TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 60’ıncı Birleşim

                                                                                         31 Ocak 2013 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Sevim Savaşer’in, Darülacezenin resmî olarak açılışına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’ün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa ilimizde yaşanan elektrik sorunu ve Şanlıurfa çiftçilerimizin ödenmeyen destekleme primlerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın Bingöl’le ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, çalışma dünyasında iş cinayetlerinin son bulmasını dilediğine ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade’nin doğumunun 129’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün çalışma süresi yerine eğitim durumunu göz önüne alarak kadroya alma çalışmaları yaptığına ve bunun haksız bir uygulama olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, velilere dilekçe verdirmek suretiyle romanların soruşturmaya tabi tutulmasına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Atatürk Barajı’na sınırı olan il ve ilçelerdeki belediyelerde arıtma tesislerinin ne zaman kurulacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Büyük Endüstriyel Kazaların Kontrolü Hakkında Yönetmelik’in yürürlük tarihinin 18 Temmuz 2012’den 1 Ocak 2014’e ertelenmesinin nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinin bazı köylerini ilçeye bağlayan tek ulaşım noktası olan Ahmetçeli Köprüsü’nün yoğun yağışlar nedeniyle 2012 Aralık ayından beri kullanılamaz durumda olduğuna ve hâlen onarılmadığına ilişkin açıklaması

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Adana’da 70 yaşındaki çiftçi Hasan Şahin’in borçlarından dolayı cinnet geçirerek kızını ve karısını öldürerek intihar ettiğine ve bölgede bu tür vakaların arttığına ilişkin açıklaması

10.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, olumsuz kış koşullarının devam ettiği serhat illeri ile Muş ilinde tarım ve hayvancılığın da bitme noktasında olduğuna ve bu bölgelerdeki halkın zor durumda olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Hükûmetin Afyonkarahisar’daki askerî cephaneliğin patlaması olayını bir an önce aydınlatması gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak Sağlık Meslek Lisesi çalışanlarının konut edindirme yardımlarını alabilmeleri için gerekli yardımın yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

13.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Manisa’nın Salihli ilçesinin Yeşilova ve Beylikli köyleri arasında ulaşımı sağlayan köprünün projesiz olarak yapılmasından dolayısıyla yağışlara dayanamayarak yıkıldığına ve şu anda su seviyesi yüksek olduğu için köprü onarımının yapılamadığına ilişkin açıklaması

14.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak ilinde bir çim sahada heyelan sonucu duvarın yıkıldığına ve birçok yerin de aynı tehlikeyle karşı karşıya olduğunu müşahede ettiklerine ilişkin açıklaması

15.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yer altı sularının ön ödemeli sayaç takılmak suretiyle ücretlendirilmesi konusuna ilişkin açıklaması

16.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır Havaalanı’nda sis cihazı olmadığı için uçakların inemediğine ve Iğdır halkının mağdur durumda olduğuna ilişkin açıklaması

17.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade’nin doğumunun 129’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

18.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Türkiye-Suriye sınırında her türlü kaçakçılığın yapıldığına ve sınır bölgesinde ciddi bir asayiş ve güvenlik sorunu yaşandığına ilişkin açıklaması

19.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade’nin doğumunun 129’uncu yıl dönümüne ve Tokat’ta çiftçi ve hayvan üreticilerinin çok zor durumda olduklarına ilişkin açıklaması

20.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, atanamayan öğretmenlerin sorunlarına ve öğretmenliğin saygı duyulur bir meslek hâline getirilmesini dilediklerine ilişkin açıklaması

21.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Hükûmetin, İsrail uçaklarının hiçbir provokasyon olmadan Suriye’yi bombalamasını kınayıp kınamadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

22.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, Diyarbakır’da ikinci bir üniversite olmasının ve bu üniversitenin “Selahaddin Eyyubi” adıyla kurulmasının önemli olduğuna ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/89)

2.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın, Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/92)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 21 milletvekilinin, Diyarbakır’ın Sur ilçesi İçkale mevkisinde eski cezaevi çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkan cesetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/488)

2.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 21 milletvekilinin, Şanlıurfa-Habur otoyolunun güzergâh tespiti konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/489)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Metsafor 1 ve 2 nükleer santrallerinin taşıdığı risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/490)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş ve 21 milletvekilinin Türkiye'nin yeni şartlardaki küresel konumunun yarattığı avantajlar ve dezavantajların değerlendirilmesi amacıyla 24/01/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiği Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 31 Ocak 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/642) (S. Sayısı: 329)

 

XI.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, 30 Ocak 2013 tarihli 59’uncu Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, engelli vatandaşların bağlı kurum ve kuruluşlara erişimini kolaylaştırmaya yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/13245)

2.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Vakıflar Genel Müdürlüğünün Erzurum’a yaptığı yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/14456)

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Vakıflar Genel Müdürlüğünün Antalya’ya yaptığı yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/14457)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/14821)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/14842)

6.- Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, Maraş olaylarının 34’üncü yıl dönümü dolayısıyla düzenlenmek istenen etkinliğe izin verilmemesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/14989)

7.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Anadolu Ajansının faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/15177)

8.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Anadolu Ajansının Şirket Haberleri Bülteni uygulamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/15178)

9.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Türkeli ilçesinde hükümet konağı ihtiyacına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/15270)

10.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Maraş olaylarının 34’üncü yıl dönümü anma etkinliğine izin verilmemesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/15271)

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık tarafından kiralanan gayrimenkullere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/15517)

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, görevde bulunan danışmanlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/15518)

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan Vekiline tahsis edilen araç ile kiralama yoluyla kullanılan araçlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/15684)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, kendisinin ve bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan personelin katıldığı yurt dışı gezilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/15724)

31 Ocak 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşimini açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Darülacezenin resmî olarak açılışı hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sevim Savaşer’e aittir.

Buyurunuz Sayın Savaşer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Sevim Savaşer’in, Darülacezenin resmî olarak açılışına ilişkin gündem dışı konuşması

 

SEVİM SAVAŞER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Darülacezenin resmî olarak açılışının yıl dönümü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Darülaceze Farsça bir kelime olup düşkünler, âcizler kapısı anlamındadır. Darülacezede aceze yani bakıma muhtaç insanlar korunup gözetilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Osmanlı Devleti geleneksel anlayışını sürdürerek insanı her şeyin üstünde tuttuğu ve değer verdiği dönemlerde büyük devlet olmuştur, bu özelliğini kaybettiği dönemlerden itibaren ise çöküş süreci başlamıştır.

Darülacezenin kuruluş süreci Osmanlı-Rus savaşına kadar uzanmaktadır. Osmanlı-Rus savaşının ardından başlayan göç ile 1877-1879 yılları arasında İstanbul’a 400 bine yakın göçmen gelmiş, sokaklarda evsiz barksız, hasta, kimsesiz çocuk ve dilencilerin sayısı artmıştır. İstanbul’daki dilencileri, sokaklarda başıboş gezen kimsesiz çocukları, cami avlusunda yatan kimsesizleri bir araya toplayıp ıslah ederek sanat sahibi yapmak amacıyla, zamanın padişahı II. Abdülhamit Han Darülaceze müessesesinin kurulması için bir ferman yayınlamıştır. Ferman üzerine yapılan incelemeler neticesinde Darülaceze inşaatının 72 bin altın liraya mal olacağı ve Okmeydanı’nda yapılmasının uygun olacağına karar verilmiş ve inşasına başlanmıştır. Padişah II. Abdülhamit Darülacezenin kuruluş masraflarını karşılamak üzere 70 bin altın lira değerindeki kişisel eşyasını hediye etmiş ve ayrıca 10 bin altın lira da nakit olarak bağışta bulunmuştur. Bunun dışında, piyango tertibiyle toplanan teberrularla 50 bin altın lira toplanmıştır. Böylelikle temin edilen inşaat parasıyla 6 Ekim 1892 tarihinde temeli atılan Darülaceze kurumu 19 Ağustos 1895 tarihinde tamamlanmış, resmî açılışı 31 Ocak 1896 tarihinde yapılmıştır.

Darülaceze Müessesesi Müdürlüğü yerleşim yeri yaklaşık 30 dönümdür. Kurumda, yalnız düşkün olan Müslümanlar değil, Hristiyanlar ve Museviler de kalabilmektedir. Dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanmayan ve büyük dinlerin ibadethanelerinden olan cami, kilise ve havra Darülacezenin bahçesinde bir aradadır. Kurulduğu günden bu yana 29 bini çocuk olmak üzere toplam 71 bin kişiye şefkat yuvası olan Darülacezede din, dil, ırk, sınıf ve cinsiyet farkı gözetmeksizin bakıma muhtaç, yaşlı, sakat insanlara, terk edilmiş kimsesiz çocuklara hizmet verilmektedir.  Darülaceze Müessese Müdürlüğünün yatak kapasitesi çocuklar için 50, yetişkinler için 645 olmak üzere toplam 695’tir. Bugün itibarıyla çocuk yuvası mevcudu 29, kadın sakin sayısı 174, erkek sakin sayısı 343 olup toplam mevcut geçici kabullerle 546’dır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı olarak hizmet veren Darülacezede barınan sakinlerin tüm giyinme, barınma, gıda, sağlık ve bakım ihtiyaçları kurum tarafından karşılanmakta olup hizmet yirmi dört saat aralıksız devam etmektedir. Sakinlerin koruyucu sağlık hizmetleriyle muayene ve tedavileri kurumda, ileri tetkik ve tedavi gerektiren durumlar ve her türlü tıbbi tedavileri hastanelerde yapılmaktadır. Kurumda verilen rehabilitasyon hizmetleriyle kişilerin sosyal yaşantıya adaptasyonları ve motivasyonları sağlanmaya çalışılmaktadır. Kuruma kabul Darülaceze Nizamnamesi’ne göre olmaktadır. Bütçesi özel bütçeye ve tüzel kişiliğe sahip bir kurumdur. Kurum geliri hayırsever vatandaşların bağışları, Darülacezeye ait gayrimenkullerin kira geliri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer ilçe belediyelerin tahsil ettikleri eğlence vergisi gelirinin yüzde 10’u ve diğer gelirden oluşmaktadır.

Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; Darülacezenin Yaradan’dan dolayı yaratılana saygı misyonunun birleştiriciliğiyle unutulmaya yüz tutmuş değerlerimizi ve taşıdığı dayanışma sembolü olma vasfı ile yoksul insanların yaşam sigortası olmaya devam edeceğini bildirir, sizleri saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Savaşer.

Gündem dışı ikinci söz Bingöl’ün sorunları hakkında söz isteyen Bingöl Milletvekili İdris Baluken’e aittir.

Buyurunuz Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

 

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl’ün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bugün özellikle ilimizdeki son bir uygulamayla ilgili Genel Kurulu bilgilendirme ve bu konuda yeniden bir tartışma zemini oluşturma amacıyla söz almış bulunmaktayım.

Bingöl’de son bir ay içerisinde Bingöl Valiliğinin, Jandarma Komutanlığının uygulamaya koymak istediği bir planlama çerçevesinde 800 geçici köy korucusunun alınmasıyla ilgili birtakım çalışmalar yürütüldüğünü biliyoruz. Bu yetmezmiş gibi, en son Genç ilçesinde yine 299 korucu kadrosunun gönderildiğini, toplamda binin üzerinde bir korucunun yeniden devreye konmak istendiğini, silahlandırılmak istendiğini biliyoruz. Bununla ilgili -özellikle son bir ay içerisinde var olan tartışmalar, müzakere ve diyalog süreciyle ilgili, barışa giden bir politikayla ilgili- var olan beklentileri bir kenara bırakırsak, bu uygulamanın kendisi mevcut kaygıları giderek artıran bir boyuta gelmiş durumda.

Yine aldığımız haberlere göre, Dersim’de de 600 köy korucusu kadrosunun gönderildiği ve burada köylülerin koruculaştırılmaya çalışılmak istendiğiyle ilgili bazı planlamalar var.

Şimdi, burada, Hükûmetin -AKP Hükûmetinin- şu kararı vermesi gerekiyor: Müzakere ve diyalogla ilgili bir tartışma başlatmışsınız. Bununla ilgili Başbakandan Hükûmet yetkililerine kadar kararlı olunacak bazı politikaları yürürlüğe koyuyorsunuz. Diğer taraftan da, binlerce insanı tekrar silahlandıracak şekilde bu koruculuk sistemini götürüp köylülere dayatıyorsunuz. Şimdi, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Eğer önümüzdeki süreç müzakere-diyalogsa bu yeniden silahlanma hamlesinin ne anlama geldiğini bize açıklamak zorundasınız. Yaşadığımız sorun doksan yıllık bir inkâr, imha ve asimilasyonun yaratmış olduğu bir sorundur. Bu sorunla ilgili sayısız başkaldırılar ve bu başkaldırılara karşı da on binlerce insanın yaşamını yitirdiği sayısız katliamlar söz konusudur. Özellikle son otuz yıllık çatışmalı süreçte, yakılan köylerden, boşaltılan köylerden faili meçhul cinayetlere kadar, ormanların yakılmasına kadar o coğrafyanın hangi acıları yaşadığını sizlerin bilmesi gerekiyor. Dolayısıyla, bunun bir ayağı olan koruculuk sistemiyle ilgili sizin bir karar vermeniz lazım. Eğer yeni süreç müzakere süreci, diyalog süreci olacaksa bu koruculuk sisteminin kaldırılması, korucuların da silahlarını bırakarak istihdam edilecek şekilde sosyal ve toplumsal hayata tekrar dâhil edilmesinin projelerini sizlerden bekliyoruz. 85’ten bugüne kadar 80-85 bin kişilik bir korucu ordusu yarattınız. Bu korucu ordusuyla hiçbir sonuç alınmayacağını sizler gördünüz. Bilge köyü katliamından silah kaçakçılığına kadar bu koruculuk sisteminin getirdiği pek çok komplikasyonu Meclis Genel Kurulu biliyor. Yine, benim seçim bölgemde bu yıl, özellikle Karlıova’da, Bingöl merkezde halkımızın iş yerlerine, evlerine, Bingöl il teşkilatına yönelik korucular eliyle yapılan saldırıları hepiniz biliyorsunuz ama hâlâ bu acıların yaşandığı yerlere istihdam götüreceğinize, silahlı unsurları toplumsal hayata yeniden kazandırmanın projelerini götüreceğinize bin kişilik koruculuk kadrosu götürüyorsunuz. Bu, var olan acıları, var olan travmaları arttırma dışında hiçbir işe yaramaz. Biz, asla koruculara karşı düşmanca bir yaklaşım içerisinde değiliz. Bölgeye gittiğimizde, elinde silah bulunan korucuların yüzde 90’ının da bir çözüm, bir barış süreci gelişmesini istediklerini ve silahlarını bırakma karşılığında geçim güvencesi, istihdam güvencesi, toplumsal yaşama yeniden kazandırılmayla ilgili bir güvence istediklerini biliyoruz. Dolayısıyla, Hükümetinizin yapması gereken -bu konuda vermiş olduğumuz araştırma önergeleri de var- koruculuk sisteminin kaldırılarak artık bu çözüm-diyalog-müzakere aşaması için de somut bir adım beklentisini yerine getirmesi olduğu buradan belirtmek istiyorum.

Tabii, genel olarak sorunun sadece koruculukla ilgili değil, geçmişe yönelik, otuz yıllık çatışmalı sürecin bütün detaylarını inceleyecek şekilde bir hakikatleri araştırma ve adalet komisyonunun bir an önce kurulmasının da yine bu Meclisin önceliği olduğunu belirtmek istiyorum.

Bingöl’de şu anda işsizlik yüzde 20, göç yüzde 100. Anket yaparsanız barış isteminin yüzde 100 olduğunu göreceksiniz. Dolayısıyla, bu tehlikeli oyunlardan vazgeçin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Eğer Hükûmet politikası olarak uygulanmıyorsa, yereldeki idarecilerin inisiyatifiyle Hükûmetinizin bilgisi olmadan, bilgisi dışında bazı planlamalar yapılıyorsa da bu yereldeki idarecilerle ilgili soruşturma süreçlerini işletin diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Gündem dışı üçüncü söz, Şanlıurfa’da yaşanan elektrik sorunu ve çiftçilere ödenmeyen destekleme primleri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa ilimizde yaşanan elektrik sorunu ve Şanlıurfa çiftçilerimizin ödenmeyen destekleme primlerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Urfa’nın sorunlarıyla ilgili neden söz aldım? Ben Şanlıurfa’da dünyaya gelen, can suyunu Urfa’da alan bir milletvekili olmam sebebiyle (CHP sıralarından alkışlar) her ne kadar İstanbul milletvekili olsam da Anayasa uyarınca tüm ülkenin milletvekili olmamız nedeniyle Şanlıurfa’nın sorunlarını dile getirmek bizim boynumuzun borcu. Şanlıurfa’nın tüm sorunlarını da aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında çözüp, sorunsuz bir Şanlıurfa ilini yaratacağımız günleri özlemle, iple çekiyoruz.

“Şanlıurfa’nın sorunları nedir?” dediğimizde, bunları hemen başlıklar altında saydığımız zaman, Türk toplumunun yarısı geçimini tarımla sağlamaktadır. Ancak fabrikaların çoğunun hammaddesi de tarımdan elde edilmektedir. Buna karşın Türk çiftçimiz dünyanın en pahalı mazotunu kullanmakta, en pahalı gübresini kullanmakta, en pahalı zirai ilacını kullanmakta.

Şanlıurfa’ya özgü olarak… Tabii önceki Sayın Sağlık Bakanımız Akdağ da burada bugün. Türkiye’de nüfus oranının az artışından Hükûmet hep şikâyet eder. Evet, Türkiye’de nüfus artışının en yoğun olduğu illerin başında Şanlıurfa gelmekte; ancak nüfus artışına katkıda bulunan Şanlıurfa, AKP Hükûmeti tarafından cezalandırılmakta. Çocuk hastanelerinde her yatakta 3-4 tane çocuk aynı yatakta yatmakta. Bu anlamda siz, hem vatandaşa “Çocuk yapın.” diyeceksiniz hem 4-5 tane çocuğu aynı ranzada, aynı yatakta yatıracaksınız. Sağlıklı gelen çocuk dahi bir bulaşıcı hastalığa yakalanarak… Çocukları perişan ediyorsunuz, ölüme terk ediyorsunuz. Onun için öncelikle Şanlıurfa’da çocuk hastane sayısının yetersiz olması nedeniyle bunun artırılması gerekmektedir.

İkincisi, aynı şekilde çocuk artımıyla birlikte, doğum hastanesi… Şanlıurfa’da doğum nedeniyle Şanlıurfa’daki kadınlarımızı da mağdur etmektesiniz siz. Neden? Çünkü en fazla doğum oranı olan Şanlıurfa’da doğum hastanesi de yetersiz, kapasitenin artırılması gerekmektedir.

Şanlıurfa’da, pamuk destekleme primi ve diğer hububat destekleme primlerinin tamamı yüzde 30 azaltılmış durumda. Örneğin geçmişte hububat destekleme primi 1 ton mısıra verilirken, şimdi bunu 1 tondan 675 kilograma düşürdünüz. Buğdayı 600 kilogramdan 450 kilograma düşürdünüz. Pamuğu 550 kilogramdan 490 kilograma düşürdünüz. Bunun amacı ne? Türk köylüsünü bitirmek, köylüyü emperyalist, kapitalist ülkelere teslim etme amacını gütmektedir. Yani siz bir şey üretmeyin, siz tüketin, her şeyi dışarıdan alın. Vatandaşı üretim zincirinden koparıp tüketim zincirine doğru yol katetmektesiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Urfa’da -ben Urfalı olmam nedeniyle- biz bugüne kadar son otuz seneden beri deve görmedik ancak hayvan pazarına gittiğiniz zaman satılık develer çoğunlukta. Bu develer nereden geldi? Suriye’den kaçak yöntemlerle geldi ve hayvan fiyatları kaçak hayvan gelişi nedeniyle Urfalı vatandaşımız ve hayvan üreticimiz bu anlamda mağdur durumda.

Kaçak elektrikle ilgili; yazın elektrik kesilir, kışın elektrik kesilir. Şanlıurfa’nın kaderi midir sürekli elektrik kesintisiyle karşı karşıya kalması? Hatta geçen gün Kırlık mevkisinde, dört gün boyunca elektriğin kesik olduğu bir bölgemizde bunu söylediğimiz hâlde Bakanlık bunu ciddiye almadı... Elimde bir muhtarımızın göndermiş olduğu mektubu okuyorum: “Ben Şanlıurfa ili Suruç ilçesi Yukarı Yaylatepe ve Yukarı Ataklar, Sultanköy mahalle muhtarıyım. Bizim köyümüzde, efendim, içme suyumuz yok, kuyu sularını çekiyoruz. Okulumuzda 50-60 kişi ancak aynı sınıfta okur. Köylerimizin sürekli yolları çamur içerisinde ve bu öğretim sorunu, eğitim sorunu…” Urfa’da öğrenciler her bir sınıfta 50-60 kişi eğitim görmekte. Öğretmen kadrosu eksik, doktor kadrosu eksik. Aynı zamanda TOKİ orada yatırım yapmıyor, TOKİ boş arsaları satıyor, vatandaşa ucuz konut üretmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sosyal devlet olan bir ülkede TOKİ’nin ucuz konut üretmesi gerekirken arsa satışı yapması TOKİ’nin kuruluş yasasına da aykırıdır.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanal.

Hükûmet adına Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Yılmaz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gündem dışı konuşmalarda doğu, güneydoğuda bulunan illerimizden Bingöl ve Şanlıurfa’yla ilgili bazı görüşler, öneriler ifade edildi. Onlarla ilgili kısaca ben de bir değerlendirme yapmak istiyorum. Geçmişte tabii, uzun yılların ihmaliyle aslında, bu bölgelerimiz maalesef Türkiye ortalamalarının altında kalmış bölgeler. Coğrafi şartlardan Türkiye'nin ticaret yaptığı bölgeler itibarıyla karşı karşıya kaldıkları duruma kadar birçok faktör tabii, bu bölgelerdeki kalkınmayı, gelişmeyi etkilemiş. Ancak AK PARTİ iktidarları döneminde doğuya, güneydoğuya gerçekten son derece büyük bir önem verildi. Özellikle kamu yatırımlarında bu bölgelerimiz cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar ciddi anlamda yatırımlarla karşılaştı.

Şanlıurfa ilimiz GAP bölgemizin bir anlamda başkenti, orada birçok yatırım gerçekleştiriyoruz -Sayın Vekilimiz de giderse kendisi de görür- mesela…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben daha geçen hafta oradaydım Bakanım, gel birlikte gidelim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - …Suruç’a özellikle gitmenizi tavsiye ederim. Suruç’ta 17 kilometre şu anda bir tünel inşa ediyoruz. Ana kanallar, değişik yatırımlarla Suruç Ovası’na inşallah hayat verecek bir proje olacak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mahalle muhtarının mektubu Sayın Bakanım, size vereceğim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Diğer taraftan, geçmişte yanlış sulamalardan dolayı Harran Ovası’nda 50 bin hektar alanımız maalesef tuzlanma tehlikesiyle karşı karşıya. O alanımızda da tarım reformuyla birlikte toplulaştırma çalışması yapıyoruz, eskiden yapılan bu yanlışı tamir ediyoruz, 50 bin hektarı inşallah yeniden ekonomiye kazandıracağız. Yeni projelerimizde de “vahşi sulama” dediğimiz yönteme hiçbir şekilde izin vermiyoruz. Tarla içinde basınçlı sistemlerle o tuzlanmaya yol açmayacak şekilde de projelerimizi yürütüyoruz.

Yine “Aşağı Mardin Ana Kanalı” dediğimiz ana kanalı inşa ediyoruz. Ceylânpınar tesislerinde sadece yer altı imkânlarıyla 50 bin hektar alanı sulu hâle getirdik. Şanlıurfa’da tarımsal faaliyetlerimiz yoğun bir şekilde devam ediyor, Tarım Bakanlığımız da bu bölgeye önemli destekler verdi. 2002 yılında sadece 110 milyon lira çiftçimize destek vermişiz Şanlıurfa’da, hâlbuki 2012’de bu 693 milyon Türk lirasına çıkmış. 6 kattan fazla yine tarımsal desteklerde bir artış söz konusu. 2003-2013 döneminde 4 milyar 174 milyon liralık bir tarım desteği sunulmuş çiftçilerimize, bu da önemli bir rakam.

Yine, kırsal kalkınma destekleri kapsamında katma değeri artırıcı projelere Tarım Bakanlığımız ilk defa bu dönemde destekler sunmuş. Bu kapsamda da 183 tarımsal sanayi tesisi tamamlanmış, bunlara da 41 milyon lira hibe desteği verilmiş. Ayrıca, 5.004 adet makine ekipman alımına 35,3 milyon liralık da bir hibe desteği vermişiz.

Yine, Harran Üniversitemize ciddi yatırımlar yapıyoruz; altyapısına, eğitime önem veriyoruz çünkü hızla gelişen bir nüfus söz konusu Şanlıurfa’da. Her yıl nüfusun hızlı bir şekilde arttığını görüyoruz. Biz de doğrusu eğitim ödeneklerimizde de Şanlıurfa ilimize özel bir önem veriyoruz, ödenekler aktarıyoruz.

Tabii bunların sonuçları hemen bir yılda alınmayabilir. Orta vadede çok daha fazla alacağız bu sonuçları.

Şanlıurfa ilimiz turizm, kültür turizmi anlamında da çok önemli değerler barındırıyor. Bu noktada da Kalkınma Bakanlığı olarak “cazibe merkezi” dediğimiz bir programı yürütüyoruz. Burada da tarihî dokuyu ortaya çıkaracak, geleneksel dokuyu ortaya çıkaracak şekilde yeni yapıları yıkıyoruz. Hem Kale civarında hem Halil İbrahim Dergâhı civarında bu çalışmaları yürütüyoruz. Yine “Halepli Bahçe” dediğimiz Roma Dönemi’nden kalma çok önemli mozaikler tespit edildi. Bunları değerlendirmeye dönük de bir açık hava müzesi çalışması Kültür Turizm Bakanlığımız kanalıyla yürütülüyor. Yani çok yönlü bir şekilde Şanlıurfa’nın kalkınması, gelişmesi için çalışmalarımızı devam ettiriyoruz.

Bingöl’de de aynı şekilde yine istihdamı artırmak, kalkınma sürecini hızlandırmak için çok sayıda kamu yatırımını gerçekleştiriyoruz. Şu anda âdeta bir şantiye hâlinde Bingöl. 2002 yılında sadece 5 kilometre duble yol varken Bingöl’de, bugün 130 kilometre duble yolumuz var. Hastanelerimizi yeniden inşa ediyoruz. Şu anda devlet hastanemiz inşa hâlinde. Ağız diş sağlığı merkezimiz inşa hâlinde. İlçelerimizde 50 yataklı hastanelerimiz Karlıova’da, Genç’te, Solhan’da -ikisinde inşa edildi, birinde de bitmek üzere- Adaklı’da, yine değişik ilçelerimizde bu çalışmaları yürütüyoruz.

Üniversitemize ciddi yatırımlar yapıyoruz. Neredeyse sıfırdan aldığımız üniversitemizi bugün 6.700 civarında öğrencisi olan, ciddi bir akademik kadrosu olan bir kampüs havasına kavuşturmuş durumdayız. Birkaç yıl içinde inşallah 10 bin kişiyi aşan bir öğrenci kitlesiyle Bingöl bir üniversite şehri hüviyeti de kazanmış olacak.

Yine, havaalanı inşaatı yapıyoruz. Bingöl nispeten ücra bir bölgede olduğu için, büyük merkezlere hızlı ulaşımı sağlamak, yatırımı teşvik etmek, aynı zamanda yine Bingöl dışında yaşayan çok sayıda hemşehrimizin daha kolay Bingöl’e erişimini sağlamak bakımından bu yatırımı da gerçekleştiriyoruz. İnşallah bu yıl içinde hizmet vermeye başlayacak. Iğdır’da yaptığımız gibi, Hakkâri’de, Şırnak’ta yaptığımız gibi, geçmişte hiç düşünülmeyen yatırımları gerçekleştiriyoruz. Ayrıca, Bingöl’de yine istihdama dönük olarak bilişim sektöründe çağrı merkezleri getirdik. İki tane şu anda Bingöl merkezde çağrı merkezimiz var. Genç kızlarımız ağırlıklı olmak üzere 800’e yakın bir istihdam sadece bu çağrı merkezleri kanalıyla oluşturulmuş durumda.

Hayvancılık önemli Bingöl’ümüz için. Bu çerçevede, Et ve Balık Kurumumuz yıllardır yıpranmış, eskimiş bir yapıya sahipti, onu da yeniden âdeta imar ediyoruz. Birkaç ay içinde o çalışmalarımız da bitmiş olacak ve özellikle hayvancılık sektörüne bunun ciddi bir katkısı olacağını düşünüyoruz. Burada yine Bingöl kavurmasını markalaştırıp topluma sunma yönünde de çalışmalar yürütüyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Korucu istihdamına bir açıklık getirin.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Ayrıca sulamalar önemli. “Gülbahar” isminde bir barajımız vardı, yıllarca iz ödenekte kalmış bir barajdı. Onu da son yıllarda tekrar canlandırdık, inşallah kısa bir süre içinde bitireceğiz.

Ayrıca, “Kale Göleti” dediğimiz Karlıova bölgemizde bir göletimizin de ihalesini tamamladık, yakında çalışmalar başlayacak. Diğer bölgelerimiz, yörelerimiz için de benzer nitelikte çalışmalar yapıyoruz.

Doğal gaz, tabii, Doğu Anadolu için önemli. Bu konuda, Bitlis, Muş, Bingöl illerini kapsayan ve ileride Tunceli’ye kadar gidecek olan hattın ihalesini gerçekleştirdik. Mühendislik çalışmaları bitti, yapım ihalesi bitti ve o da önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek diğer önemli bir proje.

Çok sayıda başka projemiz var ama Meclisimizin çalışma süreleri açısından fazla da uzatmak istemiyorum. Bizim de tek amacımız, bu bölgelerimizde huzur, güven ortamı içinde istihdamı arttırmak, kalkınma sürecini hızlandırmak ve vatandaşımızın layık olduğu hizmetleri en iyi şekilde vermektir. Bunu da yapmak için elimizden gelen bütün gayreti sarf ediyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Bakan, bu korucu kadroları için bir şey söylemediniz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Bu vesileyle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi uyarınca, ileri sürmediğim bir görüşü bana atfederek ileri sürmüştür. İzin verirseniz çok kısa bir açıklama yapmak isterim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne görüş ileri sürdü? Hangi görüş?

BAŞKAN – Sizin söylemediğiniz bir şey mi söyledi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet. Şanlıurfa’yla ilgili  efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Değerli Bakan, bizim daha önceden Harran ören yerinin temizliği, çevre düzenlemesi, bakımı, restorasyonu, bilgilendirme yön levhaları, düzenli olarak, bu eksiklerin hepsi duruyor, hâlen giderilmedi. Turizm açısından, Şanlıurfa’da bulunan turistik alanların hiçbirinde ne içme suyu var ne tuvalet var ne temizlik var ve o turistik olan bölgelerle ilgili yollarda tabela dahi yok. Önceki Kültür ve Turizm Bakanımız burada. Bu konuları kendisiyle de ben şifahen görüştüğümde “Evet, bu eksikleri telafi edeceğiz.” demişti. Hâlen bu eksikler devam ediyor.

Şanlıurfa’yla ilgili, üniversitenin bulunduğu bölgede, üniversitedeki öğrencilerimiz ulaşım açısından büyük bir sıkıntı yaşamakta. Orada 15 bin öğrencimiz var ancak okulun şehre uzak olması nedeniyle, ulaşım sıkıntısı sebebiyle öğrenciler, ya derse geç gitmekte ya gidememekte, büyük bir sıkıntı yaşanmakta. Siz nasıl hazineden Ankara’ya, İstanbul’a metro, tramvay yapıyorsanız, aynı şekilde Şanlıurfa’ya da yapmanızı istirham ediyoruz.

Sizin Şanlıurfa’da aldığınız milletvekili sayısı, nüfusa oranlama yaptığınız zaman, İstanbul’dan, Ankara’dan daha fazla. Yani Şanlıurfa’yı siz  cebinizde keklik mi görüyorsunuz? Ama Şanlıurfalılar da bunun farkında. Gerçekten, oyu alıyorsunuz, hizmeti vermiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Şanlıurfa Kalesi’nden Balıklıgöl’e teleferik niye yapmıyorsunuz? Yani orayı bir turizm şehri hâline niye getirmek istemiyorsunuz? Gerçekten, hem inanç turizmi açısından hem teleferiğin, turizmin Urfa’ya getirebileceği katkılar açısından bunları görmezlikten geliyorsunuz ve Urfa’nın hak etmiş olduğu bu hizmeti vermiyorsunuz. Urfalı kötü yönetime layık değil. Gerçekten, Urfa açısından bir talihsizlik söz konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen belediye başkanı ol Mahmut Bey oraya, bu hizmetleri yaparsın.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Aynı şekilde, temiz suyla ilgili, hâlen Şanlıurfa kuyu sularından su içiyor. Yani 81 ilimizden hangi ilimiz şu anda kuyulardan su içiyor?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bingöl’le ilgili, Sayın Bakanımız bazı açıklamalar yaptı. Genel Kurulun bilgilenmesi açısından ben de birkaç husus için kısaca söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken, siz de düzeltin.

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın Bingöl’le ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, biz bugün çok özgün bir konuyu burada Genel Kurula getirdik. Bingöl’deki korucu kadrolarıyla ilgili, “Bini aşkın bir korucu kadrosu yeniden AKP Hükûmeti tarafından Bingöl köylülerine dayatılıyor. Bu ne anlama geliyor?” dedik. Yani “Bir taraftan ‘müzakere’, ‘diyalog’, ‘barışın yolu’ diyorsunuz, diğer taraftan bu korucu kadrolarını götürüp köylülere dayatıyorsunuz. Köylülere ‘Bunların içerisinden özel tim ekipleri oluşturacağız.’ diyorsunuz. Bunun anlamı nedir?” diye sorduk. Burada, maalesef, Sayın Bakan bu sorduğumuz sorulara cevap vermedi. Oysaki Bingöl halkı bu sorunun cevabını bekliyor ve bu sorunun cevabının önümüzdeki süreç açısından da belirleyici olacağına inanıyor. Yoksa biz Bingöl’deki yatırım, istihdam, Hükûmetinizin yapmış olduğu genel hizmetler açısından sürekli Genel Kurulu bilgilendiriyoruz. O konuyla ilgili buraya gelip tekrar bilgilendirmeler de yaparız ama Sayın Bakan burada Gülbahar Barajı’yla ilgili, havaalanıyla ilgili şeyler söyledi, bunlar doğru değil.

Gülbahar Barajı’na on yedi yıldır başlanmış ve hâlâ bitirilememiş. On yılı da sizin Hükûmetinizin ve son kaç yılında da sizin Bakan olduğunuz bir döneme tekabül ediyor. Havaalanına on yedi yıl önce başlanmış, on yedi yıl içerisinde neredeyse Türkiye’de belki havaalanı yapılmayan kent kalmadı ama hâlâ Bingöl’de bitirilememiş bir aşamada duruyor.

Tarımla ilgili söylediğiniz şeyler… Yani bugün Bingöl’ün köylerine gidelim -geçen hafta ben oradaydım- saman fiyatından, yolların kapalı olmasına kadar, tarım çiftçisinin, Bingöl köylüsünün yaşamış olduğu sıkıntıları Sayın Bakan buraya gelip açıklıkla dile getirebilir. Hayvancılıkta özellikle 90’lı yıllardan önce kamyon kamyon ithalat yapan bir kent, şu anda hayvancılıkta neredeyse son sıralara gelmiş durumda. Yani bunları detaylarıyla buraya getiririz, o sorun değil ama bugün özellikle bu korucu kadrolarının ne anlama geldiğini ve önümüzdeki süreç açısından da Hükûmetinizin politikası olup olmadığını dile getirdik. Bu konuyla ilgili herhangi bir cevap da almadık.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

Gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerimize İç Tüzük 60’a göre bir dakika söz vereceğim.

Sayın Tüzel, buyurunuz.

 

2.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, çalışma dünyasında iş cinayetlerinin son bulmasını dilediğine ilişkin açıklaması

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; iş cinayetlerini unutmayalım diyorum. Hafızalardan değil, iş yerlerinden, çalışma hayatından silelim. Dün Antep’teki patlama bu alanda her şeyin yerli yerinde durduğunu, işveren, sermaye ve Hükûmet cephesinin parmak kımıldatmadığını gösteriyor.

Bugün, 2008’de Davutpaşa’da maytap atölyesindeki patlamanın yıl dönümü. 21 kişinin öldüğü bu patlama sonrasında hâlen adalet gerçekleşmedi. Son mahkemeye sunulan Danıştay raporu, belediye başkanlarının, Çalışma Bakanlığının, BEDAŞ’ın sorumluluğunu gösteriyor. Bakalım gerçek suçlular yargılanacak mı?

3 Şubat 2011’de OSTİM’de gerçekleşen ve 11 emekçinin öldüğü patlamanın da yıl dönümü. Benzer körlük, kayırma ve adaletsizlik burada da yaşanıyor.

Atölyelerden, ocaklardan, fabrikalardan iş cinayetlerine yol açan patlamalar istemiyoruz. İş cinayetlerine, doğal gaz felaketlerine, ocak göçüklerine, yurttaşlarımızın canını alan her tür patlamalara dur demek için yurttaşlar ve vekiller olarak sesimizi yükseltelim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Sayın Yeniçeri…

 

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade’nin doğumunun 129’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk milletinin öyle evlatları vardır ki millet her dara düştüğü zaman, onların mücadelesi, yılmazlığı, korkusuzluğu nesillerin yürüyeceği yolda bayrak olmaktadır. Bu mümtaz şahsiyetlerden birisi de Türk milletinin büyük evlatlarından Bakü doğumlu Mehmet Emin Resulzade’dir.

Mehmet Emin Resulzade yüz yirmi dokuz yıl önce Bakü’de dünyaya gelmiştir. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır. Hayatını Türk milletinin bağımsızlığına adayan Mehmet Emin Resulzade, insanlara hürriyet, milletlere istiklal şiarıyla hareket ederek esir milletlere de yol göstermiş bulunmaktadır. Mehmet Emin Resulzade’nin hürriyet, hak, Azerbaycan ve Türk milleti için mücadeleyle geçen ömrü, 1955 yılında Ankara’da son bulmuştur. “Bir kez yükselen bayrak bir daha yere inmez.” sözü, ölümünden sonra, Azerbaycan’da onun göndere çektiği bayrağın yeniden yükselmesiyle bir gerçek olmuştur.

Ruhu şad, mekânı cennet, davası payidar olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Ağbaba…

 

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün çalışma süresi yerine eğitim durumunu göz önüne alarak kadroya alma çalışmaları yaptığına ve bunun haksız bir uygulama olduğuna ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Devlet Demiryollarında çalışan geçici işçilerin sorunlarını daha önce buradan dile getirmiştim. İşçiler bazen bir ay, bazen üç ay çalışarak evlerine ekmek götürmeye çalışıyorlar, hastalandıklarında hastaneye bile gidecek para bulamıyorlar. Malatya’da bulunan Devlet Demiryolları 5. Bölge Müdürlüğüne bağlı 847 işçi geçici olarak çalışıyor.

Geçmiş yıllarda, en çok gün çalışan işçiden başlamak üzere bu işçiler azar azar kadroya alınıyorlardı. Şimdi, Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü tarafından yapılan bir çalışma var. Genel Müdürlük, geçici çalışan işçilerden lise mezunlarını kadroya almaya hazırlanıyor. Yani en uzun süre çalışanı değil, eğitim durumunu kriter alarak kadro vermeye hazırlanıyor. İki bin gün çalışmış, ilkokul mezunu bir geçici işçi kadroya giremezken iki yüz gün çalışan işçi kadro almaktadır. İlkokul ve ortaokul mezunları bu haksız uygulamaya karşı sitem ediyorlar.

Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün, tepki çeken bu uygulamasından vazgeçmesini, büyük zorluklarla yaşam mücadelesi veren geçici işçilerin tamamının kadroya alınmasını talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Aygün…

 

5.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, velilere dilekçe verdirmek suretiyle romanların soruşturmaya tabi tutulmasına ilişkin açıklaması

 

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, çok teşekkürler.

4+4+4’le eğitimi çağdaş normlardan uzaklaştıran Hükûmet şimdi de velilere sözde dilekçeler verdirmek yoluyla, il millî eğitim, ilçe millî eğitim müdürlükleri aracılığıyla, insanlık hazinesinin ortak mirası olan romanları soruşturmaya tabi tutuyor.

Kısa bir zaman evvel, Vasconcelos’un “Şeker Portakalı” romanı müstehcen bulunarak soruşturmaya uğratılmıştı. Geçtiğimiz hafta da ünlü yazar Amin Maalof’un “Semerkant” romanıyla ilgili, bir velinin şikâyeti üzerine sözde soruşturma başlatılmış.

Tabii, Başbakan eline laptopu alıp solcu öğrencileri, ODTܒlüleri… “Biz bilgisayarla yeni nesilleri yetiştiriyoruz.” yalanını çok sık tekrarlıyor. Velilere dilekçe verdirmeye gerek yok, Türkiye’yi eğer bin yıl öncesine çekmek istiyorsanız açık açık yapın ama Amin Maalof’u okursanız, gerçekten, biraz insanlıktan, insanlık değerlerinden haberdar olursunuz.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

Sayın Tanal…

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Atatürk Barajı’na sınırı olan il ve ilçelerdeki belediyelerde arıtma tesislerinin ne zaman kurulacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çevre kirliliğini engellemek için, temiz bir dünya için, temiz bir su için, temiz bir çevre için Atatürk Barajı’na sınır olan tüm il ve ilçelerde arıtma tesisi kurulmamıştır. Sayın Bakanlık, acaba bu Atatürk Barajı’na sınır olan il ve ilçelerdeki belediyelerde arıtma tesisi ne zaman kurulacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Öğüt…

 

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Büyük Endüstriyel Kazaların Kontrolü Hakkında Yönetmelik’in yürürlük tarihinin 18 Temmuz 2012’den 1 Ocak 2014’e ertelenmesinin nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

31 Temmuz 2012 tarihinde yayınlanan bir yönetmelikle, Büyük Endüstriyel Kazaların Kontrolü Hakkında Yönetmelik’in yürürlük tarihi 18 Temmuz 2012 tarihinden 1 Ocak 2014 tarihine ertelenmiştir.

Söz konusu yönetmelik, tehlikeli maddeler bulunduran kuruluşlarda büyük endüstriyel kazaların önlenmesi ve olası kazaların meydana gelmesi hâlinde gereken yaptırım ve sınırlamaları tanımlamaktadır. Ne var ki iş kazalarıyla ilgili her defasında gerekli önlemlerin alınacağı ve yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılacağı sözünü yineleyen Hükûmet, samimi ise neden söz konusu yönetmeliği erteleme gereği duymuştur?

