TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 80’inci Birleşim

                                                                                         20 Mart 2013 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca’nın, Eskişehir’in 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti olmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

2.- Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, Türk Dünyası ve Toplulukları Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

3.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Dünya Ormancılık Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Dünya Ormancılık Günü’ne ilişkin açıklaması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, CHP grup önerisinin görüşmeleri sırasında, Meclis çalışmalarında uygun bir dil ve üslup kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, CHP grup önerisinin görüşmeleri sırasında, Meclis çalışmalarında uygun bir dil ve üslup kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, AK PARTİ Genel Merkezine ve Adalet Bakanlığına yapılan saldırılara ilişkin açıklaması

5.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, her türlü şiddete ve teröre karşı olduklarına, hiçbir saldırının meşru gösterilemeyeceğine ve AK PARTİ Genel Merkezi ile Adalet Bakanlığına yapılan saldırıları şiddetle kınadıklarına ilişkin açıklaması

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü şiddeti, terörü lanetlediklerine ve terörden siyaset üretilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın, terör sorununun çözümüne yönelik beklentileri yok saymanın hiç kimseye fayda sağlamayacağına, hakaretin siyasetin üslubu olmaması gerektiğine ve AK PARTİ Genel Merkezi ile Adalet Bakanlığına yapılan saldırıların millî birlik ve kardeşliğimize yönelik saldırılar olduğuna ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, Kars'ta sağlık hizmetleri alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/547)

2.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 21 milletvekilinin, cezaevlerindeki ağır hasta mahkûmların durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/548)

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 21 milletvekilinin, Van depremi sonrasında diğer illere göç etmek zorunda kalan depremzedelerin durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/549)

 

B) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Macaristan Parlamento heyetine Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Adana Milletvekili Turgay Develi ve 23 milletvekili tarafından TEDAŞ'ın özelleştirilmesi sürecinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yaptığı işlemlerde bir kısım yanlış uygulamalar yapıldığı ve bu uygulamalar sonucunda kamunun büyük zarara uğradığı ve Sayıştay raporlarında da belirtilen bu konuların araştırılması amacıyla 28/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 20 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın görüşülen kanun tasarısının birinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in görüşülen kanun tasarısının 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Yalova Milletvekili Muharremm İnce’nin görüşülen kanun tasarısının 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Linyit İşletmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/16208)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Termik Santraline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16211)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bakanlık teşkilatı ile bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından satın alınan ve kiralanan araçlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16212)

4.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, Türkiye Taş Kömürü Kurumu tarafından çıkarılan yeni bir genelgenin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/16413)

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, lisanslarının geç verilmesi nedeniyle ceza alan akaryakıt bayilerinin cezalarının affedilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/16414)

6.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Türkiye Taş Kömürü Kurumuna bağlı müesseselerde çalışan işçilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/16415)

7.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Deriner Barajı’nın enerji üretmeye başlamadığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16416)

8.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’daki enerji şirketlerinde çalışan işçilerin sorunlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16417)

9.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Türkiye Taşkömürü Kurumu tarafından yayımlanan bir genelgeye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/16418)

10.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16419)

11.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Bakanlıkta istihdam edilen engelli memur sayısına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/16420)

12.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Bakanlıkta kiralama yoluyla hizmet veren araçlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/16421)

13.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’de yaşanan elektrik ve doğal gaz sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/16422)

14.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Ankara’nın doğal gaz dağıtım işletmesinin erken uyarı sistemindeki eksikliklere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17262)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalara ve Bakanlıktaki görevden almalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17263)

16.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın bazı ilçelerinde açıkta bırakılan enerji hatlarının oluşturduğu tehlikeye ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17264)

17.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, termik santrallerin olumsuz etkilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/17265)

18.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, HES projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/17266)

19.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Gebze’de meydana gelen elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/17267)

20.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, doğal gaz kaynaklı zehirlenmelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17268)

21.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balıkesir’in bir köyünde maden arama faaliyetleri ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17269)

22.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, BAŞKENTGAZ’ın SCADA sisteminin çalışmaması ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17516)

23.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, HES projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/17517)

24.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, elektrikte kayıp kaçak miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/17518)

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, rüzgâr enerjisi üretimine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/17519)

26.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, maden üretimine ve maden arama çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/17520)

27.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki doğal gaz ve petrol ihtiyacı ile üretim ve ithalat miktarlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/17521)

28.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki kömür ihtiyacına ve üretim ile ithalat miktarlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/17522)

29.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın Gölbaşı ilçesine bağlı bir mahallede tarım ve hayvancılık yapılamamasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17922)

30.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, yabani hayvanlara yönelik yemleme çalışmalarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/17924)

31.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, artezyen kuyularına yönelik sayaç zorunluluğuna ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/17978)

32.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/18116)

33.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, sanayi üretimindeki düşüşe ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/18117)

34.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinde Türk girişimcilerinin yaşadığı sorunlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/18118)

35.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı  (7/18119)

36.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/18232)

37.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Bakanlığın İstanbul’daki proje ve yatırımlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/18237)

20 Mart 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşimini açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.08

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

                                           III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN - Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 2013 Eskişehir’in Türk Dünyası Kültür Başkenti olması münasebetiyle söz isteyen Eskişehir Milletvekili Salih Koca’ya aittir.

Buyurun Sayın Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca’nın, Eskişehir’in 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti olmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dört mevsim bir arada yaşanıyor benim ülkemde, kış da bahar da yaz da. Güzü de gördüm annelerin gözünde, gururu, baharı da; bazen genç yüzlerde sevinci de. Mevsim çiçek açtırırken yüzlerin solduğu zamanları da biliyorum. Hâlbuki bahar umudun mevsimi olmalıdır. Huzurla uyandığımız son on yıldır bahar umudun mevsimi. Ben de ülkemin ve siz değerli temsilcilerinin baharın umudu ve heyecanını yaşatan Nevruz Bayramı’nı kutlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Eskişehir’imiz için ise 2013 yılının ve bu baharın ayrı bir önemi var. Turizm, sanayi, kültür, sanat, ulaştırma, eğitim ve sağlık alanlarında sağladığı gelişmeler ile dikkat çeken şehrimiz 2013 yılında ülkemizi iki ayrı unvanla temsil ediyor: Türk Dünyası Kültür Başkenti ve UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Başkenti.

Bu nedenle, Türk Dünyası Kültür Başkenti payesinin şehrimize kazandırılmasına olur veren, başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Koordinasyon Kurul Başkanımız Başbakan yardımcılarımız Bekir Bozdağ ve Beşir Atalay’a, projenin hazırlanmasında ve hayata geçirilmesinde emeklerini esirgemeyen Millî Eğitim Bakanımız Profesör Doktor Nabi Avcı Hocamıza, halef ve selef kültür bakanlarımıza ve içişleri bakanlarımıza, Bakanlar Kurulumuza, oy birliğiyle bu kanunun Genel Kurulumuzdan geçmesini sağlayan muhalefet milletvekillerimiz ve iktidar milletvekillerimiz olmak üzere Genel Kurulumuza şehrimiz adına şükranlarımızı sunuyoruz.

“Türk Dünyası Kültür Başkenti” sıfatı kültürel anlamda olduğu kadar diplomatik anlamda da önemli bir köprüyü temsil ediyor. Bu köprünün üzerindeki trafik ne kadar yoğunsa diğer milletlerle iletişiminiz de o kadar güçleniyor. Bu anlamda “Kültür Başkenti” başlığı altındaki çalışmalar bir ülkenin kendini dünyaya anlatması ve kültürel diplomasiyi kullanarak var olan barış ve güven ortamının pekiştirilmesi açısından büyük şans sağlıyor. Ülkemiz, bugün, bu şansı Eskişehir’le devam ettiriyor. Milletimizin dünya medeniyetlerine katkısının öyküsünü bu kez Eskişehir dillendiriyor. Kültürümüzü dünyaya anlatırken gerçekleştirilecek etkinliklerin ana teması “Göç” olarak belirlendi. Göç, yüzyıllarca yaşam tarzımız olmuştu, dilimizi, sözümüzü, şiirlerimizi etkilemişti. Dolayısıyla, öykümüz bu temayla anlatılacak.

2013, Türkiye ve Eskişehir için kaynaşmanın, kültürel faaliyetlerle harmanlayarak yarattığı kalıcı eserlerin, hafızalardan silinmeyecek programların yılı olacak. Türk dünyasının kalbi Eskişehir’de atacak. 

Ayrıca, Eskişehir, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Başkenti olarak da yüzyıllardır koruduğumuz geleneklerimizi, insanlık ve medeniyet mirasının sadık koruyucusu olduğumuzu bir kez daha hatırlatacaktır.

Eskişehir, Osmanlı’dan bu yana, Kırım’dan, Kafkaslardan ve Balkanlardan göç etmiş yiğitleri bağrına basarak, Yunus Emre, Nasrettin Hoca, Şeyh Sücaaddin Veli, Seyit Battal Gazi, Şeyh Edebali, Hızır Bey, Sinan Paşa, Aziz Mahmud Hüdai gibi gönül erlerini yetiştirerek veya onlara ev sahipliği yaparak, toprağa, gümüşe, lületaşına, cama estetik bir anlam katarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk demokrasi mitingini gerçekleştirerek bu payeyi kazandı.

Bu proje, yıllarca demir perdeler nedeniyle birbirinden uzaklaştırılan kardeşlerin yeniden hemhâl olmalarını sağlayacak. Bu proje, göç etmeye zorlanan soydaşlarımızın baba ocaklarıyla bağlarının güçlenmesini, tarihlerinin, örf, âdet, gelenek ve göreneklerinin unutulmamasını sağlayacak. Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti faaliyetlerinin resmî açılışı projenin ve milletimizin hamisi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımlarıyla 23 Martta gerçekleştirilecek. Baharın umudu, coşkusu ve heyecanını yaşayacağımız bu güne siz değerli milletvekillerimizi Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir’e davet ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz Türk Dünyası ve Toplulukları Haftası olması münasebetiyle söz isteyen Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’e aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

2.- Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, Türk Dünyası ve Toplulukları Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı

 

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Dünyası ve Toplulukları Haftası dolayısıyla söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzun bir tarihin ve büyük bir medeniyetin taşıyıcısı olan devletimiz, omuzlarına yüklenen sorumluluk anlayışı ile farklı coğrafyalarda ortak kültür ve duyguyu paylaştığımız topluluklarla ilişkilerini olabilecek en yoğun şekilde sürdürmeyi amaçlamaktadır. Bu maksatla, TİKA’nın yaptığı çalışmalar ve üstlendiği rol oldukça manidardır. Selanik’te Ali Rıza Efendi’nin evinden Türkmenistan’da Alparslan’ın kabrine kadar tarihimize ve ecdadımıza sahip çıkılmakta, tespit edilmekte, restorasyon çalışmaları yapılmakta ve bu tarihî eserlerimizin hukuki statüleri belirlenmektedir. Hükûmetimiz ecdadın bakiyelerine Arnavutluk’tan Kerkük’e varıncaya kadar, Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden Avrupa ve Afrika’da yaşayan Türklere ve akraba topluluklara varıncaya kadar her konuda sahip çıkmaktadır. Bunun yanı sıra insani yardımlar ve muhtelif desteklerle Türk olmasalar da Afrika ülkelerine, Yakın Doğu’ya, Asya’ya sesimizi duyurmakta, bölge gücü olmanın gereğini yerine getirmektedir.

Yine, aynı şekilde, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız ve soydaşlarımızla ilgilenmek üzere Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Hükûmetimiz tarafından kurulmuştur. Bu başkanlık da hem dünyanın her tarafında bulunan vatandaşlarımızla her türlü bağı kurmakta, kültürel ve sosyal çalışmaları yürütmekte hem de yurt dışında eğitim gören öğrencilerimize her türlü desteği vermektedir.

Bütün bunları görmek gurur veriyor. Gerek Başkanı olduğum Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dostluk Grubu çalışmalarında gerekse de Türkçe Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi çalışmaları sırasında gördüğümüz üzere, Türk dünyasının Türkiye Cumhuriyeti’ne bakışı ve beklentileri oldukça takdir dolu ve yüksektir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti 21’inci yüzyılda gösterdiği ekonomik performansla kendisini dünyanın en büyük, sayılı ekonomileri arasındaki konuma taşırken, politik gücü ve uluslararası söz sahipliği de aynı oranda yükselmiş bulunmaktadır.

Orta Asya’da geçen asrın sonunda bağımsızlıklarını ilan eden Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, yıllar içinde bağımsız olmanın getirdiği zorlukları ve yeniden yapılanmayı yavaş yavaş tamamlamışlar ve her biri sağlam bir şekilde kendi ayakları üzerinde ve sıkıntılarını gidermiş durumda faaliyetlerini devam ettirmektedirler. Türk dünyası Türkiye'nin liderliğinde büyük güç olmanın arifesindedir, bunu da hamasi sözlerle değil, icraatlarla dolu çalışmalarla, kalıcı ve sürdürülebilir projelerle yürütmektedir.

İçinde bulunduğumuz günlerde, ayrıca Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıl dönümünü kutluyoruz. Çanakkale’de şehit düşen 250 bin askerimizin nerelerden geldiğine ve hangi etnik kimliğe sahip olduğuna bakarsak akraba topluluklarımızı daha iyi anlamış oluruz. Çanakkale ruhunu, ne uğruna mücadele edildiğini unutmazsak, bazı küçük sorunları da çözmüş oluruz. Çanakkale’de omuz omuza savaşan, matarasındaki suyu paylaşan, birbirinin yaralarını saran askerler Türk’tü, Arap’tı, Kürt’tü, Çerkez’di, Boşnak’tı ve Türkmen’di. Bugün Ürdün topraklarında yatan şehitlerimiz var, Yemen topraklarında yatan şehitlerimiz var, Cezayir topraklarında yatan şehitlerimiz var. Çanakkale’de Filistinli, Iraklı, Suriyeli şehitler var. Erzurum’da, Sarıkamış’ta Arnavutluk’tan, Bulgaristan’dan gelen şehitlerimiz mevcuttur. Hepsi de vatan uğruna, hepsi de bayrak uğruna, ilayi kelimetullah uğruna şehit olmuşlardır. Hamdolsun ki bugün bütün bu ecdadın hatırasına sahip çıkıyor ve onların evlatlarıyla kardeş olduğumuzun, akraba olduğumuzun farkına varmış bulunuyoruz. Bu anlayışla bölgesine huzur ve barış getiren bir Türkiye’nin Millet Meclisinde bulunuyoruz.

Türk dünyasının efsane kahramanlarından Battalgazi’nin torunları tüm Malatyalılar adına kardeşlik ve bayram heyecanı ile Nevruz Bayramı’nızı tebrik eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz Dünya Ormancılık Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Melda Onur’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Dünya Ormancılık Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

MELDA ONUR (İstanbul) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli vekiller; gündem dışı yüzünden bu güzel çiğ börek partisini kaçırmış bulunuyorum, o yüzden üzgünüm.

Ben Eskişehir doğumlu bir vatandaşım. Gerçi Eskişehirli değilim ama Eskişehirliyim. Bu arada Eskişehir’i de kutluyorum, güzel bir şey olmuş.

Aslında konum Dünya Orman Günü, Dünya Su Günü, biraz da martın bu aylarına, bu günlerine tekabül eden ilkbaharın yeniden doğuşuyla ilgiliydi. Yaklaşık bir buçuk saat önce ilkbahar başladı ekinoksa göre. Biliyorsunuz bugünlerde, işte yarın Dünya Orman Günü, öbür gün Dünya Su Günü. Aslında “Nevroz” da bu bahar zincirlemesine giren bir gündür. Bütün dünyada, kuzey yarım kürede kutlanır. Bu vesileyle biraz ormandan, sudan bahsetmek istedim işin doğrusunu söylemek gerekirse ama yine de yarın nevruz ve ben yirmi bir yıl önce, çok sevdiğim bir çalışma arkadaşımı kaybettim Cizre’de, İzzet Gezer. Başından bir kurşunla vuruldu, öldürüldü. Bir faili meçhule kurban gitmiş gazetecidir. Kendisini bu vesileyle saygıyla anıyorum.

 

Şimdi, dedik ya orman, su diye. Yalnız, orman ve suya geçmeden önce, bugün AKP’ye yapılan saldırıyı kınıyorum, olmaması gereken bir şey. İçişleri bakanlarımız -eski ve yeni- burada. Bu konuyla ilgili detaylı bir araştırma yapılıyordur. Terör, evet, ülkemizde var, çok çeşitli yerlerden geliyor ama ne olur, terörü bahane edip bütün muhalif kesimlere operasyon yapılmasın, çünkü zamanın ruhuna uygun, bazı terör örgütlerini ortaya çıkarmak için bu işler farklı yönlere gitmesin. Buradan tekrar kınıyor ve gelişmeleri dikkatle takip edeceğimizi söylüyoruz.

Şimdi, orman ve su dedik ya, orman gününü kutlayalım, su gününü kutlayalım. Bakanımız burada olsaydı ben kendisinin 2/B gününü ve HES gününü kutlamak isterdim, çünkü bizde, ne yazık ki, orman deyince 2/B, su deyince HES geliyor akla, hidroelektrik santraller, biliyorsunuz. Şimdi, ne yazık ki ormanlarımız ağlıyor, derelerimiz kuruyor -bunu her defasında söylüyoruz- ve kanıyor. Önümüzdeki günlerde bir tabiatı koruma ve biyoçeşitlilik yasası geliyor ki kalan ormanlarımıza da göz dikilmiş vaziyette. Hani adı üstünde, tabiatı koruma yasası. Diliyoruz bu yasa gelmeden komisyona çekilir. Bu yönde bizim de taleplerimiz olacak.

Son dönemde bazı HES’lerle ilgili gelişmelerden söz etmek istiyorum. Şimdi, Tortum’da kıyametler koptu, küçücük bir HES için orada dövülmedik köylü, mahkemeye verilmedik insan bırakılmadı. Son dönemde duyduk ki orada vazgeçilmiş, iptal edilmiş. Peki, ne olacak oradaki harabe, oradaki hafriyat, oradaki talan diye ben şimdi soruyorum. Geçen hafta Adana’daydım. Bir benzeri de orada yaşanıyor arkadaşlar. Seyhan Nehri’nin üzerine ve bölgedeki araziye inanılmaz derecede HES projesi var. Şöyle bir hesap etseniz, bütün havzaların kilometrekaresine baktım, 160 kilometrekareye bir HES düşüyor bu ülkede, yani havza olarak baktığınızda, oran olarak baktığınızda bu, Çankaya’dan daha küçük bir yer. Şimdi, diyeceksiniz ki böyle şey mi olur, bu oranlanır mı? Evet, oranlanır, işin içinde derelere kelepçe takmak varsa oranlanır.

Ben size, kelepçe deyince, başka bir orandan bahsedeceğim. Dün Ergenekon Davası’nda yüzde 37,7 tanık dinleme oranı, yani yüzde 37,7’lik bir adaletle pek çok kişiye ağırlaştırılmış müebbetle kelepçe takılmaya çalışılıyor. Yüzde 37,7’lik adalet şudur: Tanık dinlemenin sadece yüzde 37’si yapılmıştır. Buradan, bu hükmü veren, bu hüküm verilmedi, bu savcıları tekrar görüşlerini değerlendirmeye davet ediyorum.

Arkadaşlar, hani dün dediler ya: “Ne yiyip içiyorlar?” diye, bu yargıları veren, bu iddianameleri yazan… 10 bin sayfa iddianamenin yazılması on yıl sürer. 2 bin sayfa mütalaanın yazılması iki yıl sürer. Bunları yazan arkadaşlar ne yiyorlar ne içiyorlar? Bizim ne yiyip içtiğimiz belli, her şeyimiz ortada ama bunları yazanlar, nehirlere kelepçe takanlar, bu ülkenin muhaliflerine kelepçe takanlar bu kafa, bu zihniyet ne yiyor ne içiyor? Bunu öğrenmek istiyorum.

Bu arada, sözlerime son vermeden, Meclis kürsüsünde vatandaşları getirip basın toplantısı yapma yasağımızı da kınıyorum. Buna onay veren tüm grup başkan vekillerine… Sayın Muharrem İnce, siz de var mısınız bilmiyorum ama bu kararı da kınıyorum, bununla da mücadele edeceğiz.

Hepinize teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı konuşmalara Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ cevap vereceklerdir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti ve Türk dünyasına ilişkin yapılan çalışmalarla alakalı gündem dışı milletvekillerimizin yaptıkları konuşmalara Hükûmet adına cevap vermek üzere huzurlarınızdayım.

Değerli milletvekilleri, Türk dünyasına dönük çalışmaları Hükûmetimiz büyük bir özenle, büyük bir itinayla ve bütün boyutlarıyla devam ettirmektedir. Devraldığımız günden bugüne Türk dünyasına ilişkin tarihî nitelikte adımlar atılmış, değişimler yaşanmıştır. Eskişehir’in Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilmesi bu çalışmalardan bir tanesidir. Daha önce de, biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkentiyle alakalı bir yasal çalışma da yapıldı ve Parlamentoda kabul edildi. Bununla alakalı bir kurul, bu başkentle alakalı çalışmaları devam ettirmektedir. Ayın 23’ünde de Sayın Başbakanımızın katılımıyla bununla ilgili start da Eskişehir’de verilecektir.

Tabii, Türk dünyasına ilişkin çalışmalar nelerdir diye baktığımızda, biraz geriye doğru gitmekte fayda var diye düşünüyorum. AK PARTİ, iktidar olduktan sonraki süreçlerde önemli adımlar attı. Bunlardan bir tanesi Türk Dünyası Belediyeler Birliğini kurmak oldu. Türk Dünyası Belediyeler Birliği, Türk dünyasındaki belediyeler arasında kardeşlik ilişkileri kurmak, belediye projeleri, çalışmaları hakkında bilgi ve proje dayanışması yapmak, paylaşmak, karşılıklı kültürel etkinliklerde bulunmak ve Türk dünyasının şehirleri arasında belediyeler üzerinden yeni köprüler kurmak maksadıyla kurulmuştur ve yaptığı çalışmalarla önemli mesafeler almıştır. Sadece Türk soylu olan devletlerin belediyeleri değil, aynı zamanda akraba topluluklardan olan ülkelerin belediyeleriyle de bu ilişkileri Türk Dünyası Belediyeler Birliği geliştirmektedir ve önemli adımları atmaktadır.

Yine, bu dönemde Türk Dili Konuşan Ülkeler İşirliği Konseyi “Türk Konseyi” kurulmuştur. Tabii, oldukça önemli bir konsey, Türkiye’nin, Azerbaycan’ın, Kazakistan ve Kırgızistan’ın katılımıyla kurulmuş olan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi, kısa adıyla Türk Konseyi, Türk dili konuşan ülkeler arasındaki iş birliğini ve dayanışmayı geliştirmek maksadıyla önemli ve tarihî bir adımdır. Şu anda bu konseye üye olmayan bazı Türk cumhuriyetleri var, diliyoruz ki zaman içerisinde onlar da bu konseyin üyesi olurlar ve birlikte çalışma konusunda kendi bilgi ve tecrübelerini bu çalışmalara onlar da katarlar. Türk Konseyinin sekretaryası İstanbul’da.

Yine, bu kapsamda Türk Akademisi kuruldu. Türk Akademisinin merkezi, Kazakistan’ın başkenti Astana’da. Orada büyük bir kütüphane oluşturuluyor. Akademi bünyesinde, Türk tarihine, Türk kültürüne ilişkin, Türk diline ilişkin ve Türk’e ait bütün değerlere ilişkin büyük çalışmalar yapılıyor, büyük projeler hayata geçiriliyor ve Türk dünyasında bulunan akademisyenlerin birlikte çalışma yapmaları, birlikte projeler üretmeleri, birlikte bilimsel adımlar atmaları konusunda ortaklıkları çoğaltıcı adımlar atılmakta ve böylelikle, Türk dünyasında kültürel olarak var olan ortaklıkları çoğaltma, aramızdaki birliktelikleri çoğaltma konusunda da Türk Akademisinin tarihî bir görev, bir fonksiyon ifa ettiğini görüyoruz. Özellikle dil üzerinde yapılan çalışmaların, tarih üzerinde yapılan çalışmaların, mimari üzerinde yapılan çalışmaların, musiki üzerinde yapılan çalışmaların ve diğer pek çok konu üzerinde yapılan çalışmaların, geçmişten günümüze Türk dünyasının ortaklıklarını ve bu ortaklıkların ortaya koyduğu başarıları bugüne ve geleceğe taşıması açısından son derece anlamlı ve önemli olduğunu düşünüyoruz.

Öte yandan, yine bu dönemde TÜRKPA’yı kurduk yani Türk dili konuşan ülkeler arasındaki parlamentolar arası dayanışmayı hayata geçiren, bir nevi Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi gibi, Türk Konseyi Parlamenter Asamblesi kurulmuş oldu. Böylelikle, yasama ve denetim faaliyetleri ve Türk dünyası arasında bu alanda da bir ortak çalışmanın ilk adımları atılmış oldu. Bunun sekretaryası da Azerbaycan’dadır. Böylelikle Türk dünyasının her tarafında hem yasama alanında hem bilimsel alanda, kültürel anlamda hem de pek çok alanda iş birliklerini kendisine dert edinen, akademik düzeyde ve diğer boyutlarda yirmi dört saat bu konularla meşgul olan kurumsal yapıları hayata geçirmiş olduk, bunlar çok çok önemli tarihî adımlardır.

Yine, bir başka adımı attık, Yunus Emre Vakfı kuruldu. Yunus Emre Vakfının bünyesinde, Yunus Emre Türk kültür merkezleri oluşturuldu, şu ana kadar 35 ayrı yerde Yunus Emre Türk kültür merkezlerini faaliyete geçirmiş durumdayız. Başka ülkelerde de faaliyete geçirmek üzere yoğun çalışmalarımız devam etmektedir.

Yunus Emre Türk kültür merkezleri, Türk kültürünü tanıtma noktasında, Türk tarihini tanıtma noktasında, Türk dilini öğretme ve tanıtma noktasında önemli fonksiyonlar icra edecektir ve etmektedir. Bulunduğu, kurulduğu her ülkede Türkçe öğretimi yapılmaktadır. Hem Türk vatandaşlarına hem soydaşlarımıza hem akraba topluluktan olanlara hem de Türkçeyi öğrenmek isteyen meraklılarına Türkçeyi birinci elden, doğru bir dilden öğretme imkânı için, Türkçenin kandillerini dünyanın 35 ayrı kentinde, ülkesinde yakan bir adımı atmış oldu.

Öte yandan Yunus Emre Vakfı, Yunus Emre Türk kültür merkezlerinin bulunduğu yerlerde büyükçe kütüphaneler oluşturmaktadır. Kütüphanelerde, Türk tarihini, Türk kültürünü ve bizim milletimize ve medeniyetimize ait değerleri yansıtan kitaplar bulunacak ve o ülkede, Türk kültürünü, Türk tarihini, Türk medeniyetini öğrenmek isteyenler birinci elden, birinci kaynaklardan bunlara ulaşma imkânları bulacak, doğru kaynaklarla, doğru bilgilendirmenin yolu açılmış olmaktadır.

Yine, bu vakıf marifetiyle, vakfın bulunduğu ülkelerde ve başkaca ülkelerde Türk tarihini, kültürünü, medeniyetini ve başkaca özelliklerini anlatmak üzere konferanslar, seminerler, paneller tertip edilmektedir. Buraya da alanlarında Türkiye’de uzman bilim adamlarımız, dünyada uzman bilim adamları davet edilmesi suretiyle, konunun otoriteleri tarafından birinci ağızdan Türk dilinin, Türk tarihinin, Türk kültürünün ve medeniyetinin doğru anlatılması konusunda önemli fonksiyonlar icra etmektedir. Bu, Türk’e dair yanlış değerlendirmelerin, medeniyetimize dair ön yargıların, kültürümüze dair yanlış anlayışların yıkılması bakımından da son derece anlamlı ve önemli bir görevdir. O yüzden Yunus Emre Vakfını ve bu vakıfta görev yapan bütün arkadaşlarımı gönülden tebrik ediyorum. Gerçekten büyük başarılara imza atıyorlar, atmaya da devam edeceklerdir.

Yıllardır Türkiye’de Amerikan Kültür, İngiliz Kültür, İtalyan Kültür, Alman Kültür var. Oradan, insanlar bu kültüre dair bilgileri ediniyorlar. Yurt dışında olan insanlarımızın “Neden bir Türk kültür merkezi yok? Neden bizim kültürümüzü birinci elden anlatan, öğreten bize ait kurumlar yok?” diye şikâyetleri vardı. Şimdi, Türkiye’nin de -Allah’a şükürler olsun- her yerde Türk kültürünü, tarihini, medeniyetini birinci elden ve doğru ağızdan anlatan bir kurumu var. Önümüzdeki yıllar içerisinde ulaşabildiğimiz her ülkede bu kültürü, bu medeniyeti, bu dili, bu tarihi doğru elden, doğru ağızdan tanıtan adımları kararlılıkla atmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bu anlamda önemli ve tarihî sayılabilecek adımlardan bir tanesi de, bize göre, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının kurulmasıdır. Yurt dışı Türkler ve akraba topluluklar, Türkiye Cumhuriyeti’nin her zaman gündeminde olmuş, Dışişleri Bakanlığı bu konularla alakalı geniş çalışmalar yürütmüş, devletimizin başkaca kurumları da bu konularla alakalı çalışmalar yürütmüş. Dağınık bir çalışma yapısı var. Başbakanlıkta da bir başbakanlık müşaviri düzeyinde bu konuların koordinesinden görevli yapılar olmuş. Ama esasında kurumsal boyutta, sadece yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, soydaşlarımız ve akrabalarımızla ilgilenen, vazifesi bu olan bir kurumsal yapı Türkiye'de maalesef kurulmamış. İşte, 2010 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen bir kanunla Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı oluşturuldu. Bu başkanlığın birinci hedefi, en önemli hedefi, dünyanın neresinde bir vatandaşımız varsa, dünyanın neresinde bir soydaşımız varsa, dünyanın neresinde bir akrabamız varsa Türkiye'nin tereddütsüz onun yanında olmasıdır, onların dertlerini kendine dert edinmesidir, onların sorunlarına çözümler üretme noktasında eğer Türkiye'nin içinde çözümler gerekiyorsa Türk Hükûmeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi nezdinde bu çözümleri hayata geçirmektir. Eğer yaşanılan ülkelerin hükûmetleri tarafından, meclisleri tarafından, diğer yönetim birimleri tarafından çözümler gerekiyorsa o zaman da bu çözümleri ikili görüşmelerle, hükûmetler arası görüşmelerle gündeme getirmek ve ilgili ülkeler nezdinde çözümünü sağlamaktır. Vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın, akrabalarımızın nerede olurlarsa olsunlar arkasında 76 milyonluk nüfusuyla, güçlü bir ekonomi ve devlet yapısıyla büyük Türkiye'nin olduğunu her zaman hissetmelerini ve her zaman o gücü arkalarında görmelerini, yanlarında bulmalarını, önlerinde görmelerini sağlamaktır.

Bu anlamda, Yurtdışı Türkler ve Akraba  Topluluklar Başkanlığı, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın eğitim sorunlarından tutun, Türkçeyi öğrenme sorunlarına, yaşadıkları ülkenin dilini öğrenme sorunlarına, istihdamda karşılaştıkları ayrımcılıklara, din konusunda yaşadıkları sıkıntılara, İslamofobya, ayrımcılık, ırkçılık ve benzeri her alanda yaşadıkları sorunlara karşı ortak akıldan hareketle herkesin kabul edebileceği doğru çözümler üretmek ve birlikte yaşama kültürünün yaşanılan ülkelerde geliştirilmesine katkı sağlamak anlamında önemli çalışmalar yapıyor ve öte yandan, STK’larla ilgili de iş birlikleri geliştiriyoruz.

Bugün yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın ve akrabalarımızın kurduğu yüzlerce STK var. Bu STK’lar arasında ciddi bir koordinasyon eksikliği de ortada. STK’ların birlikte ortak sorunlara ortak mücadele bilinçlerini geliştirme noktasında STK’larla ilgili kapasite artırım çalışmalarını ve STK’ların birlikte hareket etme kabiliyetlerini geliştirme konusunda da önemli adımlar atıyoruz. Görüştüğümüz STK’lara aynı şeyleri söylüyoruz, hangi STK’da neyi söylüyorsak, öbüründe de aynı şeyi söylüyoruz.

Ben, buradan, yüce Meclisin çatısı altından bir kez daha bu konudaki düşüncemizi paylaşmak ve buradan da dile getirmek istiyorum. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ortaya koydukları STK’lar gerçekten başarılı örgütlenmeler. Yıllar yılı her siyasetin orada rengini taşıyan STK’larımız oldu, olmaya da devam edecektir. Ama, STK’larımız Türkiye’yi kurtarmak, Türkiye’de kendi ideolojilerine uygun siyasetlerin iktidara gelmesini sağlamak, belediyelerde iktidara gelmesini sağlamak için emek verirken, mücadele verirken, yaşadıkları ülkelerde kendi evlatlarımızın geleceğini tehlikeye sokmak gibi bir durumla da karşı karşıya kalmış durumdayız. Onun için biz diyoruz ki: STK’ların farklı siyasal yaklaşımları olabilir. O yaklaşımları Türkiye’de temsil eden partiler var, onlar zaten çalışıyorlar, çalışacaklar. Oy vakti vatandaşlarımız diledikleri partiye oy verebilirler, onunla uğraşabilirler. Ama, bizim, Almanya’da, Fransa’da, Avusturya’da, Hollanda’da istihdam konusunda bize karşı uygulanan ayrımcılık varsa hep beraber bu ayrımcılığa karşı ortak mücadele etmemiz lazım. Eğitimde çocuklarımızın başarısız olması için yapılan subjektif uygulamalar varsa bunun karşısında beraber mücadele etmemiz lazım. Siyasal katılım konusunda sorunlarımız varsa bununla ilgili birlikte mücadele etmek lazım. İnsan hakları konusunda dünya kadar hak ihlalleri yaşanıyorsa, varsa, bu hak ihlallerini ortadan kaldırmak için Türk STK’lar nerede olursa olsun birlikte bir iş birliği ve dayanışma içerisinde olmalı, olmak zorunda. Birbiriyle rekabet eden, birbirinden üye çalma gayreti içerisinde olan veya birbirine husumet besleyen anlayışlarla yol yürüdüğümüz takdirde bunun ne bize ne temsil ettiğimiz insanlara hiçbir faydası yok. Onun için, beraber, ortak sorunlarla mücadele edeceğiz; beraber, yaşanılan sorunlara karşı omuz omuza vereceğiz. Ve birlikte olduğumuzda, yaşanılan her ülkede güç ve kuvvet sahibi olacağımız, pek çok imkânların insanlarımızın lehine olumlu anlamda değişeceği de çok aşikârdır. Bu anlamda da Türk STK’larında önemli değişmeler olduğunu görüyoruz. Ben bu vesileyle bütün STK’lara, onların başkanlarına, yönetimlerine ve üyelerine teşekkür ediyorum çünkü sorunlara karşı birlikte mücadele konusunda ortak bir anlayış, ortak bir kararlılık artık Türklerin oluşturduğu bütün STK’lar tarafından paylaşılmaya ve uygulanmaya başlandı, bundan sonra da devam edecektir.

Tabii, Türkiye bursuyla Türkiye’de okuyan öğrenciler olduğu gibi yine Türkiye’nin kendi imkânlarıyla yurt dışına gönderdiği pek çok öğrencimiz var, binlerce öğrencimiz var. Bunlarla da ilgilenen adımlar atılıyor, çalışmalar yapılıyor ve bu noktada da çabalarımız var. Yurt dışındaki, Türkiye’nin, potansiyellerini doğru tespit etmek adına nerede insanımız varsa, nerede STK, nerede bilim insanı, spor insanı, başka alanlarda yapımız varsa hepsini tespit eden bir yaklaşımın da içerisindeyiz. Nerede neyimiz var onu gören, onu bilen, ona göre politikalar ortaya koyan geniş kapsamlı çalışmaları da yürütüyoruz, yürütmeye devam edeceğiz.

Tabii, bu dönemde TİKA’da da bir yapılandırma yaptık. TİKA, başlangıçta sadece Orta Asya özelinde çalışma yapan bir yapılanmayken bunu Balkanlara doğru, daha sonra da dünyanın darda ve zorda olan bütün ülkelerine doğru yaygınlaştıran adımlar attık. TİKA, 2002 yılında Hükûmeti devraldığımızda 12 koordinasyon ofisiyle faaliyet gösterirken bugün 35 koordinasyon ofisiyle 106’dan fazla ülkede faaliyet gösterir hâle geldi. Oldukça önemli adımlar atıyoruz. Dünyanın her yerinde projeler gerçekleştiriyoruz, milletimizin yüz akı olan adımlar atıyoruz. 2011 yılında TİKA’nın çalışma yaptığı bölgelerde gerçekleştirdiği proje sayısı, sadece 2011 yılı rakamı 1.473’tür. 92’yle 2002 yılları arasında gerçekleştirilmiş proje sayısı 2.241’dir. Bugün, TİKA dünyanın her yerinde projeler gerçekleştiriyor ve bu projelerle insanımızın ve oradaki soydaşlarımızın ihtiyaçlarını gidermeye; vatandaşların, ayrıca vatandaşımız olmayan, soydaşımız olmayan, darda ve zorda olanların yardımına koşmaya devam etmektedir. Projelerin 805’i Kafkaslar ve Orta Asya, 425’i Balkanlar, 202’si ise Orta Doğu ve Afrika’dadır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Aydın, söz talebiniz var, buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Dünya Ormancılık Günü’ne ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

AK PARTİ Grubu olarak 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nü kutluyoruz.

Bilindiği üzere, dünyamızı tehdit eden en önemli unsurların başında küresel ısınma ve buna bağlı olarak da iklim değişikliği gelmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi de ormanların tahrip olmasıdır. Bugün ormanların sağladığı ölçülebilir faydalar ve fonksiyonel yararlara yeşil ekonomi denilmektedir. Ormanlar yeryüzünde yaşayan bütün canlıların yaşam destek ünitesi olarak ifade edilmektedir. FAO’nun 2012 yılında yayımlanan Dünya Ormanlarının Durumu Raporu’nda Türkiye, orman varlığını önemli miktarda artıran ülkeler arasında yer almaktadır. 1973 yılında 20.2 milyon hektar olan orman varlığımız 2004 yılında 21,1 milyon hektara, 2012 yılında ise 21,7 milyon hektar alana ulaşmıştır. Yani 1973 yılından bu tarafa orman varlığımız 1,5 milyon hektar artmıştır. Son on yılda ise fidan üretimimizi 6 kat artırmış, 2003 yılında 170 milyon fidan olan üretimimizi 2012 yılında 470 milyona çıkardık. Halkımıza 120 milyon ücretsiz fidan dağıttık.

Orman köylüsüne aktarılan kaynak 4 kat artırıldı. 2003 yılında 335 milyon TL kaynak aktarılırken 2012 yılında 1,27 milyon TL kaynak aktardık. Orman köylülerini ve orman kooperatiflerini desteklemeye devam ediyoruz. Bu kapsamda orman köylülerine, kooperatiflerine sağlanan sübvansiyonların parasal değeri 2002 yılında 92 milyon iken 2012 yılı itibarıyla 225 liraya çıkmıştır.

Bu vesileyle 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nün hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Sayın Yılmaz ve Sayın Atalay, söz talepleriniz var ama gündem dışı konuşmalarda benim uygulamam belli, söz veremiyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, Kars'ta sağlık hizmetleri alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/547)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kars'ta sağlık hizmetleri alanında yaşanan sıkıntıların tespit edilerek, halkın bu konuda yaşadığı mağduriyetin giderilmesi, sağlık kurumlarının eksiksiz ve kaliteli hizmet vermesi için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz. .

Gerekçe:

Kars, sağlık hizmetleri alanında sorunların en fazla yaşandığı illerden biridir. Sağlık kurumlarının fiziki donanım eksikliği, doktor ve sağlık personelinin yetersizliği temel sorunların başında gelmektedir. Bundan yirmi otuz yıl önce Kars iline çevre illerden hasta getirilirken, bugün             Kars-Erzurum şehirler arası otobüs hattı, yalnızca hasta taşır duruma gelmiştir. İlde hizmet veren devlet hastanesi ve diğer sağlık kurumlarında tıbbi cihazların çoğu mevcut değildir. Hastalar hafif rahatsızlıkları dışında çoğu zaman Erzurum başta olmak üzere başka illere sevk edilmektedir. Kış mevsiminin uzun ve sert geçtiği ilde, hastalar yolcu otobüsleri ile saatlerce yol gidiyor, yollarda mahsur kalıyorlar. Kars halkı bizi bu zulümden kurtarın diye feryat ediyor. Sağlıklı insanlar bile 3-4 saatlik yola zar zor katlanırken, bu durumun hastalar için nasıl bir işkenceye dönüştüğünü tahmin etmek hiç de zor değil.

Kent merkezinde hizmet veren kurumların hiçbiri tam teşekkülü hastane değildir. Kars ilinde hizmet veren Kars Devlet Hastanesinde, hastalar genellikle sıra beklemekte, ayaküstü muayene tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Branş doktorlarının ve bölümlerin ise oldukça azdır. Acil bölümündeki durum ise son derece vahimdir. Yatak sayısının oldukça az olduğu ve muayene bölümünde, hastalara ayaküstü reçete yazılıyor, hastaların çoğuna ayakta serum veriliyor. Yatak sayısı az olduğu için bazen bir yatağı iki hasta paylaşmak zorunda kalıyor, çocuklar ikişerli üçerli yatırılıyor.

