TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 81’inci Birleşim

                                                                                         21 Mart 2013 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Avrupa Şampiyonu olan millî güreşçimiz Taha Akgül’ü tebrik ettiğine ilişkin konuşması

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, esnaf ve sanatkârların uygulamada karşılaştıkları sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara’nın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

B) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- İçişleri Bakanı Muammer Güler’in, 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı açıklaması ve Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, grupları adına aynı konuda konuşmaları

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in gündem dışı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın İçişleri Bakanı Muammer Güler’in 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşmasından sonra grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın İçişleri Bakanı Muammer Güler’in 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşmasından sonra grubu adına yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın İçişleri Bakanı Muammer Güler’in 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşmasından sonra grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın sataşma nedeniyle söz istemesi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın görüşülen kanun tasarısının 31’inci maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın görüşülen kanun tasarısının 35’inci maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın görüşülen kanun tasarısının 35’inci maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın görüşülen kanun tasarısının 36’ncı maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın görüşülen kanun tasarısının 36’ncı maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

17.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Demir Çelik ve 21 milletvekilinin, kot taşlama işinde çalışan işçilerin yaşadıkları mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/550)

2.- Aydın Milletvekili Semiha Öyüş ve 23 milletvekilinin, bal üretimi ve pazarlaması ile arıcılığın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/551)

3.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu ve 31 milletvekilinin, Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı ile bu planın yapılma sürecine ilişkin iddiaların ve Trakya'nın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/552)

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Samsun Milletvekili Tülay Bakır’ın, yazılı ve İnternet medyada hakkında çıkan bazı haberlere ilişkin açıklaması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalara ve Bakanlıktaki görevden almalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/17270)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, yeni stadyum inşaatlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/17271)

3.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa’ya yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/17515)

4.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli’ye yapılması planlanan stadyuma ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/17746)

5.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Sakarya’nın Sapanca ilçesine bağlı bazı köylerin spor tesisi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/17747)

6.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, hobi karting (go kart) pistlerinin denetimine ve Sakarya’da yaşanan bir olaya ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/17748)

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, tarımsal sanayide yapılan özelleştirmelerden elde edilen gelirin nerede kullanıldığına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/18236)

21 Mart 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin konuşması

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün 21 Mart Nevruz Bayramı. Nevruz, yeni bir gün, yeni bir başlangıçtır. Baharın müjdecisi olan ve atalarımızdan yadigâr kalan bu bayram, binlerce yıldır zengin kültürümüzün bir parçası olarak bu topraklarda kutlanmaktadır ve kutlanmaya da devam edecektir. Nevruz, bütün güzellikler karşısında umut dolu günlerdir; bolluk ve bereketi müjdeleyen bir şenlik günüdür; morla beyazın dansıdır, yeşili koluna takıp dünyaya sunumudur; çocukluğumuzun sevinci, kırlara açılıp karın terk ettiği dağ yamaçlarında koşumuzdur. Nevruz, Altay Dağlarından Aral’a kadar akan kaynak suların vadilerini süsleyen kır çiçekleridir. Nevruz, Dedem Korkut destanlarında hünerdir, sözdür; genç kızların çeyizi, delikanlıların yavuklusudur. Nevruz düğündür, nevruz toydur, mutluluğun paylaşıldığı meydanlarda coşkudur; at sırtında ciritlerin atıldığı eğlencedir; Anadolu’da renk cümbüşü, türkülerde nağme, horonlarda figürdür. Nevruz toprağımızdır, suyumuzdur, töremizdir, geleneğimizdir.

Değerli milletvekilleri, bu geleneğimizi sevgi, kardeşlik, hoşgörü ve yardımlaşma duygusu içerisinde sonsuza kadar kutlayabilmek hepimizin ortak arzusu olsun.

Nevruz ateşinin kıvılcımları yanarak nasıl yok oluyorsa, içimizdeki kötü düşünceler ateşin kıvılcımları gibi sönüp gitsin.

Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar olan coğrafyada yanan nevruz ateşinin alevleri herkesi ısıtsın, ateşin dumanları ise tüm insanlığı sararak barış ve esenlik vesilesi olarak dünyaya yayılsın.

Nevruz Bayramı’nız kutlu olsun.

Hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 21 Mart Nevruz Bayramı münasebetiyle söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 21 Mart Nevruz Bayramı.

Bugün, Orta Asya ve Orta Doğu halkları için bayram özelliğini taşıyan bir gün. Bugün, cemrenin yere düştüğü, ilkbaharın geldiği bir gün. Bugün, zalim krallardan kurtulup özgürlüklerin kazanıldığı bir gün. Bugün, cemrelerin yüreğimize, kalbimize düştüğü ve barışı, sevgiyi, kardeşliği baharla karşıladığımız bir gün. Bugün bayram.

Nevruz sadece Kürtlerin ve Türklerin değil, bir siyasi partinin değil, bir dinin, bir ırkın değil, bu bayram tüm insanlığa adanmış, baharla birlikte yüreğinde barışı, sevgiyi, kardeşliği barındıran, din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın tüm insanlığa hediye edilmiş olan bir bayramdır.

Nevruz Kürt halkı için zalim Dehak’tan kurtulma günüdür. Demirci Kawa’nın zalim kraldan kaçırdığı kurbanlık çocukları eğittiği ve yetiştirdiği özgürlük mücadelecileriyle zalim Dehak’ı devirdikleri gündür.

Değerli arkadaşlar, bugün Dehaklar var. Ne Kürtler ne Türkler ne de Müslüman halklar için Dehaklar bitmemiştir. Türkiye'de “tek millet” kavramı içerisinde yer alan Türkler, Kürtler, Arnavutlar, Çerkezler, Araplar, Boşnaklar seksen yıldır çağdaş Dehaklar ile mücadele ediyor. Derin güçler seksen yıldır zalim Dehak gibi kendi insanını katletmiş ve zulmetmiştir. Nereye kadar?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yakışıyor mu böyle bir konuşma?

CUMA İÇTEN (Devamla) – Halkın içinden çıkmış, halkın teveccüh gösterdiği Demirci Kawa gibi özgürlük mücadelesi veren, kendisini örnek aldığımız dünya lideri, üstat, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ve AK PARTİ ailesine kadar.

Artık Türkiye topraklarında Dehakları temizledik, temizlemeye de devam edeceğiz. Artık Türklerin, Kürtlerin, Boşnakların, Arapların, Türkiye topraklarında Dehakları yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kendi adına konuş sen, Kürtler adına konuş, bırak milleti. Onlar bu milleti bölmek istemiyor.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Dehaklar bugün Filistin topraklarında, Dehaklar bugün Suriye’de, Dehaklar bugün Arakan’da. O Dehaklara karşı mücadele eden bir AK PARTİ var artık. Artık zalimler AK PARTİ’den korkuyor. On bir yıllık AK PARTİ iktidarıyla, dedelerimizin kanlarıyla bizlere miras bıraktığı bu topraklara sevgi, kardeşlik ve barış getirdik. On bir yılda her alanda devrimler yaptık. Eğitimde, sağlıkta, ulaştırmada, dış politikaya kadar her alanda ülkeyi hak ettiği yere getirdik. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” dedik. Özgürlükler önündeki tüm engelleri kaldırdık. Ülkesini, milletini, değerlerini seven, önemseyen bir millet yetiştiriyoruz. Kırmadan, dökmeden, ötekileştirmeden, vatanımıza ve insanlığa hizmet ediyor ve her şeyden önemlisi bir medeniyet inşa ediyoruz. Bu coğrafya kana ve savaşa doydu. Kanın ve göz yaşının akmadığı, annelerimizin çocuklarıyla birlikte el ele halay çektiği, Edirne’den Diyarbakır’a köprü kurulduğu, aynı türküleri, aynı halayları ve aynı duaları yaptığımız bir medeniyet inşa ediyoruz. “Aynı yoldan geçmişiz biz, aynı sudan içmişiz biz. Yazımız bir, kışımız bir, aynı dağın yeliyiz biz.”

Değerli arkadaşlar, nevroz bir dirilmedir, birliktir, dirliktir. Nevroz evrendeki tüm varlıkların neşelendiği, özgürlüğüne kavuştuğu bir süreçtir. Nevroz Edirne’den Hakkâri’ye, Trabzon’dan Diyarbakır’a el ele verdiğimiz, Türkmenistan, Tacikistan, Kazakistan, Suriye, İran, Irak, kardeşçe baktığımız, aynı yürekten çıkan türküleri birlikte söylediğimiz, birimizin diğerinden çok farklı olmadığını haykırdığımız bir gündür. İşte şimdi, büyük Türkiye için yeniden dirilme zamanı. Bu nevroz, bizlerin ayağa kalkıp dirildiğimiz bir günün başlangıcı olacaktır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nevruz, Türk Bayrağı’nın ayak altına alındığı gündür.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Terör sorunu çözülüyor. Kardeşliğin hâkim olduğu topraklara sevgi ve barış geliyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Türk milletine hakaret ettiğiniz gündür.

CUMA İÇTEN (Devamla) – “Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım. Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” Ne güzel demiş değil mi Yunus Emre.

Her kim ki bu süreçte terörün çözümlenmesine engel olursa, her kim ki uzanan ele yüz çevirirse…

OKTAY VURAL (İzmir) – Her kim ki bu dönemde terör örgütünü muhatap alırsa, her kim ki Türk milletini ayaklar altına alırsa…

CUMA İÇTEN (Devamla) – … her kim ki akan kanın durması için karınca misali duruş sergilemezse ve her kim ki aynı bayrak altında, aynı dualar ile ölen canlara duyarsız kalırsa…

OKTAY VURAL (İzmir) – Namusu ve şerefi üzerine yemin eden milletvekilleri…

CUMA İÇTEN (Devamla) – …bugün sevgiyle haykıran insanların, halaylar çekerek kutladığımız nevruzların ve yüreklerimize düşen cemrelerin altında ezilecektir.

Bu vesileyle, barış ve kardeşliğin simgesi nevruzu değişik dillerde kutluyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Katile kıymet veren…

CUMA İÇTEN (Devamla) – Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Arapça, Farsça ve Lazca; nevruzunuz kutlu olsun…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Türkçe, Türkçe… Türk bayramıdır nevruz.

CUMA İÇTEN (Devamla) –  Nevruz (…x)

Saygılar sunuyorum.

Sevgilerimle… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Büyük Türk milleti önünde namus ve şeref sözü veren bir milletvekilinin, bu coğrafyada Türk milleti dışında insanları ayrımcı ve ırkçılıkla bölmesini kınıyorum.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Seni muhatap almıyorum. Sen muhatap alınmayacak bir adamsın. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Kınıyorum… Kınıyorum…

BAŞKAN – Gündem dışı…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Uzunırmak, şey konuşuyor, bir saniye, bir otur yerine.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kınıyorsun… Bölücü! Irkçı! (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sensin ırkçı!

OKTAY VURAL (İzmir) – Namus ve şeref sözü verdin büyük Türk milleti önünde!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Lanet olsun, lanet olsun!

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Seni muhatap bile almam. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Namus ve şeref sözü verdin sen. Namusunu ve şerefini ayaklar altına alıyorsun.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Olmayan şey nasıl ayaklar altına alınıyor ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayağını mı kaldırmıştın yemin ederken?

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Kürsüde konuş. Saygı göstereceksin. Kürsüde konuş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neye saygı? Neye saygı? Sen saygı gösterilebilecek birisi değilsin ki!

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Kürsüye çıkıp ifade edeceksin. Saygı göstereceksin bana.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 14.09

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündem dışı ikinci söz, esnaf ve sanatkârların uygulamada karşılaştığı sorunlar hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, esnaf ve sanatkârların uygulamada karşılaştıkları sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gündem dışı konum esnaf, sanatkârın pratikte karşılaştığı sorunlardı. Özetle birkaç konunun altını çizmek istiyorum.

Dün Türkiye'nin 20 ilinden gelen fotoğrafçılar odası başkanlarını Milliyetçi Hareket Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi gruplarıyla görüştürdük. Anayasa’nın 173’üncü maddesi şunu söyler: “Devlet esnaf ve sanatkârı korur ve destekleyici tedbirler alır.” Buna rağmen devlet dairelerinde 300 tane kabin kurarak fotoğrafçı esnafıyla haksız rekabet yapan anlayış doğru bir anlayış değildir, Anayasa’nın bu hükmüne de aykırıdır.

İki: Bugün Taksim alanı düzenlenmesinde o alanın kapatılmasıyla ortaya çıkan durum tüm esnafın mağduriyetine yol açmıştır. Bu anlamıyla, daha önce bu Mecliste de söylediğim gibi, bu tür mağduriyetleri giderme konusunda bu Meclis karar almalıdır.

Değerli arkadaşlar, bu konuda söyleyeceğim çok şey vardı ama bugün gündemin başka bir noktasıyla ilgili, az önce yaşananlarla da ilgili olarak da bir şey söylemek istiyorum: 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Gününü kutladık. Bu ülkenin emperyalizme karşı verdiği mücadelede destansı bir direniş ve o direnişin kahramanı Mustafa Kemal Atatürk ve orada şehit düşen 250 bin gencin ruhu önünde saygıyla eğiliyor ve onlara Allah’tan rahmet dileklerimi bir kez daha söylüyorum. Ancak, orada, cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün o törenlerde adı anılarak bir rahmet dilenmekten kaçınılmasını da dikkatlerinize sunuyorum.

Bugün yaşanan olaylardan da büyük üzüntü duyuyorum. Doksan yıl önce cumhuriyeti kuran irade bu ülkede yaşayan her etnik kimlikle birlikte bir karar vererek, ülkemizi işgal etmiş düşmana karşı beraber karar verip mücadele etmiş, ülkeden düşmanı kovmuş ve yeni bir cumhuriyet kurmuştur. Bu cumhuriyetin sınırlarını çizmiş ve Misakımillî’yle belirlemiştir ve kendine bir bayrak yapmıştır, ay yıldızlı Türkiye Cumhuriyeti bayrağını yapmıştır. Bu bayrak bizim onurumuzdur, şerefimizdir. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Biz bu ülkede sorunları çözme konusunda her türlü demokratik talebin sonuna kadar peşindeyiz, demokratik talepleri ve insanların insani haklarını, kişisel özgürlüklerini sonuna kadar savunmaya kararlıyız ancak bunları yaparken bir tek kırmızı çizgimiz vardır. Bu ülkede Misakımillî sınırlarını değiştirmemek; laik, demokratik, sosyal hukuk devletini devam ettirmek; bu ülkede millî bayrağımız ay yıldızlı bayrağın her yerde dalgalanmasını sağlamak ve bir ulus olarak hep birlikte, bütün olarak yaşamak bizim öncelikli görevimiz ve savunacağımız kırmızı çizgilerimizdir.

Nevruzu kutlarız ama nevruzu kutlarken tüm ülkelerde kutlandığı gibi her ülke kendi bayraklarıyla nevruzu kutlar. Türkiye Cumhuriyeti de nevruzu kutlar, bu konuda Nevruz Bayramı’nı Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de kutlarız ama bu kutlamalarda Türk Bayrağı'nın ay yıldızıyla dalgalanmasından onur ve şeref duyarız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Ankara’nın sorunları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’e aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, Ankara’nın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Nevruz Bayramı, ben Türk’üm diyen, ben Müslüman’ım diyen, ben Anadolu’nun şerefli bir mensubuyum diyen herkese kutlu olsun.

Nevruz Bayramı, binlerce yıllık Türk’ün kaderi; Nevruz Bayramı, asırlardır Türk milletinin medarı iftiharıdır. Nevruz Bayramı, Türk milleti Müslüman olduğu günden bugüne de içi İslam’la doldurulmuş, her kelimesinde Allah’ın adı, duasında Peygamber’e,  övgü, uygulamalarında Hazreti Muhammed’in bize öğrettiği sünneti seniyye vardır.

Nevruz birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, kaynaşma, paylaşma ve dayanışma bayramıdır. Nevruz, asırlardır Türk milletini insanlığına medeniyetin sahibi yapan,  asırlardır Türk milletini insanlığına medeniyeti öğrettiren değerin adıdır. Nevruz, son günlerde sadece ve sadece terörist marjinal bir grubun, İslami mahiyetin dışına çıkararak kendilerinin silahlı mücadelelerine sembol yaptığı, Türkiye’nin bölünmesi için manifestoların verilmesine müsaade edildiği bir günün adı değildir. Nevruzu eğer okur, nevruzu eğer yaşar, nevruzu eğer tanırsanız, göreceksiniz ki ilmek ilmek Türk tarihi, ilmek ilmek Türk kültürü, ilmek ilmek Hazreti Muhammed’in insanlığa emanet ettiği İslam’ın özü vardır. Ama, nasıl oluyor da bir “nevroz” kelimesi bile PKK ağzıyla burada konuşulabiliyor ve asırlardır Türk milletinin sembolü olan, Türkiye’nin bölünmesine vesile olacak bir bayrama dönüştürülebiliyor, bunu buradan ifade edenleri kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, nevruz birlik ve beraberlik iken, bölünmenin, parçalanmanın aracı nasıl yapılabiliyor?  Çanakkale şehitlerinden söz ettik, birlikten, dirlikten söz ettik, yedi düvele karşı meydan okuyan şerefli ecdattan söz ettik ama bizim ecdadımız dün varlıklarını bu vatanın, bu milletin birlik ve beraberliği için toprağa gömerken yedi düveli dize getirmişlerdi ama bugün gelinen noktada, 7 tane teröristin dizinin dibine devletin çöktürüldüğünün ve bunlarla bir şekilde de devletin nasıl âciz hâle getirildiğinin sembolü hâline geldiğini üzülerek görüyoruz.

Aziz milletvekilleri, sayın milletvekilleri; devletin bekası her şeyin önünde gelir. Ben, burada, Ankara’nın sorunlarını konuşmak, Ankara’nın dertlerini sizinle paylaşmak, Ankara’da yaşayan, Ankara’nın nimetlerinden faydalananların Ankara’yı yakından tanıması gerektiğini ifade etmek istiyordum ama bırakın şimdi Ankara’yı, Türkiye'nin kaderini konuşmak, Türkiye'nin hakkını savunmak ve Türk milletinin bekasını tartışacak bir duruma geldiğimizi üzülerek söylüyorum. Şu anda yaşayageldiğimiz manzaralara bakılırsa, Türkiye’de itibar sıfıra inmiş, marjinal bir terörist grup, güneydoğuda yaşayan ehlisünnet Müslümanlarla alakası olmayan bir PKK örgütü, bugün güneydoğu insanlarının temsilcisi hâline gelmiş. Sayın Başbakanın ifadesiyle “Ben, sizi Zerdüşt olarak görüyorum.” derken, burada PKK kökenli milletvekilleri gelmiş “Biz, ateist gelenekten geliyoruz, dinsiziz.” derken, siz, nasıl oluyor da bu milletle etnik ve dinî birlikleri olmayan bir zümreyi, bu milletin, güneydoğu insanının bütünüyle temsilcisi hâline getirebiliyor ve utanmadan, sıkılmadan bundan haz alabiliyor, buna sahip çıkabiliyorsunuz? (MHP sıralarından alkışlar)

Aziz milletvekilleri, değerli milletvekilleri; unutulmaması gereken hadise şudur: Etnik kimliklere bölmeye başladığınız zaman, DHKP-C’nin de yarın bir başka kesimi temsilen Türkiye'nin bölünmesine kalkacağı ve bu noktada milleti lime lime edip Anadolu’yu, kardeşi kardeşe vuran kan revan içerisinde bırakacağını unutmayınız.

Buradan, şunu ifade etmek istiyorum:

“Girmedikçe bir millete tefrika, düşman giremez.

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

Gelin, Allah’a iman eden, Allah’a iman eden milletin oylarını alanların, Allah’ın imanıyla birlikte tevhit akidesinde birleşmesi ve bu milleti birlik ve beraberlik içerisinde ebediyete kadar bağımsız kılmasını diliyor; bu telini, bu rezaleti, Türk milletine karşı yapılan bu manifestoyu huzurlarınızda kınıyor, size sevgi ve saygılarımı sunuyorum, Allah’a emanet olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Hükûmet adına İçişleri Bakanı Sayın Muammer Güler, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre Nevruz Bayramı konusunda söz talep etmiştir, gündeme geçmeden önce bu talebi yerine getireceğim.

Sayın Bakanın açıklamasından sonra istemleri hâlinde siyasi parti gruplarına ve grubu bulunmayan milletvekillerinden birine söz vereceğim.

Konuşma süreleri Hükûmet için yirmi dakika, siyasi parti grupları için on, grubu bulunmayan milletvekilleri için beş dakikadır.

Buyurun Sayın Bakanım.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

B) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- İçişleri Bakanı Muammer Güler’in, 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı açıklaması ve Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, grupları adına aynı konuda konuşmaları

 

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 21 Mart Nevruz Bayramı, Orta Asya’dan Balkanlara kadar uzanan geniş bir coğrafyada baharın müjdecisi, bolluk ve bereketin sembolü olarak kutlanmaktadır. Bu bayram, millet olarak, binlerce yıldır nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar yaşatılan en önemli ortak kültürel değerlerimizdendir. Bugün, dostluk ve kardeşliğin evrensel dilini yücelterek, şiddet ve nefretin dilini de bir kenara bırakarak, nevruzun huzur ve neşe içinde ve bir bayram havasında kutlanması hepimizin ortak temennisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nevruzla ilgili olarak, nevruz haftası münasebetiyle 13 Marttan bugüne kadar yurdun çeşitli yörelerinde, 46 ilimiz ve bağlı ilçelerinde, yaklaşık 190 eylem ve etkinlik düzenlenmiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O nasıl nevruz kutlaması!

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Bu düzenlemelerin bir kısmı siyasi partilerin, bir kısmı da oluşturulan tertip heyetlerinin müracaatı üzerine, valiliklerce verilen izin çerçevesinde yapılmıştır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Bakan, nevruz mu kutlanıyor oralarda!

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Tabii ki nevruz münasebetiyle bunu provoke etmek isteyen, başka amaçlarla kullanmak isteyenlerle de 9 ve 20 Mart tarihleri arasında, önleyici kolluk faaliyetleri olarak yapılan çalışmalar neticesinde 16 ilimizde 107’ye yakın illegal nitelikli el yapımı bomba, patlayıcı atma…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kim yapıyor bu illegal eylemleri Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - …molotof atma, araç yakma, güvenlik güçlerine taşlı sopalı eylem gibi faaliyetler de önlenmeye çalışılmış, failleri yakalanmış ve adli mercilere sevk edilmiştir. Bu olaylar sırasında 7 kişi yaralanmış, 7 güvenlik görevlisi de hafif şekilde yine yaralanmış bulunmaktadır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, şunu özellikle belirtiyorum: Bugün Diyarbakır’da gerçekleştirilen nevruz etkinliği 7 kişilik bir tertip komitesi tarafından gerçekleştirildi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Nevruz etkinliği değil o, PKK etkinliği. Sayın Bakan, nevruzla ne alakası var?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - Burada Türk Bayrağı olmamasını ben de buradan nefretle kınıyorum. Türk Bayrağı’nın orada olmaması bir büyük eksikliktir. Ben bunu buradan kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Kınama, gereğini yap Sayın Bakan, kınama yetmez.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, elbette ki…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Oraya gidip gereğini yapacaksınız. Burası konuşma yeri değil, siz Bakansınız!

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda bununla ilgili hükümler var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu rezalete ”Dur” demeniz lazım.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - Bu Kanun’un 4’üncü ve 7’nci maddelerinde, Türk Ceza Kanunu’nun 215’inci maddesinde, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 23’üncü maddesinde yer alan aykırılıklar tespit edildiğinde adli mercilere teslim edilecektir. Bu konudaki yetki, sorumluluk adli mercilerindir ancak bizim tespitlerimiz vardır.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Kazlıçeşme için ne yaptınız, Diyarbakır için ne yapacaksınız?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - Bu tespitlerimiz adli mercilere intikal ettirilecektir, bundan kimsenin şüphesi olmasın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, ama terörist başının mesajını bizatihi Başbakan Erdoğan orada okutturuyor.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şunu da burada ifade etmek istiyorum: Gündemde hangi süreç olursa olsun terörle mücadele kesintisiz sürecektir. Bizim çözüm sürecinden anladığımız, birilerinin şartlı beklentilerini karşılamak değil…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Gerçek teröristleri göremiyorsunuz!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teröriste teslim olmuşsunuz, terörle mücadeleden bahsediyorsunuz!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - …Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi içerisinde herkesi kucaklayan, ülkede huzur ve güvenliğin tesisini amaçlayan bir ortamı oluşturmaktır.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Bu dediğinize siz de inanmıyorsunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - Nevruz Bayramı’nı tekrar kutluyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ UZUNIRMAK (Aydın) -  Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Bugün efsunlu kelimelerle maksadını aşan, bilime, tarihe, kültüre, siyasete, sosyolojiye, hiçbir şeye yakışmayan ama her bir şey ­“-kolog” olmuş birileri tarafından efsunlu kelimelerle millete yutturulmaya çalışılan, sözleriyle eylemleri çatışan bir nutuk irat eden herkesi bu Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden kınıyorum. Bunu, devletin en yüksek makamından sokaktaki vatandaşa, sanatçıya, edebiyatçıya, yazara, çizere, herkese varıncaya kadar kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce bu kürsüde çok talihsiz bir konuşma olmuştur. Konuşmayı aynen sizlere okuyorum: “Ne Kürtler ne Türkler ne de Müslüman halklar için Dehaklar bitmemiştir. Türkiye'de ‘tek millet’ kavramı içerisinde yer alan Türkler, Kürtler, Arnavutlar, Çerkezler, Araplar, Boşnaklar seksen yıldır çağdaş Dehaklar ile mücadele ediyor. Derin güçler seksen yıldır zalim Dehak gibi kendi insanını katletmiş ve zulmetmiştir. Nereye kadar? Artık Türkiye topraklarında Dehakları temizledik, temizlemeye de devam edeceğiz.”

 Sizlerin, Türkiye Büyük Millet Meclisine kadar gelmiş, siyaset sosyolojisini, kültürünü, bilimini mutlaka ki içselleştirmiş saygıdeğer milletvekillerinin böyle bir nutuk karşısında o sandalyelerden ayaklanması gerekirdi. Burası Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu ve Türkiye Büyük Millet Meclisidir değerli arkadaşlar.

Dehak nedir? Demirci Kawa kimdir? Eğer bu kültüre ulaşmadan gelen samimi milletvekilleri varsa onlara bunları anlatmak istiyorum. Dehak, Firdevsi’de geçer ve muhtelif iki ayrıntısı vardır, iki farklı nitelenmeyle gider; bunlardan birincisi: Zalim bir padişahtır ve kendi hastalığının tedavi olabilmesi için her gün iki genç beynin kendisine temin edilmesi ve o iki çocuk beyniyle tedavi edilmesi gerekmektedir. Her gün iki genç beyni alına alına Demirci Kawa’nın yedi’nci -en küçük- çocuğunun beynine sıra geldiğinde, Demirci Kawa buradan bir isyan hareketi başlatır Dehak’a karşı, zalim krala karşı. Bir efsane budur.

Bir efsane yine Dehak’ın iki tane yılanı vardır sarayında ve bu iki yılanıyla düşmanlarını korkutmak… Bunları beslemek için yine iki genç beynine ihtiyacı vardır her gün. Saraya aşçı olarak çaşıt girer iki kişi, Demirci Kawa yönlendirmesiyle girmiştir ve bu iki genç yerine aşçılar bir genci dağa gönderirler, bir gencin beynini ve bir koyun beynini bu yılanlara yedirirler. Zaman içerisinde dağda o birer birer salınan gençler birikir ve bunlar Demirci Kawa önderliğinde Dehak’a karşı bir isyan başlatırlar.

Şimdi buradan hareketle sizlere soruyorum değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, AKP’nin içerisindeki, AKP’ye oy veren, kendisini milliyetçi tanımlayan, kendisini bir fikrî aidiyette hisseden arkadaşlarıma ve vatandaşlarıma sesleniyorum: Seksen yıldır Türkiye Cumhuriyeti’ndeki bu Dehaklar kimlerdir? Bu zalim krallar, bu çocuk beyinlerini yiyenler kimlerdir? Bunlara karşı ne zamandan beri mücadele edilmektedir? Bu saydıklarınızın içerisinde, seksen yıl deyince, rahmetli Erbakan Hoca’dan, Adnan Mendereslerden ve cumhuriyetin kurucusu Atatürklere ve silah arkadaşlarına varıncaya kadar herkes vardır bu seksen yıl içerisinde.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Recep Tayyip Erdoğan da vardır.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Recep Tayyip Erdoğan da vardır bu seksen yıl içerisinde.

Bu Dehaklara karşı mücadele de acaba Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışan bir konuşma olmuş mudur bu? Bu Dehaklar kimlerdir ey Cuma İçten, isim ver. Öyle derin devlet suçlamalarıyla, serin serin konuşarak Türkiye Cumhuriyeti devletinden intikam almak adamlık değildir. Bu devlet içerisinde yanlış politikalar olmuşsa bunlar doğruca eleştirilir, dürüstçe eleştirilir. Ama, mezarlıkta ıslık çalarak, faili meçhul konuşmalarla, derin devlet suçlamalarıyla Türk milletinin kurduğu cumhuriyeti, devleti hedef alan hiçbir şey muzaffer olamayacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Sayın Başbakanı buradan uyarmak istiyorum. Sayın Başbakan, bütün konuşmalarınız, bütün söylemleriniz, Mehmet Akif Ersoy rahmetlinin şiirinde “Türk” geçiyor diye ilk üç kıtasını okumadan altındaki üç kıtayı okuduğunuz dikkatimizden kaçmıyor. Sayın Başbakan, Türk tarihinin dönüm noktalarını izah ederken, siz, Malazgirt’i sayıyorsunuz, siz, Çanakkale’yi sayıyorsunuz, siz, İstanbul’un fethini sayıyorsunuz ama İstiklal Harbi’ni saymıyorsunuz, Kurtuluş Savaşı’nı Türk milletinin, Türk tarihinin bir dönüm noktası olarak kabul etmiyorsunuz. Bu, bilgisizliğinizden kaynaklanmıyor. Bilgisizlikse çok ayıp, çok yanlış. Eğer bilgisizliğinizden kaynaklanmıyor kastınızdan kaynaklanıyorsa kahredici bir durum. Onun için, Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti sevdalıları, Türkiye sevdalıları, Parlamentonun çatısı altındakiler, sokaktaki aydınlar, köşe yazarları, bilimciler; Türkiye yeniden aydınlanmalıdır, yeniden silkinmelidir, yeniden kendine gelmelidir. Meydanlarda haykırılan  “Apo’ya özgürlük Kürtlere statüdür.” Ama öteki tarafta saf, balık akıllılar, Türk milletini kandırmak isteyenler efsunlu kelimelerle barıştan, başka şeylerden, güzelliklerden söz etmektedirler. Meydanlarda toplananlar başka bir enerjiyle, başka bir sinerjiyle yüklenmekteler ama televizyonlarda, basında birileri Türk milletini kandırabilmek için efsunlu kelimelerin arkasında bir beyin yıkamaya girişmişlerdir. Devletin kaynakları kullanılarak, devletin imkânları kullanılarak, iktidarın, Hükûmetin yanlış politikaları “devlet politikası” diye yutturulup Hükûmet eliyle Türkiye’de yeni bir milliyet yaratılmaktadır ve Hükûmet eliyle devlet politikası olarak Türkiye bölünmeye götürülmektedir. Böyle bir zulmeti, böyle bir zilleti taşıyabilen her kimse onlara feda olsun, onlara helal olsun.

Ama unutmayın ki Türk milleti bazı kutsal değerlerini ayaklar altına aldığını iddia edenleri amuda kaldırıp yürütecektir. (MHP sıralarından alkışlar) Onlar kafalarıyla ayaklarını şaşırmışlardır. Başlarıyla ayaklarını şaşırdıkları için, onları kendilerine getirmek için onları amuda kaldırıp yürüteceğiz. Amuda kalktıkları zaman anlayacaklar ne olduklarını.

Burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Burası Türkiye.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Türkiye Türkler tarafından fethedilmiştir, Türkiye Türkiyeliler tarafından fethedilmemiştir. Bunu kabullenmek isteyenler kabullenir, kabullenmek istemeyenler fetih şartları ne ise o şartlara yeniden döner. Onun için, Türkiye’nin ne olduğunu, Türk milletinin ne olduğunu tanımayanlar tarihe bir baksınlar. Buralarda, başka yerlerde bazı kalabalıklara, bazı televizyon ampullerine, bilmem bir şeylere güvenerek, mikrofonlara güvenerek Türk milletinin sabrını taşırmasınlar. Bu sabır taştığı zaman tarih de ne olduğunu görmüştür, şahit olmuştur. Türk milletinin evlatları emin olsunlar, Türk milletinin evlatları her zaman içerisinden bir lider çıkartır ve kendini kurtarır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan, bu Dehaklar kim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Dehakların içerisinde siz de varsınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Grubunuza ait bir milletvekili “Dehaklar” diyerek tamamımızı suçladı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, lütfen cevap verin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kim bunlar? Bunlar kim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Cumhuriyetin tamamına hakaret edildi, küfredildi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ve siz de dinlediniz Sayın Bakanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – BDP ve PKK ağzıyla konuştu.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 21 Mart Nevruz Günü dolayısıyla Hükûmetin yaptığı açıklamalar karşısında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılarımı sunuyorum. Hepinizin nevruzunu kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce burada, bu kürsüde konuşan, Hükûmet adına konuşan kişi diyor ki: “Türk Bayrağı’nı orada asmak benim görevim değil.” Sen kimsin ya! Ne başısın burada!

