TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  67’nci Birleşim

                                                                                              19 Şubat 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Mustafa Kemal Şerbetçioğlu’nun, Kosova Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 5’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’ye yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, süt üretimi ve süt üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Karadeniz Bölgesi’nde BDP milletvekillerine yönelik saldırılara, bu konuda Hükûmet yetkililerinden bir açıklama beklediklerine ve Parlamentonun da ortak bir tutum sergilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Karadeniz Bölgesi’nde BDP milletvekillerine yönelik saldırılara, bu konuda Hükûmet yetkililerinden bir açıklama beklediklerine ve Parlamentonun da ortak bir tutum sergilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 29 milletvekilinin, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/508)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 28 milletvekilinin, HES projelerinin çevreye, insan sağlığına ve sosyal yaşantıya vereceği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/509)

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 30 milletvekilinin, Darülaceze'de yaşandığı iddia edilen yolsuzluk, usulsüzlük, görevi kötüye kullanma ve mezhepsel ayrımcılık olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/510)

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek ve beraberindeki heyetin, ülkemizin dönem başkanlığını yürütmekte olduğu EUREKA 18’inci Parlamentolararası Konferansı'na katılmak üzere Brüksel'e ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1141)

2.- Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyelerinden Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk, Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli, Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ve Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Avrupa Parlamentosu Aday Ülkeler Eylem Birliği tarafından 21 Şubat 2013 tarihinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek “Avrupa Birliği Enerji Politikaları ve Aday Ülkelere Etkileri” Parlamenter Semineri’ne katılmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1142)

3.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Karaman Milletvekili Lütfi Elvan’ın, Avrupa Birliği Konseyi İrlanda Başkanlığı tarafından 24-25 Şubat 2013 tarihlerinde İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenecek olan Parlamento Maliye Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1143)

 

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/518) esas numaralı, Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Kuruluş Kanunu Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/94)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere çeşitli illerde Kürt yurttaşlara karşı yapılan ırkçı saldırıların araştırılması amacıyla 10/1/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 19 Şubat 2013 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; 417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- AK PARTİ grup önerisinin sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin kısmının İç Tüzük’ü değiştirmek anlamına geldiği gerekçesiyle işleme alınıp alınmayacağı hakkında

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Şükrü Ayalan ve Çankırı Milletvekili İdris Şahin ile 4 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/722, 2/1114) (S. Sayısı: 417)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, intihar eden er ve erbaşlar ile intiharların nedenlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/13737)

2.- İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil’in, Eti Maden İşletmeleri ile ilgili bazı verilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13959)

3.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Bandırma ilçesindeki bir köyde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/13960)

4.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, biyoetonal üretimi ve kullanılmasının arttırılmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14024)

5.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’de bir köyde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14179)

6.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Kepsut ilçesinde bir köyde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14180)

7.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Erdek ilçesinde bir köyde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14181)

8.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Bandırma ilçesinde bir köyde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14182)

9.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Bandırma ilçesinde bir köyün elektrik trafosunun yenilenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/14183)

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2008-2012 yılları arasında tanıtım faaliyetleri için yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14328)

11.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın aydınlatma sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14329)

12.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, Balıkesir’de elektrik kesintilerine neden olan bir trafoya ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14552)

13.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Şırnak ilinde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14553)

14.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, BEDAŞ’ın özelleştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14554)

15.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, TREDAŞ’ın özelleşmesinden sonra sokak aydınlatmalarını sökmesine ve camilere elektrik borcu çıkartmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14555)

16.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İran’dan alınan petrol ve doğal gaza ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14556)

17.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de elektrik sayaçlarının abonelerden habersiz değiştirildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14557)

18.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, TTK eski genel müdürü ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14558)

19.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, EÜAŞ’ın bir yabancı şirket ile imzaladığı Afşin-Elbistan bölgesinde elektrik üretimi ile ilgili anlaşmaya ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14559)

20.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Susurluk ilçesindeki beldede elektrik hatlarının yer altına alınmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14560)

21.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Erdek ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14561)

22.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Erdek ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14562)

23.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Dursunbey ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14563)

24.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesine bağlı bir köyün aydınlatma sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14564)

25.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TKİ Genel Müdürlüğü bünyesinde gerçekleştirilen personel alımlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14565)

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Soma’da kömür rezervine ve maden arama çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14566)

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’daki jeofizik-jeoloji etüd araştırmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14567)

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, elektrik iletim ve dağıtımındaki kayıp kaçak miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14568)

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Salihli’de yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14569)

30.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2002-2012 yılları arasında enerji üretimine ve ithalatına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/14570)

31.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadeleye ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14903)

32.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, akaryakıt kaçakçılığı ile mücadeleye ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14959) Ek cevap

33.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, 2002-2012 yılları arasında yapılan ve onarılan binalara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/15377)

34.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri’nin Bünyan ilçesindeki tarihî Sultan Hanı’nda yapılan restorasyon çalışmalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/15434)

35.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2003-2012 yılları arasında görevden alınan ve atanan bürokratlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/15435)

36.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, görevde bulunan danışmanlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/15437)

37.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Çevre Kanunu’na muhalefet nedeniyle uygulanan cezalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/15501)

38.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2003-2012 yılları arasında görevden alınan ve atanan bürokratlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/15502)

39.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık tarafından kiralanan gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/15504)

40.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, görevde bulunan danışmanlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/15506)

41.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık tarafından kiralanan gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/15553)

42.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık tarafından kiralanan gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15653)

43.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Van’da deprem sonrası yapılan TOKİ konutlarındaki altyapı sorununa ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/15686)

44.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2003-2012 yılları arasında Bursa’ya yaptığı yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/15693)

45.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002-2012 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğünce Bursa’ya yapılan yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/15721)

46.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, vergi oranlarında yaşanan artışlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/15722)

47.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, TRT’nin müzik kanalında Artvin-Borçka Kaymakamlığının reklamlarının yayınlanmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/15734)

48.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, kendisinin ve bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan personelin katıldığı yurt dışı gezilerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/15737)

49.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 2007-2012 yılları arasındaki yurt dışı gezilerine ve bu gezilere katılan milletvekillerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/15739)

50.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 2007-2012 yılları arasındaki yurt dışı gezilerine ve bu gezilere katılan milletvekillerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/15746)

51.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, kendisinin ve bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan personelin katıldığı yurt dışı gezilerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/15747)

52.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Borçka ilçesindeki Muratlı Barajı’nda yaşanan çevre kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/15801)

53.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Bakanlık tarafından kiralama yoluyla kullanılan gayrimenkullere ve taşıtlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/15846)

54.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002-2012 yılları arasında gümrüklerde yakalanan kaçak mallara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/15847)

55.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 2007-2012 yılları arasındaki yurt dışı gezilerine ve bu gezilere katılan milletvekillerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/15945)

56.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, İzmir Karabağlar-Uzundere mevkiinde TOKİ tarafından yaptırılan konutlarda yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16032)

57.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16033)

58.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, 1923’ten bugüne yabancılara satılan taşınmazlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16034)

59.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, yabancılara ait dernek ve vakıflara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16108)

60.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, koruma altına alınan hayvanlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16125)

61.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Anadolu Ajansının internet medyası ile yazılı basına farklı bültenler verdiği iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16131)

62.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından satın alınan ve kiralanan araçlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16132)

63.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Vakıflar Genel Müdürlüğünün Manisa’da gerçekleştirdiği yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16133)

64.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ermeni soykırımı iddialarına karşı yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16134)

65.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, ataması yapılan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16135)

66.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, tarım dışı amaçla kullanılan tarım arazilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16184)

67.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, sit alanlarına ve yeniden değerlendirmeye tabi tutulmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16186)

68.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yap-işlet-devret modeliyle yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/16187)

69.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, ülkemizdeki sahte bal reklam ve satışlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16233)

 

 

70.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık tarafından satın alınan taşıtlara,

Yap-işlet-devret modeliyle yapılan yatırımlara,

İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16236), (7/16238)

71.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık bünyesinde boş bulunan memur kadrolarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/16237)

72.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık bünyesinde boş bulunan memur kadrolarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16295)

73.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, hastanelerdeki taşeron firma çalışanlarının sorunlarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/16297)

74.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, 28 Şubat döneminde gerçekleşen MGK toplantılarının zabıtlarının açıklanmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16328)

75.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Anadolu Ajansında çalışan ve emekli olan personele ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16352)

76.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Başbakanlıkta kiralama yoluyla hizmet veren araçlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/16354)

77.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Başbakanlıkta istihdam edilen engelli memur sayısına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16361)

78.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Ümraniye’deki cami ve mescitler ile buralarda çalışan din görevlilerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16365)

79.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002-2012 yılları arasında yapılan özelleştirmelere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/16480)

80.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Ulusal Sulak Alan Komisyonunun aldığı bir karara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16536)

81.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından kiralanan gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16537)

82.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Ulusal Sulak Alan Komisyonunun aldığı bir karara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16538)

83.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta avlanma izni verilen bölge ve kişilere,

Tokat’ta avlak kurulup kurulmadığına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16713), (7/16714)

84.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık personelinin e-mail ve sosyal medya hesaplarının denetlenip denetlenmediğine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/16745)

 

19 Şubat 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kosova Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 5’inci yıl dönümü nedeniyle söz isteyen Bursa Milletvekilli Mustafa Kemal Şerbetçioğlu’na aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Mustafa Kemal Şerbetçioğlu’nun, Kosova Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 5’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve sizlerin şahsında aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye-Kosova Dostluk Grubu Başkanı sıfatıyla, dost ve kardeş Kosova Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının  5’inci yıl dönümünü canıgönülden kutluyorum.

17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı tanıyan ülke sayısı 95 olmuştur. Ülkemizin de desteğiyle, en kısa zamanda psikolojik eşik olan 100’ü geçeceğimize inanıyoruz.

Yine, Kosova’nın uluslararası ve bölgesel örgütlere üye olması için verdiğimiz destek kararlılıkla devam etmektedir. Bu çerçevede, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, ülkemizin desteğiyle, Kasım 2012’de Kosova’yı üyeliğe kabul etmiştir.

NATO Kosova Barış Gücü (KFOR) ve AB Kosova Misyonu (EULEX) bünyesinde, ülkemizin askeri, polisi ve hâkimi görev yapmaktadır.

Ayrıca, TİKA ve Yunus Emre Kültür Merkezi, önemli faaliyetlerde bulunmaya devam etmektedir. TİKA, Kosova’da kültürel mirasın korunması, eğitim, sağlık, tarım, polis ve bürokratların eğitimi gibi birçok alandaki projeleriyle destek verirken, Yunus Emre kültür merkezleri ise Türkçe kursları ve resimden müziğe, edebiyattan fotoğrafa kadar pek çok konuda hizmet vermektedir.

Değerli milletvekilleri, Kosova ve Türkiye arasında, kaynağını müşterek tarihimizden alan çok özel ve güçlü bir kardeşlik bağı vardır. Bu bağ, sosyal, kültürel, ticari, ekonomik iş birliğimizin itici gücü ve dinamosudur. Gerek Kosova’da yaşayan soydaşlarımız ve gerekse de ülkemizde yaşayan Kosova kökenli yurttaşlarımız, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde köprü rolü oynamaktadır. Bu sayede, müşterek tarihimizden müşterek geleceğimize yürüdüğümüz süreçte ticari, ekonomik iş birliği alanında önemli mesafeler katedilmiştir. Türk özel sektörünün Kosova’da başarılı yatırımları vardır. Bu yatırımların 2012 yılı sonu itibarıyla değeri 278 milyon euroya ulaşmıştır. Priştine Havaalanı’nın modernizasyonu, Priştine-Tiran Büyük Otoyol Projesi, diğer yol, cami, stat vesair yatırımlar bunlardan bazılarıdır.

Türkiye-Kosova arasındaki yakın ilişkiler, iki ülkenin devlet adamları arasında gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlerle daha da güçlenmektedir. Her iki ülke parlamentoları arasında yakın bir iş birliği mevcuttur. 2012 Nisan ayında Kosova Meclis Başkanı Yakup Krasniçi ülkemize gelerek Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve Meclis Başkanımızla bir dizi temaslarda bulunmuştur. Sizlerin de basından takip ettiği üzere, her iki ülke bakanları da karşılıklı olarak resmî ziyaretlere devam etmektedir. Geçtiğimiz ramazan ayında, Sayın Başbakan Yardımcımız Bekir Bozdağ’ın başkanlığındaki heyetle Kosova’yı ziyaret etmiştik. Bu defa, 19-23 Şubat tarihleri arasında Dostluk Grubu’nun Kosova taraf Başkanı Müferra Şinik ve beraberindeki heyeti Türkiye’de ağırlayacağız.

Seçim bölgem Bursa, göçmen nüfusun en yoğun yaşadığı şehirlerimizden biridir. Kosova, Makedonya, Bulgaristan, Arnavutluk, Bosna Hersek, Batı Trakya ve tüm Balkanlardan gelen kardeşlerimiz, şehrimize ve ülkemize katma değer sağlayan, çalışkan, üretken ve girişimci insanlardır. Vatanına, bayrağına, millî, manevi diğerlerine içten bağlı göçmen kardeşlerimiz, şu günlerde gerek sivil toplum kuruluşlarıyla gerekse bireysel gayretleriyle dün elveda dediğimiz Balkanlara, bugün bir kez daha merhaba demekte ve ilişkilerimizin geliştirilmesinde aktif rol almaktadırlar. Buradan hepsini saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Son olarak, uluslararası toplumun güvenilir bir ortağı olma yolunda    -bu çerçevede- Avrupa ve Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşme yolunda sağlam adımlarla ilerleyen çok kültürlü, demokratik ve müreffeh Kosova’ya her alanda desteğimizin devam edeceğini bildirir, bağımsızlıklarının ebedi olmasını temenni ederim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Kocaeli’ye yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’ye yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki Kocaeli’de yapılan dokuz yıllık yatırımlardan söz etmek biraz zor beş dakika içerisinde, aslında yapılmayan yatırımları anlatmak zor beş dakika içerisinde çünkü bir yatırım yapılmadığı için. Şimdi, bunları size anlatmak istiyorum.

Bir defa Kocaeli, Türkiye’nin nüfus olarak 11’inci büyük kenti yani 1 milyon 634 bin nüfusuyla 11’inci büyük kent. Türkiye’de kişi başı ortalama vergi tahsilatı 1.401 TL, Kocaeli’deki vergi tahsilatı 22.038 TL. Yani, vergi tahsilatında da –ayrıca- Türkiye’de 1’inci sıradayız. Peki, Kocaeli’nin 2012’de kamudan aldığı yatırım tutarı 79’uncu sırada. Yani Türkiye’de 81 il var, 81 ilde vergi tahsilatında 1’inci ama 22 bin TL kişi başına vergi ödeyen bir kentin kamudan aldığı yatırımlardaki payı 79’uncu sırada. Yani Kocaeli 12 veriyor, 1 alıyor ve Kocaeli’deki problemlerin merkezî yatırımlarla çözümü mümkün olmuyor. Peki, nasıl çözülecek? İşte, tam bu esnada Büyükşehir devreye giriyor, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi.

Şimdi, Balıkesir Gönenliler var, “Büyükşehir olduk.” diye seviniyorlar. Acaba böyle mi gerçekten? Biraz sonra anlatacaklarımdan sonra o kadar sevinçli bir olay olmadığını görecekler. Çünkü Kocaeli, Başbakan tarafından Türkiye’ye örnek gösteriliyor, bakın örnek gösterilen kente.

Yaklaşık 1,6 trilyon geliri olan bu kent, 13 tane bakanlık bütçesinden daha büyük bir bütçeye sahip ve Türkiye’nin en borçlu belediyesi; 5,4 katrilyon lira, öde öde bitmez. Yerel bir gazetede… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)                        

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi orada belediyenin BİT’leri var. BİT’ler nedir? Belediye iştirakleri. Şimdi, yoksul ve dar gelirli vatandaşlara konut yapmak için “Kent Konut” adı altında bir belediye iştiraki konut yapıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen dinleyiniz.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ama sakın söylediğime inanmayın, sakın söylediğime inanmayın AKP’liler, gerçekten tuzu kuru olanlara yapıyor, yoksullara yapmıyor. Nerede yapıyor bu? “Kentsel dönüşüm” adı verdikleri bir alanda, Cedit Mahallesi dediğimiz, denizi sıfır gören ve Kocaeli’nin en güzel yerinde 152 tane daire yapıyor bunlar ve yakalanıyorlar. Yerel bir gazete ”Yazıklar olsun!” diye bir manşet atıyor. Bundan sonra Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu alıyor sazı eline. Ne yapması gerekiyor? Orada yaptıkları dairelerin dar gelirli vatandaşlara yapıldığını ifade etmesi gerekiyor. Peki ne yapıyor Belediye Başkanı? Bu basına çıkan ve belediye bürokratlarına, AKP’li zenginlere, AKP’li yöneticilere verilen bu daireleri savunmaya geçiyor. “Benim yöneticimin hakkı yok mu?” diyor. Tabii ki hakkı var, diğer insanlar gibi hakkı var; kuraya girmeye hakkı var, diğer insanlar gibi sıraya girmeye hakkı var. Sabah 08.00’de sıraya girip 08.15’te vatandaşa “Bitti.” diyeceklerine, bütün AKP’lileri aynı şekilde alma hakları var. Tabii, ne diyor Belediye Başkanı? Bununla da bitmiyor.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – “Çalışınca oluyor.” diyor.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Doğru!

Şimdi, size, bu Kent Konutun başka bir icraatından bahsetmek istiyorum. Bu Kent Konut…  “AKP’li belediye borçtan sıyrılmak için camiyi yıkıp konut dikecek.” diyor. Buradan bir paragraf okuyacağım size: “Biz, seçim dönemlerinde Karaosmanoğlu ve Başbakanımız Erdoğan için mahalle mahalle, köy köy dolaşıp ‘Bunlar dini bütün insanlar, bunlara şans verelim.’ diyerek milletten oy istedik. Ben, burada, sizin huzurunuzda, bunlar için oy istediğim herkesten özür diliyorum. Bunların Müslümanlıklarına inanmıyorum, Müslüman olan bir insan cami yıkmaz.” diyor. Kim diyor bunu? Dernek Başkanı diyor, Dernek Başkanı diyor.

Sevgili milletvekili arkadaşlarım, Başkan basının karşısına geçiyor, “Bunları soruşturacağız.” demiyor. Ne söylüyor biliyor musunuz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Sevgili genç kardeşim, dinle.

Başkan diyor ki: “İt ürür, kervan yürür.” Kim diyor bunu? Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı diyor, “İt ürür, kervan yürür.” diyor. Tam da tarif etmiş sizi. Başbakanın yaptığı gibi Büyükşehir Belediye Başkanı da icraatlarını tarif etmiş, “İt ürür, kervan yürür.” diyor.

Yine, aynı Başkan ne demişti?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İSU’ya bak, İSU’ya…

HAYDAR AKAR (Devamla) – O İSU’yu unutma, sana ayrıca anlatırım.

Şimdi, çok uzatmayacağım lafı. Bunu diyen Başkana, ben Peygamberimizin bir sözüyle cevap vermek istiyorum. Ne dedi Başkan? “İt ürür, kervan yürür.” Peygamberimiz ne diyor? “Bir saat adaletle yönetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”

Allah hepinizi ıslah etsin diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, süt üretimi ve üreticilerin sorunları hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, süt üretimi ve süt üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizdeki süt üreticilerinin sorunlarını dile getirmek üzere gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlarım.

Dünyanın en yararlı besini olan süt, insanların doğumlarından itibaren aldıkları ilk besindir. Besleyici değeri, içerdiği vitaminler ile Allah’ın insanlığa sunduğu en önemli nimetlerden biridir. Süt bu kadar yararlı ve değerli bir besinken biz, maalesef, bunun kıymetini de, süt üreticimizin kıymetini de bilmiyoruz. Bir damlasını binlerce bilim adamının bir araya gelseler bile üretemeyeceği bu içeceği, biz, ancak inekten, koyundan veya bir keçiden alabiliyoruz. Alabiliyoruz diyorum ama AKP iktidarı geldi geleli, hele hele Fransa’dan madalyalı Tarım Bakanımız göreve başladı başlayalı bu süt üreticisi inim inim inliyor. Öyle bir noktaya gelindi ki süt üreticileri üretmeyi bırakmaya, 7-8 bin liraya bağlamış olduğu ineklerini yok pahasına kestirip zararına satmaya başladılar. Günde 30 kilo, 40 kilo süt veren ineklerini maalesef insanlarımız kestiriyorlar. Nasıl bu işi bırakmasınlar? Yemin çuvalı olmuş 50 lira, samanın bile kilosu 80 kuruş, 90 kuruş olmuş; alın teri döküp emek verdiği, binbir güçlükle elde ettiği sütün litresi ise sadece 70 kuruş. Gelin siz çıkın bu işin içinden çıkabiliyorsanız.

Sayın milletvekilleri, süt üreticiliğinde 1 litre ham süt sattığınızda 2,5 kilogram kesif yem alabiliyorsanız bu iş sürdürebiliyor demektir, aksi takdirde bu iş sürdürülebilir olmaktan çıkmış demektir. Son yıllarda girdi maliyetlerindeki artışlar, ürünün para etmemesi süt sığırcılığı yapan herkesi maalesef batma noktasına getirmiştir. Çiftçilerimiz bankalara, tefecilere muhtaç hâle gelmişlerdir. AKP Hükûmeti bir şeyi unutuyor, defalarca söyledim, bu kürsüden de söyledim: Ülkemizde süt meselesi et meselesidir, et meselesi de süt meselesidir. Süt meselesi çözülmeden et problemi çözülmez ve ülkemiz ithal ete, canlı hayvana, ithal kurbanlığa ve de son zamanlarda olduğu gibi ithal samana bile mahkûm olur. Bizim orada “Ana olmadan dana olmaz.” derler. Hayvancılığın geleceği de bu süt sığırcılığındadır. Bunlar bilinmesine rağmen süt üreticisi yeterince desteklenmiyor, ürünü para etmiyor. Ne yapması gerekir peki bizim Hükûmetimizin? Çiftçilerimizin bu işi sürdürebilmesi için biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak halkımızı köy köy gezip dinliyoruz, söyledikleri şu: “Bıktık. Yapacak, dayanacak gücümüz kalmadı.” Bir an önce mevcut sıkıntıları giderilmeli, süt sığırcılığı ve besicilik yapan çiftçilerimizin Ziraat Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının faizleri silinmeli, borçları ise yeniden yapılandırılmalıdır.

Hayvancılığın girdi maliyetleri olan mazot, ilaç, yem gibi ürünlerde her türlü ek vergiler, KDV ve ÖTV acilen kaldırılmalıdır. Süt sığırcılığı yapan insanlarımız etkin şekilde desteklenmeli; gerekirse, bakın, tekraren söylüyorum, gerekirse bedelsiz olarak hayvanlar verilmelidir. Sütlerin, alım garantili olarak, değerinde alınmaları sağlanması gerekmektedir. Bunun için süt enstitüsü kurumları yeniden yapılandırılmalı ve yaygın bir şekilde faaliyete geçirilip bu kurumlar vasıtasıyla üretilen sütün değerinde pazara sunulması, halkımızın da ekonomik olarak yeterli süte ulaşabilmesi sağlanmalıdır. T ARSİM olarak adlandırılan sigorta, süt sığırcılığı yapan insanlarımız için daha kolay ve ucuz ulaşılabilir olmalıdır.

Hayvan hastalıkları konusunda ciddi çalışmalar yapılmalı, süt sığırcılığı bu konuda etkin olarak korunmalıdır. Geçen yıl maalesef elinize yüzünüze bulaştırdığınız okul sütü projesi ülke genelinde tam anlamıyla uygulanmalı; geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza kaliteli, sağlıklı, her türlü hileden uzak, Türk çiftçisinin ürettiği süt içirilmeye devam edilmelidir. Süt konusunda kamu spotları oluşturulmalı, kampanyalar düzenlenmeli, hatta ülkemizde süt tüketiminin dünya ortalamasının üzerine çıkarılması için çalışmalar yapılmalıdır.

Yüce milleti ve heyetinizi ve ekranları başında bizleri dinleyen yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanrıkulu.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Karadeniz Bölgesi’nde BDP milletvekillerine yönelik saldırılara, bu konuda Hükûmet yetkililerinden bir açıklama beklediklerine ve Parlamentonun da ortak bir tutum sergilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Kayıtlara geçmesi açısından bir hususu arz etmek istiyorum.

Dün Sinop’ta bu Parlamento üyesi 4 parlamentere karşı provokatif bir eylem yapıldı. Bugün de Samsun’da bazı girişimler var. Bu Parlamentonun üyeleri bu cumhuriyetin parlamenterleridir ve Türkiye’nin parlamenterleridir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bölücülüğe karşı tepki onlar.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Dolayısıyla da bu Parlamentoda bulunan dört grubun, Parlamentoya karşı yapılan bu saldırıya karşı bugün burada ortak bir tutum almaları gerektiği görüşündeyim. Yoksa bu saldırılar Türkiye’nin her tarafında devam eder.

Teşekkür ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O tepkiler AKP’lilere de var.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıkulu.

Sayın Baluken’e söz vereceğim, diğer sayın grup başkan vekilleri de söz isterse vereceğim.

Buyurun Sayın Baluken, söz talebiniz var.

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Karadeniz Bölgesi’nde BDP milletvekillerine yönelik saldırılara, bu konuda Hükûmet yetkililerinden bir açıklama beklediklerine ve Parlamentonun da ortak bir tutum sergilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün, Halkların Demokratik Kongresi adına Karadeniz Bölgesi’ne gidip yeni süreci anlatacak olan, barışı anlatacak olan milletvekillerimize yönelik ırkçı bir saldırı gerçekleşmiştir. Parlamentonun milletvekilleri, yaşamları tehdit altına alınacak şekilde baskı altına alınmıştır. Bu konuda maalesef ne Sayın Başbakandan ne Hükûmet yetkililerinden ne İçişleri Bakanından ne de diğer siyasi parti gruplarından bu olayları kınayan ve milletvekillerinin tüm 75 milyonun temsiliyetini sağladığını belirten ifadeler maalesef duymadık. Büyük bir yetersizlik olarak görüyoruz.

Biz bütün bir Türkiye coğrafyasının 75 milyonunu temsil ettiğimize inanıyoruz ve gittiğimiz her yerde de demokratik siyaset hakkımızı kullanarak bütün halkımıza projelerimizi anlatmamızın, çalışmalarımızı, siyasal faaliyetleri anlatmamızın demokrasinin en önemli gereği olduğunu düşünüyoruz.

Tekrar, ben buradan hem Hükûmet yetkililerini hem de diğer parti grup başkan vekillerini bu konuyla ilgili açıklama yapmaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bu konuyla ilgili diğer sayın grup başkan vekillerinden söz talebi yok.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 29 milletvekilinin, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/508)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak tüketici haklarını koruyucu tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve İçtüzük’ü 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

 

1) Hülya Güven                                      (İzmir)

2) Alaattin Yüksel                                  (İzmir)

3) Mustafa Moroğlu                                (İzmir)

4) Sena Kaleli                                       (Bursa)

5) Rahmi Aşkın Türeli                             (İzmir)

6) Ali Serindağ                                      (Gaziantep)

7) Aytun Çıray                                       (İzmir)

8) Doğan Şafak                                      (Niğde)

9) Adnan Keskin                                    (Denizli)

10) Hurşit Güneş                                    (Kocaeli)

11) Kemal Ekinci                                   (Bursa)

12) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                 (İstanbul)

13) Mehmet Ali Susam                           (İzmir)

14) Sedef Küçük                                    (İstanbul)

15) Binnaz Toprak                                  (İstanbul)

16) Şafak Pavey                                    (İstanbul)

17) Ayşe Eser Danışoğlu                        (İstanbul)

18) Ramazan Kerim Özkan                      (Burdur)

19) Bülent Tezcan                                  (Aydın)

20) Haydar Akar                                     (Kocaeli)

21) Muharrem Işık                                  (Erzincan)

22) Hasan Akgöl                                    (Hatay)

23) Turgay Develi                                  (Adana)

24) Erdal Aksünger                                (İzmir)

25) Ayşe Nedret Akova                           (Balıkesir)

26) Kadir Gökmen Öğüt                          (İstanbul)

27) Malik Ecder Özdemir                        (Sivas)

28) Haluk Eyidoğan                                (İstanbul)

29) Tolga Çandar                                   (Muğla)

30) Levent Gök                                      (Ankara)

Gerekçe:

Elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı ile ilgili etkinlikler kamu hizmetidir. Çünkü bu etkinlikler kamu yararına dönük, toplumun ortak gereksinmesinin karşılanmasına yöneliktir.

Ancak elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi sürecinde yürürlüğe konan yeni tarifelerle şirketlerin kâr etmesi garantiye alınırken, tüketicilerin hakları âdeta yok sayılmış ve kamu tekeli özel tekele dönüştürülmüştür. Elektrik dağıtımının özelleştirilmesiyle vatandaşlarımız tamamen özel şirketlerin insafına bırakılmıştır.

Oysa Anayasa’nın 172’nci maddesi, devlete tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik etmek görevlerini yüklemiştir. Dolayısıyla, esasen bir kamu hizmeti olan elektrik dağıtımı tamamen serbest piyasa koşullarına bırakılmış olsa bile Anayasa'nın bu hükmü ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un ilgili hükümleri gereğince vatandaşların haklarının korunması gerekir. Fakat Anayasa’dan kaynaklanan bu haklara tamamen aykırı bedeller ve zamlarla vatandaşlarımız âdeta bir sömürü düzeniyle karşı karşıya bırakılmıştır.

Örneğin, yılbaşından itibaren uygulanmaya başlanan yeni elektrik tarifesinin tüketicilerin aleyhine, ancak dağıtım şirketlerinin lehine pek çok düzenleme içerdiği görülmektedir. Elektrik Mühendisleri Odasınca yapılan hesaplamalara göre, kilovatsaat başına alınan kayıp-kaçak enerji bedelinde yüzde 16,36, net enerji bedelinde yüzde 1,43 düşüş yaşanmasına rağmen, dağıtım hizmet bedeli yüzde 20,7, perakende hizmet bedeli ise yüzde 7,11 oranında arttırılmıştır. Böylece, elektrik tarifesinde tüketiciler lehine yapılması gereken indirim, hizmet bedelleri pahalılaştırılarak dağıtım şirketlerine aktarılmıştır.

Sayaç okuma bedeline ilişkin olarak ise tam bir skandala imza atılmıştır. Zira, Danıştayın verdiği kararla kilovatsaat başına tüketicilerden yapılan tahsilatın haksız olduğu tespit edilmişken, bu haksızlığı gidermesi gereken EPDK onayladığı yeni tarifeyle tüketicilere yapılan haksızlığı ortadan kaldırmamış, aksine yüzde 150 oranında artırmıştır. EPDK'nın 1 Ocak 2012'den itibaren geçerli olan yeni tarife ile alçak gerilimden dağıtım hattına bağlı olanlardan sayaç okuma başına, 0,416 TL tahsil edileceği belirtilmiştir.

2009 yılı verilerine göre yapılan hesaplamalar, Türkiye tüketiminin yüzde 25'ini oluşturan 26,6 milyon mesken abonesinden bir yıl içinde 40,7 milyon TL'nin, sayaç okuma adı altında dağıtım şirketlerine aktarıldığını ortaya çıkarmıştır. Yeni tarifeyle bu miktar yılda 100 milyon TL'yi aşacaktır.

Özelleştirme stratejisinin uygulanmaya ve zamların yapılmaya başlandığı Aralık 2007'den bu yana tarifeler incelendiğinde; dağıtım hizmet bedelinde yapılan artış oranının yüzde 141,7'yi, perakende hizmet bedelinde yüzde 155,26'yı bulduğu görülmektedir. Kamunun elindeki iletim hizmet bedelinde 2011'de uygulanan tarifeye göre Ocak 2012'den itibaren geçerli olmak üzere yüzde 15,42 artış yapılırken, bu kalemdeki 4 yıllık artış oranı da yüzde 123,5'i bulmuştur. Söz konusu 4 yıllık dönemde tüketici fiyatları endeksinde yüzde 37,8 düzeyinde artış yaşanmıştır. Yani gerçekleşen enflasyonun 3,8-4,1 katı düzeyinde dağıtım şirketlerinin zamlı tahsilat yapmalarına olanak tanınmıştır.

Sonuç olarak, enerji (net enerji ve kayıp/kaçak) maliyetlerinde oluşan indirimler tüketiciye yansıtılmadığı gibi dağıtım sistemi kullanım bedeline yapılan artış ile sayaç okuma bedelinin abone başına belirlenen bedeliyle tüketici bir kez daha unutulmuş ve dağıtım şirketlerine büyük bir gelir kapısı yaratılmıştır. Bu durum kamu yararı, sosyal devlet ve tüketici haklarının korunması açısından kabul edilebilir değildir.

Dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinde, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak tüketici haklarını koruyucu tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasında kamu yararı, sosyal devlet ve tüketici hakları açısından büyük bir önem vardır.

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 28 milletvekilinin, HES projelerinin çevreye, insan sağlığına ve sosyal yaşantıya vereceği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/509)

 

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hidroelektrik santralleri (HES) son yıllarda Türkiye'nin hemen hemen her bölgesinde hızla artmaktadır. Devletin belli alım garantisi ile bu santrallerden elektrik satın alması özel sektörü bu alana çekmektedir.

Özellikle nehirlerin ve derelerin yapılarının uygun olması sebebiyle Doğu Karadeniz Bölgesi’ni tercih eden şirketler, son yıllarda Türkiye'nin dört bir yanında HES kurmaya başlamıştır. 2011 yılı sonu itibariyle Türkiye'de 2000 civarında HES projesi devam etmektedir. Türkiye genelinde kurulması planlanan HES'lerin tamamı üretime geçtiğinde üretilecek elektrik miktarı Türkiye'nin elektrik ihtiyacının en fazla yüzde 5'ini karşılamaya yetecektir. Oysaki Türkiye'de elektrikte kayıp kaçak oranı yüzde 20'dir. HES'ler kaçak elektriğin dörtte 1’i kadar elektrik üretmek için doğayı katletmektedir.

Malatya Darende'de Hacılar, Güdül, Sofular ve Merkez; Pütürge'de Oba, Aksu, Tepehan, Mengel ve Kartalbaşı; Akçadağ'da Suçatı; Arguvan'da Yoncalı; Arapgir'de Kozluk ve Kınık; Doğanşehir'de Sancar, Kayabaşı ve   Kayalı; Erkenek'te Tektu, Gemköprü ve Karanlıkdere; Yeşilyurt'ta Keklicek; Sultansuyu'nda Kayısı vb gibi HES'ler ya faaliyete geçmiş ya da kurulma işlemleri devam etmektedir. Çukurkaya, Kaynarca, Kuşkonmaz, Sadıklı, Yazıköy, Gücük, Gürpınar HES'lerinin ise Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından projeleri hazırlanmıştır.

Malatya'da 3 HES faaliyetlerini sürdürmekte olup, 17 HES yapılması için ÇED başvurusu yapılmış, 11'ine olumlu rapor verilmiştir. 2 HES'in işlemleri devam etmekte, 4 HES'in ise başvurusunu geri çektiği belirtilmektedir. Malatya'da sadece Tohma Çayı üzerine Sadıklı, Çatalbahçe, Çukurkaya, Kaynarca, Kuşkonmaz ve Yazıköy HES'leri başta olmak üzere 10 adet HES kurulmaktadır. Ancak, Yeşiltaş, Hisarcık, Hisarkale, Ilıca ve Keçiören ve civar köylerinin yaşam kaynağı HES kurulacak Tohma Çayı'dır.

 HES kurulacak bölgelerde tepkiler her geçen gün artmaktadır. Darende'de Tohma Çayı üzerine yapılmak istenen HES'lere karşı 11 bin imza toplanmıştır. Arapgir'de millî park özelliği taşıyan ve SİT alanı olarak ilan edilmesi beklenen Kayaarası mevkisine HES kurulması için ÇED raporu verilince, Arapgir Belediyesi ve 20'nin üzerinde köy derneği imzalar toplayarak HES izninin iptalini istemektedir. Doğanşehir ilçesinde açılacak Sancar HES, Kadılı köyü ve civar köyleri, Kuluncak ilçesinde yapımı devam eden Sofular Hidroelektrik Santrali ise başta Sofular ve Bicir köyleri olmak üzere çok sayıda köyü mağdur edecektir.

Dünya kuru kayısı üretiminin %90'ı Malatya'dan karşılanmaktadır. Kayısı Malatya için 250 milyon doların üzerinde bir ekonomik büyüklüğe ulaşmış bir tarım faaliyetidir. Ülke tanıtımında ve ekonomisinde bu derece ağırlığı olan Malatya'daki akarsuların beton borulara alınması ve bölgenin ekosisteminin bozulması, başta kayısı olmak üzere tüm tarım ürünlerinin üretimini düşürecek, doğrudan ülke ekonomisine olumsuz etki sağlayacağı ve bölgede yaşayanların ekonomisini de tamamı ile altüst edecektir.

Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Yönetmeliği'nin HES'lerin kurulumu konusunda belirlediği kriter Çevre Kanunu ve Anayasa'ya aykırıdır. Yönetmelik akarsu üzerine kurulacak elektrik üretim tesisinin gücünü temel kriter olarak almak suretiyle a) ÇED gereklidir, b) Seçme eleme kriteri uygulanarak ÇED'in gerekli olup olmadığı belirlenir, c) ÇED gerekli değildir; şeklinde üç farklı inceleme ve rapor düzeyi belirlemiştir. Bu tespit tamamı ile yönetmeliğin dayanağını oluşturan Çevre Kanunu’na ve Anayasa'ya aykırıdır. Zira her akarsuyun debisi farklıdır. Yüksek debili bir akarsu ile düşük debili bir akarsu üzerinde kurulacak aynı güçte bir elektrik üretim santraline aynı çevre değerlendirme kriterlerinin uygulanması Çevre Kanunu'nun 1 ve 3’üncü Maddelerine ve Anayasa'nın 56’ncımaddesine aykırıdır.

Ayrıca, Anayasanın 56’ncı maddesine göre "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir." denilmektedir. Anayasa’daki açık hükme rağmen devlet kendisi anayasal suç işleyerek HES'lere izin vermektedir.

HES Projeleri sonucunda ortaya çıkacak en belirgin zararlar şu şekilde sıralanabilir: Yeraltı ve yer üstü sularının azalması ile birlikte kuraklık baş gösterecektir. Tarımsal üretim büyük zarar görecektir. Ağaçlar yeterli su alamadıkları için kuruyacaktır. Hayvancılık bitecek, hayvan çeşitliliği azalacaktır. Tarım ve hayvancılığın azalması ile birlikte istihdam daralacak, işsizlik artacaktır. Halkın geçim kaynaklarından mahrum bırakılmasına bağlı olarak yoksulluk artacaktır. İnsan ve çevre sağlığı açısından büyük riskler ortaya çıkacaktır. Yeraltı sularının yer değiştirmesine bağlı olarak heyelan ve deprem riski artacaktır.

Yukarıda da belirtildiği üzere, başta Malatya ilinde olmak üzere HES projelerinin çevreye, insan sağlığına ve sosyal yaşantıya vereceği zararlarının araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Veli Ağbaba                                                          (Malatya)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                       (İstanbul)

3) Kadir Gökmen Öğüt                                                (İstanbul)

4) Bülent Tezcan                                                       (Aydın)

5) Candan Yüceer                                                      (Tekirdağ)

6) Ali Sarıbaş                                                            (Çanakkale)

7) Ahmet İhsan Kalkavan                                           (Samsun)

8) Gürkut Acar                                                           (Antalya)

9) Aylin Nazlıaka                                                      (Ankara)

10) Mehmet Şeker                                                     (Gaziantep)

11) Ali Özgündüz                                                       (İstanbul)

12) Ali Demirçalı                                                       (Adana)

13) Rahmi Aşkın Türeli                                  (İzmir)

14) Hülya Güven                                            (İzmir)

15) Alaattin Yüksel                                        (İzmir)

16) Mehmet Volkan Canalioğlu                       (Trabzon)

17) Mehmet Ali Susam                                   (İzmir)

18) Recep Gürkan                                          (Edirne)

19) Ali Serindağ                                            (Gaziantep)

20) Haydar Akar                                            (Kocaeli)

21) Ayşe Nedret Akova                                   (Balıkesir)

22) Muharrem Işık                                         (Erzincan)

23) Hasan Akgöl                                            (Hatay)

24) Turgay Develi                                          (Adana)

25) Erdal Aksünger                                        (İzmir)

26) Malik Ecder Özdemir                                (Sivas)

27) Haluk Eyidoğan                                       (İstanbul)

28) Şafak Pavey                                            (İstanbul)

29) Ramazan Kerim Özkan                             (Burdur)

 

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 30 milletvekilinin, Darülaceze'de yaşandığı iddia edilen yolsuzluk, usulsüzlük, görevi kötüye kullanma ve mezhepsel ayrımcılık olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/510)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Darülaceze, 1895 yılında İstanbul’da kurulmuş olup, 20 Ocak 2012 tarihinde kurumun 117. kuruluş  yıl dönümü kutlanacaktır. Ancak Türkiye'nin en köklü kurumlarından biri olan Darülaceze son yıllarda yolsuzluk, görevi kötüye kullanma ve mezhepsel ayrımcılık olayları ile anılmaya başlanmıştır.

