TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                 TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               79’uncu Birleşim

                                                                                              19 Mart 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                                 İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümüne ilişkin konuşması

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir’in, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, PTT Birinci Lig’de yaşanan olumsuzluklara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu adına, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümü nedeniyle Çanakkale’de yapılan törende yaşananlara ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 108 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler sırasında, değerler üzerinden yapılan siyasetin o değerlere zarar vereceğine, Çanakkale Zaferi’nin Türk milletinin zaferi olduğuna ve bu zaferleri Türk milletinin elinden almaya kimsenin gücünün yetmeyeceğine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu ve 31 milletvekilinin, Marmara Denizi’nde gerçekleşen yasa dışı ve aşırı avlanmaların boyutunun ve alınan önlemlerin etkinliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/544)

2.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan ve 24 milletvekilinin, örtü altı tarımın içinde bulunduğu sıkıntıların nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/545)

3.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu ve 22 milletvekilinin, ÇAYKUR'da mevsimlik işçi statüsünde çalışan üniversite mezunu çay eksperlerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/546)

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Meral Akşener başkanlığındaki bir heyetin, Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti Devlet Konseyi Başkanı Farid Muhametşin’in davetine icabet etmek üzere Rusya Federasyonu’na resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1183)

 

C) Önergeler

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, (2/170) esas numaralı Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/101)

 

D) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Romanya Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi Başkan Yardımcısı Natalia Intotero ve Romanya Senato Dışişleri Komitesi Kâtip Üyesi Ben Oni Ardelean’a Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denilmesi

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 25 milletvekili tarafından emeklilerin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla 26/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş oldukları Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19/3/2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Millet Bahçesi’nin düzenlenmesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/70) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, enflasyon oranlarının hesaplanması yöntemine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/305) Cevaplanmadı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da kamu yatırımları için ayrılan ödenek miktarının artırılmasına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/500) Cevaplanmadı

4.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Bakanlıkta ve Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda özürlü personel istihdamına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/633) Cevaplanmadı

5.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Çeçenistan’da faaliyet gösteren firmaların yaşadıkları sorunlara ve işçilerin mağduriyetine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/689) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ekonomik krizin etkilerinin azaltılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/747) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yoksulluk sınırı altında kalan vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/749) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Esnaf ve Sanatkârlar Odası üyelerinin ÖTV’siz akaryakıt imkânından faydalanmalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/869) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

9.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, kira ödenen kamu binalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/920) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tekstil sektöründe yaşanan sıkıntılara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1026) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, TOKİ’nin elde ettiği gelir miktarına ve devam eden projelere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1122) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

12.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ili ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1143) Cevaplanmadı

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına hizmet binası yapılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1225) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Maliye Bakanlığına yeni bir sosyal tesis yapılacağı iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1227) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, asgari ücret tespit komisyonuna ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1230) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, gençlerin, kadınların ve engellilerin istihdamının teşvik edilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1231) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, işsizlik sorununa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1232) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

18.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ülkemizde faaliyet gösteren bankaların şube sayılarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1291) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

19.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ülkemizde faaliyet gösteren yerli ve dış kaynaklı banka sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1293) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yol yapım ve bakım hizmetleri için Kahramanmaraş İl Özel İdaresine kaynak aktarılıp aktarılmayacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1338) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

21.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, eşit işe eşit ücret uygulamasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1357) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin-Elbistan A Termik Santraline filtre ve atık su tesislerinin kurulmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1371) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

23.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerindeki serbest bölgelerdeki yatırımlara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1445) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

24.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, TÜİK’te çalışan 4-C’li personele ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1449) Cevaplanmadı

25.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın kalkınması için başta hayvancılık ve eğitim olmak üzere Devlet yatırımlarının artırılması ihtiyacına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1640) Cevaplanmadı

26.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tekstil ve hazır giyim sektöründe girdi ve finansman maliyetlerinin artmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1704) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

27.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Datça Hükûmet Konağı ve öğretmenevinin fiziki yetersizliğine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1766) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

28.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki süt tüketimine ve fiyatlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1835) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

29.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizde maden araması yapan yabancı firmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1838) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hane halkı sağlık araştırmalarına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1917) Cevaplanmadı

31.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in, Bakanlığın kurumsal kimliğinin oluşturulmasına yönelik harcamalara ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1953) Cevaplanmadı

32.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan ödemelere ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2034) Cevaplanmadı

33.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, gelir yöntemiyle millî gelir hesaplanmasına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2035) Cevaplanmadı

34.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, SODES Projesi kapsamında finanse edilen sportif projelere ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2320) Cevaplanmadı

35.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde kullanılan akaryakıtta KDV oranının düşürülmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2407) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Posof ilçesine bağlı bir köyde yapılan kadastro çalışmalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2438) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

37.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, pirinçteki KDV’nin düşürülmesi talebine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2508) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

38.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kalkınma öncelikli illerde görev yapan Devlet memurlarına daha yüksek ücret ödenmesi talebine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2532) Cevaplanmadı

39.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2012 yılında Ankara’ya yapılan yatırımlara ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2730) Cevaplanmadı

40.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Orta Ceyhan Menzelet II. Merhale Sulama Projesi’ne ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2762) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

41.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Ayvalı Sulama Projesi’ne ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2767) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

42.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, açlık ve yoksulluk sınırı verilerine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2793) Cevaplanmadı

43.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tarımsal dış ticaret açığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2819) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

44.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ormancılıkta vardiya uygulamasına geçilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2944) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

45.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, geçici orman işçilerine kadro verilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2945) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

46.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, orman teşkilatına kadro verilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2947) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/374) (S. Sayısı: 108)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Mektupların ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/695) (S. Sayısı: 348)

6.- Stratejik Deniz Taşımacılığı Taahhütlerine İlişkin Çok Uluslu Uygulama Düzenlemesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/602) (S. Sayısı: 325)

7.- Federal Almanya Cumhuriyeti Federal Savunma Bakanlığı, Fransa Cumhuriyeti Savunma Bakanı ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı Arasında İmzalanan COBRA Topçu Tespit Radarı 2013-2015 Arası Hizmet Desteği ile İlgili Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/739) (S. Sayısı: 424)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/364) (S. Sayısı: 107)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/599) (S. Sayısı: 292)

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı: 357)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kosova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/687) (S. Sayısı: 340)

 

 

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 108 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 108) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 348) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Mektupların ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 325) Stratejik Deniz Taşımacılığı Taahhütlerine İlişkin Çok Uluslu Uygulama Düzenlemesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- (S. Sayısı: 424) Federal Almanya Cumhuriyeti Federal Savunma Bakanlığı, Fransa Cumhuriyeti Savunma Bakanı ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı Arasında İmzalanan COBRA Topçu Tespit Radarı 2013-2015 Arası Hizmet Desteği ile İlgili Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

5.- (S. Sayısı: 107) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

6.- (S. Sayısı: 292) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

7.- (S. Sayısı: 357) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.-İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, yeni inşa edilecek Başbakanlık binasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı  (7/15422)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2003-2012 yılları arasında görevden alınan ve atanan bürokratlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/15444)

3.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, elektrik dağıtım şebekeleri ile ilgili sorunlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/15526)

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ve taşıtlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15820)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından kiralanan hizmet binalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16206)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, elektrik ve petrol ihracına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16213)

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık bünyesinde boş bulunan memur kadrolarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16214)

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yap-işlet-devret modeliyle yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16215)

9.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, TİKA’nın Kürtçenin yaygınlaştırılması konusundaki çalışmalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16830)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşların reklam, bilgilendirme, tanıtım ve halkla ilişkiler harcamalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16833)

11.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, İstanbul’un Taksim semti esnafının yayalaştırma projesinden kaynaklanan mağduriyetine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16874)

12.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, 5957 sayılı hallerle ilgili kanundan kaynaklanan sorunlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16875)

13.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, TBMM personeline ve hizmet alımı yoluyla çalışan personele ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/17131)

14.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, yabancıların gayrimenkul edinmelerinin kısıtlanmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/17173)

15.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’da doğal afetlerden etkilenen çiftçilerin mağduriyetinin giderilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı  (7/17178)

16.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, SGK’nin görevde yükselme sınavı açmamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/17238)

17.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Mersin’de kurulması planlanan nükleer güç santraline ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/17245)

18.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, HES projelerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/17246)

19.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki sanayi kuruluşlarının çevreye verdiği zararlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/17247)

20.- Bursa Milletvekili Kemal Ekinci’nin, Bursa Büyükşehir Belediyesinin su faturalarından tahsil ettiği diğer ödemelere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/17251)

21.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalara ve Bakanlıktaki görevden almalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/17284)

22.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye-Suriye sınır kapılarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/17285)

23.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, son on yılda kaçakçılığa karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/17286)

24.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, üretimi kendi kaynaklarımıza dayanmayan ürünlerin ihracatına ve akaryakıtta vergi düzenlemesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17351)

25.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Hatay’da toplanan vergilere ve Hatay’a yönelik yatırımlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17355)

26.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, öğretmenlerin eş durumu atamalarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı  (7/17358)

27.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinin bir beldesindeki öğretmen ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı (7/17364)

28.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, ataması yapılmayan öğretmenlere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı  (7/17371)

29.- Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın, Antalya’da selden zarar gören çiftçilerin borçlarının ertelenmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/17443)

30.- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, Gaziantep ilindeki bir inşaat firmasının vatandaşları mağdur ettiği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/17453)

31.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’daki cami ve mescitler ile personel sayısına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/17456)

 

32.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa’ya yapılması planlanan yatırımlara,

Tarımsal destekleme programlarının finansmanına,

- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, tavuk eti sektöründe insan sağlığına zararlı yöntem ve maddelerle üretim yapıldığı iddialarına,

- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Kırıkkale’de görülen tavuk vebası hastalığına,

- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Bakanlığın ocak ayında üreticilere ödeme yapmadığı iddiasına,

- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, TÜİK tarafından belirlenen tarım rekoltelerine ilişkin,

- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, afetlerden zarar gören çiftçilerin borçlarının ertelenmediği iddiasına,

- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, Başpınar Organize Sanayi Bölgesinin Nizip Çayına boşalttığı kimyasal atıkların yol açtığı sorunlara

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/17523), (7/17524), (7/17525), (7/17526), (7/17527), (7/17528), (7/17529), (7/17530)

33.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, dış ticaret istatistiklerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/17531)

34.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, borçlarını ödeyemeyen tüketici ve KOBİ’lerin sayılarının artmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17561)

35.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul’un Üsküdar ilçesinin bir mahallesinin okul ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı (7/17567)

36.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, ilçe müdürü atamaları ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı (7/17573)

37.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, boğazlardan geçen gemilerin neden olduğu çevre kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/17713)

38.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Gümüşhane TOKİ Yenimahalle konutlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/17718)

39.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Suriye sınırındaki gümrük kapılarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/17771)

40.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Sakarya’nın Sapanca ilçesine bağlı bazı köylerin kütüphane ihtiyacına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in cevabı (7/17852)

41.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2002-2013 yılları arasında Manisa’da sit alanı olarak belirlenen veya bu kapsamdan çıkarılan yerlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in cevabı (7/17853)

42.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü hakkındaki bazı iddialara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/17935)

43.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/17936)

44.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, vergi politikalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/17977)

45.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, televizyon programlarındaki yaş sınırlamalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/18026)

46.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Meclis araştırması komisyonlarına ve komisyon raporlarının sonuçlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/18345)

47.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, ilk Millet Meclisinde görev yapmış milletvekillerine ve bakmakla yükümlü oldukları kişilere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/18346)

48.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, 24. Dönem Milletvekili Telefon Rehberinin basımına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/18352)

19 Mart 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümüne ilişkin konuşması

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 18 Mart, yüzyılın en büyük muharebelerinden biri olan Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümü. Çanakkale, ecdadımızın yedi düvele karşı aylar süren çetin mücadelesinin sonunda, tarih boyunca hiçbir millete nasip olmayan, kahraman vatan evlatlarınca kazanılan bir büyük başarının öyküsüdür. Kınalı kuzuların, ak pürçekli anaların, eli kınalı gelinlerin, sakallı dedelerin, Bedr’in aslanlarının kükrediği ateşten bir imtihanı olmuştur Çanakkale. Çanakkale, cepheden cepheye yalın ayak, karnı aç, omzunda torun, yüreğinde iman taşıyan ninelerin, tarihi utandıran zalimlere karşı hesabı mahşere kalan bir duanın âminidir.

Çanakkale’de acı ölüm tasından kahramanlık şerbeti içerek bir daha hiç  dönmeyen Üçpınarlı Aliler, Seyit Onbaşılar, Lapsekili İbrahimler ve bedeni toprakla buluşan bütün şehitlerimiz, açılan gökyüzünün seyre daldığı bir anda, büyük bir azametle Yaradan’ına uçarak ahirette makamlarına erişmişlerdir. 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümü vesilesiyle bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. (Alkışlar)

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 98’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çanakkale Milletvekili İsmail Kaşdemir’in, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 98’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün, yani 18 Mart günü, Sayın Başbakanımızın, sayın bakanlarımızın ve sayın milletvekillerimizin ve aynı zamanda ülkemizin dört bir yanından gelen vatandaşlarımızın katılımıyla 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’ni büyük heyecan ve coşkuyla kutladık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale, dünya tarihinin gördüğü en kanlı, en büyük ve en kahramanlıklarla dolu en önemli savaşlardan biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözünün yazıldığı, bir milletin küllerinden doğduğu, dosta güven, düşmana korku saldığı, ayrılmaz ve bölünmez bir milletin bir arada neler yapabileceğini tüm dünyaya ilan ettiği yerdir Çanakkale.

Çanakkale Deniz Zaferi, milletimizin, yokluklara rağmen azmiyle yeniden şahlandığı, kanlarıyla destanlar yazan Mehmetçiklerimizin inandıklarında neler başarabileceğinin tüm dünyaya gösterildiği, cihanı hayrete düşüren muazzam bir zaferdir. Bu muazzam zaferin arkasında ise birlik ve beraberlik duygularıyla milletin her kesiminden insanın korkusuzca ortaya koyduğu o büyük ruh vardır. Bu, öyle büyük bir ruhtur ki hepsi dönmemek üzere gittiler. Gittiler, binlerle, on binlerle, yüz binlerle gittiler. Bugün bu topraklar üzerinde onurumuzla yaşayabilmemiz için gittiler. Çanakkale’nin kanlı siperlerine, bir daha geri dönmemek üzere gittiler ve bir gün hepsinin üzerine bir görev düştü: Vatan için ölmek. Tereddüt etmeden gittiler. Öyle güzel, öyle güzeldi ki gittikleri yer, gittiler ve bir daha geri dönmediler. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Boşnak’ıyla, Arap’ıyla, Müslüman’ı ve gayrimüslimiyle biz oldular, bir oldular ve gittiler.

Alay tabibi Yüzbaşı Dimitroyati, bizimle birlikte yaşamış, beraber ağlamış, beraber gülmüştü. Çanakkale Savaşı’nda bizimle beraber olmuştu. Ölmeden önce bir vasiyeti vardı: “Sakın ha Ali Çavuş, gâvur mavur dersiniz, başka yere gömersiniz. Beni sizlerden ayırmayın.”

Bizler bir olmayı başarmış, biz olmayı başarmış bir milletin torunları olma şerefini yaşıyoruz. İşte, şehitlerimizden aldığımız sorumlulukla bir olmalı, biz olarak yaşamımıza devam etmeyi başarmalıyız. Bir olduğumuzda, biz olduğumuzda, önünde dünyanın en büyük güçlerinin bile duramadığı bir milletin, dünyada hak ettiği yere gelme noktasında amacımıza bizleri hızla getireceğinden şüphe yoktur. Mehmet Akif’in de dediği gibi:

“Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;

Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir.

Değil mi cenge koşan, Çerkez’in, Lâz’ın, Türk’ün;

Arap’la, Kürt ile bakidir ittihadı bugün.

Değil mi sinede birdir vuran yürek, yılmaz!

Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz. “

Düşman gerek silah ve teçhizatı gerekse sayısal üstünlüğüyle savaşı kazanmaya kesin gözle bakıyordu. Planları mükemmeldi. Bir dünya bir araya gelmiş, süper teknolojik donanma, yüzlerce gemi, 10 binlerce asker ölüm kusmak için geldiler ama hesap edemedikleri bir şey vardı; ölmeye hazır bir millet, bir olmuş, çoluğuyla çocuğuyla onları bekliyordu ve dillerde tek bir dörtlük:

“Anam yakmış kınayı adak diye,

Ben de vatan için kurban doğmuşum,

Anamdan Allah’a son bir hediye,

Kumandanım ben İsmail doğmuşum.”

İsmail doğanların, vatan uğruna gözünü kırpmadan can verdikleri, bu millete kan verdikleri yerdir Çanakkale. Tek bir millet hâline gelmiş, aynı mezarda koyun koyuna yatanların, bayrak uğruna, millet uğruna fedakârca, düşünmeden, bir ülkenin yeniden doğuşuna vesile olan yerdir Çanakkale ve o Çanakkale ruhu şu anda halkımızın en çok ihtiyaç duyduğu ruhtur.

Gün bizi sadece savaşlarla değil, tarihimizle, şehitlerimize olan saygımızla ve onların aziz emanetine sahip çıkarak bir toplumun yeniden doğuşuna götürecektir. Sayın Başbakanımızın da 18 Mart törenlerinde söylediği gibi, Çanakkale’yi anlamayan, anlayamayan, Türkiye’yi de anlayamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KAŞDEMİR (Devamla) – İşte bu sebeple, bizler ve Hükûmetimiz, Çanakkale’mizi, şehitliklerimizi iktidarda olduğumuz günden bu yana ihya etmekte, bunun için gayret sarf etmekteyiz.

Ben bu vesileyle tekrar 18 Mart Şehitler Günü’nü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 98’inci yıl dönümünü kutluyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, PTT Birinci Lig’de yaşanan olumsuzluklar hakkında söz isteyen Bolu Milletvekili Tanju Özcan’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, PTT Birinci Lig’de yaşanan olumsuzluklara ilişkin gündem dışı konuşması

 

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Benim bugün gündeme getirmek istediğim konu aslında bir futbol trajedisi. Malumunuz, son yıllarda futbol büyük bir ekonomik sektör hâline geldi hem ülkemizde hem de dışarıda ama futbolda seyir zevkini ve sonuçlarını etkileyen en önemli unsurlardan biri de hakemler ve saha dışı yaşanan faktörler.

Sayın milletvekilleri, maalesef hakem hataları son yıllarda futbolumuzun kalitesini ve seyir zevkini önemli ölçüde etkilemektedir. Televizyonlarda ve gazetelerde sürekli olarak Süper Lig’de bulunan 3 büyük takımımızla ilgili hakem hatalarını tartışıyoruz; gece bunları tartışıyoruz, gündüz bunları tartışıyoruz. Ancak, Süper Lig’deki diğer takımların giden puanları ve buharlaşan emekleri dikkate dahi alınmıyor.

Tabii, bir de, PTT Birinci Lig’de yaşanan hakem faciaları var sayın milletvekilleri. İki gün önce oynanan Göztepe-Karşıyaka maçını izleyip de herhâlde vicdanı sızlamayan kimse kalmamıştır.

Yine, sayın milletvekilleri, yıllardır emek veren ama hakkı yenen bir Boluspor gerçeği var PTT Birinci Lig’de.

Sayın milletvekilleri, futbolu yakından takip edenler bilir, Boluspor son birkaç sezondur PTT Birinci Lig’de mücadele veriyor. Bolu bir futbol kenti ama imkânları sınırlı, nüfusu az, sanayi yok denecek kadar az. Ama buna karşın vefakâr Bolulular, Boluspor’u, kentin tek takımını ayakta tutmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Boluspor’un Başkan ve yöneticileri ceplerinden trilyonlarca lira harcıyor. Bolu’daki yoksul vatandaşımız evinin ve çoluk çocuğunun iaşesini bir tarafa bırakıyor bilet alıp Boluspor maçlarına gidiyor. Yani, özetle söylemek gerekirse 7’den 70’e her Bolulu, Boluspor için büyük bir özveride bulunuyor. Ama maalesef saha içi ve saha dışındaki bazı faktörler yıllardır öne çıkıyor ve birileri Boluspor’un alın terini sürekli çalıyor.

Hatırlayınız, beş yıl önce oynanan bir Eskişehirspor-Boluspor final maçı vardı. Sayın Kemal Unakıtan’ın seçim sözünün sahaya nasıl yansıdığı hatırlayın.

Dört yıl önce Bolu’da oynanan bir Kasımpaşa maçı vardı. Kasımpaşa’nın Başbakanın takımı olması sebebiyle verilen kararları şöyle bir hatırlayın.

Sadece bu sezona bakalım değerli milletvekilleri. İlk aklıma gelenler: Tavşanlı Linyitspor-Boluspor maçı, Kartalspor-Boluspor maçı, Rizespor-Boluspor maçı, Konyaspor-Boluspor maçı ve son olarak da Bolu’da oynanan Kayseri Erciyesspor-Boluspor maçı. Bu maçların hepsinin ortak bir özelliği var sayın milletvekilleri. Bu maçların hepsinde hakem hataları hep Boluspor aleyhine olmuştur. Artık bunlara “hata” bile denemez düşüncesindeyim. Bu hatalar nedense hep Boluspor’u buluyor sayın milletvekilleri.

Sayın milletvekilleri, bir şeye dikkatinizi çekmez istiyorum: Bugün itibarıyla Bank Asya’daki puan durumunu bilen var mı bilmiyorum. Birinci sırada Kayseri Erciyesspor var, Kayseri’nin takımı, Sayın Cumhurbaşkanının şehri. İkinci sırada Manisaspor var, kimin şehri? Sayın Arınç’ın şehri. Üçüncü sırada da -büyük tesadüf- Sayın Başbakanın şehri olan Rize var. Arkadaşlar, bu işler bu şekilde oluyorsa, eğer Başbakan, Cumhurbaşkanı ve Sayın Arınç arasında geçiyorsa bu mücadele saha dışı faktörlerden dolayı, o zaman açık söyleyin diğer takımlar hiç alın teri dökmesinler, hiç emek harcamasınlar.

Ben buradan spor kamuoyunun vicdanına ve Türkiye Futbol Federasyonu yetkililerine sesleniyorum ve soruyorum: Sizce bugünkü sıralama tesadüf mü, değil mi, başka faktörler var mı, yok mu?

Ben, burada son olarak şunları söylüyorum: Sezonun bitmesine sekiz hafta kaldı sayın milletvekilleri. Boluspor’un yıllarca hakkı yendi, Bolu’ya sahip çıkan olmadı. Ancak şunu bilin, ben, milletvekili seçildiğim gün burada “Bolu’ya sahip çıkacağım, artık Bolu’nun sahibi var.” demiştim.

O anlamda, bugüne kadar Boluspor’un hakkını yiyenlere şunu söylüyorum: Boluspor’un hakkını yemek artık o kadar ucuz değil. Boluspor’un hakkını ben milletvekili olduğum sürece burada sizlere ve federasyon yetkililerine yedirmeyeceğimi ifade ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

Son olarak, federasyon yetkililerine bir çağrıda bulunmak istiyorum. Sekiz hafta kaldı. Yıllardır Boluspor’un hakkı yendi. Artık şu Boluspor maçlarına hakem tayin ederken bir kez düşünmeyin, iki kez düşünün.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 98’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’na aittir. (MHP sıralarından alkışlar) 

 

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Muhterem Başkan, sayın milletvekilleri; mart ayının 18’i geldi mi içimizi farklı duygular kaplar. Biraz buruk, biraz iftihar dolu, biraz hüzünlü ama bir o kadar da gururla dolu duygular hâkim olur bize. Zira, insanlığın kıyamete kadar dönüp dönüp bakacağı, bakıp da ders alacağı, tarihe unutulmaz bir not düşülmüştür. Çanakkale’de biz tarihin şeref levhalarına ecdadının yapıp ettikleriyle iftihar edebilecek, tarihi okuyup anlatırken yüzü kızarmayacak, yeryüzünde nadide milletlerden biri olarak ibretle bakılacak bir geçmişe sahibiz. Bugün, tarihin tozlu raflarından çıkarılıp insanlığın önüne serilen birçok doküman, Çanakkale’de akıl almaz hadiselerden bahsediyor. Şimdilerde bunlar hakkında bir sürü kitap ve makaleler yazılarak o günlere bir ışık tutulmaya çalışılıyor. Bu hususta gayret gösteren herkesi samimiyetle alkışlıyor ve onlara müteşekkir olduğumu arz etmek istiyorum.

Bizim, işin bundan sonrası adına gerekli şeyi yapıp yapmadığımız hususunda ise iç açıcı şeyler söylenemez zannediyorum. Çanakkale savaşları dar bir alanda kurşunların birbiriyle çarpıştığı, kendi kulvarında dünyanın en büyük olaylarından birisidir. Yokluk varlığı, iman küfrü, tevazu ve mahviyet kuru gururu perişan etmiştir. Mevzuya böyle yaklaşıldığında Çanakkale’den çıkarılabilecek pek çok ders vardır. Bunlardan bazıları şunlar olabilir: Her şeyden evvel, Çanakkale’nin savaş yoluyla geçilemeyeceği bütün dünya tarafından görülmüş ve kabul edilmiştir. Dünyanın en güçlü silahlarına sahip olanların iman gücü ve vatan sevgisi duvarında nasıl eridikleri görülmüştür. O dönemin süper güçleri İngiliz ve Fransız orduları, onların isimlendirmesiyle “Yenilmez Armada” olarak bilinen orduların dahi yenilebilir olduğu bütün dünyaya ispat edilmiştir. Tarihin hemen her döneminde dünyanın dört bir tarafında problem çıkaran, baş ağrıtan âdeta çıbanbaşı durumundaki İngiltere, tarihindeki en büyük hezimet ve asker kaybını bu savaşta yaşamıştır.

Çanakkale geçilemeyince Birinci Dünya Harbi uzamıştır. Sıcak denizlere inme, yıkılan Osmanlı pastasından pay alma ümidiyle ittifak devletlerinin safında savaşa katılan Çarlık Rusyası, Çanakkale’den geçip kendisine ulaşacak ittifak kuvvetlerinin yardımını elde edemediği için, içine düştüğü iç karışıklıkların üstesinden gelememiş ve Bolşevik İhtilali’ne sahne olmuştur. Batısındaki son karakolda kardeşlerinin ölüm kalım mücadelesine seyirci kalan âlem-i İslam Türk ordusunun muzafferiyetiyle bayram etmiştir. Tarihin felsefesini yapanlar, bu savaştan daha pek çok netice ve ders çıkarabilir.

Sayın milletvekilleri, Çanakkale’yi geçilmez yapan Çanakkale Savaşı’nda şehit olan insanların torunları olan bizler, bu savaşın tarihî, siyasi, askerî ve diplomatik yönlerini iyi bilmeli, günümüze ulaşan etkilerini iyi değerlendirmeliyiz. Çanakkale cephesindeki savaşlar sonucu Anadolu’daki her 3 evin 1’inden şehit çıkmıştır, 3 kadından 1’i dul kalmıştır. Arıburnu, Conkbayırı’nda şehit olan üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileridir. Fakülte, öğrencileri ordu hizmetine alındığı için 1915 yılında mezun verememiştir.

Çanakkale zaferinin özellikle genç nesillere iyi anlatılması, ecdadımıza ve şehitlerimize bir borcumuz olduğu gibi, geleceğimizin de teminatıdır. Nitekim kazanılan zafer hakkında devrin önemli liderleri şunları söylediler: Mesela Churcill “Türkler, Çanakkale’yi zorlayan, çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısında âdeta bir kale gibi dikilmişlerdir.” diyor.

General Tawshend “Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki... “Bu ifadenin altını çiziyorum.” …Türklerle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir, fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı yerlerinde kalamazlardı, derhâl değiştirilirlerdi. Hâlbuki Türkler bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.”

Mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vererek bir ulusun kaderini değiştiren, vatanımızı, istiklalimizi, sarsılmaz imanları, eşsiz cesaretlerine borçlu olduğumuz aziz şehitlerimiz, dünyada eşi benzeri olmayan bir destan yazmıştır. Bu destanı yazanların Türk olduğunu söylemekten kaçınıp “kim idiği belirsiz” kişiler olarak tanımlayanlar, huzur-u mahşerde bunun hesabını vermek zorunda kalacaklardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Yakalarını şehitlerin ellerinden kurtaramayacaklardır.

Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümünde Büyük Önder Atatürk’ü, Çanakkale şehitlerimizi ve bugüne dek vermiş olduğumuz tüm aziz şehitlerimizi Şehitler Günü münasebetiyle bir kez daha saygı ve şükranla anıyor, Yüce Allah’tan rahmet diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aydın, söz talebiniz var.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, AK PARTİ Grubu adına, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünde bizler de AK PARTİ Grubu olarak tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, şehitlerimizi minnetle anıyoruz.

Mehmet Âkif’in şu mısralarıyla duygularımı özetlemek istiyorum:

“Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana,

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.”

Onlar büyük bir milletin evlatları, büyük bir milletin mensupları, daha da önemlisi, büyük bir milletin mimarlarıdır. Çanakkale şehitleri, doksan sekiz yıl önce, 1915’te, bizim millet tasavvurumuzu şekillendiren kahramanlardır. Çanakkale sırtlarında siperlerde verilen kahramanca mücadele, arkasında unutulmaz bir zafer bıraktığı kadar, sarsılmaz bir kardeşlik ve kenetlenmiş bir millet de bıraktı.

Çanakkale ruhuyla tek bir millet olarak, kardeş olarak geleceğe emin adımlarla ilerleyeceğimize, Türkiye’mizi büyüteceğimize, milletimizi yücelteceğimize dair ahdimizi aziz şehitlerimizi anarken yineliyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bu konuda sayın grup başkan vekillerinin söz talebi varsa yerine getireceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet, benim var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, biz sözümüzü kullandık. Sayın Yusuf Halaçoğlu Bey bu konuda görüşlerimizi ifade etti.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın İnce.

 

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 98’inci yıl dönümü nedeniyle Çanakkale’de yapılan törende yaşananlara ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, şehitlerimizden, Çanakkale’den, Çanakkale ruhundan söz ederken siyaset yapmak istemezdim. Onun için de “Grubumuz adına Sayın Ali Özgündüz.” dedim ama siz söz vermediniz.

O zaman ben de şunu  söyleyeyim: Çanakkale’de şehitlerimiz bu millet için, bu topraklar için göğsünü siper etti ama dün Çanakkale’de Başbakan’ın göğsü için camekândan bir siper kuruldu, aradaki fark budur yani camekânın içinde camdan konuşan, göğsünü koruyarak o camekânın içinden konuşan bir Başbakan ve ayrıca, ana muhalefet partisinin mesajını okumayan bir Çanakkale yönetimi vardı. Genel başkan yardımcılarımızın ve milletvekillerimizin uyarısı üzerine o mesaj okunmuştur.

Sadece Çanakkale ruhunu, Çanakkale’de yaşadıklarımızı anlatmak yeterli değildir, o ruhu yaşamak da lazımdır, onu anlamak da lazımdır diye düşünüyorum ve bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bir durumu düzeltmek adına tutanaklara geçsin diye söylüyorum.

O camekânlı bölgede Vali konuştu, Komutan konuştu, CHP’li Belediye Başkanı konuştu, Sayın Başbakan konuştu ama tabii ki bunun özellikle böyle anlamlı bir günde siyasi polemik konusu yapılmasını doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1, 56, 118, 145, 158, 177, 179, 240, 270, 295, 347, 366, 429, 431, 434, 435, 436, 488, 490, 520, 537, 548, 608, 612, 762, 817, 876, 938, 941, 1015, 1049, 1129, 1130, 1406, 1491, 1521, 1590, 1614, 1810, 1842, 1847, 1873, 1899, 2025, 2026 ve 2028’inci sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir.

Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu ve 31 milletvekilinin, Marmara Denizi’nde gerçekleşen yasa dışı ve aşırı avlanmaların boyutunun ve alınan önlemlerin etkinliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/544)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Endüstriyel avcılığın artmasıyla beraber balıklarımız, yumurtlama zamanlarında ve yerlerinde avlanmaya başlanmıştır. Bu duruma bağlı olarak denizlerimizdeki balık miktarı azalmakta ve daha küçük balıkların avlanıp satılmasına neden olmaktadır. Balıkların üremeye fırsat bulamaması ise türlerinin yok olmasını beraberinde getirmektedir.

Denizlerimizdeki biyoçeşitliliğin korunamamasının nedenlerinden biri de avlama tekniklerinin yanlış olması ve yasak bölgelerde uygulanmasıdır. Dip balıklarının avlanması için kullanılan trolle balık avı, sığ sularda uygulandığında deniz tabanında bulunan tüm deniz fauna ve florasına (mercanlara, bitkilere ve balık yumurtalarına vs) zarar vermektedir. Ağın dolmasıyla birlikte büyük balıkların yanı sıra küçük balıklar da yakalanmakta ve yumurtlama şansları engellenmektedir. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu trol avının zararlarını önlemek amacıyla iç sularımızda, Marmara Denizi'nde, İstanbul ve Çanakkale bölgesinde uygulanmasını yasaklamıştır ancak sivil toplum örgütlerinin ve kolluk birimlerinin baskınları gösteriyor ki Marmara Denizi gibi yasak bölgelerde trolle balık avı hâlen yapılmaktadır. Su Ürünleri Kooperatifleri Birlik Başkanı ve Yasak Avcılıkla Mücadele Komisyonu üyelerinin iddialarına göre, bu alanı rant kapısı olarak gören bazı kişilerin tek gecede yüksek kazanç elde etmek amacıyla İstanbul Boğazı’nda yasa dışı avlanması söz konusudur. Uygulanan para cezalarının takip edilmemesi nedeniyle caydırıcılığının olmadığı, getirinin büyümesiyle ise çeteleşmenin gerçekleştiği belirtilmektedir. Son olarak, Rumelikavağı Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Ahmet Aslan'ın yasa dışı avlanmaya karşı mücadelesi sonucu gözünden vurulması, durumun ciddiyetini gözler önüne sermektedir.

Aşırı ve yasa dışı avlanmanın önüne geçmek, sürdürülebilir balıkçılığı ve ekosistemi korumak adına büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, Marmara Denizi'nde gerçekleşen yasa dışı ve aşırı avlanmaların boyutunun ve alınan önlemlerin etkinliğinin araştırılması için Anayasa’nın 98, Türkiye Büyük Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

1) Ayşe Eser Danışoğlu                                            (İstanbul)

2) Gürkut Acar                                                          (Antalya)

3) Melda Onur                                                          (İstanbul)

4) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

5) Turgay Develi                                                       (Adana)

6) Arif Bulut                                                             (Antalya)

7) Aylin Nazlıaka                                                      (Ankara)

8) Levent Gök                                                           (Ankara)

9) Şafak Pavey                                                         (İstanbul)

10) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

11) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

12) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

13) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

14) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

15) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

16) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

17) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

18) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

19) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

20) Ali Rıza Öztürk                                                    (Mersin)

21) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

22) Sedef Küçük                                                       (İstanbul)

23) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

24) Osman Kaptan                                                    (Antalya)

25) Sakine Öz                                                           (Manisa)

26) Doğan Şafak                                                       (Niğde)

27) İdris Yıldız                                                         (Ordu)

28) Binnaz Toprak                                                    (İstanbul)

29) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

30) Hülya Güven                                                       (İzmir)

31) Candan Yüceer                                                   (Tekirdağ)

32) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

 

2.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan ve 24 milletvekilinin, örtü altı tarımın içinde bulunduğu sıkıntıların nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/545)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki, özellikle Antalya'daki örtü altı tarımın (seracılık) içinde bulunduğu sıkıntıların nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98'inci, TBMM İç Tüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.          

1) Yıldıray Sapan                                                      (Antalya)

2) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

3) Ali Rıza Öztürk                                                      (Mersin)

4) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

5) Hurşit Güneş                                                        (Kocaeli)

6) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

7) Turgay Develi                                                       (Adana)

8) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

9) Aylin Nazlıaka                                                      (Ankara)

10) Birgül Ayman Güler                                             (İzmir)

11) Sakine Öz                                                           (Manisa)

12) Hülya Güven                                                       (İzmir)

13) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

14) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

15) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

16) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

17) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

18) Sedef Küçük                                                       (İstanbul)

19) Osman Kaptan                                                    (Antalya)

20) Doğan Şafak                                                       (Niğde)

21) İdris Yıldız                                                         (Ordu)

22) Mehmet Şeker                                                     (Gaziantep)

23) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

24) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

25) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

Gerekçe:

Antalya, 206 bin dekarlık örtü altı sebze ve 4.120 dekarlık kesme çiçek üretimi ile Türkiye'de seracılığın başkentidir. Örtü altı üretimin yüzde 52'si Antalya'da gerçekleştirilmekte olup 1,7 milyon tonluk domates üretimi ile Türkiye domates üretiminin yüzde 16'sını karşılamaktadır. Türkiye cam sera varlığının yüzde 82'si ilimizde yer almaktadır. 2002 öncesinde yüzde 10 yıllık büyüme hızına sahip seracılık sektörünün, yıllık büyüme hızı yüzde 3'lere düşmüştür. Bu düşüşte, belli bir doygunluk noktasına gelinmesinin yanı sıra gıda güvenliğine yönelik önlemlerin yeterince alınmaması nedeniyle, zaman zaman ihracatta yaşanan sıkıntılar ve artan girdi fiyatlarına karşın ürün fiyatlarının yerinde sayması önemli rol oynamıştır. Üretici, ürettiğinin ve alın terinin karşılığını alamamaktadır.

Sebzenin hal fiyatları ile market fiyatları arasında yaklaşık 3 kat fark vardır. Üreticiden çok aracının kazandığı bu yapıda temel etmen üreticinin yeterince örgütlü olmayışıdır. 2006 yılında çıkarılan Üretici Birlikleri Yasası Türk tarım yapısına uygun hazırlanmadığı için kurulan üretici birlikleri işlevsel olamamıştır. Antalya'da 7'si seracılık alanında olmak üzere kurulan 31 üretici birliği kâğıt üzerinde kalmıştır. Ortaklarına ucuz girdi temin edemeyen ve danışmanlık hizmetleri veremeyen, bununla birlikte ortaklarının ürünlerini pazarlama yetkisi olmayan birlikler, AKP iktidarının şov aracı olmaktan öteye geçememiştir.

Üreticinin her geçen yıl daha az kazanması ve sadece emeğinin karşılığını alması, Antalya'da, girdi imalatçısı, ithalatçısı ve pazarlayıcılarını da ciddi anlamda etkilemiştir. Bu alanda birçok firma batmış veya el değiştirmiştir. Tarım sektöründe faaliyet gösteren firmalar banka kredileri ile ayakta durmaya çalışmaktadırlar. Bu tablonun devamı ve ekonomik krizin derinleşmesi, gelecekte iflasların artmasına neden olacaktır.

Sera ürünlerinin yüzde 15'i dış satıma konu olmakla birlikte, iç piyasa fiyatlarının oluşmasında çok önemlidir. Pestisit kalıntısı nedeniyle ihracatta yaşanan geri dönüşler tam anlamıyla ortadan kaldırılamamıştır. Bunun nedeni, ziraat mühendislerinin üretimin her aşamasında üreticilerle bir araya getirilemeyişidir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yerleştirilmeye çalışılan serbest tarım danışmanlığı, sistem doğru kurulmadığı için arzulanan sonuçları doğurmamıştır. Serbest tarım danışmanlığının gelişip yaygınlaşması, tek başına üreticinin desteklenmesine dayalı planlandığından arzulanan sonuç alınmamış ve model yaratılmamıştır.

İlaç kalıntıları sorununa çözüm olarak getirilen “bitki koruma ürünlerinin reçeteli satışı” uygulaması kâğıt üzerinde kalmıştır. Üreticiyi doğru ilaçla buluşturmak yerine zirai ilaç bayilerini baskı altında tutma mekanizmasına dönüşen bu uygulamanın, Türkiye koşullarına ve üretici-mühendis ilişkilerine göre yeniden düzenlenmesi şarttır. Tüm ilaçların reçete ile satışı uygulamasından vazgeçilerek, sadece insan ve çevre sağlığı açısından tehdit oluşturan ilaçların reçete ile satışına geçilmelidir. Üreticilerin tarım ilaçlarını usulüne ve tekniğine uygun kullanması için ziraat mühendisi ile çalışabileceği bir yapı oluşturulmalıdır. Bunun yolu da üreticilerin kooperatifler ve üretici örgütleri bünyesinde bir araya gelmeleri ve danışmanlık desteklerini kooperatif ve birlikler üzerinden tarım danışmanlarına vermekten geçmektedir.

Dış alımcılar ve süpermarket zincirleri arzda devamlılık ve ürün kalitesinde standart aramaktadır. Bunun için ülkemizde büyük ölçekli işletmelerin kurulmasına ihtiyaç vardır. Bu konudaki en büyük engel de arazi yetersizliğidir. Yatırımcılar yeterli büyüklükte arazi bulamamaktadırlar. Organize sera bölgeleri kurulmalı ve modern işletmelerin kurulması konusunda yatırımcılar desteklenmelidir. Küçük ölçekli işletmelerin altyapı eksikliklerinin giderilmesi için kredi desteği sağlanmalı ve üretici örgütlerine de organize sera bölgelerinde yatırım imkânı getirilmelidir.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle "örtü altı tarım"ın içinde bulunduğu sıkıntıların nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılması ve alınacak tedbirlerin yüce Meclisimizce tespiti amacıyla bir Meclis araştırması açılması yerinde olacaktır.

 

3.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu ve 22 milletvekilinin, ÇAYKUR'da mevsimlik işçi statüsünde çalışan üniversite mezunu çay eksperlerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/546)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

ÇAYKUR'da mevsimlik işçi statüsünde çalışan 2007 yılı girişli, üniversite mezunu çay eksperlerinin sorunlarının araştırılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacı ile Anayasa’mızın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Bilindiği gibi, çay eksperliğinin amacı, çay bitkisinin yetiştirilmesi, standartlara ve talimatlara uygun yaş çay tespitinin yapılması, çay yapraklarının işlenerek içilecek çay hâline getirilmesi, ürünün pazarlanması ve üreticilerle kurum arasındaki bağlantının sağlanmasıdır.

Çay eksperliği bölümü kuruluş yönetmeliği amacına göre mezunların almış olduğu unvan, yapılan yanlış uygulamalar sonucu günümüzde geçerliliğini yitirmiş konumdadır. Çünkü, KPSS yoluyla hiçbir kurum ve kuruluşta işe alınmaları mümkün değildir. Özel sektör çay fabrikaları ise çayda kalite aranmasına rağmen MYO eksperlik mezunlarına hiçbir zaman çalışma fırsatı vermemişlerdir.

2007 yılında çıkarılan 5620 sayılı Yasa nedeni ile daimi istihdam edilmelerinin önü kapanmış ve mevsimlik işçi statüsünde dört ay gibi kısa sürelerde çalıştırılmaktadırlar.

Karadeniz Bölgesi'nde çay tarımı üretimi ve işlenmesi devam edecekse bölgede 1 milyon kişinin geçim kaynağını oluşturan, yıllık yaklaşık 1.200-1.300 ton yaş çay üretilen ve yıllık yaklaşık 230 bin ton kuru çay üretilen büyük bir sektörün yaşatılması, yaklaşık 250 bin ton çay tüketilen ülkemizde çayın geleceğine yatırım yapmakla mümkün olacaktır.

 

1) Mehmet Volkan Canalioğlu                                                    (Trabzon)

2) İhsan Özkes                                                                           (İstanbul)

3) Hurşit Güneş                                                                          (Kocaeli)

4) Ali Sarıbaş                                                                              (Çanakkale)

5) Turgay Develi                                                                         (Adana)

6) Aylin Nazlıaka                                                                         (Ankara)

7) Mehmet Ali Ediboğlu                                                              (Hatay)

8) Mahmut Tanal                                                                         (İstanbul)

9) Namık Havutça                                                                       (Balıkesir)

10) Ayşe Nedret Akova                                                                (Balıkesir)

11) Ali Rıza Öztürk                                                                      (Mersin)

12) İlhan Demiröz                                                                       (Bursa)

13) Sedef Küçük                                                                         (İstanbul)

14) Ali Serindağ                                                                          (Gaziantep)

15) Osman Kaptan                                                                     (Antalya)

16) Sakine Öz                                                                             (Manisa)

17) Doğan Şafak                                                                         (Niğde)

18) İdris Yıldız                                                                            (Ordu)

19) Mehmet Şeker                                                                      (Gaziantep)

20) Hülya Güven                                                                         (İzmir)

21) Ramazan Kerim Özkan                                                         (Burdur)

22) Candan Yüceer                                                                     (Tekirdağ)

23) Kadir Gökmen Öğüt                                                              (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Meral Akşener başkanlığındaki bir heyetin, Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti Devlet Konseyi Başkanı Farid Muhametşin’in davetine icabet etmek üzere Rusya Federasyonu’na resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1183)

                                                                                                                                     15/3/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Meral Akşener başkanlığındaki heyetin; Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti Devlet Konseyi Başkanı Farid Muhametşin’in davetine icabet etmek üzere Rusya Federasyonu’na resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                                  TBMM Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 25 milletvekili tarafından emeklilerin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla 26/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş oldukları Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19/3/2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

19/3/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 19/3/2013 Salı günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Muharrem İnce

Yalova

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 25 milletvekili tarafından 26/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "emeklilerin yaşadığı sorunların araştırılması" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (730 sıra no’lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 19/3/2013 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Aylin Nazlıaka, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizdeki emeklilerin sorunlarının araştırılması, bu sorunlara kalıcı ve sürekli ve etkin çözümler üretilmesi amacıyla vermiş olduğum araştırma önergesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Uzun yıllar çalıştıktan, hizmet verdikten sonra emekli olan vatandaşlarımız hem ülke ekonomisine katkıda bulunmakta hem de aynı zamanda, emekleriyle katma değer yaratmaktadır.

Bakın, gelişmiş ülkelerde “emekli” denildiği zaman, emekliler, gidemedikleri yerlere giden, gerçekleştiremedikleri hobilerini gerçekleştiren, torunlarına hediye alan kişiler demektir. Ülkemizde ise “emekli” denildiğinde ilk akla gelen yoksulluk ve yoksunlukla baş etmek zorunda kalan vatandaşlarımız olmaktadır. Ülkemizde, emeklilerimiz, maalesef, yaşamlarının çok büyük bir bölümünü geçim sıkıntısıyla geçirdikten sonra, emekli oldukları dönemde de gene artan giderler ve düşen maaşları nedeniyle ikinci bir mücadele sürecine başlamaktadır. İşte bu nedenle de ülkemizdeki emeklilerin yüzde 38’i, tekrar ediyorum, ülkemizdeki emeklilerin yüzde 38’i emekli olduktan sonra tekrar çalışma hayatına dönmektedir. Ama, siz ne yapıyorsunuz bu yüzde 38’lik kesime? Ayrıca bir de SGDP primi keserek yani destek primi keserek, yüzde 15’lik bir kesinti yaparak âdeta çalışmakta olan emeklilerimizi cezalandırıyorsunuz, onların zaten kıt kanaat geçinmekte oldukları maaşlarına ayrıca bir kesinti uygulayarak ipotek koyuyorsunuz.

Bakın, 2012 Ekim ayı itibarıyla ülkemizde yaklaşık 10 milyon 700 bin emekli bulunmaktadır; 2,5 milyon BAĞ-KUR emeklisi, 6 milyon SSK emeklisi, 1,8 milyon da Emekli Sandığı emeklisi bulunmaktadır. 2012 Aralık ayı itibarıyla SSK emeklisinin asgari aylığı 852 TL’dir, azami aylığı ise 1.417 TL’dir. BAĞ-KUR 6’ncı basamak emeklisi 797 TL, 24’üncü basamak emeklisi ise 1.867 TL almaktadır. Emekli Sandığı emeklisinin asgari 1.075 TL, azami ise 4.781 TL maaşı bulunmaktadır.

Önemli bir ayrıntıyı daha paylaşmak isterim sizlerle. Mesela, Emekli Sandığından emekli olan bir vatandaşımız vefat ettiğinde hak sahibi olan eşi ve çocuklarına maaş bağlandığında, eğer bu maaş tek kişiye bağlanıyorsa maaş 1.075 TL’den 860’ye düşmektedir, eğer birden fazla hak sahibine bağlanıyorsa 967 TL’ye düşmekte ve bu meblağ paylaşılmaktadır, bölünmektedir. Yani, tüm sayılar aslında bize bir gerçeği gösteriyor; emekli maaşları insanlarımızı yoksulluğa, yoksunluğa mahkûm etmektedir.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonunun yapmış olduğu bir araştırma var. Buna göre, Ocak 2003 tarihinden itibaren açlık sınırı 1.003 TL’dir. Açlık sınırı dediğimiz, 4 kişilik bir ailenin yeterli şekilde beslenebilmesi için, dengeli ve yeterli şekilde beslenebilmesi için kazanması gereken, sahip olması gereken minimum rakamdır, harcaması gereken minimum rakamdır. Yoksulluk sınırı ise 3.300 TL olarak belirlenmiştir. Yoksulluk sınırından kastettiğimiz ise 4 kişilik bir ailenin gıda harcamalarının yanı sıra sağlık, eğitim, ulaşım gibi diğer harcamalarını kapsayan tüm rakamlardır. Şimdi, bu rakamlara göre, emeklilerimizin yaklaşık yüzde 80’i yani 8 milyona yakını açlık sınırının altında, yüzde 90’a yakını ise yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır değerli milletvekilleri.

Gene, yapılan bir başka ankete göre, Türkiye İşçi Emeklileri Derneğinin yapmış olduğu bir çalışmaya göre, 47 ilde 4.362 emekliye sorulmuş “Yaşadığınız hayattan mutlu musunuz?” diye. Bakın, emeklilerimizin yüzde 95,6’sı “hayır” cevabını vermiş. Gene, sormuşlar emeklilerimize ve yapılan araştırma sonucuna göre, emeklilerimizin yüzde 72,2’si herhangi bir günlük gazete satın alamıyor. Emeklilerimizin yüzde 88,8’i herhangi bir kitap satın alamıyor. Yani, hiç “Okumayan bir milletiz.” falan demeyelim, ülkemizin önemli bir kesimini oluşturan emeklilerimizin kitap satın alma gücüne sahip olmadığı gerçekliğiyle karşı karşıya olalım.

Düşük emekli maaşları, artan giderler, emekli olanların hayatlarının bu dönemini sıkıntı içinde geçirmelerine neden olmuştur. Hâlen çalışma hayatı içinde olanlar ise “Ben emekli olduktan sonra ne olacağım?” sorusunu sormaktadır kendilerine.

Bakın, Batı’da emeklilik için kullanılan kelime şudur: “Biriktirilmiş gençlik.” Ülkemizde ise emekli olmak demek âdeta “ölü güç” anlamına gelmektedir.

Emekliler sadece düşük maaşlar nedeniyle mağdur değiller, o maaşlardan yapılan kesintilerle de mağdurlar değerli milletvekilleri. Emekliler AKP Hükûmeti döneminde yeni kesintilerle tanıştılar. Bakın, neydi bu kesintiler, hatırlayalım. Daha önce sadece ilaç katkı payı kesilirken şimdi muayene ve reçete parası da kesilmeye başlandı. Bununla da kalınmadı elbette, yeni bir uygulamayla ilaç fiyatlarıyla oynanarak emeklilerden ilaç fiyat farkı da almaya başladınız. Gene yeni uygulamayla, 3 TL reçete parası -ki reçetesinde 3 kalemden fazla ilaç varsa her kalem için 1 TL ödenmektedir- 8 ila 12 TL muayene parası kesilmektedir.

