklenerek bu sorun ortadan kaldırılabilirdi, yapılmıyor bu. Hem de neye rağmen yapılmıyor? İki parti arasında yapılmış bir protokol var bunun böyle yapılması için, ona rağmen yapılmıyor. Hem de neye rağmen yapılmıyor? Dendi ki: “Efendim, üç parti aranızda anlaşın, bana bir uzlaşı önerisi getirin.” Üç parti aralarında anlaştılar, uzlaşı önerisini getirdiler ona rağmen iktidar bunu kabul etmedi. Yani iktidarın siyasi iradesi bu sorunu çözmeye değil bu sorunu sürdürmeye yönelik.

Tabii, tutuklamayla ilgili daha pek çok şey var. Burada getirilen bu tutuklamanın devamı kararının duruşmayla verilmesi doğru bir şey fakat Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki sorunlarını çözümlemeyecek; çünkü gerekçeler klişe olarak yazılmaya devam ediyor, çünkü katalog suçları muhafaza ediliyor, çünkü hâlâ tutuklamaya itiraz edilirken avukat, müvekkilinin dosyasına giremiyor kısıtlama kararı nedeniyle. Bunlar düzeltilmediği sürece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden tutuklamayla ilgili ihlal kararları çıkmaya devam edecektir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki Türkiye’nin bir diğer sorunu düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü bakımından. İfade özgürlüğünün üzerindeki en büyük tehdit, Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin (6)’ncı, (7)’nci fıkraları. Bunlarla ilgili ne yapılıyor? Terörle Mücadele Kanunu’ndaki en büyük sorun, tanımın çok geniş olması, terör tanımının çok geniş olması. Bu tanımla ilgili hiçbir şey yapılmıyor tasarıda, tanım olduğu gibi muhafaza ediliyor. Üstelik de bu yetmezmiş gibi Terörle Mücadele Kanunu’nun (7)’nci maddesi daha da genişletiliyor, daraltılacak yerde daha da genişletiliyor. İşte “Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi” ya da “işaretlerin asılması” gibi ibareler eklenerek maddenin kapsamı genişletiliyor. O nedenle, bu da, bu yapılan değişiklik de Terörle Mücadele Kanunu’nun ifade özgürlüğü bakımından çıkardığı sorunu çözmeyecektir. Kaldı ki en önemli mesele, 220’nci maddenin (6)’ncı ve (7)’nci maddelerine dokunulmamaktadır. Dün iktidarın getirdiği önerge doğrudur fakat yetersizdir. Bu hiçbir düzeltme getirmeyecektir. (6)’ncı, (7)’nci maddelerin kaldırılması gerekir. Burada pek çok yazar, pek çok öğrenci yargılanmaktadır bu maddelerle ilgili. Bu (6)’ncı, (7)’nci maddelere dokunulmadığı sürece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ifade özgürlüğüyle ilgili Türkiye’nin sorunları devam edecektir, hiçbir düzelme olmayacaktır. O nedenle, buradaki önemli şey, kanunu uygulayanların özgürlükçü ve demokratik olması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIZA TÜRMEN (Devamla) – Yani siyasi iktidar demokratik ve özgürlükçü bir yapıya sahip olmadığı sürece istediğimiz kadar paket getirelim, bu paketler neticeyi, sonucu değiştirmeyecektir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 20. Maddesindeki “görüş şüpheli sanık veya müdafiine bildirilir” ibaresi içindeki veya ibaresinin “ve varsa” şeklinde değiştirilmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                                Kazım Kurt                                       Gürkut Acar

                        Uşak                                              Eskişehir                                            Antalya

 

                Muharrem Işık                                    Ali Serindağ                                      Levent Gök

                     Erzincan                                          Gaziantep                                           Ankara

 

                  Celal Dinçer                                      Tufan Köse

                     İstanbul                                             Çorum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 20. Maddesi ile değiştirilen 5271 S.K.nun 270. Maddesine eklenen fıkrada bulunan iki adet “şüpheli sanık, veya müdafii” ibaresinde bulunan “veya” kelimesinin metinden çıkarılarak “ve varsa” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                  Mehmet Erdoğan

                       Konya                                                İzmir                                                Muğla

 

               Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Günal                                   Oktay Öztürk

                       Konya                                              Antalya                                            Erzurum

 

                     Alim Işık                                      Mehmet Şandır

                     Kütahya                                             Mersin

 

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıya göre tutukluluk halinin değerlendirileceği incelemede şüpheli veya vekilinin dinlenilmesi iki halden birinin tercihi anlamına gelir. Adil yargılanma hakkının gerçekleştirilebilmesi için şüphelinin tutukluluk dışında tedbirlerin uygulanması açısından dinlenilmesi zaruridir. Ancak şüphelinin hukuki açıdan kendisini savunacak vekilinin dinlenilmemesi tasarının amacına aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 20. Maddesindeki “görüş şüpheli sanık veya müdafiine bildirilir” ibaresi içindeki veya ibaresinin “ve varsa” şeklinde değiştirilmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                 Tufan Köse (Çorum) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Tufan Köse, Çorum Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ben de bu düzenlemeden çok büyük bir beklentimizin olmadığını dün söylemiştim. Bu düzenleme ne demokratikleşmeye bir katkı sunuyor ne uzun tutukluluklara bir çözüm getiriyor ne tutuklu milletvekillerinin Meclisin üyelerinin problemlerini çözüyor, hiçbir konuya katkı sağlamıyor, ne de yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını sağlamaya dönük bir düzenleme. Bu anlamda önerge üzerinde konuşmayacağım. Önerge dışında, bugün ve dün konuşulanlar hakkında birkaç söz söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, BDP’li arkadaşlarımız buraya geliyorlar, “1920 ruhu” diyorlar. 1920 ruhu, eğer iyi özümsersek, Sevr Anlaşması’nı yırtıp atanlarını ruhunu, izini taşıyan bir ruhtu 1920 anlaşması. Manda isteklerine karşı duran, direnen bir ruhun yansımasıydı. Yani bugünkü sizlerin tavrıyla, 1920 ruhunun hiçbir ilgisinin olmadığını ben gözlemliyorum, görüyorum.

