TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  66’ncı Birleşim

                                                                                         14 Şubat 2013 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Halit Paşa’nın ölüm yıl dönümüne ve Ardahan’ın kurtuluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hayvancılık sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

3.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, hasta tutukluların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Isparta Milletvekili Recep Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

12.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname nedeniyle sağlık çalışanlarının mağdur durumda olduklarına ilişkin açıklaması

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, tarım üreticilerinin durumuna ilişkin açıklaması

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kandıralı çiftçilerin ürettikleri ürünlerin maliyetini karşılayamadıkları için arazilerini satışa çıkardıklarına ilişkin açıklaması

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya pazarındaki satıcıların durumuna ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Gebze ilçesi Balçık köyünde Ömerli Barajı havzasında bulunan arazinin hayvan satışı ve kesimhane olarak ifrazının yapılmasının çevre sağlığı açısından uygun olmadığına ve Balçık köyüne doğal gaz gelmemesi nedeniyle yetkilileri duyarlı olmaya çağırdığına ilişkin açıklaması

6.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşaklı çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

7.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa ili Saruhanlı ilçesi Tirkeş köyünde bulunan okulun “Depreme dayanaksızdır.” raporu gerekçe gösterilerek boşaltılmasından dolayı köylülerin taşımalı sistem yerine konteyner sınıf talep ettiklerine ilişkin açıklaması

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’de UEDAŞ’ın, faturalarını zamanında ödemeyen vatandaşın elektriğini haber vermeden kesmesinin ve açma-kapama cezası olarak 20 TL alınmasının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, sağlık emekçilerinin 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptalini istediklerine ilişkin açıklaması

10.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, Finike’deki taş ocakları kanalıyla doğa katliamı yapıldığına, bunun için Hükûmetten etkili tedbirler beklediğine ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle vatandaşın kredi kartı borçlarının katlanarak arttığına ilişkin açıklaması

11.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, ÇED raporlarıyla ilgili süreci İnternet’ten göremediklerine ve bu durumun ne zaman düzeleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Tekin Akmansoy’a Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sanat dünyasına başsağlığı dilediğine ve Türkiye’de hayvancılığın durumuna ilişkin açıklaması

13.- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, Et ve Balık Kurumunda başlatılan incelemeye ilişkin açıklaması

14.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Darbeleri Araştırma Komisyonunda 2 Mart sürecinin araştırılmadığına ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kamulaştırma Kanunu’nda değişiklik öngören bir teklifin yer altı sularıyla ilgili kanun kapsamında görüşülmesinin mümkün olmadığına ve kamulaştırmayla ilgili yapılan düzenlemenin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

16.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın milletvekillerine yanlış bilgi verdiğine ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, kamulaştırmayla ilgili düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve vatandaşın mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

18.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Kosova-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Müfera Şinik başkanlığındaki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 6/2/2013 tarihli ve 41 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1139)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz ve 19 milletvekilinin, Isparta ili ve bölgesindeki sanayileşmenin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/505)

2.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ ve 20 milletvekilinin, çocukların sorunlarının ve çocukları suça iten nedenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/506)

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 21 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin ve mağdurların durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/507)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin ve ağır hastalıkları bulunan tutuklu ve hükümlülerin tahliye ve tedavi edilmeme hususlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/348) (S. Sayısı: 212)

5.- Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/488) (S. Sayısı: 240)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM Başkanının danışmanlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/15379)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, kaçak avcılığın engellenmesi ve canlı çeşitliliğinin artırılması kapsamında yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/15429)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, görevde bulunan danışmanlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/15614)

4.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’deki orman köylülerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15651)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, ülkemizde ormancılığın gelişimine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15655)

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, kendisinin ve bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan personelin katıldığı yurt dışı gezilerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/15961)

7.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Bakan yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/16068)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Kur’an kurslarında eğitim alan öğrenci sayısına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16093)

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yap-işlet-devret modeliyle yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16147)

10.- İstanbul Milletvekili Müslim Sarı’nın, Türkiye Diyanet Vakfının bütçesine ve harcamalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/16594)

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat-Almus yolunda meydana gelen heyelanlara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/16712)

14 Şubat 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Halit Paşa’nın ölüm yıl dönümü ve Ardahan’ın kurtuluşu hakkında söz isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Orhan Atalay’a aittir.

Buyurun Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Halit Paşa’nın ölüm yıl dönümüne ve Ardahan’ın kurtuluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Değerli Başkan, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; bugün hem Ardahan ilimizin 92’nci kurtuluş yılı hem de İkinci Dönem Ardahan mebusu, şarkın sevgili komutanı Halit Paşa’nın 14 Şubat 1925 tarihinde Meclis çatısı altında kahpe bir kurşunla şehadetinin 88’inci yılı münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Heyetinizi ve Ardahan’ı saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere Ardahan, Kars ve Batum illerimiz 93 Osmanlı ve Rus savaşında savaş tazminatı olarak Ruslara bırakılmış, 23 Şubat 1921 tarihine kadar uzun bir işgal dönemi yaşamıştı. Ardahan ve Kars’ın kurtuluşu 1699 tarihinden itibaren kaybettiğimiz topraklardan geri alınan istisnai iki vilayetimizdir. Bu istisnai kahramanlığın komutanı Halit Paşa ve onun çoğu milis silah arkadaşlarını rahmetle ve minnetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, Ardahan’ın kurtuluş serüvenini farklı kılan çok önemli bir hususiyet daha vardır. İstiklal Harbi sürecinde son derece önemli fonksiyonlar üstlenmiş bulunan Erzurum ve Sivas kongrelerine ilham kaynaklığı yapmış olan Birinci ve İkinci Ardahan kongrelerinde Mondros Mütarekesi’nde alınan bütün kararların reddine dair çok ciddi bir karar alınmıştır.

Şüphesiz ki her ilimizin iftiharla anlatılacak bir kurtuluş hikâyesi vardır. Benzer temalar içermesi hasebiyle de buradan çoğu kere benzer şeyler anlatırız. Kurtuluş yıl dönümleri kutlamalarının bir tarih bilincinin oluşmasında önemli katkılar sağladığı kesindir. Zira geleceğe atacağımız adımın yönünü ve gücünü geçmişten alırız. Takdir edersiniz ki bir ayağınızın sabit bir dayanak noktası yoksa diğer ayağınızı ileriye doğru atamazsınız. Tarih disiplini bu işlevi gerçekleştirdiği için vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Bu nedenledir ki “Geçmişi olmayanın geleceği de yoktur.” demişler. Bununla birlikle “Dün ne oldu?” sorusunun cevabını bilmeden “Yarın ne olacak?” diye sormak nasıl bir eksiklik ise bütün gayretini sadece atalarının yapmış olduklarıyla övünerek maziye hapsolmak da benzer bir noksanlıktır.

Bu nedenle, belki de bugünü yaşayanların her zaman zihin dünyalarında diri tutmak zorunda oldukları şu soruyu sormak zorundayız: “Biz bu zaman tünelinin neresinde bulunuyoruz? Babalarımızın dün yaptıklarıyla övünen bizler, acaba çocuklarımızın yarın kendisiyle övünecekleri ne yaptık, nelere sahip olduk?” Eminim ki ikinci sorunun lüzumu ve kıymeti birincisinden daha fazladır. Yoksa, bütün çabaları atalarının yaptıklarını hikâye etmekten ibaret kalanlara söylenecek en güzel cevabı yüce Kur’an söylemiştir: “Onlar da bir topluluktu, geldi ve geçtiler. Onların yaptıkları kendilerine, sizin yaptıklarınız ise size yazılacaktır.”

Dün, bağımsızlığımızı, dinimizi, ırzımızı, canımızı ve malımızı koruyan, bu toprakları düşmanın kirli çizmeleri altında bırakmamak uğruna her cephede omuz omuza, kardeşçe, destansı kahramanlıklara imza atanların torunları olarak bizler, bugün, Âkif’in ifadesiyle “Sen ben kavgasına, ayrılık gayrılık sevdasına düşüp, şirazesi sökük bir kitabın eczasına mı döneceğiz? Yoksa, tıpkı, yedi düvele karşı vuruşurken canlarını bile birbirlerinden esirgememiş, kardeşlik duyguları ummana dönmüş o kutlu neslin ahfadı olma bilincini yenileyerek, en temel insani hak ve hürriyetlerimizi birbirimizden esirgemeden, farklılıklarımızı horlamadan, aşağılamadan, ayırmadan, ötelemeden, yok saymadan, nefret etmeden, ettirmeden, yeniden bir kardeşlik iklimi yaratmak için kucaklaşarak, dinleyerek, konuşarak, anlayarak, affederek, birbirimize hakkı, sabrı, merhameti ve adaleti tavsiye ederek yarınlara birlikte daha güçlü yürümenin haritasını hazırlamayı mı tercih etmeliyiz? Eminim ki en değerli varlıkları olan gencecik bedenlerini, tertemiz kanlarını bu topraklara ekmiş, öpülesi pak alınlı kahraman ecdada sunacağımız en iyi hediye bu soruya vereceğimiz olumlu bir cevap olacaktır.

Unutmayalım ki dün Nuh’un gemisinde bulunan atalarımız gibi bugün biz de aynı geminin içindeyiz. Kurtuluşumuz da -Allah korusun- batışımız da ihyamız da imhamız da birlikte olacaktır. Tarihin ve coğrafyanın bize biçtiği hüküm budur. Bu, aynı zamanda Allah’ın toplumlar için vazettiği bir yasadır. Bilelim ki ilahî takdirler sonsuzdur. Siz değişirseniz sizin kaderiniz de takdiriniz de size bağlı olarak değişecektir.

Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atalay.

Gündem dışı ikinci söz, hayvancılık sektörünün sorunları hakkında söz isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’e aittir.

Buyurun Sayın Öğüt. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hayvancılık sektörünün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

 

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, hayvancılığın sorunlarıyla ilgili söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (Hatip kürsüsüne Hatip tarafından paketler konuldu)

Bu paketler AK PARTİ Hükûmetine Sevgiler Günü’nde köylünün göndermiş olduğu, altın değerinde ve altın rengindeki bir üretimidir. Bunu biraz sonra Hükûmetin masasına sunacağım. Protesto etmek için bunu sunuyorum ama köylü bunu gönderdiği için ben de aracı olarak bunu vereceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İçinde ne var?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Arkadaşlar, bunun içindeki altın rengindedir, çok pahalı bir şeydir. Bunun bilmecesini siz çözersiniz hocam. Evet, altın renginde çok da pahalı bir şeydir, şu anda da çiftçinin en çok ihtiyacı olan bir maddedir.

Değerli arkadaşlar, hayvancılığın sorunları… Hakikaten, şimdi, çok teşekkür ederim Sayın Orhan Atalay’a, Ardahan’ın kurtuluşu nedeniyle bir konuşma yaptı. Ardahan kırk üç yıl Rus işgali altında kaldı ama bu kadar bir zulüm görmedi kardeşim, ben böyle bir zulüm görmedim. (CHP sıralarından alkışlar)

Niye zulüm görmedim? Şimdi, ya, biz kırk üç yıl Rus işgali altında kaldık, boyun eğmedik. Tarımımız da vardı, hayvancılığımız da vardı, geçiniyorduk da, göç de yoktu, insanlar da mutluydu, alışveriş de yapıyordu, mal da satıyordu, şu anda ithal et gelmesi, ithal hayvan gelmesi nedeniyle sıfıra vurmuş hayvancılık. Şu anda, sap mı saman mı belli değil, dışarıdan getirmişler, Macaristan’dan saman yerine sap getirmişler, insanlar hayvanlarına yediremiyor. Bizim bölgenin insanları daha iyi bilir, patoza vurmak lazım, inceltmek lazım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakan geldi bakan, hediyeyi almaya geldi.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bu anlamda…

Sayın Bakanım geldi, iyi oldu Bakanın gelmesi de buraya. Sayın Bakanım, lütfen bana da buradan cevap verin.

Şu anda, insanlar hayvanlarına yediremiyor. Bakın bir şey söyleyeyim, zamanımız kalmadığı için söylüyorum, Erzurum’un Şenkaya ilçesine gittim. Şenkaya ilçesinde Akşar beldesi var. Gittim, adam orada hayvanlarına saman bulamadığı için makarna yediriyor. Kim? Bu adamın ismini de söyleyeceğim -beni aradı ve “ismimi ver” dediği için söyleyeceğim- Bülent Aktürk diye birisi. Dün Sayın Bakan oraya, bir talimat vermiş, ekip göndermiş…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Keşke ismini vermeseydin, adamı mahvederler şimdi!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bir dakika…

O arkadaşa, ekip göndermiş ahırına. Demiş ki: “Kardeşim, senin samanın yok mu, var mı? Niye makarna yediriyorsun?” Adam da demiş ki: “Benim samanım yok Sayın Bakanım ama ne yapayım bulamadığım için makarna yediriyorum.” “Ancak” diyor “Geldiler, dediler ki ‘senin başka bir şeyin var mı?’ Demiş ki: “Benim samanım yok ama biraz otum var.” O otunun yanında, gönderdiğiniz adamlar veya sizin ekip -kim göndermişse- otunun yanında resim çekilmişler. Yani “Vatandaşın, kardeşim, bir şeye ihtiyacı yok; burada otu, samanı var.” Adam diyor ki: “Kardeşim, benim samanım yok, otum da on günlük var. On gün sonra benim hayvanlarım aç kalıyor.”

Sayın Bakan, sizden rica ediyorum, yani bunu da, dışarıdan bir samanı getireceksiniz onu yapamıyorsunuz, onu beceremiyorsunuz. Yahu sapı samana karıştırdınız! Saman diye getirdiğiniz. Macaristan’dan, saman değil, sap o. Sapı, onu ancak makine, “patoz” diye bir makine var ve o patoz makinesine vurursanız onu inceltebilirsiniz o zaman hayvan yer, diğer türlü yemiyor. Bunu da bana Ziraat Odası Başkanımız Latif Şah Sural söyledi Ardahan’dan yani ben hep ispatlı konuşuyorum ki aman yalan olmasın, ben uydurmuyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İsim verme!.. İsim verme!..

ENSAR ÖGÜT (Devamla) – Latif Şah Sural diyor ki: “Kardeşim, bunlar, AKP Hükûmeti sapı samana karıştırdılar. Bize saman yerine sap gönderdiler. Şimdi kış günü, eksi 30 derecede ben nasıl bunu patoza vurayım da hayvanlarıma yedireyim?” Hayvanlarımız aç kaldı. Otumuz da azaldı, samanımız da yok. Ya, Allah aşkına şu saman işini bir çözün arkadaş ya! Bu Hükûmet, bu devlet bu kadar aciz midir? Ben sizden istirham ediyorum, bunu lütfen bir an evvel acil getirin, çözün.

Bakın arkadaşlar, zamanım kalmadı ama şu anda Et Balık Kurumunun depolarında –Sayın Bakan, gel burada açıklama yap- et dolu. Vatandaş getirmiş satmış, almışlar; şimdi sıra vermiyorlar. Ankara’yı arayın, Ankara Et Balık Kurumu diyor ki: “Ekim ayına size gün veririm hayvan kesimi için.” Niye? Diyor ki: “Bizim depolarımız dolu.” Erzurum’u arıyorum “Depolarımız dolu. Mayıs ayına gün veririm.” diyor. Diğer illeri arıyorum, Et Balık Kurumunda şu anda etler dolu. Piyasaya niye sürmüyorsunuz? Piyasaya sürseniz vatandaş ucuz et yiyecek. Bizim amacımız bu değil mi? Ha siz niye sürmüyorsunuz? Çünkü dışarıdan ithal getiren kişiler kazansın diye, onun malı ucuzlamasın diye bunu piyasaya sürmüyorsunuz. Çok ayıp ediyorsunuz. Böyle bir Bakanlık olabilir mi? Düşünebiliyor musunuz, bizim amacımız kaliteli et yedirmek değil mi, ucuz et yedirmek değil mi? Şu anda kilosu 30 lira civarında, 25 lira civarında vatandaş et alıyor ama şu anda bizim et balık kurumlarında et dolu. Halbuki bu etleri piyasaya sürse vatandaş şu anda hayvanını satacak, elinde parası da yok, kredi alamıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Murat Askip diye bir arkadaş aradı, “Kredi alamıyoruz.” dedi. Arkadaşlar, ben bu anlamda -sözüm de bitti- Sayın Bakan, rica ediyorum bir cevap verin.

Arkadaşlar, bunun içerisindekini köylü gönderdi, ben de getirdim ve burada…

AHMET ARSLAN (Kars) – Köylü şov peşinde değil.

BAŞKAN – Sayın Öğüt, teşekkürler.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ahmet Bey, siz önce Kars ve Ardahan’a  saman götürmeyi becerin, ondan sonra konuşun.

AHMET ARSLAN (Kars) – Köylü şov peşinde değil.

BAŞKAN – Teşekkürler efendim.

Sayın Bakanım, kısa bir cevap vermek ister misiniz?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN – Vereceksiniz.

Buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Bunun içinde samanlar vardır, bu samanları ben size hediye ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakana ver, bakana ver.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Orada bırak. Oraya koyma, mahkemeye veririm.

Bunu kaldırın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Koyunca ne olacak yani? Senin genel müdürün değil o Sayın Bakan!

BAŞKAN – Hayır oraya… Şunu aldırın, şunu aldırın.

(Paketler Genel Kuruldaki görevliler tarafından dışarı çıkarıldı)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bu Meclise saygısızlıktır o yaptığınız hareket.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kapalı canım.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Protesto için yaptım.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – İçindekileri götürün istediğiniz gibi kullanın. Bu, Meclise saygısızlıktır. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Evet beyler, dinleyelim lütfen.

Buyurun Sayın Bakan.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bu saygısızlıktır Meclise.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Ne saygısızlık yaptık? Ayıp, yapmayın. Milletin hayvanları için… Yapmayın.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Sayın Öğüt… Arkadaşlar lütfen… Lütfen Sayın Bakanı dinleyelim.

Buyurun Sayın Bakanım.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii, gündem dışı konuşmaya cevap vereceğim, Türkiye’de gerçekten, hayvancılıkta, sapta, samanda, ette, sütte, bunlarla ilgili hangi tedbirler alındı, nereden nereye geldi, biz bunları burada çok söyledik, bugün, bir daha arz edeceğim yüce Meclise, sadece kayıtlara geçmesi açısından.

Önce, tabii, şunu söyleyeyim: Bu işin şov malzemesiyle, gerçekten şov malzemesi hâline getirilmemesi gerekiyor.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Nasıl anlatacaktı peki?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Daha önce çünkü vatandaşın hayvanlarını kanuna aykırı bir şekilde arabaya yükleyip, yanına iki tane de kamera alıp, Boğaz Köprüsü’nden geçirmeye çalışıp, sonra da yakalanıp…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye yapmış onu? Niye? Niye?

AHMET ARSLAN (Kars) – Şov olsun diye yapmış.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …oradan geri gönderildiği, kanunlara aykırı olarak geri gönderildiği tespit edilip, arkasından da vatandaşa ceza, tabii, bunu uygulayana ceza kesildiğinde… Bunlarla ilgili yaşananları biz biliyoruz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Bakan, köylere gidiyor musunuz?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Hatta görevini icra eden veteriner hekimleri gidip darbedip, görevini yapmasını engellemek, fiilen müdahale etmekten dolayı… Bütün bunlar şov uğruna yapılıyor. Tabii, bunların hepsinin hesabı şu anda mahkemelerde görülüyor, bunları da bilmek gerekiyor.

Şimdi, dünkü mesele de şu: Şimdi, bu kadar, biz, bunlarla ilgili tecrübe sahibi olunca… Orada da tabii, bir şov var, onlarla ilgili de gerekli düzenlemeler yapılıyor.

Değerli milletvekilleri, bu milletvekili arkadaşımız    -biraz önce burada konuşan- yanında makarna götürüyor, yanında makarna götürüyor, kendi makarnasını, ıslatıyor, vatandaşın ahırına giriyor, vatandaşın yemliğine koyuyor.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – İspat etmezsen namertsin!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bak, bunu koyuyor, ondan sonra da fotoğrafını çekiyor. Vatandaş da sana şu anda beddua ediyor.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Onu vatandaş kendisi yapıyor. Ayıp!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Vatandaş da şu anda sana beddua ediyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Saman işi doğru mu, değil mi?

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Vatandaş kendisi beni davet etti.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bunların da hesabını mahkemede vereceksiniz, bunu da söyleyeyim. Kayıtlara geçsin diye bunu söylüyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, saman var mı, yok mu, onu söyle sen.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Benimle beraber 20 kişi geldi oraya.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Dolayısıyla, yani bu bütünüyle şov malzemesi, bütünüyle şov, bütünüyle gerçek dışı, hakikat dışı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dört dakikadır bir şey konuşmadın.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Samana gel.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bahsedilen Bülent Aktürk ismindeki besici, TÜRKVET’e kayıtlı, yaklaşık 40 baş hayvanı bulunan, samanlığında da şu anda 3,5 ton saman bulunan, bir aylık saman ihtiyacını zaten elinde bulunduran bir üreticimiz. Kendi bilgisi ve rızası dışında, makarnayı yanlarında götürüyorlar adam kahvedeyken. Geliyor bir bakıyor ki, birileri makarnayı ıslatıyor, yemliğe koyuyor...

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ya, nasıl yazıyorsunuz? Bravo yani!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …yemliğe koyuyor, fotoğrafını çekiyor ve adam şaşkın bir şekilde söylüyor bunu.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Adam saman yerine makarna yedirmiyor mu? Ayıp be!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, bunların hepsi, hesabı mahkemede görülür. Endişe etmeyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, makarna samandan ucuz mu, değil mi, onu söyleyin.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bunları ben sadece kayıtları geçsin diye söylüyorum. Bunların hesabını yüce mahkemeler verecek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangisi daha ucuz, saman mı, makarna mı?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli milletvekillerim, durum bu. Yani bir şov uğruna ve işte hani biraz kendimden söz ettireceğim, bir şov yapacağım diye köylüyle bu kadar dalga geçmek, köylüyü, üreticiyi şovun malzemesi hâline, aracısı hâline getirmek... (CHP sıralarından gürültüler) Takdir edersiniz ki milletimiz bunun hesabını verir. Milletimiz bunu değerlendirir. Hiç merak etmeyin, endişe de buyurmayın. Bunun mahkemelerde hesabını görür. Tıpkı darbedilen veteriner hekimin hesabının görüldüğü gibi, şu anda onun da hesabı görülecek. Onu da söyleyeyim.

Sayın Başkan...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen göreceksin hesabı Sayın Bakan?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Ben değil, mahkemeler, adalet görecek, adalet. Adalet görecek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangisi daha ucuz, onu söyleyin. Makarna mı, saman mı?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, birçok alanda olduğu gibi Türkiye’de tarımda, hayvancılıkta da büyük bir değişim, dönüşüm yaşanıyor. Bakın, 9,8 milyon büyükbaş hayvandan devraldık, on sene içerisinde 12,5 milyon sığıra çıktı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Fiyatları ne?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Yüzde 27,5’luk bir artış var büyükbaş hayvancılıkta.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Dışarıdan neden ithal ediyoruz o zaman?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kesinlikle yanlış, kesinlikle. Doğruyu söylemiyorsunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Küçükbaş hayvancılıkta yine 31,9 milyondan 32,3 milyon başa çıktı. Küçükbaş hayvanda da önemli bir gelişme var.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Fransa Hükûmeti neden madalya verdi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bugün -sizlerle paylaşmak istiyorum- TÜİK Türkiye’deki üretim rakamlarını açıkladı. Bakın, geçen sene Türkiye’nin kırmızı et üretimi 776 bin tondu. Bugün açıklanan rakamla Türkiye’nin kırmızı et üretimi 915 bin ton.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Fransa neden madalya verdi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Oranı, şunu söyleyeyim, değerli arkadaşlar, ithalattan vesaireden bahsediliyor. Doğru, 2010 yılında biz…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Fransa neden size madalya verdi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …hayvan ithalatını 2010 yılında Türkiye’nin hayvancılığının geliştirilmesi için açtık. Karkas et ithalatı da…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Başka bir ülkede, madalya alan Tarım Bakanı olmuş mu?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …doğrudur, açtık. 2012 yılında ithal edilen toplam et miktarı Türkiye’nin üretiminin sadece yüzde 3,5’u. Bunu da huzurlarınızda söylüyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz gelmeden önce et ithal ediliyor muydu Sayın Bakan?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, tarih… Aa söyleyeyim, bak 91… Tabii tabii, ediliyordu.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Fransa Hükûmeti neden madalya verdi size?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bakın, Türkiye’de hayvan ithalatı, ne zaman başladı, sığır ithalatı? Bunu da değerli vekillerime arz ediyorum, 1925 yılında unutmayın bak. 1935 yılında devam etti.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Tarihe geçtin tarihe.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 70’li, 80’li yıllarda devam etti. 91-96 yılları arasında milyonlarca ton ithalat yapıldı. Bunu da yine kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Bunların rakamlarını tek tek söylüyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen tarihe geçtin Sayın Bakan. İlk defa saman ithal eden bakan…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 91-96 yılındaki ithalatta da 91-95 arasında SHP’nin ortağı olduğu Hükûmet döneminde de rekor üstüne rekorlar kırıldı o tarihte. Şimdi geçin bunları.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – En son Osmanlı yıkıldığında madalya… Fransa’dan niye madalya aldın? (CHP sıralarından gürültüler)

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, bunları açıkladık, açıkladık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Bakan çok önemli verilerden bahsediyor, duyamıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru değil o.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika... Lütfen dinleyin, Sayın Bakan izahat veriyor ama müdahale etmeyin lütfen.

Buyurun.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, sükûneti… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Efendim, böyle işitilmiyor ki siz de zaten dinlemiyorsunuz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sükûneti sağlıyor musunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Lütfen müdahale etmeyin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Samana gel.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Anlamadım… E, ne olacak yani.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru söylemiyor, aldatıyor bizi. Sorduğumuz sorulara cevap versin yeter. Niye madalya aldı, bunu söylesin.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, neden madalya aldı? Şu madalyayı bir anlatsın.

BAŞKAN - Efendim, dinleyin ki ne söyleyeceğini ondan sonra bulasınız. Böyle olmaz ama. Dinleyin belki söyleyecek.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vatandaş bekliyor samanı…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin toplam süt üretimi bu dönemde… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, lütfen… Şu ağzını kapa kardeşim yahu!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …8,4 milyon tondan 15,3 milyon tona çıktı.

Şimdi bir şey daha söyleyeyim size: Türkiye’de içinde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, doğru bilgi versin. Vatandaş bekliyor samanın fiyatı ne zaman düşecek?

BAŞKAN – Çık konuş bildiğin varsa! Susun da dinleyin yani! Lütfen yani, lütfen…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, izin veriyor musunuz?

BAŞKAN - Rica ediyorum efendim, rica ediyorum. Başka ne yapabilirim ki?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - İzin verin, ben çıkıp konuşayım.

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen, susun, dinleyin. Bir şey söyleyecekseniz söz alın, cevap verin, rica edeyim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Söz vermiyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru bilgi vermiyor.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Yanlış bilgi veriyor efendim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vermiyorsunuz söz ama.

BAŞKAN - Söz almanın da, vermenin de bir usulü var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Usulü çok iyi biliyoruz ama siz izin vermiyorsunuz.

BAŞKAN - Usule uygun olanlar sözünü alıyor. Karşılıklı konuşmayalım lütfen yani.

Evet, buyurun Sayın Bakan.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu üslup doğru bir üslup değil Sayın Başkan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de hayvancılıkta soy kütüğü kayıtları 178 binden 2 milyon 760 bine çıktı; 15 katlık burada bir artış var. Bir değişim ve dönüşüm yaşandı, çok ciddi bir şekilde bu, üretime yansıdı; piyasanın regülasyonu açısından düzenlemeler yapıldı, üretici ve tüketici lehine fiyat dengesi sağlanması için tedbirler alındı.

Bakın, en son aldığımız tedbir şu: Geçen hafta biz… Piyasayı, Türkiye’deki üretimi takip ediyoruz ve birtakım gümrük oranlarında da buna paralel olarak düzenlemeler yapıyoruz. Bakın, kırmızı ette, karkas ette gümrük vergi oranını yüzde 75’ten yüzde 100’e çıkardık; kesimlik danalarda yüzde 30’dan yüzde 40’a çıkarıldı. Besi materyalinde gümrük vergisini -ki içerideki besi materyali alınsın diye, sıfırdı bu- yüzde 15’e çıkardık. Kırmızı ette referans fiyatını 3,5 dolardan 4,5 dolara çıkardık. Besicilerimize hayvan başına 300 lira destek veriyoruz, ilave bir destek bu. Daha önceden, bizim Hükûmetimizden önce besicilere bu tür destekler verilmiyordu. Biraz sonra söyleyeceğim ne kadar, eski hükûmetler zamanında, destek veriliyordu. Dolayısıyla, bütün bunlar… Yem mesela, Toprak Mahsulleri Ofisi 700 bin ton arpa, sırf yemlik arpa piyasaya sürdü ki yemle uğraşanlar veya üreticiler bunu alsın, kullansınlar diye. Bunun 300 bin tonu satıldı. Şu anda satış devam ediyor.

Karkas fiyatları, Et ve Balık Kurumunun aldığı bölgelerde, son zamanlarda o da kilogram başına 1 lira olmak üzere artırıldı ve bütün bunlarla hem Türkiye’deki et hayvancılığı hem süt hayvancılığında alınabilecek olan bütün tedbirler alındı.

Şimdi, samandan bahsediliyor.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Samana gel Sayın Bakan, samana.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin yaklaşık 30 milyon ton sap saman üretimi var, 30 milyon ton. Bunun sadece yaklaşık 10 milyon tonu beside kullanılıyor, beslenmede saman olarak kullanılıyor çünkü insanların çoğu bu sapı toplamadan, hatta maalesef yasak olmasına rağmen, kolay olsun diye bir de yakma cihetine gidiyorlar. Samanın da besleyici değeri yok, bunu bütün uzmanlar bilir, besleme değeri sıfırdır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz o zaman samanı verin.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sadece mekanik tokluk yaratmak için veriliyor.

Değerli arkadaşlar, bizim saman ihracatımız da var, sadece ithalatımız yok. Saman ihracatımız da var, bakın, bunu da söyleyeyim size.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kaç kilo?

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Fiyatı niye yüksek? Oraya bir gelin bakalım.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Söyleyeyim. Sabret canım, sabret değerli vekilim.

2012 yılında, bakın, Hollanda, Macaristan, Lübnan, Irak, Ürdün ve Suudi Arabistan’a…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hangi yıldaydı o?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 2012 yılında 4.740 ton saman ihracatı yapıldı -bu TÜİK’in rakamı- karşılığında 766 bin dolar da para elde edildi.

Şimdi, size 2012 yılındaki saman ithalatını da söyleyeyim. Öyle ya, ihracatını söyledik, ithalatını da söyleyeyim. Değerli kardeşler, 2.970 ton saman ithalatı yapıldı 2012’de.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Fiyatı niye yüksek hâlâ?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Yani ithal edilen saman miktarı 2.970 ton, karşılığında verilen para 591 bin dolar; ihraç edilen 4.740 ton, karşılığında 766 bin dolar para kazanılmış.

Şimdi, ithalatına izin verdik, doğru. Niye izin verdik? Çünkü içeride aslında yeteri kadar olmasına rağmen, spekülatif maksatla bunu stok edenler ve bu durumdan istifade etmeye kalkışanlar oldu. Bunların belini kırmak için de biz tarım kredi kooperatiflerine görev verdik, dedik ki: “Sizin her yerde teşkilatınız var, ilçelerde, köylerde. Buradan toplayın talep neyse, bu talebi alın, içeriden veya dışarıdan temin edin, ihtiyaç olan bölgelere, fiyatın yüksek olduğu bölgelere bunu verin ve orada eğer fiyatta bir yükseklik varsa, örneğin 50 kuruşun üstüne çıkıyorsa, aradaki farkı biz öderiz Bakanlık olarak, yeter ki üretici burada mağdur edilmesin.” Ve bu uygulamayı başlattık, fiyatlar düştü. Sizin, tabii, aldığınız, söylediğiniz şeyler…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Madalyaya gelin, madalyaya.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bakın, tarım kredinin de aldığı bütün talep miktarı 44 bin ton. Şimdi, arkadaşlar, Türkiye’de 10 milyon ton saman var, 44 bin ton gelen talep, 44 bin ton. Bu 44 bin ton yani çok çok cüzi bir şey. Tarım kredi de bunun tedarikini yaptı, bunları dağıtıyor ve Türkiye genelinde de bunun fiyatında şu anda ciddi düşmeler var.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Kaç para düşüş oldu Sayın Bakan?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Hatta, orta Anadolu’da elinde saman olup da tarım krediye gelip “Ya, siz kaçtan, 50’den veriyorsanız ben size 50’den elimdekini vereyim.” diyen üreticiler de var, bu da ispatlı, gerçek bir şey.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bunu da bir tek siz biliyorsunuz!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Dolayısıyla, kalkıp da bunun üzerinden, yani “İşte yok saman şöyle oldu, böyle oldu…”

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Madalyaya gelin.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Arkadaşlar, Türkiye serbest ticaretin yapıldığı bir ülke. Türkiye gerektiğinde ihtiyaç varsa piyasayı dengelemek için, fiyatların üretici veya tüketici aleyhine gelişmesini engellemek için gerekirse ithalat yaptı, bundan sonra da gerekirse yapar. Bununla yani kalkıp da bunun üzerinden bir polemik yapmak, bir demagoji yapmak… Siyaset bu değil, bununla da bir şey çıkmaz, onu da size söyleyeyim.

Sütle ilgili aldığımız tedbirler, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz ithal ettiğimizden daha fazla ihraç ediyoruz arkadaş.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Niye madalya aldınız niye? Sizden başka madalya alan Tarım Bakanı var mı?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - 16 milyar dolar benim tarım ürünü, gıda ürünü ihracatım var, tamam mı? Benim net gıda maddesi ihracatım 5,5 milyar dolar fazla var, 5,5 milyar dolar dış ticaret fazlam var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, ihracatı doğru söylemiyorsun.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Ne konuşuyorsun! Bunu, bir kere, bileceksin! Yani aldığımızdan çok daha fazlasını satıyoruz ama bunu biz bileceğiz. Türkiye serbest piyasanın, serbest ticaretin uygulandığı bir ülke. Onun dışında da doğru politika neyse o yapılır, bundan sonra da o yapılacak.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru söylemiyorsun Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Biz hep doğruyu söyledik, doğru söylemeyen sizsiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İthalatın ihracata oranını söyle.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sütle ilgili alınan tedbirleri söylüyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, “süt tozu uygulaması” adı altında…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru söylemiyor ya!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Süt tozu uygulaması: Biz, Hükûmetimiz döneminde, süt tozunun içerideki sütten elde edilmesine dönük birtakım projeler geliştirdik ve 2009, 2010, 2011, 2012, son dört yılda bunu uyguluyoruz; bu, bundan sonraki yılda da devam edecek.

Bakın, en son 2012’de piyasadan bu şekilde yıllık olarak çekilen 297 bin ton, 2012’de piyasadan süt tozu için çekilen sütün miktarı yaklaşık 300 bin ton. Niye? Sanayici ihtiyaç hissettiğini süt tozunu dışarıdan satın almasın, Türkiye'nin üreticisinin ürettiği taze sütten elde etsin diye biz bu uygulamayı başlattık.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Süt fiyatları ne oldu bu uygulamada?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 2009’dan beri bunu yapıyoruz, ondan önce böyle bir uygulama yoktu.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – İsrail’den süt tozu alıyoruz.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Üretilen süt tozu yaklaşık 30 bin ton, 2012 rakamını söylüyorum…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –  İthal edilen?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …verdiğimiz destek de 86 milyon Türk lirası.

“Okul sütü programı”nı başlattık, devam ettiriyoruz bu sene. Burada da yine, yaklaşık 60 milyon litre bu dönemin sonuna kadar olacak. Bu da hem sağlıklı beslenme için, çocuklarımız için hem de üreticiler ve sanayiciler için önemli bir program.

“Süt primi uygulaması” yapıyoruz süt üreticilerini desteklemek maksadıyla. Bunu üçer aylık dönemler hâlinde veriyoruz ve burada da hem koyun, keçi sütünü daha fazla teşvik etmek maksadıyla oradaki miktarı artırıyoruz hem de üreticinin ürettiği inek sütüne de ciddi manada destek getiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, biz 83 milyon liradan devraldık Türkiye'deki toplam hayvancılık desteğini, 2012 yılında bizim verdiğimiz 2,2 milyar Türk lirası yani 83 milyon lirayla 2,2 milyar lira arasındaki farkı bir düşünün. Şimdi, bununla, Türkiye'deki hayvancılık büyüdü. Demin söylediğim rakamlar, 900 küsur bin ton, TÜİK’in bugün açıkladığı kırmızı et üretim miktarına düştük.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ben size neden madalya verildiğini…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bakın, yem bitkileri üretimi 25 milyon tondan 37 milyon tona çıktı çünkü yem bitkileri ekiliş alanını artırdık ve burada ciddi bir destekleme getirdik yem bitkilerine dönük olarak. Bundan sonraki süreç içerisinde de bütün bu programlar bu şekilde devam edecek. Hem saman ve yem ithalatıyla ilgili hem…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Bakanım, şu madalyayı bir anlatın. Bir dakika kaldı.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mera ıslah çalışmaları, yem bitkileri ekilişi ve bunlara verdiğimiz destekler açısından, özellikle hayvancılığın geleceğinde, Türkiye’de sürdürülebilir, rekabet edebilir bir hayvancılık faaliyetinin sürdürülebilmesi için hem meraların ıslahının çok büyük önemi var hem de yem bitkileri ekiliş alanının artması var ve bizim Hükûmetimiz döneminde bu 2 kattan fazla arttı yem bitkisi ekiliş alanı. Nasıl arttı? Çünkü biz bunları destekleme kapsamına aldık ve desteklerimizin önemli bir kısmını örneğin, 2012 yılında 293 milyon lira yem bitkileri ekilişi için destek ödedik, 293 milyon lira sadece yem bitkileri ekilişine verdiğimiz destektir yani 2,2 milyar liranın 293’ü oraya gitti. Bundan sonraki süreçte de bu bütün hızıyla devam edecek. Piyasa regülasyonuyla ilgili… Bunu da özellikle bilmeniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Tarım Bakanına madalya veriyorsa…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkanım, deminki tartışmalar nedeniyle sözümüzü kestiler, gördünüz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Bakanım, madalyayı anlatmadınız hâlâ.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, bu kitabı okudunuz mu?

BAŞKAN – Sayın Bakanım, haklısınız, bir iki dakika daha… Lütfen, toparlayın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Öyle şey olur mu Sayın Başkan?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, bakın, burada…

BAŞKAN – Konuşturamadığımız için, bir dakika verin.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Ben de 11’inci sıradayım…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz sütle ilgili…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Böyle bir uygulama yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ne zamandan beri sen uyguluyorsun?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – …ve etle ilgili bir piyasa müdahale kurumu oluşturuyoruz yani üretici lehine ve tüketici lehine piyasada fiyat dengesi bozulduğu zaman, üretici lehine fiyat aşağıya düştüğü zaman bunu piyasadan çekecek, bir şekilde stoklayacak ve tüketici lehine de fiyatlar aşırı derecede yükseldiği zaman bunu aşağıya indirecek bir mekanizmayla piyasaya geri verecek şekilde, âdeta Toprak Mahsulleri Ofisinin hububatta yaptığını süt ve et ürünlerinde, hayvancılıkta da yapacak bir müdahale kurumu oluşturuyoruz. Şu anda bunun çalışmaları son safhalarına geldi. İnşallah, önümüzdeki haftalarda biz bunun ilgili mevzuatını oluşturacağız, yayınlayacağız; bunun şu anda çalışması yapılıyor.

Bunu sizinle paylaşmak istiyorum çünkü Türkiye'nin hayvancılığının geleceğinde bu kurum önemli.

İki: Ölçek ekonomisine ulaşılması önemli, bunun üzerinde çalışıyoruz.

Üç: Küçükbaş hayvancılığın mutlaka geliştirilmesi gerekiyor, bunun üzerinde çalışıyoruz ve bu üç alandaki politikalarımız da doğru, bugüne kadar üretimi bunun için arttırdık.

Mevzi sorunlar, konjonktürel sorunlar, dönemsel sorunlar, mevsimsel bazı sorunlar eşyanın tabiatında var çünkü hayvancılık da tarım da bir şekilde tabiat şartlarından etkileniyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaç milyon hektar alan tarımdan çıktı?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bunun böyle olmayacağını iddia etmek safdillik olur en hafif deyimiyle ama biz bunlara karşı da tedbir alıyoruz ve bunların gereğini vaktinde, zamanında yapıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaç milyon hektar alan tarımdan çıktı?

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hak edecek ne yaptınız?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Siz hiç merak etmeyin. Siz bunlarda biraz daha doğru dürüst politika geliştirin de onlarla bizim karşımıza çıkın.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Fransa size niye madalya verdi, onu söyleyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şu kitabı okuyun Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Sayın Bakana fazla süre verdiniz, biz de istiyoruz.

BAŞKAN - Efendim, gündem dışı üçüncü söz…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Vereceğim Sayın Öğüt, yerinize lütfen… Lütfen yerinize, vereceğim.

Gündem dışı üçüncü söz, Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Kurt’a ait; hasta tutuklular hakkında söz istiyor.

Buyurun efendim.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkanım, sataşma var, bundan sonraki söz…

BAŞKAN – Vereceğim, vereceğim…

Buyurun.

 

3.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, hasta tutukluların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

ADİL KURT (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkanım, Sayın Bakana fazla süre verdiniz iki dakika, bundan sonra biz de istiyoruz.

BAŞKAN – Böyle bir pazarlık yok. Yerinize oturur musunuz lütfen. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Orası babanızın koltuğu mu? Başkanlık koltuğu. İstediğiniz zaman istediğiniz kadar veremezsiniz!

BAŞKAN – Ve ben burada bunu sağlamak zorundayım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Babanızdan mı kaldı orası?

BAŞKAN – Babamdan kalmadı, milletten kaldı. Sen neysen ben de oyum. Lütfen müdahale etmeyin arkadaşlar. Bir düzen içinde götürmek zorundayız yani.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Babanın mirası gibi davranıyorsun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, biz de milletin vekiliyiz.

BAŞKAN – Ben de milletin vekiliyim. Lütfen efendim, bir usulü var. Rica ediyorum yani.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Zaten babanızın çiftliğine çevirdiniz.

BAŞKAN – E, buyurun herkes konuşsun, hepimiz konuşalım, hiçbir şey anlamayız. Rica ediyorum.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ama Sayın Bakana ek süre verdiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Milletvekilimiz, süreyle ilgili, İç Tüzük gereği ince bir hususu dile getirdi. Dolayısıyla, bu konudaki ifadesini tepkiyle karşılamaya gerek yok.

BAŞKAN – Ama “Babanın malı mı?” şeklinde mi usul dile getirilir Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Böyle el kol hareketiyle konuşmayın Sayın Başkan.

BAŞKAN – “Babanızın malı mı?” diyor. Ben babamın malı olduğunu söylemedim ki. Onu da duyun lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Ama öyle davranıyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, öyle davranmıyorum efendim. Ben sadece sükûnet için rica ediyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, biz devam edelim.

BAŞKAN - Rica ediyorum yani başka çare yok.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakana niye söz verdiniz? Böyle azarlıyorsunuz.

BAŞKAN – Efendim, İç Tüzük diyor ki: “Bakanlar gündem dışı konuşmalara cevap verebilirler, yirmi dakika süre verilir.” Bunun için verdim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Tamam, yirmi dakika verin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ama fazla verdiniz.

BAŞKAN – Efendim, konuşmanızdan dolayı üç dört dakika konuşamadı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bugün benim konuşmamda ben de iki dakika istiyorum.

BAŞKAN - Arkadaşların sorularına cevap versin diye iki dakika daha verdim. Mesele bundan ibaret. Lütfen yani.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, ben de iki dakika istiyorum, bugün benim de konuşmam var, ben de istiyorum.

BAŞKAN – Burada isminiz var, biraz sonra konuşursunuz efendim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Niye madalya aldığını da söylemiyor.

BAŞKAN – Özür diliyorum Sayın Kurt, buyurun efendim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Et Balıktaki hırsızlığı çıkartanı niye ihraç ettiniz?

ADİL KURT (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ya, bir saniye kapar mısınız lütfen, rica edeyim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Arkadaşlar, saygısızlık yapıyoruz arkadaşımıza.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kurt.

ADİL KURT (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar partisi ile ana muhalefet partisi arasındaki sap saman muhabbetinden sonra…

Aslında, bugün iki farklı önemli konuşma dinledik. Birisi, çok romantikti, birisi de çok hamasiydi. Bu iki değerli konuşmadan sonra yani Bakanın da yirmi beş dakika cevabını da üzerine ilave ederek şimdi önemli bir sorunu gündeminize taşımaya gayret edeceğim. Bilmiyorum, artık bu sap saman muhabbetinden kendimizi bir beş dakika ayırıp bu konuya odaklayabilecek miyiz, doğrusu merak ediyorum.

Gündeminize taşımaya çalıştığım sorun, hasta tutukluların sorunudur. Çok değil, daha on dört gün önce bu Meclis, sözüm ona, hasta tutukluların sorunlarını çözecek bir düzenleme yaptı. Denildi ki: “Bu düzenleme ile cezaevlerindeki hasta tutukluların tamamı serbest bırakılacak.” Üzerinden on dört gün geçti, 1 hasta tutuklu tahliye oldu. O da Sayın Başbakanın çok yakın mesai arkadaşı Sayın Ergin Saygun, kendisine şifa diliyorum. Ancak, şu anda mesela burada benim elimdeki liste -tabii ki hepsi bunlardan ibaret değildir, daha fazla sayı var- 151 kişinin listesi ve bu hasta tutukluların çoğu kanser hastası.

Kanunda yapılan düzenlemeye itiraz ettik, dedik ki; bu düzenleme yanlıştır. Bu düzenlemeyle ilgili olarak, buna bağlı olarak cezaevlerinden hiçbir hasta tutuklu tahliye olmayacaktır, cezaları ertelenmeyecektir. Çünkü hasta tutuklular –içinizde hekim milletvekillerimiz var, onlar çok daha iyi bilirler bu konuyu- kanser hastaları, kendi başlarına ihtiyaçlarını göremeyecek duruma geldikleri andan itibaren günleri sayılıdır. Aylar bile denmez onlara, günleri artık sayan hastalardır bunlar ve şu anda cezaevlerinde bulunan hastaların büyük bir çoğunluğu kanser hastası ve ağır hastalar, tedavileri doğru dürüst yapılmıyor. Performans Yasası’na dayalı olarak dışarıdaki kanser hastalarının tedavileri doğru dürüst yapılmazken, içerideki kanser hastalarının tedavisi ne durumdadır düşünmek gerekir.

Yapılan düzenleme, bu hasta tutukluların hiçbirinin tahliyesine vesile olmamıştır. Birkaç ismi sizinle paylaşmak istiyorum: Mesela Hediye Aksoy, meme kanseri ve iki gözü görmüyor; Abdülsamet Çelik, kan kanseri, ölümü bekliyor; Avni Uçar, böbrek kanseri; Halil Güneş, kemik kanseri; Taylan Çintay, mesane kanseri; Özgür Karagöz, akciğer kanseri, devam ediyor bu böyle.

Güncel olarak isimleri popüler olduğu için sık sık gündemde olan ağır hastalar var, Prof. Fatih Hilmioğlu bunlardan bir tanesidir. Daha başkaları var, adli tutuklular var bu kategoride değerlendirilecek hastalar ve bunların hiçbirisi mevcut düzenlemeye dayalı olarak tahliye edilmeyeceklerdir. Daha önce ifade ettik, adli tıbbın insafına bırakırsanız bu işi ancak ve ancak geçmişteki örneklerinde görüldüğü gibi tecavüz sanıklarına rapor verilir. Onun dışında, bir ağır hastaya rapor verilip tahliye ettirildiğine rastlanmamıştır. Tersine, raporlarında şu vardır, açın adli tıbbın arşivlerine bakın ve aynen şu ibareleri görürsünüz, daha kötü kavramlar da kullanılıyor: “Boş verin, içeride gebersinler.” deniliyor. Şimdi, bu hasta tutukluları tekrar adli tıbbın insafına terk ederek ölüme terk etmiş olursunuz. Ne olur, bu sap saman muhabbetinden kendinizi biraz bunun dışına çıkarın ve bu tarz, bu sorunlarla ilgilenin. Bu hasta tutukluların feryadına kulak verin. Bu insanların cezaevlerinden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) –…tabutlarının çıkması hepinizin vicdanını eminim ki sızlatacaktır. Birçoğu da tutuklu yargılanıyor. Bu tutuklu yargılanan hasta tutukluların, hükümlülerin mevcut durumunda Meclisin vicdanı sızlamıyorsa “İnsanlık bitmiştir.” diyeceğiz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kurt, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika, bir saniye…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Bakan konuşurken sataşma oldu, ondan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – İlk önce sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza söz vereceğim. Zaten birinci sırada da siz varsınız.

Buyurun Sayın Öğüt.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Hayır, ben kürsüden konuşmak istiyorum, rica ediyorum.

BAŞKAN – Kürsüden işte, buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Teşekkür ediyorum.

Ama kaç dakika?

BAŞKAN – İki dakika, sataşmadan dolayı.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Bakan dedi ki: “Siz şov yapıyorsunuz.” Biz derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. Ben bir televizyon kanalına çıksam hemen bakan veya bakanlar orayı arıyor, diyor ki: “Bir daha Ensar Öğüt’ü orada çıkartmayın.”

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Allah Allah!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Tabii, ciddi diyorum. Benim bant kaydım da var, bunu sunacağım daha sonra.

Şimdi, Diyarbakır Et ve Balık Kurumunda çalışan bir adam, vatandaş milyonlarca Türk Lirası dolandırmış. Ne diyor biliyor musun? Diyor ki: “Getir kardeşim sen paranı, ben sana faiz vereceğim.” Sayılarını bilmiyorum ama tahmin ediyorum bir 70-80 kişi var. Bu kişilerin hakkını aradığınız zaman, ben “Sayın Bakan, bu Diyarbakır’da Et Balık Kurumunda çalışan bir kişi, bunun hakkını, hukukunu arayın. Bu vatandaş dolandırmış bunları, saadet zinciri gibi toplamış.” dedim, Bakan tuttu, beni mahkemeye verdi, düşünebiliyor musunuz?

Sayın Bakan, böyle bir şey olabilir mi ya?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Adam tutuklu, tutuklu.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Siz Diyarbakır’daki o vatandaşların hakkını… Şu anda savcılığa vermişler, Diyarbakır Savcılığında iddia. İddia orada, dolandırmışlar.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Adam tutuklu.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Adam tutuklu ama lütfen sizin adamlarınıza da bir sorgulama yapsanıza.

Bakın, Et Balık Kurumunun -arkadaşlar, zamanım kalmıyor- depolarında mal dolu, et dolu. Niye etleri piyasaya sürmüyorsunuz? Şimdi, bana cevap ver: Et Balık Kurumunun depolarında mal dolu, niye millete ucuz et yedirmiyorsunuz? Onun bir cevabını ver buradan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bunların hesabını verirsin, mahkemede hesabını verirsin.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – İkincisi: Ben Şenkaya Akşar’a gittim arkadaşlar. Demin ilçe başkanımız da aradı biraz önce, dedi ki: “Şu anda il tarımdan bir sürü adam gelmiş.” Nereye gelmiş? O hayvanına makarna yediren adamın evine baskın yapmışlar.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – O yedirmedi, sen yedirdin.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bir dakika, dinle beni. Benim yanımda 20 kişi var, 20 kişi var. Yediren namussuz, şerefsizdir.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sen yedirdin.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bak, yediren namussuz, şerefsizdir. Bu kürsüden bunları konuşuyorum, lütfen, buradan müdahale etme.

Orada vatandaş, kendisi, ben bir kahvede konuşurken dedi ki: “Ben samanım olmadığı için makarna yediriyorum.” Ben gittim, resimlerini çektim. Resimleri bende var, bantları var, bant kaydı var bende ya. Televizyon var, televizyon bant kaydı var arkadaşlar.

GIDA, TARIM VE  HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Öyle, öyle…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi, burada, bu arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sayın Başkanım, lütfen bir dakika…

BAŞKAN – Sayın Öğüt, şimdi hepsi isteyecek.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Tamam, lütfen toparlayın. Tamam, kesmiyoruz, toparlayın.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Arkadaşlar, bakın…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan süre verin.

BAŞKAN – Emredersin! Gel, sen yönet.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Tamam, değerli arkadaşlar, verdi. Bir dakika, zamanımız ölmesin.

Şimdi, bu arkadaşa gittim ben, yanımda 20 kişi var. Kahvede oturuyorum, kendisi teklif etti ve Doğan Haber Ajansı da benimle beraber gelmişti, orada ses kaydı var, bandı var. Yani böyle bir şerefsizlik, namussuzluk olabilir mi? Sen gidip makarna alıp getireceksin, adam yedirecek… Şimdi, o şekil bir düzenler yapıp beni mahkemeye vermeye çalışıyor. Ayıptır, bir bakana yakışmaz!

Sen şimdi vatandaşın derdini al. Adamlar beni dün aradılar, bugün ilçe başkanımız arıyor, Şenkaya İlçe Başkanı. Adamın evinde 10-15 adam var, Erzurum ilinden gelmişler, Şenkaya ilçeden gelmişler, adama baskı yapıyorlar. Nedir kardeşim? “Sen onu öyle değil böyle diyeceksin yoksa senin yeşil kartını iptal ederiz.” Yahu, böyle bir devlet olur mu, böyle bir Bakan olur mu? Sizi protesto ediyorum şiddetle yahu. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Öğüt.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vahim iddialar bunlar. Bu vahim iddialara Bakanın cevap vermesi lazım.

BAŞKAN – Sisteme girenler arasında, Sayın Kadir Öğüt…

Sayın Öğüt, buyurun.

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname nedeniyle sağlık çalışanlarının mağdur durumda olduklarına ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖGÜT (İstanbul) – Sağ olun Sayın Başkanım.

Hükûmet yine bir gece yarısı operasyonuyla çıkardığı 663 no.lu Kanun Hükmünde Kararname ile 700 bin civarındaki sağlık çalışanını mağdur duruma düşürmüştür. Piyasacı sağlığa geçişin eksik kalan yönleri tamamlanmıştır. Dün ve bugün tüm sağlık meslek odaları, dernekler, sendikalar meslektaşlarının desteğini alarak Anayasa Mahkemesi önünde, görüşülecek davanın iptalini beklemektedirler. Anayasa Mahkemesinden yüce Mecliste tartışılmadan geçen bu oldubitti yasasının iptali yönünde karar çıkacağına inanmaktadırlar.

Bu yasayla, Sağlık Bakanlığı icracı olmaktan; denetleyici, düzenleyici ve koordine edici konuma getirilmiştir. Temel görevi sağlık olan Bakanlığın yetkileri Halk Sağlığı ve Kamu Hastane Kurumuna devredilmiştir. Devlet hastaneleri şirket hastanelerine dönüşmüştür. Aynı bir şirket gibi CEO’lar tarafından yönetilmesine karar verilmiştir.

Yine, taşeronlaşmanın alt boyutlara ulaşacağı Kamu Özel Ortaklığı hayata geçirilmiştir. İlaçta reklam serbest bırakılmıştır. Özel hastane ve sağlık kurumları lisanslarının açık artırmayla satılması düzenlenmiştir. Türk Tabipleri Birliğinin ve Türk Diş Hekimleri Birliği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öğüt.

Sayın Halaman…

 

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, tarım üreticilerinin durumuna ilişkin açıklaması

 

ALİ HALAMAN (Adana) – Konu başkaydı ama Sayın Bakanımız burada yirmi dakika gayet güzel tarımın geçmişini anlatmış oldu.

Biz bu ülkede yıllardır yani 1925’ten bu tarafa ithal tohumun, ithal traktörün, ithal sütün dolayısıyla ithal buğday tohumlarının geldiğini zaten biliyoruz, bunlardan dolayı da şikâyetçiyiz ama son on yıllık iktidarında bu ithal tohumların, ithal fidelerin dışında; ithal kepeği, ithal samanı dolayısıyla teşvik vererek ithal eti, teşvik vererek ithal şekeri getirttiren bu iktidar. Dolayısıyla, bu iktidar döneminde en çok narenciye bahçelerinin önünde levha asılı: “Bu bahçe satılıktır.”, “Bu tarla satılıktır.”, “Bu pamuk ekilen arazi satılıktır.” yazıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaman.

Sayın Akar…

 

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kandıralı çiftçilerin ürettikleri ürünlerin maliyetini karşılayamadıkları için arazilerini satışa çıkardıklarına ilişkin açıklaması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, yirmi dakika konuştunuz, boş konuştunuz. Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde halkın yüzde 90’ından fazlası çiftçilikle uğraşır, bununla geçinirler. Bundan on yıl önce, Kandıra’ya giderken yol üzerinde bir tane emlak ofisi olmazdı ve kimse gayrimenkulünü satmazdı. Kandıralılar yanlışlıkla arazisini satsa günlerce sokağa çıkmazdı ki insanlar tarafından arazisinin satıldığı öğrenilmesin; ayıp sayılırdı. Şimdi ise 40 kilometrelik yol boyunca sayamayacağınız sayıda emlak ofisi bulunuyor ve herkes tarlasını, bahçesini satmaya çalışıyor. Bir müşteri geldiğinde neredeyse üzerlerine atlayacaklar ki kendi bahçelerini, tarlalarını alsın diye. Şimdi, aynı insanlar, asgari ücretle geçinecek iş arıyorlar çocuklarına. Geçen gün, Kandıra’nın köyünde 80 dönüm tarlası olmasına rağmen işlemeyen çiftçi, 2 tane çocuğuna benden asgari ücretli iş istiyor. Hepsini tarımdan kopardınız çünkü ürettiği ürünün hiçbiri maliyetini karşılamıyor. Özelleştirdiğiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Sayın Ağbaba…

 

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya pazarındaki satıcıların durumuna ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, geçen pazar, AKP tarafından peşkeş çekilerek kapatılan Tekel fabrikasının arkasındaki pazarı ziyaret ettim. Bence Türkiye'nin bulunduğu durumu en iyi anlatan yer Malatya pazarı. 27 yaşında, 2 çocuk babası bir kişinin 8 TL’lik malzeme bulunan tezgâhını ziyaret ettim. 2 liraya ikinci el ayakkabıların satıldığı tezgâhı gördüm. 1,5 liraya yırtık pantolon satarak çocuklarına ekmek götürmeye çalışan teyzenin mücadelesine tanıklık ettim. İkinci el sifon, adaptör satan, yüzde 47 engelli raporu olan, 7 nüfusa bakan vatandaşımızın çilesini gördüm. Çöpten eşya toplayıp evine ekmek götürenlerle ikinci el ayakkabı almaya çalışanlar aynı kaderi paylaşıyorlar. “Millî gelir artıyor.” diye her gün bas bas bağıranlar gelsinler Malatya’da millî gelir artıyor mu, artmıyor mu görsünler. AKP’nin adaleti cezaevlerinde, kalkınması sokaklarda çöktü. Malatyalılar “Bizi bu duruma düşürenler Allah’ından bulsun.” diyorlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Sayın Kaplan…

 

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Gebze ilçesi Balçık köyünde Ömerli Barajı havzasında bulunan arazinin hayvan satışı ve kesimhane olarak ifrazının yapılmasının çevre sağlığı açısından uygun olmadığına ve Balçık köyüne doğal gaz gelmemesi nedeniyle yetkilileri duyarlı olmaya çağırdığına ilişkin açıklaması

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gebze ilçesi Balçık köyünde Gebze Belediyesi tarafından 94 dönüm arazinin hayvan satışı ve kesimhane olarak ifrazı yapıldı ve aynı zamanda Gebze Belediye Meclisinden geçti. Bu arazi, Ömerli Barajı’nın havzasına girmektedir. Baraj havzasına giren böyle bir yerde hayvan kesim yerinin yapılmasının il çevre müdürlükleri ve çevre sağlığı açısından uygun olmadığı, anlaşılan kadarıyla yeterli incelemenin yapılmadığı görülmektedir.

Yine aynı köyümüzde, Balçık köyümüzde yaklaşık 2 bin nüfusun yaşadığı bu köyde Gebze Organize İhtisas Sanayi’nin hemen bitişiğinde, yaklaşık üç yüz metre uzağında ama bu köye nedense doğal gaz bir türlü gelmedi, yetkilileri bu konuda duyarlı olmaya çağırıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Sayın Yılmaz.