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Öyle bir şey söylemedim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer orada, ülkenin bir coğrafyasında o ülkenin bayrağı astırılmıyor, yerlerde süründürülüyorsa sen kimin görevini yapıyorsun!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Devamla) - Hangi sıfatla…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hangi sıfatla?

KAMER GENÇ (Devamla) - …hangi utanmazlık duygusuyla o makamlarda oturuyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, bu gün…

BAŞKAN – Sayın Genç… Sayın Genç…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu ya!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle bir şey olur mu ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Böyle bir şey olmaz!

OKTAY VURAL (İzmir) - PKK paçavralarının asılmasına nasıl izin verdiniz?

KAMER GENÇ (Devamla) – …Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölünüş günüdür. Bunu herkesin kabul etmesi lazım.

BAŞKAN – Lütfen ama… Öyle bir söz kullanmadı Sayın Bakan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Doğru söylüyor Sayın Genç, müdahale etmeyin.

BAŞKAN – Başkasının hakaretine ortak olmayın, lütfen yani…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hangi hakla! Öyle şey olur mu!

KAMER GENÇ (Devamla) – Artık, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir coğrafyası Türkiye Cumhuriyeti devletinin elinden alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin hükümranlık hakkı sona ermiştir burada.

Dün ben burada konuştuğum zaman, ey Hükûmet, sana dedim ki: Bak, yarına göreceğiz, bir tane Türk Bayrağı olacak mı, bir tane polis olacak mı, bir tane asker olacak mı?

Arkadaşlar, biz bu memlekette barışın gelmesini, huzurun gelmesini herkesten fazla istiyoruz. Biz silahın bitmesini her şeyden fazla istiyoruz. Fakat şimdi ama nasıl bitireceksiniz? Eğer siz Türkiye Cumhuriyeti devletini elden çıkarırsanız, getirip de yabancı bir güce işgal ettirirseniz kolay verirsiniz. Bakın, Ahmet Türk, Öcalan’la birinci görüşmeden sonra geldi, dedi ki: “Biz, Türkiye’nin parçalanmasını istemiyoruz, ayrı bir devlet de istemiyoruz. Ama ne istiyoruz? Yahu, doksan senedir bu ‘Türkiye Cumhuriyeti’ geçmiş, şimdi de ‘Kürdiye Cumhuriyeti’ yapalım. Anayasa’da geçen o ‘Türk’ kelimesini de ‘Kürt’ kelimesi yapalım, vallahi ayrı devlet istemeyiz.” dedi. Yani şimdi, bakın, bunların hepsi söylenen laflar. Gülüyorsunuz! Aslında bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmaması lazım. Türkiye’nin başına bugün karanlık bir bölünme, bir işgal gelmiştir. Arkadaşlar, bunu anlayan anlar. Eğer bir devletin bir bölgesinde o devletin varlığı yok edilmişse bu devletin Parlamentosu ne iş yapar? Bu devletin hükûmeti ne yapar? Şimdi, yarın Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gidecekler, Türkiye’yi böldükleri için ödül alacaklar, Nobel Barış Ödülü’nü alacaklar. Acaba, Abdullah mı alacak, yoksa Tayyip mi alacak? Herhâlde paylaşacaklar değil mi?

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – İkisine de verilecek.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Beraber.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani böyle bir şey olmaz.

Değerli arkadaşlar, aslında nevruz, barışın, sevginin, kardeşliğin bir simgesidir. Böyle bir günde bizim de burada çıkıp Türkiye’de barışı, kardeşliği nasıl birlikte güçlendiririz, nasıl bir iyi istikamete götüreceğiz, bunun hesabını yapmamız lazım ama ne yazık ki ben bir milletvekili olarak, bugün ülkemin içine düştüğü bu bölünmez ama bunu, başı işgal eden Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün korumasıyla Türkiye’nin bölünmesini gururuma yediremiyorum. Siz yedirebilirsiniz, zaten sizin bu memleketin millî değerleriyle hiçbir alakanız yok çünkü siz, bu iktidara geldiğinizden günden beri bu milletin değerlerini, bu milletin her şeylerini yok ettiniz ve hep güldünüz. Sizin tek sanatınız gülmektir. Onurlu, şerefli, haysiyetli, vatana ve millete bağlı olan insanlar, vatanına ve milletine kastedenlere karşı gerektiği zaman her türlü vasıtayla savaş yapar ama siz nedense birtakım şeylerinizin de mahkûmu olmuşsunuz yani insan olarak utanç duyuyorum, sizin aranızda görev yaptığımdan dolayı utanç duyuyorum çünkü bu memleket bu hâle gelmemeliydi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Sen mi, biz mi?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Allah seni ıslah etsin!

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, bu memlekette bundan doksan sene önce insanlar en kutsal varlığı olan yaşama hakkını verdiler ve  getirdiler, Yüce Atatürk gibi bir kişinin, dünyanın önder kabul ettiği bir liderin başkanlığında laik Türkiye Cumhuriyeti devletini kurdular. Bu devlet o laik Türkiye Cumhuriyeti’ne, Atatürk’ün getirdiği o çağdaş, o ilerici ve akla, bilime dayalı bir yönetim sayesinde dünya devletleri karşısında büyük bir güç oldu, büyük bir lider oldu ama siz geldiniz, birinci hedefiniz Atatürk’ün eserlerini yok etmek çünkü Atatürk’ün eserleri yaşadıkça siz Türkiye Cumhuriyeti devletini bölemezsiniz.

Siz bu devleti ayakta tutan orduyu çökerttiniz. Kimlerle? Yalancı şahitlerle ve o askerlerin kendisine karşı mücadele ettiği kişileri çağırdınız, onları yalancı şahitlerle mahkûm etmeye çalıştınız. Şimdi, yarına Türkiye Cumhuriyeti devletini koruyacak gücü, kuvveti nerede… Kim gidecek bu devleti savunacak? Siz şimdi ne yaptınız? Hepsini doldurdunuz bir yere.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Asli işini yaptırıyoruz biz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunların içinde bir suçlu varsa cezalandırın, mahkeme karşısına çıkarın ama siz böyle yapmadınız. Abdullah Öcalan kendisi söylüyor bir yerde: “Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u ben söyledim, ‘İçeri alın.’ dedim, aldılar.” dedi. Yani siz bunu zaten kabul ediyorsunuz.

Bakın, arkadaşlar, milletvekilliği hiçbir şey değildir. İnsanlarda haysiyet, onur, şeref olacak.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sende var mı? Haysiyet sende var mı?

KAMER GENÇ (Devamla) – İnsanda onur ve şeref olduğunun göstergesi de ülkesinin, milletinin bağımsızlığını, onurunu koruyacak davranışlar içinde olacak. Eğer bir memleketin bağımsızlığı gidiyorsa, susuyorsa; eğer bir memleketin onuru gidiyorsa, susuyorsa; bir memleketin en kutsal varlığı olan, simgesi olan bayrağı yok ediliyorsa ve siz susuyorsanız, müsaadenizle, ben sizinle aynı yerde bulunmaktan da utanç duyarım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz seninle aynı yerde bulunmaktan utanç duyuyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir devlet yaşayamaz, böyle bir millet yaşayamaz. Bunu size defalarca söyledik.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Kirletiyorsun, sen kirletiyorsun, biz temizlemekle uğraşıyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için, bakın, şimdi bu memleketi ne hâle getirdiniz: Arkadaşlar, bugün Türkiye’de hak aramanın yolları kapatılmış, yargı görev yapamaz hâle gelmiş. Bir dikta rejimi var Türkiye’de. Bu dikta rejimi kanalıyla öğrenciler hak arayamıyorlar. Bugün biraz önce telefon ettiler, Adalet Bakanlığına gidip de insanlar dilekçe veriyor, polis önünü kapatmış, dayak atıyor, gaz sıkıyor. Bir vatandaşın dilekçe verme hakkı yok mudur? Niye bunlara şey sıkıyorsunuz? Ama öte taraftan, bu devleti yok eden, bölen kitleye karşı burada çıkmış diyor ki: “Efendim,     -Hükûmet temsilcisi- benim gücüm yok.” Üstelik bir de diyor ki: “Yargı bu işle uğraşır.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Gücüm yok.” demedi ki. Sen uyduruyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir şey yok. Bakın, onurlu ve haysiyetli insanlar istifa etmeleri gereken yerde istifa etmesini gösterecek, onurunu göstermek zorundadır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi be! Hadi be!

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, eğer bu istifa edilmesi gereken yerde onurlu davranış içinde olup da istifa etmiyorlarsa onurun onlarda zerresi yoktur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Her türlü hakareti yapıyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – O bakımdan, burada hiçbir zaman bu Türkiye Büyük Millet Meclisi bu duruma gelmedi. Siz çiftçiyi çökerttiniz. Efendim, bu devlete düşman olan Fransızların çiftçisine bu sizin Tarım Bakanınız getirdi, 240 milyon dolarlık ithalat yaptı, onları beslediler. Gitti oradan ödül aldı.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Hadi oradan! İşine bak!

KAMER GENÇ (Devamla) – Siz üniversiteleri yok ettiniz, medreseye çevirdiniz. Siz çağdaş, laik, ilerici eğitimi çökerttiniz; medrese eğitimine çevirdiniz.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Ne alakası var Allah aşkına!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bugün Türkiye’de üniversite denilen bir kurum yok çünkü artık büyük bir kısmı AKP’nin emrine çalışan rektörler var. Üniversitelerde bilim özerkliği yok, üniversitelerde doğru dürüst bir eğitim yapılmıyor arkadaşlar.

Yani, aslında tabii ben başka bir konuşma hazırlamıştım ama birkaç da… Özellikle bizim Alevi, Bektaşi şeyinde de nevruz şöyle anılır: Tanrının dünyayı yarattığı gün olarak belirlenir. Hazreti Ali bu gün doğmuştur denilir. Hazreti Muhammed, yeni doğan amcasının oğluna Hazreti Ali adını verir ve bu günü kutlu gün ilan eder.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Tamamı uydurma onların. Nereden çıkardın onları?

KAMER GENÇ (Devamla) – Hazreti Ali’nin Hazreti Muhammed’in kızı Fâtıma ile evlendiği gündür.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Her uydurduğun şey gibi bu da uydurma. İşin gücün uydurma.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hazreti Muhammed’e peygamberliğin bildirildiği gündür. Hazreti Ali’nin halife olduğu gündür. Rum erenleri ile Hacı Bektaşi Veli’nin Anadolu’da karşılaştıkları gündür. Kırklar toplantı günüdür. Bu dönem Kırklar Bayramı olarak da, 21 Mart Nevruzu olarak da bilinir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu konuşmaların bugüne yakışıyor mu?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ayrıca da, 21 Mart Nevruz Günü, büyük önder, gerçekten bizim için bir pir olan Sevgili Âşık Veysel’in de ölüm günüdür.

Tabii, bu kadar güzelliklerin olduğu bir gün olan bugün, bizim için karanlık bir gün hâline dönmüştür. Türkiye Cumhuriyeti devleti fiilen bölünmüştür. Türkiye coğrafyasının bir bölümü artık Türkiye’den koparılmıştır.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Sen karartıyorsun, Türkiye'nin mahrum kalmasını istiyorsun, yapamayacaksın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bugün Güneydoğu’nun birçok ili, başta Diyarbakır, Erbil’e katılmıştır.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Sen mi çizdin haritaları?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunu siz kendiniz kabul ettiniz. Bakalım, bunun cezasını çok çekeceksiniz. Bu millet sizi, seçim bölgesinde, bu kürsüde, onlara… Ey vatandaş, ey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı! Eğer siz bu halkı, bu ülkeyi bölmek istemiyorsanız, bu AKP sıralarında oturan ve bu memleketin bölünmesine müsaade eden, onlara çanak tutan insanları seçim bölgelerine sokmayın. Bunlardan hesap sorun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen mi söylüyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Kim soracak? Onun için size söylüyorum. ve bunlara gerekli dersi ver ey halk!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Geçen, seni Tunceli’ye almadılar herhâlde ha!

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer vermiyorsan, sen Türk halkı değilsin!

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Seni Tunceli’ye geçen hafta sokmadılar herhâlde ha! Tuncelililer kovalamışlar seni.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen gel de beraber gidelim Tunceli’ye.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gidelim, gidelim, inşallah.

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Mehmet Naci Bostancı, Amasya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Alkışla, alkışla, milliyetçiliği ayaklar altına alanları alkışla! [MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

Milliyetçiliğin hocası, seni alkışlıyorum. Bravo! Milliyetçiliğin hocası!

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli vekil arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Diyarbakır’ı anlat, Diyarbakır’ı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Nevruz “yeni gün” anlamına gelir, malum, herkes biliyor.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Yağcılıkta sınır yok, devam. Ailene yakışır bir konuşma yaparsın inşallah. Şehit kardeşine yakışır bir konuşma yaparsın inşallah.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Milattan önce 2500’lü yıllara kadar uzanan bir geçmişi var.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Şehit kardeşin seni seyrediyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu kadar geçmişe gidince, tabii, kabileler, klanlar, göçebeler…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Naci, konuşmaman lazımdı bugün.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …avcılık ve toplayıcılıkla uğraşanlar, bütün bunlarla ilişkili bir başlangıcı vardır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hiç mi geçmişe karşı saygın yok senin?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hangi? Türk nevruzunu mu anlatıyorsun, AKP nevruzunu mu anlatıyorsun?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – İnsanda sadece gırtlak olmayacak, kulak da olacak, beyin de olacak! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; MHP sıralarından gürültüler)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Kendi beynine bak sen!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Allah güçlü sesler vermiş, maşallah…

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, sayın hatibi dinleyelim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …ama o sesin biraz da nitelik kazanması lazım, nitelik.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İnsanda beyin değil, Naci, önce haysiyet olacak, haysiyet olacak!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Evet, evet, evet.

BAŞKAN – Sayın Şandır, Sayın Şandır, lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Biraz önce…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Geçmişine küfreden bir adamın hiç konuşmaya hakkı yok.

BAŞKAN – Laf atmayın, söz atmayın, lütfen ama… Hatip konuşacak.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …Ali Bey, buranın Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu söyledi.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Beynimden şüphem mi var benim, bana beynimle ilgili laf söylüyorsun?

BAŞKAN – Hatibe müsaade edin, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kendi beynine bak!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, arkadaşlar, milletin temsilcileri…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bu sözünü geri alacak Sayın Başkan! Beynimden şüphem yok benim!

BAŞKAN – Sataşmadan söz istersiniz, veririz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …milletin, sizin sürekli ağzınıza aldığınız milletin temsilcileri burada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Eğer bu milletin yaşadığı gerçek bir dert olsaydı, o bayraklar her yerde olurdu.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Terbiyesiz! O bayraklar rahatsız mı etti seni?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Orada küçük bir grup olarak bir araya gelmişsiniz, dışarıdan bakan birisi utanır, Türkler sadece bu kadar mı diye utanır. Utanmanız lazım sizin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Utanmadan konuşuyorsun, utan, utan!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yılanla çuvala girdiniz…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türk Bayrağı’ndan rahatsız olan Türk milliyetçisi olur mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bayrağından rahatsızlık duyuyorsun ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir milleti sevmek, orada bulunan herkesi sevmektir; rüyada sevmek değil, gerçek dünyada sevmektir, gerçeklikte sevmektir; şehirleriyle, köyleriyle, bütün yaşayanlarıyla sevmektir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hangi gerçek? Hangi gerçek?

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK gerçeğin senin, değil mi? Bölücü!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Evet, Oktay Bey, seni de seviyoruz, birlik ve kardeşlik projesinin bir parçası da sensin, seni de kucaklayacağız inşallah.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen sevme, sevme bizi!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen İmralı’ya bağlı ol! Git oraya, layığını buldun sen!

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sen Apo’yu sev!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kamer Bey’i de seviyoruz. Biraz önce buradan konuşmalar yaptı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen MHP’ye ve milliyetçiliğe saldırmakla görevlendirilmiş bir bombacısın!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Doğrusu, Meclise geldiğimden beri en hayran olduğum kişilerden birisi. Sahne performansı muhteşem.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sen yılanla çukura girdin, şimdi yılanın faziletinden bahsediyorsun!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Onu dinlerken kendimi Roma dönemindeki mahkemelerde hissediyorum.

FARUK BAL (Konya) - O döneme git, bir daha gelme!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Roma dönemindeki mahkemelerde sanıklar, kendilerini anlatırlarken tiyatro sanatının bütün imkânlarını kullanırlardı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kendini fazilet çukuruna atmışsın.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sen düştüğün çukurun…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Amaçları jüriyi etkilemekti. Kamer Bey de, doğrusu, sahne performansları bakımından muhteşem. O yüzden kendisine büyük saygı duyuyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Televizyonda izledin mi? “Dönme dolap” olsun ismin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ancak Kamer Bey’in mutlak surette bu ülkeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum, bu Meclise de. 

Bizim arkadaşlar, Kamer Bey’in geçmişteki maceralarını anlatıyorlar esprili bir şekilde, gelecekte de anlatacaklar, burada yaptığı konuşmaları, anlatımları… (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hangi maceralar?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sen kendi geçmişini anlat.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Evet, Mecliste mutlak surette rahatsız eden, sorgulayan, en aykırı lafları söyleyen insanlar olacak, olacak.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Şu kendi geçmişini bir anlatsana, kendi geçmişini!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hangi maceradan bahsediyorsun, hangi maceradan?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Onlar olacak ki, biz de düşüneceğiz, koro hâlinde hep beraber aynı sözleri söylemeyeceğiz çünkü burası Meclis, bir kabilenin meclisi değil, 75 milyon insanın meclisi. (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Allah Allah… Çok büyük bir nutuk attın, büyük bir nutuk attın!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Fransız tarihçi Fernand Braudel -ümit ederim aranızda okuyanlar vardır- tarihçi, büyük bir tarihçi, büyük bir tarih ekolünün kurucusudur. Fernand Braudel… Okumak önemlidir, okumak. Braudel diyor ki…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Karnımız tok onlara!

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Okumak cehaleti alır eşeklik baki kalır!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen git her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan Tayyip Erdoğan’a konuş!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …o büyük tarihçi ”Ey Fransa, seni, insanlığa, uygarlığa, edebiyata, sanatlara yaptığın katkılar kadar,  rezilliğin, pespayeliğin, entrikaların, her şeyinle birlikte seviyorum.” diyor. Bir memleketi sevmek budur. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından “Bravo(!)” sesleri] Evet, bir memleketi sevmek budur. O ülkedeki insanlara saygı göstermektir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burası, fikir ve siyaset namusu olanların kürsüsü.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sürekli, millete saygı göstermekten bahsedenler, eğer milletin temsilcilerine saygı göstermiyorlarsa rüyalarında konuşuyorlardır, rüyalarında. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen, MHP’ye ve milliyetçilere saldırmak için milletvekili yapıldın, biliyorsun değil mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Buradaki insanlar, buradaki insanlar rastgele buraya gelmedi. AK PARTİ Grubu, sabah akşam hakaret ettiğiniz AK PARTİ Grubu milleti temsil ediyor, yüzde 50’sini temsil ediyor, CHP de yüzde 26’sını temsil ediyor, siz de yüzde 13’ünü temsil ediyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen git PKK’yla müzakere et! Sen git PKK’yı muhatap al!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hemen sağınızdaki BDP’liler bu milletin yüzde 6’sını temsil ediyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yürü, yürü,  hadi yürü!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Millete saygı, hepsine saygıdır, hepsine. Sadece senin gibi düşünenler değil…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yolun açık olsun hadi, hadi yürü yavrum! Bir daha buralara uğrama, bakma da buralara.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Olur, emredersin Oktay Bey. Bu işleri sen iyi biliyorsun. Olur, olur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milliyetçiliği ayaklar altına alan bir zihniyetin milletvekilisin sen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bağırmak, insanın akılla ilişkili olduğunu göstermez.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bağırmak değil.

FARUK BAL (Konya) – Kitap yazmışsın, kitap.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kitap yazmışsın ama okumamışsın ki.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Burada, değerli arkadaşlar, televizyonlarda “sitcom” programları vardır, “sitcom”. Şu komedi programları var ya komedi, onlar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sen tetikçisin, başka bir şey değil.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – O programlarda kahkaha efektleri koyarlar, bilirsiniz. Niçin? Millet nerede güleceğini görsün diye, anlasın diye. Çünkü milleti kahkaha efekti koyarak, aslında, bir yerde, aptal yerine koyuyorlar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sen tetikçilik yapıyorsun Naci Bostancı. Senin niye seçildiğini biliyoruz?

 MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Şimdi, “sitcomdaki” efektler gibi, sanki bu memlekette çok dramatik olaylar yaşanıyor ama milletin çoğunluğu bundan bihaber, çoğu hain, çoğu alçak. (MHP saralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Daha ne olsun be! Yazıklar olsun sana be!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “Sitcom” efekti yapmayın, “sitcom” efekti yapmayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıklar olsun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Memlekete saygı göstereceksiniz, millete saygı göstereceksiniz. Sadece rüyalarda değil. (MHP sıralarından gürültüler)

Sizin oradakilerin çoğundan daha milliyetçiyim ben. Benim geçmişimi sizin aranızdaki insanlar bile bilmez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Para için değer mi? Para için değer mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Cenap Şahabettin’in bir lafı var, diyor ki Cenap Şahabettin: “Havas, seçkinler beğendikçe alkışlar, avam da alkışlandıkça beğenir.” Bu arkadaşlar gürültü yaparak bir “Memlekette dramatik durum var.” havasını halka duyurmaya çalışıyorlar. On yıldır bağırıyorlar, sonuç: Yüzde 13, yüzde 13. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yüz yıl da bağıracağız, yüz yıl da.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Fırıldaksın oğlum sen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne kadar kandırırsan kandır ama sizin muhatabınız PKK, senin muhatabın bebek katili. Sen BOP projesinde eş başkanının milletvekilisin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bakın, Ziya Gökalp “Değer hükmüyle gerçeklik hükmü arasında fark vardır.” der. Değer hükmü, insanın kendi durduğu yerden gördüğü dünyadır. Gerçeklik hükmü ise yaşanılan toplumun içerisindeki gerçekliklerdir. Eğer onlara gözünüzü kapayıp sadece değer hükmüyle davranırsanız rüyadaki bir milleti seversiniz, gerçek millete de düşman olursunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir daha tekrar ediyorum: Paradan bahset!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Çünkü gerçek millet sizin kafanızda değil, sizin gibi telaffuz etmiyor, sizin gibi bakmıyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –Anlamazsın, sen paradan bahset!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, inşallah Türkiye Cumhuriyeti kendi birliğini, bütünlüğünü böyle bağırarak çağırarak değil…

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’ya teslim olarak…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …böyle öfkeyle, kendi çocuğunu bile sevmeyecek bir ses tonuyla değil…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bayrağın çiğnendiği yerde ne yapacaksın?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …yanındaki insana bile sevgiyi ve sempatiyi gösterecek bir ses tonuyla değil, ancak düşmanlığın, husumetin, savaşın sesi olabilecek bir ses tonuyla değil….

OKTAY VURAL (İzmir) – Sevr’de parçalanmadan bahsettikleri zaman da böyle konuşmalar yapanlar vardı. Sizi gidi manda ve himayeciler!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …akıl dolu sözlerle, akıl dolu sözlerle bu milletin birliğini ve dirliğini sağlayacağız. (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sağladınız maşallah!

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yı muhatap alarak…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hangi millet bu!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - John Steinbeck’in “Fareler ve İnsanlar”ı vardır. Oradaki kahramanlardan birisi, sevdiği kızı –çok güçlü bir kahramandır- seveyim derken kafasını sıkarak öldürmüştür.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sen “sitcom” mu seyrediyorsun? Diyarbakır’a bak…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “Sevdim, o yüzden vurdum.” diyen bir ülkede yaşıyoruz. Kızı, sevdiği için vurduğunu söyleyen… Sevmek kimseyi beraat ettirmez, akıllı seveceksin, akıllı, memleketin tamamını seveceksin ve saygı göstereceksin, saygı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sizin aklınızı sevsinler!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Senin gibi düşünmüyor diye buraya gelip her türlü hakareti etmeyeceksin. Söylediğiniz her hakaret buradaki temsilcileri marifetiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Naci Bostancı, hakaret etmeye değmez bir çukursun sen! Hakaret etmeye değmez bir insansın sen! Aslını inkâr eden adamsın sen!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan….

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın Aslanoğlu’dan başlayalım isterseniz.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Cuma İçten, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana “derin güçler” ifadesiyle Çanakkale’deki şehitlerimizin, hür türlü şehitlerimizin kanını sızlatmıştır. Burada Sayın Ali Serindağ’a söz verirseniz tutanaklara geçirecek.

İki: Sayın Kamer Genç’e “maceracı” demek, ayıptır. Kamer Genç’in macerası varsa kendinedir. Bu konuda Sayın Genç…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Serindağ.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan bana…

BAŞKAN – Sırayla, bir oturun yerinize. “Sayın Serindağ” dedi, söz verdik Sayın Genç. Birbirinizi bir dinleyin lütfen.

Grup başkan vekilinizin sözünü dinleyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya sen ne karışıyorsun, benim kimin sözünü dinleyeceğime!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Serindağ.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in gündem dışı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; cumhuriyetimiz, Büyük Atatürk’ün önderliğinde başlatılan çetin bir millî mücadeleden sonra kurulmuştur. Sayın Cuma İçten, biraz evvel Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada aynen tutanaklardan okuyorum: “Derin güçler, seksen yıldır zalim Dehak gibi, kendi insanını katletmiş ve zulmetmiştir.” diye bir konuşma yapmıştır. Sayın Cuma İçten, bu konuşmasıyla başta Büyük Atatürk olmak üzere cumhuriyetin kurucu kadrolarına dil uzatmıştır. Bunu şiddetle reddediyoruz. Cuma İçten’in bu sözleri doksan yıldır, hatta iki yüz yıldır çağdaşlaşmaya karşı olanların, aklı ve bilimi reddedenlerin, laik ve demokratik cumhuriyeti içine sindiremeyenlerin, içinde bulunduğu ruh hâlinin bir tezahürüdür. Cuma İçten’in bu sözlerini bir kere daha kınadığımı ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Vural, sırasıyla… Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu bitirelim, size geleceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, biraz önce konuşan kişi beni “maceracı”, bir de bir Fransız’ın sözünden bahsederek…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Kimmiş o Fransız?

KAMER GENÇ (Tunceli) - …işte “rezilliğiyle ve pespayeliği” kelimelerini kullandı, bana atfederek.

BAŞKAN – Yani, Fransız’ın sözünden bahsederek ne dedi?

KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim?

BAŞKAN - Ne dedi Fransız’ın sözünden bahsederek?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir Fransız’dan bahsetti. Fransız, işte, diyor ki: “Ben bazılarının işte rezilliğini de, pespayeliğini de beğeniyorum. Bu arada Kamer Genç de macera…”

BAŞKAN - Size mi atfetti o cümleyi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – İsim de verdi.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın İçişleri Bakanı Muammer Güler’in 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşmasından sonra grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben burada AKP’nin yaptığı yolsuzlukları dile getiriyorum, Tayyip Erdoğan koşuyor mahkemede… Benim hakkımda şu anda beş tane dava açmış. En son da 50 milyar liralık dava açmış. Peki, ben Tayyip Erdoğan’ın çocuklarına bakmak zorunda mıyım? Bir de biz, burada, arkadaşlar, Türkiye’nin sorunlarını dile getiriyoruz. Peki, bu ceza tehdidiyle bunları susturmak olur mu? Ben, ayrıca da öğrencilere de burs veriyorum. Şimdi o öğrencilere verdiğim bursu keseceğim, Tayyip’e vereceğim. Allah bunu kabul eder mi? Tayyip de dünyanın en zengin adamı. Yani -kala kala- bizim milletvekili maaşımıza da göz koydu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hakaret edeceksin, dava açmayacak, olur mu öyle şey!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın arkadaşlar, bu işin şakaya alınacak tarafı yok. Bakın, Türkiye bugün bölünmüştür. Türkiye’nin eğer… Bir devletin bayrağı bir yerde yoksa o topraklar o devletin hükümranlığında değildir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hakkâri mitinginizde var mıydı?

KAMER GENÇ (Devamla) – Vardı, vardı, vardı… Sen bana müdahale etme de yiğitliğin varsa çık buradan cevap…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Organizasyonu siz yaptınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, İçişleri Bakanınız olan adam da diyor ki: “Ben de bu bayrağı istiyordum.” Hayır, istemiyorsun. Ben dün seni ikaz ettim burada, ben burada ikaz ettim. Bakın efendim “Dağdaki terörist için üzülmeyen kişi şerefli değildir.” diyen Diyarbakır’daki Emniyet Müdürüne de en büyük tezahürat yapıldı. Ben de onun üzerine şunu söyledim: “Peki, dağdaki ölen teröriste üzülmeyen insan değildir.” diyen bu Emniyet Müdürüne söylemek istiyorum: Peki, o dağdaki teröristi öldürene ne diyeceksin? Sen değil misin? Yani bu kadar akılsız… Yani şimdi, tabii, bu iki dakikalık sataşmada ne diyeyim.

Şimdi burada, arkadaşımızın aslında ciddi bir muayeneden geçirilmesi lazım. Daha senin Kamer Genç’e cevap verebilmen için çok fırın ekmek yemen lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yiğitliğin varsa televizyon programlarına çıkalım konuşalım. Burada iki dakikada ben size ne diyeyim? Ben size burada yolsuzluklarınızı dile getiriyorum, usulsüzlüklerinizi, utançsızlıklarınızı dile getiriyorum. Utanmayan, sıkılmayan, gülen, devamlı gülen insanlarsınız, en çirkinliklere gülen insanlarsınız. Ben ne diyeyim arkadaşlar?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, lütfen oturun.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) -  Sayın Başkan, biraz önce AKP adına konuşan kişi, günahlarını örtmek için kendi eliyle kazdığı çukurla, geçmişle ilgisinin olmadığını ifade etmek için “defn-i zünûb” denilen bir fazilet çukuru kazmış  ve üstüne de kendisini örtmüştür. Dolayısıyla, bu konuşması aslında takiyeci bir zihniyetin tipik bir yansımasıdır. Bu konuşmasında özellikle milliyetçilere “beyinsiz” diye hitap etmesi karşılığında, Sayın Başkan, sataşmadan dolayı, grubumuz adına Sayın Yusuf Halaçoğlu’nun cevap vermesini istirham ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

İki dakika söz veriyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Milliyetçilerin beyninin olduğunu ona anlat bir.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeden…

 

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın İçişleri Bakanı Muammer Güler’in 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşmasından sonra grubu adına yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, sayın milletvekilleri.

Şimdi, ben tarihte çok bukalemun türlü insanlar gördüm ama burada daha, onlara taş çıkaracak kişiyi de görüyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, bu tarz bir konuşma yapamaz.

BAŞKAN – Cevap versin efendim, ne yapalım? Cevap versin. Şahsını ilgilendirir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Şimdi, beyinsizlikle birilerini suçlayan insanların, önce kendi beyinlerine dikkat etmelerini istirham ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şimdi, kendi beynini kullanamayıp Braudel’den bahseden -buraya çıkıp- kişi, öncelikle kendi fikirlerini ortaya dökebilecek bir birikime sahip olsun. Yeri gelince, hemen “Benim annem Kürt’tü.” vesaire deyip bir yerlerde, kendisini farklı şekilde nitelemeye kalkıştığı takdirde, aslında neyi, neye getirdiğini de görüyoruz.

Orada bayrağın olmamasını tenkit edebiliyor musun? Veya PKK paçavralarının bütün meydanı doldurmasını nasıl hazmedebiliyorsunuz? Hem Çanakkale’den bahsediyorsunuz hem milliyetçilikten ve milliyetçiliğin, beyinsizlikten bahsediyorsunuz, ondan sonra da diyorsunuz ki: “Bütün bunların hepsini biz barış için, birlik, beraberlik için yapıyoruz.” Burada söylediğiniz, “Laz’ı, Çerkez’i, Türk’ü, Kürt’ü” demeniz zaten ayrımcılıktır. Bu ülke eğer birse, tek vatansa, tek milletse, o zaman bunlardan bahsetmemeniz gerekir. Bu bir ırkçılığın…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ta kendisidir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – …ta kendisidir, ta göstergesidir. Dolayısıyla, burada çıkıp da bilmem kimin fikriyle, bilmem şunun fikriyle değil, kendi birikiminiz ne varsa onunla konuşun. Ben şunu söyleyeyim size: Bakın, eğer mürekkep yaladıysanız, bir kitap yazdıysanız, bir fikre sahipseniz hep birilerinin sözüyle, adıyla konuşmayın ama ben bir şeyle konuşacağım, birinin adıyla konuşacağım, o da Kur'an-ı Kerim’deki bir ayetle konuşacağım, Cenab-ı Allah diyor ki: “İçimizdeki beyinsizlerin yüzünden bizi helak eder misin Allah’ım?”

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından ‘Bravo’ sesleri, alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, Oktay Bey hakaret etmiştir, söz istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Naci Bostancı konuşmasını yaparken ismimi de anarak bana benim kullanmadığım anlamda sözlerle muhatap…

BAŞKAN – Ne söyledi efendim, ne dedi de yani sizin kullanmadığınız cümleyi…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ne dediğini de anlayamadım ama “Sayın Şandır” diye başlayan cümlesinde…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – “Sayın Şandır” demek, hakaret mi?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hiç “Sayın Şandır” demedim.

BAŞKAN – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Şandır’la nasıl illiyet kurar? Hakaret…

BAŞKAN – Anladım da yani Sayın Şandır diye başladı, sonra ne söyledi, onu soruyorum size.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ne dediğini ne bileyim ben? Ne söylediği anlamlı değil ki!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tutanaklara bakalım…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

İki dakika söz veriyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bostancı, oturun lütfen. Sonra sizi de dinleyeceğiz efendim.

