TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  86’ncı Birleşim

                                                                                               2 Nisan 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Van Milletvekili Mustafa Bilici’nin, Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Müslim Sarı’nın, büyüme rakamları ve ekonomik değerlendirmelere ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, İstanbul surlarının bakımsızlık ve tahribat sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak, Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, AK PARTİ Grubu olarak, Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, TBMM resmî Twitter sayfasında 2/4/2013 tarihi için sadece AKP grup toplantısına ilişkin mesaj geçilmesine ve diğer parti grupları ile Milliyetçi Hareket Partisi Grubuyla ilgili bu konuda haber geçilmemiş olmasına ilişkin açıklaması

 

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 22 milletvekilinin, Adana’daki çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/564)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa’daki kaçak yapılaşmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/565)

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 21 milletvekilinin, Kamulaştırma Kanunu uyarınca yapılan “acele kamulaştırma” uygulamalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/566)

 

B) Önergeler

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, (2/171) esas numaralı Kozan Adıyla Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/103)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sorunlarının araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla 29/3/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 2 Nisan 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmesinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Mersin-Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santralin başta insan ve hayvan sağlığı ile gıda üzerindeki etkileri olmak üzere tüm etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin ön görüşmesinin Genel Kurulun 2 Nisan 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

 

 

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’a kamyon-tır garajı ve nakliyeciler sitesi yapılıp yapılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/73) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sebze ve meyve ithalatına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/775) Cevaplanmadı

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tatlı su balıkçılığının desteklenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/947) Cevaplanmadı

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, gübre üretimi, ithalatı ve ihracatına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/954) Cevaplanmadı

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Et ve Balık kurumunun faaliyetlerine yönelik ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1028) Cevaplanmadı

6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, ABD Büyükelçiliğinde brifing verildiği iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1131) Cevaplanmadı

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engelli vatandaşların ihtiyaçlarının Devlet tarafından karşılanması için yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1149) Cevaplanmadı

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sigara kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1180) Cevaplanmadı

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, pamuk ithalatına ve yerli üreticinin desteklenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1185) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, meyve kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1186) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

11.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki keçi sayısına ve bu sayının arttırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1187) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, konserve, hazır et ürünleri ve bakliyat kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1189) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

13.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, 2002 yılından bu yana TRT Genel Müdürlüğü’ne açıktan atanan personel sayısına ve TRT tarafından özel şirketlere yaptırılan programlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1255) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

14.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Başbakan’ın bir konuşmasındaki bir ibarenin Anadolu Ajansı tarafından çıkarılarak yayımlandığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1265) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

15.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Anadolu Ajansının milletvekilleri tarafından verilen hükümet faaliyetleri ile ilgili soru önergelerinin yayınına son vermesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1277) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, belde belediye başkanlarının özlük ve pasaport haklarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1337) Cevaplanmadı

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Alevi inancının öğretilmesi için TRT’de yeni programlar yapılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1416) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

18.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları çalışanlarının özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1615) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

19.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TRT’nin tehlikeli atık statüsündeki elektron tüplerini sattığı şirkete ilişkin sözlü soru önergesi (6/1656) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

20.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, kamu ilanlarının dergilerde düzenli olarak yayınlanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1716) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Dışişleri Bakanlığında görev yapan sözleşmeli personelin özlük haklarından kaynaklanan mağduriyetlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1762) Cevaplanmadı

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, HES’lerde yaşanan iş kazalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1771) Cevaplanmadı

23.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, iş adamlarının yurt dışına, vizesiz seyahat edilebilmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1832) Cevaplanmadı

24.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, uyuşturucuyla mücadeleye ilişkin sözlü soru önergesi (6/1864) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engellilerle ilgili mevzuat kapsamında yapılması gereken düzenlemelerin denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1986) Cevaplanmadı

26.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Suriyeli mültecilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2091) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

27.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Suriye’deki olaylara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2150) Cevaplanmadı

28.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Suriyeli muhaliflere verilen lojistik desteğe ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2152) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

29.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, TRT Spor ile ilgili bazı iddialara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2258) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

30.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, TRT’de program yapan bir sunucuya ödenen ücrete ilişkin sözlü soru önergesi (6/2259) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

31.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul Üniversitesi Dr. Ziya Gün Vakfına ait bir gayrimenkulün özel bir şirkete kiralanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2471) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

32.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, huzurevlerinde çalışan yaşlı bakım elemanı sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2653) Cevaplanmadı

33.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bir akrabasının BOTAŞ’ta işe başladığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2717) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

34.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun personel alımı mülakatından elenen bir personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/2737) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

35.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, gazetecilerin sendikal haklarına ve çalışma koşullarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2748) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, gazetecilerin 212 sayılı Kanundan yeterince faydalanamadığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2805) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

37.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Orta Karadeniz Bölümüne TRT Bölge Müdürlüğü kurulup kurulmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2835) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

38.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı TV kanallarına PKK tarafından parasal destek verildiği iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2846) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

39.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, madde kullanımı ve bağımlılığı ile TV yayınlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3021) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

40.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bağlı kurum ve kuruluşların istisnai kadrolarına yapılan atamalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3147) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporlarının (1/619) (S. Sayısı: 310)

4.- Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Bankerlerin İşlemleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu'nun; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/747, 1/36, 2/883, 2/1285, 2/1325) (S. Sayısı: 443)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/614) (S. Sayısı: 293)

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

 

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türk Telekom’un özelleştirilmesinden sonra bazı taşınmazlarının rayiç bedelleri altında kiralandığı iddialarına,

Türk Telekom’un özelleştirilmesinden sonra Sivas’taki bir taşınmazın rayiç bedeli altında kiralandığı iddiasına,

İlişkin soruları ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/16265), (7/16267) Ek cevap

2.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, 2002-2012 yılları arasında siyasi partilere yapılan Devlet yardımlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17987)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Vakıflar Genel Müdürlüğünde tespit edilen yolsuzluk olaylarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/18003)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/18221)

5.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, hayvancılık stratejisi hedeflerinin tutturulamadığı iddialarına,

- Samsun Milletvekili A. Haluk Koç’un, saman ithalatına,

- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, bazı hayvan hastalıklarının hastalık tazminatı uygulaması kapsamına dahil edilmemesinden kaynaklanan mağduriyete,

- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, hayvancılık sektörünün sorunlarına,

Küçük Menderes Sulama Projesi kapsamındaki arazi toplulaştırma çalışmalarına,

- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, besin desteği olarak satılan bitkisel ürünlere,

- Samsun Milletvekili A. Haluk Koç’un, çiftçi sayısına ve çiftçilerin borçlarına,

- Adana Milletvekili Turgay Develi’nin, bitkisel ilaç ve tedavi reklamlarına,

- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, İzmir’de Kuzey Ege Çandarlı Limanı’nın dolgu işlemlerinde kullanılan hafriyatın zeytin tarımına verdiği zararlara,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/18444), (7/18445), (7/18446), (7/18447), (7/18448), (7/18449), (7/18450), (7/18451), (7/18452)

6.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, THY’nin bazı uçuşlarında alkollü içki servisinin kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/18496)

7.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Asker Alma Daire Başkanlıklarının bazılarının kapatılacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/18513)

8.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, Şırnak’ta ihracat miktarındaki artışla ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/18672)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Diyarbakır’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/18673)

10.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, alış veriş merkezlerinin esnaf ve sanatkârlara karşı uyguladığı haksız rekabete ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/18712)

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, tarımsal sanayide gerçekleştirilen özelleştirmelerden elde edilen gelire ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/18773)

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kapatılan beldelerin Hazineye olan borçlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/18783)

13.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, 24’üncü Yasama Dönemi’nde verilen soru önergelerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/19077)

14.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Orta Karadeniz Bölgesi’ne TRT Bölge Müdürlüğü kurulmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/19158)

 

2 Nisan 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86’ncı Birleşimini açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Van’ın zafer günü nedeniyle söz isteyen Van Milletvekili Mustafa Bilici’ye aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Van Milletvekili Mustafa Bilici’nin, Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

MUSTAFA BİLİCİ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Van şehrinin eski çağlara kadar inen çok eski bir tarihi bulunmaktadır. Bölgede yapılan kazılarda ele geçen buluntular, milattan önce de yörenin sürekli bir yerleşim yeri olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Doğu Anadolu’da yaşayan Hurriler burayı merkez konumuna getirmişlerdir. Hurrilerden sonra Urartular yöreye hâkim olmuş, Van, “Tuşpa” adıyla üç yüz yıl Urartuların başkenti olmuştur.

Birçok medeniyete ev sahipliği ve başkentlik yapmış Van, ayrıca bugüne kadar Persler, Medler, Selçuklular, Osmanlılar gibi birçok kültürü bağrında barındırmış, yaşadığı tarih ile beraber güçlü, kadim bir toplum olmuştur.

Van, doksan beş yıl önce, 20 Mayıs 1915’te, Ermenilerin desteğiyle Rus ordusu tarafından işgal edildi. İşgalden sonra Rusların destek ve tahrikleriyle Ermeniler, Müslüman yöre halkını çoluk çocuk demeden vahşice katlettiler.

1917 yılında Rusya’da çıkan ihtilal nedeniyle Rus birlikleri geri çekilmeye başlayınca, Ermeni kuvvetleri, Ruslardan geride kalan malzeme, silah ve cephaneyle daha da güçlenerek Van ve çevresini yakıp yıkmaya başlamışlar, bunun üzerine Ali İhsan Sabis Paşa komutasındaki 4. Kolordu Komutanlığı ve beraberindeki aşiretlerle birlikte 2 Nisan 1918 tarihinde Van’a ulaşılmış ve beş gün süren şiddetli muharebeden sonra Ermeni kuvvetleri tamamen Van’dan çıkarılmışlardır.

Van’da topyekûn bir mücadele sonucu 30 binden fazla şehit verilmiştir. Kafkas cephesinde, cephanesi bitmek üzere olan askerlere mühimmat götürmek üzere gönüllü olan, yürekleri kocaman ama yaşları küçük 120 çocuk, 1915 yılı Ocak ayında, insanın kanını donduran ayaza rağmen karlı dağları aşarak cephaneyi 100 kilometre mesafedeki birliğe teslim etmeye başlamış ancak geri dönüş yolunda bu çocukların 98’i şehit olmuştur. Bir kez daha ruhları şad olsun diyorum.

Rus işgali ve Ermeni katliamı başlamadan önce 70 bin olan Van’ın nüfusu, işgalden üç yıl sonra 2 Nisan 1918 tarihinde 13 bine kadar düşmüştür. Van bu dönem içerisinde yakılıp yıkılmış ve harabeye dönüşmüştür. Sonrasında Bağlar mevkisinde kent yeniden kurulmuş ve o dönemlerde kırsal bir görünümde olan Van 1923 yılında il yapılmıştır.

Değerli arkadaşlar, bugün tarih 2 Nisan 2013 ve Van artık büyükşehir. Yaklaşık 1 milyon 100 bin nüfusuyla Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük şehri. Kadirşinas ahalisi ile çevresine kucak açmış büyük kent. Ekonomisi etrafına lokomotif olacak büyük bir cazibe merkezi. Bölgesinde kongre ve fuarlara ev sahipliği yapacak çekim merkezi.

Şehrimiz de diğer şehirlerde olduğu gibi AK PARTİ iktidarı ile altın çağını yaşıyor. Ulaşımda, sağlıkta, eğitimde, sanayide ve sosyal hayatta yapılan yatırımlarla, sağlanan hizmetlerle Van hızla gelişmeye ve kalkınmaya başladı. Doğu Anadolu’nun yükselen yıldızı Van önemli bir cazibe merkezi olmanın eşiğine geldi. Van’ın bu noktadaki en önemli potansiyelleri sınır ticareti, turizm ve hayvancılıktır. Van coğrafi olarak dört mevsimin de yaşandığı bir havzada bulunmaktadır. Özellikle kış turizmi, doğa turizmi, dağcılık, su sporları gibi önemli bir destinasyona sahip olan Van, aynı zamanda tarih ve inanç turizminin de önemli merkezlerindendir.

Van’ın tarihini, kültürünü, mücadelesini ve bugününü aktarmaya çalıştım. Van’la ilgili yazılmış bir şiiri de sizlerle paylaşmak istiyorum:

Bir yanı denize bakar,

İçinde çeşmeler akar,

Suları miski amber kokar,

Kardeşlik bu Van’da, bu Van’da.

 

Doğusunda Erek Dağı,

Her tarafı üzüm bağı,

Yiğitler kurmuş otağı,

Kardeşlik bu Van’da, bu Van’da.

 

Unutulmaz bir kışı var,

Çok da sıcak değil yazlar,

Ah ne güzel olur bahar,

Kardeşlik bu Van’da, bu Van’da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, büyüme rakamları ve ekonomik değerlendirmeler hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Müslim Sarı’ya aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- İstanbul Milletvekili Müslim Sarı’nın, büyüme rakamları ve ekonomik değerlendirmelere ilişkin gündem dışı konuşması

 

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz üzere, dün büyüme rakamları açıklandı ve ekonominin genel tablosu üç aşağı beş yukarı ortaya çıktı, daha doğru bir ifadeyle, bir “Türk mucizesi” olmadığı ortaya çıktı. Biliyorsunuz, sayın AKP milletvekilleri ve Hükûmet, sürekli olarak bir Türk mucizesinden bahsediyor ekonomide ancak açıklanan rakamları görünce ortada bir mucize olmadığını açık bir biçimde ortaya koyduk. Son çeyrek rakamlarında ekonomi neredeyse durdu, ekonominin çarkları durdu. Ekonomi, mevsim ve takvimsel etkilerden arındırıldığında sıfıra yakın bir büyüme gösterdi yani büyümedi. Ekonomi 8 çeyrektir büyümeden hız kaybediyor, 8 çeyrektir ekonominin büyüme hızı aşağıya doğru iniyor. Yurt içi talep çökme noktasına geldi. 2012 yılında yurt içi talep negatif. Kamu harcamaları çıkartıldığında ekonomi son çeyrekte küçüldü değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu rakamlar karşısında “Biz frene bastık, frene bastığımız için uygun noktalara geldik. Aslında bu, ekonomide bir soğutma çabasıdır.” söylemlerinin de aslında anlamsız olduğu açık biçimde ortaya çıktı. 8,8’den 2,2’ye düşen bir büyüme hızı performansı var ve büyümede 4 kat eksi bir büyüme performansı var geçen seneye göre. Bunun karşılığında, cari işlemler açığında ne kadar bir iyileşme sağlandı? Sadece 28 milyar dolar. Dolayısıyla, biz, aslında 28 milyar dolarlık bir iyileşme sağlayabilmek için büyümeden tam 4 kat fedakârlık yapmak zorunda kaldık. Bu da aslında ekonominin bir fren ya da bir soğutma çabasının bir sonucu olarak bu noktaya gelmediğini bize çok açık olarak gösteriyor.

Büyüme hedefleri tutmadı. Bildiğiniz üzere, ilk Orta Vadeli Program’da büyüme hedefi yüzde 4’tü, daha sonra bu 3,2’ye revize edildi, şimdi 2,2 olarak gerçekleşti. Buradan şimdiden ilan ediyoruz: 2013 yılı ve sonrasına ilişkin Orta Vadeli Program’da Hükûmetin ortaya koyduğu büyüme hedefleri tutmayacaktır. Tutmayacağı daha bugünden anlaşılıyor çünkü yurt içi talebi canlandıracak, onu harekete geçirecek herhangi bir umut ışığı yoktur, herhangi bir veri söz konusu değildir; yatırım harcamaları düşmektedir, özel sektörün makine teçhizat alımları yüzde 13,5 geriledi, özel sektörün sabit sermaye yatırımları üçüncü çeyrekte geriledi. Dolayısıyla, hem yatırım kanalından hem tüketim kanalından orta vadede ekonominin canlanacağına ilişkin herhangi bir belirti yoktur, dolayısıyla 2013 büyüme hedefi tutmayacaktır. 2013 büyüme hedefi tutmayacağı için de vergi gelirleri hedefine ulaşılamayacaktır, vergi gelirleri hedefine ulaşılamayacağı için de, vergi hedeflerini tutturabilmek için önümüzdeki dönem zamlarla malul bir dönemdir. Buradan ilan ediyorum: Haziran ayından itibaren Türkiye’de çok ciddi zamlar olacaktır. 2013 yılının birinci çeyreği ve ikinci çeyreği büyüme rakamları açıklandıkça, buna bağlı olarak mali performans ortaya çıktıkça, doğal gazdan başlamak üzere, zaten mutat hâle gelmiş olan zamlarda ciddi miktarlarda artış olacaktır.

İşsizlik rakamları yeniden yukarı çıkacaktır, çıkmaya başlamıştır. Yılı 10,1’le kapattık ama sonbahardan itibaren işsizlik rakamları yukarı doğru yeniden ivmelenmeye başlamıştır. İşsizlik çift haneli rakamlarla kalmaya devam edecektir.

Bakınız, Türkiye ekonomisinin tarihsel büyüme ortalaması yüzde 5’tir. AKP iktidarları boyunca büyüme ortalamamız sadece yüzde 5’tir yani ortada bir “Türk mucizesi” yok. Türkiye, tarihsel ortalamaları kadar büyümüştür.

1980’li yıllarda işsizlik oranımız yüzde 8,3’tür, 1990’lı yıllar ortalaması 8,2’dir. Bakınız, istikrarsızlığın olduğu, hükûmetlerin dağılıp kurulduğu yıllarda işsizlik ortalaması yüzde 8,2’dir. Şimdi istikrardan bahsediyorsunuz, “İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün.” diyorsunuz ama işsizlik 10,1. Önümüzdeki dönem işsizlik oranları daha da çok artacaktır.

Sonuç itibarıyla değerli vekil arkadaşlarım, büyüme oranlarının tutmayacağı ve giderek düşeceği, hedeflerin tutmayacağı, işsizliğin artacağı, hayat pahalılığının yani enflasyonun yüksek kalmaya devam edeceği ve en önemlisi cari işlemler açığının düşmeyeceği, dolayısıyla Türkiye’ye ilişkin dış kırılganlıkların devam edeceği bir patika vardır. Hükûmet için son derece zor bir patikadır, sosyal demokratlar için de son derece elverişli bir patikadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz İstanbul surlarının bakımsızlık sorunu hakkında söz isteyen Mardin Milletvekili Erol Dora’ya aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

 

3.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, İstanbul surlarının bakımsızlık ve tahribat sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

 

EROL DORA (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihî bir mirasımız olan İstanbul Surları’nın bakımsızlığı ve tahribatı ile ilgili konuşmak üzere gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarihî yarımadayı çevreleyen İstanbul Surları, 5’inci yüzyıldan itibaren inşa edilmeye başlanmış, yıkılmalar ve yeniden yapmalar ile birlikte 4 defa elden geçirilmiştir.

Haliç surları, kara surları ve Marmara surlarından oluşan bu görkemli surların her bir bölümü kendi içinde tarihi besleyen nice hikâye barındırmaktadır. Üçlü sur sistemi ile çevrili Edirnekapı-Yedikule arasındaki kara surlarından Marmara surlarına, tek sur sistemi ile çevrili Haliç surlarına kadar surların her yanı tarih ile iç içedir.

1985 yılında UNESCO Dünya Miras Komitesine yapılan teklifte İstanbul kara surlarının 6.650 metre uzunlukta olmasına, 447 yılına tarihlenmesine ve askerî mimari olarak taşıdığı öneme vurgu yapılmıştır. Ancak, tarihî yarımadada tüm eserlerden önce surların yapılmış olduğu belirtilerek bu surlar olmadığı takdirde bölgede yaşamış olan kültürlerin ürettikleri sanat ve mimarlık eserlerinin olamayacağı mesajı verilmektedir. Bu teklif belgeye dayalı olarak İstanbul kara surları Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır.

Bugün ise, Dünya Miras Listesi’nde yer alan İstanbul Surları, kaderine terk edilmiş, bakımsızlık ve ilgisizlik nedeniyle yok olmaya yüz tutmuştur. Bu ilgisizlik, tüm bu görkemli tarihin kaybolmasına neden olduğu kadar surların çevresini de güvenlikten yoksun hâle getirmiştir. 2013 yılının başında Cankurtaran mevkisindeki surların çevresinde işlenen Sarai Sierra cinayeti ile surların çevresinde yaşanan güvenlik problemleri tekrar gündeme gelmiş, daha önce de benzer olayların yaşandığı İstanbul Surları tarihî bir mekân olmaktan çıkmış ve aksine, şehrin en güvensiz, korunaksız bölgelerinden birisi hâline getirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; koruma ve kentsel planlama kapsamında sur ve yakın çevresiyle ilgili koruma kararları 1938 yılında yapılan Prost Planı’nda görülmektedir. Bazı istisnalar hariç, bu planın öngördüğü kararların ve getirdiği ilkelerin hâlen yürürlükte ve geçerli olduğu söylenebilir. Restorasyon kapsamında yapılanlara gelince, 1980 yılından itibaren Yedikule bölgesinde yapılan bazı uygulamalar dışında, müdahaleler, sanat tarihçileri, arkeologlar ve mimarlar tarafından yoğun bir biçimde protesto edilmiştir. Bu protestonun nedeni ise “Surların ön araştırma ve analiz safhalarına fazla vakit ayrılmadan bir an önce sonuç alma isteğiyle hızlı bir biçimde onarıldığı, bu onarımların kent mimarisiyle olumlu olmaktan çok, çalışmaların niteliksizliğini ortaya koyması, surların özgünlüğünün yitirilmesi, tarihin geri alınamaz biçimde yara alması” şeklinde açıklanmıştır. Bu açıklamalar sonucunda surlar ve dolayısıyla uygulamalar uluslararası koruma kurumlarının ve örgütlerinin gündemine girmiş, UNESCO denetimleri yoğunlaşmış ve 2005 yılında, restorasyonun doğru yapılmadığı gerekçesiyle UNESCO tarafından durdurulmuştur. Restorasyon çalışmaları hiçbir zaman usulüne uygun ve tarihî surlar için uyumlu şekilde yürütülmediği için, yeniden değerlendirme aşaması çoğunlukla yarıda kalmakta ve tarihî surlar, karanlık, kirli ve yıkık görüntüleriyle dikkat çekmeye devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan “İstanbul Surları”nın Çin Seddi’nden ne farkı vardır? Her ikisi de Dünya Miras Listesi’nde yer almakta ve oldukça zengin bir tarihe ev sahipliği yapmaktadır fakat kültürel bir mirası koruma noktasından baktığımızda asıl manzara ortaya çıkmaktadır. Çin Seddi ve çevresi her türlü mimari dengeler düşünülerek restore edilmiş ve 2007 yılında dünyanın yeni 7 harikasından biri olarak seçilmiştir. Diğer yandan İstanbul Surları, evsizlerin barınağı hâline gelen ve güvenlik sorunu nedeniyle insanların gezmeye çekindiği bir alan hâline gelmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yetki ve sorumluluğu altında bulunan tarihî surların restorasyonu için birçok kuruluşla sürekli ihaleler yapılmasına rağmen, profesyonel gruplar ve araştırmacılar tarafından böyle bir çalışma olmadığı belirtilmektedir. Düzenli ve doğru çalışmalar yapılmamasına rağmen, belediyede var olan yetki ve sorumluluk Kültür ve Turizm Bakanlığına da devredilmemekte, bu yetki tartışmaları da surların hayata kazandırılmasıyla ilgili sorunları körüklemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken bilmenizi isterim ki tarihî surlar, hepimizin ortak kültürel mirasıdır, hepimizin sorumluluğu altında, özenle korunması gereken tarihî bir değerdir. Acilen yapılması gereken restorasyon çalışmalarının yörede yaşayanların ve turizm amaçlı surları görmeye gelenlerin gereksinimlerine, kentin ve yer aldığı bölgenin kentsel mimarisine uygun olarak çok boyutlu düşünülmesinin gerekli olduğunu tekrar belirtiyorum. Bu vesileyle, Hristiyanlık âlemi tarafından kutlanan Paskalya Bayramı’nın bütün Hristiyan vatandaşlarımıza ve Hristiyan âlemine sevgi ve barış getirmesi, bu vesileyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL DORA (Devamla) - … bu tür bayramların bütün ülkeye huzur ve barış getirmesi dileklerimle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural, söz talebiniz var.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak, Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümünü kutluyoruz. Tabii, bu, kazanılmış kurtulma değil kazanılmış bir zaferdir. Kurtuluş mücadelesinin kahramanlarını saygı ve minnetle anıyoruz. Ermeni vahşetine maruz kalan 80 bin Vanlıyı bir kez daha rahmetle anıyorum.

50 kadını, Akdamar Kilisesi’ne götürülürken iffetlerini korumak amacıyla kendilerini göle bırakıp da şehit olan kadınlarımızı, iffetini koruyan kadınlarımızı saygıyla anıyorum.

17 Mayısın Van’ın Ermeni mezalim günü olması için bir kanun teklifi verdik Sayın Yusuf Halaçoğlu’yla. Umarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi bir an önce bu kanun teklifini görüşür ve bu işgal düşüncesine karşı Parlamentodan bir kanunla cevap vermiş olur.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, fiilî, zihnî veya fikrî işgalin bu coğrafyada bir daha vuku bulmayacağına olan inancımla teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Canikli…

 

2.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, AK PARTİ Grubu olarak, Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Van’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yılı vesilesiyle önce Vanlıları tebrik ediyoruz. Ayrıca, bu süreçte hayatını kaybeden bütün şehitlerimize de Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1, 194, 270, 271, 289, 346, 362, 386, 391, 392, 393, 395, 444, 453, 462, 503, 560, 705, 741, 786, 828, 835, 889, 910, 1021, 1122, 1179, 1181, 1282, 1283, 1478, 1651, 1709, 1729, 1739, 1794, 1821, 1832, 2001 ve 2120’nci sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 22 milletvekilinin, Adana’daki çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/564)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adana ilindeki çiftçilerin sorunları araştırılarak, alınması gereken tedbirler konusunda Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması yapılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

2) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

3) Lütfü Türkkan                                                       (Kocaeli)

4) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

5) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

6) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

7) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

8) Bahattin Şeker                                                     (Bilecik)

9) Cemalettin Şimşek                                               (Samsun)

10) Sümer Oral                                                         (Manisa)

11) Ali Halaman                                                       (Adana)

12) Mustafa Erdem                                                   (Ankara)

13) Sinan Oğan                                                        (Iğdır)

14) Muharrem Varlı                                                   (Adana)

15) Reşat Doğru                                                       (Tokat)

16) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

17) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

18) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

19) D. Ali Torlak                                                     (İstanbul)

20) S. Nevzat Korkmaz                                              (Isparta)

21) Ruhsar Demirel                                                  (Eskişehir)

22) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

23) Ali Uzunırmak                                                     (Aydın)

Gerekçe:

2 milyona yaklaşan nüfusu ile Çukurova'nın metropolü sayılan Adana, kara yolu, deniz yolu, hava ve demir yolu ulaşımında hem ülkemizin değişik bölgelerini birbirine bağlama noktasında hem de Orta Doğu'ya açılan bir kapı olma özelliklerinden dolayı çok önemli bir konumdadır. Yaklaşık yarım asır öncesine dayanan tekstil ve tarımsal sanayisi ile ülkemize birikim sağlamış, modern sanayi atılımına temel olmuş, yön vermiş güneyin bu güzide kenti, son yıllarda pek çok sorunla iç içe olmanın acısını, sıkıntısını yaşamaktadır. Ülkemizin genelinde olduğu gibi Adana ilinde tarım yapmaya çalışan çiftçilerimizin durumu her geçen gün daha da zorlaştığından, tarım yapan çiftçilerimiz birçok sıkıntılarla baş ederek tarım yapmaya çalışmaktadır. Tarımsal alanda kullanılan tohum, gübre, mazot ve zirai mücadele ilaçlarının maliyetlerinin her geçen gün yükselmesi, aynı şekilde zor şartlarda ürettiği ürünün değerinin yıldan yıla düşmesi de çiftçimizi ekonomik olarak çok zor durumda bırakmış, artık tarlasını ekemez hâle gelmiştir. Bu durum Adana'nın ilçelerinden il merkezine göç etmeyi arttırmıştır.

Çiftçinin ürünü para etmediği için, esnafa ve bankalara olan borçlarını ödeyemez durumdalar ve sonraki yılın hasadını varsayarak kredi çekip borç batağına gömülmektedirler. Tarıma dayalı sanayinin büyük önem arz ettiği ilimizde buna bağlı olarak çiftçinin yanı sıra sanayici de etkilenmektedir. İlimizde tarıma dayalı otuza yakın fabrikanın kapanması da bunun en önemli göstergesidir.

Narenciyeden pamuğa, mısırdan yer fıstığına varıncaya dek, tarımsal üretimde Türkiye'nin deposu olarak bilinen ve bu manada haklı olarak takdir edilmesi gereken, ancak destek yerine köstek olunan Çukurova'da çiftçilerimiz perişandır. Son dört beş yılda gübresinin fiyatlarına yüzde 700'lere varan oranda zam gören çiftçimiz, sürekli tırmanan ve 1 tonu 1 dönüm tarladan daha pahalı hâle gelen mazot fiyatları karşısında şaşkındır. Girdilerdeki bu denli artışa rağmen hasat ettiği bazı ürünlerde ancak 2 katı satış fiyatı bulabilen üreticimiz çaresizdir. Devlet Planlama Teşkilatı 2011 Yılı Kamu Yatırımlarının İllere Göre Dağılımı’na baktığımızda, Adana ilimize yapılan tarım yatırımı 48 milyon 610 bin TL’dir. Yani Edirne, Erzurum ve Maraş’tan az, Urfa'nın onda 1’i, Diyarbakır'ın sekizde 1’i, Konya'nın beşte 1’idir.

Adana ilimizin içinden geçen, Çukurova’yı ikiye ayıran Seyhan ve Ceyhan nehirleri, bunun yanı sıra kolları, akarsular, çaylar ve iç gölleri olmasına rağmen bu sulak arazilerin yüzde 41’i verimli sulanabiliyor. Adana Tarım İl Müdürlüğü verilerine baktığımızda, narenciye üretimi istatistiklerinde 1994-2009 üretim rakamları her geçen sene 100 bin ton artmıştır. Bundan, tarımda çiftçinin kendi emekleriyle bu artışı sağladığını, Hükûmetin bir etkisi olmadığını anlıyoruz.

Konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılması, hem ilimizde hem de ülke genelinde bu durumda olan çiftçilerinizin durumunun düzeltilmesi açısından faydalı olacaktır.

Araştırma önergemiz bu amaçla hazırlanmıştır.

 

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa’daki kaçak yapılaşmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/565)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şanlıurfa ili, Osmanlı Mahallesi’nde 03/02/2012 tarihinde gerçekleştirilen bina yıkımlarının yasal dayanağının, yıkımın daha ileri bir tarihe ertelenmeme sebebinin ve il genelinde kaçak yapılaşma oranının belirlenmesi ve ivedilikle bu sorunların çözümü amacıyla Anayasa’nın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz. 

1) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

2) Celal Dinçer                                                         (İstanbul)

3) Hülya Güven                                                        (İzmir)

4) Ali Haydar Öner                                                    (Isparta)

5) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

6) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

7) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                      (Kayseri)

8) Ahmet İhsan Kalkavan                                          (Samsun)

9) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

10) Ali İhsan Köktürk                                                (Zonguldak)

11) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

12) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

13) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

14) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

15) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

16) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

17) Candan Yüceer                                                   (Tekirdağ)

18) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

19) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

20) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

21) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

22) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

23) Tolga Çandar                                                     (Muğla)

24) Emre Köprülü                                                     (Tekirdağ)

25) Mehmet Siyam Kesimoğlu                                   (Kırklareli)

 Gerekçe:

“Peygamberler şehri” diye anılan Urfa'nın sekiz bin yıl öncesine kadar uzanan zengin bir tarihi vardır. Hatta Hazret-i Âdem ile Havva'nın bir müddet Urfa'da kaldığı rivayet edilir. Arap tarihçilerine göre “Tufan”dan sonra Hazret-i Nuh tarafından kurulan 18 şehirden biri de Urfa'dır. Böylece Urfa ilk yerleşim merkezlerinden biridir. Kuruluşundan bu yana Urfa, yüzlerce efsane ve hikâyeye konu olmuştur.

Şanlıurfa medeniyetlerin beşiği olan bir bölgedir. Gerek tarihî gerekse kültürel yapısıyla örnek olması gereken bir şehir olan Şanlıurfa'da meydana gelen çarpık yapılaşma kentin yapısını bozmaktadır. Son zamanlarda gerek yerel gerekse ulusal basında yer alan haberlere göre Şanlıurfa'nın belirli bölgelerinde çarpık yapılaşmalar artmış ve belediyeler, polis ve zabıta marifetiyle bu yapılar yıkılmaktadır.

Çarpık yapılaşma, şehirlerin herhangi bir denetim gücü olmadan ve plansız olarak rastgele ve her türlü planlamadan uzak bir biçimde büyümesidir. Herhangi bir estetik kaygı gözetilmeden, insanların doğal ihtiyaçları dikkate alınmadan ve mevcut tarihî dokunun korunması düşünülmeden gerçekleşen bu kentleşme türü mevcut yerleşim birimlerinin tarihsel, kültürel ve doğal kaynaklarının tahrip olmasına sebebiyet vermektedir.

Şanlıurfa ilinin son on yıl içerisindeki şehirleşme ve yapılaşması incelenmeli ve kaçak yapılaşmanın önüne geçilebilmesi için gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Şehrin nüfus ve iç göç hareketliliği belirlenmelidir. Bu vesileyle Şanlıurfa'daki kaçak yapılaşma kontrol altına alınabilecektir.

Diğer bir husus ise, Şanlıurfa ilinde 03/2/2012 ve öncesinde gerçekleştirilen bina yıkımlarının kış ayları yerine daha ileri bir tarihte gerçekleşip gerçekleşmeyeceğidir. Bu binaların kış aylarında yıkılma gerekçelerinin araştırılması bölge halkı ve kamuoyu açısından önemlidir.

Türk Ceza Kanunu’nun 184'üncü maddesi uyarınca imar kirliliğine neden olan kişiler hakkında cezai işlemler uygulanmaktadır. Yine, Türk Ceza Kanunu’nun 184'üncü maddesinin (2)'nci fıkrası uyarınca "Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." denilmektedir. Aynı şekilde, 3194 sayılı İmar Kanunu’nda da kullanma izni almayan veya verilmeyen yapıların elektrik, su, kanalizasyon gibi altyapı hizmetlerinden faydalanamayacağı da hüküm altına alınmıştır. Kaçak olduğu nedeniyle yıkılan binalara elektrik, su, doğalgaz ve benzeri bağlantıların ve aboneliklerin verilmesi kanunlara ve nizamlara aykırı bir uygulama olmasına rağmen, belediyeler buna göz yummaktadır. Bu, dolaylı bir imar affıdır.

Tüm bu gerekçelerle, Şanlıurfa ilinde gerçekleşen yıkımların yasal dayanağının, yıkımın daha ileri bir tarihe ertelenmeme sebebinin ve il genelinde kaçak yapılaşma oranının belirlenmesi ve ivedilikle bu sorunların çözümü amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

 

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 21 milletvekilinin, Kamulaştırma Kanunu uyarınca yapılan “acele kamulaştırma” uygulamalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/566)

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun “Acele Kamulaştırma” başlıklı 27’nci maddesinin; Hasankeyf’te baraj, Uşak-Eşme, İzmir-Efemçukuru'nda siyanürle altın madeni işletmeciliği, Amasya-Taşova, Dersim, Antalya-Alakır'da hidroelektrik santrali, Mersin'in Çay, Çilek ve Özgürlük mahallerinde kentsel dönüşüm yapan şirketlerin lehine uygulanması konusunda Anayasa'nın 98. ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Ertuğrul Kürkcü                          (Mersin)

2) Pervin Buldan                            (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                             (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                 (Muş)

5) Murat Bozlak                              (Adana)

6) Halil Aksoy                                (Ağrı)

7) Ayla Akat                                   (Batman)

8) İdris Baluken                             (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu             (Bitlis)

10) Emine Ayna                              (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                        (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                 (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                                  (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                  (İstanbul)

15) Esat Canan                              (Hakkâri)

16) Sebahat Tuncel                        (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                        (Kars)

18) Erol Dora                                 (Mardin)

19) Demir Çelik                              (Muş)

20) İbrahim Binici                          (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                (Van)

22) Özdal Üçer                               (Van)

Gerekçe:

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun “Acele kamulaştırma” başlıklı 27’nci maddesinde "3634 Sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleciliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10’uncu madde esasları dairesinde ve 15’inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10’uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir." kuralına yer verilmiştir.

3634 sayılı Millî Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu'nun 1’inci maddesinde ise "Seferberlik ve savaş hali ile bu hallerin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumun meydana geldiği gerginlik ve kriz dönemlerinde yapılacak seferberlik hazırlıkları ile kıtaların toplanması esnasında, alelade vasıtalarla temin edilemeyen bütün askerî ihtiyaçları veya hizmetleri bu Kanun hükümleri dairesinde vermeye veya yapmaya her şahıs borçludur." denilmek suretiyle kanunun hangi koşullarda uygulanacağı belirtilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı öncesi, Türkiye'nin savaşa girme olasılığı gözetilerek 1939 yılında çıkartılan bu kanun ile savaş koşullarındaki acil askerî ihtiyaçların karşılanması için Bakanlar Kuruluna yurt savunması gerekçesiyle ihtiyaç duyulan taşınmazlara "el koyma" yetkisi verilmiştir. Bu hâlde dahi "askeriye" bu yetkiyi tek başına kullanamamakta ve ihtiyaç duyduğu taşınmaza olağan kamulaştırma prosedürü dışında el konulabilmesi için Bakanlar Kurulunun kararına ihtiyaç duyulmaktadır. El koyma kararı ve hangi taşınmazlara el konulduğu belirtilmek suretiyle Resmî Gazete'de yayımlanmaktadır.

Savaş hukuku içinde istisnai bir kamulaştırma yolu olarak getirilen “acele kamulaştırma” uygulaması, AKP Hükûmeti döneminde olağan bir kamulaştırma yolu hâline getirilmiştir. 2004 yılında TBMM'nin iradesi yok sayılarak Bakanlar Kurulu kararı ile EPDK'ya acele kamulaştırma yetkisi devredilmiştir. EPDK, enerji, madencilik, doğal gaz ve petrol sektörlerinde bu yetkiyi hiçbir yasal sınırlama ve denetim olmadan kullanmaktadır. EPDK tarafından lisans verilen şirketlerin talebi üzerine acele kamulaştırma yoluna gidilmektedir. Genelkurmay Başkanına savaş koşullarında tanınmayan el koyma yetkisi, şu anda sayılan sektörlerde faaliyet yürüten ve hükûmete yakın olan şirketlere tanınmaktadır.

Türkiye'deki enerji yatırımları içerisinde sadece HES projelerinin sayısı 2000’i geçmektedir. Bu istisnai kamulaştırma yolu ile EPDK, Türkiye'nin hemen her yerindeki taşınmazlara özel şirketler lehine el koyma yetkisine kavuşturulmuştur. Taşınmazları hakkında EPDK tarafından acele kamulaştırma kararı alınan yurttaşlar, Bakanlar Kurulu kararlarından farklı olarak EPDK kararlarının yayımlanması yönünde bir düzenleme olmadığından, ancak taşınmazlarına el konulduktan sonra bu kararlardan haberdar olmaktadırlar.

Bu yöntemle Bakanlar Kurulunun 16/12/2011 tarihli kararı ile 29/12/2011 tarihli 28157 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Mersin ili Akdeniz ilçesi Özgürlük, Çilek ve Çay mahallelerinde kentsel dönüşüm amacıyla, ayrıca İzmir Efemçukuru ve Uşak Eşme'deki siyanürlü madencilik projeleri, Hasankeyf, Amasya Taşova ve Dersim'deki HES ve baraj projelerinde yurttaşların yaşam alanları gasbedilmiştir. 2004 yılında bu yetkinin EPDK'ya verilmesiyle acele kamulaştırma kararlarının Resmî Gazete'de yayımlanması zorunluluğu da ortadan kalkmıştır. Türkiye coğrafyasının ne kadarının bu yöntemle sermaye tarafından işgal edildiği Meclis araştırması tarafından ortaya çıkarılabilir.

Sermayenin doğal varlıklarımıza, sularımıza, toprağımıza, yaşam alanlarımıza ve geleceğimize karşı başlattığı bu savaş hukuku politikasının araştırılması TBMM'nin öncelikle görevlerinden sayılmalıdır. Kaldı ki şirketlere devredilen bu yetki, aslen TBMM'nin iradesi yok sayılarak devredildiğinden TBMM kendi varlık nedenini savunmak adına bu meselede taraf olmalıdır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bir konuyu bilginize arz etmek için kısa bir arzım var.

BAŞKAN – Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, TBMM resmî Twitter sayfasında 2/4/2013 tarihi için sadece AKP grup toplantısına ilişkin mesaj geçilmesine ve diğer parti grupları ile Milliyetçi Hareket Partisi Grubuyla ilgili bu konuda haber geçilmemiş olmasına ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisi resmî Twitter hesabı açarak Meclis faaliyetlerini haberdar ediyor. Bu güzel bir hizmet olmakla birlikte, bugün sadece AKP Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantısıyla ilgili Twitter’dan bir mesaj geçilmiş, onunla ilgili özetler var ama diğer parti gruplarının, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun bu konuda haberi geçmemiş. Bunu bir zatıalinizin aracılığıyla Meclis yönetimine bildirmek istedim.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Dikkate alınacak.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sorunlarının araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla 29/3/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun 2 Nisan 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmesinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

                                                                                        Tarih: 02/04/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 02/04/2013 Salı günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                        Oktay Vural

                                                         (İzmir)

                                                            MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

29 Mart 2013 tarih ve 11134 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz “Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sorunlarının araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla” verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 02/04/2013 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Tanal, geçmiş olsun. Hayırlı şifalar diliyoruz efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çok sağ olun Başkanım.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hekimlerin ve sağlık çalışanlarının sorunlarının araştırılması ve alınması gereken tedbirler hakkında vermiş olduğumuz araştırma önergesinin lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Malumlarınız olduğu şekliyle, hekimler ve sağlık çalışanlarına son zamanlarda çok şiddetli saldırılar yapılmakta ve birçok sorunla da baş başa bırakılmaktadırlar. Tabii, bunlara bakmış olduğumuz zaman şöyle bir değerlendirme yapmak mecburiyetindeyiz: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı “Sağlıkta çok büyük işler yaptık, çağ atladık.” derken hastanelere poliklinik önlerine gidildiği zaman durumun hiç de böyle olmadığı maalesef görülmektedir. Ancak sonuçta sağlıkta çalışan da hizmet alan da şikâyetçidir. Hastaneler ağzına kadar doludur. Vatandaşın muayenesini rahatça olamadığı, röntgen tetkikleri için dahi uzun randevuların verilmiş olduğu bir zaman sürecinde yaşıyoruz. Bakınız “Her şey iyi.” denildiği zaman, esasında bunun iki tane göstergesi vardır. Bunlardan birincisi, özellikle Ankara’da Numune Hastanesi; ikincisi de İstanbul’daki Haseki Hastanesi.

Ankara’daki Numune Hastanesine veyahut İstanbul’daki Haseki Hastanesine gittiğiniz zaman sağlığın ne olduğunu, sağlığın nerelerde bulunduğunu, çalışanların ne yaptığını veyahut da alınan hizmetlerin nasıl olduğunu gayet açık bir şekilde görebilirsiniz. Buradan bizim tavsiyemiz odur ki her şeyin iyi olduğunu söyleyen arkadaşlarımızın, özellikle Ankara Numune Hastanesine gitmesi, orada şöyle yirmi dört saat değilse bile on iki saat kaldıkları zaman –çünkü orası bir terminal hastanedir- sağlıktaki durumun ne olduğunu bariz bir şekilde görmeleridir. Ama enteresandır, bununla ilgili herhangi bir görüş yoktur.

Sayın milletvekilleri, şurası bir gerçektir ki son zamanlarda, özellikle sağlık çalışanlarına karşı çok yoğun saldırıların olduğunu da hep beraber görüyoruz.

Bakınız, şu anda “Sağlıkta her şey güzel.” denirken ben size bazı profilleri çizeceğim ve çizmiş olduğum profiller neticesinde de hep beraber karar verelim.

Hekimler: Şu anda sağlık çalışanları içerisinde hem hekimlerimizin hem de sağlık çalışanlarımızın çok ciddi manada gururlarının kırıldığı, yok edildiği, saygınlıklarının da neredeyse tamamen yok edilmeye doğru gittiği bir zaman dilimi yaşamıyor muyuz?

Bakınız, öyle bir şey ki başta Sayın Başbakan, daha sonraki dönemlerde de sayın sağlık bakanlarımızın söylemleriyle hekimler paragöz gösterilmiş, sanki her şey parayla yapılıyormuş şeklinde bir söylem içerisinde olunarak hekimlerin saygınlığı maalesef yıpratılmaya başlanmıştır. Akabinde ne olmuştur? Türkiye’nin her tarafında, yoğun şekilde, sağlık çalışanlarına saldırıların olmuş olduğunu görürsünüz. Saldırılar neticesinde hekimler bazen yaralanmış, bazen öldürülmüş; sağlık çalışanlarına çok ciddi darbeler vurulmuş olduğu görülmüştür.

Sonuçta, eğer biz sağlığı düzeltmek istiyorsak gelin hekimlerin bu onurunu düzeltelim ve saygınlıklarının yeniden kendilerine verilmesi noktasında bazı çalışmalar yapalım.

İkinci söylemim şurasıdır: Sağlık Bakanlığı her yıl hasta ve ameliyat sayılarıyla ilgili övünme içerisindedir yani hastanelerde hastaların sayısının arttırıldığını, bakmış olduğu hastaların sayısının arttığını söylemektedirler, yapılan ameliyatların sayıları arttırılmaktadır ama enteresandır, bunun tam tersini düşünmek gerekmektedir. Yani eğer Türkiye’mizde sağlıkta çok ciddi şeyler yapılmışsa hasta sayılarının daha azaltılması ve yapılan ameliyatların daha az olması gerekmez mi? Ama enteresandır, maalesef gördüğümüz tablo tam tersidir.

Yani sonuçta, burada esas atlanılan konu, koruyucu hekimlik konusunda çok ciddi çalışmalar yapılmamış olduğudur. Şu anda Türkiye’de siz koruyucu hekimliğin tam olarak yapılmış olduğunu söyleyebilir misiniz?

Bakınız, özellikle, ülkemizde bir sürü zararlı gıda ve içecekler vardır. Özellikle, yine, genetiği değiştirilmiş çeşitli gıdalar vardır. Başta mısır ve tatlandırıcılar olmak üzere, birçok genetiği değiştirilmiş ürün çocuklarımıza mamalar şeklinde, bisküviler şeklinde… İnsanlarımıza çeşitli noktalarda hem meyve suları hem reçelden tutun da tatlandırıcı birçok şeyler kullandırılmaktadır. Acaba bununla ilgili ciddi bir çalışma var mıdır? Suların kirletilmesi, havanın kirliliğinin düzeltilmesiyle ilgili çalışmalar var mıdır?

Bakın, şu anda insanlarımızın psikolojilerinin bozulmakta olduğu büyük şehirlerde çok yoğun problemlerin yaşanmış olduğu bir ortamdayız. Türkiye’mizde her geçen gün intiharlar artmıyor mu? Hani insanların psikolojileri düzeliyordu? Tam tersine, şu anda Türkiye’mizin en önemli konularından bir tanesi, psikolojik olarak sıkıntıların artmakta olduğudur. Gidiniz hastanelerde psikiyatri servislerine, psikiyatri servislerinin önleri ağzına kadar doludur. Gidiniz cildiye polikliniklerine, kullanılmakta olan GDO’lu ürünler, yani genetiği değiştirilmiş ürünlerden dolayı cildiye polikliniklerinin önünde cilt rahatsızlığıyla ilgili çok ciddi problemleri olan insanlarla karşılaşırsınız. Yine aynı şekilde, geçtiğimiz günler Kanser Haftası’ydı. Türkiye’de kanserlerin çok yoğun bir şekilde artmakta olduğunu da maalesef görüyoruz.

Öyleyse gelin, hastaların sayısının artırılması, hastanelerdeki ameliyat sayısının artırılmasından ziyade, koruyucu hekimlikle ilgili olarak neler yapabiliriz; onları tartışalım. Ama enteresandır, işte, Sağlık Bakanlığı yetkilileri maalesef bu yönlü olarak bir çalışma içerisinde değillerdir ve sonuçta da çok ciddi problemlerle karşı karşıyayız.

Tabii buradan hekimlerin özlük haklarına geçmek istiyorum. Şu anda hekimlerimizin birçoğu çok büyük sıkıntı içerisindedir. Özellikle hekimlerimiz emekli olmak istememektedirler. Niye? Çünkü hekimimiz emekli olduğu zaman artık geçimini temin edemiyor sayın milletvekilleri. Dolayısıyla, özlük hakları konusunda devamlı olarak söylemiş olmamıza rağmen bir türlü bir santim mesafe aldıramıyoruz.

Yeni Sağlık Bakanımız atanmıştır. Yeni Sağlık Bakanı eğer tarihe geçmek istiyorsa gelin, hekimlerimizin özlük haklarıyla ilgili, emeklilik haklarıyla ilgili bazı iyileştirmeleri, geliştirmeleri yapalım, insanlarımız rahatlasınlar. Hekim ne yapıyor? Son gününe kadar hastanede çalışmak ihtiyacı hissediyor. Niye çalışmak ihtiyacı hissediyor? Çünkü emekli olduğu zaman kendi noktasında geçimini temin edemiyor.

Hekimlik çok zor bir zanaattır. Hekim devamlı olarak fedakârlık yapmak ister ve fedakârlık yapar. Fedakârlığın süresi de belli değildir yani yirmi dört saat yapar. Hatta enteresandır: Hekim, tatile çıkar, uçağa biner, uçakta bile işte “Hekim aranıyor.” diye bir anons duyar ve gider, hekim oradaki hastaya yine bakar. Yani hekimin mesaisi belli değildir, hekim devamlı olarak çalışmak mecburiyetindedir.

Bunun yanında, bakınız, bir garabet de Tam Gün Yasası’yla ilgilidir. Tam Gün Yasası çıktıktan sonra… Çünkü o kanun acil olarak, palas pandıras 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle çıkartılmıştır. Çıkartılmıştır ama taraflar dinlenmemiştir sayın milletvekilleri. Hâlbuki, tabip odaları dinlenseydi, hekim örgütleri dinlenseydi, sivil toplum kuruluşları, STK’lar dinlenseydi herhâlde bu şekilde garabetli bir kanun çıkartılmazdı.

Şu anda tam günle ilgili kanunda bazı değişiklikler planlanıyor. Sağlık Bakanlığının bazı çalışmaları var. Özellikle üniversite hastanelerindeki hocalarımızın çalışması engellenmiş “Sadece eğitimle ilgili çalışmalar yapılsın ama hasta bakılmasın.” yani “Döner sermayeyle ilgili konularda çalışmalar yapılmasın.” şeklinde bir karar alınmıştır. Ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. Şimdi, Sağlık Bakanlığı yetkilileri bununla ilgili bir çalışma içerisindeler. Ne yapıyorlar? Mesai saatleri bitiminden sonra yani saat beşten sonra, hekimlerimize özel çalışma, muayene yapma hakkı vermeye çalışıyorlar. Vermeye çalışıyorlar da nasıl oluyor değerli arkadaşlarım? Burada 55 lira şeklinde bir fiyat belirliyorlar. 55 liranın bir kısmı döner sermayeye kalıyor, bir kısmı vergilere gidiyor, hekimin eline 17 lira para geçiyor.

Peki, ben buradan sesleniyorum: Ey değerli hekim arkadaşlarım, çok değerli meslektaşlarım; acaba siz 17 lirayı aldığınız zaman kaç tane hastaya bakacaksınız? Saat beşten sonra kaç tane hastayla ilgilenmiş olacaksınız? Enteresandır, şu anda tam günle ilgili çok ciddi sıkıntılar vardır ve Tam Gün Yasası mutlaka Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmeli, tekrar tartışılmalı, o şekilde çıkartılmalıdır. Ama enteresandır, bunu da işte şu anda beklediğimiz hâlde çok fazla bir şey göremiyoruz.

Ayrıca sağlık sistemindeki yarar sağlamayan, çalışanlar arasında büyük huzursuzluk yaratan, döner sermayeler ilgili de sıkıntılar vardır sayın milletvekilleri. Döner sermayenin artık neredeyse bir performans tamamlama noktasına gelmiş ve çalışanların hepsi “Acaba ben, işte, performansı nasıl tamamlayacağım?” şeklinde bir gayret içerisine girmişler, sonuçta bazı işlerle de karşı karşıya kalınmaya başlanmıştır.

Bunların yanında kamu hastanelerindeki hekimlere tam gün mesaisi dışında ister kendi hastanelerinde ister özel hastanede isterse de muayenehanelerinde hasta bakma yetkisi verilmelidir. Bu konuda muayenehanelerin açılmasıyla ilgili de Sağlık Bakanlığı zorlaştıran, ağır hükümler getirmiştir. Hâlbuki burası doğru değildir. Gelin, muayenehanelerin açılmasını teşvik edelim. Hatta öyle yapalım ki sosyal güvenlik kurumları bu muayenehanelerdeki yazılan reçeteleri geçerli saysın çünkü o insanların poliklinik defterleri var, tabip odalarına kayıtlı, vergi dairelerine kayıtlı. Öyleyse neden siz bu insanların bu şekilde yazmış oldukları reçeteleri veyahut da vermiş oldukları raporları geçerli saymıyorsunuz? Bu da garabettir. Bu noktalarda iyileştirme beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Ayrıca üniversite eğitim hastanelerinde çalışan hekimler ve hizmet hastanelerinde çalışan hekimlerin de aynı statüde olması gerekmektedir yani bir noktada üniversite hastanesindeki hekimlere farklı bir ücret veriyorsunuz, diğer çalışanlara farklı veriyorsunuz, bu noktada da bazı çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Diğer bir konu da aile hekimliği: Şu anda aile hekimlikleri maalesef sadece reçete yazar konuma getirilmiştir. Aile hekimliği mutlaka tekrar gündeme getirilmeli ve tartışılması gereken bir zemine oturtulmadır çünkü sevk zinciri olmadan hiçbir hizmet verilemez ve şu anda da ülkemizde maalesef sevk zinciri yoktur.

