TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 55’inci Birleşim

                                                                                              22 Ocak 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, 19 Ocak tarihinde Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi Genel Başkanı Ahmet Doğan’a yönelik saldırı girişimi ve yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Ahıska Türklerinin sorunları ve beklentilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi Genel Başkanı Ahmet Doğan’a yönelik silahlı saldırıyı kınadıklarına, geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ve Hakkâri Yüksekova’da Jandarma Özel Harekât görevlilerinin kaldığı konutlardaki elektrik kesintisi nedeniyle yaşanan sıkıntının çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması 

 

 

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili olarak tanzim edilen soruşturma dosyasının iade edilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1089)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 22 milletvekilinin, kayıt dışı istihdamın önlenmesi ve kadın çalışanların kayıt dışı istihdamı ile ilgili sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/470)

2.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova ve 26 milletvekilinin, uzun tutukluluk sürelerinin cezai yaptırıma dönüşüp dönüşmediğinin ve adil yargılanma haklarının ihlal edilip edilmediğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/469)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 19 milletvekilinin, 6223 sayılı Kanun’a göre çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin mahiyetinin, yansımalarının, hukuki, sosyal, ekonomik ve siyasal bakımdan sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/468)

4.- MHP Grubu adına grup başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/471)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/472)

6.- AK PARTİ Grubu adına grup başkan vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/473)

7.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/474)

8.- BDP Grubu adına grup başkan vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla  Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/475)

 

 

 

 

C) Önergeler

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, (2/141) esas numaralı, 24/2/1968 tarihli ve 1005 Sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/86)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması açılmasına ilişkin (10/471, 10/472, 10/473, 10/474, 10/475) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 22 Ocak 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve ön görüşmelerinin gündemde bulunan (10/74) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi ile birlikte aynı günkü birleşimde yapılmasına; Genel Kurulun 22 Ocak 2013 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek 394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Anayasa Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 25 milletvekilinin telefon dinlemelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/74)

2.- MHP Grubu adına grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/471)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/472)

4.- AK PARTİ Grubu adına grup başkan vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/473)

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/474)

6.- BDP Grubu adına grup başkan vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla  Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/475)

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 3 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1059, 1/689) (S. Sayısı: 393)

4.- Türkiye Cumhuriyeti ve Slovakya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/368) (S. Sayısı: 35)

5.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/728, 1/719) (S. Sayısı: 395)

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 393) Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması 

2.- (S. Sayısı: 35) Türkiye Cumhuriyeti ve Slovakya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki HES projeleri hakkındaki soru önergesine verilen cevaba ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/12880)

2.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, engelli vatandaşların Bakanlık ve Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlara erişimini kolaylaştırmaya yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/13329)

3.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’daki yurt sayısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/13542)

4.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık kadrolarında istihdam edilen engelli personel sayısına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13638)

5.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Turgutlu Çaldağı’da nikel madeni çıkaran bir şirkete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13639)

6.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, İzmir’deki bir fabrikanın radyoaktif maddeleri imha etmeyerek toprağa gömdüğü iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/13640)

7.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, kayak ve snowboard öğretmenlerinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/13641)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin spor olanaklarının geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/13642)

9.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’ın stat ve spor tesisi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/13643)

10.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, olimpiyat oyunlarına katılan kafileye yapılan harcamalara ve olimpiyatlarda alınan madalyalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/13799)

11.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, gümrüklerdeki kaçakçılık olaylarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/13977)

12.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Rusya’ya yapılan ithalat ve ihracata ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/13978)

13.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, son beş yılda İran’a yapılan ithalata ve ihracata ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/13979)

14.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Irak’a açılacak yeni gümrük kapılarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/13980)

15.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, pasaport harçlarına zam yapılacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı  (7/14030)

 

 

 

 

16.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, 2008-2012 yılları arasında Gediz suyunda kirliliğe esas olan değişim değerlerine,

Manisa’nın Turgutlu ilçesine atık su arıtma tesisi yapılmasına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/14081), (7/14083) 

17.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Çoruh Enerji Planı’nın kültürel ve turistik sonuçlarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı  (7/14118)

18.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Suriye meselesi nedeniyle sınır illerde yaşanan ekonomik sorunlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14188)

19.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı’nın Diyadin ilçesinin bir köyünde bulunan tarihî mağaralara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı  (7/14209)

20.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un, Ağrı Taşlıçay’da bir kaleye ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/14210)

21.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, 2002-2012 yıllarındaki sigara tüketimine ve sigara satışından elde edilen vergi gelirine,

Alkollü içki tüketimine ,

İlişkin Başbakandan soruları ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/14257), (7/14258)

22.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlık adına yayın yapan Web TV ve Kurumsal TV’ye,

- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlıkta çalışan engelli sayısına ve engelli kadrolarına,

- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, elma üretiminin geliştirilmesine,

- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, TARGEL kapsamında alınacak personele,

- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, veteriner hekimlere dair bir yönetmeliğin yürürlük tarihine,

- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2008-2012 yılları arasında tanıtım faaliyetleri için yapılan harcamalara,

- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, nar ihracatına ve nar üreticilerinin sorunlarına,

Narenciye üreticilerinin sorunlarına,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/14330), (7/14331), (7/14332), (7/14333), (7/14334), (7/14335), (7/14336), (7/14337)

23.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2008-2012 yılları arasında tanıtım faaliyetleri için yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14338)

24.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, İstanbul’daki tarihî eserlerin bakımına ve restorasyonuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/14364)

25.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Mudanya’daki Apameia Antik Kentinin bulunduğu bölgeye AVM ve akaryakıt istasyonu yapılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/14365)

26.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Esendere Gümrük Kapısı ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14616)

27.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, son on yılda Iğdır’da görev yapan gümrük müdürlerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/14617)

28.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, terörden zarar gören vatandaşların mağduriyetinin giderilmesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı  (7/14630)

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kayıt dışı ekonominin önlenmesine ve vergi oranlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı  (7/14679)

30.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, TMO’dan kırık buğday temin karşılığı birinci sınıf buğday ithal etme hakkı kazanan firmalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/14778)

31.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/14904)

32.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve bağlı kuruluşlarda kamu hizmetlerinde kullanılan araçlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/14905)

33.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Narenciye Tanıtım Grubu tarafından çekilen tanıtım filmi ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı  (7/14907)

34.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, hal kayıt sistemine ve hallerde yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14958)

35.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Özürlü Memur Seçme Sınavına ve boş engelli kadrosuna ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/14960)

36.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2013 yılında Karadeniz Bölgesi’nde ve Tokat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası fuar ve kongrelere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/14962)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

22 Ocak 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. 

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 20 Ocak 1921 tarihli ilk Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun ilan edilmesi münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Metin Külünk’e aittir.

Buyurun Sayın Külünk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en içten duygularımla sizleri selamlıyorum.

20 Ocak 1921’de yapılmış olan Teşkilatı Esasiye Kanunu hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplumsal bir varlık olan insan, var olduğu günden bu yana hak ve özgürlükler mücadelesi içindedir. Bu durum, insanın haklarının korunması ve teminat altına alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu sebeple, tarihin her döneminde “insan hakları” ve “özgürlük” kavramları bir mücadele alanı olmuştur. Devletin meşruiyetinin gizli olduğu yer, fıtri özgürlüklerin ve fıtri hakların korunmasının ahlak hâline getirilmesinde saklıdır. İslam öncesi Arabistan topraklarında kurulan Hilful Fudul, Hazreti Peygamberimizin 622 yılında ilan ettiği Medine Sözleşmesi, 632 yılında yine Efendimizin Veda Hutbesi, Kitabı Mukaddes’te gördüğümüz On Emir, Orta Çağ İngiltere’sinde Magna Carta, 1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesi, 1789 Fransız İhtilali; her çağda, her platformda insan temel hak ve özgürlüklerinin esas olduğunu görmekteyiz.

Yakın tarihimizde de Türkiye, serüvenli bir anayasa yolculuğu yaşamıştır. Senedi İttifak, Tanzimat Fermanı, 1876 Kanunuesasi cumhuriyet öncesi anayasa deneyimleridir. Birinci Dünya Savaşı ve akabinde oluşturulan gazi Meclisimiz de kendisine ait bir anayasayı ivedi olarak oluşturmuştur. 1921 Anayasası, Teşkilatı Esasiye Kanunu, İstanbul’un işgal altında olduğu ve Meclisin dağıtıldığı olağanüstü bir hâlde hazırlanmış 24 maddelik bir anayasadır. Yasama, yürütme ve yargı erkini kendi bünyesinde toplayarak kuvvetler birliği ilkesini esas almıştır. 1923’te yapılan değişiklikle devletin yönetim şeklinin cumhuriyet, dininin İslam olduğu da bir hükümle eklenmiştir.

1924 Anayasası, cumhuriyet tarihinin ilk anayasasıdır ve 1960’a kadar yürürlükte kalmıştır. 27 Mayıs askerî darbesiyle yürürlükten kaldırılan bu Anayasa’da haklar ve hürriyetler arasında sosyal ve ekonomik haklardan söz edilmemiştir, yalnızca, mülkiyet hakkı, çalışma hakkı ve ticaret hakkına kısaca değinilmekle yetinilmiştir. 61 Anayasası, 60 askerî darbesinden sonra yapılmış, 24 Anayasası’nı yürürlükten kaldırmıştır. 82 Anayasası, 80 askerî darbesinden sonra yapılmıştır. Her iki anayasa da darbelerin ürünü olan ve millete dayatılan anayasalardır. Ne yazık ki tüm anayasaların lafızları öyle söylese de, ruhları, güncel insan hakları, demokrasi, hukuk ve özgürlük anlayışından uzak kalmıştır. Demokratik teamüller ve özgürlükçü bir bakış açısına dayanmayan, milletimize kendi diktiği elbiseyi giymeye zorlayan bu rejimin gün gelmiş dikişleri tek tek patlamış ve bu elbisenin sökükleri yama tutmamaya başlamıştır. Ne yazık ki yüz elli yıllık anayasa geleneğimizin yarısından fazlası azınlığın çoğunluğa diktasının korunması ve sağlamlaştırılmasının öyküsünü oluşturmaktadır. “Kuvvetler ayrılığı prensibi” adı altında, atanmışın seçilmişe üstünlüğüne dayalı bürokratik bir sistem ülke insanımıza dayatılmıştır. Her sandığa gidildiğinde bu millet bu sistemi yenilgiye uğratmış olmasına rağmen, ancak seçilmişlerin seçilmenin hakkını yerine getiremedikleri ya doğrudan ya da dolaylı müdahaleler ile bu bürokratik sistemin iktidarı devam edegelmiştir, ta ki 2002 tarihine kadar.

Dünya soğuk savaştan uyanır ve başka bir yöne doğru evrilirken, bizde soğuk savaş yapısı yakın zamana kadar korunmak istenmiş, askerî darbe planları ve muhtıralar ile ülkeye ve milletimize istikamet tayin edilmek istenmiştir. Asılsız haber kupürleriyle iktidar partisi kapatılmak istenmiştir. Artık, evrensel normlara uygun bir sivil anayasaya sahip olması gerektiği yönünde bu milletin ortaya koyduğu tavır, yüce Meclisin omuzlarına yüklediği sorumluluğu bir kez daha hatırlatmaktadır. Anayasa Uzlaşma Komisyonunun bu iklimde oluşmuş yeni bir anayasa yapma çalışmalarını devam ettirmiş olması toplumda ciddi anlamda moraliteyi yükseltmektedir.

Dolayısıyla, milletimizin ivedi talebi olan 1982 Anayasası’nın yerine “insan ve akıl” diyen yeni bir anayasanın oluşturulması sorumluluğunu bu Meclisin yerine getireceğine olan inancımı tekrar ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, 19 Ocak tarihinde Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisinin Genel Başkanı Ahmet Doğan’a yönelik saldırı girişimi ve yaşanan olaylar hakkında söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’ye aittir.