Danıştay, emeklilerden gasbedilen 3 TL’lik ödemeyi iptal ettiği hâlde, hukuka uygun bulmadığı hâlde, siz buna yeni bir şekil verdiniz ve bu kesintileri yeniden almaya başladınız. Bir emekli vatandaşımız hasta olduğunda, yol parası, muayene parası, katkı payı, reçete parası derken en iyi ihtimalle en az 20 TL’yi ödemek zorunda kalmaktadır. Bunun adı zulüm değil de nedir değerli milletvekilleri, sorarım size.

Bir de intibak yasası çıkardınız ve dediniz ki: “Yeni ila eski emekli olmuş olanlar arasındaki adaletsizliği, maaş farkını gidereceğiz.” Ama, tabii, burada karşılaştığımız tablo da tam bir hüsran oldu maalesef. BAĞ-KUR’lular açısından da 2008 yılına kadar basamak sistemi var olduğu için kendi içinde bir adalet kurulmuştu, ancak 2008 yılından itibaren basamak sistemi kaldırıldığı için tekrar adaletsizlikler oluşturuldu, çıkardığınız yasada BAĞ-KUR emeklisine de yer vermediniz.

İşçiler yönünden bakıldığı zaman, hiç kimsenin hak kaybına uğramayacağı bir sistemin yaratılmış olması gerekirdi, ancak çıkartılan yasa ile bu da yapılamadı tabii. Emekliler arasındaki maaş farkı giderilemediği gibi, bu işi de elinize yüzünüze bulaştırdınız.

Bakın, bizler her yere gidiyoruz, Türkiye’nin dört bir yanında bulunuyoruz. Ankara’nın çeşitli köylerine gidiyorum ve gittiğim köylerde, kahveleri ziyaret ettiğimde “Bir şikâyetiniz var mı?” diye sorduğumda ilk şikâyet emeklilerden, daha sonrasında da çiftçilerden geliyor. Emeklilerin genel olarak ortak şikâyeti şu: Elbette geçim sıkıntısı çektiklerini iletiyorlar ama daha da önemlisi, seslerinin sizler tarafından duyulmadığını söylüyorlar. Kendilerinin dışlandığını, sahipsiz bırakıldığını, kendilerini terk edilmiş hissettiklerini söylüyorlar. Mesela bir emeklimiz demiş ki bana yazdığı bir mektupta… Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emeklilerimizle ilgili olarak birçok kanun teklifi, birçok araştırma önergesi, birçok soru önergesi veriyoruz. Bunlar içerisinden benim verdiğim bir araştırma önergesi ve 2 kanun teklifi sonrasında hakikaten bizim telefonlarımız  kilitlendi, sayısız elektronik posta aldık. Bunlar içerisinde çok kıymetli mesajlar var, ancak zaman kısıtı nedeniyle bir tanesini paylaşayım. Bir tanesi diyor ki: “Hâlimizi anlatmaya gerek yok, zaten biliyorsunuz. Lütfen bu konudaki duyarlılığınızı devam ettirin, bizim sesimizi duyması gerekenler sağır –sizden bahsediyorlar- onlar bizi duymuyorlar, belki sizi duyarlar.” Umarım sesim sizlere ulaşıyordur değerli milletvekilleri.

Evet, bugün bir araştırma önergesi için komisyon kurulmasını talep ettik. Ben inanıyorum ki bu komisyonun kurulması için lehte oy verecek olanlar ülkemizde yoksulluğu, yoksunluğu bitirmek isteyenler olacaktır, aleyhte oy verecek olanlar ise yoksulluğu yönetmek isteyenler olacaktır. Onun için, ben sizleri vicdanınızın sesiyle baş başa bırakıyorum. Emeklilerimizin sorunlarının araştırılmasına yönelik olarak vermiş olduğumuz bu önergenin sizler tarafından kabul edileceğini umut ediyorum, bu iyi niyetimi koruyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Süreyya Sadi Bilgiç, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Süreyya Bey, hiç aleyhte konuşulur mu? Aleyhinde konuşulacak bir mesele mi bu?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Emeklilerin aleyhine misiniz?

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sizin ailenizde emekli yok mu?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından Başkanlığa verilen araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi tarafından gündeme alınması teklif edilen araştırma önergesi, konusu itibarıyla, emeklilik sistemi ve bu sistemde emeklilerimizin mevcut durumlarına ilişkindir. Önerge sahipleri, esas olarak, emeklilerimizin büyük kısmının açlık ve yoksulluk sınırının altında bir gelir seviyesine sahip olduğundan  bahsetmektedir.

Ben şimdi sözlerime sizlere iktidarımız döneminde genel olarak emeklilik rejiminde yapılan değişiklikleri kısaca anlatarak devam etmek istiyorum ama şu husus unutulmamalıdır ki sevgili arkadaşlar, emeklilik rejiminin de içinde yer aldığı sosyal güvenlik sistemi, bütün gelişmiş ülkelerde, kendi özel mevzuatı, kuralları ve işleyişi olan bir sistemdir. Bu konu, araştırma önergesinde olduğu gibi sadece emeklilerin maaşlarına indirgenerek anlaşılmaya çalışılırsa hataya düşülmesi de kuvvetle muhtemeldir. Her konuda olduğu gibi sosyal güvenlikle de ilgili olarak iktidarımız döneminde konuya bütüncül bir bakış açısıyla bakılmış ve “sosyal güvenlik reformu” olarak adlandırılan reform çalışmaları başlatılmıştır.

Sosyal güvenlik reformu, ülkemizin sadece bugününü ve geçmişini değil yarınlarını da ilgilendiren çok geniş kapsamlı mevzuat düzenlemelerini içeren bir süreçtir. Ben şimdi sizlere bu geniş süreçte emeklilerimiz için gerçekleştirilen düzenlemeleri anlatmaya çalışacağım.

Reform çalışmalarının esas çerçevesini 2006 yılında kabul edilen ve 2008 yılında bütün hükümleriyle yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu oluşturmaktadır. Bu kanun ile daha önce -vatandaşın bildiği tabir ile söylüyorum- SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı olmak üzere üç ayrı başlık altında düzenlenen emeklilik rejimi tek bir başlık altında toplanmıştır. Yeni sistemde, farklı mevzuat için farklı sigortalılık koşullarının yerine bütün vatandaşları kapsayan genel sağlık sigortası modeli benimsenmiş ve belirlenen bir geçiş süresinin ardından bugün sistemin uygulanmasına tam olarak başlanmıştır. Sosyal güvenlik reformu süreci, hazırlık aşamasından kanunun kabulüne kadar, sivil toplum örgütlerinin ve geniş halk kitlelerinin katılımıyla, müzakere yöntemiyle tamamlanan bir süreç olmuştur.

Muhalefete mensup arkadaşlarımız tarafından 5510 sayılı Kanun ile getirilen sistemin en çok eleştirilen noktası emeklilik yaşına ilişkin düzenlemeler olmuştur. Kanun ile emeklilik yaşı erkek ve kadınlar için 65 yaş olarak belirlenmiştir. Ancak, bu konuda bir hususun çok iyi anlaşılması lazım. Sosyal güvenlik sistemi, uzun yılları kapsayan ve geniş projeksiyonlarla hazırlanması gereken bir süreçtir. Bu sistemde seçim vaadi amacıyla belirli kesimlere fayda sağlayacak şekilde değişiklik yapılması ileride telafisi mümkün olmayan ve devletin bütününü etkileyen kamu zararlarına yol açmaktadır. Geldiğimiz nokta bu sürecin en iyi göstergesidir. 1990’lı yıllarda kadınların 38, erkeklerin ise 43 yaşında emekli olmasına ilişkin yapılan düzenlemeler ile sosyal güvenlik sistemi sürekli açık veren ve sürdürülebilirlik vasfını kaybeden bir sistem hâline gelmiştir. 2008 yılında yapılan reform ile özellikle emeklilik yaşına ilişkin 65 yaş sınırı çok detaylı hesaplamalar sonucunda tespit edilmiştir. Bu kapsamda, özellikle Türkiye’nin sosyal güvenlik sistemi ihtiyaçları ve bu alanda var olan uluslararası standartlar dikkate alınmıştır.

Tekrar altını çizmek istiyorum: İktidarımız zamanında getirilen 65 yaş sınırı, popülist söylemlerle değil, bürokratların ve bu alandaki teknik uzmanların çalışmalarıyla oluşturulan bir sistem olmuştur, bir sınır olmuştur. Bu sınır üzerinde bu kadar durmamın temel nedeni, benzer söylemlerin emekli aylıkları için de yapılmasına ilişkindir.

Arkadaşlar, elbette ki emekli aylıklarına afaki bir zam yapmak mümkündür ancak bu yapılırken ileride kamuya gelecek ek yükleri de iyi hesaplamak lazım. Sizlerin de çok iyi bildiği gibi, her devletin harcama ve nakit imkânları vardır ve iyi idare edilen bir mali sistemde bu harcama ve nakit imkânlarına dikkat etmek gerekmektedir.

Konuşmamın bu kısmında, sizlere, iktidara geldiğimiz 2002 yılından bugüne kadar emeklilerle ilgili gerçekleştirdiğimiz düzenlemeleri aktaracağım. 2002 yılında iktidara geldiğimizde devraldığımız sistemde emekli aylıkları her bir önceki yılın TÜFE oranına göre artırılmaktaydı. 2002 yılında 58’inci Hükûmet göreve başlar başlamaz ilk icraatlarından biri, emeklilerimiz için seyyanen zam yapmak olmuştur. 2002 yılının bütçe imkânları çerçevesinde emeklilerimize 75 ila 100 lira arasında değişen tutarlarda seyyanen zam yapılmıştır.

Araştırma önergesinde ifade edildiği için tekrar söylüyorum: Biz iktidara geldikten sonra, enflasyonun altında ezilen emeklilerimize enflasyon oranının üzerinde artış oranları uygulandı.

Size şimdi Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından aldığım resmî rakamlardan da bahsetmek istiyorum. 2002 ila 2012 yılları arasında, kümülatif olarak, bir SSK emeklisinin maaşında yüzde 245 artış gerçekleşmiştir. Aynı oran BAĞ-KUR emeklisinde yüzde 382, memur emeklisinde ise yüzde 188 olarak gerçekleşmiştir. Peki, bu dönemde enflasyon oranı ne olmuştur? Bu oran ise 2002-2012 arasında yüzde 145 olarak gerçekleşmiştir. Özet olarak, emeklilerin enflasyon oranının altında ezdirildiği iddiası doğru değildir çünkü rakamlar da ortadadır.

Emeklilerimizin aylıklarına ilişkin az önce söylediklerime ilaveten, aylıklardan ziyade emeklilerimizin aldığı hizmetin iyileştirilmesi ve emeklilerimizin hayat kalitesinin artırılması için de pek çok düzenleme gerçekleştirilmiştir. Daha önceki yıllarda üçlü bir yapı arz eden sosyal güvenlik sisteminin kurumsal yapısı tek bir çatı altında birleştirilmiştir. 5502 sayılı Kanun ile kurulan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı daha önce üç kurumun yerine getirdiği faaliyetleri artık tek bir çatı altında yerine getirmektedir. Ancak, bu noktada Sosyal Güvenlik Kurumunun 2006 yılında oluşturulan yeni bir yapı olduğu gibi bir yanılgıya düşmemek gerekir. Bu kurum, daha önceki yıllarda hizmet veren ve alanlarında uzmanlaşmış SSK, BAĞ-KUR, Emekli Sandığı genel müdürlüklerinin geçmiş birikimlerinin SGK’da toplanması suretiyle oluşturulmuştur.

Emeklilerin özlük haklarıyla ilgili olarak bir gösterge ise satın alma gücü paritesidir. Eğer maaş düşük veya yüksek gibi tanımlama yapacaksak göz önünde tutmamız gereken esas unsur satın alma gücü paritesine bakmak olmalıdır. Yoksa, sadece “Emekli aylıkları şu kadar.” şeklinde konuşmak yanıltıcı bir ifade olacaktır.

Arkadaşlar, iktidarımız döneminde yapılan düzenlemelerle emeklilerimiz -yine resmî kaynaklara bakarak söylüyorum- satın alma gücü paritesine göre Bulgaristan, Danimarka, Letonya, Macaristan, Estonya, Slovenya, Polonya, İrlanda, Fransa ve Yunanistan’da yaşayan emeklilerden daha iyi konuma gelmiştir.

Eskiden emeklilerimizin maaş dönemlerinde para çekebilmek için yaşadıkları sıkıntı hepimizin malumudur. Maaşların sadece Ziraat Bankası aracılığıyla ödenmesi nedeniyle maaş günlerinde çok uzun kuyruklar oluşurdu. İktidarımız döneminde yapılan düzenlemelerle emekli maaşlarının 22 banka ve PTT şubeleri aracığıyla ödenmesi mümkün hâle getirilmiştir.

Ben size daha uç bir örnek de vermek istiyorum değerli arkadaşlarım: Maaşını alamayan emeklilerimiz için evde maaş ödemesi uygulaması da tarafımızca başlatılmıştır.

Emeklilerimizle ilgili yapılan bir diğer düzenleme ise fiş, fatura toplanması uygulamasına da son verilmesidir. O sahneler de çok geride değil, bundan on yıl öncesine kadar da yaşanmaktaydı. Hükûmetimizin reformları neticesinde, emeklilerimiz fatura bulmak için kapı kapı gezmek zorunluluğundan da kurtarıldı ve bütün emeklilerimize maaşlarının yüzde 4’ü oranında vergi iadesi yapılmaya başlanıldı.

Malullükten dolayı emekli olan emeklilerimizin çok sık yaşadığı bir diğer sorun da, muayene sorunu da Hükûmetimiz döneminde çözüldü. Belirli aralıklarla muayene olmak zorunda olan malul emeklilerimizin emekli aylıklarında muayene süresinde kesilmeler yaşanmakta, yine bu dönemde, sağlık hizmetinden de faydalanamamaktaydılar. Yapılan düzenleme ile bu sorun da çözülmüştür.

Yine muayenelerle ilgili olarak, bildiğiniz gibi, SSK emeklisi gidip de BAĞ-KUR hastanesinde muayene olamamakta ve hastane kapısında kalmaktaydı. Bunlar çok uzak gelmesin arkadaşlar, yedi sekiz yıl öncesine kadar yaşanan görüntülerdir bu bahsetmiş olduklarım ve bunlar bizim iktidarımız tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Sosyal güvenlik reformuyla, artık, nereden emekli olduğuna bakılmaksızın bütün emeklilerimize sağlık hizmeti verilmektedir. Yine, bu muayenelerle bağlantılı olarak da ilaç alımlarında da emeklilerimize kolaylıklar sağlanmıştır. Emeklilerimizin ilaç alımında karşılaştıkları zorluk ve yaşadıkları mağduriyet, anlaşmalı serbest eczanelerden ilaç alınmasının mümkün hâle getirilmesiyle kolaylaştırılmıştır.

Arkadaşlar, emeklilerimizle ilgili yapılan maaş dışındaki düzenlemeleri özetlemeye çalışıyorum. Buradaki her bir konuyu sizlere dakikalarca anlatabilmek mümkün ancak süre kısıtlığı nedeniyle genel olarak üzerinden geçiyorum.

Yine iktidarımız döneminde, müteaddit defalar, emeklilerin ödemesi gereken sosyal güvenlik destek primi borçları ile emeklilere yersiz olarak yapılan aylık ödemelerini yapılandırdık. Bu kapsamda birçok emeklimiz borcunu yapılandırdı.

Yine, emeklilerimizin çalıştıkları yıllarda kesilen ve diğer hükûmetler döneminde ödenmeyen KEY ödemelerinin ödemeleri de Hükûmetimiz tarafından gerçekleştirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ifade ettiğim gibi, daha pek çok husus var üzerinde emeklilerimizle ilgili değinebileceğimiz ve bu konuda yapmış olduğumuz, iktidarımız döneminde yapılan da pek çok düzenleme var, ancak süre elvermediği için bu düzenlemelerden sadece kısıtlı bir bölümüyle ilgili olarak Meclisinizi bilgilendirdim.

Bu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen araştırma önergesine, aleyhte olduğumu bildiriyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin emeklilerimizin yaşadığı sorunlar ve alınması gerekli önlemlerle ilgili  Meclis araştırması açılması önerisinin lehinde söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Hayatlarının en verimli ve dinamik çağlarını devletine, milletine hizmet ederek geçiren emeklilerimizin emeklilik döneminde sağlıklı, huzurlu, refah içinde bir hayat sürmeleri en büyük isteğimizdir. Ülkemizin kalkınmasına değerli hizmetler yapan, alın teri döken emeklilerimize en iyi hayat şartlarını sağlamak sosyal devlet anlayışının da bir gereğidir. Bize umutlu bir gelecek hazırlayan emeklilerimizin mutluluğunun temini sosyal devletin öncelikli ve anayasal bir görevidir. Bilge kişilikleri ve tecrübeleriyle geleceğe ışık tutan, toplumumuzda huzur ve dengeyi sağlayan emeklilerimiz milletimiz için büyük bir güç kaynağıdır. Atatürk’ün şu veciz sözü bu konunun önemini daha iyi açıklamaktadır: “Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Mazide muktedirken bütün kuvvetiyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin istikbale güvenle bakmaya hakkı yoktur.”

AKP hükûmetleri emeklileri insanca yaşayabileceği bir ücret düzeyine kavuşturamamıştır. Emeklilik şartlarını ağırlaştıran, emeklilik yaşını 65 yaşa yükselten, emekli aylıklarının refah payını düşüren, 2008 yılından sonraki hizmetler için bugünkü aylıkların yarısı kadar emekli aylığı bağlanmasını öngören ve bu kanunu çıkaran AKP’dir. Çalışanlar ve emeklilerin sağlık yardımı alırken karşılaştıkları muayene parası, reçete parası, kutu parası, ilaç katılım payı adı altında ödemeler artık, aylıklarının önemli bir kısmına karşılık gelir hâle gelmiştir.

“Emeklilerin maaşı çok yüksek.” diyen bir Maliye Bakanına “Asgari ücretle bal gibi geçinilir.” diyen bir Çalışma Bakanına sahip olan AKP Hükûmetinin emeklilerin ve çalışanların dertlerini anlaması mümkün değildir, zaten anlamamaktadır. AKP Hükûmeti emeklileri ele güne muhtaç etmiştir. Bugünkü emekli aylıklarıyla emeklilerin geçimlerini sağlayabilmeleri mümkün değildir.

TÜRK-İŞ tarafından yapılan açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının 2013 Şubat ayı sonuçlarına göre, 4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli, yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 1.007 lira, gıda harcamasıyla birlikte giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarı ise 3.280 liradır. Bu verilere göre, emekli, dul ve yetimlerin tamamı yoksulluk sınırının altında, tamamına yakını da açlık sınırının altında aylık almaktadır.

Altıncı basamak çiftçi BAĞ-KUR’lu ne kadar emekli aylığı alıyor? 630 lira. Esnaf BAĞ-KUR’lu ne kadar emekli aylığı alıyor? 830 lira. SSK emeklisi ne kadar emekli aylığı alıyor? Ortalama bin lira düzeyinde. Bu rakamlar övünülecek rakamlar mı Allah aşkına? Hepsi açlık sınırının altında. Hani Türkiye zenginleşmişti? Hani kişi başına 10 bin dolar millî gelir? Hep yandaşlara, sıcak para tacirlerine, tefecilere, rantiyecilere vereceğinize, biraz da çalışana, emekliye, esnafa ve çiftçiye de büyümeden payını verin.

AKP Hükûmeti, emeklilere hep umut vermiştir ancak emeklileri sürekli aldatmış ve hayal kırıklığına uğratmıştır. Emeklilere banka promosyonu verileceği söylenmiş ancak bu söz de boş çıkmıştır. Emekliler arasındaki maaş adaletsizliğini gidereceğini vadetmesine karşın sözde “intibak” adıyla yapılan düzenlemeyle emeklilerimiz büyük bir aldatmacaya konu edilmiştir. Çıkarılan kanun 2000 yılı sonrası SSK emeklilerini, BAĞ-KUR emeklilerini kapsamamış, Emekli Sandığı ile SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıkları arasındaki eşitsizlikleri dikkate almamıştır. Verilen onca söz ve müjdeler nedeniyle emekli aylığında bir artış olacağı umudunu taşıyan emekliler, maaşını almaya bankaya gidince hüsrana uğramıştır, AKP Hükûmeti tarafından nasıl aldatıldıklarını bir kez daha anlamışlardır.

Emeklilerin enflasyona ezdirilmediği söylense de halkın gerçek enflasyonunu yansıtan gıda, kira, ulaşım, su, elektrik ve gaz gibi kalemler açısından değerlendirme yapıldığında durumun söylendiği gibi olmadığı anlaşılmaktadır. Ülkemizde yıllarca enflasyonla mücadelenin temel aracı olarak ücret politikaları kullanılmıştır. Bu durum çalışanların ve emeklilerin satın alma gücünü zaman içinde eriterek zayıflatmış, enflasyonla mücadelenin en ağır yükü ne yazık ki çalışan ve emekli olan kesimin üzerine bu yolla aktarılmıştır. Her fırsatta kendi hükûmeti döneminde millî gelirin artmasıyla övünen AKP, bu tercihiyle gelir dağılımında çalışanlar ve emekliler aleyhine ciddi bir bozulmaya neden olmuştur. Vatandaşlarımızın “Madem ülkemiz zenginleşiyor, biz neden zenginleşemiyoruz?” sorusunu sıklıkla sormalarının arkasında yatan gerçek, işte budur. Ücret politikalarıyla çalışan ve emekli kesim üzerinde baskıcı ve sindirici bir yönetim biçimini benimseyen Hükûmet, milyarder yaratma konusunda ise oldukça cömert davranmaktadır. Kriz dönemlerinde dahi milyarder sayısı artan Türkiye, gelir dağılımının en fazla bozuk olduğu ülkeler arasında da ilk sıralarda gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik politikalarının en önemli amaçlarından birisi, insanlar arasında oluşturduğu güvenlik ağları ile toplumsal eşitsizlikle mücadeleyi desteklemektir. Bu anlamda, devlet, tüm bireyler için eşit hak ve yükümlülükler içeren bir sosyal güvenlik sistemi kurgulamakla yükümlüdür. Ülkemizde de sosyal güvenlik hakkı Anayasa ile teminata bağlanmış olup devletin yükümlülüğü altında bulunmaktadır.

İşe başladıkları tarihte yürürlükte olan mevzuata göre emeklilik için gerekli prim ödeme gün sayısı ve sigortalılık süresini tamamladıkları hâlde, bir başka ifadeyle, emekli olma hakkını elde ettikleri hâlde, bir de yaş şartına tabi tutulmaları birçok vatandaşımızı mağdur etmiştir. Kazanılmış hakları ellerinden alınan, emeklilikte yaşı bekleyen vatandaşlarımız, haklarını aramakta, Türkiye Büyük Millet Meclisinden çözüm beklemekte, bu mağduriyetlerinin giderilmesini sağlayacak düzenleme yapılmasını istemektedir. Bu vatandaşlarımıza emekli aylığı bağlanmadığı gibi, bir de sağlık sigortası primi ödemekle karşı karşıya kalmışlardır. Kanunla aranan prim ödeme gün sayısını dolduran, dolayısıyla yıllarca gerekli primleri ödemiş olan vatandaşlarımıza “Sen yaşı doldurmadın, sağlık sigortası primini vermezsen sağlık yardımından yararlanamazsın.” demek insafsızlıktır. Bu durumda olan vatandaşlarımıza yaş şartını beklemeksizin emeklilik hakkı verilmelidir, zira bu onların kazanılmış haklarıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, emeklilik hakkını elde ettiği hâlde emeklilik için yaşı bekleyenlere emeklilik hakkının verilmesi gerektiği görüşündedir, bu konuda söz konusu mağduriyeti gidermeye yönelik olarak gerekli kanun teklifi ve önergeler vermiştir.

Değerli milletvekilleri, umutla bekleyen bir diğer kesim polislerimizdir. Bugün, emniyet teşkilatı personeli emekliye ayrıldığında, emekli aylığı memur maaşının yarısına düşmektedir. Sayın Başbakan, 2007 seçimleri öncesinde, polislerin özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda söz vermesine rağmen, altı yıldır bu sözün gereği yerine getirilmemiştir. Polislerimizin ek göstergeleri mutlaka yükseltilmeli, birinci dereceye 3600 ek gösterge verilmelidir. Böylelikle emekli polislerin rahat bir şekilde geçimini sağlayabilmesi için emekli aylıklarında bir nebze de olsa artış sağlanmalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisinin önerisinin lehinde söz aldım. İnşallah kabul edilir bu öneri.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Müşterek imzalanan Danışma Kuruluyla gündem belirlenmiştir. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu bildiriyorum.

Diğer taraftan, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra kurulan AK PARTİ hükûmetlerinin  ilk olarak yapmış olduğu işlerden birisi SSK emeklisi ve BAĞ-KUR emeklilerinin aylıklarındaki iyileştirmeler olmuştur. Ondan sonra yine, SSK emeklilerinin arasındaki intibakla ilgili sıkıntılar da, intibaktaki adaletsizlik de bu Genel Kurulda kabul ettiğimiz yasayla dengelenmiştir. 2002’yle 2013 yılı arasını mukayese ettiğimizde, enflasyona emeklilerin ezdirilmediği ve refah seviyesinin yükseldiği, refah paylarının artırıldığı gözlenmiştir. Tabii ki verilen miktarlar yeterli midir, yetersiz midir, bu, emeklilerin takdirine bırakılmalıdır. Ancak, şunu özellikle söylemek istiyorum ki: Ekonomimiz iyiye gittikçe, millî gelir arttıkça, refah seviyesi arttıkça refah payları da emeklilerin giderek artmaktadır.

Yine, emeklilerin alım gücü, maaşlarındaki artış ve enflasyon oranlarındaki artışlar dikkate alındığında, emeklilerin gelirlerinin reel anlamda arttığı gözlenmiştir. Bu şu demektir: Eğer millî ekonomi iyiye gidiyorsa, bütçede gelirler artıyorsa bundan vatandaşlarımız da yararlanıyordur. Emeklilerde bu manada herhangi bir kayıp gözlenmemiştir; aksine, 2002 ile 2013 yılına geldiğimiz bu aralıkta emeklilerin durumunun iyileştiği gözlenmiştir.

Meclisin gündemi belirlenmiştir, belirlenecektir. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi gündemi uzatmaya matuftur, iyi niyetli değildir.

Yine de Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini Genel Kurulun takdirine sunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi

 

                                                                                                                 19/3/2013

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 19/3/2013 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

 

                                                                                                                                     Sadık Yakut

                                                                                                             Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Vekili

                       Ahmet Aydın                                                                          Muharrem İnce

             Adalet ve Kalkınma Partisi                                                          Cumhuriyet Halk Partisi

                  Grubu Başkan Vekili                                                                 Grubu Başkan Vekili

 

                      Pervin Buldan                                                                            Oktay Vural

             Barış ve Demokrasi Partisi                                                         Milliyetçi Hareket Partisi

                  Grubu Başkan Vekili                                                                 Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 310, 107, 292, 357, 340, 185, 78, 149, 251, 58 ve 140 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 3, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 ve 17’nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

19 Mart 2013 Salı günkü (Bugün) birleşiminde 297 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

20 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 310 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

21 Mart 2013 Perşembe günkü birleşiminde ise 310 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00’de günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Söz talebi? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, (2/170) esas numaralı Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/101)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/170 esas numaralı Kanun Teklifi’m 45 gün içinde Komisyonda görüşülmediğinden İç Tüzük’ün 37 nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 15.02.2012

                                                                                                        Erkan Akçay

                                                                                                           Manisa

BAŞKAN – Teklif sahibi adına Erkan Akçay, Manisa Milletvekili.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal üretimde kullanılan girdilerden katma değer vergisi alınmamasına yönelik olarak vermiş olduğum kanun teklifi üzerine söz aldım, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, on yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde enflasyon yüzde 145, tarımsal girdiler, mazot, ilaç, gübre fiyatları ortalama 4-5 kat artarken ürün fiyatları neredeyse yerinde saymıştır. Bir taraftan enflasyona, diğer taraftan 4-5 kat artan girdi fiyatlarına ezdirilen çiftçi borç batağına saplanmıştır. 2002 yılında 530 milyon lira olan çiftçilerin banka borcu, 2012 yılı Eylül ayı itibarıyla 39 milyar liraya ulaşmıştır. Bu kredilerden 2 milyarı icralıktır. Çiftçilerin borcu on yılda tam 78 kat artmıştır. Gübre ve elektrikte yüzde 18, mazotta yüzde 15,25; zirai ilaç ve hayvan yeminde yüzde 8 KDV vardır. Tohumluklarda yüzde 1 KDV varken sebze tohumlarında ve sebze fidelerinde yüzde 8 KDV alınmaktadır. Girdi fiyatları çok yüksek olduğu için üretim maliyeti yükselmekte, bu nedenle Türk çiftçisi yabancı ülkelerin üreticileriyle rekabet edememektedir.

Gelelim mazota: Rafineri çıkış fiyatı 1 lira 44 kuruş olan mazottan 1 lira 60 kuruş özel tüketim vergisi, 55 kuruş katma değer vergisi alınmaktadır. Diğer paylarla beraber, 1 litre mazot 4 lira 25 kuruşa satılmaktadır. Bu yüksek vergiler nedeniyle, ülkemiz tarımda dünyanın en pahalı mazotunu kullanan ülkelerin başında gelmektedir. Mazotun litre fiyatı Mart 2002’de 94 kuruştu, Kasım ayı itibarıyla 1 liraydı, bugünse mazotun litresi 4 lira 25 kuruştur yani mazot fiyatı da 3 kat artmıştır.

Türk çiftçisinin bir yılda kullandığı mazot miktarı 3 milyon 300 bin tonu bulmaktadır. Çiftçilere verilen mazot desteği tarımda kullanılan mazota ödenen bedelin yüzde 5’ini ancak karşılamaktadır. Bu rakam da mazot için çiftçinin ödediği KDV’nin ancak dörtte 1’ine tekabül etmektedir. Çiftçilerin kullandığı kırsal motorinin ÖTV’si euro dizele göre düşüktü. 2011 yılı Ocak ayından itibaren kırsal motorin uygulamasının kaldırılması sonucu Türk çiftçisi 250 milyon Türk lirası ilave ÖTV farkı ödemek durumunda kaldı.

Pırlantadan KDV alınmazken, gemilere ve yatlara ÖTV’siz akaryakıt verilirken çiftçilerin kullandıkları motorinden yüzde 37,61 oranında ÖTV, yüzde 15,25 oranında KDV alınmaktadır. Üretim maliyetlerinin düşürülmesi için, çiftçilerimizin kullandığı mazota ÖTV ve KDV istisnası getirilmesi şarttır.

Gelelim gübreye: Amonyum sülfat gübresinin tonu 2002 yılında 162 lirayken 2013’te 670 liraya ulaşmıştır. CAN gübresi 176 liradan 725 liraya çıkmıştır. Yüzde 33 amonyum nitrat gübresi 193 liradan 898 liraya yükselmiştir. Üre 237 liradan 1.115 liraya, DAP 354 liradan 1.290 liraya yükselmiştir. Gübrede yüzde 18 oranında KDV vardır. Çiftçilerimiz 2011 yılında gübre için 4,77 milyar lira öderken gübre desteği olarak 620 milyon lira almıştır yani üreticinin gübreye ödediği paranın yüzde 13’ü destek olarak verilmiştir. Gübre fiyatlarındaki yüksek artış gübre kullanımını azaltmakta ve bu da üretimi olumsuz etkilemektedir. Tarımsal ilaçlardan yüzde 8 KDV alınmaktadır.

Ayrıca, elektriğe baktığımızda yüzde 1 Enerji Fonu, yüzde 2 TRT payı ve yüzde 18 KDV ile 25 kuruş olan 1 kilovatsaat elektrik 30,3 kuruşa çıkmaktadır. Elektriğin fiyatı 2007-2012 yılları arasında yüzde 124 artmıştır. 2007 yılında 13,5 kuruştan elektrik alan üretici, bugün 30,3 kuruştan elektrik almaktadır. Tohumda da, hayvan yeminde de maalesef aynı durumlar geçerlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bu düşüncelerle teklifimize desteğinizi bekler, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bir milletvekili adına Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

Buyurun.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz tarım ve hayvancılıkta kullanılan mazot, gübre, elektrik, ilaç, tohum, fide ve yemden katma değer vergisi alınmamasına dair kanun teklifimiz üzerinde söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

“Çiftçimizin temel sorunu nedir?” dediğimiz zaman cevabı, girdi fiyatlarının pahalı olmasıdır. Uygulanan yanlış tarım politikası sonucu çiftçi, ürününü maliyet fiyatına bile satamamakta, ne üretirse üretsin zarar etmektedir. Köylü ve çiftçi zor günler yaşamaktadır. AKP Hükûmeti, çiftçi ve köylüye destek vermek yerine köstek olmaktadır. Türk çiftçisinin dünyanın en pahalı mazotunu ve gübresini kullandığı ve ağır girdi maliyetleri altında ezildiği ve bu nedenle üretim yapamaz duruma geldiği bir gerçektir. 2002 yılında üre gübresinin tonu 237 lira iken şimdi 1.200 liraya, mazotun litresi 1 lira iken şimdi 4 lira 30 kuruşa dayanmıştır. Girdi fiyatlarındaki aşırı yükselme, ithalata dayalı politika üretim yapmayı  imkânsız hâle getirmiştir. Çiftçilerimiz “Ürünümüz para etmiyor, on yıldır buğdayı, pancarı neredeyse aynı fiyattan satıyoruz ama mazotun, gübrenin, ilacın, tohumun fiyatı 4-5 kat arttı, artık dayanacak gücümüz kalmadı.” diyor.  Hükûmet gemicilere, yatlara ve yurt dışına 1,5 milyon liraya ucuz mazot verirken çiftçiye 3 katı fiyattan satmaktadır. Çiftçi parasızlıktan tarlasına gübre atamıyor, traktörüne mazot koyamıyor. Üretici hayvanlarına yem veremiyor, çaresizlikten kıvranıyor, ürettiği 1 kilo sütle 1 kilo yem alamıyor.  Hükûmet hayvancılığı bitirmek için elinden geleni yapmıştır.

Çiftçimizin kredi borçları da her yıl katlanarak artmaktadır. Ülkemiz toplam nüfusunun yaklaşık üçte 1’ini oluşturan tarım kesiminde çalışan milyonlarca insanımız bankalar tarafından tam anlamıyla kıskaca alınmışlardır. Birçok çiftçi, borcunu ödeyebilmek için traktörünü, tarlasını satmak zorunda kalmakta, bunalıma girmektedir. İcraların hızla arttığı tarım kesimindeki problemler çığ gibi büyürken AKP Hükûmeti duyarsızlığını inatla sürdürmektedir. Çiftçimiz ve köylümüz yoksulluğa itilmiştir. Bugün, köyler boşalmış olup köylerde üretici kalmamıştır. İnsanlar köylerine tatile veya ziyarete giderken artık süt, yumurta, ekmek, et, sebze ve meyve alıp da gidiyor.

Destekleme politikasında sık sık yapılan değişiklikler ve desteklerin zamanında ödenmemesi çiftçiler için bir başka önemli sorunu teşkil etmektedir. Çiftçi ödediği katma değer vergisini işletmeler gibi indirim konusu yapamıyor, vergi iadesi alamıyor, devletin kendisine ödediği destekten daha fazlasını vergi olarak devlete ödüyor. Çiftçi diyor ki: “Mazottan, gübreden vergiyi kaldırın, başka hiçbir destek istemiyoruz.” Çiftçinin ve üreticinin temel girdilerini ucuz alabilmesi sağlanmalıdır. Mazot, gübre, elektrik, ilaç, tohum, fide ve yemdeki katma değer vergisi mutlaka kaldırılmalıdır. Ekmekten sebze ve meyveye kadar bütün gıdalar soframıza çiftçimizin alın teri sonucu ulaşmaktadır. Unutulmamalıdır ki yeryüzünde kalacak olan en son devletler tarıma dört elle sarılmış, tarımda sanayileşmiş, kalkınmış ve tarım ürünleri ihraç eden ülkeler olacaktır. Tarım dünyada nasıl destekleniyorsa ülkemizde de aynı şekilde desteklenmeli, çiftçinin bulunduğu köyü ve kasabayı terk etmemesi için bölgesinde karnının doyması sağlanmalıdır.

Tarım sektörü dünyada olduğu gibi ülkemizde de nüfusun gıda maddeleri ihtiyacını karşılaması, tarıma dayalı sanayinin ham madde kaynağını oluşturması, önemli bir kesime istihdam sağlaması ve dışa bağımlılığın önlenmesi gibi nedenlerle stratejik öneme sahiptir. AKP Hükûmetinin tarımın yapısal sorunlarını çözecek, tarımsal girdi yükünü azaltacak ve tarım sektörünü yeniden ayağa kaldıracak tedbirleri alma niyet ve isteğinin olmadığı açıktır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.24

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI(x)

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Millet Bahçesi’nin düzenlenmesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/70) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, enflasyon oranlarının hesaplanması yöntemine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/305) Cevaplanmadı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da kamu yatırımları için ayrılan ödenek miktarının artırılmasına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/500) Cevaplanmadı

4.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Bakanlıkta ve Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda özürlü personel istihdamına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/633) Cevaplanmadı

5.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Çeçenistan’da faaliyet gösteren firmaların yaşadıkları sorunlara ve işçilerin mağduriyetine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/689) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ekonomik krizin etkilerinin azaltılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/747) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yoksulluk sınırı altında kalan vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/749) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Esnaf ve Sanatkârlar Odası üyelerinin ÖTV’siz akaryakıt imkânından faydalanmalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/869) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

9.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, kira ödenen kamu binalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/920) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tekstil sektöründe yaşanan sıkıntılara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1026) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, TOKİ’nin elde ettiği gelir miktarına ve devam eden projelere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1122) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

12.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ili ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1143) Cevaplanmadı

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına hizmet binası yapılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1225) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Maliye Bakanlığına yeni bir sosyal tesis yapılacağı iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1227) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, asgari ücret tespit komisyonuna ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1230) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, gençlerin, kadınların ve engellilerin istihdamının teşvik edilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1231) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, işsizlik sorununa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1232) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

18.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ülkemizde faaliyet gösteren bankaların şube sayılarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1291) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

19.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ülkemizde faaliyet gösteren yerli ve dış kaynaklı banka sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1293) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yol yapım ve bakım hizmetleri için Kahramanmaraş İl Özel İdaresine kaynak aktarılıp aktarılmayacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1338) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

21.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, eşit işe eşit ücret uygulamasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1357) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin-Elbistan A Termik Santraline filtre ve atık su tesislerinin kurulmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1371) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

23.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerindeki serbest bölgelerdeki yatırımlara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1445) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

24.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, TÜİK’te çalışan 4-C’li personele ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1449) Cevaplanmadı

25.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın kalkınması için başta hayvancılık ve eğitim olmak üzere Devlet yatırımlarının artırılması ihtiyacına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1640) Cevaplanmadı

26.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tekstil ve hazır giyim sektöründe girdi ve finansman maliyetlerinin artmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1704) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

27.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Datça Hükûmet Konağı ve öğretmenevinin fiziki yetersizliğine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1766) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

28.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki süt tüketimine ve fiyatlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1835) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

29.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizde maden araması yapan yabancı firmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1838) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hane halkı sağlık araştırmalarına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1917) Cevaplanmadı

31.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in, Bakanlığın kurumsal kimliğinin oluşturulmasına yönelik harcamalara ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1953) Cevaplanmadı

32.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan ödemelere ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2034) Cevaplanmadı

33.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, gelir yöntemiyle millî gelir hesaplanmasına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2035) Cevaplanmadı

34.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, SODES Projesi kapsamında finanse edilen sportif projelere ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2320) Cevaplanmadı

35.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde kullanılan akaryakıtta KDV oranının düşürülmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2407) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Posof ilçesine bağlı bir köyde yapılan kadastro çalışmalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2438) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

37.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, pirinçteki KDV’nin düşürülmesi talebine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2508) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

38.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kalkınma öncelikli illerde görev yapan Devlet memurlarına daha yüksek ücret ödenmesi talebine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2532) Cevaplanmadı

39.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2012 yılında Ankara’ya yapılan yatırımlara ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2730) Cevaplanmadı

40.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Orta Ceyhan Menzelet II. Merhale Sulama Projesi’ne ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2762) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

41.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Ayvalı Sulama Projesi’ne ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2767) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

42.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, açlık ve yoksulluk sınırı verilerine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2793) Cevaplanmadı

43.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tarımsal dış ticaret açığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2819) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

44.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ormancılıkta vardiya uygulamasına geçilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2944) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

45.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, geçici orman işçilerine kadro verilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2945) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

46.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, orman teşkilatına kadro verilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2947) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, “Sunuşlar” bölümünde belirttiğim Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini cevaplandırmak üzere Sayın Bakanı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değişik zamanlarda değerli milletvekillerimizin yönelttikleri sözlü soru önergelerine cevap vermek üzere huzurunuzdayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle (6/70) sayılı soru önergesine, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün soru önergesine cevap vermek istiyorum. Sayın milletvekili Ardahan’da Millet Bahçesi’ndeki binaların kaldırılarak Ardahanlılara bu alanın düzenlenmesi konusunda bir soru yönlendirmiştir. Ardahan Millet Bahçesi’nin düzenlenmesine ilişkin olarak çalışmalar başlatılmış bulunmaktadır ve önemli oranda da tamamlanmıştır. İlave birtakım çalışmalarla bu güzel mekân Ardahanlıların hizmetine daha nitelikli bir şekilde sunulacaktır.

2’nci sözlü soru önergemiz, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/747) sayılı sorusudur. Bu soruda ekonomik kriz konusunda ne tür tedbirler ve vatandaşı rahatlatıcı yönde ne tür tedbirler aldığımız özet olarak sorulmaktadır. Değerli milletvekilleri, öncelikle şu noktanın altını çizmek isterim: Küresel kriz ortamında birçok ülke krizin faturasını vatandaşlarına ödetirken ülkemiz istikrarlı politikalarıyla büyümesini devam ettirmiş, hiçbir bankamız batmamış, hiçbir firmaya kamu tarafından bir kaynak transferi söz konusu olmamış, borçluluk oranlarımız artmamış ve bu borcu karşılamak için vergileri artırma gibi bir zorunlulukla karşı karşıya kalmamış durumdayız. Dolayısıyla, baktığınız zaman, Türkiye’nin 2010’da yüzde 9,2; 2011’de yüzde 8,5 oranında yüksek büyüme sağladığını görüyorsunuz. Yine, krizin en tepe noktasından bugüne kadar geldiğimizde 4 milyonun üzerinde yeni iş, istihdam alanı oluşturulduğunu görüyorsunuz. Bütün bu rakamlar, bize, ülkemizin krizle mücadelesinin ve yoksullukla mücadelesinin başarılı olduğunu gösteriyor.

Yoksullukla mücadeleyi de biz tek boyutlu olarak ele almadık değerli milletvekilleri, üç temel eksende bunu gerçekleştirdik. Birincisi, makroekonomik istikrar. Makroekonomik istikrar olmadan, büyümeyi sağlamadan, enflasyonu düşürmeden yoksullukla da mücadele edilmiyor. Çok şükür, Türkiye, son on yılda ortalama yüzde 5 büyüme sağladı, istihdamını artırdı ve geçmişte yoksul kesimler üzerinde ağır bir yük olan enflasyon sorununu çözdü, geride bıraktı, tek haneli rakamlara düşürdü.

Yoksullukla mücadelede makro politikalar dışında sektörel ve bölgesel politikalarımız da son derece önemli. KOBİ politikalarımızdan bölgesel kalkınma politikalarımıza kadar, eğitimde, sağlıkta, değişik alanlarda gerçekleştirdiğimiz reformlarla yine yoksullukla mücadele ettik.

Ayrıca, üçüncü düzeyde de makro ve sektörel, bölgesel politikalar dışında yoksulluğu doğrudan hedef alan sosyal yardım ve destekler konusunda da yine çok büyük gayretler sarf ettik. Buralarda da başarımız rakamlara yansımış durumda. 2002 yılında günlük geliri 4 dolar 30 sentin altında olan nüfusumuzun toplam nüfusumuza oranı yüzde 30’lar civarındayken bugün yüzde 2,8’lere kadar düşmüş durumda. Yazılı olarak da aslında bu soruya daha önceden çok daha detaylı bir cevap verilmişti. Ben de bu şekilde bazı ilavelerle özetlemiş oldum.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/749) sayılı sorusu var. Buna da yine daha önceden detaylı bir yazılı cevap verilmişti. Bu soruda da yine yoksulluğa ilişkin çalışmalarımız soruluyor. Burada da, az önce yine belirttiğim gibi, çok önemli çalışmalar yapıldığını ilave etmek isterim. Makro, sektörel, bölgesel politikalar dışında özürlülere dönük, engellilere dönük yaptığımız çalışmalar, yaşlı nüfusa dönük çalışmalar yine önemli bir yer tutuyor. Engelli aylıklarımız bu geçtiğimiz on yıllık süreçte reel olarak yüzde 458 artırıldı. Yine, yaşlı aylıklarında reel olarak yüzde 86’lık bir artış gerçekleştirildi. Doğrudan sosyal yardım ve desteklerimiz de bu dönemde gerçekten çok önemli boyutlara ulaştı. 2002 yılında doğrudan yaptığımız sosyal destek ve yardımlarımızın yurt içi hasılamıza oranı sadece yüzde 0,5 düzeyindeydi. Bu rakam 2010’lu yıllara geldiğimizde yüzde 1,2’ye kadar yükselmiş durumda, yani 2 katından fazla artmış durumda, oran artışından bahsediyorum. Aynı süreçte yurt içi hasılamızın da 3 katından fazla arttığını düşünürseniz, miktar olarak ne kadar büyük bir hacme ulaştığını takdir edersiniz. Bu konuda da yine yazılı olarak çok daha detaylı bir cevap sayın milletvekilimize iletilmek üzere Meclisimize sunulmuştur. Bunu da bu şekilde arz ediyorum.

Tokat Milletvekilimiz Sayın Reşat Doğru’nun (6/1291) sayılı soru önergesi: Bu da banka şubeleriyle ilgili bazı istatistiki bilgilere ilişkin. Burada, baktığımız zaman, soruda ifade edilen tarih itibarıyla ülkemizde 48 adet banka bulunmaktadır ve bunların 10.440 şube ile hizmet sunduğunu görüyoruz. 2011 yılı itibarıyla bu veriler. Bu şekilde bu soruyu cevaplamış oluyoruz.

Yine, aynı milletvekilimizin, Sayın Reşat Doğru’nun, Tokat Milletvekilinin (6/1293) sayılı soru önergesinde dış ülkeler kaynaklı kaç bankanın faaliyet gösterdiği ve buna ilişkin bazı istatistiki talepleri var. Burada da Aralık 2011 itibarıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu veri tabanındaki mevcut yerli-yabancı sınıflandırması dikkate alınarak sahiplik grubu ayrımında ülkemizde faaliyet gösteren bankalar ile bu bankaların yurt içi şube sayılarını gösterir tablolara bakıldığında, sorudaki tarih itibarıyla kamu ve yerli sahipliğinde 25 banka 8.028 şubeyle faaliyetini sürdürmektedir. Aynı tarih itibarıyla yabancı sahipliğinde ise 23 banka bulunmakta ve 2.412 şubeyle yine bu bankalar faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun yine bir başka sözlü soru önergesi, (6/2407) sayılı soru önergesi: Bu konuda da yine bir yazılı cevap değerli milletvekiline gönderilmiş, iletilmiştir. Burada pahalı akaryakıt kullanımı konusu gündeme getirilmekte ve yine, servis araçlarında KDV konusu sorulmaktadır. Bu konularda, baktığınız zaman, tabii ki akaryakıt fiyatlarında yüksek bir vergi oranı olduğu hepimizin malumudur ancak geçmişle mukayese ettiğimizde vergi içeriğinin bir miktar da olsa düştüğünü görüyoruz. Şöyle ki: 100 Türk liralık benzin fiyatının içerisinde vergi yükü 31/12/2002 tarihinde 70,3 TL iken 24/11/2012 tarihi itibarıyla 62,7; 100 TL’lik motorin fiyatının içerisinde vergi yükü 1/1/2005 tarihinde 65,1 TL iken 24/11/2012 tarihi itibarıyla 52,7 TL’ye düşmüştür. Öte yandan, şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde katma değer vergisi oranının düşürülmesine yönelik şu anda gündemimizde herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bütün bu konular yazılı olarak da iletilmiştir.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/869) sayılı soru önergesine cevap vermek istiyorum. Burada, Sayın Başbakanımıza tevcih edilen soru önergesinde Maliye Bakanlığının görev ve yetki alanına giren bir konu sorulmaktadır. İlgili bakanlığımızdan alınan bilgiye göre 1/7/2003 tarihli ve 2003/5868 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Karar’ın 1’inci maddesi ile Türk uluslararası gemi siciline ve millî gemi siciline kayıtlı, kabotaj hattında münhasıran yük ve yolcu taşıyan gemilere, ticari yatlara, hizmet ve balıkçılık gemilerine, miktarı her geminin teknik özelliklerine göre tespit edilmek ve bu akaryakıtı kullanacak geminin jurnaline işlenmek kaydıyla verilecek akaryakıtın özel tüketim vergisi tutarı sıfıra indirilmiştir. Bununla birlikte, vergi yükleri, izlenen ekonomik programlar, bütçe hedefleri ve gerçekleşmeleri de göz önünde bulundurularak azaltılmaya çalışılmakta ve bu konuda toplumsal fayda en üstte tutulmaktadır.

Ayrıca, vergi yüklerinin azaltılmasına ilişkin çalışmalarda yapılan mevzuat ya da oran değişikliklerinin umulan toplumsal faydayı sağlayamama ihtimali, diğer vergisel uygulamalar açısından olumsuz sonuç doğurma riski, amaçlanan sosyal faydanın başka vasıtalarla sağlanma imkânı gibi hususlar da göz önünde bulundurulmaktadır. Bu çerçevede, Esnaf ve Sanatkârlar Odasına kayıtlı olarak faaliyet gösteren esnaf ve sanatkâra, özel tüketim vergisi uygulanmadan akaryakıt teslim edilmesi konusunda şu an Maliye Bakanlığımızca yürütülen herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.

Yine, Sayın Mesut Dedeoğlu’nun, (6/1832) esas numaralı önergesinde “Süt tüketimini nasıl artıracaksınız? Yem fiyatları konusunda neler yapacaksınız?” şeklinde özetleyebileceğimiz bir sorusu var. Bu konularda, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız koordinasyonunda yürütülen çok sayıda çalışma söz konusu. Özellikle, süt tüketimine büyük önem verdiğimizi belirtmek isterim. Tarım Bakanlığınca süt tüketiminin artırılması konusunda gerek ilgili bakanlıklar gerekse sivil toplum örgütleri, üreticiler ve sektörde diğer paydaşlarla birlikte çalışmalar yürütülmekte ve yapılan çalışmalara katkı sağlanmaktadır.