Yine, dün bir BDP’li hatip arkadaş geldi buraya, “Kan duracaksa ben ABD emperyalizmine hizmet etmeye hazırım.” dedi. Yani ben hazır değilim ABD emperyalizmine hizmet etmeye. Kanı durdurmak, barış sağlamak için illa emperyalizmin hizmetinde olmak gerekmediğini düşünüyorum. Türk solu da bugüne kadar bunun mücadelesini verdi, böyle düşündü. Ama siz hiçbir zaman bugün AKP’ye gösterttiğiniz itibarı Türk soluna maalesef göstertmediniz, siz de göstertmediniz, geçmişteki muadilleriniz de göstertmedi, öyle görüyorum.

Terör örgütüne boyun eğmeden, onun tehdit ve şantajına boyun eğmeden de kanı durdurmanın mümkün olduğuna biz inanıyoruz.

Yine, ben, kendilerine, Cumhuriyet Halk Partisini sürekli suçlamaktan, ırkçılıkla, demokrat olmamakla suçlamaktan vazgeçmelerini diliyorum. Bu adaletsiz ve zalim düzene, baskı ve zulme, sömürüye, ezilmişliğe binlerce yıldır direnenler Cumhuriyet Halk Partisinin çatısı altında siyaset yapıyorlar, Cumhuriyet Halk Partisi de onların temsilcileridir.

Özgürlükçü BDP’li arkadaşlar, şunu sormak istiyorum size: Hâlâ feodalitenin geçerli olduğu, şeyhe şıha biatin, ağaya beye itaatin esas olduğu topraklarda nasıl bir özgürlük anlayışını yaşatacaksınız, yaratacaksınız? Libya’da, Mısır’da, Tunus’ta bunun örneklerini görmediniz mi? Nasıl inandıracaksınız bizleri? Bunları sormak istiyorum sizlere.

Yine, AKP’ye de birkaç söz söylemek istiyorum. On yılı aşkın süredir ilkesiz, fırsatçı, ikiyüzlü, oynak bir siyaset izlediniz maalesef. Bu siyasetinizle kanunları kendinize benzettiniz, hukuku kendinize benzettiniz, hâkimleri kendinize benzettiniz. Şüphelilerin AKP’li cemaatçi ya da benzer zihniyette olduğu davalarda -örnek olsun, Deniz Feneri davasında- soruşturmalara ve davalara ne polis ne savcı ne de mahkemeler eğilmezken, yeterince çalışmazken başka tür davalarda, özellikle emekçilerin, sendikacıların, öğrencilerin, solcuların yargılandığı davalarda bu mahkemeler maalesef yirmi dört saat hızıyla çalışmaktadırlar.

Tabii, burada, her şeyi benzettiniz ama benzetemediğiniz bir tek Cumhuriyet Halk Partisi kaldı ülkemizde. Cumhuriyet Halk Partisini de kendinize benzetemeyeceksiniz. Size rağmen, bu ülkenin onuruna, bağımsızlığına, üniter yapısına -ki üniter yapının bu ülkenin demokrasisi ve insan haklarına dayalı gelişmesi için şart olduğunu düşünüyoruz- laikliğine -laiklik bu ülkenin çimentosudur- demokrasisine, insan haklarına, yoksul halkının haklarına Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sahip çıkmaya devam edecektir.

Bu arada, Silivri’deki kendilerinin yargıç olduğunu iddia edenlere de seslenmek istiyorum: Bir yüksek kürsüye cübbeyle çıkmak, yaptığınız haksızlıklara, yaptığınız haysiyet cellatlıklarına, yaptığınız saygısızlıklara, alet olduğunuz ideolojiye, hizmet ettiğiniz ideolojiye meşruiyet kazandırmaz. Mahkeme kürsüsünün onurunu savunma hakkını kısıtlayarak koruyamazsınız. Sanıklara ve avukatlara saygısızlık yaparak…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, burada olmayanlar hakkında neler söylüyorsun ya! Burada olmayan, burada sana cevap veremeyecek insanlara bunu nasıl söylüyorsun?

TUFAN KÖSE (Devamla) – …onları susturarak sağlanamaz. Olsa olsa bu davranışınız, size itaatsizliği ve güvensizliği besler. Avukatsanız biliyor olmanız lazım bunları.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Olmaz, yanlış ya! Burada size cevap veremeyecek insanlara laf söylemeniz milletvekiline yakışmaz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şunu bilin ki, bir toplumda hele bir mahkemede bir kişiye bile bir haksızlık yapılıyorsa bu haksızlık tüm topluma yapılmış sayılmalıdır. Her aydın, yurtsever, namuslu insan bunu böyle düşünür, oradaki haksızlık yapanları savunmaz.