 

6.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşaklı çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan biraz önce çok güzel bir tablo yaratmaya çalıştınız ama bu tablo nerede, hangi ülkede ben bunu anlamaya çalışıyorum. Siz hangi ülkenin bakanısınız bunu anlamaya çalışıyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Ağır oldu, ağır bir itham oldu Sayın Bakan.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Şimdi, ben Uşaklı çiftçilerin sorunlarını size anlatayım Sayın Bakan.

Bakın, yemin çok pahalı olmasından, gübrenin çok pahalı olmasından, mazotun çok pahalı olmasından o kadar şikâyetçiler ki, her gün en azından 3-5 tane çiftçi beni arıyor “Artık biz açlıkla mı terbiye edileceğiz, bunu mu istiyor Hükûmet?” diyor Sayın Bakan.

Bundan iki yıl önce 8 milyara aldıkları hayvanlarının, şu anda o yüksek bulduğunuz süt fiyatlarıyla karnını doyuramadıkları için 1,-1.5 milyara müşteri bulamıyorlar Sayın Bakan. Nerede yaşıyorsunuz siz, bizim köylülerimiz nerede yaşıyor? Ya onlar doğruyu söylemiyor, ya siz doğruyu söylemiyorsunuz Sayın Bakan.

Yani, gelip Uşak’ta o çiftçileri dinlemenizi ben size tavsiye ediyorum. Tarımın içinde bulunduğu gerçek durumu görmeniz açısından.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Sayın Öz.

 

7.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa ili Saruhanlı ilçesi Tirkeş köyünde bulunan okulun “Depreme dayanaksızdır.” raporu gerekçe gösterilerek boşaltılmasından dolayı köylülerin taşımalı sistem yerine konteyner sınıf talep ettiklerine ilişkin açıklaması

 

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, Manisa ili, Saruhanlı ilçesi Tirkeş köyünde bulunan okulun, yarıyıl tatilinden sonra Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından okul için beş altı yıl önce alınan depreme dayanıksızdır raporu gerekçe gösterilerek boşaltılıp yıkım kararı verilmiştir. Köydeki 130 çocuğun dönem ortasında başka yere taşımalı sistemle eğitime devam etmesi kararı alınmıştır. Okul bakımsız ve eskidir fakat köylüler yarıyılda yapılan bu uygulamayı doğru bulmayıp küçük yaşta ve engelli çocuklarının da olmasından dolayı bu uygulamanın yerine konteyner sınıf yapılabileceğini talep etmelerine karşın sözleri dinlenmemiştir.

Suriye’den gelen mültecilere konteynır kentler oluşturan, birçok ihtiyacını karşılayan devlet yetkililerinden sadece konteynır sınıf talep eden köylülerimizin bu sıkıntılarının bir an önce giderilmesini, küçük yaştaki çocukların evlerinden uzaktaki bir okulda okumaya zorlanmasından dolayı yaşadıkları mağduriyetin giderilmesini sizlerin aracılığıyla Bakanlığımızdan talep etmekteyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öz.

Sayın Sarıbaş.

 

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’de UEDAŞ’ın, faturalarını zamanında ödemeyen vatandaşın elektriğini haber vermeden kesmesinin ve açma-kapama cezası olarak 20 TL alınmasının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, sizlerin aracılığınızla Enerji Bakanımıza bir sorumu iletmek istiyorum.

Halkın parasıyla kurulan Türkiye Elektrik Kurumunun Çanakkale’deki dağıtım işi özelleştirilerek UEDAŞ’a verilmiştir. UEDAŞ şirketinin elektrik faturalarını zamanında ödemeyen, üç beş gün geciktiren vatandaşımıza haber vermeden, kapısını dahi çalmadan elektriğini kestiği doğru mudur?

İki, elektriği kesilen vatandaşın gecikme cezasının yanında bir de açma kapama parası olarak 20 TL alınarak cezalandırıldığı doğru mudur?

En temel ihtiyaç olan elektriğin habersiz kesilmesi sonucunda elektrikli ev aletleri bozulmakta ve habersizlikten dolayı halkın buzdolabındaki yiyecek ve içecekleri de bozulmaktadır. Bu, vatandaşlarımızın bir mağduriyetidir.

Bu uygulamaya “Dur” diyecek bir yetkili çıkacak mıdır?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sarıbaş.

Sayın Tüzel…

 

9.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, sağlık emekçilerinin 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptalini istediklerine ilişkin açıklaması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) -  Sayın Başkan, sağlık emekçileri bugün Anayasa Mahkemesi önünde ve her yerde 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptalini istiyorlar. Bu kararname, yap-işlet-devret modeliyle kamu-özel ortaklığını getirmekte, halkın sağlığı sermaye şirketlerine malzeme yapılmaktadır. Meclis komisyonunda da görüşülen bu yasayla devlet hastaneleri şirket hastanelerine dönüştürülmekte.

Başbakanın hayali olan kampüs şehir hastaneleri kuralsızlık ve muafiyetleriyle, işletmeci mantığıyla, yüzde 70 doluluk garantisiyle, sağlığı yap-işlet-devret mantığıyla yurttaşlara hasta, sağlık emekçilerine de köle olmaktan başka şans tanımamaktadır.

Başı kopan bebekler, doktor cinayetleri  ve saldırıları, yerde yatan hasta çocuklar bu “devrim” dedikleri dönüşümün ve satışın yarattığı manzaradır. Bu manzarayı sağlığı alınıp satılır bir piyasa malzemesine dönüştüren özelleştirmeci patron siyasetçiler halkımıza dayatmıştır. Sağlık emekçileri ve örgütlerinin mücadelesini yalnız bırakmayalım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sağlık haktır, satılamaz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tüzel.

Sayın İrbeç…

 

10.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, Finike’deki taş ocakları kanalıyla doğa katliamı yapıldığına, bunun için Hükûmetten etkili tedbirler beklediğine ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle vatandaşın kredi kartı borçlarının katlanarak arttığına ilişkin açıklaması

 

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Turizmin can damarı Antalya’da ve özellikle Finike’de taş ocakları kanalıyla doğa katliamı yapılıyor. Hükûmet kanadından etkili tedbirler bekliyoruz.

Diğer taraftan, ekonomik sıkıntılar had safhada. Bu Hükûmet iktidara geldiğinde vatandaşlarımızın kredi kartı borcu 4 milyar 250 milyon TL idi, aradan on yıl geçti bu borç 17 kat artarak 72 milyar TL’ye ulaştı. Merkez Bankası verilerine göre, ferdî kredi ve kredi kartları kapsamında borcunu ödeyemeyen veya gecikmeli olarak ödeyenlerin toplam sayısı 158 bine ulaştı. Sadece kredi kartı borcu yüzünden yedi yıl içinde 200 kişi intihar etti. İzmir Adliyesindeki 28 İcra Müdürlüğünde 2012 yılında icra takip sayısı 932 bini buldu. Bu sayı önceki yıldan gelen devirlerle birlikte 1 milyon 300 bini aştı. Başbakana geçtiğimiz günlerde sunulan bir rapora göre 100 bin nüfuslu, 39 bin haneli Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde 35 bin icra dosyası bulunabilmektedir.

Hükûmetten vatandaşlarımızın rahatlatılabilmesi ve turizmin göz bebeği Antalya’da tabiatın tahrip edilmemesi için acil ve etkin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – …tedbirler görmek istiyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İrbeç.

Sayın Demiröz…

 

11.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, ÇED raporlarıyla ilgili süreci İnternet’ten göremediklerine ve bu durumun ne zaman düzeleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Çevre ve Orman Bakanlığı sürecinde, ÇED süreçleri ve ÇED raporları üzerindeki tüm dosyalar İnternet üzerinden gayet rahatlıkla incelenebiliyordu, tarihlerine bakılabiliyordu ancak daha sonra kanun hükmündeki kararnameyle yapılan değişiklikten sonra maalesef ÇED süreçlerinin başlaması, devam etmesi veya ÇED’lerin olumlu veya olumsuz olması konusunda İnternetten görme şansına sahip değiliz. Acaba Bakanlık bu bölümü kapattı mı veya ne zaman açmayı düşünüyor? Sayın Bakan da buradayken öğrenmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Hamzaçebi…

 

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Tekin Akmansoy’a Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sanat dünyasına başsağlığı dilediğine ve Türkiye’de hayvancılığın durumuna ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evvelsi gün kaybettiğimiz büyük tiyatro sanatçısı Tekin Akmansoy bugün defnedildi. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarına, ailesine, sanat dünyasına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Sayın Tarım Bakanı konuşmasında tarım sektörüyle özellikle de hayvancılıkla ilgili birçok rakam verdi. Ben tek bir rakam vereceğim ve bu rakamla hayvancılığın ne durumda olduğunu ifade edeceğim. 2002 yılında yani AKP iktidar olmadan önce, hayvan üreticisi 1 kilogram sütle 1 kilogram yem alabiliyordu, bugün hayvan üreticisi 2 kilogram sütle 1 kilogram yemi ancak alabiliyor.

Hayvancılığın durumu budur, başka bir söze gerek olmadığını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Sayın Bakanım, iki dakika söz veriyorum, yerinizden olsun, bitirelim lütfen.

 

13.- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, Et ve Balık Kurumunda başlatılan incelemeye ilişkin açıklaması

 

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, biz kimseyi mahkemeye vermekten haz almayız, zevk almayız. Keşke herkes hukukun içerisinde kalsa, hukuka aykırı bir iş yapmasa ve biz de mahkemeye vermek, vatandaşın hakkını, meslektaşlarımızın hakkını, devletin kurumlarının hakkını mahkemelere götürmek mecburiyetinde kalmasak.

Et ve Balık Kurumunun bir çalışanı, bir işçisi, orada çalışan bir işçi, kendi akrabalarıyla arasında alışveriş işlemi yapıyor, para topluyor hukuka aykırı, her neyse… O kişi zaten tutuklanıyor ve hapiste. Bunu tutup da…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Parayı nereden topluyor Sayın Bakan, onu söyle! Parayı Et ve Balık Kurumundan mı topluyor, başka yerden mi topluyor?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Zaten mahkemeye intikal etmiş, savcılığa verilmiş, adam tutuklanmış, cezasını çekecek, mahkeme buna karar verecek.

Şimdi, bunu tutup “Et ve Balık Kurumu yolsuzluk yapıyor…” Et ve Balık Kurumunun adını yolsuzluğa bulaştırmak insafla hiçbir şekilde bağdaşan bir iş değildir, karşılığı bunun mahkemede aranır.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Et ve Balık Kurumunu kimse yolsuzlukla suçlamadı, şikâyet eden adamı işten attınız!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – İki, tabii, muhalefet kolay bir iş değildir, muhalefet çalışmak ister, çaba ister, gayret ister, proje üretmek ister, ama bunu yapmayıp, tutup en ucuzundan mizansenlerle, en ucuzundan şovlarla, tutup vatandaşın ahırına makarnayı götürüp, vatandaşın bilgisi dışında yemliğine boşaltıp, ıslatıp, fotoğraf çektirip, bunu getirip burada Meclise, millete anlatmak…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Ayıp ya! Ayıp ya Sayın Bakan! Sana yanlış bilgi…

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bu da yine bir inceleme gerektiriyor. Bizim yaptırdığımız da orada bir incelemedir. Vatandaşın ahırında 3,5 ton, bir aylık samanı var -bu hayvan üreticisi- dolayısıyla da vatandaşlar bundan şikâyet ediyor. Bizim dile getirdiğimiz husus bu.

Saygılar sunuyorum.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Ayıp ya Sayın Bakan. Bir bakana yakışmıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Kosova-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Müfera Şinik başkanlığındaki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 6/2/2013 tarihli ve 41 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1139)

 

                                                                                                      12/02/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 6 Şubat 2013 tarihli ve 41 sayılı Kararı ile, Kosova-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Müfera Şinik başkanlığındaki heyetin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 7’nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

 

                                                                                                                                    Sadık Yakut

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                   Başkan Vekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz ve 19 milletvekilinin, Isparta ili ve bölgesindeki sanayileşmenin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/505)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte sunduğumuz, Isparta ve bölgesinde son yıllarda sanayileşmenin irtifa kaybetmesi ve üretimin sürekli olarak düşmesi, buna bağlı olarak istihdam ve katma değer üretme hususlarında da gerilemenin olması, iktisadi kuruluşların Isparta ve bölgesinde yaptıkları araştırmalarda da net bir şekilde ortaya konmaktadır. Üretim ve buna bağlı olarak istihdam ve katma değer oluşturulması gibi olguların ekonominin ve kalkınmanın en önemli bileşenleri olduğu göz önünde bulundurulursa, Isparta ve bölgesinde sanayileşmenin gerilemesi ve üretimin azalmasının sebeplerinin araştırılması ve bunun için yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak tedbirlerin tespiti için Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104-105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim. 03.01.2012

1) Süleyman Nevzat Korkmaz                                 (Isparta)

2) Tunca Toskay                                                    (Antalya)

3) Mehmet Şandır                                                  (Mersin)

4) Alim Işık                                                           (Kütahya)

5) Ahmet Duran Bulut                                            (Balıkesir)

6) Necati Özensoy                                                 (Bursa)

7) Mesut Dedeoğlu                                                (Kahramanmaraş)

8) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                    (Osmaniye)

9) Yusuf Halaçoğlu                                                (Kayseri)

10) Faruk Bal                                                        (Konya)

11) Celal Adan                                                      (İstanbul)

12) Murat Başesgioglu                                           (İstanbul)

13) Atila Kaya                                                       (İstanbul)

14) Edip Semih Yalçın                                           (Gaziantep)

15) Emin Haluk Ayhan                                           (Denizli)

16) Sadir Durmaz                                                  (Yozgat)

17) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                    (İzmir)

18) Koray Aydın                                                    (Trabzon)

19) Ali Halaman                                                    (Adana)

20) Zühal Topcu                                                    (Ankara)

Genel Gerekçe:

Çeşitli kuruluşlarca Isparta ve bölgesinde yapılan araştırmalar sanayileşme ve üretim açısından ilimizin ekonomik durumunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Uluslararası Rekabetçilik Araştırmaları Kurumu (URAK) yayımladığı raporda Ticaret Becerisi ve Üretim Potansiyeli Alt Endeksi 2007-2008 sonuçlarına göre Türkiye 49'uncusu olan Isparta, 2008-2009'da 54'üncü sıraya gerilemiştir. 3’üncü dönem yani 2009-2010 verileri ise Isparta'yı dört sıra daha geriye iterek Türkiye'de 81 il içerisinde 58'inci sıraya düşürmüştür. Sanayinin gelişmesi ve üretimin artırılabilmesi için büyük önem arz eden haberleşme ve ulaştırma alanındaki kamu yatırımlarında Isparta gereken payı alamamış, Türkiye genelinde yatırım sıralamasında 81 il içerisinde 77'nci sırada yer almıştır. Isparta'da kişi başına düşen mevduat miktarı da son yıllarda düşüş göstermektedir.

Yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı, Isparta ve bölgesindeki son yıllarda sanayileşmenin ve üretimin sürekli olarak neden gerilediğinin, buna bağlı olarak da istihdam ve yaratılan gelirin neden gerilediğinin araştırılması amacı ile bir Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

2.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ ve 20 milletvekilinin, çocukların sorunlarının ve çocukları suça iten nedenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/506)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde sanayileşme ve göçün de etkisiyle gerek çocuğun işlediği ve gerekse çocuğa yönelik suçlar artmaktadır. Dahası, çocuklar gerek kendinden ve gerekse değişik nedenlerden dolayı birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Değişik risk gurubundaki çocuklar ihmal, istismar edilerek sokağı mesken seçme, sigara, alkol gibi zararlı maddeleri kullanma, kaybolma, suç işleme ile beraber kötü niyetlilerin de etkisiyle terör gibi sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu durum da toplumumuzu giderek rahatsız edici hale getirmektedir.

Bu nedenle, çocukların sorunlarının araştırılarak çocuk suçluluğunun önlenmesi ve çocuğu suça teşvik edenlere gerekli müeyyidelerin uygulanması için gerekli olan düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

1) Selçuk Özdağ                                                       (Manisa)

2) Ramazan Can                                                       (Kırıkkale)

3) Oya Eronat                                                           (Diyarbakır)

4) Aydın Şengül                                                        (İzmir)

5) Mehmet Naci Bostancı                                          (Amasya)

6) Osman Ören                                                         (Siirt)

7) Mustafa Kemal Şerbetçioğlu                                  (Bursa)

8) Mahmut Kaçar                                                      (Şanlıurfa)

9) Salim Uslu                                                           (Çorum)

10) Uğur Aydemir                                                     (Manisa)

11) Mehmet Galip Ensarioğlu                                    (Diyarbakır)

12) Afif Demirkıran                                                   (Siirt)

13) Hakan Şükür                                                       (İstanbul)

14) Osman Aşkın Bak                                                (İstanbul)

15) Muhammet Bilal Macit                                         (İstanbul)

16) Ali Gültekin Kılınç                                               (Aydın)

17) Nesrin Ulema                                                     (İzmir)

18) Şamil Tayyar                                                      (Gaziantep)

19) Muzaffer Yurttaş                                                 (Manisa)

20) Osman Çakır                                                      (Düzce)

21) Cuma İçten                                                         (Diyarbakır)

Gerekçe:

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 6/1-c maddesi uyarınca 18 yaşını doldurmamış kişi çocuktur. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun (ÇKK) 3/1-a maddesi uyarınca daha erken yaşta ergin olsa bile, 18 yaşını doldurmamış kişi çocuktur. Genel anlamda konuya bütüncül bir yaklaşım ile alınmış ve çocuğun suça itilmesi ve suç mağduru olmasına ilişkin düzenlemeler 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile düzenlenmiştir.

Ülkemizde mevzuat anlamında önemli sayılabilecek bir eksiklik bulunmamasına karşın mevcut mevzuatın etkin olarak uygulanmasındaki aksaklıklar sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemiz, çocuk işçiliğinin önlenmesini amaçlayan uluslararası sözleşmelere taraftır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 22’nci Dönemde, Sokak Çocuklarının Sorunlarına İlişkin Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştur. Türkiye'nin Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Programı'nda ülkemizde çocuk işçiliğinin önlenmesine yönelik ulusal strateji geliştirilmesine önayak olacak ve birçok kuruluşun işbirliği içinde çalışacağı projeler geliştirilmesi hedeflenmiştir.

Çocuklara yönelik karşılaşılan sorunlar nüfus, sosyal adalet, eğitim düzeyi, ekonomik gelişmişlik kavramlarıyla doğrudan ilgilidir. Sokakta çalıştırılan çocuklar, sokakta yaşayan çocuklar ve suça itilen çocuklar, görülen sosyal problemlerin başında gelmektedir. Eğitim sistemi dışında kalan ve ailelerinin geçimi için bir gelir kapısı olarak görülen çocuklar korunmasız alanlarda çalıştırılabilmektedirler. Anayasamızın 50’nci maddesinde "Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar." denilmektedir. Yönetmeliklerde de çocukların çalıştırılması yasaklanmıştır.

Çocukları sokakta çalışmaya iten nedenler ne olursa olsun, çocukların erken yaşlarda aile denetim ve sorumluluğundan uzak çalışması, fiziksel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimlerine zarar vermektedir. Çocuğu sokağa iten sebepler üzerine yapılan araştırmalarda, yoksulluk, işsizlik, göç ve göçe bağlı çeşitli uyum sorunları, çocuğun sokakta çalışmasını teşvik edici kültürel değerler, arkadaş grupları, ailenin çocuğu ihmal ve/veya istismar etmesi gibi etkenler ön plandadır. Yine, çocukların sokakta bulunmasının nedenlerinden birisi de ailenin olumsuz tutum ve davranışlarıdır. Kendi yaşıtları oynayıp, eğlenip, güven içinde öğrenimlerini sürdürürken, bu çocuklar ekmek parası kazanma mücadelesi içinde çocukluklarını yaşamadan olgunlaşmaktadır.

Son yıllarda önemli bir problem olarak karşımıza özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşayan çocukların korunması da çıkmaktadır. Özellikle yoğun bir nüfus artışının yaşandığı ve eğitim dışı kalan bu çocukların sosyal hayatın içinde tutulması büyük önem taşımaktadır.

Hızlı bir gelişim süreci içerisinde bulunan ülkemizde sosyal ve ekonomik yaşamın toplumun tüm kesimlerine eşit bir şekilde yayılabilmesi için birtakım tedbirlerin alınması gerekmektedir. Ekonomik yatırımlar yanında sosyal adaleti sağlayacak politikalar üretilmelidir.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle, mevzuatta önemli bir eksiklik olmamasına rağmen, ülkemizde varlığını sürdüren çocuklarla ilgili sorunların belirlenmesi, çözüm yollarının bulunması ve geliştirilecek tedbirlerin tespiti amacıyla bir Meclis araştırması açılmasının yerinde olacağı düşüncesindeyiz.

 

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 21 milletvekilinin, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin ve mağdurların durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/507)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin giderilmesi, mağdurların durumlarının tespiti, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Ertuğrul Kürkcü                                  (Mersin)

2) Pervin Buldan                                    (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                     (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                         (Muş)

5) Murat Bozlak                                     (Adana)

6) Halil Aksoy                                        (Ağrı)

7) Ayla Akat                                           (Batman)

8) İdris Baluken                                     (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                    (Bitlis)

10) Emine Ayna                                     (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                               (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                         (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                                          (Hakkâri)

14) Esat Canan                                      (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                          (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                (Kars)

18) Erol Dora                                         (Mardin)

19) Demir Çelik                                     (Muş)

20) İbrahim Binici                                  (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                       (Van)

22) Özdal Üçer                                      (Van)

Gerekçe:

Başbakan ve İçişleri Bakanının TBMM’de ve basın önünde bizzat Hükûmetin emri ve gözetiminde sürdürüldüğünü beyan ettikleri ve son aylarda yoğunlaşarak süren operasyonlar sonucunda meydana gelen tutuklamalarla cezaevleri yeniden toplumun önemli gündem maddeleri arasına girmiştir. Mesnetsiz polis fezlekelerinin kopyası olan iddianamelerle, hiçbir kanıt ileri sürülmeksizin hızla tutuklanan parti yöneticileri, öğrenciler, avukatlar, gazeteciler, ev kadınları, işçiler, yazarlar; kısacası, toplumun her kesiminden yüzlerce insan hayatlarının bir bölümünü cezaevlerinde geçirmek zorunda bırakılmakta, ülke bir açık cezaevi haline getirilmektedir.

Uygulamalar, hapsedilen bireyin hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasının onun insan onuruna uygun yaşama ve muamele görme hakkından yoksun bırakılamayacağı ilkesiyle hareket etmesi beklenen cezaevi yönetimlerinin de farklı cezaevlerinde keyfî uygulamaları yaygın bir biçimde hayata geçirerek tutuklu ve hükümlü haklarını sistematik olarak ihlal ettiklerini göstermektedir. Özellikle Osmaniye, Kürkçüler, Gaziantep, Kırıkkale, Kandıra, Tekirdağ, Kırıklar, Edirne, Sincan cezaevlerinden birçok işkence ve kötü muamele şikâyeti hem basına yansımakta hem İnsan Hakları Komisyonunun önüne gelmekte hem de milletvekillerine tutukluların kendileri ve yakınlarınca yazılmış mektuplarla iletilmektedir.

Cezaevlerinde şikâyete konu olabilecek sorunları şöyle sıralayabiliriz:

1. Tutuklanan kişileri hapishaneye girişte çırılçıplak soyma, fiziksel zor kullanılarak yürütülen üst araması uygulamasının artması, arama amacını aşan fiziksel güç, tahkir ve tehdit kullanılması.

2. Her gün yirmi üç saat boyunca tek başına hücrede tutulan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm tutsakların yaşam koşulları gerek sağlık açısından gerekse psikolojik açıdan işkence hâlini almıştır.

3. Arama işleminin kuralsız ve denetimsiz uygulanması. Dedektörlü arama, üst araması, hücre aramaları ya da sayımlar esnasında personelin tavırları sonrasında fiziki saldırıların yaşanması, bunların bazı cezaevlerinde sistematik hâle gelmesi.

4) Keyfî gerekçelerle verilen disiplin cezaları ile tutsaklara açılan soruşturmaların ömür boyu açık görüş yasağına dönüşerek, iletişim ve ziyaret haklarının çiğnenmesi.

5) Tutuklu ve hükümlülerin tecridin etkilerini azaltıcı imkânları (açık görüş, telefon görüşmesi, haftalık kapalı görüşme, mektup alma gönderme, kütüphane, arkadaş görüşü) kullanmalarının disiplin ihlali gerekçesiyle keyfî bir biçimde kısıtlanması.

6) Odalardan her giriş ve çıkışta ayakkabı araması ve kimlik gösterme zorunluluğu.

7) Basın savcılıklarınca tedbir altına alınmamış, hâkimlik kararı ile yasaklama veya toplatma kararı verilmemiş her türlü süreli yayın ve kitabın hapishaneye girebilmesi temel ilke kabul edilmesi gerekirken tamamen keyfî ve cezaevi idarelerine göre değişen sınırlamalarla günlük gazeteler için bile fiilî yasak ve engellemelerin getirilmesi.

8) Tutuklu ve hükümlülerin avukatlarına kapalı olarak göndermek istediği mektupların engellenmesi, savunma dilekçelerinden AİHM başvurularına kadar her şeyin ayrıntılı incelenmek istenmesi.

9) Kimi cezaevlerinde mevcudun standart kapasitenin 2-3 katını aşması dolayısıyla yaşam şartlarının zorlaşması.

10) Hapishane hekimlerince kapsamlı muayene yapılmaması, güvenlik görevlilerinin mahkûmu/tutukluyu doktor ile yalnız bırakmama, kelepçeyi açmama gibi keyfî ve yasayı ihlal eden uygulamalarından ötürü tedavi reddedildiği için tecrit koşullarının ağırlaşması ve hastalıkların tedavisinin mümkün olmaması.

11) Kürtçe yayınların verilmemesi ya da çeviri/tercüman parası adı altında mahkûmlardan zorla para alınmak istenmesi.

Her biri ayrı bir insan hakkı ihlali olan bu uygulamaların birçoğunun bir arada çok sayıda cezaevinde sürdürülegeldiği basında yer alan haberlerden, insan hakları, tutuklu ve hükümlü hakları için çaba gösteren kuruluşların verdiği bilgilerden, tutuklu ve hükümlüler ile yakınlarından gelen bilgilerden anlaşılmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahip olduğu güç ve yetkiyi kullanarak cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamaların neden ve kaynaklarını ortaya çıkartmak üzere bir Meclis Araştırma Komisyonu oluşturmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeler bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin ve ağır hastalıkları bulunan tutuklu ve hükümlülerin tahliye ve tedavi edilmeme hususlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14.02.2013 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                   İdris Baluken

                                                                                                                                        Bingöl

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 177’nci sırasında yer alan 10/194 “Türkiye cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin ve ağır hastalıkları bulunan tutuklu ve hükümlülerin tahliye ve tedavi edilmeme hususlarının” araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesinin, Genel Kurulun 14.02.2013 Perşembe günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Sayın Kürkcü, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Aziz Valentine Günü münasebetiyle bugün taşkın sevgi gösterileri var Türkiye'nin her tarafında. Belli ki iktidar partisi de bu günü kutluyor, Mecliste değil büyük çoğunluğuyla. Ancak ben bu günü kutlayamayan ve cezaevinde geçirenlerin, cezaevindeki günlerini sevgisizlik ve hoyratlık içerisinde geçirenlerin yerine koyarak kendilerini bu sözlerimi dinlemelerini diliyorum.

Bugün Türkiye cezaevlerinde İnsan Hakları Derneğinin 25 Ocak 2013  tarihli raporuna göre  306 hasta hükümlü var, 50 kişinin ilgili sağlık kurullarından aldıkları sağlık raporları incelemeye alınarak durumları hakkında tespitler yapılmakta. Barış ve Demokrasi Partisinin yaptığı derlemeye göre de 151 ağır hasta hükümlü ve tutuklu var cezaevlerinde. Bu tutukluların cezaevlerinden serbest bırakılmalarını ve tedavilerinin dışarıda sürdürülmesini gerektiren son derece ağır vakalar olduklarının altını şöyle çizmek isterim: Örneğin, bunlardan bir tanesi Şehabettin Yüceer kısa süre önce cezaevinde hayatını kaybetti. Cezaevlerindekilerin serbest bırakılmalarını sağlayabilecek yasa çıkmıştı aslında, ancak cezaevinde hayatını kaybetti. Bir yıldan fazla bir zamandır cezaevinde akciğer kanseri olarak yatıyordu. Kanser metastas yaptı, kurtarılamadı ve cezaevinde hayatını kaybetti. Şehabettin Yüceer’in cezaevinden serbest bırakılmasının önünde herhangi bir engel yoktu, yasa da çıkmıştı. Ancak yasa öyle çıktı ki, eninde sonunda bu yasaya göre cezaevlerinden serbest bırakılacak hastaların Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen bir rapora tabi olarak Adalet Bakanlığı önünde işleme konulmaları gerekiyor. Ancak Adli Tıp Kurumunun bu bakımdan artık Türkiye’de en çürümüş kurumlardan birisi olduğunu biliyoruz, bunun sonsuz örneğiyle karşı karşıyayız ve Adli Tıp Kurumunun bu açıdan son derece gaddar bir yöntemle değerlendirmelerini yaptığını ve aslında tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurulu raporları yeterli olmak gerekirken kanunda bu düzenleme yapılmadığı için eninde sonunda adli tıbbın devreye girdiğini ve bu insanların cezaevlerinde kalmaya devam ettiklerini görüyoruz.

Bunlardan bir bölümü hakkında size hemen hızlıca bilgi vermek istiyorum. Örneğin, Mehmet Turan, yetmiş dört yaşında, ağır kalp hastası ve diyabet hastası, İzmir 2 no.lu F Tipi Cezaevinde yatıyor. Mehmet Şanlı, yetmiş beş yaşında, kalp hastası, Diyarbakır D Tipinde. Mustafa Farisoğulları, beyninde tümör var, Diyarbakır D Tipinde yatıyor. Mehmet Dursun, kısmi felç, Bandırma E Tipinde yatıyor. Lütfi Şahkelekçier, kalp hastası, pil kullanıyor, Siirt E Tipinde yatıyor. Kendi hayatını idame ettiremeyecek, bacağı ve kolları olmayan ampute hastalar var, kafataslarında ciddi hasar olanlar var. Neresinden bakarsanız bakın, kendi başına hayatlarını idame ettiremeyecek insanlar, sırf siyasi suçlardan tutuklu ya da hükümlü oldukları için cezaevlerinde yaşamaya mahkûm bırakılıyorlar.

Ancak hastalara uygulanan bu acımasız, hoyrat yaklaşım Adalet Bakanlığı cezaevlerindeki tek hak ihlali değil. Cezaevleri komisyonuyla birlikle cezaevlerini ziyaret ediyoruz. Bugüne kadar, Meclis açıldığından beri yirmiye yakın cezaevine gittiğimizi görüyoruz. Bütün cezaevlerinde aşağı yukarı temel şikâyetler aynıdır ve bunlar cezaevleri inceleme kurulu raporlarına yansımaktadır. Yakınlarıyla telefonda Kürtçe konuşmaların engellenmesi, keyfî disiplin cezaları ile aslında müebbeden görüşten yasaklanmış duruma düşen pek çok hükümlü, iletişim ve sosyal faaliyetten yasaklanan hükümlüler, kitapların verilmemesi, özellikle aramalar sırasında çıplak aramaya zorlanma, buna direnenlere karşı darp ve şiddet kullanılması, genel olarak kantinlerde satılan kalitesiz mallar ve tutuklu ve hükümlülerin doğdukları, büyüdükleri ya da yargılama alanlarının olduğu kentlerden binlerce kilometre -1.000-1.500-1.700 kilometre- uzaklıkta cezaevlerine sevk edilmeleri. Şimdi, bütün bunlar aslında cezaevi inceleme komisyonunun raporlarıyla çoktan giderilmiş olabilirdi eğer Adalet Bakanlığının dikkati bunlara çekilmiş olsaydı. Ancak, ne yazık ki Adalet Bakanlığı bürokrasisi genel olarak bizim kendilerine de yansıttığımız bu yakınmalara “Her şey incelenmiştir, her şey doğrudur, hiçbir şey usule aykırı değildir. Şikâyetler yerinde görülmemiştir.” diyerek cevap vermektedir. Ancak demin de söylediğim gibi bu dramatik sonuçlar, trajik sonuçlar ortadadır. İnsanlar hayatlarını kaybetmektedirler, başkalarının kucağında cezaevinde yaşamaya mahkûmdurlar. Bu hem bakanlar için kendi imkânlarıyla bakılamayacak hastalardan sorumlu olma hem de hastaların başkalarına yük olarak yaşamaları sonucunu yaratmaktadır.

Şimdi, bütün bunların giderilmesi için Adalet Bakanlığının iradesi yeterli olmadığına göre, Meclisin Adalet Bakanlığı üzerinde bir irade kullanması ve bu süreci araştırmaya tabi tutması gerekir. Bir çiçekle bahar gelmez. Bir generalin Başbakanın yakını olması dolayısıyla özel ilgiye mazhar olarak ancak cezaevinden hastaneye kaldırılması başlı başına acıklı bir durumdur çünkü çoktan hastaneye kaldırılması, Başbakanın bu işle uğraşmaması, Başbakana kalmaması gerekirdi. Otomatik olarak bu durumda olan hastaların çoktan kendilerini hastanede ya da ailelerinin yanında bakılırken bulmaları gerekirdi. Ama bu da, bu ilgi de ister istemez bir eşitsizliğe ve adaletsizliğe, insanların eşitsizliğe uğradıkları duygusuna kapılmalarına yol açıyor çünkü benim elimdeki 151 kişilik listenin, İnsan Hakları Derneğinin 306 kişilik listesinin de Başbakanla bir özel arkadaşlığı olmadığına göre, bu bakımdan esirgenip korunmadıklarına göre onların sırası ne zaman gelecektir, onlar ne zaman bu ilgiye layık görüleceklerdir; ne zaman bu insanlar hakkındaki hak, hukuk işleyecektir; ne zaman cezaevleri aslında bir tür zindancılık rejiminden tutuklu ve hükümlü haklarının da gözetildiği, kollandığı bir rejime doğru dönecektir? Bugün Türkiye’deki durum, aşağı yukarı, altı kaval üstü şişhane modernleşmemizin cezaevindeki görünümü şeklindedir. Dışarıdan baktığınız zaman, son dönem teknolojileriyle donatılmış ama sadece güvenlik için donatılmış, içerideyse suyu litreyle verilen, havalandırması kısıtlı, görüşmesi kısıtlı ve mahkûmların, tutukluların adlarının cezaevi yöneticilerinin dilinde “lan” olduğu, kendilerine “lan aşağı.”, “lan yukarı.” diye hitap edildiği ve bütün bu yakınmalar ifade edildiğinde de aslında böyle bir şey olmadığına dair Bakanlık reddiyeleriyle karşılaştığımız bir durumu yansıtıyor. Dostoyevski bundan yüz yıldan fazla bir zaman önce demişti “Bir ülkenin cezaevlerine baktığınız zaman onların hangi uygarlık düzenine ait olduklarını görürsünüz.” diye. Ben Cezaevleri İnceleme Kurulu üyesi olarak gittiğim cezaevlerinde görüyorum ki bu cezaevleri, Türkiye’de 200 bine yakın insanın içinde yaşamakta olduğu, pardon, 2012 itibarıyla 104.303 tutuklu ve mahkûmun yaşamakta olduğu cezaevleri aslında altı kaval üstü şişhanedir, herhangi bir medeni dünyaya ait cezaevleri değillerdir. Meclisin bu konuya ilgi göstermesini ve -kendisini- bu cezaevlerinin içinde yaşayan insanların temsilcileri olarak, burada bulunmalarına son verecek bir ataklık göstermesini ve insan haklarını ve özgürlüklerini, tutuklu haklarını savunan bir kurul olarak kendisini görmesi ve bu yolda işlem yapmasını diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Öneri üzerinde ikinci konuşmacı Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Aleyhinde olmak üzere Sayın Can, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAZAMAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu beyan ediyorum.

Diğer taraftan, Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin tarihine baktığımızda 20 Ekim 2011 tarihini görüyoruz. Tabii ki grup önerisiyle bu öne alınabilir, usulen böyle bir hak var. Fakat üzerinden yaklaşık bir buçuk yıllık bir zaman geçmiştir. Dolayısıyla bu zaman içerisinde gerek hükümlüler gerekse tutuklular lehinde, Genel Kurulda da kabul edildiği üzere, bir sürü yasal mevzuat değiştirilmiş ve düzenlenmiştir.

Bugün, 410 sıra sayılı yer altı sularıyla ilgili dün görüştüğümüz ve tümü üzerinde görüşmelerini tamamladığımız kanunu, toplumun büyük bir kesimi sabırsızlıkla beklemektedir. Bu nedenle, gündemi değiştirmeye matuf bu önergeye kabul oyu vermeyeceğimizi tekrar beyan ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz AB’ye uyum çalışmaları çerçevesinde “işkenceye karşı sıfır tolerans” politikasını hayata geçirerek, işkencenin önlenmesi ve bu yöndeki iddiaların ortadan kaldırılması için tüm yasal mevzuat değişikliklerini yapmıştır. İşkence ve kötü muamelenin önlenmesi kapsamında ceza infaz kurumlarımız ulusal ve uluslararası denetime açık olup, ulusal düzeyde 135 bağımsız izleme kurulu ve 141 infaz hâkimliğinin, uluslararası düzeyde ise Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi ve Birleşmiş Milletler Keyfî Tutuklama ve İşkenceyi ve Aşağılayıcı Muameleyi Önleme Komitesinin denetimi altındadır. Nitekim, bu denetimler her zaman devam etmektedir. Uluslararası ve ulusumuz içerisindeki bu denetleme mekanizmaları iki ayda bir güncellenmektedir. Uluslararası denetim kurumlarının hazırlamış olduğu raporlarda görüleceği üzere, cezaevlerimizin fiziki şartlarının gerçekten takdire şayan olduğu bu raporlarda da dercedilmiştir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – İnsani şartlar ne durumda?

RAMAZAN CAN (Devamla) - Bununla birlikte, fiziki yetersizliği sabit görülen 208 civarında cezaevi de kapatılmıştır. Bunun üzerine 2002 ile 2012 yılları arasında 68 modern cezaevi, Birleşmiş Milletler raporu doğrultusunda ülkemize kazandırılmıştır.

Ayrıca bu denetleme komisyonlarına ilçe ve il insan hakları kurulu, STK temsilcileri de katılarak resmî katılımın yanında sivil inisiyatif de bu denetleme fonksiyonlarına itibar etmiştir.

Yine Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu alt komisyon oluşturarak bu denetimlerin üzerine, eğer hak ihlalleri iddiası varsa bu iddiaları yerinde incelemek ve bu iddialar gereğince müdahale etmek noktasında da gerekli adımlar atılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılında ülkemizde 528 cezaevi varken şu an 377 cezaevine indirilmiştir. Bu aradaki farkın neden kaynaklandığını demin konuşmamda da açıkladım. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi standartlarını karşılamayan cezaevlerini modernize etme anlamında 208 cezaevini kapattığımızı ve 68 modern cezaevini bu doğrultuda kurduğumuzu açıklamıştım.

Diğer yandan, bu cezaevleriyle birlikte, çocuk cezaevlerinin çocukların içerisinde rahatça aileleriyle iletişim kurabilecekleri misafir alanları oluşturulmuş ve çocuklarımızı geliştirmeye ve onları topluma kazandırmaya yönelik uzmanlar takviye edilmiş, yine zaman içerisinde aileleriyle görüşme imkânı da sağlanmıştır. Bununla ilgili altyapı hazırlanmıştır. Geçen zamanlarda Mecliste çıkarılan düzenlemelerle de bu yürürlüğe girmiştir.

Cezaevinde bulunan herkesin, hangi suçtan cezaevinde bulunursa bulunsun bunların sağlığı, onuru devlete emanettir. Devlet de tabii ki organları ve hükûmeti marifetiyle bunlara sahip çıkmaktadır. Geçmişte ülkemizde cezaevindeki durumlar ve cezaevindeki hükümlü ve tutukluların durumu içler acısı bir durumda idi. AK PARTİ hükûmetleri zamanında cezaevi şartlarının düzenlenmesiyle ilgili her türlü adımlar atılmıştır. Cezaevlerinin evrensel olarak incelenmesiyle çıkan sonuçlarda verilen raporlarda da, cezaevlerinde olumlu şartların olduğu, bu noktada takdir ve teyit eden raporlar gündeme geçmiştir.

Fiziki mekânlar iyileştirilmiş, mahkûm ve tutukluların insan haklarına uygun infaz rejimiyle cezalarını çektikleri hukuki altyapı hazırlanmıştır.

Yine gayriinsani bir uygulama olan ana dilde görüşme yasağı AK PARTİ iktidarı tarafından kaldırılmıştır. Ana dilde savunma hakkı Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinin sert muhalefetine rağmen Genel Kurulda kabul oylarıyla geçmiş ve yasalaşmıştır. Tutuklu ve hükümlülerin yakınlarının ağır hastalığı veya ölümü hâlinde mazeret izni tanınması da dönemimizde yasalaştırılmıştır. Koşullu salıverilmelerine bir yıl veya daha az süre kalan hükümlülerin denetimli serbestlik tedbiri yoluyla cezalarını tamamlayabilmelerine ilişkin sağlıklı düzenlemeler ve altıyapı hazırlamaları Genel Kurulda kabul oyuyla geçmiş, bundan da yaklaşık 20 bin düzeyinde vatandaşımız yararlanmıştır. Hükümlü ve tutuklularla ilgili çocuk ve aile bireylerinin, eşlerin bir araya gelmesiyle ilgili insani düzenlemeler de yine Cumhuriyet Halk Partisinin ve Milliyetçi Hareket Partisinin bütün engellemelerine rağmen yasalaştırılmıştır.

Yine, ölüm riski altında bulunan  ağır hastalığa düçar olanlar, cezası affedilebilecek derecede hastalık, sürekli hastalık, kendi kendine yetememe, kocama, başkalarının yardımıyla hayatını devam ettirme gibi ağır hastalığı olanlarla ilgili ise doktorun talebi üzerine alınacak sağlık raporuyla cezanın infazı ertelenerek tutuklu ya da mahkûmun tahliye edilebilmesine  imkân veren yasal düzenleme de geçmiştir. Nitekim, Sayın Ergin Saygun ve çocuğu ölümcül, ağır bir hastalığa düçar olan bir tutuklu da bu meyanda tahliye fırsatından yararlanmıştır.

Diğer taraftan, yaşam hakkı kutsal bir hak olup devredilemez bir haktır. Cezaevlerinde hastalanan mahkûm ve tutuklular öncelikle cezaevindeki polikliniklerde tedavi edilmekte, eğer ileri derecede bir hastalıksa hastanelere sevk edilmektedir. Bütün bu tedavilerin yanı sıra tedavi masrafları ve giderleri devlet tarafından karşılanmaktadır. Şayet burada doktorların vermiş olduğu raporlarla eğer tedavisi hastanede devam edecekse ve infazı tedavisine engel olacak derecede doktor, adli tıp heyeti raporuyla sabit olunursa bunların da ertelemeden yararlanacağından demin de bahsettim.

Devletin korumasında bulunan tutuklu ve hükümlülerin tedavilerinin hukuki dayanağı ise Adalet Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında tanzim edilen protokol sayesinde oluşmaktadır. Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı protokolüne göre hükümlü ve tutukluların beden ve ruh sağlığı korunması, teşhis, tedavi ve tetkiki ücretsiz olarak sağlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri döneminde cezaevleri, insan haklarına, Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına göre modern, insan haklarına dayalı cezaevlerine kavuşmuştur. Bu manada eğer uygulamada problemler varsa Hükûmetimiz de bu problemlerin üzerine gitmektedir.

Demin de belirttiğim üzere, yer altı sularıyla ilgili kanunun tamamlanmasını bugün Genel Kurul inşallah neticelendirecektir. Gündemi değiştirmeye matuf bu öneriye menfi oy vereceğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerinde üçüncü konuşmacı Çorum Milletvekili Sayın Tufan Köse, lehinde olmak üzere.

Sayın Köse, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Konuşmama başka başlayacaktım ama az evvelki Adalet ve Kalkınma Partisinin hatibinin konuşmalarından sonra, yine hangi ülkenin cezaevlerini anlattı, onu düşünüyordum. Öyle başlayacağım konuşmalarıma.

Yine süslü laflar, eğer ekonomiyle ilgiliyse takla attırılan kelimeler… Az evvel de hayvanla ilgili sorulara bakan çok güzel, süslü laflarla cevap verdi. Ya, 1,5 milyara 2 milyara Simental ırkı hayvanlar satılıyor 7-8 milyara aldıkları. Yani hangi ülkeyi anlatıyorsunuz, biz anlayamadık bir kere.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde hapishanelerde insan haklarıyla birlikte insanlık da maalesef öldürülüyor. Bugün, tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar, nüfusla orantıladığımızda cezaevlerinde en çok mahkûmun, tutuklunun bulunduğu bir dönemi yaşıyoruz. AKP iktidarı döneminde az evvel süslü laflarla anlatılanlara bir örnekle cevap vereyim. Çok bilinen bir örnek; Fatih Hilmioğlu. Adalet ve Kalkınma Partisinin Adalet Bakanının emrinde olan adli tıp kurumlarından bir yıldan evvel rapor çıkmıyor. En son bununla ilgili çıkan raporu da hemen size söyleyeyim. Fatih Hilmioğlu bir buçuk, iki yıldır siroz ve devamında kanser; karaciğer kanseri, kronik böbrek ve şeker hastası; ağır depresyon olduğu için, bu hastalıklarından dolayı İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin Hepatoloji Bölümüne sevki gerekiyor. İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi böyle diyor ama adli tıptan gelen rapor nereye sevk ediyor? “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevk edelim” diyor. Daha evvelden de hepatoloji bölümü olmayan iki tane ayrı devlet hastanesine sevk edilmek isteniyor. Yani Adalet Bakanlığının emriyle Fatih Hilmioğlu, bugün maalesef ölüme terk edilmiş durumda.

Değerli arkadaşlarım, hastanelerimiz, hapishanelerimiz hastalık üretiyor dedim. Bilmiyorum, az evvelki konuşmacı hiç hapishane ziyareti yaptı mı. Ben mesleğim gereği çok hapishane ziyareti yaptım, milletvekili olduktan sonra da bizim Cezaevi Komisyonu Başkanı Veli Ağbaba’yla beraber bir hayli cezaevi gezdik. Beraber gitmediğimiz her yerden de Veli Ağbaba gözleri yaş içerisinde döndü, geldi. Şimdi, cezaevlerimizde maalesef insana ait hiçbir şey yok. Tecrit nedir, bilir misiniz? 8 metrekarelik hücrenin içerisinde, bulaşığını da, tuvalet ihtiyacını da, havalandırmanı da, yeme ihtiyacını da  8 metrekarenin içinde geçiriyorsun. Tecrit var. Beslenme… Günlük beslenmeleri 4 lirayla oluyor bu mahkûmların. 4 liraya nasıl besliyorsunuz bunları? Havalandırma var mı? Keyfî uygulamalarla ortadan kaldırılıyor. Temizlik? Hak getire. Keyfî disiplin cezaları had safhada. En son tutuklanan Çağdaş Hukukçular Derneği avukatlarına, çırılçıplak arama yaptırmak istemedikleri için otuz günlük görüş yasağı konuldu. Türkiye’nin en cevval avukatlarına, insan hakları savunucularına bunu yapan cezaevi sistemi sıradan mahkûmlara neyi yapmaz!

Peki, insanı insanlığından utandıracak kötü muamele ve işkence var mı cezaevlerinde? Hoş geldin dayağı var mı? Az evvel söyledim; kadınların, erkeklerin, çırılçıplak soyularak, hatta cinsel organları da aranacak şekilde, oyuk araması yapılacak şekilde aramalar var mı? Var. Yani cezaevlerimiz ülkemizin maalesef kanayan yarası. Tabii cezaevlerimizin de kanayan yarası hasta mahkûmlar.

Hiç aranızda hastanelerdeki mahkûm koğuşunu göreniniz var mı arkadaşlar? Pislikten girilmez. Elleri kelepçeli muayene edilirler. Pencereleri yoktur, küçücük bir pencere tel örgü ile çevrili. Diğer mahkûmlara, diğer hastalara uygulanan en küçük bir hak dahi hasta mahkûmlara hastanelerde uygulanmamaktadır. Ben buradan doktorları, özellikle Adli Tıptaki doktorları ve hastanelerde mahkûmları muayene eden doktorları Hipokrat yeminlerine bağlı kalmaya ve vicdanlarının sesini dinlemeye davet ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, az evvel konuşmacı arkadaşlarımız da söyledi. Cezaevinde birçok isim var, ünlü isimler var; mesela bizim Mehmet Haberal var milletvekilimiz, rahatsız. Yine BDP milletvekilleri var, hasta olan. Erol Manisalı vardı, kanser oldu, çıktı. Hatırlarsanız, Kuddusi Okkır, Ergenekon’un kasasıydı, yoksulluk içerisinde… Belediye kaldırdı zannedersem cenazesini. Kemal Gürüz çok sağlıklı bir adamdı, cezaevine girdi, kalp hastası oldu, kendine dikkat ediyordu. Yani hangi cezaevini anlattı az evvelki AKP’nin konuşmacısı? Salih Mirzabeyoğlu var, “hastayım” diyor, on bir yıldır yatıyor; siz daha yakın tanırsınız Salih Mirzabeyoğlu’nu, on üç-on dört yıldır yatıyor. Ne yapılıyor buna belli değil. Muhlis Batur İzmir’de öldü. Tek isteği -ziyaretine gittim- çocuklarının söylediği “Çocuklarımın yanında ölmek istiyorum.” diyordu, hastane koğuşunda öldü Muhlis Batur. Kaşif Kozinoğlu var, biliyorsunuz yani Kaşif Kozinoğlu’da hakikaten memleketimizin medarı iftiharlarından birisi, hapishanede öldürdünüz onu da. “Ülkemde güneşi görerek ölmek istiyorum.” diyen Magdelena Martha var. Sayın Konuşmacı bunları biliyor mu, bilmiyorum. Son nefesimi evimde vermek istiyorum diyenler var. Bu tür şeyler var.

Yani bizim cezaevlerimizde hasta mahkûmlar için insanlık yok, muayene yok, bakım yok, ölüm var yalnızca. Cezaevlerimiz maalesef hastalık üretiyor.

Bu konudaki sözlerime değerli arkadaşlarım, Fatih Hilmioğlu’nun bir sözüyle son vermek istiyorum. Fatih Hilmioğlu diyor ki kardeşi olan avukata: “Hayati, artık tahliye talebinde bulunma çünkü senin karşındakiler hâkim falan değil. Onlar görünmeyen bir gücün etkisiyle hareket ediyorlar. Sen nasıl savunma yaparsan yap, onlar beni ölmeden tahliye etmeyecekler.” Bu görünmeyen güç geçen günlerde İstanbul Barosuna saldırdı. Burada Bülent Turan diye bir arkadaşımız da İstanbul Barosu üyesiymiş. Doğu Akdeniz Üniversitesinden –herhâlde paralı bir okul- oradan mezun olmuş. Dünkü konuşmasında da ne hukukçuluğunu sorgulatıyor…

RECEP ÖZEL (Isparta) – İstanbul Hukuk mezunu.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Sen sus.

…ne demokratlığını sorgulatıyor, hiçbir şeyini sorgulatmıyor.

Ya, sen baro hukukundan mı anlıyorsun da sorgulatmıyorsun? Sonra, sen demokrasi mücadelesinin neresindeydin de biz hiç görmedik seni? Neresinde demokrasi mücadelesi yaptın sen? Darbe olurken neredeydiniz? Sen neredeydin? AKP iktidarınızın büyükleri neredeydi 12 Eylülde? Neredeydiniz? Hiçbir yerde görmedik sizi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kenan Evren’i alkışlıyorlardı.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, İstanbul Barosuna saldırı nerden kaynaklanıyor değerli arkadaşlarım? 12 Eylülde yargıyı ele geçirdiler, 12 Eylülde. Sıra geldi savunmanın en önemli ayağı barolara ve avukatlara. Önce İstanbul Barosuna, devamında Çağdaş Hukukçular Derneğinin onurlu, başları dik avukatlarına.

Şimdi bunlarla ilgili de kısa bir iki şey söylemek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, bakın, İstanbul Barosuyla ilgili açılan davayı bilmiyorum hiç izlediniz mi, dün sizi burada biraz yanılttılar. “Bir davada taraflardan birinin veya birkaçının veya sanıkların veya davaya katılanların mağdurlarının leh veya aleyhinde yargı görevini yapanlara emir...” diyor. Yani İstanbul Barosu orada ne sanıklar ne taraflar ne müdahiller için gitmiyor ki, kendi avukatlarının haklarını savunmak için gidiyor. Bunun için gittiği yerde, tamamen bir tezgâh kurmuşlar, tamamen bir komplo kurmuşlar, bir tezgâh kurmuşlar. Bu tezgâhın neresinde, başında da var mı acaba Bülent Turan arkadaşımız, bilmiyorum. Bir tezgâh kurmuşlar, İstanbul Barosunun yönetimini düşürecekler. Olur, düşürün tabii ki. İstanbul Barosunun 12 bin oy almış…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Komiksin, komik. Ne alakası var!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Sensin komik ya! Sensin komik ya! Sen okumayı bilmiyorsun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Her şeyi sen biliyorsun.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Sen okumayı bilmiyorsun, okumayı.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Dava başka, idari işlem başka. İsim verip konuşuyorsun orada.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bak, “Bir davada taraflardan birinin veya birkaçının veya sanıklardan…” Sen iyi bir dinle. Sen konuyu bilmiyorsun. Uzmanı değilsin bu konunun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Her şeyi sen biliyorsun.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Uzmanı değilsin sen bu konunun ya! Sen ne avukatlığı yaptın; ceza avukatlığı mı yaptın, başka avukatlık mı yaptın?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sana mı söyleyeceğim.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Geldin burada “Hukukçuluğumu sorgulatmam.” diyorsun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ne sorgulatacağım.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Biz sorgularız senin hukukçuluğunu kardeşim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sorgula o zaman. Yakışır, idam bile yakışır. Hesap sor. Mahkemeye ver.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, Çağdaş Hukukçular Derneği avukatlarıyla ilgili de birkaç cümle söylemek istiyorum değerli arkadaşlarım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Her şeyi sen biliyorsun.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bu avukatlar Suriye’ye niye gittiler biliyor musunuz, Genel Başkanı? Suriye’de Halep’te örtülü ödenekle beslenen Selefilerin, El Kaidecilerin yağma yapıp da Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan gizlice, devletin güdümünde getirdiği ve Türkiye’de satmaya çalıştığı, özel sektöre ait fabrikaların davalarını açmak için, onların belgelerini toplamak için gittiler. Niye gittiler biliyor musunuz bunlar Suriye’ye? Ajanlık yapmaya gitmediler, insan hakları ihlalini araştırmaya gittiler. Rusya’dan gelen ve Ankara’da indirilen uçakta herhangi bir silah, teçhizat bulunmaması rağmen, iade edilmeyen malzemelerin hakkını aramak için gittiler. Yani insan hakkı ihlali nerede varsa, hukuksuzluk nerede varsa onun soruşturmasını yapmak için gittiler, yoksa ajanlık filan için gitmediler. Ne oldu, ajanlık diye suçluyorlardı? Atladı geldi genel başkan. Ben de üyesi olmaktan onur duyduğum Çağdaş Hukukçular Derneğinin Genel Başkanı atladı geldi, havaalanında gözaltına alındı. O gelmesin diye bu operasyon yapıldı biliyor musunuz? Gelmesin diye. Ama devrimciler, ama sosyalistler, ama sosyal demokratlar sizin baskı ve zulmünüzden asla ve asla korkmayacaklar, çekinmeyecekler. Bunların hesabını bir gün elbet soracağız. Kısas kıyamete kalmaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, adıma yönelik sataşmadan dolayı söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Darbeci” diye itham etti Sayın Başkan. 

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Darbeci”yi ben söyledim, bana cevap versin.

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye…

Buyurun, iki dakika lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; inanın, böyle bir konu için buraya bir daha gelmekten mahcubum. Bu konu benim şahsi meselem değil. Kanuna baktığımızda -dün uzun uzun izah ettim- tablo ortada. Bunu tartışırız; öyle mi, böyle mi? Fakat haddini aşarak,  edebini aşarak, çıkıp buraya “Hukukçuluğunu tartışırım, tartışmam.” demek edepsizliktir, o kadar net söylüyorum; bir.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Edebi senden mi öğreneceğiz? Herkese edep dersi veriyorsun ya!

BÜLENT TURAN (Devamla)  - Hangi okuldan mezun olduğumu size mi soracağım ben? Bu da ikincisi. Okullara hangi katsayı engelini çıkardığınız için gönderen sizler mi soruyorsunuz bunu bana? İstediğim okulda okumuşumdur, okumamışımdır; sana ne bundan? Bu mu konuşuluyor burada?

İstanbul Barosunun hangi durumda olduğu, demokrasinin neresinde olduğu, sizin de nerede olduğunuzu herkes biliyor zaten.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Darbecisiniz, darbeci!

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bakın, mesele baroyu aşmıştır arkadaşlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İstanbul Barosunda darbe yapıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Devamla)  - Size yakışan bir baro, beraber devam edin. Fakat bu kürsü milletin kürsüsü Sayın Vekilim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Bu ülkede totaliter rejimi kurdunuz, ne hukuku!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bu milletin kürsüsünden, onun hukukçuluğu, bunun okulu… Bu, edepsizliktir -bir daha söylüyorum- bu da size yakışıyor. Ben şimdiye kadar biriniz hakkında, geçmişte bu var, şu var dedim mi? Böyle bir şey olabilir mi? Hangi okuldan mezunmuş, sana ne! Bunu mu soracağım size? Böyle bir şey olabilir mi? Kaç sene avukatlık yapmış; bir daha diyorum, yine: Sana ne! Hak meselesi, hukuk meselesi, kanuna bakıp konuşuyoruz. Okulun rektörü sizi arasın, dava etsin; böyle bir şey olabilir mi? Her okulun iyisi vardır, kötüsü vardır. Okulun ismini vererek, şurada okudu, burada okudu… Kıbrıs’ta okuyan, on binlerce bu ülkenin evladı var ve birçoğu da sizin katsayı sorununuzdan dolayı oraya gitti, başörtüsünden dolayı oraya gitti, utanmıyor musunuz bundan? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Utanmıyor musunuz bundan? İnsan özür diler, mahcup olur. Ben okulumdan memnunum, on iki sene avukatlığımı gururla yaptım, hakkın yanında yer aldım, kanunun değil. (CHP sıralarından gürültüler)

Bir daha söylüyorum: Baroya açılan dava adaletsiz bir davadır, bunu on defa da söyledim, bu kanun değişmelidir.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kenan Evren diyor ki: “Gurur duyuyorum onlarla, boynuz kulağı geçti.”

BAŞKAN – Şahsileştirmeyin.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Darbecilikte, faşistlikte…

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

Buyurun.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sataşma var, edepsizlikle suçladı beni.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ne sataştım?

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunları karşılıklı yapmazsanız iyi olur. Siz de dediniz ki: “Anladın mı? Anlamıyorsun.” Bunları yapmayın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Niye uyarmıyorsunuz Sayın Başkan, “edepsiz” diyor? Böyle bir şey var mı?

BAŞKAN – Buyurun lütfen ve tekrar şeye meydan vermeyin.

 

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

TUFAN KÖSE (Çorum) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben kimseyi darbecilikle suçlamadım. Şimdi, İstanbul Barosunu darbecilikle suçlayan arkadaşımız kendisi. İstanbul Barosunu darbecilikle suçlayan Star gazetesi tazminat ödemeye mahkûm edildi, Zaman gazetesi -yani sizin anlayışınızdaki gazeteler- tazminat ödemeye mahkûm edildi. İstanbul Barosu 12 Eylüle de direnmiş, 12 Eylülde bir başkanı cezaevinde kanser hastalığına yakalanmış, tarihi onurlu sayfalarla dolu, devrimci, demokrat bir barodur. Şimdi…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bravo ona, alkışlarız. Kıbrıs’a gel, Kıbrıs’a!