Buyurun Sayın Köprülü. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, 19 Ocak tarihinde Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi Genel Başkanı Ahmet Doğan’a yönelik saldırı girişimi ve yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

 

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hafta sonu, Hak ve Özgürlükler Hareketinin 8’inci Olağan Kurultayı’nı takip etmek üzere, Genel Başkan Yardımcımız Faik Öztrak, milletvekillerimiz Recep Gürkan ve Mehmet Kesimoğlu’yla birlikte Bulgaristan’daydık. Partinin Genel Başkanı Ahmet Doğan’a suikast girişiminde bulunulması olayı gözlerimizin önünde cereyan etti. Saldırgan, kürsüde konuşmasını yapan Ahmet Doğan’a silahıyla yaklaştı, 2 kez tetiği çekmesine rağmen silahı ateş almadı. Bu sırada, Ahmet Doğan’ın suikastçıya müdahalesiyle kazanılan zamanda da korumalar saldırgana müdahale ettiler ve etkisiz hâle getirdiler. Saldırganın üzerinden ayrıca bir de bıçak çıktı. Bu durum dahi amacının öldürmek olduğunun çok açık bir göstergesiydi. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu saldırıyı kınıyor ve lanetliyoruz, terörün hiçbir zaman başarıya ulaşamayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Doktor Ahmet Doğan, zamanında Bulgaristan’da Belene Kampı’nda kalmış, zulümler yaşamış bir soydaşımız. Hak ve Özgürlükler Hareketini kurmuş ve hafta sonuna kadar da yirmi üç yıl Genel Başkanlığını yapmış bir lider. Bugün, partisi, Bulgaristan’ın üçüncü büyük partisi, 38 milletvekili var ve birçok da belediye başkanlığına sahip. Ahmet Doğan’a yapılan bu saldırı -açık olarak söylemek gerekirse- çoğunluğunu Türk soydaşların oluşturduğu Hak ve Özgürlükler  Hareketine ve tabii ki de Bulgaristan’daki demokrasiye yapılmıştır. Saldırının ve suikast girişiminin arkasındakiler açık olarak aydınlatılmalıdır. Bu, hem kendisi Avrupa Birliği üyesi olan Bulgaristan’ın hem de Ahmet Doğan’ın kimliği ve misyonu gereğince bu konuda baskı ve kulis yapması gereken Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin bir görevidir. Bu bir görev olduğu kadar da aynı zamanda soydaşlarımıza karşı da bir borcumuzdur.

Değerli milletvekilleri, Hak ve Özgürlükler Hareketinin kurultayında yaşanan olay Sayın Ahmet Doğan’ın konuşmasını gölgeledi. Ancak, konuşmasında çok önemli ve ezber bozan tespitler vardı. Türkiye’nin dış politikasının nasıl ülkenin ve yurt dışında yaşayan soydaşlarımızın aleyhine kullanıldığını, bugün konuşurken ayakları yere basmayan Dışişleri Bakanı ile Başbakanın nasıl bir pazarlıklar içerisinde olduğunu çok açık ve net olarak anlattı.

Tekrar hatırlatıyorum: Bahsettiğim kişi Bulgaristan’daki Türk partisinin lideri olan, bugün Türkleri Bulgaristan’da temsil eden kişi. Konuşmasında Bulgaristan’daki hak ve özgürlük ihlallerinden bahsediyor. Bulgaristan Başbakanının ülkede sanal bir Türk tehdidi yarattığını, bunun Osmanlının Balkanlardaki kültürel mirasının ürünü olan Hak ve Özgürlükler Hareketiyle alakalandırıldığını, demokrasiyi rafa kaldırıp Türk düşmanlığı yarattığını söylüyor ve devamında diyor ki, bakın, Ahmet Doğan’ın konuşma kitapçığından okuyorum: “Tüm bu yaptıklarına rağmen kendini yine güvende hissetmiyor.” Bulgar Başbakanını kastediyor. “İkinci bir sigorta yapmak istiyor ve bundan dolayı Ankara’daki Türk meslektaşına hitap ederek elinden gelen her şeyle kendisine yardımcı olmasını istiyor ve ne yazık ki Ankara’daki Türk meslektaşı da kendisine olumlu yanıt verdi.” diyor.

Değerli milletvekilleri, herhâlde sizlere Bulgar Başbakanının Türk meslektaşını, Türkiye’deki meslektaşını anlatmama gerek yok, herkes çok iyi, net bir şekilde anlamıştır. Bulgaristan’daki Türklerin lideri çok açık olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasını… Ve Recep Tayyip Erdoğan’ı Türk soydaşların aleyhine Bulgaristan ile pazarlık yapmakla suçluyor.

Başka önemli bir olay da, o kurultay salonunda tek bir AKP’li görevli ya da temsilci dahi yok.

Değerli milletvekilleri, özellikle AKP Grubunun milletvekilleri, tüm olaylar ortada ve net. Dileyene de bu konuşma metnini de gösterebilirim. Hatırlatmak isterim ki, sizlerin de tarihe ve soydaşlarımıza karşı borçlarınız var. Hatta onlara sizi milletvekili yapan Recep Tayyip Erdoğan’dan daha fazla borcunuz var. Sessiz kalmak, görmezden gelmek -açık olarak söylüyorum- suça ve günaha ortak olmaktır. Bu vesileyle Genel Kurulu bir kez daha saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Ahıska Türklerinin sorunları ve beklentileri hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Reşat Doğru’ya aittir.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Ahıska Türklerinin sorunları ve beklentilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ahıska Türklerinin sorunları ve alınması gereken tedbirler, beklentiler konusunda söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ahıska, Gürcistan’ın güneybatısında, Ardahan ilimize yakın dağlık bir bölgedir. Burada yaşayan Türklere “Ahıska Türkleri” denir. 1826 Osmanlı-Rus savaşlarından sonra Türklerin hâkimiyetinden Ruslara geçmiştir. Ahıska Türk’ünün bitmeyen çilesi işte bu tarihten itibaren başlamıştır. Ruslar asimilasyon politikasıyla bu bölgeye 100 binden fazla başka grupları yerleştirmişlerdir. Ancak İkinci Dünya Harbi’yle zalim Stalin binlerce Ahıska Türk’ünü zorla savaş bölgelerine göndermiştir. 13 Kasım 1944’te de bütün Ahıska Türkleri zorla trenlere bindirilip Sovyet Rusya’nın çeşitli yerlerine dağıtılmışlardır. Bir buçuk ay süren bu zorlu yolculuktan sonra soğuktan, hastalıktan, 17 bini çocuk olmak üzere, 30 binden fazla insan vefat etmiştir. Bu insanlar Orta Asya’nın zor şartlarına hiçbir zaman alışamadılar. Çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyorlar, vatan özlemiyle de yanıp tutuşuyorlar.

Stalin’in ölümünden sonra Ahıska bölgesinde sıkıyönetim kalkmasına rağmen dönüşlerine maalesef izin verilmemiştir. Ellerinden alınmış olan mallar ve mülkler de geri iade edilmemiştir. Ayrıca, topraklarına da Ermeniler yerleşmiştir. Ancak her türlü olumsuz şartlara rağmen Ahıska Türkleri Türklüklerini unutmamışlardır ve topraklarına geri dönmek istemektedirler.

Mart 1999 tarihinde Gürcistan, Avrupa Konseyine kabulünde, Ahıska Türklerinin vatanlarına geriye dönmesi için teminat vermiştir. Bu çok önemli bir gelişmeydi ancak Ahıska Türk’ünün geri dönüşüyle ilgili alınan karar maalesef uygulanmamıştır. Ermeniler geriye dönüş olmaması için her türlü baskıyı Gürcistan’a yapmışlardır ve de bu insanlar vatanlarına dönememektedirler. Ahıska Türklerine insan hakkı ihlalleri dünyanın her tarafında devam ediyor. Hâlen Rusya’nın birçok yerinde yaşayan bu insanların içinde kimliksiz olarak bulunanlar vardır.

2004 yılındaki Amerika’ya göç, ikinci bir travma olarak zihinlere kazınmıştır. Hatta, düşünün ki bir tane Ermeni’nin burnu kanasa dünya ayağa kalkıyor ama bunun neticesinde Türkler her türlü zulme uğruyorlar yani konu Türkler olunca insani değerlerin hepsi unutuluyor, yok sayılıyor. Biz de Türkiye Türkleri olarak aynısını mı yapmalıyız? Türkiye’ye çeşitli göç yollarıyla 40 binden fazla Ahıska Türk’ü gelmiştir. Bu insanların oturma izni, çalışma izni ve vatandaşlık sorunları vardır hatta birçoğu emekli bile olamamaktadırlar, emekli haklarını istiyorlar.

Ayrıca önemli bir sorun da diploma denkliğiyle ilgilidir. Bu insanlar bizim kardeşlerimizdir, onlara mutlaka ama mutlaka yardım edilmelidir. Ahıska bölgesine gitmek isteyenleri destekleyelim, çifte vatandaşlık verelim, orada ev alıp toprak alıp bu insanlara verelim, yaşam şartlarını kolaylaştıralım. Kırım Türklerine yapılan desteklerin benzerinin bu insanlara yapılması gerekmektedir. Ancak, bunların hiçbirisi, maalesef AKP iktidarında yapılmamıştır. Müteaddit defalar gündeme getirmemize rağmen sonuç alınamamıştır. Hâlbuki Kırım Türklerine yapılan bu iskânla ilgili olarak yapılan o  iyileştirmeler bunlara da yapılmış olsaydı, tahmin ediyorum ki şu anda Avrupa Konseyinin almış olduğu karar neticesinde de oralara insanlar yerleşebilirlerdi. Ancak bunların hiçbirisi yapılmamıştır. Ama şu da unutulmalıdır ki Türk milleti kendisine yapılanları hiçbir zaman ama hiçbir zaman unutmayacaktır.

Sayın milletvekilleri, Ahıska Türkleri bizim şeref meselemiz ve tarihî hatıralarımızın sabırlı yıldızlarıdır. Onları anlamak için yürekli olmak gereklidir, figüran aktörlerin ağlama moduna sokulması ve sahte gözyaşları bu konuyu çözüyoruz manasına gelmez. Sen Ahıskalı kardeşim, merak etme ve asla üzülme, bu millet ki yedi düveli dize getirmiş bir millettir. Sen herkesi yetkili zannetme, kıymeti kendinden menkul insanlar maalesef bir şey yapamazlar çünkü at sahibine göre kişner. Attan düşenler bozkırların hüznünü asla bilemezler. Türklerin bir atasözü vardır: “Sabırla koruk helva olur.”

Sayın milletvekilleri, bu suçsuz insanlar daha ne kadar gözyaşı dökecektir? Bu mahzun, garip insanların dertlerini, acılarını dindirelim. İnsanımıza yapılan her türlü haksızlığı, yanlışı, hainliği her yerde haykırıp protesto edelim. Unutmayalım ki Ahıska da, Hocalı da Türk dünyasının ortak sorunudur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı konuşmalara Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Bugün gündem dışı konuşma yapan Sayın Metin Külünk, Sayın Emre Köprülü ve Sayın Reşat Doğru’ya çok teşekkür ediyorum.

Sayın Külünk, Anayasa ile ilgili geçmişten bu yana bir değerlendirme yaptılar ama asıl cevap vermek istediğim konu Sayın Emre Köprülü ve Sayın Reşat Doğru’nun konuşmalarına ilişkindir. Birkaç cümle ile düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Öncelikle, Bulgaristan’da Hak ve Özgürlükler Partisinin Genel Kurulunda Sayın Genel Başkan Ahmet Doğan’a yönelen bu kötü, çirkin suikast olayından dolayı üzüntülerimi ifade etmek istiyorum. Televizyon ekranlarından gördüğümüzde de fevkalade üzülmüştük ancak Allah’ın takdiriyle bu olaydan Sayın Ahmet Doğan kurtuldu, bu kişi yakalandı. Herhâlde kendisiyle ilgili olarak Bulgaristan makamları bir yargılama süreci başlatacaklardır. Biz de bu olayı niçin ve nasıl yapmak istediğini, neyi amaçladığını öğrenmiş olacağız. Fail ortadadır. Bu kadar kalabalığın içerisinden -sanıyorum sahnede de bir koruma tedbiri olmamasından dolayı- koşarak gelmiş ve silahı doğrudan Sayın Ahmet Doğan’ın kafasına dayamıştır. Allah’a şükretmemiz lazım, böylesine feci bir olay amacına ulaşmadan önlenebilmiştir. Dolayısıyla, Sayın Ahmet Doğan arkadaşımıza büyük geçmiş olsun diyorum, Allah beterinden saklasın.