İlköğretim çağındaki öğrencilerimize süt tüketimi ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırılarak dengeli beslenmelerine katkıda bulunmayı amaçlayan Okul Sütü Programı, 2012 yılında tüm Türkiye’de uygulanmıştır. Okul Sütü Programı ile ilköğretim çağındaki ana sınıfından 5’inci sınıf dâhil, Türkiye genelinde 32.574 okulda, toplam 7.185.021 öğrenciye 136.309.261 adet 200 mililitrelik uzun ömürlü kutu sütü dağıtılmıştır. 2012-2013 eğitim-öğretim döneminde de 30.752 okulda, 6 milyon 171 bin 692 öğrenciye 296 milyon 241 bin 216 adet 200 mililitre UHT kutu süt dağıtımı planlanarak uygulamaya konulmuştur. Ayrıca, 21 Mayıs Süt Günü gibi çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Bunun yanı sıra süt tozu desteği de verilmektedir. Süt piyasasının regülasyonu ve üretiminin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla 2009 yılında süt tozu desteği verilmeye başlanmış olup 2009-2012 döneminde toplam 77.224 ton süt tozu için 174 milyon 023 bin 641 TL destek verilmiştir.

Yem konusunda da yine çok çeşitli çalışmalar yürütülmüştür. Bu kapsamda özellikle hayvancılık desteklerini ifade etmek isterim. 2012 yılında, 2002 yılına oranla rekor bir artış göstermiştir hayvancılık destekleri, 25,5 kat artırılmıştır. 2002 yılında hayvancılığa sadece 83 milyon lira destek ödemesi yapılmışken 2012 yılında bu rakam 2,2 milyar Türk lirasına çıkmıştır, 2013 yılında ise 2,5 milyar -eski parayla 2,5 katrilyon- lira hayvancılık desteği olarak bütçelendirilmiş, planlanmıştır.

Hayvancılık sektöründe önemli bir girdi olan yem bitkileri üretimi de bu kapsamda desteklenmiştir. Yem bitkileri destekleri kapsamında, 2002 yılında 215 bin hektar alan için 35,6 milyon TL destek verilmişken 2012 yılında 603 bin hektar için 293 milyon Türk lirası destek ödenmiştir. 2003-2012 yılları arasında toplam 2,8 milyar Türk lirası yem bitkileri desteği ödenmiştir. 2013 yılında ise Mart ayı başı itibarıyla toplam 304 milyon Türk lirası yem bitkileri desteği ödenmiştir. Ayrıca, yem ham maddesi olarak kullanılan dane mısır, buğday, arpa, yulaf, çavdar, tritikale, soya gibi ürünlere prim desteği verilmektedir. Fark ödemeleri kapsamında, 2002 yılında toplam 186 milyon Türk lirası prim desteği verilmiş iken 2013 yılında 2,4 milyar TL’ye ulaşmıştır. Ayrıca, tarım kredi kooperatifleri tarafından yetiştiricilerin kaba yem taleplerinin karşılanması amacıyla üreticilerin kaba yem talepleri toplanmakta ve ithal edilerek uygun fiyata, KDV dâhil 50 kuruş/kilogram karşılığında üreticilere verilmektedir. İthalatta, aradaki fark, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından karşılanmaktadır.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu tarafından yönlendirilen (6/2508) sayılı sözlü soru önergesinde pirinçte KDV’nin yüzde 1’e indirilmesi hususu sorulmaktadır. Bu konuda şu an itibarıyla yürütülen herhangi bir çalışma söz konusu değildir. Vergi oran değişiklikleri, izlenen ekonomik program ile bütçe hedefleri ve gerçekleşmeleri göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Pirinç teslimlerinde uygulanmakta olan katma değer vergisi oranının yüzde 1’e indirilmesine yönelik, Maliye Bakanlığınca yapılmakta olan bir çalışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte, ekonomik ve sosyal şartlar ile bütçe hedefleri de göz önüne alınarak söz konusu talep ilerleyen dönemlerde yeniden değerlendirilebilecektir.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2819) sayılı sözlü soru önergesinde tarımsal dış ticaret rakamları ele alınmakta ve bu kapsamda sorular yönlendirilmektedir. Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal ürünler dış ticaretimiz, temel tarım ürünlerinin yanı sıra işlenmiş tarım ürünlerinin de dâhil olduğu Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu Cetveli’nin 1 ila 24’üncü fasılları arasında yer alan tüm ürünler kapsanmak suretiyle izlenmekte ve değerlendirilmektedir. Bu kapsamda tetkik edildiğinde, tarımsal ürünler dış ticaretimizin 2002-2012 tarihleri arasında sürekli olarak fazla verdiği ve cari işlemler dengesine müspet katkıda bulunduğu görülmektedir. Gümrük Giriş Tarife Cetveli’nin 1 ila 24 fasılları arasında yer alan tarım ürünlerinde ithalatımız, 2012 yılında yüzde 2,08 azalarak 10,73 milyar dolar olarak gerçekleşirken ihracatımız ise yüzde 5,78 oranında bir artışla 15,26 milyar dolar olarak kayıtlarımıza geçmiştir. Bu çerçevede, tarım ürünlerinde net ihracatçı konumunda bulunan ülkemizin söz konusu ürünlerdeki dış ticaret fazlası, 2012 yılında yüzde 30 oranında bir artışla 3,46 milyar dolardan 4,52 milyar dolara yükselmiştir.

İthalatımızın bir kısmının üretim ile karşılanabilmesine yönelik olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız tarafından önemli miktarlarda desteklemeler devam etmektedir. Ayrıca, Girdi Tedarik Stratejimizde, 2023 Türkiye İhracat Stratejimizde bu konular yine detaylı olarak ele alınmakta ve hedefler ortaya konulmaktadır.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1026) sayılı soru önergesinde tekstil sektörüyle ilgili hususlar gündeme getirilmektedir. Özellikle, ucuz enerji sağlanıp sağlanamayacağı, rekabet gücünün nasıl artırılabileceği hususları dikkate getirilmektedir. Bu kapsamda bakıldığı zaman, elektrik fiyatlarının belirlenmesine yönelik olarak enerji KİT’leri, 14/02/2008 tarihli ve 2008/T-5 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile 1/7/2008 tarihinden itibaren maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasına geçmiştir. Söz konusu karar gereğince, maliyet ve döviz kurlarındaki değişimler fiyatlara yansıtılmakta ve satış fiyatları bu karar uyarınca belirlenmekte ve uygulanmaktadır. Enerji fiyatları, yukarıda da belirtildiği gibi, temel olarak ithal bir girdi olması sebebiyle dünya fiyatlarından etkilenmektedir. Biz, enerjiyi döviz olarak dünyadan ithal ediyoruz, fiyatı belirleme konumunda değiliz, dünyadaki fiyat ne ise o fiyattan ithal etmek durumundayız. Buna rağmen, mümkün olduğu kadar, enerji fiyatlarında zam yapılmamaya çalışılarak sanayimizin rekabet gücüne katkı sağlanmaktadır.

Tekstil sektörünün rekabet gücünün artırılması ve sorunlarının çözümü için Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda kamu ve özel sektörün katkılarıyla hazırlanan Tekstil, Hazır Giyim, Deri ve Deri Ürünleri Stratejisi 2008-2010 yılları arasında uygulanmıştır. Bu strateji çerçevesinde geliştirilen 28 tedbirin çok önemli bir bölümü hayata geçirilmiş ve geri kalan tedbirlerde de önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bununla birlikte, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi (2011-2014) 7 Aralık 2010 tarihli ve 2010/38 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararıyla onaylanmıştır. Bu genel çerçeve içinde, Ekonomi Bakanlığınca, özellikle tekstil, hazır giyim, deri gibi geleneksel sektörler başta olmak üzere, tüm alanlarda yüksek katma değerli ürünlerin geliştirilmesini sağlamak üzere markalaşmanın desteklenmesi faaliyetine “TURQUALITY” gibi mekanizmalarla destek olunmaktadır.

Ayrıca, tasarım stratejilerinin ve politikalarının belirlenmesine, katma değeri yüksek tasarımlar oluşturulmasına, uluslararası alanda Türk tasarımlarının tercih edilir konuma getirilmesine yönelik çalışmalar yapmak üzere 2009/15355 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türk Tasarım Danışma Konseyi kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır.

Bunun yanı sıra, KOSGEB tarafından fuar teşvikleri başta olmak üzere çeşitli destekler sektöre yönelik olarak sağlanmaktadır.

Yine, Ekonomi Bakanlığı uhdesinde uygulanan yurt dışı birim marka ve tanıtım faaliyetleri desteği, pazar araştırması ve pazara giriş desteği, uluslararası rekabetçiliğin geliştirilmesi desteği sektörde faaliyet gösteren firmalarımıza sağlanan destekler arasında yer almaktadır.

Özellikle son dönemlerde 6’ncı bölge teşvikleriyle de emek yoğun olan tekstil, konfeksiyon sektörümüz için yeni bir ortam hazırladığımızın altını çizmek isterim. Bu firmalarımız, ucuz emeğe sahip dünyanın başka değişik coğrafyalarına gitmek yerine bu 6’ncı bölge dediğimiz illere giderek hem istihdamı hem üretimi yurt içinde tutabileceklerdir. Bu konuda son teşvik sistemimiz de, özellikle tekstil, konfeksiyon sektörü açısından önem arz etmektedir.

Koruma önlemleri ve antidamping gibi ticaret politikası araçlarıyla da sektörümüzü koruyoruz. Dampingli ithalata karşı çeşitli karşı önlemler geliştiriyoruz.

Ayrıca, bu önlemlere ek olarak, sektörde geniş kapsamlı bir düzenleme de 2011 yılı içinde ilave vergi uygulaması şeklinde yürürlüğe konulmuştur. Avrupa Birliği ülkeleri ve serbest ticaret anlaşmasına sahip olduğumuz ülkeler hariç olmak üzere diğer ülkelere dönük tekstil ürünleri için yüzde 11 ila yüzde 20 arasında, bazı konfeksiyon ürünleri için yüzde 17 ila yüzde 30 oranlarında ilave gümrük vergisi getirilmiştir. Bu da ülkemizde tekstil ve konfeksiyon sektörünün yeni bir ivme kazanması ve istihdamını artırması açısından son derece etkili bir tedbir olmuştur.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Romanya Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi Başkan Yardımcısı Natalia Intotero ve Romanya Senato Dışişleri Komitesi Kâtip Üyesi Ben Oni Ardelean’a Başkanlıkça “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Parlamentolararası Değişim ve Diyalog Projesi çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Romanya Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi Başkan Yardımcısı Sayın Natalia Intotero ve Romanya Senato Dışişleri Komitesi Kâtip Üyesi Sayın Ben Oni Ardelean şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunmaktalar. Kendilerine Meclisimiz adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

 

VIII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI (Devam)

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Millet Bahçesi’nin düzenlenmesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/70) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, enflasyon oranlarının hesaplanması yöntemine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/305) Cevaplanmadı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da kamu yatırımları için ayrılan ödenek miktarının artırılmasına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/500) Cevaplanmadı

4.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Bakanlıkta ve Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda özürlü personel istihdamına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/633) Cevaplanmadı

5.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Çeçenistan’da faaliyet gösteren firmaların yaşadıkları sorunlara ve işçilerin mağduriyetine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/689) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ekonomik krizin etkilerinin azaltılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/747) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yoksulluk sınırı altında kalan vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/749) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Esnaf ve Sanatkârlar Odası üyelerinin ÖTV’siz akaryakıt imkânından faydalanmalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/869) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

9.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, kira ödenen kamu binalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/920) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tekstil sektöründe yaşanan sıkıntılara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1026) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, TOKİ’nin elde ettiği gelir miktarına ve devam eden projelere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1122) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

12.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ili ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1143) Cevaplanmadı

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına hizmet binası yapılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1225) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Maliye Bakanlığına yeni bir sosyal tesis yapılacağı iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1227) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, asgari ücret tespit komisyonuna ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1230) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, gençlerin, kadınların ve engellilerin istihdamının teşvik edilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1231) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, işsizlik sorununa ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1232) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

18.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ülkemizde faaliyet gösteren bankaların şube sayılarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1291) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

19.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ülkemizde faaliyet gösteren yerli ve dış kaynaklı banka sayısına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1293) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yol yapım ve bakım hizmetleri için Kahramanmaraş İl Özel İdaresine kaynak aktarılıp aktarılmayacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1338) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

21.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, eşit işe eşit ücret uygulamasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1357) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Afşin-Elbistan A Termik Santraline filtre ve atık su tesislerinin kurulmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1371) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

23.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerindeki serbest bölgelerdeki yatırımlara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1445) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

24.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, TÜİK’te çalışan 4-C’li personele ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1449) Cevaplanmadı

25.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın kalkınması için başta hayvancılık ve eğitim olmak üzere Devlet yatırımlarının artırılması ihtiyacına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1640) Cevaplanmadı

26.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tekstil ve hazır giyim sektöründe girdi ve finansman maliyetlerinin artmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1704) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

27.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Datça Hükûmet Konağı ve öğretmenevinin fiziki yetersizliğine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1766) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

28.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki süt tüketimine ve fiyatlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1835) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

29.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizde maden araması yapan yabancı firmalara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1838) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hane halkı sağlık araştırmalarına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1917) Cevaplanmadı

31.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in, Bakanlığın kurumsal kimliğinin oluşturulmasına yönelik harcamalara ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1953) Cevaplanmadı

32.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan ödemelere ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2034) Cevaplanmadı

33.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, gelir yöntemiyle millî gelir hesaplanmasına ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2035) Cevaplanmadı

34.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, SODES Projesi kapsamında finanse edilen sportif projelere ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2320) Cevaplanmadı

35.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde kullanılan akaryakıtta KDV oranının düşürülmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2407) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Posof ilçesine bağlı bir köyde yapılan kadastro çalışmalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2438) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

37.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, pirinçteki KDV’nin düşürülmesi talebine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2508) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

38.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kalkınma öncelikli illerde görev yapan Devlet memurlarına daha yüksek ücret ödenmesi talebine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2532) Cevaplanmadı

39.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2012 yılında Ankara’ya yapılan yatırımlara ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2730) Cevaplanmadı

40.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Orta Ceyhan Menzelet II. Merhale Sulama Projesi’ne ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2762) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

41.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Ayvalı Sulama Projesi’ne ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2767) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

42.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, açlık ve yoksulluk sınırı verilerine ilişkin Kalkınma Bakanından sözlü soru önergesi (6/2793) Cevaplanmadı

43.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, tarımsal dış ticaret açığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2819) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

44.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ormancılıkta vardiya uygulamasına geçilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2944) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

45.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, geçici orman işçilerine kadro verilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2945) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

46.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, orman teşkilatına kadro verilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2947) ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

 

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Ben de misafirlerimize hoş geldiniz diyorum ve cevaplarıma devam ediyorum.

Sektörün gerek TÜBİTAK tarafından hibe şeklinde uygulanan gerek Maliye Bakanlığı tarafından vergisel şekilde uygulanan araştırma geliştirme desteklerinden de daha çok faydalanabileceği düşünülmektedir.

Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1704) sayılı soru önergesi de yine aslında aynı sektöre dönüktür. Tekstil ve hazır giyimde girdi maliyetlerinin nasıl düşürülebileceğine ilişkin bir sorudur. Bir önceki soruda aslında büyük oranda cevap verilmiş durumdadır. Benzer içerikte bir cevabı tekrar ederek daha fazla vaktinizi almak istemiyorum. Esas itibarıyla, bu konuda belli stratejiler çerçevesinde, sektörel ve genel sanayi stratejisi çerçevesinde tekstil ve hazır giyim sektörümüzü destekliyoruz. Bu sektörün ihracat açısından, bölgesel kalkınma açısından, istihdam açısından öneminin farkındayız. Sektörümüzü yeni politikalarla tasarımda, markalaşmada, katma değer üretiminde daha ileri seviyelere taşımak için her türlü desteği sağlıyoruz. Tekstil ve konfeksiyon sektörü ülkemizin önemli bir sektörü olmaya devam edecektir.

Yine, aynı milletvekilimizin, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1838) sayılı sözlü soru önergesinde ülkemizde maden araması yapan yabancı firmalar sorulmakta. Ayrıca, yine sondaj faaliyetlerinin teşvik kapsamına alınıp alınmayacağı sorulmaktadır. Baktığınız zaman, Enerji Bakanlığı bünyesindeki Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından tutulan istatistiklere baktığımızda güncel olarak kayıtlı 208 adet yabancı ortaklı firma bulunmaktadır. Bu firmalara ait 1.212 adet ruhsat kaydı mevcuttur. Bu ruhsatlardan 742 adedi işletme, 470’i ise arama aşamasındadır. Bu ruhsatların başlıca dağılımı, 298 adedi Marmara, 297 adedi İç Anadolu, 237 adedi de Ege olmak üzere tespit edilmektedir.

Sondajlar ve teşvik konusunda değerli milletvekilinin dile getirdiği husus gerçekten önemli. Burada bir eksiklik söz konusuydu, son dönemlerde yapılan düzenlemelerle bu eksiklik giderildi. Sondaj faaliyetleri de elbette, özellikle aramaya dönük yapılan faaliyetler. Sonucunda maden bulun, bulmayın bu önemli değil, uluslararası tanımlar kapsamında baktığınızda, bir arama faaliyeti yaptığınızda bir yatırım yapmış oluyorsunuz. Madenciliği, biliyorsunuz, son teşvik kararnamemizde 5’inci bölge kapsamına almıştık. Maden aramaları ve bu kapsamda yapılan sondajlar da son dönemlerde yine teşvik kapsamına dâhil olmuş bulunmaktadır.

Yine, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1371) sayılı soru önergesinde, Kahramanmaraş’ın Afşin-Elbistan A Termik Santraline ilişkin, özellikle çevresel açıdan alınan tedbirler sorulmaktadır. İlgili Bakanlığımızdan aldığımız bilgiyi burada aktarmak isterim: İş termin planları kapsamında belirtilen yatırımlardan elektrofiltre rehabilitasyonları bazı santrallerde gerçekleştirilmiş, bazı santrallerde ise ihale süreci veya yapım aşaması devam etmektedir. Afşin-Elbistan A Termik Santrali Baca Gazı Kükürt Arıtma Tesisi 2013 yılı yatırım programında iz bedelle yer almaktadır. Afşin-Elbistan A Termik Santralinin, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 6/11/2008 tarih 2007/2268-E ve 2008/1877-K sayılı kararları gereği ERG-VERBUND Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ’ye devredilmesi gerekmektedir. Konuyla ilgili görüşmeler devir kurulu kurularak Bakanlığımız koordinasyonunda hâlen devam etmekte olup henüz sonuçlandırılamamıştır. Bu nedenle, 2008 yılından bugüne kadar Afşin-Elbistan A Termik Santralinin baca gazı kükürt arıtma tesisi elektrofiltresi ve teknolojik atık su arıtma tesisi yapılamamıştır. Afşin-Elbistan A Termik Santralinde evsel atık su tesisleri kurulmuş olup çalışır durumdadır.

Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2762) sayılı sözlü soru önergesinde, Orta Ceyhan-Menzelet II. Merhale Sulama Projesi sorulmaktadır, bununla ilgili bilgi istenmektedir. Bu soru önergesine cevap olarak şunu ifade edebilirim: Orta Ceyhan-Menzelet II. Merhale Projesi kapsamında inşaatı devam eden Kılavuzlu sulaması 1’inci kısım inşaatının toplam bedeli 388 milyon Türk lirasıdır. Söz konusu işe 2012 yılında 70 milyon Türk lirası kaynak aktarılmıştır. 2013 yılında ise 50 milyon Türk lirası kaynak ayrılmış olup projenin 2008 yılında bitirilmesi planlanmıştır.

Yine aynı milletvekilimizin, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2767) numaralı sözlü soru önergesinde, Ayvalı sulaması sorulmaktadır. Ayvalı Sulaması Projesi yapımı 2012 yılı içinde tamamlanmıştır. Yapım ihalesi 8/2/2013 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Söz konusu iş, 2012 Yılı Yatırım Programı’nda 24,3 milyon TL keşif, 3 milyon nakit bedelle yer almıştır. Ayvalı Barajı sulaması inşaatına 2013 yılında sene başı ödeneği olarak 5 milyon Türk lirası ayrılmış olup işin yapım süresi dört yüz seksen gündür.

Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2767) sayılı sözlü soru önergesinde yine bir projemizle ilgili bilgi istenmektedir. Aslında o proje ile ilgili bilgiyi de az önce ortak bir şekilde vermiş oldum, iki proje ile ilgili de bilgiyi arz etmiş oldum.

Yine, Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1338) sayılı soru önergesinde Kahramanmaraş İl Özel İdaresine dönük olarak kaynak hususu sorulmaktadır. İl özel idareleri ve belediyelere -bildiğiniz gibi- genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı toplamı üzerinden ayrılacak paylara ilişkin esas ve usuller 5779 sayılı Kanun’la düzenlenmektedir. Kanunun 2’nci maddesi gereğince, il özel idareleri ve belediyelere genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı toplamı üzerinden pay verilmektedir.

Ayrıca, KÖYDES Projesi kapsamında, köy yollarının kalite ve standartlarının yükseltilmesine yönelik yol projeleri ile bakım onarım projeleri il özel idareleri ve/veya Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından yapılmaktadır.

Ayrıca, Kahramanmaraş İl Özel İdaremizin proje bazlı, spesifik bazlı taleplerine de bugüne kadar karşılık verilmiştir, bundan sonra da imkânlar ölçüsünde bu projeler değerlendirilecektir.

Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2947), (6/2945) ve (6/2944) sayılı sözlü soru önergeleri söz konusudur. Bunlara 14 Mart 2013 tarihinde yazılı bir cevap verilmiştir. Bunlar özellikle mevsimlik işçilerle ilgili sorulardır. Şimdi, çok detayına girmek istemiyorum, yazılı bir cevap da verilmiş durumda. Mevsimlik orman işçilerimizin özlük haklarına ilişkin hususlar, ilgili kanunlar çerçevesinde düzenlenmektedir ve Orman ve Su İşleri Bakanlığımız uhdesinde de yine bu çalışmalar takip edilmektedir. Bunların detayları hep yazılı cevaplarımızda verilmiştir.

Yine, Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1230) sayılı sözlü soru önergesinde, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısı gündeme getirilmekte ve soru yönlendirilmektedir. Bu soruya cevap olarak, İş Kanunu’nun 39’uncu maddesine göre Asgari Ücret Tespit Komisyonu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının tespit edeceği üyelerden birinin başkanlığında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürü veya yardımcısı, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü veya yardımcısı, Türkiye İstatistik Kurumu Ekonomik İstatistikler Dairesi Başkanı veya yardımcısı, Hazine Müsteşarlığı temsilcisi, Kalkınma Bakanlığından konuyla ilgili dairenin başkanı veya yetki vereceği bir görevli ile bünyesinde en çok işçiyi bulunduran en üst işçi kuruluşundan değişik iş kolları için seçecekleri 5, bünyesinde en çok işvereni bulunduran işveren kuruluşlarından değişik iş kolları için seçeceği 5 temsilciden oluşmaktadır. Buna göre, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yapısının değiştirilmesi ancak mevcut kanunda yapılacak bir değişiklikle mümkün olabilecektir.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1231) sayılı sözlü soru önergesinde ise gençlerin, kadınların ve engellilerin iş hayatında daha fazla istihdam edilmesi hususu gündeme getirilmektedir. Bu konuda, Hükûmetimizin gerçekten çok güçlü politikalar izlediğini burada özellikle vurgulamak isterim. Hükûmetimiz ekonomik politikalarının yürütülmesinde istihdam odaklı hareket anlayışını özümsemiştir. Bireylerin ve ailelerin düzenli gelir elde etmesinin esas yolunun bir işe sahip olmak olduğu gerçeğinden hareketle istihdamın arttırılarak işsizliğin azaltılması yolunda önemli adımlar atılmıştır. Ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan işsizliği azaltmak, iş gücüne katılımı ve istihdamı arttırmak için ilki 2008 yılında olmak üzere dört ayrı istihdam paketi açıklanmıştır. Bu paketlerle çeşitli prim indirimleri ve teşvikler getirilmiş, istihdam üzerindeki yükler azaltılmış, işsizlik ödeneği miktarında artış sağlanmış ve kısa çalışma ödeneği işler hâle getirilmiştir. Kadın ve gençlerin istihdamına yönelik özel düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca, 2001 yılı Şubat ayında yayınlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun ile istihdama yönelik çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler ile işsizlikle mücadele amacıyla İşsizlik Sigortası Fonu’nun bir önceki yıl prim gelirlerinin belirli oranlar dâhilinde iş gücünün istihdam edilebilirliğini artırmak, çalışanların vasıflarını yükselterek işsizlik riskini azaltmak, istihdamı arttırıcı ve koruyucu tedbirler almak ve uygulamak, işe yerleştirme ve danışmanlık hizmetleri temin etmek gibi amaçlarla kullanılmasına imkân sağlanmıştır.

31 Aralık 2015 tarihine kadar ilave olarak işe alınacak her bir sigortalının sigorta primi işveren hissesinin, işe alındıkları tarihten başlamak üzere, altı aydan elli dört aya kadar değişen sürelerle İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanması sayesinde hem işsizlerin ilave istihdam olarak işe alınmasını hem de çalışanların mesleki eğitim belgesine sahip olmaları teşvik edilmiştir.

Kadınların istihdam edilebilirliklerini arttırmak, iş gücüne katılımlarını önleyen engelleri azaltmak amacıyla “Kadın İstihdamının Desteklenmesi Operasyonu” uygulamaya konulmuştur. Özellikle son dönemlerde kadınların iş gücüne katılımında çok ciddi bir artış görüyoruz, yüzde 29’u aşmış durumda, yüzde 30’a yaklaşıyor. Son bir yıl içinde özellikle istihdama baktığınızda neredeyse yarısının kadın istihdamı olduğunu görüyorsunuz yani bu konuda izlediğimiz politikaların çok ciddi sonuçlar verdiğini görüyoruz. 2008 yılında hazırlık çalışmaları başlatılan ve 2009-2012 yıllarında yürütülen hibe kapsamında yine kadın istihdamına dönük çalışmalar yapılmıştır. Ayrıca, aktif iş gücü politikalarımızla da, engelli vatandaşlarımız, kadınlar ve gençler öncelikli olarak çok çeşitli faaliyetler yürütülmüştür.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1232) sayılı sözlü soru önergesi de yine istihdama dönüktür. İşsizlik sorununun çözümüne dönük sorular yönlendirilmektedir. Burada işsizliğe çok boyutlu yaklaştığımızı, “büyüme artı istihdam dostu büyüme” kavramıyla yaklaştığımızı vurgulamak isterim. Son yaşadığımız küresel kriz, Türkiye'nin istihdamla ilgili izlediği politikaların ne kadar başarılı olduğunu göstermiştir. Dünyada, Avrupa’da, birçok ülkede işsizlik rakamları artarken, çok yüksek düzeylere çıkarken Türkiye'nin performansı herkesi imrendirecek boyutlarda olmuştur. 2009 yılında yüzde 14’ler civarında olan işsizlik bugün tek haneli rakamlara inmiştir. Geçtiğimiz yıl itibarıyla 9,6 gibi tek haneli rakama düşmüş durumdadır. Son on yılın en düşük işsizliğine bu küresel kriz ortamında Türkiye ulaşmıştır. Yine baktığımızda, son yıllarda 4 milyonun üzerinde istihdam oluşturmuş durumdayız. Krizin dip yaptığı 2009 yılının ilk çeyreğinden bugüne baktığınızda 4 milyonun üzerinde yeni istihdam oluşturulmuştur. Bu, ülkemizin izlediği istihdam politikalarının başarısını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Burada, az önce söylediğim gibi, büyüme önemli. İstikrarlı, sürdürülebilir, yüksek büyüme olmadan işsizlik sorununu çözmek elbette ki mümkün değil. Fakat, büyüme tek başına yeterli değil. Büyümeyi diğer politikalarla birleştirdiğiniz zaman çok daha etkili oluyor. Özellikle büyümenin istihdam esnekliğini artırıcı politikalar kritik öneme sahip.

Bu kapsamda, son yıllarda, İŞKUR’un özellikle çok ciddi çalışmalar yaptığını görüyoruz. Eskiden İŞKUR hiçbir şekilde bu çalışmaları yapmazken son dönemlerde çok yoğun faaliyetler yürütüyor. Sadece 2012 yılında yaptığı faaliyetleri ifade edecek olursam: 215.399 işçinin katıldığı iş gücü yetiştirme kursları düzenledi İŞKUR. 91.908 işsizin katıldığı toplum yararına çalışma programları uygulandı. 31.373 kişinin katıldığı işbaşı eğitim ve staj programları düzenlendi. Yine, 24.475 işsizin katıldığı girişimcilik programları uygulandı. Ayrıca, 61’inci Hükûmet Programı’nda da yer aldığı üzere “İŞKUR’a kayıtlı her işsizin ve işverenin bir iş ve meslek danışmanı olacak.” ilkesiyle hareket ettik ve Ocak 2013 itibarıyla 3.746 iş ve meslek danışmanı işe alınmış olup görevi başındadır. 2013 yılının ilk çeyreğinde bu sayının 4 bine tamamlanması planlanmaktadır. İşte, bu yeni kadromuzla birlikte iş ve meslek danışmanları, kadınlar, engelliler, genç işsizler gibi dezavantajlı grupların yanı sıra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile yapılan protokole istinaden, sosyal yardım alan vatandaşlara da ulaşarak onların iş gücü piyasasına girmeleri noktasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda, yardım noktalarından yönlendirilen kişilerin 59.796’sı İŞKUR’un iş arayanların istihdam edilebilirliğini artırmak amacıyla düzenlediği mesleki eğitim faaliyetlerine yönlendirilmiş olup 23 binin üzerinde sosyal yardım yararlanıcısı da kurumlarımız tarafından işe yerleştirilmiştir. Son dönemlerde sosyal yardım politikalarımızla istihdam politikalarımız arasında da çok güçlü bir bağ oluşturuyoruz. Bu bağ önümüzdeki dönemde de devam edecek. Görev yapmakta olan 2.632 danışman 2012 yılı içinde 842.419 bireysel görüşme gerçekleştirmiştir. 2013 yılında ise en az 1 milyon bireysel görüşme yapılması planlanmaktadır.

Tokat Milletvekilimiz Sayın Reşat Doğru’nun (6/1357) sayılı sözlü soru önergesi eşit işe eşit ücret uygulamasının kapsamına ilişkindir; öğretmen ve akademisyenler, diğer çalışanlar da kapsama dâhil olamaz mı şeklinde bir soru. Değerli milletvekilleri, eşit işe eşit ücret politikasının gereği olarak aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzer kadrolarda bulunan personel arasındaki ücret dengesizliğini ortadan kaldırmak ve kamu hizmetlerinin daha etkin ve verimli bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak amacıyla 2/11/2011 tarihli  ve 28103 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de ve bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Diğer taraftan, kamu görevlilerinin mali ve sosyal haklarının toplu sözleşme ile belirlenmesi konusunda Anayasa’da değişiklik yapılmış olup konuya ilişkin uyum yasa tasarısı 4/4/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmiştir. Bu çerçevede, kamu görevlilerinin mali ve sosyal haklarına ilişkin taleplerinin toplu sözleşme sürecinde gündeme getirilerek çözüme kavuşturulması mümkün olabilecektir. Bu sözde ifade edilen talepler de bu süreçlerde değerlendirmeye tabi hususlardır.

Çanakkale Milletvekili Sayın Ali Sarıbaş’ın (6/920) sayılı sözlü soru önergesi kamu binaları ve buradaki kira bedellerine ilişkin hususları kapsamaktadır. Bu konuda yetkili bakanlığımız olan Maliye Bakanlığımızdan aldığım bilgiler itibarıyla şöyle cevap verebilirim: Kamu kurumlarında hizmet binası ihtiyacı, durum ve imkânların değerlendirilmesi sonucu kira, satın alma veya yaptırma yollarıyla temin edilmektedir. Genellikle ilk kurulan idareler kiralama yapmak durumunda kalmaktadır. 2012 bütçesinde kiralama için merkezî yönetim bütçesine dâhil 107 idareye yaklaşık 207 milyon lira ödenek ayrılmıştır. 34’ü genel bütçeli idare, 44’ü yükseköğretim kurumu olmak üzere 66 özel bütçeli idare ile 7 düzenleyici ve denetleyici kurum da bulunmaktadır. Hizmet binalarının tefrişat giderleri, binanın kiralık olup olmadığına bakılmaksızın, idare bütçesinde toplu olarak tek bir kodda izlendiğinden hizmet binası olarak kiralanan binaların iç tefrişatı için ne kadar harcama yapıldığına ilişkin şu an itibarıyla bir kayıt bulunmamaktadır.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1227) sayılı sözlü soru önergesi ise sosyal tesisler ve kamplara ilişkindir. Burada Maliye Bakanlığının yaptırdığı bir tesise ilişkin soru yönlendirilmektedir. Bu konuda, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’yla üstlenilen yeni fonksiyonların yerine getirilmesi amacıyla düzenlenecek eğitim programları ve hedef kitlenin belirlenmesi için 2010-2016 yılları arası periyodu içeren bir ihtiyaç analizi çalışması yapılmış ve Maliye Bakanlığının mevcut 400 kişilik eğitim kapasitesinin yetmeyeceği tespit edilmiştir. Eğitim kapasitesinin artırılması amacıyla, Ankara’da, 2.250 kişiye eğitim verebilecek yeni bir eğitim merkezi yaptırılması kararlaştırılmıştır. Bu bina bir sosyal tesis olmayıp bir eğitim merkezi olarak planlanmıştır. Misafirhane de dışarıdan eğitime gelen katılımcıların konaklama ihtiyaçları için öngörülmüştür.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1225) sayılı sözlü soru önergesi Çevre ve Şehircilik Bakanlığının niçin kirada kaldığına, kendi binasını niçin yapmadığına ilişkindir. Bu konuda şöyle cevap verebilirim: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hizmet binası için yapılan çalışmalar tamamlanmış olup yapım işi 2012 yılı yatırım programına dâhil edilmiştir ve ihale aşamasında bulunmaktadır. Binanın yapımının iki yılda tamamlanması öngörülmektedir. Bu hususta da yürüyen bir çalışmamız olduğunu belirtmek isterim.

Tokat Milletvekilimiz Sayın Reşat Doğru’nun (6/1122) sayılı sözlü soru önergesi de TOKİ’nin kurulduğu günden bugüne hangi projeden ne kadar gelir elde ettiğine ilişkindir. Öncelikle tabii, TOKİ’nin, bütçeye yük olmadan çok büyük miktarlarda konut ürettiğini ve ülkemizde düzenli şehirleşme adına, gecekonduların önlenmesi adına, daha sağlıklı yapılarda halkımızın yaşaması bakımından, planlı kentleşme bakımından önemli katkılarda bulunduğunu belirtmek isterim. TOKİ, Ocak 2003-Mart 2013 tarihleri arasında, 81 il, 800 ilçe, 2.575 şantiyede toplam 567.310 adet konutun üretimine başlamış bulunmaktadır. Bu rakam, 100 bini aşan nüfuslu 22 adet şehir anlamına gelmektedir. Diğer taraftan, üretilen konutların 483.494 adedi, diğer bir ifadeyle yaklaşık yüzde 85’i sosyal konut niteliğindedir. Önergede yer alan soru çok geniş kapsamlı olup tek tek bütün projelerle ilgili bilginin dökümünü yapmak sözlü olarak çok uzun zaman gerektirmektedir. Bu itibarla, münferiden belirtilen projeler için bilgi istenilmesinin daha yararlı olabileceği değerlendirilmektedir. Bilindiği üzere, Toplu Konut İdaresi, kısıtlı kaynaklarını göz önünde tutarak mevcut piyasa koşullarıyla konut sahibi olamayan yoksul, dar ve orta gelirli vatandaşlar için geliştirdiği sosyal amaçlı projeleri finanse etmek ve yeni kaynaklar bulmak amacıyla kendi mülkiyetindeki rant değeri yüksek arsaları üzerinde daha önce hiç uygulanmayan ve kamu finansmanı gerektirmeyen arsa karşılığı gelir paylaşımı modelini hayata geçirmiş bulunmaktadır. Bu çerçevede, TOKİ ve TOKİ iştiraki Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Şirketi tarafından gelir paylaşımı modeli ile geliştirilen ve 83.816 konuta baliğ olan projelerden elde edilecek idare şirket payı geliri yaklaşık 11,7 milyar Türk lirasıdır. Bu gelirden bugüne kadar tahsil edilen toplam idare şirket payı geliri ise yaklaşık 7,6 milyar Türk lirasıdır.

Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın yönelttiği (6/1445) sayılı sözlü soru önergesine aslında yazılı bir cevap verilmiştir Ekonomi Bakanlığımız tarafından. Serbest bölgelere ilişkin, özellikle Adana Serbest Bölgesi’ne ilişkin bir önerge söz konusudur. Burada belki yazılı cevaba ilave olarak ben şunu ifade edebilirim: Serbest bölgelerin daha etkili kullanılması için, doluluk oranlarının artırılması için son dönemlerde ilave çalışmalar yapılmıştır. Serbest bölgeleri daha cazip hâle getirici düzenlemeler yakında Meclisimizin gündemine, inşallah, gelecektir. Bu şekilde, stratejik sektörler başta olmak üzere, bu bölgelerdeki yatırımları daha cazip hâle getirici düzenlemeler yapılacaktır. Bunlar yapıldığı zaman Adana Yumurtalık ve diğer serbest bölgelerimizin çok daha etkili bir şekilde yatırımcıyı cezbedebileceğini ifade edebilir.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2438) sayılı soru önergesi Ardahan Posof Alköy’e ilişkindir, buradaki kadastro çalışmalarına ilişkin bir soru sorulmuştur. Aslında buna yazılı cevap verilmiş ama kısa bir cevap, bunu burada da müsaadenizle okumak isterim. “Posof ilçesi Alköy’de 5304 sayılı Kanun’a göre yapılan kadastro çalışmaları 2008 yılında askıya çıkarılarak kesinleşmiştir. Askı sürecince vatandaşlarımız tarafından kadastro mahkemesine herhangi bir dava açılmamış olup kadastro uygulamasına karşı bundan sonra ancak, hukuk mahkemesi davası açılabilecektir.”

Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan’ın (6/1766) sayılı soru önergesinde Datça Hükûmet Konağı ve Öğretmenevi başta olmak üzere binaların, kamu binalarının durumu sorulmaktadır. Dönemin İçişleri Bakanına sorulan soruya yazılı bir şekilde cevap verilmiştir. Bu konuda, her kurumun kendi binasıyla ilgili çalışmalar yaptığı, hükûmet konağıyla ilgili talebin de İçişleri Bakanlığı tarafından imkânlar ölçüsünce değerlendirileceği ifade edilmiştir.

Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören’in yönlendirdiği (6/689) sayılı sözlü soru önergesi ise Çeçenistan’da faaliyet gösteren firmalar ve burada yaşanan sorunlara ilişkindir. Çeçenistan’da faaliyet gösteren bir inşaat firmasınca istihdam edilen 426 Türk işçisi, şirket sahibi Azeri uyruklu Siyavuş Memetzade’nin Çeçenistan idareleriyle yaşadığı sorunlar nedeniyle Grozni’den kaçması üzerine sıkıntıya düşmüşlerdir, bununla ilgili bir soru önergesi. Bu çerçevede, Grozni’ye intikal eden Moskova Büyükelçiliği Konsolosluk Şubesi ve Moskova Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği yetkilileri işçilerimizin sorunlarıyla ilgilenmiş ve en kısa süre içerisinde sorunsuz olarak yurda dönmeleri sağlanmıştır. Anılan tahliye operasyonu Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi  Başkanlığının -AFAD’ın- koordinasyonunda Türk Hava Yollarından kiralanan üç uçak ile gerçekleştirilmiş ve 15 Aralık 2011 tarihinde yurda getirilen vatandaşlarımız sağlık kontrolünden geçirilmek ve otobüs biletleri verilmek suretiyle memleketlerine gönderilmişlerdir. Ayrıca, Çeçenistan Hükûmeti tarafından sürdürülen projeler kapsamında faaliyette bulunan Türk firmalarının karşılaştıkları sorunların önemli bir kısmı anılan şirketlerin yurt dışındaki tecrübe yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu konularda da daha iyi bilgilendirme yönünde çaba sarf edilmektedir. Diğer yandan, Çeçenistan’da mağdur edilen ve ülkeden AFAD koordinasyonunda tahliyeleri gerçekleştirilen işçilerimizin önemli bir kısmının Rusya ile sağlanan vize muafiyetinden yararlanmak suretiyle turist olarak yurt dışına çıkan, çalıştırıldıkları küçük çaplı şirketlerde herhangi bir sözleşmeleri bulunmayan vatandaşlarımız olduğu tespit edilmiştir. Bu çerçevede konuya ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğünde ilgili tüm bakanlık, kurum ve kuruluşlarımızın katılımıyla çalışmalar yapılmış, bu ve benzeri sorunların bir daha yaşanmaması yönünde de gerekli tedbirler ele alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanımıza, Başbakanlığa yönelik olarak ifade edilen soru önergelerini tamamlamış bulunuyorum. Şimdi de kalan vaktimde kendi Bakanlığımla ilgili…

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye. Yerinden kısa açıklama isteyecek sayın milletvekilleri var, onlara söz vereceğim.

Teşekkür ederim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Daha bitiremedim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Biliyorum ama süre de tamamlandı, lütfen.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Peki.

BAŞKAN - Sayın Doğru, buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

“TOKİ, gelir düzeyi düşük insanlara konut yapıyor.” deniyor ancak bazı bölgelerde maalesef konutlar çok pahalı şekilde vatandaşlara teslim ediliyor. Aynı şekilde toplu konut yapan… Mesela, Tokat ili Erbaa ve Niksar ilçelerinde belediyeler daha ucuza konut mal etmekte ve vatandaşa vermektedir. Bu yönlü olarak vatandaşın da bazı mağduriyetleri olduğunu söylemek istiyoruz.

Bir diğer konu: Sayın Bakanım, 5084 no.lu Teşvik Kanunu 31/12/2012 tarihinde sona ermiştir. Bu minvalde yeni bir kanun çıkartılmamış olmasından dolayı da işletmeler çok büyük mağduriyet içerisindedir. Yani yeni açılacak olanlar yeni Teşvik Kanunu’ndan faydalanmakta, ancak eski açılmış olanlar bundan faydalanmamış oldukları için haksız bir rekabet de söz konusudur. Bununla ilgili son görüşünüzü de öğrenmek istiyoruz.

Diğer bir konu: Anadolu şehirlerine her geçen gün birçok banka şubesi açılmaktadır. Açılan bankaların birçoğu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkanım, hiç olmazsa iki dakika verseniz.

BAŞKAN – Ama İç Tüzük böyle Sayın Doğru, kısa bir açıklama talebiniz var.

Buyurun Sayın Dedeoğlu.

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma teşekkür ediyorum sormuş olduğum sorulara verdikleri cevaplardan dolayı.

Kahramanmaraş’ımızın en büyük iş istihdamını sağlayan meslek grubu tekstildir. 5084 sayılı Kanun’umuz 31/12/2012 tarihinde bitti. Bu Kanun’un üç yıl daha uzatılması noktasında bir kanun teklifi vermiştim. Ancak, şu anda anlıyorum ki Hükûmetimiz 5084’ü uzatmaktan ziyade, daha değişik, o bölgelerde, 49 ilde veyahut da kalkınmakta olan illerde iş istihdamına katkı sağlayacak yeni bir düzenleme yapacak. Bu düzenlemenin bir an önce yapılmasını talep ediyorum çünkü Kahramanmaraş’ta 107 bin sigortalı işçimiz vardı, fabrikalarımız işçi çıkarmaya başladı, personel çıkarmaya başladı. Bunun bir an önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman, buyurun.

ALİ HALAMAN (Adana) -  Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Bakanımıza da teşekkür etmekle birlikte bu cevaplardan önce… Bu Çanakkale bir savaş sonucu şu: Yani Türk milletinin galibiyetiyle sonuçlandı. Sayın Başbakan “Bu, etnik bir gruba ait değil.“ diyor. Önce bunu protesto ediyorum, bu lafı.

İki: Adana‘da, on senedir, iktidar döneminizde -deminki soruma istinaden soruyorum- serbest bölge olarak Ceyhan’da Çalık Grubuna İl Özel İdaresi bedava yer verdi. “Biz burayı Rotterdam yapacağız.” dediler. Bugüne kadar çivi çaktılar mı? Çaktılarsa söylerseniz mutlu oluruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, sadece kısa açıklama isteyen sayın milletvekilline cevap olarak buyurun.

KALKINMA  BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Peki.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru’nun TOKİ’yle ilgili yorumlarına şunu söyleyebilirim: TOKİ talep bazlı çalışan bir kurum, talep olmaması hâlinde bir arz yapması söz konusu değil. Talep ediliyorsa eğer demek ki bir cazibesi söz konusu.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Ondan bir şüphemiz yok.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ayrıca, fiyatları her zaman mukayese etmek doğru değil çünkü kalite de söz konusu. Fiyatlar farklı olabilir ama kalitede de farklılıklar bulunabilir. Tek tek olaylara bakıp ona göre değerlendirmekte fayda var diye düşünüyorum.

5084 sayılı istihdam teşvikiyle ilgili husus hem Sayın Doğru tarafından hem Sayın Dedeoğlu tarafından dikkate getirildi. Bu konuyla ilgili şunu söyleyebilirim: 5084, bildiğiniz gibi, geçmişte, yatırım teşviki anlamında çıkarılmış bir kanundu, yatırım yapan işletmelere belli bir süre belli destekler söz konusuydu. Aslında bunlar 2009 yılında sona ermişti ama küresel krizin etkilerini de dikkate alarak Hükûmetimiz bunu 2012 sonuna kadar uzattı, 2012 sonunda süresi tamamlanmış oldu ancak istihdamın çok önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir taraftan yeni teşvik sistemiyle yatırım yapan, yeni yatırım yapan veya yatırımını genişleten işletmelere yine ciddi istihdam teşvikleri veriyoruz ama diğer taraftan…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – İşte orada bir şey var!

KALKINMA  BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Geleceğim Sayın Doğru.

Yani mevcut teşvik sistemimiz şu anda yatırım yaparsanız zaten destek sağlıyor, onu bir tarafa koymamız lazım. Diğer taraftan, yatırım yapmadığı hâlde sadece mevcut istihdamı koruması bakımından işletmelere destek vermeye devam etmeli miyiz? Bu konuda da etmeliyiz diye düşünüyoruz. İstihdam üzerindeki yükleri olabildiğince azaltmak hem istihdam artışı anlamında hem de kayıtlı istihdam anlamında önemli. Bu kapsamda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – …5084 bitti ama yeni bir düzenlemeyle yine istihdam üzerindeki yükleri azaltıcı çalışmalarımız söz konusu. Düzenleme ihtiyacı olduğunda Meclisimizin de takdirine sunulacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt, buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, biliyorsunuz bu yıl son derece saman ihtiyacı var. Vatandaş malını satamıyor, Et ve Balık Kurumu da yedinci, sekizinci aya sıra veriyor; Et ve Balık Kurumuna da satamıyor. Onun için, hayvan başı 300 TL vatandaşa yardım etmeyi düşünüyor musunuz? Çünkü o bölgenin afet bölgesi olması lazım. Kış bu sene de uzun sürüyor. En azından insanlara bir nefes aldırabilecek şekilde hayvan başı 300 TL yardım edilirse hayvancılık yapan vatandaşlarımız rahat bir nefes alacaktır.

Bir de, memur kefil isteniyor. Bu memur kefilin yerine köydeki, ahırdaki kulağı küpeli olan, kayıtlı olan hayvanları teminat olarak alabilir misiniz? Bu çok önemlidir.

Bir de, traktör ve tarımsal kredi için alınan kredilerde kesintiler var, bu kesintilerin iade edilmesi lazım. Lütfen bunları da banka iade etsin. Adam traktör almış, 700 lira, 800 lira kesinti yapmışlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Öğüt hayvancılıkla ilgili sorular yönlendirdi. Az önceki cevaplarda aslında hayvancılığa dönük ne kadar önemli destekler sunduğumuzu ifade etmiştim. On yıl öncesine göre hayvancılık desteklerinde 25,5 kat bir artış söz konusu.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Bu sene çok kıtlık var, çok ağır geçiyor kış, bu sene bir yardım edin.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – 80 küsur milyondan bugün 2,5 milyar lira civarına gelmiş bir hayvancılık desteği söz konusu. Ancak, geçtiğimiz yıl, 2012 yılında iki yönlü bir sorun yaşadığımızı ben de değerlendiriyorum. Bir taraftan artan hayvan sayımız var, bu olumlu bir gelişme fakat hayvan sayısı arttıkça yem ihtiyacı da artıyor.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Hayvan sayısı artıyorsa niye ithal hayvan getiriyorsunuz Sayın Bakan?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Diğer taraftan, iklim şartlarıyla kuraklıktan dolayı yem üretiminde de bazı sıkıntılar yaşandı. Dolayısıyla, konjonktürel olarak 2012 yılında bir sorun yaşadık ama bunu hafifletmeye dönük olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın çeşitli destekleri oldu. Bu destekler sektörün gelişimine göre sürdürülecektir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Böylece soru önergeleri cevaplandırılmıştır.

Sayın milletvekilleri, cevaplandırılamayan sözlü soru önergeleri gündemde kalmaya devam edecektir.

Alınan karar gereğince, diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

 

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

 

3.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/374) (S. Sayısı: 108)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 108 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, “Türk dünyası” dendiği zaman, ülkemiz için çok önemli bir konunun dile getirilmiş olması gerekir. Türk dünyası ülkemizin geleceğidir. Kazakistan devleti de bunlardan bir tanesidir.

1990’lı yıllarda Türk dünyası bağımsızlığını kazandığı zaman ülkemizdeki her insan çok farklı bir şekilde heyecanlanmış ve Türk dünyası ile ilgili ilişkilerin geliştirilmesi noktasında acaba ne yapabiliriz, neler yapılabilir şeklinde de büyük bir arzu ve istek içerisine girmiştir. Bu mealde, tabii, Türkiye Cumhuriyeti devletindeki -önce kamu sektörü başta olmak üzere- özel sektör, kamu sektörü ellerindeki bütün bilgi birikimlerini bu bölgeye taşıyarak bu bölge insanlarıyla ilişkilerin geliştirilmesinde ve bu bölgenin bütün dünyaya tanıtılmasında çok büyük etkiler içerisinde etkili olmaya çalışmışlardır. Türk dünyasında, tabii, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan gibi devletlerin hepsinin dış dünyaya tanıtımlarında, bilhassa büyükelçiliklerin açılmasından tutun da dış işlerinin geliştirilmesi noktasına kadar her türlü ilişkilerin artırılarak geliştirilmiş olduğunu söylemek mecburiyetindeyiz. Yani Türk dünyası 90’lı yıllardan itibaren Türkiye Cumhuriyeti devletinin en önemli bir dış meselesi, dış konusu hâline gelmiştir.

Tabii, bu aşamada, çok önemli şeyler yapılmış olduğunu da söylemek mecburiyetindeyiz. Özellikle bir TİKA kurumunun kurulmuş olması bu manada çok önemlidir. Gerçi, şu anda TİKA’nın kuruluş amacının dışında çok farklı yönlere doğru gitmekte olduğunu da görüyoruz. TİKA, Türk dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesinde, yani Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan gibi ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi, özellikle de bağımsızlığını kazanmamış olan diğer yerlerdeki, hem Orta Asya’daki hem Orta Asya dışındaki yerlerdeki Türk dünyasıyla ilişkilerin geliştirilmesi noktasında kurulmuş olan bir kuruluş olmasına rağmen, maalesef, son yıllarda, özellikle AKP iktidarı zamanında yön değiştirmiş ve Afrika ve özellikle diğer Uzak Doğu ülkelerine açılmış olduğunu da görüyoruz. Gerçi açılmış olması… Tabii, oralara yardım edilebilir ama esas görevi, Kazakistan başta olmak üzere Türk dünyasındaki birçok ülkeye bilfiil giderek oradaki insanlarla Türkiye Cumhuriyeti devleti arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin o bölgelere bilgi birikimlerini aktarması ve o bölgelere bilgi birikimlerini getirmesi noktasındadır. Bu noktada çok ciddi manada bazı eksikliklerin olduğunu görüyoruz. Yani sonuçta, Türk dünyası ile ilgili ilişkiler mutlaka her yönlü olarak geliştirilmelidir.