Afyon’da mühimmat patlaması sonucu 25 askerimizin şehit olması, Davutpaşa’daki patlama, Gökdere’deki HES inşaatında yaşanan patlama sonrası 11 işçinin hayatını kaybetmesi, büyük çevre felaketine yol açan Yalova’daki AKSA tesislerindeki yangın ve son olarak Antep’te meydana gelen patlamada yaşamını yitiren 8 kişi Hükûmet için ne ifade ediyor? Bu ölümler sadece istatistiki bir sayı olarak mı kalacaktır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Sarıbaş…

 

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinin bazı köylerini ilçeye bağlayan tek ulaşım noktası olan Ahmetçeli Köprüsü’nün yoğun yağışlar nedeniyle 2012 Aralık ayından beri kullanılamaz durumda olduğuna ve hâlen onarılmadığına ilişkin açıklaması

 

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çanakkale ili Bayramiç ilçesine 15 kilometre uzaklıktaki Ahmetçeli, Pıtıreli, Pazarköy, Saçaklı, Doğancı, Zerdalilik ve Zeytinli köylerini ilçeye bağlayan tek ulaşım noktası olan Ahmetçeli Köprüsü, Aralık 2012 başında yağan yağmurlar nedeniyle ağır hasar görmüş ve geçilemez hâle gelmiştir. İlçeyle 7 köyü birbirinden ayıran Karamenderes Çayı üzerindeki köprü kullanılamaz hâle gelmiş ve köylerimiz çok mağdur kalmıştır. Aradan yaklaşık üç ay gibi bir süre geçmesine karşın, kullanılmayan köprü, henüz tamir edilmediği gibi, yenisinin yapılmasına da başlanmamıştır. Bunun için sağlık, öğretim, tüm ihtiyaçlarının ve mağduriyetlerinin önlenmesi ve kış koşullarında… Bu kadar insanın, 7 köyümüzün suçu nedir? Ve bir an önce, bu 15 kilometrelik, Bayramiç ilçesine bağlı olan köprünün ne zaman yapılıp…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Yılmaz…

 

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Adana’da 70 yaşındaki çiftçi Hasan Şahin’in borçlarından dolayı cinnet geçirerek kızını ve karısını öldürerek intihar ettiğine ve bölgede bu tür vakaların arttığına ilişkin açıklaması

 

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İki gün önce Adana’da, 70 yaşındaki çiftçi Hasan Şahin, gelen hacizlerden, ödenemeyen borçlardan cinnet geçirerek, engelli kızını ve karısını öldürerek, kendisi de balkondan atlayarak intihar etmiştir. Önce başsağlığı diliyorum. Bu tür vakalar bölgemizde hızla artmaktadır çünkü çiftçilerimiz perişan, işsizlik rekor seviyede, ödenemeyen çekler, senetler had safhaya ulaşmış, kredi kartları hızla artmaktadır. On yıllık iktidarı döneminde AKP’nin Adana’yı getirdiği durum ortadadır. Ekonomi ve Kalkınma Bakanları buradayken de Adana’ya yapılan bu uygulamalardan bir an önce vazgeçilerek yatırımların artırılmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Çelik…

 

10.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, olumsuz kış koşullarının devam ettiği serhat illeri ile Muş ilinde tarım ve hayvancılığın da bitme noktasında olduğuna ve bu bölgelerdeki halkın zor durumda olduğuna ilişkin açıklaması

 

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genelde serhat illeri, özelde ise Muş ilinde olumsuz kış koşulları olanca şiddetiyle devam ediyor. Bölge illerinin gayrisafi millî hasıladan aldığı pay dikkate alındığında, tarım ve hayvancılığın da bitme noktasına geldiği göz önünde bulundurulduğunda, yaşanan acıyı tüm çıplaklığıyla görmek neredeyse insanın yüreğini acıtacak düzeydedir. Yem ve samanın bulunmadığı, bulunsa bile pahalı olduğu bilinmektedir. Beyaz samanın kilosunun 1 lirayı geçtiği günlerden geçiyoruz. Buna karşın, hayvan ticaretinin durduğu, satmak istediğinizde neredeyse bedavaya gidecek bir seviyeye indiğinin muzdaripliği içindedir bölge halkı. Bu durumu Genel Kurulun dikkatine sunuyor, saygılar diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Sayın Canalioğlu…

 

11.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Hükûmetin Afyonkarahisar’daki askerî cephaneliğin patlaması olayını bir an önce aydınlatması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bilindiği gibi, Afyonkarahisar’da askerî cephaneliğin patlaması sonucu 25 evladımız şehit olmuştu. 5 Eylülden bu yana geçen sürede şehit aileleri ve kamuoyu hâlen patlamanın sebebini merak etmektedirler ve varsa sorumluları hakkında yapılan işlemleri ve bilirkişi raporlarının açıklanmasını beklemektedirler. Devletimizin ve Hükûmetimizin görevi de bu olayı bir an önce aydınlatmak ve bir nebze de olsa şehit ailelerimizi rahatlatmaktır.

Trabzon ilimizden de şehit olan Onur Fikret Dülger’in babası Zekai Dülger ve ailesi de ve diğer şehit aileleri de bu konunun bir an önce aydınlatılmasını beklemektedirler, bize düşen görev de bu konuyu bir an önce aydınlatmaya çalışmaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canalioğlu.

Sayın Yılmaz…

 

12.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak Sağlık Meslek Lisesi çalışanlarının konut edindirme yardımlarını alabilmeleri için gerekli yardımın yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 662 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de düzenleme yapılarak KEY ödemeleri, konut edindirme yardımlarının ödenmesi, hak sahiplerine iadesiyle ilgili yeni bir düzenleme olmuştur. Bu düzenleme çerçevesinde, 31/12/2012 tarihine kadar bütün eksikliklerin tamamlanması ve hak sahipleri listesinin belirlenmesi gerekmektedir. Ancak, Uşak Sağlık Meslek Lisesindeki çalışanlar, 1997 yılında Sağlık Bakanlığına devredilmiş olduklarından dolayı, onların mali dosyaları kaybolmuş olduğundan dolayı bu listelerde yer alamamışlardır ve alacaklarını alamamayla karşı karşıyadırlar. Onlarla ilgili, burada, ben Sayın Hükûmet yetkililerine talepte bulunuyorum. Uşak Sağlık Meslek Lisesi çalışanlarıyla ilgili, konut edindirme yardımlarını alabilmeleri için gerekli yardımın yapılması gerektiğini düşünüyoruz çünkü bunların hepsi memur ve orada çalıştıkları belli. Konut edindirme yardımına ilişkin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yılmaz.

Sayın Özdağ…

 

13.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Manisa’nın Salihli ilçesinin Yeşilova ve Beylikli köyleri arasında ulaşımı sağlayan köprünün projesiz olarak yapılmasından dolayısıyla yağışlara dayanamayarak yıkıldığına ve şu anda su seviyesi yüksek olduğu için köprü onarımının yapılamadığına ilişkin açıklaması

 

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – 29 Ocak 2013 tarihinde Manisa CHP milletvekili, Salihli ilçesi Yeşilova ve Beylikli köylerinde meydana gelen sel felaketini ve sıkıntıları dile getirmiştir.

27 Ocak 2013 tarihinde yoğun kar yağışı nedeniyle meydana gelen selde Salihli ilçesi Yeşilova köyü ve Beylikli köyü arasında ulaşımı sağlayan köprü yıkılmıştır. Bu köprü, 1997 yılında Beylikli ve Yeşilova köylülerinin kendi imkânlarıyla, projesiz olarak, menfez şeklinde yapılmıştır, dolayısıyla da yağışlara dayanamamıştır. Şu an su seviyesi çok yüksek olduğu için köprünün onarılması bir süre sonra yapılacaktır. Açıklığı çok fazla olan Alaşehir Çayı gibi yerlere, projesiz, bu tip köprüler yerine, kazık temel üzerine betonarme köprü yapılması gerekmektedir.

Yetkililer ilgilenmektedirler. Hayvanların geçişini sağlamak amacıyla geçici bir asma köprü inşa edilmektedir. Ayrıca, Başbakanlık AFAD’dan 200 bin TL il AFAD’a aktarılmıştır. Kalıcı köprü de bir an önce yapılacaktır.

Yıkılan köprü üzerinden geçirilen Yeşilova köyü içme suyu isale hattı bu sel felaketinde zarar görmüştür. Yeşilova köyünün içme suyunu sağlayan isale hattı da il özel idaresi ve muhtarlık iş birliğiyle sel felaketinden bir gün sonra onarılmış olup köyümüz içme suyuna kavuşturulmuştur. Yeşilova köyüne ilave içme suyu temin etmek amacıyla içme suyu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdağ.

Sayın Kaplan…

 

14.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak ilinde bir çim sahada heyelan sonucu duvarın yıkıldığına ve birçok yerin de aynı tehlikeyle karşı karşıya olduğunu müşahede ettiklerine ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pazar akşamı Şırnak’ta bir çim sahada duvarın heyelan sonucu yıkılmasında 7 yurttaşımızı kaybettik. Allah’tan rahmet diliyoruz. Yaralılar vardı, şifalar diliyoruz.

Gerçekten, heyelan bölgesi olan şehirde, sadece çim sahanın değil, devlet hastanesinin, üniversitenin, yapılan TOKİ binalarının ve birçok resmî kurumun da aynı tehlikeyle  karşı karşıya olduğunu maalesef müşahede ettik.

Kurtarma, yardım çabaları içinde olanlara buradan teşekkür ediyoruz ve halkımızı yalnız bırakmayan herkese teşekkür ediyoruz. Ortak bir duyarlılıkla bu konuda Hükûmeti daha da ilgili olmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Özel…

 

15.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yer altı sularının ön ödemeli sayaç takılmak suretiyle ücretlendirilmesi konusuna ilişkin açıklaması

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uzun süredir Manisalı köylülerimizi yer altı sularının ön ödemeli sayaç takılmak suretiyle ücretlendirilmesi konusu son derece tedirgin etmekteydi, özellikle şubat ayına kadar 2.500 TL tutarındaki bu sayacı takmayanların sondajlarının, artezyen kuyularının kapatılacak olmasından son derece rahatsızdılar. Bu konuda bir kanun teklifi vermiştim.

Bugün sabah, Tarım Komisyonunda kanun teklifim iktidar partisine mensup milletvekillerinin kanun teklifiyle birleştirildi. Tüm önergelerimize rağmen, bizler “Bu sayaç bedellerini, montaj ve sigorta ücretini DSİ ödesin.” derken, iktidar partisi sadece bu süreyi uzatmayı tercih etti. Cumhuriyet Halk Partisi çiftçiyi rahatlatmaya çalışırken AKP sadece seçimi atlatmaya çalıştı.

Bunu tüm çiftçilerimizin dikkatine sunmak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Oğan…

 

16.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır Havaalanı’nda sis cihazı olmadığı için uçakların inemediğine ve Iğdır halkının mağdur durumda olduğuna ilişkin açıklaması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hükûmeti tebrik ediyorum yeni bir uygulama başlattıkları için. Artık “yazlık havaalanı”, “kışlık havaalanı” tabiri Türk literatürüne girmiş durumdadır. Iğdır Havaalanı yazlık havaalanı sınıfına dâhildir çünkü kış ayları girdiğinden beri, yeni açılan bir havaalanı olmasına rağmen, maalesef ki yazlık havaalanı sınıfında kalmış ve uçaklar inememektedir sis cihazı olmadığı için.

Bu konuda Hükûmetten bir açıklama bekliyoruz. Daha önce bütçede ilgili Bakana söylediğimizde “Çok ucuz bir şey, hemen alırız.” demişti ama Iğdır halkı hâlâ mağduriyet içerisinde. Bu “yazlık havaalanı” kavramına Sayın Bakan bir açıklama getirecek mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Oğan.

Sayın Ünüvar…

 

17.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade’nin doğumunun 129’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, bugün “Yükselen bayrak bir daha inmez.” deyişiyle gönüllere taht kuran Mehmet Emin Resulzade’nin doğumunun 129’uncu yıl dönümüdür. Mehmet Emin Resulzade, Azerbaycan’ın kurucu cumhurbaşkanıdır ama bütün Türk dünyasına mal olmuş bir devlet adamıdır. Kaldı ki Türkiye ve Azerbaycan’ın herhangi birinin değeri, bir diğeri için de aynı anlamı ifade eder.

Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı olarak, bu çerçevede Türk dünyası için unutulmaz bir şahsiyet olan Mehmet Emin Resulzade’nin doğum yıl dönümünü kutluyor, kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünüvar.

Sayın Eryılmaz…

 

18.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Türkiye-Suriye sınırında her türlü kaçakçılığın yapıldığına ve sınır bölgesinde ciddi bir asayiş ve güvenlik sorunu yaşandığına ilişkin açıklaması

 

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye-Suriye sınırı tam anlamıyla kevgire dönmüş durumda. Her türlü kaçakçılığın yapıldığı bir sınır konumuna dönüşmüştür. Bu nedenle, sınırda ve bölgede ciddi bir asayiş ve güvenlik sorunu yaşanmaktadır. Bölgede vatandaşlarımız can ve mal güvenliğinden endişe eder bir hâle gelmiştir. Nitekim, Türkiye’nin değişik bölgelerinde yaklaşık 200’e yakın araç çalınarak ya da kiralama adı altında alınarak Suriye’ye kaçırılmıştır. Bu araçlar sınırdan nasıl geçmiştir? Vatandaşlarımız bu araçlarına ulaşmak istediğinde, Suriyeli muhalifler, bunun karşılığında para talep etmektedir. Bu araçların bir kısmı ise kapıları sökülerek kaçakçılık ve savaşta kullanılmaktadır.

Vatandaşın mal güvenliğini korumakla görevli olan Hükûmetin, vatandaşlarımızın uğradığı bu zararları nasıl karşılamayı düşündüğünü merak ediyoruz. Vatandaşlarımız da özellikle bu konuda Hükûmetin bir tedbir almasını talep ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eryılmaz.

Sayın Doğru…

 

19.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade’nin doğumunun 129’uncu yıl dönümüne ve Tokat’ta çiftçi ve hayvan üreticilerinin çok zor durumda olduklarına ilişkin açıklaması

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben de Azerbaycan’ın ve Türk dünyasının çok büyük şair ve yazarı Mehmet Emin Resulzade’yi doğum yıl dönümünde bir kez daha anıyorum. Kendisine minnet ve şükranlarımızı sunuyorum, Allah’tan rahmet diliyorum.

Ayrıca, Tokat’ta çiftçi ve hayvan üreticileri şu anda çok zor durumdadır. Özellikle çiftçi kardeşlerimiz, hayvan üreticileri üretimden tamamen vazgeçme durumuyla karşı karşıyadırlar. Hayvan üreticileri ellerinden hayvanlarını çıkartmakta ve kendilerine neredeyse saman bile alamamaktadırlar; bundan dolayı da acil olarak Hükûmetin bu yönlü olarak desteği beklenmektedir. Ayrıca, çiftçi üreticileri de mazot fiyatlarının, ilaç ve gübre fiyatlarının çok yüksek olması münasebetiyle çok zor anlar yaşamaktadırlar, hatta bazılarının traktörlerinde mazot dahi bulunmamaktadır; bu yönlü olarak da mazot fiyatlarının düşürülmesi ve çiftçilerin kullanmış olduğu mazotta KDV ve ÖTV’nin sıfırlanması beklenmektedir.

Bunu ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Topcu…

 

20.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, atanamayan öğretmenlerin sorunlarına ve öğretmenliğin saygı duyulur bir meslek hâline getirilmesini dilediklerine ilişkin açıklaması

 

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkan.

Bugün özellikle atanamayan öğretmenlerin sorunlarıyla ilgili olarak konuşmak istiyorum. Bu sorunların çözülmesini istiyoruz. 200 bine yakın atanamayan öğretmen var, bunların hepsi atamayı bekliyor ama şu anda mağdur edilmiş durumdalar kendileri, çünkü sınav süreleri, aldıkları puanların geçerlilik süreleri yalnızca bir yıla indirildi, bu da bir mağduriyet durumu ortaya çıkarmış. Eskiden bu sınavların iki yıl geçerliliği vardı ama şu anda bir yıl. Bunların dikkate alınmasını istiyoruz. Aynı zamanda teknik öğretmenlerin de bu durumdan ortaya çıkan mağduriyetlerinin giderilmesi ve öğretmenlerin hak ettikleri konuma ve itibara gelmeleri ve saygı duyulur bir meslek hâline gelmesini, öğretmenlik mesleğinin özellikle saygı duyulur bir meslek hâline getirilmesini diliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Topcu.

Sayın Çıray…

 

21.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Hükûmetin, İsrail uçaklarının hiçbir provokasyon olmadan Suriye’yi bombalamasını kınayıp kınamadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, İsrail uçakları Suriye’yi hiçbir provokasyon olmadan bombaladılar. Bu durumda bizim Hükûmetin uyguladığı siyaset ile İsrail’in uyguladığı siyaset paralelmiş gibi görünüyor. Acaba Hükûmet bu saldırıyı kınıyor mu, yoksa İsrail’le aynı paralelde düşünüyor mu düşünmüyor mu, onu öğrenmek istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çıray.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Komisyonlardan istifa önergeleri vardır, okutuyorum:

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/89)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim. 30.1.2013

                                                                                                                                   Cevdet Erdöl

                                                                                                                                        Ankara

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

 

2.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın, Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/92)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğinden istifa ediyorum.

Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                  Necdet Ünüvar

                                                                                                                                        Adana

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 21 milletvekilinin, Diyarbakır’ın Sur ilçesi İçkale mevkisinde eski cezaevi çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkan cesetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/488)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Diyarbakır Sur İlçesi İçkale eski cezaevi çevresinde yapılan kazılarda çıkan cesetler ile ilgili Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Altan Tan                                                    (Diyarbakır)

2) Pervin Buldan                                             (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                              (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                  (Muş)

5) Murat Bozlak                                               (Adana)

6) Halil Aksoy                                                 (Ağrı)

7) Ayla Akat                                                    (Batman)

8) İdris Baluken                                              (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                              (Bitlis)

10) Emine Ayna                                               (Diyarbakır)

11)Nursel Aydoğan                                          (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                                   (Hakkâri)

13) Esat Canan                                               (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                   (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                         (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                         (Kars)

17) Erol Dora                                                  (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                         (Mersin)

19) Demir Çelik                                               (Muş)

20) İbrahim Binici                                           (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                 (Van)

22) Özdal Üçer                                                (Van)

Gerekçe:

Diyarbakır Sur ilçesi İçkale mevkisinde Kültür ve Turizm Bakanlığının restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

Bu çerçevede yürütülen kazılarda Diyarbakır eski cezaevi dış duvarlarının çevresinde bugüne kadar 19 cesede ait kemik ve kafatasları bulunmuştur.

İlgili bölgedeki kazılara hâlen devam edilmekte ve kazılar sürdükçe de bulunan ceset sayısı artmaktadır.

Bulunan cesetler herhangi bir dinî inanca (Hristiyan, Müslüman, Yezidi vd.) göre değil gelişigüzel ve üst üste gömülmüş vaziyette bulunmuştur.

1990'lı yıllarda gözaltına alındıktan sonra kaybolan ve kendilerinden bugüne kadar haber alınamayan çok sayıda kişinin öldürüldüğü ve söz konusu bölgeye gömüldükleri ile ilgili halk arasında yoğun söylenti ve iddialar mevcuttur.

Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı ve konu ile ilgili diğer yetkililer bugüne kadar kamuoyuna tatmin edici bilgi vermemiş bulunmaktadır.

Konunun aydınlatılarak araştırma ve soruşturmaların ciddi bir şekilde yapılması mecburiyeti vardır.

Bu konuda ortaya çıkarılacak gerçekler binlerce faili meçhul cinayetin aydınlatılması ve sorumluların cezalandırılmasını sağlayacaktır. Türkiye'nin demokratikleşmesine büyük katkılar sağlayacağı inancı ile konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılması için gereğini arz ve teklif ederim.

 

2.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve 21 milletvekilinin, Şanlıurfa-Habur otoyolunun güzergâh tespiti konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/489)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şanlıurfa-Habur otoyolunun güzergâh tespiti konusunda Anayasa'nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1) Altan Tan                                                    (Diyarbakır)

2) Pervin Buldan                                             (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                              (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                  (Muş)

5) Murat Bozlak                                               (Adana)

6) Halil Aksoy                                                 (Ağrı)

7) Ayla Akat                                                    (Batman)

8) İdris Baluken                                              (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                              (Bitlis)

10) Emine Ayna                                               (Diyarbakır)

11)Nursel Aydoğan                                          (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                                   (Hakkâri)

13) Esat Canan                                               (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                   (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                         (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                         (Kars)

17) Erol Dora                                                  (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                         (Mersin)

19) Demir Çelik                                               (Muş)

20) İbrahim Binici                                           (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                 (Van)

22) Özdal Üçer                                                (Van)

Gerekçe:

Bilindiği üzere ulaşım master planlarının yapılması bir ülkenin düzgün gelişip kalkınması için zaruridir.

Ülkenin deniz ve hava limanları, ulusal demir yolu ve kara yolu-otoban güzergâhlarının ihtiyaçlara cevap verecek şekilde projelendirilmesi hayati önemi haizdir.

Türkiye'nin hem yurt içi pazar entegrasyonunda hem de Suriye, Irak ve İran’la yapacağı ithalat ve ihracatta Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yapılmakta olan ve bölgenin İskenderun, Mersin ve Trabzon limanları ile irtibatını sağlayacak olan hızlı tren ve otoban projelerinin en doğru güzergâhları takip etmesi gerekmektedir.

Ancak Güneydoğu Anadolu Bölgesi için hazırlanmakta olan hızlı tren ve otoban projelerinin güzergâhları ile ilgili ciddi endişeler mevcuttur.

Özellikle Şanlıurfa-Habur Otoyolu Projesi’nde, Karayolları Genel Müdürlüğü, bölgedeki sivil toplum kuruluşları, sanayici işadamları, siyasi partiler ve yerel yönetimlerin görüş ve taleplerini ciddiye almamaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğünün hazırlamakta olduğu mevcut Şanlıurfa-Viranşehir, Kızıltepe-Nusaybin-Cizre İpek Yolu’na paralel yapılacak ikinci bir yolun kaynak israfı olacağı ve ayrıca Batman ve Siirt illerinin ihtiyacını da karşılamayacağı yönünde hâkim bir kanaat vardır. Tüm bölge için en doğru otoban güzergâhı Şanlıurfa-Karakeçi-Demirci-Çınar-Savur-Midyat-İdil-Cizre istikametidir.

Konuyla ilgili Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak milletvekillerinin aktif görev alacağı bir Meclis araştırması için gereğini arz ederim.

 

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Metsafor 1 ve 2 nükleer santrallerinin taşıdığı risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/490)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Iğdır iline 20 km mesafede bulunan Metsamor 1 ve 2 nükleer santrallerinin taşıdığı risklerin ve olası bir patlama sonucunda yol açacağı felaketlerin tespit edilmesi ve santralin Iğdır ve çevresinde bulunan canlı yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması için Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Pervin Buldan

                                                                                                                                          Iğdır

BDP Grubu  Başkan Vekili

Gerekçe:                                           

Iğdır iline 20 km uzaklıkta olan ve Ermenistan topraklarında yer alan Metsamor 1 ve 2 nükleer santralleri, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı standartlarına göre dünyadaki 146 nükleer santral arasında güvenlik açısından sondan 2’nci sırada yer almaktadır. 1978 yılında Rus grup tarafından kurulan Metsamor Nükleer Santrali, daha kurulma aşamasındayken sismik değerlendirmeleri yanlış yapılmış ve bu yanlışlık ancak 1988 yılında yaşanan Spika depremi sonucu ortaya çıkmıştır. Nükleer santrallerin yerleşim birimlerine en az 90 kilometre uzakta olması gerekirken, Metsamor Nükleer Santrali Iğdır'a 20, Erivan'a 50 kilometre mesafededir. Metsamor Nükleer Santrali yanı başımızda duran ve her an patlamaya hazır bir bomba durumundadır. Bilim insanlarının verilerine göre, Metsamor Nükleer Santrali'nde olası bir patlama olması sonucunda, Türkiye'nin tüm doğusu bundan etkilenecek, üstelik bu sadece birkaç saat içinde gerçekleşecektir. Rüzgârın etkisine göre değişmekle beraber, patlamanın etkisi iki gün içerisinde Türkiye'nin tüm batısına, hatta Avrupa'ya ulaşacak, on iki saat içerisinde başta Ağrı ve Erzurum olmak üzere tüm doğu illeri, kırk sekiz saat içerisinde ise ülkenin yarısı etki altında kalacaktır. Bunun sonucunda, GAP ise yıllarca kullanılmaz hale gelecektir. Ağrı Dağı fay hattı üzerinde bulunan santral 5,5 büyüklüğünde bir depremin olmasında dahi tam anlamıyla bir felakete yol açacaktır. Nitekim, şu anda dahi santralin zararlı etkileri halkı ciddi derecede kaygılandıracak düzeyde bulunmaktadır. Arpaçay ve Aras nehirlerinden çekilerek santralin soğutulmasında kullanılan su araziye geri verilmektedir. Santralden insan sağlığını tehdit eden birçok radyoaktif sızıntı olmaktadır. Iğdır İl Tarım Müdürlüğünün verilerine göre, son yıllarda, hayvanların sakat doğumlarında artış bulunmaktadır ve yine, bölgede kanser hastalıklarında ve düşükle sonuçlanan doğum oranlarında büyük bir artış olduğu belirtilmektedir. Halk, yetiştirdikleri meyve ve sebzelerde de radyoaktif sızıntının etkisini bariz bir şekilde gördüklerini ifade etmektedir. Rüzgâr doğudan estiği zamanlarda civar köylerde ikamet eden yurttaşlarımız ortama yayılan pis koku yüzünden sokağa dahi çıkamamaktadırlar. Metsamor Santrali’nin Batı standartlarına uygun güvenlik sistemi kurulmadığı gibi, santralin çekirdeğini kaplaması gereken en az 2 metre kalınlığındaki çelik zırh da yapılmamıştır.

Bütün bu nedenlerle, Metsamor Nükleer Santrali’nin taşıdığı riskler ve yol açabileceği felaketlerle beraber Iğdır ve çevresinde bulunan canlı yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılması önem arz etmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş ve 21 milletvekilinin Türkiye'nin yeni şartlardaki küresel konumunun yarattığı avantajlar ve dezavantajların değerlendirilmesi amacıyla 24/01/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiği Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 31 Ocak 2013 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

31/01/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Danışma Kurulu 31/01/2013 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Emine Ülker Tarhan

                                                                               Ankara

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş ve 21 milletvekili tarafından 24/01/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Türkiye'nin yeni şartlardaki küresel konumunun yarattığı avantajlar ve dezavantajların değerlendirilmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (664 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 31/01/2013 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş.

Buyurunuz Sayın Gümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu araştırma önergesiyle, dünyamız ve bölgemizin yeni şartlarına bakmayı, bu şartları insani ve ulusal sorumluluğumuz altında değerlendirip ülkemiz ve dünyamız açısından çözüm ve çıkış noktalarına işaret etmeyi hedefledik.

Dünyamız öyle büyük bir değişim sarmalına girmiştir ki bunları on dakika içerisinde yeterli boyutta yansıtmamız mümkün olmayacaktır. Ancak, kısa değerlendirmelerle sorunlara, tehlikelere ve çözüm yollarına değineceğiz. İlk tespit: OECD’nin Kasım 2012 başlarında yayımladığı raporda, elli yıllık küresel büyümenin ortalamasının yüzde 3 olacağı, bu süreçte asıl büyümenin Asya’da ortaya çıkacağı öngörülmektedir; Asya’da ortaya çıkması demektir ki bugünün gelişmiş ülkelerinin yüzde 2’nin altında büyümesi tahmini vardır. Özetle, önümüzdeki elli yılda gelişmiş ülkeler için çok uzun bir durgunluk dönemi, hatta yoksullaşma, dünya skalasında şimdiki durumuna göre geride kalma veya göreli olarak küçülme beklenmektedir.

Tespit edilen bu durumun tüm göstergeleri bugün için mevcuttur. Batı’nın aktüer rakamları tam da böyle bir gelişmenin başlangıcını vermektedir. Başka bir deyişle, Batı’nın gelişmiş ülkeleri ekonomilerinin ve refah seviyelerinin sürdürülebilirlik şartlarını kaybetmek üzeredirler. ABD ve Avrupa, düşük büyüme oranlarıyla yılı  tamamlamıştır, işsizlik oranları yüksektir, bulundukları durum her an resesyon ve krize girme riskini içermektedir.

Asya’nın ise en yüksek büyüme hızına sahip bölgesi güneydoğusudur. Güneydoğu Asya, eşsiz büyüklükteki nüfusu, şimdiye kadar görülmemiş büyüklükteki üretim ve tüketim kapasitesi sayesinde tüm dünya ülkeleriyle rekabet edebilmektedir. Bu coğrafya, ölçek ekonomisi, dünya 1’incisi AR-GE yatırımları, ucuz iş gücü ve müthiş pazarıyla hem dünya sermayesini çekmekte hem de rekabet gücüyle âdeta yıkıcı etkilerini sürdürmektedir. Üç yıldan bu yana, artık dünya mal pazarlarında dünya şampiyonu Güneydoğu Asya’dır. Hiçbir dünya şirketi, yatırım yaparken 50-60 milyonluk bir ülkeyi 1,5 milyarlık bir ülkeye tercih etmeyecektir. Dolayısıyla, bu şartlar, sürekli olarak Güneydoğu Asya’da dünyanın başka coğrafyalarına nazaran daha büyük bir büyümeye yol açmaktadır. Bu süreç, alternatifsiz bir ortamda dünyanın tek bir bölgesinin diğerlerine nazaran orantısız bir hızla büyümesine neden olmuştur ve bu durum devam etmektedir. Mevcut koşullar ve beklentiler açıkça tarif edildiğinde akla şu soru gelmektedir: Batı medeniyeti ve hegemonyası kendisine yüzlerce yılda sağladığı avantajlardan, yüksek konfor ve refah şartlarından, üstünlük duygusundan vazgeçebilecek midir? Başka bir deyişle, gelişmiş Batı’nın yeni rakiplerinden onlarca yıl ileride silah ve müdahale gücü varken bizzat kendisinin tespit edip raporladığı olumsuz bir gelecek beklentisi karşısında Batı’nın tepkisi ne olacaktır?

Dünya, son altı yılda hızla değişmiştir. Tek kutuplu dünyanın şiarı olan söylemler tükenmek üzeredir. “Ulusal devlet bitti.” söylemini artık duymuyoruz eskisi gibi. “Liberal ekonomi tek seçenektir.” demiyorlar. Gelişmiş ülkelerde ekonomiye devlet müdahalesi de yaygınlaşmıştır. “Mikromilliyetçilik desteklenmelidir.” söylemi, artık tercih edilmesi gereken söylemler arasından çıkarılmaya başlanmıştır. Küreselleşmeye övgüler ise hızını oldukça kaybetmiştir. Tek kutuplu dünya dengesinin sona erdiği, yerine çok kutuplu dünya düzenine geçilmekte olduğu doğrultusunda kanaatler yaygınlaşmıştır. İşte “Arap Baharı” diye anılan süreçte Suriye’deki yönetimin direnişinin altındaki gerçek budur. Suriye’de, yeni kutuplar geçmişin tek kutuplu dünyasıyla karşı karşıya gelmişlerdir. ABD, askerî gücünü Orta Doğu’dan Güneydoğu Asya’ya kaydırmaya hazırlanmaktadır. ABD ve Hindistan’ın Çin’e karşı inşa etmeye başladıkları bloklaşma… Vietnam, Kamboçya ve Filipinler de Çin baskısından korunabilmek kaygısıyla dış politikalarını uyumlaştırmaya başlamışlardır.

Hindistan ve Japonya silahlanma harcamalarını artırmaktadırlar. Japonya, Çin ile başlayacak olası bir savaşı Senkaku Adaları ve Tayvan üzerinden tartışmaya başlamıştır ve anayasasında değişikliklere gitmektedir.

Güneydoğu Asya’da yaşanan tezat şudur: Bu coğrafyanın ülkeleri ekonomik olarak Çin’in etrafında bütünleşirken güvenlik ve savunma alanında ABD ile iş birliklerini artırmaktadırlar.

“Arap Baharı” denen Akdeniz’deki dönüşüm hareketlerinin arkasında da gerçekte, yükselen Güneydoğu Asya’yı dengeleyecek bir bölgesel entegrasyonun hazırlanma projesini aramak mantıklı olacaktır.

Afrika’da artan huzursuzlukların ve Batı’nın stratejik ortaklarının bu coğrafyalara yönlendirilmeye başlanmasının -bizim gibi- arkasında da aynı kurgu vardır.

Altını çizmemiz gereken mesele, artık ABD’nin ekonomik büyüklüğüne eşitleyebileceğimiz Çin’in ekonomik büyümesini kriz ortamlarında dahi yüzde 7-8 oranlarında sürdürmesidir, bu tabandır kendileri için. İşte, bu yüzden bölgesel gerginlikler artmakta, silahlanma hızlanmakta, uzak kıtaların kaynak bölgelerine doğru etki yarışı kızışmaktadır. Bu süreç, küreselleşmeyle süratlenen ve beslenmiş olan bir sonuçtur.

Bir coğrafyanın ekonomik olarak diğer coğrafyalara göre orantısızca ve olağanüstü büyümesi ve Batı’nın reel sektörü terk etme eğilimi ve uygulamaları bugünkü küresel dengenin bozulmasıyla sonuçlanmıştır. Öyle ki mevcut durum tüm taraflar için türlü riskler içermektedir. Kendi adıma, yıllarca izlediğim ve analiz ettiğim bu sürecin bizzat kendisi ve nedenleri, dünyamızın geleceği ve barış ortamı için son derece önemlidir.

Bize göre bu sürecin barış içerisinde tüm taraflar için çözümü, ekonomik olarak yükselmiş olan bu bölgeye alternatif ve rakip olabilecek, çok sayıda ülkeden oluşan yeni bölgesel entegrasyon alanlarının ortaya çıkarılmasıdır dünyada. Dünyada yeni bölgesel ekonomik alanlara ihtiyaç vardır arkadaşlar. Bu olgunun adı bölgeselleşmedir. Bizim de dünyanın gidişine bakıp yıllar önce tespit ettiğimiz bölgeselleşme çözümü, bugün, gelişmiş ülkelerin de gündeminde tartışılmaktadır. Bize göre, dünyada yeni bölgesel entegrasyon alanlarının yükselmesine katlanmak, bugünün hegemon ülkeleri için bir taviz olacaktır. Gelişmişlerin kalkınmışlıklarını barış ortamında sürdürebilmeleri ancak bu tür bir yolla sağlanabilir gözükmektedir, buna rağmen. Bu şartlarda, bölgeselleşmeyi sanayileşmiş, gelişmekte olan ülkelerin katılıp gerçekleştirebileceği oluşumlar olarak düşünmek gerektiği kanısındayız. Az gelişmişler ise bu süreçten ham madde satışlarının artırılması, pahalanması ve satın alma avantajlarının gelişmesi gibi konularda yarar sağlayabileceklerdir.

Bölgeselleşmede, bölgeler kendi içerisinde homojenizasyon sağlarken dünya dengelerine hizmet edeceklerdir. Türkiye için düşünürsek, bölgeselleşme ve entegrasyon istikrarsız ülkeler yerine, göreli de olsa istikrarlı ülkelerle yapılmalıdır. Bölgeselleşme ve entegrasyon ancak istikrarlı ülkelerle yapılabilir.

Ekonomik entegrasyon, bir açık alışveriş hâlidir. Ancak, bununla beraber siyasal krizler ve istikrarsızlık da bu alışverişe konu olabilirler. İstikrarsızlık olgusu, bulaşıcı bir özellik de taşır. Dolayısıyla, ülkemizin güneyinde entegrasyon aramak, ne Türkiye'nin ne Batı dünyasının ne Doğu’nun ihtiyaçlarına uygun olacaktır bundan böyle, şimdiye kadar böyle düşünülebilirdi.

Bölgesel entegrasyon alternatifleri konusu, yakın coğrafyamızda yeterince mevcut ve yüksek potansiyeldedir. Bu potansiyelleri değerlendirmek, yapılan anlaşma ve iş birliklerinden vazgeçmek anlamına gelmeyecektir. Dolayısıyla, yeni bir bölgesel entegrasyon ortamı mutlaka Avrupa Birliğinden vazgeçme veya AB’yle ilişkilere, iş birliğine karşıt olma olarak algılanmamalıdır.

Hepinize teşekkür ederim, saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gümüş.

Aleyhinde İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel.

Buyurunuz Sayın Tüzel.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP Grubunun yeni bölgesel entegrasyon projelerine dair Meclis araştırması konusunda söz aldım. Bildiğiniz gibi, dış politikaya dair bu önemli konuda Başbakan, daha önce “Avrupa Birliğine ilişkin politikalar iflas ettiğinde Şamgen kuracağız.” demişti ama ardından Şam seferlerinden söz etti, şimdi de Şanghay’dan söz ediyor. Başbakan, tabii, sık sık “Gündemi ben belirlerim.” dediği için önümüze böyle projeleri getiriyor. Emperyalist ittifaklar, aktif, yayılmacı dış politikalar ülkemize, halklarımıza hiçbir zaman hayır getirmemiştir, bundan sonra da getirmeyecektir. Ama, böylesi bir Meclis araştırması AKP Hükûmetinin yanlışlıklarının görülmesi açısından işe yarayacaktır diyorum.

Ben, özellikle, Başbakanın gündem saptamaları dışında, ülkemizin gerçeklerinin görülmesini sağlamaya dönük -bunun üzerine- konuşmak istiyorum. “Hukuk”, “adalet” kavramları hayatımızın en önemli gündemi.

Bildiğiniz gibi, geçen hafta içinde ÇHD yöneticisi ve üyesi hukukçuların, avukatların gözaltına alınması ve tutuklanmaları bir kez daha ülkemizdeki yargılamalara ve hukuk işleyişine dikkatleri çekmiştir.

Yine, Başbakanın dünkü grup konuşmasında “Avukatlara müdahale edilemezmiş! Hadi canım sen de! Teröre yataklık edilirse bal gibi edilir.” ifadesiyle her zamanki despotik tarzı, bu alanda sorunların devam edeceğini göstermiştir. Ama, sadece bu değil, “Uluslararası hukukun ne dediği değil, bizim dediğimiz önemli, öyle de olacak.” şeklinde konuşması, hak, hukuk, özgürlüklerin yorumunun, uygulamalarının Başbakanın iki dudağının ucunda, kimsenin güvenliğinin olmadığı bir geleceği de işaret etmektedir.

Ülkemiz insanları, tam bir polis devleti uygulamalarıyla kelimenin tam anlamıyla âdeta can çekişmektedir. Hukuk ilkeleri istedikleri gibi yorumlanıp uygulanıyor, gösteri, haberleşme, basın, örgütlenme gibi temel hak ve özgürlükler keyfiyetle, istedikleri gibi ortadan kaldırılabiliyor. Haksız ve keyfî gözaltılar, yasa dışı delil toplamalar ve hatta delil yaratmalar, gizli tanıklıklar, gizli dinlemeler, polis fezlekelerinin iddianame olarak karşımıza çıkması, yargı önüne çıkan, geçen zamanlar ve hatta yıllar, savunmanın gasbı, savunma avukatlarının duruşma salonlarında tehdidi, avukatların salondan çıkarılması, uzun tutukluluklar, “katalog suçları” adı altında tanımlamalar, terör kavramının her yere çekiştirilip geniş yorumu… Tüm olarak baktığımızda, bütün bunların adı nedir? Adil yargılama hakkının gasbı.

İşte, size, Türkiye’ye has, AKP’ye has bir özel hukuk manzarası: Kamuoyunda son konuşulan Pınar Selek mahkûmiyeti böyle bir garabetin ürünüdür. On beş yıllık bir dava, tam 3 kez beraat kararı, delil yetersizliğinden beraat kararı veren mahkeme başkanının yokluğunu fırsat bilip verilmiş direnme kararının başkaca bir hâkimden geri alınması ve sonuçta ortaya yeni bir karar ihdası, ağır müebbet hapis cezası, 3 kez müebbet kararına rağmen. Türkiye’nin hukuk tarihinde bir başka örneği görülmemiş, görülmeyecek olan tam bir hukuk skandalı. İşte, özelleşmiş, kişiye özel bir AKP yargısı ve uygulaması.

Bütün gözaltı, tutuklama ve yargılamaların ortak özelliği muhalif aydınlara gözdağı vermektir. Ve bir kez daha, Başbakan, yine dünkü konuşmasında gazetecileri terörist ilan ederek medyaya ayar çekme ve bu gözdağını sürdürme çabası içine girmiştir.

Çağdaş Hukukçular Derneğinde olan nedir değerli milletvekilleri? Bunu anlamamız gerekiyor. Çağdaş Hukukçular Derneği, bu tutuklamalarla, aynı politikanın sonucu olarak hedefe konmuş, yasa dışı bir konuma sokulmak istenmiştir. Aslında denilmiştir ki ÇHD yöneticilerine ve üyelerine: “Suriye’de Türkiye devlet operasyonlarını açığa çıkarmak gibi, senin boyundan büyük işlere girmek ne haddine!” Biliyorsunuz, ÇHD Başkanı Suriye’den geldi. “Oralarda ne yapıyor?” derseniz, bu türden ilişkilere dair belgeler ve bu kayıtlara ulaşma çabası içerisinde olduğunu öğreniyoruz. Bu operasyon, ÇHD yöneticilerine sopa göstermenin ve onları durdurmanın yolu olmuştur.

Tutuklanan avukatların bir kimliği, hukuk faaliyeti vardır; o da suç işleyen polislerin ve devlet kurumlarının takipçisi olmak, mağdurların da avukatlığını yapmaktır, sokak ortasında insanların vurulması, işkenceden öldürmeler gibi. Ama, kendilerine söylenenler, sorulan sorular ve sorgu süreci tam da bu hukuksuzluğun ve hazırlanan komplonun göstergeleridir.

Bakın, neler sorulmuş o avukatlara: “Müvekkillerine neden susma hakkını kullandırıyorsun?” Susma hakkı anayasal, yasal bir hak bildiğiniz gibi. “Engin Çeber için neden basın açıklaması yapıp kamuoyunu bilgilendiriyorsun?” Engin Çeber, cezaevinde infaz koruma memurlarınca alenen, vahşice dövülerek öldürülen bir kişidir.

Yine, emniyet ikramını reddeden bu avukatların tutumu örgüt tutumu olarak, örgüt faaliyeti olarak yansıtılmıştır. Bildiğiniz gibi, bu avukatlar son derece gayrihukuki, gayriahlaki muamelelere de tabi kalmıştır. Bir de kendilerine sunulan ikramı müsaade edin de reddetsinler.

Bu avukatlar için âdeta kan davası güden emniyet teşkilatı, hiç de gerekli olmadığı hâlde, kişinin rızası hilafına kan, tükürük örneği alması, savcıyı devre dışı bırakıp kamuoyunu maniple edici bilgi vermesi, bu şekilde soruşturmalar hakkında avukata bilgi verilmezken, neyle suçlandığı konusunda kendilerine bilgi verilmezken, gizlilik ilkesinin ihlal edilmesi tam bir düşmanca ve hasmane tutumun örneğidir, bu tutumu göstermektedir. Avukatlar yasa dışı aranıp, savcı ve baro görevlisi olmadan evraklarına el konulup neyle suçlandıklarını bilmezken, kamuoyu yalan yanlış şekilde bilgilendirilmekte, hatta ajanlık gibi ipten saptan, açıklanamaz bir suçlama kamuoyuna yansıtılmaktadır. Başbakanın bunları anlaması elbette beklenmemeli çünkü onlar yani bu avukatlar terör örgütü suçluları olarak çoktan bunları, hak etmişlerdir. Onun gözünde, böylesi avukatlar değil bunları fazlasını da hak etmektedir. Adalet, hukuk, adil yargı, temel hak ve özgürlüklerin “terör” kavramıyla bastırıldığı böylesi bir dönem, hiç yaşanmadığı kadar hayatımızın içinde, ta kendisi olmuştur. Ülkemizin ihtiyacı acil demokrasi, acilen cezaevlerinin boşaltılması, gerçekten demokratik esasları ve halklarımızın barışa dayalı ortak yaşamını belirleyen bir anayasanın acilen çıkartılmasıdır, onun da Başbakanın “Olmazsa olmaz. Mart ayına kadar ya çıkartırsınız ya da bildiğimi yaparım.” dediği tarzda tehditlerle olmayacağı da ortadadır ve bu nedenledir ki AKP Hükûmetinin bunları yapmasını beklemek hayaldir, âdeta ölü gözünden yaş beklemektedir.