Sayın Emre Köprülü de partisini temsilen -belki de şahsi temsil noktasında- bu kongreye katıldığını ifade ettiler. Bilebildiğim kadarıyla Milliyetçi Hareket Partisinden de Cumhuriyet Halk Partisinden de milletvekili arkadaşlarımız bu kongreye katılmışlar. Bu çok doğru, çok haklı bir konudur. Arkadaşlarımıza bu katılımlarından dolayı da teşekkür ediyorum.

Tabii, değerlendirme sırasında konuşmadan bahisle birkaç cümle ifade ettiler. Benim ekranlardan izleyebildiğim ve Sayın Büyükelçiden aldığım haberle Sayın Ahmet Doğan konuşmasını Bulgarca yapmıştır. Dolayısıyla, ben bu dili bilmiyorum, ne söylediğini de bilmiyorum.

Sayın Emre Köprülü, elinde bir konuşma metninin olduğundan bahsettiler. O Türkçe midir onu da bilmiyorum.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Türkçe.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Eğer Türkçe ise kendisinden rica edeceğim. Ancak, bugün bu konuşmanın yapılacağını bildiğim için Büyükelçimizden bu konuşma metnini bana göndermelerini istedim, elbette değerlendireceğim. Sizin gözlemleriniz bizim için önemlidir yani aksini inkâr etmek sadedinde değil ama şifahi konuşmasını Bulgarca yaptığı için bu cümleleri kendi ağzından duymak mümkün olmamıştı.

Şunu söylemek istiyorum: İsim zikretmeden bir eleştiri yaptığı anlaşılıyor. Bulgaristan Başbakanı ile Türkiye’deki Başbakan arasındaki bir ilişkinin mevcudiyetini ve o Başbakanla Sayın Ahmet Doğan ve partisinin arasındaki soğukluğun Türkiye’ye de yansıdığını zannediyorum eleştiri olarak ortaya koyuyor. Bunun da tabii olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü o topraklara gidiyoruz, oradaki siyasi hareketleri takip ediyoruz. Biz soydaşlarımızın siyasi alanda etkinlik göstermesinden ve başarılarından memnunuz. Biliyorum ki yirmi seneden bu yana Hak ve Özgürlükler Partisi Bulgaristan’ın bir partisi olarak faaliyet gösterdiği için ve yönetiminde de teşkilatlanmasında da sadece Türklere yer vermediği, bütün Bulgaristan’ı temsil etme iddiasında olduğu için, bunu da başarıyla yaptığı için pek çok milletvekili çıkarmış, pek çok belediyeler kazanmış, hatta benim bildiğim üç dört hükûmette de koalisyon ortağı olmuştur. Yani 30’dan fazla milletvekiline sahip olmak, büyükşehir belediyelerini kazanmak, büyük belediyeleri kazanmak daha doğrusu, bence büyük bir başarıdır. Biz, hem Bursa’da hem de geçmişte siyaset yaptığım Manisa’da, Ruşen Riza’dan tutunuz, bugün başkan seçilen Lütfi Mestan’a kadar bu arkadaşlarımızla, Kasım Dallarla birlikte o tarihlerde bir araya gelmiş, o taraflara gittiğimizde de birlikte görüşmüş insanlarız. Ancak, şunu bilelim: Bulgaristan’da Türkleri temsil iddiasında olan birden fazla parti var, Makedonya’da birden fazla parti var, Kosova’da birden fazla parti var, Batı Trakya’da birden fazla parti var ve bunu da doğal karşılamak gerekir. Dolayısıyla, Hak ve Özgürlükler Partisinin Genel Başkanının isim zikretmeden Türkiye'deki Başbakanımızı veya onun partisini eleştirmiş olmasını siyasetin doğası olarak kabul etmekte fayda vardır. Arada bir kırgınlık, arada bir güvensizlik, arada bir tedirginlik varsa bunu gidermek de iki tarafa düşen bir görevdir. Ama bence şu yaşanmış olan hadise bütün bunlardan çok daha önemlidir. Bereket ki Sayın Doğan bu feci olaydan çok şükür kurtulabildi. Ben, Bulgar makamlarının da bu konuya çok önem vereceklerinden ve arkadaşımıza karşı bu tertibi yapanlardan hesap soracaklarından eminim. Türkiye olarak bunu takip edeceğiz, Türkiye olarak bunun sonucunun mutlaka ortaya çıkarılmasını arzu edeceğiz.

Esasen, seçimden önce Sayın Ahmet Doğan genel başkanlığa adaylığını koymayacağını ifade etmişti. Bu sözünde durdu ve arkadaşı Lütfi Mestan’ın oy birliğiyle genel başkan seçilmesini istedi ve kabul ettirdi. Bunun da gelecek için faydalı olmasını, yararlı olmasını diliyorum. Çünkü, orada, bu amaçla siyaset yapan bir partinin güçlü olması bizim temennimizdir. Diğer siyasi partilerin aynı hedefteki çalışmalarına herhâlde eşit mesafede olacağımızın, birlik ve bütünlük içerisinde olmalarının bize daha çok güç katacağının da bilinmesini arzu ediyorum.

Şüphesiz, bu insan, bir talebe veya bir sabıkalı insan. Kendi sözleri tutanaklara nasıl yansımıştır bilmiyorum ama ilk verdiği beyanlarla yaptığı işin çelişkili olduğunu düşünüyorum. Ama bizim, ekranlarda görüp de maddi olarak baktığımızda olay şudur: Elinde silaha çevrilmiş küçük bir tabancayla öldürmek kastıyla geliyor, tetiği çekiyor, tetik cevap vermiyor, ikincisine de fırsat bulamıyor. Tabanca nasıl bir tabancadır, bu ne amaçla ortaya çıkarılmıştır sanıyorum yargı sürecini beklemekten başka bir yapacağımız iş yok ama Türkiye bunu birinci meselesi olarak kabul edip mutlaka bunun takibini yapacaktır diye düşünüyorum.

Yine, bu kongreye katıldıkları için, bütün arkadaşlarımıza, oradaki soydaşlarımızla birlikte olma fırsatını buldukları için teşekkür ediyorum.

Sayın Reşat Doğru, çok önemli bir konuyu gündeme getirdi, Ahıska Türkleriyle ilgili geçmişten bu yana çekilen sıkıntıları ve üzüntüleri paylaştı. Ben de -herhâlde on gün kadar oldu- Bursa’ya gittiğimde Bursa’daki Ahıskalılar Derneği’nde büyük bir toplantı yapmıştım. Bu toplantıya 700 civarında Ahıska Türk’ü kardeşimiz de katılmıştı. Orada da bazı konuları kendileriyle görüştüğüm için hazırlıklı olarak kürsüye çıktım, özel bir çaba da gerekmedi.

Ahıska Türkleri mazlum, mağdur ve masum insanlardır. Stalin döneminde çektikleri acıları, sürgünleri bilen insanlarız; onları kardeşlerimiz olarak bağrımıza basıyoruz. Bugün, Türkiye’de yaşayanların sayısı belki azdır ama dünyada 9 ülkede 500 bine yakın Ahıska Türk’ünün yaşadığını biliyoruz. Azerbaycan, Kazakistan çevresindeki ülkelerde, bir yıl önce de gittiğim Amerika New York’ta yine Ahıska Türkleri Federasyonu’yla bir görüşme yapmıştık, orada da 15 bin civarında Ahıskalı kardeşimizin yaşadığını biliyorum.

Değerli dostlar, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar son yıllarda kurulan önemli bir daire başkanlığıdır. Geçmişte bu konularla sadece bir devlet bakanlığımız ilgileniyor ama işlerin takibini özel olarak görevlendirilmiş arkadaşlarımız, masalar yapmıyordu. Oysa yeni kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklarda, çok şükür, bugün her ülkenin ve bütün toplulukların bir masası var, gerekli uzman arkadaşlarımız var, bu uzman arkadaşlarımızla birlikte her konuyu yakından takip etme fırsatını buluyoruz.

Bir defa, “Hiçbir şey yapılmamıştır.” sözü benim Sayın Doğru’dan beklediğim bir söz değildi. Kendisini takdir eden bir arkadaşınızım. Kısa süren bakanlık dönemi de başarılı olmuştur. Bu konulara da özel ilgisi vardır. Arkadaşımızı seviyorum. Ama, Hükûmetimiz döneminde de, onun öncesinde de Ahıska Türklerini kucaklayan ve onlar için çok şeyler yapan, yapmaya çalışan hükûmetlerimiz oldu. Ama, özellikle son on yıl içerisinde bu konularda çok daha iyi çalıştığımıza ve bu işi metodik olarak takip ettiğimize herkesin şahitliği vardır. Ahıska Türkleriyle yaptığımız toplantıda da herkesin teşekkürlerini, takdirlerini aldığımıza inanıyorum.

Ama vatandaşlık konusu, ama emeklilik konusu, ama çalışma izni konusu, diploma denkliği konusu yeni ortaya çıkan veya üzerinde çalışılması gereken konulardır. Unutmayalım ki…

Şu anda bir bilgi notu geldi, ben aslında şöyle total bir konuşma yapmak istiyordum: Mesela, şu anda isterseniz, bu rakamları da vereyim Sayın Doğru arkadaşımızın bilgilenmesi bakımından.

Türk vatandaşlığına alınan Ahıska Türklerine ilişkin sayısal bilgi aşağıdaki şekliyledir: 2 Temmuz 1992 tarihli ve 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun kapsamında göçmen vizesi ile ülkemize gelerek Türk vatandaşlığına alınan Ahıska Türk’ü sayısı: 1993 yılında vatandaşlığımıza alınan kişi sayısı 488’dir, 1994 yılında vatandaşlığımıza alınan kişi sayısı 178’dir, 1995 yılında vatandaşlığımıza alınan kişi sayısı sadece 9’dur yani 93, 94, 95 yılında Türk vatandaşlığına alınan kişi sayısı toplam 675’tir.

Göçmen vizesi almadan çeşitli yollarla ülkemize gelen Ahıska Türklerinden, mülga 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu uyarınca, Bakanlık makamından alınan 31/3/2000 ve 13 Şubat 2002 tarihli onay kapsamında, yani 31/3/2000’de üç partili koalisyon hükûmetinin -takdir etmek lazım- 13 Şubat 2002 tarihinde, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, yine geçmiş hükûmetten kalan bir onay kapsamında Türk vatandaşlığına alınan Ahıska Türk’ü sayısını dikkatlerinize sunuyorum: 2000 yılında 402 kişi, 2001 yılında 1.480 kişi, 2002 yılında vatandaşlığa alınan kişi sayısı 2.283’tür. AK PARTİ hükûmetleri döneminde, 2003 yılında 2.768, 2004 yılında 4.165, 2005 yılında 1.855, 2006 yılında 1.200, 2007’de 835, 2008 yılında vatandaşlığa alınan kişi sayısı 806; 2000-2008 dâhil vatandaşlığa alınan kişi sayısı toplam 15.513.

3835 sayılı, Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun’a 28 Şubat 2009, yani dört yıl önce, 5838 sayılı Kanun’un 19’uncu maddesiyle eklenen geçici 1’inci maddesine göre Türk vatandaşlığına alınan Ahıska Türk’ü sayısı bir defada 11.540, yani sayın Doğru’nun bilgilerine sunuyorum. Bu kanun çıkarken bu geçici maddeyi de hepinizin birlikte, Ahıska Türklerine olan sevgimizi gösterme noktasında çıkarmıştık ama bir defada, sanıyorum üç aylık bir geçiş süreci içerisinde müracaat edenlerin hepsini Türk vatandaşlığına almıştık, bunların sayısı 11.540’tır. Daha önce alınan 15.513, 93-95 arasında da alınan 675’i düşünürsek 30 bine yakın Ahıska Türk’ünün Türk vatandaşlığına geçmiş olduğunu söyleyebilirim.

