TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                74’üncü Birleşim

                                                                                          6 Mart 2013 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Mustafa Balbay’ın tutuklanışının 5’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Garp Linyit İşletmesinde yapılan kömür satışlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın tutukluluğunun 4’üncü yılını doldurduğuna, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8 milletvekilinin şu anda tutuklu olduğuna ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmanın Parlamentonun görevi olduğuna ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Ankara'da Yunus Emre Halk Çarşısı’nda çıkan yangına, 2/B yasasında yanlışlık yapıldığına ve düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Mustafa Balbay ve diğer milletvekillerinin tutukluluğunu protesto ettiğine ve milletvekili olarak giremediği Malatya Kürecik’teki üsse bir ABD vatandaşının girebilmesini kınadığına ilişkin açıklaması

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın tutukluğunun 4’üncü yılını doldurduğuna ve Artvin’in “08HABER” isimli yerel haber sitesinin Millî Eğitim Bakanlığının istemiyle engellenmesinin nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Venezuela Devlet Başkanı Chavez’in ölümü nedeniyle başsağlığı dilediğine ve kışlalarda yaşanan asker ölümlerinin araştırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’de son günlerde tarım kredi kooperatiflerinin başlatmış olduğu icra takiplerine ve Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Tosçelik firmasında çalışan işçilerin işten çıkarılmalarına ilişkin açıklaması

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara Yunus Emre Halk Çarşısı’ndaki yangına ve mağdur olan esnafın acil ihtiyaçları için yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Times Higher Education dergisinin Orta Doğu Teknik Üniversitesini dünyanın en iyi 60 üniversitesinden biri olarak gösterdiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, AKP’nin denizlerimizde petrol ve doğal gaz arama konusunda neden on yıl beklediğini ve yeni alınan sismik araştırma gemisinin denizlerimizde yapılacak sismik aramalarda kullanılıp kullanılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İmralı’daki katile kütüphane hakkı verilirken tutuklu kahraman askerlere en fazla 10 kitap verilmesini protesto ettiğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın tutukluluğunun 4’üncü yılını doldurduğuna ve okullardaki olumsuz fiziki koşullara ilişkin açıklaması

12.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, nükleer santrallere, hidroelektrik santrallere ve fosil yakıtlara karşı yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ve erkek egemenlikçi zihniyetin aşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in BDP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında kullandığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, görüşülen kanun tasarısının tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında kullandığı bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün görüşülen kanun tasarısının tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasındaki üslubundan dolayı üzgün olduğuna ve bu görüşmelerin daha uygun bir üslupla devam etmesini arzu ettiğine ilişkin açıklaması

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İç Tüzük’ün parlamenterlerin Genel Kurulda hangi üslupla konuşmaları gerektiğini düzenlediğine ve AK PARTİ Grubundan Genel Kurulun mehabetine, Meclisin yüceliğine uygun olmayan hiçbir söz ve davranışın sâdır olmayacağına ilişkin açıklaması

17.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın görüşülen kanun tasarısının birinci bölümü üzerinde yaptığı konuşma sırasında kullandığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak ve 21 milletvekilinin, baz istasyonlarının ve cep telefonlarının insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/529)

2.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve 23 milletvekilinin, istihdamda ve sosyal alanlarda cinsiyet ayrımcılığının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/530)

3.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 19 milletvekilinin, Adana ilinin turizm potansiyelinin ve yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/531)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından, kadın ve erkek istihdamı arasındaki uygulama farklılıklarının araştırılması amacıyla 20/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın ve 20 milletvekili tarafından, Esenyurt Belediyesinin yaptığı imar usulsüzlüğünün ve bu konuda mağdur olan vatandaşların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 12/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın, CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in; Elektrik Piyasası Kanunu ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Gelirler Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Ali Halaman’ın; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 2 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/724, 2/246, 2/427, 2/448, 2/815, 2/829) (S. Sayısı: 426)

4.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, 28 Şubat sürecindeki bazı bilgi ve belgelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/6670) Ek cevap

2.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, cami ve Kur’an kurslarının çevre temizliğinin toplum yararına çalışma programı kapsamına alınmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/15179)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, görevde bulunan danışmanlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15524)

4.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, taş ocaklarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15821)

5.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın, Güney Ege Linyitleri İşletmelerinin işçi alımı için yapmış olduğu sınavı iptal etmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15822)

6.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Bigadiç Bor İşletme Müdürlüğüne yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/15824)

7.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Ağrı’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16042)

8.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16045)

9.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Trakya Elektrik Dağıtım AŞ.’nin bazı uygulamalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16205)

10.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, 24. Yasama Döneminde gerçekleşen yurt dışı seyahatlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/16320)

11.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Başbakanlıkta kiralama yoluyla hizmet veren araçlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16362)

12.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Hopa ilçesine serbest bölge kurulmasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/16434)

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, taş kömürü üretimindeki azalmaya ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/16929)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’daki korsan park sektörü ile ilgili şikâyetlere ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Muammer Güler'in cevabı (7/17004)

15.- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, Başpınar OSB’nin Nizip Çayı’nı kirlettiği iddialarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17068)

16.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Antalya’nın Elmalı ilçesindeki ormanlık alanlarda faaliyet gösteren taş ve mermer ocakları ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17070)

17.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, Bursa’nın Orhaneli ilçesine bağlı bir köydeki mermer ocakları ile ilgili alınan yürütmeyi durdurma kararının uygulanmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17072)

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalar ve Bakanlıktaki görevden almalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/17259)

19.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Adıyaman’da bir grup sendikalı işçinin işten çıkarıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı  (7/17260)

20.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalara ve Bakanlıktaki görevden almalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17382)

21.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa’ya yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/17514)

22.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, 2003-2007 ile 2008-2012 yılları arasında kurulan, tasfiye edilen ve iflasını açıklayan şirketlerin sayısı ve sermaye paylarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/17532)

23.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, 2/B arazilerinin miktarı ve bu arazilerin parsel sayısının illere göre dağılımına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/17585)

6 Mart 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Balbay’ın tutuklanışının 5’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Çorum Milletvekili Sayın Tufan Köse’ye aittir.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Mustafa Balbay’ın tutuklanışının 5’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, İzmir Milletvekilimiz Mustafa Balbay’ın tutuklanışının 5’inci yıl dönümü dolayısıyla, kendisinin Genel Kurulla paylaşmak, Türk milletiyle paylaşmak üzere göndermiş olduğu mektubu sizlerle paylaşacağım.

“Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi, tutuklulukta 5’inci yıla girdiğim Silivri’den selamlıyorum.

6 Mart 2009’da başlayan esaret millî iradeye rağmen devam etmektedir.

Tutukluluğumun yıl dönümünde salt kendi sorunumu dile getirmek için değil, iç barışın önünde en büyük engel olarak gördüğüm hukuksuzluğa, adaletsizliğe ilişkin düşüncelerimi paylaşmak için söz almış bulunmaktayım.

Yaşanan olaylar göstermektedir ki hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini hukukun etkili bir silah olarak kullanımı almıştır. Bir insan için en az can güvenliği kadar önemli bir sorun da hukuk güvenliğidir. Bugün Türkiye’de Başbakan dâhil kimsenin hukuk güvenliği yoktur. Ülkemizin pek çok temel değeri gibi hukuk da ayaklar altındadır. Bazen oradan alınıp paketlerin içine konulmakta, iç içe giren maddeler nedeniyle nasıl bir dönüşüme uğradığı, kime, neye hizmet edeceği paketi hazırlayanlar tarafından dahi bilinmemektedir.

Sayın milletvekilleri, iç barışın yarısı tüm silahların susması ise öteki yarısı da insanların konuşmasıdır. Eğer siz silahlarla birlikte insanları da susturmayı hedeflerseniz, bu, kırılmış kolu tedavi etmek için omuz başından kesmeye benzer. Hukuk bugün silahlardan çok insanları susturmanın bir aracı hâline gelmiştir. Hukuk bugün kapalı kapılar ardında yapılan ucu çatallı pazarlıkların masaya en çabuk konan malzemesi hâline gelmiştir. Türkiye'nin, bir parçası olduğu uluslararası camiada en çok eleştirildiği konuların başında adalet sorunlarının geldiği boşuna değildir.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde binlerce kişi Meclisin geçen temmuz ayında kapatma kararı aldığı özel yetkili mahkemelerde yargılanıyor. Bu mahkemeler sizin çıkarttığınız yasaları yetersiz ya da gereksiz bulduğunu ilan edip kendi kurallarını üretiyorlar. “Bana dokunmayan mahkeme bin yıl yaşasın.” deyip bu tabloya seyirci kalamazsınız. Parlamentolar sadece yaptıklarından değil, yapmadıklarından, yapamadıklarından da sorumludurlar. Sayın Başbakan kimi kabul edilemez hukuk hataları için “Bunu tarih affetmez.” diyor. Peki, bu hukuksuzluğu gidermek için gerekli olan yasama gücünü kullanmayanları tarih affeder mi? Hayır. Tarihin sayfaları binlerce bunun örnekleriyle doludur.

Sayın milletvekilleri, 80 göz demir parmaklıklı hücre penceremin önünde bu konuşmayı hazırlarken dördüncü yargı paketine ilişkin pazarlıklar sürüyordu. Başbakandan, Bakanlar Kurulundan çıkan paketin Meclis koridorlarında ne tür değişikliklere uğrayacağı belirsizdir. Herkesin alıştığı bu tablo aslında yargının, iktidar icraatının bir parçası hâline geldiğinin en somut göstergesidir. Zira, bu paketler hukuksal gereksinimlere göre değil, iktidarın atacağı adımların yönüne göre hazırlanmaktadır.

Gelişmeleri olanaklar ölçüsünde yakından izlemeye çalışan bir milletvekili olarak üzülerek ifade etmeliyim ki hapisteki insanlar dâhil olmak üzere toplumun büyük bölümü hukukun hakla değil pazarlıkla dağıtıldığı inancındadır. Yasalar mevsimlik çıkmakta, pek çoğu daha mevsim bitmeden ömrünü doldurmakta, işlevini tamamladığında ise yenisiyle değiştirilmektedir.

Sayın milletvekili, 6 Mart 2009’da tutuklandığım günden bugüne yaklaşık 3 bin saat hâkim karşısında kaldım, rakamı tekrar ediyorum, tam 3 bin saat. Buna karşın, ilk hâkim önüne çıktığım günden bu yana hakkımda ne yeni delil ortaya çıktı ne gizli ya da açık tanık. Delil olarak dosyaya konulanlar da bilirkişiler aracılığıyla hukuki değerleri olmadığı kanıtlandığında mahkemenin yanıtı ‘Buna hüküm aşamasında karar vereceğiz.’ şeklinde olmuştur.

Milletvekili seçilmemin üzerinden de yirmi iki ay geçti. Ülkemiz tarihinde ilk kez 8 milletvekili hapistedir. Faili meçhul cinayetler uzun yıllar boyunca Türkiye'nin gündemini meşgul etti, hâlâ pek çoğu da çözülemedi. Bugünlerde de buna benzer çok ciddi bir sorunumuz daha var, o da faili meçhul davalar. Evet, artık böyle bir sorunumuz da var. İnsanlar kimin nereden gönderdiği belli olmayan ya da açıklanamayan basit bir dijital mesajla yıllarca tutuklu kalabiliyor, hiç hak etmediği suçlamalara maruz kalabiliyor. Böyle bir ortamda iç barış nasıl kurulabilir?

Sayın milletvekili, hukukun pazarlık aracı yapılmadığı, herkesin ulaşabileceği bir üstünlükte olduğu, millî iradenin demir parmaklıkların arkasında değil Meclis kürsüsünde olduğu, iç barışın ‘İtaat et ve sus.’ yöntemiyle değil, ‘Katıl ve paylaş.’ yöntemiyle kurulmaya çalışıldığı bir Türkiye özlemiyle hepinizi Silivri’den saygılarla, sevgilerle selamlıyorum.”

Değerli arkadaşlarım, ben de burada Silivri’deki yargıçlara, yok hükmündeki yargıçlara Yargıtayın bir kararından yaptığım alıntıyla bir istemde bulunmak istiyorum: “Hâkim insana, tabiata, gerçeğe, olağana…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUFAN KÖSE (Devamla) - …sırt çevirmeden ve katı kalpler içinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirmek zorundadır.” Şimdi ben buradan hepinize soruyorum: Silivri’de insan kokusu nerede var?

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Türkan Dağoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

2.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Dünya Kadınlar Günü, öncelikle, çalışan işçi kadınların haklarını alabilmek için yapmış oldukları bir eylemken Birleşmiş Milletlerin bunu bütün dünyaya kabul ettirerek 8 Martı Dünya Kadınlar Günü olarak ilan etmesiyle başlamıştır.

Dünyada kadınlar ne istiyor? Kadınlar, temel hak ve özgürlükler çerçevesinde bütün haklarını, insan olmanın bir insana neler verdiğini, kadın olarak da bunları yaşamak istiyor. Kadınlar, ekonomik anlamda, siyasi anlamda, psikolojik anlamda bütün bunların kendilerinde de olmasını istiyor. Peki, sayın vekillerim, “Bunlar kadınlarda yok mu?” diye akla böyle bir soru gelebilir. Evet, bunlar kadınlarda yok. Eğer zaten bu haklar kadınlarda olmuş olsaydı bugün bütün dünyada kadınların sesi bu denli, bunun için, kadın hak ve hürriyetleri için bu kadar yükselmezdi.

Peki, ne yapmalı? Yani, sadece Türkiye’de değil bütün dünyada bunlar kadınlar için var. Kadınlar bütün dünyada bu konu için sesini çıkarıyor. O zaman temelde ne var? Bence temelde eğitim var, temelde zihniyet değişikliği var. Tabii ki temelde kanunlar var ama kadına karşı şiddeti, aile içi şiddeti, kadının ekonomik planda geri itilmesini ve kadının aynı işe aynı ücret olmayan bir toplumda kadın haklarını tam olarak almasını yapılan kanunlar hiçbir zaman tam olarak halledemiyor. O zaman bütün konunun temelinde bence eğitim ve bunun dışında da zihniyet değişikliği yatıyor. Hiçbir zaman kanunlar sanki bıçakla vurulmuş, kesilmişçesine bunları düzeltmeye muktedir değildir. Kadın olmak demek, hele hele bazı toplumlarda kadın olmak demek, 80 yaşında bir dedeye koyun satılır gibi satılmak demek değildir. Kadın olmak demek, karakola gittiği zaman orada horlanmak demek değildir. Kadın olmak demek, eşinden veya babasından şiddet görmek değildir. İşte kadınlar bunların olmamasını istiyor.

Sayın vekiller, biz tabii ki burada, bu toplumda şanslı olan kişilerdeniz. Kadın olsun erkek olsun burada herkes toplumunun bir vekili. Bunu sadece kanunlara değil… Aynı zamanda bulunduğumuz bölgelerde halka bunları bizim anlatmamız gerekir. Şüphesiz örf ve âdetler fevkalade güçlüdür, kanun değillerdir ama en az kanunlar kadar toplumun üzerinde etkileyicidir. O zaman, örf ve âdette bu var diye onları körü körüne kabul etmemiz asla ve asla mümkün değildir.

İşte bu nedenle kadınlar haklarını istiyor, kadınlar haklarını arıyor ve -biz iktidar partisi olarak- özellikle, kadın ve aileden sorumlu bakan Fatma Şahin bu konuda çok fazla çaba sarf ediyor ancak sarf edilen çaba zihniyet değişikliği olmadığı takdirde çok da fazla etkili olmuyor.

Ben medyanın da burada çok etkili olacağına inanan kişilerden biriyim. İki gündür medyada bir haber var: Kadın sığınma evinde 25 kişi olması gereken yerde 77 kişi var ve kadınlar orada çok zor şartlarda. Ben şunu sormak isterim: Buradaki bu 24-25 kişi olması gereken yere 77 kadını sokan erkekler nerede, eşler nerede, babalar nerede? Ve o kadınlar çocuklarıyla beraber orada. Peki “Bu kadın hem oraya gidecek hem çocuğuna sahip olacak, o zaman bunun eşi nerede?” Bunu insana sormazlar mı?

Değerli vekillerim, işte bunların Türkiye’de ve dünyada değişmesi için Kadın Hakları Günü ve kadınlar insan olmak, kadın olmak ve toplumda bu nedenle hak ve özgürlüklerini arıyorlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Dağoğlu, bu arada erkek milletvekilleri şiddetle alkışladı haberiniz olsun. Herhâlde anlaşıldı zihniyet değişikliği.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Vallahi Sayın Başkanım, aslında bu konuşmaların kadınların değil erkeklerin bulunduğu ortamda yapılması lazım çünkü sorun zaten erkeklerde.

BAŞKAN – Aynı fikirdeyim, onun için işaret ettim erkek milletvekilleri çok alkışladı diye.

Evet, gündem dışı üçüncü söz, Garp Linyit İşletmesinde yapılan kömür satışları hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Garp Linyit İşletmesinde yapılan kömür satışlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sizleri ve bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Kamuoyunda kısaca “GLİ” olarak bilinen ve Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumuna bağlı Garp Linyit İşletmesi, Kütahya ili Tavşanlı ilçesi sınırları içerisinde Tunçbilek üretim sahası ile Konya il sınırları içerisindeki Ilgın İşletme Müdürlüğü ve Bursa Linyitleri İşletmesi Müdürlüğü üretim sahalarında üretim yapan çok önemli bir işletmemizdir.

2012 yılında işletmenin Tunçbilek üretim bölgesinde toplam 6,3 milyon ton tüvenan kömür üretilmiş; üretilen toplam 3,8 milyon tonluk satılabilir kömürün yaklaşık 3,6 milyon tonu da satılmıştır. Bu amaçla 42 milyon metreküp dolayında dekapaj yapılmıştır. Hâlen işletmede 4.539 kişi çalışmaktadır. 2013 yılında söz konusu işletmemizde toplam 4 milyon 150 bin ton satılabilir kömür üretimi hedeflenmektedir.

İlimizin en önemli ekonomik ve istihdam kuruluşlarından birisi olan GLİ ne yazık ki son on yılda kömür satışlarında yapılan bazı usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarıyla sık sık gündeme gelmiştir. Geçen dönemde de bu konuda bazı konuları yine Meclis kürsüsüne taşımış ve hep beraber çözüm aramıştık. Onlara girmek istemiyorum ancak tüm uyarılarımıza ve çabalarımıza rağmen ne yazık ki aynı işletmede bazı usulsüzlükler hâlen şekil değiştirerek devam etmektedir.

Bugün sizlerle, anılan işletmede yapılan, kömür satışlarında yaşanan usulsüzlük örneklerinden bir yenisini resmî belgeleriyle paylaşmak istiyorum. Bu konu sanayi kuruluşlarına yapılan toz kömürü satışlarında toz kömür yerine daha büyük boyutlu kömürlerin ilgili kamyon veya vagonlara yüklenerek devletin zarara uğratıldığı bir konudur.

Söz konusu işletmede üretilen linyit kömürü lavvarlarda yıkanıp cinslerine göre sınıflandırıldıktan sonra sanayi kuruluşlarına ve piyasaya satılmaktadır. Satılan kömürlerin nakliyesi de kamyonlarla veya vagonlarla sağlanmaktadır. Bu satılan kömürlerden 0,5-18 milimetre boyutlarındaki toz kömürün tonu -2012 yılı Ağustos ayı fiyatlarıyla söylüyorum- KDV dâhil yaklaşık 183 Türk lirasına satılırken 10-18 veya +18 olarak bilinen kömürlerin tonu da 307 TL’ye satılmaktadır. Yani iki grup arasında ortalama 125 TL ton başına fiyat farkı vardır. İşte, yaşanan usulsüzlüğün temeli de buradadır. Sanayi kuruluşlarına satılan 0,5-18 milimetre boyutlarındaki toz kömür yerine -veya onunla karıştırılarak- diğer kömürlerin vagonlara yüklenmesiyle ciddi miktarlarda devletin zarara uğratıldığını sizlerle bazı resmî belgelerle paylaşmak istiyorum. Özellikle bu belgeler vagon kantarı raporundaki kantarcı notlarında yer almaktadır.

Örnek vereceğim sadece birkaç tanesi için: Rapor tarihi 12 Eylül 2012. Yüklenen kömür 1.303 ton. Vagon isimleri: 9 adet S.EXP ve 17 adet “Asfer” olmak üzere kantarcının notunu paylaşıyorum: “Kırık kömür -yani 10-18 milimetre ve +18 milimetre- yüklendi. Vardiya çavuşuna bildirdim.”

Rapor tarihi 13/9/2012. Sadece kantarcının notlarını okuyorum bundan sonra: “Vagonlara sarılan kırık kömürde +18 elenmemekte, 10-18 ve +18 oranı çok yüksek. Bir vagon da boş geçti.”

15 Eylül tarihli rapordaki not: “Kırık kömürler çok iri gelince çavuşa bildirdim. Şu no.lu vagonda firma ismi yok.  İstasyona sorularak İU yazıldı. Kontrol edelim.”

17 Eylül tarihli rapordaki not: “Bütün uyarılara rağmen vagonlara 0,5-18 yerine kırık adı altında 18,50 ve 10-18 olarak sarım yapılmaktadır. Vagonlara %75 oranında +18 sarımı yapılmıştır.” Bunun gibi birçok not var.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım; bu konu gerçekten hepimizin üzerine gitmesi gereken bir konu ve ton başına ortalama günde 1.000 ton sarıldığı düşünüldüğünde ve 150 TL’lik bir paranın da devletin cebinden çıkarılıp başkasının cebine aktarıldığı dikkate alındığında hepimize büyük sorumluluklar düşmekte.

Buradan Sayın Bakanlık yetkililerini ve cumhuriyet savcılarını göreve çağırıyorum. Bu konunun takipçisi olacağımızı ve sonuna kadar peşini bırakmayacağımızı ifade ediyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Bu belgeleri Sayın Bakanıma da ileteceğim.

BAŞKAN – Hükûmet adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Alim Bey’in konusu üzerinde birkaç cümle etmek isterim çok fazla vakitlerinizi almadan.

Tabii, Garp Linyitleri Müessesesi Türkiye'nin en nadide kuruluşlarından bir tanesi, çok uzun zamandan beri de hizmet veriyor ve bizim “GLİ Müessesesi” dediğimiz bu Garp Linyitleri Müessesesince üretilen kömürler üç maksatla kullanılıyor. Bir, termik olarak santrallerde kullanılabiliyor, sanayide kullanılabiliyor ve ısınmada kullanılabiliyor.

Şimdi, bunların kuralları belli, hangi kömür nerede kullanılacak ve spektleri belli, sülfür değerleri belli, kükürt değerleri belli, büyüklükleri belli. Müessesemizde üretilen ısınma amaçlı kömürler parça nitelikli, +18 milim ve özel bir yakma sisteminde, stokerli sistemlerde de yakılan “fındık” diye tabir edilen 10 ila 18 milim arasındaki kömürler olup bu kömürler Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından yayımlanmış bulunan yönetmelik değerlerine de uygun olarak çalışılmaktadır. Söz konusu bu kömürün satışı 2004 yılından bu yana yapılmaktadır ve bayilik sistemiyle beraber yapılmaktadır. Bu kapsamda, kurumumuzdan satılan 10 ila 18 milimlik kömür miktarı 122.727 ton civarındadır. Ocak başı satış fiyatı da 260 TL/ton veya diğer bir deyişle, milletvekilimizin bahsettiği gibi, 307/TL KDV dâhil olarak satılmaktadır. Ocak başı satış fiyatı 260 TL ton, +18 milim parça kömürün miktarı ise 662 bin ton civarındadır ve fakir aileler de dâhil olmak üzere bizim satış fiyatı yine aynı ücretten değerlendirilmektedir.

Sanayide kullanılan ve toz tabir edilen 0,5 ila 10 milim arasındaki kömürler ise başta çimento fabrikaları olmak üzere sanayi tesislerimizde ve diğer kuruluşlarda kullanılmaktadır. Bu kömürlerin ısınma sektöründe kullanılmasına Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca izin verilmemekte olup dolayısıyla, kurumumuz tarafından da bunun kontrolü yapılmaktadır ve ısınma sektörüne de satışı yapılmamaktadır. Bu kapsamda, yaklaşık 1,2 milyon ton satış yapılmış olup bunun da ücreti 155 TL artı KDV’dir. Gerek ısınma sektörüne gerekse sanayi sektörüne verilen kömürlerin üretimi ve satışı açısından kurumumuzca herhangi bir sıkıntı bulunmamakta ve hemen hemen bütün talepler de karşılanmaktadır.

Aynı bölgede bulunan ve ısınma ile sanayi sektörüne az miktarda, yılda 100 bin ton civarında kömür satışı sağlayan Seyitömer müessesemizin de devrinden dolayı vatandaşlarımızın veya sanayicilerimizin herhangi bir sıkıntı yaşamayacağını özellikle belirtmek isterim.

Şimdi, Sayın Milletvekilimizin bahsettiği konuya gelince: Bunların sınırları belli. Eğer uygulamadan kaynaklanan aksaklık varsa ben de aynı çağrıda bulunuyorum, savcılığa da suç duyurusunda bulunmak lazım, gerekli işlemleri de yapmak lazım. Biz, dürüst çalışan bütün personelimizin yanındayız ve dürüst çalışmayan bütün personelimizin de karşısındayız ama bunların birbirine karıştırılmaması lazım. Dolayısıyla uygulamadan kaynaklanan, herhangi bir idarecimizin o anki işini aksatmasından kaynaklanan bir sıkıntı varsa tabii ki biz bunları araştırırız. Bu bizim yalnızca bir vatandaşlık görevimiz değil, aynı zamanda idarecilikten kaynaklanan sorumluluğumuzdur. Dolayısıyla biz, kırık kömür diye tabir ettiğimiz veya fındık kömür diye tabir ettiğimiz, spektlerini belirttiğimiz bu kömürler arasında herhangi bir kantardan, doldurmadan, boşaltmadan veya herhangi bir noktadan kaynaklanan sıkıntı varsa -biz bunlara “Uygulamadan kaynaklanan sıkıntılar” diyoruz- bunların tabii ki üzerine gideriz. Ben bu konunun gerek teftişçe gerekse ilgili birimlerce araştırılmasını söylüyorum. Eğer milletvekilimiz de talep ederse, kendisi de uygun görürse savcılığa da suç duyurusunda bulunmasında bizim açımızdan herhangi bir mahzur yoktur. Biz, 81 bin personelle çalışan çok geniş bir işletmecilik yapıyoruz, Türkiye’de Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a varıncaya kadar. Sağlam insan dokumuzla beraber çalışmaya gayret ediyoruz. Bunu istismar edenler varsa bunlara hiçbir şekilde göz yummayacağımızı, hiçbir şekilde tahammül etmeyeceğimizi açıkça belirtmek isterim.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Önce grup başkan vekillerine.

Sayın Hamzaçebi.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın tutukluluğunun 4’üncü yılını doldurduğuna, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8 milletvekilinin şu anda tutuklu olduğuna ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmanın Parlamentonun görevi olduğuna ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, İzmir Milletvekilimiz Mustafa Balbay tutuklu olduğu Silivri Cezaevinde tutukluluğunun dördüncü yılını doldurdu bugün, beşinci yıla girdi. Sadece Mustafa Balbay değil Mehmet Haberal, Engin Alan ve KCK davalarından tutuklu olan 5 BDP’li milletvekili de şu anda cezaevinde bulunuyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Döneminin 8 milletvekili tutukludur şu anda. Bu bir demokrasi ayıbıdır. Özgürlüklerin önünü açması gereken yargı, bu defa, artık bu süreçte, özgürlüklerin önünde bir engel oluşturmaktadır. Bu sorunu aşmak, özgürlüklerin önünü açmak, özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmak Parlamentonun görevidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Yargının yasaları kendine göre yorumladığı bir yerde görev yasamanındır. 

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

 

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Ankara'da Yunus Emre Halk Çarşısı’nda çıkan yangına, 2/B yasasında yanlışlık yapıldığına ve düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün Ankara’da yaşanan yangında iş yerleri yanan vatandaşlarımıza, esnaflara geçmiş olsun diyorum, Allah beterinden korusun. Devletimiz, Hükûmetimiz bu zararı mutlaka karşılayacaktır. Kendilerini sahipsiz, çaresiz hissetmesinler, başka acı yaşamasınlar.

İkinci bir husus: Dün burada kanunlaşan 2/B yasasıyla ilgili yine yanlış yapılmıştır. Orman içi ve kenarı köylülerinin kullandığı 2/B arazileri yine bedeliyle köylülere verilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, orman içi ve kenarı köylülerinin kullandığı 2/B arazilerinin bedelsiz verilmesini, tapu iptal davalarında da devletin sebep olduğu bu iptal edilen tapuların sahiplerine iade edilmesini talep ediyoruz. Kanunun bu şekilde düzeltilmesi hâlinde hak doğacaktır, adaletli olacaktır ve devletin insanımıza ve köylülerimize zulmü ortadan kalkacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – İlk 10 milletvekiline 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Ağbaba…

 

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Mustafa Balbay ve diğer milletvekillerinin tutukluluğunu protesto ettiğine ve milletvekili olarak giremediği Malatya Kürecik’teki üsse bir ABD vatandaşının girebilmesini kınadığına ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben de, Sayın Mustafa Balbay ve diğer milletvekillerinin tutukluluğunu bir kez daha protesto ediyorum. Maalesef, bu Meclis, dünyada diğer meclislere benzemeyen bir Meclis. Kendi üyeleri -8 üyesi- cezaevinde tutsak olarak bulunmakta. Bu ayıp bu Mecliste bulunan herkese aittir ama en çok da o milletvekillerini tutsak eden insanlara aittir.

Sayın Başkan, AKP, Malatya-Kürecik’e İsrail’i korumaya yönelik bir füze kalkanı sisteminin kurulmasını halktan gizleyerek sağladı. Ben Malatya Milletvekili olarak üsse girmek için Dışişleri Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Pentagon’a ve NATO Genel Sekreterliğine başvurdum ancak her seferinde isteğim reddedildi. Geçtiğimiz günlerde, ABD silah lobisi temsilcisi bir ABD vatandaşı milletvekilinin giremediği üsse girerek inceleme yaptı. Milletvekillerine kapanan kapıların bir silah tüccarına açılmasını kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

 

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın tutukluğunun 4’üncü yılını doldurduğuna ve Artvin’in “08HABER” isimli yerel haber sitesinin Millî Eğitim Bakanlığının istemiyle engellenmesinin nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de sözlerimin başında -Mustafa Balbay dördüncü yılını doldurdu tutukluluğunun- bütün milletvekillerinin Parlamentoda yasama görevine katılmalarını diliyorum.

Artvin’de, Artvin’in en önemli yayın sitelerinden bir tanesi 08HABER. Artvin İl Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı okul ve diğer kurumlarda Millî Eğitim Bakanlığının resmî İnternet sitesinden “08haber.com” adresi tıklandığında “Bu site sakıncalı. İçeriğinden dolayı Millî Eğitim Bakanlığının istemiyle TÜRK TELEKOM AŞ tarafından engellenmiştir.” şeklinde bir haber bulunmaktadır. Buradan soruyorum: 08HABER Artvin’in yerel gazetesidir. Haber değeri olan ve kamuoyunu yakından ilgilendiren, Artvin’in çıkarları ve geleceği doğrultusunda haber yapmaya devam eden bir yayın organıdır. Bu şekilde bir engellemenin hangi haklı nedeni vardır, bunu merak ediyorum.

Millî Eğitim Bakanlığından da şu sorulara yanıt vermesini bekliyoruz: “08haber.com” sitesi hangi gerekçeyle yasak içerikli sayılmıştır? İçeriğindeki sakıncalı haberler, yazılar ve makaleler nelerdir? Hangi mahkeme kararına dayanarak 08HABER gazetesinin erişimi engellenmiştir? Bu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tüzel…

 

5.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Venezuela Devlet Başkanı Chavez’in ölümü nedeniyle başsağlığı dilediğine ve kışlalarda yaşanan asker ölümlerinin araştırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, Venezuela Devlet Başkanı Chavez’in ölümü nedeniyle Venezuela halkına ve tüm antiemperyalist mücadele içerisindeki halklara başsağlığı diliyorum.

Bugün Mecliste, evlatları kışlada şüpheli şekilde ölmüş aileler vardı. Onlara, çocukları için “İntihar etti.” dediler. Her birinin hikâyesinde bu ölümleri şüpheli kılacak unsurlar var. Yalan beyanlar aileleri adalet arayışına yöneltmiş. Mevcut askerî yargılamaya güvenmiyorlar. Ortak tespitleriyse çocuklarının muhalif, Alevi, Kürt olmaları nedeniyle öldürüldükleri. Gerçek nedenler husumet mi, savaş ortamı mı, psikolojiyi bozan ordu hiyerarşisi mi, bunlar ortaya çıkarılmalı. On yılda bin asker ölümü fazlasıyla uyarıcı olmalıdır. Disiplin anlayışı, zorunlu askerlik, askerlik görevini yapanlara ağır tahribat yaratmaktadır.

Son olarak Siirt Pervari’de cinnet geçiren asker üç arkadaşını vurmuştur. Halkın sorununa dönüşmüş bu ölümler hakkında Meclis İnsan Hakları Komisyonu bir alt komisyonla ciddi bir araştırma yürütmelidir.

Aynı şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

6.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’de son günlerde tarım kredi kooperatiflerinin başlatmış olduğu icra takiplerine ve Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Tosçelik firmasında çalışan işçilerin işten çıkarılmalarına ilişkin açıklaması

 

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türk tarımı can çekişmeye devam etmekte. AKP’nin yanlış politikalarıyla iflas durumuna gelen çiftçinin kurtarıcısı bankalar ve tarım kredi kooperatifleri olmuştur. Ancak son günlerde tarım kredi kooperatiflerinin başlatmış olduğu icrai takibatlar ilimiz Osmaniye’de, Kadirli’de yüzlerce dönüm arazilerin, Düziçi’nde yüzlerce çiftçinin icrayla karşı karşıya kalmasına sebep olmuştur. Evler icra edilmekte, tarlalar, traktörler, ekipman icra edilmektedir. Tarım Bakanından, Hükûmetten bu konuda bir yardım bekliyor çiftçimiz; bunu duyurmak istiyorum.

Diğer taraftan, Osmaniye Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Tosçelik firmasının 2.183 çalışanından 905 tanesi ÇELİK İŞ Sendikasına kayıt yaptırmış ve bu sendika, sözleşme yapma hakkı elde etmiştir. Geçtiğimiz ramazan ayında ve bugünlerde ÇELİK İŞ Sendikasının bu hakkını kaybettirmek için Tosçelik firması maalesef işçileri işten çıkarmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanını göreve davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

 

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara Yunus Emre Halk Çarşısı’ndaki yangına ve mağdur olan esnafın acil ihtiyaçları için yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ankara’nın Altındağ ilçesindeki Yunus Emre Alışveriş Merkezi elim bir kaza sonucu yandı. 685 esnafın bütün mal varlıkları yanarak kül oldu. Yöre esnafı perişan, çaresiz ve şaşkın. Bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, Allah bu millete bu tür yangınları göstermesin bir daha.

Yangının çıkışıyla ilgili gerçekler derhâl açığa çıkarılmalıdır. Yaklaşık 50 milyon TL’lik zarar vardır. Vatandaşlar yangına hazırlıksız yakalanmıştır. Vatandaşların günlük maişetini karşılayacak paraları yoktur. Vatandaşlara acilen nakit yardımı yapılması gerekmektedir. Yunus Emre Alışveriş Merkezi acilen afet bölgesi ilan edilmeli, vatandaşların vergi borçları ertelenmelidir. Vatandaşların zararlarının tazmini ile esnafın yanan binalarının derhâl yapılmasına başlanmalıdır. Belediye, fırsattan istifade ederek yanan alışveriş merkezinin yerini başka amaçlar için kullanmaya kalkmamalıdır. Perişan esnafın acil ihtiyaçları için başta Hükûmet olmak üzere bütün yetkilileri göreve davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdemir…

 

8.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Times Higher Education dergisinin Orta Doğu Teknik Üniversitesini dünyanın en iyi 60 üniversitesinden biri olarak gösterdiğine ilişkin açıklaması

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Times Higher Education dergisi her yıl dünyanın itibarı en yüksek 100 üniversitesini açıklar. Bu yıl nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerden yalnızca 1 üniversite bu listeye girmeyi başardı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi. Sayın Başbakanın “Hiç kimse ‘Yahu bu nasıl öğrenci, bu nasıl bir rektör, nasıl bir yönetim?’ demiyor. Bu hocalar öğrencilerini böyle yetiştiriyorlarsa onlara yazıklar olsun, bize böyle hoca lazım değil.”diyerek hakaret ettiği Orta Doğu Teknik Üniversitesi. ODTܒnün dünyanın en iyi 60 üniversitesinden bir olarak gösterildiği Times Higher Education Raporu’nun kapağı Sayın Başbakanın hakaretlerine verilebilecek en iyi yanıttır diye düşünüyorum. Umarım Sayın Başbakan bu kapağı ve arkasındaki mesajları doğru okur.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

 

9.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, AKP’nin denizlerimizde petrol ve doğal gaz arama konusunda neden on yıl beklediğini ve yeni alınan sismik araştırma gemisinin denizlerimizde yapılacak sismik aramalarda kullanılıp kullanılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Birçok kez hatırlatmalara rağmen iktidar bizi on yıl duymadı ve on birinci yılında Kıbrıs’ta Rumlar denizde gaz bulunca AKP durumu fark etti. Geç de olsa denizlerimizde petrol ve doğal gaz arama amaçlı jeolojik ve jeofizik araştırma yapabilecek bir yabancı sismik gemiyi satın aldılar, geminin adını da “Barbaros” koydular. 2007’de yerli gemi projesini desteklemeyen, 2009’da 80 milyon dolara tam donanımlı gemiyi almayan AKP’nin bu gemi için 130 milyon dolar ödediğini ve bu sismik araştırma gemisiyle önce Karadeniz’de, sonra Akdeniz’de sismik aramaların yapılacağını ifade etti. Neden on yıl beklediniz?

Bugünlerde TPAO ile Shell arasında Batı Karadeniz Derin Deniz Arama ve Üretim Anlaşması imzalandı. Shell’le yapılan anlaşma gereği denizlerimizde yapılacak sismik aramalarda yeni alınan yerli gemimiz Barbaros kullanılacak mıdır? Sismik aramayı Türkiye mi yapacaktır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru…

 

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İmralı’daki katile kütüphane hakkı verilirken tutuklu kahraman askerlere en fazla 10 kitap verilmesini protesto ettiğine ilişkin açıklaması

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçtiğimiz pazartesi günü İstanbul Milletvekilimiz Engin Alan’ı Sincan Cezaevinde milletvekili arkadaşlarımızla beraber ziyaret ettik. Engin Paşa, Türk Silahlı Kuvvetlerinin onurlu duruşu içerisinde dimdik ayaktadır. Hainlerin dışarıda, kahramanların hapiste olduğu zamanı yaşıyoruz ancak Türk milleti yapılan her türlü yanlışı affetmeyecektir. İmralı’daki katile kütüphane kurulması hakkı verilirken, kahraman askerlerimize en fazla 10 kitap verilmektedir, bu durumu protesto ediyoruz.

Hak yerini bulmalı, kahramanlar derhâl serbest bırakılmalıdır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

 

11.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın tutukluluğunun 4’üncü yılını doldurduğuna ve okullardaki olumsuz fiziki koşullara ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Milletvekili arkadaşımız Mustafa Balbay dört yıldır zulümhanededir. Teslim olmasını bekleyenler boşuna beklemektedir. Demokrasi için direnenlere selam olsun diyorum.

Sayın milletvekilleri, halkevlerinin yayımladığı ve 17 Aralık 2012-17 Ocak 2013 tarihlerini kapsayan eğitim raporu okulların fiziki koşullarında oldukça fazla sıkıntı olduğunu gösteriyor. Okulların yüzde 20’sinde kütüphane ve laboratuvar, yüzde 70’inde spor salonu, hemen hepsinde sağlık odası ve sağlıkçı bulunmuyor. Okulların yüzde 80’inde de yeterli temizlik görevlisi bulunmazken yüzde 40’ı engellilere uygun değil. Benzer sıkıntılar tarafıma ulaşıyor. Son olarak Beykoz’daki Paşabahçe İlköğretim Okulu, Pendik Çamçeşme İlköğretim Okulu, Ataşehir Barbaros Mahallesi Sare Selahattin Uzel İlköğretim Okulu, Rabia Leman İlköğretim Okulu gibi yüzlerce okulda temizlik görevlisinin bulunmadığı bilgisi tarafıma ulaştı. Sıkışık ve olumsuz şartlarda okuyan öğrencilerimiz büyük bir salgın hastalık tehlikesiyle karşı karşıyadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik…

 

12.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, nükleer santrallere, hidroelektrik santrallere ve fosil yakıtlara karşı yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ve erkek egemenlikçi zihniyetin aşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Bugün enerji piyasasını görüşeceğiz. Nükleer santrallere, hidroelektrik santrallere ve fosil yakıtlara karşı yenilenebilir enerji kaynaklarını bilince çıkarmalı, bunu her alanda kullanmanın savunusu içerisinde olmalıyız diyorum.

Keza, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutladığımız bugünlerde de erkek egemenlikçi zihniyeti aşmalı…

Herkesi, özellikle de Meclisi demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü anlayışın arkasında olmaya davet ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak ve 21 milletvekilinin, baz istasyonlarının ve cep telefonlarının insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/529)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Mobil telefonlarla haberleşmeye yönelik kapsama alanı sağlanabilmesi amacıyla baz istasyonları kurulmaktadır.

GSM şebekelerinin kurdukları baz istasyonları halktan yoğun tepki görünce GSM şirketleri farklı taktik ve çözümlerle bu sorunu aşmaya çabalamaktadır. Ağaç şeklinde, saat kulesi şeklinde, mobese kamerası şeklinde... Değişik figürlerde camilere, hastanelere, okullara, çocuk parklarına dikilmekte ya da monte edilmektedir.

Elektromanyetik kirlilik adı verilen bir tür çevre kirliliğine neden olan baz istasyonları beyin tümörü, lösemi gibi hastalıklara sebep olduğu ileri sürülmekte ve kamuoyunda yoğun bir biçimde kanserin en önemli nedeni olarak gösterilmektedir. Kamuoyunda her geçen gün kanser hastalıklarının ve buna bağlı ölümlerin arttığı dile getirilmektedir. GSM şirketlerinin salt kâr endeksli politikaları insanlarda derin bir öfkenin birikmesine neden olmaktadır. İnsan sağlığına verdikleri zararları ve can kayıplarını azaltmak, maddi ve manevi olarak hastaların yanında olduklarını göstermek için, GSM şirketlerinin kârlarından bir kısmını (belirlenen bir yüzdelik dilimini) kanser araştırmaları ve kanser hastalarının tedavisi için sivil toplum kuruluşlarına aktarma gibi bir yaklaşım içinde olmaları önemlidir. Ancak bu tür bir düşünceleri ve çabalarının olup olmadığı bilinmemektedir.

13.05.2003 tarihli Yargıtay kararıyla "Hiçbir hizmet, insan yaşamı kadar öncelik ve önem yaşamaz. Diğer bir anlatımla, yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insanın ölümü uygun bir sonuç olarak kabul edilemez, insan yaşamında tehlike yaratan bir hizmetin, kişi ve yaşamı önüne geçmesi ve ona üstünlük tanınması doğru bir yaklaşım olarak düşünülemez" denilerek uygun görülmeyen baz istasyonları kuruldukları yerden kaldırılmıştır. Ancak, Yargıtay tarafından kabul edilen bu karara rağmen baz istasyonları yaşam alanları içinde dikilmeye devam ediyor. Bu tür istasyonlar kurulurken, kuruldukları yer itibariyle yerleşim alanı içerisinde oturan vatandaşlardan izin almaları gerekmektedir. Birçok yerleşim alanında müsaade verilmemiş olmasına rağmen baz istasyonları dikilmeye devam edilmiştir. Anayasanın 56/1 maddesi "Herkes sağlıklı çevre hakkına sahiptir." denir. Anayasanın 56/2 maddesi ise; "Çevre sağlığını ve kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın görevidir." denilmektedir.

Anayasa alınan kararların, kanunların, yönetmeliklerin üzerinde olmasına rağmen insanların yoğun olarak yaşadığı yerlerde baz istasyonlarının hizmet vermeye ve kurulmaya devam etmeleri ciddi tepkilere neden olmakta ve insanları endişeye sevk etmektedir. Diğer yandan alkol ve sigaranın satışında ve kullanımında yaş sınırlaması olmasına rağmen, sigara paketlerinin üzerinde “sağlığa zararlıdır-öldürür” uyarısı bulunmasına rağmen cep telefonları için böyle bir sınırlama ve uyarının yapılmaması şaşırtıcıdır. Cep telefonu kullanımı yaşı giderek küçülüyor ve çoğalıyor.

İnsan ve çevreye son derece zararlı radyasyon yayan bu cihazların bu şekilde insan hayatını tehdit eder boyutlarda kullanılması ve halkın kandırılmasına göz yumulmaması gerekmektedir.

Bütün bu veriler ve analizler doğrultusunda özellikle baz istasyonlarının sağlığa olumsuz etkileri tespit edilmeli ve bu konudaki bilgi kirliliğine son verilmelidir. Sonrasında ise baz istasyonlarının yerleşim alanları dışına çıkarılmasının koşulları araştırılmalı ve bu konuda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Ayrıca, çocukların cep telefonu kullanmamaları için ne tür düzenlemelerin yapılabileceği araştırılmalı ve halkın bilgisine sunulmalıdır.

Bu sebeple, Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Erdoğan Toprak                                                    (İstanbul)

2) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

3) Bülent Tezcan                                                      (Aydın)

4) Muharrem Işık                                                      (Erzincan)

5) Ayşe Nedret Akova                                               (Balıkesir)

6) Malik Ecder Özdemir                                             (Sivas)

7) Turgay Develi                                                       (Adana)

8) Hasan Akgöl                                                         (Hatay)

9) Erdal Aksünger                                                     (İzmir)

10) Doğan Şafak                                                      (Niğde)

11) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

12) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

13) Tolga Çandar                                                     (Muğla)

14) Levent Gök                                                         (Ankara)

15) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

16) Arif Bulut                                                           (Antalya)

17) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

18) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

19) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli

20) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

21) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

22) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

 

2.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve 23 milletvekilinin, istihdamda ve sosyal alanlarda cinsiyet ayrımcılığının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/530)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tarih boyunca bilinen ilk sömürü ve baskı düzeni cinsiyet ayrımcılığına dayalı iş bölümüyle başlamış ve zamanla kadın emeğinin ve bedeninin baskılanmasına dönüşmüştür. Ataerkil sistem olarak da adlandırılan bu düzen kadınların binlerce yıl boyunca tahakküm altına alınmasının da başlıca nedenidir. Zamanla çeşitli dönüşümler yaşanmasına karşın çalışma yaşamında kadın ile erkek arasındaki eşitsizlik giderek artmıştır. Üretici güçlerin gelişmesinin yanı sıra yeni ekonomik modeller ile çalışma yaşamı ve kültürel normlardaki değişimler de bu eşitsizliğin güçlenmesine engel olamamıştır.

Kadınların iş gücüne katılım ve istihdamı konusu bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye'de en önemli sosyal ve toplumsal sorunlardan birisidir.

Ülkemizde kadınların iş gücüne katılımları 1950'lerden bu yana düşmektedir. 1950'lerde ağırlıklı olarak tarım sektöründe ücretsiz aile işçisi statüsünde istihdam edilen kadınlar özellikle 1990'lı yılların sonundan itibaren hız kazanan politikalar ve göç sonucu kentlerde iş gücüne dâhil olamamıştır.

AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında ülkemizdeki kadın istihdam oranları son derece düşüktür. Türkiye'de çalışma yaşındaki sadece 4 kadından 1’i iş gücüne katılmakta, iş gücüne katılanların yüzde 14'ü işsizlik sorunu ile karşı karşıya kalmakta, kadınların çoğu sosyal güvenceden yoksun biçimde çalışmakta ve ayrımcılığa uğramaktadırlar.

Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranı (istihdam edilen ve işsiz kadınların çalışabilir yaştaki kurumsal olmayan kadın nüfusuna oranı) 1989 yılında yüzde 36,2 iken 1999'a gelindiğinde yüzde 30'a, 2009'a gelindiğinde ise yüzde 25'in altına düşmüştür. Yani son 20 yılda kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 28 azalmıştır.

Kadınların istihdam oranı (istihdam edilen kadınların çalışabilir yaştaki kurumsal olmayan kadın nüfusuna oranı) 1989'da yüzde 32,7 iken, 1999'a gelindiğinde yüzde 27,7'ye, 2009'a gelindiğinde ise yüzde 22,3'e düşmüştür. Yani son 20 yılda kadınların istihdam oranı yüzde 31,8 azalmıştır. İstihdam kadar bir diğer önemli konu ise istihdamın hangi koşullarda sağlandığıdır. Günümüzde ücret ya da yevmiye karşılığı çalışan dört kadından biri enformel (biçimsel olmayan) istihdam edilmektedir. İstihdam alanlarına baktığımızda da cinsiyet eşitsizliği açıkça görülmektedir.

Öte yandan üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği, Lizbon stratejisinde belirlendiği üzere kadınların istihdam oranını yüzde 60’lara çıkarmayı hedeflerken, Türkiye'de bu oranın yüzde 23’ler düzeyine düşmesi, ülkemizde kadın istihdamı konusunun istihdam politikalarının merkezinde yer alması gerekliliğini göstermektedir.

Meslek gruplarına göre istihdam verileri incelendiğinde de ülkemizde cinsiyete dayalı iş bölümünün sürdüğü görülmektedir. 2009 yılı itibarıyla kadınların yüzde 50'si tarım-hayvancılık işleri ve nitelik gerektirmeyen işlerde çalışmakta, erkeklerde bu oran yüzde 27,6'da kalmakladır. Üst düzey yönetim ve müdürlük gibi karar alma ve uygulamaya ilişkin mesleklerin kadın istihdamındaki payı yüzde 3,1 iken erkeklerde bu oran yüzde 12,1'dir. Profesyonel meslek mensuplarının kadın istihdamındaki payı yüzde 10,1 iken bu oran erkeklerde yüzde 5,7'dir. Bu meslek grubunun kadın istihdamındaki payının daha yüksek olması, eğitimli kadın iş gücünün öğretmenlik, doktorluk, avukatlık, muhasebecilik gibi mesleklerde yoğunlaşmasının sonucudur.

Öte yandan üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği, Lizbon stratejisinde belirlendiği üzere kadınların istihdam oranını yüzde 60'lara çıkarmayı hedeflerken, Türkiye'de bu oranın yüzde 23’ler düzeyine düşmesi, ülkemizde kadın istihdamı konusunun istihdam politikaların merkezinde yer alması gerekliliğini göstermektedir.

ILO'nun kadın-erkek eşitliğini düzenleyen ve kadın istihdamını teşvik eden 100, 111, 122 ve 142 sayılı sözleşmelerini imzalayan ülkeler arasında Türkiye de vardır. Bu kapsamda 10 Şubat 2009 tarihinde Lizbon'da "Ulusal Saygın İş Programı” mutabakat zaptı imzalanmıştır. Bu imzayla, kadın-erkek eşitliğinin ve istihdamının arttırılması konusunda ILO'nun genel çerçevesinde mutabık kalınmıştır.