 

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın İçişleri Bakanı Muammer Güler’in 21 Mart Nevruz Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşmasından sonra grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu kürsüden herkes konuşur ama haysiyetli insanların konuşması lazım. Geçmişine söven insanın bu kürsüden konuşma hakkı yok Sayın Bostancı. (MHP sıralarından ‘Bravo’ sesleri, alkışlar) Anladın mı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, bu tarz bir konuşma olur mu!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şimdi duyduğun mensubiyet, aidiyet geçmiş aidiyetine sövme hakkı sana vermez. Söversen bunun adı haysiyetsizliktir. Bu da sana yeter. Sana başka cevabımız yok. (MHP sıralarından alkışlar)

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Peki sövmemişse?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, güzel arkadaşlarım, bugün Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten sayın bakanlara hakaret edilmiştir. Türk Bayrağı’na hakaret edilmiştir. Beklerdik ki hep birlikte Diyarbakır’da yaşanan manzarayı birlikte kınayalım ama bir sözcünüz çıktı burada Türkiye Cumhuriyeti devletinin seksen yılını Dehak olmakla suçladı. Bunun içinde hepiniz var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Grup adına konuşmadı, o, şahsı adına konuştu Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Şahsı adına yapılan konuşmaya kalkıp cevap vermeliydiniz Sayın Canikli, itiraz etmeliydiniz. Hiç mi yüreğinize batmadı? Koca Türkiye Cumhuriyeti devletini ve yöneticilerini başta Atatürk olmak üzere Dehaklıkla suçlayan bir insana hiç itirazınız olmayacak mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Alkışladınız ya!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bir şey söyleyeyim: Haysiyet meselesi… Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Bu millet kim? Bu millet, Türk milleti değil mi arkadaşlar? Anayasa’nın 81’inci maddesinde milletvekili olmak için ettiğiniz yeminde, önünde yemin ettiğiniz milletin adı “Türk milleti” değil mi? Sayın Grup Başkan Vekili burada.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Doğru, doğru.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – “Türk milleti” demiyor. Dün, zorluyoruz “Türk milleti” dedirttiremedik Sayın Ahmet Aydın’a.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz “Büyük Türk milleti” diyoruz, Türk milletini sadece size ait sanmayın, kusura bakmayın. İçinde bütün etnik unsurları barındıran bir millet olarak görüyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Aydın, dün burada bütün ısrarımıza rağmen “Türk milleti” diyemediniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Türk milleti sizin tekelinizde değil.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kutsal değerler, ortak değerler üzerinden siyaset yapmayın.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Türk milletine yapılan, Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılan bu hakareti Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak şiddetle kınıyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum

OKTAY VURAL (İzmir) – Terör üzerinden siyaset yapıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Terör üzerinden siz yapıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK üzerinden siyaset yapıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz terörü bitirmeye çalışıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynen öyle, terör üzerinden siyaset yapıyorsunuz ya.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Terör üzerinden siyaseti siz yapıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sıkıyor değil mi? Korkuyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

FARUK BAL (Konya) – Otur yerine, otur.

BAŞKAN – Anlaşılmıyor efendim dediğiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hakaretten…

BAŞKAN – Bir dakika, kim hakaret etti, ne söyledi?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Otur yerine otur! Hakkı yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, Oktay Bey hakaret etti.

BAŞKAN – Hayır, Sayın Bostancı, kim, ne için sataştı, ne söyledi, bunları söylemek durumundasınız orada. 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, Oktay Bey biraz önce söz isterken hakaret dolu sözlerle bilmem “çukurun içerisinde”, “üstünü kapatan” vesaire…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yazık! Ya otuz yılın yanlış ya şimdin yanlış Sayın Bostancı.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

Buyurun (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın sataşma nedeniyle söz istemesi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Değerli arkadaşlar…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ya otuz yılın yanlış ya şimdin. Şimdi tercihini söyle.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yeter be!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ben, yıllardan beri hocalık yapıyorum… 

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Hay senin hocalığına.

FARUK BAL (Konya) – Senin hocaların da vardı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …makaleler yazıyorum, kitaplar yazıyorum. Bunları okuyanlar…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yazık.     

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …milliyetçiliğe ilişkin, memlekete ilişkin fikirlerim nedir bilebilirler, eğer okuduysalar.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Allah’tan, okumamışız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sanki, 2011 yılında AK PARTİ vekili olmakla birlikte bambaşka birisi oldum gibi bir muamele, cehalettendir. Bir insan hakkında konuşuyorsanız, onun ne yazdığını, hangi kitapları yazdığını, hangi makaleleri yazdığını bileceksiniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Senin söylediğinin ne alakası var? Tam tersini söylüyorsun, tam tersini söylüyorsun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yazdıklarının hepsini okuduk biz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – 1980 öncesinde, 12 Eylülde biz mahkemelerde yargılanırken  aranızda bazıları orada yoktu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Geç onları, geç!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) -  Yoktu, yoktu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Oktay Bey, sen de yoktun! Sen de yoktun!

OKTAY VURAL (İzmir) –  Geç onları!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) -  Kim bilir neredeydin Oktay Bey? Şimdi burada bağırmak kahramanlık değil, o zaman bağıracaksın, o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Geç onları! Yolun açık olsun!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –  Ben o zaman da oradaydım, şimdi de buradayım. Sen neredesin? Biz o mahkemelerden gelip burada vatan satmaya gelmedik. Mahkemelerden geldik, hâlâ buradayız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Fikirlerimiz, fikirlerimiz… Değerli arkadaşlar, biz fikirlerimizi elbette kitaplardan, düşünürlerden, onların yazdıklarından, onlardan çıkartırız. Kendimize ait fikir bize ilhamla gelecek değil. Bavdel’i de okuyacağız, Kemal Tahir’i de okuyacağız, Cemil Meriç’i de okuyacağız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kumdan kaleler yapıyordun daha o zaman kısa pantolonlu hâlinle!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bütün bu okumalarımız çerçevesinde kanaatlerimizi söyleyeceğiz. Bir tarihçi olan Değerli Hocamın çıkıp “Kendi fikirlerini söylesin.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen fazilet çukurunu kazmışsın, içindesin zaten!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) -  Hocam “Kendi fikirleri” derken, kimin fikirlerini söylüyor? İlhamla  gelmiş fikirlerimi söylüyor? Elbette ki kendi okumaları çerçevesinde fikirlerini söylüyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Türk milletine hakaretin olduğu yerde söz biter!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Kamer Bey’e gelince, Kamer Bey hakkında konuşmak için kırk fırın ekmek yemek gereksiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Türk milletine hakaretin olduğu yerde söz biter!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) -  Ayrıca, sadece ekmekler Mecliste yenmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bu memleketin başka yerlerinde de yeniyor unutma Kamer Bey! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Eğer bunların fikri ve siyaseti olsaydı, İmralı canisinin yol haritasıyla milleti ve cumhuriyeti tayin etmezlerdi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biz terörü bitirmeye çalışıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Siz ancak Öcalan kadar düşünebiliyorsunuz, Öcalan kadar siyaset namusunuz var. Ancak o kadar!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Telaşa gerek yok!

OKTAY VURAL (İzmir) - Seviyeniz o, seviyen o!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - Daha geçen gün hayalperestlikle suçluyordun. Kürsüden konuşan sen değil miydin?

OKTAY VURAL (İzmir) – Fazilet çukurcusu seni! Hadi git! Hadi git! Yolun açık olsun! Yürü!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biz terörü bitirmeye çalışıyoruz.

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır; okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Demir Çelik ve 21 milletvekilinin, kot taşlama işinde çalışan işçilerin yaşadıkları mağduriyetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/550)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Silikozis hastalığına yakalanmış ve silikozis tehdidi altındaki tüm işçilerin tespit edilip, kot taşlama işinde çalışan işçilerin yaşadıkları mağduriyetlerin tespiti ve acil olarak giderilmesi için Anayasa’nın 98. İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Demir Çelik                                                          (Muş)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat                                                             (Batman)

8) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                                                            (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                                                          (Van)

21) Özdal Üçer                                                         (Van)

22) Leyla Zana                                                         (Diyarbakır)

Gerekçe:

Kot taşlama; kotların beyazlatılması, eskitilmiş görüntüsü verilmesi için kumun kuru hava kompresörleriyle kotların yüzeyine tutularak aşındırılması işlemidir. Bu işlem sırasında solunan tozlar akciğerde silikozis hastalığına yol açmaktadır. Kumun özü olan silisyum, ciddi hastalıklara yol açacak bir maddedir. Silikojenin solunmasının ardından tozların akciğerlere yapışması sonucu oluşan hastalığın henüz tedavisi yoktur ve ölümle sonuçlanmaktadır.

Ülkemizde kot taşlama işinde çalışan yaklaşık 10 bin işçi bulunmaktadır. İstatistiklere göre kot taşlama işinde çalışan her iki işçiden birinde bu hastalığın belirtileri görülmektedir. Bu da demek oluyor ki yaklaşık olarak 5 bin işçi bu hastalıktan etkilenme riskiyle karşı karşıyadır. Resmî olarak bu işçilerden yalnızca 500'ünün tanısı konmuş durumda. Yani 500 kişi silikozis nedeniyle ölüm riski altında yaşamaktadır. Bugüne kadar birçok işçi yakalandıkları silikozis hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Silikozis hastalığı, başka hiçbir şekilde yakalanılması mümkün olmayan bilinen tek hastalıktır. Silikozis hastalığı yalnızca silika tozuna maruz kalınan bir işte çalışmak sonucunda oluşabilecek bir hastalıktır. Yani silikozis hastalığına yakalanmış olma, bu işin yapıldığını ispata gerek olmaksızın gösteren bir olgudur. Hukuki tabiriyle meşhur ve maruf bir vakıadır. Silikozis bir meslek hastalığıdır ve bu hastalığa yakalananların meslek hastanelerinde tedavi edilmeleri gerekmektedir. 1930'lu yıllardan bu yana yol, metal ve maden işçilerinde görülen bu hastalık tekstil sektöründe ilk kez Türkiye'de teşhis edilmiştir. 2004 yılından bugüne Türkiye'de kot taşlama işinde çalıştıkları için yaşamını yitiren, resmî olarak bilinen 53 silikozis hastası vardır. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan kot taşlama işçileri yakalandıkları bu ölümcül hastalık sonrasında çalışamaz hâle geldiklerinden 5510 sayılı Yasa’da öngörülen meslek hastalığı sigorta kolundan yararlanabilmek için "hizmet tespiti davası" açmıştır. Maalesef işçiler sigortasız, kayıt dışı, “merdiven altı” diye tabir edilen iş yerlerinde çalıştırıldıkları için işveren ve iş yeri tespitinin yapılması mümkün olamamıştır. Silikozis hastalığı sosyal sigorta mevzuatında meslek hastalığı olarak kabul edilmesine karşın yasadan kaynaklanan ispat şartları yerine getirilemediğinden kot kumlama işçileri açmış oldukları bu davaları kaybetmişlerdir. Açılan davalar sonucu oluşan mahkeme ve avukatlık masrafları işçilerden alınarak yaşamları ellerinden alınan bu insanlar, mahkemelerde hak aradıkları için bir kez daha cezalandırılmış, kaçak atölyelerin tespitinin yapılamamasının ağır faturası bir kez daha işçilere kesilmiştir.

Genellikle Doğu ve Güneydoğu'dan zorunlu olarak göç eden yurttaşlarımızın kayıt dışı olarak kot taşlama işinde çalıştırıldıkları bir gerçektir. Muş'un merkeze bağlı Bostankent köyünde aynı aileye mensup 10 yurttaşımız bu hastalığın pençesindedir. Sadece Bingöl'ün Karlıova ilçesinin, Taşlıçay ve Toklular köylerinde, neredeyse her evde bir silikozis hastası bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca, Sinop, Tokat, Bingöl, Diyarbakır, Siirt, Erzurum, Zonguldak ve Çorum'da da kot taşlama işinde çalışıp memleketlerine dönen çok sayıda işçinin bulunduğu ifade edilmektedir. Sadece Erzurum, Kars ve Bingöl'de binin üzerinde silikozis hastası kot işçisinin bulunduğu ve Batman, Muş, Bitlis ve Diyarbakır'daki hasta sayısının da eklendiğinde sayının 2.000'i bulacağı tahmin edilmektedir. Ayrıca, hastalığı henüz teşhis edilmemiş ya da yanlış teşhis edilmiş işçiler olduğu için silikozis hastalarının sayısı tam olarak bilinememektedir.

Türkiye'nin henüz 20'li yaşlardaki bu genç insanların bile bile ölüme gönderildiği bu vahim duruma dur demesi gerekmektedir. Bu nedenle, kot taşlama işleri yapılan ruhsatlı ruhsatsız tüm iş yerlerinin denetlemesinin yapılması, kot taşlama işinde çalışmış olan işçilerin sosyal güvenlik kapsamına alınmasının sağlanması ve gerekli yasal düzenlemelerin acil olarak yapılması gerekmektedir. Bu sebeple kot taşlama işinde çalışan işçilerin yaşadıkları mağduriyetlerin tespiti ve acil olarak giderilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir araştırma komisyonu kurulması gerekmektedir.

 

2.- Aydın Milletvekili Semiha Öyüş ve 23 milletvekilinin, bal üretimi ve pazarlaması ile arıcılığın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/551)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sahte bal üretiminin önüne geçilmesi ile birlikte; arıcılığın korunması, bal üretimindeki yüksek standartların sağlanması ve pazarlamadaki sorunların aşılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa'mızın 98’inci. ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

 1) Semiha Öyüş                                                       (Aydın)

 2) Ali Gültekin Kılınç                                               (Aydın)

 3) Recep Özel                                                         (Isparta)

 4) Hüseyin Şahin                                                     (Bursa)

 5) İsmet Su                                                             (Bursa)

 6) Muzaffer Aslan                                                    (Kırşehir)

 7) Fatoş Gürkan                                                       (Adana)

 8) Şenol Gürşan                                                      (Kırklareli)

 9) Faruk Işık                                                            (Muş)

10) İlknur İnceöz                                                      (Aksaray)

11) Safiye Seymenoğlu                                             (Trabzon)

12) Çiğdem Münevver Ökten                                      (Mersin)

13) Ali Aşlık                                                             (İzmir)

14) Zülfü Demirbağ                                                  (Elâzığ)

15) Canan Candemir Çelik                                        (Bursa)

16) Adem Yeşildal                                                    (Hatay)

17) Şuay Alpay                                                         (Elâzığ)

18) Ayşe Türkmenoğlu                                              (Konya)

19) Mehmet Erdem                                                   (Aydın)

20) Nesrin Ulema                                                     (İzmir)

21) Tülay Selamoğlu                                                 (Ankara)

22) Nihat Zeybekci                                                   (Denizli)

23) Mehmet Yüksel                                                   (Denizli)

24) Nurcan Dalbudak                                                (Denizli)

Gerekçe:

İnsanoğlu balı asırlardır bir ilaç ve şifalı besin olarak kabul etmiş ve hastalara ilaç niyetine bal yedirmiştir. Bal arıları; bal, balmumu, arı sütü, arı zehiri, polen ve propolis gibi insan sağlığı ve beslenmesi yönünden son derece değerli ürünleri üretmesi ve toplaması yanında doğal ve tarımı yapılan bitkilerde sağladığı tozlaşma hizmetleri ile de doğal denge ve tarımsal üretimde hayati öneme sahiptirler.

Ülkemizin çok zengin bir bitki örtüsüne ve farklı iklim kuşaklarına sahip oluşu arıcılığımızın gelişmesine önemli katkılarda bulunmaktadır. Ülkemizin kovan varlığı 2010 yılında yaklaşık 5,6 milyona, bal üretimi ise 81 bin tona ulaşmıştır. Türkiye kovan varlığında dünyada 2’nci sırada, bal üretimi bakımından ise 4’üncü sırada bulunmaktadır ki bu da oldukça olumlu bir gelişmedir. Arıcılığın bitkisel üretime olan katkıları da dikkate alındığında bu faaliyetin ulusal ekonomiye olan toplam katkısının 500 milyon lira civarında olduğu tahmin edilmektedir. Günümüzde arıcılık, tüm dünyada yapılan en yaygın tarımsal faaliyetlerden birisidir. Bugün dünyada yaklaşık 56 milyon dolayında arı kovanı bulunmakta ve bunlardan yine yaklaşık 1,2 milyon ton dolayında bal üretilmektedir.

Türkiye arıcılık için çok uygun şartlara sahip olsa da henüz bu kaynaktan tam olarak yararlanamamaktadır. Ülkemizin ekolojik ve sosyoekonomik yapısı gereği her yerinde arıcılık yapılabilirken sırasıyla Ege, Karadeniz, Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgeleri gerek kovan varlığı gerekse üretim payı bakımından arıcılık için en önemli bölgelerimizdir. Arıcılık ülkemiz bitki florasının ve ekolojik yapısının korunmasında ve çeşitliliğin artmasında önemli bir role sahiptir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde arı popülasyonunun çoğaltılması için çalışmalara devam edilmekle birlikte, mevcut kovanların korunması amacıyla da birçok teşvik ve yasanın yürürlüğe girmesi sağlanmıştır. Arı ve arıcılık insanlık tarihinin devamının sağlanmasında ve besin kaynaklarına ulaşılmasında ana faktörlerden en önemlisidir.

Son yıllarda iyi bir getiriye sahip olan balcılıkta sahteciliğin arttığı gözlenmiştir. Bu sebepten dolayı gerçek bal üreticileri maddi ve manevi anlamda, vatandaşlarımız ise sağlık açısından ciddi tehlikeyle karşı karşıya kalmışlardır. Sağlık açısından özellikle sahte bal yapımında kullanılan peteklerde petrol türevi ürünlerin kullanıldığı yapılan çalışmalar ile tespit edilmiştir. Petrol türevi ürünlerin insan sağlığına kanserojen etkilerinin olduğu artık bilinen bir gerçektir.

Tüm bunların ışığında özellikle sahte bal üretiminin önüne geçilmesi ile birlikte; arıcılığın korunması, bal üretimdeki yüksek standartların sağlanması ve pazarlamadaki sorunların aşılması için konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılarak alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi, ülkemiz menfaatleri açısından yerinde olacaktır.

 

3.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu ve 31 milletvekilinin, Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı ile bu planın yapılma sürecine ilişkin iddiaların ve Trakya'nın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/552)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Trakya için yapılan Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planının ve bu planın yapılma sürecine ilişkin iddiaların incelenmesi, Trakya'nın sorunlarının varlığının ve boyutlarının tespiti ve bunların çözümüne yönelik alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ve acil müdahale bekleyen sorunların çözümünün hızlandırılmasını sağlayabilmek için  Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Mehmet Siyam Kesimoğlu                                     (Kırklareli)

2) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

3) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

4) Sedef Küçük                                                         (İstanbul)

5) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

6) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

7) Osman Kaptan                                                      (Antalya)

8) Sakine Öz                                                            (Manisa)

9) Hülya Güven                                                        (İzmir)

10) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

11) Doğan Şafak                                                      (Niğde)

12) İdris Yıldız                                                         (Ordu)

13) Mehmet Şeker                                                    (Gaziantep)

14) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

15) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

16) Candan Yüceer                                                   (Tekirdağ)

17) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

18) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

19) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

21) Veli Ağbaba                                                       (Malatya)

22) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

23) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

24) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

25) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

26)Ayşe Nedret Akova                                               (Balıkesir)

27) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

28) Emre Köprülü                                                     (Tekirdağ)

29) Recep Gürkan                                                     (Edirne)

30) Kemal Değirmendereli                                        (Edirne)

31) Kamer Genç                                                       (Tunceli)

32) Salih Fırat                                                          (Adıyaman)

Gerekçe:

Trakya Üniversitesi ile 1999 yılında o dönemki Çevre ve Orman Bakanlığı arasında başlayan Ergene Eşgüdüm Protokolü sonucunda Türkiye'nin ilk çevre düzeni planı “Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı” 13 Temmuz 2004 tarihinde imzalanmıştır.

Trakya Üniversitesi sorumluluğunda Yıldız ve Kocaeli üniversiteleri, kamu kurumları ve meslek odalarının katkı ve çalışmaları ile gerçekleştirilen 1/100.000 ölçekli plan onayından sonra Trakya Üniversitesine bilgi dahi verilmeden Çevre ve Orman Bakanlığınca defalarca değiştirilmiştir. Örneğin, sadece onaydan sonraki ilk yıl içinde planda yapılan değişiklik sayısı 7 (yedi)dir. Bu değişikliklerle plana Marmara Ereğlisi-Kumbağ arasındaki Tekirdağ sahil şeridine "kullanım alanı genişletilebilir" hükmü gibi planın özüne tamamen aykırı hükümler getirilmiştir.

Daha sonra 1/100.000'lik plana uyumlu 1/25.000'lik planların yapılması Çevre Bakanlığı tarafından Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli valilerinin, belediye başkanlarının ve il özel idarelerinin üye olduğu Trakya Kalkınma Birliğine (TRAKAB) devredilmiş, TRAKAB ise bu yetkiyi planları bedelsiz yapmayı teklif eden İstanbul Büyükşehir Belediyesine devretme kararını almış ve tartışmalı bir biçimde devretmiştir. 2009 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı ve hukuki statüsü tartışmalı İstanbul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi tarafından “Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı” adıyla bir revize plan hazırlanmıştır.

TEMA konuyu yargıya taşımış, Revizyon Çevre Düzeni Planı’nın iptali için yürütmeyi durdurma istemli olarak 22/1/2010 tarihinde dava açılmıştır. (Danıştay 6. Daire E. 2010/1361) Bu dava sürecinde bilirkişi heyetinin verdiği 215 sayfalık ayrıntılı raporda, planın, bir revizyon planı olmaktan çok uzak olduğu, mevzuata, şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı ve yetersiz olduğu belirtilmektedir. Bilirkişi raporunda özetle, plan dilinin, plan kararlarının ve politikalarının özüne dair sorunları ve yetersizlikleri olduğu, madencilik faaliyetleri özelinde, özel yönlendirme yapmadığı ve yetersiz kaldığı, kirliliği giderecek ve oluşmasını önleyecek kararlara da yeterince ayrıntılı ve somut biçimde yer verilmediği belirtilmektedir.

Bu planla, Trakya'daki 3 ilin tarımsal alanlarının, ormanlarının, yer altı ve yüzey sularının, kıyıların ve doğal kaynaklarının, çevre değerlerinin yok etme sürecine hazırlanıldığı, İstanbul'un büyüyen sorunlarının çözümü için Trakya'nın gözden çıkarıldığı, revizyon planına rantçı ve vizyonu olmayan bir siyasi iradenin egemen olduğu ortaya çıkmıştır.

Öte yandan Trakya'nın sorunları da acil çözüm beklemektedir. Ergene havzasındaki su seviyesi her yıl 4-5 metre düşmektedir. Istranca suları, koruma altındaki Subasar Ormanları ve Yıldız Dağları, Trakya doğal hayatı tehlike altındadır. Çünkü buraları besleyen dereler toplanarak İstanbul'a su sağlamaya çalışılmaktadır. Yanlış toprak kullanımı, erozyon, su ve hava kirliliği ile boğuşan Trakya'nın tarımsal alanları, doğal kaynakları, ormanları, yer altı ve yer üstü suları, kıyıları ve çevre değerleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Araştırma önergemiz, bu gerekçelerle, 2004 planının neden uygulamaya geçmeyerek revize bir plan hazırlandığının, revize planının hazırlanmasının TRAKAB tarafından neden ve nasıl İBB'ye devredilerek İstanbul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezine yaptırıldığının, Trakya'nın sorunlarının varlığının ve boyutlarının tespiti ve bunların çözümüne yönelik alınması gereken önlemlerin belirlenmesi ve acil müdahale bekleyen sorunların çözümünün hızlandırılmasını sağlayabilmek için hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                    Kapanma Saati: 15.38

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (*)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı. Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 31 ila 60’ıncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün bu kanun tasarısı üzerinde, ikinci bölümün de görüşüleceği öngörüldüğü için farklı bir konuşma hazırlamıştım ama bugün içinde bulunduğumuz gündem nedeniyle konuşmama öncelikle bütün Türk milletinin nevruzunu kutlayarak başlamak istiyorum. Ancak, bugün, maalesef, çok üzgün bir gün yaşamaktayız Türk milleti olarak. Bugün, bölücüler Diyarbakır’dan Türk devletine ve Türk milletine meydan okumaktadırlar. Bugün, Diyarbakır’da meydanlarda Türk Bayrağı yok. Bugün, Türk adaleti tarafından Türk milleti adına mahkûm edilen cani Hükûmetin bilgisi ve gözetimi dâhilinde Diyarbakır meydanında nutuk irat etmiştir. Bu, kabul edilebilir bir şey değildir arkadaşlar. Bunu söylediğimiz zaman, her zaman tepki gösteriyorsunuz. Bu nutuk sizin bilginiz ve iradeniz dâhilinde irat edilmiştir. Oraya 3 defa BDP heyetini siz gönderdiniz, o bildiriyi, o nutuğu BDP milletvekillerinin eline siz verip orada okuttunuz.

Bugün, Hükûmet, MİT, yargı, hiçbirisi görevini yapmamıştır. MİT’in görevi teröristlerle pazarlık yapmak değildir; MİT’in görevi, bu devletin güvenliğini tehdit edenlerle ilgili gerekli istihbaratları ve operasyonları yapmaktır, içeride yapılacak operasyonlarla ilgili iç güvenlik birimlerine gerekli istihbarat bilgilerini vermektir.

Bugün, otuz iki,otuz üç yıl sonra iki üniversite eğitime iki gün ara verdi. Ankara Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi, çıkan olaylar sebebiyle bugün ve yarın eğitim yapmıyor arkadaşlar. Hükûmetin Türkiye’yi getirdiği nokta bakımından bu çok önemlidir. Bu, bundan sonra gideceğimiz yer bakımından da önemli.

Yıl 2005, teröristbaşı “TSK’nın bir kesimi tasfiye edilecek.” diyor ve bugün TSK’nın bir kesimi tasfiye ediliyor, Silivri Cezaevi’ne tıkılıyor ama o, Türk adaleti tarafından yargılanan, mahkûm edilen, Türk milleti adına hüküm verilen cani Diyarbakır meydanında nutuk atıyor arkadaşlar. Bu ülkeyi siz mi idare ediyorsunuz, yoksa İmralı’daki cani mi idare ediyor?

Sayın İçişleri Bakanı, kusura bakmayın ama size seslenmek zorundayım. Bunu daha önce de zatıalinize söyledim. Ben İçişleri Bakanlığında kaymakam adayı olarak göreve başladığımda siz o Bakanlıkta -şu anda Bakan olarak bulunduğunuz Bakanlıkta- daire başkanıydınız. Ben ve benim kuşağımdaki insanların yetişmesinde elbette ki sizlerin emeği var ama bize öğrettiklerinizi bugün kendiniz unuttunuz Sayın Bakan. Bize diyorsunuz ki: “Orada meydana gelen olaylarla ilgili gerekli tutanaklar adliyenin önüne konur.” Elbette ki adliye, önüne konulan yanlışları yargılamakla görevlidir ama idarenin de bir görevi vardır, hükûmetin de bir görevi vardır. Bu nedir arkadaşlar?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanlış yapılmasını engellemek.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Önlemek, yanlışı önlemek. Yanlış, bir aydır bağıra bağıra geliyor “Ben geliyorum, ben yanlışım.” diyor! Diyarbakır meydanı kaç gündür süsleniyor, orası kaç gündür hazırlanıyor? Sizin valiniz, emniyet müdürünüz, istihbaratınız nerede? Siz neredesiniz, ne iş yapıyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hükûmet nerede? Devlet nerede?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Yani, İçişleri Bakanının görevi oradaki fotoğrafları adliyeye havale etmek değildir, bu olayları önlemektir Sayın Bakanım. Siz Bakansınız, bu mitingin hazırlığı günlerdir sürüyor, olayları önleyeceksiniz, önleme görevi sizin. Gün mazeret günü değil, icraat günü. Bugün, burada sizin yerinize bir başkası da oturup Hükûmeti temsilen bu görevi yapabilir. Siz, bu işinizi yapacaksınız.

Bugün, sizin Diyarbakır Emniyet Müdürünüz Recep Güven, sabah miting alanına gidiyor ama oradaki hiçbir yanlışı görmüyor. Bu ne rezalet! Bu nasıl bir şey! Bu, Emniyet Müdürünün ilk icraatı da değil; daha önce de bağırdı, çıktı dedi ki: “Teröristler için ağlamayan insan değildir.” Yani emniyet müdürünün görevi teröristler için ağlamak mı, teröristleri susturmak, teröristleri durdurmak, teröristleri engellemek mi, enterne etmek mi? Yani bu Emniyet Müdürü şimdi bu yanlışların hiçbirisini mi görmedi? Bu nasıl bir iştir? Ayrıca, bu Emniyet Müdürü ısrarla Diyarbakır’da niçin tutuluyor? Buna bizim bilmediğimiz hangi görevi verdiniz? Bu işi yapacak Türkiye’de emniyet müdürü mü bitti? Elinizde bin tane birinci sınıf emniyet müdürü var. Yok mu Sayın Bakan?

İktidarınız, MİT’i teröristlerle görüşme elçisi yaptı ey AKP Hâlbuki MİT işini yapsa ne teröristler bu ülkeyi teslim alabilirdi ne de eylem yapabilirlerdi. Hem Adalet Bakanlığı hem de AKP Genel Merkezi bombalanmazdı, onlarla ilgili gerekli istihbaratlar toplanır, gerekli operasyonlar zamanında yapılırdı. Kendi iktidarınızda, kendi genel merkezinizi bile koruyamıyorsanız, siz bu milleti nasıl koruyacaksınız?

Gülmeyin arkadaşlar, bu sizin âcizliğiniz, bu iktidarın âcizliği. Tek başınıza on bir senedir iktidarsınız ve sizin Genel Merkeziniz bombalanıyor. Biz terörün her türlüsünü lanetliyoruz ama siz kendinizi bile korumaktan âcizsiniz. Siz kendinizi koruyamazsanız bu milleti nasıl, nerede koruyacaksınız, buna kimi inandıracaksınız? E, tabii ki Diyarbakır’da olan olayları soruşturamazsınız, niye soruşturamazsınız? Bugün Diyarbakır’da yaşananların hepsi sizin icraatınız.

Şimdi, tabii ki üzerinde konuştuğumuz kanunla ilgili de birkaç cümle söylemek istiyorum. Daha önce, Sayın Başbakan, Ermeni diasporası ayağa kalkınca “Türkiye'de 1 milyon Ermeni vatandaşı var, biz de onları ülkesine göndeririz.” diyerek Ermenileri tehdit etti. Bu rakam gerçekten doğru mu? Doğruysa, bu insanlar ülkemizde ne iş yaparlar, ne yerler, ne içerler; ülkemizin güvenliğine, ülkemizin huzuruna, ülkemizin birliğine, dirliğine katkıları nedir? Çünkü bugün Diyarbakır’da irat buyrulan nutukta ilk sayılan unsurlardan birisi de Ermenilerdi. Ayrıca, başka ülke vatandaşlarından ülkemizde yasal olarak kaç kişi ikamet etmekte ve çalışmaktadır? Yine, ülkemize yasal olarak gelen ancak süresi içinde geri gitmeyen ne kadar insan vardır?

BOP, bölgemizde milyonlarca Müslüman’ın hayatına mal olmuştur. Bu Büyük Orta Doğu Projesi, sizin de ortağı olduğunuz bir projedir. BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) milyonlarca Müslüman’ı yerinden yurdundan etmiştir. Büyük Orta Doğu Projesi uygulamaları sonucu, ülkemize bugüne kadar ne kadar sığınmacı gelmiştir? Bunun ülkemize maliyeti nedir?

Büyük Orta Doğu Eş Başkanı Sayın Başbakana da sormak isterim: Bu görevi Sayın Başbakana kim vermiştir? Büyük Orta Doğu Projesi, ülkemize bugüne kadar ne kazandırmıştır ve bundan sonra ülkemize ne kazandıracaktır?

Bu Büyük Orta Doğu Projesi, bakınız, sadece Irak’ta 1 milyondan fazla Müslüman’ın canına mal oldu. Bugün, Suriye’de verilen rakamlar 200 binlere ulaştı, Mısır’da ne kadar Müslüman’ın kanının döküldüğünü kimse bilmiyor. Libya’da ne kadar Müslüman’ın kanının döküldüğünü kimse bilmiyor. Suriye’yi armut gibi, bugün, sizinle birlikte, o Büyük Orta Doğu Projesi’nin mimarlarıyla birlikte sallıyorsunuz. Yani bu Büyük Orta Doğu Projesi nedir, önce ona bir bakmak lazım. Büyük Orta Doğu Projesi, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu hükûmetsiz, devletsiz, milletsiz bırakmak istiyor, siz de buna alet oluyorsunuz. Şimdi, sırada, bölgede iki tane devlet kaldı: Birisi Türkiye, birisi İran. Siz, gene kendi aldığınız görev gereği, Türkiye’yi de bölmek, parçalamak isteyenlere göz yumuyorsunuz. Siz bunun hesabını elbette vereceksiniz, Büyük Orta Doğu Projesi’ne ortaklık yapmanın bedelini eninde sonunda Türk adaletine vereceksiniz çünkü bugün Suriye’den gelen sığınmacıların hepsini bu milletin rızıklarıyla doyuruyorsunuz, onlara kurduğunuz kampları bu milletin rızıklarından veriyorsunuz. Türkiye’de kaçak yaşayan… O sınırdan gelen binlerce dolarlık kaçak ürünün Türkiye’ye girişine göz yumuyorsunuz Suriyeliler hayatta kalsınlar diye ama bu milletin haklarını korumuyorsunuz. Sizin göreviniz, öncelikle Türk devletinin bekasını sağlamak ve Türk milletinin refahını, huzurunu sağlamaktır. Lütfen, görevinizi hatırlayın ve yapın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Aykan Erdemir, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri ve bizleri ekranları başında izleyen değerli yurttaşlarımız; bir soruyla başlamak istiyorum. 21 Martın sahibi kim? Gece ve gündüzün eşitlendiği, Kuzey Kutbu’ndan Güney Kutbu’na herkesin aynı güneşi paylaştığı 21 Martın sahibi kim?