Genel olarak, Türk vatandaşlığına alınma müracaatında bulunabilmek için kanunda aranan şartları taşımayan ve Ahıska Türk Dernekleri Federasyonu tarafından istisnai usulle Türk vatandaşlığına alınmaları için Bakanlığımıza intikal ettirilen listede bulunan kişi sayısı 4.393’tür. Bunu Bursa’da da sormuşlardı, kendilerine de söyledim. Bir liste hâlinde 4.393 kişinin toptan, istisnai usulle Türk vatandaşlığına alınması mümkün değildir. Bakan arkadaşlarımla birlikte 3 kişi, 5 kişi, 6 kişi için istisna imkânını kullanabiliyoruz ama 5 bine yaklaşan kişinin istisnai usulle Türk vatandaşlığına alınması yani Türkiye’de ikâmet şartı, geçmişi, geleceği bütün bunların araştırılmadan alınması uygun görülmemiştir. Kanunun 11’inci maddesine göre, mevcut şartları taşıyanların Türk vatandaşlığına alınma işlemleri de süratle devam etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Doğru Gürcistan’la ilgili konuyu söyledi. Doğrudur, Gürcistan’ın Avrupa Konseyine alınması sırasında kendisine öne sürülen şartlardan bir tanesi de Ahıska Türklerinin topraklarına dönebilmesiydi. Bu konuyu da Türkiye yakından takip ediyor. Emin olun Gürcistan’dan hangi bakan gelirse -hangi seviyede- biz oraya gittiğimizde de yaptığımız ikili görüşmelerde bu konuyu her zaman gündeme getiriyoruz. Maalesef Gürcistan makamları söz vermelerine ve bir yükümlülük olarak bu konuyu üstlenmelerine rağmen bu konuda elleri biraz gevşek davranıyorlar, istekli değiller. Oysa Türkiye, bunu yüreklendirmek için kendilerine konut yardımından tutunuz başka birtakım seçenekleri de sunmakta ve konuyu  ısrarla takip etmektedir. Dört ay kadar önce Gürcistan’ı ziyaret ettiğimizde, hem Saakaşvili hem de o zamanın Başbakanı olan Glauri’yle birlikte yaptığımız görüşmelerde bu konuyu müstakil olarak gündeme getirmiştik; maalesef, onların işi biraz sürüncemede bırakmak isteklerinin, komisyonlar kurmak, müracaatları incelemek, bir aileden belki sadece birisine izin vermek gibi davranışlarının doğru olmadığını da ifade etmiştik. Şimdi, Gürcistan’da seçimler sonrasında yeni bir siyasi güç ve hükûmet oldu. Onlarla da görüşmelerimizde Gürcistan’la ve Ahıska Türkleriyle ilgili olarak konuları her zaman gündeme getireceğimizden ve takipçisi olacağımızdan emin olabilirsiniz.

Emeklilik konusunun sosyal güvenlik anlaşmalarıyla yakından ölçüsü var. Vatandaşlık konusunu biraz önce arz etmiştim. Çalışma izni konularında Emniyet Genel Müdürlüğümüz, İçişleri Bakanlığımız, mahalli otoriteler mutlaka gayretli ve özverili çalışmaktadırlar. Diploma denkliği ve diğerleri de ulusal bazı kriterler açısından dikkate alınmaktadır.

Özet olarak şunu söylemek istiyorum, yirmi dakikayla zamanınızı almayacağım: Ahıska Türklerine büyük bir yakınlık ve kardeşlik duygularıyla bağlıyız. Onlara geçmişte yapılan zulümleri nefretle telin ediyoruz ve artık kendi bulundukları topraklarda, ana vatanımızda veya başka bir ülkede huzur ve esenlik içerisinde yaşamalarını arzu ediyoruz. Türkiye Hükûmeti olarak, dışarıdaki konulara bizzat müdahil olarak ama kendi içimizdeki konularda da elimizden geleni yaptığımıza ve yapacağımıza emin olmanızı diliyorum.

Yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

13 sayın milletvekilinin sisteme girerek söz talepleri var. Biliyorsunuz, ben uygulamamda söz vermiyorum.

Sayın Vural, buyurun.

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi Genel Başkanı Ahmet Doğan’a yönelik silahlı saldırıyı kınadıklarına, geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ve Hakkâri Yüksekova’da Jandarma Özel Harekât görevlilerinin kaldığı konutlardaki elektrik kesintisi nedeniyle yaşanan sıkıntının çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Bulgaristan’da Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi lideri Sayın Ahmet Doğan’ın maruz kaldığı silahlı saldırıyı kınıyor, kendisine, partisine ve tüm soydaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi bildiriyorum.

Bugün Elektrik Piyasası Kanunu da görüşülecek, gerçi Sayın Bakana iletme imkânım olacak ama bu vesileyle, bugünkü birleşimin başında… Hakkâri Yüksekova’da Jandarma Özel Harekâtın kaldığı konutlarda maalesef on yedi günden bu yana elektrik yoktur, dolayısıyla kalorifer çalışmıyor. İmralı canisine televizyonun götürülmesini sağlayanların hiç olmazsa Yüksekova’da terörle mücadele eden bu güvenlik görevlilerinin bu sıkıntısını çözme konusunda hangi bürokratik engel varsa kaldırılması konusunda da harekete geçmesini diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istemiştim.

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Başbakanlığın bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna hakkında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili olarak tanzim edilen soruşturma dosyasının iade edilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1089)

 

17 Ocak 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                    Bekir Bozdağ

                                                                                                                              Başbakan Yardımcısı

BAŞKAN – Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan dosya Hükûmete geri verilmiştir

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 22 milletvekilinin, kayıt dışı istihdamın önlenmesi ve kadın çalışanların kayıt dışı istihdamı ile ilgili sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/470)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2011 yılında çalışma yaşamındaki 25 milyona yakın nüfus içinde 11 milyona yakın kişi herhangi bir sosyal güvencesi bulunmadan, kayıt dışı istihdam edilmektedir yani çalışanların yüzde 43,4’ü kayıt dışıdır. Bu rakam, ülkemizde çalışan her iki kişiden birisinin kayıt dışı çalıştığını ortaya koymaktadır. Hem OECD ülkeleri hem AB ülkeleri arasında en yüksek kayıt dışılık oranlarına ülkemiz sahiptir.

Kayıt dışı çalışan veya çalışmak zorunda olan kadın oranı daha ürkütücü boyutlardadır. İstihdam edilen kadınların yüzde 71’i kayıt dışı olarak çalıştırılmaktadır. Bu rakamın da gösterdiği gibi kayıt dışı istihdamdan en fazla zarar gören kesimi kadın çalışanlar oluşturmaktadır. Kayıt dışı istihdamda yer almanın kadın çalışanlar üzerinde daha yıkıcı sonuçları bulunmakta ve daha fazla sorunlara yol açmaktadır.

Bu nedenlerle kayıt dışı istihdamın önlenmesi ve bu durumdan en çok etkilenen kesim olan kadın çalışanların kayıt dışı istihdamı ile ilgili sorunların ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Sedef Küçük                                                         (İstanbul)

2) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

3) Gürkut Acar                                                          (Antalya)

4) Ali Demirçalı                                                        (Adana)

5) Bülent Tezcan                                                      (Aydın)

6) Namık Havutça                                                     (Balıkesir)

7) Ali Haydar Öner                                                    (Isparta)

8) Mehmet Ali Ediboğlu                                             (Hatay)

9) Hasan Akgöl                                                         (Hatay)

10) Sena Kaleli                                                        (Bursa)

11) Aykan Erdemir                                                    (Bursa)

12) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

13) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

14) Mehmet Şeker                                                    (Gaziantep)

15) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

16) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

17) Durdu Özbolat                                                    (Kahramanmaraş)

18) Fatma Nur Serter                                                (İstanbul)

19) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                        (İstanbul)

20) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

21) Osman Aydın                                                      (Aydın)

22) Recep Gürkan                                                     (Edirne)

23) Metin Lütfi Baydar                                              (Aydın)

Gerekçe:

Ülkemizde kaygı verici düzeylere ulaşan ve gerek ekonominin tamamında gerek işgücü piyasasında ağırlığını artırarak hissettiren kayıt dışı istihdam, sosyal güvenlik sisteminde sıkıntılara yol açmakta, haksız rekabete neden olmakta ve çalışanlar açısından hak ve hizmet kaybı yaratmaktadır.

Çalışanların gelir getirici çalışmalarının kısmen veya tamamen ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının bilgisi dışında bırakılması olarak tanımlanan kayıt dışı istihdamı ortaya çıkaran nedenler arasında ekonomik, sosyal, yapısal ve bürokratik nedenler sayılmaktadır. Bunlardan kaynaklı olarak sorun çok boyutlu hale gelmekte, devletin gelir, çalışanların hak kaybıyla sonuçlanmaktadır.

Ülkemizde kayıt dışı ekonominin ve kayıt dışı istihdamın olumsuz etkilediği kesimlerin başında kadınlar gelmektedir. Kayıt dışı çalışan kadınlar, bütün diğer kayıt dışında çalışanlar gibi sosyal güvenlik hukukunun kendilerine sağlayacağı güvenceden yoksun kalmaktadır. İstihdam alanında, kadınların erkeklere kıyasla çok daha dezavantajlı bir konumda oldukları, istatistiki sonuçlara bakıldığında da görülmektedir. İstihdam edilen kadınların yüzde 71'i kayıt dışı olarak çalıştırılmaktadır.

Kayıt dışında çalışan kadınların çalışma süreleri uzundur. Ücretleri düşüktür. Kayıt dışında çalışmalarına bağlı olarak iş kazalarına karşı bir korumaları bulunmamaktadır. Kayıt dışılığı önlemede yetersiz kalınması, kadınların düşük ücretlerle, vasıfsız işlerde ve kötü iş koşullarında çalışmaya mahkûm etmektedir.

Kayıt dışı istihdam olgusunun ortadan kaldırılması için uzun soluklu bir program uygulanması gerekliliği vardır. Kısa vadeli uygulamalar dönemsel iyileşmeler sağlamakla beraber kalıcı olamamaktadır. Bu konuda kapsamlı ve çok yönlü bir anlayış ortaya konulmalıdır. Bu kapsamda, öncelikle istihdam üzerinden alınan vergi ve primlerde indirim ve kolaylıklar sağlanmalı, kayıt dışılığın önlenmesine ilişkin denetimler artırılmalıdır. Kayıt dışı işçi çalıştırma ve bunun teşvik edilmesi durumunda yaptırımlar uygulanmalıdır.

2006 yılında kayıt dışı istihdamla mücadele kapsamında KADİM projesi uygulamaya konulmuş ancak doyurucu sonuçlar elde edilememiştir. Ayrıca 2011 yılı içinde kayıt dışı ekonomi ile mücadele konusunda bir Başbakanlık genelgesi daha yayımlanmıştır. Ancak bu önlemlerin yeterli ve kapsamlı olmadığı, bu nedenle sonuç almak konusunda sıkıntılar yaşandığı görülmektedir.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle, çalışanlar açısından hak kayıplarına neden olan kayıt dışı istihdam ve kayıt dışı istihdamdan en çok etkilenen kesim olan kadın çalışanların kayıt dışı istihdamı ile ilgili sorunların ve alınacak tedbirlerin Yüce Meclisimizce tespiti amacıyla bir Meclis araştırması açılmasının yerinde olacağı düşüncesindeyiz.

 

2.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova ve 26 milletvekilinin, uzun tutukluluk sürelerinin cezai yaptırıma dönüşüp dönüşmediğinin ve adil yargılanma haklarının ihlal edilip edilmediğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/469)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Kamuoyunu ilgilendiren önemli davalarda gözlemlenen uzun tutukluluk süreleri, yargının siyasallaştığı ve adil yargılanma sürecinin işlemediği hususunda akıllarda soru işareti yaratmakta ve toplumun devletine inancını sarsmaktadır. Yargı sistemine güven ve kişinin haklarının korunacağı inancı toplumların kaos ortamına sürüklenmesini engeller. Bu bağlamda uzun tutukluluk sürelerinin cezai yaptırıma dönüşüp dönüşmediğinin incelenmesi ve adil yargılanma sürecinin işleyip işlemediğinin tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğünün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereği, bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. 10.01.2012

Saygılarımızla.