Bu çerçevede; kadının toplumun her kesiminde ve her alanında eşit olmasını sağlayacak mesleki ve sosyal ayrımcılığı önleyecek adımların atılması, karar alma mekanizmalarında yer almasını sağlayacak atılımların yapılması, kadın girişimciliğinin teşvik edilmesi ve desteklenmesi, altına imza attığı ILO'nun "Ulusal Saygın İş Programı” mutabakat metninin gereğini yerine getirmesi, yüzde 71'lere varan kayıt dışılığın önlenmesi, istihdamda cinsiyet ayrımcılığının önüne geçilmesi ve kadın istihdamının AB ülkeleri ortalaması olan yüzde 50’lere çıkartılması amacıyla, Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Sena Kaleli                                                          (Bursa)

2) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

3) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

4) Bülent Tezcan                                                      (Aydın)

5) Haydar Akar                                                         (Kocaeli)

6) Muharrem Işık                                                      (Erzincan)

7) Turgay Develi                                                       (Adana)

8) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

9) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

10) Hasan Akgöl                                                       (Hatay)

11) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

12) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

13) Malik Ecder Özdemir                                           (Sivas)

14) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

15) Tolga Çandar                                                     (Muğla)

16) Levent Gök                                                         (Ankara)

17) Şafak Pavey                                                       (İstanbul)

18) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

19) Arif Bulut                                                           (Antalya)

20) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

21) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

22) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

23) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

24) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

 

3.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 19 milletvekilinin, Adana ilinin turizm potansiyelinin ve yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/531)

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Adana ilinin turizm potansiyelinin tespiti ve yaşanan sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi" amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz. 02.02.2012                                 

1) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

2) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

3) Özcan Yeniçeri                                                     (Ankara)

4) Bahattin Şeker                                                     (Bilecik)

5) Lütfü Türkkan                                                       (Kocaeli)

6) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

7) Celal Adan                                                           (İstanbul)

8) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

9) Sümer Oral                                                          (Manisa)

10) Mehmet Şandır                                                   (Mersin)

11) Koray Aydın                                                        (Trabzon)

12) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

13) Alim Işık                                                            (Kütahya)

14) Münir Kutluata                                                    (Sakarya)

15) Faruk Bal                                                           (Konya)

16) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

17) Yıldırım Tuğrul Türkeş                                         (Ankara)

18) Sinan Oğan                                                        (Iğdır)

19) Reşat Doğru                                                       (Tokat)

20) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

Gerekçe:

Adana Toros Dağlarının güneyinde yer alan Çukurova'da Seyhan Nehri üzerinde kurulmuştur. Akdeniz'e yaklaşık 160 km'lik kıyısı bulunan Adana, Avrupa'yı Asya'ya bağlayan önemli ulaşım yolları üzerindedir. Doğusunda Osmaniye 90 km, Hatay 190 km, kuzeydoğusunda Kahramanmaraş 187 km, kuzeyinde Kayseri 332 km, kuzeybatısında Niğde 205 km, batısında İçel 70 km. Orta Doğu ile kara ve demir yolu bağlantısı Adana üzerinden yapılır. Bu bağlantı Toroslarda Gülek Boğazı'ndan sağlanır. İl yüz ölçümünün yüzde 49 dağlık, yüzde 23 yaylalar ve yüzde 27 ova ve düzlük alandır. Güneyden kuzeye gidildikçe Toroslara varınca yükseklik 2.500 metreyi aşar. Torosların etekleri Akdeniz'e doğru ova biçimini alır. İç Anadolu'dan doğan Seyhan ve Ceyhan nehirleri Akdeniz’e akar. Toros Dağları’nın zirvesinde yedi göller vardır. Seyhan Nehri üzerinde Seyhan ve Çatalan baraj gölleri, Ceyhan Nehri üzerinde Aslantaş baraj gölü ile Karataş'ta Akyatan ve Ağyatan kuş cenneti gölleri vardır.

MÖ 1900 Luvi Krallığı (Hititlerin bir kolu), MÖ 1500-1333 Arzava Krallığı (Hititlerden ayrı doğu kökenli bir grup), MÖ 1900-1200 Hitit Krallığı, MÖ 1190-713 Kue Krallığı (Frigler), MÖ 713-660 Asur Krallığı, MÖ 663-612 Kilikya Krallığı, MÖ 612-333 Pers Satraplığı, MÖ 333-323 Helenistik dönemi, MÖ 312-1333 Selökidler, MÖ 178-112 Karsunlar dönemi, MÖ 395-638 Bizanslılar ve MS 638 İslam devri sırasıyla Ermeni Krallığı, Mısır Türk Memlukluları, Ramazanoğulları, Osmanlılar, Fransızlar tarafından işgal edilen Adana 5 Ocak 1922'de kurtarılmıştır. Böylece tarih boyunca on ayrı ve büyük medeniyete, 18 ayrı siyasi yapılaşmaya şahit olmuştur.

Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin deltasında verimli sulak arazide kurulu Adana’nın tarihi, coğrafi konumu nedeni ile MÖ 6000 yıllarına uzanmaktadır. Adana, Antik Kilikya Bölgesinin en önemli şehirlerinden birisidir. Hititlerden Osmanlıya, gelmiş geçmiş birçok medeniyetlerin beşiğidir. Adını Yunan mitolojisine göre Gök tanrısı Uranus'un oğlu Adanus'dan almıştır. Toroslardan ovada geniş kıvrımlar yaparak Akdeniz'e dökülen Seyhan (Sarus) Nehri’nin kıyılarında kurulmuştur. Adana'nın merkezinde bulunan Tepebağ Höyüğü, insanoğlunun yerleşik hayata geçtiği neolitik döneme aittir. Tarihi MÖ 6000 yılına kadar dayanan dünyanın en eski yerleşim birimlerinden birisidir. Adana Kiznuwatna Krallığı'nın merkezi iken MÖ 1350’lerde Hitit Federasyonuna dâhil olmuştur. MÖ 9’uncu yy.da Asurluların, MÖ 7’nci yy.da İranlıların eline geçmiştir. MÖ 333'de Büyük İskender ve ordusuna ev sahipliği yapan Adana, İssos Savaşı’ndan sonra Makedonyalıların, İskender'in ölümünden sonra da Selefkilerin eline geçmiştir.

Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Adana ilimiz kültür turizminde gereken ilgiyi gördüğünde önemli bir turizm bölgesi olması içten bile değildir. Önemli tarihî yerleşim alanlarından Anavarza (Dilekkaya köyü), Şarköy (Komana), Misis (Yakapınar), Magarsos (Athena Tapınağı), Ayas (Aigaiai), Akören yeri, Sirkeli Höyüğü, Ceyhan-Sirkeli Muvattali Kabartması, Kastaba ören yeri yüzyıllardır tarihi günümüze taşıyan yerleşim yerleridir.

Akdeniz'e yaklaşık 160 km'lik kıyısı bulunan Adana bu kadar uzun kıyı şeridiyle yazlık turizmde de yeterli başarıyı yakalayamamıştır. En son verilere göre 2010 yılında konaklayan yerli ve yabancı turist sayısı 494.687 kişidir. Bu rakamın içinde yerli, yabancı turistler ve iş için gelen vatandaşlardan oluştuğuna bakarsak, diğer kıyı şeridi bulunan Akdeniz ve Ege illerinin yanında çok düşük bir rakam olduğu görülmektedir.

2003 yılından beri ülkemizi tek başına yöneten AKP hükûmetleri döneminde de beklenen kamu yatırımlarını alamayan Adana ili, 2011 döneminde özel idareden de gerekli olan yardımı almamıştır. Başka bir ifadeyle, diğer alanlarda olduğu gibi turizm yatırımlarında da Adana ili AKP hükûmetleri tarafından unutulmuş bir il olmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, Adana ilinin turizm potansiyelinin ve yaşadığı sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla "Meclis araştırması açılması" gerekli görülmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından, kadın ve erkek istihdamı arasındaki uygulama farklılıklarının araştırılması amacıyla 20/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 06.03.2013 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gergince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Pervin BULDAN

Iğdır Milletvekili

Grup Başkanvekili

Öneri:

20 Şubat 2013 tarihinde, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından verilen, (2656 sıra nolu), "Kadın ve erkek istihdamı arasındaki uygulama farklılıklarının" araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 06.03.2013 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi olarak verdiğimiz araştırma önergesi için söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi 8 Mart haftasındayız. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Bu gün hem dünyanın birçok ülkesinde hem de ülkemizde bir mücadele günü olarak kutlanmaktadır. Özellikle 1957 yılında Amerika’da başlayan bu direniş, eşit işe eşit ücret talebi aslında –bu yıl yüz yıl oldu- yüz yıldır devam eden bir mücadeleyi de beraberinde getiriyor. Yüz yıldır kadınlar eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürütüyorlar. Bu vesileyle aslında bu önergemizi indirdik.

Özellikle eşit işe eşit ücret talebini tekrardan gündemleştirmek, kadın istihdamı üzerinde bu kadar tartışma yürütülürken bu kadın istihdamında gerçekten nasıl, uygulamada ne gibi sorunlar yaşandığı konusunun araştırılmasını öneriyoruz. Umarız bugün burada bu kabul edilir. Gerçi bu temennimiz hiç kabul edilmiyor ama biz yine de bunu ifade ederek başlayalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün aslında alanlarda olan binlerce kadın yine, eşit işe eşit ücret, kadına yönelik şiddet, demokrasi, eşitlik talebiyle sokaktalar. Özellikle, Demokratik Özgür Kadın Hareketinin bu yıl “Roza’lardan Sakine’lere yolunuz yolumuz, mücadeleniz mücadelemizdir.” sloganıyla başlattığı ve her gün birçok alanda mitinglerle kadın gündemini bir şekilde kamuoyuna duyurmak için yaptığı mitingler var. Ben buradan bir kez daha, bugün sokakta olan, mücadele eden başta Demokratik Özgür Kadın Hareketi olmak üzere, sosyalist kadınları, feminist kadınları, kadın mücadelesinde yer alan tüm kadınları saygıyla, sevgiyle selamlıyor ve 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum.

Tabii, bugün sokaklarda olamayan kadın arkadaşlarımız da var. Kadınlarla birlikte, aslında eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürüten ama şu an zindanda, dört duvar arasında olan arkadaşlarımız da var. Özellikle, politik mücadelede Kürt kadınları çok daha baskı altına alınıyor. Bugün, 500’e yakın arkadaşımız, bizimle birlikte siyaset yapan, kadına özgürlük mücadelesi veren 500’e yakın arkadaşımız şu an zindanlarda. Buradan milletvekillerimiz Sayın Selma Irmak, Sayın Gülser Yıldırım ve geçen dönem bu kürsüde çok söz alan Van Milletvekilimiz Sayın Fatma Kurtulan, yine belediye başkanlarımız Leyla Güven ve Çağlar Demirel şahsında, tüm zindanda bulunan, eşitlik ve özgürlük mücadelesi nedeniyle zindanda olan tüm kadınlara da buradan saygı ve sevgilerimizi iletmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biz bu kürsüde kadına yönelik şiddeti, kadınların istihdam sorununu, kadınların eşitlik taleplerini çok defa dile getirdik. Her defasında -aslında her siyasi parti bu konuda, bu tip konuları da gündemleştirerek- buna nasıl çözüm bulabiliriz üzerinden çok tartışma yürüttük. Biz, Barış ve Demokrasi Partisi olarak şuna inanıyoruz: Kadın meselesi sadece bir siyasi partinin meselesi değildir, siyaset üstü bir meseledir, böyle ele alınmak durumundadır. Çünkü dünyada toplumun yarısını kadınlar oluşturuyor. Eğer toplumun yarısını kadınlar oluşturuyorsa toplumun yarısının görülmediği, yok sayıldığı, eşit olmadığı bir toplumda sorunların çözülmesi mümkün değildir. Bunun altını her defasında çizdik, bir kez daha çizmekte yarar görüyoruz ve o yüzden kadın politikaları konusunda bütün siyasi partilerin ortak davranması gerektiğini, bunun geleceğimiz açısından önemli olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz.

Bu Mecliste birçok yasa çıkartıldı, birçok konuşmalar yapıldı ama hâlâ sorunlarımız çözülmedi. Hâlâ bu Parlamentoda 550 milletvekilinden sadece 78’i kadın yani yüzde 14 kadın temsili var, hâlâ bu ülkede 3 bine yakın belediye başkanından sadece 27’si kadın. Yine, üst düzey yönetime baktığınızda kadınlar yok, Bakanlar Kurulunda sadece bir kadın bakan var. Bütün bu tabloya baktığınızda bile, hâlâ kadınlar olarak çok fazla yol almamız gereken durumlar var.

Yine, diyelim ki kadına yönelik şiddet konusunda, geçen yıl 8 Martta özellikle burada bir sözleşme imzalandı ve bu konuda İstanbul Sözleşmesi’ni bütün siyasi partiler onayladı “Bu çok önemli.” dedik. Ondan sonra, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda yasa çıkartıldı, bunu da önemsedik ama hâlâ kadınlar katledilmekten kurtulamadı, kadına yönelik şiddet ortadan kalkmadı. Ocak ayında bile 18 kadın erkekler tarafından şiddete maruz kılınmış, öldürülmüş durumda yani 18 kadın öldürüldü, yüzlercesi işkenceye maruz kalmış. Bunun adı aslında “şiddet” değil, işkenceye maruz kalmış durumdalar.

Bütün bunların bir nedeni var. Bütün bunların nedeni: Bu kürsüde defalarca ifade ettiğimiz gibi zihniyet yani siz kadın ve erkeği eşit görmediğiniz sürece ne yazık ki bu şiddet devam edecek. İstihdam alanında kadının işte durumu şimdi yüzde 30’larda Türkiye'de, bu devam edecek, kadınları aile içerisine mahkûm ettiğiniz sürece bu devam edecek. Kaldı ki araştırmalar şunu gösteriyor: Kadınlar daha çok çocuk doğurdukça istihdamdan daha çok geride bırakılıyor yani kadın istihdamını çocuk doğurma oranına göre ifade ettiğinizde bile, bu durumun kadınlar açısından ne kadar negatif bir durum olduğunu bir kez daha görüyoruz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, AKP Hükûmeti şiddeti önleme merkezleri kurdu, KOZA’lar; bunu, Sayın Bakan Fatma Şahin öyle törenlerle açtı “Kamuoyunda çok iyi işler yapıyoruz.” diye. Şimdi, bakıyorsunuz buna, bu yine sorunları çözmüyor. Ne yaptı? Kadınlar yıllarca mücadele ettiler “Şiddeti önleme merkezleri olsun, kadınların başvuracağı alanlar olsun, bu çok önemli bir gelişme.” diye ama AKP Hükûmeti bunu aldı, merkezîleştirdi. Yerel yönetimlerin şimdi hiçbir özerkliği kalmadı, her şey merkezî, bütün bilgiler merkezî olacak, bütün şeylere merkezî olarak karar verecek. Kadın örgütlerinin söz hakkı bile yok burada. Bu, başka sorunlara neden oluyor. Kadın örgütleri kaldı ki bu konuda buna itiraz ediyorlar. KOZA diye açıldı, ŞÖNİM’lere itiraz ediyorlar yani bu merkezlerin açılması değil, bu merkezlerin hangi mantıkla, nasıl bir mantıkla açıldığı meselesi önemli. Bu, kadına yönelik şiddeti önlemiyor, aksine yani şiddete uğrayan kadınların geleceğine dair de çok ciddi sorunlara neden oluyor. Bütün bunları biz 8 Mart vesilesiyle bir kez daha hatırlatıyoruz.

Buradan özellikle AKP Hükûmetindeki kadın milletvekillerine çağrımız şudur: Değerli milletvekilleri, kadın meselesinde “Ben yaptım, oldu.” yaklaşımı kabul edilebilir bir nokta değildir. Biz de katkılarımızı sunmak istiyoruz, biz de gerçekten kadına yönelik şiddet konusunda yıllardır çalışıyoruz, yıllardır mücadele ediyoruz, kadın örgütleriyle birlikte bu konuda önemli bir noktaya geldik. O zaman, bunu birlikte yapalım. Şimdi, şöyle bir yapı oluyor: Kadın örgütlerinin görüşleri alınıyor ama yasa yapım sürecine gelindiğinde ya da işte bu konuda uygulamalara gelindiğinde kadınlar bu işin dışında. Bu, kabul edilebilir bir nokta değil. Kaldı ki bu, bize bir şey kazandırmıyor, aksine kaybettiriyor. Bunun bir kez daha altını çizmek istiyoruz.

Yani şimdi, biz eğer 8 Martı bir kez daha hatırlıyorsak, kutluyorsak bunun bir mücadele yolu olduğunu bir kez daha hatırlayalım. Mesela, biz BDP’li kadın vekiller olarak bir önerge verdik 8 Mart tatil olsun diye -40’a yakın ülkede 8 Mart tatil- ücretli izne ayrılsın insanlar diye ama AKP Hükûmeti bunu gündemine dahi almadı. Sayın Fatma Şahin’in kendisine de ifade ettik -geçen yıl İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladık- bu yıl da o zaman 8 Martı tatil yaparak kadınlara bir hediye sunalım, gerçekten kadın mücadelesinden yanaysak bunu yapalım diye. Bu konuda herhangi bir uygulama yok. Üstelik “Bu, başka bir ayrımcılık olmaz mı?” gibi bazı itirazlar da oldu. Oysa, kadınlar bu sistemde o kadar çok ayrımcılıkla karşı karşıya kalıyorlar ki kadınların yaşadığı bu ayrımcılık hiç görülmüyor, işte bir gün kadınlara tatil olması meselesi ayrımcılık olur diye engellenmeye çalışılıyor. Bu, çok ciddi bir sorun, bunun bir kez daha altını çizmek istiyoruz.

Şu çok mutlu ediyor bizi: Kadınlar her şeye rağmen sokakta, her şeye rağmen direniyor, her şeye rağmen eşitlik ve özgürlük mücadelesi veriyor ve bunu kazanacak. Bugüne kadar gelen kazanımlar çok önemli, biz bunları çok önemsiyoruz.

Tabii, buna karşı, baskıyla da karşı karşıya. Örneğin, kadına yönelik şiddete dikkat çekmek meselesiyle Cağaloğlu’nda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının önünde bir eylem yaptı 23 kadın. Dövülerek gözaltına alındılar, karakolda da şiddete maruz kaldılar. Yani şiddete karşı olduğunu söyleyen bir Bakanlık, aslında kadınlara başka şiddeti uygulayarak kendi sesini de kısıyor.

Bütün bu uygulamaların temel nedeni de kendi durduğu noktadan kadın politikalarına bakmak. Yani dolayısıyla, kadınlar üzerindeki politik şiddeti de bir kenara atamayız. Bugün Türkiye’de binlerce kadın aslında, itiraz ettiği için, eşitlik ve özgürlük mücadelesi verdiği için -başka devletin işte yargı organına- polis, asker denetiminde politik şiddete maruz kalıyor.

Bunun da altını bir kez daha çizmek istiyoruz: Eğer şiddete karşıysak, bir bütün, şiddete karşı olmak durumundayız. Bunu yapmadığımız sürece şiddeti ortadan kaldırmayacağız, bunu yapmadığımız sürece kadın alanındaki istihdamı artırmayacağız ve kadınların toplumdaki yeri değişmeyecek.

Sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum: Bir toplumda kadın özgür değilse o toplumun özgür olması mümkün  değildir. Türkiye’de dolayısıyla demokrasi ve özgürlük düzeyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) - …kadının özgürlük düzeyiyle bağlantılıdır diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tuncel.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Kahramanmaraş birlikteliği…

Buyurun.

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadının istihdamıyla ilgili grup önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde uygulanan hükûmet ve ekonomi politikaları bütün kesimleri olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Her gün binlerce insan işini kaybetmekte ve evine ekmek götüremez hâle gelmektedir. Emeği para etmeyen insanlar köylerini terk etmekte ve yeni iş bulma umuduyla büyük şehirlere göç etmek durumunda kalmaktadırlar. Şehirlere göç eden bu insanlar açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşamaya mahkûm edilmektedirler. Şehirlere göç eden bu insanlara iş bulmak elbette ki kolay değil. Kısa süreli çalışmak zorunda kalan insanların büyük bir çoğunluğu devlet yardımlarıyla ayakta kalmaya çalışmaktadırlar. Sürekli olarak değişen toplum düzeni ve beraberinde getirmiş olduğu şartlar ülkemizde ailenin konumunu yakından etkilemiştir. Hayat pahalılığı ve düşük ücretle çalışma koşulları iş dünyasında yer almaya âdeta zorlanmaktadır.

Her ne kadar özellikle 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’de kadınlar ekonomik ve sosyal alanda daha aktif bir şekilde yer almaya başlamış olsalar da bu yeterli olmamıştır. Ülkemizde kadın istihdamı, maalesef, yeterli düzeyde değildir. Resmî rakamlar da bunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Devlet Personel Başkanlığı verilerine göre, genel ve özel bütçeli kurumlarda çalışan 2 milyon 194 bin 598 kişiden yalnızca 850.203’ü kadın personel olarak çalışmaktadır. Ülkemizde üst düzey kadın bürokrat sayısı da oldukça sınırlıdır. Ülkemizde kadın müsteşar neredeyse hiç yoktur. Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı oldukça düşüktür. Bunun tek nedeni bugüne kadar uygulanan yanlış politikalardır. Hâlbuki özel sektörde çok sayıda Türk kadını başarılı bir şekilde yönetim kurulu başkanlığı ve yöneticilik yapabilmektedir. Bu başarının kamu kurum ve kuruluşlarında da başarılı olacağına inanmaktayız. Bu konuda ilk adımlar eğitim konusunda atılmalı ve kız çocuklarının eğitime katılımı tam anlamıyla sağlanmalıdır. Özellikle kırsal kesimde kız çocukları eğitim ve öğretime tüm çabalara rağmen istenilen düzeyde ulaşamamıştır. Bu nedenle kadınlar sayısal olarak hem eğitim hem de istihdam konusunda erkeklerin gerisinde kalmışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin toplam nüfusunun yüzde 50,2’si erkekler, yüzde 49,8’i ise kadınlardan oluşmaktadır. Yani, erkek nüfus ile kadın nüfusumuz neredeyse birbirine eşit durumdadır. Nüfusumuza göre erkek ve kadın dağılımı bu şekildeyken, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı erkeklerin iş gücüne katılım oranının üçte 1’i kadardır.

Bugün gelinen noktada ülkemizde ekonomik ve sosyal sorunlar artmıştır. TÜİK verilerine göre 2000 yılında 34.862 olan ülkemizdeki boşanma sayısı 2010 yılında maalesef 118.568’e yükselmiştir.

Ülkemizde intihar olaylarında artış meydana gelmiştir. Yine TÜİK verilerine göre 2000 yılında 1.802 olarak gerçekleşen intihar sayısı 2010 yılında -yine maalesef olarak diyorum- 2.933’e çıkmıştır.

Türkiye’de son yıllarda, çocuk evi, sevgi evi, yetiştirme yurdu, koruyucu ailelik, şefkat evleri, kadın konukevleri sayısı sürekli olarak artmaya başlamıştır.

Ülkemizde açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan kişilerin sayısı da sürekli olarak artmaktadır. Asgari ücretlinin tamamı ve emeklilerin de büyük bir kısmı Hükûmet tarafından yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilmektedir. Bütün bu gelişmeler Türk aile yapısına zarar verdiği gibi kadına karşı gösterilen şiddeti de artırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet tarafından ekonomik ve sosyal alanda uygulanan yanlış politikalar toplumun pek çok kesiminde büyük zararlar vermektedir. Tüm dünyaya örnek teşkil eden Türk aile yapısında -bugün maalesef üzülerek belirtmeliyiz ki- kadına karşı gösterilen şiddet olayları gittikçe de artmaktadır.

Ülkemizde kadına karşı şiddet fiziksel olarak görüldüğü gibi ekonomik ve sosyal olarak da yapılabilmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çok sayıda ilden 24 bin kişi üzerinde kadına karşı aile içi şiddet konusunda bir araştırma yapılmış. Bu araştırmaya göre, Türkiye genelinde kadınların yüzde 39’u hayatında en az bir defa fiziksel şiddete, yüzde 23’ü ekonomik şiddete, yüzde 44’ünün duygusal ve psikolojik şiddete maruz kaldığı ortaya çıkmıştır. Araştırmada, eğitim seviyesi düşük kadınların yüzde 56’sı şiddete maruz kalırken lise ve üstü okul mezunu kadınların da şiddete maruz kaldıkları ortaya çıkmıştır.

Refah seviyesinin düştüğü ailelerde kadının şiddete maruz kalma oranı ise yüzde 50 olarak gerçekleşmektedir. Refah seviyesi ne kadar düşerse şiddet o kadar artmaktadır.

Ülkemizde kadına karşı uygulanan şiddet olayları sürekli olarak da artış göstermektedir. Ülkemizde artık kadına uygulanan şiddet cinayete dönüşmüştür ve bu konu mutlaka Hükûmet tarafından önlenmeli, gerekli tedbirler alınmalı diye düşünüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uygulanan şiddet boyutuna göre kadınlar bazen de intihara sürüklenmektedir. Şiddetin fiziksel ve ruhsal boyutu ise sosyal ve duygusal olarak bireyi, aileyi ve toplumun tümünü olumsuz yönde etkilemektedir.

Türkiye’deki araştırmaya göre şehirlerde evli kadınların yüzde 18’i, köylerde yüzde 76’sı eşleri tarafından maalesef hâlâ dövülmektedir. Kadınların yüzde 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddete maruz kalmaktadır, yine ülkemizde aile içi suçların yüzde 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturmaktadır.

Bu nedenle, hükûmetler uyguladıkları ekonomik ve sosyal politikalarda refahı artırıcı düzenlemelere ağırlık vermelidir ama maalesef ki şu ana kadar bunu görememekteyiz. Toplumu ve aile yapısını olumsuz yönde etkileyecek ve yarın kaygısına düşürecek düzenleme ve uygulamalardan kaçınılmalıdır. Köylerden şehre yapılan göç önlenmelidir. Kadın konukevlerinin, sığınmaevlerinin işlevi artırılmalı ve ilgili kurumlarla koordineli çalışma sağlanmalıdır. Kamuda ve özel sektörde kadın istihdamına ağırlık verilmelidir. Kadın, yönetici olarak atanmalı ve ülke ekonomisine büyük ölçüde katkı sağlamalıdır. Kadın konukevi ve sığınmaevlerinden ayrılan kadının devlet imkânıyla bağımsız yaşaması sağlanmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde Balıkesir Milletvekili Sayın Ayşe Nedret Akova.

Buyurun, Sayın Akova.

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisi hakkında CHP Grubu adına lehte konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

İnsan hakları ihlalinde, cinsiyet temelinde en önemli haksızlık kadına yönelik uygulanmaktadır. Çalışma hayatında işe alınma, terfi ve ücretlerde uygulanan eşitsizlikler gelir ve eğitim düzeyi fark etmeksizin farklı toplumlarda ve kültürlerde yaşayan kadınların ortak sorunudur.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik farkındalık yaratmak, bu konuda toplumu bilinçlendirmek için yapılan çalışmalarda, kadın istihdamının artırılmasına, kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesine özel önem vermek gerekmektedir. Kadının aile içindeki güçsüz konumunun değiştirilmesi, makroekonomik politikalarda kadın-erkek arasındaki eşitsizliğin giderilmesi için kadın yoksulluğunun azaltılması ve kadının ekonomik olarak güçlendirilmesi gerekir. Bu amaçla, kadın istihdamının artırılması için daha etkili araçlar geliştirilmelidir. Çalışma hayatında işe alınmada, ücret ve terfide kadına yönelik eşit olmayan uygulamaları engelleyecek tedbirler alınmalı, kadınların daha aktif olarak çalışma hayatına katılımları sağlanmalıdır.

25 Mayıs 2010 tarihinde, Resmî Gazete’de yayımlanan genelgede, kadın istihdamının artırılması ve fırsat eşitliğinin sağlanması hususunda bir yönetmelik çıkartılmış olmasına rağmen bu konuda hiçbir gelişme kaydedilmemiştir. Kadını eve kapatıp en az 3 çocuk doğurma görevi veren zihniyet değişmedikçe kadının ekonomik anlamda güçlendirilmesi de mümkün olmaz.

Ülkemizde 2012 yılı için erkeklerin iş gücüne katılma oranı yüzde 71 iken kadınların iş gücüne katılma oranı maalesef yüzde 29,5’tur. Avrupa Birliğinde ise kadının iş gücüne katılma oranı yüzde 63 civarındadır. Ülkemizde 2012 yılında 17 milyon 512 bin erkek istihdam edilirken 8 milyon 192 bin kadın istihdam edilmiştir. Ülkemizde, çalışabilecek yaşta kadın sayısı 27 milyon 773 bin kişi olarak tespit edilirken sadece 8 milyon 192 bin kadın iş gücü olarak gösterilmiştir. Çalışabilecek yaşta kadın sayısı çok olmasına rağmen, kadın iş gücü düşük gösterildiğinden kadın işsizliği tam olarak istatistiklere yeterince yansımamaktadır. 2012 yılında kadınların işsizlik oranı yüzde 10,8 iken erkeklerin işsizlik oranı yüzde 8,5’tur. Kadınların iş gücü için sağlıklı veriler olmayışı, kadının ekonomik anlamda ne kadar güçsüz olduğunu da gizlemektedir.

2010 Kazanç Yapısı Anketi sonuçlarına göre, eğitim durumuna göre en yüksek yıllık ortalama brüt kazanç erkeklerde 37.878 lira iken kadınlarda 31.437 TL’dir. Yüksekokul ve üstü eğitim düzeyine sahip olanlar bu maaşları elde etmektedirler. Cinsiyete dayalı ücret farkı meslek gruplarına göre incelendiğinde ise, yöneticiler grubu hariç, diğer tüm meslek gruplarında bu ölçütün erkek ücreti lehine olduğu görülmektedir. Kadının iş bulmasının, çalışma hayatına atılmasının güçlüklerinin yanı sıra, kadının üst düzey yönetici olarak çalışması ise çok daha zordur.

Cumhuriyetin 100’üncü yılı olan 2023’te kalkınma hedeflerine ulaşabilmemiz için, kadınların iş gücüne katılımlarının artırılması gerekmektedir. Kadınların istihdama katılım oranlarını artırabilmek için, kadınların eğitim seviyelerinin artırılması, her eğitim düzeyinde kadınları çalışmaya teşvik edecek kurumsal politikaların tasarlanması ve uygulanması, çalışan kadına yönelik kültürel önyargılarla mücadele edilmesi gerekmektedir. Kadınların istihdama katılımını artırıcı pozitif ayrımcılığa dayalı politikalar uygulanmalıdır. Kayıt dışı olarak çalışan kadınlar sigorta kapsamına alınmalıdır. Kadınlara, eşit nitelikli işe eşit ücret ve insanca yaşanmasına olanak veren yeterli bir ücret verilmelidir. Kadınların esnek, güvencesiz ve taşeron çalıştırılmasına son verilmelidir. Kamuda ve ücretli çalışan kadınların iş yerlerinde yönetici olabilmeleri ve eşit haklara sahip olmaları için de gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Kamuda engelli kadınların istihdamını arttırıcı politikalar mutlaka hayata geçirilmelidir. Ev işçisi ve ev eksenli çalışanlara sigorta, sosyal güvence ve sendikalı olma hakkı sağlanmalıdır. Ebeveynlerin çocuklarını güvenle bırakabileceği ücretsiz, sağlıklı kreş ve bakımevlerinin açılması, ebeveyn izni düzenlemesinin bir an önce hayata geçirilmesi ve bu hakkın kullanılmasında her iki ebeveynin de eşit düzeyde sorumlu ve devredilmez bir hak olarak düzenlenmesi sağlanmalıdır.

Ülkeler arasında yapılan araştırmalar, uzun dönem potansiyel büyüme ile kadınların istihdama katılım oranı arasında pozitif ve güçlü bir ilişki varlığını tespit etmiştir. Kadın iş gücünün ülkemizin kalkınmasındaki rolünü artık reddetmememiz gerekir. Kadınların istihdama katılmasının ekonomimiz üzerinde birçok  pozitif etkisi olacaktır. Kadınların çalıştığı ailelerde tasarruf oranları daha yüksektir. Çalışan kadınlarda doğurganlık oranı ve çocuk ölüm oranı düşmekte, dolayısıyla, aileler sağlık ve eğitime daha büyük pay ayırabilmektedir. Çalışan kadınlar elde ettikleri gelirleri erkeklerden farklı olarak kendileri için değil, ağırlıkla ailesi için harcamaktadır. Erkekler kazançlarından alkol, sigara, eğlence gibi harcamalara pay ayırırken, kadınlar kazançlarını daha çok çocuklarının eğitimine ve sağlığına harcamaktadır. Dolayısıyla, çalışan kadın sayısının artması genç kuşakların daha iyi eğitilmesine ve daha sağlıklı yetişmelerine olumlu etki yapacaktır. Kadınların iş gücüne katılım oranlarını arttırabilmek için her eğitim düzeyinde, kadınları çalışmaya teşvik edecek kurumsal politikaların tasarlanması ve uygulanması gerekmektedir. Çalışan kadına yönelik kültürel önyargıları geriletecek bir zihniyet ikliminin yaratılması gerekmektedir.

Biliyorsunuz, işsizliğin artmasının sebebi olarak Sayın Bakanımız Mehmet Şimşek, kadınların iş gücü piyasasına girmesini göstermişti. Kadınların iş gücü piyasasına girmesine önyargıyla bakılması ülkemizin kalkınmasının önündeki kültürel bir engeldir.

Kadının iş gücüne katılım oranı yüzde 50’nin altında olup kalkınmış bir ülke örneği yoktur. Bu nedenle, kadının iş gücüne katılımında kurumsal ve kültürel çeşitli faktörlerin görece etkilerinin araştırılması ve bu faktörler bazında farklılaştırılmış politikalar geliştirilmesi çok önemlidir.

Kadının ekonomik olarak güçlenmesi kadına yönelik şiddetle mücadelede de önemli adımlar atmamızı sağlayacaktır. Kadınların eğitim düzeyinin artırılması için yapılacak çalışmalar hem ekonomik olarak güçlenmelerini hem de kadınlara yönelik insan hakları ihlallerini engelleyecektir. Benzer işte çalışan kadın ve erkek arasındaki ücret farklılıkları, işe alınmada uygulanan ayrımcılıklar, terfilerde yapılan ayrımcılıklar, küçük çocuklar için kreş, bakımevi desteğinin yeteri kadar olmaması, toplumsal zihniyetin kadına geleneksel evde çalışma rolü vermesi kadının iş gücüne katılımının önünde yer alan önemli engellerdir. Bu sorunlar beraberinde kadınlara yönelik insan hakları ihlallerini de getirmektedir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından hazırlanan kişi başına düşen gelirin yanında ortalama eğitim süresi, doğumda yaşam beklentisi gibi eğitime ve sağlığa ilişkin göstergelerin de kapsandığı 2011 yılı Gelişmişlik Endeksi sonuçlarına göre Türkiye 92’nci sıradadır. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde ise Türkiye 77’nci sıradadır. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2012 yılı Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre, Türkiye, geçen yıla göre 2 basamak gerileyerek 135 ülke arasında 124’üncü sırada yer almıştır. Bu rakamlar, Türkiye'nin kalkınabilmesi için daha çok fazla reform yapması gerektiğini göstermektedir. Burada, kadının önemi unutulmamalı, kadının toplumda güçlenebilmesi için eğitimden istihdama önündeki engellerin kaldırılması için her türlü politikaların araştırılması, geliştirilmesi ve yürürlüğe konması gerekmektedir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akova.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Antalya Milletvekili Sayın Gökcen Özdoğan Enç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin Meclis araştırması açılması konusundaki grup önerisi aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplumsal cinsiyet, belirli bir zamanda, belirli bir mekânda, belirli koşullar içinde bir toplumun erkeklere ve kadınlara hangi kimliği tanıdığı, hangi rolleri ve işlevleri yüklediğiyle ilgilidir. Bu bağlamda “toplumsal cinsiyet” kavramı uluslararası literatüre yaklaşık otuz yıl önce girmiştir ve hâlâ tam olarak ne anlama geldiği, nasıl karşılık bulduğu da tartışılmaktadır. Ülkemizde 1980 sonrasında sürdürülen mücadeleler sonucunda toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bir kısım aşama kaydedilmiştir, ne yazık ki yeterli değildir. Bu anlamda ben, bizden önceki on yıla bakmak istiyorum.

Biliyorsunuz, 2009 yılında Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kuruldu. Fırsat Eşitliği Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik amaçla kuruldu. Bizi, iktidar partisini sürekli, ayrımcılıkla, kadını eve hapsetmekle suçlayan bir kısım gruba da 2009 yılında, aslında, biz ilk cevabı vermiş oluyoruz böylece. Akabinde, Sayın Başbakanımızın imzasıyla kadın istihdamının artırılması ve fırsat eşitliğinin sağlanması konulu Başbakanlık genelgesi 2010 yılında yayınlanarak yürürlüğe girdi. Tabii ki, bu genelge de çok önemli bizim için. Öncelikle, farkındalık yaratmak adına önemli çünkü hem kamu kurumlarında hem özel sektörde maalesef –bunu maalesef olarak söylüyorum- zaman zaman kadın-erkek fırsat eşitliğinin sağlanmasına dönük bir farkındalık oluşturulmadığını görüyoruz. Bu bağlamda, bugün bu genelgeyi çok önemsiyoruz ve takipçisiyiz.

Bunun dışında, biz AK PARTİ Grubu olarak çok önemli bir eşik olarak gördüğümüz 2010 yılında gerçekleşen anayasal bir değişiklik var. Bu anayasal değişiklik de şu şekilde sayın milletvekilleri: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Yani bu anayasal değişiklikle, aslında bu fırsat eşitliğini devletin sağlaması gerektiğini de üstüne basa basa vurgulamaktayız.

Bunun dışında, bu yasal çerçevelere, aslında ne kadar yasal çerçevede bu alana hapsederseniz hapsedin siz farkındalık oluşturmadığınız sürece, toplumsal bilinci oluşturmadığınız sürece çok fazla yapabileceğiniz bir şey yok.

Ben aslında şu konuya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu toplumsal bilinci oluşturmak için biz her zaman şunu söylüyoruz, eğitim, eğitim, eğitim. Biraz önce ifade ettiğim gibi, işte, “3 çocuk yapın. Kız çocukları evine kapansın, başka hiçbir şey yapmasın...” Eğer gerçekten biz bu anlayışta olsak…

Size birtakım oranlar vermek istiyorum izninizle, okullaşma oranlarından bahsetmek istiyorum. 2002 yılında ilkokulda 88,4 iken, 98,56’ya çıkartmışız ilköğretimde. Biz mi kızları eve hapsediyoruz? Ortaokulda 42,9 iken 66,14’e çıkartmışız. Hakeza üniversiteyi de söyleyeyim -ki bu oran bizim için düşük bir oran, biliyorsunuz biz 2023, 2071 hedefi olan, vizyon sahibi bir partiyiz- üniversite oranlarımız da 2002’de yüzde 12,1’den yüzde 32,65’e çıkmış. Yeterli mi? Tabii ki yetmez, ama bizim hayallerimiz var, her zaman söylüyorum bunu ve millet desteğiyle, inşallah bu oranları da yükselteceğiz ki yine STK’larla birlikte iş birliği yaparak bu “Haydi Kızlar Okula”, “Ana Kız Okuldayız” gibi toplum destekli projelere de AK PARTİ ve Hükûmetimiz sahip çıktı.

Arkadaşlar, 2002 yılında 873 bin kız çocuğu okula gitmezken, bu oran 56 bine düşmüştür. Biz bu oranı daha da düşürmek için Millî Eğitim Bakanlığımızla birlikte yine seferberlik hâlindeyiz.

Çok önemli bir konu daha var arkadaşlar. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin bir toplantısına gitmiştik geçtiğimiz senelerde. Konu “eşit işe eşit ücret”ti. Gerçekten Avrupa Birliği ülkeleri içler acısı durumda, yüzde 17’lik bir oran var. Ama Türkiye’de biliyorsunuz ki İş Kanunu’nda yine bir maddemiz var, onu da okumak istiyorum: “Cinsiyet nedeniyle eşit değerde iş için daha düşük ücret verilmeyecektir.” Yani biz bunu kanunlaştırmışız. Ne yazık ki birtakım güruhun “çağdaş, modern” diye gıptayla baktığı Avrupa ülkelerinde bu, kanunlaşmamış durumda.

Ben Antalya’la ilgili ufak bir örnek vermek istiyorum: Özellikle turizm sektöründe kadın bir garson 800 milyon alıyorsa erkek garson da 800 milyon alır. Yani bunun arasında herhangi bir kıstas, herhangi bir engelleme, “Sen kadın olduğun için daha az ücret alacaksın.” dayatması yoktur ki yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız da zaten bunun takipçisidir.

Ayrıca, istihdamla ilgili bir konudan daha bahsetmek istiyorum. Bizim, biliyorsunuz, hedefimiz var dedim. Biz istihdamı yüzde 23’lerden yüzde 31’lere çıkartmış bir hükûmetiz. Bence bu, çok önemli. Kadın istihdamı demek, kadının ekonomik anlamda güçlenmesi demek, kadının görünür olması demek. Biz kadını görünür yapmak adına almış olduğumuz tedbirler neticesinde bunu başaracağız. İnşallah, 2023 hedefimiz de bunu yüzde 38’lere çıkartmak.

Bu anlamda, İş Kanunu’yla ilgili birtakım değişiklikler yapmıştık, çok az zamanım kaldı, bunların kısa kısa üstünden geçmek istiyorum: Engelliler, hamile, doğum yapan memurlar gece vardiyası ve nöbetlerden muaf yani gece vardiyasından kadınlar ve memurlar muaf tutulmuş durumda. Aslında “eşit işe eşit ücret” noktasında tam zamanlı ve kısmi zamanlı yani part-time çalışma koşullarını da bizim Hükûmetimiz son olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız bir açıklamasında dile getirdi. Doğum izniyle ilgili, özellikle, yirmi dört haftaya çıkartılmasıyla ilgili bir çalışma var. Kamu kurumlarında kreş sorununun giderilmesiyle ilgili bir çalışma var. Doğum iznine ayrılan kadının doğumdan sonra işe alınmasıyla ilgili bir çalışma var. Onun dışında, maliyetinin kamu tarafından karşılanması var, yani doğum iznine çıkan kadının sosyal güvencesinin karşılanmasını devlet üzerine alacak. Çocuk sayısına göre kadınlar açısından emeklilik yaşının aşağı çekilmesiyle, yine kadınların istihdamını artırmak için, biraz önce söylediğim gibi, genel anlamda, hani kamuoyunda part-time çalışma koşullarının düzenlenmesiyle de ilgili gerçekten hem Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız hem de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız hassasiyetle çalışıyor.

Ben şunu da ifade etmek istiyorum: Bu 3 çocuk meselesinde Sayın Başbakanımızın ifadesi bir tavsiyedir, bir zorunluluk değildir. Diğer siyasi partilerdeki milletvekili arkadaşlarımız bunu çok sık dile getiriyor. Yani bunu ben çok üzücü buluyorum. Bu tavsiyeyi zorunluluk şeklinde addediyorsunuz. Yapabilecek de çok fazla bir şeyimiz yok işin açıkçası.

Onun dışında, KOZA’larla ilgili bir milletvekilimiz bir şey söyledi. Arkadaşlar, şiddet önleme merkezleri Türkiye'nin 10’dan fazla ilinde hizmet vermektedir ve bence bir devrimdir. Arkadaşlar, 7X24, şiddet gören kadın, evinden terliğiyle çıktığı zaman oraya gidebilir. Yani bunu bile eleştiren zihniyeti ben millete havale ediyorum. Bu, alkışlanması gereken bir çalışmadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Oraya gittiniz mi hiç bilmiyorum, bir gidin eğer gitmediyseniz, ben sizi Antalya’da ağırlayabilirim. Orada, bir psikolog, İŞKUR’dan bir görevli arkadaş, doktoru, hemşiresiyle birlikte 7X24 görev yapmaktalar. Yani buna dışarıdan bakarak tabii, birtakım şeyler söylemek bazılarımız için çok kolay, biz buna alıştık.

Birkaç konu daha var temas etmek istediğim. Bence ve bizce, hiçbir konu siyaset üstü değildir, her şey siyasetin içinde tartışılır. Bir taraflara havale etmek, muhafazakâr demokrat parti olan AK PARTİ’nin geleneğinde yoktur. Bu kadın sorununu da siyaset içinde çözebiliriz, anlayışla.

Onun dışında söyleyecek çok şey var, vaktim azaldı. Bu grup önerisiyle ilgili çok ufak bir şey daha: Zaten bizim Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonumuz da alt komisyon olarak 2012’de… Bazı arkadaşlar zaman zaman fırsat bulduğunda katılıyor ama zaten istihdamla ilgili bir alt komisyon var. Bu yüzden, grup olarak, aleyhte karar veriyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Enç.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Gökcen Hanım, buradan da alkış aldınız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Çok teşekkür ederim.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Konuşmacı, konuşmasında özellikle “toplumsal cinsiyet” kavramı üzerinden bir tartışma yürüterek yanlış bilgilendirme yaptı. Düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in BDP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında kullandığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

 

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerçekten, kadınlar olarak bu kürsüyü daha sık kullanmamız gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. Sayın Hatibin ifade ettiği “Toplumsal cinsiyet kavramı henüz tartışmalıdır.” şeyi… Bizce tartışma diye bir durum yok ama biz AKP iktidarının bunu tartıştığını biliyoruz. Geçen dönem, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda “toplumsal cinsiyet” kavramı, AKP’li kadın vekillerin imzasıyla geri çekildi. Sonra öğrendik ki  bunu “eşcinsel” kavramıyla bir tutan yaklaşımlar varmış. Bence bu konuda AKP’li vekil arkadaşlarımız, özellikle kadınlar, “toplumsal cinsiyet”in ne anlama geldiğini bir defa, kendi içlerinde tartışabilirler. Sonuçta, kadınlar ve erkeklerin toplumda geleneksel kadınlık ve erkeklik rolleri her gün yeniden üretilmekte ve bugün kadınların yaşadığı temel sorun da burada ifade ediliyor. Dolayısıyla, daha kavramları bile anlamadan bu konuda bir tartışma yürütmenin kendisinin problemli olduğunu düşünüyoruz.

Diğeri, KOZA’lara ilişkin değerlendirme. KOZA’ların önemli olduğunu… Kadına yönelik şiddet izleme merkezleri yıllardır kadınların önerdiği bir şey ama siz bunu merkezîleştirirseniz, bütün bilgileri merkezîleştirirseniz; belediyelerde, yerel örgütlerde kadınların durumunu denetime açmayan bir hâle getirirseniz… Burada, istediğiniz gibi, kadınlar terliğiyle gelemiyorlar yani. Merkezî yerler, Ankara ve Urfa da kadınların öyle terliğiyle gelip de şey yaptığı noktalar değil.

Buradan AKP’li kadın milletvekillerine şunu öneriyorum: Açık bir oturumda tartışalım, basında. Kadın örgütleriyle birlikte, şiddet önleme merkezlerinde yaşanan sorunları birlikte tartışalım. Var mısınız, yok musunuz? Madem iyi şeyler yapıyorsunuz, gelin, birlikte, kadın örgütleriyle birlikte “Bunların aksaklıkları ne, sorunları ne, kadınlar niye buna itiraz ediyor, biz bunu nasıl önleyebiliriz, uygulamadaki sorunları nasıl geliştirebiliriz?” konusunu birlikte tartışalım. Bu kadar politika yapmaya gerek yok; bir.

İkincisi, kadın meselesinin kendisi politik bir meseledir, tabii ki politik alanda çözülmek durumundadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan gerçek anlamda eşitlik olması mümkün değil. Siz istediğiniz kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – …çok süslü sözler söyleyebilirsiniz, bunun bir anlamı yok.

Teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tuncel.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşları tarafından, kadın ve erkek istihdamı arasındaki uygulama farklılıklarının araştırılması amacıyla 20/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın ve 20 milletvekili tarafından, Esenyurt Belediyesinin yaptığı imar usulsüzlüğünün ve bu konuda mağdur olan vatandaşların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 12/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 6/3/2013 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                               İstanbul

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın ve 20 milletvekili tarafından, 12/2/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Esenyurt Belediyesi'nin yaptığı imar usulsüzlüğü ve bu konuda mağdur olan vatandaşların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (717 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 6/3/2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Aydın Ağan Ayaydın… (CHP Sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Esenyurt’ta yaşanan imar skandalıyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğum araştırma önergesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin gündeme taşıdığı bu grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’un Esenyurt ilçesinde gerçekten bir imar skandalı yaşanıyor. Esenyurt Belediye Başkanlığı, emsali 2,50 olan imar durumuna, kendi kafasına göre vermiş olduğu emsallere göre, deprem bölgesi olan, heyelan bölgesi olan ve zemin etütleri müsait olmayan bölgelerde 28 katlı binalara yasa dışı, hukuka aykırı bir şekilde imar durumu vermiştir ve bu verilen hukuk dışı imar durumuna göre hazırlanan maketlere bakarak vatandaşlarımız ellerindeki birikimlerini götürüp oraya peşinat olarak vermiş, geri kalan bölümlerini de banka kredisi alarak borçlanmışlardır. Ancak daha sonra bu verilen imar ruhsatlarının, imar durumlarının hukuka uygun olmadığı ortaya çıkmıştır ve maket üzerinde kalan o hayalî konutlar karşısında paralarını kaybeden 25 bin “Esenyurtzede” ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Bunların durumları ne olacak? Bunların bir an önce açıklığa kavuşması lazım, bunların sorumlularının bulunması lazım.

Süreç nasıl işlemiş, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum: Büyükşehir belediyeleri, ilçeler için 1/5.000’lik imar planları yapar. İlçe belediyeleri de 1/1.000’lik imar planlarını yaparken büyükşehir belediyelerinin yapmış oldukları 1/5.000’lik imar planlarına uygun hazırlamak zorundadırlar. Esenyurt Belediyesinin yapmış olduğu 1/1.000’lik imar planları, ne yazık ki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının yapmış olduğu 1/5.000’lik imar planlarına tamamen aykırıdır. Büyükşehir Belediyesinin hazırlamış olduğu 1/5.000’lik imar planında emsali 2,50 olan yerlere 14 emsal vererek, 5 katı kadar, 6 katı kadar yüksek emsal ile ne yazık ki imar durumunu ve ruhsatları vermiş. Ruhsatı alan inşaat firmaları da hukuka aykırı olarak Esenyurt Belediyesi tarafından kendilerine verilen planlara göre binalarının maketlerini yapmış, 28 katlı, 30 katlı binaları yapacağını vatandaşlara taahhüt etmiş ve vatandaşlardan paralarını alarak bir nebze onların dolandırılmasına sebebiyet vermişlerdir.

Şimdi, verdikleri birkaç imar planını sizlerle paylaşmak istiyorum: Esenyurt Belediyesi, Büyükşehrin 5.000’lik imar planında 2,50 emsali olan 2761 ada 17 parselde, Symbol (Karden) İnşaata 2,50 emsal vermesi gerekirken 13,99 emsal vermiş, 36.440 metrekarelik inşaat alanı olması gereken yere 203.941 metrekarelik inşaat yapma ruhsatı vermiştir. Yine,  Newista Residence, 3 emsali var; 12,38 emsal verilmiş. Lavinya City, 2,50 emsali var; 11,41 emsal verilmiş. Blue Residence, 2,50 emsali var; 10,63 emsal verilmiş. Fi Side, 2,50 emsali olan yere; 9,32 emsal verilmiş. Terrace Mix, 3 emsali olan yere; 8,76 emsal verilmiş. Fi Tower 2,50 emsali var, 8,21 emsal verilmiş. Bunları çoğaltmamız mümkün, hepsine 5.000’liğe aykırı imar durumu vermiş ve buna göre vermiş olduğu ruhsatlarla inşaat firmaları, maketlerini hazırlamış, müşterilerine pazarlamış, parasını almış, inşaatları da yapmaya devam ediyor. İnşaatların bazıları bitmiş -28 kat- bazıları henüz bitmemiş, devam ediyor.