Bakınız, geçmiş dönemlerde, Kazakistan Devlet Başkanı -2005 senesinde- Nursultan Nazarbayev, çok önemli bir konuyu dile getirmiştir. Asya ülkeleri güvenlik iş birliği toplantıları esnasında özellikle kendisi çıkarak demiştir ki: “Avrupa Birliği gibi Türk dünyasında da bir Türk birliği oluşturulmalıdır.” Türk birliği fikrini ilk defa -gerçi geçmişte de bunlar çok ortaya atılmıştır, söylenmiştir ama- bir devlet başkanının ağzından, dünyanın her tarafında önemli ses getirmesi noktasında, Türk birliğinin kurulması ve Türk birliğinin geliştirilmesi noktasında söylemiş olduğu, Nursultan Nazarbayev’in söylemi bence çok önemli bir söylemdir. O söylemden sonraki zaman aşımında çok fazla ciddi manada gelişmeler, ilerlemeler olduğunu söylemeyebiliriz ama en azından söylenmiş olması ve özellikle ülkemizin Batı’ya yöneldiği “Avrupa Birliği, Avrupa Birliği” denilmiş olmasına rağmen, Avrupa Birliği kapısından bir türlü girilmemiş olması ve Avrupa Birliğinin artık Türkiye Cumhuriyeti devletinin aleyhine birtakım kararlar almış olduğu da düşünülürse dolayısıyla Türk birliğinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha göz önüne getirilmelidir. Ancak enteresandır, Türk birliğiyle ilgili şu ana kadar Nursultan Nazarbayev’in söylemiş olduğu o söylemler sadece yine onlar tarafından savunulur hâle gelmiş, ancak arkası da gelmemiştir.

Gerçi, şurası da bir gerçektir ki, dünya artık Orta Asya’yı farklı yönde de görmektedir. Orta Asya, enerji kaynaklarının yoğun bir şekilde bulunduğu bir bölgedir. Bütün dünyanın gözü, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere İngiltere’siyle, Fransa’sıyla herkesin gözünün buralarda olduğu ve buralara çok ciddi manada çeşitli yatırımlar şeklinde oralara girilmekte olduğu da görüldüğü zaman ne kadar önemli bir konum olduğunun ifade edilmesi gerekmektedir.

İşte bu mealde, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak o bölgelerle ilişkilerin geliştirilmesi ve Türk dünyasıyla ilgili ilişkilerin daha fazla olması gerekmektedir. Ancak gördüğümüz kadarıyla bu ilişkilerin çok farklı boyutlarda olduğunu, bir Avrupa Birliği veyahut Afrika ülkeleriyle yapılan ilişkilerin geliştirilmesi yanında bu bölgelerle ilgili ilişkilerin çok fazla geliştirilmemiş olduğunu da görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, tabii Türk dünyasında çok ciddi yatırımlarımız vardır; özellikle Kazakistan’daki Ahmet Yesevi Üniversitesi, Kırgızistan’daki Manas Üniversitesi çok önemlidir. Buralara sahip çıkılması gerekmektedir. Yani bu bölgelerdeki özellikle Türkiye Cumhuriyeti devletinin, işte Türk dünyasındaki Azerbaycan’dan tutun da, Kırgızistan, Kazakistan’daki okulları başta olmak üzere birçok yapmış olduğu yatırımlara, hizmetlere sahip çıkılması gerekmektedir.

Bakınız, şu anda Azerbaycan’ın Bakü şehrinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okulları vardır; fakat enteresandır, o okulları gidip ziyaret etmiş olduğumuz zaman o okullarda çok ciddi manada sıkıntılar olduğu da görülmektedir. Okulların fiziki konumu çok yetersizdir, laboratuvarları çok yetersizdir, okullarda okuyan öğrenci sayısının çok fazla olmasına, öğrencilerin oturacak yer neredeyse bulamamasına -sınıflar çünkü çok kalabalıktır- rağmen oraların ilgisiz olduğunu görüyoruz.

Ben buradan bir kez daha seslenmek istiyorum ki özellikle Kazakistan ve Azerbaycan’daki Türk dünyasında da değil, diğer yerlerde de çeşitli okullarımız var. Mutlaka ve mutlaka Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı o bölgelere, o okullara oralara ulaşmalı ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin elindeki her türlü imkânlar oraya taşınmalıdır.

Bakınız, 4+4 Projesi içerisinde, FATİH Projesi içerisinde Türkiye Cumhuriyeti devletinde okullara bilgisayarlar dağıtılıyor. Peki, o bilgisayarları acaba Azerbaycan’daki, işte, Makedonya’daki, Kosova’daki veya Kazakistan’daki Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olan okullara neden dağıtmıyoruz? Yani dolayısıyla, ayrıca, oralarda Türk Dünyası Araştırmaları Vakfına bağlı çeşitli okullar da vardır. O okullarda da Türk çocukları okumaktadır yani aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti devletinden oraya giden insanların çocukları okurken ayrıca o bölgenin kendi çocukları da bu bölgede okumaktadır. Yani oralardaki okullara da bu bilgisayarlar dağıtılabilir.

Bununla ilgili, Millî Eğitim Bakanlığıyla, geçen dönem, yani daha eski Millî Eğitim Bakanıyla bizzat görüşmüş olmamıza rağmen bir yönde ilerleme olmamıştır. Yeni Millî Eğitim Bakanından bu yönde beklentimiz vardır. Yani Türk dünyasındaki okulları, en azından gitsinler, yerlerinde ziyaret etsinler. Oralardaki çocuklar nasıl okuyor? Oralardaki sıkıntılar nedir? Oralardaki fiziki konum, laboratuarların durumları nedir? Onların yerine gidilerek bizzat takip edilmesi ve çocuklarımıza sahip çıkılması gerekmektedir. Sahip çıkmazsanız ne olur? Çok şeyler olur. O okullar kapanma durumuyla karşı karşıya kalır.

Bakınız, Turan Yazgan, işte, yakın bir zamanda vefat etmiştir. Turan Yazgan Hocamızın Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Azerbaycan’da, kendisinin bizzat kendi gücünü ortaya koyarak kurmuş olduğu okulları vardır. O okullara mutlaka sahip çıkılması gerekmektedir. Turan Yazgan’ın ölümüyle beraber o okulların kapanmaması gerekmektedir. Yani şunu söylemek isterim ki Millî Eğitim Bakanlığı hem kendi okullarına sahip çıkmalı hem de parasını bizim ödemiş olduğumuz bir Kazakistan’daki Ahmet Yesevi Üniversitesine, yine Kırgızistan’daki bir Manas Üniversitesine de mutlaka sahip çıkmalıdır. Oralarda yeni yeni bölümler açılırken en azından, oralarda neler yapılıyor şeklinde birtakım çalışmaların yapılması gerekir diye düşünüyorum.

Oradaki arkadaşlarımızı, orada çalışanları yakinen tanıyoruz, bizler de gittiğimiz zaman o bölgelere özellikle ziyaretlerde bulunuyoruz ama Türkiye Cumhuriyeti devletinden gelecek olan ziyaretlerin, özellikle yeni atanan Millî Eğitim Bakanının o bölgelere ziyaretlerinin herhâlde ben daha farklı bir ses getireceği kanaatindeyim. Yani şu anda sahipsiz konuma doğru itilmektedir. Bu sahipsizlik sadece Türkiye Cumhuriyeti devletinin değil, oradaki çocuklarımızın da bir acziyetini ortaya koymaktadır. Devlet olarak mutlaka o bölgelere gidilmeli ve sahip çıkılmalıdır çünkü o çocuklar, bizim çocuklarımızdır. O çocuklar nasıl Türkiye Cumhuriyeti devletinin geleceği ise, o bölgedeki Kazakistan’ın geleceğinde etkilidirler, Kırgızistan’ın geleceğinde etkilidirler, Azerbaycan’ın geleceğinde etkilidirler. Ondan dolayı da Manas Üniversitesine, Ahmet Yesevi Üniversitesine, özellikle Azerbaycan’daki Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullara mutlaka çok kısa bir zamanda çeşitli birtakım imkânların ortaya konulması noktasında oralara ulaşılmasının doğru olduğu kanaatindeyiz.

Tabii, bunların yanında, Türk dünyasında hâlâ bir ortak alfabe konusu çözümlenememiştir, ortak tarih kitapları, ortak edebiyat kitapları hâlâ maalesef çözümlenememiştir. Bu noktalarda da çok ciddi adımlar atılması gerekmektedir sayın milletvekilleri. Bu yönlü olarak da geçmiş dönemlerde çok ciddi çalışmalar yapılmış, o yapılan çalışmaların hepsi bir noktada akamete uğramış ve akabinde de yapılan çok fazla bir şey olmamasından  dolayı da şu anda bekler konuma gelmişlerdir ama ortak alfabenin ne kadar ihtiyaç olduğunu, ortak tarih kitaplarının, ortak edebiyat kitaplarının ne kadar önemli olduğunu da buradan bir kez daha söylemek isterim. 

Tabii, Türk dünyasında çok ciddi sorunlar vardır. Bakınız, şu anda Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, işte Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’ye ulaşan, özellikle Azerbaycan petrollerinin ve doğal gazlarının Türkiye’ye ulaştırılmış olduğu çok önemli bir hattır. Bu hat, Türk dünyasının bir noktada bağımsızlık göstergesidir ama bu hatta mutlaka Kazakistan petrollerinin de katılması gerekmektedir. Kazakistan Aktau bölgesindeki o petrol kaynaklarının, doğal gaz kaynaklarının eğer o bölgelerden alınıp bu Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı vasıtasıyla eğer bu bölgelere aktarılmazsa korkarım önümüzdeki zaman dilimi içerisinde bu BTC dediğimiz Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı kapanma durumuyla bile karşı karşıya kalabilir.

Nabucco Projesi başta olmak üzere birçok proje, Türk dünyasının esas kaynaklı ve bağımsızlığını temelleştirecek olan, yüzyıllara sâri olacak ve çok güçlü konuma getirecek olan projelerdir yani  siz Aktau petrollerini, Türkmenistan petrollerini o bölgelerde sadece kendi kaderine bırakır, Rusya’nın eline bırakır, Çin’in eline bırakırsanız o zaman Türk dünyasına iyilik yapmamış olursunuz.

Şu anda Trans Hazar hatları diyoruz, bakınız, Türkistan’ın elinde çok ciddi manada petrol kaynakları vardır, doğal gaz kaynakları vardır ama trans Hazar hatları hâlâ kullanılamamıştır. Ne olmuştur? Türkistan o bölgelerdeki petrol ve doğal gazların hepsini ya Çin’e satma durumuyla karşı karşıya kalmıştır veyahut da Rusya onların elinden almaktadır. Dolayısıyla, “Enerji koridoru olacağız.” diyen Türkiye Cumhuriyeti devleti maalesef enerji koridoru olmaktan maada, onun dışına itilmeye, enerji koridorlarının dışına doğru sürüklenmeye başlanmıştır. Ruslar, özellikle Orta Asya’daki doğal gaz hatlarını trans Hazar değil de trans Karadeniz hattı şeklinde geçirerek Anadolu’dan yani bizim Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırlarından geçmeyen, Bulgaristan’a uzanan bir hat hâline getirmişlerdir. Bu da ülkemizin maalesef aleyhinedir ve bunu da biz neredeyse kabul eder konuma geliyoruz.

Tabii, Türk dünyasında sadece bunlar değildir, bakınız, geçmiş dönemlerde özellikle Stalin’in Ahıska Türklerine yapmış olduğu ve beraberinde yine Kırım Türklerine yapmış olduğu mezalimler hâlâ devam etmektedir. Şu anda, Türk dünyasında bulunan Ahıska Türkleri Kazakistan’da da vardır, Azerbaycan’da da vardır, yine Kırgızistan’da da vardır, Fergana Vadisi’nde de vardır. Ahıska Türkleri, gerçi Kazakistan sınırları içerisinde, kendilerine göre bir yaşam içerisinde, belli bir standarda ulaşmışlardır ama Rusya’nın çeşitli bölgelerinde, başta Krasnodar olmak üzere çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadırlar. Mutlaka Ahıska Türklerine -yani Kazakistan’dakiler başta olmak üzere- hepsine sahip çıkılması gerekmektedir.

Ahıska Türkü özellikle Gürcistan’daki Ahılkelek bölgesine dönmek istiyor. Biz bunu müteaddit defalar buradan gündeme getirmiş olmamıza rağmen, maalesef Hükûmetten herhangi bir noktada, bu noktada çok ciddi adımların atılmış olduğunu da görmedik. Hâlbuki geçmiş dönemlerde Kırım Tatarları Kırım’a dönerken, TİKA marifetiyle, o bölgeden çeşitli topraklar alınmış, evler alınmış ve Kırım Tatarlarına verilmişti. Gerçi sayısı fazla olmayabilir, 3-4 bin civarında orada toprak alınmış, ev alınmış, en azından bu da o bölgeye dönüşü cazip hâle getirmiş ve insanlar, Kırım Türkleri kendi bölgelerine, öz vatanlarına dönebilmişlerdir. Ancak aynı tabloyu biz maalesef Ahıska Türklerine uygulayamadık ve Ahıska Türkleri de şu anda    -Vatan Cemiyeti vasıtasıyla- vatan özlemleriyle dünyanın çeşitli yerlerinde perişan bir şekilde yaşamaktadırlar. Özbekistan’daki işte Fergana Vadisi’ndeki olaylar göz önüne alınabilirse yine Krasnodar’daki Vassilio isimli Sovyet valisinin Ahıska Türklerine ağır baskıları göz önüne alınabilirse ne kadar büyük sıkıntılar içerisinde oldukları görülmektedir.

Bakınız, Ahıska Türklerini Türkiye Cumhuriyeti devleti kabul etmeyince Krasnodar bölgesinden 5 bin ailenin Amerika’ya taşındığını, Amerika’ya gitmiş olduğunu da söylemek durumundayız. Yani Ahıska Türkü ne yapmıştır? İşte, kendisi Türkiye’ye gelememiş, onların Türkiye’ye gelmemesi neticesinde oluşan o durumu Amerika Birleşik Devletleri değerlendirmiş ve Amerika’ya götürmüşlerdir. Ancak, götürmüşler de ne yapmışlardır? 5 bin tane o Ahıska bölgesine gitmesi gereken aile Amerika’nın çeşitli yerlerine dağıtılmış, neredeyse her eyalete birer ikişer tane aile şeklinde dağıtılmışlardır ve ne olmuştur? Ahıska Türkleri tamamen kaybedilme, entegrasyon içerisinde asimilasyon yapma şeklinde bir konuma düşürülmüşlerdir. Dolayısıyla Ahıska Türküne buradan bir kez daha sesleniyorum: Ahıska Türkleri kendilerine yardım edilmesini beklemektedirler, öz vatanlarına gelmek istemektedirler. Onlara çifte vatandaşlık hakkından tutun da diğer birtakım imkânların verilmesiyle beraber o bölgelere geçmeyi kabul ettikleri ve o bölgeye geçecekleri de göz önüne alınırsa desteğin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

O mealde de Kırım Türklerine destek olunmalı, aynı şekilde Ahıska Türklerine de sahip çıkılmalıdır.

Tabii, bunların yanında özellikle son zamanlarda Türk dünyasının -işte başta Kazakistan olmak üzere- en önemli sorunlarının başında Karabağ sorunu gelmektedir. Karabağ’da da yine maalesef Türkler kaybetmişlerdir, Ermeniler Karabağ’ın işgaline hâlâ devam etmektedirler. Çeşitli görüşmeler yapılmaktadır, Minsk grubunda görüşmeler yapılmaktadır veya çeşitli görüşmeler yapıldığı ifade edilmesine rağmen maalesef yine herhangi bir gelişme olmadığı da göz önündedir.

 

Karabağ’da, Karabağ’ın etrafındaki yedi tane Azerbaycan kentinde insanlık dramı yaşanmaktadır değerli milletvekilleri. Bu manada da mutlaka o bölgeye sahip çıkılması ve o bölgedeki insanların dramlarının unutulmaması gerekmektedir. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere insan haklarından bahsediliyor, dünyanın çeşitli yerlerindeki insan hakları dile getirilirken acaba Azerbaycan’ın Karabağ’ındaki, Karabağ’ın etrafındaki yedi tane Azerbaycan kentindeki, yine Hocalı’daki yapılan katliamlar acaba niye gündeme getirilmiyor? Şu anda o bölgeden gönderilen insanlar, başta Azerbaycan olmak üzere, Orta Asya’nın çok çeşitli yerlerinde, Kazakistan’da da vardır, bir milyona yakın insan, Azerbaycan Türkü -onlara “kaçkın” diyorlar- maalesef vatansız bir şekilde, topraksız bir şekilde evlerini, arazisini her şeyi bırakmış bir şekilde, perişan bir şekilde çeşitli reyonlarda yaşam mücadelesi vermektedirler. İşte “uygar dünya” dediğimiz STK’lar (sivil toplum kuruluşları) acaba o bölgelere neden elini uzatmıyor veyahut da oradakiler insan değil mi diye insanın aklına geliyor.

Tabii, konu şu oluyor: Türk’te olduğu zaman, maalesef, insan haklarının hepsinin durduğunu ve Türklerin bir konusu gündeme geldiği zaman da her şeyin bir tarafa bırakılmış olduğunu da maalesef üzülerek görüyoruz. Bunları kabul etmiyoruz. Azerbaycan Türkü, özellikle Azerbaycan’ın işgal edilmiş toprakları mutlaka göz önüne getirilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere Avrupa Birliğiyle ilgili bakanlıklar ve tüm siyasi kuruluşlar, tüm sivil toplum kuruluşları dünyanın her tarafındaki mahfillerde bu konuyu mutlaka gündeme getirmeli ve unutturmamalıdırlar.

Bakınız, Hocalı katliamının hâlâ şu ana kadar failleri yakalanmış değildir, failleri sorumlu değildir. Ama enteresandır, Hocalı katliamının yapan o birtakım insanlar bir devletin devlet başkanıdır, bir devletin millî savunma bakanıdır. Yani insanlık suçu işlenmiştir ama o insanlık suçunun hesabı, maalesef, sorulmamıştır.

Tabii, aynı tabloyu Doğu Türkistan’da da görüyoruz. Şu anda gene Türklerin yaşamış olduğu Doğu Türkistan’ın Sincan Uygur Bölgesi’nde de Türklere karşı çok ciddi saldırıların ve asimilasyonların yapılmakta olduğunu, maalesef, görüyoruz. En küçük bu hadiseler Çinliler tarafından büyütülmekte ve Türklere yoğun saldırılar olmaktadır ve akabinde de Türkler öldürülmekte, suçsuz yere hapislere atılmakta ve insanlar katledilmektedir. Hatta enteresandır, Çinliler nükleer denemelerini özellikle Türklerin yoğun şekilde yaşadığı Sincan Uygur Bölgesi’nde yapmaktadırlar. Nükleer denemeleri o bölgelerde yaparken neredeyse gelecek nesillere sâri birtakım hastalıkların ortaya çıkmasına da bir noktada sebep olmaktadırlar. Bunları da bizim şiddetli bir şekilde telin etmemiz gerekmektedir. Yani siz nükleer denemeler yapacaksanız bula bula sadece Türk dünyasında veyahut da işte Doğu Türkistan’da Sincan Uygur Bölgesi’ni mi buluyorsunuz? Hatta, orada bir aile doğum yapacağı zaman ona birtakım kısıtlamalar getirilmekte, özellikle Türklere karşı yoğun baskılar yapılmaktadır.

Ayrıca, tabii Türklerin hakkını dünyanın her tarafında savunan çok önemli bir lider vardır Rabia Kadir Hanımefendi. Rabia Hanım maalesef       enteresandır dünyanın her tarafında Doğu Türkistan halkının hakkını korurken Türkiye’mize kabul edilmemektedir, bu da çok yanlış bir hadisedir. Buradan Dışişleri Bakanlığı yetkililerine sesleniyoruz. İşte, geçtiğimiz aylarda Japonya’da Doğu Türkistan Türkleriyle ilgili uluslararası çok büyük kongre yapılmıştır. Japonya Hükûmeti kendisi bizzat desteklemiş ve Rabia Hanım başta olmak üzere Doğu Türkistan liderlerinin hepsini bu bölgeye çağırmış ve bu bölgede Doğu Türkistan’ın problemleri dile getirilmiştir. Ancak, Rabia Hanımefendi dünyanın her tarafına girmesine rağmen             enteresandır sadece Türkiye'ye girememektedi; bu da Türkiye'nin ayıbıdır, Dışişleri Bakanlığının ayıbıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti mutlaka bu konuda bir şeyler yapmalıdır; Doğu Türkistan halkına da sahip çıkmalıdır, Azerbaycan Türküne de sahip çıkmalıdır, Ahıska Türküne de sahip çıkmalıdır, Kazakistan’da bulunan Türk kardeşlerimize, Ahmet Yesevi Üniversitesine sahip çıkmalıdır, Kırgızistan’daki Manas Üniversitesine sahip çıkmalıdır. Manas’taki insanlarımız, Manas Ata’nın çocukları şu anda çok zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermektedir. En azından, oraya ulaştığımız zaman, oraya gittiğimiz zaman bir çok sorunları da beraberinde hem görülmesi hem çözülmesi noktasında çok büyük mesafeler alacağımızı düşünüyorum.

Türk dünyası sonuçta ülkemizin geleceğidir, Türk milletinin geleceğidir.

Türk milletine sahip çıkalım, Türk dünyasına sahip çıkalım diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Öğüt, konuyla ilgili inşallah bunlar.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Konuyla ilgili hiç merak etmeyin.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasındaki Bilim, Teknoloji İş Birliği Anlaşması üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Kazakistan dediğimiz zaman Türk Cumhuriyetleri aklımıza geliyor. Bugün Avrupa Birliğine üye olmak için Avrupa Birliğinin kapısında âdeta yalvarırcasına, diz çöker gibi bir imaj veren Türkiye, maalesef Türk Cumhuriyetlerini unutmuş, Türk Cumhuriyetleriyle iş birliğini 2’nci, 3’üncü dereceye almış, Avrupa Birliğine el açar duruma gelmiştir.

Şimdi, burada içimizde milletvekili var, AK PARTİ’li Ahmet Arslan Bey, -ona da ben teşekkür ediyorum- Kars-Tiflis Demiryolu Projesi’ni gerçekleştirdi, hakikaten büyük de katkısı var. Kars-Tiflis Demiryolu Projesi hâlen bitmedi. Kars-Tiflis Demiryolu Projesi bittiği zaman Türkiye, Türk Cumhuriyetlerine ulaşmış olacak. Şu anda Türkiye’de takribi söylüyorum 6 milyon ton demir yolu taşımacılığı var, Kars-Tiflis demir yolu biterse bu yol taşıması 26 milyon tona çıkacak. Bakın, 20 milyon artıyor. Buna önem vermemiz lazım.

Ben burada, huzurunuzda, ayrıca Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’e de çok teşekkür ediyorum. Niçin? Kars-Tiflis demir yolu yapılırken Gürcistan’a yardım etti parasal anlamda. Türkiye’nin parası vardı, Türkiye “tamam” diyordu ama Gürcistan’dan geçen hattın parasının teminatını, bankalardaki teminatını dış dünyadaki bankalar kabul etmiyordu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, önce 200 milyon dolar, daha sonra da 100 milyon dolar; 300 milyon dolar Gürcistan’a yardım etti ve bu proje bitmek üzere. Ancak bu proje biterken hakikaten o bölge çok değişecektir. Yani Kars değişecektir, Kars gelişecektir; Erzurum değişecek, gelişecektir. Yani İpek Yolu taa Çin’e kadar uzayacak arkadaşlar.

Şimdi, Gürcistan ayağında birtakım sıkıntılar var. Tabii, eski Sovyetler Birliği raylı sisteminde geniş hat, biz de daha dar hat var. Ancak bizim yolumuz tahmin ediyorum bu yılın sonunda bitecek, 2013 yılında biterse, 2014’te açılışını yapacağız inşallah. Ben huzurunuzda bütün devlet büyüklerimize teşekkür ediyorum, çok büyük önem gösteriyorlar çünkü yapılanı herkesin takdir etmesi lazım.

Yalnız bizim sıkıntılarımız şu: Bölgede Ardahan’dan geliyor ilk yol, Çıldır’ın Cambaz köyü var, Cambaz İstasyonu kuruluyor. Bu Cambaz İstasyonunda mutlak surette lojistik destek olması lazım, lojistik alanlar kurulması lazım, antrepoların kurulması lazım. Kars Mezra köyüne kuruluyor; bu bizim için gururdur, kurulması da gerekiyor, doğrudur ama ilk gümrük girişi mutlak surette Ardahan sınırında olması lazım. Ardahan küçük bir il hem Gürcistan’a hem Ermenistan’a sınırı olan çok göç veren yoksul bir il, küçük bir il, yeni bir il. O bakımdan Ardahan’ın gelişmesi, kalkınması için mutlak surette Ardahan’a ilk girişte, Sayın Bakanım, mutlak surette gümrüklerle ilgili lojistik alanlar ve antrepolar kurulması lazım -ki Ardahan’dan Karadeniz’e açılmak çok kolay- çünkü Ardahan aynı zamanda Doğu Anadolu ile Karadeniz’i birleştiren bir nokta. Bu anlamda şimdi işte Kars’tan Karadeniz’e gitmek, Erzurum’dan Karadeniz’e gitmek uzak olur ama Ardahan’dan çok daha kolay olur çünkü Ardahan Ardanuç yolu da bitmek üzeredir, inşallah bu yol da bittiği zaman yani Karadeniz ile Doğu Anadolu’yu bağlayan bir yol olmuş olacaktır. Bu anlamda Binali Yıldırım Bey’e de teşekkür ediyorum. Sayın Bakanımız biz derneklerle beraber, Ardahan dernekleri, ticaret odası başkanlarıyla toplantı yaptığımızda bana şu sözü verdi: “Hiç merak etmeyin, Ardahan il sınırına hem lojistik alanlar hem de antrepoları kuracağız.” İnşallah Sayın Bakan sözünde duracak, biz de gideceğiz Sayın Bakana teşekkür edip alkışlayacağız. Bunu da burada vurgulamış olayım. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu yol, Kars-Tiflis demir yolu İpek Yolu olarak Kazakistan’a kadar gidiyor. Biz bilimde, teknolojide Kazakistan’la zaten iş birliğindeyiz. Kazakistan bizim kardeş devletimiz, Azerbaycan kardeş devletimiz, Türkmenistan, Özbekistan, bütün o bölge… Ama o bölgeden 1944’te sürülen bir toplum var, 14 Kasım 1944’te sürülen Ahıska Türkleri var. Ben de Ahıskalıyım, Ahıska Türklerine yapılan zulüm hiçbir yere yapılmamıştır ama şunu herkes bilsin: Ahıska Türkleri nereye giderse gitsinler dilini, inanç yapısını yani dinini, bayrağını, vatanını hiçbir zaman unutmamıştır, unutmayacaktır, her gittiği yerde Türkiye Cumhuriyeti devletinin bayrağını dalgalandıracaktır, Türk olmaktan da gurur duyacaklardır; onu da söyleyeyim.

Biz, burada, Ahıska Türklerine ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak hiçbir şey yapmadık. Sayın Tayyip Erdoğan Başbakan, Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül de Dışişleri Bakanıydı. Ben kendi yanlarına gittim şurada, dedim ki: “Efendim, Ahıska Türkleri özellikle Krasnodar’da yaşayan 15 bin insan var yani Fergana bölgesindeki isyanlardan dolayı göçüp gelen, perişan olan, kimliksiz dolaşan, Rusya’nın Krasnodar bölgesinde insanlarımız var. Bu insanların Türkiye’ye gelmesi lazım.” Bana dediler ki: “Türkiye değil Ahıska’ya yerleştireceğiz.” Ama şimdi, Ahıska’ya da yerleştiremedik yani Ahıska’da konut yapılacaktı, yapılmadı. Yani TOKİ her yere konut yapıyor da Ahıska Türklerinin kendi bölgesine niye yapmıyor? Bu bizim için çok önemli bir şeydir arkadaşlar. Yani Sadık Bey’le gittik, işte, 2005 yılında tahmin ediyorum Ahıska Türkleri Kurultayı yaptık Azerbaycan Bakü’de, yer yerinden oynadı. Yani derler ya bizde de “Bülbülü altın kafese koymuşlar, ille de vatanım demiş.” Şimdi, vatanı olan bir yere insanlar gelmek istiyor. Ha, Türkiye Cumhuriyeti’ne kabul etmiyorsanız, gelmiyorsa da ama hiç olmazsa Ahıska’ya gelsin, Ahıska’da konut yapın, Ahıska’da altyapı olsun.

Şimdi, bakın, bir şey daha söyleyeceğim. Buradan istirham ediyorum bir de Gürcistan yetkililerinden. Bizim, Vatan Cemiyeti Başkanı Süleyman Bey var. Süleyman Bey Gürcistan’da tutuklandı, şu anda cezaevinde. Süleyman Bey’in hiçbir suçu yok, Ahıskalı olması suçu. Bu anlamda da dost Gürcistan yetkililerine sesleniyorum, Süleyman Bey’i lütfen serbest bırakın çünkü Süleyman Bey, Gürcistan ile Türkiye arasında bir köprüydü, barışı oluşturuyordu. Bu anlamda da bizim için çok önem taşıyor Ahıskalılar olarak.

Bu anlamda, değerli arkadaşlar, Kars-Tiflis demir yolunun, -İpek Yolu- Azerbaycan, Çin’e kadar gitmesi, Türkiye’yi... Bakın, bu yol başladığı zaman, inşallah 6 milyondan 26 milyon ton taşımacılığa geçerse demir yollarında Türkiye’de korkunç bir kalkınma olacaktır. Bugün Kazakistan’a ihracat yapamıyoruz, ithalat yapamıyoruz. Niye? Nakliye çok uzak. Deniz yolu yok, kara yolundan geliyor, dünya kadar maliyet yükseliyor. Bu anlamda bu yolun yapılması Kazakistan ile Türkiye’nin arasındaki teknolojinin de mutlak surette en iyi şekilde gelişmesi gerekiyor. Ben aynı zamanda Kazakistan Dostluk Grubu yönetim kurulu üyesiyim. Kazakistan’da da inşallah, biz, bir Ahıska Türkleri kurultayı yapacağız. Bütün milletvekillerini de buradan davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Kafkasya bizim için çok önemlidir. Ben geçen hafta Rusya’da Moskova’daydım. İnanın, Ruslar Türkleri çok seviyor, biz de onları çok seviyoruz. O bölgenin kalkınması, o bölgenin gelişmesi biraz da Türkiye’nin elindedir. Yani biz Rusya gibi dostumuz, diğer ülkeler gibi dostumuz ve kardeş ülkelerle beraber diyalog kurarsak, samimi söylüyorum, Avrupa Birliği bizim ayağımıza gelir, Avrupa Birliği bize yalvarır. Nedir, Avrupa Birliğinin tutmuşuz yakasından? Ben karşıyım, açık konuşuyorum. Avrupa Birliğine giren ülke iflas etmiştir. Yunanistan işte ortada. Gelin, kardeşim, bizim kendi kardeş ülkelerimiz var. Bunlarla niye biz Hükûmet olarak iyi bir diyalogda değiliz? Rahmetli Turgut Özal, çok büyük gelişmeler yapmıştı hakikaten, Allah rahmet eylesin. Süleyman Demirel, saygıyla anıyorum, o da Türk Cumhuriyetlerine çok önem veriyordu. Sayın Başbakana da, Cumhurbaşkanına da buradan sesleniyorum -veriyorlar ama yeterli değil-Türk Cumhuriyetlerine önem verelim, o bölgenin kalkınması, gelişmesi önemlidir çünkü onlar bize ağabey olarak bakıyorlar. Ağabey konumunda olan Türkiyede mutlak suretle ağabeyliğini yapsın, o ülkelere hizmet götürsün.

Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye’nin içine geldiğimiz zaman, konumuna geldiğimiz zaman, ben kendi bölgemle ilgili… Dokuz dakikalık süremi de böyle kullanacağım Sayın Başkan.

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Uluslararası sözleşme…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Uluslararası sözleşmede hayvancılık var, tarım var; efendim, Sayın Tarım Bakanının Fransa’dan şövalye nişanı alması var.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biz kimseye çamur atmıyoruz, kimseye çamur atmaya da şeyimiz yok. Bu sene biliyorsunuz, biraz kurak oldu, biraz daha tahıl veya buğday ekilmediği için son derece saman kıtlığı oldu. Öyle bir konuma geldi ki Türkiye samana muhtaç edildi. Şu anda Hopa’daki 2 gemide samanlar çürüyor, insanların ahırda hayvanları ölüyor, samanı oraya götüremiyoruz. Bakın, ben Erzurum’a gittim değerli arkadaşlar. Erzurum’da şu makbuzları gösteriyorum ve sayın grup başkan vekilime vereceğim- Erzurum İli Damızlık Sığır Yetiştiriciler Birliği; ne yapmışlar, biliyor musunuz Sayın Bakanım: 11’inci ayda vatandaşlardan 6 trilyona yakın para toplamışlar, 6 trilyon, 1.400 kişiden. Ne toplamışlar? Demiş ki “Sana kardeşim 07/11/2012 tarihinde 10 ton ot vereceğim.” 4.900 lira para almışlar, bakın ve bunun benzerinde “Saman vereceğim.” demişler. Burada mesela bir tane daha okuyayım. 05/11/2012’de “9 ton saman vereceğim.” demişler, 4.410 lira istemişler, almışlar yani böylece 5.390 lira almışlar. Bu vatandaşların ismini söylemek istemiyorum çünkü hemen Tarım Bakanı gidip onları tehdit ediyor, noterden de sahte bir beyan alıyorlar.

Şimdi, burada esas olan şu arkadaşlar: Bizim kendi vatandaşımız. Saman alacağım diye getirmiş devletin bir kurumu olan kuruma parayı vermiş, Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliğine. Şimdi, buna, ne Tarım Bakanlığı sahip çıkıyor ne devlet sahip çıkıyor ne vali sahip çıkıyor. Erzurum milletvekilleri burada.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bunlar bizim vatandaşımız değil mi? Bugün aradı beni, Recep diye bir arkadaş aradı “Biz burada, Erzurum’da destan yazdık, Erzurum’u düşmana teslim etmedik. Cumhuriyeti kurduk. Bizim günahımız bu mu? Bizi dolandırdılar. Kimse sahip çıkmıyor.” diyor. Burada sizden istirham ediyorum: Tarım kredi kooperatifleri gitsin şu vatandaşlara kredi mi tanıyor, bağış mı veriyor, imkân tanısın. Bunlar perişan; parayı vermiş, saman alamamış saman alamadığı için hayvanı aç. İçerideki hayvanını da satamıyor.

Bak, değerli arkadaşlar, bir şey daha söyleyeyim size. Şu anda Türkiye’de et pahalı değil mi? Peki, niye et pahalı? Peki, Et Balık Kurumunun depolarında et var mı? Evet, Et Balık Kurumunun depoları et dolu kardeşim. Erzurum milletvekilleri burada. Ankara da buradaysa gitsin Sincan’a baksın. 7’nci, 8’inci aya sıra veriyorlar. Diyor “Niye veriyorsun kardeşim?” Adam hayvanını kestirmeye götürüyor. Diyor ki: “7’nci aya gel.”, “Niye?” Diyor “Depom dolu.” Yahu kardeşim, Et Balık Kurumlarının tüm depoları mı et dolu? Et doluysa, bu eti niye piyasaya sürmüyorsunuz? Et piyasaya sürüldüğü zaman… Niye sürmüyorlar biliyor musunuz? İthal gelen mal, et satılsın, ithalatçı kazansın, köylü zarar etsin. Onun umurunda değil. Ben bunu çıkartıyorum, başka bir şey var mı veya başka bir mantığı varsa, onu bana söyleyin.

Şimdi, burada, sizden istirham ediyorum: Et Balık Kurumlarının incelemelerini yapın. Et Balık Kurumlarında mal çok, eti satmıyorlar. Dışarıdan Ürdünlü Hicazi’nin getirmiş olduğu ithal hayvanlar satılsın diye Et Balık Kurumunun malı satılmıyor kardeşim. Böyle bir…

AHMET YENİ (Samsun) – Olmaz öyle şey. Yanlış.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet öyle oluyor Ahmetçiğim. Evet öyle oluyor.

Bakın, arayın o zaman Et Balık Kurumunu. Arayın kardeşim Erzurum Et Balık Kurumunu.

AHMET YENİ (Samsun) – Öyle olmaz. Dediğin yanlış.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın, bir şey daha söyleyeyim.

Ben tespit edeceğim. Müsaade eder misin. Bir dakika… Belgeyle tespit edeceğim.

AHMET YENİ (Samsun) – Yahu yanlış söylüyorsun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Erzurum’da, bir bayan milletvekilimiz var. Neydi ismi?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ahmet… (Gülüşmeler)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bayan, bayan milletvekili… Fazilet Hanım.

Bakın, Erzurum’da bayan milletvekilimiz Fazilet Hanım, sağ olsun, gitmiş, Et ve Balık Kurumuna bakmış, depolar dolu. Sayın Başbakana ne önermiş biliyor musunuz? Demiş ki: “Sayın Başbakanım, depolar çok dolu. Bu eti tüketmemiz lazım -çünkü vatandaş gelip malını Et ve Balık Kurumuna satacak ki ihtiyacını gidersin- olmazsa  bu eti fakir fukaraya dağıtalım kömür dağıttığımız gibi.” Bunun bilgisayar çıktısı var; girin, oradan alın. Bana belgesini verdiler, belgeyle konuşuyorum size. Fazilet Hanım buradaysa lütfen, gelsin, burada söylesin.

Bu anlamda arkadaşlar... Yani düşünebiliyor musunuz, Türkiye’de et var, hayvan da var; depoda duruyor, piyasaya sürmüyorlar. Piyasaya niye sürmüyorsun kardeşim yahu? Sür o zaman.

ADNAN YILMAZ (Erzurum) – Doğru değil.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bir dakika… Serbest piyasa, ekonomi piyasası rekabete dayalı değil mi kardeşim? “Piyasa ekonomisi” demiyor muyuz? Piyasaya sürün de etler ucuzlasın. Şimdi, televizyonda gösteriyorlar; at eti yediriliyor, domuz eti yediriyorlar.

Değerli arkadaşlar,  şunu söyleyeyim, sizden istirham ediyorum: Et ve Balık Kurumunun depoları dolu. Ben kendim Sincan’ı aradım, yahu, adam diyor ki: “9’uncu aya ancak sıra veririz.” Ben kendim aradım. Arayın, söyleyin. Böyle bir zulüm olabilir mi?

Bakın, değerli arkadaşlar, burada bu makbuzları ben grup başkan vekiline de vereceğim. Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği vatandaşı dolandırmış, 6 trilyona yakın para toplamış; para da yok, saman da yok, efendim, adam da yok. Şimdi, devlet olarak buna el koysun, tarım kredi kooperatifleri bu vatandaşları mağdur etmesin.

İki: Bu sene kurak gitti, saman olmadı. Şu anda, kış uzun sürüyor, bu da doğru. Arkadaşlar, ben şimdi istirham ediyorum: Yahu, devlet batmaz, kimse de ölmez. Şu hayvancılık yapan, hayvanının kulak küpesi olan, kayıtlı hayvanların başına hayvan başı 300 lira devlet yardım yaparsa bu devlet batmaz. Sizden istirham ediyorum, 20 tane uçak alıyor batmıyor da… Yani ne olmuş? Köylüye yardım etmiş. 300 lira hayvan başına yardım edilse insanlara, şu anda, insanlar saman da alır, otunu da alır ve hayvanını bahara çıkartır.

Kredi sisteminde arkadaşlar, kimse köylüye kredi vermiyor. Niye vermiyorsun? “Memur kefil getir.” Ya, memur kefili nereden bulacak? Yani bakın, memur istiyorlar, memur kefil bulamıyor adam. Şimdi beni aradı Kuşuçmaz köyünün Muhtarı: “Ben köydeki malımı mülkümü ve köylüyü götürdüm, kabul etmiyorlar.” 

Şimdi, bakın, bir şey daha söyleyeyim: Traktör alırken veya zirai kredi alırken, yem kredisi veya buna benzer kredilerden kesintiler yapıyorlar, alıyor Ziraat Bankası. Ya, bu kesintileri niye ödemiyorsunuz siz? Adam traktör alırken 700 lira, 800 lira veya 500 lira, neyse, bir kesinti yapılıyor, sizden istirham ediyorum, köylünün bu dar zamanında, kara kış zamanında bu paralar da iade edilsin değerli arkadaşlar.

Benim zamanım bitiyor, ancak şunu söyleyeyim: Şimdi, Sayın Bakan dedi ki: “Samanı götürdü, Ensar Öğüt kendisi yedirdi.” Hâlbuki öyle bir şey yok. O adamın evine gittiler, bakın, evine gittiler…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Reklam yapıyorsun ama.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Müsaade eder misiniz.

…evine gittiler, baskı yaptılar -bende bantta var, bugün gösterdim- “Sen diyeceksin ki: ‘Ensar Öğüt yedirtti.’” Onu götürdüler, noteri götürdüler evine. Evinde tartışma çıkıyor, annesi fenalaşıyor, annesini alıyor Orman İşletmesine götürüyorlar, noterden kâğıt alıyorlar, “Sen bunu de ki: ‘Ensar Öğüt hayvanlara makarna yedirdi.’” Bakın, işte orada bir tuzağa düştü. Ben o eve gitmemişim, o eve değil, benim buradaki göstermiş olduğum resim başka evde. Şu anda herkes makarna yediriyor. Makarnayı bırakın, burada patates yediriyor, patates, patates değerli arkadaşlar.

AHMET YENİ (Samsun) – Maşallah.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın, şimdi, AKP’nin Türkiye’yi getirdiği konumu size göstereceğim.

AHMET YENİ (Samsun) – Ne kadar bolluk var bak, inekler bile makarna yiyor ya!

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Ensar Ağabey, Van’dan arıyor, Van’daki çiftçi arıyor.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, Et-Balık, şeye… Bakın, özür diliyorum…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Süren bitti, süren.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Süre bitti de… İşte, bak köye, o adamın evine giderken 15 kişiyle gittik burada, 15 kişiyle. AKP…

AHMET YENİ (Samsun) – Şu bolluğa bak, inekler bile makarna yiyor.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın, Pasinler’de kahvelerde kâğıt yapıştırılmış “Hayvanlara yedirilecek patates bulunur.” diye. AKP bu duruma düşürdü devleti.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne var patates yemesinde hayvanların?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, patates yediriyor. Ya, samanla baş edemediniz. Saman getirip insanlara veremediniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, neyse, bizim tarımda da hayvancılıkta da güçlü olmamız gerekiyor.

AHMET YENİ (Samsun) – İnekler bile makarna yiyor.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Buna inanıyorum.

Teşekkür ediyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ensar Bey, 4 tane resmi sıraya koyamamışsın, konuşuyorsun!

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.23

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

108 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Başka söz talebi? Yok.

Sayın Genç...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, kişisel söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Yapılması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii çok ciddi uluslararası anlaşmaları müzakere ederken, aslında burada, konunun sahibi Dışişleri Bakanının olması lazım. Çünkü, çok ciddi sorularımız var. Şimdi, bugün gazeteye intikal eden bir habere göre Yemen’le vizeyi kaldırmışız. Niye kaldırdık acaba? Bu, ticari amaçtan kaynaklanan bir nedene mi dayanıyor? Yoksa -Yemen’de El Kaide çok fazla- El Kaide’ye bu kolaylıklar sağlanarak, Yemen’den gelecek El Kaide’nin silahlı örgütü mensuplarına, buradan gelip, Türkiye'den Suriye’ye, başka ülkelere geçmesine kolaylık sağlamak için mi bu vizeyi kaldırdık? Bunu önce öğrenmek istiyoruz ama Hükûmetin de bize dürüstçe bir cevap vermesi lazım çünkü bugün, Ürdün Kralının basına intikal eden beyanı var, diyor ki: “Tayyip Erdoğan, Türkiye'de Müslüman Kardeşler benzeri bir iktidar kurmak istiyor.” İşte, burada, Mısır’la beraber -ona benzer- Müslüman Kardeşler’in oradaki gücünü Türkiye'ye getirip Türkiye'deki… Zaten, öteden beri Tayyip Erdoğan da bunu söylüyor: “Biz, Türkiye'de rejimi değiştireceğiz.” Nitekim, Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerde de deniliyor ki: “Efendim, Türkiye'de artık yeni bir rejim kuracağız.” Yani bunlara, bu söylenenlere baktığımız zaman, Türkiye Cumhuriyeti, hakikaten gerçek bir tehlikeyle karşı karşıya.

Şimdi, Millî Savunma Bakanı burada, kendisine soruyorum: Siz, Genelkurmayın elindeki elektronik sistemleri niye aldınız, niye MİT’e verdiniz? Ve siz bunları aldıktan sonra, Türkiye'de, birtakım, özellikle 12 Haziran seçimlerinde… Bakın, arkadaşlar, 12 Haziran seçimlerinden önce Tayyip Erdoğan gitti, Barzani’yle görüştü, Oslo görüşmeleri yapıldı ve orada PKK’ya birtakım tavizler verildi. Ne tavizler verdiğini bilmiyoruz ama PKK 16 Hazirana kadar eylemsizlik kararını aldı yani 2011 yılında, seçimden dört gün sonraya kadar. Bunların anlamı nedir? Yani işte AKP, Türkiye'de, Güneydoğu’da rahat rahat siyaset yapsın. Ve bu yolla da başarıya ulaştı.

Şu anda da birtakım olaylar dönüyor. Şimdi, yeni bir seçim sathımailine girdik; biliyorsunuz, önümüzdeki mart ayında seçime giriyoruz. Yeni pazarlıklar yapılıyor. Acaba, yine, işte bu pazarlıklar Türkiye'de yeni bir seçim güvenliği sağlamak için mi yapılıyor? Çünkü karşımızdaki insanlara güvenimiz yok. Soruyorum ama soruma da cevap istiyorum. Deniliyor ki: İşte, Genelkurmayın elindeki elektronik sistemler MİT’e verilmiş, MİT’te de bir komiserin komutasında sağlanan istihbarat, zamanında karakollara intikal etmediği için o karakollara… Biliyorsunuz, bir günde Hakkâri’nin bir karakoluna sekiz cepheden saldırı yapıldı ve o zaman 29 er şehit edildi. Şimdi, özellikle bunlardan yani istihbarat bilgilerinin zamanında karakollara intikal etmemesinden kaynaklanan büyük kayıplar var, şehitler kaybı var. Bunlara, çıkıp burada birilerinin bize cevap vermesi lazım. O bakımdan, bunlar da çok önemli şeyler ve yeni yeni Türkiye’de birtakım oyunlara giriliyor ve bu oyunlardan bizim parlamenter olarak, Parlamento olarak bilgimiz yok.

Arkadaşlar, Türkiye zannedildiğinden de çok fazla büyük sıkıntılarla karşı karşıya. İşte, bugün, Ürdün Kralı diyor ki: “Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de kurmak istediği…” Tayyip Erdoğan  “Zaten demokrasi benim için bir trendir. Trene binerim, amacıma ulaştığım istasyona geldiğim zaman inerim.” diyor. Dolayısıyla, âdeta yarın, Mısır’daki Mursi gibi bir rejim kurmaya çalışıyor, zaten gelişmeler de aşağı yukarı onu gösteriyor. Onun için, sayın milletvekilleri, biz burada göreve başlarken, işte hukuka riayet edeceğimize, Anayasa’ya sadakat göstereceğimize büyük Türk milleti önünde hem biz yemin ettik hem Tayyip Bey yemin etti ama Tayyip Bey şimdi o “Büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” dediği o milleti “Ben ayaklar altına aldım.” diyor. Biz de tabii buna karşı “Ya, böyle laf söyleyemezsin.” dedik. Hemen gitti, aleyhime 50 milyarlık tazminat davası açtı. Yani böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Her gün koşuluyor, bizim aleyhimize tazminat davası açılıyor. Politikacı olarak burada bize düşen… Yani milletin bize verdiği yetki gereği söylenmesi gereken şeyleri söyleyemez miyiz?

Dün, 18 Mart Çanakkale Zaferi nedeniyle Çanakkale’deydik. Arkadaşlar, görseniz vahim bir olay.

Şimdi, AKP’liler, Türkiye'nin birçok yerlerinden, bindirilmiş kıtalar getirmişler -birçoğu da öğrenci; özellikle para veriliyor yani yevmiye veriliyor çocuklara, otobüslere bindiriliyorlar- Çanakkale Zaferi Çanakkalelilerden esirgeniyor. Çanakkale Stadyumuna Çanakkaleliler girmedi. Biz gittik oraya yani gördük de arkadaşları, Çanakkale’de Çanakkale Zaferi’ni kutlamak için Çanakkaleliye yasaklıyor. Neymiş? Bir defa Tayyip Erdoğan gitmiş oraya, ondan sonra yuhlanmış. E, bu yuhlanma olmasın diye bu defa ne yapıyorlar? Türkiye'nin çeşitli yerlerinden otobüslerle adam getiriyorlar.

Arkadaşlar, yani bu dolma, bindirme kıtalarla siz kendi görüntünüzü düzeltemezsiniz. Gerçekten burada önemli olan, vatandaşın gönlüne girmek.

Arkadaşlar, bir bakıyorsunuz 5 bin tane polis var. Orada, gördüğüm arabaları görünce hayret ettim yani 2 bine yakın resmî yani polis arabası, işte, gelen koruma arabası… Ya, bu ne? Arkadaşlar, yani işgal altındaki bir halka bu muamele yapılmaz. Böyle bir şey olur mu? Yani siz çıkıyorsunuz     -Çanakkale Zaferi gibi büyük bir zafer, Türk milletinin, milletimizin onuru, dünyada tarih yazan, tarihi değiştiren bir zafer- gidiyorsunuz, o zaferin kazanıldığı yerde, oradaki insanlara onun kutlamalarını engelliyorsunuz.

Bir “Fatma” diye bir bakanımız var, bir kitapçık hazırlamış, ön sözünü okudum, orada diyor ki: “Çanakkale Zaferi’ni çok kıymetli komutanlar kazandı.” Hangi komutan? Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsetmiyor, “Çanakkale Zaferi’ni çok kıymetli komutanlar kazandı.”

Ya, insaf be ya! İnsanların bu kadar hakkı yenilmez yani insan… Ya, bu Atatürk’e karşı aldığınız bu hasmane, kindar politikanın nedenini öğrenmek istiyorum. Yani bugün Atatürk, dünyada çağ değiştiren büyük bir devrimcidir. Yani bir yandan askerî dehasıyla, bir de kurduğu modern Türkiye Cumhuriyeti devletinde getirdiği çağdaş, ilerici, akla ve bilime dayanan bir rejimle dünyanın beğenisini kazanmış.