Bir kez daha, Meclisi izleyen yurttaşlarımıza, halklarımızın acil ihtiyaç duyduğu demokratik esaslara, hak ve özgürlüklere, eşitliğe, barışa, kardeşliğe, yaşama bağlı bir ülkeyi kazanmak için hep birlikte mücadele edelim diyorum, sevgiler ve saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Lehinde Iğdır Milletvekili Sinan Oğan.

Buyurunuz Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen Türkiye’nin yeni şartlardaki küresel konumunun yarattığı avantajlar ve dezavantajların değerlendirilmesi konulu Meclis araştırması önergesi hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerime başlamadan önce bir hususun altını çizmek istiyorum. Türkiye’de, bazen saatlerce konuşabilirsiniz veyahut da günlerce bir konuyu anlatabilirsiniz ama bir halk deyimi, bir atasözü, halk arasında kullanılan bir tabiri, bir cümleyi kullanırsınız, bütün mesele anlaşılır. O açıdan, bugünlerde canını Türk milleti, Türk vatanı için seve seve veren Türk polisine hakaret edenleri buradan kınıyorum ve diyorum ki: Okumuş olabilirsiniz, vekil olmuş olabilirsiniz, okumak sadece cehaleti alır, eşeklik ise baki kalır! Bunu unutmayın.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut durumu, mevcut şartları, küresel konumu önce bir belirlemek lazım. Türkiye bugün hangi konumdadır, Türkiye’nin mevcut durumu nedir? Bunu bir bilmek lazım. Ancak, gördüğüm kadarıyla Adalet ve Kalkınma Partisinin bu öneriye, Cumhuriyet Halk Partisinin bu önerisine çok da sıcak bakmayacağı ve bunu reddedeceği Meclisin şimdiki, şu anki manzarasından çok açık ama ben, Meclisimizin Türkiye’nin mevcut, içinde bulunduğu potansiyeli değerlendirmesi gerektiği kanaatindeyim Meclisimizin bu konuyu araştırması gerektiği kanaatindeyim. Neden araştırması gerekiyor? On sene önce Hükûmete geldiğinizde Türkiye’nin hakikaten komşularıyla bir ilişkisi vardı, Türkiye’nin bölgesinde, bazı entegrasyonlar yapma potansiyeli vardı. Ancak, on senenin sonunda size kala kala, entegrasyona gideceğiniz bir tek zat kalmıştır, o da kendisiyle gurur duyduğunuz Barzani’nin bölgesindeki yerel yönetimler.

Suriye’yle ortak Bakanlar Kurulu toplantısı yaptınız ve netice itibarıyla bugün Suriye’yle Türkiye düşman hâle geldi.

İsrail’le ticareti geliştiriyorsunuz ama İsrail’le bugün görünürde düşmansınız.

Irak’ta toprak bütünlüğü bizim temel ilkemizdi, Kerkük bizim olmazsa olmazımızdı ama Irak’tan kala kala sizin elinizde bir tek Barzani kalmış.

İran’a ise yarın sıranın geleceğini, ticaretimizin yüksek olduğu bu komşumuzla da düşmanlığa çok az kaldığını şimdiden görebiliyoruz.

Gürcistan’daki hadiseler bize şunu gösteriyor ki sırtınızı o coğrafyaya döndüğünüz için, Rusya, Gürcistan’da da bir yönetim değişikliğinin altyapısını şimdiden hazırlıyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sizin için üvey evlat durumunda çünkü hemen yanı başımızda Kıbrıs Rum kesimi petrol ve doğal gaz arıyor; sizin buna yapabileceğiniz, maalesef, Pirî Reis gemimizin -yolda kalan Pirî Reis gemimizin- oraya gönderilmesi oldu.

Bulgaristan, Yunanistan ekonomik krizde olmasına rağmen, hâlâ size oradan parmak sallayabiliyor değerli milletvekilleri.

Şimdi, komşularımızla manzara bu iken, bölgemizde birçok farklı oluşumlar varken, Avrupa Birliğini… 2004 müydü, 2005 miydi, gündüz vakti Kızılay’ın göbeğinde havai fişekler atarak Avrupa Birliğine giriyordunuz; şimdi Avrupa Birliği Bakanınız her şeyden umudu kesmiş ki “Acaba İstanbul’a Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olabilir miyim?”, bunun çalışmasını yapmakla meşgul.

Peki, Arap coğrafyasında biz söz sahibi olabilir miyiz? Evet, Arap coğrafyasında biz söz sahibi olabilirdik çünkü orası bir Osmanlı toprağı. Türk misyonu orada hâlâ mevcut iken, siz orada BOP’un Eş Başkanı, Amerika’nın taşeronu olmaya heveslendiğiniz için orada da fazla bir dostumuzun kaldığını söylemek mümkün değil.

Doğrudur, dünyada yükselen güç Çin’dir. Ancak yükselen güç Çin’in Doğu Türkistan’daki hegemonyasını, oradaki istilasını görmeden; oradaki soydaşlarımıza sahip çıkmadan bölgede adaletli bir yükselişe “evet” demek mümkün değildir, ona destek vermek mümkün değildir. Öncelikle, Doğu Türkistan’ı, Doğu Türkistan gerçeğini görmemiz ve kabul etmemiz lazım.

Peki, “21’inci yüzyıl Türk yüzyılı olacak.” sözü nerede kaldı? Peki, “Arnavutluk’tan, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk dünyası.” sözü nerede kaldı? Bunlar çok gerilerde kaldı. Neden? Çünkü sizin “Türk” kelimesine zaten ciddi bir alerjiniz var. “Türk” kelimesini Anayasa’dan çıkarmak isteyen bir iktidarın Türk dünyasından elbette haberdar olmaması, Türk dünyasını geri plana itmesi zaten beklenilen bir şeydi.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin potansiyeli yüksektir. Bölgenin yükselen gücü Avrasya’dır ve o bölgede kurulacak bir Türk birliğidir. Ancak, bu Türk birliğini kurmak için öncelikle, iktidarda, Türk millî mensubiyetine sahip ve bunu sahiplenen bir iktidarın olması lazım, ki maalesef bugün böyle bir iktidardan bahsetmek mümkün değildir.

Elbette ki Çin’in yükselişi, Güney Asya’nın yükselişi dikkatle takip edilmelidir. Ancak bu takip, Sayın Başbakanın ifade ettiği gibi, Şanghay İşbirliği Örgütüne üye olmak için sırada beklemek ve Putin’e, Çin’e, diğerlerine ağız açmakla olacak şey değil. Sizin, öncelikle, bölgede var olmanız lazım. Sizin bölgede var olabilmeniz için her türlü entegrasyon projesini bölgede gerçekleştirebilmeniz için sizin öncelikle “Türk birliği” kelimesini ağzınıza almanız lazım. Türk birliği ideali peşinde koşmayan, Türk’ten rahatsız olan bir iktidarın bunu yapması elbette beklenemez. Ama, siz kabul etseniz de etmeseniz de dünyada bir Türk gerçeği vardır, bölgemizde yükselen bir Türk dünyası vardır ve size rağmen, bu Türk dünyası, Türk birliğini elbet bir gün kuracaktır. İnşallah, bu da Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarına nasip olacaktır.

Dolayısıyla da gelin, bu konuları burada, Mecliste masaya yatıralım. Meclis, sadece Türk’e hakaret edilen bir yer olmaktan çıksın değerli milletvekilleri. Bu kürsü özellikle son günlerde Türk’e hareket edilir bir noktaya gelmiştir. Maalesef, pervasızca ve sizin de iş birliğini yaptığınız Kandil’in Meclis şubesi gibi çalışanlar tarafından bu kürsü Türk’e, Türk’ün kıymetli bildiği her şeye hakaretlerin yağdırıldığı bir yer noktasına gelmiştir. Biraz gelin bunları bir kenara bırakın, gelin biraz Türk birliğinden bahsedelim, Türk dünyasından bahsedelim. Bizim Türkiye'nin de kurtuluşu olabilecek, Türkiye'nin yükselişi olabilecek Türk dünyasını, Türk dünyasıyla birliğini, Türk dünyasıyla entegrasyonu burada konuşalım.

Bugün Mehmet Emin Resulzade’nin 129’uncu doğum yıl dönümü. Kendisini de bu vesileyle rahmetle burada anıyorum çünkü kendisi de Türk birliği uğrunda çalışmış değerli bir şahsiyetti. Azerbaycan’ın kuruluşunu gerçekleştiren önemli bir şahsiyetti.

Büyük Türk düşünürü İsmail Gaspıralı’nın dilde, fikirde iş birliği konusunu burada, düşüncede iş birliği konusunu gelin Mecliste önce biz gerçekleştirelim. Türkiye'nin Türk’e bu kadar yâd baktığı, Türkiye'nin Türk’e bu kadar uzaktan baktığı bir Türk dünyasının değerli arkadaşlar kurulması mümkün değildir. Türkiye'nin, burada, öncelikle Türk dünyasına bakışını net bir şekilde ortaya koyması lazım. Türk birliği muhakkak bir gün kurulacaktır, Türk dünyası muhakkak bir gün bir birlik hâline gelecektir. Ama, bunun için, bunun bir an önce gerçekleşmesi için Türkiye'nin öncü olması lazım. Türkiye'nin dış politika alternatifleri içerisinde birinci önceliği bu noktaya vermesi lazım. Ama, bugün, maalesef, Türkiye'nin dış politikadaki birinci önceliği Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığına soyunmaktır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin hedefi, Türk’ü yükseltmek değil, İsrail’i bölgede güvenli bir liman hâline, o coğrafyayı güvenli bir liman hâline getirmektir.

“Ben Türk’üm” diyemeyen bir iktidarın, Ulusa Sesleniş’in de ismini koyamayan bir iktidarın elbette bunları gerçekleştirmesi söz konusu değil ama sizin hoşunuza gitse de gitmese de Türk birliği muhakkak ki gerçekleşecektir, Atatürk’ün inandığı Türk dünyası fikri muhakkak gerçekleşecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİNAN OĞAN (Devamla) - Bu da uzun bir süre almayacak, inşallah 2015 senesinde Milliyetçi Hareket iktidarıyla bu gerçek olacaktır.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oğan.

Aleyhinde, Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYİT SERTÇELİK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’nin verdiği bölgesel alternatif arayışları konulu Meclis araştırma önergesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk dış politikasında bölgesel alternatif arayışları AK PARTİ Hükûmetinin iktidara gelmesiyle yoğunluk kazanmıştır. Uluslararası alanda farklı bölge ve ülkelerle geliştirilen politik ilişkiler, yeni ekonomik ve ticari fırsatlara imkân sağlamıştır. Bu çerçevede, daha önce ulaşılmamış bölgelerde aktif bir varlık gösteren Türkiye’nin bölgesel iş birlikleri yürütmedeki etkinliği Batı dünyası nezdinde itibarını artırmıştır. Türkiye, böylelikle, ekonomiler arası aracılık işlevini de üstlenebilecek bir yetkinliğe ulaşmıştır.

Bölgeselcilik, yakın zamana kadar daha dar bir çerçevede küresel ekonomiye karşı oluşan tepkinin bir bölümünü ifade etmekteydi ancak son yıllarda kapsamı genişleyen ekonomik bölgeselcilik, ekonomik çevrelerde ifade edildiği şekilde, derin entegrasyon olarak algılanmaktadır. Artık, bölgeselcilik, basit anlamda, ticaretin karşılıklı liberalleştirilmesi değil fakat daha geniş bir yaklaşımla, ekonomi politikasının, iç hukukun ve kurumların uyumlu hâle getirilmesi sürecidir. Derin entegrasyon, gümrük vergilerinin kaldırılması, ticaretin, mal, hizmetler ve sermaye artırılmasının ötesine geçmiştir. Bu tarz bir bütünleşme yatırım engellerinin kaldırılması ve bölgesel üretim sistemlerinin geliştirilmesine odaklanmıştır.

Türkiye, bölgesel birliklere katılma konusunda son on yılda AB’ye uyum süreci çalışmaları ile önemli gelişmeler katetmiş, ciddi deneyimler kazanmış bir ülkedir. Ülkemiz zaten alternatif bölgesel oluşumlarla ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Bu sebepledir ki, dünyada yaşanan ekonomik krizlerin diğer ülkelerde görülen ağır ve yıkıcı etkileri ülkemizde hissedilmemiştir. Keza, ayrılmaz bir parçası olduğumuz Avrupa’da ekonomik krize bağlı olarak yaşanan ancak siyasi ve sosyal etkileri de giderek artan şekilde hissedilen gelişmeler de gerek AB’ye üyelik sürecimiz gerek Avrupa’nın geleceği bakımından yakından takip ettiğimiz bir diğer konuyu teşkil etmektedir.

Ancak, Türk dış politikasının son on yıldır sürekli genişleyen dış politika ufukları, Türkiye’yi küresel ölçekteki tüm gelişmeleri izlemeye ve artan imkânları ölçüsünde katkıda bulunmaya zorlamaktadır. Bu itibarla, Türkiye’nin 2012 yılındaki dış politika gündemi yakın bölgemizdeki gelişmelerin ötesinde çok daha geniş bir yelpazeyi içermiştir. Bu çerçevede, Türkiye, Afrika’dan Asya-Pasifik bölgesine, Latin Amerika’dan Okyanusya’ya kadar geniş bir coğrafyada ilişkilerini geliştirmiş, bölgesel ve uluslararası tüm çok taraflı platformlarda artan etkinlik göstermiş ve buna paralel olarak birçok konuda küresel girişimlere öncülük etmiştir. Türkiye’nin uluslararası alandaki bu aktif ve dinamik tutumunun en temel dayanağı dış politikamızın ilkeli ve vizyoner karakteridir. Bu çerçevede, Türk dış politikası, çıkarlarıyla değerlerini bütünleştirebilen, konulara dar bir açıdan ve tepkisel olarak yaklaşmak yerine bütünlükçü ve ön alıcı yaklaşımlar geliştirebilen, uluslararası iş birliğini etkin, çok taraflı, öncelikli bir hedef olarak gören gerçekçi ve sistematik bir nitelik taşımaktadır.

Tabiatıyla, ülkemizin güçlü devlet yapısı, giderek sağlamlaşan ve küresel konjonktür içinde daha da önem kazanan ekonomik performansı, pekişen demokrasisi, coğrafi konumu, tarihî birikimi ve bütün bunlara bağlı olarak ortaya çıkan stratejik derinliği de böyle bir dış politikayı başarıyla uygulayabilmemizi mümkün kılan başlıca unsurlardandır. Nitekim, Türkiye, bugün bu özellikleriyle, başta bölgemiz olmak üzere tüm dünyada bir başarı hikâyesi ve ilham kaynağı olarak görülmekte, bu olumlu algılama ülkemizin yumuşak gücünü de önemli ölçüde artırmaktadır. Bir başka deyişle, Türkiye, artık küçük, büyük her ülkenin iş birliği yapmak istediği ve görüşlerine özel önem verdiği bir konuma erişmiştir.

Bu noktada, belki en önemlisi, dış politikamızın temel amaçlarından birinin halkımızın içeride ve dışarıda önünü açmak olduğu anlayışından hareketle, başta yurt dışında yaşayan vatandaş ve soydaşlarımız ile iş dünyamız olmak üzere insanımızın sorunlarıyla bire bir ilgilenen ve çözüm üreten bir dış politika anlayışı içinde hareket etmeye devam edeceğiz. Nitekim, birçok ülkeyle vize uygulamalarının kaldırılması, karşılıklı ticaret ve yatırımı kolaylaştıran düzenlemelerin hayata geçirilmesi, yurt dışındaki vatandaşlarımıza sunulan konsolosluk hizmetlerinin kalitesinin artırılması ve buna benzer pek çok yeni adım son yıllarda insanlarımızın yaşamını olumlu yönde etkileyen dış politika uygulamalarımızın örnekleridir. Hükûmetimiz dış politika alanındaki ilkeli, aktif ve vizyoner duruşunu bundan sonra da aynı kararlı iradeyle sürdürecek ve Türkiye, milletler ailesinin mümtaz ve saygın bir üyesi olarak uluslararası ilişkilerin her alanında yapıcı, etkin ve belirleyici roller oynamaya devam edecektir.

Soğuk savaşın sona ermesinden sonra aktif bir dış politika izleyen ancak 1990’larda yaşadığı ekonomik ve siyasal krizler nedeniyle zor süreçler geçiren Türkiye, son on yılda hem ekonomik performansını artırmış hem de dış politikada gösterdiği yüksek atılım ile dikkati çeken bir ülke olmuştur. Dünya siyasetini belirleyen merkezlerde Türkiye’nin yeni dış politikası dikkatle ve hayranlıkla izlenmektedir. Türkiye’nin kendi gündemi çerçevesinde iddialı bir dış politikayı her an krizlere gebe bir bölgede yürütmesi son zamanlarda çok sayıda bilimsel çalışmaya da konu teşkil etmiştir.

Değerli milletvekilleri, unutulmaması gereken bir nokta vardır: Bundan on yıl kadar önce gündemi belirlenen Türkiye, artık, yıldızı parlayan ve dünyanın gündemini belirleyen bir ülke hâline gelmiştir. Dünyanın gelişmişlik ölçütleri arasına baktığımız zaman belki de düşünülmesi gereken bir diğer nokta vardır, o da: Bundan on yıl önce vizesiz girebildiğimiz ülke sayısı bir elin parmakları kadar az iken bugün 60’ın üzerinde yabancı ülkeye vatandaşlarımız vizesiz olarak girebilme imkânına kavuşmuştur. Türkiye, gerçekten, son yıllarda gelişen ekonomisi ve uyguladığı dış politikasıyla dünyanın parlayan bir yıldızı olmuştur. Katıldığımız resmî ziyaretlerde  yabancı diplomatların Türk devlet adamlarıyla yapmış oldukları görüşmelerde ezikliklerini rahatlıkta hissedebildiğimizi söyleyebiliriz. Bazı büyükelçilerimizin bundan on-on beş yıl önce yurt dışındaki toplantılarda yabancı diplomatların bakışlarıyla -Türk diplomatlarının- rahatsız edildiklerini, ancak bugünlerde durumun tamamıyla tersine döndüğünü, onların bizim ülkemizin gelişen konumundan rahatsız olduklarını ve bunun da masa başında rahatlıkla hissedildiğini söyleyebilirim. Bu bağlamda, Türkiye son yıllarda izlemiş olduğu dış politikasıyla büyük önem kazanmış, ekonomisiyle de IMF’e olan borcunu bitirmek noktasına getirmiş; hatta şunu da söyleyebiliriz ki, son yüz elli yıldır belki de finansal bağımsızlığımızı ilk kez AK PARTİ hükûmetleriyle elde etmiş durumdayız.

Bu bağlamda, CHP’nin vermiş olduğu araştırma önergesinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sertçelik.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

BAŞKAN – Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Adana Milletvekili Necdet Ünüvar aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.45

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/642) (S. Sayısı: 329)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 329 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Zühal Topcu konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle yeni kabine üyelerine görevlerinde başarılar diliyoruz.

On yıllık süreçte AKP iktidarı 4 Millî Eğitim Bakanı eskitti, bugün 5’inci Millî Eğitim Bakanı olan Sayın Avcı’yla yüce Meclisin huzurundayız ve yeni süreci birlikte götüreceğiz.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – İki aylık bakanları unuttunuz herhâlde!

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – AKP iktidarının her Millî Eğitim Bakanı birbirinden bağımsız eğitim politikaları uygulamaya çalıştı. Koltuğuna oturan her bakan “eğitimde kalite”, “PISA”, “OECD ülkeleri” gibi terimleri ağzından düşürmemiştir. Uygulamadaysa bu söylemlerle örtüşmeyen politikalar bumerang misali kendilerini vurmuştur çünkü uyguladıkları politikalarda ne sürdürülebilir bir kalite düşüncesi ne de geliştirdikleri bir vizyon bulunmaktadır. Bu yanlış politikalardan bazılarını defalarca bu kürsüden belirttik ama tekrar hatırlatılmasında fayda olduğu kanaatindeyiz:

Okul yöneticileri ve öğretmenlerini rencide eden tavır ve hâller sergilenip kurumları, yöneticileri ve eğitim camiasının geneli yıpratılmıştır.

Gerekli planlamayı yapmadan okula kayıt yaşı ve haftalık ders saatinin artırılması sonucunda minik yavrularımızın okulda geçirdikleri süre artmış ve mağdur duruma düşürülmüşlerdir. Bu da aileler bazında tepkilere neden olmuştur.

İcraatlarla ilgili yapılan uyarıları dikkate almayıp “Her şey  yolunda gidiyor.” açıklamalarıyla gerçekler görmezden gelinmiştir.

Sistemde sürekli suçlu arayarak olumlu iletişim ortamları kurulmamış; öğretmenler, yöneticiler, veliler, sendikalar suçlu ilan edilmiştir.

Eğitim ortamında hem öğrenciye hem de öğretmene yönelik şiddet tırmanış gösterirken Millî Eğitim Bakanlığı çalışanlarına sahip çıkamamıştır.

Öğretmenlerin eş durumu atamalarını çözmek bir yana ailelerin parçalanmasına kadar varan bu süreci yönetemeyip konu, içinden çıkılamayacak bir hâle getirilmiştir.

Çarpık dönüşüm sonrasında sınıf öğretmenliği fazlasının doğması, yöneticilerin norm fazlası konumuna düşürülmesi, alan değişikliği gibi yanlış çözüm yollarının uygulanması gibi hatalı politikalarla Bakanlığa duyulan güven sarsılmıştır. Millî Eğitim gibi devasa bir yapı, bu yapının paydaşlarının ve onların temsilcilerinin düşüncelerini, önerilerini, uyarılarını dikkate almadan, kurumsal bilgi ve tecrübe birikimini göz ardı ederek dar bir çerçeveyle yönetilmeye çalışılmıştır. Bu yanlışlar, ardında kırık kalpler ve bozuk moraller bırakmıştır. Ancak yapılan yanlışlar bunlarla da sınırlı değildir. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde kurulan Alo 147 Öğretmen ve Yönetici Şikâyet Hattı var ki, öğretmenleri ve yöneticileri canından bezdiriyor. Bütün kararlar öğrenci merkezli alınmaya çalışılırken öğretmen neredeyse yok sayılmıştır. Alo 147 telefon hattıyla binlerce öğretmen ve idareci yerli yersiz iftira ve ihbarlarla aşağılanmış, soruşturmalar birbirini takip etmiştir.

Sizlere bir örnek vermek istiyorum: Alo 147 hattını arayan bir veli bir okul müdürü hakkında müdürün okuldaki malzemeleri kamyonla götürdüğü şikâyetinde bulunuyor. Bu şikâyeti ve iftirayı yapan veliden delil ve görüntü istenmeden bu durum okul müdürüne soruluyor. “Gece okuldan kamyonla her gün bir şeyler götürüyormuşsunuz; lütfen cevap yazınız” Okul müdürü 147’yi arayarak bu iftiranın sahibini soruyor ancak bu bilgi kendisiyle paylaşılmıyor. Onuruyla, gururuyla oynanan bu okul müdürünün yerine lütfen kendinizi koyunuz.

Yine bir örnek de öğretmen üzerinden verelim: Bir veli Alo 147 hattı üzerinden öğretmenin çocuğuna kötü davrandığını ve hakaret ettiğini şikâyet ediyor. Okul müdürü şikâyet edilen öğretmen hakkında işlem başlatıyor, “Hangi öğrenciye hakaret edilmiştir, araştıralım.” Ancak Alo 147 hattı “İsim veremeyiz, gizlidir.” diyor. Okul müdürü ne cevap verecek? Alo 147 inanın amaca hizmet etmiyor. Artık, öğrenciler bile sınıfta öğretmene 147 şikâyet hattı tehdidinde bulunuyorlar.

Atamalar konusuna gelince, Millî Eğitim Bakanlığı, çalışmalarda hiçbir plan ve programa uymamaktadır. Bu Bakanlığın yaptığı değişikliklerin hızına yetişilmemektedir. Hiç mi kural olmaz? Ne zaman öğretmen atanır, dönemleri yok mudur, kaç tane atanır, hangi branştan atanır, sistemin ihtiyaç analizleri nedir, eş durumu atamaları ve  özür durumu atamaları ne zaman yapılır, kimse hiçbir şey bilmiyor. Dün kesinlikle bu yıl atama yapılmayacak denilirken ertesi gün atama kararı alınıyor. Her gün politikalar değişir mi?

4+4+4 sürecini ve değişen politikaları tekrar bir hızlıca hatırlayalım: Kanun 30 Mart günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. 10 Nisanda Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı, 11 Nisanda Resmî Gazete’de yayımlandı ve yürürlüğe girdi. Sonuç olarak zorunlu eğitim sekiz yıldan on iki yıla çıktı. Eğitim kurumları ilkokul, ortaokul, lise olarak yeniden tanımlandı. Okula başlama yaşı öne çekildi. FATİH Projesi için yapılacak satın alımlara özel bir serbestlik getirildi. Üniversiteye girişte kullanılan okuldan gelen puan için ağırlıklı ortaöğretim başarı puanı yerine ortaöğretim başarı puanı kullanılmasına karar verildi. Üniversiteye girişte kullanılan katsayılar eşitlendi. İmam-hatip ortaokulları diye yeni bir ortaokul türü tanımlandı. Ortaokul ve liselerde isteğe bağlı olarak Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatını anlatan dersler konuldu. Uygulama detayları için ilgili kurumlar yönetmelik, yönerge, genelge, müfredat ve bunun gibi çalışmalara başladılar.

4+4+4’ün üzerinde bir yıl geçmiş olmasına rağmen eğitim sistemi hâlâ tüm unsurlarıyla ciddi bir kaos ve kontrolsüz, karmaşık bir durumla karşı karşıyadır.

Bakanımız Sayın Avcı, Eskişehir’de basın mensuplarına serbest kıyafetle ilgili olarak yaptığı ilk açıklamada “O konuyu nispeten daha iyi biliyorum, Millî Eğitim bürokrasisiyle tekrar bir gözden geçireceğiz. Alınan kararları, karşı görüşleri gerekçeleriyle öğrendikten sonra daha rahat bir karar verebilirim.” demişti. Bu yönetmeliğin çıkarıldığı ilk günlerde Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye genelini kapsayan Kılık Kıyafet Yönetmeliği’yle ilgili bir anket çalışması yapılmıştır ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları bugün geldiğimiz vahim durumu daha öncesinde size işaret etmiştir. Görüşlerimiz dikkate alınıp detaylarıyla incelenseydi yangından mal kaçırırcasına hazırlanmış bu yönetmeliğin toplum nezdinde nerelerde kabul görülüp nerelerde eleştiri aldığını çok daha rahat anlayabilirdiniz. Sayın Millî Eğitim Bakanlığı yöneticileri, okullara gidip uygulamanın yapıldığı yerleri inceleseydiniz bu yönetmeliğin çok ciddi sıkıntılara yol açtığını görecektiniz.

Okul ziyaretlerimizde sevgili eğitimcilerle sorunlarını paylaştığımızda en önemli sorunlardan birinin de Kılık Kıyafet Yönetmeliği olduğunu gördük. Öğretmen arkadaşlarımla yaptığım görüşmelerde çok enteresan tablolarla karşılaştık. Kendilerinin ne kadar mutsuzlaştığını, bu işin artık itibarlı bir meslek olmaktan çıkartılıp toplum nezdinde küçük düşürüldüklerini düşünmektedirler. Kılık kıyafetle ilgili olarak da trajikomik anekdotlar anlatılmaktadır. Özellikle kız öğrencilerimizin artık okullara taytla gelmeye başladıkları, hatta kendi ifadeleriyle “zebra desenli tayt” olarak bunu adlandırdıkları da gündeme gelmektedir. Özellikle erkek çocuklarımız için de takımlarının renklerine kadar saçlarına şekil verdikleri, renk verdikleri bilinmektedir. Okul yöneticileri ve öğretmenleriyle bu konuyu konuştuğumuzda da, niçin tedbir almadıklarına yönelik sorularımızda “Alo 147 hattını aratıp bizim hakkımızda soruşturma açtırabilirler.” şeklinde cevap verdiler bize. Değerli arkadaşlar, gelinen sonuçlar gerçekten çok vahim çünkü biz eğitimcilerimizi o kadar yıldırdık ve sindirdik ki artık sorunlara karşı bile inisiyatif almaktan çekinmektedirler.

Eğitim reformuna daima öğretmenlerden başlanır. Bütün dünyadaki uygulamalar da bu yöndedir ancak ülkemizde öğretmenlerin, yöneticilerin atama ve yer değiştirmelerinde hiç de insani olmayan uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Norm fazlası öğretmenlerin atamalarında olsun özür durumuna bağlı yer değişikliği gibi uygulamalarda olsun, keskin ve sert geçişler yapılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı yönetimi, yöneticileri ve öğretmenleri üzüp incitmiştir ve bu yanlış uygulamalarında ısrarcı olmuşlardır. Söylemler ve yanlış uygulamalar ile itibar kaybına uğrayan öğretmenlere karşı bu dönemde öğrenci ve veliler tarafından uygulanan şiddet de artış göstermiştir.

Geleceğin liderlerini yetiştirme misyonunu atfettiğimiz öğretmenlerimizi öyle yetiştirmeliyiz ki çocuklarımız millî, manevi ve akademik olarak hedefleri yakalayacak seviyeye gelebilsinler. Ancak bugün durum hiç de parlak değil. ÖSYM'nin yaptığı sonuçlara baktığımızda; 2012 YGS'sinde 50.805 aday sıfır puan almıştır. 2012 LYS sonuçlarına göre 189.410 aday en az bir puan türünden sıfır puan almıştır. Bu sonuca göre, liselilerden onda 1’i sıfır çekmiştir.

Bu sonucu ortaya çıkaran sebeplerden bir diğeri de okulların içinin boşaltılmış olmasıdır. Okullar tabela okulları hâline dönüşmüştür. Fen liselerinin hazırlık sınıflarını kaldırarak literatürü takip edemeyen bilim insanı yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Türkiye'nin en zeki 5 bin öğrencisini yetiştiren fen liselerini sadece üniversiteye hazırlayan liseler hâline dönüştürdünüz. Düz liseler ise her mahallede bulunan ve Millî Eğitim Bakanlığının kurtulmak için kırk takla attığı liselerdir. Her yıl öğrencilerinin yüzde 50'si sınıfta kalırken sadece yüzde 5'i bir lisans programını kazanabilmektedir. Meslek liselerinin durumu tamamen içler acısıdır. Eğitim sisteminden düşmüş öğrencilerin barındırıldığı okullar hâline gelmişlerdir. Anadolu öğretmen liselerine gelince, bunların da içlerinin boşaltıldığı bilinmektedir. Türkiye'nin ihtiyacı olan öğretmen lisesi sayısı maksimum 40 iken, bu sayı bugün 245’e ulaşmıştır. Öğretmen lisesi sayısı artarken eğitim fakültelerinin kontenjanlarının düşürülmesi ve ikinci öğretimlerin kaldırılması enteresan bir çelişkidir.

Sadece liselere giriş sınavlarını kaldırabilmek için bütün okulları Anadolu liselerine dönüştürmek, bu eğitim sistemine yapılmış en büyük ihanetlerden bir tanesidir. Ayrıca, üniversiteye giriş sisteminde uyguladığınız okul başarı puanı sistemini değiştirdiğinizden dolayı da pek çok başarılı öğrenci fen liselerinden, önemli Anadolu liselerinden özel kolejlere ve açık liselere doğru geçişler yapmışlardır. Pek çok, özel okullara geçiş yapan öğrenciyle özel okullar 5.00 not ortalamasını vadetmişlerdir.

Bir başka pencereden olaya baktığımızda, üniversiteye yerleştirme sonuçlarına göre  pek çok  üniversitenin, özellikle yeni açılan üniversitelerin kontenjanlarının boş kaldığı görülmektedir. Fen fakültelerindeki fizik, kimya, biyoloji, hatta matematik bölümleri boş kalmıştır. Taşradaki üniversitelerin fen fakültelerinin bölümlerini tercih edenlerin sayısı 2'yi, 3'ü geçmemektedir. Puanlar yaklaşık 30-40 puan kadar düşmüştür. Bu okullara yerleşen öğrenciler soruların sadece yüzde 15'ini yapmışlardır.

İşte, bazı üniversitelerdeki kontenjanlar ve yerleşen sayılarını verdiğimizde, gerçekten çok çarpıcı rakamlar karşımıza çıkmaktadır:

Afyon Kocatepe Üniversitesi biyoloji bölümü kontenjanı 47, yerleşen 1 öğrenci; kimya bölümü kontenjanı 47, yerleşen sıfır öğrenci; matematik bölümü kontenjanı 186, yerleşen 43 öğrenci.

Bingöl Üniversitesi matematik bölümü kontenjanı 114, yerleşen 3 öğrenci.

Bitlis Eren Üniversitesi matematik bölümü kontenjanı 47, yerleşen 1 öğrenci.

Kars Kafkas Üniversitesi biyoloji bölümü kontenjanı 77, yerleşen 1 öğrenci; fizik bölümü kontenjanı 57, yerleşen sıfır; kimya bölümü kontenjanı 47, yerleşen sıfır; matematik bölümü kontenjanı 154, yerleşen 2.

Bu işin artık düzenlenmesi gerekiyor. Planlanmasının yapılması da Yükseköğretim Kuruluna kalır iken acaba Yükseköğretim Kurulu ne yapmaktadır?

Yükseköğretim Kurulu, uygulamaları ve çözüm önerileri ile çökmüş, hantal bir kurum hâline dönüşmüştür. Toplum nezdinde, özellikle akademik camiada güvenilirliği kalmamıştır. Rektör ve dekan atamalarında akademisyenlerin görüşleri ve kararları dikkate alınmamıştır. Geçtiğimiz on yıllık periyotta üniversiteler toplumda özellikle yıpratılmış ve itibarsızlaştırılmışlardır. Akademisyenlerin ve üniversite çalışanlarının özlükleri her geçen gün daha kötü duruma getirilmiştir. YÖK yasası ise hâlâ hazırlanamamış ve Meclis gündemine getirilmemiştir.

Ülkemizde gerekli planlama yapılmadan her yere devlet ve vakıf üniversiteleri açılmaya devam ederken, bu üniversitelerde açılacak enstitü ve bölümlerin ülkenin birlik ve bütünlüğü açısından dikkate değer hassasiyeti göstermesi gerektiğine inanıyoruz. Bu Meclis kürsüsünden tekrar duyurmak istiyoruz ki üniversitelerimizde özellikle dil alanında açılacak olan araştırma birimlerinin ve bölümlerinin millî hassasiyetlerimizi göz önünde bulundurması gerekmektedir.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, dilin yalnızca teknik, standart bir uzlaşma ve diyalog vasıtası olmayıp aklın, bilginin, gönlün ve zihniyetin de tercümanı olduğunu belirtiyoruz. Millet varlığının oluşumu, nesiller arasındaki irtibat tabii olarak dil ile hayat ve vücut bulur. Dilin kullanımı ve sahiplenilmesi, müşterek bir kimlik inşasında ve savunulmasında ikamesi olmayacak bir katkı sağlar. Türkçe, Türk kimliğinin güvencesi, teminatı ve dayanağı olduğundan dolayı milletin birlikte ve bir bütün hâlinde bulunmasının yegâne kaynağıdır.

Son zamanlarda Türkçenin yanına mahallî dillerin yerleştirilme çabalarına ısrar ve inatla devam edildiği görülmektedir. Ana dil eğitim taleplerinin sürekli olarak mevzi elde etmesi tehlikeli, ayırıcı ve dışlayıcı bir dönemin hızla yaklaştığını göstermektedir. Unutmamak lazımdır ki dilde başlayan bir çözülme ve bölünme millet varlığına bulaşacak ve birlikte yaşamayı imkânsız hâle getirecektir. Türkçenin aziz millet fertlerinin buluştuğu, anlaştığı, hislerini paylaştığı büyük kültürel cazibe merkezi olmaktan uzaklaşması vahim sonuçlara ve önü alınamaz karşıtlıklara ve karışıklıklara neden olacaktır. Bölücü emellerin ana dilde eğitim isteklerindeki zorlama, buna da siyasal sorumluluk mevkisinde bulunanların göz yumması Türk milletini geriye götürerek etnik çatırdamanın eşiğine savuracaktır. Bu karanlık süreci tersine çevirebilmek için, Türkçenin, birlikte yaşamanın ve aynı safta sonsuza kadar bulunmanın en belirgin yollarından biri olduğu kabul ve itiraf edilmelidir. Güzel ve zengin dilimizi zayıflatacak her girişim, ikinci plana atacak her niyet ve yanına ortak iliştirmeye yeltenecek her amaç millî yüreklerin inanç kalelerine çarpmaktan kurtulamayacaktır.

Hepinize teşekkür eder, saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Topcu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar.

Buyurunuz Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyarbakır ilimizde Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin kurulması konusunda verilen kanun tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Kanunla ilgili görüşlerimizi belirtmeden önce, Millî Eğitim Bakanlığına atanması dolayısıyla Sayın Nabi Avcı’yı tekrar kutluyor, kendisine çalışmalarında başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yeni Millî Eğitim Bakanının işi zor. Hem görevdeki öğretmenler hem de atanamayan öğretmenler tarafından pek hayırla yâd edilmeyen bir Bakanın bırakmış olduğu miras, yeni Bakan ve ülkemiz için bir felakettir.

Yeni Bakanın acil olarak gündeminde yer alması gereken -bize göre- üç sorun bulunmaktadır. Bunlardan ilkini serbest kıyafet uygulamasının yarattığı olumsuz sonuçların ortadan kaldırılması oluşturmaktadır. Bir önceki Millî Eğitim Bakanına öğrencilerimizden biri şöyle seslenmişti: “Sayın Bakanım, serbest kıyafet uygulamasıyla okulumuza kimler girip kimler çıkıyor bilemiyoruz.” Bakan Bey’in vermiş olduğu cevap ilginçti: “Kafanı karıştırmalarına izin verme.” Gerçi, bizleri bile, “Çocukları küçük yaşta okula göndermeyin, bilimsel olarak bu mümkün değil.” dediğimizde terörist olarak suçlamıştı.

Bakanın, ülke ekonomisiyle ilgili zerre kadar bilgisinin olmadığı ortada. Bilgisi olsa çocuklar arasında eşitliği bozacak, zengin ve fakir arasında uçurumu gözler önüne serecek -ülke genelindeki okul kıyafetleri sektörüne milyonlarca liralık darbe indirmeye kalkmaz- serbest kıyafet uygulamasına başlamazdı. Umarım, uykusundan uyanmıştır.

Değerli milletvekilleri, yeni Bakanın önündeki bir diğer sorun ise aile bütünlüğünün bozulmasına neden olan eş durumu özür atamalarının yapılmamasıydı. Başbakanın grup toplantısında yaptığı açıklamayla şubat ayında atamaların yapılacağını öğrendik. Doğru bir karar vererek yanlıştan dönüldüğü için bu haberi bekleyen öğretmenlerimiz ve aileleri adına mutluyuz. Eski Bakanın “Atamalar yılda bir kez olacak.” diye tutturması, eşleri birbirinden uzak tutmaya davet etmesi, öğretmenlere -sonuçlarını hiç düşünmeden- alan değişikliği yaptırtması, alan değişikliği sonrası sorunların katlanmasının ardından geri ama yarım adım atarak soruna farklı bir boyut kazandırması eğitim bütünlüğünün bozulmasına neden olmuştu.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanın halletmesi gereken üçüncü ve en büyük sorun ise atanamayan öğretmenlerin durumudur. Atanamayan ve atama bekleyen öğretmenlerin haykırışlarını duyması, bu zulme, işkenceye bir an önce son vermesi, tüm öğretmen adaylarının ve onlara bütün imkânlarını seferber etmiş olan ailelerinin beklentisidir. “Analar ağlamasın.” diyen bir Başbakana, öğretmen adaylarının da analarının olduğunu, onların da ağladığını milletimin kürsüsünden hatırlatmak isterim.

Sayın Avcı’ya bu sorunun çözümü konusunda Cumhuriyet Halk Partisi olarak üzerimize düşen ne varsa yapacağımızı belirtmek isterim. Sayın Bakanın işi hayli zor ve güç. Bir önceki Bakanın, millî eğitime sadece bakmasının verdiği tahribatı düzeltmek zaman alacak fakat söylemiş olduğum durumlardan etkilenen herkes çözüm beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, eğitim önemlidir, Millî Eğitim ise ülkemizin can damarıdır; alınan kararların çok iyi düşünülmesi, analizlerinin iyi yapılması gerekmektedir. Binanın temellerinden birinin eksik olması nasıl ki binanın yıkılması sebebiyse, Millî Eğitimdeki yanlış veya eksik alınmış bir kararın sonuçları da ülke için yıkım olmaktadır.

Sayın Avcı’nın dediği gibi, eğitim yatırımları, sonuçları on-on iki yıl sonra görülen düzenlemelerdir. Sayın Avcı’ya, AKP hükûmetleri boyunca Millî Eğitimin aldığı kararları ve değiştirdikleri sistemleri tekrar aklıselimle gözden geçirmesini öneririm. Kendisinin ifade ettiği gibi, bırakın on-on iki yılı, alınan kararlar daha bir ay bile dayanmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YÖK’ü ve Millî Eğitimi yönetebilmek için ilk önce gençliğinizi yaşamış olmanız gerekmektedir. Gençliğinizi yaşınıza göre yaşayamamışsanız ileride alacağınız kararlarda, atacağınız adımlarda olumsuz yönlere sevk olur gidersiniz. Gençlerin düşüncelerine değer vermezseniz onların dediklerini anlamaz, size karşı geldiklerini zannedersiniz; size söylenen her sözü mermi gibi, bomba gibi görüp daha fazla tepki gösterirsiniz.

Değerli milletvekilleri, “Böyle yöneticiler var mı?” diye sorarsanız, Ulaştırma Bakanımıza bakalım. Ulaştırma Bakanı şöyle bir açıklamada bulunuyor: “Önce Boğaziçi Üniversitesini ziyaret ettim. Bir baktım, farklı bir dünya; değişik binalar, surlarla çevrilmiş alan. Sonra, bahçesinde gençler kızlı erkekli oturuyor; ben çok şaşırdım, ‘Burada yoldan çıkarım.’ dedim.” Sayın Bakan böyle bir düşünceye sahip olduğu için, gençliğin o coşkusunu, o saflığını, o temizliğini ve bitip tükenmez enerjilerini maalesef anlaması mümkün değildir.

Sayın Başbakan makul taleplere bile oldukça sert cevaplar vererek, gençliği, özellikle de üniversite gençliğini sadece biat eden, kendisini devamlı alkışlamasını istediği bir kitle olarak görmektedir. Göktürk uydusunun fırlatma töreni öncesinde ODTܒde yaşanan olaylar sonrası verdiği tepkide bunu açıkça görebiliriz. Hatta, kini ve nefreti o kadar fazladır ki, Çamlıca’daki Radyo Televizyon Vericisi Proje Yarışması’nda ODTÜ 1’inci olmasına rağmen, projeyi yarışmada 3’üncü olarak verdirtmiştir.