1) Ayşe Nedret Akova                                            (Balıkesir)

2) Metin Lütfi Baydar                                             (Aydın)

3) Bülent Tezcan                                                   (Aydın)

4) Recep Gürkan                                                   (Edirne)

5) Ali İhsan Köktürk                                               (Zonguldak)

6) Gürkut Acar                                                      (Antalya)

7) Ali Demirçalı                                                    (Adana)

8) Ali Sarıbaş                                                       (Çanakkale)

9) İhsan Özkes                                                      (İstanbul)

10) Namık Havutça                                                (Balıkesir)

11) Mehmet Ali Ediboğlu                                       (Hatay)

12) Sedef Küçük                                                   (İstanbul)

13) Ali Rıza Öztürk                                                (Mersin)

14) Doğan Şafak                                                   (Niğde)

15) Hasan Akgöl                                                   (Hatay)

16) Sena Kaleli                                                     (Bursa)

17) Aykan Erdemir                                                (Bursa)

18) Hurşit Güneş                                                   (Kocaeli)

19) Ahmet İhsan Kalkavan                                     (Samsun)

20) Mehmet Şeker                                                 (Gaziantep)

21) Birgül Ayman Güler                                         (İzmir)

22) Ramazan Kerim Özkan                                     (Burdur)

23) Ali Haydar Öner                                              (Isparta)

24) Durdu Özbolat                                                 (Kahramanmaraş)

25) Fatma Nur Serter                                             (İstanbul)

26) Osman Aydın                                                   (Aydın)

27) Haluk Eyidoğan                                               (İstanbul)

Gerekçe:

Demokrasi ve hukukun üstünlüğünün egemen olduğu; herkese eşit fırsatların sunulduğu bir Türkiye özlemimize rağmen, yargının bağımlı, hukukun taraflı olduğu hususunda çok ciddi sorunlar yaşamaktayız. Deniz feneri davasından üç aydır tutuklu bulunan sanıkların "uzun tutukluluk sürelerinin cezaya dönüşmesi" sebebiyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma kararı, çok daha uzun bir süredir tutuklu bulunan sanıklara uygulanmamaktadır. Yargıda yaşanan çifte standardı anlamak ve içimize sindirmek mümkün değildir. Bu çifte standart yargının bağımlı ve taraflı olduğunu, uzun tutukluluk süreleriyle, sonuçta serbest kalacak sanıklara hukuk dışı ceza uygulaması gerçekleştirildiğini göstermektedir.

Milletvekillerimiz, aydınlarımız, gazetecilerimiz, akademisyenlerimiz, polislerimiz ve askerlerimizin özgürlükleri, muğlak suçlamalar ile yeterli delil olmaksızın ellerinden alınmıştır. Üstelik delil toplandığı ve delilleri sanıkların karartabileceği ifadesiyle, sanıkların tutuksuz yargılanmalarına izin verilmemektedir. Yeterli delil toplanmadan sanıkların tutuklu yargılanmasına nasıl karar verildiği ise anlaşılamamaktadır. Delillerin yeterliliğine göre, sanıkların tutuklanıp tutuklanmayacaklarına karar verilmesi gerekirken, sanıkların suçları belirtilmeden, savunmaları dahi alınmadan tutuklanmaları, sanıkların lehine olan delillerin iddianamede yer almaması ve tutukluluk hallerinin devamı yönünde sürekli karar alınması bireylerin Anayasa ve yasalarca korunan "adil yargılanma" hakkını ortadan kaldırmaktadır.

Sanıkların tutukluluk hâlinin devamı veya salıverilmesi, yargı mensubunun objektif takdirine bağlıdır. Sanıkların neden tutuklu olduklarının, dosyadaki maddi delillerle birlikte vicdanların da kabul edeceği şekilde izah edilmesi gereklidir. Yargı mensubunun objektif kriterlere göre değil de sübjektif kriterlere göre takdir yetkisini kullanması, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır. Üstelik, tutukluluk kararı veren yargı mensuplarının daha üst görevlere getirilmesi, tutukluluğu sona erdiren yargı mensuplarının tenzili rütbe ile cezalandırılması, yargının siyasallaştığı inancını doğrular nitelikte çok olumsuz gelişmelerdir.

Kanuna aykırı olmasına rağmen, özel hayatın gizliliğini ihlal edecek şekilde iddianamelerin hazırlanması; sanıkların aylarca-yılarca tutuklu kalmasına yol açan hataların “sehven” denilerek geçiştirilmesi ve sorumlular hakkında herhangi bir işlem yapılmaması; belirli davalarda savcılar hakkında yapılan şikâyetlerin hemen işleme konulması, ancak belirli davalarda yapılan şikâyetlerle ilgili ise hiç işlem yapılmaması; soruşturmaların gizliliğine rağmen, savcılık soruşturmalarında sanık ve avukatlardan gizlenen belgelerin, belirli medya gruplarında yayınlanması; Adli Tıp ve TÜBİTAK'ta bilirkişi heyetlerine yapılan müdahaleler adil yargılama sürecinin işlemediğini göstermektedir.

Önleyici bir koruma tedbiri olan tutuklama kararının uzun tutukluluk süreleriyle cezai yaptırıma dönüşüp dönüşmediğinin ve bireylerin en temel haklarından olan adil yargılanma haklarının ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi amacıyla bir Meclis araştırmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

 

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 19 milletvekilinin, 6223 sayılı Kanun’a göre çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin mahiyetinin, yansımalarının, hukuki, sosyal, ekonomik ve siyasal bakımdan sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/468)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bir yetki kanununa dayanılarak çıkarılan ve devlet teşkilat yapısı ve işleyişini baştan sona değiştiren kanun hükmünde kararnameler ile millî iradeye ve temsilcisi TBMM'ye baypas yapılması, bakanlıklar ve kamu kurumlarının gereksiz yere bölünmesi, çakışması, etkisizleşmesi ve verimsizleşmesi, kamu hizmet maliyetlerin artması, devletin saygınlığı ve etkisinin azalması, kamu çalışanlarının atıl bırakılarak insan kaynağının israfı, adaletsizliğin yapısallaşması ve siyasal tarafsızlığın derinleşmesi, devlet kurumlarının millete etkin ve adaletli hizmet sunma ehliyet ve kapasitesinin azalması ve benzeri olumsuz sonuçların meydana gelmesine neden olacak olan 6223 sayılı Yetki Kanunu ve buna göre Hükûmetçe çıkarılan 35 adet KHK'nin mahiyetinin, yansımalarının, getirdikleri ve getireceklerinin hukuki, sosyal ekonomik ve siyasal bakımdan analiz edilerek alınması gereken tedbirlerin belirlenip, hayata geçirilmesine katkı amacıyla Anayasa’nın 98’inci Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

 

1) Reşat Doğru                                                         (Tokat)

2) Atila Kaya                                                            (İstanbul)

3) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

4) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

5) Yıldırım Tuğrul Türkeş                                          (Ankara)

6) Özcan Yeniçeri                                                     (Ankara)

7) Alim Işık                                                              (Kütahya)

8) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

9) Sinan Oğan                                                          (Iğdır)

10) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

11) S. Nevzat Korkmaz                                              (Isparta)

12) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

13) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

14) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

15) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

16) Sadir Durmaz                                                     (Yozgat)

17) Mehmet Şandır                                                   (Mersin)

18) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                     (Osmaniye)

19) Ruhsar Demirel                                                  (Eskişehir)

20) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

 

Gerekçe:

AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana Türkiye neoliberalizmin, küresel güçlerin güdümündeki politikaların şekillendirdiği hızlı bir değişim sürecine girdi. Türkiye'de ekonomiden siyasete, toplumsal yaşamdan kamu yönetimine yeniden yapılandırma politikalarıyla hayatın tüm alanları küresel güçlerin isteklerine, teslimiyetin ve yeni döneminin gereklerine göre şekillendirildi.

Genel seçimlere iki ay kala Meclisi devre dışı bırakan, Hükûmete altı ay süreyle kanun hükmünde kararname KHK çıkarma yetkisi veren yasa TBMM'nin 6 Nisan 2011 tarihli oturumunda kabul edildi.

Yetki Kanunu'yla AKP altı aylık dönemde 35 adet kanun hükmünde kararname çıkararak bakanlıklar kurdu, kapattı, birleştirdi, ayırdı. Kamu yönetimi baştan aşağı yeniden şekillendirirken kamu çalışanları üzerine planlanan değişikliklere ilişkin yasal zeminin oluşturulmasının da ilk adımları atıldı.

Çıkarılan KHK'larda kamu çalışanlarının statüsünü ve geleceğini yakından ilgilendiren değişiklikler ve Başbakanlık ve bakanlıklar bünyesinde yapılan değişiklikler ile kamu idari yapısının piyasayla daha uyumlu hâle getirildiği ifade edilmektedir. Milletimize "kamuda devrim" olarak yansıtılan "eşit işe eşit ücret" sloganı ile kamuoyunda olumlu algılanan ancak bugünkü kamu yönetimi sistemi içinde, "kadro unvanına göre ücret" anlamına gelen düzenlemelerle, üst düzey kamu yöneticilerinden, başlayarak, kamuda sözleşmeli istihdamın yukarıdan aşağıya doğru başlatılmasının ilk adımları atılmıştır.

Çıkarılan KHK'lar ile kamuda dönüşümün son halkaları da tamamlanıyor ve TBMM'nin baypas edildiği ve "ben yaptım oldu" mantığının siyasal otoriterliği sergileniyor. Hükûmetin "yangından mal kaçırırcasına" yaptığı KHK düzenlemelerinin çalışanlara ve toplumun geniş kesimlerine ne getirip ne götürdüğünü ortaya çıkarmak, karşılaşılan tehditlerin zararlarına karşı toplumu korumak milletimiz açısından son derece önemlidir.

Çıkarılan tüm KHK'leri alt alta yazdığımızda Türkiye'nin yeni dünya düzenine eklemlenip, küresel güçlere bağımlı hâle getirilmesi için kamu yönetiminin nasıl yeniden düzenlenmek istendiğini görebiliyoruz.

Çıkarılan KHK'ler ile kamu kurumlarında yönetici kadrolarda bulunanların tamamı, yapacağı iş belirsiz müşavir kadrolarına alınarak verimsiz hâle getirilmiş, hukuki olarak da hak arama yolları kapatılarak büyük bir adaletsizlik meydana getirilmiştir. Bu düzenlemeler sonucu her bakanlıkta yüzlerce kamu çalışanı şahsa bağlı kadrolu müşavir yapılmıştır. Böylece büyük miktarda kamu harcaması doğmuştur. Bununla, mevcut çalışanları etkisizleştirmek ve kamu kurumlarına kendi belirleyeceği ve etkisi altına alabileceği çalışanlar ordusu oluşturmak hedeflenmektedir.