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Yassıada’da avukat talebine olumsuz cevap vermiş bir baro. (CHP sıralarından gürültüler)

TUFAN KÖSE (Devamla) – Sen Sivas davasının avukatı mıydın? Sen Sivas davasının avukatıydın değil mi sen?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yalan söylüyorsunuz! Yalan söylüyorsunuz!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Sivas davasının avukatıydın değil mi sen? Milletvekilliğiyle ödüllendirdiler. Şimdi, ama…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Olumsuz cevap vermiştir. Burada Komisyon üyesi arkadaşlarımız var.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, bir saniye, bir saniye…

BAŞKAN – Lütfen dinleyelim, lütfen.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen dinleyelim, lütfen.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bizler tabii edepli insanlarız, saygılı insanlarız, hakikaten onurlu, namuslu, başları dik insanlarız.

Dün burada konuşmasında diyor ki: “Ama benim hukukçuluğumu tartacak olan adam…” Ya, sen küfür etmeye gelmişsin buraya. Senin demokratlığını tartışmayacağız, hukukçuluğunu tartışmayacağız, neyi tartışacağız biz? Geliyorsun, burada, İstanbul Barosuyla ilgili işaret fişeğini çakmışsın, İstanbul Barosunun seçilmiş yönetimine darbe yapmaya çalışıyorsun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Cevap ver.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Neye cevap vereyim?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Davaya cevap ver.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Davaya cevap vereyim hemen. Bak, davaya hemen cevap vereyim ben sana.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Daha önce on defa dedim, bu kanun yanlış diyorum. Örnek getirsene!

TUFAN KÖSE (Devamla) – “Bir davada taraflardan birinin veya birkaçının veya sanıkların veya davaya katılan mağdurların hakkını savunanlar, bunun için baskı yapanlar.” diyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bu kanun yanlış, değiştirelim… Bunu niye demiyorsun?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bu baskıyı yapan senin Adalet Bakanındır, senin Başbakanındır.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Başbakanın ne alakası var!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Senin Adalet Bakanındır, senin Başbakanındır.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Nereden biliyorsun! Nereden biliyorsun!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Biliyorum. Zaman olsa da sana anlatsam keşke Ayşe Nur Hanım, keşke anlatsam.

Bakın, sen işaret fişeğini çaktın, büyük ihtimalle de bu komplonun içerisindesin sen.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kenan Evren “AKP’yle gurur duyuyorum, boynuz kulağı geçti.” diyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bakar mısınız?

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben İstanbul Barosunun üyesiyim.

BAŞKAN – Evet.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biraz önceki hatip baromuza hakaret etmiştir ve bu hakaretten dolayı izin verirseniz konuşmak isterim.

BAŞKAN – Müsaade ederseniz, arkadaşımız cevap verdi, dün de tartışıldı, İstanbul Barosundan da arkadaşlar karşılıklı fikirlerini söylediler.

Sayın Tanal, müsaade ederseniz devam edelim efendim.

Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu benim üyesi olduğum baroya yapılan bir hakarettir.

BAŞKAN – Burada başka üyeler de var. Her birine söz verirsek mümkün değil. Sayın Tanal, tartışıldı dün, rica ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, ben sizin bu taraflı tutumunuzdan dolayı 63’üncü maddeye göre usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Usul tartışmasını sonra açarsınız.

BDP Grup önerisi üzerinde son konuşmacı Sayın Recep Özel, aleyhinde olmak üzere.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin ve ağır hastalıkları bulunan tutuklu ve hükümlülerin tahliye ve tedavi edilmeme hususlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin aynı konuda salı günü de bir Meclis araştırması açılmasıyla ilgili 20 Ekim 2011 tarihinde vermiş oldukları araştırma önergesi de aynı şekilde bugün yine geldi. O gün burada detaylı bir şekilde konuşmayı yapmıştık, biraz önceki arkadaşım da aynı konuda konuştu, ben aynı şeyleri de söylemek istemiyorum. Yalnız, en son burada çıkan tartışmada bu İstanbul Barosuyla ilgili meselede AK PARTİ olarak biz ne o tarafındayız, ne bu tarafındayız. Savunmayı savunma adına gidilmiş olan bir mahkemede baro başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin bir fiil işlemesinden kaynaklanan, savcının ve mahkeme heyetinin tutmuş olduğu bir tutanak ve daha sonra savcının dava açması neticesinde, Avukatlık Kanunu gereği “İki yılın üstündeki açılan bir davada baro yönetim kurulu üye düşer.” diye bir hüküm olduğu… Bu hüküm yanlış bir hükümdür. Beraatı zimmet asıldır. Bir kişi mahkûm olana kadar suçlu olarak ilan edilemez, herhangi bir görevinden de alınamaz. Mahkûm olduktan sonra seçilme yeterliliği olabilir ama elimizdeki kanun bu. Onun için, bu kanunun uygulamasını hatırlatmak anlamında arkadaşımızın gündeme getirmesinden kaynaklı, AK PARTİ olarak ne o tarafında ne bu tarafında ne darbeci… (CHP sıralarından gürültüler)

Kardeşim, savunmanın hakkını savunmaya giden kişilerin de suç işleme özgürlüğü yok. Gidip, usulü dairesinde haklarını savunabilir çünkü mahkeme başkanı da orada “Evet, siz İstanbul Barosuna kayıtlı olan avukatların hakkını savunmaya buraya geldiniz...” Söz hakkı vermiş ama onlar usulü dairesinde bunu yerine getirmeyip…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Özel, darbecisiniz, darbeci… Kenan Evren “Gurur duyuyorum, boynuz kulağı geçti.” diyor.

RECEP ÖZEL (Devamla) – …suç işledikleri iddia edilen bir tutanakla suç duyurusunda bulunmuş ve bu dava açılmış. Şimdi, bu davanın açılmasında, bu şikâyette, bu tutanaklarda hiçbirinde AK PARTİ'nin hiçbir mensubu yok. Baro yönetim kurulu üyeleri, baro başkanı gidip usul dairesinde, keşke suç işlemeden, işledikleri iddia edilen suçu yapmadan bu haklarını savunabilmiş olsalardı. Hiç kimse istemez; 10 bin küsur tane oy almış, baro seçimleri daha yeni yapılmış -kimsenin aklına gelmez- “Biz bunları başka yöntemlerle devirip yerine geçip…” Öyle hiç kimsenin haddi de değildir, hakkı da değildir ama bu yasal düzenlemeyi, yanlış olan Avukatlık Kanunu’ndaki bu düzenlemeyi, gelin, birlikte düzeltelim diyoruz. O anlamda biz bunu buraya getirdik. Hiçbir zaman darbeci AK PARTİ olmamıştır; darbelerle mücadele eden, darbecileri sorgulayan, dik duran da AK PARTİ olmuştur. Bu konuda bize söyleyebileceğiniz en ufak bir cümle yoktur.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Mahkeme misiniz siz, sorguluyorsunuz?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisinin aleyhinde olduğumuzu bildiriyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın yani yine aynı hatip, yine… İstanbul Barosunun ben üyesiyim yani İstanbul Barosuna bu kadar hakaret ediyor. Lütfen, sizden istirham ediyorum…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım…

Bir saniye Sayın Tanal… Dün de tartışıldı, bugün de ama bu işimizi yürütmeliyiz, arkadaşlar cevap verdi. Peki, size iki dakika vereyim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen, tekrar bir tartışmaya meydan vermeyin.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Isparta Milletvekili Recep Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İstanbul Barosu ne istemiştir? İstanbul Barosu adil yargılamayı istemiştir; İstanbul Barosu silahların eşitliği ilkesini istemiştir; İstanbul Barosu hak, hukuk, adalet istemiştir.

AHMET YENİ (Samsun) – Ne silahı ya!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne silahı ya, ne silahı!

AHMET YENİ (Samsun) – Ne silahı ya!

Sayın Başkan…

Bırak silahı.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Silahların eşitliğini -sizin gibi hukuk bilgisi olmayan- cahil insanlar bilir.

AHMET YENİ (Samsun) – Cahil sizsiniz be! Silahları konuşuyorsun bir de utanmadan.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Silahların eşitlik ilkesi şu demektir: Silahların eşitlik ilkesi, savcıya, hâkime verilen yetki, araç, gereç neyse avukata da aynı yetkiyi verin demektir. Bunu bilmiyorsanız sizi kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Vay anasına be! Bravo!

MAHMUT TANAL (Devamla) – İki: Değerli milletvekilleri, İstanbul Barosu adalet istediği için yargılanıyor.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hangi baro adalet istemiyor ki?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Hikâyesi nedir biliyor musunuz? Hikâyesi şudur: Soruşturmayı açan savcı bir yıl dosyayı elinde tuttuktan sonra izne ayrılıyor Silivri Başsavcısı dosyayı acilen ondan alıp dosyayı yeni bir savcıya veriyor, acilen dava açıyor. Dava nereye düştü biliyor musunuz? Bu davadaki hâkim, başsavcının eşidir. İddianameyi zorla açtıran başsavcıdır, yargılamayı yapacak olan eşidir. İstanbul Barosuna siz özel bir aile mahkemesi kurdunuz, sizin adaletiniz budur.

Biraz önce Çankırı Baro Başkanı dedi ki: “Yassıada’ya avukat verilmedi.” Yazıklar olsun, bir Baro Başkanı bunu söylüyor.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Resmî belgeyle söylüyorum onu ben.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Nur içerisinde yatsın Apaydın, nur içerisinde yatsın Apaydın. Apaydın, İstanbul Barosunun onurlu bir Başkanıydı. Bakın, düşüncesine karşı olduğu hâlde Apaydın’ın avukatı… Yassıada’da avukatlık yapmıştır Apaydın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Çağdaş Hukukçular, nerede adaletsizlik varsa nerede usulsüzlük varsa onun da savunmalarını yapıyorlardır.

BAŞKAN – Sayın Tanal… Teşekkür ediyorum Sayın Tanal, lütfen…

MAHMUT TANAL (Devamla) - İnanın, eğer hakkınızda dava açılırsa, siz bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalırsanız sizi yine savunacak olanlar Çağdaş Hukukçulardır, Cumhuriyet Halk Partililerdir, bizleriz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Burada keselim.

Efendim, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, sadece açıklama…

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz…

BAŞKAN – Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçmeden önce beş dakika ara veriyorum efendim.

                                                                               Kapanma Saati: 16.03

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin ve ağır hastalıkları bulunan tutuklu ve hükümlülerin tahliye ve tedavi edilmeme hususlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14/2/2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı istenmişti.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, elektronik cihazla oylama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum, oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.18

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde değişiklik yapılmasına dair İç Tüzük teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 Milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde teklifin maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi, 1’inci maddeyi okutuyorum:

 

YERALTI SULARI HAKKINDA KANUN İLE KAMULAŞTIRMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 16/12/1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemleri kurulmadan kullanma belgesi verilemez. Ölçüm sistemlerinin kurulmasını lüzumlu kılacak yeraltı suyunun; kullanım maksadı, miktarı, havza sınırı ve diğer hususlar Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca tespit edilir. Bakanlar Kurulunca tespit edilen hususlara ilişkin uygulama usul ve esasları ile ölçüm sistemine dair hususlar yönetmelikle belirlenir. Su ölçüm sisteminin kurulmasına dair süre Bakanlar Kurulu Kararıyla uzatılabilir"

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına birinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Yılmaz, buyurun.

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 410 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye su açısından zengin bir ülke değildir. İklim olarak yarı kurak ilklim bölgesindeyiz. Türkiye yılda ortalama 642 milimetre yağış alıyor. Bu yağış fazla bir yağış olmadığı gibi bölgelere göre dağılımı da çok faklıdır. Örneğin, Rize ilimize yılda ortalama 2.500 milimetre yağış düşerken Konya ve Karaman gibi İç Anadolu Bölgemizdeki illerin ortalama aldığı yağış 250 milimetre civarındadır.

Ülkemizde yoğun bir şekilde yer altı suyu kullanılıyor. Yer altı suyu rezervi, genelde sanayi ve tarımda sulama suyu olarak kullanılıyor ve yoğun bir şekilde kullanılmaya devam ediyor. Eğer, bu suları plansız kullanırsanız yani beslenen miktardan fazla çekersek su seviyesi gitgide düşmeye başlar. Eğer, yılda, akiferi besleyen miktardan fazla su çekerseniz ister istemez yer altı su seviyesi düşecektir. Nitekim, Konya ve Karaman gibi illerimiz başta olmak üzere, çeşitli yörelerde yer altı su seviyesi on -on beş yıl önce 20-30 metre derinlikteyken şu anda 100-150 metre derinlere inmiştir. Bu hususlar ülkemizin gerçekleridir.

Su zengini olmayan Türkiye’de yer altı sularının denetim altına alınmasına yönelik her girişim kıymetli ve önemlidir.

Bu anlamda, suyun çok iyi yönetilmesi gerekmektedir ve yer altı sularının hesapsız kullanımının önüne geçilmesi gelecek kuşaklara bırakacağımız önemli bir miras olacaktır. Hükûmet bu gerekçelerle Türkiye'nin içinde bulunduğu şartları unutarak 2011 yılında yer altı sularıyla alakalı olarak 167 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikle 10 metrenin altındaki bütün kuyulara sayaç takma zorunluluğu getirmiştir. Bu yasayla, 25/2/2013 tarihine kadar sayaç takılması zorunluluğu getirilmiş, takılmayan kuyuların kapatılması ve belgelerin iptali yasal zorunluluk hâline gelmiştir. Fakat süreç içinde bunun uygulanabilir olmadığı görülmüştür.

Devlet Su İşleri bölge müdürlükleri tarafından çiftçilere duyurulmaya başlayınca, zaten geçim sıkıntısı ve borç batağı içinde olan çiftçimiz, uygulamaya çok sert tepki göstermiştir ve bu tepkiler karşısında, özellikle, önümüzdeki yerel seçimleri de hesap ederek iki yıl önce çıkardığınız ve 25/2/2013 tarihine kadar uygulama zorunluluğu getirdiğiniz kuyulara su saati takma işini ötelemek üzere 410 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni getirdiniz. Hâlbuki getirdiğiniz bu teklifle, bu yasayla çiftçiye tuzak kurulmaktadır, sanki süre üç yıl uzatılıyormuş gibi görüntü verilmektedir. Üç yıllık süre Devlet Su İşlerine verilmektedir. Çiftçi bir yıl içinde ya sayacı taktıracak ya da Devlet Su İşlerine, taktırmak için başvuracaktır. Devlet Su İşlerine başvurunca yüzde 25 daha fazla ödeme yapacaktır.

Sayın Bakan niye çiftçi yaparsa bir yıl süre veriyorsunuz da, Devlet Su İşleri yaparsa üç yıl süre tanıyorsunuz? Ayrıca, çiftçiden sayaç bedeli niye yüzde 25 fazlasıyla alınıyor? Yani bugün tefeciler bile yüzde 25 rakamını uygulamıyor, siz tefecilerden daha mı vicdansızsınız?

AKP Hükûmetinde hiç izan, insaf, vicdan ve merhamet kalmamıştır. Çiftçinin iflahını kesmiş, şimdi de suyunu kesmeye çalışmaktadır. Hangi bitkiyi ekerse eksin 1 dekara 200 ton suyun yetmesi mümkün değildir, bu kadar suyla ürünler tarlada kalır. AKP Hükûmeti çiftçiye açıkça “Tarlanı ekmeyeceksin.” diyor. Çiftçi zaten geçinemiyor, zar zor ayakta duruyor, Hükûmet çiftçide takat bırakmamıştır.

Sayın Bakan, amacınız bu ülkede tarımı ve çiftçiyi bitirmek midir? İktidarınız süresince uygulanan yanlış politikalar nedeniyle, çiftçi, tarihinin en kötü dönemini yaşamaktadır. Türk çiftçisi dünyanın en pahalı mazotunu ve gübresini kullanıyor, ağır girdi maliyetleri altında eziliyor, artık, üretim yapamaz hâle gelmiştir. Çiftçimiz ya da çocukları şehirde taşeron firmada iş bulma çabasına girmiştir.

Geçen gün Adana’da bir çiftçimiz, hacizlerden ve borçlardan bunalıma girerek engelli kızını ve karısını öldürdükten sonra intihar etmiştir. Bunun sorumlusu kimdir Sayın Bakan?

Çiftçilerimiz “On yıldır buğdayı, pamuğu, mısırı, kirazı neredeyse aynı fiyattan satıyoruz ama mazotun, gübrenin, ilacın, tohumun fiyatı 4-5 kat arttı, bizim hâlimiz ne olacak?” diye soruyor. Biraz önce, Tarım Bakanı çıkıyor, çiftçinin durumunun iyiliğinden bahsediyor.

Burada bir örnek vereceğim. Bakın, kiraz Kamışlı’da, Pozantı’da, Aladağ’da, Feke’de, Saimbeyli’de, Senirkent’te, Uluborlu’da 2002 yılında mazot 1 lirayken 3 lira ediyordu, bugün mazot olmuş 4,5 lira; kiraz yine 3 lira, 4 lira civarında. Bu mudur çiftçinin iyi durumu? Buradan çıkıp reklam yapmak, şov yapmak ancak sizin tarım politikanızın anlayışıdır. Kirazda olan bu durum buğdayda, mısırda, soyada, şeker pancarında aynı şartları taşımaktadır. Çiftçi ve köylü parasızlıktan traktöre mazot koyamıyor ama siz gemilere, yatlara 1,5 milyona ucuz mazot verirken niye çiftçiye 3 kat fazla fiyata, 4,5 Türk lirasına satıyorsunuz?

Çiftçimizin kredi borçları da her yıl katlanarak artmaktadır. Tarım Bakanı “Çiftçilerin kredi borçları 42 kat arttı.” diye övünüyor. Çiftçiler borcunu ödeyebilmek için tarlasını, traktörünü satmak zorunda kalıyor ama Tarım Bakanı “Fransa’dan tarım nişanı aldım.” diye övünüyor.

Ey Tarım Bakanı, gel, burada nutuk atmaktan ziyade, Çukurova’da Türk çiftçisinden bu nişanı al da o zaman biz de sizi tebrik edelim, Fransız çiftçisinden aldığın nişan Türk çiftçisini kurtarmıyor.

Türkiye’de çiftçi olmak, üretici olmak çok zor; hem dünyanın en pahalı girdileriyle üretim yapacaksın hem ürettiğini yıllarca aynı fiyata satacaksın. Bütün bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi, ürettiğin için seni takdir etmelerini beklemek yerine ithalatla, şimdi de suyunu kesmek isteyenlerle mücadele edeceksin. Terörle mücadelede çiftçinin, köylünün, fakir fukaranın çocukları şehit olacak, sen gideceksin teröristbaşı bebek katiliyle pazarlık yapacaksın, onun şartlarını iyileştirmek için, jimnastik salonu kurmak için, televizyon almak için bu fakir fukaranın parasını bebek katiline harcama cüretini göstereceksin. Fakir fukara, garip gureba edebiyatıyla oyları alacaksın, ama ülkenin kaynaklarını yabancılara, yandaşlara peşkeş çekeceksin, sıkışınca da “Yüzde 50 oy alıyorum.” diyeceksin. Ama unutmayın ki bu mazlum milletin ahı yerde kalmaz, size öyle bir ders verir ki bırakın yüzde 50’yi, yüzde 5’i veya yüzde 1’i bile vermeyerek kör kuyuya öyle bir hapseder ki bir daha gün yüzü göremezsiniz, onun için bir an önce çiftçi ve köylüyü perişan eden politikalarınızdan vazgeçin.

Şimdi, bütün çiftçilerimiz bu sıkıntıları çekerken, suyla ilgili alınması gereken tedbirler varken, her şeyi bıraktık gariban çiftçimizin, gariban köylümüzün, yok saydığımız çiftçimizin, köylümüzün üç kuruşluk kuyularından su parası almak için yasa teklifi getiriyorsunuz. Hâlbuki Sayın Bakan, siz yıllarca İSKİ’de genel müdürlük yaptınız, Devlet Su İşlerinde genel müdürlük yaptınız, altı yıldır, altı buçuk yıldır da bu bakanlığı yürütüyorsunuz, eğer doğru politikalar uygularsanız, Türkiye'nin su politikasını doğru yönetirseniz, çiftçinin, köylünün cebindeki paraya el atmadan bu şartları düzeltebilirsiniz.

Bununla ilgili alınması gereken acil tedbirler vardır, bunları almadan kuyulara saat takmayla bu işi çözeceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Yanıldığınız nereden ortaya çıktı? İki yıl önce çıkardığınız yasayı bugün düzeltme gereğini hissettiniz. Bugün 500 bine yakın kuyudan ancak yüzde 5’inin müracaat ettiğini siz söylüyorsunuz, demek ki yaptığınız uygulamalar yanlış, bu yanlışta ısrar etmeyin. Çiftçi zaten perişan hâlde, köylü perişan hâlde. Oya geldiği zaman fakir fukara, garip gureba, benim köylüm diyeceksiniz, ama her fırsatta köylünün sırtına yükleneceksiniz. Bu adaletsizliği bu millet size mutlaka soracaktır.

Sayın Bakan, şimdi buradan size almanız gereken önlemleri sıralıyorum, lütfen bunları yapın, bırakın köylünün, çiftçinin üç kuruşluk kuyusuna saat takmayı da önce Türkiye'de yapılması gereken işleri bakanlıklar arasında iş birliği yaparak yapın.

Önce arazi toplulaştırma çalışmaları yapılmadan, mevcut sulama sistemlerinin modernizasyonu yapılmadan bu uygulamaya geçmek Türk çiftçisine bir zulümdür. Devletimizin bu uygulamaya geçmeden, süratle sulama yatırımlarını tamamlaması gerekiyor. Hâlen Çukurova gibi dünyanın en mümbit topraklarının yüzde 40’ının sulanamadığı… Yine ülkemizin en verimli arazilerinden Amik Ovası, ya yeterli su alamadığından sulanamamakta ya da su altında kalmaktadır. Tahıl ambarımız Konya Ovası su sıkıntısı çekmektedir. Buna benzer birçok havzamız benzer sulama problemleriyle karşı karşıyadır.

Yine Bakanlık, bundan sonra yapılacak bütün projelerde, az suyla çok alanın sulanacağı “kapalı sistem” yani yağmurlama ve damlama sulamayı esas almalıdır. Ayrıca, sulama şebekelerinin kurak bölgelerden başlayarak modernize edilmesi yani kapalı sisteme geçilmesi sağlanmalıdır. Devletin yapması gereken bu tür çalışmalar yapılmadan bu kanunun uygulanması mümkün değildir. Geçimini tarımdan sağlayan ve borç sarmalı içindeki çiftçilerimiz için getirilen bu düzenlemenin sorunlar yaratacağı çok açıktır.

Bu düzenlemenin tekrar gözden geçirilmesi dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Özgür Özel, Manisa Milletvekili.

Sayın Özel buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Yeraltı Suları Hakkındaki Kanun ile Kamulaştırma Kanunu’nda değişiklik yapılması hakkındaki kanun teklifleri üzerine söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, bugün ne yapmaya çalışıyoruz onun altını bir çizmek gerekirse: Bugün, 7 Şubat 2011 günü bu Mecliste görüşülen, 25 Şubat 2011’de yasalaşan ve çiftçilerimizin korkulu rüyası hâline gelmiş bir meseleyi hem de o gün muhalefet partisinin bütün uyarılarına rağmen inat edilerek çıkarılmış bir kanunun yarattığı olumsuz etkileri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. O gün, sağlıksız bir doğum yapmış Parlamento, şimdi onu düzeltmeye çalışıyoruz.

İyi bir yasama, kaliteli bir yasama sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi gibidir. Bu Parlamentonun biraz önce yanında oturduğum tek kadın doğum uzmanı milletvekili Nurettin Demir’le zaman zaman bunu konuşuruz. Sağlıklı bir bebek için önce iyi bir doğum öncesi dönem, daha sonra başarılı bir doğum süreci, ardından da kaliteli bir yenidoğan bakımı gerekir. Bunu bir yasanın çıkmasına adapte edecek olursak, bir komisyon sürecini doğum öncesi dönem gibi değerlendirebiliriz. Komisyonda yeterince müzakere, meslek örgütlerinin yeterli katkısı, sivil toplumun katkısı, yeterince ve zaman baskısı olmadan yapılacak görüşmeler ve muhalefetin yaptığı katkılar ve önergelerle iyi bir şekilde yasanın hazırlanması. Başarılı doğum sürecini, bu Genel Kurulda yapılacak olan yeterli müzakerelerle, ehil ellerde ve toplumun tüm kesimlerinden gelen uyarıların dikkate alındığı iyi bir müzakere ortamı olarak ve doğum sonrası kaliteli bir yenidoğan bakımını da, ikincil mevzuat çalışmaları yani yönetmelik, tebliğ ve genelgeler olarak değerlendirmek lazım.

Ama biz bugün bunları konuşuyorken, dönüp baktığımızda 7 Şubat gününe, o gün Meclis bu süreçlerin hiçbirisini yaşamamış. Neden? “Torba kanun” denen AKP icadı bir yöntemle mesafe almışız. Komisyonsuz, müzakeresiz, sivil toplumsuz, muhalefeti dinlemeden o gün yasama yapmışsınız yine. İktidar partisine yapılan en önemli eleştiri, yasamadaki özensizlik ve bu acelecilik zaten. O gün öyle yaptığınız zaman, aynı vitaminsiz, yanlış ilaçların kullanıldığı, aceleye gelmiş kötü bir doğum ve doğum sonrası kötü bir süreçle ortaya çıkan bir meseleden bahsediyoruz. Buna tıp âleminde “teratojen” diyorlar yani bir canavar doğurma, evet. Veya Başbakanın deyimiyle, sizlerin anlayacağı deyimle bir “ucube” ortaya çıkarmışsınız 7 Şubat günü çıkardığımız torba kanunla. Şimdi o ucubeden kurtulmaya çalışıyoruz.

Neymiş o? Herkes “5 Şubatta yayımlandı.” diyor da 7 Şubatta buradan geçmiş. O 7 Şubat tutanaklarına bir dönün, bakın. Şu kadar, kısaca söyleyeyim; Tacidar Seyhan, partimizin Adana Milletvekili      -kulakları çınlasın- diyor ki: “Bu kanun böyle geçerse sanayi kuruluşlarının yapmış olduğu yer altı sularını çekme ve pazarlama işini durduramazsınız.” Dinlemiyorsunuz. “Havza planlaması yapmadan olmaz bunlar.” demiş, dinlememişsiniz. Tacidar Seyhan demiş ki: “Bu kanun çöp olur gider böyle çıkarsa, gelir kendiniz değiştirirsiniz. Yer altı sularını etkin kullanmak için eğer düzenleyecekseniz yer altı sularını düzenleyin, destek verelim. Böyle ucube bir iş yapmayın.” O gün Tacidar Bey -kulakları çınlasın- ne dediyse dün AKP adına konuşan sevgili Ali kardeşim onları söyledi. İşte, muhalefetten katkı almazsanız dönüp dolaşıp geleceğiniz yer budur. Cumhuriyet Halk Partisinin yapıcı muhalefet örneği, 2011 Şubatta Parlamento grubunda neyse bugün de budur. Sizin “ben bilirim”ci anlayışınızın vardığı nokta da bugün de açıkça ortadadır. O gün de “Ben bilirim.” demişsiniz, kimseyi dinlememiş, zorla yasayı geçirmişsiniz. Şimdi düzeltmeye uğraşıyoruz. Acaba düzeltiyor muyuz?

Manisa bir tarım kenti. Gün yaklaştıkça tüm çifçilerin uykuları kaçtı. Telefonların ardı arkası kesilmedi. “Bu taahhüdü imzalarsam diğer taahhüt ihlal cezaları gibi, hapse girer miyim?” diye soran da var -çünkü DSİ taahhütname istiyor şubat sonuna kadar- “Taahhütnameyi imzalamazsam kuyum mühürlenecekmiş.” diye telefonda ağlayan da var. Böyle bir süreci hep beraber yaşadık. Çiftçinin zaten canı burnunda. 2.500 lira parasını sen ver, aleti taktır, 1.500 lira diğer masraflar; yok zamanda 4 bin lira istiyorsunuz. “Çalınırsa bir daha taktırılacak.” diyorsunuz. Ovalarda trafo kalmadı. Önce trafoların 8 litre yağını çalıp satıyorlardı, şimdi ovada trafo kalmadı. Siz “2,5 milyarlık şeyi taktır, çalınırsa bir daha yap.” diyorsunuz. İnsaf demekten başka bir şey gelmiyor.

Tabii, köylüler ayağa kalkınca, ben bu konuda bir kanun teklifi verince, önünüzde 3 tane seçim olunca bir paniktir başladı. Her gittiğimiz köyde bu konuşuluyordu. Manisa milletvekili olarak ben kanun teklifi sundum. Milletvekilimiz çok saygın bir kişidir, çok severiz ama iktidar partisi milletvekili. Kanun, Komisyonda görüşülmeden dört gün önce, su kuyularına cihaz taktırma zorunluluğu üç yıl uzatıldı. İfadelerini okumayayım ama Orman ve Su İşleri Bakanımızla görüştüm, “Süreyi üç yıl uzattık.” diyor ve Manisa basınında bunu böyle haber servis ediyor. Sırf bu değil, Sayın Tarım Komisyonu Başkanı da, Tarım Komisyonunun bitişiğinde bir değerli Bursa milletvekiline “Daha komisyonda görüşülmeden bütün muhtarlara mesaj çekmişsin ‘Süre uzatılıyor.’ diye. Oldu mu böyle?” diye sitem ediyordu, aynı partinin Tarım Komisyonu üyesi. Bunun gerçekten Parlamentoya saygıyla, millî iradeye saygıyla, siyasi etikle bağdaşır bir tarafı yok, bunu açıkça ortaya koymak lazım.

Peki, üç yıl mı uzatıldı? Kendi tekliflerinden haberleri yok. Oysaki bir yıl uzatma var, daha sonra da Bakanlar Kuruluna yetki veriyorlar ama diyor ki:”Üç yıl uzatıyoruz.” Neden? Hiç gelmemiş ki komisyona. Burada söylüyorum: Manisa milletvekillerinden, iktidar milletvekillerinden bir tanesi gelmedi komisyona. Oflu Hoca’nın dediği gibi, diyor ya Hoca: “Ya biraz camiye gelin.” diyor “Camiye.” Ölünce geleceksin musalla taşına. Ondan sonra “Nasıl bilirdiniz?” “Nasıl bilelim, görmedik ki adamı.” diyor. Komisyonda görmedik ki adamı bilsin kendi partisi neyi öneriyor. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Ama Manisa’daki çok değerli çiftçilerimize buradan sesleniyorum, lütfen şuna dikkat edin: Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de kanun teklifi verdik, iktidar partisi de kanun teklifi verdi. Bizim verdiğimiz kanun teklifinde diyoruz ki biz: “Bir: Bu saatleri zavallı çiftçimiz taktırmasın yok gününde ama o büyük fabrikalar -Bursa’nın yer altı, ova sularını çekiyor ya, İzmir’in ova sularını çekiyor ya, Manisa’nın, onlar- derhâl taktırsın ama bizimkilerin toplu hâlde alınsın; 12’li büyük saatler olsun; parasını Devlet Su İşleri ödesin.” AKP, Tarım Komisyonunda -birazdan benzer önergeleri burada göreceksiniz- eller havaya reddediyorlar. “Hayır, çiftçi taktırsın.” Cumhuriyet Halk Partisi diyor ki: “Bu saatleri DSİ taktırdığı gibi DSİ sigortalasın. Çalınırsa neme lazım, neremizden öderiz bu parayı?” İktidar partisi diyor ki:”Hayır, çalınırsa çiftçi yenisini taktırsın.”

Manisalı çiftçi amcalarım, ağabeylerim, dayılarım, teyzelerim; şunu açıkça söylüyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi diyor ki: “Bu saatler sadece istatistik amaçlı kullanılsın, senin doğru ürüne yönlendirilmen için kullanılsın, vahşi sulamacılık yerine doğru sulama yöntemleri için kullanılsın. Devlet sana yol göstersin, masrafına kendi katlansın.” Oylamaya sunuyoruz, AKP diyor ki, birazdan da diyecekler: “Hayır, bunlar yapılmasın.” Peki, ne diyor Adalet ve Kalkınma Partisi? ”Bunu şimdi bir yıl erteleyelim.” Başka? “Bakanlar Kuruluna iki yıl daha erteleme yetkisi verelim.”

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Seçim var seçim.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Başka? Bunu kimin takıp kimin takmayacağına Devlet Su İşleri karar versin. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi diyor ki: “Ey, köylü amcam, köylü dayım; biz diyoruz ki: ‘Çiftçiyi rahatlatalım.’, AKP diyor ki: ‘Biz önümüzdeki seçimleri atlatalım.’” (CHP sıralarından alkışlar)

Çok açık ve net bir şekilde şunu söylüyoruz: Bu kadar faydalı bir şeyse bu denetim, neden bir yıl sonra, iki yıla erteliyorsun? Çok açık ve net bir şey söylüyoruz: Hastanelerdeki taşeronlara girmek için bile; evine birazcık yakacak, kömür yardımı için bile, kışı geçirmek, çorbayı kaynatmak, fasulyeyi birazcık pişirmek için, yağ için, un için, fasulye için bile AKP’den, AKP’nin üyeliğinden yollar geçmeye başladı. Taşerona girmek için AKP üyeliği şart. Parti devlete doğru gidiyoruz. Şimdi de kimin kuyuya saat takıp, kimin suyuna saat takmayacağını söylemek demek, köy kahvesinde 2 tane kasketli amcamın arasına siyaset sokmak demektir.

Adalet ve Kalkınma Partisinin köylüyü hiçe sayan bu önergesinin, bu yönteminin tamamen karşısındayız. Çiftçiden yana önergelerle yüce milletin kürsüsündeyiz. Muhalefet partileri kendilerini ispat etti Komisyonda. Halep oradaysa, arşın burada; işte Manisa milletvekilleri, gözünüzün içine bakıyorum, çiftçiye Manisa’da verdiğiniz sözler doğruysa, hodri meydan, önergeye destek verin, iki sene sonra değil, hiçbir zaman çiftçi bunun parasını ödemesin. Seçimi atlatmayın, çiftçiyi rahatlatın, çiftçiyi!

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurun Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 410 sıra sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyadaki yer altı suları, hızla artan nüfusun öncelikle içme ve kullanma suyu ihtiyacını ve bununla birlikte tarımsal sulama ihtiyacını karşılamak üzere kullanılmaktadır. Ülkemiz için sosyoekonomik açıdan önem taşıyan yer altı suları, stratejik açıdan da büyük bir öneme sahiptir. Yer altı sularının kirlenmesi yüzey sularının kirlenmesini, yüzey sularının kirlenmesi ise yer altı sularının kirlenmesini sağlar. Zira, doğada yüzey suları ile yer altı sularının, her yerde doğrudan birbirleriyle ilişkili olmasa bile birçok yerde ve koşulda doğrudan ilişkili olduğu bir gerçektir.

Kanun teklifinin amacı ise, genel gerekçede de belirtildiği gibi, özellikle son yıllarda yaşanan yoğun ve kontrolsüz yer altı suyu kullanımı sonucunda oluşan seviye düşümlerini önlemek ve kuyulardan çekilen veya çekilecek yer altı suyunun ölçülebilir durumda olmasını sağlamaktır. Yer altı sularının kullanımının belli bir ölçüm dâhilinde yapılmasını, verimli kullanım açısından anlamlı buluyoruz ancak vatandaşlarını yer altı sularını kullanmak zorunda bırakan bir iktidar ile karşı karşıyayız.

Sulama kanalları olmadan tarım yapmak zorunda kalan çiftçilerimiz, maalesef, yüksek elektrik faturaları ödemek pahasına yer altı sularıyla tarımsal üretim yapmak zorunda kalmaktadırlar. Güneydoğunun büyük bir bölümü aynı dertten muzdariptir ancak seçim bölgem olan Mardin’den bir örnek vermek istiyorum: Mezopotamya’nın en verimli ovalarından biri olarak bilinen Kızıltepe Ovası’nda tarım işiyle uğraşan toplam 6.800 çiftçi bulunmaktadır. Bu ovada sulu tarım arazisi yaklaşık 750 bin dönümdür. GAP sulama kanalları henüz Kızıltepe Ovası’na kadar getirilmediği için, burada faaliyet gösteren çiftçilerimiz, her 100 dönüm tarım arazisinde yer altından çıkarılan su için yaklaşık 18 bin ila 20 bin TL elektrik faturası ödemektedirler. Oysa, Kızıltepe’ye komşu bir ilçe olan Ceylanpınar’daki sulama birliğine bağlı çiftçiler, aynı ölçülerdeki arazi için 800 TL ile 1.000 TL arasında değişen fiyatlarda elektrik faturası ödemektedirler. Kızıltepe’de çiftçiler fahiş fiyatlarda gelen elektrik borçlarını ödeyememekte ve elektrik borçları her geçen gün daha da artmaktadır. Burada yaşayan çiftçilerimiz, yer altı sularını kullanmanın zorluğunu ve verimsizliğini bildikleri hâlde, yüksek elektrik faturaları ödemek pahasına böyle bir yolu tercih etmek zorunda kalmaktadırlar. Eğer, öngörülen sulama birlikleri Kızıltepe’ye kavuşmuş olsaydı, çiftçilerimiz böyle bir mağduriyet yaşamamış olacaklardı. Ancak, başka bir alternatifleri olmadığı için çiftçilerimizin suçlanması büyük bir haksızlık olacaktır. Yapılması gereken, sulama kanallarının, ulaştırılması gereken yerlere ivedilikle yetiştirilmesidir.

2008’de başlatılan GAP Eylem Planı çerçevesinde 2009’da yapımına başlanan sulama kanalları henüz bitmiş değildir ve ortada verilen sözlerden başka bir şey de yoktur.

İçişleri Bakanımız Sayın Güler’in üç gün önce basına yansıyan sözlerinden, Kızıltepe Ovası’nın ihtiyacı olan sulama kanallarının tamamlanmasıyla yaklaşık 158 bin hektarlık bir alanın sulanacağını öğrendik. Bu, elbette sevindirici bir durum ancak Kızıltepe halkı müjde değil, icraat beklemektedir. Yıllardır fahiş fiyatlardan elektrik faturası ödemek zorunda kalan çiftçilerimiz, artık sabredemez duruma gelmiş, Kızıltepe’de tarımsal faaliyet âdeta durma noktasına gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin yer altı ve yer üstü sularının doğru ve bilinçli kullanımı, hepimize düşen görev ve sorumlulukların başında gelmektedir. Yer üstü sularımız -hepimizin malumu- irili ufaklı HES’lerle âdeta talan edilmektedir. Bizim temennimiz, çevre odaklı politikaların geliştirilmesi ve GAP Eylem Planı çerçevesinde verilen sözlerin bir an önce yerine getirilmesidir.

Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

1’inci madde üzerinde grupları adına konuşmalar tamamlanmıştır

Şahısları adına Sayın Muharrem Varlı, Adana Milletvekili.

Sayın Varlı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu yasa, Sayın Bakanın ve AKP sözcülerinin ifadesiyle, güya yer altı su kaynaklarını kontrol etmek, gelecek nesillere sağlıklı bir yer altı suyu bırakmak maksadıyla düzenlenen bir yasa. Ancak, biz tarımın hangi problemini çözdük ki, gelecek nesillere tarımla ilgili hangi geleceği bıraktık ki yer altı sularını doğru düzgün bırakalım. Yani, şimdi, adam sulama yapacak, 250 metreye sondaj vurmuş, buraya elektrik motoru takmış veya mazotlu motor takmış; buradan elektrik tüketerek, mazot tüketerek su çıkartıyor. Sanki bu su cazibeli çıkıyor da mı boşa akıtacak çiftçi? Orada bir sürü elektrik parası ödeyerek, mazot parası ödeyerek… Zaten mazot dünyanın parası, 4 milyon 200 bin liradan mazot kullanıyor çiftçi. Hangi parayla, hangi cesaretle bu suyu boşa akıtacak? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir mantık olabilir mi? Çiftçi kendisine lazım olduğu kadarını tüketiyor ama siz bu sayacı takacaksınız.

Dün ben size sordum Sayın Bakan, siz de buradan cevapladınız. Dedim ki: “Bu sayaçlar takıldıktan birkaç yıl sonra bu çiftçiden para alacak mısınız bu suyun karşılığında?” Siz de “Hayır, para almayı düşünmüyoruz.” dediniz. Bunlar tutanaklara geçti. Ama ben de şunu söylüyorum: Yerel seçimlerden sonra çıkaracağınız ilk yasayla, burada çiftçilerden bunun karşılığında para alınmasını koyacaksınız. Ben de bunu iddia ediyorum ama, inşallah, ben yanılırım. Siz çıkar dersiniz ki: “Ya, sen böyle demiştin ama biz bunu yapmadık.” Siz bu sayacı boşuna koymuyorsunuz. Bu sayacı, çiftçinin kullandığı suyu kontrol etmek için değil, o sudan para almak maksadıyla koyuyorsunuz.

Şimdi, peki, buna ne hakkınız var? Adam, dünyanın parasını vermiş, 250 metre sondaj kuyusu vurdurmuş, oradan su çıkartıyor; kendi parasını harcamış, kendisi emeğini karşılamış, tarlasını suluyor. Şeker pancarını sulayacak “Senin kullandığın su çok oldu, son suyu veremezsin.” şeker pancarı kurudu. Mısırı sulayacak “Senin kullandığın su yeter kardeşim, sulayamazsın.” mısır kurudu. Pamuğu sulayacak “Senin kullandığın su çok oldu, bundan sonrasını kullanamazsın.” pamuk kurudu. Ya, çiftçi zaten perişan, çiftçi zaten bitmiş, çiftçi alın terinin karşılığını alamıyor, çiftçi ektiğinden biçtiğinden para kazanamıyor. E, bir de gelmişsin böyle bir zulüm uygulayacaksın çiftçiye. Allah’tan reva mıdır bu ya? Yapmayın Allah’ınızı severseniz. Yani, gelin, çiftçinin problemlerini çözelim, çiftçinin sıkıntılarını çözelim; mazotu ucuzlatalım, gübreyi ucuzlatalım, gübreden KDV’yi kaldıralım. Altından, gümüşten KDV’yi kaldırdınız, süs eşyasından, makyaj malzemesinden KDV’yi kaldırdınız, niye gübreden kaldırmıyorsunuz? Benim sorunum değil diyemezsiniz, siz de bu Hükûmetin bir mensubusunuz Sayın Bakan. Ama bunlar geldiği zaman yok, çiftçinin sırtına yük yüklemek zamanı geldiği zaman her şeye varsınız. Böyle bir anlayış olabilir mi?

Ziraat Bankası kırk beş günden beri kredi vermiyor. Çiftçi borcunu yatırmış, Ziraat Bankasından geri kredi alacak, mazot alacak, gübre alacak, tohum alacak, ekim dikim zamanı geldi, mısır ekilecek, pamuk ekilecek, çiftçinin cebinde beş kuruş para yok, tefeciye düşüyor çiftçi ya. Gelin, bunu çözelim. Bakanlar Kurulu kararnamesini bir an önce Ziraat Bankası Genel Müdürlüğüne gönderin, Ziraat Bankası kredileri açsın, çiftçi parasını alsın, gitsin tohumunu alsın, mazotunu alsın, gübresini alsın. Yok, bunlara geldiğinde yok ama sıkıntıya geldiğinde, probleme geldiğinde çok.

Şimdi, buğday desteklemesi her sene yıl başında veriliyordu. E, şimdi, Şubatın bugün 14’ü, yarın 15’i yani ikinci ayın yarısı bulundu, hâlâ buğday desteklemesi ortada yok. Ama çiftçiden sağımlık inek gibi ha bire sağmaya devam ediyorsunuz. Çiftçiden aldığınız verginin onda 1’ini çiftçiye vermiyorsunuz, çiftçiden mazotun karşılığında aldığınız, başka KDV’lerle aldığınız verginin onda 1’ini çiftçiye vermiyorsunuz, buraya geliyorsunuz, “Efendim, biz çiftçiye şunu verdik, biz bunu verdik.” Ya, ne veriyorsunuz siz çiftçiye ya? Çiftçiyi öldürdünüz, çiftçiyi perişan ettiniz, çiftçi artık tarlasını ekmek istemiyor. Yani birçok insan, babasından, atasından, dedesinden kalan tarlayı utanma belası ekiyor. Ya, öyle bir ortama getirdiniz ki insanları, biçare hâle getirdiniz; perişan ettiniz, perişan. Biraz Allah’tan korkun, biraz vicdan sahibi olun. Bu çiftçiyi koruyalım. Çiftçi, üreten, bu ülkenin insanlarını doyuran ve bu ülkenin ihracatına katkıda bulunan insan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM VARLI (Devamla) - Ama, çiftçinin sorunlarını, problemlerini çözmek yerine, çiftçiye her gün yeni yükler yüklüyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Varlı.

Şahıslar adına ikinci konuşmacı Çankırı Milletvekili Sayın İdris Şahin.

Sayın Şahin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 410 sıra sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında söz almış isem de bir önceki birleşimde şahsım hakkında bir değerli meslektaşımın beyanlarına açıklık getirmek üzere huzurunuzda bulunduğumu ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hiçbir şekilde, demokrasiden, yargının tam bağımsızlığından ve silahların eşitliği ilkesinin özgün savunucusu olmaktan imtina eden bir kardeşiniz olarak huzurunuzda değilim; her zaman baroların bağımsızlığından, savunmanın bağımsızlığından ve yargıda adaletten, üstünlerin hukukundan değil hukukun üstünlüğünden yana tavır koyan bir avukat olarak bulunmaktayım.

Ancak, biraz önce konuşmalar esnasında farklı bir konuyu, burada, huzurunuzda değiştirip farklı bir noktaya getiren değerli meslektaşım, bizzat geçmişte yapmış olduğum Baro Başkanlığının ismini de kullanmak suretiyle “Yazıklar olsun.” diyerek şahsıma sataşmıştır. Şimdi “Yazıklar olsun.” diye bana atfettiği cümlelerin özünde niçin İstanbul Barosu hakkındaki görüş ve kanaatlerimi belirttiğimi size bizzat İstanbul Barosunun bir kararından okuyacağım ve takdiri öncelikle Genel Kuruldaki değerli milletvekili arkadaşlarıma, sonrasında da ekranları başında bizi izleyen aziz milletimize sunacağım.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Başkanım, sayaçları konuşacaktık, nereden çıktı baro ya?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Yönetim Kurulu kararı 31/5/1960 tarihli ve 1124 sayılı Karar; İstanbul Barosu Başkanlığının Kararı.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayaçları konuşacaktık, ekmeği konuşacaktık, suyu konuşacaktık.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) - Yağdır Mevla’m su.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Evet, arkadaşlar, bakın, kararın aynen muhteviyatını sizlere ifade ediyorum: “Sabık iktidarın zamanı idaresinde hukuka aykırı fiil ve hareketleri ika ve bunlara iştirak sebebiyle haklarında açılacak davalarda, maznun ve davalıların müdafiliğinin İstanbul Barosuna mensup avukatlar tarafından deruhte edilmemesine ve keyfiyetinin Türkiye barolarına temenni suretiyle teklifine, keyfiyetin umumi heyete arzına...”

Dikkat edin, ikinci fıkra çok daha enteresan. Özellikle, ikinci cumhuriyet sevdalılarının sözcülüğünü yapan İstanbul Barosunun ikinci fıkrası da şöyle: “İkinci cumhuriyet uğruna şehit düşenlerin aziz ruhlarına taziz ve şanlı ordusuna şükranlarımızı takdim maksadıyla 9/6/1960 günü saat dokuzda İstanbul Barosu Avukat Adliye Sarayında toplanıp üniversite bahçesinde yapılacak merasime cüppeli olarak iştirak edilmesine ve keyfiyetinin alakadar resmî makamâta arzına ittifakla karar verilmiştir.”

Evet, sizlere soruyorum: Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet üstüne ikinci bir cumhuriyet lafını ağzına yakıştıran İstanbul Barosunun 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonraki süreç içerisinde savunma adına takındığı tavır işte kendi kararlarıyla ortadadır.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Müflis bir tüccar gibisiniz. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Değerli meslektaşım, bakınız, bugünün İstanbul Barosu Başkanına ve yönetimine karşı söylediğim en ufak bir söz söz konusu değildir benim şahsımın. Kendileri seçilmişlerdir ve bir şekilde, soruşturmaları devam etmektedir. Dolayısıyla, haklarında dava yürüyen bir Yönetim Kuruluna ve Başkanına söyleyecek sözüm yoktur. Ancak, benim 1960 ihtilali sonrasındaki tavırlarını örnek gösterdiğimde…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kendini ne sanıyorsun sen? Çıkıp oradan bir şey diyorsun, İstanbul Barosunun karalamasını yapıyorsun. Yazıklar olsun!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – …burada kürsüye çıkıp da şahsıma “alçakça” gibi bir kelam kullanan bir meslektaşımı asla ve asla burada cevapsız bırakamam.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yazıklar olsun sana!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – İşte, sizin gerçek yüzünüz burada; kimi savunduğunuz kendi kararlarıyla, kendi yazılarıyla ortada.

Biz darbe ve muhtıraları araştırırken hep şunu söyledik: Kimden gelirse gelsin…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne ilgisi var?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - …kim söylerse söylesin demokrasiye uzanan en ufak elin karşısında AK PARTİ iktidarı olarak bulanacağımızı ifade ettik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve bizim her zaman duruşumuz milletin yanında olmakla geçmiştir. Milletin sözü, milletin sözcüsü olarak biz buradayız. Dolayısıyla, ikinci cumhuriyete şapka çıkartanları, burada şahsıma da hak etmediğim…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne ilgisi var? Yazıklar olsun size!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - …şekilde cevaplandırmak suretiyle cevap vermiş olmanızı…  Sizi, Dünya Sevgililer Günü nedeniyle, değerli ve bir hemşehrim ve meslektaşım olan hanımefendiye havale ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hatip beni kastederek…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Seni kastetmedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …konuşmasında beni aynı zamanda tarif ederek hakaret etmiştir.

BAŞKAN – İsim söylemedi ki.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 69’a göre söz istiyorum. Aynı zamanda üyesi bulunduğum İstanbul Barosuna hakaret etti, bir de bu açıdan…

BAŞKAN – Peki.

Buyurun, iki dakika.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşma yok.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum. Bütün darbelerden…

BAŞKAN – Buna girme sen ya, bırak.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bitirsin, sonra…

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir avukat, bir insan… Yıl 2013; 1960 yılına gitmesi, bilinçli, kasıtlı olarak birilerini aşındırtma, kötü göstertme ve hukuksal kimliğinden uzaklaşarak tamamen siyasi bir kimlikle bir söylemde bulunması bir hukukçunun sarf edeceği bir hadise değil. Hukukçuların dünyanın her yerinde doğrudan ayrılmaması lazım, gerçekler ne ise onu söylemesi lazım. İstanbul Barosunun Değerli Başkanı Burhan Apaydın, Adil Orhan Apaydın Yassıada davalarını savunmuştur. O dönem, sizin devamınız olanlar neredeydi? Savunmuyorlardı. Yine işi solcular savundu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Yanlış yerde savundu.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yine solcular savundu; hak savunucuları savundu, adalet savunucuları savundu. Bu anlamda söyledikleriniz doğru değil.

İki: İstanbul Barosu, cumhuriyetin kurucu iradesi, kurucu felsefesi neyse, cumhuriyetin kurucu felsefesinin, kurucu iradesinin savunucusudur. İstanbul Barosu… Gayet rahat, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda hâkimin reddi kurumu vardır; savcının reddi kurumu yoktur. Ancak, savcı izne çıkmışsa,  tutukluluk ve acil işleri gerektiren işler dışında bekleyen evraka bakmaması lazım. Neden o evrak alındı, bir başka savcıya verildi, dava açıldı? Neden bu dava bir başsavcının eşine havale edildi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) - Bunun takdirini yüce Türk milletine bırakıyorum.

Biz özellikle İstanbul Barosunun… Adalet varsa, hukuk varsa bu dava geri tepecek ama eğer, tabii, bu aile mahkemesi buna ilişkin kurulmadıysa da gerçekleri göreceğiz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın hatip darbelerle ilgili konuşma yaparken yani tutanaklara geçmesi gereken bir konuyu… Özellikle 2 Mart darbesi bu Parlamentoda yapıldı ve bu darbenin mağdurlarıyız. Bu konuda açıklama yapmak istiyorum. Bütün darbeleri araştırdığımızı söylüyorlar, oysaki bu konuda hiçbir araştırma yapmadıklarını Parlamentoyla paylaşmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Darbeleri Araştırma Komisyonunda 2 Mart sürecinin araştırılmadığına ilişkin açıklaması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce AKP Grubu adına burada konuşan arkadaşımız Darbeleri Araştırma Komisyonunda görev yaptığını ve bütün darbecileri ve o darbe dönemlerini araştırdıklarını söyledi. Oysaki bu Parlamentoda çok yakın bir tarihte bir darbe yapılmıştı. Siz 28 Şubatı araştırdınız. Şubat ve nisan arasında bir ay vardı, adı “mart” ayıydı. O mart ayında da, 2 Martta askerî ve sivil bir darbenin ortak mağdurlarıyız. Bakın, o kürsüde oturuyor, on küsur yıl cezaevinde kaldı; biz cezaevinde kaldık. Partimiz kapatıldı, birkaç partimiz kapatıldı ve bu parti o dönemin mağduruydu. Ama sorun Kürtler olunca siz görmemezlikten geldiniz. 2 Mart darbesinde, o dönemin Genel Başkanı, Başbakanı yani Çiller ve Doğan Güreş el ele vererek darbe yaptılar ve siz Darbeleri Araştırma Komisyonu olarak ne yazık ki 2 Mart darbesini araştırmadınız. Yani, bu da sizin ayıbınızdır. Tarih bunu böyle bilecek, halk böyle bilecek. Tutanaklara geçmesi için bunu söylüyoruz. Yani, çifte standartlar bizi demokrasiye götürmez, özgürlüklere götürmez. Bakın, 28 Şubat darbesinde sizden bir tek insan tutuklanmadı, 27 Nisanda da herhangi bir tutuklama, büyük bir mağduriyet olmadı ama biz sonuna kadar sizin bu süreci takip etmenizi istedik ve yanı başınızda yer aldık. Ama siz Araştırma Komisyonunda 2 Mart sürecini ne yazık ki es geçtiniz. Bunun hesabının er geç vereceksiniz.

Bir şey daha söyleyeyim: Çok böyle, İstanbul Barosunun demokratlığından bahsettiniz. Bakın, İstanbul Barosundan bir avukat, Yönetim Kurulundan bir avukat daha dördüncü yargı paketi çıkmadan çıkıp televizyonlarda karşı olduğunu söylüyor. Niye? Yine sorun Kürtler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Demokrat olduğu için, demokrat!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Aslında birbirinize çok benziyorsunuz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, özellikle Ergene Havzası Koruma Eylem Planı’yla ilgili belli çalışmalar yaptığınızı söylüyorsunuz ancak bu plan kapsamında yer alan bir çalışmanız var, o da şu anda kesinlikle içinde canlı yaşamayan, geçtiği yerlerdeki hayatı söndüren Ergene Nehri’ni boruların içine hapsederek Marmara Denizi’ne deşarj etmek istiyorsunuz. Bu sizin yaptığınız Ergene’yi temizlemek midir, yoksa Ergene’nin pisliğini halının altına süpürmek midir? Bunun Marmara Denizi’nde yaratacağı tahribatı, balık yaşantısına veyahut da Marmara’ya kıyısı bulunan diğer illere yaratacağı tahribatı düşündünüz mü? Siz bunu bir temizlik olarak değerlendiriyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Köprülü.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Anayasa’nın 44’üncü maddesi uyarınca, devletin toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek için su götürmesi gerekmiyor mu?

İki: Devletin su götürmediği il ve ilçelerimize vatandaşımız kendi imkânıyla su imkânı sağlamış ise vatandaş Hükûmetten alacaklı değil midir?

Üç: Kuyu sularından ücret alınmaması hâlinde devletin bir zararı var mıdır?

Dört: Kuyu sularının ücretli hâle getirilmesi tarımın verimli bir şekilde yapılmasına engel teşkil etmez mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, su ölçüm sisteminin kurulmasına dair süre bir yıl uzatılıyor 2’nci maddede ve DSİ kurarsa üç yıla kadar uzatılabiliyor. Ancak, 1’inci maddenin sonunda “Bu süre Bakanlar Kurulu kararıyla uzatılabilir.” diyor. Şimdi, bu çelişki nedendir? Bizden neyi gizlemek istiyorsunuz? Ne yapmak istiyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurt.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat ilinde ve ülkemiz genelinde sulama birliklerinden kaç tanesinin elektrik dairelerine, vergi dairelerine ne miktar borçları vardır? Bunların miktarı ne kadardır? Ayrıca, Tokat ili ve ülkemiz genelinde sulama birliklerine kaç çiftçi ne miktar borçludur? Bu borçlarını ödeyemeyenler için Hükûmet olarak yeni bir yapılanma çalışması var mıdır? Öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, küçük çiftçi için son derece sorunlu ve zor olan bu düzenleme, bu hazırlık, o hepimizin şikâyet ettiği, havzaları kurutan, gelecek kuşakların suyunu şimdiden çekip satan firmalar için zor bir şey değil. Bugün erteleme yaparken çiftçi için ertelemek, eyvallah, başımız üstüne, hep beraber yapalım ama bu dünya devi firmalar için erteleme neyin nesi? Bu konuda Hükûmetiniz ve Bakanlığınız nezdinde nasıl lobicilik faaliyetleri yürütülüyor? Bunlara erteleme yapmakla neyi korumuş oluyoruz? Yarından itibaren onlar taksa da çiftçilerimize zaman tanısak veya onlar için biraz önce bahsettiğimiz gibi DSİ kaynaklarını kullansak doğru değil mi? Bu ne kadar etkin bir güç ki bu ertelemeye onları da katıyoruz?

BAŞKAN –  Teşekkürler.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Yatağan’da termik santralin küllerinden oluşan bir kül tepesi var. Bunun etrafında da kül gölü oluşmuş durumda. Tonlarca su kullanılıyor arıtmadan çıkan, fabrikadan çıkan. Bu kül gölünün -demir ve ağır metallerden oluşan, siyanürden oluşan- yer altı sularını kirletmesi söz konusu. Bu yer altı sularının kirlenmesiyle ilgili bir önlem almayı düşünüyor musunuz? Bunlara da saat takacak mısınız? Bu bir.

İkinci sorum da, Şanlıurfa, Gaziantep, Mardin, Diyarbakır gibi yerlerde aciz vesikası alan vatandaşlarımız, çiftçilerimiz var, oldukça da sayıları yüksek. Suruç’ta sadece 120 çiftçimiz var. Bu çiftçilerin devletin yanlış hesaplamaları sonucunda mağdur oldukları ve tekrar icraya verilmek üzere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Bakan, bugün Genel Kurulda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız hayvancılığa destek verdiğini söyledi fakat hayvan beslenmesinde önemli yer tutan mısır için üreticiye ödenen prim desteğini düşürdüğünden söz etmedi.

Geçen yıl ülkemizde kayda değer kuraklık ve afet olmamasına rağmen prim ödemesine yönelik ortalama dekar verimi TÜİK vasıtasıyla düşürüldü. Geçen yıl Salihli’de hesaplanan mısırın dekar verimi 1.450 kilodan 900 kiloya düştü. Bu hesaplamayla Manisa çiftçisinin en az 3 milyon lirası buharlaştı. Madem hayvancılığa destek vereceksiniz, o zaman hayvan besiciliğine yönelik yem bitkisi üretimini cezalandırmayacaksınız, aksine, teşvik edeceksiniz. Biz ilimizin çiftçilerinin hak ettiği desteğin hangi gerekçeler göz önüne alınarak verilmediğini ve bu buharlaşan miktarın nerede kullanıldığını sizin aracılığınızla sormak istiyoruz.

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Öz.

Sayın Bakan…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) –  Evet, hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim.

Şimdi, Sayın Köprülü’nün sorduğu soruya cevap vermek istiyorum. Efendim, tabii, ben, bu konuda yani atık suların arıtılması konusunda ve denize deşarj konusunda hem kitabını yazan hem de uygulamasını Türkiye’de en çok yapan bir kişiyim.