Bakın, geçen gün Ürdün Kralı gelip de Anıtkabir’e gittiği zaman orada gözyaşlarını tutamadı. Bunların hepsi bir gerçeğin ifadesidir. Yani, yabancı ülkelerin liderleri bu devletimizin kurucusu olan Atatürk hakkında bu kadar büyük bir saygı, minnet ve şükran hisleri besledikleri hâlde bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir bakanı, makamda oturan bir kadın kendi yazısında “Atatürk” kelimesini ağzına almıyor, “Orada, işte, kıymetli komutanlar bu başarıyı kazandı.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, yani gerçekten AKP’yle beraber Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi öz kişiliğini, kendi özünü kaybetmiş bir durumda. Türkiye’de silahlı kuvvetler iftiraya uğramış. Bugün, işte, Silivri iddianamesi ortada. Yani, böyle biz nereye gidiyoruz arkadaşlar? Memlekette hukuk yok, hak yok, insanların can güvenliği yok; AKP’nin, Tayyip Erdoğan’ın keyfi için insanlar sebepsiz yere yıllarca mahkeme kapılarında süründürülüyor. E, biz de burada parlamenterlik yapıyoruz. Böyle parlamenterlik olur mu arkadaşlar?

Yine o gün Amasya’ya gittim. Suluova ilçesinde, vatandaş gelmiş         -hayvan pazarına gittik, Ramis Bey de burada, Amasya Milletvekili- diyor ki: “Sayın Milletvekilim, ben iki sene önce burada 1 hayvanı 7.500 liraya aldım, şimdi 1.500 liraya düştü.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - Yani, her tarafıyla bu memleketi batıran bir duruma geldik. Bu itibarla bunları belirtmek istedim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın konuşmacı konuşmasında çok haksız bir şekilde ”Her tarafı batırdığımızı, Atatürk’ü dışladığımızı…”

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Birçok ifade kullandı efendim, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 108 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Tabii, aslında konuştuğumuz konu, zannediyorum, Kazakistan’la ilgili bir uluslararası anlaşmayı uygun bulmaya ilişkin bir değerlendirme yaptı. Her zamanki gibi konuyla alakasız, her zamanki ezberini âdeta papağan gibi gelip burada aynı şekilde tekrar ediyor.

Şimdi değerli arkadaşlar, bir taraftan her türlü hakareti yapacaksınız, her türlü haksız isnatta bulunacaksınız, ondan sonra “Bana karşı dava açılıyor.” diyeceksiniz. Aslında dava açmak tabii işin yargı boyutu, mahkemeler suçlar ya da bir şekilde tazminata hükmeder, hükmetmez, ayrı bir şey ama dava açmak da aslında senin için bence çok anlamlı bir şey değil herhâlde, sen zaten buna alışmışsın ve bunu da âdeta bir meslek hâline getirmişsin. Burada hakaret etmeyi, küfür etmeyi âdeta meslek hâline getirmişsin. Bugüne kadarki bütün konuşmaların da böyle.

Evet, gene söylüyoruz, demokrasi bir araçtır, amaç değildir; amaç olan, halkın mutluluğu ve refahıdır. Bütün literatürde de bu böyledir.

Yıllardır işte siyaset yapıyoruz, konuşuyoruz, şunu bunu diyoruz diyorsunuz ama her seferinde de bunu tekrar maalesef dile getiriyorsunuz.

Bindirilmiş kıtalara bizim ihtiyacımız yok. Türkiye’nin her tarafında, evelallah Çanakkale’de de istediğimiz kadar kalabalığı toplayabilecek güçteyiz, böyle bir lider var. Sizin Tandoğan’da toplayamadığınızı Sayın Başbakan Kuzey Afrika’da gene toplar. Bırakın Türkiye’yi, her tarafta toplayabilecek bir güce sahip. Bu manada bindirilmiş kıtalara da ihtiyaç yok. Ama bir gönül penceresi olsun, bir gönül köprüsü olsun diye eğer insanlar başka taraflardan, Çanakkale’ye yılda 2 milyon kişi geliyorsa bununla da gurur duyman lazım, ecdadını insanlar görsün. Ecdadını görsün ve biz bugünlere nasıl gelmişiz onun farkına varsın. Nasıl millet olmuşuz? Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Arap’ıyla bir arada yatan şehitliği görmeniz lazım. Onun bu şekilde, böyle maalesef siyasete malzeme edilmesini de çok doğru bulmuyorum.

Bir de şunu söylemek istiyorum: Artık şu Atatürk tüccarlığını bırakın. Türkiye Cumhuriyeti’nin kahramanıdır, kurucusudur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) - …hepimiz de aynı şekilde saygın bir şekilde ifadeler kullanıyoruz ama lütfen Atatürk üzerinden siyaset yapmayın artık. Atatürk eğer yaşamış olsaydı onu size söyletmezdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Atatürk tüccarlığını bırakın.” dedi, daha bir şey söylememe gerek yok; herhâlde cevap vereceğim değil mi efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana da “Papağan” dedi, ben de…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne yaptı, sataştı mı bunu söylemekle Sayın İnce?

Buyurun, iki dakika söz veriyorum Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki dava açmak herkesin hakkı ama keşke mahkeme olsa, adalet olsa, yargı adam gibi işlese, “Yargıya gerekeni söyledik.” diyen bir Başbakan olmasa ama ne yazık ki yargı sizin sopanız hâline geldi ama unutmayın ki bir gün keser döner sap döner, o gün hesap da döner, hiç merak etmeyin. Yani gece yarısı, sıkıştığınız zaman, MİT Müsteşarını kurtarmak için sabahlara kadar nasıl kanun çıkardığınızı ve öğle olmadan da Cumhurbaşkanının bunu nasıl onayladığını hepimiz gördük.

Sayın milletvekilleri, Çanakkale konusuna gelince: Çanakkale bu milletin direnişidir, Çanakkale bu milletin özüdür, ruhudur, her şeyidir, hepimizi ilgilendiren bir yerdir. Ben daha önce de defalarca oraya gittim. Aynen, Sayın Genç doğru söylüyor, bindirilmiş kıtalar getiriyorsunuz oraya. Bindirilmiş kıtalarla o stadyumu dolduruyorsunuz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Siz de getirin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – O stadyumun içinde Çanakkaleliler yok ve Çanakkale’yi yalan yanlış anlatıyorsunuz. Ak sakallı dedeler askerlere su taşımış. Böyle bir kafa olabilir mi? Ak sakallı dedeler Balkan Harbi’nde niye taşımadı, Birinci Dünya Savaşı’nda niye taşımadı da Çanakkale’de… Çanakkale’de Mustafa Kemal vardı. Diğerlerinde Enver Paşa vardı, başarısız kumandandı; Çanakkale’de iman vardı, ruh vardı, akıl vardı, dayanışma vardı, birlik vardı, her şey vardı. Siz de şimdi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ya, benim annemin dedesi Çanakkale’de şehit olmuş. Asker kaçaklarının torunlarından değiliz biz, biz asker kaçaklarının torunlarından değiliz, kümeste saklananlardan değiliz biz, kusura bakmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, CHP sıralarından alkışlar) Çanakkale ruhuna zeval getirmeyin, Çanakkale ruhuna dokunmayın, bindirilmiş kıtalarla Çanakkale ruhunu zedelemeyin.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Atatürk’ü de unutmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Aydın, önce sırada Sayın Genç var.

Evet, Sayın Genç, siz ne için el kaldırıyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Papağan gibi her gün çıkıp aynı şeyleri söylüyor.” dedi.

BAŞKAN – “Her gün çıkıp aynı şeyleri söylüyorsunuz.” dedi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Papağan gibi” dedi.

BAŞKAN – Ha, “Papağan gibi” dedi.

Buyurun efendim, iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim burada ne söylediğimi anlayan anlıyor.

Bakın, eğer hakikaten sizin Tayyip Başkanınızda bir yürek varsa böyle 2 bin, 3 bin polisle gezmesin; gidelim, bakın Çanakkale sokaklarında gezelim. Yok, cesaret edemiyorsunuz!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çanakkale sokaklarında gezdi, evleri gezdi, hastaları gezdi.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, Tayyip Bey Çanakkale Zaferi’ne şimdi kürsüden şöyle diyor, yani Türk milletinin o zaferi kazandığını ağzına almıyor, “Arkadaşlar, Çanakkale’de Şamlı vardı, Bağdatlı vardı, Yemenli vardı” diyor. Ben gittim mezarlığı gezdim, ne Şamlı vardı ne bilmem Yemenli vardı. (AK PARTİ sıralarından “Var, var” sesleri.) Belki tek tük. Esas o Çanakkale Zaferi’ni kazanan bu millettir ama bu milleti ağzına almıyor.

Onun için yani bütün mesele şu: Arkadaşlar, biz burada doğruları söylüyoruz, doğruları söylediğimiz için de siz doğrulardan çekiniyorsunuz, konuşmuyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani yolsuzluklar yapıyorsunuz, biz burada dile getiriyoruz. Diyorsunuz ki: “Din var, ahiret var.” Yahu, ben geçen gün de dedim: Bu dünyada bir hesabınızı verin, öteki dünyada ayrı sorarız onu, o başka mesele.

Şimdi, bakın, burada, bu millete karşı yapılan büyük ihanet var. Arkadaşlar, bugün Türkiye Cumhuriyeti devletini dönüştürmüşsünüz, devlet diye bir şey kalmamış. Bakın, dün Çanakkale’de ana muhalefet partisi genel sekreteri orada, genel başkan yardımcısı orada, protokolde yer vermiyorsunuz, genel başkanın mesajını okutmuyorsunuz. Biz ondan sonra valiye söyledik, dedik ki: “Bak, bu mesajı okutmazsan, biz burayı terk ederiz.” Ondan sonra dönüş yaptı. Genelkurmay Başkanının mesajını okutmuyorsunuz, böyle bir şey olur mu? O Çanakkale Zaferi’ni kazanan ordu değil mi? Nasıl siz ordunun oradaki duygularını milletten gizliyorsunuz da Tayyip Erdoğan çıkmış, camdan, böyle kendine göre yazdığı birtakım saçma sapan konuşmalarını millete dinletiyorsunuz. Böyle bir şey olur mu? O bakımından hep çekiniyorsunuz milletten. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ama Sayın Aydın, bu ne zamana kadar devam edecek?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, sataşmaya sebebiyet vermeden efendim…

BAŞKAN – Ne diye sataştı? Kim sataştı size Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Saçma sapan ifadeler kullandığını söyledi Sayın Grup Başkanımızla ilgili.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok Başkan öyle bir şey yahu.

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurun.

İki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, Sayın Kamer Genç’in doğruları… Her zaman doğruları ifade ettiğini söylüyor ya, gene doğruları kendince ifade etti ama halkımız bir türlü Kamer Genç’i anlayamadı. Bilemiyorum, problem Kamer Genç’te mi halkta mı?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Önce “Atatürk tüccarlığı” lafını geri al Sayın Grup Başkan Vekili.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabii, “Yargı adam gibi görevini yapsa.” deniyor. “Yargı AK PARTİ’nin sopası hâline geldi.” dendi ama yargı AK PARTİ’nin sopası hâline gelmedi. Ne oldu biliyor musunuz? Yargı, CHP’nin sopası olmaktan çıktı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olmadı Ahmet, olmadı. CHP yargıya hiç atama yapmadı şimdiye kadar.

AHMET AYDIN (Devamla) – Problem orada, yargı CHP’nin sopası değil. Artık, kimsenin ne ön bahçesi, kimsenin de ne arka bahçesi olmayacak, tam bağımsız bir yargı olacak, bizim gayretimiz odur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin yaşın buna müsait değil, hiç atama yapmadı şu duruma kadar ama siz atama yapıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – “Bindirilmiş kıtaları getirdiniz.” dediniz

Değerli arkadaşlar, bindirilmiş kıtalara bizim ihtiyacımız yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olmadı Ahmet Bey, olmadı.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama keşke Cumhuriyet Halk Partisi de binlerle, on binlerle Çanakkale’ye gidebilse, keşke o ruhu orada görüp, keşke o ruhu yaşayabilse, o zaman bu problemler olmazdı; keşke sizler de orada olsanız, keşke sizler de on binleri oraya getirebilseniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O ruhu Sarıkamış’ta niye yaşayamadın Ahmet?

AHMET AYDIN (Devamla) – Gelin, o ruhu yaşayın, hep birlikte yaşayalım.

Evet, orada, Mustafa Kemal’in önderliğinde, liderliğinde, kahramanlarımızın liderliğinde milletin omuz omuza verdiği mücadele neticesinde bir zafer kazanılmıştır. O zaferi millete çok görmeyelim, millet adına çok görmeyelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Deminki cümleyi bir daha söyle Başbakan seni götürür Ahmet Ağabey.

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz, bu dünyada da ahirette de -değerli arkadaşlar- hesabını vermeyeceğimiz işleri görmeyiz. Hem bu dünyada hesabını veririz hem de ahirette hesabını veririz. Kimseden de bizim korkumuz yok.

“Milletten bahsetmedi.”yi ifade edenleri zaten buradaki konuşmalardan görüyoruz. Milleti ne derece önemsedikleri, millet için ne derece siyaset yaptıklarını burada, bu kürsüde hepimiz takip ediyoruz, hepimiz izliyoruz.

Değerli arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun. Çanakkale ruhunu hep birlikte bütün Meclis olarak yaşayalım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Yargı CHP’nin sopası olmaktan çıktı.” diyerek partimize hakaret etti.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce, sataşma nedeniyle iki dakika da size söz veriyorum.

 

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Başbakanın doğduğu, seçildiği illeri mübarek yapan bir zihniyetten, Başbakanı kurtaran balyozu mübarek sayan bir zihniyetten, “Başbakana dokunmak ibadettir.” diyen bir zihniyetten çok fazla bir şey bekleyemeyeceğim doğrusu.

Bakın, ben size şunu söyleyeceğim: Yargı için Başbakan, kendisi “Devlet içinde devlet oldular.” dedi, bunu kendiniz söylediniz siz. Ucu size dokunduğu zaman söylüyorsunuz. Yargı size de lazım, bize de lazım, hepimize lazım.

Bakın, tarihini söylüyorum, 4 Ağustos 2011. Elimde gazete kupürleri var. Muharrem İnce demiş ki: “Genel affa doğru gidiyoruz.” Yani bu kadar generali, milletvekilini, profesörü, gazeteciyi, muhalif olan herkesi içeri alıyorsunuz, neden biliyor musunuz? Bunun bir tek sebebi var: Abdullah Öcalan’ı affedeceksiniz. Onun için yelpazeyi büyütüyorsunuz, genişletiyorsunuz ki, af çıkardığınızda toplumdan destek alabilmek için yapıyorsunuz bunu. Yargı sizin kontrolünüz…

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Müneccim misin? Nereden biliyorsun?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ne biliyorsunuz ya, hiçbir şey bildiğiniz yok. Bu süreçle ilgili ana muhalefet partisi bir şey bilmiyor, aktaran yok; muhalefet partileri bir şey bilmiyor, siz de bir şey bilmiyorsunuz. Hatta bırakın sizi Bakanlar Kurulu üyeleri de bilmiyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen mi biliyorsun.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ben bilmiyorum zaten, kabul ediyorum.

Bunu bırakın, Cumhurbaşkanı da sürecin içinde yok. Cumhurbaşkanı da nelerin olduğunu bilmiyor. Milletin, bu ülkenin geleceği tartışılırken, pazarlıklar sürerken, ne alıp verildiği bilinmezken siz yine parmak makinesi olmaya devam edin.

Ben kayıtlara geçireyim, tutanaklara bunu yazdırayım. Ben ana muhalefet partisinin milletvekili olarak sorumluluğumu yapayım, üstüme düşeni yapayım, siz bir dahaki dönem listeyi düşünmeye devam edin, siz listeye girmeye devam edin, onu düşünmeye devam edin.

Ne biliyorsunuz siz, ne!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ne alınıp ne veriliyor, ne pazarlığı yapılıyor, biliyor musunuz siz? Hiçbir şey bildiğiniz yok!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen ne biliyorsun?

MUHARREM İNCE (Devamla) -  Hiçbir şey bildiğiniz yok! Size bunları soran da yok! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Çanakkale’ye gelmediniz ama.

BAŞKAN – Sayın Şandır, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, ben, 69’a göre söz alamadığımıza göre, yerimden bu konuşmalarla ilgili bir katkı yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 108 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler sırasında, değerler üzerinden yapılan siyasetin o değerlere zarar vereceğine, Çanakkale Zaferi’nin Türk milletinin zaferi olduğuna ve bu zaferleri Türk milletinin elinden almaya kimsenin gücünün yetmeyeceğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli Başkan, teşekkür ederim.

Değerli milletvekili arkadaşlar, sürekli bu türlü tartışmalarla bazı değerleri yıprattığımızı bilmek mecburiyetindeyiz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, burada bu tartışmalara şahit olan bir parti olarak milletim adına şunu hatırlatmak istiyorum: Değerler üzerinden yapılan tartışma, milletimize ait değerler üzerinden, cumhuriyetimize ait değerler üzerinden yapılan siyaset o değerlere zarar verir, siyasete de asla seviye kazandırmaz. Bunun üzerinden bir siyasi rant elde etmek isteyenlerin bunun olmayacağını bugüne kadar görmüş olmaları lazım, bundan sonra da devam ederlerse göreceklerdir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak ikinci söyleyeceğim hadise şudur: Eğer bir cümlenin öznesini koymazsanız yüklemin anlamı olmaz. “Çanakkale Zaferi” deyip “Türk milleti” dememek bu millete haksızlıktır, bu millete hakarettir. Bunu, Milliyetçi Hareket Partisi olarak asla kabul etmeyiz. Asla, bu millete bu hakareti yapanları da bu millet affetmeyecektir. Çanakkale Zaferi Türk milletinin zaferidir. Öyle, Sayın Başbakanın söylediği gibi “Çanakkale ruhu” diye yeni bir şey ortaya koyup bu milletin kazanımlarını, bu milletin zaferlerini bu milletin elinden almaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Bunu, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk milleti adına burada ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/374) (S. Sayısı: 108) (Devam)

 

BAŞKAN - Şimdi soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben, Sayın Bakana, geçtiğimiz aylarda, yaklaşık iyi yıldan beri, başta Millî Savunma Bakanlığı olmak üzere, Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığına başvurarak Kürecik’teki, İsrail’i korumaya yönelik olan üsse girmek için izin istedim. Bana izin vermediniz ama geçtiğimiz günlerde Amerika’da faaliyet gösteren bir silah lobisinin temsilcisi Kürecik’e elini kolunu sallaya sallaya girdi, oradaki almış olduğu notları Amerika basınıyla paylaştı. Yani siz diyorsunuz ki: “Amerikalı Ricky’e ‘yes’ Malatyalı Veli’ye ‘no.’” Bunu kınıyorum, bu tutumunuzu. Tekrar burada Türkiye Büyük Millet Meclisine şikâyet ediyorum sizi Sayın Bakan ve bu izni almak için de uğraşacağımı bilmenizi istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Yemen’le vizeyi kaldırdık, bugünkü gazetelerde… Şimdi, Yemen’in bir özelliği var, Yemen’in özelliği El Kaidenin çoğunluğu orada duruyor yani El Kaide’nin merkezi orada. Şimdi, bu vizeyi kaldırmaktaki amacımız ticari midir, yoksa El Kaide’li kişilerin Türkiye üzerinden gelip Suriye’ye gidip savaşmalarını sağlamak mıdır? Vizeyi kaldırdığımız tarihten bugüne kadar veyahut da daha önce Yemen’den Türkiye’ye kaç kişi giriş yapmış, Yemen’den giriş yapan bu kişilerden Suriye’ye gidenler var mıdır? Bu konuda net bilgi istiyorum.

İkincisi: Genelkurmay Başkanlığının elindeki elektronik sistemler hangi gerekçelerle alınıp MİT’e verildi? Ve bu konuda çok ciddi şüpheler var ve MİT’in bu konuda, yapılan istihbaratı zamanında askerlere intikal ettirmemesinden kaynaklanan çok sayıda şehit var. İşte, Hakkâri civarında 27 kişi şehit edildi, bir gün 17 kişi şehit edildi. Genelkurmay elektronik sistemlerini Genelkurmaya tekrar vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biliyorsunuz, Suriye’de El Kaide’ye bağlı “El Nusra Cephesi” denilen bir terör örgütü savaşıyor, masum insanları katlediyor. Hükûmetinizin El Nusra Cephesinin terör örgütü listesinden çıkarılması için Amerika nezdinde girişimleri olduğu söyleniyor, doğru mudur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, biz, Millî Savunma Bakanlığı olarak, doğrudur, Veli Ağbaba Kürecik’e izin istedi, izinle ilgili yetkiyi vermedik, bunun dışında kimseye de oraya gitme iznini vermedik. Birinci cümle bu.

Ne söylüyorsam doğruyu söylüyorum, dolayısıyla da bir şeye izin vermedik.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ricky girdi!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İki: Sayın Genç’in sorusuna cevap olarak, biz hem Afrika’ya hem Asya’ya hem Avrupa’ya hem Amerika’ya açılıyoruz. Türkiye, öyle olmasaydı, 36 milyar dolarlık ihracattan 150 milyar dolarlık ihracat seviyesine gelemezdi. Bizim 2023 hedefimiz var, 150 milyar dolarlık ihracatı 500 milyar dolara ulaştırmak. Bunu nasıl ulaştıracaksınız? Kendi iş adamınızın, kendi üreticinizin başka ülkelere hiçbir engel olmadan kolaylıkla gidebilmesi gerekir. Yemen’e vizesiz gidebilmek için Yemen vatandaşından mütekabiliyet gereği vizeyi kaldırmak gerekli. Dolayısıyla, bizim amacımız budur, bunun dışında zaten sorunun sorulmasından cevap beklenilmiyor, kendi düşüncesini ifade ediyor, bunun doğru olmadığını… Amaç, Türkiye vatandaşlarının dünyanın her köşesine rahatça ulaşımını sağlamaya yöneliktir.

Bir başkası, bakın, ehli insaf sahibi olan herkes şunu teslim eder ki Türkiye'nin son iki yılda terörizme karşı vermiş olduğu mücadele, geçmiş otuz yıldan -stratejistlerin de görüşüne bakın- en başarılı dönemdir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hadi oradan!

KAMER GENÇ (Tunceli) – İnsaf ya!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Herkes böyle diyorsa elini vicdanına koysun.

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK için en başarılı diyorsun değil mi!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Herkes öyle diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gurur duyuyorsunuz!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İdeolojik körlükte olanların dışında hiç kimse bir şey diyemez, en başarılı olduğu dönemdir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teslim oldunuz, teslim!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Devletin kurumları arasında hiçbir çatışma yoktur, iş birliği vardır, terörle mücadelede en başarılı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Diz çöktünüz!

OKTAY VURAL (İzmir) – En başarılıymış!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Evet…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kimi kandırıyorsunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, o sizin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayenizde muhatap oldu...

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Millet biliyor! Millet biliyor! Millet biliyor!

OKTAY VURAL (İzmir) – Mitingler düzenletiyorsunuz, Öcalan’a özgürlük, PKK’ya statü, Kürtlere statü diye! 

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Millet biliyor! Millet biliyor! Ben bire bir arkadaşlarınızla görüştüğümde ki onların da ehli insaf sahibi olanları bunları söyler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sivas’ta “Bu açılım terörü durdurmaz.” diyen sen değil misin Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hiç merak etmeyin, Sivaslı da biliyor, millet de biliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biliyor, biliyor!

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen, Sayın Bakan cevap veriyor, bir saniye…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bunun dışında, terörizmle ilgisi olan, bağlantısı olan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu açılım terörü durdurmaz diyen…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bununla ilgili… Yani ne söylediğini biliyorsun, ne anladığını… Sen MHP’yi temsil etme yeteneğinin bile dışında olan birisin, sen MHP’yi de temsil edemezsin! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Lütfen Sayın Bakan, sorulara cevap verin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKAN İSMET YILMAZ (Sivas) – Herkes de biliyor yani.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen Hükûmeti temsil edemeyen, TSK’yı temsil edemeyen bir adamsın. Sen PKK’yı mı temsil ediyorsun?

MİLLÎ SAVUNMA BAKAN İSMET YILMAZ (Sivas) – Biz Türk milletinin temsilcisiyiz. Bizim hiçbir terörist örgütün herhangi bir ülkenin listesinden çıkarılma gibi bir gayretimiz, çalışmamız yoktur. Biz masumu öldüren herkesi terörist olarak kabul eder ve bunu böyle değerlendiririz.

Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Terörist örgütü muhatap kıldınız ya. İnsan biraz utanır, utanır. Siz kim, MHP kim, millet kim, milliyetçilik kim! İşiniz gücünüz bu millete hakaret.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Vural.

Sayın Özel, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Genelkurmayın elektronik sistemlerine cevap vermediniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKAN İSMET YILMAZ (Sivas) – Verdim, verdim.

BAŞKAN – Sayın Özel, sorunuzu sorunuz lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Genelkurmay elektronik sistemlerinin MİT’e devredilmesinden sonra yaşanan bir olaydan bahsedeceğim. Suriye’de düşürülen uçağımıza uçuştan bir gün önce Suriye hava sularını ihlal eden bir rota verildi mi? Buna filo itiraz etti mi? Filonun itirazı üzerine rota önce düzeltilip uçak havadayken eski GES, şimdi MİT’e bağlı BİS tarafından yine uçağın bir gün önce itiraz ettiği uçuş profili ve rotasını havada zorlanıp birkaç dakika sonra uçak düştü mü? Bu konuda vermiş olduğumuz soru önergelerini niye yanıtsız bırakıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanıma bir sorum var. Basında çıkan en son haberlere göre Patriot’ları denetlemekte olan generalimize Alman askerlerinin engel olduğu ve bu engel olan Alman askerlerine de bizim generalimizin tokat attığını okuduk. Bu doğru mudur, geçerliliği nedir? Engelleme gibi bir hakları var mı? Bunu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, “Kimseye izin vermedik.” diyorsunuz ama bunu hem önemli bir gazeteci yazdı hem de bu, basında paylaşıldı. Belki Kürecik’te sizin yetkiniz yoksa onu anlayabilirim. Millî Savunma Bakanlığının yetkisi yok, Amerika’nın yetkisi var, onu anlayabilirim ama bir Amerikan silah lobisinin temsilcisinin -ismi de Ricky Sayın Bakan- oraya girdiğini söyledi. Bu konuyla ilgili, Kürecik’le ilgili değerlendirmelerde bulundu. Bir kez daha soruyorum: Yetkiniz yoksa anlayabilirim, anlayışla karşılayabiliriz Kürecik’te yetkinizin olmamasını ama bir milletvekiline izin verilmemesini tekrar dikkatlerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, yılbaşı günü, Amerikan askerleri İncirlik’te bulunan bir mescide girerek orada mihrabı tahrip ettiler, mescide saygısızlık yaptılar. O konuda bir soruşturma açıldığı söylenmişti, hangi aşamadadır? Birinci sorum bu.

İkincisi de: Yine Akdeniz’de ne şekilde düştüğü belli olmayan uçaklarımızla ilgili, 2 pilotumuzun şehit olmasıyla ilgili soruşturma hakkında sorduğum soru önergesinde, askerî savcılık tarafından gizlilik karar olduğu söylendi. Ne aşamadadır, ne için kamuoyuna açıklanmıyor?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, daha önce size de yazılı soru önergeleri verdik PKK’nın elinde bulunan kamu görevlileri hakkında. Bizim tespitimiz 16 kişiydi 1982 yılından bu yana. Size verdiğimiz soru önergelerinin cevaplarında “Araştırıyoruz, bakıyoruz.” dediniz ve bir envanterinin de olmadığı görüldü. Ama şu ana kadar Kandil’den 8 tane kamu görevlisi Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim edildi. Peki, diğerlerinin durumu hakkında bilginiz var mı? En azından, ölmüşlerse, ailelerinin, öldüklerini bilmeye hakları olduğunu düşünüyorum.

Bir de: Suriye’de operasyon yapıp Amerikalının katilini yakalamayı abartarak kamuoyuyla paylaşıyorsunuz. Niye şimdiye kadar kamu görevlilerini Irak’ta operasyon yapıp da getiremediniz, bunu çok merak ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Millî Savunma Bakanına sualim:

Çanakkale’de 18 Martta şehitlerimizi yâd ederken İmralı’ya heyet göndermekten utanç duyuyor musunuz?

PKK’yı muhatap alıp Türk Silahlı Kuvvetlerini suçlu ve şüpheli konuma düşürmekten gurur duyuyor musunuz?

Genelkurmay Başkanına müebbet hapsi verilirken Öcalan’a beslediğiniz muhabbetin kaynağı nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, BDP çevrelerinden yapılan açıklamaya göre, İmralı’dan Kandil’e gönderilen mektuplara dayanarak yaptıkları açıklamada 21 Mart Nevruz Bayramı’nda çift taraflı ateşkes yapılacağı belirtiliyor. Oysa çift taraflı ateşkes yapılması demek, terörle mücadelenin durdurulması demektir. Sayın Başbakan ise yaptığı açıklamada terörle mücadelenin devam edeceğini, siyasi uzantılarla müzakerenin yapılacağını söylemiş idi. O zaman çift taraflı ateşkesten sonra terörle mücadele nasıl yapılacak, bir açıklar mısınız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, askerlik yaparken diğer bir asker tarafından vurularak ayağı kesilen gazinin devlet tarafından yaptırılan protez ayağının parası geri istenmektedir, faiziyle birlikte geri istenmektedir. Bu tür gazilerimize yani askerdeyken yaralanan bu gazilerimize bir statü değişikliği yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, PKK terör örgütü tarafından teslim edilen kamu görevlilerinin medyaya yansıyan fotoğraflarında kamu görevlilerinin elleri arkaya bağlıydı ve kıyafetleri terör örgütü militan kıyafetleriydi. Bu görüntüden bir devletin bakanı olarak siz rahatsız oldunuz mu, olduysanız bunun gereğini yaptınız mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özensoy…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, 2011 seçimleri öncesinde Sayın Başbakan seçim meydanlarında, “Kürt meselesi yoktur, böyle bir şeyi kabul etmiyoruz.” diye ve hatta Oslo görüşmelerini inkâr ederek ve bu görüşmelerin varlığını söyleyenleri de şerefsizlikle, alçaklıkla suçlayarak bu milletten oy istedi ve oy aldı. Şimdi soruyorum: Herhangi bir AKP yetkilisi meydanlarda “Biz İmralı canisiyle görüşerek bu meseleyi halledeceğiz.” diyerek vatandaştan oy istedi mi? İstemediyse, bu yetkiyi siz milletten almıyorsanız nereden alıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, PKK yöneticileri olan bebek katilleri Murat Karayılan ve Cemil Bayık’ın teslim edilmesi konusunda size yapılan öneriyi neden reddettiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, terör örgütü yöneticisiyle Hükûmetiniz arasında yapılan müzakereler, anladığım kadarıyla, PKK’nın silah bırakması üzerinden değil silahlı PKK unsurlarının ülkemizi terk ederek Kuzey Irak’a, Kürt bölgesine, Barzani’nin sorumlu olduğu bölgeye, Kandil’e yerleşmesine ilişkindir.

Siz, bu durumda, Barzani’yle ilişkilerinizi geliştirerek, o bölgeden petrol alımı yaparak terör örgütüne destek sağlıyor değil misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan’a şunu sormak istiyorum: Hepimiz askerlik yaptık. Ailemize mektup yazdığımız zaman mektupların üzerine “Er mektubu görülmüştür.” damgası basarlardı. Bu, mahkûmlar için de geçerlidir. Abdullah Öcalan’ın yazdığı mektuplara “Mahkûm mektubu görülmüştür.” damgasını basacak yiğit bir Hükûmet misiniz yoksa o mektuplara bu damgayı basmadınız mı? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: Kendi sözlerine kendi sözlerinde yasak getiren bir Başbakanımız var. Bir Başbakan iki Erdoğan’da. Bunu nasıl buluyorsunuz o Hükûmetin bir üyesi olarak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Genel olarak, sorulan sorulara aldığım notlar oranında cevap veriyorum.

Öncelikle bir, çift taraflı ateşkes diye bir şey yoktur, terörle mücadelemiz devam edecektir. Terörle mücadeleden zerre kadar taviz verilmeyecektir.

Şimdi, bunu söyledim mi? Bu bir gerçek midir? Gerçektir. Aynı soruyu bir daha sormak, sanki bunu söylememişim gibi bir başka milletvekiline veya bir başka sayın bakana sormak, yazılı soru sormak boşuna gündemi işgal etmektir. Sayın Başbakan söyledi mi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başbakan hiçbir şeyi doğru söylemiyor ki ya!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Türkiye Cumhuriyeti’nin Millî Savunma Bakanı olarak da söylüyorum ki karşılıklı ateşkes denen bir husus yoktur, terörle mücadeleden zerre kadar taviz verilmeden devam edilecektir.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Çıkarlarsa operasyon yapmayacağız.” demedi mi? Kimi kandırıyorsun!

BAŞKAN – Sayın Bakan, sayın milletvekillerinin soru sorma hakları vardır, siz cevap vereceksiniz.

Buyurun, devam edin efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Peki.

Efendim, ben de onu söylüyorum, aynen böyle.

BAŞKAN – Devam edin efendim, evet.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nasıl inanacağız Başbakana ya? “Görüşen şerefsizdir.” diyor, sonra görüşüyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Terörle mücadeleden zerre kadar taviz verme yoktur, terörle mücadelemiz devam edecektir. Ülkemizin içerisinde terör olduğu sürece silahlı kuvvetlerimiz de emniyet güçlerimiz de terörle mücadelesine devam edecektir, birinci husus bu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Emniyetin devam ediyor da sizin yok ki!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hem emniyet devam eder, güvenlik güçlerimiz deyince hepsi de devam eder…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizde siyasi irade yok

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kimde yok siyasi irade ya?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …ondan hiçbir şüpheniz olmasın. Herkes biliyor, milletimiz de biliyor, çıkın dışarı, bakın. Anketler de onu söyler, eğer terörle mücadelede bir zafiyet olsaydı anketlerin sonucu bunu göstermezdi. Ondan hiç şüpheniz olmasın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anketlerde sadece yüzde 24 sizin yaptığınızı onaylıyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Güzel, güzel, tabii, çok güzel!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Bakan cevap veriyor, susun da dinleyin; soru sordunuz, cevaplasın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sana ne! Sen de gel sor! Avukat mısın sen, avukatı mısın?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Avukatım tabii, ben de avukatıyım!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus…

OKTAY VURAL (İzmir) – Avukatıysan çık otur oraya!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ben de avukatım, evet!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın milletvekilleri, terör örgütü yöneticileri olan  Murat Karayılan ile…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen sadece fasonda konuş!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen mi yönetiyorsun burayı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Bakan cevap veriyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ben yönetmiyorum, Başkan yönetiyor da dinleyin ama!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen sadece fason konuşacaksın, fason!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Düzgün konuş, hakaret etme, hakaret etme!

MUHARREM VARLI (Adana) – Ne yapacaksın, ne yapacaksın?

BAŞKAN – Sayın Özel…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …Cemil Bayık’ın Türkiye’ye teslim edilmesi doğrultusunda Hükûmetimize yönelik herhangi bir öneri veya teklif olmamıştı ki bunun reddi veya kabul edilmemesi söz konusu olsun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Fason” hakaret değil; fason, bir yönetim şekli!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Senin ne mal olduğunu biliyoruz!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yine bir başka sayın milletvekilimizin talebi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Mal sensin lan, malın da parasız olanı! Elden ele gezen bir malsın sen!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ayıp ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Haysiyetsiz!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, lütfen…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Gerek İncirlik Üssü’nde camiye karşı yapılmış olan tahribatın ve gerekse de Suriye’nin uluslararası açıklarında, uluslararası sularda düşen uçakla ilgili soruşturmalarımız devam ediyor. Ancak soruşturmalar, bildiğiniz gibi, uzun süreli; bazen adli tıbbın raporu da kısa sürede elde edilmiyor. Dolayısıyla, bu soruşturmalar devam ediyor. Devam ettikten sonra da kamuoyuna açıklanır. Bilin ki bu Hükûmetin bu milletten saklayacağı hiçbir şeyi olmaz. Her şey şeffaf olarak devam ediyor. Hatta birçokları da niye bu kadar şeffaf oluyor diye bizi eleştiriyorlar.

MUHARREM VARLI (Adana) – Cam mı koydunuz görüşmelere?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus, Türk Silahlı Kuvvetlerinde gerçekten, bazen, muhakkak ki… Mehmetçiklerimiz, onlar da insandır, onların da ellerinde silah var. Bazen bir Mehmetçik’imiz diğer Mehmetçik’i yaralayabilmekte veya ölümüne yol açabilmektedir. Sayın vekilimizin söylediği gibi, bir Mehmetçik’imizin silahından çıkan bir kurşundan dolayı diğer Mehmetçiğimizin bir organına protez takılmışsa biz bundan bir protez bedeli alınmasını doğru bulmuyoruz. Mevcut yasaların bu hakkın talep edilmemesi fırsatını verdiğini düşünüyoruz, imkânını sağladığını düşünüyoruz ama bu fırsatı vermiyorsa, bu imkânı sağlamıyorsa ilave de bir çalışmamız devam ediyor, o çalışmanın içerisine de bunu koyarız ki biz emanet olarak kendi milletimizden aldığımız evlatlarımızı, sağlam olarak, aldığımız gibi teslim etmekle kendimizi yükümlü hissediyoruz. Bir eksiklik olursa da o eksikliği devletin imkânları çerçevesinde, eksiklikleri yerine getirmek de bizim asli vazifemizdir diye düşünüyoruz.

Yine, bakın, devletin istihbarat birimleri vardır. Bu istihbarat birimlerinin, terör örgütlerinin ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini, planlarının ne olduğunu araştırıp, inceleyip, bilip ve bunu devletin karar alma icra organlarına sunması asli vazifesidir. Dolayısıyla, bu yürütülen süreç bu çerçevede devam ediyor. Milletimizin bu sürece desteği de tamdır diye düşünüyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başbakan istihbaratçı mı? O yürütüyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, Millî İstihbarat Teşkilatımız var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi istihbarata bağlı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Millî İstihbarat Teşkilatımız vardır, dolayısıyla Millî İstihbarat Teşkilatımız gönderiyordur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi istihbaratın elemanı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus, gerçekten, biz, terörist örgütlerce kaçırılmış kendi kamu görevlilerimizin yurt dışındaki, Kuzey Irak’taki bulunduğu bölgeyi de biliyorduk. Ancak, bir operasyon yapılması durumunda bunların hayatlarının riske atılma ihtimali de düşünülerek bu netice alındı. Dolayısıyla, bir tek kimsenin burnunun kanamamış olmasından bu giden…

OKTAY VURAL (İzmir) – Demek ki operasyon yapacak acziyet içerisindesiniz. 

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hiç öyle değiliz, Türk milleti, sizin düşünemediğiniz kadar, hayallerinizin alamayacağı kadar çok güçlüdür, o gücü, zamanı, yeri geldiğinde şimdiye kadar göstermiştir. Hiç şüpheniz olmasın ki…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizde yok, sizde irade yok. Mehmetçik’te var, poliste var, sizde yok.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …bundan sonra da aynen gösterir diye düşünüyorum. İrade de vardır.

İki: Türk Silahlı Kuvvetleri de güçlüdür, güvenlik güçleri de güçlüdür. Türk milletine yönelmiş her türlü tehdidi bertaraf edecek güçtedir. Bu zamana kadar gelmiştir. Yargılanan Türk Silahlı Kuvvetleri değildir, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olup da bir şekilde, bir başka yerle bağlantısı var mı yok mu şeklinde ihtilaflı olanlardır. Dolayısıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri… Bakın, hepimizin ortak, tek silahlı kuvvetleri var. Sizlerden istirhamım -bunu da söylüyorum- siyaseti Türk Silahlı Kuvvetleri üstünden yapmayalım. Onun dışında bir başka husus üzerinde Hükûmetimizi eleştirmekte serbestsiniz. Dolayısıyla, silahlı kuvvetlerimiz ortak değerimizdir, koruyormuş gibi yapıp da yine saldırmayalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Silahlı kuvvetlere saldıran sizsiniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde olmadığı kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yla darbe planlıyorsunuz, PKK’yla anayasal darbe planlıyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan soru soran herkese her cümlenin başında, sonunda ayar veriyor. Biz milletvekiliyiz, soru sormak gibi bir hakkımız var, onun da milletvekillerine cevap vermek gibi bir zorunluluğu var.

BAŞKAN – Sayın Bakanı ikaz ettim, “Her sayın milletvekilinin soru sorma hakkı vardır, siz de cevap vereceksiniz.” dedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sürekli, Sayın Bakan “Öyle soramazsınız…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan suallerimize cevap vermedi, yazılı mı cevap verecek yoksa cevaplarını mı bilmiyor yoksa sükut ikrardan mı geliyor?

BAŞKAN – Onu bilmem efendim, o sayın Bakanın takdirinde. Açıklama yapın isterseniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ben buradan cevap verdiğime inanıyorum ama alamamış olanlar yazılı cevap alacaklar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani zarar eden kendisi olur, uluslararası anlaşmaları…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır, maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Utanç tabloları, utanç!

BAŞKAN - 1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KAZAKİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA BİLİM VE TEKNOLOJİ ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 22 Ekim 2009 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çık müzakereleri anlat, çık Sayın Savunma Bakanı çık… Millî rezalet bakanı.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3-(1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Soru var, soru.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, sual var.

BAŞKAN – Sayın Şandır’ın suali 1’inci konuyla ilgili. Söz istiyor musunuz, soru sormak istiyor musunuz Sayın Şandır?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Soru soracaktım ama vazgeçtim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oyalama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı.)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilim ve Teknoloji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

251

 

 

Kabul

 

:

248

 

 

Ret

 

:

1

Çekimser

 

2

(x)

                     Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

                Bayram Özçelik                                 Mine Lök Beyaz

                       Burdur                                           Diyarbakır”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.31

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

5’inci sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Mektupların ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Mektupların ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/695) (S. Sayısı: 348)(X)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 348 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, bu Kürecik Üssü, artık AKP’nin üzerini kapatamayacağı, sizin de üzerini kapatamayacağınız, Türkiye'nin, belki 24’üncü Dönemin, belki sizin Hükûmetin en büyük ayıbı. Bu ayıp öyle büyük bir ayıp ki bir taraftan Mavi Marmara nedeniyle İsrail’e meydan okurken bir taraftan gizli kapılar ardında anlaşmalar imzalayarak İsrail’i korumaya yönelik bir kalkan. Yani, bir zamanlar Davos’ta “one minute” derken, Lizbon’da “Yes, okey.” demenin anlaşması bu. (CHP sıralarından alkışlar) Yarın, tarih yazdığı zaman bunu, Türkiye’de yaşayan barışsever Anadolu insanına yapmış olduğunuz, bu Hükûmetin yapmış olduğu ihaneti mutlaka yazacaktır. Kürecik’te bulunan o üs, Türkiye’ye yapılmış olan en büyük ihanettir.

Bakın, değerli arkadaşlar, bir kısa hatırlatma yapmak istiyorum. Orada daha önce bir radar üssü vardı. Deniz Gezmişler, Sinan Cemgiller, orada, o emperyalizmin simgesi olan o radar üssünün oradan kaldırılması için mücadele ettiler. O üs, emperyalizmin en büyük simgesiydi. 1960’lı yılların sonunda 68 gençlik önderlerine, solcularına, devrimcilerine, “tam bağımsız Türkiye” diyenlere ilham veren bir üs orası. O uğurda binlerce insan mücadele etti; yüzlerce insan, binlerce insan öldü o mücadelenin sonunda. Geldik, kırk yıl sonra değişen bir şey yok, sadece bakanların, sadece altına imza atan insanların ismi değişti. Bu, ihanettir. Bu, Türkiye’ye, Anadolu insanına yapılmış en büyük ihanettir. Bunun hesabını sormaya devam edeceğiz, bunun takipçisi olacağız.

Şimdi, Sayın Bakana diyorum ki: Martın başında Amerikalı bir silah lobisinin temsilcisi Kürecik’e geliyor, Antep’e geliyor; Kürecik’te ve Antep’te incelemelerde bulunuyor. Defalarca aslında siz bizi onayladınız, oranın kimin üssü olduğunu, vermiş olduğumuz sorulara vermiş olduğunuz cevaplarla aslında siz bizi onayladınız. Dedik ki biz size: Orada kim var? Siz “Amerikan askerleri var.” dediniz. Şimdi, Malatya’nın seçilmiş bir milletvekili kendi bölgesindeki üsse izin istiyor. Genelkurmay Başkanlığına yazı yazdım, Genelkurmay Başkanlığı “Yetkimiz yok.” dedi. Genelkurmay Başkanının nerede yetkili olduğunu bilemiyorum ben. Millî Savunma Bakanlığına, sizin Bakanlığınıza 10 kadın milletvekiliyle yazı yazdık, “İzin veremeyiz, bizim yetkimizde değil.” dediniz. Dışişleri Bakanlığına müracaat ettik, “İzin veremeyiz.” dediniz ama bir silah lobisinin temsilcisi bir Amerikalı geldi, o üste inceleme yaptı ve Hürriyet gazetesinden Tolga Tanış bunu yazdı, kimse yalanlamadı.

Değerli arkadaşlar, seçilmiş bir milletvekilinin giremediği bir toprak parçası varsa bu ülke bağımsız mıdır? Bu ülkede o üsse -maalesef üzülerek söylüyorum, bir milletvekili olarak utanç duyarak söylüyorum- maalesef Sayın Bakanın izin verme yetkisi yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendi girebilir mi?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Kendi de giremez. İzin verme yetkisi yok değerli arkadaşlar.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bahse girelim mi? Hadi bahse girelim.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sayın Milletvekilim, bakın, oraya giremez. Seçilmiş bir milletvekilini sokamıyorlar ama Amerikalı… Sayın Bakanın da haberi yok o Ricky Allison’dan.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Damsız almıyorlar!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Haberi yok çünkü samimiyetle diyor ki: “Benim haberim yok, benim bilgim dışında kimse girmedi.” çünkü kendi bilgisiyle girmedi. Orada Amerikalı Ricky’e “Yes.”, Malatyalı Veli’ye “No.” Bunların politikası bu, bu arkadaşların politikası bu. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bir de enteresan bir şey yaşandı geçtiğimiz günlerde değerli arkadaşlar. Dışişleri Sözcüsü bir gazeteye açıkladı: “Kürecik etkilenmeyecek.” ABD’nin, NATO Füze Kalkanı Projesi’nin Polonya’yı içeren Doğu Avrupa ayağını iptal etmesi sonrasında bizim Kürecik Üssü’ndeki radar, İsrail’i korumaya yönelik radar boşa çıktı arkadaşlar. Şimdi ne yapacaklar bilemiyoruz.

Bakın, öyle bir ülkede yaşıyoruz ki değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, bu sistem üç aşamalı bir sistem. Bir ayağı Malatya’da, bir ayağı Almanya’da, kumanda merkezi Almanya’da, oradaki düğmeye kim basarsa o kumanda ediyor. Kurulacak ülkelerin hepsinde tartışıldı, hepsinde konuşuldu, birçok ülke izin vermedi, bizde gece yarısı operasyonuyla Dışişleri Bakanı, Müsteşarı, Amerikan Büyükelçisinin de imzası sonucunda gündeme geldi.

Size bir örnek vereyim: Geçtiğimiz günlerde Hollanda Hükûmeti, Alman Hükûmeti Patriot’ların Türkiye’ye gönderilmesiyle ilgili Meclis kararı aldı. Bilmem dikkatinizi çekti mi Sayın Bakan, Meclis karar aldı. Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren, Türkiye’yi cephe yapan, olası bir savaşta Malatya’yı hedef yapan Kürecik Üssü’nü milletvekilleri konuşamadı. Demokrasi!

Değerli arkadaşlar, böyle bir şey olur mu? Böyle bir demokrasi anlayışı olabilir mi? Böyle tüccarca, böyle bağımlı bir demokrasi anlayışı olabilir mi? Bu, sadece ve sadece AKP’ye özgü bir demokrasi anlayışıdır.

Bakın, dünyada -Romanya, Çekoslovakya, Çek Cumhuriyeti, Polonya- birçok ülke bunun kurulmasına izin vermedi; tartıştılar, ülkelerinden attılar.  Ama Türk insanına maalesef siz bilgi vermediniz, veremediniz çünkü           -iddiayla söylüyorum değerli milletvekilleri- geçtiğimiz yıllarda Lizbon’da imzalanan bu anlaşmadan bakanların dahi haberi yok. Diyorlar ki: “Burası NATO.” Sayın milletvekilleri, “Burası NATO’nun üssü.” diyorlar. Bakın, bunu da yalanladık, bunu da ispat ettik. NATO’nun sitesine girdiğiniz zaman        -değerli milletvekilleri, bakın, bu çok önemli- Kürecik Füze Kalkanı, Kürecik Üssü NATO’nun sitesinde gözükmüyor. Niye gözükmüyor? Çünkü orası bir ABD üssü.

Biliyorsunuz, sağ olsun, ABD Başkanı Obama Malatya Milletvekilini doğruladı. Bakın, nasıl doğruladı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aradı mı seni?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Biz “ABD üssü” diyoruz; Sayın Bakan yalanlıyor, milletvekilleri yalanlıyor, Başbakan yalanlıyor. Sayın Davutoğlu’nu Obama çağırdı, “Gel bakalım.” dedi, sırtını sıvazladı, dedi ki “Bu üssü devret.” Chicago’da geçtiğimiz Şubat ayında. Ben şahsen, bir milletvekili olarak bundan utanç duydum. Bizi doğruladı maalesef.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Beyzbol sopası da gösterdi.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Beyzbol sopasını daha sonra gösterdi.

Türkiye'nin düşmüş olduğu durum bu değerli arkadaşlar.

Bakın, geçtiğimiz günlerde o üssü ziyarete gittik. Ne var içinde, bilmiyorum. Bir de, bir ayıba daha imza attı, arkadaşlar. Kürecik bölgesinde kurulan bu üste, AKP iktidarı, karar alarak, köy yolu göstererek o üssün yolunu yaptı, köy yolu göstererek. Bakın, o Kürecik’in köylerinde Harunuşağı’nın yolu yok, Bahri’nin yolu yok, Küre’nin yolu yok, Kürecik’in köylerinin yolu yok, Amerikan askerlerinin ayakları çamura batmasın diye oraya köy yolu göstererek yol yaptılar arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Malatya’da çamurdan çıkamayan, hâlâ bu devirde yolu olmayan köylülerin adına sizleri kınıyorum.

Bakın, geçtiğimiz günlerde bir köye gittim, Hekimhan’ın Kavacık köyüne. Hekimhan’ın Kavacık köyünde evler insanların başına yıkılıyor. AKP’liler beni yalanladı, gittim, ispat ettim. İnsanlar hastaları olduğu zaman yola üç saatte yürüyerek gidebiliyorlar. Kavacık köyünün oyu 90; 89’u AKP, 1’i CHP.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, böyle vicdansızlık, böyle insafsızlık olur mu? Kavacık köyüne yol yapmıyorsun, Kürecik’teki Amerikan askerlerine, Amerikan askerlerinin ayağı çamura değmesin diye yol yapıyorsun. İşte sizin millete bakışınız bu.

MUHARREM VARLI (Adana) – Kürecik’ten kaç oy çıktı?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, bu Kürecik Üssü o kadar önemli bir üs ki orayı, etrafını, dağın etrafını dikenli tellerle çevirdiler. Bizler oraya girmek için uğraştık, uğraş verdik. Geçtiğimiz günlerde yine oraya gittik. Bizi maalesef Türk askerleriyle karşı karşıya getirdiler, oraya girmemize izin vermediler.