Tabii, söylenecek çok söz vardır. Sözlerimin sonuna geliyorum ama özellikle söylemek istediğim şurasıdır ki değerli arkadaşlarım: Türkiye’mizde yerli ilaç desteğine artık başlanması gerekmektedir. Ülkemizde ilaç israfı gün geçtikçe artmaktadır. Sağlık Bakanlığı bu konuda da yetersiz kalmıştır diğer konularda olduğu gibi. Hâlbuki şu anda antibiyotik kullanımı müthiş bir şekilde artarak devam etmektedir. Hâlbuki antibiyotiklerin kullanımı doğru bir şey değildir ve vücutta direnç meydana getirmektedir. Dolayısıyla, gelin, bu yönlü olarak da sigaravari, sigarayla ilgili yapılan çalışmalar gibi ülkemizde fazla ilaç kullanımıyla ilgili çalışmalar yapalım ve özellikle yerel noktalarda yani ilaç üretimiyle ilgili, yerel ilaçların desteklenmesini de sağlayalım. Şu anda ülkemizde maalesef ilaçlar tamamen tröst ilaç fabrikaları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REŞAT DOĞRU (Devamla) - …tamamen tröstlerin eline geçmiştir. Dolayısıyla, bu noktada da çok büyük sıkıntılar vardır diyorum.

Tabii, söylenecek çok söz var ama yine sözlerimiz yarım kaldı. İnanıyorum ki inşallah, araştırma önergemize müspet oy verirseniz bunları hep birlikte çözeriz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mustafa Baloğlu, Konya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimiz sağlık sektöründe çok önemli adımlar atmış ve değişim ve dönüşüm programıyla birçok başarılar elde etmiştir. İnsanın en değerli sermayesi olan “sağlık” kavramı Dünya Sağlık Örgütünün yaptığı tanımlamaya göre, yalnız, hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil, bedensel, ruhsal ve sosyal yönlerden de tam bir iyilik hâlidir. Sağlık, kalıtımın, yaşam tarzının, çevre faktörlerinin ve diğer sağlık hizmetlerinin bir fonksiyonudur. Bunun yanında da sağlığın diğer temel belirleyicileri küresel ölçekteki ve ulusal düzeydeki ekonomi, siyaset, kültür, tarih, teknoloji ve izlenen politikalar gibi değişkenlerin bir yansıması olarak sağlık hizmetleri sistemi ve politikaları olmaktadır. Genel anlamda baktığımızda sağlık hizmetleri; sağlığı korumak, geliştirmek, hastalananları ve sakatları tedavi etmek ve rehabilite etmek amacıyla sunulan hizmetlerin tamamıdır.

Sağlık hizmetleri toplumsaldır ve tüm nüfusu ilgilendirir. Bunun yanında emeğin yoğun olduğu bir sektördür, yedi gün yirmi dört saat hizmet verilmesini gerektirir. Sağlık sisteminin en temel amacı da sağlığın geliştirilmesi ve beklentilerinin karşılanmasıdır.

AK PARTİ Hükûmeti, 2002 yılında tek başına iktidara geldikten sonra Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sektörde büyük bir reforma imza atmıştır. Acil Eylem Programı ve Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık sektöründeki ana konuları ve finansman, hizmet sunumu, yönetim ve organizasyon gibi sağlık sistemindeki tüm unsurları ortaya koymuştur. Sağlıkta dönüşüm programlarının amaçları, sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun olarak organize edilmesi, finansmanının sağlanması ve sunulmasıdır. Bu üçüncü dalga sağlık reformlarının temel köşe taşları, daha iyi kaynak tahsisi ile kullanımını sağlamak üzere hizmet sunumu ile finansmanının birbirinden ayrılması, sağlık hizmetlerinde hakkaniyeti ve erişimi sağlamak üzere genel sağlık sigortasının kurulması, verimliliği sağlamak ve yönetimi güçlendirmek üzere kamu hastanelerine finansal ve yönetsel özerklik verilmesi, birinci basamağın güçlendirilmesi ve tedavide sürekliliği sağlamak üzere aile hekimliğinin başlatılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, 2003 yılından itibaren uygulanmaya başlanan Sağlıkta Dönüşüm Programı vatandaş merkezli bir program olup birinci basamak sağlık hizmetinin planlanması ve sunumunda bireylerin ihtiyaç, talep ve beklentilerini esas almaktadır. Bu programın önemli bileşenlerinden birisi, birinci basamak sağlık hizmetinin çağdaş uygulama şekli olan aile hekimliğidir. Aile hekimi, anne karnındaki bebekten ailenin en yaşlı bireyine kadar ailenin tüm fertlerinin sağlığından ve her türlü sağlık sorunlarından sorumludur. Sorumluluğunu üstlendiği kişinin hastalıklardan korunması için gerekli tedbirleri alır. Hastalık hâlinde, bilgi ve tecrübesi çerçevesinde ayakta tedaviyi gerçekleştirir.

Aile hekimliği öncesinde birinci basamak sağlık tesislerinde 17.800 hekim görev yaparken geçiş sonrasında 2010 yılı sonu itibarıyla 6.367 aile sağlığı merkezinde toplam 20.185 hekim, 961 toplum sağlığı merkezinde 2.167 hekim olmak üzere toplam 22.352 hekim görev yapmaktadır. Böylece vatandaşların hekime daha kolay ulaşabilmesi sağlanmıştır.

2010 yılı sonu itibarıyla 3.600 kişiye 1 aile hekimi hizmet vermektedir. Aile hekimliği hizmetinde, kişilerin sağlık sigortası olup olmamasına bakılmaksızın herkese ücretsiz olarak tedavi hizmeti verilmektedir. Ebe, hemşire, sağlık memurları aile sağlığı elemanı olabilirken 2010 yılında yapılan değişiklikle acil tıp teknisyenlerine de bu imkân tanınmıştır.

Aile hekimleri, kırsal bölgede yaşayanlara periyodik aralıklarla geçici sağlık hizmeti vermektedir. 2010 yılında yapılan değişiklikle huzurevi, cezaevi ve çocuk bakımevi gibi yerlerde yaşayanlara yerinde sağlık hizmeti, yatalak hastalara ise evde bakım hizmeti aile hekimlerince verilmeye başlanmıştır. Ayrıca, aşılamalar, bebek ve gebe izlemeleri, 15-49 yaş kadın izlemeleri, tarama programları, D vitamini ve demir desteği, belirli yaş gruplarına yönelik periyodik sağlık kontrolleri, ulusal sağlık kontrol programları gibi birçok koruyucu sağlık hizmeti de aile hekimlerinin sorumluluğunda yürütülmektedir.

Bakanlığımız acil sağlık hizmetleri konusunda da oldukça önemli çalışmalar yapmıştır. 2002 yılı sonunda 618 tam donanımlı 112 ambulansı sayısı, 2011 sonu itibarıyla 2.766’ya ulaşmıştır. Aralık 2011 itibarıyla coğrafi ve iklim şartları sebebiyle ulaşımda güçlük çekilen bölgelerde 224 adet kar paletli ambulans hizmet vermektedir. Bunların yanında, sokak darlığı ve trafik yoğunluğu gibi sebeplerden dolayı standart ambulansların ulaşamadığı durumlarda hizmet vermek üzere Aralık 2011 itibarıyla 52 adet motosiklet ile büyük şehirlerde hizmet verilmektedir. Yine, 2007 yılında hizmete başlayan 4 adet deniz ambulansı İstanbul, Çanakkale, Balıkesir ve Gökçeada’da hizmet vermeye devam etmektedir.

Hava ambulansı sistemi ülkemizde 2008 yılından itibaren faaliyete geçmiştir. Aralık 2011 yılı itibarıyla ülke genelinde hizmet verecek şekilde 19 ambulans helikopter 15 il merkezinde konuşlandırılmıştır. Yıllara göre, Sağlık Bakanlığı ambulans sayısında da ciddi artışlar gerçekleştirmiştir. 2002 yılıyla kıyaslandığında, özellikle 2008, 2009 ve 2010 yıllarında ambulans sayısında yaklaşık 1,5 kat artış olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimiz sağlık sektörüne oldukça önemli bir finansman ayırmış, gerekli hizmetlerin verilebilmesi için sağlık harcamalarına ayırdığı bütçeyi artırmıştır. Kamu sağlık harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, 1999 yılında yüzde 2,91 iken 2002 yılında yüzde 3,79’a ulaşmıştır. 2008 yılında ise bu rakam yüzde 4,44 olmuştur. Toplam sağlık harcamalarının içerisinde özel sağlık harcamalarının payı 1999 yılında 1,85 iken 2002 yılında 1,57; 2008 yılında ise 1,64 olarak gerçekleştirilmiştir.

Yine, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile planlayıcı ve destekleyici bir Sağlık Bakanlığı, herkesi tek çatı altında toplayan bir genel sağlık sigortası; yaygın, erişimi kolay, güler yüzlü sağlık hizmet sistemi, güçlendirilmiş temel sağlık hizmetleriyle aile hekimliği; etkili, kademeli sevk zinciri, idari ve mali açıdan daha verimli ve yönetilen sağlık kurumları; bilgi ve beceriyle donatılmış, yüksek motivasyonla çalışan sağlık insan gücü, sistemi destekleyecek eğitim ve bilim kurumları, nitelikli ve etkili sağlık hizmetleri için kalite ve akreditasyon, akılcı ilaç ve malzeme yönetiminde kurumsal yapılanma amaçlamış ve bu bileşenler doğrultusunda reformlar yapılmış ve yapılmaya devam edecektir.

Bu vesileyle, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımızı belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hep olumsuzsunuz, her şeye karşısınız. Bu nasıl bir şey ya?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tutanaklara bakın…

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Orhan Düzgün, Tokat Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Cumhuriyet Halk Partisi adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, sözlerime başlamadan önce -bundan yaklaşık bir yıl önce- bugünlerde 1’inci ölüm yıl dönümü olacak, rahmetli Doktor Ersin Arslan’ı hepinizin önünde saygıyla bir kez daha anıyorum görev şehidi olarak.

Evet, 2002 yılında AKP iktidarından sonra Sağlıkta Dönüşüm Projesi başlatıldı. Bu süreç içerisinde neler oldu, kısaca ben de sizlere onları özetlemek isterim. Bir türlü önüne geçemediğimiz, defalarca Meclis kürsüsünde de konuşmamıza rağmen hiçbir ilerleme sağlayamadığımız bir sağlıkta şiddet sarmalı oluştu. Artık, televizyonlarda, gazetelerde doktorların, hemşirelerin, sağlık çalışanlarının dövülmesi, hatta yaralanması sıradan olaylar hâline geldi.

Peki, biz ne yaptık bu süreç içerisinde? Eski Sağlık Bakanımız, Ersin’in ölümünden sonra demişti ki: “Bundan sonra hekime kaldırılan, sağlık çalışanına kaldırılan eli kendime kaldırılmış sayacağım.” ve bunun üzerine de biz bir Meclis araştırma komisyonu kurmuştuk fakat şu ana  kadar herhangi bir sonucunu görmedik; maalesef, bu süreç içerisinde sağlık çalışanları dövülmeye, hakaret edilmeye devam edildiler. Komisyondan herhangi bir şey çıkmadı ve artık, kamuoyunda da şöyle bir yargı oluştu sanırım: Eğer bir iş Meclis araştırma komisyonuna havale ediliyorsa oradan artık bir şey çıkmayacak demektir. Bu, sağlık çalışanlarının sorunu olduğu kadar yüce Meclisin itibarı açısından da son derece sıkıntılı ve sakıncalı bir durumdur diye düşünüyorum. Umut ederim ki, bu komisyonun çalışmaları meyve vermeye başlar, sağlıkta artık insanlar dövülmeden, sövülmeden, işlerini rahatça yapabildikleri sıhhatli ortamlarda çalışmaya  başlayabilirler.

Evet, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin getirdiği uygulamalardan birisi SABİM, hasta haklarını savunmak amaçlı kurulmuş bir teşkilat fakat o kadar yanlış yönetiliyor, o kadar yanlış yönlendiriliyor ki arkadaşlar, hasta haklı olsun ya da haksız olsun SABİM’e uğradığı an sağlık çalışanı sorguya çekiliyor. Hâlbuki bunun bir akıl süzgecinden geçirilmesi, bu adamların haklı mı haksız mı olduğunun önce bir hastane idaresi tarafından değerlendirilmesi aslında birçok sorunu çözecek. Yani, düşünün, hasta geliyor -hasta değil- diyor ki: “Ben, canım işe gitmek istemiyor rapor almak istiyorum.” Ne kadar istiyorsun? “On beş gün istiyorum.” Doktor diyor ki: “Kusura bakmayın, ben size rapor veremem çünkü siz hasta değilsiniz.” Hasta buradan çıkıyor SABİM’e gidiyor “Doktor benim işimi görmedi.” ve bu doktor ifadeye çağırılıyor ondan sonra.

Değerli arkadaşlarım, yani bir meslek sınıfını, hele de sağlığımızı, canımızı emanet ettiğimiz bir meslek sınıfını bu kadar karşımıza almanın, bu kadar düşman görmenin kime ne faydası vardır ben gerçekten bunu anlamakta çok zorlanıyorum. Yani bu  hem idare açısından  böyle hem de hastalar açısından böyle. Hasta bir taraftan kendi derdine derman ararken aynı zamanda kendine derman olacak kişiyi de dert açmakla tehdit ediyor. Bu sistemin içerisinden bu şekilde çıkabilmek mümkün değil. Ancak, şunu hiçbir şekilde inkâr edemezsiniz: Gerek Sayın Başbakanın gerekse eski Sağlık Bakanımızın -yenisinin icraatlarını henüz göremedik-sağlık çalışanlarını birebir hedef göstermelerinin, sürekli, onları yüksek ücretler alıp buna karşılık görevlerini yapmayan kişiler olarak lanse etmelerinin bugünkü, sağlıktaki şiddet sarmalında en önemli rolleri olduğunu düşünüyorum. Umut ederim ki yeni Sayın Bakan bu tür uygulamalardan, bu tür söylemlerden vazgeçer.

Sağlık çalışanlarının ücretlerinden bahsetmişken şunu da belirtmek isterim: Sağlık çalışanları, öyle kamuoyuna söylendiği gibi 10 bin lira, 10 bin lira maaşlar almıyorlar. Aldıkları maaşların ben size canlı bir örneğini vereyim: Yirmi iki yıllık bir hekimin aylık maaşı 2.200 lira değerli arkadaşlarım. Bunu özellikle hastaların duymasını ve bilmesini istiyorum. Bu insanlar gece nöbet tutuyorlar -hâlâ fiilî uygulama böyle- nöbet ertesi, akşama kadar mesai yapıyorlar. Sayın milletvekilleri, biraz empati yapın. Bizim de burada zaman zaman, gece, sabahlara kadar çalıştığımız oluyor ama ertesi gün ya tatil ediliyor ya da Meclisin açılış saati geciktiriliyor. Fakat bu insanlar, maalesef, daha nöbetleri bitmeden polikliniğe gidip hizmet etmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla, fiziksel olarak bitkin durumdalar, moral olarak bitkin durumdalar ve ondan sonra, işte, klasik hasta-doktor kavgası başlamış oluyor. Artık, lütfen, Bakanlık bu nöbet ertesi çalışmalara -bu bir zulümdür, bu bir çalışma yöntemi değildir- bir an evvel son versin. Bunu buradan, özellikle, hassaten istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Kamu Hastaneleri Birliğini oluşturdunuz, hastaneleri birer ticari kurum olarak gördünüz. Hâlbuki dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir devlet sağlıktan kâr etmeyi amaçlamaz, böyle planları yoktur. Sağlık, sosyal devlet ilkesinde devletin vatandaşlarına sunmaya çalıştığı bir hizmettir.

Şimdi, kamu hastanelerinin kurulmasına, haydi, bir şey demeyelim. Gene, önceki konuşmamda da dile getirmiştim, Sağlık Bakanı şöyle bir uygulama yaptı: Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Hakkâri’nin bilmem ne hastanesinde hastane CEO’su olarak gözüküyor, hastane direktörü olarak gözüküyor. Görevine bakıyorsunuz, Sağlık Bakanlığında personel müdürü, öbür görevine bakıyorsunuz, atıyorum, Çankırı Hastanesinde direktör.  Niye böyle bir şey yaptılar? Tek sebep şu: Devletin müsteşarı olmak, personel müdürü olmak bu arkadaşlara yetmemiş olmalı, oradaki hastanelerden yani insanların çalışıp kazanarak, alın teriyle “Üç beş kuruş evime ekmek parası götüreyim.” diye ekstra efor sarf ederek aldıkları döner sermayeden pay koparmak maksat ve bunu yapan maalesef Sağlık Bakanlığı.

Yeni Bakana daha önce de söylemiştim, umut ederim ki bu haksız kazanca bir an evvel önce dur der, bir an evvel bu insanları kendi görevlerine iade eder. Eğer devlette müsteşar olmak bu arkadaşlarımıza yetmiyorsa gidip o hastanede başhekimlik yapabilirler, bizim onlara hiçbir sözümüz yok, Bakanlık da onları başhekim olarak atayabilir ama hem devlette müsteşar  olacaksın, bakanın yanında olacaksın hem yolunu, izini bilmediğin bir memlekette hastane direktörü gözükeceksin, başhekim gözükeceksin ve bunun karşılığında da binlerce lira para alacaksın. Böyle bir uygulama olmaz, böyle bir uygulama hiçbir hukuk sistemiyle, hiçbir vicdanla bağdaşmaz.

Evet, değerli arkadaşlarım, yine bu Kamu Hastaneleri Birliği çerçevesinde… Eğitim hastanelerinde şeflik sistemleri vardı, bu insanlar bir sabah kalktılar baktılar ki artık şef değiller. Ne oldu? Şeflerin şefi icat edildi. 5-10 tane şef tek bir şefe bağlandı ve bütün yetkileri tırpanlandı. Bu insanlar, yıllarca çalışarak çabalayarak, sınavlara girerek elde ettikleri bütün hakları kaybettiler ve bu uygulama hâlen maalesef devam etmekte.

Arkadaşlar, sağlık deyince tabii ki sadece doktorların sorunları olmuyor, yardımcı sağlık personeli de var. Hemşireler, döner sermayeden yeterince pay almıyorlar, izinlerini kullanamıyorlar. Hastane, canı nasıl isterse, canı izin isterse izin, nöbet parası isterse nöbet parası veriyor, bir standart uygulama yok yani o nöbeti tutan kişi ertesi gün evine mi gidecek, yoksa mesaiye devam mı edecek ya da bunun karşılığında ücret mi alacak belli değil. Bunu defalarca Sayın Bakana söylememize rağmen bize kulaklarını tıkamaya devam etti.

Gene bir başka uygulamadan bahsedeyim: Devlet hastanelerine yolunuz düşüyor mu bilemiyorum, defalarca söyledim, muhafazakâr bir Hükûmet olarak geçiniyorsunuz ama hasta-doktor arasında bir hemşire bulundurmayı bir türlü sağlamadınız. Hasta orada, doktor orada, yanında ne hemşire var ne sekreter var. Kaldı ki tıbbi etik, ahlaki durum burada mutlaka ve mutlaka bir hemşirenin bulunmasını emreder. Siz hastayla doktoru baş başa bırakın, ondan sonrasında ya kavga ediyorlar ya başka türlü spekülasyonlara sebep oluyor bu işler.

Sayın Bakanı bir kez daha uyarıyorum: Lütfen, artık bu doktorların yanında muayene esnasında bir hemşire bulundurun. Bu sizin göreviniz çünkü, bu bir lüks değil. Bu, hastanın da hakkı eğer hastanın hakkını savunacaksak, doktorun da hakkı.

Yine, döner sermaye ödemelerinde hizmetli sınıfın şöyle bir sıkıntısı var arkadaşlar: Zaten bunlar hastanelerin en az maaş alan insanları. Döner sermaye dağıtmaya başlıyorsunuz, bu insanlara deniliyor ki: “Sizin maaşınız düşük olduğu için biz size fazla döner sermaye veremeyiz.” Şimdi, bunun neresi sosyal adalet? Adam zaten az maaş alıyor. Döner sermayesini de daha az veriyorsunuz, gerekçe olarak da maaşının az olmasını gösteriyorsunuz. Bu katsayıyı değiştirmek bu kadar zor bir şey midir? Bu uygulamayı değiştirmek bu kadar zor bir şey midir?

Evet, değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Demir Çelik, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin hekimler ve sağlık çalışanlarının durumlarının araştırılmasına ilişkin Meclis araştırmasının açılmasına dair grup önerisi aleyhine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Her ne kadar aleyhte aldığım bir söz olsa da ben lehte konuşmaya devam edeceğim. Öncelikle sağlıklı bir toplum ve sağlıklı, özgür bir gelecek dileklerimi ileterek konuşmama başlayacağım.

Sağlık, hepimizin bildiği üzere bireyin de, toplumun da vazgeçilmezlerinden biridir. Birey ne denli sağlıklı bir unsur ve kişilik olmaya ve onun siyasal, sosyal faaliyetini yürütmeye başlarsa toplum da bu sağlıklı bireylerden oluşma, sağlıklı bir toplum olabilmenin koşullarına, onun da özgüvenine sahip olmuş olur. Bu yönüyle gerek Dünya Sağlık Örgütü gerekse bir bütün olarak özgür ülke sağlık teşkilatlarının yaklaşımı “Kişinin ruhsal, bedensel, siyasal, sosyal iyi olma hâlidir.” der. Bu çerçevede de sağlık erişilebilinir, ulaşılabilinir, nitelikli, parasız, eşit olmak zorundadır. Sağlığa bu çerçevede de satılabilinen, satın alınabilinen bir eşya, bir meta olarak yaklaşılmamalı, bizatihi vatandaş olan, birey ve kişilik haklarına sahip herkesin anayasal ve yasal hakkıdır diye tespitte bulunur. Bunun Anayasa’mızda da yeri varken, Anayasa’dan beslenen, bu anlamıyla da bizi biçimlendiren bir kısım kanun ve  yönetmeliklerde de ifadesini bulan sağlığa yaklaşım, ne yazık ki, uzun yıllardır üstesinden gelemediğimiz, kangrenleşen bir toplumsal yaramız ve sorun olmaya da devam ediyor. Bu, AKP’nin on bir yıllık iktidarında da rast geldiğimiz, üstesinden gelemediğimiz toplumsal yara, hâlâ yüreğimizi acıtmanın maalesef çaresizlikleriyle bizi karşı karşıya bulundurmaktadır. AKP, her sorunda olduğu gibi sağlıkta da toplumun temel ihtiyaçlarını öngören bir parametreyle yaklaşıp çözüme kavuşturacağına günü kurtaran, kısa erimli ve kısa vadeli çözüm parametreleriyle tam da hizmet etmek istediği küresel emperyal güçlerin piyasalaştıran, taşeronlaştıran ve metalaştıran anlayışının uygulamalarını devreye koymuş bulunmaktadır. Hatırlayınız, on bir yıllık iktidarında öncelikle yeşil kartla başlayıp bütün toplumu sosyal güvenceye tabi tutacağı iddiasında bulunup onun altında kalan ve gerçekleştirilemeyen, sonrasında da sağlıkta dönüşüm projeleriyle aile hekimliği, Kamu Hastaneler Birliği ya da kamu hastane birliklerinin özel firmalara, şirketlere devrine ilişkin kanun tekliflerini sıkça burada tartıştık, gündemleşti ve çoğunluk oyları ve parmaklarıyla da maalesef, bütün itirazlarımıza, muhalefet şerhimize rağmen de geçti, geçmeye de devam edecek. Bu çerçeveden de biz sorunu enine boyuna tartışılması gereken bir sorun olarak algılıyoruz. Sağlık, mademki bireyin, bireyin olduğu kadar toplumun da vazgeçilmezi, olmazsa olmazıdır... Hele hele ülkemiz gibi son otuz yılını çatışmalı süreçlerle tamamlayan bir ülke gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, toplumun bütün kesimlerinde bu çatışmalı sürecin olumsuz yansımalarına rast gelmek, izlemek mümkündür. Siyasal, sosyal travma öylesine bir derinlik arz etmiştir ki, bu travmanın esaretinde ve etkisinde bulunan biz bireyler neredeyse, psikolojik travmayla, kendi benliğimiz, siyasal inisiyatifimiz ve kişilik haklarımızdan da vazgeçecek noktaya gelmiş bulunuyoruz. Hâlbuki sağlıklı birey olmuş olabilseydik, kazandığımız öz güvenle hem kendi haklarımıza sahip çıkabilmenin hem de toplumun özgürleşmesinin, adalet ve eşitlik taleplerinden yoksun kalmasının önündeki engellerin kaldırılmasında da ısrarcı olurduk, inadına bir mücadeleyle bu Meclisi özgürlüklerin hayat bulduğu bir Meclise dönüştürebilirdik. Ama ne yazık ki bundan kendimizi alıkoyuyoruz. Asli işinden vazgeçmiş, bir kısım küresel güçlerin çıkarlarının nasıl tanzim edileceğine dair bir rolü bu Meclis hak etmemiştir diye düşünüyorum.

Bu çerçeveden de, öncelikle, Sağlıkta Dönüşüm Projesi tarafımızdan enine boyuna yeniden ama yeniden elden geçirilmesi, analize tabi tutulması gereken bir projedir. Bu projede, her şeyden önce, Anayasa’nın bize verdiği eşitlik ilkesine aykırılıktan hareketle, kamu hastanelerini kişinin ödediği prime göre sınıflandırmak adaletsizliğin ta kendisidir. (A), (B), (C), (D), (E) olarak ifade ettiğiniz kamu hastaneleri, ödenen primin yüksekliğine göre, hangi hastaneden, kimin, nasıl yararlanacağına dair sınıfı ve toplumu tasnife tabi tutup sınıflandırarak biz bu adaletsizliği baştan itibaren, devlet ve devletin kurumları, aygıtları olarak teşvik etmiş oluyoruz, dayatmış oluyoruz.

Bir kişi 100 liralık primi de veriyor olsa, 500 liralık primi de veriyor olsa madem ki Anayasa karşısında eşittir, o hâlde sosyal devlet olmanın gereği olarak bu eşitlik ilkesini sağlıkta da, kamu hastanesinin herhangi birinde de görmesi onun sosyal ve psikolojik varlık olarak haklarının bizatihi icra edebileceği alan olmalıdır. Ama böylesi bir tasnife tabi tutmakla yetinmemişiz, kamu hastanelerini parası olanın sağlığı satın alabilinecek özel şirketlere de devretmişiz. Özel şirketlerin taşeronlaştırma ve piyasalaştırma gereği hastaneleri sermaye birikimi mekânlarına, hastaneleri sermaye iktidarının hayat bulacağı sağlık dışı her uygulamanın ve tartışmanın veya sağlık hizmetleri dışındaki her türlü satın almanın, satmanın cereyan ettiği mekânlara dönüştürmüşüz. Buradan sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir birey ve sağlıklı toplumdan oluşma özgür bir toplum bulamayız, gerçekleştiremeyiz, ulaşamayız.

Kamu hastanelerinin sınıflandırılması, onun üstünde şirket muamelesiyle kamu hastanelerinin üzerine oturttuğumuz müdürler ve satın alma müdürleri üzerinden piyasalaştırmayla yetinmemişiz, aynı zamanda taşeronlaştırmanın ve piyasalaştırmanın ürünü olarak kamu hastanelerini işlevsiz tutmuşuz, özel şirketin açtığı hastanelere olduğundan fazla avantaj, kredi, ulusal ve uluslararası çapta piyasa olanaklarından yararlanma fırsatlarını da tanıyarak oraları da sermaye biriktirme alanlarına dönüştürerek toplumun temel talebi olan sağlığı satın almaya gayret etmişiz. Bu yönüyle bu uygulamanın bize ve geleceğimize yararı olmadığını; her fırsatını bulduğumuzda da dile getirdiğimiz ve karşı çıktığımız bir durum olmaya devam ediyor.

Bu çerçevede de Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şeyden önce, sağlık eğer sizin bizim birlikte var edebileceğimiz yarının demokratik ortak vatanında bir ırkların, dinlerin, dillerin, kimliklerin, kültürlerin farkı gözetilmeksizin, eşit vatandaşlık temelinde, özgür, eşit vatandaşlar olarak yarınımızı tanzim etmede karar sahibiysek bu adaleti her şeyden önce bu alanda hayat bulabilecek, gerçekleştirebilinecek koşullara da ulaştırmak durumundayız. Sağlık, bu anlamıyla ertelenemez. Sağlık, egemene; sağlık, mal ve mülk sahibi olan iktidara ya da sermaye sahibinin insafına terk edilmeyecek kadar değerlidir, toplumun öz malıdır; topluma da bizatihi bunu kullanabilme hakkını da, fırsatını da vermek ve onu kolaylayan bir noktada durmak da Meclisin iradesinin gereğidir. Çünkü, Meclis bu tür işler için vardır. Bunu yapamadığımızda bir yanıyla, siyasal ve sosyal travmadan dolayı giderek psikolojik bir depresyon durumuyla karşı karşıya kalan toplum; öbür yanıyla, anatomik, fizyolojik ihtiyaçlarının doğal, demokratik ve eşitlikçi bir anlamda karşılanamayan bireyin mevcut, var olan sürece dâhil olması, aktif olması, amacına uygun bir rol yüklenmesi de beklenemez. Aksine, bu ve benzeri açmaz ve yetmezliklerle karşı karşıya kalan birey, bu bireylerden müteşekkil kesimlerin kötü niyetli, art niyetli, süreç dışı bir kısım menfaat ve çıkarlar üzerine bunu örgütlemeye çalışanlara da biz zafiyetlerini kullanma fırsatını vermiş oluruz.

Bu anlamıyla, bu yasa mutlaka ama mutlaka hekimlerin, sağlık çalışanlarının koşullarının araştırılmasına hizmet edecek tarzda Meclisin gündemine getirilmelidir.

Bu yönüyle de özellikle sağlığımıza katkı sunan, değer katan hekimleri, bütün sağlık emekçilerini ve onların “Eşit işe eşit ücret.” yönlü taleplerine saygılı olduğumuzu ifade ediyor, hepsini saygılarımla huzurlarınızda selamladığımı ifade ederek iyi günler diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Mersin-Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santralin başta insan ve hayvan sağlığı ile gıda üzerindeki etkileri olmak üzere tüm etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin ön görüşmesinin Genel Kurulun 2 Nisan 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

                                                                02/04/2013

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 02/04/2013 Salı günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Emine Ülker Tarhan

                                                                                   Ankara

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmında yer alan (Mersin-Akkuyu'da kurulması planlanan nükleer santralin başta insan ve hayvan sağlığı ile gıda üzerindeki etkileri olmak üzere tüm etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan) (10/21) Esas Numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurulun 02/04/2013 Salı günlü (Bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Vahap Seçer, Mersin Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Van ilimizin 95’inci Kurtuluş Yıl Dönümü nedeniyle Van halkını kutluyorum, aziz şehitlerimiz önünde saygıyla eğiliyorum, onları saygıyla yâd ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, konumuz nükleer tehlike ve bunun insan sağlığına, çevreye, gıda güvenliğine etkileri.

Biliyorsunuz Türkiye, nükleer güç santralinin ilk denemesini, ilk tesisleşme hareketini Mersin’de yapıyor. Aslında bu öykü eskilere dayanıyor. 1976 yılında bunun yer lisansı alınıyor ve o günkü koşullara göre birtakım bilimsel araştırmalar yapılıyor, zemin etüdü, oşinografik araştırmalar, iklim, çevre şartları, o günkü üretim, tarımsal üretim, vesaire bundan otuz yedi yıl önceki koşullara göre lisans veriliyor. Geçtiğimiz dönem, 23’üncü Dönem Parlamentosunda görev alan arkadaşlarım bilirler, o dönemde biz, Akkuyu’ya yapılacak olan nükleer güç santraliyle ilgili bir yasa görüşmesi yaptık ve bu yasa Meclisten geçti.

Daha önce ihale usulüyle bir firmaya verilmişti bu santralin yapılması ama o dönemde yargıya gidildi, yargı yürütmeyi durdurma kararı verdi ama AKP  Hükûmeti her konuda olduğu gibi burada da hukukun arkasından dolandı ve Meclise getirdi, uluslararası anlaşma statüsünde şu anda Mersin’de hummalı bir çalışma yapılıyor, bir Rus firması orada nükleer güç santrali yapacak. Kime rağmen? Tabii ki millete rağmen. Kime rağmen? Millî iradeye rağmen. Kime rağmen? Özellikle öncelikli olarak Mersin halkının reddetmesine rağmen, Mersin halkının isyan etmesine rağmen, bugüne kadar bu konuda nümayişler, toplantılar düzenlemesine rağmen, mitingler düzenlemesine rağmen ısrarla orada bir nükleer güç santrali yapılıyor.

Peki, niçin Mersin? Niçin bu kadar itiraz ediyoruz? Mersin nasıl bir kent? Coğrafyası, siyasal yapısı, sosyoekonomik yapısı, demografik yapısı, ekonomisi nedir? Niçin bu kadar bizleri isyan ettiren mesele? Mersin, biliyorsunuz, Akdeniz’in incisi bir kent. Mersin, Akdeniz üzerinden Anadolu’nun, Türkiye’nin dünyaya açılan kapılarından bir tanesi, belki de en önemli kapısı Mersin Limanı marifetiyle. 1 milyon 700 bin nüfusu var, 16 bin kilometrekare alan üzerinde. Ekonomide öncelikli sektörler tarım, turizm, ticaret ve taşımacılık. Mersin’in en önemli özelliklerinden bir tanesi kültürel yapısı, demografik yapısı. Mersin demek, Türkiye demektir; Türkiye demek, Mersin demektir. Türkiye mozaiğini Mersin’de bulabilirsiniz. Türkiye’de yaşayan bütün etnik yapılar, Türkiye’de yaşayan bütün semavi din mensuplarını, inanç gruplarını Mersin’de bulmanız mümkündür. Mersin bir barış kentidir. Eğer Türkiye’de barışı hâkim kılacaksanız, bunun başlangıç noktası Mersin’dir. Peki, sosyoekonomik açıdan Türkiye’nin her anlamda önem içeren bir kentinde bir nükleer bombayı niçin o kentin kalbine koyuyorsunuz, niçin bu kadar ısrar ediyorsunuz, bunu anlamakta güçlük çekiyoruz; bu, akıl işi değildir, izan işi değildir.

Şimdi, buradan tüm milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum, sadece Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekili arkadaşlarıma değil, diğer siyasi partilere mensup arkadaşlarıma da sesleniyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan 4 tane siyasi parti var, tamamı da Mersin’den milletvekiline sahip; BDP de sahip, MHP de sahip, CHP de sahip, AKP de sahip. 4 partiye mensup milletvekili arkadaşlarımın bu konuda duyarlı olmasını istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Mersin’e ilişkin tehlike bununla bitmiyor. Bu konuda mücadele verirken, tabiri caizse yağmurdan kaçarken Mersin halkı doluya tutuldu. Bakınız, diyorum ki: Mersin bir turizm havzası, Mersin bir tarım havzası ama sanki orası bir enerji havzası gibi her türlü enerji kaynakları tesisleri orada yapılıyor, nükleer güç santrali yapılıyor. Şu anda 8 adet yanlış duymadınız, 8 adet termik santral projesi var, turizm kenti Mersin’de 8 adet termik santral projesi var; şu anda bunun 2 tanesi ÇED aşamasında. 2 tane çimento fabrikası projesi var, şu anda ÇED aşamasında. Mersin’in Tarsus ilçesinin Sebil kasabası vardır, muazzam doğal güzelliklerin olduğu, endemik bitkilerin olduğu, faunasıyla, florasıyla bir doğa harikası olan yerde HES projeleri var. Tarsus’un Boğazpınar köyünde, Karasu’da HES projesi var. Her anlamda enerji kaynakları, hidroelektrik, termik, nükleer; sanki Mersin bir deneme tahtası gibi kullanılıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil, bunu anlayışla karşılamak mümkün değil. Biz Mersin’de turizm gelişecek diye beklerken, biz Mersin’de tarım gelişecek diye beklerken karşımıza çıkartılan engellere bakın! AKP iktidarı, on yıldır Mersin’e bir çivi çakmadı. Mersin halkından âdeta intikam alıyor. Niçin? Çünkü AKP, Mersin’de belediyelerde bir türlü başarılı olamadı. Ne büyükşehirde başarılı oldu ne ilçelerinde başarılı oldu. Bugün günah çıkartıyor. Mersin halkına ceza kesmiş.

2007’den bu yana Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilliği yapıyorum. Havaalanı yapılacak, öyküsü on beş yıl öncesine dayanıyor. Tarsus-Kazanlı Sahil Bandı Projesi, altı yıldır bu hikâyeyle geçiyor; bir arpa boyu yol ilerlemedi. İşte 2013 Akdeniz Oyunları; 11 adet farklı tesis var ya da eski tesisler tadilattan geçecek, iki ay var, iki ay sonra Akdeniz Oyunları başlayacak ama birçok tesis inşaatı bitmeme tehlikesiyle karşı karşıya. Şimdi diyoruz ki: Sadece Mersin’de değil, Türkiye’nin hiçbir tarafında nükleer güç santrali istemiyoruz. Burada milletvekili arkadaşlarım var seksen bir ayrı vilayetten, hiçbir milletvekili arkadaşım kendi il sınırları içerisinde bir nükleer güç santral tesisi istemez. Doğal olarak, biz Mersinliler olarak da bunu istemiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, az önce söyledim sözlerime başlarken, Mersin Türkiye’dir, Türkiye Mersin’dir. Türkiye’nin iç göç alan en önemli illerden bir tanesi Mersin’dir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden en yoğun göç alan Gaziantep, Adana ve Mersin’dir. Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 8-10 seviyelerinde seyrederken bugün Mersin’de işsizlik oranı yüzde 15-20 seviyelerinde. Eğer siz, Mersin’e turizmi geliştirecek birtakım yatırımlar yapmak yerine, tarımı geliştirecek birtakım yatırımlar yapmak yerine, yoğun emek sektörlere yatırımlar yapmak yerine, bu sektörleri akamete uğratacak, bu sektörleri başarısızlığa uğratacak bu tip yatırımlar yaparsanız, siz, Mersin halkına kötülük yapmış olursunuz.

Bizim bu önergemizi vermemizin ana gayesi… Bu yatırımlar yanlış yatırımlardır. Bu yatırımların, hem çevre sağlığına hem insan sağlığına hem gıda güvenilirliği açısından önemli tehlikeler ihtiva ettiğini düşünüyoruz. Bunun örnekleri vardır. Fukuşima vardır, Çernobil vardır. Bunlardan ders çıkartmamız lazım.

Sayın Başbakanın söylediği gibi, nükleer güç santrallerinin çevreye yaratacağı tehlike evlerimizde kullandığımız tüp gazın yaratacağı tehlike kadar masum değildir. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuda bir komisyon oluşturmasını ve bu konunun derinlemesine araştırılmasını istiyoruz. Bu konuda Parlamentonun desteğini istiyoruz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yunus Kılıç, Kars Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii, öncelikle bir konunun iyi ya da kötü olduğunu söyleyebilmek için onu biraz bilmek, anlamak, dünya bu konuda ne yapıyor, bunları değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.

Nükleer santral… Tabii ki, Türkiye neden bu yola başvuruyor, Türkiye neden nükleer santral kurmak istiyor, dünya bu konuda neler yapıyor? Arkadaşlar, dünyada bugün 442 tane kurulu, 64 tane de yapımı devam eden ve programlanan nükleer santral olduğunu öncelikle bilmemiz lazım. Bizim, medeniyette, teknolojide, ekonomide örnek aldığımız, ulaşmaya çalıştığımız ülkeler Amerika, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere özellikle turizmde ve bu, araştırılması istenen tarım ve hayvancılıkla alakalı konularda dünyada öne çıkmış, ilk onda bulunan, tarımsal ihracatları ilk onda bulunan -Amerika başta olmak üzere-  ülkelerin hemen hemen elektrik enerjilerinin yüzde 75’ini nükleer santrallerden sağladıklarını görüyoruz.

Peki, nükleer santrallerde olumsuz şeyler olmaz mı? Doğaya, çevreye, hayvana, insana zararlı şeyler olmaz mı? Olur elbette. Fakat Türkiye bu nükleer santralleri en son teknolojiyle, sizin bahsettiğiniz Fukuşima’da veyahut da Çernobil’de olmayan teknolojilerle yapma gayreti içerisindedir. Beş güvenlik önlemli sistemler kuruyor Türkiye ve bu güvenlik önlemleriyle kurulan santrallerde, saygıdeğer milletvekilleri, kaza olma ihtimali üç yüz milyonda 1’dir. Bakın, Türkiye’nin bu kadar enerjiye ihtiyacı olduğu bu devirde, 2023 vizyonunda 500 milyar kilovatsaat enerjiye ihtiyacımız olacağı açıkken, yenilenebilir enerjilerinin tamamını bu ülke kullanabildiği takdirde bile bunun yarısına yakınını elde edemeyeceği ortadayken siz, üç yüz milyonda 1 olan bir ihtimal üzerine, bu kadar iyi niyetli bir girişimi nasıl baltalamaya kalkarsınız? Bu, ülkeye hayır mıdır, yarar mıdır? Bunların hesabını, kitabını neden yapmazsınız?

Şimdi, arkadaşlar, ben bir tecrübemi aktarayım, daha doğrusu bir anımı anlatarak bu olayın ehemmiyetini vurgulamak istiyorum. Kars Kafkas Üniversitesinde, bir gün, bu konuyla alakalı bir konferans verileceğini duydum. Biz  Amerika’dan bilim adamlarının geldiğini ve bu konuyla alakalı ayrıntılı oturumlar yapılacağını duyduk, biz de katılalım dedik. Ve işin daha ilginç tarafı, bu akademisyenler içerisinde, Amerika’da bu işi yöneten, organizasyonların içerisinde bulunun hocalardan bir tanesinin de Karslı olduğunu duyunca, dedik hem böyle bir bilim adamını tanıyalım hem de ne diyor bunu iyice anlayalım. Arkadaşlar, üç dört saat süren toplantılarda -can kulağıyla dinledik- gelmiş olduğumuz sonuç, bizim oradan çıkardığımız şuydu: Bu teknolojiyi öncelikle kullanan ülkelerden birisi olan Amerika ve Batı ülkeleri, bunu kendileri ziyadesiyle yaparken, enerjilerini buradan temin ederken, ekonomilerini geliştirirken, dünyaya çeşitli ürünleri bu sayede ihraç ederken, ülke insanının gelir seviyesini, yaşam standartlarını yükseltirken, bizim gibi bu işe soyunmakta olan ülkelere de zamanında kendi ülkelerinden götürmüş oldukları, yetiştirmiş oldukları, onlara emek verdikleri insanlara “Arkadaş, sizin kullanılacağınız zaman geldi. Siz, dönün, bu şekilde niyetlenmiş olan ülkelere bu işlerin zararını anlatın.” Ama kendileri yapmaya devam ederken… Yani toplantının sonunda, arkadaşlar, şunu sorduk: “Ya, Hocam, iyi diyorsun, güzel diyorsun da, sen bu işle mi görevlendirildin? Yani başka toplumların -Amerikalıların dışında, İngilizlerin dışında, Fransızların dışında, Almanların dışında- bu işi yapmaya aklı yetmez mi demek istiyorsun? Yani bu teknolojiyi siz kuramazsınız mı demek istiyorsunuz? Neden biz bu enerjiden yararlanmayalım dünya bu işi bu kadar abartmış bir şekilde sürdürürken?”

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Üçüncü jenerasyon teknolojiyle yapmış.

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Bakın arkadaşlar, doğru değil. Bakın, bu teknoloji sayesinde dünyada son yıllarda sera gazı salınımı yüzde 17 oranında azalmıştır. Yani dünya çevredeki iklim değişikliklerinin önüne geçmek için, tarımı, hayvancılığı ve insan sağlığını korumak için, çevre kirliliğini engellemek için, biyoçeşitliliği düşürmemek, artırmak için nükleer enerjilere yeniden geri dönüyor.

Bakın, nükleer enerji, dünyada şu anda kullanılan en temiz ve en güvenli enerji çeşididir. Bunlar ortadayken, bütün bunlar dururken, siz buna neden karşısınız? Bakın, hemen yanı başımızda en eski teknolojiyle bu işi çalıştıran Ermenistan’da Metsamor Nükleer Santrali var. Neden bununla alakalı bu tür gayretlerimizi hep birlikte sürdürmüyoruz?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Evet, yapalım, haklısınız!

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Kars’ın hemen dibinde, 16 kilometre ötede; teknolojisi eskimiş, kullanım süresi bitmiş. Şimdi, bizim kurmaya çalıştığımızda –tekrar ediyorum- 5 kademeli güvenlik sistemi olan bir teknoloji kuruyoruz ve bu kuracağımız 2 nükleer santralle birlikte, inşallah, enerji ihtiyacımızın altıda 1’ini karşılıyor hâle geleceğiz. Türkiye, açık, net olarak enerji ithalatçısı bir ülke, yılda 55 milyar dolar enerjiye para veriyor ve bu kadar temiz bir enerji imkânımız varken ve bunun yanı sıra yenilenebilir enerjiye dayalı politikalarımızı geliştirirken, rüzgâr enerjisini, jeotermal enerjiyi, efendim, su, hidrolik enerjiyi, termik santrallerimizi de bir taraftan yapmaya devam ederken, neden daha basit, daha ucuz ve kısa sürede geriye dönüş sağlayabilecek bu santrallere karşısınız? Bakın, bu iki santral eğer üç yıl içerisinde çalışmaya, dönmeye başlarsa sağlanacak enerjiyle üç yıl içerisinde kendisini finanse edecek bir hâle gelecek.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yok artık!

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Yani aşağı yukarı 40 milyar Türk lirası bu iki santral bittiğinde Türkiye’ye geri dönüşü olacak. Yani santrallerin, arkadaşlar, bu devasa santrallerin, Türkiye'nin enerjisinin aşağı yukarı altıda 1’ini karşılayacak bu temiz enerjiden oluşan santrallerin geriye dönüşümü aşağı yukarı üç yıl içerisinde olacak. Buna karşı olmanın bir mantığı var mı?

Hayvanlar, insanlar açısından, tabii, değerlendiriliyor. Evet, siz bunun önlemlerini almazsanız, kötü kullanırsanız, atmosfere gazlarını yayarsanız, atık sularını soğutmadan çevreye yayarsanız, efendim, stronsiyumu, plütonyumu, toryumu, bunları eğer koruyamazsanız, koruma altına alamazsanız, iyodu insanlara, hayvanlara ulaştırırsanız, e, tabii ki kanserojen, buna bağlı tiroit kanserleri, cilt kanserleri gibi radyoaktif olaylara maruz kalan şeylere elbette sebebiyet verirsiniz. Ama bu, Metsamor gibi santrallerden kaynaklanan sıkıntılar. Bu, Türkiye'nin kurmak istediği modern ve dünyanın en son teknolojilerini barındıran santrallerde korkulacak meseleler olmadığını açık bir şekilde söylemek isterim.

Bakın, Çernobil’de bir olay oldu, evet, dünya bunun yeterince sıkıntısını çekti, çekmeye devam ediyor. Bizim kuracağımız santral, inşallah, 9 büyüklüğündeki bir depreme dayanıklı bir santral olacak. Arkadaşlar, ha, 9’dan büyüğü olmaz mı? Ya, “9’dan büyüğü de olur.” diye düşünmeye kalkarsanız, o zaman, hiçbir şey yapmış olamayız. Alınan teknolojik önlemler bunları korumaya yeterince muktedir olacak şeylerdir.

Bakın, 4 tane önemli, atmosfere salınan -şu andaki mevcut santrallerde, özellikle fosil yakıtlarla çalışan santrallerde- çevreye salınan sera gazları, özellikle iklimi değiştiren, hayvanlar, insanlar, bitkiler üzerinde son derece olumsuz etkileri olan, biyoçeşitliliği azaltan, yok eden, bazı ırkların tükenmesine yol açan sera gazları; karbonmonoksit, karbondioksit, azotdioksit ve sülfürdioksit gazlarının, yapılacak olan, yapılması düşünülen, planlanan, inşallah, nükleer santrallerde atmosfere verilmesi söz konusu değil. Dünyanın şu anda bu nükleer santralleri özellikle yapma gayretinin en önemli sebeplerinden bir tanesi bu sera gazlarının salınımını azaltmak, iklim değişikliğini durdurmak, çevre ısınmasını azaltmak ve biyoçeşitliliği korumak. Eğer biz bu santrallerden bunun dışında başka bir amaç planlıyorsak, eyvallah, tamam, sıkıntılı bir süreçtir, korunması gerekir, önlemlerin alınması gerekir, hükûmet de şu anda biziz, tedbiri bizim almamız gerekir ama ben şu anda buna emin olmanızı istiyorum ki dünyanın şu anda en temiz olarak gördüğü enerji şekli budur ve ülke hedefini 2023 vizyonuna göre bu yönde düzenlemiştir.

Ülkemize hayırlı olacağını düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ali Öz, Mersin Milletvekili. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Akkuyu’daki nükleer santralin zararları üzerine öngördüğü Meclis araştırması üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Benden önce bu Meclis araştırması talebinin aleyhinde konuşmalarını yapan değerli milletvekilinin sözlerini duyunca gerçekten şaşırmamak mümkün değil yani biraz daha olsaydı herhâlde “Türkiye’nin her tarafını baştan aşağıya nükleer santrallerle donatalım.” ifadesini kullanacaktı, bizi gerçekten şaşırttı.

Şunu unutmamak lazım ki gelecek nesillere hepimizin bırakabileceği en önemli miras belki de çevredir. Dolayısıyla, çevre konusunda hepimizin duyarlı olma zorunluluğu vardır. Biz, nükleer teknolojinin hiçbir alanda kullanılmamasından, nükleer teknolojinin çok zararlı bir teknolojik model olduğundan bahsetmiyoruz. Ancak, Batılı ülkelerin çoğunun bile bugün uygulamadan tamamen kaldırdığı, enerji üretiminde bile başka alanlara yönlendiği, nükleer enerji üretim modeli olarak nükleer santralden vazgeçtiği bir ülkede nükleer lobi faaliyetlerini yürütenlerin âdeta bir çöplük gibi eski teknolojiyi Türkiye’ye transfer etmesi, bu transferi sonucunda da Türkiye’nin başka alanlarında, ekonomisine, bütçesine çok ciddi manada katkı sağlayacak olan Mersin’in Gülnar ilçesinin Akkuyu’suna getirip bu nükleer santrali çakma hevesi bizi, burada bu önergenin gerçekten Meclis tarafından araştırılması gerektiğine inandırıyor.

Burada, Parlamento içerisinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisinin sözcüsünün de ifade ettiği gibi, Mersin milletvekillerinin -Vahap Bey’in de ifade ettiği gibi- gerçekten bu konuda, ben de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmamı yaparken, duyarlı olmaya ve o bölgede yapılan anketler sonucunda, halkın bundan nasıl rahatsızlık duyduğunu bilmelerini ve bunlarla yüzleşmeleri noktasında onların gerçeği görmesini istiyorum.

Tabii ki nükleer enerji, sonuçta dünyanın çoğu ülkesinde uzun yıllardır enerji üretimi için kullanılmış ama her ülke yavaş yavaş bundan vazgeçmiştir. Nükleer enerji modelini uygulayan ülkelerde şu gerçekleri unutmamak lazım: Nükleer santrallerin en önemli sorunlarından bir tanesi nükleer atıklardır. Nükleer santrallerin atıkları için dünyada hâlâ sürekli depolama alanları kurulamıyorken, bu atıklar milyonlarca yılda yok olmazken, Çernobil kazası gibi olası bir kaza ya da sızıntı, can kaybı ve geniş çevrenin etkilenmesi söz konusu iken, nükleer santrallerin bakım ve güvenlik maliyetleri kuruluş maliyetlerini aşıyorken, nükleer santrallerin bilimsel olarak savunulabilir hiçbir yanı yoktur. Nükleer santral konusunda, Mersin’e kurmak istediğiniz santralin Mersin’e genel manada vereceği zararları bilebilmek için Mersin’in coğrafik özelliklerini, Mersin’in bir tarım şehri olduğunu, bir turizm şehri olduğunu, bir ticaret şehri olduğunu göz ardı etmemek lazım. Kurmuş olduğunuz nükleer santralle, o bölgede yetişen temel tarımsal ürünlerin hiçbir tanesinin değeri kalmayacak. Bunların nükleer atıklarla kirlenmesi sonucunda, insan sağlığı üzerinde oluşturacağı menfi etkiyle o bölgenin tarımına çok büyük bir darbe vurulmuş olacak.

Yine, keza, içinizde mutlaka bölgeyi çok iyi bilenler ve görenler vardır. Nükleer santralin kurulması planlanan Akkuyu, belki de Türkiye'nin sahil şeridindeki turizme en yatkın beldelerinden bir tanesi. O beldeyi gidip bir görün. Özellikle turizm sezonu başladığında -o bölgede bulunan arkadaşlarımız şunu çok iyi bilmeleri lazım ki- nükleer santralden elde edilecek olan enerjinin devlete sağlayacağı gelirin çok daha -misli misli- fazlasını turizm olarak size verebilecek olan bir bölgeyi yok etmek için âdeta birlikte savaşıyoruz.

Ülkemizde kurulması planlanan nükleer santraller için gerekçe enerji ihtiyacı gibi gösterilse de -oysa- Türkiye'de özellikle yenilenebilir enerji modellerini daha faal hâle getirmek, enerji politikalarını yeniden gözden geçirmek, Türkiye'de enerji noktasındaki açığımızı gidermek için önemli faaliyetler arasında sayılabilir.

Şunu unutmamak lazım ki nükleer enerji vasıtasıyla kilovatsaat başına elektrik üretim maliyetleri, hidrolik santrallerde 0,05 sent, kömür santrallerinde 2,5-3 sent, doğal gaz santrallerinde 4 sent, nükleer enerjinin kilovat başına ortalama maliyeti ise 7,2 senttir. 7,2 sentin içinde radyoaktif atıkların izolasyonu, ömrünü tamamlayan reaktörlerin söküm maliyetleri, kaza sonucu oluşabilecek giderler, toplum sağlığı için yapılacak harcamalar, insan ve çevre açısından ortaya çıkabilecek maliyetler de yoktur.

Hükûmetin Rusya’yla Akkuyu’da nükleer santral yapımı ve işletimi sözleşmesi gereği Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santralin tüm teknolojisi ve ham maddesi Rusya tarafından sağlanacaktır. Ayrıca, Rusya, bize, ürettiği elektriği, on beş yıl alım garantili, kilovatsaatini -KDV hariç- 12,35 sente satacaktır. Ülkemizin hiç nükleer santrallere ihtiyacı yokken bu projeyle Türkiye, Rusya’ya on beş yılda yaklaşık 71 milyar dolar ödeyecektir. Nükleer santrale sahip olunmakla nükleer teknolojiye veya nükleer silahlara sahip olunmaz.

Değerli milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak -başta da ifade ettiğim gibi- nükleer teknolojinin karşısında değiliz. Hepinizin bildiği gibi, nükleer teknoloji, başta tıp ve sağlık alanı olmak üzere, endüstriyel alanda, tarım ve hayvancılıkta vazgeçilmez kullanım alanına sahiptir. Ancak, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltma adına, yenilenebilir enerji alanlarını etkin ve yeterli oranda faaliyete geçirmeden eski teknolojiye sahip nükleer sistemi dayatmanın doğru olmadığını düşünüyoruz.