Şimdi, Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Esenyurt Belediyesinin bu vermiş olduğu inşaat ruhsatlarına esas teşkil eden 1/1.000’lik imar planlarını iptal etmiş, demiş ki: “Senin hazırlamış olduğun bu imar planı, bizim hazırlamış olduğumuz 5.000’lik imar planına aykırıdır, bu şekilde vermiş olduğun ruhsatları geçersiz kabul ediyorum.” Buna rağmen, Esenyurt Belediyesi geri adım atmamış, aynı planları yeniden yaparak bu sefer parsel bazlı imar planları yapmış ve bunları tekrar Büyükşehre göndermiş. Bu arada, binalar yapılmaya devam ediyor, binalar yükselmeye devam ediyor. Bunu, hem Esenyurt Belediyesi görüyor hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi görüyor, hiç kimse de bu binaları, hukuka aykırı yükselen bu binaları durdurmuyor, hukuka aykırı ruhsatlarla yapılan bu binaların satışlarını durdurmuyor; insanlarımızın mağdur olmasına seyirci kalıyorlar.

Büyükşehir Belediyesi ve İçişleri Bakanlığı müfettişleri, bunun üzerine, geliyor, inceleme yapıyor. Hem Büyükşehir Belediyesi hem de İçişleri Bakanlığı müfettişleri, Esenyurt Belediyesinin vermiş olduğu bu ruhsatların, bu imar durumlarının yasaya aykırı olduğunu tespit ediyor ve bunu raporlarına yazıyor. Dolayısıyla, tamamen Esenyurt Belediyesinin vermiş olduğu hukuka aykırı ruhsatlarla insanlarımız mağdur edildiler, dolandırılmalarına sebebiyet verildi. Bu, az sayıda insan değildir, 25 bin “Esenyurtzede” yaratıldı. Bu insanlarımız, Esenyurt Belediyesine güvendi, İstanbul Büyükşehir Belediyesine güvendi, devletine güvendi. Devletin vermiş olduğu ruhsatları görerek gittiler, maketler üzerinden bütün birikimlerini ortaya koyarak oradan ev hayalini satın aldılar. Ama o insanların şimdi ne ortada evleri var ne de ortada başlarını sokabilecekleri bir yerleri var; üstelik eldeki bütün birikimlerini kaybettiler, bir de bankalara borçlu durumda kaldılar.

Sadece mağdur olan bu Esenyurtzedeler değil, aynı şekilde belediyenin ruhsat verdiği inşaat firmaları da mağdur oldular. Onlar da belediyeye güvendiler çünkü belediye onlara ruhsat verdi. Belediyeden aldıkları ruhsatlarla binalarını yaptılar, sonra dediler ki: “Biz size hukuka aykırı ruhsat vermişiz.”

Şimdi, Esenyurt’un AKP’li Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu televizyonlara çıkıyor. “Ne olmuş? Bir iki tane inşaat firmasının yaptığı yanlışlar, bunları zaman içerisinde düzeltiriz.” diyor. Böyle bir şey olur mu? 25 bin aile dolandırıldı, hukuka aykırı işlemlerle dolandırıldılar. Büyükşehir Belediyesi ve İçişleri Bakanlığı diyor ki: “Esenyurt Belediyesinin vermiş olduğu bu imar durumu yanlıştır, hukuka aykırıdır. Mağdur olan insanların sorunları çözülmeli.”

Bir an önce Hükûmet ve iktidar el ele verelim, bir araştırma komisyonu kuralım ve mağdur olan bu insanların mağduriyetini giderelim, varsa sorumlular bu sorumluların da ortaya çıkmasını sağlayalım.

Pazar günü, hukuka aykırı bu ruhsatlarla paralarını kaybeden Fi Yapı mağdurları adına Yüksek Mimar Osman Daldaloğlu bana bir mail atmış: “Biz artık intiharın eşiğine geldik, bu sorunumuza bir çözüm bulunsun. Pazar günü saat 12.00 ile 14.00 arası Taksim’de Galatasaray Meydanı’nda bunu protesto edeceğiz. İktidar partisi bu işimizi çözsün, bu sorunumuzu gidersin.”

Şimdi ben de Cumhuriyet Halk Partisi adına iktidara sesleniyorum: Sizin Belediye Başkanınızın yaptığı bu hukuka aykırı işlemi… Gelin, bir araştırma komisyonu kuralım, birlikte oturalım, bu insanların mağdur olmalarını önleyecek tedbirleri alalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayaydın.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; CHP grup önerisi aleyhine söz aldım. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP’nin grup önerisi aleyhine olduğumuzun nedenlerine gelmek isterim. Değerli arkadaşlar, Meclisimiz son zamanlarda çok yoğun işler, çok önemli reformlar yapma iradesini çok net ortaya koyuyor. Çok lokal sorunların, Meclisin gündemi olmaksızın çözülebilecek idari sorunların, yargının, belediyenin, belki bir bakanlığın çözebileceği sorunların bu Meclis gündemini saatlerce işgal etmesini ben çok şık bulmuyorum. Usul ekonomisi bizim medeniyet algımızın esaslarından bir tanesi. Biz, çok konuşup az iş yapmak yerine az konuşup çok iş yapmayı tercih eden insanlarız. O yüzden, Esenyurt Belediyesinin yapmış olduğu “iddia edilen hatanın veya olmayan durumun” bu Meclisin saatlerce gündemini almasını şık bulmuyorum.

Ben, Sayın Ayaydın’ı çok saygın bir kişi olarak tanırım, bilirim yıllardan beri. Bu konuyu beraber Meclisin dışında konuşuruz. Ben gerekli belgeleri, bilgileri gösteririm kendisine. Beraber yapacak bir şey varsa yaparız, hiç sorun değil. Çünkü, AK PARTİ iktidarı on yıldan beri kendine düşen her türlü işi muhataplarının az veya çok olmasına bakmaksızın sorunu olan, bir inşaat firması da olsa, bir kişi de olsa bunu masaya yatırıp çözmek bizim en büyük gururumuz diye düşünüyorum. Esenyurt’ta sorun yaşayan insanlar varsa -ki az sayıda var- bunu çözmek de bizim görevimiz fakat Meclisin işi değil değerli arkadaşlar.

Bakınız, öncelikle, CHP’nin bu grup önerisine neden hayır dediğimizi ifade etmek istiyorum. Bir defa, çok özensiz hazırlanmış. Her paragrafta çok farklı ifadelerin, çok ciddi çelişkilerin olduğu bir önerge. Bir paragrafında “Çok fazla ihmal verilmiş, yanlış yapılmış.” denirken bir diğer paragrafta “Neden bu kadar ihmal verilmiş?” denmekte. Yani yapalım mı, yıkalım mı, buna karar verememiş bir önergenin tarafımızdan kabulü mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, bir de öncelikle, bu soruna baktığımızda bir siyasi tespit olmaktan öteye geçmediğini görüyoruz. “25 bin kişi var, 50 bin kişi var” vesaire… Bunlara sizin de inanmadığınızı düşünüyorum Sayın Başkan. Çünkü 2009’dan bugüne, yani köyken, beldeyken ilçe olan Esenyurt’un kurulmasından bugüne tam 13.600 tane ruhsat verilmiş, 13.600 ruhsat; dile kolay, çok büyük bir sayı. Esenyurt Belediyesi, Türkiye'nin 18’inci büyük belediyesi. Siz, 13 bin küsur ruhsat verdiğinizde 3 tane, 5 tane ruhsatın yanlış olmasını göze alabilirsiniz değerli arkadaşlar. Böyle, Anadolu’da bir tabir vardır: “Atla deve değil.” derler. “Çok büyük sorunlar var.” falan değil. Ama, bir şey daha biliyoruz, mesele, Esenyurt’taki mağdurların sorununu çözmek değil, mesele, Esenyurt’tan yola çıkarak “İstanbul’da AK PARTİ belediyelerine bir tokat atılabilir mi?” diye bir yanlış hesap arkadaşlarımız; yanlış, böyle bir şey olmaz.

Belediyecilik AK PARTİ’nin işi, belediyecilik bizim işimiz değerli arkadaşlar. Esenyurt’un CHP’li belediye zamanında hangi hâlde olduğunu, tüm ruhsatlı yapıların -evrakları elimde var- yüzde 5’i geçemediğini ama bugün Esenyurt’un yüzde 100’ünün, tümünün ruhsatlı olduğunu bütün evraklar göstermekte. Esenyurt’ta kaçak yapı yok değerli arkadaşlar. Esenyurt’u çevresindeki -isim vermeyeceğim polemik olmasın diye- CHP’li belediyelerle kıyaslarsanız -yolunu, altyapısını, imarını, yeşil alanını- ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Son ilçe döneminde Esenyurt’ta 2,5 milyon metrekare -bakın dile kolay- yapılan yeşil alan var değerli arkadaşlar. Esenyurt âdeta bir sayfiye alanı olmaya başladı, Esenyurt âdeta örnek bir kent hâline gelmeye başladı. Bir daha söylüyorum, 13 binin içerisinde bırakın 5 tane, 10 tane olabilsin, olmasın ama olabilir diye söylüyorum.

O yüzden, değerli arkadaşlar, 3-5 tane olan sorunu da -bugün ben tüm ilgililerle görüştüm- Büyükşehir Belediyemiz mart ayı Meclisinde, olmadı nisan ayı Meclisinde gündeme alıp bu konuyu çözecek inşallah. Bunlar çözülmeyecek sorunlar değil. Türkiye’deki sorun Esenyurt’un sorunu değil, sorun ruhsata göre, plana göre iş yapmayıp makete göre üretim yapan arkadaşlarımızda. Bakınız, ben, sorunun müteahhit tarafı, alan tarafı, belediye tarafı, geç karar veren yargı tarafı sorumlu falan demiyorum, sorunun birkaç tarafı var ama bunu çözmek mümkün diye söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, 2008 yılına kadar Esenyurt’taki bölge planlarına hiçbir şekilde aykırı yapılanma olmadı. 2008’den sonra açılan davalarda, 2010 yılında Danıştay bu bölge planını iptal etti. Aradaki bu dönemde -ki yerel mahkeme de iptalin iptali kararını verdi- yapılan bu inşaatlarda -ki bir on beş-yirmi küsur senedir- yapıların sıkıntıları var.

Efendim, şuradaki adresin 2,5 emsali var, burada niye 1,5 var? Böyle bir hesap olabilir mi Sayın Ayaydın? Böyle bir şey olabilir mi? Oranın toprak yapısıyla, oranın iş ilanı standardıyla, oranın altyapısıyla her taraf aynı olabilir mi? Şöyle plan düşünebiliyor musunuz: Bütün Esenyurt üç plan olsun, 2,5 emsali olsun. Böyle bir şey olabilir mi? Tabii ki her bölgenin, her mahallenin, her sokağın, her yerin mutlaka özel planı olacaktır. O yüzden, “Onun niye var, benim niye yok?” Zaten sorun bu.

Adam maketi yapmış, emsali ruhsatta 1,5 kat, 1,5 emsali var ama 2,5 emsale göre bina yapar gibi bir maket yapmış, satış yapmış, “Ben şimdi 1,5’u 2,5’a alamadım.” diyor. Böyle bir zorunluluğu yok ki, böyle bir şartımız yok ki. Bakınız, sorun, yanlış ruhsatta değil; “hukuka aykırı ruhsat” dediniz, sorun, hukuka aykırı ruhsatta değil, sorun, ruhsata aykırı binada arkadaşlar. Bu, çok önemli.

Bakınız, CHP’li belediyelerin -kimse kızmasın- ağzına “belediye” lafını alırken on defa düşünmesi lazım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah’tan kork Bülent.

BÜLENT TURAN (Devamla) – On defa düşünmesi lazım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah’tan kork.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Özgürcüğüm, bazen susmak, bağırmaktan daha etkili olabilir. Sus, iki dakika dinle. Ben dinledim, siz de dinlerseniz keyif alabiliriz karşılıklı olarak. Belgelerin hepsi elimde, anlatırım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Göster.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bak, “Allah’tan kork.” dersen, elimde var, gösteririm. İZSU elimde, “yamyamlar” elimde, İSKİ elimde, hepsi elimde. Ama bunlara girmeyeceğim şimdi, polemik yapmayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sorulan sorulara cevap ver sen.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Mesele, Esenyurt’un sorununun çözülmesidir. 2008 planlarının iptaline bağlı olarak sorunları vardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yüz yıldır aynı şeyleri konuşuyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Mart, olmadı nisan ayında Büyükşehir Belediyesi bu planları gözden geçirecek, mahkemenin talep ettiği, yargının uygun gördüğü…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bizimkileri söyle, bizimkileri.

BÜLENT TURAN (Devamla) - …karara uygun olarak tekrar bölge planlarını yaparak sorunu çözecek değerli arkadaşlar.

Bakınız, konuyla ilgili samimi olarak kanaatinizi ortaya koymak isterseniz… Hepsinin videosunu gösteririm, haberlerde müteahhitlerle görüşülmüş, ben izledim az önce. Haberlerde müteahhitler “Yanlış yaptık, böyle yapmamız lazımdı.” diyor. Bunu müteahhit söylüyor. Alan kişi, “Ruhsata bakmadık, makete baktık, hata yaptık.” diye söylüyor. İlçe Belediye Başkanış, “Ben defaatle uyardım, böyle yapmayın.” dedim diyor. Büyükşehir, orayı durdurmak için çalışıyor ama bizim arkadaşlarımız çıkıp “Efendim niye böyle yaptınız?” diyorlar.

Bir defa, “25 bin” sayısı da hayalidir, “çok büyük sorun varmış” da hayalidir, Esenyurt çevresinde birçok AK PARTİ’li belediyede olduğu gibi örnek gösterilen, standartları artırılan, altyapısıyla, kültürel çalışmalarıyla, yeşil alanıyla ciddi işler yapan belediye.

Her şeye rağmen şunu eklemek isterim.

Özgür, sevgili dostum, şunu söyleyelim her şeye rağmen.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Adam Manisa’da, İstanbul’u anlat, Aydın Bey’e anlat. 

BÜLENT TURAN (Devamla) – Diyorum ki, her şeye rağmen, hatalı olan varsa, müteahhitse müteahhit, belediyeyse belediye, memursa memur… Zaten yargı bu yüzden yok mu? Görev ihmali varsa, kusuru varsa zaten hesabı verilecektir, o kadar açık söylüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sülün Osman AKP’li olsa, çıkacak, onu da savunacaksın!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama siz sorunu çözmek yerine “AK PARTİ belediyelerini nasıl sıkıştırırız?” derdinde olursanı,z çok yanılırsınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nasıl getireceksin?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu dolandırıcıları savunmayın ya!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bak, beni tahrik ediyorsunuz bir şey daha söylerim. Esenyurt Belediyesi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, bu dolandırıcı işleri savunmayın. Allah’ınızı seversen cesaret buluyorlar ya!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yapma Bülent!

BÜLENT TURAN (Devamla) - …gidin, gezin, görün gurur duyacaksınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Müfettişi yargılıyorsunuz!

BÜLENT TURAN (Devamla) - Haydar Bey, bak Sadi’nin bir sözü var, kızmak yok söyleyeceğim, çok  bağırdığın için söylüyorum. Diyor ki Sadi: “Mürüvvetsiz eşek arısına demişler ki, ‘Bal yapmıyorsun, bari sokmaya çalışma!”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben bir sokarsam uyuyamazsın ama…

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bir şeye faydanız yok, bari ses çıkarmayın da hiç olmazsa faydası olsun. Esenyurt Belediyesinin sorunları…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Terbiyemi bozdurma!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Müteahhidin de, oradaki mal sahibinin de, müşterinin de sorunu bizim sorunumuz. Çö-ze-ce-ğiz! Kıskanmayın, sıkılmayın, çözeceğiz. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onu geçeceksin.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Zaten, yine ayrıntıya girmedim, AK PARTİ’li belediyelerden önce Esenyurt Belde Belediyesi CHP’liydi. Onun da kararlarını göstereyim mi? Şu anda dosyası Yargıtayda. Beş yıldan fazla ceza aldı, ruhsattan, yanlıştan, şundan bundan. O yüzden diyorum, CHP’li belediyelerin, ağzına AK PARTİ’li belediyeyi alırken on defa düşünmesi lazım. Esenyurt’un CHP’li hâli ile AK PARTİ’li hâli, gece ile gündüz gibi. O yüzden bu konuda çok daha sakin, çok daha ön yargısız meseleye bakarsak çözülemeyecek bir sorun olmadığı kanaatindeyim.

Ben grup önerisi aleyhinde oy vereceğimizi, sorunun az sayıda muhatabıyla da konunun çözüleceğini ümit ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın konuşmacı konuşmasında Esenyurt Belediyesine ilişkin olarak Sayın Ayaydın’ın yaptığı değerlendirmelere cevap verirken, bu cevabın ötesine geçerek, Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerini konu almak suretiyle partimize sataşmada bulunmuştur efendim.

BAŞKAN – Şimdi ben, Sayın Ayaydın, sizi de dinleyeyim.

Söz vereceğim ama bir dakika, Sayın Akar da orada, çünkü durmaz. Sırayla hepinizi dinleyeyim Sayın Hamzaçebi, söz vereceğim size.

Buyurun.

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Ben de, konuşmacı ismimi zikrederek gerçek dışı sözler söyledi, o düzeltmeleri yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Peki, siz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 69’uncu maddeye göre, yine konuşmacı benim ismimi zikrederek “Bal yapmayan arı.” şeklinde hakarette bulunmuştur. Ben ona nasıl sokulacağını göstermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, siz buyurun.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güneş balçıkla sıvanmaz, mızrak çuvala sığmaz. Ben 17 Şubat 2013 tarihinde Esenyurt Belediyesi sahasına gittim, bütün bu ihtilaflı konut inşaatlarının olduğu alanları gezdim, ilçe örgütümüzle birlikte hepsini tek tek dolaştım. Orada nasıl bir şehir cinayeti işlendiğini, vatandaşlarımızın nasıl dolandırıldığını ve bu dolandırıcılığı Belediyenin şemsiyesi altında o kişilerin, o şirketlerin nasıl gerçekleştirdiklerini gözlerimle gördüm.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bir tane dava yok Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Dinlerseniz öğreneceksiniz.

Siz, sanıyorum, o inşaatları gidip gezmiş değilsiniz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Her gün oradayım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – O inşaatları gidip gezmiş olan milletvekili kürsüden böyle konuşamaz. Oralarda 2 emsal yerine 10 emsalle yapılan inşaatlar var. 2 emsal nedir? Bilmeyen arkadaşlarımız veya izleyen vatandaşlarımız için söyleyeyim, bin metrekarelik inşaata 2 bin metrekare inşaat yapma hakkı var demektir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Arsaya, arsaya…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – 10 emsal derseniz 20 bin metrekare inşaat demektir. Evet, Belediye bir ruhsat vermiş. Ruhsatta 2 emsallik bir inşaat hakkı varken, o şirket, 20 emsal, 10 emsal, 15 emsal, 8 emsal, 5 emsal, 7 emsal -her neyse, bloklara göre değişiyor- inşaat yapmış. Bu inşaatları şirket yaparken Belediye ne iş yapıyordu acaba? Belediye Başkanının o kaçak inşaatlara müdahale etme yetkisi yok muydu ve bu müdahaleyi yapmayan Belediye Başkanı hakkında İçişleri Bakanı neden işlem yapmadı da bu kadar insan mağdur oldu? Acaba o Belediye Başkanının AKBİL davasında Sayın Başkanla beraber yargılanıyor olması o Belediye Başkanı hakkında işlem yapılmamış olmasının gerekçesi midir? (CHP sıralarından alkışlar) O nedenle mi müdahale etmemiştir İçişleri Bakanı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Hani, yargılanıyor mu Başbakanla birlikte? Vay anasına ya, yargılanıyor!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Vatandaşlar mağdur olmuştur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ayaydın, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın, CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce AKP Grubu adına söz alan arkadaşım benim söylediğimin tam tersini ve benim gerçek dışı bilgi verdiğimi söyledi. Dedi ki: “Esenyurt’ta hukuka uygun olmayan işlem yoktur, ruhsata aykırı işlem vardır.” Bu doğru değildir, bu doğru değildir. Esenyurt Belediyesi 2,50 emsal ile imar durumu vermesi gerekirken… Çünkü Büyükşehirin imzaladığı 1/5.000’likte 2,50 emsali var. Esenyurt Belediyesi 13,99 emsalli ruhsat vermiş. Bu, hukuka uygun değil de nedir? Eğer bunun yüzde 1’ini Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkanı yapmış olsaydı, sabahın köründe o belediye başkanı ve o belediyede görevli olan bütün çalışanların evine polis baskın yapar, hepsini alır, karakola götürür ve hepsini hapishaneye tıkardı ama bu uygulamayı -bu hukuka aykırı uygulamayı- yapan iktidara mensup bir belediye başkanı ise 50 bin kişinin dolandırılmasına göz yumar ve o belediye başkanını da korumaya devam eder, bugünkü Esenyurt Belediye Başkanının yaptığı bu hukuka aykırı işlemlerde olduğu gibi. Esenyurt Belediyesinin, Başkan makam aracı dâhil olmak üzere, cenaze arabası, 40 tane arabasında haciz var. Esenyurt Belediyesi iflas etmiş noktadadır.

Hükûmete sesleniyorum: Esenyurt Belediyesine bir göz atın.

Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcısına buradan sesleniyorum: Yapılan suç duyurularını işleme alın, Esenyurt Belediyesinde çok daha fazla insanın mağduriyetini bir an önce önleyin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akar, buyurun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, sıra var, sıraya girildi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Haydar Bey’e ne oluyor?

BAŞKAN – Sadi’den şiir okudunuz, o da onun için geldi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ama o bir özür dilesin şimdi.

BAŞKAN – Şiirlere, şarkılara dikkat edeceğiz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Önce özür dilesin. O söylediği kelime hoş değildi.

BAŞKAN – Efendim?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – O kelime hoş değildi. Arkadaşımız bir özür dilemeli.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi kelimeden bahsetti?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yerinizden bir laf söylediniz, yerinizden.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Arkadaşımız şiiri okuduğunda, arının sokmasından bahsettiğinde…

BAŞKAN – Onu ben duymadım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – …oradan kullandığı kelime nedeniyle özür dilesin.

BAŞKAN – Şimdi arkadaşımız da cevap verecek.

Buyurun.

 

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İsterseniz size de göstereyim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; deveye sormuşlar “Boynun niye eğri?” diye, “Nerem doğru?” demiş.

Şimdi, arkadaşım kalkmış, burada Esenyurt Belediyesini savunuyor, sonra da “Suç duyurularında bulunun, birlikte, bir olumsuzluk varsa tespit edelim, yapalım.” diyor.

Şimdi bir iki tane örnek vereceğim: Tam iki yıldır burada Kartepe Belediyesinin dosyalarını eski İçişleri Bakanına, kentin milletvekillerine, herkese verdim. Ne oldu, biliyor musunuz, sonuç? Müfettiş yargılandı ve kınama cezası aldı. (CHP sıralarından alkışlar) Müfettiş yargılandı ve kınama cezası aldı.

Birkaç gün önce Derince Belediyesinin video görüntüleri ortaya çıktı. “Bürokratlara verilen bir eğitim” diyorlar, eğitim değil. Beş on dakikalık… Bir uzman tutmuş Derince Belediyesi, neyi öğretiyor biliyor musunuz? Yolsuzlukları nasıl makyajlarız diye… Girin Youtube’a, bir seyredin Allah aşkınıza! Yolsuzlukları nasıl makyajlarız diye öğretiyor. Kime? Derince Belediyesi Başkanına ve bürokratlarına, yolsuzlukları nasıl sabunlarız diye…

Şimdi buradan savcılara sesleniyorum: O video kasetini seyretsinler ve Derince Belediyesi hakkında işlem yapsınlar.

Yine, buradan biraz evvel konuşan arkadaşıma sesleniyorum: Bu kadar temiz siyaset yapıyorsan, işte sana Kartepe Belediyesinin dosyası, işte sana Derince; git, önce onları temizle. Müfettişlerin, rapor hazırladığı belediye başkanları sonucunda müfettişlerin nasıl yargılandığını burada defalarca ifade ediyorum, hiçbiri hakkında işlem yapmıyorsunuz. Çok uzaklara gitmeye gerek yok, Kocaeli Büyükşehirden örnek veriyorum. Buradan da savcıları çağırıyorum, bir denetleyin diyorum Allah aşkına ya, şu AKP belediyelerini bir kez denetleyin ve insanları serbest bırakın, bakın, göreceksiniz neler ortaya çıkacak diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Geçmişle karıştırıyorsun herhâlde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karıştırmıyorum.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Gazeteleri oku gazeteleri, gazeteleri.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Takıldınız geçmişe, takıldınız.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yerine geç Haydar, yerine geç.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Özgür gazeteyi oku.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sana cevap verdim ben, cevap verdim.

BAŞKAN – Buyurun…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Yuvacık Barajı’yla ilgili mahkemenin tespitlerini oku.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sana cevap verdim. Derince Belediye Başkanı da aynı şekilde…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Açtım Sayın Turan.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Mahkemenin tespitlerini oku gazetelerde. Mahkeme karar verdi, karar verdi Yuvacık Barajı’yla ilgili.

BAŞKAN – Açamam, kavga ediyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aynı şekilde -bak, bu kararı oku- Derince Belediye Başkanı, o da var, onu da öğren.

BAŞKAN – Bir saniye…

Yani iki dakikanız var, onu arkadaşlarınız, maşallah…

Buyurun.

 

4.- İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; mesele üzüm yemek, bağcıyla işimiz yok. Sorun varsa bunu çözelim diyorum, kötü bir şey söylemiyorum.

Sayın Hamzaçebi’nin AKBİL davasını gündeme getirmesini çok büyük bir şaşkınlıkla izledim. AKBİL davası, Türk hukuk tarihinin yüz karası davalarından bir tanesidir.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Size açılanlar hep öyle oluyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) – İşkencenin olduğu, sıkıntının en had safhada olduğu Nur Serter’in bağırmasından belli.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Size açılanlar hep öyle oluyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Nasıl bir dava, onu herkes bilir. O yüzden, Silivri’yle ilgili hassasiyeti olan arkadaşlarımızın işkenceyi savunan bir görüntü vermesi bizi üzer. Kaldı ki AKBİL davası muhatapları beraat etmiş arkadaşlar. Beraat edilen bir davadan yola çıkarak bu ifadeyi kullanmak bizi şaşırtmıştır, üzmüştür. O yüzden, AKBİL davasını geçiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir daha söylüyorum: Sorunun tarafları müteahhitle müşteridir. Bak, burada net söylüyorum, müteahhitle müşteridir. Bir tane ruhsatın, emsalin düşmesinden dolayı dava varsa, sıkıntı varsa niye dava açılmaz Belediyeye? Bir tane dava yok. Sen bana güvenerek inşaata başladın. O yüzden de batıyorum, mahvoluyorum diyen bir tane dava yok.  Ruhsatlar değişmedi arkadaşlar. Ruhsata rağmen iş yapan müteahhidin ortaya çıkardığı sorun var. Ama buna rağmen diyoruz ki, Belediyemiz de diyor ki: “Gelin bunları çözelim.” Burada anlaşılmayan ne var?

Sayın Ayaydın, bir tane dava var mı Belediyeye açılan? Bir tane müşterinin, orada inşaat alan insanın açtığı dava var mı? Yok.

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Suç duyurusu var.

BÜLENT TURAN (Devamla) –  Bir tane yok çünkü -bir daha diyorum-  olayın tarafı müteahhitle müşteridir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Savcılık soruşturması var,  savcılık soruşturması.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama buna rağmen diyorum ki: Her türlü sıkıntı sıkıntımızdır, derdimizdir; vatandaşın memnuniyeti esastır, bunu çözmeye çalışacağız.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Araştırılsın.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Fakat, dediğiniz gibi tablo olsa yüzlerce dava olurdu, yüzlerce. 4 tane firma var, toplam 500 kadar da muhatabı var ve atla deve değil, çok…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gel araştıralım ya, gel araştıralım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dosya veriyoruz, dosya.

BAŞKAN –  Sayın milletvekilleri, lütfen…

BÜLENT TURAN (Devamla) – Haydar Bey, sakin…  Sana cevap vermeyeceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Verme, verme… Dosya veriyoruz. 

BAŞKAN - Lütfen… Lütfen…

BÜLENT TURAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hükmen mağlup oldun, tarafsız bir gözle bakarsan mağlupsun sen.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın ve 20 milletvekili tarafından, Esenyurt Belediyesinin yaptığı imar usulsüzlüğünün ve bu konuda mağdur olan vatandaşların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 12/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN –  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan.

Buyurun.(MHP sıralarından alkışlar)

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Burada belediye başkanlığı yapan arkadaşlarımız var. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde bir bakanın arazisi, sit alanı içerisinde bulunan arazisi imara açıldığı için kanser olan, rahmete kavuşmuş Üsküdar eski İlçe Belediye Başkanımızı  hepiniz hatırlarsınız.

Şimdi, benim hayretler içerisinde kaldığım bir şey var: Hırsızlık varsa, arsızlık iddiası varsa, yüreğinizi koyun, bu iddiayı çürütecek araştırmayı yaptırın ve milletin huzuruna çıkın, “İşte, Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği bu önerge yanlıştır.” deyin, 1 puan daha kazanın ama sizin bakanınızın alan, sit alanı. Çamlıca sırtlarında bir villa 5 milyon dolar değil, 10 milyon dolar. Bakanı biliyorsunuz, sizin bakanınız. 4-5 bakanınız hırsızlık iddiasıyla listelere konulmadı. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde, değerli İstanbul milletvekilleri, 1’inci bölgenin milletvekilleri, Kavacık’ın hemen dönüşünde, köprüye girerken, Karayollarının yeri vardı -iki taraflı Karayollarının yeri- bu Karayollarının yeri şimdi kimde? Hadi söyleyin bakayım, gelin burada yüreğinizi koyun. Beyoğlu Adliyesi kimde, Kartal Tekel Fabrikası kimde? Kardeşim, bunlar İstanbul’un oksijen alanları, bunlar üniversite… Beşiktaş’taki DGM binası kimde? Siz babanızın malını dağıtır gibi İstanbul’un oksijen alanlarını size yandaş gibi gözüken vakıflara ne hakla tahsis ediyorsunuz?

Yolsuzluğun, arsızlığın kol gezdiği İstanbul… 4 bin imar değişikliği var. Sayın Grup Başkan Vekilim, tapu bendeyken imar 1,25; tapu ilişkilerini iyi kurmuş vurguncuya geçtiğinde 3,25. İnanmıyorsanız, gelin, size vereyim adreslerini. Dolayısıyla, İstanbul’daki imar yolsuzluğunun tekabül ettiği rakam 100 milyar doların üzerindedir. Siz iktidara geldiğinizde 2 kişinin milyar doları vardı, 3 kişinin, 4 kişinin; şimdi 120-150 kişinin milyar dolarları var. Ama, her nedense, milyar dolarları olanlar üretim yaparak, katma değer yaratarak değil, vurgunlarına, talanlarına her bir projesi 1 katrilyon olan inşaat projeleriyle kavuştular. Şimdi siz kalkıp 4 bin imar değişikliğini, Esenyurt Belediyesinin yolsuzlukla ilgili iddiasını niye araştırmaktan korkuyorsunuz? Gerçekten, ben sizin adınıza üzüntü duyuyorum.

Bir diğer konu: Değerli milletvekilleri, ülkemiz için derin kaygılar duyduğumuz, duymak zorunda olduğumuz günlerden geçiyoruz. Geçtiğimiz bir hafta içerisinde yaşananlar, yeni ve büyük bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor. Bu tehdidin adı, elbette, bölücülüktür, teröristbaşının devlete ortak edilme iradesidir. Ama bence, bütün bu iki nedenden de daha büyük, demokrasi tehdidiyle Türkiye karşı karşıyadır. Son birkaç hafta içerisinde yaşananlar göstermiştir ki demokrasi tehlikededir. Kurulması ve olgunlaştırılması için rahmetli Menderes’i şehit verdiğimiz, bir sürü bedeller ödediğimiz demokrasi, bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin, demokrasiyi korumak için halkın oy verdiği iktidarın tehdidi altındadır.

İmralı tutanaklarının basında yer alması dolayısıyla Sayın Başbakanın gösterdiği tepki ve sonrasında yaşananlar gerçek bir demokraside büyük skandal olmaz mıydı? Bu tutum demokrasiye gerçek bir tehdit olarak algılanmalıdır. Sayın Başbakan, Türk basınını basın olmaktan çıkartıp kendi matbuatı hâline getirmeye çalışmaktadır. Milliyet gazetesinde yaşananlar tek kelimeyle ürkütücüdür. Gazetenin 2 önemli yazarı, Genel Yayın Yönetmeni, Sayın Başbakanın psikolojik şiddetinden dolayı görevlerinden ayrılma noktasına gelmişlerdir. Bu iki köşe yazarı ve Genel Yayın Yönetmeninin mercekle hayatlarımızı yan yana koysanız hiçbir tarafımız örtüşmez. Bana karşı da, benimle ilgili de zaman zaman acımasız yorumlar yapmışlardır. Bu yaşananların verdiği şiddetli sinyal, demokrasi tehlikededir, tehlike altındadır sinyali. Sayın Başbakan demokrasi rejiminin temel kurumu olan medyayı iptal etmeye çalışıyorsa, aslında herkese sıra gelecek demektir. Bugün kuzu kuzu iktidarın çeperinde durmaya özen gösteren iş çevreleri, sivil toplum kuruluşlarına da sıra gelecektir çünkü herkesin güvencesi olan demokrasi tehdit altındadır. Başbakanın demokrasiye karşı gösterdiği tutumun darbecilerden hiçbir farkı yoktur. Darbecinin elinde silah vardır ama bugün Adalet ve Kalkınma Partisi, milletten aldığı iradeyle demokrasiyi tehdit etmektedir.

Herkes bilmelidir ki milletimiz askerî darbelere karşı direnmiştir, biz de biliyoruz ki direneceğiz ve teslim olmayacağız. Bunun tek yolu, Milliyetçi Hareket Partisinin demokrasiye olan inancıyla olacaktır. Milletimizle beraber bu tehdidi bertaraf etmek boynumuzun borcudur. Millet iradesinin bir diktatör mukallidi tarafından istismar edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Herkesi demokratça tutum takınmaya, demokrasinin şerefine, haysiyetine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Vurguncunun, talancının, soyguncunun gazete sahibi olabilme iradesini ortaya koyduğu şu günlerde, iş adamlarını tehdit ederek medyayı tekelleştirmek hangi demokrasilerde var?

Şimdi ben size soruyorum: Bütün bu gelişmelerin ışığında, geçmişte size çok yakın olan, bugünlerde de Türk milliyetçiliğini acımasız bir şekilde sorgulayan bir yazar “Apo’ya paşalık verin.” demişti. Bütün bu gelişmelerin ışığında, Adalet ve Kalkınma Partisi, ortaya çıkan ve medyayı cezalandıran tutanakların nihai sonunda Apo’ya paşalık mı verecekseniz?

Sayın Başbakan, kendini İmralı canisinin özgürlüğünü kazanmasına memur etmiş durumda ancak tarihin kendisini lanetleyeceği bu uğursuz görevi yaparken milleti de açıkça geri zekâlı yerine koymaktadır. Bir taraftan “Genel af yoktur, kişiye karşı işlenmiş suçları biz affetmeyiz, biz ancak devlete karşı işlenmiş suçları affederiz.” diyor, diğer taraftan devlete karşı işlenen suçları affedebileceklerini söylüyor ve içerideki eşkıya başı da kendi yandaşlarına mesaj gönderiyor, “Ne affı? Biz yarın hepimiz birlikte dışarıdayız.” iradesini ortaya koyabiliyor. Bu, açıkça, alenen Başbakan tarafından Abdullah Öcalan’a iletiliyor. Bu İmralı süreci denilen ihanet sürecinin, en başta, teröristbaşının serbest bırakılması mutabakatına dayanan bir süreç olduğu anlaşılmaktadır. AKP son dönemde Türkiye’ye öyle şeyler yaşatmıştır ki şimdi kamuoyunun şu soruyu sormaya hak sahibi olduğu inancını taşıyorum: Siz Apo’ya paşalık mı vereceksiniz?

“Türkiye’de demokrasi tehlikede, demokratik hayat bilinçli olarak zehirleniyor.” derken siyaset ve polemik yapmıyorum, açıkça bir tehditten söz ediyorum. Bir demokrasi zehirlenmeye, kurumları işlemez hâle getirilmeye başlandı mı en başta halkın haber alma kanalı tıkanır ve halk, iktidarın tek kanallı enformasyonuna mecbur bırakılır. Bunun tipik örneği bugünlerde yaşanmaktadır. Türkiye, tarihinin en büyük yıkım ve ihanet projesinin içerisine sokulmuştur. Devlet kirletilmiştir. Millî iradeyi istismar demokrasiyi kirletmektedir. Değerlerimiz ve tarih içinde oluşmuş kutsal kavramlar ayaklar altındadır. Böyle bir durumda Türkiye’de, günlerdir, devletin ve milletin içine düşürüldüğü ihanet çukurunu, onun muhtemel sonuçlarını tartışmak yerine, “Bunu kim sızdırdı?” tartışmaları yapılmaktadır. Türkiye'de yapılmak istenen yıkımın karakterini, kapsamını, tarihsel sonuçlarını iyi idrak etmek mecburiyetindeyiz. Bin yıllık tarihi çöpe atan bu zihniyetle mücadele etmek bu topraklarla bağı olan herkesin görevidir.

Milliyetçi Hareket Partisi, milletiyle beraber içine çekilmekte olduğumuz bu zillete karşı elbette mücadelesini devam ettirecektir. Vurgunun, talanın, soygunun cumhuriyet tarihinde en çok olduğu dönem bu dönemdir. Söylüyorum, Mecidiyeköy’de, Şişli’de, İstanbul’un bir sürü yerinde birinci tapu sahibi imar alamamış, size yakın olan iş adamları… Onlar geçmişte başka yerlere yakındılar, şimdi Başbakanın uçağındalar ve 1,25 imarlar 3,25’e düşüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL ADAN (Devamla) - Yetimin, garibin oylarıyla iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi bunun hesabını mutlaka verecektir. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adan.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın CHP grup önerisi üzerindeki konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütün bu konuşmaları büyük bir sabırla, büyük bir hoşgörüyle dinliyoruz. Söyleyecek çok sözümüz var…

OKTAY VURAL (İzmir) – Konuşun!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …ama istiyoruz ki bu Meclis çalışsın. Milletin iradesinin yansıdığı ve milletin sorunlarının çözüm mercisi olan bu Meclis çalışsın istiyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – İradeyi İmralı’da aramayın!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Şöyle bir demokrasi anlayışı olur mu arkadaşlar? Yıllarca bu ülkede, bu milletin iradesi vesayet altında kaldı. Bunu hepimiz biliyoruz. Yıllarca…

OKTAY VURAL (İzmir) – On yıldan bu yana…

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Yıllarca, sizin zamanınızda da…

OKTAY VURAL (İzmir) – On yıldan bu yana…

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …asker ve istihbarat, siyasi iradeye sormadan gitti, orada görüştü…

OKTAY VURAL (İzmir) – On yıldan bu yana… Gazetelere, manşetlere, televizyonlara, muhalefete, her yere el uzattınız.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – ...ve milletin iradesini temsil eden siyaset buna müdahil bile olamadı, “Neyi görüşüyorsunuz?” diye soramadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Özgürlüğü hazmedemiyorsunuz, demokrasiyi hazmedemiyorsunuz!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ve o gün siz bundan rahatsız olmadınız, bugün, açık açık, milletin önünde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Her yere müdahale ediyorsunuz, her yere…

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dinle!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – ...milletin sorunlarını çözmek için risk alan…

OKTAY VURAL (İzmir) – İmralı’ya gidiyorsunuz, İmralı’ya…

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bir dakika dinler misin, bir dakika dinle!

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada değil, İmralı’ya gidiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

MAHİR ÜNAL (Devamla) –  Bugün açık açık milletten aldığı…

OKTAY VURAL (İzmir) – İmralı’ya gidiyorsunuz, anayasa görüşmesi yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …yetkiyle, milletin gözü önünde, milletin sorununu çözmek için, bu kanı dindirmek için risk alan AK PARTİ’ye “demokrasi dışı” demek…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne kanı? Siz kanla pazarlık, kan üzerinden siyaset üretiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bağırma yahu, sakin ol! Senin derdin ne yahu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kan dilini kullanıyorsunuz!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Sen niye bu kadar öfkelisin? Yahu, bak, millet orada. Millet orada, millet! Millet adına konuşma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu milletin egemenliğine, değerlerine aykırı her türlü hareket karşısında susan dilsiz şeytan olmayız.

MAHİR ÜNAL (Devamla) –  Millet adına konuşma, millet adına konuşacak olan benim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah’a hamdolsun, kötülükleri defedecek dilimiz var.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Eğer bu millet benim çözüm için kullandığım yöntemden memnun kalmazsa beni sandığa gömer!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben de sözümü kullanıyorum, sesimi kullanıyorum. Sözümü mü keseceksin?  

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Sen bu millete güvenmiyor musun? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözümü mü keseceksin? Ne yapacaksın? Senin medya patronların yok burada!

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.24

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın ve 20 milletvekili tarafından, Esenyurt Belediyesinin yaptığı imar usulsüzlüğünün ve bu konuda mağdur olan vatandaşların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 12/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde, Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

DEMİR ÇELİK (MUŞ)- Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin Esenyurt Belediyesi imar usulsüzlüğü ve sonrasında yaşanan mağduriyetlere ilişkin araştırma önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce, imar, Türkiye'nin kan kaybeden, bu anlamıyla da ciddi oranda mağduriyetlerin, sorunların yaşandığı bir alan. Bu alandaki usulsüzlükleri, suiistimalleri ya da bir kısım çıkar ve menfaat sahibi kişi ve grupların hem topluma hem toplumun değerlerine aykırı davranış içerisinde bulunuyor olması araştırılmaya değer konulardır. Bu anlamıyla da sadece Esenyurt ile sınırlı olmaksızın Türkiye'nin bu temel problem alanına ilişkin araştırmaları gün yüzüne çıkarmak, mağduriyetleri gidermek bence Meclisimizin üstüne vazifedir; bu yönüyle rol alması, gereğini de yerine getirmesi gibi bir çabanın içerisinde olması Meclisin fonksiyonlarından biridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek 3194 sayılı İmar Kanunu gerekse 5393 sayılı Belediye Kanunu ve onları biçimlendiren Anayasa’nın kendisi demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü ve sivil olmadığı sürece bu ve benzeri sorunları tartışırız, tartışmaya da devam ederiz. Görünen o ki doksan yıldır devletin çevreyle olan problemini meşru ve demokratik noktada çözemeyişinin ortaya çıkardığı bu sorunlar bu algı ve zihniyetten hareket ettiğimiz sürece uzun yıllar da tartışılacağa benzer. Hâlbuki toplumun meşru, demokratik taleplerini karşılamak ve ona uygun yasal düzenlemeyi yapmak herkesten çok bu Meclisin ana ve temel görevidir. Bu anlamıyla da ertelenemez bu görevi günümüz evrensel hukuka uygun bir şekilde çözüme kavuşturmak bizim kaçamayacağımız, yerine getirmekle mükellef olduğumuz temel alanımızdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüz dünyasında olduğu gibi Türkiye’de de kır aleyhine, kent lehine bir yoğunlaşmanın, bir göçmenin ve göçertilmenin yaşandığı günümüz Türkiye’sinde nüfusumuzun yüzde 80’inin yaşamaya başladığı kentler bizim ortak yaşam alanlarımızsa, bu ortak yaşam alanlarımıza uygun bir zihniyeti, felsefeyi, ruhu hayata geçirmek hepimizin görevidir. Her kentin olduğu gibi Türkiye kentlerinin de, İstanbul’un, İzmir’in, Diyarbakır’ın, Van’ın da bir kimliği, bir ruhu var. Bu ruh ve kimlik sadece ve tek başına insan türünün ya da insan türünün bir kısım kesimlerine ve kişilerine çıkar sağlamaya dönük, onların menfaatlerini, çıkarlarını sağlamaya dönük bir uygulamaya tabi tutulduğunda kaybederiz, kaybettiğimiz olgu da bu. Çünkü, en nihayetinde, üzerinde yaşadığımız doğa, üzerinde yaşadığımız yeryüzünde tek başına değiliz. İnsan türüyle birlikte milyonlarca tür bitkisinden hayvanına, suyundan dağına, milyonlarca türün doğal dengenin parçası olmasına uygun bir zihniyeti, bir felsefi yaklaşımı, kentsel politikayı hayata geçirdiğimizde anlamlı olur. Bu yönüyle de biyobölgeciliğe dayalı, biyobölgeciliği esas alan toplumsal ve doğal istikrarı savunmak hepimizin görevi olmalıdır. Toplumsal ve doğal istikrar basit değil, türdeş değil, çoklu ve çeşitli kimliklerin, çoklu ve çeşitliliğin bir fonksiyonuysa bu çoklu ve çeşitli yapıların bir arada barış içerisinde, bir arada birbirlerini besleyen, tamamlayan nitelikte ve özellikte olmasını sağlamak da biz insanların görevidir. Hâlbuki başta İstanbul olmak üzere hepimizin bir şekliyle nedeni olduğumuz mega kentler, bu doğal dengeyi tükettiği gibi insanın sosyal, siyasal, psikolojik varlık olmasından hareketle temel ihtiyaçlarını da karşılayan olmaktan uzaklaşmıştır, iktidar odaklarının tahakkümüne tabi alanlara dönüştürülmüştür. Kentlerin bu boyutuyla hepimiz tarafından inceden inceye yeniden ama yeniden üretime tabii tutulması gerekiyor. Kentler ki iktidar odaklarınca güneşimizin hapsedildiği, suyumuzun, rüzgârımızın toprakla buluşmasının engellendiği, sosyal donatıları ve yeşil alanlarıyla bizim mahrum bırakıldığımız alanlara dönüştüğünde, çoklu katlarla beton blokların hükümranlığına hâkim alanlara dönüştürüldüğü bir noktada, değil doğal denge insanın da yaşam alanı bulması mümkün değil. O açıdan, her şeyden önce demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa, o anayasanın emri hükmünde idari, mali, siyasi özerkliğe sahip bir yerel yönetimler; bu yerel yönetimlerin yine adalet, eşitlik eksenli, esaslı bir imar yasası hepimizin üzerinde titizlikle durması gereken bir yaklaşım olmalıdır. İmarda da sadece ve tek başına insanı esas alan değil, o kentte yaşayan ağacından otuna, bitkisinden kuşuna ama her şeyden önce de doğada bulunan bütün canlıların yaşam haklarını esas alan bir anlayışla yaklaşabilmeliyiz ki kentlerimiz bizlerin de yaşadığı alanlar olmalıdır. O açıdan da milyonluk kentler yerine, göçü kentten kıra doğru teşvik eden uygulamaların yolunu açmak, onunla ilgili yasal düzenlemeleri yapmak da görevimizdir. Biz köylerimizi, kasabalarımızı kaybederek geldiğimiz bu kentlerde tutunamamanın, yoksullukların, açlıkların, işsizliklerin, yoksunlukların açmazıyla karşı karşıya iken milyonluk kentler yerine sakin kentler yaratabilirsek, milyonluk kentler yerine on binlik, yüz binlik kentler ile bisiklet yolları, yaya yolları, engelli ihtiyaçlarının karşılandığı özgür, demokratik kentler yaratabilirsek yaşam daha anlamlı olur, daha doğal olur, daha demokratik olur. Ama, bunun yerine mega kentlerde ısrar ettiğimizde trafiğinden sağlığına, eğitiminden kültürüne her türlü sosyal faaliyetimizin risk altında olduğu, yaşam alanlarımızın tehdit altında olduğu bir kentle de karşı karşıya kalırız.

Biz, bir yanıyla sakin kentler yaratırken öbür yanıyla da biyoköyleri yaratmak zorundayız. Biyoköyler rüzgârın, güneşin, toprağın ve suyun döngüsünün doğal ve meşru zeminde yürütüldüğü bir noktada hayat bulduğunda, insani temel ihtiyaçlarının doğadaki diğer canlılarla birlikte yaşam, hayat bulduğunda, bizim kırda, kırsalda yaşamamızın koşulları yaratıldığında, mega kentlerin problemlerinden insanlığı da toplumsal yoğunlaşmanın yol açtığı sorunları da gidermiş oluruz. Keza, aynı şekilde, mega milyonluk kentler yerine biz yeşilbaş kentler yaratabilirsek, ülkenin 81 ili yerine binlerce ilçesini, kasabasını da dâhil ettiğimizde yeşil alanlar yaratabilirsek, ağacı, bitkisi ve doğal dengesiyle bu yeşil alanlarda hayatı yeniden filizlendirebilirsek bizim yaşadığımız temel problemlerin de önüne geçmiş oluruz. İnsanlığın geldiği bu noktada, insanlığın yeni ihtiyaçlarının karşılanması tartışmalarının yoğunlaştığı bu dönemde biyobölgeciliğe dayalı siyasal ve idari özerkliği esas alan yönetim ilişkileri kaçabileceğimiz bir durum değildir. Bunu karşılamak gibi bir görevi Meclis olarak, Meclisin siyasal partileri olarak, yine bize yaraşır ve yakışır bir düzeyde tartışmayı, diyaloğu, ve müzakereyi esas alarak, her türlü problemimizi gerilim dışı, agresif, amacını aşan yaklaşımların dışında tam da siyasal aktör olmanın rolüne, siyasal aktör olmanın ruhuna uygun bir ilişkiyi var edebiliriz. Gün bugün. Bugünü tartışarak, ortaklaştırarak, açmazlarımızı, yetmezliklerimizi, yanlışlıklarımızı aşabilir, daha doğru, demokratik, ekolojik, ekonomik toplumu hep birlikte var edebileceğimize olan inancımla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

III.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, şimdi onu alıyorum: Sayın Hamzaçebi, Sayın Ayaydın, Sayın Havutça, Sayın Akar, Sayın Susam, Sayın Altay, Sayın Kesimoğlu, Sayın Tayan, Sayın Şeker, Sayın Çam, Sayın Özgümüş, Sayın Ekşi, Sayın Özbolat, Sayın Korutürk, Sayın Çıray, Sayın Yüceer, Sayın Akova, Sayın Toptaş, Sayın Aldan, Sayın Demiröz.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın ve 20 milletvekili tarafından, Esenyurt Belediyesinin yaptığı imar usulsüzlüğünün ve bu konuda mağdur olan vatandaşların sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 12/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Mart 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve İzmir Milletvekili Sayın Alaattin Yüksel’in; Elektrik Piyasası Kanunu ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan’ın; Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Gelirler Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 2 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

 

3.- Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in; Elektrik Piyasası Kanunu ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Gelirler Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Ali Halaman’ın; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 2 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/724, 2/246, 2/427, 2/448, 2/815, 2/829) (S. Sayısı: 426)(X)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 426 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici.