Kendisinden Farsça dersi alma onuruna eriştiğim, Arapça, Farsça, Kurmanci ve Çağataycanın büyük üstadı, Babürnâme ve Cihangirnâme’nin çevirmeni Saygıdeğer Hocam Wheeler Thackston derdi ki: “Nevruz en sevdiğim bayram çünkü hiçbir milletin tekelinde değil.” Orta Asya’da, İran’da, Azerbaycan’da, Irak’ta, Türkiye’de, Balkanlarda ve insanların olduğu her ülke ve coğrafyada kutlanıyor. Her kim ki “21 Martın sahibi benim.” diyorsa bilin ki orada kibir konuşuyordur. Kibrin hükmettiği ceberut muktedirlere hatırlatmak gerekir ki 21 Mart ekinoksu dünyada yalnızca gece ile gündüzü değil, tüm insanlığı eşitliyor.

Zalimlerin hâk ile yeksan olmasını, yeni günü yedi kıtada kutlayan herkesin baharının daim olmasını diliyorum.

Şüphesiz ki tüm kâmil insanlar 21 Martın baharın, barışın, insancıl değerlerin, temel hak ve özgürlüklerin ve demokrasinin günü olmasını arzu ediyor. Ne yazık ki arzu etmek yetmiyor, manzaraiumumiyeye de bir göz atmak gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye’de iktidarın aşırı merkezîleştiği bir ülkede yaşıyoruz. Yarı otoriter bir rejim olduğumuz uluslararası endekslerce de tescillendi. Güçler ayrılığı bir zamanlar gerçekti, bugün hayal oldu. Denge denetleme mekanizması yok edildi. Yargı bağımsızlığı zedelendi. Adil yargılama ilkesi ihlal edildi. Uzun tutukluluk süreleri işkenceye dönüştü. Hukukun üstünlüğü üstünlerin hukuku oldu. Basın istibdat rejimine kurban edildi. Parti devleti anlayışı gittikçe yerleşti. 12 Eylülün vesayeti güçlenerek sürmekte. 1983 tarihli Siyasi Partiler Yasası otuzuncu yılını doldurdu ki son on yılı Adalet ve Kalkınma Partisinin sayesinde.

Demokrasi, temel hak ve özgürlüklerde yaşadığımız bu karanlık tablonun bir benzerini de dış politikada yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının temeli ihtiyattır, temkindir, dikkattir çünkü bu ülkenin dış politika kitabı bir üniversite kürsüsünde mürekkeple yazılmadı, cepheden cepheye koşan kahramanların kanıyla yazıldı. Yazıldı ki o acılar bir daha yaşanmasın, yazıldı ki ihtirasına yenik düşenler, bu toprakların çocuklarını paylaşım savaşlarında kurban etmesin. İşte, bu nedenledir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ekseni bağımsızlık, ulusal egemenlik, demokrasi, laiklik, temel hak ve özgürlükler olmuştur, Bugün Avrupa Birliği de Avrupa Konseyi de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı da bu doğrultuda ilerleme azmimizin ifadesidir. Sayın Başbakan “Şangay Beşlisi” derken ve aslında “Şangay İşbirliği Örgütü” demek isterken Türkiye’nin yüzünü yalnızca Batı’dan Doğu’ya çevirmekle kalmıyor, demokrasi, çoğulculuk, temel hak ve özgürlüklerden otoriterliğe, baskıcı rejime ve keyfî yönetime de çevirmeye çalışıyor.

Kadirşinas tüm yurttaşlarımızın hayır ve rahmetle yâd ettiği büyük dünya lideri İsmet İnönü “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de orada yerini alır.” derken “Demokrasiden ve çağdaş uygarlıktan yüz çevirelim.” demiyordu. “Demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin, insan haklarının, çağdaş uygarlığın doğrultusu hangi yöndeyse biz yüzümüzü o yüce hakikate döneriz.” diyordu. “O aydınlık güneşe döneriz.” diyordu.

Bugün, bu kutlu nevruz günü, Hükûmetiniz yüzünü hangi güneşe çevirmektedir? Suriye’de El Kaide, El Nusra Cephesi ve tekfirci teröristlerle omuz omuza bir Türkiye bize yakışıyor mu? Kadınları ve çocukları katledenlerle, işkence yapanlarla birlikte yürümek bize yakışıyor mu?

Şimdi, hemen sözü Esad’a getirmeyin çünkü biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her türlü zulmün karşısındayız, yalnızca bir türlü zulmün karşısında değiliz. Suriye’de kadın ve çocukları öldüren Scud füzesi olduğunda da, El Kaide’nin bombası olduğunda da üzülebiliyor musunuz? Vicdanınız her iki şiddette de sızlıyor mu, yoksa sizin vicdanınız yalnızca bazı insanlar için mi sızlıyor? yetmişiki millete bir nazarla bakabiliyor musunuz? Yoksa sizin insanlığınız 2 milyara bile varamıyor mu? 5 milyar, 6 milyar, 7 milyar, o büyük insanlığı kucaklayabiliyor musunuz?

İşte, Türkiye Cumhuriyeti’ni kadınları ve çocukları katledenlerle yol yürümek zorunda bırakanlar, yalnızca yüzlerini güneşe değil aynı zamanda cehennem nârına çeviriyorlar. Korkumuz odur ki ateşiniz yalnızca sizi değil, bu ülkenin, bu toprakların, bu bölgenin tüm güzel insanlarını yakacak. Savaşı değil, barışı kazanmaya çalışsanız, tüm insanlık için çok daha iyi olacak.

Bizler, bu ülkenin demokrasi sevdalıları, temel hak ve özgürlükler sevdalıları, hak ve hukuk sevdalıları, bu ülkenin müdafai hukuk geleneğinin bugünkü temsilcileri, ateşinizin karanlığından, istibdat rejiminizin yüzünden Sultan Nevruz’u kırgın ve buruk kutlamak zorunda kalan canların gülbankına sığınıyoruz ve bu da Türkiye’de barışı isteyen, huzuru isteyen, birliği, bütünlüğü, kardeşliği isteyenlerin ortak sesi olsun:”Vakitler hayrola, hayırlar fethola, meydanımız şen, gönüllerimiz rûşen ola”.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten üzüntü verici şeyler oluyor. Bizim, Diyarbakır’da yaşanan hadiseyi bir olgunlukla karşılamamızı beklemeyin. Orası Türkiye Cumhuriyeti devletinin toprakları. Türkiye Cumhuriyeti devleti devam ediyor, hukukumuz devam ediyor, Anayasa’mız devam ediyor, devletimiz devam ediyor, Hükûmetimiz devam ediyor. Bütün bunlar ortadayken göz göre göre orada bir hukuksuzluğa, bir suça müdahale edilmemiş olmasını kabullenebilmemiz mümkün değil, isyanımız sizin adınıza. Orada Türk Bayrağı’nın asılmamış olmasına isyan etmeyişinize bizim isyan edişimizi makul karşılamanız lazım. Bir arkadaşınız çıkıyor, Cumhuriyet Dönemi’nin tüm yöneticilerini Dehak olmakla, zalim olmakla suçluyor. İtiraz etmiyorsunuz, sizin itirazınıza isyanım var.

Milliyetçi Hareket Partisinin duyarlı olduğu, duyarlı olacağını bildiğiniz bir konuda, eski bir Milliyetçi Hareket Partili milletvekilini buraya çıkartıp, konuşturup bizim tepkilerimizi ayağa kaldırmak size ne getiriyor? Geçmişine söven bir insana bizim alkış tutmayacağımızı bilmeniz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanım; kafanızı kuma sokmayın. Aranızda çok değerli ilim adamları var. Göz göre göre bir devlet kuruluyor. Tüm hukuk kitaplarını okuyun, devletler hukukunu okuyun, bir devlet kurulmasının aşamaları adım adım geçiliyor. ”Kan dursun.” Kanın durmasını istemeyen namerttir. Kan dursun ama bu metotla kanın durmayacağını kırk defa denedik ve yaşadık.

Sayın Aydın, 12 Ağustos 2005 tarihinde Sayın Başbakan Diyarbakır meydanına gitti, -gitmedi, götürüldü bana göre- siyasi kimliğiyle, yani bir milletin temsilcisi olarak “Kürt kimliğini tanıyorum.” dedi. Bunun anlamı, Türk milleti dışında bir başka milletin kimliğini tanımaktır. Siz bu niyette olmasanız da, bu anlamda söylemeseniz de muhatabı bunu böyle anlar ve bunu müktesep yapar, karşılığını ister. Eğer, bu memlekette Türk milleteninin dışında bir başka milletin kimliğini, varlığını kabul ederseniz egemenlik hakkını vermek mecburiyetindesiniz, bugün değilse yarın.

Bir devleti kurmak için önce millet olmak, sonra bir ülke, toprak olmak mecburiyetinde. Şimdi “Kürdistan” deniyor, hiç itiraz etmiyorsunuz. Türkiye'nin bir coğrafyasına, bir parçasına gözümüzün içine baka baka “Kürdistan” deniyor, kılınız kıpırdamıyor. Tamam, milleti tanıdınız, ülkesini de tanıyorsunuz “Kürdistan” diye. Şimdi yaptığınız müzakerelerin anlamı da egemenlik hakkını vermektir Sayın Bakan. Hiç kafanızı kuma sokmayın. Bugünler geçecek, elli yıl sonra tarih hepimizi birlikte yargılayacak, bu tutanaklar da ortadan kalkmayacak.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, elli yıl bekletme bizi.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu süreç, bir devlet kurma sürecidir. Kafanızı kuma sokmayın.

Bakın, bugünkü gazeteden size okuyorum Sayın Bakan. Gözünüzü severim, siz bir devlet adamısınız, tepkisizliğinize isyan ediyorum. Bakın, ne diyor: “Kuru bir silah bırakmanın sorunu çözmeyecek olduğunun siyasi ve sivil güçler tarafından kabullenildiğini, Hükûmetin de yine ona göre bir plan çizmek zorunda kalacağını gösteriyor.” Kaderimizi görüyor musunuz? Yani, silah bırakmak adına yaşadığımız, hazmettiğiniz bu kadar hakaretin sonunun nereye varacağını yazıyorlar, çiziyorlar, konuşuyorlar. İşte şu bebeği katleden eli kanlı cani, bugün ulusa sesleniş konuşmasında suç işliyor ve sizin kılınız kıpırdamıyor. “Gereğini yaparız.” Nasıl yaparsınız? önleyici göreviniz yok mu?

Değerli milletvekilleri,  Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu kürsüden, Anayasa’nın 81’inci maddesine göre, Türk milleti önünde şerefimiz ve namusumuz üzerine yemin ettik, ant içtik, bu Anayasa’ya bağlı kalacağımıza, Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü savunacağımıza ant içtik. Asgari ölçüde, sizlerin -siyasetlerimiz farklı olabilir ama ortak paydamız haysiyet olmalı- bu ettiğimiz yeminin haysiyetinde bir duruş ortaya koymanızı istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Koymazsanız sizi alkışlayacak hâlimiz yok. Tabii ki tepkimiz de böyle sert olacak.

Sayın Bakanım, bu kanuna biz destek verdik. Bu kanun gerekli bir kanun ama bu kanunu sakatladınız. Şimdi, bu kanunun müzakereleri süresince Milliyetçi Hareket Partisi yaptığınız bu yanlışın gereğini ifade etmek için her vesileyle bu kürsüye gelecek ve görüşlerini ifade edecek.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde İçişleri Bakanı Muammer Güler söz istemişlerdir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Hükûmet adına bazı açıklamalarda bulunmak durumundayım. Dün birinci bölümle ilgili olarak veya önergeler sırasında arkadaşlarımızın dile getirdiği konulara da bu vesileyle cevap vermek istiyorum.

Bugün, burada,  Ermenilerle ilgili sayı konusunda bir görüş dile getirildi. Şu anda, ikamet izni verilen yabancılar olarak 861 Ermeni’nin Türkiye’de aile birleşimi, araştırma, çalışmak, kısa süreli, öğrenci veya uzun süreli amaçla alınmış ikamet izinleri bulunmaktadır.

Dün, sayın milletvekillerimiz Ahıska Türkleriyle ilgili bir konuyu da gündeme getirdiler. Bu konu bizim de tabii, takibimizde olan bir konu, dernekleriyle de sürekli görüşüyoruz. Türk vatandaşlığına alınan Ahıska Türkleriyle ilgili size bazı bilgileri de vereyim bu vesileyle: 1992 tarihli ve 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabul ve İskânına Dair Kanun kapsamında göçmen vizesiyle ülkemize gelerek Türk vatandaşlığına alınan Ahıska Türkleri 1993’le 1995 arasında 675 kişidir. Yine, göçmen vizesi almadan, çeşitli yollarla ülkemize gelen Ahıska Türklerinden, mülga 400 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu uyarınca Bakanlık makamından alınan onayla Türk vatandaşlığına alınan Ahıska Türkü sayısı da 2000 yılından 2008 yılına kadar olmak üzere, değişik rakamlarla toplamı 15.513 kişidir. 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulüne Dair Kanun’un 19’uncu maddesine bir geçici madde eklendi ve bu maddeye göre de 11.540 Ahıska Türkü tekrar vatandaşlığa alındı. Şimdi, genel olarak Türk vatandaşlığına alınma müracaatında bulunabilmek için kanunda aranan şartları taşımayan -Ahıska Türk Dernekleri Federasyonu tarafından- istisnai usulle vatandaşlığa kabul için bu kez 4.393 kişi başvurdu ancak bunların istisnai usulle Türk vatandaşlığına alınmaları değil, normal prosedürü bekleyerek Türk vatandaşlığına alınmaları konusunda, 5901 sayılı Kanun mucibince vatandaşlığa alınma işlemleri devam edecektir. Bunu burada bilginize sunuyorum.

Dün, kanun tasarısının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına etkisi konuşulmuştu. Malumunuz, şimdiye kadar, sadece, son üç yılda 14 ihlal kararı veridi. Herhâlde ifadede bir yanlışlık oldu, 295.387 euro tazminat ve masrafa hükmedildi. Şimdi, bu kanun çıktığı zaman, bu ihlal kararları da etkin çare sunamadığımız gerekçesiyle gündeme gelmeyecektir. Onu özellikle belirtmek istiyorum.

Yine, kanun tasarısı, sınır dışı edilmek üzere tabi tutuldukları idari gözetim işlemlerine karşı yargı yoluna başvuran kişiler ile uluslararası koruma başvurusu yapan ve uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin uluslararası korumaya ilişkin iş ve işlemlerinde avukatlık ücretlerini karşılama imkânları yoksa Avukatlık Kanunu’na göre bunların karşılanacağına dair bir hüküm getiriyor. Tabii ki avukatlık ücretleri, adli yardım kapsamında barolar tarafından, onlara aktarılan ödeneklerle karşılanacaktır. Bunu burada belirtmek istiyorum.

Dün, Yemen’le bir muafiyet anlaşmasıyla ilgili bir konu gündeme getirildi. Evet, bu konuda -henüz Resmî Gazete’de yayımlanmış ama- yürürlük tarihi belirtilmeyen ve üç aya kadar olan girişlere muafiyet tanıyan bir vize anlaşması var. Malumunuz, şimdiye kadar 75 ülkeyle vize muafiyet anlaşmamız imzalandığı gibi, eğer yürürlük tarihi belirlenirse Yemen’le de bu anlaşma yürürlüğe girmiş olacaktır. Tabii ki bu, üç aydan sonraki girişleri kapsayan bir vize anlaşması değildir.

Şimdi, coğrafi kısıtlama kalkıyor mu tarzında bir tereddüt oldu, ona da burada açıklık getireyim. Malumunuz biz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne coğrafi sınırlama koyduk. Avrupa Birliğinden gelenlere “mülteci”, Avrupa dışındaki ülkelerden gelenlere “şartlı mülteci” statüsü tanıyoruz. Şimdi biz, bu coğrafi sınırlamayı kaldırmıyoruz. Ülkemizin menfaatleri… Henüz daha bu aşamada bölgemizde bu kadar yoğun göç hareketi varken coğrafi kısıtlamayı kaldırmasının Türkiye’nin yararına olmadığını düşünüyoruz. Tabii ki bunu, biz 1951’den beri, bütün hükûmetler döneminde bir devlet politikası olarak da uygulayageldik. Bu nedenle şimdilik…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Devam edeceğiz değil mi efendim?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Evet, devam edeceğiz, coğrafi kısıtlama kesinlikle devam edecektir, burada bir tereddüt olmasın değerli arkadaşlarım.

Şimdi, diğer arkadaşımız, bu Türkiye'den gayrimenkul satın alan yabancıların vize süresinin iki yıl ile beş yıl arasında olması gerektiğini söyledi. Malumunuz, bu kanunla kısa dönem ikamet izni verebiliyoruz, kanunun getirdiği bir yeniliktir. Bir yıl süreyle alınan bu izinler sekiz yıla kadar uzatılabiliyor, eğer şartlar genişlerse de sekiz yıldan sonra daha uzun süreli ikamet izinleriyle bunu geliştirmek mümkündür.

Şimdi, Türkiye'de iltica başvurusu statüsünü alanlara çalışma izni meselesi de gündeme geldi. Genellikle iltica başvurusunda bulunanlar çalışma iznine başvurmuyor çünkü bunlar genellikle üçüncü ülkelere, Kanada gibi, İsveç gibi, Norveç gibi ülkelere gitmek istiyorlar. Ama, yeni kanunda şartlı mülteci ve başvuru sahipleri için bu statülerini kazandıklarından altı ay itibarıyla veya “ikincil koruma statüsü” dediğimiz statüye tabi olanlar yine altı ay içerisinde bu yeni kanunla beraber çalışma izni alma hakkına sahip olabilecekler.

Tabii, yeni kurulacak olan Göç İdaresi Başkanlığı İnsan Ticareti Mağdurlarını Koruma Dairesi Başkanlığını da içereceği için, insan ticaretinin önlenmesi ve mağdurların korunmasına ilişkin hazırlıkları da sürdürmüş olacaktır.

Şimdi, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığında yabancı uzman çalıştırılmadığını dün Sayın Genç’e ben şifahen ifade etmiştim. Bizim kurucu müsteşar olduğumuz dönemde çalıştırılmıyordu, şimdi aldığımız bilgiye göre yine yabancı uzman çalıştırılması söz konusu değildir. Tabii ki aranan kişilerin eğer INTERPOL kayıtları veya uluslararası seyahat engelleri varsa zaten ülkeye alınması mümkün değildir, onu da burada ifade etmiş olayım.

Bir diğer konu -dün de ifade etmiştim- maçlardaki özel güvenlik meselesi. Şu anda ek görev olarak bu maçlarda görev yapan polis memurlarımıza bir küçük ödeme yapılabiliyor 50 ila 60 lira arasında ama bizim tabii, asıl beklentimiz, oluşturulan havuzdan, bu ödemeden bütün emniyet görevlilerinin yararlandırılmalarının uygun olacağı tarzındadır. Bu konudaki çalışmalarımız da devam ediyor.

Bu bölüm üzerinde görüşlerini dile getiren arkadaşlarıma teşekkür ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı üzerine söz isteyen Ahmet Tevfik Uzun, Mersin Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET TEVFİK UZUN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümünde şahsım adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, son yıllarda, yalnızca göçmen üreten bir ülke olmaktan çıkmış, gerek ekonomik sebeplerden gerekse çalışmak ve yaşamak için ülkemize gelen yabancıların ve komşu ülkeler ve geniş bölge coğrafyasında devam eden savaş ve zulüm olaylarından dolayı ülkemize sığınan mülteci durumundaki kişilerin sayısı ciddi oranda artış göstermiştir. Diğer yandan, özellikle Türkiye-Yunanistan sınır hattında, gerek ekonomik sebeplerden gerekse savaş ve zulüm koşullarından dolayı ülkelerini terk ederek Avrupa Birliği ülkelerine ulaşmak üzere ülkemizi transit geçmeye çalışan göçmenler ve mülteciler de ülkemizin yönetmesi gereken düzensiz göç dinamiklerinin önemli bir unsurudur.

Dünyamızda giderek artış gösteren göç hareketlerinin getirdiği zorlukların üstesinden gelinebilmesi için, sağlam bir mevzuat altyapısı ve etkin işleyen kurumsal bir yapıya sahip olunması gerekmektedir. Ülkemizin bu coğrafyada sahip olduğu özel konumu nedeniyle göç konusu, kapsamlı ve karmaşık bir yapıdadır. Göç ve iltica alanındaki mevcut mevzuatımızın çağın gerçeklerine daha iyi uyum sağlayabilmesi için bu kapsamlı kanun tasarısı hazırlanmıştır.

Yasal göç alanında etkin ve sistematik bir yapı getirilecek, vize, ikamet ve çalışma izni gibi işlemlerde bürokrasi ve kayıt dışılık azaltılacak, güçlü bir göç yönetim anlayışı hâkim kılınacaktır.

Bu kanun tasarısı ile ikamet izni çeşitleri; kısa dönem ikamet izni, aile ikamet izni, öğrenci ikamet izni, uzun dönem ikamet izni, insani ikamet izni, insan ticareti mağduru ikamet izni şeklinde sınıflandırılmış, her biri için özel şartlar ve yükümlülükler getirilerek bu izinlerden doğan haklar açıkça belirtilmiştir.

Çalışma izinleri ikamet izni yerine geçecektir. Böylece, yabancının birden çok kuruma başvurması gerekmeyecek, Türkiye içindeki bürokratik işlemler önemli ölçüde azaltılacaktır. İlk ikamet izinleri ülke dışından verilecektir. Böylece, yabancıların Türkiye’de kalış amaçları önceden belirlenecek, gerekli belgelerin Türkiye’ye girmeden alınması sağlanacaktır. Başvuruların reddi yurt dışından yapılacağı için, yabancının Türkiye’den sınır dışı edilmesi külfeti ortadan kalkacaktır.

Aile içi şiddet gören ve Türk vatandaşı eşi ölen yabancılar ve çocuklarının ikamet izni haklarıyla ilgili pozitif ayrıcalıklar getirilecektir.

Avrupa Birliği müktesebatına uygun olarak, Türkiye’deki yabancı öğrencilere çalışma hakkı tanınabilecektir. Öğrencilere, Türkiye’deki öğrenimlerini tamamladıktan sonra, bir yıllık ikamet izni alabilme hakkı tanınarak Türkiye'nin nitelikli iş gücü için çekim merkezi olması sağlanacaktır.

Yabancı yatırımcılara uzun dönem ikamet izni verilerek yabancı sermaye yatırımları teşvik edilecektir.

Yabancı insan ticareti mağdurlarına yaşadıklar travmadan kurtulabilmeleri için ikamet izni düzenlenecektir. Yabancılar ile toplumun hoşgörü içinde yaşaması için tamamen gönüllülük esasına dayalı uyum süreçleri belirlenecektir.

Ulusal sorun olmaktan çıkıp uluslararası bir sorun hâline gelen yasa dışı göçle mücadelenin hukuki altyapısı güçlendirilecek ve bu alandaki mücadele etkin hâle getirilecektir. İlk ikamet ve çalışma izinleri konsolosluklarca verileceğinden ülkemizin yasa dışı göçle mücadelesi yurt dışından başlatılmış olacaktır.

Yabancılara sınır dışı işlemlerinde güvenceler ve etkin itiraz usulleri getirilecektir. Yabancılar hakkında alınacak sınır dışı ve idari gözetim kararları için hukuki zemin oluşturulacaktır. Bunun sonucunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bu alandaki hükümleriyle tam uyum sağlanacak, ülkemiz aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verebileceği ihlal kararlarının önüne geçilecektir.

Ülkemizin göç ve uluslararası koruma mevzuatı ile idari sistemi, uluslararası insan hakları normlarına ve Avrupa Birliği müktesebatına uyumlu hâle getirilecek, göç alanında ihtiyaç duyduğumuz hukuki, idari ve fiziki altyapıya kavuşmamız sağlanacaktır. Böylece, güçlü, yönetilebilir, ülke menfaatlerini gözeten ve uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin konumunu güçlendiren bir göç sistemi kurulmuş olacaktır.

Bu kanun tasarısının hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Soru-cevap işleminden önce, Sayın Bakır’ın bir açıklaması var.

Buyurun Sayın Bakır.

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Samsun Milletvekili Tülay Bakır’ın, yazılı ve İnternet medyada hakkında çıkan bazı haberlere ilişkin açıklaması

 

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün yazılı ve İnternet medyada hakkımda partime karşı, sözde, tutum takındığıma dair haberler çıkmıştır. Partime karşı tutum takınmam haddime değildir. Beni partime karşı tavır içinde göstermek, hiç kimsenin haddine değildir, hele muhalefetin hiç haddine değildir. Partime ve partimin fikirlerine sonuna kadar saygılıyım.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, bu konuşmanın yeri burası değil ki! Sayın Başkan, bize ne?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, biz Hanımefendiye bu konuda herhangi bir şey mi söyledik? Herhangi bir...

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın milletvekili, bunun muhatabı kim?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sadece bugün gazetelerde çıkan bir haberi vardı, biz bunu dile getirmedik. "Ben burada el kaldırıyorum, el indiriyorum." demiş.

Ama, biz, bir arkadaşımız gelip burada bir şey söylemedik Hanımefendi size. Onun için, sizin söylediğiniz bir şeyde...

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Komisyonda konuşulan bir şey nasıl...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, muhalefeti suçlamasını hakikaten esefle kınıyorum. Muhalefet bir şey söylememiştir kendisine, kendisi söylemiştir.

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Ben sizi esefle kınıyorum!

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim...

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Milletvekili, muhalefetle ilgili... Bilemiyorum, bu konuda bizim bir değerlendirmemiz yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yok ki!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, eğer muhalefete çatarak bu yaptığınız eleştiriyi arka plana atmak istiyorsanız...

BAŞKAN – Anlaşıldı, ortada muhatabı olmayan bir söz.

Buyurun Sayın Aslanoğlu, soru talebiniz var; buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, biz...

BAŞKAN – Anlaşıldı konu efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hanımefendinin kendi görüşüyle ilgili hiçbir arkadaşımız da burada görüş serdetmedi. bu nedenle, Hanımefendinin muhalefeti suçlayarak "Haddi değildir." kelimesini anlamak mümkün değildir. O sizin görüşünüz; siz el kaldırın, el indirin yine.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşte, doğru bir tespit yapmış, tespit doğru.

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Sayın Aslanoğlu, buyurun, ilk sıra sizin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, elimde bir 8'e 1, 8'inci derecede bir polis memurunun maaş bordrosu var Sayın Bakanım. 3.506 lira brüt, 2.729 lira eline para geçiyor net ama gelin, görün ki Sayın Bakanım, emekli aylığı 987 lira.

Sayın Bakanım, bu insanları emekliliklerinde, biz bu insanları perişan ediyoruz. Bu tutumla, bu mantıkla on bir senedir ben, bunu, burada söylüyorum: Polis arkadaşlarımızı başkasının önüne atmak hiç kimsenin haddi değildir. Bu arkadaşlarımız eğer hizmet verip belli bir ücret alıyorsa onların da devlet memurları gibi emekliliklerinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - ...onurlu, şerefli bir şekilde olması gerekiyor. Ben bordroyu size veriyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, basında yer alan bir haber var: “Bu hafta Meclis gündemine gelecek kanun tasarısında Mahmur Kampı için de düzenleme var.” diyor ve devam ediyor: “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı bu hafta Genel Kurula geliyor. Tasarı, vatansızların hukuki statüsünü netleştiriyor. Buna göre, Mahmur Kampı’nda yaşayanlar da dâhil, vatansızlara üzerinde kimlik numarası bulunan özel kimlik belgesi verilecek.” deniyor haberde. Yasa tasarısında Mahmur’la ilgili bir düzenleme var mı? O konuda Genel Kurulu bilgilendirir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Diyarbakır Emniyet Müdürü yerinde kaldığı müddetçe onun bütün icraatlarına siz de maalesef ortak olacaksınız. Bu Emniyet Müdürünü ne zaman görevden alacaksınız? Gerçekten bunu bekliyoruz çünkü iktidar olarak her konuşan kamu görevlisi hakkında disiplin soruşturması, yıldırma, yıpratma çalışması yapmaktasınız; bu Emniyet Müdürüne ne zaman “Dur” diyeceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, sizinle direkt ilgisi yok ama Tarım Bakanına söyledik, ilgilenmiyor; Orman ve Su İşleri Bakanına söyledik, o da ilgilenmiyor. Şimdi, bu su paralarıyla ilgili çiftçiler perişan durumda. Tabii, sulama birlikleri var. Sulama birlikleri de her ne kadar direkt olarak yasaya bağımlı olsa da valiliklerin bu işe el atması gerekiyor. Sırf Erzincan’da şu anda 3 bine yakın kişi icralık ama valilikler ne yazık ki bu konuda hiçbir çalışma yapmıyorlar. Bu konuda sizin yardımlarınızı ve taleplerinizi bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İrbeç…

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Avrupa Birliği Polis Teşkilatı’nın (Europol) yeni yayımlanan Ciddi ve Örgütlü Suç Tehdidi Değerlendirmesi Raporu’na göre, Avrupa’ya uyuşturucu ve insan kaçakçılığının ana rotasının Türkiye’den geçtiği belirtiliyor. Ayrıca, Asya’dan Avrupa Birliğine uyuşturucu maddeler ve insan kaçakçılığında Türkiye'nin ana nokta olduğunun altı çiziliyor. Bu problemi çözmeden terör örgütünün finansman kaynaklarından vazgeçeceğini düşünmek doğru bir yaklaşım mıdır? Tıpkı, iyi niyetle izleyip işi Diyarbakır’da Türk Bayrağı’nı kullanmamaya kadar  getiren anlayışla kardeşlik sağlanabilir mi? Ancak, bölücülüğe prim verilmiş olmaz mı?

 Merak ettiğim başka bir konu: Hükûmet bu olayların  olacağını bile bile  Diyarbakır’a konuyla ilgili olan İçişleri Bakanını  değil de Öcalan’la aynı frekansta mesaj vermek için Dışişleri Bakanını gönderiyor. Türk milletinin kafası “sıfır sorun” mantığı gibi yanlış uygulamalarla karışık hâle mi getirilmek isteniyor? Böyle bir yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, bu son olaylardan sonra yani bu müzakere süreci başladığından bu yana, özellikle gönüllü köy korucuları bazı valiler, kaymakamlar tarafından silahlarını teslim etmeye zorlanıyormuş. Bu haber doğru mu? Geçen size de sunmuştum. PKK, şimdi, köy korucularına yöneldi, isim isim tespit ettiklerini… Şehrin ortasında hakaret ederek katlediyorlar. Buna bir tedbiriniz olacak mıdır?

Sayın Bakanım, bir başka sorum: Bu Suriye’den gelen sığınmacıların bazı illerde vatandaş yapıldığı, bu vatandaş yapılanlara da seçimde oy kullandırılacağı yönünde haberler dolaşmaktadır. Bu doğru mudur? Son zamanda ne kadar sığınmacı vatandaş yapılmıştır? Bilgi verirseniz sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Topcu…

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkan.

Özellikle, son günlerde, üniversite gençliği üzerinde tekrar aynı oyunlar oynanmak istenmektedir ve daha önce Marmara Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde özellikle ülkücü, milliyetçi Türk gençliğinin mağdur olduğunu görebiliyoruz ve herhangi bir sorgulama yapılmadan okullarından uzaklaştırıldığını, eğitim haklarından mahrum bırakıldığını görüyoruz. Şimdi, burada, özellikle hem yurtlarda hem okullarda meydana gelen bu olaylar - mağdur edilen bu gençliğin- acaba teröristbaşının sunduğu yol haritaları çerçevesinde yapılan eylemler sonucunda mı gerçekleşiyor? Bunları merak ediyoruz ve öğrenmek istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok farklı anlamlar yüklenen nevruzun Türk dünyası için anlamı, Ergenekon efsanesinde Ergenekon’dan çıkışı ifade etmektedir ancak bugün, maalesef, Ergenekon ismi, bir sözde terör örgütü davasına konu edilmiş, nevruz ise bölücülerin simgesi hâline getirilmeye çalışılmaktadır. Bunu şiddetle kınadığımı ifade ederek sorumu sormak istiyorum.

Sayın Bakanım, Paris’te, 3 tane PKK’lı terörist kadın öldürüldü. Bu kadınların cenazesi, gömülmeyecekleri hâlde, Türk Hava Yollarına ait bir uçakla Diyarbakır’a götürüldü, orada kalabalık bir grup tarafından bir tören yapılmak suretiyle gömülecekleri illere, Tunceli, Kahramanmaraş ve Mersin’e gönderildi. Bu kadınların cenazeleri, cesetleri Diyarbakır’daki hastanedeyken hastaneden Türk Bayrağı indirildi. Cenaze töreninde, Türklüğe, Türk Bayrağı’na hakaretler edildi ve bu tören sırasında, bir tane asker ve polis görevlendirilmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaçoğlu, son soru…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Hükûmetiniz bunu sağduyuyla karşıladı. Bugünkü törenleri de sağduyuyla karşılayacak mısınız?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, şimdi, PKK’nın başı bebek katiliyle masaya oturuldu, görüşme yapıldı, bir anlaşma yapılıyor silahlar sussun, barış olsun diye. Şimdi, yine bir teröristbaşı olan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’la da böyle bir toplantı düşünüyor musunuz silahlar sussun diye?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, ben, dün sormuştum: Çarşamba’da, 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü’nde “’Kahrolsun PKK’ demeyin.” ifadeleriyle emniyetten kendilerini şok eden telefon aldıkları iddiası, gazeteleri… Daha bunların kasetleri de var.