Bakın, özellikle şunu belirtmek istiyorum: Ergene Nehri’nde çok geniş kapsamlı, yaklaşık 3,3 milyar TL yani 3,3 katrilyon TL’ye mal olacak çok muhteşem, 17 paketten oluşan bir eylem planı hazırladık. Bunun detayını anlatmam çok uzun zaman alır ancak burada sanayiden geleni arıttıktan sonra, ileri arıtmadan sonra gerek renk problemini gerekse tuzluluk problemini çözmek için iki yol var; ya çok daha ileri, masraflı, işletilmesi zor ve denetimi zor bir sistem kuracağız -zaten Ergene’ye verilecek, o da Saros Körfezi’ne akacak- veyahut da  tuzluluk ve renk parametresini denizde seyreltmek suretiyle, bütün dünyada yapıldığı gibi, Marmara’nın özellikle 45-50 metre derinliğinde batmış tarla oluşturarak… Zaten tuzlu suyun tuzlu ortama verilmesinin bir mahzuru yok, renk problemi açısından bir mahzuru yok. Bu maksatla, gerekli, Teknik Üniversitedeki bu işi bilen arkadaşlar araştırma yaptı, modelleme çalışmaları yaptı. Ben, daha geçen hafta bu konuda bilgi aldım. Yani yapacağımız şey bilim ve tekniğe uygundur, Marmara’yı kirletmek söz konusu değildir.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Bu kadar az kirlenecekse fabrikalara verin kullansın temiz suyu!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Merak etme, o konuyu biliyoruz biz yani konuyu takip ediyorum.

Zaten şu ana kadar Ergene’yi -sizler geçmişte de bir noktada koalisyon hükûmetinin ortağı oldunuz ama- kimse ele almadı, ilk defa da biz ele alıyoruz, en güzel şekilde gereğini yapacağız.

Sayın Tanal, tabii, su götürmek devletin temel vazifesi, onu biliyoruz. Tabii, burada içme suyu var, sanayi suyu var ve sulama suyu var. Zaten, bizim bu konuda yaptığımız çalışmaları dün kısaca anlattık. Şu anda bütün Türkiye’de yaklaşık 8,5 milyon hektarlık bir ekonomik sulanabilir alan var. Şu ana kadar 5,6 milyon hektarını suladık, geri kalanı da inşallah kısa zamanda -zaten GAP, KOP, DOKAP ve diğer bölgelerde, Çarşamba Ovası, Bafra Ovası, özellikle Adana’daki ovalarda, Çukurova’da, Ege Bölgesi’nde bütün sulamalar çok hızlı şekilde yürüyor- tamamlayacağız.

Kendisi kuyu çıkaranlara da şunu ifade edeyim: Eğer bize müracaat etmeden kuyu çıkarırsa, ona yapacak bir şey yok. Ancak bize bir kooperatif olarak veya sulama birliği olarak müracaat ettikleri zaman…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben milletvekili olarak vatandaş adına müracaat ettim, yapmadınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Müsaade eder misin, ben sizi dinledim Sayın Tanal.

…biz bunlara her türlü desteği veriyoruz, hatta üç yıl ödemesiz, faizsiz, on beş yılda geri ödeyecek şekilde kuyusunu, hatta kapalı sistem şebekesini yapıyoruz.

Sayın Kurt, şunu söyleyeyim, tabii burada şunu vurgulamamda fayda var: Özellikle Bakanlar Kurulunda 1’inci maddede bir karar alındı. Nedir? DSİ gerekli çalışmaları yapsın diye. Burada tabii ki aradan geçen iki yıl zarfında şunu gördük: Bazı bölgelerde yer altı suyu seviyesi yüksek, halkın taban suyu dediği su seviyesi yüksek. Burada kalkıp da… Zaten su fazlalığı var. sayacı biz niçin koyuyoruz? Herhangi bir şekilde çiftçiden para almak için koymuyoruz. Kritik olan havzalarda, hakikaten riskli olan bölgelerde, yer altı suyunun riskli olduğu yerlerde, en azından, bırakın torunlarına, çocuklarına su kalsın diye, onları kontrol etmek, kapalı sisteme, borulu sisteme, hatta yağmurlama, damlama sistemine teşvik etmek maksadıyla böyle bir ölçüm sistemi teklif edildi. Zaten bu, iki yıl önce de, 2011 yılında da oy birliğiyle Mecliste kabul edildi. Dolayısıyla buradaki kastımız budur, Bakanlar Kuruluna yetki verilmesinin sebebi budur.

Sayın Doğru, tabii, Tokat’la ilgili sorduğunuz sorulara, sulama borçlarına şu anda cevap vermem mümkün değil ama yazılı olarak tam ne istediğinizi yazarsanız, ilgili -bizim Bakanlıkla alakası yok- bakanlıktan alarak size ulaştırırız.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Olur.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Özel, asla, bu kanun teklifini verirken… Zaten özellikle bu kanun teklifi milletvekillerimiz tarafından, hatta bütün grupların katıldığı komisyonda -ben de vardım- onlar tarafından verildi. Sanayicinin, iş adamlarının bu konuda hiçbir tesiri yok yani bize de böyle müracaatları yok. Dolayısıyla, biz herkese eşit davranmak açısından bunu yaptık ama şunu yapacağız: Çiftçilere gereken desteği biz Bakanlık olarak veriyoruz, vermeye devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – 2 kişi daha kaldı, ben onlara daha sonra yazılı cevap vereceğim.

BAŞKAN – Diğerlerini yazılı cevaplandırırsınız.

Şimdi, madde üzerinde 4 önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifinin 1 inci maddesinde geçen "miktarı" ibaresinin "ekilen bitkilerin yıllık su tüketimlerinden az olmamak üzere miktarı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Mehmet Erdoğan                              Seyfettin Yılmaz                               Mustafa Kalaycı

                       Muğla                                               Adana                                               Konya

                     Alim Işık                                      Muharrem Varlı

                     Kütahya                                             Adana

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifinin 1 inci maddesiyle 167 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine eklenen fıkranın ikinci cümlesinde geçen "miktarı" ibaresinin “ekilen bitkilerin yıllık su tüketimlerinden az olmamak üzere miktarı" şeklinde değiştirilmesini ve bu cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Basınçlı sulama sistemleri bulunan kuyulara ölçüm cihazları DSİ tarafından ücretsiz olarak kurulur ve kullanılacak su miktarında kısıtlama yapılmaz.”

                Ali Uzunırmak                                 Muharrem Varlı                              Cemalettin Şimşek

                       Aydın                                               Adana                                             Samsun

               Mustafa Kalaycı                                   Oktay Vural                                      Reşat Doğru

                       Konya                                                İzmir                                                 Tokat

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı kanun teklifini 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

         Ramazan Kerim Özkan                           Mehmet Şeker                                     Musa Çam

                      Burdur                                           Gaziantep                                             İzmir

                   Kazım Kurt                                     İlhan Demiröz                               Rahmi Aşkın Türeli

                    Eskişehir                                             Bursa                                                İzmir

“MADDE 1: 16/12/1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun'un 10 uncu maddesinin ikinci fırkasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ile ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Ölçüm cihazları, yer altı sularının bölgelerdeki kullanım istatistiklerini çıkarma, iyi tarım uygulamalarına yönlendirme, veri sağlama ve denetim amaçlı kullanılır. Bu cihazlardan herhangi bir ücret alınamaz ve ölçüm cihazlarının kurulum esnasındaki bedeli ve montaj ücreti Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından karşılanır."

"Bu kanun uygulanmasında; ölçüm sistemi, çekilen ve çekilecek olan yer altı suyu miktarını belirtmek için kullanılan mekanik su sayacı, mekanik elektrik sayacı ve benzeri ölçüm aleti takılmak suretiyle oluşturulan sistemi ifade eder."

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

410 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1. maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                  Hasip Kaplan                                      Erol Dora

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Mardin

                   Halil Aksoy                              Abdullah Levent Tüzel

                        Ağrı                                               İstanbul

 

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yok Başkan, Levent Bey konuşacak.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Levent Tüzel, buyurun.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamda önce dün ve bugün İstanbul Barosu üzerinden gerçekleşen polemiklere değinmek istiyorum. Ben de bir baro üyesi olarak, İstanbul Barosu üyesi bir avukat olarak, geçmişte bu mesleği yapmış birisi olarak bu tartışmaları izledim tabii, epeydir de izliyoruz.

Şimdi, ortada olan şu: Savunma mesleğine bir saldırı var. Özellikle bu dönemde özel yetkili ağır ceza mahkemelerindeki siyasi yargılamalarda savunma mesleği kısıtlama altında. Bu, Balyoz’da da böyle, Ergenekon’da böyle, KCK’da da böyle, başkaca siyasi davalarda da böyle. Ve bu nedenle, İstanbul Barosu, orada duruşma salonundan atılmakla tehdit edilen, sözleri kısıtlanan, salondan çıkarılan, benzeri muamelelere tabi kalan avukatları savunmak ve durumlarını mahkemeye iletmek üzere bir görev yapıyor, savunma mesleği ve onun örgütü olarak bir görevi yerine getiriyor ama bu görevi yerine getirirken aynı hışma, aynı tehdide kendileri de maruz kalıyor, mesele budur. İstanbul Barosu yönetiminin karşı karşıya kaldığı durum budur ve aslında, bu meslekten gelen milletvekili arkadaşlarımızın, bu gerçekliği görmek yerine egemen siyasetin âdeta esiri olup buradan, işte “Burada hukuk böyle işler, Avukatlık Kanunu’nda bu yazar, baro yönetimi görevden düşmeli.” demesi, vesairesi gerçekten, çok hazin bir durumdur. Hepimizin yapması gereken bu olağanüstü hukuk uygulamalarına, bu siyasallaşmış, o geçmişte, hiç dilimizden düşmeyen yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, baroların dokunulmazlığı benzeri türdeki kavramları hatırlayarak buna uygun bir tutum sergilemektir. Çok açık bir şey, durum budur. O nedenle, ben karşılıklı bu tartışmalar içerisinde yaklaşımı bu şekilde sizlerle paylaşmak istedim…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İstanbul Barosunu savunuyorsunuz…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Evet, İstanbul Barosunu da savunuyoruz çünkü tabi kaldığı muamele, savunma mesleğini tehdit eden ve… Sonuç itibarıyla da binlerce insanın oy verdiği bir yönetim. Eğer demokrasiden yana olacaksanız, oradaki insanların iradesine de saygı göstereceksiniz. Kaldı ki bugünkü iktidar ve iktidarın başındaki Sayın Başbakan da bu yargılamalardan şikâyet eden noktaya gelmiştir. “Değil mi ki o Genelkurmay Başkanı da tutuklanma durumunda. Nedir bu artık? Bunu ya çözün ya çözün.” demek… Bu laflar kimin ağzından çıkmıştır? Başbakanın ağzından çıkmıştır. Bu yargılamayı yapanlar kimlerdir? O mahkemelerdir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, şimdi, bu yer altı sularıyla ilgili meseleye de değinmek istiyorum. Bir kez daha, iktidar, her zaman olduğu gibi doğanın talanı için harekete geçmiş, memleketin yağması, satışı için. Bildiğiniz gibi, kaynaklar âdeta bitmek bilmez bir iştah yaratmakta. Kuyu sularını satan, meraları kiraya veren bir piyasacı devlet görünümüne bürünmüştür. Başbakanın engellilere sahip çıkma görünümü altında ağzından “sosyal devlet” benzeri türde laflar çıksa da bugün, hastaneler satılmakta, eğitim özelleştirilmekte ve bütün sosyal güvenlik kurumları tasfiye edilerek, gördüğümüz gibi bugün, artık üretici köylünün de topraklarında, üretiminde kullandığı sular, kuyulardan çekilen sular dahi önce sayaç bağlanarak, sonra bu kredilendirilerek âdeta bu suyun satışının ön hazırlığı yapılmaktadır. Ama tabii bu niyet, gerçekte kafaların arkasındaki bu niyet topluma, halkımıza böyle sunulmamakta “Doğa kirletilmekte, doğa tahrip edilmekte, yer altı suları kontrolsüz bir şekilde kullanılmakta; bunlara biz sahip çıkmalıyız.” deyip… O zaman nedir? “Her birinin başına bir ölçüm cihazı getirelim, kaçak kuyuları önleyelim.” Demektedir. Ama, oysa su halkın doğal, doğrudan, parasız ulaşabileceği içme suyu, kullanma suyu, üretimde kullanılacak sular, yüzeyel sular olsun, yer altı suları olsun âdeta pazarlanmakta, uluslararası şirketlere, özel şirketlere, bunların rantına sunulmakta. Aslında, Hükûmet, bu yasa tasarısını getirerek “Biz yeterli hazırlık yapamadık.” deyip bu yetkiyi bir kez daha Bakanlar Kuruluna vererek âdeta bütün halkı, bütün üretici köylüleri sayaç takarak terbiye etmekte, sayaçla kendi kontrolü ve denetimi altına almakta.

Biz buradan, sularına sahip çıkan, akarsularına sahip çıkan, HES’lere karşı çıkan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) - … Ergene’de o kirli üretim altındaki, sanayi şirketlerine karşı mücadele eden halkımızı bir kez daha selamlıyor ve bu yasaya karşı da “hayır” diyoruz.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Ramazan Kerim Özkan (Burdur) ve arkadaşları

Madde 1: 16/12/1960 tarihli ve 167 sayılı Yer Altı Suları Hakkında Kanun'un 10 uncu maddesinin ikinci fırkasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ile ikinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Ölçüm cihazları, yer altı sularının bölgelerdeki kullanım istatistiklerini çıkarma, iyi tarım uygulamalarına yönlendirme, veri sağlama ve denetim amaçlı kullanılır. Bu cihazlardan herhangi bir ücret alınamaz ve ölçüm cihazlarının kurulum esnasındaki bedeli ve montaj ücreti Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından karşılanır"

"Bu kanun uygulanmasında; ölçüm sistemi, çekilen ve çekilecek olan yer altı suyu miktarını belirtmek için kullanılan mekanik su sayacı, mekanik elektrik sayacı ve benzeri ölçüm aleti takılmak suretiyle oluşturulan sistemi ifade eder."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın  Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Musa Çam İzmir.

Buyurun Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Parlamentonun çok değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Suyu konuşuyoruz. Bize hayat veren her şeyimizi borçlu olduğumuz su ama tabii ki sadece yer altı sularını konuşacak değiliz. Mutlaka günlük hayatımızda bize can veren, kan veren su. Su temel bir haktır, bir yaşam hakkıdır, ücretini ödeyemeyenlerin elinden alınabilecek ticari bir mala asla dönüştürülmemesi gerekiyor. Su, aynı zamanda, çok uluslu şirketlerin eline, vicdanına ve insafına terk edilmemesi gereken bir varlık. Dünya literatüründe bir kişinin minimum su ihtiyacı olarak belirlenen değer baz alınmalı ve bu miktar kadar su yurttaşlara ücretsiz bir şekilde verilmelidir.

Değerli arkadaşlar, dünyada yaklaşık olarak 7 milyar insan yaşıyor. Birleşmiş Milletler Gıda Örgütünün vermiş olduğu son rapora göre 1 milyar insan suya ulaşamamaktadır ve temiz su içmemektedir arkadaşlar.

Şimdi, bugün, dünya su pazarı üç büyük tekelin elindedir, üç büyük Avrupa şirketinin elindedir, onun kontrolü altındadır. Bunlardan bir tanesi Suez, bir tanesi   Vivendi, bir tanesi RWE’dir. Bu şirketler, bütün dünyanın ülkelerinde kentlerin su ve kanalizasyon işlerinin özelleştirilmesinin aslan payını alıyor ve almaya da devam etmektedirler. Bugüne kadar, dünya su devi şirketler dünya su forumlarının baş katılımcıları olmuşlardır. Acaba neden ve niçin? İnsanları çok mu seviyorlar? Halka ücretsiz hizmet mi getirmek istiyorlar? Tabii ki hayır. Buradaki esas amaç kapitalizm mantığıdır arkadaşlar. Daha fazla kâr olduğuna göre özelleşecek suları daha ucuza mı satacaklar? Tabii ki değil.

Ödeme güçlüğü içerisindeki çiftçilerin, köylülerin elinden tarlaları birer birer alınarak dev çiftlikler oluşturulmaktadır. Yani ortada sadece suyun özelleştirilmesi değil, aynı zamanda tarımsal üretimin de tekellerin eline geçmesi oyunu var.

Sulama suyuna sayaçlar takılmaya başlandı ya da başlanmak üzere. Yani çiftçi sulamada kullanacağı suya peşin ödeme yapacak, su satın almazsa verimi düşecek, güç durumda kalacaktır. Peki ne yapacaktır güç durumda kaldığı zamanlar? Bankaya koşacak, bankadan kredi almaya çalışacaktır. Banka krediyi verecek, çiftçi mahsulünü sulayacak ama para etmediği zaman da bankadan almış olduğu kredi nedeniyle çiftçinin traktörüne, tarlasına ipotek koyacak, o güzelim tarlaları da ellerinden alınacaktır arkadaşlar.

Şimdi, kentlerde de durum ise daha farklı bir yönde gelişiyor. Su tekellerinin ve dolayısıyla Dünya Su Forumu’nun öngörüsüne göre aşırı büyüyen kentler susuzluk baskısı altında kalacaktır. Bu da su hizmetlerinin aksaması demektir, çözüm olarak da tabii suyun özelleştirilmesi demektir arkadaşlar. Susuz yaşayamayacağına göre insanlarımız, kentler özel sektörün insafına kalacak, onların vicdanına terk edilmiş olacaktır.

Bunlar hayalî varsayımlar değildir arkadaşlar, dünyada yaşanmış çok önemli örnekleri vardır, bunlardan bir tanesi de Bolivya’da. Bolivya’da suyun özelleştirilmesinden sonra, fakir halkın çatılardan akan suyu toplamaları üzerine, haklarında dava açılarak cezalandırılmıştır. Bu, bize Tohumculuk Yasası’nı da anımsatmaktadır. Tohumculuk Yasası’na göre de kendi sertifikasız tohumunu ekene ceza öngörülmektedir.

Şimdi, Sayın Bakan, getirmiş olduğunuz bu düzenlemeyle köylüye, çiftçiye su sayaçlarını takacaksınız, onların kontrollü su kullanmasını isteyeceksiniz ama seçimlerden sonra onların ücretli hâle gelmesi için de burada yeni bir kanunu çıkartacaksınız. Bunu açık ve net bir şekilde biz görmekteyiz. Şu anda Selçuk’ta, Torbalı’da, Menderes’te, İzmir’in ilçelerinde Kemalpaşa’da, Urla’da, Seferihisar’da, Selçuk’ta, Ödemiş’te, Tire’de, Bayındır’da, Bergama’da, Kemalpaşa’da, Kınık’ta, Dikili’de, Foça’da insanlarımız, çiftçilerimiz, köylülerimiz panik hâldeler. Neden? Su sayaçlarının takılması hâlinde bunların bir süre sonra paralı hâle geleceğini biliyorlar.

Şimdi, siz, getirdiğiniz bu düzenlemeyle bunu bir yıl ertelemeye çalışıyorsunuz ama bu seçimden sonra, bu sayaçlarla birlikte paralı hâle getireceksiniz ve su sayaçlarının parasını da çiftçiye yoruyorsunuz.

Son sözüm, Sayın Bakan, aynı zamanda Orman Bakanısınız. İzmir’in şirin bir ilçesi var, Selçuk. Selçuk’a bağlı Barutçu köyü vardır. Barutçu köyünde, bir aile geliyor, hiç orayla ilgisi yok, ilişkisi yok; 2.700 dönüm araziyi “özel ormancılık, ağaçlandırma” adı altında kiralamaya kalkıyor. Muhtarı ayarlamışlar, oradaki birkaç insanı ayarlamışlar ve köylünün yüz yıldır kullanmış olduğu, mezarların bulunmuş olduğu o alanı orada ele geçirmeye çalışıyorlar. Bu vatandaşlarımızın dilekçelerini ben şimdi size vereceğim ve bir kez daha, parasız su insan hakkıdır, temel bir hakkıdır. Çiftçimizin, köylümüzün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) - …tarlalarına su sayaçlarının takılmamasını ve bu sayaç ücretlerinin de DSİ tarafından ödenmesini talep ediyor, önergemizin bu konuda oylanmasını istiyoruz ve sizlerden destek bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.42

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

410 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

1’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifinin 1 inci maddesiyle 167 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine eklenen fıkranın ikinci cümlesinde geçen "miktarı" ibaresinin “ekilen bitkilerin yıllık su tüketimlerinden az olmamak üzere miktarı" şeklinde değiştirilmesini ve bu cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Basınçlı sulama sistemleri bulunan kuyulara ölçüm cihazları DSİ tarafından ücretsiz olarak kurulur ve kullanılacak su miktarında kısıtlama yapılmaz.”

                                                                                                                            Ali Uzunırmak (Aydın)

                                                                                                                                  ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) - Ali Uzunırmak…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Önergemiz üzerinde söz aldım, hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, iyi şeyler yapmıyorsunuz. “İyi şeyler yapmıyorsunuz.” derken, hep bu “İyi şeyler yapmıyorsunuz.”u iyi gibi gösterip bir şeylerin içerisine gizleyerek, gerçek niyetinizi ortaya vermeden, halkı ve bir noktada kendi kendinizi kandırarak bir şeyler yapıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, zaten ilerideki maddede “Zirai amaçlı sulamalara ölçüm cihazı konulmamalıdır, konulamaz.” diye bir önergemiz olacak ama bu kadar kötü kanunu biz burada nasıl düzeltebiliriz diye çaba sarf ediyoruz ve bu çabalarımız da boşa gidiyor. Ama biz çabalamaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin bu kanunu getirmedeki gerekçesi, işte “Türkiye’de ne kadar su, yer altı suyu kullanılıyor, bunu tespit etmek amacıyla” diyor.

Değerli milletvekilleri, televizyonları başındaki vatandaşlarım; sizlere şunu ifade etmek istiyorum: Eğer, bu iyi niyetli olarak tespit edilmek istense bu çok zor değil değerli arkadaşlar. Tarımsal amaçlı sulamada tarımsal desteği verirken Tarım Bakanlığı “dönümünde bin kilo pamuk, dönümünde 500 kilo buğday” diyebiliyor, belirliyor kotayı da, acaba hangi ürüne dönümde ne kadar su kullanıldığını tespit edemiyor mu, bilemiyor mu üretilirken veya sanayi üretiminde, sanayi amaçlı kullanımında elektrik miktarından, kullanılan suyun, fabrikanın işlediği suyun ne olduğunu çıkaramıyor mu veya motopomplara konulan cihazlarda tüketilen kilovattan saatte ne kadar, kaç inç su çekildiğini bulamıyor mu? Burada iyi niyet aramak mümkün değil. Burada bir özelleştirme kurnazlığı yatıyor. Bu kurnazlık nereye kadar gidecek?

Ben vatandaşlarımızdan şunu rica ediyorum: Aydın’da, Ödemiş’te, İzmir’de, Tire’de, nerede vatandaşımız varsa tarımsal alanda, yavaş yavaş, AKP, özelleştirmelerde bugün suyun satımına geldi. Bu, oraya doğru bir gidiş ve yakın bir gelecekte, inanıyorum ki TÜBİTAK’a bir talimat verilecek, aldığımız nefesin ölçüm cihazıyla nasıl kontrol edilebileceğini tespit ettirmeye çalışacaklar ve havadaki, aldığımız oksijeni de bizim ölçüm cihazına bağlayıp onu da parayla vereceksiniz bize Sayın Bakan ve işte, o zaman halk belki bir şeylere uyanacak ama iş işten geçmiş olmaz inşallah.

Bu kanuna neden “İyi niyetli değil.” diyorum değerli arkadaşlar? Çünkü bakın, bu kanunu uygulayacak olanlar dönüyorlar değerli arkadaşlar, durdukları yerde durmuyorlar. Şimdi, elimde bir belge var. Bakın, 2010 yılında Sayın Bülent Arınç diyor ki: “Biz teröristle, örgütle pazarlık yapacak namussuz, şerefsizlerden değiliz.” 2013 yılında Sayın Bülent Arınç diyor ki: “İmralı’da Öcalan’la, Kuzey Irak’ta örgütle pazarlıklar dört beş yıldır sürüyor, yeni bir şey değil.” E Sayın Bülent Arınç, şimdi, biz, senin hangi sözüne inanacağız?

Sayın Başbakan Kayseri meydanında diyordu ki: “4 defa görüştüğümüzü iddia ediyorlar. Bunlar şerefsizler.” Sayın Başbakan –Allah bu ya- aynı yerde, aynı ilde bugün diyor ki: “Terörü bitirmek için ne gerekiyorsa yaparım. ‘Zehir içeceksin.’ deseler içerim. Siyasi hayatımın biteceğini bilsem, öleceğimi de bilsem bu zehri içerim, yeter ki terör bitsin.” Doğru Sayın Başbakan, senin terörü bitirmen terörle mücadele değil, peşmerge kıyafetiyle, silahla sana dayatılanları… “Aman bunlarla olmasın, beyaz atkılar giyin, güvercinler uçurun. Taleplerinizi silahla talep etmeyin, ne olur, siz bunları beyaz atkılarla, güvercinlerle talep edin.” diyor.

Değerli milletvekilleri, PKK’nın talepleri mi yanlıştır, PKK’nın talep ediş metodu mu yanlıştır? Önce yüce Meclis buna karar vermeli. Sayın Başbakanın zehir içmesine gerek yok. Eğer bu kadar zor şartlar altında bir şey diretiliyorsa Sayın Başbakana, ne olur, Meclise saygı duysun, gelsin burada bizlerle paylaşsın; biz Başbakanımızın zehir içmesine falan göz yumamayız ve Sayın Başbakan Başbakanlıkta otururken eğer zehir içerse o zehri Başbakanın şahsı içmiyor, Türk milleti içiyor. Başbakan bunun farkında olsun, zehri millete içirmesin Sayın Başbakan, gereği neyse onu yapsın; terörle mücadele etsin, müzakere etmesin Sayın Başbakan.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uzunırmak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifinin 1 inci maddesinde geçen "miktarı" ibaresinin "ekilen bitkilerin yıllık su tüketimlerinden az olmamak üzere miktarı" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             Mehmet Erdoğan (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Adana Milletvekili Sayın Yılmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan… Sayın Bakan, bir bakarsanız, özellikle size söylemek istiyorum. Şimdi, Kızılırmak’tan Ankara’ya su getirildi, yaklaşık 727 milyona mal oldu. Şimdi, bu gelen suyla ilgili;

1) Burada enerji maliyeti çok yüksek.

2) Sülfat ve klorür fazlalığı var ve ağır metallerin olduğu iddia ediliyor ve bu suyun rantabl olarak kullanılmadığı iddiası ortada.

Şimdi Sayın Bakan size soruyorum: Bu projeye katılıyor musunuz, katılmıyor musunuz? Eğer katılıyorsanız, Ankara’nın su ihtiyacı Kızılırmak’tan karşılanacaksa… Dün sitenize girdim, bir proje geliştirmişsiniz. Bu projeye Bolu ilinin sınırları dâhilinde yer alan Gerede ilçesinin kuzeydoğusundan başlamakta, güneye doğru ilerlemekte ve Ankara ilinin sınırları dâhilinde Çamlıdere Barajı’nda son bulmaktadır.

Şimdi buradan soruyorum sayın milletvekilleri: Eğer Kesikköprü’ye gelen Kızılırmak Projesi doğruysa bu projeye gerek var mı? Yanlışsa 727 milyonu toprağa gömen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanından hesap sormak kimin görevidir? Bu fakir fukaranın parasını oraya gömen, yanlış projeyi uygulayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanından Hükûmet olarak hesap soracak mısınız, sormayacak mısınız? Peki, siz 727 milyonu toprağa gömerken zaten fakirlikle fukaralıkla uğraşan gariban çiftçiye 5 bin lira daha ek yük getirmeyi nasıl vicdanlara sığdırıyorsunuz? Bugün 500 bine yakın kuyunun olduğunu düşünürsek sadece sayaç taktırmaya 2,5 katrilyon gibi bir para gidecek. Peki, buradan kim nemalanacak? Burada tekel var mıdır, yok mudur? Bu soruların cevaplarının birileri tarafından verilmesi lazım. Eğer fakir fukaranın, garip gurebanın hakkını yiyorsanız unutmayın ki oyunu aldığınız bu fakir fukara ve garip gurebanın ahı sizi yerle bir edecektir. Bu sorulara mutlaka cevap verilmesi gerekiyor Sayın Bakan. Eğer bu proje doğruysa bu sizin getirdiğiniz projeye gerek var mıdır? Eğer bu proje yanlışsa Hükûmet olarak “Suyun profesörüyüm.” diyorsunuz, bu projeye müdahale ettiniz mi yapılırken, bu yanlışlığı gördünüz mü, yazık değil mi bu paraya?

Şimdi ikinci bir şeyi daha söyleyeceğim: Bakın, biraz önce Tarım Bakanı burada geldi, şov yaptı. Sudan’da doksan dokuz yıllığına 5 milyon dönüm arazi kiralanmış ve buraya yatırım yapılacak. Ey AKP’li milletvekilleri ve AKP’nin Hükûmeti, ben size soruyorum: Sudan’da 500 bin hektar, 5 milyon dönüm arazi kiralayacağınıza… Bizim o kadar çok verimli ovalarımız var ki yatırıma ihtiyacı olan…

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Orayı da yapsın, burayı da yapsın.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Mehmet Bey, yerinden cevap verme, biliyorsan buraya çık konuş.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Ya senin bildiğin kadar konuşuyorum; oraya da yapsın, oraya da yapsın.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sana cevap vermiyorum, sen başka işlere bak.

Şimdi, bakın, burada söylemek istediğimiz şu: Sudan’da buraları kiralayana kadar… Çukurova, dünyanın en verimli topraklarına sahip. Çukurova, Amik Ovası, Türkiye’de bir sürü verimli araziler var. Şimdi, Sayın Bakan da burada biraz önce söyledi; Çukurova’da Sudan’da kiraladığınız arazi büyüklüğünde 539 bin hektar arazi var, ne kadarı sulanabiliyor buranın? Ne yazık ki yüzde 41’i sulanabiliyor. Burada yılda 3 tane ürün alınıyor, 3 tane ürün alınıyor. Bakın, Çukurova, Adana, bu bölge geçmişte tarımın merkeziydi, dünyayı ve Avrupa’yı besleyebilecek kapasiteye sahip. Buradaki bu tarımdan dolayı sanayi gelişmiş. Türkiye’nin ilk sanayileşen kentiydi ama siz Sudan’a yatırım yapana kadar Çukurova’ya bu yatırımı yapsaydınız Adana’da 40 tane tekstil fabrikası kapanmazdı. Bunları biliyor musunuz? Bilmediğiniz hâlde yerinizden laf atarsanız yanlışa ulaşırsınız.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Şov yapıyorsun.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sen geç şovu, geç şovu. Bakın, gelin siz buralara yatırım yapın.

Sayın Bakan, siz aynı zamanda ormancısınız. Bakın, bu bölgede tıbbi ve aromatik bitkiler… Dünyada Çin’den sonra tıbbi ve aromatik bitkiler noktasında en zengin ülke Türkiye’dir ve bu zengin bölgelerden bir tanesi de Adana ilimizdir. Gelin, tıbbi ve aromatik bitkilere yatırım yapalım. Sudan’a yatırım yapana kadar tıbbi ve aromatik bitkilere yatırım yaptığınızda… Tıbbi ve aromatik bitkiler dünyada yükselen değerlerdir. Bugün, bütün dünya ülkeleri tıbbi ve aromatik bitkilere yöneliş gösteriyor. Dün, Sayın Bakana sordum; Çatalan Barajı 2002 yılında içme suyu olarak kullanıldığı için, 19 tane köy ne yazık ki orada geçimlerini sağlayamayacak hâle geldiler.

Sayın Bakan, orman da size bağlı, gelin burada tıbbi ve aromatik bitkilerin de olabileceği Ekotarım Projesi’ni geliştirin ve uygulayalım. Adana’ya yapılabilecek en doğru yatırımlardan bir tanesi. Bizim bölgemizde gelin, buraya tohum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- 167 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 3- Bu Kanunla değiştirilen 10 uncu maddenin ikinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten önce yeraltı suyu temini amacıyla kuyu, galeri, tünel ve benzerleri için kullanma belgesi almış olanlardan;

a) Sanayi amaçlı kullanılan kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemi, bir yıl içinde belge sahibince kurulur. Süresi içerisinde ölçüm sistemini kurmayanların belgeleri iptal edilerek kuyuları kapatılır ve kapatma masrafları sahibinden alınır.

b) Zirai, içme ve kullanma suyu amaçlı açılan ve ölçüm sistemi kurma zorunluluğu dahilinde bulunan kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemi, bir yıl içerisinde belge sahibince kurulur. Ölçüm sistemini kuramayanların bu süre içerisinde talep etmesi halinde ölçüm sistemleri, bedeli yüzde yirmibeş fazlası ile ilgililerinden tahsil edilmek üzere, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç yıl içerisinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kurulur veya kurdurulur. Bu şartlara uymayanların belgeleri iptal edilerek kuyuları kapatılır ve kapatma masrafları sahibinden alınır."

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Kazım Kurt.

Sayın Kurt, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 167 sayılı Kanun’u değiştirmek üzere hazırlanmış bulunan 410 sıra sayılı Teklif’in 2’nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu değişikliğin nedeni, gerekçesi ve doğuş amacı nedir, bunu irdelemek lazım.

6111 sayılı bazı alacakların yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bir torba kanun yapıldığı zaman bu torba kanunun içine atılan bir madde ve o zaman, Cumhuriyet Halk Partililerin “Yanlış yapıyorsunuz, bunu ileride tekrar değiştirmek zorunda kalacaksınız.” demesine rağmen ısrarla geçirilmiş bir madde ve bu maddeyle 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu’nun 10’uncu maddesinin bazı hükümlerini değiştirmişiz. Temel amaç, temel gerekçe, yer altı sularının ölçülmesi ve bunun denetlenmesi güya. Oysa, pratikte ve uygulama içerisinde temel amaç, yer altı suyunu köylüye parayla satmak. Devlet Su İşleri de bu doğrultuda bir çalışma içerisine girmiş ve yönetmeliğini yapmış, 25 Şubat 2013 tarihine kadar tüm kuyulara ölçüm cihazı takılması zorunlu hâle getirilmiş. Bunun üzerine, ben ve Manisa Milletvekili Özgür Özel arkadaşımız birer önerge hazırlamışız bu yasanın değiştirilmesi, bunun çiftçi ve uygulamacı yararına düzeltilmesi amacıyla. Ondan sonra, iki yıl içinde bu uygulamayı düzgünce gerçekleştiremeyen ve iki yıl içerisinde bu kuyuların denetlenmesini yapmayan Devlet Su İşleri harekete geçmiş ve AKP’li milletvekili arkadaşlarımızın imzaladığı, aslında gizli bir tasarı olan teklifi hazırlayarak sunmuşlar çünkü bu numaralara baktığınız zaman, öncelikle bizim verdiğimiz kanun teklifleri var iken Komisyon, AKP’li arkadaşlarımızın kanun tekliflerini görüşerek Parlamentoya indirmiş.

Şimdi, burada biz ne istiyoruz, siz şu anda ne yapıyorsunuz; bunu, çok net bir biçimde Türk halkının görmesi ve bilmesi lazım.

Bir kere, bu uygulama gerçekleştiği zaman temel amaç eğer gerçekten yer altı sularının korunması ve çevrenin değerlendirilmesi olsa idi sanayi tesisleriyle ilgili sanayi amaçlı kuyuların ölçüm cihazı takması için gereken süre uzatılmazdı. Bu süreyi niye uzatıyoruz? Bu süreyi çünkü onların baskısına dayanamadığımız için uzatıyoruz. Bir yıl sonra belediye seçimleri var. Bu süre içerisinde ciddi anlamda zam yapmamak, külfet getirmemek temel amaçtır.

İkinci fıkrada getirmeye çalıştığımız tarımsal amaçlı kuyuların ölçüm cihazıyla birlikte değerlendirilmesi ise samimi değil çünkü burada sadece süreyi öteliyoruz. Bu ötelemenin sonucunda, çiftçi mutlaka bu kuyulara su sayacı taktıracak ve parasını da cebinden ödeyecek. Eğer kendisi bir yıl içerisinde yaptırmaz ise Devlet Su İşleri marifetiyle taktırılan sayaçların bedeli üç yıl içerisinde alınacak ya da üç yıllık bir süre Devlet Su İşlerine verilecek.

Bu çelişkileri ortaya koymanın gerekliliği şimdi doğdu. Tarımı çökerten ekonomik uygulamalar, köylünün sulama amaçlı kullandığı elektrik parası nedeniyle icralara düşmesinin, kuyularının kapatılmasının yanında bir de bu sayaç bedelleriyle yeniden sıkıntıya sokulması. Ama, temel bakış açısı, suyu piyasalaştırmak, suyu mal gibi satmak ve özelleştirerek bunun önünü açmaktır.

Dolayısıyla, bu uygulama, biraz önce Sayın Bakana sormuş olduğum çelişkiyi de ortaya çıkarıyor. Bir yıl içerisinde ya da ölçüm cihazı takma süresini bir yıl uzatmamıza rağmen, 1’inci maddede de Bakanlar Kuruluna süreyi istediği kadar uzatabilmesi için bir hüküm getirildi. Bu uygulamanın doğru olmadığını da görüyoruz. Esas amaç çiftçinin desteklenmesi, çiftçinin işinin kolaylaştırılması olsa idi bu zaten Bakanlığın tarım desteği içerisinde saydığı Devlet Su İşleri yatırımları kabîlinden değerlendirilir ve bu biçimiyle bu çözüme kavuşturulurdu. Oysa şu anda şu çok net bir biçimde ortada:

1) Her hâlükârda çiftçi bu kullandığı kuyulara, hatta kendi kazdığı kuyulara su sayacı takacak ve bunun bedelini cebinden ödeyecek. Şimdi, bunu niçin ödemek zorunda kalıyor? Biraz önce anlatmaya çalıştığım tarımsal destek babında bile bunları dikkate alırken şimdi çiftçinin tekrar bir ödemeyle karşılaşması söz konusu olacak.

2) Su sayaç bedellerini parası olmadığı için kendisi taktıramayan çiftçi yüzde 25 fazlasıyla ödemek zorunda kalacak. Neyin yüzde 25’i? Sayaç bedelinin yüzde 25’i. Peki, ne zaman? Devlet Su İşleri bunu üç yıl içerisinde taktıracak ama bedeli yüzde 25 fazlasıyla alacak. Yani, çok ciddi anlamda, piyasa faizinden bile yüksek bir ceza ödemek zorunda kalacak. Zaten bu işi yapma şansı olmadığı için bunu gerçekleştirmesi mümkün değil.

3) Kuyu sahibi çiftçi kendisi yaptırdığı takdirde bir yıl içerisinde yaptırmak zorunda iken Devlet Su İşleri yaptırdığı zaman üç yıl içerisinde yaptırır. Bunun anlamı nedir, bunun nedeni nedir; bunu da anlayabilmiş değilim.

Ayrıca, üç yıl içinde Devlet Su İşlerinin taktıracağı bu su sayaçları ya da ölçüm cihazlarının kimlere taktırılacağı, hangi firmalara yetki verildiği ve hangi firmaların bu konuda hangi marka sayaçları takacağı konusunda kamuoyunun aydınlatılmasında yarar vardır. Bu firmalar yetki aldıysa kaç tane kuyuya sayaç takacaktır, bu takacakları sayacın bedeli kaç para olacaktır ve buradan kimler zengin olacaktır? Bunun da cevabının verilmesi gerekir. Bu sorular daha da arttırılarak çoğaltılabilir.

Esas, temel amaç, bu 2’nci maddenin uygulanmasında sanayi kuyusuyla tarım kuyusunun ayrılmasıdır. Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin önerdiği kanun kabul edilecek olursa burada su sayacından ya da ölçüm cihazından para alınmaması esastır. İkinci olarak, tarımsal amaçlı kullanılan sulamadan para alınmaması temeldir çünkü tarım sosyal bir olaydır, çünkü tarım devlet tarafından desteklenmesi gereken bir olaydır ve bu desteğin her koşulda sağlanması, her koşulda gerçekleştirilmesi birinci amaçtır.

Yıllardır çiftçinin alın terinin bedelini ödemeyen AKP, şimdi, yeniden bir sayaç bedeli almak suretiyle, çiftçiye yeni bir kambur eklemektedir. Bunun yanlış olduğunu tüm Parlamentoya söylemek istiyorum. Esas olan, temel olan bizim, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın teklif ettiği kanunun kabul edilmesidir. Bu konuda duyarlı olmanızı diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurt.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekilimiz Mustafa Kalaycı.

Sayın Kalaycı, buyurun.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu düzenlemenin ülke tarımımız, çiftçilerimiz ve köylülerimiz açısından mahzurlarını bilgi ve belgelere dayalı olarak ortaya koyduk, eleştirilerimizi ve önerilerimizi ifade ettik.

Gerek Sayın Bakan gerekse AKP Grubu adına konuşan milletvekilleri, gerçekleri ifade etmekten, kuyulara ölçüm sistemi kurmanın ana amacının kullanılacak suya kota konulması olduğunu söylemekten ısrarla kaçınmışlardır. Ayrıca, kuyudan kullanılacak su için çiftçiden para alınıp alınmayacağı konusunda çelişkili açıklamalar yapmışlardır. Öyle ya, önümüzde seçim var. “Aman çiftçimizi, köylümüzü uyandırmayalım.” mantığıyla kendilerini akıllı, milleti de saf yerine koymuşlardır. Bir de kasıla kasıla, böbürlene böbürlene “Çiftçi bize oy veriyor.” diyerek “İstediğimizi yaparız, size ne oluyor?” demeye getirmişlerdir. Bu kadar kibir hayra alamet değildir. O çiftçilerin tokadını yiyeceğiniz günler de geliyor.

Bakınız, aslında ne yapılıyor? Belgeler üzerinden ve tarih sırasıyla tekrar açıklayacağım. Yeraltı Suları Hakkında Kanun’da 2011 yılında yapılan değişiklikle, kuyulara iki yıl içinde ölçüm sistemleri kurulma zorunluluğu getirilmiştir. Şu anda görüştüğümüz bu teklifin özü de bu sürenin bir yıl uzatılmasıdır. Bu ölçüm sistemlerinin ve özelliklerinin tespitine ilişkin Yeraltı Suyu Ölçüm Sistemleri Yönetmeliği, 7 Haziran 2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Yönetmelikte, çekilebilecek azami su miktarı ölçümünün; ön yüklemeli su sayacı, ön yüklemeli elektrik sayacı ve diğer ölçüm sistemleriyle kontrol edileceği ifade edilmiştir.

DSİ Genel Müdürlüğünün 5 Temmuz 2011 tarihinde bölge müdürlüklerine gönderdiği 2011/11 sayılı Genelge’de, zirai sulama suyu tahsisinde, havza sulanabilir arazi miktarının yer üstü ve yer altı suyu ile sulanabilir arazilerin tespiti yapılarak zirai sulama amaçlı hektara verilecek su miktarının tespit edilmesi belirtilmiştir. Bu kapsamda, DSİ’nin Konya, Karaman, Niğde ve Aksaray illerini içine alan KOP Bölgesi için hazırladığı eylem planı çalışmaları sonunda, bölgedeki ekonomik sulanabilir arazi miktarı 1 milyon 100 bin hektar olarak tespit edilmiş, bunun 1 milyon hektarı yer altı suyundan sulanabilecek alan olarak hesaplanmış; bu yolla tarımsal sulamaya ayrılan 2 milyar metreküp yer altı suyu potansiyelini 1 milyon hektar tarım alanına oranlayarak 1 hektar tarım alanına tahsis edilebilecek yer altı suyu miktarının yılda 2 bin metreküp yani dekara 200 ton olması ve şahıs kuyularına bu miktarın tahsis edilmesi uygun görülmüştür. Kooperatif kuyularının açımı, teçhizat ve enerji nakil hatları DSİ tarafından yapıldığından, DSİ’ye borçlanan kooperatif çiftçisinin borcunu ödeyebilmesi için su miktarının bu sahalar için yılda 3.500 metreküp/hektar yani dekara 350 ton tahsis edilmesine karar verilmiştir. Zihniyete bakar mısınız; çiftçi su derdinde, DSİ kendi parasının peşinde. Böyle haksızlık, eşitsizlik yapılır mı? Şahısların kuyu açımı ve sulama sistemleri için kullandıkları krediler, borçlar ve masraflar hiç dikkate alınmamıştır.

Ayrıca, DSİ ile MEDAŞ arasında varılan mutabakatla bu işin nasıl yürütüleceği konusu belirlenmiştir. MEDAŞ, ruhsata işlenecek, DSİ tarafından hesaplanmış yıllık enerji miktarının yüklenebildiği, uzaktan okunabilen ve kontrol edilebilen “OSOS” adlı Otomatik Sayaç Okuma Sistemini önermiştir. Bu teklif kabul edilerek MEDAŞ ile DSİ arasında bir protokol imzalanmıştır. DSİ’nin bölge müdürlüklerine gönderdiği 7 Kasım 2012 ve 14 Aralık 2012 tarihli yazılarında, kuyu sahiplerinden taahhütname alınması, aksi takdirde mağdur olacaklarının duyurulması ve bölgelerin eylem planlarını uygulamaya koymaları talimatlanmıştır.

Sayın Bakan, bunlar Bakanlığınız çalışmaları. Bunları niye anlatmıyorsunuz? “Erzurum Ilıca Ovası’nda sayaç takılmayacak.” dediniz, “Konya Ovası’nda takılacak…” Ankara, İzmir, Yozgat, Aydın, Balıkesir, Şanlıurfa’da tarlasını sulayan, kuyudan sulayan çiftçilere sayaç takma zorunluluğu geliyor. Kullanacağı suya kota gelecek, tarlasının yarısını bile sulayamayacak. Bunları niye söylemiyorsunuz? Havzaların eylem planlarına göre nerede ne kadar kota belirlediğinizi niye saklıyorsunuz? Bu hazırlıklar neyi gösteriyor değerli arkadaşlar? “Miktarı Bakanlar Kurulu belirleyecek.” diye söylemenin bir alemi yok. Esasen bütün hazırlıklar tamam, çiftçinin tuzağa düşmesi bekleniyor.

Değerli milletvekilleri, bakınız, KOP Bölge Kalkınma İdaresinin DSİ YAS Eylem Planı’nın uygulamaya geçilmesi hâlinde bölgede olabilecek bitkisel üretim kayıplarını tahmin eden bilimsel raporunda, bölgenin toplamda yüzde 40’a varan bir ekonomik kayıpla büyük ekonomik krize gireceği tahmin edilmektedir.

Bölgede olabilecek üretim kayıplarıyla ilgili tespitlerden bazıları şunlardır: Uygulanması planlanan su kotası ile bu alanlardaki meyve bahçeleri büyük ölçüde ortadan kalkacak, toplam meyve üretimi yüzde 35 oranında azalacaktır. Sebze üretimi ciddi ölçüde etkilenecek, sofralık ve sanayilik havuç üretimi bitme noktasına gelecek, tarla domates üretimi, kavun, karpuz üretimi de büyük ölçüde darbe alacaktır. Şeker pancarı üretimi yüzde 51 oranında azalacaktır. Ayrıca, pancar posası ve melas üretimi de azalacağından bunun hayvancılığa olumsuz yansımaları olacaktır. Mısır üretimi yüzde 53, kuru fasulye yüzde 52, patates üretimi yüzde 56 oranında azalacaktır. Silajlık mısır ve yonca üretiminin yüzde 56 oranında düşeceği öngörüsü, bölge hayvancılığını içinden çıkılmaz bir hâle sokacaktır. Tohumluk üretimi nasibini alacak, tohumculuk sektörü de olumsuz etkilenecektir.

Sonuç itibarıyla, KOP illeri önemli gelir kaybına uğrayacaktır. “Bu kaybın KOP Eylem Planı kapsamında uygulanacak projelerle telafisi yoluna gidilmelidir.” deniliyor. Olayın vahametini görüyor musunuz? Bu bizim iddiamız değil, bunlar resmî raporla tespit edilen hususlar. Bu uygulamayla tarımın başkenti olan Konya işsizliğin başkenti olacaktır.

Sayın Bakan “Kuyudan fazla su çekersek çiftçilerin bırakın torunlarını evlatlarına dahi su kalmayacak.” diyorsunuz. Daha açık konuşun, dürüst olun; kendinize güveniyorsanız, çiftçiyi aldatmak istemiyorsanız mertçe, yiğitçe deyin ki: “Kuyu suları için kota koyacağım, bu suyla tarlanın ancak üçte 1’ini ekeceksin, çiftçiliği bırakın, kendinize başka iş bulun.” Yapılanların meali budur. Çiftçi ne iş yapacak, geçimini nasıl sağlayacak, AKP Hükûmetinin umurunda bile değildir. Bir de çiftçimize diyorsunuz ki: “Kuyuna 5 bin lira daha masraf et de ölçüm sistemini satan firmalar para kazansın.” Siz bu firmaların ortağı mısınız?

Sayın Bakan, kanallar elek olmuş, siz kuyulara sayaç takmaktan bahsediyorsunuz. Önce sulama kanallarını ıslah edin, gerçek tasarruf ancak bu şekilde karşılanır.

Sayın Bakanım, bu maddeyle ilgili önergemiz var. Bu bir yıllık süre çok kısa bir süre, en azından üç yıllık süre tanınmalı ve bu süreçte de gerek arazi toplulaştırması çalışmalarına hız verilmeli gerekse kanallarda ıslah çalışmaları yapılmalı. Bu şekilde sağlanacak tasarruf, inanın, sizin öngörülerinizden çok daha fazla olacaktır.

AKP Hükûmeti üretimin ve üreticinin düşmanı, ithalat sevdalısıdır, “Oluşacak üretim kayıplarını ithalatla karşılarım.” demektedirler, zaten öyle de yapıyorlar. Toprakları yabancılara satıyorlar, fabrikaları, tesisleri, limanları, yolları, her şeyi satıp parasıyla sebze, meyve, et, kurbanlık hatta ot ve saman ithal ediyorlar.

Sayın Bakanım, bu sevdadan vazgeçin, tarımsal sulama amaçlı kuyulara cihaz takılmasına gerek yok. Öncelikle başka alanlarda tasarruf sağlanmalı.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kalaycı.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına  Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, yakında bu içeceğimiz suya da sayaç takılırsa hiç şaşırmayınız. Şu an beleş. “Su gibi aziz olun.” demişler. Allah’ın verdiği suyu vatandaşa satmaya kalkmayın.

Bakın, geçenlerde bir yerden geçtim, birisi sazdan bir çardak yapmıştı -bir karı, bir koca, iki çocuk- bir de tabela koymuştu “Su beleş, kum beleş, güneş beleş, vatandaş sen de gel yerleş.” demişti. Niye? O ücra yere insan uğramıyordu, kendileri oturmuş orada iki tane masa kurmuştu, çalıştırmaya çalışıyordu. Elbette ki bir yerin ekonomik getirisi nedir, götürüsü nedir, kaynakları nedir, ne değildir, bunlar önemli şeylerdir.

Şimdi, burada öyle bir yasa getirmişsiniz ki biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak size iki üç önemli uyarıda bulunacağız. Şöyle uçakla Mardin Havalimanı’na süzüldüğünüz zaman Mezopotamya Ovası’nın uçsuz bucaksız güzelliklerini görürsünüz. Kimi ekinler sarı, kimi yerler yemyeşil mısır ekili, kimi yerlerde meyve ağaçları dikili ama buraya GAP projesi kırk yıl önce burayı sulamak için yapıldı. Bu sulamayı, bu kanalları bu ovaya getirmediniz. On yıldır iktidardasınız, kırk yılın son on yılında AK PARTİ iktidarı GAP’a su kanallarını getiremediği için Şanlıurfa’da binlerce çiftçi ailesi kendi tapulu gayrimenkulünde yani mülkünde yani adaletin temeli olan mülkünde sondajla –elektrikle- su çekerek oraları suluyor ve dünyanın elektrik borcu geliyor, ziraatta ürettiğini karşılayamıyor ürün. Her gün bunun sıkıntıları yaşanırken, aynı olay Viranşehir’de, Kızıltepe’de, Mardin Ovası’nda, Nusaybin’de, İdil, Cizre ve Silopi’ye kadar olan güzergâhta yaşanırken, kırk yıldır suya hasret, kanallara hasret, bu projenin bitmesi için beklenirken, Ilısu Barajı’na harcanan ve Hasankeyf’i sular altında bırakacak olan milyar dolarların sadece bir tanesi ayrılmış olsaydı, 1 milyon 600 bin hektar sulanmış bir GAP projesi bugün karşınızda olacaktı.

Şimdi, Allah’tan korkun, Sayın İçişleri Bakanı bakan olunca Kızıltepe’ye gitti ve dedi ki: “Su kanalları geliyor, 138 bin hektar sulanacak.” İnşallah. Ama bu yasa bizi ciddi ciddi kaygılandırmaya başladı.

Deli Dumrul vardı biliyorsunuz, köprüden geçenden para alırdı. Aynı hikâye bizde de “Aladino Kalesi hikâyesi” olarak geçer. Dicle Nehri’nin kıyısında bir küçük saray yapmış kendine “Aladino Kasrı” olarak geçer, karşı kayaya bir zincir atar, giden gelen keleklerden de haraç alırdı. Şimdi, bunun bir de padişahlık devrinde Galata Köprüsü’nden gelenden geçenden vergi alma hikâyesi var, ona girmeyeyim.

Ee, şimdi, kalkmışsınız, Allah aşkına, siz, tapulu arazisinde yerin altından suyunu elektrik parasını ödeyerek çekenin kafasına basıp sayaç takacaksınız. Sayaç takıp para alacaksınız. Niçin alacaksınız? Kendi mülkünde, kendi tarlasında kuyu açmış yani kendi kuyusundan suyunu çekerken elektrik parasıyla… Hem elektrik sayacını takacaksınız hem gelip su sayacını takacaksınız, bundan para alacaksınız. Ne parası bu? Bunun adı haraçtır arkadaşlar. Bunun adı; başka bir tarım projesine, ziraat projesine, başka bir projeye şimdiden altyapı hazırlamaktır. E, gider Sudan’da 1 milyon dönüm araziyi doksan dokuz yıllığına kiralarsanız, düşünürüz.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – 5 milyon dönüm.

HASİP KAPLAN (Devamla) – 5 milyon dönümmüş, arkadaşlar 5 milyon dönüm diyor. E, vallahi 5 milyon dönüm size de, AK PARTİ’nin 10 milyon üyesine de, sülalesinin yedi ceddine kadar da yeter. E, bırakın buradakiler kendi sularını beleş içsinler. Şimdi, içmezler. Niye, niye? E, kardeşim devletsen kırk yılda GAP’ın kanallarını niye Viranşehir’e kadar getirdin durdun? Viranşehir’deki su birliklerine üye olan vatandaş gibi, siz bu suyu Ceylanpınar’a, Kızıltepe’ye, Mardin Ovası’na getirdiğiniz zaman veya Adıyaman’ın alt tarafına, Siverek tarafına getirdiğiniz zaman… Ya, vatandaş, ziraatçı, tarım çalışanı niye elektrikle yerin altından su taşısın, çeksin, dünyanın parasını versin? Üyelikle 1 lira vereceği yere niye 100 lira versin? Demek ki burada bir terslik vatandaşta yok. Vatandaşın ziraatını, suyunu, tarımını ve geleceğini pazarlayanlarda ve planlayanlarda sorun var arkadaşlar.

Türkiye’de en fazla açıkta olan mühendisler ziraat mühendisleridir. Ziraat mühendisleri en çok açıkta olan ülke Türkiye’dir. Böyle bir tarım ülkesi olan Türkiye’de saman yığınları da buraya gelir, ithal GDO’lu ürünler gelmeye başlar, pancarı kapatırsın, şeker ile ilgili sahte tatlandırıcılardan tutun, mısıra kadar tutun her şey gelir. Bu ülkeyi bu hâle sokmanın neresi milliyetçiliktir, mukaddesatçılıktır, vatanseverliktir, bana anlatır mısınız Allah aşkına? Elbette ki suların denetimi gerekebilir. “Gerekenler yapılmasın bilimsel olarak.” demiyoruz ama eğer bunu yapmak istiyorsanız, GAP projesinde çıkıp halktan özür dileyeceksiniz. “Kardeşim, biz sulama kanallarını yapmış olsaydık siz pamuğa Çukurova’ya, fındığa Karadeniz’e, bilmem ne işçiliği için nereye gitmeyecektiniz. Siz kendi topraklarınızda çalışacaksınız. Siz kendi topraklarınızda, kendi bölgenizde, kendi köyünüzde çalışacaksınız.” diyeceksiniz. Aksine, 5 milyon istihdam da olacak, tarım endüstrisi de gelişecek. Peki “GAP projesini bitirmeyin.” diyen var mı? Elinizi tutan var mı? Ben burada, 2007 Hükûmet bütçesi konuşulurken Hükûmet Programı’nı şöyle sallamıştım “GAP bunun neresinde?” diye. Şimdi soruyorum: GAP bunun neresinde? El insaf, el vicdan! GAP’ta para almanız için ya… Sulama yapın üç ay sonra, üç ay sonra istediğiniz sayacı takın. Sulama kanalını getirin otuz üç ay sonra, otuz üç ay sonra paranızı alın. Sulama kanallarını getirin otuz üç yıl sonra, iktidardaysanız o zaman alın. Ama siz bunu yapmadan, vatandaşı temelli olarak yoksulluğa mahkûm etmek istiyorsunuz. İnanın bu doğru bir yol değil. GAP projesinde vatandaşın eli yakanızdadır; GAP projesinde su kanallarını tamamlamadığınız için. Savaşa yaptığınız harcamaların ellide 1’ini yapsaydınız GAP projesi biterdi, çok açık söylüyoruz.

Gelin, bakın, su sayacını takın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - …ilk tahsilatını da siz yapın, plaket de benden.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahısları adına İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt.

Sayın Öğüt, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

KADİR GÖKMEN ÖGÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; amacı suyu piyasalaştırmak olan kanunla ilgili konuşacağım.

Biliyorsunuz, suyla ilgili önemli bir sorun da 1990’lı yıllarda kurulan 400’e yakın sulama birlikleridir. Bazı birlikler şu an itibarıyla feshedilmiş bulunmaktadır. Faaliyette olan yaklaşık 358 adet sulama birliğinde 1.998  kadrolu, 1.142 geçici işçi çalışmaktadır. Belediye ve il özel idarelerinde çalışan norm kadro fazlası işçi personele tanınan diğer kamu kurumlarına geçiş hakkının sulama birliklerinde çalışan personele de tanınmasını istemektedirler. Kendilerini çaresiz görmektedirler. Bu sorununun bir an önce çözüme ulaştırılması gerekmektedir.

AKP Hükûmeti taşeronlaşma ile mücadele edeceğine her gün bunu biraz daha yaygınlaştırmaktadır. Taşeronun insan sömürüsü, kölelik düzeni olduğunu defalarca dile getirdik. Emekte ayrım yapılmaması gerektiğini, emeğin karşılığının aynı olması gerektiğini savunduk. Ülkemizde taşeron işçiliğin her geçen gün arttığını ve bu yolu kullanarak işverenlerin işçi sorumluluğundan kurtulmaya çalıştığını açık bir şekilde hemen hemen her alanda görmekteyiz. Ancak, bazı sektörler var ki tümüyle karşı olduğumuz bu sistemin uygulanması asla kabul edilemez. Bunlardan biri de sağlık sektörü. Sağlık alanındaki taşeron işçiliğinde çok ciddi bir artış var. 2002 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde taşeron işçi sayısı 21 bin iken bugün korkunç rakamlara ulaşmış durumdadır. Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde resmî rakamlarla 118 bin sağlık emekçisi, yapılan ihalelerle taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırılmaktadır. Bu rakama üniversite hastaneleri de eklendiğinde sağlık kurumlarında çalışan taşeron işçi sayısı 150 bine yaklaşmaktadır. Şu anda, hekimlik hizmeti dışında hemşire, teknisyen, laborant, radyoloji teknisyeni, hasta bakıcı, tıbbi sekreter gibi tüm alanlar taşeronda çalıştırılan sağlık personeli tarafından yapılmaktadır.

“Sağlıkta taşeronlaşma” demek insan hayatıyla oynamak demektir. Bütünlük ve istikrarın esas olduğu sağlık hizmetinin taşeron şirketler eliyle gördürülmesi sağlık hizmetinin doğasına aykırıdır. Hastanelerde yaşanan bebek ölümleri, yangınlar ve benzer pek çok sorun bunun sonucudur.