Buyurun Sayın Binici. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

BDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa)- Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 426 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetlerine küresel güçlerce dikte edilen dışa bağımlı enerji politikaları artık iflasın eşiğine gelmiştir. On yılı aşkın bir süredir iş başında olan iktidar aksini iddia etse de Türkiye’yi enerji alanında daha fazla dışa bağımlı hâle getirmiştir maalesef.

AKP, 2002 yılında, iktidara hazırlanırken seçim beyannamesinde “Partimizin enerji politikalarının temelini enerjinin ucuz ve güvenilir bir şekilde temin edilmesi, bütçede yükün azaltılması, çevre ve insan sağlığının korunması oluşturmaktadır.” diyerek açıkladığı enerji politikalarının uygulamaları sonucunda yüzde 67 olan dışa bağımlılık oranını maalesef yüzde 73’e çıkartmıştır.

Ayrıca, elektrik üretiminin yüzde 35’i hidroelektrik santrallerinden elde edilirken günümüzde bu oran yüzde 20’lerin altına kadar gerilemiştir. Yüzde 30 olan doğal gaz çevrim santrallerinin payı yüzde 45’lere yükseltilmiş durumdadır. Gelinen bu noktada, ürettiğimiz elektrik enerjisinin neredeyse yarısı tek bir kaynaktan yani yüzde 98 oranında dışa bağımlı olduğumuz doğal gazdan üretilmektedir.

Elektrik üretiminde içine düşürüldüğümüz girdap yalnız bununla da sınırlı değildir. Yüzde 12’leri çoktan aşmış, ithal ettiğimiz kömürü ve fuel oil gibi diğer ithal kaynakları da dâhil ettiğimizde, elektrik üretimimizin neredeyse yüzde 60’ı ithal kaynaklarla gerçekleştirilmektedir. Bu kaynakların tedariki için katlanmak zorunda kaldığımız fatura miktarı ise tam, 35 milyar doları çoktan aşmış durumdadır.   

Değerli milletvekilleri, elektrik üretiminde doğal gaz çevrim santrallerinin payını düşürmek ve dışa bağımlılığı azaltmak adına yenilenebilir kaynaklara dümen kıran Hükûmet, sayıları 2 binleri çoktan aşmış HES projeleri ile kaş yapayım derken göz çıkarmaktadır. Ilısu ve Munzur projeleriyle giriştiği doğa, tarih ve kültür katliamlarına, vadilerimizi de kurutacak olan küçük HES projeleriyle yenilerini eklemektedir. Dünyada eşi benzeri olmayan, en az on iki bin yıllık tarihi olan Hasankeyf’te baraj gölü alanında kalacak 300 civarında höyük, 2 bin civarında mağara AKP’nin umurunda olmadığı gibi, resmî makamlara göre zarar görecek 55 binden fazla insanın kültürel, sosyal ve ekonomik hakları da hiçe sayılmaktadır. Geçmişte ve bugün ülkemizde kısa ömürlü barajlar için Birecik ve Yortanlı barajlarında yapılan kültür katliamlarının benzeri Hasankeyf’te yapılırken çevre ve doğa katliamları da Munzur’da, Fırtına Vadisi’nde yapılmak istenmektedir.

Unutmamak gerekir ki enerji üretiminde alternatifler geliştirilebilir ancak tarihî, kültürel ve doğal değerlerimizin alternatifi yoktur. Hidrolik enerjiden en rasyonel biçimde yararlanılması enerji alanında dışa bağımlı olan ülkemiz açısından elbette ki önemlidir. Ancak, DSİ ve Elektrik İşleri Etüt İdaresinin kol kola geliştirdiği Su Kullanım Hakkı Yönetmeliği ile akarsularımız kaynağından kuşatılarak doğa ve çevre talanına dönüşmüştür. Doğu Karadeniz Bölgesi'nde hemen her dere üzerinde birden fazla, özellikle İkizdere’de 26 adet HES projesine onay verilmesi bunun açık bir kanıtıdır. 

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetlerinin HES’ler kadar üzerinde inatla durduğu diğer bir konu da nükleer santral kurma hayalleridir. Avrupa ülkeleri nükleer enerjiden vazgeçerken AKP Hükûmeti Mersin Akkuyu’ya nükleer santral yapma sevdası ile âdeta yanıp tutuşmaktadır. AKP iktidarı yöre halkının, sivil toplum örgütlerinin ve enerji uzmanlarının nükleer santral konusundaki düşüncelerine âdeta kulaklarını tıkamış durumdadır. Rusya ile yaptığı anlaşmanın içeriğini izah etmekten kaçarak Akkuyu’yu âdeta kuşatma altına almıştır.

Çernobil kazasının belleklerimizden izi neredeyse silinmeye yüz tutmuşken Fukuşima ile bilincimizde en berrak hâliyle yeniden canlandı. Aslında Çernobil, etkilediği binlerce insanın bedeninde, hatta kuşaktan kuşağa aktarılan kötü bir miras gibi yeni bedenlerde gizlice yaşamaya devam etti. Japonya’da yaşanan deprem ve sonucunda oluşan tsunami felaketiyle yaşanan kazanın boyutları henüz tam olarak bilinememektedir. Teknoloji devi olan Japonya bu kazayı önleyemediği gibi kazanın boyutlarını da, gelecekteki etkilerini de hesap etmekten uzaktır.

Bu nedenle, nükleer tesisi olmamasına rağmen nükleer kazaların yaşandığı tek ülkenin Türkiye olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Fukuşima nükleer santral kazasının belki de hayra yorulmasını gerektirecek tek yanı, nükleer enerjinin riskleri, insanın bu facia karşısında çaresizliği, en önemlisi de telafisi mümkün olmayan doğa ve çevre felaketlerini bir kez daha göz önüne sermesidir. Bu nedenledir ki, Almanya, Belçika ve İspanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi yeni nükleer projelerini rafa kaldırmışlardır. Darısı halklarımızın başına diyorum.

Değerli milletvekilleri, enerji temini ve yönetimi konusunda bakış açısı bu minvalde olan Hükûmetin getirmiş olduğu bu tasarı, elektrik üretimini teşvik etmekten ve tüketici haklarını korumaktan uzaktır. Tasarıya genel olarak bakılması durumunda, daha çok yatırımcıları ilgilendiren konuların ele alındığı, tüketici yığınlarının ise ihmal edildiği apaçık görülecektir. Giderek artan enerji fiyatları karşısında tüketicilere yeterli, kaliteli ve ucuz şekilde ulaştırılabilmesi için alınması gerekli tedbirler, bu tasarıda tamamen göz ardı edilmiştir.

Enerji gibi stratejik önemi olan bir kaynağın tamamen özel sektör marifetiyle temin edilmesi düşünü kuran bu mantık, konuyu sadece piyasa boyutuyla ele almıştır. Hükûmetin piyasa ve piyasacılığa olan hayranlığı, bu tasarıyla tavan yapmıştır. Gün öncesi piyasası, gün içi piyasası, dengeleme güç piyasası, yan hizmetler piyasası gibi yasal olarak neyi ifade ettiği bilinmeyen birçok piyasadan bahsedilmiştir.

Değerli milletvekilleri, tasarının geçici 14’üncü maddesinde getirilen düzenlemeyle hidroelektrik santral ve termik santral projelerinin önünde artık hiçbir engel kalmayacaktır, zaten getirilen düzenlemeyle amaçlanan tam da budur. Doğa, tarih ve kültür talanına dönüşmüş durumda olan kimi HES ve termik santral projelerinin önündeki hukuki duvar, bu düzenlemeyle yerle bir edilmek istenmektedir. AKP, bu konuda başından beri ayak bağı olarak gördüğü yargı kararlarını Meclis çatısı altında parmak sayısıyla aşmanın arayışına, maalesef, girmiştir.

Bunun yanı sıra, geçici 14’üncü madde, adresi belli bir kurtarma işlevi de görmektedir. Hafızalarımızda hâlen tazeliğini koruyan Cargill benzeri bu oyun, bir kez daha Samsun’da sahnelenmek istenmektedir. Bu düzenlemenin açık adresi, tarım arazisi üzerine enerji santrali yapmış Avusturya menşeli OMV, adlı uluslararası enerji devidir. Avrupa’nın en önemli enerji şirketlerinden biri olan OMV aynı zamanda Petrol Ofisinin yüzde 97 hissesinin de sahibidir. Bildiğimiz üzere, OMV Enerji, Samsun’da Çarşamba ilçesinde, çoğunluğu tarım arazisi üzerinde kırk dokuz yıllığına üretim yapmak için doğal gaz çevrim santralinin lisansını almıştır. Hayata geçmesi durumunda Türkiye elektrik ihtiyacının yüzde 3’ünü karşılayacak olan bu projenin 2010 yılındaki temel atma törenine Enerji Bakanının da aralarında bulunduğu çok sayıda politikacı ve bürokratın katılmış olması, gelinen bu noktayı sanırım yeterince özetlemektedir.

Tasarıda yer alan bu maddeyle, herhangi bir sebeple lisansı iptal edilmiş ancak inşaatta geri dönülmeyecek bir noktaya gelmiş tesislere yeniden lisans verilmesinin önü açılmıştır. Aslında “herhangi bir sebep” ifadesiyle kastedilen tamamen yargı kararlarıdır. Yargı kararlarının boşa çıkarılmasını hedefleyen bu maddeyle, yürütmesi durdurulan HES’lerin ve çevre düşmanı durumunda olan termik santrallerin lisansları yenilenmiş olacaktır.

Tasarının bu şekliyle yasalaşması durumunda, Türkiye'de ne hak ne hukuk ne yargı bağımsızlığı ne de bilime olan inanç kesinlikle kalmayacaktır. Özellikle, bu maddenin tasarıdaki hâline destek verecek parmak sahiplerine seslenmek istiyorum: Unutmayın ki, çevre, doğa, tarihî ve kültürel değerlerimiz, gelecek nesillerin, bizlere olduğu kadar sizlere de bir emanetidir. Bildiğiniz üzere, emaneti korumak ve kollamak, hatta emanete gözü gibi bakmak, coğrafyanın kabul görmüş en büyük etik değerlerindendir. Asla ve asla hoşgörülmeyecek ve affedilmeyecek davranışların başında emanet ihanetinin geldiği akıllardan çıkarılmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla getirilen önemli düzenlemelerden birisi de elektrik üretimi ya da dağıtımı faaliyetlerinde bulunan bir firmanın Türkiye genelinde en fazla yüzde 20 oranında paya sahip olabileceği koşuludur. Düzenleme, ilk bakışta her ne kadar tekelleşme önünde bir engel gibi görünse de bir elin parmakları kadar firmanın piyasayı ele geçirmesinin yolunu da açmaktadır. Nitekim, özellikle AB ülkelerinde, enerji alanında faaliyet gösteren bazı şirket evlilikleri tekelleşme anlamında ciddi kaygılara neden olmaktadır. Bu bakımdan, oranın yüksek tutulması küçük ölçekli firmaların önünün kesilmesine yol açabileceği gibi, piyasaların birkaç büyük şirketin kontrolüne girmesi de olanaklı hâle gelebilecektir.

Değerli milletvekilleri, yıllardan beri tüketiciler üzerinde ciddi bir yük ve rahatsızlık yaratan fatura kalemlerinden bazılarının aynen korunması anlayışı bu tasarıda kendisini göstermektedir. Yüzde 2 olan TRT payının, kayıp kaçak bedellerinin tüketicilere yansıtılmasına devam edilmektedir. Bu işin garip taraflarından biri, tüketilen mal ve hizmetlerle alakası olmayan bu kalemler üzerinden bir de KDV hesaplanması ve tüketicilerden tahsil edilmesi hususlarıdır.

Getirilen bu tasarıda enteresan kavramlardan bazıları da son kaynak tedariki, son kaynak tedarik tarifesi kavramları ve buna bağlı lisans şeklidir. Bu lisansla anlaşmazlığa düşen tüketicilerin mağduriyetlerini önlemek adına piyasa fiyatının üstünde bir tutarla elektrik satmanın yolu açılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tasarının değişiklik yaptığı önemli hususlardan biri de bugün için sayıları 262’yi bulan kendi üretir -otoprodüktör- şirketlerin lisanslarının iptal edilmesidir. Kojenerasyon teknolojisi kullanan kendi üretir şirketler, getirilen bu düzenlemeye göre artık üretim lisansı almak zorunda kalacaklar ve ürettikleri fazla elektriğin ancak yüzde 20’sini sisteme verebileceklerdir. Kojenerasyon teknolojisi, tekstil, kâğıt, kimya, gıda, seramik gibi pek çok sektörde kullanılmaktadır. Bu teknolojiden yararlanarak hem elektriği hem de buharı aynı anda ve birlikte üreten otoprodüktörler, ürettikleri elektriği kendi sistemlerinden almakta ve böylece, elektrik faturaları üzerindeki ek yüklerden muaf olmaktadırlar. Sektör uzmanlarınca, bugüne kadar kurulu olan 8 bin megavat gücündeki tesislerde 3 milyar metreküp doğal gaz tasarrufu ve 10 milyon ton karbondioksit salınımı azalmasının sağlandığı ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla getirilen önemli düzenlemelerden biri de dağıtım şirketlerine elektrik ithal etme izninin verilmesidir. İthalat izninin verilmesi yatırımcı üzerinde baskı oluşturabileceği gibi, yerli kaynak arayışını ve kullanımını da olumsuz etkileyebilecektir.

Tasarının en can alıcı düzenlemesi geçici 8’inci maddeyle yapılmış olup AKP Hükûmetinin çevreye bakışını da apaçık ortaya çıkarmıştır. Yapılan düzenlemeyle üretim tesislerinin çevreyle uyumlu hâle getirilmesi zorunluluğu beş yıl sonrasına ertelenerek 2018 yılına bırakılmıştır. Bu da yetmemiş, Bakanlar Kuruluna bu süreyi üç yıl uzatma yetkisi verilmektedir.

Vatandaşlarımızın sağlıklı çevrede yaşam hakkını, Anayasa’yı ve AB direktiflerini hiçe sayan Hükûmetin bu dayatmacı anlayışını reddediyor, Genel Kurulu bu münasebetle saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam; buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün önemli bir kanunun burada birlikte değerlendirmesini yapacağız. Ondan önce, bu kanunun niye önemli olduğunu, enerjiyle ilgili dünyadaki durumu, Türkiye’nin bu enerji koridorundaki durumunu bir kez daha hatırlatmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyanın stratejistleri ve uluslararası büyük güçleri dünyadaki bütün hareket noktalarını Avrasya’daki petrol bölgelerinin üzerine oluşturmuşlardır. Türkiye, böyle bir coğrafyanın içerisinde, bütün petrol yollarının ve enerji kaynaklarının geçtiği bir coğrafyada kendisini coğrafi olarak hissettirmekte ve kendisinin enerji kaynakları açısından, petrol rezervleri açısından çok büyük rezervleri olmamasına rağmen, bu jeopolitik ve enerji yollarının geçişinin üzerinde olması nedeniyle çok önemli bir enerji gücüdür ve dünyada enerjiye yön veren büyük ülkelerin yapabileceği güce açık bir devlettir. Türkiye, kendini bu konuma ve bu pozisyona koymadan hareket ettiği nokta itibarıyla enerjideki zafiyetini ortaya çıkartır. Türkiye’nin hem dış politikasında hem de enerji politikalarında bu anlamıyla bulunduğu konumun önemi çok yüksektir. Bütün geçiş yollarının üzerinde olan Türkiye hem dış politikasını hem enerji politikasını birlikte götürmek durumundadır. Avrasya’dan, Rusya’dan, Kafkasya’dan, İran’dan, Irak’tan Akdeniz’e ve Kuzey Afrika’ya kadar olan bölgenin tümüyle petrol yollarının geçişinin üzerinde bulunan bu ülkenin avantajlarını doğru kullanabilmesi için ulusal ve uluslararası enerji stratejisini oturtmaya ve bu strateji üzerinde bir çalışma yapmaya ihtiyacı vardır. Maalesef, bu genel perspektife uygun, bugün, bir politikamız olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiye, komşularıyla dış politikada yaşadığı sorunlar nedeniyle bu gücünü doğru kullanamamakta ve bugün, bu noktada ciddi zafiyetler gösterme durumundadır.

Türkiye’nin dışa bağımlılık konusunda özellikle enerjideki durumu cari açığında da kendini hissettirmekte, cari açığın çok önemli bir kısmı, Hükûmet yetkililerinin de ilettiği gibi, bu noktadan kaynaklanmaktadır.

Bütün bunlara rağmen, Türkiye’de enerji politikaları, özellikle elektrikte yüzde 60 şekliyle, doğal gaz ve ithal ürünlerden oluşan bir yapı tarafından karşılanmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu konuda ne diyoruz, öncelikle politikamızı burada anlatmak istiyorum: Ulusal enerji politikasında temel hedefimiz, Türkiye’nin, üçlü bir şekilde yenilenebilir enerji kaynaklarını dikkate alarak, yerli kaynaklarını kullanarak ithalatta dışa bağımlılığı yüzde 30’lar düzeyine indiren bir temel enerji politikasıyla ekonomimizin gelişmesinde ucuz enerjiyi, kaliteli enerjiyi, arz güvenliği olan bir enerjiyi, sürekliliği ihtiva eden ve ekonomimizin motor gücü olabilecek fiyatlandırma politikası da koymuş; bu anlamda, genel olarak teknolojiyi kullanarak ülkede enerji politikalarında en üst düzeyde verimliliği sağlayacak, enerjide verimlilik politikalarını göz ardı etmeyen, çevreye duyarlı, gelecek kuşaklara güzel bir ülke bırakabilecek bir enerji politikası stratejisini hayata geçirmektir. Cumhuriyet Halk Partisinin enerjiye bakış açısı budur. Hem ülkemizin uluslararası ilişkileri açısından hem ekonomimizin kalkınması açısından baktığımızda, Türkiye’de enerji politikası bu şekilde olmalıdır. Bu anlamıyla bir enerji politikasını Türkiye hayata geçirmek durumundadır.

Peki, burada, bu enerji politikasında nasıl ve hangi oyuncular rol almalıdır? Biz, bu enerji politikasında kamunun yönlendirici, inisiyatif ve planlama koyan anlayışının hiçbir zaman reddedilmemesi gerektiğinin altını çiziyoruz ama bununla birlikte, piyasaya özel sektörün ve yatırımcının girebilmesi, onun bu piyasada inisiyatif alabilmesi, konulan bu uluslararası ve ulusal enerji politikası içerisinde, tayin edilmiş, planlı, programlı enerji politikaları içerisinde rekabetçi bir ortam yaratılabilmesi için her türlü fırsatın yatırımcıya sağlanmasının önünün açılmasından yanayız. Bu anlayışımız, her zaman, bu kanun görüşülürken de, Türkiye’de enerji politikaları oluşturulurken de kendini göstermiş ve ifadesini bulmuştur.

Biz, yatırımcının enerji alanında yatırım yapmasının önünü açmaya çalışıyoruz. Bugün bu kanun konuşulurken de çok net bir şekilde şunun altını çizdik, dedik ki: Biz, bu alanda yerli, yenilenebilir ve KOBİ düzeyindeki işletmelerin ön lisans ve lisans almada önlerinin açılması, yatırım teşviklerinin artırılması ve bu anlamıyla bu konuda gerçek bir rekabet ortamının sağlanması için her türlü desteği bu yasada vermeye hazırız. Bu yasa üç ayağı birlikte düşünmelidir:

1) Üretimi düşünmelidir.

2)   İletim, dağıtım ve tedariki düşünmelidir.

3)   En önemlisi tüketiciyi ve sanayiciyi düşünmelidir.

Yani, tüketen insanların sürekli arz edilebilen bir enerjide güvenli enerjiyi, temiz enerjiyi, ucuz enerjiyi hiç korkmadan dünyada rekabet edebileceği fiyatlarda bulduğu bir enerji politikasına hizmet edebilecek bir enerji piyasası düzenleme kurulunun oluşmasından yana olduğumuzu ve bu anlamıyla genel olarak bu anlayışa hizmet vereceğimizi, destek vereceğimizi söyledik. Bütün önergelerimiz, bütün konuşmalarımız, bir ay süresince Komisyonda yaptığımız çalışmaların altında yatan temel çalışma anlayışı budur.

Peki, Bakanlığın getirdiği bu yasa tasarısı, buna hizmet edebilecek bir tasarı mıdır? Maalesef, öncelikle, bu konuda olumlu bir şey söyleme durumunda değilim.

Birincisi: Bu hazırlanan tasarı, paydaşlarla konuşulması gerçekleştirilmeden, sadece paydaşlara “Görüşünü bildir. Ben onu değerlendiririm.” anlayışı içerisinde hazırlanmış ve Komisyonumuza gelmiştir. O kadar hazırlıksız bir şekilde olduğu açıktır ki, kendi hazırladıkları tasarıya 36 tane değişiklik önergesiyle yaklaşık bütün maddelerinde değişiklikler vermişlerdir. Ve en acısıdır ki, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun, Anayasa ve Danıştayca, mahkemelerce iptal edilmiş kanununun daha önceden hazırlanıp çıkmasını bile beklemeden bu kanun gündeme gelmiş ve biz bu kanunun komisyonlarda düzeltilmesi için elimizden gelen gayreti göstermek noktasında kalmışızdır.

Değerli arkadaşlarım, bu anlamıyla burada, Türkiye’de enerjiyle ilgili değerlendirmelerimizi bu yasada niye bulamadıklarımızın altını çizmeye devam etmek istiyorum. Şimdi, bu yasa hangi ihtiyacı karşılayacaktır? Bu yasanın öz itibarıyla karşılayacağı ihtiyaç şudur: Bir Borsa İstanbul kurulmuştur İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının yerine. Kurulan Borsa İstanbulun yeni bir alt borsası olarak enerji borsası oluşturulmaya çalışılmaktadır ve oluşturulan borsa, gerçekten, üretim ayağını düşünmeden, sadece dağıtım şirketlerinin ve bu anlamıyla tedarik organizasyonunun borsada işlem görmesine imkân sağlayıp borsadaki hacmin 5 kat, 7 kat, 10 kat yükseğiyle Borsa İstanbula yeni bir pazar oluşturmanın temelini oluşturan bir anlayışla kurulmuştur. Yani, Türkiye'nin ihtiyaçları değil, Borsa İstanbula yeni bir kaynak yaratmanın altyapısı bu kanunda kendini göstermektedir.

İki: Bu kanunun amacında yazılan, gerekçesinde yazılan “ucuz, kaliteli, nitelikli elektrik ve enerji temini” noktasında maalesef hiçbir şekilde bir çalışma kendini göstermemektedir. Bu yasada ikinci durum, 2001’de yasası çıkan, 2004’ten sonra özelleştirilmesine başlanan dağıtım şirketlerinin piyasada önüne çıkan zorlukları aşmak için, dağıtım şirketlerinin giderek artan güçlerini yasal ve hukuki zemine taşıma noktasındaki taleplerine cevap veren bir kanun olmuştur.

Değerli arkadaşlar, bakınız, 1990’da kamunun elektrik üretimindeki payı yüzde 91’den bugün yüzde 40’lara düşmüştür; özel sektörün payı da yüzde 12’lerden yaklaşık yüzde 60’lara gelmiştir.

Dağıtım organizasyonunda da benzer durumlar kendini hissettirmektedir. Dağıtım şirketleri bu yasada kendini o kadar hissettiriyor ki, tüm çabalarımıza rağmen, bu piyasada bir tekelleşmenin oluşmasının önüne geçmeyi maalesef engelleyemedik. Yasadaki yüzde 20 paya ulaşma konusundaki öneri, başka bir maddede kendi hazırladıkları yüzde 30 engeli de kaldırılarak borsaya açılmış bir dağıtım organizasyonunun satın almalarla çok sınırlı sayıda, yerli de değil, yabancı yatırımcının ileride enerji dağıtım piyasasına egemen olmasını sağlayacak bir altyapıyı ve hukuksal zemini bugün hazırlamış durumdadır. Bu, Türkiye açısından gerçekten çok dikkatle düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Bu yasanın getirdiği en önemli sakıncalardan bir tanesi budur. Bu sakıncayı ortadan kaldırma noktasında vermiş olduğumuz önergeler açıkça bunu engellemeye yetmemiş, çoğunluk anlayışıyla Komisyonda reddedilmiştir.

Değerli arkadaşlar, üçüncüsü: Bu yasa tüketiciye hiçbir şekilde kolaylık getirmemiştir. Bu yasa konuşulurken Sayın Bakan çeşitli toplantılarda yaptığı açıklamalarla bu yasanın tüketiciye ucuzluk getireceğini iddia etti. Ne dedi? “Bundan sonra alımlardaki alt limiti düşürüyoruz, tüketici de gidecek bu anlamıyla pazarlık yapacak ve elektriğini yüzde 15’e kadar ucuz alabilecek.” Bu yüzde 15 tanımlaması Bakanın değil ama basına yansıyan anlayış buydu. Basın, çevirdi vatandaşları, sordu: “Elektriği yüzde 15 ucuz alacakmışsın, ne diyorsun?” “Çok iyi olur.” dedi.

Ama değerli arkadaşlar, bu piyasada tüketicinin kendisi bir pazarlık yapma şansına sahip mi ki gidecek de bu işi yapacak? Bu neye benzer biliyor musunuz, örnek vereyim: Büyük bir alışveriş zinciri mağazanın fabrikadan mal alırken aldığı fiyatla, pazarlık gücüyle o mağazadan alışveriş yapan insanın gidip o fabrikaya “Bana aynı fiyattan mal ver.” demesine benzer. Bu piyasada fiyatta rekabet edebilmek satın alma gücü ve o satın alma gücünün getirdiği baskıyla oluşur. Bu baskı yoksa bizim vatandaşımıza bunun bir getirisi yoktur.

İkincisi, sayaçlar konusu. Sayaçlar konusunda da net bir şekilde tüketici yanlış bilgilendirilmiştir “Sayaçlarınız değişecek ama para vermeyeceksiniz.” denmiştir. Böyle bir şey olabilir mi? Sayaç değiştirmenin bedeli dağıtım şirketleri tarafından faturaya “Yatırım bedeli” olarak geçmekte ve geri alınmaktadır.

Burada bir şeyin altını çizmek istiyorum. Bakanlık, artık hiçbir para koymadan, tümüyle tüketicilerin ödediği paralarla tüm yatırımları yapmaktadır. Yatırımcı olarak, dağıtım şirketlerinin ihalesini almış olanlar, yatırım yapmak için paraları bütçelerine koymadan yatırım planlarına koymakta ve koydukları yatırım planlarına göre her yıl o faturaların üzerine onları aktarmakta ve ciddi bir şekilde tüketiciden para almaktadırlar.

Tüketicinin ikinci bir zorluğu, kayıp kaçak bedelidir. Kayıp kaçak, ciddi bir şekilde Türkiye'nin sorunudur. Bu sorun, tüketiciye, namuslu insana, elektrik parasını her gün ödeyen insana, doğru ödeyen insana verilmiş bir cezadır. Bazı dağıtım bölgelerinde kaçak oranlarının maliyeti, yüzde 90-95’in üzerinde, doğru bir şekilde elektrik tüketen bölgelerin insanlarına ödetilmektedir. Bu, Türkiye’nin bir gerçeği olabilir. Kayıp kaçak Türkiye’nin bir gerçeği olabilir ama bunu, Bakanlığın, ortadan kaldırma yolunda kendisini ve dağıtım şirketlerini devreye sokmak yerine tüketiciye yansıtması doğru bir anlayış değildir. Bunun için önerimiz oldu, dedik ki: “Kardeşim, kayıp kaçak bedelini Bakanlık bütçesine fon olarak koysun, oradan ödesin, herkes de bunu bilsin, buna göre tedbirini alsın.” Ama Bakanlık bu konuda da hiçbir adım atma niyetinde değil. Neden İstanbul’da, İzmir’de veya Anadolu’nun herhangi bir kentinde elektriğini ödeyen insan kaçak elektrik kullanan insanın yarattığı olumsuzluğun bedelini ödemek zorunda kalsın?

Değerli arkadaşlar, elektrik fiyatlarının saptanması, dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesiyle alınan çok farklı adlarla elektrik tüketiciye çok ciddi şekilde maliyetli yansımaktadır. Bu maliyetlerin yansımasının sonucu olaraktır ki Türkiye’de faturalar çok kabarık gelmektedir. Bir faturanın bileşenlerini size söylemek istiyorum: Ham elektrik fiyatı, bölgeye göre 8 ila 12 kayıp kaçak, yüzde 2 TRT payı, yüzde 5 belediye tüketim vergisi, yüzde 1 enerji fonu payı, yüzde 5 elektrik tüketim vergisi, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedeli, iletim ek ücreti eklenmekte ve üzerine yüzde 18 KDV ile bu, vatandaşların faturasına yansımaktadır. Tüketiciye yansıyan böyle bir şey ne sanayide sanayiciyi rekabetçi yapıp dünya sanayisiyle rekabetçi hâle getirebilir ne evinde elektrik tüketen insanların, dar gelirli maaşıyla yaşayan insanların huzurlu bir yaşam sürmesine imkân verebilir. İşte biz, bu gerekçeleri tüm bu yasanın görüşülmesi sırasında komisyonlarda dillendirdik, önergeler verdik. Amacımız şudur: Tüketicinin kaliteli, ucuz, sürdürülebilir ve çağdaş bir teknolojiyle desteklenmiş bir enerjiye ulaşımını sağlamaktır, Cumhuriyet Halk Partisi konuya böyle bakmaktadır.

Bu duygularla, bu yasayı, bu konuda eleştirilerimiz ve önerilerimizle gerekli çalışmaları yaparak desteklemeye çalışacağız.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bugün gündem dışı konuşmada dile getirdiğim konuya gösterdiği hassasiyet nedeniyle Sayın Bakana teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Hemen kendisinin talimatı üzerine Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürümüz de beni aradı, ilgili dokümanları alıp alamayacağını sorunca, her ikisine de “Hayhay” dedim, bunun gereğini yapmak üzere müfettişlerine talimat verdiğini iletti. Özellikle teşekkür ediyorum Sayın Bakan bu konuda, inanıyorum ki bu hassasiyetinizin sürmesi hâlinde, ülkemizin bir kurumunda hiçbirimizin hoşuna gitmeyen bazı istemediğimiz olayların önüne geçilmiş olacaktır. Bu vesileyle bir kez daha kendisine teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıya Milliyetçi Hareket Partisi olarak çok katkı yapmak istedik, çok arzuladık; nispeten bazı katkılarımız takdir gördü, Komisyon görüşmeleri sırasında değerli Komisyon üyelerimizin de katkısıyla tasarının düzenlenmesi adına tasarı içerisine dâhil edildi. Ancak, tasarı bugün bir ihtiyaç hâline gelmiş olmakla beraber özlenen düzeyde bir tasarı olmaktan uzak kalmıştır çünkü tasarı alelacele hazırlanmış ve 17 Aralık 2012 tarihinde Bakanlar Kurulunun imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edildikten bir hafta sonra 25 Aralık 2012 tarihinde komisyonlara sevki yapılmış, Enerji Komisyonunun dışında AB Uyum Komisyonuna ve Plan ve Bütçe Komisyonuna tali komisyon olarak gönderilmiş ancak Plan ve Bütçe Komisyonunun herhangi bir görüşü Komisyonumuza iletilmemiştir. Dolayısıyla orada görüşülmemiş. AB Uyum Komisyonunun tali komisyon olarak gönderdiği rapor ise tasarının bu hâliyle AB direktifleriyle çelişen, çatışan bir tasarı olduğunu, dolayısıyla çevre düzenlemelerine yönelik tedbirlerin yeterince alınmadığını beyan eden ifadelerle Komisyonumuza gelmiştir. Bu uyarılara rağmen ve AB Uyum Komisyonunun yazılı önerilerine rağmen, maalesef, tasarının özünde bu konuyla ilgili hiçbir değişiklik olmamıştır. Dolayısıyla, bir taraftan AB yasalarına uyum için kendi yasalarımızı değiştirmeye çalışıyoruz ama diğer taraftan bununla ilgili bir adım atmaktan imtina ediyoruz. Bu anlamda öncelikle bunu ifade etmek istiyorum.

Tasarı özünde, 20 Şubat 2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun güncellenmesinden ibarettir. Bir başka değişle, bu ana kanun ikiye parçalanmış, bugünkü hâli yeni Elektrik Piyasası Kanunu olarak gelmiş, geriye kalan maddeleri de EPDK yani Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu teşkilat kanunu olarak yüce Meclisin gündemine gelecek şekilde ayrılmıştır.

Diğer taraftan, bu tasarının orijinal hâlindeki bazı maddeler, yine sizlerin de hatırlayacağı gibi, 22 Ocak 2013 tarihli ve 6408 sayılı Kanun’la süre sıkıntısı nedeniyle tasarının içerisinden o maddeler çıkartılıp bir teklif hâline getirilerek yüce Mecliste görüşüldükten sonra kanunlaşmıştır. Orada da bazı görüşmelerimizi ifade ettik. O kanunda yani Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’da birkaç önemli madde vardı. Bunlardan en önemlilerinden biri: Bölgesel tarifenin süresinin dolduğu 31 Aralık 2012 tarihi itibarıyla, bu tarifenin ulusal tarife olarak devamına üç yıl daha süre eklendi ve Bakanlar Kuruluna beş yıl daha uzatma yetkisi verildi. Yani bu düzenlemeyle, bugün, Türkiye'nin 21 elektrik dağıtım şirketinin ya da elektrik dağıtım bölgesinin tamamında meydana gelen kayıp kaçak ve benzeri gibi gereksiz tüketimler veya haksız tüketimler 76 milyon Türk insanına eşit miktarda paylaştırılacak şekilde ulusal tarifenin devamına karar verildi.

Tekrar etmek istiyorum: Eğer bu ülkede yaşamanın bir bedeli varsa bu bedeli herkesin eşit ödemesi lazım. Ama, kullandığı elektriğin bedelini ödemeyenlerin cezasını zamanında, dürüstçe elektrik faturasını ödeyen insanlar çekmek zorunda kalıyorsa bu bir haksızlıktır, bu yüce Meclise yakışmamaktadır.

Dolayısıyla, bu teklifin önemli maddelerinden biri buydu, orada itirazlarımızı belirttik ama maalesef itirazlar orada da kabul görmedi. Komisyon görüşmeleri sırasında ana kanunda buna yönelik önergeler verdik. Biraz önce Değerli Susam’ın da ifade ettiği gibi, birçok milletvekili arkadaşımın verdiği kanun tekliflerinde örneğin kayıp kaçak bedelinin, TRT payının kaldırılması, sayaç okuma bedelinin kaldırılması gibi teklifler yer almasına rağmen, tasarıda birleştirilmiş gibi görülmekle birlikte bu milletvekillerimizin verdiği kanun tekliflerinin hiçbir maddesi bu tasarıya eklenmedi. Dolayısıyla, Hükûmetten geldiği ve Komisyonda iktidar partisi milletvekillerinin önergeleriyle değiştiği şekliyle buraya indi.

Şimdi, birbirimizi kandırmayalım. Milletvekilinin verdiği teklifte bu haksız ödemelerin kaldırılması gerektiği ifade ediliyor. Değerli milletvekilleri, burada, bu haksız uygulamanın kaldırılması gerektiği yönünde görüş beyan ediyorlar ama Hükûmet, açıkça söylemediğini kanunda gizleyerek maddelerle buradan geçirmeye kalkıyor.

Şimdi, eğer, ulusal tarifeye devam ediyorsanız yani “Biz 76 milyon insana -ister elektrik parasını ödesin ister ödemesin- bu ülkede gereksiz tüketilen ve haksız yere, hırsızlık yapılarak çalınan elektriğin parasını eşit ödetmeye devam edeceğiz.” diyorsanız bunu buradan gelip aziz milletimize söylemeniz lazım. Dolayısıyla, biz bunun kesinlikle kaldırılması ve her bölgenin kendi kayıp kaçağını üstlenecek bir düzenleme ile en azından bu kayıp kaçakların önlenmesini bir tedbire bağlamak istiyoruz.

Bu düzenlemede maalesef bunlar yer almamıştır, milletvekilleri hiçe sayılmış, bazı sayın milletvekilleri kanun teklifini Komisyonda savunmak üzere Komisyon toplantılarına gelmişler ve gerekçelerini öne sürmüşlerdir ama maalesef Hükûmet bu konulara kulak tıkamaya devam etmiştir. Çünkü, zaten bir ay önce, ocak ayında bu düzenlemeyi yaptığı için söz konusu teklifler aslında düşmüştür yani bu tasarıya, buraya “Bu milletvekillerinin teklifleri de kanunlaştı.” şeklinde yorumlanacak bir eklemenin hiçbir anlamı yoktur. Bunu öncelikle, baştan, bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum.

Diğer taraftan, tasarı, elektrik enerjisi üretimine herhangi bir teşvik unsuru içermemektedir. Dedik ki: “Geliniz, bu, elektrik piyasasını düzenleyen bir kanunsa üretimden iletimine, dağıtımına ve tüketicilerinin haklarının korunmasına kadar bir bütün olarak kanunu ele alalım ve üretimi destekleyecek tedbirleri de buraya ekleyelim.” Ama maalesef, yine Hükûmet bu önerilerimize kulak tıkadı ve birçok makul öneriyi, sadece, muhalefet partilerinden geldiği gerekçesiyle reddetme alışkanlığını bu tasarı görüşmeleri sırasında da, Komisyon görüşmelerinde sergilemeyi sürdürdü.

“Tüketici hakları korunmuyor.” dedik, korunmasını arzu ettik, bununla ilgili tekliflerde bulunduk, maalesef, bunu başarıyla sonuçlandıramadık.

Sayın Susam da ifade etti biraz önce, ben bir tüketicinin tükettiği aktif elektrik bedeline ek olarak neleri ödediğini bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum:

Aktif elektrik bedeline ek olarak dağıtım sistemi kullanım bedeli ödüyor tüketici. Zaten dağıtım şirketleri bu bölgelere talip olurken oradaki kayıp kaçağı da biliyordu, dağıtım sisteminin problemlerini de biliyordu ve buna göre teklif verdi. Şimdi, siz, devletten, özelleştirme sırasında zaten bunu düşerek aldınız, şimdi de diyorsunuz ki: “Buradaki yükü elektrik tüketicisine yükleyelim.”

İkincisi, kayıp kaçak bedeli ödüyor. Biraz önce ifade ettim: Kendisi dürüstçe davranıyor, herhangi bir kaçak elektrik kullanmıyor, düzenli olarak da bedelini ödüyor ama bir başkası kaçak kullandığı elektriğin bedelini ödemediği için onun bedelini dürüst vatandaş ödüyor, bunu kaldıralım dedik.

Başka ne ödüyor? Perakende hizmet bedeli ödüyor. Dolayısıyla, bunun da, yine, perakende hizmeti veren dağıtım şirketleri tarafından bilindiği ve buna göre özelleştirme sırasında teklif verildiği için zaten baştan ödendiğini biliyoruz.

İletim bedeli ödüyor, sayaç okuma bedeli ödüyor, belediye tüketim vergisi ödüyor, enerji fonuna ödeme yapıyor ve TRT payı ödüyor.

Değerli milletvekilleri, bazı yerlerde, bazı abonelerde bu ödenen ek ödemelerin bedeli tükettiği aktif elektrik bedelinden daha fazla oluyor. Şimdi, böyle bir düzenlemeye “Evet.” dememiz mümkün mü veya razı olmamız mümkün olabilir mi? Dolayısıyla, bu düzenlemede hiç olmazsa tüketicinin, dürüst tüketicinin ödemek zorunda olduğu ek ödemeleri kaldıralım dedik ve kanun teklifleri de buna yönelikti, maalesef, bunu da başaramadık, ikna edemedik. Hükûmet buna da kulak tıkadı, bu konularda verilen önergeler reddedildi.

Değerli milletvekilleri, sadece tüketicinin hakları korunmamakla kalınmıyor, diğer taraftan, özellikle, sayaçların mülkiyeti dağıtım şirketlerine veriliyor.

Şimdi size soruyorum: Size ait olan herhangi bir mal -bedeli ne olursa olsun, ister 1 liralık, ister bin liralık- sizin rızanız olmadan… “Ben kanun yaptım, senin elinden malı alıyorum; Ahmet’ten alıyorum, Mehmet’e veriyorum.” diyebilir misiniz? Burada dedik, bu kanunda bunu yapıyoruz. Dağıtım şirketleri sayaçlara “iz bedelle bakım onarım işlemi karşılığında olmak üzere” diye bir ifadeyle el koyuyor, bir tüketicinin iki gün önce değiştirdiği elektrik sayacını bu kanun yürürlüğe girdikten sonra ilgili şirket gelip “Senin sayacını aldım, yenisiyle değiştiriyorum.” diyor ve iki gün önce bedelini ödediği, bir ay sonra elektrik faturasına yüklenerek bedelini ödeyeceği bu sayacı ekonomik ömrü dolmadan çöplüğe atıyoruz ve yeni sayaç üreticilerine ya da yurt dışından, Çin’den ithal edilecek biraz daha ucuz fiyatlı elektrik sayaçlarına Türkiye’yi pazar ediyoruz. Şimdi, Türkiye’de elektrik sayacı üretiminden, bunun pazarlamasından ekmek yiyen binlerce esnafı bir çırpıda siliyoruz, onu koruyacak herhangi bir tedbir almadan şirketlerin insafına bırakıyoruz. Dolayısıyla, bu düzenleme bu yönüyle de eksikleri olan bir düzenleme. En azından, elektrik sayacı üretenlerin belirli bir süre korunmasını ve ekonomik ömrü dolmamış olan sayaçların, Türkiye'nin ve milletin menfaatleri dikkate alınarak “ekonomik ömrü dolduktan sonra” şeklindeki bir ibareyle bu düzenleme kapsamı dışına alınması gerekiyordu, buna da ikna edemedik.

Şimdi, o zaman bu haklı öneriler Hükûmet tarafından dikkate alınmıyorsa buranın arkasındaki niyetin ne olduğunu iyi anlamamız lazım. Şimdi, bu düzenleme ile üretimi artırmadınız, üreticilere herhangi bir teşvik vermediniz; var olan ve özellikle de ithal enerjiye bağımlı olarak ürettiğimiz elektrik enerjisinin pazarlamasını bu kapsamda değiştiriyoruz, yeni tedarik şirketlerinin oluşmasına imkân veriyoruz, sözde, tüketicilerin istediği yerden istediği fiyatlarla elektrik enerjisi alabilmesine imkân tanıyarak gayet güzel ve olumlu bir gerekçeyle yaptığımız bu kanunda, arka planda yeni şirketlerin doğmasına, pazarın yeni yandaşlara dağıtılmasına imkân tanıyacak düzenlemeler veriyoruz. Dolayısıyla, bu durumda, ileride, tüketici bugünden daha ucuz elektrik alma şansına sahip olamayacak çünkü siz kayıp kaçakları önleyecek bir tedbir almadınız, arz güvenliğini garanti altına alacak, üretimi desteleyecek ilave tedbirler koymadınız. Böylece, kendi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan üreteceğimiz enerji miktarını artırmadığımız sürece, yine, Rusya Federasyonu Başkanının iki dudağının arasındaki bir sözle belirleyeceği doğal gaz fiyatına, doğal gaz bedeline 76 milyonu esir ettiniz. Dolayısıyla, bu düzenleme bunları da içermedi. O anlamda bunun eksikliklerinin burada giderilmesini ümit ediyoruz veya vereceğimiz önergelere sayın Genel Kurul üyelerinin yapacakları katkılarla bu eksikliklerin giderileceğini ümit ediyoruz.

Eğer, Komisyondaki tavır, “Bir an önce bu kanun çıksın, bizim acelemiz var bunu çıkarmak zorundayız.” şeklindeki tavır burada da devam ederse inanıyorum ki bu yüce Meclis çıkarmış olduğu bu kanun sayısını sadece sayısal olarak artıracak ama çıkardığı kanundan memnun kalmayacaktır. Bu eksikliklerin mutlaka giderilmesi gerekiyor.

Bir de lisans sahibi kişilerin, lisansları kapsamındaki faaliyetlerini  yürütebilmelerinde, dışarıdan hizmet alımının önü açıldı. Yani, lisans sahibi üreticiler veya dağıtıcı firmalar, artık, Türkiye’nin kangreni hâline gelmiş taşeron sistemine bu sektörde de girmiş olacaklar. “Geliniz, bunu düzenleyelim, bu sektörün önünü açmayın, taşeron sistemiyle çalışan işçilerin mağduriyeti ve bu sistemin Türkiye’de yol açtığı aile feryatları ortadayken bu sektöre de taşeron işçi çalıştırma hakkını vermeyelim, bunu hiç olmazsa belli kurallara bağlayarak düzenleyelim.” Dedik, yine bunda da başarılı olamadık. Dolayısıyla, bu tasarıda en önemli eksiklerden biri, bu sistemle ilgili düzenlemeyi buraya koyamamamızdır. Her ne kadar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, her fırsatta, televizyonlarda, bu konuyla ilgili düzenlemelerin devam ettiğini, çalışmaların yürütüldüğünü söylese de -biz bu sözleri dört, beş yıldır duyuyoruz- taşeron firmalarda çalışan işçilerin ne sıkıntılar çektiğini ve bu ülkede ne bedeller ödediğini hepimiz biliyoruz. Şimdi, bu sektörde yoktu bu uygulama, bu sektöre de bunu katıyoruz dolayısıyla bu tasarı bu hâliyle ciddi bir eksiklik içermektedir, mutlaka bunun da düzenlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Konuşmamın başında da ifade ettim, üretim tesislerinin çevre mevzuatıyla uyumlu hâle getirilmesine yönelik düzenlemeler için 2018 yılına kadar süre tanınıyor burada. Daha önce 2017 yılı olarak belirlenmiş, şu anda enerji üretimi yapan termik santrallerde ve diğer santrallerde bu sıkıntılar sürdüğü için 2018’e kadar filtre takılması ve çevre mevzuatına uygun düzenlemelerin yapılabilmesi için bir daha ek süre tanıdık.

Değerli milletvekilleri, şu anda termik santralleri bu Hükûmet özelleştirme kapsamına aldı. Dolayısıyla, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bir taraftan bu santrallerin özelleştirme çalışmalarını hızla sürdürürken öbür taraftan diyoruz ki: Bu santraller ihale aşamasında, 2018 yılına kadar nasıl olsa herhangi bir düzenleme zorunluluğu yok, zamanım var. Hak ettikleri bedelin altında bir bedelle satılacak bir düzenleme getiriyoruz. Ona göre çünkü fiyat belirlenecek, ona göre bunların serbest piyasada doğru bedelleri oluşacakken, maalesef, bu düzenlemeyle yani süre uzatmayla bu konuda da bir eksiklik dikkat çekmektedir. Nitekim, AB Uyum Komisyonunda buna benzer birçok konuya işaret edilmiş ama tali komisyon raporunun hiçbir hükmü dikkate alınmamış ve tasarıya dercedilmemiştir.

Bir önemli konu ve çok önemli bir konu: Tasarının geçici 14’üncü maddesinde, şu ana kadar hükûmetin izniyle, ilgili bakanlıklardan alınan yazılarla inşasına başlanmış, yatırım yapılmış santrallerin önemli bir bölümünün bazı sıkıntılar nedeniyle inşaatı durmuş, şimdi, buraya, bu santrallere ilişkin yargı kararlarını hiçe sayan bir düzenlemeyle “Danıştayın kararlarını siz dikkate almayın, buyurun, yatırımına kaldığınız yerden itibaren devam edin.” diye bir düzenleme getiriyoruz. Şimdi, bu, kendimizi inkâr anlamına gelir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) – Dolayısıyla, bu maddenin de en azından HES’ler kapsam dışında kalacak şekilde yeniden elden geçirilmesi lazım.

Dolayısıyla, diğer konularla ilgili görüşlerimizi ileriki bölümlerde ve maddeler kısmında sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Tasarının hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Belirttiğimiz konularda vereceğimiz önergelere şimdiden destek vereceğiniz ümidiyle, tekrar, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Susam, buyurun, düzeltin.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, görüşülen kanun tasarısının tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında kullandığı bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkanım, mikrofon kapandıktan sonra söylediğim cümlede tutanaklardaki durumu düzeltmek için söz aldım.

Son cümlem “Bu duygularla bu yasayı desteklemiyoruz. Hepinize saygılar sunuyorum.” şeklindedir.

Düzeltir, dikkatlerinize sunarım.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in; Elektrik Piyasası Kanunu ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Gelirler Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Ali Halaman’ın; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 2 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/724, 2/246, 2/427, 2/448, 2/815, 2/829) (S. Sayısı: 426) (Devam)

 

BAŞKAN – Şahıslar adına, Adana Milletvekili Sayın Ümit Özgümüş.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Yasa Tasarısı’yla ilgili şahsım adına söz aldım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce konuşan partili arkadaşım da söyledi, Türkiye’nin en önemli konularından bir tanesini bugün görüşmeye başladık, enerji konusu, elektrik konusu ekonomik olarak da, stratejik olarak da çok önemli bir konu ve çok ciddi biçimde üzerinde konuşulması, düşünülmesi gereken yasalardan bir tanesi.

Enerji konusundaki ihtiyaç gittikçe artıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki sanayileşme döneminde, özellikle son yirmi yılda refahın artmasıyla birlikte bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de enerji ihtiyacı gittikçe artmakta ve planlanandan daha fazla, daha hızlı artmakta. Bu konuda Türkiye ne yazık ki tamamıyla dışa bağımlı bir durumda. Geçmişte yapılan hatalar, Türkiye'de doğal kaynakların az olması Türkiye'de bugün bu sorunu doğurmuştur.

Bugün, 2011 yılı rakamları itibarıyla, Türkiye, toplam ithal ettiği petrolün yüzde 63’ünü İran ve Rusya’dan, yine doğal gazın yüzde 77’sini sadece İran ve Rusya’dan ithal etmektedir. Şimdi, böyle bir tablo karşısında uyguladığımız enerji politikalarından dolayı yıllar içerisinde yerli kaynaklardan üretilen enerjinin artması gerekirken ne yazık ki çok uzun yıllardan beri uygulanan yanlış politikalardan dolayı bu tersine işlemektedir. 1990 yılında yerli kaynaklardan üretilen enerji yüzde 48,1 iken 2000 yılında yüzde 33’e, 2012 yılında ne yazık ki yüzde 27’ye kadar düşmüştür. Bu konuda, içeride enerji konusunda orta ve uzun vadeli çok doğru yatırımlar, doğru stratejiler, doğru yasalar çıkarmamız gerekirken dışarıda uluslararası ilişkilerde de bu enerji politikamızla paralel politikalar yürütmemiz lazım yani kendi çıkarlarımızı, enerji çıkarlarımızı ön plana koyacak politikalar üretmemiz ve bu politikaları uygulamamız gerekir.

Değerli arkadaşlar, dünyada “enerji güvenliği” kavramı çok ön plana çıkmıştır. Uluslararası genel teamüle göre, uluslararası genel kabul görmüş tanıma göre; enerji güvenliği, öngörülebilen bir süre içerisinde ülkenin, sanayinin, tüketicinin ihtiyacı olan elektriği makul fiyat, en az kesinti ve en az riskle temin edebilmek ve bu politikaları uygulamaktır. Yani, Türkiye'nin de enerji güvenliğini uygulayabilmesi için bu tür politikalara yönlenmesi gerekirdi ama ne yazık ki Türkiye bunda da tam tersi politikalar uygulamakta ve özellikle biraz önce saydığım İran gibi, Rusya gibi ülkeler başta olmak üzere, şimdi Irak’la da aynı şekilde sorun yaşamakta ve dış ilişkilerde çok ciddi biçimde risk almaktadır.