Doktor sayısı yetersiz olduğundan özellikle yaygın hastalık durumlarında, doktor hastaya ayakta birkaç soru sorarak ilaç yazmakta, görüntüleme, tahlil ve benzeri tetkikler çoğu zaman yapılmamaktadır. Kent merkezi dâhil olmak üzere ilçelerin hiçbirinde tam teşekkülü hastane yoktur.

İlçelerdeki toplum sağlığı merkezlerinde öngörülen sayının altında doktor çalıştırılıyor ve aile hekimi olarak çalıştırılan doktorların tamamına yakını pratisyen hekimdir. İlçelerde doktor sayısı son derece yetersiz ve sağlık kurumlarında en basit tıbbi cihazlar bile mevcut değildir. Hastalar genelde Kars merkeze gelerek tedavi oluyor, MR, tomografi vb. tetkikler için aylar sonrasına randevu veriliyor.

Kadın sağlığına dönük sağlık hizmetleri ise son derece kısıtlıdır. Kadınların çoğu okuma yazma bilmediği ve kendilerini tek başına doktora Türkçe ifade edemedikleri için, hastalıklarını gizlemektedirler. Kadınların sağlık sorunlarına rahat bir ortamda çözüm bulabilecekleri tam teşekküllü bir kadın hastalıkları hastanesi yoktur. Çocuklar da çoğunlukla hastalıkları için Erzurum'a sevk edilmektedir. Köylerde ise durum daha ciddidir. Kars merkez ve ilçe köylerinin çoğunda toplum sağlığı merkezi yoktur. Önceden sağlık ocağı diye adlandırılan yerlerde ise doktor hiçbir dönem bulundurulmamıştır. Buralarda genelde ebeler çalıştırılmakta ancak onlar da kısa süre sonra başka illere gönderilmektedir. Köylerde yaşanan sağlık sorunları karşısında halk çaresiz kalmaktadır. Kadınların hastane ortamında doğum yapmaları çoğu zaman mümkün olmuyor. Köylerdeki sağlık ocaklarının çoğu atıl ve kapalı durumdadır. Kars ilinde daha etkin ve kaliteli sağlık hizmeti verilmesi için konunun acilen gündeme alınarak sorunlara çözüm bulunması için bir meclis araştırması açılması gerekmektedir.

1) Mülkiye Birtane                                                    (Kars)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat                                                             (Batman)

8) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                                                            (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

 

2.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 21 milletvekilinin, cezaevlerindeki ağır hasta mahkûmların durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/548)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Cezaevlerinde ağır hasta durumda bulunan mahkûmların hastalık durumlarının ve derecelerinin göz önünde bulundurularak durumlarının tespiti ve salıverilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

Gerekçe:

Adalet Bakanlığına bağlı Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürlüğü resmî verilerine göre, 2000'den 2011 yılına kadar cezaevlerinde toplam 943 hasta hükümlü ve tutuklu yaşamını yitirdi. Sadece 2010 yılında hastalık nedeniyle hayatını kaybeden tutuklu ve hükümlü sayısı 161'i buldu. 2011 yılında ise cezaevlerinde ölen tutuklu sayısı son olarak 31'i buldu.

Ceza infaz kurumlarının gerek sağlık ekibi gerekse tıbbi donanımının yetersizliği, tutsak hastaların hastaneye sevklerinde prosedürlerden kaynaklanan sorunlar, hastanelere gidiş gelişlerin eziyete dönüşmesi, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûm koğuşlarının olmaması veya yer bulunmaması ve cezaevlerindeki hasta tutsakların zamanında teşhisi ve tedavilerinin yapılamamasından dolayı tutuklu hastalarda geri dönülemez bir sağlık sorununa yol açmaktadır. AİHM teşhis ve tedavisi geç başlatılan ve haklarında yasal mevzuatın uygulanmasında gecikilen mahkûmlar için, cezaların infazını cezaevinde devam edilmesi hâlinde bu durumun işkence sayıldığı yönünde karar vermiştir. Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi ise 2010 yılında yayınladığı ve cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin sağlık koşulları ile ilgili raporunda "Cezaevi koşullarında iyi bir şekilde tedavi edilemeyecek ciddi bir hastalığı bulunanların, ağır bir sakatlığı olanların, ciddi mental hastalığı olanların ve kısa süreli ölümcül durumda olanların cezaevi koşullarında kalmaması gerektiğini" ifade etmektedir.

Türkiye cezaevlerindeki hasta tutukluların yetkili kurumlar tarafından raporlandırma ve tedavi süreçleri adeta bir işkenceye dönüştürülmekte, Adli Tıp Kurumu çoğu zaman mesleki kurallara uygun davranmak yerine siyasi tavırla hastalara yaklaşmaktadır. Adli Tıp Kurumu, ölüm döşeğinde iken özgürlüklerini bekleyen Güler Zere, Ali Çekin, İsmet Ablak ve daha birçok tutsak hakkında verdiği insani ve vicdani olmayan kararları dolayısıyla güvenirliliğini ve tarafsızlığını yitirmiştir. Antalya Cezaevi'nde ileri evre mide ve yumurtalık kanseri dolayısıyla yöneticilerin duyarsızlığı ve gerekli yasal işlemleri hasta lehine kullanmaması dolayısıyla Gülay Çetin adlı tutsak yaşamını yitirmiş, daha sonra ise Erzurum H Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan kanser hastası Mehmet Aras, mide kanaması sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmiştir. Bilirkişi ve bilirkişilik siyasal ve sosyal kaygılar taşımadan tamamen tarafsız ve bilimsel hareket etmesi gereken bağımsız kurumlar tarafından yürütülmesi gerekmektedir.

Cumhurbaşkanı'nın af yetkisinin olduğunu ve bunun yakın zamanda dört hasta mahkûm için kullandığı kamuoyunca bilinmektedir. Ancak siyasi mahkûmların bu konuda sayısız başvurusu olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı adli mahkûmları affederek mahkûmlar arasında çifte standart uygulandığı şüphesini doğurmuştur.

Ulusal ve uluslararası yasal düzenlemeler çerçevesinde sorumluluğunu yerine getirmeyen kurumlar insanlık adına suç işlemektedirler. Bir insanlık ayıbına dönüşen bu konunun çözümüne yönelik olarak, cezaevlerinde ciddi sağlık sorunu olan hükümlülerin ceza infazlarının ertelenmesi, son günlerini yaşayan mahkûmların sevenleri ve dostları ile buluşmalarının sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

 

1) Ertuğrul Kürkcü                                                    (Mersin)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat                                                             (Batman)

8) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                                                            (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

18) Erol Dora                                                           (Mardin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

 

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 21 milletvekilinin, Van depremi sonrasında diğer illere göç etmek zorunda kalan depremzedelerin durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/549)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Van'da yaşanan deprem sonrası Mersin'e göç etmek zorunda kalan depremzedelerin mevcut durumlarının tespiti, mağduriyetlerinin giderilmesi için Anayasa'nın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

Gerekçe:

23 Ekim- 9 Kasım 2011 tarihlerinde Erciş ve Van merkezinde meydana gelen deprem büyük çaplı can ve mal kaybına neden olmuştur. Hükûmetin de Van'da depreme ilişkin hem geç müdahale, yardımların dağıtımındaki eksiklikler hem de kış şartlarına uygun herhangi bir önlem almaması Vanlı depremzedelerin özellikle ikinci depremden sonra kışın ağır koşullarında yaşamalarını imkânsız hâle getirmiştir. Depremzedeler kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalarak kitlesel bir şekilde Van'ı terk etmişlerdir. Vanlı depremzede ailelerin en çok göç etmek zorunda kaldığı illerin başında Mersin gelmektedir.

Akdeniz Belediyesi bünyesinde pek çok sivil kuruluşun yer aldığı afet koordinasyon kriz masasına 14/11/2011-09/12/2011 tarihleri arasında toplam 2.180 aile (13.933 kişi) yardım talebiyle başvurmuştur. Mersin Valiliği, Van Valiliğinin gönderdiği listede yer alan 1.500 kişiyi İçişleri Bakanlığı ve 23 Nisan tesislerinde barınma imkânı sağlamaktan başka, diğer depremzedelerle yeterince ilgilenmemektedir.

Valilikçe yerleştirilen aileler tesis dışına çıkışları sorun olmaktadır. Ziyaretlerine gelen yakın dost ve akrabalarını tesislerdeki evlerine alamamaktadırlar. Ancak dış kapıda görüşmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durum depremzedeler arasında "esir kampında yaşıyoruz" söylemine neden olmaktadırlar. Ayrıca depremzede çocukların okuduğu Atakent Çok Programlı Lise ve Kapızlı Rasim İlköğretim okulundaki öğrenciler arasında "biz sizi burada istemiyoruz, okulumuzu terk edin" sözü yaygınlaşmış bu uygulama ve bu ayrımcılık söylemi daha sonra eyleme dönüşerek lisede 6 depremzede öğrencinin saldırıya uğramasının yolunu açmıştır. Okullarda "depremzede çocuklarını istemiyoruz" söylemlerinin artması depremzede ailelerin çocuklarını okullara göndermemelerine ya da tedirginlik içinde göndermelerine neden olmuştur. Kamu tesislerinde konumlandırılan aileler tesisteki görevli yöneticilerden "gelen basın kuruşlarına ve sivil toplum örgütlerine bilgi veren kişiler geri gönderilecek, ya da buradan atılacak" tehditleri aldıklarını bildirmişlerdir. Depremzede aileler tam anlamıyla yoksunluk sendromunu yaşamaktadırlar. Akdeniz Belediyesi ve kısmen kaymakamlıkların dağıttığı gıdalar tükenmiş durumdadır. Depremzedelere verilmesi gereken kira yardımı elektrik su vb. yardımlar pek çok gerekçelerle verilmemektedir. Aile reisinin SSK'lı veya BAĞ-KUR'lu olduğu gerekçesiyle yardım yapılamayacağı söylenmektedir. Mersin Valiliği ve Kaymakamlıklara başvuran aileler "Van Valiliğinin gönderdiği listelerde adınız yok size bir şey yapamayız" diyerek geri çevrilmektedirler. Van Valiliğin Mersin Valiliğine gönderdiği liste sadece 2 bin kişiyi içermektedir.

Yalnız Mersin'de değil halen Van'da kalmakta olan veya ülkenin birçok şehrine dağılmış depremzedelerin sorunları kamuoyu gündeminden düşmüştür. Ağır kış şartları altında hayatta kalma mücadelesi veren depremzedeler yardımlar azalmaya başlamış, âdeta depremzedeler kendi kaderlerine terk edilmiştir.

Bu gerekçe ile Van'da yaşanan deprem sonrası Mersin'e göç etmek zorunda kalan depremzedelerin mevcut durumlarının tespiti, mağduriyetlerinin giderilmesi için meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Ertuğrul Kürkcü                                                    (Mersin)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat                                                             (Batman)

8) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                                                            (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Demir Çelik                                                        (Muş)

19) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                                                          (Van)

21) Özdal Üçer                                                         (Van)

22) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

 

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur, önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Adana Milletvekili Turgay Develi ve 23 milletvekili tarafından TEDAŞ'ın özelleştirilmesi sürecinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yaptığı işlemlerde bir kısım yanlış uygulamalar yapıldığı ve bu uygulamalar sonucunda kamunun büyük zarara uğradığı ve Sayıştay raporlarında da belirtilen bu konuların araştırılması amacıyla 28/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 20 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 20.03.2013 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Muharrem İnce

     Yalova

Öneri: Adana Milletvekili Turgay Develi ve 23 Milletvekili tarafından, 28.02.2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "TEDAŞ'ın özelleştirilmesi sürecinde, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yaptığı işlemlerde bir kısım yanlış uygulamalar yapıldığı ve bu uygulamalar sonucunda kamunun büyük zarara uğradığı ve Sayıştay raporlarında da belirtilen bu konuların araştırılması" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (748 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 20.03.2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Turgay Develi, Adana Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum adına söz almış bulunuyorum.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Türkiye'nin Cumhuriyet Dönemi’nden bu yana hatta cumhuriyet öncesinden başlayan süreçteki biriktirdiği bütün değerleri, deyim yerindeyse, peşkeş çekercesine satarak bir anlamda ulus devletin ekonomik dayanaklarını, ayaklarını çökertmektedir. Biliyorsunuz, özelleştirme politikası ülkemizde finans kapitalin, sermaye birikimi olanların küresel finansa eklemlenmesine tekabül etmektedir. Türkiye, Cumhuriyet Dönemi boyunca hatta, daha öncesinden, Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan kurumlarıyla beraber ne kadar değer üretmişse -bütün siyasi parti iktidarları döneminde- on yıllık AK PARTİ iktidarında bütün bunların hepsi teker teker şaibeli ihalelerle, suistimal dolu ihalelerle özel sektöre dış kaynaklı ortaklarıyla beraber, değim yerindeyse, peşkeş çekilmektedir.

Bunun son örneği, TEDAŞ’ın 21 tane dağıtım şirketinin özelleştirilmesi sırasında yaşanan olaylardır. TEDAŞ’ın dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi sırasında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, önce 3046, 3096 sonra 4046 sayılı özelleştirme yasalarıyla dağıtım şirketlerini sattı. Son olarak birkaç gün önce 4-5 tanesi daha satıldı, 21 şirket tamamen elden çıkarılmış oldu. Öylesine garip olaylar yaşanıyor ki, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bu satışlarda -elde edilen Sayıştay müfettişleri raporlarına rağmen, teftiş kurulu raporlarına rağmen- ortaya çıkan usulsüzlükleri, suistimalleri devletin kurumları tespit etmiş olmasına rağmen Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bunları yok etmek için, bunları yok saymak için, yok farz etmek için, deyim yerinde ise, elli bin takla atıyor. Sadece altı ay içerisinde, herhâlde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından TEDAŞ’a ve TEDAŞ müfettişlerine gönderilen genelge sayısı, uyarı sayısı beş altıyı geçti. Teftiş kuruluna, müfettişlere, Sayıştay denetçilerine “bu yasayı şöyle yorumlayacaksınız, böyle yorumlayacaksınız” diyerek talimat vermeye çalışıyor. Güçleri yetmedi, Sayıştay denetçileri direndi, teftiş kurulu raporları yayınlandı, bunun üzerine alelacele Enerji Piyasası Kanunu’na bir madde eklenerek Sayıştayın, dolayısıyla teftiş kurulunun -incelemelerini devre dışı bırakmak için- yetkisi alındı, bundan sonra özel dağıtım şirketlerinin denetlemesini özel denetleme şirketlerine havale ettiler. Yani ortada duran suistimalleri, ortada duran usulsüzlükleri, tespit edilen usulsüzlükleri başka bir teftiş kuruluna, özel denetim şirketlerine havale ederek kaybetmeye, ortadan kaldırmaya çalışıyorlar, zihniyet bu. Ortadaki vaka çok açık; 11 dağıtım şirketinin özelleştirilmesinde kes –kopyala- yapıştır, usulsüzlükler tespit edildi.

Geçen hafta Enerji Bakanı buradaydı, bütün bunları sayısıyla, tarihiyle kendisine sorduk “Bu raporları bize niye vermiyorsunuz, niye saklıyorsunuz?” dedik. “Ne istediyseniz vereceğim, bütün belgeleri açıklayacağım.” demesine rağmen bu konuda ağzından tek kelime çıkmadı. Şimdi huzurunuzda bir daha yeniliyorum: Teftiş kurulunun Meram ve Fırat Elektrikle ilgili olarak hazırladığı rapor, KİT Komisyonu tarafından istenmesine rağmen -ben orada istememe rağmen- verilmedi. Şimdi halkın huzurunda, sizlerin huzurunda Enerji Bakanlığından bu tespit edilen raporları bana vermesini ve bunların açık olarak, kamuya açık olarak denetlenmesini istiyorum. Eğer gizleyecek bir şeyiniz yoksa, saklayacak bir şeyiniz yoksa verin bu raporları. Özel denetim şirketlerine işi havale ederek buharlaştırmanıza izin vermeyeceğiz. Bu özelleştirme hikâyeleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin özelleştirme yalanları kamuoyu tarafından, halkın gerçek gündemi tartıştırılmadığı için yeteri kadar izlenemiyor.

Arkadaşlar, geçtiğimiz hafta içerisinde Devlet Demiryollarının bir anlamda özelleştirilmesi, önümüzdeki günlerde de PTT’nin anonim şirkete dönüştürülerek, bir süre sonra yine Özelleştirme İdaresine devredilerek nasıl ortadan kaldırıldığına hep beraber tanıklık edeceğiz. Adalet ve Kalkınma Partisi küresel sermayenin Türkiye’deki taşeronluğunu yapıyor. Devletin biriktirdiği, milletin biriktirdiği bütün değerleri başta TEK’i, sonra TELEKOM’u, şimdi TEDAŞ’ı, yarın PTT’yi, daha sonra Devlet Demiryollarını özelleştiriyor, satıyor ve bunları yaparken de yakalanıyor; bunları yapan devlet memurlarının, kamu kurum yöneticilerinin, siyasetçilerin iş birliğiyle yapılan usulsüzlükleri de gizlemeye, saklamaya, örtmeye çalışıyor. Bu millet, bu devlet, bu ulus ne kadar değer biriktirmişse AK PARTİ döneminde talan ediliyor. Bunları söylediğimiz zaman da “CHP’nin zihniyeti bu, CHP’nin zihniyeti belli. Bu ülkeye bir çivi çakmadınız. Niye konuşuyorsunuz?” diyorlar. Asıl AK PARTİ’nin siyaseten cibilliyetsizliğinin, soysuzluğunun, bir kanıtı olarak bu belgeler ortada duruyor.

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Sana yakışır!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bir dakika, bir dakika…

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Siyaseten bu belgelerin açık olarak milletin önünde tartışılması, mahkemeye gitmesi ve sorumluların yargılanması gerekiyor. Özelleştirme, özelleştirme hukuku…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Ne demek cibilliyetsiz?

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Böyle bir usul var mı ya?

BAŞKAN – Sayın Develi, İç Tüzük 67’nci madde gereğince uyarıyorum. Lütfen temiz bir dille konuşun, lütfen.

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Siyaseten cibilliyetsizliğin ne anlama geldiğini sizler de biliyorsunuz, bizler de biliyoruz. Bırakın bu işleri, bırakın bu işleri.

Şimdi, özelleştirme” adı altında PTT’de işçileri güvencesiz hâle bırakarak...

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sen önce cibilliyetini öğren!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakan bize dedi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aynen öyle dedi.

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Ben Başbakanın sözlerini aktardım arkadaşlar, Başbakanınızın sözlerini aktardım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İade ediyoruz, o kadar.

TURGAY DEVELİ (Devamla) – Yine kibarlaştım ben. “Cibilliyetsiz.” demedim, “Siyaseten cibilliyetsizsiniz.” dedim. Bu, Başbakanınızın sözleri. Bırakın bunları.

Özelleştirme yalanları adı altında bir de işçilerin güvencesiz bırakılması var. Türkiye’de sendikacılığı bitiren, örgütlü mücadeleyi bitiren, sermaye piyasasının bir taşeronu olan Adalet ve Kalkınma Partisi, şimdi, Türkiye’de ne kadar örgütlü güç varsa, ne kadar devletin sağlam kurumu varsa bunları, içindeki çalışanlarıyla beraber, emekçileriyle beraber önce anonim şirkete dönüştürecek, daha sonra da dönecek, bunları Özelleştirme İdaresi Başkanlığına devredecek ve Türkiye’nin en değerli kurumlarının başında olan, en kârlı kurumlarının başında olan, 35 bin, 40 bin çalışanı olan ve geleceği çok parlak olan PTT’yi de peşkeş çekerek sermayenin, kendi sermayesinin ellerine teslim edecek. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da tüm bu işlem ve uygulamaların tetikçiliğini yapıyor. Hiçbir ihalesinde temiz bir şey yok. Yaptığı bütün işleri de yakalandığı zaman, müfettişler tarafından, Sayıştay denetçileri tarafından yakalandığı zaman da kanun çıkartarak, baskı yaparak bunları gündemden düşürmeye, saklamaya çalışıyor.

Bu nedenle, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı hakkında yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı Meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz. Bunlar, halkın önünde açıkça tartışılsın, konuşulsun. Adalet ve Kalkınma Partisinin bu uygulamalarının vatandaşlar tarafından net olarak görülmesini istiyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Nihat Zeybekci, Denizli Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, o sözleri daha önce Sayın Başbakan kullanmıştı, onu da temiz bir dille uyarmış oldunuz mu böylece?

BAŞKAN - Efendim, beni ilgilendiren Meclis kürsüsünden konuşulan sözlerdir. Her sayın genel başkanın konuşması kendisini ilgilendirir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz sadece milletvekilleriyle ilgileniyorsunuz.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkanım, çok saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biraz sataşmak istiyorum ama gelmiyorsunuz.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – …TEDAŞ’ın özelleştirilmesiyle ilgili vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada sözlerime başlamadan önce, dün Ankara’da iki ayrı yerde yaşanan maalesef bir dönemin karanlıklar prenslerinin, bir dönemin karanlık güçlerinin son çırpınışları olduğuna inandığımız eylemlerini Türk siyaseti adına burada kınıyor, inşallah bunların son çırpınışları olduğuna inanıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada konuşulması gereken, burada tartışılması gereken… TEDAŞ’ın özelleştirilmesiyle ilgili uygulamalarda yapılan prosedürlerin, yapılan işlemlerin özelleştirme sırasındaki adımların doğru mu, yanlış mı olduğunun tartışılacağı yer tabii ki Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu ülkede siyasetin en yüce kurumudur, siyasetin en kutsal kurumudur; milletin iradesinin konuşulduğu, tartışıldığı ve her şeyin konuşulup tartışıldığı en yüce kurumdur. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasetçiler, bütün siyasi parti mensupları dâhil olmak üzere en güvenilir insanlardır.

Burada, maalesef, Meclisin bu kutsal kürsüsünde, milletin bu güzel kürsüsünde çıkan bir milletvekilinin -bundan kısa bir süre önce- bundan yaklaşık iki hafta önce kamu çalışanlarının namuslu olduğu, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasetçilerin namussuz olduğu yönündeki sözlerini çok üzüntüyle gördük.

Burada sözlerimin başında dile getirdiğim gibi, “Özelleştirme yapılmalı mı, yapılmamalı mı?” Türkiye Büyük Millet Meclisinin iştigal konusudur.

Özelleştirme gibi bir kurumla, özelleştirme gibi bir mantıkla yapılmaya çalışılan şudur: Bildiğiniz gibi Türkiye’de -buna atasözü demek kesinlikle mümkün değildir, bunu doğru bir söz olarak görmek de mümkün değildir ama söylenir- “Devletin malı deniz, yemeyen domuz.” derler. Eğer bir şey devlete aitse, bu ülkede yaşayan herkese, bu ülkede yaşayan niyeti bozuk olan herkese bunu çalmak, bunu çırpmak, bunu suistimal etmek, bunu birilerine peşkeş çekmek de normal hâle getirir.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Niye normal olsun!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Bakın, değerli milletvekilleri, Türkiye’de devletin arabası yoktur, devletin binası yoktur, devletin parası yoktur, devletin arazisi yoktur, devletin memuru yoktur; her şey millete aittir. Böyle dersek, “Her şey millete ait.” dersek, o zaman milletin kendi menfaatlerine sahip çıkma yeri de Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Doğru. İktidardasınız.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Yani devletin, eğer “devletin” derseniz, eğer devlet gibi bir soyut kimliğe verirseniz bazı şeyleri, onun için de bu yanlış söz yer bulmuş olur.

Ben size şunları söyleyeceğim: Hepiniz hemen hemen ticaretten gelirsiniz. Hepiniz ticaretin nasıl yapıldığını da gayet iyi bilirsiniz. Eğer özel sektörde olsaydı bu işlemler, bir şirket diğer bir şirkete talip olsaydı, o şirketi satın alan şirket, şirketi borçlarıyla, alacaklarıyla, geçmişteki tüm taahhütleriyle ve gelecekle ilgili üzerine aldığı tüm yükümlülükleriyle satın alır. Dolayısıyla TEDAŞ’ın özelleştirmelerinde, TEDAŞ’ın yapmış olduğu bu uygulamalar da özel kanuna tabidir. Neyin özelleştirme anından, yani devrin gerçekleştiği andan itibaren alan şirkete bırakılacağı, neyin birikmiş olarak havuzdaki, banka hesaplarındaki, bayilerinde, yani TEDAŞ olarak o güne kadar elektrik sattığı, hizmet sattığı insanlardaki alacakların, neyin kime ait olduğu gayet açık şekilde tarif edilmiştir ve bütün devirlerde yaklaşık olarak 12 milyar 700 milyon dolarlık bir özelleştirme işlemi yapılmıştır. 2008’in yedinci ayından bugüne kadar olan süreçte bütün devir işlemleri de bu şekilde yapılmıştır. Kimin neye sahip olması gerektiği, gecikme faizleri, vergi gelirleri, şirket alacaklarının ne kadarının TEDAŞ’a yani hazineye devredileceği belirlenmiştir. Eğer burada yapılması gereken bir şey varsa, burada olması gereken bir uygulama varsa, yanlış bir şey varsa -ki insan yanlış yapar, insan suistimal edebilir, bazı şeyler ıskalanabilir, atlanabilir- Türkiye Büyük Millet Meclisinde tabii ki -sözlerimin başında dediğim gibi- her şey dile gelmeli ama bunun yeri de suç duyurusuyla ilgili kurumlar tarafından buna el konması…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayıştay denetimini kaldırdınız kardeşim!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - …ve onlar tarafından da gereğinin yapılmasıdır. Sayıştay raporları varsa…

TURGAY DEVELİ (Adana) – Raporları saklıyorsunuz mesele o zaten.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - …ki bununla ilgili Sayıştay raporları da kesinlikle vardır, Sayıştay raporları da asla ve asla ortadan kaldırılamaz, Türkiye’de hiçbir şey ortadan kaldırılamaz.

TURGAY DEVELİ ( Adana) – Doğru!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - En gizli oturumlar dâhil Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, burada yapılan her şey günü geldiğinde ortaya çıkıyor.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) –Hepsi çıkacak.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - O sebepledir ki bunların hepsi yerine getiriliyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hesap vereceksiniz tek tek!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Bakın, asıl niyet nedir biliyor musunuz? “Biz olsaydık neler yapmazdık.” zihniyetiyle yola çıktıkları için, “Biz oralarda olsaydık, biz bu kurumların başında olsaydık…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Doğru, sizin yaptığınızı yapmazdık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kesinlikle sizin yaptığınızı yapmazdık.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) -  …biz Karayollarının, TEDAŞ’ın, Enerji Bakanlığının, biz bunların başında olsaydık neler neler yapmazdık.” hayaliyle, rüyasıyla haraket ettikleri için, “Biz olsaydık bunu nasıl götürürdük.” diye hayal ettikleri için hep böyle yaparlar.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sizin götürdüğünüz gibi olmadığı kesin!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Ben bunun içinden geliyorum. Biz bunun içinden geliyoruz. Bakın, yedi yıl belediye başkanlığı yaptık, yedi yıl belediye başkanlığında temizlik işleri, taşıma, ulaşım gibi bütün işlemlerimizi de özelleştirerek geldik. Allah’a şükür ellerinizde her türlü belge var, yeterince de elemanlarınız var. Hakkımızda açılmış olan bir tek bile dava yoktur, hakkımızda tutulmuş olan -Sayıştay denetimleri geçirdik, mülkiye denetimleri geçirdik, yerel yönetimler denetimleri geçirdik- bir tek bile olumsuz rapor yoktur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olan savcıyı da ihraç ediyorsunuz.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Olsaydı ne yapardınız? Bu dünyayı dar ederdiniz.

Bakın, ben şunu söyleyeyim size: Bu kavga yani yapılmaya çalışılan buradaki asıl mesele hasret, hasret çekiyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Biz zamanında böyle yaptığımız için…” Hani var ya, iki kör oturmuşlar, zeytin yerken biri diğerine “Niye 2 tane yiyorsun?” demiş. “Nereden gördün?” demiş. “Ben öyle yapıyorum da.” demiş.

Siz zamanında  böyle yaptığınız için, siz zamanında bu uygulamaları çok iyi bildiğiniz için, siz zamanında, bakın, bu kürsüleri paylaştığınız gibi, siz KİT’leri paylaştınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne yaptık zamanında yahu? Söylesene ne yaptık zamanında?

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Siz kamu bankalarını paylaştınız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kamu bankalarını Anavatana, Doğru Yola soracaksın.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Siz koalisyonlar döneminde, bakanlıklar pazarlıklarında, hangi bakanlığa hangi kamu kurumu bağlanacak, hangi bakanlığa hangi banka paylaşılacak, o bakanlığın başına kim geçecek…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz satın diye yaptık!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) -  …nasıl paylaşılacak, nasıl peşkeş çekilecek, bunları siz çok iyi bilirsiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Boşuna uğraşma!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Onları çok iyi bildiğiniz için de bizi öyle zannediyorsunuz. Bizden bunu bulamazsınız, bizden ahlaksızlık bulamazsınız, bizden hırsızlık bulamazsınız, bizden namussuzluk bulamazsınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yahu, boş ver! Sen kendi işine bak. Yarın hangi partiye gideceğini düşün.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Ne varsa hepsi sizdedir. Geçmişinize bakın, hepsini de görürsünüz.

Kamu kurumlarında bu memleketi nasıl inim inim inlettiğini siz bilirsiniz. Bu memleket, bu millet, benim ecdadım, benim atam, benim anam, benim babam, benim dedem, kaput bezlerini karaborsalardan nasıl aldığını gayet iyi bilir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yahu, savaş…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yuh be!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Şeker tahsislerini nasıl aldığını bilir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin baban kümeste saklanıyordu, kümeste. Başbakan öyle dedi. “Bizim babalarımız kümeste saklanıyordu.” dedi.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Ama onları ilçe başkanlarına nasıl verip de, il başkanlarına nasıl verip de, parayla sattıklarını da… Yaşıyorlar, hâlâ onlar ölmediler, onlar biliyorlar bunları.

Bakın, Sümerbank tahsislerinin nasıl olduğunu, Demir Çelik tahsislerinin nasıl olduğunu, bunların hepsini en iyi bilen sizlersiniz.

Biz, kamunun elinde stratejik önemi olmayan, savunma ve millî menfaat dâhilinde olmayan her şeyi özelleştireceğiz, her şey millete ait olacak. Sizin savaş döneminizin olmadığını da biliyoruz biz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Adını bile alamazdın, adını. Yoksa “George” olacaktın, “Tommy” olacaktın.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Ben size şunu söyleyeyim: Rahmetli Özal’la -ilk hatırladığımız siyasi tartışmalardan bir tanesiydi- rahmetli Necdet Calp ilk defa televizyona çıktılar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – “Rahmetli Özal” diyorsun, “banka yolsuzluğu” diyorsun be!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Rahmetli Özal diyordu ki: “Boğaz Köprüsü’nün gelirlerini satacağım.” Necdet Calp da diyordu ki: “Sattırmayacağım.” Satacağız ve satmaya da devam edeceğiz, millete de hesabımızı vereceğiz, millete gideceğiz, millet bizden hesap soracak, her seçimde de geleceğiz buraya yüzde 50’yle, yüzde 55’le; siz de böyle kısır muhalefetinize devam edeceksiniz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Her şeyi satarken vatanı da satmayın ha!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Ben bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sataşma falan değil, sataşmaya ayrıca cevap vereceğim ama cümle aynen şöyle -hemen gelsin özür dilesin- “Namussuzluk sizde.” dedi. Bu cümle için gelip özür dilemezse… Onu bekliyorum. Önce gelsin, “Namussuzluk sizde.” lafını bir düzeltsin.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – “Bizde iddia ettiğiniz varsa o namussuzluk sizde.” dedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Namussuz sensin!

BAŞKAN – Lütfen… Sayın İnce, lütfen ama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Düzeltmezsen…

BAŞKAN – Lütfen, Sayın İnce…

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Şahsi olarak kimseye söylemedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Onu gel, düzelt!

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bizde iddia edildiği için söylüyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Onu düzelt! Onu düzelteceksin!

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Eğer namussuz arıyorsa, bunu bana söyleyen vatandaş kendisine baksın. (CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Namussuz sensin! Sana iade ediyorum.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bana “namussuz” diyen kendine baksın!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.36

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Buyurun Sayın Aydın.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, CHP grup önerisinin görüşmeleri sırasında, Meclis çalışmalarında uygun bir dil ve üslup kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Bir önceki oturumda, tabii, hiç hoş olmayacak birtakım ifadeler ve birtakım girişimlerde bulunuldu. Bir defa, AK PARTİ Grubu olarak burada biz Meclisi hep birlikte, iktidarıyla muhalefetiyle, uygun bir üslup, uygun bir dille çalıştırmak durumundayız. Milletin bizden beklediği kanunları, tasarıları burada tabii ki görüşeceğiz ve bu görüşmeler esnasında muhalefet en ağır eleştirilerini de yapmak durumunda. Eleştirilerini yapacak ve biz de iktidar olarak bu eleştirileri tabii ki saygıyla karşılayacağız ama eleştiri, en katı şekliyle de olsa eleştiri dozunda kalması gerekiyor. Hiç kimsenin hiç kimseye hakaret etmek gibi bir hakkı, bir lüksü yok. Hele ki fiili bir durumlara kalkışmanın hiç doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. Kimsenin kimseyle, haysiyetiyle, şerefiyle, namusuyla, soyuyla sopuyla uğraşmaya hakkı yoktur, bu doğru bir şey değildir. Bu üsluba hepimizin dikkat etmesi lazım, iktidar-muhalefet hep birlikte, burada bu kanunları görüşürken, en ağır eleştiriler dahi olsa, karşılıklı anlayış içerisinde bunu saygıyla karşılamak durumundayız ama lütfen, hem iktidar milletvekillerine hem muhalefet milletvekillerine ortak bir çağrımızdır, hepimiz birlikte burada millet adına iş yapıyoruz, millet adına iş yaparken de milletin bizden beklediği usul dairesinde, üslup dairesinde inşallah bu süreci götürelim. Bizler tabii ki eleştirileri karşılamaya, saygıyla karşılamaya hazırız, her zaman da ifade ettik.

Yine, biz eleştirileri karşılarken de karşılıklı hakaret yapma hakkına bizler de sahip değiliz, muhalefet de sahip değil. Bu manada hakikaten, arkadaşlarımızdan özel istirhamım, uygun bir dille, uygun bir üslupla ifadelerini kullanması, deminki her iki ifadeyi de tasvip etmediğimizi ifade etmek istiyorum. Hem “cibilliyetsiz” ve özellikle “soysuzluk” ifadelerini hem de yine namus kavramıyla ilişkin olarak hiç kimsenin, hiç kimsenin soyunu sopunu, namusunu ölçecek durumu da yok. Bu konuları doğru bulmadığımı ifade ediyorum. Bundan sonraki süreçte de hepimizin ifadelerimize, üslubumuza dikkat etmesi gerektiği kanaatiyle, saygıyla teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın İnce.

 

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, CHP grup önerisinin görüşmeleri sırasında, Meclis çalışmalarında uygun bir dil ve üslup kullanılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Grubumuzun üyesi, Sayın Develi’nin “siyasi cibilliyetsizlik” lafında bir sakınca görmüyorum ancak “soysuzluk” lafını doğru bulmuyorum. Ne yazık ki grup başkan vekili olarak bunları düzeltmek Sayın Ahmet Aydın’la bana düştü.

Tabii ki AKP Grubunun üyesinin “namussuzluk sizde” lafını ona aynen iade ediyorum, hatta zekâtıyla birlikte iade ediyorum. Fiziki saldırıları ise asla doğru bulmuyorum. Birbirimizi eleştirelim, birbirimizi en sert şekilde eleştirelim ama soyumuza sopumuza, namusumuza laf etmeyelim. Herkesin soyu sopu, namusu kendinedir. Bu konularda daha dikkatli bir dil kullanılmasını, ben ki on bir yıldır bu Mecliste en sert eleştirilere maruz kalmış ve en sert eleştirileri yapmış birisi olarak, bu konularda bütün milletvekillerinin daha dikkatli bir dil kullanması gerektiğini düşünüyorum.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Adana Milletvekili Turgay Develi ve 23 milletvekili tarafından TEDAŞ'ın özelleştirilmesi sürecinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yaptığı işlemlerde bir kısım yanlış uygulamalar yapıldığı ve bu uygulamalar sonucunda kamunun büyük zarara uğradığı ve Sayıştay raporlarında da belirtilen bu konuların araştırılması amacıyla 28/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 20 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun TEDAŞ’ın özelleştirilmesi sürecinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan bazı usulsüz işlemlerin araştırılması hakkında vermiş olduğu önerge üzerinde lehinde söz aldım. Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce yaşanan tatsız ifadelerin gerçekten Meclisimize yakışmadığını ben de bu kürsüden ifade ederek sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, özelleştirme ile ilgili süreç 2003 yılında hızlandı. Özellikle TEDAŞ’la ilgili yani Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ’nin elektrik dağıtım bölgeleriyle ilgili özelleştirme süreci 2008 yılından itibaren hız kazandı.

Şimdi, TEDAŞ’ın 2000 yılından 2011 yılına kadar dağıtım bölgelerindeki kayıp kaçak oranları gözden geçirildiğinde -bu özelleştirmelerin hızlandığı 2008 yılına kadar- 2000 yılında yüzde 21,6 oranında olan kayıp kaçak oranlarının 2008 yılında yüzde 14,4’e düştüğünü ve özelleştirmenin hızlanmasıyla birlikte bu kayıp kaçak oranlarının da hızla yükseldiğini önce tespit ederek TEDAŞ’ın resmî rakamlarından sizlerle paylaşmak istiyorum.

2008’de 14,4 olan kayıp kaçak oranı, 2009’da 15,6; 2010’da 15,7; 2011’de de 16,8 olarak TEDAŞ raporlarında yer almaktadır. Ancak ilginçtir, aynı değerlere ilişkin, Maliye Bakanlığının verdiğimiz soru önergelerine cevaben gönderdiği resmî belgelerde bu oranların daha yüksek olduğu göze çarpmaktadır. Örneğin, 2008 yılında 14,4 -aynı rakam- 2009 yılında, Maliye Bakanlığı kayıtlarına göre, gerçekleşen kayıp kaçak oranı yüzde 17,71; TEDAŞ’ın raporunda yüzde 15,6. Dolayısıyla, yüzde 2’ye yakın bir gizleme ya da örtme olduğunu ifade etmek istiyorum. 2008 yılında bu kayıp kaçak oranına karşılık gelen kayıp kaçak enerji miktarı 22,5 milyar kilovatsaat, 2011 yılında -resmî rakamlara göre söylüyorum- yüzde 17 oranındaki kayıp kaçağa karşılık gelen kayıp kaçak enerji miktarının da yaklaşık 35-40 milyar kilovatsaat olduğu ve bunun da parasal karşılığının örneğin, 2008’de 4,5 milyar TL iken, 2009’da 5,1 milyar TL, bugünkü rakamlarla ise yaklaşık 10 milyar TL dolayında olduğunu söylersek bu konunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha paylaşmış oluruz. Dolayısıyla, bu konularda yaşanan her türlü olumsuzluk, ihmal, usulsüzlük ya da yolsuzluk kim tarafından yapılırsa yapılsın, ne zaman, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, mutlaka üzerine gidip araştırmak ve buna çözüm bulmak bu yüce Meclisin görevidir. Bu nedenle, bu önergeyi yerinde bir önerge olarak buluyor ve önergenin lehinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, yine TEDAŞ’ın kendi resmî raporlarına göre, şu ana kadar özelleşmiş 13 şirket ve özelleştirme süreci devam eden 8 şirketin toplamı dikkate alındığında, bugün için vatandaşımıza yansıyan elektrik fiyatının örneğin meskenlerde perakende satış tarifesi 20,46 kuruş olan bir elektrik enerjisinin, kayıp kaçak, Enerji Fonu, TRT payı, perakende satış hizmetleri, dağıtım hizmetleri, iletim bedeli, KDV gibi ilave vergiler de üzerine konduğunda 20,46 kuruştan 35,70 kuruşa; aynı şekilde, sanayi tesislerinde 17,77 kuruş olan perakende satış tarifesinin de yine biraz önce saydığım ek ödemeler dikkate alındığında, 27,75 kuruşa yükseldiğini sizlerle paylaştıktan sonra, bu yapılan usulsüzlüklerin, yolsuzlukların, hataların, yanlışların, adam kayırmanın bedelinin 76 milyon Türk vatandaşı tarafından ödendiğini ve bunun da faturasına bu şekilde yansıdığını ifade etmek istiyorum.

Oran olarak söylersek: 100 TL’lik ödemenin aslında gerçek bedeli meskenlerde 57,3 TL, sanayi kuruluşlarında da 64 TL olmaktadır. Onun üzerindeki ödemelerin tamamı, işte bu, hepimizin zaman zaman dile getirdiğimiz ve çözümü için arayışta bulunduğumuz diğer konularla ilgilidir. Bu, vatandaşın sırtına yüklenen ek ödemedir.