Kars Kafkas Üniversitesinde, 18 Martı kutlamak için toplanan öğrencilere “Açılım sürecini sabote etmeyin.” diyerek baskı uygulanıyor. Maalesef, Türk Bayrağı tahrik aracı olarak değerlendiriliyor. “Bu açılım sürecini kösteklemeyin.” diyerek 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü’nde gençlerin, insanların bir araya gelmesi dahi engelleniyor.

İstanbul’da PKK’lıların saldırısına uğrayan öğrenciler, maalesef, suçlu olarak gözaltına alınıyor. Onları hastaneye götürenler de birlikte gözaltına alınıyor Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; efendim, Sayın Aslanoğlu’nun sorusuyla ilgili, emniyet teşkilatı mensuplarının maaşlarının iyileştirilmesi konusu, elbette, bizim de…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Emekliliklerinin Sayın Bakan…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Tabii ki sadece çalışanların değil, özellikle emekliliğe yansıyan ödemelerinin iyileştirilmesi konusunda, biz de bu konuyla ilgili değişik çalışmalar içerisindeyiz. Ancak, şunları da söyleyebilirim: Son beş yılda özlük haklarında yapılan iyileştirmelere baktığımızda, daha önceleri uygulanmayan, yıllık izinlerin kullanılması esnasında 600 kilometreye kadar mesafelerde bir gün, daha fazlasında da iki gün olmak üzere, yol izni kullandırılmasına başlanıldı. Polislerin askerlik hizmetlerinin on sene ertelenmesi ve bu sürenin sonunda askerlik hizmetini yerine getirmemeleri hususu yüce Meclisin kararıyla tanındı. “Kıdemli polis”, “başpolis” uygulaması getirildi. Emeklilik yaş haddi 55’e çıkarıldı. Personelin, nüfusa kayıtlı olduğu ilin haricinde, doğum yerine, eşinin nüfusa kayıtlı olduğu yere ve eşinin doğum yerine ve nüfusu 1 milyonu geçen illere atanabilme hakkı getirildi. Özür oranlarına göre; 2’nci bölge veya diğer hizmetlerde muafiyetler tanındı. Polis memurlarının çalışma saatlerinin iyileştirilmesi kapsamında, önce Bursa’da başlayan pilot çalışmanın olumlu sonuçları alınınca 36 ilde yaygınlaştırılacak bir standarda getirildi yani 8-24 gibi gayet uygun bir çalışma tarzı getirildi. Ayrıca, kurum içi bireysel performans değerlendirme sistemi kuruldu. Atama, işe alma, ödüllendirme ve taltifler, çalışma saatleri, disiplin sistemi, performans değerlendirme gibi konulara ilişkin personelimizin görüş ve önerilerinin ilgili makamlara gönderilebilmesine de imkân sağlandı. Elbette, uzun vadeli baktığımızda enflasyonla ilgili olarak, enflasyonun altında bir ödemenin söz konusu olmadığı belirtilmekle beraber biz bunu da yeterli görmüyoruz. Özellikle emekliliklerinde yararlanacakları ödemelerin verilmesi hususunda çalışmamız var. 1’inci dereceye atanmaları, 1’inci dereceye yükselebilmeleri şartı getirildi ancak bunun ek göstergesinin verilmesiyle ilgili çalışmamız var. Bunu da bütçe imkânları çerçevesinde yürütmeye çalışacağız.

Sayın Serindağ, malumunuz -siz de İçişleri Komisyonundasınız- vatansızlarla ilgili hiçbir düzenlemenin olmadığı bir bölümden düzenlemeye geldik ama şunu ifade ediyorum: Mahmur’dan gelebilecek kişileri ilgilendiren veya onlara belge tanzimini düzenleyen hiçbir hüküm bulunmamaktadır, genelde vatansızlarla ilgili bir hüküm bulunmaktadır. Bunu bilginize sunuyorum efendim.

Sayın Erdoğan, Diyarbakır Emniyet Müdürüyle ilgili konuları dile getirdiniz. Zaman zamanki açıklamaları nedeniyle yapılan incelemeler var. Son dönemdeki beyanlarıyla ilgili de Emniyet Genel Müdürlüğümüz gerekli incelemeyi sürdürecek. Tabii, polisin disiplini bizim en önem verdiğimiz konuların başında gelmektedir, bunu özellikle belirtiyorum.

Sayın Işık, bu su paraları konusu, sulama birlikleri konusu elbette ki bu 6360 sayılı Kanun kapsamında olmadı, onlar özel bir kanuna tabi birlikler. Erzincan’daki olayı Vali Bey’le beraber bir inceleteceğim. Bakanlığımız olarak yapılabilecek bir konu varsa bunu yürütmeye çalışacağız.

Sayın İrbeç, bu Avrupa Birliği örgütü suç tespiti konusunda… İnsan kaçakçılığı ve uyuşturucu madde trafiğinde, Türkiye, son yıllarda kaynak bir ülke olmaktan çıktı, hatta bir anlamda geçiş ülkesi bile olmaktan çıktı ve bu rotanın kuzeye kaydığını görüyoruz. Yakalama oranları itibarıyla baktığınızda yüzde 100 bir artış var, dünyadaki en büyük yakalama oranları Türkiye’de. Son dönemde artık eroin imalatı dahi Afganistan boyutuna kaydı çünkü Türkiye’de çok yoğun bir denetim var. Bu konuda “narkoterör” dediğimiz, özellikle PKK terör örgütünün uyuşturucudan uyuşturucu finansmanına kadar birçok faaliyetin içinde olduğunu biliyoruz. Bununla ilgili olarak da PKK ve KCK terör örgütü Amerika Birleşik Devletleri tarafından da 1’inci derece önemli uyuşturucu madde kaçakçısı örgütü olarak da ilan edilmiştir. Bizim de bu konudaki çalışmalarımız…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama, şimdi onunla müzakere yapılıyor.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Bakan, bunlarla neyi müzakere ediyoruz?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Türkiye'nin terör örgütüyle yaptığı bir müzakere olmadığını ben size şimdi ifade etmek durumundayım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu Abdullah Öcalan terör örgütünün başı değil mi Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Şandır, gönüllü köy korucuları, malumunuz, silahları olan teşkilattır. Şu anda silahlarının alınması gibi bir uygulama yok ama derhâl arkadaşlarıma inceleteceğim. Daha önce de konuşmuştuk, benim bölgemde de benzer sıkıntılar var. Cizre’de, maalesef, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden bir gönüllü köy korucusu var. Bunların geçmişte PKK terör örgütüne karşı yürütülen operasyonlarda çok başarılı hizmetler yaptığını söylüyorum. Köy korucuları şimdiye kadar terörle mücadelede gerçekten çok önemli hizmetler vermişlerdir. Kendilerine şükranlarımız vardır. Ancak, bu konuda eğer bir sıkıntıları varsa bunları mutlaka takip ederiz. Gönüllü köy korucularının da biz, silahlarını devamlı taşıyabilmeleri için dahi bir düzenleme ihtiyacını biliyoruz, bunu değerlendiriyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir araştırılsın Sayın Bakanım, böyle bilgiler var, bir araştırılsın.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Bunu inceleteceğim.

Şimdi, efendim, vatandaşlığa alınma konusu kesinlikle söz konusu değil. Zaten vatandaş olmayanların da oy kullanması mümkün değil.

Son üç yılda Türk vatandaşlığına alınan kişi sayısını ifade ediyorum, Suriyeliler için değil, bütün ülke bazında: 2010 yılında 16.116, 2011’de 11.767, 2012’de 16.987. Bu, sadece Suriyeliler değil, bütün başka tabiiyetlerde veya vatansız kişilerden olmak itibarıyla. Yani, bu sayılar dikkate alındığında oy anlamında da çok büyük bir kıymetiharbiyesinin olmadığını da ifade etmek isterim ama oy kullanmaları söz konusu değil zaten. Şu anda, malumunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)  

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Bakan, eğer cevap verecekseniz devam edin isterseniz.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Geçici barınma statüsüyle şu anda bulunmaktadırlar.

Diğer sorulara da yazılı olarak cevap vereyim müsaade ederseniz.

Saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri ve varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

31’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı yasa tasarısının 31. maddesinin (c) bendindeki “Ticari bağlantı veya iş kuracaklar” ifadesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz. 

 

                   Ali Serindağ                                     Namık Havutça                               Mehmet Hilal Kaplan

                     Gaziantep                                            Balıkesir                                             Kocaeli

                   Levent Gök                                    Ömer Süha Aldan

                       Ankara                                               Muğla

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 31. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mehmet Şandır                               Mehmet Erdoğan                        Hasan Hüseyin Türkoğlu

                      Mersin                                               Muğla                                            Osmaniye

                Mehmet Günal                                Mustafa Kalaycı                                 Lütfü Türkkan

                      Antalya                                              Konya                                              Kocaeli

MADDE 31- “(1) Aşağıda belirtilen yabancılara kısa dönem ikamet izni verilebilir:

a) Bilimsel araştırma amacıyla gelecekler.

b) Türkiye'de taşınmaz ye Genel Müdürlükçe tespit edilecek miktarda taşınır malı bulunanlar.

c) Ticari bağlantı veya iş kuracaklar.

ç) Hizmet içi eğitim programlarına katılacaklar.

d) Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu anlaşmalar ya da öğrenci değişim programları çerçevesinde eğitim veya benzeri amaçlarla gelecekler.

e) Turizm amaçlı kalacaklar.

f) Kamu sağlığına tehdit olarak nitelendirilen hastalıklardan birini taşımamak kaydıyla tedavi görecekler.

g) Adli veya idari makamların talep veya kararına bağlı olarak Türkiye'de kalması gerekenler.

ğ) Aile ikamet izninden kısa dönem ikamet iznine geçenler.

h) Türkçe öğrenme kurslarına katılacaklar.

ı) Kamu kurumları aracılığıyla Türkiye'de eğitim, araştırma, seminer, staj ve kurslara katılacaklar.

i) Türkiye'de yükseköğrenimini tamamlayanlardan mezuniyet tarihinden itibaren altı ay içinde müracaat edenler.

(2) Kısa dönem ikamet izni, her defasında en fazla birer yıllık sürelerle verilir.

(3) Birinci fıkranın (h) bendi kapsamında verilen ikamet izinleri en fazla iki defa verilebilir.

(4) Birinci fıkranın (i) bendi kapsamında verilen ikamet izinleri, bir defaya mahsus olmak üzere en fazla bir yıl süreli verilebilir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Meclise gelirken bir ak sakallı ağabeyim -öğrencilik dönemimizin geçtiği Beyazıt’taki Küllük (Marmara) Kıraathanesi’nde, belki çoğunuzun tanıdığı, bildiği bir isimdir, Mehmed Niyazi Özdemir- Mehmed ağabey dedi ki: “Çok şanssız bir dönemde milletvekili oluyorsunuz. Öyle şeylere tanıklık edeceksiniz ki kanınıza dokunacak.” Gerçekten bugün şahit olduğumuz bu hadiseler Mehmed ağabey‘i doğrular nitelikte. Diyarbakır meydanında bütün Türkiye’nin dili tutulmuş, hafızaları kilitlenmiş, 30 bin kişinin katilinin neler söyleyeceğini dinlemek için toplanmış; devlet de bunların organizasyon yapması için lojistik destek sağlamış. Bütün alan PKK paçavralarıyla dolu. Allah’ınızı Muhammed’inizi severseniz, siyaset, ideoloji, parti, milletvekilleri, bunu bir kenara bırakın, hiç kanınıza dokunmuyor mu arkadaş ya? Allah’ınızı severseniz, hiç canınız acımıyor mu? Yani, samimiyetle söylüyorum, bunu bir siyasi taassup içerisinde söylemiyorum, canım acıdı. Yani, bunu söylerken burada, bu konuda hassasiyetlerini bildiğim arkadaşları sarfınazar ediyorum tabii ama bazılarının kanına dokunmasını beklemiyorum; zira dokunması için önce kan olması lazım, kansızların kanına dokunmaz bu. (MHP sıralarından alkışlar)

Ama, bu hadiseleri, bu kadar, bu meseleyi bu hâle getirmek, Türkiye’de bölücübaşını barış elçisi diye sunmak, ondan sonra arkasından kalkıp da Nobel’e barış ödülü almak için aday göstermek çok ayıptır yahu. Yani, 30 bin kişinin katilini, bugün, Türkiye’de barış elçisi diye sundunuz.

Sayın Başbakan çok sitem etmiş, “Orada Türk Bayrağı görmek isterdim.” diye. Böyle bir şey mümkün mü arkadaşlar? 18 Martta Kocaeli’de öğrenciler elinde Türk Bayrağı’yla çıktı diye gözaltına alındılar. Sebep, tahrik unsuru görüldü Türk Bayrağı. Yani Diyarbakır’da toplananlar böyle bir tahrik unsuru olmamak için Türk Bayrağı almamışlardır diye düşünüyorum. Merak ediyorum, ben şimdi elimde Türk Bayrağı Meclisin dışına çıksam “Sen süreci provoke ediyorsun.” diye –Sayın Emniyet Genel Müdürümüz de burada herhâlde- beni de gözaltına alırlar mı?

D. ALİ TORLAK – (İstanbul) – Kesin!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Türk Bayrağı artık tahrik unsuru, Türk Bayrağı artık süreci provoke eden bir mesele. Bakın, Sayın Başbakanın Türk Bayrağı konusunda bu kadar hassas olmasına gerek yok. Dün bu kürsüde Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili arkadaşımıza, ısrarlarımıza rağmen, bu milletin ismini söyletemedik,Bu milletin ismi “Türk milleti.” dedirtemedik.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Başbakan da demiyor, onun için. Derse de atılır, grup başkan vekilliği biter; koltuk kıymetli.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Türk’e bu kadar alerjinizin sebebi nedir arkadaşlar ya? Sizler de benim gibi Türk milletinin oylarıyla geldiniz buraya. Türk milletine karşı, Türk kelimesine karşı bu alerjiniz yeni mi hortladı sizin?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Eskiden vardı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Vardı zaten, zemini iyi oldu şimdi. 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Geçmişini bildiğimiz arkadaşlar var. Az evvel birisi burada bir konuşma yaptı, geçmişiyle ilgili de birtakım şeyler anlattı; mahkemeler görmüş, mahkemeye gitmiş. Yahu, ağacın kurdu kendinden olur. O mahkemelere giden adam benim, burada da bir sürü arkadaşım var, biz hâlâ olduğumuz yerdeyiz. O gün, 1980’de neyi savunuyorsak şu anda da hâlâ savunuyoruz, siyasi ikbal üzerine dönme dolap olmadık. Kubilay vardı bir zamanlar, Afyon Milletvekili, “Fırıldak Kubi” Fırıldak Kubi gibi olmaya gerek yok yahu, neysen osun. O yüzden, geçmişinden bahsetmeyeceksin, son durumun ne arkadaş, son durumundan bahsedeceksin. “Geçmişim şöyle oldu, böyle oldu.” E, ne yapabilirim yani?

OKTAY VURAL (İzmir) – Olabilir, insanlar farklı partiye geçebilir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Abdullah Öcalan bile geçmişte namaz kılıyormuş, Sayın Bülent Arınç söyledi ama adam ondan sonra Marksist oldu; bugün döndü, İslam sancağı altında milleti toplanmaya çağırıyor. Yani, Abdullah Öcalan’la bu fırıldaklık konusunda yarışacak arkadaşlarımız var aramızda, çok üzülüyorum bu konuya.

Bir konuşmacımız da, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili arkadaşlarımızdan birisi kalkıp Boşnak, Arnavut, Laz gibi ifadelerle ihanet çemberini genişletmeye çalıştı. Ben buradan bir Balkan Türk’ü olarak söylüyorum: Bütün Balkan Türkleri, Boşnak, Arnavut, Laz gibi bütün mefhumlar da dâhil, onların bir tek bayrağı var, o da Türk Bayrağı, onun dışında hiçbir bayrak altına bizleri almaya çalışmayın. (MHP sıralarından alkışlar) Sizin gibi bölücülerle bir araya asla ve kata gelmeyiz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, konuşmacı hem “Sizin gibi bölücülerle” derken bir grubu kastetti hem de özellikle, milletle ilgili dünkü ifadelerimizden alıntılar yaptı, yanlış ifadeler kullandı. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne dedi de yanlış ifade kullandı dünkü ifadenizle ilgili?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bana “Türk milleti” söyletemediğini ifade etti de, onu açıklamak istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama isim vermedi.

BAŞKAN – Yanlışlık neresinde? Dün burada…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İfade etmediğimi söyledi. Ben bu konuyla ilgili açıklama yapmak istiyorum Sayın Başkan… (Gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Söyledi mi, söylemedi mi, onu sorun; “Türk milleti” dedi mi, demedi mi, onu sorun.

BAŞKAN - Açıklayacak şimdi, dedi mi, demedi mi açıklayacak.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Demedi adam, Allah Allah! Belki diyecek şimdi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Demedi ama!

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın görüşülen kanun tasarısının 31’inci maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Az önce burada değildin herhâlde, Sayın Şandır konuşurken cevabını vermiştim ben aslında.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – O zaman niye çıkıyorsun bir daha?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir daha söylesin…

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, bugün burada bizim, bu Nevruz Bayramı’na uygun bir dil, barış, kardeşlik dilini kullanmamız gerekmez miydi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kan dili var!

AHMET AYDIN (Devamla) – Gün bugün değerli arkadaşlar. Çözüme o kadar yakın olduğumuz bir günde…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çözülmeye…

 AHMET AYDIN (Devamla) - …kanın duracağı, durmasının muhtemel olduğu tarihî bir fırsatın eşiğindeyken hep beraber, bugün, burada, bu kardeşliği…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Türk milleti” demek çözüme aykırılık mı teşkil ediyor?

AHMET AYDIN (Devamla) - …bu birliği, bu dirliği tesis etmek adına daha usturuplu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kimin kardeşliği Ahmet Bey?

AHMET AYDIN (Devamla) - …daha düzgün, daha üsluplu bir dil kullanmamız doğru olmaz mıydı?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Onun için mi “Türk milleti” diyemiyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz, devleti bölmekte değil, bilakis devleti büyüterek güçlendirmeye çalışıyoruz…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ahmet Bey, Kürt milletinin kardeşliği mi?

AHMET AYDIN (Devamla) - …birliğimizi, kardeşliğimizi tesis etmeye çalışıyoruz. Biz “millî birlik ve kardeşlik” dedikçe siz niye bu kadar haykırıyorsunuz! El insaf be!

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Hangi millet?

AHMET AYDIN (Devamla) – Ne var bunda! Kardeşlik…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Milletin ismini bir daha söyle, duyalım!

AHMET AYDIN (Devamla) - Bunu niye hep birlikte yaşayamayalım? Niye hep birlikte bu kardeşliği tesis etme noktasında katkı sunmayalım?

Elinizde birtakım malzemeler var, o malzemeler gidiyor diye mi bu kadar haykırıyorsunuz? Yazık arkadaşlar!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Elimizde 780 bin kilometrekare bir Türkiye var, o gidiyor diye üzülüyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yazık arkadaşlar!

Terör bu ülkenin en büyük belasıdır. Bu belanın defi olma noktasında yakın bir süreçteyiz. Lütfen arkadaşlar, bu süreci hep birlikte değerlendirelim ve Türkiye kazanacak.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Cevap ver, cevap.

AHMET AYDIN (Devamla) – Terör, devletin bir sorunu, milletin bir sorunu ve bütün bir millet muhatabı, hepimiz muhatabız.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hangi millet, hangi millet Ahmet Bey, onu söyle! “Türk milleti” de, korkma!

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, “Türk milleti” değil, “büyük Türk milleti” diyorum. Bu millet üzerinde, bu bayrak üzerinde, kutsal ortak değerler üzerinde lütfen siyaset yapmayın.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Grup başkan vekilliği koltuğu daha mı üstün Türk milletinden!

AHMET AYDIN (Devamla) – Büyütmezsiniz küçültürsünüz, küçültürsünüz. Böyle polemiklerle, böyle sloganlarla konuşmayın. İçinde cumhurun olmadığı bir cumhuriyet. Milliyetçiliği herkesle paylaşmadıkça, ortak değerler üzerinde bunu tesis etmedikçe, ortak bir hedefe birlikte koşmadıkça… Lütfen, değerli arkadaşlar bunu yapmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Evet, bugünkü olaylarda Türk Bayrağı’nın olmamasını ben de kınıyorum. AK PARTİ Grubu olarak bizler de kınıyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yapma ya, yapma ya!

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Aferin sana!

AHMET AYDIN (Devamla) – Anlamlı mesajlar var, bakın bu ülke…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz Apo’nun mesajlarını dinleyin kardeşim! Siz Apo’nun mesajlarını dinleyerek yönetin bu ülkeyi!

AHMET AYDIN (Devamla) – Siz, sizin döneminizdeki nevruz bayramlarına da bakın, kendi döneminizdeki…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz Apo’nun mesajlarıyla yönetiyorsunuz Türkiye’yi, geldiğiniz nokta bu.

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ediyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Apo’nun mesajlarıyla Türkiye’yi yönetiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Lütfen arkadaşlar, sakin olalım. Bugünkü mesajları dikkate alalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz alın, siz; Apo sizin lideriniz. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Devamla) – Birliğe, kardeşliğe hep birlikte adım adım yol alacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, bu kadar övgüden sonra, acaba Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlaşıldı, gerçekten BDP’nin yokluğunu aratmadı çünkü kılavuzu Öcalan.

Sayın Başkan, hitap eden sayın milletvekilimiz şunu söyledi: “Türk milleti” dedi,  “bayrak” dedi. Şimdi, Sayın Aydın, bu dili çözüme engel dil olarak değerlendirdi yani esef verici, yazıklar olsun!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıklar olsun gerçekten!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – …bizim kılavuzumuz millettir öncelikle, onların kılavuzu kimdir ben onu bilemem.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama siz ona göre anlıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizim kılavuzumuz Türk milletidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletin kendisidir, 76 milyondur bizim kılavuzumuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İmralı canisine…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Türkkan, bir saniye.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz her seferinde şunu diyoruz Sayın Başkanım: Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan. Biz bunu her seferinde bahsediyoruz ve bu milletin içerisinde tarihi bir, kültürü bir olan bu yapıları kastediyoruz ve birlikte değerlendiriyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Vereceğim bir saniye.

Teşekkür ediyorum Sayın Aydın, lütfen oturun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu millet, bu bayrak sadece birilerinin tekelinde değil, bunu büyütmezsiniz arkadaşlar. Lütfen usulüne uygun bir dil kullanalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Milletin suçu yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, maalesef…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu bayrak hepimizin bayrağı, bu kutsal değerlerimiz üzerinde siyaset yapmayalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – …AKP Grubu adına konuşan sayın grup başkan vekilinin kendi partisinin mesajlarını değil, Öcalan’ın mesajlarına kulak verin diye söylemesi bile AKP’ye oy veren değerli kardeşlerimin ruhunu ve  iradesini…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – “Buradaki mesajlara” diyor, nereye çekiyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben Nevruz Bayram’ındaki barış ve kardeşlik dilini kastettim, buradaki barış mesajlarını kastettim Sayın Başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, BDP grubu dâhil olmak üzere bu kürsüde kimse Öcalan’a bu kadar övgü yapmadı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Nevruzun barış dilini kastettim ben.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın AKP sözcüsünün övgüsü kadar mazhar olmadı Öcalan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırakın Allah aşkına ya, bırakın!

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

 

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı yasa tasarısının 31. maddesinin (c) bendindeki “Ticari bağlantı veya iş kuracaklar” ifadesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz. 

Mehmet Hilal Kaplan (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Bir ülkede yönetilen yurttaşların en büyük güvencesi o ülkeyi yönetecek olan başbakanın ya da idari kadronun bir zihin berraklığı içerisinde olması ve ehil olmasıdır. Eğer bir zihin bulanıklığı Başbakanda ve tüm yönetim kadrolarında yar almış ve bütün Türkiye’yi sarmışsa gerçekten bundan bütün Türkiye'nin endişe edeceği bir duruma gelmişiz demektir.

Şimdi, ben, bazı sözler vardır, bazı olaylar vardır “Fazla söze gerek yok.” denir Türk dilimizde. Ben, sayın Meclisimizi bu yapacağım konuşmada bir nevi bir sınavdan geçirmek istiyorum. Sayın Başbakanımızın sözlerini sizlere ifade edeceğim ve ondan sonra söyleyeceğim sözü de kimin söylediğini sayın Meclisimizin değerli üyelerine bırakacağım.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan 2010 yılında “Değerli arkadaşlarım, benim milletimin dili tektir.” demiştir. Sevgili Meclis üyeleri, Mayıs 2011’de şu sözü kim söylemiştir: “Ben ne ‘tek dil’ dedim ne ‘tek din’ dedim, sadece? ‘tek din’ dedim, ‘dil’ değil, din, din.” Kim söylemiştir acaba bunu sizce? (CHP sıralarından “Recep Tayyip Erdoğan” sesleri)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Recep Tayyip Erdoğan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Recep Tayyip Erdoğan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bununla ilgili açıklama yapıldı.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bu taraf bildi, Recep Tayyip Erdoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, bedelli askerlik konusunda Başbakan şu sözü söylemiştir Mart 2011’de: “Şahsen ben böyle bir sorumluluğun altına Recep Tayyip Erdoğan olarak giremem çünkü parası olan var, parası olmayan var. Parası olan bastıracak, askerlikten kurtulacak. E, parası olmayan ne yapacak? Biz yola çıkarken kimsesizlerin kimi olarak çıktık, sessiz yığınların sesi olarak çıktık. O zaman sormamız lazım, ona göre adımımız atmamız lazım.” demiş Mart 2011’de. Şimdi sorum şu: Kasım 2011’de şu sözleri kim söylemiştir…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – “Somut adım atacağız.” Demiş.

LEVENT GÖK (Devamla) – “Şu anda çalışmalarımızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Şöyle: Bu hafta içinde olmazsa bile önümüzdeki hafta bu işi tamamlayıp hemen adımını atacağız ve bedelli askerlikle ilgili yasayı inşallah çıkarmış olacağız.”

Kim söylemiştir değerli arkadaşlar? (CHP sıralarından “Recep Tayyip Erdoğan” sesleri)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Recep Tayyip Erdoğan.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Millet söylemiştir, Millet.

LEVENT GÖK (Devamla) – Evet, yine muhalefet bildi, AKP bilemedi. (CHP sıralarından alkışlar)

NATO’nun Libya’ya müdahalesine geliyoruz değerli arkadaşlarım. Şubat 2011’de Başbakan şu sözleri söylemiştir: “NATO Libya’ya müdahale etmeli midir? Bu saçmalık olabilir mi ya! NATO’nun ne işi var Libya’da!” Peki, değerli milletvekilleri, 2011 Mart ayında, fazla geçmeden, tam bir ay sonra şu sözleri sizce kim söylemiştir: “NATO Libya’nın Libyalılara ait olduğunun tespit ve tescili için oraya gitmelidir.”

Kim söylemiştir değerli arkadaşlar bu sözü sizce? (CHP sıralarından “Recep Tayyip Erdoğan” sesleri)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Recep Tayyip Erdoğan.

LEVENT GÖK (Devamla) – Evet, yine muhalefet bildi, iktidar sustu. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz hangi Erdoğan’ı temsil ediyorsunuz Sayın Ahmet Aydın?

LEVENT GÖK (Devamla) – Füze kalkanı konusunda, komuta konusunda Başbakan şöyle bir söz söylemiş Kasım 2010’da: “Topraklarımızın genelinde böyle bir şey düşünülüyorsa zaten bunun komutası bize verilmeli, aksi takdirde böyle bir şeyin kabulü mümkün değil.” Başbakan söylemiş mi bunu? Söylemiş. Peki, Kasım 2010 yılında yine bu sözleri acaba kim söylemiş: “Buranın komuta sisteminin tamamen NATO’da olması gerektiğini söyledik.”

Kim söylemiştir değerli arkadaşlar bu sözü?

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Recep Tayyip Erdoğan.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Recep Tayyip Erdoğan.

LEVENT GÖK (Devamla) – Evet, yine muhalefet bildi, iktidar sustu.

Değerli arkadaşlarım, “one minute, one minute”, meşhur “one minute”, “Olmaz Sayın Peres. Benden yaşlısın. Sesin çok yüksek çıkıyor. Biliyorum ki sesinin bu kadar çok yüksek çıkması bir suçluluk içerisinde olmanın gereğidir.” diyor Ocak 2009’da Başbakan. Peki, Başbakan bir müddet sonra acaba şu sözleri sizce söylemiş midir: “Ben herhangi bir şekilde ne İsrail halkını ne Cumhurbaşkanı Peres’i ne de Musevi halkını hedef aldım. Benim buradaki tavrım tamamen yöneticiyedir.”

Kim söylemiştir bu sözü değerli arkadaşlarım? (CHP sıralarından “Yine Başbakan” sesleri)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Recep Tayyip Erdoğan.

LEVENT GÖK (Devamla) – Evet, Recep Tayyip Erdoğan. Yine muhalefet bildi, iktidar sınıfta kaldı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hani tescil ettirmişti kendini!

LEVENT GÖK (Devamla) – Yine, Büyük Orta Doğu Projesi değerli arkadaşlarım, Ağustos 2009’da Başbakanımız şu sözleri söylemiş: “Ellerine bir kâğıt almışlar, dolaşıyorlar, ‘Amerika’nın bir projesidir.’ diye. Bunu ispat ederlerse biz her şeye varız ama ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar.” Kim söylüyor bunu? Başbakan söylüyor.

Peki, değerli arkadaşlarım, şu sözü sizce kim söylemiştir: “Türkiye'nin Orta Doğu’da bir görevi var. Nedir o görevi? Biz Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin eş başkanlarından bir tanesiyiz.” Kim söylemiştir bu sözü değerli arkadaşlarım? (CHP sıralarından “Başbakan” sesleri) Evet, bildiniz; Başbakan. Yine iktidar söyleyemiyor.

Kürt sorunu mu, terör sorunu mu şeklinde, Başbakan diyor ki Temmuz 2009’da: “Buna ister ‘Kürt sorunu’ deyin, ister ‘güneydoğu sorunu’ deyin, isterse ‘doğu sorunu’ deyin, ister son olarak, yine, adlandırdığımız ‘Kürt açılımı’ diyelim.” Kim söylemiştir bunu? Başbakan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz ne söylüyorsunuz, siz? Siz kendinize bakın.

LEVENT GÖK (Devamla) – Peki, tutturmuşlar bir şeyi, “Ben ‘Kürt sorunu’ diye bir şey görmüyorum.” Kim söylemiş bunu? Başbakan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, siz ne diyorsunuz? Bu konuyla ilgili sizin çözümünüz ne? Bu konuyla ilgili sizin çözümünüz ne, projeniz ne, öneriniz ne?

LEVENT GÖK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu sınavı muhalefet geçti, iktidar sustu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz ne diyorsunuz? Ne diyorsunuz? Koca bir hiç!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bizim bilmediğimiz sahte Erdoğanlar mı var ya; bu sözler ne?

LEVENT GÖK (Devamla) – İktidar niçin sustu? Çünkü utanıldığı zaman herkes susar ve başını önüne eğer. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – İyi bir stand up’çısın sen. Senden stand up’çı olur ancak.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök, iktidarı ve muhalefeti sınava tabi tuttunuz ama sınıfı geçeni söylemediniz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Söyledi, söyledi.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32’nci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 32. maddesinin (a) fıkrasının madde metninden çıkartılmasını arz ederiz.

Uğur Bayraktutan                      Vahap Seçer                            Levent Gök

       Artvin                                    Mersin                                   Ankara

 

Ümit Özgümüş                          Celal Dinçer                           Doğan Şafak

       Adana                                   İstanbul                                   Niğde

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

310 Sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 32. Maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Şandır                 Hasan Hüseyin Türkoğlu               Mehmet Erdoğan

      Mersin                                 Osmaniye                                  Muğla

Mustafa Kalaycı                       Mehmet Günal                       Yusuf Halaçoğlu

       Konya                                   Antalya                                  Kayseri

MADDE 32- “(1) Kısa dönem ikamet izinlerinin verilmesinde aşağıdaki şartlar aranır:

a) 31 inci maddenin birinci fıkrasında sayılan gerekçelerden biri ve birkaçını ileri sürerek talepte bulunmak veya bu talebiyle ilgili bilgi ve belgeleri ibraz etmek.

b) 7 nci maddenin kapsamına girmemek.

c) Genel sağlık veya güvenlik standartlarına uygun barınma şartlarına sahip olmak.

ç) İstenilmesi hâlinde, vatandaşı olduğu ve yasal olarak ikamet ettiği ülkenin yetkili makamları tarafından düzenlenmiş adli sicil kaydını gösteren belgeyi sunmak.

d) Türkiye'de kalacağı adres bilgilerini bildirmek."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Vural, önerge üzerinde söz isteyen?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yusuf Halaçoğlu…

BAŞKAN – Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, bugün…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Halaçoğlu, lütfen, imzanız yok, imzanızı tamamlar mısınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kusura bakmayın Sayın Başkan, takip etmedik, o bakımdan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, 21 Mart nevruz. Bu kelime Farsça, birleşik bir kelimeden meydana geliyor. Nev, yeni demek; ruz, gün demek. Tabii ki “nevroz” değil, “nevruz”dur. Ruz, gün, dür çünkü; roz diye bir kelime yok Farsçada. Dolayısıyla, nevruz, gün dönümü demektir. Türklerde “yengi gün” olarak adlandırılır. Ergenekon’dan çıkışı simgeler. Demir dağın eritilmesiyle birlikte Türklerin yeniden tarih sahnesine çıkmalarının bir göstergesidir. Çünkü, aynı zamanda bu, güneşin Hamel Burcu’na girdiği bir tarihtir ve yeni bir mevsimin başlangıcı ve yani, yeni bir hayatın ortaya çıkışı anlamına gelir ve barışı simgeler.