Bundan bir süre önce söylemiştim, komşumuz Suriye’de binbir türlü yalanla şu anda fiilî bir savaşın içerisindeyiz.

Değerli arkadaşlar, bundan on sene önce, on iki sene önce “Irak’ta atom silahları var, kitle imha silahları var.” yalanı neyse bugün “Suriye’de Suriye yönetimi halkını katlediyor.” da aynı şekilde bir yalandır ve bu yalan üzerine kurulmuş bir stratejiyle Türkiye orada adı konmamış bir savaşın içerisindedir ve bu savaş devam etmektedir. Burnunun ucunu göremeyen, bugünden yarını göremeyen Dışişleri Bakanımız, Esad on beş günde gidecek diyordu, olmadı, bir buçuk ayda gidecek diyordu, olmadı, iki ayda, iki yılda… Şimdi, iki sene geçti hâlâ Esad yönetimi devam ediyor ve bölgeyi yakından bilen, Suriye’yi yakından bilen birisi olarak söyleyeyim ki, ne yazık ki buna üzüleceksiniz, bir iki yıl daha, dört yıl daha gitmeyecek. Çünkü Suriye’de halk yani sizin “Esad katlediyor.” dediğiniz halk emperyalizme karşı örgütlenmiş, Kurtuluş Savaşı’nda bizim milislerimiz gibi orada da halk milisleri oluşmuş ve emperyalizmin maşalarını kendi bölgelerinden temizlemekte. Bu enerjiyi bu şekilde…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ayıp, ayıp! Bir katliama bu şekilde arka çıkamazsınız.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Konuşma, gevezelik yapma. Gevezelik yapma, otur yerine!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir katliama bu şekilde siz arka çıkamazsınız!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Aynen böyle söylerim. Biz gerçekleri söylüyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ayıp, ayıp!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Ayıp sana!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu halkı kim katlediyor!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) - Ayıp emperyalizmin maşalığını yapanlara, taşeronluğunu yapanlara.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu halkı kim katlediyor!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) - Fazla gevezelik yapma oradan!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Burası Suriye’nin parlamentosu değil! Ayıp!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) - İstersen sonra dışarıda konuşuruz, oradan gevezelik yapma!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geveze sensin!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) - Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Özgümüş, lütfen…

Sayın Metiner, lütfen…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Soytarı!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Katliamcı sen, soytarı sensin!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) - Şuraya gelsene bir!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geleyim!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Gel!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Gel, sen gel!

BAŞKAN – Aa, yapmayın!

(Ümit Özgümüş ile Mehmet Metiner’in AK PARTİ sıraları önünde birbirlerinin üzerine yürümesi)

BAŞKAN - Sayın Özgümüş… Sayın Özgümüş, lütfen…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Öldürürüm lan seni! Hıyarağa!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hıyar sensin lan çakal!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Bak, orada gene kalabalığı bulunca konuşmaya başladın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Terbiyesizlik yapma!

BAŞKAN – Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.03

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Kapatmadan evvel, eminim hepimizin üzüntüsüne sebep olan bir hadise yaşadık. Bundan sonraki süreçte ben hem sayın grup başkan vekillerimizin hem bütün milletvekillerimizin tek tek hepsine ricada bulunmak istiyorum. Biz, Meclisin nezaketini, mehabetini, muhabbetini korumak mecburiyetindeyiz ve bu manadaki bir gergin yapı hepimize milletimizin huzurunda da zarar verecektir.

Şimdi ben, grup başkan vekillerini şayet mümkün olursa arkaya davet ediyorum, ondan sonra dönüp gelip birleşime devam edeceğim.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.06

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, önceki oturumda Genel Kurulun mehabetine yakışmayan sözler sarf edildi. Tartışmanın hararetiyle söylenen bu sözler milletvekillerine de, Genel Kurula da yakışmamıştır. Bu nedenle, iki grup başkan vekilimize söz vereceğim.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün görüşülen kanun tasarısının tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasındaki üslubundan dolayı üzgün olduğuna ve bu görüşmelerin daha uygun bir üslupla devam etmesini arzu ettiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurul görüşmeleri sırasında zaman zaman ortamın gerildiği anlar olabiliyor ancak ortam ne kadar gerilirse gerilsin elbette ki birtakım şeyler söylenmemeli ama gerilim anında bazı arzu etmediğimiz kelimeler, cümleler arkadaşlarımızın ağzından çıkabiliyor. Biraz önce Sayın Ümit Özgümüş gergin bir atmosferde yapmış olduğu konuşma nedeniyle eminim kendisinin de arzu etmediği birtakım kelimeleri sarf etti. Onun gerçek üslubunda, dünyasında bu kelimelere yer yoktur.

Ben böyle bir üslubun Genel Kurulda olmaması gerektiği düşünüyorum ve bundan sonraki görüşmelerde daha uygun bir üslupla bu görüşmelerin devam etmesini arzu ediyorum. Bu üsluptan dolayı, karşılıklı üzgün olduğumu ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ünal…

 

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İç Tüzük’ün parlamenterlerin Genel Kurulda hangi üslupla konuşmaları gerektiğini düzenlediğine ve AK PARTİ Grubundan Genel Kurulun mehabetine, Meclisin yüceliğine uygun olmayan hiçbir söz ve davranışın sâdır olmayacağına ilişkin açıklaması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük’ümüz parlamenterlerin Genel Kurulda hangi üslupla konuşmaları gerektiğini düzenlemiştir ama takdir edersiniz ki Genel Kurulun mehabetine yakışan bizim nezaketimiz, bizim karşılıklı hassasiyetimizdir. Dolayısıyla, aslolan, bir genel kurulun yüceliğini de belirleyen teamüllere ne kadar uyduğumuzdur. Ama maalesef, özellikle son üç haftadır, bu Genel Kurul kesinlikle kabul edemeyeceğimiz, karşılıklı olarak, bütün grup başkan vekilleri olarak kabul edemeyeceğimiz sözlere sahne olmuştur. Bunun “sen dedin, ben dedim” üzerinden herhangi bir şekilde muhasebesini yapmak da doğru değildir.

Biz AK PARTİ olarak, AK PARTİ grup başkan vekilleri olarak şunun garantisini veriyoruz: Bizim grubumuzdan herhangi bir şekilde bu Genel Kurulun mehabetine, Meclisin yüceliğine uygun olmayan hiçbir söz ve davranış sâdır olmayacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Aynı şekilde diğer grup başkan vekillerimizin de bu anlayışta olduğuna inanıyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 66’ncı maddesine göre görüşülen konudan ayrılınmamasını, İç Tüzük’ün 67’nci maddesi Genel Kurulda yapılan konuşmalarda temiz bir dil kullanılmasını, kaba ve yaralayıcı sözler sarf edilmemesini düzenlemektedir. Görüşmelerin sağlıklı ve verimli yürütülebilmesi, gerginliklere imkân tanınmaması için tüm milletvekillerimizden konu dışına çıkılmaması ve temiz bir dil kullanılması hususunda hassasiyet gösterilmesini rica ediyorum.

426 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in; Elektrik Piyasası Kanunu ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Gelirler Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Ali Halaman’ın; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 2 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/724, 2/246, 2/427, 2/448, 2/815, 2/829) (S. Sayısı: 426) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi söz sırası Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız’da.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün burada enerji sektörünün özellikle kamu ve özel sektör olarak daha düzenli işleyişini dikkate alacak birçok düzenleme yapıyoruz. Şu ana kadar konuşma yaparak katkı koyan, önerileri bulunan, tavsiyeleri bulunan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Bu kanun tabii ki ülkemize lazım, gelişen Türkiye’nin bütün yönleriyle beraber bu dinamik süreç içerisinde bunu gerçekleştirebilmemiz lazım.

Ben kaybettiğimiz süreyi de telafien -birçok maddede de konuşmalar olacak Sayın Başkanım, eğer uygun görürseniz geneli üzerinde bu kadar konuşmakla yetineyim. Diğer bölümlerde de konuşmak üzere ben hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şahıslar adına son söz  Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk’te.

Buyurun Sayın Öztürk.

Süreniz on dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 426 sıra  sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce geçen hafta Brüksel’de 4 arkadaşımızla birlikte Avrupa Birliği Enerji Komitesinin toplantısına katıldık katılım sürecindeki ülkelerle ilgili. Şunu iftiharla söyleyebilirim ki: Türkiye enerji konusunda kurumsallaşması ve yaptığı atılımlarla birçok Avrupa ülkesinin önünde. Bunu kamuoyunun takdirine sunmak istiyorum.

Genel duruma bir bakarsak, dünyada nüfus artışı, sanayileşme ve kentsel gelişim nedeniyle enerji ihtiyacı sürekli artmaktadır. Özellikle 1990’lı yılların başında keşfedilen -petrol, doğal gaz gibi- fosil kaynaklardan sonra enerji stratejileri buna göre şekillenmiştir. Fosil yakıtlardan elde edilen elektrik üretimi oranı zaman içinde önemli boyutlara ulaştı. Fosil yakıtların azalması, maliyetlerin artması ve dışa bağımlılık hemen hemen her ülkeyi alternatif kaynak arayışına yöneltmiştir.

Enerji politikasının temel unsurları ve problemleri nedir? Arz güvenliği, rekabet ve fiyat, sürdürülebilirlik, dışa bağımlılık, alternatif enerji yolları. Bazı yorumculara göre dünyada birçok savaşın sebebinin enerji kaynaklarına sahip olma arzusundan kaynaklandığı ifade edilmektedir. Sebep ne olursa olsun, sermaye, bilgi ve enerji kaynaklarına sahip ülkeler dünyayı dizayn etmeye devam etmektedirler.

Ülkemizdeki enerji politikası nedir? Ülkemiz büyüyen ekonomi, gelişen refah düzeyi sonucu enerji ihtiyacı en fazla artış gösteren ülke konumuna gelmiştir. Artan talebi karşılamak için arz güvenliği, dışa bağımlılık ve rekabet içinde alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik politikalar geliştirilmiştir. Nitekim, bunun sonucunda elektrik üretiminde hidroelektrik, kömür ve rüzgâr gibi kaynakların oranı artırılmıştır, nükleer elektrik santrali kurma çalışmalarımız devam etmektedir.

Enerjideki önemli ihtiyaçlar, yapılması gereken çalışmalar nelerdir? Bu kanunla birlikte bunun içeriğinde de neler var? Birincisi yatırım. Artan enerji talebini karşılamak, arz güvenliğini sağlamak için sektörün serbestleştirilmesi ve liberalleştirilmesi için özel sektörün önünün açılması, gerek iç gerekse dış yabancı yatırımcıların teşvik edilmesi gerekmektedir. Bu kanun bunu sağlıyor. 2020 yılına kadar 128 milyar dolarlık enerji yatırımına ihtiyacımız olduğu düşünülürse çok büyük rakamlarda yatırıma ihtiyacımız var.

İkincisi üretim. Üretim kaynaklarının çeşitlenmesi, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının devreye sokulması. Nitekim, bununla ilgili 2005 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarına, elektrik üretimine ilişkin çıkarılan kanunda 2010 yılında yapılan değişikliklerle teşvik ve destekler artırılarak üretim içindeki oranları yükseltilmiştir, yeterli değildir. Özellikle rüzgâr, güneş ve jeotermal, biyokütle gibi enerji kaynaklarını sisteme daha fazla dâhil etmek mecburiyetindeyiz. Bununla ilgili çalışmalarımız da devam ediyor.

Türkiye yenilenebilir enerji alanında önemli potansiyele sahip bir ülkedir. 2010 yılında toplam elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 26’sı söz konusu kaynaklardan elde edilmiştir. Avrupa üyeleriyle karşılaştırıldığında, hâli hazırda ülkemizde yenilenebilir enerji payı daha yüksek olup bu oranın artırılması hedeflenmektedir. Ülkemizdeki yenilenebilir enerji üretiminde en önemli pay hidroelektrik ve biyokütleye aittir. Rüzgâr ve güneş enerjisinin payı henüz yetersizdir ama son zamanlarda özellikle rüzgâr enerjisiyle ilgili desteklerle birlikte bu payın ciddi miktarda arttığını biliyoruz.

Bir başka husus, enerji verimliliği ve tasarruf. Yine, AK PARTİ iktidarları döneminde, 2009 yılında çıkarılan kanunla bu konudaki farkındalık ve duyarlılık artırılarak ülkemiz ekonomisine ciddi kaynak sağlanmıştır. Isıtma, ulaşım, ev aletleri ve sanayideki cihazlar ile aydınlatmada yapılacak tasarrufla bir yılda 6 ile 10 milyar dolar civarında kaynak temin edebiliriz. Toplam enerji ithalatımızın 60 milyar dolar olduğu bir durumda 10 milyarın ne kadar önemli olduğunu hepimiz fark ediyoruz. Dolayısıyla, bununla ilgili çalışmalarımızı da artan yoğunlukta devam ettirmek durumundayız.

Bir başka husus -yine konuşmacılarımız değindi ama maalesef olumlu değinmedi- ülkemizin coğrafi konumunun değerlendirilmesi. Doğu-batı, kuzey-güney arasında köprü konumunu avantaja dönüştürebiliriz. Nitekim, bununla ilgili bazı çalışmaları ben size aktarmak istiyorum. Türkiye bu konumunu iyi kullanmaktadır, kullanmaya da devam edecektir. Bunlardan bir tanesi Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’dir ki TANAP, Türkiye üzerinden gidecek bir boru hattıyla Azerbaycan’daki üretimin Avrupa’ya taşınmasıyla ilgili yapılan anlaşma, siz de biliyorsunuz ki 26 Haziran 2012 tarihinde İstanbul’da imzalandı. Dolayısıyla bu projenin sonucunda, Batı Nabucco Projesi’yle birleştirilerek bu kaynakların Avrupa’ya ulaştırılması sağlanacaktır.

Nükleer enerji, enerji ihtiyacımızı karşılayacak bir başka kaynaktır. Türkiye, hidrokarbon kaynaklar açısından, hepimizin bildiği gibi, ithalata bağımlıdır. Enerji arz güvenliğini artırmayı teminen enerji kaynaklarımızın çeşitlendirilmesini hepimiz kabul etmekteyiz. Öte yandan, hidrokarbon kaynaklarının yarattığı küresel iklim değişikliği ciddi bir küresel sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ülkemizde artan enerji talebinin karşılanması, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması ve çevresel olumlu etkileri sebebiyle enerji üretiminde nükleer enerjiden yararlanılması kararı alınmış olup bu çerçevede iki nükleer santralin kurulumu 2030 yılı itibarıyla kararlaştırılmış, birincisinin çalışması devam ettirilmiş, yine, enerjimizin yüzde 10’unun nükleer enerjiden temininin kararı alınmıştır. Bunlardan bir tanesi sizin de bildiğiniz gibi Akkuyu’da kurulacak. Bununla ilgili çalışmalar, 12 Mayıs 2010 tarihinde ülkemizle RF arasında imzalanan ve iki ülke arasında onaylanan hükûmetler arası anlaşma çerçevesinde sürdürülmektedir. Sinop’taki çalışmalar da, görüşmeler de devam etmektedir.

Bununla ilgili, özellikle Japonya’daki depremden sonra ortaya çıkan durumlar da göz önüne alınarak son teknolojiler kullanılacak, en üst düzeyde güvenlik tedbirleri alınarak ülkemize nükleer enerji kazandırılacaktır. Başka türlü, enerji arzımızı ve sürekliliğini sağlamamız mümkün değildir. Nitekim, bununla ilgili, Avrupa ülkelerinde ilkesel olarak başlatılan ve AB içinde, komşu ülkelerde bulunan nükleer santrallerin güvenli olup olmadıklarının sınanması amacıyla bir dizi stres testine tabi tutulmalarını öngören projeye ülkemiz gönüllü olarak katılmış ve faaliyetlerini desteklemektedir.

Bir başka husus: Kaya gazı, hidrojen, bor gibi enerji kaynaklarını dönüştürme imkânı bulunan hususlarda AR-GE yatırımlarının artırılarak -ki Hükûmetimizin çalışmalarında bu vardır- buralardan daha fazla kaynak oluşturabiliriz ve enerji ihtiyacımızı karşılayabiliriz.

Bir başka husus da çevre duyarlılığı. Bir taraftan ekonomik büyümemizi sağlarken diğer taraftan da çevreye duyarlı olacağız; çevre etkilerini en aza indirecek tedbirleri almak suretiyle gelecek nesillere iyi bir çevre bırakacağız, yaşanabilir bir çevre bırakacağız.

Şimdi, yine, size birtakım rakamlar vermek istiyorum: Dünya enerji talebi 1970’lerde 200 katrilyon BTU iken, sürekli artarak, bugün 500 katrilyona çıkmış, 2020 yılında 600 katrilyon BTU’yü aşması beklenmektedir. Bu artış da ortalama dünya artışının 2,5 katıdır. Özellikle Çin ve ondan sonra da Türkiye enerji artışı en fazla olan ülkelerin başında gelmektedir.

Yapılan çalışmalar sonucunda, elektrik enerjisi talebimiz ortalama 2023’te 450 teravatsaate ulaşacaktır. Sanayideki elektrik enerji kullanımımız 2001 yılına göre 2 kat artmıştır.

Yine, doğal gazda 2023’e kadar bir projeksiyon da doğal gazın 25 bin megavata, hidrolojik gücün 2 kat artırılarak 34 bin megavata, kurulu rüzgâr gücümüzün de 10 kat artırılarak 20 bin megavata çıkarılması hedeflenmektedir. İlave olarak 6 bin megavat nükleer santralin de devreye girmesi planlanmaktadır. Enerji Bakanlığımızın hesaplamalarına göre, biraz önce bahsettiğim bu yatırımlar 128 milyar doları bulmaktadır.

İlk elektrikli otomobil, İskoçyalı mucit Robert Davidson tarafından 1838 yılında yapılıyor. 1890’lı yıllarda Avrupa’da ve ABD’de satışına başlanıyor. 1905 yılında Amerika Birleşik Devletleri sokaklarında benzinli araçlardan daha fazla elektrikli araçlar satılmış oluyor. Ama ne oldu? 1920’li yıllarda fosil yakıtların bulunmasıyla, yine, 1920’lerde içten yanma motorlarının teknolojilerinin geliştirilmesi, geniş petrol sahalarının keşfedilmesi, rafine maliyetlerinin düşürülmesi, daha kısa sürede ve daha ekonomik olarak araç depoları dolmaya başlayınca elektrikli otomobiller yarışı kaybetmiş oldu. Buradan şunu anlıyoruz: Enerjiyi ekonomik, zamanında ve kullanıcının tercihine uygun ve isteğine göre sağlamak zorundayız. AK PARTİ iktidarları da işte bunu yapıyorlar.

Yukarıda ifade edildiği gibi, ihtiyaç duyulan yatırımın özel sektör dinamizmiyle birlikte desteklenmesi bu kanun çerçevesinde öngörülmüştür.

Yine, baktığımız zaman, 2002 yılında yüzde 38 olan özel sektör payı, 2012 yılı itibarıyla yüzde 61’e çıkmıştır. Dolayısıyla, hızlı bir şekilde piyasanın serbestleşmesi, rekabete açılması sağlanmıştır; bu kanunla, ayrıca bu da sağlanacaktır.

Yine, baktığımız zaman rekabet ortamı oluşturuluyor, denetim kurulları kuruluyor, Avrupa Birliğinin de isteği bu Avrupa Birliği müktesebatında. Dolayısıyla Türkiye buna hazır hâle gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu kanunun hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın İrbeç…

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye’deki 21 elektrik dağıtım bölgesinde ulusal elektrik tarifesi uygulanmakta, ülkemiz genelindeki elektrik kayıp kaçak parası bütün abonelere yansıtılarak tahsil edilmektedir. Aboneler faturalarında başkaları tarafından çalınan elektriğin parasını ödediğini görünce  tepkiler artmaya başladı. Bunun üzerine dağıtım şirketleri yeni bir uygulama başlattı ve faturalardan kayıp kaçak bedeli bölümü tamamen kaldırıldı. Ocak 2013’ten sonra elektrik aboneleri artık faturalarında kayıp kaçak bedeli bölümü ve ödediği parayı göremiyorlar ancak kaçak elektriğin bedelini diğer fatura kalemleri üzerinden ödemeye devam ediyorlar.

Türkiye’de alınan bütün önlemlere rağmen elektrik kayıp kaçağı önlenememektedir. Hâlen bazı illerde kayıp kaçak elektrik tüketimi yüzde 80’i geçmektedir. Başkaları tarafından çalınan elektriğin parasını dürüst tüketicilerin ödemesini önlemek için getirilecek cezaların ağırlaştırılması ve kaçağın takibini sağlamak amacıyla teknolojik imkânların kullanılması hususunda hangi ek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çiftçiler için kurulan sulama birliklerinin ülkemiz genelinde birçok yerde elektrik idarelerine borçları vardır. Bu borçlar da artık ödenemez  konuma gelmiştir, faizleri katlanarak artmaktadır. Hükûmet olarak borçların silinmesi veyahut da yeniden yapılandırılmasıyla ilgili herhangi bir çalışma yapılacak mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum.

İkinci soru olarak: Ülkemizde güneş enerjisi elde etmek için kurulan sistemler çok pahalı olup rantabl görülmemektedir. Bakanlık olarak bu sistemlerin ucuz şekilde kurulması ve desteklenmesiyle ilgili çalışmalar var mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Sayın Türeli…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, evlerde kullanılan elektrik faturalarına  elektrik kullanım bedelinin yanı sıra “vergi, fon ve çeşitli kesintiler” adı altında pek çok kalem eklenmesi sonucunda elektrik faturaları ciddi biçimde yükselmektedir. Bu durum vatandaşlarımız arasında büyük tepkiyle karşılanmaktadır. Geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili olarak vermiş olduğum bir soru önergesine gelen cevap yazınızda “Faturalara yansıtılan fon, vergi gibi kalemlerin azaltılması veya tamamen kaldırılması Bakanlığımızın hedefleri arasında yer almaktadır.” denilmektedir. Bu çerçevede, sormak istiyorum: Bu konuda hâlihazırda yürüttüğünüz bir çalışma var mıdır, varsa hangi aşamadadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Değirmendereli…

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Enerji Komisyonuna Bakanlığınızca verilen bir dokümanda, elektrik enerjisi arz güvenliği dokümanında lisans ve ilerleme durumunda şöyle çarpıcı bilgiler var: Doğal gaz santrallerine başvuru, inceleme, değerlendirme, lisans verilenlerle birlikte eğer hepsi hayata geçerse 65 bin megavatlık bir potansiyel ortaya çıkacak.

Diğer taraftan, ithal kömüre dayalı santrallere verilen lisanslar da hayata geçtiğinde 26 bin megavatlık da orada bir tesis devreye girecek. Yani bu iki kalem de olağanüstü yüksek rakamlar, dışa bağımlılığımızı çok daha fazla arttıracak rakamlar gibi görünüyor. Hakikaten doğru mudur bu rakamlar?

BAŞKAN – Sayın Çirkin…

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, çiftçimizin durumu son derece kötü, namüsait şartlarda ziraat yapıyorlar ve elektrik borçlarından dolayı sıkıntıdalar.

Öncelikle bu, elektrikte aylık ödeme konusu çiftçiyi zorluyor. Çiftçi salatalık yetiştirmiyor, kaldı ki salatalık da 40 günde yetişiyor. Böyle bir sıkıntısı var. Bu ödemelerin mevsimsel ürün desenine göre ayarlanmasını düşünüyor musunuz?

Ayrıca tarımsal sulamayla ilgili borçlarda yeniden bir yapılandırma ve geçmiş faizlerin de silinmesiyle beraber bu yapılandırmayı çiftçinin daha çok ödeme imkânı bulabileceği bir noktaya getirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, hâlen nükleer güç santrallerinin kurulmasıyla ilgili çalışmalar ne aşamadadır? Zaman zaman medyadan takip ediyoruz, Akkuyu’da ve Sinop’ta bazı çalışmalarınızın olduğu ifade edilmekte. Gelinen son noktayı açıklayabilir misiniz?

İkincisi: Hâlen en fazla kayıp kaçak elektrik oranlarının bulunduğu iller hangileridir? Bu illerde şimdiye kadar Bakanlığınca kaç kişi hakkında nasıl bir işlem yapılmıştır? Açıklarsanız sevinirim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, sisteme giremedim, ben de bir soru sorabilir miyim?

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. 

Sayın Başkan, geçen sene, TETAŞ, elektrik perakende satış fiyatlarında yüzde 14,8 ucuzluk yaptı fakat bu satışta tüketiciye intikal etmedi, dağıtıcı şirketler üzerinde kaldı. Bu yüzde 14,8 perakendedeki tenzilatın bedeli galiba 2 katrilyon 600 trilyon lira. Bu parayı kim alıyor yani TETAŞ’ın satış fiyatında yaptığı bu tenzilatı kim alıyor?

İkincisi: Dağıtım şirketlerinden, 21 tane dağıtım şirketinden dağıtılan elektriğin dağıtım bölgelerinin ihale bedeli kaç liradır? Bunlardan bugüne kadar ihale taksitlerini süresinde ödemeyenler var mıdır, varsa kimlerdir? Taksitlerini ödemeyenler hakkında ne gibi işlemler yapılmaktadır? Bunu öğrenmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle sorular için de teşekkür ediyorum.

Ben, seri bir şekilde cevaplamaya çalışacağım. Türkiye’de 21 tane elektrik dağıtım şirketi var, AŞ var ve ulusal tarife ve bölgesel tarife arasında bir seçim yapıldı. Normalde 31/12/2012’ye kadar ulusal tarife vardı ve bu sürenin uzatılıp uzatılmayacağı yine Genel Kurulun gündemine getiriliyor. Bu, şu demek, malum: Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a varıncaya kadar bütün elektrik fiyatlarının sabit olduğu ve her bir bölgede bu şekliyle fiyata devam edileceğini söylüyor. Bu, ulusal tarife.

Bölgesel tarife: Yine, bildiğiniz gibi bu 21 tane şirketin kayıp kaçak oranları ve performans değerleri dikkate alınarak fiyatlama mekanizması oluşturuluyor. Türkiye şu anda buna hazır mıdır, değil midir diye düşündük; Türkiye’nin şu anda buna hazır olmadığını gördük. Bunun birkaç tane sebebi var. Yani, aynı il içerisinde, diyelim ki Eskişehir’in içerisinde bir kişinin 42 kuruştan kullanıp yanındaki Bilecik’in de 21 kuruştan kullandığı bir ortam çıkabilecek veya başka illerle alakalı bu örnekleri çeşitlendirmek mümkün. Asıl amacımız, şu anda kayıp kaçakta doğru bir yöne doğru gidiyoruz, hedeflerimiz doğru. İki tane bölgeyi -yine birazdan açıklayacağım- Dicle ve Van Bölgesi’ni çıkarttığımızda…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ayrı bir yer mi Sayın Bakanım orası, nasıl çıkarıyorsunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - …Türkiye’nin kayıp kaçak ortalaması toplam yüzde 9,4’tür. Bu, şu demek: Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ortalamasından daha düşük demektir. Demek ki doğru iş yapıyoruz ama nerede eksik yapıyoruz? Bu iki bölgeyle alakalı ve birisinde 6 tane ilimizi ilgilendiren noktalarda Türkiye ortalamasının çok üzerinde bir kayıp kaçak oranı var. İzlenen usul doğru bir usuldür, izlenen yöntem doğru bir yöntemdir ama bunların bu illerde mutlaka daha da net bir şekilde uygulanabiliyor olması lazım.

Sulama birlikleriyle alakalı hususlarda yeni bir yapılandırma yapıp yapmayacağımız soruldu milletvekili arkadaşlarımız tarafından. Değerli arkadaşlar, 2,6 milyar TL’lik bir borç birikmişti çiftçilerimiz ve sulama birlikleri tarafından ama ne yazık ki biz faizleri tamamen affediyor olmamıza rağmen, paranın aslını alacağız demiş olmamıza rağmen şu ana kadar yaklaşık yüzde 25’ler civarında toplam miktarın yüzde 25’leri civarında bir yapılandırma müracaatı oldu. Bundan sonra takdir edersiniz ki adaleti tesis etmek açısından da bizim şu anda asıl paraları affetmek gibi bir yetkimiz olmaz. Bu, yetkimiz olsa da doğru da olmaz ve yeni bir yapılandırmayı da bu manada düşünmüyoruz. Şu anda bize borcu olanların… Özellikle faizleri affedilmiş ve otuz altı aya kadar varan vadelerle borçlarını ödeyen çiftçilerimiz var, buna devam eden çiftçilerimiz var; kendilerine bu vesileyle teşekkür ediyoruz.

“Güneş enerjisi ucuz mudur? Destek verecek miyiz? Yeterince ucuz değil midir?” Dünyadaki teknoloji hızla ama hızla geliştiği için güneşteki maliyetler azalmaya devam ediyor. Normalde 2 dönüme, 2,5 dönüme 1 megavat yapılırken şu anda 1 dönümlere kadar inmeye başladı 1 megavatlık güneşin yer aldığı, kapsadığı alan. O açıdan bizler ayrı bir destek vermeyi düşünmüyoruz ancak on yıl süreyle güneş enerjisinden üreten herhangi bir yatırımcının 13,3 dolar sentlerle alınmasını, eğer serbest piyasada satamıyorsa, bu piyasayı değerlendiremiyorsa mutlaka kamu tarafından alınmasını temin edecek bir kanun çıkartmıştık, yine hep beraber, desteklerinizle beraber.

Tabii ki elektrik faturalarında fon, vergi, BTV, TRT her türlü fon ve harçlarla alakalı konuda, aynen yazıda belirttiğimiz gibi bizim asıl amacımız bunların kısmen veya tamamen kaldırılmasına dönük yapılardır, çalışmalardır. Şu anda benzin veya mazotta 100 liralık bir faturanın yaklaşık 62 ilâ 68 TL arasında verginin kapladığı. Yine, elektrik faturalarında hemen hemen 40 TL’ye yakın da verginin olduğu, BTV, ÖTV, KDV her türlü, TRT’yle alakalı da fonları da bahsederek söylüyorum… Dolayısıyla, bunların bir bütün şeklinde bu kararların alınması lazım ama en nihayetindeki amacımızın da bu olduğunu bir kez daha tekrar etmek isterim.

Bu kadar doğal gaz lisansı, bu kadar ithal enerjiyle alakalı gerek 65 bin gerekse 26 bin megavatlık EPDK’dan alınan lisansların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğiyle alakalı konu soruldu. Tabii ki bunların hepsinin gerçekleşmesi şu anda mümkün görünmüyor. Kaldı ki, 31 Haziran 2012’den itibaren doğal gaz santrallerinin üzerindeki teşvikleri kaldırdık arkadaşlar. Bu hem ithal enerjiyi çok özendirmemek açısından hem de yerli kömür kaynaklarımızın daha çok kullanılabilmesini teminen yerli kömüre teşvik verdik, yerli kömürden üretilecek elektriği üretecek kömür santrallerini de yine teşvik kapsamı içerisine aldık. Özel sektör bakacak: Piyasa nereye doğru gidiyor? O rekabet ortamında kendileri neler yapabilir? İleriye dönük rekabet gücü var mıdır yok mudur? Uzun vadeli neler yapabilecek? Tabii ki bunları hesap ediyor.

Bizim amacımız doğal gazın elektrik üretiminde kullanılmasından daha ziyade hep beraber bu çevre kirliliğinden kurtulduğumuz ve temiz havaya ulaştığımız şehirlerde ısınma amaçlı kullanılmasının, yine, benzer bir şekilde sanayide üretimdeki enerji kaynağı olarak kullanılmasını doğru buluyoruz. Bu manada yaygınlaştırmaya gayret ediyoruz. Sayın Başbakanımızın bu konudaki görüşleri, açıklamaları, beyanları kamuoyuyla paylaşıldı. 81 ilimizde, her ilimizde fizibıl olmasa bile buna devam etmek olacak. Ama doğal gaz santrallerinden yine aynı şekilde, elektrik üretiminde çok fazla faydalanmayı düşünmüyoruz.

Yapacağımız ve kararlılıkla yürüttüğümüz nükleer güç santralleriyle beraber, nükleer güç santrallerinin devreye girmesiyle beraber bir tanesinin 40 milyar kilovat saat civarında elektrik üreteceğini biliyoruz. Aynı şekilde, bunu doğal gazdan üretebilmek için 3,6 milyar dolarlık bir doğal gaz ithalatının durdurulacağını hep beraber göreceğiz. Dolayısıyla, biz nükleer güç santrallerini Atatürk Barajı gibi, Keban gibi, Karakaya gibi barajların yerine değil -onları özelleştirmeyi düşünmüyoruz, onlar kamunun elinde kalacak- ama aynı şekilde bunları doğal gaz santrallerinin yerine kullanmayı düşünüyoruz. Dolayısıyla, hem ithalata olan bağımlılığımızın daha da azalacağını hem de nükleer güç santralleriyle alakalı sanayileşmede bir segment atlayacağımızı biliyoruz.

Önemli bir soru soruldu, tabii diğerlerinde olduğu gibi, dönemsellik ve çiftçilerimizin ödeyeceği aylık faturalarla alakalı.

Değerli arkadaşlar, 1994 yılından bu tarafa her üç ödeme şekli de çiftçilerimizle paylaşıldı. TEDAŞ’ın yönetim kurullarından aldığı karar, öncelikle bir yıllık -dönem de değil- bir yıl sonunda çiftçilerimizin bunu ödemesiyle alakalı. Biz 42 tane sulama kooperatifimizle beraber toplantı yaptık, “Nasıl bir ödeme istersiniz?” dedik. Bir yılda ödenen elektrik faturalarının kendilerine çok ağır geldiği ve ödenmekte güçlük çekildiği söylendi. Peki, o zaman, ne yapmak lazım? Yine kendilerinin çözüm önerilerinden bir tanesi de aylık ödemelerle alakalıydı. Bundan daha önce de, dönemsellikle alakalı ödeme planları vardı. Her üçü de uygulandı. Ama bundan daha öte, her birinden de vazgeçme eğilimleri oluştu. Bu karar, yalnızca kendimizin değil, aynı zamanda sulama kooperatifleri ve sulama birlikleriyle beraber aldığımız bir karardı.  O yüzden, şimdi, tekrar, bundan vazgeçmeyle alakalı konunun ne kadar sonuç vereceğini, yine, biraz daha tartışmak lazımdır diye düşünüyorum.

Nükleer santrallerin Akkuyu ve Sinop’taki gelişmelerinden sual edildi. Akkuyu’da, şu anda, zemin düzeltmeleriyle alakalı, zemin etütleriyle alakalı ve Fukuşima’dan sonra güvenlik sistemlerinin artırılarak, hatta bir yıllık bir gecikmeye de yol açabilecek şekilde, 11 temel başlıkta 88 tane ayrı düzenleme daha yapılıyor. Hiç şüphesiz ki, inşallah, orası, Türkiye'nin en güvenilir yapısı olacak, riski en az binalardan bir tanesinin olmasına gayret ediyoruz. Tabii ki bizim görebildiğimiz  fay hattı normalde orada yok ama şirket -proje şirketi- bütün fay hatlarıyla alakalı yeni bir çalışma başlattı. Parayı oraya koyacak olan, finanse edecek olan, yapacak olan o şirket. O yüzden -biz de bununla alakalı herhangi bir kısıt koymaksızın- hangi araştırmaları yapmaları gerekiyorsa o araştırmaları yapacaklar ve ona göre de inşaatlarına başlayacaklar. Orada bir de köy kurulması düşünülüyor, büyük bir köy. Yaklaşık 12 bin nüfusa hitap edebilecek ve hem oradaki çalışanların bu inşa süresi içerisinde -montaj süresi içerisinde- çalışabilecekleri projeleri hazırlanmış böyle şirin bir köy inşa edilmesi bekleniyor, bütün sosyal donatılarıyla beraber. Akkuyu öylesine devam ediyor.

Sinop’ta ise, en son biz 2012 Aralık ayının sonunda bunu açıklayabileceğimizi söylemiştik ama her açıklama öncesinde diğer bir ülkenin, diğer bir şirketin oluşturduğu rekabetten dolayı daha farklı fiyatlar verme, daha farklı şartlar öne sürme ihtiyacını hissettiklerini gördük. Bu, Türkiye adına sevindirici bir şey, Türkiye'de bu fiyatların rekabet ortamında oluşması adına iyi bir şey. O açıdan, şu anda ülkeler buna devam ediyorlar. Ancak, dört ülkeyle başlamıştık, Kanada bu yarıştan biraz daha koptu diyebiliriz. Şu anda bu rekabet ortamına çok fazla katılabildiklerini söyleyemeyiz. O yüzden eğer kendilerinin son anda farklı bir teklifleri olmazsa Kanada’nın şu anda, bugün itibarıyla, yarıştan biraz koptuğunu ifade etmem gerekiyor.

Kayıp kaçak oranlarının en yüksek olduğu iki bölgemiz var yine bahsettiğim gibi, bir tanesi Dicle. Bu Dicle’de Urfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Bingöl gibi illerimiz var. Bu illerimizdeki kayıp kaçak oranlarının toplamı yüzde 72’ler civarına çıktı. Tabii ki bu çok yüksek bir rakam bizim için, kabul edilemez bir rakam. Oradaki bir kısım idari kadroları değiştirdik ama kaçak kullanımla alakalı, biz oraya elektriği kesmeye gittiğimizde güvenlik güçlerimize dahi bir kısım darbedici bazı fiiler oluştu. Bunları çok doğru bulmadığımızı sayın valimiz aracılığıyla da… Tekrar oraya kesmeye gittiğimizde, bunun ciddi bir mücadele gereği olduğunu kendileri söylediler. O yüzden, bu manada bizim herhangi bir tahammülümüz yoktur. Dürüst, zamanında ödeyen vatandaşlarımızın faturalarını korumak açısından da biz bunları tahsil etmek durumundayız. Gittik, birçok açıdan da bunları açıkladık, izah ettik ve doğru olmadığını hem kul hakkını hem de devlet hakkını içerdiğini, bunları söyledik.

Tabii ki 21 tane hem doğal gaz hem de elektrik dağıtım hizmetleriyle alakalı ihale bedelleri, bunların taksitlendirilmesi, ödemeyenler var mı, bunların hangi oranda ödediklerine dair bir tablo sunmamız lazım. Burada süremiz bunlar için yetmez ama o tabloyu hazırlatıp, isteyen arkadaşlarımıza da sunabiliriz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Soru içinde soru… Cevap ver!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – TETAŞ’ın yine yüzde 14,8’le alakalı, indirim yaptığında bunlar nasıl müşteriye yansıdı, nasıl yansımadı, hangi gerekçeyle kurumlar arasında bunlar yapıldı? Tabii ki bunları da ayrıca sunmamız lazım. Eğer vaktim varsa bunları da anlatabilirim.

Şimdi, 2012 yılı değerleri itibarıyla Şırnak, Mardin, Diyarbakır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, sorumuza doğru dürüst cevap vermedi. TETAŞ’ın perakende satış fiyatlarını yüzde 14,8 indirdi, 21 dağıtıcı şirketin üzerinde kaldı. 3 katrilyon civarında parayı tüketiciye intikal ettirmedi. Niye kaçınıyor, söylemiyor? Ondan sonra, dağıtıcı firmalardan taksitlerini sürelerinde ödemeyenler var, niye burada açıklamıyor? Yani bunları söylemesi lazım.

Kendisi Kayseri ve Civarı Elektrik şirketinden ayrıldığı zaman 10 milyar liralık halı hediye edildi; sordum cevap vermedi. Kendisine efendim, Avrupa’ya seyahate gönderilen… Bir 10 milyar da oradan avans verilmişti, cevap vermedi. 16 milyar liralık, yani…

BAŞKAN – Süresi de bitti Sayın Bakanın Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada cevap versin canım!

BAŞKAN – İşte, o kadar!

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 25’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan, nihayetinde buldu buldu kayıp kaçak oranının -kim sorumlusu, kim müsebbibi- bilimsel verilerini ortaya koydu. Kaçtır basın toplantılarında da söylüyordu zaten, Hasip Kaplan demiş “elektrik paralarını ödemeyin” diye. Sayın Bakan, bu sözü bir yerde söylediğimi çıkarın, Plan Bütçe Komisyonunda veya Genel Kurulda, bir tutanakta çıkarın ben buradan herkesten özür dileyerek istifa edeceğim. Peki, çıkaramazsanız siz ne yapacaksınız? Bunu da kamuoyunun vicdanına bırakıyorum. Eğer doğruyu konuşmazsanız elektrik çarpar sizi, Sayın Bakan, vallahi çarpar sizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Elektrik tesir etmiyor.

HASİP KAPLAN (Devamla) -  Yani, siz ikide bir kayıp kaçak oranının yüzde 72 olduğunu bazı illeri sayarak, ikide bir doğu ve güneydoğudaki illerden yola çıkarak öyle bir imaj yaratıyorsunuz ki sanki Türkiye’nin kayıp kaçak elektrik oranının sadece binde 5’i bile tutmayan bir rakam üzerinden yüzde 72 diyorsunuz, ayıp! Bunun adı bilimsel bir veri değil, bu rezil bir veridir arkadaşlar. Vicdanlı olalım, insani olalım, doğru olalım, doğru konuşalım. Bakın, elektriğin yüzde 48’i GAP projesinden sağlanmıyor mu? Atatürk Barajı, Keban Barajı, Karakaya hepsini sayalım. Doğu ve güneydoğunun sularından, bu barajdan yüzde 48 elektrik almıyor musunuz? Alıyorsunuz. Ne kadar elektrik bu? Bu elektrik alınan bölgede -siz buradan- elde edilen gelirin yüzde kaçını yatırım yaptınız? Kırk yıllık su kanallarını yapmadığınız için, kırk yıldır GAP projesi sulaması Mardin Ovası’na erişmediği için. Şanlıurfa’da, siz 10 tane milletvekili çıkardığınız ilinizi hırsızlıkla suçluyorsunuz, ayıp, yazık bu. Orada su çıkarsaydınız, kanalları gönderseydiniz, sulama yapsaydınız vatandaş sondajla yer altından su çıkarmazdı, sulu tarım yapmazdı. Siz hem elektriğe sayaç koydunuz, yetmedi;  Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı en sonunda kendi tapulu arazisinde çıkardığı suya da sayacı takacak kanunu buradan çıkardı. Vallahi sizi kutlamak lazım, bravo! Elektrik sayacınız da var, su sayacınız da var! Şimdi, kırk yıllık bu projeyi siz hayata geçirmiyorsunuz Şanlıurfa’da, tarım sulama olayındaki birikmiş borçları… O zaman ben şimdi çıkıp Şanlıurfa’nın seçim sonuçlarını ortaya çıkarıp “AKP’liler hırsız!” mı demeliyim? Böyle bir vicdansızlık yapabilir miyim? El vicdan ya, insaf ya! Bakın, Mardin’de Viranşehir’den itibaren Kızıltepe Ovası’na uçak indiği zaman, o arazilerde sondajla, elektrikle su çıkarılmıyor mu? Çıkarılıyor. Siz on iki yıldır iktidarsınız, siz ne zaman sulayacaksınız buraları? Yok.

Geçen gün gördüğüm bir manzarayı söyleyeceğim Sayın Bakan. Bu söylemleriniz farklı bir şekilde kışkırtıyor insanları. Geçen gün 4 panzer, 1 savcı ve 30’un üzerinde özel tim bir memurun evine kaçak elektrik baskını yaptı. Düşünebiliyor musunuz arkadaşlar? Bir memurun evinde kaçak elektrik olsa ne yazar? Yüzde 72 kaçak elektriği bütün bölgenin, İstanbul’daki kaçak elektriğin yüzde 1’inin binde 1’i etmez arkadaşlar. Organize sanayi sitesindeki bir fabrikanın kaçağına eşit değildir bütün doğu, güneydoğunun kullandığı. Yeter artık! İkide bir hırsızlık! Asıl hırsız oradaki kaynağı alan, oradaki kaynağı götürüp oraya yatırım yapmayan, orada sulama yapmayanlar, asıl hırsız onlardır, hırsızlıkta onların üstüne yok!

Bakın, özel sektör olarak 2001’den bu yana enerjide HES’leri yaptınız, nükleer santral yaptınız, ithal kömür limanları kurdunuz, hem Karadeniz’e    -Zonguldak’ta- hem Akdeniz’e Afrika’dan ve Ukrayna’dan gelecek kömür için kuruluyor. Şırnak’ta 1 termik santral var, 2 tane de fuel oil üzerinden santral var; yetmedi 7 tane başvuru var, bütün, her tarafa kömür santralleri kuruluyor.

Şimdi, çevre diye bir olay var, doğa diye bir olay var, tarih diye bir olay var. İnsanlar bunu soruyor ve haklı olarak da soracaklar. İnsanların bunu sormasından daha doğal bir şey yok arkadaşlar.

Şimdi, bakın, bana gelen mektuplar var ve bu mektuplar o kadar acı gerçekleri dile getiriyor ki. Deniliyor ki, bir vadi üzerinde bütüncül havza planlaması yapmadan DSİ, EPDK, Çevre, Orman, Turizm bütün bunlar telafisi imkânsız zararlar verecek kararlar alıyorlar ve doğa yıkım yasasıyla elektrikteki bu yasa birbirini tamamlıyor. Daha önce sulara sayaç takma yasasıyla beraber birer halka birbirini tamamlıyor bunlar.

Bakın, gelen mektup diyor ki: “Öznesi yaşam ve insan olmadan yola çıkmazsanız burada sonuç alamazsınız. Mecliste sesimizi dile getirin. Bizim sesimiz olun.” Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı’yla…

Rize’den yazıyor. Rize’deki olayları Fırtına Vadisi’ni anlatmış; sonra Artvin Camili’yi anlatmış; sonra Fındıklı Çağlayan Vadisi’ni anlatmış, Çayeli Senoz Vadisi’ni, arkasından Başbakanın köyü Güneysu Askoroz Deresi ve Rize İkizdere Vadisi’ne kadar, bütün bu HES’lerin hepsine, mahkemelerin iptal ettiklerinin hepsine lisanslarını vereceksiniz. Bu yasa bu, özel sektörü besleyen, teşvik eden, destekleyen… Peki, üretim için bir enerji politikası var mı? Yok. Planlama var mı? Yok.

Orta Doğu’da dönen doğal gaz ve petrol kaynaklı çatışmaların süreçleri içinde Güney Kıbrıs’ta ve Kuzey Kıbrıs havzalarında, Suriye’nin önünde ve Lübnan’da Katar’dan Kerkük’e bağlanacak olan petrol-doğal gaz paralel boru hattına kadar kaç şirketin orada görev aldığını, iş aldığını bilirsek biz bu işin içinden çıkarız, anlarız ama enerji piyasasının hepsini özel sektöre açıp, özel sektörü belli sermaye şirketlerinin elinde toplayıp, ucuza kapatıp, onların kâr hırsını bize “kamu yararı” diye yutturamazsınız. Bu kamu yararı değil, bu şahıs yararıdır, yandaş yararıdır, şirket yararıdır. Bunların menfaatleri bu ülkenin 100 milyar liralık ithal enerji açığı demektir.

Ben, buradan Munzur’a, Hasankeyf’e, bütün bunlara girmeyeceğim ama bir gerçek var: Elektrikten TRT payı alıyorsunuz. El vicdan! Biz de bu Meclisin içinde bir grubuz. Bize ayırdığınız yayın saati ne kadar? Çıkın, bunu doğru doğru söyleyin bakayım. Bunu söylerseniz vatandaş sizin yüzünüze güler, güler biliyor musunuz çünkü hiç yer vermiyorsunuz. Yandaş bir TRT, bir medya yarattınız. Peki, sormazlar mı size, o zaman niye elektrik payını alıp buraya harcıyorsunuz? Peki, size sormazlar mı, hâlâ kaçak elektrik parasını hangi vicdanla, para ödeyenden alıyorsunuz? Kaçak elektrik parasını tahsil edemeyen yönetim yönetemiyor demektir.

Ben, size açık söyleyeyim: Mesele o değil, mesele, enerji sektöründe tekelleşme, holdingleşme başlamıştır. Kimin bu piyasada cirit attığını biliyoruz, sendikasını da biliyoruz, iş çevrelerini biliyoruz, uluslararası bağlantılarını biliyoruz. Bu kadarda “le passe, de passe” bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler felsefesiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - …çıkacaksınız, çıka çıka halkınıza “hırsız” diyeceksiniz...

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) - …asıl hırsızları biz meydana çıkaracağız, yakasına yapışacağız ve hesabını soracağız. Bizim de muhalefet görevimiz budur diyoruz. Sayın Bakanı da davet ediyorum açıklamaları nedeniyle kürsüye, buyursun, varsa öyle bir söz çıkarsın, ben buradan özür dileyeceğim. Çıkaramıyorsa kendisi özür dilesin.

Ben de centilmence bunu söylüyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aman, centilmenliklerinizi bozmayın, sakın ha!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İyi gidiyor Başkanım.

BAŞKAN – Yani öyle devam etsin. Bakın, ona göre ha!

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bilecik Milletvekili Sayın Bahattin Şeker.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA BAHATTİN ŞEKER (Bilecik) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin adına söz almış bulunmaktayım.

Bilindiği üzere, ülkemiz bulunduğu coğrafi konum itibarıyla stratejik ve jeopolitik olarak büyük önem arz etmektedir. Asya ile Avrupa arasında Orta Doğu’nun, Kafkasya’nın, Balkanlar’ın, Karadeniz ve Akdeniz havzalarının birleştiği noktada hem merkezî konumu itibarıyla köprüdür ve hem de çok büyük bir coğrafyanın köklü ve kadim bir medeniyet sahasının öznesidir. Bu konumu, tarihî misyonu ve vizyonu itibarıyla ülkemiz son derece önemli fırsatlara sahiptir. Elbette böyle bir konum, fırsatlar kadar tehditleri de beraberinde getirmektedir. Ülke olarak bugün yaşadığımız sorunlara bakıldığında, her alanda bu konum ve tarihî misyonun gerektirdiği kapasiteye ulaşamadığı da görülmektedir. Önümüzdeki on yıllara enerji alanındaki gelişmeler yön verecektir. Bu anlamda, dünyada enerji üreten ülkeler ile enerjide dışa bağımlı bir şekilde var olmaya çalışan ülkeler arasında denge oluşacak ve bu dengenin ağır basan kısmı da elbette çok üretenler olacaktır. Bu bakış açısıyla zamanımızı, potansiyelimizi ve kaynaklarımızı değerlendirmeliyiz. Geç kaldığımız birçok alan var, ancak zaman akıp gidiyor, zararın neresinden dönülürse kârdır. Bugüne kadar yerel kaynakların öncülüğünde olan, gelişmeye açık, verimli ve üretken bir biçimde işletilen bir enerji politikası olmadığından, ekonomiye beklenen katkıyı sağlayamayan enerji sektöründeki sorunlar bu kanun tasarısıyla karşımıza bir kez daha gelmiştir.

Elbette biliyoruz ki bu kanun tasarısının temel amacı, güçlü, istikrarlı, şeffaf bir enerji piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetim yapılmasıdır. Her ne kadar kanun tasarısı daha çok elektrik piyasasını ilgilendirse de esasında meselenin temeli, uzun yıllardır ülkemizin dışa bağımlılığının enerji piyasalarında artık doruk noktaya ulaşmış olmasıdır.

Evet, aklıselim düşünenler sorunun tespitini, çözüm yollarının belirlenmesini ve uygulamaya geçilmesini, işte bu temelden hareketle ele almakta ve değerlendirmektedir. Bizler de doğal olarak bu dışa bağımlılığı sorguluyoruz, çözüm yolları geliştirilmesine ve millî politikanın yürütülmesine katkı sağlamaya çalışıyoruz, bu hassasiyete sahip olunmasını talep ediyoruz.