2011 yılında hem Darülacezede hem de Darülaceze Kayışdağı Sosyal Tesislerinde usulsüzlük ve yolsuzluklar kamuoyuna yansımıştır.

2011 yılı Şubat ve Ekim ayında; yapılan operasyonlar ile Darülacezede yatan yaşlı insanların sağlık karnelerine yazdıkları kemik erimesi ilaçlarıyla milyonlarca liralık yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle aralarında doktor ve eczacıların da bulunduğu 38 kişi gözaltında alınmıştır. Olayla ilgili hukuki    süreç devam etmektedir.

2011 yılı Mart ayında; Malatyalı  iş adamı Sabri Özel tarafından İstanbul Büyükşehir belediyesi Darülaceze Kayışdağı Sosyal Tesislerine 1000 adet kıyafet bağışlanmış, bir  hafta sonra bu ürünlerin İstanbul Fatih'te tezgâhta satıldığı ortaya çıkarılmıştır. Olayla ilgili 3 kişi gözaltına alınmış, hukuki süreç devam etmektedir.

2011   yılı  Haziran  ayında;  kurumun  2006-2010   arasındaki  avukatı Şişli Başsavcılığına başvurarak , 2 vali yardımcısı, Darülaceze müdürü ile 2 müdür yardımcısı hakkında "zimmet, ihaleye ve edime fesat karıştırma, irtikap" suçlarından suç duyurusunda bulunmuştur. Suç duyurusunda delillerin yok edilmemesi için derhal arama yapılması gerektiğini de belirtmiştir.

Kurum avukatının 52 belge ile birlikte sunduğu suç duyurusunda yer alan suçlamalardan bazıları şu şekildedir:

1) Darülaceze çevresinde bulunan kurban satış yerleri gayriresmî  kiraya verilerek sağlanan bedelin bir kısmı personele dağıtılmakta, artan kısmı müdüre verilmektedir. Sadece 2009 yılı için bahse konu bedel 275 bin TL'dir.

2) Kurumun ihtiyacı olmamasına rağmen, yakın çevreye "satış" ve "şahsi ihtiyaçların sağlanması" amacıyla güvenlik hizmeti, mobilya, para kasası alımları gerçekleştirilmiştir. Sadece 2009 Temmuz ayında 1 adet olan satın alma 8 adet satın alma şekline getirilerek 33 bin 76 TL sınırı aşılmadan 9 satın alma aynı firmadan gerçekleştirilmiştir.

3) Kantin hesabında biriken paralar cep telefonu, kurum müdürüne VCD alınması, yasal olmayan seyahat ve yolculukların masrafı gibi harcamaların finansmanında kullanılmıştır.

52 belgeye rağmen soruşturmayı üstlenen savcı, herhangi bir arama ya da el koyma yoluna gitmeyip İçişleri Bakanlığı Teftiş Kuruluna iddiaları araştırması için talepte bulunmuştur.

Bu karara karşı 19/09/2011 tarihinde İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesinde itiraz edilmiştir. Mahkeme tarafından savcılığın 1 Hazirandan bu yana hiçbir delil toplamamasının Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki "savcı, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla yükümlüdür" ilkesine aykırı olduğunu belirtilerek, 28 Eylül 2011 tarihinde Darülacezede arama izni verilmiştir. Arama sırasında son 2 yıl içinde yapılan tüm ihale dosyalarına, kantin belgelerine, satın alma faturalarına el konulmuştur. Evraklar 'arama talebini reddeden' savcının talimatıyla Başbakanlık başmüfettişlerine teslim edilmiştir. Bir dönem Başbakanlığa bağlı olan kurumun yolsuzluk belgelerinin Başbakanlık emrindeki müfettişlere teslim edilmesi de ayrıca dikkat çekicidir. Müfettişler belgeler ile ilgili bugüne kadar bir değerlendirme raporu sunmamışlardır.

Darülacezede mezhepsel ayrımcılıklar da yaşanmaktadır. Bazı personellerin sadece Alevi oldukları gerekçeleri ile işlerinden çıkarıldıkları, kasaplık yapan personelin "Alevi kasabın kestiği et yenmez" gerekçesi ile başka birime gönderildiği, Alevi müdür yardımcısına Vali Yardımcısı tarafından "sana bir şeyler yapmazsam tabanıma izah edemem" denildikten sonra müdür yardımcılığı görevinden uzaklaştırdığı konuşulmaktadır.

T.C. Darülaceze müessesesinin idari olarak hangi bakanlığa bağlı olduğu hususunda tam bir karmaşa söz konusudur. Bu durum kurumun sahipsiz ve denetimsiz kalmasına neden olmaktadır. Darülacezenin İ.B.B.'ye bağlanması için yasal çalışmalar devam etmektedir. Oysa yolsuzlukların bazıları İ.B.B.'ye bağlı Darülaceze Kayışdağı Sosyal Tesisleri'nde yaşanmıştır. Darülaceze müessesesinin  İ.B.B.'ye bağlanması bir süre sonra kurumun kapatılması riskini beraberinde getirecektir.

Darülacezede yaşandığı iddia edilen yolsuzluk, usulsüzlük, görevi kötüye kullanma, mezhepsel ayrımcılık olaylarının araştırılması için Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 20/01/2012

 

1) Veli Ağbaba                                          (Malatya)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                       (İstanbul)

3) Ali Serindağ                                          (Gaziantep)

4) Mahmut Tanal                                        (İstanbul)

5) Candan Yüceer                                      (Tekirdağ)

6) Namık Havutça                                      (Balıkesir)

7) Malik Ecder Özdemir                              (Sivas)

8) Rahmi Aşkın Türeli                                (İzmir)

9) Mehmet Şeker                                       (Gaziantep)

10) Kadir Gökmen Öğüt                              (İstanbul)

11) Bülent Tezcan                                      (Aydın)

12) Ahmet İhsan Kalkavan                          (Samsun)

13) Ali Sarıbaş                                          (Çanakkale)

14) Gürkut Acar                                         (Antalya)

15) Aylin Nazlıaka                                     (Ankara)

16) Ali Özgündüz                                       (İstanbul)

17) Hülya Güven                                        (İzmir)

18) Alaattin Yüksel                                    (İzmir)

19) Mehmet Volkan Canalioğlu                   (Trabzon)

20) Recep Gürkan                                      (Edirne)

21) Haydar Akar                                        (Kocaeli)

22) Muharrem Işık                                      (Erzincan)

23) Hasan Akgöl                                        (Hatay)

24) Turgay Develi                                      (Adana)

25) Erdal Aksünger                                    (İzmir)

26) Ayşe Nedret Akova                               (Balıkesir)

27) Doğan Şafak                                        (Niğde)

28) Haluk Eyidoğan                                   (İstanbul)

29) Tolga Çandar                                       (Muğla)

30) Levent Gök                                          (Ankara)

31) Ramazan Kerim Özkan                         (Burdur)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek ve beraberindeki heyetin, ülkemizin dönem başkanlığını yürütmekte olduğu EUREKA 18’inci Parlamentolararası Konferansı'na katılmak üzere Brüksel'e ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1141)

 

                                                                                                                                     18.02.2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek ve beraberindeki heyetinin, ülkemizin dönem başkanlığını yürütmekte olduğu EUREKA 18. Parlamentolararası Konferansı'na katılmak üzere Brüksel'e ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 9. Maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

2.- Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyelerinden Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk, Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli, Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ve Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Avrupa Parlamentosu Aday Ülkeler Eylem Birliği tarafından 21 Şubat 2013 tarihinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek “Avrupa Birliği Enerji Politikaları ve Aday Ülkelere Etkileri” Parlamenter Semineri’ne katılmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1142)

 

                                                                                                                                     18/02/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu Aday Ülkeler Eylem Birliği tarafından, 21 Şubat 2013 tarihinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek "Avrupa Birliği Enerji Politikaları ve Aday Ülkelere  Etkileri Parlamenter Semineri"ne Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyelerinden Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk, Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli, Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ve Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler. Kabul edilmiştir.

Diğerini okutuyorum:

3.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Karaman Milletvekili Lütfi Elvan’ın, Avrupa Birliği Konseyi İrlanda Başkanlığı tarafından 24-25 Şubat 2013 tarihlerinde İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenecek olan Parlamento Maliye Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1143)

 

 

 

                                                                                          18/02/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi İrlanda Başkanlığı tarafından 24-25 Şubat 2013 tarihlerinde İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenecek olan Parlamento Maliye Komisyonları Başkanları Toplantısı’na Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Karaman Milletvekili Lütfi Elvan’ın katılması hususu, 28/03/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Arayacağım karar yeter sayısı istediniz.

Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yok.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.38

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.51

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının tezkeresinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Şimdi karar yeter sayısı var, kabul edilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere çeşitli illerde Kürt yurttaşlara karşı yapılan ırkçı saldırıların araştırılması amacıyla 10/1/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

                                                                                                                                   19/2/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19.02.2013 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                             Pervin Buldan

                                                                                   Iğdır

                                                                         Grup Başkan Vekili

Öneri:

10 Ocak 2013 tarihinde, Bingöl Milletvekili Grup Başkanvekili İdris Baluken tarafından verilen (2320 sıra nolu), “Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere çeşitli illerde Kürt yurttaşlara karşı yapılan ırkçı saldırıların” araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 19/02/2013 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen, Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biliyorsunuz, dün gece Sinop’ta müessif bir olay meydana geldi. Bugün de benzer hadiseler Samsun’da sergilendi. Bunlara kafayı takmayın, üç-beş tane serseri, soytarı her yerde bulunur; memleketi karıştırmak isteyen tahrikçiler, her zaman devrede olabilirler diyebilirsiniz. Keşke mesele böyle olsaydı. Biz de barışı aradığımız...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen... Genel Kurulda uğultu var.

ALTAN TAN (Devamla) – Efendim, bir şey olmaz, zaten dinleyen yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Dinliyoruz.

ALTAN TAN (Devamla) – Ben de Genel Kurula söylüyorum, kayıtlara geçsin. Zaten dinleseler bir şey öğrenirler, boş verin.

BAŞKAN – Buyurun.

ALTAN TAN (Devamla) – Çok önemli değil Sayın Başkan.

Keşke mesele -biraz evvel de söylediğim gibi- bu kadar basit olsaydı, şunu çok açık bir şekilde söyleyebilirdik: “Türkiye’nin barışı aradığı, çözümü aradığı, tarihî bir kavşakta bulunduğu bu dönemde, bütün bir Orta Doğu’nun yeniden şekillendiği, haritaların, siyasal sistemlerin, ekonomik gelecek yüzyılın dizayn edildiği bu dönemde birileri ülkeye çomak sokabilir, karıştırabilir, barış ve huzur hesabına gelmeyebilir. Dolayısıyla, bu tip hadiseler de örgütlenebilir. Kafaya takmayın, fazla da büyütmeyin, geçin gidin, gülebiliyorsanız gülün geçin.” diyebilirdik, eğer böyle olsaydı.

Peki, böyle olmadığını nereden anlıyoruz? Böyle olmadığını bu olayların seyrinden ve olayların meydana geliş anından itibaren devletin, Hükûmetin, siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının davranışlarından anlıyoruz. Tekrar ediyorum, tıpkı Sivas Madımak hadisesini tertip edenler gibi, derin bazı güçler bir tahrik içine girmiş olabilirlerdi. Peki, ne yapılırdı? Bu tahrikin içinde olmayan, aklı başında olan bir devlet, Hükûmet, Hükûmetin ve devletin yerel temsilcileri, Vali, Emniyet Müdürü ilk dakikalardan itibaren gereğini yapardı, tedbirini alırdı, provokatörleri, tahrikçileri, kışkırtıcıları derdest ederdi ve bu mevzuyu kapatırdı.

Peki, böyle mi olmuştur? Hayır. İşte, görüntüler televizyonlarda çok açık ve net. Arabalar dakikalarca parçalanıyor, neredeyse saatlerce bu insanlar oradan dağıtılmıyor, bu güruhun tezviratlarına göz yumuluyor. “Vali nerede?” diyoruz. Vali izinde, kaçmış, yok. “Hükûmet nerede?” Hükûmet yok. “Devlet nerede?” Devlet de izinde. Peki, devlet izinde olur mu? Vali yok. Valinin yerine görev yapacak devletin vali vekili, emniyet müdürü, sorumluları yok mu? Bunların hepsi var.

Değerli arkadaşlar, bakınız, buralardan bir şey çıkmaz. Bu tahrikler, birliği, bütünlüğü, çözümü, kardeşliği berhava eder. Birileri zannetmesin ki bunlardan da, bu tip olaylardan da Kürtler zarar görür ve özür dileneceğine, bu mevzularla ilgili açık ve net bir tavır sergileneceğine, çıkıyor bazı iktidar milletvekilleri televizyonda “Efendim, bu adamların bu sırât-ı müstakimde orada ne işleri var?” E peki, Bodrum’a, Marmaris’e gidiyorsun, Antalya’ya gidiyorsun, “Ne işin var?” diyorlar. İç Anadolu’ya gidiyorsun, “Ne işin var?” diyorlar. “Akdeniz, Ege, Marmara’da ne işin var?” diyorlar. Karadeniz’e çıkıyorsun, “Ne işin var?” diyorlar. Peki, ne yapacak BDP milletvekilleri? Değerli arkadaşlar, “Evli evine, köylü köyüne.” mi demek istiyorsunuz? Yoksa, bu ülkeyi siz mi bölmek istiyorsunuz?

Birileri çıkıp şunu söyleyebilir: “Sen şuraya git, sen şuraya gitme.” Neye göre söyler bunu? Hangi kurala göre, hangi şartlara göre, hangi ahvale göre söyleyebilir? Sayın Kılıçdaroğlu Hakkâri’ye gitti, gidecek tabii. Sayın Bahçeli Diyarbakır’a gitti. Sayın Başbakan daha bu hafta  sonu onlarca PKK’li gerillanın öldürüldüğü Midyat’a, Mardin’e, Kızıltepe’ye gitti. Peki, bu tahrikler, olaylar, karşılıklı gösteriler her yerde meydana gelse bu ülke nereye gider, ne olur? Değerli arkadaşlar, buradan ve bu mantıktan bir şey çıkmaz. 

Dediğim gibi, keşke bu mesele üç beş tahrikçinin bir kışkırtması olsaydı. Bunu nereden anlıyoruz? Olayların üzerinden yirmi dört saat geçti, Sayın Cumhurbaşkanından bir açıklama yok; Başbakanımızdan, Meclis Başkanımızdan ciddi bir tavır yok. Özellikle Sayın Meclis Başkanımız nerede, ben merak ediyorum. Türkiye'nin bir dönemi için “diktatörlük” dedim, dört saat boyunca bu Meclis açıldı kapandı, daha biz Meclisin dışına çıkmadan, Sayın Meclis Başkanının etekleri tutuştu -sanki memleket yanıyor, ne söyledik, ne oldu? Hâlâ da o sözümün arkasındayım- kalktı açıklama yaptı; daha ben Meclisten çıkmadan. Peki, yirmi dört saattir, Sayın Meclis Başkanı, 4 tane milletvekilin linç ediliyor, sen neredesin?

Değerli arkadaşlar, bu yol bir yere çıkmaz ve oradaki tahrikçilerden ziyade, günler öncesinden buna zemin hazırlayan Sinop’un CHP’li Belediye Başkanı, iktidarın, devletin Valisi, ondan sonra da buradaki sorumlular akıllarını başlarına almak zorundadır. Alınmazsa ne olur? Vallahi, alınmazsa yazık olur, herkese yazık olur. Bu tahrik, bu kışkırtma kimseye bir şey sağlamaz.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta Diyarbakır’da 19 yaşında bir genç, Şahin Öner, lise son sınıf öğrencisi, başarılı bir öğrenci, panzer altında ezilerek öldürüldü ve yine Diyarbakır Valisi daha hiçbir şey belli değilken -“hiçbir şey” derken otopsi raporunu söylüyorum, tespit tutanaklarını söylüyorum, hastane kayıtlarını söylüyorum- çıkıp dedi ki: “Bu gencin elinde bomba vardı, bombayı atarken patladı ve öldü.” Yirmi dört saat sonra bütün bu raporlar geldi, otopsi raporları vesaire aslı astarı yok, üzerinden panzer geçmiş ve öldürülmüş, bütün kaburga kemikleri kırılmış. Valiye açtım, sordum -evlere şenlik bir Vali- on beş dakika konuştu, makineli tüfek gibi, bir suçlunun psikolojisiyle. “Tek bir polis gözaltına aldın mı?” Yok. “Tahkikat yaptırdın mı?” Yok. “Tespit yaptın mı?” Yok. “Peki, Allah’tan korkmadın mı? Panzerin ezdiği çocuğu aldın, götürdün karakolun bahçesine -hastaneye götüreceğine- yarım saat can çekişti. Sen orada bostan korkuluğu musun?” Buna da cevap yok.

Değerli arkadaşlar, bu skandalların üstü örtülemez. Bugün Sinop’ta da Diyarbakır’da da failler bellidir, panzeri kullanan da bellidir, o genci karakolun bahçesinde yarım saat bekleten, can çekişirken parmak izini alan alçaklar da bellidir -kimse bu alçaklar- ama devlet bunları ortaya çıkaramıyorsa, üstünü örtüyorsa bu çok daha büyük bir rezalettir. Ben Altan Tan olarak, seçim döneminde 10 bin kişinin katıldığı bir yürüyüşte giderken savcı benim fotoğrafımı çıkarıp hakkımda dava açabiliyor “Bu yürüyüşe katıldın.” diye ama devlet, bütün bu kamera kayıtlarına göre, bütün bu tespitlere rağmen bunu yapamıyorsa, yardım yataklıktan öte, suçluyu teşvik ve suçu örtme suçlarından töhmet altındadır.

Değerli arkadaşlar, acilen cevap bekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Öznur Çalık, Malatya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin kadına yönelik fiziksel, ekonomik, siyasal, her türlü şiddetin kadın sağlığı üzerinde yarattığı etkilerin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması için verdiği Meclis araştırması önergesi aleyhine söz almış bulunuyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yanlış bilgi Sayın Vekilim. Yanlış bir hazırlık yapmışsınız, araştırma önergemiz onunla ilgili değil.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Grup önerisi, grup önerisi.

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Devam edin, sorun değil.

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Sayın Buldan’a teşekkür ediyorum. Geçen hafta araştırma önergesi vermişlerdi, bu hafta grup önerisi. Amaç, kadına karşı uygulanacak her türlü şiddete engel olmaksa, bunun adı grup önerisi olur, bunun adı araştırma önergesi olur. BDP’nin verdiği her türlü, kadına karşı şiddetle ilgili araştırma önergelerinde ya da grup önerilerinde söyleyecek çok sözümüz olduğunu ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu söylemem gerekir ki iktidarımız son on yıldan bugüne çok önemli yasal düzenlemeler yaptı ve şunu çok net biliyoruz ki kadına karşı uygulanacak şiddet yasalarla maalesef engellenmiyor; çok ciddi manada toplumsal zihinsel değişime ve dönüşüme ihtiyacımız var.

Bununla ilgili olarak öncelikle yasalarda neler yaptığımızı dile getirmeden evvel, dün Sinop’ta yaşanan, BDP milletvekillerinin maruz kaldığı şiddeti, bugün sabah saat 11.00’de Sayın Başbakanımızın grup toplantısında da dile getirdiği gibi bizler de şiddetle kınıyoruz. Şiddetin her türlüsüne karşıyız, kadına da çocuğa da, trafikte, sokakta, hepsine karşıyız. Fakat, esas bugün cümlemizin öznesi “kadın” ve cümlenin öznesi kadın olduğunda gerisinin teferruat olduğunu, siyasetin de teferruat olduğunu hepimizin bilmesi gerekir.

Biz çok önemli yasal düzenlemeler yaptık. Neler yaptık diye dönüp baktığımızda, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde, 2004 yılında, kadın ve erkeğin eşitlenmesi, vatandaşlık haklarında eşit haklara sahip olması konusunda düzenlemeler yaptık. 90’ıncı maddede düzenlemeler yaptık ve uluslararası sözleşmelerin ulusal sözleşmelerin üstünde olduğunu ortaya koyduk ve 2010 yılında Anayasa’nın 10’uncu maddesinde düzenleme yaptık ve dedik ki: “Kadın ve erkek fırsatları eşitlenmeli, yapılacak olan çalışmalarda da pozitif ayrımcılık gösterilmeli.”

Peki, değerli milletvekilleri, bugün bu grup önerisini veren, geçen hafta araştırma önergesini veren BDP, 2010’daki 10’uncu maddede yaptığımız kadına karşı pozitif ayrımcılıkta BDP Grubu ne yaptı hatırlıyor musunuz? Oylamalara katılmadılar, protesto ettiler. Hani, kadına karşı şiddete karşıydınız? Biz, Anayasa'da yaptığımız değişiklikte de buna, hem Mecliste karşı olduğumuzu gösterdik hem de referanduma götürdüğümüzde, milletimiz karşı olduğumuzu çok net göstermiş oldu.

Biz, Medeni Kanun’da değişiklikler yaptık, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’da değişiklikler yaptık, Ceza Kanunu’nda değişiklikler yaptık; Belediye Kanunu’nda yapmış olduğumuz değişiklikle beraber yapmış olduğumuz kadın konukevi sayısındaki artış hepinizin takdirindedir.

İş Kanunu’nda hem 2003 yılında değişiklik yaptık; doğum izinlerinde, süt izinlerinde ve kadınlarımızın emekli olmalarıyla ilgili haklarında düzenlemeler yaptık ve 2004 yılında bir Başbakanlık genelgesi yayınladık, personel temininde eşitlik sağladık.

Bunlarla beraber, 2009 yılında Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunu kurduk. İşte bu Komisyonda yapmış olduğumuz alt komisyon çalışmalarından biri, kadına karşı şiddetin önlenmesiyle ilgili bir alt komisyon idi ve biz, geçen sene -bu çalışmayı Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda 2010 yılında tamamladık- 2011 yılında ilk kez İstanbul Sözleşmesi’ni İstanbul’da imzaladık ve tüm dünyada bu işi ilk imzalayan ve yapan, parlamentosundan geçiren de yine Türkiye oldu ve akabinde -yine Meclisimizde, kadına karşı şiddette biz de varız- Meclis Başkanımız, Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız bu imzaları attı.

Bunlar sadece yasal düzenlemeler. Biz ne diyoruz? Biz, çok ciddi manada zihinsel bir değişim olması gerekir diye düşünüyoruz. Şiddet olgusu tarihin her safhasında bir gerçek olarak karşımıza çıkmakta. Kadına karşı şiddet, geçmişten geleceğe evrensel bir sorun. Yapılan araştırmalar sadece tek bölgeye özgü olmadığı gibi, sadece Türkiye'ye de özgü değil. Tüm dünyada kadınlara yönelik şiddet, aşk, kıskançlık, tutku, namus ya da gelenek bahaneleriyle mazur görülebilmekte.

Şiddet ya da töre cinayetlerinin sadece Doğu medeniyetlerine özgü olmadığı, Batı’da “tutku cinayetleri” olarak isimlendirilen olayların varlığı da maalesef bir gerçektir. Öyle ki bütün dünyada, eşi ve yakınları tarafından öldürülen kadınların sayısı, maalesef, savaşta ve açlıktan ölen kadın sayılarından daha fazla. Ancak, başka ülkelerde yaşanan şiddet olayları, bizim kendi içimizde, kendi ülkemizde yaşanan şiddetle ilgili sorumluluğumuzu tabii ki ortadan kaldırmıyor. Şiddetin dünyanın her yerinde farklı boyutlarda var olduğu gerçeği, kendi ülkemizde yaşanan şiddeti tabii ki haklı kılmıyor. Zira bizim bağlı olduğumuz değerler, kendi ülkemizde şiddete hiçbir şekilde tolerans gösterilmemesini gerektiriyor.

“Aile” ve “şiddet” yan yana dahi gelmemesi gereken iki kelime. Tekraren söylüyorum: “Aile” ve “şiddet” yan yana gelmemesi gereken iki kelime. Buna rağmen, Türkiye’deki araştırmalar -şiddete uğrama oranı maalesef yüzde 40- yaklaşık her 2 kadından 1’inin şiddete maruz kaldığını, hatta, daha acısı, her 10 hamile kadından 1’inin de şiddete maruz kaldığını göstermekte.

Sonuçta, aile içi şiddet, toplumdaki şiddetten tabii ki bağımsız düşünülemez. Toplumdaki şiddet olgusunun artması, insanların sorunlarını şiddetle çözmeleri aile içi şiddet vakalarını artırmakta.

Kadınların en çok güvende oldukları yer, kendi evleri, kendi haneleri ve kendi eşlerinin yanı; en çok sevgi ve saygı bekledikleri, eşleri, arkadaşları. Bizim unutmamamız gereken, maalesef, onların eliyle şiddete uğramalarının verdiği zararın çok daha fazla olduğudur. Araştırmalar kadınların yüzde 24’ünün aile içi şiddet sonucu yaralandığını gösteriyor ve bu çok ciddi manada fiziksel, psikolojik rahatsızlıklara vesile oluyor. Unutmayalım ki kadına karşı şiddet tek bir eylem olmayıp bir davranış biçimidir ve yapılan araştırmalar, tek bir kereyle kalmadığını ve bu şiddetin belli aralıklarla da devam ettiğini maalesef göstermekte.

Bizler en son yasa değişikliği yaparak, 8 Mart 2012 tarihinde, ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin kanunu yürürlüğe soktuk. Bu yasa ile her kadın ve aile bireyi şiddete karşı devlet koruması altına alındı. Sadece cezai yaptırımlar değil, önleyici ve koruyucu önlemler de alındı ve Hükûmetimiz bu konuda yaptığı çalışmalarla çok net kararlılığını gösterdi. Şiddetin kompleks yapısı, uzun soluklu bir mücadeleyi ve kararlı bir AK PARTİ’nin oluşturduğu devlet politikasını beraberinde getiriyor.

Sonuçta, cinsiyete dayalı şiddet, maalesef -çok üzülerek söylüyorum- bir avuç psikopat erkeğin kadına karşı uygulamış olduğu şiddettir ve maalesef öğrenilmiş bir koddur. Bize düşen, bu kodu değiştirmektir, şiddetin çözüm olmadığını tüm topluma anlatmaktır ve bizler, bize düşen, özellikle ev içindeki şiddetin hukuksal olduğu kadar toplumsal bir yaptırımının olduğunu da hep birlikte ortaya koymalıyız, kadınıyla, erkeğiyle birlikte bunun karşısında durmalıyız.

Sonuçta Rabb’im bizi yani insanları yeryüzünün halifesi olarak kılmış ve bunu ayetlerinde açıkça ifade ederken cinsiyet ayrımı da yapmamış. Biz, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, kadınların hiçbir değerinin olmadığı bir dönemde yetişip tek bir defa eşine ya da çocuğuna el kaldırmamış bir peygamberin ümmetiyiz. Peygamberimiz, kolu kırılan bir kadın yanına geldiğinde onu ailesinin yanına göndermiş “Kim bilir ne yaptı da bunu hak etti.” dememiştir, kocasına neden eşini dövdüğünü bile sormamıştır. Bunların hepsi bizim için önemli örneklerdir.

Peygamberimizin şiddet konusundaki, şiddeti hiçbir şekilde mazur görmeyen tavrı bütün herkes tarafından bilinmelidir ve şunu söyler ki: “Allah’ın senin üzerindeki gücü, senin kölen üzerindeki gücünden çok fazladır.” Kölesini döven bir sahabeye söylediği sözlerdir.

Güçlünün güçsüze asla ve asla şiddet uygulamaması gerektiği aşikârdır. Buna rağmen, insanlar en sevdiği arkadaşına şiddet uygulamazken evinde karısına, eşine, canparesine maalesef şiddet uygulayabilmektedir. Bu, sadece ve sadece, kadına uygulanmaması gereken şiddeti ortadan kaldırmak için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) - …hep beraber mücadele etmemizin en önemli göstergesidir.

Ben bu vesileyle bir kez daha yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Aytun Çıray, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bu önergeyi veren arkadaşlarımızın da dün Silivri’de yaşanan o saldırıyı, o faşizan baskıyı, o hukuk dışı anlayışı seslendirmesini isterdim çünkü saldırı, yeri ve zamanı itibarıyla nerede olursa olsun hukuka ve insanlığa aykırı bir kavramdır.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin BDP’nin grup önerisine gösterdiği ciddiyetsizliğe de, ciddiyetsizlik konusuna da dikkatinizi çekmek istiyorum çünkü verilen önerge ile konuşulan konu bambaşka iki konu. Öyle anlaşılıyor ki bu konuda ya Adalet ve Kalkınma Partisi bir suçluluk hissiyle bu konuya girmek istemiyor ya da söyleyecek lafları yok, bu işlerden uzak durmak istiyorlar.

Değerli milletvekilleri, bir an için Hakkârili bir kardeşimizin Muğla’da bir kıyı kasabasına gittiğini düşünelim; deniz gören, çam kokulu ıssız bir ormanda yürüyüşe çıktığını hayal edelim. Bu Hakkârili kardeşimiz Muğla’nın o ıssız ormanında yürürken ne anasının aklına bir kuşku düşer ne de eşi onun başına bir şey gelecek diye endişe eder. Çünkü, vatan böyle bir şeydir değerli arkadaşlar. Şimdi, bir de tersini hayal edelim, İzmirli bir hemşehrimizin -aksine- Güneydoğu’da dağları gezmek istediğini hayal edelim ve annesine, kardeşine, eşine, yoldaşına “Ben Güneydoğu’daki dağları özledim, oradaki yaylaları görmek istiyorum, haberiniz olsun, gidiyorum.” dediğinde ona annesi veya eşinin “Güle güle git, güle güle gel.” diyeceğini düşünemezsiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Güle güle git.” der ama.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Ama, dikkat edin, “Hayatını tehlikeye atma evladım.” Diyeceği birşeyle karşılaşır.

İşte, hepimiz aslında bu asimetrinin anlamı üzerinde düşünmek zorundayız çünkü vatan sadece doğduğumuz topraklar değildir. İçimizde hiçbir güvenlik endişesi hissetmeden ve hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan, aklımıza estiği zaman gidip gezeceğimiz, orada hayat kuracağımız yerin adıdır vatan. İşte, burada devlete yani bugün devleti yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetine büyük görev düşüyor. Eğer bugün bu ülkenin bir kısmına gidilemez hâle gelmişse ve bir kısmında bu ülkede egemenlik devri yapılmışsa, o zaman söz konusu olan bir âcizliktir.

Benim burada kullandığım güvenliği kimse yanlış anlamasın, ben buradaki güvenliği, ne panzerlerin önüne çocukları sürme vicdansızlığı ne de o masum çocukları ezen panzerler açısından güvenliği kastetmiyorum; benim burada kastettiğim güvenlik anlayışı, özgürlükle eş değer olan güvenlik anlayışından söz ediyorum değerli milletvekilleri çünkü unutmamalıyız ki güvenliğin olmadığı yerde özgürlük olamaz. Bu anlamda da Adalet ve Kalkınma Partisi topraklarımızı vatan kılma konusunda âcizdir.

Değerli milletvekilleri, hatırlamanızı rica ediyorum, 28 Eylül 2011 tarihinde İzmirli genç bir kimyager Yüksekova’da sırtından vurularak öldürüldü. Adı Engin Yıldırım’dı. Henüz otuz bir yaşındaydı. Dört ay önce doğum yapmış olan öğretmen eşi Seval Yıldırım’ı ziyaret etmek ve yerleşmesine yardımcı olmak için Yüksekova’ya gitmişti. Bu genç insanlar İzmir ve Yüksekova arasında bir hayat ve bir gelecek kurmak için çalışıyorlardı. Eğer bunu başarabilselerdi, eğer bu gencimiz sırtından vurularak öldürülmeseydi, bu hayattan İzmirli ve Yüksekovalılar arasında güçlü vatandaşlık bağları ortaya çıkacaktı. Yüksekova’da sırtından vurularak öldürülen Engin’in cenaze töreninin yapıldığı Buca’daki cemeviyle kendi evi arasındaki yol yirmi dakikadır. Yüksekovalı bir vatandaşımız bu yirmi dakikalık yola gittiğinde ve o yolda yürümeye başladığında, oradaki insanlarla karşılaştığında, onlara “Günaydın, selamünaleyküm.” dediğinde bir kurşunla değil, aynı, candan bir selamlaşmayla karşılaşır. Vatandaşlık budur işte değerli arkadaşlar, ırkçılık olmayan anlayış budur işte. Bu, bizi birbirimize bağlayan büyük bir güçtür. Vatandaşlık bizi etnik kimliğimizin, mezhebimizin, Cumhuriyet Halk Partili, AKP’li, BDP’li, MHP’li veya başka bir partili oluşumuzun üzerine çıkarır ve bu, ifadesini Atatürk’ün formüle ettiği “Ne mutlu Türk'üm diyene” ifadesinde hayat bulur.

Değerli milletvekilleri, Manisalı bir vatandaşımız Güneydoğu’ya sadece askerlik yapmak için gitmemeli, o Mardin’e Başbakanın yaptığı gibi hukuku katletmek, hukuk yerine elektrikte helal ve haram kavramını getirmek için de gitmemeli. Manisalı kardeşimiz Mardin’e kız istemek için gitmeli, damadının ailesine veya damadının ailesiyle tanışmaya gitmeli, Mardin’in güzelliğini görmek için gitmeli, ömrüne ömür katmak için gitmeli ve döndüğünde Manisa’da bir bağ bozumunda “Turnam gidersen Mardin’e” ezgisini bir Ege türküsüymüş gibi mırıldanmalı, mırıldanabilmeli. Anlatmak istediğim, vatandaşlık, insanımızın devletle sadece uyrukluk ilişkisi içinde olan bağını ifade etmez, vatandaşlık esasen, asıl, insanlar arasındaki ilişkileri ifade eder.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin bölücü siyaseti nedeniyle gençlerimiz kendilerini etnik ve dinî kimliklere indirgemeye başladılar. İşte bundan ötürü, ben genellikle “Kürt sorunu” adı verilen bu sorunu, aynı vatanın bir parçası olan vatandaşlarımız arasında kardeşlik ve sevgi bağlarını koruma sorunu olarak görüyorum. Biz siyasilere düşen bu bağları güçlendirmenin koşullarını hazırlamak ve zayıflayan bu bağları güçlendirmektir. Yanlış anlamaları, ön yargıları, kasıtlı saptırmaları, cehaleti ve kabileci fanatizmi ortadan kaldırmalıyız.

Değerli milletvekilleri, bu iktidar artık kendini sorgulamalı çünkü siyasetçinin görevi, insanları etnik ve dinî inançları nedeniyle mağdur etmek yerine, eğer insanların etnik ve mezhepsel nedenlerle mağduriyetleri varsa bu mağduriyeti ortadan kaldırmaktır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan Mardin’de bir konuşma yaptı ve orada, her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına aldığını söyledi. Aslında, bu konuşma, gerçekten, ileride gençlere gösterilmesi, bir fıkra olarak anlatılması gereken bir konuşma, kendi içinde dahi çelişen bir konuşma. Bir paragrafında asimilasyondan söz eden Başbakan, diğer paragrafında bin yıllık kardeşlikten söz etmiş. Şimdi ben Başbakana soruyorum: Asimilasyon çabaları mı doğruydu, yoksa bin yıllık kardeşlikten söz ettiğiniz o cümleler mi doğruydu? Doğrusu, bu Başbakanın yaptığı hiçbir şey beni artık şaşırtmıyor. Aslında, eskiden sabah söylediğini akşamüzeri inkâr eden bu Başbakan, şimdi aynı televizyon programının başında söylediğini sonunda inkâr eder hâle geldi. Aynı televizyon programında “Benim başkanlık talebim yok.” diyen Sayın Başbakan, o programın sonunda başkanlık talebinin olduğunu Türk milletine ilan etti.

Değerli milletvekilleri, kibir böyle bir şeydir işte. Bir çeşit sarhoşluk hâlidir kibir. Dengeyi bozar, dilin ölçüsünü bozar, aklı kaydırır. Sayın Başbakan da kibre bağlı ağır bir sarhoşluğun içerisinde; akla gelen, akla gelmeyen mukayeseler yapıyor. Kurucu milliyetçiliği, Atatürk milliyetçiliğini ırkçılıkla eşitleyip bir kalemde harcamaya çalışıyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç de onunla alakası yok.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Sarhoş cüretkârlığı içinde, memleketinin temellerini dinamitliyor. Üstelik, bunu büyük idealler uğruna yapmıyor, çoğu zaman maddi çıkar ya da güç devşirmek ve başkanlık sistemini getirmek için yapıyor. Ama unutmayın ki bu Meclisin rejim değiştirmeye anayasal olarak yetkisi yoktur. Korkarım ki bu sarhoşluk masasından her şeyi kaybetmiş olarak kalkacak Sayın Başbakan. Ayakları altında ezdiğini zannettiği Atatürk milliyetçiliğinin asıl o altında ezilecek.

Bir hekim olarak, değerli arkadaşlar, Başbakanın bu ağır sarhoşluk hâlinden bir an önce kurtulması için bir kibir tedavisine ihtiyacı olduğunu söylüyorum.

Roma Senatörü Cato her konuşmasını “Kartaca yıkılacak.” diye bitirirmiş, ben de bundan sonra her konuşmamı “Ne mutlu Türk'üm diyene!” diye bitireceğim.

Saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Tülay Selamoğlu, Ankara Milletvekili.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ramazan Can…

BAŞKAN – Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, grup önerileri gündeme getirilirken Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Barış ve Demokrasi Partisi, önce vermiş oldukları araştırma önergelerini, eski tarihli araştırma önergelerini grup önerisi şeklinde gündeme getiriyorlar. Nitekim bugün de öyle bir şey oldu gibi. Şöyle ki: Grup önerisi gündeme getirilirken Barış ve Demokrasi Partisi Yazı İşleri Müdürü bizim Yazı İşleri Müdürümüzle görüşerek kadına karşı şiddetle ilgili grup önerisini, araştırma önergesini dile getirmişlerdir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Öyle bir şey yok ki!

RAMAZAN CAN (Devamla) - Ancak, Danışma Kuruluna katıldığımızda ittifak sağlanamadığından, Anayasa, İç Tüzük 19’uncu maddesi gereğince grup önerisi şeklinde gündeme getirebiliyorsunuz. İttifak sağlanamadığında ve toplantı gerçekleşmediğinde grup önerisinin ne olduğu belirli olmuyor. Burada, muhalefet partisi temsilcilerinin ve grup başkan vekillerinin bundan böyle bu konuda dikkat etmelerini de özellikle istirham ediyoruz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sen dikkat et!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Aşağıda Danışma Kurulu toplanıyor. Ya söylediğinize kendiniz inanıyor musunuz?

RAMAZAN CAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasanın 10’uncu maddesine göre, herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Biz, memleketimizde yaşayan her türlü kesimin kanun önünde eşit olduğunu deklare eden ve teminat eden bir partinin temsilcileriyiz. Bu parti sadece pozitif ayrım noktasında, 12 Eylül 2010 referandumunda kadınlarımıza, çocuklarımıza, şehit ve gazi yakınlarımıza pozitif ayrım noktasında eşitliğe bir istisna getirmiştir; onun haricinde herkes eşittir. Tabii ki yaşanan münferit hadiseler vardır, uygulamalarda problemler olabilir. Biz, Barış ve Demokrasi Partisini temsil eden milletvekillerinin Sinop’ta ve İstanbul’da maruz kaldığı olayları tabii ki tasvip etmiyoruz. Ancak, diğer taraftan yasalar ve Anayasa çerçevesinde gösteri ve yürüyüş hakkının da -izin alınmaksınzın- bir hak olduğunu bilen ve bunun da teminatını öne süren bir partiyiz.

Burada eğer yasa dışı bir faaliyet varsa, yasalara aykırı bir faaliyet varsa gerek yürütme, emniyet, valilik gerekse savcılık, yargı anlamında bunun gereğini yapacaktır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Televizyon izlemiyorsunuz herhâlde, ne yasa dışısı, linç var orada. Ayıp ya!

RAMAZAN CAN (Devamla) - Bu konuda şikâyet etme hakkını da herkes haizdir.

Hukuk devletinde herkesin gösteri ve yürüyüş yapma hakkına da riayet edilmesi, bu ikisi arasında bir dengenin kurulması gerektiğine inanıyoruz.

Diğer taraftan…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ne demek istiyorsun, ne demek istiyorsun doğru düzgün söyle, biz de bilelim. İyi mi yaptılar diyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İyi mi yaptılar diyorsunuz?

RAMAZAN CAN (Devamla) - İyi yapmadılar tabii ki…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O zaman niye savunuyorsun?

RAMAZAN CAN (Devamla) - İyi yaptıklarını söylemiyoruz biz ancak buradaki dengenin gözetilmesi gerektiği noktasındaki fikirlerimizi beyan ediyoruz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Nerede bu denge?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ne dengesi ya, ne dengesi!