Yeni bir anayasa yapmanın ve anayasal düzenin tartışıldığı ve çalışıldığı bugünlerde, anayasanın temel amaçlarından birinin de devletin yapısının ve işleyişinin belirlenmesi ve tesisi olduğu hatırlandığında, Hükûmetin KHK’ler ile yeni bir devlet yapısı ve işleyişi oluşturmasının ne denli hukuksuz, yanlış ve antidemokratik davrandığını, millet iradesine özde bağlı olmadığını açıkça göstermektedir. Milletimizin ve temsilcisi Yüce Meclisin bu gelişmelere kayıtsız kalmaması ve yol yakınken bu hukuk garabetinin ve getirmekte olduğu adaletsiz ve tehditkar olumsuzlukların giderilmesi ve düzeltilmesi bakımından bir Meclis araştırması yapmak suretiyle meydana gelen değişimleri ve etkilerini ortaya koymak, alınması gereken tedbirleri belirlemek için Meclis araştırması önergemiz hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması açılmasına ilişkin (10/471, 10/472, 10/473, 10/474, 10/475) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 22 Ocak 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve ön görüşmelerinin gündemde bulunan (10/74) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi ile birlikte aynı günkü birleşimde yapılmasına; Genel Kurulun 22 Ocak 2013 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek 394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

22/1/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Danışma Kurulu 22.01.2013 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                     Mahir Ünal

                                                                                                                                Kahramanmaraş

                                                                                                                      AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" Kısmında yer alan 35 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 4 üncü sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

AK Parti Grubu adına Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 milletvekilinin, yasadışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, MHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, yasadışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 milletvekilinin, yasadışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 milletvekilinin, yasadışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, BDP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, yasadışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş oldukları meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 22 Ocak 2013 Salı günkü (bugün) Birleşiminde okunması ve önergelerin görüşmelerinin Gündemde bulunan 10/74 Esas no.lu Meclis Araştırması Önergesi ile birlikte aynı günkü Birleşimde yapılması,

Genel Kurulun; 22 Ocak 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek bu Birleşiminde 394 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işler görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Gruplar adına söz talebi yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, (2/141) esas numaralı, 24/2/1968 tarihli ve 1005 Sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/86)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/141 esas numaralı Kanun Teklifi’min, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması hususunu saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                  Mustafa Kalaycı

                                                                                                                          Konya

BAŞKAN – Teklif sahibi adına söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şeref aylığının artırılmasını ve bu aylığın ödenmesinde gazilerimiz arasında ayrım yapılmamasını amaçlayan kanun teklifimiz hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

1005 sayılı Kanun’a göre İstiklal Harbi, Kore ve Kıbrıs gazilerine 5750 gösterge rakamı ile memur maaş katsayısı çarpımı tutarında şeref aylığı bağlanmaktadır. Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan gelir veya aylık almadığını ve bir işte çalışmadığını belgeleyenlere ise net asgari ücret üzerinden aylık bağlanmaktadır. Buna göre, şeref aylığı bugün için gazinin durumu itibarıyla 424 lira ya da 773 lira olmaktadır. Şeref aylığı hem farklı ödenmektedir hem de çok yetersizdir.

Gazilerimize farklı şeref aylığı ödenmesi, aylık bağlama gerekçesi olan “vatana hizmet” kriteri dışında bir kriterin esas alınması suretiyle “şeref” kriterinin farklılaştırılmasına yol açtığından amacına uygun değildir. Gazilerimiz, AKP Hükûmetinin kendilerini âdeta “az şerefli-çok şerefli” diye ayrıma tabi tuttuğundan şikâyet etmektedir.

Kanun teklifimizde bu farklılığın giderilmesi, gazilerimize bağlanan aylıkların brüt asgari ücret tutarına yükseltilerek hepsine aynı tutarda şeref aylığı ödenmesi, ayrıca ölümü hâlinde dul eşinin yanı sıra çocukları ile anne ve babasına da aylık bağlanması öngörülmektedir. Şehit aileleri ile gaziler ve malullerin mevcut hakları iyileştirilmeli ve aralarındaki adaletsiz ve ayrımcı uygulamalar giderilmelidir.

Biliyorsunuz, bedelli askerlik uygulamasından toplanan paraların, şehit yakınları, gaziler ve maluller ile engelliler için kullanılacağı bizzat Sayın Başbakan ve bakanlarca ifade edilmiştir. Ancak AKP Hükûmetince kabul edilen 30 Aralık 2012 tarihli yönetmelikte, bu paralar ile zaten yıllardır var olan ve ilgili mevzuatı uyarınca, şehit yakınları, gaziler ve malullerin ek ödemeleri, eğitim ve öğretim yardımları, toplu konut kredileri, kira bedelleri, engelli bakım hizmeti, muhtaç engelli aylıkları, özel eğitime muhtaç öğrencileri okullara taşıma ve yatırım programı çerçevesindeki harcamalar gibi bütçeden yapılan ödemelerin karşılanması öngörülmüştür. Dolayısıyla, bedelli askerlikten toplanan paralarla yıllardır bütçeden yapılan ödemelerin finansmanının sağlanması suretiyle bütçe açığının azaltılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Bu paraların bütçe açığı için kullanılacağı kamuoyundan neden gizlenmiştir? Neden yeni bir proje, yeni bir ödeme ya da mevcut haklarda bir iyileştirme öngörülmemiştir? Şehit aileleri, gaziler ve maluller ile engellilerin beklentileri bilinmektedir. O hâlde, verilen sözler kapsamında gaziler ile harp ve vazife malullerinin maaşları artırılacak mıdır? Şehit anne ve babasına ayrı ayrı asgari ücret tutarında aylık bağlanacak mıdır? Şehit çocuklarının hepsine iş hakkı verilecek midir? Devlet övünç madalyası verilenlere şeref aylığı bağlanacak mıdır? Harp ve vazife malullerine 3.600 prim gününde yaşlılık aylığı bağlanacak mıdır? Emniyet ve ordu vazife şehitleri ve malulleri tüm haklardan yararlandırılacak mıdır? Vazife malullerine faizsiz konut kredisi hakkı tanınacak mıdır? Harp ve vazife malullerinin kullandıkları ortez, protez, araç gereç ve tıbbi malzemeler hiçbir kısıtlama olmaksızın karşılanacak mıdır?

Muhtaç engellilere ödenen 251 lira ve 377 lira düzeyindeki aylıklar artırılacak mıdır? Şehit aileleri, gaziler, maluller ve engelliler bunları yapmanızı beklemektedir.

Geçen yıl temmuz ayında çıkarılan torba kanunla şehit yakınlarına ikinci iş hakkı tanınmıştır ancak hâlâ uygulamaya geçilmemiştir. Şehidin anne ve babası ile kardeşlerinin emeklilik veya başka nedenlerle iş hakkını kullanamaması hâlinde ikinci iş hakkı anlamsız hâle gelmektedir. Böylesi durumda bu hak mutlaka şehit çocuklarına verilmelidir. Bu konuda gerekli düzenleme yapılmalıdır.

Teşekkür ediyor, tekrar saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi de, söz sırası, bir milletvekili adına Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şeref aylığına ilişkin vermiş olduğumuz kanun teklifi üzerine söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun’a göre İstiklal Harbi, Kore ve Kıbrıs gazilerine şeref aylığı verilmektedir. Bu gazilerimizden herhangi bir geliri olmayan ve çalışmayanlara net asgari ücret tutarında maaş verilmektedir. Herhangi bir geliri olan veya çalışanlara 5750 gösterge rakamının memur maaş katsayısıyla çarpılması tutarında aylık bağlanmaktadır; bu da asgari ücretin yarısının çok az üzerindedir. Hak sahibinin ölümü hâlinde bu aylık dul eşe yüzde 75 oranında bağlanmaktadır.

Görüldüğü üzere, şeref aylığı bağlanmasında vatani hizmet durumu dışında gazilerin aylık veya gelir alıp almaması, çalışıp çalışmaması dikkate alınmaktadır. Bu durum şeref aylığı bağlanmasının amacına kesinlikle uygun değildir. Şeref aylığı hiçbir şarta bağlı olmadan brüt asgari ücret tutarında net olarak, kesintisiz ve eşit olarak ödenmelidir. Kore ve Kıbrıs gazilerine ayrıca devlet madalyası verilmelidir. Devlet övünç madalyası verilenlere de şeref aylığı mutlaka bağlanmalıdır.

Anayasa’mızın “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler” başlığı altındaki 61’inci maddesinde “Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.” hükmü bulunmaktadır. Ancak istiklal madalyası sahibi olanlar ile Kore ve Kıbrıs gazilerine verilen maaşlar asgari yaşam seviyesinin çok çok altındadır. Bu kanun teklifi ile, istiklal madalyası verilmiş bulunan Türk vatandaşları ile Kore ve Kıbrıs’ta fiilen savaşa katılmış olan Türk vatandaşlarına 1005 sayılı Kanun’a göre vatani hizmet tertibinden bağlanan aylıkları brüt asgari ücret tutarına net olarak yükseltilmektedir. Bu vatandaşlarımız başka bir gelir de alsa veya bir işte çalışsa dahi bu maaşın ödenmesi öngörülmektedir. Ayrıca, gazinin ölümü hâlinde bu aylığın yüzde 75’inin dul eşine,  yüzde 25’nin çocukları ile anne ve babasına verilmesi öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4 Temmuz 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul ettiğimiz 6353 sayılı torba kanun ile şehit yakınları, gazi ve vazife malulleri ile ilgili yapılan düzenlemelerde bazı noksan kalan hususları tekrar yüce Meclisin dikkatine sunmak istiyorum.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak şehitlerimizin çocuklarının hepsine -sayısı ne olursa olsun-  iş garantisi verilmesinden yanayız.  Şehitlerimizden evli olup 2 veya 3 çocuklu şehidimizin sayısı 300 civarında bulunmaktadır. Şehidimizin 1’den fazla çocuğu olduğu durumlarda ikinci iş hakkı şehidin kardeşlerinden birine verildiğinden şehidin diğer çocukları açıkta kalmaktadır. Bu durum şehidin eş ve çocukları ile anne, baba ve kardeşler arasında zaman zaman anlaşmazlıklara yol açabilmektedir. Şehitlerimizin tüm çocuklarına iş hakkı tanınmalıdır, sayısı ne olursa olsun. Gazilerimize de ikinci iş imkânı verilmelidir. Gazilerimiz ile şehit yakını olarak işe yerleştirilenler, gelir vergisinden müstesna tutulmalıdır.

5510 sayılı Kanun’un 28’inci maddesiyle engelli vatandaşlarımıza rapor durumlarına göre erken emeklilik hakkı tanınmıştır. Giderek artan emeklilik yaşı, çeşitli fiziki ve ruhi sorunları olan gazilerimizde büyük bir sıkıntı yaratmaktadır. Şu anda çalışan 2 bin civarındaki gazimize, gazi olmalarını belgelemeleri hâlinde, vergi muafiyeti indirim raporu almaları gözetilmeksizin, 3 bin 600 prim günü sayısını doldurmaları hâlinde erken emeklilik hakkı verilmelidir. Şehit yakınlarıyla gazilerin aylıkları bir an önce iyileştirilmeli ve maluliyet zam oranları artırılmalıdır.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan burada, belki beş dakikada bu ikinci işle ilgili sıkıntıları çözme konusunda bir bilgi verseniz, sıkıntılar yaşanıyor da o bakımdan.

BAŞKAN – Evet, herhangi bir talep gelmedi efendim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Anayasa Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

BAŞKAN - Anayasa Komisyonunda boş bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Nevşehir Milletvekili Ebu Bekir Gizligider aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Şimdi, alınan karar gereğince, İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 25 milletvekilinin, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 milletvekilinin Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına grup başkan vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşenur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 milletvekilinin; Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 milletvekilinin; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına grup başkan vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in yasa dışı dinlemelerin ve teknolojik araçlarla özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin, birlikte yapılacak ön görüşmesine başlıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Gündemin 73’üncü sırasında yer alan, İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 25 milletvekilinin önergesi, Genel Kurulun 1/12/2011 tarihli 27’nci Birleşiminde okunduğundan tekrar okutmuyorum. Diğer önergeleri ise şimdi sırayla okutacağım. Okutacağım üçüncü Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önergenin özeti okunacaktır, ancak önergenin tam metni tutanak dergisine eklenecektir.