Değerli milletvekilleri, Diyarbakır ilimizde kurulması düşünülen Selahaddin Eyyubi Üniversitesi konusunda komisyona yeterli bilgi verilmemiştir. Bu üniversiteyi kuracak olan vakıf kimdir? Bugüne kadar hangi eğitim faaliyetleriyle uğraşmıştır? Bu vakfın mali kaynakları nelerdir? Bunların yeterince açıklanmadığı ve açıklanmaya ihtiyaç olduğu ortadadır.

Araştırma, inceleme sürecinin iyi değerlendirilememesi, altyapısının çok iyi hazırlanmaması kurulacak üniversitelerden beklenen yararın zarara dönüşmesine, ülke kaynaklarının boşa harcanmasına neden olmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak yeni üniversitelerin kurulması taraftarı olduğumuzu her konuşmamızda dile getirmekteyiz. Üniversiteler, kuruldukları şehirlere ve bulundukları bölgeye ekonomik ve sosyal yönlerden katkı sağlamaktadır. Parti olarak muhalefetimiz yeni kurulacak üniversitelere değil, planlama eksikliği sonucu üniversitelere yeterince kaynak ayrılmamasınadır.

Son yıllarda vakıf üniversitelerinin, adına uygun vakfetmeyi amaçlayan bir anlayışla değil, para kazanmayı amaçlayan bir ticari zihniyetle kurulduğu görülmektedir. Yeni kurulan devlet üniversitelerimize de yeterince kaynak ayrılmadığı ortadadır. Bu endişelerimizin giderilmesine ihtiyaç vardır.

Değerli milletvekilleri, sizlere birkaç örnek vermek istiyorum. 2008 yılında kurulan Ardahan Üniversitesi medyada “tek odalı üniversite” olarak geniş yer bulmuştu, üniversitenin rektörünün ve yardımcılarının eski Köy İşleri binasında tek odada mesai doldurdukları basına yansımıştı. Hatta, ilginç bir olay da yaşanmıştı; sloganı “Işığa karışın.” olan Ardahan Üniversitesi Rektörü, “Gerekirse çadırda üniversite kurarım.” diyerek Kızılay’ın Ardahan şubesine başvurmuş ama ilde bir tek Kızılay çadırının dahi olmadığı ortaya çıkmıştı.

Mardin Artuklu Üniversitesinin 2008 yılında 5 milyon Türk liralık bütçesi vardı. 5 milyon Türk lirası ise sadece kırtasiye ve temizlik giderlerine gitmişti.

Şu anda üniversitelerimizin durumlarının günden güne daha iyi olması, eğitimlerinin ve bütçelerinin, kuruluş aşamasına göre tedricen artmış olması, kuruluş aşamasında yaşanan kaynak ve zaman kaybını yok etmemektedir. Bu nedenle, üniversitelerin yeterli kaynak ayrılarak kurulması, kuruluş aşaması açısından hayati önemdedir.

Ayrıca, yeni kurulan üniversiteler ciddi öğretim üyesi sıkıntısı çekmektedir. Bizim önerimiz, bunun giderilmesi için, Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı çerçevesinde kadro miktarı artırılmalı, bir yükseköğretim seferberliği başlatılarak, yüksek lisans ve doktoraya başvuru koşullarını taşıyan tüm başvuran gençlerimize kadro verilerek kabul edilmelidir. Bu, yaşadığımız öğretim üyesi sıkıntısını gidermede bir çözüm olabilir.

Değerli milletvekilleri, şimdi de, AKP tarafından bütçenin hazırlanması ve uygulanması konusunda bir örnek vermek istiyorum: ÖSYM’nin sınavlarda dağıtmış olduğu kırtasiye setiyle ilgili vermiş olduğum soru önergeme eski Bakan tarafından verilen cevaba göre, sınav seti maliyeti, bir kişi başına 1,14 Türk lirası. Sınava başvuran toplam 1 milyon 904 bin 101 adaydan alınan toplam sınav ücreti, KDV dahil, 46 milyon 193 bin 365 Türk lirasıdır. Kırtasiye setinin maliyeti 2 milyon 170 bin 675 lira 14 kuruştur ve bu tutar, ÖSYM tarafından değil, sınava giren adaylardan alınmıştır. Sadece kırtasiye seti değil, bunun yanında, testlerin hazırlanması, soru kitapçıklarının bastırılması, paketlenmesi, nakliyesi, sınav uygulamalarına ilişkin her türlü organizasyon, sınav görevli ücretleri, sınav sonuçlarının değerlendirilmesi, adaylara duyurulmasına ilişkin harcamalar ile genel yönetim giderlerine ilişkin cari harcamalar ve yatırım harcamaları da sınava giren adaylardan alınmaktadır.

Ülkemiz iyi ki sosyal bir devlet. Öyle bir sosyal devletiz ki, ekmek ve yaşam mücadelesi veren gençlerimizden para alıp bütün giderleri onlara ödetiyoruz, ancak sınavla ilgili bir soru sorduklarında devletin en soğuk yüzünü gösteriyoruz. Teşekkür ederiz Adalet ve Kalkınma Partisine, ileri demokrasi anlayışından sonra, işte size ileri sosyal devlet uygulaması.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitime ilişkin temel göstergelerin birçoğunda Türkiye, OECD ve AB ülkeleriyle karşılaştırıldığında ya en kötü durumda ya da en kötülerden birisidir. OECD Bir Bakışta Eğitim 2012 Raporu’na göre, Türkiye, 2010 itibarıyla üniversite eğitimine ulaşan kişilerin nüfusa oranı açısından sondan üçüncüdür. Kore’de nüfusun yüzde 67’si, Japonya ve Kanada’da yüzde 59’u, üniversite sayısında son yirmi yıla sığdırdığımız sayısal artışa rağmen Türkiye’de ise gençlerimizin ancak yüzde 20’si üniversiteye gitmektedir. Yine aynı rapora göre, OECD ülkeleri ortalaması alındığında, gençlerin yüzde 39’unun gelecekte dört yıllık üniversite eğitimini tamamlaması bekleniyor. Türkiye’de bu oran yüzde 25. Yüksek eğitimlerin nüfusa oranla kıyaslamasında OECD ortalaması yüzde 31 olarak belirlenirken, Türkiye, yüzde 13’lük oran ile sıralamada ortanın altında yer alıyor.

Üniversite sayılarını artırmak başarı hanesine yazılabilir ancak asıl başarı, sayıyı artırırken kaliteyi de artırmakla yakalanabilir. Türkiye’de son on yılda seksenin üzerinde yeni üniversite açıldı. Asıl sorun, 2023 hedefine odaklandığını söyleyen iktidarın, bunu gerçekleştirebilme kapasitesiyle ilgilidir. Yükseköğretime ayırdığınız bu bütçe ile bunu yapabilmeniz olası değildir.

Yükseköğretimde yatay büyüme göz kamaştırıcıdır. Bu hızla elli üniversite daha açılabilir ancak derinlik ve üniversitelerin araştırma fonksiyonunda ciddi zafiyetler bulunmaktadır. Üniversiteler kurulurken tematik olmak yerine en kolayı tercih edilmekte, sonuçta her ilde bir yükseköğretim kurumu olmakta ama gerçek anlamda üniversite olmamaktadır.

Üniversitelerin şu andaki durumlarıyla ilgili genel tespitlerimizi sıralayacak olur isek, üniversiteler bütçe sistemi değişiyor ama bürokratik yönetim devam ediyor. Maddi kaynakları sınırlı ama mali özerklikten söz ediliyor. Üniversiteler yirmi yıldır en önemli kaynağını personel için harcıyor. Üniversite bütçelerinin yüzde 60’ı personel gideri. Ancak yüzde 20’si yatırım, bina, makine ve tesisata gidiyor. Bunların çoğu da derslik ve ofis gideri yani üniversitelerin bütçesinde araştırmaya para ancak bir kırıntı kadar. AR-GE, üniversitenin kendi AR-GE’si, bilimsel araştırma projeleri, kaynağı döner sermayeye bağlanmış, döner sermaye artarsa BAP projeleri artacak.

Geçen seneye kadar döner sermayeler dışında üniversite gelirlerinin yüzde 93’ü hazine yardımı. Öğrenci harçlarından sadece ve sadece yüzde 7 geliri vardı. Şimdi harçlar da kaldırıldı, geliri de o anlamda sınırlandı. Harçların kaldırılması çok doğru bir karardır, ancak üniversiteyi gelirsiz, sadece hazineden aktarılacak kaynaklara bağımlı hâle getirmek yanlıştır. Ön lisans, lisans, yüksek lisans, doktora öğrencileri için hazine, öğrenci sayısı başına üniversitelere ayrı bir bütçe aktarabilir, bu da yalnızca üniversitelerin AR-GE faaliyetlerinde kullanılabilinir.

Mali yönetmeliklerde üniversitelere manevra kabiliyeti verecek kadar bile bir gelir alanı sağlanmamış durumdadır. Mali özerklik hepten yok edilmiştir. Üniversiteler, sütçülük, yoğurtçuluk, “2 dana alalım, bakalım, Kurban’da satalım, gelir elde edelim.” derdine düşmüştür. Yükseköğretim bütçesi son on yıldır merkezî bütçenin yüzde 3,5’i düzeyinde ama millî gelir içindeki payı yüzde 1’in altına inmiştir.

2023 hedefleriniz içinde 500 milyar dolar ihracat var. Mümkün mü bu? Bu kafayla mümkün değil. Söylediklerinizi hangi bilgi düzeyiyle, hangi araştırma potansiyeliyle yapacaksınız? Yalnızca göz boyamayı biliyorsunuz. 1 trilyon liralık millî geliri 1 trilyon dolar düzeyine çıkarmak için üniversitelerin gücünden yararlanmanız gerek, 2023 yılında bu hedefi ihracatla birlikte 1,5 trilyon dolarlık üretim olarak görmek gerek. Bunu üretecek bilgi düzeyine sahip değilsek ithal edeceğiz, bilgiyi ithal edeceğiz. Bu da cari açık, fakirlik, başka ülkelerin pazarı olmak demek yani sömürge olmak demek.

Üniversite sayısı artıyor ama yükseköğretim ve üniversiteler bütçesinin millî gelir içindeki payı azalıyor. Konuştuğumuz rakam yüzde 1 bile değil. Rekabet ettiğimiz ülkelerin sadece AR-GE rakamlarının millî gelire oranına baktığımızda yüzde 3 gibi bir rakamı görmek mümkün. Bütçeden yüzde 0,97; yüzde 1 bile olmayan bir pay ile nasıl rekabet edeceğiz değerli arkadaşlar? Üniversite bütçelerinin ortalama yüzde 60’ı personel giderleri. Toplam yükseköğretim bütçe büyüklüğü 15 milyar. Bunun yaklaşık 10 milyar Türk lirası personel gideri; 3 milyar, mal ve hizmet alımları, sosyal harcamalar ya da vesaire sayıldıktan sonra kalanı AR-GE. AR-GE’ye ayırdığınız pay, üniversite bütçesi içerisinde bir kırıntıdır değerli arkadaşlar.

Üniversiteler, sadece ders anlatan ve artan yükseköğretim talebini karşılamaya çalışan, yoğun öğrenci yılmasına cevap vermeye çalışan kurumlar hâline gelmiştir. AR-GE, yasadaki temel fonksiyonlarından biri olmanın dışında kalmıştır. Dolayısıyla, ülkemiz, AKP’nin politikalarıyla, Doğulu gibi üretip Batılı gibi tüketmeye devam edecektir. Yoksullaştırılan bir büyüme, kredi, borç ve ithalat -cari açık destekli- ve tüketim iştahı sürmektedir. İnsanlar tüketmek istemektedir, bu normaldir ama kredilerin hâlâ önemli bir kısmı tüketime yönelik bireysel kredilerdir.

Türkiye’de 1 kilogram ihracatın değeri 1,5 dolardır. Almanya’da ise bu 4 dolardır. Bizimki iş değil, bu tam anlamıyla hamallıktır. Böyle devam ederse, AR-GE, katma değeri yüksek ürünler, yüksek teknoloji, destekli üretim olmadığı sürece, üniversite bütçelerine bu denli cimri davranıldığı sürece hamallığa devam edeceğiz.

Türkiye’de bütçeden yükseköğretime ayrılan pay ve millî gelire oranına baktığımız zaman, 2003’te yüzde 0,94; 2013’te yüzde 0,97’dir. Görüldüğü gibi, AKP’nin “Yükseköğretim bütçesini şöyle artırdım, böyle arttırdım.” lafları kocaman bir balondur. Üniversite bütçesinin millî gelire oranı yüzde 0,94’ten ancak yüzde 0,97’ye çıkabilmiştir. AR-GE ve inovasyon olmadan üniversitede kaliteyi, üretiminizin ve ihracatınızın yüksek teknoloji olmasını sağlayamazsınız; üniversitelerin bütçedeki payını artırmadan da AR-GE ve inovasyon yapamazsınız. AR-GE ve inavosyon için de -altını çizerek belirtiyorum- sanat ve kültür eğitimi yetkin almış, hayal gücü olan ve hayatı sorgulayan bir gençliğe ihtiyacınız var. Demek ki ne imiş? Biat eden gençlikle AR-GE ve inovasyonda yeterli bir yol katetmeniz mümkün değil. Yavaş yavaş, bazı gerçeklerle yüzleşince Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onun yaptıklarını daha iyi anlayacaksınız.

Dinlediğiniz için teşekkür eder, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baydar.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Altan Tan.

Buyurunuz Sayın Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Diyarbakır’da kurulması planlanan Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin kuruluşuyla ilgili söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, en sonda söyleyeceğimiz lafı başta söyleyelim. Bir Diyarbakır Milletvekili olarak şehrimizde bir vakıf üniversitesinin kurulması tabii ki bizim memnuniyetimizi celbeden ve destekleyeceğimiz bir husustur ancak bu desteğimizin yanında, eksikliklerin, yanlışlıkların, yapılması gerekenlerin de altını çizmezsek yine bu desteğimiz eksik kalır kanaatindeyiz.

Değerli arkadaşlar, öncelikle Diyarbakır’daki üniversite serencamından başlamak istiyorum. Lafı çok fazla uzatmadan, çok çarpıcı bir iki rakamla sizlere meramımı izah etmek istiyorum. Diyarbakır Dicle Üniversitesi ilk olarak 1969 senesinde, tıp fakültesinin henüz yeterli imkânlar ve yer temin edilememesinden dolayı Ankara’da öğrenime başlamasıyla yola çıktı. 1974 senesinde resmî olarak kuruluşu tamamlandı, tıp fakültesi de yine Diyarbakır’da öğrenime başladı ve o tarihten bu tarihe otuz dokuz yıl, yaklaşık kırk yıl geçti. Türkiye’de Dicle Üniversitesi kurulduktan çok sonraları birçok üniversite kuruldu ve şu an, Türkiye'nin 81 ilinde üniversite var. Dicle Üniversitesinin daha üç yıl öncesine kadar öğrenci sayısı 12.700’dü, bu yıl bütün uğraşmalara, tartışmalara, konuşmalara ve eleştirmelere rağmen ancak 24 bine çıkabilmiştir. Peki, ne demek bu rakam? Yani, 24 bin rakamı az mı diye soracak olursanız, evet değerli arkadaşlar, Konya Selçuk Üniversitesinin 90 bin öğrencisi var, Eskişehir’deki üniversitelerin 100 bin öğrencisi var; 90 bin ve 100 bin! Yine, Diyarbakır’la mukayese edecek olursak, Erzurum Atatürk Üniversitesinden tutun Isparta Süleyman Demirel Üniversitesine kadar bütün rakamları inceleyin, Diyarbakır Dicle Üniversitesinin ne kadar ihmal edildiğini, ihmalin de ötesinde kasıtlı ve bilinçli bir şekilde engellendiğini göreceksiniz.

Yine, Diyarbakır’a seyahat etmiş olanlar ve Dicle Üniversitesinin kampüsünü görmüş olanlar çok iyi bilirler, bugün Diyarbakır Dicle Üniversitesinin kampüs alanı Türkiye'nin en muhteşem kampüs alanlarından biridir. 26 bin dönüm arazi üzerine kurulmuştur, altından Dicle Nehri geçmektedir, Dicle Nehri sınırdır. Dicle Nehri’nin bütün doğu kesimi, işte biraz evvel de bahsettiğim gibi, 26 bin dönümlük çok geniş bir arazi Dicle Üniversitesinindir. Bu kadar geniş imkânlar, bu kadar nefis coğrafi konumuna rağmen, maalesef bu üniversite bir devlet politikası, siyaseti olarak bilinçli bir şekilde taammüden tasarlanarak geri bırakılmıştır ve sürekli olarak derin yapıların, kontrgerilladan Ergenekon’a kadar, JİTEM’den farklı istihbarat kuruluşlarına kadar, devletin, bu en derin unsurlarının gözetim ve kontrolünde olmuştur. Bunun aksini iddia edenler varsa, bu böyle değildir diyenler varsa, yine Meclisin huzurunda bu arkadaşlarla deliller ve belgelerle konuşma imkânına sahibiz, buna her an hazırız.

Değerli arkadaşlar, Dicle Üniversitesinin bugünkü konumu da değişmemiştir. Şimdi “Niye Selahaddin Eyyubi Üniversitesini konuşurken Dicle’ye gittik ve Dicle’den başlıyoruz?” diyebilirsiniz. Diyarbakır’a devletin bakış açısı nedir? Diyarbakır’da eğitim ve öğrenim ne durumdadır? Diyarbakır’daki yükseköğrenim perspektifi nedir? Bunları sizlere arz ediyorum. Ondan sonra da, bu tespitlerden sonra, yine Selahaddin Eyyubi Üniversitesi ile ilgili değerlendirmelerime geleceğim. Çünkü Selahaddin Eyyubi Üniversitesi de bu değerlendirmelerin dışında ve bugüne kadar yaşanılan hadiselerin, öykülerin dışında bir geleceğe sahip değildir.

Değerli arkadaşlar, bugünkü yapısı itibarıyla da yine, Diyarbakır Dicle Üniversitesi âdeta şehre küstü. Bugün “şehre küs” tabirinden neyi kastediyorum? Şunu kastediyorum: Bugün, bölgenin siyasi, sosyal, kültürel, teknik, zirai birçok sorunu vardır ve üniversiteler kuruluşları itibarıyla da sadece bilimin veya tekniğin bir kesimiyle ilgilenmezler. Bugün Dicle Üniversitesinde de İlahiyat Fakültesinden Eczacılık Fakültesine, Mimarlıktan Tıp Fakültesine, Ziraat Fakültesinden Veterinerlik Fakültesine kadar bölümler var. Yani demek ki Dicle Üniversitesi bu konuların tamamıyla ilgileniyor. Peki, fiilî olarak yaptığı ne? Birinci olarak, şehrin sosyal ve siyasi dokusuyla ilgili hiçbir ciddi çalışması yok. Bunu sadece Kürt meselesi bağlamında da söylemiyorum. Yani çıkıp ilgililer izah etsinler, sosyolojik alan çalışması olarak o bölgenin kültürel, etno-kültürel, dinsel, mezhebî, inançsal yaşantı biçimi olarak ne gibi çalışmalar yaptılar, ortaya koysunlar. Bu konuda şehre küstür; şehrin siyasi yönelimine, dinamiklerine kapalıdır; bu konuda hiçbir ciddi yayını bulunmamaktadır. Zaten ciddi bir yayını olsaydı, bugün, dünyada bir ödül alır, derece alır, bir klasmana girer ve dünyanın bu konuda ciddi çalışmalar yapmış üniversiteleriyle karşılıklı olarak muhatap olabilir, iş birliğine girebilirdi.

“Efendim, siyaseti bir yana bırakalım.” diyen bazı arkadaşlar olabilir. Bırakalım, yani tırnak içinde bırakalım, gelelim teknik konulara, zirai konulara.

Bugün, Diyarbakır’ın 8,5 milyon dönüm arazisi var ve bunun 4,5 milyon dönümü önümüzdeki beş ila on yıl içerisinde sulanabilir duruma gelecek.

Peki, üniversitenin bu konuyla ilgili -mesela bir İsrail, Fransa, Amerika, örnek verelim, dünyanın en gelişmiş gen teknolojisinden, ilminden tutun tohum üretimine kadar çalışmaları var- Dicle Üniversitesinin bölgenin bu tarımsal yapısıyla ilgili bir hazırlığı var mı? Varsa nerede? Yani üç beş tane çalakalem yazılmış broşürün ötesinde, yine biraz evvel isimlerini verdiğim, dünyada bu sahada en gelişmiş ülkeler olan İsrail, Fransa, Amerika, Almanya, Hollanda’yla ilgili bir çalışması ve bölgeyle alakalı bir gelecek perspektifi var mı?

Kentsel dönüşüm bugün Diyarbakır’da yapılıyor, TOKİ ile Büyükşehir Belediyesi arasında, Vilayet arasında anlaşmalar var, büyük projeler hazırlanıyor. Diyarbakır Mimarlık Fakültesinin bu konuyla ilgili bir çalışması var mı?

Aynı şekilde Dicle Vadisi bugün Diyarbakır’ın yüzlerce yıllık rüyasıdır, Hükûmet Programı’na da girmiştir, ancak maalesef bugüne kadar ciddi bir çalışma yapılmamıştır, bununla ilgili bir projesi var mı?

Biraz daha ilerletelim işi, Diyarbakır’daki uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması, sokak çocukları, eğitimsiz genç nüfusla ilgili -yine çalışmayı bir yana bıraktık- bilimsel hazırlık anlamında bir tasarısı ve projesi var mı?

Bunları daha da artırabiliriz değerli arkadaşlar. Ve yine, aynı şekilde muazzam bir tarımsal potansiyeli var, hayvancılık potansiyeli var. Bununla ilgili tarımsal sanayi hazırlıkları, öngörüleri, perspektifi var mı?

Ee, peki, bir üniversite tohumla ilgilenmez, genle ilgilenmez, araziyle ilgilenmez, kentsel dönüşümle ilgilenmez, uyuşturucu kullanımıyla ilgilenmez, Dicle Vadisi’yle ilgilenmez, Kürt sorunuyla ilgilenmez, sanki Patagonya Üniversitesiymiş gibi hiçbir konuya ilgi duymaz, dinî konularla ilgili çalışma yapmaz… Bugün, Ben-i İsrail’in, Hazret-i Yakup’un 12 oğlundan 11’i Mezopotamya doğumlu. Yahudiliğin en önemli merkezlerinden birisi, Hıristiyanlığın ilk olarak devlet hâline geldiği bölge, Müslümanlığın Hazret-i Ömer zamanında geldiği bir bölge. Eğer bunlarla ilgili ciddi çalışmalar yapmazsa -dinî, mezhebî, itikadi, fikrî, ilahiyat fakültesinden sosyoloji fakültesine kadar- o zaman ne yapar, ne ile meşguldür? Bu soruları sormak aklı başında herkesin üzerine farzdır, bir “Diyarbekir” Milletvekili olarak bizim üzerimize birkaç sefer daha farzdır. “Şehrin dinamiklerine küs” dediğim hadise budur.

Yine aynı şekilde, değerli arkadaşlar, bugün bir cemaatler koalisyonu olarak idare edilmeye çalışılan üniversite, bölgedeki bütün bu altüst oluş, hercümerç ve yeniden yapılanmanın âdeta dışındadır. Yani devlet ve Ankara’daki derin akıl -kimse, kimlerse- bazı mevzuları Bingöl Üniversitesine, bazılarını Tunceli Üniversitesine havale etmiştir. Özellikle, işte bir şey uydurdular: Yaşayan diller enstitüsü. Ben, “öldürülemeyen diller” deseydiler, “Yüz sefer kurşun sıktık, öldürmek istedik, bitmedi, ölmedi.” deseler daha doğru olurdu diyorum. Bunları Bingöl’e, Tunceli’ye baypas etmiştir. Mardin Artuklu Üniversitesinin yapmak istediği bütün olumlu çalışmaların önü kesilmektedir ama bütün bu olayların merkezi Diyarbakır’da yaprak kıpırdamamaktadır yani ısrarla bu konuların orada tartışılması engellenmektedir. Yine, aynı şekilde devlet, Diyarbakır’da 90 bin, 100 bin kişilik yani Konya’da olduğu gibi, Eskişehir’de olduğu gibi bir üniversite kitlesini maalesef kendi siyasetine tehlike olarak görmektedir. 100 bin öğrencilik bir Diyarbakır Dicle Üniversitesi düşünün. Bu, her açıdan Orta Doğu’nun bilim ve kültür merkezi olacaktır. Belki Suriye’den, Irak’tan da öğrenci alacaktır, alması gerekmektedir. Önümüzdeki yeni Orta Doğu’yla ilgili bütün gelişmelerin -siyasi, kültürel, ekonomik, politik, sosyolojik, tarihî, felsefi- merkezi olması gerekmektedir.

Şimdi, böyle bir Diyarbakır’da Selahaddin Eyyubi Üniversitesi kuruluyor ve tabii ki Selahaddin Eyyubi, İslam tarihinin, İstiklal Marşı’mızın yazarı Mehmet Âkif’in tanımlaması ile Şark’ın en sevgili sultanıdır. “Şarkın En Sevgili Sultânı Selâhaddîn’i” diye başlayan mısraları vardır Mehmet Âkif Ersoy’un ama Sayın Başbakan, senelerdir bir kardeşlik edebiyatıdır tutturmuş gidiyor. 103 tane devlet üniversitesi, 65 tane vakıf üniversitesi, 17 tane vakıf meslek yüksekokulu ve 13 tane, YÖK’ün sitesinde bulunan diğer yükseköğrenim kurumlarının hiçbirisinin adı bugüne kadar “Selahaddin Eyyubi” değildir, bu ne biçim kardeşlikse, hiçbirisi değildir. Osman Gazi’den, Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’den, Yıldırım Beyazıt’tan, Fatih Sultan Mehmet’ten -Selçuklu Üniversitesinden- Alpaslan’a kadar bütün isimler verilmiştir ama Selahaddin Eyyubi’nin adını bir üniversiteye vermek de yine Diyarbakırlı bir vakfın aklına gelebilmiştir, bunu da dikkatlerinize sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, son olarak da Diyarbakır’daki bu vakıf çalışmasıyla ilgili bazı görüşlerimi sizlere arz etmek istiyorum. Bu vakfın kuruluşu oldukça eskiye gidiyor, yani yaklaşık yirmi yıl önce kurulmuş bir vakıf. Bu vakfın daha önce de Diyarbakır’da bazı teşebbüsleri var. Şimdi, arkadaşlar darılmasınlar, alınmasınlar ama bunları konuşmazsak açık ve seçik bir şekilde, yine bir yere varamayız. Bu arkadaşlar, Diyarbakır Belediyesine ait, şu an Diyarbakır’da Dedeman Otelinin yanında bulunan 11 bin metrekarelik bir arsayı, o zaman “Biz buraya hastane yapacağız ve halka hizmet edeceğiz bir vakıf olarak, bir kazanç kapısı olarak değil bir hizmet kapısı olarak hizmet edeceğiz.” diye çok sembolik bir fiyatla aldılar. Şimdi, sembolik fiyattan kastım ne? Düşününüz, inşaat ruhsatı 13 milyar tutuyordu o tarihte, alma bedeli 11 milyar yani ruhsat bedelinin daha altında bir fiyatla bugün o arsanın Diyarbakır’daki alım satım bedeli 15 milyon TL civarında, bugünkü bedel bu. Ve bu arsa senelerce, alındıktan sonra yani alınma da değil, bir nevi tahsis edildikten sonra çok sembolik bir fiyatla -bu fiyatlar ve bu değerler hepsi de arşivde kayıtlıdır, bellidir ne kadar- birkaç misli değer kazanmıştır yıllar içerisinde. O hastane yapılmadan, bugün bir iş merkezine satılmıştır ve bugün o bahsedilen arsanın üzerinde üç tane büyük plaza yer almaktadır. Henüz açılışı da bitmemiştir, bitmek üzeredir, inşaat hâlindedir. İnşaatı yapanların bir suçu, günahı yok, paralarını vermişlerdir, almışlardır. Ama bu işin hikâyesi ne olmuştur? Bu, parantez içinde kalmıştır. Bunu da dikkatlerinize arz ediyorum.

Şunu söylemek istiyorum: Evet, biz olumlu olan her şeyin destekçisiyiz. Memleketimize bir çivi çakanın hizmetkârıyız. Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin kurulmasını da destekliyoruz, müspet oy vereceğiz ama yapılan bütün yanlışlıkları, eksiklikleri, suistimalleri de burada önünüze koymak durumundayız. O arsanın hesabı bugüne kadar verilmemiştir. Arsa Diyarbakır’da, plaza Diyarbakır’da, alım satım tarihi belli, alım satım bedeli belli ve bugünkü satış değeri, nasıl satıldığı, kime satıldığı belli. Bu konuda eğer bir eksikliğimiz, bir fazlalığımız varsa -sayın bakanlar da burada- lütfen, Diyarbakır’dan talep etsinler, bu evrakların hepsini önlerine koysunlar dosya üzerinde.

Değerli arkadaşlar, bir diğer sıkıntılı nokta da Yerel Diller Enstitüsüyle ilgili birçok polemik yapıldı. Bunu bir sefer, biz bölgede yaşayan Kürtler olarak, Türkiye’de yaşayan Kürtler olarak kendimize bir hakaret, bir aşağılama olarak görüyoruz. Ne demek yerel dil? Yani bir aşiret dili midir, bir kabile dili midir, bir lehçe midir? Bu da maalesef Türkiye’nin geldiği demokrasi seviyesinin tespitidir yani daha hâlâ kendi kendine birçok mevzuyu doğru düzgün ifade edemeyecek, işte, mırın kırın, “yerel diller” diyecek, “yaşayan diller” diyecek, “öldürülemeyen diller” diyecek vesaire vesaire. Meselinin adını bile doğru düzgün koyamayacak bir noktada ise Türkiye, işte, demokrasi seviyesi de hepinizin gözleri önündedir.

Değerli arkadaşlar, bölgede, dediğim gibi, bu ciddi mevzularla ilgili hem Türkiye'nin sorunlarının çözülmesine bilimsel katkı sunma anlamında hem de Orta Doğu’daki bütün bu yeni gelişmeleri kavrayabilme ve anlayabilme anlamında Diyarbakır’ın ciddi bir bilim merkezi olma mecburiyeti vardır. Onun için Hristiyanlıkla ilgili, Süryanilikle ilgili, Yahudilikle, Ezidilikle, Müslümanlıkla ve bin küsur yıllık Şafii hukukunun İslam medreselerinin merkezi olması hasebiyle de İslami ilimlerde de Diyarbakır’ın ve Diyarbakır’da kurulacak üniversitelerin ciddi çalışmalar yapma mecburiyeti vardır. Çünkü, bugünkü Orta Doğu’nun ve bugünkü Türkiye'nin genetik kodları o bölgededir. Yani inanç olarak da, etnik olarak da, sosyolojik olarak da, hatta hatta Yukarı Mezopotamya’nın ekonomik kapasitesi olarak da, Dicle ve Fırat’ın suladığı toprakların bereketi ve medeniyeti olarak da böyle bir merkez olma durumu vardır.

Yeni kurulacak üniversitelerin de bu hassasiyette çalışmaları, bütün bu meselelerin doğru anlaşılmasına büyük katkılar sunacaktır. Bugün Mardin Artuklu Üniversitesinin uyguladığı, elinden geldiği kadar doğru düzgün yapmaya çalıştığı birçok çalışma da maalesef yine baltalanmaktadır. Bingöl Üniversitesi, Tunceli Üniversitesinde aslı astarı olmayan, bilimsel kökü ve değeri olmayan birçok şey bilim adına verilirken, Mardin Artuklu Üniversitesi “Neden önüne konulan listelere göre hareket etmiyor, neden cemaatler ittifakına girmiyor, neden resmî ideolojinin doğrultusunda gitmiyor?” diye üvey evlat muamelesi görmektedir. İşte Diyarbakır Dicle Üniversitesinin de, yeni kurulacak olan Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin de bütün bu yanlış uygulamalardan uzak, doğru düzgün bir değerlendirme ile karşılaşması ve sorunlarını çözmesi en büyük dileğimizdir.

Bu dilek ve temennilerle, yeni kurulacak Selahaddin Eyyubi Üniversitesine her türlü mülahazatlarımızı parantez içine alarak hayırlı uğurlu olsun diyoruz, başarılar diliyoruz. Doğru olan her şeyin destekçisi, eksik ve yanlış olanın takipçisiyiz.

Saygılar sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tan.

Şahsı adına Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten.

Buyurunuz Sayın İçten. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 329 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında partim adına söz almış bulunmaktayım.

Kimi şahıslar vardır, hep hayırla yâd edilir; kimi yâd edilen şahıslar vardır, hem hayırla yâd edilir ve hem de kahraman olarak anılırlar. Kimi şahsiyetler vardır, tarihte sadece kahraman olarak kalır; kimi kahramanlar vardır, ırkları ve milletleri birleştirir, tarihte başköşede yer alır. İşte, onlardan biridir büyük İslam komutanı Selahaddin Eyyubi. Adaletiyle tüm dünyaya nam salmış Selahaddin Eyyubi, İslam coğrafyasının, Türk, Kürt, Arap, Hint ayırt etmeksizin, herkesin bildiği, tanıdığı ve sevdiği bir şahsiyettir. O büyük komutanın, büyük liderin Kudüs’ün fethini gerçekleştirerek bizlere, tüm dünya Müslümanlarına miras bıraktığı emaneti Kudüs’e torunları olarak bizim sahip çıkacağımızı bu vesileyle hatırlatmak isterim.

Kudüs’ün dün de sahibiydik, bugün de sahibiyiz. Fetih sonrasında dünya halklarına barışı, sevgiyi ve kardeşliği öğreten İslam ordularının komutanı, dinimizde de olduğu gibi, tüm dinlere, tüm dillere ve tüm renklere özgürlük getirmiş ve yüzyıllarca farklılıkların kendilerini ifade ettiği yaşamı bugünlere taşımıştır.

Kudüs bugün boynu bükük ve yine bir fethe ihtiyaç duyuyor. Kudüs boynu bükük ve yine Selahaddin Eyyubileri bekliyor. Artık fetihler silahla değil, bilim, ilim, sanat ve zekâyla yapılıyor.

Şimdi, bir kez daha dünya coğrafyasına Selahaddin Eyyubi gibi bakmak zamanı. Şimdi, dünya bir kez daha Selahaddinleri bekliyor. Bu coğrafyadan çıkacak Selahaddinler  fetihler yaparak özgürlüğü, huzuru ve barışı getirecek. Bu Selahaddinler bu topraklardan, bu üniversitelerden çıkacak ve dedelerinin mirasına sahip çıkarak tüm dünyada barışı sağlayacaklardır, buna çok ama çok ihtiyacımız var. Tüm dünyanın saygı ve sevgi duyduğu Selahaddin Eyyubi’nin, Diyarbakır’ımız için başka bir anlamı vardır, şehirde nereye giderseniz gidin mutlaka o değerli şahsiyetin adına bir mahalle ismi bulursunuz. O nedenledir ki Diyarbakır’a müjdeler olsun o büyük komutan adına bir üniversite, Selahaddin Eyyubi Üniversitesi açılıyor.

Kalkınmanın, toplumun refah düzeyini artırmak için ekonomi, bilim, sanat, teknoloji ve demokrasi gibi birçok alanda gelişmek anlamını taşıdığı herkesin malumu. Kalkınma sadece maddi olarak büyüme değildir, kalkınmayı başlatan ve hızlandıran birçok faktör içinde eğitim yer alıyor. Her işin başında eğitim vardır. Bir şehri kalkındıran ön önemli etkenlerden biri de iyi işleyen, iyi öğrenciler yetiştiren bir üniversitedir. Üniversitelerin, şehirlerin kalkınmasında birçok yönden katkıları vardır. Mesela, şehir dışından gelmiş bir üniversite öğrencisinin en az bin lira harcadığını varsayarsak, 60 bin öğrencinin her birinin aylık bin lira harcaması 60 milyon liralık bir katkının şehre kazandırılması demektir. Sadece öğrencilerin değil, dışarıdan gelen öğretim üyelerini de buna eklersek ekonominin bir anda değişeceğini sizler düşünün.

Dün, seçmenlerimize söz verdik “peygamberler ve sahabeler şehri ‘Diyarbekir’i eğitim üssü hâline getireceğiz” diye. Bugün, her alanda olduğu gibi bu sözümüzü de yerine getirmenin mutluluğunu bir kez daha yaşıyoruz. İlk üniversitemiz olan Dicle Üniversitesinden sonra Selahaddin Eyyubi Üniversitesini açıyoruz. Sırada TOBB ETÜ üniversitesi var ve 3 fakültesiyle Diyarbakır’da açılması için yer tahsisi yaptık, onun için de her şey hazır.

Ayrıca, bir başka özel üniversitenin açılması için yer tahsisi işlemlerine başladık. İnşallah, Diyarbakır’ımız 4’üncü üniversitesine de kavuşacaktır ve yine inşallah, Meclisimiz bunun da desteğini sağlayacaktır.

Kaba bir hesapla, önümüzdeki üç yıl içerisinde, nüfusla orantısını yaptığınız zaman 60 bin öğrenci ilimize gelecektir. Biz, AK PARTİ Hükûmeti olarak laf değil iş üretiyoruz. Biz, AK PARTİ olarak yeni bir medeniyet inşa ediyoruz. Eğitimin ne denli önemli olduğunu bildiğimiz için de en büyük yatırımı eğitime yapıyoruz. Açılacak bu üniversite, birliğimizi, beraberliğimizi daha da pekiştirecektir. Selahaddin Eyyubi Üniversitesi, Dicle Üniversitesinden sonra Diyarbakır’da açılacak ilk üniversite olma özelliğini taşımaktadır. İlk etapta, iktisadi ve idari bilimler, mimarlık fakültesi, ilahiyat ve sağlık bilimleri fakülteleri, 1 meslek yüksekokulu ve 4 enstitü olacak eğitim yuvamızda, öğrencilerimiz 2014 yılında eğitim görmeye başlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgemizde maalesef otuz yıldır bir terör sorunu vardır. İlimiz, 1 milyon 570 bin nüfusa sahip, genç nüfusa sahip ender illerden biridir. Bu gençlerimizin toplumda nitelikli birer birey olmaları için eğitim yuvalarının önemi büyüktür. Birileri üniversite okuyup cahil kalırken, birileri yıllarca Kürtleri eşit görmediği için üniversitelerde okumamaları gerektiğine inanmış ise, birileri “Kürtler eşit olmasın, okumasın, iş adamı olmasın, doktor-avukat olmasın.” diye yıllarca ötekileştirme politikalarını geliştirmiş olsa bile, Kürtler, kendini bu ülkenin asli vatandaşı, sahibi ve eşit haklara sahip olarak görmektedir ve bu özgürlük mücadelesinde kendisini ötekileştirenlere karşı okuyarak, üniversiteler açarak cevap vermektedir.

Yine birileri, 1926 yılında Kürtleri bu vatanın evlatları olarak görmedi. Dersim’de 1937 yılında yaptıklarıyla “Kürtler bizimle eşit değildir.” dediler. 50’li, 60’lı, 70’li, 80’li, 90’lı yıllarda da bu böyleydi. Nereye kadar? AK PARTİ iktidarına kadar. Irk, dil, din ayrımı yapmadan bu ülkeye hizmet ettik, etmeyi de sürdüreceğiz. Hiç kimsenin kimseden üstünlüğü yoktur. Bakın Çanakkale’ye, bakın Dumlupınar’a, bakın Yemen’e, bakın Kıbrıs’a; Türk de, Kürt de, Laz da, Çerkez de hepsi bu vatan uğruna şehit ya da gazi olmuşlardır.

Bazı sözde vekiller profesör olmalarına rağmen kendilerini üstün görebilir ancak Selahaddin Eyyubi’nin torunlarına dil uzatması ya da aşağılaması kabul edilir bir durum değildir. Herkes haddini bilecek; bu evrende yaşayan herkes, herkesin eşit olduğunu bilecek. İşte, bu nedenle AK PARTİ var. On yıllık iktidarımızda, eğitimden sağlığa, ulaştırmadan hukuka kadar yaptığımız reformları, hep bilimin o aydınlatıcı, yol gösterici ışığını rehber alarak gerçekleştirdik. Gençlerimizin, şeytani düşünceleriyle beyinlerini yıkayanlarla hep mücadele ettik.

Bugün, ülkemizin her yöresinde, gençlerin önünde, geçmişle kıyaslanmayacak kadar iyi imkânlar var. Biz bunları yaparken, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, BDP’li belediye başkanları, meclis üyeleri, BDP’li il genel meclisi üyeleri ne yapıyor? Biz söyleyelim ne yaptıklarını: Okullara ve üniversitelere karşı çıkıyorlar. Bakmayın şimdi burada savunduklarına. İmar planlarında değişiklik yapıp, okul alanlarını konut alanlarına ve ticari alanlara çeviriyorlar; belediye ve il genel meclisinde imar planlarını, yatırımlarımızı engelleyen kararlar alıyorlar. Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin yapılmaması için gerek yerel dinamikleri tetikleyerek gerekse belediye ve il genel meclisi üyelerini yönlendirerek bu engellemeyi yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar. Burada, herkesin huzurunda, onları Diyarbakır halkına şikâyet ediyorum. Ama biz, tüm engellemelere rağmen bu üniversiteyi açıyoruz, şükürler olsun.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Diyarbakır ülkemizin genç nüfusunun en yoğun olduğu bölgedir. Buna karşın, sunulan eğitim ve istihdam imkânlarının nitelik ve nicelik bakımından yeterli bir bölge olduğu söylenilemez. Bölgedeki bu yetersizlik, özellikle yükseköğrenim olanakları dikkate alındığında daha da belirginleşmektedir. Selahaddin Eyyubi Üniversitesi, sadece bölge gençleri için değil, Türkiye ve yakın coğrafyanın gençleri için bir cazibe merkezi olmayı amaçlamıştır. O nedenledir ki açılacak Selahaddin Eyyubi Üniversitemizin, ilimize ve ülkemize hayırlı olmasını diler, saygılarımı ve selamlarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İçten.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın hatip, bir üniversitenin kuruluşuyla ilgili, yeri ve gereği yokken Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve partimize “Okullara ve üniversitelere karşı çıkıyorlar.” şeklinde suçlayıcı bir beyanda bulundu. Buna cevap vermek istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Belediye Başkanıyla ilgili basın toplantısı da yapabilir ama burada yani herkes…

BAŞKAN – “BDP’liler” dedi efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “BDP” dediyse tamam, onu söylediyse tamam ama Belediye Başkanını savunmak…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kaplan.

 

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Elitaş, biz ne yapacağımızı, iyi biliriz, İç Tüzük’ü de en az sizin kadar iyi biliriz, onun için ortak komisyondayız.

Ancak burada -hayırlı olsun- bir üniversitenin kuruluşuna destek veriyoruz. Arkadaşımız burada bunu açıklarken Diyarbakır Milletvekili olarak Sayın Cuma İçten, hakikaten, talihsiz bir konuşma yakışıksız bir konuşma yaptınız, yersizdi.

Bakın, Dicle Üniversitesi, üniversite gençliği en çok, en büyük dinamik olarak beraber olduğumuz, partimizle olan… Ama nedense, Dicle Üniversitesinin kadrolaşmasında, bilim özgürlüğünün ihlal edilmesinde ilk tırpanı vuran sizlersiniz. Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne milletvekili adayı olan bir hanımı getirip koydunuz. Sonra, sizin fikirleriniz ve görüşlerinizde olmayan bütün akademik… Profesör, doçent, önemli insanlar, hepsini tasfiye ettiniz. Sizin bu siciliniz dururken “Okullara ve üniversitelere karşı çıkıyorlar…” El insaf! Biz hangi okul ve üniversiteye karşı çıktık parti olarak? Buraya gelen her üniversiteye, kimin adına olursa olsun, her kurulan üniversiteye, Türkiye’de açılan her okula “evet” dedik. Hâl böyleyken, güzel bir iş yapılacakken, hayırlı bir iş yâd edilecekken illa çıkıp içinizdeki bir husumeti kusmanıza gerek yok.