Sağlık hizmetinin tüm aşamaları poliklinikten ameliyathanesine, radyoloji biriminden laboratuvarına kadar ekip hizmeti olarak sürdürülmeli ve hizmet içi eğitimlerle kalıcı ve güvenli bir çalışma ortamı oluşturulmalıdır.

Günümüz koşullarında sağlık hizmeti kamu hizmeti olmaktan çıkarılıp bir ticari işletmeye dönüştürülmüştür. Sağlık, hizmet değil rant olmuştur. Tüm karşı çıkmalarımıza rağmen çıkartılan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu da taşeron sistemini ve uzantılarını beslemektedir çünkü yasayla, çalışanların sendika üyelikleri SGK üzerinden tanımlanmaktadır. İşçilerin çalıştırılmasına aracılık eden taşeron şirketler SGK bildirimlerini farklı farklı iş kollarından yaparak ve bunu her ay değiştirerek taşeron işçilerinin sendika üyeliklerinin tanınmamasına sebep olmaktadırlar.

Bakınız, ocak ayında meydana gelen iş kazalarında sadece basına yansıdığı kadarıyla 68 işçi ölmüş, 227 işçi de yaralanmıştır. En çok ölüm madencilik iş kolunda yaşanırken, ölümlerin 15’i inşaat ve 10’u metal iş kolunda meydana gelmiştir.

Taşeron sistemi 7 Ocakta Kozlu’da 8 can almıştır. 30 Ocakta Antep’teki galvaniz fabrikasındaki patlamada 9 işçi ölmüş ve 26 işçi yaralanmıştır. Peki, bu işçilerin kaçı sendikalıdır? Bu canların hesabını kim soracaktır?

Gördüğünüz gibi ekim ayında kabul edilen Sendikalar Yasası taşeron işçilerin hak arama mücadelesine girememesi, işverenin gözetilmesi üzerine kurgulanmış bir oyunun parçasıdır. Nitekim, bugün karşımıza çıkan birçok sektörde taşeron işçiler bırakın hak aramayı mevcut haklarını bile alamamaktadırlar. Sağlık Bakanlığında, belediyelerde çalışan taşeron işçilere, zorla, alacakları olmadıklarına dair kâğıt imzalatılmaktadır. Bu insanlar işe alınmama korkusundan dolayı gün yüzüne çıkamıyorlar. Daha önce birçok kez bunların araştırılması, hatta gizli bir ihbar hattı kurulması önerisinde bulundum ancak sonuç açıkça gösteriyor ki bu işçiler kimi kime şikâyet edecekler? Çünkü bugün kamudaki taşeron işçi sayısını, bakan dâhil, kimse tam olarak bilememektedir. Sayının 1 milyonun üzerinde olduğu sadece tahminlerden ibarettir.

Türkiye’de yapılmak istenen, istihdam modelinin adım adım ve tamamen değiştirilerek, sosyal devlet anlayışının terk edilerek tüccar devlet mantığının oturtulmaya çalışılmasıdır. Amaçlanan nedir? Amaçlanan, Hükûmetin taşeron işçilerin sesini ne kadar daha duymazdan gelmesini engellemektir.

Taşeron işçinin hakkını savunan, onları örgütleyen, onların daima yanında olan DİSK’in 46’ncı kuruluş yıl dönümünü buradan tekrar kutluyorum, bütün çalışanlara selam ve saygılarımı sunuyorum. Yaşasın işçilerin örgütlü mücadelesi!

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Bir sonraki konuşmacı, şahsı adına Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan.

Sayın Erdoğan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 410 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un bazı maddelerini değiştiren bir düzenlemeyi şu anda görüşmekteyiz. Burada, aslında köylünün, çiftçinin hiçbir sorunu çözülmüyor. Sadece, köylü için, çiftçi için bir seçim ertelemesi içermektedir bu düzenleme. Sonuç olarak, bütün kuyular ruhsatlandırılacak, bütün kuyulara sayaç takılacak, hem ücret alınacak hem de kullanılan suya kota konulacak. Bu kanunun esas maksadı budur. Bu da yeni sıkıntılara sebep olacaktır elbette ki.

Köylü vatandaşlarımız AKP iktidarına üç dönemdir kucak açtı, oy verdi, destekledi. Ya, AKP ne yapıyor? Her zamanki gibi köylüye, çiftçiye yeni yükler getiriyor; köylüye, çiftçiye zulmediyor. Köylü perişan, çalışıyor, çabalıyor, yüksek girdi maliyetleri altında eziliyor. Bu sıkıntıları yetmezmiş gibi, şimdi bir de su parası ekliyorsunuz. Zavallı köylümüz, çiftçimiz sulamada kullandığı suyun elektrik parasını bile ödeyemez hâle gelmişken, bu uygulama köylüyü iyice çaresiz bırakacak. Tabii, kuyulara sayaç takılması sonucu su kullanımına kota gelecek. Burada çok dikkat edilmesi lazım; mevsim şartlarına göre, bu uygulama, bazı yıllar köylünün mahsulünün kurumasına bile yol açabilir.

Yine, seracılarımız, suyu hem mahsullerini sulamak için hem de soğuk havalarda seralarını dondan korumak için kullanıyorlar. Kış mevsiminin soğuk ve uzun sürmesi durumunda, seradaki ürünler, bu uygulamanın sonucu olarak donabilir. Zaten, seracıların kullandığı elektriği tarımsal tarife üzerinden değil, ticari tarife üzerinden ücretlendiriyorsunuz. Herhâlde iktidarınız, bundan sonra, serada yetiştirilen tarım ürünlerini de istatistiklerde sanayi üretimi olarak sayar.

Benim seçim bölgem Muğla’da tarım arazileri küçük parçalar hâlindedir. Köylümüze, çiftçimize bir kuyuyu ruhsatlandırmak, o kuyuya sayaç takmak kaç bin liraya mal olacaktır, burada, bunun cevabı net olarak verilmemektedir. Milas’taki, Ortaca’daki, Dalaman’daki, Köyceğiz’deki, Fethiye’deki çitçilerimizin çoğunun üç beş tane, hatta daha fazla kuyusu vardır. Bu çiftçilerimiz kuyularını ruhsatlandırmak için tarlasını, bağını, bahçesini, serasını mı satacak? Eğer, tarlasını, bağını, bahçesini, serasını satarsa ne ile geçinecek?

İktidarınız döneminde çiftçi dünyanın en pahalı mazotunu, ilacını, gübresini kullanmaktadır. Şimdi de köylümüze dünyanın en pahalı suyunu mu kullandırmak istiyorsunuz?

Sayın Bakan, Akköprü Barajı’nı 2011 yılında, seçimden hemen önce tamamladınız, enerji üretmeye başladınız, bu kısmı güzel. Bölgemizde artık Türkiye’nin en önemli barajlarından biri yer almaktadır.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Taşkınlardan da koruduk.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ancak bu barajdan üç dört ilçemize sulama suyu vermeniz mümkünken, bugüne kadar 1 metre sulama kanalı yapmadınız. Burada da sulama kanalı yapmayı düşünmüyor musunuz? Böyle bir niyetiniz var mıdır, yok mudur; varsa ne zaman yapacaksınız? Tabii, Hükûmet olarak damlama sulama sistemini teşvik ettiniz, vatandaşımız bu işe ciddi yatırımlar yaptı. Şimdi, vatandaşın sırtına, bu damlama sulamalarda kullandığı suyla birlikte ciddi faturalar, külfetler yüklüyorsunuz. Damlama sulama sistemi için verdiğiniz teşviklerin çok daha fazlasını vatandaşımızdan geri alıyorsunuz yani Türkçesiyle, kaşıkla verip kepçeyle alıyorsunuz. Hiç olmazsa, bizim bölgemizdeki seracıların, küçük bağ, bahçelerde kullandıkları sularla ilgili olarak bir istisna getirin. Çünkü çiftçimizin 1 dönüm serası orada, 2 dönüm serası öbür tarafta, küçük küçük bağı, bahçesi var, buna bir çözüm getirin.

Çek Kanunu’nda yaptığınız değişikle mali suçlarda hapis cezasını kaldırdınız, sayenizde tüccarlar köylüyü kolayca dolandırabiliyor artık.

Sayın Bakan, yaptığınız her düzenleme köylülerimize yeni sıkıntılar getiriyor. Siz bu gariban köylüden, çiftçiden ne istiyorsunuz? Yeter artık, buna bir dur deyin!

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğan.

Sayın milletvekilleri, 2’nci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Özel… Yok.

Sayın Köprülü… Burada.

Buyurun.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, söz konusu kanun teklifiyle özellikle bir mağduriyetin giderildiği iddia ediliyor kanunun gerekçe kısmında, iki yıl içinde kuyulara sayaç takma zorunluluğunun süresinin uzatıldığı söyleniyor. Bu, tabii, Mecliste tartışılacaktır. Ancak, teklifte hiç olmadığı şekliyle, özellikle Komisyonda 3’üncü madde ilave ediliyor ve 3’üncü maddeyle Kamulaştırma Kanunu’nda bir değişiklik öngörülüyor. Vatandaşın mağduriyeti giderilirken özellikle başka rant kaynakları sağlamaya yönelik… Özellikle devletin kamulaştırma amacı dışında da faaliyetlerini sürdürebileceğine “Park yapıyoruz.” diyerek alınan taşınmazların 20 katlı inşaatlarla, bloklarla birilerine peşkeş çekilebileceğine dönük bu kanun maddesine siz nasıl bakıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Bunu, söz konusu yasayla nasıl ilişkilendiriyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Köprülü.

Sayın Yüksel…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Bakan, Gediz havzasında, ağırlıklı olarak Menemen ilçemizde, dün, 40 bin dönüm bağ ve sebze tarlaları; Menderes havzasında, Bayındır, Tire, Selçuk, Söke ilçelerimizde 90 bin dekar şalgam ekim ve sebze tarlaları sular altında kalmıştır. Sayın Bakan, bunun sorumluluğu Gediz ve Menderes havzalarında hiçbir ıslah çalışması yapmayan Bakanlığınıza ait değil midir? Bir yıllık emekleri yok olan çiftçilerimizin zararlarını ödemeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinde “Faydalı ihtiyaç, yer altı suyunu kullanacak kimsenin faydalı kullanışları için muhtaç olduğu su miktarıdır.” ifadesi var. Buradan hareketle, bölgem Bursa’da “faydalı ihtiyaç” adı altında DSİ Genel Müdürlüğünce tayin ve tespit edilen ne kadar tesis var ve buralarda ne kadar su kullanılıyor, öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkanım teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, dün, konuşmamda bu sayaçların DSİ tarafından ücretsiz takılmasını önermiştim ve sigorta kapsamında da DSİ’nin sigortası kapsamında olmasını önermiştim ve bu konuda Sayın Başbakanla bir telefon teatisinde bulunmanızı önermiştim. Bu süre içerisinde Sayın Başbakanla bir görüşmeniz oldu mu? Bu sayaçların ücretsiz verilmesi yönünde, kasanın dolu olduğunu, paranın bol olduğunu, Avrupa’nın 1’inci ekonomisi olduğunu söylediğinize göre bu sayaçların ücretsiz verilmesi gerekiyor. Bu konuyu tekrar Bakanlar Kuruluna ve Başbakana ilettiniz mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, Sayın Bakanım, 2’nci maddenin “b” şıkkında “Zirai, içme ve kullanma suyu amaçlı…” diye başlıyor, maddenin sonunda diyor ki: “…üç yıl içerisinde -bunu yerine getirmeyenler tarafından- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kurulur veya kurdurulur. Bu şartlara uymayanların belgeleri iptal edilerek kuyuları kapatılır...” İçme suyunun temin edilmesi devlet görevi değil mi? Neden böyle bir kapatma gereksinimini bu maddeye alıyorsunuz?

İkinci bir sorum: Büyükşehir Belediye Yasası geçti. Yasada köy tüzel kişiliği kaybedilerek mahalle oldu. Bu köyleri, içme suları ya da kuyu suları için, kullanma suları için ücrete tabi tuttunuz. Bu yasada büyükşehir belediyesinin dışında bulunan köyler ile büyükşehirler arasında eşitlik ilkesine aykırı olan bir durum söz konusu değil mi, nasıl düzeltmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bir konuyu öğrenmek istiyorum. İzmir kırsalında zirai amaçlı kaç kuyu vardır? Ayrıca, İzmir vilayeti sınırları içerisinde bu kanun kapsamına giren kaç kuyu bulunmaktadır? Bu konuda bilgi verirseniz memnun olurum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakandan öğrenmek isterim: Tokat ilinde Devlet Su İşlerine ait olan makine parklarında çok ciddi manada düşüş vardır, yeni makine alımları da yapılmamaktadır, yani tamamen taşeron şirketlere bırakılmış gibi bir tablo görülüyor. Bununla ilgili bir politikanız mı vardır? Yani, tamamen Devlet Su İşlerini çekecek misiniz? Bunu öğrenmek isterim.

İkincisi de: Kelkit ve Yeşilırmak vadilerinde ıslah çalışmaları devam etmektedir, uzun zamandan beri devam ediyor. Bununla ilgili, ne zaman biteceği noktasında bilgi verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Efendim, Sayın Köprülü’nün suali vardı yani “3’üncü madde Kamulaştırma Kanunu ile niye ilave edildi?” şeklinde.

Efendim, bu şöyle bir zaruretten kaynaklandı: Yani, mahkeme kararları arasında, Yargıtaydaki daireler arasında farklılık var. Ayrıca, malumunuz, Kamulaştırma Kanunu’na göre beş yıl içinde kamulaştırılan alanda bir tesis yapılmazsa kamulaştırma…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Bu o madde değil Sayın Bakanım. Yanılıyorsunuz, o madde değil bu. 22’nci değil, 23’üncü madde sizin söylediğiniz ama 22’de değişiklik yapıyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tamam, 23’üncü madde ama 22’yle 23 irtibatlı. Dolayısıyla, özellikle geçmişte ben de gerek İSKİ’de, DSİ’de gerekse Bakanlıkta çok kamulaştırma yaptım. Şimdi, bakıyorsunuz geriye, on beş yirmi yıl geçmiş, hakkını almış olan vatandaşlar dava açarak gerçekten haksız zenginleşme suretiyle devleti zarara uğratıyor; bunu önlemek için yapılan bir işlem. Yani devlet zamanında kamulaştırmış, hakkını vermiş, teslim almış, beş yıl zarfında da gerekli tesisi yapmış; ondan sonra vatandaşla, arsa veya diğer kamulaştırılan alanla ilgili sahibinin illiyet bağı tamamen kopmuş olması lazım. Bunu getiriyoruz.

Sayın Yüksel, tabii, maalesef son zamanlarda bazı bölgelerde aşırı yağışlar meydana geldi. Tabii, bu arada Gediz ve Büyük Menderes havzasında da bazı alanlar kısmen su altında kaldı. Ancak burada şunu da ifade etmek istiyorum: Gerek Gediz havzasında gerek Büyük Menderes havzasında yaptığımız barajlar, mesela, Aydın’da İkizdere Barajı, Çine Barajı gibi barajlar çok fazla bir zararın olmasını önlemiştir. Tabii, çiftçinin zararlarıyla ilgili de konu araştırılıyor, gereken yapılacaktır; buna inanıyorum.

Sayın Demiröz, tabii, Bursa’da “faydalı ihtiyaç” ile ilgili şu anda Tarım Bakanlığınca tarım il müdürlüğünde ekeceği çiftçiye göre isteniyor. Sanayi için Bakanlığımızdan ve sanayi il müdürlüklerinden alınıyor bunlar, bu değerler. Bu rakamları onlardan yazılı olarak isteyerek size ulaştırabiliriz.

Sayın Özkan “Sayaçların parasız takılmasıyla ilgili Başbakanla telefonla konuştunuz mu?” diye söylediniz.

Bu konuda Başbakanımızla telefonla konuşmadım ama burada şunu ifade edeyim: Zaten getirilen bu kanunda nerelere sayaç takılacağı, nerelere takılmayacağı DSİ tarafından ciddi olarak incelenecek; bu bir. Bazı yerler taban suyu yüksek olan bazı yerler var ki kısa bir zamanda, iki üç yıl içinde buralara sulama suyu geliyor yüzey suyu olarak; yer altı suyu kuyuları belki devre dışı kalacak. Onları tespit ederek en azından oralarda sayaç takılmama durumu olabilecek; bir.

İkincisi de, bizim de şöyle bir çalışmamız olacak: Sulama birlikleri ve kooperatiflerine, şahıslara değil ama en azından onlara, DSİ’nin kanunda mevcut olduğu üzere üç yıl ödemesiz, on beş yıl ödemeli, bir şekilde faizsiz bir uygulama yapmak için arkadaşlar bir çalışma yapacaklar. Mevzuat müsaade ederse bu kolaylığı da göstereceğiz. Yani maksadımız vatandaşa faydalı olmaktır. Burada, yani sayaçlardan, daha doğrusu sayaç değil, ölçüm sisteminden maksat, mevcut yer altı suyunu, rezervini kontrol etmek ve vatandaşın gerçekten vahşi şekilde sulamasının önüne geçmektir. Maksadımız, gelecek nesillere yer altı suyunu sağlıklı bir şekilde teslim etmektir.

Sayın Kaplan, özellikle, tabii, büyükşehirde mahalle olanla köy olan, hâlihazırda köy olan alanlar arasında… Büyükşehir belediyesi, tabii, köylere hizmet götürecek. Ben de eski bir İSKİ Genel Müdürü olarak konuyu biliyorum. Yani bir alan, eğer büyükşehir veya… Büyükşehir olunca          su-kanalizasyon idareleri yetkili oluyor da su temini ve atık suların toplanmasında, buralarda kuyulardan alınan, kullanılmış su uzaklaştırma bedelidir, onu özellikle vurgulamak istiyorum. Neticede, oraya hizmet getirecek, alacak, toplayacak, yani köyler de mahalle olacak ama o da şehrin bir parçası olacak, onu da özetle vurgulamak istiyorum.

Sayın Vural, İzmir kırsalında kaç kuyu var şu anda, o konudaki toplamı verebilirim. Şu anda, kanun kapsamına giren 274 bin adet kuyu olduğu ifade edildi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kanun kapsamında 264 bin.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Onu şöyle yapalım: Bu toplam miktar, İzmir için şu anda elimde kayıt yok ama ben size bunu yazılı olarak vereyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Toplam olan Türkiye’de.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Evet, bu Türkiye’de toplam olan.

Sayın Doğru, tabii, sulama borçları, yeni yapılanma için şu anda… Herhâlde enerjiyle ilgili söylüyorsunuz değil mi?

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Hayır efendim, Devlet Su işleri makine parklarından bahsediyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Makine parklarıyla ilgili de şunu ifade edeyim: Efendim, DSİ’nin… Biliyorsunuz, biz Tokat’ta bütün derelerin ıslahıyla ilgili, ben de Tokat’a gittim ve büyük bir ıslah çalışması başlattık, bu devam ediyor, yani hızla devam edecek. Makine parkında bir problem yok. Yeni makine alınca da Tokat’a veriyoruz. Kaldı ki biz özellikle, makineleri acil ihtiyaçlar için kullanıyoruz, diğer işleri ihale ediyoruz. Makine bu yıl da ayrıca alacağız. Yeni makine size de, Tokat’a da vereceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde dört önerge vardır, sırasıyla okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun teklifinin 2 nci maddesi ile 167 sayılı Kanunun değiştirilen Geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu kanunla değiştirilen 10 uncu maddenin ikinci fıkrasının” ifadesinin, “Bu maddeyi değiştiren kanunun” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat                Muzaffer Baştopçu

      Kayseri                                  İstanbul                                  Kocaeli

   İdris Şahin                          Muzaffer Aslan

      Çankırı                                  Kırşehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2 nci maddesiyle düzenlenen Geçici 3. maddenin (b) bendinde geçen “yüzde yirmi beş fazlası ile” ve “zirai” ibarelerinin çıkarılması ve birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Zirai amaçlı açılan kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemi kurulmaz.”

   Oktay Vural                           Ali Uzunırmak                       Seyfettin Yılmaz

        İzmir                                      Aydın                                     Adana

Mehmet Erdoğan                     Necati Özensoy                      Mustafa Kalaycı

       Muğla                                     Bursa                                     Konya

                                                Ali Halaman

                                                    Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2 nci maddesi ile değiştirilen 167 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin (a) ve (b) bentlerine birinci cümlelerinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Kuyu ölçüm sistemine ilişkin olarak kurulması zorunlu olan cihazların, kaybolma gibi durumlara karşı sigortalanması zorunludur ve bu sigorta bedelleri Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından karşılanır.”

Ramazan Kerim Özkan             Mehmet Şeker                           Musa Çam

      Burdur                                 Gaziantep                                  İzmir

İlhan Demiröz                            Kazım Kurt                        Rahmi Aşkın Türeli

       Bursa                                  Eskişehir                                   İzmir

Mehmet Hilal Kaplan            Kadir Gökmen Öğüt

      Kocaeli                                  İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

410 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 2. maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Mardin

                   Halil Aksoy                                       Nazmi Gür                               Abdullah Levent Tüzel

                        Ağrı                                                   Van                                                İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONUNU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gür.

NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, 410 sıra sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde fikirlerimizi beyan etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, insan ve diğer bütün canlılar için yaşamsal bir doğal kaynak olan su, bilindiğinin tersine sonsuz bir doğal kaynak değil. Dünyada oldukça sınırlı bulunan ve hayatın devamını sağlayan önemli maddelerden biri de sudur. Doğada suya bağımlı canlı yaşamı sürekli artarken yenilenebilir su kaynakları miktarı sabit kalmaktadır. Özellikle insan nüfusunun neredeyse geometrik artışı, su kaynaklarının kıtlığı suyun gelecekte önemini artırırken bütün insanların suya eşit oranda doğal erişim hakkının da önündeki en büyük engeli yine insanın kendisi oluşturmaktadır. Öte yandan suyun hızla kirletilmesi, yani yer altı ve yer üstü sularının hızla kirletilmesi, suyun giderek bir metaya dönüştürülerek pazar ekonomisi çerçevesinde halka sunulması suyun bu hayati değerini giderek artırmaktadır.

Değerli arkadaşlar, dünya nüfusunun hızlı artışı ve gelişen sanayi sektörü nedeniyle artan su gereksiniminin giderilmesinde güçlüklerle karşılaşıldığı ve son yirmi-yirmi beş yıl içerisinde de bölgelerde özellikle Orta Doğu’da su krizinin çıkacağı aşikârdır.

Yine, özellikle bu konuda yazıp çizen uzmanlar su sorununun önemini vurgulamakta, altını çizmektedir. Bunun da gelecekte bölgeler ve bazı ülkeler arasında savaş gerekçesi, savaş nedeni olabileceğini de göstermektedir bize.

Değerli arkadaşlar, su özellikle Birleşmiş Milletlerin de temel gündem maddelerinden birisidir. Özellikle 2000 yılından başlayarak Birleşmiş Milletlerin oluşturduğu konferansların temel gündem maddesi su. Suyun paylaşımı, suyun bir insan hakkı olarak erişimi ve suya erişim konusunda da ülkelerin, devletlerin halktan yana, insanlardan yana önlem alması suyun paylaşımı ve su üzerinde herhangi bir kısıtlama getirilmemesi konusunda da ciddi çalışmalar ve eylem planları söz konusudur.

Yine, değerli arkadaşlar, bizim özellikle suya erişim konusunda, suyun bir insan hakkı oluşundan yola çıkarak yer altı sularının kullanımı konusunda elbette ki bir regülasyona, bir düzenlemeye ihtiyacımız var. Fakat bunun hem ticari bir metaya dönüştürülmemesi hem de insanların suya erişim hakkının önünde bir engel teşkil etmemesi gerekiyor.

Yine, suların, yer altı sularının ve yer üstü sularının kullanımı, onların kirletilmesinin engellenmesi veya dağıtımı Hükûmetlerin, özellikle bölgesel yönetimlerin, belediyelerin temel görevlerinden birisidir. Bunun için önemli olan, stratejik su kullanım planlarının ve projelerinin hazırlanması ve bu konuda da Hükûmetlerin önlem almasıdır.

Değerli arkadaşlar, biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak herkesin eşit ve güvenli suya erişiminin sağlanması gerektiğini her fırsatta dile getiriyoruz. Bunun da en iyi biçimde kamu eliyle sağlanabileceğini düşünüyoruz. Suya adil ve eşit bir şekilde ücretsiz olarak erişilebilmesi anayasal bir hak olmalıdır ve yeni hazırlanacak anayasada da suya erişim hakkı bir insan hakkı olarak düzenlenmelidir. Bunu öneriyoruz.

Değerli arkadaşlar, güvenli içme ve kullanma suyuna erişim insan sağlığı ve özellikle de çocuklar için son derece önemlidir. Ancak dünya genelinde 1 milyardan fazla insanın sağlıklı su kaynaklarından mahrum kalması ve suya erişim hakkından mahrum kalması da bilinen bir gerçektir.

İçme, kullanma ve sanayi sektörleri tarıma oranla çok daha az su kullanmalarına karşın bu sektörlerdeki su tüketimi artışı son derece hızlıdır. Gelir düzeyi düşük ülkelerde su kullanımında en yüksek payı tarım sektörü almasına karşın, gelir düzeyi yüksekliğinde tarımın yerini sanayi sektörü almaktadır. Bunun da dikkate alınması gerekir.

Su kıtlığının ortaya çıkmasında birçok faktör etkili olmuştur. Sanılanın aksine su sorunu iklim değişikliğinin sonucu ortaya çıkmamıştır, artan nüfus ve kötü su yönetimi kullanılabilir su kaynaklarını azaltmış ve su kirliliği ve çevreye verilmeyen önem nedeniyle de suyun kullanımı önündeki en büyük engellerden biridir.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler efendim.

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge oylamasından önce bir yoklama talebi vardır.

İsimleri tespit ediyoruz: Sayın Hamzaçebi, Sayın Moroğlu, Sayın Demiröz, Sayın Şeker, Sayın Ağbaba, Sayın Özkan, Sayın Serindağ, Sayın Ediboğlu, Sayın Çetin, Sayın Ayman, Sayın Tanal, Sayın Kaplan, Sayın Kurt, Sayın Özdemir, Sayın Acar, Sayın Öz, Sayın Aygün, Sayın Köprülü, Sayın Onur, Sayın Kesimoğlu.

Sayın milletvekilleri, yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2 nci maddesi ile değiştirilen 167 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin (a) ve (b) bentlerine birinci cümlelerinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Kuyu ölçüm sistemine ilişkin olarak kurulması zorunlu olan cihazların, kaybolma gibi durumlara karşı sigortalanması zorunludur ve bu sigorta bedelleri Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından karşılanır.”

                                                                                                                    Ramazan Kerim Özkan (Burdur)

                                                                                                                                  ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Mehmet Şeker konuşacak Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mehmet Şeker, Gaziantep Milletvekili…

Sayın Şeker, buyurun.

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 2’nci maddedeki önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Bakanım, samimi olarak bir şey soruyorum: 1’inci, 2’nci, 4’üncü, 5’inci maddeler 3’üncü maddeye kamuflaj mı değil mi? Değilse sizinle ne ilgisi var? Niçin bu 3’üncü maddeyi bunun içerisine soktunuz? Bu, çok ciddi bir sıkıntı. Maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi, Meclisi bir kanun çıkartma fabrikası gibi görüyor, ben getireyim ve bu kanunları çıkartayım istiyor. Bu kadar çok kanun çıkan bir Meclis daha görülmemiştir. Yanlış çıkartıyoruz, tekrar düzenliyoruz; tekrar yapıyoruz, tekrar tekrar bu kanunları düzenlemeye çalışıyoruz. Oysa gelişmiş demokrasilerde yasa yapımı Mecliste başlamaz değerli milletvekilleri ve Mecliste de belirlenmez. Sivil toplum örgütleriyle görüşülür, bununla ilgili üniversitelerle görüşülür, konuyla ilgili bütün kuruluşların görüşleri alınır ve bu kanun ham şekilde Meclise gelir, komisyonlarda tartışılır ve sonuç olarak da buradan sağlıklı bir kanun çıkar ama bunların yapılmadığını görüyoruz. Çıkar gruplarıyla bürokrasi arasındaki etkileşimin tescil makamı Meclis değildir değerli milletvekilleri.

Sayın Bakan, sizi çok iyi anlıyorum. Evet, yer altı sularını koruyalım, gelecek nesillere sağlıklı su bırakalım çünkü dünyada tatlı su çok az, tatlı suyu bir sonraki nesle aktarmamız lazım. Bununla ilgili hiçbir sorun yok ama bu nasıl yapılır? Bu, ülkenin ekonomik beklentilerine uygun bir toprak ve tarım reformu yapılarak yapılır. Yaklaşık on yıldır iktidardasınız, 11’inci yıl Değerli Bakanım. Ülkenin ekonomik beklentisine uygun bir toprak ve tarım reformu maalesef gerçekleştirilememiştir. Tarım açısından Türkiye’nin ekonomik ve hukuk altyapısı da maalesef yetersizdir.

Değerli Bakanım, bu kanunla beraber bizim önerimizde… Özellikle bölgemizden örnek vereceğim size. Çiftçi çok sıkıntılı durumda; çiftçi, elektrik parasını ödeyemiyor; çiftçi, tohumu dünyada en pahalı kullanan çiftçi; yine, bizim çiftçimiz mazotu en pahalı alan çiftçi. Bunların, bu borçların içerisinde boğuşurken, bankadan aldığı kredileri ödeyemezken, bu faiz sarmalına bulaşmışken bir de sizler teşvikleri minimuma indirdiniz ve şu anda da insanların ekmeğinden sonra sularına da göz diktiniz.

Yer altı suları mutlaka ki bir ülkenin olmazsa olmazı, çok önemli. Gelecek nesle aktaracağımız yer altı sularını korumamız lazım. Özellikle dünyada suyun büyük bir kısmının tuzlu su olduğunu hesaba katarsak, yer altı sularını korumak, gelecek nesle temiz su imkânı sağlamak, onları suyla buluşturmak ve bunun devamını sağlamak mutlaka ki anlaşılması gereken bir şey.

Sayın Bakanım, sanayiciye teşvik veriyoruz, sanayicinin elektriğine, sigorta primine, hepsine teşvik veriyoruz ama çiftçinin suyuna destek çıkmıyoruz. Ne yapacağız? Damlama suyu artıramazsak ve salma suyla devam edersek mutlaka yer altı sularına zarar vereceğiz. Bunun için  teşvikler geliştirmek lazım, bunun için çiftçiyi bu yönde yönlendirmek lazım. Eğer bunları yapamazsak sadece sayaç koyarak ve çiftçinin parasını alarak hiçbir yere varma şansımız yok. Yine, yer altı sularının denetiminde büyük bir sıkıntı çekeceğiz. Şu anda kayıtlı olanlara gideceksiniz, kaydı olmayanlara gidemeyeceksiniz, kaydı olmayanlarla ilgili bir işlem yapamayacaksınız ama iyi niyetle kuyusunun kaydı olan, tescili olan insanlara gideceksiniz, bunların suyunu denetleyeceksiniz. Büyük fabrikalar… Büyükşehir Yasası geçti, Büyükşehir Yasası’nda yine ciddi sıkıntılar var, orada da Devlet Su İşleri bu işleri denetleyemeyecek, orada da ayrı bir sıkıntı var. 27 tane ilde Büyükşehir Yasası’yla bu kuyuları sizler denetleyemeyeceksiniz.

Sayın Bakanım, bu yanlıştan bir an önce vazgeçmeniz lazım. Çiftçi gerçekten çok sıkıntılı ve şunu söylüyor: “Ekmeğimize göz diktiniz, suyumuza da göz dikmeyin.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2 nci maddesiyle düzenlenen Geçici 3. maddenin (b) bendinde geçen “yüzde yirmi beş fazlası ile” ve “zirai” ibarelerinin çıkarılması ve birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Zirai amaçlı açılan kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine ölçüm sistemi kurulmaz.”

Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz önergeye?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Halaman, Adana Milletvekili.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ HALAMAN (Adana) – Sağ olun Başkanım.

Sayın milletvekilleri, 410 sıra sayılı “yeraltı sularını satma kanunu” hakkında söz almış bulunuyorum, daha çok bunun 2’nci maddesiyle ilgili.

Ama bu kanunun içeriğini konuşmadan önce… 1983’ten sonra Anavatan Partisi iktidar olmuştu. Anavatan Partisi bu iktidarın hevesine kapılıp kara yolları üzerinde taşımacılık yapan 10-15 tonluk BMC kamyonlarına, Ford kamyonlarına, Fatih kamyonlarına Avrupa menşeli         -onlara para kazandırmak için- böyle bir takograf takma mecburiyeti getirdi. Türkiye’deki bu kamyoncuların intizarı Anavatan Partisini iflah etmedi.

Şimdi, ben bu kanunla ilgili söylerken… Bu kanun daha çok Tarım Bakanlığını, Enerji Bakanlığını ve Orman ve Su İşleri Bakanlığını ilgilendiren bir kanun. Şimdi, istenen kanun, 2011 yılından bu tarafa, su az diyerek, Türkiye’de su kıtlığı var diyerek, önce bir ölçüm cihazı, ölçüm sistemi koyup sonra da işte “Sayaç koyalım, saat koyalım, bunlardan bir para toplayalım:” deme kanunu. Bu 2011’den bu tarafa devam ediyor. Üç ay önce, bir köyden bir kâğıt göndermişler, bu kağıttan dolayı da ben Orman Bakanımıza şöyle söyledim: “Ya bu çok âdil bir şey değil, çok merhametli, merhameti bırak mantıklı değil.” diyerek ufak da bir uyarı yapmıştım.

Yer altı suları, uzun yıllar tarımda, sanayide, içme suyu olarak insanların, vatandaşların kendi imkânlarıyla yeryüzüne çıkarttığı, kullandığı su demek. Bu suyu kullanan vatandaşlarımız, çiftçiler, sanayiciler, içme ve temizlikte kullandıkları suyun karşılığını Hükûmete, devlete KDV olarak, stopaj olarak, gerçek usulde vergi vererek, kurumlar vergisine tabi olarak zaten ödüyorlar.

Su hayat demek, abı demek, insan için vazgeçilmez. Bu suyu satmak kolay. Şimdi, yolun kenarlarında lahana satan, pırasa satan, turp satan, patates satan, soğan satan, elma yetiştiren, narenciye yetiştiren… Yer altından suyu çekerek bu Ulukışlalı, bu Adanalı elma yetiştirdiği için, portakal yetiştirdiği için bu Allah’ın verdiği suya “Ben bunu parayla satacağım, buna sayaç ve saat vuracağım.” demek… Ya bu komünist ülkelerinde yok ya, Küba’da yok Küba’da. Sen bu memlekette yani yer altından çıkan, nokta kadar emek vermediğin, nokta kadar gayret göstermediğin bir suyu emrivaki “Ben yer altındaki suyu sana satacağım.” demek doğru mu? Yeryüzündeki suları fahiş fiyatla zaten satıyorsun. “Baraj yaptım.” diyorsun satıyorsun, “Sulama birliği kurdum.” diyorsun satıyorsun, “Şişeledim.” diyorsun satıyorsun. Zaten bunları sata sata, tarımla uğraşan, sanayiyle uğraşan insanları iflah etmez, etmeme hâline getirdiniz zaten. Bundan dolayı biz bu kanunun… Ben bu kanunun şahsen alayına karşıyım. Yani “Alayına karşıyım.” derken… böyle bir şey yok ya! Yani bir memlekette pamuk eken adamın 60, 70, 100 metre alttan su çıkarması kolay bir iş değil ki. Yani sen su çıkaran, kuyu vuran adamı görsen acırsın ya, vazgeçersin yani para almaktan vazgeçersin.

Şimdi, Orman ve Su İşleri Bakanlığı “Bu ormanları kontrol etmek için şimdi ormancıyı mormancıyı istihdam ediyoruz.” diyor, altlarına pikapları veriyor, orada işte “Yangın çıkmasın, işte kaçak odunu kaçırtmasınlar, hartlak odunu kesmesinler, ormanı kesmesinler.” diyerek servis yapıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ HALAMAN (Devamla) – Şimdi, bu Orman Bakanlığı yeni bir ekip kurup yani bu suları mı kontrol edecek?

Şimdi, bundan dolayı ben bu kanuna menfi baktığımı, karşı olduğumu söylüyorum, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Halaman, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun teklifinin 2 nci maddesi ile 167 sayılı Kanunun değiştirilen Geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu kanunla değiştirilen 10 uncu maddenin ikinci fıkrasının” ifadesinin, “Bu maddeyi değiştiren kanunun” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                  Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılıyorum Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Maddede öngörülen değişiklik yapılmakla 167 sayılı Kanunun yürürlük tarihi ile iş bu taslağın kanunlaşması durumunda gerçekleşecek yürürlük tarihleri konusunda karışıklık yaşanmaması ve uygulamada sıkıntıya yol açılmaması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutacağım…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, biraz önce kabul edilen önergeyle ilgili bir teknik konuyu izninizle gündeme getirmek istiyorum. Söz verir misiniz?

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kabul edilen önergeyle bence madde çok sorunlu bir hâle geliyor. Niyet edilen, tasarıda yer alan geçici 3’üncü maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce izin alarak kuyu açmış kişilere yönelik olarak bir hak getiriliyor. Önerge diyor ki: “Bu maddeyi değiştiren kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yer altı suyu temini amacıyla kuyu, galeri, tünel ve benzerleri için kullanma belgesi almış olanlar…” diyerek onlara sağladığı hakları sayıyor. Doğru ifade “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce.” demektir. Bu madde geçici 3’üncü maddedir. “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce” demek suretiyle önceki bütün izinli yer altı kuyularını, galerileri kapsama almış oluyoruz. “Bu maddeyi değiştiren kanunun” dediğimiz zaman -bu madde geçici 3’üncü madde, geçici 3’üncü madde burada- bu maddenin nesi değişiyor? Niyet edilen, efendim, bu değişiklikten önceki geçici 3 ama ben öyle anlamıyorum. Bunun teknik ifadesi, kanuni ifadesi “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce izin almış olanlar…” diyerek başlayıp hükmü ona göre kurmaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tekriri müzakereyle gerekirse bunu yapalım efendim.

BAŞKAN – Söz talebi var mı Komisyondan veya Hükûmetten? Yoksa, Sayın Hamzaçebi’nin sözleri kayıtlara geçmiştir.

3’üncü maddeyi okutmadan önce…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teknik çalışma yapsın arkadaşlar da daha sonra… Yani zaten madde geçtiği için bir teknik çalışma arada yapsın, gerekirse tekriri müzakereyle tekrar, müzakere edilir efendim.

Efendim, madde oylandı zaten artık, bundan sonra yapılacak bir şey… Tekriri müzakere; o ayrı bir prosedürdür. Maddeye devam edin efendim. Maddeye devam edin siz, gerektiği zaman yaparız onu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 89’uncu madde var…

OKTAY VURAL (İzmir) - Devam edin maddeye efendim.

Sayın Başkanım, devam etsin, bu tartışma biraz sürebilir.

BAŞKAN – Efendim, kırk dakika yemek arası veriyorum, ondan sonra tekrar birleşiriz.

                                                                               Kapanma Saati: 19.31

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

410 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş 2’nci madde üzerinde verdikleri bir önergenin işleme alınmadığını, bu hâliyle 2’nci madde oylamasında yanlışlık yapıldığını ifade etmiştir. Yapılan inceleme sonucunda önergenin sehven işleme alınmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca gerekli düzeltmeyi sağlayacağız.

Şimdi 2’nci madde üzerindeki önerge işlemini tamamlayıp maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2 nci maddesi ile değiştirilen 167 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "yüzde yirmibeş" ibaresinin "yüzde on" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                Mustafa Elitaş                                   Nurdan Şanlı                                      İdris Şahin

                      Kayseri                                             Ankara                                              Çankırı

 

                Mustafa Şahin                                   Sermin Balık                                              

                     Malatya                                              Elâzığ

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz, önergeyle ilgili kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kanun’un 2’nci maddesi, aslında, 167 sayılı Kanun’un geçici 3’üncü maddesini değiştiren bir hüküm var. 167 sayılı Kanun’un geçici 3’üncü maddesi, şubat 2011 tarihinde yaptığımız 6111 sayılı Kanun’daki 194 sayılı maddedeki değişiklikle izafeten yapılmış.

Burada bizim amacımız, 3’üncü maddeyi değiştirirken, geçici 3’üncü madde içerisindeki düzenlemedeki geçen “iki yıllık” ibarenin farklı bir anlam yüklemesiyle ilgiliydi. Yani, bizim, düzenlerken, bu teklifi getirirken AK PARTİ Grubu olarak niyetimiz, meramımız, kanunun yayımı tarihinden itibaren geçici 3’üncü maddenin ikinci fıkrasındaki sürelerin başlamasını, o bir yıllık sürenin başlamasını, daha sonra eğer kişiler bu sayaçları bir yıl içerisinde koymayıp Devlet Su İşleriyle anlaştıkları takdirde, Devlet Su İşlerinin üç yıl içerisinde yaptırmasını anlatan bir meram ifade etmek gerekiyordu.

Sayın Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi bu maddeyi bu şekilde anlamadığını ifade etti. Biz, AK PARTİ Grubu olarak bunun, kanunun 3’üncü maddesinin yayımı tarihinden itibaren tüneller ve yer altı su kaynaklarının olması gerektiği konusundayız.

Muhtemelen Sayın Bakan da herhâlde bu anlamda bir açıklama yapacaktır. Oradaki anlam bütünlüğündeki kargaşa ortadan kalkacaktır diye ümit ediyorum.

Kanunun hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

Buyurun Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, CHP Grup Başkan Vekili Sayın Hamzaçebi’nin endişelerini gidermek maksadıyla söz aldım.

Özellikle buradan kastedilen şu: 410 sıra sayılı Teklif’in kanunlaşması hâlinde yürürlüğe gireceği tarih kastedilmektedir. Sayın Elitaş da buna açıklık getirdi, çok teşekkür ediyorum.

Kanunun bu şekilde anlaşılması lazım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu açıklamalar karşısında susarsam açıklamaları kabul ettiğim gibi bir anlam çıkarılabilir. Ben görüşümün doğru olduğunu düşünüyorum ancak bu konunun daha fazla da Genel Kurulun vaktini almasını arzu etmiyorum. O nedenle, konuşmamı burada noktalıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

Madde 3 - 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 22 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Kamulaştırılan taşınmaz malda, kamulaştırma amacına uygun bir işlem veya tesisat yapılmasından sonra bu hüküm uygulanmaz."

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde gruplar adına birinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Sayın Tanal, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

410 sıralı görüşülmekte olan yasa tasarısına baktığımız zaman, yer altı sularıyla ilgili, Kamulaştırma Kanunu bir arada görüşülmekte. Tabii ki İç Tüzük’ümüzün 35’inci maddesine baktığımız zaman, ancak 2 tane teklif arasında fiilî ve hukuki bir bağlantı olursa bir arada görüşülebileceğini hüküm altına aldığı hâlde, maalesef Komisyonda bu kanuna karşı hile kullanılarak yer altı sularının teklifin içerisine bir başka milletvekilleri tarafından… Amaç, Kamulaştırma Kanunu üzerine “Yeniden biz nasıl yeni bir rant alanını yaratabiliriz?” o gerekçeden dolayı, birbiriyle hiç bağlantısı olmayan, uzak olan, kopuk olan Kamulaştırma Kanunu da yer altı sularının içerisine alınmış durumda.

Tabii sadece bu İç Tüzük’ün 35’inci maddesinin ihlali gündeme gelmemiş, aynı zamanda İç Tüzük’ün 36’ncı maddesinin ihlali de söz konusu. O da nasıl söz konusu? Teklifin, komisyon üyelerine tebliğ edildikten kırk sekiz saat sonra yani iki gün geçtikten sonra görüşülmesi gerekir iken aynı gün gündeme alınması İç Tüzük’ün bir başka ihlalidir tabii ki.

Peki, bu 2942 sayılı Yasa’nın 22’nci maddesindeki olay acaba Anayasa’mızın hükümlerini ihlal ediyor mu? Anayasa’mızın 2’nci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir.” diyor. Hukuk devletinin ilkelerine baktığımız zaman, bu açıdan sırf onunla bitmiyor, aynı zamanda yine 35’inci maddede mülkiyet esası var. Peki, kamu yararı amacıyla bir yer kamulaştırılabiliyorsa bu ne olur? Anayasa’mızın 13’üncü maddesinde -mülkiyet hakkı bir sefer bir temel hak ve özgürlüktür, bir temel haktır- “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” der.

Peki, Kamulaştırma Kanunu’nun 22’nci maddesinde idare yani belediye yani Karayolları yani TOKİ, herhangi bir kamu kurumu -hatta düzenlemede vakıf üniversiteleri de var- kamu yararı gerekçesiyle o taşınmazı kamulaştırdığı zaman “üzerine de tesis” deniliyor yani “ilavesi talep edilen bir tesis” deniliyor. Tesisin bir tanımı yok, tesisin üzerine 2-3 metrelik bir yapı da yapılabilir, prefabrik küçük bir yapı da yapılabilir. Gayet rahat “Efendim, bu işte kamu yararı kalmamıştır.” denilebilir ve kamu yararı kalmadığı için mevcut olan yasal düzenlemeye göre eski mal sahibine, taşınmaz sahibine tebligat yapılır, üç ay içerisinde bu hakkını kullanarak gayrimenkulünü geri alabilir. Getirilen, teklif edilen bu düzenleme, vatandaşın bu malını, bu taşınmazını, bu gayrimenkulünü geri almasını bertaraf eden bir fıkradır.

Peki, bu bertaraf eden bir fıkra olunca ne olur? Esasen kamulaştırmanın temelinde yatan plan, program şu: İdarenin uzun vadeli olarak, geleceğe yönelik olarak plan, program yapması ve bu yaptığı plan, program doğrultusunda da kamulaştırmayı yapmasını yasa emrediyor.

Peki, getirilen bu teklifle “Efendim, idare uzun vadeli plan, programla uğraşmasın; kafasına estiği zaman eğer bir yeri kamulaştırırsa, kamu yararı da bu işte kalmaz ise hiç olmazsa o gayrimenkul sahibi dava açmasın, idare herhangi bir külfet altına girmesin.” Zaten Sayın Bakan da dedi ki: “Efendim, bu konuda çok açılan davalar var. Danıştay daireleri arasında farklı kararlar var.” E, Sayın Bakan, Danıştay daireleri arasında farklı karar varsa hukuk kendi içerisinde bunu yine çözümlemiş, İdari Davalar Genel Kurulu var. Efendim, onun da amacı şudur: Daireler arasında bir hukuk ihtilafı varsa, bu mevcut olan Danıştay kararlarının ihtilafının çözüm mercisi de orasıdır. Yani, bunun yolu “Ben devlet olarak, gayet rahat gücü kullanarak vatandaşa bu gayrimenkulü tekrar geri vermeyelim.” şeklindeki nitelendirme, doğrusu yanlış.

Gerek bakıyoruz anayasa hukuku kitaplarında gerek idare hukuku kitaplarında, hukuk devletinin açılımını aynen şu şekilde yapıyor: “Hukuka bağlı olan devlet demektir.” Devlet de yasama, yürütme ve yargı organlarından oluştuğuna göre hukuk devletinin üç temel gereği vardır: Yasama organı hukuka bağlı olmalıdır, yargı organı hukuka bağlı olmalıdır, yürütme organı da hukuka bağlı olmalıdır. Biz, burada, yasama organıyız diye kendimizi hukuktan ari bir vaziyette sayamayız. Bu üç şart, hukuk devletinde idarenin hukuka bağlılığı için gerekli olan genel şartlardır. Tabii, bunlar olmadan idarenin hukuka bağlılığından zaten bahsedilemez. Ancak, idarenin hukuka bağlılığının ön şartlarından, diğer bir ifadeyle, bir devlette idare hukuka bağlı olabilse, yasama organı, Hükûmet veya yargı organı hukuka bağlı değilse orada vatandaşların hukuki güvencesinden söz edilemez.

Yani, burada, bu düzenlemeyle idare -ben uzun vadeli plan da yapmasam- burada, vatandaşın hukuki güvenliğini tehlikeye düşürmüş oluyor. Hukuk devletinin gereklerine baktığımız zaman, hani nasıl, diyoruz ya yapılan bu düzenlemenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gerekir. Burada, yasama organı hukuka bağlı olmalı dedik, yargı organı hukuka bağlı olmalı dedik, yürütme organı hukuka bağlı… Bu, hukuk devletinin genel gereklerindendir. Hukuk devletinin özel gereklerinde ise idarenin yargısal denetimi, hâkimlerin bağımsız olması, hukuki güvenlik ilkesi, idarenin en önemli sorumluluğu ise, idarenin mali sorumluluğu.

İdare eğer uzun vadeli planlama yapmıyorsa, günübirlik olarak plan yapıp vatandaşı mülkiyetinden alıkoyuyorsa, burada, idarenin bir mali sorumluluğunun gündeme gelmesi gerekir. İdarenin mali sorumluluğu nedir? İdarenin mali sorumluluğu, hukuk devleti ilkesi idarenin mali sorumluluğu ilkesini gerektirir. Bir devlete “Hukuk devletidir.” diyebilmek için, bu devletin, idarenin eylemleriyle kişilere verdiği zararları parasal olarak da ödemesi gerekir. Anayasa’mız da bu ilkeyi açıkça kabul etmiştir.

Konuyu toparlayacak olursak, bu konuda… Tabii, dün Sayın Bakanla bu konuyu konuştuk ama bir türlü düzenleme gelmedi. Peki, siz bu hükmü farz edelim kabul ettiniz -herhâlde kabul edilecek, Hükûmet bu kadar direndiğine göre- mevcut olan davalarla bağlantısı ne olacak? Yani, siz şunu diyebilecek misiniz? Bu kanun yürürlüğe girdi, devam eden davalar bundan olumlu mu etkilenecek, olumsuz mu etkilenecek veya bu davalarla ilgili olarak bundan sonra çıkacak olan ihtilaflara mı tatbik edilecek? Bu konuda kanunda herhangi bir düzenleme, herhangi bir açıklık yok. İleride ihtilaf çıkacak, yargıçlar ne yapacak? Efendim, bu kanunun gerekçesine bakacak. Kanunun gerekçesine baktığınız zaman, düzenleme amacına baktığınız zaman, hiçbir tartışma, hiçbir açıklayıcı bilgi yok.

Ancak, buna baktığımız zaman, hukuk başlangıcı ders kitaplarımıza baktığımız zaman konu ikiye ayrılıyor. Kamu hukuku açısından, özel hukuk açısından. Kamu hukuku açısından, ceza hukukunda şüpheli veya sanığın lehine olan tatbik edilir, aleyhe olan tatbik edilmez diyor. İdare hukukunda yine ayrı iki görüş var. Yani kanun koyucunun boş işlerle, fuzuli işlerle uğraşmaması gerekir, benim görebildiğim kadarıyla buradaki bu madde:

1) Anayasa’nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı,

2) Anayasa’nın 13’üncü maddesinde temel hak ve özgürlükler demokratik hukuk devletinin gereklerine aykırı olmaması gerekirken, ona aykırı,

3) Mülkiyet esasına aykırı; bu açıdan hakikaten sakıncalı.

Sayın Bakan, tabii, su yaşam hakkıdır diyoruz, doğru, ancak benim sizden bir istirhamım, sorular esnasında sordum “Eğer başvurulursa ücretsiz kuyuyu açarız.” dediniz.

Ben, Şanlıurfa’nın bir mahallesiyle ilgili, Sırrın Mahallesi Gürcütepe mevkisiyle ilgili 17 Ağustos 2012 tarihinde bir dilekçe verdim sizlere. Burada şehrin içerisinde kalan 100 hanelik aile, kuyu suyu içiyor ve bu insanlara da büyükşehir belediyesi tarafından su bağlanmasını talep ettim sizden Bakanlık olarak “Benim yetkimde değil, belediyenin yetkisindedir.” dediniz, dilekçemi belediyeye havale ettiniz. Belediye de aynı şekilde belge veriyor: Buraların ruhsatı, imarı yoktur, bu binalar kaçaktır. “Elektriği bağlı, telefonu bağlı, belediye hizmetlerini yapıyorsunuz, vatandaşın 21’inci yüzyılda içme suyunu vermiyorsunuz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Resmî belgeyle elimde, yani burada ayrı bir hak ihlali söz konusu.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Buyurun.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) - Yer altı suları hakkında kanun değişikliği öngören (2/1168), (2/1169) ve (2/1170) esas numaralı kanun teklifleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca 25/1/2013 tarihinde Komisyonumuza havale edilirken, (2/1179) ve (2/1180) esas numaralı ve aynı mahiyetteki kanun teklifleri 29/1/2013 tarihinde Komisyonumuza havale edilmiştir. (2/1179) ve (2/1180) esas numaralı teklifler için Komisyon üyelerimize 30/1/2013 tarihinde ek gündem çıkarılmıştır. Komisyonumuz, aynı mahiyetteki bu 5 kanun teklifini 31/1/2013 tarihinde gündeme almış ve (2/1170) esas numaralı Kanun Teklifi’ni esas almak üzere görüşmüştür. Dolayısıyla, Komisyona havale tarihi ile Komisyon toplantısı arasında iki günlük süre vardır. İç Tüzük’e bir aykırılık bulunmamaktadır, kaldı ki İç Tüzük’ün 26’ncı maddesine göre “Zorunluluk olmadıkça komisyon toplantısı için çağrı, en az iki gün önceden yapılır. Ancak, komisyon, gündemine hâkimdir, üyeleri tarafından gündeme alınması teklif edilen işler hakkında karar verir.” Onun için, sayın konuşmacının ortaya koyduğu hile konusu yoktur ortada çünkü Komisyon olarak, Sayın Kerim Özkan da bize teklif getirdi -Sayın Özgür Özel’in- onu da aldık ve aynı zamanda daha önce yaylalar konusunda Sayın MHP Grup Başkan Vekili de getirdi. 36’ncı maddeye göre de oy birliğiyle bunları gündeme alma yetkimiz vardır. Komisyon, gündemine hâkimdir. Böyle bir hile yoktur.

Bilgilendirmek için konuştum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler efendim.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru.

Sayın Doğru, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

410 sıra sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, su kaynakları noktasında çok zengin bir ülke değildir. Yer altı ve yer üstü sularının denetim altında olması, kontrollü kullanılması gerekir. Çiftçilerimizin çok zor şartlar altında üretim yaptıkları malumdur ancak on bir yıllık AKP iktidarında çiftçi, köylü, üretici çok şeyini kaybetmiştir. Anadolu’da neredeyse üretimden vazgeçer konuma gelinmiştir. Böyle ağır şartların olduğu, icra dairelerinde dosyaların her geçen gün arttığı günümüzde, çiftçinin ek maliyetleri karşılamaya gücü yetmemektedir.

Bugün, mesela Tokat ilinde neredeyse borcu olmayan çiftçi yoktur. Muhtarlarımızın birçoğu, kendilerine gelen postaların birçoğunun icra dairelerinden gelen evraklar olduğunu ve milletin çok zor şartlar altında yaşam mücadelesi verdiğini ifade ediyorlar.

Bu kanunla beraber, tabii, kuyu suyu ölçüm cihazlarını satın alıp montajını yaptırmaları da çiftçi kardeşlerimize çok büyük maliyet getirecektir.

Bugün itibarıyla, çiftçiler mazotun, ilacın, gübrenin, elektrik fiyatlarının çok yüksek olmasından dolayı zaten çok mağdur durumdadırlar. Bu ölçüm cihaz ve sistemlerinin devlet tarafından karşılanması en doğru olandır. En azından bu yönlü olarak bazı teşvikler yapılabilir veyahut da bazı çalışmalar yapılabilir.

Sayın milletvekilleri, ayrıca, bugün ülkemizde çiftçinin diğer önemli bir sorunu da sulama birliklerine olan borcudur. Onların da elektrik borçları katlamalı şekilde devam etmektedir, her geçen gün borçlarında ciddi manada artış vardır. Sulama birliklerinin ve çiftçilerin sulama suyunda kullanılan elektriğin borçlarını ödeyememesiyle ilgili sorunları dile getirmek istiyoruz. Beraberinde de sulama birlikleri şu anda çok ağır şartlar altında neredeyse görevlerine devam edememe durumuyla karşı karşıyadırlar.

Sulama birlikleri ülkemizde çiftçinin can damarı olan suyu sağlayan ve dağıtan kuruluşlardır. Ancak bu birlikler 2002 yılından itibaren, sulamada kullanılan elektrik borçlarını ödeyemez durumdadır. Tokat ili dâhil birçok ilde bazı birlikler neredeyse iflas konumuna gelmiştir. Borçları nedeniyle elektrikleri kesilmekte, ırmakta su olmasına rağmen kanallara su gelememektedir. Elektriği kesilen ve suyu olmayan çiftçinin de tarlasında, pancarında, yem bitkilerinde, sebzesinde, meyve ağaçlarında susuzluktan dolayı yanmalar meydana gelmekte, kurumakta ve yok olmaktadır.

Sayın milletvekilleri, ayrıca, bazı çiftçi kardeşlerimiz de sulama suyu paralarını muntazam şekilde, zamanında birliklere ödemişlerdir ve borçları yoktur. Ancak o da diğer ödeyemeyen çiftçi kardeşlerimiz gibi elektriğinin kesilmesinden dolayı kanallara suyun gelmemesinden mağdur olmakta, üretimlerini yapamamaktadırlar. Yani borçları ödenmiş olmasına rağmen bu sudan faydalanamamaktadırlar. Sonuçta zaten çok zor şartlar altında üretim yapmaya çalışan çiftçiler zarar etmekte, üretim yapamamakta, evine ekmek dahi götüremeyecek konuma gelmektedir. Bunun sonucunda da verimli topraklar boş kalmakta, çiftçi de çoluğu çocuğuyla beraber köyünü, tarlasını bırakarak iş ve aş bulmak ümidiyle büyük şehirlere göç etmektedir. Bugün neredeyse İç Anadolu Bölgesi’nde, Doğu Anadolu Bölgesi’nde, yine Karadeniz Bölgesi’nin birçok yerlerindeki göçün esas sebebi de burasıdır. Yani üretilen ürünler para yapmamakta ve dolayısıyla da çiftçi vatandaş üretimden vazgeçmekte, köyünü bırakarak, kasabasını bırakarak başka yerlere göç etmektedir.

Tabii, gittiği yerlerde iş var mıdır? Orası da tartışma konusudur. Neredeyse kapıcılığa veyahut da diğer en sade işlere oralarda muhatap olmakta, en azından ekmek bulurum umuduyla, köyünü, bahçesini, tarlasını terk etmektedir.

Sayın milletvekilleri, ilkbahar mevsimine giriyoruz. Çiftçiler tarlasına, bahçesine çıkıyor, çalışmalar başlıyor, ancak Tokat ilinde olduğu gibi ülke genelinde 388 adet sulama birliğinin 300 milyonun üzerinde ve daha da büyük miktarlarda tabii, elektrik idarelerine borcu var. Bu borçların da ödenme imkânı maalesef yoktur. Yani neredeyse o şekilde olmuştur ki ana paraları geçen bir faiz sistemiyle karşı karşıyayız, yani katlanarak gelen bir faiz sistemi vardır. Ayrıca, bu birliklerin Sosyal Güvenlik Kurumu, vergi daireleri, Maliye, Devlet Su İşleri ve personeli de sayarsak, yaklaşık olarak 1 milyar civarında borçları olduğu görülmektedir.

Bu problem Türk çiftçisinin tamamını da ilgilendirmektedir. Sonuç acı da olsa ortadadır. Sulama birliklerinin borçları ödenmiyor, ödeyemiyorlar. Tekrar yeniden yapılandırma, faizlerin silinmesi, borçların ertelenmesi gerekiyor. Bunları yapmazsak “Su akar, biz bakarız.” diyoruz ya, herhâlde bu gerçekleşecek. Tarlalar bu yıl da susuz kalacak, yanacak; sonuçta çiftçi üretimden vazgeçecek, üretim düşecek, göçün daha fazla olduğu şeklinde de hep beraber o durumla karşı karşıya kalacağız.

Sayın milletvekilleri, “Türkiye son on yılda ortalama yüzde 4,4 büyüdü.” deniliyor, ancak tarımda bu büyüme oranı yüzde 1,4’tür. Her şeyi 2002’yle karşılaştırıyoruz, neredeyse yaklaşık olarak on bir yıllık iktidar zamanında bile her şey bir önceki yılla değil de hep 2002’yle karşılaştırılıyor. On yıl önce tarımda büyüme yüzde 8,1 civarındaydı. Girdi maliyetleri son on yılda yüzde 150-200 civarında artmış olmasına rağmen, ürün fiyatlarındaki artış yüzde 20’ler civarında olmuştur, yani kaybeden yine çiftçi olmuştur.