Ancak, barışı simgeleyen bu gün bu değerli gün, bütün Türk tarihinde, devletleri tarafından uygulanırken, mesela bugün “nevroz” adı altında Kürtler tarafından da kutlanmaya başlanmıştır. Hangi tarihten itibaren kutlanmaya başlamıştır, birisi varsa söylesin bana yakın zaman öncesinde bunun kutlandığını Kürtler tarafından, bana söylesin. Böyle bir şey söz konusu değil. Sonradan, siyasi bir amaçla nevruz Kürtler tarafından kutlanmaya başlanmıştır çünkü Osmanlı Dönemi’nde böyle bir kutlama söz konusu değildir.

Bugün ilginç olan şey, nevruzun, özellikle bu dönem nevruzunun Türk tarihî açısından, Türkiye Cumhuriyeti açısından  son derece büyük bir önemi vardır çünkü gerçekten bu, bir yerde söylenildiği gibi milat olarak değerlendirilebilir. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanması, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bölgesinde artık hâkimiyetini büyük ölçüde kaybetmesinin simgesidir.

Bakın, Abdullah Öcalan, bu nevruzla ilgili ortaya koyduğu beyannamesinde şunları söylüyor: “Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe karşı olmamış ve olamaz. Kavgamız, bilgisizliğe, baskı ve ezilmeye karşıdır.” diyor. Şimdi bana söyler misiniz, bugüne kadar ölen 35 bin kişi hangi sebeple öldürülmüştü? Bunu, bununla bağdaştırabiliyor musunuz? Hayır. Ama aslında ardından  şunu söylüyor: “Demokratik hakları, özgürlükleri esas alan bir anlayış gelişiyor. Biz onlarca yılımızı bu halk için feda ettik, helal olsun.”

Değerli milletvekilleri, eğri oturup doğru konuşalım, burada bir Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılış belgesi ilan ediliyor ve siz orada  sessiz kalıyorsunuz.

Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki: “Efendim, orada bayrağı da görmek isterdim.” Efendim, sizin şikâyet edecek bir makamda olmadığınızı hatırlatmak istiyorum. Sizsiniz bu ülkeyi yöneten. Siz, bu ülkenin Başbakanısınız. Şikâyet etme hakkınız yoktur. Orada bayrağın dalgalanması için gerekeni yapmanız gerekirdi ama diğer taraftan da bu açıklanan metni Başbakanın okuyup onayladığı da belirtiliyor basında. Öyleyse bunu görmezden mi gelmiştiniz? Dolayısıyla burada yapılan iş, bir danışıklı dövüşten öteye gitmeyen bir iştir. Hele hele, oradaki insanların televizyonlardan boy gösterip bu ülkenin artık Kürtleri tanıdığını ve Kürtlerle -“Türk” milleti bile demiyorlar, “Türkmen” adı altında sadece söylüyorlar- bunların birlikte bu ülkeyi yöneteceklerini söylüyorlar. Ama arkasından da diyorlar ki: “Biz bu nevruzla birlikte yeni bir döneme başladık ve özgür ve bağımsız Kürdistan’ı kuruyoruz.”

Şimd,i siz ne derseniz deyin orada bir tane bayrak göremediniz. Muhtemelen sizin içiniz de sızlıyordur. “Keşke olsaydı” diyorsunuz. Dövüneceksiniz, yarın da dövüneceksiniz ama dövünmeniz ve “keşke” kelimesi fayda etmeyecektir. Tarihte “keşke” hiçbir anlamı olmayan bir kelimedir. Dolayısıyla, bu konuda tekrardan şunu söylüyorum: Lütfen, Millî Mücadele’de birileri hep Kuvayımilliye’ye karşı çıkmıştı ve Amerikan mandası peşinde koşmuştu. Sonuçta ne oldu? Onlar kaybettiler. Şimdi de kaybedeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Ve göreceksiniz ki yakında bu iş bitecek ama ben ümit ederim ki, Cenab-ı Allah’tan dilerim ki bir iç kargaşaya, iç savaşa sebep olmaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 32. maddesinin (a) fıkrasının madde metninden çıkartılmasını arz ederiz.

Uğur Bayraktutan (Artvin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de, son günlerde özellikle basını meşgul eden ve medyada özellikle birçok yayın organlarında sözü edilen bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum, özellikle Lazlara ilişkin bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaklaşık dört bin yıldır yaşayan, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim’in Gönye Kalesi’ni işgaliyle beraber Osmanlı İmparatorluğu toprakları altında yaşamını idame ettiren Lazlar diye bir topluluk var, Laz kökeninden gelen Türk yurttaşlarımız var. Bu yurttaşlarımızın kanını donduran bazı ifadeler ortaya çıktı. Özellikle medyada en son haberlerde, biliyorsunuz, bir Amerikan gazeteciye ilişkin bir öldürme olayı oldu. O öldürme olayının failiyle ilişkili ne yazık ki Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da başta olmak üzere bazı yaygın organlarında, bazı yayın kurumlarında “Laz” ibaresiyle, “Laz Ziya isimli kişi” diye bir ibare geçti değerli arkadaşlarım.

Bakın, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bu,  özellikle Doğu Karadeniz Bölgemizde yaşayan vatandaşlarımızı çok ileri derecede rencide etmiştir. Birçok vatandaşımızdan, birçok kuruluştan bu şekilde mesajlar aldım, o nedenle, buna ilişkin şikâyetlerimizi de yüce Parlamentoda sizlerle beraber paylaşma gereğini hissettim.

“Laz İsmail” diye bir terim var biliyorsunuz. “Laz İsmail” terimi onurlu bir terimdir. Kurtuluş Savaşı’nda Nazım Hikmet’in Laz İsmail’e ilişkin sözlerini okuduğunuz zaman Kurtuluş Savaşı’nın ne kadar onurlu bir savaş olduğunu hep beraber özümsersiniz.

Bunun haricinde başka bir şey daha var. Laz vatandaşlarımız içerisinde “Ne mutlu Türk'üm diyene!” demekten onur duyan binlerce yurttaşımız var, bir tane bile olumsuz düşünen yurttaşımız yok. Bu yurttaşlarımız, cumhuriyetin değerlerini, ulus devlet kimliğini, bayrağı, vatanın değerlerini yürekleriyle beraber savunuyorlar. Bu Laz kökenli Türk vatandaşları içerisinde her siyasal düşünceden akımlar var, sağcısı var, solcusu var, devrimcisi var, ülkücüsü var, ilericisi var ama Laz vatandaşlarımızın, Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan bu vatandaşlarımızın içerisinde bir tane bile vatan haini yok değerli arkadaşlarım. O nedenle, bu arkadaşlarımızın hassasiyetini anlamanızı, bu arkadaşlarımızın içinde bulunduğu durumu hassasiyetle takip etmenizi istiyorum.

Bu vatandaşlarımızın, içinde bulundukları durum itibarıyla, Kurtuluş Savaşı’nın tarihinden bu tarafa doğru gelen bütün süreçte, Kurtuluş Savaşı’nın o en kötü anlarında bile cumhuriyetle, Mustafa Kemal Atatürk’le, onun devrimleriyle en ufak problemleri bugüne kadar olmamıştır değerli arkadaşlarım. O nedenle, bugün bu ithamları yapanlar, gazetelerde, televizyonlarda “Laz” kelimesini başına koyarak onu küçültücü bir ifadeyle, sanki bir topluluğu küçümsüyormuş gibi ifade edenleri buradan esefle kınıyorum, esefle kınıyorum değerli arkadaşlarım. Bu ülkede Soyadı Kanunu diye bir kanun var. Eğer bir suçu bir kişi işlemişse adamın adı bellidir, soyadı bellidir, bu yayın organları da adıyla beraber, soyadıyla beraber o kişinin ismini ve soyadını yayınlarlar. Böyle bir şey olabilir mi? Özellikle, hadi bunu özel televizyon kanalları yapıyor değerli arkadaşlarım, bunu, devletin radyo ve televizyon kurumu olduğu iddiası içerisinde olan Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu “Laz Ziya” lakabı, ismi olan bir vatandaş bu suçu işlemiştir.” diyebilir mi değerli arkadaşlarım, böyle bir itham olabilir mi? Bunu, bütün Doğu Karadeniz’de yaşayan, bayrağını, devletini, milletini asla tartışmayan bütün insanlarımız, bütün yurttaşlarımız adına Mustafa Kemal’in Parlamentosundan milletime şikâyet ediyorum. Bir daha böyle bir yanlışın içerisinde, medyadan, haber yapıyorken, haber değeri içerisinde hareket ediyorken böyle bir kelimeyi kullanmamasını özellikle istirham ediyorum çünkü gelinen noktada Laz kökenli vatandaşlarımız “Türk’üm” demekten büyük onur duyuyorlar. Mustafa Kemal’in “Ne mutlu Türk’üm diyene!” lafını asla ırkçılık olarak algılamıyorlar, onu kendilerine şiar ediyorlar, o mücadele içerisinde yaşamlarına devam ediyorlar. (CHP sıralarından alkışlar), Onlar yaşamış oldukları coğrafyada -biraz önce de ifade ettiğim gibi- cumhuriyetin değerleriyle, Mustafa Kemal’le, üniter devletle, ulus devletle, bayrakla, başkentin Ankara olmasıyla asla bir çelişki içerisinde olmadılar, binlerce yıldır bu toplumda kardeşlik duyguları, içerisinde yaşadılar. O nedenle, kendi isimlerinin, bulundukları etnik kökenlerin suç kavramıyla, suçlu kavramıyla beraber algılanmasını, toplum tarafından bu şekilde kendilerinin değerlendirilmesini asla kabul etmiyorlar değerli arkadaşlarım. Doğu Karadeniz’de yaşayan yurttaşlarımız, ülkemizin birçok yerinde yaşayan insanlar gibi -biraz önce de ifade ettiğim gibi- ülkenin değerleriyle barışıklar. Bugüne kadar, binlerce yıldır bu barışıklık içerisinde yaşadılar, bundan sonra da aynı duygular içerisinde yaşayacaklar.

Bakın, değerli arkadaşlarım, “Laz” kelimesinin ne anlama geldiğine bakmanız için Çanakkale’ye gitmeniz gerekiyor. Bir mezar taşı fotokopisi getirdim değerli arkadaşlarım. Burada yazıyor ki “Artvin Arhavi, Şerefoğlu Zihni, 20 yaşında.” Gözlerini kırpmadan gittiler ve asla geri dönmeyi düşünmediler. İşte, eğer, Lazları tarif edeceksek bu duygularla tarif edeceğiz. Lazlara diyorlar ki bölücüler: “Sizin başka bayrağınız yok mu, sizin başka bayrak talebiniz yok mu?” diye Lazlara bölücüler bu şekilde bugüne kadar talepte bulundular. Lazlar onlara ne dediler biliyor musunuz? Ellerinin tersleriyle ittiler ve Lazlar şöyle söylediler: “Bizim bayrağımız Anıtkabir’de dalgalanıyor, Anıtkabir’de dalgalanıyor.” “Bakın, bizim bayrağımız burada” dediler. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

(Hatip tarafından Türk Bayrağı açıldı)

Bütün Türkiye’ye, Mustafa Kemal’in Parlamentosunda göstermek istiyorum. Bütün Türk vatandaşlarımız “Bizim bayrağımız Türk Bayrağı.” dediler, onu bugüne kadar onurla dalgalandırdılar.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Arkada da var, arkada da.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

33’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı yasa tasarısının 33. maddesinin (c) bendindeki “yüzyirmi gün” ifadesinin “Doksan gün” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                   Levent Gök                                  Uğur Bayraktutan                                 Celal Dinçer

                      Ankara                                               Artvin                                              İstanbul

 

                 Vahap Seçer                                   Aykan Erdemir                                  İlhan Demiröz

                      Mersin                                               Bursa                                                Bursa

 

                Ümit Özgümüş

                       Adana

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 33. Maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mehmet Şandır                         Hasan Hüseyin Türkoğlu                        Mehmet Erdoğan

                      Mersin                                           Osmaniye                                            Muğla

 

               Mustafa Kalaycı                             Adnan Şefik Çirkin                               Mehmet Günal

                       Konya                                               Hatay                                              Antalya

MADDE 33.- “(1) Aşağıdaki hâllerde kısa dönem ikamet izni verilmez, verilmiş ise iptal edilir,  süresi bitenler uzatılmaz:

a) 32 nci maddede aranan şartlardan birinin ve birkaçının yerine getirilmemesi veya ortadan kalkması.

b) İkamet izninin, veriliş amacı dışında kullanıldığının belirlenmesi.

c) Son bir yıl içinde toplamda yüz yirmi günden fazla süre ile yurt dışında kalınması.

ç) Hakkında geçerli sınır dışı etme ve Türkiye’ye giriş yasağı kararı bulunması.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Şefik Çirkin, Hatay Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülke olarak sıkıntılı bir süreç geçiriyoruz ve her türlü millî değerlerimiz ayaklar altına alınıyor, millî onurumuz ayaklar altına alınıyor, kardeşlik diye diye diye kardeşliğimize zarar getirecek, kardeşliğimize halel getirecek birçok rezalete bugün maalesef imza atılıyor. Ben bu Mecliste bulunan, iktidarıyla muhalefetiyle, birçok milletvekilinin aslında aynı kanaati taşıdığını ümit ediyor ve zannediyorum. Yani, iktidar partisi sıralarından da birçok sayın milletvekilimiz elbette ki bunları içine sindiremiyor ve dişini sıkarak sabırla bekliyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi “Durun, ne yapıyorsunuz? Bunlar kardeşliğe zarar getirir, bunlar ülkenin bağımsızlığına zarar getirir, bunlar birliğe bütünlüğe zarar getirir.” diyen herkese vampir, kan içici, kandan beslenen suçlamaları yapılıyor, ağzı olan konuşuyor. Bakın, Milliyetçi Hareket Partisi, Dörtyol olaylarında, hepinizin bildiği, il başkanı olarak ben, ocak başkanımız, bütün arkadaşlarımız hayatını tehlikeye atmak kaydı şartıyla o olayları, devletin durduramadığı olayları durdurdu ama bir Beşir Atalay çıktı, Sayın Beşir Atalay, onun düzmece bir kasetiyle Milliyetçi Hareket Partisi suçlandı ve arkadaşlarımız bugün yargılanıyor.

Bakın, o kadar üzerine titriyoruz ki, aynı Dörtyol’da, daha geçen hafta, nevruz kutlamasında aynı güne denk geldi diye Milliyetçi Hareket Partisi kendi ilçe divanını, Dörtyol ilçe divanını erteledi yeter ki bir tahrik olmasın, bir provokasyon olmasın diye.

Yine, Dörtyol olaylarından sonra Sayın Genel Başkanımız, Dörtyol ziyaretini BDP heyeti de aynı gün Dörtyol’a geliyor diye bir gün erteledi. Şimdi, ilçe başkanı, il başkanı, genel başkan düzeyinde bu kadar hassas davranan bir siyasi hareketi “Kandan besleniyor, çatışmadan besleniyor.” diye suçlayacak kadar ahlaksız bir zihniyet olamaz, bunu kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, burada herkes olabilir, Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde her görüşten insan buraya gelip milletvekili olabilir, seçilebilir; geçmişi sosyal demokrat olur, geçmişi millî görüşçü olur, Doğru Yol Partisi, Anavatan kökenli olur ülkücü kökenli olur bunların hepsi normaldir. Bu siyasi partiyi beğenmiştir, burada devlete, millete hizmet edeceğine inanmıştır ve burada millete hizmet etmeye çalışır ama, bir görüşten geldi diye -hepsini kastetmiyorum, aranızda bir sürü ülküdaşımız var, lafımın muhatabı bunların hepsi değil, o kendisini biliyor- geçmişini inkâr edip yeni sahiplerine yaltaklanmak adına kendi geçmişini, ülkücü geçmişini karalamak bir haysiyet ve şeref meselesidir, haysiyet dersinden geçmesi gereken bir davranış biçimidir.

 Bir köpek besliyorsunuz, onunla yıllar geçiriyorsunuz, hoşça vakit geçiriyorsunuz, bir şekilde sizden ayrılan ama beş sene, on sene sonra sizinle karşılaşan o köpek bile size muhabbetli davranırken bu hareketlerin manası ne? Bizim herkesin görüşüne saygımız var ama yüzde 13 diye, yüzde 12 diye bu taraf da yüzde 50 diye küçümsemek önce, demokratik terbiyesizliğin gereğidir, ispatıdır.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Saygınız konuşmanızdan belli oluyor.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Buyurun efendim?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Saygınız konuşmanızdan belli oluyor.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Biz, kendimize saygı istiyoruz ve karşılığını veriyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, temiz bir dil kullansın arkadaşımız.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Siz nasıl algılarsanız algılayın, hiç kimseye teslim olacak hâlimiz yok ve gereğini de yapacağız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, düzgün bir dil kullanmasını istiyoruz.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aynen iade ediyorum efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi sözden alındınız?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hangi sözdense aynen iade ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Ahmet Aydın sataşmadan dolayı söz istiyor. Hangi sözden alınmış acaba?

BAŞKAN – Söz isterse veririm efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Önergene sahip çık, önergene.

BAŞKAN – Söz talebiniz var mı Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır efendim, söylediklerini aynen iade ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, hangi sözü iade ediyor?

BAŞKAN – Evet, diğer önergeyi okutuyorum:

                                          TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 33. maddesinin (c) bendindeki “yüz yirmi gün” ifadesinin “doksan gün” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                                   Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İlhan ağabey, aman sinirlerine kapılma ha! 

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın 33’üncü maddesinin değişiklik önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ismini duyunca gerçekten heyecanlandım. Neden? Acaba, bu Hükûmet koruma duygusunu geliştirmiş, koruduğu veya korumak istediği kesimler var mı diye? Evet, bunu gayet iyi biliyoruz korumak istediği, koruduğu kesimleri ama koruma konusunda her zaman geri attığı bir kesim var, o da tarım kesimi. Çiftçilerimizin korunması aklıma geldi ve bırakın korumayı, tarımın nasıl çökertildiği konusunda hepimizin bilgisi var.

Değerli milletvekilleri, bugünlerde Bursa’da ziraat oda başkanlarının her konuda olduğu gibi Gürsu’da da feryatları var. Gürsu ilçesi 11.300 hektar bir yüz ölçüme sahip ve merkez olarak avantajlı bir konumu dolayısıyla hem ticaret merkezi hem tarım merkezi hem de ihracatın en fazla yapıldığı ilçelerimizden birisi, standardı, verimi yüksek ovalarımızdan bir tanesi.

Gürsu ilçesinde tarım alanlarının yüzde 66’sı meyve ağacı dikili alanlardan oluşmaktadır. Bu meyve ağacı alanlarının yüzde 60’ı da arkadaşlar, armut bahçelerinden oluşmaktadır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İlhan ağabey, göçmenlerin değil mi bunlar?

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) - Türkiye’de, ülkemizde 35.431 hektar alanda 350 bin ton armut üretilmektedir. Ancak Gürsu’da üretilen armut, yılda ortalama 65 bin tondur. İlçemizde üretilen bu armudun 40 bin tonu Santa Maria, 25 bin tonu Deveci ve geriye kalan 2 bin tonu da diğer armut çeşitlerinden oluşmaktadır.

Arkadaşlar, değerli milletvekilleri, bu maddede bu konuyu gündeme getirmemdeki yegâne sebeplerden bir tanesi, ilçemizde üretilen bu armudun çok önemli bir kısmı Hatay ve Suriye üzerinden Arap ülkelerine pazarlanmaktaydı ancak ülkemizin sıfır dış politikasıyla Suriye ile içinde bulunduğu olumsuzluklardan dolayı pazarlama  imkânlarının gün geçtikçe azalmakta olmasıdır. Şu anda Gürsu ilçesinde 20 bin ton armut soğuk hava depolarında bekletilmektedir, altını tekrar çizerek söylüyorum, 20 bin ton. Bunu neden söyledim? Eğer otuz beş gün içerisinde bu armutlar pazarlanmadığı takdirde birinci sınıf kaliteye sahip bu ürünlerimiz maalesef çöpe dökülecektir. Hiçbir zaman bizi duymayan, hiçbir zaman bizim bu konulara eğilmeyen Tarım Bakanına buradan çağrıda bulunmuyorum. Çağrıda bulunmak istediğim Millî Savunma Bakanı şu anda burada, eğer kendileri ordumuza bu süre içerisinde pazarlattıkları takdirde zannediyorum ki burada çiftçilerimizin de büyük bir kısmının sıkıntısını gidermiş olacaktır. Gürsu’daki çiftçi feryatları bununla ilgilidir. Bütün ürünlerinin de armut üzerine olduğunu ifade etmek istiyorum. Çünkü bu arkadaşlarımız on bir ay bu ürün için beklemişler ama geldikleri noktanın sıkıntılı olduğunu ifade etmek istiyorum…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İçişleri Bakanı da burada, yatırım polis okullarına, polis okullarına!

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) - …ve bu bakımdan Sayın Bakana, Millî Savunma Bakanına çiftçilerin feryadı olduğunu ifade etmek istiyorum. Diyorlar ki: “Ordumuza belli ücretin çok da  altında olmak üzere bunları pazarlayalım. Aksi takdirde, otuz beş gün sonra bunların hepsi çöpe gidecektir.” Zannediyorum, bu ifadelerimi İçişleri Bakanımız da duymuştur. Ben bu çağrıları İçişleri Bakanı ile Millî Savunma Bakanına yapıyorum, Tarım Bakanının konusunu bildiğim için ona bu çağrıyı yapmıyorum.

Hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.38

 

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

310 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

34’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 34. maddesinin 7. fıkrasının sonuna 8. fıkra olarak aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ederiz.

(8)” Türk vatandaşlarımıza, aynı duyarlılık ve aynı ölçüde ikamet izni vermeyen ülke vatandaşlarına karşı, aynı duyarlılık gösterilmelidir.

 

                  Ali Serindağ                                   Namık Havutça                              Mehmet Ali Susam

                    Gaziantep                                          Balıkesir                                              İzmir

                           

                Muharrem Işık                             Mehmet Hilal Kaplan                                Sakine Öz

                     Erzincan                                            Kocaeli                                             Manisa

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 34. Maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                           

                Mehmet Şandır                         Hasan Hüseyin Türkoğlu                        Mehmet Erdoğan

                      Mersin                                           Osmaniye                                            Muğla

                           

               Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Günal                                 Mustafa Erdem

                       Konya                                              Antalya                                              Ankara

 

MADDE -34 “(1) Türk vatandaşlarının, 5901 sayılı Kanunun 28’inci maddesi kapsamında olanların ve ikamet izinlerinden birine sahip olan yabancılar ile mültecilerin veya ikincil koruma statüsü sahiplerinin;

a) Yabancı eşine,

b) Kendisinin ye eşinin ergin olmayan yabancı çocuğuna,

c) Kendisinin ve eşinin bağımlı yabancı çocuğuna, her defasında iki yılı aşmayacak şekilde aile ikamet izni verilebilir. Ancak, aile ikamet izninin süresi hiçbir şekilde destekleyicinin ikamet izni süresini aşamaz.

(2) Vatandaşı olduğu ülkenin hukukuna göre birden fazla eşle evlilik hâlinde, eşlerden yalnızca birine aile ikamet izni verilir. Ancak, diğer eşlerinden olan çocuklara da aile ikamet izni verilebilir.

(3) Çocukların aile ikamet izninde, Türkiye dışında varsa ortak velayeti bulunan anne ve babanın muvafakati aranır.

(4) Aile ikamet izinleri; onsekiz yaşına kadar öğrenci ikamet izni almadan ilk ve ortaöğretim kurumlarında eğitim hakkı sağlar.

(5) En az üç yıl aile ikamet izni ile Türkiye'de kalmış olanlardan onsekiz yaşını tamamlayanlar, talep etmeleri hâlinde bu izinlerini kısa dönem ikamet iznine dönüştürebilir.

(6) Boşanma hâlinde, Türk vatandaşıyla evli yabancıya, en az üç yıl aile ikamet izniyle kalmış olmak kaydıyla kısa dönem ikamet izni verilebilir. Fakat yabancı eşin, aile içi şiddet gerekçesiyle mağdur olduğu ilgili mahkeme kararıyla sabit ise, üç yıllık süre şartı aranmaz.

(7) Destekleyicinin ölümü hâlinde, bu kişiye bağlı aile ikamet izni ile kalanlara, süre şartı aranmadan kısa dönem ikamet izni verilebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Erdem, Ankara Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 34’üncü madde üzerinde söz almış bulunuyorum.

Burada bir hususun altını çizmekte fayda olduğu kanaatindeyim. Yüce Türk milletinin Büyük Millet Meclisi herkesin haklarını, hukukunu, önünü sonunu ardını konuşuyor ama ne hikmetse Türk milletinin geleceğini, bekasını veya onun haklarını savunma konusundaki hassasiyetleri dile getirmekten âciz oluyor.

Anadolu’da gittiğim her yerde “Sayın Vekilim, hangi memleketin, hangi milletin vekilisiniz? Hangi mecliste konuşuyor veya çalışıyor veya yasa üretiyorsunuz?” diye soruyorlar.

Burada milletvekili olma şerefine erdiğim günden bu güne, üzerinde temel yasa veya diğer yasa olarak durulan konuların, genellikle Abdullah Öcalan’ın, PKK’nın veya ülkeye dayatanların önerileriyle çıkan yasalarla ilgilenildiği hususu bizi rahatsız ediyor.

Şu anda, bir şekilde “ihanet yasası” dediğimiz veya “Türkiye’nin bölünme yasası” dediğimiz Büyükşehir Belediye Yasası çıktı, gelecekle ilgili bu millet ciddi kaygılara kapıldı.

Bu şerefli Mecliste her ne kadar adı konulmadıysa da ama BDP’nin -yani PKK’nın- milletvekili burada çıktı, siz ne kadar saklarsanız saklayın, “Bu ana dilde savunma yasasıdır.” dedi. Şimdi, bununla birlikte, ek maddelerle, bir gecede 15 bin kişi tahliye edildi. Şimdi, yakın gelecekte, Sayın Adalet Bakanımızın üstün gayretleriyle dördüncü yargı paketi hazırlanıyor. Soruyorum size: Şu anda bu dördüncü yargı paketine Türk milletinin acil ihtiyacı nedir? Türk milleti için öncelikli olan husus şu anda bu mudur, veya “dilimizin altındaki baklayı çıkartsak, üstü kapalı olarak af ilan etmemiz yerine PKK ve KCK’dan mahkûm olanları” ‘PKK’lı dostlarımızın veya BDP’li gönüldaşlarımızın rızasını kazanalım”.’ diye bu millete bir şekilde bunu da yuttururuzmu” denmek isteniyor?

Değerli milletvekilleri, bugün Diyarbakır’da yaşanan hadise, Türk milletinin bekası ve Türk devletinin geleceği adına fevkalade üzüntü vericidir ve burada buna katkısı olan, müsamaha eden, göz yuman, tabir sizin için uygunsa, icazet veren kimse Cenab-ı Hak onun hakkındaki hükmünü en adil şekilde verecektir.

Türk Bayrağı ayaklar altına alınıyor, Türkiye Cumhuriyeti devletinin içerisinde, siz yapmasanız bile, resmî dil Kürtçe ilan ediliyor. 30 bin kişinin katili, sözüm ona İmralı’da mahkûm olan bir kişi, bir millet yaratılmak suretiyle onun kahramanı hâline getiriliyor ve biz de, Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Millet Meclisinin mensupları, milletvekilleri olarak burada onlara mersiye düzmeye kalkıyoruz. Bunu, şahsım ve Türk milliyetçileri, Türk milletvekilleri adına zül olarak kabul ediyorum.

Aziz milletvekilleri, değerli milletvekilleri, “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü/ Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü/ -Dikkat ediniz, Arif Nihat Asya- Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim/ Yeryüzünde yer beğen/ Nereye dikilmek istersen/ Söyle, seni oraya dikeyim!” derken, biz, 800 bin kilometrekareye sahip olan Türkiye Cumhuriyeti’nde bir vilayete bile dikemiyorsak, bu, Türk milleti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi için züldür ve bunu da kabul etmemiz mümkün değildir.

O zaman size şunu ifade etmeye çalışıyorum: Hangi millet adına çalışıyoruz, hangi milletin temsilcisi olarak burada bulunuyoruz? Bir beyit okuyayım, ondan sonrasında, sizleri Allah’a emanet edeceğim.

“Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur

Sinem, özüm ateş ile doludur

İnsan olan vatanının kuludur

Türk evladı evde durmaz, giderim.” der Mehmet Emin Yurdakul.

Bu memlekete ait hepimizin sorumlulukları var. Sorumluluklarının gereğini yerine getiren milletvekillerine sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

 

 

TBMM Başkanlığına

 

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 34. maddesinin 7. fıkrasının sonuna 8. fıkra olarak aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ederiz.

(8)” Türk vatandaşlarımıza, aynı duyarlılık ve aynı ölçüde ikamet izni vermeyen ülke vatandaşlarına karşı, aynı duyarlılık gösterilmelidir.

                           Ali Serindağ (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sakine Öz, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın 34’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“Sultan nevruz” sözlük anlamıyla Orta Asya’dan Balkanlara kadar geniş bir bölgede, yerel renk ve inançlarla kutlandığı, her ulusun kendi kültür değerleriyle özdeşleştirilip simgeleştirildiği, özü itibarıyla baharın gelişinin kutlandığı gündür. Çocukluğumuzda yaşadığımız yerlerde çiçeklerin ilk açışını ve doğanın yeşerdiği bu günü karşılamak için hep birlikte kırlara çıkar, baharla beraber gelen yeni yıla umutla bakardık. Yıllardır kutlanır, yıllarca kutlanacak; başka bir anlam verilmesinin anlamı yoktur. Sultan nevruz, gelenekleri olan tüm dünya halklarına ve ülkemin halkına kutlu olsun.

Sayın milletvekilleri, görüşmelerini sürdürdüğümüz kanun tasarısı bize önemli bir şeyi gösterdi; Meclisimizde görüşülecek tüm işler ancak karşılıklı anlayışla, hoşgörüyle, demokratik yöntemlerle tartışıldığında daha nitelikli çalışmalara imza atılıyor. Ne var ki, Meclisin genel işleyişine baktığımızda, bizim kanun tasarılarına getirdiğimiz somut eleştiri ve çözüm önerilerimizin sırf “Muhalefetten geliyor.” diye, içeriğine bakılmadan reddedildiğini biliyoruz. Bunu bugün bir başka milletvekili arkadaşımız da kendi sözleriyle ikrar etti, gazetelerde öyle yer aldığını kendisi söyledi, buradan biliyoruz. Hâlbuki bu önerilerimiz ayrıntılı biçimde tartışıldığı sürece AKP sıraları da rahat edecek. Aksi hâlde, Genel Kuruldan geçirdiğimiz hatalı ve eksik hazırlanan, durumunu düzelttiği insandan daha fazlasını mağdur eden kanunlar için birkaç ay sonra yeniden değişikliğe gitmek durumunda kalıyoruz, Meclisimiz zaman kaybediyor. Acaba bu Mecliste asıl sorun muhalefetin çözüm önerilerini dinleyecek, birlikte hareket edecek bir siyasal iradenin yoksun oluşundan olabilir mi?

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz tasarı, göçmen, mülteci ve vatansızların aileleriyle birlikte durumunu ortaya koyup somut düzenlemeler getirirken bir hususu özellikle hatırda tutmak istiyorum: Kadınlar ve çocuklar. Kadınlar ve çocuklar tüm göçmen ve mülteciler arasında en fazla mağduriyete konu olanlardır. Kadınlar ve çocuklar açıkça satılmakta, seks köleliğine zorlanmakta, güvencesiz işlerde pasaportunu patrona âdeta rehin vererek çalıştırılmakta, para karşılığında evlendirilmektedir. En son Suriye krizinde karşılaştığımız tablo, birçok mülteci kadının para karşılığında resmî evlilik olmadan Türk ailelerine ve Arap şeyhlerine satıldığı sözleri dolaşmakta. Daha acısı, birçok Hataylı yurttaşımız Suriyeli mülteci kadınların katalog resimleri gösterilerek, para karşılığında pazarlandığını biliyor. Oturma izni olmayan, ülkesiyle diplomatik ilişkilerimizin kesilmesi nedeniyle Suriye’nin Türkiye’deki elçilik makamlarından bekârlık belgeleri edinmekte zorlanan birçok Suriyeli, Türk makamlarına resmî evlilik başvurusu yapamamakta, Türk vatandaşlarıyla imam nikahıyla yaşamaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, milliyetine bakamayız, bizim için herkes eşittir. Sonuçta mülteci kadınlar diplomatik krizlerin gölgesinde gündelik hayatını sürdüremiyor, evlenme işlemlerini dahi tamamlayamıyor. Görüştüğümüz yetkililer, sonuçta kalıcı çözüm bulunmadığı için farklı ülkelerden gelen mülteci kadınların yaşadığı perişanlığı anlattığını belirtiyor.