RAMAZAN CAN (Devamla) - Barış ve Demokrasi Partisi milletvekillerinin maruz kalmış oldukları hareketi kabul etmemiz tabii ki mümkün değildir ancak bizim demek istediğimiz şu ki: Burada bir denge gözetilmeli. Anayasa ve yasalarca yasalara uygun bir şekilde gösteri ve yürüyüş yapılıyorsa tabii ki buna da saygı duymak durumundayız. Eğer, bu gösteri ve yürüyüş birilerinin haklarına halel getiriyorsa bu konuda gerek emniyet gerek valilik gerekse savcılık ve yargı makamları devreye girmiştir, girecektir.

Diğer taraftan, biz bugün Başbakanımızın grup toplantısında da dile getirdiği gibi, her türlü etnik milliyetçiliğe, dinî milliyetçiliğe karşı olduğumuzu, hatta bunları ayaklarımızın altına alacağımızı da söyledik. Biz, milliyetçiliği; bu memleketin insanlarına ayrım yapmaksızın hizmet yapma noktasında, refah seviyesini yükseltme noktasında algılıyoruz. IMF’ye bağlı kalanların, bankaların içini boşaltanların milliyetçilik algısı tamamen tatlısu milliyetçiliği algısından ibarettir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisini kabul etmediğimizi, gündeme geçmemizin elzem olduğunu belirtiyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun  İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 19 Şubat 2013 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; 417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

                                                                               19/2/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 19/02/2013 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                               Ayşe Nur Bahçekapılı

                                                                                       İstanbul

                                                               AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 3’üncü sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 22 ve 23 Şubat 2013 Cuma ve Cumartesi günleri de saat 14.00'te toplanması ve bu birleşimde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

19 Şubat 2013 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek bu birleşiminde 417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

20 Şubat 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 193 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

21 Şubat 2013 Perşembe günkü birleşiminde 367 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

22 Şubat 2013 Cuma günkü birleşiminde 345 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

23 Şubat 2013 Cumartesi günkü birleşiminde 57 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması  hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

 

 

 

                                                417 Sıra Sayılı

SAĞLIK BAKANLIĞINCA KAMU ÖZEL İŞBİRLİĞİ MODELİ İLE TESİS YAPTIRILMASI, YENİLENMESİ VE HİZMET ALINMASI İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN

TASARISI  (1/722)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 14 üncü maddeler

14

2. BÖLÜM

15 ila 27 nci maddeler (Geçici 1 inci madde dâhil)

14

TOPLAM

 MADDE SAYISI

28 |

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, AKP’nin önerisi İç Tüzük’ü tamamen değiştiriyor. Bakın, İç Tüzük’ümüzün 98’inci maddesi aşağı yukarı der ki: “Haftada iki gün ve en az bir saat olmak üzere sorular görüşülür.” Meclis açıldığı günden bugüne kadar hep getirdiği AKP’nin…

BAŞKAN – Sayın Genç, grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin sözcüsü var, bu düşünceleri dile getirir efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, usulle ilgili tartışma açıyorum.

BAŞKAN – Neyin tartışmasını açıyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, bu önerinin birinci kısmının işleme konulmaması lazım. Yani, salı günleri soruların görüşülmemesine ilişkin kısmı İç Tüzük değişikliğidir. Çünkü, bugüne kadar AKP zamanında haftanın iki günü soru sorulduğu söz konusu değil. Eğer bunu işleme koyarsanız tutumunuz hakkında söz istiyorum efendim çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı hiçbir zaman grup önerileriyle İç Tüzük’ü değiştirmeye yönelik olarak yapılan uygulamaları…

BAŞKAN – Sayın Genç, bugünkü uygulamamız ilk defa yapılan bir uygulama değil, teamül hâline gelmiş, daha önceden bu tarafa…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim ama bakın, artık İç Tüzük uygulanmıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN - Daha önceki dönemlerde de var, örneklerini çıkartırız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bakın, İç Tüzük’ü işlemden kaldırıyor. 98’inci maddeye göre istisnai olarak…

BAŞKAN – Anladım da geçmişte, sizin Başkan Vekilliği yaptığınız dönemde dahi bu uygulamalar var, çıkartırız biz bunların örneklerini.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başkan Vekilliği yaptığımız zamanlarda böyle öneriler gelmiyordu ama istisnai haftada bir defa gelebilir…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Haftada bir defa geliyor efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – …ama bütün çalışma boyunca her an kanun yapıyoruz. Özellikle çarşamba günleri hiç soru sorulmuyor, iki haftadır salı günü de hiç görüşülmüyor. Bana göre, her hafta, her hâlükârda 98’inci maddeye göre haftada iki gün soru sorulması gerekir. Her soru saati de iki saat, bir saatten aşağı olmaz ama burada hiç sorulmuyor, denetim yapılmıyor, hep kanun çıkarılıyor. Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimi nasıl sağlanacak?

Yani, Meclis Başkanı olarak eğer bunu uygulamaya koyuyorsanız tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

Başka söz talebi var mı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- AK PARTİ grup önerisinin sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin kısmının İç Tüzük’ü değiştirmek anlamına geldiği gerekçesiyle işleme alınıp alınmayacağı hakkında

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Parlamentonun en önemli görevlerinden birisi denetimdir. Denetim görevini yapmayan bir parlamento görevini yapmaz. Kanunlar zaten burada geliyor, işte temel kanun olarak hiç görüşülmeden gidiyor. Ama, AKP iktidarıyla beraber Türkiye aşağı yukarı ekonomisiyle, her şeyiyle talan edilen bir ülke hâline geldi.

Bakın, bir TOKİ’yi alıyorsunuz, yüzlerce suistimal var; bir elektrik dağıtım şirketlerini alıyorsunuz, muazzam suistimaller var. Bu konularda verdiğimiz soruların hiçbirine cevap verilmiyor.

Arkadaşlar, işte, geçen sene elektrik idaresi TEDAŞ elektrik perakende fiyatında yüzde 14,5 tenzilat yaptı. Bunun parasal değeri 3 katrilyon 200 trilyon lira. Normal olarak 3 katrilyon 200 trilyon liranın tüketiciye intikal etmesi lazımdı ama 3 katrilyon 200 trilyon lirayı maalesef bu iktidar zamanında 21 tane dağıtıcı şirket üzerinde bıraktı. Böyle bir şey olur mu? Ayrıca, 2010 yılında da elektrik fiyatına, tüketici fiyatlarına yüzde 32 zam yaptı.

Şimdi, burada, bunları sorularla dile getiriyoruz. Bakın, İç Tüzük’ün 98’inci maddesine göre haftada iki gün ve her gün bir saatten de aşağı olmamak üzere soru cevaplanması lazım ama maalesef AKP soruları hiç sordurmuyor…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Özellikle bu Başkan hiç sordurmuyor!

KAMER GENÇ (Devamla) – …ondan sonra diğer denetim konuları da gidiyor. Çünkü yüzü yok ki, halkın karşısına çıkıp ne söyleyecek, hep yalan söylüyorlar. Ama, Meclis Başkanlığının da buna müsaade etmemesi lazım. Dolayısıyla, bu soruları… Yani, bu gelen grup önerisi bu yönüyle İç Tüzük’e de aykırı, fiilen İç Tüzük ortadan kaldırılmış oluyor, onun için…

Gerçi iki dakikada ne söyleyeceğiz Sayın Başkan yani aslında normal bir süre verseniz de bunları tartışsak.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, Sayın Genç aleyhte söz istemişti.

Lehte söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tutumunuzun lehinde söz almış bulunuyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Tabii, nereden bu usul tartışması çıktı pek anlam veremedim. Meclisin ta geçmişten beri uygulamış olduğu bir teamülü…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teamül yok, İç Tüzük’ü oku!

AHMET AYDIN (Devamla) – …yine İç Tüzük’e uygun olarak yapılan bir işlemi nedense usul tartışmasına dönüştürdü ve aleyhte söz aldı. Hani konuşması gerekiyor ya, bir şekilde konuşacak. Konuşmak için de bahane lazım. Bu, âdeta bir bahane oldu.

Değerli arkadaşlar, burada…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Buna niye cevap vermiyorsun?

AHMET AYDIN (Devamla) -…gerek yasaların görüşülmesi gerek denetimin yapılması bugüne kadar olduğu gibi bugün de aynı şekilde tamamen Anayasa, İç Tüzük ve teamüllere uygun bir şekilde yapılıyor. Bugüne kadar, geçmişteki uygulamaların aynısını, aynı şekilde yine yürütüyoruz. Bugün de bir Danışma Kurulu talebi oldu. Danışma Kurulu talebini hem AK PARTİ Grubu hem BDP Grubu birlikte yaptı ama toplanamadığı için, yine İç Tüzük’müze göre, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre gruplar grup önerisini getirebiliyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye yazmışlar o 98’inci maddeyi oraya?

AHMET AYDIN (Devamla) - Grup önerisi de getirdikten sonra, Danışma Kurulunun önerisi gibi Genel Kurulun takdiriyle bu kabul görüyor. Bugüne kadar da yaptığımız hep bu; artı, ortaklaşa almış olduğumuz Danışma Kurulu önerilerinin bir çoğunda da bu var. Geçmişte de bu vardı, sizin zamanınızda da, sizden önce ve sizden sonra da bu zaman zaman yapıldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Geçmişte yoktu. Hiçbir iktidar sizin kadar…

AHMET AYDIN (Devamla) - Siz de zaten söz alırken “Haftada bir defa olabilir.” diyorsunuz, biz de haftada bir defa yapıyoruz zaten. Farklı bir uygulama değil, devam eden bir uygulama, aynı uygulama.

Bu nedenle, Başkanlık Divanının tutumu lehinde olduğumu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Başka söz talebi yok.

Evet, yapılan konuşmalar neticesinde tutumumda bir değişiklik olmamıştır çünkü teamül hâline gelmiştir.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 19 Şubat 2013 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; 417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ayşe Nur Bahçekapılı, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum, iyi haftalar, iyi çalışmalar diliyorum.

Bu grup önerimiz de bu haftanın çalışma gün ve saatlerini ve bu hafta görüşeceğimiz kanun tasarısını içermektedir. Özetlemek gerekirse –Divanda okundu ama- bu hafta 417 sıra sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nın gündemin ön sıralarına alınmasını önerdik.

Yine, Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında, cuma ve cumartesi günleri de toplanmasını ve bu birleşimlerde “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesini önermekteyiz.

Bugün 417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmayı öneriyoruz. Çarşamba günü 193 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar, perşembe günü 367 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar, cuma günü 345 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan görüşmelerin tamamlanmasına kadar, cumartesi günü ise 57 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışılmasını öngörüyoruz.

193, 367, 345 ve 57 sıra sayılı kanun tasarıları uluslararası sözleşmeleri kapsamaktadır.

Yine, bu hafta görüşmeyi düşündüğümüz ve önerdiğimiz 417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesini öneriyoruz.

Bir de yukarıda belirttiğimiz birleşimlerde, gece 24.00’te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarımızı sürdürmekten yanayız, bunu öneriyoruz.

Grubumuz adına, grup önerimizin lehinde oy kullanmanızı diliyor, hepinize iyi çalışmalar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hülya Güven, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, AKP’nin grup önerisi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına aleyhte söz almış bulunuyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, dün Silivri’deydik, Ergenekon duruşmasını izlemeye gelen yurttaşlarımızla birlikteydik. Jandarma, milletvekillerini “Yer yok.” diye önce almak istemedi ama sonra aldılar. Önce “Almıyoruz.” dedikten sonra ilk güvenlik kapısını açarak yurttaşlarımızı alana alıyorlar ve daha sonra kapıyı kapatarak üzerlerine  tazyikli su, biber gazı sıkılmasına sebep oluyorlar. Yüzlerine cop yiyen yaralılar da dâhil olmak üzere birçok yurttaşımız hastanelere taşınmışlardır. Ne oluyoruz? “Bunlar yapılsın.” diye emir verenlerdeki bu öfke nedir, anlamak mümkün değil. Orada, ne olduğunu anlamadan şiddete uğrayan, yaralanan kadınlarımız, cop yiyen yurttaşlarımız büyük şaşkınlık içindeydiler. “Kapıları bizi dövmek için mi açtılar?” diye soruyorlardı. Sahiden, yurttaşlarımızı dövmek için mi kapılar açılıp alana hapsedildiler; vatandaş, jandarma ve polisle karşı karşıya getirildi?

Yine bu tür bir sistemin sağlığa da uygulandığını görüyoruz. Öncelikle, binlerce sağlık emekçisini ilgilendiren şehir hastaneleri kanun tasarısı kamuoyunda ve ilgili komisyon olan Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda tartışılmadan, kaçırılarak Meclise getirilmiştir. Eğer yurttaşlarımızın iyiliği için hazırlanan bir kanun tasarısı olsaydı bu şekilde her yerden kaçırılarak “Parmak çoğunluğuyla nasıl olsa geçecek.” diye Meclise getirilir miydi? Üstelik, hızlı bir şekilde görüşülerek geçen Plan ve Bütçe Komisyonunda da tutanak tutulmadığını biliyor musunuz? Ne konuşuldu, ne tartışıldı? Kayıtlar ya saklanıyor ya da hiç tutulmuyor. Artık her şey birer birer kayıtlardan da kaçırılmaya başlandı. Bu düşüncede bir Hükûmetin yurttaşlarını düşündüğüne nasıl inanılacak?

Bu kanun tasarısıyla, özelleşme sırası devlet hastanelerine geldi. Önce kamu hastaneleri birlikleri oluşturuldu, tüm sağlık çalışanları taşeronlaştırıldı. Daha sonra kamu-özel ortaklığı modeli ile sağlık hizmetlerinin tamamı özel şirketlere devrediliyor. Artık bu kanun teklifi ile de sağlığın tamamen özelleşmesini yaşayacağız bundan sonra. Yani, AKP olarak şehrin her yerine, her ilçesine yaygın ve planlı bir şekilde sağlık hizmetine ulaşımı kolaylaştırmak yerine, her semtten, her ilçeden, her beldeden yaşlı, engelli ve hasta ulaşımını kolaylaştırmak yerine mevcut hastaneleri de kapatıyorsunuz. Şehrin bir ucuna, büyük bir şehir hastanesi kurulsun diye bir şirkete veriyorsunuz. Sonra “O hastaneyi o şirket yaptı.” diyerek hem hastanenin işletmesini veriyor hem de kira ödüyorsunuz hem de maliyetin en az 6 katı bedel ödeyecek şekilde. Kaç yıl? Şimdilik yirmi beş yıl, belki de kırk dokuz yıl olacak. Yani “Devlet hastane yapamıyor. Özel şirketler hastane yapsın, işletsin, kâr etsin, üstüne biz de kira ödeyelim.” diyorsunuz. Bitti mi? Hayır. Boşaltılan eski hastane binalarını da AVM yapsın diye yine bu şirketlere veriyorsunuz.

Yurttaşlarımız, bugün, nüfus yoğunluğu yüksek olduğu için ve kolay ulaşabilmek için ilçelere bir devlet hastanesi kurulsun isteğinde bulunurlarken, kampanyalar yaparken şehrin bir tarafına 2 bin ya da 3 bin yataklı büyük bir hastane çabası içindesiniz. Bu hastaneye acil bir durumda diğer ilçelerden, beldelerden gece-gündüz, yaşlı, engelli nasıl ulaşacak bu yurttaşlarımız? Kaç lira taksi parası ödeyecekler acaba?

Gerçi, Sayın Başbakanımız geçenlerde bir açıklama yaptı, engelliler belediye otobüslerinden bedava, trenlerden indirimli yararlanacaklar diye. Sayın Başbakana yine yanlış bilgi vermişler. Bugüne kadar engelliler zaten otobüslerden bedava, trenlerden de indirimli olarak yararlanıyorlardı. Zaten uygulamada olan bir indirim yeni veriliyormuş gibi neden söylenir ki?

Yine, bugün çıkardığınız 2022 sayılı Kanunda, aslında bu düzeltilmesi gereken bu maddedir, 18 yaş üstü engelli gençlerimizin aylığını kesiyor; bunu biliyor muydunuz? Üstelik, kanun çıkıncaya kadar eğer bu aylığı almışlarsa da o para geri isteniyor. Bugün birçok engelli gencimiz ailesiyle birlikte zor durumda. Zaten geçinme zorluğu çeken engellilerimizin aylıklarını, 18 yaşını doldurdu diye neden kesiyorsunuz ki? Amaç, engellileri ve annelerini eve kapatarak gözleri açılmasın, etrafı görmesin, isteklerde bulunmasınlar mı?

Sayın Başbakanımız geçen gün bir konuya daha değindi, kadına şiddet konusu, hatırlarsınız. Mardin’de şiddet gören kadınlarımıza verilen öğüt: “Eğer erkek şiddet uygularsa sen de karşı koy.” Yani, artık bu Hükûmetin kadını kurtaracak hâkimi, savcısı, polisi, jandarması yok. “Sen başının çaresine bak.” deniliyor kadınlarımıza.

Sayın milletvekilleri, bir aile düşünün, erkek karısını dövüyor, belki de bıçakla tehdit ediyor; kadın da polise başvuracağına ya da sığınmaevine gitme yolu arayacağına Sayın Başbakanın öğüdünü tutarak eline bir şeyler alıp karşı koyuyor; onları seyreden 6 tane çocuk… Manzarayı gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? Bu çocuklar, bu aile artık normal yaşamlarını sürdürebilirler mi? Bu çocuklar normal bir aile kurabilirler mi?

Artık kanun tekliflerini kamuoyuyla paylaşmadan Meclise getirdiklerinden, artık engellilere uygulanan indirimlerin yeni gibi sunulmasından, kadınlara “Polise gitmeyin, şiddet uygulayana siz de uygulayın.” denilmesinden anlıyoruz ki AKP ülkeyi yönetememektedir.

Yaşlılarımıza gelince, yine 2022 sayılı Kanun’la yaşlılarımıza aylık olarak Sayın Başbakanımızın verdiği bahşiş kadar yardım, ancak yaşlının bakacak kimsesi yoksa veriliyor. Asgari ücretli de olsa bakmakla yükümlü kimsesi varsa aylık olarak o bahşiş de verilmiyor. Yapılan gelir testinin ise kriterlerini kimse bilmiyor, uygulayıcı birime ya da kişiye göre değişiyor ve hiç de adil uygulanmıyor. Çok merak ediyorum, hak ettikleri hâlde aylıklarını alamayan yaşlılarımız, engellilerimiz ne yerler, ne içerler, ne giyerler? Acaba, ayda bir kez olsun sinemaya gidebilirler mi ya da gezmeye gidebiliyorlar mı? İlaçta ve tedavide katkı paylarını nasıl ödüyorlar? Hastaneler de özelleştikten sonra onlar ne yapacaklar? Artık sağlık adım adım özelleştiriliyor, önce sağlık ocakları kaldırıldı, şimdi de sıra hastanelere geldi.

Şiddet ülkemizin her yerinde kol geziyor ve buna karşı alınacak olan önlemler, alınmış önlemler hemen hemen hiç yok, herkes kendi başına bırakılmış gibi bir durumdayız. Acaba, istenen, bizlerin ve tüm vatandaşların silahlanması mı? Bizler artık kendi kendimizi bu şekilde mi koruyacağız? Bu soruların cevaplarını herhâlde Hükûmetimiz düşünmektedir.

Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Partimizin vermiş olduğu grup önerisinin lehinde söz almış bulunmaktayım. Grup önerisiyle bu haftaki çalışma saatlerimizi ve çalışacağımız konuyu belirliyoruz.

Biraz önceki konuşmacı, konuşmasında “Engelliler ücretini alamıyor, engellilere ödeme yapılmıyor.” gibi birkaç cümle sarf etti. Bu vesileyle ona da cevap vermek istiyorum. Acaba, hangi engelli maaş alamıyor, bilmek isteriz yani acaba kime ne ücret ödenmiyor? Engellilere bizim dönemizde yapılan düzenlemeler kadar hiçbir dönemde düzenleme yapılmamıştır. İlk defa, engelliye, insan onurunu, insan değerini veren AK PARTİ olmuştur.

Bir diğer konu da “Şiddet uygulayana, şiddet uygulayın.” diye Sayın Başbakanımızın hiçbir zaman böyle bir açıklaması olmadı. Onun söylemek istediği, şiddete muhatap olanlar bunun karşılığını hukuk zemininde arasınlar, bunu lütfen kabul etmeyin anlamında söz sarf etmiştir. Bunu, herhâlde, yanlış anlaşılma olarak kabul ettiğinizi kabul edelim diyorum.

Ben, bu haftaki çalışmamızın, çıkaracağımız yasaların herkese, milletimize, bütün insanlığa hayırlar getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, şunu samimiyetle ifade edeyim: Ben, siyasete yeni girdim, Meclise de yeni geldim. Mecliste benim dikkatimi çeken ve gördüğüm şey şuydu: Meclisin belli bir İç Tüzük’ü vardır. Bu tüzük, Meclisin kanunudur ve asla bu tüzük dışına çıkılmadan hareket edilir. Ama, sonradan gördüm ki Meclisin tüzüğünün içerisinde birtakım maddeler var. Aslında, tüzüğün uygulanmasını önleyen, onu her istediğiniz yöne çekebilecek birtakım maddelerle dolu ve eğer elinizde gücünüz varsa, siyasi gücünüz varsa tüzüğü hiçe sayarak istediğiniz şekle, gündeme aldırabilirsiniz ve yaparsınız. Ha, demokrasinin bir temel noktasıdır diye düşünebilirsiniz bunu ama ne gariptir ki demokrasinin temel noktası olmayan konularda da tüzüğün delindiğini çoğu kez görüyoruz. Mesela, Hükûmetin kanun hükmünde kararnamelerini tüzüğe göre Meclise getirmesi gerekiyor ama Meclise, bunları getirmiyor. Hangi sebeple veya neye dayanarak getirmiyor, kim bunun gelmesini istemiyor, geldiği takdirde neler olacak; bunlar düşünülmüyor.

Keza, buna benzer olmak üzere, işinize geldiği zaman, hemen bir karar çıkarıp grupların desteğini almadan, onlarla bir mutabakata varmadan, istediğiniz şekilde gündemi belirleyebiliyorsunuz ve bu gündem, doğrudan doğruya, artık tek partili sisteme dönmüş bir tüzük ortaya koyuyor. Dolayısıyla, açıkçası, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu tavırlarını, siyasetin bu tavırlarını yadırgadım.

Değerli milletvekilleri, demokrasi dediğimiz zaman, demokrasi aslında halkın iradesinin Meclise intikalidir. Bu sadece sayısal çoğunluk değildir. Millî irade -millî kelimesi burada çok büyük bir önem taşımaktadır- o milletin değerlerine sahip çıkarak hareket etmek demektir.

Aslında, ilginç olan, son günlerde önemli birtakım gündem maddeleri oluşmaktadır; milliyetçilik ve buna benzer birtakım değerlerin ayaklar altına alındığını ifade eden cümleler. Aslında, millî irade milliyetçiliktir dolayısıyla bu, bir mensubiyet duygusudur. Eğer, kendinizi o milletten saymıyorsanız, hissetmiyorsanız, farklı bir milletten kendinizi görüyorsunuz anlamına gelir ve o milletin ırkçılığını yapıyorsunuz demektir ve etnik milliyetçiliğe kayarsınız. Dolayısıyla, bugün etnik milliyetçiliğe kayan insanlar, otuz yıldır, kırk yıldır, sürekli olarak milletin millî değerlerini tahrip eden, onları sürekli olarak bir şekilde tahrik eden bir nitelik taşımaktadırlar. Şöyle düşünün: Daha bundan beş gün önce, İstanbul’da, 15 Şubatta bir otobüs yakıldı. İçerisinde bir çok sivil insan vardı ve insanlar kendi canlarını zor kurtardılar. Bana söyler misiniz, Sinop’u tenkit edenler, Taksim’de meydana gelen, İstanbul’da meydana gelen bu olayı neden tenkit etmediler? Önce, buna benzer olayların hepsini birden -eğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysalar- tenkit etsinler ve bu tenkit çerçevesinde inandırıcı olsunlar.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tenkit ediyoruz zaten, bir sıkıntı yok Sayın Vekilim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Aksi takdirde, bunların her biri insanları, toplumu tahrik eden hususlardır.

Şimdi, siz, sadece yüzde 6,5’un isteklerini yerine getireyim derken yüzde 86’nın isteklerini göz ardı ederseniz, onların değerlerine karşı çıkarsanız, tabii ki birtakım olaylarla karşılaşmanız kaçınılmazdır. Burada önemli olan şey, toplumun birlik ve beraberliğidir. Zaten, milliyetçilik dediğimiz zaman, milliyetçilik belli bir ırkın taraftarı anlamını taşımaz. Etnik milliyetçilikle, ırkçılıkla milliyetçiliği birbirinden ayırmak gerekir. Zira, milliyetçilik, millî değerlere sahip olmak demektir ve herkesi kucaklayabilmek anlamına gelir, ülkenin birlik ve beraberliğini istemek anlamına gelir. Dolayısıyla, kucak açan insanlara eğer bu duygularından dolayı karşı çıkıyorsanız, o zaman Millî Eğitim Bakanlığının ”Millî” kelimesini de kaldırmanız gerekir, Millî Savunma Bakanlığının ”Millî” kelimesini de kaldırmanız gerekir. O zaman kozmopolit, aslında birleşemeyen, birlik olmayan bir toplum yaratırsınız ki bu da o ülkenin geleceği açısından son derece tehlikeli bir durum ortaya çıkarır.

Değerli milletvekilleri, çoğu zaman bu kürsüye çıkılıp değişik şeyler ifade edilmektedir. Mesela bir konu üzerinde özellikle durmak istiyorum: “1921 Anayasası” denilen ancak anayasa olmaktan öte sadece birtakım öneriler çerçevesinde alınmış kararlar vardır 1921 Anayasası denilen bu Anayasa’da. Geçen gün bu kürsüde söz edildi, ondan dolayı burada dikkatinize sunmak istiyorum. Bunun 11’inci maddesi aynen şunu söyler: “Vilâyet mahalli umurda manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir.” Şimdi bu kelime üzerinde sıklıkla durulur ve “Vilayetlerde muhtariyet 1921’de verilmiştir dolayısıyla bu muhtariyetin devamının bugün de bu anayasaya konması gerekir.” denir. Hâlbuki buradaki muhtariyetin, bundan sonraki cümleleri okuduğunuzda ve anladığınız takdirde -anladığınız takdirde, özellikle kelimeyi söylüyorum- bunun öyle olmadığını görürsünüz. Şöyle ki arkasından şunu söyler: “Harici ve dahili siyaset, şer’i adlî ve askeri umur, beynelmilel iktisadî münasebat ve hükûmetin umumi tekâlifi ile menafii birden ziyade vilâyata, şâmil hususat müstesna olmak üzere Büyük Millet Meclisince vaz edilecek kavanin mucibince evkaf, Medaris, Maarif, Sıhhiye, İktisat, Ziraat, Nafia ve Muaveneti içtimaiye işlerinin tanzim ve idaresi vilâyet şûralarının salâhiyeti dahilindedir.”

Şimdi, buradaki ifadeyi anladığınız takdirde şu şekilde karşınıza bir anlam çıkmaktadır, bunun anlamı şu şekildedir: Bu maddeye göre vilayetler vergi, iç ve dış siyaset, şeri yani dinî işler, askerî ve adli işler, uluslararası iktisadi hususlar yani birden fazla vilayeti kapsayan meseleler hariç olmak üzere, vakıf, eğitim, sağlık, ekonomik durum, tarım, bayındırlık, sosyal yardımlaşma gibi konuların düzenlenmesi -bakın, dikkatinizi çekiyorum burada- Büyük Millet Meclisince çıkarılacak kanunlar çerçevesinde vilayet meclislerinde yürütülecektir. Yani, kanunlar Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılacak ve vilayetlerce yürütülecektir, bugünkü gibi. Yani vilayetlere tüzel kişilik verilmiştir. Bu bir muhtariyet değildir. Muhtariyet çok farklı bir anlam taşır. Dolayısıyla, bu gibi ciddi konularda, burada eğer kafa karıştıracak yanlış ifadeler kullanılacak olursa toplumun infialini kazanmamanız mümkün değildir. Doğru şeyleri söylediğiniz takdirde toplum içerisinde dayanışma, barış ve huzuru da birlikte sağlarsınız.

Değerli milletvekilleri, bu ülke 1914’ten itibaren bir büyük savaş geçirmiştir, Birinci Dünya Savaşı’nı geçirmiştir. Ülkenin toprakları işgal edilmiştir. İşgal edilen topraklar büyük bir millî mücadele verilmek suretiyle düşmandan arındırılmış ve 1923’te cumhuriyet kurulmuştur, Türkiye Büyük Millet Meclisi oluşturulmuştur. 1920’de oluşturulmakla beraber, devlet hâline gelmiştir 1923’te.

Şimdi, siz, o tarihte bu mücadeleyi veren insanların millî değerlerini ayaklar altına alırsanız veyahut da o mücadelede şehit olan insanlara rağmen ülkenin bir şekilde birlik ve beraberliğini bozacak nitelikte eline silah almış, dağlara çıkmış insanlara teslim etmeye kalkışırsanız tabii ki toplumun tepkisini de kazanırsınız, tepkisini de çekersiniz. Dolayısıyla, bu gibi konularda ortaya çıkarken ciddi değerlendirmeler yapmanız lazım, attığınız her adımı da doğru atma zorunluluğunuz vardır. Dolayısıyla, bu açıdan baktığımızda, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisini temsil eden milletin iradesine, millî değerlerine sahip çıkmak mecburiyetinde hareket etmek zorundadır ve bizler eğer bu ülkenin geleceğine yön veriyorsak ve tarihini yapıyorsak yarın yaptığımız yanlış tarihin altında bizim imzalarımız olacaktır, sizin imzalarınız olacaktır ve tarih sizi asla affetmeyecektir çünkü Atatürk’ün çok güzel bir sözü vardır: “Tarih, ihtiyatsızlar için merhametsizdir.”

Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi var, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, (2/518) esas numaralı, Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Kuruluş Kanunu Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/94)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

(2/518) esas numaralı Kanun Teklifi’m, Başkanlığınızca komisyona havale edildiği tarihten itibaren kırk beş gün geçtiği hâlde ilgili komisyonca görüşülüp sonuçlandırılmamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37’nci maddesi uyarınca kanun teklifimin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması için gereğini arz ve talep ederim. 12/06/2012

Umut Oran

İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi Umut Oran, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Maalesef, ülkemizde son derece üzücü olaylar yaşanıyor; dün Silivri’de, sonra Sinop’ta, bugün Samsun’da… Tabii, bu ortamda, bu sorunlarla dolu bir gündemde Avrupa Birliği ne kadar anlamlı, bunu takdirinize sunuyorum. Ama, sonuca baktığınız zaman, Avrupa Birliğindeki kurallar, Avrupa Birliğindeki değerler ve Türkiye’deki bugünkü özgürlük, insan hakları, temel hak ve özgürlükler, hukuk, adalet diye baktığınız zaman esasında birbiriyle örtüşüyor! Özellikle, dün Silivri, özellikle, yine, Sinop ve Samsun konusunda Hükûmeti, İçişleri Bakanını daha ciddiyete, bu konuları daha hassas bir şekilde ele almaya davet ediyorum ve Avrupa Birliğiyle ilgili gündeme geliyorum.

Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz, baktığınız zaman, yaklaşık yarım asırlık bir süreç. 20 başbakan, 30 hükûmet eskitmiş bu süreç ve bir devlet politikası hâline gelmiş. Birçok iktidar Avrupa Birliğiyle ilgili çeşitli dönemlerde tarihe önemli notlar düşmüşler. Özellikle, 1999-2005 arasında Türk halkının da desteğiyle hep beraber reformlar yapıldı ve 2005’te de bir süreç başladı. Bu 2005’te başlayan süreçte de tam üyelik için yeni bir sayfa açıldı, Hükûmet çeşitli taahhütlerde bulundu ve tam üyelik süreci başlamış oldu. O günden bugüne tam yedi buçuk yıl geçti ve baktığınız zaman, 33 tane fasıldan kapatmamız gereken, açmamız gereken sadece 1 tane faslı açtık ve kapatabildik. Bu performansla gidilirse, bu yedi buçuk yıla baktığım zaman şunu görüyorum diğer fasılları kapatmak noktasında: Tam yüz doksan sekiz yıla ihtiyacımız var yani bu şekilde, bu hızla, bu mantıkla gidilirse yaklaşık 2211 yılında biz bu fasılları açıp kapatmış ve tam üyelik müzakeresini tamamlamış olacağız. Şimdi, bunu oturup bir düşünmemiz lazım yani bu şekilde gitmenin çok büyük bir anlamı olmadığı ortada.

Bugüne kadarki süreçte genelde Hükûmet, iktidar kendi başına karar aldı, ortak aklı çok fazla çalıştırmadı, Parlamentoyu bu konuda çok fazla, ciddi bir şekilde çalıştırmadı ve bu süreçte, bu yedi buçuk yıl içerisinde zaman zaman yalpaladı, zaman zaman AB’ye çattı, zaman zaman AB’yi övdü, zaman zaman Hükûmeti şikâyet etti, zaman zaman kendi kendine ters düştü, zaman zaman ana muhalefete laf etti ama geldiğimiz nokta, sonuç itibarıyla bu ve baktığınız zaman, bu süreçte, olumlu olduğu zaman raporlar alkış tuttu, raporlar olumsuz olduğu zaman Avrupa Birliğini topa tuttu. Hatta, Adalet ve Kalkınma Partisinden son ilerleme raporunu çöpe atan milletvekilleri de var ve bunu da bir tarafa bıraktık, kendi raporlarını kendi hazırladı iktidar partisi ve kendi kendine not verdi.

Şimdi, hepsini bir tarafa bırakıyorum. Şimdi, biz geçen sene bir araştırma önergesi verdik, dedik ki: “Bu bir devlet politikası, gelin hep beraber bu işi ele alalım. Biz, ana muhalefet olarak belli konularda siyaset üstü davrandığımız üslubumuza gelin burada da devam edelim, size el verelim, el uzatalım, yeter ki bu süreci doğru bir şekilde yürütelim ve sonuçlandıralım.” Kararımız, bizim vermiş olduğumuz öneri reddedildi.

Sonra, biz yeni bir teklif, şu anda gündeme gelen teklifi verdik. Bu teklifin de özü: “Avrupa Birliği Uyum Komisyonu tali bir komisyon. Gelin bunu ihtisas komisyonu yapalım, ana komisyon olarak bunu ele alalım ve burada bir yaptırımı olsun.” dedik. Bunu yaparken de bu konuda, daha evvel Dışişleri Bakanlığı yapmış şu andaki Cumhurbaşkanı Sayın Gül’den tutun, Sayın Yaşar Yakış, bugünkü AB’yle müzakereci Bakan olan Sayın Bağış, AB Uyum Komisyonu Eş Başkanı veya Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı arkadaşların da görüşlerini ve olurlarını aldık ama bugüne kadar, 24 Nisan 2012’den itibaren hâlâ bu karar sizlerin onayını bekliyor.

Ana muhalefet olarak bir kez daha, Avrupa Birliği sürecini başarıyla götürebilmemiz için size bu öneriyi yapıyoruz, size bir kez daha elimizi uzatıyoruz. Umarım, bu salonda, bu yüce Mecliste her uzattığımız, her verdiğimiz öneriyi reddettiğiniz gibi, her uzattığımız ele yumrukla karşılık verdiğiniz gibi bu uzattığımız el de havada kalmasın.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bir milletvekili adına Engin Altay, Sinop Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Kuruluş Kanunu Teklifi’yle ilgili düşüncelerimi aktarmadan önce, bugün Parlamentoda, dün Sinop’ta yaşanan olaylarla ilgili yapılan kimi değerlendirmeler hakkında Genel Kurula doğru bilgi nakletmek ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, demokrasi tepki rejimidir. Protesto demokrasilerdeki en meşru hâldir ancak bununla beraber, şiddetin hangi gerekçeyle olursa olsun her türlüsüne her zaman karşı olduğumuzun da bilinmesini isterim.

Dün Sinop’ta kimi gençlerin, daha ziyade de gençlerin bazı milletvekillerimizi, Sinop’a gelen bazı milletvekillerimizi terör örgütü PKK’yla olan ilişkilerinden ya da PKK’ya bakışlarından dolayı protesto etmeleri demokrasinin gereğidir, bunda bir sorun yok. Ancak, elbette…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yazıklar olsun size ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dinleyin… Dinleyin… Size yazıklar olsun!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yazıklar olsun!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Size yazıklar olsun!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Sayın Buldan, lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ancak, elbette şiddete, her ne sebeple olursa olsun şiddete her zaman karşıyız, bunun bilinmesini isterim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kendinize yakışanı yapıyorsunuz, CHP’ye yakışanı yaptınız yine! Yazıklar olsun size ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sinop’ta yaşananlar tabii ki üzüntü vericidir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kendine yakışanı yaptın, bravo sana!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Unutulmamalıdır ki Sinop çok küçük bir kasaba görünümündedir yani böyle bir iş yapacaksanız Türkiye'nin bu kadar büyük şehri dururken küçücük Sinop’a gitmeniz bile aslında bir tercih noktasında yanlıştır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Her yere gideceğiz; Sinop’a da gideceğiz, Samsun’a da gideceğiz, Trabzon’a da gideceğiz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gidebilirsiniz tabii.

SIRRI SAKIK (Muş) – Müsaade mi alacağız sizden!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Velev ki bugün de olaylar Samsun’da devam ediyor. Ancak bir şeyin bilinmesini isterim…

SIRRI SAKIK (Muş) – Utan be, utan!

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen, sonra cevap verirsiniz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Senin gittiğin her yere gideceğiz. Terbiyesiz!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Terbiyesiz sensin!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sensin terbiyesiz!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Demokraside protesto olur, şiddet olmaz diyorum ben. Ne var bunda?

BAŞKAN – Lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sen bunun aksini söyleyebilir misin! Bir dinle, ne diyeceğimi bir dinle önce!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne alakası var söylediğin şeyle!

BAŞKAN – Sayın Buldan, lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir ne diyeceğimi dinle! Terbiyesiz sensin!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – 4 milletvekili orada linç edilmek istendi ya sizin Belediye Başkanınızın tahrikleri yüzünden!

BAŞKAN – Sayın Buldan, lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, sayın milletvekilleri, bugün hayretler içinde Başbakanı dinledim. Başbakan diyor ki: “Sinop’taki olaylarda MHP’liler ve CHP’liler var.”

Sayın Başbakan, bu bilgiyi sana kim verdi bilmiyorum ama o olaylarda sen adam arıyorsan… Açsın bana Başbakan telefon. AKP gençlik kollarında il başkanlığı yapmış ve dün olayların en önünde yürüyen insanın ismini Başbakana vereceğim. Yine, Sinop’un en büyük ilçesinde AKP gençlik kolları başkanlığı yapan ismin adını da Başbakana ben vereceğim. Kendisi ararsa vereceğim. Orada bir tane Cumhuriyet Halk Partili de yoktu.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Belediye Başkanınız var.

SIRRI SAKIK (Muş) – Belediye Başkanınız var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ayıp ediyorsunuz; arkadaşlarımız da, CHP il başkanının orada olduğunu söylemişler, bu da bir ayıp.

SIRRI SAKIK (Muş) – Belediye Başkanı... Belediye Başkanı…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Belediye Başkanınız var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Belediye Başkanımıza gelince, bugün grup başkan vekilimiz, grup başkanınıza aynı şeyi söyledi. Belediye Başkanımızın yerel basında, İnternet medyasında böyle bir demecini bulun, milletvekilliğinden istifa edeceğim. Böyle bir demeci yok.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tamam, yarın gelsin milletvekili arkadaşlarımız, getirsinler size.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Belediye Başkanımız, dün –söylemek istemezdim ama- Samsun’da eşinin kanser tedavisiyle meşguldü. Ayıp ediyorsunuz, böyle olmaz! CHP’ye saldırarak, sataşarak oralarda kendinize mevzi de bulamazsınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizim aramızda faşistlere yer yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi -bir şey daha- dün Twitter’da âdeta “Sinop, Madımak olsun.” diye herkes elinden geleni yaptı, herkes ve ben de bir Tweet attım, “Sinoplular, Sinop’u Madımak’a benzetenleri ya da öyle olsun isteyenleri utandıracak.” dedim ve ben haklı çıktım. Orada, 100-150 gencin, büyük kısmı da Samsun’dan gelmiş, getirilmiş gencin gösterdiği reaksiyonu, polisin müdahaledeki yavaş davranışını, gecikmesini CHP’ye bağlayarak ne kazanacaksınız ben anlamıyorum.

İddiayla söylüyorum: AKP’de yöneticilik yapan iki ismi Başbakana vermeye hazırım, siz bana bir tane CHP’li gösterin orada.

AHMET YENİ (Samsun) - AK PARTİ’yi karıştırmayın işin içine.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İlaveten…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Verin o isimleri.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Size niye vereyim?