Bu zamana kadar çok yönlü ve derinlikli olarak millî bir kapsamda değerlendirilmesi gereken enerji piyasalarındaki tutum, dışa bağımlı politikalar yüzünden tam bir keşmekeş hâline gelmiştir. Bu, ülkemizin en büyük açmazlarından biridir. Ülkemizde enerji talebinin yerli üretimle karşılanma oranı gittikçe azalmaktadır; bu durumun ülkemize maliyeti de elbette çok ağır olmaktadır.

Geleceğin dünyasında çeşitlilik arz eden enerji kaynaklarının belirleyici olması en güçlü ihtimaldir. İşte, Türkiye, bu anlamda rüzgâr, güneş, jeotermal enerji üretiminin altyapısını artık harekete geçirmelidir; bu konuda beklemek ülkenin kaderini ipotek altına almakla eşdeğerdir.

Bu kanun tasarısının geneline bakıldığında, amaç olarak köklü değişiklikler gündeme getirilmekte, özellikle de elektrik üretimini teşvik etmektedir. Hatta tasarıda enerji tesislerinde lisans sınırı 500 kilovattan 1 megavata yükseltilmiştir. Bu, gerçekten iyi ve olumlu bir gelişmedir. Önümüzdeki dönemde bunun daha da yükseltilmesi, hatta 2-3 megavata çıkarılması zorunlu hâle gelecektir. Fakat bunun dışında, içerik olarak ele alındığında tüketici haklarını korumaktan çok uzak olduğu görülmektedir. Zaten konunun bu kapsamı en önemli meselelerden biridir. Tüketici haklarından kastettiğimiz en önemli durum, milletimizin omzundaki yüke yenisini bindiren kullanım bedelleridir. Faturalara yansıyan bedeller gündeme gelmesine rağmen hâlen bir değişiklik yapılamamıştır. Hükûmet tarafından uygulamaya konulan ve Sayın Bakanımızın da daha önce belirttiği TRT katkı payı yine faturalara yansımakta ve vatandaştan tahsil edilmeye devam etmektedir. Esasında bu karar diğer televizyon kanallarıyla da haksız rekabete yol açmaktadır.

Tasarının dikkate değer bir başka konusu ise elektrik sayaçlarının mülkiyetidir. Bundan sonraki süreçte sayaçlar bakım masrafları karşılığında dağıtım şirketlerine bırakılacaktır yani sayaçların değiştirilmesi ve parasının vatandaşımızdan alınması, mülkiyet konusu, önümüzdeki günlerde konuyla ilgisi olan kurumlarımızı ve Bakanlığımızı daha çok rahatsız edecektir.

Bu anlamda, tasarı görüşmeleri sırasında gündeme getirdiğimiz tüm abonelerden alınan kayıp kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli ve ek ödemelerin kaldırılmasına yönelik önergelerimiz ne yazık ki Komisyon tarafından reddedilmiştir. Bu noktada yeri gelmişken devam ederek söylemeliyim ki en önemli meselelerden biri de kayıp kaçak elektrik kullanımıdır. Bu akıl almaz kaçak elektrik kullanımı oranları mevcut sistemin en önemli sorunudur. Her ne kadar bu konuda iyileşmenin olduğu ve olacağı söylense de anlaşılmaktadır ki bu kayıp ve kaçak elektrik kullanımından doğan zarar yine dürüstçe vergisini, borcunu, bedelini ödeyen vatandaşlarımın sırtına yüklenmektedir. Üstelik bu duruma çare bulamayanlar, vatandaşımızın sırtına yük bindirmeyi ne yazık ki yasal hâle getirmektedir. Evet, bir bütün olarak ele alındığında kaçak elektrik bazı yerlerde yüzde 8-10 sınırını geçmektedir. Bazı illerde yüzde 70’lere varan kaçak elektrik kullanımı vardır. Evet, bunların çözülmesi, hakkın ve haklının korunması istenmektedir. Vergisini ödeyen dürüst vatandaşa yük bindirilerek değil, doğru ve işleyen bir sistemle kayıp ve kaçak elektrik tüketiminden kaynaklanan borçlar elbette tahsil edilmelidir.

Evet, ithal etmiş olduğumuz doğal gazın yaklaşık yüzde 60’ı elektrik üretiminde kullanılmaktadır. Dünyada elektrik üretmek için doğal gaza bu kadar bağımlı olan ülke sayısı parmakla sayılacak kadar ne yazık ki azdır.

Bakınız, en büyük doğal gazı Rusya ve İran’dan alıyoruz. Mevcut gelişmelerin ardından iki ülkeyle olan ilişkilerimiz malum, ortada. Yarın stratejik olarak bu ilişkilerimizin iyi gitmediği düşünüldüğünde, bu ülkeler doğal gaz akışına ve satışına müdahale ettiklerinde elektrik üretimi için acaba başka planlar var mıdır? Hiçbir devlet başka bir devleti ebedi dost olarak görmez. Bazen çatışan, bazen örtüşen politikalar, stratejiler ve hedefler vardır. Bu durumda biz elbette milletimizin refahı ve ülkemizin geleceği adına fikir yürütmek mecburiyetindeyiz. Alternatifler geliştirilmiş, çeşitlendirilmiş, yerli üretimin payının büyütüldüğü millî politikaların hayata geçmesini istiyoruz. Ancak anlaşılan o ki bu durum daha da uzayacak ve başımızı ağrıtacaktır.

Türkiye’de enerji sorunlarının çözümü noktasında kaliteli ve düşük maliyetli enerji arzı gerçekleştirilmelidir. Bütün ihtimaller ve imkânlar değerlendirilmeli, enerji üretimi çeşitlendirilmelidir. Kamu enerji yatırımlarının planlı ve istikrarlı bir şekilde sürdürülmesi sağlanmalıdır. Enerjide dışa bağımlılığın kademeli ve kararlı bir biçimde azaltılması, kaynak çeşitliliği ve yerel üretime odaklanılması gerekmektedir. Güvenli, hakkaniyetli ve çevreye duyarlı bir arz sistemi geliştirilmelidir. Nükleer enerji başta olmak üzere yeni enerji teknolojisini üretecek yetkinliğe artık ulaşılması yönünde adımlar atılmalıdır. Petrolün ve doğal gazın aranması, çıkarılması, işlenmesi, işletilmesi, taşınması ve pazarlanması yönünde hedefler belirlenmelidir.

Yarınların güçlü, büyük ve lider Türkiye’si kesinlikle enerji politikalarından geçecektir. Enerji planlamasıyla, kaynak, üretim ve ülke çeşitliliğini de esas alan bir enerji vizyonu ortaya konulmalıdır.

Üretim tesislerinin çevre mevzuatına uygun hâle getirilmesine yönelik düzenlemeler için 2018 yılına kadar süre tanınmış ve bu sürenin üç yıla kadar uzatılması yönünde Bakanlar Kurulu yetkilendirilmiştir. Bu düzenleme, ülkemizin bu konuda tutumunu AB direktiflerine boyun eğdirecek bir mahiyettedir. HES’lerle ilgili alınan kararlarda da geriye dönülmelidir.

Evet, bu kanun önemli bir kanundur. Sözlerime son verirken bu kanunun memleketimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Durdu Özbolat.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 426 sıra sayılı Kanun’un birinci bölümü için Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Görüşeceğimiz kanunun en önemli özelliğinin EPDK’yı devre dışı bırakma kanunu olduğunun altını çizerek sözlerime başlamak istiyorum. Tüm dünya, fosil yakıtlarının son iki yüz yıldır hızlı şekilde tüketilmesi nedeniyle ciddi tedirginlikler yaşamaktadır. İçinde yaşadığımız dünyada enerji kaynaklarına ulaşmak güç ve kudret ifadesi hâline dönüşmüş, dış politikaların en belirleyici unsuru olmuştur. Enerji, insanın hem içsel hem de dışsal olarak yaşam kaynağıdır. Enerjinin sürdürülebilir ve devamlılığı sağlanabilir bir hâl alması için gereken en temel ölçü, kendini tekrarlayan yani yenileyen ve yenilenebilir kaynaklara dayalı enerji teknolojilerinin gelişiminden geçmektedir. Dünya, ülkemizin tam tersine, tükenecek kaynakları bir kenara bırakıp tükenmeyen kaynakları kullanma telaşına düşmüştür; başta rüzgâr, güneş, jeotermal olmak üzere, denizden gelgit dâhil.

Sürdürülebilir bir dünya, sürdürülebilir bir enerji planlamasından geçer. Bu da ancak, sürdürülebilir bir enerji politikasından geçer. Sürdürülebilirlik açısından esas istenen durum, enerji tüketimindeki artışı minimuma indirirken aynı zamanda daha iyi bir sosyal refaha doğru ilerlemeyi sağlamaktır ve bu mümkün görülmektedir. Dolayısıyla, sürdürebilirlikte sadece enerjinin sunulması değil, nasıl kullanıldığı da önem kazanmaktadır. Aynı mal ve hizmetlerin sunumu için gereken enerji miktarının azaltılması, yani enerji veriminin artırılması gerekir. Bu bir kamusal ihtiyaç olduğu gibi, enerji politikalarının da önceliği olmalıdır. Yatırımlarda enerji verimliliğini ön plana almak, maliyet ve enerji unsurları bakımından elverişli olsa bile enerji verimliliğini artırıcı engelleri kaldırmak bir politika işidir; günlük kullanılan eşyaların, araçların, makinelerin yeni versiyonlarının az yakıt yakan ya da az elektrik harcayanlardan olması gibi. Bu kapsamda, binalarda enerji verimliliğini teşvik etmeye yönelik planlar hazırlanmış olup uygulamaları ciddi olarak takip edilmelidir.

Sanayi, temel enerji tüketiminin büyük bir kısmını oluşturduğundan, bu alanda enerji verimliliğine yönelik çalışmalara hız verecek güçlü teşvikler getirilmelidir.

Ulaşım sektöründe, gelişmeye paralel olarak, dizel ve petrol yakıtlarından oluşan enerji kullanımı artmaktadır.

Üzerinde görüşmekte olduğumuz kanun değişikliği enerji sektörünün içinde bulunduğu yapısal sorunları çözmek iddiasıyla yapılmaktadır ancak enerji politikasının stratejik ve temel hedeflerinden uzaktır. Türkiye enerji politikasına yön vermek ve kalıcı adımlar atmak fırsatı bir kez daha kaçmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin enerji politikası son on beş yıllık dönemde inişli çıkışlı ve hâlâ millî eğitim müfredatı gibi sürekli ve dönemsel olarak, global stratejilerden uzak, bakan, genel müdür, müsteşar değişikliğine bağlı olarak değişmektedir. Her gelen yönetici kendi politikasını uygulamak için üç beş sene idare ediyor, sonra gelen kurtarıcı oluyor. Ne yazık ki Türkiye bu işe alıştı.

Şu an enerji ciddi bir arz güvenliği ile karşı karşıyadır ama bu tasarıda buna ilişkin hiçbir şey yok. Önceliklerimizi henüz göremiyoruz. Türkiye şu an kış döneminde. Havalar bu denli yumuşak gitmeseydi bahsettiğimiz enerji arz güvenliğinin önemini daha iyi kavrardık.

Geçen yıl şubat ayında elektrik fiyatları 2 TL'ye ulaştı; sanayi, gaz vanalarını kapatmak zorunda kaldı. Neden? Mevcut gaz hatlarından gelen gaz akışı artık ülkenin gaz arzına cevap vermiyor. Rusya, Türkiye'ye gaz tedariki konusunda ciddi baskı uyguluyor. Buna rağmen Rusya’ya bağımlılık her konuda artırılıyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye yenilenebilir enerji konusunda iş yatırımlarında ve finansta ciddi bir performans gösterdi ancak yatırımlar ne yazık ki bürokrasinin iç uyumsuzluğu ve farklı görüşler nedeniyle sürekli öteleniyor. Şu an binlerce megavatlık proje, lisans alan şirket var. Lisansların realize olması lisans verildikten sonra olduğu için her türlü sorunun lisans termin sürecinden sonra tamamlanması gerekiyor. Şu an lisansların çok azı termin süresinde tamamlanabiliyor. EPDK bunu çok iyi biliyor. Bu bilindiği hâlde aynen devam ediyor. Ancak şu an kanun değişikliği ile birlikte tüm arazi izinleri için “ön lisans” kavramı getirilmektedir. Bu doğru bir amaca yönelik olsa da kanun yeterince açık olmadığı için, daha önce burada görüştüğümüz benzer tasarılar gibi, EPDK tarafından alt uygulama yönetmelikleri ile anlamsız ve amacının dışında değişikliklere açık şekilde düzenlenecektir.

Değerli arkadaşlar, şu an bir 20 megavat yatırım yapmak isteyen yatırımcı yüzde 6’lara varan teminat mektubuna katlanmak zorunda. Ayrıca, son Ticaret Kanunu değişikliğiyle, sermaye artışından yüzde 25 oranında nakit blokaja konulmak zorundadır. Düşünün ki bankalar yüzde 15, yüzde 20 öz kaynağı olan bir şirkete yatırım kredisi veriyor ancak Türkiye'de lisans alan yatırımcı yüzde 10'a varan öz kaynağı daha ilk adımda EPDK'ya yeterlilik olarak göstermek zorunda kalıyor.

Ön lisansın tam manası kanunda tanımlanmadığı için termin sürelerinin yatırımın realize olması için yeterli olup olmadığı konusu yatırımcıları tedirgin etmektedir. EPDK gerçek yatırımcıyı ayırmak amacıyla koyduğu termin ve ekonomik yeterlilik kriterlerini çok iyi tayin etmelidir. Şu an gerçek yatırım sürecinde olan projelerin bu “ön lisans” kavramını bankalara anlatmalarının bir müddet zaman alacağını düşünüyorum. Bu düzenlemelerin projelerin realize olmasını geciktireceği kesinlikle açıktır.

Değerli arkadaşlar, TEİAŞ'ın Piyasa Mali Uzlaştırma Dairesi, “EPİAŞ” isminde bir şirkete dönüşüyor. Bu kurum şu an TEİAŞ'ın yapmış olduğu elektrik satış piyasasının işlevini yerine getirecek. EPİAŞ'ın borsa mantığı ile yürüteceği piyasanın, EÜAŞ’ın manipülasyonuna maruz kalacağını düşünecek olursak, gene hüsranla sonuçlanacağını ve geçiş sürecinin deneme yanılma durumuna girmeyeceğini kimse iddia edemez.

Zaten, EPDK'nın son dönemde en çok yönetmelik değiştirdiği   konu   PMUM   üzerinedir. Artık, bu durumun net olarak ne zaman son hâlini alacağı bilinmiyor. Enerji bürokrasisine yeni bir genel müdürlük, yeni bir makam doğmakta.

 Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin yeni yatırımların yanı sıra mevcut yatırımlarında artık ekonomik ömürleri dolmak üzere olan birçok santrali var. Devletin elindeki bu santraller, modernizasyonların yapılmaması nedeniyle zarara uğratılıyor, sonra özel sektöre satmak şeklinde bir politika uygulanıyor. Özel sektör ise kâr edeceği rakamları görüp hesabını modernizasyon ve kapasite artışına uygun şekilde planlıyor.

Afşin-Elbistan'a yeni termik santraller düşünülüyor. Ekonomik ömrünü tamamlamış 1.440 megavat gücündeki kocaman Afşin-Elbistan A Santrali orada çürüyor ve çevreye kirlilik saçarak verimsiz çalıştırılıyor.

Sayın Bakan, Afşin-Elbistan'a yeni termik santral yapacağınıza mevcut çalışan santrali yenilerseniz ve üç  beş kuruş bütçe ayırırsanız bu santral verimli hâle gelebilir.

İki yıl önce bu Meclis Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kanunu’nda düzenleme yaptı. “Güneş enerjisi için 600 megavatlık başvuru alınacak.” dendi. Şu an güneş enerjisinde kurulu gücümüz sanırım 3-5 megavat. Firmalar ölçüm yapıp 2013 Haziranında lisansa başvuracaklar, sanırım, 2014'te lisans alırlar, 2015'te yatırımlar başlar, 2016'da üretime geçilir.

Düşünebiliyor musunuz bir güneş enerjisi yatırımı için 2008'den beri uğraşıyoruz. Taslak, kanun, yönetmelik, tebliğ, kurul kararı derken tam sekiz sene sonra yatırım yapacak, realize olacak boyuta gelebiliyor. Üstelik bu hummalı çalışma orta büyüklükte bir doğal gaz santrali kadar, sadece 600 megavat.

Lisanssız başvuruların sayısı hızla artmaktadır. Zaten, yatırımcılar, güneşte 600 megavat lisans alana kadar, şu anki düzenleme ile 1 megavat olan lisanssız müracaatlar hızlı şekilde birkaç yüz megavatları bulacaktır. İşte, bu, Türkiye'nin ne yazık ki kaderi hâline gelmiş, özellikle yabancı yatırımcıların, bu işlerle uğraşıp da bıkıp gidenlerin haddi hesabı yok.

Yatırımcı neden bu ülkede yatırım yapsın ki değerli arkadaşlar? Biz onları yatırım yapsın diye beş on sene bekletirsek ne olacak? Olacağı, yetersiz sermaye sahibi adamların simsarlığına ülkeyi teslim etmektir.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin bu kadar kaynak çeşitliği olmasını bir

fırsata çeviremiyorsak ve bizler bu ülkenin geleceğini garanti altına almak için uğraşmıyorsak, kim yapacak bunu? Türkiye'nin bulunduğu konumu ve avantajlarını değerlendirmemiz lazım. Tüm komşularımızla yaşadığımız anlamsız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURDU ÖZBOLAT (Devamla) - …kavgalar nedeniyle, bulunduğumuz coğrafi konumun değerinden hiç faydalanamıyoruz. Yanımızda tüm dünyanın sömürdüğü petrol zengini ülkeler var ama…

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özbolat.

DURDU ÖZBOLAT (Devamla) - …bize bir damla yararı yok. Yanımızda tüm dünyaya gaz veren ülkeler var ama bize yok. Niye? Çünkü, dış politikada hep kavgacıyız ve başkalarının çıkarları için mücadele ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, sözlerime son verirken, bu kanunun ülkemize hayırlı olmasını diliyorum ama ne yazık ki hayırlı olacağını da sanmıyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahısları adına ilk söz, Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı’nın 1birinci bölümü üzerine şahsım adına söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Tasarının birinci bölümü, amaç, kapsam, tanımlar, piyasanın faaliyetleri, lisans esasları, ön lisans esaslarını kapsıyor. Şimdi, bu kanunun görüşülmesi esnasında özellikle ifade etmek istediğim bir husus, bu kanun görüşülürken üyelerin yeterince istifade etmesi, bilgi edinmesinde, yararlanmasında engelleme oldu. Komisyon Başkanının tutumunda gerçekten sıkıntı vardı, onu özellikle bir ifade etmek istiyorum.

Çünkü bunun bir alt komisyona gitmesini biz arzu ettik. Niçin arzu ettik? Dışarıdan gelen bilgilere baktığımız zaman bu kanunun daha iyi yapılandırılabilmesini ne yaptık? Düşündüğümüz için bunu söyledik. Fakat bize, çok sıradan bir gerekçeyle, daha önce benzeri alt komisyonların kurulmasında bu sistemin işlemediğini… Hatta o alt komisyona giren arkadaşların -ifadeyi kullanmak istemiyorum ama- bu işi önce benimseyip sonra benimsemedikleri gibi son derece isnatsız ifadelerle bunun reddedildiğini gördük. Hâlbuki, daha önce aynı komisyon çalışmaları esnasında, gayet açık ve net söylüyorum -Mehmet Bey vardı elektronik ticaretle ilgili kanun tasarısında- çok yararlı nelerin olduğunu gördük? Çalışmaların olduğunu gördük.

Şimdi, dolayısıyla, çok net ve açık, anlaşılabilecek hususları ihtiva edecek bir çalışmanın olması, maalesef, Komisyon Başkanınca engellendi. Bunu açık ve net bir şekilde söylemek istiyorum. Bu, tutanaklarda da var. Aslında kanun yapım sürecinde, gerçekten hem Hükûmetin hem AKP Grubunun hem de komisyonlardaki AKP ağırlıklı yönetimlerin bu işi büyük sıkıntıya soktuğunu görüyoruz. Bunu niçin söylüyorum? Daha önceki komisyonlarda da, bu komisyonlarda da çok net bir şekilde şunu görüyorum: Mutlaka bizim söylediğimiz gelsin, bunu geçirmek zorundayız; herkes buna katılmak zorunda. Böyle bir şeyin düşünülmesi mümkün değil. Bunu niçin söylüyorum? Bunu söylememin sebebi şu: Şayet biz buna katkı koyamayacaksak, biz bunun düzenlenmesinde doğru bildiklerimizi söyleyemeyeceksek, biz bunları sizinle paylaşamayacaksak o zaman bir anlamı yok. Sırf bize karşı çıkma pahasına, Odalar Birliğinden gelen metnin muhtevasının iyi olmadığı veyahut diğer kuruluşların birtakım getirdiklerinin kabul edilemeyeceği gibi ifadelerin yer aldığını görüyoruz. Bütün tutanakları yanıma aldım. Şunu da hiç yapmak istemiyorum: Bu akşam burada, Komisyonda yapılan, görüşmeler esnasında yapılan tutumu ifade edip buradaki görüşmelerde yanlış anlaşılmayı da ne yapmak istemiyorum? Bozmak istemiyorum. Fakat, özellikle ifade etmek istediğim bir şey var: Hükûmet de Komisyon da buna yeterince ne yapmadı? İlgi göstermedi. Sayın Bakan yurt dışı gezilerine, Sayın Bakan enerji tasarrufuyla ilgili reklamasyona yönelik projelere daha çok ağırlık verdi ve Komisyonda -gerçekten şunu ifade etmek istiyorum- gereken önem verilmedi. Dolayısıyla, Hükûmet, Komisyon ne derse desin, Türkiye Büyük Millet Meclisi ne derse desin, milletvekilleri ne derse desin yeter ki bu kanun geçsin, bu yöntemle ne yapmaya çalıştı? Bu kanunu geçirmeye çalıştı.

Burada ifade etmek istediğim bir şey var. Bakın, bu, 49 madde geçici maddelerle beraber. Burada verilen önerge sayısı 150’yi bulur belki de, 100’ün üzerinde. Ben bilmiyorum çünkü biraz önce Komisyondaki arkadaşlara da yetkililere de sordum, onlar da bilmediklerini ifade ettiler. Şimdi, 50 maddelik bir tasarıya 150 tane önerge geliyorsa o zaman alt komisyonun demek ki önemi vardı veya Hükûmet bu işi tasarı hâline getirirken gayriciddi getirdi. Şimdi, böyle baktığınız zaman Hükûmetin bu tür işleri ciddiye almadığını ne yapıyoruz? Rahatlıkla görüyoruz.

Bundan sonra diğer görüşmelerimde detaylı olarak düşüncelerimi açıklamaya devam edeceğim.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Hükûmet adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de bu birinci bölümle alakalı ve yapılan konuşmalarla alakalı birkaç cümle etmek isterim.

Tabii ki biz burada Türkiye'nin büyümesine, gelişmesine ve bütün bunları karşılayabilecek enerji yapılanmasına hazırlık yapıyoruz. Soru-cevap kısmında cevaplanamayanları, süre kısıtından dolayı cevaplanamayanları da burada belirtmek isterim. Tabii, burada, hem Genel Kurulda hem de Plan ve Bütçede, doğu ve batı ayrımı yapılarak doğuda üretilenlerin batıyı beslemesinden dolayı doğunun alacaklı olduğu söylendi. Bunlar tutanaklarda var, isteyenler de bu tutanaklardan çıkarttırabilirler. Biz diyoruz ki Türkiye'nin doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi yoktur. 780 bin kilometrekare üzerindeki bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının her proje üzerinde ayrı ayrı hakkı vardır ve her projeden de istifade etmek durumundadırlar. Bölge ayrımı yaparak birinin diğerinden daha alacaklı olduğunu söylemek, asıl sıkıntı buradadır, o yüzden bu kabul edilemez bir durumdur. Hele hele bizim doğudaki ürettiğimiz… Her bir enerji santrali bizim için değerlidir ve toplam yüzde 48 olmasını bırakın, normalde yüzde 10’lar civarındadır orada üretilen, isterse yüzde 1’lik olsun bizim için değerlidir. Ama, rakamları düzeltmek açısından söylüyorum, bizim, 16 milyar kilovatsaat civarında o bölgede üretimimiz vardır ve bizim için de son derece değerlidir; su kaynaklarındandır, yenilenebilir enerji kaynaklarıdır bunlar, HES’lerdir ve Türkiye'nin ileriye dönük de özelleştirilmesini düşünmediğimiz yapılardır.

Tabii, şu yoruma katılıyorum: Meskenlerden daha ziyade, sanayi yapılanmalarının ve özellikle su pompalarının, derin kuyu su pompalarının bu kayıp kaçağın artmasında çok ciddi tesiri vardır. 2011 yılından 2012 yılına geçerken bir bölgenin büyümesinin yüzde 54 olabilmesi düşünülebilir bir konu mudur arkadaşlar? O bölgede yüzde 54 oldu. Oradaki vatandaşlarımız bizim vatandaşımızdır. Ben o kullanılan tabiri kesinlikle kullanamam ama sizler kullanabiliyorsunuz. Ben yalnızca şunu söylüyorum:

Doğruyu yanlışı ayırt etmek açısından, bir kul hakkıdır ve aynı zamanda bir devlet hakkıdır diyorum ve bunları bizim vatandaşlarımıza hatırlatmamız yine bir idareci olarak bizim görevimizdir.

Değerli arkadaşlar, sürekli ifadelendiriliyor ama ne yazık ki doğrusunun öğrenilmesine çok çalışılmıyor. Ben bu soruyu burada 2 defa cevaplamıştım, 3’üncü kez bir daha cevaplayacağım: “TETAŞ’ın yaptığı yüzde 14,8’lik indirimler vatandaşa yansıtılmıyor. Bu parayı ne yapıyorsunuz?” deniliyor. Değerli arkadaşlar, bir fiyatın oluşturulabilmesi için müşteri bazında, abone bazında, vatandaşlarımızın ister sanayi ister ticaret isterse mesken abonesi, hangisi olursa olsun, bunlara gitmek için dağıtım şirketlerinden aldıkları fiyatlar önemli. Dağıtım şirketinin fiyatları ise TETAŞ’tan alınan, EÜAŞ’tan alınan ve PMUM’dan alınan fiyatlarla beraber oluşuyor. Şimdi, bütün bu mekanizmalar... Kamu bir cebinden alıp diğer cebine koyuyor ama bunu yaparken vatandaşını korumak ve kollamak adına doğal gazla alakalı yapılan bütün zamların balansını TETAŞ’ın bu indirimleriyle beraber düzenledik. Şimdi, doğal gaza zam geldiğinde Avrupa Birliği üyesi ülkelerin toplamında, yani 27 ülke arasında 2’nci ve 3’üncü sırada olarak en ucuz doğal gazın satılmasının gerekçelerinden bir tanesi TETAŞ’la yapılan bu balanstır, bu dengelemedir.

O yüzden, bizim hesabını veremeyeceğimiz bir konu olmadığı gibi, tam tersi, bunlar, İnternet’te bütçeleri yayımlanan resmî kuruluşlarımızdır. EÜAŞ’ın 14 kuruş civarındaki rakamı varken TETAŞ’ın 20,8 kuruş civarındaydı. Orada yaptığımız indirim EÜAŞ’ın BOTAŞ’tan aldığı maliyetlerle karşılaştırıldı ve vatandaşımıza herhangi bir zam olarak yansıtılmadı. Bu soruyu soranın aynı zamanda yanında şu soruyu da sorması lazım: “EÜAŞ’ta artı gelen maliyetleri ne yaptınız?” demesi lazım. İşte, o artı gelen maliyetlerle buradaki indirimler bir araya getirildi ve vatandaşımıza herhangi bir zam olarak da yansıtılmadı.

Diğer konularla alakalı, eğer günaha, eğer vebale biraz inancı olan varsa ben o bütün sözleri günahları ve veballeriyle beraber aynen iade ediyorum, bunların detaylarına girmiyorum. 225 milyon dolarlık bir şirketin genel müdürlüğünü yaptığımız bir yerde o dediğiniz rakamlar da zaten, hamdolsun bizler için söz konusu olamaz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, kayıp kaçak oranları yalnızca doğu illerimizde değil, tabii ki bütün illerimizde kayıp kaçakla alakalı az veya çok bir miktar var. Bunun makul görüneni, ister doğuda üretilip 1.700 kilometre ilerideki, Çorlu’daki fabrikada tüketilmesinden tutun, isterse tersini düşünün.

Türkiye’nin iletim ve dağıtım hatları Avrupa Birliği üyesi ülkelerle karşılaştırdığımızda en uzun 2’nci, hatta bir kısım açıdan baktığımızda da 3’üncü büyük şebekedir. Doğusuyla batısı arasında 76 dakika fark bulunan bir ülkedeyiz biz. O yüzden, iletim hatlarındaki kayıplar, dağıtım hatlarındaki kayıplar ve ortalama kaçaklara baktığımızda, bu, Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yüzde 10’dur. Dediğim gibi, iki bölgeyi çıkardığımızda yüzde 9,4 gibi bir rakamdan bahsediyoruz arkadaşlar. O yüzden, bu rakamları mutlaka 2015 yılının sonuna kadar makul hâllere çekeceğimizi bir kez daha ben bu vesileyle belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu dönüşüm İngiltere’de 9 tane kanun değişikliğiyle beraber devam etti. Türkiye büyürken değişen, tam tersi ifadeyle, değişirken de aynı zamanda büyüyen bir ülkedir. Bütün bunların yönetimi çok daha farklı dikkatler istiyor. Karşınızda dinamik bir sektör var ve özel ve kamu ayrımı yapılmaksızın, gittikçe özel sektörün payının arttığını görüyoruz. Bu bizim tercih ettiğimiz ve başında, politikalarını ve stratejilerini çizdiğimiz bir konumdur. 2002 yılında Türkiye’de özel sektörün üretimdeki payı, kurulu güç olarak da baktığımızda, yüzde 34’lerdeydi, şu anda yüzde 61’ler seviyesindedir. Biz bunu orta ve kısa vadede yüzde 75’lere kadar çekmek istiyoruz. Peki, kamu bu manada yatırım yapmıyor, bu yatırımı kim yapıyor? Özel sektörün kamu adına yaptığı yatırımlar yerine, adalet gibi, sağlık gibi, eğitim gibi sektörler genel bütçeden aldıkları payı artırdılar. Biz, az veya çok, enerji sektörü olarak bu tür sektörlere de ülkemiz adına katkı koyduğumuz kanaatindeyiz, inancındayız. Bu devam edecek ve bizim bunlarla alakalı yaptığımız çalışmalar da özel sektör lehine ve makul kâr paylaşımlarıyla beraber kamuda gidecek.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin hâlâ büyüme hızı bir önceki yılın tasarruf miktarlarından daha yüksek. Bu, şu demek: Türkiye’de kazanılan paralar, tasarruf edilen bütçelerin her birisi bir sonraki yılın büyüme rakamlarından daha küçük. O zaman, uluslararası sermayeyle beraber, makul borçlanma limitleriyle beraber biz bunları yapabiliyoruz. Bütün bunları, hepsini zaman zaman Dışişleri Bakanlığımızla, zaman zaman Ekonomi Bakanlığımızla, zaman zaman hazine ve Maliye Bakanlığımızla beraber yürütüyoruz.

Türkiye şu anda en büyük blok projelerini yine enerji sektöründe yapmaktadır. 22 milyar dolarlık bir projeyi düşünün. Hazine garantisi olmadan, yalnızca piyasa şartlarında, zaman zaman alım garantisi yüzde 50’lerde, zaman zaman yüzde 100’lerdeki verilen tekliflerle beraber bunlar değerlendiriliyor. Bunlar, Türkiye'nin özellikle AK PARTİ hükûmetlerimizle beraber, son on yıldaki siyasi istikrarıyla beraber kazanılan değerlerdir. Türkiye -unutmadık daha- on iki yıl önce 150 milyon dolarlık projeye hazine garantisi vererek bir kısım projeleri yaptı arkadaşlar. O yüzden, biz bunlara ülkemiz adına, iktidarı muhalefeti ayrım yapmaksızın sevinmeliyiz. Türkiye'nin geldiği bu noktayı, kendi ayakları üzerinde durabilen, hatta koşabilen bir enerji sektörü oluşturduğumuz için buna sevinmeliyiz ve büyük projeleri gerçekleştirebildiği için de bunlara hep beraber yardımcı olmamız lazım.

Türkiye'nin arz güvenliğiyle alakalı yakın gelecekte bir sıkıntısı bulunmamaktadır ancak büyüme hızlarını dikkate aldığımızda her birimizin rehavete kapılmadan bu projeleri bütün hızıyla devam ettirmesi gerekiyor.

Ben, kanun tasarısının ilerleyen bölümlerinde tekrar söz almak üzere sözlerime son veriyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Bakan benim konuşmam üzerine bir açıklama yaptı ve doğunun batıdan alacaklı olduğunu, bölge ayrımı yaptığımı söyledi. Ben bölge ayrımı yapmadım. Bunu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Çok dikkatli bir dil kullandı, ben size söz vereceğim ama şartlı veriyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, hayır. Bakın, söz vereceğim ama şartlı veriyorum, bir daha arıza çıkarsa kesinlikle problemimiz olur. Tamam mı? Çünkü ben çok dikkatle dinledim Sayın Bakanı, çok dikkatli bir dil kullandı.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın görüşülen kanun tasarısının birinci bölümü üzerinde yaptığı konuşma sırasında kullandığı bazı ifadelere ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan dikkatli bir dil kullandı ama doğru bir dil kullanmadı Sayın Başkanım, mesele orada. Onun için söz aldım.

Tabii ki “GAP yüzde 48 Türkiye’nin elektriğini üretir.” diye Sayın Bakan rakamları da söyledi ve ben asla bu kürsüden ve Plan Bütçe Komisyonu tutanakları hepsi sabittir, bölge ayrımı yapmadım, “Doğu batıdan alacaklı, bilmem ne…” bu tarz bir konuşma yapmam. Benim ne düşünce yapım ne kişisel olarak buna asla karşıyım. Benim için Türkiye’nin 81 vilayeti, Karadeniz’i de Akdeniz’i de Ege’si de Trakya’sı da İç Anadolu’su da doğusu da güneydoğusu da tümü eşit olacak bir yaklaşımı ben ister ve beklerim.

Burada bir şey söyledim Sayın Bakana. “Sağda solda konuşurken dikkatli ol, üslubuna dikkat et, Hasip Kaplan ‘Para ödenmesin, elektrik borçları ödenmesin.’ demedi.” Ben bunu uyardım ve davet ettim, açıklama yapmadı Sayın Bakan. Bir şeyi daha uyardım, “‘Yüzde 72 elektrik kaçağı’ diye diye bölgeyi hırsız adına çıkardınız, yapmayın bunu.” dedik. Batıda, İstanbul’da, Marmara’da bir sanayide, bir fabrikanın kaçağı kadar bile değil.

Siz, hepiniz biliyorsunuz ki sulama tarımsal olunca bu kaçak elektriğin odaklandığı iki şehir var, Urfa ve Mardin. Bunun da nedeni, bu projenin tamamlanmamasıdır. İkide bir bunu getirip genelleştirmeniz yanlış. İşte bu ayrımcılıktır. Bu ayrımcılık dilini terk etmek lazım. Hele hele bugünlerde, bu hassas süreçlerde daha eşit ve kucaklayıcı olmak lazım. Bu uyarıyı yapma gereğini duydum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de bu saatten sonra gerilime…

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Sayın Başkan, Taner Yıldız benim konuşmalarımı kastederek… Ben “Yüzde 14,8 TETAŞ elektrik perakende fiyatından tenzilat yaptı. Siz bunu tüketicilere intikal ettirmediniz ve dağıtıcı firmalara hediye ettiniz.” dedim. Bir de hediyelerle ilgili bir şeyler söyledim. Müsaade ederseniz, yanlış bilgi verdi...

BAŞKAN – Yok, yapmayın ama! Şimdi, bakın, en ufak bir…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama hayır, mesela, kendisi Kayseri ve Civarı Elektrik Dağıtım Şirketi Genel Müdürüyken orada Ankara’ya net…

BAŞKAN – Bakın, bütün bunları söylüyorsunuz, demin de söylediniz, şimdi de söylediniz, Sayın Bakan da buna bir cümleyle…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama hayır, yani 10 milyar liralık faturayı burada gösterdim…

BAŞKAN – Tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – …10 milyar lira daha bir Avrupa seyahati için para gösterdim, 16 milyar liralık giyecek gösterdim, daha ne sucuklar, pastırmalar gelmiş onların da faturaları bende. Yani biraz insanlar…

BAŞKAN – Şu anda bunların hepsi tutanağa geçti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama tutanağa geçerken yani kürsüden işte yanlış bilgi veriliyor size.

BAŞKAN – Yapmayın. İşte, tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir de efendim, 2 katrilyon 600 trilyon lirayı kim göndermiş? Yani onları bir bilelim efendim.

Bir de diyoruz ki: Bu dağıtıcı şirketlerden hangisi taksitini ödememiş? Çünkü koruyorlar, çok büyük parayı onlar üzerinde bırakıyorlar. Dolayısıyla, taksitleri ödemiyorlar, özelleştirmeden Hükûmete sırtını dayıyorlar, ondan sonra da vatandaşın ne oluyorsa… Bir hükûmet yüzde 73 kayıp ve kaçak oranı…

BAŞKAN – Sayın Genç, bakın, o kadar uzadı ki iş, sizin söyledikleriniz üçüncü kere bugün…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, Sayın Başkan, şu çok önemli: Yüzde 73 kayıp ve kaçak oranı.

BAŞKAN – Bugün üçüncü kere söylüyorsunuz. Üç defadır tutanaklara girdi. Müsaade ederseniz ben sistemi götüreyim…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Sayın Başkan, yüzde 73 kaçak olan bir memlekette o hükûmet hangi yüzle orada oturuyor?

BAŞKAN – Anladım, tamam da ne yapalım şimdi? Hükûmeti benim indirecek hâlim yok ya.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in; Elektrik Piyasası Kanunu ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Gelirler Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Ali Halaman’ın; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 2 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/724, 2/246, 2/427, 2/448, 2/815, 2/829) (S. Sayısı: 426) (Devam)

 

BAŞKAN – Şahıslar adına son söz, İzmir Milletvekili Sayın İlknur Denizli.

Buyurun Sayın Denizli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Oldukça hareketli ama geleceğe umutla ve güvenle bakmamız için de pek çok gelişmenin yaşandığı bir 2012 yılı geçirdik. 2010 ve 2011 yıllarında dünya rekorları kıran büyüme oranlarıyla ülkemizi büyüme oranında üst sıralara taşıdık. Büyümenin olası sorunlarını daha ortaya çıkmadan öngörerek 2012’yi daha mütevazi bir büyüme oranıyla ama buna karşılık kontrollü bir soğutma dönemi olarak geçirdik. Etrafımız başta Avrupa Birliği olmak üzere ekonomik açıdan yangın yerine dönmüşken Türkiye Cumhuriyeti dünyada ekonomik olarak zor duruma düşen ülkelere yönelik kurtarma planlarına mali destek verecek duruma geldi. Bu başarıda emeği geçenlere, Hükûmetimize ve Meclisimize teşekkür ediyoruz. Ancak, 2023 hedefi koyan hatta ara revizyonlarla Türkiye’ye 2071 vizyonu koyan Hükûmetimiz, ekonominin her alanında sadece bugünü ya da yakın geleceği planlamıyor, uzak geleceğe dair öngörülerde bulunuyor ve yapısal reformları hayata geçiriyor. Ekonomik dengeleri etkileyecek, makro ve mikro etkileri olan ve gerekli tedbirler alınmadığında yıkıcı sonuçları olabilecek enerji politikamızla ilgili olarak da son derece önemli kararlar alınıyor, tedbirler uygulamaya koyuluyor. Gerekli yasal düzenlemeleri Meclisimizin desteğiyle hayata geçiriyoruz. Türkiye büyüyen, gelişen, kalkınan bir ülke. Büyümenin, gelişmenin ve kalkınmanın ekonomik karşılıklarının farklı olduğunu bilerek kullanıyorum çünkü Türkiye üçünü de yapıyor; hem büyüyor hem gelişiyor hem kalkınıyor. Bunu yaparken enerji temini ve güvenliğini sağlamak en önemli görevlerimizden biri çünkü enerji, hem temini hem de maliyeti açısından sadece ekonomik bir ürün değil; dünya olarak pek çok savaş, kan, gözyaşı, enerji, enerjinin gelecekteki sahibi ve bunları kimin kontrol edeceğiyle ilgili.

Yapılan hesaplamalar dünya enerji talebinin 2035 yılında bugüne kıyasla yüzde 40 artacağını ve 20 milyar ton eş değer petrole yaklaşacağını söylüyor. Bizim gibi yeterli petrol ve doğal gaz kaynakları olmayan ülkelerin enerji alanında daha dikkatli olmaları gerekiyor, politikalarını daha dikkatli belirlemeleri, stratejilerini sürekli kontrol etmeleri. Bu alanda hükûmetlere büyük sorumluluklar düşüyor çünkü enerji arzını ve güvenliğini sürekli tutmak gibi bir görevi başarıyla yönetmeleri gerekiyor. Bu da kolay bir iş değil. Bu zorlu süreçte hem anlık reflekslerimizin hem de uzun soluklu politikalarımızın doğru olması gerekiyor.

Türkiye, enerji talebi her yıl yüzde 6,5 ila 7,5 seviyesinde artan bir ülke. Talep artışında Çin’den sonra 2’nciyiz. Ancak, üretimimizin de arttığını gösteren en temel rakamlardan biri de enerji ihtiyacımız. 2023 yılında 450-500 milyar kilovatsaate ulaşması bekleniyor tüketimimizin. Bu talebi karşılamak için her yıl 4-5 bin megavat yatırıma ihtiyaç var.

Bir başka gerçek de olağanca açıklığıyla karşımızda: Tükettiğimiz enerjiyi büyük oranlarda ithal eden bir ülkeyiz. Cari açıktaki en önemli kalemimiz enerji ithalatımız. Ancak, enerji politikamızın prensipleriyle, yerli ve yenilenebilir enerji portföyümüze yeni öncelikler kazandırmayla, kamu ve özel sektörü birlikte kullanmayla ve enerjideki verimliliği ortaya koymak gibi çok temel prensiplerimizle enerji politikamızı yönlendirmeye, doğru kararlar almaya gayret ediyoruz. Bu politikalar çerçevesinde bugün çıkacak kanun, elektrik piyasasındaki değişen ihtiyaçları karşılayacak, uygulamadaki sıkıntıları ortadan kaldıracaktır.

Kanunumuzun hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Denizli.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakandan öğrenmek istediğim şurasıdır ki: Orta Asya Türk devletlerinden başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçmesi planlanan Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’daki doğal gazların geçiş hattı olan Nabucco Projesi, Trans Hazar Projesi’nin son durumu nedir, bunu öğrenmek istiyorum.

İkincisi: Güney Akım Projesi dediğimiz, Rus doğal gazının Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya akışıyla ilgili bazı çalışmalar vardır. Güney Akım Projesi’yle ilgili son durumu yine beraberinde öğrenmek istiyoruz.

Bunlarla beraber, Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı da gündeme gelmektedir. Bu hatların açılması, bilhassa Güney Akım Projesi’nin açılmış olmasının Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nda ciddi manada sıkıntılar oluşturacağı ve rantabilitesini kaybedeceği söyleniyor. Bu noktada da Hükûmet olarak düşünceniz nedir? Çünkü Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Orta Asya Türk devletlerinin, bilhassa Azerbaycan ve diğerlerinin bağımsızlık göstergesidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bildiğiniz gibi, özellikle Karadeniz Bölgesinde çok sayıda vadide gerek tamamlanmış gerekse inşaatı henüz tamamlanamamış oldukça fazla hidroelektrik santral inşaatı başlatıldı veya devam ediyor. Hâlen problemli olan ve bu tasarıyla önü açılacak olan hidroelektrik santral sayısı ne kadar? Bunlarla ilgili genel olarak Bakanlığınızın görüşü nedir? Gerçekten Karadeniz’de çok sayıda vadinin, çevre düzeni açısından ve çevrenin bozulması açısından bu santrallere tercih edilmesini siz Bakan olarak kabul edebiliyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çirkin, buyurun.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Bakanım, demin, çiftçilerin tarımsal sulamayla ilgili aylık ödeme şeyini sorduğumuzda siz sulama birliklerinin arzusu ve isteğiyle  böyle bir uygulamaya gittiğinizi ifade ettiniz. Oysa, benim Sayın Başbakana sorduğum yazılı bir soruya siz cevap vermişsiniz, orada dağıtım şirketlerinin kâr marjından dolayı böyle bir uygulamaya gittiğinizi söylüyorsunuz. Şimdi hangi cevapta doğru veya samimisiniz? Bunu merak ediyorum.

Bir diğeri de: Sulama birliklerinin arzusuyla sulama birlikleriyle ilgili yapılandırmadan bahsettiniz. Ben tarımsal sulamada kişisel abone olan çiftçilerden bahsettim ve onların geçmişe yönelik faiz borcu silinmedi, yeniden faizlendirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Şanlıurfa Yenice Mahallesi’nde yaklaşık bin dolayında hane  elektriklerinde bir aydır günde yirmi saate varan kesintiler olmaktadır ve oradaki yetkililere sorduğumuz zaman, burada 100-200 kadar kişi kaçak elektrik kullandığı için yöre halkının elektriklerinin kesildiği ve normal olarak parasını yatıranların da elektrikleri kesildiği, mağdur olduğu söylenmektedir.

Bir ikinci söylenti de : Trafonun yetmediği, değiştirileceği söyleniyor ama yöre halkı, bir iki aydır bu elektrik kesintilerinden mağdur. Bunun giderilmesi konusunda bir çalışmanız var mı?

İkincisi, yine Şanlıurfa’da yaz ayları geliyor, kanaldan sulayanlarla kendi sularını çıkaranlar arasında 3 kat kadar bir fark var. Bu farkın en büyük nedeni de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım tekrar söz verdiğiniz için, sözümü tamamlayamamıştım.

Şöyle ki: Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Türk dünyasının bir bağımsızlık göstergesidir. Dolayısıyla, son zamanlarda, bilhassa bu hattın rantabl olarak çalışmadığı ve kapatılmasıyla ilgili sanki birtakım görüşler ileri sürülmeye çalışılmaktadır. Ayrıca, Kazakistan’ın Akdoğu Bölgesi’ndeki petrol kaynaklarının da buradan aktarıldığı noktasında da bazı söylemler vardır. Dolayısıyla, bu hattın mutlaka yaşatılması gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bunları öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, toplu konut alanlarında, özellikle -siteler diye adlandırılıyor- TOKİ’nin yaptığı veya büyükşehir belediyelerine bağlı konut yapan şirketlerin yaptığı, yine, vatandaşların da yaptığı sitelerde aslında bunlar açık olmasına rağmen, bir güvenliği de bulunmamasına ve etrafının çevrili olmamasına rağmen bunlar site olarak kabul edilip sokak elektrikleri kesilmekte ve kendileri tarafından ücretinin karşılanması şartıyla elektrik verileceği ifade edilmektedir. Size de bir soruyla bunu sordum ama gelen cevapta, bu alanlarda belediyelerin dekoratif veya sitelerin dekoratif bir aydınlatma kullandığı ifade ediliyor. Genel bir cümle bu. Ama benim bahsetmiş olduğum yerlere gidip bakıldığında böyle bir dekoratif aydınlatmanın olmadığı görülüyor aslında ve insanlar karanlıkta, sokaklar karanlıkta. Güvenlik de olmadığı için hırsızlık olayları da olmaktadır. Bu konuda bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?

Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabii Orta Asya’daki doğal gaz kaynakları hem bölgemiz hem de Türkiye için son derece önemli. Türkmenistan, Kazakistan, Azerbaycan, hemen hemen bütün bu kardeş ülkelerimizde geliştirdiğimiz projeler var veya planladığımız projeler var. Tabii, Türkmenistan’ın politikaları kendi sınırında satarak herhangi bir malı pazarlama yönündedir. Azerbaycan sattığı ülkenin sınırında pazarlayarak bunu götürmektedir. TANAP gibi bir projenin özellikle kendi üzerinden de geçebilecek diğer projelere ev sahipliği yapabilmesi için Azerbaycan bunu imzalamak durumunda olmuştur. Yani Türkmenistan’dan gelebilecek ilerideki herhangi bir gaza Azerbaycan müsaade etmektedir. Türkiye de kendi üzerinden geçebilecek bir gaza ister Azeri kaynaklı olsun ister Türkmenistan kaynaklı olsun buna müsaade ettiğini imza altına almıştır. Tabii ki geçenlerde Nabucco ile TANAP, projenin devam etmesiyle alakalı kendi arasında bir anlaşma imzalamıştır. Bu, bu proje oradan devam edecek anlamını taşımamaktadır ama oradan devam etme ihtimalini barındırmaktadır. Yani Şahdeniz’deki gazın Hazar’dan çıkıp, Azerbaycan’dan Türkiye üzerine gelip, Türkiye’de bir kısmının kullanılıp bir kısmının da hangi yolla gideceği, Nabucco West’le mi, yoksa TAB’la mı gideceğine dair bir anlaşmadır bu. Önümüzdeki haziran ayında inşallah bunlar sonuçlanacaktır.

Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattının kapatılması. Böyle bir şey söz konusu değildir, Tam tersi, malumunuz, 50 milyon ton civarındaki bir kapasiteye ulaşmış bir hattır bu ve şu ana kadar da ciddi bir rezerv aktarılmıştır. Aynı zamanda İstanbul ve Çanakkale boğazlarının rahatlatılması açısından da bu proje bizim açımızdan önemlidir, stratejiktir. Hükûmetimizin bakış açısı da kesinlikle böyledir.

Şimdi, Güney Akım, Karadeniz’den yine Rusya Federasyonu’nun yaptığı ve Kuzey Avrupa’ya doğru iletilen bir hattır. Bu hattın yapımıyla alakalı bizim ortaklığımız bulunmamaktadır. Bu projeyi Rusya Federasyonu yürütmektedir. Yalnızca, Türkiye, münhasır ekonomik sahasından, Karadeniz’den geçiş iznini ve inşaat izniyle alakalı izinleri vermiştir. Tabii ki bu projeler bizim için coğrafyamızdan kaynaklanan stratejik önemimizi daha da artırmaktadır. Bu projelere devam edeceğiz.

“Karadeniz’de bulunan HES’lerin özellikle çevreyle alakalı problemli olan kısımları vardır.” diye sordunuz. Evet, şu anda çevreyle alakalı olan -az da olsa sayısı- bazı HES’ler vardır. Bunların Su ve Orman Bakanlığımız özellikle su kontrolünü yapmaktadır, bunlarla alakalı çalışmaktadır. Eğer havza planlamasına uygun olmayan veya çevreye rağmen sıkıntı doğuran projeler varsa çevreyle beraber yaptığımız proje kapsamında bunların bir kısmının ayıklanma yoluna gidilebilecektir. Bu konuda özellikle Orman ve Su İşleri Bakanlığımız çalışmalarına devam etmektedir.