Otoriter rejimlerin belirgin uygulamalarından olan toplu yargılamalar için cezaevlerinin içine yapılan mahkeme salonları sizleri infaz koruma memurlarının uzantısı yapmasın. Adaletin cezaevlerine mahkûm edilmesine, yargının siyasi otoriteye kul edilmesine izin vermeyiniz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O sizin işiniz!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Yapacağınız yargılamalardan, adalet ve özgürlük beklentisi olan, adalet ve özgürlük beklentisi kalan bu halkı hayal kırıklığına uğratmayınız. Unutmayınız, kimse dokunulmaz değildir, gün gelir hukuk size de lazım olur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 21 inci maddesi ile düzenlenen Geçici 2 nci Maddesinde yer alan “15.06.2012 tarihi itibariyle” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Halil Aksoy                                     İbrahim Binici                                     Nazmi Gür

                        Ağrı                                              Şanlıurfa                                               Van

          Abdullah Levent Tüzel                            Hasip Kaplan                                    Murat Bozlak

                     İstanbul                                             Şırnak                                               Adana

                 İdris Baluken

                       Bingöl

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 21. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                          Ömer Süha Aldan                               Namık Havutça

                        Uşak                                                Muğla                                             Balıkesir

            Kadir Gökmen Öğüt                             Hüseyin Aygün                                  Ahmet Toptaş

                     İstanbul                                             Tunceli                                       Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Metin Lütfi Baydar, Aydın Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 Mart 2013 tarihinde müebbede mahkûm İmralı’daki kişinin imzasını taşıdığı iddiasıyla okunan metinden sonra halkımızın önünde iki yol bulunmaktadır. Birincisi, Türk ulusuna mensup olanların; Türk Medeni Kanunu’yla günlük hayatını sürdürenlerin; “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesini özümsemiş olanların; Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında olanların; hukukun bir gün herkese lazım olacağına inananların; doğdukları günden itibaren din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet konusunda herhangi bir ön yargısı olmayanların; cumhuriyete sonuna kadar bağlı, Türk Bayrağı’yla sorunu olmayanların; Türk diliyle sorunu olmayanların gidecekleri yol. İkincisi de, Türk ulusuna mensup olmak istemeyen; kendi genetik kodlarına dönmekle övünen; Medeni Kanun yerine Osmanlıyı örnek göstererek şeri hükümlerin uygulanmasını isteyen; Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmeyen ve ondan kurtulmak isteyen; hukuk tanımayan; din, dil, ırk, mezhep konularında tamamen ön yargılı; Türk Bayrağı’nı sevmeyen ve istemeyen; Türk dili ile sorunu olanların gidecekleri yol. Bu yollardan birinin seçimi yapılacaktır. Bu düşünce, Sevr Anlaşması’ndan itibaren bu ülkenin parçalanması için her saniye uğraşanların düşüncesidir. Eğer böyle bir düşünce olmasa, yeni devletlerin kurumsallaşması için çalışan İngiltere’deki Westminster Demokrasi Vakfı en fazla yardımı niçin Barzani’den alsın? Beklentisi ne? Demokrasinin gelişmesi mi, ayrı bir devlet mi?

Değerli milletvekilleri, soru kısa ve basittir. Açılım sonucu geleceğini iddia ettiğiniz barış için şart olan, İmralı’daki idama mahkûm kişinin özgür kalması mıdır? Açılım sonucu geleceğini iddia ettiğiniz barış için Türk milletinden vazgeçilecek midir, vazgeçilmeyecek midir? Sizlerin bu iki kısa soruya vereceğiniz cevap, biraz önce bahsetmiş olduğum yollardan birine gitmemizi sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, on bir yıldır iktidarda olan AKP ne yapıyor? Türk Bayrağı’nı yasaklıyor, taşıyanları copluyor, gazlıyor, tükürüyor, işkence ediyor. Eline ne geçiyor? 21 Mart 2013 tarihinde ilan edilen ve sizlerin de istemiş olduğunuz yeni bir devlet. Adını bile koyamıyorum çünkü adı bile yok. Siz kendinize “Kürt” diyeceksiniz diye benim “Türk milleti” kavramından vazgeçmemi isteyemezsiniz. Bugüne kadar kendimi “Türk’üm.” diye tanıtmışım, vaz mı geçeceğim? “Türk” kelimesi soya sopa, kana dayalı bir kavram değildir; bu ulusun çatısıdır, o çatıya dokunmaya da kimsenin gücü yetmez. O çatıyı yıkmaya kalkarsanız altında ilk siz kalırsınız.

Değerli milletvekilleri, içerisinde bulunduğumuz salonu aydınlatan avizeleri hiç saydınız mı?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Saydık, saydık.

METİN LÜTFİ BAYDAR (Devamla) – Saydıysanız bunun bir anlamı veya değeri olduğunu bilmekte misiniz? Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul salonunda 16 adet avize bulunmaktadır. 16 ışık kaynağı bu salonu aydınlatır. Tarihteki bu 16 Türk devletinin, bu 16 Türk devletinin vermiş olduğu on altı ışık sizlere “Türk milleti çatısını yok edin.” diye verilmemiştir; on altı ışık “Türk ulusunu yüceltin, tarihten ders alın ve dünyada hep ileri devletler seviyesinde olun.” diye verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan Hükûmetin insanlarını eleştirenlere “Bizler baldıran zehrini içmeye hazırız.” diyerek karşılık vermektedir. Sayın Başbakanın baldıran zehrini içtiğinin emareleri kendisinde ve yönetmiş olduğu ülkemizde ortaya çıkmaya başlamıştır.

Sokrat, baldıran zehrini içmeden önce zehri hazırlayana nasıl içmesi gerektiğini sorduğunda, zehri yavaş yavaş içmesini, zehrin çabuk yayılması için yürümesini, son olarak da uzanmasını istemiştir. Baldıran zehrini bir dikişte içen Sokrat, yürüyüşüne başlamış, zehrin etkisiyle bacakları tutmayınca uzanmış ve sonunun gelmesini beklemiştir. Bacaklarından başlayan ölüm hızlı ve kararlı bir şekilde Sokrat’ı dünyadan almıştır.