Arasın… Başbakan bugün söyledi “CHP’liler var orada.” diye, Başbakan da söylesin isim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizim partimizde faşistlere yer yok, onlara sizde yer var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir yandan Samsun’da olaylar devam ediyor. Bu, önce Hükûmetin âczini ortaya koyar, bunun da bilinmesini isterim. Söylediğimin de arkasındayım. Demokrasi tepki rejimidir tabii ki ama şiddete karşıyız.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – 4 milletvekili geldi oraya, 4 milletvekili geldi.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Lafımı dinlemeden bana oradan “terbiyesiz” diyemezsiniz, sizi de kınıyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkanım, Sinop’la ilgili…

BAŞKAN – Bir saniye…

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bizim arkadaşlarımızın yaptığı bir siyasal çalışma. Bundan dolayı o barbarların demokratik bir tepki gösterdiğini söylüyor. Buna bir açıklık getirmek istiyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Tepki” demedim ben, “Şiddet var, yanlış.” dedim. Ayıp ediyorsun ya!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – “Demokratik bir tepkidir.” dediniz.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Sakık…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Demokrasi tepki rejimidir tabii, değil mi? Bizim Genel Başkanımıza Diyarbakır’da, Van’da yumurta atılırken biz ne dedik, siz ne dediniz? “Tepki rejimi” demediniz mi? Hayret bir şey ya!

E, konuş, ben de cevap veririm.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bizimle ne ilgisi var ya, bizimle ne ilgisi var?

BAŞKAN – Sayın Sakık, bir saniye…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Konuştuklarını dinlemediniz mi?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Size saldıranlar AKP’lidir, inanıyorsan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bizimle bir ilgisi yok ki.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Niye bizi bulaştırıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Sakık, Sayın Altay, Barış ve  Demokrasi Partisi Grubunun sözcüsünün biraz önceki konuşmalarında Cumhuriyet Halk Partisinin olayın içinde olduğu şeklindeki ifadelerine karşı çıktı, açıklama yaptı, olayı kınadı, bu bir. İkincisi: Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Başkanının ve ilçe başkanının olayın içerisinde olmadığını söyledi.

Kaldı ki, -ben dinledim- sayın grup başkan vekili biraz da aceleyle bir kelime kullandı. Burada Sayın Altay’ın size karşı veya partiye karşı ne bir sataşması veyahut da düzeltilecek başka bir konuşması da yok. Olayı kınadı, açık açık kınadı olayı ve Cumhuriyet Halk Partisinin de içinde olmadığını söyledi. Benim anladığım bu.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, tutanakları isteyelim. Şöyle bir ifadesi var: “Sinop’a giden 4 milletvekili var. PKK’li milletvekilleri oldukları için oraya gelen insanlar demokratik tepkilerini ortaya koydu.”

ENGİN ALTAY (Sinop) – “PKK’li milletvekili” demedim, “PKK’yla ilgili görüşleri, düşünceleri, ilgileri” dedim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Böyle söylediniz.

Ben tutanakları istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, hayır, değil. Tutanakları isteyelim, eğer öyle bir cümle varsa…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bu da bir vakıa. Bunu, PKK’yı ret mi ediyorsunuz siz? Allah Allah!

BAŞKAN – Sayın Buldan, öyle bir cümle varsa sataşmadan söz vereceğim ama ben de duymadım. Lütfen tutanakları getirelim.

Evet Sayın Ersoy, söz talebiniz…

MEHMET ERSOY (Sinop) – Efendim, sadece bir şeyi düzeltmek istiyorum. Sayın Altay’ın yaptığı konuşmada iki tane…

BAŞKAN – Sayın Ersoy, böyle bir hakkınız yok. Kimsenin konuşmalarını düzeltme hakkımız yok, lütfen.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET ERSOY (Sinop) – Efendim, Sinop Milletvekili olarak düzeltmek için sadece…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kabul edilmiştir değil mi?

BAŞKAN – Hayır, kabul etmeyenler çoğunlukta, biliyorum. Yani, iktidar partisinden de “Kabul edenler” diye söylediğimizde ellerini kaldırdılar.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleriyle diğer denetim konularını görüşmüyor, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kabul edildi, öyle geçti tutanağa değil mi?

Sayın Başkan, kabul edilmiştir değil mi?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hayır, kabul edilmedi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Herkes el kaldırdı Sayın Başkan oradan.

BAŞKAN – Hayır, lütfen ama. Kabul eden…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – El kaldırdılar Sayın Başkanım ya.

BAŞKAN – Şimdi, “Kabul edenler” dediğimizde…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kabul edilmesi için el kaldırdılar.

BAŞKAN – Anladım da, Sayın Aslanoğlu, tutanaklar ortada. Ben biraz önce açıklamayı yaptım. “Kabul edenler” diye sorduğumuzda…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet, el kaldırdı herkes.

BAŞKAN – …iktidar partisinden 5-6 kişi de el kaldırdı, gördüm. “Kabul etmeyenler” diye sordum, çoğunluk kabul etmedi.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleriyle diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Şükrü Ayalan ve Çankırı Milletvekili İdris Şahin ile 4 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyon Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Şükrü Ayalan ve Çankırı Milletvekili İdris Şahin ile 4 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/722, 2/1114) (S. Sayısı: 417) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 417 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün, burada, sağlık sistemimizi önemli ölçüde değişikliğe uğratan ve geleceğimizi de önemli ölçüde ilgilendiren, birtakım riskler, tehditler içeren bir kanun tasarısı görüşüyoruz.

Öncelikle birkaç cümleyle usule ilişkin itirazlarımızı gündeme getireceğim, sonra da kanunun içeriğine ilişkin itirazlarımızı gündeme getireceğim.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, burada Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin her zaman yaptığı klasik bir şeyle karşı karşıya kaldık. Arkadaşlarımız gelen kanunun yanına son günde aceleyle bir teklif getirdiler.

Şimdi, bunlar İç Tüzük’ü arkasından dolanmaya yönelik şeyler. Bunların doğru olmadığını söyledik. Muhalefetin ısrarıyla bir alt komisyon kuruldu ama Sayın Bakana, daha doğrusu eski bakana, Sayın Akdağ’a söyledik, Komisyon Başkanımıza söyledik; bunun sağlık çalışanlarını ilgilendirdiğini, sağlık sisteminde önemli değişiklikler getirdiğini, hizmetin sunulmasında da, hizmetin maliyetinde de önemli sorunlara yol açabileceğini, onun için de o ilgili kısımların, özellikle teklifle getirilen bazı maddelerin Sağlık Komisyonunda görüşülmesi gerektiğini söyledik. Bizim ısrarlarımız sonucunda da arkadaşlarımız “Tamam, gönderelim.” dediler. Değerli Komisyon Başkanımıza da espriyle karışık takıldık “‘Arayalım’ dediniz ama acaba ‘Hızlıca geri gönder’ diye mi arayacaksınız?” diye.

Şimdi, aradan bir gün geçmeden, ikinci gün Sağlık Komisyonu Başkan Vekilimiz yazı yazmış -Sağlık Komisyonundan burada arkadaşlarımız var, yanlışım varsa düzeltsinler. Burada yazının fotokopisi de var ama ben zaman almamak için söylemiyorum- “Komisyonumuzun gündeminin yoğunluğu nedeniyle toplanamıyoruz.” demişler. Arkadaşlara sorduk, geçen yıl haziran ayından bu yana Sağlık Komisyonu hiçbir toplantı yapmamış. Yani bu acele nedendir ben onu merak ettim içeriğiyle ilişkili, acele olunca da demek ki bir şeylerin yetişmesi gerekiyor diye düşündük.

Bakın tekrar ediyorum, haziran ayından yani geçen sene kapanırken yaptığı son toplantıdan bu tarafa Sağlık Komisyonu hiçbir toplantı yapmamış, Komisyon Başkan Vekilimiz “Gündemimizin yoğunluğu nedeniyle görüşemiyoruz.” diyor.  Neyi görüşemiyor? Sağlık sektöründe bütün çalışanları ilgilendiren, onları yarın işsiz bırakabilecek olan, özel sektörün inisiyatifine terk edebilecek olan bir kanun tasarısının görüşülmesini. Şimdi, bu birinci nokta. Bunlar doğru şeyler değildir.

Bununla ilgili diğer bir husus da: Çalışanların tamamını ve sektörü ilgilendiriyor dedik. Milliyetçi Hareket Partisinin alt komisyon üyesi olarak o andaki alt komisyon başkanımıza da söyledim, bütün sağlık çalışanlarının hem işçi sendikalarının hem memurlarımızın, kamu çalışanlarının temsilcilerinin, bütün konfederasyonların temsilcilerinin buraya çağırılması gerekir dedik; hadi ikinci toplantıda gelmedi, üst komisyona geldik yine yok. Ancak bizim ısrarlarımız sonucunda geldiler, sonraki toplantıya arkadaşlarımız lütfettiler -ara verdik- ve ikinci, üçüncü gündeki toplantının birinde kısa süreli açıklama şansı buldular.  Dolayısıyla böyle aceleyle getirmiş olduğumuz bu kanun tasarı ve teklifler maalesef eksiklerle dolu oluyor.

Başka bir husus: Tabii ki burada birçok şey var ama bu gelirken değerli arkadaşlar, nedir bu kanun yani bir taraftan bakıyorsunuz çok köklü bir şey geliyor yani Komisyon bunu görüşmüyor hem maliyetiyle ilgili hem sunumuyla ilgili dedik. Bir taraftan, bakıyoruz hastaneler neredeyse tamamıyla özel sektöre doğru gidiyor, iş güvencesinde birtakım sıkıntılar var, yani tersinden baktığımız zaman burada diğer sınıflarla, tıbbi hizmetlerle ilgili hizmetlerin de özel sektörden alınabilmesi meşrulaştırılıyor. Şimdi, bakıyoruz yani dolaylı olarak bir özelleştirme yapıyorsunuz ama bunun kapsamı kamuoyundan gizleniyor, çalışanlardan gizleniyor ve apar topar bir teklif ve tasarı birleştirilmesiyle geçirilmeye çalışılıyor.

Esas itibarıyla baktığımız zaman, değerli arkadaşlar, burada daha önce bir 3996 sayılı Kanun var, burada uygulanan modele, kamu-özel ortaklığı modeli diyor arkadaşlarımız, güzel ama bunun birçok ülkede uygulamaları var, Türkiye’de de bir mevzuatı var, bununla ilgili de yapılan çalışmalar var daha önce. Peki, diyoruz ki, bu kadar önemli bir şey yapıyorsunuz… Bu 3359 sayılı Kanun’da da, 3996 sayılı Kanunda da işin mantığında şu var değerli arkadaşlar: Diyor ki, bu kapsamda yapılması gereken bütün yatırımların kamu yatırımı proje stokları ve yıllık programlar dikkate alınarak yatırım maliyetlerine, bütçe yüküne ve borçlanma yükümlülüğünün genişlemesine ilişkin bir değerlendirmesinin yapılmadığını anlıyoruz. Bunun da ötesinde, geçiyoruz, 5018 sayılı Kanun da var değerli arkadaşlar. 5018 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesinde, sonra 24’üncü maddede -yine mevzuat yönetmeliğimiz var biliyorsunuz- buna ilişkin düzenlemeler var, “10 milyon TL’yi geçenlerle ilgili analiz yapılır.” diyor. 31’inci madde de yine aynı şekilde “Bütün hesaplamaları yani etki analizlerini yaparsınız.” diyor, buna ilave olarak da, değerli arkadaşlar, “Maliye Bakanlığıyla ilgisine göre Devlet Planlama Teşkilatı yani şimdiki Kalkınma Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının görüşleri bu kanun tasarılarına eklenir.” diyor.

Var mı Sayın Bakanım? Yok. Komisyonda da sorduk. Yani bu söylediğimiz hukuki düzenlemeleri, yapılmış bir etki analizini, bu kurumlardan alınmış görüşleri bunun ekine eklediniz mi? Bize verilenlerde yok, sormamıza rağmen de bir şey gelmedi. Dolayısıyla, böylesine önemli bir kanunda, hukuka aykırı bir şekilde böyle bir çalışma yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, başka bir husus da: Sadece kamu özel ortaklığı modeliyle yap-işlet-devret modeli kapsamında yapılmıyor biliyorsunuz sağlık yatırımları, genel bütçe kapsamında da, merkezî yönetim bütçesi kapsamında da bu yatırımlar yapılıyor. Burada yaklaşık olarak 5,1 milyar TL’yi bulan seksen sekiz tane hastane var. Dolayısıyla bunların arasındaki maliyet karşılaştırmalarının hangisinin daha etkin olduğunun yapılması gerekiyor. Hukuka aykırı bir şekilde getirilmiş.

Bundan daha vahim olan bir şey var değerli arkadaşlar, bu kanun, sadece ve sadece mevcut yatakların bir kısmının kapatılması karşılığında, yeni bir yatak kapasitesi yaratmadan, yeni bir ilave yatak ortaya koymadan kapatılacak olanların yerlerine yeni binada yeni yatak sunmayı amaçlıyor çünkü bu konuda elimizde Yüksek Planlama Kurulunun kararları var.

Değerli arkadaşlar, buraya baktığımız zaman, çok net bir şekilde bunların kapatılması karşılığında ancak hastane yapımına izin verileceğini söylüyor. Aynen cümleyi size okuyorum, diyor ki bakın: Eskişehir, Bursa, Isparta, Manisa ve Yozgat illerindeki projelerle ilgili olarak hazırlanan ön fizibilite raporlarında kapatılması öngörülen hastanelerin kapatılması ve kapasitelerinin azaltılması öngörülen hastanelerin kapasitelerinin azaltılması kaydıyla bize bu izni veriyor. Yani buraya baktığımız zaman değerli arkadaşlar, bu 27 Ağustos 2010 tarihli YPK Kararı’nda izin verilen 7 tesisten 5 yeni bir yatak kapasitesi artırmadan yapılması öngörülen tesisler. Beri tarafta şimdi buradaki vahim şey, asıl konu ne?

Değerli arkadaşlar…

Sayın Başkan, uğultudan ben bile söylediğimi tam duyamıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Arkadaşlar, çok önemli bir konuyu sizin dikkatinize sunuyorum. Bakın, Sayın Bakanın ve Sayın Müsteşarın bize vermiş olduğu rakamlara göre şu anda 122.400 civarında mevcut yatağımız var.” Dediler. Üç defa sordum, “Doğru mudur?” dedim -bütün Komisyon üyesi arkadaşlarım ve Sağlık Komisyonundan gelen arkadaşlarımız şahittir- “Doğrudur.” dediler. Kalkınma Bakanlığı Müsteşar Yardımcımıza sorduk, “Sizin sağlıktaki hedefiniz nedir?” dedik, dedi ki: “Şu andaki durum 10 bin kişiye 26 yataktır ortalama, orta ve uzun vadede yani 2023’e kadar 10 binde 30’u yakalarsak biz hedefimize yaklaşmış olacağız.” Peki, Türkçesi bunun, kaç ilave yatak yapılması gerekiyor? 25 bin civarında. Yani 122 bin artı 25 bin, yaklaşık 147 bin yatağa ulaştığımız zaman, Türkiye, normal bir yatak kapasitesine kişi sayısı açısından ulaşmış olacak.

Peki, döndüm, Sayın Bakana tekrar sordum… Şu anda 2013 yılının yatırım programına, Ocak ayında Resmî Gazete’de yayımlanan yatırım programına baktığınız zaman -hepsi yanımda, isteyen olursa fotokopi verebilirim; kitaplar da dokümanlar da mahkeme kararları da var, vakit almamak için söylemiyorum, isteyen arkadaşlar zaten bakabilirler- 88 tane hastane ve tesis yaptırıyor Sağlık Bakanlığı üniversiteler hariç. 2013 sağlık sektörü yatırımlarının toplamı 88 tesis, toplam para ise 5,1 yani 5 milyar 167 milyon mu ne olacak.

Şimdi, değerli arkadaşlar, buradan kaç yatak çıkıyor biliyor musunuz? 27.065 yatak kapasitesi. Sağlık Bakanlığının verdiği bu yeni yatak kapasiteleri… Kaça ihtiyacımız vardı? Orta ve uzun vadede tamamlanacak 25 bin. Peki, bakıyorum, bu hastanelerin tamamı yatırım programına göre 2013, 2014, en fazla 2015’te hepsi tamamlanıyor değerli arkadaşlar. “Peki, şimdi, biz bu hastaneleri niye yapıyoruz?” merkezî hastane komplekslerini kimin için yapıyoruz sorusu ortaya çıkıyor. Diyorlar ki: “Efendim, hastaneyi yenileyeceğiz.” Güzel. Peki, yeni yatak kapasitesi yapıyor muyuz? “Hayır. Sadece hastane binasının kalitesini artırıyoruz, hizmeti zaten alabiliyoruz dışarıdan da alabiliyoruz.” Diyorlar, güzel. Peki, buradan bizim kazancımız ne Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak? Plan ve Bütçe Komisyonunda sağlık sektörüne yaptığımız tahsislerin etkin bir şekilde kullanılmasını denetleme görevi olan bir milletvekili olarak ben bunu soruyorum: Alternatif maliyetler nedir? Yok. Peki, bunun karşılığında ne kazanacağız? “Yeni bir yatak yok, 2 bin de fazla olacak üç yıl sonra.” Gerçekten, burada bir garabet var. Tabii ki, bunları görünce “O niye acele ediyorsunuz, kime söz verdiniz, bu ihaleleri alelacele niye yapıyorsunuz?” diyoruz, o zaman başka sorular karşımıza çıkıyor.

Bakıyoruz, öbür taraftan, kesin maliyetlerle ilgili onaylar alınmamış. Devletin bir işleyişi var değerli arkadaşlar. Bundan önceki Bakanımız Sayın Recep Akdağ’a sordum, kendisi konuşurken örnek verdi, ön fizibilite raporunda 80 milyon olan bir yatırım, kesin fizibilitede 150’ye çıkmış. Peki, diyorum ki: “Bunun için YPK’dan yeniden onay aldınız mı?” “Gerek yokmuş.” diyor. Arkadaşlar, yüzde 10 değil, 20 değil, yüzde 80-90’a varan bir maliyet artışı var. Peki, ben nasıl bir kaynak tahsisi yapacağım Kalkınma Bakanlığı olarak, eski DPT olarak? Eğer, bütün projelerde yüzde 50’yi geçen bir artış olursa benim sağlık sektörüne tahsis ettiğim para ne olacak? Öbür tarafta, okulumuz yok, dersliklerimiz yok. Onların aciliyeti dururken sadece bina yenilemek için bu kadar parayı, yirmi beş yıl boyunca milyarlarca lirayı niye ödeyelim? Tamam, acil olan kısmı varsa yenileyelim, ona itirazımız yok. Yapılıyor zaten, bakın, burada, 88 tane tesis yapılıyor, birim maliyetleri belli. Dünyada birçok ülkede, maalesef birim maliyetlerine baktığımız zaman yüzde 24 civarında -İngiltere’de araştırma yapmışlar- fazla, borçlanma maliyetiyse hazinenin normal yoldan borçlanma maliyetinin yüzde 83 üzerindeymiş. Şimdi, peki, biz o zaman buradan ne kazanacağız? Yani “Bunu yaparken, bu modeli överken bunun avantajı nedir?” diyoruz, o da yok. Dolayısıyla, yeniden YPK’dan onay alınması gerekiyor. Bir çok ülkede üçlü, dörtlü sistemler var; kabine, ilgili bakan, YPK, hatta cumhurbaşkanları bu projeleri yeniden kesinleşme aşamasında da onaylıyor değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan; lütfen bunları dikkate alalım.

Onun için de şimdi Sağlık Bakanlığı kendisine özel bir kanun yapıyor değerli arkadaşlar, özel bir ihale kanunu. Şimdi, bunu biz Millî Eğitim Bakanlığına da verdik mi? Verdik. Ulaştırma Bakanlığında var mı? Var. DSİ’ye de verdik. Şimdi, onlara da mı ayrı bir kanun çıkaracağız, onlarda da mı bir kamu-özel ortaklığı dairesi kurulacak? Ben bunu anlayamıyorum. Sizin Hükûmetinizde, sizin iktidarınızda, sizin bulunduğunuz dönemde o zamanki Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı bir “yap-işlet-devret” modeline yani kamu-özel ortaklığı modeline ilişkin bir kanun tasarısı taslağı hazırlamış, hepinizin de görüşüne sunmuş bütün kurumların. Nedense o bir anda kalkıyor ve herkesten önce bu kurumun içerisinde bir Kamu-Özel Ortaklığı Dairesi var ve bütün sektörleri bilen bir kurum olarak da burada yetişmiş uzmanlarımız var. “Bırakın bir merkezde toplayalım.” dedik. Tek bir kanun çıksın, ayrıntıya ilişkin olanları da Bakanlar Kurulu ya da YPK’nın onayıyla yönetmeliği çıkarırsınız, devam edersiniz. Ee, şimdi yeniden bir daha kanun çıkarmak zorunda kalacağız. Yani bunu tek elden yapmak gerekiyor.

Peki, enteresan bir şey: Bu Daire Başkanlığını kurmuş arkadaşlarımız. Söyleyeceklerimin hepsi belgelidir. Bir daha söylüyorum; ne istiyorsanız elimde var. Onun için sormayın yani nereden söylüyorsun” diye. Hepsini topladığım için biliyorum. Kurmuşlar, güzel. Daire Başkan Vekili arkadaşımız kendisini “harcama yetkilisi” olarak onaylatmış. Sordum,  bağımsız daire ise olabilir, tamam. Bizim buradan verdiğimiz yetkiyle Sayın Başbakan, Kasım ayının başında, KHK yetkisi sona ermeden Sağlık Bakanlığının KHK’sını çıkarmış ve orada çıkan şeyde Sağlık Yatırımları Genel Müdürlüğü var, yani kendisine ödenek tahsis edilen birim olması lazım. Bu arkadaşlarımız gelmişler, 2012 yılının Ocak ayında bir daha almışlar -Aslında Plan ve Bütçe Komisyonundan çıkmadan ve Genel Kuruldayken de onların düzeltilmesi lazımdı- ama bakıyoruz yeniden ayarlama yapmışlar miktarda. 2013 yılının Ocak ayında yeniden harcama yetkilisi olmuş.

Arkadaşlar, çıkardığımız KHK gereği o birim Genel Müdüre bağlı olmuş. Harcama yetkilimiz Genel Müdür ama değerli arkadaşımız hâlâ ihalelerle ilgili işlemlere onay imzası atıyor. Şimdi, o zaman aklımıza başka şeyler geliyor, “Niye böyle yapıyorsunuz?” diyoruz. Yani bunlardan ne kazanmak istiyorsunuz? Aceleyle getirmenizin nedeni nedir? Lütfen, burada kanunsuz bir şekilde yapılan bu harcamaları Sayın Bakanın bir an önce durdurması ve bu harcama yetkilisi onayını iptal etmesi gerekiyor. Sayın Müsteşarın da, ilgili Sağlık Yatırımı Genel Müdürünün dahi haberi yok. Çünkü o görmüyor; Sayın Başkan göndermiş, Müsteşar Yardımcısı ya da Müsteşar “uygundur” diyor, bitiyor.

Değerli arkadaşlar, çıkardığımız kanuna ve kararnameye uymamız lazım.

Diğer bir husus, şu anda önemli tartışmalı konulardan birisi de garantiler. Sınırsız bir garanti tanıyoruz.

Bakın değerli arkadaşlarım, burada birçok örnekleri de konuştuk dünyanın hiçbir yerinde… Hem TEFE, TÜFE ortalamasını alıyoruz, enflasyon garantisi; bir.

İki: Kur riskini biz üstleniyoruz devlet olarak.

Üç: Bir de şimdi, ilaveten arkadaşlarımız önergeyle komisyonda getirdiler, türev ürünleri, yani ödeyeceğimiz faizi, diğer değişken, sabit faiz ürünleriyle… Eğer riskten korunma tekniklerini uygulayarak yaparsak bunu da… Bütün risklerin tamamını devlet üstleniyor. Hani bu kamu-özel ortaklığının temeli risklerin özel sektöre aktarılmasıydı. Hangi riski aktardığınızı bize söyleyin Sayın Bakanım? Enflasyon riski var, döviz riski var, faiz riski de var. Peki, bir de bu kadar riski niye alıyoruz? Hepsini biz üstlendik. Neden alıyoruz? Hastane binalarını yenilemek için. Yani yeni bir yatak kapasitesi yapamıyoruz, yeni bir yatak kapasitesi ihtiyacımız da yok.

Birçok ülke örneğinde, değerli arkadaşlar, bu şekliyle garanti verilmesinin bir süre sonra garanti kültürüne yol açacağını… Yani tırnak içerisinde bir “garanti kültürü” oluşmuş. O neymiş? Sürekli olarak biz garanti edersek, firmalar bizi, bu garantileri en üst seviyeye çıkarmaya zorlarlarmış. Yani hazine borçlanmalarında olduğu gibi sıkıştıkça piyasadaki aktörlerin köşeye sıkıştırması gibi bunu yapacak olan firmalar… Bir süre sonra zaten tekelleşme olduğunu ve olacağını görüyorsunuz, 4-5 konsorsiyumun dışında kimse giremiyor, alanlar da belli. Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, burada rekabeti bozucu bir örnek var. Az önce söylediğim 88 tane hastaneye 5,1 milyarlık yatırımı yapan firmalar bu ülkenin evlatları değil mi? Onlara niye bu garantiyi tanımıyorsunuz, onlara niye bu muafiyetleri tanımıyorsunuz? Artı, özel hastaneler var, özel hastane yapan vatandaşlarımız da sağlık sektörüne yatırım yapıyor. Onlar neden bu garantilerden veya tanınan harç, vergi muafiyetlerinden yararlanmıyorlar? Burada rekabeti bozucu, tekelleşmeyi, kamu aracılığıyla bile özel sektörün tekelleşmesini, bunun yolunu açan ve doğrudan yabancı sermayeye bunun önünü açan bir kanun tasarısıyla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, burada birçok şeylerde, içeride çok vahim hükümler var. Sözleşme ayrıntılarına baksanız, içimiz sızlıyor. Yani o kadar garanti, o kadar kapsamlı şeyler tanınmış ki… Asıl bozulma nedeni, bu kanunun çıkma nedeni, Danıştayın, ilgili bir şartnamenin maddesinden dolayı iptal etmesi. O neymiş biliyor musunuz? Bilkent’te yapacağımız bir kompleks için Numune Hastanesi, Yüksek İhtisas Hastanesi ve Rehabilitasyon Merkezinin arsalarını, binalarını bunu alan şirkete devretmek. Yani ne olacak? Oraya arkadaşlarımız -kentin merkezine- güzel alışveriş merkezleri, güzel binalar yapacaklar. Bozulmasının nedeni de bu. Lütfen değerli arkadaşlar, burada…

Bir de pazarlık konusu var, son olarak. “Eksiltmeden sonra yeniden pazarlığa girelim.” diyor, yani “İstediğim şirkete ben bunu vereyim.” diyor Sayın Bakan. Ya, zaten yapmışsınız, çıkmış, onun sonucundan sonra yeniden pazarlık etmek demek normal bir ihalede ihaleye fesat karıştırmak demektir. Bütün bu normal bir ihalede bittikten sonra açtığınız rakam da ihaleye fesat karıştırmak olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bunu biz kanuni bir şekilde pazarlıkla yapıyoruz. Maddede yeri geldiği zaman tekrar size onun bilgilerini ve belgelerini sunacağım. Bu eleştirilerimizi dikkate alarak, maddelerdeki önergelerle düzeltilmesini sağlarsanız faydalı bir iş yapmış olursunuz diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde söz sırası, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

 

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 417 sıra sayılı Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun görüşlerini açıklamaya çalışacağım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu görüştüğümüz yasa son derece önemli. Sağlık alanında köklü değişimler getiren 120 bin hekimi, 650 bin sağlık çalışanını yakından ilgilendiren ve tabii, onların emeğiyle beraber 75 milyon insanımızı son derece yakından ilgilendiren bir tasarı.

Bununla ilgili görüşlerimizi muhalefet şerhinde açıkladık. Çok önemli gördüğümüz birkaç hususu kamuoyunun bilgisine sunmak istiyoruz. Çünkü 21’inci yüzyılda devletler sosyal devlet olmadıkları zaman, sağlık ve eğitim hizmetlerini bütün yurttaşlarına sunmadıkları zaman ve bu alanı özelleştirmeye çalıştıkları zaman işin içine para, meta, rant, ihale ve vergi açısından para kaçırma, vergi kontrolünden kaçma, her türlü hile hurda işlemleri bu işin içine giriyor. Akçeli iş. Akçeli olduğu için, akçeli işlerin elbette ki Plan Bütçe Komisyonunda görüşülmesi gerekir. Biz de o Komisyonun üyesiyiz. Ancak konu sağlık olunca, eğer siz bu konuyu Sağlık Komisyonunda görüşmüyorsanız, ihtisas komisyonunda görüşülmüyorsa, yeterince tartışılmadan Plan Bütçe Komisyonuna gelinip sadece akçeli işlerle ilgili görüşülüyorsa bunda çok ciddi bir sıkıntı vardır. 

Aslında 12 Eylül darbesiyle beraber özelleştirmeye hız verildi ve 2003 yılından bu yana da AK PARTİ hükûmetleri döneminde özelleştirmenin en büyüğü yapıldı. Bu açıdan bakıldığı zaman, sağlık hizmetlerinin kaliteli, etkili, verimli ve bütün vatandaşların erişimine açık bir sağlık politikası değil, yandaşlara, şirketlere ihalesiz verilen ve özellikle yap-işlet-devret modeli, artı, kiralama modeli, artı, kamu özel ortaklığı biçiminde, devletin hastanelerinin, gayrimenkullerinin, imkânlarının özel sektöre açılmasından başka bir şey değildir. Eğer siz bu mantıkla bunu yaparsanız -ki felsefik olarak bakış açımız, biz emekten yana, yurttaştan yana bir sağlık politikasından yanayız- birileri de sermayeden yana, patrondan yana, işverenden yana, şirketlerden yana, holdinglerden yana hatta yabancı holdinglerden, şirketlerden yana bir sağlık siyaseti uygulayabilir. Hükûmetin bugün uyguladığı birinci şıktır yani sermayeden, şirketlerden, holdinglerden yana bir yaklaşım.

Biz bu çerçevedeki çok net bir konuya dikkat çekmek istiyoruz. Aslında Başbakan 2023 vizyonundan bahsediyor ama “2071” derken, bu dönem, işte, kırk dokuz yıllığına 2015’e kadar olan bütün alanları özelleştirirse, yap-işlet-devret modeliyle verirse ve bunu kırk dokuz yıllığına verirse şöyle bir hesap yapıyorum: Sene 2013, 2014, 2015; kırk dokuz yıllığına kiralandığı zaman 2071 rakamı yakalanıyor. Yani 2015 artı kırk dokuz yıllığına kiralamayı hesaplayın, 2071’i yakalar. Yani bu rakam kafadan atılmış değil. Öyle, 1071 Malazgirt, 2071 de “Türkiye şaha kalkıyor.” rakamı değil; kırk dokuz yıllık devletin hazinesinin mallarının, kiralarının vatandaşın zararına birilerine verilmesidir.

Şimdi, buradan yola çıkarak Barış ve Demokrasi Partisi şunları sormak istiyor ve cevabını almak istiyor: Bu şehir hastanelerini kurmak istiyorsunuz. Birçok ilde, bölgede bunların ihaleleri yapıldı ve Tabipler Birliği idari yargıya gitti, birçok yerde de tedbir kararları aldı. Etimesgut olayı bunlardan bir tanesidir. Şimdi, bize şunun fotoğrafını verebilir mi Bakanlık? Ne kadar şehir hastanesi kuruyorsunuz, ne kadar dönüm arazi vereceksiniz, ne kadar kamu hazinesinden vereceğiniz bu şehir hastanelerindeki bütün fizibilite çalışmalarıyla beraber bunun gideri ve getirisi nedir? Yani Mecliste oy kullanacağız, bunu bilmek isteriz. Bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda istedik, bize verilmedi; hiçbir rakam, hiçbir şey verilmedi. Verilmediği için, maalesef -burada çok açık ifade ediyorum- Sağlık Komisyonunda da zaten görüşülmeyen bu tasarının kamuya getirdiği mali yükün fotoğrafı yok ama tahminî olarak hem genel bütçeden hem buradan özel sektöre kaç milyar lira civarında aktarım yapacağı konusunda, yapılan şehir hastaneleri ve ihaleye verilecekler dikkate alındığında ortaya çok büyük rakamlar çıkıyor. Yani enerjiden sonra bütçemizi zorlayacak 100 milyar civarındaki bir büyük harcamadan bahsediyoruz, bunun şakası yok, bunun şakası yok arkadaşlar.

Şimdi, kamuya getirdiği mali yükü göremeyen bir Sağlık Bakanlığı var ama bu yap-işlet-devret veya kirala veya kamu-özel ortaklığıyla en azından kendi yandaş şirketlerine ihalesiz -bakın, dikkat edin, ihalesiz- olarak hem kendilerine hem çocuklarına hem torunlarına kadar yetecek bir kaynağı oluşturduklarından şüphe yok. Peki, milletin vergisi hazineye girerken, ücretsiz sağlıktan yararlanma hakkı varken ve devletin, cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, “sosyal devlet” olgusu yazılırken neden bu böyle? Bunun, bu sorunun cevabını bütün yurttaşlarımız arıyor.

Tasarının kamuya getirdiği yük sadece kira ve hizmet bedelleri değildir. Alınan kredilerin garantisi ve… İhalesiz bu işler verilecek. Bir hukukçu olarak söyleyeyim: Kanunda sözleşme imzalayacak şirketlerin caydırıcılık maddesi yok. Yani bu sözleşmeye uymadığı takdirde bu şirketlere ne yapılacak? İşi yarım bıraktı, iki sene sonra yürütmedi ne olacak bu iş, belli değil.

Bakın, maliyet konusunda hiçbir şeffaflık yok. Sayın Bakanın bütün bürokrasisi burada, bugüne kadar 13 tane, sayıyorum: Kayseri, Ankara Etlik, Ankara-Bilkent, Elâzığ, Yozgat, Manisa, Konya Karatay, İstanbul İkitelli, Mersin, Bursa, Adana, Gaziantep, İzmir Bayraklı şehir hastanesi entegre sağlık kampüsü ihaleleri yapılmış. Bize, Sayın Bakan bu kürsüye çıkıp buralarda ne kadara ihale yapıldı, ne kadar harcandı, ne kadar zamanda ne kadar harcanacak net verileri koyabilir mi? Ben koyamayacağını iddia ediyorum. Çünkü, Bütçe Komisyonunda da istedik, bize verilmedi, bize verilmediğine göre yok ellerinde.

Peki, bu sağlık kampüsleri nedir? Arkadaşlar, adliyeleri, büyük adliye dedik AVM’lere çevirdik, gidin bakın Çağlayan Adliyesine. Çağlayan Adliyesi büyük bir alışveriş merkezine benziyor, adliye sarayına benzemiyor kimse kusura bakmasın. Beton, cam ve demirden oluşuyor. Dün tekrar dikkat ettim, 7’nci katta avukatlara saldırı oluyor, çevik kuvvet, güvenlik saldırıyor ve 7’nci kattan insanları aşağıya, betonlara atma çabaları var. 6 tane avukat yaralanıyor, korunak yok, 7 katlı kocaman binanın bir tane köşesinde bir saksı, bir yeşillik yok arkadaşlar. Bakın, Çağlayan Adliyesi, Avrupa’nın en büyük adliyesi diye geçiyor. Şimdi, aynı benzerini, sağlık kampüsleri adı altında alışveriş merkezleri kuruyoruz. Şimdi, bu nasıl bir şey? Bir hukukçu olarak size anlatacağım, dinleyin. 1’inci maddeyi –lütfen, eğer kanun elinizdeyse- açın bakın. Ben, size bu alışveriş merkezlerinin niye alışveriş merkezi olduklarını açıklamaya çalışacağım.

1) (ğ) fıkrası: “İhtiyari ticari hizmet alanları.” Sağlık konuşuyoruz değil mi, hastaneleri? Bu “hizmet alanı” kavramı bir geçti mi?

Tekrar geçiyorum. (k) bendine bakın: “Mecburi ticari hizmet alanları.” Yine “ticari hizmet” ama bu “mecburi.”

Devam ediyorum arkadaşlar. (r) fıkrası: “Tesis.” Sağlık kampüsünde tesis.

Tekrar geçiyorum arkadaşlar. Niye sağlık alışveriş merkezi olduğunu… Dönüştürülüyor.

(s) fıkrasında “Ticari hizmet alanları.” yine. Etti mi? Bir maddenin içinde bu saydıklarım.

Yine (t) fıkrasında “Uygulama projesi.”,

(u) fıkrasında da “Üst hakkı sözleşmesi.”

Gelelim (v) fıkrasına, “Yerleşke.” Arkadaşlar, yerleşke… Hastanede konuşuyoruz bunu, kampüs olayında, yerleşke…

Şimdi, bütün bunları anladınız mı? Milletvekili olarak oy kullanacaksınız. Bu kadar hizmet alanı olabilir mi bir sağlık kampüsünde arkadaşlar Allah aşkına? Bunun adı “sağlık kampüsü” olabilir mi?

Peki, bunları kim üstlenecek? Size onu açıkladığımız zaman şaşıracaksınız. Bakın, “ortak girişim” diye bir kavram duydunuz mu hukukçular olarak? Ortak girişim… Türk Ticaret Kanunu’nu yeni çıkardık. Hukukçu arkadaşlarım var, ortak girişim… Ortak girişim, 1’den fazla gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin aralarında yaptıkları anlaşmayla oluşturulan iş ortaklığı.

Peki, şimdi, Katar’dan 1 şirket geldi, Suudi Arabistan’dan da 1 şirket, Libya’dan da 1 şirket, Kazakistan’dan da 1 şirket, Türkiye’den de 4 şirket; bunlar ortaklaştılar ve bu ihaleyi aldılar. Hukuken, her biri ayrı bir hukuka sahip ülke. Devlet, hukuken, bu ortak şirket grubuyla, nasıl husumet taraf ehliyeti olmayan bir kimseyle bu sözleşmeleri yapabilir? “Ortak girişim” diye bir şey yok hukukta arkadaşlar. Türk Ticaret Kanunu’nda anonim şirket var, limitet şirket var, var, kolektif, komandit vesaire. Özel amaçlı şirket duydunuz mu? Yok ama (o) fıkrasında var arkadaşlar. Özel amaçlı şirket ne olabilir hastanelerde? E, kampüs… 10 binlerce insan çalışacak. Orada, sauna lazım, kafe lazım, hamam lazım, otel lazım, park lazım, gasilhane lazım, nakliye lazım, ambulans lazım, araba lazım, lazım da lazım. Siz koskoca bir şehri taşıyorsunuz bir yere. Ondan sonra ne olacak? Özel amaçlı şirket; her türlü 5 yıldızlı hizmet sağlıkta. İşte, mantık bu. Kafa ticari düşününce mantık böyle işliyor arkadaşlar. Bunlar, çok tehlikeli, sınırsız, sorumsuz, belirsiz kavramlardır. Bu kavramların, yarın, hukuk alanında, bu yatırım alanlarında, ihtilaflarda başa sorun çıkaracağını ifade etmek istiyorum.

İhale ilke, usul ve esasları: İhaleden niye kaçınıyorsunuz? Niye şeffaflıktan kaçınıyorsun ve niye denetçi şirketler yok ve niye uluslararası denetim kuruluşları yok bu işlerin içinde? Bakın, milyarların kararını verirken buna çok dikkat edeceksiniz.

Yine, bakın, sözleşmelerle ilgili “…otuz yılı geçmemek üzere idarece belirleme…” Hangi idare bana söyler misiniz? Sağlık Bakanlığı idare mi? Eğer Bakanlığın kendisi tarafsa, bunu ihaleye çıkarıyorsa bu nasıl böyle?

Şimdi, bu aksaklıkları açıkladıktan sonra önergelerle, bu tasarının yamuk, eğri olduğunu, kesinlikle bal gibi özelleştirme olduğunu, çalışanları köleliğe iteceğini, sendikal haklarını yok edeceğini ve hepsini ortadan kaldırıp tamamen bir işveren mantığıyla sağlık hizmetlerinin ticarileştirileceğini size bütün ilgili kurumlar açıklıyor.

Bakın, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanlığı çok açık diyor ki: “Bu şehir hastanelerinin kurulması özelleştirmenin bir parçası. ‘Sağlık Bakanlığı hastanesi’ kavramları, ‘devlet hastanesi’ kavramları ortadan kalkmaktadır.”

Kalkıyor arkadaşlar, devletin hastanesi yok. Artık, Abdülmuttalip’ten tutun da Şeyhül Zakir’den herkesin hastanesi olabilir ama devletin, halkın hastanesi olmaz çünkü şirket adlarını da yakında alırlar.

Yine, Aile Hekimliği Projesi’yle başlayan bu projenin ikinci, üçüncü, son ayağı olduğunu ifade edelim ve asıl kara delik, kara para, vergi kaçırma bu şehir hastanelerinde olacak. Tıbbi aletlerden, MR’dan tutun iğneye, pansuman araç gerecinden tutun her türlü ilaca kadar her türlü şey sınırsız, sorumsuz, denetimsiz, hiçbir kurula tabi olmadan şirketlerin insafına terk edilmiş olacak ve yine Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının çok net olarak bu yasa karşısındaki duruşu, kamu-özel ortaklığını kuran İngiltere, Kanada gibi bazı ülkeler, terk ederken Türkiye’nin bu kriz döneminde Arap Baharı’ndan kaçan paraları buraya çekip bu şehir hastanelerinde onları ortak edip onunla bir şeyler yapma anlayışının, niyetlerinin, fırsatlarının göstergesi olduğunu gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Kaplan, akıl hastaneleri var mı, akıl hastaneleri?