Görüştüğümüz tasarının ikamet izinleri ve anlaşmalı evlilik yoluyla talep edilen ikamet izinleri konusunun, sadece idari içerikli kuru bir önlem ve denetim mekanizması olarak değil, kadın bedeninin bir araca, kadınların ticari metaya dönüştürülmesini engelleyecek bir bakışla uygulanmasını diliyor, yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 35. maddesinin (a) fıkrasındaki “Asgari ücretten az olmamak” ifadesinin “Asgari ücretin iki katı” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ali Serindağ                           Namık Havutça                   Mehmet Ali Susam

   Gaziantep                                Balıkesir                              İzmir

Muharrem Işık                     Mehmet Hilal Kaplan                   Aytun Çıray

   Erzincan                                   Kocaeli                                  İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 35. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 Mehmet Şandır                Hasan Hüseyin Türkoğlu               Mehmet Günal

      Mersin                                  Osmaniye                              Antalya

Mustafa Kalaycı                     Mehmet Erdoğan                  Cemalettin Şimşek

     Konya                                      Muğla                                 Samsun

Madde 35 “(1) Aile ikamet izni taleplerinde, destekleyicide aşağıdaki şartlar aranır:

a)  Toplam geliri asgari ücretten az olmamak üzere, ailedeki fert başına asgari ücretin üçte birinden az olmayan aylık geliri bulunmak.

b)  Ailenin nüfusuna göre, genel sağlık veya güvenlik standartlarına uygun barınma şartlarına sahip olmak veya tüm aile fertlerini kapsayan sağlık sigortası yaptırmış olmak.

c)  Başvuru tarihi itibarıyla, beş yıl içinde aile düzenine karşı suçlardan herhangi birinden hüküm giymemiş olduğunu adli sicil kaydıyla belgelemek.

ç) Türkiye'de en az bir yıldır ikamet izni ile kalıyor olmak.

d) Adres kayıt sisteminde kaydı bulunmak.

(2) Bilimsel araştırma amaçlı ikamet izni veya çalışma izni bulunanlar, 5901 sayılı Kanunun 28 inci maddesi kapsamında olanlar ve Türk vatandaşlarıyla evli olan yabancılar hakkında, birinci fıkranın (ç) bendi uygulanmaz.

(3) Türkiye'de, destekleyicinin yanında kalmak üzere aile ikamet izni talebinde bulunacak yabancılarda aşağıdaki şartlar aranır:

a) 34 üncü maddenin birinci fıkrası kapsamında olduğunu gösteren bilgi veya belgeleri ibraz etmek.

b) 34 üncü maddenin birinci fıkrasında belirtilen kişilerle birlikte yaşadığını veya yaşama niyeti taşıdığını ortaya koymak.

c) Evliliği aile ikamet izni alabilmek amacı ile yapmamış olmak.

ç) Eşlerden her biri için onsekiz yaşını doldurmuş olmak.

d)  7 nci madde kapsamına girmemek.

4) Türkiye'de bulunan mülteciler ve ikincil koruma statüsü sahiplerinde, bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartlar aranmayabilir.”

 

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Avrupa Şampiyonu olan millî güreşçimiz Taha Akgül’ü tebrik ettiğine ilişkin konuşması

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te yapılmakta olan Avrupa Güreş Şampiyonası serbest stilde, 120 kilogram kategorisinde millî güreşçimiz Taha Akgül, finalde Ukraynalı rakibini yenerek Avrupa Şampiyonu olmuştur. Kendisini tebrik ediyoruz, başarılarının devamını diliyoruz. (Alkışlar)

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Efendim, şampiyonumuzu kutluyoruz ama önergeye katılamıyoruz.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen Cemalettin Şimşek, Samsun Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nı görüşmek üzere toplandık, Meclisin gündemi bu. Ancak, bizim için bugün, hakikaten bu gündemin de önüne geçen olaylar ülkemizde yaşandığından, bu maddeyle ilgili değil, ben de ülkemizdeki bugünkü olayları değerlendirmek üzere huzurunuzdayım. Bu vesileyle hepinizi tekrar saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel bir sayın grup başkan vekili burada dedi ki: “İşte, siz kanın akmasını istiyor musunuz? Analar ağlasın mı, bunu mu istiyorsunuz?”

Değerli milletvekilleri, elbette ki hiç kimse, kanın akmasını ve anaların gözyaşının dinmesini istememezlik yapmaz ancak şöyle bir şey var: Biliyorsunuz, geçen 18 Martta “Çanakkale Zaferi” diye kutladığımız, binlerce şehidimizin olduğu bir zafer var. Orada da insanlar kanın akmasını istemiyordu ama öyle bir mecburiyet var ki, vatanın müdafaası mecburiyeti söz konusuysa eğer, elbette ki o zaman kanın hesabını -bizim düşüncemize göre- bu milletin fedakârlığını hiçbir zaman aklın gerisine koyamayız. Bunu bu anlamda değerlendirenler, ancak bunun ne olduğunu anlayabilirler yoksa bu ülkenin bölünmesine göz yumanlar, bu ülkenin parçalanmasına göz yumacak olanlar bunu anlayamazlar; onun için bunu anaların gözyaşı ya da işte, kanın akmaması olarak değerlendirirler yoksa kimse kan emici değil, vampir değil bu ülkede. O bakımdan, bunu öncelikle vurgulamak istedim.

Değerli milletvekilleri, bu bölünme ve yıkım sürecinin, çözüm ve birlik ve beraberlik süreci olduğunu söyleyerek milletin aklı ve hafızasıyla oynanmak isteniyor âdeta. Türkiye Cumhuriyeti devletinin yıllarca mücadele ettiği ve dünyada birçok ülke tarafından terör örgütü olarak tanınmış bir örgütle ülkenin bölünme projesini konuşarak sözde bir sorunu çözmeye çalışmak demek, o terör örgütüne teslim olmak demektir. Madem bölünmeyi konuşmuyorsunuz, bu terör örgütü bunca askerimizi ve insanımızı niçin öldürdü, bundan dolayı hiçbir suçu yok mu? Terör örgütü bu isteklerinden vaz mı geçti yoksa hidayete mi erdi? Hidayete erdiyse, geçmişte şehit ettiği askerlerimizin, öldürdüğü insanlarımızın kanları ellerinde olan bu canilerin, Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türk devletine karşı işlediği suçlar ne olacak? Bu devlete karşı suç işleyen ve dağa çıkan herkesin bu devletle pazarlık etme hakkı mı var da biz bunları bilmiyoruz? Özellikleri ne bunların? Hiç kimseye tanınmayan… Hiç kimseyi kandırmayın, bu çapulcuların mitinglerinde açtıkları “Öcalan’a özgürlük, güneydoğuya statü” pazarlıkları yapılıyor. Sayın Başbakan AKP milletvekillerinin iradelerinin kendi elinde olduğunu biliyor ve sizin adınıza her türlü pazarlığı yapıyor. Burada konuşan ve oturan sayın AKP milletvekilleri bunun adının “süreç” olduğu dışında içeriği ile ilgili hiçbir şey bilmiyorlar. Neyi savunduğunuzu bile bilmiyorsunuz. Yazıklar olsun!

Değerli milletvekilleri, otuz yıllık bu mücadelede, sayenizde, Türkiye Cumhuriyeti devletini bir terör örgütüne teslim ettiniz.

Değerli arkadaşlar, bu, bir çocuk oyuncağı değil. Bugün ülkemizin bölünme sürecini somutlaştırmak için yapılan tören ve eylemleri hep birlikte ibretle izliyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu millete son sözü söyletmeyin lütfen. Bu millet bu ülkeyi yolda, sokakta bulmadı, canı, malı pahasına binlerce şehit vererek -biraz evvel ifade ettiğimiz gibi- kazanmıştır. Bu kadar ucuza bu ülkeyi bölemezsiniz, böldürmeyiz, buna müsaade etmeyiz, şehitlerimizin kanını bu kadar kolay yerde bırakmayız, bize haklarını helal etmezler sonra.

Değerli milletvekilleri, bu duygu ve düşüncelerle bunu tekrar hafızalarınızdan geçirmenizi ve tekrar kendinizi düşünerek bir değerlendirme yapmanızı diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 35. maddesinin (a) fıkrasındaki “Asgari ücretten az olmamak” ifadesinin “Asgari ücretin iki katı” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ali Serindağ (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aytun Çıray, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünkü sözlerim, AKP’nin Millî Görüş kadrosuna değil, AKP’de bulunan sosyaldemokrat, eski Doğru Yol Partili, eski Cumhuriyet Halk Partili ve eski Milliyetçi Hareket Partili kim varsa sözlerim ona.

Bugün, önce eş başbakan konuştu, sonra da Başbakan konuştu.

Değerli arkadaşlar, aslında Türkiye egemenlik devrine 2005 yılında, Eruh’un kutlandığı yılda başlamıştır. Orada, Eruh’ta, ilk baskını yapan PKK’lı teröristi bir masanın üzerine çıkardılar ve 20 bin kişi önünde resmî geçit yaptı ve AKP’yi yöneten devlet, savcısıyla, jandarmasıyla, polisiyle, hâkimiyle bu işe sessiz kaldı. İlk egemenlik devri oradan başlamıştır.

Sonra bu egemenlik devri Habur’da devam etti, Oslo’da ise bir anayasal darbeye dönüştü. Yani gayrimeşru bir ortamda, gayrimeşru bir örgütle, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi gereken Anayasası başka mahfillerde görüşüldü. Bu, esasen, Anayasa’yı tağyir, tebdil ve ilgaya teşebbüstür.

Değerli arkadaşlar, bundan bir süre önce yapılan cenaze töreninde, 3 teröristin yapılan cenaze töreninde, yine bugün olduğu gibi meydanlarda bayrak yoktu, güvenlik kuvveti yoktu, yine egemenlik devri vardı.

Şimdi, bugün bu heyecanla yaptığımız konuşmaların dışında önemli bir tespitte bulunmak istiyorum: Bugün itibarıyla sözler bir yana, sembollere baktığımızda, eğer bir ülkenin egemenliğini güvenlik güçleri temsil ediyorsa, bugün Diyarbakır’da güvenlik güçleri yoktu. Eğer bir ülkede o ülkenin istiklalini ve hürriyetini sembolize eden, bağımsızlığını sembolize eden bayraksa, bugün Diyarbakır’da Türk Bayrağı yoktu. Bu hâliyle, bugün orada fiilen defakto alarak bir federatif Kürt devleti kurulmuştur; hiç kimse kendisini aldatmasın. Devlet de buna göz yummuştur.

Değerli arkadaşlar, bu “savaşsız toprak kaybı ve işgal” demektir. Tarihe not düşmek için söylüyorum, bir gün gelecek, bütün bu süreçler bittiğinde hep birlikte bu kayıtsız kaldığınız süreçler için hesap vereceksiniz, hesap soracağız. Bu dönem için devrisabık yaratılacaktır, kurtuluşunuz yok.

Ayrıca ortada çözüm mözüm filan da veya geri adım atma diye bir şey de yok. Herhâlde bebek katilinin sözlerini dikkatle okumamışsınız. Bebek katili “Silahları bırakın.” filan demiyor, “Silahlı olanlar yurt dışına çıksın.” diyor. Ben size olacağı söyleyeyim. Silahlı olanlar Suriye’ye gidecek, orada yeni bir tampon devlet oluşturulacak ve arkasından oluşturulacak büyük devletle bunların hepsi bir araya getirilecek.

İkinci şey, ne diyor Apo? “Bu bir son değil, mücadeleyi bitirmek değil, daha farklı bir alanda mücadeleyi yeniden başlatmaktır.” diyor ve daha da önemlisi arkadaşlar, İslami demokratik siyasetten söz ediyor. Şimdi, buradan öyle anlaşılıyor ki, Sayın Başbakan kafasındaki siyasi İslamist totaliter rejimi getirebilmek için Kürtleri kullanıyor, Kürtler de federatif bir devlet elde etmek için millî görüşçüleri kullanıyor. Buradan hayır çıkmaz, buradan sonuç çıkmaz, buradan bu memlekete birlik, beraberlik, kardeşlik filan çıkmaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – İslam’ı eli kanlıların malzemesi hâline getirenler utansın.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Sonuç itibarıyla, öyle bir ortam yarattınız ki kardeşlik bağlarını gevşettiniz. Artık yeni bir sorunumuz var. AKP’nin millî görüş yöneticileri yüzünden Türkiye’nin kardeşlik ve sevgi bağları zayıflamaktadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gayrimillî görüş.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bütün bunlar öyle ulvi duygular için yapılmıyor. Önümüzdeki günlerde bunu çok önemli bir şekilde Meclise getireceğiz. Bütün bunların arkasında AKP’nin oynadığı petrol oyunları var. Biraz önce yukarıdaki Komisyonda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının Türk devleti adına petrol arama yetkisi alındı ve isteyen herkes Türkiye adına artık petrol arayacak.

Bakın, ben bundan bir süre önce bir konuşma yapmıştım.

Bu arada Apo’nun “Millî Misak”tan kastettiği Kuzey Irak’ı da içine alan bir federasyondur. Hiç kimse kendini “Atatürk’ün mesajlarını veriyor.” diye avutmasın. Bu bir planın ön açıklamasından ibarettir. Ben Türk basınından içtenlikle rica ediyorum, Türkiye, Irak’ın parçalanmasıyla bitecek ve tüm Arap dünyasını bize düşman hâle getirecek bu siyasete Türk milletini alet ederse ve bu siyaseti överse yazık olur.

“Ne mutlu Türk’üm diyene.” diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hatip konuşmasına başlarken “eş başbakanın mesajları” olarak bir ifade kullandı, bunu düzeltmek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Eş başkanlar” dedi.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, öyle bir şey demedi.

BAŞKAN – “Başbakan ve eş başkan.” dedi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “Eş başkan konuştu.” dedi. Konuşmadı mı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Eş başbakan.” dedi.

BAŞKAN – Açıklayacak efendim, konuştu mu konuşmadı mı.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın görüşülen kanun tasarısının 35’inci maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, şu teröristbaşını siz kafanızda öyle bir yere oturtmuşsunuz ki, herhâlde hayalinizdeki şeyi siz ifade ediyorsunuz. Yani, bu terörizme, bu terör örgütüne, bu teröristbaşına, onların lehine o kadar bugün propaganda yaptınız ki, o kadar büyüttünüz ki bunları, o kadar büyüttünüz ki, hiç yakışıyor mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz görüşüyorsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siz yapıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, terör örgütü dahi bölünmeden bahsetmiyor ama bugün sabahtan akşama kadar… Yazık be! Bu ülke sizin o tahayyülünüzdeki eski Türkiye değil. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Bütün televizyonlar naklen yayın yaptı Ahmet Bey, görmedin mi sabahtan beri?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu ülke daha güçlü bir ülke. Bu ülkeyi evelallah bu millet böldürtmez. Bu millet böldürtmez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu bayrak asla yere inmez ve bu ezanlar susmaz. Bu ezanlar susmaz. Bu millete güvenin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Size güvenmiyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu ülkeye güvenin. Milletinize güvenin arkadaşlar, milletinize güvenin ya.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Millete güven sonsuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Siz hangi milletten bahsediyorsunuz? Bu millete güvenmek durumundasınız. Kendinize güvenmeyebilirsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Topçulara, popçulara güvenmiyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Türkiye, o eski, o zayıf devraldığımız Türkiye değil, Türkiye şu anda güçlü bir ülke. Türkiye şu anda güçlü bir ülke. Evelallah, bu uzun yıllar devam eden, birinin müsebbibi olduğu, birinin beslendiği bu terör belasını da bu iktidarla bu millet birlikte çözecektir. Siz karşı çıksanız da biz bunu çözeceğiz. Biz “birlik ve kardeşlik” dedikçe…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Böyle kardeşlik mi olur?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, biz “birlik ve kardeşlik” dedikçe siz bölünmeden, ihanetten bahsediyorsunuz arkadaşlar ya.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öcalan’dan medet umuyor ya!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bölünme ve ihanetten bahsediyorsunuz ya, yakışıyor mu bu size?

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK paçavralarından medet umuyor!

AHMET AYDIN (Devamla) – Birlik ve kardeşlik, adı üstünde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Rezalet demiyorsun buna, yazıklar olsun!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bunu niye oluşturmayalım? Bunun hazzını, tadını niye birlikte yaşamayalım? “Kan dursun.” diyorsunuz, peki fikriniz nedir, öneriniz nedir? Bugüne kadar bu kanın durması için ne yaptınız? Evelallah ne yaptınız? Bu kan durdu mu? Bütün yöntemleri denemediniz mi? Denediniz ama bu kanı durduramadınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte şimdi, bu millet, bu ülke o noktaya geldi, bu kan duracak...

OKTAY VURAL (İzmir) – Kanı cesaretlendirdiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) – …ve bu kan durdukça da hepimiz kazanacağız arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sen “Kürt’üm” diyeceksin ama “Türk’üm” diyemeyeceksin. Yazıklar olsun!

AHMET AYDIN (Devamla) – Evet, ben Kürt’üm ama Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu bir vatandaşıyım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, terör örgütü başkanını övdüğümü…

ALİM IŞIK (Kütahya) – “Kürt’üm” diyorsun, “Türk milleti” diyemiyorsun.

BAŞKAN – Sayın Işık, bir saniye, Sayın Çıray konuşuyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Onu da söyledim, Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu bir vatandaşıyım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Söylemedin, tutanaklara gir bakayım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz öyle dediniz diye ben öyle ifade etmek zorunda değilim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yazıklar olsun!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Eğer ben sizin dediklerinizin aynısını ifade edersem zaten sizin gibi olurdum, ne farkımız kalırdı. Yazıklar olsun be!

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Terör örgütü başkanını övdüğümü söyleyerek hakaret etti, cevap vermek istiyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hakaret etmedi efendim.

BAŞKAN – Övdünüz mü siz efendim?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hayır.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hakaret etmedim efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU _ (İstanbul) – Ne demek ya; “onların suyuna ekmek taşıyan” demedin mi?

BAŞKAN – Övdüğünü söylemişsiniz, öyle söylüyor.

 

8.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şimdi, değerli arkadaşlar, önce Türk milletine doğruyu söyleyin. 2002 senesinde geldiğinde bu Hükûmet, terör sıfırdı. (AK PARTİ sıralarından “Hadi be” sesleri) gürültüler.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Siz başlattınız, sizin elinize kan bulaştı. Durduğunuz yerde çıktınız, her sabah “Türk, Kürt, Laz, Çerkez kardeştir.” diye. Şimdi elinize bulaşan kanın vicdan azabıyla böyle bağırıp çağırarak haklı çıkacağınızı zannediyorsunuz. Siz, elinize kan bulaştırdınız, duran terörü başlattınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sizin elinize kan bulaştı, sizin!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – “Benim annem Türk’tü. Türk milletine, devletine hizmet etmeye hazırım.” diyen, yalvar yakar konuşan Apo’yu, eş başbakan sıfatına getirdiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz getiriyorsunuz, siz getiriyorsunuz.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bunun suçlususunuz ve bunun hesabını vereceksiniz. Siz, bugün itibarıyla Türkiye’yi böldünüz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hakkâri’de, mitinginizde Türk bayrağı var mıydı? Hakkâri’deki mitinginde Türk bayrağını taşımayan parti bayrak üzerinden siyaset yapamaz. Hakkâri mitinginizde Türk bayrağı taşımadınız. Siz bu ülkede bayrak üzerinden siyaset yapamazsınız.

 AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bunun gelecekte hesabını vereceksiniz. Sizler Türkiye’nin istikbalini kumar masasına sürdünüz, kumar masasına. Ama unutmayın, kumarcıların kazandığı görülmemiştir. Sizin yaptığınız yanlışı düzeltmek bize nasip olacaktır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sen önce git kendi mitingine. Bu edebiyatları geçin ya, bu edebiyatları geçin. Realite var, gerçekler var.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Sizin artık bu yalan yanlış bölücü, ırkçı, siyasi İslamist siyasete son verme zamanınız geldi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, bu CHP’nin resmî görüşü mü, CHP’nin resmî görüşü mü bu?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – 7 bin kişilik teröriste, 700 bin kişilik ordu orduyu yendirdiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Siz neyi yendiniz? Siz oturdunuz, 7 bin kişilik teröristle pazarlık ediyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne diyorsun ya!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Eğer bu devlet, bugün kendi haklarını savunamaz hâle geldiyse, 7 bin kişiye bu 700 bin kişi fazla, başka yere de az gelir. O zaman, bu ülkenin vergileriyle niye silahlı kuvvetler besliyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Türkiye'nin onurunu ayaklar altına aldınız. Türkiye'nin onurunu, eline kan bulaşmış bebek katilleriyle, biriniz masanın bir ucuna oturdunuz, biriniz masanın bir ucuna oturup tartıştınız. (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan!” sesleri, gürültüler) Şimdi kalkmışsınız, hem haklı hem güçlüsünüz!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bu CHP’nin görüşü bu.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Türkiye’yi millî görüş yönetiyor. Eski merkez sağcılara sesleniyorum: Millî görüşe oy vermeyin, yanlış yere oy veriyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – CHP’nin görüşü bu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Genel mahiyeti itibarıyla terörle ilgili mücadele konusunda bir görüşünün olmadığını ifade etti Sayın Aydın. Dolayısıyla, “sıfır terör” denildiği zaman da itiraz ettiler kendileri. O dönemde görev yapmış bir bakan olarak da bu konuda sataşmadan dolayı söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

 

9.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın milletvekilleri, tabii, terör örgütüyle mücadele etmek için, önce terörün güvenli bölgesini ortadan kaldırmanız lazım. Güvenli bölgede besleyeni siz AKP’nin şeref konuğu hâline dönüştürdünüz. Bir tane terör örgütü yöneticisini teslim alamadınız, elinize altın tepsiyle sunuldu ama reddettiniz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Size Apo’yu verdikleri gibi değil mi?

OKTAY VURAL (Devamla) – Terörün silah kaçakçılığı, uyuşturucu ve sigara kaçakçılığıyla kaynaklarını kesmediniz, politik açılımlarla cesaretlendirdiniz.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – İdamı kim kaldırdı?

OKTAY VURAL (Devamla) – Bakın, değerli kardeşlerim, bakın, bunların hiçbirinin bir anlamı yok.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – İdamı kim kaldırdı, bir söyler misiniz?

OKTAY VURAL (Devamla) – Bakın, şimdi, AKP’nin ilk Başbakanı, şu andaki Cumhurbaşkanının sözleri…

(Hatip, tablet bilgisayardan ses kaydını dinletti)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Oktay Bey, tercüme edin, tercüme.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kürsüde şimdi kim konuşuyor?

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Miting alanında tokat atmasını biliyorsunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Atacağız tabii, atmayacak mıyız?

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Atıyorsunuz, saklayamıyorsunuz, her yerde onu konuşuyorsunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Atacağız ve asacağız. Bunların hepsiniz soracağız.

BAŞKAN – Sayın Vural, kürsüden sadece siz konuşabilirsiniz, başkasının konuşmasını dinletemezsiniz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Şimdi, kendi başbakanlarının sözlerine bile tahammül edemiyorsunuz.

Ne diyor? Bakın, diyor ki: “Terör perişan olmuşsa, darmadağın olmuşsa bunu tekrar cesaretlendirmemek lazım, bunu bir politik lider hâline dönüştürmemek lazım.” diyor Abdullah Gül.

Şimdi, siz muhatap aldınız, siyasi lider konumuna dönüştürdünüz, nevruzda miting düzenlenip mesajlarını milletle paylaşma imkânı verdiniz. Yazıklar olsun diyorum, yazıklar olsun! Getirdiğiniz tablo bu. (MHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Siz iktidardınız, sizden miras kaldı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Aydın, buyurun, ne için söz istiyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Önceki konuşmacı “700 teröriste bizi yendirdiniz, ülkemizin onurunu zedelediniz.” dedi hem de aynı konuşma içinde, öbür konuşmacı...

OKTAY VURAL (İzmir) – Neyi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Önceki konuşmacıdan bahsediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum, sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ama lütfen yeni sataşmaya mahal vermeyelim.

 

10.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın görüşülen kanun tasarısının 35’inci maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, arkadaşlar, tabii yazıklar olsun demek lazım ama kime yazıklar olsun, kime yazıklar olsun?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Size.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu millet takip ediyor, bu millet izliyor…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Türk milletinin ekmeğini yiyip de ihanet edenlere.

AHMET AYDIN (Devamla) – …barış dilini kullanan, kardeşliği hâkim kılmayan bir irade ile barışa karşı, kardeşliğe karşı bir direnci görüyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Hangi barış yahu?

AHMET AYDIN (Devamla) – Birincisi şunu diyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bebek katiliyle nasıl barış?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir defa, az önceki CHP’li arkadaşın konuşması, acaba CHP’nin resmî görüşü müdür? Onu sormak istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - Kürtleri öldürdü! Sen “Kürt’üm.” diyorsun, Kürtleri öldürdü.

AHMET AYDIN (Devamla) - Az önceki arkadaşın konuşmaları CHP’nin resmî görüşü müdür? Onu sormak istiyorum. CHP bu konuda ne yapmaya çalışıyor? CHP’nin önerisi nedir?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen PKK terör örgütünü Kürt milletine karşı tehdit ve şantaj aracı olarak kullanıyorsun.

AHMET AYDIN (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisi, “Sıfır noktada aldık.” diyor terörü.

Değerli arkadaşlar, siz onu aldığınızda tek taraflı ateşkes ilan etmişlerdi biliyorsunuz değil mi? Tek taraflı ateşkes ilan etmişlerdi. Peki, siz aldınız, altın tepside size sunuldu.(MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan esef verici konuşma yapıyor, Türkiye Cumhuriyeti devleti terörle mücadelesini kazandı. Bu, bir Hükûmet meselesi değil.

AHMET AYDIN (Devamla) - İdam cezası da vardı o gün. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti terörle mücadelesini kazanmıştır. Böyle bir şey olur mu ya! Yazık şehitlere, polise, askere. Böyle bir şey olabilir mi ya?

Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz ya!

AHMET AYDIN (Devamla) - Peki siz niye ertelediniz? Kim size erteletti, hangi ülke, hangi mihraklar size o idamı ertelettirdi? O kadar laf ediyorsunuz, ip atıyorsunuz, urgan atıyorsunuz “İdam edin.” diyorsunuz. Siz aldığınızda öyle değil miydi?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sen önce “Türk milleti” demesini öğren.

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ne getirirsek “Ülke bölünüyor.” diyorsunuz. Bu paranoyaları bir tarafa bırakın.(MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Söz vereceğim, görüşlerinizi ifade edersiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ülke güçleniyor, ülkenin direnci artıyor…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazık size!

AHMET AYDIN (Devamla) - …milletimiz beraberce hep birlikte güçleniyor ve hepimiz bu milletin asli unsurları olarak millet adına hizmet etmek durumundayız değerli arkadaşlar, hiç kimseyi ayırt etmeden.

Bakın, bugün ırkçılıkla, ayrımcılıkla mücadele günü aynı zamanda değerli arkadaşlar. Bugün nevruzdur aynı zamanda ve bu manada hepimizin bu üslubu uygun bir şekilde kullanması lazım. Milletimiz zaten takip ediyor, izliyor, görüyor 2002’den bu tarihe kadar milletin verdiği krediyi millet adına bizler doğru şekilde kullandığımız için ha bire… 34’tü, 47’ydi, 50 oldu. İnşallah siz böyle muhalefet ettiğiniz müddetçe zaten AK PARTİ iktidar olmaya devam edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Haram olsun o paralar sana.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Buyurun Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Sayın Başkan, CHP’nin resmî politikalarından söz ederek buradaki konuşmalarıma “CHP’nin resmî politikası değil mi?” diye açıktan bir soru sorarak sataşma yaptı.

BAŞKAN – Ne söyledi yani CHP’nin resmî politikaları…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Ben kendisine cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi de size sataştı, ne söyleyerek sataştı?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – CHP’nin resmî politikasının bölücü politikalar ve barış dili olmadığını söyledi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ne var? Doğru söylemiş.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Tam tersini söylüyorsun. Genel Başkanın başka konuşuyor, sen başka konuşuyorsun.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

11.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Değerli arkadaşlar, bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin resmî görüşü çok açık: En başta, bu işin çözümünün Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğunu, bunun için partiler arasında bir komisyon kurulması gerektiğini ve burada çıkacak fikrin bir çözüm önerisi olarak, Türkiye'nin sahipleneceği bir çözüm önerisi olarak yapılması gerektiğini söyledik.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ayrıca bir şey söyleyeyim.(Ak Parti sıralarında gürültüler) Partiler seçimlere giderler, programlarını okurlar, milletin önünde hesabını verirler. Millet bir kısmımıza der ki: “Sen iktidar olacaksın, çözmek senin görevin

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Tamam, çözüyoruz işte.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Bir kısmımıza da der ki: “Sen de muhalefet olacaksın, eleştirmek senin görevin.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çözüyoruz, çözüyoruz.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Sizin çözümünüz ne biliyor musunuz? Apo’ya teslim olmak. Bizim bu çözümün altına imzamız olmayacak.

Siz barış dilinden söz ediyorsunuz. Bizin Genel Başkanımız diyor ki: “Size kredi veriyoruz, hatalarınıza rağmen kredi veriyoruz.” Sayın Başbakan, ertesi sabah, barış diliyle “Sen kim oluyorsun bana kredi verecek?” diyor. Siz barış dilinden mi söz ediyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Krediyi halk verir, krediyi millet verir.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Apo’nun bir önceki açıklamasını okuyun. “Eğer benim dediklerimi yapmazsanız, 50 bin kişiyle bu ülkeye kan kustururum.” diyenlere karşı boynunuz eğik. Televizyonlara çıkıp diyorsunuz ki…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sen CHP’nin geçmişteki raporlarını okumadın herhâlde.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Apo’ya bir şey söyleyemiyorsunuz, Apo’ya “Barış dilin yok.” diyemiyorsunuz, Sayın Başbakan diyor ki: “Apo’ya karşı cevap vermeyin, barış dilini bozmayın.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – CHP’nin raporu konusuna gel.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Her türlü hakareti edecekler, her türlü saygısızlık yapılacak, devlet üstüne devlet kurulacak; bunun adı “Barış dili” olacak ve Cumhuriyet Halk Partisi ve memleketini sevenler  ve birlik ve bütünlüğü savunanlar buna karşı sessiz kalacak! “Ne mutlu Türk'üm diyene!” Havanızı alacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hakkâri’de “özerklik” diyen sizsiniz be!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) -  Milliyetçi Hareket Partisinin hükûmette olduğu bir dönemde ateşkes ve ip atmak gibi birtakım ithamlarda bulundu önceki konuşmacı.

BAŞKAN – Sayın Vural cevap verdi zaten.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hayır, hayır son konuşmacı, sayın hatibin son konuşması.

BAŞKAN – Daha önce cevap verdi Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, son konuşması…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunırmak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, bataklığa battıkları için çırpındıkça daha giriyorlar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Battıkça batıyorlar.

 

12.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sözleri çarpıtmak ahlaka aykırı bir davranıştır.

Şimdi, size bazı sorular soracağım: 1997 yılında Öcalan yakalandığında, daha Milliyetçi Hareket Partisinin ortak bir hükûmeti yoktu ve uçakta bir sefil vardı “Türk devletine hizmet etmeye hazırım.” diyen, ölümden korkan bir sefil vardı. O sefilin o günkü fotoğraflarıyla, o günkü davranışlarıyla bugünkü fotoğraflarını ve bugünkü davranışlarını savunanlar savunabilir. Hiçbir şey demiyorum, medeniyettir, siyasettir, savunanlar savunabilirler. Zaten bu ülkenin bölünmesi BDP’yle olmayacaktır; AKP’nin içindeki Kürtçülerle olacaktır…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Haydi oradan ya!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - …Hükûmet eliyle olacaktır. Ama bugün gelinen nokta…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yapamaz, PKK bölebilir mi? Siz boyun eğerseniz bölünür.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bakın, AKP grup başkan vekili ve konuşmacı arkadaşlarımızı ben ibretle seyrediyorum, bayraktan bahsediyorlar. Diyarbakır’da üç cenazenin kalkışında hastanenin önünde Türk Bayrağı indirildi mi, indirilmedi mi? O cenazede bir tane Türk Bayrağı var mıydı, yok muydu? Orada güvenlik güçleri çekildi mi, çekilmedi mi?

Bakın, bir şeyi şaşırmayın: Devleti, devlet erkini siz yönetiyorsunuz. Demokrasiyle, halk oyuyla siz iktidardasınız. Bizi sokağa döküp devlete karşı ayaklandırmak oyununuz da tutmayacak. Biz halk iradesiyle devlet erkini doğru kullanarak bunu önleyeceğiz. Zaten 99’da ateşkes ilan ettiyse tek taraflı “Ben teslim oldum.” demektir o. Ama bugün teslim olan terörist değil, teslim olan Hükûmettir. Devlet politikalarıyla teslim olmuştur teröre. Bugün AKP Hükûmeti ulaklık yapmaktadır, postacılık yapmaktadır, mesaj taşımaktadır onlara. Bunu hiç gözünüzden uzak tutmayın değerli arkadaşlar. Bu bir zillettir. Zillete katlananlar katlanmaya devam etsinler.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aydın, bunu burada keselim artık, yeter.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, postacılıkla, birçok haksız ithamlarla karşı karşıyayız. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen ama…

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bunların hiçbirini kabul etmemiz mümkün değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Aydın… Yasa mı görüşeceğiz, devam mı edecek bu sabaha kadar? İktidar partisinin…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bunların hiçbirini kabul etmiyoruz, hepsini kendilerine iade ediyoruz.

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Tutanaklara geçsin: “Postacılık yapanlar” diye kelime kullandı Sayın Başkan.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Aydın “postacılık yapanlar” diye bir dil kullanıyor, bunu kullanamaz Sayın Başkan. Lütfen özür dilesin.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sen dinledin mi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ben dinledim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – O şekilde itham edildik.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Aslanoğlu… Tamam, kapattık Sayın Aslanoğlu. Teşekkür ediyorum.