Cumhuriyetimizin ve ulusumuzun baldıran zehrini içenlerin durumuna düşmemesi dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ampulleri saydın mı?

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Saydım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının 21 inci maddesi ile düzenlenen Geçici 2 nci Maddesinde yer alan “15.06.2012 tarihi itibariyle” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Arkadaşlar, dışarıda bahar var. Dışarıda çözümün, barışın umudu dalga dalga halkımızın ve Türkiye’nin dört bir tarafına yayılıyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Mübarek olsun hepinize!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Her tarafta yeni bir anayasa, 21’inci yüzyılda Türkiye’nin hukukunu çizmenin, çözmenin heyecanı yaşanıyor. Biz, bir asır geriye bakmadan, bir asır önümüze bakarak 76 milyonun eşitlik hukukunu bu Mecliste yaratmanın da heyecanını yaşıyoruz. Ama bazen bu Meclisin içinde baktığım zaman, değil bahar, kara kışın en fırtınalı günlerinin soğukluğunu hissediyorum. Sanki 1920’lerdeyiz, sanki birileri tek başına bu ülkeyi kurtarmış, sanki birileri bu ülkenin tek başına tapusunun sahibi, sanki birileri bu ülkenin tek başına efendisi, diğerleri de ikinci sınıf vatandaş, diğerleri de tebaa.

Arkadaşlar, ayrımcılıkları gidereceğiz. Bu ülkede Roman dâhil, Kürt, Çerkez kimseyi ayırmadan, vatandaş olan herkes devletin her kademesinde görev yapacak onuru tadacaktır, bu eşitliği getireceğiz. Bu bir heyecan dalgasıdır. Sevr’le, geçmişle, şununla bununla, 1929’la 1930’la, faşizmin, Mussolini’nin zamanlarıyla… Onları bir geride bıraktık, 21’inci yüzyılda önümüze bakıyoruz. Gelin hukuku konuşalım, gelin Anayasa’yı konuşalım, gelin eşitliği konuşalım, gelin özgürlüğü konuşalım, gelin adaleti konuşalım, gelin birlikte Türkiye’yi inşa edelim, yaratalım. Ne ben senin Türklüğüne, ne de sen benim Kürtlüğüme göz dikme. Kimse kimsenin aslını inkâr etmesin, herkes herkesi olduğu gibi kabul etsin. Beni Müslüman olarak kabul edin, Erol Dora’yı da Süryani olarak, Hıristiyan olarak kabul edin; bu ülkeye, bu Meclise bu yakışır. Ama yok, herkesi tek tip yapacağız, tornadan geçireceğiz, tek tip bakacaklar. Böyle bir dünya yok.

Büyük bir ülke Türkiye, 76 milyon nüfusu arkadaşlar. Bu 76 milyon nüfusun geleceğini inşa ederken kaygıyla, korkuyla, birilerini korkutarak, ortak değerler üzerinden burada propaganda ederek, kaygılar yaratarak, insanların kafasını karıştırarak bu barış, çözüm sürecinin önünü tıkamanın kime yararı var? Silahlar bırakılırsa CHP ne kaybedecek, MHP ne kaybedecek? Demokratik siyasete geçilirse muhalifler, başkaları ne kaybedecek? Hepimiz kazanmayacak mıyız? Gelin, demokratik siyaseti yapalım, bu ülkenin özlediği olayı 21’inci yüzyılda hayata geçirelim. Fikrine güvenen, halkına güvenen dobra dobra seçime girer, kendini dener. Önümüzde 3 tane seçim var, halka gideceğiz, halka, halka… Halk sandıkta belirleyecek. Birbirimize afra tafra yapmanın hiç gereği yok. Birbirimize hâlâ soğuk harp döneminin kavramlarıyla yüklenmeye, ötekileştirmeye, ayrıştırmaya, ayrımcılık yapmaya, aşağılamaya, onursuzlaştırmaya, emir eri gibi bakmaya hiç gerek yok. Geleceğin Türkiyesi’nin her insanı, her ferdi onurlu bir yurttaş olmanın mutluluğuna erişecektir. Bu büyük ideali kalbinizde taşıyorsanız beraber yürürüz, yürüyenlerle beraber yürürüz. Hangi kardeşim benimle yürümek istiyorsa büyük ideali ve demokrasisi için Türkiye'nin, yeni Anayasası'nda, partisine bakmadan, menşeine bakmadan, aslına bakmadan, mezhebine bakmadan, bir yurttaş olarak bu ülkenin teneffüs ettiği havasının altında, bu kubbenin altında…

İkide bir bize 16 tane Türk devleti olup olmadığı tartışması da yapılıyor, daha fazla devlet olduğu söyleniyor, öyle değil mi? MHP’liler daha iyi bilir. 16 avizeye bakarsanız Türkiye'nin tarihini, Türklerin kendi tarihini bile bilemezsiniz, kendi tarihinizle çelişirsiniz. Bakmayın yani Orta Doğu’da 45 milyon Kürt yaşıyor. Niye stratejik bin yıllık beraberliği bin yıl daha beraber götürmeyesiniz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bravo!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ne zorunuz var kardeşim? Bin yıl beraber yaşamış Türkmen’i, Kürt’ü Orta Doğu’da.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – E bunu yaşatalım, sürdürelim. Bütün mesele bu.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 22. Maddesindeki şeklinde ibaresinin metinden çıkarılmasını, “biçiminde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                            Namık Havutça                                    Levent Gök