Türkiye’nin bugün izlediği teknoloji politikalarına bakıldığında bir hayalden öteye gitmemektedir. Zaten Rusya’yla yapılan anlaşmayla tamamen Rusya’nın sahip olacağı Akkuyu Nükleer Santrali’nde bizim nükleer teknoloji ve nükleer silah üretmemizin önü de kesilmiştir.

Tabii ki nükleer atıklar sonuçta insan sağlığı için önemli risk faktörlerini beraberinde getirmektedir. Hiç kimsenin, çevresinde bulunan hiçbir insanın başına gelmesini asla istemeyeceğimiz, özellikle üreme organları üzerindeki, endokrin organları üzerindeki, hassas dokular üzerindeki radyasyonun kanser yapıcı etkisini hiçbir bedelle karşımıza almamız söz konusu olamaz. Bunların bir tanesinin gelişecek olmasını bilmek bile, açıktan -başka alanlar varken- bu santralin buraya kurulmasına müsaade edip, buradan, enerji için, “Enerji var.” bahanesiyle bu alanı bu şekilde kirletmeye hakkımızın olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla, Mersin’in Akkuyu ilçesinde yapılması planlanan bu santralle, bölgenin, tarım alanında, turizm alanında, ticaret alanında bir kazancı olmayacaktır. Özellikle, tarım alanında Mersin’in diğer bölgesel farklılıklarını da düşündüğünüzde, bir narenciye cenneti olan Mersin’e yapılacak olan en büyük kötülüklerin başında Akkuyu Nükleer Santrali’nin ısrarla orada kurulması için yapılan uğraşlar gelecektir.

Nükleer atıklarla tabii ki iklim değişikliğini normalleştireceğinizi ifade ediyorsunuz ancak tam tersine, nükleer atıkların normal deniz suyuna akıtılması neticesinde deniz suyunun en az 2-6 derece arasında ısınacağını, denizdeki ekolojik çevrenin bozulacağını, dolayısıyla, balıklardan bile -zincir şeklinde- insan sağlığına zarar verecek şekilde insana geçeceğini hiçbir zaman unutmamak lazım.

Son olarak şunu ifade etmek istiyorum ki nükleer santraller hiçbir tarafı övülecek bir enerji kaynağı değildir, olsa olsa Türkiye için, başkalarının ısrarla bize dayattığı bir modeldir. Çevreye ve insan sağlığına zararı olmayan ve adına uygun olarak doğal kaynakları yok etmeden, yenilenebilir olarak kullanılan, maliyeti düşük enerji kaynaklarına yönelmek gerekiyor. Tabii ki bunlar rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle ve hidrojendir. Türkiye bu alanda zengin bir potansiyele sahiptir.

Enerjiyi -üretim, tasarruf- etkin, verimli kullanacak politikalarla, bilimsel çalışmalarla desteklenen merkezî projelerle, nükleer santrallere gerek kalmaksızın oluşturulacak enerji politikalarıyla nükleer tehdit ve ekonomik maliyetten kurtulmanın mümkün olduğunu ifade eder, yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bugün gene bir grup önerisi aleyhinde, daha önceki öneriler aleyhinde olduğu gibi söz aldım. Burada muhakkak ki Cumhuriyet Halk Partisi kendi görüşü doğrultusunda önemli gördüğü bir konuyu gündeme getirmiş durumda. Tabii, teşekkür etmek lazım ama bazı noktaların da altını çizmek lazım çünkü son dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin en fazla -cari açık noktasında- para harcadığı konulardan birisi, enerjiye harcadığı paralar; o, hepimizin malumu. Dolayısıyla, bunu gidermek için de Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olarak Enerji Bakanlığı çerçevesinde sağlanan enerjinin çeşitlendirilmesi anlamında oldukça Türkiye için önemli olduğunu düşündüğümüz nükleer santral yatırımları da gündemde.

Bu nükleer santrallerle alakalı bazı eleştiriler geçmiş dönemlerdeki teknolojilerden dolayı da söz konusu fakat bu eleştirilerin aslında ne kadar yersiz olduğunu da buradan ifade etmek lazım. Çünkü dünyanın en fazla turist çeken şehirlerinden birisi -bildiğiniz gibi- Paris. Paris’e 90 kilometre uzaklıkta bir nükleer santral olduğunu biliyor muyuz? Aynı şekilde Madrid, gene dünyanın en fazla turist çeken ülkelerinden birisi, 50 kilometre uzaklıkta, Londra’ya 70 kilometre uzaklıkta birçok nükleer santral söz konusu. Fransa’nın dünya kültür miras listesinde yer alan Loire Nehri üzerinde 14 tane nükleer santral var. Dolayısıyla, bu santrallerin olması o nehir üzerinde turizm yapılmasını da aynı zamanda tarım yapılmasını da engellemiyor. Tarımla ilgili olarak dünyada tarımsal ürün ihracatında ilk on ülkenin tamamında da nükleer santral bulunuyor. Sayıca en fazla yani 104 adet nükleer santralin bulunduğu Amerika tarımsal ürün ihracatında dünyada birinci. Yüzde olarak en fazla elektriğin yani yüzde 75 oranında nükleerden sağlandığı Fransa’nın ise tarımsal ürün ihracatında dünyada ikinci ülke olduğunu söyleyebiliriz.

Dolayısıyla, muhakkak ki eleştiriler olacak, muhakkak ki tenkitler olacak ama şu anda dünyanın en son teknolojisi kullanılarak yapılması düşünülen bu nükleer santrallere ülkemizin ihtiyacı olduğu gerçeğini kaldırmıyor bu durum.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, ben sözü çok fazla uzatmadan Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisine teşekkür ediyorum fakat gündemimiz belli. Nisan ayının ilk haftasında, ilk çalışma gününde hem bu haftanın hem nisan ayının hayırlı çalışmalara vesile olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.55

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini okutuyorum:

 

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

2/4/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 2/4/2013 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                               Nurettin Canikli

                                                                                     Giresun

                                                                     AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 443, 293 ve 84 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 4, 5 ve 6’ncı sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

2 Nisan 2013 Salı günkü (Bugün) birleşiminde 293 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

3 Nisan 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 185 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

4 Nisan 2013 Perşembe günkü birleşiminde 149 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 5 Nisan 2013 Cuma günü saat 14.00'te toplanarak bu birleşimde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu birleşimde 58 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar;

çalışmalarını sürdürmesi;

443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

önerilmiştir.

 

443 Sıra Sayılı

Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

(1/747)

 

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

 

1.Bölüm

1 ila 30’uncu maddeler

30

 

2.Bölüm

31 ila 59’uncu maddeler

29

 

Toplam Madde Sayısı

59

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; grubumuzun önerisi üzerinde görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Grup önerimizde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu haftaki çalışma gün ve saatleri ile gündemin yeniden düzenlenmesi önerilmektedir.

Bugün, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın bugün görüşmelerine başlanılması önerilmektedir. İki bölümden oluşmaktadır bu tasarı, 60 madde.

Bu tasarı ile gerek 4749 sayılı Kanun’un kendisinde gerekse Hazine Müsteşarlığı varlık kiralama şirketlerine ve bu şirketler tarafından ihraç edilen kira sertifikalarına, fonların fonu gibi üst fonlara kaynak sağlanmasına, çalışanları tasarrufa teşvik hesabına, ulusal fona, sigortacılığa, kamu iktisadi teşebbüslerine ve Hazine Müsteşarlığı Teşkilat Kanunu’na ilişkin düzenlemeler ve değişiklikler önerilmektedir. Bugün ve yarın, inşallah, bu kanun görüşmelerini tamamlamayı planlamaktayız.

Perşembe günü de, değerli arkadaşlarım, yarım kalan 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı gündeme -inşallah- alınıp o gün bu tasarının görüşmelerini… Orada da biliyorsunuz dört bölümdü kanun, ikinci bölümün ilk 5 maddesini görüşmüştük, yarım kalmıştı.

Konu, şu anda, özellikle mültecilerle -200 bine yaklaştı Suriye’den gelen sığınmacılar- ilgili yasal düzenlemeler de içermekle birlikte konuya ilişkin mevzuat boşluğunu da dolduran oldukça önemli bir kanun olduğundan dolayı bunun da görüşülmesinde aciliyet var. O nedenle perşembe günü de bunların görüşülüp kanunlaşması amaçlanmaktadır.

Ben önerimize desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP grup önerisi aleyhinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletin hür ve müreffeh bir biçimde yaşaması için varsa demokrasi, bu demokrasinin temeli millî egemenliğe olan inanç, beyni ise bu ilkeye sadık olarak çalışan parlamentolardır. Milletin gündemini yani vücudun ihtiyaçlarını dillendirdiği, var olan sorunlara çözüm üretebildiği ölçüde parlamentolar saygınlık kazanır, milletin ümit kapısı olmaya devam ederler. Milletin gündeminden kopuk meclis, zaman kaybettirici, toplumu gerginleştirici bir işlev görür ki çare makamı olma niteliğini de kısa bir zaman sonra kaybeder.

Bugün AKP’nin günlük, dayatmacı bir tavırla, İç Tüzük’ün uzlaşma anlayışını da reddederek Meclis gündemini tayin etmesi, Parlamentonun uyumlu, hızlı, verimli çalışmasının önündeki en büyük engeldir. Hem bir taraftan “Millî iradenin üzerinde hiçbir kişi ve kuruluş yer alamaz.” diyeceksiniz hem de bir kişinin, Başbakanın iradesinin Meclis üzerinde âdeta bir gölge gibi durmasına da seyirci kalacaksınız. Bu, demokratik çoğulcu zihniyetin kabullenebileceği bir şey değildir.

Her meclisin planlı, öngörülebilir bir gündemi olur, olmalıdır. Bu gündeme göre hem iktidar hem de muhalefet hazırlıklı olur, komisyon ve genel kuruldaki çalışmalarda da her iki taraf böylece müspet katkı yapma imkânı bulur. Bizde böyle mi? Hayır. Hafta başında, salı günü Meclise gelinceye kadar, hem iktidar hem de muhalefet milletvekilleri ne konuşacaklarını, hangi konuyu müzakere edeceklerini bilmiyor. Tahmin ediyoruz ki kendi stratejilerini, o hafta hangi tasarı ve teklifler görüşülecek ise kendi milletvekillerine söylüyorlar. Muhalefet için ise tam bir sürpriz. Tabii, iktidarın murat ettiği, muhalefeti hazırlıksız yakalamak. Elbette muhalefet, on iki yıllık AKP iktidarı dönemindeki, bu, muhalefetin katkısını istemeyen zihniyetini bildiği için gerekli tedbirleri alıyor, her an her şeyi konuşmak üzere hazırlıklarını yapıyor.

Değerli arkadaşlar, burada önemli olan husus şudur: Muhalefetin iktidar tarafından değersiz bulunması, vereceği katkıların önemsenmemesi. Öte yandan da, belki ilkinden daha da rahatsız edici olan, Meclis gündemini tek başına Başbakanın belirlemesi ve bu ayıbın, demokrasi noksanlığının AKP tarafından rahatsız edici bulunmaması. Başbakan, yani tek kişi, Meclis üzerinde bir gölge gibi, Meclisin neyi konuşup konuşmayacağına, hangi kararı alıp almayacağına karar vermektedir. Bunu söylediğimizde, birazcık mahcubiyet, yüzlerinin birazcık kızarmasını beklediğimiz AKP milletvekilleri ya bu sözlerimizi duymamazlıktan geliyor, havaya tavaya bakıyorlar ya da özrü kabahatinden büyük örneğinde olduğu gibi savunmaya çalışıyorlar.

Kıymetli arkadaşlar, bu Meclis, AKP döneminde milletin sorunlarını, ihtiyaçlarını, yani milletin gündemini konuşmuyor. İş, aş, eğitim, sağlık, hayat pahalılığı gibi meseleler değil Genel Kurulda konuşulan, uluslararası çevrelerin, Amerika’nın, Avrupa Birliğinin, İmralı’nın dayattığı konular; bırakın milletin dertlerine derman olmayı, millet mefhumunu hırpalayan, ayrıştıran, kutuplaştıran hususlar. Bu odaklar Başbakana dayatıyor, o da Meclisi âdeta babasının çiftliğiymiş gibi kullanıyor, o da Meclise dayatıyor.

Ayrıca, dikkat ediyor musunuz değerli milletvekilleri, Meclis tarihimizde bu kadar etnisite konuşulan bir dönem yok. Sabah, öğlen, akşam, yatıyoruz, kalkıyoruz, AKP’nin payandalığında PKK’nın Meclise taşıdığı gündemi, etnisiteyi konuşuyoruz. Bundan hiç hicap duymuyor musunuz? Türk Kürt, doğu batı, Alevi Sünni, vesaire milletin gündemi bu mu? Üç dönemdir, hem de yüksek oylarla iktidara gelen AKP’nin Meclisi içine düşürdüğü duruma bakın. Tek sorunu var bu ülkenin: Etnisite. İnsanların can güvenliği yok, mal güvenliği yok, ülkemiz suçlu cenneti hâline gelmiş, şehirler her fraksiyondan teröristlerle, suçlularla dolmuş ve televizyonları artık seyredemiyoruz. İnsanımızın yaşama hakkının ortadan kaldırıldığı bir dönemde değerli milletvekilleri, hangi ileri demokrasiden, hangi özgürlüklerden ve hangi adaletten bahsedebilirsiniz?

İnsanlarımızın işi yok, aşı yok. Üçüncü dünya ülkelerinde bile işsizlik yıllardır tek haneli rakamlarda seyrederken dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olduklarını iddia edenler, değil niteliksiz okumuş insanlarına bile iş üretemiyor, iş bulamıyor. İnsanlar bu nedenle evlenip yuva kuramıyor. Başbakan da neredeyse elinde bir not defteri “Üç çocuk.” diye ortalıkta dolaşıyor. Evlenmeden, iş güç sahibi olmadan nasıl olacak bu arkadaşlar? Sayın Başbakan, senin görevin milletin çocuk sayısını saymak mı, yoksa iş, aş üretmek mi? Bakın, İnternet neredeyse yıkılıyor. Hepimizin telefonlarına insanlar ulaşmaya çalışıyor. Muhtemelen sizlere de geliyor bu telefonlar. Açıktan atamalarda insanlarımız iki buçuk aydır onay bekliyor. Dosyalar Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve Çalışma  Bakanlığının arasında kaybolmuş sanki. Tabii, iktidar vekilleri olarak tuzunuz kuru. Çocuklarınızın işi gücü, hâli vakti yerinde. Peki, bu milletin evlatlarına ne olacak? Niye bekletiyorsunuz? Bunun onayını verip insanları rahatlatmak, önlerini görmelerini temin etmek bu kadar mı zor? Binlerce insanımızı âdeta Araf’ta tutmak, ortada bırakmak ayıp değil mi? Öyle ya, o insanlar da haklı olarak bir an önce hayatlarını kazanmak ve yuva kurmak istiyorlar. Devletin devamlılığı nerede? Hükûmet nerede? O da mı Başbakanın eşref saatini bekliyor? Yoksa tek adam yönetimine geçtik, hükûmet dediğin sembolik bir kurula dönüştü de bizim mi haberimiz yok? Devlet böyle yönetilmez. Devletin işlerinin hiçbir siyasi müdahaleye maruz kalmadan kendiliğinden yürüdüğü günleri ne zaman göreceğiz? İlgililere buradan sesleniyoruz: Açıktan atama onaylarını bir an önce çıkarın ve binlerce insanımızı bu mağduriyetten kurtarın. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kardeşlerimizin yanında olduğumuzu, 657 sayılı Kanun’un 59’uncu ve 92’nci maddelerini de kapsamak üzere açıktan atama onaylarını takip ettiğimizi belirtmek istiyorum.

Boş AKP sıralarına baktığımda maalesef görüyorum ki bu konular AKP’li milletvekillerini hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Varsa yoksa etnisite, varsa yoksa milletin çözülmesine hizmet edecek, PKK ile yapılan pazarlığı masum gösterme gayretleri.

Değerli milletvekilleri, inancımız odur ki -yüce dinimiz buyuruyor- âlim Allah’ın kendisine bahşettiği ilimden, zengin malından mülkünden, mevki, makam sahipleri de oturdukları koltuklardan dolayı mutlaka hesap vereceklerdir. Sadece konuşmalarınızdan dolayı mı hesap vereceğinizi sanıyorsunuz? İhmalinizden, hatta suskunluğunuzdan dolayı da hesap vereceksiniz, hesap vereceğiz. “Bu şuurla hareket edip ihtilafa düşmeyin, gücünüz gider, zaafa uğrarsınız.” diye emreden âyet-i kerîme gereğince milleti ayrıştırmaktan vazgeçmek, Müslüman Türk milleti olarak, hangi kökenden gelirse gelsin, herkesi kucaklamak gerekmez mi? Milletin iş, aş derdiyle dertlenmek, bir kişinin menfaatlerinin savunuculuğu yerine milletin hukukunu savunmak seçilmiş insanlar olarak birinci derecede sorumluluğunuz, önceliğiniz değil mi? Açık söylüyoruz, milletin hukuku, millî menfaatler çizgisinde yürürseniz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, dün olduğu gibi bugün de, yaptığınız iyi şeylere destek olmaya devam ederiz. Ancak, hâlâ daha talimatları başka yerlerden, başka menfaatlerden alma konusunda ısrar ederseniz de iki elimiz yakanızda olacaktır.

Bu düşünceyle, AKP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu beyan ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Grubumuz önerisinin lehinde söz aldım.

Grup önerimizle bu haftaki çalışma programımızı yüce Meclisin takdirine sunuyoruz. Eğer kabul edildiği takdirde, bugün sözlü sorulardan sonra kamu finansmanıyla ilgili kanun tasarısının ve daha sonra da yabancıların korunmasına ilişkin 185 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerini gerçekleştireceğiz ve eğer yüce Meclis bu konuda uygun görürse, birkaç tane de uluslararası sözleşmenin kanunlaşma sürecini tamamlayacağız.

Değerli arkadaşlar, öncelikle şu hususu belirtmekte fayda var çok net bir şekilde: Hiçbir kimse pozisyonu, görevi, unvanı ne olursa olsun bugün ve geçmişte ve gelecekte inşallah, hiçbir şekilde bu milletin ve bu Meclisin iradesine ipotek koyamaz, onu yönlendiremez. Yani şu andaki rejimimizin çalışma sistemi belli: Parlamenter sistem. Parlamenter rejimin nasıl çalıştığını hepimiz biliyoruz ve orada özellikle yasama ve yürütme arasında son derece hassas bir ilişki olduğu ve Meclis çalışmalarının da bu ilişki çerçevesinde yürütüldüğü hepimiz tarafından malum. Hatta bu husus zaman zaman eleştirilir, eleştiri konusu olur yani yasama ile yürütmenin çok iç içe girdiği şeklinde. Tabii, tartışılabilir, konuşulabilir, eleştirilebilir. Bu, tabii, bugünün problemi değil ya da bugün tartışılan bir mesele değil; bu, parlamenter sistemin yürürlüğe girdiği günden itibaren tartışılan bir konudur. Tartışma konusunun da odak noktasını… Meclis çalışmalarını doğal olarak iktidar grubu yönlendirir. Bu görev, yürütmek görevi, yasama faaliyeti, Meclisin tüm çalışmaları elbette hep birlikte yapılır. Ancak, doğal olarak işin esası gereği bu Meclisin çalıştırılmasından iktidar grubu görevlidir, sorumludur.

MUSA ÇAM (İzmir) – Konsensüs aranmaz mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tek başına belirleyici demiyorum, bakın, bu çok önemli.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşte biz de onu söylüyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama doğal olarak yürütülmesinden… Ki bunu en çok -şu anda kendisi yok burada- Sayın Şandır ifade eder, doğrudur. Sayın Mehmet Şandır hep söyler, haklıdır, doğrudur. Ama aynı zamanda, işte, Hükûmet de bir taraftan yine bu aynı grup tarafından oluşturulur. Tekrar söylüyorum: Bu, bugün için geçerli bir husus değildir; bu, on yıl önce de böyleydi, yirmi yıl önce de böyleydi ve bu sistem değişmediği takdirde böyle olmaya devam edecek.

Şimdi, bu özellik, hiçbir şekilde, Meclisin çalışmalarının, faaliyetlerinin Başbakan ya da başka birisi, lider ya da herhangi başka bir pozisyonda bir kişi ya da birileri tarafından yönetildiği, yönlendirildiği, sadece onlar tarafından yönlendirildiği, dikte ettirildiği anlamına kesinlikle gelmez. Yirmi yıl önce ne yapılıyorsa bu konuda, o zamanki genel başkanların fonksiyonları bu çerçevede, bu sistem içerisinde ne ise bugün de aynıdır, buna hiçbir ilave söz konusu değildir. Eksiklik de yoktur, belki ilave de yoktur. Aynen böyle; işin teorisi de böyle uygulaması da böyle. Açın bakın, değerlendirin geçmişe baktığınız zaman.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu gerçekler ortadayken Meclis çalışmalarının Başbakanımız tarafından yönlendirildiği ya da dikte ettirildiği gibi iddiaları gerçekten üzüntüyle karşılıyoruz. Hiçbir tanesinin de gerçeği yansıtmadığını bilmenizi istiyoruz. Ama şunu çok iyi biliyorum, ben, şahsım olarak da biliyorum: Aynen öyle, evet. İnanarak söylüyorum bunu, bütün samimiyetimle ve inanarak söylüyorum çünkü buraya hangi konuları… Elbette Hükûmetin bir programı var. Hükûmet, sonuçta, hükûmetler -yani bizim Hükûmetimizle ilgili değil- doğal olarak millete verdikleri sözün, taahhüdün gereğini yerine getirmek üzere birtakım çalışmalar yapacaklar, kanun çıkaracaklar, başka birtakım hukuki düzenlemeleri hayata geçirecekler. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Bir program var. Ha, katılırsınız katılmazsınız, bu başka bir şey; eleştirirsiniz eleştirmezsiniz, bu ayrı bir konu ama sonuç itibarıyla iktidarın da milletin verdiği o görevi yerine getirme noktasında, kendi çerçevesinde, kendi programına göre bir çalışmasının olabileceğini kabul etmek ve bunu anlayışla karşılamak gerekir, saygıyla karşılamak gerekir. Bütün hükûmetler için geçerli bu, sadece AK PARTİ hükûmetleri için geçerli değil.

Buradaki kanunların hangi sıraya göre, nasıl görüşülmesi, nasıl görüşüleceği hususu en geniş anlamıyla ve elbette Hükûmetimizin programına katkı sağlayacak, o çerçevede, onu esas alacak tarzda bir yöntemle belirlenmektedir. Böyle bir şey olabilir mi?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Her hafta, her hafta.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elbette.

Bakın, belki şunu arzu ederiz: Gerçekten, keşke altı aylık bir program yapabilsek Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bunu her zaman dile getiriyoruz. Üç aylık veya işte bir aylık bir program yapabilsek.

Geçmişteki tutanaklara baktım ben, geçmiş yıllarda, bizden önceki hükûmetler döneminde de bu, benzer tartışmalar hep yaşanmış, hep olmuş.

Bugün de söylüyorum, samimi düşüncemiz de bu: Keşke bunu yapabilsek ama olmuyor, maalesef olmuyor.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – On yıl oldu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yani böyle bir teklife hayır diyen mi var Nurettin Bey?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani geçmişte de hiç olmamış.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Böyle bir teklife hayır diyen mi var?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ama on yıl oldu yani.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin.

Bakın, mümkün olduğu kadar buna uymaya çalışıyoruz, yani bir aylık, üç aylık, altı aylık programlara uymaya çalışıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Samimi değilsiniz. Teklifinize hayır diyen mi var?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama şu var: Bakın, şu anda, Meclisin tatil olacağı zamana kadar -tabii oynamalar olabilir, artı-eksi yüzde 20 sapmalar olabilir, bu da son derece doğaldır- görüşülecek konular aşağı yukarı bellidir. Tabii, ani bir gelişme olur, ilave bir şeyler olur o ayrı ama şu anda Meclis gündeminde olan konular bellidir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Nurettin Bey, siz biliyorsunuz, biz bilmiyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin, izin verin…

Bakın, şunu açıklıkla bütün arkadaşlar da biliyorlar, ilgili arkadaşların hepsi bilir, Meclisin buradaki programını bütün Meclis aynı anda öğrenir. Yani ifade edildi ”Muhtemelen AK PARTİ kendi grubuna, kendi grubunun milletvekillerine daha önceden haber veriyor…” Kesinlikle söz konusu değil.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O da ayıp!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz pazartesi günü grup başkan vekilleri toplantımızı yaparız. O toplantı sonucunda gündem, o hafta görüşülmesine karar verilen neyse, öneri olarak getirilecek olan konular belirlenir ve biz bütün grup başkan vekillerini ararız, diğer grupların grup başkan vekillerini kesinlikle ararız ve toplantı bitmeden ararız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu da ayıp, bu da eksiklik kendi milletvekilleriniz için.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, yani şu doğru değil: “AK PARTİ milletvekillerine daha önceden bu bilgiler veriliyor.” Keşke verebilsek, bütün arkadaşlara verebilsek. Aşağı yukarı belli ama… Şu anda da belli, önümüzdeki hafta, daha sonraki hafta, üç aylık programı -aşağı yukarı yüzde 80-90 isabet oranında- çalışma programını ifade edebiliriz, söyleyebiliriz çünkü gündem belli, gündemin dışında da başka bir şey koyma imkânımız olmadığına göre, aslında böyle bir tahmini... Yani tamamen de tahminsiz ya da tamamen de programsız demek doğru değil, o da haksızlık ama daha büyük haksızlık, “Bir ayrımcılık yapılarak AK PARTİ Grubu milletvekillerine önceden bilgi veriliyor, diğerleri bilgilendirilmiyor.” şeklindeki bir iddia kesinlikle doğru değil, olması da mümkün değil, gerek de yok zaten buna. Niye böyle bir şeye gerek olsun ki? Bütün bu kanun tasarı ve teklifleri geldiği zaman bütün milletvekili arkadaşlarımızın elektronik adreslerine gönderiyoruz. Ayrıca, başka bilgilendirmeler yapıyoruz, özet bilgiler gönderiyoruz arkadaşlarımızın da kendi açımızdan katılımlarını sağlamak amacıyla. Buna ihtiyaç yok ki. Yani ilgi duyan arkadaş zaten o hazırlığını çok önceden yapıyor, o hafta gündeme gelmese dahi, gelme ihtimali olmasa dahi o kanun tasarı ve teklifiyle ilgili kendi çalışmasını yapıyor, hazırlıklı, onu söylemek istiyorum. Yani acele getirmekten ya da bilgi saklamaktan ne kazanacağız? Hiçbir kazancımız yok ki, olması da mümkün değil. 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Muhalefeti hazırlıksız yakalayacaksınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani siz de aynı çalışmayı yaptığınızı söylüyorsunuz zaten. Yapmanız da gerekir, doğru yani önceden biz hazırlıklarımızı yapıyoruz. Dolayısıyla, kime ne faydası olacak? Buna inanın, yani son derece iyi niyetle, objektif bir şekilde bunu yürütmeye, yapmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla, buradan yola çıkarak bu tür değerlendirmelerin gerçekten çok haksız bir değerlendirme olduğunu buradan ifade etmek istiyorum. Hatta, bir adım daha ileri giderek yine bu sürecin içinde olan bir kişi olarak da aynı zamanda bunu rahatlıkla ifade edebiliyorum. Meclis gündeminin belirlenmesine yönelik olarak çok geniş kapsamlı -başka siyasi partilerde geçmiş dönemlerde olup olmadığını da bilmiyorum, zor bulunan bir mekanizma olduğunu da tahmin ediyorum, geçmiş için söylüyorum özellikle- en geniş yönüyle bir istişare ve müzakere sürecinden sonra bu gündem belirleniyor. Ben şahsım olarak bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum çünkü içindeyim. Dolayısıyla, öyle, efendim, “Bir lider geliyor veya bir genel başkan, bir Başbakan dikte ettiriyor, belirliyor, siz de onun ağzına bakıyorsunuz.” Bunlar yakışıksız şeyler, doğru şeyler değil kesinlikle.

MUSA ÇAM (İzmir) – Büyükşehir Yasası’nda oldu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizimle mi istişare ediyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hiç olmadı, olması da mümkün değil, doğru da değil zaten.

İdeal bir yönetim için, en geniş başarıyı artırmak için, başarı oranını, ihtimalini artırmak için, hatayı minimize etmek için -öyle değil mi- mantıklı bir yönetim tarzında ne olması gerekir?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizimle mi istişare…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – En geniş yönüyle istişarenin olması gerekir ki hata yapmayın mümkün olduğu kadar.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Muhalefetin önergelerini dikkate almak gerekir.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, bir insan kendisinin düşmanımı ki aksi bir yöntem uygulasın?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama öyle bir istişare yok ki.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, aynen öyle, hem de en geniş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nerede?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaç önergemizi kabul ettiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Belki birçok siyasi partinin –bunu da söylemek istemiyorum ama- belki rüyasında göremeyeceği kadar genişlikte geniş bir katılımla bu istişareleri yapıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu gerçek değil.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, aynen yapıyoruz. Olabilecek en uç görüşleri de bu modele katarak, bu değişken modele katarak kararı vermeye çalışıyoruz. Bu da doğal, çünkü hatayı asgariye indirelim. Aslında herkesin böyle yapması gerekir. Bütün siyasi partilerin bu çalışma temposunu ve içeriğini uygulaması gerekir. Bundan doğal bir şey olamaz değerli arkadaşlar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –Diğer grup başkan vekilleri de böyle bir istişare olmadığını söylüyor Nurettin Bey.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla, bu Meclis çalışmalarının da iktidar grubu tarafından bu şekilde algılandığını ve yürütüldüğünü ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, Sayın Nurettin Canikli “Gündemi belirlerken en geniş bir şekilde istişare ediyoruz…” Öyle bir şey söz konusu değil yani bizim bu gündemin belirlenmesinde hiçbir zaman…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, size demiyorum. Hayır, kastettiğim o değil. Kendi aramızdaki…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biz neyiz o zaman Allah aşkına, biz niye bulunuyoruz burada? Muhalefet…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendi aranızda…

BAŞKAN – Şimdi öğrenmiş oldunuz efendim.

Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama, orada da bir istişare olmadığına ilişkin şikâyetler var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim, yanlış anlaşılmasın, muhalefetle de arkadaşlarla da sürekli görüşüyoruz. O başka bir şey, kendi içimizdeki karar mekanizması için söyledim ben onu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, kayıtlara geçmek üzere bir cümle sarf etmek istiyorum.

Sayın Nurettin Canikli’nin ifade etmiş olduğu bu hususlar gösteriyor ki, benim de biraz önce kürsüden ifade ettiğim gibi, iktidar partisi muhalefetin katkısını önemsemiyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, hayır Sayın Başkanım, bir saniye…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yani, aranızda istişare ettiğiniz şeyleri niye bizlere söylemiyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır Sayın Başkan, öyle bir şeyi söylemiyoruz, öyle bir şey söylemedik. Söylememiz de mümkün değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Süleyman Çelebi, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; AK PARTİ Grubu tarafından verilen Meclisin çalışmalarına ilişkin önergenin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Önce şunu ifade edeyim: Biraz önce Grup Başkan Vekili buradan bir an önce yasaların çıkmasını istedi. Önemli olan, yasaların çıkması değil yasaların uygulanmasıdır, Anayasa’nın uygulanmasıdır. Meclisin bir görevi de bu uygulanmayan yasaları denetlemektir; çıkardığımız yasalara rağmen alınan mahkeme kararlarının hayata geçirilmesi ve uygulanmasıdır ve denetlenmesidir.

Şimdi, bununla ilgili, ben, bugün somut olarak yaşadığımız birkaç örneği vereceğim ve nasıl denetlediğimizi de sizlerle paylaşacağım:

Fransızcadan dilimize geçen en sevimsiz kelime “tâcheron” yani Türkçe adı ile, Türkçe hâliyle taşeron. Ne demek taşeron işçi? Her an çıkarılabilir işçi demek. Ne demek? Geleceksiz demek. Ve ne demek? Adaletsizlik demek.

Devlet, taşeron uygulamalarıyla ilgili, hukuka karşı hile yapıyor. Bunun bir örneğini de şimdi sizlerle paylaşacağım: Türkiye Cumhuriyeti Karayolları Genel Müdürlüğü bölge müdürlükleri bünyesindeki iş yerlerinde çalışan işçiler kamu işçisinin yaptığı işi yapıyorlar yani yol yapımı yapıyorlar, asfaltlama, yol bakımı, yol tuzlaması, bunların hepsini bu işçiler yapıyor ama, taşeron olarak. Soruyorum size: Bunlar asıl işler değil midir? Bunlar Karayollarının asıl yürüttüğü faaliyetler değil midir? O zaman neden asıl işi yapanlar taşeron olarak çalışıyorlar?

Söz konusu iş yerlerinde süregelen uygulamalar, açılan davalar ortaya konmuştur. 2009-2010 yıllarında “taşeron” adı verilen firmalardan Kamu İhale Kanunu’nun 4’üncü maddesinde tanımlanan şekilde bir hizmet satın alınmadığını, gerçekte yapılan işin işçi temini olduğunu, söz konusu firmaların sadece temin ettikleri işçilerin bordolarının düzenlenmesi ve Sosyal Güvenlik Kurumuna primlerin yatırılması faaliyetlerini yürüttüğü tespit edilmiştir. Ortaya konan uygulamalar ile işçi temin eden firmalar yıllar içinde değişmesine rağmen, temin suretiyle uzun yıllardır Karayolları Genel Müdürlüğünün asıl iş yerlerinde çalışan 6-7 bin arası sayıda bir işçi topluluğu ortaya çıkmıştır. Bu işçiler taşeron işçisi olarak görüldükleri ve kâğıt üzerinde her yıl yenilenen ihalelerle yeniden istihdam edildikleri için başta yıllık ücretli izin olmak üzere Karayolları Genel Müdürlüğünün kadrolu işçilerinin sahip olduğu pek çok yasal haktan mahrum olmuşlardır. Ayrıca, kamu personeli olarak değerlendirilmedikleri için kamu işçilerine yasayla ve iş yerlerinde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmeleriyle sağlanan haklardan da yararlanamamışlardır. Bu hak mahrumiyeti ise hâlen devam etmektedir. Bütün işçilerin tam desteğini alan, ilgili iş yerlerinde örgütlü Türkiye YOL-İŞ Sendikası yöneticileri ve hukukçuları konuyu işçilerin desteğiyle yargıya taşımışlardır. Başlatılan yargısal süreç sonunda 2013 yılı başı itibarıyla açılan 6.500 civarındaki davanın tamamı sonuçlanmıştır. Bir daha altını çiziyorum, 6.500 işçinin davası tamamlanmıştır. Söz konusu davalarda verilen kararlarda, davacı işçilerin, Karayolları Genel Müdürlüğünde aracı firma vasıtasıyla çalıştırılmaya başlandıkları ilk günden itibaren Karayolları Genel Müdürlüğünün işçisi oldukları tespitine karar verilmiştir. İşçilerin aynı haklardan yararlanmaya hak kazandıkları bu süreç bu şekilde özetlenebilir. Yerel mahkeme bu konuda karar veriyor. Yargıtay bütün bu kararları onaylıyor ama yargı kararları uygulanmıyor. Yani bir taraftan Meclis bunu denetlemekle yükümlü değil mi değerli arkadaşlarım? Buradan kanun bol bol çıkartabiliriz. Burada diyoruz ki yargı kararları uygulanmıyor.

Genel Müdürlüğün kadro ihtiyacını ortaya koyan itiraf niteliğindeki yazı çok önemli. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali Yıldırım tarafından yazılmıştır. Aynen yazı şu: “2012 Ocak ayı itibarıyla bölgemiz ve atölye müdürlüklerinde 8.761 adet hizmet alımıyla çalıştırılan işçi bulunmaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğümüzün iş yerlerinde hizmet alımı yoluyla işçi çalıştırması sonucu 2011 yılında yüklenicilere ödenen toplam bedel 192 milyon 826 bin 668 TL’dir. Bahsi geçen işçilerin 2008 yılında imzalanan yani sendikanın imzaladığı 12’nci dönem toplu iş sözleşmesinin eki ek 1/B skalasının 1+1 derece/kademe karşılığında çalıştırılmaları hâlinde 8.761 işçinin maliyeti 201 milyon 820 TL olacaktır, yılda.” Yani Karayolları Genel Müdürlüğü, işçi tespit edilen bu işçileri işten çıkartması hâlinde 674 milyon 936 bin 374 lira da ayrıca tazminat ödemek zorunda kalacak. Çok net rakam veriyorum şimdi yani bir tarafta sendikalı olsa ve Karayolları kadrosunda çalışsa yılda 192 milyon 826 bin 668 lira verecek. Taşerona bu rakamı vermiş oluyor. Oysa bunu kadrolu çalıştırsa 201 milyon 820 lira… Aradaki fark 8 milyon TL. 8 milyon TL için hukuksuz, adaletsiz çalıştırılmaya, yargı kararları uygulanmamaya devam ediliyor.

Sayın Bakanın yazısına ve ortaya koyduğu verilere baktığımızda, işçilerin aracı firmalardan temini suretiyle çalıştırılmasının maliyeti ile doğrudan kadroya alınarak çalıştırılmaları hâlindeki işçilik maliyetinin çok yakın olduğunu ve bu işçiler işten çıkarılırsa karşılaşılacak maliyetin çok daha yüksek olacağını, bugüne kadar temin suretiyle çalıştırılan işçilerin kadrolu olarak istihdamının kamuya ek yük getirmeyeceğini, aksine kamu yararına olacağını görmek çok açık, burada belirgin şekilde biliniyor. Ama Bakanın bu açıklaması, mahkeme kararları Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından hiçe sayılmaktadır.

Bu memleket kimsenin çiftliği değil değerli arkadaşlar. Hiç kimse, bu ülkenin cumhurbaşkanı dâhil, hukukun verdiği kararları hiçe sayamaz, hukukun üstüne çıkamaz. Böyle şeyler ancak diktatör ve faşist yönetimlerde olur.

Kısaca, işçilerin mahkeme kararıyla sabitlenmiş, kazanılmış hakları göz göre göre yok sayılmıştır. Açılan davalarda ortaya çıkan mahkeme sonuçlarına göre Karayollarının bu uygulamasının Türkiye'nin taraf olduğu 94 sayılı ILO Sözleşmesi’ne ve Anayasa’nın 90’ıncı maddesine çok açık aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Gelinen aşamada, Türkiye'nin itibarını azaltacak ve maddi kayba uğratacak bir süreç göz göre göre yaşanmaktadır. İç hukuk kurallarının tükendiği ve elde edilen kararlar lehte olmasına rağmen hiçbir etkinliğin bulunmadığı dikkate alındığında, son çare olmak üzere anılan kapsamdaki 6.500 üye işçi için ayrı ayrı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma zorunluluğu doğduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bu süreç, Türkiye için doğuracağı maddi tazminat talebi dışında, ortaya çıkacak karar sonucu ise itibar kaybı yaratacaktır çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kesinleşmiş yargı kararlarının uygulanmasını da adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmekte ve salt bu nedenle ihlal kararları vermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Yani sonuç itibarıyla söyleyeceğim şu: Yalnız burada yasa çıkartmak önemli değil; burada yasanın öngördüğü, Anayasa’nın öngördüğü kurallara da herkesin uyması gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, (2/171) esas numaralı Kozan Adıyla Bir İl Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/103)

 

                                                                                                      15/02/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/171) esas numaralı TBMM Başkanlığına vermiş olduğum Adana ili Kozan ilçesinin il olmasıyla ilgili kanun teklifinin İç Tüzük’ün 37 maddesine göre “Kırk beş gün içinde komisyon tarafından sonuçlandırılması gerekir.” demesine rağmen henüz komisyonda beklemektedir. İç Tüzük 37’ye göre doğrudan TBMM Genel Kurul gündemine alınması hususunda gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                          Ali Halaman

                                                                                              Adana

BAŞKAN – Teklif sahibi Ali Halaman, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Adana Kozan ilçesinin il olmasıyla ilgili vermiş olduğumuz kanun teklifinin gündeme alınması için söz verdiği için Başkan Bey’e teşekkür ediyor, Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ama bundan önce sayın milletvekillerimiz, üç gün önce yurt dışından yani Almanya’dan özellikle memleketimizin güzel bir ili olan Diyarbakır’a yani bir şeyi izlemek için, inceleme adına bir yabancı, uğursuz bir bayan geliyor. Yani bu uğursuz, bölücü, komünist bir bayan. Bunu koruma adına emniyet teşkilatından görevlendirilen polisler bunun peşine takılıp bunu izlerken kaza sonucu şehit oluyorlar. Bunun bir tanesi Kozanlı, bir tanesi de Ordulu. Ben bunlara Allah’tan rahmet diliyorum.

Yine, bizim memleket Kozan, şehidi, gazisi çok olan, dolayısıyla mitolojisi çok olan bir memleket, bir il. Yine, bu HES’lerden dolayı akarsuları işgal edilen, HES yapımından dolayı, HES’lerin patlamasından dolayı 12 tane insanımızın Allah’ın rahmetine kavuşup yarısının ölüsü bulunmayan bir Kozan’ın il olması için ben buradayım.

Dolayısıyla, uzak-yakın tarihimizde Kozan, vilayet statüsü, il statüsü taşıyan, dolayısıyla 1926’dan sonra iptal edilen bir ilçemiz. Ben yakın tarihini kendim anlatacağım, geçmiş tarihini de Sayın Kayseri Milletvekilimiz Yusuf Halaçoğlu anlatacak.

Geçmişte Mareşal Fevzi Çakmak bu Kozan’ın mebusu idi. Dolayısıyla, biz 1999 yılında Parlamentoya geldiğimizde bu Meclisin içerisinde benden başka Doğru Yol Partisinden milletvekili olan Sayın Bakanımız Halit Dağlı vardı. Yine Anavatan Partisinin Milletvekili Musa Öztürk vardı. Biz, bunlarla bir araya gelerek Kozan’ın il olmasıyla ilgili uzun süredir teklif olmasına rağmen böyle bir kanun teklifi verdik. Kanun teklifi verirken de Kozan’ın çevresindeki 6 ilçenin alt yapısını, ihtiyaçlarını karşılama noktasında da Milliyetçi Hareket Partisinin yarı iktidarı döneminde okulundan çevre yoluna, hastanesini, organize sanayi bölgesini dolayısıyla meslek liselerini, İmamoğlu, Tufanbeyli, Feke, Saimbeyli bu bölgelerin bütün hastanelerini, altyapılarını, grup yollarını, özellikle Kayseri’den İskenderun’a giden yine Kozan’a ait olan maden yolunu… Biz kanun teklifi vermemiz dolayısıyla bunun altını doldurarak Kozanlıların ihtiyacını karşılama noktasında il olmasını arzu ettik.

Adana’da Kozan’ın özellikle oyu çok olan bir bölge olması dolayısıyla her siyasi aktör, figür hep Kozan’ı il yapmak üzere kendini kurgular, yani “Sizi il yapacağız, oyu bize verin.” der ama bir türlü… O günün şartlarında bizim gücümüz yetmedi, kurmak, yani il yapmak üzereyken 2002’de 57’nci Hükûmet dağıldı, dolayısıyla seçim oldu, seçimden sonra AKP iktidar oldu. On senedir, AKP iktidar olduktan sonra o bölgenin milletvekilleri sürekli olarak Kozan’ın il olmasıyla ilgili, yani seçim bölgelerinde “İl yapacağız.” diyerek bir anlatımın içerisinde de oldular. Ben şimdi baktığımda, Tufanbeyli 190 kilometre uzakta. Adana’nın Kozan merkezi... Yani demin söylediğim gibi, tarihî özellikleri çok.

Ben şöyle bakıyorum, şimdi bundan önce büyükşehir yasaları çıktı. Ben Büyükşehir Yasası’na temelden karşıyım ama Büyükşehir Yasası çıkarken Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu, AKP’nin birlikte olduğu, Urfa’yla ilgili, Malatya’yla ilgili milletvekillerinin gayretini gördüm. En son da Ordu ilinin büyükşehir olması için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ HALAMAN (Devamla) – …dolayısıyla, yine milletvekillerinin gayretini gördüm. Cenab-ı Hak onlara gayret verdirirken inşallah bizim bu Kozan’ın il olmasıyla ilgili de iktidar partisinin milletvekilleri bir gayret verir. Vermezlerse, bu iktidarda olmazsa MHP’nin iktidarında yapacağız.

Saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bir milletvekili adına söz isteyen Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, aslında, Kozan, tarihî olarak baktığınız zaman da çok önemli bir mevkide. Eski ismi Sis ve Hititler döneminden itibaren tarihî bir geçmişi olan, kalesi olan, Selçuklular döneminde bu kalenin onarıldığı, Memlûklu sultanının idaresinde bulunan, 1517’de de Osmanlı Devleti’ne katılmış bir önemli beldemiz.

Bu bölge, hakikaten, tam eski ticaret yolları, merkezleri üzerinde bulunuyor. Anavarza hemen biraz ilerisinde. Yine, Feke, Saimbeyli ve Tufanbeyli’den Kayseri’ye, Yahyalı’ya çıkan bir güzergâh üzerinde bulunuyor. İşte bu şehrimiz 7 Mart 1919’da Fransızların işgaline uğruyor -Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra- ve Fransızların Ermenileri burada organize ettikleri ve Müslümanlara, Türklere büyük katliamların yapıldığı bir bölge. İşte, o işgal dönemine karşılık da hepimizin ismini yakından bildiği Saim Bey, Tufan Bey gibi Kuvayımilliyecilerin; yine, yerel olarak, Ahmet Cevdet Çamurdan -ki o da burada, Büyük Millet Meclisinde görev yapmıştı- Topaloğlu Halil, Gizik Duran gibi kişilerin bu Millî Mücadele’de Kozan’da Fransızlara ve Ermenilere karşı mücadele ettiği önemli bir belde. 2 Haziran 1920’de de bu çatışmalar sonrasında Kozan kurtulmuştur, Fransız işgalinden kurtulmuştur ve bu gün, 2 Haziran, Kozan’ın kurtuluş günü olarak anılmaktadır.

Yine, Kozan’ın -biraz önce Ali Bey’in söylediği gibi- çok önemli bir siması Mareşal Fevzi Çakmak, Kozan Milletvekilidir. Çünkü, Kozan 1923’le -cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte- 1920 arasında il olarak görev yapmıştır, il statüsündedir, 1926’dan sonra ilçe hâline gelmiştir. Bugün Kozan’ın hakikaten, ziraatle çok yakından ilişkili olarak 85 bin merkez nüfusu vardır, 83 tane de köyü vardır. Bunlarla birlikte sadece Kozan ilçesinin şu an 135 bin nüfusu var.

Yine, Adana’ya uzaklık olarak baktığınız zaman, 67 kilometre uzaklıkta ama ondan sonra Toros Dağları’na doğru çıkan Feke, ardından Saimbeyli, eski ismiyle Haçin; ondan sonra daha yukarıda Mağara eski ismiyle, bugünkü ismiyle Tufanbeyli ki Tufan Bey ve Saim Bey’in isimleri bu ilçelere verilmiştir. Dolayısıyla, Adana’yla irtibatları hayli zor olan 3 ilçenin Kozan üzerinden hareket edip, Kozan’a gelip bütün işlerini Kozan üzerinden yürüttükleri de bir gerçektir. Dolayısıyla, bunlarla birlikte Kozan, gerçekten, coğrafi olarak da bir il statüsünde olduğu takdirde daha iyi hizmetin verilebileceği bir konumdadır.

Kozan 1865’le 1923 arasındaki dönemde de yine müstakildir, mutasarrıflık şeklinde idare edilmiştir. Osmanlı Dönemi’nde vilayetlerin hemen altında, daha küçük çaplı fakat müstakil olmak üzere mutasarrıflık adı altında bir yönetim vardır Osmanlı Devleti’nde. O da daha fazla hizmetin götürülmesini amaçlamıştır.

Ama Adana vilayeti dâhilinde o tarihlerdeki Kozan’ın yine çok önemli bir siması vardır: Kozanoğulları. Bugün pek çok, Yozgat’ta, Sivas’ta, Sinop’ta, Kütahya’da, Konya’da Kozanoğulları’nın devamı olan, kalıntıları olan insanlar yaşamaktadır. Dolayısıyla, Kozanoğulları bu şekilde, Osmanlı Dönemi’nde Kozan’da önemli bir görevi üstlenmişlerdir. Ki nitekim, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa Kozan bölgesine geldiğinde Kozanoğulları onları Kozan dağlarına doğru olan bölgede mağlup etmişlerdir. Hatta bu mağlubiyet üzerine Padişahın onlara gönderdiği övücü mektuba karşılık Kozanoğlu Çadırcı Mehmet Ağa’nın yazdığı çok ilginç bir cevap vardır ve aynen şunu söylemiştir: “Emmioğlu bu kadar büyük memaliği, mülkü tasarrufuna geçirmiş, bir avuç Kozan’ı bana çok görme, ben burada hükûmet eylemeye devam edeyim.”  diye bir de cevap yazmıştır. Nitekim, bunun üzerine Fırka-i Islahiye ile Kozan belli bir şekilde iskâna tabi tutulmuştur.

Böylesine tarihî geçmişi olan bir ilçemizin il yapılması son derece yararlı olacaktır.

Desteklerinizi bekliyoruz, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI(x)

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’a kamyon-tır garajı ve nakliyeciler sitesi yapılıp yapılmayacağına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/73) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sebze ve meyve ithalatına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/775) Cevaplanmadı

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tatlı su balıkçılığının desteklenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/947) Cevaplanmadı

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, gübre üretimi, ithalatı ve ihracatına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/954) Cevaplanmadı

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Et ve Balık kurumunun faaliyetlerine yönelik ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1028) Cevaplanmadı

6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, ABD Büyükelçiliğinde brifing verildiği iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1131) Cevaplanmadı

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engelli vatandaşların ihtiyaçlarının Devlet tarafından karşılanması için yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1149) Cevaplanmadı

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sigara kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1180) Cevaplanmadı

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, pamuk ithalatına ve yerli üreticinin desteklenmesine yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1185) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, meyve kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1186) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

11.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki keçi sayısına ve bu sayının arttırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1187) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, konserve, hazır et ürünleri ve bakliyat kaçakçılığının önlenmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1189) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

13.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, 2002 yılından bu yana TRT Genel Müdürlüğü’ne açıktan atanan personel sayısına ve TRT tarafından özel şirketlere yaptırılan programlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1255) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

14.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Başbakan’ın bir konuşmasındaki bir ibarenin Anadolu Ajansı tarafından çıkarılarak yayımlandığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1265) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

15.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Anadolu Ajansının milletvekilleri tarafından verilen hükümet faaliyetleri ile ilgili soru önergelerinin yayınına son vermesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1277) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, belde belediye başkanlarının özlük ve pasaport haklarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1337) Cevaplanmadı

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Alevi inancının öğretilmesi için TRT’de yeni programlar yapılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1416) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

18.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları çalışanlarının özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1615) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

19.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TRT’nin tehlikeli atık statüsündeki elektron tüplerini sattığı şirkete ilişkin sözlü soru önergesi (6/1656) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

20.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, kamu ilanlarının dergilerde düzenli olarak yayınlanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1716) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Dışişleri Bakanlığında görev yapan sözleşmeli personelin özlük haklarından kaynaklanan mağduriyetlerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1762) Cevaplanmadı

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, HES’lerde yaşanan iş kazalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1771) Cevaplanmadı

23.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, iş adamlarının yurt dışına, vizesiz seyahat edilebilmelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1832) Cevaplanmadı

24.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, uyuşturucuyla mücadeleye ilişkin sözlü soru önergesi (6/1864) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engellilerle ilgili mevzuat kapsamında yapılması gereken düzenlemelerin denetimine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1986) Cevaplanmadı

26.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Suriyeli mültecilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2091) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

27.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Suriye’deki olaylara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2150) Cevaplanmadı

28.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Suriyeli muhaliflere verilen lojistik desteğe ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2152) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

29.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, TRT Spor ile ilgili bazı iddialara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2258) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

30.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, TRT’de program yapan bir sunucuya ödenen ücrete ilişkin sözlü soru önergesi (6/2259) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

31.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul Üniversitesi Dr. Ziya Gün Vakfına ait bir gayrimenkulün özel bir şirkete kiralanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2471) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

32.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, huzurevlerinde çalışan yaşlı bakım elemanı sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2653) Cevaplanmadı

33.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bir akrabasının BOTAŞ’ta işe başladığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2717) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

34.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun personel alımı mülakatından elenen bir personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/2737) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

35.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, gazetecilerin sendikal haklarına ve çalışma koşullarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2748) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, gazetecilerin 212 sayılı Kanundan yeterince faydalanamadığı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2805) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

37.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Orta Karadeniz Bölümüne TRT Bölge Müdürlüğü kurulup kurulmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2835) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

38.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bazı TV kanallarına PKK tarafından parasal destek verildiği iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2846) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

39.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, madde kullanımı ve bağımlılığı ile TV yayınlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3021) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

40.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bağlı kurum ve kuruluşların istisnai kadrolarına yapılan atamalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3147) ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri “Sunuşlar” bölümünde belirttiğim üzere, birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini cevaplandırması için Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı  kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) –  Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, sıra takip ederek İçişleri Bakanlığına ait 1 sözlü soru önergesi, Başbakan Yardımcılığıma ait 19 soru önergesi ve Sayın Başbakanla ilgili diğer soru önergelerini sırasıyla cevaplandırmak istiyorum.

1’inci sırada, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün İçişleri Bakanlığı tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını istediği (6/73) esas numaralı soru önergesine cevabımızdır: Kars Belediye Başkanlığı tarafından, nakliyeciler sitesi ve garaj yapımıyla ilgili çalışmaların ileriyle dönük olarak  yapılacağı bildirilmiştir.

Kastamonu  Milletvekili Sayın Emin Çınar’ın Bakanlığımca sözlü olarak cevaplandırılmasını istediği (6/1255) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Türkiye Radyo Televizyon Kurumunda 1/1/2002 – 22/3/2012 tarihleri arasında, kamu personel seçme sınav şartı aranmaksızın, mahkeme kararı uygulamasıyla, şehit yakını, kurum eski personeli vesaire sebeplerle açıktan, toplam 84 memur statüsünde personel göreve başlatılmıştır. Dış yapım olarak temin edilen programlara projelerin bütçe ve içerik değerlendirmeleri dikkate alınarak yapılan fayda-maliyet analizleri sonucunda, kurumun yetkili komisyonların belirlediği ve programın içeriğine göre değişen sözleşme bedelleri üzerinden ödeme yapılmaktadır. 2002 yılı başından bugüne kadar kurum dışına yaptırılan toplam 1.088 program için 808 milyon 887 bin 312 Türk lirası ödenmiştir.

İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz’ün Bakanlığımca sözlü olarak cevaplandırılmasını istediği (6/1265) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi gençlik kolları toplantısında Necip Fazıl Kısakürek’in Gençliğe Hitabe’sindeki “dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik” sözlerini aktardığı konuşmasında Anadolu Ajansının abonelere ilettiği haber metninde “kininin” kelimesi yer almamıştır. Anadolu Ajansı muhabirleri izledikleri konularda mutlaka ses kayıt cihazı kullanırlar. Sayın Başbakanı izlemekle görevli muhabir de ses kayıt cihazıyla konuşmayı kaydetmiştir. Ancak salonun kalabalık olmasından kaynaklanan bir olumsuzluk sonucu ses kayıt cihazında uğultular meydana gelmesi sebebiyle, haber metnini oluşturan muhabir “kininin” kelimesini deşifrede anlayamamış, bu nedenle metni eksik vermiştir. Bu önbilgi ışığında, Anadolu Ajansı haberde iddia edildiği gibi herhangi bir makaslama yapmamıştır. Gazetecilikte genel kurallardan birisi, tırnak içi ifadelerin eksiltmeden, ilave etmeden, virgülüne bile dokunmadan, olduğu gibi verilmesidir. Ajansımız bu kuralı bugüne kadar uygulayagelmiştir. Muhabirimizin tamamen insani zaaf olarak nitelendirilebilecek bir kusuru yüzünden, doğru, tarafsız ve hızlı habercilik ilkesine sıkı sıkıya bağlı Anadolu Ajansının makaslama yaptığı iddiası ağır bir ithamdır. Günlük ortalama bin beş yüz civarında haber üreten bir kurumda her haberin yöneticiler tarafından kontrol edilmesi gibi bir uygulama söz konusu olamaz. Anadolu Ajansında uygulama, muhabirin izlediği ve yazdığı haber metninin yayıncılar tarafından okunduktan sonra abonelere ulaştırılması biçimdedir. Dolayısıyla haberin içeriği ve yayınlanması konusunda telkinde bulunmak mümkün değildir. Sayın Başbakanın konuşması aynı zamanda canlı yayınlanmıştır. Canlı yayın onlarca televizyon kanalından naklen verilmiştir. Canlı yayınlanan bir konuşmanın içeriğinin değiştirilmesi, eksiltilmesi ve anlam farklılığı oluşturulması gibi gazetecilik etiğinden uzak uygulamalar ajansımızın doksan iki yıllık mazisiyle bağdaşmaz. Anadolu Ajansının haberlerden sorumlu yöneticileri, muhabirin ifadesine başvurmuş, ayrıca muhabirin görev yaptığı İstanbul bölge müdürlüğünde konuya ilişkin toplantı düzenlemiştir. Bu toplantılar daha sonra yayıncılarla da yapılmış ve bir cümledeki eksik kelimenin ajansın haberciliğinin sorgulanmasına sebep olduğu konusunda dikkat çekilmiştir. Haberin bir an önce abonelere iletilmesinden ve mesleğini en iyi şekilde yapmaya çalışmaktan başka kaygısı olmayan muhabirin bu gelişmeler yüzünden mesleki kariyeri bakımından derin üzüntü yaşadığı da bir gerçektir.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in Bakanlığımca sözlü olarak cevaplandırılmasını istediği (6/1277) esas numaralı soru önergesine cevaplarımız: Anadolu Ajansı; Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakanlık ve bakanlıklar, yargı, diğer kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütleri ile her türlü toplumsal olay ve dış dünyadaki gelişmeleri izleyip abonelerine duyurmaktadır. Bu çerçevede, ajansın Parlamento bürosu; Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, komisyon çalışmaları, siyasi parti grupları basın toplantıları ile yasa tasarı ve teklifleriyle ilgili çalışmaları takip etmektedir. Ajans, aynı zamanda bazı açıklamaları ve soru önergelerini de haberleştirmektedir. Anadolu Ajansı, soru önergelerinin tamamını yayınlamamakta, haber değeri olan soru önergelerini haberleştirmektedir. Zira, günde ortalama 20-30 civarında soru önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmaktadır. Bu nedenle, lokal konulara ilişkin soru önergeleriyle bunlara verilen yanıtlar Anadolu Ajansı haber bülteninde yer almamaktadır.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün Bakanlığımızca cevaplandırılmasını istediği (6/1416) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Kültürel dokumuzun önemli unsurlarından biri olan Alevi İslam geleneğine dair yapımlara TRT 1, TRT Müzik, TRT Belgesel, TRT Okul ve TRT 6 kanallarında geçtiğimiz yıl geniş olarak yer verilmiş, gerek muharrem ayı boyunca gerekse muharrem ayı dışında özel yapımlar, belgeseller, müzik klipleri, söyleşiler ve canlı yayın programları yapılmıştır.

TRT 1 kanalında “Bir Yolun Öyküsü Aleviler” ve “On Muharrem” isimli belgesellerin yanında, “Makam-ı Hüseyin”, “On Muharrem Âl-i Abâ Aşkına”, “On Muharrem Can-ı Kerbela” canlı yayın anma programları son yıllarda gerçekleştirdiğimiz yapımlardan bazılarıdır. TRT Müzik kanalında 2011 yayın döneminde, Aleviliğin inanç yapısını derinden etkileyip günümüze kadar da etkisini sürdüren büyük ozanları anlatan “Ulu Ozanlar” adlı belgesel yaptırılıp yayınlanmıştır. TRT Belgesel kanalında her yıl muharrem ayının ilk on günü süresince Alevi İslam inancını geleneksel ve kültürel yapısıyla anlatan belgesel yapımlara yer verilmiştir. TRT Okul kanalında 19 Aralık 2011 tarihinde “Alevilikte Deyişler ve Gülbanklar” programı, 2 Ocak 2012 tarihinde “Alevilikte Cem Erkânı ve On İki Hizmetin Gerçekleştirilmesi” programları yayınlanmıştır. TRT 6 kanalında 2011 yılında çeşitli formatlarda yayınlar yapılmış, 2012 yılı muharrem ayı ve orucu etkinlikleri kapsamında haber bültenleri, muharrem ayı etkinlikleri, “Cüneyt Gökçe ile Perşembe Akşamı”, “Ehl-i Beyt Sevgisi ve Önemi”, muharrem ayının ve orucunun önemi, cemevi, semah programlarına yer verilmesi ve değerlendirilmesi de planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. 2012 yeni yayın döneminde TRT’nin diğer kanallarında da aynı içerikteki programların yapımı ve yayını planlanmıştır.

Ardahan Milletvekili Sayın Öğüt’ün Bakanlığımca sözlü olarak cevaplandırılmasını istediği (6/1656) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu vericilerinde çalışmakta iken arızalanan veya emisyonu düşen elektron tüplerinin imha edilebilmesi için, bu tüplerde zararlı maddeler olabileceği düşüncesiyle, TRT Genel Müdürlüğü tarafından öncelikle Çevre Bakanlığına ve Atom Enerjisi Kurumuna eş zamanlı yazılar yazılmıştır. Çevre Bakanlığından alınan 5 Mayıs 2004 tarih ve 4179 sayılı yazıda elektron tüplerinin Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği kapsamında olmadığı belirtilmiş, Atom Enerjisi Kurumundan alınan 10 Mayıs 2004 tarih ve 3179 sayılı yazıda da tüpler üzerinde yapılan testlerde radyoaktif madde içeriği bulunmadığı tespit edilmiş ve hurda olarak işleme tabi tutulabileceği belirtilmiştir. Anılan kurumların görüşü üzerine bu malzemelerin tehlikeli atık olarak değil, adi hurda malzemesi olarak değerlendirilmesi yapılmış ve kurumsal menfaatler gözetilerek elden çıkarılmıştır. Bununla birlikte bu konuyla ilgili olarak bir sendika, Haber-Sen, Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası tarafından tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi, çevrenin kirletilmesi iddiasıyla TRT Genel Müdürü ve diğer yönetim kurulu üyeleri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunulmuş, bunun üzerine savcılık tarafından 18/4/2011 tarih ve 2011/40053 soruşturma numaralı yazıyla, ilgililer hakkında, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri gereğince soruşturma izni verilmesi talep edilmiştir. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca yapılan ön inceleme sonucunda, yetkili merci tarafından 18/08/2011 tarih ve 86 sayılı kararla soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Bu karara şikâyetçi sendika tarafından itiraz edilmiş olup Danıştay 1. Dairesinin 2011/1692 esas ve 2011/1618 sayılı kararıyla, yapılan itirazın reddine oy birliğiyle karar verilmiştir. Dolayısıyla, önergede bahsettiğiniz konuyla ilgili olarak yapılan işlemlerde hukuka aykırı bir durum olmadığı kesinlik kazanmıştır.

Antalya Milletvekili Sayın Gürkut Acar’ın Bakanlığımca cevaplandırılmasını istediği (6/1716) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Bilindiği gibi resmî ilan işleri 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun’un 2’nci maddesi gereğince Basın İlan Kurumu aracılığıyla yürütülmektedir. Adı geçen kurum 195 sayılı Kanun hükümlerine göre idare edilmekte olup Bakanlığım veya herhangi bir bakanlıkla da bağlılığı bulunmamaktadır. Bu çerçevede önergedeki sorulara cevap teşkil etmek üzere Basın İlan Kurumundan alınan bilgilere göre, 195 sayılı Kanun’un 29’uncu maddesinde:

“a) Kanun, tüzük ve yönetmeliklerle yayınlanması mecburi olan (Özel dernekler hariç) veya,

b) Genel ve katma bütçeli dairelerle il özel idareleri, belediyeler, köyler ve iktisadi devlet teşekkülleri ve sermayesinin yarısından fazlası, kamu hukuku tüzel kişilerine ait bulunan teşekküllerin verdikleri, reklâm mahiyetini taşımayan ilânlar, resmî ilân sayılır.”

Bu şekilde tarifi yapılmış olan resmî ilanlar aynı kanunun 34 ve 35’inci maddeleri uyarınca belirlenen vasıf ve ödevleri haiz bulunan gazetelerde aynı mevzuat hükümleri dairesinde belirlenen görev alanlarına göre Basın İlan Kurumu ve/veya ilgili valilikler aracılığıyla neşrettirilmektedir.

Aynı kanunun 40’ıncı maddesinde: “Resmî ilan sayılmayan ve gerçek ve tüzel kişiler tarafından gazete ve dergilerde yayınlanmak üzere verilip de reklam mahiyetinde bulunmayan ilanlar, hususî ilan sayılır.

Satışı artırmak gibi ticari gayelerle veya bir şeye veya bir fikre rağbet sağlamak gibi maddi veya manevi bir menfaat temini maksadıyla gazete ve dergilerde yazı, resim veya çizgilerle yapılan ilanlar, reklam sayılır.” şeklinde tarif edilen hususi ilan ve reklamların gazete veya dergilerde yayınlatılması hususundaysa Basın İlan Kurumunun 67 sayılı Genel Kurul kararının 2’nci maddesi “Kurumun yayınına aracılık edeceği ilân ve reklâmlarla, valiliklerin yayınına aracılık edeceği ilânlar şunlardır:

a) Kanun, tüzük veya yönetmelik gereği yayınlanması zorunlu olup da reklâm niteliği taşımayan ilânlar,

b) Merkezi yönetim bütçesine tabi idareler, il özel idareleri, belediyeler, köyler, kamu iktisadi teşebbüsleri, kamu hukuku tüzel kişiliğini haiz kuruluşlar ile sermayesinin yarısından fazlası bu kuruluşlara ait veya bunların % 50’den fazla sermaye payı olan iştiraklerinin resmî ilânları,

c) Yukarıdaki (b) bendinde anılan idarelere ait hususî ilân ve reklâmlar,

d) Kanunla kurulan müesseseler ile bunların iştiraklerine ait hususî ilân ve reklâmlar.” hükmünü amir bulunmaktadır.

Bu açıklamalardan hareketle, resmî ilan yayınlama hakkı kazanabilmeleri için gazetelerden günlük olarak yayınlanmalarının yanı sıra, asgari fiilî satış adedi, yüz ölçümü, fikir işçileri kadrosu, en az yayın hayatı süresi gibi şartlar aranırken; hususi ilan ve reklam yayınlama hakkı kazanabilmeleri hususunda, aralarında dergilerin de yer aldığı mevkutelerden asgari fiilî satış adedi, fikir işçileri kadrosu, günlük yayın periyodu gibi yükümlülükler aranmamaktadır.

Diğer taraftan, gazetelerde yayımlatılması bir mevzuat hükmüyle zorunlu kılınmış resmî ilanlardan, örneğin, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamındaki ihale ilanlarında süre tahdidi bulunduğundan, anılan ilanların   -haftalıklar da dâhil olmak üzere-daha uzun yayın periyodundaki dergilerde neşrettirilmesi teknik olarak mümkün değildir.

Görüldüğü üzere, 195 sayılı Kanun ve bu kanunun 34’üncü maddesine dayanılarak alınan 67 sayılı Genel Kurul Kararı’nın ilgili madde hükümleri dairesinde, dergi statüsünde mütalaa edilen yazılı basın-yayın organları yukarıda açık hükmü verilmiş olan Genel Kurul Kararı’nın 2’nci maddesi kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarına ait hususi ilan ve reklamları yayınlayabilme imkânına sahiptir.

İstanbul Milletvekili Sayın Celal Dinçer’in Bakanlığımca cevaplandırılmasını istediği (6/1615) esas numaralı soru önergesine cevaplarımız: 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 4’üncü maddesine göre vakıflar, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olup, aynı kanun’un 6’ncı maddesi gereğince vakıf senedinde belirlenen hükümler doğrultusunda organları tarafından yönetilmektedirler.

Vakıflar Kanunu 33’üncü maddesine istinaden Bakanlığıma bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğünce vakıfların amaca ve yasalara uygunluk denetimleri yapılmaktadır. Vakıf çalışanlarının iş güvenliğiyle ilgili yapılması gereken düzenlemeler ise Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün görev ve sorumluluk alanına girmemektedir. Dolayısıyla sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında çalışan personelle ilgili düzenlemeler Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün görev ve sorumluluğunda bulunmaktadır.

Bu çerçevede Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından alınan bilgilere göre, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında çalışan personelin iş güvenceleri dâhil sorunlarının giderilmesine ilişkin çalışmalar 2011 yılında başlatılmıştır. Yapılan çalışmalar doğrultusunda oluşturulan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları personelinin norm kadro standartları, iş tanımları, nitelikleri, özlük hakları ve çalışma şartlarına ilişkin esaslar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulunun 16 Şubat 2012 tarih, 2012/1 sayılı kararıyla kabul edilmiştir. 16/04/2012 tarihinden itibaren geçerli olan bu çalışma usul ve esaslarıyla birlikte sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında çalışan vakıf personelinin işe alım ve işten çıkarılma durumlarına ilişkin düzenlemeler getirilmiş, her iki durumda da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ilgili biriminin onayı gerekli kılınmıştır. Ayrıca yukarıda zikredilen çalışma usul ve esasları ile sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında çalışanların aldıklar maaşlar da unvan bazında İçişleri Bakanlığının il ilçe sınıflaması kullanılarak kıdem ve eğitim durumuna göre objektif yöntemler esas alınarak belirlenmiş, vakıflar arasında ikramiye durumundan kaynaklanan maaş farklılıkları da giderilmiştir.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in Bakanlığımca cevaplandırılmasını istediği (6/2259) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Formula 1 yarışları özel ilgi ve bilgi birikimi gerektiren farklı bir spor faaliyetidir. Dolayısıyla Türkiye’de bu yarışlarla ilgili bir programı hazırlayıp anlatabilecek kişi sayısı da sınırlıdır. Program, daha önce yayınlandığı iki özel televizyon kanalında da başka bir seçenek bulunmadığından, Okay Karacan ve Serhan Acar tarafından hazırlanmış ve sunulmuştur. Bu nedenle, gazetelerin manşetlerinin değerlendirildiği ve spor gündeminin yorumlandığı “Spor Manşet” isimli programla “Formula 1 Canlı Yayın” programları Okay Karacan’ın şirketine yaptırılmıştır. Formula 1 yarışları 2010 sezonu için 875.520 Türk lirası, 2011 sezonu için 900 bin lira ücret ödenmiş olup “Spor Manşet” isimli programın bölüm başı ücretleri ise 7 bin ile 7.500 lira asarında değişmiştir. Sözleşme gereği programın her türlü ulaşım, konaklama, harcırah, personel giderleri; kamera, montaj, stüdyo kirası vesaire teknik giderleri kapsayan yayın ve yapım hizmetleri firma tarafından karşılandığından, söz konusu program daha düşük bir maliyetle gerçekleştirilmiştir.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in yine Bakanlığımca cevaplandırılmasını istediği (6/2258) esas numaralı soru önergesine cevaplarımız: TRT Spor Kanal Koordinatörü Ersin Küçükbarak hakkında doğrudan yürütülen bir soruşturma bulunmamakta olup, yalnızca Formula 1 yarışlarının yayın sürecinde görev alması nedeniyle, Formula 1 yarışlarıyla ilgili F1 adlı derginin bayilerdeki satışından kuruma ödenecek payın gecikmesi konusunda başlatılan soruşturmada bilgisine başvurulmuştur.

TRT Spor kanalında toplam 61 personel, kuruma ait 14 kanalın tüm spor yayınlarını sürdürmektedir. Kurumda program alımları projelerin bütçe ve içerik değerlendirmeleri dikkate alınarak yapılmakta ve ortaya konulan hizmetin fayda-maliyet analizleri yanında verimliliği de göz önünde bulundurulmaktadır. Bu bağlamda TRT Spor kanalı dış yapım olarak gerçekleştirmiş olduğu 2011 yılındaki 28 program için 5 bin Türk lirası ile 75 bin Türk lirası arasında, 2012 yılındaki 24 program için ise 5 bin Türk lirası ile 30 bin Türk lirası arasında ücret ödemiştir.

Sayın Hakan Şükür’e 4/12/2008-4/12/2010 tarihleri arasında haftada 14 bin Türk lirası, 2011 yılı Ocak ayındaki programları için toplamda 42 bin lira ödeme yapılmıştır. Ancak 2009-2010 lig sezonu boyunca Hakan Şükür’ün katıldığı programların toplamda 1 milyon 440 bin Türk lirası değerinde sponsorluk geliri bulunduğundan kendisine ödenen ücretler de buradan karşılanmıştır. 2011 yılı Ocak ayının son haftasından en son katıldığı aynı yılın mayıs ayına kadar gerçekleştirilen programlar dış yapım olduğundan, Hakan Şükür’e ne kadar ücret ödendiği hususu ilgili firmanın bilgisi dâhilindedir.

İstanbul Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun Bakanlığımca sözlü olarak cevaplandırılmasını istediği (6/2471) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Vakıfların yönetim organları vakıf senedine göre oluşturulur ve vakıf yöneticileri vakıf senetlerindeki hükümler çerçevesinde vakfı yönetirler. Vakıflar özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir. Bu sebeple, kiralamayla ilgili olarak Vakıflar Genel Müdürlüğümüzce vakıflara görüş bildirilmemektedir. Vakıfların kira sözleşmeleriyle ilgili olarak Vakıflar Genel Müdürlüğünden izin alınmasına gerek bulunmamaktadır. Önergede bahsedilen konuda Vakıflar Genel Müdürlüğümüzde herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.

Doktor Ziya Gün İstanbul Üniversitesine Yardım Vakfının, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca denetimi yapılmakta olup denetim hâlen devam etmektedir. Normal denetim ve şikâyet üzerine iddialarla ilgili inceleme yapılmaktadır.

Ardahan Milletvekili Sayın Öğüt’ün Bakanlığımca cevaplandırılmasını istediği (6/2748) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Çalışan gazetecilerin haklarıyla ilgili olarak 19 Ocak 2013 tarih, 28533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6385 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15’inci maddesiyle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 40’ıncı maddesine eklenen hükümler uyarınca gazetecilere fiilî hizmet zammından, yani bilindiği kadarıyla yıpranma payından yararlanma imkânı sağlanmıştır. Yerel gazete ve televizyonların yaşamaları için reklam gelirlerinden pay verilmesi konusunda Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun yeni bir düzenleme yapma çalışması bulunmamaktadır.

Ardahan Milletvekili Sayın Öğüt’ün Bakanlığımca cevaplandırılmasını istediği (6/1864) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: Bağımlılık yapıcı madde ve madde bağımlılığı konusunda Bakanlığım sorumluluğundaki Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un yayın hizmeti ilkelerini belirleyen 8’inci maddesinin 1’inci fıkrasının (h) bendinde yer alan “Alkol, tütün ürünleri ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapıcı madde kullanımı ile kumar oynamayı özendirici nitelikte olamaz.” hükmü çerçevesinde radyo ve televizyon yayınlarının denetimleri dikkatle sürdürülmektedir.

Ayrıca RTÜK –yani Radyo Televizyon Üst Kurulu- görsel, işitsel medyanın uyuşturucu konusundaki duyarlılığının artırılması yönünde çalışmalar yapmaktadır. Bakanlığım sorumluluğundaki kurumlardan birisi olan Türkiye Radyo Televizyon Kurumu tarafından, kurumun kanallarında uyuşturucuyla mücadele konusunda toplumu bilgilendiren ve eğiten programlara özel önem verilmektedir. Büyük Takip, Sıradışı Hayatlar, Haber Tadında ve Söz Millette gibi programlarda, uzman konuklar eşliğinde, uyuşturucunun zararları ve mücadele yöntemlerine yönelik birçok yayın yapılmıştır. Anılan konuda yayınlara öncelik verilmesine gayret gösterilecektir.

Bu kurumlarımız dışında çeşitli bakanlıklarımız ve kurumlarımız tarafından da bağımlılık yapıcı madde ve madde bağımlılığı konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Bu çerçevede, İçişleri Bakanlığımızca, uyuşturucu madde bağımlılığıyla mücadele faaliyetleri kapsamında diğer kurumlarla birlikte yürütülen iş birliğiyle, toplumda farkındalığı artırmak amacıyla seminerler, tiyatro gösterimi, afiş, broşür, sportif faaliyetler, yarışmalar gibi çeşitli etkinliklerle çalışmalar aralıksız sürdürülmektedir.

Gençlik ve Spor Bakanlığımız ile Türkiye Yeşilay Cemiyeti arasında, gençler arasında sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddelerin tüketimini en asgariye indirmek, sağlıklı bir nesil ve toplumun oluşmasına zemin hazırlamak, uyarıcı ve bilgilendirici bir misyon üstlenerek kumar ve fuhuş gibi kötü ve zararlı alışkanlıklarla mücadele etmek, madde bağımlılarının kurtulmalarına yardımcı olacak yolları göstermek ve bağımlıların topluma yeniden kazandırılmasını sağlamak, henüz bağımlılık yapan madde kullanmaya başlamış olanları uyarmak ve bilgilendirmek amacıyla bir iş birliği protokolü imzalanmıştır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve ilgili mevzuat gereği, korunmaya ve bakıma muhtaç çocuklara yönelik hizmet sunulmaktadır. Risk altındaki çocuk ve gençlere yönelik koruyucu ve önleyici hizmetlerle çocuk ve gençlerin zararlı alışkanlıklar edinmesini önleyici çalışmalara da ağırlık verilmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 2011 yılında başlatılan “Uyuşturucu ve Uyuşturucuya Karşı Din Görevlisinin Etkin Mücadelesi” başlığı altında seminer programı başlatılmış, ülke genelinde bu seminere 2011 yılında 180, 2012 yılında da 945 din görevlisi katılmıştır.

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından, Bakanlık, uyuşturucu madde kullanımı ve bağımlılığını, şiddet, zorbalık, ihmal, istismar ve zorlu yaşam olayları gibi risk etmenleri arasında değerlendirmekte ve bu kapsamda önleme çalışmaları gerçekleştirmektedir. Bakanlığa bağlı rehberlik ve araştırma merkezleri ve okul psikolojik danışma ve rehberlik servisleri tarafından risk faktörlerine yönelik üç düzeyde önleme çalışmaları yürütülmektedir. Temel önleme düzeyinde genel olarak öğretmen, öğrenci, veli ve okul yöneticilerine yönelik bilgilendirici hizmetler, ikinci aşamada önleme düzeyinde risk grubunda yer alan bireylere yönelik koruyucu ve destekleyici psikolojik danışma ve rehberlik hizmetleri sunulmaktadır. Üçüncü aşamada ise, somut olarak görünür hâldeki psikososyal sorunlara müdahale bazında çalışmalar sürdürülmektedir.

Emniyet Genel Müdürlüğünün KOM Daire Başkanlığı bünyesinde Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (TUBİM) 2002  yılında bakanlık makam onayıyla kurularak faaliyetlerine başlamıştır. Çocuk ve gençlerimizin her türlü riskten korunması çalışmaları illerde toplumsal seferberlik oluşturulmasını gerektiren bir olgudur. Bu bağlamda, genel olarak illerde yapılan çalışmalarda aşağıdaki kurum ve kuruluşların iş birliği hâlinde çalıştıkları görülmektedir:

İl millî eğitim müdürlüğü, rehberlik ve araştırma merkezleri, okul öncesi eğitim kurumları, halk eğitim merkezleri, savcılıklar, denetimli serbestlik ve yardım merkezleri şube müdürlükleri, il sağlık müdürlükleri, AMATEM, il müftülükleri, gençlik spor il müdürlükleri, il jandarma komutanlıkları, sivil toplum kuruluşları, il eğitim ve gençlik komisyonları, okul aile birlikleri, mahalle muhtarları, il özel idaresi ve üniversiteler iş birliği yapılan kuruluşlara bazı örneklerdir.

2011-2012 eğitim-öğretim yılında ülke genelinde illerde verilen seminer çalışmalarının bir kısmını madde kullanımı, bağımlılığı ve zararlı alışkanlıklar, çocukları zararlı alışkanlıklardan korumada ailenin rolü, madde kullanan çocuklara yönelik sağlık tedbirlerinin alınması, çocuk ve gençlerin her türlü riskten korunması, güvenli okul ortamları, risk faktörleri şeklinde sıralayabiliriz. Aynı paralelde, Çocuk Koruma Kanunu uygulamaları konusunda öğretmenlere, ailelere ve okul idarelerine çeşitli zamanlarda da seminerler verilmiştir.

Yukarıda bahsettiğimiz faaliyetlere ilave olarak, burada adını zikredemediğimiz birçok kamu kurum ve kuruluşunun da bağımlılık yapıcı madde kullanımıyla mücadele konusunda sayısız çalışmaları olduğunu belirtmekte yarar var.

İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’ın Bakanlığımca sözlü olarak cevaplandırılmasını istediği (6/2717) esas numaralı soru önergesi: İbrahim Said Arınç lisans eğitimini burslu olarak Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde, yüksek lisansını Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Rusya Çalışmaları Merkezinde tamamlamış ve “Avrupa Birliği-Rusya Doğalgaz İlişkileri” konulu master tezini hazırlamıştır. Doktora eğitimini İngiltere’de bulunan Durham Üniversitesi Yönetim ve Uluslararası İlişkiler Okulunda yapmıştır. “Türkiye Doğalgaz Jeopolitiği” konulu doktora tezini hazırlamış olup, tezi de savunma aşamasındadır. Ayrıca, İngilizce (ileri düzey), Rusça ve Boşnakça (orta düzey) bilmektedir.

Mayıs 2004 tarihinde, KPSS puanları esas alınarak girdiği BOTAŞ Genel Müdürlüğünde ilk olarak Strateji ve İş Geliştirme Daire Başkanlığında göreve başlamış, daha sonra genel müdür asistanlığı yapmıştır. Burada görev  yaptığı süre içerisinde Nabucco Projesi, Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğal Gaz Boru Hattı Projesi, Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi, Enerji Şartı Anlaşması ve Transit Protokolü, Güneydoğu Avrupa Enerji Topluluğu, Türkiye-İran doğal gaz müzakereleri ve Türkiye-Rusya doğal gaz müzakereleri konularında çalışmıştır. Dünya Bankası desteğiyle Ernst and Young firması tarafından yapılan BOTAŞ’ın kredi derecelendirmeye hazırlanması ve gölge kredi derecelendirme çalışmalarının koordinatörlüğünü üstlenmiştir. Mayıs 2008-Kasım 2010 tarihleri arasında Cumhurbaşkanlığı uzmanı olarak enerji konularındaki çalışmalarının yanı sıra Sayın Cumhurbaşkanımızın görüşmelerinde yer almıştır. Kasım 2010 tarihinden 23 Ekim 2012 tarihine kadar Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak enerji konularından sorumlu danışmanlık görevini sürdürmüştür. 23 Ekim 2012 tarihli ve 28450 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2012/721 sayılı Müşterek Kararname’yle BOTAŞ genel müdür yardımcılığına atanmıştır.

İbrahim Said Arınç’ın yukarıda belirtilen eğitim durumu, bugüne kadar üstlendiği görevler ve yaptığı çalışmalara bakıldığında atandığı görev için gerekli liyakat ve ehliyete sahip olduğu, dolayısıyla, referansının bizzat kendisi olduğu, bir tavassuta ihtiyacının bulunmadığı görülmektedir. Bu çerçevede Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca kendisinin genel müdür yardımcısı olarak değerlendirilmesi yönünde bir takdir ortaya konulmuş ve ilgili mevzuatın hükümlerine uygun olarak ataması gerçekleştirilmiştir.

Ardahan Milletvekili Sayın Öğüt’ün (6/2737) esas numaralı soru önergesine cevaplarımız: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bünyesinde yer alan birimlerde istihdam edilecek uzman yardımcıları için “Sözlü sınavda yazılıdaki soruların benzeri çıkacak.” şeklinde bir açıklama yapılmamıştır. Kurumun www.ayk.gov.tr İnternet adresinde ilan edilen giriş sınavı duyurusunun sözlü sınav ve değerlendirme kısmı, adayların sınav konularına ilişkin bilgi düzeyi yönlerinden değerlendirileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte yapılan sözlü sınavlarda, adayların tarih alanında bilgileri ölçülürken Osmanlıca düzeylerinin de ölçülmesi olağan ve beklenebilir bir durumdur. Kaldı ki sorulan Osmanlıca sorular, sınava ilişkin bilgi düzeyi kapsamındadır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Sınav Komisyonu tarafından Yüksek Kurum Uzmanlığı Yönetmeliği’nin 14’üncü maddesi gereğince puanlaması yapılan sözlü sınavda Muhammet Hanifi Güli yeterli puanı alamadığından başarılı olamamıştır.

Ardahan Milletvekili Sayın Öğüt’ün (6/2805) esas numaralı soru önergesine cevabımız: Basın Kartı Yönetmeliği’nin 1’inci maddesi kapsamında faaliyet gösteren basın kuruluşlarında, Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun uyarınca fikir ve sanat işlerinde ücret karşılığı sözleşmeyle çalışan ve yönetmelikte aranan diğer şartları taşıması şartıyla Basın Kartı Komisyonunca basın kartı verilmesi uygun görülen basın mensuplarının tamamı bu kartın sağlamış olduğu haklardan yararlanmaktadırlar.

Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun (6/2835) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: 2954 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kanunu’nda 11 Haziran 2008 tarih ve 5767 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle kurumda yeniden yapılanmaya gidilmiş, mevcut bölge müdürlükleri İstanbul, İzmir, Antalya, Mersin, Diyarbakır, Erzurum ve Trabzon TRT Müdürlükleri olarak yeniden düzenlenmiştir. Bundan dolayı TRT olarak yeniden bölge müdürlüğü kurulması düşünülmemektedir.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın (6/2846) esas numaralı soru önergesine cevaplarımız: Hâlen ülkemizde, genelde karasal ortamdan 22 adet ulusal, 14 adet bölgesel ve 184 adet yerel olmak üzere toplam 220 adet karasal televizyon kuruluşu yayın yapmaktadır. Ulusal yayın yapan herhangi bir televizyon kanalına PKK terör örgütü tarafından maddi destek verildiğine ilişkin Radyo ve Televizyon Üst Kurulumuza yapılmış bir bildirim ve üst kurulca bu konuda yapılmış bir tespit söz konusu değildir.

Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun (6/3021) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun’la radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesi ve denetlenmesi görevi üst kurula verilmiştir. Üst kurul, programları, yayınlandıktan sonra ilgili yasa hükümlerine uygunluk açısından denetlemekte olup, kurulun programlara yayından önce müdahale etme, programları yayından kaldırma ve yayın kuruluşlarına program önerme yetkisi bulunmamaktadır. Yayın kuruluşlarına, bazı bakanlıkların teşkilat yasalarıyla çeşitli konularda getirilen zorunlu yayın kapsamındaki ses ve görüntüleri yayınlamanın dışında, madde kullanımı ve bağımlılığıyla ilgili olarak öngörülmüş bir zorunluluk bulunmamakta, dolayısıyla buna ilişkin istatistiki veriler üst kurulda tutulmamaktadır.

Program üretme ve önerme yetkisi bulunmamasına rağmen, üst kurul, kamu kurum ve kuruluşlarının isteği üzerine, kendilerince hazırlanan bilgilendirici ve eğitici kamu spotları niteliğindeki filmleri ilgili kanun hükümleri doğrultusunda inceleyerek, yayın ilkelerine uygun olanlar için yayınlanmasında kamu yararı bulunduğuna dair karar ihdas etmektedir.

Soru önergesinde yer alan konuda, ilgili kurum ve kuruluşlarca hazırlanan spot filmlerin üst kurula gönderilmesi hâlinde gerekli kararlar alınmaktadır. Öte yandan, üst kurul, denetleme görevinin yanı sıra, düzenleme yetkisi çerçevesinde de konuyla ilgili çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Bunlardan biri -Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi- TUBİM’le yapılan çalışmalardır. RTÜK, sahip olduğu kurumsal sorumluluk alanı çerçevesinde TUBİM’le iş birliği içinde çeşitli çalışmalar gerçekleştirmiştir: Görsel, işitsel medyanın uyuşturucu konusundaki duyarlılığının artırılması yönünde yasal düzenlemeler yapmak, önlemler almak ve çalışmalarda bulunmak; Başbakanlık makamınca imzalanarak yürürlüğe giren, Bağımlılık Yapıcı Maddeler ve Bağımlılıkla Mücadelede Ulusal Politika ve Strateji Belgesi paralelinde hazırlanan 1. Ulusal Uyuşturucu Eylem Planı gereğince, madde ve madde bağımlılığıyla mücadele alanında yürütülecek çalışmalarda ulusal iş birliği ve koordinasyon tesisi için kurulan Ulusal Uyuşturucu Koordinasyon Kurulunun yılda 3 defa gerçekleştirdiği toplantılara düzenli olarak katılım sağlamak; TUBİM koordinesinde oluşturulan önleme çalışma grubu toplantılarına katılım sağlamak; TUBİM koordinesinde yıllık olarak hazırlanan Türkiye Uyuşturucu Raporu’na RTÜK’ün sorumluluk alanı içerisinde veri aktarmak.

RTÜK ve TUBİM iş birliğinde, akademisyenler ve uzmanlarca yürütülen çalışmalar neticesinde, görsel, işitsel medyanın madde kullanımı ve bağımlılıkla mücadele konusundaki duyarlılığının artırılması amacıyla “Madde ve Madde Kullanımı ile Mücadelede Görsel-İşitsel Medyanın Rolü” adlı rehber niteliğindeki kitapçık hazırlanmıştır. Hatalı uygulamalara dikkat çekerek doğru uygulamalar için yönlendirici ilkeleri ortaya koyan kitapçık, 20 yayıncılık ilkesinden oluşmaktadır. Söz konusu rehber kitapçık, üst kurul web sitesinde yayınlanarak kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Medya çalışanları için yol gösterici ilkeler içeren ve bu alanda Türkiye’de yapılmış ilk çalışma niteliğinde olan söz konusu kitapçığın kamuoyuna ve medya çalışanlarına tanıtımı, 28 Haziran 2010 tarihinde, İstanbul’da, Polis Eğitim ve Kongre Merkezinde yapılan basın toplantısıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, kitapçığa ilişkin farkındalığın artırılması amacıyla, 16-18 Şubat 2011 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen Uyuşturucuyla Mücadele Konferansı’na katılım sağlanmıştır.

Bağımlılıkla mücadele kapsamında, özellikle çocukları ve gençleri zararlı yayın içeriğinden korumak amacıyla, yayıncılar için bir öz denetim mekanizması niteliğinde olan akıllı işaretler uygulaması 15 Şubat 2011 tarihli 6112 sayılı Kanun’la yayıncılar için zorunlu hâle getirilmiştir. 15 Şubat 2011 tarih ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşu Hakkında Kanun’un 8’inci maddesine “Yayın hizmetleri; alkol, tütün ürünleri ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapıcı madde kullanımı ile kumar oynamayı özendirici nitelikte olamaz.” hükmü eklenerek, madde ve madde bağımlılığıyla mücadelenin önemi kanuna da yansıtılmış ve yayınların, söz konusu hüküm dikkate alınarak denetlenmesi sağlanmıştır.

Bursa Milletvekili Sayın İsmet Büyükataman’ın (6/3147) esas numaralı soru önergesine cevabımız: Bakanlığım sorumluluğundaki kurum ve kuruluşlardan alınan bilgilere göre, önergede bahsedilen istisnai kadrolara, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürünün Özel Kalem Müdürü hariç hiçbir atama yapılmamıştır. Anılan kurumda Özel Kalem Müdürü olarak görev yapan Hakan Kutlu, 2005 yılında Kamu Personeli Seçme Sınavı’yla PTT Genel Müdürlüğünde memuriyete başlamış olup 2008 yılında naklen TRT’ye geçiş yapmıştır.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1189) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında gıda, tarım ve hayvancılık il ve ilçe müdürlüklerince yapılan gıda denetimlerinde 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na aykırı olarak ülkemize girmiş gıda ürünü tespit edildiğinde cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmaktadır.

Konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığından aldığımız cevabi görüş aşağıda sunulmaktadır: “Ülkemizin sosyoekonomik yapısına olumsuz etkisi olan, haksız rekabet ortamı oluşturan, yatırımı engelleyen, ülke içerisinde gizli işsizlik meydana getiren, kaçakçılık suçlarıyla mücadele, adli makamların denetimi ve gözetiminde mevzuat hükümleri çerçevesinde etkin bir şekilde yerine getirilmektedir.”

Konuyla ilgili olarak Gümrük ve Ticaret Bakanlığından aldığımız cevabi görüş de aşağıda sunulmaktadır: “Halk sağlığını doğrudan ilgilendiren gıda ve tarım ürünlerinin kaçakçılığının önlenmesi, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının öncelikli konuları içinde yer almaktadır. Gıda ve zirai ürün kaçakçılığıyla mücadelede özellik taşıyan eşya kapsamında bulunan çay, şeker, canlı hayvan, et ve et ürünleriyle ilgili olarak bahse konu ürünlerin özelliklerine uygun mücadele yöntemleri geliştirilmektedir. Bu kapsamda ülke ekonomisine ve halk sağlığına zarar veren bu tip kaçakçılık faaliyetleriyle mücadeleye etkin bir şekilde devam edilmektedir.”

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1187) esas numaralı soru önergesine cevabımız: Bakanlığımca yapılan çalışmalar ve sağlanan desteklerle keçi sayısı 2010 yılında bir önceki yıla göre yüzde 23 oranında artarak yaklaşık 6,3 milyon başa ulaşmıştır. Ülkemizde keçi yetiştiriciliğinin geliştirilmesi amacıyla ürettiği keçi sütünü Bakanlığımızdan çalışma izni almış süt işleme tesisine satan yetiştiricilere litre başına destekleme ödemesi yapılmıştır. Uygulama kapsamında 2009 yılında 25.984 ton, 2010 yılında 37.732 ton, 2011 yılında ise 41.713 ton keçi sütü için destekleme ödemesi yapılmıştır. Koyun Keçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı damızlık keçiler için hayvan başına 15 lira destekleme ödemesi yapılmıştır. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan tarımsal kredilerde küçükbaş hayvan yetiştiriciliğiyle küçükbaş hayvan besiciliğinde faiz oranları yüzde 100 sübvanse edilerek faizsiz kredi kullanım imkânı sağlanmıştır. 2011 yılında Bakanlığımızca belirlenen on ilde damızlık teke dağıtımı yapılmıştır, uygulamaya 2012 yılında da devam edilecektir.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1186) esas numaralı soru önergesine cevaplarımız: Konuyla ilgili olarak Gümrük ve Ticaret Bakanlığından alınan cevabi görüş aşağıda yer almaktadır: “Adı geçen derneğin yayınladığı raporda bahsedilen ekonomik değerlerin hangi kaynaktan elde edildikleri açıklanmamıştır. Bununla birlikte sınır kapılarında her türlü kaçakçılığa karşı etkin bir mücadele yapılmaktadır.”

Konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığından alınan cevabi görüş şudur: “Ülkemizin sosyoekonomik yapısına olumsuz etkisi olan, haksız rekabet ortamı oluşturan, yatırımı engelleyen, ülke içerisinde gizli işsizlik meydana getiren kaçakçılık suçlarıyla mücadele adli makamların denetim ve gözetiminde etkin bir şekilde yerine getirilmektedir.”

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1185) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir saati geçti verdiği cevaplar, efendim bir saati geçti. Televizyonun yayın saati geçiyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Pamuk ve pamuklu tekstil ürünleri sektör olarak ülkemiz ekonomisinde ve ihracatında önemli bir yere sahiptir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir saatten fazladır konuşuyor, bir de kelimeleri ağzında yuvarlıyor, biz anlamıyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Biz anlıyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Türkiye, dünya pamuk üretiminde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen anlıyorsun ama ben anlamıyorum, soru sahibi benim. Mahsus kelimeleri yuvarlıyor ki biz anlamayalım.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Dinlerseniz anlarsınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – …Çin, Hindistan, ABD, Pakistan, Brezilya, Avustralya ve Özbekistan’ın ardından…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen, süre burada belli.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anlaşılmıyor ya! Böyle soru mu cevaplanır!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – …sekizinci sırada pamuk tüketiminde Çin, Hindistan ve Pakistan’ın ardından dördüncü sırada; pamuk veriminde Avustralya ve İsrail’in ardından üçüncü sırada yer almaktadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, kesmesi lazım. Bizim de konuşup cevap vermemiz lazım.

BAŞKAN – Sizin kısa açıklamalarınızı soracağız efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam ama saat 7’de kapatacak televizyon.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ülkemiz, pamuk üretimi, ekim alanı ve verim açısından dünyada ilk sıralarda yer almakla birlikte, pamuğun tekstil ve konfeksiyonun ana girdilerinden biri olması, ülkemizin dünyanın önemli tekstil ve konfeksiyon üreticisi ve ihracatçılarından olması nedeniyle ülke içi üretim tüketimi yeterince karşılayamamakta olup, talep açığı ithalat yoluyla karşılanmaktadır.

BAŞKAN – Sayın Bakan, sözlerinizi toparlarsanız, kısa açıklama isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğiz efendim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – TÜİK verilerine göre 2002 yılında 549 bin ton lif pamuk ithalatına karşın pamuğa dayalı tekstil ihracatı 4,5 milyar dolar iken, 2011 yılında 612 bin ton lif pamuk ithalatına karşın pamuğa dayalı tekstil ihracatı 11,5 milyar dolar olmuştur.

Sayın Başkanım, başüstüne.

15 soru önergesi daha kaldı, Sayın Mesut Dedeoğlu’nun soru önergeleri hâlâ devam ediyor. İsterseniz onları atlayarak başka arkadaşlarımızın sorularına geçeyim müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Süre kalmadı efendim. Sayın Bakan, kısa açıklama isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğim, sonra tekrar size söz vereceğim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Anlıyorum ama arkadaki 10 tane soru önergesi daha Mesut Dedeoğlu’na ait. Peki, ben onları geçiyorum. Sayın Kamer Genç’in çok önemli bir sorusu var, hemen onu cevaplandırayım, emriniz üzerine oturayım yerime.

Tunceli Milletvekili Sayın Genç’in (6/2091) esas numaralı soru önergesine cevaplarımızdır: 12 Mart 2013 tarihi itibarıyla, ülkemizdeki barınma merkezlerinde kalan, geçici koruma altındaki Suriyelilerin toplam sayısı 188.387’dir. Hâlihazırda kendi olanaklarıyla barınma merkezleri dışındaki evlerde yaşayan Suriyelilerin sayısı, en mütevazı tahminle 100 binin üzerine çıkmış durumdadır. Gelenler için 12 Mart 2013 tarihine kadar yapılan toplam harcama 728 milyon 307 bin 689 Türk lirasıdır. Geçici koruma altındaki Suriyelilere sağlanan barınma, beslenme, eğitim hizmetlerine ilişkin harcamalar Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından bütçeden karşılanmaktadır.

Giresun Milletvekili Sayın Selahattin Karaahmetoğlu’nun (6/2152) sayılı…

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen süre kalmadı efendim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Son…

(6/2152) sayılı soru önergesi: Türkiye, Suriye’deki krizin halkın meşru beklentileri doğrultusunda en kısa sürede çözümlenmesini, demokratik hukukun üstünlüğünün egemen olduğu ve insan haklarına saygılı, halkın özgür iradesiyle yöneticilerini seçebileceği yeni bir Suriye kurulmasını arzulamaktadır.

Bir kısım arkadaşlarımızın soru önergelerinin de cevapları kaldı.

Saygılarımı sunuyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Doğru, buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan benim sorularıma, iki tanesine cevap verdi ancak madde bağımlılığı önümüzdeki zaman sürecinde ülkemizin en önemli konularının başında gelmektedir ancak diğer bazı bağımlılıklar da önemlidir. Bunların başı İnternet bağımlılığı ve özellikle cep telefonu bağımlılığıdır. Bilhassa gençler, cep telefonlarını sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun bir şekilde ellerine almakta ve saatlerce de konuşmaktadırlar. Dolayısıyla, bu yönlü olarak da, mesela, sigarayla ilgili çok güzel bir kamu spotu var. Onun ben çok etkili olduğu kanaatindeyim ancak bunun gibi, cep telefonları ve özellikle İnternet’le ilgili olarak da bu şekilde yeni kamu spotlarının yapılması herhâlde uygun olur diye düşünüyorum.

Bu noktalarda da bilhassa cep telefonunu gençlerin ve çocukların çok kullanmış oldukları göz önüne alınırsa, cep telefonlarının bilhassa bu dizilerde çok fazla kullandırılmaması veyahut da bu yönde dizilerle ilgili veyahut da RTÜK’teki bazı çalışmaların yapılmasının bu yönüyle çok fayda olacağı kanaatindeyim. Bu yöndeki düşüncelerini almak isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, aslında Bülent Arınç istediği zaman çok sade konuşur, sesi yüksek çıkar ama hesabına gelmediği için böyle ağzında kelimeleri yuvarlayarak…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen açıklama isteyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, bir dakika yani…

…kelimeleri yuvarlayarak milletin anlamaması için söylüyor.

BAŞKAN – Sayın Genç, konu hakkında açıklamasını isteyin Sayın Bakanın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, burada, bu kadar sorularımıza, hep kendi hesabına geldiği şekilde cevap verdi. Ben diyorum ki: Anadolu Ajansı neden milletvekillerinin sorularını vermiyor? “Efendim, biz hesabımıza gelenleri, birilerini veriyoruz.” Senin hesabına gelmeyi senin belirlemeye hakkın var mı?

Bülent Arınç bu makama geldiği günden beri Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmaları…

BAŞKAN – Sayın Genç, hitap tarzınız, lütfen, bir sayın bakana hitap tarzı gibi olsun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Bülent Arınç” değil mi?

BAŞKAN – Lütfen ama…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İsmi ne? “Bülent Arınç” ismi.

Bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarının kamuoyundan saklanması için her türlü gayreti sarf eden bir kişidir.

Ben soruyorum kendisine: “Hakan Şükür TRT’de kaç lira aldı?” Doğru rakam vermiyor, diyor ki: “Hakan Şükür 1 trilyon 440 milyar liralık sponsorluk geliri sağlamıştır TRT’ye.” Kaçını almıştır, onu söylesin.

Sonra diyorum ki soru önergemde -şimdi “önemli” diye şey etti- yani Hatay’a gelen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yani Sayın Başkan, benim 4 tane sorumu cevaplandırıyor, niye bir dakika veriyorsun?

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biraz tarafsız ol, tarafsız hareket et.

BAŞKAN – Usul efendim. Şimdiye kadar hep böyle yapılıyor.

Buyurun Sayın Tanal.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, Sayın Başkan, benim 4 tane soruma bir dakika bana cevap hakkını veriyorsun. Olmaz böyle ya!

BAŞKAN – Sorunuzu sormadınız, başka şeyler söylediniz.

Sayın Tanal, buyurun lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana bak, o makamı sana haram ettiririm bak ha!

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana söz vermek zorundasın. Benim sorularım, ben onun cevabını vermek zorundayım.

BAŞKAN – Sayın Tanal, süreniz işliyor, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, sorumuza…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, 4 tane soruma birer dakikadan dört dakika süre vermek zorundasın. Neyi gizliyorsun Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Tanal, cevap vermiyorsanız Sayın Aslanoğlu’na geçeceğim ben.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, neyi gizliyorsun sen? Neyi gizliyorsun sen? Yani Bülent Arınç’ın kefili misin sen? Onun gizlediği gerçekleri sen de orada gizlemeye… Ben burada soru soruyorum, sorduğum soruya cevap vermiyor. Mahsustan gerçekleri saklıyor ve sen buna yardımcı oluyorsun.

BAŞKAN – Sayın Genç, Sayın Bakanın sizin sorunuza cevap vermemesi veya vermesi Sayın Bakanın meselesi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, bak, bir de yaptığın bu ayıplar karşısında gülüyorsun.

BAŞKAN – Zaten, yerinizden kısa sormanız için süre verdim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, bir de yaptığın ayıplar karşısında sanki büyük bir kahramanlık yapmış gibi gülüyorsun. Bu millet dinliyor, keşke bizim sesimizi bu insanlar duysa da burada ne kadar keyfî hareket ettiğinizi şey etse.

BAŞKAN – Tehdit mi ediyorsunuz Sayın Genç?

Sayın Tanal, teşekkür ederim.

Sayın Aslanoğlu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, bu kadar keyfî hareket ediyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, benim sürem başlamadı, sayın hatip konuşuyor. Yani, bu, kanuna aykırıdır.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun lütfen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizin bu tutumunuz İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine aykırıdır. Yani, bu açıdan…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, vakıflar tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan kurumlardır, ecdat yadigârıdır, ister mazbut vakıflar ister diğer vakıflar. Ama bir malı değerinin çok altında kiraya veren bir kurumu da hakikaten görmemezlik etmemeliyiz, günahtır, ayıptır.

İstanbul Üniversitesi konusundaki soruşturmanın sonucunu merakla bekliyorum. Çok ucuz bir şekilde nasıl kiraya verildiğini vicdanım sızlayarak size yazdım.

Ayrıca, Vakıflar Bankasının, Vakıflar Genel Müdürlüğüne olan, beş yıl önce çıkan kanunda, geriye dönük, geriye dönük bir kuruş para ödememesi de bu kanunda var Sayın Bakan. Vicdanımı sızlatıyor, ecdat yadigârı vakıflar parasız pulsuz kalamaz. Vicdanım sızlıyor Sayın Bakanım, böyle bir şey olamaz.

Kanun çıkarmışsınız 2008’de “Vakıflar Bankasından şu kadar para verilecek.” demişsiniz, bir kuruş para ödenmemiş; geriye dönük kanun çıkarıyorsunuz bugün, bu kanunu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Acar süresini kullansın.

Buyurun Sayın Acar.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, Sayın Başkan, Meclisin sükûnetini sağlamak sizin göreviniz.

BAŞKAN – Sayın Acar, buyurun lütfen siz sorunuzu sorun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Meclisin sükûnetini sağlamak sizin göreviniz. Sükûneti sağlayamadınız ve bana sırayı vermeden diğer bir milletvekili arkadaşa söz verdiniz.

BAŞKAN – Sayın Acar, lütfen sorunuzu sorar mısınız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizin bu tutumunuz İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine aykırıdır.

BAŞKAN – Vereceğim size…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, arkadaşlarımın itirazlarına aynen katılıyorum Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu konuda tutumunuz hakkında usul tartışması açmak istiyorum ve tutumunuzun lehine konuşmak istiyorum.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Burada, muhalefetin sesini kesmeye çalıyorsunuz, yeteri kadar söz hakkı vermiyorsunuz.

Sayın Bakan yasak savma kabîlinden konuştu. Sayın Bakan burada konuşurken son derece kısık sesle konuştu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Böyle bir Meclis Başkanlığı olmaz Sayın Başkan.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bu, kabul edilemez bir uygulama Sayın Başkan.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hiç söylediklerinden bir şey anlamadık. Tutanakları getirdim, tutanaklar da yarım geldi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Acar, ben Sayın Bakanın yerine geçip cevap veremem ki. Benim meselem değil ki…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, Sayın Başkan, sizin orada bulunmanızın gerekçesi sükûneti sağlamak. Siz sükûneti sağlamadan, sıra bana gelmişken, ben de sükûneti beklerken “Efendim, söz sıranız geçti…”

BAŞKAN – Efendim, sükûneti sağlamayan ben değilim. Sükûneti bozan sizin arkadaşınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, keyfî davranıyorsun!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani, efendim…

BAŞKAN – Süresi tamamlandı.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – O bir milletvekili! Benim arkadaşım olup olmamasının ne önemi var Sayın Başkan?

BAŞKAN – İç Tüzük…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen o kürsüyü keyfî kullanıyorsun, AKP’nin militanı gibi kullanıyorsun orayı!

BAŞKAN – Hayır, bunu bağırıp çağırmakla çözemezsiniz yani hiçbir netice elde edemezsiniz bağırıp çağırmakla.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Siz keyfî olarak davranamazsınız!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın…

BAŞKAN – İç Tüzük 98’inci madde çok net bir şekilde açık, çok net açık. Sayın Bakan sorulara cevap verdi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Benimle ilgisi var mı İç Tüzük 98’in Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sisteme giren sayın milletvekillerine, kısa, soru sormaları için ben süre verdim herkese, geçmişten bu tarafa yapıldığı gibi ama Sayın Tanal, Sayın Genç konuştuğu için siz sustunuz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, burası babanın çiftliği değil!

BAŞKAN – Sizin hiç değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, ben sizin bu tutumunuzla ilgili, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre…

BAŞKAN – Burada…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hayır, bu doğru bir tutum değil! Kusura bakmayın! Söz hakkı ortadan kalkmaz. Kaldırma yetkin yok!

BAŞKAN – Burayı çiftliğe benzetme benden hiç sâdır olmadı. Çiftliğe benzeten sizsiniz!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Evet.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Öyle yapan sizsiniz!