Bakınız, 2002 yılında 1 litre ham süt ile 2,5 kilogram kesif yem alınabiliyordu. Ayrıca, 2002 yılında 1 litre mazot için 2 litre ham süt satması yeter iken bugün 7 litre ham süt satması gerekiyor. 2002 yılında 1 litre mazot için şeker fabrikasına 10 kilogram pancar teslim etmesi yeterliyken bugün ancak 35 kilogram pancar teslim edebilirsiniz ki 1 litre mazot alabilesiniz.

Sayın milletvekilleri, yani ürün fiyatları dibe vurmuş, girdi fiyatları ise tavan yapmıştır. Bunların sonucu. Her 4 çiftçiden 1’i üretimden vazgeçmektedir. Tarım sektöründen ekmeğini, rızkını sağlayan insanımız bugün maalesef mutlu değildir. Köylü, çiftçi borçlu duruma düşmüştür. Çiftçi, traktörüne mazot koyamamakta, tarlasına fiyat yüksekliğinden dolayı gübre ve ilaç atamamaktadır. Şayet çiftçiye destek olmak istersek mazot, gübre, ilaçtan KDV ve ÖTV’yi kaldırmamız gerekmektedir.

Sulamada kullanılan elektrik fiyatları Avrupa Birliğindeki çiftçiler seviyesine çekilmelidir. Bakınız, Avrupa Birliği çiftçisi bizden 4 kat daha ucuz şekilde elektrik kullanmaktadır.

Sulamada ve tarım işletmelerinde kullanılan elektrik tarifesi farklılaştırılarak çiftçilerimizin ucuz elektrik kullanmaları mutlaka ama mutlaka sağlanmalıdır. Çiftçinin bankaya, tarım krediye, sulama birliklerine olan borçlarını yeniden yapılandırıp reel manada destek verilmelidir yani çiftçi tekrar ayağa kalkmalıdır, üretim artmalıdır ancak korkarız ki bunların hiçbirisi gerçekleşmeyecek, yine kaybedecek olan çiftçi olacaktır.

Tabii, ülkemizin iyi yönetilmeyişinin faturasını da çiftçi kardeşlerimize yüklemememiz gerekmektedir.

Tabii, bunların yanında diğer bir konu da ülkemizin birçok illerinde kurulan HES projeleriyle ilgilidir; bugün ülkemizde 2 binin üzerinde bulunan HES projeleriyle -yani hidroelektrik santraller- küçük ırmakların, derelerin üzerine kurulan hidroelektrik santralleriyle ilgilidir. Bununla ilgili, şirketler kırk dokuz yıllığına derelere, ırmaklara sahip oluyorlar veya kendilerine bunları bağlıyorlar.

Sayın Bakana tabii, çalışmalarından dolayı teşekkür etmek istiyorum. Özellikle Tokat ilimizde, sağ olsun çok güzel çalışmalar yapıldı. Kendisinin de bizzat oraya gelerek çalışmaları yakından takip ettiğini biliyorum ancak şurası bir gerçektir ki Sayın Bakanım, Tokat ilinde özellikle Kelkit Vadisi üzerinde kurulmuş olan HES projelerinde çok ciddi sıkıntılar vardır. HES projelerindeki o sıkıntılar çiftçi örgütleri tarafından, sivil toplum kuruluşları tarafından, oradaki yaşayan insanlar tarafından çok ciddi manada tenkit edilmektedir. Denilmektedir ki bu HES projeleri yapılırken… Özellikle Reşadiye bölgesini söylemek istiyorum, oralarda yaklaşık olarak, çok kısa bir alan olmasına rağmen, 8-10 tane HES projesi kurulmuştur, orman arazileri tamamen yıkılmıştır, yani ciddi manada orman talanı vardır.

Yani, şunu sormak isterim ki: Tamamen yok edilen o ormanla ilgili olarak ne tür çalışmalar yapılıyor? En azından o firmalara bir yaptırım ortaya konulabildi mi? Çünkü o ormanlar uzun yıllardan beri, özellikle dikilerek özel bakım şeklinde yetiştirilen ormanlardır ama o Kelkit Irmağı’nın kenarında, HES projeleri geçirilen yerlerde, kanalların geçtiği yerlerde çok ciddi manada orman talanı vardır, orman yıkımı vardır. HES projelerinin tekrar, yeniden değerlendirilmesini istiyoruz. Özellikle ÇED raporlarının kolay verilmemesini ve o bölgelerdeki bitkinin, o organik, o güzel dokunun bozulmamasını, o bitki florasının bozulmamasını bekliyoruz. İnanıyorum ki bunlarla ilgili de bazı çalışmalar tekrar tekrar yapılacaktır ve yeni HES projeleriyle ilgili olarak da yeni ruhsatlar verilmeyecektir.

Ülkemiz diğer kaynaklar noktasında zengin. Geliniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Nükleer elektrik sistemine geçilmesi daha uygun olur diyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahsı adına Karaman Milletvekili Sayın Mevlüt Akgün.

Sayın Akgün, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun teklifinin 3’üncü maddesinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde tarımsal üretimin en önemli sorunu, yeterli su varlığının olmayışıdır. Herkesin bildiği üzere, Türkiye su zengini bir ülke değildir ve mevcut suyu çok iyi yönetmek zorundadır.

Seçim bölgem olan Karaman’ın da içinde bulunduğu Konya kapalı havzasında su varlığı gittikçe azalmaktadır. Yıllar itibarıyla, kontrolsüz kaçak kuyuların açılması, yağışların azlığı, vahşi sulama yöntemlerinin devam etmesi ve son yıllarda bölge çiftçimizin, para kazanabilmek için suya daha çok ihtiyaç duyan mısır, pancar, fasulye gibi ürünlere yönelmesi, su tüketimini daha da artırmıştır. Bir yandan da bölgeyi takviye edecek yeterli yer üstü sulama kaynaklarının olmaması da dikkate alındığında, bölgenin geleceğinin tehdit altında olduğu görülmektedir.

Hükûmetimizin bölgenin asırlık hayali olan Mavi Tünel Projesi’ni hayata geçirecek, KOP bölgesinin her alanda gelişmesini sağlayacak yatırımlar yapması ve bu anlamda, KOP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı kurması çok önemli bir adımdır. Bu sayede, Göksu havzasının bereketli suları, yapılacak barajlar, göletler ve sulama sistemleri Konya ve Karaman Ovası’na hayat verecektir.

Aynı zamanda, tarım altyapısını güçlendirmek amacıyla toplulaştırmalar hızla devam etmektedir. Kırsal kalkınma projeleri de dikkate alındığında, KOP bittiği zaman bölgenin makûs talihi değişecek ve tarımda önemli bir üretim üssü olmaya devam edecektir.

Bunların yanında, Hükûmetimiz döneminde uygulamaya konulan kapalı sulama sistemlerine beş yıl vadeli ve faizsiz kredi uygulaması çiftçimize büyük yararlar sağlamıştır. Bu sayede çiftçimiz modern sulama sistemlerine sahip olmuş ve su tasarrufunda önemli aşamalar kaydedilmiştir. Örneğin, Karaman ilimizde yüzde 24 olan kapalı şebeke kullanımı, bu dönemde yüzde 55’lere çıkmıştır. Gün geçtikçe, açık kanal sistemleri yerini kapalı şebekelere bırakmakta ve bu dönüşüm örnek bir uygulama olarak görülmektedir.

Türkiye’de yer altı suyu miktarının gittikçe azaldığını gören Orman ve Su İşleri Bakanlığı, kuyulara sayaç takılmasını ve su kotasını öngören 1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 10’uncu maddesinde değişikliğe gitmiştir. Bu amaçla, 6111 sayılı Kanun’un 126’ncı maddesinde değişiklik yapılmış “Ölçüm sistemleri kurulmadan kullanma belgesi verilemez.” hükmü getirilmiştir. Kanunla, ölçüm sistemlerini kurmak için iki yıllık süre tanınmış ve kanuna dayanarak DSİ Genel Müdürlüğü tarafından “yer altı suyu” konulu bir genelge yayımlanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, su kullanımının denetim altına alınması ve ölçüm sistemlerinin getirilmesi doğru bir yaklaşımdır, ancak yöntem bu olmamalıdır. Yani tarımsal üretimi düşünmeden, bölgenin sosyal ve ekonomik yapısını dikkate almadan su kullanımına kota getirmek eksik ve yanlış bir yaklaşımdır. (MHP sıralarından alkışlar) Çünkü getirilmesi düşünülen su kotası ile dekara 200 ton su uygulaması, bölge şartları dikkate alındığında, buğday üretimine bile yetmeyecektir.

Karaman’da yılda yaklaşık 400 bin ton elma üretilmektedir. Son yıllarda modern elma bahçelerinde damlama sulama gibi en son teknoloji kullanılsa dahi elma bahçelerinin su ihtiyacı bile bu uygulamayla karşılanmamaktadır.

Kanun bu hâliyle uygulanacak olsaydı, bölgemizin tarımsal üretimi büyük zarar görecek ve zaten birçoğu borçlu olan çiftçilerimizin sıkıntısı, bu anlamda, daha da artacaktı.

Diğer yandan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının mevcut destekleme modeli mutlaka değişmelidir. Suyun az olduğu bölgelerde suyu az tüketen bitki türlerine daha fazla prim verilmek suretiyle teşvik edilmeli; ayrıca Kalkınma ve Maliye bakanlıkları da uygulamadan zarar görecek çiftçilerimizi desteklemelidir.

Bana göre, tarih konulmak suretiyle kademeli bir geçiş planı ortaya konulmalı; KOP projesi mümkün olan hızla tamamlanmalı; Tarım Bakanlığı bu bölgelerde suyu az tüketen bitkilere daha fazla prim vermeli. Yer altı suyunun azalması ve enerji maliyetlerinin artması ile bölgede tarımsal üretimde enerji maliyetleri yüksek oranlara ulaşmaktadır. Bu nedenle enerji maliyetlerini düşürecek çalışmalar teşvik edilmelidir; özellikle güneş enerjisi bu anlamda teşvik edilmelidir.

Aynı zamanda açık kanal sulaması yapılan kooperatif ve birlik sahaları süratle kapalı sistem hâline getirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEVLÜT AKGÜN (Devamla) – İllerde devam eden baraj ve gölet yapımları hızlandırılmalı…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akgün.

MEVLÜT AKGÜN (Devamla) – …su kotasının uygulanması ile meydana gelecek üretim kaybı ve zararlarını önlemek amacı ile bölgesel kalkınma destekleri uygulanmalıdır.

Ölçüm sistemleri takılırken, aynı kapalı şebeke sistemlerinde olduğu gibi, çiftçimize beş yıl vadeli ve faizsiz destek uygulaması yapılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Akgün, teşekkür ederim, süreniz tamam.

MEVLÜT AKGÜN (Devamla) – Bu duygularla Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahısları adına ikinci konuşmacı Manisa Milletvekili Sayın Sakine Öz.

Sayın Öz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve boş sandalyeler; görüşmekte olduğumuz teklifin 3’üncü maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, biz ülkemizde acilen bir su tasarrufu politikası gelişmesinden yanayız. Bu düşüncemizi milletvekillerimiz Genel Kurulda, komisyonlarda sizlere sözleriyle açıkladılar. Sizler de bu görüşe katılıyorsunuz ama asıl sorun, bu tasarruf politikasının hangi ilkelerle ve nasıl uygulanacağıdır, kamu yararının yani toplumun ortak çıkarının önde tutulacağı bir su tasarrufu politikasının nasıl oluşturulacağıdır.

İlk 2 maddede bu sorun ile ilgili konu görüşülüp tartışılırken birden 3’üncü maddeye baktığımızda ise her zaman yaptığınız cinliği, Ali Cengiz oyununu burada da sergilediğinizi görüyorum. Kanunla hiç alakası olmayan bir maddeyi getirip buraya eklemişsiniz. Teklifin bu maddesiyle yine birilerini kayıracak, yine birilerinin servetini artıracak, zengin edecek izlenimini veriyorsunuz. Bu madde rant kapısını devlet eliyle sonuna kadar aralayacak olan Kamulaştırma Kanunu’na ek bir düzenleme getiriyor. AKP Hükûmeti, devleti rant kapısına bekçi tayin ediyor. Kamulaştırmalardaki toplum yararı ilkesi havada kalıyor. Vatandaşın taşınmazı ve arazisi birkaç işlem sonucunda, kâr odaklı yandaş firmalara, emlak komisyoncularına açılıyor. Bu tür oyunlarla aslında ne yapmak istediğinizi sırayla açıklayayım:

Yeraltı Suları Hakkında Kanun’da kanun değişikliği öngören AKP’li vekillerin ilk teklifine baktığımızda, aslında kamulaştırmayla ilgili bir düzenlemenin hiç olmadığını; daha çok, su tasarrufu ve su yönetimine odaklandığını görüyoruz.

Bu 3’üncü maddede ise su tasarrufu kanununa ek bir madde ile ilk teklifin gerekçesi aynen korunup sonuna Kamulaştırma Kanunu'nda değişiklik öngören hüküm bir çırpıda ekleniveriyor. Eklenen bu maddeyle, kamulaştırılan bir taşınmazın üzerinde, idare herhangi bir işlem veya tesisat yaptığında vatandaşın bu işlemden sonra “geri alım” hakkı varken artık ortadan kalkıyor. Kaldırıldığı gibi yeni madde ile idare, daha sonra bu işlemini değiştirerek kamulaştırdığı taşınmazı özel mülke açabiliyor. Devlet, bu yolla, vatandaşın arazisini önce “kamu yararı var” diye alıp daha sonra değiştirerek bir zengine transfer edebilecek duruma geliyor.

Sözüm ona, su tasarrufundan bahsediyorsunuz ama elinizde bulunan hazineyi değerlendirmiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Örnek olarak, Manisa’da Demirköprü Barajı’nda elli yıl önce yapılmış sulama kanalları var. Kanallar ise yıllarca düzenli bakım yapılmadığından yüzde 30, yüzde 40 oranında su kaybı var. Su birlikleri bu kayıpları önleyerek ovanın kapalı sistemle sulanması için girişimde bulunuyor, proje üretiyor. Gelin, afaki işlerle uğraşmayalım, sulama birliklerinin önerdiği bu projeleri hayata geçirelim, Gediz Ovası’nı hiçbir enerji harcamadan, cazibeyle sulayalım. Aynı nitelikte Avşar Barajı’nın da bu nitelikte sulanmasıyla ilgili çalışmalarına destek verelim. Kamu yararını gerçekten düşünüyorsanız, alın size kamu yararı odaklı proje. Su tasarrufu politikasını gerçekten uygulamak istiyorsanız, alın size çözüm ama niyet başka olunca, birbirleriyle alakasız iki konuyu bir araya getirip sayaçlarla kamulaştırmayı aynı torbanın içine sığdırmaya çalışıp hem Meclise hem de halkımıza kendi yapay gündeminizi dayatmaya hakkınız yok.(CHP sıralarından alkışlar)

Su tasarrufunda bilimsel yöntemleri uygulama ve sulama birliklerinin görüşlerini dinleme yolunu elinizin tersiyle itiyor, vatandaşın malını devlete gasbettirmeye, kendi zengininizi yaratmaya kafa yoruyorsunuz. Merak ediyorum: Kanun teklifinde imzası bulunan AKP'li milletvekillerinin seçim çevresinde acaba hangi kıymetli araziler dava konusu oldu da, yasalar izin vermediği için, zenginlere bir el çabukluğuyla devredilemedi?

Sayın milletvekilleri, geçen hafta Kırkağaç'taydım. Mazot ve gübre pahalı olduğu için tarlasını süremediğini anlatan köylümüz “2 çocuğum vardı, 2 tane daha var. Çünkü bakamadığım inekler artık çocuklarım gibi, ben onlara bakmakla yükümlüyüm.” dedi. Ben, buradan, sizin yararlı bir kanun yapmak istediğinizi düşünerek, bu inekleri de kamulaştırmanızı düşünün diyor, saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öz, teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Elitaş.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanuna imza atan milletvekili arkadaşlarımızı haksız bir şekilde töhmet altında bırakan bir konuşma yaptı. Sayın Milletvekili diyor ki “İmzası bulunan milletvekili arkadaşlarımız, acaba… İllerinde kim haksız bir rant elde ediyor.” şeklinde ifade kullandı. Büyük bir haksızlık. İncelemeden, araştırmadan, bu kanunla ilgili konularda ne var diye ortaya çıkmadan, sanki birilerine peşkeş çekiliyormuş gibi bunu anlatmaya çalıştınız.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Yapmadığınız işler değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir milletvekiline yakışmayacak bir hareket bu.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Telaş etme, biraz sonra söyleyeceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın değerli milletvekilleri, bu olayın ortaya çıkış sebebi şu, iki örnek olay var: Birinci örnek olay; Kayseri’de bir stadyum var. Bu stadyum 1950’lerin başında veya 1945’lerin sonunda kamulaştırılmış, stadyum yapılmış, 2005 yılına kadar hizmet etmiş. 2005 yılında bu stadyum, AK PARTİ’nin ortaya çıkardığı bir sistemle birlikte, farklı bir yere taşınma ihtiyacı olmuş. Nasıl ihtiyaç olmuş? Şehrin merkezinde trafiğin yoğunlaştığı bir yerden…

Sayın Başkan grup adına konuşuyorum değil mi?

BAŞKAN – Tabii, buyurun, buyurun…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Grup konuşmaları bitti, bu şahıs adına.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bitmedi, grup adınaydı herhâlde o.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır, şahıs adına.

BAŞKAN – Sataşmadan söz aldınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakınız, bu yerden taşınmış, arkasından o günkü malikler itiraz etmişler, demişler ki: “Bizim arsamız kamulaştırmanın amacında bir uygulamayla olmuş, bize orayı iade edin.” Stadın yerinde başka yer yapılmış. O arsa satılmış, stadyum yapılmış ve Kayseri Belediyesi yerel mahkemede davayı kazanmış, yüksek yargıda da Kayseri Belediyesinin lehine dava onaylanmış. Benzer durum, Gaziantep’te farklı çıkmış. Aynı durum, aynı yüksek yargı başka bir dairede benzer olayı farklı bir şekilde değerlendirmiş ama Gaziantep’le veya Bursa’yla olan işte de farklı bir şekilde değerlendirmiş. Yani yüksek yargının iki ayrı dairesinin verdiği içtihatlarda ortaya çıkan farklılıklardan dolayı, yapılan bir kamu hizmetinin hızlı bir şekilde kamuya hizmete dönmesi amacıyla yapılan bir düzenlemeyi, altında imzası bulunan milletvekillerini “Hangi yakınlarınızın?” diye ifade etmek çok büyük bir haksızlıktır. Gerekçesini okuyup bakarsınız, olmazsa sorarsınız, açıklamalar eğer uygun değilse, Sayın Bakan, sayın milletvekilleri, ey AK PARTİ Grubu, böyle böyle, burada bir yanlışlık var diye uyarı görevini yaparsınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yapıyoruz da hangisini düzeltelim Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Burada AK PARTİ’li milletvekilleri buna “Evet.” dediği andan itibaren, acaba bunlardan her birinin bir yakınları mı ortaya çıkmış olacak?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangisini düzeltelim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum, eleştiriler olsun ama peşkeşle, ona buna farklı şeylerle, kâr-kazanç getirecek şeylerle ifade etmek büyük bir haksızlıktır.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı, tamam.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Daha önerge okunmadı.

BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika…

Soru-cevap kısmına geçiyoruz şimdi.

Sisteme giren arkadaşlarımıza söz vereceğim.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, sataşmadan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sakine Hanım bir talepte bulunuyor efendim.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – O size mi sataştı?

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Evet.

BAŞKAN – Ne diyerek?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet “Haksızlık yapıyor.” dedim, bu sataşma mı?

BAŞKAN - Hayır, müsaade buyurun şimdi.

Burada hepimiz dinledik, siz dediniz ki: “Bazı milletvekillerine peşkeş çekiyorsunuz.” O da dedi ki: “Hayır, böyle bir peşkeş yok.” Size söylenen bir laf yok.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Ben açıklama yapmak istiyorum onunla ilgili.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Öz.

Öyle değil mi? Size…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Hayır, olur mu öyle şey?

BAŞKAN – Aynen öyle.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Hayır, öyle olur mu ya?

BAŞKAN - Siz oturun, size sormadım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Okumamış, bilgisiz dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, araştırmamış dedim, okumamış dedim.

BAŞKAN – Sayın Başkanı gerçekten hepimiz dinledik. Şimdi, sadece cevap verdi, herhangi bir sataşma söz konusu değil, kusura bakmayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Okuduğunu anlama kabiliyetinden yoksun dedi.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sözlerimi amaçladığımın dışında söyledi. Ben cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, iki dakika vereyim. Oldu, tamam efendim, iki dakika vereyim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Bakana on dakika veriyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, yerine otur lütfen! Grup Başkan Vekiliniz var, başkası var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ama Bakana on dakika veriyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Öz, buyurun.

 

7.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer bu yasayı gelecekte böyle bir kaygıyla yapmamış olsaydınız alelacele bu yasanın içine sokmazdınız. Gelecekte, böyle bir yasayla ilgili, bu yasayla ilgili bir gelişme yapmayacaksanız, bunun sözünü veriyorsanız, ben geriye alırım sözümü. Ama siz bunu yapacaksınız gelecekte. Bununla ilgili kanunu boşuna geçirmiyorsunuz. Onun için, ben size, bunun sözünü verirseniz sözümü geriye alacağımı söylemek istiyorum. 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şu kamulaştırılacak inekleri bir daha anlat hazır mikrofona gelmişken.

SAKİNE ÖZ (Devamla) – Hazır gelmişken, ben size, geçen hafta Kırkağaç’ta olduğumda çiftçilerin bana söylediği sözlerini söylemek istiyorum. “2 çocuğum, 2 de ineğim vardı. İnekler birkaç yıl öncesine kadar bizi geçindirirdi. Şimdi, yeni parayla, yem pahalı, saman pahalı; inek bizi besleyeceğine biz onu beslemeye başladık. Şimdi 4 çocuğum oldu.” diye sitem etti.

Ben bu sayaçlarla ilgili kamulaştırmayı bağdaştıramadım ama siz bağdaştırdınız. Sütün parasının ucuzluğundan yakınan, elindeki hayvanları satamadığı için feryat eden çiftçimizin hayvanları kamulaştırılsın, hem köylümüz kurtulsun hem de siz kurtulun. Yasa böylece bir mantığa bürünsün.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hadi, buna cevap ver.

BAŞKAN – Teşekkürler.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Sisteme giren arkadaşlara sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Ağbaba, buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim öncelikle.

Bugün çok haksız uygulamalar yapıyorsunuz, öncelikle onu söyleyeyim. Sayın Bakana, iktidar partisi milletvekillerine, bakanlara fazla söz veriyorsunuz, inşallah bize de söz verirsiniz.

Ben, Sayın Bakana bir şey sormak istiyorum. Bu bizim, malum, kangren olmuş bir Yoncalı Barajı’mız var; Sayın Bakan çok iyi biliyor. 1996’dan beri, her beş yılda bir ihalesi yenileniyor. En son geçtiğimiz yıl ihalesi iptal edildi. Sayın Bakan geçen yıl da söz verdi bu Yoncalı Barajı’nın ihalesinin yapılacağına dair. Geçtiğimiz gün de bizim Mevlüt Bey sordu, tekrar söz verdiniz. Bu “Yoncalı Barajı” deyince akla devlet geliyor “devlet” deyince de Arguvanlıların aklına sözünde durmamak geliyor. Arguvanlılar bu barajın ne zaman ihalesinin yapılacağını merak ediyorlar. Bu konuda sizden bir cevap bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Bursa Kestel Gölbaşı Göleti tamamen rüsûbâtla dolu, buranın boşaltılması gerekiyor. Daha önce DSİ kontrolünde bununla ilgili bir proje yapıldı, İl Genel Meclisine geldiğinden dolayı biliyorum. Sorum şu: DSİ tarafından Bursa Kestel Gölbaşı Göleti’nin boşaltılmasıyla ilgili bir programınız var mı? 2013 yılında burayla ilgili bir işlem yapacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demiröz.

Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Komisyon, Başkanı az önce bazı açıklamalarda bulundu. Ancak, şimdi, bu kanun teklifine baktığımız zaman, havale edilen komisyonlarda 2 tane de tali komisyon var; bir tanesi Sanayi, Ticaret, öteki de Çevre Komisyonu. Her bir komisyonun 26 milletvekili var; bu, 26’dan, 52 milletvekili yapar. 52 milletvekilinin iradesini, onayını almadan bu kanun Genel Kurula indirildi, tali komisyonların görüşü alınmadı. Daha enteresanı, “Acelemiz vardı.” denebilir ancak söz konusu komisyona baktığımız zaman da görüyoruz, aynı mahiyette 4 tane kanun teklifi verilmiş, o 4 tane kanun teklifi hiçbir zaman komisyonda gündeme alınmamış; ne zamanki AKP Grubundan milletvekillerinin teklifi gelince, bu, komisyon gündemine alınmış ve “Acele var.” denip diğer komisyonların iradesi alınmamıştır. Komisyon Başkanı aslında bu konuda bir açıklamada bulunmak zorundadır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, biraz önce sordum, sorumu geçiştirdiniz; yineliyorum: Anadolu’nun birçok köyünde içme suyu olarak -kullanma suyu veya zirai değil- kuyuları kullanıyorlar. Bunlarda sayaç yok, ölçüm cihazı yok. Bu vatandaşlar ölçüm cihazı ve sayaç almadığı zaman, bu yasal düzenlemeyle, bunların içme suyunu, kuyularını kapatacak mısınız? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde inşaatı devam etmekte bulunan Namazgah Barajı’nın yapımı -yaklaşık yüzde 30 civarında yapıldı- durma noktasına geldi. Anlaştığınız özel şirketlerle bunların bu işi götürebilecekleriyle ilgili öngörünüz neden bu kadar kısa sürede bir yanılgı içerisine girdi? Bu konuda bir çalışmanız var mı? İnşaatın devamının yürütülmesi açısından DSİ’nin bir girişimi var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmet olarak soruyorum: Sayın Bakan, Türkiye’de, hukuk devleti, demokrasi gibi basın özgürlüğü de rafa kaldırılmıştır. “Tasmalarınızı biz çıkardık.”la başlayan süreçte Türkiye’de medyanın sahiplik yapısı ciddi şekilde değişti; değişmeyenler ağır cezalarla susturuldu, sonra da uzun cezaevi tehdidi geldi, onlarca gazeteci hapislerde. Sonra teker teker gazeteciler işini, köşesini kaybetmeye başladı.

Bir televizyon kanalında Medya Mahallesi’ni yapan Gazeteci Ayşenur Arslan’ın yanına önce, bir bekçi gibi Başbakanın eski sözcüsü Akif Beki konuldu; yetmedi, şimdi program yayından kaldırıldı, Ayşenur Arslan da işini kaybetti. Bunlar, basın camiasının olağan akışı içinde yaşanan olaylar değildir. Muhalefet eden herkes bir şekilde AKP’nin gazabını yaşıyor. Buradan yürekli gazeteci Ayşenur Arslan’ı selamlıyorum, iktidarı kınıyorum. Bu kadar kıyımın olduğu bir ülkede “Basın özgürlüğü var.” denebilir mi? Böyle bir ülkede “Demokrasi var.” denebilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRKUT ACAR (Antalya) - Bu soruların cevabını bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Efendim, Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; evvela, Malatya’daki Yoncalı Barajı’yla alakalı bilgi vereyim. Yoncalı Barajı daha önceki dönemde ihale edilmiş ama projesi son derece yanlış olduğu için müteahhidi bunu başaramamış, iflas etmiş ve neticede, biz bu barajı bitirmek maksadı ile yeniden ele aldık. Hatta, sulama alanını, açık sistemdi, iptidai sulama sistemiydi, kapalı sistem olarak yeniden revize ettik. Projeler hazırlanıyor ve de neticede, muhtemelen haziran-temmuz ayında Yoncalı Barajı’nın ihalesi yapılacak.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Haziran-temmuz ayında… Kayda geçiyor Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yapılacak. Kayda geçtiği için… Kesinlikle, Allah nasip ederse, Yoncalı Barajı’nı, Malatya’da diğer barajları, Kapıkaya Barajı’nı, Turgut Özal Barajı veya Boztepe Barajı’nı da bitirdiğimiz gibi, bu barajı da bitireceğiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kapıkaya Barajı’nı yaptınız da kanal yapmayı unutmuşsunuz, sulama kanalını unutmuşsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Kanallar da biter, merak etme.

Şimdi, Sayın Demiröz, Kestel’deki Gölbaşı Barajı’nı inceleteceğim, bakacağım, yani eğer temizlenmesi mümkünse onu temizleyeceğiz. Onu özellikle vurgulamak istiyorum.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – DSİ’nin bir projesi var mı bu konuda?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Şimdi, Sayın Köprülü’ye herhâlde Sayın Grup Başkan Vekilimiz cevap verecek ama ben müsaade ederseniz tamamlayayım.

Efendim, bir kere, burada Kamulaştırma Kanunu’nun 22’nci maddesinde yapılan değişiklik, kamulaştırma yapılan vatandaşların haksız kazanç elde etmesini, haksız şekilde zenginleşmesini önleyecek bir kanun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tam tersi.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tam tersi değil. Bakın, aradan yirmi yıl, otuz yıl, elli yıl geçse dahi, kanuna baktığınız zaman, elli yıl geçse dahi, eğer oradaki fonksiyonu başka bir maksatla kullanmak istiyorsanız, ilk sahiplerine kamulaştırdığınız bedelle yani elli yıl önceki bedelle vermek durumundasınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Faiz koyalım Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Üç ay içinde ödemek durumunda.

Esasen, Sayın Elitaş bunu çok güzel izah etti. Yargıtayda bazı dairelerde çok az…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır, değiştirelim, faiz koyalım, faiz. Güncelleyelim rakamı o zaman.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Faiz var mı, onu soruyorum size. Faiz yok. Aynı bedelle, elli yıl önceki bedelle şey yapacaksınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Değiştirelim, öyle yapalım.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Niye bir süre koymadın?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Burada aslında uygulanması gereken, eğer iade edecekse… Burada, dikkat ederseniz tarafların anlaşmasıyla -vazgeçme ve devirle- ilgili bir madde. Anlaşarak devretmek istiyorsa, kısa bir sürede bu mümkün ama üzerinde beş yıl zarfında bir tesis yapmışsa bunu o şekilde iade etmesi mümkün değil; artık bağ tamamen kalkıyor. Buna açıklık getirmek için, yüksek mahkemedeki daireler arasındaki ihtilafı gidermek, netleştirmek için verilen bir kanun. Kimsenin cebine bir şey girmiyor, devletin bütün kurumlarının zarara girmesinin önüne geçiliyor.

Bunun dışında, Sayın Kaplan, özellikle, tabii ki içme suyu kuyularıyla ilgili olarak, biz daha ziyade bunu tespit maksadıyla, bir su bedeli almak maksadıyla değil… Çiftçilerden ve içme suyu maksadıyla herhangi bir bedel alınmayacak. Burada belki sanayicilerin su kullanımı, geri kazanmayı teşvik için düşünülebilir ama bunun dışında çiftçilerden bir para alınması söz konusu değil.

Sayın Acar, özellikle bugün Türkiye’de tam manasıyla bir basın özgürlüğü vardır. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. (CHP sıralarından gürültüler) İsteyen istediğini yazıyor. Bundan daha ne…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Nerede var Sayın Bakan? Yapma ya! Utanın, utanın! “Basın özgürlüğü var.” diyemez bir bakan, ayıp!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Burada hapse giren gazeteciler, terör ve adam öldürme, yaralama maksadıyla girmiştir, gazeteci olarak değil.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, doğru söylemiyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bunu lütfen dikkate alın.

Herhâlde vaktimiz var, bir de şu hususu belirteyim: Efendim, Sayın Hasip Kaplan yok ama şunu belirtti…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, nasıl basın özgürlüğü olacak? Halkbankasından 750 milyon lira kredi verdiniz, ATV’yi aldırdınız. Nasıl basın özgürlüğü oluyor, söyleyin.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sabah ve ATV olayı…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – GAP’la ilgili olarak, şu anda Şanlıurfa-Mardin ana kanalının aşağı yukarı 205 kilometresi bitti. İnşallah önümüzdeki yıl Mardin’deki, Kızıltepe’deki bu ovalar tamamen sulanır hâle gelecek. Kanal bitti. Kanal da dev bir kanal, bir nehir akıyor. 198 metreküp/saniye debiyle akacak. Yani Büyük Menderes Nehri’nin tam dolu olması hâlindeki debisi 200 metreküp/saniye. Dolayısıyla böyle bir debi... Kaldı ki, bakın, GAP kapsamında, Şırnak’ta su yoktu; Mijin kaynaklarından Şırnak’a suyu veren biziz. Mardin’de, Kızıltepe’de su yoktu; Midyat, Mardin, Kızıltepe, Nusaybin’e ve o bölgeye su veren biziz. Bunun maksadı budur yani.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Namazgah Barajı’nı yapmadınız. 25 milyon metreküplük Namazgah Barajı’nı yapmadınız. Satın, satın!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Şimdi, bir de -Sayın Yılmaz burada yok ama- burada, bana göre, Sayın Yılmaz kendi konusuyla ilgili olmayan bir konuya temas etti. Ankara’ya su getiren Kesikköprü Barajı’nda yapılan isale hattı pompa istasyonunun lüzumsuz olduğunu ifade etti. Bu, son derece lüzumluydu çünkü Türkiye, 2007 yılında aşağı yukarı seksen, yüz yıllık bir kuraklığı yaşadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Namazgah Barajı’nı söylemediniz Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Müsaade ederseniz tamamlayayım efendim.

BAŞKAN – Buyurun, bir cümle tamamlayın o zaman.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ankara’nın su ihtiyacının, acil su ihtiyacının karşılanması için bu yıldırım hızıyla yapıldı. Aynı zamanda, bu su, Kesikköprü suyu Ankara suyunun sigortasıdır. Tabii, tıbbi ve aromatik bitkiler de ele alınıyor; zaten bir daire başkanlığı kurduk. Bunu da özellikle belirteyim.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre bir söz istiyorum.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Benim sorularıma Sayın Bakan cevap vermedi.

BAŞKAN – Bir saniye...

Komisyon Başkanının da Sayın Köprülü’nün sorusuyla ilgili bir kısa açıklaması olacak, sonra Sayın Hamzaçebi.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Emre Köprülü’nün Komisyonla ilgili bir sorusu vardı. Buna bir açıklama getirmek istiyorum.

Şimdi, Sayın Köprülü’nün iddiası, diyor ki: “Muhalefet partilerinin verdikleri teklifler daha önce gelmişlerdi.” Ben burada okuyorum, lütfen dinleyin: (2/1168), Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un teklifi, Komisyona havale tarihi 25/1/2013; (2/1169), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın teklifi, Komisyona havale tarihi 25/1/2013...

İZZET ÇETİN (Ankara) – Onu biliyoruz.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Lütfen...

…(2/1170), Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ve 12 milletvekilinin teklifi, Komisyona geliş tarihi 25/1/2013; (2/1179), Manisa Milletvekili Özgür Özel’in teklifi, 29/1/2013; (2/1180), Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin teklifi, 29/1/2013. Bu esas olarak (2/1170)’te birleştirilmiştir. Burada herhangi bir yanlışlık yoktur. Komisyonumuzun ne şekilde çalıştığını kendi üyelerinize, Komisyona sorarsanız size anlatırlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kamulaştırma Kanunu’nda değişiklik öngören bir teklifin yer altı sularıyla ilgili kanun kapsamında görüşülmesinin mümkün olmadığına ve kamulaştırmayla ilgili yapılan düzenlemenin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kamulaştırma Kanunu’nda değişiklik öngören teklifin söz konusu maddesi, daha önce, sadece ve sadece Kamulaştırma Kanunu’nun bir maddesinde değişiklik öngören bir teklif olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına verilmişti. Böyle bir teklifin Tarım ve Köyişleri Komisyonunda görüşülen yer altı sularıyla ilgili kanun kapsamında olması mümkün değildi, görüşülmesi mümkün değildi. Düşünüldü “Bu yer altı sularıyla ilgili kanuna bunu nasıl monte ederiz?” diye. Yer altı sularıyla ilgili kanunun birkaç maddesine ilişkin, o teklifin birkaç maddesine ilişkin madde buraya alındı. Kamulaştırma Kanunu da bu teklifin içine dercedilmek suretiyle Komisyonda görüşülen bir kanunla ilgili hâle getirildi. Yani İç Tüzük maddelerinin arasından dolaşılarak böyle bir yol izlendi. Burada bir hileişeriye var. Kamulaştırma Kanunu’nda değişiklik yapan bir kanunun yer altı sularıyla ilgili bir kanun tasarısı içerisinde görüşülmesi mümkün değildir. Sayın Komisyon Başkanı dilediği kadar bu açıklamayı yapsın, kendi açısından doğru, haklıdır “İlgili gördüm aldım.” diyor ama AKP Grubu veya teklifi veren arkadaşlar burada bir hileişeriye yapmıştır.

İkinci söyleyeceğim de şudur: Şimdi, Sayın Elitaş açıklamalar yaptı, “Kırk sene, elli sene önce bir kamu hizmeti için kamulaştırılan yerde şimdi o hizmete ihtiyaç duyulmuyor. Dolayısıyla, bunun ilk sahiplerine dönmesi o kadar adil değildir.” diyor. O zaman neden bu teklife bir süre konulmuyor, kırk sene, otuz sene, yirmi sene? Bu süre konulmadığı için, söz gelimi, iki sene önce kamulaştırılmış ve üzerinde küçük bir tesis yapılmış olan bir taşınmaz bile iki sene sonra “Bu hizmete ihtiyaç kalmadı.” denilip bir ticari yatırıma, bir başka yatırıma konu edilebilecektir. Bu nedenle doğru değildir bu düzenleme.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde…

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Sayın Başkanım, konu hakkında açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Neyle ilgili?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Gündeme alınıp alınmamasıyla ilgili.

BAŞKAN – Açıkladınız. Zapta geçti.

Teşekkür ederim.

Şimdi, madde üzerinde üç önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 Sıra Sayılı teklifin 3 üncü Maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               R. Kerim Özkan                                 Mehmet Şeker                                   Vahap Seçer

                      Burdur                                           Gaziantep                                            Mersin

                   Musa Çam                                     İlhan Demiröz                                     Kazım Kurt

                        İzmir                                                Bursa                                             Eskişehir

             Rahmi Aşkın Türeli                         Mehmet Hilal Kaplan                                İzzet Çetin

                        İzmir                                               Kocaeli                                              Ankara

Aynı mahiyetteki diğer önergelerin imza sahipleri:

                  Ali Halaman                                  Seyfettin Yılmaz                               Mustafa Kalaycı

                       Adana                                               Adana                                               Konya

                     Alim Işık                                    Mehmet Erdoğan

                     Kütahya                                              Muğla

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Mardin

                   Halil Aksoy                              Abdullah Levent Tüzel

                        Ağrı                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, aynı mahiyetteki üç önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çetin, buyurun efendim.(CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun tasarısının 3’üncü maddesi üzerine verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP’nin kanun yapma tekniğine yeni bir ucube daha ekleniyor. Tasarılarda torba kanunlara rastladık ama, yürürlük ve yürütmeyi çıkarttığınızda, iki maddelik bir teklife de torba kanun gibi madde eklenmesine ilk kez rastlanıyor ve gerçekten, kamulaştırmayla ilgili bir düzenlemenin yer altı sularıyla ilgili bir teklifin içine dercedilmesi -Elitaş ne derse desin- akla pek çok soru işaretini getiriyor. Ne bir süre konulmuş ne herhangi bir şey. Yarın bütünşehirlerde AVM ya da büyük ticaret merkezleri kurmak için, bu, çok kötüye kullanılacak bir düzenleme. O nedenle, metinden çıkartılmasını talep ettik ve doğru bir talep olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi de -esasında Sayın Özgür Özel arkadaşım konuşmasında söyledi- iki yıl evvel yapmışsınız, o günkü arkadaşlarımız çok güzel eleştiriler getirmişler, iki yıl sonra yeni bir düzenleme getiriyorsunuz. Amacınız yer altı sularının ölçümlemesi falan değil, doğrudan doğruya yer altı sularını da bir  rant kapısına çevirmek ama seçimler yaklaştığı için de onu şimdilik öteliyorsunuz. Buna somut olarak örnek vermek istiyorum. Bakınız, değerli arkadaşlar, hepiniz bilirsiniz, Kalecik Ankara’nın en güzide ilçelerinden birisi. Kalecik Karası üzümüyle, tarım ürünleriyle, hayvancılığıyla, doğasıyla gerçekten Ankara’nın güzel ilçelerinden. Oranın Çandır diye bir köyü var, Ankara’ya 80 kilometre, Çankırı yolu üzerinde. Neredeyse, eğer bütünşehir, büyükşehir yasalarınız olmasa, şu anda belde olacak kadar büyük nüfusa da sahip bir köy. Köyün görünümü bu. Değerli arkadaşlar, şimdi size bu köyü gösteriyorum, bakınız. Sayın Bakan, siz de bakınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bakıyorum.

İZZET ÇETİN (Devamla) - Şimdi, arkasından, bu tepeyi görünüz. Sonra da bu ormanı görünüz değerli arkadaşlar. 1986 yılında Millî Emlak, Orman Bakanlığına, ağaçlandırma vaadiyle, ön koşuluyla -belgesi burada- bu araziyi, 833 bin metrekarelik bir araziyi devrediyor ve ağaçlandırmayı köylüler yapıyorlar çünkü o arazi, gördüğünüz arazi köyün su havzalarından oluşuyor. Ama daha sonra, geçtiğimiz günlerde birdenbire bir firma çıkıyor orta yere: “Ben burada taş ocağı yapacağım, kırma, eleme tesis projesi yapacağım, kalker üreteceğim.” Hâlbuki orada doğrudan doğruya taş ocağı yapacak. Firma, Özgün Yapı Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi. Ruhsatını alıyor, gerekli işlemleri yaptıktan sonra köylü haberdar oluyor, köylü birdenbire “Bizim içme sularımız kaybolacak, kaybolabilir, tarım alanlarımız toz toprak içinde kalabilir.” düşüncesiyle Jeoloji Mühendislerine, Maden Mühendislerine yazı yazıyor, üniversitelere yazı yazıyor. Jeoloji Mühendislerinin raporu aynen şöyle, diyor ki: “Sonuç olarak, yapılan gözlemsel etüt neticesinde patlamalı ocak işletmeciliğinin işletme alanındaki içme suyu kaynaklarını olumsuz olarak etkileyeceği kanaatine varılmıştır.” Bu, Jeoloji Mühendislerinin raporu. Bu da, Ziraat Fakültesi: “Bu nedenle, taş ocağı açma faaliyetinin ortak yerleşim alanlarını tehdit etmeyecek farklı bir yerde planlanması, hem köyde yaşayan insanların geçim kaynaklarını tehdit etmeyecek hem de yatırım yapacak firmaların gelir kaybını engelleyecektir.” diyerek oradaki sakıncaya dikkat çekiyor.

Yine, bu arada konu Valilik nezdinde değerlendiriliyor ve Vali adına Genel Sekreter arkadaş diyor ki: “Korunması ve zarar görmemesi için içme suyunun ruhsat sahibi tarafından gerekli tedbirlerin alınması kaydıyla.” Yani Valilik de o köyün içme suyunun ve doğasının, tabiatının, tarım alanlarının ve köylünün diktiği ormanların zarar göreceğini kabul etmesine rağmen bir bakanın ve bürokratların iş takibi neticesi önceki gün ruhsat veriliyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, burada samimiyet testine AKP’nin bu teklifini tabi tutma ihtiyacı var çünkü teklif samimi değil; teklif, ülkenin çıkarlarını, yer altı sularının korunmasını, onların ölçümlenmesini değil, doğrudan doğruya yeni kazanç kapılarının sağlanmasını düzenleyen ve seçim nedeniyle onu ötelemeye çalışan bir düzenleme. Köylüler bununla ilgili imza kampanyaları yaptılar. Köy dernek başkanı ve muhtarlar bana geçtiğimiz hafta geldiler. Ben, böyle bir yasa teklifinin bugün geleceğini bilmiyordum. Şimdi, bu teklifi alın, bu kanun teklifiyle bütünleştirin; AKP’nin bu yasadaki kastını, amacını görün ve ona göre karar verin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Diğer önergelerin gerekçelerini okutuyorum:

Gerekçe:

2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun "Tarafların anlaşmasıyla vazgeçme ve devir" başlıklı 22 nci maddesine göre, kamulaştırılan taşınmaz malların kamulaştırma amacına ve kamu yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması halinde,mal sahibi veya mirasçıları taşınmazını geri alabilmekte iken, eklenen cümle ile geri alabilmenin önü kesilmekte, mülkiyet hakkı engellenmektedir.

Ayrıca maddede bir taraftan kamulaştırma amacına yönelik bir ihtiyaç kalmadığı vurgulanırken, bir taraftan da kamulaştırma amacına uygun bir işlem ve yapılan tesisten bahsedilmesi, maddeyi kendi içinde çelişkili ve tutarsız hâle getirmektedir.

Bu itibarla maddenin teklif metninden çıkarılması önerilmektedir.

BAŞKAN – Diğer gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

2942 sayılı Kanun’un 22. maddesine göre (Değişik birinci fıkra: 24/4/2001-4650/13 md.) kamulaştırmanın ve bedelinin kesinleşmesinden sonra taşınmaz malların kamulaştırma amacına veya kamu yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması hâlinde, keyfiyet idarece mal sahibi veya mirasçılarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre duyurulur. Bu duyurma üzerine mal sahibi veya mirasçıları, aldığı kamulaştırma bedelini üç ay içinde ödeyerek taşınmaz malını geri alabilir. Önerilen değişiklik ile bu 2942 sayılı Kanun’un 22. maddesinden doğan hak ortadan kaldırılacağından 2. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki üç önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeleri kabul edenler…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım Sayın Hamzaçebi.

Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır. (CHP sıralarından “Yok.” sesleri)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Nerede var Sayın Başkan?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Alaattin Yüksel, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Yüksel, buyurun.

CHP GRUBU ADINA ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün çalışanlara, üretenlere, özellikle de çiftçilere düşman AKP Hükûmetinin TBMM gündemine getirdiği, çiftçi aleyhine hazırlanmış, yeni bir kanun teklifini görüşüyoruz.

Çiftçilerimiz cumhuriyet tarihimizin en kötü günlerini yaşıyor. AKP’nin kötü, beceriksiz, üretim düşmanı politikaları milyonlarca işsiz yarattı, çalışan yoksullar yarattı. OECD ülkeleri çalışanlarına göre bizim ülkemizde çalışanlar beşte 1, emeklilerimiz ise üçte 1 düzeyinde daha az ücret almaktadırlar. AKP, çalışanların büyük çoğunluğunu taşeronlaştırarak, milyonlarca işçiyi yıllarca asgari ücretle, izinsiz, kıdem tazminatsız, kölelik düzenine mahkûm etmiştir.

Hükûmetin üretim düşmanı politikaları en çok da çiftçiyi, köylüyü vurmuştur. On yıl boyunca tarımda, hayvancılıkta büyüme olmamıştır. Tarım kesiminde ağır bir yoksullaşma süreci yaşanmaktadır. On yıllık beceriksiz, köylü düşmanı AKP hükûmetleri döneminde 3 milyona yakın çiftçi tarımdan koparılmış, büyük şehrin gettolarında umutla iş bekler hâle getirilmiştir. Bugün İzmir’de, İstanbul’da, Ankara’da, Bursa’da, Antep’te, Diyarbakır’da, Samsun’da milyonlarca işsiz açlıkla yüz yüze gelmiş, aileler dağılmış, çok acıklı öyküler yaşamaktadırlar.

Dünyada tarım sektörünün stratejik önemi hızla artarken AKP döneminde, son on yılda, çiftçimiz, üreticimiz 3 milyon hektar alanda tarım yapmaktan vazgeçmiştir. 2012’de pamuk ekim alanları yüzde 35 azalmıştır. Geçen yıla göre incir ve üzüm fiyatları yarı yarıya düşmüştür. Üzüm üreticisi 2011 yılında 4,20 TL’ye sattığı 9 numara bandırmalık kuru üzüme bu yıl hâlen 2,60 TL’ye alıcı bulmakta zorlanmaktadır. Manisa Ziraat Odası verilerine göre, 1 kilogram çekirdeksiz kuru üzümün maliyeti 3,56 Türk lirasıdır. Şu anda 2,60 TL’ye üzümünü satan üretici bu işin altından nasıl kalkacaktır. Daha şimdiden, çiftçilerimiz bankalardan yüksek faizlerle kredi alarak önümüzdeki yıl üreteceği mahsulünü harcamaktadır, bu koşullarda yeniden üretim gerçekleştirmesi oldukça zor görünmektedir.

Bu durama seyirci bölgemiz AKP milletvekilleri “Ekmeğe üzüm katın.” demekten başka çare gösterememektedirler, İngiltere kraliçesinin tarihte yoksullara “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.” dediği gibi. Beş altı gün önce, AKP milletvekillerinin ekmeğe üzüm katılması kampanyasını başlattığı sıralarda, Manisa’da benim de köyüm olan Köseali köyünde naturel kuru üzüm 3,80 TL’ye satılıyordu. Bu kampanya başladıktan üç gün sonra, naturel kuru üzüme şu anda alıcı bulamamaktadır çiftçiler, köylüler. Sayın vekilim âdeta tüccara “Üreticinin elinde çok üzüm var, vurun beline.” diye mesaj vermiştir.

Bunlar, uzun vadede iç tüketimi artırmaya yönelik iyi niyetli çabalardır, bugüne çözüm değildir. Bugüne çözüm arıyorsanız, en azından Tariş Üzüm Birliğinin Suriyeli mültecilere maliyet fiyatlarından 10 bin ton üzüm verme teklifini ilgili bakanlarınız aracılığıyla değerlendirebilirsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızın planlı ve verimli bir şekilde kullanılması, elbette hepimizin kabul ettiği olumlu bir gelişmedir. Ancak bu kararlar, çiftçilerin ve sulama kooperatifi üyelerinin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik zorluklar göz ardı edilerek uygulamaya geçirilemez. Öncelikle, çiftçimizin içinde bulunduğu ekonomik sorunların çözümü için, su kaynakları yönetim politikaları tarım politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır. Bunun tersine yapılan uygulamaların ne tarım sektörümüze ne de çiftçimize faydası yoktur. Bu planlanmış bir politikadır, amacı içme suyunu çiftçiye ticari bir meta olarak satmaktır. Su, ticari bir meta değildir.

Sayın Bakan, yılbaşında balık tutacağınızı söylediğiniz Gediz havzasında, ağırlıklı Menemen ilçemizde dün 40 bin dönüm bağ ve sebze tarlaları, Menderes havzasında Bayındır, Tire, Selçuk, Söke ilçelerimizde 90 bin dekar şalgam ekim ve sebze tarlaları sular altında kalmıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, bunun sorumluluğu Gediz ve Menderes havzalarında hiçbir ıslah çalışması yapmayan Bakanlığınıza aittir. Bir yıllık emekleri yok olan çiftçilerimizin zararları mutlaka ödenmelidir.

Gediz, Menderes ve Ergani gibi akarsularımızda, çiftçinin doğal tarım su kaynaklarını evsel ve sanayi atıklarıyla kullanılmaz hâle dönüştürdünüz. Çiftçinin kullandığı zirai ilaç, gübre, mazot gibi girdilerine “ÖTV”,” KDV” adı altında dünyanın en yüksek vergilerini yükleyerek tarımı bitirdiniz.

2002 yılında mazot 1,30 TL’ydi, bugün, 2013 yılında 4,20 TL’dir yani yüzde 300’lük bir artış söz konusudur. Gübrede üre 237 liradan 1.111 liraya yükselmiştir. Tarımda kullanılan elektriğin 2001 yılında kilovatsaat fiyatı 35 kuruş iken bugün, 2013 yılında 3,60 TL’dir; 10 kat yani yüzde 1.000 artmıştır. Çiftçi zaten iflas noktasında; bağ, bahçe ve tarlalarının büyük bir bölümü bankalara ipoteklidir, tarımsal sulamada kullandığı elektrik bedellerini ödeyemez durumda.

Çiftçinin ödediği sadece elektrik parası da değildir sevgili milletvekilleri. Elektrik faturaları üzerinde kayıp kaçak bedeli yılda 2,7 milyar TL yani eski parayla 2,7 katrilyon; izlemediği TRT payı 500 milyon TL ve benzeri adlar altında 7 kalem, bir de bunların üzerine KDV’si eklenerek elektrik fiyatı dışında 8 kalem ücret alınmaktadır.

Elektrik faturası üzerine yüzde 88,3 oranında “sorma ver parası”nı insanlarımız evinde, tarlasında, fabrikasında ödemektedirler. Kullandığı 100 Türk liralık elektrik bedelini bu bindirmelerle 188 TL olarak ödemektedir. Su pompaları borçlarından dolayı kapatılmıştır. 2010 yılında, çiftçiyle TEDAŞ arasında bir yapılandırma gerçekleştirilmiş, çiftçilerimiz bunun iki yıllık süresini hâlen ödememişlerdir. İki yıl daha, bu sözleşme gereğince taksit ödeyecek çiftçilerimiz. Yani eski borçlarını ödemekte zorlanırken, bunlar yetmezmiş gibi şimdi de çiftçinin kendi öz kaynaklarıyla açtığı artezyen kuyularına, yer altı sularına gözünüzü diktiniz. Çiftçinin elindeki son doğal sulama kaynağını da paralı hâle getirerek çiftçiye “Üretme.” diyorsunuz. Önce büyük kentlerde ön ödemeli sayaç sistemiyle içme suyunu ticarileştirdiniz, şimdi sıra sulama suyuna geldi. Su kaynakları ticari mal değildir. Çiftçimize kendi elleriyle hayatına son verecek kararları uygulatabilmek mümkün değildir.

Bu yasa kapsamında suyun ölçülerek verileceği söylenmektedir ancak eskimiş sulama sistemleri nedeniyle bu suyun tarlaya ulaşana kadar uğrayacağı kayıplar düşünülmeden ve gerekli tüm hazırlıklar gerçekleştirilmeden bu uygulamadan beklenen sonuçlar elde edilemez, uygulama durdurulmalıdır. Bu konu, su kullanıcı örgütleriyle birlikte yeniden ele alınarak bir durum değerlendirmesi yapılmalıdır ve kesinlikle çiftçilerin kendi öz malları olan ellerindeki son doğal temiz su kaynağı ücretlendirilmemelidir.

Çiftçi kardeşim, AKP’nin bu niyeti iki üç ay önce ortaya çıktığında hep birlikte tepki gösterdik, biraz geri adım atıp bir yıl erteleme getirdiler. Bir yıl içinde takatiniz yetmez siz saati takamazsanız, sayacı ondan sonraki iki yıl içinde, yüzde 25 faizle, o günkü fiyat üzerinden takıp parasını sizden alacaklar, sizden.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Yüzde 10’a indi, 10’a.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Aynen öyle.

Saat, bugün 3 bin TL civarındadır, 3 bin TL civarında kuruluyor; iki yıl sonra 4 bin TL ise, yüzde 25 fazlasıyla 5 bin TL olarak garip köylü bunun bedelini ödeyecektir.

Şimdi, ben AKP Hükûmetine “İnsafa gelin, bunları yapmayın, saati ücretsiz taktırın.” demiyorum çünkü biliyorum ki bunlarda insaf yoktur.

Ey çiftçi kardeşim, sesini yükselt, “Bu bedeli ödemem.” de, hatta “Elektrik üzerindeki haksız yere aldığınız TRT payı ve benzeri 8 ayrı kalem ücreti de ödemem.” diye isyan et. Bunları iktidara siz getirdiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) - …ve yine siz götüreceksiniz.

Köylü kardeşim, ayağa kalk ve hakkını ara.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Özcan Yeniçeri, Ankara Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 410 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce şunları Sayın Bakana söylemezsem içimde kalır, onu bir söyleyeyim.

Sayın Bakan “Su uyur, düşman uyumaz.” diye bir söz vardır. Bu söz artık bundan sonra “Su uyur, Veysel Eroğlu uyumaz.”a dönüşmüştür!

Yerin üstündeki suları HES’lerle borulara, yer altı sularını da sayaçlara hapsedecek bir sistem koydunuz.

Sayın Bakandan, bu dünyada olmasa da öbür dünyada çiçekler, böcekler, güller ve canlılar davacı olacaktır.

Sayın Eroğlu, Napolyonlukta Maliye Bakanıyla yarışıyor âdeta. “Ne olursa olsun, para, para, para olsun.” doğru bir yöntem değil. Bu sayaç modeli köylünün hayatında neyi değiştirecek veya devlete ve millete ne katkısı olacak, onun üzerinde biraz durmak lazım.

Türkiye’de bugün hayatı en zor olan kesim, köy ve kırsal kesimdir. Kırsal kesimde, tarım ve hayvancılıkla hayatını sürdüren ve kıt kanaat bir şekilde yaşamını sürdüren insanlar zor şartlarda yaşamaktadırlar.

Tarım ise zor bir iştir. İstisnalar hariç, tarım sektöründe çalışanlar yılda bir kez ürün alırlar, hayvanlar yılda bir kez yavru verirler. Toplumun en çilekeş bu kesimi aynı zamanda en sadık ve en vefakâr kesimidir de. Bu yüzden köyü, köylüyü ve onun hayat kaynağı olan tarımı ve hayvancılığı etkileyecek konularda son derece duyarlı ve dikkatli adım atmak gerekir. Köylüye, tarıma, hayvancılığa ve meyveciliğe yeterli önem verilmediğinde kırsal kesim bütünüyle göçe zorlanmış olur. Geçmiş dönemlerde, Anadolu’nun kasaba ve köylerinin boşalmasının en önemli sebeplerinden birisi köylünün ürettiğinin karşılığını alamamasıyla yakından alakalıydı.

Bugün tarım, hayvancılık, meyvecilik ve ziraatla uğraşmak Türkiye’de risk hâlini almıştır ve Türk köylüsü yabancı ülkelerin ürettikleri ile rekabet etmek zorundadır. Tarım ve hayvancılık ve meyvecilik yeterli ve etkin bir biçimde destek görmediği her yerde çöker. Bugün Türk köylüsü ekmekten, biçmekten ve üretmekten uzaklaşmıştır. Türkiye’nin köylüsü köyünü bırakıyor, ziraattan ve hayvancılıktan uzaklaşıyor. Samanın balyası 25 lira olmuş ve bu ülkede saman ithal ediliyor. İnsanlar artık ot bile biçmiyor çünkü 20 yaşın altındaki insanlar tırpan kullanmayı bilmiyor. Bu fevkalade tehlikelidir. Bu durum çok yakında hiç tahmin edilemeyen sorunlarla Türkiye’yi karşı karşıya bırakacaktır.

İktidarın uyguladığı ekonomik politika ulusal değil, uluslararası, daha doğrusu küresel ihtiyaçları karşılamaya yöneliktir. Türkiye’de esnaf, yabancı sermayeli alışveriş merkezleri karşısında havlu atmıştır. Köylünün yetiştirdiği ürünler ithal ürünlerle rekabet edemediğinden köylü üretim yapamaz hâle gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, her şeyi para olarak gören bir iktidarla Türkiye karşı karşıyadır. Yaşamın üç dayanağı olan su, hava, toprak AKP iktidarını her anlamda sermayenin konusu hâline getirmiştir. Akla gelen ve gelmeyen her şeyi paraya çevirmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu yasa tasarısıyla iktidarın her şeyi nakde çevirme politikasının bir göstergesi olarak karşımızda olduğunu görüyoruz. AKP’nin ekonomik politikası vahşi kapitalist uygulamaların da ötesinde materyalist ve acımasız bir aşamaya ulaşmıştır. Geldiğimiz aşamada yalnız yer üstü değil, yer altı suları da paraya çevrilmeye çalışılmaktadır. Yasa tasarısında kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine çekilecek yer altı suyunun miktarının tespitini yapacak ölçüm sistemlerinin kurulması öngörülüyor. Yer altı suyu kullanım belgesi almış olanların ölçüm sistemlerini belirtilen süre içerisinde kurmamaları hâlinde belgeye konu yerlerin kapatılması öngörülüyor. Çiftçi, bir yıl içinde ya su sayacı taktıracak ya da DSİ’ye taktırmak için başvuracak, DSİ’ye başvurunca yüzde 25 daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacak.