                        Uşak                                              Balıkesir                                             Ankara

                 Ahmet Toptaş                              Kadir Gökmen Öğüt

                Afyonkarahisar                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Madde metninin daha anlaşılır olması amacıyla önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 23. Maddesinin son cümlesindeki talepte ibaresinin metinden çıkarılmasını, “istemde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                            Namık Havutça                                    Levent Gök

                        Uşak                                              Balıkesir                                             Ankara

                 Ahmet Toptaş                              Kadir Gökmen Öğüt                           Metin Lütfi Baydar

                Afyonkarahisar                                      İstanbul                                              Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Madde metninin daha anlaşılır olması amacıyla önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 24. maddesinin son cümlesindeki muaf ibaresinin metinden çıkarılmasını, “istisna” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                            Namık Havutça                                  Ahmet Toptaş

                        Uşak                                              Balıkesir                                      Afyonkarahisar

           Malik Ecder Özdemir                               Tufan Köse                                 Metin Lütfi Baydar

                       Sivas                                               Çorum                                               Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Maddenin daha anlaşılır olması amacıyla önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Önergeyi okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 Sıra Sayılı "İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın çerçeve 24 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                           

           Ayşe Nur Bahçekapılı                             Bülent Turan                                 Ömer Süha Aldan

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Muğla

                           

                Mehmet Şandır                                 Ali Uzunırmak                                     Levent Gök

                      Mersin                                               Aydın                                               Ankara

                           

                 İdris Baluken                                    Hasip Kaplan                             Abdullah Levent Tüzel

                       Bingöl                                               Şırnak                                              İstanbul

                           

          Mehmet Doğan Kubat                               Oya Eronat                                      Yılmaz Tunç

                     İstanbul                                          Diyarbakır                                            Bartın

                           

                   Şuay Alpay                                   Mustafa Moroğlu                                  Zeyid Aslan

                       Elâzığ                                                İzmir                                                 Tokat

MADDE 25- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 5 - 7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olan kişi hakkında, mahkum olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınmaz."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Başkanım, ilk iki deneme boşa gitti ama bu sefer tamam; çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katıldığından, önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi? Yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 445 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 25. maddesindeki “kanun” ibaresinin metinden çıkarılarak “yasa” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

 

           Dilek Akagün Yılmaz                            Namık Havutça                                    Levent Gök

                        Uşak                                              Balıkesir                                             Ankara

                           

                 Ahmet Toptaş                             Malik Ecder Özdemir                               Tufan Köse

                Afyonkarahisar                                        Sivas                                               Çorum

 

      Mehmet Volkan Canalioğlu                     Metin Lütfi Baydar

                     Trabzon                                              Aydın

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Canalioğlu…

BAŞKAN – Volkan Canalioğlu, Trabzon Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Karadenizliyi apar topar hâkimin karşısına getirmişler, hâkim bakmış ki vaziyet berbat. Demiş ki: “Ha, bu ne hâl?” Demiş: “Doğru diyorsun Hâkim Bey, ah hâlimiz mi kaldı? Ya bak kaldığımız hâle.”

Şimdi güzel görüşmeler yapıldı, sert görüşmeler yapıldı değerli arkadaşlarım ama sonuç olarak, elde ettiğimiz yasa ne getirecek, onu da uygulamada göreceğiz.

Değerli milletvekilleri, bir söz vardır: “Aynasına kızan talihine küssün.” Ülkemizin durumu sürekli gerginlik, sürekli tartışma, nasıl olacağı belli olmayan açılım balonları ve büyüklere masallar kitabı. Şimdi, açılım, barış konuşuluyor. Neymiş, Türkiye daha demokratik olacakmış. Oysa geldiğimiz noktada üniversitelerimizde öğrenci çatışmaları, kadına şiddet ve kadın cinayetleri, intiharlar, biber gazları, her gün gerginlik ve gençler işsiz, öğretmenler atama bekliyor ama çözüm açılım ve günlerce ülkemiz açılım nasıl olacak, onu konuşuyor.

Şimdi, sevgili milletvekillerim, bir şey sormak istiyorum. Ben kimim? Sen kimsin? Biz kimiz? Onlar kim? Laz, Çerkez, Alevi kim? Kürt kim? Türk kim? Yahudi, Hristiyan, Budist, Müslüman kim? Kimiz? Kimleriz? Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Başka bir dünya var mıdır? Başka bir dünyada yaşamak mümkün müdür? Bizi ve dolayısıyla Türkiye’yi anlamak, birlikte huzur, birlikte mutluluk, birlikte üretim, birlikte barış, birlikte demokrasi, sömürünün, savaşın, baskının, işkencenin olmadığı, doğanın tahrip edilmediği, insan onurunun ayaklar altına alınmadığı… Ki, Kutlu Doğum Haftası’nda da ana temanın “insan onuru” olduğunu bir kez daha dikkatlerinize sunmak istiyoruz. Biz güzel bir Türkiye istiyoruz, güzel bir dünya istiyoruz. Sömürü, savaş, enerji, petrol, lityum, ham madde, pazar, kin, kan, ölüm, işkence, silah, uyuşturucu, kölelik üzerinden başka bir dünya kurulmasını kim ister ki? Biz elbette doğayı koruyan, insan onuruna saygılı, bütün kimlikleri kucaklayan; ayrımcı, ötekileştirici, farklılaştırıcı, bölücü, düşman edici, dışlayıcı siyasetlere, sömürüye karşı; bütün insanlık için bütünleşen, barışçı, çevreci, hümanist bir anlayıştan yanayız. Ayrıca hukuk devletinde hukukun üstünlüğü elbette ki önemlidir ama gelmiş olduğunuz noktada, hepinizin bildiği gibi, artık hukukun üstünlüğü değil, gücün üstünlüğü öne çıkmaktadır. Böyle bir adil yargılama olabilir mi?