Osman Baydemir’in elini öpmen gerekir senin. Osman Baydemir bugün en başarılı büyükşehir belediye başkanlarından birisidir. Büyükşehir Belediyesi olarak bırakın okulları, üniversiteleri, Türkiye'nin en güzel hayvan barınağını da en güzel şekilde kurup Türkiye'ye, dünyaya örnek olan bir büyükşehir belediye başkanıdır. Kusura bakmayın, siz insanları idare edemiyorsunuz, doğru dürüst bir şey yaptığınız yok, gelip burada cevap veremeyecek birini eleştiriyorsunuz. Bu haksızlıktır, size izin vermeyiz; kendi kusurunuzu gidin, çıkın, Diyarbakır’da anlatın bakalım anlatabiliyorsanız.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İçten.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, 69’a göre söz istiyorum. Dicle Üniversitesi rektörünü bizim atadığımızı iddia ediyor, net bir şekilde ifade etti. Milletvekillerinin rektör atama yetkisi yok. Cevap vermek istiyorum. 

BAŞKAN – Sizin şahsınızı demedi herhâlde.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Hayır, bizi dedi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, AK PARTİ milletvekili olan hanımefendi 3 tane aday içinden gösterildi, az oy almasına rağmen atandı. Atandıktan sonra üniversitedeki bütün birimleri, fakülteleri, hepsini, karşıt görüştekileri dışladılar, harcadılar, sürdüler. Ha, yalanı varsa Diyarbakır’ın bütün milletvekilleri burada yani.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, milletvekili rektör ataması yapamaz ama milletvekillerini rektör atamakla suçladı.

BAŞKAN – E, tabii atayamaz. Siz atadınız diye herhâlde sizi kastetmedi ama…

Buyurunuz, ne söyleyecekseniz…

 

3.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Kaplan, çok kusura bakacağız, hiç kurusa bakma.

Osman Baydemir ancak çok güzel bir hayvan barınağı yapar, hayvan barınağının dışında da hiçbir şey yapamaz zaten ve en fazla kar temizler, bir saat temizler, onu da basında yayımlar.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vallahi, sizin o diliniz var ya o diliniz…

CUMA İÇTEN (Devamla) – Diyarbakır’ı bugün pislik götürüyor,  Hazret-i Süleyman Camisi’nin önünü pislik götürüyor bakın. Önce sokakları temizleyeceksiniz, imar düzenlemelerini değiştirmeyeceksiniz, plan tadilatlarını yapmayacaksınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 2 dönemdir belediye başkanı, 2 dönemdir, Diyarbakır halkı bağrına basıyor, en büyük büyükşehir hizmetini verdi.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Kimlerin plan tadilatı yaptığını, hangi yeşil alanların kimlere ait olduğunu burada biz belgeyle ortaya koyarız, dolayısıyla okulları yaptırmayan sizlersiniz. Biz, bakanlık olarak ödenek yolluyoruz, il genel meclis üyeleriniz bu ödeneklerin ödenmesine müsaade etmiyor. Okul yapılacak yerlerin tadilatları yapılıyor, değiştiriliyor, müsaade etmiyorsunuz. Hiç kusura bakmayın, bu üniversiteyi 3 sefer il genel meclis üyeleriniz reddetti. Hangi yüzle bunu savunuyorsunuz? Yok böyle bir şey!

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İçten.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, sadece şunu söyleyeceğim: Bir büyükşehir belediyesi, bir metropol, 1 milyondan fazla nüfusu olan bu şehirdeki bütün medeniyetler, bütün dinler, bütün inançlar ve bütün mezhepler, cemevinden kiliselere kadar bütününü yaşatmış.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) - Camiler hariç, camiler hariç.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Camiler de dâhil, camiler…

Valileriniz bütçemizi, il genel meclisinin bütçesini iki sene üst üste onaylamamış Sayın Başkanım.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Bir camiye 1 milyon TL gösteremezsiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) - İki yıl merkezî iktidar bir vali atamış, atanmışlarınız hizmetin önüne geçmiş. Aslında hayvanların da terbiyesinden, insanların da terbiyesinden çok iyi anlarız biz. Onun için dikkatli konuşacaksınız.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Gidin, siz kilise yapın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Genel Kurulu bir tartışma alanına çevirmeyiniz. Daha sonra gidip karşılıklı müzakere edersiniz. Çok rica ederim…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, şimdi, bir üniversitenin kurulmasıyla ilgili bir konuşma yapılıyor, her şeyi siyasete döktüler. Yani, bir üniversite kuruyoruz burada.

Şimdi, şöyle siyaset: Yani, bir üniversite kuruluyor, üniversitenin adından tutun üniversitelerin nasıl yönetildiğine kadar tamamen iş çığırından çıktı, farklı bir konuma getirildi. Yok Selahaddin Eyyubi Kürt’müş, yok bilmem neymiş. Ne olursa olsun. Oraya bir isim konmuş.

BAŞKAN – E, tamam. Sayın Milletvekili…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kaldı ki Salâhaddin Eyyubî’nin kardeşlerinin isimlerine bakarsanız Böri, Tuğtekin, Turanşah. Koysunlar o ismi o zaman herkes, “Kürt’üm” diyenler de koysunlar.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, lütfen… Lütfen, çok rica ederim… Görüşlerinizi daha sonra kürsüye çıktığınız zaman ifade edersiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hocamızın isyanını makul görün.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Başbakan belediye reisliğine aday olsun, iyi hizmet etsin Diyabakır’da. Teklifimiz o. Eski belediyeci zaten. Aday yapın kazansın.

BAŞKAN - Sayın Özgündüz, sizin talebinizi bilahare yerine getireceğim. Yerinizden lütfen...

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/642) (S. Sayısı: 329) (Devam)

 

BAŞKAN - Şahsı adına Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu…

Buyurunuz Sayın Ensarioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 329 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile ilgili söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, ülkemizde, 103 tane devlet üniversitesi, 65 tane vakıf üniversitesi, 7 tane vakıf meslek yüksekokulu, 13 diğer yükseköğretim kurumu bulunmaktadır. Güneydoğu’da ise sadece 2 tane vakıf üniversitesi vardır; Gaziantep’te Zirve ve Hasan Kalyoncu Üniversiteleri.

Uluslararası rekabete katılmak ve geçmişte kaybedilen yılları telafi etmek için çok sayıda üniversiteye ihtiyaç vardır. Bu nedenle vakıf ve özel üniversitelerin teşvik edilmesi geç kalmış bir gerekliliktir.

Üniversiteler bulundukları şehirlere bilgi, eğitim, insan kaynakları, iş ve sosyal hizmetler konularında ciddi katkı sağlamaktadır. Üniversiteler şehrin ve bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına doğrudan katkı sağlamaktadır. Üniversiteler yüksek düzeyde eğitim ve öğretim yaparak seçkin kadrolar yetiştiren bilimsel ve teknolojik araştırmalar yapan ve araştırma sonuçlarını toplum yararına sunarak sosyal ve ekonomik kalkınmaya hizmet eden kuruluşlardır.

Üniversitelerin ülkemizin ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştiren, araştırma yaparak bilim ve teknoloji üreten, toplumsal gelişmeye önderlik eden, bilimsel yöntemlerle meselelere çözüm üreten ve dünya üniversiteleriyle yarışan eğitim kurumları hâline gelmesi esas alınmıştır.

Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi ve kurulması planlanan Selahaddin Eyyubi Üniversitesiyle birlikte, TOBB ETܒnün Diyarbakır’a bu yıl açmayı planladığı fakültelerle Diyarbakır artık bir üniversite şehri olma yolunda önemli bir mesafe katedecektir. Selahaddin Eyyubi Üniversitesi İhtiyat, Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı tarafından kurulmaktadır. Diyarbakır’a yeni üniversitelerin açılması ve Diyarbakır’ın üniversite şehri olması için çaba sarf eden, girişimde bulunan İhtiyat, Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı yönetimini ve mütevelli heyetini, yine Türkiye Odalar ve Borsalar Eğitim ve Kültür Vakfı yönetimini ve mütevelli heyetini bu girişimlerinden dolayı kutluyor, kendilerine ve tüm emeği geçenlere teşekkür ediyor, bundan sonra kurulacak üniversitelere de örnek teşkil etmesini diliyoruz.

Selahaddin Eyyubi Üniversitesi öncelikle, bölgemize yararlı hizmetler sunacak, çağdaş eğitime katkı sağlayacak, toplumsal yapıda ve sanayide istihdama yönelik nitelikli eleman yetiştirilmesinde önemli bir rol üstlenecektir. Artık, Diyarbakır’da daha büyük üretim kapasitesine sahip, büyük yatırımlara ihtiyaç vardır. Diyarbakır sanayisini ancak teknik bilgi sahibi, uzman kişiler kalkındırabilir. Diyarbakır sanayisinin iş yapma kapasitesini artıracak, yapacağı araştırma ve atılımlarla dünya ile rekabet edebilecek konuma gelme noktasında sanayicimizin önünü açacaktır. Giderek küreselleşen dünyamızda insan hareketliliği kaçınılmaz ve aslında arzu edilen bir durumdur. Bir ayağı ülkesinde, diğer ayağı dünyanın her yerinde olan nitelikli gençler ülkesine ve insanlığa büyük katkı sunacaktır. Gençlerin oluşturduğu bir insan kaynağı nitelik kazandırılabilirse sahip olan ülke için stratejik, ekonomik ve sosyal bakımdan en önemli güç kaynağını oluşturur, aksi durumda işsizliğin ve sosyal problemlerin en büyük kaynağıdır. Ayrıca günümüzde işsizliğin ya da bir başka deyişle mesleksizliğin toplumlar için en önemli ekonomik ve sosyal bir tehdit oluşturduğu gerçeğinden yola çıkılırsa, eğitilmiş gençler etkin ve katma değeri yüksek bir beşerî sermaye olarak değerlendirilebilir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Diyarbakır ülkemizin genç nüfusu bakımından en yoğun olan bölgesidir. Buna karşın, sunulan eğitim ve istihdam imkânlarının nitelik ve niceliği bakımından yeterli bir bölge olduğu söylenemez.

Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi, Diyarbakır nüfus bakımından Türkiye'nin en büyük ilk 10 vilayeti arasındadır 1 milyon 590 bin nüfusuyla. Şehir merkezi nüfusu 850 bin olup Güneydoğu’nun 2’nci büyük kentidir, nüfus artış hızı ise Türkiye'nin nüfus artış hızının 2 mislidir. Yani Türkiye'nin nüfus artış hızı yüzde 1,3,  Diyarbakır’ın nüfus artış hızı ise 2,7’dir. Nüfusun yüzde 53’ü 20 yaşın dibindedir. Böylesine genç bir nüfusa sahip bir kentte üniversitenin önemi çok büyüktür.

Değerli arkadaşlar, Osmanlı döneminde beş yüz yıl boyunca İstanbul, Edirne ve Bursa’dan sonra iktisadi anlamda 4’üncü büyük vilayetken Diyarbakır, bugün, cumhuriyetle birlikte, bugüne kadar izlenen politikalar, geri bırakılmışlık, geri kalmışlık ve cumhuriyet hükûmetlerinin izlediği politikalar dolayısıyla maalesef hak etmediği bir noktadadır. Yine, sosyoekonomik gelişmişlik bakımından cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda Diyarbakır 3’üncü sıradayken, İstanbul ve Bursa’dan sonra 3’üncü sırada yer alırken 2000’li yıllarda 66’ncı sıraya kadar gerilemiştir. Ama bugün 2002 yılında, AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle birlikte bu ihmal edilmişlik, geri bırakılmışlık, geri kalmışlık Diyarbakır’ın kaderi olmaktan çıkmıştır.

Bugün, hepimizin bildiği gibi GAP Eylem Planı hem Türkiye için çok… GAP projesi, Türkiye’nin en büyük entegre projesidir ve bölgenin de kalkınmasını sağlayacak, sorunlarını çözecek en önemli projedir. 2007 yılına kadar GAP’ın enerji ayağı yüzde 97 oranında bitirilmişken, asıl bölge ekonomisini ilgilendirecek olan sulama ayağı yüzde 12’ler seviyesindeydi. 2007 yılında uygulanan GAP Eylem Planı’yla birlikte bugün beş yıl içinde çok önemli mesafeler katedilmiş ve üç yıl sonra da GAP Eylem Planı bitirilerek sadece Diyarbakır’da, Diyarbakır’ın toplam arazisinin yüzde 37’si sulanır duruma gelecektir. Yine GAP’ın sulama projesinin yüzde 33’ü sadece Diyarbakır’dadır ve Diyarbakır’da 1 milyon hektarın üzerinde bir arazi sulanarak 500 bin insana istihdam sağlayacaktır.

Diyarbakır, bölgenin ve Türkiye’nin, hatta Orta Doğu’nun en önemli tekstil merkezi, gıda merkezi, tarım ve tarıma dayalı sanayi merkezi olmaya adaydır. Yine bunun hazırlığıyla ilgili Diyarbakır’da ulaşım yolları, ticaret yollarının yapımıyla ilgili Hükûmetimizin çok önemli çabaları vardır. Diyarbakır çevre yolu, Diyarbakır içinde yapılacak olan 13 tane alt geçit, Diyarbakır-Batman, Diyarbakır-Mardin, Diyarbakır-Silvan, Diyarbakır-Bingöl, Diyarbakır-Elâzığ ve Diyarbakır-Siverek yollarının tamamı çift yol hâline getirilmiş ve geçen yıl bunların tamamı sıcak karışım yapılmak üzere ihalesi yapılmıştır. Bu saydığım hizmetlerin yani Kara Yollarının bu yaptığı hizmetlerinin toplam rakamı 1 katrilyon –eski rakamla 1 katrilyon- gibi çok yüksek bir rakamdır.

Yine, Diyarbakır’ın Havaalanı Projesi ihale edilmiş, 200 trilyonun üzerinde bir rakamla ihale edilmiş, apronu yapılmış, 3 katlı, İstanbul ve Ankara’dan sonra Türkiye'nin en büyük ve en önemli terminal binası Diyarbakır’da yapılmaktadır.

Yine Diyarbakır’ın sağlık merkezi hâline getirilmesiyle ilgili çok büyük bir sağlık kampüsü yapılmakta. Bununla ilgili araştırma hastanesi bitti, diş hastanesi bitmek üzere ve diğer 7 tane hastane de bu kampüs içinde yapılmaktadır.

Yine Diyarbakır’ın kentsel dönüşümüyle, Suriçi’nin tarihî ve kültürel değerlerinin korunmasıyla, restorasyonuyla ilgili, surlarının onarımıyla ilgili çok büyük ödenekler harcanıp bu tarihî değerler ayağa kaldırılmaktadır.

Bütün bu çalışmalar yapılırken üniversitelere ve eğitim kurumlarına çok büyük ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla, bu söz konusu vakfın kurduğu bu üniversiteye çok büyük önem biçiyoruz. Geçmişte, Osmanlı döneminden bugüne kadar çok önemli eğitim, iktisadi, bilim ve kültür merkezi olan Diyarbakır eski günlerine bu sayede kavuşacak.

Yine Dicle Üniversitesi, az önce bahsedildiği gibi, benzer üniversitelerden çok az öğrenci kapasitesine sahipken 2005’ten bugüne 12 binden 24  bine çıkarılmıştır, kapasitesi yüzde 100 artırılmıştır.

Yine Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin ismi “Selahaddin Eyyubi” ama biz eğer bunu kabul etmezsek, burada onaylamazsak bu ismi de kimse koyamaz, bu üniversiteyi de kimse açamaz.

Az önce Altan Bey’in bahsettiği, yirmi yıl önce kurulan vakıf, söz konusu vakıf bu vakıf değil. Bu, üç yıl önce kurulan bir vakıftır. Başka bir vakıftan bahsediyor, karıştırdı zannedersem. Bu vakıf tamamen üç yıl önce kuruldu, hiçbir iş yapmadı, hiçbir arsası da yok...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - …sadece üniversite kurmak amacıyla açıldı.

Üniversitenin hayırlı uğurlu olması dileğiyle herkese saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ensarioğlu.

Sayın milletvekilleri, Sayın Özgündüz’ün İç Tüzük 58’e göre bir düzeltme isteği vardır, yerinden  söz vereceğim.

Buyurunuz, yerinizden konuşabilirsiniz efendim.

 

XI.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, 30 Ocak 2013 tarihli 59’uncu Birleşimdeki bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin konuşması

 

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dünkü konuşmamda tutanağın 82’nci sayfasında “Efendim, siz bir grubu destekleyerek, özgürlük savaşı veren Taliban, El Kaide, selefi unsurları destekleyerek bu yolu seçiyorsunuz.” şeklinde geçen cümlem yanlış geçmiştir. Burada diyorum ki: “Siz, bir grubu destekleyerek, özgürlük savaşı verdiğini söyleyen Taliban, El Kaide, selefi unsurları…”(x) Bu şekilde düzeltilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özgündüz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/642) (S. Sayısı: 329) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Antalyalı üreticiler perişandır. Önce savaş politikası vurdu, sonra doğal afetler vurdu. Finike, Demre, Gazipaşa, Manavgat, Serik’i ciddi sellerle boğuşur bulduk. Üretici destek bekliyor. Ziraat Bankasının kredileri bir an önce devreye girmelidir. Özellikle üreticinin kullandığı işletme kredileriyle fide ve tohum firmalarının kullandığı işletme ve yatırım kredilerinin bir an önce çıkarılması gerekmektedir. Zira, söz konusu üretici ve işletmelerin ticari hayatlarına devam edebilmeleri için mevcut borçlarını kapatınca yeniden kredi alabilmelerinin önünün açılması gerektiği belirtilmiştir. Geçtiğimiz yıl mevcut borçlarını kapatan üretici ve işletmelerin desteklerin açıklanma süresinin üç ila beş ay gibi bir süreye yayılması nedeniyle yeni kredi kullanamadıkları ve ihtiyaç duydukları fonlara ulaşmada sorun yaşadıkları, bu nedenle de söz konusu işletmelerin ciddi sıkıntılar yaşadıkları belirtilmektedir. Bunda bir çözüm düşünüyor mu Hükûmet, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Acar.

Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle Sayın Bakana yeni görevinde başarılar diliyorum.

Sayın Bakanım, sizin de Komisyonda Başkanlık ettiğiniz süreçte biliyorsunuz 4+4+4 geçti, nisan ayında yürürlüğe girdi. Geçtiğimiz gün basında yer alan bir habere göre, mayıs ayında 1’inci sınıflarla ilgili kitaplar ihale edilmiş ve eski müfredata göre, mevcut müfredata göre 1’inci sınıfların kitapları o ihale sonucu basılmış ve 12 milyon 531 bin liralık bir ödeme yapılmış ancak eylül ayında bu kitaplar dağıtıldığında… Çünkü 4+4+4’te yetmiş iki aydan altmış aya inildi. Yeni müfredat uygun olmadığı belirtildiğinden bu kitaplar toplatılmış ve yeniden ihale yapılmış. Bu konuda -yeni geldiniz gerçi Bakanlığa, belki bürokrat arkadaşlarımız konuyu biliyorlardır- eski kitaplar ne oldu? 12,5 milyon lira ödenen eski kitaplar ne oldu? Bu 12,5 milyonun hesabını soracak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dibek.

Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir kanun teklifi vermiştik. Bu kanun teklifinde de birçok ille beraber Tekirdağ ilinde de güzel sanatlar üniversitesi kurulması için bir talebimiz olmuştu. Biliyorsunuz, Türkiye ile Avrupa Kıtası arasında bir köprü niteliği taşıyan Tekirdağ ili, milyona yaklaşan nüfusuyla, sosyal altyapılarıyla ve birçok kültürü de bünyesinde barındıran kimliğiyle özellikle güzel sanatlar üniversitesini bünyesinde çok sağlıklı ve layıkıyla taşıyabilecek bir ilimizdir. Bu kanun teklifimiz hâlâ Komisyonda bulunmaktadır. Siz de Millî Eğitim Bakanı olarak, söz konusu kanun teklifimiz ve Tekirdağ’a güzel sanatlar üniversitesi açılmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köprülü.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başbakan ve önceki Millî Eğitim Bakanı Türkiye’de sınıflarda okuyan öğrenci sayısı ortalamasını 36 ve 38 olarak söylemiş idi. Şanlıurfa’daki okullarda eğitim gören öğrenciler 55-60 kişi iken Siverek ilçesine bağlı Çıkrık köyü İlköğretim Okulunda 130 kişi bir sınıfta ders görmektedir. Şanlıurfalıların bu mağduriyetini ne zaman gidereceksiniz?

Soru 2: Kurulan vakıf üniversitelerinin özel şirketlere devredilebileceği hususunda basında haberler yer almaktadır. Aynı zamanda, şu anda özel şirketlere -bir Amerikan şirketine- satılan vakıf üniversitesi var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, BDP Grubundan bir milletvekili arkadaşın Dicle Üniversitesine yönelik iddiaları konusunda size sormak istiyorum: Bu iddialar gerçek midir? Önce onu öğrenmek istiyorum.

Bir de, şubat atamaları konusunda, sadece özürlülerin, özrü olanların ve eş durumundan dolayı tayinler yapılacağı söyleniyor. Size de, bize de

söylüyor. Size de, bize de şubat atamasında 35 bin, 40 bin kişilik bir atama listesi talepleri geliyor. Bu konuda, daha önceki Bakanın verdiği karardan geri adım atmamaya yeminli misiniz? Onu sormak istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkkan.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Bilgisayarıma gelen bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinde öğrenciyim ve problemlerimizin Meclise taşınmasını, gündeme getirilmesini istiyoruz. Bu hafta yaşadığımız, üst üste gelen, olumsuz ve talihsiz olaylar bizi çok yıprattı ve artık birilerinin ‘Dur.’ demesi, evlatlarına sahip çıkması gerekiyor ama görüyoruz ki herkes kendi derdinde. Eğer milletin vekili olarak bize yardımcı olursanız çok seviniriz.

Şu anda aciliyeti olan bir problemimiz var. 4 Türk arkadaşımız hapse atıldı tutuklu olarak ve darbedildi. Türkiye evlatlarına sahip çıksın, suçlu ya da suçsuz, Türkiye Cumhuriyeti hukuk kuralları çerçevesinde yargılansın, cezalandırılsın. Eğer ki suçlu oldukları ispatlanırsa biz ona da razıyız. Ancak kardeşlerimizi bu durumdan kurtarın ve bu üniversiteye olan duyarsızlığı, sorumsuzluğu önleyin. Biz, Türkler olarak ‘Artık yeter.’ diyoruz. Eğer bunu okursanız ve ilgilenirseniz problemlerimizi size bildireceğim.”

Arkadaşın ismi bende, size teslim edeceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkan.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, hayırlı uğurlu olsun.

Toplumumuzun önemli bir bölümünü teşkil eden engellilerin üniversite eğitimiyle ilgili de sorunları var. Tabii, birçoğunun bir başkasının yardımına ihtiyacı oluyor ya da yaşadıkları, okudukları yurtlarının mekân olarak kendilerine uygun olması gerekiyor. Ancak Türkiye’de, maalesef, altyapı bu açıdan uygun değil. Üniversitede okuyan engellilerin kendi memleketlerinde okuyabilmeleri yönünde bir çalışmanız olacak mı?

Diğer taraftan, bu, ataması yapılmayan öğretmenler sorunumuz var. Yaklaşık 350-400 bin civarında olduğunu bildiğimiz bu rakam, devletin ihtiyacının da 100 binin üzerinde olduğu düşünülürse, şubat ayında da atama bekledikleri düşünülürse ve bu çocukların, bizim gibi, üniversiteyi bitirip ekmek sahibi olma arzuları varken olamadıkları için bunalıma girerek, kayıtlara göre 35 civarında, intihar edip hayatına son verenler olduğu da düşünülürse buna yönelik bir çalışmanız olacak mı? Bu çocukları ekmek sahibi, aş sahibi, devletin de hizmetini gördürecek bir eleman yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Şeytani görüşlere karşı koruyacağız.” dediğiniz gençlerimizin tek tip hâle getirilip uslu çocuklar yaratılarak düşünme ve sorgulamadan uzaklaştırılan üniversite ortamlarında nasıl bilim üreteceksiniz? Haklarını savunacak özgür ortamı nasıl yaratacaksınız?

18 yaşında milletvekili yapmak istediğiniz gençlerin üniversitelerde temsilini sağlayacak mısınız?

Darbe ürünü olan YÖK hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bilim ortamını siyasi irade ve vesayetten uzaklaştırmak için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaleli.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine yönelik saldırıların giderek devam ettiği bu günlerde Ankara Büyükşehir Belediyesinin EGO’sunun doğal gazı ayrıldıktan sonra kurulan BAŞKENTGAZ’ın ihalesi geçen hafta cuma günü yapıldı ve piyasa değeri 7 milyar dolar olması gerekirken, 1 milyar 162 milyon dolarla en yüksek teklif verildi. Buranın özelleştirilmesinin en büyük gerekçesi Melih Gökçek’in Ankara Belediyesinin borçlarını BOTAŞ’a ödememesi ve metro yapımına kaynak aktarılmasıydı. Bu gerekçelerin tamamı ortadan kalktığına göre Ankara Büyükşehir Belediyesini hiç olmazsa bu konuda bir mercek altına almayı düşünür müsünüz? Ankaralıların önümüzdeki günlerde çok ağır faturalarla karşılaşması söz konusudur.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Yeni görevinde Sayın Bakana başarılar dilerim.

1963’te hükûmete rehberlik ve millî bilim politikası amacıyla kurulan TÜBİTAK’ın görevi bilim ve teknolojiyi teşvik etmektir. Ne var ki, daha önceleri de skandal diye nitelendirebileceğimiz olaylara imza atan TÜBİTAK’ın Popüler Bilim Yayınları’nın kitap satış arşivinde bulunan ve evrim teorisini açıklayan kitaplarının basım ve  satışının durdurulduğu, ilgili kitapların listeden çıkarıldığı ortaya çıktı. Hatırlarsanız 2009 yılında da Bilim ve Teknik’in son yazısındaki Darwin kapağı ve içindeki 15 sayfası üst yönetimin sansürüne uğramış, kapak değişmiş ve dergide Darwin’le ilgili yazı kalmamıştı. Derginin sayfalarını Darwin’e ayırarak hazırlayan ve kapağının altında imzası olan genel yayın yönetmeni de görevden alınmıştı. Zaten 2011 Ağustos ayında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname’nin içine saklanan maddelerle Hükûmetin emir komuta zinciri altına resmen giren TÜBİTAK bu hâliyle nasıl rehberlik edecektir? TÜBİTAK’ın bu hâliyle bilim ve araştırmaya önderlik etme hâli var mıdır? Tekrar düzeltmeye çalışacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, göreve başlamam dolayısıyla tebriklerini ve iyi dileklerini ileten bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımızın, sizlerin desteğiyle, değerlendirmeleriyle, önerileriyle, eleştirileriyle inşallah biz de Bakanlığımızda hayırlı hizmetlere vesile oluruz. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Şimdi, göreve yeni başlamam nedeniyle, sorulan sorulara, Millî Eğitim Bakanlığını ilgilendirenlerin dahi bir kısmına bihakkın vâkıf olduğumu söyleyemem ama arkadaşlarımın bana verdiği bilgiler doğrultusunda ve kendi bilgilerim doğrultusunda bilebildiğim kadarıyla açıklamaya çalışayım, cevaplandırmaya çalışayım. Bazı cevaplarda eksiklik kalırsa, bu, şu andaki bilgi eksikliğimizden, bağışlanırsa memnun olurum. Onu daha sonra, tatmin olmayan arkadaşlar için yazılı olarak da telafi etmeye çalışırım.

Sayın Acar’ın Antalya’da üreticilerin sorunlarıyla ilgili olarak sorduğu soru: Tabii, konuyla ilgili olarak, Hükûmetteki ilgili bakanlar, bu konuyla ilgili çalışmaları, ben, Eskişehir’de yaşanan benzer olaylardan ötürü biliyorum ki gereğini yapıyorlar ama onların şu anda somut olarak ne tür adımlar attıklarını, ne tür tedbirler aldıklarını, neler yaptıklarını açıklayabilecek, bilebilecek durumda  değilim. Uygun görürseniz, ilgili Sayın Bakana bunu yazılı olarak cevaplandırılması için iletirim.

Sayın Dibek’in “4+4+4 kabul edildi, 1’inci sınıflarda 12,5 milyar liralık kitap konusunda, bu sınıflarla ilgili kitaplar iade edilmiş, yeni müfredata uygun olmayan kitaplar ne oldu?” sorusu var. Şimdi, 1’inci sınıflar için “Hazırlık ve Uyum Çalışmaları” adıyla eğitim aracı hazırlanmıştır. 1’inci sınıflar için 2012-2013 öğretim yılında basılan tüm kitaplar kullanılmaktadır, herhangi bir kitap iadesi söz konusu değildir. “Hazırlık ve Uyum Çalışmaları” adıyla üretilen eğitim araçları 1’inci sınıf ders kitaplarına ilave olarak hazırlanmıştır ve bu eğitim araçları, öğrencilerimizin okullarına uyumunu kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Yani anladığımız kadarıyla boşa giden, israf edilen bir şey söz konusu değil.

Tekirdağ’da güzel sanatlar üniversitesi kurulmasına dair teklif konusunda da Komisyonda bekleyen pek çok benzer teklifler var ama bunlar belli bir sıra içerisinde değerlendirilmek üzere Komisyonun takdirine zaman zaman arz ediliyor -yani eski Komisyon Başkanı olarak yaptığımız işlemi söylüyorum- herhâlde bundan sonraki süreçte de Komisyonumuz ve Komisyon Başkanımız bunlardan uygun gördüklerini sırasıyla gündeme alacaktır. Sadece Tekirdağ’ın değil, Türkiye’nin bir güzel sanatlar üniversitesi, Mimar Sinan’a muvazi bir güzel sanatlar üniversitesi şüphesiz yararlı olur, genel kanaat olarak söylüyorum ama özelde Tekirdağ’da böyle bir altyapı için ne var, ne yok onu Komisyon aşamasında tartışılırken veya buraya intikal ederse burada ayrıca değerlendiririz diye düşünüyorum.

Sayın Tanal’ın Şanlıurfa’daki derslik durumu ve derslik başına düşen öğrenci sayısıyla ilgili sorusuna ilişkin olarak, arkadaşlarımın bana verdiği bilgiye göre, Şanlıurfa’da derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 48, ortaöğretimde 38.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, Çıkrık köyü 130 kişi.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – İlkokul yapımı il özel idaresinin görev ye yetkisi altında. Adı geçen köye yapılacak ilköğretim okulunun da il özel idaresinin yatırım programına alınması gerekiyor; alınıp alınmadığını şu anda bilmiyorum ama onu araştırayım Sayın Tanal.

Şanlıurfa’yla ilgili öğretmen rakamları da şöyle: 2012 atamalarında ilk atama 4.867, toplam atanan 5.508. Özür sebebiyle ayrılan 1.845 kişi, toplam ayrılanlar 2.520 kişi yani demek ki…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Açık öğretmen sayısı ne kadar Sayın Bakan, açık öğretmen sayısı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – …fark 2.988. Şu an, mevcut ücretli öğretmen sayısı -yani bunu açık sayısı olarak yorumlayabilirsiniz- 867.

Sayın Türkkan’ın sorusu var. Şubat ayında açıktan atama -özür atamaları dışında, eş durumu atamaları dışında- yapılması düşünülmekte midir? Yani bu soruya “evet” diyebilmeyi çok isterdim, en az sizin kadar ben de isterdim ama maalesef şubat ayında bu durumdaki gençlerimiz, bekleyen öğretmen adaylarımız için bir atama sözü veremiyorum, böyle bir atama söz konusu olmayacak çünkü en başta…

GÜRKUT ACAR (Antalya) - Duyamıyoruz, ses gelmiyor Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – İyi ki gelmiyor, söylediğim çok hoş şeyler değil çünkü.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Olsun efendim, doğruyu söyleyin, biz doğruyu istiyoruz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Doğru ama hoş olmayan doğru bunlar, evet. Şubatta açıktan atama yok. Hem daha önce ilan edilen ağustos programına sadık kalmak adına, onunla ilgili yapılan planlamaları aksatmamak için hem de biliyorsunuz bu sene aynı zamanda alan bilgilerini de içeren türden sınavlar yapılacak. Dolayısıyla şubatta yapılacak her atama daha sonra alan sorularını da içeren sınavlara giren gençlerimizin kontenjanından düşülecek demektir. Bu da yine kendi içinde bir haksız uygulama da olabilir endişesiyle, baştan da ilan edildiği gibi, şubat ayında açıktan atama maalesef yapılmayacak.

Dicle Üniversitesi ile ilgili bir ayrımcılık, Sayın Tan’ın konuşmasında dile getirdiği hususlarla ilgili bir ayrımcılık söz konusu olabilir mi? Sayın Tan da zaten konuşmasında oradaki altyapıyla ilgili çok olumlu şeyler söyledi ama bu altyapının gereği gibi ve çevreyle, bölgeyle verimli bir iş birliği hâlinde kullanılamadığını vurguladı. Bu, genel olarak bütün üniversitelerimiz için söylenebilecek bir zafiyet. Şüphesiz bunu çok iyi yapan üniversitelerimiz var, çevreleriyle çok verimli ilişkiler kuran üniversitelerimiz de var ama bazı üniversitelerimiz veya bazı bölümler hâlâ bir tür fildişi kule havası içerisinde çalışmalarını sürdürüyorlar. Dicle Üniversitesindeki bölümlerin çevreyle ilişkileri konusunda tek tek üzerlerine düşeni ne kadarını yapıp ne kadarını yapmadıklarının bilgisini istedim ama şu anda henüz elimize ulaşmadı ama Dicle Üniversitesinin veya herhangi bir üniversitemizin özellikle ihmal edilmesi, kasıtlı olarak iş göremez hâle getirilmesi şüphesiz söz konusu olamaz yani oraya yapılan altyapı yatırımlarının kendisi bile buraya verilen önemin ve buradan beklenenlerin bir kanıtı. İnşallah, başta Dicle Üniversitesi olmak üzere, üniversitelerimiz, kendilerine sağlanan bu olanakları, bu imkânları daha verimli kullanırlar ve bu tür “Acaba özellikle ihmal mi ediliyoruz?” türünden endişeleri de bertaraf edecek bir tutum sergilerler.

Ben hem size hem Sayın Tan’a bu açıklamaları yapma fırsatını da verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ederiz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Tan.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – …Diyarbakır Milletvekili Sayın Galip Ensarioğlu, bir açıklamamla ilgili bir şeyler söyledi, kısaca bir açıklama getirmek istiyorum, düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söylemişti?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Diyarbakır’daki vakfın arsayla ilişkisinin olmadığını, bunun yanlış bir bilgi olduğunu söylemişti. O konuda bilgi vermek istiyorum.

BAŞKAN – Evet, buyurunuz.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu’nun bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önceki konuşmamda Diyarbakır’daki vakıf çalışmasıyla ilgili ayrıntılı bazı bilgiler vermiştim.

Söz konusu vakıf, yaklaşık yirmi yıl evvel kuruldu. Konuşmamda bir vakıftan bahsetmiştim, sağlık vakfından ve bir arsayı ne şekilde aldığını söylemiştim. Şu an yeni kurulan Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin kuruluşunu gerçekleştiren vakıfla o diğer Vakfın organik bir bağı yok ancak o Vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı ve bazı üyeleri de bugün yeni Vakfın Mütevelli Heyetinin içerisinde. Bunu ayrıntılı olarak sizlerin bilgisine sunuyorum. Bunun hesabını veremeyen henüz geçmişteki bu uygulamaların net olarak, şeffaf olarak hesabını veremeyen ve yeni Mütevellide de yer alan şahıs veya şahıslara dikkat çekmiştim.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tan.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/642) (S. Sayısı: 329) (Devam)

 

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI  KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa aşağıdaki madde eklenmiştir.

"Selahaddin Eyyubi Üniversitesi

EK MADDE 148- Diyarbakır'da İhtiyat Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Selahaddin Eyyubi Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,

b) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesinden,

c) İlahiyat Fakültesinden,

ç) Sağlık Bilimleri Fakültesinden,

d) Meslek Yüksekokulundan,

e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

f) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

g) Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,

ğ) Yerel Diller Enstitüsünden,

oluşur."

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Engin Özkoç.

Buyurunuz Sayın Özkoç. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, görevinizde başarılar diliyor, saygılar sunuyorum.

Sayın Bakan, önemli iki konuyu konuşmamın başında hemen ifade etmek istiyorum. Birincisi, şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde Millî Eğitim Komisyonuyla ilgili görüşmeleri bilen binlerce vatandaşımız               -birbirlerine haber vermişler- İnternet’ten, televizyondan izliyorlar, telefonlarla da bize ulaşıyorlar, diyorlar ki: Acilen çıkan ve hemen uygulamaya sokulan okullardaki serbest kıyafetten dolayı binlerce esnafımız çok mağdur durumdadır. Bu esnafların ellerinde okul kıyafetleri kalmıştır ve Sayın Bakandan, bugün, kendileriyle ilgili, bu millî servetin heba olmaması, iflas noktasına gelen bu esnafımızın desteklenmesiyle ilgili -yeni bakanlığa gelmiş- bugün de kendilerine iyi, hayırlı bir haberi vermesini buradan bekliyorlar. Birincisi bu.

İkincisi: Konuşmamda ifade edeceğim, 50/d’den muzdarip olan asistan öğretmenlerimiz şu anda YÖK’ün önünde bugün yapılan konuşmaları ve alınacak kararları yarın için büyük bir sabırsızlıkla bekliyorlar. Bunu da konuşmamın başında ifade edeyim.

Değerli milletvekilleri, üzerinde görüştüğümüz kanun tasarısı hakkında yapacağım konuşmayı şu başlıklarla açmayı düşünüyordum. Türkiye'de üniversiteler “Bastır parayı, al diplomayı” anlayışıyla işleyen kurumlar hâline gelmiştir. Üniversiteler, marketten mal alır gibi diploma dağıtan kurumlar hâline gelmiştir. Üniversiteler, marketten mal alır gibi, aynı zamanda akademik unvan alınan bir kurum hâline getirilmiştir. Türkiye'de bir günde profesör olan akademisyenler bulunmaktadır.

Üniversitelerin parasıyla 400 bin liralık makam aracı sahibi olan rektörler bulunmaktadır.

Hiç gitmediği bir üniversiteden profesör unvanı alıp İstanbul’da özel bir hastanede çalışanlar ve bunun bedeli olarak rektöre her ay 30 bin lira ödeyenler bulunmaktadır.

Sağlık Bakanlığı bürokratı olarak çalışan ancak, profesörlük kadrosuna alındıkları üniversitelerin kapısına dahi uğramayan, hiç ders vermediği üniversitelerin akademisinde, akademik kadrosunda görünen, profesör maaşı alan, hastanesinin döner sermayesinden payını alan, hemşirelik yüksekokullarında profesör unvanı alan doktorlar vardır.

Ankara Tabip Odası, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesine atanacak 32 kadrodan 31’ini önceden, atamalar yapılmadan önce açıklamıştır. Tabip Odası bu atamaları mahkemeye götürmüş ve davayı kazanmıştır. Buna rağmen sözü edilen isimler hâlâ yerinde durmaktadır. Sözü edilen Üniversitenin Rektörü, Tıp Fakültesi Dekanı ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı da bu isimlerin arasındadır.

Bunları vurgularken şu soruyu yanıtlarız amacındaydım: Hükûmetin bol keseden akademik unvan dağıtmasının karşılığı nedir? Orta Doğu Teknik Üniversitesinde, Türkiye’nin gururu sayılması gereken bir üniversiteye Sayın Başbakanın binlerce polis eşliğinde gitmesiyle yaşanan olayların ardından bazı üniversite rektörlerinin yaptığı açıklamalar Hükûmetin amacını açıkça ortaya koymuştur. Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin bir saat bile ders vermeden profesör olmuş Rektörü “Bizdeki özgürlük Oxford’da yok.” diye açıklama yapmıştır. Başka bir üniversitenin rektörü “Başbakanı istemiyorsan verdiği maaşı da alma.” diyebilmektedir. Orta Doğu Teknik Üniversitesini kınadığı için varlığından haberdar olduğumuz bir üniversitenin rektörü daha önce AKP’den belediye başkanlığı yapmıştır. Belediye Başkanlığı döneminde Başkan olduğu ilçede bir bina çökmüş ve 92 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bütün tazminat davalarını kaybeden belediye icralık olmuştur. Muhalefet parti belediyelerini âdeta işgal eden Hükûmet, o dönem adı geçen Belediye Başkanı hakkında maalesef soruşturma izni dahi vermemiştir. O dönemde belediyeyi suçlu bulan bilirkişi raporunun ODTÜ tarafından yazılmış olması da rektörün öfkesini daha da artırmıştır. Kendi özgeçmişini İngilizce bile yazamayan bir rektör “Başbakanımıza bir nevi muamelenin reva görülmesini doğru bulmuyoruz.” diye açıklama yapmıştır.

Değerli arkadaşlarım, tüm bunlardan sonra çok acil bir soruna değinmem gerekiyor. Bildiğiniz gibi, Yükseköğretim Kanunu’nun 50’nci maddesinin (d) fıkrasına göre çalışan asistanlar işten çıkartılmış ya da çıkartılmakla tehdit edilmektedirler. İstanbul Teknik Üniversitesinde onlarca asistan işten çıkartılmıştır. Bu genç arkadaşlarımız İstanbul’dan Kocaeli’den ve birçok ilden bir araya gelerek bu soğuk havada, Ankara’da YÖK binasının önünde beklemektedir. Genç akademisyenlerin, tek istediği akademik özgürlük ve iş güvencesidir. Şimdi okumaya başlayacağım tamamen onların sözleridir: “50/d araştırma görevlileri dört yıl sonra bir  kere daha YÖK önündedir. 2009 yılında doktoralarını bitirmeleriyle birlikte 50/d’li araştırma görevlilerini işsiz bırakan YÖK Yürütme Kurulu kararını protesto etmek için buradayız. O dönem sürdürdüğümüz kararlı mücadele sonucu Danıştaya açtığımız davayı kazandık ve ilgili kararının iptal edilmesini sağladık. Danıştayın gerekçeli kararı, son derece açıktır. ‘33/a’lı araştırma görevlileriyle aynı işin tanımına sahip 50/d’li araştırma görevlileri için farklı bir iş güvencesi söz konusu olamaz.’ Dört yıl sonra geldiğimiz noktada yüzlerce 50/d’li araştırma görevlisi yüksek lisans ve  doktoralarını bitirmeden işten çıkartılmıştır. Geri kalan binlerce 50/d’li büyük bir belirsizlik içinde iş kaybedeceği günü beklemektedir. İş güvencesi tamamen ortadan kaldırılacak ve başta araştırma görevlileri olmak üzere, akademisyenleri sosyal haklardan yoksun sözleşmeli personele dönüştürecek bu yasadan derhâl vazgeçilmelidir. Hukuksuz bir şekilde işten atılarak mağdur edilen asistanlar geri alınmalıdır.

Hiçbir hukuki ve bilimsel dayanağı olmayan azami süre uygulaması kaldırılmalıdır.