Değerli milletvekilleri, bu konuyla ilgili eleştirileri ya da önerileri, devletin resmî, ilgili denetim kurumunun raporundan sizlerle paylaşmak istiyorum. Elimdeki rapor 2011 yılı TEDAŞ Raporu, Sayıştayın raporu. Sayıştay raporunun “Öneriler” bölümünde, söz konusu araştırma önergesine de konu olan birkaç maddeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Birincisi: Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Başkanlığının 13/6/2012 tarihli yazılarına istinaden, özel sektöre devredilen Başkent, Sakarya, Osmangazi, Çamlıbel, Uludağ, Çoruh, Yeşilırmak ve Trakya dağıtım şirketlerinin devir anındaki hazır değerlerinin yani kasa ve banka mevcutları dâhil tespitinin yapılması ve kurum zararı yönünden Sayıştay Başkanlığınca TEDAŞ Genel Müdürlüğünden istenen incelemenin bir an evvel yapılması öneriliyor. Bu kapsamda, Meram Elektrik Dağıtım AŞ’nin 2009 yılı denetim raporunda yer alan, Ağustos ve Ekim 2009 aylarına göre, Eylül 2009 ayında okunan endeks sayısının fazla oranda düşürülmesinin ve yine bu aylarda tahakkuk iptal tutarının fazla olmasının sonuçları itibarıyla alıcı şirkete kaynak aktarılmış olarak değerlendirildiğinden, belirtilen hususların TEDAŞ Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığınca incelenmesi ve soruşturulması.”

Değerli milletvekilleri, bu rakam az bir rakam değil. 30 Eylül 2009 tarihli banka hesaplarında yoldaki paralar dâhil 14 milyon 885 bin 242 TL bulunduğu hâlde, TEDAŞ Genel Müdürlüğüne 4 milyon 435 bin 574 TL olarak bildirilmiş; ayrıca, devir bilançosundan sonra on iki gün içerisinde bankadaki para tutarının 30 milyon 280 bin 29 TL’ye çıktığı tespit edilmiş. Kim tespit etmiş? Sayıştay denetçileri. Yani, vatandaşa satarken “Bankada 4,4 milyon TL var.” deniyor, gerçekte para 14 milyon 800 TL, on iki gün sonra bu para 30 milyon TL’ye çıkıyor.

Değerli milletvekilleri, bunun araştırılmayacak nesi var? Bu para devletin elinden milletin cebine falan gitmedi. Biraz önce değerli milletvekili ifade etti, “Devletin malını millete satıyoruz.” dedi, “Satacağız.” dedi de bu, millet değil değerli milletvekilleri; bu, milletin içerisindeki bir bireyin nasıl zengin edildiğinin resmî kayıtlara geçmiş bir ifadesi.

Buna benzer yine Fırat Elektrik Dağıtım AŞ ile ilgili, diğer taraftan, Menderes EDAŞ ile Göksu EDAŞ bölgelerindeki şirketlerle ilgili usulsüzlükler Sayıştay raporlarında var. Yine, teknik kayıpları azaltmak amacıyla 2011 yılında ciddi anlamda rakamlarda tahrifat yapıldığı burada var. Bunların araştırılması gerekiyor. Bunların araştırılması demek, vatandaşın cebinden çıkacak paranın azalması, vatandaşın cebinde kalması demek.

Diğer taraftan, yine, TEDAŞ özelleştirmelerinde mağdur edilen personelin sıkıntıları bu raporda yer almış. SGK ödemelerinde eksik göstermeler, bazı çalışanların haksız yere görev yerlerinin değiştirilmesi ve benzeri gibi birçok konu var.

Hiç uzağa gitmeyelim, sadece devletin raporlarına geçmiş olan usulsüzlüklerin araştırılması bile bu önergenin desteklenmesi için yeterli gerekçedir diyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle önergenin lehinde olduğumuzu belirtiyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen İsmail Güneş, Uşak Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de, CHP Grubunun TEDAŞ’ın özelleştirilmesi hakkında araştırma önergesi açılmasının aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve bizi izleyen aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki, sözlerime başlamadan önce, dün Genel Merkezimize ve Adalet Bakanlığımıza yapılan menfur saldırıyı şiddetle kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii ki Türkiye’de elektrik kullanımı ilk olarak 1902 yılında özel sektör tarafından başlamış, 1913 yılında da kamu tarafından devam ettirilmiş, esas, elektrikle ilgili yatırımlar da 1953 yılında Çukurova ve Kepez Elektrik şirketlerinin kurulmasıyla hız kazanmış.

Türkiye Elektrik Kurumu ilk defa 1970 yılında kurulmuş. Daha sonra, 1993 yılında Türkiye Elektrik Kurumu, Türkiye Elektrik Üretim ve Türkiye Elektrik Dağıtım kurumları olarak ikiye ayrılmış ve daha sonraki yıllarda Türkiye Elektrik Dağıtım Kurumu 21 bölgeye ayrılarak daha düzenli bir yapı teşkil ettirilmiş. Bundan sonra da, tabii, dağıtım şirketleri, üretim şirketleri, iletişim şirketleri birbirinden ayrılmış.

CHP grup önerisinde Sayın Turgay Bey’in iddia ettiği konulara ben daha sık değineceğim, yalnız ilk önce şunu belirtmek istiyorum: Türkiye Elektrik Kurumu 2010 yılında 1 milyar 130 milyon TL zarar etmiş. Bununla ne yapabiliriz biz? Herhâlde bir 20’ye yakın 400-500 yataklı hastane yapabiliriz. Bu kadar, yıllık bir zararımız var, Türkiye bundan oldukça zarar görmekte. Buradaki özelleştirmedeki maksat da bu zararın ortadan kaldırılmasıdır.

Biz burada Türkiye elektrik kurumlarını zaten satmıyoruz, işletme hakkını devrediyoruz. Ne zamana kadar devrediyoruz biz bunu? 2036 yılına kadar biz bunları devrediyoruz. Burada tabii “Türkiye Elektrik Kurumunun zarar etmesindeki ana sebep nedir?” derseniz, ana sebep şudur: Birincisi, kayıp kaçak oranları. 100 birim elektrik alıyorsunuz; 2000 yılında bu yüzde 21,6’larda, daha sonra yüzde 18’lerde, yüzde 17’lerde gezmekte, yaklaşık o rakamlarda dolaşmaktadır ve dolayısıyla 100 birimlik elektriğin siz 80 birimini satıyorsunuz, 20 birimi kayıp oluyor. Diğer taraftan da TEDAŞ kurumu faturalandırdığı elektriğin de tamamını yüzde 100 alamıyor, onun da yüzde 85’ini alıyor, bir de oradan kaybınız oluyor. Dolayısıyla da kamu bundan oldukça zarar ediyor.

TEDAŞ’ın işletmelerinin özelleştirilmesiyle ilgili kararlar bizim Hükûmetimiz döneminde mi alındı? Hayır, bizim Hükûmetimiz döneminde alınmadı. İlk özelleştirilen Kayseri ve İstanbul Anadolu Yakası TEDAŞ’ın özelleştirilmesi 1990 yılında yapılmıştır ve dolayısıyla da İstanbul Anadolu Yakası iptal edilmiş ve Kayseri kalmıştır. İkinci özelleştirme ne zaman yapılmıştır? İkinci özeleştirme AYDEM’in yani Aydın, Denizli ve Muğla bölgesinin özelleştirmesi yapılmıştır, 2000 yılında yapılmıştır. Buna niye ihtiyaç duyulmuştur? Çünkü, TEDAŞ tahsilatını yeterince yapamamaktadır ve kurum zarara uğratılmaktadır. Biz burada TEDAŞ’ı satmıyoruz, sadece işletme hakkını devrediyoruz.

Diğer taraftan, tabii, hükûmetlerimiz döneminde Türkiye’de elektrik üretimiyle ilgili son derece önemli adımlar atılmıştır. Biz iktidara geldiğimizde Türkiye’de kullanılan elektrik miktarı 120 gigavatken, bugün 210 gigavatsaatlere ulaşmıştır, yaklaşık yüzde 80 artmıştır ve biz 90’lı yıllarda şunu tartışıyorduk: Önümüzdeki yıllarda biz elektrik kesintileri yapacak mıyız yapmayacak mıyız? Sanayileşmemize elektrik yetecek mi yetmeyecek mi? Biz bunları tartışıyorduk. Ama biz iktidara geldikten sonra Allah’a şükür elektrik kesintisi ile ilgili herhangi bir sorunumuz olmadı. Bu çok önemli bir aşamadır diye düşünüyorum. Türkiye’de elektrik kesintilerini milletimiz tamamen unutmuştur diye düşünüyorum.

Ve hızla da yatırımlarımız artmıştır. Eskiden, 2000’li yıllarda, özel sektörün elektrik üretimi yüzde 32 iken bugün yüzde 68 oranlarına çıkmıştır. Tabii ki, elektriğimizin biz yüzde 44’ünü doğal gazdan, yüzde 24’ünü hidroelektrik santralinden, yüzde 20’sini kömürden ve diğerlerini de rüzgâr, güneş enerjisi ve diğer enerjilerden elde etmekteyiz.

Tabii, burada, biz, muhalefete baktığımız zaman şunu görüyoruz: Ya, diyorsunuz: “Biz, doğal gazdan elektrik üretimine karşıyız.” Tamam, biz de karşıyız, kömürden üretelim. Yeterli mi kömürümüz? Yeterli değil. Kömürden ürettiğimiz elektriğin yüzde 14’ünü biz linyitten üretiyoruz, yüzde 12’sini de ithal ettiğimiz kömürden üretiyoruz. Fakat, HES’lere de karşı mısınız? HES’lere karşısınız, diğer, nükleer enerjiye karşısınız. O zaman elektrik kullanmayalım diyeceğiz, böyle bir şey olamaz ki. “Her şeye karşıyız.” ama elektrik kullanmaya gelince “Elektriğin en iyisini biz kullanalım ama kesinti olmasın.” istiyoruz.

Diğer taraftan, tabii ki, bu Sayıştay tarafından TEDAŞ’ın denetlenmesinde, bu özelleştirilen firmaların kasalarında olması gereken paranın daha az gösterildiği ve bunların toplanmadığı yolunda iddiada bulunmaktasınız. Burada şu vardır: Bunlar aktifleriyle pasifleriyle tamamen TEDAŞ’a aktarılır. TEDAŞ der ki: “Tüm borçlar benim, tüm alacaklar benim.” Ve bunları TEDAŞ alır, ondan sonra… Aktif olarak işleyen bir şirket bu yani aynı hareket eden bir araba gibi. Şimdi, siz, kasaya bir gün sonra bakıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Burada ilk gün 4 milyon TL var, daha sonraki gün 14 milyon TL var, on iki gün sonra bakıyorsunuz -Sayın Alim Bey’in dediği gibi- 30 milyon TL var. Yalnız, bu şirket, işletmeye geldiği zaman herhangi bir borcu yok ki, bu kasada biriken parayı diğer tarafa aktarsın, böyle bir şey yok ki. Çünkü, her gelen para onun kasasında kalacaktır ama TEDAŞ’ta olsaydı ne olacaktı bu paralar? Borçlarına mahsuben öbür tarafa aktarılacaktı.

Dolayısıyla, burada bir yanlış anlaşılma var. Yine de, biz, muhalefetin ve Sayıştayın bu önerilerini çok dikkate alıyoruz. Biz farklı bir partiyiz, yani bize emanet edilmiş milletin kuruşuna sahip çıkmak zorundayız biz. Dolayısıyla da, sizin iddia ettiğiniz ve Sayıştayın iddia ettiği öneriler üzerinde biz ısrarla duruyoruz. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu zaten bunu inceliyor. Burada personel kaynaklı herhangi bir usulsüzlük, yolsuzluk, herhangi bir şey varsa zaten bu gerekli cezayı alacaktır ama…

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayaçların neden okunmadığını…

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Şimdi, bakın, sayaçları okuyan da oradaki personeldir. Bizim herhangi bir kimseye, herhangi bir şekilde bir direktifimiz veya özelleştirmeyi alan herhangi bir firmayı korumamız, onu kayırmamız mümkün değil ki.

Biz özelleştirmede ne yaptık? Her yıl aşağı yukarı 1 milyar TL’nin üzerinde TEDAŞ zarar ediyor ve başta da dedidiğim gibi aşağı yukarı 20 tane büyük hastaneyi biz bununla yapabiliriz.

Şimdi, ne yaptık özeleştirme sayesinde? Biz, 13 milyar TL parayı kasamıza koyduk. Bu, TEDAŞ’ın satılması değildir, işletmesinin devridir bu.

TURGAY DEVELİ (Adana) – Savcılığa intikal ettirin dosyaları, herkes görsün.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Şimdi, vatandaşa yanlışlıkla şey yapıyorlar “İşte, bu, TEDAŞ’a satıldı.” Satılmadı. 2036 yılında aynı şekilde bunları bize geri devredecekler. Biz diyoruz ki bu özelleştirmeyi alan firmalara: “Kardeşim, siz yılda şu kadarlık yatırım yapacaksınız ve kâr payınız şu kadar, elektriği şu kadar fiyata satacaksınız.” Bunların hepsi denetim altındadır. Yani biz bunu salıvermişiz, kendi bildiği gibi yapacak diye bir şey yoktur, böyle bir şey yok.

Biz burada, sadece, devletin iyi işletemediği sektörü özel firmaya devrettik ve 2036 yılında biz bunu inşallah alacağız. Dolayısıyla, sizin burada 13 milyar dolarlık, yani yaklaşık 24 milyar TL’lik bir işlem içinde bahsettiğiz rakam diyelim ki 20-30 milyon TL’dir. Biz bunu çok önemsiyoruz ama sizin iddia ettiğiniz gibi bir konu değildir. Çünkü, her gün orada kasaya bir miktar para girecektir ve dolayısıyla da o yeni alan firmanın –daha önce de belirttiğim gibi- borcu olmadığı için meblağı hızla çoğalacaktır. Ama şimdi, diyelim ki üç yıl önce özelleşen firmaya bakın, aynı şekilde meblağ orada da bulamayacaksınız çünkü kasasında o kadar para bulundurmayacaktır. Dolayısıyla da burada herhangi bir yolsuzluk, usulsüzlük olduğunu düşünmüyoruz ama yine de her ihtimale karşı Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu müfettişleri tarafından bu olay incelenmekte, herhangi bir suç unsuru varsa da buna neden olan şahıslar gerekli cezayı görecektir diye ben düşünüyorum.

Dolayısıyla, ben, CHP grubunun vermiş olduğu önergenin aleyhinde olduğumu bildirir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.29

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

 

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (*)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 310 sıra sayısı ile bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sözlerimin başında dün akşam Adalet ve Kalkınma Partisi ile Adalet Bakanlığına yapılan terörist saldırıları kınıyorum. Terör nereden gelirse gelsin lanetlenecek bir eylemdir.

Sayın Başkan, ülkemiz maalesef huzursuz. AKP’nin izlediği iç ve dış politika maalesef ülkemizi huzursuz bir ortama getirmiştir. Türkiye'de cereyan eden olayların AKP’nin izlediği iç ve dış politikadan ari olduğunu düşünmek mümkün değildir.

Şimdi, biraz evvel özelleştirme konusu üzerinde duruldu. Özelleştirmeyi niçin yapıyoruz? Verimliliği artırmak için yapıyoruz, istihdamı artırmak için yapıyoruz ve bu şekilde ekonomiye canlılık getirilsin diye hep özelleştirme yapılıyor, ancak siz de biliyorsunuz ki Türkiye'de yapılan özelleştirme, maalesef bunları sağlamaktan uzaktır.

Şimdi, üç beş tane somut örnek vereceğim. Balıkesir SEKA fabrikası 1 milyona özelleştirildi, değeri 50 milyon lira. Siz şimdi buna özelleştirme diyebilir misiniz? Özelleştirilen hangi kurumda istihdam arttı, verimlilik arttı, yeni teknoloji geldi?

Bolu’da ORÜS vardı, biliyorsunuz, Orman Sanayi Ürünleri. Şimdi, içimizde orman genel müdürlüğü yapan sayın milletvekilleri de var. O ORÜS şimdi nerede? Özelleşti, yerinde yeller esiyor. İstihdamı artırdık mı? Artırmadık, yok. Biz bu tür özelleştirmelere karşıyız.

Bakın size bir örnek vereyim: Ben Etimesgut’ta otuyorum. Benim oturduğum sitede aranızda oturanlar var. Cuma günü elektrik kesildi, bir-bir buçuk saat elektrik alamadık. 14 katlı binada 14 katı inmek veya çıkmak zorunda kaldık. Aradım ben onları -ancak yarım saatte ulaşabiliyorsunuz- dedim ki: “Niye geç cevap veriyorsunuz?” “Efendim yoğun.” dediler, “E, yoğunsa ona göre personel çalıştırırsınız.” dedim, “Efendim EPDK bunu kararlaştırıyor.” vesaire dediler. Biz bu tür özelleştirmelere karşıyız. Ülkedeki huzursuzluğun kaynaklarından birisi de sizin izlediğiniz politikalar.

Bakınız, 1996 yılında İnsani Gelişme Raporu’nda bazı kriterler sıralanmış sayın milletvekilleri. Bakın “büyüme” diyoruz. İstenmeyen büyümeyi saymış, diyor ki: “İstihdam yaratmayan büyüme iyi bir büyüme değildir. Eşitsizlikleri artıran büyüme kabul edilebilir, makbul bir büyüme değildir. Toplumun en dezavantajlı kesiminin katılımını engelleyen büyüme iyi büyüme değildir. Kayıt dışı büyüme iyi büyüme değildir. Geleceği yani doğal kaynakların ve çevrenin doğru kullanımını gözetmeyen büyüme doğru büyüme değildir.” Sizin öngördüğünüz büyümede yani Türkiye’de meydana geldiğini söylediğiniz büyümede bunların hiçbiri yok. Bunların hiçbirini gözetmiyorsunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, biz, göç ve uluslararası korumayla ilgili tasarıyı görüşüyoruz. Ülkemize 1923 yılından beri şu veya bu şekilde diğer ülkelerden insanlar gelmiştir. Bizden de, Türkiye’den de bilhassa 1960’tan sonra Avrupa’ya göçmen işçi gitmiştir. Bakın, İsviçreli bir yazar ne diyor: “Biz iş gücü istedik ama onlar insan gönderdi.” Yani, bizim gönderdiğimiz iş gücüne insan gözüyle bakmadı. Maalesef, dünyada göçe bakış açısı böyle.

Değerli arkadaşlarım, demin de söyledim, ülkemize, 1923’ten bu yana, muhtelif defalar dışarıdan insanlar gelmiştir; şu anda da Suriye’den gelen sığınmacılar var. Suriye’den gelen sığınmacıların sınır kentlerinde ne tür sorunlar yarattığını biz muhtelif defalar dile getirdik ama dinleyeniniz olmadı ve Suriye’yi kendi iç işiniz olarak gördünüz. Hâlbuki, biz, Suriye’deki olayların Suriye halkı tarafından çözümlenmesi gerektiğini söyledik, siz bizi dinlemediniz. Bize göre sizin farklı bir düşünceniz vardı. Kral Abdullah on beş gün evvel buradaydı, konuk ettiniz. Bakınız, Kral Abdullah şöyle diyor: “Yeni ve radikal bir ittifak doğuyor. Mısır ve Türkiye’de gelişen bir ‘Müslüman Kardeşler hilali’ni görüyorum.” Biz baştan bu yana bunu söylüyoruz. Bakın değerli milletvekilleri, bunu biz söylemiyoruz. Bunu sizin konuk ettiğiniz kişiler söylüyor.

Göç meselesine gelirsek. Siz tabii ne derseniz deyin, göçe konu olan insandır. O nedenle, alınacak tedbirler de insan odaklı olmalıdır, yani göçe maruz kalanların insan olduğu gerçeğini uzak tutmayacağız.

Değerli milletvekilleri, gerek iç göç gerek dış göç, göç alan bölge veya ülke insanı, maalesef, göç yoluyla gelenlere karşı her zaman hoşgörülü olamıyor. Hatta bazı ülkelerde, örneğin Almanya’da olduğu gibi, ırkçı bazı saldırılara bile maruz kalabiliyor insanlar. Şu anda Türkiye’de böyle bir sorun yok ancak bunu göz ardı etmemeliyiz. Şimdi, tabii, insanlar niye başka ülkelere göç ediyorlar; doğdukları, yaşadıkları, büyüdükleri yeri terk ediyorlar? Aslında bizim bu konu üzerinde durmamız lazım gerek iç göçü düşünürken gerekse de dış göçü düşünürken. Gerçi bu yasanın amacı, dışarıdan Türkiye’ye gelen insanların Türkiye’de kalışları, Türkiye’ye girişleri ve Türkiye’den çıkışlarıyla ilgili konuları düzenlemek ancak göç konusu açılmışken Türkiye’den Avrupa’ya gidenlere bir göz atmakta da fayda var.

Değerli milletvekilleri, elli yılda yaklaşık 4,5 milyon Türk kökenli vatandaşımız Avrupa ülkelerine gitmiştir. Almanya’da, biliyorsunuz, bu göç konusuyla ilgili önemli bir altyapı kurulmuştur. Oysa biz Türkiye’de daha yeni bir genel müdürlük kuruyoruz. O nedenle, bu yasanın hazırlanmış olmasını bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim; biz burada sizi çok eleştirdik, eleştirmeye de devam edeceğiz ama şunu bu tasarı vesilesiyle belirtmek istiyorum: Bu tasarı gerçekten iyi ve diğer tüm aktörlerin görüşleri alınarak hazırlanmıştır. O nedenle, ben emeği geçen tüm İçişleri Bakanlığı bürokratlarına buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Komisyonda görüşülürken de, Komisyondan önce de, daha sonra da Komisyon üyelerine yeteri miktarda bilgi verilmiştir ve Komisyon üyelerinin katkıları da bu şekilde değerlendirilmiştir. Umuyorum tüm tasarılar bundan sonra böyle hazırlanır. Komisyonda da söylemiştik ama ondan sonra gene herkes bildiğini okudu. Umudum olmasa da tasarıların bu şekilde inşallah hazırlanacağını umut etmek istiyorum.

Bilindiği gibi, göç temel olarak ikiye ayrılıyor: İç göç ve dış göç. Biraz evvel de ifade ettim, bilhassa 1950’den sonra, Türkiye içerisinde yoğun bir göç hareketi yaşanmıştır, 1960’tan sonra da ülkemizden Avrupa’ya pek çok yurttaşımız çalışma amacıyla göç etmek durumunda kalmıştır. Ülkemize de –demin ifade ettim- muhtelif yıllarda göçler olmuştur. İşte, bununla ilgili altyapının hazırlanması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, ciddi bir plansızlık sonucu, yurt içindeki göçler, maalesef iyi idare edilememiştir. Pek çok sorunu iç göçler beraberinde getirmiştir. Ekonomik, sosyal ve siyasal pek çok sorun gündemimize göç yoluyla girmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, bu konuda özel bir durum arz etmektedir. Türkiye, yoğun bir nüfus artışına maruz bırakılmış bir ülkedir. Sizin izlediğiniz politika da Türkiye’deki bu plansız nüfus artışını teşvik etmektedir. Sayın Başbakan, her yerde, en az 3 doğumdan bahsetmektedir, bunu zaman zaman 5’e de çıkarmaktadır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, siz, insanlarınızı eğitebiliyorsanız, onları geleceğe hazırlayabiliyorsanız, meslek sahibi yapabiliyorsanız, elbette, genç nüfus önemli bir sermayedir, beşerî sermaye bu açıdan önemlidir ama siz, onları eğitemiyorsanız, geleceğe hazırlayamıyorsanız, iş güç sahibi yapamıyorsanız, meslek sahibi yapamıyorsanız bu fazla nüfus birer hazır bomba gibidir.

Göç bir sonuçtur, göç bir sebep değildir, göç sonuçtur. Neyin sonucudur? Göç, birtakım siyasal, sosyal ve ekonomik yapıların sonucudur. Asıl neden, dengesiz, istikrarsız, siyasi ve ekonomik yapıdır. Bu yapının sonucu olan göç dalgası da çok büyük olunca, çarpık kentleşme ve diğer sorunlar kendisini hemen hissettirmektedir.

Göç deyince önemli bir başka başlık ise, Türk vatandaşlarının özellikle 1960 yılından sonra Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine, sonra da Libya, Suudi Arabistan, Kuveyt ve Orta Asya ülkelerine işçi olarak göç etmiş olmasıdır. Bunların sayısı, sayın milletvekilleri, 5 milyon civarındadır.

Türk iş göçünün sıkıntıları ve sorunları henüz aşılamamıştır. Özellikle Batı ülkelerine giden işçilerimizin ülkeye döviz getirmeleri, onları yalnızca döviz makinesi gibi görmemize neden olmuş, sorunlarına çözüm getirmek için hiç ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Oysa, dışarıya göç, ülkemize gelen ciddi döviz artışı olarak kendisini hissettirmiş, ülke turizminin gelişmesine katkı yapmış ve dış ticaretimizi de olumlu etkilemiştir.

BAŞKAN – Sayın Serindağ, bir saniye.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Macaristan Parlamento heyetine Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Parlamentolar Arası Değişim ve Diyalog Projesi çerçevesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Macaristan parlamento heyeti şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar, kendilerine yüce Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN - Buyurun Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Ben de sayın konuğumuza hoş geldiniz diyorum.

Sayın milletvekilleri, göç, kalıcı bir değişimdir. Göçler, itici ve çekici faktörlerin etkisi altındadır. İtici faktörler, insanları mevcut yerlerinden hoşnutsuz eden baskılar nedeniyle uzaklaştırırken, çekici faktörler ise onu yeni yerleşim yerlerine çekmektedir.

Birleşmiş Milletlerin 2012 verilerine göre dünyada 230 milyona yakın insan doğmadığı bir ülkede yaşıyor. Yalnızca, 2012 yılında, siyasi ayaklanma, şiddet, doğal felaketler ve büyük ölçekli projeler ile daha iyi bir yaşam sürdürmek için dünya çapında büyük bir nüfus hareketliliği yaşanmış, bu nedenlerle 72 milyon evini terk etmek zorunda kalmıştır.

Türkiye son yıllara kadar özellikle güney ve doğu ülkelerinden kaçak olarak gelip batıya giden yabancılar için bir geçiş ülkesiydi. Ancak bugün, Türkiye geçiş ülkesi olmanın yanında bazı ülke vatandaşları için de kalış ülkesi niteliğini kazanmıştır. Bu tasarı, bu şekilde ülkemize gelen, ülkemize giriş yapan, ülkemizde kalan ve ülkemizden çıkmak isteyen yabancılarla ilgili konuları düzenlemektedir. Bu konuda biliyorsunuz çok eski düzenlemeler yapılmıştır. Bu eski düzenlemelerin işlevini yitirmesi ve günün şartlarına uydurulması gerekmesi nedeniyle bu tasarıyı -demin de söylediğim gibi- olumlu karşılıyoruz.

Sayın milletvekilleri, ülkemize Körfez Savaşı sırasında, 1991 yılında Kuzey Irak’tan insanlar göç etmek durumunda kalmışlardır. Biliyorsunuz, 80’li ve 90’lı yıllarda Avrupa’da meydana gelen olaylar nedeniyle Bosna’dan, Kosova’dan, Bulgaristan’dan insanlar ülkemize gelmek durumunda kalmışlardır. Şimdi, aslolan, insanların kendi ülkelerinde mutlu ve müreffeh yaşamalarıdır. Türkiye'nin izleyeceği politika bunu öngörmelidir.

Bakınız, -hatırlarsınız belki o günleri- 89 yılında o zamanki Bulgaristan Devlet Başkanı Jivkov’un baskısı nedeniyle Bulgaristan’dan Türkiye'ye toplu göç hareketleri oldu. O zamanki Sayın Başbakan demişti ki: “70 milyon olalım da siz gününüzü görürsünüz.” Gene, hatırlayın “Biz 70 milyon olunca ümüğünü sıkarız.” demişti. Ne oldu, ümüğünü sıktık mı? Demek ki değerli arkadaşlarım, bizim bu konularda akılcı davranmamız lazım, duygusal hareketlerden sakınmamız lazım, sadece nüfusun fazlalığını her problemin çözümü için tek ve yeterli şart olarak görmememiz lazım.

Kuşkusuz, göç, özellikle dış göç ve yabancılar kavramı yalnızca yasal düzenlemelere de sıkıştırılamayacak kadar geniş bir konudur. Yasal düzenlemeler son derece önemlidir ama bu alanda asıl olan insanı merkeze alarak, insan odaklı olarak yapacağımız düzenlemelerdir çünkü göçün konusu insandır.

Bu yasa tasarı önemli bir adımdır ancak koşullara ve gelişmelere göre sürekli gözden geçirilmelidir. Yasanın bu şekilde uygulanması ileride doğması muhtemel problemlere de anında müdahale etme imkânı sağlar.

Bu yasa, yabancıları kapsamaktadır ve uyum yasalarıyla da birleştirilmelidir. Türkiye’ye kaçak veya normal yoldan giren herkes Birleşmiş Milletlerin finanse ettiği bazı kamplarda barındırılmaktadır. Şu anda, bu durumda olan ve kabul edilmeyi bekleyen bazı insanlar kayıt edilmeyi ve ülkeye kabul edilmeyi bekliyorlar. Yalnız, bu uluslararası göç ve başka ülkelere akın başka amaçlar için kullanılmamalıdır. Ucuz iş gücü gibi ahlaki olmayan nedenlerle bu işe sıcak bakılmamalıdır. Biliyorsunuz şu anda ülkemizde bulunan, bilhassa eski Sovyet Bloku ülkelerinden ülkemize gelen pek çok insan yaşıyor ve bunlar hasta bakıcı, çocuk bakıcısı, temizlikçi gibi işlerde çalışıyorlar; hatta inşaat, tekstil ve madencilik gibi alanlarda da çalışanlar var.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin sonunda Suriye’ye kısaca değinmek istiyorum, zaman azaldı. Şu anda sınır kentlerinde büyük bir huzursuzluk var. Pek çok insan, kim oldukları bilinmeden, ülkemize gelmiş ve yaşamaktalar. Şu anda Kilis’te Kilis’in nüfusundan daha fazla Suriyelinin olduğunu söylenen insanlar var. Suriyeli midir, değil midir de bilmiyoruz. Gaziantep’te keza öyledir, Nizip’te öyledir. Biz bunlarla ilgili mutlaka tedbir almak durumundayız, bunları kayıt altına almak durumundayız. Terör örgütleriyle irtibatta olup olmadıklarının tespitini yapmak durumundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Serindağ, sürenizi bir dakika uzatıyorum.

Buyurun.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu, ciddiyetle üzerinde durulması gereken bir konudur. Bu, ülkemizi çok yakından ilgilendirmektedir, Hatay’ı da ilgilendirmektedir, Gaziantep’i de ilgilendirmektedir, diğer sınır kentlerini de çok yakından ilgilendirmektedir.

Şu anda, resmî rakamlara göre, 30 bin Suriyeli kayıt yaptırmak için Gaziantep’te yetkili makamlara başvurmuştur, oysa başvurmayan pek çok insan da vardır. Bunların ikamet izinleri uzatılmıştır. Ancak, bunlar problem olmaya devam ediyorlar çünkü biz kim olduklarını bilmiyoruz, ne yaptıklarını bilmiyoruz, nasıl yaşadıklarını bilmiyoruz, kimlerle irtibatta olduklarını bilmiyoruz. Bunların bu bilinmezlik sürecinden kurtarılması lazım ve Türkiye’nin Suriye politikasını da bir an önce değiştirmesi lazım. Bakın, Amerika’nın yeni Savunma Bakanı ve yeni Dışişleri Bakanı bile diyalog çağrısı yapıyorlar değerli arkadaşlarım. Biz, Türkiye’nin bu bölgede yaşadığı gerçeğini unutmadan politikalarımızı bunlara göre tespit etmeliyiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 310 sıra sayılı Yabancılar ve Ulusal Koruma Kanunu üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

İnsanlık tarihi kadar eski olan göç olgusunun ortaya çıkmasındaki temel neden, bireylerin içinde bulundukları koşullardan daha iyi yaşam koşullarına ulaşma refleksidir. Bu refleks, insanın uygarlık yapma yeteneğinin de bir unsuru olarak çağlar boyunca hemen her coğrafyada gelişmenin altyapısını oluşturmuştur. Başka bir deyişle, insan kendi yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla göç ederken, uygarlığın gelişmesine de önemli katkılar sağlamıştır. Göç eden insan, geride bıraktığı yerlerin, geldiği yerlerin ve toplumların üzerinde siyasal, kültürel, ekonomik ve toplumsal etkiler yaratmış, olumlu ve olumsuz sonuçlara neden olmuştur.

İnsanların yaşadıkları ülkeden çeşitli sebep ve yollarla ayrılarak sınırları aşması ve başka ülkelere giriş çıkış yapması, iltica etmesi, başka ülkelere yerleşmesi, oralarda iş kurması ya da göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti gibi kavramlar, uluslararası göç kavramının konuları arasındadır.

Anadolu coğrafyası, çevresinde bulunan diğer coğrafyalardaki ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle, geri kalmış devlet ve toplumlar ile kalkınmış devlet ve toplumlar arasında köprü olması, topraklarımızın ve Türk toplumunun stratejik, kültürel ve siyasi özellikleri nedeniyle hem tarihsel süreçte hem de günümüzde önemli ölçüde göç olgusu ile muhatap olmuştur. Bu sebeple, Anadolu sürekli bir insan trafiği sahnesi görünümündedir, içinde bulunduğumuz zaman dilimi de böyledir. Hükûmet temsilcilerinin bizlere sunduğu rakamlara göre ülkemize gelen yabancı sayısı yıllık ortalama 30 milyonu aşmıştır. Yabancıların ülkemizde oturma talebi ise 200 binleri bulmuştur. Uluslararası koruma talebi sayısı 10 bine yaklaşmış, “düzensiz göç” dediğimiz, yasa dışı yollarla ülkemize giren kişi sayısı son on beş yılda 1 milyonu bulmuştur.

Coğrafi konumu ve bu konumundan dolayı, yukarıda zikrettiğim göçe ilişkin rakamların muhatabı olan Türkiye Cumhuriyeti göç açısından ister geçiş ülkesi olsun isterse hedef ülke olsun, her hâlükârda güvenliğine, kamu düzenine, kamu sağlığına, ekonomisine ve demografik yapısına yönelen tehditten dolayı bazı tedbirleri almak zorundadır. Şüphesiz ki Türk devleti, bu tedbirlerin içinde hem konuyu belli bir yasal ve örgütsel zemine oturtmak hem de eldeki tüm enstrümanlar ve argümanlarla uluslararası iş birliği ve koordinasyona açmak durumundadır.

Göç, modern devletlerin dikkatle, özenle ve iş birliği ile yönetmeleri, özgürlük ve güvenlik arasındaki dengelerin hassasiyetlerini de muhafaza etmeleri gereken bir olgudur. Böyle bir hassasiyetin içerisinde sınırların tahkimi ve güvenli hâle getirilmesi, sınır kapılarının modern ve amaçlara uygun olması en önemli unsurlardandır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; çeşitli mevzuat içerisinde dağınık olan hususların, hatta yasalarla düzenlenmesi gerekirken yönetmelik, talimat, protokol gibi ikincil mevzuatla düzenlenmiş konuların tek bir mevzuat çatısı altında derlenip toplanması ve bu tasarının hazırlanıp Meclise getirilmesi doğru bir karar olmuştur. Ayrıca, göç konusunda uzman kadro ve teşkilatı olmayan farklı kurumların yetki ve görevlerinin tek bir çatı altında, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bünyesinde düzenleniyor olması da karmaşanın sona ermesi açısından isabetli olmuştur.

Bu özellikleri ile hukuki ve teknik altyapısının dikkatle ve özenle ele alınarak hazırlandığı değerlendirilen tasarının mutfağında çalışan değerli bürokratlara teşekkür ediyorum.

Bu çerçevede, Milliyetçi Hareket Partisi olarak tasarının devlet ve millet menfaati açısından yerinde olduğunu değerlendiriyoruz. Tasarının lehinde olduğumuzu, desteklediğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu arada bir hususu da ifade etmeden geçemeyeceğim. Bu düzenleme çok geç kalmış bir düzenlemedir. Geçiş ülkesi ya da hedef ülke olsun, hepimiz biliyoruz ki Türk toprakları yasal ya da yasa dışı göç açısından önemli sorunlara muhatap olmuştur. Sadece soydaşlarımızın değil, bu coğrafyada başı sıkışan, darda kalan her toplumun sığınağı olmuştur Türk devleti ve Türk toprakları. Devletimiz imkânlarını seferber etmiş, Türk milleti de, bir misafir gibi, gelenleri baş tacı yapmıştır.

Yakın tarihte bu şekilde Türk milletine sığınanları şöyle bir hatırlatacak olursak: 1988 yılındaki İran-Irak Savaşı sırasında 51.542 kişi; 1989 yılı Mayıs-Ağustos ayları arasında Bulgaristan’dan sınır dışı edilen 345 bin soydaşımız; 2 Ağustos 1990-2 Nisan 1991 tarihleri arasında Körfez krizi ve Savaşı’ndan önce ve sonrasında yaklaşık 500 bin kişi; 1992-1997 yılları arasında eski Yugoslavya’daki iç savaş ve bölünme, Bosna-Hersek olaylarında yaklaşık 20 bin kişi; 1999 yılında Kosova’da meydana gelen olaylar sonrasında 17.746 kişi olmak üzere yaklaşık 900 binin üzerinde kişi ülkemize kitlesel akınla gelmiştir. Böyle bir tablonun 1950 tarihli 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun ile 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun bazı hükümleriyle çözüme kavuşması tabii ki mümkün değildir. Olması gereken hem hukuki hem teknik hem de örgütlenme açısından özel görevli bir kurum ve özel mevzuattır ki bugün bunu müzakere etmekteyiz.

Burada bir hususun daha altının çizilmesi ve AKP Hükûmetinin dikkat etmesi gereken bir konuyu hatırlatmak istiyorum. O da devletimizin mülteci tanımı ve yaklaşımıdır. Bilindiği gibi Birleşmiş Milletler 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 1967 tarihli protokolüne koyduğumuz coğrafi kısıtlama ile sadece Avrupa’dan gelenler mülteci sayılmakta, diğer coğrafyalardan gelenler mülteci sayılmamaktadırlar. Geçtiğimiz şubat ayında Avrupa Birliği Komisyonunun vize muafiyetine ilişkin görüşleri ve devletimize verdiği yol haritasından  anlıyoruz ki vize muafiyetinin sağlanabilmesi için en önemli şart, coğrafi kısıtlamanın kaldırılması ve tüm sığınmacıların mülteci kabul edilmesinin önünün açılmasıdır. Avrupa Birliği Komisyonu, vize muafiyetine ilişkin yol haritasında bu hususu şart koşmuş ve raporunda vize muafiyetinin Türkiye’nin Geri Kabul Anlaşması’nı imzalaması hâlinde devreye gireceğini –ki, böylece Avrupa Birliği ülkelerine Türkiye üzerinden kaçak giden üçüncü dünya ülke vatandaşlarının Türkiye’ye iadesi yani Türkiye’ye gönderilmesi söz konusu olacaktır- vize muafiyetinin, Geri Kabul Anlaşması ile paralel yürüyeceği, muafiyete yönelik ilerlemenin, Türkiye’nin yol haritasındaki beklentileri karşılamasına ve performansına dayalı olduğunun altı çizilmiştir.

Bu çerçevede devletimizden Avrupa Birliği açısından göç ve güvenlik riski yaratan ülkelerin vatandaşlarına sınırda vize uygulamasına son verilmesi, vize konusunda Avrupa Birliği ile daha fazla uyuma ve yasal mevzuatın uygulanmasına öncelik verilmesi, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 1967 protokolünde Türkiye’nin koyduğu coğrafi kısıtlamanın kaldırılması, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin Türkiye’de kısıtlama olmadan tüm yetkilerini kullanabilmesi, mülteci statüsü alabilenlerin kamu hizmetlerinden yararlandırılmaları istenmiştir.

Kısaca, Avrupa Birliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa için mültecileri engelleyen bir baraj olmasını ve onları bir depo gibi tutan havuz olmasını istemektedir. Türkiye üzerinden geçen mültecileri ise geri gönderebileceği bir merkez olarak talep etmektedir. Millî güvenlik, millî ekonomi, kamu sağlığı ve demografik yapı açısından oldukça büyük riskler taşıyan bu talebin yerine getirilmesi tabii ki düşünülemez. Bu açıdan, eline verilen her yol haritasını iyi bir şey zanneden, her yol haritasına elinde tuzlukla saldıran AKP Hükûmetinin Avrupa Birliğinin sakıncalı talebine karşı olagelmiş hassasiyetlerimizi muhafaza etmesi önem taşımaktadır. “Ezber bozacağız” diye AKP’nin bu konuda da yeni serüvenlere yelken açmasının doğru olmayacağının bilinmesi gereklidir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 11’inci yılında hâlâ hükûmet olan AKP’den kendilerince “ezber bozma” diye ifade edilen ama tarafımızdan millî menfaatlere aykırı, hatta tehlikeli birçok politika ortaya sürülmüştür. Terör sorunu, Kıbrıs meselesi, Avrupa Birliği üyeliği, Ermenistan’la ilişkiler gibi daha birçok alanda AKP, süslü sözlerle, çarpıcı iddialarla ortaya çıkmış ancak her iddiası maalesef, Türk milleti için hezimetle sonuçlanmıştır. Verilen tavizler ve geri dönülmez yollar Türk devletini sıkıntılara boğmuştur.