Yine, evet, değerli milletvekilleri, oraya gidiş gelişimizin bir hayırlı sonucu oldu. Orada bir başka ülkenin bayrağı vardı. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, o üsse gide gele o bayrağı değiştirdik. Orada şimdi...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne bayrağı vardı orada?

VELİ AĞBABA (Devamla) – NATO bayrağı vardı, ABD bayrağı vardı, Türk Bayrağı dalgalanıyordu ama maalesef, geçtiğimiz aylarda gittiğim zaman Türk Bayrağı’nı yine kaldırmışlar, oraya bir başka ülkenin bayrağını asmışlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yine gidelim.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Orayı da köy diye gösteriyorlar. Bakın, buradan söz veriyorum arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 19 Mayısta gidelim, valla gidelim.

VELİ AĞBABA (Devamla) – 19 Mayısta, Cumhuriyet Halk Partisinin 19 milletvekiliyle beraber, o Kürecik üssüne tekrar çıkacağız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O bayrağı dikeceğiz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – O bayrağı oraya dikeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Buranın bir sömürge ülkesi olmadığını, buranın, AKP’nin bilgisi olmadan, AKP’nin yetkisi olmadan bir başka ülkenin sömürgesi olmadığını, her zaman tam bağımsız Türkiye’yi savunan Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri kanıtlayacak bunları arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan not aldı. Neden not aldı acaba?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, bir de bir şey soracağım, bu Kürecik meselesi açılmışken. Biliyorsunuz, bizler Sayın Özgür Özel, Sayın Nurettin Demir Cumhuriyet Halk Partisi cezaevi komisyonu üyeleriyiz. Bizler hiç ayırmadan bütün tutukluları ziyaret ediyoruz. Bazıları size selam gönderiyorlar, diyorlar ki: “Bizim anlayışımızda olan milletvekilleri, partiler bize cezaevlerinde işkence yapıyor.” O örneğe geleceğim şimdi.

Değerli arkadaşlar, biz   PKK’lılara gittik, biz Hizbullah’a    gittik, İBDA-C’ye gittik, adli mahkûmlara gittik, Fenerbahçe davasına gittik…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Cüppeli’ye gittik.

VELİ AĞBABA (Devamla) – …Cüppeli’ye gittik. Gittiğimiz bütün mahkûmlarla yüz yüze görüşme yaptık, değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Yüz yüze görüşme yaptık yani açık görüş yaptık. Değerli milletvekilleri, dikkatinizi çekmek istiyorum -AKP’li milletvekilleri duyarlarsa beni- bir tek askerlerle açık görüş yapamadık. Bakın, İzmir Şirinyer, İstanbul Hasdal ve Hadımköy cezaevlerinde -Sayın Bakanı aramamıza rağmen, ulaşamadık tabii Sayın Bakana- uğraşmamıza rağmen...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Neredeymiş, yurt dışında mıymış?

VELİ AĞBABA (Devamla) – …general rütbesindeki askerlerle Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri yüz yüze görüşemedi. Niye olduğunu düşündük, değerli arkadaşlar, şu sonuca vardık: Herhâlde bizim görüşmelerimizi kayıt altına alıyorlar, bizim görüşmelerimizi dinliyorlar.

Biliyorsunuz, 2002 sonrasında AKP’nin Türkiye’ye kazandırmış olduğu en önemli şeylerden birisi de nedir? Dinlemedir. Alışkanlık hâline gelmiş, cezaevinde de dinliyorlar bizi.

Cezaevinde Orgeneral Bilgin Balanlı’nın ziyaretine gittik, cam arkasından görüşebildik, camdan görüşebildik, telefonla görüşebildik ve orada bizi kayıt altına aldılar. Şimdi, anlayamadığımız şey şu: Siz Millî Savunma Bakanısınız, biz bütün mahkûmlarla, hükümlü veya tutuklularla yüz yüze görüşüyoruz eğer disiplin cezası yoksa. Ama, maalesef, sadece ve sadece askerlerle yüz yüze görüşemedik. Bunu da millî iradeye inanan, her konuşmalarında millî iradeyi ağızlarından düşürmeyen milletvekillerinin dikkatine sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, ben Malatya’nın milletvekiliyim. Ben daha önce, kalkınan, büyüyen, para kazanan Malatya’nın milletvekiliydim. Şimdi, sizin sayenizde bu dönem belki yüze yakın kayısıyla ilgili konuşma yaptım, yüze yakın kayısıyla ilgili konuşma yaptım. Ben söyleye söyleye bıkmadım ama AKP milletvekilleri körleri sağırları oynuyor.

Değerli arkadaşlar, dün gece, yani pazartesiyi salıya bağlayan gece Malatya’da don olayı oldu ve don vurdu kayısılarımızı. Bu dönemde… Malatya’da yine bir meteoroloji binamız vardı. 2 katlı, müdürü olan, elamanı olan, personeli olan bir meteoroloji binamız vardı, bölge müdürlüğümüz vardı. Malatya tarım ürünleriyle ünlü bir memleket. Bu meteoroloji bölge müdürlüğünü bir gün kapattılar. Bina duruyor, personel duruyor, bölge müdürlüğü gitti.

Bakın, meteorolojinin işte önemi burada. Bizim arkadaşlarımız, oradaki fakir, yoksul köylüler, meteorolojiden bilgi alıyorlar don olacak mı, olmayacak mı diye. Lastik yakıyorlar maalesef. Arkadaşlar, lastik yakarak kayısının donmasını önlüyorlar. Tabii, bazı milletvekillerinin tuzu kuru, onlar duymuyor. Tuzu kuru çünkü. Onlar duymuyor.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar, kayısının dondan sonra -Sayın Bakan da Gürünlü- en büyük düşmanı AKP. Dondan sonra en büyük düşmanı AKP.

Şimdi, ben, Millî Savunma Bakanlığında niye yapıyorum bu konuşmayı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Değiştiler…

VELİ AĞBABA (Devamla) - Tarım Bakanına söyledim, yapmadı; Maliye Bakanından yardım istedim, yapmadı; herhâlde Millî Savunma Bakanına söyleyeceğim ki yapa.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – O da yok. O da yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Değişti.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Değişti mi? Kalkınma Bakanı gelmiş.

Peki, Kalkınma Bakanından rica edelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Millî Savunma Bakanı arkandan konuşuyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Evet…

Değerli arkadaşlar, Millî Savunma Bakanından da rica edeyim çünkü Tarım Bakanına “Kayısıya destek verin.” dedim, olmadı.

Bakın, bu, Malatya’da bugün çekilmiş resimler değerli milletvekilleri. Orduzu’dan Dilek’e, Yazıhan’a, Hekimhan’a, Darende’ye, Kuluncak’a, bütün Tohma boyundaki kayısılarımız yandı. Belki siz bunun ne anlama geldiğini bilmezsiniz. Bu, kayısı ne demektir biliyor musunuz arkadaşlar?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayat…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Kayısı öğrencinin ayakkabısı demek, kayısı evdeki ekmek demek; kayısı değerli arkadaşlar, çiftçinin yaşamı demek, çiftçinin, insanların yaşamı demek arkadaşlar. Ama tuzunuz kuru, duymuyorsunuz. Zaten kayısının fiyatı 1,5-2 liraydı, maliyeti 2 lira. Maalesef dondan yandı.

Bugün Darende’nin Yeşiltaş köyünden bir çiftçi aradı, bana diyor ki: “Sayın milletvekilim, aç kaldık, aç. Verdiğimiz oylar haram olsun. Haram olsun ki bir daha bizi bu duruma düşürmesin.” Ve o köylü diyor ki, bak, dinle: “Bizim devletle tek ilişkimiz icra kâğıtları, icra kağıtları…” Devletin yolundan faydalanmıyor, sağlık ocağı kapatılmış, doktoru yok; tek ilişkisi icra kâğıtları.

Şimdi, değerli arkadaşlar, kayısı Malatya için altın ama, maalesef, bu dönem, altındı, sayenizde pula döndü. Ben milletvekili olduğumdan bu yana yüzlerce defa konuştum. Bana cevap veren de maalesef AKP’nin Malatya milletvekili oldu. “Kayısı ucuz.” diyorum, “Yalan.” diyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yine aynısını söylüyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) - “Kayısı para etmiyor.” diyorum, Malatya’nın milletvekili bana cevap veriyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok artık!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Buradan Malatyalılara da o milletvekilini şikâyet ediyorum arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim o? Hangi milletvekili?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, sadece ve sadece…

Bakın, Malatyalılar sizden bağış istemiyor, Sayın Bakan, Malatyalılar sizden hakkını istiyor. Bakın, Malatyalılar vergilerini veriyorlar, askere gidiyorlar. Malatyalılar sizden bağış istemiyorlar, sizden borç para istiyorlar.

Bakın, bu don vurunca, Ziraat Bankasına ve kooperatiflere olan borçları maalesef ödenemez duruma geldi. Sizden bunun ertelenmesini ve borç para vermenizi istiyoruz. Kayısı sadece kayısı üreticilerini ilgilendirmiyor; lokantacıyı ilgilendiriyor, nakliyeciyi ilgilendiriyor, esnafı ilgilendiriyor, milletvekilini de ilgilendiriyor. Herkes bundan ekmek yiyor çünkü.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Kimi işaret ediyorsun?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bizim hakikaten istediğimiz çok bir şey değil. Malatyalı çiftçi dürüsttür. Malatyalılar borcuna sadıktır. Malatyalılar, bakın, organize sanayiden tarımına kadar her alanda borcuna sahip çıkmıştır. Sizden ricamız, sizden isteğimiz, dileğimiz: Lütfen, bu dönemde, hiç olmazsa, borçlarını erteleyin. Hakikaten büyük bir afet, don çok büyük bir afet, Malatya’nın bütün bölgelerini etkiledi. Bakın, burada, bütün resimler var elimde. Bu konuda sizin yardımlarınızı rica ediyorum. Malatyalı çiftçi borcunu ödeyemiyor, çocuğunu okutamıyor. Malatyalı çiftçi sayenizde açlıkla karşı karşıya değerli milletvekilleri.

Bizler bunu, bakın, sık sık dile getirdik, sık sık söylüyoruz. Malatya’nın -eğer isim de isterseniz- Orduzu bölgesi, yüzde 80 yanık; Akçadağ merkezde yüzde 80 yanık, Ören’de yüzde 50 zarar; Bahri beldesi, mahalleleri, havaalanı düzlüğü, Tohma boyundaki köylerde, Esenbey’de, Kırkpınar’da, Duranlar’da, Şekerobası’nda, İkinciler’de, Çimiş’te, Dedeköy’de, Örüşkü’de, Keklikpınarı’nda, Şıhlar’da, Aksaray’da, Kömekavak’ta, Yağmurlu’da, Örnekköy’de, Sincik’te, Gölpınar’da, Sahilköy’de don kayısı üreticilerini, yeni açan çiçeklerini vurdu. Don, insanların yaşamını vurdu. Don, insanları maalesef açlıkla karşı karşıya getiriyor. Don, Eğribük’te, Bereketli’de, Etiğen’de, Dedekargın’da, Balaban’da, Tecirli’de, Sinanlı’da, Doğanşehir’in köylerinde, Suçatı’da, Yuvalı’da maalesef yaşamları yok etti, yaşamları vurdu.

Sayın Bakan, ben hakikaten Tarım Bakanından rica ettim, Maliye Bakanından rica ettim, bir kez daha hem sizden hemşehrimiz olarak hem de Sayın Bakandan rica ediyorum: Bu konuda, kayısıyla ilgili -bu benim meselem değil, bu bütün Malatya’nın meselesi- desteklerinizi esirgemeyeceğinize inanıyor, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Başka söz…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vekilim.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Partimin var olan, Malatya’yla ilgili söylemiş olduğu yanlış bilgilerin…

BAŞKAN – Hayır, herhangi bir isim zikretmedi.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Hayır, sataşma…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Öyle bir usul yok Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çalık, isim zikretmedi ama Sayın Ağbaba. Dinledik efendim biz. Siz niye alınıyorsunuz ki üzerinize?

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Ben şahıs olarak alınmıyorum. Sadece, Malatya Milletvekili olarak, Beyefendi’nin yanlış bilgilere sahip olduğunu…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Sayın Başkanım, parmağıyla işaret etti.

BAŞKAN – Bir müsaade edin, lütfen...

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – …bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğunu ifade etmek için söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Yok böyle bir usulümüz.

Teşekkür ediyorum.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkanım, kısa bir söz talebi…

BAŞKAN – Sayın Aydın, bir şey mi söyleyeceksiniz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, efendim, grubumuza çok ciddi ithamlarda bulunmuştur.

BAŞKAN – Ne ithamında bulundu Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kayısının fiyatını indirdiğimizden tutun da Davos’tan girip Malatya’ya kadar…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, bakanlara söyledi. Siz bakan yardımcısı mısınız?

BAŞKAN – Sayın Aydın, biraz önceki karşılıklı sataşmayı yeniden mi başlatalım? Lütfen ama.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bakanlar kendini savunur. Yasamanın üyesisiniz, yürütme üyeleri orada.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Köyün yolunu yapmayıp Kürecik’in yolunu yaptığını iddia etti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Böyle bir usul yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tabii ki muhalefet partisi eleştirecek iktidarı. Bu, eleştiri çerçevesi içinde olan konuşmaydı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Eleştirecek de bunun böyle olmadığını bizler de ifade etmek istiyoruz efendim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Tutanaklara geçti efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Madde üzerinde on dakika konuşun.

BAŞKAN – Başka söz talebi yok.

Soru-cevap işlemi başlamıştır.

Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Millî Savunma Bakanı yok ama cevaplandırmadığı soruları tekrarlıyorum: Çanakkale’de 18 Martta şehitlerimizi anma haftası başlarken ve anarken, askerimizi, polisimizi kahpece şehit eden İmralı’ya heyet göndermekten utanç duyuyor musunuz? 18 Martta bunu yaptırmanızın özel bir amacı var mıdır? PKK terör örgütü eliyle anayasal düzenin değiştirilmesi suç değil midir? Genelkurmay Başkanına müebbet hapis verilirken Öcalan’la muhabbetinizin sebebi nedir? Aynı dağın yeli misiniz, aynı sudan mı içtiniz? PKK yöneticileri Murat Karayılan ve Cemil Bayık’ın teslimine neden “Hayır.” dediniz? PKK’ya affı ne zaman getireceksiniz? 18 Martta Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensuplarına ceza verilirken İmralı’ya heyet göndermenizin anlamı nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanıyor. Anayasa’nın 104’üncü maddesinde Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri var. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek, Genelkurmay Başkanını atamak, Millî Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırmak, Millî Güvenlik Kuruluna Başkanlık etmek.

Sorum şu Sayın Bakan: Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda ne hissediyor? Beraber çalıştığı bir Genelkurmay Başkanı terörle suçlanırken bu konuda Cumhurbaşkanının hiç suçu yok mu ve kendisini hiç suçlu hissediyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Varlı...

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kuzey Irak’ta 8 tane kamu görevlisi teslim edilirken, orada, Tokat’ta 8 tane askerimizi şehit eden bir terörist askerlerimizle el sıkışmak istedi ama -ben kendilerini tebrik ediyorum, canıyürekten de kutluyorum- adam gibi dimdik durarak elini tersiyle ittiler ve tokalaşmadılar. Acaba Hükûmet de bunlar kadar dik durabilecek mi, bu dik duruşu gösterebilecek mi? Gazilerimizin, şehitlerimizin bu tavrına layık bir davranış içerisinde bulunabilecek mi?

İkincisi, her ortamda milliyetçilikle övünen değerli AKP milletvekillerine ve Hükûmetinize sesleniyorum: 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi Bayramı kutlanırken bölücübaşıyla görüşmeye heyet göndermek içinize sindi mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Varlı, soruyu sadece Sayın Bakana sorma hakkınız var.

Buyurun Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, PKK terör örgütü militanlarının yurt dışına çıkmaları konusunda, Sayın Başbakan, herhangi bir müdahalede bulunulmayacağı yönünde garanti veriyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin yürürlükte olan Anayasası ve yasalarına göre, sınırı terk eden militanlar, sınırı terk ederlerken Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından engellenecek mi? Yoksa, hangi yasal çerçevede bu müsaade verilecek? Bununla ilgili, Meclise getirilmesi planlanan düzenlemenin içeriği nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce konuşan değerli milletvekilimiz, Kürecik konusunda çok önemli tespitlerde bulunup, Sayın Bakanın gözünün içine baka baka bazı sorular sordu; ayrıca, Komisyonumuzun yapmış olduğu ziyaretlerde, muvazzaf askerleri ziyaret ederken yüz yüze görüşemediğimizi ifade etti. Sayın Bakan yerinden kalktı, Kalkınma Bakanına yerini bıraktı, salonda olduğu hâlde sorulara cevap vermemeyi tercih ediyor. Oysa, bu kadar önemli bir görevi yaparken, bu, ciddiyet dışıdır. Sayın Bakanın biraz önce ifade edilen bu konulara ve bu sorulara cevap vermesini önemle talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün akşam, bütün Türkiye'yi sarsan müebbet hapis cezalarını duyduk. Ben, gerçekten öğrenmek için “Bu Ergenekon davasında kim ne suç işlemiş, kimin hakkında hangi deliller var?” diye baktığımda, gerçekten, vicdanım bir milletvekili olarak yaralanıyor çünkü delilin sahte olduğu birçok delille, birçok sabit delille ortaya konuluyor. Bu sahte delille insanlar mahkûm ediliyor. Siz bu Hükûmetin bir Bakanısınız ama bir birey olarak “Acaba burada bir hukuksuzluk var mı?” diye o iddianamedeki sahte delil iddialarına baktınız mı?

Bir de, biz siyasetçiyiz, hukuk yaratan kurumun içerisindeyiz. Eğer bir adaletsizlik varsa, vicdanen, bu hukuku tekrar yaratıp adaleti sağlamak hepimizin görevi değil midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, AKP kongresinde, Kuzey Iraklı peşmerge Barzani “Türkiye sizinle gurur duyuyor.” tezahüratlarıyla, alkışlarla karşılandı. Yıllardır, Kandil’de üslenmiş PKK’lıların oradan uzaklaştırılmaları konusunda size niye yardımcı olmadığı, Türkiye'nin gurur duyduğunu sizin kongrenizde ifade ettiğiniz, alkışladığınız Barzani’nin niçin size yardımcı olmadığı konusunda bir bilginiz var mı? Yoksa Amerika mı izin vermiyor?

Yine, Türk ordusu Irak’a kara operasyonu düzenlediğinde, bir gün sonra operasyon durduruldu ve Türk ordusu geri çağrıldı. Bu operasyonu kim yarıda kesti? Niye geri çağrıldı? Amerika’nın izin vermediği doğru mudur?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çalık…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkanım, ben de teşekkür ediyorum.

Kalkınma Bakanımıza özellikle SODES projelerine vermiş olduğu destekler için teşekkür ediyorum. GAP projesinden sonra DAP projesi de tüm bölgenin çok ciddi manada kalkınmasına vesile olmuştur ve bu kalkınma esnasında Malatya da kalkınmada öncelikli bölgeler içerisinde cazibe merkezi hâline gelmiştir. Özellikle, ben Millî Savunma Bakanımıza ve Kalkınma Bakanımıza bölgeye yapmış oldukları destekler için çok teşekkür ediyorum. Millî Savunma Bakanımıza yapmış olduğum teşekkürü… Özellikle, 14 ilin bağlı bulunduğu Millî Parklar Bölge Müdürlüğü Malatya’ya bağlandı ve Millî Parklar Bölge Müdürlüğünün Malatya’ya bağlanmasıyla birlikte, Malatya’da var olan Akoğuz Kışlası’nı Malatya’ya millî park olarak bağışladık ve özellikle Millî Savunma Bakanımızın Orman ve Su İşleri Bakanlığına devir konusunda göstermiş olduğu çaba için kendisine çok teşekkür ediyorum.

8 ilçeye meteoroloji istasyonu açıldı yine.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Soru “Saat kaç?”tı galiba.

BAŞKAN – Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her ne kadar Millî Savunma Bakanımız soruları cevaplayacak konumda değil ama benim sorum aslında ona idi.

Sayın Bakanım, ASELSAN gibi bir kurumda kritik pozisyonlarda çalışan, Türkiye’nin savunma sanayisinde dışa bağımlılığını azaltacak önemli projeleriyle millî savunmaya destek olacak bu kuruluşumuzda çalışan, en son Hakan Öksüz, daha öncesi Millî Tank Projesi’nde çalışan Hüseyin Başbilen, Evrim Yançeken, Halim Ünal, Burhanettin Volkan, Zafer Oluk’un “İntihar etti.” şeklindeki tespitlerle hayatlarına son verilmiştir. Bu insanların çok önemli projede çalıştığı düşünülürse, bu konuyu araştırdınız mı? Bunun gerekçeleri nedir? Bu konuda bilginiz var ise açıklar mısınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

İstiklal Madalyası sahiplerinin varislerinin birtakım kamu hizmetlerinden yararlandırılmadığı şikâyetleri gelmekte. Bu şikâyetlerin başında da belediye kartı olarak, uçak indirimlerinden, vapur indirimlerinden yararlanamadıkları söylenmekte ve şikâyetçi olmaktadırlar. Tam da bu Çanakkale Savaşı’nın da yıl dönümü olan bu günde, gazilerimizin ve İstiklal Madalyası sahibi yurttaşlarımızın çocuklarına bu kolaylıkları tanıma konusunda bir yardımınız olabilir mi Hükûmet olarak? Onu öğrenmek istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar, son soru.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, 2012’de ferdi kredi borcunu ödememiş kişi sayısı 441.281, kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı 583.440; 2012’de kredi borcunu ödememiş kişi sayısı 1 milyon 24 bin, 2011’de kredi borcunu ödememiş kişi sayısı 428.911; artış yüzde 139.

2011 yılında 594.836 çek karşılıksız, 2012 yılında 904.750 çek karşılıksız; artış yüzde 52.

2011’de 47.970 olan yasaklama kararı –mahkemeyle- 2012’de 418.282’ye çıkıyor; bu, yasaklama kararı, çek yasağı getirilen kişi sayısı yüzde 772 artmış.

Bu mudur sizin başarılı ekonomi yönetiminiz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorulan soruların önemli bir kısmı son dönemlerdeki çözüm süreciyle ilgili. Bizim çözüm sürecindeki tavrımız çok açık ve nettir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nedir?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Ülkemizin temel değerlerinden, temel politikalarından hiçbir şekilde taviz vermeden, terör sorununu, otuz yıldır ülkemize ayak bağı olmuş olan, gerek kalkınmamıza, ekonomik gelişmemize gerekse uluslararası alandaki gücümüze negatif yönde etkide bulunan bu sorunu çözmek ve ülkemizin ayak bağı olan bu meseleyi geride bırakmaktır.

CELAL ADAN (İstanbul) – Ayak bağı oldu.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Bunu yaparken elbette ki tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan ilkelerinden hiçbir şekilde geri adım atmadan, bu çerçeve içinde, birlik, beraberlik çerçevesi içinde terör sorununu çözmeye çalışıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Özerklik vererek mi?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) - Bunu çözmek sadece iktidarın görevi değildir değerli arkadaşlar, bu bir sorumluluk meselesidir. 21’inci yüzyılda ülkemizi uluslararası alanda çok daha üst noktalara taşıyacaksak bu sorunla devam edemeyiz.

CELAL ADAN (İstanbul) – Ya, bunu Apo’yla mı taşıyacaksın kardeşim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Teröristbaşının yol haritasıyla sizi ikna etmeyeceklerdi yani!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Burada bütün partilere, bütün siyasi aktörlere görev düşmektedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz niye Hükûmettesiniz?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Meclis içinde olsun, Meclis dışında olsun, her konu siyasi değildir, her konu parti politikasıyla yaklaşılacak konu değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama milliyetçiliği ayaklar altına alıyorsunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bizim bu konulara bakarken parti politikasının ötesine geçmemiz lazım, ülkemizin uzun vadeli geleceğini düşünmemiz lazım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ülkenin geleceği teröristbaşına teslim edilmez Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – …ve bu meseleleri gerimizde bırakmamız lazım. Bu konuda benim tek yapacağım, bütün partilere destek olmaları için çağrıda bulunmaktır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Asla, asla, asla…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin muhatabınız PKK olmuştur, PKK…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ülkemizin temel ilkelerine, temel değerlerine halel getirmeden, milletimizin geleceği için…

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’dan medet umuyorsunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – …ülkemizin daha da güçlenmesi için bu sürece destek verilmesi gerekir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye’nin anayasal düzenini PKK’yla müzakere ediyorsunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bu yaşanan sorunlardan Türkiye içinde yaşayan hiçbir kimsenin menfaati yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu, çözüm değildir, barış süreci değildir; PKK’ya teslim olmaktır, bölücülere teslim olmaktır.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bunlar, Türkiye’nin dışında olan, Türkiye’nin güçlenmesini, gelişmesini istemeyenlerin menfaatine olan hususlardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz ancak bölücülüğü baş üstüne, milliyetçiliği ayaklar altına alıyorsunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bizim, ülke içinde, kavga gürültü yapmadan, birbirimizle temel hedeflerde birleşerek, ülkemizin geleceği için hep birlikte gayret göstermemiz lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Terör ve bölücülükte biz Türk milletinin yanındayız, bölücülerin ve terörün yanında değiliz.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen… Sayın Bakan cevap veriyor.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Burada, tabii, hiçbirimiz terörün yanında olamayız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Müzakere ediyorsunuz ya!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Tam aksine, terörsüz bir ülke, şiddetsiz bir ülke olması için el birliği ile gayret etmeliyiz. Bütün partilerin de bu sürece destek vermesi gerektiğine ben yürekten inanıyorum, tabii ki temel değerlerimizi de hep birlikte gözeterek.

Diğer taraftan, Ergenekon davası, mahkeme tarafından yapılan değerlendirmeler -savcılığın iddianamesini kastediyorsunuz zannediyorum, mütalaasını- o konularda bazı sorular oldu. Devam eden bir hukuki süreç söz konusu. Bir hukuki süreç değişik aşamalardan oluşur. Bir mahkemede verilen karar vardır, üst mahkemelere her zaman için herkesin itiraz etme hakları vardır. Nihai karar bütün hukuki süreç tamamlandıktan sonra ortaya çıkar ve o hukuki süreç içinde herkes elbette hukuk içinde haklarını aramak durumundadır. Hepimizin, herkesin hukuka ihtiyacı vardır. Hukuki süreçler tam olarak yaşandıktan sonra çıkan kararlara da hepimizin elbette saygılı olması lazım. Bunun ötesinde, şu kişi suçludur, bu kişi suçsuzdur gibi bir değerlendirme yapacak konumda hiçbirimiz değiliz zannediyorum. Her birimizin kendi özel kanaatleri olabilir, bireysel düşünceleri olabilir ama bir hukuk devletiyse Türkiye Cumhuriyeti, bu hukuki süreçler sonucunda çıkan sonuç neyse hepimizin de buna saygı duyması lazım.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Türkiye kanun devleti bile değil şu anda!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Eğer hukuki kuralları beğenmiyorsak, hukukta bazı eksikler görüyorsak, orada da -sizin de bahsettiğiniz gibi- Meclis olarak bunları, daha iyi bir hukuki düzen, daha ileri bir demokratik düzen nasıl oluşur diye onu da ayrıca elbette her zaman tartışmamız lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – İmralı’daki suçlu değil mi?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Diğer taraftan, Sayın Çalık, SODES projeleri, Doğu Anadolu Projesi’yle ilgili birtakım düşünceler söyledi; teşekkür ediyorum.

SODES (Sosyal Destek Projesi) gerçekten bizim önem verdiğimiz bir program. Bakanlık olarak şu anda 30’dan fazla ilde bunu uyguluyoruz. Programın amacı da hiç kimsenin kendisini dışlanmış hissetmemesi. Herkesin, her bireyin, engelli olsun, kadın olsun, genç olsun, göç etmiş olsun, dar gelirli olsun, bütün vatandaşlarımızı kalkınma süreçlerine dâhil etmek proje bazlı bir şekilde, sivil toplumun da desteğini alarak. Bunu da başarılı bir şekilde gerçekten uyguluyoruz, valiliklerimizle koordinasyon içinde önümüzdeki dönem de uygulamaya devam edeceğiz.

Malatya da bunu en iyi değerlendiren illerimizden biri. Malatya’da özellikle sivil toplum kuruluşlarının çok sayıda projeyle destek aldığını biliyorum. Biz minimum yüzde 25 diyoruz. Sivil toplum kuruluşları olsun, bu projelerden faydalanan, Malatya’da bu rakam yüzde 50’lere ulaşıyor. O açıdan da Malatya’yı tebrik ediyorum.

Sayın Dinçer bu ASELSAN’da çalıştırılanlarla ilgili bir soru sordu. Onu ilgili bakanımızın cevaplaması belki daha doğru olur.

Diğer taraftan, Sayın Öğüt İstiklal Madalyası sahipleriyle ilgili hususu sordu. Onu ben de bir araştıracağım inşallah, şu anda detayına hâkim olduğum bir konu değil. Yalnız, şehit ve gazilerimiz için, biliyorsunuz, haklarını genişletici birtakım adımlar attık ama İstiklal Madalyası sahiplerinin mirasçılarıyla ilgili durum nedir, o konuda şu anda detaylı bir bilgiye sahip değilim.

Sayın Akar ekonomiyle ilgili yine bazı sorular yönlendirdi. Kredi borcundan, çeklerden bahisle “Başarılı ekonomi bu mu?” diye sordu. Şimdi, Değerli Milletvekilimize şunu çok açık, net söylemek isterim: Küresel kriz ortamında son üç dört yıldır sergilediğimiz performans, gerçekten, Avrupa’nın, dünyanın imrenerek baktığı bir performans. 2010 yılında 9,2 büyümüşüz, 2011 yılında yüzde 8,5 büyüme sağlamışız, 2012’de de büyümeye devam etmişiz. 2013’te de inşallah, Orta Vadeli Program’ımızda öngördüğümüz şekilde, en az yüzde 4 bir büyüme bekliyoruz. Önemli olan, istikrarlı bir şekilde büyümemizi bundan sonra da devam ettirmektir. İstihdam üreten bir büyüme sağlıyoruz bir taraftan. Başarılı ekonomi politikalarının en önemli ayaklarından biri istihdamdır. Bazen büyürsünüz ama yeterince istihdam üretemezsiniz. Yine, son üç dört yıldır, 4 milyonun üzerinde, Türkiye ekonomisi istihdam üretti. İstihdam dostu bir büyüme sağladık. Bu da ayrıca, gerçekten, ekonomik başarıyı gösteriyor. Borçlarımızın yurt içi hasılaya oranı yüzde 36’lar düzeyine indi. Enflasyon tek haneli rakamlarda, son otuz kırk yılın en düşük düzeyine indi geçen yıl; 6,2 civarında gerçekleşti. Faizler tek haneli rakamlara indi. Bütün bunlar ekonomik başarının çok açık ve net göstergeleridir. Bundan sonra da istikrarlı bir şekilde, güven ortamında ekonomimizi büyütmeye devam edeceğiz inşallah.

Hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ HÜKÜMETİ ARASINDA BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASI İLE ANLAŞMAYA İLİŞKİN MEKTUPLARIN VE ANLAŞMADA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR NOTALARIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 20 Ekim 2010 tarihinde Vaşington’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşması” ile Anlaşma’ya İlişkin Mektupların ve Anlaşma’da Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Aykut Erdoğdu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası anlaşmalar aynı zamanda medeniyetler arasındaki ilişkilerdir ve medeniyetlerin birbirini güçlendirmesi gerekmektedir, medeniyet paylaşımlarının daha üst bir medeniyette buluşması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bizim Batı demokrasisinden bazı konularda örnekler almamız gerekiyor. Demokrasinin iki çeşidi var: Sandık demokrasisi, müzakere demokrasisi. Sandık demokrasisi şudur: Bir seçim yaparsınız, hele bizim ülkemiz gibi yüzde 10 seçim barajının olduğu bir ülkede seçim yaparsanız, yüzde 30’la, 35’le, 40’la, 50’yle yüzde 65-70’lik bir meclis çoğunluğu kazanırsınız ve bu meclis çoğunluğunun gücüyle muhalefeti her alanda ezersiniz. Komisyonda ezersiniz, araştırma önergelerinde ezersiniz, kanun çıkarırken ezersiniz ve ondan sonra muhalefete döner dersiniz ki: “Gelin, biz uzlaşalım, siz kanunlar üzerine konuşmayın.” Bu muhalefet partilerine oy veren insanların -mesela, bize oy veren 10 milyon civarında insanın, Milliyetçi Hareket Partisine oy veren insanların, BDP’ye oy veren insanların- bu Mecliste, hiçbir şekilde, hiçbir koşul altında dilek ve düşüncelerini anlatma şansınız olmaz. Ve ondan sonra muhalefetin tek şansı vardır, bu kürsüye çıkıp sizlere derdini anlatmak. Ve bu kürsüye çıkıp derdini anlattığı anda da siz kızarsınız çünkü evlerinize erken gitmek istiyorsunuz. Biz ise aldığımız 10 milyon oya… Evet, siz bizden daha çok aldınız ama biz de oy aldık ve bizim onlara karşı bir sorumluluğumuz var. Elimizdeki tek güç, bu kanun maddeleri üzerine konuşmak.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Gelsin o zaman grubunuz canım. 10 kişisiniz yahu, nerede 130 kişi? Bu sorumluluğu sadece 10 kişi…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Değerli Milletvekili, bakın, işte, bu sayı demokrasisidir.

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Akşam 20 kişi bulamıyorsunuz yoklama için.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Siz de 300 kişisiniz ama salonda sadece 80 kişi var. Bu sayısal nitelikler üzerine demokrasi tartışması olmaz.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – O zaman niye karar yeter sayısı istediniz?

BAŞKAN – Sayın İşler, lütfen müdahil olmayın.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Çünkü, hukukun verdiği hakları kullanmak için sizin gönlünüzü…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sen kendi grubuna dön bir bak.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Efendim, çok nazik konuşmaya çalışıyorum. Özellikle, bu Mecliste kadın milletvekillerimize karşı hiçbir zaman nezaketimi bozmadım ama gerçekten bazen çok üzücü şeyler oluyor.

Sayın Başkan, buna siz de müdahale ederseniz…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bu demokrasi anlayışımızı değiştirdiğimiz takdirde Meclis yavaş çalışmaz, biz çok daha üst bir medeniyet safhasına geçeriz. Bu medeniyeti de sadece millî gelir olarak anlatmak istemiyorum. Medeniyet sadece bir millî gelir seviyesi değildir; medeniyet bir barışık yaşama kültürüdür. Mesela, hepimiz aynı memleketin çocuklarıyız, aynı toprağın çocuklarıyız. Bu medeniyet, bizim aramızdaki ilişkilerin biraz daha medeni olması anlamına gelir. Her bir şeyde kavga eden, her bir tartışmayı sataşma ile halletmeye çalışan bir demokrasi işte bizim ülkemizi kişi başına gelir olarak 56’ncı sırada, 60’ıncı sırada, 65’inci sırada bırakır.

Bir de şunu bilgi olarak size arz etmek istiyorum: “Biz en büyük 17’nci ekonomiyiz.” diyoruz ya değerli arkadaşlar, ekonomi bilmeyen veya ekonomiye biraz daha uzak arkadaşlar için tarif edeyim; biz 75 milyonluk bir ülke olduğumuz için en büyük 17’nci ekonomiyiz. Eğer biz nasıl büyük bir ekonomi olduğumuza bakmak istiyorsak, kişi başına düşen millî gelir tarafından bakmalıyız. Kişi başına düşen millî gelirde, birtakım hesap hilelerine rağmen, biz hâlâ 60’ıncı sıralardayız. İşte, bizim demokrasimiz gelişmiş olsa, biz demokrasimizi biraz daha köklü hâle getirebilmiş olsak, biz bu sorunları çözebilmiş olsak kişi başına millî gelirde ilk 20’ye gireriz, bu sayede insanlarımız çok mutlu olur.

Değerli arkadaşlar, bir uluslararası anlaşmayı konuşuyoruz. Şimdi size bir tablodan bahsetmek istiyorum, Türkiye'de az bilinen bir tablodan bahsetmek istiyorum. Bütün uluslarla olan ilişkimizin görüldüğü mali tabloya “uluslararası yatırım pozisyonu” denir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası sitesine girdiğinizde hepinizin ulaşacağı tablo uluslararası yatırım pozisyonudur. Bir ulusun diğer uluslarla bütün ilişkilerini özet olarak gösteren tabloya “uluslararası yatırım pozisyonu” denir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan son bir yıldır sürekli Merkez Bankasındaki 118 milyar dolar rezervden, altından bahsediyor.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – 125…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Son 125 olduysa bilmiyorum ama Merkez Bankasından son aldığım tabloda 119 milyar dolar gözüküyor bu.

Değerli arkadaşlar, burada bazı eleştirilerimize sayın bakanlar çıkıp diyor ki: “Siz o altınlara mı göz diktiniz?” “Bu altınları size yedirmeyiz.” Tarzı, çok gereksiz de bu bilgiyi kullandırdıkları oluyor. Şimdi, Sayın Kalkınma Bakanı orada.

Değerli arkadaşlar, evet, bizim Merkez Bankasında 119 milyar dolar dövizimiz vardır. Evet, Sayın Başbakan haklıdır, rezerv varlıklarımız 2002 yılı itibarıyla da yaklaşık 28 milyar dolar civarındadır. Bu bilgi doğrudur ama bu bilgi eksiktir. Çünkü, bu rezerv varlıklar dâhil bütün varlıklarımızı toplayıp “varlıklar” diye bir başlık açıyoruz. Bizim bu varlıklarımız 2012 yılının Ağustos ayı itibarıyla 214 milyar dolardır. Yani, bu ülkedeki kamu, özel, herkesin varlıklarını diğer uluslarla karşılaştırdığınızda, baktığınızda 214 milyar 261 milyon dolardır. 

Değerli arkadaşlar, bir de bunun karşılığında yükümlülüklerimiz var. Yükümlülüklerimiz de bütün ulusumuzun dünyanın bütün uluslarına olan yükümlülükleridir. Bu yükümlülükler, Aralık 2012 itibarıyla da 627 milyar 258 milyon dolardır değerli arkadaşlar. Arada, yaklaşık 400 küsur milyar dolarlık bizim diğer uluslara net yükümlülüğümüz var. 412 milyar 997 milyon dolar bizim diğer uluslara net yükümlülüğümüz var değerli arkadaşlar.

Şimdi, gelelim referans olarak gösterilen 2002 yılına -hani kriz çok kötü vurmuştu, hani her şey çok kötüydü ve siz daha iyi hâle getirmiştiniz ya- 2002 yılı itibarıyla bizim varlıklarımız 62 milyar dolar, yükümlülüklerimiz 147 milyar dolar, net yükümlülüğümüz yani diğer uluslara 85 milyar borcumuz varken, 2012 yılı itibarıyla bu rakam 412 milyar dolardır.

Şimdi, Sayın Başbakan çıkıp bunu anlattığında, büyük bir medya gücü olduğu için, medya üzerinde büyük bir baskı olduğu için, Sayın Başbakanın söylediği bu şeyi, Merkez Bankasında bizim 119 milyar dövizimiz olduğunu herkes bilecek ama hiç kimse şunu bilmeyecek: Bu ulusun dünyanın uluslarına 640 milyar dolar borcu vardır. (CHP sıralarından alkışlar) Ekonomi yönetimi de bu 640 milyar dolar borcun kapanmasının çok zor olduğunu bildiği için… Çünkü şöyle bir sorunla karşı karşıyayız: Eskiden, biz, büyümemizi düşürerek cari açık rakamımızı düşürüyorduk, hatta fazlaya geçebiliyorduk. Bugün, büyümemizi 2,5 puana düşürmemize rağmen, 50 milyar doların altına cari açığımızı düşüremiyoruz. Bu durum karşısında Hükûmetin bulduğu çözüm nedir? Yurt dışından fon getirmek. Peki, yurt dışından fon getirebilmeniz için sizin özel sektörde bir alanınız kaldı mı? Hayır, kalmadı. Bu aşamadan sonra çıkan kanun nedir? Yabancılara toprak satışıdır. Topraklarımız satılmaktadır değerli arkadaşlar. Devlet Demiryolları “serbestleştirme” adı altında satılmaktadır. Postanelerimiz satılmaktadır.

Bu 640 milyar dolarlık yükümlülük hepimizin başını çok belaya sokacak. Şimdi, Hükûmete sorarsanız diyecek ki: “O tarihteki millî gelir şuydu, bu tarihteki millî gelir şu olacak.” Bakın, bu borç rakamlarını değiştirme şansınız yok ama millî gelir hesaplarıyla oynama şansı var -ki oynandı- artı, gelecekte, yani büyümenizi düşürmenize rağmen, yani millî gelirinizi düşürmenize rağmen borcunuzu düşüremiyorsunuz. Bu, karanlık bir tablo, iktidarla birlikte, iktidar, muhalefet, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir tablo. Siz ekonomide pembe tablolar çiziyorsunuz ama şu, ne yazık ki partimin de benim de kişisel olarak korkumdur: Çok ağır bir krizin eşiğinde, sadece kamu mallarının gelecekteki gelirlerini nakde çevirerek bu karanlık tablodan kurtulmaya çalışıyorsunuz. Bu, hepimizi felakete götürebilir. Yirmi beş yıllık hastane gelirlerini satıp bugüne getirebilirsiniz, Devlet Demiryollarını satıp para getirebilirsiniz ama bu varlıklar bir gün bitecek, başımız çok büyük belaya girebilir diyorum.

Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Başka söz talebi yok.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Ağbaba? Yok.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bildiğiniz gibi, Suriye iç savaşından dolayı Türkiye’ye yoğun bir şekilde göç olmaktadır. Bu göçmenlerin bir kısmı sığınma kamplarındadır, bir kısmı ise yurdun belli bölgelerine yerleştirilmektedir. Bu konuyla ilgili, belli bölgelerde yığılma yapıldığı söylentisi vardır. Bu doğru mudur?

Ayrıca, bu Suriyeli göçmenlere oy hakkı verildiği doğru mudur? Bu, bazı beldelerde seçim sonuçlarını ciddi şekilde etkileyecektir. Bu konuda bir fikriniz var mı? Onu sormak isterim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, bildiğim kadarıyla siz Devlet Planlama Teşkilatı kökenli, bürokrasiden gelen bir siyasetçisiniz. Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı… Bu devletin köklerini oluşturan, bürokraside devletin bütün kurumlarına adam yetiştiren önemli kurumlardan biriydi bu Devlet Planlama Teşkilatı. Bir kanunla kurumlar yok edildi ve hepimiz biliyoruz ki, bürokrasiden gelen bütün arkadaşlarımız da bunu bilir ki devlette bir kültür yaratmak, bir kurum yaratmak çok ciddi bir emek, kaynak ve zaman ister. Bu kanun hükmünde kararnameyle DPT yok edilirken sizin tavrınız ne oldu?

Bir de bizlerin zamanında, Hazine uzmanları, DPT uzmanları, Dış Ticaret uzmanları mesleğe tarafsız sınavlarla alınan, özel yetiştirilen, ücretleriyle, kariyerleriyle özel olarak ilgi gösterilen ve devleti götürmesi beklenen beyin takımıydı. Bugün, ben baktığımda, bu uzmanların hâlini içler acısı görüyorum. Bu konuda Hükûmetin planı nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Suriye’den gelen göçmenler konusu, tabii, bu bizim oluşturduğumuz bir sorun değil, muhatap olduğumuz, karşı karşıya kaldığımız bir mesele, en kısa zamanda da çözülmesini ve bu sorunun ortadan kalkmasını hepimiz temenni ederiz, hem gelen misafirlerimizin vatanlarına geri dönmeleri, insani olarak yaşamlarını sürdürmeleri açısından hem de ülkemizin daha rahata kavuşması bakımından. Fakat, bu sorun devam ettiği sürece de elbette komşumuza tarihî görevimizi de ifa etmek durumundayız.

Ama, bir taraftan oy hakkı konusunu ifade ettiniz, vatandaşımız olmayan bir kimsenin oy kullanması söz konusu değil. Yani bu bilgi nereden bilmiyorum ama eğer bütün diğer ülkelerden olduğu gibi, Suriyeli herhangi bir kişi de vatandaşlık hakkı kazanırsa elbette vatandaşlığın tüm haklarına, oy kullanma hakkına sahip olabilir, böyle bir hakkı kazanmadığı sürece oy kullanması elbette söz konusu olamaz.

Sayın Erdoğdu DPT’yle ilgili bir soru sordu. Benim de gerçekten mensubu bulunmaktan, on sekiz yıl boyunca çalışmaktan büyük onur duyduğum bir kurumdur Devlet Planlama Teşkilatı. Çok sayıda insan yetiştirmiştir dediğiniz gibi, sadece bir görev ifa etmemiş, aynı zamanda kamuya olsun, siyaset kurumuna olsun, bürokrasiye olsun epeyce insan yetiştirmiş bir kurumdur ve bunun en az sizin kadar ben de bilincindeyim ve bir Bakan olarak da doğrusu bu misyonunu devam ettirmesi için elimden gelen gayreti sarf ediyorum.

Biz de uzman yardımcısı olarak aldığımız kişilere gerçekten çok sıkı bir sınav uygularız. Üç yıl boyunca ciddi bir hazırlık evresi geçirirler. Bir tez hazırlattırırız, ciddi bir uzmanlık tezi hazırlarlar ve ondan sonra uzmanlığa geçiş yaparlar, oldukça meşakkatli bir süreçten geçerler. Aynı geleneği devam ettiriyoruz, hiçbir şekilde bundan geri adım atmıyoruz.

Bu uzmanlık kültürü gerçekten önemli. Son düzenlemelerle aslında, sadece DPT’de değil bütün kamuda bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Biliyorsunuz bu uzmanlık kavramı, 1960’lı yıllarda Devlet Planlama Teşkilatıyla bizim bürokrasimize girmiş bir kavram. Şu anda, işte bu kavramı bütün kurumlara yaymaya çalışıyoruz. Sadece Hazinede, sadece Maliyede, DPT’de -eski adıyla- olmasın, bütün bakanlıklarımızda kurmay kadroya ihtiyacımız var. Politika belirleyen, dünyayı takip eden, bakanlığın konusunda gerçekten birikim oluşturan, analiz yapabilen insanlara bütün bakanlıklarda ihtiyacımız var. Aslında, son dönemlerde bunu yapmaya çalışıyoruz ama bir taraftan da Kalkınma Bakanlığı olarak aynı geleneği güçlü bir şekilde devam ettiriyoruz. Ondan hiçbir tereddüdünüz olmasın.

Devlet Planlama Teşkilatının temel misyonu ülkenin kalkınmasıydı, kanununa da baktığınız zaman ekonomik, sosyal, kültürel kalkınma konusunda hükûmete müşavirlik yapmaktı. Bir anlamda, misyonu kurumun adı hâline gelmiş oldu. Misyonu zaten kalkınmaydı, Kalkınma Bakanlığına dönüşmüş olmakla o eski yapısından hiçbir şeyini kaybetmediği gibi üzerine ilave birtakım unsurlar da geldi. Neler geldi? Birincisi, yeni bir genel müdürlük kurduk; Yatırım Programlama, İzleme ve Değerlendirme Genel Müdürlüğü. Bu izleme ve değerlendirme fonksiyonu, bizim bürokraside maalesef çok sağlam geleneği olan bir işlev değil. Bunu güçlendirmeye çalışıyoruz. Bir taraftan da Kalkınma Araştırmaları Merkezi oluşturduk. Daha analitik, daha uzun vadeli çalışmalar için böyle bir merkez ilave ettik Bakanlığımıza. Bunun dışında, diğer birimlerimiz olduğu gibi devam ediyorlar. Ayrıca, kalkınma ajansları dediğimiz yapıları da tabii koordine etmeye çalışıyoruz bir taraftan, onlarla ilgili çalışmalar yürütüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyoruz. Sorular var alacağımız.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Peki, teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Dinçer, buyurun.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, biraz evvelki arkadaşımın sorusuna, Kadir Gökmen Öğüt’ün sorusuna “Suriye’den gelen vatandaşlarımıza mecburiyet karşısında yardım yapıyoruz.” demiştiniz. Göçmenlere yapılan yardımı uluslararası anlaşmalar açısından olumlu buluyoruz. Ancak, Suriye’deki iç savaşın daha da uzamasına yol açacak, bu savaşın uzamasına yol açacak şekilde, orada savaşanlara da mecburiyet karşısında silah yardımı yapıyor musunuz? Silah yardımını da mı mecburiyet karşısında yapıyorsunuz veya yapıyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkanım, bakın, bu Suriye meselesi de uluslararası bir mesele. Burada, Meclisimizde ülkemizi zan altında bırakacak, uluslararası alanda ülkemizi sanki hukuk dışı işler yapıyormuş gibi konuma itecek söylemlerin çok doğru olmadığını düşünüyorum ben doğrusu. Bir şey diyemem, siz özgürsünüz, istediğiniz düşünceyi de söyleyebilirsiniz fakat Türkiye Cumhuriyeti uluslararası hukuka bağlı, Birleşmiş Milletlerin saygın bir üyesidir, uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmektedir; ayrıca, kendi kültürel, tarihî misyonuna, insani değerlerine uygun bir şekilde, komşusunda olup bitenlere kayıtsız kalmayan bir tavır içindedir. Tarihî dönemlerdir bunlar. Bu tarihî dönemlerde yaptıklarınız nesiller boyu hatırlanır, hafızalarda kalır. Dolayısıyla, biz, uluslararası hukuka ve insani duruşumuza uygun bir politika izliyoruz. Bunun dışında, hukuka aykırı herhangi bir hadisenin içinde Türkiye Cumhuriyeti devleti yer almamaktadır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Mektupların ve Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

219

 

 

 

Kabul

:

217

 

 

 

Ret

:

2

(x)

 

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Mine Lök Beyaz

Diyarbakır”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

6’ncı sıraya alınan Stratejik Deniz Taşımacılığı Taahhütlerine İlişkin Çok Uluslu Uygulama Düzenlemesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

6.- Stratejik Deniz Taşımacılığı Taahhütlerine İlişkin Çok Uluslu Uygulama Düzenlemesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/602) (S. Sayısı: 325)(xx)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 325 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

STRATEJİK DENİZ TAŞIMACILIĞI TAAHHÜTLERİNE İLİŞKİN ÇOK ULUSLU UYGULAMA DÜZENLEMESİNE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Kanada, Danimarka, Almanya, Macaristan, Hollanda, Norveç, Slovenya, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda arasında “Stratejik Deniz Taşımacılığı Taahhütlerine İlişkin Çok Uluslu Uygulama Düzenlemesi”ne katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE  3-  (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Stratejik Deniz Taşımacılığı Taahhütlerine İlişkin Çok Uluslu Uygulama Düzenlemesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“ Kullanılan oy  sayısı

:

228

 

 

  Kabul

:

228 (X)

 

 

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Mine Lök Beyaz

Diyarbakır”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

 

7’nci sıraya alınan, Federal Almanya Cumhuriyeti Federal Savunma Bakanlığı, Fransa Cumhuriyeti Savunma Bakanı ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı Arasında İmzalanan COBRA Topçu Tespit Radarı 2013-2015 Arası Hizmet Desteği ile İlgili Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

7.- Federal Almanya Cumhuriyeti Federal Savunma Bakanlığı, Fransa Cumhuriyeti Savunma Bakanı ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı Arasında İmzalanan COBRA Topçu Tespit Radarı 2013-2015 Arası Hizmet Desteği ile İlgili Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/739) (S. Sayısı: 424)(XX)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 424 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi okutuyorum:

 

FEDERAL ALMANYA CUMHURİYETİ FEDERAL SAVUNMA BAKANLIĞI, FRANSA CUMHURİYETİ SAVUNMA BAKANI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI ARASINDA İMZALANAN COBRA TOPÇU TESPİT RADARI 2013-2015 ARASI HİZMET DESTEĞİ İLE İLGİLİ MUTABAKAT MUHTIRASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

Madde 1- (1) Hükümetimiz adına 10 Ağustos 2012 tarihinde Ankara'da imzalanan "Federal Almanya Cumhuriyeti Federal Savunma Bakanlığı, Fransa Cumhuriyeti Savunma Bakanı ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı Arasında İmzalanan COBRA Topçu Tespit Radarı 2013-2015 Arası Hizmet Desteği ile İlgili Mutabakat Muhtırası"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

Madde 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı.)