İstanbul Teknik Üniversitesinin, 33/a kadrosuna geçişte bölümlerin iradelerini yok sayan değerlendirmeleri, kuralları kaldırılmalıdır.

Değerli Bakanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hiçbir konuya ön yargılı bakmıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi her gelen bakanın gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’nin iyi şeyler yapabileceği, doğru kararlar alacağı kanaatiyle, iyi niyetle bakmaktadır. Ancak eğer şu anda YÖK’ün önünde onlarca asistan genç kardeşimiz işten çıkartıldıkları için, üstelik de Danıştaydan alınan karara rağmen yasal olmayan bir şekilde işten çıkartıldıkları için orada seslerini duyurmaya çalışmaktadırlar. Ben onların sesi olarak Sayın Bakanımıza buradan sesleniyorum: Lütfen, bu gençlerin seslerine kulak verin ve siz gençlerin ve siz Türkiye’de sesi çıkamayanların Bakanı olun. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli Bakanım, acilen çıkartılan ve hemen uygulamaya sokulan, öğrencilerimizin serbest kıyafetle dolaşımı… Şimdi, bazı öğrenciler liselerde tek tip kıyafet giyiyorlar. Nasıl mı? Tek tip siyah kıyafet giyiyorlar, yakalarına birer tane gül takıyorlar. O öğrencilerin bundan sonra çete olduğu ve bir gruba ait olduğu izlenimini yaratmaya çalışıyorlar. Artık bu aşamaya gelmiş bir anda öğrencilerimizin ayrım yapılarak sınıflarda oturtulmasını değil… Onların Bakanı olarak onların önünü açın. Böylece Türkiye sizi kucaklasın, böylece muhalefet partisi de sizi tebrik etsin. Biz Türkiye'nin önünü açan her yasada o yasayı çıkartanların yanında olacağız.

Saygılarımla, sevgilerimle. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özkoç.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel.

Buyurunuz Sayın Tuncel.(BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 329 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine Barış Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada Sayın Bakana da görevinde başarılar diliyorum, gerçi ayrılmış Sayın Bakan ama…

Değerli arkadaşlar, tabii, burada yeni bir üniversitenin açılmasını tartışıyoruz. Biraz önce grubumuz adına konuşan Altan Tan arkadaşımız bunu destekleyeceğimizi ifade etti ama biz sadece bir üniversitenin açılması meselesi olmadığını, bununla birlikte eğitim sorunlarımızı birlikte tartışmak gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Çünkü mesele yeni üniversiteler açmak değil, bu üniversitelerin gerçekten kime, neye hizmet ettiğini tartışmak gerekiyor.

Burada da ifade edildi, bugün Türkiye’de 65 tane vakıf üniversitesi var. Yeni YÖK yasa tasarısıyla birlikte, işte, özel üniversitelerin önleri daha açılıyor, özel üniversitelerin açılış koşulları geliştiriliyor. Dolayısıyla, aslında bugün üniversiteler ticarethaneye dönüşmüş durumda ve bugün hem öğretim görevlileri hem öğrenciler Yükseköğretim Kurulundaki bu yaklaşım, Ticarethaneye dönüştürülen bu yaklaşım karşısında eylem, etkinlikler yapıyor, yeni YÖK yasa tasarısına bu noktada karşı olduklarını ifade ediyor.

Başından beri, Hükûmet aslında kendi durduğu noktada, kendi politik yaklaşımına göre, ideolojik, felsefi yaklaşımına göre yasalar yapıyor, üniversiteleri de buna göre kuruyor ve bu konuda mağdur olacak ya da bu konuyu direkt ilgilendiren kesimlerle hiçbir zaman diyalog kurmuş değil. Bu, üniversite meselesinde de böyle, YÖK yasa tasarısında da ne yazık ki böyle. Böyle olunca da daha çok tepkiye neden oluyor ve bu konuda çok ciddi bilimsel çalışmaların yapıldığı bir alan olmuyor. Akademik özerklik, bilimsel araştırma ve geliştirme yaklaşımları bir yalan olmanın ötesine çıkamıyor ne yazık ki. Bunu bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum değerli milletvekilleri.

Gerçekten, bugün Diyarbakır’da bir üniversitenin kurulmuş olması önemli ama bu vakıf üniversitesinin nasıl bir hizmet edeceği meselesi de tartışma… Biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak parasız eğitim yaklaşımını her defasında ifade ettik. YÖK’ün kaldırılması gerekiyor, parasız eğitim, parasız sağlık olması gerekiyor ama bu üniversiteler, özel üniversiteler ve vakıf üniversiteleri ne yazık ki eğitimi paralı hâle getiriyor. Yani ne kadar çok paran varsa o kadar çok okuyabilirsin ya da eğitim olanaklarından faydalanabilirsin. Bu eşitsizlik aynı zamanda eğitim alanında eşitsizliği de beraberinde getiren bir durum.

Sadece böyle de değil. İşte biraz önce CHP Grubundan milletvekili söyledi. Aynı zamanda üniversitelerde akademik görev yapan öğretim görevlileri de çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. Örneğin burada bir yasa çıkartıldı biliyorsunuz. Bu yasada öğretim görevlilerinin, orada çalışan, üniversitede çalışanların örgütlenme hakkı varmış gibi, 4857 sayılı İş Kanunu’yla örgütlenme hakkı varmış gibi gösteriliyor, bu konuda hiçbir sorun yokmuş gibi. Ama ne zamanki öğretim görevlileri örgütlenmeye başlıyor, sendikalı olmak istiyor, bu defa okul yönetimleri tarafından işten atılıyor. Yani burası bile nasıl yaklaşıldığının bir göstergesi.

Yine geçen dönem çıkartılan torba yasada, 6111 sayılı Kanun’la birlikte, öğretim görevlilerinin, özellikle üniversitede asistan görevi yapanların işine son veriliyor yani iş güvencesi ortadan kaldırılıyor. Bunun için birçok üniversite görevlisi şu an eylemde. Dolayısıyla, biz bütün bu sorunları birlikte tartışmak durumundayız.

Sadece mesele üniversite açmak değil. Evet, bugün 65’e yakın vakıf üniversitesinde 10 bine yakın insan istihdam ediliyor. Eğer bu cepheden bakılıyorsa, evet bir istihdam alanı var ama bu insanların gerçekten bilimsel, akademik bir üretim yapması, orada öğrencilerin demokratik bir sisteme katılması, geleceğini kazanması açısından çok ciddi sorunlar var.

Yine üniversitelerin önemli şeylerinden birisi öğrenciler. Öğrencilere de burası bir müşteri gözüyle bakıyor. Yani üniversiteler bilimsel, akademik bir eğitim yapmak, öğrencileri geleceğe yetiştirmek yerine buraya bir müşteri olarak bakıyor, ne kadar çok kâr getirecek ne kadar çok şey yapacak. Ki vakıf üniversiteleri aslında kâr amacı gütmeyen üniversiteler, öyle ifade ediliyor. Biraz sonra belki bana böyle cevap vereceksiniz. Ama böyle bir şey değil. Ama daha çok ticarethaneye dönüşmüş durumda. Öğrencilerin demokratik tartışma yürütmesi, kültürel olarak kendisini ifade etmesi, sosyal olarak tartışmalar yürütmesinin olanakları yok.

Dikkat edin üniversitelerde en çok Kürt öğrenciler saldırıyla karşı karşıya kalıyor. Bunu hiç soran var mı? Yani neden? Ya da Aleviler saldırıyla karşı karşıya kalıyor. Geçen yıl içerisinde onlarca üniversitede öğrenciler arasında kavga çıktı, satırlı kavgalar yaşandı. Bütün bunların nedeni aslında buradaki etnik ayrımcılık, diyelim ki ırkçı yaklaşımların sonucudur çünkü toplumsal sorunlar, en küçük bir sorun siyasal bir sonuca dönüşüyor ve bu tartışmalar nedeniyle de öğrenciler okullarını bırakmak zorunda kalıyorlar. Sadece üniversitelerde değil, yaşadıkları alanlarda, örneğin Kütahya’da bu konuda çok ciddi şeyler yaşandı, Çorum’da yaşandı, İstanbul’da yaşanıyor. Üniversitelerde öğrenciler siyasi görüşlerinden dolayı ne yazık ki büyük tartışmaların, kavgaların ortasında kalmak durumunda kalıyor, birçoğu da üniversitesini terk ediyor.

Yine, “Terörle Mücadele Kanunu” diye bir kanun var biliyorsunuz. Bu kanunun içine herkes giriyor, bu torba kanunun içerisine. Üniversitelerde toplumsal sorunlara ilişkin eylem yapan, yürüyüş yapan, örneğin Roboski katliamını kınayan öğrenciler hakkında soruşturma açılıyor, öğrenciler okuldan atılıyor ya da disiplin soruşturmalarıyla karşı karşıya kalıyorlar. Bunlar çok ciddi sorunlar. Biz bütün bunları konuşmadan “Burada üniversite açıyoruz. Bu çok iyi bir şey.” diye konuşamayız. Bunları da birlikte konuşmak durumundayız. Eğer eğitim alanında bir şey konuşacaksak bütün bunların çözüm olanaklarını da birlikte tartışmak durumundayız. Evet, yeni üniversiteler açılsın ama bu yeni üniversiteler demokratik ve bilimsel olsun, öğrencilere, gençlere parasız eğitim versin. Burada, demokratik tartışma ortamları yaratılsın. Buradaki öğretim görevlilerinin iş güvencesi sağlansın yani “Ne zaman işimden olacağım.” diye bir tartışma içerisine girmesin.

Sayın milletvekilleri, bu yasada bir yenilik belki, işte, yaşayan diller enstitüsü de kurulacak yani bu üniversite bünyesinde. Gerçekten bu da ilginç bir durum, yaşayan diller… Hangi dil yaşıyor, hangi dil yaşamıyor ya da buradan nasıl ifade ediyoruz? Hâlâ bu ülkenin çok temel bir sorunu olan Kürt sorununun çözüm taleplerinden biri olan ana dilde eğitim meselesine bile böylesine ilginç bir kılıf bulmuşuz. Yani ana dilde eğitim talebini karşılamak şurada dursun, bu konuda eğitim sistemini tamamen, Türkiye’yi, 2 dilli hâle getirmek ya da işte Türkiye’deki diğer diller, örneğin Araplar, Çerkezler, diğer halklar açısından da ana dilde eğitim veren okullar açmak, müfredatı buna göre değiştirmek ve burada bir toplumsal barış projesi hâline getirmek ki millî eğitimde buna başlamak gibi bir tartışma zaten yapılmıyor ama diyelim ki şeye de “yaşayan diller enstitüsü” diye… Bu yaşayan diller enstitüsünde hangi dillerde eğitim verilecek, bu belli değil. Kürtçe mi olacak, Arapça mı olacak, Türkçe mi olacak ya da neye göre bu dillere “yaşıyor” ya da “yaşamıyor” diyoruz? Bunun kendisinin bir problem olduğunu düşünüyoruz ve hâlâ, aslında, bu ülkede Kürt sorununun çözümü konusunda nerede olduğumuzu gösteren bir durum. Yani bir yandan “Bu sorunu savaş, çatışma temelinden çekelim, demokratik bir ortamda tartışalım.” diyoruz ama bir yandan hâlâ Kürt halkının varlığını kabul etmek, Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerinin olabileceğini kabul etmek ve bunun için diyelim ki yapacağımız bütün düzenlemeleri buna göre yapma konusunda hiçbir adım yok.

Dolayısıyla, bunun kendisinin problemli bir şey olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Yani “yaşayan diller enstitüsü” yerine “Kürtçe enstitü” olsun burası yani Kürtçe eğitim… Ama Arapça da olsun yani eğer Arapça da verilecekse. Diyelim ki Ermenice verilecekse böyle olsun ama burada “yaşayan diller” deyip, böyle muğlak bir şey bırakıp buna göre bir tartışmanın kendisi problemli. 21’inci yüzyılda hâlâ Türkiye sınırları içerisinde yaşayan 20 milyon bir halkın ana dilde eğitim talebini karşılamak bir kenara yani bu konuda ciddi anlamda bir problem var. Bütün bunların bir arada değerlendirilmesi gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak şunu ifade etmek istiyoruz: Evet, Türkiye’de ciddi anlamda, eğitim alanında çok ciddi sorunlar var. Bunu bir bütün ele almak gerekiyor. Sadece öğrenciler açısından değil, sadece öğretim görevlileri açısından değil, bir bütün, Türkiye toplumu açısından bunu değerlendirmek gerekiyor. Bu sistemin kendisi ihtiyaçlara cevap vermiyor, yeniden düzenlenmeli. Demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü bir perspektiften yeniden ele almak, cinsiyetçi ögelerden kurtarmak, eşitlikçi, demokratik bir yaklaşımla ele almak durumundayız. Aksi takdirde, sadece ticarethaneye dönüşmüş, yeni ticarethaneler açmış oluruz ki AKP bu konuda çok uzman, öyle biliyoruz; her şeyde kâr-zarar hesabı yapıyor, üniversitelerde bile kâr-zarar hesabı yapıyor. Önümüzdeki, çıkartılacak YÖK yasa tasarısı da bunu meşrulaştıracak bir şey olacak.

Biz, buradan, bir kez daha, bu YÖK yasa tasarısının yeniden gözden geçirilmesi, mutlaka eğitim emekçileriyle birlikte değerlendirilmesi ve bu yasa tasarısı gelmeden gerçekten demokratik bir süreci, hem öğrencilerin hem öğretim görevlilerinin hem de toplumun ihtiyacını karşılayacak bir noktaya evrilmesinin önemli olduğunu düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tuncel.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır.

Buyurunuz Sayın Şandır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu bugün çok hayırlı bir işe birlikte hayat vermektedir. “Selahaddin Eyyubi” adıyla, Diyarbakır’da bir vakıf üniversitesi kurulmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu üniversitenin kurulmasından duyduğumuz memnuniyeti ifade etmek ve ülkemize, milletimize hayırlı olmasını dilemek için söz aldım.

Değerli arkadaşlar, üniversite kurulması önemli. Bu üniversitenin kuruluşu dolayısıyla burada ifade edilen birçok beyanlar oldu. Tabii, üniversitelerimizin ülkemizin birliğine hizmet etmesi, gelişmesine hizmet etmesi, ülkemizin geleceğine hizmet etmesi hepimizin temennisidir. Birçok yanlışlıklar, eksiklikler olabilir ama kendi kendimize de haksızlık yapmayalım, bugün ülkemiz bu konuda çok yoğun bir gayret içerisindedir. “Selahaddin Eyyubi” adıyla böyle bir üniversitenin Diyarbakır’da kurulması bizim de memnuniyetimizi celbeder. Hayırlı uğurlu olsun diye temenni ediyor, diliyorum; emeği geçen herkese de teşekkür ediyorum. Ancak bu vesileyle bir şey hatırlatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, milletleri bugünden geleceğe taşıyan çok önemli değerler var. Bu değerleri yaşatmak hepimizin sorumluluğu, kendimiz için bir zorunluluk. Selahaddin Eyyubi, bu ismi unutmamak lazım. Bu ismin milletimizin tarihinde çok önemli bir yeri var. Hıttin Savaşı’nı duymuşluğunuz vardır. Hıttin Savaşı, 1187; Kudüs’ü Haçlılardan, Latinlerden İslam’a kazandıran Hıttin Savaşı. Bu savaşın komutanı Selahaddin Eyyubi’dir. Hıttin Savaşı, bizim için çok değerli, gerçekten, dinimiz açısından, bütün dinler açısından çok önemli olan Kudüs şehri, İslam’ın, Müslümanların eline emanet edilmiştir. Kurtarılmıştır, kurtarılmamıştır anlamında söylemiyorum ama 1187’den 1917 yılına kadar, Kudüs ve Kudüs’te yaşayanlar İslam’ın ve Türk yönetiminin, Osmanlının o adaletli, şefkatli ellerinde huzur içerisinde yaşamıştır ama Hıttin Savaşı’nı Avrupalılar, Hristiyanlar, Haçlıların bugünkü nesilleri asla unutmamışlardır değerli arkadaşlar.

Bugün bölgemizde uygulanan Büyük Ortadoğu Projesi’nin eğer toplumsal psikolojisinin altlarını incelerseniz Hıttin Savaşı sendromu yatar. Hristiyanlık için çok önemli olan Kudüs’ün Müslümanların eline geçmesi, Hristiyanlar açısından asla kabul edilebilir bir şey değildir.

1917’nin 11 Aralığında İngiliz General Edmund Allenby’nin Kudüs’e gelip, kırk günlük bir kuşatmadan sonra, Kudüs’ü Türklerden aldıktan sonraki beyanı bugünlerimize ışık tutmaktadır. Yaptığımız işin önemini ifade etmek açısından bunu kısaca hatırlatmakta fayda vardır. Mısır seferi kuvvetleri komutanı olarak İngiliz General Edmund Allenby’nin kırk günlük bir kuşatmadan sonra Kudüs’ü teslim aldığında -yani oranın mutasarrıfı, valisi, belediye başkanı, Türk yöneticileri şehri terk edip, bunlara bıraktığında- söylediği söz bugün bizim için önemlidir, demiştir ki tarihçilerin yazdığına göre: “Kalk Selahaddin, kalk! Gör bakayım, Kudüs şimdi kimin elindedir.” diye, bugün bazı tarihlerde çok acı hikâyeleri olan bir süreç yaşanmıştır.

Daha acı olan bir şey de değerli arkadaşlar, o günün Osmanlısının Genelkurmay Başkanı Alman General Liman von Sanders’tir. Osmanlı Devleti, savaştığı İngilizlere karşı çok değerli bir şehrini kaybetmiştir ama Osmanlının Genelkurmay Başkanı Liman von Sanders, General Edmund Allenby’ye bir telgraf çekiyor: “Seni kutluyorum, Hristiyanlık açısından çok önemli bir iş yaptın, Kudüs’ü Müslümanlardan, Türklerden kurtardın.” diyor. General Allenby’nin verdiği cevap, tarihte bizim açımızdan ders alınacak bir cevaptır, diyor ki: “Bu savaş burada bitmez, bu savaş, Türkler geldikleri Orta Asya karanlığına geri dönünceye kadar devam edecektir.” Değerli arkadaşlar, bu söz, bir zafer kazanmış generalin şımarık sözleri, beyanları değildir. Bu sözü Lozan sonrasında Lord Curzon, İsmet Paşa’ya söylemiştir. “Paşa, çok sevinme, yırtıp attığın bu Sevr’in şartlarını zamanı geldiğinde tek tek önünüze çıkartacağız.” demiştir.

Dolayısıyla, bugün Türkiye’mizin, Türk milletinin muhatap olduğu tüm bu politikaların kaynağında Hıttin Savaşı sendromu ve 1917’de General Edmund Allenby’nin sözleri yatar. İşte bugün -çok geç kalmış olmasına rağmen- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, devleti, Meclisi Selahaddin Eyyubi ismini unutmadı ama bir üniversiteye vererek bir anlamda işte yaklaşık yüz yıl sonra, bu İngiliz Generalin, Türk milletine meydan okuyan bu şımarıklığına bir cevap veriyoruz. İnşallah, aynı üniversite Kudüs’te de kurulur.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – İnşallah.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – İnşallah, orada da gereken cevabı veririz.

Bugün Kudüs’te yaşayan insanların, Hristiyanı, Yahudisi, Müslümanıyla gördüğü işkence, gördüğü eziyet, zulüm “Kudüs’ü Türklerden, Müslümanlardan kurtardık.” diyen Batı’nın zulmüdür.

Bu sebeple, kendi değerlerimize sahip çıkmak anlamında, böyle bir isimde, “Selahaddin Eyyubi” adıyla bir üniversitenin kurulmasını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak çok özel, anlamlı buluyor, hayırlı olsun diliyor, emeği geçenlere teşekkür ediyor, sizlere saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Şahsı adına Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Eronat.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 329 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, bir ülkenin yaşam kalitesi, gelir dağılımı, yoksulluk, suç ve terör ile ilgili sorunları var ise eğitim ile de sorunları var demektir. Dünyada yükseköğretim ve öğrenim, her geçen gün, halkın bütün kademelerine öğrenci ve öğretim üyesi kadrosu ile hızla yayılmaktadır. Türkiye de dünyadaki bu gelişmeye son on yıllık dönemde büyük bir hızla katılmaya çalışmış ve başarılı olmuştur. Artık, 21’inci yüzyıl Türkiyesi’nde, araştırma ve geliştirmeye yani AR-GE projelerine dönük üniversitelerimizin kurulması büyük önem arz etmektedir çünkü önümüzdeki yıllar, ülkelerin bilim, ilim ve teknoloji alanında yarıştığı yıllar olacaktır. Hızla değişen dünyanın teknolojisini ve inovasyonunu yakalamak, gelişen ve büyüyen Türkiye'de, katma değeri yurt içinde kalan ve verimi yüksek üniversiteler ile mümkün olacaktır. Bu büyümeyi rakamlarla ifade edecek olursak, 2003 yılında, 53’ü devlet üniversitesi, 24’ü vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 77 üniversitede yaklaşık 2 milyon civarında öğrenci öğrenim görmekteyken, AK PARTİ hükûmetleri döneminde bu sayılar, devlet üniversitesi olarak 103’e, vakıf üniversitesi olarak 65’e çıkmış olup, toplam 168 üniversitede 4,4 milyon civarında öğrenci öğrenim görmektedir.

Yine, seçim bölgem olan, 27 medeniyete ev sahipliği yapmış, 10 bin yıllık tarihi ve 5 bin yıllık muhteşem surlarıyla Orta Doğu’nun 3’üncü büyük sahabe kenti olan Diyarbakır’ımızda, 1974 yılında, tıp ve fen fakülteleri olmak üzere 2 fakülteyle kurulan ve bin civarında öğrenciyle öğrenim hayatına başlayan Dicle Üniversitesi, bugün 13 fakülte, 4 enstitü, 4 yüksekokul, 9 meslek yüksekokulu, 22 uygulama ve araştırma merkezi, 1 konservatuvar ve yaklaşık 27 bin öğrencisiyle eğitim vermektedir. Ancak her yönden gelişen ve nüfusu 1,5 milyona dayanan Diyarbakır ilimize, mevcut olan Dicle Üniversitesi yetersiz kaldığından, kurulması düşünülen Selahaddin Eyyubi Üniversitesi daha fazla gencimize eğitim imkânı sağlayacaktır. Amacımız, hem yükseköğretime olan talebi karşılamak hem de bilginin ve teknolojinin üretildiği, paylaşıldığı üniversiteler aracılığıyla dünya ile rekabet edebilen gençler yetiştirmektir.

Selahaddin Eyyubi, 1174-1193 yılları arasında Kahire’de hüküm sürmüş olup dinî dersler, sanat ve ilimle uğraşmıştır. Selahaddin Eyyubi’nin biyografisini yazan Al-Wahrani, onun, öklid geometrisi, astronomi, matematik ve aritmetik konularında uzman olduğunu belirtmektedir.

Değerli milletvekilleri, böyle önemli bir şahsiyetin adıyla açılacak olan Selahaddin Eyyubi Üniversitesi Diyarbakır için yükseköğrenim alanındaki ilk özel yatırım olup bölge insanının etkili ve anlamlı bir çıkışı, örnek ve öncü bir aksiyonudur. Selahaddin Eyyubi Üniversitesi sadece bölge gençleri için değil, Türkiye ve yakın coğrafyanın gençleri için de bir cazibe merkezi olmayı amaçlamıştır.

Bu arada bir soru soruldu. “Bugüne kadar niye ‘Selahaddin Eyyubi’ adı bir üniversiteye verilmedi?” dendi. AK PARTİ hükûmetleri döneminde, değerli büyüklerimizin kıymetli adlarının üniversitelere verilmesi bir gelenek hâlini aldı. “Selahaddin Eyyubi” adının bugün verilmesi de yine AK PARTİ iktidarına nasip olmuştur, bununla da gurur duyuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu vesileyle, açılacak vakıf üniversitesinin şehrimize, ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eronat.

Şahsı adına Diyarbakır Milletvekili Mine Lök Beyaz.

Buyurunuz Sayın Beyaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİNE LÖK BEYAZ (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün AK PARTİ Diyarbakır Milletvekili olarak huzurunuzda bulunurken aslını isterseniz bir Diyarbekirli olarak hem çok heyecanlıyım hem de çok mutluyum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hem Diyarbekirli hem Amedli.

MİNE LÖK BEYAZ (Devamla) – Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde Diyarbakır’ın ikinci üniversitesini kurmak üzere görüşmelere başladık. Diyarbakır için, gençlerimiz için, çocuklarımız için, memleketimiz için, Türkiye’miz için şimdiden hayırlı olsun.

Diyarbakır’da 1966’da eğitim hayatına başlayarak 1974’te kuruluşunu tamamlayan Dicle Üniversitesi, bünyesinde 13 fakülte, 5 yüksekokul, 8 meslek yüksekokulu, 4 enstitü  ve 18 araştırma merkeziyle 24 bin öğrenciye modern ve çağdaş eğitim olanakları sunmaktadır.

Aradan geçen kırk beş yıldan sonra İhtiyat Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı, Diyarbakır’da “Selahaddin Eyyubi Üniversitesi” adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmasına karar vermiş ve bu konuda hazırladıkları başvuru dosyasını 2011 tarihinde Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına göndermiştir.

Bu hayırlı işe gönül veren, başta İhtiyat Vakfı olmak üzere -ki burada bir parantez açmak istiyorum. Üç yıl önce kurulmuş bir vakıf, yirmi yıl önce değil. Kendileri, tabii, vakıf olarak Sayın Vekilimize gerekli cevapları verirler ama böyle bir hayırlı iş yapmak üzere çıkan vakıftaki insanların da ben, doğrusu, kırılmalarını da istemiyorum. Bu anlamda bunu da özellikle belirtmek istiyorum- bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşmelere başlama aşamasına gelene kadar emeği geçen herkese bir Diyarbekirli olarak şükranlarımı sunuyorum.

Türkiye’de 2011-2012 eğitim öğretim yılında üniversitelerin açık öğretim ve diğer yükseköğretim kurumları hariç, ön lisans, lisans, ikinci öğretim, lisansüstü ve tıpta ihtisas programlarında eğitim gören toplam 2 milyon 359 bin 655 öğrencinin 205.484’ü yani yüzde 9’u vakıf üniversitelerinde eğitim öğretim görmektedir.

Bu kanun sonucunda kurulacak vakıf üniversitesi, Türkiye’nin genç nüfusunun talebini karşılaması hususunda katkı sağlayacaktır.

2002 yılında 23 vakıf üniversitesi varken 2013’e geldiğimizde 65 vakıf üniversitesi ve 8 vakıf meslek yüksekokulu bulunmaktadır.

Selahaddin Eyyubi Üniversitesi, Diyarbakır ve yakın çevresi için cumhuriyet tarihinin yükseköğrenim alanındaki ilk özel yatırımıdır. Tıpkı adını aldığı Şark’ın sevgili sultanı, büyük İslam kumandanı, Kudüs’ün fatihi Selahaddin Eyyubi gibi, çocuklarımız ve gençlerimiz için kucaklayıcı, birleştirici ve örnek bir üniversite olacaktır.

Burada ben Sayın Şandır’ın Kudüs’te bir Selahaddin Eyyubi Üniversitesi kurulması dileğine tüm kalbimle katılıyorum. İnşallah bunu hep birlikte gerçekleştiririz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İnşallah.

MİNE LÖK BEYAZ (Devamla) – Mezopotamya’nın kalbi Diyarbakır, binlerce yıllık uygarlıklara ev sahipliği yapmış, nice bilim adamları ve âlimler yetiştirmiş kadim bir kenttir.

Doğudan batıya öğretici kent kimliği ile Anadolu’nun en eski ve ilk üniversitesi Mesudiye Medresesi Diyarbakır’da kurulmuştur. Diyarbakır Ulu Camisi’nin kuzeyinde ve camiye bitişik olan Mesudiye Medresesi’nin yapımına -yazıtından öğrenildiğine göre- 1198’de başlanmış ve 1223’te tamamlanmıştır. Bu medresede astronomi, tıp, fizik, matematik, biyoloji, kimya, ilahiyat, edebiyat ve felsefe gibi dersler öğretilmiştir. Şu anda da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

Bugün sibernetiğin ve bilgisayarın ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen Ebû’l İz El-Cizirî o zamanlar Diyarbekir’e bağlı Cizre’de yaşadı ve Diyarbekir’de yaşadı. Dünya bilim tarihi açısından çok önemli bir yerde olan bilim adamımız El-Cizirî adına da inşallah bir gün Diyarbakır’da hep birlikte bir üniversite kurarız.

Hepinizi saygıyla selamlarken, iktidarıyla muhalefetiyle sizlere şükranlarımızı sunuyor, biz birlikte Türkiye’yiz diyerek, Selahattin Eyyubi Üniversitesinin şimdiden memleketimize, Türkiye’mize hayırlı olmasını yüce Allah’tan diliyorum.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Beyaz.

Soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, yeni göreviniz hayırlı, uğurlu olsun.

Son zamanlarda memleketimizin eğitim ayağı olan dershanelerin hâli tereddütlü. Kapanacak mı kapanmayacak mı, son dönemlerde hep münakaşa ediliyor. Yeni bakan olmanız dolayısıyla bu dershanelerle ilgili net bir şey söyleme imkânınız var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Ağbaba? Yok.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, ben de size yeni görevinizde başarılar diliyorum, inşallah geçmiş hatalar tekrarlanmaz.

Sayın Bakan, dün Gaziantep organize sanayi bölgesinde faaliyet gösteren bir fabrikada meydana gelen ve gaz sıkışmasına bağlı olduğu söylenen bir patlama olmuştur. Bu patlamada 7 işçi hayatını kaybetmiştir. 2’si ağır yaralı olmak üzere pek çok sayıda işçi de yaralanmıştır. Hayatını kaybedenlerden ikisi Suriyelidir, bunların çalışma izinleri yoktur. Birisi de üniversitede öğrencidir. Şu anda Kilis’in nüfusunun üçte 1’i Suriyelidir. Gaziantep’te, kampların dışında 30-40 bin kişi Suriye’den gelmiş, şu veya bu şekilde Gaziantep’e yerleşmiştir. Bunların ne yaptığı, nasıl barındığı, kimlerle irtibatta olduğu, niçin geldikleri meçhuldür.

Sayın Başbakan, Gaziantep’i ziyaretinde Nizip’te Suriyelilere hitap ederken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Serindağ.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Kredi ve Yurtlar Kurumu konusunda davul Sayın Kılıç’ın boynunda, tokmak YÖK’te. Siz üniversite izni verin ama yıllardır kurulan vakıf üniversitelerine en azından kendi öğrencileri için yurt yapma zorunluluğu getirmezseniz Suat Kılıç’ın davulu patlar. Bu açıdan…

BAŞKAN – Biraz mikrofondan uzak durur musunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – …eski vakıf üniversitelerinden başlamak üzere, her yıl belli bir oranda kendi öğrencileri için bir yurt yapımını zorunlu kılmazsanız bu işin içinden çıkamayız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, geçen gün Muş Anadolu Öğretmen Lisesinde bir öğretmen saldırıya uğramıştı. Saldırıyı gerçekleştiren de astsubay başçavuş, nedeni de oğluna düşük bir puan verdiği için. Bu konuda ne yaptınız, ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, ben de başarılar diliyorum yeni görevinizde.

Unvanı daire başkanı olan kamu çalışanları ile bunların emekliliklerinde görev tazminatı ödenilmesine ilişkin yasal düzenleme yapılmış ancak üniversitelerimizde daire başkanı unvanı taşıyanlara aynı hak tanınmamıştır. Bu ayrımcı uygulamayı ortadan kaldırmak üzere, üniversitelerimizde görev yapan daire başkanları ile bunların emekliliklerinde de görev tazminatı ödenmesi konusunda girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz? Bu konuda daire başkanlığı yapmış arkadaşlarımızın çağrısı var size, bu çağrıyı değerlendirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağbaba.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Efendim, Sayın Vekilimizin –arkada ses çok yankılandığı için çok iyi algılayamadım ama- dershanelerle ilgili, dershanelerle ilgili ne yapılıyor meselesiyle ilgili… Dershanelerin adeta bir paralel eğitim sistemi oluşturmasının Türk eğitim sisteminin bütünlüğü bakımından sakıncalı olduğu düşüncesiyle, o konuyla ilgili bir düzenleme yapmak üzere çalışmalarımız belli bir noktaya gelmek üzere, çalışıyoruz ama şu aşamada tabii, bunu ayrıca Bakanlığın farklı birimlerinde, ortaya çıkabilecek farklı sorunları da hesaba katan bir anlayışla, yeniden değerlendirdikten sonra kesin bir açıklama yapabiliriz ama bugünkü düzen biçiminde işlemelerinin uzun vadede söz konusu olmayacağını, bunların büyük bir bölümünün özel okullara ve özel eğitim kurumlarına dönüştürülmesi için özel okul koşullarında bazı değişiklikler yapmanın teşvik edici olabileceğini düşünüyoruz ama dediğim gibi, ayrıntılarını bu çalışmalar neticelendikten sonra daha rahat paylaşabilirim.

Sayın Serindağ… Evet, ben de Gaziantep’te hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu konuyla ilgili bilgiler sanıyorum Sayın İçişleri Bakanı tarafından size iletilecek diyeceğim ama o da benim gibi bu işin biraz acemisi ama yazılı olarak İçişleri Bakanımıza cevaplandırması için ileteceğim.

Sayın Aslanoğlu’nun vakıf üniversitelerinin yurt yapımına teşvik edilmesi ve Sayın Ağbaba’nın sorusu YÖK’le ilgili yeni ve toplu düzenlemenin içinde ele alınabilecek konular. Bence de özellikle bu yurt konusu önemli bir öneri, ben de o çalışmalar sırasında bunu çalışma grubuyla paylaşacağım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, izin veriyorsanız “Arkadaş, yüzde 10 yurt yap Kredi Yurtlara devret” demek zorundasınız. Bunlar, hepimizin çocukları sokakta.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Evet, çeşitli formüller…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Eski vakıf üniversitelerinden başlayarak yenisi dâhil, yüzde 10…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Vakıf üniversitelerini yurt yapımına teşvik için çeşitli yöntemler denenebilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Alsın, Kredi Yurtlara kiraya versin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Evet.

Sayın Sakık, Muş’taki hadiseyle ilgili olarak… İşe ısınmaya başladığımı hissettim siz bunu söyleyince çünkü olay olur olmaz Muş Millî Eğitimi Müdürümüzü aradım. Suphi Bey’di galiba…

SIRRI SAKIK (Muş) – Süphan Ateş.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Evet, Süphan Bey bu darba maruz kalan öğretmen kardeşim. Onunla ilgili gerekli hukuki desteğin sağlanmasını… Yalnız, çok ciddi bir şeyi olmadığı ama…

SIRRI SAKIK (Muş) – Üç günlük bir şey var ama bir saldırı var, darp var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Tabii, çirkin bir saldırı var ve saldırıyı yapanların kimliği de bizim için rahatsızlık verici oldu. Dolayısıyla, millî eğitim müdürümüze öğretmenimize sahip çıkmaları, ona her türlü hukuki desteği ve tıbbi desteği sağlamalarını -sadece öğretmenimize değil oğluna da, çünkü beraber şey oldu- rica ettim.

İlgileniyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Çok sağ olun, teşekkür ediyoruz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, daha süremiz var soru-cevap…

BAŞKAN – Sayın Sakık, sisteme girmişsiniz.

Sayın Sakık, buyurunuz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum aldım cevabımı, çok sağ olun.

BAŞKAN – Tamam, peki.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, süremiz var, uygun görürseniz sisteme gireyim, sorum yarım kaldı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, teşekkür ederim, nezaket gösterdiniz, sizin görev alanınızda olmadığınızı söylediniz ancak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı aynı şeyi söylemiyor. Suriye’den gelenlere iş imkânı sağlanacağını, onların mutlaka istihdam sorununun çözüleceğini ifade ediyor. Hâlbuki, okullar ve istihdam belki sizi daha çok ilgilendirebilir.

Sözüm yarım kaldı. Şu anda Kilis nüfusunun üçte 1’i Suriyelidir. Gaziantep’te 30-40 bin Suriyeli vardır. Nizip’te, devlet hastanesinin acil servisi bile Suriyelilerle doludur, orası yatakhane hâline getirilmiştir. Sayın Hükûmet, bu konuyu da teşvik etmektedir. Zatıaliniz de Hükûmetin bir üyesi olarak Sayın Bakanım, bu soruna bir çözüm bulunması, Gaziantep ve çevresinin, sınır illerinin bu sıkıntıdan kurtarılması lazım. Gittikçe asayiş sorunları da öne çıkacaktır. Bunu dikkatinize sunmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Endişeleriniz konusunda İçişleri Bakanlığının ve Aile Bakanlığının, aileden sorumlu Bakanlığımızın yaptığı çalışmaların hangi boyutta olduğunu şu anda bilmiyorum ama endişelerinizi giderecek boyutta olduğunu tahmin ediyorum. Dediğim gibi, İçişleri Bakanımızın dışında, aileden sorumlu Bakanımızın da bu açıklamalar doğrultusunda sizi daha çok tatmin edecek bir yazılı cevap vereceğini tahmin ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 329 Sıra Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1. Maddesi ile Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa eklenen Ek Madde 149’a aşağıda yer alan bendin eklenmesini ve bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz.

                 Tolga Çandar                                 Ali Haydar Öner                            Malik Ecder Özdemir

                       Muğla                                              Isparta                                               Sivas

                  Gürkut Acar                                 Metin Lütfi Baydar

                      Antalya                                              Aydın

“c) Güzel Sanatlar Fakültesinden,

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Çandar, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nda yapılacak olan değişikliğe bir madde eklenerek bu kurulacak olan üniversitenin bünyesinde bir de güzel sanatlar fakültesi olmasıyla ilgili verdiğim önerge üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Diyarbakır, bugün insanların kafalarında ne oluşuyor, “Diyarbakır” deyince insanların aklına ne geliyor, gözünün önüne ne geliyor bilmiyorum ancak “Diyarbakır” deyince benim gözümün önüne çağdaş bir kent geliyor. Benim gittiğim yıllarda Diyarbakır’a gittiğim yıllarda, verdiğim konserleri tıklım tıklım dolan, gelen insanların tepkileriyle tam bir çağdaş kent görünümünde olan Türkiye'nin seçkin kentlerinden birisi, gözümün önüne bu geldi. Böyle bir kentte ek bir üniversite açılmasına ilişkin bir kanun üzerinde konuşuyoruz. Ben de bir sanat geçmişi, sanatçı geçmişi olan birisi olarak böyle bir üniversiteye bir güzel sanatlar fakültesinin yakışacağını düşündüğüm için böyle bir önerge verdim.

Diyarbakır çok değerli sanatçılar yetiştirdi. Söz gelimi, aynı zamanda benim çok yakın dostum rahmetli Veysel Öngören, ağabeyi Vasıf Öngören, “Asiye Nasıl Kurtulur”

Efendime söyleyeyim, Cahit Sıtkı Tarancı, Diyarbakır’ın hepimizce bilinen çok önemli isimlerinden, şairimiz.

Esma Ocak, aynı zamanda çok sevgili dostum, rahmetli.

Bedri Ayseli…

Aklıma gelen, şimdi not ettiğim isimler ve soyadını Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün koyduğu Celal Güzelses… Bunlar Diyarbakır’ın kültür yüzleri.

Kültürler arasındaki ilişkiyi sağlayanlar sanatçılardır. Kültürler arasındaki barışı sağlayan da sanatçılardır. Bilim ve sanat… Kurulacak böyle bir üniversitede güzel sanatlar fakültesi açılması bölgenin kültürel gelişmesi açısından ülkemize sağlayacağı, barışa sağlayacağı katkı açısından da son derece önemli olacaktır. Sonuçta, bu her zamanki tabloyla karşılaşacağımızı zannettiğim için söylüyorum, açılacak olan bu üniversitede kurulacak olan bu güzel sanatlar fakültesiyle de, toprakları gencecik Anadolu çocuklarının kanlarıyla sulanmış olan bu bölgenin kültürünün yeşermesine neden olacaktı, gelişmesine neden olacaktı, çağdaş Türk kültür ve sanatının yaratımına, çağdaş Anadolu kültür ve sanatının yaratımına katkıda bulunacaktı, böyle bir üniversitenin içinde böyle bir fakültenin düşünülmemiş olması enteresan.

Bu arada, yeri gelmişken, Komisyon döneminde birlikte çalıştığımız, Komisyonumuzun Başkanı Sayın Nabi Avcı’ya yeni görevinde başarılar diliyoruz. Umarım nasıl ağır bir görev üstlendiğini fark edecek kadar zaman geçmiştir.

Bölgemden çok sayıda telefon alırım, çok sayıda talep gelir ancak biz bakanlıklara giremeyiz. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, bakanlara ulaşamayız, bakanlıklara giremeyiz, müsteşarlar telefonumuza çıkmaz. Umarım, Millî Eğitim Bakanlığı, sizin döneminizde bunları bize yaşatmaz.

Bölgemizde arkadaşlar dediler ki: “Diyarbakır’dan kasabalara çift yol oldu.” Çok tebrik ediyorum, olması gereken de bu. Bölgeler arasında denge tabii ki çok önemli ama bir de gelsinler Muğla’nın yollarının görsünler. Yani siz şanslısınız, demek ki bizden daha mı iyi çalışıyor iktidar milletvekilleri onu bilmiyorum ama gelin, Muğla’nın yollarına, o “tatil cenneti” dediğimiz Muğla’nın yollarına bir bakın. Milas-İzmir arasında yapılan yolların istimlakini üç yıl geçmesine rağmen daha ödeyemediniz. Altı ay oldu, bir yağmurda bozulan yolları –ben inşaat mühendisiyim- çöken yolları görünüz. Diyarbakır çift yollarını yapmış ve aslanlar gibi o yollardan gidiyorsanız, vallahi çok şanslısınız, kıymetini bilin derim.

Şu anda bizi üniversiteler izliyorlar. Biraz önce açık öğretim fakültesi öğrencileri şey yaptı. “Bütünleme sınavlarını neden kaldırıyorsunuz?” diye soruyor –hakikaten- açık öğretim öğrencileri. “YÖK’ün aksi yönde kararı olmasına rağmen buna neden uyulmuyor? Bizim kazanılmış haklarımız neden iade edilmiyor?” Umarım, Sayın Bakan, Bakanlığınız döneminde bunlar da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TOLGA ÇANDAR (Devamla) - …bir çözüme kavuşur.

Peki, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çandar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddenin oylamasından önce Komisyonun bir düzeltme talebi vardır.

Buyurunuz.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sayın Başkan, 22 Ocak 2013 tarihli ve 6410 sayılı Kanun’un 2’nci maddesiyle, 2809 sayılı Kanun’a 148’inci madde eklenmiştir. İlgili kanunun mükerrer madde düzenlemesine yer verilmemesi ve kanun yapım tekniği bakımından madde numarasının “149” şeklinde düzeltilerek oylanmasının uygun olacağı kanaatindeyiz efendim.

BAŞKAN - Evet, bu düzeltme talebi doğrultusunda madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Recep Gürkan…

Buyurunuz Sayın Gürkan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RECEP GÜRKAN (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 329 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, konuşmama geçmeden önce iki husus var belirtmek istediğim: Birincisi, ocak sonu şubat başı ülkemiz için, ülkemizi aydınlatan, ışığıyla, kalemiyle, bilimiyle, yüreğiyle aydınlatan çok değerli insanlarımızın, yurttaşlarımızın maalesef katledildiği bir haftalık periyot, farklı tarihlerde. Öncelikle, geçen hafta, 24 Ocak 1993’te evinin önünde katledilmiş olan değerli Uğur Mumcu’yu andık. Bir kez daha kendisini saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz. Yine bugün, 31 Ocak 1990’da, ülkemizin yetiştirdiği en değerli hukukçulardan, bilim adamlarından Muammer Aksoy’un evinin önünde kurşunlanarak öldürülmesinin 23’üncü yıl dönümü. Muammer Aksoy’u da rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyoruz.