BAŞKAN – Size yakıştıramıyorum. Değil yani, ben hiç kullanmadım bu çiftlik meselesini.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Burayı itibarsızlaştırmak, Meclisi itibarsızlaştırmak için elinden geleni yapıyorsun!

BAŞKAN – E, ne yapmamı istiyorsunuz? Soru sormanız için süre verdim.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, benim söz hakkım…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Nasıl kaldırıyorsun onun söz hakkını? Söyle!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Konuşanı dinleyin!

BAŞKAN – Anladım. Sayın Acar konuştuktan sonra vereceğim dedim, oturmuyor. Ne yapalım yani şimdi?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Meclis burası! Sen kim oluyorsun da…

KAMER GENÇ (Tunceli) – O makamın bir defa tarafsız hareket etmesi lazım. Ben onunla konuşuyorum, sana ne oluyor?

GÜRKUT ACAR (Antalya) - Ortamı sağlayacaksınız ki konuşacağız ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri yerlerinize oturursanız, Sayın Tanal’a süre vereceğim.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne demek sana ne oluyor?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sana ne yahu! Otur yerine, otur!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen otur! Sen kim oluyorsun?

BAŞKAN – Yerlerinize oturmadığınız müddetçe de süre vermeyeceğim efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, ama ben özür diliyorum Sayın Tanal’dan.

BAŞKAN – İstediğiniz şekilde davranabilirsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen niye bize müdahale ediyorsun?

BAŞKAN – Lütfen oturunuz yerlerinize.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen niye müdahale ediyorsun? Kimsin sen bize müdahale ediyorsun? Kimsin sen? Otur yerine! Otur!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen kimsin? Sen otur!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Niye bağırıyorsunuz! Siz konuşuyorsunuz istediğin kadar…

BAŞKAN – Sayın Tanal, oturun. Sayın Tanal, ne yapmak istiyorsunuz? Süre istiyorsunuz, veriyorum. Oturun lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, ne konuşuyorsun sen!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Başkana saygısızlık yapıyorsun!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Saygısız sensin! Saygısız Başkan!

BAŞKAN – Sayın Tanal, yerinize oturun, süre vereceğim. İstiyorsanız, yoksa vermiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen otur yerine! Otur! Bana bak, otur yerine, çok fazla ağzımı açtırma bak!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – El hareketi yapma!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana bak, otur yerine! Otur!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Konuşma!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sana otur diyorum!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne bağırıyorsun!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen ne bağırıyorsun? Sen ne  bağırıyorsun be! Sen kimin kefilisin!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Sen herkese bağırıyorsun be!

KAMER GENÇ (Tunceli) – O, taraflı hareket ediyor, benim söz hakkımı kesiyor, benim konuşmalarımı kesiyor, söylemem gereken lafları söyleyemiyorum. Yolsuzluklarınızı örtbas ediyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Söylersin. Adam gibi söyle!

BAŞKAN – İstediğinizi söyleyebilirsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ondan sonra Bülent Arınç geliyor, buradan örtbas edilen şeyleri söylememeye çalışıyor, ağzında lafları çeviriyor!

BAŞKAN – 75 milyon izliyor Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle olur mu ya!

BAŞKAN - Sayın Tanal, sisteme girin.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana yönelttiğim sorularımdan bir tanesi şuydu: Tabii, burada birilerinin kişilik haklarına, şahsiyet haklarına zarar gelmemek kaydıyla ben bunu sordum. Nedir bu? Bu göreve yeğeninizle birlikte değerlendirilen başka personel oldu mu, kişi var mıydı? Cevap verilmedi tabii ki.

Aynı şekilde, yeğeniniz hangi özelliğiyle diğer adaylar arasından sıyrılmıştır? Yani birden fazla kişi arasından mı sıyrıldı?

Tabii, bunu sormamızın gerekçesi şu: Temiz topluma giden yol temiz siyasetten geçer. Temiz siyasette siyasi etik ilkelerine bağlı kalmak lazım. Siyasi etik açısından, eğer siyasetteki kişilerin yakınları, dostları, akrabaları aniden, 2003 yılında okuldan mezun olup aniden yükseliyorsa burada ister istemez siyasi etiği gündemi getirir.

Bu sorulara cevap verilmedi. Mümkünse, Sayın Bakan bu sorulara cevap verebilirse memnun olacağım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

Süreniz beş dakika.

Kürsüden lütfen Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tekrar teşekkür ediyorum.

Tabii, bugün için ne kadar çok sayıda sözlü soru önergesine cevap vermek mümkün olursa onun hazırlığını yapmıştım. Süratle okumaya çalıştım ama yine de yetişmedi.

Yani, okuma tarzım, sesimin yüksekliği, alçaklığı, bunlara ilişkin Sayın Genç’in söylediği sözler her zaman söyleyecekleri sözlerdir. Huyu değişmiyor, canın altında olduğu için. O yüzden, değerli arkadaşlarım…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senin gerçek kimliğini koyuyorum ortaya, gerçek kimliğini koyuyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Ben gerçek kimliğimle ortadayım, yazdıklarım da benim verdiğim bilgilerdir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senin gerçek kimliğin yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Hâlâ bana konuşuyorsunuz, cevap veriyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ya bırak, sana ne!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Yani beni sinirlendirmeye, kötü sözler söylemeye sarf etmeye gayret ediyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ben dinliyorum, sen de dinle!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen konuşma!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Başkan seni sustursun!

KAMER GENÇ (Tunceli) - Seni sustursun!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Seni sustursun, sen konuşuyorsun ya! Ben dinliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşma! Konuşma! Önüne dön.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Dinliyorum, sen de dinle.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun siz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bu cevapların bir kısmı doğrudan benimle ilgili olanlardır, bir kısmı da Başbakanlığa yöneltilmiş, benim cevap vermem istenmiş olan soru önergeleridir. Ben bunlara cevap verirken bakanlıklardan aldığım bilgileri sunuyorum.

Yeğenimle ilgili sorduğunuz soruya 2 sayfalık bir cevap verdim. Bunu tekrar tutanaklardan da inceleyebilirsiniz. Bilgisi, birikimi, doktorası, bildiği yabancı diller ve bu on senelik sürenin altı senesini BOTAŞ’ta zaten çalışmış olarak, iki yılını da Cumhurbaşkanımızın enerji danışmanlığını yapmış bir insan olarak yine hâlâ bana sormaya devam ediyorsanız… Hem kişilik haklarına saygılı olduğunuzu ifade edeceksiniz hem bunu tekrar tekrar dile getireceksiniz.

Ben, yeğenimin atandığı bu görevdeki başarısının başkalarına örnek olmasını dilerim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Cevap vermedi.

Hakan Şükür’e ne kadar para ödediniz? Niye söylemiyorsunuz?

BAŞKAN – Soru önergeleri cevaplandırılmıştır.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.07

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporlarının (1/619) (S. Sayısı: 310)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sıraya alınan Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Bankerlerin İşlemleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu'nun; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

 

4.- Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Bankerlerin İşlemleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu'nun; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/747, 1/36, 2/883, 2/1285, 2/1325) (S. Sayısı: 443)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 443 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın Milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GURUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yine bir klasik torba kanuna dönüştü, birçok teklifle birleştirilmiş gibi yaptık arkadaşların ısrarı üzerine ama gelen tasarının da dışında, birçok maddeler alt komisyon, Komisyon sırasında eklendi, şu anda da önerge çalışmaları herhâlde devam ediyor diye düşünüyorum.

Öncelikle, bu işin Meclisin çalışması ve yasama tekniği açısından çok da sağlıklı olmadığını iktidar grubuna bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Çünkü, aceleden gelen bu eklemeleri ilgili kurumların, görüş alınması gereken kurumların incelemesi maalesef mümkün olmamakta. Bu çerçevede de yapmış olduğumuz düzenlemeleri bir süre sonra tekrar düzeltmek zorunda kalmaktayız. O anda tartışılmayan bazı hususların, maalesef, sakıncası -söylediğimiz hâlde dikkate alınmadığı için- sonrasında geliyor dedik. Bu kanunun içerisinde, Sayın Bakan biliyor… Daha doğrusu bilmiyor, Sayın Kılıç gelmiş, ben de biliyor diye döndüm ama Sayın Bakan bilmiyor orayı.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Mehmet Bey, geliyor, geliyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yok, baktım kim gelmiş diye, bilen bakan mı var bilmeyen mi diye çünkü yukarıda tartıştığımız için.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Müsteşar var.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Canikli; şunu söylemeye çalışıyorum: O zaman önce bir örnek vereyim, içeriğinde yine konuşacağız ama. Bunun içerisinde Vakıflar Genel Müdürlüğüyle ilgili bir madde var. 2008 yılında çıkarmışız. Arkadaşlara sorduk, Vakıflar Genel Müdürümüz orada, bankadan arkadaşlarımız, herkese sorduk. Bu Meclis çıkarmış, AKP Grubunun getirdiği bir tasarı üzerinden bunu kanunlaştırmışız. Yani ne dediğimi açmak için somut örnek vereceğim, o zaman hani siz sanki yokmuş gibi söylediniz ama.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yok, yok, biliyorum.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Burada da sorduk: Vakıfbankın dışında, yüzde 51’i, yönetimi veya iştirak olarak hissesi Vakıflar Genel Müdürlüğünde olan başka bir kurum yok. Yani bu kanun, münhasıran Vakıfbankın vakıfların korunmasıyla ilgili kaynak aktarması için çıkarılmış ve sizin tarafınızdan, bizim tarafımızdan, yani sizin önerinizle Mecliste çoğunluk tarafından çıkarılmış. Şimdi, beş yıldır buna uymamışız, bugün de gelip diyorsunuz ki: “Hem bunu kaldıralım hem de geçmişten bugüne birikenleri de almayalım.” Arkadaşlar, işte söylemeye çalıştığım sakınca bu. O gün aceleyle, etraflıca düşünmeden, söylenen eleştirileri dikkate almadan çıkarınca sonrasında ortaya sorun çıkmış. Şu olabilir, yukarıda da konuştuk, dedik ki: “Arkadaşlar, burada, bu çok olabilir.” Gerekçesini söylediler. “Banka halka açıktır, şöyledir, böyledir.” O ayrı bir konu, ben bunu usul açısından söylüyorum. O gün çıkarmış olduğumuz bir kanunun ilgili maddesine uyulmuyor. Peki, kim çıkardı bu kanunu? Meclis olarak biz çıkardık. Şimdi, kendi çıkardığımız kanuna uyulmuyor diye başka bir kanun çıkarıp geçmişten bugüne kadar olanı da ortadan kaldırıyoruz.

Şimdi, burada bir garabet var, onu anlatmaya çalışıyorum. İşte “Efendim, bitime kadar şu, cumartesiye kadar bu. Şuraya kadar çalışacağız.” Öyle bir sağlıklı çalışma ortamı yok veya “Bu, aceleyle gelsin, kanun teklifi olarak geçirelim, tasarıdan vazgeçelim.” Niye? “Plan ve Bütçe Komisyonunda çok hızlı olmuyor. İşte, kurumlara soru soruyoruz, olmuyor.” veya “Bu kanunu Plan Bütçeye göndermeyelim de ilgili komisyondan hızlıca bir günde çıkaralım.” Sonra geliyorsunuz, bu sefer, bir de geriye yönelik aklama işini yani yargının yerine geçip -yürütmenin geçtiği gibi- biz yargının yerine de geçiyoruz. Artık bu aralar kanunlarımızın çoğunda “Filanca tarihten itibaren yürür”, “filanca tarihe kadar olan davalardan feragat edilir.” gibi maddeler koyuyoruz. Dolayısıyla, bu teknikten vazgeçin; düzgünce tasarı olarak gelsin, ilgili kurumlardan görüşünü alın, mevzuat hazırlama yönetmeliğine uygun şekilde etki analizlerini yaparak, alternatif yöntemleri önümüze koyarak kamunun kaynaklarını etkin bir şekilde kullanacak bir yöntemle yapalım. E, başka ne var? Aynısı, yapboz tahtası gibi. Yap-işlet-devretle ilgili şeyler var. Her kanunun içerisinde bir madde geçiyor arkadaşlar. Yani burada, geçen gün, gümrükle ilgili kanun geçerken de konuştuk. Orada da bir tane vardı, burada da bir tane var. Eline alan geliyor “Benim işleri yap-işlet-devretle yapalım.” Böyle bir şey olur mu? Dedik ki bir çerçeve kanun…

Sayın Bakan gelmiş. Sayın Bakana da izah etmiştik. Şimdi, Sayın Kılıç olunca tam söyleyemedim Sayın Bakanım, tekrar oraya dönelim. “Biliyorsunuz.” dedim, döndüm, Sayın Kılıç varmış. Dolayısıyla, “Bilmiyorsunuz.” diyerek devam etmek durumunda kaldık. Hakikaten, yani bunu Sayın Babacan’a ilettim, kendisi de ilgileneceğini söyledi ama şimdi, yeniden, bir daha 3996 var. “Bizim bunu derli toplu bir yap-işlet-devret yani kamu-özel iş birliği modeli olarak bir kanun çıkarmamız lazım.” dedik. E, kanun tasarısı taslağı bekliyor. Ne zamandan beri? 2007’den beri bekliyor. Kalkınma Bakanlığı oldu, o zaman DPT hazırlamış. Ya, alın bunu, eksikse gedikse tartışalım, ilgili kurumlara soralım. Diğerleri için de Yüksek Planlama Kuruluna veya Bakanlar Kuruluna -oradan geçecek şekilde- yetki verelim, ayrıntısını onlar düzenlesin. Herkes kendisine ait…

Şimdi, bakın, burada, kanunda madde var. Böyle komedi olur mu? Yani, turizm yatırımları diyebilirsiniz ama ne diyor? “Yassıada ve Sivriada için.” Yarın Bozcaada için de olursa onu da mı yazacağız? Yani ben anlamıyorum, böyle bir… Oraya, kanunun maddesine böyle şey yazılır mı ya? Söylemeye çalıştığım bu Sayın Canikli. İhtiyaç varsa dersiniz ki: “Kültür ve turizm tesisleri için yap-işlet-devret modeli kullanılabilir, ayrıntısını Bakanlar Kurulu kararıyla…” Neyse, yani bir şey söyleyin. Buraya tek tek, tek tek, tek tek yazmanın bir tek amacı olabilir: “Ya, burada yarın bir şey olursa biz Yüce Divana, mahkemeye düşmeyelim.” Bakın, genelgeye dahi yazılmayacak şeyler diyorum. Yönetmeliği bırakın, kanuna yazıyoruz. Böyle kanun yapıcılık olmaz arkadaşlar. Yani söylediğimizin özü bu. İçeriğini yine tartışırız. Böyle olunca ne oluyor? Üç gün sonra gidiyor, işte, bir maddesini uygulamadan şimdi bize kaldırttırmaya çalışıyorsunuz. Tamam, kaldıralım, arkadaşlara söyledik ama “Efendim, işte, kurumlar vergisi matrahı çok.” Çoksa oranını düşürelim, eğer o çoksa kârın üzerinden bir şey alalım.

Şimdi, kalkıyor arkadaşlarımız… Bu durumda ne ortaya çıkıyor biliyor musunuz? Kamuyu Aydınlatma Platformu’na verilen bilginin yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi, peki, bunun bir sorumlusu olmayacak mı? Biz, bu kanunla nasıl kaldıracağız bunu?

2008’den beri ödenmesi gereken para… Şimdi “Kültür varlıklarını bir şekilde koruyalım.” diye koymuşsunuz, güzel bir amacı var, baktım. Vakıfların kuruluş amacı da belli, burada da belli.

Demin baktım, Vakıfbankın 2012 yılı kârı 1 milyar 460 milyon. Yani, şimdi, birkaç milyonunu ödesin canım. Yani, kim koruyacak? Adında “Vakıfbank” var. O zaman “Vakıfbank” adını kullanmasın. Ya “Vakıfbank” adı bir markaysa, isimse, onu kullanıyorsa o zaman vakıflarla ilgili de versin dedim. Sponsorluk yaptığı faaliyetler var, sportif faaliyetler var, sosyal faaliyetler var, bunu da öyle bir şey diye düşünmek lazım. Onun için, bunu ortadan kaldırmak yerine…

Ha, arkadaşlarımız şunu söylüyorlar değerli arkadaşlar, diyorlar ki: “Efendim, bu, halka açık bir banka, yarın da özelleştirilecek, sıkıntı olur.” Halka açık banka, bu kanun çıktığında da halka açıktı. 2008 yılında değil, 2006 yılında… Bu sermaye değişikliklerinin tamamı da 2008 geldiğinde zaten yapılmış. Yüzde 43’ün üzerine yüzde 15’i zaten mazbut vakıflar adına sermaye artışıyla almışsınız. Yani bu kanunu çıkardığınız zaman, 2008 yılında, hem Vakıfbank halka açık hem de hisse sayısı zaten yüzde 58’i bulmuş durumda. Yani, şimdi bunun üstünü nasıl kapatacağız? İsterseniz buradan size tarihini söyleyeyim. Şimdi, yani bu, kanuna karşı hile gibi bir şey. Kamuyu Aydınlatma Platformu’na gönderilen notun tarihi ne? 17 Şubat 2008. Bu Meclis kanunu ne zaman kabul etmiş? Üç gün sonra. Yani kanun görüşülürken “Vallahi, billahi bu kanun bizi ilgilendirmez, biz buradan para mara vermeyiz.” diye arkadaşlarımız hemen eksik bilgi göndermişler yani üç gün var arada. Şimdi, o zaman ya orada bir yanlışımız vardı ya burada bir yanlışımız var. Şimdi, bir yanlışı düzeltirken başka bir yanlış yapıyoruz. Bunu arkadaşlarımız düzeltirse… Oran fazla olabilir, düşürelim ama bir şekilde oradan da bir para versin. E, nasıl yapılandırıyorsak… Şimdi, geliyor, başka önergeler de var, başka kurumların borçları da var. Bir şekilde bir model bulalım. O parayı da oradan almamız lazım. Başka türlü, vakıfların eserlerini kim tamir edecek, kim tadilatını yapacak? Yani normal gelir alıyor, tamam “Ben temettü alıyorum.” diyor, o ayrı ama kanun maddesi var, koymuşuz buraya. Kanuna hepimiz Anayasa’da uymak zorundayız, o kanunu da biz çıkarmışız. Dolayısıyla, bu gibi şeylerde söylediğimiz, muhalefetin eleştirilerini dikkate alın ki burada zamanımızı boşa harcamayalım. Eksiğimiz olabilir, siyaseten sizin söylediklerinize katılmayabiliriz ama usul açısından en azından, belli şeylere uymamız lazım. Demin Sayın Canikli güzel şekilde söyledi ama uygulamasını maalesef göremiyoruz “Usulle ilgili oturuyoruz, konuşuyoruz.” dedi, biz, esasa gelince bizim söylediklerimizin pek dikkate alındığını maalesef göremedik. E, sonucu da böyle oluyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii, bu iş de koordinasyonsuzluktan kaynaklanıyor yani o arada aceleyle çıkaralım telaşından kaynaklanıyor. Aynı şeyi şimdi görüyoruz, bugün arkadaşlarımız değindiler, Sayın Genel Başkanımız da grup konuşmasında değindi. Dün büyüme rakamları açıklandı, hâlâ aynı şey devam ediyor. Sayın Bakan burada, işin bir tarafı olarak, Merkez Bankası… Yine, baktım, Sayın Çağlayan diyor ki “Acı fren oldu.” Yani, hâlâ fren-gaz tartışması devam ediyor. Buna bir ortak çözüm bulmamız lazım. “Ekonominin böyle bir ortamda fren yapması gerekebilir diyenler olur, gaza basalım diyenler olur.” diye tartıştık ama şimdi, kendi içimizde çözemediğimiz zaman, bu sefer amaca tam kilitlenemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, burada mesele sadece “Filanca bunu tutturdu, falan bakan şunu dedi, filan bunu dedi, Merkez Bankasına çaktılar, o bunu dedi.” değil. Bakın, esas sorun ne? Şimdi, yüzde 4’le başlıyorsunuz Sayın Bakanım, düşüyor yüzde 3,2’ye.

Sayın Bilgiç, burasını Sayın Bakan not alırsa burası çok önemli halk açısından, siz önemli bir şey söylüyorsunuzdur ama.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Can kulağıyla dinliyoruz sizi.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, yüzde 4’le başlıyoruz Sayın Bakanım, hedefleri koyuyoruz, orta vadeli programı açıklıyorsunuz, güzel, bütçeye de koyuyoruz. Dönüyor, tutmayacak, yüzde 3,2’ye, geldi yüzde 2,2. Peki, şimdi, siz o koyduğunuz gelir hedeflerini, vergi hedeflerini neye göre hesapladınız? “Yüzde 4’e göre, sonra 3,2’ye göre revize ettik.” Peki, şimdi, bu aradaki puan farkından kaynaklanan vergi gelirleri açığını kimden alacaksınız? Dönüp vatandaştan alacaksınız. Yani, bütçe konuşmaları sırasında da söyledim. Her sene, Sayın Maliye Bakanı geliyor eylül ayında, orta vadeli program açıklanırken sadece rakamlar değişiyor, aynı gerekçelerle “Efendim, bütçedeki hedefimizden şu kadar sapma var, benim bunu yıl gelmeden kapatmam lazım.” diyor ve başlıyoruz vergilere.

Şimdi, sosyal adaleti bozuyoruz aynı zamanda, eğer bu hedeflerimiz gerçekçi  olmazsa. Şunu diyebilirsiniz: Kardeşim, yüzde 2,2 de bu dönemde iyidir, idare ederiz, tamam 4 dedik ama bütün hedeflerimizi, yatırım planlarımızı, tüketim planlarımızı ekonomik aktörler olarak ona göre yapıyoruz. Dolayısıyla, şimdi, 2,2 çıkınca bakıyoruz, alt dağılımına bakıyoruz, burada kimden alacağız? Sanayide ve ticarette düşüş var. Şimdi, bakın, yükseldi dediğimiz yer tarım -o da ne kadar bilmiyoruz- ulaştırma, haberleşme yani birkaç altyapıyla ilgili kısım. Sanayi düşmüş yani çok ciddi düşüş var, ticaret düşmüş. Biraz bankacılık sektöründe, işte 3’ün üzerinde olan üç tane sektörü söylüyorum, diğerleri 1’e düşmüş 10’dan. Dolayısıyla, bu önlemleri eğer ortak bir şekilde düşünerek almazsak, ekonomide bu koordinasyonu sağlayamazsak, maalesef bu düzeltmeleri yapma şansımız yok.

O kadar söylüyoruz ama bakıyoruz, işte kişi başına gelirimiz 50 dolar bile artmamış, dolar bazında yazınca da aynı şey oluyor, 38-40 dolarlık bir artış var bu kadar söylediğimiz şeye rağmen. O zaman, bu tarafta artış olmazken öbür tarafta ne yapacağız peki? Yani bu vatandaş nasıl borçlarını ödeyecek, esnaf nasıl bu sıkıntıya katlanacak?

Şimdi, bir arkadaşımın enteresan bir şekilde telefonu kilitlenmiş, benim telefonumdan ağabeyini aradı. “Ağabey, bir arayım.” dedi. “Buyur.” dedim. Sonra bir de mesaj attı “Ya, bakmaz böyle.” dedi. “Niye?” dedim. “Senin iş âleminden haberin yok galiba, öyle bilmedikleri numaralara bakmıyorlar; alacaklı arar, icracı arar, bir şey arar.” Şaşırdım hakikatten. “Ağabey, benim telefonum arızalı, arayan benim.” diye mesaj attı, ondan sonra geri döndü, hakikaten de mesajı aldıktan sonra geri döndü. Yani, iş adamlarının, esnafın düştüğü hâli söylüyorum. Yani, hane halkının borçluluğu 70 kattan fazla artmış devri iktidarınızda.

Şimdi, bir taraftan, güzel söylüyor Sayın Başbakan, geçen gün söyledim burada, birkaç arkadaşımız hemen itiraz ettiler. IMF borcunu söylüyor ama öbür taraftan, dedim ki: “Güzel de, IMF borcunu söyledin, peki Türkiye’nin borcu nereye geldi? Yani topu topu 25’i ödemişsin, yarısını sen almışsın 2005’te, havasını atması kolay. Peki, öbür tarafta alınan borçları kim ödeyecek?” Yani, kısa vadeli borç stokumuzun geldiği nokta belli. En son açıklanan rakamlarla baktığımız zaman, dış borç stokumuz 337 milyara ulaşmış, toplam borç stokumuz 224’ten neredeyse 550’ye gelmiş. Özel sektörün borcunu siz hiç saymıyorsunuz yani onları kim ödeyecek, dolarını kim bulacak? Özel sektör de işte ödeyemiyor. Özel sektörün durumunu söyledik yani buradaki büyüme oranlarıyla sizce nasıl yapacak? Yani sanayideki artış 2011’de yüzde 10 iken 2012’de yüzde 1,9’a düşmüş. Ticaretteki artış 11,2’den yüzde 0,1… Aşağıya bakıyoruz, sadece mali aracı kuruluşlarda bir şey var, tarımda biraz, o da ne kadar bilmiyoruz, gerçekçi mi.

Şimdi, peki bu iş âlemi ne yapacak? Kredi kartını ödeyemeyen vatandaş ne yapacak? Bir daha borç alıyor, bir daha borç alıyor. Dolayısıyla, burada bu işler, sizlerin göstermeye çalıştığı gibi veya Sayın Başbakanın söylediği gibi, böyle, hemen pembe tablolarla geçiştirilebilecek bir şey değil. Yani, arkasından her zamanki gibi ekliyorsunuz “İhracatımız şuraya çıktı.” diye ama öbür taraftan ithalatı hiç söylemiyor Sayın Bakan. Dış ticaret açığımızın hâlâ tehlike olabileceğini… Aslında, şu anda Sayın Çağlayan’ın “acı fren” demesinin nedeninin cari açıktaki tehlikeden dolayı düşüş sağlamak üzere talebin frenlenmesi.” olduğunu itiraf edemiyoruz. Neden frene bastık? Sayın Bakan burada, frenci olarak. Frene neden bastık Sayın Bakanım? “Yani hızlı gidip çarpmayalım diye frene bastık. Dünyada bir sıkıntı var.” diyorlar. İyi de dünyada ticaret sıkıntısı varsa iç talebi canlandırmamız gerekmiyor mu? İç talep nereye düşmüş? Eksilere gittik. Peki, dışarıda sıkıntı varsa, kamunun harcamaları zaten belli bir oranda kalıyorsa, özel sektörün de tasarruf yapacak hâli yoksa nasıl düşüreceğiz?

Onun için, bir an önce bu beylik laflardan ve lüzumsuz siyasi kısır çekişmelerden vazgeçip -her zaman söylüyorum- yapısal önlemleri alacak birtakım çalışmalar yapmak gerekiyor. Yani, efendim, şu şunu dedi, bu bunu dedi, filanca bakan şunu dedi, Merkez Bankası Başkanı şunu yaptı diye siyasi tartışma yapmanın bir anlamı yok. Türkiye’nin sorunları belli. Bu şartlarda işsizliği düşürme şansımız olur mu? İç talepte canlanma olmazsa, sanayi, ticaret yatırımları yüzde 1 artarken birisi yüzde 0,1 artarsa nasıl yapacağız, yeni iş alanı nasıl açacağız? İki tane rakamı alıp da “Efendim, bakın, şu kadar milyon kişiye iş, istihdam sağladık.” Gerisi ne olacak? O istatistiklere girmeyenler ne olacak?

Onun için, lütfen, bu kısır siyasi çekişmeleri, böyle süreç müreç laflarını bırakın, gelin burada yapısal önlemleri alalım hep birlikte. Eksiğiniz olur, fazlanız olur, tamamına katılmayabiliriz ama lütfen, gündeme böyle torbalarla, yamalarla değil, gerçekten olması gereken neyse… Teşvik Kanunu’nu gözden geçirelim dedik. “Yapıyoruz, ediyoruz.” dediler, bu konuştuğumuz kasım ayındaydı, dört ay oldu bütçeden bu yana. Şimdi bunları ama alelacele sokuşturuyorsunuz. Nasıl oluyorsa bilmiyorum, böyle bazı kanun teklifleri… Onlara niye acele etmiyoruz? Yani dar bölgeli sektörel teşvik dedik, bakın, defalarca söyledik. Yani çerçeveye itirazımız yok, içeriğine de önerimizi getiririz, ister kabul edersiniz ister etmezsiniz ama Türkiye'nin çözülmesi gereken meseleleri belli.

Bakın, diyorum ki bizim dediğimizi tutmayın arkadaşlar, muhalefeti dinlemeyin, zararı yok. Bakanımız burada, yanında müsteşarı burada. Kalkınma Bakanlığının hazırlamış olduğu kalkınma planının içerisindeki yıllık programdaki önerileri, fazla bir şey söylemiyorum bakın, yıllık programdaki önerileri, özel ihtisas komisyonu raporundaki önerileri gidin, yapın, eksiğine rağmen tebrik edeceğim diyorum defalarca. E, biz ne yapıyoruz? “Filanca kanunun şurasında bir yanlış olmuş, arkadaşlar eksik yapmış, hadi onu tamamlayalım. İşte, biz süreçte söz verdik, şu şu kanunları değiştirelim, Anayasa’yı değiştirelim.” Bu bizim karnımızı doyurmuyor, bu bizim işsizliğimizi azaltmıyor, bu bizim ekonomimizin büyümesini sağlamıyor. Lütfen, gelin, ekonomik, sosyal meseleleri bir araya koyalım, sürekli olarak siyasi şeylerle, kısır çekişmelerle bunu geçirmeyelim diyorum. Yani bunun içerisinde finansman var üç tane ama içine gene bir sürü şey koyduk. Neden? Herkes sıkıntıda. Şimdi geliyor arkadaşlarımız, kooperatiflerin yapılandırılması, bunların şusu... Yani danışıp tartışmadığımız için ve kanun yapma süreçlerinden, ilgili kurumlardan, DPT’den, Hazineden, Başbakanlıktan geçmediği için bazı şeyler, iktidar mantığı içerisinde alelacele geçiyor ve maalesef bu olmuyor. Onun için, eğer bizim müellifi olduğumuz, sizin de arkasında durduğunuz 2023’te lider ülke olmayı gerçekleştireceksek bunu kısır siyasi çekişmelerle yapamayız. Milletin umudunu kırmayalım ve buradan dersler çıkararak ihtiyacımız olan yapısal önlemleri hep birlikte alalım diyorum.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle ilgili 443 sıra sayılı torba kanun konusunda grubum adına konuşacağım.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamdan önce, konuya girmeden önce belirteyim ki kanun yapmanın da, kanunların da ciddiyeti kalmadı yani bunu çok samimi olarak söylüyorum. Yönetmelikle, tebliğle düzenlenmesi gereken ne kadar husus varsa hepsi kanun olarak karşımıza geliyor. Geçen hafta, hatırlıyorsunuz, burada 91 maddelik bir torba kanun kabul ettik, Plan ve Bütçe Komisyonundan gelmişti. Bu hafta da yine Plan ve Bütçe Komisyonundan gelen 59 maddelik bir torba kanunu görüşüyoruz. Bu 59 madde içerisinde, oturdum saydım ben, 27 ayrı kanunla ilgili olan maddeler var. Şimdi bu tür konular önümüze geliyor, bunlarla uğraşıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, maalesef, bir kanun fabrikası hâline getirildiği için, aslında bürokrasinin kendi içinde halletmesi gereken konular önümüze geliyor. Bunları bürokrasi risk alır, sayın bakanlar risk alır hallederler; biz öyle biliyoruz ama maalesef her şey kanun olarak önümüze geliyor, nasıl olsa iktidarın bir çoğunluğu var, bunları sorgulamıyor, “Götürelim, Meclisten geçsin.” deniyor ve bu torba kanunun içerisinde de bu nitelikte olan çok fazla madde var maalesef. Aranızda bürokrasiden gelenler var, bu konuyu, ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaklardır, i. Ama, bu konuya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum değerli arkadaşlar.

Yalnız, bu torba kanun içerisinde çok önemli sakıncalar da var. Maalesef bugün Genel Kurulda pek çoğunluğumuz yok ama -kayıtlara da geçecektir- burada olanların özellikle dinlemesini rica ediyorum çünkü çok çok önemli, hangi açıdan bakarsanız bakın çok önemli, sakıncalı değişiklikler var.

Şimdiye kadar, şahsım adına ben ya da grubum Sayın Başbakan Yardımcımız Babacan’ı çok değerli bir kişi olarak biliyoruz, devlet hassasiyeti olan bir kişi olarak biliyoruz ama bu kanunla ilgili olarak, bu torba kanunla ilgili olarak getirdiği düzenlemeler maalesef bizi üzdü ve şaşkınlığa uğrattı, hayal kırıklığına uğrattı. Onu da özellikle belirtmek istiyorum.

Bu torba kanunla ilgili maddelere girmeden önce de bazı tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu tespitlerim genel olarak ekonomiyle ilgilidir. Özellikle, bu kanunun gelme gerekçelerinin altında da bunlar var. Özellikle bunları sizlerle paylaşmak istiyorum, bazı tespitler.

Şimdi, kriz ortamından çıkmamızı sağlayan, bu 2001 krizindeki ortamdan çıkmamızı sağlayan bazı kanunlar vardı, hatırlıyorsunuz, 5 tane önemli kanun vardı, temel kanun vardı. Neydi onlar? Bir tanesi Bankacılık Kanunu, o tarihlerde çıkmıştı. Bir diğeri Kamu İhale Kanunu. Bir diğeri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında değişiklik yapan, 1211’de değişiklik yapan bir kanundu, önemli bir değişiklikti. Bir diğeri bu ağırlıklı olarak görüştüğümüz kanun, Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun. Bir diğeri de 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’ydu. Bu 5 temel kanun bizim krizden çıkmamızı sağlayan önemli kanunlardı ve bunlarla beraber mali disiplin sağlanmıştı, harcamalara bir kısıt getirilmişti, mali disiplin bu kanunlarla beraber sağlanmıştı. Şimdi, görüyoruz ki o zamandan beri… Ki bu arada başka kanunlar da -Sayıştay Kanunu gibi- çıkarıldı ama bunlar son zamanlara denk geldi. Şimdi, tam tersi bazı uygulamalar var, mali disiplinden önemli ölçüde sapma var. Mali disiplin yok oluyor, maalesef, harcamalarla ilgili kısıtlamalar kaldırılıyor, harcamalar kontrol altına alınmıyor, bütçede olması gereken harcamalar bütçe dışına çıkarılarak, mesela, yap-işlet-devret, kamu-özel ortaklığı gibi modellerle harcamalar bütçe dışına çıkarılarak sanki bütçede az bir açık varmış gibi gösteriliyor. Hâlbuki, mali disiplinden sapıldı, önemli ölçüde sapıldı, büyük sıkıntılar var. Bazı gelirler de bütçeye alınmıyor. Mesela, 2/B gelirleri gibi ya da bedelli askerlik gelirleri gibi gelirler de bütçeye dâhil edilmiyor, onlarla hazine açıkları kapatılıyor. Bu tutum, tabii ki bizim kamu olarak gittikçe mali disiplinden sapmamızı getiren, bizi ileride de sıkıntıya sokacak bir durumdur. Bu konuda özellikle tespitimi yapmak durumundayım çünkü bu torba kanunla da yine bu anlayış devam ediyor, bütçe açıklarını artıracak, harcamalara kısıtlama getirmeyen birçok düzenleme yapılıyor maalesef.

İkinci bir tespitim: Bir taraftan küresel ekonominin gereklerine uygun çağdaş düzenlemeler yapıyoruz; mesela, Sermaye Piyasası Kanunu çıkarıyoruz, Bireysel Emeklilik Kanunu çıkarıyoruz, hatırladığım kadarıyla, Ticaret Kanunu çıkarıyoruz, Borçlar Kanunu çıkarıyoruz, leasingle ilgili bir kanun çıkardık. Bunlar güzel, küresel ekonominin gerektirdiği kanunlar ama bunlarla ilgili, küresel ekonomiye, dışarıdan gelen yatırımcıya yönelik uygulamaları yaparken öbür taraftan kendi vatandaşımıza, kendi kurumlarımıza, kendi firmalarımıza yönelik olarak da yanlış uygulamalar yapıyoruz, yanlış işler yapıyoruz; onları kısıtlayan, özgürlüklerini kısıtlayan, onların rahat çalışmasını engelleyen, rekabet içerisinde çalışmalarını engelleyen kanunlar da yapıyoruz, uygulamalar da yapıyoruz maalesef. Özellikle, bunu belirtmek istiyorum.

Bir diğer tespitim de, bu da çok önemli, şu: Yurt dışında, dışarıda, biliyorsunuz, büyük bir likidite var, faizler de çok düşük. Dışarıdan Türkiye’ye rahatlıkla düşük maliyetli para buluyoruz. O paraların, maalesef, bankalar vasıtasıyla rahatlıkla halka satılmasını, kârlı bir şekilde halka ulaşmasını da sağlıyoruz ama bunu üretimi artıracak şekilde yapmıyoruz, bunu tüketimi artıracak şekilde yapıyoruz maalesef ve tüketim, biliyorsunuz, epeyden beri çok artmış vaziyette ve bunun karşılığında borçlar da, halktaki borçlar da çok artmış. Hane halkının borçları, bireysel borçlar, kredi kartları ve şirketlerin borçlanması çok aşırı bir şekilde kabarmış vaziyette. Neden biz bu nakit kaynakları, likit kaynakları, bulduğumuz parayı üretime yönlendirmeyiz de ithalatı artırırız, tüketimi artırırız, anlamak mümkün değil. Ondan sonra da 8,8’den, bir yıl sonra, 2012’de 2,2 büyüme yakalanınca sıkıntıya gireriz. Sayın Çağlayan, bilmiyorum, haklı gibi görünüyor yani “Yanlış politikalar izledik çünkü.” diyor. Evet, yanlış politikalar bunlar. Bu anlamdaysa, benim söylediğim anlamdaysa yanlış politikalar izlenmiştir. Sayın Maliye Bakanı da diyor ki: “Aslında, 2,2 büyüme büyük bir başarıdır.” Evet, bu politikalarla, öyle bakarsak, çok büyük bir başarıdır, küçülme olması lazımdı, negatif büyüme olması lazımdı. Anlamak mümkün değil tabii.

Bir diğer konu da, tespitlerimden bir tanesi de Avrupa Birliği ilerleme raporunda da piyasa ekonomisiyle ilgili olarak son dönemlerde bizim uygunsuz işler yaptığımız, bir gelişme sağlamadığımızdır. Bu tespit de Avrupa Birliği ilerleme raporundan aldığım bir tespit, bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir diğer konu da, şunu söyleyeyim: Dünyanın şu anda yaşamakta olduğu kriz bir borç krizidir. Yani dünya farkında olmadan borçlanmış, aşırı borçlanmış ve dünyanın en derin krizine yakalanmış vaziyettedir. Biz de bu yanlışlığın içerisindeyiz değerli arkadaşlar, biz de Türkiye ekonomisini yönetenler olarak bu durumu maalesef yapıyoruz. Şu anda biz de o krize benzer bir şekilde ilerliyoruz, sürekli olarak borçlanıyoruz, tüketimi finanse ediyoruz, üretimi teşvik etmiyoruz. Bu anlayışın sonucu, biraz önce söylediğim gibi, 2012’deki 2,2’yi maalesef bulmuş vaziyetteyiz.

Bu arada da belirteyim ki cuma günü Sayın Başbakan Borsa İstanbul’un gongunu çalacak ama son dönemlerde, bakın, son yıllarda bütün halka arzlar zararla sonuçlanmıştır. Sayın Başbakan cuma günü Borsa İstanbul’un gongunu çalarken ne diyecek, çok merak ediyorum. “Herkesi zarara uğrattık, öyle bir ortam oluşturduk.” mu diyecek, tabii, onu söylemeyecektir ama ne bahane edecektir, hakikaten merak ediyorum. Son dönemde bütün halka arzlar maalesef zararla sonuçlanmıştır. Hem halkı, tasarrufları maalesef yok etmiştir hem de şirketlerimizle ilgili önemli kayıplara yol açmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısı ile –bazı yerleri atlayayım çünkü vaktim azalıyor- hazine garantisi imkânlarını da genişletiyoruz yine. Enerjiden kültür yatırımlarına, turizm yatırımlarına, eğitim yatırımlarına kadar hemen hemen her konuyu hazine garantisi kapsamına alıyoruz. Yani, böyle bir bütçe anlayışı olmaz tabii, her konu garanti kapsamında. Bir de türev ürün garantisi getirdik, türev ürünleri de dâhil ettik ki bir bağımsız devletin yapmaması gereken bir şeydir çünkü türev üründe ne kadarlık bir riski aldığınız belli değildir önceden, niçin aldığınız belli değildir, hangi vadeyle aldığınız belli değildir. Maalesef bütün bunları yaptık ve bu kanunla, yine, bu torba kanunla 60’ın üstünde -60’a yakındı şimdiye kadar- muafiyeti de getiriyoruz, Kamu İhale Kanunu ile ilgili muafiyetleri de getiriyoruz. Sayıştay denetiminden yine bir muafiyet getiriyoruz. 5018’den genel -mali, idari- muafiyetler getiriyoruz.

Tabii, burada gördüğüm bir şey var: Hükûmetin ekonomi koordinasyonu yok, Hükûmetin ekonomiyle ilgili bakanları arasında maalesef koordinasyon yok. Birbirleriyle –bilmiyorum ama- oturup görüşmüyorlar mı, ekonomik kurumlarını koordine etmiyorlar mı, anlamak mümkün değil. Son zamanlarda çok önemli yanlışlıklar söz konusu. Tabii, bu arada bağımsız kurulların da bağımsızlıkları uçmuş vaziyette. Yani, onlardan bir tanesini Plan Bütçe Komisyonunda anlatmıştım. Sayın Başbakan Yardımcımızın bu son bankalarla ilgili ceza konusuna müdahale etmesini “Rekabet Kurumu kararından önce müdahale edeceğiz, o işi de halledeceğiz.” -yumuşak- yani idare eden bir hâle getireceğiz demesini Plan Bütçe Komisyonunda kendisine sormuştum ama cevap alamamıştım. İnşallah, burada cevaplayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu torba kanundaki en önemli düzenlemelerden bir tanesi daha önce, geçen yıl yaptığımız varlık kiralama şirketiyle ilgili düzenleme, kira sertifikasıyla ilgili düzenleme, “sukuku icara” denilen sukukla ilgili düzenleme. İtikadı olan, itikade hassasiyeti olan, faiz konusunda hassasiyeti olan birçok vatandaşımız, biliyorsunuz, gidip faizsiz bazı enstrümanlara yatırım yapmak istiyorlar. Çok normal. Dünyada da böyle bir pazar var. Dünyada da -Sayın Bakanın da açıkladığına göre- 170, 180, 200 milyar dolara yakın kira sertifikasıyla ilgili bir pazar var. Buraya kadar normal. Türkiye’de de kira sertifikasıyla ilgili bir talep var. Demin dediğim gibi itikadı olan bazı vatandaşlarımız bu tür yatırımlar yapmak istiyor. Türkiye’de de konuyla ilgili olarak üç arz yapıldı. Bir tanesi 1,5 milyar dolar yurt dışına; diğer iki arz yurt içinde, 3 milyar lira. Toplam 6 milyar liraya yakın arz yapılmış oldu, kira sertifikası arzı yani faizsiz kira sertifikası elde etmeye yönelik. Ancak, bu kanun tasarısı önümüze gelince öğrendik ki, daha önce Sayın Bakana şirket, anonim şirketi kurma konusunda, varlık kiralama anonim şirketi kurma konusunda verilen yetki kullanılmamış. Şirket yok. Anonim şirket kurulmamış, böyle bir tescil yapılmamış; şirketin genel müdürü, yönetimi, sermayesi, hiçbir şeyi yok. Nasıl olmuş? Hazine içerisinde bir kâğıda yazmışlar: “Şirket kurulmuştur. Genel Müdür ona verdi, o buna verdi...” Kâğıt üzerinde varlık kiralama anonim şirketine bazı gayrimenkuller, bakanlık binaları satılmış gösterilmiş yani bunlarda tescil vesaire yok, tamamen muvazaa, nitelikli muvazaa, dolandırıcılık demeye dilim varmıyor ama böyle bir işlem yapılmış. Şimdi, insanlarda zannediyorlar ki: “Biz gittik, faizsiz kira sertifikası aldık.” Ya, bu konuyu ben araştırdım, canım sıkıldı. Bakın, bir ilahiyatçının bu konuyla ilgili yazdıkları çok önemlidir çünkü bu konularda şirketin kurulmadığını bilen birçok ilahiyatçı da maalesef fetvalar verdiler, dediler ki: “Alabilirsiniz.” Başta Sayın Hayrettin Karaman olmak üzere birçok ilahiyatçı şirketin kurulmadığını ya da yapılan işlemin muvazaalı olduğunu bilmedikleri için bu yanlışlığa düştüler.

Bakın, şimdi, bu konuyla ilgili bir şeyler okuyacağım müsaadenizle: “Hazinenin bahsedilen sertifikaları ihraç sürecinde konunun İslami açıdan durumu da tartışılmış, yetkili resmî otoritelerden bu yönde bir beyan olmamasına rağmen, ilginçtir, dönemin görsel ve yazılı medyasında bu evrakların faizsiz olduğu yoğun şekilde gündemde tutulmuştur. Bu konuda en hassas davranması beklenen kurumlardan Katılım Bankaları Birliği ve bazı katılım banka sözcüleri bu sertifikaları memnuniyetle karşılamış, İslami hassasiyete sahip çevrelerin nakit yönetim ihtiyaçlarına büyük oranda cevap vereceğini beyan etmişlerdir. HSBC bankasının Bahreyn’deki 3 kişilik fetva heyeti bu sertifikaların faizsiz olduğu noktasında fetva yayınladı. Hayrettin Karaman Yeni Şafak’taki yazısı ile Hazinenin ihraç ettiği sertifikaların helal nitelikte olduğu ve dolayısıyla bunlara yatırım yapmanın cevazı noktasında görüş beyan etti.” Ancak işlem akışına bakıyor, inceliyor değerli ilahiyatçı Doçent Doktor Servet Bayındır, diyor ki: “İşlemin akışından da anlaşılacağı üzere, gerçekte ne bir satış var ne de kiralama işlemi söz konusudur. Ne bir satış ne de bir kiralama var çünkü satım ve aynı bedelden belli bir vade sonunda geri satın alma şartını içeren bir sözleşmeye ‘satım sözleşmesi’ demek mümkün değildir. İslam âlimlerinin satım akdinde üzerinde durduğu en önemli şartlardan biri mülkiyetin müşteriye geçmesidir. Mülkiyet ise sahibine o malda meşru nitelikli tüm tasarruflarda bulunma hakkının mevcudiyetiyle bir anlam kazanır.” Çok açık İslami değildir diyor. Yani, bizim devletimiz vatandaşlarımızı kandırmış oluyor maalesef. “Dolayısıyla Hazinenin mevcut sertifika uygulaması hukuken ve iktisaden alım ve satım, kiralama işlemi olmadığı gibi fıkhen de değildir.” Ne iktisaden ne hukuken ne de fıkhen alım-satım ve kiralama işlemi değildir bu diyor. Yok böyle bir şey. Gerçekten de yok. “Bu olsa olsa Hazinenin rehin gösterdiği gayrimenkul karşılığında piyasadan borç para toplamasından ibaret bir işlemdir.” Bu, hazinenin rehin gösterdiği bazı gayrimenkuller karşılığı piyasadan borç toplama işlemidir diyor. “Hazinenin kira bedeli adı altında ödediği meblağ ise gerçekte yatırımcılara vadedip ödenen faizdir.” Ne dersiniz buna? Ya bir devlet vatandaşlarının itikadını, inancını istismar eder mi? Bu doğru mudur?

Bakın, bu devlete inanıyorsanız, hukuka inanıyorsanız, bu, devletin yapmaması gereken bir iştir; hem hukuken yanlıştır hem devlet açısından yanlıştır hem de İslami açıdan yanlıştır. Bu olacak şey değil. Vatandaşın bu şekilde kandırılmasını anlamak mümkün değil. Bir paralel hukuk oluşturuluyor, ne olduğu belli olmayan bir hukuk. Şimdi de bu torba kanunun ilgili maddeleriyle bunu bir şekle şemale sokmaya çalışıyoruz. Mümkün değildir. Bu, Türkiye’de duyulursa çok büyük bir skandala, rezalete sebep olacaktır. Bunun bilinmesini özellikle istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu torba kanundaki skandallar bundan ibaret değil. Vakıfbankla ilgili de benzeri bir şey var. Biraz önce Mehmet Bey anlattı. Orada da geçmişe yönelik olarak, Vakıflar Bankasının vakıflara ödemesi gereken -ki aşağı yukarı 756 milyon liradır- bir meblağ ödenmemiş ve bu torba kanunla geriye yönelik olarak bu düzeltilmeye çalışılmıştır. Bunun bir sorumlusu olması lazım bürokraside, sorumlularının olması lazım. KAP’a bildirimde bulunan, yanlış, sahte bildirimde bulunan birilerinin cezalandırılması gerekirken Türkiye Büyük Millet Meclisini alet ederek bunu düzeltmeye çalışmak, bu sahtekârlığı düzeltmeye çalışmak… Anlamak mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – İlgili maddelerde konuya devam edeceğim.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarı üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili.

BDP GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu kanun teklifinin, temel kanun olarak görüştüğümüz bu tasarının ismini 3 defa söylesem bir buçuk dakikam gitmiş olacak çünkü sadece ismi 20 kelimeden oluşuyor. Bir kerede, böyle, ezbere, peşpeşe bu kanun teklifinin ismini sıralamak, söylemek her babayiğidin harcı değil. Ben, ezberim güçlü olmadığı için, kâğıttan bir defa okuyacağım: “Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı…”

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Ne var? Ne güzel işte.

ADİL KURT (Devamla) - Tekrarla, 1 defada söyle Feramuz Bey ben konuşma hakkımdan feragat edeceğim; lütfen, 1 defa söyle söyleyebilirsen. Bir iktidar partisi mensubu olarak, milletvekili olarak, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak benim şu anda söylediğim ismi ezbere söyle, ben konuşmaktan vazgeçeceğim.

Şimdi “Tebdili mekânda ferahlık vardır.” derler. Zaman zaman taşınmak durumunda oluruz, evimizi taşırız. Ya yeni bir ev kiralamış oluruz, taşınırız ya kısmet olursa -Türkiye’de çok az kişiye nasip olur- ev satın alır, taşınırız. Şimdi, iki düzende evinizin eşyalarını paketleme şansınız var. Bir, itinayla, tek tek bardakları, tabakları paketlersiniz, zarar görmeden taşımış olursunuz; bir de gelişigüzel taşımış olursunuz. Ama bu gelişigüzel taşımada porselenleri kırmış olursunuz, kristalleri kırmış olursunuz; birileri de peşinden gelip bu kırdıklarınızı toplamak durumunda kalırlar. AK PARTİ’nin kanun yapma düzeni böyle bir şekildedir, böyledir. Birileri yapar, bozar, kırar, kristalleri kırar, döker; birileri de peşinden gelip elinde süpürge, faraşla dökülenleri toplamak durumunda kalır.

Şimdi, bir ay önce Meclis görüşmüş, Meclisten geçirmişsiniz, Resmî Gazete’de yayımlamışsınız; bir ay içerisinde neden yeni düzenleme ihtiyacı duydunuz? Çünkü özensiz çalışıyorsunuz, sayısal çoğunluğa bakarak, müthiş bir özgüvenle çalışıyorsunuz ama cümleyi bile toparlamakta sıkıntı yaşıyorsunuz. O nedenle, bir ay içerisinde, yaptığınız kanunun, Resmî Gazete’de yayımlanmış kanunun üzerinde kaç maddede yeniden değişiklik yapma ihtiyacı duyuyorsunuz.

Torba kanunla, bugüne kadar, alakasız birçok düzenleme aynı torbaya konulmak suretiyle önümüze getirilmiş ve her seferinde, ciddi itirazlarımıza rağmen, bu tasarılar siyasi iktidarın oy çoğunluğuyla kanunlaşmıştır. Biz elbette ki hukuki ihtiyaçlara ve iyileştirmelere itiraz etmiyoruz; yönteme itiraz ediyoruz, bu gelişigüzel çalışma düzenine itiraz ediyoruz.

Bakın, bu özensiz çalışmalarınızdan kaynaklı olarak biz pembe koltuklara hitap etmek durumunda kalıyoruz iktidar sıralarında. Pembe koltuk… Bakıyoruz, bu tarafta muhatabı sizsiniz, 2-3 tane Plan Bütçe Komisyonu üyesi ve arkasında pembe bir tablo. Bu kadar özensiz çalışmanın sizin açınızdan doğurduğu sonuç budur. Arkanıza dönün, bakın, pembe koltuklar görürsünüz. Sayın Nurettin Demir bunun da psikolojiyi bozduğunu ifade etmişti, umarım, bunu da değiştirirsiniz.

Şimdi, neden bahsettiğimi bu torba tasarıda çok açık bir şekilde görmek mümkündür. Bakın, bu tasarıda yer alan düzenlemelerin bir kısmı, yakın zamanda başka kanun ve tasarılarda görüşülmüş ve düzenlenmiştir. Örnek veriyorum: 4749 sayıl Kanun, ilk etapta var bunların içerisinde. Şimdi, daha dün Gümrük Kanunu’nu torba kanun olarak önümüze getirdiniz. Elektrik piyasası düzenlemesiyle ilgili yasa getirdiniz, çok güzel, şimdi getiriyorsunuz, yine 2 madde değiştiriyorsunuz burada, bu torba yasanın içerisinde. Nedir bu özensizlik? Bilmiyorum, zannederim, Sayın Başbakan son dönemlerdeki tempo yoğunluğundan kaynaklı olarak milletvekillerinin bu performansını gözetleme şansına sahip olmuyor ama sizi şikâyet ediyorum, hakikaten bu özensizlikten kaynaklı olarak sizi Sayın Başbakana şikâyet ediyorum. Başka türlü düzenleme şansı yok, düzeltme şansı yok. Nedir bu düzensizlik, bu özensizlik? Adalet Komisyonunu ilgilendiren düzenlemeyi getiriyor, Plan ve Bütçe Komisyonunda tartıştırıyorsunuz. Plan ve Bütçe Komisyonu ne anlar cezai düzenlemeleri yapmaktan? Adalet Komisyonunun yapması gereken iştir ama adı üstünde “torba kanun” demişsiniz ya, oradan kurtarıyorsunuz. Her şeyi onun içine koyup kendinizi kurtarıyorsunuz.