36’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

 

 

 

T.B.M.M Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 36. maddesinin (d) fıkrasındaki “yüz seksen gün” ifadesinin “yüz elli gün” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

               Erdal Aksünger                                 Muharrem Işık                                  Aylin Nazlıaka

                        İzmir                                              Erzincan                                             Ankara

 

Malik Ecder Özdemir                               Aytun Çıray                                     İlhan Demiröz

                       Sivas                                                İzmir                                                 Bursa

                                                                       Uğur Bayraktutan

                                                                                Artvin

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

310 Sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 36. Maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 Mehmet Şandır Hasan Hüseyin Türkoğlu     Mehmet Erdoğan

    Mersin                                                              Osmaniye                                            Muğla

Mustafa Kalaycı Mehmet Günal                         Oktay Vural

    Konya                                                                Antalya                                               İzmir

MADDE 36 - "(1) Aşağıdaki hâllerde aile ikamet izni verilmez, verilmiş ise iptal edilir, süresi bitenler uzatılmaz:

a) 35 inci maddenin birinci ve üçüncü fıkralarında aranan şartların karşılanmaması veya ortadan kalkması.

b) Aile ikamet izni alma şartları ortadan kalktıktan sonra kısa dönem ikamet izni verilmemesi.

c) Hakkında geçerli sınır dışı etme ve Türkiye'ye giriş yasağı kararı bulunması.

ç) Aile ikamet izninin, veriliş amacı dışında kullanıldığının belirlenmesi.

d) Son bir yıl içinde toplamda yüz seksen günden uzun süre ile yurt dışında kalınması

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye’de yaşanan rezalet tabloları karşılığında Sayın Genel Başkanımızın yaptığı açıklamayı bu önerge vesilesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisiyle paylaşmak istiyorum.

"Türkiye'nin içine çekildiği bunalım, buhran ve bühtanla dolu çözülme süreci bugün tam bir şova ve meydan okumaya dönüşmüştür. Nevruz Bayramı'nı necaset emellerine alet etmeye çalışan bedbahtlar, kontrolden çıkmışlar ve Türk milletine açıkça gözdağı vermişlerdir. Dahası, AKP Hükûmetinin bölücü teröre bahşettiği mükafat ve ödünler Türkiye'yi parçalanmanın ve bölünmenin sınırına kadar getirmiştir. Tüm gelişmeler ‘süreç’ isimli ihanet, çözülme ve çöküş planının Hükûmet ve PKK'yla birlikte, karşılıklı paslaşma ve uyum içinde yürütüldüğüne işaret etmektedir. Bugün Diyarbakır, Başbakan ve Hükûmetinin bölücülere sağladığı geniş imkânlara tartışmasız şekilde sahne olmuş ve neticede millet varlığı kuru tehditlere muhatap kalmıştır. Türk Bayrağı’nın hiçbir yerde asılmadığı bu ortam içinde,

İmralı canisinin posterleri taşınmış, Kürdistan çağrıları her tarafı sarmış ve hainlikler kara bulut gibi mübarek vatanımızda dolaşmıştır.

İmralı’da yatan teröristbaşının, Başbakanla aynı ağız ve üslupla bütünleştiği, benzer hedeflere yöneldiği ve müşterek ihanet komisyonunun düşüncelerini dillendirdiği yeniden, bir kez daha ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Bu gerçekler ışığında, Türk milleti bugünü hayatı boyunca unutmayacak, meydanlardan dillendirilen bölünme şifrelerini ve bölücü simaları kesinlikle affetmeyecektir.

Şurası açıktır ki, İmralı canisinin çürümüş sözlerine derin anlamlar yükleyen gafiller, televizyonlarda boy boy yorumlar yapan iş birlikçiler, Türkiye’yi masada teslim etmek için her kirli ve karanlık oyundan medet umar hâle gelmiş ve buna da payanda olmuşlardır.

PKK terör örgütünün silahla yapamadığı, başaramadığı, saldırı ve şiddetle yapamadığı ne varsa Hükûmet tarafından peşkeş çekilmiş, teröristlere gözü kapalı bir biçimde vadedilmiştir.

Terör örgütünün döktüğü kanlardan, neden olduğu yıkım ve tahribatlardan en ufak pişmanlık emaresi duymayan canibaşının, terörist saldırıları zımnen överek kanlı sicillerinin doğru olduğuna göndermede bulunması edepsizliğin, ahlaksızlığın ve seviyesizliğin içine battığını tekraren tescillemiştir.

Görülmektedir ki, bölücü eşkıyanın kanlı fermanı, İmralı canisinin ölüm mürekkebiyle yazdığı zırvaları, AKP Hükûmetinin tüm politika ve kararlarına nüfuz etmiş ve güdümüne almıştır.

İşin ayrı bir hüsran verici boyutu da Başbakanın teröristbaşını meşrulaştırması ve sözde liderliğini kuru bir kalabalığa onaylatması olmuştur.

Başbakan Erdoğan PKK’ya refakat etmiş, İmralı canisinin manen elinden tutmuş ve düşüncelerini doğruca bölücülerin huzuruna çıkararak alkışlatmış ve onaylatmıştır.

Bugünkü tablo içinde; güvenlik güçlerimizin şehit ve gazi verme pahasına gerçekleştirdiği terörle mücadele siyasi zeminde altüst edilmiş ve çiğnenmiştir.

Başbakan ve Hükûmeti, Türk milletine düşmanlık yaparak stratejik amaçlarına ulaşmaya çalışan PKK nifakını legalleştirmiş ve siyasallaşmasına zemin açmıştır. Hepsinden de vahimi, Türkiye ve Türk milletinin kaderi müebbet hapis cezası alan bir katilin insaf ve inisiyatifine terk edilmiştir.

Kabul edilmelidir ki çözüm süreci denilen namert ve nankör adımlar sayesinde psikolojik üstünlük PKK ve canibaşına geçmiştir. Bölücü terör ve elabaşısı, Başbakan ve Hükûmetinin kafasına çözüm çuvalını geçirmiş ve deyim yerindeyse rehin almıştır. Şehitlerimizin, gazilerimizin hakkı, gözü yaşlı, iç çeken ailelerimizin ah ve bedduaları hem haramzade AKP’nin hem de müzakere ortağı, cinayet örgütü PKK’nın üzerine olacağı gün gibi ortaya çıkmıştır. Artık, Hükûmet, millî iradenin değil, İmralı canisi ve Kandil’deki militanların temsilciliğine ve sözcülüğüne hayâsızca talip olmuştur. Bebekleri tabuta koyan, vatan evlatlarını bir bir katleden ve Türk milletinin yıllarca canına, varlığına ve her türlü hayat hakkına alçakça suikastlar düzenleyen bir caniye umut bağlanması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – …mesajlarından iyi niyetli sonuçlar çıkarılması saflık, ahmaklık, densizlik ve ileri düzeyde şeref noksanlığı olarak değerlendirilmelidir.

AKP Hükümeti, terörist Öcalan’ı meşru bir aktörmüş gibi kabul etmesinin cevabını, PKK’nın karşısında diz çöken ve tamamıyla iradesini devreden tutumunun karşılığını mutlaka görecektir.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

OKTAY VURAL (Devamla) – Türk milleti; AKP, BDP, PKK ve İmralı canisine dur diyecek ve millî vicdan hepsini yerlerde sürüyecek ve hak ettikleri karanlık çukura gömecektir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, propaganda yapıyor. Maddeyle ilgili bir tek kelime söylemedi, ikaz etmeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Ettim. Nasıl ikaz etmem lazım? Aşağı inip indirecek miyim ben!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bir tek kelime söylemedi, tamamen propaganda yapıyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Zoruna mı gitti? Zoruna mı gidiyor?

BAŞKAN – Sayın Tunç, siz ikaz edin oradan. Her partinin temsilcisi yapıyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Genel propaganda yapıyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Tunç, dersimi öğretme bana.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Zoruna gidiyor.

BAŞKAN – Gelin indirin oradan. Oradan indirin, buyurun. Her parti temsilcisi yapıyor. Kimseye görevini hatırlatmayın. Lütfen ama.

OKTAY VURAL (Devamla) – Aziz milletimiz, 23 Mart 2013 günü Bursa’da düzenleyeceğimiz Kuruluş Mitingi’nde kaderine ve varlığına destek verecek, meydanın boş olmadığını dosta da düşmana da açıkça gösterecektir.

Türk milletinin yalnız ve sahipsiz olmadığını herkes bir kez daha anlayacak, bölücülükten, ayrımcılıktan şuurları kapananlar girecek delik arayacaktır.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

OKTAY VURAL (Devamla) – Allah büyüktür ve…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ya, bu hakaretleri yapmaya hakkı var mı Sayın Başkan? Hakaret ediyor, her cümlesinde, her kelimesinde hakaret var.

OKTAY VURAL (Devamla) – …bilinmelidir ki Türk milletinin birliği ve varlığı ilelebet baki kalacaktır.” (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Her kelimesinde hakaret var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hainlik, ihanet, iş birliği, millete düşmanlık, her türlü şey ifadeyi kullandı…

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın görüşülen kanun tasarısının 36’ncı maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, çok esefle dinledim. Oyuncağı elinden alınan bir çocuğun feryadı gibi, aynen ben böyle algıladım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu bağrışlar, bu feryatlar, bu figanlar elinden sermayesi alınan bir çocuğun ifadeleridir diye düşünüyorum ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim sermayemiz bu, senin sermayen ne? Senin PKK paçavrası…

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu kadar olmaz değerli arkadaşlar. Bu ülkenin Başbakanını, bu ülkenin Hükûmetini siz iş birlikçilikle nasıl itham edersiniz? Bölücülükle nasıl itham edersiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Millet diyoruz, bayrak diyoruz, kardeşlik diyoruz, var mı daha ötesi?

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen dinleyin. Siz konuştunuz dinlendi. Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizi gidi kapitalistler, işiniz gücünüz para, sermaye, başka yok ki!

AHMET AYDIN (Devam) – Siz, sayın Milliyetçi Hareket Partisi üyeleri, siz kafalarınızda zaten bu ülkeyi bölmüşsünüz, siz kafalarınızda bölmüşsünüz, bölmüşsünüz, siz kafalarınızda bölmüşsünüz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz fikir ve siyaset namusunuzu parayla değiştiriyorsunuz!

AHMET AYDIN (Devam) – Biz sizin o böldüğünüz Türkiye’yi bütünleştirmeye çalışıyoruz, birleştirmeye çalışıyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sen “Kürt oğluyum.” diyorsun, “Türk milleti” diyemiyorsun. Utan! Utan!

AHMET AYDIN (Devamla) - O birliği, o beraberliği, o kardeşliği yakalamaya çalışıyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Orada Kürt olduğunu söyledin ama Türk olduğunu söyleyemedin.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, Türkiye bir fırsatın eşiğinde diyorum. Ne olursunuz, bakın, tarih bugünleri yazacak, sizleri de yazacak. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar) Asıl ihanet bu çözüme karşı çıkmaktır, biliyor musunuz bunu? Asıl ihanet, bu çözüme karşı çıkmaktır. Asıl ihanet, bu sorunun ortadan kaldırılmasına engel olmaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Askerleri, polisleri, şehit ailelerini rencide ediyorsunuz, devleti ayaklar altına alıyorsunuz. Bunun hesabını soracağız!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Herhâlde devam etmesini istiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Millet sizi de izliyor, bizi de izliyor. Akı da görüyor, karayı da görüyor ve kararı millet veriyor ve biz attığımız her adımı milletimizle dayanışarak, milletimizle istişare ederek yapıyoruz. Sizin kendi seçmeniniz bile bu sorun bitsin diye arzuluyor. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Değerli arkadaşlar, o kadar büyük millet idealinden bahsediyoruz ama millet şuuru olan insanlar bu milleti bütünleştirmek için gayret gösterirler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada PKK paçavralarına laf söylüyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Terörle mücadele, siyasetle sonuna kadar müzakere ediyoruz. Biz terörle mücadele etmeye devam edeceğiz…

ALİM IŞIK (Kütahya) – PKK’nın temsilcisi misin? Yazıklar olsun sana!

AHMET AYDIN (Devamla) - …ama Türkiye'nin önündeki bütün meselelerin bitmesi adına…

ALİM IŞIK (Kütahya) – PKK’nın temsilcisi misiniz siz?

AHMET AYDIN (Devamla) – …ne gerekirse de yapacağız ve bunu yaparken de  milletimizin millî ve manevi değerlerine en ufak bir şekilde ters düşmeden, milletimizle birlikte bunu yapacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hangi millet olduğunu söyle!

AHMET AYDIN (Devamla) – İşte siz, bu sorunun çözümünü yakın gördüğünüz için bu feryadı koparıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, benim okuduğum açıklama İmralı canisini ve bebek katilini…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terörün çözülmesinden rahatsız oluyorlar Sayın  Başkan. Terör bitecek diye telaşlanıyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ve onlarla, PKK’yla mücadele eden, şehit ve gazilerimizin ruhunu koruyan, katilleri reddeden  bir anlayıştır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terör bitecek diye telaşlanıyorlar Sayın Başkan. Terörün bitmesinden korkuyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir)  –  Bu konuda AKP’nin, Hükûmetin yaptığı yanlışları ifade ettik ama bugün PKK’ya laf ettiğimiz için, bölücü senaryoya laf ettiğimiz için… (AK PARTİ ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç alakası yok!

OKTAY VURAL (İzmir)  –  Bu laflara karşılık sataşma olarak söz alması bile ihanetin ne kadar derin olduğunu ortaya koyuyor.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Terör örgütünün propagandası bu kadar yapılır işte, bu kadar yapılır!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim sözümüz, Türk Bayrağı’na el uzatanlara, millete el uzatanlara, niye rahatsız olmuyorsunuz? (AK PARTİ ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bayrak hepimizin bayrağı.

BAŞKAN –  Müsaade edin, Sayın Aslanoğlu’nu dinleyelim.

Teşekkür ediyorum. 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, PKK paçavrası… PKK paçavralarının asıldıklarına, Öcalan’ın, katilin mesajlarının okunmasına ve onun politik lider hâline dönüştürülmesine söz söylemeyenler…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bunları dinledik Başkanım ya!

GÜLŞEN ORHAN (Van) – Aynı şeyleri söylüyorsun be!

OKTAY VURAL (İzmir) – …bugün milletin iradesi olan MHP’ye, Türk milletine saldırıyorlar.

Saldırıyor musunuz? Hodri meydan!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç kimse saldırmıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hodri Meydan!.. Hodri Meydan!..

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Saldıran sizsiniz!

BAŞKAN – Konu anlaşıldı Sayın Vural, teşekkür ediyorum.

GÜLŞEN ORHAN (Van) – Bir şey bir kere söylenir ya!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN –  Bir saniye Sayın Aslanoğlu, bir saniye… Sayın Aydın da söylesin söyleyeceklerini.

Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bizim milliyetçilik anlayışımızda kurusıkı edebiyatla olmaz. Milliyetçilik, bu millete hizmet etmekle olur.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sen ne anlarsın milliyetçilikten ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu milleti siz ne kadar yüceltirseniz, ne kadar yüceltirseniz en büyük milliyetçi sizsiniz.

BAŞKAN –  Defalarca söylendi bu Sayın Aydın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen müteahhitsin, müsait oldun!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terör bitecek diye telaşlanıyorsunuz, terörün bitmesinden korkuyorsunuz!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sen konuşma! Bu, “Kürtüm” dedi, Kürt.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Milletin önündeki bütün engelleri kaldırmak için çok şeylerle mücadele ettik. Mücadele de etmeye devam eder, milletimizle beraberiz… (AK PARTİ ve MHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Bir saniye Sayın Vural…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz, terör biter diye korkuyorsunuz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, AKP’ye oy veren insanlar arıyor… O rezalet tablosu karşısında Habur’a “umut tablosu” denmişti, tepkimizi ortaya koyduk. Diyarbakır’daki bu tabloya da tepkiyi ortaya koyuyoruz ama görülüyor ki, Grup Başkan Vekili, maalesef, PKK’nın şovunu savunuyor.  Yazıklar olsun diyorum, yazıklar olsun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Ona millet karar verecek Sayın Vural, onu millet değerlendirecek.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (Gürültüler)

Evet Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Muhalefeti PKK’yı övmekle ve onun propagandasını yapmakla… Her konuşmasında bunu söylüyor. Bu…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sabahtan beri PKK’yı öven sizsiniz. Ayıp, bu kadar terör reklamı yapan sizsiniz…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir dakika, otur yerine! (AK PARTİ sıralarında gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Utanın be, utanın be!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun. Sataşma nedeniyle iki dakika söz vereceğim, buyurun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sabahtan beri terör reklamı yapılıyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ayıp be, ayıptır ya! Başbakan bile… Ayıptır ya!

 

14.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın milletvekilleri, herhâlde Ahmet Bey, siz hafızayı beşer oldunuz, şaştınız bugün.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şaşmadım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bu ülkeyi biz yönetmiyoruz.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Sen hafızayı melek misin!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bu ülkeyi muhalefet yönetmiyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz daha önce yönettiniz, çözemediniz. Biz çözeceğiz inşallah. Siz çözemediniz, biz çözeceğiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Herhâlde bugün Diyarbakır’da yaşanan olayların suçluluğu ve hicabını vicdanınızın bir yerinde çekiyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Keşke.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bize sormayın, bunu gazilere sorun, bunu şehitlere sorun, bunu halka sorun, bunu millete sorun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Rahat olun, biz hepsine soruyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Siz bugün bir suçluluk psikolojisine girdiniz.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Gidin sorun görürsünüz, suçlu olduğunuzu görürsünüz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Suçlusunuz. Diyarbakır’da yaşanan olayları… Herhâlde Türk bayrağını astırmayan biz değiliz, herhâlde orada PKK bayraklarını oraya astıran, yine, biz değiliz.

ÜNAL KAÇIR (İstanbul) – Kendi mitinginde asamadın bayrağı. Ne konuşuyorsun sen ya?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bunun adresi ta sizsiniz. Biz her yerde, onurluca, şereflice yüce Türk milletinin, laik Türkiye Cumhuriyetinin bayrağını her yerde taşırız.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sen genel başkanına sor o bayrağı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Hakkâri’de astın mı sen onu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Her yerde asarım.

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı yasa tasarısının 36. maddesinin (d) fıkrasındaki “yüz seksen gün” ifadesinin “yüz elli gün” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Erdal Aksünger (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri, bugün çok önemli günlerden geçiyoruz, önemli bir tarih.

Önce şunu ifade edeyim: Değerli arkadaşlarım, 3 Kasım 2002 tarihinde -açık konuşacağız- sıfır terörle alınmış olan bir Türkiye, bugün ne yazık ki ağır bir terör tehdidi altındadır. Şu sorunun yanıtını verelim…

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Bir de sen konuşma ya!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) –  3 Kasım 2002’de bunlar masaya oturmuyorlardı da siz zorla mı masaya oturttunuz on yıl sonra? On yıl sonra zorla mı masaya oturttunuz bunu? Onu mu başardınız, onu mu anlatmaya çalışıyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, bakın, Başbakan geçen gün ne diyor, diyor ki: “Ülkenin her tarafında şehit aileleri dernek kuruyorlar, gazi aileleri dernek kuruyorlar.” Sayın Başbakan bu dernekleri horoz dövüştürme dernekleri mi zannediyor değerli arkadaşlarım? Keyfinden mi kuruyor bu insanlar bu dernekleri, keyfinden mi kuruyor? Soruyorum yüce Meclise. Bu yüce millet, evlatlarını düğünlerle, bayramlarla askere gönderiyor, oradan al bayraklı tabutlar içinde geldiği zaman “Vatan sağ olsun.” diyor, “Vatan sağ olsun.” diyor değerli arkadaşlarım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gelmesin diye uğraşıyoruz!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Şimdi şunu ifade ediyoruz: Biz, çözüme karşı değiliz ama çözüm diyorken Türkiye’yi çözmeyin değerli arkadaşlarım, Türkiye’yi çözüyorsunuz. Türkiye çözülüyor bunun farkında değil misiniz?

Bakın, bugün Diyarbakır’daki tabloyu görmediniz mi, Diyarbakır’daki tabloyu görmediniz mi değerli arkadaşlarım? Yatağınıza yattığınız zaman, vicdanlarınızla baş başa kaldığınız zaman bugün bu Türkiye gerçeğini gördüğünüz zaman içiniz sızlamayacak mı değerli arkadaşlarım?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Çözüm, çözüm…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Bugün majesteleri Diyarbakır’da mesaj yayınladı nasıl bir Türkiye’dir diye, Türkiye'nin bölünme projesini yayınladı. Bunu görmeyen aymazdır değerli arkadaşlarım.  Bunu görmüyor musunuz yani? Şimdi bunu anlatmaya…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Çözüm, çözüm…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Bakın değerli arkadaşlarım…

HAMZA DAĞ (İzmir) - Çözüm, çözüm…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Bir dakika müsaade edin arkadaşlarım…

On yıldır bu Türkiye’yi siz yönetiyorsunuz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ne yapacağız, onu söyle?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Müsaade edin.

On yıldır siz yönetiyorsunuz bu Türkiye’yi. 3 Kasım 2002’den bu tarafa olan vermiş olduğumuz bütün şehitlerin vebali üzerinizdedir, onu söyleyeyim. Madem bunu oturarak çözecektiniz, madem bunu masada çözecektiniz, on yıldır Godot’u mu bekliyordunuz, neyi bekliyordunuz değerli arkadaşlarım, neyi bekliyordunuz on yıldır, neyi bekliyordunuz? Soruyorum ben sizlere.

Şimdi gerçek var, bu gerçeği kabul edeceksiniz. Terör örgütünün lideri sizi masaya oturtturdu arkadaşlar. Bu gerçeği kabul edeceksiniz, açık açık kabul edeceksiniz. Bu görüşmeleri kimlerle yapıyorsunuz söyleyeyim: Masanın bir tarafında Recep Tayyip Erdoğan oturuyor, masanın bir tarafında İmralı değil, Abdullah Öcalan oturuyor…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Propaganda yapıyorsun.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - …masanın öbür tarafında da Kandil mandil demeyin, oturan Murat Karayılan’dır değerli arkadaşlarım.

İSMET UÇMA (İstanbul)- Sen nerede oturuyorsun?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Açık açık öyle değil midir? Değil midir öyle? Siz başka bir ülkede mi yaşıyorsunuz değerli arkadaşlarım?

İSMET UÇMA (İstanbul)- Sen nerede oturuyorsun sen?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen terörün propagandasını yapıyorsun ya!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, geçen gün tutanaklar yayınlandı, kıyamet koptu ülkede.

HAMZA DAĞ (İzmir) - Hiçbir şey olmadı.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Sayın Başbakan diyor ki: “Efendim o tutanakları kim sızdırdı?” Tutanakların içini okudunuz mu?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yanlış konuşuyorsunuz, hiçbir şey olmadı.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - Okudunuz mu tutanakların içeriğini? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yeni bir Türkiye yaratıyor adam, yeni bir Türkiye’yi tarif ediyor anlamıyor musunuz değerli arkadaşlar, anlamıyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Eğer, siz haklı çıkarsanız, bakın, eğer siz haklı çıkarsanız ben buradan gelip bu Mustafa Kemal’in Parlamentosunda bu Türk milleti huzurunda yemin etmiş bir milletvekili olarak özür dileyeceğim…

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) - Sadece sizin değil, Mustafa Kemal sadece sizin değil.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) - … ama biz haklı çıkarsak, korkarım, ki bu Mustafa Kemal’in Parlamentosu da olmayacaktır, eğer biz haklı çıkarsak. Onun farkında değil misiniz değerli arkadaşlarım? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz zannediyorsunuz ki biz felaket senaryosu yaratıyoruz, felaket tellalığı yapıyoruz. Hayır, öyle bir şey yok, hayır öyle bir şey yok.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Uğur Bey, çözümü söyle, çözümü.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Çözümü siz yaratacaksınız değerli arkadaşlarım. Ama böyle çözüm mü, böyle çözüm mü yaratacaksınız yani? Böyle mi olacak çözüm değerli arkadaşlarım? Şimdi, böyle mi olacak bu çözüm? Görmüyor musunuz tablonun ne olduğunu? (Gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Karıştırmayı bırak sen, karıştırmayı bırak.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 2001 Raporu’na bak CHP’nin.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Adam diyor ki: “Hiçbir dönemde olmayan bir değişimi sağlayacağım.” Daha nasıl desin arkadaşlar, daha nasıl anlatsın size? “Hiçbir dönemde olmayacak bir değişimi sağlayacağım. Yeni bir Türkiye yaratacağız.” diyor. Daha nasıl söylesin arkadaşlar?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen CHP’nin 2001 Raporu’nu oku, CHP’nin Apo’dan daha ileri gittiğini görürsün.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Bakın, bugün Genel Başkanımız bir açıklama yaptı, dedi ki: “Masanın bir tarafındaki iddialarını ortaya koydu, masanın öbür tarafındaki ortağın ne diyeceği önemli.” Şimdi, biz masanın öbür tarafındaki ortak olan Sayın Başbakanın ne diyeceğini merakla bekliyoruz. Şimdi, biraz evvel açıklama yapmış, demiş ki: “Diyarbakır’da Türk bayrakları görmedim, üzüldüm.” Ne bekliyordunuz değerli arkadaşlarım, ne bekliyordunuz? Ne bekliyordunuz, ne bekliyordunuz? Bakın, bugün orada bir tane Türk Bayrağı yok, ne bekliyordunuz? Ülkenin geldiği durum vahimdir, bu vebal sizlerin omuzları üzerindedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Sayın Başkanım, konuşmacı, masanın bir tarafında Karayılan öbür tarafında Hükûmet…

OKTAY VURAL (İzmir) - Yalan mı?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın görüşülen kanun tasarısının 36’ncı maddesinde verilen önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet arkadaşlar, kardeşlikten, barıştan demek bu kadar bir rahatsızlık var. Siz, zaten yıllar yılı Türkiye’yi böyle korkularla idare ettiniz ya.  İşte, biriniz bu sorunun zaten müsebbibisiniz, biriniz de bu sorundan beslendiğiniz için hop oturup hop kalkıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) İki kere iki dört.

İkincisi: Diyarbakır’da yirmi senedir nevruz kutlanıyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Böyle mi kutlanıyor?

AHMET AYDIN (Devamla) – Açın MHP’nin iktidar olduğu döneme bakın, kutlamalara bakın. Bu kadar bayrak edebiyatı yapıyorsunuz. Biz, özde bayrakçıyız, özde bayrağı savunuyoruz. Açın bakın yirmi yıldır Diyarbakır’da nevruz kutlanıyor ve hiçbir nevruzda Türk Bayrağı olmamıştır. Siz ne yaptınız o gün? Gülersin tabii, gülersin…. Şimdi siz o gün ne yaptınız? Ne yaptınız siz o gün? (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen BDP grup başkan vekili misin?

AHMET AYDIN (Devamla) - Evet, evet, geçmişe bakın, geçmişe bakın. Yirmi yıldır kutlanıyor. Sizin iktidar olduğunuz dönemde de nevruzlar kutlandı, Türk Bayrağı o zaman da yoktu. Biz, şunu söyledik: Türk Bayrağı’nın olmamasını kınıyoruz, kabullenmiyoruz, doğru bulmuyoruz. Bugünün anlamına uygun düşen o bayrağın orada olmasıydı. Doğrusu buydu. Bu çözüm süreci, bu birlik, bu kardeşlik bunu gerektiriyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, AKP grup başkan vekiline mi söz verdiniz, BDP grup başkan vekiline mi söz verdiniz? Hayır, BDP adına konuşuyor da…

BAŞKAN – Sayın Vural, konuşması bitsin, vereceğim söz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Türkiye böyle bir noktaya geldi. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi de, maalesef, bir şekilde partinin resmî görüşünü farklı şekilde açıklayanlar var ama bugüne kadar sayın genel başkanlar da dâhil olmak üzere -tabii akşam farklı, sabah farklı diyor- Yani bir heyetle geldiniz. “Heyetimiz hazır.” dedik. Randevu istediniz. “E, hadi buyurun görüşelim.” dedik. “MHP olmasın, BDP olmasın…” “Bu ülkenin ana muhalefetiyle iktidarı birlikte olursa bu sorunu çözer” demedik mi? Randevu isteyen sizdiniz, geri çark eden siz oldunuz.

Değerli arkadaşlar, eğri oturup düzgün konuşalım. Bu konuyu siyasi malzeme konusu yapmayalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, ya… Yazıklar olsun…

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu ülkede bu birliği tesis etmek üzereyiz. Bu bayrağı millî, manevi duyguları siyaset üstü bir şekilde ele alalım. Ben yine de şunu diyorum: Gelin, hep birlikte, Türkiye olarak, millet olarak kazançlı çıkalım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz siyaseti ihale için mi yapıyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – …bu sorunun çözümü noktasında… (AK PARTİ sıralarından ‘Bravo’ sesleri, alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önce ana muhalefet partisinden başlıyoruz.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip “Bu sorunun müsebbibisiniz.” diye bizi işaret etti. Terörden beslenen olarak da MHP’yi işaret etti. (Gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

Sayın Şandır, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

 

16.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu iş bu kadar ucuz değil AKP’liler. Siz gidip PKK ile kucaklaşırken millet size cevabını verecek. Gidip göreceğiz.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Bu millet her zaman bize oyunu verdi! (Gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Anlaşılıyor, anlaşılıyor, bir yerlere dokunduk yani.

Değerli arkadaşlar, Diyarbakır meydanında ve Türkiye'nin her meydanında nevruz her zaman kutlanmıştır ama bugün Diyarbakır meydanında kutlanan nevruzun Türk milletine hakaret olduğunu burada kabul etmek mecburiyetindesiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, kan yoktu, bak ne güzel, kanın olmaması…(Gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Türk Bayrağı’nın olmadığı…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bayrağın olmamasını kınıyoruz biz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …Türk devletinin olmadığı bir mitingi hiç kınamıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bugüne kadar nevruzlar kan revan içerisindeydi. Bugüne kadar nevruzlarda kaç kişi öldü?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hayır, heyecan duyuyorsunuz.

Bu miting meşru olamaz. Ben sizi bu vesileyle 23 Martta Bursa’da Milliyetçi Hareket Partisinin yapacağı kuruluş mitingine bütün milletimizi davet ediyorum. Gelin, orada Türk Bayrağı’nın nasıl yükseltildiğini bu devletin ve bu milletin egemenlik hakkına nasıl sahip çıkıldığını  hep beraber seyredeceksiniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Diyarbakır’da da yapın, Diyarbakır’da da!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Diyarbakır’da da yaparız, Diyarbakır’da da yaptık.

Ben size şunu söylüyorum: Eğer bu milletin egemenliğine, bu milletin kimliğine yapılan hakaret sizi rahatsız etmiyorsa, sizi, sizin vicdanınızla baş başa bırakıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler) Diyarbakır’da Türkiye'ye hakaret edilmiştir, Türk milletine hakaret edilmiştir. Eğer, bu sizi rahatsız etmiyorsa sizi Allah’a havale ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu.

ÜNAL KACIR – Sayın Başkan, bu CHP’nin niye grup başkan vekilleri burada oturmuyor? Grup adına bir şey söylenmesin diye CHP’nin hiçbir grup başkan vekili burada yok. 

 

17.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – O sizi ilgilendirmez. Onun için sen otur oturduğun yerde görevine bak. Benim grup başkan vekili olup olmamam seni ilgilendirmez. Seni ilgilendirmez, sen görevini yap.

Sayın Aydın, yine hafızayı beşersin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Grup başkan vekilin yok burada, konuşma oradan. 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Aydın, çok sakin konuşacağım. Yine, hafızayı beşersin.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz sakin değilsiniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Biz…

İSMET UÇMA (İstanbul) – Senin hafızan gayribeşer.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Biz, 1980 yılından önce rahmetli Ecevit Hükûmeti döneminde ve bir kere de Sayın Erdal İnönü döneminde çok kısa süre hükûmet ortağı olduk. Bu nedenle “Bunun müsebbibi sizsiniz.” demeniz abesle iştigal etmektir. Bunu herkes biliyor. Lafları getirip CHP’ye yamamak veya bir şekilde ben suçlayayım da nasıl olsa bu suç gider demeyi size yakıştıramıyorum Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – 1930’larda, 1940’larda CHP’nin söylemlerine bakın, Mahmut Esat Bozkurt’a bakın!

 FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır kardeşim… Biz bu ülkede, Sayın Erdal İnönü bu ülkede demokrasinin, bu ülkede özgürlüğün, bu ülkede barışın gelmesi için kendi kendini feda etmiş ve CHP’yi o döneme feda ettirmiştir.

ORHAN ATALAY (Ardahan) -  CHP’yi o da terk etmiştir!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır kardeşim, terk etmemiştir.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) –  Tek parti dönemi ne zaman?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) –  O dönem, barış için, sevgi için ve bu ülkede yaşayan tüm insanların huzuru için, mutluluğu için tek özveride bulunan partidir.

İki; buranın…

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Tek parti döneminde değil misiniz o zaman?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bırak şimdi ya tek partiyi!.. Tek özveride bulunan…

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Tek parti döneminde millete zulmettiniz!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) -  Biz, her şeyimizi gururla…

Şimdi Sayın Aydın, biz yine söylüyoruz: Barışın, her şeyin yeri burasıdır, Meclis kürsüsüdür. Sayın Aydın, Meclis kürsüsüdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Meclis kürsüsünden kaçan CHP değildir, AKP’dir. (CHP sıralarından alkışlar)

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Helal olsun sana!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.01

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

310 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

 

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sözlü soru önergeleriyle -alınan karar gereğince- kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 26 Mart 2013 Salı günü saat: 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati:19.02

 

 



x  Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan dillerde kelimeler ifade edildi.

(*) 310 S. Sayılı Basmayazı 20/3/2013 tarihli 80’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.