Özellikle dış politikada hayal ve halüsinasyonlar üzerine kurulu anlayış, stratejik derinliklerden bahsederken sığ sularda boğulma komikliğine düşmüştür. “Komşularla sıfır sorun”dan başlayan iddialı çıkış, bugün bir tane dost komşusu olmayan bir realiteye dönüşmüştür.  Örneklerden birisi ve belki de en çarpıcı olanı Suriye’dir. Hükûmetin dış politika yanlışlarının en önemlisi olan Suriye yaklaşımı bugün iç ve dış güvenliğimizi, sağlığımızı, ekonomimizi, hatta ahlaki değerlerimizi tehdit eder hâle gelmiştir.

Osmanlı bakiyesi soydaşlarımızın yaşadığı Suriye, en uzun kara sınırımız olması sebebiyle Türk devleti için büyük önem arz etmektedir. 900 kilometreyi aşan bu sınırın öte tarafında 1998 yılına kadar özellikle, Ermeni kökenli sünnetsiz PKK’lıların ve elebaşı bebek katilinin barındığı bir coğrafya olması, ilişkileri önemli ölçüde bloke etmiştir. Ancak, 1998 yılında bebek katilinin Suriye’den kovulmasıyla ilişkiler gelişmeye başlamıştır. 1998’den bugüne ticari, sosyal, kültürel her alanda ivme kazanan ilişkiler, Suriye’de iç savaş çıkana kadar karşılıklı çıkara dayalı olarak gelişmiştir. 1990’lı yıllarda 190 milyon dolar olan ihracatımız, 2011 yılında 1,7 milyar dolara kadar ilerlemiştir. 1990’lı yıllarda 100 binlerde olan Suriyeli turist sayısı 2011 yılında 1 milyona dayanmıştır. Türk vatandaşlarının Suriye’de yapmış oldukları yatırımların gayriresmî rakamlara göre 1 milyar doları yakaladığı ifade edilmektedir. Böylesine bir bahar havası yakalamış olan Türkiye-Suriye ilişkileri bir anda alabora olmuş ve tüm veriler aleyhimize dönmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti, kendisi tarafından üretilmeyen, yabancı başkentlerin telkinleri ve projeleri ile ortaya çıkan politikalara AKP Hükûmeti eliyle alet olmuştur ve Suriye’de bir iç savaş başlamıştır. Ortaya çıkan ve halen devam eden istikrarsızlık, tüm bölge devletlerini olumsuz etkilemiştir. Resmî kayıtlara göre, iç savaş sebebiyle Suriye’den bugün için 300 bin civarında sığınmacı Türkiye’ye gelmiştir, kayıt dışı olanlar bilinmemektedir.

Sığınmacılar, devletimiz için ciddi bir mali külfet teşkil etmektedir. Görünür görünmez kalemlerle sığınmacıların iaşe ve ibateleri için 1 milyar doların üzerinde maliyetten söz edilmektedir. Sığınmacılarla birlikte bulaşıcı hastalıklar da giriş yapmıştır. Kızamık, verem gibi gündemden düşmüş hastalıklar risk ve panik sebebi olmuştur. Sığınmacıların sağlık hizmetlerine ilişkin, özel ve kamu hastanelerinin büyük miktarlarda alacakları doğmuştur.

Karşılıklı ticaret neredeyse bitmiş, Gaziantep’in, Hatay’ın, Kilis’in ve Şanlıurfa’nın toplam yıllık 3-4 milyar dolar zararı söz konusu olmuştur.

Mültecilerin ucuz iş gücü olmaları, sınır illerinde zaten işsizlikle boğuşan vatandaşımızı daha da olumsuz etkilemiştir.

En uzun kara sınırımız olan Suriye’deki iç savaş, sınır illerimizin ticaretini de olumsuz etkilemiştir. Suriye ve ötesine ulaşmak isteyen vatandaşlarımızın kullandığı Hatay, Kilis ve Şanlıurfa’daki sınır kapılarından 2010 yılında 1 milyondan fazla insanın geçişi söz konusu olmuştur. Ancak, Akçakale, Cilvegözü, Karkamış, Öncüpınar, Yayladağı ve Nusaybin sınır kapılarının Suriye’deki iç savaş nedeniyle kapatılmış olmasından dolayı araç geçişinin neredeyse durma noktasına gelmesi, buralardaki ekonomiyi olumsuz etkilemiştir. Örneğin, Şanlıurfa Akçakale Sınır Kapısı, iç savaş öncesinde, 2011 yılının ilk altı ayında 125 binden fazla kamyon geçişine sahne olurken 2012’de bu rakam 500–600 adet seviyesine düşmüştür.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün müzakere ettiğimiz tasarı, sığınmacılara ilişkin bir düzenlemedir. Suriye’de bir iç savaş vardır ve bu savaştan kaçan sığınmacılar, yukarıda özetlemeye çalıştığım sorunlarla devletimizi yüz yüze getirmiştir. Peki, bu savaş neden ortaya çıkmıştır? Küresel güçler uzun yıllardır bölgenin doğal kaynaklarını kontrol etmek gayesiyle bu coğrafyada kendilerine uşaklık edecek hükûmetler aramakta ve yeni devletler kurma projelerini hayata geçirmeye çalışmaktadırlar. Ta Wilson Prensiplerinin 12’nci maddesinden Sevr Antlaşması’nın 62, 63, 64 ve 65’inci maddelerinde zikredilen projeler unutulmuş ya da çöpe atılmış değildir.

Suriye’deki iç savaş bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi de değildir. Suriye’deki iç savaş, tıpkı Irak’ta olduğu gibi bir etnik grubun tahrik edilerek önce bölgesel, sonra federatif yapıların ortaya çıkmasıyla Irak, Suriye, İran ve Türkiye’den alınacak parçalarla kurulması hayal edilen bir devlet projesidir. Türk dış politikası, maalesef, bu projeye hizmet etmektedir. Projenin müelliflerinin isteklerini bir emir gibi telakki eden Hükûmet, Suriye konusunda aramızda ortaya çıkan bahar havasını kara kışa çevirmekte tereddüt etmemiştir. “Kardeş Esad, ortak bakanlar kurulu” gibi hususlar bir anda çöpe atılmış, “kalleş Esed”den, “savaş”tan bahsedilir olmuştur.

Suriye’de devlet kuvvetlerine karşı çatışan isyancılar, topraklarımızda barınmışlar, toplantılar yapmışlar, organizasyonlar kurmuşlar ve daha birkaç gün evvel de sözde başbakanlarını tespit etmişlerdir. Bütün bu gelişmeler yaşanırken Esad yönetiminin nefret ve düşmanlığını kazanan Türkiye Cumhuriyeti, ev sahipliği yaptığı, hatta lojistik destek verdiği iddia edilen isyancılar tarafından da çok fazla sevilmemektedirler.

Topraklarımızın hemen güneyinde ve Suriye’nin kuzeyinde olan bölge, Suriye devlet güçleri tarafından terk edildikten sonra PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan PYD’nin kontrolüne geçmiştir. Peşmerge reisi Barzani tarafından da desteklenen bu yapı sonrasında ortaya çıkan gelişmelerden de anlaşılmaktadır ki Batılı devletler Suriye’den istediklerini şimdilik almışlardır.

Rusya ve Amerika, isyancılarla Esad’ın masaya oturmasından bahsetmektedirler. ABD Dışişleri Bakanı, Suriye’de ılımlı güçlerin de silahlanmasından bahsetmektedir. Görünen odur ki, Suriye’deki süreç aynen Birinci Körfez Savaşı sonrası Irak’taki sürece benzemektedir. Esad da aynen Saddam gibi bir süre görevde kalacak, Suriye’nin kuzeyi de bu arada PKK’lılar tarafından kontrol edilecek, teşkilatlanma süreci tamamlanacak, orada özerk-federatif yapı ortaya çıkacak, Esad’ın işi o zaman görülecek ve tabii ki bu yapı Irak’ın kuzeyindeki yapı ile birleşecek; ondan sonra sıra, İran ve Türkiye’deki parçaları koparmaya gelecek. Suriye’deki Türkmen varlığının karşılaşacağı sorunlar da umarım Irak’ta Türkmenlerin karşılaştığı gibi olmaz ve Hükûmet bu sefer bu kardeşlerimize sahip çıkar.

Bütün bu gelişmeler olurken, vatandaşın bu konuları öğrenmesi engellenmektedir. Medya bir yandan vergi borçları ya da kamu ihaleleri gibi enstrümanlarla dolaylı olarak baskı altına alınmakta, köşe yazarlarının, muhabirlerin ne yazacağı, neler yazmayacağı, hatta gazetelerde çalıştırılıp çalıştırılmayacağı, hangi gazetelerin okunacağı, hangilerinin okunmayacağı bizzat Başbakan tarafından tespit edilmektedir. Meclis çalışmalarımız ise TRT’den çok az verilerek halktan kaçırılmaktadır. Böyle kritik bir dönemin Meclis çalışmalarını halktan gizleyen Meclis Başkanı ve TRT’den sorumlu Bakan bunun hesabını bir gün muhakkak verecektir.

Bu arada İmralı’daki bebek katiliyle, devletimizin anayasal düzeni, siyasetin nasıl şekilleneceği konuşulmakta, AKP, PKK ve BDP’nin ortak hedefleri birer birer gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

Bir başka açıdan ise “Türk, Türklük, Türk milliyetçiliği” gibi kavramlar psikolojik operasyonlarla gözden düşürülmeye çalışılmakta, topluma bunların kötü kavramlar olduğu mesajı ince ince verilmeye çalışılmaktadır. Böylece Türklüğün olmadığı bir anayasa, Türk kimliğinin silindiği bir Anadolu projesi gerçekleştirilmek istenmektedir. Bu projeye itiraz edecek olan tüm kesimler ise çeşitli metotlarla susturulmaya çalışılmaktadır.

Hepimizce malum, kamuoyuna mal olmuş davalarla bu sinsi ve hain projeye itiraz edecek üniversite aydınları, Türk Silahlı Kuvvetlerinin seçkin subayları, yargı bürokrasisinin hukukçu şahsiyetleri ve iş adamları, politikacılar gibi birçok kesim ya cezaevine ya da baskı altına alınmaktadır. Böylece, hem Hükûmetin alet olduğu küresel projelerin gerçek mahiyeti hem de devlet ve milletimizi bekleyen tehlikeler toplumumuzdan gizlenmek istenmektedir.

Hükûmet üyelerinin Türk milliyetçilerinin üzerinde baskı kurmak ya da Türk milletinin gözünden düşürmek hayaliyle teşebbüsleri vardır. Türk milliyetçileri Türk milletini oluşturan Türkmen, Kürt, Laz, Çerkez, Abaza ve benzeri tüm unsurları, tüm alt kimlikleri kucaklayan birleştirici anlayışa sahiptirler. Türk milliyetçileri, Türk milletini “Müşterek bir tarihten gelen ve müşterek bir tarih şuuruna sahip bulunan, aynı dine mensup, aynı kültürle yoğrulmuş, aynı devleti kurmuş, yaşatmış ve bugün de aynı devletin sınırları içinde yaşayan insan topluluğu.” olarak tarif edenlerdir. Türk milliyetçiliği ise yukarıda tarif ettiğim Türk milletine karşı beslenen derin sevgi, bağlılık duygusu, müşterek bir tarih ve müşterek hedeflere yönelme şuurudur. Türk milliyetçileri Fatiha Suresi’ni gayet iyi bilirler. Türk milliyetçileri başka milletlerin, başka dinlerin dualarını bilmezler, “amin” demezler, alet olmazlar. Aksini söyleyenler, ancak, başka milletlere ve dinlere hizmet edenlerdir. Türk milliyetçiliği de bir deryadır, onu ayaklar altına almak mümkün değildir. Bugüne kadar olduğu gibi bugün de onu ayaklar altına almak isteyenler, ya deliğe süpürülürler ya da sifonun çekilmesi suretiyle hak ettikleri yere giderler.

Türk milliyetçileri, bu duygularla, 23 Mart cumartesi günü Bursa’da, Genel Başkanımız Doktor Devlet Bahçeli’yle kuruluş mitinginde buluşacaklardır.

Bu duygularla, bu tasarının hayırlı olmasını diler, Türk milletinin  milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili… (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, özellikle Avrupa’yla Asya ve Afrika arasında tam bir geçiş noktasıdır ve dolayısıyla, bugün Türkiye üzerinden, Türkiye’de konaklayarak başka ülkelere de giden önemli bir göç hareketinin yaşandığı bir coğrafyada bulunmaktadır.

Keza yine Orta Doğu’da meydana gelen işte Irak Savaşı, önce İran-Irak Savaşı, sonra Irak Savaşı, daha sonra, şimdi Suriye’de meydana gelen olaylar sebebiyle de Türkiye dışarıdan hayli göç almış bir devlet konumundadır. Dolayısıyla böyle bir yasanın çıkarılmış olması son derece isabetlidir.

Değerli milletvekilleri, konuya çok daha geniş bir perspektiften bakmak gerektiğini düşünüyorum. Zira tarihimizde bu şekilde, yurt dışından gelen göçler ile yurt içinde meydana gelen göçler olmak üzere iki ana konumda mesele ele alınabilir. Tarihte de hep karşılaştığımız olaylardan bir tanesidir göç meselesi. Mesela, hepimizin çok yakından tanıdığı ve bildiği şekilde II. Beyazid döneminde, İspanya’da Hristiyanların baskısı altında kalan hem Müslüman hem de Yahudilerin bir kısmı İspanya’dan alınarak Müslümanlar Afrika’nın kuzeyine, Yahudiler ise İstanbul’a, Edirne’ye ve Selanik bölgesine getirilip yerleştirilmişlerdir.

Keza, bunun ötesinde, Osmanlı Devleti’ne sığınan birtakım ülkelerin mültecileri de vardır. Mesela Polonya’dan gelenler, bugün İstanbul’da Polonezköy’de oturmaktalar. Yine Macar mültecileri olarak bildiğimiz “Rakoçi Ferenc” ve “Kaşot” adıyla Macaristan’dan kaçıp Türkiye’ye gelen iki ayrı mülteci grubu vardır. Hepiniz biliyorsunuz ki Kaşot Kütahya’da, Rakoçi Ferenc ise Tekirdağ’da ikamet etmiştir. Bugün Macaristan’la olan ilişkilerimizde bu iki mülteci grubuyla bağlantımız bizi son derece birbirimize yakınlaştırmaktadır.

Keza bunun dışında hepimizin çok yakından bildiği Demirbaş Şarl meselesi var. İsveç Kralı’nın, Poltava’da Ruslara yenilmesinden sonra Türklere, Osmanlı Devleti’ne sığınmasıyla o tarihteki ismiyle Akkerman’da Demirbaş Şarl muhafaza edilmiştir. Demirbaş Şarl, 1703 yılından itibaren 1713 yılına kadar Osmanlı topraklarında kalmıştır. Demirbaş Şarl, ülkesine gitmediği için “Demirbaş” unvanını almıştır, her türlü masrafı Osmanlı Devleti’nden karşılandığı için, daha sonra kendisine verilen asker ve maddi imkânlar çerçevesinde İsveç’e gitmiştir ve böylece Demirbaş Şarl konusunda da Türkler onlara kollarını açmıştır. Nitekim bu olay, Avrupa’da Osmanlı Devleti’ne karşı son derece büyük bir sempati uyandırmış, hatta Osmanlı kıyafetleri Avrupa’da birinci derecede moda hâline gelmiştir. Dolayısıyla, tarihe baktığımızda da böyle bir durum söz konusu olmaktadır.

Bunun dışında, Türk devletleriyle olan savaşlarımızda birtakım nüfus nakillerini de, hareketlerini de görüyoruz. Mesela, Yavuz Sultan Selim’in İran seferi sonrasında Anadolu’daki birtakım aşiretler İran’a, İran’daki birtakım aşiretler de Anadolu’ya gelmişlerdir. Dolayısıyla, bütün bunları yürütürken Osmanlı Devleti, çok ciddi bir iskân politikası takip etmiştir. Gelen insanların yerleştirilecekleri yerlerin, onların önceki yaşadıkları yerlere uygun olmasına özellikle dikkat edilmiştir. Mesela, Kafkasya’dan gelenlerin daha çok, yüksek mevkilerde yerleştirildiği, Balkanlardan gelen mülteci göçmenlerin -oralardaki topraklarının kaybedilmesiyle gelen göçmenlerin- ise Anadolu’nun Rumeli iklimine uygun bölgelerine nakledildiğini görürüz. Keza, Kıbrıs’ın fethinden sonra Kıbrıs’a nakledilen Türk nüfusun da Kıbrıs’ın, Akdeniz’in iklimine uygun insanların nakledildiği bir gerçektir.

Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu göçmen meselelerinde, genel müdürlük kurulması son derece isabetlidir. Gerçekten de bu işler sürekli olarak Türkiye’nin önünde yer alacaktır. Zira, Doğu-Batı arasındaki ekonomik faklılıkların sürekli olarak bu göçü destekleyeceği, önümüzde bir gerçek olarak durmaktadır.

Öte yandan, şunu özellikle belirtmek istiyorum ki Türkiye’nin kendi içindeki iç problemleri de göz önüne almak mecburiyetindeyiz. Nitekim, kırsal kesimden şehirlere meydana gelen göçlerin muhakkak ki Türkiye için çok büyük bir önemi vardır. Nitekim bugün Türkiye’de kırsal alanlarda, köylerde neredeyse nüfus kalmayacak derece azalmıştır ve birkaç evden başka köylerde insan kalmamıştır, şehirlere doğru büyük bir akım vardır. Nitekim son yapılan istatistiklerde bildiğim kadarıyla şehir nüfusu ile köy nüfusu arasındaki oran hızla açılmış, şehirlerde yaşayan insanların sayısı yüzde 75’lere kadar çıkmıştır. Bu durumda şehirde meydana gelen asayişsizliğin göz önüne alınması gerekir çünkü doğrudan doğruya şehirlere gelen göçlerin geçmiş dönemde, Osmanlı döneminde de olduğu gibi şehirlerde bir asayişsizlik problemi çıkardığı bir gerçektir. Dolayısıyla şehirlere kırsal alandan gelen insanlara iş bulmak, altyapısını oluşturmak ve bununla ilgili birtakım problemlerin giderilmesi, muhakkak ki birinci derecede önem taşımaktadır.

Bunun dışında, savaş dolayısıyla bugün Suriye’den gelen göçmenler konusunda bir iki söz söylemek istiyorum: Suriye’den gelen yaklaşık 200 bin kişinin sınır bölgelerimizdeki bazı yerlere yerleştirildiklerini biliyoruz ancak bu nüfusun dışında, bilinenin dışında Türkiye’ye gelmiş pek çok göçmen bulunmaktadır. Mesela İstanbul’da pek çok dilencilik yapanlar veya buna benzer hareketlerde bulunanlar, bazı evlerde baskın yapanlar, bazı şehirlerde asayişsizliği körükleyen bir durum meydana getirmiştir. Dolayısıyla dışarıdan gelen mültecilerin muhakkak ki belli kamplarda ve belli yerlere girip girmemeleri konusunda kesin tedbirler alınması zaruridir. Zira bugün, Hatay’da büyük sıkıntılar vardır, Antep’te büyük sıkıntılar vardır, Adana’da büyük sıkıntılar vardır. Dolayısıyla, bu mültecilere muhakkak insani olarak kucak açmamız tarihten gelen bize bir borçtur ama bunların ülkede asayişsizlik çıkarmalarını da önlemek birinci derecede önemlidir. Dolayısıyla, Suriye’den gelen göçmenlerin belli kampların dışına çıkışları ve girişleri engellenmesine karşılık tespit edilemeyen ve doğrudan doğruya devletin kontrolünde olmayan bir şekilde Türkiye'ye girenlerin takibinin yapılması ve onların da en azından toplanıp kamplara götürülmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, kampların çok büyük olması kamplar içinde de birtakım asayişsizliğin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu şekilde gelen mültecilerin daha küçük kamplar teşkil edilerek, birbirinden ayrı kamplar teşkil edilerek ayrı yerlerde muhafaza edilmesi, aynı büyük bir kamp içerisinde tutulmasından daha önem taşımaktadır. Zira bunlar kendi içlerinde de birtakım asayişsizliklere sebep olmaktalar, hatta taciz hareketleri dâhil olmak üzere çok daha vahim hadiseler burada ortaya çıkmaktadır. Bunların göz önüne alınması ve değerlendirilmesi gerekir.

Tabii ki yurt dışından gelen insanlarla bağlantılı olarak şunu da söylemek istiyorum: Geçen günlerde Kültür Bakanımız bir açıklama yaptı: “Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler Türkiye'ye geri dönebilirler.” Şimdi, burada bir şeye dikkat edilmesi gerekir. Türkiye'den geçmiş dönemde ülkeyi terk etmiş olanların ayrı ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hüviyeti taşıyanların ayrı tutulması gerekir çünkü Lozan Anlaşması’ndan önce Türkiye'yi terk etmiş olan, Osmanlı Devleti’nden vize almadan çıkmış olan ve ülkeden başkalarının izniyle çıkmış olan, mesela itilaf kuvvetlerinin izniyle çıkmış olanların Türkiye'ye girişleri Lozan Anlaşması’yla yasaklanmıştır. Bunlara dikkat edilmesi gerekir. Onun dışında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup, Türkiye'ye her an için zaten girebilecekleri bir ortam varken -bunlara çağrı yapılmasının da gereği yok ama- bunların geri dönmeleri gayet tabiidir. Ama onun dışında, daha önce söylediğim gibi, Lozan Anlaşması’yla yasaklanmış olanların Türkiye'ye geri girişlerinin kapılarının açılmaması gerekir, zira böyle bir durum ortalığı daha da karıştıracaktır.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen İçişleri Bakanı Sayın Muammer Güler.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, dün akşam saatlerinde, saat 20.40’ta AK PARTİ Genel Merkezine ve saat 20.51’de Adalet Bakanlığı binasına yönelik saldırıları lanetle kınadığımı ifade etmek istiyorum. Olayın akabinde gerekli açıklamaları gerek İçişleri Bakanlığı olarak biz gerek AK PARTİ Genel Merkezinde parti sözcüsü Sayın Hüseyin Çelik kamuoyuna duyurdular. Her iki olayda da eylemleri gerçekleştiren şahısların kimlik tespit çalışmaları devam etmektedir. Emniyet birimlerimiz sorumluların bulunması adına her türlü bilgiyi değerlendirmektedir. Bu terör eylemleri de en kısa sürede aydınlatılacak ve failleri adli mercilere teslim edilecektir.

Aslında, failleri biliyor ve gerçek yüzleriyle onları tanıyoruz. Bu eylemleri yapanların bir ortak adı vardır, bu da demokrasi düşmanlarıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunlar demokrasi düşmanlarıdır, bunlara karşı en etkili tedbirse demokrasiye sahip çıkmak ve terörle mücadelede kararlılık göstermektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu saldırılar öncelikle demokrasimize ve hukuk devletine karşı yapılmıştır. Bu saldırıların ülkemizin birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde yapılmış olmasının anlamını da biliyoruz ve şiddetle, nefretle kınıyoruz. Gerçekleştirilen eylemler, milletimizin huzurunu bozmayı, panik ve korkuya sebep olmayı amaçlamaktadır. Ancak, unutulmamalıdır ki hiçbir terör eylemi bu şekilde amacına ulaşamamıştır, bundan sonra da ulaşamayacaktır. Ülkemizin her köşesinde terörün her türlüsüyle mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Bunu, burada özellikle vurgulamak istiyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; günümüzde uluslararası bir nitelik kazanan göç hareketleri, sadece göç alan devletlerde değil, küreselleşmenin hissedildiği veya yoğun olarak yaşandığı tüm coğrafyalarda gündemin ilk sıralarına yerleşmiştir. Uluslararası göç, nedenleri, etkileri ve diğer alanlarla etkileşimiyle göçe dâhil olan aktörlerin çeşitliliği itibarıyla karmaşık ve çok boyutlu bir olgu hâline gelmiştir.

Bu çerçevede göç, güvenlik boyutunun yanı sıra, sosyal, ekonomik ve siyasi açılardan kimi ülkeleri doğrudan, kimilerini de dolaylı olarak etkilemektedir. Göç, düzenli göç ve düzensiz göç şeklinde tasnif edilmektedir. Her ne kadar göç konusu ele alınırken düzensiz, başka bir deyişle yasa dışı göç olgusu öne çıkmakta ise de düzenli göçün önemi de bu arada göz ardı edilmemelidir. Çünkü düzenli olarak gerçekleşen göç etkin bir şekilde yönetilmediği zaman düzensiz göçe dönüşmektedir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde göç alanında kullanılan bazı temel kavramlara değinmek istiyorum.

Düzenli göç, kaynak, geçiş ve hedef ülkelerin yasalarına uygun olarak insanların bulundukları ülkeden farklı bir ülkeye gitmeleridir. Bir başka deyişle, düzenli göçmenden söz edildiğinde, geçerli bir pasaport veya pasaport yerine geçen seyahat belgesi ve gerekli izinlerle -ki bunlar vize, vize muafiyeti, ikamet izni gibi belgelerdir- hudut kapısı olarak tayin edilmiş yerlerden hedef ülkeye gelen ve burada kalan kişiler anlaşılır. Bu çerçevede, düzenli göç, turizm, tedavi, ziyaret ve iş görüşmesi gibi nedenlerin yanı sıra yerleşme, aile birleşimi, çalışma ve öğrenim gibi amaçlarla gerçekleştirilebilmektedir.

Düzensiz göç ise gerek kaynak ve geçiş ve gerekse hedef ülkelerin yasalarında yer alan kurallara aykırı şekilde gerçekleşen göç hareketlerinin tümü olarak tarif edilmektedir. Hedef ülkeler olarak bakıldığında, ülkeye yasa dışı giriş yapmak, ülkeyi terk etmesi gerektiği hâlde ülkede yasa dışı şekilde kalmak veya kaçak çalışmak düzensiz göç hareketlerinin başlıca örnekleridir.

Düzenli ve düzensiz göç kavramlarına ek olarak iltica yani uluslararası koruma konusuna da kısaca değinmek istiyorum. Uluslararası korumayı göç kavramından tamamıyla ayrı tutmak mümkün değildir. Göçte olduğu gibi iltica hareketlerinde de yasal ya da yasal olmayan yollardan diğer ülkelere gidiş söz konusudur ancak ikisi arasındaki en ayırt edici nokta şudur: Uluslararası korumaya ihtiyacı olan kişiler ırk, din, tabiiyet, belirli bir toplumsal gruba mensubiyet veya siyasi görüşleri sebebiyle zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktukları için ülkelerini terk ederler. Bu kişilere ülkemizin de taraf olduğu 1951 tarihli Mültecilerinin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme hükümleri çerçevesinde korunma sağlanması gerekmektedir.

Uluslararası koruma, kendi devletlerinin korumasından yoksun kişilerin bulundukları ülkede güvenlik ve temel insan haklarına erişimlerinin sağlanması ve geldikleri ülkede hayat ve özgürlüklerine yönelik tehlike devam ettiği sürece geri gönderilmemeleri demektir. Genellikle sosyal ve siyasal olguların etkisiyle ve insani boyutuyla öne çıkan bireysel ve toplu iltica hareketleri, geçmiş dönemlerde olduğu gibi bugün de dünyanın ve bölgemizin en temel konularından biri olarak önemini korumaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; göç, sadece kalkınmış ülkelere yönelik bir hareketten ibaret olmayıp, aynı zamanda göç alan ülkeyle göç veren ülkelerde ekonomik, sosyal ve kültürel alanları şekillendiren ve kalıcı izler bırakan bir olgudur. Göçün bu etkisi, göç politikalarının oluşturulmasında göç ve kalkınma ilişkisini uluslararası göç çalışmalarının merkezine taşımıştır.

Bu gelişmeler ışığında, önemli göç deneyimlerine sahip olan ülkemiz, gerek kamu kurum ve kuruluşlarının gerekse özel sektörün tecrübeleri ve iyi uygulamalarını bir araya getirerek göç ve kalkınma ilişkisi alanında özgün bir Türkiye modeli geliştirmeyi kısa vadeli hedefleri arasına almıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşeceğimiz Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı, öncelikle, ülkemizin ihtiyaçlarını karşılamak, menfaatlerini korumak ve gerekli politika ve stratejilerimizi oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır. Kanun tasarısı yasalaştığı takdirde, özetle: Yabancılara tanınacak temel hak ve özgürlükler ile kamu düzeni ve güvenliğinin korunması arasında bir denge kurulacaktır. Göç alanında görev yapan bakanlık, kamu kurum ve kuruluşları arasında etkin iş birliği ve koordinasyon sağlanacaktır. Ülkemizin ihtiyaç duyduğu kısa, orta ve uzun vadeli göç politika ve stratejileri Göç Politikaları Kurulu tarafından geniş bir katılımla belirlenecektir. Avrupa Birliği müzakerelerinde 24’üncü faslın açılması çalışmalarına önemli katkı sağlayacaktır. Düzenli göç alanını oluşturan vize ve ikamet izni işlemlerinde etkin ve sistematik bir idari ve kurumsal yapı getirilecek, bürokratik işlemler ve kayıt dışılık olabildiğince azaltılacaktır; örneğin, çalışma izni ikamet izni yerine geçecektir. Ayrıca yabancılar ikamet ve çalışma izinlerini daha ülkelerinde iken konsolosluklarımıza başvurarak alabileceklerdir. İkamet izinleri sınıflandırılacak, her biri için özel şart ve yükümlülükler getirilecek, bu izinlerden doğan haklar açıkça belirlenmiş olacaktır. Aile içi şiddete maruz kalan kadınların ve çocukların haklarını koruyan düzenlemelere paralel olarak bu durumdaki yabancıların Türkiye’de kalışları yasal güvence altına alınacaktır. Düzensiz göçle mücadelenin hukuki altyapısı güçlendirilecek ve bu alandaki mücadele daha etkin yürütülecektir. Yabancılar için en ağır idari yaptırım olan sınır dışı kararı ve buna bağlı idari gözetim işlemleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uygun olarak yeniden yapılandırılacaktır, dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ülkemiz aleyhine ihlal kararı vermesinin önüne geçilmiş olacaktır. Vatansız kişilerin hakları ilk defa açık bir şekilde ve kanunla güvence altına alınmış olacaktır. Uluslararası koruma alanına ilişkin iş ve işlemler ile iltica başvurusunda bulunan yabancılar ve statü sahiplerinin hak ve yükümlülükleri de ilk kez kanun seviyesinde düzenlenmiş olacaktır. Kabul ve barınma merkezleri ile geri gönderme merkezlerinin kurulması yasal zemine kavuşacak ve bu merkezlerin işletilmesiyle ilgili önemli yenilikler getirilecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, göç alanına ilişkin politika ve stratejileri uygulamak, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak, yabancıların Türkiye’ye giriş ve Türkiye’de kalışları, Türkiye’den çıkışları ve sınır dışı edilmeleri, uluslararası koruma, geçici koruma ve insan ticareti mağdurlarının korunmasıyla ilgili iş ve işlemleri yürütmek üzere İçişleri Bakanlığına bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulacaktır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; şeffaf ve katılımcı bir süreç izlenerek hazırlanan ve İçişleri Komisyonunda oy birliğiyle kabul edilen Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın yasalaşmasıyla ülkemizin göç ve uluslararası koruma mevzuatı ve idari sistemi uluslararası standartlara uygun bir altyapıya kavuşacaktır. Yabancıların Türkiye’ye girişleri, Türkiye’de kalışları ve Türkiye’den çıkışları ile Türkiye’den uluslararası koruma talep eden yabancılara ilişkin usul ve esaslar, taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara uygun ve insanı merkez alan bir anlayışla ve kanun seviyesinde düzenlenmiş olacaktır.

Sözlerimi tamamlarken şu satırların altını özellikle çizmek istiyorum: Bulunduğumuz coğrafyada göçmenlere kapılarını açan, ihtiyaç duyanları koruma altına alan ve dünya kamuoyu tarafından da saygı duyulan ve bin yıllık köklü bir merhamet toplumu olma geleneğimiz bulunmaktadır. Bugün görüşeceğimiz Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı da bu geleneğimizin değişik bir tezahürüdür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının komisyondaki görüşmeleri sırasında, İçişleri Komisyonu Başkan ve üyeleri olarak, bir ittifak içerisinde bu tasarıyı gerçekleştirdik. İçişleri Komisyonu üyelerine ayrı ayrı teşekkürlerimi ve şükranlarımı ifade ediyorum. Kanunun oluşturulmasında gerçekten çok büyük emekler harcandı. İçişleri Bakanlığındaki değerli arkadaşlarıma, akademisyenlere, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına ve sivil toplum kuruluşlarına da teşekkürlerimi ifade ediyorum ve bugün Genel Kurulda bu tasarıya destek veren siz değerli milletvekillerine, gruplarımıza, sayın grup başkan vekillerine de ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum.

Bu tasarının hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Alpaslan Kavaklıoğlu, Niğde Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Göç, insanın coğrafi hareketliliği ve bu hareketin yol açtığı nüfus dinamiği olarak tanımlanmaktadır. Küreselleşme süreciyle yeni ve karmaşık bir boyut kazanan göç, artık siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlarıyla önemli bir politika alanı hâline gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, tarihinde çok büyük göç süreçlerine tanıklık ve ev sahipliği etmiş bir ülkeyiz. Son dönemde Türkiye’nin artan ekonomik gücü ve istikrarı ülkemize yönelik göç hareketleri için bir çekim unsuru oluşturmaktadır. Yakın bir zamana kadar transit ülke olan Türkiye, göç hareketleri açısından artık hedef ülke hâline gelmiştir.

Ülkemizdeki insan hareketliliğindeki artış çeşitli amaçlarla gelen yabancıların sayısına bakıldığında açıkça görülebilmektedir. 1995 yılında ülkemize gelen yabancıların sayısı 6,5 milyon iken bu sayı 2010 yılında yaklaşık 27 milyon olarak gerçekleşmiştir. 1995 yılında düzenlenen ikamet izni sayısı 84 bin iken bu sayı 2012 yılında yaklaşık 177 bin olmuştur. 1995 yılında uluslararası koruma başvurusu sayısı 2 bin iken 2010 yılında bu sayı 8 bine yükselmiştir. Ayrıca, ülkemizde 1995-2010 yılları arasında yaklaşık 830 bin düzensiz göçmen yakalanmıştır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’ye yönelik göçü teşvik eden bir diğer husus da yakın çevremizde devam eden siyasi istikrarsızlıklardır. Kamuoyunun yakından takip ettiği Suriye’den gelen mülteci göçü bunun son örneğidir. Türkiye’ye toplu olarak sığınan Suriyelilerle ilgili olarak insani ve uluslararası hukuk açısından iyi bir sınav verilmektedir. Ülkemiz krizin ilk gününden bu yana bu akışın kontrolü ve doğacak sorunların engellenmesi için yüksek seviyede yetkinlik ve operasyonel kapasite göstermiştir.

Resmî bilgilere göre, 19 Mart tarihi itibarıyla, Türkiye’de barınma merkezlerinde bulunan Suriyelilerin sayısı yaklaşık 190 bin kişidir. Bugüne kadar ülkemize gelen Suriyeli sayısı ise 278 bin olarak gerçekleşmiştir. Bunların 90 bini ise ülkesine geri dönmüştür.

Suriyelilerin güneyde bulunan 8 ilde kurulmuş olan kamplardaki genel hayat şartları, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği ve Avrupa Komisyonu İnsani Yardım ve Sivil Koruma Biriminin de dâhil olduğu birçok uluslararası gözlemci tarafından övgüyle karşılanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin göç alanında maruz kaldığı büyük yükü kaldıracak hukuki, mali ve idari sistemin kurulmasını ve işletmesini sağlayacak reformları gerçekleştirmesinin elzem olduğu açıktır. Yasal ve yasa dışı yollarla gerçekleşen göç hareketlerini düzenleyen mevzuat ve kurumsal yapımız, ülkemizin bugünkü ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmaktadır.

Hâlihazırda yabancılar alanını düzenleyen iki temel kanun vardır: 5682 sayılı Pasaport Kanunu ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun. Bu iki kanun da 1950 senesinde çıkmıştır. 1953 yılında ülkemize giriş yapan yabancı sayısı 91 bin iken, 2010 yılında bu sayı 27 milyona ulaşmıştır. Verilen rakamlar arasındaki bu büyük fark günümüz ihtiyaçlarını karşılayacak kanuni değişikliğe ne kadar çok ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra, insan hakları hukukunun temel belgeleri, bu kanunların çıkmasından sonraki tarihte kabul edilmiştir. Bu nedenle, her iki yasa da taraf olduğumuz ikili ya da çok taraflı sözleşme hükümlerinden kaynaklanan yükümlülüklerimizi yerine getirmeye elverişli değildir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin göç ve iltica alanında uzmanlaşmış bir kuruma ihtiyacı vardır. Dünyadaki başarılı örneklerine benzer olarak, politika ve stratejilerin belirlendiği, insan hakları temelli hukuki ve kurumsal yapılanmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Avrupa Birliğine üye ülkelerde göç ve iltica uygulamaları, çok büyük oranda, İçişleri Bakanlığına bağlı sivil ihtisas birimleri tarafından yürütülmektedir. Uluslararası norm ve insan hakları standartlarına uygun, mülteci ve sığınmacılar için kabul ve barınma merkezleri, düzensiz göçmenler için geri gönderme merkezleri ve insan ticareti mağdurları için sığınmaevleri kurulması ve işletilmesiyle ilgili ihtiyaçlar aşikârdır. İşte, bugün görüşmekte olduğumuz Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı, göç ve yabancılar alanında artış gösteren sorunlara bir çözüm niteliği taşımaktadır. Göç politika ve stratejilerini oluşturacak mekanizmaları kuran, bu alandaki boşlukları gideren ve AB’ye uyum sürecine katkı sağlayan bir tasarıyı kanunlaştırmak üzereyiz.

Değerli milletvekilleri, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile göç  ve iltica alanında Türkiye’nin hukuki, idari, fiziki altyapısının oluşturulması, uluslararası standartlar ve AB müktesebatına uyumun sağlanması ve İnsan Hakları Mahkemesinin ülkemiz hakkında ihlal kararlarına esas oluşturulan boşlukların giderilmesi sağlanacaktır. Günümüzde kanunla düzenlenmesi gereken, daha çok idari düzenlemelerle yürütülen göç ve iltica alanı artık gelişmiş bir kanunla düzenlenmiş olacaktır.

Bu kanun tasarısı Genel Kurula gelmeden önce, hem İçişleri Komisyonunda hem başkanlığını yapmış olduğum alt komisyonda muhalefet partili milletvekili arkadaşlarımız, akademisyenler ve ilgili toplum kuruluşu, örgütleri ve, temsilcileriyle çok uyumlu ve yapıcı bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Tasarı İçişleri Komisyonumuzda oy birliğiyle kabul edilmiştir. Burada katkı sağlayan bütün arkadaşlarıma ve İçişleri Bakanlığımızdan değerli bürokrat arkadaşlara teşekkür ediyorum.

“Yabancılar”, “uluslararası koruma” ve “Göç İdaresi Genel Müdürlüğü teşkilat ve görevleri” şeklinde üç ana bölümden oluşan tasarı alana ilişkin çok önemli düzenlemeler getirecektir.

Yabancılarla ilgili olarak düzenlemelere baktığımızda, vize ve ikamet izinleri işlemlerinde etkin ve sistematik bir yapı öngörülmektedir. Ayrıca, yabancıların çalışma hakları, vatansız kişilerin hakları ve insan ticareti mağdurlarının durumları da kapsamlı bir biçimde düzenlenmektedir.

En önemli düzenlemelerden biri de düzensiz göçle mücadelenin hukuki altyapısının güçlendirilerek bu alanda mücadelenin etkinleştirilmesidir.

İltica alanıyla ilgili olarak da, ilk defa, uluslararası insan hakları standartlarına ve AB mevzuatına uygun uluslararası koruma kanunu oluşturulmaktadır. Refakatsiz çocuklar başta olmak üzere özel ihtiyaç sahipleri için özel koruma mekanizmaları uluslararası standartlara uygun hâle getirilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iyi bir göç yönetim sistemi için kurumsal yapılanma hayati önemi haizdir. Ülkemizde göç alanında kurumsal yapılanmaya duyulan ihtiyaç tasarıyla kurulması öngörülen Göç İdaresi Genel Müdürlüğü ile giderilecektir. Böylece, göç ve ilticaya ilişkin iş ve işlemler artık sivil bir ihtisas kurumu tarafından yürütülecektir.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği 2012 İlerleme Raporu’nda ifade edildiği gibi bu kanunun kabul edilmesi, Türkiye’nin yabancılarla olan ilişkilerini yöneten ve göçmen ile mülteci haklarını AB standartlarına ve uluslararası standartlara uygun olarak güvence altına alan tek ve tutarlı bir yasal çerçeve oluşturması bakımından kilit niteliktedir.

Tasarının kanunlaşmasıyla, şimdiye kadar kanunla değil ikincil düzenlemelerle yürütülen göç ve yabancılar alanı kanun ve kanun temelinde hazırlanacak düzenlemelerle yürütülmeye başlanacaktır. En önemlisi de, insan hakları temelinde özgürlük ve güvenlik arasındaki hassas dengenin korunduğu, uluslararası insan hakları normlarıyla uyumlu, ihtiyaç duyulan hukuki, idari ve fiziki altyapıyı kuran etkin bir göç yönetim sistemine kavuşmuş olacağız.

Tasarının hayırlı olmasını diliyor, hazırlanmasında emeği geçenlere buradan teşekkür ediyorum.

Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ  ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. On dakika soru sorma süresi.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Tekirdağ ili Şarköy ilçesinde 5 Kasım 2012 tarihinde işlenen bir cinayetten sonra halk emniyeti basarak cinayet zanlısını linç etmek istemiştir. Valilik makamı bu olaydan sonra “Enişteler, yengeler gidecek.” demiş ve akabinde 7 Mart tarihli bir yazı ile il genelinde 500’e yakın polis memurunun il içi tayine tabi tutulacağını tebliğ etmişlerdir. 1.900 polisin olduğu ilde 500’e yakın polis memurunun tayininin çıkması memurların moralini bozmuş, iş verimlerini düşürmüştür. Şarköy Emniyeti mensuplarını cezalandırmak yerine il genelinde 500 tane personelin cezalandırılması adil midir, vicdani midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Mardin ve Midyat’ta yeni sığınmacı kampları kurma çalışması var mıdır? Bu kamplara Suriye’den gelen Süryanileri yerleştirme projesi var mıdır?

Ayrıca, Sayın Bakan, mülki idare amirleri sizden özlük haklarının muadil meslekler seviyesine getirilmesini beklemektedir. Bunların bu talepleriyle ilgili söyleyeceğiniz bir söz var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, toplumumuzda güvenlik ve esenlik açısından en önemli kurumlardan birisi emniyet teşkilatı. Son düzenlemelerle beraber belediye sınırları içerisinde yaşayan nüfus, yani polis görev alanında bulunan nüfusumuz önemli ölçüde de arttı. Ancak, polis teşkilatımızın, zatıalinizden önceki bakanımıza da ifade ettiğimiz sıkıntıları var. Çalışma şartları çok kötü, çok ağır; izinleri, fazla mesaileri, her şeyi problem. Özlük haklarıyla ilgili, özellikle emekliliğe yansımayan, ek göstergelerinin düşük olması sebebiyle emeklilikteki ücret kayıplarından kaynaklanan büyük sıkıntıları var. Biliyoruz ki polislik mesleği hem zor bir meslek hem de en fazla intihara rastlanılan mesleklerden birisi. Polis teşkilatı hem maddi ihtiyaçları açısından hem de psikolojik olarak büyük sıkıntılarla baş başa. Bu sorunları çözmek için ne gibi tedbirler düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Bingöl’den vatandaşlarımız Milliyetçi Hareket Partisini arıyor. 14 Marttan bu yana Bingöl’ün üçte 2’sine su verilemiyor. Her yerde bidonlarla su taşınıyor ve hazır suya da ekonomik güçleri… Zaten sıkıntıda insanlar. Yani “Bizim kaderimizi, bu doğu, güneydoğunun kaderini İmralı’daki katile mi teslim ettiler? Bizimle ilgilenen yok, varsa yoksa İmralı.” diyerek şikâyette bulunuyorlar. Susuzluk zulüm ve çileye dönmüş. Çözüm ne zaman olacak?

Bir de Sayın Bakan, 18 Martta, şehitleri anma münasebetiyle vatandaşların izinle yaptığı yürüyüşler var. Bu yürüyüşlerde “Kahrolsun PKK.”, “Şehitler ölmez.” ve “Vatan bölünmez.” diye sloganların atılmaması konusunda uyarılar yapıldığı ifade ediliyor. Bu konuda bir gizli genelgenin olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla, bu genelgenin amacı nedir? Böyle bir amaç için kullanılması doğrudan doğruya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – …kullananların amacını aşması mıdır? Bu konuda açıklama bekliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şimşek…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, geçen hafta Samsun’da bir sayın vali yardımcısı Twitter’da bölücüleri kastederek “Ülkemizde milliyetçiliği ayakları altına alanlar Samsun’da ayaklar altına alınmıştır.” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin bir mensubu olarak hassasiyetini dile getirmiştir ve bundan dolayı da soruşturma geçirmektedir. Ancak evvelki gün ise başta İstanbul Kazlıçeşme Meydanı’nda yapılan mitinglerde “Öcalan’a özgürlük, güneydoğuya statü.” denilerek Anayasa ve yasalar hakikaten ayaklar altına alınmıştır. Bu ülkede “vatan, millet, bayrak, Türk” diyenler hemen soruşturmaya tabi tutulurken bölücü bir miting düzenleyerek bu devletin anayasal teminatı altında olan ülkenin kuruluş felsefesine açıkça karşı çıkanlar, devlete meydan okuyanlar için hiçbir olay çıkmadı. Ne kadar demokratik bir miting düzenledikleri konusunda kendilerine teşekkür edilmiştir.

Sayın Bakan, bu ülke nereye gitmektedir? Endişe içerisindeyiz. Lütfen bunları millete izah ediniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, “Barış” diyerek göreve başladınız, Bakanlığınız hayırlı olsun ama son günlerde sokaklarda, üniversitelerde eylemler, patlamalar, çatlamalar devam ediyor. Sınırdan, sürekli olarak, eylemci gruplar Türkiye’nin içine giriyor. Eylem yapanların bir kısmını bıraktınız, yeni kanunlar çıkartarak bunları bırakmaya devam ediyorsunuz ve bebek katili İmralı’yla iş birliği yapıp “Barış getireceğiz.” diyorsunuz. Bunu da “Akil baronlarla yapacağız.” diyorsunuz. Bu akil baronları millet olarak merak ediyoruz, söylerseniz seviniriz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, partinize bir DHKP-C –sizin açıkladığınıza göre- saldırısı oldu. Ben bunda biraz bir Ali Cengiz oyunu seziyorum ya neyse, geçmiş olsun.

Şimdi, kaç tane DHKP-C’li Türkiye’de var, nerede var, bunların elinde lav silahları var mı? Bir.

İkincisi, yarın Nevruz Bayramı. Şimdi, bu bayramda Diyarbakır’da okunacak Abdullah Öcalan’ın mesajı daha gelmedi, gazetelerin, televizyonların yazdığına göre. Bu mesaj ne zaman, kim tarafından getirilecek ve Diyarbakır’da okunduğu zaman Abdullah Öcalan’ın fotoğrafları ile PKK bayrakları serbest olacak mıdır? Serbest olmadığı takdirde böyle bir eylem olursa karşı koyacak mısınız?

Üç, şimdi, biraz önce Sayın Oktay Vural’ın söylediği –ki vatandaşlar bana da şey etti- Bingöl’de vatandaşlara yirmi günden fazla su verilmiyor, onu da kendisi şey etti.

Bir de bu El Kaide, Müslüman Kardeşler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Tokat ili Erbaa ilçesi Gökal beldesinden vatandaşlar telefon ediyorlar. Burası, Erbaa ilçesinde, Tokat-Samsun-Ordu üçgeni kenarında bulunan, bir belediyelik yerdir; yaklaşık olarak 15 bin civarında nüfusu vardır; Tokat iline 150 kilometre mesafesi olup Samsun’a da aynı şekilde uzak olan bir yerdir; Karınca Dağlarının etekleri içerisinde bulunan, mağdur olan bir yerdir. Bu insanlar, buradan göç etmeyip kendi bölgelerinde kalmaktadırlar. Ancak, buradaki sorunlar da çok büyüktür. Bu mealde ilçe olmaları beklenmektedir, ilçe olmak istemektedirler. Bunlarla ilgili geçen dönem ve bu dönem de kanun tekliflerimiz olmuştur. Ancak, kanun tekliflerimiz maalesef kanunlaşmamıştır. İstekleri şudur ki: “Burasının İçişleri Bakanlığınca incelenip hakikaten ilçe olması gerekir mi gerekmez mi?” şeklinde bir talepleri vardır. Bu konuda görüşlerinizi almak istiyorum.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, Hükûmetiniz geçen dönemde polislere seyyanen bir zam yapmaya söz vermişti, zannediyorum Sayın Başbakan ifade etmişti ama bu bir türlü verilemedi. Tekrar bu konuyu düşünür müsünüz? Verecek misiniz, böyle bir çalışmanız var mı?

Bir de, polis memurları yüksekokul, üniversite mezunu olsalar bile 1’in 4’üne gelemiyorlar, neden? Yani, eğer Türkiye eşit vatandaşların ülkesiyse polislere niye bu hak verilmiyor?

Bir de, polislerin bu emeklilik sorunlarını gerçekten artık çözün. Yani, bir polis, emekli olunca, aldığı maaşın yüzde 40’ına düşmeyi kendisi açısından zül görmektedir; bunu lütfen çözün. Bu konuda bir çalışmanız olacak mı?

Çok teşekkür eder, başarılar dilerim size.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, siz de valilik yaptınız. Adana Valisi, kendisine gelen bir şikâyetçiyi kasete alıyor ve dinliyor, dinlemeye alıyor ve bununla ilgili de ilgili kamu görevlisini görevden alıyor. Valilik yapılırken böyle bir usul uygun mudur, böyle bir usul var mıdır?

İkincisi de, biliyorsunuz, Adana’ya, Buruk beldemize mülteci kampı kuruldu. Adana’da, bu mülteci kampının kuruluş ve ihalelerinde çok ciddi usulsüzlük ve yolsuzluk olduğuyla ilgili iddialar var. Kamuoyunu aydınlatmak açısından, buraya bir mülkiye müfettişi göndererek inceletmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, özellikle, sizden önceki İçişleri Bakanının görevi bırakmasından önce, emniyet mensuplarına ikinci şark görevi uygulamasıyla alakalı bir genelge yayımlandı. İkinci şark görevine tabi olanlar bu konuda ciddi derecede rahatsızlık içindeler. Bununla ilgili yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Birinci şark görevine henüz gitmemiş olanlar varken gitmiş olanları ikinci şark görevine gönderecek misiniz? Bu konuda, bu mağduriyeti giderme adına yeni düzenlemeler yapılacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; soru yönelten değerli milletvekillerimize ben de teşekkür ediyorum.

Efendim, Sayın Belen’in sorduğu soruyla ilgili, bu Tekirdağ’daki cinayetten sonra il içinde 500 polisin tayine tabi tutulacağını… İl içindeki tayin olarak mı efendim, bu şark hizmeti olarak mı?

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – İl içi Sayın Bakanım.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Evet, il içindeki tayinle ilgili sayın valiyle görüşeceğiz. Eğer il içinde 1.900 polis görev yapıyorsa ilçede süresi dolanların mazeretleri göz önüne alınarak “Ataması yapılsın.” talimatıyla şu ana kadar sadece 18 personele tebligat yapıldığı ifade edildi.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Hayır efendim, çok büyük rakam…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Onu inceleteceğim. Tabii ki bu kadar büyük sayıda bir polis tayini hizmetin yürütümünde olumsuz bir etki yapar mı, yapmaz mı, onu da inceleteceğim. Elbette ki…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Çorlu’da 125 polis memuru var.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Evet, Sayın Belen, onu inceleteceğim, inceleteceğim efendim.

Sayın Erdoğan, Midyat’ta bir sığınmacı kampı olarak şu anda bir çalışma yok ancak Süryani vatandaşların bu konuda bir talebi olduğunu biz de öğrendik ama bu talep, sığınmacılarla ilgili gerek çadır kent gerek konteyner kent kurulması konusu AFAD’la ilgili bir konu. Böyle bir ihtiyaç var mıdır, yok mudur, bunu değerlendireceğiz ama böyle bir talebin geldiğini bize de bir şekilde duyurdular ama bu talebi nasıl karşılarız, Midyat’ta böyle bir ihtiyaç var mı veya bu kadar kamp kurulabilecek bir sayı var mı, bunu ayrıca değerlendireceğiz. Süryani kökenli vatandaşların bu anlamdaki talepleri, sıkıntıları veya başka kamplardaki kalış şartlarıyla ilgili bir sıkıntı var. Tabii, bunu değerlendireceğiz AFAD’la beraber, ona göre bir çözüm getirilebilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – İhale yapıldığı söyleniyor Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Ben bilgi sahibi değilim bu konuda ama araştıracağım ve size bilgi vereceğim. Ama doğrudan doğruya biz değil, AFAD bu konteyner kentlerin kuruluşuna karar veriyor. Bu konudaki talebi ben de değerlendireceğim.

Sayın Türkoğlu, evet, polislerin görev alanı genişledi -çalışma saatleri- diğer milletvekillerimizin hepsi de bunu ifade ettiler. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Tabii ki polislerimizin 1’inci dereceye yükselebilmesiyle ilgili, malumunuz, desteklerinizle de bir kanun geçirildi ama herhâlde “1’inci dereceye gelmeleri sağlandı ama 1’inci derecenin ek göstergeleri verilmediği” anlamında aldım bu sorunuzu.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – 3600…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Doğru söylüyorsunuz. Gerçekten de -açıkça ifade edeyim- bugün yürütülen kamu hizmetleri içerisinde polislerimizin yürüttüğü hizmet kadar gergin, stresli, yorucu ve güç bir görev yok.

Buradan bütün polis teşkilatına, bütün güvenlik güçlerine şükranlarımı bir kez daha ifade ediyorum ama o konuda sadece şükranlarımızı ifade etmekle kalmayacağız, Hükûmetimizin, devletimizin ve bütçe imkânları çerçevesinde, özellikle emekliliklerine yansıyacak düzenlemeler yapmak için İçişleri Bakanlığı olarak, Emniyet Genel Müdürlüğü olarak her türlü gayretin içinde olacağız, bunu takip edeceğiz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kanunu getirin, biz size destek vereceğiz.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Evet efendim, çok teşekkür ediyorum.

Dün grup başkan vekilleriyle yaptığımız görüşmede, Sayın Oktay Vural ve Sayın Muharrem İnce de bize bu konuda polis teşkilatının taleplerini yoğun olarak ilettiler, Emniyet Genel Müdürümüzle beraber ziyaretlerine gitmiştik. Sağlayacakları katkı için de şimdiden teşekkür ediyorum.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sayın Bakanım, mülki amirleri de  unutmayalım.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Şimdi sıra geliyor ona efendim, sırayla geleceğiz ama önce, emniyet teşkilatıyla ilgili sorulmuştu.

Gerçekten de fazla mesai ücretleri malumunuz, seyyanen bir ücret verilmektedir ama bunun yeterli olmadığını biz de biliyoruz. Gerçekten, yapılan hizmetin karşılığı değildir. Bunu burada açıkça ifade ediyorum ve tabii, İçişleri Bakanı olarak da arkadaşlarımızın bu konudaki eksiklikleri gündeme geldiğinde şunu da talep ediyorum: Başka meslek gruplarından da, onların önüne veya “Onlarla beraber bu imkânlardan yararlansın.” tarzında hemen ilave talepler geliyor ve maalesef, Türkiye’de bu tip talepler gündeme geldiğinde…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Maliye itiraz ediyor.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Evet, başka meslek grupları da…

Ama ben şunu söylemek istiyorum: Tabii, diğer meslek gruplarının yaptığı hizmetleri de biz önemsiyoruz ama emniyet teşkilatının bu konudaki fedakârlıklarının, görevinin gerektirdiği…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sağlık çalışanları da var Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – İşte, bak, hemen “sağlık çalışanı...”

Peki efendim, sağlık çalışanlarına da inşallah, Sağlık Bakanımız gerekli katkıyı sağlayacak.

Sayın Vural, ben Bingöl’deki konuyla ilgili, Sayın Valiyle ve yerel yöneticilerle derhâl görüşeceğim. Böyle bir şekilde insanların susuzluğa maruz bırakılması elbette kabul edilemez, bunu özellikle ifade ediyorum.

Şunu özellikle ifade ediyorum: 18 Martta, Şehitlerimizi Anma Günü’nde kesinlikle böyle bir gizli genelge olmaz, açık genelge de olmaz, hele bizim dönemimizde hiç olmaz. Evet, şehitler ölmez, vatan bölünmez. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Gerçekten de bu konudaki sloganları etkileyecek hiçbir şekilde -ben de burada ifade ediyorum- sakın böyle bir yanlış zehaba kapılmayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben size bu konudaki şeyleri bildireceğim, kimin söylediğini, kimin yaptığını belgeleriyle…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Evet, derhâl ben de gereğini yapacağım. Bundan da emin olunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama artık yeter efendim. PKK, İmralı… Yani yeter artık ya! Polis aşağılanıyor, asker aşağılanıyor, katiller kıymetlendiriliyor! Gerçekten rahatsız ediyor artık Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Evet, bu konuda kesinlikle en az sizler kadar duyarlılık içinde olduğumuzu da bilmenizi isterim.

Samsun’daki Vali Yardımcısı arkadaşımızın ifadeleriyle ilgili bir inceleme yapılıyor, müfettişlerin soruşturması sonucuna göre işlem yapılacak. Tabii, burada şunu da ifade etmek isterim: Nevruz münasebetiyle 13 Marttan beri, özellikle de 17 Marttan itibaren 21 Marta kadar geçecek süre içerisinde ülkemizin birçok yerinde nevruz kutlamalarıyla ilgili toplantılar tertip edilmiştir. Bir kere şunu söylüyorum: Kesinlikle, Öcalan posterleri suç ve suçluyu övmek anlamında yasaktır, suçtur. Bununla ilgili tespitler yapılmıştır. Bazı yerlerde mahkeme kararları alınarak yasaklanmıştır, bazı yerlerde kitleler hâlinde giriş yapıldığı için o anda müdahale edilmemiştir ama tespit yapılmıştır, mutlaka bunlar adli mercilere intikal ettirilecektir. Bazı yerlerde ekrana yansıtılmak suretiyle bir emrivaki yaratılmıştır. Bu da toplantıyı düzenleyen toplantı heyetine ait bir suç olarak tutanaklara bağlanmıştır, tespitler yapılmıştır, görüntüler alınmıştır. Bunların da adli takipleri yapılacaktır.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Bakanım, medyaya şöyle yansıdı: “Teşekkür edildi bunlara.” şeklinde yazılmıştır. Bir açıklama mümkün mü bunların takibinin yapıldığı konusunda medyaya…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - O konuyla ilgili benim, tabii, kim getiriyor…

KAMER GENÇ (Tunceli) – MİT mi getiriyor? Kim getiriyor, bilelim onu.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Böyle bir şeyin okunması da söz konusu değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Bekliyoruz.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Evet, bakacağız.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Bakanım, basına sizin dediğiniz gibi yansımadı yani “Teşekkür edildi bunlara…” Açıklama yapılması gerekiyor.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Bakın, ister bildiri olsun ister poster olsun ister pankart olsun hangisi suç teşkil ediyorsa bununla ilgili gerekli adli işlem yapılır zaten. Bu, zabıtanın, güvenlik güçlerinin de…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan “Öcalan’a özgürlük, Kürtlere statü” diye bütün gazetelerde yer aldı.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – “Demokratik yapıldı.” diyor.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Evet, bunlarla ilgili tespitler yapıldı ve bunların adli mercilere intikali sağlanacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dördüncü yargı paketiyle onlar da serbest bırakılacak zaten.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Evet, dördüncü yargı paketinin böyle bir anlam ifade etmediği Sayın Bakan tarafından ifade edildi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Var efendim. PKK’yı övmek suç değil artık.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey yok. Ceza Kanunu’nda var zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, göreceksiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Doğru, bu Gökalp beldesinin ilçe olması konusunda… Malumunuz, ilçe olma şartları 6360 sayılı Kanun’da yeniden düzenlendi. Bu şartları taşıyan beldelerin ilçe olma konusunu ayrıca Bakanlığımız değerlendiriyor. Tabii ki ilçe olma şartları sadece belli bir yere değil, bazı şartların bir arada yerine getirilmesine bağlı. O beldenin talebini de sırası geldiğinde değerlendireceğiz.

Sayın Yılmaz, tabii ki kanunsuz dinleme suçtur. Kim yaparsa yapsın suçtur. İster vali yapsın ister güvenlik görevlisi yapsın suçtur. Bu konudaki iddianızı değerlendireceğiz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sadece dinleme değil, Adana Valisi her şeyi yapıyor.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Evet, bu konuları inceleyeceğiz.

Mülteci kampları ihalelerindeki konu da direkt AFAD’la ilgilidir, bunu da AFAD’a bildireceğiz.

İkinci şark olarak da malumunuz bir düzenleme yapıyor Emniyet Genel Müdürlüğümüz.

Değerli arkadaşlarım, emniyet teşkilatında geçmişte de hiç şarka gitmeyen emniyet görevlileriyle ilgili çok şeyler dile getirildi komisyonlarda, bütçe görüşmelerinde, Meclis Genel Kurulunda. Şu anda, birinci şarka gitmeyen emniyet görevlisi kalmamıştır. İkinci şarktan da toplam 2 bin polis etkilenecektir ve bu arada emekliliğine belli bir süre kalanlarla mazereti olanlar ve valiliklerce haklarında ipka isteğinde bulunanların hiç birisi ikinci şarka gönderilmeyecektir. İkinci şarka gönderileceklerin toplam sayısı 2 bin gibi, toplam polis sayısı içerisinde çok küçük bir sayıyı ifade etmektedir.

Sayın Vural, bir bilgi geldi bu Bingöl’deki su sorunuyla ilgili. Arkadaşlarımızın şu anda yaptığı, bir ilk bilgi… Su hattı heyelan nedeniyle çalışmaz hâle gelmiş, bakım çalışmaları devam ediyormuş. Bir hafta içinde biteceği ifade edilmiş, ben de bu konuyu daha süratlenebilmesi için ifade edeceğim.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum efendim, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 30’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, siyasetle ilgisi olsun olmasın hemen hemen herkes şu tespiti yapmaktadır ki maalesef, doğrudur: Ülkemiz ulusal ya da uluslararası boyutlarda faaliyetlerde bulunan terör örgütlerinin cenneti hâline gelmiştir, şiddet kol gezmektedir, en önemli hak olan yaşama hakkı tehdit altındadır. Her sabah, her akşam hayatını kaybeden insanlarımızı televizyonlarda seyretmekten milletimiz bıkmıştır, yorulmuştur; şiddetin, kapısının önüne, okul bahçesine, hastanenin acil merkezlerine kadar sirayet etmiş olmasından dolayı hem kaygılıdır hem de öfkelidir.

Ülkeyi yönetmekle görevli AKP Hükûmetinin, terör ve şiddetin karşısına kararlı ve istikrarlı bir mücadele konseptiyle çıkmak yerine, güvenlik güçlerini itibarsızlaştıran, güvenlik güçlerinin ürettiği, yürüttüğü tedbirleri etkisizleştiren, şiddete ve teröre âdeta engin bir müsamahayla zaman kazandıran bir tutum içinde olduğunu görmekteyiz.

AKP hükûmete geldiğinden itibaren eline bir aymazlık terazisi almıştır; terör ve şiddetle mücadele ile insan hak ve hürriyetleri arasında bir orantı, bir denge kurmaya çalışmaktadır. AKP’nin kitabında bugüne kadar terör ve terör örgütünü imha etmek, ortadan kaldırmak hiç olmamıştır. Erdoğan, bir devlet adamı gibi, vatandaşının hayatını herne pahasına olursa olsun korumak, canına kastedenlerin de kökünü kurutmak gibi bir noktaya hiçbir zaman gelmemiştir. Terör ve şiddete yok edilmesi gereken iblisler olarak bakılmamış, bizzat Başbakan ve tâifesi tarafından “Neden terör ve şiddetin üzerine gitmiyorsunuz?” sualine mazeretler bulma, kılıflar uydurma yolu tercih edilmiştir. Defalarca Milliyetçi Hareket Partisi olarak uyardık: “Bu ülkede vahşi ve bölücü bir terör örgütü vardır. Milletini seviyorsan, Allah’tan korkuyorsan bunun tedbirlerini al. Oslo’da, AKP-PKK müzakerelerinde Hükûmetin görevlendirdiği MİT Müsteşar Yardımcısının işaret ettiği, büyük şehirlere konulan ya da görev verilen patlayıcılar ve canlı bombaları açığa çıkar, aksi takdirde hem millî güvenliğimiz hem de insanlarımızın hayatı tehlikededir.” demişizdir. Bu sözlerimize dönüp bakmamıştır bile. E, ne demişler: “Namazda işi olmayanın abdestte gözü olmaz.” AKP için terör ve şiddet mücadele edilecek unsurlar olarak değil de siyaseten sebeplenilecek, hatta “Geçmişimizle yüzleşiyoruz.” gibi kirli bir anlayışla, bu devletin üniter yapısından, şanlı tarihinden rövanş alma gibi sapkınlara gidilmiştir.

Velhasıl, AKP’nin bu aymaz, bu vurdumduymaz tutumu dolayısıyla binlerce insanımız hayatını kaybetmiştir. “Analar ağlamasın.” diye ortaya çıkan zihniyet, hemen hemen her gün, evlatlarını kaybeden ana babaların gözyaşlarının akmasına ve milletin anasının ağlamasına zemin hazırlamıştır.

Dün itibarıyla, AKP Genel Merkezine ve Adalet Bakanlığına silahlı saldırı olmuş ve bu saldırı ülke gündemine oturmuştur. Öncelikle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu saldırıyı öfke ve nefretle kınıyoruz. Hem AKP’ye hem de Adalet Bakanlığı çalışanlarına büyük geçmiş olsun diyoruz. Elbette, kimsenin burnunun kanamaması hepimizi sevindirmiştir.

AKP güdümündeki yazılı ve görsel basın ise bir anda, âdeta bir düğmeden ortak yönlendiriliyormuş gibi, bir algı çalışması başlatmışlardır. Bu çalışmalardan murat edilen şudur: “Terörle pazarlık yaptığı söylenen AKP, terörün hedefidir -yapılan çalışma- bu sürece terör örgütleri de karşıdır. O hâlde çözüm süreci doğrudur.” gibi bir netice çıkarılmaya çalışılmaktadır. AKP’nin ve yandaş medyanın bu saldırıyı hemen istismara yöneldikleri, bir taraftan AKP’nin mağdur, mazlum olduğu algısını yerleştirmeye çalıştıkları, diğer taraftan da güvenlik güçleri ve silahlı kuvvetlere yapılan etkisizleştirme ve baskı çemberinin daha da daraltılmaya çalışıldığı görülmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu saldırıların faillerinin derhâl açığa çıkarılmasını istiyoruz ve merakımızdan da soruyoruz: Önce KCK’ya karşı geniş tutuklamalara gidip sonra da PKK ve KCK ile pazarlığa geçildiğini unutmuş değiliz. Şimdi de önce DHKP-C’ye yönelik operasyonlar yaptınız. Yarın, PKK kadar tehlikeli bir terör örgütü olan DHKP-C ile yeni pazarlıklar mı yapılacaktır? Bu saldırılardan amaç AKP’yi ve Başbakanı terörün hedefi gibi gösterip onları terörün ortağı suçlamasından aklamak mıdır ve karşılığında bir kısım DHKP-C elemanları serbest mi bırakılacaktır?

İnsanlar bu sualleri sormamızı istiyor ve merak ediyorlar. PKK ile yaptığınız ve hâlen de yapıyor olduğunuz bu müzakereler, bu pazarlıklar, bu jestler ortada iken bundan şüphe edilmesinde de son derece haklılar. Bu suallerin derhâl ve derhâl cevabını bekliyoruz. Bu konunun istismar edildiğini de biliyoruz.

AKP’nin kalemşorlarından birisi, bir gazetede, köşesinde aynen şöyle yazmakta: “Acaba, savcının iddianamesine göre, hücre tipi bir örgütlenme olduğu belirtilen Ergenekon’un yeni uyuyan hücreleri mi faaliyete geçirilmiştir?” Bu yazılan, çizilen, bazı PKK saldırılarının yarattığı infiali gidermek için suçu hemen derin devlete yükleyen cümlelerle ne kadar benzeşmektedir?

Sayın Başbakan, terör ile yaptığınız pazarlıklara alışığız. Bu hayati meseleleri bile istismar ettiğinizi biliyoruz. “Cambaza bak, cambaza.” diyerek ülkenin egemenlik hukukunun pazarlığı için 35 bin kişinin katilini karşınıza muhatap olarak oturttuğunuzu hepimiz ve milletin tamamı görüyor.

Sayın Başbakan, millet, size vermiş olduğu emaneti hor kullandığınızın, görevinizi suistimal ettiğinizin farkındadır. Tavsiyem, 23 Martta Bursa mitingini izleyin, oradan yükselecek millî sese kulak verin. Eminim, bu ses Washington’dan, Brüksel’den, Erivan’dan, Erbil’den duyduğunuz sesten daha tanıdık gelecektir. Umarım “Yeter artık bu rezaletler, bizler, devletimiz bunu hak etmiyor.” uyarısını dikkate alırsınız diyor, getirdiğiniz yabancılar koruma kanununa bakarak diyorum ki: Yahu, siz milletin insanlarını, onların hukukunu koruyamadınız, bu milletin vatandaşlarını, yerlisini koruyamadınız, yabancıları nasıl koruyacaksınız? Bu milleti karanlık bir dehlize sokan AKP neyi başardı da bunu başaracak diye de merak ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, arkadaşlar biraz önce bir tweet getirdi, BDP’nin Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sözleri: Sayın Genel Başkanımıza ithafen “Elinde iple dolaşıp ‘Öcalan’ı as.’ diyen Bahçeli, sen bu saatten sonra assan assan Sayın Öcalan’ın paltosunu vestiyere asarsın.” diyor.  AKP’nin şımarttığı “Başkanım” diyerek eli kanlı terör örgütünün başının önünde el pençe divan duran  ve bu milletin önüne koyduğu rızıktan istifade edip millete borcunu ihanet olarak ödeyenlere cevabımız odur ki: Senin, sizin nasıl bir tıynet sahibi olduğunuzu biliyoruz. Ancak, seni böyle konuşturan Hükûmete ve Başbakana yazıklar olsun!

ENVER YILMAZ (Ordu) - Onu söyleyene söyle.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Ve uyarıyoruz bu vekili: Sana çiçek uzatıp yılışıkça yaltaklanan elleri sakın milletin eli sanma.  Milletin şamarını yediğinizde soluğu o insanlık düşmanı patronunun yanında, İmralı’da  alacaksın. Ceketini de çorabını da hatta ibriğini de sen ve yol arkadaşların tutacak. Milletimiz, patronunun Kenya’dan Türkiye’ye getirilirken “Her şeyi yapmaya hazırım, ne olur bana bir şey yapmayın.” dediğini ve altını ıslattığını unutmuş değildir. Tarih tekerrürden ibarettir sayın vekil. Milletimiz bu yetkiyi verdiği anda, Milliyetçi Hareket Partisinin ilk işi bu olacaktır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sırrı Sakık’ı mı savunacaksın?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Konuşmacı konuşmasında terör örgütüyle pazarlık yaptığımızı ifade etti efendim…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sırrı Sakık’ı da savun çıkmışken.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben kimi savunacağımı çok iyi bilirim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi bakalım! Çıkmışken onu da savun bakalım!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ahmet, Hükûmet cevap verir. Yani buradaki konuşmaların muhatabı Hükûmet, Sayın Bakan orada.

BAŞKAN – Sayın Aydın, iki dakika süre veriyorum. Lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

Sataşma nedeniyle buyurun.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın görüşülen kanun tasarısının birinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – AK PARTİ Grubuna, Grup Başkanımıza hitaben bir sürü laf söyledi. Sayın Başkan, kusura bakmayın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hak ediyor, söyleniyor.

AHMET AYDIN (Devamla) - Evet, değerli arkadaşlar, az önce, burada âdeta bir niyet okumadan bahsedildi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Olanı biteni millet görüyor, ne niyeti kardeşim? Sözleriniz var ya! Başbakanın sözleri var! Ne niyet okuması?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tutanakları açın okuyun, tutanakları.

AHMET AYDIN (Devamla) - Birileri kendi yanında kurgulamış, kendi yanında bir senaryo çizmiş ve bu senaryoyu burada bir rolle oynamaya çalıştı.

Değerli arkadaşlar, şu var: Bir saldırıyı kınarken bile, bakın, bir saldırıyı, AK PARTİ’ye yapılan, millî iradeye yapılan, demokrasiye yapılan bu saldırıyı bile kınarken âdeta bu saldırıyı meşrulaştırır tarzda konuşmak hiç yakışık alıyor mu ya? Bu saldırıyı neredeyse “Siz kendi kendinize yaptınız.” diyeceksiniz ya! Yazık be! Neredeyse bunu diyeceksiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anlayışına yazık!

AHMET AYDIN (Devamla) – Terör örgütü sahipleniyor, terör örgütü “Bu saldırıyı yaptık.” diyor ama siz hâlâ burada, bu saldırının altında “Acaba, olamaz mı, kendi kendilerine mi…” Böyle bir algı çıkarmak doğru bir şey mi? Yazık! Hiç yakışıyor mu bu size? Hiç yakışıyor mu?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ahmet, şu Reşadiye’yi bir anlatsana.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Aydın, anlayışına yazık senin.

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, AK PARTİ milletin partisidir. Bir defa, siz, gidin her ilde miting yapın, ondan sonra gelin, burada konuşun. Ondan sonra gelin, konuşun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Oraya gidemiyorsak bu senin ayıbın! Türkiye’de gidilemeyen bir yer varsa bu senin ayıbın!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu ülkeyi kim yönetiyor kardeşim? Ben de aynı şeyi söylüyorum. Can güvenliği yok, ben de aynı şeyi söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz her yerde varız ya. Sen kendine bak.

AHMET AYDIN (Devamla) - Şu mitinge, bu mitinge bakmayın. Bütün illerde mitingi en iyi şekliyle, en güçlü şekliyle biz yaparız. Terör örgütüyle asla bir pazarlığın içerisinde olmadık, olmayız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen Öcalan’la birlikte politika yapıyorsun. Tehdit ediyorsun bizi, tehdit ediyorsun. Sen tetikçi misin?

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, Türkiye ilk defa ciddi bir çözüm sürecine girmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen tetikçi misin? Talimat mı veriyorsun terör örgütüne “Sokmayın bunları.” diye ha?

AHMET AYDIN (Devamla) - Türkiye tarihî bir fırsatın içindedir. Türkiye bu çözümü bulmak üzereyken bu tarz konuşmalar hiç yakışık alıyor mu?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bundan memnun olan sadece PKK ve KCK’lılar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle rezil bir konuşma olur mu?

AHMET AYDIN (Devamla) - Sayın Başbakanımızla, Sayın Grup Başkanımızla ilgili olarak sizin bu söylediğiniz şeyler doğru şeyler mi?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bundan memnun olan sadece PKK ve KCK’lılar. Gel Bursa’ya, milletin sesini duy.

AHMET AYDIN (Devamla) - Biz terör örgütüyle asla bir pazarlığın içerisinde olmadık, olmayız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Benim orada il başkanlarım, ilçe başkanlarım var!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama, bu sorunun çözümü konusunda da elimizden gelen her şeyi yaparız ve milletimizle yaparız, şununla bununla değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, biz 2011’de gittik oraya, miting de yaptık!

AHMET AYDIN (Devamla) – Milletin olduğu her yerde varız, milletimizle birlikte bütün sorunların çözümü noktasında da elimizden gelen gayreti gösteririz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen bu sözlerini Bursa meydanında bir söyle bakayım, toplanan kalabalığa! Millete bir söyle bakayım!

AHMET AYDIN (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, doğrudan doğruya milleti tehdit eden, PKK terör örgütünün “hâkimiyeti” adı altında, bu milleti tehdit eden bir üslup kullanıyor. Aynen PKK’nın milleti tehdit ettiği gibi, bugün de aynı söylemi kullanıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tutanaklara geçti.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Milletimizle beraberiz.” diyen biziz. “Milletin olduğu yerde varız.” diyen biziz. Bırak Allah aşkına!

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz Türkiye'nin her yerinde varız, Allah’a şükür. Bugün Bingöl’ünde de, Yüksekova’sında da, Diyarbakır’ında da, Çermik’inde de, Bismil’inde de bizim teşkilatlarımız var.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen bir Kürdistan mı oluşturmak istiyorsun?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürdistan bölgesini mi temsil etmek istiyorsun?

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen böyle bir usulümüz yok!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu üslupların buna destek oluyor! Buna destek oluyor!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var!

AŞKAN – Sayın grup başkan vekilleri, lütfen, yerlerinize oturunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz Hakkâri’ye nasıl gittiniz?

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen oturun. Sözleriniz tutanaklara geçti Sayın Vural.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Süleyman Bey şurada “ibrik” var diyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O ibriği BDP’lilere söyledim, sen üzerine niye alındın kardeşim!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Söylediklerine dikkat et!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu kadar Sayın Başbakanımızla, grubumuzla alakalı ifadeler kullandı…

BAŞKAN – Sayın Aydın, böyle bir usulümüz yok, lütfen oturun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O ibriği sana söylemedim, sen niye üzerine alınıyorsun?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne biçim konuşuyorsun sen ya!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen anlamamışsın yazık! Sana söylenmedi o! Yazık!

BAŞKAN – Evet, Sayın Korkmaz… Sayın Korkmaz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlaşılan o ki BDP ve PKK’ya vurunca AKP rahatsız oluyor. Niye rahatsız oluyorsunuz ya!

BAŞKAN – Sayın Vural, anlaşıldı, tutanaklara geçti efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var!

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye rahatsız oluyorsunuz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor Sayın Korkmaz.

Buyurun şimdi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, 69’a göre, şahsıma yönelik bir sataşma olmuştur, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Ne diye sataştı? Ne söyledi Sayın Korkmaz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim “Geçmiş olsun derken bile bunu beceremiyor.” gibi bir laf söyledi.

BAŞKAN – Nasıl “beceremiyor” gibi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey demedim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yani ben…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey demedim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söyledin, çıktın söyledin ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tamam da bu cevap değil ki.

BAŞKAN – Anladım da Sayın Korkmaz, şimdi, hiç kimse burada, bir parti veya sayın konuşmacılar diğerini eleştirmeyecek mi eleştiri sınırları içerisinde? Burada sataşma nerede?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen, git onu şeytanla görüşen kılavuzlarına söyle, ağlamaktan sorumlu Başbakan Yardımcısına söyle. Utanmadan sıkılmadan, MHP Genel Başkanının tahrikleriyle ilişki kurdun!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, “AKP ve Adalet Bakanlığı binasına yapılan saldırıyı kınıyorum, geçmiş olsun diyorum.” dedim.

BAŞKAN – Evet, tamam, dediniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Seviyesiz bir siyaset!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yalnız benim sözlerimi çarpıttı, 69’a göre bir dakika söz istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onu kınayacaksın sen, onu kınayacaksın!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yanlış yapan herkesi kınarım.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle bir dakika istediniz, bir dakika veriyorum; buyurun.

Lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani, biz bu saldırıyı kınıyoruz, onu yanlış anlıyorsunuz.

2.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önce buraya gelen AKP Grup Başkan Vekili sözlerimi tamamen çarpıtmıştır, duymak istediği gibi algılamaya çalışmıştır. Hâlbuki, sözlerim son derece basit ve gerçekten asgari bir eğitim seviyesi olan herkesin ne demek istediğimi oradan anlaması lazımdı. Bakın, ben buradan AKP Genel Merkezi ve Adalet Bakanlığına yönelik o saldırıyı kınadığımı Milliyetçi Hareket Partisi adına belirttim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben de söyledim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Sen de söz aldıktan sonra senden beklerdim ki, millî iradeyi temsil eden bir partinin genel başkanına yapılan bu yakışıksız benzetme karşısında sen de seni temsil edenler adına şuradan bir düzeltme konuşması yapsaydın ama görünen o ki, AKP ve BDP ve PKK aynı yola girmiştir. Birine vurduğun zaman AKP’den, AKP’ye  vurduğun zaman PKK’dan ses gelmektedir. Bunu milletimizin takdirine arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Millet takdir ediyor zaten.

BAŞKAN – Evet, bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, AKP Genel Merkezine ve Adalet Bakanlığına yapılan saldırılarla ilgili biz de töhmet altında kalıyoruz. İzin verirseniz ben de bir kısa açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, AK PARTİ Genel Merkezine ve Adalet Bakanlığına yapılan saldırılara ilişkin açıklaması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii ki geçmiş olsun; tabii ki terörü, şiddeti, silahı, bombayı, kavgayı lanetliyoruz. Bundan yana hiç şüpheniz olmasın. Fakat, neden insanlar tedirgin, neden bu konuda çekingen biliyor musunuz? Bunun sorumlusu sizsiniz. Reşadiye’de 7 askerimiz şehit olduğunda PKK “Biz yaptık.” demesine rağmen, siz “PKK yapmamıştır.” demeye getirdiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Derin devlete yıktınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırakın Allah aşkına ya!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Derin devlete yıktınız. Bakın, o günleri hatırlayın. Dursun Çiçek’in Reşadiyeli olduğundan dem vurdunuz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Okuyun, okuyun biraz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani, Bülent Arınç’ın böyle açıklamaları var, Hüseyin Çelik’in böyle açıklamaları var. PKK diyor ki: “Ben yaptım.” AKP diyor ki: “Ya PKK yapmamıştır, derin devlet vardır.”

Ayrıca, kuşkuyla bakmamızın bir başka nedeni, Sayın Bülent Arınç’a suikast meselesi. Ne oldu bu? Ne oldu bunlar? Yani, Bülent Arınç suikast meselesi, o ağladığı günler… Sanık yok, tutuklu yok, dava yok, sonuç yok, hiçbir şey yok. Reşadiye’yle ilgili çıkışlarınız var. Bizim kaygıyla, kuşkuyla bakmamıza yol açıyorsunuz. Sorun sizde. Yoksa kılınıza zarar gelmesinden üzülürüz, üzüntü duyarız; terörü, bombayı şiddeti, kanı kınarız biz, her zaman kınarız ama kendinize bakın lütfen.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Söz talebiniz var mı Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ortada bomba var. Dün Bülent Arınç açıklama yapıyor, neredeyse CHP’yi suçluyor. Sanki bombayı biz attık!