Önergeleri okutuyorum:

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Meclis Araştırması Önergeleri (Devam)

4.- MHP Grubu adına grup başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/471)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasada teminat altına alınan özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında özellikle haberleşme hürriyetinin, gayrimeşru yol ve yöntemlerle yapılan dinlemeler ve bunların servis edilmesiyle yoğun bir şekilde çiğnendiği bilinmektedir. AKP Hükûmetinin bugüne kadar bu iddiaları gerektiği gibi araştırarak gereken tedbirleri yeterince almadığı Başbakanın dinlenmesi iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, gerekçesini ekte sunduğumuz, yasa dışı dinleme ve gözetleme ile kamu görevlilerinin yaptığı dinlemelerin denetimi, bunların gerçekleştirildiği teknik imkân ve kabiliyetler ile yapılanmaların tespiti, idari, cezai ve hukuki düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak tedbirlerin ve üretilecek çözümlerin tespiti için Anayasa'nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104-105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

 

 Oktay Vural                                                             Mehmet Şandır

    İzmir                                                                         Mersin

   MHP Grup Başkan Vekili                               MHP Grup Başkan Vekili

Genel Gerekçe:

Gerçek demokrasilerin en belirgin niteliği "Çoğulculuktur". Herkesin düşündüğünü ifade edebildiği, istediği gibi yaşayabildiği bir rejimin adıdır demokrasi. Çoğulculuğun çerçevesini Anayasa'da belirtilen hak ve hürriyetlere getirilen tanımlar tayin eder. Bu tanımlardan birisi de Anayasa’mızın "Haberleşme hürriyeti" başlığını taşıyan 22’nci maddesidir. Bu maddede haberleşmenin gizliliğine atıfta bulunulmaktadır. 22’nci maddeye göre gizliliğin temini için hâkim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde de yirmi dört saat içerisinde hâkim kararına çevrilmek kaydıyla yetkili mercinin kararı gerekmektedir. Gizliliğin ihlali, başta özel hayatın ve konut dokunulmazlığının ihlali ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmenin engellenmesi olmak üzere birçok insan hak ve hürriyetinin ortadan kaldırılmasına da sebebiyet vermektedir.

Son yıllarda Anayasa’da teminat altına alınan haberleşme hürriyetinin gayrimeşru yöntemlerle yapılan dinlemelerle çiğnendiği yönünde birçok olaylar ve iddialar kamuoyuna yansımıştır. Hükümet bugüne kadar bu iddiaları bihakkın araştırıp, kamuoyunu rahatlatmak yerine beylik cümlelerle geçiştirmeyi ve iddiaları vuzuha kavuşturmadan üstünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Bu duruş, çoğulcu demokrasilerde halkın iradesi ile gelmiş bir hükûmetin duruşu olmamalıdır. Hükûmetin bu duyarsızlığı herkeste ve her kesimde rahatsızlık yaratmaktadır.

Üstelik dinlemenin hangi yöntemlerle yapıldığı, alınan dinleme izninin sınırlarının ne olduğu tam olarak anlaşılamayan uygulamalarla bazı mahkemelerin insan hürriyetini ortadan kaldıran mahkûmiyet kararları verdiği adli çevreler tarafından sıkça dillendirilmekte, bu konuda halktaki kaygılar daha da belirginleşmektedir.

Öte yandan, kamu görevlilerinin yaptığı dinlemelerin denetimi de ayrı bir sorun olarak karşımızdadır. Bu denetimlerinin fiilî ve hukuki sınırlarının belirlenmesi gerektiği açıktır. Özellikle yasa dışı dinleme ve gözetleme ile ilgili sorumlularının bulunmaması bu dinleme ve gözetlemelerin birtakım kamu görevlileri tarafından yapıldığına ilişkin kanaatin yerleşmesine yol açmıştır. Nitekim Sayın Başbakanın dinleme konusunda bazı kamu görevlilerinin de olabileceği hususundaki ifadeleri bu kanaatin yansımasıdır. Oysaki devleti yöneten iradenin bu kaygıları ortadan kaldırması gerekmektedir. Bu durum, birbirlerine ve devletine karşı güvensizlik hisseden bir toplum yaratılmasına yol açmakta ve sonucu, ağır sosyal travmalara sebebiyet vermektedir.

Bu dinlemelerin zaman zaman siyaset arenasında da bir araç olarak kullanılması, sandıkta görülemeyen hesapların gayrimeşru dinlemelerle görülmek istenmesi böylece muhalefetin ve siyasetin tanzim edilmek istenmesi ve susturulması girişimlerine şahit olmak, yine son on yıldır ülkemizin karşılaştığı gerçeklerden biri hâline gelmiştir.

Kanun yapıcılar ve kanunu uygulayan hukuk adamlarının ise iktidar baskıları ile dinlemelerin nasıl ve kimler tarafından yapıldığı ile ilgilenmek yerine, dinlemelerin ortaya çıkardığı dedikodu ve söylentilerle ilgilenmeleri ve bu gündem ile meşgul olmaları demokratik hukuk devletlerinde rastlanılmayacak bir zafiyet oluşturmuştur.

Kamuoyuna yansıyan gayrimeşru dinlemelerin faillerinin bugüne kadar ortaya çıkarılamamış olması da bu iddiaları teyit eder niteliktedir.

Son günlerde ülkenin Başbakanının makam odasının dinlenebilmiş olması ihtimali ve bunun bizzat Başbakanca dillendirilmiş olması, yıllarca muhalefet tarafından ortaya atılan bu iddiaların ciddiyetini bir kez daha ortaya koymakla birlikte, insanlarımızın daha güvensiz ve daha otokrat bir toplumda yaşadıklarına dair korkularını kuvvetlendirmiştir.

Gayrimeşru dinleme hadisesine ülke Başbakanının bizzat muhatap olması insanımızı çaresiz, karamsar ve güvensiz yapmıştır.

Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan sıfatıyla gördüğü “Yargıda Rüşvet” davasında soruşturma esnasında elde edilen delillerin, dinleme ve ses kayıtlarının hukuka aykırı bulunmuş olması ve tüm sanıkların beraat ettirilmiş olması, öte taraftan bazı alt derece mahkemelerin hâlâ daha gayrimeşru dinlemelere dayanarak mahkûmiyet kararları veriyor olması da ayrı bir hukuki tartışma başlatmıştır.

Anayasa’da teminat altına alınan özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında özellikle haberleşme hürriyetinin, gayrimeşru yol ve yöntemlerle yapılan dinlemeler ve bunların servis edilmesiyle yoğun bir şekilde çiğnendiği bilinmektedir. AKP Hükûmetinin bugüne kadar bu iddiaları gerektiği gibi araştırarak gereken tedbirleri yeterince almadığı Başbakanın dinlenmesi iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, gerekçesini ekte sunduğumuz, yasa dışı dinleme ve gözetleme ile kamu görevlilerinin yaptığı dinlemelerin denetimi, bunların gerçekleştirildiği teknik imkân ve kabiliyetler ile yapılanmaların tespiti, idari, cezai ve hukuki düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak tedbirleri ve üretilecek çözümlerin tespiti için Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

 

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/472)

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplumun her kesiminde yoğun tepkiye neden olan telefon dinlemeleri konusundaki belirsizlik ve hukuk dışı uygulamalar devam etmektedir. Anayasa’mızın haberleşme hürriyeti ile ilgili 22’nci maddesi herkesin haberleşme özgürlüğüne sahip olduğunu belirtir ve bu özgürlüğün temelinin gizlilik olduğunu vurgular. Benzer şekilde, Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) yer alan özel hayatın korunmasıyla ilgili düzenlemelerde izinsiz biçimde görüşmelerin kaydedilmesini, bu kayıtların yayınlanması açıkça suç kabul edilmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), cumhuriyet savcısı dinlemeler sonunda suç delili bulunmadıysa, bunu on beş gün içinde ilgili kişiye “telefonlarınız dinlenmiştir, suç unsuru bulunamamıştır" yönünde bilgi verilmesini öngörmektedir. Fakat ülkemizde yasa dışı dinlemelerin mahkemelerde hukuka aykırı bir şekilde yargılama konusu olduğu gibi, olmayan dinlemelerde rivayetlerden yola çıkılarak iktidara muhalefet olan kişilerin cezalandırılması aracı hâline gelmiştir.

Tüm bunlara rağmen Hükûmetin, dinlemelerin kimin tarafından, hangi tarihte, hangi yolla ve ne amaçla yapıldığı konusunda net ve yeterli açıklamalar yapmaması, gerekli önlemleri almaması dikkat çekicidir. Telefon dinlemeleri yoluyla ülkemizde âdeta bir korku imparatorluğu yaratılmakta, vatandaşlarımızın haberleşme özgürlüğü bir anlamda kısıtlanmaktadır. Kısıtlanan özgürlük ülkemizde öyle bir hâl almış durumdadır ki yargının üst makamlarında görev alan kişiler dahi dinlenildiklerini ve takip edildiklerini sıradan bir olay gibi yansıtmaktadır.

Ülkemizde, son yıllarda özellikle insan hakları konusunda hızı bir türlü kesilmeyen hak ihlallerinin belki de en açık örneğini yasa dışı telefon dinlemeleri ve takip edilmelerle yaşamaktayız. İktidarı eleştiren veya iktidar aleyhine taraf olan kişiler bu tehditle hemen hemen her an karşı karşıya gelmektedir. Bu yasa dışılığın önüne geçilmemesi ve hatta ülke Başbakanının seçim meydanlarında dinlenme kasetlerinin müjdeci rolünü benimsemesi, bu tehdidin hangi amaçla kullanıldığını en açık şekilde ortaya koymaktadır. Her türlü uyarılara ve telkine rağmen bu alanda yapılan bu hukuksuzluk, mahkemelerce meşrulaştırılmakta ve yargının bu hukuksuzluk üzerinden adalet dağıtması beklenmektedir.

Telefon dinlemeleri ve takip sadece seçim meydanları ile sınırlı kalmamış, Başbakan tarafından ana muhalefet partisi liderine karşı da bir tehdit olarak kullanılmak istenmiştir. Başbakan, partisinin bir grup toplantısında, önlenilemediği için utanılması gereken bu hukuksuzluğa rağmen övünerek ana muhalefet liderinin her adımının izlendiği ve takip edildiğini büyük bir heyecan ve gaflet içerisinde kamuoyuna açıklamıştır.

Vatandaşlarımız ise bu gelişmeler doğrultusunda dostane sohbetlerini dahi telefon ortamına taşımaktan çekinir olmuştur. Bu konuyu esas alan kamuoyu araştırmaları vatandaşlarımızın hemen hemen tamamının dinlendiği şüphesiyle yaşadığı ve bu hak gasbının iktidarın baskısı nedeniyle âdeta bir kadermişçesine kabullendiğini ortaya koymaktadır. İleri demokrasi söylemleri ile atılan naralarının, vatandaşların bu cevapları da göz önünde bulundurularak ileri zorbalık uygulamalarını temsil ettiğini ispatlamaktadır.

İktidarın varlığını sürdürmek amacıyla yarattığı bu korku ve zorba uygulamalar yaklaşan yerel seçim sürecinde ise muhalefet partilerinin yerel yönetim yöneticilerine karşı bir silah olarak kullanılmak istenmektedir. Seçimde sağlanamayan başarı, temel insan hakları katliamına dönüşen hukuksuzluk yoluyla kazanılmak istenmektedir. Belediye başkanlarının halka hizmet etmekten başka görevi ve niyeti yoktur. İktidarlara da halk belediye başkanları ile aynı gayeyi taşımak için halk tarafından görevlendirilmelerine rağmen, ülkemizde iktidar ayyuka çıkan başarısızlıklarını korku düzeni inşa ederek yok etmek bu hukuksuzluktan insanlık adına utanç başarısı elde etme yolunu seçmektedir.

Tüm Türkiye’nin yakındığı bu durum, hukuksuzluğa seyirci kalan iktidar tarafından da maalesef geç de olsa seslendirilmektedir. Başbakan dinlenme olayının bir yıl öncesinde gerçekleşmesine rağmen, bu vahim olayı sıradan ve ülkemiz için olağan bir şekilde paylaşmıştır. Hukuksuz dinlemelerden yazılan iddianamelerde savcılığı ele alan, muhalefeti bu yol ile sindirmeye çalışan Başbakan kendisinin de dinlendiğini itiraf ederek yıllarca meşru olarak gördüğü bu hukuksuzluktan yakınmıştır. Koruma sayısının dünya üzerinde birçok ülkenin ordu nitelenmesine yaklaşan Başbakanın bu iddiaları da araştırılması gereken öneme sahiptir. Dinlenme olayının neden bir yıl sonra açıklandığı ve iktidarın bu zamana dek sıradan bir gelişme olarak yorumladığı bu tür girişimlere neden bir anda tavır aldığının cevabını tüm kamuoyu merak etmekte ve öğrenmek istemektedir. “Benim valim”, “Benim polisim”, “Benim sırdaş MİT Müsteşarım” nitelemelerine rağmen -ki son niteleme gayet ciddidir- ülke istihbaratı konusunda yetkili bir kişinin, Başbakanın sırdaşı olmasına rağmen, bu hukuksuz istihbarat çalışması ne amaçla ve hangi menfaatle yapıldığının bilinmesi gerekmektedir. Bu konuda tüm kamuoyunun ortak tavrı nettir.