Değerli arkadaşlar, tarımsal sulamaların borç yapılandırmasında faizler silinmiştir. 100 lira borcunuz var, 50 lira da faizi var. 50 lirayı eğer 100 lira ödeyecekseniz, o 50 lira silinerek yapılmıştır. Şu ana kadar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde faizler silinerek borç yapılandırması çok nadirattandır. Özellikle, yine, bir kısım tarımsal kooperatiflerin borçları yapılandırılırken onların faizleri silinmemiştir. Onların asıl, artı, belli, makul bir faiz oranıyla beraber alınmıştır ama tarımsal sulamalarla alakalı çiftçi borçlarının, elektrik borçlarının faizleri silinmiştir. Eğer, siz o 100 lirayı ödemeyip de otuz altı ay vade yapacaksanız o, makul bir oranda taşınmıştır. O, ayrı bir konudur ama sizin 100 lira ödemeniz hâlinde o faizler silinmektedir. Bu çok net bir konu.

Bakın, bunların arasında, dönemsellikle alakalı konularda dağıtım şirketinin kâr marjıyla dönemsellik birbirini nakseden konular değildir. Şimdi, sizin aylık ödeme yapacağınız ve aylık ödeme yaptığınız bir pozisyonda eğer o dağıtım şirketine elektrik satan kamu, bu dönemsellikle alakalı aynı senkron iş yapmamışsa, aynı zamanda davranmamışsa ki bizim bu konuda politikalarımız ne yazık ki gelen taleplerin değişik talepler olduğundan dolayı şu doğrudur denilemiyor. Bize üç ayrı talep geliyor: Diyorlar ki: “Yılda bir kez alın.” Bir kısım çiftçi kardeşlerimiz diyor ki: “Hayır, aylık alın, o kadar birikmesin.” Bir kısmı da diyor ki: “Ben mahsulümü yaptığımda vereyim.” Bunların üçü de bu elektrikle alakalı satışlarda denenmiştir. Yani, yüzde yüz şu şık doğrudur diyebildiğimiz bir konu oluşmamıştır. O yüzden, dağıtım şirketleri eğer EÜAŞ’tan veya kamudan aldıkları bu elektriği aynı dönemde almazlarsa o kâr marjlarını etkilemektedir. Bahsettiğim konu odur, yoksa kâr marjlarından dolayı bu konu engelleniyor değildir.

Değerli arkadaşlar, ben diğer sorulara cevap verene kadar bu Yenice Mahallesi’yle alakalı… Arkadaşlarıma dedim: “Bu konuyu inceleyin. Nedir? Bin tane konut nasıl olur da elektriksiz kalır?” İskân izni olmadığından bölgedeki konutlar elektrik abonesi olamamaktadır. Şimdi, arkadaşlar, biz burada bir kanun çıkarttık. Ruhsatı olmayan kuyulara yani Devlet Su İşleri tarafından ruhsatı verilmeyen kuyuların elektriğinin bağlanmamasıyla alakalı, imarı olmayan veya iskân izni olmayanların da elektriğinin verilmemesiyle alakalı. Kaçak yapıların elektrik ve doğal gazlarının bağlanmaması, bağlanması hâlinde oradaki bu işlemi yürüten mühendislerin veya sorumluların cezalandırılmasıyla alakalı. Bu, Genel Kuruldan çıktı. O yüzden, biz buna uyarak… Bölgedeki abonesiz tüketimden dolayı herhangi bir kesme işlemi yapılmamıştır. Belediye tarafından iskân izni verildiği takdirde ne zamansa, önümüzdeki haftaysa onların elektriğinin bağlanmasıyla alakalı herhangi bir problem bulunmamaktadır. Bizde kablo yetmemesi olmaz arkadaşlar. 1 milyon kilometre civarında Türkiye’de iletim ve dağıtım hattı var, onlarla alakalı bir sıkıntımız bulunmamaktadır.

Şimdi, oradaki cazibeli sulamalarla, elektrikli sulamalar arasında tabii ki maliyet açısından fark vardır. Biz, bunu dediğimizde bölgedeki çiftçilerimiz dedi ki: “Ben de bu tarlayı alırken 5 katı fiyatla alıyorum ama.” “Yani elektrik fiyatını ucuz veriyorum ama bakın buradaki dönümü bir tanesinde 100 birimdir, diğerinde 20 birimdir.” dedi. Yani bunlarla alakalı biz bunun tarafı olmak istemiyoruz. Biz sattığımız elektriğin bedelini eğer o çiftçimiz uygun görüyorsa, cazibeli suluyorsa, sulayabiliyorsa sulasın ama sulayamıyorsa, elektrik kullanıyorsa, ben onun parasını herhangi bir ihtiyari kullanarak almazlık yapamam. Oradaki, bakın, yüzde 54 bölgedeki büyüme. Ben gene tekrar söylüyorum -eğer arkadaşımız buradaysa tekrar duysun- ben münhasır bir bölgeyi söyleyerek demiyorum. Bakın tutanaklara, ifademde vardır. İzmir’de de, İstanbul’da da, Kars’ta da, Rize’de de nerede kaçak varsa biz onu gidermek durumundayız. O yüzden bunun herhangi bir farklı yanı olmaz.

En son TOKİ binalarıyla alakalı Haydar Bey, zannediyorum siz sormuştunuz, burada bazı binaların o dediğiniz sokak aydınlatması tanımına uyduğu bazı binaların uymadığını gördük. Ancak özellikle sokak aydınlatmalarına uygun bir şekilde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tasarrufuna geçen aydınlatma kısımlarının hele hele buradaki çıkartacağımız maddeyle beraber buraların aydınlatılacağını söylemem lazım. Yani ister toplu yapılsın, ister ayrı yapılsın aradan bir sokak geçiyorsa -yani bize sokak geçtiği söylendi- oraların genel aydınlatmaya tabi olacağını söylemem lazım. buradan çıkartacağımız kanunla beraber bu işimiz daha da kolaylaşacak.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, süreniz de doldu.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Şimdi, 1’inci madde üzerinde üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik Piyasası Kanun Tasarısının 1’inci maddesinde yer alan “tüketicilerin kullanımına” ibaresinden önce gelmek üzere “üretilmesi” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

                      Alim Işık                                     Emin Haluk Ayhan                                 Bahattin Şeker

                      Kütahya                                              Denizli                                               Bilecik

              Adnan Şefik Çirkin                                  Oktay Vural

                        Hatay                                                 İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 1. Maddesinde bulunan "özel hukuk hükümlerine göre faaliyet" ibaresinden sonra gelen "gösteren" ibaresi "gösterebilecek" olarak değiştirilmiştir.

                  Osman Aydın                                      Haydar Akar                                       Vahap Seçer

                       Aydın                                               Kocaeli                                               Mersin

                 Durdu Özbolat                                    Candan Yüceer                                 Mehmet Ali Susam

                 Kahramanmaraş                                       Tekirdağ                                               İzmir

            Kemal Değirmendereli                               Ümit Özgümüş

                       Edirne                                                Adana

 

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı'nın 1. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  İdris Baluken                              Hüsamettin Zenderlioğlu                                Nazmi Gür

                       Bingöl                                                Bitlis                                                  Van

                 İbrahim Binici                                     Hasip Kaplan

                     Şanlıurfa                                              Şırnak

 

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZIOĞLU (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kimse olmadığına göre gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yasanın 1. maddesinde amaç olarak belirlenen yeterli, kaliteli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması ifadeleri ile yasanın diğer maddelerinde önerilen değişiklikler arasında derin çelişkiler bulunmaktadır. Bu nedenle kanun tasarısı, bahsedilen amaçları karşılamaktan uzaktır. Yeni bir kurulun oluşturulması, yeni iş alanları oluşturma adına yapılmaktadır. Fakat bu iş alanları oluşturulurken, tarihi ve doğal yapıyı korumayı amaçlayan herhangi bir önlem söz konusu değildir. Tanımda yer alan çevreyle uyumlu ifadesi, çevrenin korunmasına ilişkin bir garanti sağlamamaktadır. Elektriğin daha düşük maliyetle halka sunulması için öncelikli olarak yapılması gereken yeni bir kurul oluşturmak ve yurttaşlara özel hukuk uygulamak değil, sosyal devlet ilkesi gereği gelir dağılımındaki adaletsizliği kaldırmaya yönelik çalışmalar yapılması ve halka en ucuz elektriği sunmaktır. Bu maddenin var olan sorunları arttıracak olması nedeniyle tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 1. Maddesinde bulunan "özel hukuk hükümlerine göre faaliyet" ibaresinden sonra gelen "gösteren" ibaresi "gösterebilecek" olarak değiştirilmiştir.

                                                                                                     Osman Aydın (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZIOĞLU (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Osman Aydın…

BAŞKAN – Sayın Osman Aydın, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AYDIN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 1’inci maddesi üzerinde grubum adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarının 1’inci maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge teknik bir düzeltme içermekte. “Rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet “gösteren” kelimesinin “gösterebilecek” şekline değiştirilmesi, bu alanda faaliyet gösteren kamu şirketlerinin kapsam içine alınmasının  gerekli olduğunu düşündüğümüz için böyle bir teknik düzeltme önergesi verdik.

Şimdi, bu kanunun amacı tabii ki Türkiye'nin elektrik prospeksiyonlarına, elektrik üretimi konusundaki politikalarını belirleyen temel kanun niteliğinde bir kanundur. Bu kanunun amacı; sektörün üretim hedeflerine yön vermek, üretim hedeflerini çizmek, üretim hedeflerine Yüksek Planlama Kurulunun koymuş olduğu hedefler doğrultusunda üretimin gerçekleşmesini sağlamak olması gerekmektedir. Bu kanunun vermiş olduğu lisanslar, bu çerçeveye yönelten, elektrik üretimini bu çerçeve içine alan hedefleri açık ve net bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Yüksek Planlama Kurulunun koymuş olduğu hedefler nedir? Yüksek Planlama Kurulunun elektrik üretimiyle ilgili koyduğu hedefler: Elektrik enerjisinin yüzde 70’inin yerel kaynaklardan, yüzde 30’unun ithal kaynaklardan gerçekleştirilmesi, ithal kaynaklardan üretilmesi hedefi açık ve net bir şekilde Yüksek Planlama Kurulunun hedefi olarak konulmuştur. Fakat, bu kanun çerçevesinde maalesef bu hedeflere yöneltme, yönlendirme diye bir çizgi izlenmemektedir. Bunu nasıl görüyoruz? 2012 yılı gerçekleşmesi olan 240 milyar kilovatsaatlik toplam enerji üretiminin yüzde 60’a yakın kısmının ithal kaynaklardan, geri kalan kısmının doğal kaynaklardan üretildiği açık ve net bir şekilde görülmektedir. Yani bizim bu yüzde 60’lık ithal kaynaklardan üretilen enerjiyi yüzde 30 seviyelerine çekmemiz gerekmektedir. Fakat EPDK’nın vermiş olduğu lisanslar çerçevesinde inşası devam eden ve devam edecek olan yatırımlara baktığımızda, bunların 17.250 megavatlık doğal gaz, 5.350 megavatlık ithal kömür ve geri kalan 20 bin megavat hidrolik ve rüzgâr, bunun dışında da yerli kömürlerden 3.800 megavatlık ve küçük bir miktar da diğer kaynaklardan üretim hedeflenmekte. Bu yatırımı devam eden kaynakların da analizi yapıldığında, bu üretimin de yüzde 70’lere yakın, yüzde 65’lere yakın kısmının ithal kaynaklara dayanan üretimi hedeflediği açık ve net bir şekilde görülmektedir. Yani Hükûmetin almış olduğu kararlar, uygulamakta olduğu politikalar çerçevesi içinde Yüksek Planlama Kurulunun hedeflemiş olduğu yerel kaynaklardan yüzde 70, ithal kaynaklardan yüzde 30 hedefine ulaşılması mümkün görülmemektedir.

Önümüzdeki süreç içinde 33 bin megavatlık doğal gaz ve 16 bin megavatlık ithal kömür santrallerinin inceleme ve başvuru aşamasında olduğu da gözlendiğinde, bu süreç içinde de bu yerel kaynakların oranının artması mümkün görülmemektedir. Hele hele Hükûmetin en son zamanlarda 15 bin megavatlık nükleer enerji santrali hedefi bu enerji üretiminin, elektrik üretiminin yüzde 30 ithal kaynaklardan değil, yüzde 70’inin üzerinde ithal kaynaklara yöneleceği açık ve net bir şekilde görülmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

OSMAN AYDIN (Devamla) – Bu nedenle bu Yüksek Planlama Kurulunun hedeflerine uymayan ve bu hedeflere ulaşmasını sağlamayan kanunun ülkemiz şartlarına uygun olmadığını düşünüyor, o nedenle karşı hareket edeceğimizi söylüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyorum.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır: Sayın Hamzaçebi, Sayın Susam, Sayın Çıray, Sayın Akar, Sayın Aydın, Sayın Sarı, Sayın Çam, Sayın Genç, Sayın Özel, Sayın Serindağ, Sayın Demir, Sayın Eyidoğan, Sayın Kurt, Sayın Danışoğlu, Sayın Özkan, Sayın Özbolat, Sayın Aygün, Sayın Develi, Sayın Kaleli, Sayın Erdoğdu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in; Elektrik Piyasası Kanunu ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Antalya Milletvekili Osman Kaptan’ın; Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Gelirler Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Adana Milletvekili Ali Halaman’ın; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 2 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/724, 2/246, 2/427, 2/448, 2/815, 2/829) (S. Sayısı: 426)  (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik Piyasası Kanun Tasarısının 1'inci maddesinde yer alan "tüketicilerin kullanımına" ibaresinden önce gelmek üzere "üretilmesi" ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Emin Haluk Ayhan.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerindeki önergemiz üzerinde söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesinde yer alan “tüketicilerin kullanımına” ibaresinden önce gelmek üzere “üretilmesi” ibaresinin eklenmesini arzu ettik ve bunu Genel Kurulun takdirlerine sunduk. Şimdi, gerekçemiz ise şu: Elektrik piyasasında pazarlanması yapılacak elektrik enerjisinin üretiminin de kanun kapsamına alınmasını amaçladığımız için bu önergeyi verdik. Ayrıca önergemizi desteğiniz için takdirlerinize arz ediyoruz sayın milletvekilleri.

Burada biraz önceki konuşmamda ifade ettim. Nihayet bana Komisyondan geldi; 49 maddelik bir tasarı var, 49 maddelik tasarıda 92 ret, 54 kabul olmak üzere 146 önerge verilmiş. 49 maddelik tasarıda 16’sı geçici 33 madde dikkate alırsanız, AKP’li milletvekilleri, Komisyon üyeleri ne yapmışlar? Önerge vermişler, 35 madde üzerinde -AKP’lilerin 33 maddelik tasarının geçici maddelerini bıraktığınızda- AKP’nin önergesi var ve kabul olmuş.

Şimdi, bu iyi gelse 35 maddesini AKP Grubuna mensup milletvekilleri Komisyonda niye değiştirsin? O zaman Hükûmet iyi çalışmadı. İyi çalışmadığı bir tasarıyı buraya getirdi. Şunu da söyleyebilirsiniz: AKP Grubu bu iyi gelmeyen tasarıyı mükemmelleştirmek için burada çalıştı çabaladı ve 49 maddelik tasarının 33’ünde 41 önergesini kabul ettirdi, bu geçerli oldu. Bunu söylemek de mümkün ama kulislerde özel sektör, AKP’li Komisyon üyeleriyle de Başkanla da temas hâlinde, bunları anlattı kendilerine çok güzel bir şekilde ve bunu da kabul ettirmiş olabilir ama bu kanun yapım süreciyle ilgili baktığınız zaman düzgün bir iş değil, nereden bakarsanız bakın sıkıntılı. Daha önce baktık, mesela Akreditasyon Kurumuyla ilgili kanun tasarısında da ne oldu? TUSKON’u koymuşlar Hükûmetin tasarısında, geldi. Biz “Burada TOBB var, vesaire var TUSKON’u niye lekeliyorsunuz, buraya koyuyorsunuz?” dediğimizde MÜSİAD’a mensup AKP’li arkadaşların bizim Komisyondaki üye arkadaşlara  “Haluk Bey biraz daha bastırsa da bu da çıksa, bizim arkadaşlarımız beni sonradan sıkıştırır.” ibaresini konuşmaya başladılar, bunlar olan biten şeyler. Buna ben şunun için üzülüyorum. Gerçekten ülkenin ekonomik kalkınması için enerjiye ihtiyacı var, enerji için yatırıma ihtiyacı var. “Piyasanın liberalleşmesi” diyorsunuz, bunların hepsi doğru da yani şunu bir de oturun doğru dürüst düşünün.

Siz enerji meselesiyle ilgili nereye gidiyorsunuz? Erbil’e gidiyorsunuz. Erbil’e inemiyorsunuz, Kayseri’ye iniyorsunuz. Eğer bu enerji meselesiyle ilgiliyse, ki siz gittiğinize göre ilgili olması lazım, bunu kamuoyuna net bir şekilde de ifade etmeniz lazım. Şeffaf değilsiniz, açık değilsiniz, neden bunu beceremiyorsunuz anlamakta zorluk çekiyorum.

Şimdi, nereden bakarsanız bakın ya taraflarla görüşmenizde bir sıkıntı var çünkü “Bakanlıkta biz bunu istişare ettik, konunun taraflarıyla görüştük, konunun taraflarıyla müzakere ettik, onun neticesinde mükemmelleştirdiğimiz bir tasarıyı huzurlarınıza, Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzurlarına getirdik.” diyorsunuz ama 41 tane AKP’li vekil arkadaşın verdiği önergeyi kabul ediyorsunuz. Öbür taraftan, 92 artı 54 dediğiniz zaman da 146 tane önergenin verildiğini görüyoruz. Bunu mükemmelleştirme adına fevkalade pozitif olarak düşünüyor olabilirsiniz Hükûmet açısından ama sizin yaptığınız işin iyi olup olmadığı hususunu dikkate aldığınızda da fevkalade kötü bir sınav verdiğiniz gayet açık ve net bir şekilde gözüküyor. Kaldı ki Komisyon da bu işi ciddiye almadı. Ben bunları istemeseydim muhtemelen -Komisyon raporunda zaten yok- hiç kimsenin bunlardan haberi olmayacaktı.

Ben, takdirlerinize arz ediyor, teşekkür ediyorum.

Önergemizin kabulü için desteğinizi arz ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler Kabul edilmiştir.

Madde 2’de üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanun Tasarısının 2’nci maddesinde geçen “ithalat ve ihracatı” ibaresinden sonra gelmek üzere “tüketicilerin haklarının korunması” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Alim Işık                                     Emin Haluk Ayhan                                 Bahattin Şeker

                      Kütahya                                              Denizli                                               Bilecik

                   Reşat Doğru                                       Oktay Vural

                        Tokat                                                 İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 2. Maddesinde bulunan “faaliyetlerle ilişkili tüm gerçek” ibaresinden sonra gelen “ve tüzel kişilerin” ibaresi “kamu ve özel tüzel kişilerinin” olarak değiştirilmiştir.

                  Osman Aydın                                      Haydar Akar                                       Vahap Seçer

                       Aydın                                               Kocaeli                                               Mersin

                 Durdu Özbolat                                    Candan Yüceer                                 Mehmet Ali Susam

               Kahraramanmaraş                                      Tekirdağ                                               İzmir

            Kemal Değirmendereli                               Ümit Özgümüş

                       Edirne                                                Adana

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı’nın 2. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                     

                  İdris Baluken                              Hüsamettin Zenderlioğlu                                Nazmi Gür

                       Bingöl                                                Bitlis                                                  Van

                 İbrahim Binici                                     Hasip Kaplan

                     Şanlıurfa                                              Şırnak

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kimse olmadığına göre gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde ile öngörülen faaliyetler mevcut kurumlar eliyle yapılabilmektedir. Dolayısıyla yeni bir kurulun oluşturulması ve bu kurulun görev tanımlamalarının yapılmasına ihtiyaç olmaması nedeniyle 2. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 2. maddesinde bulunan “faaliyetlerle ilişkili tüm gerçek” ibaresinden sonra gelen “ve tüzel kişilerin” ibaresi “kamu ve özel tüzel kişilerinin” olarak değiştirilmiştir.

Osman Aydın (Aydın) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AYDIN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. Kaldığım yerden konuşmama devam etmek istiyorum.

Evet, biraz önce, bu kanunun Yüksek Planlama Kurulunun hedeflerine yani ekonominin gereklerine uygun hedeflere, Hükûmetimizin koyduğu hedeflere uygun olmadığını özellikle söylemiştim. 2012 yılında gerçekleşen 240 milyar kilovatsaatlik üretimin yüzde 56’sı ithal kaynaklardan karşılanmış. Bugün planlanan, lisansı verilen ve inşa hâlindeki 47 bin megavatlık santralin de yüzde 65 ithal kaynaklardan üretim yapacağı ve bu üretim miktarının da 90 milyar kilovatsaat civarında gerçekleşeceği tahmin edilmekte ve bu şekilde toplam üretimin de 2023 hedeflerinin üzerinde, yani 240 milyar 2012 gerçekleşmesi ve 290 milyar yatırımı devam eden tesislerin üretimi neticesinde 530 milyar kilovatsaatlik üretimin gerçekleşeceği ve müracaat ve inceleme aşamasında olan 33 bin megavatlık doğal gaz ve 16 bin megavatlık ithal kömür santralleri ve Hükûmetin iddia ettiği 15 bin megavatlık nükleer enerji santralleri de devreye girdiğinde elektrik üretimindeki yüzde 56’lar seviyesindeki ithal girdi oranının yüzde 70’lerin üzerine, yüzde 80’ler civarına çıkacağı ayan beyan ortadadır.

Dış ticaret açığının sadece 2012 yılında 60 milyarın üzerindeki kısmının enerji ithalatından kaynaklandığı açık bir şekilde görüldüğüne göre, önümüzdeki yıllarda bu açığın daha da derinleşeceği, daha da yükseleceği açık bir şekilde görülmektedir. Bunun çözümü ne, memleketimiz bu konuda enerji kaynaklarını millileştirme, yerel kaynaklardan yüzde 70’ini, yüzde 30’unu da ithal kaynaklardan yapabilme becerisine sahip mi, bunun için kaynaklara sahip mi, potansiyeli var mı, bunu da incelediğimizde linyit rezervlerimizin devreye sokulmasıyla 100 milyar kilovatsaatlik yıllık üretimin gerçekleşebileceği, hidroelektrik kapasitemizin devreye sokulmasıyla yıllık ek 170 milyar kilovatsaatlik üretimin gerçekleşebileceği, yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgâr potansiyelimiz devreye sokulduğu takdirde, 50 bin megavat seviyesinde rüzgâr enerjisi potansiyelinin devreye sokulmasıyla 130 milyar kilovatsaatlik elektrik üretiminin gerçekleştirilebileceği, güneş enerjisi konusundaki potansiyelimizin ise hakikaten çok büyük, çok önemli olduğu açık ve net bir şekilde görülmekte. Bizim yarı potansiyelimize sahip olan Avrupa ülkeleri binlerce megavatlık güneş enerjisi projeleri devreye sokarken, bizim bu konuda daha hâlâ 600 megavatlık bir güneş enerjisi konusunda bile çaba gösteremememiz hakikaten güneş enerjisinin devreye sokulması konusunda yani millî kaynakların devreye sokulması konusunda ne kadar hantal ve beceriksiz olduğumuzu açık bir şekilde göstermektedir ki güneş enerjisi üretim potansiyelimizin yıllık 400 milyar kilovatsaat civarında bir potansiyele sahip olduğu uzmanların görüşleri, düşünceleri çerçevesinde açıklanmaktadır.

Bunun dışında, borun bugün günümüzün en önemli alternatif enerji kaynaklarından birisi olacağı açık bir şekilde görülmekte ve özellikle birçok gelişmiş ülkenin borun enerjide kullanılması için yapmış oldukları AR-GE çalışmaları ve bugün füze enerjisi olarak kullanılması, fiilî olarak kullanılması, kullanıma geçmiş olması, bor konusunda hakikaten ülkemizin ne kadar büyük bir şansa ve imkâna sahip olduğunu açık bir şekilde göstermektedir fakat ne yazık ki bu şansımızı kullanmak için ülkemizin hiçbir faaliyet göstermediği, hiçbir yatırım, önemli bir AR-GE çalışmasını yapmadığı açık bir şekilde görülmektedir.

Bu açıdan da bu kanunun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AYDIN (Devamla) - …aleyhinde oy vereceğimizi sizlere beyan ediyoruz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanun Tasarısının 2’nci maddesinde geçen “ithalat ve ihracatı” ibaresinden sonra gelmek üzere “tüketicilerin haklarının korunması” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Reşat Doğru, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 426 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Elektrik enerjisi üretimi ülkemizin ana sorunlarından biridir. Elektrik tüketiminin son on yılda 2 kat arttığını düşünürsek üretim kaynaklarının ve üretim yöntemlerinin önemi daha iyi anlaşılmış olur. Ülkemizde bugün elektrik enerjisinin üretiminde doğal gaz en büyük payı almaktadır. Ancak ülkemizde güneş, rüzgâr, akarsu kullanılarak da elektrik üretilmektedir ama nükleer enerjiye geçilememesi de çok düşündürücüdür ve geç kalınmıştır.

Bugün tüm dünyada enerji kullanımının kaynaklarının artırılması için yoğun çalışmalar yapılmaktadır çünkü yenilenebilir enerji kaynakları fosil yakıtların aksine, doğal hayat için herhangi bir risk teşkil etmemektedir. Ayrıca, maliyet açısından da çok elverişlidir. Petrolün pahalılığı yanında, bitme aşamasına gelmesi de yeni yeni alternatif arayışlarını ortaya koymuştur. Ülkemizin önümüzdeki yirmi yıllık dönemde tüketim merkezlerinden gelen talepleri karşılayabilmesi için mevcut elektrik enerjisi üretim kapasitesinin yüzde 100 oranında artırılması gerekmektedir, ancak, bunlar yapılırken amaç sadece elektrik üretimi de olmamalıdır, insan sağlığı ve çevre de her şeyin üzerinde tutulmalıdır. Ancak enteresandır, bugün, güneş enerjisi olsun, hidroelektrik santralleri küçük akarsuların üzerinde kurulmakta olsun, rüzgâr enerjisi olsun, çevreyle ilgili konuların çok fazla gündeme gelmemiş olduğunu da üzülerek görüyoruz.

İşte bundan dolayı da rüzgâr enerjisiyle ilgili bazı sorunları dile getirmek istiyorum. “Yüzde 100 doğa dostu” diye lanse edilen temiz enerji kaynakları anlatıldığı gibi pek de ekolojik değildir. Rüzgâr santralleri yerleşik alanlar dışında kuruluyor. Temiz doğaya kurulan bu enerji santralleri etrafındaki bütün canlıları etkilemekte ve de göçe zorlamaktadır. Göç edilen alandaki ekolojik denge de maalesef süratli şekilde bozulmaktadır. Özellikle rüzgâr enerji gülleri kuşlar için büyük tehlikedir. Her gün binlerce kuşun ölümüne, yaralanmasına sebep olmaktadır. Kuşlar başta olmak üzere bütün canlılar tarımda kullanılan ilaç ve kimyevi gübre yanında şimdi de böyle bir sorunla karşı karşıyadır. Yani doğal denge her gün daha fazla daha fazla bozulmaya devam ediyor.

Ayrıca, hava akımlarının doğal dolaşımı bozması nedeniyle iklim değişikliğine de sebep olduğu bilim adamları tarafından açıklanmıştır. Bir rüzgâr santrali 1 ünitelik nükleer güç santraline göre 3 bin misli daha az enerji üretmektedir ancak rüzgâr santrallerinde çok sayıda kuleye ihtiyaç vardır. Birçok beton binalar yapılmaktadır, bu durum da görüntü kirliliği yapmaktadır. Özellikle Tokat ilinde, Artova bölgesinde kurulmuş olan rüzgâr güllerinde birçok sıkıntıyla karşılaşılmakta olduğu da maalesef görülmektedir. Şöyle ki: Türbinlerin sesli çalışması yakın çevrede yaşayan insanlarda ciddi manada çeşitli rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Bu nedenle yerleşim merkezlerinden mutlaka uzakta ama ciddi manada uzakta kurulması, hassas, vahşi yaşam merkezlerinden uzak bir yerlerde bunların kurulması gerekmektedir. Radyo ve televizyon antenlerinde parazitlenmeler yapmaktadır. Yaklaşık olarak kurulmuş olan bu tesislerin 2-3 kilometre etrafındaki alanlarda radyo kanallarında ve TV antenlerinde, alıcılarında çok ciddi sorunlar vardır. Bunların da mutlaka düşünülmesi gerekmektedir.

Bakınız, son zamanlarda İngiltere’de ve birçok Avrupa ülkesinde büyük rüzgâr türbinlerinin yaratmış olduğu çevre sorunları nedeniyle çok ciddi bazı önlemler alınmaya ve -millî park alanlarının sınırları içinde ve çok yakın şekilde kurulması da maalesef- bunlar tarafından yasaklanmaya başlanmıştır.

Sonuçta çevre her şeyin başında gelmektedir. Çevreye önem verilmediği zaman insan sağlığına önem verilmediği ortaya çıkmaktadır. Bu manada, tabii ki rüzgâr enerjilerine veyahut da güneş enerjilerine karşı değiliz ama bir noktada çevrenin de göz önüne alınmasıyla beraber, çevre faktörlerinin ve insan sağlının da göz önüne alınmasıyla beraber kurulmuş olmasının daha uygun olacağını düşünmekteyiz. Ancak şu ana kadar görmüş olduğumuzda, sanki bunlar bir noktada göz ardı ediliyor da sadece amaç elektrik enerjisi elde ediliyor gibi görünüyor. Bunların göz önüne alınmasını bekliyoruz.

Çevreye duyarlı, insan sağlığını ön plana alan projeler değerlidir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanun Tasarısının 3'üncü maddesinin (1). Fıkrasının (1) bendinin fıkra metninden çıkartılmasını ve (ss) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"şş) "Sertifika sahibi denetim şirketi: Dağıtım veya üretim lisansı sahibi tüzel kişilerin bu Kanun, 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca denetlenmesi için; sektör temsilcisi ve kurumsal kimlik kazanmış sivil toplum kuruluşu statüsündeki kâr amacı gütmeyen dernek federasyon veya konfederasyon bünyesinde yer alan iktisadi işletmelerde Kurul tarafından Bakanlık görüşü alınarak belirlenen usul ve esaslara göre sertifika verilen şirketi,"

 

Alim Işık                                                               Oktay Vural                                   Emin Haluk Ayhan

Kütahya                                                                     İzmir                                                Denizli

                       Bahattin Şeker                                          Yusuf Halaçoğlu

                          Bilecik                                                             Kayseri                                 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 3. Maddesinin 1. Fıkrasının ı) bendinde bulunan “karayolları hariç” ifadesinden sonra “il, ilçe, kasaba, köy tüzel kişilikleri tarafından” ibaresi, “kamuya ait park, bahçe” ibaresinden sonra gelmek üzere “sahil yolu,” ibaresi; i) bendinde bulunan “Kurul tarafından yetkilendirilen” ibaresinden sonra “ilgili dağıtım şirketlerinin ortaklarınca aynı kontrol yapısı ile kurulan” ibaresi eklenmiş, dd) bendinde bulunan "Bir üretim şirketi" ifadesinden sonra gelmek üzere "otoprodüktör veya otoprodüktör grubu" eklenmiş; ll) bendinde bulunan “tekrar” ibaresi “perakende” olarak değiştirilmiş, pp) bendinde bulunan “üretimi ve ürettiği elektriğin satışıyla iştigal eden özel hukuk hükümlerine tabi” ibaresinden sonra “olabilecek” ifadesi eklenmiş; ö) bendinden sonra gelmek üzere aşağıda bulunan p) bendi ve r) bendi eklenmiş, sonraki bentler buna göre teselsül ettirilmiş ve ee) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“p) Otoprodüktör: Esas olarak kendi elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak üzere elektrik üretimi ile iştigal eden tüzel kişiyi,”

“r) Otoprodüktör grubu: Esas olarak ortaklarının elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak üzere elektrik enerjisi üretimi ile iştigal eden tüzel kişiyi,” 

“ee) Son kaynak tedariği: Serbest tüketici niteliğine haiz olduğu halde elektrik enerjisini ikili anlaşma kapsamında temin edemeyen tüketicilere elektrik enerjisi tedariğini,”

Osman Aydın                                                        Haydar Akar                                       Vahap Seçer

  Aydın                                                                   Kocaeli                                               Mersin

Durdu Özbolat Mehmet Ali Susam                          Candan Yüceer

Kahramanmaraş İzmir                                               Tekirdağ

Ümit Özgümüş Kemal Değirmendereli

  Adana                                                                   Edirne

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı'nın 3. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken                                                Hüsamettin Zenderlioğlu                                Nazmi Gür

  Bingöl                                                                    Bitlis                                                  Van

İbrahim Binici Hasip Kaplan

 Şanlıurfa                                                                Şırnak

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Bu maddede yer alan yönetmeliklere ilişkin tanımlar ("dağıtım", "dengeleme ve uzlaştırma", müşteri hizmetleri", "yan hizmetler", "şebeke" yönetmelikleri) bulunmamaktadır. Tasarıda EPDK tarafından yürürlüğe konulacak ikincil mevzuatla ilgili, sınırları belirleyen, yetkiyi tanımlayan dolayısıyla mevzuatta istikrar ve hukuki güven oluşturacak herhangi bir düzenleme bırakılmamıştır. 4628 sayılı Kanun'da zaten son derece esnek ve tartışmalı bir şekilde EPDK'ya ikincil mevzuat çıkarma yetkisi veren düzenleme, bu durumu daha da ileri götürerek, keyfi uygulamalara yol açacağından 2. Maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 3. Maddesinin 1. Fıkrasının ı) bendinde bulunan “karayolları hariç” ifadesinden sonra “il, ilçe, kasaba, köy tüzel kişilikleri tarafından” ibaresi, “kamuya ait park, bahçe” ibaresinden sonra gelmek üzere “sahil yolu,” ibaresi; i) bendinde bulunan “Kurul tarafından yetkilendirilen” ibaresinden sonra “ilgili dağıtım şirketlerinin ortaklarınca aynı kontrol yapısı ile kurulan” ibaresi eklenmiş, dd) bendinde bulunan "Bir üretim şirketi" ifadesinden sonra gelmek üzere "otoprodüktör veya otoprodüktör grubu" eklenmiş; ll) bendinde bulunan “tekrar” ibaresi “perakende” olarak değiştirilmiş, pp) bendinde bulunan “üretimi ve ürettiği elektriğin satışıyla iştigal eden özel hukuk hükümlerine tabi” ibaresinden sonra  “olabilecek” ifadesi eklenmiş; ö) bendinden sonra gelmek üzere aşağıda bulunan p) bendi ve r) bendi eklenmiş, sonraki bentler buna göre teselsül ettirilmiş ve ee) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“p) Otoprodüktör: Esas olarak kendi elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak üzere elektrik üretimi ile iştigal eden tüzel kişiyi,”

"r) Otoprodüktör grubu: Esas olarak ortaklarının elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamak üzere elektrik enerjisi üretimi ile iştigal eden tüzel kişiyi,"

“ee) Son kaynak tedariki: Serbest tüketici niteliğine haiz olduğu halde elektrik enerjisini ikili anlaşma kapsamında temin edemeyen tüketicilere elektrik enerjisi tedarikini,”

Osman Aydın (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Aydın mı konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Kemal Değirmendereli.

BAŞKAN – Sayın Değirmendereli, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Piyasası Kanunu Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, bir ay süreyle Sanayi, Enerji Komisyonunda görüştüğümüz bu yasa tasarısıyla ilgili olarak öncelikle paylaşmak istediğim konu, bu kanun tasarısının amacında “elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması” ifadesi kullanılmaktadır. Enerjiye erişebilmek her bir yurttaşımız için su ve havaya erişim kadar yaşamsal ve temel bir haktır. Pek tabii ki enerjiye erişimde göz ardı edilmemesi gereken husus da çevre duyarlılığıdır. Bunları hepimiz biliyoruz. Bu çerçevede, hedefimiz, en yoksul vatandaşımızın dahi enerjiye erişebilmesi ve çevre konusuna duyarlılıkla gelecek nesillerin haklarının gözetilmesi olmalıdır. Gelen bu yasa tasarısıyla biraz önce bahsettiğim bu hususların karşılanması başlı başına bir muammadır maalesef.

Değerli milletvekilleri, aslında enerji piyasasında 3 temel unsur bulunmaktadır:

1) Tüketiciler yani sanayicisi; meskeni ticarethanelerde elektriği kullanan kesim, tüketici kesim.

2) Üretici, elektriği üreten kurumlar, kuruluşlar.

3) Dağıtım şirketleri.

Mevcut, görüştüğümüz Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı, ağırlıklı olarak maalesef tüketicinin ve ülkenin gerçek zenginliğini sağlayacak sanayicinin ihtiyaçlarını karşılamaktan öteye, esas itibarıyla dağıtım şirketlerinin önündeki taşları temizlemeye yönelik, dağıtım şirketlerinin kârlarını artırmaya yönelik maddeleri içermektedir. Bu yasada, ne yazık ki yine vatandaşın, sanayicinin üzerindeki yükü azaltmak hedeflenmemiştir. Bu yasayla, verimli elektrik üretiminin altyapısını oluşturan otoprodüktörler ve kojenerasyon sistemleriyle de üretim yapılmasının önü kapatılmaktadır.

Öte yandan, bu yasa, Türkiye’nin temel sorunu olan ucuz elektrik üretimini ele almamaktadır. Zira 4628 sayılı Kanun hükümlerine göre lisans almış üretim yatırımcılarının yapmayı taahhüt ettikleri kapasite 70 bin megavat olmasına karşın, 2011 yılı sonu itibarıyla üretim tesisi kurulu gücü 16.700 megavat civarında gerçekleşmiştir.

Öte yandan, 2020’de böyle çok yaygarasını ederek her vesileyle ifade ettiğimiz rüzgâr santrali gücümüzün 20 bin megavata ulaşacağını söylerken bugün geldiğimiz nokta, on yılda geldiğimiz nokta 2.260 megavattır, on yılda geldiğimiz nokta 2.260 megavat. Önümüzde sekiz yıl var, sekiz yılda 18 bin megavatı nasıl gerçekleştireceğiz? Yani bu açıdan, üretim tarafı pek öne alınmadan sadece ağırlıklı olarak dağıtım şirketlerinin -biraz sonra da ifade edeceğim gibi- ihtiyaçları göz önüne alınmaktadır bu yasada. Bu nedenle, önergelerle bu eksiklikleri giderme bizim tarihî sorumluluğumuzdur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanun Tasarısının 3'üncü maddesinin (1). Fıkrasının (1) bendinin fıkra metninden çıkartılmasını ve (ss) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"şş) "Sertifika sahibi denetim şirketi: Dağıtım veya üretim lisansı sahibi tüzel kişilerin bu Kanun, 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca denetlenmesi için; sektör temsilcisi ve kurumsal kimlik kazanmış sivil toplum kuruluşu statüsündeki kâr amacı gütmeyen dernek federasyon veya konfederasyon bünyesinde yer alan iktisadi işletmelerde Kurul tarafından Bakanlık görüşü alınarak belirlenen usul ve esaslara göre sertifika verilen şirketi,"

                                                           Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Halaçoğlu, buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sözlerime başlarken saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanım, bu elektrik piyasası özelleştirildikten sonra son derece önemli sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Özellikle rekabetin ortadan kalkması, hâliyle ticari işletmelerin, haklı olarak, kendi ticari çıkarlarını düşünmesi sıkıntılar yaratmıştır. Mesela, çiftçilerimiz daha önceleri elektrik borçlarını hasat sonrasında ödemekteydiler ancak özelleştirmeden sonra faturaları aylık olarak gönderilmeye başlanmıştır; ki siz geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında bu konuda bir açıklama yaparak çiftçilerin dönemsel elektrik faturalarının 3 defa değişiklik gösterdiğini, ancak bundan böyle kendilerine aylık olarak fatura gönderileceğini ve tahsilatın buna göre yapılacağını belirtmiştiniz.

Bugün birçok çiftçimiz elektrik borcundan tarlasını, bahçesini sulayamamakta, dolayısıyla üretim yapamamaktadır, sulama kooperatifleri de aynı durumdadır. Ülkemiz genelinde sulama kooperatiflerinin yaklaşık yüzde 40’ı borçlarından dolayı kuyularını çalıştıramamaktadır. Elektrik dağıtım ihalelerinden sonra, sulama kooperatifini bekleyen tehlike daha da büyümüştür. Eğer bu birlikler kapanırsa tarım alanları susuz kalacaktır. Eskiden devlet elektrik borçlarında tolerans tanıyordu ancak birçok elektrik dağıtım şirketinin özelleştirilmesi ve şirketlerin bu konuda tolerans da göstermemesi ve kazanç sağlamak amacıyla konuyu farklı şekilde değerlendirmeleri köylünün pompalarının elektriklerinin kesilmesine sebep olmuş ve zaten gırtlağına kadar borç içerisinde bulunan çiftçimizin bitmesi anlamına gelen, tarımımızın bitmesi anlamına gelen bir sonuç ortaya çıkmıştır. Nitekim bugün samanı bile ithal edecek hâle gelmiş durumdayız. Bu durum da devam edecek olursa, sulama imkânı olmazsa hemen her şeyi ithal edecek duruma geleceğiz. Bu konunun çözümlenmesi gerekmektedir. Çiftçinin dönemsel gelir elde ettiği dikkate alınarak tarımsal sulama amaçlı elektrik kullanımına ilişkin faturaların eskiden olduğu gibi hasat dönemlerine endeksli olarak yılda 2 defa düzenlenmesi önem taşımaktadır. Öte yandan, iletim sistemi kullanım bedelinin çiftçilerin üzerinden kaldırılması yerinde olur.

Bugün, Türkiye’de toplam 418 adet sulama birliği bulunmaktadır. Bu birliklerde yaklaşık 4 bin kişi çalışıyor. Birliklerin toplam borcu 800 milyon liraya ulaşmıştır. Türkiye’deki 410 bin hektar tarım arazisi sulama birliklerinin aracılığıyla sulanmaktadır. Elektrik borçları yüzünden 2 milyon çiftçinin tarım arazisi şimdi tehlike altındadır. Kayseri’de Bünyan, Develi, Pınarbaşı, Yeşilhisar ve Yahyalı’da sulama kooperatiflerine ait kuyuların birçoğu yüksek elektrik borçlarından dolayı kapalı durumdadır.

Öte yandan, Türkiye’deki illeri hava kirliliği açısından da bir değerlendirmek istiyorum, ki Kayseri bunların başında gelmektedir. Özellikle karbondioksit ve partiküler madde ortalamalarının en yüksek olduğu iller arasında Kayseri de yer almaktadır. Mesela, kükürtdioksit olarak Kayseri 5’inci sırada, partikül madde olarak da 2’nci sırada yer almaktadır.

Sayın Bakanım, Kayseri’ye gittiğiniz bir dönemde, Erciyes Dağı’ndan, akşam saatlerinde -gerekiyorsa Hacılar tarafından bir inin-. Kayseri’nin, gerçekten, üzerine nasıl bir duman çöktüğünü, sapsarı bir duman çöktüğünü ve kirli olduğunu zaten muhtemelen biliyorsunuz ama bunun bir çözümünü bulmamız gerekiyor. Çözüm bulmak için de aslında yapılacak çok önemli birtakım hususlar var.

Şimdi, hepimizin bildiği gibi, Kayseri’de doğal gaz kojenerasyon santralinin 2006 tarihi itibarıyla elektrik üretimi 1 milyar 95 milyon 85 bin 908 kilovatsaattir. Üretilen bu elektrik miktarına karşılık tüketilen doğal gaz miktarı da 252 milyon 961 bin 575 santimetreküptür.

Şimdi, tabii ki rüzgâr türbinleri meselesi gündeme gelmiştir ve siz bunun araştırmasını da yaptırdınız. Mesela, Pınarbaşı, Gürün ve Yahyalı’da bununla ilgili önemli birtakım potansiyelin olduğu biliniyor. Bir an önce bunların devreye sokulması gerekmekte. Nitekim, eğer rüzgâr türbinleri yapılacak olursa bunların kükürt veya diğer zararlı madde salınımı çok daha aza düşecektir.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.41

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati:23.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

426 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

4’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 4. Maddesinin 3. Fıkrasında “özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişilerin” ibaresinden sonra “13.01.2011 tarihli ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ve” ibaresi eklenmiştir.

Osman Aydın                                        Haydar Akar                                                Vahap Seçer      Aydın                       Kocaeli                                                 Mersin

Durdu Özbolat                                    Candan Yüceer                              Mehmet Ali Susam

Kahramanmaraş                                     Tekirdağ                                              İzmir

Kemal Değirmendereli                       Ümit Özgümüş

      Edirne                                                 Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı’nın 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“(ğ) Denetim faaliyeti”

Oktay Vural                                                           Alim Işık                                   Emin Haluk Ayhan

    İzmir                                                                  Kütahya                                             Denizli

Bahattin Şeker Mehmet Erdoğan

   Bilecik                                                                  Muğla

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı’nın 4. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken Hüsamettin Zenderlioğlu              Nazmi Gür

   Bingöl                                                                   Bitlis                                                  Van

İbrahim Binici Hasip Kaplan

  Şanlıurfa                                                               Şırnak

 BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

4. madde ile “perakende satış hizmeti” faaliyeti kaldırılmıştır. Tasarı ile “piyasa işlem faaliyeti” ismi ile yeni bir alan tanımlanmıştır. 4628 sayılı kanunda bulunan “toptan satış” ve “perakende satış” faaliyetleri tasarıyla “tedarik lisansı” olarak tanımlanmıştır. İkincil düzenlemelerle tedarikçi lisanslarının piyasa faaliyetlerine göre ayrıştırılıp ayrıştırılamayacağı bilinemediğinden 4. Maddenin tasarı metninden çıkarılmasını gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul etmeyenler…

Elektronik oylama yapacağım.

İki dakika süre veriyorum.

Başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı’nın 4. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“ğ) Denetim faaliyeti”

Mehmet Erdoğan (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Mehmet Erdoğan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 426 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, elektrik piyasası faaliyetleri içerisinde piyasada bu kanun hükümleri uyarınca lisans almak koşuluyla yürütülebilecek faaliyetler sayılmıştır ancak bu faaliyetlerin yürütülmesi sırasında en önemlilerinden bir tanesinin de denetim faaliyeti olduğu göz ardı edilmektedir. Hâlbuki bu piyasanın denetlenmesi konusunda da birtakım tedbirler alınması bakımından biz bu önergeyi verdik. Önergemize desteklerinizi bekliyoruz.

Şimdi, bölgemizde, tabii ki, özellikle küçük HES’lerle ilgili ciddi problemler vardır. AKP İktidarı küçük HES’lerle çok yakından ilgilenmektedir. Yargı kararlarını bile hiçe sayarak bu konuyu aşıp küçük HES’leri gerçekleştirme gayreti içerisindedir. Bu manada, Köyceğiz-Beyobası Yuvarlakçay üzerindeki HES projesi yargı kararıyla durdurulmuştur. Şimdi bu kanundan sonra bunun önü açılacak mı? Buraya yapılacak bir küçük HES acaba Türkiye’nin elektrik ihtiyacının karşılanmasına ne kadar katkıda bulunacaktır? Ama bunun ötesinde, buraya yapılacak santralden sonra bu tabii güzellikler, buradaki doğal doku ne olacaktır?

Yine, Eşen Çayı üzerinde, Kargı Çayı üzerinde kurulacak küçük HES’lerin bölgemize ve ülkemize ne kazandıracağı gerçekten merak etmeye değer bir şeydir. Bizim bu konuda yaptığımız araştırmalara göre, attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmeyecektir. Buralarda tarihî ve doğal dokuyu harap edeceğiz ama birileri belki üç-beş kuruş para kazanacak; bunun ötesinde, Türkiye’nin enerji ihtiyacı bakımından olaya baktığımızda da bu işin ülkemize ciddi bir katkısı bulunmayacaktır.

Yine, tarımsal sulamada kullanılan elektrik faturaları bütün ülkemizde olduğu gibi seçim bölgem Muğla’da da önemli bir konudur. Vatandaş, tabii ki sulamada enerjiyi isteyerek, keyfî olarak kullanmamaktadır. Bölgemize yapılan hiçbir barajın tamamlanmasından sonra Devlet Su İşleri tarafından bugüne kadar 1 metre sulama kanalı yapılmamıştır. Ne Akköprü Barajı’nda ne Çine Barajı’nda, barajlar devreye girdi, elektrik üretimine başladı ama buradan tarımsal sulama amaçlı hiçbir sulama kanalı yapılarak buraya, vatandaşa su verilmemektedir. Vatandaş da mecburen elektrik enerjisi kullanarak burada tarımsal su ihtiyacını gidermektedir ama vatandaşa bu manada hiçbir kolaylık sağlanmamaktadır.

Yine, özellikle seralarda kullanılan elektrik ticari tarife üzerinden ücretlendirilmekte ve vatandaşa burada tarımsal sulama kolaylığı sağlanmamaktadır. Hâlbuki seralarda üretilen ürünler sanayi ürünü değil, tarım ürünüdür. Bunu istatistiklerde de böyle kaydetmektesiniz.

Yine, bölgemizde rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerji kaynakları bakımından ciddi kaynaklar bulunmaktadır. Maalesef iktidar bu kaynakların birçoğunun hızla devreye girmesi konusunda yeterli tedbir almamış, geriye dönüşüm konusunda, çevreye zarar konusunda hiçbir yan etkisi bulunmayan rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi ve jeotermal kaynakların daha fazla kullanılması için gerekli teşvikleri bölgemizde uygulamamıştır.

Tabii, enerji kaynakları bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sınırlıdır. İthalatımız içinde enerji ham maddeleri ithalatı önemli bir yer tutmaktadır. O zaman, mevcut enerjinin verimli kullanılması da çok önem arz etmektedir. Bunun için, özellikle insanların kullandığı elektrikli aletlerin daha tasarruflu şekilde olması için, tasarruflu olarak enerji tüketen ev aletlerinin, araçların teşvik edilmesi, bunlar üzerindeki vergi ve KDV yüklerinin azaltılması ülkemizdeki enerji tasarrufu bakımından önem arz etmektedir.

İnşallah bu kanun tasarısı ülkemiz için hayırlı olur.

Ben önergemize desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 4. Maddesinin 3. Fıkrasında bulunan “özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişilerin” ibaresinden sonra “13/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve” ibaresi eklenmiştir.

Osman Aydın (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kemal Değirmendereli…

BAŞKAN – Sayın Değirmendereli, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önceki konuşmamda, bu yasa tasarısının tüketicilere hitap etmediğini, onların ihtiyaçlarını göz önüne almadığını söylemiştim.

Bizim ülkemizde de, başka ülkelerde de bu özelleştirmeler yapılırken ağırlıklı olarak bu süreçten sonra elektrik fiyatlarının ucuzlayacağı yönünde söylemler olurdu. Şimdi, bakınız, 2007 yılından 2012 yılına kadar da birçok şirket özelleştirmesi, dağıtım şirketinin özelleştirmesi yapıldı ama 2007 yılında 15,7 kuruş olan elektriğin kilovatsaati -tüketiciler için, özellikle meskenler için- 2012’de, bugün 32,5 kuruşa geliyor. Yani, ucuzlatacağız derken yüzde 100, bu süre içerisinde, arttığını görüyoruz. Yani 4628 sayılı Elektrik Piyasası Yasası’nda da elektrik fiyatlarının ucuzlatılması hedef olarak konulmuş olmasına rağmen elektrik fiyatları ucuzlatılamamıştır. Elektrik fiyatlarının yüksekliği de takdir edersiniz ki özellikle Türk sanayisinin rekabetçi gücünü azaltmakta ve toplumumuzun da yaşam standardını düşürmektedir.