Ölçüm cihazları kurulduktan sonra yer altı suyu kullanımıyla ilgili olarak, dekar başına şahıs kuyuları için 200 ton, kooperatif kuyuları için 350 ton civarında su kullandırılması öngörülüyor. Hiçbir bitkiye bir dekar için 200 ton su yetmez. Tarımda su ihtiyacı, toprak yapısı, iklim, hava şartları gibi birçok faktöre bağlıdır. AKP istiyor diye ya da Sayın Bakan istiyor diye sebzeler daha az suyla üretilecek değildir. Suyun tarımsal alandaki faaliyetlerde sınırlandırılmasının hayati sakıncaları olacaktır.

Sayın Bakan, size, Lysenko’nun genetik bitki ve hayvan ıslahı teori ve uygulamalarını okumanızı tavsiye ediyorum, eğer okuduysanız bir daha gözden geçirmenizi öneririm. Lysenko da bahar buğdayı geliştirme, yeni bir tür çavdar üretme, soğuğa dayanıklı buğday türleri yetiştirme, sık ağaçlandırma çalışmaları ve yeni bir gübreleme yöntemi geliştirmeye çalışmıştır ama fiyaskoyla sonuçlandı.

Sayın Bakan, siz de bu yasa tasarısıyla sebze ve tarım ürünleri için çiftçiye su kotası koyuyorsunuz. Türk çiftçisine demiş oluyorsunuz ki “Ne yapın yapın, 200 ton suyla tarımsal ürünleri yetiştirin.” Lysenko bunu başaramamış ki Türk çiftçisi de başarsın.

Hiçbir iktidar ve siyaset biçimi, doğa, bitki, hayvan ve insan hakkı olan su ya da hava üzerinde tasarruf yapma hakkına sahip değildir. Su, ekolojinin bütünlüğü ve yaşamın devamı için zorunludur. Doğanın kuralları siyasetin zorlamalarıyla değiştirilemez.

Değerli milletvekilleri, bugün normal şartlarda girdilerin maliyetine üreticiler katlanamıyor. Tarımsal girdilerdeki fiyat artışları yüzde 20-30 civarına dayanmış durumda. Türk çiftçisi, dünyanın en pahalı mazotunu, gübresini, daha doğrusu en ağır maliyetli girdilerini kullanmaktadır. Bu düzenlemelerle köylü ve çiftçi üretemez hâle gelmiştir. Köylü bugün, hayvan besleyemez, ekin ekemez, ektiğini toplayamaz hâldedir. Bu yüzdendir ki önümüze saman ithal eden, Anguslarla kurban kesen ve yabancı meyve yiyen bir Türkiye çıkmıştır.

Bakınız, Ankara’nın Nallıhan ilçesinin Kabaca köyünde 5 tane su kuyusu var. Bu su kuyularına konulmuş olunan elektrik sayaçları var. Bu köylüler elektrik bedelini ödeyemediği için köyün ortak malı olan kavakları satışa çıkarmışlardır. Yine, Nallıhan’ın Yenice, Beydili, Kuzucular ve Tekirler köylüleri de kuyularda kullandıkları elektrik borçları yüzünden icralık durumdadır. Köylüyü köylü olduğuna, ektiğine, ekeceğine pişman etmenin insaf ve izan ile bağdaşır bir yanı yoktur. Köylünün durumunu iyileştirmek yerine, giderek köylüyü ürettiğine pişman edecek bir politika milletin yararına bir politika değildir. Kuyulara takılan elektrik sayaçlarının faturasını ödeyemeyenler, aynı kuyulara takılacak su sayaçlarının bedelini neyle ödeyeceklerdir? Birincisi için kavaklarını satışa çıkaranlar, ikincisi için neyi satışa çıkaracaklardır? Bu yasa tuzaklarla doludur. Sureti haktan görünen ama içinde ciddi hileler barındıran bir yasa tasarısıdır. Bu yasa tasarısıyla suyun bütünüyle sermayeleştirilmesinin ve fiili duruma yasal bir statü kazandırmanın adımları atılmak istenmektedir.

Yer altı sularının sanayi şirketleri tarafından on yıllardan beri denetimsiz bir şekilde çekildiği biliniyor. Yer altı suyu kalite bakımından üstün özelliklere sahiptir. Bunun nedeni ise toprağın doğal bir süzgeç vazifesi görmesidir. Şirketler yer altı suları kullandıklarında damıtma masraflarından büyük ölçüde kurtulmuş oluyorlar.

Yer altı sularının yüzey sularından bir diğer farkı ise yüzey sularına oranla çok daha yavaş hareket etmesidir. Yer altı suyunun daha saf ve istenilen niteliklere uygun olmasının bir nedeninin bu olduğu da bilinmektedir. Bu nedenle, büyük şirketler yıllardan beri sadece yüzey sularını değil, yer altı sularını da hoyratça kullanmaktadır. Köylünün ve çiftçinin aleyhine, şirketlerin ve yabancı sermayenin lehine düzenlenmiş bir yasa tasarısı önümüzde var. Getirilen ölçüm zorunluluğu, çekilen su miktarlarının kontrolünden ve kaynakların korunmasından çok, şirketlerin fiilen kullandıkları yer altı suyunu bu yasayla meşrulaştırmaktadır. AKP iktidarı da fırsattan istifade ederek yer altı sularını paraya çevirmenin alt yapısını hazırlamaktadır. Yer altı suları metalaştırılamaz ve ticari mülahazaların aracı olarak kullanılamaz.

Yer üstü sularını HES’lerle borulara doldurmak, yer altı sularını sayaçlarla kontrol altına alarak paraya çevirmek bir AKP klasiğidir.

“Su içene yılan değmez.” diye bir söz vardır. Siz bakmayın su içene yılanın değmemesine, AKP iktidarı değer; yalnız içene değil, içmeyene de değiyor.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.

Şahısları adına, Sayın Mehmet Kasım Gülpınar, Şanlıurfa Milletvekili.

Sayın Gülpınar, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET KASIM GÜLPINAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği üzere, son yıllarda yer altı suyu kullanımına yönelik yoğun talep artışı yaşanmış ve kullanma belgesinde belirtilen miktardan fazla yer altı suyu çekilmesi neticesinde, sürdürülebilir bir yer altı suyu yönetimi için, yer altı suyu rezerv-çekim ilişkisinin modern sulama sistemleri ile desteklenerek kontrol altında tutulması ve bu nedenle, tüm kuyulardan çekilen veya çekilecek yer altı suyunun ölçülebilir durumda olması için ölçme işlemini yapmaya yönelik ölçüm sistemlerinin tespit ve tesis edilmesi gerekliliği zorunlu hâle gelmiştir.

Bu zorunluluk nedeniyle, 6111 sayılı Kanun’un 126’ncı maddesi ile 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 10’uncu maddesine “Kuyu, galeri, tünel ve benzerlerine çekilecek yeraltı suyu miktarının tespitini sağlayacak ölçüm sistemleri kurulmadan, kullanma belgesi verilemez.” hükmü eklenerek yer altı suyu kuyularına ölçüm sistemi takılması zorunluluğu getirilmiştir. Bilahare bu kanunlarda yapılan değişikliklerle yer altı suyu kullanma belgesi almış olanların kanunda belirtilen ölçüm sistemlerini kurarak durumlarını kanuna uygun hâle getirmeleri için iki yıllık süre tanınmıştır.

Kanun değişikliklerinden sonra 7/6/2011 tarihinde yönetmelik, ardından da DSİ Genel Müdürlüğünün 5/7/2011 tarihli yer altı suyu kullanma konulu genelgesi yayımlanmıştır. 7/6/2011 tarihli yönetmelik gereğince su sayacı kullanılması hâlinde, kullanma belgesinde belirtilen çekilebilecek azami su miktarı ön yüklemeli karta idare tarafından yüklenecek ve karta yüklenen kullanılabilecek azami su miktarına ulaşınca çekim engellenerek kontrol altına alınacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben biraz da Türkiye’deki yer altı suyunun potansiyeli ve kullanımına değinmek istiyorum. Türkiye emniyetli kullanılabilir işletme rezervi 17 milyar 700 milyon metreküp olup 13 milyar 560 milyon metreküp yer altı suyu tahsis edilmiş durumdadır. Toplam yer altı suyu sulama alanı 1 milyon 615 bin hektardır. Kamu sulamaları çerçevesinde toplam 14.908 kuyu mevcut olup sulanan alan 615 bin hektardır. Şahıs sulamalarında ise 274 bin adet belgeli sondaj kuyusu ve tahminî olarak 180 bin adet belgesiz sondaj kuyusu mevcuttur. Belgeli ve belgesiz kuyular ile 1 milyon hektar alan sulandığı tahmin edilmektedir.

2012 yılı sonu itibarıyla, Türkiye genelinde belgeli sondaj kuyularına yaklaşık 7 bin adet sayaç takılmıştır. Yayımlanan genelge doğrultusunda yer altı suyu eylem planları hazırlanmış ve uygulamaya geçilmiş olmasına rağmen, uygulama safhasında kanunun tüm ülke bazında aynı anda uygulama mecburiyeti getirmesi, Yeraltı Suları Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1960 yılı ile 2011 yılı arasında geçen elli bir yıllık süre zarfında kuyu sahiplerinde ölçüm kültür ve alışkanlığının yerleşmemiş olması, arz talep dengesine bağlı olarak sayaç üreticilerinin alt yapılarının yeterince hazır olmaması, elektrik dağıtım şirketlerinin mevzuat ve teknik altyapı bakımından hazır olmaması ve bunun giderilmesinin zaman gerektirecek olması ile yer altı suyu kullanıcısına su kullanımında sınır getirileceği ve ücret alınacağı şeklindeki endişe dolayısı ile sayaç takılmasına karşı isteksizlik olması gibi sebeplerle kanunun süresi içinde uygulanmasında arzu edilen neticeye ulaşılamamıştır.

Şimdi, kanunda öngörülen iki yıllık geçiş sürecinin sonu olan 25 Şubat 2013 tarihi de yaklaşmakta. Biraz önce bahsettiğim sebeplere binaen, ek süre tanınması elzem hâle gelmiştir ve bu kanun teklifi ile süre uzatımı söz konusu olmuştur ve bu husus, DSİ Genel Müdürlüğünün teklifi ile Bakanlar Kurulunun kararına bırakılmıştır.

Tabii, sayaç bağlama işi -eni sonu- hayata geçirilmesi gereken bir konudur. Yer altı sularının seviyesi her geçen gün aşağıya doğru çekilmekte ve mevcut miktarlarla özellikle tarımda mevcut yöntemlerle sulama yapılması gitgide daha zor hâle gelmektedir. Artık daha modern tekniklerle, daha az su ile tarım yapılması şarttır. Eğer, bu sayaç takılması zorunluluğu uygulamaya geçirilmezse, Allah korusun, yakında yer altında su bulmak çok zor hâle gelecektir.

Ben bu vesileyle kanun teklifinin hayırlı olmasını diler, hepinize hayırlı geceler dilerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gülpınar.

Sayın milletvekilleri, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme giren arkadaşlarımıza söz vereceğim.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Allah’tan tekrar soru sorma imkânı var da verdiğiniz cevaba karşı şunu bir kez daha netleştirmek istiyorum: “Büyük şirketler var, yer altı sularını tüketiyorlar.” diyorsunuz. Bizim buna bir itirazımız yok. Bu konuda sizi destekliyoruz. Bu şirketlerin öyle, yoksul köylü gibi, para ayıramayacak durumları da yok, zamana da ihtiyaçları yok. Elinizde, her an arkadaşlar önerge hazırlayıp verebilirler, katılırsınız, kanunlaşır. Yüce Türk milleti bize bu yetkiyi bu yüzden verdi. Yarından itibaren bu şirketlere bir yıl daha bu suları çarçur etme imkânını neden tanıyorsunuz? Eğer siz samimiyseniz, getirin, ben iki elimle birden oy vereceğim. Şimdi diyeceksiniz ki: “Bir yılı herkese tanıyoruz.” Gerekçesi nedir? Biz, bu şirketlerin Bakanlığınız, DSİ ve Bakanlar Kurulunun tüm üyeleri üzerinde çok ciddi lobi yürüttüğünü duyduk. Bunu inkâr etmiyorsanız, getirin önergeyi, hep beraber oylayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çiftçinin zamana ihtiyacı var, bu şirketlerin değil.

BAŞKAN –Teşekkürler Sayın Özel.

Serindağ, buyursunlar.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, deminki sözleriniz beni bu soruyu sormaya yöneltti. Sayın Bakan, Sayın Başbakan diyor ki, medya mensuplarını kastederek: “Medyada da akbabalar var. Daha düne kadar, üniformalılar yazdıklarınızdan dolayı azarlıyorlardı. Onların tasmalarını biz çıkardık. Şimdi ise boyunlarına uluslararası tasmaları taktılar.” Freedom House’un Dünyada Özgürlükler Raporu’na göre, Türkiye, kısmen özgür ülkeler arasında. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün araştırmasına göre, Türkiye, basın özgürlüğü endeksine göre 179 ülke arasında 148’inci sırada. Gene Freedom House’un raporuna göre –haydi, biraz daha iyimser- 112’nci sırada. Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz diyor ki: “Basın özgürlüğü tehdit altında, yargı bağımsızlığı tehdit altında.” Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Serindağ.

Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, demin konuşmamda değindiğim bizim Kalecik ilçemizin Çandır köyündeki ruhsatla ilgili olarak Özgün Yapı Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ruhsat için başvurmuş ama valilikte TRB Kılıç İnşaat Taahhüt Maden Tekstil Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından kalker ocağı ve kırma element tesisi kurulacağı öngörülmüş. Köylüler bu iş için engelleme çabalarına girdiklerinde “Hangi kapıyı çalsak, hangi daireye gitsek, hangi makama koşsak, bizden evvel bakanlık bürokratlarının ya da bakanın telefonu bizim önümüze geçiyor.” diyorlar. Kimdir bu bakan ve bürokratlar, bunu öğrenmek istiyorum, bir.

İkincisi, bu ruhsatlar kanunda belirlendiği biçimiyle maden dairesinin yetkisinde olması gerekirken Başbakanlık bünyesinde kurulan bir komisyon marifetiyle olur verildikten sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çetin.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Dilovası “kanser ovası” diye anılıyor Türkiye'de.

Zaten Kocaeli yüz ölçümü olarak ufak ama Dilovası Kocaeli’nin yüz ölçümü olarak en ufak ilçelerinden biri. Fakat, bu ilçenin yüzde 40’ı sanayi, yüzde 25’i konut alanı ve yüzde 35’i orman, ekonomi tamamen sanayiye dayalı. Türkiye'deki 500 büyük fabrikanın 50 tanesi burada yer alıyor. OSB’ler bölgenin üçte 1’ini kaplamış durumda, beş ayrı OSB var.

Sizin de bildiğiniz gibi, o ilçenin içinden “Dilderesi” diye bir dere akmakta ve bu Dilderesi şu anki hâliyle -her ne kadar zaman zaman büyükşehir belediye başkanının ifadeleri basına da yansısa- gerçekten yanına yaklaşılamayacak durumdadır. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, bununla ilgili bir planınız var mı?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım şu konuya açıklık getirilmesi gerekiyor, Sayın Elitaş onu anlatıyordu, siz bana söz verdiniz.

Şimdi, kamulaştırılan bu maddede, kamulaştırılan taşınmaz malda, kamulaştırma amacına uygun bir işten veya tesisat yapılmasından sonra 2942 sayılı Kanun’un 22’nci maddesinin birinci hükmündeki “Kamu amacı kalkmışsa iade etmek şartı uygulanmaz.” diyorsunuz.

Bu, Anayasa’nın 35’inci maddesine, mülkiyet hakkına aykırıdır; Anayasa’nın 46’ncı maddesindeki kamulaştırma maddesine de aykırıdır. Bu düzenlemenin gerekçesini okuduğumuzda da maksat anlaşılamıyor. Özel birtakım durumlar mı var, yoksa mülkiyet hakkına doğrudan bir müdahale mi var? Bunu açıklayabilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Sayın Bakan, buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Efendim, evvela Sayın Şandır’ın sualine cevap vereyim.

Türkiye’de en çok kamulaştırma yapan kişilerden birisi benim; İSKİ, DSİ, Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı.

Şimdi, burada bir haksızlık var yani devletin zarara uğratılması söz konusu. Nasıl? Daha önceki yargı kararlarında yüksek yargı, özellikle beş yıla kadar istimlak edilen taşınmaz üzerinde kamulaştırmayı gerektirecek tesisler yapılmadığı takdirde iadesini öngörüyor fakat son zamanlarda durum değişti, bazı daireler… Benim de başıma geldi Bakanlık olarak, orman teşkilatı ve DSİ’de.

Mesela, Ormandaki bir hadiseyi anlatayım netleşmesi için: Orman bir odun deposunu bir yerde istimlak etmiş o zamanki değerinden, rayiç bedelden; hatta birtakım davalar açılmış, ilave birtakım bedeller de ödemiş, gereğini yerine getirmiş, vatandaşa rayiç bedelden değerini ödemiş. Aradan on beş yirmi yıl geçmiş. İdare -odun deposuymuş, siz daha iyi bileceğiniz için onu anlatıyorum- odun deposunun bir kısmını, lüzumsuz diye burayı kat karşılığı; öbür binaları, idari binaları -çok çürük olduğu için depreme dayanaksız- arsa karşılığı ihale etmek suretiyle, şeffaf bir şekilde, başka bir yerde idare binası yapma şeklinde bunu ihale etmiş. İlk sahibi dava açmış, aradan on beş yıl geçmiş, diyor ki: “22’nci maddeye göre o tarihte satın aldığınız değerlerden bana iade etmeniz gerekir, aksi takdirde tazminat ödemeniz…” Korkunç bir tazminat çıkıyor. Bir başka durumda ise ilk sahibine… Yıllar geçmiş; otuz, kırk yıl, elli yıl geçmiş, mesela Kayseri’deki hadisede olduğu gibi yani bu kanuna göre, isterse -Kayseri bir daireye göre- Kayseri’de yıllarca önce istimlak edilmiş olan stadyum alanını sahibi geri alabilir. Ve o zaman kaç lira ödemişse o parayı alabilir. Burada herhangi bir şekilde güncelleşme, güncelleştirme falan yok yani. Dolayısıyla, burada devletin zarara uğratılması, istimlak nedeniyle kişilerin haksız yere zenginleştirilmesi söz konusu. Lütfen, 22’nci maddenin ilgili hükmünü okursanız bu gayet net şekilde anlaşılır. Yani, burada şahıslar değil, devletin zarara uğratılması söz konusu ve bu gerçekten çok korkunç bir rakam. Bunu da isterseniz çok detaylı olarak ben misallerle gruplara anlatabilirim. Yani, burada getirilmek istenen çok doğru. Beş yıl içinde yapmıyorsa zaten iade ediyoruz ama aradan beş yıl geçtikten sonra bunun üzerine tesis yapılmışsa bunun istimlak edildiği on beş, yirmi, elli yıl önceki aynı değerden o kişilere geri verilmesi devleti büyük zarara uğratıyor. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Efendim, Sayın Akar, hakikaten ben de biliyorum, Dilderesi gerçekten çok zor durumda. Dolayısıyla, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla bizzat benim başkanlığımda oturduk, Dilderesi için -bizzat ben projeyi de kendim kontrol ettim- çok güzel bir proje ortaya çıktı. İnşallah, en kısa zamanda projeleri tamamlayacaklar, hatta kılavuz bir kanal da inşa edilsin dedim. Mimar Sinan Köprüsü’nün ayaklarını, o kısmı da tahkim edeceğiz. Karayolları ve koruma kurulundan da gerekli müsaadeleri almak kaydıyla bu sene onun temelini atacağız. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Sayın Başkanım, müsaade ederseniz.

Sayın Çetin, ben sizin konuşmanızı duyunca hayret içinde kaldım, hatta acaba yanlış mı duydum dedim.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Belgeleri göndereyim yarın.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Müsaade eder misiniz; müsaade edin, izah edeyim.

Tutanaktan okuyorum, diyorsunuz ki: “Bazı şeylere rağmen, bir bakanın ve bürokratların iş takibi neticesi önceki gün ruhsat veriliyor.”

Değerli arkadaşlar, şimdi, efendim, hiçbir bakan iş takip etmez. Benim konuyla ilgili, Kalecik’teki Çandır köyündeki taş ocağıyla ilgili hiçbir bilgim yok.

Bir kere, size şunu özellikle vurgulamam lazım, bu konuda aslında özel idare yetkilidir, valilik yetkili. Bu konudaki ruhsatları biz vermiyoruz; Maden İşleri Genel Müdürlüğü maden ruhsatını veriyor, özel idare orada uygun gördüğü takdirde valilik tarafından bu ruhsat veriliyor. Ruhsat verilme işleminden sonra bize geliyor, eğer bu muhafaza ormanı vesaire değilse bu takdirde Meclisin çıkardığı Maden Kanunu’na göre bunlara izin vermek durumunda kalıyoruz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ben demiyorum, köylüler diyor!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yoksa bakın, bunu lütfen düzeltin. Yani, ben asla iş takip etmem, bu konuyu da sizden yeni öğrendim; bunu özellikle belirteyim. Lütfen başka kişileri de karalamayın burada.

İZZET ÇETİN (Ankara) – O firmaları kim kayırıyor Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bunun dışında, Sayın Serindağ, bir kere şunu şey yapalım: Bu çok tartışılır ama bizde, gerçekten Türkiye'de basın özgürlüğü var, yargı bağımsız ve siz de görüyorsunuz, yargı ayrı, yürütme ayrı; bunu da özellikle belirteyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, 4’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 Sıra Sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 4- "Bu Kanun yayımı tarihinden itibaren 3 yıl sonra yürürlüğe girer."

         Ramazan Kerim Özkan                           Mehmet Şeker                                     Musa Çam

                      Burdur                                           Gaziantep                                             İzmir

                İlhan Demiröz                             Mehmet Hilal Kaplan                                Kazım Kurt

                       Bursa                                              Kocaeli                                            Eskişehir

             Rahmi Aşkın Türeli                              Alaattin Yüksel

                        İzmir                                                 İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

410 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 4. maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Mardin

          Abdullah Levent Tüzel                              Halil Aksoy

                     İstanbul                                               Ağrı

BAŞKAN – Sayın Komisyon son okunan önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutalım lütfen.

Gerekçe:

Getirilen tasarıda merkezileşme eğilimleri, üreticiye gelecek olan ek maliyetler ve hak kayıplarının önüne geçilebilmesi için yürürlük maddesi olan 4. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Tamam.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 Sıra Sayılı kanun teklifinin 4 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                             Ramazan Kerim Özkan (Burdur) ve arkadaşları

MADDE 4- “Bu Kanun yayımı tarihinden itibaren 3 yıl sonra yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli.

Sayın Kaplan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

410 sıra sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerindeki önergemiz lehinde söz almış bulunmaktayım.

Bu kanun teklifi çevreyi doğrudan ilgilendiriyor olmasına rağmen, Çevre Komisyonundaki milletvekillerine haber verilmeden, görüşleri alınmadan, âdeta yangından mal kaçırırcasına, İç Tüzük’e aykırı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiği duyumunu alınca, Sayın Emre Köprülü’yle beraber Çevre Komisyonu Başkanına bir dilekçeyle başvuruda bulunduk, neden Çevre Komisyonunda konunun görüşülmediğini sorduk. Sayın Başkanın verdiği yanıtı size okumak istiyorum. Diyor ki: “Genel Kurul gündeminin yoğunluğu gerekse teklifin kanunlaşmasını müteakiben Cumhurbaşkanlığının onay sürecinin gecikeceği göz önüne alınmış olması ve durumun aciliyetine binaen teklifin tali komisyonlarda görüşülmesine gerek duyulmamıştır.” Bu nasıl anlayış, nasıl bir demokrasi bu? Adalet ve Kalkınma Partisinin ileri demokrasisinde, toplumun yararına olan herhangi bir konu gündeme geldiğinde beraber üretmek, ortak karar almak, uzlaşıya varmak gibi bir durum ne geleneklerinde var ne de siyasi anlayışlarında var. Bir  taraftan diyorsunuz ki: “Gelin, toplumun değeri olan, toplumun temel taşlarından biri olan anayasayı bir uzlaşı zemininde yapalım.” Bir taraftan da bir kanun maddesinin görüşülmesi noktasında komisyonlardan, milletvekillerinden kaçırarak görüşülmesine izin vermiyorsunuz. “Ben yaptım, oldu. Benim dediğim olur.” anlayışından bir türlü vazgeçmiyorsunuz. Bu nasıl bir demokrasi anlayışı, nasıl bir demokrasi kültürü? İki yıla yakın süredir milletvekiliyim; şu ana kadar, muhalefet milletvekillerinin ya da muhalefetin verdiği bir önergenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu Meclisin çatısında kabul edildiğini görmedim. El insaf!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Çok geçti, çok.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Geçmişse siz düzelterek kendiniz vermişsinizdir, aksi takdirde geçmemiştir. El insaf! Muhalefet milletvekillerinin hepsinin önerisi yanlış mı, hepsi mi kötü? Biraz oturun, kendinizi gözden geçirin.

Değerli milletvekilleri, artık şu parmak demokrasisinden, “Parmağımızın sayısı çoktur.” geleneğinden lütfen vazgeçin. Bu konuda siciliniz pek parlak değil. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir taraftan çalışırken, bir taraftan kanun hükmünde kararname ile Meclisi baypas etmek isteğiniz, daha dün gibi hafızalarda. Öyle korkuyorum ki yakında Bakanlar Kurulu kararıyla, bürokratlarla, yönetmeliklerle Meclisi ve Türkiye’yi idare etmeye kalkacaksınız.

Ama bir şey dikkatimi çekiyor. Bu dikkatimi çeken konuyu sizle paylaşmak istiyorum: Ne zaman bu Mecliste bir yasa gece yarısı alelacele çıkarsa, ne zaman komisyonlarda görüşülmesine izin verilmezse, ne zaman kamuoyunda tartışılmasına izin verilmezse bilin ki altında ya rantsal bir durum var ya da kişiyi korumaya özel bir kanun tasarısı var.

Sayın Bakanım, size soruyorum: 365 bin kuyunun sayacının takılmasının DSİ tarafından bir yıl içinde yapılmasının öngörüsüyle hazırlanmış bir kurum veya kişiler var mı? Lütfen, yanıt vermenizi istiyorum.

Bakın, değerli milletvekilleri, Çevre Komisyonundan kaçırmak istediğiniz Yeraltı Suları’nın bu maddesinin çevreyi doğrudan ilgilendirdiğini birkaç konuyla size hatırlatmak istiyorum. Sayın Bakanım iyi bilir, Ergene havzasında sanayi kuruluşları yer altı kuyularından su çekmektedirler. Kullandıkları suyu kirleterek Ergene Nehri’ne veriyorlar Ergene Nehri’nin yaklaşık 3 kat bir debi fazlalığıyla. Organik atıkların atıldığı, kimyasal maddelerin atıldığı, ağır metalleri içeren Ergene Nehri’nden yer altı sularına sızan bu zehirli maddeler bu bölgede hayvancılık ve tarım yapan insanların, çiftçinin, köylünün ekmeğini engellemiyor mu? Buna karşı bir tutumunuz yok mu?

Yine, benzeri, Manisa’da Çaldağı’nda, Gediz Ovası’nda nikel fabrikasını, nikel ocağını kurarken, maden çıkarırken açıktan sülfürik asit ile yağmurla topraklara ve yer altı sularına katılması noktasında bir önleminiz var mı?

Önemli olan sayaç takılması değil, bunun çevreyi ilgilendirdiğini bile bile Çevre Komisyonunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – …böyle bir konunun görüşülmemesini doğrusu yadırgıyorum.

Sayın Bakanım, benzer örnekleri artırmak mümkün ama bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Geçen gün NASA’da, geçen gün NASA’nın bir haberinde Türkiye'nin uydudan çekilen resimlerinde yer altı sularının kritik seviyenin altına düştüğü net olarak görülmektedir.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Böyle çevreyi ilgilendiren bir konunun görüşülmesi elbette doğaldır ama Meclis komisyonlarında, alt komisyonlarında görüşülmesinde yarar vardır.

Bu anlayışa geleceğinizi umar, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 5- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili.

Sayın Demiröz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 410 sıra sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun ile Kamulaştırma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde CHP Grubu adına görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Gecenin ilerleyen bu saatinde hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Su zengini değiliz. Yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 10 bin metreküpten fazla olanlar su zengini, bin metreküpten az olan ülkeler ise su fakiri kabul edilmektedir. Ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1.500 metreküp civarında olup ülkemiz su kısıtı bulunan ülkeler arasında yer almaktadır. Bu bilgileri, yer altı sularının denetim altına alınmasında, suyun iyi yönetilmesinde hemfikir olduğumuzu ifade etmek için verdim ancak tabii ki sizin yaptığınız gibi değil, arkadaşlarım maddeler üzerindeki görüşlerini ifade ettiler. Ben bu konulara değinmek istemiyorum, bir başka pencereden bakmak istiyorum.

Türkiye’de toplam su tüketimimiz 46 milyar metreküp olup, bunun 34 milyar metreküpü tarımda yani yüzde 74’ü tarımda kullanılmaktadır. Bu yasa ile öncelikle etkilenen kısım tarımcılar olacaktır, çiftçiler olacaktır. Köylüyü zaten bırakmadınız. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Köylü, milletin efendisidir.” sözünü “Köylü mahallelidir, köylü şehirlidir.” şekline tarımı, çiftçiyi, köylüyü bitirerek getirdiniz.

Yasa çıkarmak, kanun yapmak önemlidir ancak önemli olan bir konu ise yasaların uygulanmasıdır. Siz yasaları uygulamazsanız yasanın ne önemi kalır. Uygulanmayan yasanın ilgili bakanlığının tozlu raflarında beklemekten başka olanağı yoktur. Uygulanmayan yasaların etkilediği sektör veya kurum, kuruluşlar beklentilerini umutla sürdürürler.

Çiftçilerimiz, köylülerimiz de 2006 yılından itibaren bir beklenti içindeler. Yaralarına merhem olmasa da bu beklenti, hak ettikleri bir yardımın yapılması. Üretim maliyetlerinin yüksek olduğu, verilen desteklerin yetersiz olduğu, ürünlerin dalında veya depolarda kaldığı; üretimden uzaklaşmanın, tarlayı boş bırakmanın daha kârlı olduğu AKP döneminde, Hükûmet, 2006 yılında, sözüm ona, çiftçi sorunlarına çözüm bulmak amacıyla bir Tarım Kanunu çıkardı. Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesi “Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olamaz.” hükmü gereği, çiftçilerimize 2007 yılından itibaren, 2012 dâhil, ödenmeyen para 29 milyon 478 bin TL’dir değerli milletvekilleri. Bu konuyla ilgili bir yasa teklifini verdiğimizi de ifade etmek istiyorum.

Çiftçiler perişan; Bursa çiftçisi, Karacabey, Mustafakemalpaşa, ova köylüleri, köy meydanına, camiye çıkamıyor; sarı taksilerden kaçıyor, icra tutuklamaları başladı, çiftçiler çilelerini hapishanede tamamlıyor. Nevşehir’de 35 kuruşa mal ettikleri patatesi 10 kuruşa satamıyor. “Tarlada 78 dönüm patatesim var.” diyen çiftçi, 5 kuruşa satmak için hazır olduğunu ifade ediyor. Afyon aynı, Niğde aynı; patatesçilerin durumu hep aynı. Zeytin üreticileri, zeytinyağı üreticileri sıkıntıda; 1 litre zeytinyağının 1 litre mazottan ucuz olduğunu ifade etmek istiyorum. Narenciye dalında kaldı. Buğday, mısır, mercimek dâhil ithal ederek maalesef günü kurtaracak politikalarla tarım yönlendiriliyor. Çay ve fındık üreticisi zor durumda.

Değerli milletvekilleri, saman ithal ederek kaba yem için çözüm arayan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, tarımı, çiftçiyi, köylüyü bitirdiği gibi, artık hayvancılığı da bitirdiğini ilan etmektedir. Saman ithaline izin veriyor ve 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2011 yılında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının yeniden yapılandırılması sonucunda       -altını çizerek söylüyorum- kooperatifçiliği teşvik etme görevleri arasından çıkarılıyor değerli milletvekilleri. Ancak, bu Bakanlık, kooperatifçiliği teşvik etmeyi görevleri arasından çıkarırken saman dağıtımını, tarım kredi kooperatifleri aracılığı ile törenlerle yaptırıyor. Hasat zamanı ahududu ithal ederseniz, mısır hasadında Bandırma Limanı’na mısır yüklü gemiler gelirse çiftçinin yüzünde nasıl gülücükler oluştuğunu siz tahmin edin.

Bursa Karacabey Ziraat Odası, Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarıyla verilecek desteklerle, ilçelerinin kaybının 3.7 milyon TL olduğunu, bunun sadece buğday ve mısırda olduğunu haykırıyorlar. Sayın Bakan, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda TÜİK rakamlarının yanı sıra yerel rakamları da dikkate alacağını ifade etmesine rağmen, maalesef, TÜİK rakamlarıyla çalışmaların yapıldığını, borçlarla mücadele eden üreticilerimize bir darbe de TÜİK rakamlarıyla vurulduğunu belirtmek isterim.

Derin kuyulara takılacak saatlerin tarımcıların, çiftçilerin sonu olduğunu duyurmak isteyen ziraat odaları var. Çiftçilerimiz yer altı suyu kullanımı için sayaç takmaya zorlanırken aynı su kaynağının özellikle sanayi tesisleri tarafından izinsiz ve aşırı kullanımına göz yumulmakta, aynı sanayi tesisleri su kaynaklarını kirletmekte, bu suların tarımsal sulama amacıyla kullanılmasına izin verilmemektedir.

Bölgemizde kurulan arıtma tesislerinin sadece biyolojik arıtma yaptığı, kimyasal arıtma işlemini yapmadığı için, örneğin Yeşil Çevre Arıtma Tesisinden çıkan günlük ortalama 81 metreküp deşarj suyu hiçbir şekilde kullanılmamakta ve kirli olarak Nilüfer Çayı’nın kirlenmesine katkı koymaktadır.

Bursa ili sınırları içerisinde yer alan ve ovalarda tespit edilen yıllık yer altı suları işletme rezerv toplamı 429,4 milyon metreküptür. Buna karşılık tahsis edilen miktar 473,213 milyon metreküptür yani fazla tahsis yapılmıştır.

Bursa ili sınırları içerisinde kayıtlı bulunan toplam 7.386 derin sondaj kuyusu vardır değerli milletvekilleri. Ruhsatsız ve kaçak kuyular için düzenli bir bilgi mevcut değildir ancak bu rakamların çok daha yüksek olduğunu ifade etmek isterim. Ürün desen planı olmayan bu bölgelerde ruhsat çıkartılırken dikkate alınan şahısların daha sonra komşularıyla ortaklaşa kullandıkları bu kuyularda sıkıntıların olacağı aşikârdır.

Devlet Su İşlerinin teknik eleman yetersizliği nedeniyle yeterli kontrol yapamadığını biliyorum. Ancak, bu, Sayın Bakan için bir mazeret değildir. Elindeki kuyuları zapturapta alırken kaçak ve deşarjlarıyla ovaları kirleten diğer kuyular için neler yapılacağını çok merak ettiğimi ifade etmek istiyorum.

Ayrı bir merak ettiğim konu da değerli milletvekilleri: Günde 3 bin-6 bin ton arasında su kullanan Cargill Nişasta Bazlı Şeker Fabrikasına saat takılıp takılmayacağını, kontrol arasına alınıp alınmayacağını ve faydalı hacim miktarının ne kadar olduğunu da öğrenmek istiyorum.

Ayrıca öğrenmek istediğim bir konu da “faydalı ihtiyaç” adı altında Bursa’mızda ne kadar yer altı suyu kullanıldığını, hangi tesislere, hangi sanayi tesislerine bu tahsislerin yapıldığını da bilmemizin hepimizin hakkı olduğunu ifade ediyor ve gecenin ilerleyen bu saatinde hepinize saygı ve sevgilerimi sunarak sözlerime son veriyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – …yasa için de hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demiröz.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oylarınızla kabul edilen bir önceki maddede bir yanlış yapıldığı endişesiyle fikirlerimi dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Sayın Elitaş ve Sayın Bakan doğru olduğuna inandıkları bir mantıkla meseleyi izah ettiler. Bana göre, esas yanlış da orada. Nedir mesele? Şu: Kamu yararına bir amaç için kamulaştırılan bir özel mülkiyetin üzerinde bir tesisat yaparak -sayın hukukçuların, Adalet ve Kalkınma Partisi siyasetinin ideologlarının dikkatine sunuyorum- çok temel bir konuda bir yanlış yapıyorsunuz. Kamu yararı amacı ortadan kalktıktan sonra, Kamulaştırma Kanunu’na göre, bu taşınmazın sahibine iade edilmesi bir temel hüküm. Buraya getirdiğiniz istisnayla diyorsunuz ki: “Bu taşınmazın üzerinde bir tesisat, bir yapı yapılırsa iade mecburiyeti ortadan kalkar.” Gerekçeniz ne? “Efendim, buranın kazandığı değer nedeniyle kamunun zarar etmesini engellemek için, burayı biz iade etmemek için bu hükmü getiriyoruz.”

Değerli arkadaşlar, temel yanlış da burada. Siz ki Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak ben inanıyorum ki bütün siyasi partiler… Kamu yararı önemli ama bizim hukukumuz, bizim siyasetimiz, zamanın ruhu devlete göre, değil de insana göre, insan merkezli olmak mecburiyetinde. Kamunun zararını karşılayalım, buna itiraz etmiyorum ama meseleyi karara bağlarken devletin çıkarı değil, bireyin hakkını, vatandaşın anayasal hakkını, evrensel hukuktan kaynaklanan hakkını dikkate almak mecburiyetindesiniz.

Bakın, Anayasa’mızın temel hak ve özgürlükler bölümünün 35‘inci maddesinde “Mülkiyet hakkı haktır, ancak kamu yararına sınırlandırabilirsiniz.” deniliyor. Kamu yararı kalktığı taktirde vatandaşın mülkiyet hakkını vermek mecburiyetindesiniz.

Yani, hem sizin siyasi partinizin programı, felsefesi, kuruluş amacı bireyi merkeze alarak onun haklarını koruyucu, onun özgürlüklerini geliştirici bir siyasetin sahibi hem Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de bunu savunuyoruz, diğer partilerin de bunu savunduğunu iddia ediyoruz.

Şimdi, burada, kamunun çıkarını yani zarar görmesini engelleyici tedbiri alalım ama bireyin hakkını öncelikleyelim. Bireyin hakkı ne, insanın hakkı ne? Mülkiyet hakkı. Mülkiyet hakkı yalnız bizim Anayasa’nın değil, evrensel hukukun da vazgeçilmez bir hakkıdır. Nedir o? Siz insanın, vatandaşın, bireyin mülkiyet hakkını ancak kamu yararıyla sınırlandırabilirsiniz, kamu çıkarıyla değil. Kamunun çıkarının zarar görmesine tedbir geliştirebilirsiniz, o taşınmazın kazandığı artık değerden kamu yararına pay alırsınız ama mülkiyet hakkını ihlal edemezsiniz.

Anayasa’nın 46’ncı maddesindeki kamulaştırma maddesinde de kamu yararı amacı ortadan kalktıktan sonra kamulaştırmayı yapamazsınız, iade etmek mecburiyetindesiniz.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, burada haklı olduğuna inandığınız o mantık temelden yanlış, hem partinin, siyasetin veya temel hak ve özgürlüklerin mantığı açısından yanlış, siyasetin mantığı açısından yanlış hem de evrensel hukuk açısından yanlış. Yani, yarın, bir vatandaş bu düzenlemeden dolayı mağduriyetini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine götürse oradan geri dönersiniz çünkü orada da asıl olan bireyin temel hak ve özgürlükleri. Kamunun çıkarını korumak tabii ki kanun koyucunun görevidir, eyvallah, ama o ayrı bir hadise. Siz mülkiyet hakkının üstüne çıkarı, menfaati, faydayı koyarsanız hukukun evrensel anlamını ihlal etmiş olursunuz.

Bir başka husus da şu değerli arkadaşlar: Bakın, toplumda çok yaygın bir şekilde okul yeri, hastane yeri veya yeşil alan kamulaştırılmaları var. Belediye veya bir kamu kuruluşu “Ben buraya hastane yapacağım.” diye kamulaştırıyor, uzun yıllar sonra “Vazgeçtim.” diyor. Yani, oraya diktiğiniz iki ağaçla o yeşil alan amacı ortadan kalkmıyor, sonra onu kaldırıp bir başka… Bakın, 2001 yılında biz bu kanunda bir değişiklik yaparak kamu amacı için, kamu yararı için kamulaştırılan yerin üzerindeki amaç kalktıktan sonra bir başka kamu kuruluşuna yine bir başka kamu yararı için devretme imkânı getirdik; bu mümkün. Ama şimdi, getirdiğiniz bu değişiklikteki gerekçeniz, diyorsunuz ki: “Biz bu kamu yararına kamulaştırdığımız alanı sahibine iade etmeyelim, özel sektöre devredelim.” Kimseyi ilzam etmiyorum, bir niyet sorgulaması da yapmıyorum. Yani, bir başka kamu kurumunun kamu yararı, hizmeti için tahsis etseniz bir şey demeyeceğim, doğrudur ama diyorsunuz ki: “Burası şehrin merkezinde kaldı, buraya bir alışveriş merkezi yaparsak buradan devlet daha çok para kazanır.” Vatandaşın, bireyin hakkı nerede? Devlet de para kazansın ama bireyin mülkiyet hakkını çiğnemeden yapın bunu.

Çok temel bir yanlışlık yapıyorsunuz. Ben inanıyorum ki bu düzenlemeniz partinizin AR-GE’sinden geri dönecektir çünkü partinizin de siyasetinde bireyin hakkı, vatandaşın hakkı, insan hakkı devletin hakkından çok daha önce gelmektedir. Evrensel hukukta da bu böyledir. Yarın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bu yaptığınız düzenleme geri dönecektir değerli arkadaşlar. Ben inanıyorum ki partinizin siyaset AR-GE’si varsa, bu işi sorgulayan bir yeri varsa bu düzenlemenin yanlış olduğunu görecektir ve bunu geri döndürecektir.

Tekrar düşünmeniz, tekrar takdirinize sunmak için bunları söyledim. Yoksa oylarınızla kabul ettiniz hadiseyi ama burada bir vatandaş mağduriyeti var, bir temel hak ve özgürlüğün ihlali meselesi var, burada Anayasa’nın 35’inci maddesindeki mülkiyet hakkının ancak kamu yararına sınırlandırılabileceği hususunun çiğnenmesi var, kamulaştırma hususunu düzenleyen 46’ncı maddedeki kamu yararı meselesini gene çiğnemektedir. Ama kamunun çıkarını gözetmek, zararını önlemek için bu tedbiri geliştirmeniz doğru değil, böyle bir tedbir olmaz. Kamunun çıkarını gene koruyalım, artan değerinden kamunun yararını alalım, faydasını alalım ama vatandaşın, bireyin mülkiyet hakkını iade etmemiz lazım. Hem Kamulaştırma Kanunu’nun mantığı budur hem Anayasa’nın mantığı budur hem evrensel hukukun mantığı budur.

Oylarınızla kabul edilen 4’üncü maddede getirdiğiniz bu düzenleme… Hiç ilzam etmeden söylüyorum, yani peşkeş çekiyorsunuz, özel bir iş için yapıyorsunuz, birine rant kazandırıyorsunuz anlamında söylemiyorum ama temel hukuk mantığıyla, 21’inci yüzyıla girdik, insan merkezli, insan temel hak ve özgürlüklerini genişletmeyi amaçlayan bir anayasa çalışması yapılıyor. Tüm bu süreçte böyle bir düzenleme yapmanız, yani kamu çıkarını korumak için böyle bir düzenleme yapmanız, böyle bir düzenlemeyle mülkiyet hakkını ortadan kaldırmanız yanlış olmuştur, stratejik bir yanlış olmuştur. Bu, zannediyorum, sizin açınızdan da yanlış bir hadise. Getirdiğiniz mantık bu anlamda tutarlı değildir. Bunu dikkatlerinize sunmak için söz aldım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Şimdi, şahsı adına, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş.

Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup Sayın Başkan, grup adına. Şahsı ve grup adına, ikisini birleştiriyoruz.

BAŞKAN – Oldu efendim.

Grup adına…

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Şandır’ın iyi niyetle, samimiyetle bazı çekincelerini burada ortaya koymasına teşekkür ediyorum.

Niyetimiz belli. Bir taraftan bireyin hakkına herhangi bir şekilde halel gelmemesini sağlamak, öbür taraftan da kamunun imkânlarını çarçur etmemek. Bizim buradaki bütün amacımız, dileğimiz, sizin de biraz önce ifade ettiğiniz gibi, bireyin kutsal hakkını koruyarak, kamunun da ali menfaatlerini gözeterek bir düzenleme yapmak.

Bakın Sayın Şandır, elimde…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bireyin hakkı, mülkiyet hakkı. Mülkiyet hakkını korumuyorsunuz, iade etmiyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Şandır, bakın, Kamulaştırma Kanunu’nun 22’nci maddesine eğer bakarsak…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Burada, vereyim sana; al, buyur, oku.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kamulaştırma Kanunu’nun 22’nci maddesi 2001 yılında sizin iktidarınız döneminde değişmiş.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yok, ilave ettik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Önceki hâlini göremedim, önceki hâlinin nasıl olduğunu bilmiyorum.

Bakın, birinci fıkrayı okuyorum, zaten konuştuğumuz mesele birinci fıkrayla ilgili: “Kamulaştırmanın ve bedelinin kesinleşmesinden sonra taşınmaz malların kamulaştırma amacına veya kamu yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi lüzumu kalmaması halinde, keyfiyet idarece mal sahibi veya mirasçılarına 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre duyurulur. Bu duyurma üzerine mal sahibi veya mirasçıları -altını çiziyorum- aldığı kamulaştırma bedelini üç ay içinde ödeyerek taşınmaz malını geri alabilir.”

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Faizini de söyleyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Faizi yok burada, faizi yok, yargı kararında faizi var. Kanun maddesine baktığınız takdirde de faizini göremezsiniz.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Uygulama, içtihat…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, içtihada geliyoruz. Kanun maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi, virgülden sonra gelen: “…aldığı kamulaştırma bedelini üç ay içinde ödeyerek taşınmaz malını geri alabilir.”

Önümde bir örnek dava var. Örnek dava, biraz önce anlattığım Kayseri Stadı’ndan farklı bir durum. 1976 yılında veya 1974 yılında…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – 1974 yılında.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 1974 yılında Malatya ili Uçbağlar Mahallesi’nde belediye bir kamulaştırma yapmış. 1976 yılında da belediyenin mülkiyetine bu arazi geçmiş. Belediye bu araziye hal binası yaptırmış. Veli Bey, senin ilinle ilgili. 2008 yılına kadar burası kullanılmış. 2008 yılından itibaren hal binasının -biraz önce Kayseri’yle ilgili anlattığım gibi- şehrin merkezinde kalması ve trafiğin yoğunlaşması, şehircilik ve plancılık açısından anlamsız bir hâle gelmesinden dolayı, belediye, bu araziyi ihaleyle satışa çıkarmış. İhale sonuçlarında belirli bir bedelle kişi veya kişiler -şahıs, kurum- satın almış burasını. Malikler, 1972, 1974 yılındaki malikler dava etmişler. Davada demişler ki: “Kamulaştırma Kanunu’nun 22’nci maddesinin birinci fıkrasına göre, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na göre idarenin bizi uyarması gerekirdi. Uyarmadığından dolayı üç aylık süre gitmiştir. Biz, 22’nci maddenin birinci fıkrasına göre bu bedeli ödemek istiyoruz.” Hangi bedeli? “1972’deki ödedikleri bedeli size iade edeceğiz, malımızı bize geri verin.”

ALİ HALAMAN (Adana) – “Mal” deme, cami o, cami.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Tapu iptal davası açmışlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kazandı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Tapu iptal davasını yerel mahkemede kazanmışlar. Yerel mahkemede kazandıktan sonra Yargıtaya gitmiş. Yargıtay demiş ki: “Bu yapılan işler her ne kadar doğru ise de 1972 yılı ile 2008 yılı arasındaki fiyat farkını dikkate aldığımızda olağanüstü bir fark ortaya çıkar. Bu olağanüstü farktan dolayı biz günün şartlarına göre, her ne kadar -Yargıtay 22’nci maddenin son, az önceki okuduğum cümle çerçevesinde baktığından- burada bir fark varsa bu farkın hesap edilmesinde şunların, şunların da dikkate alınması gerekir.” Burada dikkate alınması gereken nokta nedir? Eğer...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, o tapu hangi şirkete satılmış?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Müsaade edin...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, eksik söylüyorsunuz. Şirkete satılmış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bilmiyorum, şirketin kim olduğunu bilmiyorum. Bunu siz vermişsiniz bizim arkadaşlarımıza.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar elimde. Şirkete satılmış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Mahmut Bey, bırakın. Kimin ne olduğunu bilmiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar işte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Veli Ağbaba kim olduğunu bilir. Malatya’da...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hollandalı bir firma.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şirkete satılmış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hollandalı bir firmadır. Kim olduğunu bilmiyorum ama ben burada teknik bir şey anlatıyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Camiyle beraber aldı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Teknik bir şeyi anlatıyorum. Müsaade edin anlatayım. Lütfen müsaade edin...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O kararı size veren benim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Tanal, bu özelliğinizi bırakın Allah aşkına! Şurada konuşurken kimsenin laf atmasına müsaade etmiyorsunuz ama burada konuşanı da hiç konuşturmuyorsunuz. Müsaade edin, anlatayım. Siz de gelir anlatırsınız, “Yanlış bilgi veriyor.” dersiniz. Nasıl olsa Sayın Başkan, bu konularda gereğince müsamaha gösteriyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Nerede gösteriyor Sayın Elitaş?

Ben de geleceğim, bana da üç dakika verecek misin Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, bu taşınmazın hesabında geçen süre içerisinde…

Bakın, Sayın Şandır, samimiyetle ve ciddiyetle önemli bir şeyi getirdiniz. İnanmak adına, doğruluğunu kabul etmek adına diye söylediniz. Bizim iyi niyetimizden şüphe etmediğinizi ifade ettiniz. Biz de iyi niyetle hem ben hem bunun altına imza atan arkadaşlarımız hem Sayın Bakan, burada bireyin hakkını suistimal değil, kamunun menfaatini de başkasına peşkeş çekmek amacı zerre kadar olmayan ama yargılama sonucunda, davalar sonucunda kamunun ihtiyaçlarını tahsis edebilecek ve hızlı bir şekilde kamuya hizmet edecek bölgelerin, arazilerin hızlandırılması adına yapılan bir işlem. Dava edildikten sonra, yürütmeyi durdurma kararı alındıktan sonra o hizmet atıl bir vaziyette bekliyor. Bunu da herhâlde “kamu yararı” diye değerlendirmek gerekir.

Bakın, burada Yargıtay diyor ki: “Geçen süre içerisinde -bu değer artışının hesaplanmasında- taşınmazın niteliğinin değişip değişmediği, arazi, arsa araştırılarak her iki niteliğine göre değeri belirlenmelidir. Meydana gelip gelmediği incelenmeli, fark varsa bu fark ilgiliye ödenmelidir.” Bir hesap yapılacak. “Bunun tespiti taşınmazın üçüncü şahsa satış bedeliyle mal sahibinin kendisine daha önce ödenen kamulaştırma bedelinin dava tarihine endekslenmesiyle bulunacak miktarın saptanıp kararlaştırılmasıyla mümkündür.” Yargı bu şekilde karar vermiş ve reddetmiş.

Arkasından aynı kişiler tekrar dava açmışlar, açtıkları davada diyorlar ki: “Madem ki bu satış yasalara uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Bu süre içerisinde tapu iptal davası da madem ki yüksek yargının verdiği karar çerçevesinde olmuyor. O zaman biz, bir, belediye hakkında dava açalım      -belediye bize tebligat hukuku çerçevesinde, kamu, 22’nci maddeyi ihlal ettiğinden dolayı- 20 bin liralık tazminat davası açalım, arkasından da kamulaştırma bedelinin ödendiği tarihten -1972, 1974 tarihi, hangi tarihse- bugüne kadar Türkiye İstatistik Kurumunun tüketici fiyat artış endeksleri uygulanarak bugünkü fiyata getirelim.” Ama yine yargı der ki… Az önceki söylediğim aynı davanın aynı hukuk dairesinin 2010 tarihli kararıyla 2011 tarihli kararı: Bir, tapu iptal davası; iki, bedel artış davası. Yani, benim, sizin de az önce ifade ettiğiniz, altını çizdiğiniz, bireyin hakkında bir kayıp varsa o kaybın tespit edilmesiyle ilgili dava, belediyeye de bir tazminat davası açmış. Yargı yine aynı şekilde karar vermiş, demiş ki; bunu, 2010’daki okuduğum, ifade ettiğim şeyleri yapmış: “Bu şekilde bir hesaplamanız gerekir. Bu hesaplama çerçevesinde eğer bir fark oluştuysa, bu farkın kamu tarafından size iade edilmesi gerekir.”

İşte, buradan, bakın Sayın Şandır, az önce söylediğim gibi, yargının… Şu anda bu örnek yok, bu örneği arkadaşlarım bana verdiler. Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile Kayseri Şehir Stadı arasındaki bir ihtilaf konusu da oldu. Değerli arkadaşlarımız bu maddeyi hazırlarken, hukukçular, Adalet Bakanlığı bu konuyu açıklarken… Ki belediyeleri içinde kaldıkları zor durumdan kurtarabilmek adına, belediyelerin yaptıkları hizmetleri hangi noktada hızlandırabilmek adına bir şeyler yapılması gerekir. Değerli hukukçu arkadaşlarımız şunu söylediler: “Yargıda iki ayrı karar olmasından dolayı -birincisi Kayseri kararı, ikincisi de örnekteki Malatya kararı diyelim veya Gaziantep kararı diyelim- bu iki ayrı karardan dolayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihadı birleştirme kararıyla birlikte, tek içtihat oluşturup bu konuyu da çözme imkânı mevcuttur.” Ama yargıdaki ihtilaflı, farklı iki ayrı dairenin… Kayseri’yle ilgili hangisinin olduğunu bilmiyorum. Kayseri’deki yerel mahkeme Kayseri Büyükşehir Belediyesinin lehine karar vermiş. Yargıya gelmiş, alacaklılar, mülkiyet sahipleri, hak sahipleri yargıya müracaat etmişler, az önceki şekilde, söylediğim şekilde ifadelerini kullanmışlar ama yargı, Kayseri Büyükşehir Belediyesinin yaptığı işlemi uygun görmüş. Yani, iki tane farklı karar var. Bu farklı karar içerisinden…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizin bir müdahaleniz oldu mu o karara?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Haydar, Haydar Bey, bakın, geçen bir milletvekili arkadaşımız, hanımefendi, bu kürsüde, geldi dedi ki: “Sayın Mustafa Elitaş bir şeyle ilgili…” Ben de şuradan ifade ediyorum: O milletvekili arkadaşımızın elinde muhtemelen, nasıl alındığını bilmiyorum, bir kişi dinlenirken…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir şey sordum size Mustafa Bey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir dakika…

O hanımefendiyi gördüm, şimdi ona da söyleyeyim, ben yoktum burada. Bir kişi dinlenirken o kişiyle ilgili benim konuşmalarım da  takılmış. Yargıya müdahale değil. Bir, 2010 yılının Nisan ve Mayıs ayında gazeteler bu şirketle ilgili yolsuzluk iddialarını gündeme getirmişler. 2010 yılının Ağustos ayının 17’sinde yine gazeteler bu konuyla ilgili meseleleri gündeme getirmişler. Bakın, yolsuzlukla ilgili meseleleri gündeme getirmişler. O arkadaş, bu kasetleri İnternet’te yayınlayan arkadaş, hâkimle imam arasında benim hakkımda konuşulanlar ne ise onu da yayınlasın eğer gücü yetiyorsa. O arkadaş, şeker fabrikası yöneticisiyle kendisi arasındaki konuşmalar neyse onu da yayınlasın. Bak, onu diyorum. O arkadaş, hâkimle imam arasındaki konuşmalar ne ise onu da yayınlasın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Elitaş, sorduğum soruya cevap verin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hâkimle şeker fabrikasının genel müdürü arasındaki konuşmalar ne ise onu da yayınlasın. Şeker fabrikası genel müdürüyle o milletvekilinin konuşmaları ne ise onu da yayınlasın. O kaset içerisinde -bak, iyi dinle- Türkiye Büyük Millet Meclisi Ziraat Bankasına 5 kilo elmanın nasıl yatırıldığıyla ilgili konu var, onu da açıklasın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben bilmem Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bak, ne diyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben masum bir  soru sordum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O arkadaş, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasına, bir milletvekilinin hesabına 5 kilo elma nasıl yatırılmış onu da açıklasın.

Bir, benim yaptığım nedir biliyor musun? Yolsuzlukla mücadeledir. Yolsuzlukla mücadele edilirken, bir hâkimin verdiği yayın durdurma kararına yaptığım itirazı Ergenekon iddianamesiyle ulaştırmak, bütünleştirmek, Ergenekon iddianamesini hafifleştirmeye kalkmak… Bu bana zarar vermez, yolsuzlukla mücadele ediyorum. Nitekim, bakın, açıkça söylüyorum, ifade ediyorum, altını çiziyorum: On yıldır Kayseri Şeker Fabrikasındaki yanlış yönetimden dolayı 1 milyar liralık kayıp vardır. O arkadaş çıksın, fabrika genel müdürünün o fabrikanın niye battığıyla ilgili sözlerini de yayınlasın. Fabrika genel müdürüne birisi soruyor, diyor ki: “Sayın müdür, ben niye battım?” Diyor ki: “Bak…”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Elitaş, konuya dönelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir dakika, sordun bir şeyi...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama bak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Yargıya müdahale.” diye sordun. 50 milyon liralık kayıp gereksiz yere birilerine peşkeş çekilerek iskonto yapıldıysa, 80 trilyon liralık kayıp fazladan alınan faizden dolayı olduysa, 50 trilyon liralık kısım da “ha ha”yla, “hi hi”yle, yalıların kiralanmasıyla ve coşkulu bir hayat yaşamaktan dolayı kaybolduysa, 25 trilyon liralık kısım da fazladan adam çalıştırmadan dolayı olduysa karşıdaki adam diyor ki: “Sayın genel müdürüm, bunlara söylemene gerek yok, zaten 205 trilyon liranın hesabı ortada.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben bunlarla mücadele etmişim Haydar Bey, ben bunlarla mücadele etmişim. Bunlarla yaptığım mücadele takdir edilmesi gerekirken…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …yolsuzlukla hayatımın pahasına mücadele etmek gerekirken siz bana “Yargıya müdahale ettiniz.” diye ithamda bulunuyorsunuz.

Bakın, orada kasetleri dinleyin, o arkadaşın başkalarıyla yaptığı konuşmaları da  burada yayınlama  cesareti varsa yayınlasın.  O arkadaşın –açıkça söylüyorum- Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Türkiye Büyük Millet Meclisi hesabına 5 kilo portakalla, 5 kilo elma parasının yatırıldığını da açıklasın.

Ama şunu söylüyorum: O dinlemeler içerisinde zerre kadar leke bulaştırılmayacak tek kişi benim. Niye? Bunlarla mücadele etmişim. Yolsuzlukla mücadeleyi yapan bir milletvekiline burada iltifat edilmesi gerekirken “yargıya müdahale” diye laf atmayın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şuraya Sayıştay raporlarını bile getirmediniz. Hangi yolsuzlukla mücadele ettiniz Allah aşkına, hangi yolsuzlukla?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Haydar Bey, bakın, bu dosyayı siz oradan inceleyin; o kişiden alın, bakın, dinleyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben dinleyeceğim, nasıl müdahale ettiğinizi göstereceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eğer cesareti varsa kendi konuşmalarını da verir, benim konuşmalarımı da verir.