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Lazım mı, lazım mı?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şehir hastanelerinin içinde her türlü hizmet var, beş yıldız…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Akıl hastaneleri?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Lazım mı, lazım mı?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Lazım, lazım. Akıl hastanesi lazım.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Önergelerimizle bu görüşlerimizi sürdüreceğiz.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sıra sayısı 417 olan Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi, değerli izleyenlerimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye bu İmralı süreci, Ergenekon, Balyoz, Silivri vesaire bütün bunlarla uğraşırken, bir travma yaşarken bir taraftan da hayat devam ediyor, bir taraftan da Suriye’de savaşın kıyısına geliyoruz, oralarda bombalar patlıyor, bizi de etkiliyor, sürekli bir savaş kıyısında yaşıyoruz ama hayat devam ediyor ve bir taraftan da son sürat bir kanun fabrikası gibi biz kanun çıkarmaya devam ediyoruz, üretmeye devam ediyoruz. Denetim görevimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak çok fazla yerine getirmeden sürekli olarak kanunlar üretiyoruz. Bunlardan bir tanesi bu kanun tasarısı. Bununla biliyorsunuz şehir hastaneleri kurulacak. Bununla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı bir süre önce ihalelere başladı, bazı hastanelerin ihalelerini yapmış vaziyette. Sebebini çok iyi bilmiyoruz. Biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konuyla ilgili olarak iki ay kadar çalışmalar yaptık ama gerçekten sebebini çok iyi anlayamadık ama sonradan medyadan öğrendiğimize göre Sayın Başbakanın şehir hastaneleri rüyası varmış, bu şehir hastanelerini bir şekilde gerçekleştirmesi gerekiyormuş. Herhâlde asıl sebep odur diye düşünüyoruz, bu konunun gündeme gelmesinde esas sebep odur diye düşünüyoruz ama o kadar önemli bir sebep ki Sayın Başbakan bunu demokrasiyle bağlantılı kurdu. Hani, şu demokrasinin meşhur kuvvetler ayrılığı prensibini eleştirdi ya, oradan yargının çok fazla güçlendiğini, yürütmenin üstüne çıktığını yürütmenin güçlenmesi gerektiğini vesaire söylemişti ya, yürütmenin güçlenmesi gerektiğini, bu konuyla ilgiliydi. Bu kadar önemli bir konu bu yani neredeyse bu konuyla ilgili demokrasiyi feda edeceğimiz bir noktaya gelmiştik.

Değerli arkadaşlarım, sağlıkta çok iyi bir durumda değiliz, sağlıkla ilgili olarak genelde bir sıkıntı var. Sağlıkta biz özellikle 2006’lı yıllarda, 2007’li yıllarda sağlık harcamalarımızı 6 kat arttırarak, bakın, 6 kat arttırarak özellikle otelcilik hizmetlerinde çok lüks, çok parlak bir dönem yaşadık, her şey çok iyi görünüyordu ama sağlık harcamalarımız 6 kat artmıştı. Daha sonra bunun çok maliyetli olduğunu gördük. IMF tarafından da eleştirilince bu konuyla ilgili tasarrufa gitmeye karar verdik. Bugün, sağlıkta bir sigortalı hastaneye gittiğinde, ilaç aldığında, muayene olduğunda çeşitli sebeplerle 11 çeşit fark alınıyor kendisinden, 11 çeşit fark alınıyor sağlıkta. Bu hâle geldi yani sağlıkta o şaşaalı günlerimizi, parlak günlerimizi bitirdik, şimdi fark alınan, sıkıntılı olunan bir döneme girdik.

Şimdi bir de Kamu Hastaneler Birliğini kurduk. Birçok Sağlık Bakanlığı yöneticisi de Kamu Hastaneler Birliğinde yönetici ve orada da çok büyük rakamlarla, 10-12 milyon lira gibi ya da bin lira gibi şimdiki parayla CEO’luk yapıyorlar yani CEO dönemine girildi. Üst düzey yöneticiler var artık sağlıkta, böyle bir dönemdeyiz.

Değerli arkadaşlar, konumuza gelelim. Şimdi, bizim bugünkü tasarıyla üzerinde çalıştığımız konu kısaca şu: Bir hastaneniz var, bir anlaşma yapıyorsunuz yabancılarla, hastanenizi yıkıyorlar, yerine yeni bir hastane yapıyorlar, güzel, lüks bir hastane yapıyorlar. Bu hastane için siz, hastane sahibi olarak yıkılan hastaneniz için yirmi beş yıl süreyle ona kira ödüyorsunuz yapana. Yirmi beş yıl süreyle kira ödüyorsunuz ki tasarı “otuz yıl” diyor buna ama sözleşmelerimiz, şimdiye kadarki sözleşmeler yirmi beş yıl. Bu yirmi beş yıl içerisinde ayrıca hastanenizin kârlı bölümlerini, otoparkından tutun da görüntüleme merkezlerine kadar, laboratuvarına kadar yine özel sektöre işlettiriyorsunuz; siz bunu kullanmıyorsunuz, işlettiriyorsunuz. Onun için de, bu tür hizmetler için, temizlik, güvenlik vesaire tür hizmetler için de ayrıca bir ödeme yapıyorsunuz. Düşünün, yirmi beş yıl hastanenizi yıktırıp kira ödüyorsunuz, bunları da veriyorsunuz, bu tür hizmetler için de, paramedikal hizmetler için de ayrıca bir kira ödemesi yapıyorsunuz. Yirmi beş sene sonra ne olacağını bilmiyoruz, tabii normal olarak size devredilmesi gerekir ama yirmi beş sene sonra uzatılmazsa. Yirmi beş sene sonra siz bu işe devam edebilir misiniz, yapacak kabiliyetiniz kalır mı, orası da bir soru işareti.

Olay kısaca bu. Hastanenizi yıktırıyorsunuz, yirmi beş yıl süresince kira ödüyorsunuz, rant tesislerini de, paralı olan bölümlerini de özellikle özel sektöre veriyorsunuz, başkalarına işlettiriyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – AVM’ler, AVM’ler…

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Bir anlamda bunlar AVM’ler, bunlar kampüs olarak yapılıyor, çok büyük işletmeler. İleride bunlara da değineceğim.

Şu anda, mesela Ankara’da Etlik Hastanesi 3.566 yataklı olarak öngörülüyor; 3.566 yatak ama bu arada Ankara Etlik Hastanesi kaldırılmış. Etlik Hastanesi bir yerden bir binayı kiralamış vaziyette, doğru dürüst de hizmet veremiyor. Bir de bu hastaneler yapılıncaya kadar böyle bir durum söz konusu.

Konuyu Türk Tabipleri Birliği yargıya intikal ettirdi, Danıştay konuyla ilgili olarak… Biraz önce söylediğim gibi, aslında, bu tasarıdan önce, bu uygulamaya, Sağlık Bakanlığı girdi, ihalelerini yapmaya başladı ama Türk Tabipleri Birliği konuyu yargıya intikal ettirince yargı bunun Anayasa’nın 2 ve 7’nci maddelerine aykırı olduğunu söyledi, “Kendi başınıza bir yönetmelikle bu işi yapamazsanız, bir kanun çıkarmanız gerekir, bir kanuna bağlı olarak bu işi yürütmeniz gerekir.” dedi, onun üzerine bu tasarı gündeme geldi. Yani, bir taraftan bu iş başlamış vaziyette, bir taraftan da biz mevzuatını düzenlemeye girişmiş vaziyetteyiz.

Bütün bunlarla, Sağlık Bakanlığı, şu ana kadar, otuz yedi hastane yapmayı planlıyor, yıkıp yapmayı planlıyor ama, yani Kayseri Hastanesinde olduğu gibi yıkıp yapmayı planlıyor. Bu bizim yatak kapasitemizi, hastane sayımızı pek artırmayacak, bize pek bir kazancı yok. Sadece, belki, birkaç tane artık ömrünü tamamlamış olan hastaneyi yenileme imkânımız olacak, tabii, bir yığın da yeni, lüks cihazlara kavuşmuş olacağız ama yatak sayımız açısından pek bir şey değişmeyecek.

Değerli arkadaşlar, konuyu biz Plan ve Bütçe Komisyonunda görüştük. Tabii, işin mali yönü var, parasal yönü var ama bu konu Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda da görüşülmesi gereken bir konuydu çünkü konu, adı üzerinde, Sağlık Komisyonunu da ilgilendiren boyutta. Fakat, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu bu konuyla ilgili olarak “İşlerimiz çok yoğundur.” diye cevap verdi, “Görüşemiyoruz.” diye cevap verdi. Sonradan öğrendik ki, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu yedi aydır toplanmamış. Böyle de maalesef bir komedi yaşadık, bunu da sizle paylaşmak isterim.

Değerli arkadaşlarım, konuyla ilgili olarak bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, muhalefet şerhimizde de belirttiğimiz birçok itirazımız var. Konuyu biz toparladık, madde madde de eleştirilerimiz var ama farklı yönlerden de konuyu ele aldık. Mesela, şöyle: Ekonomik açıdan konuya bakıyoruz, yaklaşıyoruz, şu tür eleştirilerimiz var: Ekonomiye bakarsanız, uluslararası ekonomi yönünden dünyanın yaşadığı çok önemli bir kriz dönemindeyiz, çok önemli bir kriz yaşıyoruz ve bizim de bu krizden önemli ölçüde etkilendiğimizi biliyorsunuz.

Geçen yıl tahminimizin çok üzerinde bir bütçe açığı verdik biliyorsunuz, bütçemiz tahminimizin çok üzerinde açık verdi. Cari açığımız, biliyorsunuz, aynı şekilde, çok yüksek. 2011’de 8,5 büyümüştük, 2012’de bu krizden etkilenerek büyümemiz 3’ün  altına düştü yani birdenbire çok hızlı bir düşüş yaşadık. Sıkıntılarımız var. Kamu borcu, 2012 yıl sonu itibarıyla 532 milyar lira oldu, Şu anda 532 milyar kamu borcumuz var. Bu şartlar altında, biz, 37 hastane yapıyoruz, bu iş için 20 milyar liraya yakın para ödeyeceğiz ilk hesaplara göre. Birdenbire, bu ekonomik koşullarda 37 hastaneyi yıkıp yapacağız ve bu kadar önemli bir meblağı gözden çıkarıyoruz. Nedir acelemiz arkadaşlar? Bunu ekonomik açıdan izah edebilecek birisi var mı? Nedir? Niçin biz böyle bir tasarrufta bulunuyoruz? Yani bunun, ekonomik açıdan baktığınızda, hakikaten izahı yok mantıklı olarak.

Öte yandan, gayrisafi yurt işi hasıla açısından bakıyorsunuz, önceki yıllara göre, mesela 2002 yılına göre kamu yatırımlarında bir düşüş var. Yani biz bunu, bazı hastaneleri illa yapacaksak kamu yatırımlarında azalma var, kamu yatırımı olarak doğrudan bütçe imkânlarıyla yapabiliriz. Niçin öyle yapmıyoruz? Bunu da anlamak mümkün değil.

Diğer taraftan “Yabancı sermaye gelecek.” deniyor. Aslında bu tür, Türkiye gibi sermayesi kıt olan ülkelerin teşvik etmesi gereken ihracata dönük sektörlerdir. Elinizde bir kıt kaynak var, sermaye var, siz bununla ihracata dönük sektörleri teşvik eder, ülkenize döviz kazandırırsınız. Bu kadar cari açık vermişsiniz, bu kadar sıkıntınız var, istihdam sorununuz var; ihracatı artırmaya kalkarsınız. Siz tam tersine, sadece hizmet sektörüyle ilgili bunu -o da yeni yatak kapasitesi olmayan bir alanda- kullanıyorsunuz. Yani ekonomik açıdan bakıldığında bunları anlamak mümkün değil hakikaten.

Diğer taraftan, önceki Sağlık Bakanımız, Komisyonda bir konuşması sırasında “Yabancı sermaye gelecek, o taraftan da iyi.” demişti ama gelecek olan yabancı sermaye sadece cihazlarla sınırlı. Biz hastaneleri –biliyorsunuz- TL’yle yapacağız sonuçta, yurt dışından buradaki hastane yapımı için yabancı bir kaynak gelmeyecek. Yabancı kaynaklar sadece ithal edilecek olan cihazlarla ilgili olarak gelecek. Yani bu açıdan da ekonomik değil, ekonomik olarak baktığınızda.

Bir de, hastane yapımı için yirmi beş yıl sabit bir yatırımınız var. Her sene kira ödüyorsunuz. Toplam kira bedelleri karşılaştırıldığında çok anormal rakamlar ortaya çıkıyor. Bakın, Kayseri Hastanesi örneği var elimizde, Kayseri Hastanesinin ihale bedeli 650 milyon lira. Kayseri Hastanesi için yıllık ödenecek olan kira 54 milyon lira fakat ilave olarak “P1” ve ”P2” dediğimiz ödemeler de söz konusu -biraz sonra anlatacağım- onların toplamı da 83 milyon lira. Yani yılda 137 milyon lira, biz Kayseri Hastanesi için bir ödeme yapacağız. Buna bakıyorsunuz, bunları yirmi beş yılla değerlendirdiğiniz zaman, aşağı yukarı 3 milyar 425 milyon lira çıkıyor. Deniyor ki Sağlık Bakanlığı yetkilileri tarafından: “Bunun hepsi, 137 milyon liranın hepsi kira değil. Bunun 54 milyon lirası kira, diğerleri kira değil. Diğerleri de diğer bölümlerle ilgili harcamalar yani işi büyüttüğümüz için bu tür harcamalarımızı da çoğaltıyoruz.” Sadece o tür harcamalar için bu işe girecek, oradan çok büyük kâr elde edecek firmalar da söz konusu olabilir. Yani bu, ekonomik açıdan bakıldığında çok kârlı, çok ekonomik bir yatırım asla değil. Bunun haricinde, bu -benim biraz önce yaptığım, söylediğim- hesabın dışında bir başka hesap var mı? İnanın, iki aya yakın Komisyonda çalıştık, Sağlık Bakanlığı yetkilileri de bize böyle bir hesap vermediler. Biliyorsunuz, 5018 sayılı Kanun’a göre -bu Meclisimizden çıkmıştır birkaç sene önce- etki analizi ortaya konulması lazım, fayda-maliyet analizi alternatif olarak ortaya konulmalı, böyle bir analiz de bize veremediler, “Hayır, öyle değil de bakın bunun hesabı Kayseri Hastanesi örneğinde şudur.” diyemediler, bu hesap yanlışsa doğrusunu hiçbir zaman veremediler değerli arkadaşlar.

Ee, konu mali açıdan da yanlış, yani normalde kamu yatırımları bütçe imkânlarıyla yapılır. Her sene biz neden bütçe yapıyoruz, neden orta vadeli programlar hazırlıyoruz, üç yıllık bütçeler yapmaya başladık? Bunları yaparken tabii ki kamunun kaynakları, imkânları gözetilmiş, onun için kamu kaynaklarından bunların yapılması lazım, normal olanı budur, ama biz tutuyoruz bunu bütçenin dışına çıkarıyoruz, bütçe imkânlarının dışında bu işi yapmaya kalkıyoruz, dolayısıyla bütçe prensiplerine de aykırı bir iş yapmış oluyoruz, bütçe prensipleri açısından, mali disiplin açısından da çok yanlış bir iş yapmış oluyoruz sonuç olarak.

Şimdi, sağlık planları açısından da biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak konuya yaklaştık. Sağlık planlarına bakıyorum, 2013 yılında Bakanlar Kurulunun kabul ettiği bir program var. Orada sağlık sektörüyle ilgili olarak diyor ki: “Sağlıkta temel sorun hastane ve yatak sayısının yetersizliği değil, ülke genelinde dengesiz dağılımıdır.” Yani “Hastanelerin yetersizliği söz konusu değildir.” diyor, “Yatak sayısının yetersizliği söz konusu değildir.” diyor, “Ülke çapında dağılımında anormallik vardır.” diyor; “Doktor, hemşire sayısı yetersizdir, onun dağılımında da problem vardır.” diyor. Bunun çözülmesi lazım. Yani Sağlık Bakanlığının öncelik vermesi gereken konu budur, bunu düzeltmesi lazım, buna para harcaması lazım, bunu öncelikle ön sıraya koyması lazım, bu sorunu gidermesi lazım.

2011 yılında yatak doluluk oranı OECD ortalaması 76’dır, bizde 65,6. Bakın, biz de daha 65,6; OECD ortalaması 76 yani bizim yatak doluluk oranımız çok daha düşük. Bu şartlar altında neden bu kadar -43 bin küsur- yatak yıkılıp yapılacak? Bunu neden artırmaya çalışıyoruz, anlamak çok zor.

Ayrıca “tam gün” diye bir yasa çıktı biliyorsunuz birkaç sene önce. -“Tam gün”ü ben tırnak içerisinde kullanıyorum, “tam gün” değil çünkü tam olarak bir tam gün değil, doktorlarımızı perişan etti, hastanelerimizi, üniversitelerimizi perişan etti. Sağlık sektörü bu Tam Gün Yasası’yla tam bir skandal vaziyette. Doktor yetiştiremiyoruz artık. Tıp eğitimi maalesef çok kötü vaziyette. Şimdi, böyle bir durum varken, neden bu konuyu biz önceliğe alıyoruz bunu anlamak mümkün değil, gerçekten mümkün değil. Bunu çok samimi olarak söylüyorum.

Bir diğer konu, hastane işletmeciliği açısından konuya yaklaşım. Aranızda doktorlar vardır, dinleyenlerimizden de doktorlarımız vardır. Bir hastane 200 ve 400 yatak arasında rantabl çalışır. 200 ve 400 yatak arasındaki hastaneler rantabldır, verimli olurlar ama biz şimdi 3.500 yatak kapasitesine sahip hastaneler yapıyoruz. Literatürde bu iş böyledir. Bunu da biz Sağlık Bakanlığı yetkilileriyle konuştuk ama hiçbir zaman bu konuyla ilgili “Hayır öyle değil de böyledir.” demediler, diyemediler yani bu literatürde de böyle bir konu.

Sağlık açısından bir diğer konu da şu: Şimdi, yirmi beş yıl süresince hastaneler ihaleleri alan firmalara bağımlı kalacakları için yirmi beş yıl süresince, sadece belli firmaların, belli ülkelerin markalarını kullanacaklar, cihazlarını kullanacaklar ve dolayısıyla onlara bağımlı olan sarf malzemelerini kullanacaklar yani Sağlık Bakanlığında konuyla ilgili, cihazla ilgili, sarf malzemesiyle ilgili bir norm ve standart getiremeyeceğiz. Doğrudan doğruya hangi firmalar ihaleyi almışsa, hangi ülkeler almışsa onlarınki geçerli olmuş olacak, böyle bir sıkıntımız var. Yerli üretimin teşviki söz konusu olmalı, yerli tıbbi cihazın ama maalesef, bakıyorsunuz, bu şekilde sadece yabancı ülkelerin cihazlarını alacağız, onları teşvik ediyoruz. Kendi, tıbbi alandaki, biyomedikal alandaki firmalarımızı öldürmüş oluyoruz bu şekilde. Bu olacak şey değil. Yani mesela bu çok çok önemli bir konu. Zaten az sayıda olan, yavaş yavaş sivrilmeye çalışan firmalarımızı da bu şekilde öldürmüş olacağız.

Hukuki yönden de, yönetsel açıdan da çok önemli sakıncalar var. Konuyla ilgili olarak çok farklı alternatifler getirilirdi, bu model bir gayrimenkul yatırım ortaklığı çerçevesi içerisinde çözülebilirdi. Konu esasında Anayasa’ya aykırı. Bir tane sözleşmeden bahsediyor tanımlar arasında bütün tasarıda, hâlbuki en az altı tane sözleşme var. Hâlbuki Danıştay, zaten bu sözleşmeye uygun olması, sözleşmenin iyi tanımlanması gerektiğini bildirmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Böyle bir eksikliği var. Tekrar yargıdan dönebilecek bir şekilde biz tasarıyı hazırlıyoruz.

Birçok maddesiyle ilgili olarak da…

Değerli arkadaşlarım, diğer arkadaşlarım da sırası geldikçe maddelerle ilgili eleştirilerde bulunacaklar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Ahmet Arslan, Kars Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 417 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Sizleri elimden geldiğince, alt komisyon Başkanı ve daha sonra da Komisyon üyesi olarak aydınlatmaya çalışacağım. Saygılarımı sunuyorum hepinize.

Tasarıyla ilgili ayrıntılara geçmeden, Cumhuriyet Halk Partisi Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay burada bir açıklama yaptılar, Sinop Milletvekilimiz Sayın Mehmet Ersoy’un cevap verebilme şansı o an için olmadığından onun adına bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.

Sinop’un en büyük ilçesi olan Boyabat’ın gençlik kolları başkanının eylemlere katıldığı yönünde bir ifadede bulunuldu. Ancak, arkadaşımız o gün ilçede görevinin başında ve herhangi bir şeklide bu olaylara karışmamış. Yine bahsettiği diğer kişi ise eski gençlik kolları başkanı olması hasebiyle AK PARTİ ile ilişkilendiriliyor ancak şu an herhangi bir görevi yok. Bunu da sizlerin bilgilerine, özellikle, sunmak istiyorum. Yani olayların, bir şekilde, AK PARTİ’yle ve AK PARTİ’lilerle ilişkilendirilmesinin doğru olmadığını ifade etmek istiyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Güzel bir itiraftı.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Şu anda tek suçlu 4 BDP’li milletvekili, Sinop’a gittikleri için.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Biz, Sağlık Bakanlığının yatırımlarının kamu özel iş birliği modeliyle veya yap-kirala-devret modeliyle yapılması ile ilgili…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – BDP’yi görevlendiren AKP, AKP “Git.” dediği için gitti.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Engin Bey’e sataştı, niye müsaade ediyorsunuz?

AHMET ARSLAN (Devamla) – …gündeminize getirilen bu kanunla ilgili sizlere şunları ifade etmek istiyorum: Birincisi, Plan Bütçe Komisyonu, malumunuz, özellikle bütçeyi ilgilendiren kanunlar konusunda asli komisyon olarak zaten görev yapıyor biz, bu anlamda görev yaptık. Ancak Sağlık Komisyonundan birçok arkadaş Plan Bütçe Komisyonuna gelerek bu kanun çalışmalarında, tasarıda bizlere çok ciddi bir şekilde katkı koydular. Şunu belirtelim: Şu anki Sağlık Komisyonu Başkanımız da dâhil olmak üzere doktor olan 3 tane üye arkadaşımız var, bunlar da özellikle meslekleriyle ilgili, ziyadesiyle, tasarı komisyonda görüşülürken katkı koydular. Bizde yap-işlet-devret modellerini geçmiş çalışmaları çerçevesinde bilen ve yine, geçmişte bankacılıkla veya finans sektörüyle ilgilenen birçok arkadaşımız var, mali müşavir arkadaşlarımız var. Bunlar da bu anlamda, yaklaşık bir buçuk aylık periyotta, âdeta her maddesini didik didik irdeleyerek, Bakanlığa sorarak, gerekiyorsa düzeltmeler yaparak katkılar koydular.

Özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Kamu-Özel İş Birliği adı üzerinde, kamu sektörünün yapmak istediği yatırımları özel sektörün de dinamiklerini harekete geçirerek, özel sektörün enerjisini, performansını, hızını bu işin içine çekerek onlardan da yararlanmak anlamına geliyor.

Ülkemiz, yap-işlet-devret modeli konusunda özellikle ulaştırmada, enerjide ve birçok alanda dünyada örnek olabilecek hâle gelmiş durumda; örnek projeler yapmakta. Bugüne kadar 10 milyar doların üzerinde, bu modelle ihale yapmış; 7 milyar doların üzerinde, bu modelle yaptığı ihalelerin ihale süreçleri bittikten sonra imtiyaz hakkı devri ile gelir elde etmiş durumda. Bunu göz ardı etmemek lazım. Nedeni şu: Özellikle Avrupa ülkeleri 1980 yılından itibaren bu modeli örnek almış olmakla birlikte, Türkiye 1994 yılından beri yaklaşık on dokuz yıldır bu modeli ziyadesiyle uyguluyor. Ancak hepimiz biliyoruz ki Türk insanının aklı, Avrupa’daki insanın veya Uzak Doğu’daki insanın aklından daha farklı ve daha pratik çalışıyor. Bu cümlenin özellikle altını çizmek istiyorum: Daha pratik çalışıyor. Hâl böyle olunca, onların yaptığı modelleri örnek alabilirsiniz ancak kendi pratik zekânızı da karıştırarak, katarak Türk modelini gerçekleştirmek durumundasınız. İşte, yap-işlet-devret modelinde ve yap-kirala-devret modelinde Türk modeli dünyada örnek olmuş hâlde. Neden? Nedeni şu: Dünyanın birçok ülkesinden insanlar gelip Türkiye’deki örnek uygulamaları dinliyorlar, görüyorlar; bu konuda konferanslar, seminerler, paneller düzenliyorlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ahmet Bey, Türklerin aklı çalışmıyor mu? “Avrupalının aklı çalışıyor.” diyorsun!

AHMET ARSLAN (Devamla) – Sayın Aslanoğlu, beni iyi dinlemiyorsunuz!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İyi dinledim.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Dedim ki: Türk aklı, Türk zekâsı herkesten çok iyi çalışıyor; zira, onların yaptığı projeleri alıyoruz, daha sonra kendi pratiğimizi katıyoruz ve Türk modeli oluşturuyoruz. Bunu tekrar vurguluyorum: Türk modeli oluşturuyoruz. Bunu iyi bilin Aslanoğlu, siz de iyi biliyorsunuz, başkaları da iyi biliyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Onların terk ettiği demode projeler, demode!

AHMET ARSLAN (Devamla) – Yine, yap-kirala-devret projeleri Avrupa’da, Latin Amerika’da, Uzak Doğu’da birçok yerde yaygın olarak uygulanmakta...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hani, hiçbir yerde yok!

AHMET ARSLAN (Devamla) – …bu konuda birimler açılmakta, bu konuda üniversitelerde birimler açılmakta; bu konuda Türkiye’de gerek  kamu sektöründe gerek özel sektörde gerekse finans sektöründe sadece bu işle uğraşan birimler oluşturulmakta ve bunlar yeni modeller, modele katkılar geliştirmekte.

İşte, yap-işlet-devret modeli on dokuz yıldır çıkan bir kanunla, 3396’yla Türkiye’de uygulanmakta ancak günümüzde gördük ki sağlık alanında, özellikle yap-kirala-devretlerde kendine has daha fazla ayrıntı barındıran yeni bir kanun çok daha gerekli diye düşündüğümüz için sağlık alanıyla ilgili böyle bir kanun tasarısı geldi ve biz de Komisyonda buna katkı koyduk. İşte, bugün, yap-işlet-devretten farklı olarak bu kanunun sağlık alanıyla ilgili gelmesinin gerekçesi bu olsa gerek, arkadaşlara özellikle bunu vurgulamış olmak istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – CHP’li hekimler destek vermedi mi Ahmet Bey?

AHMET ARSLAN (Devamla) – Tabii ki Türkiye’de sağlık alanında birçok şey yapılmakta, tabii ki Türkiye’de sağlık alanında hastaneler yapılmakta, hastaneler daha modern hâle getirilmekte. Ancak, AK PARTİ şunu yaptı: AK PARTİ, on yıl içerisinde, ambulans bulamayan insanları, helikopter ambulans, uçak ambulans bulan insanlar hâline getirdi sağlık sektöründe. İnsanımızın beklentisi çok yükseldiği için, -hasta başına ortalama 50 metrekareden 150 metrekareye düşene kadar modern hastaneler- modern hizmet verilen hastaneler yapmak adına Sağlık Bakanlığı, AK PARTİ hükûmetleri önüne bir hedef koydu. Bu hedefi gerçekleştirmek, sizin söylediğiniz gibi kamu bütçesiyle yatırımlar yaparak olabilir, ancak yirmi yılda gerçekleştirirsiniz. İşte, AK PARTİ’nin farkı şurada: AK PARTİ özel sektör dinamiklerini hayata geçirerek, bu hizmetleri beş yılda insanımızın ayağına götürmek, arada kalan yirmi yılda da bu insanımızın bundan yararlanmaya devam etmesini öngörüyor ve ödemenin ondan sonra yapılmasını öngörüyor. Tabii ki siz özel sektör dinamiklerini hayata geçiriyorsanız, onların finansman bulmasını sağlıyorsanız, özellikle dünyanın geldiği noktada, dünyada krizin olduğu, kredilerin daraldığı, darboğazın oluştuğu bir noktada tabii ki risk paylaşımını getirmek zorundasınız. Siz, risk paylaşımını getirince ne oluyor? Aynı işi yaptırıyorsunuz fakat riski azalttıkça, finans sektörünün buraya verdiği kredilerin, kredilendirebilme olayı… Yani özellikle, kredi riskleri azalıyor, dolayısıyla daha düşük maliyetle kredilendirebiliyorlar ve hâl böyle olunca da siz daha rahat yüklenici de buluyorsunuz ve işinizi yapıyorsunuz, yapabilir hâle geliyorsunuz. Bunu, özellikle yine vurgulamak istedim.

         Tabii, yine, vurgulamak istediğim bir başka şey, tabii ki Kamu İhale Kanunu’ndan istisna getiriyoruz ama neden istisna getiriyoruz? Getirmek istediğimiz model, dünyanın birçok yerinde Kamu İhale Kanunu benzeri kanunlardan istisnadır, kendisiyle ilgili düzenlemeler vardır. Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkarmak demek…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ticari alanlar ne olacak Ahmet Bey, ticari alanlar?

AHMET ARSLAN (Devamla) – ...alıp ihaleyi birilerine direkt verebilmek değildir. Neden değildir? Kanun tasarısının 10’uncu maddesini okursanız, bu kanunla ilgili usul ve esaslar, yönetmelikler çıkarılması gerekir, onlar da işte bundan sonra düzenlenecektir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ticari alanlar, ticari alanlar kime gidecek kime?

AHMET ARSLAN (Devamla) – Onlar çerçevesinde ihale edilecektir, rekabet içerisinde ihale edilecektir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kime ihale edecek?

AHMET ARSLAN (Devamla) – Her kim gelir bu rekabetin içerisine katılır ve şartları sağlarsa, bunu kazanır.

Peki, ticari alanlarla ilgili… Sizi kırmayayım Sayın Aslanoğlu, sizi kırmayayım, ticari alanlarla ilgili konuya geleyim

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – He, kırmayın… Helal olsun sana!

Ticari alanlar ne olacak?

AHMET ARSLAN (Devamla) - Şimdi, ticari alanlarla ilgili konuya da geleceğim…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kim ihale edecek, para nereye gidecek?

AHMET ARSLAN (Devamla) – Lütfen, müsaadenizle o konuya da geleceğim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

AHMET ARSLAN (Devamla) - Bir defa, ihalesiz verilemediğini özellikle ifade ettim, bir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İhalesiz…

AHMET ARSLAN (Devamla) - Bir şeyi daha arkadaşlar karıştırıyor: Bu kanun, bu tasarı kanunlaştıktan sonra usul ve esaslar çıkacak, yönetmelikler çıkacak…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Buraya koy, buraya…

AHMET ARSLAN (Devamla) - …bunlara bağlı olarak da ihale dokümanları yani şartnameler…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kanuna koyun Ahmet Bey kanuna…

AHMET ARSLAN (Devamla) - …sözleşmeler, sözleşme taslakları hazırlanacak. Birtakım detaylar orada olacak. Neye göre? Sözleşme ve şartname usul ve esaslarınızın ve kanunun size verdiği çerçeve dâhilinde olacak.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kanunda olmayan bir şey yönetmelikte olmaz.

AHMET ARSLAN (Devamla) - Usul ve esaslar ise kanunun size verdiği yetkiler çerçevesinde olacak, dolayısıyla siz bir sözleşmenin, bir dokümanın ayrıntısı olması gereken şeyleri getirip “kanunda dercedin” diyorsanız, e, kusura bakmayın ama bu da kanun yapma etiğine ve şartlarına uygun değildir Sayın Aslanoğlu.

Bir şey daha söyleyeyim, bir şey daha söyleyeyim…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Allah Allah! Ahmet Bey, ilk defa kanun yapıyoruz ya, ilk defa kanun yapıyoruz ya! Her şeyi getirip koyuyorsunuz, burada ilk defa…

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, Sayın Aslanoğlu…

AHMET ARSLAN (Devamla) – Sayın Aslanoğlu, rahat olun bu konuda.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Cevap vermeyin Ahmet Bey.

BAŞKAN – Lütfen…

AHMET ARSLAN (Devamla) – Dünyada kriz yaşanıyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ticari alanlar ne olacak?

BAŞKAN – Sayın Arslan, lütfen siz Genel Kurula hitap edin.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Siz de söylediniz, AK PARTİ diyor ki “Bizim hükûmetlerimizle birlikte biz kriz yaşamıyoruz ancak kriz teğet geçti.” Bunun anlamı ne? Yüzde 8 büyümeniz yüzde 3’e düşer, dünyadaki kriz hafifledikçe, sizdeki kriz zaten geçmiş durumda, bu tekrar yükselir. Yani o kadar büyük rakamlara alıştınız ki AK PARTİ’nin başarıları kendi içinde biraz aşağıya indiği zaman bunu başarısızlık gibi ifade ediyorsunuz. Dolayısıyla, bunu getirip özellikle özel sektör dinamiklerini bu işin içine katmayı bütçe açığının yükselmesine gerekçe, başka şeylere gerekçe lütfen saymayınız.

Yerli üretimi çok çok önemsiyoruz. Plan ve Bütçe Komisyonunda da bu ifade edildi, burada da ifade edildi. Özellikle tıbbi cihazların ve tefrişatın bütün yatırım içerisindeki payı yüzde 15’tir. Öyle söylendi ki sanki paranın yüzde 85’i bundan… Hayır, yüzde 15’tir ve Bakanlığa şöyle bir yetki verilmiştir: Asgari yüzde 20. Neden? Bugün için yüzde 20 geçerli olur, iki sene sonra Türkiye’deki yerli üretim geliştikçe bu oran daha da yükselir. Bunu da özellikle bilgilerinize sunmak istiyorum.

“Kira dışı işlerle ilgili ödemeler var.” dendi. İşte burada sizin sorunuza geleyim. Yüklenici hastaneyi yapacak, hastaneyi üç sene içerisinde bitirecek ve hastaneyi işletmeye hazır hâlde tutacak. Ne kadar? Yirmi beş yıl boyunca. Farkı ne? Farkı şu: Biz kamu yatırımları yaptırıyoruz. Kamu yatırımı başlıyor, arada bir sürü problemler çıkıyor. Tekrar idame yatırıma çık, tekrar ikmal inşaatı yap, şunu yap, bunu yap deyince üç yıl dediğimiz süre bazen yedi yıla, bazen sekiz yıla çıkıyor. Bizim o işten beklediğimiz katma değer de sosyal sorumluluk anlamında yerine getirmemiz gereken şeyler de otomatik olarak üç beş sene atıyor. Hâlbuki bizim amacımız o değil. Bizim amacımız, sistemin üç sene içerisinde bitirilerek hizmete girmesi ve yirmi beş yıl boyunca bakımlı, tutumlu, onarılmış ve günün teknolojisine uygun olarak modernleştirilmiş hâlde tekrar sistemin teslim edilebilmesi, idareye devredilebilmesidir, zira sistem idare adına yapılmaktadır. Yine, işletmeye geçildikten sonra bir sürü hizmetin aynı anda yapılması… Neler? Kafeterya olabilir, ticari alanlar olabilir, otel olabilir. Ama oradaki amaç nedir? Oradaki amaç, bir defa 200 veya 400 yatak kapasiteli bir hastane yapmıyorsunuz, hastane kompleksi veya kampüsü içerisinde birçok hastane yapıyorsunuz. Hastaneler birbiriyle entegre, her biri kendi alanında ihtisaslaşmış. Hastanız kampüs içerisindeki ihtisas alanında eğer yerini değiştirecekse değiştirecek. Yoksa Etlik’ten kalkıp Yüksek İhtisasa, oradan kalkıp Onkolojiye gitmeyecek, hepsi komple bir kompleks içinde olacak. Hâl böyle olunca da bu kadar büyüklükte bir kompleks ve kampüs yapıyorsanız, burada, gelen ailelerin, hasta yakınlarının kalabileceği bir otel yapmak kadar doğal bir şey yok, bir restoran yapmak kadar doğal bir şey yok, bir kafeterya yapmak veya onların ihtiyaçlarının giderilebileceği bir ticari alan oluşturmak kadar doğal bir şey yok. Zira, kanunda da ifade edildi, bu çerçevede olmazsa olmaz olan mecburi ticari alanlar var, bir de “Olsa daha iyi olur.” denen ihtiyari ticari alanlar var. Bunları böylece birbirinden ayırıyorsunuz ama bunların hepsine birden de “ticari alan” diyorsunuz, böyle tanımlamanız gerekiyor.

Saygıdeğer milletvekilleri…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Niye gerekiyor?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ahmet Bey, biraz ticari alan kiralarından bahset.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Kiralardan bahsedeyim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ha, ondan bahset.

AHMET ARSLAN (Devamla) - Yatırımcı hastane yatırımı yaptığında kampüs içerisinde ticari alan yapacağını…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kirayı kim alacak?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kirayı kim alacak Sayın Başkan? Kirayı kim alacak?

BAŞKAN – Lütfen…

AHMET ARSLAN (Devamla) – Sayın Başkan…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Tak tak tak kirayı kim alacak?

BAŞKAN – Sayın hatibin sözünü kesmeyelim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sözünü kesmiyoruz, açıklayıcı soru soruyoruz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Açıklama istiyoruz, açıklama Sayın Başkan.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Arslan, lütfen Genel Kurula hitap edin. Karşılıklı konuşmayalım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kirayı kim alacak? Kim ihale edecek o ticari alan kiralarını?

AHMET ARSLAN (Devamla) – Sayın Başkanım, Plan ve Bütçe Komisyonundaki arkadaşlar dahi bir buçuk aylık tartışma sürecinde bunu anlayamamışlarsa Genel Kurula anlatma konusunda müsaade edin sorularına cevap vereyim daha iyi olur.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sataştı bana.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Soru şu: “Kiralar ne olacak? Ticari alan ne olacak?” Ticari alan şöyle olacak: Yüklenici gelecek hastaneyi yapacak.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, sataştı, beni anlayışsızlıkla itham etti.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Bu hastaneyi işletirken devletten ne kadar para alacağını bilecek ve bu kampüs içerisinde ne tür ticari alanlar olduğunu bilecek, bu ticari alanlarda ne tür gelir elde edeceğini bilecek. Dolayısıyla, daha teklif verirken diyecek ki: “Ey Sağlık Bakanlığı, ben sana 1 birim iş yapıyorum, 2 birim kira alacakken bunun 1 birimini ticari alanlardan elde ettiğim için düşüyorum ve sana 1 birimlik kira bedeli veriyorum.” Siz Sağlık Bakanlığı ve ihale komisyonu olarak bütün teklifleri alıyorsunuz, inceliyorsunuz, eğer ticari alanla ilgili düşükse düştüğü kira vermezsiniz çünkü böyle bir hakkımız bu kanunda var, vermek zorunda değilsiniz. Sonuçta bir komisyon oluşturacaksınız, komisyonunuz 1 kişiden, 2 kişiden değil, birçok kişiden oluşan uzman bir heyet olacak, onlar çalışmasını yapacak, eğer Sağlık Bakanlığının menfaatine bir durum varsa ihaleyi sonuçlandıracak, değilse sonuçlandırmayacak veya ticari alanı ayırarak sonuçlandırabilecek.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yaz, yaz, kanuna yaz.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Özetle, Sayın Aslanoğlu, şunu gördük ki: Bir buçuk aylık komisyon tartışması sürecinde herkes ciddi katkılar koydu, iktidar milletvekili, muhalefet milletvekili fark etmez. Yine, milletvekilleri gözüyle Bakanlığın da ola ki atladığı veya “Değiştirilirse daha iyi olur.” dediği birçok şey vardı ve birçok önergeyle tasarı son hâline geldi.

Ezcümle şunu söylemek istiyorum: Siz Sağlık Bakanlığı olarak yirmi beş yılda yaptıklarınızı beş yılda yapacak duruma gelirseniz insanımıza yirmi sene daha fazla hizmet verirsiniz. Siz ülkenin yarısında bu yöntemi kullanırsanız geriye kalan yarısına da işte bütçenizi ayırabilirsiniz. İşte bu bütçeyle Kars’ın merkezinde 200 yataklı daha Kars Devlet Hastanesi yaparsınız. Yine, Kafkas Üniversitesinde 200 yataklı üniversite hastanesi yaparsınız, onkoloji hastanesi planlarsınız. Sarıkamış ilçesinde 50 yataklı daha devlet hastanesi yaparsınız, Kağızman ilçesinde 50 yataklı daha devlet hastanesi yapmayı planlarsınız. Selim’de, Digor’da, Arpaçay’da, Akyaka’da, memleketin ücra köşesinde, uzak köşesinde sanki “Onlar bizden değil.”miş gibi davranmazsınız, onlara da 10’ar yataklı entegre ilçe hastaneleri yaparsınız, işte, onların da ihtiyaçlarını ziyadesiyle görürsünüz.