BAŞKAN - Federal Almanya Cumhuriyeti Federal Savunma Bakanlığı, Fransa Cumhuriyeti Savunma Bakanı ve Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı Arasında İmzalanan COBRA Topçu Tespit Radarı 2013-2015 Arası Hizmet Desteği ile İlgili Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı        : 231

 Kabul                            : 231(x)

                Kâtip Üye                                               Kâtip Üye

           Bayram Özçelik                                      Mine Lök Beyaz

                  Burdur                                                Diyarbakır”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

8’inci sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/364) (S. Sayısı: 107)(xx)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 107 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SOMALİ CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA TEKNİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 17 Nisan 2009 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Somali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

227

 

 

Kabul

 

:

227

 

(x)

                    Kâtip Üye                                          Kâtip Üye

                Bayram Özçelik                                 Mine Lök Beyaz

                       Burdur                                           Diyarbakır”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

9’uncu sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/599) (S. Sayısı: 292)(xx)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 292 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bu anlaşma üzerinde söz almamın iki nedeni var; bir tanesi: Dışişleri Komisyonunda bu tasarı görüşülürken karşı görüş yazısı yazmış idik. Bu karşı görüş yazısı defalarca yazıldığı hâlde, pek çok kanun tasarısında yer aldığı hâlde, Hükûmet bizim görüşlerimizi dikkate almadan aynı hatayı yapmaya devam ediyor. Nedir bu hata? Bu hata şudur: Anlaşmanın 2’nci maddesinin (d) fıkrasında diyor ki: “Sağlık ve tıp bilimleri alanlarında karşılıklı mutabakat ile belirlenecek diğer şekillerde işbirliği.” Yani, bir kanun tasarısı hazırlanıyor, bu kanun tasarısıyla Moritanya ile Türkiye arasında ne gibi iş birliği yapılacağı yazılıyor, madde madde yazılıyor, sonra da “Her iki taraf karşılıklı olarak anlaşırsa istediği her türlü mutabakatı yapar.” deniliyor. Değerli arkadaşlar, bu durum mantığa da aykırıdır, siyasi etiğe de aykırıdır. Bu durum, defalarca söylendiği hâlde Hükûmet tarafından dikkate alınmamıştır. Bu yüzden, biz, anlaşmanın geneline, ruhuna, mantığına karşı olmamakla beraber, içinde böyle bir madde, böyle gereksiz bir madde, böyle tehlikeli bir madde olduğu için bu tasarıya net olarak karşı çıkmaktayız. Birincisi bu.

İkinci karşı çıkış nedenimiz de şudur: Şimdi, bir ülkeyle herhangi bir anlaşma yaptığınız zaman, karşılıklı iş birliği anlaşması yaptığınız zaman şöyle bir anlam çıkar ortaya: Ya biz sağlık açısından çok ilerideyizdir, Moritanya’ya bir şey vereceğiz ya Moritanya çok iyidir, bize bir şey verecek veya her iki ülke karşılıklı olarak birbirine bir şeyler verecek. E, Moritanya’yı biliyoruz, ağırlıklı olarak bizim ülkemizin Moritanya’ya destek olacağı aşikâr. E, peki, şimdi, acaba biz sağlık açısından neler yaptık ki Moritanya’ya ne vereceğiz? Yani, biz Moritanya’ya diyeceğiz ki: “Biz sağlıkta çok iyi şeyler yaptık, bizi örnek alın, siz de aynı şeyleri yapın. Gelin, iş birliği yapalım, biz size yaptıklarımızı anlatalım, siz de gidin Moritanya’da bunları uygulayın.” Yazık değil mi Moritanya’ya?

Şimdi, ne diyeceksiniz Moritanya’ya? “Bizim Başbakanımız ve Sağlık Bakanımız her fırsatta hekimleri aşağılıyor, her fırsatta hekimleri ve sağlık çalışanlarını hor görüyor. Başbakan bunları hor gördükçe milletvekillerimiz alkışlıyor. Demek ki iyi işler yapıyormuş, siz de Moritanya’da bunu böyle yapın.” mı diyeceksiniz?

Siz Moritanya’ya “Biz tıp eğitiminde nitelikten vazgeçtik çünkü çok doktora ihtiyacımız var. Adı doktor olsun, elinde diploma olsun; nitelik önemli değil, biz niceliğe baktık ve sağlıkta çağ atladık. Ey Moritanya, sen de aynı şeyi yap, tıpta niteliğe değil, niceliğe önem ver.” mi diyeceksiniz?

Moritanya’ya “Biz sağlık alanında çok iyiyiz. Bir saat içerisinde doçent yaptığımız insanları, süresi dolduktan sonra, bir tıp öğrencisinin karşısına çıkıp ders anlatmadan bir gecede profesör yapıverdik, çok memnun oldu herkes. Siz de aynısını yapın.” mı diyeceksiniz?

Siz kalkıp Moritanya’ya “Biz tıp fakültesi hastanelerini Sağlık Bakanlığına bağlamaya karar verdik. Hatta, Marmara’da bunun örneğini yaptık, çok mutlu olduk. Artık tıp fakültesi hastaneleri özerk değildir, artık burada eğitim peşinde değil, para peşinde koşmak zorunda kalan doktorlar var. Ne kadar kelle, ne kadar hasta o kadar para mantığıyla iş yapıyoruz, çok mutluyuz. Siz de Moritanya’da böyle yapın.” mı diyeceksiniz?

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Moritanya’yı gördün mü?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Siz Moritanya’ya “Bizim hekimlerimizin maaş güvencesi yok, o yüzden istediğimiz gibi oynuyoruz, siz de onlarla oynayın.” mı diyeceksiniz?

Değerli arkadaşlar, sevgili milletvekilleri; bakın, sataşmanın da bir adabı var.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir şey demedi ki, “Moritanya’yı gördün mü?” dedi.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sataşmanın da bir adabı var. Adam gibi sataşın, adam gibi cevap vereyim. Ama, bakacağım, söylediğiniz laf laf değilse, söyleyen de adam değilse cevap vermeyeceğim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Moritanya’daki anne ve bebek ölüm oranlarına bir bakın.

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Gördün mü Moritanya’yı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Siz işinize bakın, adam gibi sataşın, ben de adam gibi cevap vereyim. Sataşmak bir maharettir, sataşmak bir sanattır. 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Adam gibi konuşun, tamam, Genel Kurul dinlesin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Öyle laf ebeliği yaparak iş yapılmaz. Adam gibi sataşın ben de size cevap vereyim. Yirmi dakikam var, hiçbir şey anlatmayıp sizinle sohbet edebilirim veya güzel güzel anlatırım siz de sağlığı ne hâle getirdiğinize bir de bizim penceremizden bakarsınız.

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Moritanya’yı gördün mü sen, böyle konuşuyorsun?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sen gördün mü?

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Gördüm, geçen hafta oradaydım. Görsen böyle konuşmazsın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Güzel. O zaman, bundan sonra, AKP Grubu adına, delikanlıysan söz al, çık gel, burada Moritanya’yı anlat, ben de öğrenmiş olayım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Moritanya’da kadınların doğum yaptığı masa böyle bir masa.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen ama!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Çok komik oluyorsunuz, çok. Çok komik oluyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hiç de komik değiliz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben size sağlığı Türkiye’de ne hâle getirdiğinizi anlatmaya çalışıyorum. Bunu da ne Moritanya’ya ne Libya’ya ne başka bir yere transfer etmeyin; bizim halkımız yeterince ızdırap çekti, bizim hekimlerimiz sizin yüzünüzden öldürülüyor, bizim hekimlerimiz sizin yüzünüzden intihar ediyor diyorum…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başınıza taş düşse bizden bileceksiniz ha!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …siz bana Moritanya resimleri gösteriyorsunuz. Sizden de beklenen budur, başka ne yapacaksınız!

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Senden de beklenen onları görmemezlikten gelmektir.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben görmemezlikten gelmiyorum, ben sağlığı ne hâle getirdiğinizi anlatıyorum. Daha iyi bir durumunuz varsa bakın, burada daha grubunuz adına yirmi dakika konuşabilirsiniz, üç madde var, çıkıp konuşursunuz; oradan öyle konuşmakla bu iş olmuyor.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Vatandaş sizin gibi düşünmüyor ama. Vatandaşa soracaksın onu.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, siz burada on bir yıllık iktidarınız döneminde canını dişine takarak çalışan bir hekimi emekli olduktan sonra yoksulluk sınırının altında 1.600 lira para almaya mahkûm edeceksiniz, sonra gidip Moritanya’ya “Bunu siz de yapın.” diyeceksiniz. Siz burada aile hekimliği sistemi getirerek, bütün hekimleri güvencesiz çalışmaya mecbur bırakarak hekimlerin iş güvenliğini ortadan kaldıracaksınız, sonra böbürlenerek Moritanya’ya “Biz iyi işler yaptık.” diyeceksiniz. Siz, her fırsatta, size karşı çıkan, size diklenen hekimlere geçici görevlerle cezalar vereceksiniz, hekime muayene olan hasta kontrole geldiğinde başka bir hekim görecek bu yüzden, sonra diyeceksiniz ki Moritanya’ya: “Biz çok iyi şeyler yaptık, siz de aynısını yapın.”

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Biz demiyoruz, bu sağlıktaki iş birliğini onlar istiyorlar beyefendi.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Milletvekili, sağlıktaki iş birliğini onlar istesinler. Onlar zannediyorlar ki iyi işler yapıyorsunuz. Ben de onlarla muhatap olamayacağıma göre sizlerle muhatap oluyorum, bari bu anlaşmayı geçirmeyin de onlara eziyet etmeyin diyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Moritanyalılara kıymayın!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yeterince, halkımıza, hekimlerimize eziyet ettiniz, bir de onlara etmeyin diyorum.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – İstanbul’dan Moritanya’ya uçak var, gidebilirsiniz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Onlar elbette böyle bir anlaşma isteyebilirler, elbette bizden öğrenecekleri şeyler olduğunu düşünebilirler. Ha, bir şey öğretecekseniz de bunları öğretmeyin bari. Yani, öğreteceğiniz iyi şeyler olabilir belki, ben bilmiyorum, varsa çıkarsınız, söylersiniz ama hiç olmazsa bu saydıklarımı Moritanya’yla paylaşmayın, hiç olmazsa onların başını yakmayın. Varsa öğreteceğiniz bir şeyler, Değerli Milletvekili, yirmi dakikalık konuşmanız var, çıkın, konuşun.

Şimdi, siz bu ülkede hekimin hastasına reçete verdikten sonra bu reçeteyi alamadığını bileceksiniz, katkı ve katılım payları yüzünden mağdur olduğunu bileceksiniz, sonra diyeceksiniz ki: “Biz çok güzel bir dönüşüm programı yaptık sağlıkta.” “Eee?” “Gelin, siz de bunu yapın.” diyeceksiniz. Merakla size soracaklar, “Ne yaptınız?” diyecekler. Diyeceksiniz ki: “Valla sosyal devlet anlayışıyla sağlık hizmeti olmaz…”

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sekiz ay sonraya gün veriliyordu, insanlar ilaç bulamıyordu.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, ben her zaman söylüyorum: Delikanlıysanız çıkar, konuşursunuz veya… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ne yapalım yani? Muhalefete hiç söz vermeyelim mi, konuşturmayalım mı? Lütfen…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Başkanım, bırakın konuşsunlar ya. Garibanlar iki çift laf edecekler, ben de cevabını vereceğim.

Çıkar burada konuşursunuz, ben de size cevap veririm. Ha, ayrıca bilgilenmek istiyorsanız da ben odanıza gelirim, size bilgiler veririm ama öyle sırıtarak bu iş olmaz Sayın Milletvekili.

Şimdi, siz bu...

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Cık, cık, cık...

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Cık, cık”lamayın. Yani orada nasıl baktığını görün, öyle konuşun. Yakışırsa eğer yakışsın, yakışmıyorsa kendisi bilir.

Şimdi, siz kalkacaksanız, Sağlıkta Dönüşüm Programı diye bir program uygulayacaksınız, vatandaşa diyeceksiniz ki: “Vatandaşım, telefon et, randevu vereceğiz.” Vatandaş da buna inanacak ve telefonla randevu almaya başladığında bir de bakacak ki, telefonla bile randevu alırken bir ücret ödüyor ve bundan gariban vatandaşın haberi olmayacak, siz de burada sağlıkta çok iyi şeyler yaptık, bunu ihraç edelim diyeceksiniz. Sonra, bu vatandaşımız herhangi bir polikliniğe gittiğinde her muayene başına 5 lira para ödeyecek.

Hadi, bunlar yalansa çıkın, delikanlıca bunları söyleyin. Telefonda para alıyor musunuz, almıyor musunuz? Muayene edilen hasta 5 lira para ödüyor mu, ödemiyor mu? Yani ben bunları uydurmuyorum. Çıkın, deyin ki: “Ödemiyor.” Ben de elinizi öpeyim arkadaşlar. Ben yaptıklarınızı size anlatıyorum. Sizin yaptıklarınızı, hiç olmazsa başkalarına örnek olmasın diye anlatıyorum.

Sonra, vatandaş bakacak ki 5 lira para vermek zor geliyor her defasında, “Ben acile gideyim.” diyecek. Hani dediniz ya “Acil ücretsiz.” diye. Evet, insani anlamda acil ücretsiz. Vatandaş karnım ağrıyor, acaba apandisit miyim yoksa gaz sancısı mı çekiyorum diye endişeyle acile gidecek, doktor muayene edecek ve diyecek ki vatandaşa: “Sen de gaz var. Bu acil bir durum değildir.” “Allah razı olsun doktor bey, doktor hanım.” diyecek vatandaş, gidecek ama vatandaşın arkasından doktor “yeşil alan” diye bir düğmeye tıklayacak ve bu vatandaş, ne zaman eczaneye giderse gitsin -aranızda eczacılar da var, çıksınlar, “Hayır.” desinler- o gaz sancısı dolayısıyla acile başvurduğu için 5 lira ödeyecek çünkü doktor onun acil olmadığını bildi ama nasıl bildi? Muayene ederek, tahlil yaparak bildi. Vatandaş... Hepinize soruyorum: Sizler, sağlıkçı olmayan milletvekilleri, karnınız ağrıdığı zaman böbrek taşı mı, gaz sancısı mı, apandisit mi nereden bileceksiniz? Bilemezsiniz, bilmeniz de beklenmez zaten, gidersiniz muayene olursunuz eğer gaz sancısıysa tık 5 lira para ödersiniz. Bunları Moritanya’ya yapmayın, günahtır, yazıktır.

Sonra, diyelim ki poliklinikte muayene oldu, reçete aldı, üzerine bir 3 lira daha isteyeceksiniz. Bakın, bunu Sayın Sağlık Bakanınız yaptı, hepiniz burada onayladınız, Başbakanınız izin verdi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Haberleri yok, onlara doktor bedava.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 3 lirayı da alacaksınız. Eğer doktor kazara 3 kalemden fazla ilaç yazarsa kalem başına 1 lira da ek para alacaksınız. Bakın, Moritanya’ya neler öğretiyorsunuz. Sonra, vatandaş eczaneye gidecek, eczacı diyecek ki: “Bir dakika, devlet bu ilacı ödemiyor.” ve siz cebinizden ödeyeceksiniz vatandaş olarak. Ondan sonra diyeceksiniz ki: “Bizim sağlık sistemimiz çok güzeldir, bizim sağlık sistemimiz iyidir, biz bunu Moritanya’ya da gösteririz; efendim başka ülkelere de.”

Bakın, yatan hastalardan bahsetmedim. Yatan hastalardan ayrıca “otelcilik hizmeti” adı altında, ayrıca “öncelikli tetkik” adı altında veyahut da -özel öncelikli, işte birazdan getireceksiniz, tekrar birkaç gün sonra Tam Gün Yasası’nı delerek- “özel muayene” adı altında bir sürü para isteyeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki: “Yahu, biz çok iyiyiz, Moritanya bizi örnek alsın.” Bakın, eczanede daha önce ödenen yüzde 10, yüzde 20 katılım paylarından bahsetmiyorum, onlar çok eskiden vardı, sizin eseriniz değil. Yani, sizi, sizin yapmadığınız bir şeyle itham etmiyorum. Ben otuz yıldır sağlığın içindeyim. Emeklinin ödediği o yüzde 10, yüzde 20 sizin işiniz değil. O zaten vardı, onu söylemiyorum ama siz onun ötesinde saydığım bu sekiz noktayı getirdiniz ve sekiz ayrı noktadan, polikliniğe başvuran hastadan siz para alıyorsunuz. Bunu Moritanya’ya yapmayın. Bakın…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Moritanya’daki ilaç soğuk zincirinden haberiniz var mı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Profesör, üniversite hocası Sayın Atıcı.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Herkes profesör oluyor bugün Türkiye’de Allah aşkına.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Öğrenci okutuyor… Öğrenci okutuyor Sayın Atıcı. Haberiniz olsun.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Ağbaba, sen “profesör” diyorsun, milletvekili diyor ki: “Yahu herkes profesör oluyor bu ülkede.” Çok haklı, çok haklı. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğru söylüyor. Çoğu öyle oldu.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben az önce söyledim, az önce söyledim ben. “Bir gecede profesör yaptınız insanları, yazık! Ayıptır!” dedim. Neyse onlara girmeyelim. Geçti. (AK PARTİ sıralarından “Gir, gir…” sesleri)

Eğer girmemi istiyorsanız girerim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Devam et sen, devam et…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, bakın, çok yakın bir zamanda iki şey daha yaptınız. Moritanya’ya bu insanlık dışı uygulamaları yapmayın. Bu iki şey, gerçekten sizin bile yüzünüzü kızarttı, sizin bile. Ben içinizde bazılarının, konuyu anlayanların yüzünün kızardığını biliyorum.

Bunlardan bir tanesi, yeni doğan bebeğe yaptığınız muamele. Yeni doğan bir bebeğe topuk kanından bir numune alıp erken teşhis yapacağım diye yola çıktınız –ki, bu çok doğru bir şeydi, tebrik ediyorum- Üç tane hastalık arıyorsunuz, çok iyi, keşke daha fazla arasanız. Güzel. Ancak, daha yirmi dört saatini doldurmadan kalkıyorsunuz anneye iki tane soru soruyorsunuz, diyorsunuz ki: “1) Bebeğinizin dini nedir?”

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hadi canım sende!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hadi canım sende! Ayıp, ayıp sana! Hadi canım sende!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Moritanya’da mı, burada mı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yani sen bile inanmıyorsun böyle olduğuna değil mi? Bir AKP milletvekili -Bak, hocam buradan gülüyor- sen bile diyorsun ki: “Hadi canım sende! Olmaz böyle şey.”

Daha kötü bir şey söyleyeyim…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aytuğ Bey, bütün uluslararası anlaşmaların hepsinde yirmişer dakika konuş, hepsinde.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hocam, eğer izin verirseniz bundan sonraki maddelerde de konuşacağım çünkü beni çok oyalıyorlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Oyalıyorlar. Hepsinde konuş.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bir mahzuru yok.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Gerçekten söylüyorum. Hepsinde konuşacağım. Belki öğrenirler.

Bakın, “Hadi canım!” diyen milletvekiline söylüyorum, daha kötü bir şey söyleyeyim, ilk yirmi dört saati dolmadan lohusa bir kadına, doğum yapan bir kadına şu soruyu da soruyorsunuz: “Senin çocuğun meşru mu, gayrimeşru mu?” Buna da “Hadi canım!” desene. Dilini yuttun değil mi? Evet, ben de dilimi yuttum, ben de dilimi yuttum. Yirmi dört saatlik lohusa bir kadın, herkesin…

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Nerede soruluyor?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bak, senin de vicdanın sızladı. “Nerede soruluyor?” diyor. Haklı çünkü insan olan bunu sormaz. İçinde zerrei miktar insanlık duygusu olan, ar damarı olan bunu sormaz. Siz bile şaşırıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Nerede soruluyor? Burada mı, Moritanya’da mı?” Burada soruluyor, Türkiye Cumhuriyeti’nde. Sizin Bakanınızın yazdırdığı, yaptırdığı formla soruluyor.

Arkadaşlar, biz, bunu, basın toplantısında da söyledik, belgelerini de gösterdik; orijinal, eski, yeni belgeleriyle çıktık, bunu anlattık, dedik ki: El insaf! Hepinizin karısı var, kızı var; yirmi dört saatlik lohusa bir kadına “Doğurduğun çocuğun dini nedir?” diye sorulur mu? Tık çıkaramadınız.

Üstelik -bir şey daha söyleyeyim- bakın, bunu ben tespit etmedim. Ben bu basın açıklamasını yaparken bir gazeteci dedi ki: “Sayın Milletvekili, bu Sağlık Bakanlığının hazırladığı formda dini soruluyor bebeğin…” Evet. “Kaç kutucuk var, saydınız mı orada?” dedi. Saymadım dedim. Baktım, 6 kutucuk var. Bebeğin dini, altında 6 tane kutucuk var. Ne oldu? Hani bana sataşanlar, niye sustunuz arkadaşlar? Niye sustunuz?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Yahu, Moritanya’yla ne ilgisi var bunun Allah aşkına? Bu sorduğunuz soruyla ne ilgisi var?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Çünkü, bu iş sizin boynunuzu büktü. Böyle bir insanlık dışı olaya imza attınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Öğretim görevlisisiniz, ne ilgisi var bu sözleşmeyle Allah aşkına? Sözleşmenin neresinde yazıyor, hangi maddesinde?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Bebeğin dinini de sordunuz; bebeğin meşru mu, gayrimeşru mu olduğunu da sordunuz ve siz, burada “Allah, Allah!” derken -tabii ki iç siyaseti takip etmediğiniz belli- sizin Bakanınız kalktı, bana cevap verdi yazılı olarak, dedi ki: “Vallahi, billahi, biz, bunları nüfus müdürlüğü için soruyoruz.”

Bakın, öyle burada oturup da sataşmadan duramıyorsunuz bazen ama sataşırken dikkat edin.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Hayır, bu sözleşmeyle ne ilgisi var? Öğretim görevlisisiniz, profesörsünüz, bu sözleşmeyle ne ilgisi var? Bir cümle gösterin Allah aşkına!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, şimdi anlatıyorum. Bakın, ne ilgisi olduğunu söylüyorum.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bu kadar insanı burada meşgul etmeye hakkınız yok.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Bunları Moritanya’ya götürmeyin diyorum, bu anlaşmayı Moritanya’ya götürmeyin.

Efendim, maddelerde görüşmek üzere izninizi rica ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bir kelimesini gösterseydin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo Hocam, bravo!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kendi sağlık sistemlerini öğrettin onlara, helal olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE MORİTANYA İSLAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SAĞLIK VE TIP BİLİMLERİ ALANLARINDA İŞBİRLİĞİNE DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ

Uygun Bulunduğuna Daİr Kanun Tasarısı

MADDE 1- (1) 14 Aralık 2011 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hocam ücret de almıyor, dinleyin arkadaşlar.

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar, bunları ben üretmedim. Sayın milletvekili diyor ki: “Bu maddeyle ilgili bir şey söyle.” Bu anlaşmanın 2’nci maddesinin (d) fıkrasıyla ilgili bütün görüşlerimi anlattım. Bu birinci muhalefet notumdu ve muhalefet notum var Sayın Milletvekili. Ben hayatımda hiçbir zaman, bu kürsüden, anlaşma dışında hiçbir şey konuşmadım, konuşmam da tarzım değil, ihtiyacım da yok ve konuştuklarıma bakarsanız ben size “Bu anlaşmayı reddedin.” diyorum. Çünkü, bu anlaşmayı reddettiğiniz zaman, diğer kısmı gündemden kalkacak ve Moritanya’ya siz bunları götüremeyeceksiniz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Doğacak çocuk meşru mu, gayrimeşru mu; anlaşmada var mı bunlar?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, bakın, bu anlaşmayı niye “Hayır.” demelisiniz, onları anlatıyorum Sayın Milletvekili, sinirlenmeyin.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Anlattıklarınızın anlaşmayla bir ilgisi yok ki.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Benden bu kadar, dinleyeceksin, dinlemeyecekseniz siz bilirsiniz. Ben size anlatacağımı anlattım, daha ne anlatayım?

Şimdi, bir şey daha yaptınız yüz kızartıcı olarak…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Muhalefetin konuşması doğru bir şey değil aslında(!)

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bir şey daha yaptınız yüz kızartıcı olarak, bunu da artık Moritanya’ya da götüremezsiniz ama ola ki yanlış anlarlar diye onu da söylüyorum: Siz “Sağlık.NET 2” diye bir sistemle bütün mahrem bilgilerimizi toplamaya kalktınız, hatta bir kısmını topladınız. Bakın, bunlar, hayal ürünü şeyler değil arkadaşlar, Türkiye’de yaşanan ve sizin Sağlık Bakanınızın Türkiye’ye hediye ettiği sorunlardır. Allah’tan, bu Sağlık.NET 2 sistemiyle toplayacağınız mahrem bilgiler maddesi bizim Anayasa Mahkemesine başvurumuzla iptal oldu da mahrem bilgilerimizi kurtardık. Bu mahrem bilgileri siz sadece devlet hastanelerinden değil, üstelik özel doktorların muayenehanelerinden bile toplamaya kalktınız. Orada sorduğunuz sorular akla hayale sığmaz. Kadının son âdet tarihinden tutun da korunma yöntemine kadar olan her türlü mahrem bilgiyi sordunuz ve bu sorulan bilgileri Sağlık.NET 2 sistemine aktararak herkesin görmesine olanak tanıdınız. Şimdi diyeceksiniz ki: “Herkes giremez.” Herkes girdi arkadaşlar. Bundan tam bir sene önce ben yine bu kürsüden çıkıp size demiştim ki: Aile hekimliği bilgi sistemimiz hack’lendi yani aile hekimlerinin yazdığı bütün bilgiler birilerinin eline geçti, muhtemelen bu bilgiler birilerine satıldı; bu konuda bir şeyler yapalım. Bir cevap bile vermedi Sağlık Bakanı.

Şimdi siz bana kalkmışsınız, diyorsunuz ki: “Biz sağlıkta bunları yaptık, bunları Moritanya’ya göstereceğiz ve Moritanya da bunları yapsın.” Ama ben görüyorum sizlerin hâlini. Bakın, sizler bile hop oturup hop kalkıyorsunuz, “Olmaz böyle şey.” diyorsunuz. Evet, haklısınız olmaz böyle şey.

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Hayır, hiç öyle demiyorum, yok öyle bir şey. Hayır, ben demiyorum.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Evet, “Hayır.” diyenler var, “Hayır.” demeyenler var. İçinde insanlık damarı olanlar “Olmaz böyle şey.” demeye devam ediyorlar.

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Demiyorum, demiyorum.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Hakaret etmeden konuşsanız Hocam. Hocalığınıza yakışır konuşsanız çok daha güzel.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Efendim, kışkırtmazsanız daha yakışır konuşurum.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Olur ama hakaret etmeyin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Peki, hakaret etmem, merak etmeyin ama siz de…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Kimin ar damarının patlayıp patlamadığı senin haddin değil Hocam.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bak, şimdi sen böyle konuşursan ben de cevap veririm.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Lütfen Hocam…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ama, yani eğer haddimizi bileceksek karşılıklı bileceğiz.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Peki, Hocam; lütfen...

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

Sayın milletvekilleri…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Başkanım, yani evet, milletvekillerimiz sataşabilirler, onların sataştığı ölçüde ben de onlara cevap vereceğim çünkü bu da benim yasal hakkımdır. Onlar da kendi yarattıkları sağlık sistemini görecekler çünkü haberleri yok bir şeyden, çünkü dünyadan haberleri yok.

Gelen, sağlıkla ilgili kanunlar üzerinde konuşuyorum, hiçbirinden haberiniz yok. Haberiniz olsa ben içinizde bazılarınızın buna “Hayır.” diyeceğine eminim. İçinizden birileri buna hayır… Çünkü, burada bile diyorsunuz “Olmaz öyle şey.” diyorsunuz. Evet, haklısınız olmaz ama yapıyorsunuz.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Ben öyle şey demedim.

AYTUG ATICI (Devamla) – Sen demiyorsun ama başka AKP’liler diyor. Yani doğru söylüyor, “Olmaz böyle şey.” diyor ama sizler “Olur.” diyorsanız, o zaman buyurun yani eşinize, kızınıza ilk yirmi dört saatte “Bu çocuk meşru mu, gayrimeşru mu?” diye soru sorulmasına izin verin, buyurun.

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Kimliği çıkacak Hocam, kimliği çıkacak.

AYTUG ATICI (Devamla) – Efendim, doktorlar nüfus memuru değildir, çocuğun kimliği çıkacaksa o çocuk meşru da olsa çıkacak, gayrimeşru da olsa çıkacak. Bunu yirmi dört saatlik lohusa bir kadına sorma edepsizliğini hiç kimse gösteremez, hiçbir hekim de bunu sormayacaktır. Hekim olanlar beni daha iyi anlayacaktır.

Bakın, bir şey daha yapmayın: Sağlıkta şiddeti nasıl kışkırttığınızı Moritanya’ya sakın söylemeyin, sakın. Sağlıkta şiddeti kışkırta kışkırta öyle bir noktaya getirdiniz ki hekimler ölmeye başladı. “Olmaz böyle şey.” diyebilirsiniz, oldu yani hayaldi gerçek oldu, hekimler öldürülmeye başlandı,. Öldürülüyorlar. Biz, şiddet artıyor; hekime, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet artıyor, gelin buna bir dur diyelim dediğimiz zaman, bu odada bulunan, bu Mecliste bulunan sağlıkçı milletvekilleri bile “Hayır, şiddet artmıyor, araştırmaya gerek yok.” demişlerdi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 10 kere dedik.

AYTUG ATICI (Devamla) – Ne oldu? Bir doktor öldürüldükten sonra kabul etmek zorunda kaldınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ersin öldürüldü.

AYTUG ATICI (Devamla) – Bunu Moritanya’ya lütfen anlatmayın. Şiddeti kışkırttığınızı onlara lütfen söylemeyin.

Bakın, Moritanya’ya “SABİM diye bir hat kurduk, çok memnunuz.” demeyin. SABİM’i iyi niyetle kurmaya kalkarlar, hafazanallah, tıpkı bizde olduğu gibi bir şikâyet hattına dönüşebilir. Moritanyalı milletvekilleri de çıkıp derse ki: “Ya bu SABİM’e benzer bir şey kurduk, Türkiye’den örnek aldık. Bak ya bu kötü bir şey yani bu iyi işlemiyor, her isimsiz telefonda bile ilk zamanlarda hekimler hakkında soruşturma açılıyor, hemşireler hakkında soruşturma açılıyor yani bunu değiştirelim.” derlerse o zaman sizi örnek almaya devam ederler ve tıpkı bizim buradaki feryatlarımızı duymadığınız gibi onların da iktidarı bu feryadı duymayabilir. Ne zamana kadar? İşte, bu SABİM dolayısıyla hakkında soruşturma açılan bir kız kardeşimiz -Melike- elinde SABİM’in kâğıdı yüksekten atlayıp intihar edene kadar. Bu sizin devri iktidarınızda oldu. SABİM’i düzeltin, düzeltin, düzeltin dedik; tıkadınız kulakları. Kızcağız intihar etti, öldü; şimdi diyorsunuz ki: “Ya, evet, haklıymışsınız, SABİM’i bir filtreleme sisteminden geçireceğiz.” Bunu siz diyorsunuz. Ee, bu filtreleme sistemini daha önce yapsaydınız da bu kızcağız ölmeseydi olmaz mıydı? Bu şiddeti kabul etseydiniz de bizim Ersin Arslan isimli Gaziantep’teki uzman doktor bıçaklanarak öldürülmeseydi iyi olmaz mıydı? Bunları, Moritanya’ya ne olur bu şekilde anlatmayın, “Biz SABİM’imizden çok memnunuz.” demeyin.

Ha, sakın Moritanya’ya “Biz ‘tam gün’ diye bir şey çıkardık, çok memnunuz, siz de uygulayın.” demeyin. Zaten siz de memnun değilsiniz aslında ki “tam gün, tam gün” diye bağırıp çağırıp çıktınız, şimdi tam günden de geri adım atıyorsunuz. Yakıştı mı bu AKP’ye?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Geri adım atmıyoruz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Koskoca Başbakan çıktı dedi ki: “Tam gün istiyoruz. Hekimler artık bıçak parası almayacak, hekimler elini vatandaşın cebinden çekecek.” Güzel, iyi. Tam gün çıktı; hekimlerin kimi istifa etti kimi kaldı. Ne oldu da şimdi, birdenbire tam günde değişiklik yapmaya kalktınız, karar verdiniz? Üstelik yine Sayın Başbakan açıklayacakmış. Yakıştı mı? “Bu kadar oy alıyoruz.” diyorsunuz. Halk size bunun için mi oy veriyor arkadaşlar, Halk size sağlığı yapboz tahtası hâline getirin diye mi oy veriyor?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eczacıları batırın diye mi oy veriyor?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, o yüzden “Biz tam günü uygulayacağız, siz de bizden örnek alın.” demeyin çünkü daha siz bile tam günü uygulayamıyorsunuz.

Bakın, sakın Moritanya’ya “Biz mecburi hizmet yasası getirdik, çok güzel.” demeyin çünkü siz mecburi hizmet yasasını kaldırmıştınız, sonra “Allah kahretsin, olmadı bu iş.” dediniz, tekrar getirdiniz. Şimdi, tekrar kaldırır mısınız, bilmiyorum. Yani, siz, daha Türkiye’deki sağlık sistemini yapboz tahtasından çıkaramadınız. Ne olur, bu bilgileri Moritanya’ya vermeyin çünkü oradakiler de bizim kardeşlerimiz, nihayetinde onlar da insan.

Sakın Moritanya’ya “Sevk zinciri çok iyidir, biz çok güzel sevk zinciri kurduk.” filan demeyin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kandırmayın adamları. Biz yandık, onlar yanmasın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sevk zincirini kurdunuz, 4 vilayette kurdunuz, on beş gün içerisinde apar topar derhâl kaldırdınız. Bu odada, bu Mecliste bulunan bütün sağlıkçılar -ayırt etmiyorum, hekimiyle, teknikeriyle- herkes sevk sisteminin, basamaklandırma sisteminin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de iyi olduğunu bilirler ama siz on bir yıldır bunu yapmadınız, yapmadığınız için de giderek giderek kötüye gidiyor her şey. O yüzden, sakın bunu götürüp de Moritanya’ya anlatmaya kalkmayın. Hele hele…

Ya, gene sürem bitti. Neyse, bir madde daha var, herhâlde orada da konuşurum. Ben burada bir virgül koyuyorum, diğer madde de görüşmek üzere. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Öznur Çalık, Malatya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Moritanya’yla Türkiye arasındaki sağlıkta iş birliği çok önemli bir gündem maddesi hâline geldi ve Türkiye’de tüm dünyanın örnek aldığı sağlıkla ilgili alanı müzakereye açtı Sayın Vekil.

Şunu çok net söylemek gerekir ki son on yılda Türkiye çok önemli reformlar yaptı ve bu reformların en önemli maddelerinden bir tanesi de sağlıkta yapılan reformdu ve şu anda Türkiye…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sağlık Bakanını onun için mi yediniz?

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – …tüm dünyada çok fazla ülke tarafından örnek alınıyor. Eğer bilmiyorsanız, lütfen gidin, gezin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi ülke?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şu ülkeleri bir sayar mısınız?

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Afrika’dan Asya’ya, Asya’dan Orta Doğu’ya, Orta Doğu’dan Amerika’ya kadar…

Bakın, arkadaşlar, geçen hafta, Nüfus Kalkınma Grubu Başkanı olarak heyetimizle birlikte Kuzey Afrika’da belki de adını ilk kez duydunuz bir ülkeye gittik ve gidiş sebebimiz TİKA. Şu anda tüm dünyada yardım faaliyeti 1,3 milyar dolar olan bir yardım kuruluşundan bahsediyorum. TİKA’nın donörlüğünde Moritanya’ya gittik ve Moritanya Kuzey Afrika’da bir ülke.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz ilk kez mi duyuyoruz?

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - 1 milyon kilometrekarelik bir alana sahip ve üstünde sadece 3,5 milyon insan yaşıyor ve doğum oranları inanılmaz derecede yüksek olmasına rağmen nüfus artış hızı beklenilen oranda değil.

Sebep ne, biliyor musunuz? Anne, bebek ölüm oranları inanılamayacak seviyede. Bugün bin bebekteki ölüm oranı Moritanya’da binde 117. Anne ölüm oranları: Her 100 bin anneden 729 tanesi ölüyor ve 3,5 milyonluk nüfusta doktor sayısı sadece 400.

Ve sadece sağlıkla ilgili alanda mı Türkiye’den destek isteniyor? Hayır. Görüştüğümüz iktidarı, muhalefeti -Meclis Başkanı dâhil olmak üzere- Türkiye’yi dünyaya örnek olarak gösteriyor ve diyor ki…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bilmiyorlar. Nereden bilsinler? Türkiye’yi tanımıyorlar.

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Arkadaşlarım şahittir ve bu şahitliği yapan Milliyetçi Hareket Partisinden değerli milletvekilim, muhalefet milletvekilim Sayın Ruhsar Demirel de vardır. Aynen şu cümle kullanıldı: “Bir Müslüman ülkenin lideri IMF’ye rest çekiyor ve üstüne, dönüyor, ‘5 milyar dolar borç verebiliriz.’” diyor, Türkiye’den bahsediyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Ve bunu söylerken Moritanya bunun farkında ama muhalefet bunun hâlâ farkında değil, Türkiye'nin dünyada geldiği yeri hâlâ görmüyor.

Biz Moritanya’da bu örnekleri artırırken sağlıkta iş birliği istiyorlar, tarımda iş birliği istiyorlar, ekonomik iş birliği istiyorlar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıyla iş birliği istiyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Moritanya’nın istemesi senin gelişmişliğini göstermez.

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Ben oraya gittiğimde bütün arkadaşlarımla birlikte “Biz neler yapabiliriz?” dedik ve hemen oranın Sağlık Bakanının bizden talebi, iş birliği anlaşmasının… Sağlık Bakanlığımız 2011 yılında bir iş birliği anlaşması yapmış ve iş birliği anlaşması çerçevesinde de hemen faaliyetler yapılmaya başlanmış. Deniyor ki: “Doktorlarımız Türkiye’ye gelsin ve eğitimler alsın; ebelerimiz, hemşirelerimiz Türkiye’de eğitim görsün.” Ve Türkiye, bu ülkeye, ezilen varsa, mağdur varsa, dünyanın neresinde varsa –“Ben varım.”’ dediği gibi orada da “Ben varım.” diyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Malatya’da kayısılar yanmış, kayısılar!

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Ve bununla ilgili olarak, arkadaşlar, Moritanya’daki Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu iş birliğinin gerçekleştirilmesi için Başbakan Yardımcımız Sayın Bekir Bozdağ, TİKA desteğiyle gittiğimiz bu projede çok ciddi destek verdi. Hemen, acil, grup başkan vekillerimizden destek istedik ve hemen Moritanya’yla… Bebekler ölüyor arkadaşlar. Eğer siyaset yapacaksanız sağlıkta yapmayın lütfen, Moritanya’da bebekler ölüyor, Moritanya’da anneler ölüyor, siz burada siyaset yapıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siyaset falan yapmıyoruz ya!

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - İnsanlar ölürken biz siyaset yapmadık ve yapmayacağız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne alakası var?

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Sizler lütfen Moritanya’yı gidin görün. Biz Somali’yi gördük, biz Myanmar’ı gördük, Etiyopya’yı gördük ve şunu bilin ki…

VELİ AĞBABA (Malatya) - Malatya’da kayısılar yanıyor, sen orada…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çiftçi ölmüş, çiftçi!

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - …Türkiye her yere yardım ediyor. Şu anda 2,3 milyar dolar bizim yardım yapmış olduğumuz ülkeler var. Afrika’ya gittik bunu söyledik, Afrika “Türkiye’yi biz örnek alıyoruz.” diyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Öznur Hanım, siyaset yapmayalım da duvar mı örelim? Biz siyasetçi değil miyiz, “Siyaset yapma.” diyorsun? Duvar mı yapalım!

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Akabinde biz Birleşmiş Milletlere gittik ve New York’ta yapmış olduğumuz toplantıda, orada da Türkiye gene örnek gösteriliyordu. Ne diyorlardı biliyor musunuz? “Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ülke Türkiye ve örnek alınması gereken ülke Türkiye.” denildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Siyaset yapma.” diyor, bostan mı ekelim Sayın Çalık?

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - Evet, siz de örnek alın, AK PARTİ’yi örnek alın.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.35

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

292 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, az önceki konuşmalarımda size “Meclise gelen yasalardan haberiniz yok, anlamıyorsunuz.” demiştim; şimdi anladınız, onu da yanlış anladınız. Yani kırk yılın başında bir şeyi anladınız ama onu da yanlış anladınız. Biz size… (AK PARTİ sıralarından gürültüler, “Yeter be!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen, hiç kimseye hakaret etme hakkınız yok ama. Fikirlerinizi söyleyeceksiniz buradan. Sayın milletvekillerine böyle konuşma hakkınız yok, lütfen.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ne hakaret ettim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Hayır, hakaret ediyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ne ettim?

BAŞKAN – Evet, hakaret ediyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ne ettim?

BAŞKAN – Lütfen ama…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Yanlış anlamışsınız.” dedin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ne söylediğimi tekrar edin.

BAŞKAN – Tekrar ederim ne söylediğinizi.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Anlamadınız” dedim, bu hakaret mi?

BAŞKAN – “Anlamadınız, bunu da yanlış anladınız” dediniz. Lütfen Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Yanlış anladınız” dedim, bu hakaret mi? Yanlış anladılar, düzelteceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Böyle bir şey var mı Sayın Atıcı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen…

Madde üzerinde konuşun, buyurun.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben size “Anladınız, yanlış anladınız.” diyorum, siz zıplıyorsunuz. Ne var bunda, bunun neresi hakaret? Yanlış anladınız, şimdi yanlış anladığınız şeyi düzelteceğim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, biz size “Moritanya’ya yardım etmeyin.” demiyoruz. Burada Sayın Milletvekili çıktı, bebek ölümlerinden, anne ölümlerinden bahsetti. Sanki biz “Moritanya’ya yardım etmeyin.” diyoruz. Değerli arkadaşlar, Moritanya’ya yardım edin, Moritanya’nın yardıma ihtiyacı var. Ben, size, Moritanya’ya nasıl yardım etmeyeceğinizi anlatıyorum, şunları şunları yapmayın diyorum, bunları yaptığınız zaman oradaki bebek ölümleri daha da artar diyorum. Oradaki bebek ölümleri daha da artar. Nasıl artar biliyor musunuz?

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Türkiye’deki bebek ölümlerinin kaç olduğunu biliyor musunuz? Hocam, lütfen, Türkiye’deki bebek ölümlerini söyler misiniz? On yıl önce kaçtı da şimdi kaç oldu, söyler misiniz?

BAŞKAN – Sayın Çalık, lütfen…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Öznur Hanım, bakın, yani beni konuşturmuyorsunuz, bir on dakika daha alacağım, peki.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hiç yakışmıyor size, hiç.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bebek ölümleri konusunda yaptığım çalışmalara bakın, sonra bana sataşın.

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Al, cirmin kadar al!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, bu bebek ölümleri nasıl artar Moritanya’da biliyor musunuz? Eğer burada anlattığım şekilde yaptığınız uygulamaları Moritanya’da da uygularsanız bebek ölümleri orada, efendim, binde 117 değil, binde 300’e çıkar çünkü siz sağlık politikalarınızı anlatırken Başbakanınız çıktı, dedi ki: “Cebinize nüfus kâğıdınızı koyun, istediğiniz yere gidin. Benim vatandaşım muayene olacak.” Dedi mi, demedi mi? Peki, güzel.

Şimdi, az önce, size, tam dokuz yerde katkı ve katılım payı aldığınızı söyledim. Ben isterdim ki Sayın Milletvekili çıkıp bunları tekzip etsin. Ben “Aytuğ Atıcı, sen doğruları söylemiyorsun. Seni tekzip ediyorum. Bu söylediklerinin hiçbiri doğru değil.” desin diye beklerdim. Bir kelime etmedi söylediklerim hakkında. Çıktı burada, “Moritanya şöyle kötü, böyle yardıma ihtiyacı var.” Haklısınız, Moritanya’ya yardım edelim

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Allah razı olsun!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ancak, Türkiye’de cebine nüfus kâğıdı koyan bir insan artık sağlık hizmeti alamıyor. Ne zaman alıyor? Öbür cebine de para cüzdanını koyduğu zaman. Bir cebine nüfus cüzdanını koyacak, diğer cebine para cüzdanını koyacak, sağlık hizmetini böyle alacak Türkiye’de. Çıkın, bunu tekzip edin; çıkın, deyin ki: “Hayır, Türkiye’de sağlık hizmetleri ücretsizdir.” deyin, ben de diyeyim ki: “Yahu, ben yanılmışım. Gidin, Moritanya’ya bunu anlatın.”

Şimdi konu sağlık, sağlıktan bahsetmemiz lazım. Sayın milletvekili ekonomiye de girdi, dedi ki: “Müslüman bir ülke olarak biz, IMF’ye borç verir duruma gelmişiz.” Şimdi, ben bunun neresini düzelteyim? Türkiye Cumhuriyeti devleti Müslüman bir ülke değildir, Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlarının çok büyük bir çoğunluğunun Müslüman olduğu bir devlettir ama sizin niyetiniz şimdiden bizim kulağımızı alıştırmaksa yani buna da gereken cevabı alırsınız; bu, bir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Otuz sekiz saniyem kaldı, konuşturmuyorsunuz.

İki: “IMF’ye borç verir duruma geldik.” diyorsunuz. Yahu, akıl var, mantık var! Şimdi, bir toplam borçlarınıza bakın. Toplam borçlarınıza bakın, evet, IMF’ye borcu azalttınız ama bir taraftan alıp öbür tarafa koyduğunuz zaman IMF’ye borcunuz azalıyor ama toplam dış borcunuz çok çok daha fazla artıyor. Bunu ben bir ekonomist gözüyle görmüyorum, söylemiyorum, bir vatandaş olarak söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – 500 milyon dolar için neler verdiniz be! Yanlış yaptınız!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sağlık Bakanı obeziteyle ilgili bir program başlattı “Obezite sorunu olanlar kalp krizi geçirebilir.” diye. Ben de uyarmak zorundayım.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sağlık Bakanı da akıl hastaları için bir şey başlattı!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Diğer maddede görüşmek üzere. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, söz talebimiz var.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Geç kaldı, geç kaldı…

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, geç kalıp kalmadığını size soracak değiliz. Lütfen ya!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Niye azarlıyorsun Sayın Başkan ya? “Geç kaldı.” dedik, niye azarlıyorsunuz?

BAŞKAN – Yani burada ne İç Tüzük koydunuz ne adap koydunuz, lütfen! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Konuşma hakkı İç Tüzük gereği, engelleyemezsiniz bunu. Engelleyemezsiniz, konuşma hakkı.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından “Konuşsun ama hakaret etmesin. Adam gibi konuşsun.” sesleri)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar “Konuşsun ama adam gibi konuşsun.” deniyor, “Hakaret etmesin.” deniyor. Eğer, tutanaklardan bir hakaret çıkarırsanız özür dileyeceğim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Arkadaş, bir doktor olarak -şişman diye arkadaşım- nasıl “obezite” lafını kullanırsın? Ayıp yahu! Ayıp değil mi?

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Ayıp, ayıp!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Vazgeçtim,… Eğer hakaret ettiğim kimseler varsa özür dilerim. Ben kimseyi muhatap almıyorum, ben sadece bir hekim olarak görevimi yerine getiriyorum, riskleri anlatıyorum. Öyle, burada, bir insanın kalp krizi geçirmesi de kimsenin hoşuna gitmez. Ancak, şurada oturan milletvekili diyor ki: “Bırakın, tipi bozuk.”

Şimdi, bir insana yakışır mı bu söylenen laf? Bir insana yakışır mı? Öyle el altından fısıltıyla söylemek delikanlılık değil.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen belden aşağıya niye vuruyorsun?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bağırma, bağırma!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bağırma, çık konuş, bağırma!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, çıkın, burada, delikanlıca beni eleştirin. Benim sizi eleştirip ciğerinize hançeri soktuğum gibi siz de benim ciğerime hançeri sokun.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – 500 milyon liraya el pençe divan durdunuz!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Çık kürsüye konuş, bağırma!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bu iş bağırmayla çağırmayla olmaz…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Cevap ver cevap! İnsanlar hastanelerde rehin kalıyorlardı, sen konuşuyorsun burada.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben demin bir laf söylemiştim, tekrardan söylemeyeyim.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Söyle, bir daha söyle.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bu lafa cevap vermiyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Veremezsin ki!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bu lafa cevap vermiyorum çünkü laf değil. Ne dediğini anlamadım bile.

Şimdi, siz orada, oturduğunuz yerde bana hakaret edeceksiniz…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ben hakaret etmiyorum.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …ben de -hakaret edenlere söylüyorum- burada susacağım!

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Depremden gelen yardımları bağış diye dağıttınız, sonra…

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, arkadaşa beş dakika ver, kürsüye çıksın, konuşsun ya.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, siz kalkacaksınız “Moritanya’ya yardım edeceğiz.” Diyeceksiniz, ondan sonra da Moritanya’ya burada uyguladığınız sağlık sistemini koymaya çalışacaksınız. Diyeceksiniz ki Moritanya’ya: “Sakın ha, anne sütü bankacılığı yapma. Biz denedik, vatandaşın bütün parasını anne sütü bankasına yatırdık, sonra bazı insanlar dedi ki: ‘Zinhar olmaz.’ ve geri adım attık.” Oraya anne sütü bankacılığını kurdurmayacaksınız.

Bakın, kırk yılın başında iyi bir iş yapıyordunuz sağlıkta… Birkaç tane daha iyi işiniz var, bakın, iyi iş yaptığınız zaman söyleriz. Anne sütü bankacılığı iyi bir şeydi. Sayın milletvekili, bebek ölüm hızlarından bahsetti, benim çocuk hekimi olduğumu muhtemelen unuttu. Bu ülkede bebek ölümlerini azaltmak için yaptığım hizmetleri bilmiyor olabilir ama şunu herkes bilir ki anne sütü hayat kurtarıcıdır, anne sütü bebeklerin hayatını kurtarır. Siz “Moritanya’da bebekler ölüyor.” diye burada zıplarken…

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Suriye’de de ölüyor, Suriye’de de.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, bakın, eğer Suriye konusunu açacaksanız onu da konuşuruz. Hiç öyle… Şimdi, lafı nasıl değiştirdiğinize siz kendiniz bakın. Onu da konuşuruz, onu da çok konuştuk. Konuyu değiştirdiğiniz zaman hiçbir şekilde susacağımı zannetmeyin, siz konuştukça ben de yasal haklarımı sonuna kadar kullanacağım.