Sayın milletvekilleri “Gelmiş olduğumuz noktada Kürt vatandaşlarımızın sorunu vardır, Kürt sorunu yoktur.” diyen Sevgili Başbakan, şimdi gelmiş olduğu noktada vatandaşların sorunlarını çözmek için gayret sarf ediyor. Peki, bizim Karadeniz insanımızın sorunu yok mudur? Karadeniz kadınları sırtlarında sepetleriyle birlikte tarlalara, yokuşlara çıkıp tarla yaparlar ve ekonomisine katkı sağlarlar ama hiçbir zaman dağa çıkmayı düşünmezler. Şimdi PKK dağa çıktı ve onu nasıl buradan serbestleştireceğiz diye konuşma yapıyoruz. Peki, kim söyledi bunların dağa çıkmasını? Kim dağa çıkmasını bunlara söyledi? O hâlde bunu konuşurken, Kürt meselesini, Kürt sorununu, Kürt vatandaşın sorunu değil, PKK’nın ülkeye getirmiş olduğu sorunu, ekonomik durumları, bunları konuşmamız gerekiyor.

Şimdi akil insanlar kuruldu ve bu akil insanlar topluluğu, sevgili milletvekillerimiz, nereye gidiyorlar? Bölgelere gidiyorlar ve orada anlatacaklar. Ne anlatacaklar, hepimiz merakla bekliyoruz.

Şimdi, madem fıkrayla başladık, fıkrayla bitirelim.

Sanığı avukatıyla beraber hâkimin karşısına çıkarmışlar. Hâkim sanığa sormuş: “Bu suçu sen mi işledin?” “Evet hâkim bey, ben işledim, ben yaptım, ben ettim.” demiş. “Peki, son sözün nedir? Son sözünü söyle.” demiş. Demiş ki: “Efendim son sözüm: Avukatım da konuşsun.” “Ya evladım, sen her şeyi kabul ettin, sen her şeyi söyledin, avukatın ne söyleyecek?” “Ben de onu merak ediyorum hâkim bey.” demiş.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Tasarının tümünü oylarınıza sunmadan önce, İç Tüzük 86’ncı madde gereğince oyunun rengini belli etmek üzere ve lehte konuşmak üzere Bülent Turan, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan, kamuoyunda dördüncü yargı paketi diye adlandırılan tasarının son bölümünde, İç Tüzük’ün verdiği yetkiye dayanarak oyumun rengini belirtmek üzere huzurlarınızdayım. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki günden beri süren, ilgili tasarıyla ilgili konuşmaları imkânlarım elverdiğince dinlemeye çalıştım. Muhalefetin ne dediğini, Bakanlığımızın ne dediğini, kanun teklifimizin, tasarımızın neler getirdiğini izlemeye çalıştım. Gördüğümüz bir şey var değerli arkadaşlarım: Muhalefet partisi milletvekili arkadaşlarımızın bir partiye mensup olan bir grubunun âdeta metni okumadan, sadece gelip gidip, gelip gidip “Silivri”, “Silivri”, “Silivri” demesini üzülerek takip ettim. Silivri bu ülkenin ciddi bir gündemi, kabul ediyorum fakat siz 26 maddelik bir paketin hiçbir maddesine değinmeden, hiçbir kelimesine değinmeden, sadece “Silivri” derseniz ne sözün karşılığı olur ne yaptığınızın anlamı olur.

Bir diğer muhalefet partisi milletvekillerimize baktığımızda, geldi “hain” dedi, gitti “satıyorlar” dedi, geldi “bayrak”, gitti “vatan” dedi. Arkadaşlar, isterdik ki bu konuyla ilgili daha entelektüel, daha akademik bir yaklaşımla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin öngördüğü kriterleri esas alan bir paket olduğundan dolayı, daha farklı yaklaşarak, daha önyargısız yaklaşarak bu konu incelenseydi.

Benim oyum “evet” hatta yetmez ama “evet.” Daha ilerisini istemek zorundayız. Şundan dolayı: Bakınız değerli arkadaşlarım, bu pakete baktığımızda, Rusya’yla yarışan, 2 binden fazla mahkûmiyeti olan, binlerce euroluk tazminat ödeyen ülkemizin karnesinin daha iyi olması için kavga ediyoruz, onun için çalışma yapıyoruz. Pakete baktığımızda, işkence suçlarından zaman aşımının kalkması gibi, kamulaştırma davalarında vatandaşın lehine olan düzenlemeler gibi, idari yargıda ıslah imkânı gibi, kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlike yoksa daha makul düzenlemeler gibi, TMK’daki sınırların, bazı gözden geçirilen cezalarının tekrar revize edilmesi gibi, tutukluluk hâlinin devamında şüphelinin de, müdafinin de tekrar dinlenme imkânının verilmesi gibi, adli yardım taleplerinin tekrar düzenlenmesi gibi yani evrensel hukuk normlarına bizi bir adım daha yaklaştıran bir düzenleme olduğunu gördük. O yüzden, ben “Keşke sizler de ‘evet’ diyebilseydiniz, bu ‘evet’ demenin onurunu yaşayabilseydiniz.” diyorum.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; söz almışken, dün akşam burada, bugün basına yansıyan, hepimizi de mahcup eden, üzen bir hususu paylaşmak istiyorum. Dün, çok köklü olduğunu iddia eden bir partinin bir grup başkan vekili -zabıtlar yanımda ama ahlakımdan dolayı o ifadeleri kullanmamak için okumayacağım- bir ifadede bulundu. Bakınız değerli arkadaşlar, bu kürsü Gazi Mustafa Kemal’in söz söylediği, bu kürsü Mehmet Akif’in söz söylediği, bu kürsü Adnan Menderes’in söz söylediği bir kürsü; o yüzden, o saygınlığa yaraşmamasından dolayı o ifadeyi okumayacağım fakat bugün basında o seviye dışı, ahlak dışı ifadeyi okuyunca ben de kendimde şu hakkı gördüm: Dün o ifadeyi kullanan grup başkan vekiline, o zaptı çıkarıp, büyük bir çerçeve yapıp kendisine hediye paketiyle gönderdim, mahcup olması dileğiyle torunlarına hediye etmesini istedim, nasıl cevap verdiğimi de basınla paylaştım.