Bakın, 1’inci maddede… Şimdi, kredi derecelendirme şirketlerinden çok şikâyet ettiniz ya, olumsuz notta şikâyet ettiniz, “Tu kaka.” dediniz. Olumlu not verdikleri zaman baş tacı ettiniz. Bir de ödenek ayırıyorsunuz, para ödüyorsunuz o kredi derecelendirmeye, ücret ödüyorsunuz. Bu torba kanunun 1’inci maddesinde “stratejik ölçüt” diye bir kavram koydunuz. Stratejik ölçüt nedir? Gerçekten bilmiyoruz. Menkul kıymetler… Ya, Plan ve Bütçe Komisyonundan dahi bu menkul kıymetlerin ne olduğunu -burada 12 maddede sıralanmış, üstünde durulmuş- gizlemişsiniz, açıklamıyorsunuz. “Stratejik ölçüt” kavramının arkasına bunları gizleyerek bunu tanımlayamazsınız. Borç riski, dış borç riski… Söylüyorsunuz, her defasında övünüyorsunuz, diyorsunuz ki: “IMF’ye borcumuz kalmadı.” Eyvallah ama üç yıl önce, dört yıl önce IMF’ye olan borç kadar şu anda uluslararası fon şirketlerine borcunuz vardır. Açıklayın, uluslararası fon şirketlerine –ilgili Sayın Bakan burada- olan borcunuzu açıklayın. Eskiden 1 tane IMF vardı, şimdi 40 tane IMF olmuş. Açıklayın, itirazınız varsa buyurun, söz hakkınız var, çıkarsınız burada… Türkiye’nin uluslararası fon şirketlerine olan dış borcunu açıklayın lütfen. Çok güzel olmuş kara yolları yapılmış, duble yollar yapılmış. E, bunların tamamı borç, uluslararası fon şirketlerine borç. Enerji yatırımlarının tamamı, dış yatırımlar, uluslararası fonlardan sağlanan borç.

Bir önemli nokta daha var 1’inci maddeyle ilgili. Daha 2’nci maddeye dahi geçmeden sekiz dakikam gitti. Kanunun ismini de telaffuz etmeme gayretindeyim zamandan tasarruf için.

Şimdi, 30/1/2003 tarihli bir düzenleme, 4802 sayılı Kanun. On yıl niye beklediniz? Yani, ulusal fon oluşturmak için, AB fonlarını bir fonda buluşturup, birleştirip ihtiyaç bölgelerine dengeli dağılımını yapabilmek için on yıl niye beklediniz? Şimdi, diyebilirsiniz ki: “Bunu getirip BDP’li yerel yönetimlerle bağlantısını kurmak için özel gayret sarf ediyorsunuz.” Hiç alakası yok ama bire bir BDP’li yerel yönetimlerle ilgili bir durum. BDP’li yerel yönetimlerin projeleri, yararlanmasın diye tam on yıl beklenildi. On yıl sonra ulusal fon oluşturuluyor. Avrupa Birliği hibe… On yıl sonra gündeme getirdiniz. Uygulamaya geçmek için yani kanunu uygulamak için de herhâlde 2023’ü bekleyeceğiz, bu tempoyla bu görünüyor. BDP’li yerel yönetimler yararlanmasın mı?

Bakınız, Yüksekova Belediyesi, IPA Projesi’nde daha geçen seneye kadar 4’üncü sıradaydı. Kanalizasyon projesi, en temel yatırım, yerel yönetimin yatırım kalemlerinden bir tanesi ve öncelikli yatırımlardan bir tanesidir. Avrupa Birliği hibe projelerine göre de, hibelerine göre de öncelikli yatırımdır. Geçen sene 4’üncü sırada olan Yüksekova Belediyesi bu sene kaçıncı sırada? Herhâlde dersiniz ki: “1’inci sıraya yükselmiş. Diğer 3’ü gitmiş, projelerini geçirmişler, Yüksekova Belediyesine sıra gelmiş.” Ne hikmetse 58’inci sıraya düşmüş, bu sene 58’e düşmüş, bir yıl içerisinde. İşte uygulama burada. Siz on yıl fon oluşturmayı bekletirseniz, arkasından gelen uygulama bu olur.

2’nci maddeye geçeceğim yani bu madde -varlık kiralama şirketi- bu torbanın asli maddelerinden bir tanesi, en önemlilerinden bir tanesi. Bunun nedeni, bu kanunla ilk defa hukuki olarak ortaya koyduğu hâlde, bu şirketin hiçbir hukuka dayalı olmadan, sadece bakanla ilgili kurulmuş olması ve bu şekilde 3 kira sertifikasını ihraç etmesidir. Yani, ne bir çalışanı ne bir yönetim kurulu olan ve sadece bakanın imzasıyla kayıtsız, tescilsiz yani aslında hukuksuz olarak Hazine Müsteşarlığı bünyesinde kurulmuş bu şirketler bu düzenlemeyle yasal statüye sahip olacaklardır. Ancak, bugüne kadar hukuksuz, sanal bir biçimde faaliyet göstermiş bu şirket ne iş yapacak, bu memlekete ne getirecek ne götürecek, şimdi biraz da buna bakacağım.

Bu şirketler, tasarıda, kurum ve kuruluşlara ait taşınır ve taşınmaz malların kullanımı, bu varlıkların alım, satım, kiraya verme, bedelli veya bedelsiz devri, benzersiz işlemleri mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın… Bakın, burası çok önemli, mevzuatı bir kenara koymuşsunuz, “Yasayı delebilir, rutin dışına çıkabilir.” deniyor. Bu da yeni bir kavram. Geçmişte, Sayın Demirel’den rutin dışılığı öğrenmiştik, bir şekilde pratik uygulamalarını gördük; şimdi, burada, bir rutin dışılık tekrar önümüze konuluyor. 8’inci maddede durum benzerdir, aynı şekilde, aynı sıkıntıyı orada da göreceğiz.

Şimdi, hem 2’nci maddede düzenliyorsunuz, 8’inci maddede de “…ihraç edilecek kira sertifikaları ile kira sertifikalarının ihracına ilişkin işlem ve kâğıtlar, damga vergisi ve harçlardan ve genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile bu idarelere bağlı veya bu idareler nezdinde tesis edilen kuruluşlar tarafından döner sermaye ve sair isimler altında alınan ücretlerden müstesnadır.” Vallahi, benim imkânım olsa böyle bir ticarete atılırım, gerçekten atılırım yani işin ucunda… İslami referanslarda derler ki: “Ticaretin helalliği kâr elde etmek yerine zararın da mümkün olduğudur.” “Ticaret, bu nedenle helaldir.” denilir ama siz burada zararı ortadan kaldırdınız, ticareti haram bir statüye getirdiniz, yüzde 100 kâr potansiyeline taşıdınız. E, şimdi, yüzde 100 kâr elde edilecek yatırımdan kim kendini geri sakınır, geri çeker? Mümkün değil, herkesin işine yarar. Kimin işine yarar; bu, çok önemli.

Şimdi, bütün bu düzenlemeler neye göre yapılıyor? Uluslararası sermayeyi Türkiye’ye çekebilmektir. Bugün bir televizyonda yayınlandı, bu faizsiz gelir sertifikası dağıtan bir şirketin bugün itibarıyla performansı hemen yayınlandı. Uluslararası sermayeyi buraya çekeceğiz. Buraya çekerken kaybederseniz… Ya, uluslararası sermayeye şunu diyorsunuz: “Zarar ederseniz biz kefiliz zararınıza, zararınızı karşılıyoruz. Yani hiçbir şekilde zarar etmek yok. Uluslararası kriterler üzerinde de bir kâr elde etme marjını size sağlıyoruz.” Bu garantiyi veriyorsunuz, ondan sonra uluslararası sermayeyi çekmeye çalışıyorsunuz.

Ne olarak çekiyorsunuz? Yatırım kalemi itibarıyla da çekmiyorsunuz. Yani Anadolu’nun herhangi bir kentine, kasabasına fabrika işletmek için gelmeyecek, sıcak parayla para kazanmaya gelecek. Yatırım yok bu işin içerisinde. Devlet bu alanda kumar masasını büyütüyor, faizle para işletmenin alanını açıyor.

Bir yerde evet, faizsiz gelir elde etmek ama o da kocaman bir aldatma, orada da faiz işliyor. Kâr payı… Kâr payı ile faiz arasında bir ayrımı, bu ayrımı koyabilecek bir iktisatçınız varsa, çıksın bunu bize anlatsın, biz de bir daha kullanmayız böyle bir terminolojiyi.

Ama, hiçbir yatırım kalemi olmaksızın, reel yatırıma dönüşmeden, paranın parayla tedavülü esnasında elde edilen gelire siz ister “faiz” deyin isterseniz “kâr payı” deyin aynıdır, değişen bir şey yok.

Sözüm ona, bu uygulamayla Moskova piyasasına alternatif olacaksınız…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Moskova mı? Allah Allah!

ADİL KURT (Devamla) – Evet.

…Rus borsasına alternatif olacaksınız.

Toplam, dünyadaki bütün o sıcak para döngüsünün yüzde 3’ü içerisinde bir kaleme talipsiniz. Şu andaki potansiyeliniz de Rusya’ya akan sıcak paranın yaklaşık kırkta 1’i kadardır. Yani o bile olamazsınız. İstanbul’u ticaret merkezine, finans merkezine dönüştürmeniz, öyle bir gayret içerisinde olmanız beyhude bir çabadır.

Siz, reel yatırıma dönük, istihdamı geliştirici ekonomik politikalar geliştirirseniz sonuna kadar destekliyoruz. İnsanlar ekmek yesin, parası olan da yatırım yapsın ama bu uygulamalar ona hizmet etmiyor. Tersine, yirmi yıl önce Türkiyeli bir iş adamının -ismini zikretmek istemiyorum- dediği gibi “Paramı götürüp fabrikaya yatırıp 2 bin işçinin kahrını çekecek kadar enayi değilim, götürüyorum borsaya yatırıyorum, bilgisayarımın başında oturuyorum, kazancımı da elde ediyorum.”, hizmet edilen döngü budur. Bu döngüyü tersine dönüştürürseniz başarılı olursunuz.

Türkiye’de, hâlâ ekonomik krizi atlatmanın gayreti içerisinde sıcak para döngüsüne olan hevesi bir bertaraf etmek gerekir artık çünkü bu risk kapımızda duruyor. Bu riski bertaraf etmenin tek yolu reel yatırıma dönmektir, reel yatırımı teşviktir.

Bir yıldır teşvik paketi uygulaması ilan edildi. Bugün Sayın Başbakan alınan sertifikaları saydı. Kaç tanesi pratik uygulamada hayata geçti? Bir söyleyin de bilelim. Sertifika sayısını saymakla bu işin içerisinden çıkamayız. Biz çok iyi biliyoruz, daha önce de sertifikalar alındı. Teşvik uygulamalarında asla ve asla hayata geçmeyen besicilik faaliyetleri oldu. Birileri bu paraları aldı cebine koydu, kim hesabını sordu? Devletin envanterinde besicilik yapıyor biliniyor, kim kontrol etti, kim takip etti? Mevcut sistem böylesi bir çarka çanak tutuyor. Bu çarkı tersine döndürelim ama bu çarkı tersine döndürmenin de koşulu, özenli, itinalı bir çalışmadan geçiyor, bu şekil. Bir ay önce yaptığımızı bir ay sonra değiştirerek, kendi kendimize eziyet ederek düzeltme şansımız yok. Öncelikle iktidar partisi bu işin ciddiyetinin farkına varacak. Onlar bu ciddiyeti gösterecek ki biz de muhalefet olarak destekleyelim.

Bu tasarının, bu torba kanunun gerçekten neresinden tutacağımızı bilmiyoruz. İçinde hiç mi katıldığımız yanlar yok; var. Bir tasarı getirildi, sanırım dört partinin temsilcileri imzaladı. Ya iyi, iyi de, bir iyinin yanında kırk tane bu şekilde kötü getirmeyin, bu yanlıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) - Komisyona 39 geldi, komisyondan çıkana kadar bir o kadar da yeni madde eklendi. Emin olun, bir hafta daha komisyonda kalmış olsaydı değil 59, 79 maddeyle buraya gelirdi. Çalışma sistemi budur.

Hepinizi selamlıyorum, teşekkür ederim.

Kolay gelsin. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen İzzet Çetin, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerine şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, buradan pek çok milletvekili arkadaşım söyledi, bir kez de ben söylemek istiyorum: Kanuni düzenlemeler, yani yasa yapılırken uzun hazırlıklarla, sağlam planlarla ve isabetli öngörülerle yapılması gerekir. Yangından mal kaçırır gibi, günü kurtarmaya dönük, kısa vadeli, çözüm alanları sınırlı ve yetersiz düzenlemelerle kanun yapmaya alıştık. Bu görüşülmekte olan kanun tasarısı da gerçekten bir AKP klasiği.

Şimdi, bu kanun tasarısına baktığınız zaman, arkadaşlar da dile getirdiler, eğer yanlış saymamışsam 22 kanunda, 2 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yaparken 5 ayrı kanuna da gönderme yapıyor. İlginçtir, esas adını alan Kamu Finansman ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı yani kanun, bir yıl içerisinde 4’üncü kez Meclis gündemine getiriliyor, bu 4’üncü değişiklik. Yani AKP’nin detaylı ve kapsamlı hazırlıklar yapmadan, kalıcı ve sağlıklı hükümlere yer vermeden, muhalefet partilerinin önerilerini dinlemeden Meclise “Ben yaptım oldu.” mantığıyla getirdiği klasik kanun tasarılarından biri.

Gerçekten, tasarı 24 kanun ya da kanun hükmünde kararnamede değişiklik yaparken pek çok ilginçliği bağrında taşıyor, tam bir hukuksuzluğu -yani yasa yapıyoruz ama yasalara uymamayı, yasaların içine konmamayı- tam bir serbesti içerisinde bir düzenlemeyi öngörüyor. Örneğin, 2’nci maddesinde “…mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmaksızın…” Ne demekse, başlıyor yani mevzuatta yer alan şekil kurallarına tabi olmayan bir yasa. Hani, hilkat garibesi gibi bir şey. Varlık kiralama şirketi özel hukuk tüzel kişiliğini haiz ama yüzde 100 hissesi hazineye ait. “Kamu ama kamu mevzuatı uygulanmaz.” diyor, ne demekse. Sertifika aynen DİBS’ler gibi işlem görüyor, kamu ihalelerinde teminat kabul ediliyor, her türlü tasarruf yetkisi bakanda, kamu gücüyle donatılıyor ama kamu gibi işlem görmüyor. Aynı, SPK Kanunu’nda yaptıkları Borsa İstanbul AŞ gibi olmuş bu da. Denetlemeden kaçırmak için… Bütün bu garipliğin nedeni, bana göre “bakana serbestî” adı altında hukuksuzluğu yürütmeye egemen kılmak. Gerçekten, hukuk devletinde böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Türk Ticaret Kanunu’ndan muaf, Vergi Usul Kanunu’ndan, kurumlar vergisinden, DASK’tan, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’den, damga vergisinden, bina vergisinden, arazi vergisinden muaf, yani anlayabilmek mümkün değil.

Kârı ödenmemiş sermayeyi mahsup etme yoluyla, şirketten hazineye tek kuruş gelmemesinin de önü açılmış. Sürekli sermaye artırıp duruyorsun, kamuya tek bir kuruş kaynak ödemekten imtina ediyorsun!

Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısıyla pek çok kanunda değişiklik yapıldığını söylemiştim. Örneğin, İşsizlik Sigortası Fonu AKP’nin on yıldır çiftliği oldu; istediği gibi, emekçilerin alın teriyle, işverenlerin katkısı, devletin katkısı ve işçilerden oluşan payı oraya buraya çarçur etti, şimdi de faizsiz mahsuplaşmayı getiriyor.

Diğer taraftan, Başbakan bir gün söyledi, dedi ki: “Ya, kamu sosyal tesislerini satarız. Devlet memurları eğer tatil yapmak istiyorlarsa onlara tatil imkânı da veririz.” Şimdi, Başbakanın ağzından böyle bir cümle çıkar da AKP’ye -affedersiniz- yandaşlık, yalakalık yapacaklar yarışmazlar mı? Apar topar kanunun içine hazineye ait taşınmazların satışına ilişkin düzenleme girmiş. Bir bakıyorsunuz: “Bakan isterse…” Tam bir keyfîlik yine! Yani, bakan isterse hazineye ait taşınmazlar satılacak, istemeyen bakanlıklarınki satılmayacak.

Yine, bakıyorsunuz, hazineye ait taşınmazlar özel kişinin mülkleriyle trampa edilebiliyor. Yani, ben Plan ve Bütçe Komisyonunda da söyledim: “Bizim köyde yüz yıllık ahşap bir evimiz var, ben onu da satmak istiyorum. Onun bedeli herhâlde dünyayı tutar, 300-500 milyar…” Yani, bu ironiden şunu kastediyorum: Kimin malı değer kazanacak, kimin malı devletin malıyla trampa edilecek, bunun açıklığa kavuşturulması gerek.

Şimdi, diğer taraftan, bakıyoruz kanun tasarısının özüne, yani söylemek istemem ama Yassıada ve Sivriada, özel bir kanunla, hiçbir kanuna tabi olmaksızın -Kıyı Koruma Kanunu da muaf tutularak- Yassıada’ya demokrasi adası ya da Sivriada’ya, işte, bir kültür varlıkları ya da ne bileyim bir amfiteatr vesair yapılacak diye gündeme geliyor.

Değerli arkadaşlar, on bir yıldan bu yana iktidardasınız, on bir yılı geride bıraktınız. On bir yıl sonra, İmralı’yla yapılan görüşmeler sonucunda kamuoyunda tartışmaya başlanan bir konu üzerine böyle bir olayı gündeme getirmeniz, gerçekten, sizin demokrasi anlayışınızı, insana yaklaşımınızı hayretler içerisinde izlememe neden oluyor.

Bütün devletlerin, bütün toplumların tarihinde bu dönemde yaşayanlar tarafından üzüntü ile anılan anlar vardır, yaşanmışlıklar vardır. Onlar tarihin derinliklerinde bize birer ibret dersi olarak, ders almamız gereken konular olarak durması gerekirken bugün bütün toplumumuzun vicdanını sızlatan Menderes’in, Polatkan’ın ve Zorlu’nun naaşlarını sömürmeye kalkmak, “İmralı görüşmelerinden sonra kaybettiğimiz oyları oradan alırız.” mantığıyla hareket etmek size hiçbir şey kazandırmaz. Eğer, böyle bir şey yapılacaksa birlikte yapılabilir. Şimdi, kalkıp da yeniden geçmişteki olayları kaşımanın hiçbir yararı yok.

Örneğin, bugün -nur içinde yatsın- Sabahattin Ali’nin öldürülüşünün de 65’inci yılı.

Deniz Gezmiş’in, Yusuf Aslan’ın, Hüseyin İnan’ın idamlarını bugün nasıl lanetliyorsak Polatkan’ın, Zorlu’nun, Menderes’in idamlarını… Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz o tarihte de, o günkü Genel Başkanımız İsmet İnönü’nün Genelkurmay Başkanına, Millî Birlik Komitesine ve diğer yetkililere yazdığı mektup orta yerde. O, tarihin derinliklerinde hepimizi üzen bir olayı oya tahvil kullanmaya kalkmak ancak AKP’nin yönetim anlayışıyla mümkün olabilir.

Diğer taraftan, yine, bakıyoruz, değerli arkadaşlar, vakıflarla ilgili bir düzenleme var bunun içerisinde. Sayın Başbakan, daha iki gün önce “CHP zihniyeti tarihi yok eden zihniyettir.” diyor. E kalkıyor, tarihî varlıklarımızın, vakıflara ait varlıklarımızın tamir bakım, onarımına ilişkin olarak yapılan bir düzenlemeyi beş yıldan bu yana uygulamamış, beş yıl sonra, 20 Şubat 2008’den geçerli olmak üzere maddeyi yürürlükten kaldırarak Vakıflar Bankasının vakıf mallarının tamir bakım ve onarımı için aktarması gereken yüzde 10’un aktarılmasını engelliyor. Diğer taraftan, yine, Başbakan, 30 Mart 2013 Cumartesi, yerel yönetimlerde söyledi yani “CHP zihniyeti tarihi yok eden zihniyettir.” diye ama aynı Başbakan, Marmaray’la ilgili yaptığı açıklamada diyor ki: “Projenin ilk fikri, işte, 1860’larda geldi. Bize gecikme yakışmaz, erteleme yakışmaz. Sürekli olarak ‘Yok arkeolojik şey, yok çömlek çıktı, şu çıktı, bu çıktı.’ Önümüze engeller koydular. Bu engelleri tanımayacağız.” Çanak çömlek ancak Başbakanın ve bu tabiat varlıklarını korumaktan kaçınan AKP’nin alaycı zihniyetiyle yapılabilir, başka birisiyle değil. Başbakanın bir yerde öyle, bir yerde böyle konuşmalarını artık biz sinevizyon gösterisi olarak toplumun önüne koymaya başladık. Bunu da, yeni bir ibret vesikası olarak, Vakıflar Bankasının vakıf mallarının bakımına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Devamla) – …yönelik uygulamasını kaldırmış olmasını da kabul etmediğimizi bildiriyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarı üzerinde şahsı adına söz isteyen Sadık Badak, Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 443 sayılı Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz aldım. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun, farklı farklı kurum ve kuruluşlarımızın getirdiği maddelerle tamamlanıyor. Fakat, esas itibarıyla, burada da dile getirildi, varlık kiralama şirketi kurulmasını düzenlemek amacıyla getirilmiş bulunuyor.

Burada, değerli muhalefet temsilcileri “Varlık kiralama şirketinin dayandığı bir kanun yok, hüküm yok, bir esası yok, yönetimi yok, kararı yok, defteri yok, yöneticisi yok.” dediler. Hâlbuki öyle değil, dayandığı bir kanun var, geçen yıl çıkardığımız kira sertifikası ihracıyla ilgili kanuna dayanıyor. Buradaki hükümlerle de kurulacak şirketin nasıl işleyeceği hüküm altına alınıyor.

Şimdi, “Şirketin muhatabı yok.” dediler özellikle Komisyon görüşmelerinde, “Sahibi yok.” dediler. Hâlbuki sahibi hazine, muhatabı doğrudan doğruya Sayın Bakan.

“Kimin imzasıyla kuruluyor?” diyor arkadaşlar. Türkiye'de şirketler ticaret sicil memurunun onanıyla kurulur. Burada hüküm var, bu şirket Sayın Bakanın onayıyla kuruluyor. Hangisi daha kuvvetli?

Aynı zamanda, yayınlanıyor Ticaret Sicil Gazetesi’nde.

Demek ki, karşımızda, kanuna dayanan, yönetimi olan, muhatabı en üst mertebede bulunan bir hükümle, bir şirketle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, Türkiye büyüyor ve Türkiye yeni finansman kaynaklarına ihtiyaç duyuyor. Bu, modern, çağdaş bir finansman kaynağı. Yurt dışında pek çok ülkenin başarıyla uyguladığı bir modeli, Hükûmet Türkiye'ye yine başarıyla uygulanmak üzere getiriyor. Bunu  desteklemekten daha tabii ne olabilir? Eleştirmek yerine eksiklerini tamamlayalım fakat bunun sanki arkasında bir hukuk yokmuş, bir yönetim yokmuş, bir muhatap yokmuş gibi doğru olmayan ifadelerle de eleştirmeyelim. Biz, bu yeni finansman kaynağını son derece ülkemize faydalı olarak buluyoruz. Nitekim, şu son bir yıl içerisindeki uygulamaların da diğer ülkelerden, bunu uygulamakta olan diğer ülkelerden daha başarılı olduğunu takip ediyoruz.

Yine, görüşmekte olduğumuz kanun zorunlu sigorta acentelerine başka işlerle, bugüne kadar yapabildikleri başka işlerle uğraşmama yasağı getiriyor. Bunun da çağdaş bir düzenleme olduğunu düşünüyoruz.

Ayrıca, burada eleştirildi, Kültür ve Turizm Bakanlığı marifetiyle Yassıada ve Sivriada’da bir demokrasi müzesi ve turizme dönük bir düzenleme yapılması yasada öngörülüyor.

Değerli arkadaşlar, bütün ülkelerin, özellikle demokrasiyle ilgili geçmişlerinde, gelecek nesillere örnek olabilecek, âdeta informel manada bir eğitim merkezi olabilecek yerleri, mekânları var. Hatta, bırakalım demokrasiyle ilgili merkezleri, bu gibi merkezlerin romanlara konu olmuş noktaları da bugün ziyaret yerleri hâline getirilmiş. San Francisco’ya giden arkadaşlar oradaki “Alcatraz Kuşçusu” romanındaki adayı bir ziyaret merkezi olarak görebilirler. Keza, Cape Town’a gidenler Mandela’nın orada hapis olarak tutulduğu adanın bir demokrasi adası olarak düzenlendiğini göreceklerdir. Yassıada da bizim demokrasi tarihimizde büyük bir trajedinin yaşandığı bir merkezdir. Ülkemizde demokrasinin daha da genişlediği ve yaygınlaştığı, derinleştiği bu yıllarda Yassıada’yı gelecek nesillere bir demokrasi eğitim merkezi, görsel bir merkez olarak, o günün, o trajik hadiselerinin yaşandığı bir merkez olarak bırakabilmeliyiz. Bu, bizim görevlerimizden biridir. Nitekim, bu konuda Hükûmetin getirdiği bu düzenleme, değerli muhalefet temsilcisinin ifade ettiği gibi birkaç ayda gerçekleşmemiştir, gelişmemiştir; uzun yıllardır, üç beş yıldan bu yana bu konudaki projelerin üzerinde görüşmeler, gelişmeler sağlanıyor. Nitekim, nasıl gerçekleşebileceği üzerine mutabık kalınmış ve bu maddeyle kamu niteliğindeki sivil toplum kuruluşlarına, meslek odalarına tahsis edilmek suretiyle, kâr amacı gütmeyen tesisler yapılması öngörülüyor. Bunların da   -burada ifade edildi- Türkiye Odalar Borsalar Birliği gibi- ki kendilerinin güzel örnekleri var, bazı gümrük kapılarımızı son derece modern bir şekilde inşa ettiler- nitekim, TÜRSAB gibi -onların da son derece güzel örnekleri var, son zamanda müzelerimizi modern bir şekilde işletmekteler- bu kuruluşlarımızın elinde hem Yassıada’nın hem Sivriada’nın ülkemize demokrasi müzesi ve turizm merkezi olarak kazandırılmasını son derece isabetli buluyoruz.

Yine, kanunun düzenlediği hususlardan bir tanesi, esasen bir düzeltme olmakla beraber, burada üzerinde çok duruldu, çok eleştirildi, bu bakımdan ifade etmek istiyorum, Vakıflar Genel Müdürlüğünü ilgilendiren bir madde. Bu, 2008 yılında çıkarken, esasen, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yüzde 50’nin üzerinde hissedarı olduğu bir şirket olmadığı kanaatine varılarak hüküm altına alınmış bir madde olduğu anlaşılıyor. Benim yaptığım incelemeler, araştırmalar bu yönde.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kim ödeyecekmiş parayı? Başka kurum yok ya.

SADIK BADAK (Devamla) – Nitekim, Kamu Aydınlatma Platformu’na gönderilen o günkü açıklamada Vakıflar Genel Müdürlüğünün Vakıflar Bankasındaki hissesinin -(A) tertibi hisse- yüzde 43 olduğu ifade ediliyor ve hüküm koyucu…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yüzde 58’i itiraf ettiler Sadık Bey, komisyonda söyledi arkadaşlar.

SADIK BADAK (Devamla) - …kanaat getiriyor ki, Vakıflar Genel Müdürlüğünün yüzde 50’nin üzerinde pay sahibi olduğu herhangi bir şirket yok. Fakat daha sonra (B) tertibi hissedar olan mülhak vakıflara sahip (B) tertibi yüzde 15 hissenin de bu kanun kapsamına gireceği iddia ediliyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ediliyor.

SADIK BADAK (Devamla) – Böyle bir iddia ortaya çıkıyor ve bu iddia ihtilaf yaratıyor, taraflar arasında bir ihtilaf yaratıyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – (B) adına (A)’nın elinde. Mülhak vakıflar adına mazbutların elinde diyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sadık Bey, yapma, yetimin hakkı var.

SADIK BADAK (Devamla) – Kanunun, hükmün, maddenin ruhu üzerinde bir ihtilaf yaratıyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Faaliyet raporunda yazıyor bak. (B) adına (A)’nın elinde.

SADIK BADAK (Devamla) – İhtilafın giderilmesi için de Vakıflar Genel Müdürlüğü tekrar yüce Meclise başvuruyor, diyor ki: “Hüküm üzerinde ihtilaf var, bu ihtilafı tekrar Büyük Millet Meclisi gidersin.”

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İhtilaf yok beyefendi, ihtilaf yok. Vakıflara ait onların hepsi, ihtilaf yok. Yapmayın ya!

SADIK BADAK (Devamla) – Burası çözüm giderme yeri. Biz bundan kaçınamayız değerli arkadaşlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bırak siyaset yapmayı ya! İhtilaf yok ya!

SADIK BADAK (Devamla) – Nitekim burada sayın muhalefet temsilcileri ifade etti, dedi ki: “Peki, Vakıfların eserleri hangi parayla tahliye edilecek?”

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hangi şirkete uygulanacakmış bu kanun, onu da söyle.

SADIK BADAK (Devamla) – Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıflar Bankasından son beş yılda 650 milyon liraya yakın temettü almış vaziyette. Yani, Vakıflar Bankası Vakıflar Genel Müdürlüğüne para ödemiyor değil ki. 650 milyon liranın üzerinde temettü ödemiş. Bunun üzerine bir de diyorsunuz ki: “750 milyon lira daha versin.”

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ya kanunu siz çıkarmışsınız  Sadık bey, biz çıkarmadık. Kanunu çıkaran sizsiniz.

SADIK BADAK (Devamla) – Fakat kanun çıkarken değerli arkadaşlar, bu hüküm yok, bu anlayış yok, bu kavrayış yok, böyle bir kabul yok. Yüzde 43 olduğu kabul ediliyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Yanlış yapmışız, temizliyoruz” de. Olmuş bir yanlışlık.

SADIK BADAK (Devamla) – E buyurun, Kamu Aydınlatma Platformu’na gönderilen yazı, bilgi orada, ortada.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ya, “Eksik.” de, “Yanlış yapmışız.” deyin ya.

SADIK BADAK (Devamla) – Dolayısıyla, bizim burada bu ihtilafı gidermek görevimiz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – O bilgiyi verenlerle ilgili soruşturma açılması lazım, kamuoyunu aydınlatmak lazım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ayıp ya.

SADIK BADAK (Devamla) –  Değerli arkadaşlar, sonuç itibarıyla, bu konu üzerinde eğer cezai bakımdan sorumlulukları olanlar varsa bu elbette ilgililer tarafından takip edilir. Fakat hükmün düzeltilmesi bizim görevimizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SADIK BADAK (Devamla) – Bu itibarla, kanunun diğer maddelerinin de ülkemize faydalı sonuçlar getireceği kanaatindeyim.

Tasarı üzerinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır; on dakika soru sorma, on dakika cevap verme süresi.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, tarım satış kooperatifleri… Yıllarca bu kooperatiflere yönetim kurulu seçimle değil atamayla gelmiş, ta 80’li yıllardan itibaren gelen… Hükûmetler atamış ve kendilerine yakın insanları atamış. Şu anda Türkiye’de iki tane kooperatif kapanmış; TASKOBİRLİK ve KAYISIBİRLİK. Böyle bir kooperatif yok, bunlar yok, tabelaları yok. Neyi yapılandıracağız?

İki: Bir de bunların sigorta borçları oluşmuş. O atanan insanların evine barkına haciz gönderiliyor.

Sayın Bakanım, burada bir adaletsizlik var. Size bir yetki verelim, bu yetkiyi kullanın. Bunları tasfiye yetkisi verelim Bakanlar Kuruluna, Sayın Bakan size ve bu kapanan birliklerin tasfiye işlemiyle birlikte onların borçlarını yapılandırmayın, ne yapacaksanız yapın. Ayrıca vergi ve sigorta borcu varsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – …onu da o zavallı insanlardan değil, onları da bir şekilde… Size yetki verelim. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2011 ve 2012 yıllarında İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında ne kadar işlem hacmi olmuştur? Burada ne kadar yabancı sermaye, yabancı yatırımcının işlemi olmuştur? 2011 yılında borsa ne kadar kazandırmıştır, 2012 yılında ne kadar kazandırmıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP iktidarı tarafından hukuk, bizzat kanun hükümleri hiçe sayılmaktadır ve her defasında, yaptığı yanlış bir yasayı, yine aradan zaman geçtikten sonra düzeltmeye çalışmaktadır. Bunlardan bir tanesi de Anayasa Mahkemesinin kararıyla ilgili olarak verilmiş olan devlet memurları hakkındaki on-on beş yıllık çalışmalardır. Anayasa Mahkemesinin kararının ardından memurlara da tazminat hakkı tanınmıştı. Ancak, on-on beş yıllık çalışmaları için kuruş düzeyinde tazminat bağlanıyor. On yıl için bağlanan tazminat 20 kuruş, yasal faizle 4 kuruştur. Böyle bir rakamı kabul etmek mümkün değildir. On yıl için 20 kuruş tazminat akla mantığa aykırıdır. Bu konuda bir düzenleme yapılacak mıdır? Yoksa, memurlara yıllık 2 kuruş tazminatı yeterli mi görüyorsunuz? Gerçekten akla vicdana uyan bir düzenleme yapılacak mıdır? Yoksa AKP iktidarı on yıllık hizmete 20 kuruşu yeterli görmeye devam mı edecektir? Bu hususu soruyorum Sayın Bakana.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aslında öyle mantıksız, öyle akılsız, öyle sorumsuz bir kanun teklifi geliyor ki varlık kiralama şirketi ve kira sertifikası çıkarıyor. Şimdi, bununla ne şey ediyor? Devletin en büyük yapıları, Türkiye Büyük Millet Meclisi, yarın, ondan sonra Başbakanlık, Dolmabahçe Sarayı ve arkasından da Türkiye… Bu Hükûmet Türkiye için bir değer takdir edecek, bir şirkete devredecek. Bu şirkette kira sertifikası verilecek ve buradan… Böyle bir mantıksızlık olur mu yani bir devleti yöneten kişiler bu kadar akılsız, mantıksız ve bir ülkeyi satabilecek bir değer tespit edecek bir uygulamaya girer mi? Böyle, dünyada bunun örneği yok. Nedir yani? Eğer borçlanacaksa Hazine gider borçlanır. Borçlanmayacaksa yani sen getirip de devletin en kıymetli varlıklarını… Peki, bu şirketin niteliği nedir?

BAŞKAN – Sayın Genç, soruyu sorun lütfen, sorunuzu sorun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu kira sertifikasını çıkarırken bu kira sertifikasını verdiği kişilerin kâr payı ne olacak? Bunu kimler alacak? Bunlar mükellefiyetlerini yerine getirmediği zaman, bu şirketler işlemlerini hukuka uygun olarak yapmadıkları zaman hangi yargıya gidilecek? Bunların hepsi muallakta kalmış. Bir de yarına Türkiye’yi kiralama şirketi olarak bir pazarlık konusu yapacak mısınız? Kira sertifikasını çıkarırken Türkiye’ye ne kadar değer biçeceksiniz? Onu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, torba kanunun 1’inci maddesinde geçen genel giderler arasında kredi derecelendirme kuruluşlarına yapılan ücret ödemeleri de var. 2011, 2012 yıllarında ne kadarlık ödeme yapıldı kredi derecelendirme kuruluşlarına? Tek tek alabilirsem memnun olurum.

2013 bütçesi kredi derecelendirme kuruluşları için ne kadardır? Ne kadarlık bir bütçe ayrıldı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, bu, davası devam eden hazine arazileri var. Bunlar satılacak mı? Buna bir cevap verirseniz memnun oluruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bu kira sertifikalarıyla ilgili sorulara cevap vermek istiyorum.

Kira sertifikası dünyada gittikçe daha yaygın bir şekilde kullanılan bir finansman enstrümanı. Ve sadece geçen sene küresel piyasalara ihraç edilen kira sertifikası tutarı yaklaşık 120 milyar dolara ulaştı. Stok rakama baktığımızda, tabii, yaklaşık, herhâlde, 400 milyar dolar gibi bir rakamdan bahsediyoruz. Bu sadece küresel piyasalarda çıkan; ayrıca her ülkenin kendi içinde çıkıp kendi içindeki müşterilere sunulan kira sertifikaları da var. Bu yaygın enstrüman öncelikle Türkiye’de Hazine Müsteşarlığımız tarafından çıkarılmaya başlandı ve geçen yıl bir yurt içi bir yurt dışı ihraç yapıldı. Bu sene de yine bir yurt içi ihraç yapıldı ve gerçekten yatırımcı tabanı olarak çok geniş bir talep söz konusu oldu ve yurt dışı ihraçta, özellikle, çıkarılan rakamın 7-8 misli bir taleple karşı karşıya kaldık.

Kira sertifikalarının işleyebilmesi için, bu metodun işleyebilmesi için bir varlık kiralama şirketi kurulması gerekiyor ve gayrimenkullerin de bu varlık kiralama şirketi adına tapuda tescil edilmesi gerekiyor ki bunların hepsi yapıldı. Varlık kiralama şirketi… Türkiye Büyük Millet Meclisi geçen sene çıkarmış olduğu yasayla Hazine Müsteşarlığına ve bağlı olduğu bakana bu tür şirketleri kurmak için yetki vermiştir. O yetki dâhilinde böyle bir şirket kuruldu ve bunun kayıtları yani tescil işlemleri Hazine Müsteşarlığı bünyesinde yapılmış oldu ve bütün bu süreç, özellikle yurt dışı ihracımızdan önce, uluslararası hukuk büroları tarafından da incelendi, hukuken herhangi bir boşluk olmadığı, tam tersine bu enstrümanlar için sağlam bir hukuk zemini oluşturulduğu kanaatine varıldı, bunlar yatırımcılara raporlandı. Kaldı ki, biliyorsunuz, şu ana kadar yurt dışına 1,5 milyar dolar, yurt içine de 3,1 milyar TL’lik ihraçlar gerçekleştirilmiş oldu. Bu, Türkiye’ye şimdiye kadar ilgi göstermemiş yeni bir yatırımcı kitlesinin de cezbedilmesine sebep oldu. Aynı zamanda Türkiye’deki yatırımcılar açısından da bazı hassasiyetlere sahip yatırımcıların, bir bakıma, devletin bu tür yeni bir borçlanma enstrümanına yatırım yapmasına imkân sağlamış oldu. Aynı zamanda, bizim hazırlamış olduğumuz mevzuat özel sektörün de kira sertifikası çıkarmasının altyapısını hazırlamış oldu ve bununla ilgili ikincil düzenlemeler de tamamlandı. Şimdi özel sektör kuruluşlarımız da yurt dışına ve yurt içine bu kira sertifikası ihracını yapabiliyor.

Bu konu Plan ve Bütçe Komisyonu aşamasında da tartışıldı ve orada gelen öneriler doğrultusunda aslında bu maddede bir değişiklik de yaptık. Varlık kiralama şirketinin Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanarak, bir bakıma, kurulması ve ana sözleşmedeki değişikliklerin de bundan sonra Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanmasıyla ilgili bir değişiklik de yaptık. Bu konuda bize gelen öneriler için de ben ayrıca teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Organları kim, başkanı kim, bilelim yani.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Bütün bu konular yani bu şirketin niteliği, organları, bunların hepsi ana sözleşmesinde zaten tanımlanıyor ve bu ana sözleşme de Hazine Müsteşarlığımızın web sitesinde yayımlanmış durumda.

Bir başka soru tarım satış kooperatifleriyle ilgiliydi. Tarım satış kooperatifleriyle ilgili, biliyorsunuz, yeniden yapılanmalarıyla ilgili düzenlememiz Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın geçen hafta konuşulan yasa tasarısı sırasında yapıldı. Ancak, fonksiyonunu tamamen kaybetmiş ve tasfiye sürecine girmiş birliklerle ilgili bir düzenleme talebi bize gelmişti. Bu konuda Meclisimizin parti grupları bir önerge üzerinde çalışılması talebini bize iletti, bizim arkadaşlarımız çalışıyorlar. Yani, burada şöyle bir yaklaşımda bulunulabileceğini biz düşünüyoruz: Eğer bir birlik tamamen tasfiye olduysa ve aynı konuda bir başka birlik de kurulmayacaksa bu birliğin mal varlığının hazineye devredilmesi ve tasfiye işleminin yapılması şartıyla bir bakıma borcunun terkin edilmesiyle ilgili bir düzenleme üzerinde arkadaşlarımız şu anda çalışıyor. Bunun, tabii, hukukçu arkadaşlarımızla da iyice detaylı çalışılması lazım. Bu yasa tasarısının görüşmelerinin ilerleyen aşamasında bu konuyu ele alırız diye düşünüyorum.

İMKB’yle ilgili bir soru vardı. 2011-2012 işlem hacminde ne kadarlık yatırım oldu? Şimdi, buradan, hemen web sitesinden şöyle bakıyorum: 2011’de günlük ortalama işlem hacmi 2 milyar 748 milyon imiş, 2012’de 2 milyar 464 milyon imiş; dolar bazında 1 milyar 674 milyon, 1 milyar 375 milyon.

Yatırımcı kompozisyonuna gelince. Yatırımcıların yaklaşık yüzde 60-65 arası uluslararası yatırımcılardan oluşuyor toplam yatırım stokuna baktığımız zaman ama işlem hacmiyle ilgili ne kadarı yabancı ne kadarı yerli yatırımcı onunla ilgili şu anda elimizde veri yok, o verileri bilahare sizlere iletebiliriz.

Sayın Acar’ın konusu da yine şu anda elimizde veri olmayan bir soruydu. Dolayısıyla, Sayın Acar’ın sorusuna da daha sonra yazılı olarak cevap verelim.

Kredi derecelendirme kuruluşlarıyla alakalı soruya gelince. Arkadaşlarımız bununla ilgili kayıtlara baktıktan sonra buna da yine yazılı olarak daha sonra cevap verelim. Ayrıca, bu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan konuşulanları duymuyoruz, lütfen…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım sesiniz gelmiyor. Duymuyoruz Sayın Başkan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Belki teknik arkadaşlar düzenleme yapabilir diye düşünüyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, ses sisteminiz kapalı mı? Buradan duyulmuyor Sayın Bakanım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Yok, ben konuşurken demin siz arkanıza dönüp konuşuyordunuz, belki onun için duyamamış olabilirsiniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Oraya söylüyorum Sayın Bakanım, ona göre sesi açacaklar mı, kısacaklar mı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Şimdi, vakıflarla ilgili, Vakıfbankla Vakıflar Genel Müdürlüğü arasındaki ilişkiyle ilgili maddeye yine kürsüdeki konuşmacılardan değinenler olmuştu. Orada, 2008 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir düzenleme yapılıyor ve o düzenlemeyle Vakıflar Genel Müdürlüğünün kontrolündeki şirketlerin yani yüzde 51’inden fazlası Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kontrol edilen şirketlerdeki matrahın, vergi öncesi matrahın yüzde 10’unun Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmesiyle alakalı. Tabii, bu şartı yerine getiren tek bir kuruluşumuz var, o da Vakıfbank.

Vakıfbankla ilgili, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün yine Kamuyu Aydınlatma Platformu’na 2008 yılında yaptığı bildirimde Genel Müdürlüğün kontrolündeki hisselerin yüzde 42 civarında olduğu bildirilmişti. Ancak, yine bu sebeple 2008’den bu yana Vakıfbank Vakıflar Genel Müdürlüğüne herhangi bir ödeme yapmadı. Fakat, bugün itibarıyla bütün bu mevzuatı tekrar gözden geçirdiğimizde, özellikle ileriye doğru, doğru olan uygulamanın özellikle halka açık bir şirketin, Vakıfbank gibi halka açık bir şirketin, halkın artık ortak edindiği bir şirketin sadece o şirkete özel bir düzenlemeyle gelirlerinin belli bir kısmının Vakıflar Genel Müdürlüğüne aktarılmasının biz çok da uygun olmadığını düşünüyoruz. Kaldı ki Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün bugünkü değerlendirmesinde de kontrol edilen hissenin yüzde 42 değil 58 olduğu yönünde bir değerlendirmesi var. Dolayısıyla, bütün bunları hem geleceğe doğru bir bakıma doğru bir zemine oturtmak için hem de geçmişe doğru da aynı perspektifle mevzuatımızı paralel hâle getirmek için böyle bir düzenlemeyi uygun görmüş durumdayız.

Yassıada, Sivriada ile ilgili yine bazı eleştiriler vardı. Biliyorsunuz, burada bizim amacımız özellikle tarihimizde, hem de yakın tarihimizde gerçekten son derece acı bir dönemi, bir bakıma gelecek nesillere, gelecek dönemlere ibret olsun diye kalıcı sembolik bir eser hâline döndürebilmek. Burada biliyorsunuz bunun çok örnekleri var. Yani demokrasi mücadelesinde hayatını kaybeden, demokrasi mücadelesinde acı çeken pek çok kişiyle alakalı dünyada benzer uygulamalar var. Dolayısıyla biz Yassıada’nın bundan sonraki dönemde bir demokrasi müzesi ve demokrasi kompleksi olmasını arzu ediyoruz. Sivriada da biliyorsunuz zaten çok yakın bir ada. Bu iki adayla ilgili bu projenin beraber yapılan bir düzenlemeyle ve yap-işlet-devret modeliyle yapılan bir düzenlemeyle, kamuya da yük getirmeyecek bir şekilde gerçekleşmesini istiyoruz. Aslında bununla ilgili düzenlemeler de tamamen buna yönelik düzenlemeler. Dolayısıyla şöyle bir baktığımızda, bu düzenleme yani bu yasa tasarısı aslında pek çok alanda, pek çok konuda sorunları çözen ama aynı zamanda yeni uygulamaların da önünü açan bir düzenleme niteliği taşıyor.

Yine, kürsüden yapılan konuşmalarda özellikle Rekabet Kurulunun bankalarla ilgili aldığı kararla ilgili bazı yorumlar vardı, eleştiriler vardı. Şunu biz çok önemsiyoruz: Türkiye’de mutlaka rekabet mevzuatı işlemeli, her sektörde rekabet çalışmalı ve bu konuyu bir bakıma hem düzenleyen hem denetleyen en önemli bizim idari birimimiz Rekabet Kurulumuz. Rekabet Kurulu bağımsız bir kurul ama karar almadan önce tüm tarafları dinleyen, tüm tarafların değerlendirmelerini dikkate alan bir kurul aynı zamanda. Kaldı ki Rekabet Kurulumuz bütün bu süreç içerisinde hem BDDK gibi ilgili diğer kurumlarımızla irtibatta oldu hem konunun taraflarını dinledi, arkasından Kurul kapandı ve bir hafta gibi bir çalışmanın sonucunda da bağımsız bir şekilde aldığı kararları açıkladı. Bu Kurulumuzun biz çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Türkiye’de rekabet gerçek anlamda işliyorsa eğer, bu öncelikle halkımızın menfaatine. Bu, tüketiciye sunulan ürünlerin ve hizmetlerin daha kaliteli olmasını sağlar ve daha düşük fiyata ulaşmasını sağlar. Aynı zamanda şirketlerimiz açısından da çok çok faydalı çünkü rekabet ortamında var olan şirketler, rekabet ortamında çalışan şirketler kendi verimliliklerini artırırlar, kendi etkinliklerini artırırlar. Türkiye'de rekabet gücü kazanan şirketler ise dünyada rekabete bir bakıma hazır olmuş olurlar. Rekabetin iyi çalışmadığı alanlarda, bir bakıma korumalı alanlardaki şirketler kendilerini geliştirmek için, verimliliklerini artırmak için bir çaba içerisinde de olmazlar. Dolayısıyla, pek çok dünya örneğine baktığımızda koruma altında, rekabete fazla tabi olmayan şirketlerin bir dünya şirketi olamadığını görüyoruz. Çünkü kendi ülkesinde o kadar rahat bir ortama alışıktır ki küresel rekabet ortamı içine koyduğunuzda o şirketler başarılı olamazlar. Dolayısıyla, biz, rekabetin bizim uygulamakta olduğumuz ekonomik program açısından son derece önemli bir unsur olduğunu düşünüyoruz.

Aynı zamanda rekabet Türkiye'de gelir dağılımına da faydalı olmakta. Çünkü rekabetin iyi işlediği sektörlerde aşırı kâr, hızlı aşırı kazanç mümkün olamıyor. Bugün Türkiye'de pek çok sektörde kıyasıya rekabet var ve bu faydalı bir şey. Hem şirketler için faydalı hem halkımız için faydalı. Dolayısıyla, rekabet hukukumuzun daha da geliştirilmesi, Rekabet Kurulumuzun daha da güçlendirilmesi; güvenilir, itibarlı, adil kararlar alan, ölçülü cezalar veren bir kurul olması bizim için, ekonomik yapımız için son derece önemli.

En son değinmek istediğim konu, yine hatiplerden bazılarının kürsüde gündeme getirdiği 2012 yılıyla ilgili büyüme rakamı. Biliyorsunuz, tüm dünyada, gelişmekte olan ülkelerde ve gelişmiş ülkelerde son bir yıl içerisinde büyüme rakamları aşağı doğru gelişti. Yani dünyanın büyümesi 2012 yılında yılbaşında beklenenden tam 1 puan aşağı gelişti. Gelişmekte olan ülkelerin 2012 büyümesi, toplamını kastediyorum, yine yılbaşında beklenenden yaklaşık 1 puan aşağıda oldu, hele hele Avrupa’da, avro bölgesinde 2012 büyümesi beklenenin yaklaşık 1,5 puan altında gelişti. Özellikle gelişmiş ülkelerin, gelişmiş ekonomilerin içinde bulunduğu tablo ve bu ülkelerin pazarlarındaki, iç pazarlarındaki zayıflama gelişmekte olan ülkelerin ihracat hacmini ve dolayısıyla büyümesini de etkiledi. Kaldı ki Türkiye’yle alakalı daha somut bir konu bizim bankadan kredi çekerek harcamaya dayanan bir iç tüketim yapımız, özellikle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım.

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Tarhan, Sayın Aslanoğlu, Sayın Sarı, Sayın Kuşoğlu, Sayın Çam, Sayın Çetin, Sayın Genç, Sayın Altay, Sayın Köktürk, Sayın Özkes, Sayın Çıray, Sayın Atıcı, Sayın Acar, Sayın Dibek, Sayın Değirmendereli, Sayın Toprak, Sayın Onur, Sayın Özgümüş, Sayın Kulkuloğlu, Sayın Serindağ.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Bankerlerin İşlemleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu'nun; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/747, 1/36, 2/883, 2/1285, 2/1325) (S. Sayısı: 443) (Devam)

 

BAŞKAN – Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1 ila 30’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Müslim Sarı, İstanbul Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında düşüncelerimi açıklamak üzere grubum adına söz almış bulunuyorum.

Mevcut olan torba yasa, tasarı birçok açıdan eleştirilebilir. İlgili madde hükümleri çerçevesinde, yeri geldiğinde arkadaşlarımız eleştirilerde bulundular ve düşüncelerini açıkladılar. Ben de çok fazla ayrıntıya girmeksizin, birinci bölümün üzerinde, değerlendireceğim 4 tane maddesi hakkında temel düşüncelerimi anlatıp ondan sonra bazı genel değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bir defa, 2’nci madde son derece sakıncalı bir maddedir. Varlık yönetim şirketlerinin statüsüne ilişkin olan bu madde Plan ve Bütçe Komisyonunda da çok ciddi tartışmalara neden oldu. Burada, varlık yönetim şirketinin hukuki statüsü üzerinden bir paralel hukuk yaratılma ihtimali vardır ki bu son derece sakıncalıdır. Bugüne kadar Hazine Müsteşarlığı 3,1 milyar Türk lirası yurt içi piyasalardan, 1,5 milyar dolar da yurt dışı piyasalardan olmak üzere 6 milyar TL civarında borçlanmıştır fakat bu varlık yönetim şirketi bir özel hukuk tüzel kişisi midir, bir kamu hukuku tüzel kişisi midir tam olarak belli değildir. Dolayısıyla, statüye ilişkin bir problem vardır. Sadece Bakanın uhdesinde, onun iradesiyle ortaya çıkmış olan bir şirkettir, Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin birçoğunun dışındadır ve bu özelliğiyle de bir paralel hukuk yaratılma tehlikesi söz konusudur. Önümüzdeki dönemde bazı bakanlıklar için belli alanlara münhasıran bu tür şirketlerin kurulması söz konusu olabilir. Bu, Türk hukuk sistemi açısından son derece sakıncalıdır, birincisi bu.

İkinci değerlendireceğim nokta, 4’üncü maddede özellikle yerel yönetimlerin hazine garantisi ile borçlanmasına ya da tahvil ihracı sırasında ödeme hesaplarının tahsis edilmesine ilişkindir. Plan ve Bütçe Komisyonunda bununla ilgili yapmış olduğumuz eleştirilerde yerel yönetimlerin tahvil ihraçlarına ek bir garanti getirilmesinin söz konusu olmadığı her ne kadar belirtilmiş olsa da böyle bir düzenlemenin yapılıyor olması, orta ve uzun vadede, tahvil ihraçlarına hazine garantisi verilmesini gündeme getirebilir. Burada dikkatli olmak gerekir.

18’inci madde Merkez Bankasının özellikle denetim kurulu üyelerinin seçilmesine ilişkindir. Burada denetleme kurulu seçme yetkisi genel kurula verilmek suretiyle Hazine Müsteşarlığına doğrudan doğruya bütün denetleme kurulu üyelerini seçme hakkı tanınmaktadır. Bu, Merkez Bankasının özerkliği ve bağımsızlığı açısından sakıncalıdır.

25’inci madde yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilecek kamu yatırımlarının alanını ciddi şekilde genişletmektedir. Bildiğiniz üzere, AKP hükûmetleri dönemi boyunca, kamu sektörü tarafından yapılması gereken, hatta birçoğu saf kamusal hizmet olarak ele alınması gereken bazı yatırımların yap-işlet-devret modeliyle özel sektör eliyle yaptırıldığını gördük. Orta ve uzun vadede kamu yatırım harcamalarının ciddi şekilde aşağıya doğru çekildiği bir patikayı Türkiye ekonomisinin önüne getirecektir.

Son dönemde ardı ardına gelen yasalar ve ardı ardına gelen ekonomik büyüklükler Türkiye’de son on yıldır AKP hükûmetleri dönemindeki ekonomik tablonun biraz daha farklı açılardan değerlendirilmesini zorunlu kılıyor diye düşünüyorum. Biraz önce Sayın Bakan burada sorulara cevap verirken…

MUSA ÇAM (İzmir) – Dinlemiyor, sizi dinlemiyor, Sayın Bakan dinlemiyor.

MÜSLİM SARI (Devamla) – Sayın Bakanım…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Genel Kurula hitap et.