Onun için biz AK PARTİ’yiz, onun için on yıldır oylar giderek artıyor, onun için daha iyi hizmetler vermeye çalışıyoruz, daha iyi hizmetler vereceğiz. Bu tasarıda umarım kanunlaşacak ve daha iyi hizmetler vereceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Konuşmacı konuşmasında Plan Bütçe üyelerini anlayışsızlıkla suçladı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Öyle bir şey yapmadı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz de şahidiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kendisi dedi: “Orada anlamadıysanız ben buraya anlatayım.”, bizi anlayışsızla suçladı. Cevap vermek istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aynı şeyi biz de istiyoruz. Ben de Komisyon üyesi olarak, alt komisyon üyesi olarak…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Komisyon üyesi olarak ben de istiyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Öyle bir şey olmadı ya. Ferit Bey, yapmayın Allah’ınızı severseniz.

BAŞKAN – Söyledi Sayın Arslan, ben de dinledim yani doğru.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli üyeler; biz bu ülkede halk için ne yapılıyorsa, kim yapıyorsa teşekkür etmesini biliriz.

Ben hekim değilim ama 4 bin yataklı, 5 bin yataklı bir kampüsün ne kadar rantabl olup olmadığı konusunda… Siz, sayın Arslan, AKP’den gelen hekim arkadaşlara teşekkür ettiniz ama ben de Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan gelen hekim arkadaşlarıma binlerce teşekkür ediyorum, onlar da büyük destek verdiler, onu unuttunuz, söylemediniz.

AHMET ARSLAN (Kars) – Önce onları söyledim, atladınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – MHP’den gelen hekim arkadaşlara teşekkür ediyorum.

AHMET ARSLAN (Kars) – Önce onları söyledim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, ben şu soruların cevabını istiyorum -ben çok iyi anlarım Ahmet Bey, çok iyi anlarım, okuduğumu da çok iyi bilirim- üç soruya cevabı bir buçuk ayda alamadım, hâlâ alamadık.

1) Arkadaşlar, Türkiye’de, özellikle hizmet alımını bir kere verecek bu alan şirkete, tamam, bitti, yirmi beş sene, bir tröst, hizmet alımında, orada mecburen onlar olacak. Türkiye’de bir rekabeti yok ediyor. Belki ben beş sene sonra daha ucuz hizmet vermek isteyeceğim sana hizmet alımında.

RECAİ BERBER (Manisa) – Yaptığımız o.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Maksimum beş yıl. Değiştirdik ya.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır, onu daha sonra benim şeyimle… Bunu yaptık. Bir kere, birinci mesele buydu. Burada bizim ısrarla itirazımızdan sonra… Eskiden yirmi beş yılla veriyorlardı.

2) Arkadaşlar, beni şuna ikna edin: Ticari alan gelirleri ne olacak? Kim ihale edecek? Nasıl ihale edecekler? Bu gelirler nasıl paylaşılacak? Bu Meclise… Çok büyük, 100 bin metrekare, 200 bin metrekare bir AVM yaptılar, çarşılar yaptılar, dükkânlar yaptılar. Diyorsunuz ya “5 bin yataklı koskoca bir şehir doğuyor.” Peki, bu kiraları kim ihale edecek? Bu kira paraları kime gidecek, nasıl gidecek? Getirin, ben de imza atayım. Beş yılda bir bu AVM’leri, ticari alanları artı, zorunlu olmayan ticari alanları ihaleyle, İhale Kanunu’yla ihale edin, ben de imza atayım. Bunun cevabını veremiyorsun, ben de onun için senin söylediğini anlamakta zorlanıyorum. Niye bunu böyle yapıyorsunuz, çok zorlandım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Günal, siz de aynı sebeple, sataşma nedeniyle söz istiyorsunuz.

Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

2.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Alt Komisyon Başkanımızın aslında daha kolay anlaması lazım, Komisyon üyelerine göre alt komisyonda da Sayın Arslan çok durdu.

Şimdi, sorduğumuz sorular net. Demin getirdiğim bir klasör vardı, bunun içerisinde dört beş tane kitap var, beş altı tane, yurt dışındaki örneklerle ilgili makaleler, raporlar var. Dünya Bankasının raporlarından bahsettim, dedim ki: “Hepsi var Ahmet Bey yani anlaşılmayan yeri varsa oradan da söyleyelim.

Artı, “Hepsinin Kalkınma Bakanlığı bünyesinde toplanması gerekir.” Orada bir şey  var dedim. Hazine ve maliyeyle beraber, onlarla ilgili de bir uzmanlık tezi var orada, bu arkadaşlarımızın yaptığı. Biz hepsini baştan sona okuduk iki aydır neredeyse değerli arkadaşlarımızla beraber ama hâlâ ben işin mantığını anlamadım. “Anlamadım.” dediğim yerde bir haklılık payı var. Nesini anlamadım? Bana orayı anlat. Neden, yeni bir yatak kapasitesi yaratılmamasına rağmen, Sayın Bakanın söylediği “17 tesiste 18 küsur milyar tamamını tamamlarsak 30 küsur tane, hele hele bu ön fizibilite raporları önceki gibi farklı çıkar, 2 misline çıkarsa- bu parayı biz sadece bina yenilemesi için neden veriyoruz, Türkiye’nin başka ihtiyacı yok mu?” diye onu sordum ve buradan gelecek gelirle, ticari işletmeden gelecek ne, sadece zorunlu olan kısmı nedir, bunu niye üstleniyoruz, hazine bunların tamamını niye üstleniyor? Peki, öbürküler Allah’ın adamı değil mi, bunlar Türk vatandaşı değil mi?  Bakın, 88 tane hastane yaptırıyorsunuz 5,1 milyar, 5,2 milyar. Bunlara niye aynı avantajları sağlamıyorsunuz dedim. Türkiye’de bir sürü özel hastane var, her ne kadar kapatmaya çalışsanız da, merkezîleştirmeye çalışsanız da bir sürü özel poliklinik var. Bunları yapanlara niye vergi istisnası getirmiyorsunuz, niye onlara aynı şekilde, finansman buldukları zaman sağlık sektörüne yapılan… Yani diyoruz ki: Neden kamu eliyle bir sağlık tekeli yaratıyorsunuz, birkaç tane konsorsiyuma muhtaç oluyorsunuz? Bunlar da anlamadıklarımız, anlatırsanız sevinirim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak)  - Sayın Başkan, Plan Bütçe Komisyonu üyesiyim…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan. Sataşma nedeniyle iki dakika… (BDP sıralarından alkışlar)

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak)  - Benim şaşırdığım bir şey, biz anlamadık ama sizler anladınız da… Biz, bu, 13 tane, ihale edilen sağlık kampüsünün şeylerini istedik getirisi götürüsü, fizibilitesi nedir kardeşim, ne kadara verdiniz, ne kadar zamanda bitecek, ne kadar gidecek? Bunu bize çıkaramadınız Plan Bütçe Komisyonunda. Yeni ihaleye verilecekleri sorduk, onları da sorduk, veremediniz. Veremedinizse kardeşim, mahkeme kararları var, yürütmeyi durdurma kararları var, onları da baypas ediyorsunuz; iyi o da. Peki, 2 milyon yeşil kartlı vardı. Ne yapacaksınız? Şimdi, özelleştirdiğiniz bir yerde bir şirket ne düşünür? Kâr düşünür, kâr. Bu memleketin, vatandaşın sağlığını düşünmez; para düşünür para, para, para. A, bundan başka bir şey düşünmez, bak göstereyim. Şunu görüyor musunuz? Bunu düşünür, sağlığınızı düşünmez. Hastaneleri Suudi’den gelen, Kuveyt’ten gelen bir şirketin eline verdiğiniz zaman “Bu ne kadar kazanır?” ona bakar ona. Benim insanım sağlıklı olsun, çocuklar sağlıklı büyüsün bu ülkede, güzel büyüsün diye düşünmez. Tamamlayıcı sigorta ister, katkı payı ister, katkı payının artırılmasını ister; istediği yere istediğinin girmesini sağlar, istemediğini çıkarır. 2 milyon yeşil kartlı var bu ülkede, yoksulluk sınırının altında 20 milyon insan var. Bunları nasıl tedavi edeceksiniz bu hastanelerde, çıkın söyleyin. Madem o kadar düşünüyorsunuz, Tabipler Birliğini, sağlık çalışanlarını kooperatifleştirip niye yönetime ortak yapmıyorsunuz? Niye sağlık emekçilerini ortak yapmıyorsunuz? Yapsanıza, görelim sizi. Niye denetimine almıyorsunuz, niye yönetimine almıyorsunuz, niye düşman gibi bakıyorsunuz, hasım gibi bakıyorsunuz?

Bunların hepsini Komisyonda söyledik, hiçbirinin cevabını alamadık. Gelip gelip burada, üstüne üstlük “Siz çok şey biliyorsunuz, biz az şey biliyoruz.” şeyi çekmeyin bize, ayıp olur. Daha çok madde, çok önerge var. Açık konuşayım, sabahlatırız birbirimizi.

Kolay gelsin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Şükrü Ayalan ve Çankırı Milletvekili İdris Şahin ile 4 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/722, 2/1114) (S. Sayısı: 417) (Devam)

 

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Recai Berber, Manisa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ha, Sayın Berber!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Berber!

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, anlaşıldı ki daha selam verirken sataşmayla karşı karşıya kalıyoruz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Sayın Berber” demek sataşma olur mu? “Sayın Berber” dedik sadece.

RECAİ BERBER (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum

Evet, 417 sıra sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten Komisyonumuzda bir buçuk aya yakın bu konu -hem alt komisyonda hem Komisyonda- enine boyuna, çok tartışıldı ve kamuoyunda da tartışıldı zaten. Çünkü daha önce, arkadaşların dediği gibi, bir Danıştay kararıyla bazı maddeler, yönetmeliğin bazı hususları iptal edilmişti, yürütmeyi durdurma söz konusuydu. Dolayısıyla, kanun Komisyonda görüşülürken hem alt komisyonda hem Komisyonda, bütün bu yargı süreci dâhil ve Komisyonda iktidar-muhalefet milletvekili arkadaşların önerileri dâhil, hepsi önemli katkılar olarak değerlendirildi ve kanun metnine de bakılırsa -Komisyondan çıkan şekline- Komisyona gelen şekliyle çıkan şekli arasında önemli, hakikaten -altını çiziyorum- çok önemli değişiklikler olduğunu görecek arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, genel anlamda yurt dışında “PPP” yani “public-private partnership” diye bilinen kamu-özel iş birliği projelerini biz Türkiye’de aslında yeni uygulamıyoruz, yirmi yıldan beri “BOT” olarak yani “yap-işlet-devret” olarak biliyoruz daha çok. Yap-kirala-devret modeli son dönemlerde uygulandı. Dolayısıyla, kamu-özel iş birliğini sadece Sağlık Bakanlığının bu projeleri için geliştiriyor değiliz.

Şimdi, burada, Sağlık Bakanlığının bu projelerinin büyüklüğünden, cesametinden bahseden arkadaşlara ben soruyorum: Bundan bir yıl kadar önce yine Komisyonumuzda, yine, bu defa Ulaştırma Bakanlığının bir projesiyle ilgili olarak, projenin yarım kalması veya devrolması hâlinde hazine garantisi getiren hükümleri getirdik, hep birlikte tartıştık ve koyduk.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hep birlikte tartışmış olabiliriz. Biz “evet” mi dedik Sayın Berber? Biz “evet” mi dedik ya?

RECAİ BERBER (Devamla) – Dikkat ederseniz, o proje sadece Türkiye'nin değil, Avrupa’nın en büyük projesiydi. 7,5 milyar dolarlık, 11-12 katrilyonluk bir proje, İstanbul-İzmir otoyolu, bir kamu-özel iş birliği projesiydi arkadaşlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İkisinin alakası yok, aynı projeler değildi.

RECAİ BERBER (Devamla) – Hayır, orada da yirmi iki yıl sekiz ay, yapım dâhil, işletecek…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, hiç ilgisi yok, alakası yok.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen ama…

RECAİ BERBER (Devamla) – …dolayısıyla burada da yirmi beş yıl.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Biri otoyol, biri ticari alan.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

RECAİ BERBER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, burada en çok üzerinde durulan husus şu: Özellikle muhalefet milletvekilinin biraz önce “Sorularımız çok somut.” dediği, bizim de çok somut olarak cevap vermemize rağmen “Bu sorular yanıtsız kalıyor.” dedikleri hususlar açıkçası Komisyonda defalarca tartışıldı ve cevapları verildi, hatta bu doğrultuda düzenlemeler yapıldı. Mesela, kampüs alanı dışındaki ticaret alanları kanunda vardı, hep birlikte bunu çıkarmadık mı? Çıkardık. Şu anda, sadece, kampüs alanında yapılacak ticaret alanlarının kiralanması söz konusu. Burada, kiralanma da sadece doğrudan doğruya ihale yapılırken kiradan düşmek üzere verilebileceği gibi, tamamen Sağlık Bakanlığının kontrolünde ve inisiyatifinde olarak o sırada verilmeyip uygun kiralama söz konusu olmadığı takdirde daha sonra kiralanmak üzere Sağlık Bakanlığı bünyesinde tutulabiliyor.

Sonra, burada öyle bir şey söylendi ki sanki ticaret alanları, bu kampüsü yapacak olan firma tarafından, istediği gibi, alışveriş merkezi, otel, motel ne isterse yapacak.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet.

RECAİ BERBER (Devamla) – Böyle bir şey yok. İhale şartnamesinde…

ALİ ÖZ (Mersin) – Var.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Nasıl yok? Aynen öyle. Aynen böyle.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sen karışamayacaksın.

RECAİ BERBER (Devamla) – Bir dakika… Ben söyleyeyim. İhale şartnamesinde ihtiyari ticaret alanları ve zorunlu ticaret alanları belirtiliyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bize vermediler…

RECAİ BERBER (Devamla) – Arkadaşlar, sonradan “İşte, şimdi buraya bir tane otel lazım, hadi bir de otel yap.” filan değil. Yani baştan bu ticaret alanları hem zorunlu ticaret alanları, yani kafeterya, ondan sonra, birtakım sosyal donatı alanları baştan konduğu gibi, daha sonra, bu ticaret alanlarının yapılmasıyla ilgili şartnameden sonra, ihaleden sonra bir değişiklik yok. Kimse sonradan kalkıp…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nasıl yok? “İstediği kişiye devredebilir.” demiyor mu?

RECAİ BERBER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, hayır. Burada ticaret alanlarının kiraları baştan, kira bedelinden düşülebileceği gibi daha sonra…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kirayı kim tespit edecek kirayı? Kirayı kim tespit edecek Sayın Berber?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sağlık Bakanlığı.

RECAİ BERBER (Devamla) – Nitekim, mesela, örnek, Elâzığ Şehir Hastanesinde ticaret alanları verilmemiştir. Ortada örnek var, somut örnek var. Onun için…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Vereceksin bedava, “Aldım kira.” diyeceksin.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen… Böyle bir usulümüz yok.

RECAİ BERBER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yine, aynı şekilde, şu söyleniyor, deniyor ki: “Madem ilave yatak kapasitesi olmayacak, niye biz bu hastaneleri yeniliyoruz, niye yapıyoruz?”

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu kadar fiyata niye yeniliyorsunuz?

RECAİ BERBER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz on yıldır yapıyoruz. On yıldır 40 bin yatak yapmış mıyız? Bunu bütçeden yapmışız. Şimdi diyoruz ki: Değerli arkadaşlar, Türkiye’de, bütün dünyada, bugün İngiltere’de 250 milyar pounddan fazla bu tip projeler yapıldı, İtalya’da yapıldı, Macaristan’da hapishaneler bile bu şekilde, bu modelle yapıldı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Onlar pişman şimdi, pahalı…

RECAİ BERBER (Devamla) – Evet, evet, örneklerine bakarsanız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben baktım, örnekler var.

RECAİ BERBER (Devamla) – Diğer bir husus da, açıkçası, benim yadırgadığım husus şu: Arkadaşlar bizim şöyle bir çelişki içinde olduğumuzu söylüyorlar: Madem kamu borç stoku, ondan sonra, gayrisafi millî hasılaya oranı çok düştü, kamu çok uygun şartlarla borçlanıyor, “Borçlanın yapın, borçlanın yapın.” şeklinde bir modeli bize Komisyonda hep önerdiler.

Değerli arkadaşlar, Türkiye geçmişte, kamu borçlarının yüksekliğinden dolayı çok sıkıntı çekti. Özellikle 2008 yılından bu yana devam eden bu, dünyadaki finansal krizin, reel sektörü vuran bu krizin ne zaman nasıl bir etki yapacağını bilmiyorsunuz. Dolayısıyla, somut, ölçülebilir projeleri bu şekilde kamu-özel iş birliğiyle, yap-işlet-devret modeliyle, yap-kirala-devret modeliyle yaptığımız takdirde, kamunun borçlanma gereğini azaltmış olacağız. Yarın ihtiyacımız olduğunda, kamu, yine çok serbest bir şekilde ve çok uygun şartlarla borçlanmaya devam edecek. Eğer siz bu şartlarla borçlanmayıp, özel sektörü devreye koymayıp, kamu borçlarını yine yükseltirseniz, sonuç, bundan on yıl önce olduğu gibi hem kamu sektörünün hem özel sektörün piyasadaki reel faizleri yükselecek. Bundan sadece kamu zararlı çıkmayacak. Türkiye’de reel faizler yükseldiği zaman, sadece devlet bütçesinden faiz ödemiyoruz arkadaşlar, aynı faizleri özel sektör de ödüyor. Bugün, sadece bütçemizden faizlere ayırdığımız tutar eğer yüzde 85’lerden yüzde 16-17’lere düşmüşse bu politikalar sayesinde düştü. Bizim bütçemizdeki pay düştü de özel sektörünki yükseldi mi?

Değerli arkadaşlar, bugün, faizlerin genel anlamda, gayrisafi yurt içi hasıladan aldığı pay, toplamda düşmüştür. Yani hani rantiye filan diyorlar ya, eğer rantiye olsaydı daha önceki dönemlerdeki gibi gayrisafi yurtiçi hasıladan yüzde 20-25’ler seviyesinde pay alırdı faiz elde edenler. Ama öyle değil şu anda, şu anda hem özel sektörümüzün hem kamu sektörünün çok ciddi anlamda reel faizleri düşmüş vaziyette ve bu şekilde borçlanabiliyor. Onun için, biz kendi ayağımıza kurşun sıkmak durumunda değiliz; bu modeli daha etkin, daha geniş kullanmak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, hazine garantisine arkadaşlarımız takmış vaziyette. Burada, borçlanan kişiye karşı herhangi bir hazine garantisi yok. Bunu, Hazineden arkadaşlar geldi, Komisyonumuzda çok detaylı bir şekilde anlattı. Ben tekrar söylüyorum burada: Hazinenin, projenin tasfiye edilmesi, devralınması, kamu tarafından devralınması hâlinde borcu üstlenmesi söz konusu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yani adamın işi yapamaması hâlinde.

RECAİ BERBER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, siz, bir firma, özel sektör bile olsa, birine iş yaptırırken, işi devralıyorsa, o işin finansmanıyla ilgili kredi kullanıldığında “Hayır, ben bu borcu devralmıyorum.” dediği zaman ne yapmanız lazım? O zaman, o projenin bedeline o güne kadar ne ödendiyse çıkarıp ödemeniz lazım. Yani iki yol var, ya cepten, hazineden ödeyeceksiniz ya da devir sözleşmesinde yazılan şartları tekrar pazarlık ederek…

Bakın, bunun altını çiziyorum, Hazineden gelen arkadaşlar açıkça söylemedi mi arkadaşlar? Devir sözleşmesi hazine ile finans kurumları arasında yapılıyor, Sağlık Bakanlığıyla yapılmıyor. Hazine, bu borcun hangi şartlarda devralınacağını zaten sözleşmede belirtiyor ve o şartları, tekrar devralırken de pazarlık konusu yapıyor. En uygun şartlarla hazine nasıl borçlanırken pazarlık ediyorsa, uygun şartlarla borçlanıyorsa, bu borcu devralırken de yani tesisle beraber devralırken, yanlış anlaşılmasın, tesis orada kalıyor borcu devralıyor değiliz, borca herhangi bir garanti veriyor değiliz, sadece yapılmış olan tesisi devralırken onun yapımında kullanılan krediyi de üstleniyoruz, bu kadar, bunu taahhüt ediyoruz. Arkadaşlar burada sanki karşılıksız bir hazine…

Bugün İzmit Belediyesinin belki 300 milyon dolara, belki 200 milyon dolara yapılacak barajına, Yuvacık Barajı’na hazine 1,2 milyar dolar ödedi. hazine garantisi budur işte.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Metroya kaç para ödedi?

RECAİ BERBER (Devamla) - Yani belediye orada suyu satar parasını alır, sen burada borcunu ödersin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Melih Gökçek’in metrosuna kaç para ödendi, bir de onu söyle?

RECAİ BERBER (Devamla) - Sen burada borcunu ödersin. İşte odur hazine garantisi, o ödeyemez, siz ödersiniz.

Değerli arkadaşlar, bu kanun, her şeyden önce, Türkiye’de daha hızlı bir şekilde kamu sağlık hizmetlerinin kamu tarafından, altını çiziyorum, kamu tarafından daha hızlı bir şekilde yapılmasını sağlayacak en etkin yöntemdir.

Bunun bir an önce uygulamaya geçmesini ve ülkemiz için, sağlık çalışanları için ve bütün vatandaşlarımız için hayırlı olmasını diliyorum ben tekrar ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi de tasarının tümü üzerinde Hükûmet adına söz isteyen Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle Sağlık Bakanı olarak bu kürsüden ilk defa sizleri selamlıyorum, çalışmaların başarılı geçmesini temenni ediyorum. Bu sürecin hem ülkemiz için hem sağlık camiası için hep birlikte daha güzel hizmetlere vesile olmasını temenni ediyorum.

Tabii, kamu-özel iş birliğiyle önümüzdeki süreçte sağlık alanında yeni bir boyutu birlikte paylaşıyoruz. Plan Bütçe boyutunda da önemli tartışmaları ve görüşmeleri birlikte paylaştık. İnşallah, bu akşam, yarın, kanunlaşıncaya kadar yine birçok konuyu birlikte paylaşacağız. Ama ben kanunun bu sürecine, tasarının bu sürecine girmeden önce, öncelikle geçtiğimiz on yıllık süre zarfında Sağlıkta Dönüşüm Projesi’yle ülkemizin ve milletimizin sağlık alanında yakaladığı, bu hizmet alım kalitesi ve hizmete ulaşımda yakaladığı seviyenin daha iyi noktalara getirilmesi hepimizin görevi ve sorumluluğu; bu noktaya kadar taşıyan ve bundan önceki dönemde bakanlığı üstlenen Profesör Doktor Recep Akdağ Bakanımıza da bu süreçteki emekleri ve gayretleri dolayısıyla teşekkür ediyorum.

Tabii, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin bana göre en büyük sahibi ve en büyük destekçisi Sayın Başbakanımız ve Hükûmetimiz olmuştur. Bundan sonraki süreçte de yine Sayın Başbakanımız ve Hükûmetimiz ve Türkiye kamuoyu yani 75 milyon ülke insanımızın memnuniyeti veya sıkıntılarını bu anlamda paylaşarak çözebildiğimiz oranda başarı standardımız yükselecektir. Bu anlamda, önümüzdeki süreçte buna niye ihtiyaç duyduğumuzu şimdi muhalefetteki sözcü arkadaşlarımızın sorularına, şöyle bir notlarıma baktığımda “Riskler içeren bir kanunu görüşüyoruz.” deniyor, “Çalışanları işsiz bırakacak.” deniyor, “Hastaneler özel sektöre doğru gidiyor.” deniyor, “Özel sektöre açılımdır.” deniyor. “Ne kadar şehir hastanesi kuruyoruz? Ne kadar arazi veriyoruz? Gideri nedir, getirisi nedir? Ücretsiz sağlıktan yararlanma varken şirketler bırakıp gidince ne olacak? Mantık, ticari düşünce. Çalışanları köleleştireceksiniz. Türkiye Tabipler Birliği özelleştiriliyor.” diyor. “Hastanelerimizi yıkıp yerine şehir hastaneleri yapıyoruz, yabancı tıbbi cihazlar alınacak.” ve bu anlamda bütün bu iddiaların veya bu anlamdaki eleştirilerin samimiyetle yapıldığına inanıyorum ve samimiyetle de değerlendirme sürecinde olduk, olmaya da devam edeceğiz. Ama değerli arkadaşlar, şimdi sağlığa yalnız bu pencereden bakarsak, insanı merkeze koymazsak, insanımızın sağlıktan alması gereken hizmet standardını ve kalitesini düşünmezsek, işin o taraftaki risklerini görmezsek, o taraftaki riskleri yok farz edersek, yarın eminim ki burada o riskleri bize konuşarak farklı bir boyutla yeniden farklı sıkıntıları burada dile getireceksiniz.

Bakınız şimdi, bu on yıllık süreçte biz hasta yatak kapasitemizin üçte 1’ini, bütün dinamiklerimize rağmen, daha önceki on yıllık dönemle kıyasladığımızda 4,5 misli bir yenileme kapasitesi göstermiş olmamıza rağmen ancak yenilemede geldiğimiz mesafe üçte 1’lik bir oran. Peki, diğer üçte 2’lik oranın durumu ne? Şu anda üçte 2’lik durum depreme riskli binalar, 8-10 kişilik koğuşlar, tıbbi teknolojisi, altyapısı yeterli olmayan hastanelerimiz ve insanımızın bugün diğer üçte 1’i görüp de buralarda sıkıntı çektiği veya kabullenemediği süreçler. Peki, biz, insanımızı bu standartlara layık görmüyor muyuz veya layık görmeme gibi bir noktada olabilir miyiz? Bunu kabul etmemiz herhâlde ne sizin için, ne bizim için mümkün.

Şimdi, şu bütün salonun tamamına diyorum ki: Sağlıkla ilgilenen, Sağlık Komisyonunda olan arkadaşlar, ne olur iki yeri, buradan çıkıştan sonra arada veya yarın sabah Ankara Numune Hastanesini bir gezelim veya -geçtiğimiz hafta gittiğim için söylüyorum- Gaziantep’teki Rahmetli Doktor Ersin Arslan Hastanesini gidip bir görelim, bu millete o hastane koşullarını layık görüyorsak eyvallah, diyelim ki: Biz bugüne kadar geldiğimiz koşullarda devam edelim ama biz, hakikaten “Bu millete ve sağlık çalışanlarına bu koşullar yakışmıyor.” diyorsak çıkış yolları bulmamız lazım. Bunlardan bir tanesi de kamu-özel iş birliğidir. Burada amacımız özelleştirme değil, tam aksine özele kayan anlayışı, sağlık hizmetlerini Hükûmetin ve devletin merkezli olduğu bir noktaya taşımak. Biz sağlık hizmetlerini özelleştirmiyoruz, sağlığın standardını ve kalitesini yükseltebilmek adına finansman desteğini bulabileceğimiz farklı formüller üretmeye çalışıyoruz, bu da bunlardan bir tanesi. Dünyada değişik uygulamaları var, maliyetleri farklı hesaplanabilir, şu olabilir… İnsanın maliyeti olmaz, sağlıktaki hizmetin standardında… Yarın bir deprem yaşadığımızda, o depremi bu salonda herkes yaşadığı gibi ben de yaşadım, 99 yılında sekiz ay önce açtığımız özel bir hastane depremle karşı karşıya kaldı. O anda tek bir şey söyledim: “Benim dün de hastanem yoktu, yeter ki içinden bir tane ölüm çıkmasın.”

Şimdi, bizim, burada maliyeti, parayı çok ön planda tutarak, bunu yok farz edelim demiyorum ama önümüzdeki beş yılda bütün bunlarda yaklaşık biz 44 bin, 45 bin yatak kalitemizi, standardımızı dünya standartlarına taşıyabiliyor isek bunun bazı ekonomik risklerini ve finansman sorumluluklarını tabii ki üstleneceğiz ama ya burada tercihimizi, mantığımızı para tasarrufundan veya uzun vadeye yaymaktan yana yapacağız, “İnsanımızın sağlık hizmetleri kalitesi ne olursa olsun.” diyeceğiz veyahut da merkeze insanımızı alacağız, insanımıza hizmet kalitesini yükseltebilen “Benim arzu ettiğimi, benim eşim için, çocuğum için, kızım için, neyse, annem için arzu ettiğimi 75 milyon için arzu eden” bir anlayışla, bunu hızla yapabilme anlayışını merkeze koyacağız. Merkeze bakış açımızı doğru koyarsak, tabii ki ondan sonra diğer kısımlarının varsa eksisini, varsa hatalı yönlerini paylaşacağız. Ama “40 bin, 44 bin yatağı yenilemeyelim.” dersek, bu 44 bin yatağın on yıl içinde bu millete hangi bedelleri ödetebileceğinin riskini siz belki muhalefet olarak veya bazı arkadaşlar durduğu noktadan alabilir ama milletin bu anlamdaki sorumluluğunu üstlenmiş bir iktidar veya bir bakanlık olarak böyle bir riski millet adına üstlenmeyi de hem bir hekim olarak hem bu milletin bir ferdi olarak hem de insan olarak bunu açıkçası çok doğru bulmadığımı ifade etmek isterim.

Şimdi, “İşte, sağlık çalışanları köleleştiriliyor.” Arkadaşlar, yine, hepimiz bu ülkede yaşadık. Ben, bire bir örneklerini çok gördüm. Bugün biz hemşire sıkıntısı çekiyoruz. Biz bugün hekim sıkıntısı çekiyoruz ve bugün, bizim neredeyse kendi hekimlerimiz yetmiyor, dışarıdan hekim arıyoruz. Bugün Sağlık Bakanlığı sınavla hemşire aldığında “Biraz daha çok alıyorum.” dese hemşirelerin tamamı Bakanlığa gelecek. Dolayısıyla, burada bir köleleştirme, sağlık alanını bir özelleştirme mi söz konusu, yoksa Sağlık Bakanlığını merkeze çeken bir anlayışla diğer alanların da dengesini veya kontrolünü sağlayan bir anlayış mı var? Bugün, bizim insanımız özel hastanelerdeki konfora mı bakmalı yoksa kendi devletinin yaptığı imkânlarla hastanelerine gönüllü olarak gelebilmeyi mi merkeze almalı?

O nedenle, Tabip Odasının eleştirilerine… Bakınız, Tabip Odasının bir farklı eleştirisini, daha yıllarca, bugün de bedelini ödüyoruz. “Bu ülkede hekim fazlası var, bu ülkede hekim fazlası var.” Bunu son beş yıl öncesine kadar hâla söylemeye devam edenler vardı. YÖK’te de uygulamayı böyle gördük ve Tabip Odasında da kamuoyunu oluşturanlarda da bunu gördük. Peki, bugün, bize en az 20 bin uzman hekim lazım. Şimdi, az önce de burada otururken gelen kartlarda herkes hekim istiyor. Peki, nerede? Tabip Odası getirsin bize 20 bin tane uzmanı yarın alalım, getirsin 10 bin tane pratisyen hekimi yarın alalım. Ama, esasında sıkıntımız, fiziki mekânlardan çok önümüzdeki süreçte belki de bizi en çok eleştireceğiniz alan “hekim, hekim, hekim.” olacak veya “hemşire, hemşire, hemşire” olacak. Ama, bu entegre alanlarda biz, hekimimizin de hemşiremizin de sağlık çalışanımızın da hastalarımızın da hizmet alımı standardını ve verimliliğini en üst düzeye taşımayı hedefliyoruz.

Bu bakışla bu yasaya bakmanızı ve sürece bu bakışla eleştiri veya katkı sağlamınızı bekliyor; hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen İzzet Çetin, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı üzerine şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle belirtmek isterim ki Sayın Bakanımızın az evvel yapmış olduğu konuşmada bir cümle dikkatimi çekti. Dedi ki Sayın Bakanımız “Bizim insanımız özel hastanelerin konforuna mı bakmak ister yoksa kendi hastanelerinin konforuna mı?” Elbette öncelikle, kamu hizmeti olan sağlık hizmetlerinin kamu eliyle görülmesini ve “devlet hastanesi” diye bildiğimiz kendi hastanelerinin konforunu ister. Benim aklıma gelen bu sözcükten şu oldu: AKP iktidara gelmeden önce Türkiye, özellikle 1980’lere kadar kamu iktisadi teşebbüsleri aracılığıyla… Ekonomik kalkınmasına büyük katkılar yapan kuruluşlardı kamu kuruluşları. Daha sonra özelleştirme modeli geldi Türkiye’ye; kamu kurumları kârlı olanlardan başlandı satılmaya. Daha sonra, pek çok kârlı ve büyük kurum Özelleştirme İdaresi bünyesine alındı, zarar eder konuma getirildi ve çok ucuz fiyatlarla bir yerlere pazarlandı.

Bundan on yıl evvel İbni Sina Hastanesinde bir ameliyat geçirdim; o hastanenin o yıllardaki konforuna tanık olmuştum. Şimdi gittiğimde gerçekten kamu hastaneleri… Bu model kabullenilsin, vatandaş, devlet hastaneleri yerine kurulacak bu modelin kabul edilmesi için âdeta “Ya kur, yapılsın da ne yapılırsa yapılsın” mantığıyla kamu hastane binalarının bakımının, onarımının yapılmadığı -ki bu tasarının içerisinde onlar var- ve giderek hastanelerin dökülmeye başladığı bir manzara bize seyrettiriliyor. Bunu da buna bir araç olarak kullanmayı doğru bulmuyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısının özü, arkadaşlar “94’lü yıllarda, 2000’li yıllarda başladı.” diyor ama her şeyden önce başlangıç noktası 2005 yılının 3 Temmuzunda bu Mecliste Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun katılmadığı, sadece AKP Grubunun katıldığı bir toplantıda 3396 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na ek 7’nci maddenin eklenmesiyle başladı. AKP’liler o zaman kendileri çaldı, kendileri oynadı; teklifi verdiler, değiştirdiler ve bir madde eklediler. Burada o teklifle, yani AKP, tek taraflı olarak vermiş olduğu teklifle kira bedeli ve kiralama süresinin tespitinden tutun, bugün kamu-özel ortaklığı modeli diye bildiğimiz modele gelinceye kadar ve o günden başlayarak pek çok ihaleleri yaparak hastane yapma yöntemini geliştirdiler. Kamu-özel ortaklığı modeli bir özelleştirme modelidir, bir imtiyaz sözleşmesi modelidir, Osmanlının son dönemindeki kapitülasyonları andıran bir modeldir bunun altını bu kadar net olarak çizmek isterim.

Bakınız “Bunun uygulandığı ülkeler var.” diyor. Biraz evvel konuşan Sayın Arslan “Macaristan’da cezaevi bile yapılıyor.” dedi. Nedense hemen akıllarına Başbakan gibi cezaevi geliyor çünkü bunlara isyan edecek yurttaşları dolduracak bir yerler aranmalı.

Değerli arkadaşlar, bu modelin ilk uygulayıcısı İngiltere. İngiltere Sayıştayı diyor ki: “Bu modelde kamu yararı yoktur.” İngiltere bu modeli terk ediyor. Kanada hiç başlamadı, diğer Avrupa ülkeleri de başlamadı. Şimdi, o ülkeler özelleştirme uygulamalarından “U” dönüşü yapmaya başladılar, bu modelden kaçarken Türkiye devreye sokuluyor.

Sayın Bakan bu işe yeni başladı. Bu işin mimarı kendisinden önceki Bakan, ateşli savunucusu. Burada çok açıkça söyleyeyim, herhangi bir kamu yararı yok, kamu yararı olmadığı gibi çalışanlara da bir hayrı yok. “Çalışanların hakkı korunacak” diyor Sayın Bakan ama 1’inci maddesinde, (e) bendinde hizmet bedeli tanımına bir baksın Sayın Bakan. Oradan yürüsün, gitsin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na, sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetlerinin kimleri içerdiğini, profesör doktordan başlayıp hemşirelere, yardımcı sağlık personeline  kadar tamamını nasıl kapsadığını, bunların da… Burada okuyorum cümleyi “İdare tarafından yükleniciye ödenen ve beş yılı geçmemek üzere dönemsel piyasa tespitiyle güncellenen bedel” yani yükleniciden kiralanacağını bu doktorların ve sağlık personelinin de bir nevi taşeron personel olacağını Türkçeyi bilen, okuma yazmayı bilen herkes okuduğunda anlar.  

Değerli arkadaşlar, vaktimiz çok kısa olduğu için, ben bu kanunla ilgili pek çok olumsuzluğa değinmek istemiyorum. Ama bu modelde hazine arazileri üzerine devlet, yükleniciye yapmış olduğu binalar karşılığında kira ödeyecek. Bu yirmi beş yıl, otuz yıl -Hükûmetin tasarısında “kırk dokuz yılı geçmemek üzere”ydi, Komisyonda değiştirdik- kira bedelini yüklenici neredeyse -çok abartılı söylemiyorum, biraz yükselterek söyleyeyim- üç, beş yıllık kira bedeli karşılığında yaptığı tüm masrafları geri alabilecek. Bunun içerisinde -arkadaşlarım biraz evvel söylediler- her türlü müştemilat, her türlü hizmet sunum alanları yükleniciye ait olacak ve siz kiralayacaksınız. Yani “Kamu mülkü olmasın. Biz, onları tamir, bakım, onarım hizmetlerinden kendimizi arındıralım.” diyeceksiniz. Devleti sağlık alanından çekerseniz,       -yarın eğitim alanında uygulayacaksınız- devleti eğitim alanından çekerseniz, ulaştırmada başladınız, yarın güvenlikte de başlarsanız devlet olmaya niye ihtiyaç duyacaksınız? Devletin görevleri nedir, sorumlulukları nedir, bunlara bir bakmak gerekmez mi?

Bakınız, diyorsunuz ki kanun tasarınızın içerisinde: “Yüklenici maliyetin yüzde 20’sini karşılayacak şekilde öz sermayeye sahip olmalı.” Öz sermeye yüzde 20, yüzde 80’ini dışarıdan borçlanabilir. Dışarıdan borçlanacak zaten. “Hazine garantisi yok.” diyorsunuz. Sayın Berber orada yanlış bir şeyler söyledi. Hazine garantisi veriliyor, arkasından… Yani yüzde 20’sini bile sermaye olarak koysanız bir yükleniciye, bunun en az 100-150 milyonluk bir servetinin olması gerekir.

Şimdi, siz, AKP olarak, iktidar olarak asgari ücretli bir işçiden ya da yoksul bir yurttaştan mahkemeye gittiğinde, herhangi bir devlet dairesine gittiğinde 700 lira harç parası alacaksınız; en az 80-100 milyon serveti olanı da harçlardan muaf tutacaksınız, damga vergisinden muaf tutacaksınız, KDV’den muaf tutacaksınız.

Değerli arkadaşlar, bunun adı şudur: Bu bir özelleştirme modelidir, kamudan özele, yandaşa kaynak transferidir.

RECAİ BERBER (Manisa) – KDV’yi devlet ödüyor.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Bunun bu kadar açık ve net olarak görülmesi gerekir. Bakınız, değerli arkadaşlar, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Sayın Aktan diyor ki: “Uygulanan ülkelerdeki sonuçlarından yola çıkarak, yüreği ve vicdanı insandan, toplumdan yana olan herkes demektedir ki: Kamu-özel ortaklığı sağlığa zararlıdır, sağlık çalışanına da sağlık hizmeti alacak olana da zararlıdır.’” Yani bu kadar açık. Şimdi, Türk Tabipler Birliği karşı, muhalefet partilerinin tamamı karşı, sağlık sektöründe çalışanlar karşı, onların örgütleri sendikalar karşı, bu işin uygulayıcısı ülkeler karşı, bir tek AKP model ülke –çok özür dileyerek söyleyeyim- Türkiye’yi kobay olarak kullandırmak üzere sağlık alanında acımasız bir biçimde bu modeli uygulamaya koymaya kalkıyor.

Değerli arkadaşlar, zararın neresinden dönülürse kâr odur. Kamu özel ortaklığı modeli, Türkiye’de satacak bir şey kalmayınca hazine arazileri üzerine tesis yaptırarak devletin olanaklarını, devletin, kamunun varlıklarını özel kesime yerli, yabancı yandaşa aktarma modelidir. Ülkeye de yurttaşa da hastaya da hizmet alana da hizmet verene de bir yararı olmayacaktır. Tasarının engellenmesi gerekir. Tüm yurtsever, sağlıklı düşünen milletvekillerini “Hayır.” demeye davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Serindağ, buyurun.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hizmetinin son yıllarına gelmiş bir uzman hekim 2.300 lira maaş almaktadır, 1.580 lira da döner sermayeden ücret almaktadır, çalışma puanına göre döner sermayeden alınan ücret bir miktar artabilmektedir. İkincisi, Sayın Bakan, muayenehanesi olan üniversite öğretim üyelerinin tıp fakültesi hastanelerinde hastaya müdahale edememesi, hastanın hekim seçme hakkını ortadan kaldırmakta, tıp eğitiminin kalitesinin de düşmesine neden olmaktadır. Bu durum bazen özel izinle bazı hastalara müdahale gibi eşitliği bozucu uygulamalara da yol açmaktadır. Örneğini biliyorsunuz, isim vermiyorum. Sağlık sektörünün içine düşürüldüğü bu durumdan kurtarılması için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Demin, önceki Sayın Bakana teşekkür ettiniz, bu konu için de herhangi bir göndermede bulunabilecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…Yok.