Siyaset bugün var, yarın yok; kimliklerimiz bugün var, yarın yok. Mesele birbirimizin karşısına bakacak o yüzü kollayabilmek. Ülkemizin her zamankinden daha fazla birlik beraberliğe, birbirini dinlemeye ihtiyacı olduğu bir zamanda bu üslubun ne sahibine ne buraya faydası olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki, adam olmanın yaşla, ırkla, cinsiyetle alakası olmadığını hepimiz biliyoruz. “Adam” vardır, “adam” vardır. O yüzden, ben bu talihsiz beyana sadece bir değinerek geçiyorum. Ancak, o partinin de bizim yaşımızda olan, genç olan milletvekillerine gerekli cevap hakkının kendi grup başkan vekillerine karşı doğduğunu düşünüyorum. Ayrıca, o partinin gençlik kolları olduğunu, gençlik kollarının da gerekli cevabı vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Mevcut kanunumuzun hayırlı olmasını ümit ediyor, bu duygular ve düşüncelerle daha anlayışlı, daha birbirini dinleyen bir Meclis ortamında diğer kanunlarımızı görüşmek üzere hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın konuşmacı, ahlak dışı konuşma yaptığımı söyledi. İzin verirseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – İsim vermedim Sayın Başkan.

 

 

 

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

18.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın görüşülen kanun tasarısının tümünün oylanmasından önce oyunun rengini belli etmek üzere lehte yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Zaman zaman bu kürsüde o söylenenler oluyor fakat onlar bir kere kürsüde olmadı, oradan laf atarak oldu; birincisi bu yani bu kürsüden söylenmedi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Zabıtlara bak zabıtlara.

MUHARREM İNCE (Devamla) – İkincisi: Bazen birbirimizi incittiğimizde onlara gidip “Yahu kusura bakma.” dediğimiz zaman da oluyor ama sana asla demeyeceğim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok üzüldüm, çok üzüldüm(!)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Niye demeyeceğim, niye demeyeceğim? Hediye paketini de sana geri iade edeceğim. Şundan dolayı demeyeceğim: Biz 45 milletvekili Silivri’de bir olaya maruz kaldık. Yani, yargı, mahkeme heyeti bizi aşağıladı, hakaret etti bize. Orada 60 sandalyeyi boş bıraktı, bizi ayakta bekletti. Ben diyorum ki: Bu kürsüye geldim. Ben bunu bir anlatmak istiyorum sizlere, sizler yasamanın üyelerisiniz. Yarın sizin de başınıza gelebilir bu. Siz hep iktidar kalmayacaksınız, bir gün muhalefet olacaksınız, sizin arkadaşlarınız da tutuklanacak, mahkemede olacak, hapiste yatacak.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Tövbe de, tövbe.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Mahkeme kadıya mülk değil, olabilir bunlar, her şey olabilir. Bir zamanlar 300 milletvekilli ANAP vardı, bugün tabela partisi bile değil; sizin de başınıza gelebilir. Ben derdimi anlatmak istiyorum, sürekli laf atıyor, sürekli laf atıyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Zabıtlar öyle demiyor ama.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yahu bir sus diyorum, sus, bir sus da derdimi bir anlatayım. Eğer bunu yapmış olsa…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yanlış kişi, yanlış…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Hâlâ laf atıyor bak, hâlâ laf atıyor. Ne söylersem söyleyeyim hâlâ konuştuğu sürece ne kadar incinirsen incin eğer…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yalan atıyorsun.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Az önce ne düşünüyordum biliyor musun? Konuştum arkadaşlarla, Enver Bey’e sorabilirsin. Enver’e dedim ki: Galiba incittim genç arkadaşımızı, haftaya onun odasına gidip çay içeceğim dedim. Az önce onu söylemiştim ama sana bunu asla yapmayacağım çünkü sen bunu hak etmiyorsun. O çeneni bir tutmasını öğren, o kürsüdekini dinlemesini bir öğren, önce bunu bir öğren. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Az önce söyledim mi söyledim mi söylemedim mi, kendi partinin milletvekiline sor, sor. Bunu yapacaktım, bunu yapacaktım ama bunu yapmak için önce bunu hak etmek lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen bunu hak etmiyorsun! O söylediğim lafların da arkasındayım. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ağzını bağla Prima’yla o zaman!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Enver’e sor bak, Enver’e sor.

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/748) (S. Sayısı: 445) (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, İç Tüzük 86’ncı madde gereğince oyunun rengini belli etmek üzere aleyhte söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşmesini bitirmiş olduğumuz bu yasanın ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize hayırlı akşamlar diliyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teşekkür konuşması yapmak isteyen Adalet Bakanı Sadullah Ergin.