 

5.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, her türlü şiddete ve teröre karşı olduklarına, hiçbir saldırının meşru gösterilemeyeceğine ve AK PARTİ Genel Merkezi ile Adalet Bakanlığına yapılan saldırıları şiddetle kınadıklarına ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; tabii, biz kaynağı kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin şiddetin her türlüsüne karşıyız, saldırının her türlüsüne karşıyız. Hiçbir saldırıyı hiç kimse meşru gösteremez, ne biz ne bir başkası.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Saldırgan Öcalan’a da karşı mısınız?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Herkese karşıyız. Ne demek?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Saldırgan Öcalan’a da karşıyım.” de.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya bırakın Allah aşkına ya! Bunun üzerinden siyasi polemik yapmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Biz terörün her türlüsüne karşıyız, saldırının her türlüsüne, şiddetin her türlüsüne karşıyız. Hiçbir şiddet meşru gösterilemez kaynağı neresi olursa olsun, kim olursa olsun. Dolayısıyla, bütün saldırıları kınıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Apo’yu, bebek katilini lanetliyorum.” de hadi bakayım, hadi de bakayım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu manada özellikle de AK PARTİ Genel Merkezimize ve Adalet Bakanlığına dün akşam saatlerinde yapılan saldırıyı bir kez daha şiddetle kınıyoruz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teröristle pazarlık yapan, terörü kınayabilir mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama şunu da belirtmek isterim ki: Bu, millî iradeye yapılan saldırıdır; bu, demokrasiye yapılan saldırıdır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Apo’yu lanetliyorum.” de bakayım Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu saldırı asla bizi yolumuzdan etmeyecektir. Sonuna kadar, milletimizle birlikte, her tür problemin çözümü için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

Tekrardan saygılar sunuyor, Genel Kurulu selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Aydın, “Apo’yu lanetliyorum.” de. Bak, zamanın var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lanetliyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – De hadi ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lanetliyorum, Apo’yu da lanetliyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Vay vay vay, mikrofon kapandıktan sonra…

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

 

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü şiddeti, terörü lanetlediklerine ve terörden siyaset üretilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisi her türlü şiddeti, terörü lanetlemiş ve bunların suçlu olarak Türk milleti önünde hesap vermesini istemiştir. Bugün bu noktada, AKP’nin PKK terör örgütünü muhatap almasını da kendi idraklerine havale ediyorum. Bu bakımdan, bu yapılan saldırıların hiçbirinin masum, mazur gösterilmesi mümkün değildir. Ancak, bu saldırılar yapılırken “Şeytanla görüşürüm.” diyen AKP’nin kılavuzu Çelik ile ağlamaktan sorumlu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Sayın Genel Başkanımızın konuşmalarından tahrik edilecek konuşmalarını, bu olayla illiyet bağı kurmasını da ayaklarımın altına alıyorum ve çiğniyorum.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Kullandığınız kelimelere dikkat edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Terörden böylesine medet uman, terörden böylesine siyasal rant elde etmek isteyenlerin girdiği bataklık artık Türk milletini de çekiyor. O bakımdan, bir an önce, terörle ve PKK’yla yaptığınız bu kanlı iş birliğinden vazgeçin, kan dilini kullanmaktan vazgeçin, terörden siyaset üretmeyin, kandan çözüm üretmeyin, çağrımız budur.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kontrolden çıktılar zaten.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Terörden kimin beslendiğini bu millet çok iyi biliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, kimin beslendiğini biliyor. İmralı’yla iş tutuyorsunuz ya!

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

 

7.- Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın, terör sorununun çözümüne yönelik beklentileri yok saymanın hiç kimseye fayda sağlamayacağına, hakaretin siyasetin üslubu olmaması gerektiğine ve AK PARTİ Genel Merkezi ile Adalet Bakanlığına yapılan saldırıların millî birlik ve kardeşliğimize yönelik saldırılar olduğuna ilişkin açıklaması

 

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – İmralı’yla iş tutup MHP’yi bitirme projeleri yapıyorsunuz! Terörizmle besleniyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Meclise hakarettir sizin bu söyledikleriniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına ya!

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

Buyurun Sayın Bakanım.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu öncelikle saygıyla selamlıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz silahın egemenliğine teslim olmuş darbecilersiniz! PKK’nın darbesine karşı direnemeyenlersiniz!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bütün darbelere karşı direnç gösteren AK PARTİ’dir.

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’nın darbesiyle, silahıyla milleti tehdit ediyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Vural…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bütün darbelere karşı çıkan AK PARTİ’dir.

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’nın meşe ağacının dalını gördüğünüz zaman tıpış tıpış gidiyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Vural…

Sayın Bakan, buyurun siz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Elinizdeydi ya, niye asmadınız?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Assaydınız ya, niye asmadınız?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İdam cezasını kaldıran sizsiniz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Bakan söz istedi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Mitinglerde urgan attınız, ip attınız; assaydınız o zaman, niye asmadınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK terör örgütünün kucağında siyaset yapmayın, yapmayın!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İdam cezasını kaldıran sizsiniz! Okuyun biraz, okuyun!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Niye asmadınız, assaydınız!

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye 2002’de oy verdiniz ha?

BAŞKAN – Sayın Bakanım, siz buyurur musunuz.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Genel Kurulun ciddiyetine ve tartışmaların esasına yakışmayan cümleler sarf edilmektedir.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sen bize akıl verme!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, sen kendine bak ya!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Bu durum son derece üzücü ve yaralayıcıdır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hamamönü’nde evler…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Türk milletinin bugün her zaman olduğundan daha fazla birlik ve beraberlik içerisinde meselelere yaklaşmak mecburiyeti vardır. Türk milletinin beklentisi bellidir, açık ve nettir. Türk milleti, terör sorununun çözümünü beklemektedir. Türk milleti, terör sorununun çözümüne yönelik olarak söz konusu edilebilecek bütün makul yöntemlerin denenmesini arzu etmektedir. Türk milletinin terör meselesinin çözümüne yönelik beklentilerini yok sayarak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Türk milletini ayaklar altına alarak olmaz!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – …bu iş üzerinden istismara kalkışmak hiç kimseye hiçbir fayda sağlamayacaktır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Peki, kendi görevini istismar etmek…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Biz farklı siyasi partilerin kendi görüşlerini meşru zeminlerde…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu Mecliste her şey konuşuldu kardeşim!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – …meşru ve düzgün ifadelerle seslendirmesine sonuna kadar saygılıyız. Ama, siyasi partilerin farklı görüşlerini seslendirirken Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine, Hükûmetimizin Başbakanına ya da Hükûmet üyelerine ağza alınmayacak sözlerle ağır hakaretlerde bulunmaya hiç kimsenin hakkı yoktur, hiç kimsenin bu çerçeve içerisinde meseleye yaklaşması doğru değildir, hakaret siyasetin üslubu değildir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –  Apo, İmralı tutanaklarında hakaret etti Başbakana, niye cevap vermediniz?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk milletini temsil eden her bir parlamenterin…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Apo’ya niye cevap vermediniz, İmralı tutanaklarında?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – …Türk Milletinin beklentilerine cevap veren bir yaklaşım ve vizyonla hareket etmesi kaçınılmazdır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi canım sende!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sizi, Cumhuriyet Halk Partisini ya da herhangi birini PKK’yla, bölücü  terörle, milletimizin birliğine ve dirliğine yönelen hain emellerle biz, hiçbir zeminde bağdaştırmayı doğru bulmayız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şu Sırrı Sakık’ın sözlerine de cevap ver bakayım.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Bu yönde bir ithama, bu yönde bir suçlamaya da asla maruz kalmayı bize yönelik haklı bir tutum olarak değerlendirmeyiz.

AK PARTİ Genel Merkezine yönelik bir saldırı gerçekleşti dün bir terör örgütü tarafından ve bu terör örgütü bugün saldırıyı sahiplendi. Aynı şekilde, Adalet Bakanlığına yönelik olarak da aynı terör örgütü tarafından bir saldırı gerçekleştirildi. Bu saldırıyı sadece Adalet ve Kalkınma Partisine yönelik bir saldırı olarak değerlendirmek hata olur.

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi toparlayınız Sayın Bakan.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) –  Bu saldırıyı sadece Adalet Bakanlığına yönelik bir saldırı olarak da değerlendirmek hata olur. Bu saldırılar, Türk milletinin birliğine yönelik saldırılardır; bu saldırılar, millî birlik ve kardeşliğimize yönelik saldırılardır; bu saldırılar, bayrağımıza yönelik saldırılardır ve bu saldırılar, Türk toplumunun huzur arayışına yönelik saldırılardır. Eğer, fotoğrafı buradan görür, meseleye bu yönden yaklaşabilirsek millet olarak zaten her zeminde var olan birliğimizi, daha güçlü bir zemine taşıyabileceğimizi düşünüyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan teşekkür ederim. Lütfen…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Değerli arkadaşlar, Türk milleti, hiçbir terör örgütü tarafından bölünemeyecek kadar büyük, dirayetli, sağlam, kuvvetli ve köklü bir millettir.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Terör örgütü bölemiyor, siz bölüyorsunuz!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Terör örgütüyle pazarlık yapacak kadar da sizin döneminizde ipliği pazara çıkarılmıştır.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Korkularla, kaygılarla hareket etmenin gereği yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN – Bölüm üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CELAL DİNÇER (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz son yıllarda artık yalnızca göçmen üreten bir ülke olmaktan çıkmış, ciddi biçimde göç alan bir ülke hâline gelmiştir. Gerek ekonomik sebeplerden gerek eğitim, çalışma ve yaşamak için ülkemize gelen yabancıların gerekse komşu ülkelerde ve geniş bölge coğrafyasındaki savaş ve zulüm olaylarından dolayı ülkemize sığınan mülteci durumundaki kişilerin sayılarında ciddi artışlar olmuştur. Ülkemize gelen bu göçmen sığınmacı ve yabancılardan bir kısmı düzenli yasal yollardan, bir kısmı ise düzensiz yollardan ülkeye girmektedir.

Türkiye-Yunanistan sınırı son beş yılda Avrupa Birliği ülkelerine doğru yönelen düzensiz göç hareketleri bakımından çok ciddi bir geçiş güzergâhı olmuştur. Türkiye üzerinden geçip Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışan bu kişilerin arasında ekonomik göçmenler kadar savaş ve zulümden kaçan insanlar da vardır. Diğer yandan, çalışma, eğitim gibi amaçlarla ülkemize gelen yabancıların sayısının artması, savaşlardan kaçıp ülkemize sığınan mültecilerin sayısının artması… Bu bölgedeki refah ve huzur ülkesi olması bakımından Türkiye’yi de tercih etmeye başlamışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yabancıların hukuki durumunu düzenleyen temel iki kanunumuz vardır. Bunlardan birincisi 5682 sayılı Pasaport Kanunu, bir diğeri de 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkındaki Kanun’dur. Her iki kanun da 1950 tarihinde çıkarılmıştır ve 1924 Anayasası’na göre hazırlanmıştır. İnsan hakları hukukunun belli başlı belgeleri ise bu kanunlar yayınlandıktan sonra kabul edilmiştir. Örneğin, Mülteciler Hukuki Durumuna Dair Sözleşme 1951 yılında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ise 1953 yılında yürürlüğe girmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumuna göre, 1953 yılında ülkemize giriş yapan yabancıların sayısı sadece 91 bin iken bu sayı 2012 yılında 29 milyon 704 bin kişiye ulaşmıştır. Ülkemizin bu çeşitli göç hareketlerini hem kaynakların verimli kullanılması bakımından akılcı hem de hukuk devleti ve uluslararası insan hakları kaidelerine uyumlu bir şekilde yüksek bir beceriyle yönetebilmesine ihtiyaç vardır. Göç olgusunu bir tehdit olarak değil, ülkemizin uluslararası camiadaki konumunun bir yansıması ve bir fırsat olarak da görmeliyiz.

Oysa mevcut durumda, Türkiye’de yabancılar, göç ve iltica alanı, bugüne kadar ihtiyaçları karşılayamayan yetersiz bir mevzuat çerçevesi ve çok sınırlı kurumsal kapasiteyle yönetilmeye çalışılmıştır. Politika ve uygulamalar, maalesef, stratejik bir yaklaşımla ve hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği tutarlılık ve usullerle değil, Suriye’den gelenlerde olduğu gibi, siyasi ve idari takdire dayalı, durumu idare etmeyi amaçlayan reaktif yaklaşımlarla oluşturulmuştur. Hâlihazırda, bu alandaki uygulamalara çerçeve sağlaması gereken 1950’lerden kalma çeşitli kanunlar birçok konuyu hiç düzenlenememekte, mevzuattaki boşluklar çeşitli yönetmelik ve genelgelerle çözülmeye çalışılmaktadır.

Hâlihazırda bu alanı yönetmekle görevlendirilmiş olan Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Hudut İltica Dairesi Başkanlığı, kaynak, teşkilat yapısı ve uzmanlaşma eksikliklerinden dolayı büyük bir külfet altındadır. Emniyet birimlerimiz görev tanımları gereği göç olgusuna yalnızca güvenlik perspektifinden bakmakta, ülkemizin düzenli veya düzensiz, ekonomik veya sığınma amaçlı boyutlarıyla çok çeşitli göç dinamiklerini yönetmek için gereken kurumsal kapasite ve uzmanlığı üretememektedir.

Çağdaş dünyada devletler göç olgusunu “göç yönetimi” kavramı çerçevesinde ele almaktadırlar. Göç yönetimi -reaktif değil- stratejik politika ve uygulamalarını yalnızca sınır güvenliği ve kamu düzeni şiarlarına değil, aynı zamanda kaynakların akılcı yönetimi, hukuk devleti ve uluslararası insan hakları kriterlerini temel alarak yönetmektedirler.

Nitekim, sözünü ettiğim eksikliklerin bizim için kaygı verici olanı, özellikle, düzensiz göçmen ve sığınmacılara yönelik uygulamalarla ilgili olarak son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ülkemiz aleyhinde verilen çok sayıda ihlal kararıdır. Bu ihlal kararları, özellikle düzensiz yollardan ülkemize gelmiş mülteci durumunda kişilerle ilgili verilen sınır dışı etme ve idari gözetim kararlarıyla sığınma prosedürüne erişim noktasında karşılaşılan sorunlarla ilgilidir.

Huzurunuza gelmiş olan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın özetlemeye çalıştığım bu sorunlar ve ihtiyaçları karşılamak yönünde çok değerli bir adım teşkil ettiğini düşünmekteyim. Tasarı, üst kavram olarak göç tanımı içinde kısa süreli ziyaret ve uzun süreli ikamet amacıyla düzenli yollardan ülkemize gelen yabancılar ve çeşitli sebeplerden düzensiz yollardan ülkemize gelen veya ülkemizde bulunan yabancılar ile savaş olaylarından dolayı ülkesini terk etmek zorunda kalan ve ülkemize sığınan mültecilerle ilgili tüm uygulama ve işlemlere dayanak sağlayacaktır.

Tasarıyı içerik bakımından incelediğimizde, benimsenmiş olan yaklaşımların ve düzenlemelerin hukuk devleti ilkeleri ve uluslararası insan hakları hukuku standartlarıyla ve Avrupa Birliği normlarıyla genel olarak uyumlu olduğu görülmektedir. Tasarı, özellikle şu andaki uygulamayla ilgili olarak biraz önce özetlemeye çalıştığım eksiklikleri büyük ölçüde gidererek usul ve kuralları ve güvenceleri de getirmektedir.

Tasarıyla yabancılar göç ve iltica alanıyla ilgili görevleri üstlenmek üzere İçişleri Bakanlığı bünyesinde tamamen yeni ve sivil bir uzman kurum, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulacaktır. Bu alanla ilgili sorumluluğu Emniyet Genel Müdürlüğünden alarak sivil ve uzmanlaşmış bir kuruma verme yaklaşımı da son derece doğru ve olumludur. Eğer bu yeni kurum, gereğince teşkilatlandırılabilir ve akılcı politikalarla yönetilirse ülkemizin göç ve iltica alanını hem ulusal menfaat ve kamu düzeni gerekleri hem de hukuk devleti ve uluslararası insan hakları standartları temelinde yönetme kabiliyetleri ciddi oranda artmış olacaktır.

Tasarıda vize ve ikamet konuları, düzensiz göç yönetimi faaliyetleri, sığınma prosedürü ve usulleri yanında, vatansızlar, insan ticareti mağdurları, toplu sığınma durumlarında sağlanacak geçici koruma, refakatsiz çocuklar ve özel ihtiyaç sahiplerine sağlanacak ilave hak ve imkânlar, sığınmacılara sağlanacak hak ve yardımlar ile ilgili ayrıntılı düzenlemeler getiriliyor olması da yine olumlu bulunması gereken hükümlerdir.

Tasarının, kişilerin zulüm, işkence ya da gayriinsani muamele görecekleri ülkelere geri gönderilmeyeceğini düzenleyen uluslararası hukukun temel kaidelerinden birini ifade eden 4’üncü maddesinin ve kişilerin ülkemize düzensiz yollardan girmiş olsalar da, sonradan düzensiz duruma düşmüş olsalar da insani gerekçelerle geçici olarak ülkemizde kalmalarına imkân sağlayacak olan 55’inci maddesinin de özellikle çok olumlu olduğunu, ülkemizin tarihsel geleneklerini yansıttığını düşünmekteyim.

Bu yasama döneminde bu tasarıyı hazırlayan İçişleri Bakanlığının ve değerli bürokratlarının tasarının hazırlanması sürecinde benimsedikleri şeffaf, katılımcı yaklaşımının hakkını ayrıca teslim etmek istiyorum. Tasarının hazırlanması sürecinde gerek uluslararası örgütlerle gerekse ülkemizin değerli akademisyenleri ve bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri ile yazılı ve sözlü görüş alışverişinde bulunulmuştur. Özellikle, ülkemizin bu alanda çalışan değerli sivil toplum örgütlerinin yapıcı eleştiri ve önerileri ile Meclisin tasarıyla ilgili komisyonlarındaki tartışmalara muhalefet partileri olarak yaptığımız katkılar önemlidir.

Bu tasarıyla kurulması öngörülen Göç Danışma Kurulunda göç ve iltica alanında çalışan akademisyenlere ve sivil toplum örgütlerine yer verilmesi de yine son derece olumludur. Bu yaklaşımın başka yasalarla ilgili benzer süreçlere de örnek teşkil etmesini diliyorum.

Genel olarak olumlu intiba ve değerlendirmelerin yanında, tasarının bazı hususlarındaki eleştiri ve endişelerimi de ifade etmek istiyorum ancak gördüğüm kadarıyla zamanım yetmeyecek. Bu eleştirilerimi de ikinci bölümde söz aldığım zaman sizlere arz etmek istiyorum.

Bu tasarının şimdiden ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.50

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

310 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının birinci bölümü üzerinde söz sırası, şahsı adına, İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’e ait.

Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, dün gece Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezine ve Adalet Bakanlığına yapılan saldırıları kınıyor, her türlü terör eylemini lanetliyorum, samimi geçmiş olsun dileklerimi de buradan iletmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, öncelikle, böyle bir kanuna şiddetle ihtiyacımız olduğu konusunda hepimizin hemfikir olmasından ve bu kanunun komisyonlardan büyük bir uzlaşmayla çıkmasından duyduğum mutluluğu belirtmek istiyorum. Darısı diğer tasarıların ve tekliflerin de başına diyorum. Bu tasarı bize siyasi hayatımızda eksikliğini duyduğumuz uzlaşmanın değerini göstermesi açısından çok önemlidir diye düşünüyorum.

Bildiğiniz gibi, yasal ve yasa dışı göç hareketlerini düzenleyen mevcut mevzuatımız ortak kavram ve tanımlardan yoksun ve günümüz ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, oldukça dağınık bir yapı arz etmekteydi. Özellikle, “mülteci”, “sığınmacı”, “göçmen” kavramlarının tanımlanması konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmaktaydı. Bu açıdan mülteci, şartlı mülteci ve göçmenlerin tanımı, kabulü ve korunması konusunda adım atılmış olması, uluslararası insan hakları standartlarına uyumlu göç ve koruma sistemi oluşturulması ve mevzuatımızın Avrupa Birliği standartlarına biraz daha yaklaşmış olması sevindirici bir gelişmedir. Geri gönderme yasağının mevzuatımıza eklenmesini ise uluslararası insan hakları açısından oldukça değerli bulduğumu belirtmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, göç sorunu, artık küreselleşen dünyanın öncelikli sorunlarından birisi hâline gelmiştir. Tüm dünyayı ilgilendirdiği gibi bu sorun ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Genel olarak ülkemiz, Afrika ve Orta Doğu ülkeleri kaynaklı göçmen hareketlerinde Avrupa’ya geçişte transit ülke olarak kullanılmaktadır. Afrika ve Orta Doğu’da yaşanan ekonomik ve siyasi sorunların artması nedeniyle artık Türkiye de hedef ülke hâline gelmiştir. Önümüzdeki dönemde de özellikle Orta Doğu’da yaşanan süreç yüzünden bu göçün artacağı öngörülmektedir, buna hazırlıklı olmamız lazımdır, bu kanun bu anlamıyla da önemlidir.

Ancak Meclisimiz ne kadar iyi kanunlar çıkarırsa çıkarsın aslolan bunların uygulanabilmesidir. Bu konuya değinmişken uygulamadaki bazı sıkıntıların altını çizmemiz gerektiğini düşünüyorum. Suriye’den gelen sığınmacılar gündemde yer alana kadar Bakanlık ve valiler, ülkemizde sığınmacılar, mülteciler ve göçmenler yokmuş gibi yapmayı tercih etti, göçmenliğin ve sığınmacılığın insan hakları boyutu ve yaşanan dramlar görmezden gelindi, bu insanlar sahipsiz bırakıldılar. Kimisi çalışma izni alamadığından çok kötü şartlarda çalıştırıldılar. Sığınmacı ve göçmenlerin alıkonma şartları ve barınmaları konusundaki sıkıntıları yok sayıldı. Bu kötü koşullarda yaşamak zorunda bırakılmalarının sığınmacıların mağduriyetini artırdığı da görmezlikten gelindi. Hatırlarsınız, İstanbul’da yabancı misafirhanelerinde yaşama koşullarının olumsuzluğu nedeniyle fiziksel ve sözlü kötü muameleye maruz bırakılmaları nedeniyle isyanlar bile oldu, bunlar hep uygulamadan kaynaklı sorunlardı. Bu nedenle, umuyorum, güzel  hazırlanmış, emek verilmiş bu kanun, bu bahsettiğim uygulama sıkıntılarını ortadan kaldırır.

Değerli milletvekilleri, bu toprakların kültüründe zora düşmüş insanlara yardım etmek vardır. Darda kalmış olana el uzatmak, kucak açmak halkımızın önemli bir değeridir. Eğer insanlar ırkları, dinleri, bir toplumsal gruba ait olmaları veya siyasal görüşleri nedeniyle ülkelerini, doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalıyorlarsa bu durum insanlığın ortak utancı hâline geliyor demektir.

Meclisimizin uzlaşmayla kabul edeceğine inandığım bu kanunun hangi sebeplerle olursa olsun vatanlarından uzakta yaşamak zorunda kalan insanların dertlerine bir nebze çözüm olmasını diliyor, yarınki Nevruz Bayramı kutlu olsun diyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Cuma İçten, Diyarbakır Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı yabancılar ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan kişileri kapsıyor. Bu kanun tasarısı hazırlanırken AK PARTİ iktidarı her konuda olduğu gibi akademisyenlerden, sivil toplum kuruluşlarından, uluslararası kuruluşlardan görüş almıştır. Türkiye'nin artan ekonomik gücü ülkemize yönelik göç hareketleri için bir çekim unsuru oluştururken, yer aldığı coğrafi bölgede devam eden siyasi kaos Türkiye’ye yönelik göçü teşvik eden bir diğer unsur olarak karşımıza çıkmıştır. Son döneme kadar Türkiye yabancılar tarafından göç hareketleri açısından daha çok geçiş ülkesi konumundayken, ülkemizin artan ekonomik gücü ve istikrarıyla giderek bir hedef ülke olarak görüldüğü ve bu bağlamda ülkemize yönelik göçün artarak devam edeceği bir gerçektir.

Türkiye, coğrafi, stratejik, kültürel ve siyasi konumu itibarıyla tarih içinde önemli göç akımlarıyla karşı karşıya kalmıştır. 1995 yılında ülkemize  gelen yabancıların sayısı yaklaşık 7 milyon, bu sayı 2010 yılında 27 milyon olmuştur. 1995 yılında uluslararası koruma başvuru sayısı 2 bin iken 2010 yılında 8 bine yükselmiş, 1995-2010 yılları arasında toplam 829 bin düzensiz göçmen yakalanmıştır. Bu tasarıda öncelikle yabancıların Türkiye’ye girişleri, çıkışları, vize ve ikamet izinleri hususları düzenlenmiştir. Bu konulardaki dağınık, güncelliğini yitirmiş, karşılaşılan sorunlara cevap vermekte yetersiz mevzuat yerine ülkemizin gelişme vizyonuyla uyumlu, uluslararası normlara uygun, millî çıkarları gözeten, ilgili olduğu konularda tüm yönleriyle kuşatan, kaliteli mevzuat ilkelerine uygun düzenlemeler getirmektedir. Tasarı ile vize, ikamet izinlerine ilişkin konularda uygulamada yaşanan sıkıntıların önüne geçilecektir.

Bu yasa tasarısının konusu tamamen insan ve kendi insanımız değil, kendi insanımız, kendi vatandaşımız olmaya aday insanlardır. Bu kanun tasarısı din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmaksızın insani hassasiyetler ile ele alınmıştır. Türkiye, hem hedef ülke hem de güzergâh ülkesi. Hedef ülke konumuna gelmek Türkiye’nin refah ülkesi, Türkiye’nin güvenlik ülkesi olduğu anlamına gelir.

Eskiden göç edenler, yasa dışı göçler Türkiye’den başka ülkelere doğru göç etmek için bizi, ülkemizi güzergâh olarak kullanırlardı, şimdi de var ama sayı çok daha az. Hedef ülke konumumuz daha yüksek bir seviyeye ulaştı, bu da tabii ayrı bir sorun. Bu sorunu yönetmemiz gerekiyordu.

Günümüzde modern kölelik, köleliğin modern zamanlardaki şekli olarak nitelendirilen ve küresel anlamda önemli bir sosyal problem olarak karşımıza çıkan insan ticareti suçu mağdurlarının korunması, sığınmaevlerinin işletilmesi konularında ihtisaslaşmış aktif bir kurum ihtiyacı her geçen gün kendini göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarıyla aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği ihlal kararlarının da önüne geçilmiş olacaktır.

Sonuç itibarıyla ülkemizin göç ve uluslararası koruma mevzuatıyla idari sistem, uluslararası insan hakları normlarına ve Avrupa Birliği mükteseplerine uyumlu hâle getirilecek, göç alanında ihtiyaç duyduğumuz hukuki, idari, fiziki alt yapıya kavuşmamız sağlanacaktır. Böylece güçlü, yönetilebilir, ülke menfaatlerini gözeten ve uluslararası ilişkilerde Türkiye’nin konumunu ve onurunu güçlendiren bir göç sistemi kurulmuş olacaktır.

Bu tasarı, aynı şekilde şeffaf ve katılımcı bir süreçle hazırlanan bu yasa tasarısı uluslararası insani hukukun kriterlerine uygundur. Gelişen, kalkınan, büyüyen ve dünyaya açılan Türkiye'nin yabancılara ilişkin bir mevzuatının, derli toplu bir mevzuatının olması önem arz etmektedir.

Esas itibarıyla kanun, bir yabancının herhangi bir şekilde Türkiye’ye gelmeyi düşünmesinden itibaren uzun seneler ülkemizde kalmasına, yerleşmesine, çalışmasına, burada mülk edinmesine kadar geçen dönemi düzenlemeye yöneliktir ve hatta, aslında vatandaşlık ile ilgili bölümlerde başka kanunlarda, daha doğrusu, başka birimlerin yürüttüğü vatandaşlıkla ilgili bölümlerde bu kanunlar veya bu idarenin görev alanına girebilecek kadar iyi hazırlanmıştır.

Bu anlamda, bu kanunda emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde on beş dakika süre ile soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Halaman… Yok.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, güvenlik güçlerimizin terörle mücadelede en önemli arkadaşları, silah arkadaşları köy korucuları. Köy korucularının özlük haklarıyla ilgili, statüleriyle ilgili çok ciddi sıkıntıları var. Onlar, malumunuz, Köy Kanunu’nun bir maddesi çerçevesinde bir yönetmelikle özlük hakları düzenlenmiş bir kesim. Emeklilikleri facia, 310 lira emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorlar, şu anda 800 lira civarında bir gelirleri var. Köy korucuları güvenlik görevlilerimiz gibi bir rotasyon dâhilinde tayin olabilen insanlar da değil. Bunlar o memlekette ilanihaye yaşıyorlar çünkü o topraklar onların ve bugünlerde terörle yapılan müzakerelerden de çok rahatsızlar. Bu çerçevede, köy korucuları “Yoksa biz, teröristlere teslim mi edileceğiz?” diye bir endişe içerisindeler. Bir yandan özlük hakları, bir yandan statüleri konusunda bir çalışmanız var mı, olacak mı, onu soruyorlar, biz de sözcülük etmeye çalışıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır, sistemden çıktınız galiba.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet efendim. Arkadaşım sordu soruyu.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, tabii, son zamanlarda Türkiye özellikle Orta Doğu’dan gelen terör örgütleriyle dolduruldu. Yani, işte, Türkiye’de ordu çökertilirken bir güvenlik müsteşarlığı oluşturuldu. O Güvenlik Müsteşarlığı bünyesinde yabancı personel çalıştırma ilkesi de getirildi. Son olarak da Yemen’e vize kaldırıldı. Şimdi, Yemen’de tabii çok önemli, tehlikeli bir unsur var; El Kaide orada çok hâkim ve El Kaide’den birtakım insanlar getirilip Suriye’ye, oraya gidip orada savaşıp gelen kitle var. Bunu zaten dış basın da yazıyor. Şimdi, evvela, El Kaide’den, Müslüman Kardeşlerden, Hamas’tan son zamanlarda Türkiye’ye gelen kişi sayısı kaç? Siz bunları kontrol ediyor musunuz? Bunlar nerede ikamet ediyor? Bunları özellikle tek tek öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Eryılmaz…

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Polis arkadaşlarımızın önemli sorunları var. Bunların bazıları şunlar: Aldıkları ücretler -özellikle maaşları düşük, tazminatları yüksek olduğu için- emekliliğe yansımıyor. Emeklilikte maaşları çok düşük oluyor, emekli olmaya korkuyorlar. Bunun bir an önce düzeltilmesini istiyorlar.

İkinci olarak, maçlarda, özellikle İstanbul’da maçlarda görev alınca normal asayişte ciddi sorunların çıktığı, karakollarda eksikliklerin oluştuğunu söylüyorlar. Bu da önemli bir sorun olarak geçiyor.

Ben en son, birkaç aydır bizzat gördüm ve kendileriyle de konuştum. İstanbul’da otoban kenarlarında trafik polislerinin kar kış demeden açıkta nöbet tuttuklarını görüyoruz. Güvenlik ve trafik akışı bakımından gerekli olabilecek bu uygulamadaki en büyük sorun polis arkadaşlarımızın altı saate kadar ayakta görev yapmasıdır. Talepleri, daha makul sürelerde nöbet tutmalarıdır. Bu konuda da bir düzenleme yapılmasını istiyorlar. Hakikaten, kışın araç bile olmadan beş altı saat…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir konuyu vuzuha kavuşturmamız lazım. Bu, Suriye’den gelen sığınmacılar için ne kadar masraf yaptık? Sayın Maliye Bakanı yerinizde oturuyordu “600 milyon Türk lirası” dedi. Sayın Başkan ve Sayın Beşir Atalay zannediyorum “600 milyon dolar” diyor. Acaba hangisi doğru? Bunun doğrusunu söyleyebilir misiniz?

İkincisi, ikinci soru: Sayın Öğüt değindi, polis memurlarının çalışma saatleri ve ek göstergeleri konusunda yakınmaları var. Bunlarla ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sizin Bakanlığınız döneminde olmasa da dikkatinize bir kez daha getirmek istediğim bir husus var. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine iltica talebinde bulunan Nijeryalı Festus Okey 20 Ağustos 2007 tarihinde Beyoğlu Asayiş Büro Amirliğinde bir polis kurşunu sonucu yaşamını yitirmişti. Ne yazık ki bu olaydan tam üç saat sonra cumhuriyet savcısına haber verilebilmişti ve olayla ilgili tutanağı düzenleyenlerden biri de Festus Okey’in ölümüne neden olan polis memuru sanık Cengiz Yıldız’dı. Soruşturma ve yargılama sürecinde de buna benzer pek çok usulsüzlük yaşanmıştı.

Siz kendi döneminizde benzeri aksaklıkların yaşanmaması için, özellikle de iltica başvurusunda bulunanlara yönelik, polis memurlarının hizmet içi eğitimi noktasında neler yapmayı öngörüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Bakanım, demin bir soru sorduk, cevap alamadık. Ama ben piyasaya bakıyorum, üniversitelere, okullara, sanki üniversiteler işgal gibi. Türkiye'nin her tarafında sürekli patlama, nümayişler “nevruz” adı altında “Kürtlere özgürlük”, işte, “Öcalan’a statü” veya tersi söylenerek… Ya Türkiye nereye gidiyor? Bu kanunlar çıkıyor, paket çıkıyor, aflar çıkıyor… Yani Türkiye nereye gidiyor? Bu konuyla ilgili bir açıklama yaparsanız İçişleri Bakanı olarak, memnun oluruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, siz de valilik yaptınız. Bir vali yeri değiştiği zaman müteahhitlerin yeri de değişiyor mu? Yani Bingöl’de vali, müteahhit aynı; Kırklareli’de vali, müteahhit aynı; Aydın’da vali, müteahhit aynı; Adana’da vali, müteahhit aynı.

İkinci bir sorum da: Şimdi, sizinle ilgili, Adana Valisiyle ilgili bir mektup yazıldı, şikâyet mektubu, gece üçte ev baskını yapıldı, gece üçte. Yani, İçişleri Bakanı olarak sizinle ilgili vatandaşın birisi bir şikâyet mektubu yazsa siz de o şikâyet edenin evini gece üçte bastırır mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma iki sorum olacak:

Bunlardan bir tanesi: Birçok vatandaşımız, hatta bazı milletvekili arkadaşlarımız da soruyor, bu yasa acaba Suriye’den gelen mültecileri de vatandaş yapacak ve bunlar seçimlerde oy kullanacak mı diye tereddütleri var. Bunun açıklanmasını istirham ediyorum.

Bir diğeri de: Polis arkadaşlarımızın yanında mülki idare amiri arkadaşlarımız da çok önemli bir -emekli olduklarında- sorun olan 6400 ek göstergeyi beklemektedir. Bunu Bakan olarak sizin ağzınızdan duymak istiyorlar. Böyle bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gümüş…

Son soru.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir’de halk arasında, özellikle Afrika kökenli olduğu söylenen merkezde 600 kişi diyorlar, Balıkesir genelinde 15 bin kişilik bir mülteci… Sığınma ya da hangi statü altında olduğunu bilmiyoruz, ellerinde kredi kartları olduğu söylenen yabancılar var. Bu yabancıların gerçek sayısı Balıkesir’de nedir?

Bir de bunların… Yine, başka bir konuşma, bunlar Türk vatandaşlığına geçiyorlar mı? Türk vatandaşlığına geçiyorlarsa bunların geçenlerinin sayıları ne kadardır? Seçimde oy kullanacaklar mı? Seçimler için bölgeye etkili olacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Türkoğlu’nun köy korucularıyla ilgili sorduğu soru, bizim de Bakanlık olarak gündemimizde, İçişleri Komisyonu Başkanıyken de bu konuyla yakından ilgilenmiştik. Köy korucularıyla ilgili düzenlemeyi hem emeklilik hakları yönünden hem de mevcut şartlarının iyileştirilmeleri yönünden… Sürekli bize de geliyor. Tabii, bu konu sadece kadrolu olan köy korucuları için değil, gönüllü köy korucuları için de belki silah taşıma ve diğer sağlık gibi şartlarından düzeltmeleri gerektirecek talepler var.

Hükûmet olarak Köy Kanunu’nda bir değişiklik çalışmamız var.  Köy Kanunu’ndaki değişiklik çalışmaları elbette ki köy korucularını da kapsayacak bir şekilde olacaktır. Biz de bu müesseseyle ilgili -elbette uzun vadede hangi statüye geleceklerini, hangi yetkileri olacak, sayılarında bir düzenleme olacak mı- bunu düzenlerken behemehâl emeklilik ve sosyal haklarını, mali haklarını iyileştirme yönünde veya onların haklarını ödeyecek bir düzenleme olacak. Ama şunu da söyleyebilirim: Köy korucularının gerçekten terörle mücadelede çok önemli hizmetleri olmuştur, kendilerine şükranlarımı ifade ediyorum. Yanlışlık yapan olmuştur ama yanlışlık yapanları tümüne teşmil etmemek lazımdır, bunu da özellikle belirtiyorum. Köy korucuları gerçekten bu konuda kahramanca mücadele etmişlerdir ve bugün terörün de önemli hedefleri arasında bulunmaktadırlar. Onların şartlarının iyileştirilmesi için Hükûmet olarak gerekli özeni göstereceğimizi buradan ifade ediyorum.

Sayın Genç, tabii, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığında yabancı uzman çalıştırılması uygulaması hâlen yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kayırmalar var mı yok mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Hayır, kesinlikle ben Kurucu Müsteşarı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hesabını sorarım ama bunun. Eğer çıkarsa sorarım.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Bakın, ben Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Kurucu Müsteşarlığını yaptığım sürede sadece kanunda yabancı uzman çalıştırılmasına ilişkin bir kanuni düzenleme var ama o dönemde yoktu, şu anda olup olmadığını bilmiyorum ama o dönemde böyle bir…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Doğrusunu cevap verin.

BAŞKAN –  Sayın Genç, lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Elbette doğru söyleyeceğim efendim, ben devlet sorumluluğuyla size cevap veriyorum.

Şu anda uzman çalışıp çalışmadığını bilmiyorum ama öğrenir size yazılı olarak Müsteşarlığın bilgi vermesini sağlarım.

Şimdi, Sayın Öğüt, evet polislerle ilgili dedikleriniz, diğer sayın milletvekili arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi doğrudur, biraz önce de bu ilk, genel bölümdeki cevaplar sırasında söylemiştik. Bu nöbet hizmetlerinin yeniden düzenlenmesi lazım. Elbette ki  nöbet şartlarının insani olması lazım. Zorunlu hallerde, dediğiniz gibi, uzun süreli nöbet hizmetleri olabiliyor.

Bu maçlarda görev alan arkadaşları… Malumunuz kanun, saha içindeki güvenliği büyük ölçüde özel güvenlik  birimlerine havale etmiş durumda ama ben eğer bu konuda bir düzenleme yapılacaksa -daha önce de biz bunu dile getirmiştik- ben bu fikrimi İçişleri Bakanı olarak değil, şahsen de şurada parantez açarak söyleyeyim: O görevi yapan arkadaşlara bir ek ödeme, en azından bir havuz içerisinde, sağlanmalıdır. Yani spor müsabakalarında büyük rant, şey var, bir para toplanıyor, belli bir gelir elde ediliyor ama bundan hiç yararlanmayan kesim de güvenlik güçleri. Bana göre böyle bir havuz yapılmalı. Bu havuzdan güvenlik güçleri yararlandırılmalıdır diye düşünüyorum. İmkân olursa böyle bir düzenlemeyi zaman içinde yaparız ama ideal olanı polisi sadece genel güvenlik yönünden yetkilendirip diğer bütün önlemleri özel güvenliğe aldırmak şeklinde olmalıdır.

Sayın Serindağ, tabii, Suriyeli sığınmacıların oy kullanma hakkı mümkün değil. Vatandaş olmadıkları için oy kullanmaları da söz konusu…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Vatandaşlığa geçiyorlarmış Sayın Bakanım. Vatandaşlığa kabul edildiklerini…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Şimdi, vatandaşlığa kabul konusu, malumunuz, belli şartları haiz olanlarla ilgilidir ama bizim böylece, böyle bir toplu vatandaşlığa geçirme gibi bir şu anda uygulamamız yok. Vatandaşlığa geçişi düzenleyen şartları eğer haizlerse münferit olarak geçiş söz konusu olabilir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, yıllardır…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Balıkesir’de ne kadar olduğunu soruyorum? Kaç sığınmacı vardır? Vatandaşlığa geçen ne kadardır?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Seçimde oy kullanacaklar mı?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Efendim, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanlar seçim kanununa göre, elbette ki oy kullanamayacaklar.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Kabul edilenler ne kadar?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Vatandaşlığa kabul edilenlerle ilgili size yazılı cevap vereceğim. Ama şu anda Balıkesir’de serbest ikamete tabi tutulan 890 ilticacı olduğunu arkadaşlarım bana bilgi olarak verdiler ama sizin ifade ettiğiniz vatandaşlığa alınmayla ilgili bilgiyi de size yazılı olarak vereceğim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, eğer bu Suriyeliler vatandaş yapılacaksa yıllardır vatandaş olmayı bekleyen Ahıska Türklerine yazık olmuştur. Beş sene, on sene ikamet tezkeresiyle oturan Ahıska Türkleri var.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Değerli arkadaşlarım, tabii ki şu anda Suriye’den gelen kişiler geçici barınma statüsüyle veya bu konuda çıkarılan bir yönerge hükümlerine göre barındırılıyorlar. Bu kanun çıkınca onların artık statüleri, yönergeden ziyade, bu kanuna tabi geçici barınma statüsüne dönüştürülmüş olacak. Ama söylüyorum gene: 5902 sayılı Vatandaşlık Kanunu’nda vatandaşlığa geçme ile ilgili hükümler farklı. O şartları haiz olup başvuruda bulunan, belli bir dönem ikamete tabi tutulan ki bir an önce alınması için, hemen alınması için istisnai hükümler vardır. Şu anda istisnai olarak bir vatandaşlığa alınma uygulaması yoktur ama belli bir süre ikamet ettikten sonra veya ailevi durum sebebiyle vatandaşlığa müracaatlar toplu müracaat şeklinde değerlendirilmemelidir. Tekrar ediyorum: Oy kullanma konusunda da herhangi bir sıkıntı yoktur.