Bakın, değerli milletvekilleri…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben sizin konuşmalarınızı dinledim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Dinledin mi benim konuşmalarımı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dinledim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Öbürünü de dinle, öbürünü de dinle yahu! İyi niyetli bir milletvekili olarak dinle onları. Tavsiye ediyorum sana, dinle.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Burada grup başkan vekilliği yaptınız. Bir şeyin kardeşini işe koyamamışsınız!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekillerim, biz burada bireyin hakkını koruyoruz, kamunun hakkını da koruyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, şahsı adına konuşma hakkı varsa bu maddede ben de söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İyi niyetle ve samimiyetle çıkardığımız bu yasanın hiçbir şekilde hiç kimseye peşkeş getirmediğini, hiçbir bireyin de hakkını ortadan gasbetmediğini ifade etmek istiyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, rica ediyorum, şimdi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama konuyu bilmiyorsunuz, ne söyleyeceğimi.

BAŞKAN – Hayır, konuyu bilmekle alakası yok. Böyle bir usulümüz yok yani, kusura bakmayın.

Sayın Yılmaz…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, Sayın Başkan, yanlış bilgi var.

BAŞKAN – Söz almış arkadaş var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama söz vermeyecek misiniz?

BAŞKAN – Ne için söz istiyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hatip yanlış bilgi verdiği için söylüyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Müsaade eder misiniz Mahmut Bey, benim zamanımdan çalmayın.

BAŞKAN – Yanlış bilgi sizi de ilgilendiren bir bilgi değil ki.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Beni ilgilendiriyor tabii, milletvekiliyim.

BAŞKAN – O zaman kalkar izah edersiniz, cevap verirsiniz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Mahmut Bey, ben açıklayabilirim.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Dilek Akagün Yılmaz’ın beş dakikalık sözü var, onun dışında bir şey söylüyorsanız kalkar söylersiniz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; şimdi ben aslında sataşmadan söz alabilirdim ama şu anda da zaten konuşma sırası bendeydi, onun için söz almak istedim.

Sayın Elitaş, sizinle ilgili dinleme kayıtlarını ben de dinledim, bütün kamuoyunda yayınlandığı gibi dinledim ve yargıyı etkileme suçunu işlediğinizi iddia ediyorum çünkü siz bir milletvekilisiniz, Grup Başkan Vekilisiniz. Bir yasal dinleme sürecinde, Kayseri Şeker Fabrikasıyla ilgili bir soruşturmada bir dinleme kararı almış mahkeme, o dinleme kararı çerçevesinde “Ali Çamlı” diye bir vatandaş dinlenirken, siz de onunla konuşurken dinlenmişsiniz. Bu yasal bir dinleme kararıdır, öncelikle o konuda hemfikir olalım.

Siz orada diyorsunuz ki: “Sabah gazetesi ve Taraf gazetesinde yapılan yayınları bu nasıl durdurur? Bu hâkim bizden değil miydi?”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yayınlar ne?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – “Bu hâkim nasıl basındaki bu gelişmeleri durdurur? Siz buna neden mukayyet olmuyorsunuz?” anlamına gelen, gelecek şeyleri söylüyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yayınlar ne? Yayınların içeriği ne?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, bakın, siz Grup Başkan Vekili olabilirsiniz. Taraf gazetesi ve Sabah gazetesi buna itiraz ederler, eğer yargıç onu uygun görüyorsa kaldırır, uygun görmüyorsa da devam ettirir. Sizin bu konuda alınmış bir tedbir kararına, alınmış bir durdurma kararına “O hâkim bizden değil miydi? O hâkimin kardeşinin işini yapacaktık, iyi ki yapmamışız. Neden böyle yapıyor o hâkim?” gibi bir sorgulamaya hakkınız yoktur.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İçeriğinin hiç mi değeri yok? İçeriği ne onların, içeriği ne?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O gazetelerin yayını ne, onu söyler misiniz?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – O yönüyle, adil yargılamayı, yargı yapanı etkileme suçunu, Türk Ceza Kanunu 277’yi işlemiş durumdasınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gazetelerin yazdığı ne, onu söyler misiniz?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Tabii, buna savcılık karar verecektir. Böyle bir iddia vardır, onların sümen altı edilmesi doğru bir şey değildir. Bu konuda sizin fezlekenizin düzenlenmesi ve Meclise gönderilmesi gereklidir.

Şimdi, biraz önceki kamulaştırmayla ilgili konuya gelelim. Orada diyorsunuz ki: “Yani, daha önceden kamulaştırılmış, daha sonra da o kamulaştırma kararı ortadan kaldırılarak bir başka yere satılmış belediye tarafından.” Sayın Elitaş, şimdi, kamulaştırma kararıyla beraber… Kamulaştırma nedir? Kamu tarafından kamu yararı nedeniyle el konulan bir yerin kamu yararı çerçevesinde kullanılması demektir. Eğer bu amaç ortadan kalkıyorsa siz, yasa gereği, mülkiyet hakkının gereği o vatandaşlara bilgi vermek durumundasınız. Ha, yani o dönemdeki parayı ödeyerek olmaz elbette, Yargıtay öyle demiş, mahkemeler öyle demiş, elbette o doğrudur. Yani, uyarlama yapılır, bugünün paralarıyla uyarlama yapılır ve ardından da kullanım bedeli belli bir anlamda düşülür, hakkaniyet çerçevesinde onun çözümü bulunur. Burada eğer bir düzenleme yapmak istiyorsanız, Kamulaştırma Yasası’nda bir düzenleme yapmak istiyorsanız aynen Yargıtayın söylediği doğrultuda bir düzenleme yapabilirsiniz ama şimdi ne diyorsunuz siz? “Bir kere orası kamulaştırmaya ilişkin, o amaca ilişkin kullanıldığı takdirde artık bir daha bu konuda hak iddia edilemez.” Olmaz öyle bir şey. Şimdi, vatandaşın siz malına el koyacaksınız, yirmi yıl sonra ya da yirmi yıl da olmayabilir, üç yıl sonra, iki yıl sonra “Bu amacı ben değiştirdim. Şimdi burayı satıyorum.” diyeceksiniz, vatandaş size ses çıkaramayacak.

Şimdi, bakın, aynı şey Uşak’ta hastanelerle ilgili alanda bizim başımıza geliyor. Hastanelerle ilgili alanın TOKİ’ye devredilerek alışveriş merkezi yapılmasının söz konusu olması var Uşak’ta. Biz buna karşı bu nedenle dava açmayı düşünürken pek çok hastane yerleri de ya da belediyenin kamulaştırdığı yerler de bu şekilde özel mülkiyete konu yapılabilirse o zaman bu vatandaşların iki eli sizlerin yakanızda olur arkadaşlar. Hepinizin bu başına gelebilir, ben bunu söylüyorum. Bugün mutlak güç sizdedir, iktidar sizdedir, işinize geldiği gibi kullanabilirsiniz ama her birinizin -mal canın yongası diye bir şey vardır- malına el konulabilir. Ondan sonra, üç yıl sonra da “Amacı değiştirdik biz efendim, bir başkasına satıyoruz, alışveriş merkezi yapıyoruz, oraya toplu konut alanı yapacağız, birilerini zengin edeceğiz.” derseniz işte, vatandaş o zaman size hakkını helal etmez. O zaman, bu değer yargıları sizin için çok önemliyse burada vatandaşın hakkını korumayı, sizin birinci hedef olarak görmeniz lazım.

Yargıtay bu konuda çözümü bulmuş zaten. Bu çerçevede bir değişiklik yapılır. Burada pek çok hukukçu arkadaşımız var. Arkadaşlar, bunun çözümü böyle midir? Yargıtay burada bir yol gösterdiyse neden o doğrultuda bir önerge hazırlayıp da vermediniz? Burada vatandaşın hakkını ortadan kaldıracak şekilde bir düzenlemeye “evet” diyorsunuz. Nasıl vicdanınız elveriyor sizin? Ben onu gerçekten anlamıyorum. Nasıl böyle bir şeye izin veriyorsunuz, vicdanınız elveriyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKGÜN YILMAZ (Devamla) - Ama sizin vicdanınız elvermeli arkadaşlar. Vatandaşlarımız sizin yaptığınız bu hatayı hiçbir zaman affetmeyecek. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Kayseri) – Sayın Başkan?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

MEHMET ŞEVKET KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, hatip benim yargıya müdahale ettiğimi, suç işlediğimi, benim hakkımda fezleke hazırlanması gerektiğiyle ilgili bir iddiada bulundu. Önemli bir iddia, konuyla ilgili açıklama yapmak istiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, önce ben cevap vereceğim.

BAŞKAN – Size de vereceğim.

Buyurun Sayın Elitaş…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama önce ben…

BAŞKAN – Size de vereceğim, bir saniye efendim. “Ama”sı yok, sizi direkt ilgilendiren bir şey değil, adınız geçmedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, ben milletvekiliyim, nasıl ilgilendirmez beni?

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen yani.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yanlış bilgi veriyor.

BAŞKAN – Lütfen oturun, vereceğim diyorum. Bir saniye efendim…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne zaman vereceksiniz!

BAŞKAN – Lütfen…

Buyurun Sayın Elitaş.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değerli milletvekillerim, Mayıs 2010 tarihinde yazılan yayınlar: “Kayseri Şeker Fabrikasında yolsuzluk. Kayseri Şeker Fabrikasında hanedan. Çoluğuna çocuğuna 80 tane araç filosu, yalı, kiralar…” Söylemek istemiyorum, üzülüyorum, şu kayıtlara geçecek. Yani “Her vilayette tanıdıklarına alınmış evler.” Her vilayetteki tanıdıklarına alınmış evlerle ilgili

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yargı sürecindeki bir konuyla ilgili konuşmak ve burada sana cevap verecek kimse yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Şandır, bakın, yargı sürecindeki gizli belgeler İnternet’te yayınlanıyor Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama yani kendini savunurken…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O hassasiyetinizi bir milletvekiliyle ilgili konuda göstermeniz gerekirdi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yargı sürecini etkileyecek beyanda bulunmak…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – İndirim kararı yok o dosyada!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Şandır bakın, rahatsız olmayın Sayın Şandır bu işten, rahatsız olmayın.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Gizlilik kararı yok.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Gizlilik kararı yok Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Gizlilik kararı yok, aleniyet kararı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …bu yolsuzlukla ilgili kısım mayıs ayında yayınlanmış; Zaman gazetesinde yayınlanmış, başka gazetelerde yayınlanmış. Ağustos ayında Takvim, Sabah, Taraf gazetelerinde yayınlanmış, 17 Ağustos tarihinde. Aynı gün sabah gazeteyle ilgili yayın durdurma kararı alınmış. Ben de imamı tanırım, en büyük caminin imamı.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Tamam da sizinle ne alakası var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bayramlarda gideriz, imamın arkasında kılarız ve Kayseri’de de herkes o imamı tanır. İmamın bir mağazası var. Yanlış şekilde kurgulanmış, senaryolaştırılmış ve başkalarına servis edildiği şekilde değil…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Yalan söylüyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İmam daha önceden tüccar. O imamın olduğu yerde oturur, giderler insanlar sohbet ederler.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Yalan söylüyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Orada yargıyla ilgili bir kişiyle tanışmışım. Arkasından açmışım -adı Yıldırım- telefon açmışım.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Doğruyu söylemiyorsun, gerçeği söylemiyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sus, sen otur yerine, sus!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Gerçeği söylemiyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen kendi ses kayıtlarından bahset.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Benim ses kayıtlarım sizinle ilgili. Sizinle ilgili rüşvet kayıtlarından bahsediyor.

BAŞKAN – Bir dakika… Söz vereceğim. Bir saniye dinleyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Oturmuşum, demişim ki: “Ya, Ali Hocam, benim seninle mahkeme konuştuğum hâkimin adı Yıldırım, soyadı Bayrak mı?” “Evet.”

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) –  Benimle ilgili konuşma kayıtlarında…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Ya, ne biçim iş bu? Yıldırım hızıyla bir karar vermiş. Burada yolsuzluk var, hırsızlık var diye mücadele ediliyor. Nasıl bir karar verebilir?” diyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kime?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Arkasından hoca arıyor hâkimi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eyvah!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Böyle böyle olur mu? Nasıl olur?” diyor ama o kaseti yayınlayan kişi imamla Yargıtayın, imamla hâkimin…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O kısmı sizden duyuyoruz.

BAŞKAN – Beyler, lütfen…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Elitaş, ne hakla sorgulayabilirsiniz? Hayır, soramazsınız siz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sus, bir dakika, dinle.

BAŞKAN – Lütfen, hanımefendi, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İmamla hâkim arasındaki benimle ilgili konuşmaları utanmazsa yayınlasın.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama böyle bir şey olmaz Sayın Elitaş, hâkimi etkiliyorsunuz. Bir de bunu savunuyorsun. Size ne?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Dinleyin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İmamla hâkim arasında. İmam diyor ki: “Elitaş gene bu işlerle… Sen kafana göre ver.” diyor.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Ayıp.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yalan söylüyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hanımefendi… Hanımefendi, bakın, yargıyı etkileyebilmem için hâkimin farklı bir karar vermesi gerekir.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Yalan söylüyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Arkasından ben bir demeç veriyorum, demeçte diyorum ki: “Vicdanla cüzdan arasında sıkışmamış bir yargı, yıldırım hızıyla verilmiş ama duygusal olmayan bir karar olmasını dilerdim. Savcılar bunu ihbar kabul etmelidir.”

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Hâkimin farklı bir karar vermesini istiyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz hukukçusunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Haksız ithamlarda bulunmayın.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Yanıltıyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ona söyleyin, diğer şeyleri de size bildirsin.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Aynen açıklayacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kulaktan dolma bilgilerle yapmayın.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) –Meclis kürsüsünde dinleteceğim, sizin rüşvet istediğinize dair belgeler…

BAŞKAN – Lütfen, lütfen…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun üç dakika içinde lütfen... Rica ederim, bu konuyu, buradaki kanun konusuyla, fazla uzatmayalım, arkadaşlarımıza bir açıklama…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama Sayın Elitaş istiyor bunu efendim.

BAŞKAN – Siz müdahale etmeyin lütfen. Müsaade edin ben yöneteyim.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın milletvekillerine yanlış bilgi verdiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada Başbakanın temsilcisi bir milletvekilinin yargıyı etkileme suçunu aleni işlemişken, Türk milletinin ve buradaki saygın milletvekillerinin gözünün içine baka baka yanlış konuşması, insanlara yanlış bilgi vermesi, her şeyden önce Türkiye kamuoyunu hafife almaktır, saygısızlıktır.

Şimdi, bir kere bu görüşme kayıtları gizli değildir. Bu görüşme kayıtları iddianamesi hazırlanmış, bitmek üzere olan bir mahkemeye aittir ve Ankara özel yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla alınmıştır, resmî yollardan alınmıştır ve yasal dinleme kayıtlarıdır, yayın yasağı yoktur.

Şimdi, burada, imamla girdiğiniz ilişki son derece açık. Siz bir kere diyorsunuz ki basın mensupları size sorduğunda: “Ses benim de cümleler benim mi, bilmiyorum.” İnsan kendi konuştuğunu bilmez mi? İmamı arayan sizsiniz. Bakın, arayan Mustafa Elitaş, aranan imam. Aramanın konusu ne? Aynı tarihte Taraf ve Sabah gazeteleri Kayseri Şeker Fabrikası yöneticilerini Ergenekon’un kasası olarak yayınlıyorlar. Haber “Ergenekon’un kasası.“

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yolsuzluğu unutma yolsuzluğu. Taraf’ta var, Sabah’ta yok.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Yolsuzluk ayrı bir olay, insanları devam eden, şaibeli bir davanın içine sokmak üzere bir tezgâh tertibinin parçası olmaya çalışmak başka bir olay; bunları birbirine karıştırmayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu aralar Aydınlıkçılarla muhabbetin çok iyi!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Bir tezgâh tertibinin parçası olmak başka bir olay. Siz burada diyorsunuz ki imama “Bu bizim Yıldırım bize ayrı konuşuyor -sizin sözünüz- ayrı karar veriyor.” Siz demek ki bu davayla ilgili bu hâkimle görüşmüşsünüz daha önce, hâkim sizi yanıltmış.

Bir de anlamadığım şu: Siz, Taraf ve Sabah gazetelerinin avukatı mısınız da ağlamak için ilk sizi arıyorlar? Ağlama duvarı mısınız siz? Sizi niye arıyorlar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok. Sen ağladın, onlar ağlamadılar bana. Sen benim yanımda ağladın da onlar ağlamadılar.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Bakın, bu devletin mahkemeleri var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Kılıçdaroğlu’nun yanında ağladın sen benim yanımda.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Sizin kendi müdürünüz hırsızlıktan üç yıl ceza giydi, hâlen bunu yanınızda çalıştırmakta bir beis görmüyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen benim odamda, Sayın Kılıçdaroğlu’nun yanında hıçkıra hıçkıra ağladın. Sayın Kılıçdaroğlu şahidimdir benim.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Sizin ahlak değerlerinizi burada anlatmak benim haddime de değil, vazifem de değil, bunun hesabını siz vereceksiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Kılıçdaroğlu’nun yanında hıçkıra hıçkıra ağladın mı ağlamadın mı?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Sayın Elitaş, bakın, bunlar resmî dinleme kayıtları. Diyorsunuz ki: “Kendi dinleme kaydı var mı?” Var, evet, benim dinleme kaydım da var ve sizinle alakalı. Üstelik bu imamın başka bir dinleme kaydı var, onu siz de dinlediniz, o da sizinle alakalı.

İmam diyor ki burada: “Aslında Elitaş’ın şeker fabrikasına düşmanlığı, ilk başta bunlardan 500 bin lira para istemiş, vermeyince de kafayı bunlara taktı.” Bunu kim diyor? “Arkadaşım” dediğiniz imam diyor. “Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” demişler.

Arkadaşınız imam bu hâkimle konuşuyor üstelik, başkasıyla değil. “Senin kararı değiştirmeni istiyor.” diyor o dinleme kaydında da. Bu tapeden bir sonraki tape. Diyor ki: “Kararını değiştirmeni istedi.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var mı öyle bir iddia?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – “Ya, kardeşim, bu Elitaş niye şekerle uğraşıyor?” diyor. “500 bin lira para istemiş de vermemişler.” diyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir iddiası var mı?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Benim dinleme kaydıma gelince. Kooperatifler Kanunu çıkarken burada canhıraş bir heves içinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – …koşturuyorsunuz kanun çıksın diye.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Par Temizlikle ilgili dinlemeni söyle.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Çıksın diye uğraşıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Par Temizliği söyle, Alanya’yı söyle…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – O arada beni arıyorlar, diyorlar ki: “Elitaş’la ilgili sen niye konuşmuyorsun?”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Alanya’yı söyle, Alanya’yı!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Ben de diyorum ki: “Elimde dinleme kaydı var para isterken diyorsunuz. Getir kardeşim, Meclisin kürsüsünden adlarına hesap sormayan namerttir.” diyorum.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kulkuloğlu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, 500 bin lirayla ilgili bir iddiada bulundu.

BAŞKAN – Bir dakika…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 500 bin lirayla ilgili bir iddiada bulundu. “Bana 500 bin lira verilmiş de buna bakmamışım.” diye. İzin verin, önemli bir töhmet altında bıraktı beni, açıklamam lazım.

BAŞKAN – Pekâlâ…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir dakika ya, ne oluyor?

BAŞKAN - Beyler, şimdi bir saniye… Burası mahkeme salonuna döndü, konudan çıktık. Bir saniye…

Şimdi, sadece iki dakika, açıklama için söz vereceğim. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Niye söz veriyorsunuz?

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye efendim.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, bana yeniden söz hakkı doğar. Gereğini söylemiştim, iki kere söz hakkını kullanmıştım.

BAŞKAN – Bir dakika…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Madem burası mahkeme salonu değil…

BAŞKAN - Konuşsun, ondan sonra. Dinleyin…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Ben söz hakkı talep ediyorum.

BAŞKAN – Sonra da üç arkadaşa ikişer dakika söz verip meseleyi kapatacağım, kusura bakmayın.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Takdirlerinizi bekliyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Elitaş.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, imam hâkimle konuşurken hâkim diyor ki: “Ya, Elitaş bu işlerle niye uğraşıyor?” Çünkü daha önce şirket yönetimiyle irtibatları var. O ses kayıtlarını iyice açıklarsa bunlar var. İmam da diyor ki: “Ya, bu 500 bin lira istemiş, almadığından dolayı bu böyle olmuş.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Hayır…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O “Vedat Ali” denilen şahsın hiçbir konuşmasında, asıl parayı verdiği iddia edilen şahsın hiçbir konuşmasında “Ben Elitaş’a şu kadar para vermek istedim.” veya “O benden bunu istedi.” diye var mı? (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Hayır, vermediğin için diyor, almadığından dolayı değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Vedat Ali’yle yan yana gelmişliğim var mı? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen susun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Vedat Ali’yle beraber olmuşluğum var mı, onu söyle sen.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Eğer, böyle imamla hâkim arasındaki görüşme, imamla…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - O kişiyle ilgili ne bir yan yana gelmişliğim, elini tutmuşluğum dahi yok.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Kayseri’deki kanalın sahibiyle konuşma kaydın var mı yok mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Onun için burada iftirayla karalayamazsın.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Bir de getirip Meclisin kürsüsünde yüzüne vurmayan namerttir. Kayseri’de bir kanalın sahibiyle “Şeker Fabrikasında benim alacaklarım var…” Bu konuşma var mı yok mu? Onlarca konuşman var.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Seni Kayseri de bilir, beni de bilir. Seni Kayseri’de bilir, beni de çok iyi bilir.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Bırak şimdi, Kayseri’deki kanalın sahibiyle “Benim ondan alacaklarım var…” O konuşmayı yaptın mı yapmadın mı?

BAŞKAN – Sayın Kulkuloğlu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, şimdi… Değerli milletvekilleri, yargıyı kimin etkilediği belli.

BAŞKAN – Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yargıyla ilgili konuda…

Ya, sen eğer dürüst bir adamsan, namuslu bir adamsan şu imamla o şirketin genel müdürü arasındaki görüşmeyi yayınlarsın, imamla hâkim arasındaki görüşmeyi, benim hakkımdaki görüşmeleri yayınlarsın. İyi bir adamsan bunları yayınlarsın.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – İmamla hâkim arasındaki görüşme…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bak ne diyorum, senin Par Temizlikle ilgili görüşmelerini yayınlarsın, Alanya Belediye Başkanına yaptığın baskıları yayınlarsın.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Alanya Belediye Başkanıyla ilgili elinde suç varsa kanıtlamayan müfteridir, iftiracıdır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - “Ağabey, geldiğimde beni zor durumumdan kurtar.” dediklerini yayınlarsın.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Geçeceksin bunları, geçeceksin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bunların hiçbirini yayınlamıyorsun, kalkıyorsun, kurgu yapıyorsun. Yolsuzlukla yapılan mücadeleyi Ergenekon’la bağlantı kuran ben değilim.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sensin, sensin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ergenekon’la bağlantı kuran imam.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Hayır, Ergenekon’la bağlantı kuran Taraf ve Sabah gazeteleri.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Onun da farkında değilsin. Yargı diyor ki: “Yolsuzlukla ilgili bir kısım…”

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Taraf ve Sabah gazetelerinin ne sahibisiniz ne de avukatısınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Burada seni Kayseri de bilir, beni de Kayseri çok iyi bilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Seni Kılıçdaroğlu da bilir, ben de çok iyi bilirim.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, Sayın Şandır, lütfen…

İki dakika, şu meseleyi…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir dakika, vereceğim.

Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bu tartışma bittiyse…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Efendim, “dürüst bir adamsan” diyerek bana hakaret etmiştir.

BAŞKAN - Efendim, bir saniye bekler misiniz. Grup Başkan Vekiliyle görüşüyorum.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bu tartışma bittiyse benim dikkate sunduğum konuyla ilgili son birkaç cümle söyleyeceğim ama önce bu tartışmayı bitirin. Bu tartışmayla benim ilgim yok.

BAŞKAN - Pekâlâ.

Sayın Kulkuloğlu, lütfen iki dakika içerisinde ve artık karşılıklı ithamı bırakalım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

 

10.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, o dinlemelerde sadece ben yokum. Sayın Elitaş var, Sayın Metiner var. O dinlemelerde kimler yok ki; AKP’nin sayın bakanları var, AKP’nin sayın bakanlarıyla girilmiş ilişkiler var, Şeker Kanunu’nda, Elitaş’a rağmen kanunu durdurmak için AKP milletvekillerinin yaptığı çabalar var. Bunlar resmî dinleme kayıtları, 7 bin tane. Devletin hâkimi, savcısı, bunlarla ilgili resen suç duyurusunda bulunmak yerine rafa kaldırmış. Suç unsuru tespit edilmiş olmasına rağmen “Konuyla alakası olmadığı için adli arşive filan numarayla kaydedilmiştir.” diyor.

Benim suçum…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir şey yok.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Efendim, iddianamenin 299’uncu sayfası, ikinci paragraf, okuyun lütfen.

Benim suçum, halkın adına buraya gelip hesap sormak. Bu naneleri karıştıranlar, beni dürüst olmamakla suçlayanlar, kendi konuştuğunu dahi idrak edemeyenlerin hiç mi suçu yok? “Hâkim bana ayrı konuşmuş, ayrı karar vermiş” diyor. “Bu bizim Yıldırım lan…” diyor. Böyle bir konuşma olabilir mi? “Ben şimdi Taraf’la Sabah gazetelerini arıyorum, avukatlarını yarın göndersinler.” diyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kim diyor?

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – İmam.

Siz de diyorsunuz ki; “Tamam, ben şimdi Taraf gazetesini arıyorum, yarın yanına gelsinler hâkimin.”

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Sayın Tanal, siz ne için söz istiyorsunuz? (Gürültüler)

Bir saniye arkadaşlar…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, yeter artık, burası mahkeme değil ki! Kavgalarını başka yerde halletsinler, bize ne!

BAŞKAN – Tamam, anladım efendim, oturun lütfen. Doğru, doğru, haklısınız.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Yeter artık söz verdiğiniz!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tanal, siz ne için söz istiyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkanı azarlamak usulden mi? (Gürültüler)

BAŞKAN –Arkadaşlar oturun.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş yanlış bir açıklamada bulundu, o açıdan bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Yani, sizinle ilgili mi bir şey söyledi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet, evet. (CHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Hayır, kusura bakmayın, sizin adınız geçmedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, neyi yanlış açıklamışım?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, kusura bakmayın…

Sayın Şandır, buyurun efendim.

Bu mevzuyu kapatıyorum, lütfen.

Sayın Şandır geçin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sizin bu tutumunuzdan dolayı 63’üncü madde uyarınca söz istiyorum. Yanlış yapıyorsunuz, yanlış.

BAŞKAN – Hayır, hayır, hayır.

Sayın Şandır buyurun.

Tamam, grup başkan vekili istiyorsa usul hakkında söz açarım.

Sayın Şandır buyurun, lütfen iki dakika içinde.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, kamulaştırmayla ilgili düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve vatandaşın mağdur edildiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tabii, değerli arkadaşlar, böyle, şahısları ilzam eden bir konuda böyle kısa sürelerde bağırış çağırışla bir sonuca varabilmek mümkün değil. Talihsiz bir tartışmaya şahit olduk, üzüldük.

Benim söylemek istediğim husus farklı. Ben diyorum ki: Vatandaşın, bireyin mülkiyet hakkı kamunun çıkarından daha önceliklidir. Hukuk buna amirdir, siyaset felsefesi buna amirdir, siyasi partilerimizin programları buna amirdir. İnsan merkezli bir siyaset takip ediyorsak, insan merkezli bir yönetim takip ediyorsak ve Türkiye bir hukuk devletiyse, evrensel hukuk yerli hukukumuzun, millî hukukumuzun da üstündeyse bireyin mülkiyet hakkı devletin, kamunun çıkarlarının zayi olmasından daha önemlidir ve daha önceliklidir. Bu sebeple, kamunun çıkarını koruyunuz, zararını, hesabını yapınız ve son kuruşuna kadar alınız ama Anayasa’mızın 35’inci maddesine göre, evrensel hukuka göre vatandaşın mülkiyet hakkını iade ediniz. Zaten yerli hukukumuz da -Sayın Elitaş’ın anlatımlarıyla- böyle kararlar da vermiş.

Şimdi, burada getirdiğiniz değişiklikle –çok anlamsız, hukukta da yeri yok bunun- diyorsunuz ki: “Kamulaştırma amacına uygun bir işlem veya tesisat yapılmasından sonra iade edilmez.” Değerli arkadaşlar, bu gerekçe hukuki değil, bu gerekçe bir yerlerden döner. Bu gerekçeyle böyle bir düzenleme yapmak bana göre Anayasa’ya aykırıdır. Benim dikkatinize sunmak istediğim husus budur. Burada vatandaşı mağdur ediyorsunuz. Devleti korumak isterken vatandaşı mağdur ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Vatandaş adına size bunu hatırlatıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şandır, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, az önce konuşmacı imamın benimle ilgili 500 bin lira aldığını iddia ettiğini söyledi.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Konuşma kayıtlarında var efendim, ben iddia etmiyorum, konuşma kayıtlarını açıklarım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, o kişiye diyorum ki: “O imamın Sayın Baykal’la ilgili söylediklerini de yayınlasın.” diyorum. Bakın, diyorum ki: O kişi, o imamın…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Benim şeker fabrikasında yaptığım görüşme kayıtlarında, Sayın Elitaş’ın haraç keseceği…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Laf kalabalığına getirme.

O kişi imamın Sayın Baykal’la ilgili söylediklerini de yayınlasın diyorum. O zaman ne ciddiye alındığını anlar.

BAŞKAN – Söyledikleriniz zapta geçti efendim.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş konuyu başka bir mecraya çekerek…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben çekmedim, oradan laf attılar. Haydar Bey laf attı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …Partimizin eski Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’a bir sataşmada bulunmuştur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, bir şey demiyorum, yayınlasın diyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Grubumuza bir sataşmadır bu. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Lütfen, iki dakika içerisinde…

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ortada Sayın Şevki Kulkuloğlu’nun bir iddiası var. Bu iddiaya karşılık da Sayın Elitaş kendini savunuyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Savunmuyorum, bilgi veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi, ben olayın esasını burada dinledim. Bir insan kendini savunurken olayı anlatır yani eğer “Sayın Baykal’la ilgili söylediklerini de açıklasın Kulkuloğlu.” diyorsa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İmamın ciddiyetini anlayın diye Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – “Evet, yani benle ilgili birçok şey söylemiş, onlar doğru ama bir de Sayın Baykal hakkında söylediklerine bakın.” Bu yakışıyor mu? İnsan gelir kendisini burada açıklıkla savunur. “Bunlar kesinlikle yalandır. Bunu söyleyen imamdan, şundan bundan mahkemede hesap soracağım. Dava açtım, açıyorum.” her neyse… Savunma budur. Savunma başkalarına leke atmak üzerine kurulmaz, bu yanlıştır, bunu kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Yani, Sayın Deniz Baykal’la ilgili olarak oralarda bir şey var mıdır yok mudur bilemem, varsa da her ne ise kesinlikle ciddiye alınabilecek bir olay değildir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle, aynen katılıyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Eğer olsaydı, 50 kere bunu medya yazmıştı zaten. 50 kere medya yazmıştı, 50 kere gündeme getirilmişti.

Ben bunu Sayın Deniz Baykal’a ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna bir saygısızlık olarak alıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, konuyu uzatmak istemiyorum, izin verin…

Sayın Hamzaçebi doğru söyledi. Müsaade edin, izin verin o konuya bir açıklık getireyim. Bir dakika yeter. Doğru söylediği konusunu teyit etmem gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Başkanım, burada kessek.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir dakikada bitiriyorum.

BAŞKAN – Peki, bir dakika size…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şu eşitliğe bakar mısınız!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Doğru söyledi” diyene de söz veriyorsunuz, bravo vallahi!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, o konuşmalarda Sayın Baykal’la ilgili imamın hâkimle ve diğerleriyle konuşmaları var ve Sayın Baykal hakkında methiyeler düzmektedir, AKP Grubuna hakaretler etmektedir.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değerli Başkanım, ben Sayın Hamzaçebi’den şunu beklerdim: Burada bu milletvekili konuşurken Sayın Metiner’e dönüp “Senin de ses tapelerin vardı.” diye ifade etmesine itiraz etmesini beklerdim.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Var çünkü. Siz diyorsunuz ki “Ortada yolsuzluk var.” Beni itham ediyorsunuz. Sayın Metiner sarmaş dolaş…

BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, benimle ilgili “500 bin lira aldı.” diye iftirada bulunan şahıs imamı şahit gösteriyor, imamı şahit gösteriyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yahu sen de bütün imamları itibarsızlaştırıyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben diyorum ki: Bu imamın ne kadar ciddiye alındığını anlayın ki, bu adamın herkesle ilgili yalan yanlış iftiraları var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öğretmen olsa öğretmen mi diyeceksin? Ya sen de bütün imamları itibarsızlaştırıyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Burada, ben, Sayın Baykal’ı gündeme getirmeyi arzu etmem.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vallahi billahi imamların hepsi sizden nefret etti yahu! Yapma gözünü seveyim!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama, bakın, Sayın Hamzaçebi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öğretmen olsa devamlı öğretmen mi diyeceksin?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – ...burada, bana bu uyarıyı yaparken bu konuyla ilgili…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Neden bütün imamları zan altında bırakıyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …bir milletvekili, AK PARTİ yöneticileri, AK PARTİ milletvekilleri -benim farklı bir şekilde, ben yolsuzlukla mücadele ediyorum- sanki diğer milletvekilleri, bakanlar yolsuzlukla kol kola gidiyorlar, peşkeş çekiyorlar gibi ifade kullanırken bunları uyarmanız gerekirdi ama söylenen sözün ciddiyetinin altını çizebilmek için, beni töhmet altında bırakan bir durumu ortadan kaldırabilmek için, o imam denilen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu kadar imam-hatip mezunu var aranızda. Bir kişi çıkıp da bir meslek grubunu bu kadar itibarsızlaştırmaya…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Salı günü hakkınızda suç duyurusunda bulunacağımı açıklıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Onu da yayınla, 500 bin liralık kısmı, de ki… “Mustafa Elitaş ş…” diye, nokta nokta gelen kısım var ya, onu da yayınla, o imamla ilgili yalan söylediğini, tazminat davasını açayım. Seninle ilgili davayı açtım biliyorsun.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Hayır, dava değil savcılığa bir suç duyurusu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İsmini söyle ismini, bütün imamları zan altında bırakıyorsun.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Suç duyurusu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hayır, seninle ilgili Ceza Kanunu’nun 130’uncu maddesine göre dava açtım biliyorsun. O konuyla ilgili arkadaşlar var, onlar bakarlar. Ama dilerdim ki, burada bir milletvekillinin, yasal olarak dinlemeye alınan biriyle…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Birden fazla kişiyle…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …yaptığı konuşmayı kalkıp da Aydınlık gazetesine yaltaklanacağım diye, Aydınlık gazetesine “Ben bunlarla bunu yapacağım.” diye kalkıp da bu yayını yapmak yanlış. Ne alakası var bu işin? Ne alakası var? Olmuş bitmiş.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Birazdan söyleyeceğim ne alakası olduğunu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Adam yolsuzluktan mahkemeye gidiyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – ..adama yolsuzluktan dava açılmış, bununla ilgili kalkıyorsunuz beni eleştiriyorsunuz ve bu şahsın yayınlarını durdurmuyorsunuz. Ben de sizi kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Takdiri size bırakıyorum, söz hakkı…

BAŞKAN – Sayın Kulkuloğlu, siz neye itiraz ediyorsanız oradan söyleyin.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Efendim, benimle ilgili “Aydınlık gazetesine hizmet ediyorsun.” diyor, sataşıyor. “Yaltaklandı.” diyor, benimle ilgili, onurumu kıracak sözler sarf ediyor.

BAŞKAN – Peki, bir dakikalığına siz…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Hayır efendim, ona kaç dakika verdiyseniz…

BAŞKAN - Ama, bu son olsun artık, yetti yani bundan sonra…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Ona ne kadar verdiyseniz o kadar.

BAŞKAN - Hayır… Bir dakika…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Hayır efendim… Adil olmanız gerekiyor.

BAŞKAN – Bir dakika süre verdim, size de bir dakika veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İki dakika veriyorsun! İki dakika konuştu!

BAŞKAN – Hayır, kusura bakmayın!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İki dakika…

BAŞKAN - Hayır, bir dakika verdim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, iki dakika verdiniz.

BAŞKAN – Hayır efendim, bir dakika verdim. Son konuşması bir dakika. Kusura bakmayın. Yeter… Yeter, Allah aşkına ya!

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Elitaş, bir kere, bu tek konuşmanız değil, bir. Burada, Kayseri’de bir yerel kanalın sahibiyle…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Üç konuşma, üç…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Hayır, hayır, hayır… Kanal sahibiyle iki, imamla iki konuşmanız var; dört konuşmanız var. Tamamı, Şeker Fabrikası yolsuzluğuyla alakalı. İmamla konuşmalarınız, bu Taraf ve Sabah gazetelerinin avukatlığı ve Ergenekon’un kasası olarak gösterilen haber üzerine, kararın değiştirilmesi yönünde baskı kuruyorsunuz. Kanal sahibiyle, yerel kanal sahibiyle yaptığınız görüşmede de kanalın sahibi, Şeker Fabrikasından alacağı olduğunu… “Elitaş, biraz üzerine gitme. Ne emrin varsa yerine getireyim.” diyor. Siz de “Tamam, sen öyle diyorsan ağam, ben de üstüne gitmem.” diyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yerel kanalın sahibinin adını da söyle de sana dava açsın!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Yani burada anlaşılıyor ki dar alanda kısa paslaşmalar söz konusu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yerel kanalın adını söyle! Yerel kanalın sahibinin adını söyle!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Siz lütfen, onurlu bir siyasetçi olarak çıkın, burada, sizinle ilgili bu ithamları, kendi sesinizden… Bende ses kayıtları da var, isterseniz burada dinletirim de.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dinlet, dinlet!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Kendi sesinizi tanırsınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bilirim.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Kendinizi de tanımış, kendinizle yüzleşmiş olursunuz, tüm Türk milleti de bunu görmüş olur sayenizde.

Şimdi, lütfen, çıkın, önce, onurlu, ahlaklı bir siyasetçi olarak sizinle ilgili, mahkeme kayıtlarına yansımış resmî belgelerdeki suçlamaları, benim tarafımdan konulan iddiaları cevaplayın, oraya buraya sataşmayın. Benimle ilgili konuşma da yine sizinle alakalıdır. Kooperatifler Kanunu’na geldiğinde, beni aramışlar bulamamışlar. Fabrikanın sahibiyle…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Par Temizliği söyle, Par Temizliği…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Bırak oraları, önce bunu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Par Temizliği söyle!

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Önce bir bunu temizle, ondan sonra oraları da konuşuruz. Önce şunu bir temizle, önce bir aklan buradan…

Orada diyor ki bana: “Yahu, niye sen kürsüde bizi savunmadın?” Kardeşim, sizden para istediğine dair kayıt varmış elinizde demediniz mi? “Evet, dedik.” diyor. E niye getirmiyorsunuz? Getirin Elitaş’ın sizden 500 bin lira istediğine dair -650 bin lira iddiası da var- belgeyi, çatır çatır, milletin kürsüsünden, milletin gözünün önünde kendisine sorayım diyorum.

Lütfen, önce onurlu ve haysiyetli bir siyasetçi olarak kendinizi savununuz, sonra başka yerlere çamur atınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şevki, kayınpederinin…

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, maddeyle ilgili, sisteme giren soru-cevap talebi yok.

Bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 410 sıra sayılı teklifin 5’inci maddesinin  aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ediyoruz.

Ramazan Kerim Özkan             İlhan Demiröz            Veli Ağbaba

           Burdur                               Bursa                     Malatya

Aydın Ağan Ayaydın                  Ali Serindağ

         İstanbul                            Gaziantep

Madde 5: Bu kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yer Altı Suları Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanunla tüm yer altı suyu kuyusu sahiplerine kuyularda çektikleri su miktarının ölçülebilmesi için ölçüm tesisi zorunluluğu getirildi.

Değerli arkadaşlar, ben bu kanunu ilk duyduğumda, arkadaşım söylediğinde önce şaka sandım. “Kuyu suyuna saat mı takılır?” dedim. Malatya’da bunu duysalar, bilseler bunu yapanları sopayla kovalarlar sandım, hâlâ da şaka sanıyorum. Sayın Bakan “Kameralara el salla, bu bir kamera şakası.” diyecek, bundan vazgeçecek diye düşünüyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu kuyuya vuranlar, sondaj yapanlar, sondaj vuranlar keyfinden mi vurdu? Benim kendi şehrimle ilgili, Malatya’yla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum:

Sizler barajlar yaptınız, örneğin ta geçmişte emek vererek yapılan bir Çat Barajı’mız var, ki Malatya’nın o bölgesini sulayacak, Malatya’yı kalkındıracak bir baraj. Hâlâ o baraj yapılma amacının dışında maalesef ne Çerkezyazısı’nın ne o örnek köyün bulunduğu alanın bir tek metrekaresini sulayamıyor. Ben her yerde söylüyorum, bakın bu Çat Barajı yeteri kadar su alamadığı için, orada Şerefhan Deresi Çat Barajı’na bağlanmadığı için maalesef burada utanarak söylüyorum, hâlâ Malatya’da kanalizasyon borularını kırarak sulama yapan çiftçiler var. Resimleri de var, bunu her yerde söylüyoruz.

Bu insanları çaresiz bırakmışsınız, bu insanlar sizin yüzünüzden, barajı doğru yapamadığınız için, Şerefhan Deresi’ni bağlayamadığınız için sondaj kuyusu vurmuş. Şimdi bir de bunlardan saat takmalarını istiyorsunuz. Bu, bir haksızlık, bu doğru bir şey değil.

Değerli arkadaşlar, sadece Malatya’nın Çerkezyazısı değil, Polat Ovası, Yazıhan Ovası, Kale’deki bütün arazilerin hiçbiri sulanmıyor.

Sayın Bakan 12/12/2012’de bir müjde verdi, 12 tane barajın açılışını yaptı, Sayın Başbakan açılışını yaptı. Bizim milletvekilleri de sağ olsunlar alkışlandı. Şimdi, Türkiye'de -söylesem, yine şaka sanacaksınız- baraj var, kanal yok. Bu baraj sulama barajı arkadaşlar.

Bakın, birinin ismi Kapıkaya Barajı, sağ olsunlar bizim hemşehrimiz Turgut Özal’ın ismini verdiler, bir diğeri Boztepe Barajı, ona da Sayın Recai Kutan’ın ismini verdiler. Sağ olsunlar, kutluyorum, tebrik ediyorum ama bu barajların hiçbiri sulama amaçlı değil, hiçbiri 1 metrekare toprağı sulayabilmiş değil.

Şimdi söyleyeceğim Sayın Bakan, doğru mu değil mi bilmiyorum, kanalların yapılması unutulmuş arkadaşlar. Değerli arkadaşlar, kanalları yapmamışlar, unutmuşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah Allah!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Onun dışında, değerli arkadaşlar, bakın…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Gülünç oluyorsun. Ne alakası var! Kanallar yapılmamış!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Kanallar yapılmamış, haydi sor Bakana.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yapılıyor, yapılıyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar….

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Gülünç oluyorsun.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Gelir bakarsın kanal var mı yok mu; sonra utanırsın belki. Sonra utanırsın.

Değerli arkadaşlar, barajın kanallarının yapılması unutulmuş, unutulmuş. Gelin görün, belki utanırsınız.

Sadece bu mu?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sorsana nerenin milletvekili? 

BAŞKAN – Beyler, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sadece bu mu? Bakın değerli arkadaşlar, bu Hükûmet döneminde sularımız peşkeş çekilerek sularımızın mülkiyet hakkı satıldı. Bakın, Malatya’da bir Tohma var Tohma, o güzelim Tohma, gürül gürül, Darende’ye hayat veren Tohma, Sofular’a, Bıcır’a, Alvar’a, Ayvalı’ya can veren Tohma. Ne yaptınız Tohma’yı? Tohma’yı sattınız. Tohma, şu anda birkaç HES amacıyla yapılan… Yandaşlar orada dinamitler patlatarak maalesef Tohma’yı öldürdü.

Darende’nin Yeşiltaş köyü, Kuluncak’ın Sofular’ı kan ağlıyor. Binlerce yıldan beri atalarına, çocuklarına aş veren, insanlığın ortak malı Tohma’yı sattınız ve Tohma şu anda bir taraftan dinamitlerle patlatılıyor, bir taraftan da değerli arkadaşlar, köylerin kanalizasyon suyu bağlatılarak kirletiliyor.

Şimdi başka bir şey söyleyeceğim bu suyla ilgili. Bakın, Malatya’ya bağlı Karagöz köyü var, yedi kilometre. Bu her gördüğünüz yere taş ocağı ruhsatı veriyorsunuz. Merkeze bağlı Karagöz köyünün muhtarı Haydar Küllü sesleniyor, diyor ki: “Bizim geçim kaynağımız hayvancılık. Buraya taş ocağı ruhsatı vererek hem hayvancılığımızı bitireceksiniz hem de Beydağı’nın en güzel suyunun çıktığı Karagöz köyündeki su kaynağımızı kurutacaksınız.” Değerli arkadaşlar, “Kime danıştınız?” diye soruyor Mehmet Karagöz. “Vatandaşa mı danıştınız, muhtara mı danıştınız, kime danıştınız?” diyorlar. “Kime danıştınız da bu izni verdiniz?” ve “Karagöz’ün suyunu taş ocaklarıyla yok etmeye çalışıyorsunuz.” diyorlar ve bir şey daha ekliyorlar: “Buraya gelecek milletvekillerini buradan sopayla kovmak da Karagözlü köylülerin görevidir.” diyorlar. Buradan size iletiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısını da arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünün oylamasından önce 86’ncı maddeye göre iki arkadaşımız söz istemişler.

Haydar Akar, Kocaeli…

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

Lehte olmak suretiyle. Lehte söz istemişsiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde lehte istemek zorunda kaldım, prosedür gereği, İç Tüzük gereği ama bu kanunun neresine bakarsanız bakın lehte konuşacak bir şey bulmak mümkün değil.

Tabii, Sayın Elitaş, buradan size ufak bir sözüm var. Yakalandınız, daha fazla uzatmayın. Yani hiç burada bu konuyu uzatmayın. Arkadaşlarınız da sıkıldı bu konunun uzamasından ama yakalandığınız bir gerçek. Yargıya nasıl müdahale ettiğiniz bir gerçek olarak ortada. Hiç bunu uzatmayın. Benim size bir kardeş tavsiyem olsun bu çünkü üç dönemdir milletvekilliği yapıyorsunuz, bize örnek olmanız gerekirken çok farklı şeyler yaptığınız ortaya çıktı.

Neyse, şimdi, Sayın Bakan, tabii, bu kanunun bir kamudaki tarafı var, bir de kuyu suları tarafı var. İlk önce ona değineyim. Sayın Elitaş burada örnekler verdi, otuz yıl önce kamulaştırılmış bir arazinin daha sonra nasıl üzerindeki müktesebatla atıl duruma düştüğü ve tekrar, işte, kanun gereği eski sahiplerine çok ucuz bir şekilde döndüğünü ve bununla ilgili yargı kararlarına örnek verdi.

Peki, Sayın Elitaş, bir yıl önce bir belediye bir kamulaştırma yapıp da sizin arazinizi alsa ve bir yıl sonra da bu araziyi o kamulaştırma niteliklerinden çıkarıp da bir AVM’ye verse bunu nasıl önleyeceğiz?

Şimdi, burada hukukçu arkadaşlar var, gerçekten yargının vermiş olduğu karar doğrultusunda bir kanun maddesi getirmediler. Bu kanun maddesi tamamen insanın mülkiyet edinme hakkını elinden alan… Bir Büyükşehir Afet Yasası çıkarttınız, orada mülkiyet hakkını elinden aldınız, bir de bu kanunla yine mülkiyet hakkını elinden alıyorsunuz.

Biliyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye'nin yargılandığı iki konudan bir tanesi, yani lider olduğu, en çok yargılandığı iki konudan bir tanesi de mülkiyet hakkı. Birincisi neydi? Bireysel hak ve özgürlüklerde dünya rekoru elimizde, en çok yargılanan ülkeyiz. İkincisi ne? Mülkiyet hakkı.

Bakın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargılamalarının sonuçlarına, bunu göreceksiniz. Ha, bundan sonra bu bireysel özgürlüklerdeki yargılanmayı da geçecek, çünkü Afet Kanunu’yla da insanın mülkiyet hakkını elinden aldınız, şimdi bu kanunla da mülkiyet hakkını elinden alıyorsunuz.

Kuyu suları deyince saatler geliyor akla ve saatlerle bu işte fazla kullanımı engellemek istediğinizi söylüyorsunuz. 29 tane ili Kocaeli Büyükşehir Belediyesini örnek alarak büyükşehir yaptınız. Zannetmeyin ki yarından itibaren Büyükşehir Yasası ve Bütünşehir Yasası uygulanmaya başladıktan sonra o çiftçiler bedava su kullanacaklar kendi açtıkları kuyulardan. Yanılıyorsunuz, büyükşehir zabıtaları gidecekler, o kuyuları mühürleyecekler ve saat takana kadar da o mühürlerini sökmeyecekler. Yaklaşık 16 bin köyü mahalle yaptınız, hiçbir tanesinde Devlet Su İşlerinin ve Orman ve Su İşleri Bakanlığının etkisi olmayacak, tamamen büyükşehrin inisiyatifine geçmiş olacak.

Sayın Bakan, size içimi acıtan bir konuyu daha önce de nakletmiştim. Şimdi, bizim bölgemizde bir hızlı tren yapılıyor, yüksek hızlı tren. Ne güzel, müthiş bir kamu yatırımı. Kentin valisi çıktı “Kamu çıkarları lehine Maşukiye’de taş ocağı yapacağız, Yanık’ta taş ocağı yapacağız, Yanık’ta taş ocağı yapacağız.” dedi. Yanık ve Maşukiye neresi, bilmeyen milletvekilleri için söylüyorum: Türkiye’nin doğa harikası; İstanbul’un, Kocaeli’nin ve Sakarya’nın nefes alma alanları; Kartepe’nin eteğinde, Sapanca’yla İzmit arasında bir bölge. Aynı zamanda bu ormanlık alan, bu iki güzel beldenin bulunduğu ormanlık alan Sapanca su havzasını da besliyor yani oradaki dereler Sapanca’ya akmakta. Yüksek hızlı trende “kamu menfaati” diyerek AKP milletvekilleri, Büyükşehir Belediye Başkanı ve Vali kamu menfaati diyerek orada bir taş ocağı açmaya çalışıyor.

Sayın Bakan, size soruyorum: Bu taş ocağına izin verecek misiniz? Burada kamu menfaati yok arkadaşlar. Yüksek hızlı tren iki bölümden oluşturulmuş 2006 yılında. Bir tanesi Vezirhan-Köseköy, diğeri de Kösesöy-Gebze hattı. Vezirhan-Köseköy hattında Rizeli bir iş adamının ortak olduğu bir konsorsiyum ihaleyi almış ve ihalede birim fiyatlar belirlenmiş. Taş ocağının yerleri belirlenmiş, nereden getirileceği belirlenmiş fakat şimdi çıkıyorlar diyorlar ki, demiryoluna 500 metreden taş ocağı getirecekler, taş ocağı açacaklar, bu taşı demiryoluna…

Sayın Elitaş, size buradan sesleniyorum. Madem yolsuzluklarla mücadele ediyorsunuz, hadi gelin bununla mücadele edin, Bakanı da ikna edin orada taş ocağı açılmaması konusunda. Oradaki maliyetlerin düşürülmesinin devlete bir katkısı olmayacak. Kime katkısı olacak? O konsorsiyuma katkısı olacak çünkü konsorsiyum birim fiyatları vermiş ve ihaleyi almış. Şimdi bunları yaparsanız size yolsuzluklarla mücadele ediyorsunuz deriz. Deniz Feneri’nde adil yargılanmayı sağlarsanız yolsuzluklarla mücadele ediyorsunuz deriz ama Kartepe Belediye Başkanının yaptığı yolsuzlukları bir dosya hâlinde getirip buraya sundum, bakanlarınıza, sizlere sundum ama sesiniz çıkmıyor. Şimdi, oradaki müfettiş yargılanıyor. Eğer gerçekten mücadele etmek istiyorsanız bunlarla mücadele edin diyorum.

Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, hatip üç kere ismimi söyledi, özellikle konuşurken de “yakalandınız” diye bir ifade kullandı. Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Buyurun efendim, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dükkân sizin zaten.

İmamlara bulaşma da ne yaparsan yap.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri: bu konuyu uzatmak istemiyorum çünkü oradaki konuşan şahıs, benimle konuşan… Biz, imamı iyi bir imam diye biliyorduk, arkasında da namaz kıldık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak yine “imam” dedi ya.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – En büyük caminin imamı. Ama benimle konuştuklarıyla, benim hakkımda başkalarıyla konuştukları içler acısı, rezalet bir şey.

Bana diyor ki: “500 bin lira istemiş de vermemiş, 650 bin lira olmuş da şunu olmuş…”

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Elitaş, siz imamın bütün konuşmalarını dinlediniz mi acaba?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Elhamdülillah, bugüne kadar, bilerek şuradan bir kör kuruş geçmedi. Hiçbir konuda yolsuzluk ve rüşvet iddiasında kimse benimle ilgili bulunamaz. Namusumla, şerefimle iş âleminde bulundum, bir kişiye borcum yoktur.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Elitaş, siz imamın bütün konuşmalarını dinlediniz mi? Sayın Elitaş, imamın bütün konuşmalarına kefil misiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İş âleminde bulundum, hiç kimseyle ihtilafım yoktur. Ama alın terimle para kazandım. Milletvekilliği yaptım, on yılı geçti, hiç kimse bana “Şunu şöyle aldın, bununla ilgili şunda aracılık yaptın.” diye bir iddiada bulunamaz. Hamdolsun rüşvet yemedim, yiyene de fırsat vermedim. Kim var yolsuzluk yapıyor, peşinde mücadele ettim. “Kayseri Şeker Fabrikasında yolsuzluk var.” dedim. İl Başkanı olduğum günden bu tarafa o işle uğraştım. Ama kalkıp da biri ekmekleri kesilince, birileri, emniyet teşkilatından, yargı teşkilatından, şuradan buradan herkesin ekmeği kesilince, bununla ilgili bana çeşitli ithamda bulundular. Bakın, daha beni satın alacak parayı bankalar basmadı, Rabbim o parayı yaratmadı daha. Alnım açık söylüyorum, beni satın alacak parayı Rabbim daha yaratmadı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan “Ekmeği kesildi.” dedi…

BAŞKAN – Kâfi Sayın Kulkuloğlu. Sizinle ilgili hiçbir şey söylemedi.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – “Ekmeği kesildi” diyor. Olur mu öyle şey?

BAŞKAN – Hayır. Lütfen yerinize oturun!

Son konuşmacı, aleyhte olmak üzere Sayın Köprülü, buyurun.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Konya Milletvekili Kerim Özkul ve İzmir Milletvekili Ali Aşlık ile 12 milletvekilinin; Yeraltı Suları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt'un; Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Manisa Milletvekili Özgür Özel'in; Kırşehir Milletvekili Abdullah Çalışkan ve 10 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (2/1170, 2/1168, 2/1169, 2/1179, 2/1180) (S. Sayısı: 410) (Devam)

 

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii teklif tüm uyarılarımıza rağmen birazdan yasalaşacak. Ancak özellikle 3’üncü maddeyle ilgili tabii çok ciddi ikazlarımız ve uyarılarımız var. Ancak ben onlara gelmeden önce, özellikle usulle ilgili birkaç hadiseden bahsedeceğim, yasama faaliyetindeki usulle ilgili.

Şimdi, elimde sıra sayısı var. Buna baktığım zaman, kanun teklifi olarak havale edilen komisyonlar Bilim, Sanayi, Enerji Komisyonu ve Çevre Komisyonu. Ancak, incelediğimizde sadece bir tek rapor var; o da Tarım, Orman Komisyonunun raporu. Diğer komisyonların raporları tasarıda maalesef ki yer almamış.

Şimdi iki tane komisyondan bahsediyoruz. Kaç tane vekil var? Her bir komisyonda 26 tane milletvekili var. Ben burada görüyorum, kendi Komisyonumdan olan milletvekillerimi de görüyorum. Sadece Cumhuriyet Halk Partisi açısından değil, iki komisyon 52 milletvekili yapar. 52 milletvekilinin iradesi bu kanun teklifinin içerisine alınmadan buraya kadar getirilmiş. Şimdi, az önce, Sayın Komisyon Başkanı bana dedi ki: “Beni Komisyonun diğer partili milletvekillerine sor, onlar anlatsın.” Şimdi, Sayın Başkan, benim kimseye bir şey sorma ihtiyacım yok. Zaten Komisyon Başkanı olarak sizinle bir tartışmaya girmeye de bence gerek yok çünkü size dediler ki: “Bu yasayı şu kadar zamanda çıkaracaksın.” Size talimatı verdiler. Siz de o kadar zaman içerisinde bu yasayı çıkarmakla görevli bir Komisyon Başkanı olarak gereğini yaptınız ve 2 tane tali komisyona bunu havale etmediniz. Sizin bir suçunuz yok. Siz partili olarak görevinizi ve talimatı yerine getirdiniz ama şunu hatırlatmak zorundayız: İradesini almadığınız 52 milletvekili halkı temsil eden milletvekilleri.

Şimdi,  madem tali komisyon raporlarını almayacaksınız, aceleniz var, süre geçiyor, o zaman şunun cevabını verin: Aceleniz var da, ilk teklifte yer almayan, kamulaştırmayla ilgili olan maddeyi bunun içerisine sokmaya nasıl vakit buldunuz? Her şey tamamdı da bu teklifte olmayan kamulaştırmayla ilgili madde nasıl geldi de bunun içine girdi?

Şimdi, yer altı sularıyla ilgili yapılan, sözde, vatandaşı ilgilendiren, iki yıllık süre içerisinde tamamlanmayan bir süreci ileri tarihe erteleme diye bir olgunun içerisine -süremiz de yok ama- bununla hiç alakalı olmayan, kamulaştırmayla ilgili bir bölüm gelsin.

Şimdi, konu ona gelmişken ona da değinmek lazım. İktidar partisinin temsilcileri anlatıyorlar, işte: “Bir dava vardı, stadyum vardı, o vardı, şu vardı…” Fakat onun hepsini geçin, Anayasa’nın 35’inci maddesi sizin stadyumunuzdan da daha güçlü, sizin diğer konuşmalarınızdan da daha net. Nedir? Mülkiyet hakkı. Mülkiyet hakkı nedir? Temel haklardandır. Tek istisnası nedir? Üstün kamu yararı. Üstün kamu yararının kriteri de kamulaştırma, diğer adıyla istimlakın meşruluk şartıdır. O meşruluk şartı, kamu yararı kararı. Yani “Devlet bir vatandaşın malına mülküne el koyacaksa kamunun üstün menfaatiyle ancak bu mümkündür.” der.

Şimdi, siz diyorsunuz ki: “Bu kamu yararı ortadan kalksa bile biz bunu özel teşebbüslere satarız.” Şimdi, bireyin üstün hakkı nerede kaldı? Yani kamu yararı kalkınca, açık olarak, net bir hukuk kuralıdır, mülkiyet hakkı geri doğar. Buradaki tartışma Anayasa Mahkemesinin kamulaştırmadaki yirmi yıllık zamanaşımı süresini kaldırmasından kaynaklanır. Anayasa Mahkemesi seneler önce bu kararı verdi, bunlar bizim yasamıza girdi. Artık bu sizin “Bireylerin malını mülkünü, haklarını alalım da biz bunları üçüncü kişilere satalım, bunun üzerine apartmanlar dikelim, gökdelenler dikelim.” diyerek yapabileceğiniz bir şey değil.

Şimdi, özellikle belli konularda farklı bir imaj yaratılmaya çalışılıyor ama açık olarak söyleyelim: Mülkiyet hakkı anayasal bir haktır, mülkiyet hakkı güvence altındadır. Kanunla bu güvenceyi geri alamazsınız. Aldığınız takdirde de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden her daim tazminat ödemeye mahkûm kalırsınız diyor,  yasanın aleyhinde olduğumuzu belirterek Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köprülü.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, 4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarını görüşmeye başlayacağız.

 

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/348) (S. Sayısı: 212)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporlarının görüşmesine başlayacağız.

 

5.- Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/488) (S. Sayısı: 240)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sözlü soru önergeleriyle, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 19 Şubat Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.43



(x) 410 S. Sayılı Basmayazı 13/2/2013 tarihli 65’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.