Yarın Genel Kurul olmadığı için onu da mutlaka belirtmek istiyorum; 1 Şubat 1979’da da yine aracının içinde hunharca vurularak öldürülen değerli Abdi İpekçi’nin ölüm yıl dönümü. Onu da rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyoruz.

Değerli Komisyon Başkanımız Sayın Nabi Avcı, son Bakanlar Kurulu değişikliğiyle Millî Eğitim Bakanı olarak atandı, kendisine başarılar diliyoruz. Türkiye’nin en zor, en büyük ve en sorunlu bakanlığıdır Millî Eğitim Bakanlığı. Bu geçmişte de böyleydi ama Nabi Hoca biraz şanslı bir insan. Niye şanslı bir insan? Konuşmamdan önce, bir öğretmenimizden bir mektup geldi, ondan bir pasaj okuyacağım, çok kısa. Arkadaşlar, diyor ki öğretmen: “Hani öğretmenler tembeldi, çalışmıyorlardı, derse geç giriyorlardı, devamsızlık yapıyorlardı, üç ay tatil yapıyorlardı, yan gelip yatıyorlardı? Hani atama bekleyen öğretmenler yem bekleyen güvercinlere benziyordu, özür grubundan, eş durumundan, sağlık durumundan atama yapılamazdı? ‘Her şeyi biliyordum.’ diyordum da aslında hiçbir şeyi bilmiyordum. Bilseydim serbest kıyafeti, 60 aylık çocukların okula gitmesini, Alo 147’yi savunmazdım. Oysa sen işletmeciydin, bizim işimiz eğitimdi. Anlatmak istedik dinlemedin. Merak ediyoruz, Türkiye’de seni seven bir tane öğretmen var mı?” Bu sözler, eğitimciler tarafından eski Bakan Sayın Ömer Dinçer’e yazılmış bir mektubun bir kısmı.

Sayın Bakanım, umut ediyoruz ki görevinizi devrederken arkanızdan inşallah eğitimciler böyle bir mektup yazmasınlar, yazmayacaklar.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı ile Diyarbakır ilinde Selahaddin Eyyubi adında bir vakıf üniversitesi kurulmaktadır. Tabii ki bir eğitimci olarak bir eğitim kurumunun açılmasına karşı çıkacak durumumuz, karşı çıkacak hâlimiz yok. “Hayırlı, uğurlu olsun.” diyoruz. Ancak, konuyu biraz daha geniş bir perspektifle ele almak ihtiyacı da var. Ülkemizde üniversitelerin sayısal artışlarını incelediğimizde, 1973-75 dönemini, 1982-92 dönemini ve en son 2006-2008 dönemini bu hususta dönüm noktası olarak kabul etmek mümkündür. 58’inci Hükûmetin programına baktığımızda ise, yeni üniversitelerin kurulmasında mevcut potansiyelleri ve olanakları da dikkate alan nesnel kriterlerin geliştirilmesi ve üniversitelerin, bölgelerindeki potansiyeller de dikkate alınarak, belirli alanlarda ihtisaslaşmalarının sağlanması açık bir şekilde ifade edilmiştir. Peki, durum nedir? Durum, maalesef tam tersidir. Yaşanan gelişmeler, hükûmet programının bu amacını gerçekleştiremediğini teyit eder niteliktedir. Bunun önemli bir göstergesi, 2006 yılında 15 yeni üniversitenin kurulması sürecinde yaşanan gelişmelerdir. Kurulması kabul edilen 15 yeni üniversite tasarı aşamasındayken YÖK’ten görüş istenir. YÖK verdiği görüşte, bu tasarıda yer alan 15 üniversiteden ancak Ordu, Tekirdağ, Uşak ve Düzce üniversitelerinin kurulmasının uygun olacağını, diğerlerinin ise daha sonraki bir zamana bırakılmasını önerir ama tabii ki üniversiteleri YÖK’ten daha iyi bilen siyasilerimiz, bakanlarımız, milletvekillerimiz vardır. YÖK görüşü hiç dikkate alınmayarak listenin tamamı Meclise taşınır ve 10 adet üniversite daha kurulmasının sinyalleri verilir. Genel Kurul görüşmelerinde milletvekillerinden gelen yeni üniversite taleplerine dikkat çeken Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, toplam 25 üniversite planlandığını ancak bütçe olanakları nedeniyle şimdilik ilk 15’ini açabileceklerini ifade eder ve bu 17 üniversite açılır. Daha sonra bir 10 tane daha üniversite açılır. Bugün geldiğimiz noktada, devlet üniversitesi sayısı 103’e, vakıf üniversitesi sayısı da 65 olmak üzere toplam 168’e çıkmaktadır.

Şimdi, önümüzde YÖK’ün hazırladığı bir taslak var. “Tasarı” demiyorum çünkü henüz Millî Eğitim Bakanlığından çıkmadı. Yıllardır bu ülkede, 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana, o darbenin bir ürünü olan mevcut 2547 sayılı Yükseköğretim Kurulu Yasası herkes tarafından eleştirildi, bütün siyasi partiler tarafından eleştirildi ama ne hikmetse o yönetme erkini eline geçiren, yönetme gücünü yakalayan bütün siyasi iktidarlar da YÖK’ün bütün yetkilerini üniversitelerin üzerinde, akademisyenlerin üzerinde sonuna kadar kullanmaktan, bunu bir baskı unsuru olarak, bir Demokles’in kılıcı olarak kullanmaktan da hiç çekinmediler.

Üniversiteler gittikçe geri götürülüyor. “Türkiye Yükseköğretim Kurulu” adı verilen bu yeni tasarıda, baktığımızda, neredeyse “Aman, ne olur, 2547’ye dokunmayalım, böyle kalsın.” diyecek bir noktaya geldiğimizi görüyoruz. Bir facia bu; eğitim adına, üniversiteler adına, akademik özerklik adına bir faciadır bu. Sayın Bakanım, inşallah buna el atarsınız. Bilim adamlarını, sadece bir sendikayı değil, geçmiş bakan döneminde maalesef tek bir eğitim sendikasının neredeyse arka bahçesi hâline getirilmiş olan Millî Eğitim Bakanlığını bütün sendikaların, bütün eğitim sendikalarının, bütün eğitim çevrelerinin, bütün bilim çevrelerinin görüşlerinin alındığı ve o bilimsel doğruların yeni tasarılara derç edileceği bir hâle getirirsiniz. Bunu sizden gerçekten bekliyoruz, bunu sizden samimiyetle bekliyoruz.

Yeni tasarıya baktığımızda -az önce arkadaşlarım da söylediler- bir araştırma görevlileri kâbusu var. Bu, hâlihazırda zaten var. Düşünün, 2 tane evladınız var. Birine diyorsunuz ki: “İkiniz de doktora yapın.” Biri doktorasını bitiriyor, çeşitli nedenlerle kadro alamıyor ama 33/a’dan kamuoyunda “fakülte kadrosu” tabir edilen kadroya atandığı için üç yılda bir sözleşmesi yenilenerek, onaylanarak, uzatılarak maaşını almaya devam ediyor; unvanını alıyor ama atanamadığı için o pozisyonun maaşını falan alamıyor.

Diğer taraftan, yine aynı bilim dalında doktora yapan ama o 33/a kadrosundan torpili yetmediği için, gücü yetmediği için “fakülte kadrosu”na atanamamış araştırma görevlisi gidiyor “enstitü kadrosu” dediğimiz o 50/d, meşhur 50/d’ye göre atanıyor. Peki, ne oluyor? Doktora bitince diyorlar ki: ”Ya, kadromuz yok. Sen biraz bir git, gez. İşte simit mi satarsın, garsonluk mu yaparsın, çay mı taşırsın, ne yaparsan yap; ondan sonra, biz sana kadro açılınca haber veririz.” ve ülkemizin 103’ü devlet, 65’i vakıf 168 üniversitesinde onlarca, yüzlerce kadro açığı varken, diğer taraftan da o yetişmiş, pırıl pırıl vatan evlatlarını, biz, dışarıda başka mesleklere yönlendirmek durumunda kalıyoruz.

Sayın Bakan, ilk verdiğiniz demeçlerde bu serbest kıyafet uygulamasının tekrar değerlendirileceğini söylediniz. Bunu memnuniyetle karşılıyoruz. İnşallah bu durumu düzeltirsiniz. Yoksul aile çocuklarının, fakir aile çocuklarının aralarındaki eşitsizliğin okullarda da ortaya çıkmasının önüne geçersiniz.

Diğer yandan, şunu da size ifade etmek istiyorum: Sayın Dinçer tarafından bir eş durumu ataması yapıldı branş değişikliğine dayalı olarak. Adı “eş durumu” idi ama aslında branş değişikliğiydi resmî olarak. Öğretmenlere denildi ki: “Kardeşim, ya eşini seçeceksin ya işini seçeceksin.” Allah aşkına, dünyanın hangi demokratik ülkesinde, hangi çağdaş ülkesinde böyle bir tercihe zorlanabilir insanlar? Böyle bir şey var mı? Bunun kendi çocuklarımıza, kendi evlatlarımıza yapıldığını bir düşünelim, isyan etmez misiniz, kızmaz mısınız, küfretmez misiniz, bağırıp çağırmaz mısınız, devlete karşı gelmez misiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP GÜRKAN (Devamla) – Sayın Bakan, “Şubatta eş durumu atamalarını düzelteceğiz.” diyorsunuz. Lütfen bu insanların mağduriyetine son verin.

Teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gürkan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Demir Çelik.

Buyurunuz Sayın Çelik. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hepinizi şahsım ve partim adına saygıyla selamlayarak merhaba diyorum. 329 sıra sayılı yükseköğrenim kanunu üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversiteler, çağımızın en önemli kurumları olmaya devam ediyor. Tarihi boyunca, ta milattan önce binli yıllardan bu yana üniversiteler toplumun değişimi, dönüşümü noktasında önemli görev ve sorumluluklar yüklenmiş, tıptan hukuka, bilimden sanata, kültürden felsefeye her türlü toplumsal ihtiyaçların karşılandığı demokratik alanlar ve mekânlar olmaya devam etmiştir. Ancak bugün “Selahaddin Eyyubi” ismini koymayı düşündüğümüz ve Diyarbakır’da ikinci bir üniversite olarak açılmasına karar verme aşamasında ve arifesinde olduğumuz bu dönemde üniversitelerimiz, hâlâ 1983’ün antidemokratik, faşist diktatörlüğünün anayasası ve yasalarıyla yönetilmeye muhtaç bir konumda, “YÖK” denilen bir otoriter zihniyetin vesayeti altında, bırakın özgür olmasını, özerk olmaktan da uzak bir konumda bulunmaktadır.

Üniversite ki bilimsel araştırma ve çalışmaların yapılabileceği demokratik alanlar olacaksa her şeyden önce idari manada özerk olmalı, idari ve mali noktada özerk ve demokratik olmalıdır. Özerk, demokratik olmayan üniversitelerin bilimsel eğitimi, bilimsel çalışmayı ve araştırmayı yapmayacakları, resmî ideolojinin kuşatması altında ona telkin edilenin yerine getirildiği bir görev ve sorumlulukla hareket edeceği açıktır, alenidir, yapılan da budur. Bu yönüyle son yıllarda giderek mesleki performansın ve formasyonun alınmadığı, ezberciliğe dayalı, resmî ideolojinin kuşatılmışlığının ortaya çıkardığı özgür beyinler, özgür insan yetiştirme yerine öngörülen  jakobenci, üstten toplumu şekillendirme anlayışına hizmet edecek bir eğitim de üniversitelere hak görülmüştür. Kaldı ki üniversiteden de öte, anaokulundan  ilköğretime, ortaöğrenimden üniversiteye, bütün aşamalarda nitelikli, ulaşılabilir, tarafsız olmak yerine, bu niteliklerden yoksun, paraya dayalı ve tamamıyla devletin ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir eğitim toplumun ihtiyaçlarına cevap veremediği için her gün sosyal ve siyasal travmalarla yaşayan bir toplum gerçekliğiyle de bizi karşı karşıya bırakmıştır.

Bugün, Türkiye genelinde toplamda 170 üniversitenin olması elbette ki ihtiyacın karşılanmasına yetmeyeceği gerçeğiyle bizi karşı karşı bırakmıştır. Görünen o ki onlarca üniversitenin açılması bu ihtiyacın karşılanmasına da yetmeyecek gibi görünmektedir. Bu nedenle Barış ve Demokrasi Partisi olarak bizler elbette ki yeni üniversitelerin açılmasını anlamlı ve değerli buluyoruz. Aynı zamanda Selahaddin Eyyubi ismini taşıyan bir üniversitenin Diyarbakır’a layık görülmesi açısından da önemsiyoruz, gerekli katkıyı sunacağız.

Hiç kimse ama hiç kimse, Barış ve Demokrasi Partisi ve onun yerel yönetimler anlayışını ve onun belediye başkanları şahsında da, özellikle Osman Baydemir şahsında bir bütün olarak yerel yönetimler anlayışımızdan hareketle karşı olduğumuz gibi bir subjektif niyeti topluma gerçekmiş gibi sunamaz. Aksine, biz, değil üniversite, ilkokuldan ortaöğrenime, ortaöğrenimden üniversite ve lisansüstü bütün eğitim süreçlerinde olsa olsa karşı durduğumuz resmî ideolojinin dayatmasıdır, tekçi eğitim sistemidir, asimilasyonist politikalardır. O nedenle, biz her şeyden önce, Türkçenin resmî dil olması koşuluyla her halktan ve topluluktan kesimin ana diliyle eğitim görmesi, ana dil eğitiminin anaokulundan üniversiteye kadar sekteye ve kesintiye uğratılmadan devam edilmesinin taraftarıyız, yanıyız. Bizim karşı durduğumuz, üniversitelerin iktidar odağı durumuna getiriliyor olmasıdır. Bizim karşı durduğumuz, üniversitelerin tekçi ve resmî ideolojiye hizmet eden mekânlara dönüştürülüyor olmasıdır. Bunların olmaması koşuluyla, biz biliyoruz ki, demokratik, özgür ve özerk üniversitede özgür beyinler, özgür insanlar yaşayacağından ve çıkacağından hareketle de toplum özgür olacaktır. O açıdan da biz 170 üniversite yerine ihtiyaca cevap olabilecek sayıda üniversitenin, yüzlerle, binlerle ifade edilebilecek akademilerin açılmasını herkesten çok önemsiyoruz. Ancak, buralarda mağduriyetin yaşanmaması, yoksunlukların yaşanmaması da temel arzumuzdur.

Yine, otuz yıl öncesinde 1402’likler olmak üzere bilim emekçilerinin ve üniversitede çalışan yoksulların, emekçilerin mağduriyeti de göz önünde bulundurulmalıdır. Çalışanların ve emekçilerin sendikalı ve örgütlü yapıya kavuşturulmadığı, sendikal mücadelelerinin, grev başta olmak üzere haklarının gasbedildiği üniversite bilimsel kimliğinden uzak olduğu gibi, demokratik kimliğinden de uzaklaştırılan bir muhtevaya ve bir niteliğe de kavuşturulmuş bulunmaktadır. Bu, günümüzün gelişmiş evrensel hukukuna ters düşen, uygun düşmeyen, doksan yıldır aşamadığımız o tekçi, merkeziyetçi devlet yapılanmasını üniversitede de görmek istediğimizin bizatihi tezahürüdür, iz düşümüdür.

Biz, Barış ve Demokrasi Partisi olarak bu anlamda, üniversiteleri, elbette ki sanatın, kültürün, bilimsel eğitim ve araştırmaların, felsefenin, hukukun ve tıbbın amacına uygun, insanın insani hak ve özgürlüklerinin yaşama kavuşturulabildiği alanlara ve mekânlara dönüştürüldüğü ölçüde değerli buluyoruz. Bu yönüyle de sayı ve nicelikten çok niteliğe büründürülmüş, niteliksel eğitim ve mesleki formasyonun kazandırıldığı bu mekânların yine sadece YÖK’ün vesayetinden kurtarılması ve kurtulması da yetmiyor. Aynı zamanda, hak ve söz sahibi olmak noktasında bulunan çalışanından profesörüne, akademisyeninden bilim emekçisine kadar herkesin üniversitenin yönetilmesinde ve yönetişiminde söz ve yetki sahibi olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu yönüyle de onun özerkliğini, özerk ve özgür bilimsel eğitim çalışmasını her şeyden çok önemsiyoruz. Bu sağlanmadığı takdirde üniversiteleri açarız, açtığımız 81 ildeki her üniversitenin mekânlarına bağlı olarak iktidar karargâhları manasına gelen şatoları oluştururuz. O şatolarda atadığınız, YÖK’ün de onay verdiği profesörlerimiz, rektörlerimiz ve dekanlarımızla, toplum dışında, toplumdan izole edilmiş, soyutlanmış ve ötekileştirilmiş karargâhlarımızda kendimize ait mutluluğu yaşarız. Ama bu mutlulukta insan yoksa, toplum yoksa, toplumun sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik, demokratik sorunlarına çözüm bulmayı görev edinmeyecekse, çözüm bulmanın siyasal, sosyal politikalarını üretmede gerekli sorumluluğu yüklenmeyecekse bu üniversite olmaktan çıkmıştır, olsa olsa ortaöğrenimle sınırlandırılmış bir mesleki eğitimin alındığı alanlara dönüştürülmüştür.

Ayrıca, toplumun sanayi toplumu olmasından kaynaklı tekdüze bir eğitim sisteminden tez evvel kurtulmak zorundayız. Ara meslekten insanların da mesleki formasyona kavuşturuldukları, ara meslekten insanların da yetiştirildiği bir kısım kademeli eğitimlerin de devreye konulması, ona dair çalışmaların da yürütülmesi millî eğitimin görevlerinden olmalıdır. Bu nedenle, çocuk doğar doğmaz profesör olması yönlü bir algı ve ona biçilen misyon bizi karşısında açmazlarla yaşadığımız toplumsal ve siyasal sorunlarla karşı karşıya bıraktırmıştır.

Biz, bütünlüklü bir eğitimi, ana dilde nitelikli, ulaşılabilinir, parasız eğitimi savunuyor, bu konuda da amacına uygun adımların da atılması koşuluyla gerekli desteği vereceğimizi söylüyor, hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Şahsı adına Artvin Milletvekili İsrafil Kışla… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Kışla.

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nda değişiklik öngören 329 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

İlgili kanun tasarısıyla, İhtiyat Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı tarafından Diyarbakır’da Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin kurulması öngörülmektedir. Bir ilde üniversitenin ne anlama geldiğini en iyi bilen milletvekillerinden biriyim. Çünkü, AK PARTİ iktidarı döneminde, milletvekili olduğum Artvin ili üniversiteye kavuşmuştur. Üniversitenin bir il için son derece önemli olduğu hepimizce malum; ekonomik, ticari, sanayi ve kültürel hayatına çok ciddi katkılar sağlamaktadır. Elbette ki üniversite yatırımlarının yapısal tamamlanmasını kısa sürede tekamül ettirmesi ve sonuçlandırması beklenemez. Bugün kontenjan boşlukları yaşanıyor diye üniversite kuruluşlarını ve üniversitelerin çoğalmasını eleştirmeyi doğrusu doğru bulmuyorum. Bugün yapılan üniversite yatırımları sadece bugünün değil, ülkemizin on yıl, yirmi yıl, elli yıl, belki yüz yıl sonrasının yatırımlarının başlangıcı demektir. O bakımdan, yatırımlarla belki on yıl sonra ancak üniversite o ilde o ilin en önemli kurumlarından biri hâline gelecektir. Bugün belki o hissedilmeyebilir ama inanıyorum ki on yıl sonra, yirmi yıl sonra üniversite o ilin en önemli kurumlarından biri olacaktır. Üniversite yatırımları genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan ülkemiz için son derece önemlidir. Bu en önemli sermayemizi, eğitim donanımlarını, ülkenin ve dünyanın bugünkü ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yetiştirmek mecburiyetindeyiz.

Ben, 2002 öncesi on yılla 2002’den bugüne kadarki AK PARTİ iktidarı dönemindeki birkaç veriyi bilgilerinize arz etmek istiyorum: 1992’yle 2002 arasında 51 üniversite ancak 53 üniversite olabilmiştir. 2 tane yeni üniversite açılabilmiştir; bunlardan bir tanesi Galatasaray Üniversitesi, bir tanesi Eskişehir’deki Osmangazi Üniversitesi. Sadece 2 üniversite kurulabilmiştir. Ve 1992’de mezun olan öğrenci sayımızın yüzde 32’si üniversiteye yerleşirken, bugün, 2012’de mezun olan öğrencilerin yüzde 53’ü üniversiteye yerleşir duruma gelmiştir. Eğer bunu öngöremezseniz, eğer buna uygun yatırımlarınızı planlayamazsanız… Ve 2002’nin öncesindeki gibi bütün kurumlar mevcut statik yapılarıyla devam etseydi belki bugün yüzde 20’si dahi üniversiteye giremez olurdu. O bakımdan, önemli olan, bu yatırımları ileriyi öngörerek geleceğin nesillerini yetiştirme adına yapmaktır.

Bir başka önemli nokta da şudur: Üniversite yatırımları, devlet üniversitelerinin yatırımları yüzde 100 artmış, 53 üniversiteden 103 üniversiteye çıkmış, vakıf üniversitelerinin sayısı 3 kat artmıştır, 23’ten 67’ye çıkmıştır. O bakımdan, burada, Türkiye’nin gerçekten özel sektörüne, sivil kuruluşlarına da teşekkür etmek lazım ve onları tebrik etmek lazım çünkü ülkemizin geleceği için eğitime yatırım yapmaktalar. Tabii, eğer güçlü bir ülke olursanız, eğer özel sektörünüz de güçlü olursa işte bu yatırımları gerçekleştirebilirsiniz.

Büyük ülke olmanın gereği, bütün kamu kurumlarında, sağlıkta da, gençlik-sporda da, vakıflarda da, üniversitelerde de olağanüstü yatırımları hep görüyoruz, yaşıyoruz. O bakımdan her ildeki bu üniversitelerin mutlaka, elbette ki seviyelerini geliştirerek daha iyi donanımlı akademisyenlerle güzel bir nesil yetiştirme noktasında çaba sarf etmelerini bekliyoruz.

Diğer taraftan, özgürlüklerin de artmasını çok önemli buluyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederiz Sayın Kışla.

Osmaniye Milletvekili Suat Önal…

Buyurunuz Sayın Önal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 329 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin genç nüfusunun yüksek olması ve bu genç nüfusun yükseköğretim talebine cevap verebilmek amacıyla yeni üniversiteler kurulurken farklı alanlarda imkânlarını yoğunlaştıran üniversitelerin kurulmasının da yükseköğretimimize zenginlik katacağı muhakkaktır. Öğretim ve araştırma faaliyetleri çerçevesinde ürettiği güncel bilgiyle toplumsal gelişime ve ülkenin kalkınmasına katkı sağlayan, ihtiyaç duyulan alanlarda nitelikli insan gücü yetiştiren üniversiteler bulundukları şehirleri bilimin ışığıyla aydınlatmakta, bölgenin sosyokültürel ve ekonomik gelişmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Bugün üniversitelerin açık öğretim birimleri hariç olmak üzere ön lisans, lisans ve lisansüstü programlarında eğitim gören öğrencilerin yaklaşık yüzde 10’u vakıf üniversitelerinde eğitim-öğretim görmektedir. Devlet kaynağı kullanmadan kendi öz kaynaklarıyla ve kazanç amacı gütmeden kanunla kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip vakıf üniversiteleri yükseköğretimimizin ayrılmaz bir parçasını ve önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

İşte bu kanun tasarısı ile de Diyarbakır’da İhtiyat Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı tarafından “Selahaddin Eyyubi Üniversitesi” adıyla kamu tüzel kişiliğine sahip bir vakıf üniversitesi kurulmaktadır. Bu üniversite bünyesinde 4 fakülte, 4 enstitü ve 1 meslek yüksekokulu açılmaktadır. Kurulacak olan Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin Türkiye'nin genç nüfusunun yükseköğretim talebini karşılamakta katkı sağlayacağı açık bir husustur.

Değerli milletvekilleri, daha geçen hafta, yine, Ankara’da “Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi” adıyla yeni bir tematik devlet üniversitesi kuruluşunu Genel Kuruldan geçirmiştik ve bu üniversite bünyesinde Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doğu ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü, Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü, Batı Dünyası Araştırmaları Enstitüsü ve İslam Araştırmaları Enstitüsü gibi çok önemli araştırma birimleri kurulmuştu. Bu suretle de devlet üniversitesi sayımız 103’ten 104’e, vakıf üniversitesi sayısı da 65’ten 66’ya çıkmış oluyor.

Değerli milletvekilleri, yeni üniversitelerin açılmasıyla ilgili muhalefet milletvekili arkadaşlarımızın bir kısmı üniversitelerdeki bu sayısal artışın ister istemez bir nitelik sorununu gündeme getireceğini ve nitelikte azalma olacağını ifade etmişlerdir. Tabii ki, muhalefet milletvekili arkadaşlarımızın yapıcı eleştirilerine saygı duyuyoruz, teşekkür ediyoruz. Ancak şu unutulmamalıdır ki, özel üniversiteler kendi öz kaynakları ile ayakta durduğundan nitelik açısından da her türlü rekabetin içinde olmak durumundadır ve bugün birçok vakıf üniversitemiz nitelik açısından kendilerini kabul ettirmiş ve yükseköğretim kurumları arasında saygınlık oluşturmuşlardır. O nedenle böyle bir kaygıyı taşımanın yersiz olduğunu ifade etmek istiyorum.

Yine, özellikle tasarının geneli üzerinde muhalefet adına yapılan konuşmalarda bazı konuşmacılar çok karamsar tablolar çizdiler.

Değerli arkadaşlar, üniversitelerin 2002 yılı bütçesi 2,5 milyar iken bugün 2013 yılı bütçemiz 15,2 milyar dolar. ÖYP programlarıyla birçok öğretim üyesi yetiştiriliyor. Biz, bugün IMF’ye borcunu sıfırlamış, yıllık ihracatı 152 milyar doları aşmış, Merkez Bankası döviz rezervi 122 milyar dolara ulaşmış, ekonomik büyümede dünyada 2’nciliği yakalamış bir Türkiye’yi konuşuyoruz ve Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu bir vatandaşı olmaktan gurur duyuyoruz. Herkes şunu iyi bilsin ki, Türkiye, AK PARTİ iktidarıyla her gün daha da büyüyor, gelişiyor, demokratikleşiyor ve güzelleşiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUAT ÖNAL (Devamla) – Tüm bu güzellikleri ön yargı perdesinde göremeyenlere Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin veciz sözleri ile seslenmek istiyorum. “Ay doğmuyorsa yüzüne, güneş vurmuyorsa pencerene, kabahati ne güneşte ne de ayda ara, gözlerindeki perdeyi arala.”

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum, yapılan düzenlemenin ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Önal.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Bakan, Millî Eğitim Bakanı olarak değil Hükûmetin bir üyesi olarak sorumu yöneltiyorum.

Gaziantep’e, Kahramanmaraş’a ve Adana’ya Patriot füzeleri yerleştirildi. En son İskenderun Limanı’na gemiyle geldi, naklediliyor şu anda. Bu Patriot’ların olası bir Suriye saldırısına karşı oradaki halkı korumak amaçlı olduğu söylendi.

Şimdi, Patriot füzelerinin etkili menzili göz önüne alınınca, o zaman Urfa’daki, Hatay’daki, Mardin’deki vatandaşları koruyamayacağı aşikâr. Peki, oralardaki vatandaşları gözden mi çıkardınız? En çok etkilenen illerden birisi Hatay’dı. Neden iç bölgelere konuşlandırıldı, sınır boyunca…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakanım, içi karmakarışık bir bakanlık teslim aldınız. Allah yardımcısınız olsun. Muhalefetin dile getirmiş olduğu eleştirileri umarım dikkate alırsınız.

Eğitim-öğretim döneminin ikinci dönemine giriyoruz. Birinci dönem, bir sınıf düşünün, bir sınıfta iki ay içerisinde üç öğretmen değişikliği olmuş olan bir sınıf. Bu sınıf Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde. Bu, Anadolu’nun birçok yerinde aynı şekilde görünen uygulamaların… Bu önümüzdeki dönem içerisinde umarım, dilerim, şahsınızın gayretleriyle, eğitimi bilen, eğitimden anlayan, bu camianın içinden çıkmış kadrolarla yola devam ederek bu gerçekleri görmüş ve çözmüş olursunuz diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, Burdur’da Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi kuruldu. Üniversitemiz gün geçtikçe büyüyor. Başlangıçta kadromuz 201 personeldi, şu anda da 201 personel. Temizlik ve güvenlik işçi kullanım hakkı verilmesi talepleri var. Gerçekten veteriner fakültesiyle, hayvan hastanesiyle, açılan yüksek okullarıyla bir marka üniversite konumuna geliyor Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi ama bu personel yetersizliği yönündeki talebin bir an önce yerine getirilmesi isteniyor. Bu yönde katkılarınızı bekliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sondan başlayarak cevap vereyim.

Şimdi, YÖK yetkilisi arkadaşımızı, YÖK Başkan Vekili arkadaşımızı da bu talebiniz konusunda uyardım. Burdur’daki Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin takviyesi için gerekli çalışmayı yapmaları konusunda kendisine gerekli bilgiyi verdim.

Sayın Bulut’un Dursunbey’deki öğretmen değişikliği örneğinden hareketle dikkatimizi çektiği sorun, aslında, işte, bir yandan da “Niye filan tarihte şu kadar atama yapılmıyor, bu kadar atama yapılmıyor?” türünden eleştirileri de açıklayan bir sorun. Bir yandan, istiyoruz ki öğretmenlerimizin istedikleri zaman, istedikleri yerlere rahatlıkla atamaları yapılabilsin, gidebilsinler ama aynı zamanda onlar gider gitmez boş bıraktıkları sınıflar da mutlaka öğretmenlerle, yeni öğretmenlerle takviye edilsin.

Tabii, millî eğitim camiası gibi, yüz binlerce öğretmenin, milyonlarca öğrencinin söz konusu olduğu böylesine hareketli bir alanda bu tür bire bir ayarlamaları yapmak ve bütün değişkenleri aynı anda en optimum düzeyde buluşturmak o kadar mümkün değil. Dünyanın hiçbir yerinde mümkün değil ama bunu iyi bir modellemeyle, uzun vadeli bir planlamayla, asgari düzeyde sorunlara yol açacak şekilde arzla talep arasındaki dengeyi kuracağımızı ümit ediyoruz.

Ben bu vesileyle eski bakanlarımız Sayın Nimet Baş ve Sayın Ömer Dinçer’e teşekkür ediyorum. Çünkü dün katıldığım, onların başlattıkları bir proje çalıştayında tam da bu konular gündeme getirildi. O proje çalıştayının konusu, 2023 perspektifiyle önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin öğretmen ihtiyacı, alan bazında ve coğrafi dağılım bazında öğretmen ihtiyacı nedir, nüfus hareketliliklerinden nasıl etkilenir? Bununla ilgili Hacettepe Üniversitesinin, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin, Gazi Üniversitesinin katıldığı ve Ankara Üniversitesinin yer aldığı bir proje grubu üç yıldır, dört yıldır çalışıyor ve o çalışmalar belli bir düzeye gelmiş durumda. Dün de biz onun değerlendirme toplantısını, çalıştay toplantısını yaptık. O toplantıda yaptığım konuşmada da vurguladığım üzere sadece bu çalışmanın kaba verilerinin ortaya çıkmasından sonra bile yani çok güvenilir olmayan, çok resmî olmayan kaba sonuçları bile öğrencilerimizin eğitim fakültelerinin belli bölümlerine olan taleplerini radikal bir biçimde değiştirmiş. Yani bu çalışmanın verilerinden hareketle öğrenciler eğitim fakültesinde bazı bölümleri daha çok tercih eder hâle gelirken bazı bölümlere yönelik tercihlerde de ciddi düşüşler ortaya çıkmış.

Görülüyor ki öğretmen iş gücü piyasası eğer gerekli bilimsel verilerle desteklenerek yol gösterilirse bu elastikiyete sahip, bu uyumluluğu gösterebilecek durumda. İnşallah, bu tür benzer projeler sonuçlandıktan sonra bu düzenlemeleri yapmak ve öğretmenleri öğrencisiz, öğrencileri de öğretmensiz bırakmamak için daha insani yöntemlerle bir çerçeve çizmek mümkün olacak.

Küçük bir ilave daha yapmak istiyorum: Şimdi, evet, AK PARTİ döneminde Millî Eğitim Bakanlığında ciddi değişiklikler oldu. Bakan düzeyinde de oldu ama bu isim bazındaki değişiklikler, bakan isimlerinin değişmesi millî eğitim politikamızın temel çizgisinde bir değişiklik olduğu anlamına gelmiyor. Her 4 bakan da bize üzerine daha yeni değerler koyabileceğimiz bir zemin bıraktılar. Ben kendilerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Sayın Ömer Dinçer’e özellikle teşekkür ediyorum çünkü Millî Eğitim Bakanlığının yıllarca birikmiş sorunlarını -özellikle yönetim düzeyinde, teşkilat yapılanmasında- ciddi manada gözden geçiren, düzelten ve bize üzerinde -dediğim gibi- daha rahat çalışabileceğimiz, icraat yapabileceğimiz bir Bakanlık devretti. Ben bu vesileyle Sayın Ömer Dinçer’in şahsında bütün eski bakanlarımıza, sadece AK PARTİ döneminde görev alanlara değil, bütün Millî Eğitim bakanlarımıza teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

Sayın Eker’in İç Tüzük 60’a göre kısa bir söz talebi vardır.

Buyurunuz Sayın Eker.

 

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, Diyarbakır’da ikinci bir üniversite olmasının ve bu üniversitenin “Selahaddin Eyyubi” adıyla kurulmasının önemli olduğuna ilişkin açıklaması

 

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İhtiyat Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı tarafından Diyarbakır’da kuruluşu hazırlanan Selahaddin Eyyubi Üniversitesinin Diyarbakır’ın eğitimle ilgili ihtiyaçlarına da, Diyarbakır’ın kalkınmasına da önemli katkı sağlayacağını düşünmek istiyorum.

İki bakımdan çok önemsiyorum. Bir: Diyarbakır’da bir üniversitenin, Dicle Üniversitesinden sonra ikinci bir üniversitenin kurulmuş olması çok önemli, kalkınması için. Çünkü nüfusu, sadece şehir merkezinin nüfusu 1 milyona yaklaştı ve gerçekte bir bölge ili, merkezi olması hasebiyle Dicle Üniversitesi belli bir noktaya geldi.

İkinci bir üniversite çok önemli ama en az onun kadar önemli bir şey de bu üniversitenin Selahaddin Eyyubi’nin adıyla kurulmuş olmasıdır çünkü bu isimle bir üniversitenin Türkiye’de kuruluyor olması -Diyarbakır’da- bunu da ayrıca…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - …hem bölge için hem Türkiye için çok önemli… Dolayısıyla, Selahaddin Eyyubi’yi bir kez daha rahmetle, minnetle anıyorum. Üniversitenin hepimiz için hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eker. Kusura bakmayın teknik arızadan dolayı.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/642) (S. Sayısı: 329) (Devam)

 

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Öner.

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; Sayın Bakanımıza, Millî Eğitim Komisyonunun eski başkanı Sayın Profesör Doktor Nabi Avcı’ya yeni görevinde başarılar diliyoruz, hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyoruz.

Yeni Bakanımız, önceki Bakanın yaptıklarının tersini yaptıkça başarı oranı artacaktır. Gerçekten de Sayın Bakanımız nazik bir insan, nezaketle tüm eski bakanlara teşekkür etti ama millî eğitimi Ömer Dinçer kadar karıştıran bir bakan gelmedi. Öğretmenleri horlayan ve hasım sayan bakan dönemi geride kalmalı. Öğretmenlere verdiği sözü yerine getirmeyen bakan, koltuğunu ısıtamadan gitmiştir. Öğretmenleri eşlerinden uzak tutan, aile yapısını sarsan bakan, artık bakanlığa uzaktan bakacaktır.

Kıyafet konusunda öğrencileri ve yoksul aileleri sıkıntıya sokan Sayın Bakan, empati yapmasını bilmeyen bir eski öğretim üyesi olarak bile anılmaya değer bulunmayacaktır. Millî Eğitim, intihalci bakan olarak adlandırılan bakan tarafından yönetilme ayıbından kurtulmuştur.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sana göre o, sana göre!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - Sizden önceki bakanın, liyakatle görevini tamamladığından kimse söz edemez.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Isparta da senden bir kurtulsa…

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - Bakanlığın millî vasfını boşaltan Sayın Bakan, son kabine değişikliği ile boşta kalmıştır.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Senin arkandan da öyle söylüyorlar!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - Benim arkamdan hep iyi şeyler söylendi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Biliyoruz, biliyoruz!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - Okursunuz, öğrenirsiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Tabii, tabii!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - Bundan sonra da iyi şeyler söylenecek.

Bakalım kendisine çok güvenen ancak güveni boşa çıkan Sayın Başbakan, eski müsteşarına neyi münasip görecektir.

Millî Eğitimin, emanetin ehline verilmesi gereken yönetim birimlerinin başında geldiği açıktır. Emanet ehli olmayan bir bakan, ülkeye de ulusa da yarar sağlamaz. Mensubu bulunduğu partiye yarar sağlayıp sağlamadığı, parti yetkililerinin bileceği iştir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sana ne bunlardan, bunlardan sana ne!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kendi işine bak, kendine işine bak!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - Ancak, ÖSYM başta olmak üzere, emanet ehline verilmeli, başta öğretmenler, okul ve kurum yöneticileri, objektif kriterlerle, hakkaniyet ölçüleri dikkate alınarak görevlendirilmelidirler. Başta eğitim alanı olmak üzere atama ve yükselmelerde eğitim toplumu ve kamu vicdanı incitilmemelidir.

Değerli milletvekilleri, 24 Nisan 2009 tarihinde bir vakıf kurulmuş, İhtiyat Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı. Kurucuları arasında Sayın İhsan Arslan, Sayın Galip Ensarioğlu, Nehir Özel, Vahyettin Bayat, Muzaffer Eza, Ferhan Kadayıfçıoğlu, Abdülaziz Özkılıç, Abdülaziz Can, Abdülkadir Alakuş, Ahmet Kâmil Torun, Alaattin Korkutata, Aytekin Sır ve Behçet Balık gibi isimler var. Ancak Sayın Atilla Kart’ın, Sayın İhsan Arslan’la ilgili soru önergesinin hâlen yanıtlanmamış olması çok dikkat çekici.

Biraz önce, grubumuz, güzel sanatlar fakültesinin de kurulmasını öneren bir dilekçe verdi; niye kabul edilmedi, anlamak mümkün değil.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vakıf üniversitesi ya, özel üniversite.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Bir üniversiteye, güzel sanatlar fakültesi gibi prestijli bir fakülte yakışmaz mı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İleride o da olur inşallah.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Selahaddin Eyyubi, ismi güzel bir komutan; cesareti, adaleti, vakur bir devlet adamı kimliğiyle saygın olarak anılıyor. Onun adını taşıyan üniversitenin de, bilime katkı sağlayan, insanları birleştiren, ülkemize, ulusumuza yararlar sağlayan bir üniversite olmasını dileriz.

Sayın Bakan, toplantıya girmeden önce, yetiştirme yurtlarında yetişen çocukların yeni kurdukları dernek yetkilileri geldiler. Yetiştirme yurdunda yetişen çocuklarımız 18 yaşından sonra kendi hâllerine bırakılıyor; üniversiteye gidenlerin sayısı çok az, yüzde 2’ler civarında. “18 yaşını doldurdunuz.” diye artık ilgilenilmeyen, zaten o yaşa kadar da birçok talihsizliklerle, sorunlarla boğuşan bir nesil. Onlara, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıyla ortak projeler geliştirerek, Millî Eğitim Bakanlığının yardımcı olması zorunlu. Bunu, dikkat ve takdirlerinize sunmayı görev sayıyorum. İş bulamıyorlar veya üst rütbeli işlere yükselemiyorlar; hâlen 4.200 mezunu iş bulmak için çabalıyor, uğraşıyor. Ayrıca bu gibi yurtlar da pedagoglar, gelişim uzmanları ve diğer uzmanlar bakımından takviye edilmesi zorunlu. Bu çocuklar dünyaya talihsiz gelmişler, yaşamları talihsizlikler içinde, acılar içinde, başta psikolojik olmak üzere ekonomik sorunlarla devam ediyor, onlara yardımcı olmak bir insanlık görevi.

Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri ve Sayın Bakan; Sayın Cuma İçten ayrıştırıcı bir üslup kullandı.

SIRRI SAKIK (Muş) – O ayrımcı zaten.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Neredeyse “AKP üniversitesi kuruluyor.” demeye getirdi. Üniversitelerin evrensel kurumlar olduğu unutulmamalı.

Değerli arkadaşlarım, kimlik siyaseti, bu kürsüden zaman zaman yanlış anlamalarla, zaman zaman da ön yargılarla ve ideolojik tavırlarla sürdürülüyor. Şunu hepimiz kabul edelim, ben kendi adıma konuşmuş olayım: Ziya Gökalp kadar Türküm, Diyarbakırlı bir düşünür, ünlü Ziya Gökalp kadar Türk’üm; Yaşar Kemal kadar, Selahaddin Eyyubi kadar Kürt’üm; Mareşal Çakmak kadar Boşnak’ım, Mehmet Akif kadar Arnavut’um, Mustafa Kemal gibi göçmenim, Artin Penik gibi Ermeni’yim…

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Hadi canım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vallaha hiçbiri olamazsın. Hiç biri olman!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Sen çok komik laflar ediyorsun Sayın Özel, seni takip ediyoruz.

Artin Penik’i kimler biliyor? ASALA militanları diplomatlarımızı şehit ettiği zaman, Ağustos 82’de, Taksim Meydanı’nda kendini yakan Ermeni yurttaş, çok saygıdeğer bir yurttaş; huzurunda saygıyla eğiliyorum, Allah’tan rahmetler diliyorum.

Lefter Küçükandonyadis kadar Rum’um, Kazım Koyuncu kadar Laz’ım, Yusuf Çetin kadar Süryani’yim, Nazım Hikmet kadar Çerkez’im, Ali İhsan Ensari kadar Arap’ım, Dede Korkut’un torunuyum, Âdem oğlu Yunus’um.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Aşure gibisin yani.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Kimliğimle gurur duyuyorum. Türk ulusu bir alaşımdır, bir aşure değildir, cehaleti terk edin!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Onu oraya söyle, oraya.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Kim derse desin, herkes nasibi alır.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bize değil, onu oraya söyleyeceksin.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Âdem oğlu Yunus’um. Âdem bir insan, Yunus da bir garip Anadolu ereni.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Birgül Hanım’a söyle.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların, cumhuriyeti yönetenlerin bir parçasıyım, yüceltenlerin bir parçasıyım. Hepimiz biriz, birimiz hepimiz için varız.

Türk-Kürt ikizdir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Birgül Ayman Güler’e söyle.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Birgül Ayman Güler de çok doğru söyledi. [AK PARTİ sıralarından gürültüler, alkışlar (!)]