Tabii, bu arada, personelimizin, polis memurlarımızın çalışma saatlerinde vardiya sistemleri 2013 yılında 36 ilimizde 08.00-24.00 gibi gayet insani bir vardiya sistemine bağlanmıştır. Tabii, gönül arzu eder ki bunu biz 81 vilayetimizde de 08.00-24.00 şeklinde uygulayabilelim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Benim sorum yapılan masrafla ilgiliydi.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Hemen düzeltiyorum, hemen…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – O soru benim sorumdu Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Dinçer’in sorusu olarak cevap vermiş olayım: Şu anda bizim AFAD’dan aldığımız bilgiye göre, harcanan toplam miktar 768 milyon 689 bin 783 TL’dir. Bu, AFAD’dan aldığımız bilgidir. Diğer ülkelerden gelen yardımlar da 59 milyon 94 bin 827 Amerikan doları. Birleşmiş Milletler yardımları olarak da yine 28 milyon 906 bin 716 AB dolarıdır.

Sayın Dinçer, bu arada, ben, önceki soruda da size cevap vermeyi unuttum, kusura bakmayın. Elbette mülki idare amirlerimizin de ek göstergelerinin 5800’den 6400’e çıkarılması konusunda -en azından birinci sınıfa ayrılmış mülki idare amirleri yönünden- bir çalışmamız var. İnşallah bütçe imkânları seviyesinde bunu da değerlendireceğiz.

Adana’yla ilgili iddialarınızı aldım. Tabii ki müteahhidin değişmesi gibi bir şey yok. Müteahhitler serbest rekabet koşulları içerisinde…  Tabii, bir müteahhit Türkiye'nin her yerinde ihaleye girebilir de önemli olan Kamu İhale Kanunu’na göre rekabet şartlarının yaratılmasıdır.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Gece üçte bastılar…  

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Evet, böyle bir şey varsa bu tabii ki Kamu İhale Kanunu’nun…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O bir tatlı tesadüf gibi olmuş!

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Evet, onu da tabii ki dikkate alacağım.

Bir de şunu söyleyeyim: Tabii ki şikâyet edilene müdahale edilmesi gibi bir şey yoktur. Şikâyet etme özgürlüğü de vardır, hak arama özgürlüğü vardır, dilekçe hakkı vardır yani bu konuda sıfatı ne olursa böyle bir şeyi hiç kimseye yapmaya yetkili değildir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Polisler bastı gece üçte.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) –  Ben dâhil hiç kimsenin böyle bir yetkisi yok. Hemen suç duyurusunda bulunun, gereğini yerine getirelim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Müfettiş istiyoruz sizden.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Hayhay.

Şimdi, Sayın Erdemir, bu daha önceki olay tabii, talihsiz bir olaydır. Bununla ilgili idari ve disiplin soruşturmaları yapılmıştır, konu adli mercilerce karara bağlanmıştır. Elbette ki artık mülteci başvurularında bu kanun, ne yapılacağını, ne yapılmayacağını, nerede ne yapılacağını büyük ölçüde düzenleyen bir hükümdür. Elbette ki polislerimizin de bu anlamda hizmet içi eğitimlerle ve işkenceye sıfır tolerans anlayışıyla eğitimlerine devam edilmektedir. Elbette ki buna hiçbir şekilde ne fırsat verilecektir, yapanlar da mutlaka cezasız kalmayacaktır.

Üniversitelerimizde son dönemlerde zaman zaman bazı sıkıntıların yaşandığını biliyoruz, ona gerekli müdahaleyi yapıyoruz elbette. Kanunsuz davranış nerede olursa olsun biz gereğini yapacağız.

Sayın Başkan, süremi aştım ama çok teşekkür ediyorum anlayışınıza.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Evet, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci maddede bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 1. Maddesinde yer alan “talep eden” ibaresinin “isteyen” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                   Ali Serindağ                                       Kemal Ekinci                                       Celal Dinçer

                     Gaziantep                                              Bursa                                               İstanbul

                   Haydar Akar                                 Kadir Gökmen Öğüt                                  İhsan Özkes

                      Kocaeli                                              İstanbul                                              İstanbul

                   Kamer Genç

                      Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 310 sıra sayılı yasa tasarısının 1’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz yasadaki değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu kanun aslında çok önemli bir kanun. Türkiye, yabancıların geçiş alanı konusunda çok önemli bir coğrafyada bulunmaktadır. Bu coğrafyaya çok zamanlarda çok büyük göçler geldi. Mesela 1991 yılında Halepçe katliamından sonra Hakkâri’ye 500 bin tane Kürt geldi. O zaman Özal baştaydı. Onlar içeri alınmıyordu. Biz, o zaman gittik, onları Hakkâri’den içeri aldık. Fakat o  zaman Avrupalılar tabii kendi hesaplarına gelince en ufak bir fedakârlıkta bulunmuyorlar… Biliyorsunuz Kürtlerin en büyük koruyucusu Madam Mitterand’dı. Efendim, işte Fransızları, Almanları… “Siz işte bunlara gerekli ilgiyi göstermiyorsunuz.” dediler ve “Niye ilgi göstermiyorsunuz?” dediler. O zaman dedik ki: “Yahu kardeşim, sizin o kadar mademki insanlık duygunuz çok güçlü, bu kadar insanları seviyorsunuz, bu gelen 500 bin kişinin içinden bir 20 bin kişiyi de siz alın.” Hiç birisi 1 kişiyi almadı. Tabii devamlı Türkiye üzerinde çok büyük oyunlar oynanıyor ama bu coğrafyaya da çok büyük göçler geliyor. Biz bu göçlere gerekli ilgiyi gösterirken…

Mesela burada en önemli uluslardan birisi de bu Ahıska Türkleridir. Ben, 1989 civarlarında ilk defa Türk Hava Yolları Moskova’ya sefer düzenlerken ben de gitmiştim. O zaman bir kış gününde hiç unutmuyorum Ahıska Türkleri gelmişti, bize o zaman durumlarını anlatmışlardı. Gerçekten çok büyük sıkıntı içinde. İşte, eskiden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği zamanında bu insanlar gerçekten büyük bir göçe tabi tutulmuş, büyük bir işkence görmüş, topraklarından edilmiş, soydaşlarımız. Fakat sonradan…. Yani tabii o tarihten beri bize gelince, bu insanlar bize şikâyetlerini iletince… “Yahu işte, bu Ahıska Türklerine Türkiye’de bir imkân tanıyın.” dedik ve Ahıska Türklerine o zaman, 1992 yılında 3835  sayılı bir Kanun çıkarıldı. Çıkarıldı ama bu insanlara çok büyük de bir imkân sağlanmadı. Şimdi, Avrupa Konseyi 2007 tarihinde bu Ahıska Türklerinin esas Gürcistan’da bulunan topraklarına geri gönderilmesi için de bir karar aldı fakat Gürcistan’da bunların 5 ilçe, 200 tane köyleri var. Bu köylerden büyük bir kısmında Gürcistanlılar ve Ermeniler yerleşmiş fakat ne Gürcistanlılar ne de Ermeniler işgal ettikleri bunların topraklarını vermiyorlar. Ama maalesef, Türkiye Cumhuriyeti devleti de bunlara sahip çıkmıyor. Onun için her şeyden önce yabancılarla ilgili bu yasalar çıkarken Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını koruyarak, Gürcistan’daki bu Ahıska Türklerinin topraklarının geri verilmesi konusunda bence gücünü kullanması lazım.

Ayrıca, bu Ahıska Türkleri Türkiye'ye geldikleri zaman orada okuyan, yabancı ülkelerde mezun olan çocukların diploma, üniversite muadiliyeti kabul edilmiyor. Bunları sağlamak lazım. Ayrıca, bunlar Sosyal Güvenlik Kurumunun sigortalarından yararlanamıyorlar, borçlanamıyorlar ve bunları bence sağlamak lazım. Yani evvela gidip de başkalarını, Suriyelileri, bilmem başka yerlerden gelen insanları evvela barındıracağımıza, evvela kendi özümüz olan, soyumuzdan olan insanların haklarını korumamız lazım.

Onun için, bence bir an önce Hükûmet bu işe el atmalı. Ahıska Türklerinin içinde bulunduğu bu sıkıntıları gidermeli. Türkiye'de 100 binin üzerinde Ahıska Türkü var. Ben bu insanların zaman zaman bazı sorunlarıyla da ilgileniyorum. Ama tabii, bunu sağlayacak en başta Hükûmettir, Hükûmet başta iktidardadır, iktidar gücünü kullanan kişilerdedir ve Avrupa Konseyinin kararlarının uygulanması bence Gürcistan’da sağlanmalıdır.

Yine, bu insanlara geçici ikamet imkânları sağlanmalıdır. İş imkânları konusunda da bunlara bazı avantajlar sağlanmalıdır. Bu itibarla bu insanların öteden beri, ta 1940’lardan beri çektikleri bu işkencelerin bir an önce sonlandırılması için kendi milletimizin ırkından gelen bu insanların en azından Türkiye'yi kendilerine yurt edinebilecek rahatlıkta hissetmeleri lazım.

Önergemiz çok önemli değil, ister kabul edersiniz, kabul etmezsiniz o önemli değil ama önemli olan bu Ahıska Türklerinin içinde bulunduğu sıkıntıyı vurgulamak için bunları söyledim.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Serindağ, Sayın Dinçer, Sayın Akar, Sayın Küçük, Sayın Erdemir, Sayın Eyidoğan, Sayın Öğüt, Sayın Işık, Sayın Genç, Sayın Kurt, Sayın Ayaydın, Sayın Atıcı, Sayın Çam, Sayın Yılmaz, Sayın Öz, Sayın Aydın, Sayın Aslanoğlu, Sayın Gümüş, Sayın Türeli.

İki dakika süre veriyorum:

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.31

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Gaziantep milletvekili Ali Serindağ ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrar yapacağım.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

2’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 2. Maddesinin 1. fıkrasında yer alan “acil” ibaresinin “ivedi” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                   Ali Serindağ                                       Kemal Ekinci                                       Celal Dinçer

                     Gaziantep                                              Bursa                                               İstanbul

                   Haydar Akar                                 Kadir Gökmen Öğüt                                  İhsan Özkes

                      Kocaeli                                              İstanbul                                              İstanbul

                   Kamer Genç

                      Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Tabii, biraz önce Ahıska Türkleriyle ilgili yaptığım konuşmayı bitirmedim. Şimdi, bu Hükûmet, çok böyle fantezi olsun diye, işte, “Ermeniler gelsin, Yunanlılar gelsin, gidenler geri gelsin.” de, tamam onlar da gelsin de ama bu Ahıska Türkleri de gelsin, bir Türkiye’ye yerleşsin. Yani insan, önce can, sonra canan. Dolayısıyla yani ben bu Hükûmetten, özellikle bu AKP’nin Hükûmete destek veren şeylerde, “Türk” kelimesinden çok rahatsız oluyorlar. Hâlbuki “Türk” kelimesi bir ırkı ifade etmiyor, Türkiye’de yaşayan bir toplumun bir sentezi; yani işte, Türk’ü de, Kürt’ü de, Ermeni’si de…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kimse rahatsız olmuyor ya “Türk” kelimesinden.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, siz çok rahatsız oluyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hiç rahatsız olmuyoruz biz, Ahıska Türklerinden hiç rahatsız olmuyoruz. Sen rahatsız oluyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Siz çok rahatsız oluyorsunuz. Onun için, bunları diyorum ki yani… Yahu, şimdi, hepimiz sizi tanıyoruz. Tayyip Erdoğan demedi mi ki “Ben bu milleti ayaklarımın altına aldım, eziyorum.” Dedi mi demedi mi? Dedi işte. Daha ne, yani, şimdi, ayaklar altına…

Birileri de diyor ki: Ey Tayyip, bu milleti ayaklar altına alacak kişiyi anası doğurmadı. Yani, hiçbir ayak Türk milletini ayak altına alamaz ama sen ayaklar altında sürüneceksin onu da bilesin, onu da söyleyeyim kendilerine.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bayrak arkanda, bak arkanda!

KAMER GENÇ (Devamla) - Ya, bakın, sizin menfaatinize konuşuyorum. Türkiye Cumhuriyeti devleti yok olmuş. Yarın göreceğiz, Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde Türkiye var mı yok mu, Türkiye Cumhuriyeti devleti var mıdır yok mudur, göreceğiz.

Şimdi, burada Bakan oturuyor, bakalım ne bayraklar burada dalgalanacak? Yarına senin polisin sokağa çıkabilecek mi, yarına senin bayrağın bir yerde asılacak mı? Göreceğiz yarın.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bayrak arkanda, 2 tane bak!

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, beyler, insan olalım, gerçekleri kabul edelim. İnsan olmayanlar gerçekleri kabul etmez. Göreceğiz yarın. Ben, bugün İçişleri Bakanına bir soru sordum. Yarın bu saatte de burada olacağım ve burada Türkiye'de yapılan hareketlerin sorumlusunu soracağım.

Onun için, şimdi, bakın, ne yapıyorsunuz? Orduyu feshettiniz aşağı yukarı, bütün kumandayı feshettiniz.

Şimdi, “Güvenlik Müsteşarlığı” diye müsteşarlık kurdunuz. Oraya bir madde getirdiniz: “Yabancılar da istihdam edilebilir.” Şimdi, yabancı olarak getirdiniz, sordum Bakan cevap vermiyor. El Kaide’den adam getirdiniz, Müslüman Kardeşlerden getirdiniz, Taliban’dan getirdiniz, Hamas’tan getirdiniz; polis teşkilatı içinde onlara silahlı bir güç oluşturuyorsunuz. Dolayısıyla, yarın, bu şekilde gelen insanların Türkiye'nin neresinde nasıl katliamlar işleyeceklerini göreceğiz.

Şimdi, “DHKP-C” bugün işte AKP Genel Merkezine lav silahla şey etmiş. Arkadaşlar, Türkiye’de Tayyip Erdoğan bizim genel başkanımıza demedi mi ki “Ben senin nefes alışını dahi kontrol ediyorum.”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne zaman dedi?

KAMER GENÇ (Devamla) - Ana muhalefet partisinin genel başkanının nefes almasını kontrol eden Tayyip Erdoğan Türkiye'de hangi örgütün hangi silahlarla nerede olduğunu bilmiyor mu? Geçmişte, Bülent Arınç Manisa’dayken 2 subay yakalandı, Bülent Arınç’ı öldürmeye gitmişler. Peki, eğer bu DHPK-C hakikaten Tayyip’e bir suikast düşünse  niye Danimarka’ya gittiği zaman gitsin oraya ateş açsın! Bunların hepsi danışıklı dövüş. Türkiye’de gündemi değiştirmek istiyorsunuz. Türkiye’yi yok etmeye yönelik her harekette hep gündemi değiştirerek Türkiye’de halkı kandırmaya çalışıyorsunuz.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sen ne konuştuğunun farkında mısın?

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben size doğruları söylüyorum.

Bakın beyler, bu makamlar gelip geçicidir. Bu memleketin kalıcı olması lazım. Bu memlekette sizin çocuklar da yaşıyor. Öyle bir Türkiye bırakıyorsunuz ki, öyle yok olan bir Türkiye bırakıyorsunuz ki, böyle bir şey olmaz arkadaşlar! Her yönüyle yabancılara teslim olmuşsunuz. Bugün, bir yabancı kral geliyor diyor ki: “Tayyip Erdoğan Türkiye’de Mısır gibi Müslüman Kardeşleri iktidara getirecek bir yönetim getirmeye çalışıyor.” Doğru mu yanlış mı? Doğru. Bunları siz…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Her söylenene inanma.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, birtakım içinizde sakallılar var, onlar diyorlar “Biz de istiyoruz, biz de istiyoruz ki, Müslüman Kardeşler gelsin, Taliban gelsin, onlar yönetsin bu memleketi.” Ama bu coğrafyada onlar yaşayamazlar. Bu millet size gerekli dersi verecek. Biz yarın sokaklara çıkacağız, bu milletin hak ettiği yönetimin siz olmadığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - … bu cumhuriyete ihanet ettiğinizi söyleyeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Konuşmacı, konuşmasında bu milleti ayaklar altına aldığımız, “Türk” kelimesinden rahatsız olduğumuz gibi çok…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Malumun ilamı.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Malumun ilamı nedeniyle niye söz veriyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN - Sayın Aydın, buyurun.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in görüşülen kanun tasarısının 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bir defa, tabii ki bu millet herkese gerekli olan dersleri her zaman veriyor ancak herkesin o dersi alıp ezber etmesi gerekiyor. Milletin verdiği ders ortadadır, her gidilen seçimde de millet bu dersi veriyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bakın, şöyle bir hadisi şerif var: “Kimsenin akıbetini görmeden hüküm vermeyiniz.” 

AHMET AYDIN (Devamla) - İkincisi “Bu yapılan saldırılar danışıklı dövüştür.” Bakın, ne kadar acı, ne kadar çirkin, ne kadar anlamsız bir ifade. Az önce, grup başkan vekiliniz kibar bir şekilde bu saldırıları kınadığını ifade etti. Bütün grup başkan vekilleri, herkes, kaynağı neresi olursa olsun, kimden gelirse gelsin her türlü saldırıya, şiddete karşı olduğunu ifade etti. Sen kalkıp neye dayanarak “Bu saldırılar danışıklı dövüştür...” Ayıp değil mi bu ya? Ayıp değil mi bu?

“İnsan olmayanlar gerçekleri kabul etmez.” dediniz. İnsan olmayanlar gerçekleri kabul etmez, ben de sana diyorum ki: Sen de gerçekleri gör artık. İnsan olmayanlar gerçekleri görmez, insan olanlar gerçekleri görür, gerçekleri gör.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu bayrak burada, ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceğiz, hep birlikte bu milleti, bu memleketi. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Tek vatan, tek devlet, tek bayrak diyoruz ve bu millet adına çalışıyoruz değerli arkadaşlar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Milletin adını söyle. Hangi millet? O “millet” dediğin hangi millet?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu bayrağı görüyorsun. Tarih birliği, kültür birliği, geçmişte ortak değerler altında mücadele eden bir milletten bahsediyoruz; bu millet hepimizin milletidir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Türk” kelimesinden korkmayın. O millet Türk milletidir. O milletin adını söyle. Utanma “Türk milleti” de.

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz ırkçı milliyetçiliğe karşıyız. Bu millete karşı en ufak bir sıkıntımız, husumetimiz asla olmaz. Bilakis, milletin değerlerini yükseltmek için çabalıyoruz. Bu milletin muasır medeniyet seviyesine çıkması için uğraşıyoruz. Biz etnik milliyetçiliğin her türlüsüne karşıyız. Ayaklar altına aldığımız ırkçılıktır, faşizmdir, etnik milliyetçiliktir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yüreğin yetiyorsa bu milletin adını söyle.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O milletin adını söyle.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bizim başka bir millete, başka bir milliyetçiliğe karşı kesinlikle bir kastımız yok. Milliyetçilik bu millete hizmet etmekle olur. Eğer, siz bu millete hizmet ediyorsanız milliyetçisiniz. Millete hizmet etmiyorsanız, millete rağmen milliyetçilik yapıyorsanız, bunun adı milliyetçilik değildir.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 3. Maddesinin 1. fıkrasının f bendinde yer alan “İzni” ibaresinin “müsaadesi” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                   Celal Dinçer                                       Haydar Akar                                     Muharrem Işık

                      İstanbul                                              Kocaeli                                              Erzincan

                  Turhan Tayan                                      Engin Özkoç                                       Ali Serindağ

                        Bursa                                               Sakarya                                            Gaziantep

            Mehmet S. Kesimoğlu                                Aytun Çıray                                      Akyan Erdemir

                     Kırklareli                                              İzmir                                                 Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SERMİN BALIK (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Engin Özkoç, Sakarya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; arkadaşlar, sevgili arkadaşlarım, neden tartışıyoruz?

Bakın, ben bir şeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden söyleyeyim, siz de yalanlayın. Şu dünya şuna şahit olmadı mı, bu dünyada şu yalan söylenmedi mi: Irak Müslüman ülkesi değil mi? Müslüman ülkesiydi. Irak’ta yıllarca “Nükleer silah var, nükleer silah var.” deyip de dünyanın gözünün içine baka baka yalan söyleyip de Müslüman dünyasının gözünün içine bakıp da emperyalizm Irak’a girdi mi girmedi mi? Girdi. Türkiye ne yaptı? Seyirci kaldı mı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Amerikan askerlerine dua ettiler!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Kaldı.

Irak’a giren Amerikan askerleri minareleri makineli tüfeklerle taradı mı? Taradı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Taradı, taradı!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Camileri taradı mı? Taradı. Müslümanları öldürdü mü?

CELAL DİNÇER (İstanbul) – 1 milyon kişi!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Öldürdü. Türkiye ne yaptı? Seyirci kalmadı mı? Seyirci kaldı. Müslümanları, milyonlarca Müslüman’ı çırılçıplak soyup, üst üste koyup, köpeğe pisletip, resimlerini dünyaya dağıttı mı? Dağıttı. Müslümanları dünyaya rezil etti mi? Etti. Askerimizin başına çuval geçirdi mi? Geçirdi. Türkiye Iraklı mültecilerin kahrolmuş hâllerine şahit oldu mu? Oldu. Türkiye ne yaptı?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Türkiye değil, AKP iktidarı!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Amerikan askerlerine başarılar dilemedi mi? Dilemedi mi arkadaşlar? Efendim…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Diledi! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Dua mı etti?

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Esad’dan bahset!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Arkadaşlar, pardon bir dakika…

Değerli arkadaşlarım, Libya’nın karışıklıklarının ilk başladığı dönemlerde “NATO Libya’ya müdahale etmelidir.” Böyle saçmalık olabilir mi? “NATO’nun ne işi var Libya’da?” Daha sonra “Libya’nın Libyalılara ait olduğu tespit edilmiştir.” diye Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı söyledi mi? Söyledi.

İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Ya maddeyle ilgili söyleyeceğin ne varsa onu söyle kardeşim, onu söyle, ne söyleyeceksen söyle.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Ya sinirlenme kardeşim, sen niye sinirleniyorsun? Bak benim vaktim var, konuşuyorum, sinirlenme.

Türkiye’den kalkan uçaklar Müslümanları, çoluk çocuk demeden bombaladı mı? Bombaladı.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Esad, Esad.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Geliyorum Esad’a da.

Müslümanlar katledildi mi? Katledildi. Libyalı mülteciler dünyanın her tarafına saçıldılar mı? Saçıldılar. Türkiye ne yaptı arkadaşlar? Seyretti. Peki, değerli milletvekilleri…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 33 bin insanı kim tahliye etti. Oradaki Türk işçileri kim getirdi buraya ya?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Suriye’de Müslümanları insanlar çatır çatır öldürürken Türkiye’nin Başbakanı “Esad sen benim dostumsun, kardeşimsin.” diye onu kucakladı mı? Kucakladı.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – O zaman Esad vatandaşlarını mı öldürüyordu? Niye söylemiyorsunuz? Utanın ya, utanın be.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Şimdi siz kucaklıyorsunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Eşiyle beraber saraylarda birlikte oturdular mı? Oturdular. Ondan sonra ona “Sen benim dostum değilsin.” dedi mi? Dedi.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Esad o zaman bombalamıyordu, şimdi bombalıyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Şimdi onu terörizmin başı ilan etti mi? etti. Şimdi orada milyonlarca Müslüman’ın ölmesini seyrediyorlar mı? Ediyorlar. Şimdi ben, bu kürsüden soruyorum: Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri Müslüman dünyası hiç bu kadar ihanete şahitlik etti mi? Hayır, etmedi. Hiç bu kadar Müslüman kıyımına şahitlik etti mi? Hayır, etmedi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 70 bin kişiyi öldüren adamın yanına kim gidiyor?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Hiç bu kadar Müslüman çocuklarının, kadınlarının öldürülmesine göz yumdu mu? Hayır, olmadı.

Bir şey daha soruyorum arkadaşlar: Evlatlarının, 60 bin evladının öldürülmesini bu kadar çabuk kabul eden başka bir iktidar gördünüz mü? Hayır, görmediniz. Yazıklar olsun size! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Size yazıklar olsun!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 70 bin kişiyi öldüren adamın yanına gittiniz be!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “fikirleri” ibaresinin ”düşünceleri” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                   Ali Serindağ                                       Celal Dinçer                                       Haydar Akar

                     Gaziantep                                            İstanbul                                              Kocaeli

                 Muharrem Işık                                    Muharrem İnce                                      Aytun Çıray

                      Erzincan                                              Yalova                                                İzmir

                   Engin Özkoç                                Mehmet S. Kesimoğlu                               Aykan Erdemir

                      Sakarya                                            Kırklareli                                              Bursa

                                                                           Turhan Tayan

                                                                                Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SERMİN BALIK (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muharrem İnce, Yalova Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu ülke otuz yıldır terörden çekti. Kimse, hiç kimse terör sürsün istemiyor. Bu ülkede biz de barış istiyoruz. Fakat teslimiyet başka bir şey, barış istemek başka bir şey.

99 yılına bir an için geri dönelim. Uçakta, gelen bir terör örgütü lideri var. Diyor ki: “Türk devleti ne isterse yardıma hazırım.” “Yardıma hazırım.” diyen bir noktadan bugün eş başbakan noktasına gelmiş.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sayenizde.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bugün eş başbakan noktasına gelmiş. Siz terör örgütü karşısında diz çökmüşsünüz.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Ne alakası var ya?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, tutanakları kim sızdırdı diye tartışıyorsunuz. Tutanakları kimin sızdırdığı önemli değil, tutanaklarda ne yazdığı önemli.

Bakın, orada “Yaz.” diyor Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyesine. Anayasa Komisyonu üyesine “Yaz, ‘millet’ tanımını sana yazdırıyorum.” diyor, talimat veriyor.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bu, siyasetin ötesinde bir şey. Bu -gerçekten söylüyorum- AKP’li, CHP’li, MHP’li olmanın ötesinde bir şey. Siz geldiğimiz noktayı gerçekten görmüyor musunuz? Yani bu noktada “millet” tanımını yazdıran terör örgütü liderinin yarın ulusa seslenişi var. Meydanlar boyanıyor şimdi kırmızı, sarı, yeşil. Öldürülen PKK’lıların resimleri asılmış. Valilik “İndir.” diyor, o resimler oradan indirilmiyor. Yarın egemenliğin yok senin ya, ne konuşuyorsun? Senin bayrağın yok orada ya, bitmiş iş. Buradaki bayrağı gösteriyorsun bana.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sen götür o bayrağı oraya!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen buradaki bayrağı gösteriyorsun Ahmet Aydın, Sayın Grup Başkan Vekili. Ben sana oradaki PKK’lıların fotoğraflarını söylüyorum, sen bana Büyük Millet Meclisindeki bayrağı gösteriyorsun. Milletin adını söyleyemiyorsun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Her yerde var, her yerde!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, bu ülkede Atatürk fuları taktı diye Meclise giremedi insanlar, yarın ellerinde Abdullah Öcalan’ın posterleriyle meydan okuyacaklar. Ulusa sesleniş yapacak yarın, Türkiye buna hazırlanıyor. Bir büyük hazırlık içerisinde. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Abdullah Öcalan’ı da siz yarattınız!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz dalga mı geçiyorsunuz? Siz bunları gerçekten görmüyor musunuz? Bunun adı barış değil, bunun adı bir hazırlıktır.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Gaflet uykusundalar, gaflet!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz yıllarca insanları kandırdınız. O yandaş kanallarınızda, “Yok, camiler bombalanacak; yok, darbe olacak.” Bülent Arınç çıktı, ağladı, “Bana suikast yapılacak.” Yok, iki tane krokiyi elinde tutamadı. Suyla yutmuş da, şu olmuş da bu olmuş da.

Siz, size muhalif olan, cumhuriyeti savunmak isteyen ne kadar insan varsa hepsini içeriye aldınız; general, gazeteci, profesör, milletvekili, size muhalif kim varsa. O kadar geniş tuttunuz ki yelpazeyi…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – 28 Şubat hangi ülkede oldu, söyle bakalım.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sizin bütün hazırlıklarınız terör örgütü liderini affetmek içindi. Siz onu affedeceksiniz. Bakın, sizin oylarınızla olacak bu. Bunun vebali size, bunun vebali sizin boynunuza. Bunun sonucu genel aftır. Türkiye bu noktaya doğru gidiyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bırak bana laf atmayı Allah aşkına. Bak, zaten TRT 3’ü falan da kapadınız, bırak laf atmayı. Ben bunları oy uğruna yapmıyorum, memleketimin geleceği için yapıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Anlatmaya çalışıyorum, 50 kere, 100 kere anlatmaya çalışıyorum, diyorum ki: Siz teslim olmuşsunuz, teslim.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Bunları doğuran sebepleri bir ortaya koysana sen!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben “Teslim olmuşsun.” diyorum, bana diyor ki: “Sen oraya girebilir misin?” Ben sana şunu söylüyorum: Sen hangi partiden olursan ol -BDP, MHP, CHP, AKP, fark etmez- gel Yalova’ya, benim misafirim ol, Yalova senin memleketin. Oraya giremezsen o benim ayıbım zaten. Sen bana niye “Oraya giremezsin.” diye… Eğer ben oraya giremiyorsam, Hükûmet sensin, sen benim güvenliğimi sağlayamamışsın demektir; sen orada egemenliğinden vazgeçmişsin demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Yarın göreceğiz, yarın göreceğiz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, girdiğiniz bu yol, yol değildir; girdiğiniz bu yoldan çok pişman olacaksınız. Bu teslimiyetten vazgeçin.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Hiçbir şekilde teslim olmadık merak etme!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Biz çözüm istiyoruz, biz barış istiyoruz ama bu yaptığınız…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – 2012’de 1.500 tane terörist öldürüldü.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz pazarlıkta teslim olmuşsunuz. Ne verdiğinizi bilmiyoruz, ne aldığınızı biliyoruz, başkanlığı almak istiyorsunuz, o kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – …ama ne verdiğinizi bilmiyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kendileri de bilmiyorlar.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Tarih sizi affetmeyecek. Ne verdiğiniz ortaya çıkacak, insan içine çıkamayacaksınız!

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Terör örgütünün karşısında diz çöktüğümüzü ifade etti, eş başbakan gibi birçok şey söyledi, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı iki dakika söz veriyorum Sayın Aydın.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Milletin adını bir söyle ilk önce, bekliyoruz.

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Yalova Milletvekili Muharremm İnce’nin görüşülen kanun tasarısının 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bakın, arkadaşlar, biz dinledik, siz de lütfen bir dinleyin öncelikle, dinlemesini bilelim.

Bir defa, şunu bilin, AK PARTİ bugüne kadar bütün zorbaların, bütün darbelerin karşısında durdu. Hiç kimse bize talimat veremez, hiç kimse bize talimat veremez ancak milletin talimatıyla biz vazife görürüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hangi millet, hangi millet, onu da söyle.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu milletin içinde Türk vardır, bu milletin içinde Kürt vardır, Laz vardır, Çerkez vardır…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O millet hangi millet? Cibuti milleti mi? 

AHMET AYDIN (Devamla) – …ortak bir tarih vardır, ortak bir kültür vardır, bu millet hepimizin milleti, bu millet herkesin milletidir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İsmi ne o milletin?

AHMET AYDIN (Devamla) – Millet tanımını, bu millet kendisi birlikte yapmıştır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O milletin ismini söyle?

AHMET AYDIN (Devamla) – Geçmişten beri birlikte yapmıştır.

Lütfen, dinlemesini bilirseniz…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O milletin ismini söyle, gerisini biz dinleyelim.

AHMET AYDIN (Devamla) – Söylemlerinizle olmamışları olmuş gibi gösteriyorsunuz. Siz bu çözümünün neresindesiniz? “Biz de çözüm istiyoruz.”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hangi çözüm?

AHMET AYDIN (Devamla) – Siz hangi çözümden bahsediyorsunuz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çözülme yapıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Sorundan beslenen bir görüntü var, çözüm mü var ortada?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Neyi çözüyorsun?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu çözüm için ne yaptınız Allah aşkına, ne yaptınız bugüne kadar bu sorunun çözümü için?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Satmadık, sizin gibi satmadık.

AHMET AYDIN (Devamla) – Peki, bu sorunun müsebbibi kimdir? Bu sorununun müsebbibi CHP’nin o tek parti zihniyeti değil midir? Farklılıkları yok sayan, etnik ayrımcılık yapan CHP’nin kendisi değil midir?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türk milleti diyemedin iki saattir, neyi çözüyorsun?

AHMET AYDIN (Devamla) – Ret, inkâr, asimilasyon politikalarını bu ülkeye getiren ve bu milleti bölen CHP’nin kendisi değil mi? Siz zaten kafalarınızda bu ülkeyi bölmüşsünüz, kafalarınızda bölmüşsünüz. O bölgeye gitmemekle…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz oradayız. Uludere’ye kim gitti?

AHMET AYDIN (Devamla) –…o bölgedeki insanların dertleriyle hemhâl olmamakla bölmüşsünüz zaten.

Peki, “Türk Bayrağı, Türk…” diyorsunuz. Hakkâri mitingini kimle yaptınız, orada bir Türk Bayrağı var mıydı sizin mitinginizde, var mıydı Hakkâri mitinginde?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vardı, aslanlar gibi vardı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Seni affediyorum Ahmet, “Türk Bayrağı” dedin bir kere.

AHMET AYDIN (Devamla) – Türk Bayrağı’ndan dem vuruyorsunuz, sloganik söylemlerle bir yere gelemezsiniz. Cumhuriyetin içini boşaltıyorsunuz arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizin var mı orada?

AHMET AYDIN (Devamla) – Cumhuriyet, cumhurla olur; cumhuriyet, halkla olur. İçinde halkın olmadığı bir cumhuriyet asla düşünülemez. Halk için, millet için hep birlikte siyaset edeceğiz. Ne olursunuz  arkadaşlar, Türkiye tarihî bir fırsat yakaladı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ne fırsatı? Fırsata bak, satış fırsatı.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, bu sorunu gündemimizden düşüreceğiz, evelallah düşüreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) –  İsteseniz de istemeseniz de milletimizle birlikte bu sürecin üstesinden geleceğiz, bu kan, bu gözyaşı bitecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekili “Terörün müsebbibi sizsiniz, Cumhuriyet Halk Partisidir.” diyerek ağır bir ithamda bulundu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce. Sataşma nedeniyle…

Anlaşılan bu, sabaha kadar devam edecek.

 

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Ahmet Aydın, terörden bahsediyoruz yani son otuz yıllık bir mesele bu. Yani “Tek parti dönemi” deyip yetmiş seksen yıl öncesine dönme, komik olma. Otuz yılın, bu otuz yılın on bir yılı size ait yani üçte 1’inden fazlası size ait.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Sizin getirdiğiniz sonuç, sizin yaptığınız sonuç.

MUHARREM İNCE (Devamla) - 2002’de terör bitmişti, geldiğiniz nokta teslimiyet noktası.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Nerede bitti terör ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bakın, biz bunları çok duyduk. 1956’da bu Büyük Millet Meclisinde, Millet Partisi, İç Tüzük’ünden dolayı mahkemece bir günde kapatıldığında CHP buna karşı çıktı, “Parti kapatılmasın.” dedi, Demokrat Parti milletvekilleri, CHP milletvekillerine döndü “Siz şeriatçı bir partisiniz.” dediler. 1961’de Demokrat Parti milletvekillerine siyaset yasağı gelince CHP karşı çıktı, askerler CHP’ye kızdı. 1971’de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına idam kararı alınca bu Meclis, CHP Anayasa Mahkemesine gitti, “Toprak işleyenin, su kullananın” dedi, CHP’ye bu sefer de komünist dediler. Biz Silivri’deki tutsakları savunduğumuz zaman, oradaki yurtseverleri savunduğumuz zaman, size muhalif olan insanları oraya öç almak için, kin almak için, onları diz çöktürmek için içeri tıktığınızda ona da karşı çıktık. Biz ilkesel bir duruş sergiliyoruz, bu sefer de bize “faşist” diyorsunuz, “darbeci” diyorsunuz. Geçmişte “şeriatçı” dediniz, “komünist” dediniz, bugün de “faşist, darbeci” diyorsunuz. Asıl faşist, asıl darbeci olan sizsiniz. Siz sivil darbe yapmak istiyorsunuz, kurumları diz çöktürmek, fethetmek, dönüştürmek, başkalaştırmak istiyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ya, millete söyle, millete. Millet ne diyor ona bak sen.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Biz ilkesel bir duruş sergiliyoruz, sizin ilkeden haberiniz yok, ilkeden...

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Millet ne diyor sen ona bak, millet ne diyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) - …omurgadan, dik duruştan haberiniz yok. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sandıkta ne diyor millet, ona bak sen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O geri kalan ne diyor bir duysan var ya, geri kalan ne diyor bir duysan var ya, Allah saklasın!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sandıkta millet ne diyor ona bak sen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O geri kalanların ne dediğini bir duysan var ya, Allah saklasın!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Biz biliyoruz, geziyoruz, sen merak etme.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ne dediğini bir duysan var ya, Allah saklasın!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Allah saklasın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Geri kalanlar kötü şeyler diyor, haberiniz olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

 

5’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 5. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan “belgelerle” ibaresinin “vesikalarla” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                   Ali Serindağ                                       Celal Dinçer                                       Haydar Akar

                     Gaziantep                                            İstanbul                                              Kocaeli

                 Muharrem Işık                                     Turhan Tayan                                       Aytun Çıray

                      Erzincan                                               Bursa                                                 İzmir

                   Engin Özkoç                                     Aykan Erdemir                               Mehmet S. Kesimoğlu

                      Sakarya                                               Bursa                                              Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SERMİN BALIK (Elâzığ) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aykan Erdemir konuşacak.

BAŞKAN – Aykan Erdemir, Bursa Milletvekili.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Değerli milletvekilleri ve bizleri bilgisayar ekranları başında izleyen değerli yurttaşlarımız; ayrımcılık yasağı ile ilgili bir düzenleme önermiştik. Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda mevcut yasaya bir ek yapılarak ayrımcılığın hangi temeller çerçevesinde yapılabileceği ve buna ilişkin hangi önlemlerin getirilebileceğini öngörmüştük. Şimdi diyeceksiniz ki: “Neden böyle bir düzenleme önermiştiniz?” Hemen önerdiğimiz düzenlemeden bahsedeyim.

Cinsiyet, ırk, renk, etnik, sosyal ya da ulusal köken, katılımsal özellikler, dil, din, inanç, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, felsefi ve siyasal görüş, medeni hâl, hemşehrilik, servet, doğum, hamilelik, sağlık durumu, engellilik, yaş ve benzeri temellere dayanılarak ayrımcılık yapılamayacağına ilişkin bir düzenleme.

İltica başvurusunda bulunan insanlar, mülteciler…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Önergendeki “vesika”yla bunun ne alakası var?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Elimizdeki vesikayla bunun ne alakası var, anlatayım ben size.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Önergende “vesika” var ya, önergende “vesika” diyorsun ya…

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bunun ne alakası var, size izah etmeye çalışalım.

Bakın, 20 Ağustos 2007 tarihinde Nijerya Vatandaşı Festus Okey, Beyoğlu’nda karakolda bir polisin silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti. O dönemde İçişleri Bakanı, tarafsız İçişleri Bakanı olan Osman Güneş’ti. Olaydan dokuz gün sonra görevi devretti ve İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay devam etti. Bu iki bakanımız döneminde hiçbirimizin tasvip etmediğine inandığım bu olay yaşandı. Bu o kadar vahim bir olaydı ki cumhuriyet savcısının karakola çağrılması tam üç saat sürdü. Bu süreçte deliller karartıldı. Tutanağı düzenleyen kişi, silahından kurşun çıkan polis memuru. Öldürülen Festus Okey’in gömleği kaybedildi. Bu niye önemliydi? Çünkü o gömlek, atışın bilinçli yapılıp yapılmadığını, bitişik yapılıp yapılmadığını gösterecek en önemli somut delildi ve ne yazık ki devlet kendisine emanet edilen delilleri kaybetti ve daha sonra da yargılama sürecinde pek çok siyasinin bu Nijeryalı göçmenin davasına ilişkin aleyhte açıklamaları oldu, yargıyı etkilemeye yönelik açıklamaları oldu.