Anne sütü hayat kurtarıcıdır. Şimdi, siz, burada anne sütü bankacılığını yasaklayarak kaç bebeğin ölümüne imza attığınızın farkında mısınız? Hadi çıkın, bana buradan deyin ki: “Anne sütü hayat kurtarıcı değildir.” Hadi çıkın, beni yalanlayın; oradan sataşmayın, çıkın yalanlayın, deyin ki: “Anne sütü bankacılığı, anne sütü bankası Türkiye'ye gereksizdir.” Hadi deyin. Ama dediniz. Bakanınız, bu devletin parasını, milyarlarca lira parasını götürdü, İzmir’de anne sütü bankası kurmak üzere yatırdı. Sizin paranız ya, hepimizin parası… Yatırdı, sonra birileri çıktı, dedi ki: “Hayır, olmaz. Bu, dinen yanlıştır.”

Kardeşim, yanlış ise o dine mensuplar -hürmet ederim, başımın üstünde yeri var- yapmasınlar. Ama o dine mensup olmayan, o inancı kabul etmeyen veya “Her ne olursa olsun, ben çocuğumun hayatını kurtarmak istiyorum, çocuğuma anne sütü verin.” diyen insanları nasıl engellersiniz?

Bunu ben yapmadım ki siz yaptınız. Şimdi, kalkıp siz “Moritanya’ya anne sütü bankacılığını iptal edin.” derseniz bebek ölümleri artar mı artmaz mı arkadaşlar? Yani, hakikaten düzgün konuşalım, hakikaten düzgün iş yapalım. Moritanya’ya tabii ki yardım edelim ama burada Türkiye'ye uyguladığınız sağlık sistemini Moritanya’ya götürmeyin, benim size söylediğim o.

Peki, çok zorunuza gitti, senaryoyu isterseniz biraz tersten alalım. Diyelim ki Moritanya’yla karşılıklı konuşma fırsatınız oldu, gene kabul edeceksiniz bu anlaşmayı ama… Peki, şunu yapmayın, bunu yapmayın demeyeceğim, yapın diyeceğim.

Gidin, Moritanya’ya giden arkadaşlarım, “Biz bu anlaşmayı imzaladık ama Başbakanınız sakın ola ‘Ben Moritanyalı doktorlara iğne bile yaptırmam.’ demesin.” deyin, bunu söyleyin. “Eğer Moritanya’nın Başbakanı ‘Ben Moritanyalı doktorlara iğne bile yaptırmam.’ derse doktorlar gücenirler, doktorların motivasyonu azalır ve hayat kurtarma ihtimalleri düşer.” deyin. Anlaşma yapacaksınız, bari bunları deyin.

Sonra, Moritanya’nın Sağlık Bakanına deyin ki: “‘Doktorlar yaygara yapıyor.’ deme çünkü bizim bir Sağlık Bakanımız vardı ‘Doktorlar yaygara yapıyor.’ dedi, doktorlar çok üzüldüler ve gerçekten kutsal meslekleri zedelendi, bunu yapmayın.”

“‘Moritanya’daki profesörleri ayağınıza getireceğim.’ demesin Sağlık Bakanınız.” deyin çünkü  bunu sizin Sağlık Bakanınız söyledi, Başbakanız söyledi, hatta ve hatta “Delikanlılarsa hastamı geri çevirsinler bakalım, geri çevirenin alnını karışlarım.” dedi. Yani bu seviye iyi bir başbakan için, ben bu kürsüden milletin adına konuşurken seviye iyi değil ama bir başbakan “Ben doktorların alnını karışlarım.” diyecek, bu seviyeyi beğeneceksiniz, herkes alkışlayacak. Bu mu yani! Yapmayın. “Biz bu hatayı yaptık, sizin Başbakanınız Moritanyalı doktorların alnını karışlamasın.” deyin. “Sağlık Bakanınız ‘Doktor efendi devri bitti.’ demesin çünkü ‘Doktor efendi’ diye bir devir yoktu ki hiçbir zaman, yanlış yapan doktorlarımız vardı Türkiye’de, onları biz cezalandıramadık, bütün doktorları mahvettik ama siz bunu Moritanya’da yapmayın.” deyin.

Sonra, Moritanya’ya deyin ki bu anlaşmayla… Hani benim itiraz ettiğim diğer konular vardı ya, o diğer konularda anlaşma yapma imkânınız var çünkü karşılıklı mutabakatla bizim muhalefet notu koyduğumuz maddeye her şeyi koyabilirsiniz ya, bir madde koyun, Sağlık Bakanlığına “Eğer Moritanya’da bir tabipler birliği var ise ve karşı çıkıyorsa onu kapatmaya kalkmayın. Kapatamıyorsanız da kolunu bacağını budamayın çünkü tabipler birliği siyaset üstü bir kurumdur, bütün siyasi görüşleri kucaklar ve din, dil, ırk ayrımı yapmadan herkese hizmet eder ve söyledikleri de önemlidir çünkü Türkiye’de biz bunu yapamadık, yapamadığımız için de büyük sıkıntılar yaşadık, Türk Tabipleri Birliğini kapatmaya kalktık, olmadı, Anayasa’mızdan bile döndü, evrensel hukuka aykırıdır, kendinizi rezil etmeyin.” deyin. Bunları deyin, o 2’nci maddenin (d) fıkrasında bunu söyleyin.

Sonra, deyin ki: “Bakın, biz ‘performans’ diye bir sistem denedik. Bu sisteme göre hekimlerimizi çalıştırıyoruz. Eskiden performans sistemi öncesinde hekimler bir ekipti, ekip ruhuyla çalışırlardı, hemşirelerle birlikte çalışırlardı, teknikerlerle birlikte çalışırlardı. Şimdi, performans sistemini getirdik, ekip ruhu bozuldu. O ‘Sen kaç hasta baktın?’ ‘Sen kaç hasta baktın?’a döndü.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Rakip oldu, rakip.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “İki hemşire fazla geliyor, ben bir hemşire istiyorum. Yoğun bakımda bile biz çok hemşire isterken…”

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – SSK hastanelerinin önündeki kuyrukları çok çabuk unuttunuz, çok.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “…artık doktorlar ‘Fazla hemşireye gerek yok çünkü ben gelirimi bölüşmek zorunda kalıyorum, bu da iyi bir şey değil.’ noktasına geldi. Hekimler artık rakip oldular Türkiye’de. Ne olur Moritanya’da bunu yapmayın çünkü hekimler birbirine rakip olursa bebekler ölür. Hekimlerin, hemşirelerin, eczacıların, teknikerlerin bir ekip ruhuyla çalışması gerekir, bunu bozarsanız bundan en çok, en çok bebekler etkilenir.”

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Eski bir SSK genel müdürü vardı, onun yaptığı politikaları bir hatırlayın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - “Moritanya’da sakın iş yeri hekimliğini taşeronlaştırmayın.” deyin. O 2’nci maddenin “d” fıkrasına bunu ekleyin, “Biz iş yeri hekimliğini taşeronlaştırdık, işçi ölümleri arttı. Moritanya’daki ölümleri azaltmaya çalışıyoruz, sakın iş yeri hekimliğini taşeronlaştırmayın. Hekimlerinizi çalıştırın ama çok çalıştırmayın. Çok çalıştırırsanız verimsiz olurlar, hastalar ölür.” deyin diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hocam, seni doğuran anaya da, yetiştiren hocaya da helal olsun!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Türkan Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayın meslektaşım, Sayın Vekil Aytuğ Atıcı’nın biraz evvel kürsüde söylemiş olduğu yeni doğan konusundaki açıklamaları gerçek anlamda beni hayrete düşürmüştür. Biz, aynı konuda, aynı yerde, yeni doğan bebeklerin mahalle arasında, annelerin kucağında hastane aramak için sokaklara düştüğü günleri hep beraber yaşadık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sağlık Bakanlığının sağlık konusunda bazı şeyleri tenkit edilebilir, ancak bu konuda asla. Kendisi de çok iyi bilir, yeni doğan bir bebeğin günlük masrafı, yoğun bakımdaki bir bebeğin masrafı 1.500 lira kadar bir paradır ve Bakanlık bunu, hiçbir tereddüt göstermeden bu ailelerin parasını dekanlıklara veya hastanelere zaten karşılıksız ödemektedir. Dolayısıyla, biraz evvel söylenenlerin hiçbiri gerçeği yansıtmıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sağlık konusunda eğer çalışmalarınız, halk arasında çalışmalarınız varsa, sonuç ne olursa olsun siz 5 lirayı burada halkın gözüne koymayın, halk o kadar memnun ki siz ne derseniz deyin bu memnuniyet yüzde 38’lerden yüzde 80’lere kadar çıktı ve yapılan masraf daha da düştü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Moritanya konusunda gelince Sayın Vekilim, sayın vekillerim, zaten Türkiye'nin yeni doğan konusunda AK PARTİ gelmeden evvelki durumu Moritanya’dan da farklı değildi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O dönemde İstanbul İl Sağlık Müdürü kimdi? Eşiydi.

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Bu gerçekleri hepimiz biliyoruz ve ben kendi ünitemde bebekleri kurtarabilmek için dernek ve vakıf kurmuşumdur, sadece o bebeklerin parasını oraya verebilmek ve kurtarabilmek için.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eve gidince kavga etme sen enişteyle!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Saygılı ol lan, saygılı ol!

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Süt bankası konusuna gelince, süt bankası konusunda tabii ki siz çok iyi bilirsiniz ki biz daima konuşmalarımızda “anne sütü”, “anne sütü”, “anne sütü” demişizdir. Buna ne Bakanlık karşı geliyor ne de hiç kimse. Yalnız, toplumun dinî yönden hassasiyetlerini tabii ki göz önünde bulundurmamız lazım. Şimdi, biz zaten bu da hallolduktan sonra anne sütüne karşı olan hiç kimse yok; Bakanlık da yok, kimse yok. Bunun devamlı açıklamalarını yapıyoruz ve anne sütü bankacılığı devam edecek ve bebekler anne sütünü alacak. Siz bu konuda sakın sakın hayıflanmayın, anne sütü verilecek.

Başka bir konuya gelince, nüfus kâğıtlarında “din” hanesi -ben mi yanlış biliyorum- zaten var, bunu AK PARTİ koymadı.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – CHP’den kalan kanun.

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Ama o zaman gidip anneler veya babalar kendileri nüfusu çıkarıyordu, imdi hastanelerden bu kayıt yapılıyor ve bu kayıt doğrudan doğruya oradan istatistiklere geçiyor. Bunda ters ne var ben anlamış değilim? Gayet doğal bir şey.

Sayın Vekilim, küçük yaş gruplarına da gelirseniz, ben, Çocuk Hakları İzleme Komitesinin Başkanı olarak, zaten 15 yaşın altındaki çocuklarda acaba bu tecavüz mü yoksa gayrimeşru mu, başka bir nedenle mi, tabii ki en doğal bir hak olarak ve koruyucu bir sosyal devlet anlayışı içinde bunun sorulması kadar doğal bir şey olduğunu… Ben üç çocuk annesi olarak, bir hekim olarak ve bir milletvekili olarak bundan daha doğal bir şey olabileceğini asla ve asla düşünmüyorum.

Sağlıkta Türkiye en önde gidiyor ve yeter ki her konu sağlık kadar güzel ve düzenli gitsin. O zaman Türkiye’nin önüne kimse geçemeyecek demektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eş durumundan fiyasko!

BAŞKAN – Evet, madde üzerinde şahsı adına Aykan Erdemir, Bursa Milletvekili.

Buyurun.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Moritanya-Türkiye iş birliği gerçekten çok önemli. Niye önemli? Çünkü, Moritanya’da sağlık olduğu kadar demokrasinin geliştirilmesi de önemli. Neden Moritanya’da demokrasinin geliştirilmesi önemli? Çünkü, askerî vesayete, ben biliyor ve inanıyorum ki bu Mecliste grubu bulunan dört parti de karşı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Siz karşı değilsiniz ama! Esat’a heyet gönderiyorsunuz ya! Orada mı demokrasi var?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Moritanya’ya baktığımızda nasıl bir rejimle karşı karşıyayız, bir bakalım.

Moritanya’da bugün iş birliği yaptığımız Cumhurbaşkanı 6 Ağustos 2008 tarihinde darbe yapan general.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Tam size göre!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Evet, sizin iş birliği yaptığınız Cumhurbaşkanı darbe yapan general. Ama nasıl Cumhurbaşkanı olmuş? 16 Nisan 2009’da istifa etmiş, 19 Temmuzda Cumhurbaşkanı seçilmiş, askerî vesayeti demokrasi diye yutturmuş.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti, bütün uluslararası insan hakları raporlarında kölelik, kadın sünneti, çocuk sömürüsü ve insan kaçakçılığıyla suçlanan bir askerî vesayet ürünüyle iş birliği yapıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Ama nasıl bir iş birliği? Bakın sayın milletvekilleri, Şubat 2012 tarihinde İçişleri Bakanınızın, Sayın İdris Naim Şahin’in imzaladığı güvenlik iş birliği anlaşmasına bakalım, Türkiye Moritanya’ya hangi destekleri veriyor? Polis eğitimi veriyor. Peki, gelin, polis eğitimi verdiğimiz -ki veren Bakan da Sayın İdris Naim Şahin; artık nasıl bir eğitim veriyor bilmiyorum, organik biber gazıyla mı veriyor, tazyikli suyla mı veriyor, copla mı veriyor bilemiyorum ama- Moritanya’nın Uluslararası Af Örgütü raporlarındaki karnesine bir bakalım.

Uluslararası Af Örgütü “Moritanya’da sistematik olarak siyahlara ayrımcılık yapılmaktadır.” Diyor, “Moritanya’da sistematik olarak Arap olmayan unsurlar Araplaştırılmakta, ana dilleri unutturulmaktadır.” diyor, “Moritanya’da işkence sistematik bir şekilde yürütülmektedir.” diyor ve “Moritanya’da yargı bağımsızlığı yoktur, uzun tutukluluk süreleri vardır, hukukun üstünlüğünden söz edilemez.” diyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bayağı bir kanka olmuşlar bunlar!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Şimdi, bu Uluslararası Af Örgütü Raporu, Moritanya üzerine mi yazılmış, Türkiye üzerine mi yazılmış, zaman zaman karıştırıyorum. Diyorum ki acaba Moritanya hep böyle miydi, yoksa Sayın İdris Naim Şahin’in imzaladığı güvenlik iş birliği anlaşmasından sonra Türkiye’den öğrendiği yöntemlerle, Türkiye’den öğrendiği -tırnak içinde- demokrasiyle mi bu hâle geldi?

İşin bu yönünü bir tarafa bırakırsak şüphesiz ki Türkiye ve Moritanya iş birliği yapmalı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak da Moritanya’nın demokratikleşmesi, işkencenin engellenmesi, asimilasyonun son bulması, uzun tutukluluk sürelerinin sona ermesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması ama hepsinden önemlisi, özgür seçimlerle darbeci bir generalin yerine, gerçekten Moritanya halkının iradesini temsil eden bir liderin gelmesi noktasında gelin, iş birliği yapalım ama eğer demokrasi kisvesi altında, demokrasi görünümü altında, iş birliği görünümü altında biz Moritanya’da askerî vesayeti meşrulaştıracaksak, bunu yaparken de Türkiye’de askerî vesayete karşı olduğumuzu iddia edeceksek burada bir çifte standart var. Nasıl bir çifte standart biliyor musunuz? Bahreyn’de bugün bir gazeteci hapiste, bir yıldır hapiste. Niye biliyor musunuz? Son attığı tweet’te şunu yazmıştı: “Türkiye Cumhuriyeti Bahreyn’e zırhlı araç satıyor ve demokratik muhalefeti Türk zırhlı araçları bastırıyor.” demişti. Bugün Bahreyn hapishanelerinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin desteklediği Bahreyn Hükûmetinin baskısı sonucu hapiste. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

İşte, Suriye’de de, Bahreyn’de de, Moritanya’da da demokrasinin yanında olacaksak demokrasinin yanında olalım ama çifte standart yapacaksak Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim karnımız tok.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3-(1) Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kaldığımız yerden devam edeceğim ama Değerli Milletvekili Arkadaşımızın, Sevgili Hocamızın söylediği bazı şeylerin de…

BAŞKAN – Sayın Atıcı, şahsınız adına da söz talebiniz varmış, süreniz on beş dakika.

Buyurun.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yok şahsım adına.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yok, devam et Hocam, devam et.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Devam et.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yok efendim.

BAŞKAN – Buyurun o zaman, devam edin, on dakika.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Peki.

Şimdi, bir kere, çok iyi bir noktaya geldiğimizi söyleyebilirim, iyi bir noktaya gelmişiz. AKP’nin bir milletvekili çıkıyor, şu kürsüden diyor ki: “Sağlık Bakanlığının bazı şeyleri tenkit edilebilir.” Çok güzel.

Bakın, tenkit edilebilecek bazı noktaların görülebilmesi, hatta bunun da ötesinde çıkıp şu kürsüden dillendirilmesi iyi bir şeydir. Bundan sonra bu tenkit edilecek şeylerin düzeltilmesi gelir.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi sizin düşmanınız filan değil, Cumhuriyet Halk Partisine millet tarafından verilen görev sizi denetleme görevidir, sizin yanlış yaptığınız -bilerek, bilmeyerek- şeyleri size anlatmak, sizi yönlendirmek ve ülkemizin çıkarlarını korumaktır. Bunun dışında -ben, kendi adıma söyleyeyim- hiçbir gayem yoktur. Bunu da söylerken, evet, biraz bazen sivri söylüyorum ama hiçbirinize hakaret etmemeye çalışıyorum, etmiyorum da zaten ama bizim bu sivri söylemlerimizi de ancak anlıyorsunuz ki bir iki senenin sonunda çıkıp şurada “Hakikaten ya, tenkit edilecek bazı şeylerimiz varmış.” noktasına geldiniz. Ancak…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Her şeyi de tenkit ediyorsunuz, olmuyor ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Biz tenkit ediyoruz da sizin de bu tenkitleri kabul etmeye başlamanız iyiye alamet.

Bakın, iyi bir şey söylüyorum, oradan gene didikliyorsunuz. Yani iyi bir şey söylüyorum yani bundan sonra iyi bir şey söylerken baştan söyleyeyim.

Şimdi, buraya çıkan Sayın Milletvekili dedi ki: “Söylediği hiçbir şey gerçeği yansıtmıyor.” Tutanaklarda var. Şimdi, bunu söyledikten yaklaşık üç saniye sonra dedi ki: “5 TL’yi insanların gözüne sokmayın.” Ha, demek ki söylediklerimizde gerçek payı var. “Söylediklerinin hiçbiri gerçeği yansıtmıyor.” demek, arkasından üç saniye sonra çıkıp “5 TL’yi insanın gözüne sokmayın, halk bundan memnun.” demek aslında söylediklerimizin gerçek olduğunun sizin tarafınızdan ikrar edilmesidir. Ama ben bir şeyinizi düzelteyim, sizin anketlerinize göre memnuniyet yüzde 80 değil, yüzde 67.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – 80, 80! Bu defa bundan daha yüksek olacak.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, biz bilim insanıyız, sizin yaptırdığınız, AKP’nin yaptırdığı anketi size söylüyorum. Şimdi, bakın, bizim söylediğimiz…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kaçmış peki, yüzde kaç?

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Size göre kaç?

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Yüzde 90!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada çıkıp konuşan insan konuştuğuna dikkat etmeli. Ben de bu dikkate…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hayır, size göre kaç?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, bilimsel insanlar “Size göre kaç?” diye bir soruya cevap vermezler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Elinde done varsa konuşur.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Eleştiriyorsan bir değerini ver ya.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Benim elimde memnuniyetle ilgili bir veri yoktur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Olmadığını nasıl söylüyorsun?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben sizin elinizdeki verilere göre konuşuyorum, siz daha sizin elinizdeki veriyi bilmiyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Mevcut veriyi kabul etmiyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, sizin elinizdeki veri doğrudur, yanlıştır ama sonuçta bir veridir. Gitmişsiniz sormuşsunuz insanlara, bilimsel olarak istatistiki yöntemlere göre değerlendirilmiştir ama bu rakam 80 değildir, gidin öğrenin. “Senin fikrine göre kaç?” demek yamalı bohça, yapboz şeklinde bir sağlık sistemi yaratmaktır.

Bakın, arkadaşlar…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Yüzde 75.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen doğrusunu söyle, kaç?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, Sayın Bakan buradan söyledi, yüzde 75’miş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – TÜİK bağlı o Bakana.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – E, Bakan söylüyor yani adam biliyor ki konuşuyor. Koca Bakan bilmeden konuşur mu?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hocam, TÜİK Sayın Bakana bağlı zaten.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, sen de bilmiyorsun!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben sizin verinizin 80 olmadığını söylüyorum.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – 2002’de yüzde 40’ın altındaydı.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kaç, kaç?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sizin açıkladığınız veri yüzde 67’dir, Bakan “Yüzde 75’tir.” Diyor, her iki rakam da yüzde 80 değil.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kaç, kaç?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yani buraya çıkıp kendi rakamınızı bilmeden konuşmak ne kadar yakışıyor, bunu siz değerlendirin. Oradan zıplamayın, ben sizin söylediklerinizi söylüyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, kaç olduğunu söylesene?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söyledi ya, ne bağırıyorsun oradan!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşım, ben, sizin yaptırdığınız anketin rakamını söyledim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kaç yani onu söyle.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 67.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Az mı 67?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sizin bakışınızla öyle, sizin bakışınızla 67’dir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – 38 mi büyük, 67 mi büyük?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Belge var mı, belge?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sizin bakışınızla öyledir, istatistiki rakamlara göre bunu siz iddia ediyorsunuz, ben iddia etmiyorum. Siz iddia ediyorsunuz ki 67, sonra çıkıp burada diyorsunuz ki: “Yüzde 80.” Ben ne diyeyim?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dünyadan haberleri yok, biri 75, biri 80, biri 65 diyor!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, anne sütünü konuştuk, anne sütüyle ilgili olarak “Dinî hassasiyetlerimiz var.” dedi Sayın Milletvekili. Dinî hassasiyetlerinizin tümüne katılıyoruz, tümüne, bakın. Hiç kimsenin kutsal kitabında yazanı sorgulamaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Kutsal kitabımızda anne sütü ve emzirmeyle ilgili dört yerde geçkiler vardır, işaretler vardır. Biz, bunların tamamını hassasiyetli davranarak değerlendiriyoruz ve bu hassasiyete uygun davranılmasını istiyoruz.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Kimse anne sütüne hayır demiyor ki!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Biz, “Bu hassasiyetleri görmezden gelin.” demiyoruz, haddimiz de değil zaten. Bu hassasiyetler önemlidir. Bakın, Hristiyan birinin bile bu hassasiyetlere saygı duyması gerekir. Biz diyoruz ki: “Bu hassasiyetlere saygı duyarak anne sütü bankacılığını kurun.” Anne sütü bankasının açılış tarihi ilan edildi, her şey bitti. Ben de araştırdım, gerçekten, kurdele kesilecek sadece. Ne oldu, niye iptal ettiniz? Açıklama: “Dinî hassasiyetler.” Kardeşim, başım gözüm üstüne.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Hayır, hukuki altyapısı hazır değil.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Dinî hassasiyetler başım gözüm üstüne, dinî hassasiyetlere mutlaka uyalım ama insanları anne sütü bankasından mahrum etmeyelim çünkü anne sütü hayat kurtarır, Moritanya’da da hayat kurtarır, Türkiye’de de hayat kurtarır; Anne ne olursa olsun, ister insan annesi olsun ister başka mahlukların anası olsun, kendi yavrusunu emzirdiği sürece o bebeğin hayatı kurtulur. İşte, Moritanya’ya bunu böyle anlatmayın diyorum. Bırakın, anne sütü bankası kurmak istiyorlarsa kursunlar. Çıkıp dediniz ki: “Nüfus kâğıdında yazmıyor mu?” Ya, yazıyor. E, bu nüfus kâğıdında “din” hanesi var diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi mahkûm etmedi mi?

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – O başka, o başka.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – O başka, o başka … Tabii, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi –içimizde hukukçular var- bizi mahkûm edecek…

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – “Din” hanesini AK PARTİ mi koydu nüfusa?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …“yanlış yapıyorsunuz” diyecek, “bunu yapmayın” diyecek… O o, “o başka...”

Benim tevellüdüm yeter, eskiden “mezhep” de vardı nüfus kâğıtlarında, hatırlar yaşı müsait olan milletvekilleri, siz de hatırlarsınız.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Hatırlatmayın, geri getirirler.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Eskiden “dini” vardı, “mezhebi” de yazardı, niye kaldırıldı mezhep? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “din” hanesinin konmasını istemez ve bu konuda da kararı vardır. Hadi koydunuz diyelim ki, nüfus kâğıdında boşluk var, “dini”. Ama sizin Sağlık Bakanınızın annelere sordurduğu “dini” hanesinde 6 harf var Sayın Hocam, 6 harf; hadi “Hristiyan”lığı sığdır buraya da göreyim bakalım. Yapmayın arkadaşlar, yapmayın, bunu bana bir “imla hatası, matbaa hatası” demeyin.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Yok, o imla hatası değil.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Eğer öyleyse, çıkın deyin ki: “Pardon, matbaa hatasıymış, Hristiyanlık 6’ya sığmıyor, daha da uzatacağız.” deyin. Ama ne yaptınız? Bizim uyarımızla bu vahim hatadan döndünüz, iyi bir şey. Bakın, tenkit ediyoruz, siz de dönüyorsunuz bazen, iyi bir şey. Çıkıp kürsülerden bangır bangır “Yahu CHP doğru söylüyor, biz onun için döndük.” demenizi beklemiyoruz yani bu bir yarış değil bizim için, bu işi yapmayacağınızı gösterdiniz, teşekkür ederiz. Ama buna çıkıp da ısrarla devam ederseniz, ben bu kürsüde son nefesimi verene kadar bunları burada söyleyeceğim. Yanlış yaptığınız yerden sessiz sedasız da olsa dönün, itirazım yok, bunu biz de cümle âleme ilan etmeyiz ama çıkıp burada “Vallahi, nüfus müdürlüğü istiyor.” derseniz, ne hekime yakışır ne insana yakışır, bu hatayı burada yapmayın.

Sayın Başkan, on beş dakika mı bitiyor, on dakika mı bitiyor?

BAŞKAN – On dakika.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Peki, teşekkür ederim, devam edeceğim.

Peki, bakın arkadaşlar, hani Moritanya’da sağlık kötüydü, işler kötüydü, hani oraya yardım edecektiniz ya fikirlerinizle, onlara, kamuda yapılacak olan işleri özelleştirmelerini salık vermeyin. Hele hele kamu ile özel iş birliği yapıp fakir Moritanya’nın kıt kaynaklarının birilerinin cebine gitmesini engelleyin, hiç olmazsa bunu yapın. Deyin ki biz Türkiye’de bir kamu-özel ortaklığı sistemi kurduk, bari bunu siz yapmayın. Biz, gittik, iş adamlarına dedik ki gelin, size beleş, bedava bir arsa verelim, siz de buraya bir hastane yapın. Biz de bu hastaneye, kırk dokuz yıldır, bizim itirazlarımızdan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Moritanya’ya gidin de anlatın, yapmasınlar bizimle anlaşma. Hiç uğraşmayın burada bu kadar, yormayın kendinizi.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Başkan, on beş dakikam bitti mi?

BAŞKAN – Sordum ben baştan Sayın Aytuğ, on dakika…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sürem on beşe çıktı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yerinize oturun, tekrar davet edeceğim şahsınız adına, madem öyle.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Tamam Sayın Başkan, bir şey demiyorum.

BAŞKAN – Baştan sordum çünkü Sayın Aytuğ.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Tamam, haklısınız.

BAŞKAN – Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar, bunu Moritanya’ya söyleyecek olan biz değiliz, bunu Moritanya’ya söyleyecek olan sizsiniz. Bazen Hükûmet olduğunuzu unutuyorsunuz ya. Bazen Hükûmet olduğunuzu unutuyorsunuz, bizi eleştiriyorsunuz “Gidin, siz söyleyin.” Kardeşim, bu anlaşmayı ben mi imzaladım? Bu anlaşmayı Türkiye Cumhuriyeti devleti adına yetkili birisi imzaladı, Hükûmet adına imzaladı.

Şimdi, biz de size diyoruz ki arkadaşlar, bu yaptığınız iş iyi bir iş değil. İyi tarafları var, anlaşma yapın, Moritanya’ya yardım edin sağlık açısından. Bakın, demokrasi memokrasi, hiç girmeyeceğim ama şunları şunları yaptırmayın diyoruz. Bunu yapıp söyleyecek olan sizsiniz. Şimdi, gideceksiniz Moritanya’ya diyeceksiniz ki biz bir hata yaptık kamu-özel ortaklığında, siz yapmayın. Siz bedava bir arsayı ulus ötesi güçlere -ki bu Türkiye bile olabilir- vermeyin. Buraya bir hastane inşa ederler, sonra tam otuz sene siz bu hastanede kiracı konumunda kalırsınız. Bu çok kötü bir şeydir. Biz bunu… Bir kere ok yaydan çıktı, Başbakan emretti, şu fakirin hayali dedi, sesimizi çıkaramadık, bari Moritanya’da bunu yapmayın deyin. Yazıktır, günahtır Moritanyalılara.

Sonra, Moritanya’ya deyin ki, biz bir hata daha yaptık. Hem ulus ötesi güçleri çağırdık, yatırım yapsınlar istedik ama onların alacağı borca, finans kaynaklarından alacağı borca hazine garantisi verdik. Yani bu şirket batarsa bütün borçlar hazinemiz tarafından ödenecek. Allah bilir bizi ne bekliyor, siz bu hatayı yapmayın deyin Moritanya’ya. Çünkü siz bizden daha garibansınız deyin. Sonra deyin ki, eğer sağlıkla ilgili bir yasa çıkaracaksanız bunu sağlık komisyonunuzda tartışın. Sağlık komisyonunda tartışılmadan çıkan hiçbir yasanın iyi olmayacağını biz gördük, biz kamu-özel ortaklığı yasasını Plan ve Bütçede tartıştık, Sağlık Komisyonundan baypas ettik, zararını gördük, bunu siz yapmayın deyin.

Sonra, eğer bu anlaşmaları yapacaksanız da özel hukuka göre yapmayın yani kendi devletinizin, Moritanya devletinin kanunlarını baypas etmeyin; eğer bir ihale yapacaksanız bu ihaleyi Kamu İhale Kanunu ve Devlet İhale Kanunu dışına çıkarmayın, çıkarırsanız birileri bundan nemalanır, bunu yapmayın, bunun size çok ciddi zararı olur deyin. Hani o 2’nci maddenin (d) fıkrası var ya, oraya bunların hepsini girdirebilirsiniz. Hükûmetsiniz, sizin vazifeniz. Hani çok seviyorsunuz ya Moritanya’yı, bu iyiliği onlardan esirgemeyin.

Onlara deyin ki hastanelerin yanına ihtiyari ve mecburi ticari hizmet alanları diye bir şey yapmayın. Sağlığı özelleştirmeyin. Sağlığı kamusal bir görev olarak alın. Bakın, biz sağlığı özelleştirdik, hiç kimse memnun değil, bu memnuniyetsizliği siz Moritanya’da yaşamayın deyin. Biz burada mecburi hizmet alanları yaparken hastanelerde aslında aklımızdan -Komisyon notlarında, tutanaklarında var- hastane değil de otel yapmak geçiyor, hastane yanında alışveriş merkezleri yapmak geçiyor, otoparktan para kazanmak geçiyor, attığımız her adımda bunları yapmayı düşünüyoruz -bunlara bakın, gidin, tutanakları inceleyin, hepsi var, o yüzden yani hiç öyle benim yorumummuş gibi görmeyin- bunları yaptırmayın deyin Moritanya’ya ki gayet rahat bir şekilde ülkelerini sürdürsünler, sömürtmesinler. Ülkenizi sömürtmeyin, biz hata yaptık, ülkemizi sömürttük, siz ise bunları sömürtmeyin deyin. Bakın, bir iş yapacaksanız, adam gibi yapın deyin onlara. İhaleyi alıp çantacılara vermeyin tıpkı kamu-özel ortaklığı hastanelerinde olduğu gibi yani, ihaleyi aldınız, çantacılarla gidip de bir başka taşerona devretmeyin çünkü burada yarı yarıya devletiniz zarar eder, geçmişte bunları yaptık, şimdi tekrarlamayalım; hele hele eğer borçlanma dövizle olmuş ise bizim yaptığımız gibi döviz kuruna endeksli bir borç yapmayın, Türkiye bunu çok yaşadı geçmişte ama döviz kuruna endeksli bir borçlanma iyi bir şey değildirdir deyin onlara, deyin ki onları koruyalım, onların da ekonomisi yükselsin ve bebek ölüm hızları daha da daha da azalsın ve Moritanya’ya da en azından bir katkımız olsun. Sonra onlara deyin ki biz ekmekten bile KDV alıyoruz ama bu şehir hastanelerinden ne KDV ne damga vergisi hiçbir harç da almıyoruz, siz bunu yapmayın, orada yetim hakkı var.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimleri Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

210

 

 

Kabul

 

:

210

 

(x)

                    Kâtip Üye                                          Kâtip Üye

                Bayram Özçelik                                 Mine Lök Beyaz

                       Burdur                                           Diyarbakır”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

10’uncu sıraya alınan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı: 357)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 357 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Aykan Erdemir, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yirmi dakika, gelin, Moritanya’da güvenlik iş birliği söz konusu olduğunda Türkiye’nin katkısının ne olabileceği üzerine bir ufuk turu yapalım.

Biliyorsunuz ki güvenlik konusu artık, dünyada iki farklı çerçeveden inceleniyor. Eski anlayış, devlet güvenliği merkezli yaklaşımlardı. Yeni anlayış ise insan güvenliğini de çerçevenin içine katan, bütünlükçü güvenlik anlayışı.

Türkiye’nin İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin döneminde girişimde bulunduğu bu güvenlik anlaşması acaba insan güvenliği merkezli bir iş birliğini mi amaçlıyor yoksa devlet güvenliği merkezli bir iş birliğini mi amaçlıyor? Bir başka şekilde sormak gerekirse Türkiye’nin Moritanya’yla yaptığı güvenlik alanında iş birliği bütünlükçü güvenliği, yani insan güvenliğini, yani insan temel hak ve özgürlüklerini geliştirecek bir güvenlik mi gelin bakalım.

Öncelikle şunu söylemek gerek: Ne yazık ki bu anlaşmayı hazırlayan Sayın Bakan Türkiye’de insan güvenliği noktasında karnesi iyi olan bir bakan değildi. Temel hak ve özgürlükler noktasında, insan hakları noktasında çok da pozitif bir tablosu yoktu. Döneminde ülkemizde çok sayıda insan hak ve özgürlükleri ihlali yaşandı, orantısız güç kullanımı yaşandı ve bu orantısız güç kullanımından ne yazık ki yuvadaki çocuklardan tutun da üniversitedeki öğrenci ve öğretim üyelerine, fabrikadaki işçiden tutun da meydanlarda haklarını isteyen memurlara kadar çok kişi zarar gördü, yaralandı.

Gelin, bir de Moritanya’ya bakalım. Moritanya, biliyorum ki Adalet ve Kalkınma Partisi için önemli bir ülke, pek çok açıdan ilham kaynağı olabilecek bir ülke.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturur musunuz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Gelin, Moritanya Anayasası’nın 5’inci maddesine bakalım. Diyor ki…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkanım, Hatibi dinleyemiyoruz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Sayın Veli Ağbaba duyamıyor.

Gelin, Moritanya Anayasası’nın 5’inci maddesine bakalım. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk 4 maddesini tartışmaya açmaya çok da niyetli olduğunuz bugünlerde belki de Moritanya size ilham kaynağı oluyor. Diyor ki: “İslam, halkın ve devletin dini olmalıdır.” Bakın, uluslararası örgütlerin raporlarına bakıyoruz, Moritanya’yla ilgili ne diyor? “İnanç özgürlüğünün olmadığı, aşırı merkezîleşmiş İslam cumhuriyeti.” diyor. Öyle bir cumhuriyet ki bu, AKP Hükûmetinin iş birliği yaptığı öyle bir cumhuriyet ki bu, yasalarında şöyle bir madde var: “Müslümanlıktan çıkan, vatandaşlıktan çıkar.” Dünyada eşi benzeri görülmeyen bir yasa. İnanç özgürlüğünün olmaması bir yana, insanlar inanç özgürlükleri noktasında bir seçim yaptığında yalnızca haklarını, hukuklarını kaybetmiyorlar, vatandaşlıklarını da kaybediyorlar ve şüphesiz ki birazdan sayacağım pek çok temel hak ve özgürlük ihlali, öncelikle Sayın İdris Naim Şahin’in Ankara’da misafir ettiği, Bakanlıkta ağırladığı ve bu anlaşmayı bir anlamda meydana getirdiği Moritanya İçişleri Bakanının bir anlamda yetkisi ve sorumluluğu dâhilinde gerçekleşiyor.

Bakın, neler gerçekleşiyor, bunu Uluslararası Af Örgütünün raporlarından inceleyelim. Moritanya’da Uluslararası Af Örgütü’ne göre şu yaşanıyor: Sürekli, sistematik ve kurumsallaşmış işkence; hukuki sürecin bütünüyle hiçe sayıldığı, adil yargılanmanın bulunmadığı, gayriinsani tutukluluk koşullarının sürdüğü bir ülke. Belki de Sayın İdris Naim Şahin’in, Türkiye’yi yavaş yavaş getirmeye çalıştığı noktaya Moritanya çoktan varmış durumda.

Yine Uluslararası Af Örgütü raporlarında deniliyor ki: “Hüküm giymediği hâlde uzun tutuklu yargılama süreçlerinden muzdarip olan Moritanyalılar var.” Bazen Moritanya’ya ilişkin raporları okurken diyorum ki, acaba yanlış rapor mu elimde, Türkiye’ye ilişkin bir raporu mu okuyorum. Çünkü ne yazık ki bugün Türkiye’de de işkence yeniden hortladı, hukuki sürecin bütünüyle hiçe sayıldığı yargılamalar yaşanıyor; bağımsız yargı ve adil yargılamanın bulunmadığı çok sayıda olumsuz örnek var, gayriinsani tutukluluk koşullarının sürdüğü çok sayıda olumsuz örnek var ve biliyorum ki şu anda itiraz edemiyorsunuz çünkü Sayın Veli Ağbaba ve Sayın Özgür Özel burada. Size, bir tuğla kalınlığında, cezaevlerinde, mahpushanelerdeki hak ve özgürlük ihlallerini sundular; en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde Türkiye cezaevlerinin AKP iktidarı döneminde nasıl bir utanç kaynağı hâline geldiğini bize gösterdiler. Korkum şudur ki: Sayın İdris Naim Şahin’in vizyonuyla imzalanmış bir güvenlik iş birliği anlaşmasıyla eğer Türkiye modeli Moritanya cezaevlerinde de uygulanacaksa vay o Moritanyalı tutukluların, mahpusların hâline. Eğer İdris Naim Şahin vizyonuyla Türkiye’deki toplantı ve gösteri özgürlükleri anlayışı Moritanya’da da egemen kılınacaksa vay o Moritanyalı göstericilerin, vatandaşların, protestocuların hâline! Çünkü sıkıntı şu: Moritanya’nın polis eğitimi noktasında iş birliği yapmayı tercih ettiği ülke biber gazının organik olmasıyla övünen bir ülke. Moritanya’nın polis eğitimi noktasında iş birliği yapmayı tercih ettiği ülke tazyikli sudan coplamaya, keyfî tutuklamalardan her türlü hakarete maruz bırakmaya… En temel demokratik hakkını kullanan yurttaşlarına karşın gayet gaddar, gayet ceberut, gayet acımasız bir ülke.

Benim endişem şu: Eğer Moritanya’yla güvenlik iş birliği alanında biz bu vizyonu paylaşacaksak, Türkiye’nin olumsuz örneklerini Moritanya İçişleri Bakanlığı ve Moritanya polisi başta olmak üzere Moritanya’nın kurum ve kuruluşlarına hâkim kılacaksak Moritanya bugün insan hakları alanında tüm raporlarda en altta yer alıyor, acaba daha alt hangi noktaya taşıyacağız diye endişe ediyorum. Şunu sormak istiyorum: Acaba güvenlik iş birliği söz konusu olduğunda yani insan güvenliği merkezli bir anlayış eğer söz konusu olacaksa Türkiye Moritanya’ya insan hakları konusunda herhangi bir eğitim verecek mi? Vatandaşla polisin ve İçişleri Bakanlığı çalışanlarının iletişimi, etkileşimi noktasında daha demokratik, daha çağdaş, daha insancıl bir iletişim ve etkileşimin kurulması noktasında bir eğitim verecek midir yoksa yalnızca bastırma, ezme, tutuklama, sindirme politikaları Türkiye’de olduğu gibi Moritanya’da da egemen mi kılınacaktır? İşte, bu soruya verilecek yanıt -ve umuyorum ki mevcut İçişleri Bakanımız bu konuyla ilgili bir açıklama yapar- yalnızca Moritanya’nın değil Türkiye’nin de insan hakları karnesinde çok önemli bir nokta olacaktır. Bunu unutmayalım.

Bu kaygılarım “yersiz” diye düşünüyorsanız, diğer örneklere baktığımızda hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Az önce kısaca bahsetmeye çalıştım. Gelin birlikte bir Bahreyn’e bakalım, Türkiye’nin yine savunma alanında iş birliği yaptığı Bahreyn’in temel hak ve özgürlükler karnesine bir göz atalım.

Hükûmetin ve Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun önemli bir iddiası var, diyor ki: “Kuzey Afrika’da, Orta Doğu’da nerede Arap Baharı’yla demokrasi ve özgürlükler talep ediliyorsa, Türkiye Cumhuriyeti olarak biz de demokrasinin ve özgürlüklerin arkasındayız.” Bunun örneği olarak da Suriye gösteriliyor.

Bugün Arap Baharı’na bir göz attığımızda, Arap Baharı denilen sürece bir göz attığımızda, barışçı olmasına rağmen en etkili ve en yoğun katılımlı demokratik muhalefetin Bahreyn’de olduğunu görüyoruz. Nüfusun yaklaşık yüzde 90’ı, ülkeyi bir istibdat rejimiyle yöneten, bir vesayet altında ezen monarşiye karşı ayaklanmış durumda. İki yılı aşkın bir süredir en temel demokratik haklarını, özgür seçimleri, siyasi parti kurma hakkını, toplantı ve gösteri hakkını, özgür basını talep ediyorlar. Eğer Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu demokrasinin arkasında olduğu görüşünde samimiyse, ben inanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn’de de her gün sokaklarda coplanan, gaz yiyen, plastik mermilerle öldürülen, uzun tutukluluk sürelerinin mağduru olan kitlelerin yanında olmalı. Ama bakıyorum, bunu göremiyorum. Peki, Bahreyn’e bakınca ne görüyorum? Türkiye’nin ihraç ettiği zırhlı araçları görüyorum, Türkiye’nin ihraç ettiği ve polis tarafından kullanılan kitle kontrol araçlarını görüyorum.

Bakın, Avrupa Birliğinin parlamentosu yani Avrupa Parlamentosu Bahreyn söz konusu olduğunda önemli bir karar geçirdi ve dedi ki: “Bahreyn’de yaşanılan insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda Avrupa Birliği üyesi ülkeleri Bahreyn’e silah, kitle kontrol araçları, İnternet’i kontrol etmeye yarayan teknolojik gereçler ihraç etmemeli.” diye uyardı, bu yönde bir tavsiye kararı aldı. İşte, üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği Bahreyn’de yaşanan bu vahim tabloyu görürken ve Bahreyn’e her türlü silah ve kitle kontrol aracı ihracını yasaklamaya çalışırken Türkiye Cumhuriyeti her yıl Bahreyn’e daha fazla silah satan, savunma ve güvenlik alanında iş birliği yapan bir ülke konumunda.

Şimdi, sormak istiyorum: Moritanya’da darbeyle gelmiş ve kendini Cumhurbaşkanı seçtirmiş bir generalin arkasındasınız.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Kim söyledi bunu yahu? Siz, kendiniz çalıp kendiniz söylüyorsunuz. 60’lardan sonra Moritanya’nın yaşadıklarını biliyoruz. Fransız sömürgesinden sonra 16 tane darbe görmüş. Darbeleri destekleyen AK PARTİ değil, sizsiniz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Bahreyn’de yüzde 95’lik bir çoğunluğu ezen bir monarşinin arkasındasınız. Suriye’de demokratik güçlerin arkasında olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Ben, neden böyle olduğunu size izah edeyim: Bahreyn’de neden demokrasinin arkasında değilsiniz biliyor musunuz çünkü Bahreyn’de sokaklarda demokrasi isteyen geniş kitleler -bizim açımızdan hiçbir önemi yok, 72 millete bir nazarla bakıyoruz ama biliyorum sizin açınızdan önemli- Sünni değil, Şii…

FATİH ŞAHİN (Ankara) Kes be!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Esed’in arkasında durup da gelip bize demokrasi dersi veriyorsunuz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) -  …ve ne yazık ki Bahreyn’de demokrasi isteyenler Şii olduğu için Sünni monarşinin arkasında duruyor Türkiye Cumhuriyeti. Bu, gerçekten Türkiye dış politikası açısından affedilmez bir çifte standart, Türkiye Cumhuriyeti dış politikası açısından affedilmez bir gaf. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti demokrasi, temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda ne mezhep görmeli ne din görmeli ne inanç görmeli.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Darbelerin yanında hangi siyasi partinin olduğunu halk çok iyi biliyor ve onun cevabını her seçimde size cevaben veriyor.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Çünkü insan hakları her bir insanın hakkı. İnsan hakları “yalnızca Sünnilerin hakkı”, “yalnızca Şiilerin hakkı”, “yalnızca Müslümanların hakkı”, “yalnızca Hristiyanların hakkı” şeklinde indirgenemeyecek, askıya alınamayacak bir haklar bütünü; yani Moritanya Anayasası’nda yer aldığı gibi, “İslam, halkın ve devletin dini olmalıdır.” şeklinde dayatılamayacak bir haklar bütünü yani Moritanya yasalarında olduğu gibi, “Müslümanlıktan çıkan vatandaşlıktan da çıkar.” şeklinde ayaklar altına alınamayacak bir temel hak ve özgürlükler manzumesi, bütünü.

İşte bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki: Gelin, dünyaya demokrasi, temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda tek bir gözle bakacaksak, tek bir nazarla bakacaksak, bütün insanlığı kucaklayacaksak, bütün insanların acıları, bütün insanların hak ve özgürlük talepleri bizim için eş değer olacaksa, o zaman, bu çifte standarttan vazgeçmek zorundayız; o zaman, bir ülkede sokaktaki demokratik muhalefetin yanında olurken diğer ülkede zırhlı araçlarıyla kitleleri ezenlerin yanında olmamalıyız.

Bakın, Bahreyn’de bugün yalnızca Türkiye'nin ihraç ettiği zırhlı araçlar demokratik gösteri hakkını kullanan kitleleri ezmiyor. Ne yazık ki Türkiye'nin ihraç ettiği zırhlı araçların yanında tanklar var. Nereden geldi o tanklar biliyor musunuz? Suudi Arabistan’dan geldi. Bugün Suudi Arabistan ordusuna bağlı tanklar, Suudi Arabistan subaylarının komutasında Bahreyn sokaklarında, özgür seçim, toplantı ve gösteri hakkı, bağımsız yargı ve özgür basın isteyen kitleleri eziyor, öldürüyor, hapsediyor, işkence ediyor ve buna ne yazık ki seyirci kalıyoruz.

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Suriye’de ne oluyor?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Suriye’de de Bahreyn’de de Moritanya’da da her kim özgürlük ve demokrasi istiyorsa biz arkasındayız ama siz ne yazık ki “Suriye’de özgürlük ve demokrasinin arkasındayız.” diyebiliyorsunuz ama Moritanya ve Bahreyn’e geldiğinizde demokrasi nefesiniz kesiliyor. Siz demokrasi söz konusu olduğunda ne yazık ki maraton koşmuyorsunuz, 100 metre koşuyorsunuz. Demokrasi bir maraton, demokrasi dünyanın bütün ülkelerinde, dünyanın bütün insanları için, dünyanın ezilen tüm halkları için talep etmemiz gereken bir yönetim şekli.

Kuveyt’te de Bahreyn’de de Suudi Arabistan’da da Katar’da da demokrasi istiyorsak samimi olalım, gelin hep beraber isteyelim ama Suudi Arabistan tankları Bahreyn’de kitleleri ezerken biz bunu, gözümüzü öbür yana çevirerek, görmezlikten geliyorsak ve o tankların yanına bir de Türkiye’nin ihraç ettiği zırhlı araçlarımızı diziyorsak işte o zaman ortada bir sorun var değerli milletvekilleri.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bir 10 kişilik heyet de oraya gönderin. Niye göndermiyorsunuz?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bahreyn’de de varız, Katar’da da varız, Kuveyt’te de varız. Biliyoruz, siz Bahreyn’e gittiğinizde yalnızca ezen yöneticilerle görüşüyorsunuz ama Cumhuriyet Halk Partisi yalnızca Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da değil, dünyanın her yerinde demokrasi isteyen, hak ve özgürlük mücadelesi verenlerle birlikte yürümekte her zaman olduğu gibi kararlı.

Şimdi, gelin, Moritanya’ya geri dönelim. Moritanya’nın karnesi açık. Bu demek değildir ki “Türkiye Moritanya’yla iş birliğini kessin.” Çünkü şunu biliyoruz: Demokratikleşme uzun soluklu bir süreç ve Türkiye’nin Moritanya’ya bu süreçte vereceği katkı son derece önemli. İnsan hakları eğitimi olsun, hukukun üstünlüğü söz konusu olduğunda, kadın erkek eşitliği söz konusu olduğunda, insan kaçakçılığıyla mücadele söz konusu olduğunda, kadın sünnetiyle mücadele söz konusu olduğunda, çocuk köleliği söz konusu olduğunda Moritanya’ya Türkiye’nin verebilecekleri var fakat buradaki temel sorun şu: Türkiye, cumhuriyetin kadim geleneğinden yola çıkarak Moritanya’yla bu demokrasi, hak ve özgürlükler misyonunu ve vizyonunu paylaşacaksa bu iş birliğinden çok önemli faydalar doğabilir. Ama eğer Türkiye, son on yılın sivil vesayetinden yola çıkarak, Sayın İdris Naim Şahin’in hak ve özgürlükler vizyonundan yola çıkarak, İçişleri Bakanlığı karnesindeki kırık notlardan yola çıkarak bir iş birliği gerçekleştirecekse, devlet merkezli bir güvenlikte miyop bir şekilde takılıp kalacaksa, o zaman ben inanıyorum ki Moritanya kendi yolunda gitse Türkiye’den hiç yardım almasa çok daha iyi olur diyorum.

Moritanya’da hak ve özgürlük mücadelesi veren her insanı kucaklıyorum, yüce Meclisi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE MORİTANYA İSLAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GÜVENLİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 15 Şubat 2012 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabiidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moritanya İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Oy sayısı:                          201

Kabul:                                201 (x)

                Kâtip Üye                                                             Kâtip Üye

           Bayram Özçelik                                                   Mine Lök Beyaz

                  Burdur                                                              Diyarbakır”

BAŞKAN – Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Elektronik oylama çıktısı yok, kanun geçmedi.<