Sayın Türeli...

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde belediye tarafından imar planında hastane olarak ayrılan 16 bin metrekare alanda, 35 bin metrekarelik inşaat yapmaya uygun yere Güzelbahçe halkının tam teşekküllü bir hastane yapılması talebi vardır. Bununla birlikte, basından öğrendiğimiz kadarıyla, önceki Sağlık Bakanı bu alana tam teşekküllü bir hastane yerine göğüs, onkoloji veya rehabilitasyon hastanesi gibi bir branş hastanesi yapılmasına karar verildiğini ifade etmiştir. Güzelbahçe ilçesi halkı, bu alana tam teşekküllü bir hastane yapılmasını istemektedir. Sağlık Bakanlığı olarak bu konudaki düşünceniz nedir? Gelişmeler hangi noktadadır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi ile sizin de mezun olduğunuz Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinin şehir içinden kaldırılacağı söyleniyor. Böyle bir projeniz var mı? Bildiğim kadarıyla Çapa’da şu anda tadilat projesi uygulanmaktadır. Eğer taşınacaksa şehrin en değerli arsaları olan bu yerleri ne şekilde değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakandan öğrenmek istiyoruz, sağlıkta katkı payları, dar gelirlilerde çok ağır bir şekilde yük teşkil etmektedir. En azından emeklilerle ilgili sağlık katkı paylarının kaldırılması düşünülebilir mi?

İkinci sorum: Şehir hastaneleri yapılacak, yapılan bu hastanelerin yanına yarın üç-beş sene sonra ihtiyaç hasıl olduğu zaman başka bir hastanenin yapılma durumu da bu kanunun içerisinde var mıdır, öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Büyükşehir Kanunu ile 16.082 köy mahalleye dönüştürüldü. Bu köylerdeki sağlıkevleri hizmete devam edecek mi, kapatılacak mı?

Yine, Büyükşehir Kanunu ile, 1.591 belde belediyesi kapatılıyor. Bu beldelerdeki sağlık ocakları kapatılacak mı, hizmete devam edecek mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Bakanlığınız hayırlı olsun. Ben Hükûmet olarak bir soru sormak istiyorum.

Uygulamada Türk sözünü kullanmak neredeyse suç hâline getirildi. Oysa, Atatürk “Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir. Bu memleket tarihte Türk’tü, her hâlde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır. Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle iş birliği yapan bütün milletlere saygı duyarız. Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak, ilk önce biz kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti; hissî, fikrî, ve fiilî olarak bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim. Bilelim ki, millî benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır.” diyor.

Başbakanın bir yandan tek bir milletten söz ederken bu milletin adını söylememesi, hemen arkasından Türklükten bir alt kimlik gibi söz etmesi, “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almışız.” demesi, Atatürk’ün, Türklük, Türk milleti ve milliyetçilik söylemlerine zıt düşüyor. Üstelik, Anayasa’mızın 2’nci maddesi ve milletvekili andı ortadayken bu sözleri sarf etmesi ne demektir? Devleti neye dönüştürüyorsunuz? Yıkmak mı istiyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, öncelikle hayırlı olsun yeni göreviniz.

Şimdi, Sayın Bakan, Iğdır Devlet Hastanesi pislik içerisinde. Makineleri çok eski ve bir makine bozulduğu zaman onun tamiri en az bir ay, iki ayı buluyor.

Tabii, bu pislik, Iğdır Devlet Hastanesindeki pislik, sadece temizlikle alakadar değil, ihale pisliği de almış başını gidiyor. AKP İl Başkanı, orada ihalelerden evrak çektirerek Iğdırlı iş adamlarını bilerek, isteyerek devre dışına bırakıp güneydoğudan gelen başka hemşehrilerimizin, başka insanların ihalelerde ön plana geçmesine sebebiyet veriyor. Sizden Iğdırlıların istirhamı, lütfen bu konuya el atın, Iğdır’ın o anlamda etnik dengesinin bozulmasına müsaade etmeyin, bunun da hastaneler üzerinden yapılmasına müsaade etmeyin. Iğdır halkı size zaten müsaade etmemişti seçimlerde, bir daha bırakınız seçimlerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİNAN OĞAN (Iğdır) - … Iğdır’a müdahale etmeyi Iğdır’a dahi giremeyeceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halacoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim.

 Sayın Bakanım, ben bir şey öğrenmek istiyorum: Kayseri’de hastane yapılıyor ve merkeze de uzak bir bölgeye yapılıyor, ulaşım zor olan bir yere yapılıyor fakat ben ihale bedelinin ne kadar olduğunu merak ediyorum. Kaça ihale edildi? Bunu açıklayabilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ağbaba…

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) -  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 1989 yılında Artvin ili Borçka ilçesinde 110 yataklı SSK Bölge Hastanesi olarak hizmete giren hastane, 2005 yılından itibaren 130 yatakla Borçka’da hizmet vermektedir. Bu hastanede, Borçka ilçemiz geniş bir nüfusa sahip olmasına rağmen,  şu an itibarıyla -yeni geldim seçim bölgemden, size de ulaşmaya çalıştım ama ulaşamadım Sayın Bakan- genel cerrahi uzmanı, kadın doğum uzmanı, göz doktoru ve çocuk doktoru ihtiyacı bulunmaktadır. İlçede bu hekimlerin bulunmaması nedeniyle özellikle Artvin’in Borçka ilçesinde yaşayan vatandaşlarımız -Murgul’daki vatandaşlarımız da aynı yerden yararlanmaktadır- çok derin bir mağduriyet içerisindedirler.

Borçka Hastanemizdeki uzman doktor eksikliğini gidermek için herhangi bir tedbir almayı düşünüyor musunuz? Bu konuda Hükûmet olarak bir çalışmanız var mıdır? Öyle bir çalışmanız varsa bu müjdeyi Büyük Millet Meclisinden Borçka’da, Murgul’da, Artvin’de yaşayan hemşehrilerimize duyurmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Moroğlu…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Bakan, konuşmanızda en büyük sorunun doktor ihtiyacı olduğunu söylediniz. Son günlerde basına yansıyan demeçlerinizde de Tam Gün Yasası’yla tekrar profesörlerimizi kazanmak için yoğun bir çaba sarf edeceğinizi söylediniz. Tam Gün Yasası’yla ilgili bir özeleştiri olarak mı anlayalım bunu? Bugüne kadar AKP iktidarının uyguladığı politikalardan ötürü, bir on yıllık  süreçte bu hekim açığında hiç mi sorumluluğunuz yok? Bir an önce doktorların hastalarına hizmet vermek için görevlerinin başına dönmesini  sağlayacak mısınız? Bu konuda yasal çalışmalarınız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, konuşmanız sırasında iki hastaneden örnek verdiniz; bir Ankara Numune Hastanesi, bir de Gaziantep Ersin Arslan Hastanesi. Etlik Hastanesi de aynı durumda mıdır? Etlik Hastanesi için de aynı şekilde “Eskidir, yenilenmesi gerekiyor.” diyebilir miyiz? Ya da diğer 37 hastane için de bunu söyleyebilir miyiz? 43.193 yatak yenilenecek. Peki, ne kadar hastaneyi ve yatağı yeniliyoruz? Bu konuda bir rakam verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, görüştüğümüz tasarının gerekçesinde kaliteli verimli ve etkili sağlık hizmetinin sunumu için kamu ve özel iş birliği modellerinden birisi olan yap-kirala-devret finansal modeliyle hastanelerin yapılmasını öngörüyorsunuz. Oysa, Sayın Bakan göreve yeni geldiğiniz ama biliyor musunuz ki devletin eliyle yapılmış kimi hastanelerimiz çalışmamakta ve kapatılmaktadır Örneğin, Ankara’nın Haymana ilçesinde son derece güzel ve modern bir şekilde yapılan hastane, doktor, tesis ve teknoloji yetersizliğinden dolayı tam randımanlı çalışmamaktadır. Balâ Devlet Hastanesinin statüsü düşürülmüş ve sağlık ocağının bir üst konumuna getirilmiştir. Evren ilçesindeki çok daha vahimdir. Evren ilçesinde yapılan hastane maalesef kapatılmıştır. Yani devlet eliyle yapılmış olan hastanelerin kapatıldığı bir ortamda bu yasayı bu şekilde getirmeniz bir garabet ve çelişki değil midir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye’nin dışında hazine garantisi veren başka ülke var mı? “Var.” derlerse arkadaşlar, Avrupa Kamu Özel Ortaklığı Uzmanlık Merkezinin 2011 yılındaki raporuna bakarak cevap versinler.

İkincisi de, az önce soruldu bu, Etlik Hastanesi Danıştay kararı beklenmeden kapatıldı mı? Bununla ilgili de 380 bin liraya yeni bir bina kiralandığı söyleniyor. Doğru mudur?

Bir diğer sorum da, bu yazılan raporlarda DPT’nin daha önce size verilen önerileri var demiştim, uzmanlık tezinde. Bunlara bakıyor musunuz, dikkate alıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Sorunun son kısmını kaçırdım herhâlde. Sizin sorunuzun son kısmını alamadım Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Başlarını cevaplayabilirseniz de razı oluruz. Sonunda “DPT’nin önerileri var, onlara bakıyor musunuz?” demiştim.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Sayın Serindağ, “Mesleğinin sonuna gelmiş ve 2.300 TL maaş ve 1.500 TL civarında döner sermaye alan bir hekimin bu durumu sizi rahatsız etmiyor mu?”

Açıkçası bu konuyu önümüzdeki süreçte Maliyeyle de değerlendirerek, döner sermaye-maaş dengesini düzenleyebilecek formüller üzerinde bir çalışma yapılmasının doğru olacağına inanıyorum, ama süreci “yarın” diye derseniz o çok mümkün değil, süreçle ilgili bir çalışma yapacağımızı ifade edebilirim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Emeklilik de öyle Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Evet, zaten onun için diyorum, emeklilik kısmı açısından önemli, yoksa maaş artı döner sermayeye baktığınız zaman, bugün için esasında hekimlerimizin ortalama aldığı ay sonu maaş anlamında çok olağanüstü bir sıkıntı olduğu kanaatinde değilim, ama emeklilik sürecine yansıma anlamında dediğinizde, size bu anlamda hak veriyorum ve düzenleme açısından bir çalışma yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Sayın Türeli, tam teşekküllü bir hastane yerine…

Şimdi, o konuyu, İzmir Güzelbahçe’yi isterseniz bir inceleyeyim, size sonra bilgi olarak döneyim.

Arkadaşların verdiği bilgiye göre, şehre çok yakın olduğu için acaba başka amaçlı spesifik bir hastane düşünebilir miyiz diye bir fikir teatisi olmuş, ama son durumunu size sonra iletelim.

Sayın Özgündüz, “Çapa Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi taşınacak mı?” O anlamda, tabii, üniversitelerin hastaneleri bunlar ama bizim gündemimizde öyle bir şey söz konusu değil. Şu anda zaten Cerrahpaşa Tıp Fakültesi kendi yerinde yenilenme projelerini hazırlıyor kanaatindeyim. Dolayısıyla, Çapa’da da, Cerrahpaşa’da da bizim bu anlamda bir tasarrufumuz söz konusu değil. Orada, İstanbul Üniversitesinin kendi değerlendirmelerine, biz bize düşen bir destek olursa onu vermeye çalışırız.

Doğru: “Sağlıkta katkı paylarının kaldırılması düşünülebilir mi?” Şimdi, sağlıkta katkı paylarının esasında konulmasındaki ana neden, “Buradan sağlık ödemelerine bir katkı sağlasın.”dan ziyade sağlığın otokontrolünde bir mekanizma olarak değerlendirilmekte. Çünkü aile hekimlerimize giderken herhangi bir katkı payı yok ama ondan sonraki süreçte, sistemi kontrol edebilmek ve sistemin verimliliğini sağlayabilmek adına bu anlamda bazı tedbirler konulmakta. O nedenle, bu sistemin analizini yeniden yaparken bazı yeni düzenlemeler de düşünülebilir ama bu anlamda… Dolayısıyla, bu paylarla ilgili şu anda farklı bir düşüncemizin olmadığını ifade etmek isterim.

“Şehir hastanelerinin yanına ihtiyaç duyulduğu takdirde yeni bir hastane yapılırsa bu kanuna tabi olur mu?” Bakanlık yeni ihtiyacın hangi finansman modeliyle yapılacağına karar verecek, kamu-özel iş birliği modeliyle yapılmasına karar verirse yeniden bu konuda bir ihale modeli yapılabilecektir diye düşünüyoruz.

“Büyükşehirlerle ilgili sağlıkevleri, sağlık ocakları…” Sayın Erdoğan, bu anlamda bir kapatma söz konusu değil ama onların dinamik hizmetlerinin planlanması tabii ki değerlendirilecektir ama kapatma söz konusu değil.

Sayın Oğan, Iğdır Devlet Hastanesinin tabii ki yeniden bir değerlendirmesini yaparız. Hele hele iddialarınızı, bence, bize taşıdığınız gibi hukuka da taşımanızı açıkçası arzu ederim. Biz de bize düşeni gerek siyasi anlamda gerek idari anlamda yaparız ama biz, ülkenin her projesine girdiğimiz gibi Iğdır’a da başımız dik, alnımız açık giriyoruz, girmeye de devam edeceğiz. Bundan da tereddüdünüz olmasın.

Evet, Sayın Halaçoğlu, Kayseri’deki hastane ulaşımıyla ilgili bir şeyiniz var ama esas sorunuz, herhâlde “Şehir hastanesi ihale bedeli nedir?” İhale bedeli olarak, kamu, yıllık 53 milyon 493 bin 992 TL kullanım bedeli ödeyecektir.

Sayın Bayraktutan, Artvin, Borçka, işte burada da yine gündeme geldi. Genel cerrahi, göz, kadın doğum… Yani, sıkıntımız, şu anda genel cerrahi, anestezi, dahiliye mevcut. Yeni, dün itibarıyla kadın doğum verdik Artvin’e. Toplam olarak 7 uzman, 1 pratisyen hekim ve bu kurada 7 uzmanla, 1 pratisyen hekim bugün itibarıyla veya dün itibarıyla Artvin’e gönderiyoruz.

Moroğlu “Doktor ihtiyacı konusunda sizin bir eksikliğiniz yok mu?” dedi. Evet, dört-beş yıl öncesine kadar YÖK tıp fakültesi kadrolarını fikslediği için ilave kadrolar Hükûmetin bütün taleplerine rağmen, vermedi ama son dört yıldır önce 2.500, şimdi, tıp fakültelerine yıllık ortalama 4.500 öğrenci alırken bugün artık 9.500 civarında tıp fakültesi öğrencisi alıyoruz. Takdir edersiniz ki bir tıp fakültesi öğrencisinin bu Türk milletinin hizmetine dönüşü, uzman olarak, en erken on yıl sonra. Dolayısıyla, bu anlamdaki açığımızı, 30 bin rakamını telaffuz ettiğimiz açığımızı kapatmak… Herhâlde önümüzdeki on beş yıl sonra bir rahatlama olacak ama o on beş yıl sonrakinin ihtiyaçları da o gün ilave olduğunda, muhtemelen önümüzdeki süreçte Türkiye’nin en çok hekim açığını ve uzman hekim sorununu konuşacağız buralarda. Zaman zaman iller arasındaki dengeyi veya bizimle talep arasındaki denge sorunlarını yaşayacağız. Ben bunu, herhâlde, hastane, yatak hizmetinden çok daha önemli bir sıkıntı, sorun olarak yaşayacağız diye düşünüyorum.

Yıkılacak veya boşaltılacak hastanelerle ilgili teknik komisyon değerlendirmeler yapıyor, buna göre bir karar veriliyor.

Evet, Sayın Gök’ün, Evren’le ilgili… 2.200 nüfusu olan ilçe, hastane ölçeğinde olmadığı için tek aile hekimiyle hizmet vermekteyiz.

Evet, yani bu sorunları, herhâlde bugün başladık, önümüzdeki süreçte hep paylaşarak devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Evet, peki, zamanımız bitti.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – …oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmiştir.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.00

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 14’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Cemalettin Şimşek, Samsun Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan bu yasa, kamu özel iş birliğiyle sağlık tesisi yapımını, yenilenmesini ve hizmet alınmasını düzenlemektedir. Bu kanunun genel gerekçesinde “Sağlık hizmetinin bekletilemez, vazgeçilemez ve ikame edilemez” hizmetler olduğu vazedilerek “Tasarı ile kaliteli, verimli ve etkili sağlık hizmeti sunumu için ihtiyaç duyulan tesislerin, kamu özel işbirliği modellerinden birisi olan ‘yap-kirala-devret finansal modeli’ ile yaptırılması ve modernize edilmesi amaçlanmaktadır.” denilmektedir. Bu kanunun maddeleri değerlendirildiğinde, hastane kampüsünün bu kanunda belirlenen usul ve esaslarla özel sektöre yaptırılıp devlete yirmi beş-otuz yıllığına kiralanması, bunun yanında hastane içindeki ticari alanların, hatta tüm hastane hizmetlerinin yükleniciye kiraya verilmesinin önü de açılmaktadır.

Ayrıca, bu hastaneler şehirlerimizdeki hazine arazileri üzerine kurulurken şimdiki hastanelerin kapatılması söz konusudur. Yani hasta yatak sayısında herhangi bir artış olmayacak, hatta belki de azaltılacak, sağlık hizmetleri sunumu aynı hekim, aynı hemşire, aynı yardımcı sağlık personel eliyle verilecek, sadece fiziki alan daha modernize edilmiş olacak.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla başlayan, kamu hastane birlikleriyle devam eden süreçte kamu-özel ortaklığıyla sağlığın ticarileştirilmesi zirveye ulaşacaktır. Örnek mi istiyorsunuz? Kamu hastane birlikleri genel sekreterleri bağlı hastanelere “Ameliyat yapın, girişimsel işlemleri ve gelirlerinizi artırın.” diye baskı yapmaktadırlar.

Hazineden sorumlu Bakan Sayın Ali Babacan, ağız ve diş sağlığı konusunda hizmet alımıyla ilgili kendisiyle görüşülürken “Bırakın konuyu bana izah etmeyi, hazineden ne kadar para çıkacak, siz bana onu söyleyin.” demiştir. AKP döneminde sağlığa nasıl bakıldığının ortaya konulması bakımından önemini takdirlerinize bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, son on yıldır Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde sağlık hizmetlerini gözden geçirdiğiniz zaman sağlıkta hasta memnuniyeti artmış, bu yüzde 40’lardan yüzde 70’lere, hatta 80’lere gelmiş, hasta müracaatı nicelik olarak 2’den 8’e çıkmıştır. Bu müracaat sayısı artarken nitelikli sağlık hizmeti sunumu sağlanamamıştır. Hastaların nicelik olarak müracaatlarının artması dolayısıyla SGK masrafları ve açıkları da gün geçtikçe artmıştır. Hizmet alıcıların sadece sayısal olarak müracaat sayılarının artması hekime ulaşımın kolaylaşması sunulan sağlık hizmeti olarak kendisini aldatmıştır. Esasen konuyu bilmeyen, bilmesi de gerekmeyen, sağlık hizmetinin sunumu konusunu da bilmeyenler sağlık hizmetinin sunumu konusunda yanıltılmıştır. Bu süreçte sağlık hizmeti sunucuları, özellikle de hekimler, mağdur edilmişler, inatla sürdürülemez yanlış performans sistemi nedeniyle hastanelerde çalışma barışı bozulmuştur. Hekimlerle hastaların arasına eskiden para girmişti, şimdi ise puan girmiştir.

Türkiye hasta müracaatı açısından gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında, bizde kişi başına düşen hekim, hemşire ve hasta yatak sayısı az olduğu hâlde… Örneğin, İsveç’e nazaran bizde doktora gitme oranı 3 kat fazladır. İsveç’te 3 hastadan 2’si doktora gitmiyor ya da bizde doktora gidenlerin 2/3’ü hasta değil. Sanırım, bu 2 grupta hastane memnuniyeti yüzde 100’dür. Eğer böyle ise daha önceden doktora giden gerçek hastaların da memnuniyet oranı yüzde 28’dir.

Genel anlamda 2002-2009 yılları arasında üniversite hastanelerinde kamudan yapılan harcamalar 3 kat, kamu hastanelerinde 5 kat, özel hastanelerde 12 kat artmıştır.

Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde, araştırma hastaneleri hizmet hastanelerine dönüşmüştür. Özellikle eğitim-öğretim ve bilimsel çalışmalar yapılan uygulama ve araştırma merkezlerinin maddi kâr etme ve ticari işletme hedefi olmamalıdır. Hâlbuki uygulamaya konulan bu Sağlıkta Dönüşüm Projesi ve performans sisteminin en temel çıktısı ise, ister gerçek ister yapay talep yaratmak şeklinde olsun, sağlık hizmeti ve sağlık teknolojisi tüketimini artırmaktır.

Günümüzde artık hastaların sıra beklemesi, ilaca ulaşamaması, muayenehanede hekime para ödemesi, üniversite hastanelerinde öğretim üyesi farkı alınması gibi konular gündemden kalkarken, yerine çığ gibi büyüyen Sosyal Güvenlik Kurumu mali açıkları, eczanelerden alınan yüksek muayene katkı payları, borçlarını ödeyemeyen üniversite hastaneleri gündeme gelmiştir. Gelinen noktada, artık ülkemizdeki sağlık hizmetlerinden sağlık hizmeti sunucularının yanında hizmet alıcıları da memnun olmamaya başlamışlardır. Sonuç olarak, 2003 yılından beri uygulanan program neticesinde niceliksel sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik harcamaları artmış, koruyucu sağlık hizmetlerinden ziyade tedavi edici sağlık hizmetleri ön plana çıkmış ve üniversite hastanelerinin döner sermaye işletmeleri sürdürülemez hâle gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, sağlıkta niceliksel olarak artan girişimsel işlemler, suni hasta memnuniyeti ve sağlık harcamalarındaki artış maalesef bugün sağlık hizmetleri kalitesine yeteri kadar yansımamış ve de devletin kıt olan kaynakları boşa harcanmıştır. Bu yapılmak istenen kamu-özel ortaklığı da sağlık hizmetlerinin sunumu mantığına bir değişiklik getirmemektedir. Hâlbuki sağlık hizmetlerinin bir sistem içerisinde, en alt merkezden yukarıya doğru, hasta bilgi ve bulgularıyla beraber gitmesi hem daha verimli sağlık hizmeti sunumunu sağlarken hem de daha ucuz ve kaliteli sağlık hizmeti sunma imkânı sağlayacaktır.

Sistem hastaları kandırmakta, sağlık hizmeti sunucularını meslekten soğutmakta ve öz güvenli bir sağlık hizmeti sunumunu maalesef engellemektedir. Gerçekten de bu kamu-özel iş birliğiyle yapılacak hastanelerin işletme mantığına baktığımızda, bugüne kadar sürdürülen ve genel sekreterliklerle idare edilen kamu hastaneleri bakımından hiçbir farklılık yoktur. Gerek mekânsal olarak gerek de bugünkü hastanelerin kapatılması açısından değerlendirildiğinde, sağlık hizmetlerine maalesef bir katkı sunmamaktadır.

Bu hizmetler, bugünkü şartlarda, aynı şekilde, aynı hasta yatak kapasitesi ve aynı elemanlarla sürdürülmektedir. Niçin yeniden, tekrar, ihale usulüyle, ihaleye çıkılarak yeni hastaneler yapılmaktadır, bunun mantığını anlamak biraz güçtür. Hani, yeni hastaneler yeni hasta yatak sayılarını ya da hasta kapasitelerini artırır, o zaman bunların mantığını anlarız ama bir hastaneyi kapatıp bir başka hastane açmak suretiyle hizmetleri götürmenin mantığını anlamak çok fazla mümkün değildir.

Ben bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Rahmi Aşkın Türeli, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 417 sıra sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeliyle Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu kamu-özel iş birliği modeli üzerine konuşuyoruz. Eskiden beri yap-işlet-devret ve yap-işlet formlarıyla zaten uygulamada olan bir model bu ve öncelikle de ulaştırma ve enerji alanlarında yoğunlaşmış durumda. Şimdi getirilen, bu kanun tasarısıyla getirilmek istenen, yap-kirala-devret adında bir model ve bunun sağlık ve aynı zamanda da eğitimde de gündeme alınmak istendiğini görüyoruz.

Burada karşımıza çıkan olgu şu: Kamu altyapı yatırımları dünyanın hemen her yerinde kamu tarafından, devlet tarafından yapılır. Yani, belli altyapı yatırımları vardır; bunlar fiziki altyapı, sosyal altyapı diye ayrılır. Özellikle sosyal altyapı yatırımları dediğimiz eğitim ve sağlık hizmetleri, sağlık yatırımları dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde kamu tarafından, devlet tarafından yerine getirilir. Bu, aynı zamanda, sosyal devlet olmanın da getirdiği bir sorumluluktur. Özel sektör elbette modelin içinde vardır, özel sektör de yatırım yapacak; bir ekonominin bütünü yalnızca kamu yatırımlarından, kamunun yaptığı yatırımlardan, hizmetlerden ibaret değil. Ancak buradaki mantık şudur: Kamunun altyapı yatırımları alanında uzmanlaşması, özel sektörün de dış ticarete konu olan sektörler dediğimiz, üretimi artıranpeik ihracata dönük olan sektörlerde yoğunlaşması beklenir. Yani, diğer bir deyişle, kamu yatırımlarıyla özel yatırımlar arasında bir ikame değil bir tamamlayıcılık ilişkisi vardır ve aynı zamanda, kamu yatırımlarının artmasının ekonomideki büyüme hızını, potansiyel üretimi, potansiyel çıktıyı arttırdığı ve ekonomiyi daha yüksek büyüme hızlarına ulaştırdığı bilinmektedir.

Şimdi, tabii, bu konu gündeme gelince ve özellikle sağlık alanında, kamu, altyapı yatırımları yapma sorumluluğunu özel sektöre bu modelle birlikte devretmek isteyince rakamlara bir bakayım dedim. Karşıma çıkan olgu şudur değerli arkadaşlar: AKP döneminde 2002-2011 arası -2012 yılı rakamları henüz kesinleşmedi- kamu sabit sermaye yatırımlarının millî gelir içindeki payı düşmüştür. 2002 yılında AKP iktidara geldiği zaman yüzde 4,9 olan kamu yatırımlarının millî gelir içindeki payı 2011 yılında yüzde 4,1’e düşmüştür. Peki -kamu yatırımları onlu sektör ayrımında izlenir Kalkınma Bakanlığı tarafından- sağlığın payı ne kadardır diye baktığımızda, 2002 yılında yüzde 5,1’miş, 2011 yılında yüzde 5’e düşmüş. Diğer bir bakış da kamu sağlık yatırımlarının, kamunun yaptığı sağlık yatırımlarının millî gelir içindeki, gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payıdır. O açıdan da baktığımızda, 2002 yılında binde 3’tür, 2011 yılında binde 2’ye gerilemiştir.

Değerli arkadaşlar, binde 2’lik bir rakamdan bahsediyoruz yani kamunun bu alanlardan çekilmesinin, kamuda bütçe açıklarını artırmayalım, bütçe açığı olacak.” diye bir şey söylenmesinin bu bahsettiğim rakamlarla doğru olması mümkün mü? Kamunun altyapı yatırımları alanını terk etmesi aynı zamanda özel sektörü hızla bu alana sokmakta ve ekonominin potansiyel büyüme hızını azaltmaktadır.

Diğer bir konu: Bunu Sayın Bakan da çok iyi biliyor, önceki Bakan ve şimdiki Bakan zamanında da söyledik, dedik ki: Bu yatırımı kamu yapsaydı yani kamu yatırım programına alınsaydı ne kadara mal olacaktı? Kamu-özel iş birliği modeliyle ne kadara mal olacak? Fakat ne yazık ki bu karşılaştırmayı göremedik değerli arkadaşlar, oysa bizim bu karşılaştırmayı görmeye ihtiyacımız var.

5018 sayılı Kanun’da düzenleyici etki analizi vardır. Gelirler ve giderlere ilişkin getirilen birtakım hükümlerin, yasaların ne olduğunu, ne getirip ne götürdüğünü, yalnızca kısa dönemde de değil, orta, uzun dönemde de ne getirip ne götürdüğünü bilmek için bu düzenleyici etki analizinin yapılmasına ihtiyaç vardır. Ancak biz ısrarla talep etmemize rağmen bunun önümüze getirmemesinden anlıyoruz ki böyle bir düzenleyici etki analizi bu kanun tasarısında yapılmamıştır. Bu, çok büyük bir eksikliktir ve kanun hükümlerinin hiçe sayılmasıdır.

Diğer bir konu, sabit yatırım tutarı ile toplam kira bedelinin karşılaştırılmasıdır. Bakın, gene komisyonda ısrarla söyledik; bunları karşılıklı olarak görelim, maliyetleriyle görelim dedik. En son önümüze bir Kayseri Şehir Hastanesine ilişkin rakamları verdiler, onun üzerine biraz tartıştık. Orada da şunu görüyoruz biz değerli arkadaşlar: Şu anda bir sabit yatırım bedeli var yani ihaleyle artık kamu yapmıyor bu işi, siz özel sektöre bir ihale açıyorsunuz, bir yüklenici firmaya veriyorsunuz o yapıyor,  cebinizden para çıkmıyor. Ama sonra ne oluyor? Otuz yıla kadar varan sürelerle siz ona kira ödüyorsunuz. Böyle bir model var mı arkadaşlar? Yani burada cebinizden para çıkıyor ama şu anda çıkmıyor. O zaman şu karşılaştırmayı yapmanız lazım: O sabit sermaye yatırımının bugünkü tutarıyla kira bedellerini otuz yıllık süre için topladığınızda nasıl bir karşılaştırma ortaya çıkıyor? Burada da gördüğümüz ne yazık ki şudur: Kira bedelleri sabit yatırım tutarlarını 4-5 kat artırmaktadır. Burada, iktisatta, bir kural vardır “bugünkü değer kuralı” diye yani şudur aslında: Siz bir yatırım yaptığınız zaman o parayı oraya bağlıyorsunuz, başka yerlere bağlayamıyorsunuz; yoksa onunla gider başka yatırım yaparsanız, onu bankaya yatırırsınız oradan para alırsınız. O açıdan belli bir faiz, belli bir iskonto oranıyla o parayı bugüne getirirsiniz. Öyle mi” diyoruz. Öyle de değil çünkü kiralar sabit olsaydı, artmasıydı öyle olabilirdi ama ne yazık ki üç ayda bir –dönem sonu diye söylenmiş, bu üç ay diye bize ifade edildi- ÜFE, TÜFE ortalaması kadar bedel artırılıyor. Aynı zamanda, döviz kurundaki artış bunu geçtiği zaman da o döviz kuru artışı da kira bedeline ekleniyor.

Şimdi değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’nin iktisat tarihini hepimiz biliyoruz. Türkiye, dört beş yıl, altı yıl gibi aralıklarla, belli aralıklarla krize giren bir ülkedir. Ekonominin yapısal problemleri vardır, ekonomi üst üste dört beş yıl hızlı büyür, ondan sonra birdenbire ciddi daralma yılı olur, kriz yılı olur ve bu da kendini döviz kurlarında gösterir. Döviz kuru birdenbire ikiye katlanır. İsterseniz vereyim: Değerli arkadaşlar, 2000 yılında 1 doların TL karşılığı 624 bin liraymış, 2001 yılında, krizde 1 milyon 225 bin liraya çıkmış yani yüzde 100 artmış. Yani o dönem içinde böyle bir model uygulanmış olsaydı kira bedeli ÜFE, TÜFE kadar, ikisinin ortalaması kadar, aynı zamanda kur arttığı için yüzde 100 de artmış olacaktı. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün mü?

Değerli arkadaşlar, bu nasıl bir model, nasıl bir bedel şeyi? Zaten, siz sonuçta kirayı artırıyorsunuz, bir de üstüne üstlük kira bedellerini topladığınız zaman bugünkü değerden sabit olarak baktığınızda da hiç değişmediğini varsaydığınızda da bir bakıyorsunuz ciddi farklar çıkıyor. Bu tabii, büyük, ciddi sakıncalar içeriyor.

Gene başka bir sakınca, hazine garantileri değerli arkadaşlar. Bu model, hazine garantileri yoluyla bir koşullu yükümlülük yaratmaktadır. Koşullu yükümlülük şu demek: Şu anda bir yükümlülüğünüz yok ancak belli koşullar gerçekleştiği zaman o yükümlülük ortaya çıkacak demektir ve bunun sonucunda da hazine buna garanti verecektir. Yani bugün bütçe açığı artmıyor ama gelecekte herhangi bir biçimde -ki, çok uzun süreler konuşuluyor arkadaşlar, iki yıl, üç yıl, beş  yıl değil, yirmi beş-otuz yıldan bahsediyoruz- bir sorun olduğunda hazine buna garanti verecek. Maliye literatüründe kuşaklar arası bütçeleme yaklaşımı vardır. Yani, siz, gelecek kuşakları, çocuklarımızı, torunlarımızı bu şekilde borç altına sokuyorsunuz ve ne olduğu belirsiz, ne olduğunu bilmediğimiz bir borç içine sokuyorsunuz çünkü her an gerçekleştiği zaman herhangi bir kriz durumu bu şekilde bir borçta yükselme olacak. Son bir noktaya değineyim, ondan sonra… Zamanımız bitiyor tabii.

Değerli arkadaşlar, aslında bu konuya ilişkin olarak tabii, söylenecek birçok şey var ama bir nokta şudur: Hazine garantisi konusunda, biliyorsunuz -alt komisyon üyesiydim ben, orada da, sonra üst Komisyonda da ayrıntılı biçimde tartıştık.- şimdi, bakın, bir yüklenici var, diyelim ki ihaleyi aldı. Yüklenici ne yapacak onu? Sonuçta gidecek, bir kısmını dışarıdan borçlanacak çünkü büyük rakamlardan bahsediyoruz. Gidecek, yabancı bir bankadan borç alacak. Yabancı banka bu, hazine garantisi olmasaydı ona borç verir miydi? Belki vermeyecek, belki projeyi beğenmeyecek, belki geri dönüşünün olmadığını düşünecek ama siz hazine garantisi verdiğiniz zaman, o zaman onu verir çünkü yabancı bankanın, oradaki kreditörün kaybedeceği hiçbir şey yok; Nasıl olsa ödeyemediği zaman hazine devreye girecek, bu borcu sonuna kadar ödeyecektir değerli arkadaşlar.

Böyle bir kanun tasarısı kabul edilebilir değildir. Son derece kapsamı genişletmekte, kamunun yapması gereken temel alanları, altyapı alanlarını böyle bir modelle özel sektöre devretmektedir.

Bu nedenlerle bu kanun tasarısına karşı olduğumuzu tekrar belirtiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birinci bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa teklifi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında uzun süredir sağlıkla ilgili genel bir felsefeyi, genel bir paradigmayı bu kürsüden mümkün olduğunca tartışmaya açmaya çalışıyoruz ancak, maalesef, bugüne kadar bunu başaramadık. Hızla sağlığı piyasaya açan, sağlıkta özelleştirmeye giden ve sağlığı bir meta hâline getiren AKP uygulamalarıyla karşı karşıyayız ve önümüzdeki bu yasa teklifi de aslında bu mevcut sürecin finali denilebilecek bir tasarı, bir teklif.

Tabii, önemli bir teklifi görüşüyoruz burada ama Genel Kurula gelmeden önce bu teklifin hangi aşamalardan geçtiğine baktığımızda Sağlık Komisyonunda bunun tartışılmadığını görüyoruz. Çok büyük bir yetersizliktir, kabul edilebilecek bir durum değildir. Demin buradan konuşan hatip arkadaşlarımız da dile getirdiler, haziran ayından itibaren Sağlık Komisyonu aktif olarak çalışmıyor aslında. Farklı birtakım gerekçeler var. Yani, değerli bir Komisyon Başkanımız vardı ama Komisyon Başkanımız Komisyon çalışmalarından çok Başbakanın özel sağlık problemleriyle ilgilendiği için Komisyonun çalışmaları maalesef uzun süredir ciddi düzeyde aksıyor. Tabii, bu gerekçeyi bir kenara bırakarak “İş yoğunluğundan dolayı Sağlık Komisyonunda görüşülmedi.” demek de ayrı bir ayıptır. Bunun kabul edilebilir hiçbir yönünün olmadığını vurgulamak istiyorum.

Şimdi, biz temel olarak, Barış ve Demokrasi Partisi olarak sağlığın, devlet tarafından verilmesi gereken zorunlu olan bir kamusal hizmet olması gerektiğini düşünüyoruz çünkü bu, sosyal devlet olmanın gereğidir. Anayasa’da da Türkiye Cumhuriyeti devleti bir sosyal devlet olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla kamusal hizmet olarak herkese, ulaşılabilir, nitelikli, ücretsiz, eşit ve ana dilinde sağlık hizmeti verilmesi devletin asli görevlerinden en önemlisidir diye düşünüyoruz.

Tabii, sağlık hizmetlerine baktığımız zaman veya sağlıkla ilgili bir planlamaya baktığımız zaman temel olan iki şey vardır. Bir: Mevcut düzenleme kamu yararı adına neyi öngörüyor? İkincisi: Getirilen düzenleme toplum sağlığı açısından neyi öngörüyor? Bu iki hususla ilgili, bugüne kadar bu kanun teklifinde değerlendirilen kamu-özel ortaklığıyla ilgili süreçler TTB tarafından yargıya taşınmış ve yargı, burada yarattığı kamu zararı gerekçesi ile birçok kez de yürütmeyi durdurma kararı vermiş. Her ne kadar Sayın Başbakan bunu kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir ayak bağı olduğu gerekçesiyle gerekçelendirmeye çalışmışsa da gerçek böyle değildir çünkü ilgili sendikaların, ilgili meslek örgütlerinin tepkilerine ya da sağlık çalışanlarının, sağlık emekçilerinin pratik sahadaki tecrübelerine, deneyimlerine baktığımız zaman, bu yasa teklifinin, dediğimiz gibi, kamusal yarar açısından pek bir şey getirmediğini çok net olarak ifade edebiliriz.

Biz yeni hastane yapılmasına karşı değiliz. Yeni hastaneler mutlaka ihtiyaçlar doğrultusunda yapılmalıdır ancak yapılacak hastaneler, ticari amaçtan çok, bilimsel amacı ve hastaya hizmet götürme amacını esas almalıdır. Teknik donanımı, tıbbi donanımı, personel açısından gerekli olan donanımı tamamlandıktan sonra kente ve çevreye uygun olan hastanelerin yapılması ve bu hastanelerde tıbbi hizmet verilmesi ülkenin en önemli gereksinimlerinden birkaçıdır.

Özellikle, Sağlık Bakanımız yeni başladığı için, kendisine biz yine bu kürsüden birkaç uyarı yapmak istiyoruz. Bu, devrede olan Sağlıkta Dönüşüm Programı, tamamen sağlığı piyasaya açan, özelleştiren uygulamalarıyla ve son dönemde de artık acı reçeteyi halkın önüne getiren uygulamalarıyla her geçen gün sorunları artırıyor.

Bakın, hekime yönelik şiddet komisyonu kurduk, neredeyse sosyal tarafların tamamını bu komisyon çalışmaları sırasında mümkün olduğunca dinlemeye çalıştık. Burada ön plana çıkan tek husus var: Sağlıkta Dönüşüm Programı, mevcut hâliyle, hekime şiddetten tutalım da sağlıktaki bütün problemlerin kaynağı olarak gösteriliyor. Yani, bugün, bu komisyonun çalışması sırasında, sosyal tarafların, sendikaların veya çalışanların, şiddete maruz kalan hekimlerin, sağlık çalışanlarının en fazla dile getirdiği şey, en fazla sıkıntı çektikleri şey muayene katkı payları, katılım payları, ilaçla ilgili araya giren parasal ilişki, acil servislerdeki zone uygulamaları. Bütün bunlar, bu, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın acı reçete safhasıdır ve özellikle bu dönemde hem halkımız için hem sağlık çalışanı için, maalesef, çok ciddi sorunları beraberinde getirmektedir.

Tabii, Plan Bütçe Komisyonunda çalışan arkadaşlar daha çok ekonomik anlamda bazı değerlendirmeler yaptılar. Biz bunlara çok girecek değiliz ancak birkaç husus benim dikkatimi çekti. Şimdi, biz TTB’den aldığımız verilere baktığımız zaman, 13 ihale için, yirmi beş yılda 50 milyar TL düzeyinde bir kamusal borçlanmayı görüyoruz. Yani, korkunç bir rakam. Yine, TTB’nin verilerine göre, 8 ihalede sabit yatırım miktarı 3 milyar 850 milyon gibi bir sayıyla belirtilmiş. Ancak, yirmi beş yılda ihaleyi alan şirkete ise 26 milyar 500 milyon kira verilmesi öngörülmüş. Yani, verilecek kira miktarı sabit yatırım miktarının tam 8 katı, kabul edilebilir bir şey değil.