Festus Okey, az önce bahsettiğim ve sizin tam da manasını kavrayamadığınız ayrımcılık sonucu öldürüldü. Nijeryalı olması, siyah olması, yoksul olması, iltica başvurusunda bulunmuş kimsesiz bir kişi olması, aile mensuplarının olmaması, kısacası ona sahip çıkacak kimsenin olmaması, onun bir kimsesiz olması belki de hem onun sonunu hazırladı hem de hukuki sürecin bu şekilde devam etmesine yol açtı. İşte, göçmenlerle ilgili, iltica başvurusunda bulunanlarla ilgili, uluslararası koruma talep edenlerle ilgili bu yasanın asıl önemi bu. Yani, kimsesiz dediğimiz, güçsüz dediğimiz kişilere ilişkin bir koruma.

Benzeri bir olay yine Nijerya Merkez Bankası çalışanı Courage Aigbedion’nun başına geldi. 17 Ekim 2012’de kendisi dövüldü. Yine Nijeryalı bir siyah göçmendi, düzensiz bir göçmendi. Kendisi dayak yediği hâlde tam üç hafta boyunca Kumkapı’da polis nezaretinde tutuldu ve daha sonra, hayatını kaybettiğinde yapılan incelemede şöyle bir bahane uyduruldu: Courage Aigbedion, HIV pozitiftir ve solunum yetersizliğinden ölmüştür. Her iki vakayı birleştiren şudur: Bir insanın ırkı, milliyeti, kimliği, maddi gücü, sağlık durumu ona yönelik ayrımcılığın temelini oluşturabilir ve eğer biz ülkemizdeki göçmenlere ilişkin kapsamlı bir koruma ve düzenleme istiyorsak ayrımcılık yasağını da bu maddelerin içine açık bir şekilde eklemeliydik diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 6. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan “zorundadır” ibaresinin “mecburiyetindedir” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                   Ali Serindağ                                       Celal Dinçer                                  Ayşe Nedret Akova

                     Gaziantep                                            İstanbul                                             Balıkesir

                   Engin Özkoç                                     Muharrem Işık                                    Aykan Erdemir

                      Sakarya                                             Erzincan                                               Bursa

            Mehmet S. Kesimoğlu                               Ali Özgündüz

                     Kırklareli                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; biraz evvel kanunun ne kadar gerekli ve yararlı olduğunu sizlere açıklamıştım, ancak bazı sıkıntıları olduğunu, bunu da daha sonraki konuşmalarımda belirteceğimi söylemiştim.

Şimdi, önce bir saptama yapalım. Niçin gerekli? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye aleyhine 1991 yılından bu yana, sınır dışı etme ve suçluların iadesi konularına ilişkin olarak toplam 30 dava açmıştır. Bu davada Türkiye aleyhine ihlal kararları verilmiştir. Bu ihlal kararları sonucu 295 milyon 387 bin euro tazminat ödenmiştir, dikkatinizi çekmek istiyorum, 295 milyon euro.

Gene, ülkemizin son on yedi yılda yasa dışı göçmenlere ne kadar kucak açtığını siz daha iyi göreceksiniz, 921 milyon 86 kişi kaçak yollarla Türkiye’ye girmiş. Peki, şimdi burada soruyorum huzurlarınızda: Bu kadar insan bu sınırlardan nasıl girdi? Mevzuat eksikliği olabilir, ancak bir zafiyetin olduğunu da burada belirtmek istiyorum. İnşallah, bu yasa çıktıktan sonra bu eksiklikler bir daha yaşanmayacaktır.

Türkiye’nin toplam hudut kapısı 141 adettir. Bu 141 adet kapının kilometre olarak uzunluğu 11.433 kilometredir. İşte bu nedenlerle bu yasanın mutlaka çıkması ve uygulamaya geçmesi gerekiyor.

Tasarı uluslararası koruma kavramıyla ifade edilen iltica konusuyla ilgili son derece ayrıntılı düzenlemeler yapmaktadır. Ancak, 1951 yılında koyduğumuz coğrafi sınırlama politikası da hâlâ muhafaza edilmektedir. Bu sınırlama ile özellikle Avrupa Birliği ülkeleri dışından Türkiye’ye gelecek, iltica eden kişilerin mülteci sayılmaması gibi bir konu var. Bu coğrafi sınırlama 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğumuz bir çekinceden kaynaklanmaktadır. Bu yasa bizim bu çekincemizi kaldırmamakta, sadece geçici olarak Türkiye’ye sığınmalarına fırsat vermektedir. Bu da yasanın bir eksikliği olarak ortaya çıkmaktadır. Yani, Avrupa’dan gelen, Avrupalı sayılan ülkelerdeki sığınmacılar Türkiye’de mülteci konumunda sayılmakta, istedikleri gibi oturma izni alabilmekte, çalışma izni alabilmekte. Ancak, Türkiye’ye Avrupa’dan gelenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Daha çok nereden gelmektedir? Suriye, Irak, İran, Afganistan, Somali gibi Avrupa dışındaki ülkelerden gelmektedir, bu yasa bu eksikliği de gidermemektedir.

Değerli arkadaşlar, tabii, bizim mülteci olarak kabul ettiğimiz insanları, Türkiye’de oturma izni var ama mülteci olarak kabul etmediğimiz, geçici mülteci olarak kabul edeceğimiz insanları da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin gösterdiği ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkelere gönderiyoruz. Ancak, örnek veriyorum, Türkiye’ye 2011 yılında 17 bin civarında sığınma başvurusu yapılmış, bunların ancak 5 bin civarında olanı yurt dışına, Birleşmiş Milletlerin gönderdiği kontenjan dâhilinde Avustralya’ya, Kanada’ya gönderilmiştir. Geri kalan kişiler gene Türkiye’de geçici statüde kalmaktadır. Geçici statüde kalan bu insanlar çalışma izni olmadığı için güç şartlar altında, çok kötü koşullarda çalışmakta yahut da köle niyetine çalıştırılmaktadır. Biraz evvel arkadaşımızın bahsettiği çeşitli muamelelere de tabi tutulmaktadır, ayrımcılığa tabi tutulmaktadır. Bu nedenle coğrafi sınırlama ilkesinin kaldırılmasında yarar görüyoruz. Mevcut tasarı coğrafi sınırlamayı çözmediğinden bu eksikliğin olduğunu belirtmek istiyorum.

Bir diğer önemli konu ise sınır dışı kararlarına karşı şimdiye kadar itiraz mercisi yoktu, bu tasarıyla itiraz getirilmiştir. Ancak, kararların temyiz edilmesiyle ilgili verilen süre, on beş günlük süre çok yetersizdir ve adli yardım konusunda sıkıntılar vardır. Bu konuda da düzeltilmesi gereken hususlar olduğunu belirtmek istiyorum, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 7. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan “izin verilmeyerek” ibaresinin “müsaade edilmeyerek” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                   Celal Dinçer                                                                                           Ayşe Nedret Akova

                      İstanbul                                                                                                      Balıkesir

                  Ali Özgündüz                                    Muharrem Işık                                      Engin Özkoç

                      İstanbul                                             Erzincan                                             Sakarya

            Mehmet S. Kesimoğlu                              Aykan Erdemir                                      Levent Gök

                     Kırklareli                                              Bursa                                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu ilerleyen saatlerinde esasında tartıştığımız, yasanın ötesinde hepimizin aklındaki fikirler ve düşünceler. “Türkiye nereye gidiyor ve ne olacak?” sorusu tüm yurttaşlarımızın kafasında ve hepinizin kafasında.

Değerli milletvekilleri, bir ülkeyi kurmak, bir devleti kurmak çok zordur, yaşatmak çok zordur ama yıkmak çok kolaydır. Modern Türkiye’yi kuran Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları ta bundan doksan yıl önce emperyalizme karşı verdikleri bağımsızlık savaşından sonra ülkemizi, Türkiye Cumhuriyeti’ni üç ana ideal üzerine kurmuşlardır. Bunlardan birincisi, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşacak bir noktada ülkemizi ilerletmek; ikincisi, halk egemenliğine dayandırmak ve üçüncüsü, laik bir cumhuriyeti kurmaktır. Devletimizin kuruluş felsefesi bu üç ana eksen üzerinde şekillenmiş ve bugüne değin gelmeye çalışmıştır.

Değerli milletvekilleri, gelinen bu süreç içerisinde Mustafa Kemal ve arkadaşları bir ümmet toplumundan ulus yaratmışlardır. Bugün tartıştığımız konularda bu kavramın önemini çok iyi değerlendirmemiz ve irdelememiz gerekiyor: “Ümmet” kavramı. Yani bir İslam birliği içerisinde siz bir ülkeyi şekillendirirseniz işte bugün Orta Doğu coğrafyasında karşılaşılan ve ülkelerin aşamadıkları sorunlarla karşı karşıya gelirsiniz. Büyük Atatürk bunu yıllar öncesinden görmüştür. Sorunun ümmet anlayışı içerisinde değil, bir ulus anlayışı içerisinde çözüleceğini çok net görmüş ve Türkiye Cumhuriyeti’ni Orta Doğu’daki bütün Müslüman ülkelerden ayırt edici özelliğiyle bir ulus ekseni ve ümmet kavramının dışında kurmuş ve şekillendirmiştir. Şimdi, bu kavramları tartıştığımız bu noktada ben diliyor ve istiyorum ki bütün milletvekillerimizin bu konuyu bir defa değil, tam bin defa düşünmeleri gerekiyor. Acaba bu ilkelerimizden ayrıldığımız zaman, bu ilkeler sarsıldığı zaman ülkemiz nerelere gidebilir? Eminim hepinizin kafasında tereddütler var, şüpheler var. Bin defa düşünün değerli arkadaşlarım.

Kolay bir sorunla uğraşmıyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizdeki terör sorununun bitmesi için elini taşın altına koymaya hazır bir parti olduğunu her zaman defalarca deklare etmiştir ama bu sorunun çözümünde Türkiye’mizin bütün coğrafyasını kucaklayan bir anlayışın ortaya konulması gerekir. İktidarın yürüttüğü çalışmalar bu anlayışın dışındadır ve dünyadaki hiçbir çatışma yaşanan ülkede, ülkemizdeki gibi bir alaturka anlayış götürülmemiştir. Umuyor ve diliyorum ki iktidar partisi bu yanlışlarını görecektir, muhalefeti bilgilendirecektir, halkı bilgilendirecektir, şeffaf bir anlayış içerisinde bu süreci götürmeye çalışacaktır ama biliniz ki Başbakanın geldiği nokta çözümün ötesinde, kendi kafasında şekillendirdiği bir başkanlık anlayışına dayanmaktır. Bu başkanlık anlayışının içerisinde demokrasi yoktur, bu başkanlık anlayışının içinde insan hakları yoktur, bu anlayışın içinde gazetecilik hürriyeti yoktur. Batsın gazetecilik anlayışı vardır ve bir gazetemizin sahibinin Başbakana gidip de “Beğenmediğin o gazeteciyi bırak, ben gazetemi kapatırım.” dediği bir ülkede demokrasiden, insan haklarından ve Türkiye’deki demokrasiden bahsedilmez değerli arkadaşlarım.

Çok tehlikeli sularda geziyorsunuz, bu sular sizi kesinlikle sağlıklı bir limana ulaştırmayacaktır. Burada hepimizin el birliği vermesi, el birliği yapması, parlamenter demokrasiyi sonuna kadar savunması gerekiyor. Elbette bu konuda birbirleriyle ittifak eden partilerin de kamuoyuna ne düşündüklerini çok iyi açıklaması gerekiyor. Barış ve Demokrasi Partisinin de başkanlık rejimi konusundaki muğlak söylemleri yeterli değildir, açıklanmaya muhtaçtır. Neyin pazarlığını yapıyorsunuz? 

Sayın Ahmet Aydın diyor ki: “Ülkemizin doğusuna gidemiyorsunuz.” Ben de hepinize “hodri meydan” diyorum -hepinizin masraflarını karşılamak kaydıyla- buyurun, gelin benimle yarın Uludere’ye beraber gidelim. İçinizde Uludere’ye gidecek bir AKP’li milletvekilinin olabileceğini sanmıyorum.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Her gün oradayız.

LEVENT GÖK (Devamla) - Var mısınız değerli arkadaşlarım, var mısınız? BDP’liler de bu konuda suskundur, BDP’liler de bu konuda mahzundur.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz oradan geldik oradan.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Biz oradayız, her hafta oradayız.

LEVENT GÖK (Devamla) - Başkanlık anlayışına teslim etmeyeceğimiz bir ülkede, demokrasiyi Cumhuriyet Halk Partisi mutlaka inşa edecektir.

Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 8. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan “yorumlanamaz” ibaresinin “değerlendirilemez” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                   Ali Serindağ                                       Celal Dinçer                                  Ayşe Nedret Akova

                     Gaziantep                                            İstanbul                                             Balıkesir

                  Ali Özgündüz                                    Muharrem Işık                                      Engin Özkoç

                       Ankara                                              Erzincan                                             Sakarya

            Mehmet S. Kesimoğlu                              Aykan Erdemir

                     Kırklareli                                              Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Aykan Erdemir, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'nin önemli bir sorununa parmak basmak için bu maddeyi kullanmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 19 Mart 2013 Salı günü Bursa-Yalova kara yolun Süpürgelik mevkisinde yaşanan çok üzücü bir trafik kazasında Yalova Üniversitesi öğrencileri Sıla Daşdemir ve Buse Karakurum hayatını kaybetti. Kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabır diliyorum. Bu başarılı öğrencilerimizin cenazelerinin Bursa Orhangazi Devlet Hastanesinden teslimi sırasında, Devlet Hastanesinde gasilhane görevlisi olarak çalışan din görevlisi Ahmet Yavuz bir açıklama yaptı. Bu açıklamada dedi ki: “Çocuklarınızı okusunlar diye uzak illere göndermeyin. Sizleri okusunlar, adam olsunlar diye uzak illere, yakın illere gönderiyorlar. Kendinize dikkat ederek daha düzenli bir şekilde…” diye konuşuyordu ki ailelerin tepkisiyle karşılaştı ve cümlesini bitiremeden oradan ayrılmak zorunda kaldı.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Yapma ya! Yapma ya!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Biliyoruz ki cenazeler bir aile ve yakınları için en zor dönemler. Ve yine biliyoruz ki din görevlilerinin, belki de en önemli sorumluluklarından biri, bu zor dönemde aile ve yakınlarının yanında olmak, onları teselli etmek, zor günlerinde onlara destek olmak. Ama yine zaman zaman Türkiye’de yaşanan olumsuzluklardan biliyoruz ki din görevlilerimiz cenazelerde hiçbirimizin arzu etmediği sonuçlara yol açabiliyor. Örneğin bir benzerini -sizler de anımsarsınız- hepimizin ortak bir değer olarak kabul ettiği Neşet Ertaş’ın cenazesinde yaşamıştık ve oradaki din görevlisi de Neşet Ertaş’ın bir Müslüman olarak bilinip bilinmediğine ilişkin tanıklık rica etmişti. Abdal kökenli, evet, Bektaşi kökenli bir sanatçının Müslümanlığını sorgulamak ve bir cenazede sorgulatmak hiçbir din görevlisinin haddi olmamalı diye düşünüyorum.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Muhatabınız onlar değil, muhatabınız biziz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Şimdi, buradan yola çıkarsak bizlere düşen görev nedir? Bizlere düşen görev şu: Belli ki gerek Diyanet İşleri Başkanlığı kadrosunda olan gerek Sağlık Bakanlığı kadrosunda olan gerekse belediye kadrolarında olan din görevlilerinin hizmet içi eğitimi büyük önem arz ediyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Çok ucuz oldu be, çok ucuz oldu, çok.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Şimdi, siz, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekilleri, şu anda dinlemek yerine hop oturup hop kalkıyorsunuz ama Türkiye şanslı çünkü Başbakan Yardımcımız Sayın Bekir Bozdağ bu sıkıntıyı ilettiğimde tepki vermek yerine “Evet, bu konuda hemen bir şey yapmalıyız. Ben de Diyanet İşleri Başkanımızı arayacağım.” dedi. Her üç kategorideki din görevlileri için de bir hizmet içi eğitimin gerekli olduğunu, zaten kimi kategoriler için bu eğitimin verildiğini ama ihmal edilen, aksatılan noktalar varsa müdahil olacağını söyledi.

Dolayısıyla, şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun verdiği tepkilerin aksine…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Tepki vermiyoruz. Ucuz oldu ya! Sen ucuz siyaset yapıyorsun!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onların tekelinde, yanlış alana girdin. Sen konuşunca rahatsız oluyorlar.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – …Başbakan Yardımcımız konunun önemli bir konu olduğunu düşünüyor ve ailelerin de yakınmasının, ailelerin de bu alandaki sıkıntısının ciddiye alınması gerektiğini düşünüyor; ben de buna katılıyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Çok ucuz ya!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, bu, ucuz bir mesele değil…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Çok ucuz! Ucuz siyaset yapıyorsun!

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – …çünkü burada insanların acısı söz konusu.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Acılar üzerinden siyaset yapma ya! Hizmetle siyaset yap. Acılar üzerinden siyaset yapmayın ya!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Hiçbir devlet memuru, devlet memurluğundan kaynaklanan yetkisine dayanarak ayrımcılık yapamaz, vatandaşı ötekileştiremez, cinsiyetçilik yapamaz, nefret söylemi kullanamaz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hizmet edip siyaset yapın, vatandaşa dokunun, kucaklayın, öyle siyaset yapın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz fazla dokundunuz, vatandaş rahatsız bu dokunmadan. Fazla dokundun, rahatsız oldu vatandaş.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hizmetten memnun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Fazla dokunuyorsunuz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Şimdi, buradaki ilginç mesele şu: Siz neden bu suçlara sahip çıkar bir tavır içindesiniz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hiçbir yanlışa sahip çıkmayız biz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Çünkü ben sizleri suçlamadım, ben sizleri sorumlu göstermedim. Ben dedim ki: “Bir sorun var, gelin bunu çözelim.”

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Bakanımıza sordular, Sayın Bakanımız cevabını vermiş, Sayın Bakanımız cevabını vermiş.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – “Başbakan Yardımcımız da bu konuda hemfikir.” dedim ama siz burada, nefret söylemi kullanan bir din görevlisine sahip çıkar bir tavır içindesiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Siz acı üzerinden siyaset yapmayın, hizmetle siyaset yapın, politikalarınızla siyaset yapın. Çok ucuz bir siyaset!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bunu da kamuoyunun ilgisine ve dikkatine sunuyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Para etmez!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 9. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan “ilgili” ibaresinin “alakalı” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

  Ali Serindağ                           Celal Dinçer                      Ayşe Nedret Akova

    Gaziantep                                İstanbul                                 Balıkesir

  Ali Özgündüz                         Muharrem Işık                          Engin Özkoç

     İstanbul                                 Erzincan                                 Sakarya

Mehmet S. Kesimoğlu              Aykan Erdemir

    Kırklareli                                  Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 310 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz bir önerge üzerinde söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İlgiliyle alakalının farkı ne?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, biz, hepimiz bu memleketin insanlarıyız. Ben size bir şey teklif ediyorum, bak, sen de, sana diyorum: Yarına Diyarbakır’da, Van’da, Hakkâri’de, Bitlis’te bir tane Türk polisi sokağa çıktıysa, bir tane asker sokağa çıktıysa ben gelir derim ki: “Hakikaten sen haklısın.”

Şimdi, arkadaşlar, biz bir gerçeği vurgulamamız lazım. Şimdi, eğer bir memlekette, bir devletin güvenlik kuvvetleri sokağa çıkmıyorsa, bir devletin orada hükmü yoksa o devlet orada yok olmuştur. Biz size bazı gerçekleri söylüyoruz, yani bizim birbirimize karşı düşmanlığımız yok. Bu devlet ya vardır ya yoktur.

Şimdi, ben İçişleri Bakanına sordum: Abdullah Öcalan’ın yarın Diyarbakır’da okunacak mesajı… BDP Genel Başkanı dedi ki: “Daha bana gelmedi. Bana bu akşam gelecek. Ben Diyarbakır’a götüreceğim.” Şimdi, ben sordum, bu Bakana: Bu mesaj nasıl geliyor? Mesajı MİT getiriyor. Yahu, şimdi, arkadaşlar, bu sizi rahatsız etmiyorsa hiç benim… Yani ben zaten Tunceli Milletvekiliyim ve benim yaşadığım o topraklara yıllarca hiçbir yabancı güç girmedi. Bırakın, ya, Osmanlı Devleti de girmedi. Gerçekten…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Osmanlı Devleti yabancı güç mü ya?

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır… Yahu siz bazı şeyleri…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yabancı güç mü Osmanlı Devleti?

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, hayır bazı şeyleri…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Osmanlı Devleti yabancı güç mü?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, bakın, arkadaşlar, ben size bir şeyler söylüyorum. Neyse…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen ne dediğini bilmiyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, eğer insansanız bir dinleyin.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen ne dediğini bilmiyorsun…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben size bazı gerçekleri söylüyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne gerçeği ya? Çok biliyorsun sen!

KAMER GENÇ (Devamla) – Eğer devri iktidarınızda, bakın, devri iktidarınızda, arkadaşlar, ordu kendi kışlalarına hapsedildi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Senin orası ayrı cumhuriyet mi?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yabancı güç…

KAMER GENÇ (Devamla) – PKK ve Amerika’dan getirilen silahlarla silahlandırıldı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Senin orası ayrı cumhuriyet mi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dinle de öğren yabancı gücü.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bugün güneydoğuda eğer o helikopterler olmasa var ya, ne bir güvenlik kuvveti kışlasından çıkabilir ne bir polis kışlasından dışarı çıkabilir; bunları bilin. 

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sebep?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, gerçekleri söylüyoruz.

Şimdi, bir şeyi kabul edeceksiniz, biz artık güneydoğuyu elden çıkardık.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç öyle bir şey olmaz!

KAMER GENÇ (Devamla) – Tamam, yahu yiğitliğin varsa… Bak, bak yiğitliğin varsa gel beraber Tunceli’ye gidelim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gidelim, gidelim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tamam, gel gidelim. Yani böyle palavra… Ben size…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gidelim ne olacak? Senin Tunceli’de bir şey mi var?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, eğer arkadaşlar, insanlar onurlarını kaybetmişlerse, bağımsızlıklarını kaybetmişse… Bağımsızlığını kaybeden onurunu da kaybetmiştir. Ben gerçekleri söylüyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne diyorsun sen ya?

KAMER GENÇ (Devamla) – İçim niye yanıyor? Bakın, ben her an için öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğum bir bölgede siyaset yapıyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Söylediklerini  kulağın duyuyor mu senin?

KAMER GENÇ (Devamla) – Benim bu söylediğim sözleri benim söylememem lazım. Benim orada bir korumam da yok ama bu memleket benim için çok değerli bir varlıktır. Bu memleketin birlik ve bütünlüğü benim hayatım ve namusumdur. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Ben onun için bu memleketin birlik ve bütünlüğünü savunmak için gerekiyorsa hayatımı feda ediyorum. Yani bunları ben size boşuna  söylemiyorum ve bunları laf olsun diye de söylemiyorum.

Burada konuşacağız bu saatte değil mi? Size diyorum bakın, eğer bugün güneydoğuda -yarına- Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını gösteren bir alamet varsa ben, Ahmet Aydın seni buradan tebrik ederim. “Yahu, hakikaten ben yanılmışım.” diyeceğim, hakikaten Türkiye Cumhuriyeti devleti Diyarbakır’da da vardı, Hakkâri’de de vardı, Van’da da vardı ama yok olduğu zaman da sen  burada çıkacaksın, diyeceksin ki: “Arkadaşlar biz hata ettik.”

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Karanlıkta yürüme! Karanlıkta yürüme!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, siz, bakın ne ettiniz arkadaşlar, ne ettiniz? Millî Savunmanın elindeki elektronik sistemleri aldınız MİT’e verdiniz. MİT gerekli istihbaratı vermeyince, bakın, Hakkâri’de bir günde 27 tane er şehit edildi, bir gün 17 tane şehit edildi, tam 85 tane er haksız yere şehit edildi. Niye? Çünkü istihbarat verilmedi. Ben o karakolları biliyorum. Karakollar tepede arkadaşlar, mümkün değil, birine böyle karadan gelip de o insanları gidip öldürmesi. İstihbaratlar verilmedi, neden? Çünkü, Tayyip Erdoğan’ın, 12 Haziran seçimlerinden önce, Abdullah Gül’le ve Barzani’yle yaptığı pazarlıklar vardı,.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne pazarlığı?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu pazarlıkların sonucunda da Türkiye’yi bitireceksiniz, yahu Türkiye’yi böleceksiniz, kesin.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Korkma, Korkma!  Karanlıkta yürüme!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra da şimdi, bakın, şurada, bu Hüseyin Gülerce diyor ki: “Artık anayasayı değiştirmeyi getirecek Tayyip, efendim, Ergenekonla KCK’lıları af maddesine ilave edecek ve böylece getirdiği anayasa değişikliği kabul edilecek.” Ne yapacak? Efendim, başkanlık sistemini getirecek, başkanlık sisteminde diyecek ki: “Ey millet, sen hayvansın, kendini yönetemiyorsun, tek başıma ben seni yöneteceğim.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Böyle bir şey olur mu? Arkadaşlar, bunların… Bakın, siz on bir senedir buradasınız, hâlâ bazı gerçeklikleri kavramadınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Gelecek çok karanlık ve bu karanlığın baş oyuncusu… (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Karanlıkta yürüme…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 10. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan “sınır” ibaresinin “hudut” olarak değiştirilmesini arz ve ederiz.

                   Ali Serindağ                                       Celal Dinçer                                  Ayşe Nedret Akova

                     Gaziantep                                            İstanbul                                             Balıkesir

                  Ali Özgündüz                                    Muharrem Işık                                      Engin Özkoç

                      İstanbul                                             Erzincan                                             Sakarya

Mehmet S. Kesimoğlu                             Aykan Erdemir

         Kocaeli                                                Bursa

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

Önerge üzerinde söz isteyen Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yükselen tansiyonu düşürmek için teknik konuşmacı olarak seçildim galiba. Bu akşam, ben teknik konuşuyorum.

Değerli arkadaşlar, tasarının birçok maddesinde baroların, adli yardım servislerinin bu konudaki sorumluluğuna atıf yapılması çok olumlu demiştim. Ancak barolarımızın göçmen ve sığınmacıların hukuki destek ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için ilave kaynaklara ve uzmanlığa ihtiyacı olacaktır. Barolarımızın hâlihazırda bu yasanın konusu kişilere yönelik çok sınırlı bir çalışma yürütebildiklerini gözden kaçırmayalım.

Diğer yandan, hâlihazırda Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Mültecilerle Dayanışma Derneği gibi az sayıda sivil toplum kuruluşumuzun. çok kısıtlı imkânlarla göçmen ve sığınmacıların hukuki destek ihtiyaçlarını kısmen de olsa karşılayabilmek için özveriyle hizmet verdiklerini biliyoruz. Bu ve benzeri uzman sivil toplum örgütlerinin yeni yasaya göre kurulacak geri gönderme merkezleri ve sığınmacı kabul merkezlerinde barındırılacak kişilere erişimlerinin sağlanmaması da bir eksiklik olarak görülmektedir.

Değerli arkadaşlar, tasarının, Türkiye’de sığınma başvurusu yapan kişilerin iş piyasasına erişimi konusunda da bir ayrımcılık yapıldığını az evvel söylemiştim. Avrupalı olanlar ile Avrupalı olmayanlar arasında bir ayrım yapılmıştı. Çalışma izni almak için başvuru yapmaları her ikisi için de öngörülmektedir ancak söz gelimi, teknik bir konuda uzmanlığı bulunan, üç dil konuşan, Almanya vatandaşı bir yabancı Türkiye’de hangi kural ve usullere göre çalışma izni alıyorsa, Avrupa dışından gelen şartlı mültecilerin de aynı kural ve usullere tabi olmaları öngörülmelidir. Türkiye’de bugüne kadar 26 bin dolayında Avrupalı olmayan sığınmacı için de başvuru yapılmış. Bu prosedürü tamamlayarak çalışma izni alan, bana verilen bilgilere göre, Sayın Bakanım, sadece 1 kişidir. Bu da bu yasanın bu maddesinin hiç uygulanmayacağını göstermektedir. Bu yüzden, tasarıya göre, sığınma başvurusu kabul edilecek ve şartlı mülteci statüsü verilecek, geçici olarak ülkemizde kalmalarına izin verilecek olan Avrupalı olmayan vatandaşlar için daha insancıl düzenlemeler yapılmalıdır. Kaldı ki bu düzenleme yapılırken coğrafi sınırlama politikasından da vazgeçmiş olmayacağız, eğer kaldırmak istemiyorsanız.

Değerli arkadaşlar, mülteci ve sığınmacılara sağlanması gereken haklar kanunlarımızda açıkça düzenlenmediğinden uygulamada çeşitli hak kayıpları yaşanmaktaydı. Özellikle insan ticaretiyle mücadele ve mağdurların korunması, uluslararası alanda takip edilen çok önemli, doğru, haklı ve yerinde bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde modern kölelik, köleliğin modern zamanlardaki şekli olarak nitelendirilen, küresel anlamda önemli bir sosyal problem olan insan ticareti suçu mağdurlarının korunması, sığınmaevlerinin işletilmesi konularında ihtisaslaşmış aktif kuruma ihtiyaç her geçen gün kendini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, sonuç itibarıyla ülkemizin göç ve uluslararası konumuna, mevzuatı ile idari sistemi uluslararası insan hakları normlarına ve Avrupa Birliği müktesebatına uyumlu hâle getirilecektir bu yasa çıktığı zaman. Göç alanında ihtiyaç duyduğumuz hukuki, idari ve fiziki altyapıya kavuşmamız sağlanacaktır. Böylece güçlü, yönetilebilir, ülke menfaatlerini gözeten ve uluslararası ilişkilerimizde Türkiye’nin konumunu ve onurunu güçlendirecek bir göç sistemimiz kurulmuş olacaktır. Bu nedenle bu yasaya desteğimizin devam ettiğini, desteğimizin olacağını belirtmek istiyorum.

Yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım:

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı.)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Serindağ, Sayın Dinçer, Sayın Özkoç, Sayın Akar, Sayın Erdemir, Sayın Eyidoğan, Sayın Küçük, Sayın Gümüş, Sayın Genç, Sayın Gök, Sayın Işık, Sayın Özgümüş, Sayın Öz, Sayın Özkan, Sayın Sapan, Sayın Öğüt, Sayın Seçer, Sayın Dudu, Sayın Öğüt.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 sıra sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 11. maddesinin (1) fıkrasında yer alan “amaçlarını da” ibaresinin “amaçları” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ali Serindağ                                       Celal Dinçer                                     Aykan Erdemir

                     Gaziantep                                            İstanbul                                               Bursa

 

                Haluk Eyidoğan                                    Sedef Küçük

                      İstanbul                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Deminki bir söylem gerçekten beni rahatsız etti, belki pek çok kişiyi rahatsız etmiştir; burada Sayın Bakanı mutlaka rahatsız etmiştir, güvenlik bürokrasisini çok daha rahatsız etmiştir.

Şimdi, iktidar partisine mensup bazı sayın milletvekilleri muhalefete seslenerek diyorlar ki: “Siz şuraya gidemezsiniz, buraya gidemezsiniz.” Bu, bir iktidar açısından övünülecek bir durum değildir. Her vatandaşın, herkesin yurdun her yerine güvenlik içerisinde seyahat etmesini iktidar sağlamalıdır. İktidar bu görevini yerine getirmiyorsa, o iktidar iktidar olma işlevini yitirmiş demektir. Esas olan, devlet olmanın asli fonksiyonu, herkesin can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Bunun yeri yoktur, yeri Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarının içerisidir, 778 bin kilometrekaredir. Bu, sizin açınızdan övünülecek bir durum değildir sayın milletvekilleri. Bunu, ben sizlere hatırlatmak istedim; gerçekten çok üzmüştür bu durum beni.

Bir de, sizin sıkça dile getirdiğiniz bir husus var, siz diyorsunuz ki: “Cumhuriyet Halk Partisi darbecidir, Cumhuriyet Halk Partisi darbelerden yararlanmıştır.” vesaire. Şimdi, geçenlerde basında yer aldı…

Sayın Başkan, kimse dinlemiyor hatibi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Dinler, dinlemez. Sen konuş ya!

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Konuşma, konuşma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olalım.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Konuşma, böyle bir şey olamaz!

Şimdi, geçenlerde basına yansıyan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda sessiz olmak durumundayız.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – … bir hususu dikkatinize sunmak istiyorum. Bakın, 12 Mart muhtırasından evvel zamanın MİT Müsteşarı Fuat Doğu’yla, zamanın Sayın Başbakanı arasında geçen bir konuşma, bakın ne diyor? Sayın Müsteşar diyor ki: “Demokrasiyi, zatıaliniz bu istifayla kurtaracaksınız. Aksi takdirde -bakın, dikkatinizi çekiyorum- sol, demokrasiyi zaten ortadan kaldıracak. Durum çok vahim. İstifanız millî koalisyona gidilmesi, hiç olamazsa demokrasiyi ve Türkiye'yi ortadan kaldırmak isteyen solu ezme bakımından büyük ölçüde fırsat verecektir.” Evet, sayın milletvekilleri, bu, zamanın MİT Müsteşarının sayın başbakanla, zamanın başbakanıyla yaptığı bir görüşme. Bu darbelerin kime karşı yapıldığını bu konuşma size öğretmiyor mu, bir şey ifade etmiyor mu?

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz, bugün görüştüğümüz yasanın 11’inci maddesi -önergeyle ilgili konuya geliyorum- vizeyi düzenliyor. Şimdi, Sayın Başbakan dâhil tüm AKP’li yetkililer övünüyorlar. Diyorlar ki: “Efendim biz şu ülkeyle vize anlaşmasını imzaladık, vizeleri kaldırdık.” vesaire. Bunlar nereler? Genellikle Afrika ve Doğu Asya ülkeleri. Siz, Avrupa’yla, Avrupa Birliğine dair ülkelerle bu tür bir anlaşma yapabiliyor musunuz yapamıyor musunuz sorun oradadır. Boşuna övünmeyin, boşuna övünmeyin.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Çok kısa zamanda, çok kısa zamanda.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – O kısa zaman geldiği zaman söylersiniz. Niye öbürleri kısa zamanda yapılıyor da o uzun zamanda yapılıyor, bu kısa zaman hiç bitmiyor mu?

Değerli arkadaşlar, şimdi, milleti bu şekilde kandıramazsınız. Siz bunu biliyorsunuz, aslında siz bunu biliyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, biz kandırmıyoruz ki.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Siz bunu biliyorsunuz fakat bir şey söylemek zorunda kalıyorsunuz, onun için söylüyorsunuz. Lütfen, insanları hiçbir şey bilmiyor yerine koymayın.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, Gaziantep’te, Hatay’da kiralanan araçların önemli bir bölümü geri getirilmiyor. Niye? Bu kiralanan araçlar Suriye’ye götürülüyor, bir daha gelmiyor. Bunlar sınırdan nasıl geçiyor? Sınır kevgire dönmüş, sınır kalmamış. Bu, belki uzaktan çok fazla hissedilmiyor olabilir. Sayın Bakan çok yakın zamanda Gaziantep’e gitti. Oranın eski Valisidir, bilir; bunlar kendisine de eminim ki ifade edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, başka bir husus: Çalıntı araçlar artmıştır, trafik kazası yapan Suriye plakalı araçlarla ilgili soruşturma yapılmamaktadır. Bakın, Kilis’ten taze bir örnek: Trafik kazasına maruz kalan vatandaşın görüntüleri var ama trafik kazasına sebebiyet veren aracın görüntüleri yok, silinmiş. Buralar o şekilde. Demin de ifade ettim, Kilis’te Kilisliden daha çok Suriyeli olduğu söylenen ve ifade edilen -bakın, Suriyeli demiyorum- insanlar var. Bunu dikkatinize sunuyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. İyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 310 Sıra Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısının 12. maddesinin (2) fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 12 - (2) – b – “Deniz limanlarına gelip, doksan altı saati geçmemek kaydıyla, liman şehrini veya civar illeri turizm amaçlı gezecek kişiler.”

                   Ali Serindağ                                       Celal Dinçer                                       Engin Özkoç

                     Gaziantep                                            İstanbul                                              Sakarya

 

                 Akyan Erdemir                                     Haydar Akar                                     Haluk Eyidoğan

                        Bursa                                               Kocaeli                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aykan Erdemir, Bursa Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Belki daha önceki konuşmalarımızda ihmal ettiğimiz bir nokta oldu; o da şudur: Bu yasaya emeği geçen milletvekili, komisyon üyesi, bürokrat, akademisyen, sivil toplum kuruluşu üyesi, kısacası bu yönetişimin ve ortak aklın paydaşı olan herkese teşekkürü bir borç biliyoruz. Çünkü bu kanun gerçekten de şu anda dünyada görebileceğimiz en ileri göç yasalarından birisi, mülteci yasalarından birisi.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Niye önerge veriyorsunuz?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Niye önerge veriyoruz diye soruyorsunuz, şundan önerge veriyoruz: Çünkü eğer yönetişime inanırsanız, yani baskıyla yönetme yerine yönetişime inanırsanız, ortak akılla daha iyisini yapabiliriz ve kanunlarımız iki günde bir değiştirilen, düzenlenen, düzeltilen hatalı metinler olmaktan çıkar.

Bakın, bu tavrın tam tersi komisyonlarda olduğu içindir ki bugün ileri bir metinle karşı karşıyayız. Avrupa Birliği Uyum Komisyonuna bu tasarı geldiğinde “Göç, mülteci ve sığınmacı alanında kamu yararına çalışan derneklerle iş birliği” ibaresi vardı. Yani devletin göç söz konusu olduğunda iş birliği yapabileceği sivil toplum kuruluşları salt kamu yararına çalışan derneklere indirgenmişti. Bu, devletçi, merkeziyetçi, kuşkucu, şüpheci yaklaşımın tipik bir örneğiydi. Bu konuda yaptığımız uyarılar çok şükür ki dikkate alındı ve elimizdeki metne baktığımızda şunu görüyoruz: Artık tüm sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde süreci götürecek bir kamu tahayyülü tasarıya egemen.

Değerli milletvekilleri, peki, sivil toplum kuruluşlarının göç yönetişimine dâhil edilmesinin önemi nedir diye sorarsak, Festus Okey vakasına bir kez daha dönmek durumundayız. Festus Okey davasının belki de Yargıtaydan geri dönüp daha düzgün bir şekilde araştırılmasının yegâne sebebi sivil toplum kuruluşlarının savunuculuğu ve farkındalık yaratma çabasıydı.

Bakın, Çağdaş Hukukçular Derneğinin Beyoğlu 7. Asliye Ceza Mahkemesine verdiği dilekçede Çağdaş Hukukçular Derneği adlı sivil toplum kuruluşunun davaya müdahillik yani bir mağdur göçmenden yana tavır koyma gerekçesi nasıl açıklanıyordu: “Hukuk devleti ilkesini gerçekleştirmek ve kovuşturma mecburiyeti ilkesini denetlemek için kabul edilmiş bulunan ‘suçtan zarar görme’ kavramının her şeyden önce bu amaçlarını gerçekleştirmek için geniş yorumlanması gerekmektedir. Aksi takdirde, olayımızda olduğu gibi özellikle resmî güçler tarafından gerçekleştirilen fiillerin soruşturulmasında mağdurun kimsesiz oluşu yahut ailesine ulaşılamaması hâlinde etkili, bağımsız ve tarafsız bir yargılama yürütmek mümkün olamaz. Kuşkusuz, savcılık makamı kamu adına yargılamada bulunacaktır. Yalnız, derneğimizin katılımı hem maddi gerçeğin açığa çıkması yönünde davaya büyük katkı sağlayacak hem de bu tür olayların ne denli kınandığı ve meşru görülmediği hususlarında kamuoyuna önemli bir mesaj teşkil edecektir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ‘suçtan zarar gören’ kavramı tanımlanmamakla birlikte ceza muhakemesi hukukunda ‘suçtan zarar gören’ kavramının artık suçtan doğrudan doğruya zarar görenlerle sınırlandırılmadığı, çağdaş gelişmelerde suçtan dolaylı olarak zarar görenlerin de zarar gören kapsamına dâhil edildiği gözlemlenmektedir. ‘Suçtan zarar görme’ kavramını yalnızca menfaat ilişkisine indirgememek gerekir. Temel hak ve hürriyetlerin açık ihlali dolayısıyla başta yaşam hakkı olmak üzere temel hakların ihlalinin önlenmesi doğrultusunda çalışma yapan kurumlar, hatta fiil ve soruşturmanın yürütülüş şekli nedeniyle toplumdaki her birey suçtan zarar görendir ve faillerin yargılanmasında aktif ve etkin bir rol oynamayı isteme hakkı vardır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 29 Kasım 1985 tarihli ve 40/34 sayılı Kararı’yla kabul edilen Suçtan ve Yetki İstismarından Mağdur Olanlara Adalet Sağlanmasına Dair Temel Prensipler Bildirisi, ceza kanunlarının eylem veya ihmal yoluyla ihlal edilmesi nedeniyle bireysel ve toplu olarak fiziksel veya ruhsal biçimde yaralanma da dâhil olmak üzere manevi acılar çeken, ekonomik kayba uğrayan veya temel hakları esaslı bir biçimde zayıflayan ve bu suretle zarar gören kimseyi ‘mağdur’ olarak tanımlamıştır.” Bizim yasamız da yeni çerçevesinde sivil toplum kuruluşlarını bir paydaş olarak görmekte ve bu yolu açmaktadır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

29’uncu  maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                                          Kapanma Saati : 22.06

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 80’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

310 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 21 Mart 2013 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.09

 



(*) 310 sıra sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.