Evet, bakın arkadaşlar, Türk ulusuyla Kürt milliyeti bir değildir…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Şimdi anlaşıldı ne olduğun.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – …Türk ulusuyla Türk milliyeti de bir değildir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hâlâ tekrarlıyorsun.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Türk-Kürt ikizdir. Cumhuriyeti kuranlar kardeştir.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Geri al, o lafını geri al.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Cumhuriyeti kuranlar kardeştir, Türk-Kürt ikizdir, cumhuriyeti…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Senin kavramlardan haberin yok.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Okursanız öğrenirsiniz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Önce o kavramları öğren.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Evet, siz bilmediğiniz şeyleri terk edin.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bilmediğin kavramlarla konuşma!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kederde, kıvançta ortak olan yurttaşları ayrı gayrı gören bizden değildir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vallahi, senin ne olduğunu anlamadık.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranları ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yükseltmek isteyenleri saygıyla selamlıyorum.

Üniversite hayırlı uğurlu olsun. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öner.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, 69’a göre söz istiyorum. Ayrıştırıcı bir dil kullandığımı söyledi.

BAŞKAN – Buyurunuz.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz lütfen Sayın İçten.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in, Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Evet, az önceki hatibe sesleniyorum: Kaç sefer Diyarbakır’a geldin kardeşim? Sen Diyarbakır’ı biliyor musun?

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Biliyorum.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Sen Kürt müsün?

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Türk’üm.

CUMA İÇTEN (Devamla) – Sen gerçekten Selahaddin Eyyubi kadar Kürt’sen Diyarbakır’da niye yoksun? Tabela partisi konumundasın, tabela! Oy bile alamazsınız, doğuya bile gidemezsiniz. Ayrıştıran sizlersiniz çünkü sizler bizleri 1925’lerde de 37’lerde de 57’lerde de 50’lerde de terk ettiniz. O günden beri Diyarbakır’a giremezsiniz. Girebilmek için abdest alman lazım senin öncelikle, bunu sana söyleyeyim. Bu bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkincisi, evet, biz seninle eşit değiliz, elhamdülillah. Zaten ben seninle eşit olmak da istemem ama şunu bil: Biz bu ülkenin sahibiyiz; Edirne’nin de sahibiyiz, Diyarbakır’ın da sahibiyiz. Ben Fatih Sultan Mehmet kadar Türk’üm, Selahaddin Eyyubi kadar Kürt’üm çünkü İstanbul’un sahibi benim.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Benim dediğimi diyorsun.

CUMA İÇTEN (Devamla) - Ha, sen bir Ermeni kadar Ermeni ol, bir Rum kadar da Rum ol, ona da saygı gösteririm ben.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Buyurunuz Sayın Öner.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sataşmadan söz istiyorum. Diyarbakır’a gelirken abdest almamız lazımmış ve ayrımcılık yapıyormuşuz.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sahabeler diyarı orası, abdest alman lazım.

BAŞKAN – Sayın Öner, buyurunuz.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz lütfen.

5.- Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Değerli milletvekilleri, 1980 Nisanında Gercüş Kaymakamlığına atandığımda Diyarbakır’a uğradım, Ofis Meydanı’nda Asım Kebap Salonunda vali kebaptan da yedim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sataşmadan dinleyin.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Bir hafta misafir edeyim seni. Yüreğin var mı?

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Milletvekili edebi içinde olanlar dinlesinler.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Hadi oradan be, hadi! Edep mi öğreteceksin bize!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Sataşmalara prim vermem. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Gercüş Kaymakamlığı yaptım.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sen Diyarbakır’a giremezsin.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Diyarbakır’a çok geldim. Diyarbakır’ın her…

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Diyarbakır’a giremezsin!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Diyarbakır senin babanın malı mı? Diyarbakır hepimizin, Tunceli hepimizin, Trabzon hepimizin, Ankara hepimizin, İzmir hepimizin! Ayrıştırıcıların Allah layığını versin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Trabzon’a gelme, Rize’ye gelme!

BAŞKAN – Lütfen sakin olunuz sayın milletvekilleri.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Gercüş Kaymakamlığı yaptım. Hasankeyf de Gercüş’e bağlıydı o zaman, Mardin’indi, sonra Batman’a bağlı oldu.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Trabzon’a, Rize’ye gelme!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Söyleyecek sözü olmayanlar sataşmayla vakit geçirmeye çalışıyorlar.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sizi değil, CHP’yi söyledi, CHP’yi. Adamın söylediğini anlamadın.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Siz, sosyolojiyi de, halk bilimini de, kavramları da karıştırıyorsunuz…

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Diyarbakır’a gelmeye yüreğin yetmez.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – …söylediklerinizin tersini yapıyorsunuz, yaptığınızın tersini söylüyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka “Türk halkı” denir.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Gel bunu Diyarbakır’da söyle.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Elbette söylerim, daha geçen Şemdinli’de söyledim. Sen uyuyorken ben Şemdinli’deydim.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Yüreğiniz yetmez!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Beni Diyarbakır Havaalanında 200 Gercüşlü ve Hasankeyfli uğurladı.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Gel bunları Diyarbakır’da söyle, yüreğin yetmez!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Gercüş’e de, Hasankeyf’e de saygılarım, şükranlarım var. Hiç kimseye haksızlık yapmadım, yaptırmadım.

Ben bir silah tüccarı değilim. Silah tüccarları hangi yasa önerilerini bu Meclise sundular, onu iyi biliyoruz, onlardan birinin adı da Sayın Cuma İçten’dir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öner.

On dakika ara veriyorum.

                                                                            Kapanma Saati: 19.46

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

329 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/642) (S. Sayısı: 329) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Efendim.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım tutanaklara geçsin diye ifade etmek istiyorum. Az önce konuşan hatip silah taciri olduğumdan bahsettiler. Beş yıl av ve avcılık malzemeleri ticareti faaliyeti yaptıktan sonra, üç yıl önce bu faaliyete son verdim.

Kendisinin valilik dönemi de bitti. Valilik döneminde de yüzlerce av malzemesi satışını yapan ticari müessesenin iznini vermiş birisidir.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz, tutanaklara geçmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, Muş Milletvekili Sırrı Sakık.

Buyurunuz Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Grup başkan vekiliniz yok, nasıl “adına” oluyor?

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Senden müsaade mi almam lazım?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır hayır. Grup başkan vekiliniz yok.

BAŞKAN – Sayın Genç…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ne olacak peki? Grup başkan vekili…

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurunuz, siz devam ediniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Grup adına konuşmak için grup başkan vekili tarafından görevlendirilmek lazım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Sakık, devam ediniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Görevlendirme yapılmıştır yani sizi niye rahatsız ediyor? Niye rahatsız ediyor?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır hayır, yapsın diyorum. Yani niye gıcık aldınız?

BAŞKAN – Sayın Genç…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, buraya ismimiz bildirilmiş.

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sana doğru bilgi veriyorum. Bak, sen İdare Amirisin, sana doğru bilgi veriyorum. Burada grup başkan vekili olmayınca   -biraz önce de yoktu- diyorum ki onun sana yetki vermesi lazım.

BAŞKAN – Sayın Genç…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yetki verilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam canım, o zaman bana öyle cevap ver yahu! Sert cevap vermeye hakkın yok.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen konuşmaya müdahale etmeyiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yoktu, ben de onu söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de bu üniversitenin Diyarbakır’a, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Aslında konuşma talebimiz yoktu, bir an önce yasanın geçmesini diliyorduk ve umuyorduk ama bu ırkçı tavırlar, ırkçı söylemler… Sizi rahatsız edeceğimi biliyorsunuz, onun için oradan ayaklanıyorsunuz. Siz bu kadar ırkçı, milliyetçi ve faşist olduğunuz müddetçe sizi her gün teşhir etmek bizim boynumuzun borcudur.

Bakın, geçen, üç gün önce burada her taraftan ırkçılık aktı ve burada bir halka haksızlık ettiniz ve buradan çıkıp ne söylediniz biliyor musunuz? “Kürt milliyetçiliğini bana ilericilik diye yutturamazsınız.”

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sizin hayatınız ırkçılık olmuş!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz -bakın açıkça söylüyorum- Kürt milliyetçiliği falan yapmıyoruz. Biz mazlum bir halkın… Dünyanın her yerinde mazlum halkların kader tayin hakkı vardır. Kürtler de bu ülkenin mazlum bir halkıdır. Dili, kültürü, kimliği üzerinde baskılar vardır ve bu baskıların kaldırılması için uzun yıllardır nasıl mücadele ettiğimizi biliyorsunuz. Ve diyorsunuz ki: “Türk ulusu ile Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz.” diyor. “Ve bundan sonra savunmadayız ve meşru müdafaa hakkımızı kullanacağız.” diyor. Ve biraz önce sizin sözcünüz de çıktı aynı şeyi söyledi.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, sizin bu politikalarınız bugün oluşmuş politikalar değil. Siz, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar ırkçısınız, milliyetçisiniz, tekçisiniz ve halka zulmeden bir gelenekten geliyorsunuz.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Aynaya bakarak konuşuyorsun.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, sizin Millî Şef’iniz ne diyor? Yıl, 1925. Türk Ocaklarında yaptığı konuşmada aynen şöyle diyor: “Biz açıkça milliyetçiyiz ve milliyetçilik bizim yegâne birlik unsurumuzdur.” diyor. “Türk ekseriyetinde diğer unsurların hiçbirinin nüfuzu yoktur.” diyor. “Vazifemiz, Türk vatanı içinde Türk olmayanları Türk yapmaktır.” diyor. “Türklere ve Türklüğe muhalefet edecekleri kesip atacağız.” diyor. “Ülkeye hizmet edeceklerde her şeyin üstünde aradığımız vasıf, Türk vasfıdır.” İmza: Millî Şef’iniz ve İsmet İnönü.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kaç yıl önce söylemiş?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yine, eski bakanlardan Şükrü Saraçoğlu ne diyor? Yıl, 1942. “Biz Türk’üz. Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar, bir vicdan meselesidir.” diyor. “Ve kültür meselesidir.” diyor. “Biz azalan veya azaltan Türkçü değil; çoğalan, çoğaltan Türkçü olacağız.” diyor. “Ve her vakit bu noktada çalışacağız.” diyor.

Ve, yine, Mahmut Esat Bozkurt -o gün de söyledim, bugün… Çünkü, sizin atalarınız bunlar- “Türk, bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir.” diyor, “Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakkı vardır; hizmetçi olma hakkı vardır, köle olma hakkı vardır.”

Ve, yine, bugünkü genel başkanınız, Dersim olaylarıyla ilgili “O coğrafyada bir isyan olmuştur.” diyor, geçiştirmeye çalışıyor. İsyanda ataları, babaları da katledilmiştir ve böyle şeylerin cumhuriyet tarihinde olabileceğini, “devrim” diyor bunun adına… Bunun adı devrim değil, bunun adı faşizmdir. Bir halk katlediliyorsa, 70 bin insan öldürülüyorsa bunun adı faşizmdir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 1940’tan bugüne gel, bugüne!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – 70 bin mi?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Onur Öymen, aynen, bu kürsüde çıkıp Dersim katliamıyla ilgili, Dersim katliamını savunmuştu ve siz de utanmadan onu dinlemiştiniz ve bugün geldiğimiz noktada, Birgül Ayman da aynı ırkçılığı ve faşizmi savunuyor… (CHP sıralarından gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Irkçılığı sen yapıyorsun kürsüde!

SIRRI SAKIK (Devamla) - …ve biraz önce de sizin Isparta milletvekiliniz de çıkıp “Evet, doğrudur.” diyor. Başlangıçta, yeni bir devrim yaratacak, bütün halkları kucaklayan söylemlerde bulundu ama en son baklayı ağzınızdan çıkarttınız, “Evet, Birgül Ayman Hanım çok haklıdır.” dediniz. Şimdi, bunu söylüyorsanız çok ayıp ediyorsunuz.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Benim sözlerimi anlamamışsın Sayın Sakık!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, bunlar, ırkçılık ve faşizmin ta daniskasıdır. Eğer bunları söylüyorsanız ve siz -açık ve net olarak size şunu söyleyeyim- yılı 1924’lerden sonraki dönemlere benzetiyorsanız siz çok yanılırsınız. Eğer siz, 1937’lerde, 1938’lerdeki Dersim katliamıyla bugünkü Kürtleri eğer korkutmaya çalışıyorsanız çok çok yanılıyorsunuz ama sorun, sorun… Bakın, ne diyorsunuz, ne söylüyorsunuz?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sen bugünkü katliama gel, yıllardır yapılan, otuz yıldır yapılan katliama gel; bırak Dersim’i!

ADİL KURT (Hakkâri) - Siz yapınca iyi, başkası yapınca kötü mü oldu yani!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ben bugünkü katliamı da söylüyorum. Sizin anlayışınız, bakın, sizin anlayışınız, dünün katliamı neyse bugünün katliamı da aynıdır, aynı şeyi söylüyorsunuz. Eğer bugün çıkıp bu halkın yani Türk halkının Kürtlerden üstün olduğunu söylüyorsanız bunun adına bugünün katliamı denilir.

İZZET ÇETİN (Kocaeli) – Ulus kavramını bilmiyorsun! İşinize gelmiyor değil mi ulus kavramı?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, bugünün katliamı… Sözüm ona, AK PARTİ’den biri de çıkıp buna cevap veriyor. Efendim, sizi eleştiriyor… Ama kaş yaparken göz çıkarıyorsunuz. Sizde de bu diğer halklara karşı düşmanlık nedir Allah aşkına? Bu ülke sadece siz Sünnilerin, Türklerin, bilmem kimlerin babasının çiftliği midir? Burada Ermeniler de yaşıyor, Yahudiler de yaşıyor, Rumlar da yaşıyor ve diğer halklara da saygılı olun. Yani, onların söylemleri ne kadar ırkçıysa sizin bu davranışınız da bir o kadar ırkçıdır ve size açıkça söylüyorum: Gidin, Çanakkale’ye bakın, Çanakkale’de sadece sizin atalarınız gidip orada savaşmadı. Sonradan bu ülkeyi kendisine vatan edenler; Kafkaslardan, Boşnaklardan gelenler; siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz, haddinizi bileceksiniz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Zırvalıyorsun, zırvalıyorsun!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Burada mücadele edip bu coğrafyada ortak vatanı kuranlar bu coğrafyanın sahipleridir. Oradan gelip, hele dağdan gelip bağcıyı kovma hakkına hiç mi hiç sahip değilsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben senden daha fazla bu memleketin sahibiyim ya. Dersim’in dağlarında yaşayan benim. Sen nereden geldin oraya? Dersim dağlarında yaşayan benim.(x)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) - Bir aydır Uludere’yi konuşmuyorsun. Niye unuttun?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sen Dersim dağlarına kurban ol, sen o dağlara kurban ol. Sen dağları kirletmeye, adını almaya da değmez Sen de retçi ve tekçisin, sen de inkarcısın ve…

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Resmen ırkçılık yapıyor ya, resmen ırkçılık yapıyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, size bir şey söyleyeyim: Siz, bu politikalarınızla her gün batacaksınız ve biz size karşı, bu retçi ve tekçi politikalarınıza karşı her gün burada atalarınızın söylediklerini sizin yüzünüze vuracağız. Ya döneceksiniz, geçmişte yapılanlardan dolayı özür dileyeceksiniz bu gün Kürt halkından, diğer halklardan veyahut da atalarınızın politikalarını seslendiriyorsanız vallahi her gün bizi karşınızda göreceksiniz, bu kadar açık ve net söylüyoruz.

Aslında, hepimizin yapması gereken bir şey var: Bakın, bir barış süreci yaşanıyor, herkesin diline, paslı diline dikkat etmesi gerekirken ve siz bu paslı dili…

Bakın, neden? Siz Türkiye'nin iç barışını sağlamasından korkuyorsunuz. Bugün emin olun eğer PKK çıksa, silahlı güçlerine dese ki biz silahtan vazgeçeceğiz, en çok siz rahatsız olursunuz. Çünkü, bugünlerde…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) - Bu dille bir şey olmaz.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bu dili biz tanıyoruz, biliyoruz.

Çünkü, bu coğrafyada bir iklim oluştu. Bu coğrafyada bugüne kadar barışla ilgili bu kadar önemli bir birlik oluşmadı. Gerilla ailesinden, asker ve şehit ailelerine kadar, toplumun dört bir tarafından ciddi bir barış cephesi oluştu ve Türkiye artık bu barışı sağlamak zorundadır. Barış olgunlaştı ve bu barış sağlanacak.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Barışı istemeyen kim?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve bu savaştan beslenenler, ret ve inkârcıların dışında saysanız Türkiye’de sayınız yüzde 15’leri bulmaz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Barışı istemeyen sizsiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Onun için korkuyorsunuz, onun içindir ki ve dönüyorsunuz halklara hakaret ediyorsunuz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Barış sizin işinize gelmiyor. Kara paradan besleniyorsunuz, kirli paradan besleniyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Hiç kimsenin bir tek halka, bir tek fert olsa bile kimseye hakaret etme hakkı yoktur. Eğer demokrasiden ders almak istiyorsanız bakın, dönün bu gruba bakın, kimler var burada? Sosyalistlerinden bir Süryani’ye, Arap’ından Kürt’üne bütün…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bizde insan var insan, insan önemli. Bak, herkesin bir anası, babası var.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, bu kadar imkânsızlıklara rağmen size karşı demokrasi dersi veren ve bu Parlamentoda demokrasi dersi veren bir grup vardır. İşte bunlara bakın. Yoksa dönüp kafatasçılık yapıp yani Türkçülüğü tetiklemeye, Türk ırkını efendim arkadan dolanarak yok hepimiz bilmem nereden geldik… Nereden geldiyseniz biz bilmeyiz. Biz, bu toprakların sahibiydik, 1071’de giriş yaptığınızda da biz bu topraklardaydık, cumhuriyet oluştuğunda da bu topraklardaydık. Biz, hiçbir dönem, Kürtler, ne Osmanlı Dönemi’nde ne Cumhuriyet Dönemi’nde dönüp Türkiye halklarına ihanet etmemiş ve birlikte olmuştur. İhanet varsa sizin genetik mirasınızdadır. Atalarınızda ihaneti arayın.

Teşekkür ediyorum.

İZZET ÇETİN (Ankara) – İhaneti yapan sizsiniz, ülkeye de ihanet eden sizsiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Buyurunuz Sayın Tarhan.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Şimdi, sayın hatibin sözlerinin bir tanesi doğruydu aslında. Bunca konuşma, bunca laf kalabalığı, bunca hakaret, küfür…

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz bir halka hakaret ediyorsunuz da biz size karşı boyun mu eğeceğiz?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Meclis kürsüsünün böylesine iğrenç, utanmaz, ahlaksızca ifadelerle işgal edilmesini öncelikle kınıyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Allahsız sizsiniz ki bir halka zulmediyorsunuz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Ama bir tek doğru şey söylendi burada. Dendi ki: “Hiç kimsenin bir halka hakaret etme hakkı yoktur.” Çok doğru, çok doğru bir söz, gerçekten doğru ama buradan çıktınız, bu coğrafyaya, bu Anadolu coğrafyasına dünyanın her yerinden kopup gelmiş, randevulaşmak için gelmiş, bir arada olmak için, kaynaşmak için gelmiş sayısız halka hakaret ettiniz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben hiç kimseye hakaret etmedim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – “Kafkaslardan gelenler” dediniz, “uzaklardan gelenler” dediniz. Ben de suyun öte yanından gelmiş birisiyim. Belki beni de kastettiniz ama çok inciticiydiniz yani yapılan hataları tekrar ettiniz burada. Çok inciticiydi söyledikleriniz. Siz bir halka, halklara hakaret ettiniz burada. Bir şeyleri korumaya, kollamaya, savunmaya çalışırken aslında döktünüz, saçtınız, batırdınız. Nasıl toparlarsınız bilmiyorum gerçekten.

Anlatmaktan artık dilimde tüy bitti. Aynen şu yazıyor programımızda: Irk, köken, din, mezhep, bölgecilik, kavimcilik ve sizin az önce kendinizi tanımladığınız o kafatasçı anlayıştan biz uzağız aslında. O anlayışların ulusal düzeyde aşılması gerektiğini düşünüyoruz, bu anlama geliyor bizim tanımımız. Sizin gibi kafatasçı değiliz, altını çizerek söylemek istiyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Söyleyene bak!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Kafkaslardan gelenleri, dışarıdan gelenleri ya da burada olanları tek tek sayıp böyle sizin gibi küçümsemeyiz. Biz buyuz. Peki, siz kimsiniz, siz kimsiniz? Aslında, onu da sormak istiyorum. Bunu kendinize hiç sordunuz mu? Sormalısınız.

ADİL KURT (Hakkâri) – Size zahmet, bizim kim olduğumuzu bir söyleyin, söyleyin lütfen ama bilelim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Siz her gün etnik kimlik dışında başka bir şey konuşmazken, başka hiçbir şey… Sürekli bir şeylerin altını çizer, durur ve yeni düşmanlıklar yaratmaya çalışırken, siz bir milletvekilinin boyunu bile -inanılmaz faşizan bir tutumdur- burada gelip söz konusu ederken; boy, soy siyaseti yaparken -bu faşizmdir bana göre- ırkçılığın âlâsını her gün yaparken…

SIRRI SAKIK (Muş) – Faşizmi atalarınızda ve köklerinizde arayın!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – …ve siz -affedersin- “Ermeni, Alevi, Zerdüşt” derken, Başbakanınız bunu söylerken aslında “Siz kimsiniz?” diye sormak istiyorum. Siz de aslında bizi aynı sudan içme masalıyla kandırmaya çalışıyorsunuz. Bu ülkenin insanlarını Alevi, Sünni, Kürt, Türk diye ayıracak, sonra da “Sizin yaptığınız ırkçılık.” diye bize şov yapacaksınız. Tarih kimin aslında bu topraklara ihanet ettiğini inanın bir gün yazacaktır.

Ey BDP! Size de sesleniyorum bunca hakaretten sonra. Bir asır öncesiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – …siz uğraşmaya devam etmeyin bence. Bir yıl önce, sen de bunun hesabını, öldürülen o insanların, bombalanan o insanların hesabını yakasına yapışıp bu iktidardan sormuyorsan o kanda senin de ellerin var diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

SIRRI SAKIK (Muş) – Söz söylememe gerek yok zaten.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Sakık.

Lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Zaten tüm sözleri sataşma Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz.

 

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sevgili arkadaşlar, ben hiçbir halka haksızlık etmedim. Buralara gelip burayı vatan eden yani vatan toprağı olarak görüp burada yerleşen bütün halklara karşı büyük bir saygınlığımız var.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Hiç öyle demediniz. Tutanaklarda yazıyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ama bakın şunu söyledim: Oralardan çıkıp gelip burada, bu toprakların sahibi olan insanları aşağılayan…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Dışarıdan gelenleri, Kafkaslardan gelenleri aşağıladınız, incittiniz onları.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, aşağılayan insanlara sözümdür. Sizin o temsilciniz “Ben Boşnak’ım, oradan geldim…” Ama geldiğinde bu coğrafyadaki halklara saygılı olmalısın. Kimse size bu hakkı vermez. Kürtlere, diğer halklara haksızlık etmeye hiç kimse bu hakkı size vermez.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Irkçılıktan başka bir şey konuş Sakık!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve siz buralara geldiğinizde burada bir toprak yok, bir kültür yok muydu? Burada vardı, halklar vardı, sizin atalarınızdır. Bakın, biraz önce, söylüyorum…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bizim atalarımız, sizin atalarınız diyorsun ya!

SIRRI SAKIK (Devamla) – …ırkçılık yapan, tekçilik yapan, cumhuriyeti birlikte kuran ve burada, bu kürsüde ilk “Kürdistan milletvekili” diyen sizin Mustafa Kemal’iniz, sizin İsmet Paşa’nız ve sonra ret ve inkâr eden yine onlar değil mi?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – İşine gelince mi hatırlıyorsun Mustafa Kemal’i! İşine gelince mi!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Peki, sonra “Bu ülkede tek halk vardır, o da Türklerdir.” diyen o değil mi?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Mustafa Kemal olmasaydı sen o kürsüde konuşamayacaktın.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen o kürsüde Mustafa Kemal’in sayesinde konuşuyorsun!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – O özgürlüğü sana veren o, bu Meclisi kuran o!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Bizi kanla, bizi şiddetle özdeşleştirenler bir dönüp kendilerine baksınlar. Sizin ayak izlerinizi, buradan ayak izlerinizi sürdürürsek, iz düşümünden gidersek…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Senin işin ırkçılık! Devam et o yolda!

SIRRI SAKIK (Devamla) – …sizi Ergenekon’da buluruz, sizi Balyoz’da buluruz. Bize söz söylemeyin. Onlar bizim… Bakın, büyük bir çoğunluğu…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – 30 bin yoksul çocuğu…

SIRRI SAKIK (Devamla) – …o coğrafyada Kürt kanına elleri bulaştı.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Kürt, Türk 30 bin kişiyi…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve bu partiden, hiç kimseden bir minnetimiz de olmamıştır.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yapma ya! Oradan besleniyorsunuz, oradan nemalanıyorsunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – En çok biz bunları eleştiririz. En çok da biz Parlamentoda bunları gündeme getiririz ama dönüp ırkçılığınızı…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Irkçı sensin!

SIRRI SAKIK (Devamla) – …tekçiliğinizi bize yutturamazsınız. Ve biz hiçbir zaman “Kürt halkı Türklerden üstündür.” demedik…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Irkçılıktan başka hiçbir şey konuşmadın!

SIRRI SAKIK (Devamla) – …”Bütün halklar eşittir.” dedik ve hiçbir zaman da dönüp demedik ki: “Aman, aman, Kürt halkı iyi bir ırktır da Türklerden artıları fazladır.” Biz böyle bakmayız hayata.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen anlamamışsın, önce Türkçe kursuna git, ondan sonra oku!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bizim aramızda aslında kan ve gen bağı da çok kutsal değil, bizim için kutsal olan duygu bağıdır. Eğer biz söylüyorsak “Biz kaderimizi Türkiye halkıyla bütünleştirdik.” diye, onun adı duygu bağıdır, onun adı kan ve gen bağı değildir.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Ondan mı Kafkaslardan gelenleri aşağılıyorsun, ondan mı suyun öte yanından gelenleri aşağıladın?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu ne ya, bu saatten sonra Türkiye halkı mı olacağız ya! Türk milletiyiz biz.

BAŞKAN – Lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz hiçbirini aşağılamadık ama suyun öte yanından buraya gelip eğer bir halka zulmediyorsa ve buradaki halkların diline, kültürüne haksızlık ediyorsa ve kendisini üstün ırk görüyorsa ona bir değil, bin lafım olur, bin sözüm olur. Hiç kimsenin buna hakkı ve hukuku yoktur ve siz de biliyorsunuz, bu bataklığın içerisinde her gün battıkça batıyorsunuz.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Batan sizsiniz, kim batıyormuş!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Batan sizsiniz! Batan sensin!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Öner.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Efendim, parti grubumuza ve cumhuriyetin kurucusuna gerçeklerle bağdaşmayan sataşmalar oldu, izninizle onu açıklığa kavuşturmak isterim.

BAŞKAN – Sayın Öner, size söz…

ADİL KURT (Hakkâri) – Bu konuda uzmanlığı yok Sayın Başkan, neyi açıklayacak?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, grup adına konuşabilir Sayın Öner.

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Öner’in bu konuda uzmanlığı yok ama.

BAŞKAN – Neyin uzmanlığını arıyorsunuz efendim?

ADİL KURT (Hakkâri) – Yani bu konuda bir uzmanlığı yok ki Sayın Öner’in.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Nereden biliyorsun ya! Akademisyen misin sen?

BAŞKAN – Her konuşan milletvekilinin uzmanlığı mı var? Lütfen…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen mi karar veriyorsun?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sen mi karar vereceksin!

ADİL KURT (Hakkâri) – Sabahtan beri hop oturup hop kalkıyorsunuz. Ne uzmanlığı var! Aşure çorbası yapıp içinden çıkmaya çalışıyorsunuz.

BAŞKAN – Çok rica ederim sayın milletvekilleri, hepinizi sağduyuya davet ediyorum.

Sayın Öner, lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz, lütfen sözünüzü düzgün söyleyiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

8.- Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada ne söylendiği tutanaklarla ortaya çıkacak. Bugün burada söylenenler, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına ‘Türk milleti’ denir.” söyleminin bir tezahürünü sizlere inanarak sundum.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin dört bir yanında görev yaptım. Görev yaptığım her yerde, hiçbir ırkı, cinsi, mezhebi, kişiyi dışlamadım; herkesi kucakladım. Türkiye’de görev yaptığım bütün yerler buna tanıktır. Giresun’da kaymakam adaylığına başladım, daha sonra…

FARUK IŞIK (Muş) – Yazıklar olsun!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – “Yazıklar olsun!” diyen kişi Ali Haydar Öner’in şerefli geçmişini iyi incelemeli.

Her yerde bütün yurttaşları kucakladık. Cumhuriyet Halk Partisi olarak da kucaklıyoruz. Büyük Atatürk millî mücadeleyi Diyap Ağa’yla da, Alevi-Bektaşi inanç önderleriyle de, köylü-kentli yurttaşlarıyla da, sivil asker bürokrasiyle de başarıya ulaştırdı ve ulus kimliğini bütün unsurları kaplayan bir kavram olarak ortaya koydu.

Biraz önce de konuşmamda söyledim: Türk, Kürt ikizdir; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halklar kardeştir. Bunda ırkçı hangi söylem var?

Sayın Sırrı Sakık’ı izliyoruz, efendim konuşmalarında bir ön yargıyla başlıyor, ön yargıyla bitiriyor. Lütfen bunu terk edelim. Yani, hepimiz birbirimizi kucaklamazsak, kederde, kıvançta bölünmez bir bütün olmazsak ülkemizi, ulusumuzu nasıl yücelteceğiz, efendim, halkımızı kalkındıracağız, birlik beraberliğimizi pekiştireceğiz? Onun için, cumhuriyetin kurucularına saygılı olmak hepimizin görevi.

Cumhuriyet kolay kurulmadı. Türk, Kürt, Anadolu’da bütün halklar…  Hatta ben Çankırı Valiliği yaptım, o dönemde Çankırı’daki Ermeni, Rum kadınlar bile askerlerimize çorap ördü, çamaşır dikti gönderdi.

Artin Penik’ten söz ettim. Çok saygıdeğer bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan Ermeni kökenli bir kimse. “Diplomatlarımız şehit ediliyor.” diye kendini yaktı. Bir olalım, iri olalım, diri olalım; ülkemizi, ulusumuzu yüceltelim; cumhuriyeti kuranlara saygımızı eksik etmeyelim.

Bütün Türkiye halkına, bütün yurttaşlarımıza, hangi etnikten, inançtan, mensuptan olursa olsun vatandaşlarımıza saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öner.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/642) (S. Sayısı: 329) (Devam)

 

BAŞKAN - Şahsı adına Amasya Milletvekili Naci Bostancı.

Buyurunuz Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce buradaki volümü yüksek konuşma tarzı, bu tür konuları konuşabilmek, halledebilmek, uzlaşabilmek bakımından uygun bir tarz değil. İki kişi bile kendi arasında şahsi bir meselede böyle bir konuşma üslubuyla tartışmaya kalkışsa -ki televizyon programlarında olur, onların da maksadı farklıdır- onların anlaşmaları da beklenemez. Hele ki kimlik gibi arkasında yüklü bir tarih, acılar, kaygılar, endişeler olan bir meselede böylesine gergin, öfkeli ve aynı zamanda saldırgan anlamlar taşıyan konuşmalar, kesinlikle, burada herkesin kastettiği anlamda birliği sağlayacak bir tarz değildir. Eğer birliği istiyorsak, eğer bu ülkede “İri olalım, diri olalım, birlik olalım.” diyorsak kesinlikle buna uygun bir konuşma üslubu içerisinde, muhataplarımızı da kucaklayan, onların acıları ve yaraları varsa onlara dokunan, sadece kendini, kendi hissiyatını anlatan değil, aksine bu topraklardaki diğerlerinin, ötekilerinin hissiyatlarına nüfuz eden bir dil kullanmamız gerekir.

Değerli arkadaşlar, bu coğrafyada ırkçılığın, milliyetçiliğin -bunlar birbirlerinden tabii ki farklı kavramlar- en çok tartışıldığı dönem Osmanlının çöküş dönemidir.

Her milliyetçilik tartışması, elbette, tarihî, toplumsal şartlardan kaynaklanır ama aynı zamanda diğerini çağırır. Eğer bugün Türkiye'de ırkçılığa ilişkin laflar söyleniyor ise emin olun bunun arkasında mütekabil bir şekilde yükselen ırkçı duygular vardır. Hiç kimse tek başına ırkçılık yapmaz. Bir mukabil ırkçılık diğerini çağırır. O yüzden, “Bak, sen ırkçısın.” diye onu suçlamak yerine hep beraber ırkçılığı yükselten bu ortamda bizim rolümüz nedir ve bunun neticesi bu ülkeye, bu insanlara ne getirir? Bizim akıl etme yöntemimiz bu olmalı. Birlik ve dirlik istiyorsak…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Irkçılığı yükselten Sayın Başbakan, etnik grup diye ha bire kaşıyor yıllardır ya. Irkçılığı yapan bizzat Recep Tayyip Erdoğan’dır.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Irkçılık bu topraklarda aslında hiçbir zaman tutmadı. Türk milliyetçiliğin ırkçılığını yapmak isteyenler de oldu, hatırlayın, geçmişte. Hakikaten, geçmişte, tarihte, özellikle faşizmin, Nazizmin yükseldiği dönemlerde, dünya paradigmasının öyle teşekkül ettiği bir zamanda, o dönemin CHP’sinin içindeki kimi insanlar Führer’e saygılarını sundular, çok doğru, açın gazeteleri görürsünüz. Şükrü Saraçoğlu, hakikaten, “Bizim için Türk milliyetçiliği sadece bir kültür meselesi değil aynı zamanda bir kan meselesidir.” dedi. Çünkü, o dönemde Naziler yükselişteydi ve yeni teşekkül edecek dünyanın ırkçılık esaslı hiyerarşik bir dünya olacağı varsayılıyordu…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 1944’te Türkçüleri de cezaevine attılar Hocam.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …ama yıkıldı, o dünya gitti. Çünkü, en temel insani değerlerle çelişen ırkçı ve hiyerarşik bir dünya, eğer biz insansak, bizi insan kılan birtakım değerler varsa mümkün olmazdı. Nazizmi yıkan sadece Amerika, Avrupa vesaire değildir, insanlıkla yaşadığı o derin çelişkidir.

Bugün Türkiye'de ırkçı söylemler öne çıkıyorsa bunlar birbirini çağırdığı içindir. Lütfen, burada herkes kendi payına düşene, kendisinin nasıl böyle bir ortamın faili olduğuna ilişkin bir muhakemeye dayalı olarak bakarsa, hakikaten, o zaman bu coğrafyanın, bu ülkenin, bu insanların hayrına işler yaparız. Bizim, Türkiye’ye ilişkin meseleleri tartışırken -Kürt meselesi, Türk meselesi- ufkumuzu şu ülkenin sınırlarıyla kapatmayalım. Biz bunu yaşadığımız coğrafya ölçeğinde düşünmediğimiz sürece buradan bir çıkış olmaz. Kürtlüğü de düşünürken, Türklüğü de düşünürken, Arapları ve Acemleri düşünürken bir büyük bölge muhayyilesi üzerine kendi referanslarımızı kurmamız gerekir. Bunu yapmazsak herkes kimliğinden kendisine dramatik bir hapishane kurar ve diğeriyle ilanihaye çatıştığı bir dünyanın kapılarını açar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hiç kimse “Ben ırkçıyım.” demez değerli arkadaşlar. Ama, ırkçılık kendisini birçok dolayımla ortaya koyar. O yüzden, gerçekten herkes çok dikkat etmeli hem üslubuna hem konuşmasına ve özellikle lütfen başkalarının, ötekilerin hissiyatlarına yönelik bir dikkat ancak bizi ırkçılıktan koruyabilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hocam, ağzınıza sağlık. İnşallah Sayın Başbakan da bu söylediklerinizi okur Hocam.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bostancı.

Sayın milletvekilleri, üniversite kuruluşuna müsaade ederseniz geri dönelim.

Soru-cevap bölümü var, sisteme girmiş sayın milletvekilleri.

Buyurunuz Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kırklareli Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı üniversitelerin medrese hâline dönüştürülmesini, fakültelerin de mektep olmasını önermiştir. Muş Alparslan Üniversitesinde medrese sempozyumu düzenlenmiştir. Benzer bir sempozyum Van’da üniversite ve valilik işbirliğiyle düzenlenmiştir. Acaba, bu son yıllarda ortaya çıkan medrese aşkını neye bağlıyorsunuz? Millî Eğitim Bakanı olarak bu konuda görüşlerinizi Sayın Bakan çok merak ediyorum.

Teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

Sayın İrbeç…

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana yeni görevinde başarılar diliyorum.

Sayın Bakan, Türkiye’de okuma alışkanlığı çok düşük. Bu bakımdan konu yükseköğretim başarısını da etkiliyor. UNESCO, dünyadaki okuma alışkanlıklarını rapor hâline getirdi. Rapora göre Türkiye kitap okuma oranında dünya ülkeleri arasında 86’ncı sırada yer alıyor. Araştırmaya göre günde ortalama 6 saat televizyon izleyip 3 saat İnternet’te gezinen Türk halkı ne yazık ki kitap okumaya yılda sadece 6 saatini ayırıyor. Kitap okuma, ihtiyaç listesinde 235’inci sırada. Oysa kitap okumak kişisel gelişimin yanı sıra beyin gelişimi açısından da oldukça önemli. Japonya’da 25, Fransa’da 7, Türkiye’de 12.089 kişiye bir kitap düşüyor. Birleşmiş Milletlerin İnsani Gelişim Raporu’na göre, 173 ülke arasında Türkiye’nin Malezya, Libya, Ermenistan gibi ülkelerin arasında 86’ncı sıraya düşmesinin nedeni olarak kişi başına basılan kitap sayısının azlığı gösteriliyor. FATİH Projesi, bu konuyu ek tedbirler alınmadığı takdirde çözemez, millî bir kampanyanın desteklenmesi şarttır.

Sayın Bakan, bu konuda düşündüğünüz tedbirler nelerdir? Neden az okuyoruz? Araştırmalarda kitap okuma alışkanlığının olmaması yüzde 50 ile başı çekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz  tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İrbeç.

Sayın Gümüş… Yok.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Serindağ Türkiye’de son dönemlerde özellikle medreseler üzerine yapılan çalışmaların -anladığım kadarıyla- artışında ne gibi sebepler olabilir diye soruyor. Doğru anlıyor muyum Sayın Serindağ?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ama Sayın Dekanın söylediği daha farklı. Onun bir önerisi var, o öneriyle ilgili de görüşünüzü açıklar mısınız?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Müsaade eder misiniz, öneriyi bir daha sorabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurunuz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, Sayın Bakan, Kırklareli Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı üniversitelerin medrese olmasını, fakültelerin de mektebe dönüştürülmesini önerdi. İlavesi var, diyor ki: “Tüm okullar imam-hatip okullarının müfredatını uygulamalı.” Bu konudaki fikrinizi merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Ben meseleyi daha geniş çerçevede, “medrese kültürü”nün son zamanlarda üniversitelerde çalıştaylarla, konferanslarla gündeme gelmesinin arkasında yatan nedenleri sorduğunuzu zannetmiştim. Ama onu da içeren bir cevap vermeye çalışayım, birlikte.

Medrese nedir kök olarak? Ders verilen yerdir. Eğer Kırıkkale Üniversitesi Rektörü üniversitelerin aynı zamanda tıpkı medreseler gibi ders verilen -yani etimolojisine uygun olarak- yerler olduğunu söylüyorsa, etimolojik olarak doğru bir şey söylüyor.

İmam-hatip okulları müfredatının bütün okullarda uygulanmasını istiyorsa… Ben o açıklamaları okumadım. Ama hem buraya gelip üniversitelerin her türlü düşüncenin özgürce dile getirildiği mekânlar olmasını isteyip sonra da “Vay bir üniversite mensubu veya rektörü, hocası nasıl böyle bir müfredat önerisinde bulunur?” derseniz, bu üniversite kavramının ruhuna da, medrese kavramının ruhuna da uygun olmaz. Onun için, müsaade edin rektörler düşüncelerini serbestçe söylesinler, hocalar söylesinler. Bunların içinde bizim de hoşumuza gitmeyen şeyler oluyor zaman zaman, sizin de hoşunuza gitmeyen şeyler olur. Ama bir arkadaşımız -kim olduğunu hatırlayamıyorum şimdi- bundan önceki üniversite tartışmalarımız sırasında -galiba Metin Lütfi Baydar Bey- Şevket Süreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” kitabını tavsiye etmişti. Ben o tavsiyeyi bir kere daha hatırlatıyorum. Ben de katılıyorum.

Bakın, orada, Şevket Süreyya, Ahmet Hamdi Akseki’yle bir akşam, bir gece, hapishanede içtiği kahveyi anlatırken diyor ki: “Evladım, herkesin maksudu bir amma rivayet muhtelif.” Burada da muhtemelen herkesin maksudu bir amma rivayetler muhtelif.

Bu etimolojik rivayetlerdeki farklılıklara bakarak birilerine niyetler atfetmeyelim. Ben üniversitelerimizin bu tartışmalardan kazançlı çıkacağını düşünüyorum. Millî Eğitim Bakanlığı olarak da biz bu tartışmalardan yararlanırız. Sizin bunlara karşı çıkışlarınızdan da yararlanırız.

Teşekkür ederim.

Sayın İrbeç “Okuma yüzdesi çok düşük, bu konuda neler yapmayı düşünüyorsunuz?” diyor. Çok haklısınız. Yani bunun temelinde, daha da geriye gidersek, Türkçeyle ilgili sıkıntılarımız var, Türkçe eğitimiyle ilgili, Türkçe öğretimiyle ilgili sıkıntılarımız var. Onu her birimiz gündelik hayatımızda da zaten yaşıyoruz. Bunun için, okulların yapabilecekleri var, yapmaları gerektiği hâlde yapmadıkları var, medyanın yapabilecekleri var, biz siyasetçilerin yapabileceklerimiz var ama Millî Eğitim Bakanı olarak sorduğunuz için, en önce, öncelikle Türkçe eğitiminin ciddi manada elden geçirilmesi gerektiğini… İlkokuldan itibaren çocuklarımıza Türkçeyi düzgün, doğru konuşmayı, yazmayı ve dinlemeyi öğretmeyi amaçlıyoruz. Bunun için öncelikle, tabii, öğretmenlerimizin bu şuura bir kere daha gelmeleri, bu şuurla sınıflara girmeleri gerekiyor. İnşallah, müfredatlarda ve ders kitaplarının sadece içeriğinde değil, görsel, fiziksel özelliklerinde de yapacağımız özendirici değişiklerle çocuklarımızın öncelikle ana dillerini düzgün, doğru, güzel kullanmalarını sağlamak ve sonra bunu farklı alanlara da yaymalarını sağlamak niyetindeyiz.

Bilmiyorum sorunuzun cevabı oldu mu?

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergelerini, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, arap denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Hükûmete verilen izin süresinin Anayasa’nın 92'nci maddesi uyarınca 10/2/2013 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresini ve alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 5 Şubat 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                        Kapanma Saati: 20.35



(x) 329 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu açıklamaya ilişkin ifade 30/01/2013 tarihli 59’uncu Birleşim Tutanağı’nın 392’nci sayfasında yer almıştır.

(x) Bu ifadeye ilişkin açıklama 5/2/2013 tarihli 61’inci Birleşim Tutanağı’nın 2’nci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.