MÜSLİM SARI (Devamla) – Sayın Bakana soruyorum ama.

BAŞKAN – Sayın Sarı, lütfen Genel Kurula hitap edin.

MÜSLİM SARI (Devamla) – Biraz önce Sayın Bakan burada büyüme rakamlarını değerlendirirken, bütün gelişmekte olan ülkeler ya da gelişmiş olan ülkeler açısından finansal krize bağlı olarak başta öngörülen büyümelerin altında büyümeler gerçekleştiğini, dolayısıyla Türkiye’de son çeyrekte çıkan 1,4 takvim ve mevsimden arındırıldığında sıfır ve yıl genelinde 2,2 olan büyümenin bu anlamda değerlendirilmesi gerektiğini söyledi ve AKP çevrelerince, bütün değerlendirmelerde Türkiye'nin son on yılda çok ciddi bir büyüme performansı sergilediği söylendi. Bu yanlış bir algıdır değerli milletvekilleri.

Bir defa, Sayın Bakana öncelikle şunu hatırlatmak isterim: 2003-2007 dönemi ve 2008-2012 dönemi olarak ikiye ayırdığımız zaman, yani kriz öncesi dönem ve kriz sonrası dönem Türkiye'nin büyüme performansını gelişmekte olan ülkelerin büyüme performansıyla kıyasladığımız zaman şöyle bir tablo görürüz: 2003-2007 döneminde Türkiye yüzde 6,9 büyümüştür. Bu büyüme aslında Türkiye'nin tarihsel ortalamalarının üzerinde bir büyümedir. Ancak aynı dönemde, gelişmekte olan ülkeler yüzde 7,6 büyümüştür. Dolayısıyla Türkiye gelişmekte olan ülkelerin altında büyümüştür. Krizden sonraki döneme geçtiğimiz zaman, yine devletin resmî rakamlarına bakacak olursak, 2008-2012 döneminde Türkiye'nin büyüme ortalamaları yüzde 3,2’ye düşmüştür. Bu açıdan Sayın Bakan haklıdır, Türkiye'nin büyüme ortalamaları aşağıya doğru iniyor. Gelişmekte olan ülkelerin büyüme ortalamaları ise bu dönemde yüzde 5,5’tir. Yani Türkiye'nin büyüme hızı düşüyor, gelişmekte olan ülkelerin de büyüme hızı düşüyor ama Türkiye'nin büyüme hızı, gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızından çok daha fazla düşüyor. Dolayısıyla krizin Türkiye’ye teğet geçtiği doğru değildir. Ortada bir Türk mucizesi yoktur. Bu, Türkiye’ye ilişkin yapısal bir problemin, yapısal bir sorunun olduğu anlamına gelmektedir.

Bakınız, bütün AKP iktidarları dönemi boyunca yani 2003’ten 2012 yılına kadar Türkiye ekonomisinin büyüme ortalaması yüzde 5,05’tir. Cumhuriyet kurulduktan bu yana da Türkiye ekonomisi yüzde 5 büyümüştür. Dolayısıyla hem likidite bolluğu döneminde hem likidite kıtlığı döneminde, hangi dönemi ele alırsak alalım, Türkiye'nin büyüme ortalamaları Türkiye'nin tarihsel ortalamaları kadardır yani ortada AKP hükûmetleri eliyle başarılmış bir Türk mucizesi yoktur. Türkiye tarihsel ortalamaları kadar büyümüştür, Türkiye'nin büyümesi, gelişmekte olan ülkelerin altındadır. Dolayısıyla bu konuda Sayın Bakanın ne düşündüğünü ben açıkçası çok merak ediyorum.

Büyüme hedefleri tutmamıştır değerli milletvekili arkadaşlarım. İlk orta vadeli programda bu hedef yüzde 4’tü ve biz yüzde 4 büyümenin asla gerçekleşemeyeceğini söyledik, bunun gerekçelerini söyledik. Plan Bütçe Komisyonunda yaptığımız çalışmalardaki zabıtlarda yer almaktadır. Daha sonra bu hedef yüzde 3,2’ye revize edildi. Bugün yüzde 2,2’yle karşı karşıyayız. Buradan ilan ediyorum: 2013 yılı büyüme hedefini tutturmamız imkânsızdır ya da çok zordur çünkü yatırım harcamalarında çok ciddi bir yavaşlama, hatta negatiflik söz konusudur. Örneğin Sayın Bakanım, 2012 yılının son çeyreğinde makine ve teçhizat alımları özel sektörün, yüzde 15 gerilemiştir. Yine aynı şekilde, son çeyrekte sabit sermaye yatırımları yüzde 9,2 azalmıştır. Dolayısıyla önümüzdeki dönem yatırımların canlanacağına ilişkin herhangi bir işaret yoktur. Yurt içi talep çökmüştür. Yurt içi talep çok uzun bir aradan sonra 2012 yılında negatiftir. Gelirler politikasına baktığımızda ya da kredi politikasına baktığımızda yurt içi talebin önümüzdeki yıl, yani bu yıl, yani içinde bulunduğumuz yıl canlanacağına ilişkin herhangi bir işaret yoktur. Ekonomideki canlanmaya ilişkin ilk öngörüler 2012 yılının son çeyreğindeydi. Sonra 2013 yılının ilk çeyreğine aktarıldı ama 2013 yılının ilk çeyreği rakamlarında da bunu teyit eden herhangi bir işaret yoktur. Dolayısıyla buradan ilan ediyorum: 2013 yılı büyüme hedefini tutturmak imkânsızdır. Daha rasyonel ve daha gerçekçi büyüme hedefleri tespit edilmelidir ya da ekonomi politikaları gözden geçirilmelidir.

Yine, aynı şekilde, büyüme hedefleri tutmayacağı için bütçe hedeflerini tutturmak imkânsızdır. Özellikle dolaylı vergiler üzerinden vergi hasılatında önümüzdeki dönem ciddi sıkıntılar olacaktır. Dolayısıyla daha şimdiden, önümüzdeki yaz aylarından itibaren, birinci ve ikinci çeyrek büyüme rakamları geldiğinde ya da kamu maliyesine ilişkin gerçekleşmeler ortaya çıktığında zamlar kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla büyüme hedefleri tutmayacağı için bütçe hedefleri tutmayacaktır ve bütçe hedefleri tutmayacağı için de kamu maliyesinde ciddi sıkıntılar olacaktır ve şimdiden şunu söylemek de mümkündür: İşsizlik oranları artışa geçmiştir. Son ekim ayından itibaren işsizlik yönünü yukarı çevirmiştir çünkü büyüme 4 kat düşmüştür. Tarihsel araştırmalar şunu gösteriyor: Türkiye ekonomisinin yüzde 5’in altında büyüdüğü her noktada işsizlik oranları artmaktadır. Dolayısıyla, işsizlik çift haneli rakamlara takılı kalacaktır, hatta belki orta vadede çok daha yüksek rakamlara çıkacaktır.

Bu genel değerlendirmeyi de bu vesileyle yapmış oldum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve diğer bazı kanun değişiklikleri teklifi görüşmelerinin birinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, üzerinde konuştuğumuz yasa tasarısının doğru, sağlıklı ve en önemlisi katılımcı bir yöntemle hazırlanmadığını ifade etmek istiyorum. Yine, komisyonlardan alelacele geçirilen, katılımcılığı göz ardı eden bir torba yasa ile daha karşı karşıyayız.

Tasarı birçok kanunda farklı değişiklikler önermesine rağmen sorunlar tam olarak çözülmüş değildir. Kanun değişikliklerinin yapısal çözümleri amaçlaması gerekirken maalesef torba yasada birçok yerde yapıcı ve kalıcı çözümler getirilmemiştir. Kamu finansmanı ve borç yönetimiyle ilgili getirilen yeni düzenlemede üst fon yapısına kaynak aktarma, bu kaynağı belirleme, fon aktarılacak alanları belirlemede ve benzeri diğer hususlarla ilgili tasarruflarda Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir.

Ayrıca, hukuken takip kabiliyeti kalmayan ve ekonomik değeri bulunmayan menkul kıymetlerin hesaptan çıkarılması yetkisinin bakana verilmesinin anlaşılır bir tarafı yoktur. Mevzuatın çiğnenerek bu yetkinin sadece bakana verilmesini doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Bu menkul kıymetlerin neler olduğu konusunda kamuoyu da aydınlatılmış değildir. Bu da bu yetkinin verilmesiyle ilgili çekinceleri artırmaktadır.

Tasarıda yapılan düzenlemeyle 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna “Bakanlar tarafından gerekli görülen durumlarda kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi veya hazine taşınmazlarının daha etkin ve verimli şekilde yönetilmesi amacıyla, hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar ile mülkiyeti gerçek ve tüzel kişilere ait taşınmazlar trampa edilebilir." ibaresi eklenerek kanunda bir değişikliğe gidilmiştir.

Bu düzenlemeyle hazinenin mülkiyetindeki taşınmazlar ile gerçek ve tüzel kişilerin sahip oldukları taşınmazlar arasında trampa yapabilme işleminin önünün açılacak olması son derece önemli olduğu hâlde belirsiz bir durum söz konusudur. Yapılan düzenlemede ne takasın koşulları ve kriterleri belirlenmiş ne de bunun zorunlu ya da gönüllü olup olmayacağı ifade edilmiştir.

Ayrıca, trampa konusu olan ve ekonomiye kazandırılmak istenen termal tesis, tatil köyü ve dinlenme kampları gibi yerler kamu kurumlarının mülkiyetinde ve tasarrufundadır. Dolayısıyla bu yerlerle ilgili işlem yapabilme konusunda hiçbir kısıtlama olmaksızın Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi doğru değildir. AK PARTİ Hükûmeti her yeri potansiyel rant alanı görmekten vazgeçmelidir.

Değerli milletvekilleri, torba yasada yapılan düzenlemelerden en önemli olanlarından birisi de İşsizlik Sigortası Kanunu'nda yapılan iki önemli değişikliktir. Bu değişiklikler ile işsizlik sigortasına ait devlet payının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından ödenmesi tasarlanmaktadır. İşsizlik sigortasına ait payların nereden ödenmesi gerektiğiyle ilgili tartışmaların ötesinde bu payın ne şekilde ödeneceği belirsizliğini korumaktadır. Ödenmesi gereken payın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının zaten kısıtlı olan bütçesinden mi, yoksa Hazinenin Bakanlığa aktaracağı fondan mı karşılanacağı yapılan düzenlemede belirtilmemiştir. Bize göre bu belirsizliğin giderilmesi gerekmektedir.

Ayrıca, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Hazine Müsteşarlığının İşsizlik Sigortası Fonu'na aktaracağı paranın eksik veya fazla olması durumunda, bu kurumlar herhangi bir faiz ödemeden yükümlülüklerini yerine getirebilecektir. İşçiler, emekçiler, sigorta primleri ödemelerinde en ufak bir gecikme yaşamaları durumunda üstüne faiz koyup ödetmeyi bilen Hükûmet, neden kendi yaşattığı haksızlığın bedelini ödemekten kaçınmaktadır? Eğer “Bu bizim bileceğimiz iş." derseniz, o hâlde vatandaştan da prim gecikmelerinde faizin alınmaması gerekir.

Konusu açılmışken, İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili olarak da birtakım düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu ülkede işsizlik maaşı almanın çok zor olduğu herkes tarafından yüksek sesle dillendirilmektedir. Sürelerin uzun olması da ayrıca bir sıkıntı konusudur. Mevsimlik olarak ya da kısa süreli işlerde çalışmak zorunda kalan emekçiler bu fondan maalesef faydalanamamaktadır. Örneğin, altı ay faaliyet gösteren bir tekstil firmasında çalışan işçi, işten çıkarıldığında herhangi bir garanti kapsamına alınmamaktadır. İş yerinin kendisi de kapandığı için emekçiler mağdur olmaktadır. “Sezonluk işler” denilen sektörlerde çalışan işçiler için de aynı durum söz konusudur. Bizim isteğimiz, kısa süreli işlerde çalışmak zorunda kalanların da işsiz kaldıklarında fondan yararlanabilmeleri için çalışma mecburiyeti olarak şart koşulan sürelerin kısaltılmasıdır.

Ayrıca, bilindiği gibi, İşsizlik Fonu’ndan faydalanabilmek için emekçiler bin bir zorlukla karşılaşmaktadırlar. Gerçek durum bu olduğu hâlde, İşsizlik Fonu başka birtakım yerlere aktarılmaya devam edilmektedir.

AK PARTİ'nin İşsizlik Fonu’ndan GAP'ı bahane ederek bütçeye aktardığı rakam 10 milyar 824 milyon lirayı aşmıştır. Bu rakam, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıklamalarından alınmış olup fonun kuruluş amacından kaynaklı olarak on yılı aşkın süreyle işsizlere ödenen paranın yaklaşık 2 katıdır. Durum bu kadar ortadayken işsizlerin fondan yararlanmasının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını ve yararlanma kapsamının genişletilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Tasarı ile getirilen diğer düzenleme ile Vakıflar Kanunu'nun 28’inci maddesinin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır. Bu değişiklik ile Vakıfbank tarafından aktarılması gereken kesintilere ilişkin hükümler ortadan kaldırılmaktadır.

Vakıflar Kanunu'nda 2008 yılında yapılan değişiklikle kanunun bu şekilde çıkmasını sağlayanın AK PARTİ Hükûmeti olduğunu unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla yeni düzenleme ile kanunun çıktığı tarihten bu yana yapılması gereken ancak yapılmayan ödemelere ilişkin herhangi bir yaptırım uygulanmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı ile getirilen değişikliklerin önemli ve kritik olduğunu ancak katılımcı bir yöntem ile hazırlanmadığı için kalıcı çözüm getirmekten uzak olduğunu belirtiyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da 2012 Haziran ayında yapılan düzenlemeyle, kamunun varlıklarına ilişkin alım, satım, geri alım, kiraya verme, geri kiralama, bedelli veya bedelsiz devir ve benzeri işlemleri yapmak üzere varlık kiralama şirketleri kurmaya Başbakan yardımcısı yetkili kılınmış ve bu şirketlerin yurt içi ve yurt dışı piyasalarda kira sertifikası ihraç edebilmesi öngörülmüştür. Verilen bilgilere göre, bu düzenleme kapsamında bugüne kadar 1’i dış, 2’si de iç piyasaya olmak üzere, 3 kira sertifikası ihracı gerçekleştirilmiştir. Ancak, yapılan işlemlerde kanunların amir hükümlerine uyulmamış; vergiler, harçlar ve diğer yükümlülükler ödenmeyerek bir anlamda vergi kaçırılmış, kanunlar alenen çiğnenmiştir. O nedenle, tasarının 2, 8, 14, 22, 23 ve 43’üncü maddelerinin yürürlük tarihi 29 Haziran 2012 tarihinden geçerli olmak üzere, geriye dönük belirlenmektedir. Bu maddelerle Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Afet Sigortaları Kanunu, Emlak Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Gider Vergileri Kanunu, TOBB Kanunu ve KİT’ler hakkındaki KHK’lerin ilgili hükümlerine tabi olunmayacağına dair hükümler konulmakta; defter tutma ve diğer yükümlülüklerin yerine getirilmeyeceği; tüm işlemlere dair kurumlar vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, emlak vergisi, damga vergisi ve harçlar ile döner sermaye vesair ücretler ve primlerle ilgili muafiyet hükümleri tesis edilmektedir. Hükûmet hiçbir kanuni yükümlülüğü yerine getirmeden işlemler yapmış, şimdi de kılıfına uydurmaktadır. Hiç kimsenin, gerekçesi ne olursa olsun, kanunlara uymama hakkı yoktur; bu suçtur, kanun tanımamazlıktır, hukuka saygısızlıktır.

Sayın Babacan’ın bir imzasıyla öyle bir şirket kurulmuş ki, ana sözleşmesini uzun uğraşlar sonucu görebildik. Tamamı hazineye ait, asgari sermayeye sahip bu şirketin adı var, kendi yok; sermayesi var ama ödenmemiş; kâr-zarar söz konusu değil; vergisi yok, algısı yok; yükümlülüğü yok, sorumluluğu yok; defteri yok, kaydı yok; yönetimi yok, denetçisi yok, personeli yok; yeri yok, yurdu yok. Komisyondaki eleştiriler üzerine şirketin ticaret sicilinde ilan edilmesi bari kabul edildi. Hazineye ait bu şirket hazineden varlık satın almış, bu varlığı hazineye kiralamış, hazineden alacağı kira gelirine dayalı kira sertifikası ihraç etmiş. Bütün bu işlemler aynı anda yapılmış. Esasen hazine ile hazinenin şirketi arasında gerçek anlamda bir alım satım, kiralama ve ödeme falan yok, hepsi kâğıt üzerinde, hatta kâğıt bile yok, defteri yok, kaydı yok. Bu şekilde dış piyasadan 1,5 milyar dolarlık, iç piyasadan 3,1 milyar dolarlık borçlanma yapılmış. Bu işlemlerde hiçbir masrafı olmayan bu şirket kira gelirini de olduğu gibi kira sertifikası alanlara veriyor yani bir kâr-zarar da oluşmuyor. Şirket ticari esaslara, kârlılık ve verimlilik ilkelerine göre faaliyet göstermiyor. Sözde şirket ama hazinenin hayratı konumunda.

Dolayısıyla, Sayın Babacan diyor ki: “Ben bir şirket uydurdum, duma duma dum.” İşte, işin özeti bu. Bütün bunların hepsi bir aldatmacadır, hukuki tanımı da muvazaadır. Borçlanmada alternatif yöntem ve araçların kullanılması, borçlanma maliyetinin azaltılması için çeşitli finansal araçlara ve değişik piyasalara yönelinmesi, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de borç yönetimi politikalarımız arasında yer almaktadır. Ancak, insanların dinî inançlarının devlet eliyle ve böyle muvazaalı yollarla istismar edilmesini doğru bulmuyoruz. Hocalarımızın, din âlimlerimizin kira sertifikası alınarak gelir elde edilmesi konusunda olumlu görüşleri bulunmaktadır. Ancak, bu görüşlerde de belirtildiği gibi, varlık satışı gerçek olmalı, kiralama gerçek olmalıdır. Uygulamanın, özünde, faizli tahvil ihracıyla bir farkı yok. Bununla ancak kendinizi kandırırsınız; mütedeyyin insanları, faizden kaçan bazı insanlarımızı kandırabilirsiniz, Cenab-ı Allah’ı kandıramazsınız. Aldattığınız insanların vebalini nasıl ödeyeceksiniz?

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti cumhuriyet tarihinin en fazla borçlanan ve en fazla faiz ödeyen iktidarı olmuştur. On yılda alınan borçlarla ve ödediği faizlerle cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırmıştır. Türkiye’nin dış borcu, 2002 yılında 129,6 milyar dolar iken 2012 yılı sonu itibarıyla 336,9 milyar dolara yükselmiştir. On yılda yüzde 160 oranında artmıştır. Merkez Bankası dâhil kamunun dış borcu 86,5 milyar dolardan 110,8 milyar dolara, özel kesimin dış borcu ise 43,1 milyar dolardan 226 milyar dolara yükselmiştir. Kamunun iç borcu da 2002 yılında 155,2 milyar lira iken, 2012 yılı sonu itibarıyla 408,3 milyar liraya ulaşmış durumdadır. Kamu iç borcu on yılda yüzde 163 oranında artmıştır.

40 milyar dolarlık özelleştirme geliri, 22 milyar dolarlık, yabancılara toprak satışından elde edilen gelirler de borçların azalmasını sağlayamamıştır. Ülkemizde, hâlihazırda 155 milyar doların üzerinde kısa vadeli yabancı sermaye, yani sıcak para bulunmaktadır. Bunun da aslında borç hanesine yazılması gerekmektedir.

AKP iktidarında dışarıdan döviz getirip Türkiye'de değerlendirenler, diğer ülkelerde uzun yıllar sonra alabileceği getiriyi ülkemizde çok kısa sürede elde etmişlerdir. Bu yolla, Türkiye ekonomisinden dışarıya rekor boyutta kaynak transferi yapılmıştır.

Sayın Babacan ve Maliye Bakanı dış borcun kalmadığını söylüyorlar; kamunun dış borcundan Merkez Bankası rezervlerini ve diğer varlıkları düşerek, dış âlemden alacaklı bile olduğumuzu söyleyebiliyorlar; özel sektörün 226 milyar dolarlık dış borcunu borçtan saymıyorlar; 40 milyar dolarlık özelleştirme geliri, 22 milyar dolarlık, yabancılara toprak satışından elde edilen gelirler nereye gitti, sözünü bile etmiyorlar; 155 milyar doları aşan kısa vadeli yabancı sermayeyi yani sıcak parayı hiç hesaba katmıyorlar. Sıcak para, sadece 2012 yılında yüzde 63,3 oranında, 60 milyar dolar artmıştır. Merkez Bankasının rezervleri sıcak paraya, borçlara teminat olarak tutulmaktadır. Bu rezervlerden çok düşük gelir elde edilirken, sıcak paraya ve borçlara yüksek faizler ödenmektedir.

Değerli milletvekilleri, böyle işlemleri bir tanıdığınız yapsa ne dersiniz? Örneğin, 100 milyar liralık parasını yüzde 1’in altında faizle değerlendiren, buna karşılık, bankalardan yüzde 6-7 faizle 100 milyar lira kredi alan kişiye ne dersiniz? Siz ne dersiniz bilmem ama Anadolu’da böyle birine “enayi” derler.

Sayın Bakan, açıklar mısınız, Merkez Bankası rezervlerimizin ne kadarı, hangi yurt dışı banka ve fonlarda, yüzde kaç getiriyle yer alıyor? Buna karşın, dış borçlara hangi oranlarda faiz ödeniyor? Açıklayın da bu millet duysun.

Diğer taraftan, Sayın Başbakan ve bakanlar, iktidara geldiklerinde IMF’ye olan borcun 23 milyar dolar olduğunu, bunu ödediklerini, mayıs ayında da sıfırlanacağını söylüyorlar. Bir defa, şu anda IMF’ye ödenen borç, AKP Hükûmetince 2005 yılında sağlanan 10 milyar dolarlık kredinin bakiyesidir. Ayrıca, sadece yabancılara sattığınız gayrimenkullerin parası IMF borcuna karşılık gelmektedir. Şu anda kamunun dış borcu nedir, Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşlara, bankalara olan borcunuz nedir, tahvillerle ilgili borçlar ne tutardadır, bunlardan söz edilmiyor. IMF’ye borç bitiyor ama başka kuruluş ve bankalara borç artıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Bunun övünülecek tarafı nerede?

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine şahsım adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet tarafından gittikçe yaygınlaştırılan ve adına “torba tasarı” dediğimiz bu yasa yapım tarzı hukuku altüst etmiş ve yasama kalitesini bozmuştur. Aradan bir yıl bile geçmeden 4749 sayılı Kanun’un “Kira sertifikası ihracı” başlıklı 7/A maddesinde tekrar düzenleme yapılmaktadır. Zira, AKP çıkarttığı birçok kanunu daha mürekkebi bile kurumadan tekrar değiştirmektedir. Bu da Adalet ve Kalkınma Partisinin kanun hazırlamadaki özensizliğinden ve kanun görüşmeleri sırasında kamuoyu ile muhalefetin eleştirilerini dikkate almamasından kaynaklanmaktadır.

Hazine Müsteşarlığı tarafından verilen bilgilere göre, 4749 sayılı Kanun’un “Kira sertifikası ihracı” başlıklı 7/A maddesi kapsamında bugüne kadar biri dış, ikisi de iç piyasa olmak üzere 3 kira sertifikası ihracı gerçekleştirilmiştir. Ancak, yapılan işlemlerde, Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Odalar Borsalar Kanunu, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname gibi pek çok kanuna riayet edilmemiştir.

Tasarıda yapılan düzenlemeyle, kira sertifikası ihracıyla ilgili maddelerin yürürlük tarihi 29 Haziran 2012 tarihinden geçerli olmak üzere geriye dönük değiştirilmektedir.

Türkiye bir hukuk devletidir ve idare, tüm iş ve işlemlerinde hukuka uymak zorundadır ancak AKP Hükûmeti kanunların amir hükümlerine uymamış, bu tasarıyla, kendi yaptığı hukuksuzluk için yeni bir hukuk yaratma gayreti içerisine girmiştir.

Tasarının 4’üncü maddesiyle, yerel yönetimler tarafından hazine garantisi altında ihraç edilecek tahvillerin geri ödemeleri için, dış borç ödeme hesabı kurmaları zorunlu hâle getirilmektedir.

Yerel yönetimlerin hazine garantili tahvilleri için dış borç ödeme hesabı kurmaları mali disiplin açısından önemlidir ancak bu düzenleme, yerel yönetimlerin projeye bağlı olmaksızın tahvil ihraç etmesinin de önünü açmaktadır. Bu düzenlemenin önümüzdeki yerel seçimlerle ilgili olduğunu düşünüyoruz.

Şubat 2001 krizinden sonra Merkez Bankası Yasası değiştirilmiştir. Mayıs 2001’de gerçekleştirilen yasal değişikliklerle, Merkez Bankasının kamuya kredi vermesi Kasım 2001’den itibaren yasaklanmıştır. Merkez Bankasının temel hedefinin fiyat istikrarı olduğu açık bir şekilde belirtilmiş ve Merkez Bankası araç bağımsızlığına kavuşturulmuştur.

Yapılan yasal değişikliklerle Merkez Bankasının temel önceliği finansal piyasalardaki istikrarın sağlanması olmuştur. Bu amaçla, piyasalara sağlanan olağanüstü tutardaki likiditenin enflasyonda sıçramalara yol açmasının önlenmesi sağlanmıştır. Yapılan bu düzenlemelerle Merkez Bankasının idari bağımsızlığı güvence altına alınmıştır.

Ancak, değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarının 18’inci maddesiyle, Merkez Bankasının Denetleme Kurulu üyelerinin Genel Kurul tarafından seçilmesi öngörülmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası özel kanunla kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisidir ancak Merkez Bankasının bağımsızlığı çok önemli bir husustur. Bu düzenlemeyle bağımsızlığa gölge düşürülecek ve tamamıyla denetim dışı kalacaktır. Yani, hem yönetim ve hem de denetim kamu eliyle yapılmış olacaktır.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde kişisel söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.

Şimdi, bir yasa teklifi gelmiş. AKP’nin bir huyudur, babasız bir çocuk yaratıyorlar ama bu çocuğun başı nerede, ayakları nerede, kolları nerede, belli değil. Yani, bir babasının belli olmaması dışında da vücut organlarının da şekli, şemaili çok acayip.

Şimdi, biliyorsunuz, bu AKP iktidarı zamanında devlet çökertildi başta ordusu ile yargısı ile her yönüyle çarpıtıldı, çökertildi daha doğrusu.

Geçen gün, 21 Martta Diyarbakır meydanında Abdullah Öcalan’ın bir bildirisi yayınlandı. Diyor ki bildiride: “Efendim, artık yeni bir devlet kuracağız, bin yıldır biz İslam bayrağı altında yaşadık ve…”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kanunla ne alakası var?

KAMER GENÇ (Devamla) – Dur, ne alakası olduğunu görürsün sen, sen görürsün şimdi.

Ondan sonra “İslam bayrağı altında yaşadık.” diyor. Bunun anlamı şudur: “Türk Bayrağı’nı kaldıracağız. Türkiye Cumhuriyeti devletini feshedeceğiz. İslam devletine dayalı bir devlet kuracağız.” Arkasından da Tayyip Erdoğan çıkıyor diyor ki Eskişehir’de: “Efendim, bizim bu muhaliflerimiz var ya, biz terörde başarıya ulaşacağız diye muhalefet partileri üzüntüsünden çılgına dönüyor, kuduruyor.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir şey söylemedi, öyle bir ifade yok.

KAMER GENÇ (Devamla) – Git, oku.

Ben de kendisine bir soru sordum. Hani bizde bir söz vardır: “Kişiyi nasıl bilirsin? Kendim gibi bilirim.” Değil mi. Dedim ki: “Tayyip Bey, sen, siyasi rakiplerin eğer bir başarı kazandığı zaman üzüntüden çılgına dönüp de kuduruyor musun kudurmuyor musun?”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir ifade kullanmadı.

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Şerefsizlik etme lan!

KAMER GENÇ (Devamla) – Kendisine soru sordum ya, soru sordum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Böyle bir şey yok ya!

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Hey! Kamer Bey, terbiyeli ol, terbiyeli!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakalım, bana cevap verecek.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen temiz bir dille konuşur musunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ağzından çıkanı kulağın duysun be!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ağzından çıkanı kendisi duyacak.

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Bir Başbakana nasıl böyle konuşursun, ahlaklı olacaksın!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu kendisinin söylediği laf.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben kendisinin söylediği…

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Ahlaklı olacaksın!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ağzından çıkanı kulağın duysun be!

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Ahlaklı olacaksın!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi ben kendisine söylediğim sözü söylüyorum. Diyor ki: “Muhalefet partileri bir başarıya…”

BAŞKAN – Lütfen temiz bir dille konuşun Sayın Genç.

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Terbiyesizliğin lüzumu yok!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ağzından çıkanı kulağın duysun be! Ne biçim konuşuyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Benim kulağım duyuyor. Senin Gençlik ve Spor Bakanlığındaki kimliğini ortaya çıkaracağım bak, çok konuşuyorsun.

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Bu kadar seviyesiz konuşmaları duymak istemiyoruz ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra diyor ki: “Efendim…” Ya şimdi birisi bir şey söylüyorsa ben de onun cevabını vereceğim, ben muhalefet partisinin milletvekiliyim.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen ne konuşuyorsun be!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bana “Sen üzüntünden kuduruyorsun, çılgına dönüyorsun.” diyor. Ben de dedim ki: “Sen de kuduruyor musun kudurmuyor musun?” Bu benim hakkım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir şey söyler mi ya? Öyle bir şey söylemedi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ağzından çıkanı kulağın duysun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Kuduranın kim olduğu çıkacak ortaya şimdi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Senin neren duyuyor?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, getirdiğiniz bu kanunla efendim varlık kiralama şirketini kuruyorsunuz. Şimdi soruyoruz; Hükûmet sırasında oturanlar mım, mım, mım, mım, mıymıntı, mıymıntı laflar çıkarıyorlar.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne yapıyorsun be?

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Cevap bile vermiyorlar.

Şu Hükûmet sıralarına bakın ya, bundan utanın be! Var mı burada bir adam? Var mı burada? Bunlar nerede? Nerede şimdi?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Çalışıyorlar, çalışıyorlar.

KAMER GENÇ (Devamla) – Neyin pazarlığının peşinde koşuyorlar? Niye bu Parlamento bu saate kadar çalışıyor da bunlar nerede?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Çalışıyorlar.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tayyip gelsin otursun burada o zaman. Böyle Meclis olur mu? Böyle bir Meclise saygısız olan bir Hükûmet olur mu?

Dolayısıyla ne yapıyorsunuz? “Efendim, devletin varlıklarını satacağız.” Nasıl satacaksınız biliyor musunuz? Efendim, Başbakanlık binasını bir kiralama şirketine vereceksiniz. Türkiye Büyük Millet Meclisini de vereceksiniz. Sordum, o Hükûmet sırasında oturan adama.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bakan o, Bakan.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – CHP’nin kalitesini ortaya koyuyor arkadaşlar, CHP bu işte.

KAMER GENÇ (Devamla) – Herhalde yarın öbür gün zaten Türkiye’yi kaldıracaksınız ya, Türkiye’yi parçalayacaksınız… Yani, onu da varlık şirketine dahil edeceksiniz. Yani kamu mallarını varlık şirketine dahil ettiğinize göre yarın öbür gün Türkiye’yi de varlık şirketine dahil edip buna bir değer biçeceksiniz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Kalite bu!

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki, bu varlık şirketinde kim alacak, bu hangi şirkete göre kurulacak, hangi kanuna göre kurulacak, organları ne olacak, nasıl bir kâr elde edecek, burada kaç kişi çalışacak, bunların kârları ne olacak; bunlar belli değil.

Şimdi, bakın arkadaşlar, bugün bir tane yayın geçti elime, diyor ki: “Bunları biliyor musunuz? Dünyaca ünlü Fortune dergisinde Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyanın en zengin 100 adamından biri olduğunu yazdığı ve bu derginin de Türkiye’ye sokulmadığını biliyor musunuz?” diyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Gönlü zengin gönlü. Milletin gönlünde o.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen dairelerden hesap versene, şu dairelerden.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bunun yanında, bir de kamuya ait yazlıkları satıyorsunuz. Peki, bunları kim alacak? Çünkü yani o kadar doyumsuz bir iktidarsınız ki… Ya, bir doyun ya, bir doyun bir noktadan sonra.

Ne yapacaksınız? Devletin en kıymetli, deniz kıyısındaki mülklerini alacaksınız, bedava üzerinize geçireceksiniz. İşte, burada siz bu hâliyle Türkiye’yi çökerttiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Tabii, zaman yetmediği için başka zaman buna cevap vereceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli.

Sataşma nedeniyle Sayın Canikli, lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

İki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gerçekten, bu tür konuşmaların –konuşma denmez ama başka bir kelime bulamadığımız için- böyle bir Mecliste, bu Mecliste yapılmasını büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz. Üzülüyoruz yani gerçekten, esasında ciddiye almamak lazım ama tabii izleyen vatandaşların bir kısmının kafası karışabilir, o yüzden, o nedenle; yoksa ciddiye almamak lazım çünkü tepeden tırnağa, nereden bakarsanız bakın, hiçbir şey yok içinde, hiçbir şey yok konuşmanın. Edep var mı? Yok. Etik var mı? Yok. Gerçek var mı? Yok. Ama olan ne var? Yalan, bol bol yalan. Somut olarak bir tane bir şey ortaya konulabiliyor mu? Konulmuyor. Ayıp, gerçekten ayıp. Yani herkes, her aklına geleni herkes hakkında söylerse bu ülke çekilmez hâle gelir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ya, iyi oldu Canikli, hakikaten bu çekilmez!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu ülke çekilmez hâle gelir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ama ona yakışıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biliyorum, burada oturanların, bu Mecliste bulunanların büyük çoğunluğu, belki tamamına yakını bu konuşmayı tasvip etmiyor. Eleştirebilirsiniz, ona hiç kimsenin bir itirazı olamaz ama böyle bir şey olamaz ki ya! O zaman biz de çıkalım, sizin önem verdiğiniz, sizce değerli olan her şeye saldıralım, her şeyi söyleyelim, nasıl olsa ispat külfeti yok! Öyle değil mi? Yok! Edep aramıyoruz madem, ahlak aramıyoruz, her şeyi söyleyelim! Böyle bir şey olabilir mi? Elbette yapmayız böyle bir şey, yapamayız.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yakışmaz bize, tarzımız değil!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ama ona yakışıyor, bize yakışmıyor!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yapmayız, ama… Ama…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bakan isterse memleketi satar!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, bakın: Efendim, işte bir dergi yayınlamış da, 100 zengin devlet adamı içerisindeymiş de… Arkadaşlar, var mı, bununla ilgili ortaya koyabileceğiniz en ufak bir delil, belge var mı? Yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Var, var.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – O zaman nedir bu? Yalandır. Kuyruklu yalandır, tepeden tırnağa yalandır, sağdan da yalandır, soldan da yalandır, arkadan da, aşağıdan da yalandır, yalan oğlu yalandır. Ne diyeyim daha, yani nasıl söyleyeyim? Nezaketimi, kuralı bozmadan nasıl izah edeyim, nasıl anlatayım bunu? Gerçekten çok ayıp, çok ayıp!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, konuşmasında “Konuşmanızda edep yok, ahlak yok.” diye bir sataşmada bulundu efendim.

BAŞKAN – Evet, iki dakika süre veriyorum.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, “edepsiz” demedi, “Konuşmada edep yok.” dedi.

 

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, bakın, hâlâ siz bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin ne yüce bir devlet olduğunu, o devlet vatandaşlığının ne kadar onurlu bir vatandaşlık olduğunu kavramamış insanlarsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Senden mi öğreneceğiz?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bir yandan devlet bitiyor, devlet parçalanıyor, ordusu yok ediliyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Senin siyasi anlayışın parçalanıyor, onu söyle.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir yandan, efendime söyleyeyim, Müslüman Kardeşler, Hamas, El Kaide gelmiş Türkiye’de cirit atıyor. Devletin kaynaklarını yok etmişsiniz. Ondan sonra da Başkanınız çıkıyor diyor ki: “Muhalefet kuduruyor, kuduruyor!”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kudurma kardeşim, kudurma!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yok, öyle bir şey yok.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben kudurana “Kuduruyorsun, sen kuduruyorsun. Ben kudurmuyorum, sen kuduruyorsun.” diyorum. “Tayyip, sen kuduruyorsun. Ben kudurmuyorum.” diyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kamer Bey, sen git bir işkembe iç!

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, bana laf söyleyene ben onun karşılığını veririm.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kudurma, kudurma!

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, şimdi, siz Türkiye Cumhuriyeti devletinin parçalanmasını, bölünmesini istiyor musunuz istemiyor musunuz? Eğer, istemiyorsanız niye bunun karşılığında gerekli olan şeyi yapmıyorsunuz?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen rüya mı görüyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Burada, getirilen yolsuzluk…

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Sen ne diyorsun yahu!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bak Canikli, mesela, Mehmet Bey’e soralım: Antalya’da bu Canikli’nin bir akrabası bir araziyi, spor tesisleri kiralamış mı orada? Kiralamış mı kiralamamış mı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir dakika, bir dakika…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Oğlunun da dairelerini söyle, oğlunun dairelerini.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben ondan duydum, ben ondan duydum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Buna cevap vereceğim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bak Canikli, orada, ormandan araziyi birisi kiralamış senin akrabana vermiş. Vermiş mi vermemiş mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Cevap vereceğim.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Elin lafıyla bir yere gidilmez.

KAMER GENÇ (Devamla) – Senin akraban, Halk Bankasında Genel Müdür Yardımcısı mıdır değil midir? Şimdi, hepiniz ile ilgili bir şeyler getiririm buraya.

Bakın, siz bu devleti dürüst yönetmiyorsunuz, devleti iflas noktasına getirdiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen kendi oğlunun dairelerinin hesabını ver.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sen ne içtin de geldin buraya? Ne içtin?

KAMER GENÇ (Devamla) – İnsanlar işsiz, aç, insanlar böbreklerini satıyor.

Şimdi, bu durumda bir devleti bu duruma getirdiğiniz hâlde, yahu, bu Hükûmetinizin bu durumu bile utanç verici bir şey yahu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – O bakımdan biraz kendinize çekidüzen verin yani. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Oğlunun hesabını versene sen şu oğlunun hesabını. Önce sen oğlunun hesabını ver de ondan sonra hesabı sor sen.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir akrabamın Antalya’da…

BAŞKAN – Ama biraz önceki konuşmanızda zaten ciddiye alınmaması gerektiğini siz ifade ettiniz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar ve gülüşmeler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama aynı zamanda vatandaşın kafasının karışmaması gerekiyor.

BAŞKAN – Hayır efendim tutanakları getirtirim… Söz vermedim Sayın Canikli lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır söz vermedim. Tutanakları getirteyim yani, sizin biraz önce böyle bir sözünüz vardı burada.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, devamında bir cümlem daha var. Milletin kafasının karışmaması için cevaplandırılması gerekiyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli.

İki dakika süre veriyorum.

 

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Değerli arkadaşlar, öncelikle benim Antalya’da ne bir akrabam var ne öyle bir durum söz konusu. Tam bir yalan, iftira…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ona yakışıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Evet, gül orada, yani Kamer Bey sana yakışıyor ama sana yakışır. Ve böyle bir iftirayı da ispat edemeyen müfteridir, daha ağır kelime kullanmak istemiyorum bakın, çok ayıp. Yani, o zaman ben sizin hakkınızda her şeyi söyleyeyim, aklıma gelen her şeyi söyleyeyim o zaman, bu hakkı bana verir, bu misilleme yapma hakkını bana verir. Böyle bir şey olabilir mi yahu? Aklınıza gelen her şeyi söyleyeceksiniz, ondan sonra çıkıp güleceksiniz. Böyle bir şeyi, böyle bir şeyi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, tamam, yoksa sen “Yok.” de.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Söylüyorum, iftiradır, yalandır, yalandır. Sana yakışır, sana yakışır!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, o zaman kanıtlarım. Hayır, Halk Bankasında Genel Müdür Yardımcısı akraban yok mu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Çünkü sen yalan üretme konusunda herhâlde dünyanın en uzman insanlarından bir tanesisin. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Böyle bir kişilik olabilir mi? Böyle bir hakaret olabilir mi? Yani gerçekten, terbiyem ve anlayışım elvermiyor. Yoksa o kadar çok şey söylenebilir ki buradan, o kadar çok şey söylenebilir ki!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Muhatap alma Başkan, muhatap alma.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ayıptır ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Seni tutan mı var?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Size söylüyorum, bakın, yalandır, iftiradır diyorum. Efendim, şöyle bir şey olmuş da, duymuş da… Yalandır. Yok öyle bir şey, yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, vallahi Mehmet Bey söyledi. Mehmet Bey de burada. (AK PARTİ sıralarından “Aaa…” sesleri, gülüşmeler)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - O zaman ben de diyeyim ki: Ahmet Bey söylemiş, Hasan Bey söylemiş… Sizinle ilgili buna benzer bin kat iftirayı veya bin kat iddiayı ortaya atıyorum. Buyurun bakalım. Bin kat iddiayı ortaya atıyorum, çıkın söyleyin şimdi. Böyle bir şey olabilir mi?

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Her şeyi yapar bu adam!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İşte, “ahlak” dediğiniz budur; ahlak, ahlak çok önemli. Her şey de evet, onun göz önünde bulundurulması gerekir. Lütfen kendinizi koyun. Bir tanesi çıkıyor, size, hiç gerçekle alakası olmayacak bir şekilde bir iftirada bulunuyor. Ne yaparsınız? Soruyorum size. Bu Genel Başkanınız hakkında da olabilir, sizin hakkınızda da olabilir çünkü o yapılıyor şu anda, aynısı yapılıyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Grup Başkan Vekilinin özür dilemesi lazım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - O zaman bana, ona maruz kalana her türlü iddiayı söyleme imkânı verir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Grup Başkan Vekilinin çıkıp özür dilemesi lazım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Madem ispat etme külfeti yok, madem ispat etme külfeti yok, o zaman, her türlü iddiayı, iftirayı buradan atmak imkânı sağlayabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Özür dilemeniz gerekiyor. Bunu bileceksiniz!

Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Grup Başkan Vekilinin özür dilemesi lazım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben Antalya’da bunu araştıracağım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Araştıracağım.” diyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Canikli’nin hemşehrisi olan, çok yakını olan bir arkadaşı, orada Orman Bakanlığından Spor Bakanlığına kiralanıp oradan da Canikli’nin bir yakını işletmiyorsa ben diyeceğim ki ben yanılmışım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Araştıracağım.” diyor. İşte, iftirayı atıyor, sonra “Araştıracağım.” diyor. İftirayı at “Araştıracağım.” de!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sesiniz çok çıkıyor, hepinizin pisliklerini biliyorum ben!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne pisliğimi biliyorsun? Sen kendi pisliğini söyle! Sen oğlunun hesabını versene!

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Bankerlerin İşlemleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu'nun; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/747, 1/36, 2/883, 2/1285, 2/1325) (S. Sayısı: 443) (Devam)

 

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Birinci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 443 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1’inci maddesine eklenen tanımlar arasına “Devlet dış borcu” tanımından sonra gelmek üzere “Muhtemel Devlet dış borcu” tanımının da eklenmesini arz ederiz.

                Bülent Kuşoğlu                           Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               Musa Çam

                      Ankara                                             İstanbul                                               İzmir

             Rahmi Aşkın Türeli

                        İzmir

“Muhtemel Devlet dış borcu: Hazine garantisi ile genel, katma ve özel bütçeli idare ve kuruluşların aldıkları borçların ve yap-işlet-devret veya kirala türü yatırımlarının tutarları kapsamındaki mali yükümlülüğü”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) -  Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu hakaretler konusunda hassasiyet göstermemiz çok güzel, tabii ki Meclisin itibarı çok önemli, hepimizin itibarı çok önemli ama bu sıraların, boş olmasına da, bu kadar önemli kanunlar görüşülürken bu sıraların Hükûmet sıralarının boş olmasına da…

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – CHP sıraları, CHP sıraları…

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Önümüze 59 maddelik bir torba kanun geldiğinde -içinde 27 ayrı kanunu ilgilendiren maddeler bunlar- Bu kadar önemli konular geldiğinde bu sıraların boş olmasına da bürokrasinin bizi bu saatlerde bu şekilde çalıştırmasına da aynı şekilde tepki göstermemiz gerekir, bunu da unutmamamız; bu da bize hakarettir çünkü. Geçen hafta 91 maddelik bir torba kanun, bu hafta 59 maddelik bir torba kanun. Hiçbir şekilde… Biraz önce söylediğim gibi yönetmelikle düzenlenmesi gereken, tebliğle düzenlenmesi gereken konuların kanun olarak önümüze getirilmesi -bunlar da Meclisin itibarıyla ilgilidir, bizlerin itibarıyla ilgilidir- bu konuda da hassasiyet göstermemiz ve tepki göstermemiz gerekir.

Maddeye geçeyim, maddeyle ilgili olarak, 1’inci maddede görüyorsunuz, hemen yeni tanımlar eklenmiş. Yeni tanımlarda hazinenin daha fazla borçlanma kaygısı içerisinde olduğunu hissediyorsunuz. İşte, devlet dış borcu tanımıyla, garantili imkân tanımıyla, genel giderlerin genişlemesiyle aynı eğilimin olduğunu görüyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de krizler döviz bitince olur. Onun için, Türkiye sürekli olarak borçlanma ihtiyacı hisseder. Bunları anlıyorum. Şimdi, bu kaygı Hükûmette de var, bunu da anlıyorum ancak son dönemde mali istikrardan verilen tavizleri anlamak mümkün değil. Gittikçe kötü bir yöne doğru gidiyoruz, eğilim bu yönde. Bu maddeyle de bu eğilimi net olarak görüyoruz.

Bakın, son dönemde yapılan bu değişikliklerle, ilave olarak bu torba kanunda getirilen değişikliklerle özellikle hazine garantileri bol kepçe dağıtılıyor. Yap-işlet-devret kanununda öncelikle değişiklikler gerçekleştirildi, yap-işlet-devrette. Sonra, yap-işlet-kirala türü bir model getirildi. Millî parklardan dinlenme tesislerine, enerji yatırımlarına kadar birçok konu bunun kapsamı içerisine alındı. Bir süre sonra, bütçe dışında yapılan bu yatırımlarla diyeceğiz ki: “Bakın, bütçe açık vermiyor.” ya da “Çok düşük bir açık veriyor.” Hâlbuki, bütçe çok büyük bir açık veriyor. Bir hesaplama yapıyoruz, Plan ve Bütçe Komisyonunda da yaptık bu hesaplamayı: 100 milyar liraya yakın bütçe dışında birkaç yıl içerisinde yatırım yapılacak, bütçe dışından. Bu, bütçeye gelen bir yüktür hazine garantileriyle, bunu unutmamamız lazım. Bu, büyük bir sıkıntı yaratacak demektir. Bunu görmemiz lazım.

Değerli arkadaşlar, borç stoku artmayacak görünecek. Yine Sayın Bakanımız çıkacak, diyecek ki: “Kamu borcunun gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 38’dir.” ama gerçekte öyle olmayacak, gerçekte en az 15-20 puan üstünde olacak bunun. Onun için, buraya “muhtemel devlet borcu” kavramı getirdik ki bunu da ayrıca takip edelim, hazine tarafından bu da bilinsin. Belki biraz esprili bir kavram gibi görünüyor ama hazinenin bu konuyu çok iyi takip etmesi lazım. En az, doğrudan yapılan borçlar kadar önemli bir konu bu konu, yeni sistemle büyük bir sıkıntı oluşacak gibi görünüyor.

Değerli arkadaşlar, bu torba kanunla 4749’un -ki çok önemli bir kanundur- birçok maddesi değişiyor, birçok maddesinde gedik açılıyor. Bununla hazine dışında belediyelerin de borçlanmasına imkân getiriliyor, 4’üncü maddede vardır, oraya gelince görüşeceğiz ama belediyelerin de tahvil ihracıyla borçlanması ve buna aldığımız bilgilere göre ilk önce İstanbul Belediyesi yeşil ışık yakacak ya da onların öyle bir talebi var, hem hazinenin hem belediyelerin borçlanması büyük bir sıkıntı getirecek Türkiye için. Bu konuda da hassas olmamız gerekiyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) - …en az şerefimiz, haysiyetimizi kolladığımız kadar bu konuyla ilgili olarak da hassas olmamız gerekiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.51

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 23.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı yasa tasarısının 2. maddesindeki “6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun, kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişine ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın” ifadesinin madde metninden çıkartılarak “6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri kapsamında” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

           Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Bülent Kuşoğlu                                       Musa Çam

                      İstanbul                                              Ankara                                                İzmir

                                                                      Rahmi Aşkın Türeli

                                                                                 İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının 4749 Sayılı Kanunun 7/A maddesinin ikinci fıkrasını değiştirmeyi öngören 2. maddesinin  tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  İdris Baluken                                        Erol Dora                                           Adil Kurt

                       Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

                Nursel Aydoğan                               Sırrı Süreyya Önder

                    Diyarbakır                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yeni bir kamu finansman modeli ortaya çıkaran ve Bakanlığı bu konuyla ilgili tek yetkili kılan bu düzenlemeyle aynı zamanda bu yapıların, yasaların belirttiği vergi ve harç gibi yükümlülüklerden muaf tutulması söz konusudur. Bir kamu finansman modeli, daha açıklayıcı ve kamu çıkarlarının daha net vurgulandığı bir düzenlemeyle ortaya konulmalıdır. Değişiklik ile daha doğru bir düzenlemenin yapılmasına olanak sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı yasa tasarısının 2. maddesindeki “6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun, kuruluş, tescil, denetleme, sermaye, tasfiye ve işleyişine ilişkin hükümlerine bağlı olmaksızın” ifadesinin madde metninden çıkartılarak “6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri kapsamında” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

İçinizde birçok hukukçu var. Değerli arkadaşlarım, “anonim şirket” deyince aklınıza ne geliyor? Anonim şirket, şirket tabirinden… “Bakanın onayıyla bir anonim şirket kurulur.” ifadesi sizin aklınıza neyi getiriyor? Sayın Bakan, hiç zorlanmayın, gelin, bir icat daha yapalım, bir kamu anonim şirketleri kuralım, bir de özel sektör anonim şirketleri kuralım, Türk Ticaret Kanunu’na bunu ekleyelim, “Kamu anonim şirketleri hiçbir zaman tescil, hiçbir zaman yayın, hiçbir zaman denetim, hiçbir zaman tasfiyeyle ilgili, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi değildir.” diyelim. Türk Ticaret Kanunu’na, genel şeyine bir madde koyalım, ne siz yorulun ne biz yorulalım. “Anonim şirket” deyince bizim aklımıza Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan bir şirket geliyor arkadaşlar. Bunun, anonim şirketin nasıl kurulacağı, her şey belirlenmiştir. Bir icat çıkarıyorsunuz. Daha önce, Komisyona gelmeden önce, arkadaşlar, nasıldı biliyor musunuz bu? Bir kâğıda bakanın onayını alıyorlar, bu kadar; şirket kuruldu. Yönetimi kimin, denetimi kimin, imza yetkilisi kim, dışarıya karşı kim temsil edecek? Tescil ve ilanı olmayan bir şirket, arkadaşlar, hüküm ifade edebilir mi? İçinizde birçok hukukçu var arkadaşlar. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Siz bir devlet adına iş yapıyorsunuz, bir devleti dışarıda temsil eden bir şirket kuruyorsunuz.

Sayın Bakan, ya bunun adına “fon” deyin… O zaman siz de yorulmayın, biz de yorulmayalım. “Hazine fonu” deyin, bir hazine fonu kurun, o zaman şirket kurmaya da ihtiyaç yok ama “Bakan onayıyla şirket kurulur.” dedikten sonra Türk Ticaret Kanunu hükümlerinden kaçırmak... Bir kere, şirket olmaktan çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, hukukçu arkadaşlarım, bir ülke adına tahvil ihraç edecek bir şirket bu kadar ciddiyetsiz şekilde kurulur mu? Takdirlerinize sunuyoruz biz sizin. Bunu defalarca söyledik, sonuçta ilanı ancak koydurabildik. Arkadaşlar, ticaret siciline tescil olacak, bu şirketin ana sözleşmesi noterden geçecek, bu şirket tescil ve ilan olacak. Bunu kapsamayan bir şirket -denetimi kim, yönetimi kim- şirket olur mu arkadaşlar? Ben vicdanlarınıza sunuyorum, takdirinize sunuyorum. Eğer çok ısrar ediyorsanız, getirin, Türk Ticaret Kanunu'na bir madde koyalım. Kamu adına kurulacak AŞ’leri, bakan onayıyla kurulacak AŞ’leri de Türk Ticaret Kanunu’nun genel hükümlerine koyalım, ne siz üzülün ne biz üzülelim ne de bu ülkeyi dışarıda temsil ederken kimse bize gülmesin. Bize gülerler.