Geçen, bundan iki hafta önce Enerji Komisyonundan arkadaşlar olarak -biraz önce Mustafa Bey de söz ettiler- Avrupa Parlamentosunda bir çalışmaya katıldık, bir çalıştaya katıldık; orada da bu konular tartışılıyordu, orada da ifade edilen konu ve şikâyet edilen konu, özelleştirmelerle elektrik fiyatlarının ucuzlatılacağı söylenmesine rağmen hiçbir ülkede bu ucuzlamanın olmadığı yönündeydi. Buradaki bir önemli  bilgiyi de değerli Meclisimizin sayın üyeleriyle paylaşmak isterim. Buradaki çalıştaydaki değerli konuşmacılardan birinin, London City Üniversitesi öğretim üyelerinden bir profesörün ifadesini Meclisimizle de paylaşmak isterim. Şunu diyor Profesör Alan Riley: “Bölge ülkelerinin enerji altyapılarına ve enerji kaynaklarına erişim için yapılacak yatırımların akışının sağlanması için bu ülkelerdeki hukukun üstünlüğü önemlidir, adaletin kalitesi önemlidir, yargının bağımsızlığı önemlidir, yolsuzluklardan arınmış bir piyasanın olması ve şeffaf bir piyasanın olması önemlidir.” Bu konu, özellikle ülkemizde “Ya, biz mahkemelere talimat verdik.” diyen bir Başbakanımızın olduğu süreçte yabancı yatırımların ülkeye az gelmesinin de gerekçelerinden biri olarak görülmektedir, görmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, burada çok önemli olarak değerlendirilen konuların ve bizim ders almamız gereken konuların başında enerji verimliliği stratejisi gereği, AB ülkelerinde kamu kurum ve kuruluşların binalarının, araçlarının enerji tüketiminin minimize edilmesi yönünde, sıfır enerji tüketen binaların yapılması yönündeki AR-GE çalışmalarına ağırlık verildiğini gördük. Almanya’nın nükleer santrallerden termik santrale doğru ama temiz kömür teknolojilerine ve yakma teknolojilerine yönelik AR-GE çalışması yaptığını gördük. Yine, yenilenebilir kaynaklara yönelik AR-GE çalışmaları yaptıklarını gördük. Yani bizler de TRT’ye yüzde 2 pay ayırır ve bundan hiç faydalanamaz iken bu TRT’ye ayrılacak payın enerji sektöründeki AR-GE’lere ayrılması dışa bağımlılığımızı bir ölçüde de olsa gidermeye sebep olacaktır.

Saygılar sunuyorum değerli Meclise. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Değirmendereli.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddede dört önerge vardır. Sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 5'inci maddesinin 11'inci fıkrasında geçen 'iptali durumlarında" ibaresinden sonra gelmek üzere "piyasa rekabet koşullarını aksatmayacak şekilde" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Alim Işık                                     Emin Haluk Ayhan                                 Bahattin Şeker

                      Kütahya                                              Denizli                                               Bilecik

                    Emin Çınar                                        Oktay Vural

                    Kastamonu                                             İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 5. Maddesinin 1. Fıkrasının ilk cümlesinden sonra "Üretim lisanslarının verilmesinde, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 yıl içinde, tüketilen toplam enerjinin üçte biri ithal enerji kaynaklarından, üçte biri yenilenebilir kaynaklardan ve üçte biri diğer yerel kaynaklardan karşılanması hedef alınır." ifadesi eklenmiş, 3. Fıkrasında bulunan "işlemleri Kurul iznine tabidir. Kurul izni alınmasına dair usul ve esaslar Kurum tarafından çıkarılan Yönetmelikle düzenlenir." ibaresi "işlemleri Kurula bildirmesi zorunludur." şeklinde değiştirilmiştir.

                  Osman Aydın                                      Haydar Akar                                       Vahap Seçer

                       Aydın                                               Kocaeli                                               Mersin

                 Candan Yüceer                                 Mehmet Ali Susam                            Kemal Değirmendereli

                     Tekirdağ                                               İzmir                                                 Edirne

                 Durdu Özbolat                                    Ümit Özgümüş

                 Kahramanmaraş                                         Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 Sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 5’inci maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesindeki "mücbir sebep halleri" ibaresinin “süre uzatımı verilen haller" olarak değiştirilmesini ve fıkranın sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                           Mehmet Doğan Kubat                          Osman Aşkın Bak

                     Giresun                                            İstanbul                                            İstanbul

                   Ahmet Yeni                                 Akif Çağatay Kılıç                                  Oya Eronat

                     Samsun                                            Samsun                                          Diyarbakır

“Teminatın; alınması, miktarı, niteliği ve irat kaydedilmesi ile süre uzatımı verilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı'nın 5. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                           Hüsamettin Zenderlioğlu                             Nazmi Gür

                       Bingöl                                                Bitlis                                                  Van

                 İbrahim Binici                                   Hasip Kaplan

                    Şanlıurfa                                            Şırnak

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde ile mevcut düzenlemeden farklı olarak, ayrı lisans kurulan birden fazla tesis için ayrı hesap ve kayıt tutma yükümlülüğü yalnızca tarifesi düzenlemeye tabi faaliyetler gösteren tüzel kişilerle sınırlandırılmıştır. Üretim şirketlerini ayrı hesap ve kayıt tutma yükümlülüğünden muaf tutan düzenleme şu şekildedir: "Tarifesi düzenlemeye tabi faaliyet gösteren tüzel kişiler, tarifesi düzenlemeye tabi her faaliyet ve bu faaliyetin lisansı kapsamında sınırlandığı her bölge için ayrı hesap ve kayıt tutmakla yükümlüdür." Oysa sektörde faaliyet gösteren tüm tüzel kişilere, lisans aldıkları her faaliyet için ayrı hesap ve kayıt tutma yükümlülüğü getirilmesi gerekmektedir. Maliyetlerin objektif ve şeffaf kılınması ve dolayısıyla düşük maliyetin tüketiciye yansıyabilmesi 5. Maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 Sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 5 inci maddesinin yedinci fıkrasının ikinci cümlesindeki "mücbir sebep halleri" ibaresinin “süre uzatımı verilen haller" olarak değiştirilmesini ve fıkranın sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

“Teminatın; alınması, miktarı, niteliği ve irat kaydedilmesi ile süre uzatımı verilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ne yapayım, gerekçeyi mi okutayım?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada önergeyle ilgili bir konuyu gündeme getirmek istiyorum efendim.

Şimdi, bir son dakika önergesiyle maddede çok esaslı bir değişiklik yapılıyor. Maddede yer alan “mücbir sebep hâlleri” kavramı metinden çıkarılıyor, onun yerine “süre uzatımı verilen hâller” diye bir ibare konuluyor. Bunu doğru bulmuyoruz. Doğru olan, “mücbir sebep hâlleri” ibaresini tasarıda muhafaza etmektir. Mücbir sebep hukuki bir tanımdır. Sadece “süre uzatımı verilen hâller” deyince süre uzatımı mücbir sebep değildir esasen ve mücbir sebebi kapsamaz. Yani, kişinin iradesi dışında meydana gelen ve kendisinin o işi yapmasına engel olan hâli dışlamış oluyor. Bu, doğru değil.

Eklenen bir diğer hüküm de kanunda düzenlenmelidir. “Teminatın; alınması, miktarı, niteliği, irat kaydedilmesi ile süre uzatımı verilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.” diyor önerge. Bunların kanunla düzenlenmesi gerekir. Aksi takdirde yasama yetkisinin yürütme organına devri anlamına gelebilecek ve Anayasa’ya aykırılık oluşturabilecek bir düzenleme kabul edilmiş olacaktır. Doğru değil efendim.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, Sayın Başkanım, gerçekten önemli. “Süre uzatımı hâlleri” gibi son derece keyfî olan bir mücbir sebep, hukukun belirlediği sebeplerdir. Dolayısıyla, bu tamamen keyfî, belli bir amacı hedefleyen bir düzenlemedir, çok subjektiftir, objektif esaslardan uzak bir düzenlemedir. Bürokratik oligarşinin eline millet iradesini teslim etmektir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, Anayasa’nın 7’nci maddesine aykırıdır efendim yani bunu oylayamazsınız. 7’nci madde “Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” diyor. Maddeye eklenen hüküm yasama yetkisinin yürütme organına devri niteliğindedir, yönetmelikle düzenlenebilecek bir husus değildir efendim, kanunla düzenlenmelidir.

BAŞKAN - Grup başkan vekillerini ben kürsü arkasına rica edebilir miyim?

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

                                                                               Kapanma Saati: 00.20

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati:01.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

426 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

5’inci madde üzerinde Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi yeniden okutuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Nurettin Canikli’nin biraz önce tartıştığım önergesi mi?

BAŞKAN - Evet, tartışılan önergeyi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Nurettin Canikli’nin imzası yok, dolayısıyla Mahir Ünal Bey’in önergesini görüşüyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben de şimdi atıyorum.

BAŞKAN - Diğer imzalar da var. Onu öyle okuduk. Zaten okunacak şimdi.

Bütün imzaları okur musunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nurettin Bey’in imzası olmadığı için diyorum yani.

BAŞKAN – Hepsi var, hepsi var.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 5 inci maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesindeki "yönetmelikle belirlenen miktarda" ibaresinin "yatırım tutarının yüzde onunu geçmemek üzere" şeklinde değiştirilmesini;

İkinci cümlesinde geçen "mücbir sebep halleri" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı sebepler" ibaresinin ve fıkranın sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mahir Ünal                                 Mehmet Doğan Kubat                              Bünyamin Özbek

                 Kahramanmaraş                                        İstanbul                                              Bayburt

            Mihrimah Belma Satır                              Tülay Kaynarca                                   Nurettin Canikli

                      İstanbul                                             İstanbul                                              Giresun

 

“Teminatın; alınması, niteliği ve süre uzatımı verilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutalım?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Evet, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mücbir sebep halleri hukuken çok sınırlı olduğundan, mücbir sebep sayılmayan ancak yatırımcının kusurunun bulunmadığı haklı sebepler durumunda süre uzatımı verilebilmesi ve teminat ile süre uzatımına ilişkin ayrıntılı hususların yönetmelikle düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 5. Maddesinin 1. Fıkrasının ilk cümlesinden sonra "Üretim lisanslarının verilmesinde, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 yıl içinde, tüketilen toplam enerjinin üçte biri ithal enerji kaynaklarından, üçte biri yenilenebilir kaynaklardan ve üçte biri diğer yerel kaynaklardan karşılanması hedef alınır." ifadesi eklenmiş, 3. Fıkrasında bulunan "işlemleri Kurul iznine tabidir. Kurul izni alınmasına dair usul ve esaslar Kurum tarafından çıkarılan Yönetmelikle düzenlenir." ibaresi "işlemleri Kurula bildirmesi zorunludur." şeklinde değiştirilmiştir.

Osman Aydın (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Durdu Özbolat.

BAŞKAN – Sayın Özbolat, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanunun 5’inci maddesi tam iki sayfa olarak ve onlarca maddeyle açıklanmaya çalışılmış. Sadece “lisans vermek ve iptal etmek” gibi bir süreci bu kadar karmaşık hâle getirmek ancak bizde olur. Bir kanun hazırlanırken neden vatandaşlarımızın anlayabileceği bir formatta yazılmaz, anlayamıyorum. Aslında anlıyorum. Bu kadar karmaşık olmasa bürokrasi nasıl tahakküm kurabilir? Yorumun nasıl değişken olduğunu kamuda bir işi olanlar bilir. İktidara geldiğinizden bugüne kadar aynı kanunu defalarca buraya getirdiğinizi dünya izliyor. Çok ayıp oluyor. Neden aynı kanunu defalarca buraya getiriyorsunuz, bilemiyorum.

“Lisans” kavramının bu kadar değişikliğe uğramasıyla Türkiye'nin enerji sorununu çözemezsiniz. Ön lisans sizi kurtarmaz. Lisans verilirken “ithal, yenilenebilir ve diğer kaynaklar” olarak bir planlamaya acil ihtiyacımız var. Kanun, üretim lisansının verilmesinde ve tadilinde rekabeti geliştirmek amacıyla iletim ve dağıtım kısıtlarıyla ilgili piyasa gücünü dikkate alıyor. Üretim lisansı verilmesinde ve tadilinde dikkate alınacak hususlar arasında “kaynak çeşitliliği, yerli, yeni ve yenilenebilirlik” gibi kurallar yoktur. Bu durum, öteden beri sistemin en büyük açmazlarından biridir.

Değerli arkadaşlar, tasarı, otoprodüktör lisansını ve kojenerasyon  tesislerini ortadan kaldıran bazı düzenlemelerle tasarrufu zorlaştırıyor. Hatta, bununla da yetinmeyerek onu engelleyici tedbirler alıyor. Yerli, ucuz, yenilenebilir enerji ve tasarruftan uzak duran kanun, konu ithalat olunca pozitif ayrımcılık ilkesini devreye sokuyor. Türkiye'nin dışa bağımlılıkta geldiği nokta Hükûmeti tatmin etmiyor ki dağıtım şirketlerinin de elektrik ithal etmesine bu kanunla izin veriliyor. Elektrik gibi stratejik bir konuda dağıtım şirketlerine dahi ithalat hakkı tanınması hangi mantıkla açıklanabilir? Yerli üretimde ısrar ve kamu eliyle ithalat ilkesi uygulanmaz ise ülkemiz özel şirketler ve uluslararası tekeller tarafından belirlenen bir enerji ve ekonomi politikasına teslim edilir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’yi hapseden enerji ithalatı sarmalından bir an önce çıkabilmek için hızla öz kaynaklarımıza dönmek mecburiyetindeyiz. Bu amaçla, Türkiye’nin fosil kaynaklarını değerlendirerek enerji üretim kapasitesini artırmaya ihtiyaç vardır. Yabancı yatırımcılara terk edilmiş olan petrol ve doğal gaz kaynaklarımıza sahip çıkarak, aramalara hız verilmelidir.

Türkiye’nin birinci enerji tüketiminin yüzde 87’sini karşılayan doğal gazın yüzde 98’i, petrolün yüzde 91’i, taş kömürünün yüzde 90’ı ithal edilmektedir. Bu tablo, dışa bağımlılığın da ötesindedir. Bu nedenle, yerli kömüre, linyit kaynaklarımıza dayalı termik santrallerin satılması değil, çevre duyarlılığını da dikkate almak koşuluyla verimli hâle getirerek desteklenmesi esas olmalıdır. Hükûmetin bu konudaki planlaması özelleştirme takviminden ibarettir. Uzun vadeli bir planlamadan yoksun enerji politikası sürdürülemez. Arz güvenliği açısından son derece önemli olan kaynakların ülke menfaati açısından değerlendirilmesi artık aciliyet kazanmış durumdadır.

Bu çerçevede, yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik ve ağırlık verilmesi gerekmektedir. Çaylara, derelere kurulu yüzlerce küçük hidroelektrik santralin doğa ve canlı kıyımından başka bir şey getirmediği açıktır. Çevre, insan ve doğa faktörlerini birinci ölçü olarak ele alan bilimsel verilere dayalı HES projeleri desteklenmeli, kamunun yatırım yapması sağlanmalıdır. Türkiye, güneş, rüzgâr ve jeotermal kaynaklar bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olduğundan, ülkemizin enerji geleceği bu kaynakların doğru ve verimli kullanılmasına bağlıdır. 87 milyon ton petrole eş değer bir güneş potansiyeline sahip olan ülkemiz 150 bin megavatlık rüzgâr ve 2.500 megavatlık jeotermal kaynaktan elektrik üretebilir durumda. Ancak, dünyanın aksine, Türkiye yenilenebilir kaynaklarını kullanamamaktadır. Teknolojik olarak da büyük gelişmeler kaydeden rüzgâr ve güneş enerjisi santralleriyle jeotermal enerji santrallerinin yanı sıra, biyogaz, dalga enerjisi gibi henüz emekleme döneminde olan enerji üretim yöntemlerine AR-GE’den başlayarak yatırım yapılmalıdır.

Bu çerçevede, gerek yerli termik kaynaklardan gerekse rüzgâr ve güneş enerjisinden elektrik üreten santrallerin ülke içinde kurulmasına, bu santrallerin daha verimli hâle getirilmesi amacıyla teknolojilerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özbolat.

DURDU ÖZBOLAT (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum efendim.

Sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 5’inci maddesinin 11’inci fıkrasında geçen “iptali durumlarında” ibaresinden sonra gelmek üzere “piyasa rekabet koşullarını aksatmayacak şekilde” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                  Emin Çınar (Kastamonu) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çınar, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesinin (11)’inci fıkrasında vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Gelişmekte olan ülkelerin gelişmelerine en büyük katkı enerji kaynakları olmuştur. Ne yazık ki ülkemizde enerji kaynaklarımız yeterince aktif olarak kullanılmamaktadır. Elektrik enerjisinde ülkemizin elektrik üretiminin yüzde 60’ına varan kısmı ithalat yoluyla sağlanmaktadır. Ülkemizde elektrik üretiminin yüzde 44’ü doğal gazdan, yüzde 12,5’i ithal kömürden elde edilmektedir. Yani biz, elektrik üretim ham maddesi itibarıyla dışa bağımlı bir ülke konumundayız. Bugün itibarıyla ithalatımızın yüzde 25’ini enerji ithalatı oluşturmaktadır. Oysaki gelişmiş ülkelere baktığımızda bu ülkeler enerji kaynaklarını en iyi şekilde kullanmakta, dışa bağımlı olmadan enerjilerini üretebilmekte ve hatta enerji ihraç eder duruma gelmişlerdir. Büyük devlet olmak istiyorsak her türlü enerjiyi kendimiz üretmek durumundayız. Bunu da doğal kaynaklarımızdan, yenilenebilir enerji kaynaklarından ya da güvenli nükleer enerji santrallerinden, dışa  bağımlı olmadan yapmalıyız. Bunun için gerekli her türlü çalışmayı zaman kaybetmeden, bir an önce yerine getirmek durumundayız.

Günümüzde teknolojinin hızla geliştiğini düşünürsek, elektriğin yaşantımızın vazgeçilmez bir parçası olduğunu unutmamalıyız. Kendi elektriğimizi doğru kaynaklarla üretemediğimiz, büyük kısmını ithalat yoluyla elde ettiğimiz için vatandaşımızın elektrik faturasına da ciddi manada kabarık olarak yansımaktadır. Elektrik üretim ve temin maliyetleri hem de alınan vergilerin yüksek oluşu elektrik faturalarını ciddi oranda yükseltmektedir. Evlerimizde ödediğimiz elektrik faturalarında yüzde 12 kayıp kaçak bedeli, yüzde 2 TRT payı, yüzde 5 belediye tüketim vergisi, yüzde 1 Enerji Fonu payı, yüzde 5 elektrik tüketim vergisi, sayaç okuma bedeli, dağıtım bedeli, satış bedeli ödenmekte, bir de bunlara yüzde 18 KDV eklenmekte ve vatandaşımızın elektrik faturası yüzde 100 oranında artmaktadır.

Şimdi sizlere soruyorum: Faturalarımıza yansıtılan kayıp kaçak bedeli nedir? Elektriğini yasal yollarla kullanan vatandaşımız neden kayıp kaçak bedeli ödemek durumundadır? Neden ülkenin bir bölümündeki kayıp kaçak oranları dürüst vatandaşımızın sırtına yüklenmektedir? Bu şekilde hem dürüst vatandaşlarımız mağdur edilmekte hem de elektriği kaçak kullananlar teşvik edilmektedir. Hükûmetin yapması gereken, adaleti eşit olarak dağıtmaktır. Dürüst vatandaşlarımızın ödemede güçlük çektiği noktada, bir ay içerisinde geciktirdiği elektrikten dolayı kesintiye uğradığı noktalarda, kaçak kullanımların da önüne geçilmesi amacıyla aynı yasal düzenlemeler yapılmalı ve kaçak kullanımların bir an önce önüne geçilmelidir.

Elektrik dağıtım şirketlerinin tahsil etmiş oldukları kayıp kaçak oranları haksız bir kazanç durumundadır. Bugün seçim bölgem olan Kastamonu’da, köylerimizde haftalarca elektrik kesintisi olmasına rağmen, vatandaşlarımız hizmetleri yeterince alamamasına rağmen elektrik faturalarını günü gününe ödemektedir ve bölgemizdeki elektrik tahsilat oranı yüzde 95 seviyelerindedir.

Değerli milletvekilleri, nüfusumuz arttıkça enerjiye daha da ihtiyaç duyacağız. Milletimize refah dolu bir gelecek bırakmak için şimdiden ciddi önlemleri, tedbirleri almak durumundayız. Enerjimizi en ucuza nasıl mal edebiliyorsak ona ciddi manada bir yönlenme yapmak mecburiyetindeyiz. Elektrik üretimimizi, “al ya da öde” anlayışından uzak olarak, doğal gaza değil, daha ucuz kaynaklara ve güvenli nükleer enerjiye yönlendirmeliyiz. Daha gelişmiş, ucuz ve güvenli enerji üretimi için AR-GE çalışmalarına ağırlık vermeliyiz. Ciddi manada bu çalışmalara hız kazandırmalı ve artırmalıyız. Enerjide dışa bağımlı olmayan, kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke olmak için -ne gerekiyorsa- bu çalışmaları yapmak durumundayız.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlar, önergemize desteklerinizi beklerim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çınar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 6'ncı maddesinin (1). Fıkrasında geçen "belirli süreli" ibaresinin "iki yıl süreli" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Alim Işık                                     Emin Haluk Ayhan                                 Bahattin Şeker

                      Kütahya                                              Denizli                                               Bilecik

                 Necati Özensoy                                     Oktay Vural

                        Bursa                                                 İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 6. Maddesinin 2. Fıkrasında bulunan “belgeleri alamayan” ibaresi “belgelere başvurmayan” şeklinde, 5. Fıkrasında bulunan “yirmidört" ibaresi "kırk"' şeklinde değiştirilmiş; 7. fıkranın sonuna “Bu durumda önlisans sahibi tüzel kişi tarafından verilmiş olan teminat iade edilir.” ve 8. fıkranın sonuna “Teminat mektubu 50 MW’tan küçük tesisler için yüzbin TL'yi geçemez." ifadeleri eklenmiştir.

                  Osman Aydın                                      Haydar Akar                                       Vahap Seçer

                       Aydın                                               Kocaeli                                               Mersin

                 Durdu Özbolat                                    Candan Yüceer                                 Mehmet Ali Susam

                 Kahramanmaraş                                       Tekirdağ                                               İzmir

                 Ümit Özgümüş                              Kemal Değirmendereli

                       Adana                                                Edirne

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı'nın 6. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  İdris Baluken                              Hüsamettin Zenderlioğlu                                Nazmi Gür

                       Bingöl                                                Bitlis                                                  Van

                 İbrahim Binici                                     Hasip Kaplan

                     Şanlıurfa                                              Şırnak

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu maddenin 3. ve 7. fıkralarında ön lisansın iptal edilmesi nedeniyle teminatın iade edilip edilmeyeceği düzenlenmemiştir. Bu konu EPDK'nın inisiyatifine bırakılmamalı ve yasal açıklığa kavuşturulmalıdır. Anılan nedenlerle 6. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 6. Maddesinin 2. Fıkrasında bulunan “belgeleri alamayan” ibaresi “belgelere başvurmayan” şeklinde, 5. Fıkrasında bulunan “yirmidört" ibaresi "kırk"' şeklinde değiştirilmiş; 7. fıkranın sonuna “Bu durumda ön lisans sahibi tüzel kişi tarafından verilmiş olan teminat iade edilir.” ve 8. fıkranın sonuna “Teminat mektubu 50 MW’tan küçük tesisler için yüzbin TL'yi geçemez." ifadeleri eklenmiştir.

Osman Aydın (Aydın) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) 

OSMAN AYDIN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

6’ncı maddenin amacı, ön lisans dönemi projenin inşaata hazırlanma dönemi olarak tariflenmiş ve projenin yatırım aşamasına getirilmesi bu dönemde hedeflenmiş. Fakat, biraz evvel de söylediğimiz enerji politikalarının, Yüksek Planlama Kurulu hedeflerinin gerçekleştirilmesi ve  Yüksek Planlama Kurulunun hedef koyduğu yüzde 70 yerli kaynakların devreye sokulması açısından bu maddenin bir sıkıntı yaratacağı, yeni projelerin geliştirilmesi konusunda bürokrasiyi arttıracağı ve proje havuzunun oluşmasına, yatırımcının hemen yatırım yapabilecek olduğu proje kapasitesinin azalmasına neden olacağı kaygıları bizde hasıl oldu çünkü bugün realize olan rüzgâr enerjisi projelerinin yatırım aşamasına gelme süresinin fiiliyatta iki buçuk üç yıldan fazla, dört yıla kadar uzaması ve bir realizasyonun dört beş yıl sürmesi bizde bu ön lisans döneminin hakikaten bu konuda sıkıntıları daha da artıracağı kanısı oluşturmakta.

Özellikle bu maddenin 2’nci fıkrasında bulunan “belgeleri alamayan” ibaresinin yani resmî kurumlardan, devlet dairelerinden, kamu kuruluşlarından belgelerini, süresi içinde izinlerini alamayanların ön lisans başvurularının iptal edilecek olmasının, bunların dahi bir mücbir sebep sayılmamasının, bu proje havuzunun gelişmesi, çoğalması, büyümesi ve bu hazır kaynakların, özellikle rüzgâr ve güneş enerjisiyle ilgili hedeflenen kaynakların devreye sokulması, 50 milyar megavatlık rüzgâr potansiyelinin devreye sokulması, binlerce megavatlık güneş enerjisi potansiyelinin devreye sokulması hususunda hakikaten büyük sıkıntılar yaratacağı kanısındayız.

(5)’inci fıkrasında bulunan “yirmi dört” ibaresinin kırk aya çıkarılmasının, özellikle tarafımızdan bu sürenin, realizasyon süresi göz önüne alınarak, gerçekçi olması açısından, ön lisans döneminde, bu proje döneminin, izinler döneminin bugün gerçekleşen, realize olduğu şekliyle kırk aya çıkarılmasının, bunun yarısı kadar da uzatma süresinin verilmesinin, hakikaten, bu yerel kaynakların devreye alınması, bunların devreye sokulması açısından ve Yüksek Planlama Kurulunun o hedeflediği yüzde 70 yerel kaynaklardan üretimin gerçekleşmesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz çünkü bu enerji, özellikle 2012 yılında, 60 milyar dolar civarında dış ticaret açığının verilmesine neden olması ve bu dış ticaret açığının da ekonominin temel problemi olması göz önüne alındığında önümüzdeki süreçlerde bu yerel kaynakların devreye sokulmasında, sokulmasının önüne böyle bürokratik, engelleyici, süreyi uzatıcı, yeni projelerin gelişmesini erteleyici düzenlemelerin geliştirilmesi hakikaten önümüzdeki süreç içinde yerel kaynakların devreye sokulması açısından sıkıntı yaratacağı kanısı bizlerde hâkim olması nedeniyle bu fıkrada bu uzatma, sürenin yetersizliği, kurumlardan kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması, teminat mektubunun 50 megavata kadar… Hiç değilse KOBİ’lerin daha çok bu yerel kaynakların değerlendirilmesi konusunda rol alabilmesi ve yatırımların tabana yayılması açısından çok önemli olduğu kanısındayız. Bu nedenlerle bu önergemizi verdik. Kabul edildiği takdirde yerel kaynakların devreye sokulması konusunda büyük avantaj sağlanacağı kanısındayız.

Hepinize çok çok teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 6'ncı maddesinin (1). Fıkrasında geçen "belirli süreli" ibaresinin "iki yıl süreli" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önergeyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakın, bu maddedeki muğlak ifadeyi daha açık ve net bir şekle dönüştürmek için bir önerge verdik. Sayın Bakanla, bürokrat arkadaşlarla da biraz önce görüştüm ama nedense kabul görmedi. Bir önceki maddeye benzer bir madde aslında bu. Burada diyor ki: “Kurum tarafından belirli süreli ön lisans verilir.” Belirli süreli de ne kadar süreli? 5’inci fıkrada diyor ki “Ön lisansın süresi mücbir sebep hâlleri hariç yirmi dört ayı geçemez. Kurul, kaynak türüne ve kurulu güce bağlı olarak bu süreyi yarısı oranında uzatabilir.”

Şimdi, yirmi dört ayı geçemez de alt sınır ne? Veya bu süreleri verirken kişiye göre mi vereceksiniz? Yani bir ay da verebilirsiniz bu maddeye göre, yirmi dört ay da verebilirsiniz. Şimdi, bunun belirlenmesi için, bu “belirli süreli ön lisans” cümlesinin içerisinde geçen bu konunun “iki yıl süreli” olarak değiştirilmesini teklif ettik, gayet de makul, mantıklı bir şey.

Bakın, bu madde bir sürü fıkralarıyla birlikte, aslında, tabii, gerçekten ciddi yatırımcıların belirlenmesi, işte, çantacıların ayıklanması, gerçekten yatırımcı, ciddi yatırımcı olanları burada biraz da kenara koymak veya onların da hakkını, hukukunu korumak veya yine lisans başvurularına baktığımızda, başvuruların hayata geçirilirlik oranlarına baktığımızda yüzde 40’larda kalan bu rakamın daha yukarılara çıkmasına biraz daha ciddiyet kazandıracak bir madde, olumlu bir madde, ama bu muğlak ifadeden dolayı, ben şahsen bir yatırımcı olsam, yani herhangi bir yatırıma başlarken bunun süresinin ne olacağını bilmeden, ön lisans süresinin ne olacağını bilmeden kendimi bu riskin içerisine atmam.

Burada söylüyor: “Ön lisans süresinde gerekli izin, onay, ruhsat veya benzeri belgeleri alamayan, üretim tesisinin kurulacağı sahanın mülkiyet veya kullanım hakkını elde ettiğini tevsik edemeyen, Kurum tarafından belirlenen yükümlülükleri yerine getirmeyen tüzel kişiye lisans verilmez.” Ee, bir de burada teminatları var, vesaireleri var, dolayısıyla bu maddenin bu anlamda daha belirgin hâle gelmesi için bunun değiştirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Burada yine bu lisansların başvuruları noktasında aslında başka bir madde veya bu kanunda ortaya konulması gereken bir durum daha var. Biraz önceki konuşmacılar da ifade ettiler, yerli kaynaklarımızı, yenilenebilir enerjiyi hayata geçireceğiz...” İşte, Yüksek Planlama Kurulu hedef olarak yüzde 70 koymuş ama buradaki lisans başvurularına, işte uygun bulunanlara, lisans verilenlere baktığımızda bu tablo hiç de öyle göstermiyor. Hatta daha da dışa bağımlı olacağımızı yani toplam başvurulan, inceleme ve değerlendirmede uygun bulunanlarla lisans verilenlerin toplamına baktığımız zaman 124 bin megavat gibi bir toplam güç var ama bunun içerisinde bakın hâlâ 55.871 megavat doğal gaz başvurusu var. Bunun yanında, taş kömürü ciddi anlamda yine yer tutuyor. 24.328 megavatlık taş kömürü… Yani bütün bunlar, doğal gaz, taş kömürü gibi güçlere dayalı, kaynaklara dayalı santraller yine bizim dışa bağımlılığımızı devam ettirecek. Dolayısıyla, yerli ve yenilenebilir kaynaklarla alakalı başvurularda bir esneklik veya kolaylık sağlamak ve doğal gaz gibi, taş kömürü gibi dışa bağımlı olan kaynaklardan oluşacak lisanslara başvurulara da aslında bu kanunda bir düzenlemeyle önünü kesmek veya diğerlerinin önünü açmak adına bir düzenleme getirilebilirdi ama bütün bunlar aslında çok da dikkat edilerek hazırlanmamış, işte verilen önergeler… Bizim de iyi niyetli ortaya koyduğumuz önergeyi de işte biraz sonra göreceğiz, reddeceksiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 7’de dört önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 7. maddesinin (1). Fıkrasında geçen "organize sanayi bölgesi" ibaresinden sonra gelmek üzere “ve ıslah organize sanayi bölgesi" ibaresinin eklenmesini, (5). fıkrasında geçen "yüzde yirmisini" ibaresinin de "yüzde yirmibeşini" ve (6). fıkrasında geçen "Bakanlık" ibaresinin "Bakanlık görüşü alınarak Kurul" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Alim Işık                                     Emin Haluk Ayhan                                 Bahattin Şeker

                      Kütahya                                              Denizli                                               Bilecik

                Mesut Dedeoğlu                                    Oktay Vural

                 Kahramanmaraş                                          İzmir

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 7’nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Organize toptan elektrik piyasalarında" ibaresinin ve (c) bendinde yer alan "Organize toptan elektrik piyasalarından" ibaresinin fıkra metninden çıkarılması ile yedinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Nurettin Canikli                              Mehmet Doğan Kubat                        Mehmet Kasım Gülpınar

                      Giresun                                             İstanbul                                             Şanlıurfa

                 Tülay Kaynarca                                     İsmail Tamer                                   Ahmet Öksüzkaya

                      İstanbul                                              Kayseri                                              Kayseri

 

"Rüzgâr enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak amacıyla alınan lisanslar kapsamındaki tesisler için, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü ve ilgili dağıtım şirketinden alınan tadil kapsamındaki bağlantı görüşünün olumlu olması hâlinde, Kuruma yapılan ilk lisans başvurusundaki sahada başka lisans başvurusu olmaması ve kapasite artışı sonunda oluşacak yeni güç için mevcut iletim/dağıtım hattı ile mevcut bağlantı noktası ve gerilim seviyesinin kullanılması koşullarıyla kapasite artışı, modernizasyon, yenileme yatırımları ve tadilatlara izin verilir."

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 7. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “organize sanayi bölgesi tüzel kişiliği" ibaresinden sonra gelmek üzere “otoprodüktör ve otoprodüktör grubu" ibaresi 4. fıkrasının c. bendinin başına “Önlisans başvurusu için gerekli şartları sağlayan rüzgâr veya güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi başvuruları Kurum tarafından sürekli alınarak bağlanabilir kapasite çalışmaları için TEİAŞ veya ilgili dağıtım şirketine gönderilir.” ifadesi eklenmiş; 5. fıkrada bulunan “yüzde yirmisini” ibaresi “yüzde onunu” olarak değiştirilmiş; 3. fıkra aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

                  Osman Aydın                                      Haydar Akar                                       Vahap Seçer

                       Aydın                                               Kocaeli                                               Mersin

                 Durdu Özbolat                                    Candan Yüceer                               Kemal Değirmendereli

                 Kahramanmaraş                                       Tekirdağ                                              Edirne

              Mehmet Ali Susam                                 Ümit Özgümüş

                        İzmir                                                 Adana

 

“3) Üretim tesisi Bakanlık tarafından yönetmelik ile belirlenen değerin üzerinde verimi olan kojenerasyon niteliğinde veya entegre tesislerinde proses gereği açığa çıkan atık gazları ve atık ısıyı değerlendirip üretim yapan veya yenilenebilir kaynaklara dayalı olan üretim şirketinin ya da lisanssız üretim yapan gerçek veya tüzel kişinin; söz konusu tesiste kendi tüzel kişilik lisansı altında veya lisanssız olarak ürettiği enerjiyi iletim veya dağıtım sitemine bağlı olduğu halde, çıkmadan kullanması kaydıyla sahip olduğu, kiraladığı, finansal kiralama yoluyla edindiği veya işletme hakkını devraldığı tüketim tesislerinin ihtiyacını karşılamak için gerçekleştirdiği üretim, nihai tüketiciye elektrik enerjisi satışı olarak değerlendirilmez.”

 

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanun Tasarısı'nın 7. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken                                                Hüsamettin Zenderlioğlu                                Nazmi Gür

    Bingöl                                                                    Bitlis                                                  Van

İbrahim Binici Hasip Kaplan

   Şanlıurfa                                                                 Şırnak

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

4628 sayılı yasada üretim faaliyetleri içerisinde ayrı bir lisansa tabi tutulan otoprodüktör ve otoprodüktör grubu uygulamaları kaldırılmış ve mevcut otoprodüktörlerle ilgili olarak geçici 7. madde ile "Otoprodüktör lisansı sahibi tüzel kişilere, mevcut lisanslarındaki hakları korunarak 31/12/2012 tarihine kadar re'sen ve lisans alma bedeli alınmaksızın üretim lisansı verilir" denilmiştir. Tasarının 7. Maddenin 3. Fıkrasında "Üretim tesisi Bakanlık tarafından yönetmelik ile belirlenecek değerin üzerinde verimi olan kojenerasyon niteliğinde veya yenilenebilir kaynaklara dayalı olan üretim şirketinin ya da lisanssız üretim yapan gerçek veya tüzel kişinin; söz konusu tesiste ürettiği enerjiyi iletim veya dağıtım sistemine çıkmadan kullanması kaydıyla sahip olduğu, kiraladığı, finansal kiralama yoluyla edindiği veya işletme hakkını devraldığı tüketim tesislerinin ihtiyacını karşılamak için gerçekleştirdiği üretim, nihai tüketiciye elektrik enerjisi satışı olarak değerlendirilmez" hükmüne yer verilmiştir. Böylece kojenerasyon tesisleri için belirli bir koruma devam ettirilirken, kendi ihtiyacı için otoprodüktör yöntemiyle üretim yapanların hakları kısıtlanarak, elektrik enerjisinin tamamının piyasaya açılması söz konusu olmuştur. Bu madde ile otoprodüktör lisansına sahip tüzel kişilerin kendi ihtiyaç fazlasını sisteme satmayla ilgili oransal kısıtlama ortadan kaldırılmıştır. Bu nedenlerle 7. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı tasarının 7. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “organize sanayi bölgesi tüzel kişiliği" ibaresinden sonra gelmek üzere “otoprodüktör ve otoprodüktör grubu" ibaresi 4. fıkrasının c bendinin başına “Önlisans başvurusu için gerekli şartları sağlayan rüzgâr veya güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi başvuruları Kurum tarafından sürekli alınarak bağlanabilir kapasite çalışmaları için TEİAŞ veya ilgili dağıtım şirketine gönderilir.” ifadesi eklenmiş; 5. fıkrada bulunan “yüzde yirmisini” ibaresi “yüzde onunu” olarak değiştirilmiş; 3. fıkra aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Ümit Özgümüş (Adana) ve arkadaşları

“3) Üretim tesisi Bakanlık tarafından yönetmelik ile belirlenen değerin üzerinde verimi olan kojenerasyon niteliğinde veya entegre tesislerinde proses gereği açığa çıkan atık gazları ve atık ısıyı değerlendirip üretim yapan veya yenilenebilir kaynaklara dayalı olan üretim şirketinin ya da lisanssız üretim yapan gerçek veya tüzel kişinin; söz konusu tesiste kendi tüzel kişilik lisansı altında veya lisanssız olarak ürettiği enerjiyi iletim veya dağıtım sistemine bağlı olduğu hâlde, çıkmadan kullanması kaydıyla sahip olduğu, kiraladığı, finansal kiralama yoluyla edindiği veya işletme hakkını devraldığı tüketim tesislerinin ihtiyacını karşılamak için gerçekleştirdiği üretim, nihai tüketiciye elektrik enerjisi satışı olarak derlendirilmez.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Değirmendereli, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı’nın üretimle ilgili önemli bir maddesindeyiz.

Değerli arkadaşlar, yani burada hepimizin içtenlikle ülkemiz için, insanlarımız için daha iyi şartlar, daha iyi yaşama şartları oluşturma gayretinde olduğumuza inanıyorum. Bizim de gayretlerimiz, tartışmalarımız, hakikaten yanlış giden birtakım işlerin düzeltilmesiyle ilgili olarak ilgilileri, Bakanlığımızı, Hükûmetimizi uyarma görevi.

Şimdi, sizlerle bir grafiği paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlar. Buradan yani her zaman iktidar partisi adına konuşma yapan arkadaşlarımız, sık sık, “2002’de şartlar böyleydi, 2010’da bu oldu. 2002’de ekonomimiz buydu, büyümemiz buydu; biz 2012’de buraya geldik.” diyor.

Şimdi, bir de şu grafiğe bakalım değerli arkadaşlar. Bu konuyla ilgili olarak çok önemli değerlendirmeler çıkartabiliriz. Bakın, şimdi, burada, 2002’den bugüne kadar hidrolikteki kapasitemiz yüzde 60 büyümüş, güzel; linyitteki kapasitemiz yani yerli linyitteki enerji üretim kapasitemiz yüzde 25 büyümüş ama doğal gazdaki üretim kapasitemiz yüzde 110 büyümüş arkadaşlar. Bir de ithal kömürdeki kapasitemiz de -2003’e göre aldım bunu da- yüzde 167 büyümüş. Yani, öz kaynaklarımız yüzde 25 büyürken, özellikle doğal gazda yüzde 100’ün üstünde bir artış olmuş. Arkadaşlarımızın, gerek MHP’li gerek CHP’li arkadaşların burada yana yana ifade ettikleri “Doğal gaza bu kadar bağlılık bizi nereye götürür?” bir kere daha paylaşmak istiyorum sizinle. Bugün için doğal gazdan enerji üretmeye yaklaşık olarak 10 milyar dolar civarında bir harcama yapıyoruz. Ancak, gündemde olan söz konusu lisansların da hayata geçmesiyle birlikte doğal gaz santrallerimiz 70 milyar metreküp civarında bir gaz tüketecekler. Bu da gaz harcamamızı, sadece gaza yönelik harcamamızı 10 milyardan 31-32 milyar dolarlara çıkaracak arkadaşlar. Yani, bu önümüzdeki on yıl içerisinde bizi bu anlamda daha büyük bir bağlılık beklemektedir. Yani, biz bunların özenle altını çizip bu nedenle, mesela, bu yasada geride tutulan otoprodüktör gibi, kojenerasyon gibi verimliliği, üretim verimliliğini hem artıran hem de çevre kirliliği açısından, karbondioksit emisyonları açısından son derece iyi sonuçlar veren tesislerin önünü açmamız gerekirken ve bu nitelikteki tesislere 2020 yılına kadar daha bugün 7 bin megavat civarındayken, bir 10 bin megavat daha ekleme imkânımız varken, bu yasayla, maalesef bunun da önüne geçiyoruz.

Yani, bir konunun da, demin eksik kalan bir konunun da altını yeniden çizmek istiyorum: Türkiye bugün ısrarla kendisi füze yapıyorsa, kendisi insansız hava aracı yapabiliyorsa, rüzgâr santralini de pekâlâ kendi imkânlarıyla üretebilir; çevreyi kirletmeyen yakma teknolojilerini de pekâlâ üretebilir; enerji verimliliğinde de, elektrikli araç sektöründe de son derece başarılı sonuçlar alabilir. Bizim buraya odaklanmamız çok önemlidir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 7’nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Organize toptan elektrik piyasalarında" ibaresinin ve (c) bendinde yer alan "Organize toptan elektrik piyasalarından" ibaresinin fıkra metninden çıkarılması ile yedinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                          Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

"Rüzgâr enerjisine dayalı üretim tesisi kurmak amacıyla alınan lisanslar kapsamındaki tesisler için, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü ve ilgili dağıtım şirketinden alınan tadil kapsamındaki bağlantı görüşünün olumlu olması hâlinde, Kuruma yapılan ilk lisans başvurusundaki sahada başka lisans başvurusu olmaması ve kapasite artışı sonunda oluşacak yeni güç için mevcut iletim/dağıtım hattı ile mevcut bağlantı noktası ve gerilim seviyesinin kullanılması koşullarıyla kapasite artışı, modernizasyon, yenileme yatırımları ve tadilatlara izin verilir."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Takdire bırakıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu önergeyle ilgili bir konuyu Genel Kurulun dikkatine sunmak istiyorum.

Tasarının, komisyon metninin 7’nci maddesinin (7) numaralı fıkrasında bir şart var. Metni olduğu gibi okumayacağım, sadece şart konan kısmı okuyorum: ”Öncelikle lisansındaki kurulu gücün tamamını işletmeye almış olmak.” Böyle bir şart koşulmuş. Tasarı görüşmelerine başladığımız zaman dağıtılan önerge setinde yer alan iktidar partisi önergesinde, söz konusu (7) numaralı fıkranın tamamen tasarı metninden çıkarılması öneriliyor. Yani yüz seksen derece farklı bir noktaya gidilirken şimdi sizin okuduğunuz, işlem gören iktidar partisi önergesi ise biraz önce ifade ettiğim (7) numaralı fıkrayı yeniden ihdas ediyor, biraz önce size okuduğum, Genel Kurula okuduğum şartı oradan kaldırıyor.

Şimdi merak ediyorum: Bu kadar büyük dönüşün gerekçesi nedir? Acaba komisyon metninde yer alan (7) numaralı fıkradaki söz konusu şart belli bir firmayı veya firmaları mı tarif ediyor, o nedenle mi çıkarıldı? Yoksa, şimdi onaylanacak olan bu okunan önergedeki içerik mi belli bir firmayı veya firmaları tarif etmektedir? Bu kadar büyük dönüşün gerekçesi, doğrusu grubumuz tarafından merak edilmektedir, ben merak ediyorum. Bu konuda Hükûmet açıklayıcı bilgi verirse Genel Kurul daha sıhhatli bir değerlendirme yapacaktır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, gerekçe çok açık. Gerekçe okunduğu zaman aslını da ifade edecektir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, iki tane öyle… Çakma önerge mi, yoksa diğeri mi çakmaydı?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani bu kadar büyük dönüşün gerekçesi nedir acaba?

BAŞKAN – Evet, Komisyon, takdire bıraktınız.

Hükûmet katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

İkinci fıkrada önerilen değişiklikle, organize toptan elektrik piyasaları tanımı ikili anlaşmaları kapsamadığı için üretim şirketlerinin ikili anlaşma yapamayacakları gibi bir sonucun doğmaması; yedinci fıkrada yapılan değişiklik ile bu Kanunla ilga edilen 4628 sayılı Kanunun ilgili maddesinde yer alan hükmün aynısının bu Kanuna taşınması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Komisyonun bir redaksiyon talebi var.

Buyurun.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Sayın Başkanım, burada “Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü” diye çok açık ifade edilmiş, kanunun diğer bütün yerlerinde “TEİAŞ” diye geçiyor, tarifi de öyle yapılıyor. Bunun redaksiyonla düzeltilme talebini takdirlerinize sunuyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani bu üçüncü düzeltme oluyor, öyle anlaşılıyor!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısının 7. maddesinin (1). Fıkrasında geçen "organize sanayi bölgesi" ibaresinden sonra gelmek üzere “ve ıslah organize sanayi bölgesi" ibaresinin eklenmesini, (5). fıkrasında geçen "yüzde yirmisini" ibaresinin de "yüzde yirmibeşini" ve (6). fıkrasında geçen "Bakanlık" ibaresinin "Bakanlık görüşü alınarak Kurul" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                            Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 426 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı hakkında vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, hızlı nüfus artışı ve buna bağlı artan kentleşme ve sanayileşme gibi nedenler ülkemizde enerji tüketimini sürekli olarak artırmaktadır. Günümüzde dünyadaki enerji üretimi daha çok fosil yakıtlı termik ve hidroelektrik santraller ile nükleer enerji santralleri tarafından karşılanmaktadır. Türkiye’de yaygın olarak kullanılan fosil kökenli petrol, kömür ve doğal gaz gibi enerji kaynakları sınırlı bir seviyededir, ülke ihtiyaçlarının çok az bir bölümünü karşılamaktadır. Bu nedenle, enerji konusunda dışa bağımlılığımız giderek artmaktadır. İhtiyacın sürekli olarak artması ve fiyatlardaki yükseliş petrol ve doğal gaz için ithalata ödenen parayı artırmaktadır. 2003 yılına kadar enerji ithalatına 10 milyar dolar ödeyen Türkiye, bugün 60 milyar dolar civarında bir para ödemektedir. Geçen yıl enerji ithalatına ödenen 60 milyar doların 23,2 milyar doları doğal gaz için, 15,9 milyar doları ham petrol için ve 15,6 milyar doları da akaryakıt giderleri için ödenmiştir. Türkiye 2012 yılında 4,6 milyar dolarlık da kömür ithalatı gerçekleştirmiştir. Kömür zengini olan ülkemiz, her geçen yıl daha fazla kömür ithal etmeye başlamıştır. Uygulanan yanlış politikalar Türkiye’yi petrol ve doğal gazın yanı sıra önemli bir kömür ithalatçısı konumuna da getirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işin ilginç yanı, bir taraftan kömür ithal eden Türkiye, diğer taraftan da elindeki kömür rezervlerini başka ülkelere teslim etmektedir. Daha yeni, ocak ayı başında Hükûmet bu konuda kendince önemli saydığı bir anlaşmaya imza atmıştır. Bu anlaşma kapsamında Kahramanmaraş’ımızın çok önemli linyit rezervleri “yatırım yapılacak” diye Birleşik Arap Emirlikleri’ne verilmiştir. Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında, Afşin-Elbistan bölgesinde linyit kömürü madenciliği yapılması ve bu bölgede yeni termik santraller kurulması planlanmaktadır ama Hükûmet mevcut A santraline yatırım yapmamakta, rantabl çalıştırmamaktadır. Kurulacak olan bu santraller bölgede zaten kirli olan havayı iyice kirletecektir. Hava kirliliği konusunda burada Hükûmet tarafından mutlaka tedbir alınmalı ve Kahramanmaraş’a ucuz enerji sağlanmalıdır.

Ülkemizde enerji, herkesin bildiği gibi çok zor şartlarda elde edilmektedir. Termik santraller çevre kirliliğine ve hidroelektrik santraller doğanın tahrip edilmesine neden olmaktadır. Bu nedenle firmalar ilgili bölge halkıyla sık sık karşı karşıya gelmekte ve istenmeyen sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bütün bu güçlükler yaşanırken ve ülkemizde enerji konusunda ağır bedeller ödenirken sabahları ışıl ışıl yanan sokak ve cadde lambaları, park ve site lambaları, vitrin lambaları içimizi sızlatmaktadır. Hükûmet olarak, millet olarak mutlaka bu konuda tedbir almalıyız. Ülkemizde enerji tasarrufu konusu artık millî bir konu hâline gelmiştir. Ana enerji kaynaklarımızın üretim ve tüketim konusu yeniden ele alınmalıdır. Ülke potansiyeli yeniden değerlendirilmeli ve gerekli düzenlemeler millî bir politika kapsamında hazırlanmalıdır.

Elektrik piyasası tasarısı, içerik bakımından piyasayı düzenlemek yerine daha da bozacak bir niteliktedir. Hazırlanan bu tasarıda Anayasa’ya aykırı çok sayıda düzenleme bulunmaktadır. Sanayiye ve tarım sektörüne ucuz enerji sağlayamayan tasarı ile mülkiyeti vatandaşa ait olan sayaçlar beyanata bile gerek duyulmadan dağıtım şirketlerine devredilmektedir. Kayıp kaçak bedelleriyle yüzde 2’lik TRT payları da kaldırılmamıştır, hâlen vatandaşa yük getirmeye devam etmektedir.

Değişiklik önergemizin kabulünü diler, bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde -bir adedi de kabul edilmişti- maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime üç dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.00

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 02.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 74’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

426 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

4.- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları (1/619) (S. Sayısı: 310)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 7 Mart 2013 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 02.03

 

 

 

 



(X) 426 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.