Buyurun Sayın Ergin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 445 sıra sayılı…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz milletvekillerine Silivri’de hakareti savunmadınız, sizi protesto ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Dinle, dinle” sesleri)

(Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilleri Genel Kurul salonunu terk etti)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – 445 sıra sayılı Tasarı görüşüldü. Komisyonlarda ve Genel Kurulda siyasi parti gruplarımızın, milletvekillerimizin katkılarıyla, eleştirileriyle yasalaştı. Ben hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Bu çalışma için, hem Komisyon aşamasında hem Genel Kurul aşamasında desteğiyle, eleştirisiyle katkı veren, hem gruplarımıza hem milletvekillerimize teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Burada bir muharebe yapmıyoruz. Türkiye'nin problemlerine çözüm üretmesi gereken en üst makam burası. Her siyasi partinin kendi penceresinden bu ülkeye hizmet etme anlayışı var. Buna saygı duymak lazım. Ana muhalefet partisi bir yaklaşım geliştiriyor. Türkiye’ye kötülük olsun diye bunu yaptıklarını düşünmüyorum. Kendi açılarından, ülkeye hizmeti böyle anlıyorlar ve o anlayışın tabanda bir siyasi desteği var, halk desteği var. Bu açıdan, bu anlayışı burada dile getirmeleri, ifade etmeleri onların en tabii hakkıdır.

Bir parantez açıyorum: Bu Parlamentonun mehabetine uygun bir üslupla, İç Tüzük’ümüze ve asgari nezaket kurallarına uygun şekilde bunun dile getirilmesi hakkı var bu kürsüde. Milliyetçi Hareket Partisi kendi bakış açısı itibarıyla tasarılara farklı bir boyut katıyor, eleştiriler getiriyor. Zaman zaman komisyon aşamalarında ya da Genel Kurul aşamasında istifade ettiğimiz ve katkı aldığımız hususlar olabiliyor ve onlar da ülkeye hizmetin ve ülkenin bekasının bu yolla olabileceğini düşündükleri için bu görüşleri dile getiriyorlar. Saygı duymak zorundayım çünkü o görüşün de destekçisi var milletimizin mensupları içerisinde. Aynı şekilde, Barış ve Demokrasi Partisinin dile getirdiği hususlar var. AK PARTİ’nin iktidar grubu olarak ortaya koyduğu bakış açısı var. Bütün bunlar, 76 milyonluk bu büyük ülkenin, Türkiye'nin, bu aziz, büyük milletin, Türk milletini oluşturan unsurların, milletimizin selameti için ortaya konulan görüşler. Bu görüşler çerçevesinde bir arada yaşama zeminini oluşturmak ve bizden sonra gelecek nesillere teslim aldığımızdan daha güçlü, daha güzel bir miras bırakabilmek adına birikimlerimizi, aklımızın erdiğini burada paylaşmak zorundayız. Bunlar burada yapılıyor.

Bir tek üzüntüm var: Bunlar yapılırken üslup noktasında zaman zaman özensiz olabiliyoruz. Burada grupları ayrı ayrı kastetmeyeceğim, hepimiz zaman zaman buna kapılıyoruz; sözün şehvetine kapılıyoruz, burada laf söylemenin heyecanına kapılıyoruz ama lafımızı burada söyleyeceğiz. Her bir grup, her bir siyaset anlayışı bu ülkeye, bu millete hizmet etme anlayışıyla yola çıkıyor. Ben böyle kabul ediyorum, böyle olduğuna inanıyorum. Ne olur, birbirimizi rencide etmeden, hukukumuzu çiğnemeden bayrağımızı daha yukarılara taşımak, 76 milyonu daha zengin, daha özgür, daha müreffeh yaşatmak için birikimlerimizi yan yana koyalım, üst üste ekleyelim ve gelecekte çocuklarımıza daha güzel bir Türkiye teslim edelim diye temenni ediyorum.

Akşam saatinde sizleri daha fazla tutmak istemiyorum katkılarınız için tekrar teşekkür ediyorum

Hepinize iyi tatiller diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

4’üncü sırada yer alan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün; Avukatlık Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve Çankırı Milletvekili İdris Şahin ile 8 Milletvekilinin; 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 3568 Sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk'ün; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.- Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün; Avukatlık Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve Çankırı Milletvekili İdris Şahin ile 8 Milletvekilinin; 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve 3568 Sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk'ün; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/750, 2/1326, 2/1343, 2/1344) (S. Sayısı: 444)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 12 Nisan 2013 Cuma günü toplanmamasına ilişkin önerisi

 

Danışma Kurulu Önerisi

11/04/213

Danışma Kurulunun 11/04/2013 Perşembe günü yaptığı toplantıda, Genel Kurulun 12/04/2013 Cuma günü toplanmaması hususunun onaya sunulması uygun görülmüştür.

                                                                               Mehmet Sağlam

Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                  Başkan Vekili

 

           Ayşe Nur Bahçekapılı                     Mehmet Akif Hamzaçebi                         Mehmet Şandır

Adalet ve Kalkınma Partisi                       Cumhuriyet Halk Partisi                   Milliyetçi Hareket Partisi

       Grubu Başkan Vekili                             Grubu Başkan Vekili                         Grubu Başkan Vekili

                                                                          İdris Baluken

                                                               Barış ve Demokrasi Partisi

                                                                     Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 16 Nisan 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 Kapanma Saati: 19.59

 



(x) 445 S. Sayılı Basmayazı 10/04/2013 tarihli 90’ıncı Birleşim Tutanağı’na eklidir