Diğer taraftan, sadece kira bedeliyle de sınırlanmıyor bu parasal ilişki. “Hizmet bedeli” adı altında, görüntülemeden laboratuvara, bilgi işlemden temizliğe, yemekhaneye kadar tüm hizmetler özel sektöre devredilecek şekilde bir süreç işletilecek bu yasa teklifinden sonra. Biz tüm sağlık hizmetlerinin özel sektöre bu şekilde verilmesine kesinlikle karşıyız. Bunun çalışırken de pratik sahada çok ciddi sonuçlarını tecrübe ettik. Örneğin -Sayın Bakan belki bilmez ama bir önceki Sağlık Bakanı çok iyi biliyor- Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinin durumunu defalarca bu kürsüden dile getirdik. Diyarbakır’da önce Diyarbakır SSK Hastanesi, sonra Diyarbakır Göğüs Hastanesi, sonra Diyarbakır Devlet Hastanesi tek tek kapatıldı, Ergani yolunda Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi açıldı. Bu süreçlerle ilgili bütün kaygılarımızı o dönem -ben, orada çalışan bir hekim olarak- Sağlık Bakanlığına bildirdik ama hiçbiri dikkate alınmadı ve şu yapıldı: Yeni bir hastanenin açılma süreci 3 hastanenin kapatılmasıyla beraber devreye sokuldu yani teknik donanım, tıbbi cihaz, personel istihdamı, kapatılan 3 kamu hastanesinin kaynakları üzerinden Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesine aktarıldı. Şu anda mevcut durum şu: Arada 20 kilometre olan 4 tane hastane var  tek bir Başhekimliğe bağlı. 1 Başhekimlik, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği 4 tane hastaneye koşturmaya çalışıyor. Tabii ortaya çıkan sağlık skandalları, ortaya çıkan mağduriyetler Diyarbakır halkını canından bezdirmiş durumda. Sadece Diyarbakır Göğüs Hastanesini kapatırken bölgede 5 milyon nüfusa sağlık hizmeti veren tek bir göğüs hastanesini kapatmış oldunuz. Bölgede akciğer kanseri, tüberküloz, KOAH, astım, mezotelyoma yaygın endemik olarak bulunuyor. Biz o dönemde Sağlık Bakanıyla da görüştük, bu göğüs hastanesinin kapatılması durumunda bölgenin maruz kalacağı mağduriyetleri anlattık; bize en kısa zamanda Eğitim ve Araştırma Hastanesi içerisinde 100 yataklı bir göğüs hastanesinin yapılacağını söyledi, hâlâ o göğüs hastanesinden eser olmadığını ben buradan belirtmek istiyorum.

Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi -doğrudur- beş yıldızlı otel konforunda yapıldı ama açılırken kantini olmayan, yolu olmayan, istinat duvarı olmayan, servisinde defibrilatör olmayan bir hastane olarak devreye girdi ve hastalar orada çok ciddi sıkıntılar yaşadılar, bir su almak için hastalar kilometrelerce yol gidip kantin olmadığı için suyu alıp gelmek zorunda kaldılar. Defibrilatör olmadığı için hayatını kaybeden hastalar oldu. Bütün bunları iletmemize rağmen hiçbir şey yapılmadı. Ve bugün, o alelacele açılan Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinin durumu içler acısıdır. 20 asansör var, 20 asansörden doğru dürüst çalışan tek bir asansör yok ve bu asansörler çalışmadığı için yoğun bakıma gitmesi gereken hasta iki-üç saat boyunca bekliyor. Bütün bunlar hayati önemde olan ve insan hayatına mal olabilecek ihmallerdir.

Yine, Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, bir yağmur yağdığı zaman, çamaşırhaneden, yemekhaneden morga, nükleer tıbba kadar her taraf sular altında kalıyor. Kolonlarda çürüme var, ilk depremde bu hastanenin yıkılacağıyla ilgili de çok ciddi bir kaygımız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Beş yıldızlı değil, yedi yıldızlı olarak da böyle, bu şekilde hastaneler açarsanız bu hiçbir işe yaramaz.

Bugüne kadar, Sayın Bakan, bu hastaneyi yapan firmayla ilgili herhangi bir soruşturma yürüttünüz mü, şu anda Sağlık Bakanlığı yetkililerini o hastaneye gönderdiniz mi; bunu çok merak ediyoruz. Soru önergesinde de bu konuyu gündemimize taşımıştık. Özellikle, önümüzdeki bu beş yıldızlı otel hikâyesi için en önemli canlı örneğin Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi olduğunu düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili… (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 417 sıra sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli İle Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nın üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, yeni bir kanun görüşüyoruz. “Bu kanun tam olarak tartışıldı mı?” denilirse tam olarak tartışılmadığı noktasında hemfikir konumdayız. Sağlık Komisyonunda tartışılmadan ama Plan Bütçe Komisyonunda tartışıldıktan sonra süratli bir şekilde getirilmiş ve kanunlaşacak. Bu kanun tasarısıyla şehir merkezlerinde, özel şirketlere, sayısı, tabii, 1.000, 2.000, 3.000 -neyse- yataklı yeni sağlık tesisleri yaptırılması hedefleniyor.

Tasarı yasalaşınca hastane binaları etrafında çeşitli binalar, çeşitli eklentiler, başta sağlık hizmetleri olmak üzere tüm hizmetler “kamu-özel ortaklığı” adı altında yabancı, dışarıdan gelen yabancı sermayedarların, tröstlerin belki de eline geçecek. “Kamu-özel ortaklığı” adı altında yapılacak özelleştirmelerle şirketler sağlık hizmetleri verirken yanlarındaki otopark, otel gibi çeşitli yan alanlardan da, çok çeşitli noktalardan da para kazanmış olacaklar.

Dolayısıyla şöyle bir bakıldığı zaman, tabii, kanunla beraber yeni hastaneler yapılacağı, yeni birtakım imkânlar ortaya konulacağı şeklinde söylemler vardır ama şöyle bir düşünüldüğü zaman, acaba bu  hastaneleri işte özel sektör kurumlarına vererek otuz yıl süreyle onların kontrolüne bırakmak, onların para kazanmasını sağlamak ne kadar etik bir değerdir, bunu anlamak biraz zordur. Dolayısıyla anlaşılması zor olan bir durum da tabii, acaba başka modeller ortaya konamaz mıydı veyahut da başka şekilde tekniklerle veyahut da başka yöntemlerle bu şekilde hastaneler yapamaz mıydık diye insanın aklına geliyor.

Sayın milletvekilleri, şurası bir gerçektir ki, tabii, büyük illerde, özellikle Kayseri ve Ankara, İstanbul gibi büyük illerde şu andaki mevcut olan hastanelerin yerine yeni hastanelerin yapılması amaçlanıyor. Tabii, amaçlardan bir tanesi de işte depremle ilgili sıkıntılar veyahut yeni hastaneler, işte koğuşların daha güzelleştirilmesi veyahut da yeni birtakım imkânların ortaya konulması. Ancak burada, tabii, şu da insanın aklına geliyor: Eski hastanelerin yeri ne olacak? Bu hastanelerin yerlerine ne yapılacak veyahut buralar kimlere verilecek? Akabinde yine bu hastaneler yapıldığı zaman bu hastaneleri işte devlet kiralayacak ve belirli miktarda para verecek. Tabii, bu vermiş olduğu veya almış olduğu hizmetler içerisinde neler olacak? Bunun içerisinde işte şu anda gördüğümüz kadarıyla laboratuvarlar özelleşecek veyahut da röntgen hizmeti özelleşecek, belki yemekhaneler özelleşecek. Akabinde, diğer birtakım hizmetlerin hepsini özelleştirecek ve devlet, bu şekilde, özel sektörün, bu kurumların hepsine para vermiş olacak. Sadece personel belki kendisine ait olacak ama personelin dışında tamamen hizmetlerin hepsinin alımı neticesinde de özel sektöre para kaynağı aktaracak.

Tabii, burada insanın aklına şu geliyor, düşünmeden edemiyoruz: Tabii, burada, işte fakir ve fukara halktan vergiler toplanıyor, bu toplanan vergilerden buraya kaynaklar aktarılıyor. Yani, acaba buradaki birtakım yerlere para kazandırmak amacıyla mı bu şekilde bir kanun getiriliyor diye de aklımızın ucundan geçmeden olmuyor diye düşünüyorum.

Tabii, değerli milletvekilleri, ayrıca, şöyle düşünüldüğü zaman, bu kanunla beraber personele ne geliyor veyahut da insanlara ne tür hizmetler geliyor, bunları da düşünmek mecburiyetindeyiz. Şu anda, Sağlık Bakanlığında veyahut da sağlıkta çalışan tüm insanların hepsi çok büyük problemler içerisindedir.

Sayın Bakanımız yeni atanmıştır. Tabii, Sayın Bakan atanmasıyla beraber birçok sorunla da karşı karşıya kalmıştır.

Özellikle, toplumda sağlık çalışanlarına, hekime karşı şiddetle ilgili bir durumla karşı karşıyayızdır. Hekime şiddet nasıl çözümlenecektir? Bununla ilgili bazı düşünceler üretilmesi gerekmektedir ama onun yanında da özellikle hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız, hemşiresinden ebesine kadar ve yardımcı hizmetlerine kadar herkes geçim noktasında çok büyük sıkıntı içerisindedirler. Almış oldukları maaşlar yeterli değildir, hele de yıllarca çalışıp emekli olan insanların emekli maaşlarının ne kadar yetersiz olduğu ayan beyan ortadadır. Çok yakından tanıdığımız bazı arkadaşlarımızın neredeyse emekli olduktan sonra tekrar işe döndüklerini ve tekrar işe başladıklarını biz görüyoruz. Ondan dolayı da Sayın Bakandan özellikle arzımız odur ki, gelin, tarihe geçecek bazı konularda çalışmalar yapın. Bunlardan bir tanesi hekimlerimizin veya sağlık çalışanlarımızın özlük haklarının düzenlenmesidir. Özlük haklarını düzenleyin. Özlük hakları noktasında emeklisinden tutun da diğer çalışmalarına kadar, nöbet hizmetlerine kadar bunların hepsinin değerlendirildiği ve reel manada ücretlendirildiği bir sistemi getirelim. Bakınız, şimdi, işte, şehir hastaneleriyle beraber bu vatandaşlarımıza, bu kardeşlerimize, meslektaşlarımıza acaba döner sermayeden tam olarak pay verebilecek miyiz? (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Mustafa Baloğlu, Konya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine şahsım adına  söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Özel sektörün işletme ve yönetimdeki kabiliyetlerinden faydalanılarak kamu hizmetlerinin etkinliğinin artırılmasını amaçlayan kamu-özel iş birliği modeli beraberinde birçok avantajı da getirmektedir. Kamu-özel iş birliğinin getirdiği bu avantajları şu şekilde sıralayabiliriz: Yeni ek finansman kaynaklarının sağlanabilmesi, projenin niteliğine göre ileri teknoloji transferi sağlanabilmesi, kamu yatırım bütçesi üzerindeki yükün hafifletilmesi, bu yöntemle yapılan projelerin kamu projelerine kıyasla daha kısa sürede planlanmasıyla altyapı açığının azaltılabilmesi. Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere, kamu-özel iş birliği modeli, kamunun görev alanına giren bir yatırımın veya hizmetin yatırım ve işletme döneminde yapılacak masrafları yüklenen ve karşılığında yatırım sonucu ortaya çıkacak tesisi önceden belirlenen süre ve tarife üzerinden işletme eliyle gerçekleştirilmesidir.

Kamu-özel iş birliği modeliyle özel girişimcilerden kaynak sağlanması mümkün olan alanlardan birisi de sağlık yatırımlarıdır. Üzerinde konuştuğumuz kanun tasarısıyla kaliteli, verimli ve etkili sağlık hizmeti sunumu için ihtiyaç duyulan tesislerin kamu-özel iş birliği modellerinden birisi olan yap-kirala-devret finansal modeliyle yaptırılması ve modernize edilmesi amaçlanmaktadır. Bu model içerisinde, yüklenici tarafından yapılan tesislerin otuz yıla kadar kiralanması ve süre sonunda çalışır hâlde Sağlık Bakanlığına devredilmesi öngörülmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre ülkemizde hastane yatak planlamasına bakıldığında mevcut yatak sayısı toplamda 193.477’dir. Bu model ile Sağlık Bakanlığımızın hedefi bu rakamı 230.048’e çıkarmaktır. Böylece 10 bin kişiye düşen yatak sayısı 26’dan 31’e çıkacaktır. Dünya geneline baktığımızda bu rakamlar bu civardadır. İngiltere’de 10 bin kişiye 30 yatak, İtalya’da ise 35 yataktır. Kamu-özel ortaklığı modeliyle hedeflenen, tüm hastanelerimizi Hükûmetimizin 2023 vizyonuna uygun, modern ve nitelikli hâle getirmektir. Sağlık Bakanlığına ait toplam yatak sayısı 2002 itibarıyla 107.307’dir. 2012’de bu rakam 122 bine çıkmıştır. Nitelikli hasta yatak oranı ise 2002’de yüzde 9 iken 2012’de yüzde 39’a çıkmıştır. Hâlen mevcut 74 bin yatağın yenilenmesi ve nitelikli hâle getirilmesi ihtiyacımız vardır. Bütçe imkânlarıyla bu yatakların yenilenmesi yirmi beş yıl gibi bir süre alacaktır. Fakat 74 bin nitelikli hasta yatağının hedefine ulaşmak için 30 bin yatağın klasik yöntemlerle yapılması planlanmıştır. Geriye kalan 44 bin yatağa ise yeni finansman kaynağı bulunması zorunludur. Kamu özel ortaklığı modeli, kamunun özel sektörden finansman temini yoluyla bir yatırım veya yatırım hizmet grubunun edinmesi metodudur. Daha açık iletmek gerekirse, Sağlık Bakanlığımız bu modelle sağlık hizmet bölgesi planlamasına göre belirlediği bölge merkezi illerinde öncelikli olmak üzere büyük ölçekli entegre hizmet imkânları sağlayan, insan odaklı hizmet anlayışına uygun modern şehir hastaneleri kurmaktır. Bu model ile amaç yatırımların hizmete daha erken kazandırılmasıdır. Çünkü klasik yöntemlerde kamu ve özel iş birliği modelinde de sabit yatırım maliyeti aynıyken klasik yöntemlerde yatırımların uzun zamana yayılması ve gecikmesi söz konusudur. Bu modelle, Bakanlık bünyesinde çalışan personelin istihdam rejimi değişmemektedir. Buna ek olarak çalışma ortamları iyileşecek ve çalışan güvenliği güçlenecektir.

Kamu-özel iş birliği modeliyle kurulacak şehir hastaneleri birçok yeni gelişme, kolaylık ve fayda sağlayacaktır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: Sağlık hizmetinin etkinliği artırılacaktır. Toplumun sağlık hizmeti ihtiyaçları teşhis ve tedavide yeni teknolojiler kullanılarak yeterli sayıda nitelikli yatak kapasiteleri ile rahatlıkla karşılanacaktır. Hasta ihtiyaçlarının karşılanması konusunda yatış süreleri kısalacak, aynı kampüs içerisinde entegre bir şekilde ihtiyaç duyulan bütün hizmetler verilecek, hasta sevk sayıları düşecek, hastaneler arası hasta nakli azalacak, hastanın güvenliği artacak ve böylece, hasta memnuniyeti artacaktır.

Yine, çalışanların ihtiyaçlarının karşılanması konusunda çalışanlar için sağlıklı yaşam merkezleri, sosyal alanlar oluşturulacak, ergonomik ve konforlu çalışma alanları oluşturulacak, böylelikle, çalışan güvenliği, iş kolaylığı ve memnuniyeti artacaktır. Bu da sağlık hizmet performansını yükseltecektir.

İnsan odaklı hizmet anlayışına sahip modern şehir hastanelerinin kurulacağı bu model, özel sektör kaynakları kullanılarak kısa vadede kamuya tesis kazandıracak oldukça faydalı bir yöntemdir.

Ben, bu kanunun hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

On beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, biraz önce görüştüm, Türk bankacılığının şu anda yurt dışında serbest döviz mevcudu,    -serbest döviz mevcudundan bahsediyorum, Merkez Bankasındaki karşılık ve Merkez Bankasındaki hesapları hariç- sadece yurt dışında şu anda 17 ila 20 milyar dolar parası var. Türk bankacıları gerekirse bizi… 13’üncü maddeyle eklenen madde 8/A’da, orada bir “yurt dışından temin edilmek” gibi bir şart var. Bunu biraz daha açalım: Müteşebbisleri yabancı bankaların kucağına atmayalım. Gelin, gerekirse bir Türk bankası da konsorsiyumu üstlenir, dışarıdan döviz getirmek kaydıyla, altını çiziyorum… Bunu lütfederseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Hazineyle görüşün, Türk bankacıları burada rahatsız. Bu konuya açıklık getirmeniz lazım. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Günal…

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kütahya il merkezinde on yıl öncesinden başlayan ve iki yıl öncesine kadar belli bir noktaya getirilen 500 yataklı, son açıklamalara göre de 700 yataklı devlet hastanesi, maalesef, geçen yıl, bir yer değişikliği gündeme getirilerek son aşamasına gelmişken kesintiye uğradı. Şu anda da yer teminiyle ilgili çalışmalar devam etmekte. On yıldır, hükûmetiniz döneminde Kütahya’ya kazandırılmayan bu yatırımın yakın dönemde kazandırılma ihtimali var mıdır? Bu yasa değişikliği, bu yasa yürürlüğe girdikten sonra söz konusu hastane de yine kamu-özel iş birliği ortaklığıyla yapılabilecek midir, bu konuda düşünceniz nedir?

İkincisi: 19 Mayıs 2011 tarihinde meydana gelen Simav depreminin ardından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) - …Simav Devlet Hastanesinin bazı blokları boşaltıldı. Bu hastanenin yapılma şansı nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türeli…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, görüşmekte olduğumuz bu kanun tasarısıyla, çerçevesini oluşturduğumuz bu  yap-kirala-devret modelini konuşuyoruz. Bunda 37 tane hastanenin yapımı ve yaklaşık 43 bin yatağın yenilenmesi söz konusu. Ben sormak istiyorum şimdi: Bütün bu yapılan, şu anda 37 hastane ki yenilenmeyle bunlar da artabilir, bunlara ilişkin olarak toplam maliyet büyüklüğü nedir? Ne kadar, bir kamu-özel ortaklığı modeline bir büyüklük getirecek? Buna ilişkin yapılmış bir çalışma var mıdır, yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, bugün gündem dışı konuşmamda da söylediğim gibi, Kocaeli kişi başına 20 bin TL vergi ödeyen bir kent fakat kamu yatırımları olarak dönüşünde 79’uncu sırada. Yani, kamudan pek bir yatırım alamıyoruz ki bu da, Kocaeli’deki hastanelere bakıldığında açıkça görülmektedir. Kocaeli’de yeni kurulan ilçelerde -yani yeni kuruldu dediğim beş yıldır- hastane bulunmuyor. Bu hastanelerde insanlar iğne olabilmek için 30-40 kilometre ötedeki, merkezdeki hastanelere gitmek zorunda kalıyorlar. Bu kadar kamu yatırımlarından yoksun bir kente ne yapmayı planlıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Adana ilimizde on yıldır hizmet veren ve önemli görevler ifa eden Fatma Timuçin Kalp Hastanesinin kapatılma gerekçesi acaba nedir? Şu anda işlevini yerine getiremiyor.

İkinci sorum da: Yüreğir ilçemize güzel bir hastane yapıldı, Numune Hastanesi fakat ne yazık ki acil servisi planlanmamış ve çok ciddi sıkıntılar oluyor. Yani, bu planlamayı yaparken böyle devasa bir hastane yapıp da acilinin planlanmamasını neye bağlıyorsunuz?

Bir üçüncü sorum da: Beş, altı yıldır Adana’ya büyük bir sağlık kampüsünden bahsediliyor. Programınızda Adana’ya bir sağlık kampüsü yapımı var mıdır, hangi aşamadadır, ne zaman yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim sormak istediğim konu şu, konuşmamda da bahsedemedim vakit yetmediği için. Şu anda ülkemizde bayatlamayan ekmek, uzun ömürlü süt, uzun ömürlü çeşitli gıdalar vardır. Ayrıca, suni şeker kullanılan meyve suları var veyahut da çeşitli bisküviler var, tatlandırıcılar kullanılıyor. Bunların insan vücudunda yapmış olduğu değişikliklerle ilgili olarak Sağlık Bakanlığının herhangi bir çalışması var mıdır? Yani Sağlık Bakanlığı olarak kısa dönemde, orta dönemde veya uzun dönemde bununla ilgili, alerjik hastalıklar noktasında ve kanser noktasında çok ciddi gelişmelerin olduğu ve sayıların artmış olduğu bir ortamda yeni bir Bakanımız olarak bunlarla ilgili bir çalışma yaptırmayı düşünüyor musunuz? Bunu öğrenmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, hatırladığım kadarıyla Sağlık Bakanlığı bütçesi bu sene döner sermaye gelirleri hariç 16 milyar liraydı. Bu planlamakta olduğunuz 37 hastane tamamlandığında bunlara ödenecek olan kira ve diğer bedellerle birlikte bütçeniz ne kadar olacak; önümüzdeki yıllara ilişkin böyle bir simülasyon yaptınız mı? Gördüğüm kadarıyla, neredeyse bu 16 milyarın yarısı kadar ilave bir bütçe daha söz konusu olacak ve bütçe bayağı bir sıkıntıya girecek. Bu konuda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Bakan, 1999 depreminden sonra Dünya Bankası, Avrupa Kalkınma Bankası ve İslam Kalkınma Bankasının İstanbul’daki deprem risklerinin azaltılmasına yönelik olarak İSMEP projesi çerçevesinde 1,5 milyar dolar bir kredisi vardır. Bu kredinin önemli bir kısmı kamu binaları, binlerce kamu binasının depreme hazırlığıyla ilgilidir. Ancak gördüğümüz kadarıyla, başta hastaneler olmak üzere depreme hazırlık konusunda mevcut bütçe olmasına rağmen işler kağnı hızında yürümektedir. Aksayan nedir? Daha ne kadar beklenecektir? Son altı yılda güçlendirilen veya yeniden, yıkılıp yapılan hastane ve klinik sayısı oldukça azdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Mersin’de, merkezinde bulunan 2 büyük hastane var. Bu hastanelerin etrafında sürekli olarak yeni inşaatlar yapılmakta, hastane alanını genişletme çalışmaları var. Şehir hastaneleri yapımı aşamasında da Mersin’de 1.232 yataklı böyle bir hastane kompleksi yapılması planlanıyor.

İktidarınızın son on yılı içerisinde, şimdiye kadar hastane kompleksini beklemek yerine bu büyük ile, büyük şehre bir hastane niçin yapılmamıştır? Bu beklemenin sebebi nedir? Yeni yapılacak olan hastane kompleksi, bu hastaneler de kapanacağına göre şimdiki yapılan masraflar boşa değil midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar, son soru.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, yine Kocaelinden bahsedeceğim. Türkiye nüfus artışı binde 13 iken –binde 12 bu yılki verilere göre- Kocaeli’de de nüfus artışı binde 20,4 yani bu yıl nüfusumuz 30 bin küsur daha arttı. Buna rağmen hastane yatak sayısı artmadı Kocaeli’de. Yine, gelecek yıllarda bu nüfus artışı planlanarak bir hastane planı yapılmakta mıdır, yapılıyorsa bu yatırım planları nelerdir? Bunları açıklamanızı istiyorum.

İkinci sorum da kanser oranı Türkiye’de yüzde 12, yine Kocaeli merkezinde yüzde 12 olmasına rağmen Dilovası’nda yüzde 33’lerdedir, yapılan istatistik çalışmalarda bu şekildedir. Dilovası’na yönelik, meslek hastalığı veya kanser önleyici anlamda bir sağlık çalışması yapmayı planlıyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Sayın Aslanoğlu, Türk bankacılığının yurt dışında serbest döviz miktarlarıyla ilgili rakamlar ifade ettiniz, 18-20 milyar dolar. “Dışarıdan döviz getirmek kaydıyla” kısmını hazineyle görüşerek, Türkiye’deki bir Türk bankası aracılığıyla veya şeyle bunu görüşürüz ama bu anlamda bir sıkıntı olmaması gerektiği kanaatindeyim, varsa da bunu düzeltecek görüşmeleri yaparız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bankalar Birliğinin görüşü efendim.

 SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Evet.

Sayın Işık, Kütahya’yla ilgili, on yıl önce 500 veya 700 yataklı devlet hastanesi yer değişikliği gerekçesiyle… Kütahya’daki bu yer değişikliği, askeriyeden, Millî Savunma Bakanlığından yer tahsisi aralık ayında tamamlandı. Kamu-özel iş birliği modeliyle 2013 yılı içerisinde 600 yataklı bir hastaneyi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, anlaşılmıyor.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Kütahya’daki Millî Savunma Bakanlığından yer tahsisi konusu aralık ayında tamamlandı. 2013 yılı içerisinde 600 yataklı kamu-özel iş birliğiyle hastane yapımı 2013 için planlanıyor. Şu anda arsanın 2012 yılı sonu itibarıyla Millî Savunma Bakanlığından devri alındı.

Sayın Türeli, 37 hastane, yaklaşık 43-44 bin yatak, toplam maliyet… Bugün için hesaplanan toplam maliyet yaklaşık 18 milyar veya 18,5 milyar TL gibi bir hesaplamamız var. Önümüzdeki süreçlerde ihale süreçleri tamamlanınca rakamları daha net verebilecek durumda oluruz.

Kocaeli’de hastane yatak sayısını artırma planlanmakta mıdır? Kocaeli merkezde 1.180 yataklı şehir hastanesini yapıyoruz. Derince’de Eğitim Araştırma Hastanesi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yapmayı planlıyor musunuz Sayın Bakan? “Yapıyoruz” demeyin, yapılmıyor böyle bir hastane çünkü.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Planlıyoruz diyelim peki.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Yapıyoruz” deyince… Öyle bir şey yok yani.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Peki, tamam, planlıyoruz.

Derince Eğitim Araştırma Hastanesi yanına 200 yataklı                kadın doğum-çocuk hastanesi planlıyoruz. Kocaeli Devlet Hastanesini yeniliyoruz. SEKA Devlet Hastanesinde de yenileme çalışmalarını başlatıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başlatıyorsunuz?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Evet.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yani dokuz yıllık iktidarınızda bunları yaptınız. Siz daha yenisiniz gerçi, size bir şey söylemiyorum.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Vallahi, biz merak etmeyin, dokuz yılın hesabını en az sizin kadar rahat ve güçlü verebiliriz, özellikte sağlıkta.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hadi verelim Kocaeli için, gelin. Sağlıkta çivi çakılmadı, çivi ama hep planlıyorsunuz!

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Veriyoruz, Kocaeli’de de veriyoruz ve Kocaeli’nin sağlık dinamikleri konusunda  eksikliklerini de tamamlarız ama şu anda Kocaeli’de de Eğitim ve Araştırma Hastanesinin dinamikleri fevkalade iyi, eksikliklerine rağmen.

Fatma Kemal Timuçin Kalp Merkezindeki hizmetler Seyhan Uygulama Merkezi ve yeni açılan Numune Hastanesine aktarılmıştır. Bu bina da tadilat yapılarak ASM olarak kullanılıyor. Burası kapatılmamış, hizmetler yeniden düzenlenmiştir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Tadilat madilat yok, boş duruyor. Ya, niye kapattık burayı? Kapatmanızın gerekçesi var mı?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Şu anda orada ağız diş sağlığı merkezi şeklinde bir planlama yapılıyor, acil servisi yeniden reorganize edilmiş ve kullanılmaktadır.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Perde germişler, kapalı.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Kalp hastanesi Yenişehir Hastanesinde planlanıyor. Evet, Adana’ya bir daha bakarız.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sağlık kompleksi ne oldu Adana’ya Sayın Bakanım?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Adana’nın sağlık kompleksiyle ilgili şu andaki durumumuz: ADSM’nin ihalesi önümüzdeki hafta için planlanıyor. Dolayısıyla, orada ağız ve diş sağlığı merkeziNİN ihale sürecinde sona gelinmiştir, pazarlık aşaması tamamlanmak üzere. Pazarlık süreci tamamlanınca yüklenici sözleşmeye davet edilecektir.

Sayın Kuşoğlu: “Bütçeniz 16 milyardı. Kamu-özel işletme yöntemiyle gelecekte bütçeniz ne, projeksiyonunuz var mı?”

Bakanlığın merkezî yönetim bütçesi 16 milyar 894 milyon TL, döner sermaye bütçesi 19 milyar 717 milyon TL olmak üzere 2013’te 36 milyar 611 milyon TL’dir. Söz konusu kamu-özel iş birliği modeliyle yatırımların gerçekleşmesi hâlinde gelecek on yıl içinde Bakanlığımıza ilave yükü 9,5-10 milyar TL olacağını projekte ediyoruz veya öngörüyoruz. Bu miktarı kamu yatırımları açısından büyük bir yük olarak düşünmediğimizi ifade ediyorum.

Sayın Eyidoğan’ın 1999 depremi sonrası Dünya Bankasından 1,5 milyar dolar ki konuyla ilgili… Bu anlamda İstanbul’da Ümraniye’de kadın doğum-çocuk (300 yataklı) hastanesi temel aşamasında, Kartal Lütfi Kırdar (900 yataklı) ihale aşamasında, Okmeydanı Hastanesi (900 yataklı) ihale aşamasında, Göztepe Hastanesi (900 yataklı) ihale aşamasında. Tabii bu sebeple İstanbul’da birçok okulun ve…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - Sekiz sene oldu Sayın Bakan, sekiz senedir bu para yatıyor İl özel idaresinde. Niye harcanamıyor Sayın Bakanım, niye harcanamıyor?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Bu paranın bir kısmını  okullar ve diğer kamu binalarıyla ilgili ciddi düzeyde…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Hâl⠓ihale” diyorsunuz Sayın Bakanım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya şu Dilovası’na da bir cevap versin Sayın Bakan. Bu kanseri nasıl önleyeceğiz?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılığına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 1. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin, (f) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (ğ) bendinin madde metninden çıkarılmasını, diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Oktay Vural                             Mehmet Günal            Mustafa Kalaycı

     İzmir                                       Antalya                     Konya

Cemalettin Şimşek                       Alim Işık

    Samsun                                   Kütahya

c) Bedel: Yüklenicinin, sözleşme çerçevesinde yaptığı tesislerin kullanımı ile tesisteki tıbbi hizmetler dışındaki belli hizmetlerin sunulması karşılığında yükleniciye ödenecek olan bedellerin toplamını,

f) İdare: Bakanlık merkez teşkilatının ilgili birimini

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 417 sıra sayılı yasa teklifinin 1. Maddesine “sürekli nitelikte üst hakkı tesis edilmek suretiyle yaptırılması” ibaresinden sonra gelmek üzere “tıbbi cihaz ve teçhizatın temini” ibaresinin eklenmesini, b) 1. Maddedeki “otuz yıl” ifadesinin tasarı metninden çıkartılması, c) 2. Fıkradaki, e, g, k ve s bentlerinin tasarı metninden çıkartılması, d) 2. Fıkranın “Ü” bendindeki yenileme durumlarının “sözleşme hükümlerine göre” ibaresi yerine “devlet ihale kanununa tabi olarak ihale edilmesi” şeklinde ifadenin konulmasını arz ederiz.

           Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                 İzzet Çetin                                   Rahmi Aşkın Türeli

                      İstanbul                                              Ankara                                                İzmir

                    Özgür Özel                                       Mehmet Şeker                                    Aylin Nazlıaka

                       Manisa                                             Gaziantep                                             Ankara

                 Muharrem Işık                                     Hülya Güven

                      Erzincan                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sayın Aslanoğlu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Hülya Güven…

BAŞKAN – Hülya Güven, İzmir Milletvekili.

Sayın Güven, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 417 sıra sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İşbirliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz önerge üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunuyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu kanun tasarısı AKP Hükûmetinin sağlığı tamamen özelleştirmesinin son adımı olarak karşımıza çıkmaktadır. Binlerce sağlık emekçisini, milyonlarca yurttaşımızı ilgilendiren bir kanun tasarısı daha Meclise acele olarak onaylanmak üzere getirilmiştir. Gerekçe ne gösteriliyor:  Bugüne kadar yetersiz hastane hizmeti verildiği, yetersiz hastane olanaklarının olduğu, yetersiz hasta odalarının olduğu belirtiliyor, hatta örnek olarak Ankara Numune Hastanesi de veriliyor. Peki, on bir yılda AKP Hükûmeti hastaneleri düzeltemedi mi? Düzeltemediyse sebep nedir? Düzeltmek için mutlaka 2 bin-3 bin yataklı, AVM’si olan, ticari alanları olan hastane yapıları mı olmalıdır? Çözüm hastaneleri özelleştirmek midir? Üstelik Sağlık Bakanlığı bugüne kadar hastaneleri ile yatak kapasitesiyle ve yatak kaliteleriyle övünüyordu. Kimse hastaneleri düzeltmeyin, yatakları iyileştirmeyin demiyor. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha iyi hizmet verecek düzenlemelerin yapılmasını da istiyoruz.

Üstelik, bu kanun tasarısı kanun maddeleri arasına gizli amaçlar yerleştirilmiş olarak da şeffaflıktan uzak bir şekilde sunuluyor. Örneğin, Hükûmet bu kanun tasarısıyla Kamu İhale Kanunu’ndan kaçmaya çalışmaktadır. Bugün, Cumhuriyet Halk Partili belediyeler Kamu İhale Kanunu gerekçe gösterilerek suçlanırken bu kanun tasarısının yasalaşması hâlinde, ihaleler Kamu İhale Kanunu’ndan muaf tutulacaklardır yani hastanenin yapımı ihalesinde şeffaflık ortadan kalkmıştır.

Hükûmet, hastaneyi yapan ve işleten firmaya hastanede kullanılan tesis ve ekipmanların kullanıma hazır tutulması için gerekli olan onarım ve bakım hizmetlerinin bedelini de ödeyecektir. Yani hastane için ameliyathane kullanım hizmeti alıyorsunuz, tabii, bu hizmetin içinde doktor, hemşire, anestezi teknisyeni, anestezisti de bulunuyor ancak cihazların çalışır durumda tutulması için de bakım, onarım bedeli ödeyeceksiniz.

Denetim nasıl yapılacak? Ameliyathane hizmetini kim verecek; başka bir şirket mi, yoksa hastaneyi yapan şirket mi? Tasarı açık ve net değil. Bugünkü koşullarda bile hemşire hizmetleri, laboratuvar hizmetleri, ameliyathane hizmetleri, fizik tedavi hizmetleri zaten taşeron firma tarafından verilmekte ve bu hizmetleri bugün idare denetlemektedir. Hastane şirketlere geçtiğinde acaba kim denetleyecek? Tabii ki, şirket her kalemden kâr etmek hedefinde olacaktır. Yurttaşlarımız bugün aylıklarının yarısını tedavi olmak için bırakıyorlarsa gelecekte aylıklarının tamamını yatırsalar bile yetmeyecektir. Kısaca, parası olmayan tedavi hizmeti alamayacaktır.

Kaliteli sağlık hizmeti vermek için özelleştirme gerekmediğini hepimiz biliyoruz. Bugün “Hekim, hemşire yetmiyor.” diye şikâyet eden Hükûmet, aslında sebebin kendisi olduğunun farkında mı? Özel hastanelerin sayılarının artması, buna karşılık kamuda çalışan doktorların sorunlarının artması birincil neden. Eskiden olmayan sağlık emekçisine şiddet bu dönemde artmıştır. Hekimlerimiz öldürülmekte, intihara sürüklenmektedir. Vatandaş yeterli sağlık hizmeti alamamakta, eskiden yani seçim öncesi “bedava” denilen ama şimdi paralı olan özel hastanelere de gidememektedir. Sağlık bedava verilmesi gereken bir hizmettir ve bu konuda AKP Hükümetinin çaba göstermesi gerekmektedir.

Teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 1. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinin, (f) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (ğ) bendinin madde metninden çıkarılmasını, diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

           c) Bedel: Yüklenicinin, sözleşme çerçevesinde yaptığı tesislerin kullanımı ile tesisteki tıbbi hizmetler dışındaki belli hizmetlerin sunulması karşılığında yükleniciye ödenecek olan bedellerin toplamını,

f) İdare: Bakanlık merkez teşkilatının ilgili birimini

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, Sayın Bakana da yeni görevinde başarılar diliyorum.

Bu önergemiz, 1’inci maddede yer alan bazı tanımların değiştirilmesiyle ilgili bir önerge. “Bedel” tanımının özellikle tıbbi hizmetler dışındaki belli hizmetlere ödenecek miktarı tanımlamasını, benzer şekilde, idarede taşrayla ilgili birimlerin çıkartılmasını öngörüyoruz. Bu, özellikle taşra birimlerinin yeni modelde sıkıntılar yaşayacağı düşüncesiyle, doğrudan Bakanlığın merkez birimiyle bağlantılı olması gerektiği varsayımından hareketle verilmiştir, diğer maddelerin de buna göre teselsül ettirilmesi öngörülmektedir. Umarım yüce Meclis bu önergeyi yerinde bulur ve bu düzeltmeyi yaparız.

Bu vesileyle, özellikle Sayın Bakana biraz önce sorduğum soruya verdiği cevap nedeniyle de ayrıca teşekkür ediyorum çünkü on yıldır, AKP hükûmetleri döneminde, Kütahya merkezdeki devlet hastanesi yapımı her seçim dönemi öncesi propaganda malzemesi olmuştu. Deme ki iki yıl öncesine kadar belli bir noktaya gelmiş hastanenin yerinin değiştirilerek bugüne kadar uzatılmasının altında yatan sebebin bu tasarının beklenmesi olduğu da ortaya çıktı. Umarım bu hastane bundan sonra hiç olmazsa bu modelle yapılır ve Kütahyalılar on yıldır bekledikleri bu hizmete kavuşurlar diyorum.

Sayın Bakanım, diğer bir konu -tabii ki belki size ulaşmamış olabilir- 19 Mayıs 2011 tarihinde Simav’da meydana gelen Simav depreminin arkasından, Simav’daki devlet hastanesinin bazı blokları hasar gördüğü gerekçesiyle boşaltıldı ve Simav gibi depremden çıkmış bir ilçede sağlık hizmetleri, köyleriyle beraber ciddi bir nüfus olmasına rağmen bir binaya sıkıştı kaldı. Doktorların birçoğu oradan ayrılmak zorunda kaldı. Kalanları da iktidarın yerel yöneticileri beğenmedi, onlarla uğraşıp duruyorlar ve iki yıla yakın süredir birkaç yer değişikliği gündeme geldi ama her ne hikmetse Bakanlık bir türlü yer beğenemedi. En son, Simav ilçemizin otogar kompleksinin bulunduğu alanın hastane yeri olarak belediye meclisinden tahsisi gündeme geldi fakat yaptığımız incelemeler sonucunda, mevcut alan -belediye kontrolünde- yaklaşık 15 dekar, inşaat alanı ise 9 bin metre kare civarında. Ancak, hastanenin Sağlık Bakanlığına ait olan mevcut arsası yaklaşık 26 dekar, bunun inşaat alanıysa 16 bin metrekare. Şimdi, 16 bin metrekareye sığdıramayız gerekçesiyle bir buçuk iki yıldır Simav’a yapılacak bu hizmeti engelleyen iktidar partisi acaba 9 bin metrekareye nasıl bu inşaatı sığdıracak, gerçekten bunu da merak etmekteyiz. İnanıyorum ki bu konuda Bakanlığınız eksik bilgilendirildi. İnşallah sizin döneminizde bu doğru bilgiler yeni bir ekiple alınır şu anda hastanenin mevcut arsası üzerinde çok iyi bir tesis oraya kazandırılmış olur. Bu konuyu da özellikle bu vesileyle açıklamayı ve sizi bilgilendirmeyi bir görev bildim. Bundan sonra artık Simav halkının “hastane” lafı dahi duymaya tahammülü kalmadı çünkü iki yıldır bu kavga bitmedi. Bunun için, sizden, özel olarak, bu hastanenin yapımıyla ilgili bir an önce kararın verilmesini ve Simav’ın hak ettiği hastanesine yeniden kavuşturulmasını talep ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla ilgili söylenecek çok şey var. Konunun uzmanları bununla ilgili birçok açıklamayı yaptılar ancak şunu söylemekten kendimi geri alamadım: Kütahya örneğinde yaşananlar, bu tasarının ne kadar rant koktuğunu ayrıca bize göstermiştir. Umarım bu ülke bir kez daha bu sağlık hizmetlerine erişimden geri kalmaz.

Tasarının hayırlı olmasını diliyor, önergemize desteklerinizi bekleyerek tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.03

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

417 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 20 Şubat 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.08

 



(x) 417 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.