Anonim şirketin bir statüsü vardır. Bu, Türk Ticaret Kanunu’nun genel hükümlerine tabidir. Oradan kaçırarak “Efendim, bürokrasi olmasın...” Sayın Bakan, bürokrasi olsun gerekirse. Bir kurumun, eğer Türkiye’ye bu kadar tahvil ihraç edecekseniz, ciddi bir anonim şirket olması lazım. Ne defteri belli ne bilançosu belli ne ilanı belli; hiçbir şey yok. Arkadaşlar, bir anonim şirketin ne aldığı, ne verdiği, kaç paralık tahvil ihraç ettiği, defterinde ne kadar tahvili var, ne kadar ödedi, bunlar kaydolmaz mı arkadaşlar? Deftere tabi değil mi bunlar? Ama her şeyi kaçırıyorsunuz. Anlamak mümkün değil. Gelin, size yardımcı olalım. Gelin, yardımcı olalım, bir kanun teklifi verelim, Türk Ticaret Kanunu’na bir madde koyalım. Kamu adına kurulacak şirketler sadece tescil olur, her şey Ticaret Kanunu hükümlerinin dışında deyin, genel bir hüküm koyun. Bugün hazineye, yarın başka bir bakanlığa, yarın bir başka bakanlığa… Bunun adı çocuk oyuncağı. Olmaz arkadaşlar, Türkiye ciddi bir ülke. Efendim, Türkiye Cumhuriyeti hazinesi bir iş yapıyorsa ciddi olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Böyle ciddiyetsiz iş olmaz arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 443 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3’üncü maddesi ile düzenlenen 4749 sayılı kanunun 8’inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesindeki “yüzde birine kadar garanti ücreti alınır” ibaresinin “binde beş garanti ücreti alınır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Bülent Kuşoğlu       Ferit Mevlüt Aslanoğlu          Musa Çam        Rahmi Aşkın Türeli

    Ankara                          İstanbul                                         İzmir                                     İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

443 sıra sayılı yasa tasarısının 3. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

 

İdris Baluken                                                          Erol Dora                                           Adil Kurt

  Bingöl                                                                    Mardin                                              Hakkâri

              Sırrı Süreyya Önder                                             Mülkiye Birtane

                     İstanbul                                                                    Kars

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yasa tasarısında değiştirilmesi öngörülen kanun maddesi, hazine garantili dış kredilerde yatırım önceliği koşullarının ortadan kaldırılması ve dış kredi kullanan herkesten yatırımının türünün ya da ne olduğuna bakılmaksızın, hazine garantisi ayrılmasının öngörülmesi, yatırım harcamalarını düşürecektir. Yıllarca yabancı sermayenin ülkeye girişini teşvik eden hükümetin, bu sermaye ile sağlanan kredilerin kullanımında hazine garantisini şartının getirmesinin altyapısı yasa tasarısı nedeniyle, yeterince hazırlanmamıştır. Bugüne kadar kullanılan kredilere yönelik uygulamaların nasıl gerçekleşeceği ise ifade edilmemiştir. Bu nedenle de, maddenin yasa tasarısından çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 443 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3’üncü maddesi ile düzenlenen 4749 sayılı kanunun 8’inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesindeki “yüzde birine kadar garanti ücreti alınır” ibaresinin “binde beş garanti ücreti alınır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Bülent Kuşoğlu (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) –  Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kira sertifikaları, varlık kiralama şirketi konusu çok önemli. Demin değerli Sayın Badak konuşması sırasında bir şirketin varlığından bahsetti ama bildiğimiz anlamda -biraz önce Sayın Aslanoğlu da sordu, “Bir anonim şirket deyince, ne anlıyorsunuz?” dedi- sizin anladığınız anlamda bir anonim şirketin varlığı söz konusu değil.

Bu konu, bu kira sertifikası konusu üç açıdan çok önemli. Bir: Devletin varlığı, güvenilirliği söz konusu. “Türkiye Cumhuriyeti” yazıyor orada, kira sertifikalarında, onun çok güvenilir olması lazım. O açıdan çok önemli, devlet olduğumuz için çok önemli. İki: Hukukun üstünlüğü açısından çok önemli. Hukuk her şeyin üstünde, belli kurallar manzumesinin olması lazım ve her şeyin üstünde olması lazım. Bu açıdan çok önemli. Üçüncüsü de itikadi açıdan… Bireyin inançlarının istismar edilmemesi gerekir, inanç istismarının olmaması lazım. Bu açılardan önemli.

Bakın, bu varlık kiralama şirketi üstünden çıkarılan kira sertifikalarıyla ilgili olarak baktığımızda gerçek anlamda bir şirketin olmadığını görüyoruz. Bu açıklandı; bir şirket yok, yönetim kurulu başkanı yok, sermayesi yok, genel müdürü yok, defter, belgesi yok, hiçbir şey yok. Bunun üzerinden 6 milyar liralık sertifika çıkarılmış ve Müslüman insanlara dağıtılmış, almışlar onlar da bu Türkiye Cumhuriyeti’ne güvenerek. Ama, bu faiz; üzerinde yazıyor, bunu görüyorsunuz. İş akışına bakıyorsunuz, normal olarak olması gereken: Varlık kiralama şirketinin gerçekten üzerinde gayrimenkuller olması lazım, o gayrimenkulleri gerçekten kiraya vermesi lazım, kira geliri gerçek anlamda elde etmesi lazım. Burada gayrimenkul yok, üzerinde varlık kiralama şirketinin sermayesi olmadığı için gayrimenkul de yok.  Gerçekten kurulmamış ve biz insanları aldatmışız, 6 milyar liralık -kaç bilmiyorum- binlerce Müslüman’ı aldatmışız Türkiye Cumhuriyeti olarak. Bu olacak şey midir? Biz buna nasıl “Evet” diyeceğiz? Vicdanlarımız sızlamaz mı? Bunu nasıl yapabiliriz? İnancımız, imanımız sızlamaz mı? Bunu ifade etmeye çalışıyorum; hem devlet açısından hem hukuk açısından hem inancımız, itikadımız açısından yanlış bir iş yapıyoruz. Bunun düzeltilmesi lazım. Vicdanlarınıza sesleniyorum. Böyle bir şirket yok.

Bakın, hazine diğer işlemlerinde olduğu gibi sadece hazine tahvili çıkarsaydı, belli bir faiz koysaydı hiçbir şey fark etmezdi. İnsanlar bize güvenmişler, gelmişler, “Faizsiz sertifika alıyorum.” demişler ama ondan daha az faiz veren bir sisteme yakalanmışlar. Olacak şey midir bu? Olması gerekeni tekrar söylüyorum: Orada işlem akışı, varlık kiralama şirketi üzerinde muhakkak gayrimenkullerin olması gerekir ama gayrimenkul olması için muhakkak sermayesi olması gerekirdi. Böyle bir şey yok çünkü şirket de yok, gayrimenkul de yok. Hangi gayrimenkuller olduğu da tam olarak belli değil. Defalarca sorduk, anlayamadık hangi gayrimenkuller var bu şirketin üzerinde. Kâğıt üzerinde bile olsa, onlar dahi yok. Bu gayrimenkuller kiraya verilecek, gerçek anlamda kiraya verilecek, kira geliri elde edilecek, kira sertifikası onun üzerinden piyasaya arz edilecek; o da yok. E, bu durumda biz ne yapıyoruz? Nasıl bir devletiz biz? Biz muz cumhuriyeti miyiz? Biz insanların dinini, inancını istismar eden bir Türkiye Büyük Millet Meclisi miyiz, bir devlet miyiz? Hukukun üstünlüğünü hiçe sayan, güvenirliği olmayan bir devlet miyiz?

Hepinizin bu konulardaki hassasiyetine sesleniyorum. Sizlerin bu konularda hassas olduğunu, olacağını biliyorum. Böyle bir konunun, bu konuların siyaseten düşünülmemesi gerektiğini sizlerin en iyi şekilde takdir edeceğini düşünüyorum.

Tekrar vicdanlarınıza sesleniyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde aynı mahiyette üç adet önerge vardır, okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı yasa tasarısının 4. Maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ederiz.

           Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Bülent Kuşoğlu                                       Musa Çam

                      İstanbul                                              Ankara                                                İzmir

              Rahmi Aşkın Türeli                                  Müslim Sarı

                        İzmir                                               İstanbul

Diğer önergenin imza sahipleri:

                  İdris Baluken                                        Erol Dora                                           Adil Kurt

                       Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

                    Ayla Akat                                         Halil Aksoy

                      Batman                                                Ağrı

 Diğer önergenin imza sahipleri:

                   Oktay Vural                                       Erkan Akçay                                    Mustafa Kalaycı

                        İzmir                                                Manisa                                               Konya

                 Mehmet Günal                                 S. Nevzat Korkmaz                                       Ali Öz

                      Antalya                                               Isparta                                               Mersin

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Vural, önerge üzerinde söz var mı, gerekçeyi mi okutalım?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Belediyelerin yurt dışında tahvil ihraçları da teşvik ediliyor gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Krediler ile ilgili ibare zaten var. Belediyeler kendileri de tahvil ihraç edebiliyorlar. Ankara Belediyesinden dolayı Hazinenin üstlendiği borçlar ortadayken böyle bir düzenleme suistimallere yol açabilecektir.

BAŞKAN – Diğer gerekçeyi, BDP’nin önergesinin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Son yıllarda yoğun bir talep gören tahvillerin ihracına yönelik olarak, 6183 sayılı Kanunun kullanılması yetersizlikleri ve ek değişiklikleri de kendisiyle beraber getirecektir. Tahvil ihracına yönelik, sermaye piyasalarında yapılacak daha kapsamlı bir değişiklik ile tahvil ihracının düzenlenmesi gerekmektedir. Yasa tasarısında öngörülen değişiklik, 6183 sayılı Kanunun yetersiz kalmasıyla, uygulamada yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu nedenle madde tasarı metninden çıkarılmalıdır.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekili Müslim Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4’üncü maddeyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Öncelikle bir genel tespiti yapmak isterim. 2001 krizinden sonra Türkiye’de bir mali istikrar söz konusuysa, özellikle kamu maliyesinde önemli ilerlemeler sağlandıysa bunun en önemli nedenlerinden birisi hiç kuşkusuz ki 4749 sayılı Yasa’dır. Bu yasa, özellikle hazine garantileri açısından ve koşullu yükümlülükler açısından, 2001 krizinde yaşadığımız ağır travmalardan sonra bir düzenleme getirmeyi düşünmüştür. Hazine garantilerine sınırlar konmuştur, kamu maliyesinde faiz dışı fazla politikaları uygulanmıştır, bu anlamda ciddi kazanımlar elde edilmiştir. Ancak, son zamanlarda peşi sıra önümüze gelen birtakım yasalara baktığımız zaman, kamuda yeniden bir koşullu yükümlülük alanının açılabileceğine ilişkin kaygılar muhalefette belirginleşmiştir. Biz bunu, bütün bu yasalar ardı sıra buraya getirildiğinde muhalefet sorumluluğu içerisinde anlatmaya çalıştık. Her ne kadar hazine garantilerine birtakım limitler konulduysa da ve bu limitler de yılı bütçelerinde, ilgili bütçe kanunlarında yer alıyor olsa da özellikle orta ve uzun vadede gerçekleştiğinde Türkiye'yi ciddi anlamda bir riske sokabilecek hazine taahhütlerinin önümüze birtakım yasalarla, çok hızlı bir biçimde, son bir yılda getirildiğini görüyoruz.

Şöyle süreçlerle karşı karşıya kalabiliriz, Hükûmet bize çıkıp diyebilir ki: “Hükûmet olarak ben yılı bütçesine burada hazine garantilerine ilişkin bir sınır koyuyorum ama bir sonraki yıl geldiğinde bu sınırı -örneğin yüzde 300- artırıyorum.” Bunu artırabilir Hükûmet ve artırma konusunda da herhangi bir engelleyici hüküm söz konusu değil. Dolayısıyla, bütçelerde görünmeyen, borç stoklarında görünmeyen, orta ve uzun vadede Hazine Müsteşarlığını ve kamu maliyesini ciddi anlamda sıkıntıya sokacak koşullu yükümlülükler alanının son birkaç tane yasayla açıldığını görüyoruz.

Şimdi, bu yasanın, bu tasarının bu maddesiyle getirilmek istenen şey şudur: Yerel yönetimler tahvil ihraç edeceklerse eğer ve bu ihracata Hazine Müsteşarlığı garantör olacaksa eğer, onların bütçelerinde bu garantileri karşısında elde edilecek geri ödemeler için Hazine Müsteşarlığı nezdinde ya da ilgili banka nezdinde bir geri ödeme hesabı açılsın ve bu geri ödeme hesabında bu hesaplar takip edilsin. Şimdi, bu açıdan bakıldığında son derece masumane görünüyor olabilir ancak geçmiş dönemlerde peşi sıra gelen yasalarla birlikte değerlendirdiğimizde, orta ve uzun vadede yerel yönetimlerin birtakım projeler için tahvil ihraçlarına çıkabilecekleri ve bu tahvil ihraçları karşılığında da Hazine Müsteşarlığının birtakım garantiler verebileceği, birtakım taahhütler altına girebileceği izlenimi oluşmaktadır bizde. Özellikle bu yasanın bu hükmüyle daha önce tanımlanmamış, 4749 sayılı Yasa’da tanımlanmamış bir olanağın tanımlanıyor oluşuyla böyle bir durumun teşvik edilebileceğine ilişkin birtakım kaygılar var. Bu anlamda doğru değildir.

Buradan, kayıtlara geçmesi açısından, yine muhalefet bilinci ve sorumluluğu içerisinde uyarıyoruz: Özellikle yerel yönetimlerin tahvil ihraçlarına bir mekanizma açılmasıyla, özellikle hazinenin garantör olmasıyla orta ve uzun vadede 2001 yılından beri kamu maliyesinde elde edilen kazanımlar ciddi şekilde örselenebilir. Biliyorsunuz, daha önce, buraya, yap-kirala-devret projeleri çerçevesinde özellikle -Sağlık Bakanlığının- şehir hastaneleri yapılması konusunda bir yasa da getirilmişti, aynı kaygılarımızı orada da söylemiştik ve hazinenin 30 milyara ulaşan nitelikte, kamu-özel sektörün yapacağı birtakım borçlanmalara ya da yatırımlara garantör olma potansiyeliyle karşı karşıya bırakıldığını söylemiştik. Burada da benzer bir uygulama var. Plan ve Bütçe Komisyonunda yapmış olduğumuz görüşmelerde bunun aslında mali disipline doğru atılmış bir adım olduğu her ne kadar söylenmiş olsa da, dolayısıyla 4749 sayılı Yasa’da böyle bir tanımlama yokken tasarının bu maddesinin sadece böyle bir tanımlama getiriyor olduğu söylenmiş olsa da biz bu konudaki kaygılarımızı saklı tutmak istiyoruz. Özellikle yerel yönetimlerin tahvil ihraçlarına hazine garantisinin veriliyor oluşunu ya da böyle bir intibanın oluşturuluyor oluşunu Türkiye’de mali disiplin açısından tehlikeli buluyoruz. Dolayısıyla, bu hükmün buradan çıkarılması gerektiğini söylüyoruz ve bu kaygılarımızın kayıtlara geçmesi açısından bunu önemsediğimizi söylüyoruz, iktidar partisinden de önerimize destek bekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5’inci maddesi ile getirilmek istenen ibarenin “ile nakit, borç, alacak ve diğer Hazine işlemleri kapsamında yaptırılan iş, işlem, hazine garantileri ve diğer hizmetler karşılığı ödenecek ücret, masraf, komisyon ve benzeri tutarlar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Bülent Kuşoğlu                           Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               Musa Çam

                      Ankara                                             İstanbul                                               İzmir

             Rahmi Aşkın Türeli

                        İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu varlık kiralama şirketiyle ilgili olarak Sayın Bakana biz “Neden bir şirket kurulmadı, kurulması gerekiyorken?” diye sorduğumuz zaman bunun bir maliyeti olacağından, lüzumsuz yere böyle bir şirketin kurulmasının hazineye yük getireceğinden bahsetti, “Gereksiz yere böyle bir işlem yapmadık.” dedi. Ben de o zaman kendisine dedim ki: Sayın Bakanım, o zaman Merkez Bankası neden anonim şirket şeklinde kurulmuştur? Merkez Bankası da bir kamu kuruluşu. Merkez Bankası niçin anonim şirket şeklinde kurulmuştur? Her sene genel kurul yapar, genel kurullarında bir yığın da sıkıntı çeker. Biraz sonra, ileriki maddelerde Merkez Bankasıyla ilgili bir düzenleme var. Neden Merkez Bankası anonim şirket şeklinde kurulmuştur, anonim şirket olarak görev yapar, Ticaret Kanunu’na, özel hukuka tabidir de varlık kiralama şirketi masraftan kaçınarak kurulmamıştır? Bu kadar mı önemsizdir? Bu, bir devlet nosyonunun olmadığını gösteriyor ya da orada iflas ettiğini gösteren bir örnek maalesef. Çok önemli bir konu, atlamamamız gerekir. Varlık kiralama şirketi devlete gelir getirmek için, borçlanabilmek için bir yoldur, böyle bir potansiyel vardır. Bunun muhakkak olması lazım, özellikle yurt dışındaki bu havuzu bizim de kullanabilmemiz lazım ama devlet olarak dürüst davranmamız lazım, hukuka uygun hareket etmemiz lazım ve kimseyi, özellikle itikadı olan, Müslüman insanları istismar etmemeliyiz. Biz maalesef üçünü de yapıyoruz. Niçin yaparız, anlamak mümkün değil.

Ben diğer bir soru daha sormuştum yine Sayın Bakana Komisyonda. Kira sertifikası alan bir vatandaşımız ya da bir yabancı, varlık kiralama şirketiyle ilgili bir sorunu olduğunda nereye dava açacak, hangi mahkemeye dava açacak -çünkü ticaret hukukuna tabi değil, devleti mahkemeye veremez- hangi mahkemeye gidip de hakkını savunacak, hakkını isteyecek, hakkını talep edecek? Böyle bir sorunun da cevabı yok biliyor musunuz çünkü ne olduğu belli olmayan bir varlık kiralama şirketi var, ne olduğu belli değil. Buna hepimizin, sizlerin benden daha fazla isyan etmesi lazım. Böyle bir abukluğa, böyle bir hukuksuzluğa, böyle bir istismara hepimizin isyan etmesi lazım.

Bir diğer sorum da “Varlık kiralama şirketine tabi olan, varlık kiralama şirketine satılmış olan gayrimenkuller nelerdir?” şeklindeydi. Ona da bir cevap alamadık. Hangi bakanlık binaları, hazineye ait hangi gayrimenkuller, devlete ait hangi gayrimenkuller satıldı, hangileri kiraya verildi, ne şekilde kiraya verildi, bunlar da yok ortada. Böyle bir hukuk, böyle bir anlayış, böyle bir düzenleme olur mu! Ne olacak yani bir anonim şirket kurulsa, bunun gerçekten ortakları olsa -kamu bankaları da olabilirdi- gerçek ortakları olsa. Gerçekten düzenleme… Ayrıca, oradaki masraflar da devlete gidecek; oradaki vergi, resim, harçların hepsinin sahibi olacak olan kişi devlettir nihayetinde. Ne masrafı olacak, var mı böyle bir şey? Hiçbir sorumluluğu da olmaz, hiçbir sıkıntısı da olmaz. Ama masraf olur gerekçesiyle bunlar söylendi ve sonuç olarak şu var: Biz 6 milyar liralık kira sertifikası ihraç ettik yurt dışına, yurt içine ve binlerce insan aldı bunlardan ve bunlar yarın hesap sorarsa bunun hesabını kim verecek bu dünyada da, ahirette de, onu soruyorum ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yüce Meclis de sorumludur. Geçen sefer, kanunu çıkarırken varlık kiralama anonim şirketi konusunda Sayın Bakana yetki verilmişti, ne olacağını bilmiyorduk ama bu sefer ne olduğunu biliyoruz. Ne olduğunu bilerek hesap sormamız lazım -Meclisin denetim görevi de vardır- ve dememiz lazım ki: “Sayın Bakan, size verilen bu yetki kullanılmamış, yanlış kullanılmış. Kira sertifikasını şirket kurarak çıkarmamışsınız, inancı olan, itikadı olan insanları istismar etmişsiniz, devleti istismar etmişsiniz, hukuku istismar etmişsiniz.” dememiz lazımdı, hep beraber bunu söyleyebilmemiz lazımdı.

Değerli arkadaşlarım, tekrar hassasiyetinize sığınıyorum, saygılar sunuyorum hepinize. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

443 sıra sayılı yasa tasarısının 6. maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

 

                  İdris Baluken                                        Erol Dora                                           Adil Kurt

                       Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

                    Özdal Üçer                                         Nazmi Gür

                         Van                                                   Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Nemalanma şartlarının ne şekilde olacağının müsteşarlık ve merkez bankası tarafından belirlenmesine bırakılması, sorunlara neden olabilecektir. Bu nemalanmanın fiziki yatırımlar yoluyla mı yoksa nakdi bir değerlendirme işlemi mi olacağı net değildir. Bu nedenle, hesaplardaki tutarların nemalanması şartlarının açık belirlenmesi gereklidir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

443 sıra sayılı yasa tasarısının 8. Maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                  İdris Baluken                                        Erol Dora                                           Adil Kurt

                       Bingöl                                               Mardin                                              Hakkâri

                    Esat Canan                                   Sırrı Süreyya Önder

                      Hakkâri                                             İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı maddesinde yer alan istisnalar ile kira işlemlerine vergi muafiyeti getirmektedir. Yüksek bürokratlar ve kurumlar için, konaklama amacıyla yapılan kiralama işlemlerine getirilen muafiyetler getirip getirmediği açık değildir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

443 sıra sayılı yasa tasarısının 9. maddesinde yer alan “diğer Hazine alacakları,” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

           İdris Baluken                         Erol Dora                          Adil Kurt

                Bingöl                                Mardin                             Hakkâri

                         Hüsamettin Zenderlioğlu Esat Canan                       Bitlis                                                                Hakkâri            

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mevcut durumda kanunun ilgili maddesinde yer alan kalemler yeterli ve açık olarak belirtilmektedir. Bu kalemlere hazine alacakları da dâhildir. Diğer hazine alacakları gibi bir ifade, uygulayıcılara inisiyatif tanıyacağından uygulamada öngörülemeyen sonuçlara neden olacağından ifadenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 12 nci maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Oktay Vural                            Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı

        İzmir                                    Manisa                                    Konya

Mehmet Günal                     S. Nevzat Korkmaz                           Ali Öz

      Antalya                                   Isparta                                   Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, az önceki tartışmayla ilgili küçük bir açıklama yaparak sözlerime başlamak istiyorum. Sayın Genç benim de adımı söyleyerek Sayın Canikli’yle ilgili bir hususu söyledi. Bahsedilen konu, bir yıl önce şubat ayı içerisinde, bizim Antalya bölgemizde Çıralı’da Uluçınar mevkisinde bir spor tesisiyle ilgili bir konudur. DSİ Spora tahsis yapılarak, onun üzerinden de bir müstecire farklı bir şekilde inşaat yapması -günübirlik tesis- diye söylemişler. Orası da çevre açısından ekolojik olarak çok önemli bir bölge, caretta caretta’ların geldiği bir bölge. Arkadaşlarımız da orada bir duyarlılık gösterdiler. İnşaat yapılmaması gereken bir alana yapılmış, yapan firmanın yan tarafta oteli olan Giresunlu bir iş adamına ait olduğu söylenmiş. Ben o kısmını sadece söylemedim, konuyu açıklamak açısından söylüyorum. Orada yapılan usulsüzlükle ilgili soru önergesi vermemiz üzerine -zaten köylüler dava açmış- bu gündeme gelince de sayın vali inşaatlarını geçici olarak durdurdu, mahkeme kararına göre.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Müteahhit firma Giresunlu mu?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Tabii akrabalık kısmıyla ilgili şahitliğim yoktur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hiç akrabalık falan yok.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ama kamuoyunda yer alan kısmıyla Giresunlu bir iş adamına verildiğini ve usulsüz bir şekilde Tabiat Varlıklarını Korumadan geçirilerek devam eden mahkeme kararına göre bir sonuç alındığını söylediler. İşin özeti budur. Verdiğim soru önergesi sonrasında da zaten, arkadaşlarımız işlemi kamuoyunun da tepkisi nedeniyle durdurdular.

Bu maddede, değerli arkadaşlar, kamu kurumlarının, daha doğrusu bu iştiraklerle ilgili ödemelerin taşınmazlarla yapılması yani yapılacak kâr dağıtım ve temettülerin iştiraklere -belki özel bir şey var mı, bilmiyorum, arkadaşlarımız söyledi ama- nakit yerine taşınmazlarla yapılması öngörülüyor. Biz, burada amacı tam açık olarak göremiyoruz. Zaten varsa bu şekliyle devirlerinin yapılması gerekiyor nakit olarak kâr ettilerse, ne ise. Normal uygulamanın dışına çıkarıldığı zaman bize belli amaçlar söylense de her zaman kafada soru işaretleri oluşuyor. Bunun genel hükümlere göre, mevcut şeye göre yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Özelleştirme kapsamından da çıkarılmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu vesileyle bunları söylemek için söz aldım. Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddede bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı yasa tasarısının 16. maddesinin son paragrafındaki “hidrolik kaynaklara dayalı elektrik üretimini yapan tesisin bulunduğu yerin il özel idaresine, il özel idaresi bulunmayan yerlerde Büyükşehir Belediye Başkanlığına aktarılır” ifadesinin tasarı metninden çıkartılarak “genel bütçeye aktarılır” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

 

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                           Bülent Kuşoğlu                                    Musa Çam

                     İstanbul                                             Ankara                                               İzmir

             Rahmi Aşkın Türeli                                 Faik Tunay

                        İzmir                                               İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerinin üzerinde söz isteyen Faik Tunay, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

FAİK TUNAY (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler; hepinizi sevgiyle selamlıyorum. 16’ncı madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Aslında bu maddeyle ilgili söylenecek çok fazla bir şey yok. Bu maddeyi tartışmak da çok anlamlı değil çünkü genellik prensibine tamamen aykırı bir madde.

Şimdi, hidroelektrik santrallerini konuşuyoruz, Türkiye’deki üretilen elektriği konuşuyoruz ama hidroelektrik santrallerinde elektrik üretilmesi için oluşan koşulları hiçbir şekilde konuşmuyoruz. Bu oluşan koşullar nedir? Elbetteki su, akarsular, nehirlerimiz. Bir hidroelektrik santralinden elektrik üretilmesi için en başta gerekli olan şey, bizim ülkemizde sahip olduğumuz akarsu kaynakları, nehirler.

Peki, bu elektriği üretiyoruz da elektriği üretirken bazen, dönem dönem ülkemizde yaşanan selleri, oluşan faciaları ve kayıpları hiçbir zaman konuşmuyoruz. Biz, sadece, bu yasayla birlikte, tesisin bulunduğu yani hidroelektrik santralinin bulunduğu illerde eğer il özel idaresi varsa vergilerin o il özel idaresine yoksa büyükşehir belediyesine aktarılmasını konuşuyoruz. Ama, bir sel felaketi olduğu zaman, o sel felaketi o hidroelektrik santralinin bulunduğu ile gidene kadar belki birden fazla ili etkileyebiliyor ve bu illerde milyarlarca dolar zarara yol açabiliyor.

Şimdi, hidroelektrik santrallerin ana ürünü “su” dedik. E, bütün yapılan öngörüler, bütün raporlar dünyada gelecek yıllarda su yüzünden çok büyük problemlerin, çok büyük savaşların çıkabileceğini söylüyor.

Türkiye, 26 adet hidrolojik havzaya ayrılmış. Havzaların da ortalama yıllık toplam akışları 186 milyar metreküp olarak kaydedilmiş. Hepsinin birbirinden farklı verimi var. Sadece Fırat ve Dicle havzalarının toplam ülkemiz potansiyelinin içindeki payı yüzde 25. Bütün dünyadaki, yalnız Türkiye’deki değil, sel felaketlerine baktığınız zaman yıllara göre, 1955 ve 2012 yılları arasında yaklaşık bizim ülkemizde 1.400 tane sel felaketi olmuş ve bu sel felaketinden milyonlarca insanımız canını kaybetmiş ve milyarlarca dolar zarar oluşmuş.

E, şimdi biz bir hidroelektrik santralini barajın olduğu yere, bir ile kuruyoruz, o ilden elektriği elde ediyoruz ama geldiğimiz zaman, bütçede diyoruz ki: Sadece ve sadece harçlar, vergiler, resmî vergiler o ile, il özel idaresine veya büyükşehre yatırılsın. Oysaki o hidroelektrik santralinden elektrik üretilene kadar akarsuyun, suyun geçtiği yerlerde bir afet olduğu zaman oluşan zararları, kayıpları hiçbir zaman düşünmüyoruz. Bir kayıp olduğu zaman, biz genel bütçe üzerinden o kayıpları karşılıyoruz ama gelir olduğu zaman ise sadece o hidroelektrik santralinin kurulduğu yere geliri aktarmayı düşünüyoruz. Yani, baktığınız zaman tamamen mantıksız bir durum söz konusu.

Şimdi, bazı vekiller şöyle diyebilir: Sel felaketini veya oluşacak faciaları, afetleri düşünüp vergilendirme, gelir esasını alamayız. Ama, bunlar da bir sonuç olduğuna göre, böyle olaylarla da karşılaştığımız için ve ülkemizde 1955 yılından beri -biraz önce de söylediğim gibi- 1.400’ün üzerinde sel felaketi yaşandığı için ve milyarca dolar zarara uğradığımız için, bunun en mantıklısı, genel bütçe üzerinden o akarsuyun geçtiği yollar üzerindeki bütün illere pay aktarılmasıdır.

Evet, hidroelektrik santralinin olduğu ile, barajın olduğu ile bütçeden daha büyük pay aktarılması, verginin büyük bir kısmının oraya yatırılması elbette ki mantıklıdır ama en azından belli kısımlarının -yüzde 10 olur, yüzde 15 olur, artık o yasa üzerinde tartışılır, konuşulur- o illere de verilmesi, o illerdeki il özel idarelerine, bulunmayan illerde de büyükşehirlere aktarılması daha mantıklıdır diye düşünüyorum. Böyle olduğu zaman genellik ilkesine de uyulmuş olur. Ama, böyle yapılmadığı takdirde, sadece o hidroelektrik santralinin kurulduğu ile pay aktarıldığı zaman, bu sefer adaletsiz bir durum ortaya çıkıyor. E, bir felaket, bir afet olduğu zaman genel bütçe üzerinden karşılanıyor. Bunun önüne geçmenin yolu da, belirttiğim gibi, akarsuyun geçtiği illere akarsuyun geçiş kilometresine göre, büyüklüğüne göre pay aktarmak, il özel idaresine, büyükşehre vermek daha mantıklıdır.

Genellik prensibine aykırı olduğunu düşünüyoruz ve bununla ilgili sözlerimi tamamlıyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu maddede iki adet aynı mahiyette önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 Sıra sayılı yasa tasarısının 19. Maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                           Bülent Kuşoğlu                                    Musa Çam

                     İstanbul                                             Ankara                                               İzmir

             Rahmi Aşkın Türeli                                Müslim Sarı

                        İzmir                                               İstanbul

Diğer önerge imza sahipleri:

                  Oktay Vural                                      Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı

                        İzmir                                               Manisa                                              Konya

                Mehmet Günal                              S. Nevzat Korkmaz                                     Ali Öz

                      Antalya                                             Isparta                                              Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu aynı mahiyetteki önergelere?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde… Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Denetleme Kurulu üyelerinin Genel Kurul tarafından seçilmesi ile B, C ve D sınıfı hissedarlarınca seçilecek üyelerin A sınıfı hissedarı olan Hazine Müsteşarlığı tarafından seçilmesi ile B, C ve D sınıfı hissedarların seçme yetkisini elinden alınmaktadır.

Komisyonda D sınıfı hissedarı olan gerçek kişilerin büyük bir kısmının adreslerine ulaşılamadığı ve dolayısıyla Türk Ticaret Kanunu kapsamında yapılması gereken tebligatlar nedeniyle genel kurulun iptal edilebileceği için verilen önergeyle tebligat zorunluluğu kaldırılmasına rağmen, denetleme kurulu üyelerini genel kurulun seçmesinde ısrar edilmesinin nedeni anlaşılamamaktadır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası özel kanunla kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisidir ve bağımsızlığı çok önemli bir husustur. Bu düzenlemeyle bağımsızlığa gölge düşürülecek ve tamamıyla denetim dışı kalacaktır. Yani hem yönetim ve hem de denetim kamu eliyle yapılmış olacaktır.

Dolayısıyla, pay sahiplerine yapılacak çağrı usulüne uyulmaması ve Denetleme Kurulu üyelerinin ayrı ayrı hissedar sınıflarınca seçilmesi uygulamasına son verilmesinin haklı bir gerekçesi bulunmamakta olup, bu düzenlemeler uygun görülmemektedir.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Müslim Sarı, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dilerseniz, öncelikle bu maddeyle ne yapılmak istendiğini konuşalım, daha sonra da neden doğru olmadığını konuşalım.

Merkez Bankasının, bildiğiniz gibi, 4 çeşit hissedarı var; A, B, C ve D sınıfı hissedarlar olmak üzere. Bu hissedarların her biri Merkez Bankasının Denetleme Kuruluna 1 tane üye veriyor. Dolayısıyla, A sınıfı hisseler hazineye ait olan hisseler, B ve C sınıfı hisseler bankaya ait olan hisseler, D sınıfı hisseler de gerçek kişilere ait olan hisseler.

Şimdi, bu yasayla şu yapılmak isteniyor: Merkez Bankasının Denetleme Kuruluna seçilecek 4 üyenin tamamının da genel kurulca seçilmesi düzenleniyor. Yani, bu 4 tane üyenin tamamının da aslında doğrudan doğruya Hazine Müsteşarlığı tarafından seçilmesi öngörülüyor, tasarının getirdiği düzenleme bu.

Şimdi, bu düzenlemenin gerekçesi ne? Gerekçesi de şu: D sınıfı hissedarlara yani gerçek kişilere ulaşmak mümkün değil. 6 bin küsur tane gerçek kişi var, bunların çok büyük bir kısmına ulaşamıyoruz, bunlar ya ölmüş ya kanuni mirasçıları belli değil ve hiçbir biçimde ulaşma şansımız yok. Peki, öyle ama o zaman, B ve C sınıfı hissedarların Merkez Bankasının Denetleme Kuruluna üye seçme hakkını neden ellerinden alıyorsunuz? Bu konunun bir açıklaması yok, bunun herhangi bir gerekçesi yok. Dolayısıyla, gerekçe ile aslında yapılmak istenen düzenleme arasında tam bir örtüşme söz konusu değil. Burada bir farklılık var, bunu öncelikle tespit edelim.

İkincisi: Merkez Bankasının bütün yönetim kurullarına atamayı yapan zaten Hazine Müsteşarlığının kendisi. Yani hem Banka Meclisini hem Başkan yardımcılarını hem de Başkanın kendisini yine Hükûmetle, üçlü kararnameyle olmak üzere Hazine Müsteşarlığı yani Hükûmet doğrudan doğruya belirleme yetkisine sahip. Böyle bir kurumun bir de Denetleme Kurulunun doğrudan doğruya hazine tarafından tespit ediliyor oluşunu, belirleniyor oluşunu biz doğru bulmuyoruz. Birkaç sebepten dolayı doğru bulmuyoruz ama en önemli sebebimiz: Merkez Bankasının özerkliğine ve bağımsızlığına halel getirecek bir uygulama olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla, fiyat istikrarı açısından son yıllarda elde edilen bir kazanım söz konusuysa eğer 1990’lı yıllara göre, bu kazanımın altında Merkez Bankasının bağımsızlığı, özerkliği çok önemli bir yerde durmaktadır. Merkez Bankasının bağımsızlığına ve özerkliğine halel getirecek her türlü uygulamadan uzak kalmak son derece önemlidir. Bunu korumak hem Hükûmetin görevidir, aynı zamanda muhalefetin de görevidir. Bu açıdan bunu çok önemsediğimizi belirtmek istiyorum.

Plan ve Bütçe Komisyonunda yapmış olduğumuz çalışmalarda bu önerinin aslında Hazine Müsteşarlığından değil de Merkez Bankasından, kendisinden geliyor olmasını da trajik bir durum olarak nitelemek istiyorum. Herhâlde, Merkez Bankasının bağımsızlığını ve özerkliğini en fazla o kurumun çalışanları ve yöneticileri korumalıdırlar. Dolayısıyla, bu önerinin Merkez Bankasından geliyor oluşunu da ben bir talihsizlik olarak değerlendiriyorum.

Sonuç itibarıyla, bu öneri Merkez Bankasının bağımsızlığına gölge düşüren bir öneridir ve eskiden olduğu gibi A, B, C ve D sınıfı hissedarların her birinin Denetleme Kuruluna birer üye seçmesinin yani eski uygulamanın doğru olduğunu düşünüyoruz. Mevcut uygulamanın ya da bu tasarıyla getirilmek istenen uygulamanın doğru olmadığını, Merkez Bankası bağımsızlığına aykırılık teşkil ettiğini düşünüyoruz. Bu çerçevede bu öneriyi verdik, iktidardan da destek bekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 21 nci maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Oktay Vural                         Erkan Akçay                               Mustafa Kalaycı

          İzmir                                Manisa                                          Konya

  Mehmet Günal                  S. Nevzat Korkmaz                                Ali Öz

         Antalya                              Isparta                                         Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bu maddede ve önceki maddelerde de Merkez Bankasının Denetleme Kuruluyla ilgili hükümler var. Tabii eski bir Merkez Bankacı olarak değil sadece, Merkez Bankasının bağımsızlığıyla ilgili ders veren bir akademisyen olarak da bu maddenin doğru olmadığını düşünüyorum. Arkadaşlara, Sayın Bakana da yukarıda ifade ettim. Neden derseniz, burada Merkez Bankası hisseleri sınıf sınıf ayrılmış A, B, C, D grubu olarak ve Denetleme Kurulu üyelerini de bu sınıflar seçiyor. Getirdiğimiz düzenlemelerle tamamını hazinenin seçmesini öneriyoruz yani “genel kurul” diyor da kibarca hazinenin seçmesini öneriyoruz.

Burada yaptığımız şey, arkadaşlarımız bize gerekçe olarak, gerçek kişi ortaklara ulaşılamadığını dolayısıyla bunun da genel kurulun iptaline yol açabilecek gelişmelerle sonuçlanabileceğini söylediler ama onu, diğer maddede zaten tebligat zorunluluğunu kaldırarak ortadan kaldırmış olduk. Bu durumda, kalan düzenleme, sadece Denetleme Kurulu üyesinin seçim şeklini belirliyor. Onun için, o maddeye itiraz etmedik ama burada D sınıfı hissedarların bu sakıncası kalktıktan sonra geriye ne kalıyor? Millî bankalar ve özel ve tüzel kişi olarak seçecek ortaklar kalıyor. Yani, zaten 3 tanesini seçiyorsunuz. Millî bankalar adına da zaten Ziraat Bankasına söylüyorsunuz onlar belirliyor. Kalıyor 1 tane Denetleme Kurulu... 4 kişiden 1’isini, onu seçseler ne olur, bunu seçseler… Seslerini duyurma hakkı olsun diyoruz. Dolayısıyla, bu madde burada gereksiz kalıyor. Söyledikleri madde, diğer, önceki maddede tebligat yükümlülükleri ortadan kalktığı için, Türk Ticaret Kanunu’na tabi olmadığı için, zaten Genel Kurulun yapılmasına bir engel kalmadı.

Bunu niye söylüyoruz değerli arkadaşlar? Burada bazı arkadaşlarımız bize Türk Ticaret Kanunu’ndan ve şirketlerle ilgili denetim kurulunun kalktığından bahsediyor ama Merkez Bankası Kanunu’nun diğer maddeleri duruyor, okudum, vaktinizi almamak için burada okumuyorum yani Denetleme Kurulunun görevleri devam ediyor. Denetleme Kurulu da Merkez Bankasının bağımsızlığı olarak bir gösterge niteliğinde bir kurul yani sadece göstermelik bir denetim değil, gerektiğinde bütün hesapları alıp inceleyebiliyor. Dış denetimle bunun alakası yok, bankanın içerisindeki bir kurul. Onun için, Merkez Bankası bağımsızlığının önemli olduğu ve tartışıldığı, finansal krizlerin her yerde görüldüğü bir ortamda, para politikasının uygulanması açısından, gösterge olarak bile olsa o Denetleme Kurulu üyesinin bu hissedarlar tarafından seçilmesinin sembolik bir değeri var, bunu da kaldırmayalım diyorum. Onun için bu önergeyi verdik. İstenilen maksat bir önceki maddeyle zaten hasıl olmuş oldu yani genel kurulla ilgili bir sorun yok. Dolayısıyla, ben, Sayın Bakanın ve sizlerin takdirlerine sunuyorum.

Bu Merkez Bankası bağımsızlığını eğer önemsiyorsanız, 4 Denetleme Kurulu üyesinden 1’ini D grubu hissedarlarının seçmesinde de zaten çoğunluk olarak herhangi bir şey yok; sadece temsil edilme noktasında bir husus var, onu da burada ellerinden almayalım, gösterme olarak da olsa orada 1 üye olsun. Seçilir, seçilmez, o ayrı konu ama orada bu şeylerin temsil edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Tekrar sizlerin görüşüne sunuyor, önergemize destek vermenizi umuyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUSA ÇAM (İzmir) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Tarhan, Sayın Aslanoğlu, Sayın Sarı, Sayın Çam, Sayın Kuşoğlu, Sayın Tunay, Sayın Köktürk, Sayın Dibek, Sayın Kurt, Sayın Acar, Sayın Onur, Sayın Yüceer, Sayın Güven, Sayın Kesimoğlu, Sayın Kulkuloğlu, Sayın Köprülü, Sayın Serindağ, Sayın Özkoç, Sayın Kaplan, Sayın Atıcı.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Bankerlerin İşlemleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın'ın; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu'nun; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/747, 1/36, 2/883, 2/1285, 2/1325) (S. Sayısı: 443) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

26’ncı maddede aynı mahiyette iki önerge vardır, birlikte okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 Sıra sayılı yasa tasarısının 26. Maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ederiz.

           Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Bülent Kuşoğlu                                       Musa Çam

                      İstanbul                                              Ankara                                                İzmir

              Rahmi Aşkın Türeli                                  Engin Özkoç

                        İzmir                                                Sakarya

Diğer önerge imza sahipleri:

                   Oktay Vural                                       Erkan Akçay                                    Mustafa Kalaycı

                        İzmir                                                Manisa                                               Konya

                 Mehmet Günal                                 S. Nevzat Korkmaz                                       Ali Öz

                      Antalya                                               Isparta                                               Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Tasarının 26 ncı maddesi ile 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanununun kapsamına; kongre merkezi, kültür ve turizm yatırımları, ticari bina ve tesisler, spor tesisleri, yurtlar, tema parklar, balıkçı barınakları, silo ve depo tesisleri, jeotermal ve atık ısıya dayalı tesisler ve ısıtma sistemleri, raylı sistemler, istasyonlar, teleferik ve telesiyej tesisleri ile gümrük tesisleri de alınmaktadır.

Ülkemizde son yıllarda kamu özel sektör işbirliğine ilişkin uygulamaların sayısı hızla artmaktadır. Kamu özel ortaklığı ile gerçekleştirilen projelerin finansmanı, yapımı ve işletilmesinin çok önemli riskleri de bulunmaktadır.

Bu projeler, klasik finansman yöntemiyle yapılan işlere oranla daha pahalıya mal olmakta ve proje kapsamında üretilen malın birim fiyatına aynen yansımaktadır. Bu nedenle projeler değerlendirilirken ve proje seçimi yapılırken fayda-maliyet analizleri ve karşılaştırmalarının mutlak şekilde yapılması gerekir.

Kamu Özel Ortaklığı yatırımları açıkça kamunun borcu niteliğini taşımakla birlikte kamu borcu olarak gösterilmediğinden borç miktarı bilinmemektedir. Kamu-Özel İşbirliğine yönelik yasal düzenlemeler belli bir sistematik çerçevede değildir. Bu alanın Anayasaya uygun şekilde çerçeve bir kanunla düzenlenerek, Kamu-Özel İşbirliği sürecinin sağlıklı işleyebileceği istikrarlı bir yasal zeminin oluşturulması gerekmektedir.

Kamu-Özel İşbirliği ile gerçekleştirilen kamu yatırımlarına dair koşullu yükümlülükler; bütçeye getirdiği yük, nakit ve borç yönetimi üzerindeki olumsuz etkileri ve şeffaflığa aykırı yapıları ile kamu mali disiplinini ve öncelikli yatırımların öncelikle finanse edilmesi yaklaşımını tehdit eden bir niteliğe bürünmüşlerdir. Söz konusu koşullu yükümlülüklerin oluşumundan, yönetimine, denetiminden, raporlanmasına ve bütçeleştirmeden, muhasebeleştirilmesine kadar tabi olduğu bütün süreçlerin yeniden düzenlenmesi gerekli görülmektedir.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Engin Özkoç, Sakarya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şu anda, oturumu Sayın Sadık Yakut yönetiyor, Meclis Başkanımız. Sayın Ali Babacan Bakanımız da burada, bürokratlarıyla beraber.

Ben bunları niye söylüyorum? Kayıtlara geçsin diye çünkü bu CD’yi alıp ilk önce kendi bölgemdeki milletvekillerine dağıtacağım. Bu kayıtları eğer sevgili seçmenlerim dinliyorlarsa anlatayım.

Şu anda saat 23.58; iki dakika sonra, değerli seçmenlerim, bir günü tamamlayacağız. Biz bu oturuma saat ikide başladık. İkiden beri…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Üçte başladık.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Üçte başladık, üçten beri devam ediyoruz. İki dakika sonra bu oturum bitecek, yeni bir güne başlayacağız. Bu ne kadar sürer, bilmiyoruz.

Sadece, burada, Sayın Canikli ve arkadaşları, eğer birisi damarlarına basarlarsa hemen sıralardan fırlıyorlar, dinliyorlar ama değerli arkadaşlarım defalarca çok önemli konulardan bahsediyorlar, hepsi dışarıda Meclis koridorlarında dolaşıyorlar ancak değerli arkadaşlarım yoklama isterlerse buraya geliyorlar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Zapta geçti.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Bakın, şimdi damarlarına bastım, arkadaşım hemen fırlamaya başladı.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sizin arkadaşlarınız nerede?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Türkiye meseleleriyle hiç ilgili değiller, ülke meseleleriyle hiç ilgili değiller. Arkadaşlarım şimdi videoya çekiyorlar. Şimdi damarlarına basılan arkadaşlar tek tek fırlayacaklar, onları göreceksiniz videodan, onlar çekiliyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Onlar hiç ülke meseleleriyle ilgili değiller. Onlar sadece kendilerine verilen emirleri dinlerler, ellerini kaldırırlar, indirirler, başka hiçbir şey yapmazlar. Onlar sadece kendilerine söylenenleri yerine getirirler, milletvekilliği görevleri onlar için odur.

Onlar vicdanlarına seslenen muhalefet milletvekillerinin dediklerini yapmazlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, dinliyor musunuz seslerini?

Siz de çekiyor musunuz arkadaşlar?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen nasıl konuşuyorsun?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Seslerini dinliyor musunuz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen ne dediğinin farkında mısın? Doğru konuş!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - İşte, bu vatan daha bölünürken, Müslümanlar kurşunlanırken bunların sesleri hiç çıkmaz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Boş konuşuyorsun, boş!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Bunların beş dakika önce hepsinin kafaları önlerine düşüyordu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Boş konuşma, boş!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Bunların sesleri hiç çıkmıyordu, şimdi ancak ancak çıkmaya başladı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Boş konuşuyorsun, boş!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hep boş konuşuyorsun, boş!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Şimdi, değerli milletvekili arkadaşlarım, yap-işlet-devret modelinden bahsedeceğim. Bunların hiçbir tanesi ama hiçbir tanesi bunu dinlemeyecekler çünkü biraz sonra kurulmuş saat gibi, Sayın Meclis Başkanı “Kabul ediyor musunuz?” dediği zaman önde Sayın Canikli’ye bakacaklar, o elini kaldırırsa onlar da ellerini kaldıracaklar. Sayın Bülent Kuşoğlu’nun söylediği gibi, onlar vicdanlarına bakmayacaklar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Çünkü, onlar burada vicdanlarıyla hareket etmiyorlar, onlar burada kendi vicdanlarıyla konuşmuyorlar, onlar burada sadece emirleri yerlerine getiriyorlar.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, tahrik ediyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Bir milletvekili olarak burada görevlerini yerine getirmiyorlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Baksana buraya, baksana!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Görevlerini yerine getirenler muhalefet milletvekilleridir, bu saate kadar görevini yerine getirmeye çalışanlar onlardır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hani, nerede milletvekilleri, nerede?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Onlar, işte, şimdi damarlarına basılırsa konuşurlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Onun için, ben “yap-işlet-cep et” modeliyle ilgili ne söylersem söyleyeyim, biraz sonra Sayın Meclis Başkanı diyecek ki: “Kabul edenler?” Onlar Sayın Canikli’ye bakıp ellerini kaldıracaklar.

Değerli arkadaşlarım, sizlere saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi soruyorum: Aynı mahiyetteki önergeleri kabul edenler… Kabul etmeyenler… Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı yasa tasarısının 27 nci maddesinin son paragrafının tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

           Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Bülent Kuşoğlu                                       Musa Çam

                      İstanbul                                              Ankara                                                İzmir

              Rahmi Aşkın Türeli                                  Ali Serindağ

                        İzmir                                              Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 27 nci maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Oktay Vural                                       Erkan Akçay                                    Mustafa Kalaycı

                        İzmir                                                Manisa                                               Konya

                 Mehmet Günal                                 S. Nevzat Korkmaz                                       Ali Öz

                      Antalya                                               Isparta                                               Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 27 nci maddesi ile de, Kültür Bakanlığının Yassıada ve Sivriada’da kültürel ve turizm amaçlı yatırım ve hizmetleri 3996 sayılı kanun kapsamında kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına veya Yassıada ve Sivriada’da yapılacak olan planlama, imar ve inşaat uygulamaları ile diğer düzenlemelerin, Kıyı Kanunu hükümlerine ve diğer mevzuatta yer alan kısıtlama ve prosedürlere tabi tutulmaması dikkat çekmektedir.

Ne yapılacağı konusunda Komisyona yeterli bilgi verilmediği de göz önüne alındığında, bu adaların kıyılarının talan edilmesi ve rant hesaplarının öne geçmesinin söz konusu olabileceği kanaati hasıl olmuştur.

Sadece iki adaya yönelik olarak ve amacı belli olmayan bir düzenleme getiren bu maddenin metinden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı yasa tasarısının 27 nci maddesinin son paragrafının tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                                                 Ali Serindağ (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz evvel konuşan arkadaşım Sayın Engin Özkoç gerçekten durumu çok iyi özetledi, çok iyi tasvir etti, çok…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Çok manidar…

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Evet, çok manidar konuştu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çok etkilendik biz, çok etkilendik.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Şimdi, şöyle, etkilenirsiniz, etkilenmezsiniz…

Değerli arkadaşlarım, bizim söylediklerimizi mutlaka dinlemek zorunda değilsiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kimisi konuşur, kimisi yapar. Siz konuşacaksınız, biz işimizi yapacağız.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Engin Bey yok, zapta geçsin.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Ama şöyle, yastığa başınızı koyduğunuz vakit, bu söylediklerimizi gözden geçirin. Siz, Meclisi bir formalitenin yerine getirildiği bir kurum gibi görüyorsunuz.

Bakınız, şimdi bizim burada ne konuştuğumuzu vatandaşlarımız bilmiyor, görüşmeleri vatandaşlarımız izlemiyor. Siz ne yapıyorsunuz? Meclis görüşmelerini vatandaşlarımızın gözünden kaçırıyorsunuz. Niye? Çünkü siz vatandaşlarımızın sizi denetlemelerini istemiyorsunuz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Önerge nerede?

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – İkincisi: Siz temel kanun diye bir müessese icat ettiniz. Temel kanunun standartları Meclis İç Tüzüğü’nde belirtilmiş. Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun, görüştüğümüz kanunların hangisi temel kanun olarak görüşülebilecek nitelikte ve standarttadır? Hiçbiri değil, bu görüştüğümüz tasarı dâhil. Biz burada gece yarılarına kadar çalışarak pek çok metin çıkarıyoruz.

Bakın, Sayın Bakan burada. “Merkez Bankası bağımsızdır.” diye bir kanun çıktı, değil mi? Merkez Bankası bağımsız mı? Merkez Bankası bağımsız ise Sayın Bakan kendi kabine arkadaşının Merkez Bankası Başkanı hakkında söylediklerini gözden geçirsin. Ne diyor? “Merkez Bankası Başkanı memurdur, konuşamaz.” diyor. Bir de şu var: Yani sanki memur olmak çok kötü bir şey mi? Değerli arkadaşlarım, o nedenle samimi olacağız.

Bu getirdiğiniz madde de o şekilde. Ne diyorsunuz? “Efendim, Yassıada’ya bir demokrasi müzesi yapacağız.” diyorsunuz, öyle mi? Şimdi, zamanı idarenize bakalım: Değerli arkadaşlarım, hukuk nerede? Hukuk ayaklar altında. Yargı bağımsızlığını hiç düşünen var mı? Yargının bağımsız olduğunu kim söyleyebilir? Sayın Başbakan gerektiğinde “Biz yargıya söyledik, gereğini yapacaklar.” diyor mu? Diyor. Eğitimi ne yaptınız? “4+4+4” diye bir sistem getirdiniz, eğitimi dinselleştirdiniz. Daha ne yaptınız? Laiklik ilkesinin içini boşalttınız. Bakınız, her gün gazetelerde çarşaf çarşaf bununla ilgili haberler okuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, demokrasinin “D”sini bırakmadınız. Bakınız, Allah rahmet eylesin, rahmetli Sayın Menderes, oğlu okulu bitirdiği vakit ticaret yapacağını söylediğinde “Yok, sen ticaret yapamazsın. Gideceksin devlet memuru olacaksın.” dedi, çünkü ticaret yaptıkları vakit kendisine bir şeyler atfedilebileceğini biliyordu ama şimdi siz ne yapıyorsunuz? Siz, çocuklarınız daha okulu bitirmeden gemicik satın alıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hangisi mesela? İsim ver, isim.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Bakın, Sayın Cumhurbaşkanının 16 yaşındaki oğlu iş adamı olarak geziye katılıyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Demokrasi müzesi ne oldu?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Önergenize gelseniz de istifade etsek.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – İş adamı olarak geziye katılıyor. Bunları, başınızı yastığa koyduğunuz vakit düşünün.

Şimdi ne diyorsunuz? Siz diyorsunuz ki: “Efendim, biz kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına yetki vereceğiz.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – Önergen ne getiriyor?

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Siz kamu kuruluşu niteliğindeki meslek kuruluşlarını ne hâle getirdiğinizi biliyor musunuz? Geçen hafta Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kanunu’nu değiştirdiniz, ne diyorsunuz? “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Bakanlığın verdiği talimatları yerine getirmekle yükümlüdür.” diyorsunuz. Böyle bir anlayış olabilir mi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İmralı’ya bir açılım anıtı yapalım, açılım…

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Yani, siz böyle, bu şekilde demokrasiyi yaşatabilir misiniz?

Ne yapıyorsunuz: “Efendim, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına biz bunu vereceğiz.” E, ne olacak? “O da dilediği şirkete verecek.” Ya, ne yapacak? “Dilediği şekilde orayı planlayacak, imar durumunu düzenleyecek, Kıyı Kanunu’nun öngördüğü kısıtlamalardan ari olacak, efendim, mevzuatın öngördüğü kısıtlamalara tabi olmayacak.” diyorsunuz. Siz bu şekilde demokrasiyi yaşatamazsınız. Sizin zaten demokrasi diye bir derdiniz yok değerli arkadaşlarım.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ali Bey, İmralı’ya da açılım anıtı yapalım, açılım anıtı!

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 00.11

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 86’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/614) (S. Sayısı: 293)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 3 Nisan 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati : 00.13



(x)  Sözlü soru önergeleri Genel Kurulda okunmamış olup tutanağa eklidir.

(x) 443 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.