Kamuoyunu rahatsız eden, toplum nezdinde korku düzeni yaratılmasında etkili olan dinleme cihazlarına hangi yollarla ve nasıl ulaşıldığının tespit edilmesi, mahkeme kararı olmamasına rağmen hukuksuzca dinlemelerin hangi kitlelerce ve ne amaçla yapıldığının tespit edilmesi, Başbakanın bir yıl öncesinde gerçekleşen bir dinleme olayını açıklama zaman diliminin önemi ve gerekçesinin tespiti, bu dinlemenin kimler tarafından ve ne tür bir maksatla yapıldığının tespit edilmesi, ülkemizde siyasilere karşı şantaj aracı olarak kullanılmasının ne tür ihmaller sonucu yaygınlaştığının tespit edilmesi ve sorumlular hakkında yasal sürecin başlatılması, yargı kararı olmaksızın dinlemelerle menfaat elde etmek isteyen sorumluların tespit edilmesi ve haklarında yasal sürecin başlatılması ve son olarak toplum nezdinde oluşan kaygıları ortadan kaldırmak için gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                  (İstanbul)

2) Gürsel Tekin                                                     (İstanbul)

3) Veli Ağbaba                                                      (Malatya)

4) Muharrem Işık                                                   (Erzincan)

5) Erdoğan Toprak                                                (İstanbul)

6- Mehmet Şeker                                                   (Gaziantep)

7) Musa Çam                                                        (İzmir)

8) Mahmut Tanal                                                   (İstanbul)

9) Hasan Ören                                                      (Manisa)

10) Ayşe Nedret Akova                                          (Balıkesir)

11) Mehmet Hilal Kaplan                                       (Kocaeli)

12) Haluk Eyidoğan                                               (İstanbul)

13) Süleyman Çelebi                                             (İstanbul)

14) Kamer Genç                                                    (Tunceli)

15) Mehmet Ali Ediboğlu                                       (Hatay)

16) Bülent Tezcan                                                 (Aydın)

17) Ramazan Kerim Özkan                                     (Burdur)

18) Namık Havutça                                                (Balıkesir)

19) Haydar Akar                                                    (Kocaeli)

20) İhsan Özkes                                                    (İstanbul)

21) Doğan Şafak                                                   (Niğde)

22) Celal Dinçer                                                   (İstanbul)

23) Gürkut Acar                                                     (Antalya)

24) Haluk Koç                                                       (Samsun)

25) İzzet Çetin                                                      (Ankara)

26) Refik Eryılmaz                                                (Hatay)

27) Mevlüt Dudu                                                    (Hatay)

28) Aytuğ Atıcı                                                      (Mersin)

29) Ali Sarıbaş                                                      (Çanakkale)

30) Osman Aydın                                                   (Aydın)

31) Ahmet Toptaş                                                  (Afyonkarahisar)

 

6.- AK PARTİ Grubu adına grup başkan vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/473)(X)

                                                                                      

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı biçimde tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması veya kişilerin gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının görüntülü veya sesli olarak saptanması ve kaydedilmesi, kimi zaman bunların çeşitli medya ortamlarında yayınlanması gibi suç teşkil eden faaliyetlerin nasıl ve hangi araçlar kullanılarak yapıldığının, bu araçların nasıl temin edildiğinin, bu araçların imal, ithal ve bulundurulması konusunda yasal bir kısıtlama bulunup bulunmadığının ve yaşanan bu sorunun çözümü amacıyla alınması gereken yasal, idari, istihbari ve diğer önlemlerin tespiti için Anayasa’mızın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince “Yasa dışı dinlemelerin ve teknolojik araçlarla özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti, önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması” konusunda bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

1) Nurettin Canikli                                                    (Giresun)

2) Mustafa Elitaş                                                      (Kayseri)

3)Ayşe Nur Bahçekapılı                                             (İstanbul)

4) Ahmet Aydın                                                         (Adıyaman)

5) Mahir Ünal                                                           (Kahramanmaraş)

6) Zeyid Aslan                                                          (Tokat)

7) Bülent Turan                                                        (İstanbul)

8) Ramazan Can                                                       (Kırıkkale)

9) Mehmet Doğan Kubat                                            (İstanbul)

10) Enver Yılmaz                                                      (İstanbul)

11) Akif Çağatay Kılıç                                               (Samsun)

12) Mehmet Müezzinoğlu                                          (Edirne)

13) Oya Eronat                                                         (Diyarbakır)

14) Harun Karaca                                                     (İstanbul)

15) Ali Ercoşkun                                                       (Bolu)

16) Ahmet Öksüzkaya                                               (Kayseri)

17) Hüseyin Şahin                                                    (Bursa)

18) Ahmet Baha Öğütken                                           (İstanbul)

19) Yılmaz Tunç                                                       (Bartın)

20) Sermin Balık                                                      (Elâzığ)

21) Ömer Faruk Öz                                                   (Malatya)

22) Cuma İçten                                                         (Diyarbakır)

23) Ertuğrul Soysal                                                   (Yozgat)

24) Necdet Ünüvar                                                    (Adana)

25) Mustafa Ataş                                                      (İstanbul)

26) İdris Şahin                                                         (Çankırı)

27) Gürsoy Erol                                                        (İstanbul)

28) Salim Uslu                                                         (Çorum)

29) Mine Lök Beyaz                                                  (Diyarbakır)

30) Mehmet Kerim Yıldız                                           (Ağrı)

31) Derya Bakbak                                                     (Gaziantep)

32) Mustafa Bilici                                                     (Van)

33) Fatih Çiftci                                                         (Van)

34) İsmail Aydın                                                       (Bursa)

35) Ali Boğa                                                             (Muğla)

36) Çiğdem Münevver Ökten                                      (Mersin)

37) Osman Kahveci                                                   (Karabük)

38) Hasan Ali Çelik                                                  (Sakarya)

39) Nusret Bayraktar                                                 (Rize)

40) Ekrem Çelebi                                                     (Ağrı)

41) Muammer Güler                                                  (Mardin)

42) İlyas Şeker                                                         (Kocaeli)

43) Nurcan Dalbudak                                                (Denizli)

44) H. Hami Yıldırım                                                 (Burdur)

45) Ayşenur İslam                                                    (Sakarya)

46) Abdullah Nejat Koçer                                          (Gaziantep)

47) Aydın Bıyıklıoğlu                                                (Trabzon)

48) Alpaslan Kavaklıoğlu                                          (Niğde)

49) Abdulkerim Gök                                                  (Şanlıurfa)

50) Mehmet Ersoy                                                     (Sinop)

51) Vural Kavuncu                                                    (Kütahya)

52) Osman Boyraz                                                    (İstanbul)

53) Ali Rıza Alaboyun                                               (Aksaray)

54) Mahmut Mücahit Fındıklı                                     (Malatya)

55) Muzaffer Baştopçu                                            (Kocaeli)

56) Durdu Mehmet Kastal                                          (Osmaniye)

57) Mehmet Akyürek                                                 (Şanlıurfa)

58) Tülay Bakır                                                         (Samsun)

59) Mustafa Şahin                                                    (Malatya)

60) Abdurrahim Akdağ                                              (Mardin)

61) Türkan Dağoğlu                                                  (İstanbul)

62) Hacı Bayram Türkoğlu                                         (Hatay)

63) Adnan Yılmaz                                                     (Erzurum)

64) Ünal Kacır                                                          (İstanbul)

65) Tülay Kaynarca                                                   (İstanbul)

66) Mustafa Gökhan Gülşen                                      (Kastamonu)

67) Sevim Savaşer                                                   (İstanbul)

68) Muzaffer Aslan                                                   (Kırşehir)

69) Ahmet Haldun Ertürk                                           (İstanbul)

70) Oktay Saral                                                        (İstanbul)

71) Bilal Uçar                                                           (Denizli)

72) Cahit Bağcı                                                        (Çorum)

73) Osman Ören                                                       (Siirt)

74) Mustafa Kemal Şerbetçioğlu                                (Bursa)

75) Feyzullah Kıyıklık                                               (İstanbul)

76) Muhammet Bilal Macit                                         (İstanbul)

77) Mehmet Yüksel                                                   (Denizli)

78) Faruk Septioğlu                                                  (Elâzığ)

79) Hasan Fehmi Kinay                                             (Kütahya)

80) Soner Aksoy                                                       (Kütahya)

81) Ahmet Yeni                                                         (Samsun)

82) Ülker Güzel                                                        (Ankara)

83) Mehmet Ali Okur                                                 (Kocaeli)

84) Mehmet Cemal Öztaylan                                      (Balıkesir)

85) Mehmet Emin Dindar                                           (Şırnak)

86) Ali Şahin                                                            (Gaziantep)

87) Burhan Kuzu                                                       (İstanbul)

88) Şamil Tayyar                                                      (Gaziantep)

89) Ahmet Kutalmış Türkeş                                       (İstanbul)

90) Tevfik Ziyaeddin Akbulut                                     (Tekirdağ)

91) Hüseyin Çelik                                                     (Gaziantep)

92) Kemalettin Aydın                                                (Gümüşhane)

93) Halil Mazıcıoğlu                                                 (Gaziantep)

94) Mehmet Öntürk                                                   (Hatay)

95) Nevzat Pakdil                                                     (Kahramanmaraş)

96) Adem Yeşildal                                                    (Hatay)

97) Haluk Özdalga                                                    (Ankara)

98) Mehmet Geldi                                                     (Giresun)

99) Zülfü Demirbağ                                                  (Elâzığ)

100) Recep Özel                                                       (Isparta)

101) Yunus Kılıç                                                       (Kars)

102) Hüseyin Samani                                 (Antalya)

103) Şirin Ünal                                          (İstanbul)

104) Hasan Karal                                       (Rize)

105) Ali İhsan Yavuz                                  (Sakarya)

106) Muzaffer Yurttaş                                (Manisa)

107) İlknur Denizli                                     (İzmir)

108) Tülay Babuşcu                                   (Balıkesir)

109) Ziver Özdemir                                    (Batman)

110) Hüseyin Filiz                                     (Çankırı)

111) Muhyettin Aksak                                 (Erzurum)

112) Hilmi Bilgin                                       (Sivas)

113) Mevlüt Akgün                                     (Karaman)

114) Yüksel Özden                                     (Muğla)

115) İsmet Su                                            (Bursa)

116) Muzaffer Çakar                                  (Muş)

117) Ali Turan                                           (Sivas)

118) Ebu Bekir Gizligider                           (Nevşehir)

119) Erol Kaya                                          (İstanbul)

120) Süreyya Sadi Bilgiç                            (Isparta)

121) Osman Çakır                                      (Düzce)

122) Sıtkı Güvenç                                      (Kahramanmaraş)

123) Azize Sibel Gönül                              (Kocaeli)

124) Mustafa Öztürk                                   (Bursa)

125) İbrahim Korkmaz                                (Düzce)

126) Salih Koca                                         (Eskişehir)

127) Gökcen Özdoğan Enç                          (Antalya)

128) Muhammed Murtaza Yetiş                   (Adıyaman)

129) Şuay Alpay                                        (Elâzığ)

130) Metin Külünk                                      (İstanbul)

131) Özlem Yemişçi                                   (Tekirdağ)

132) İsmail Güneş                                     (Uşak)

133) Adem Tatlı                                         (Giresun)

134) Nihat Zeybekci                                   (Denizli)

135) Hakan Çavuşoğlu                               (Bursa)

136) Abdullah Çalışkan                              (Kırşehir)

137) Ülker Can                                          (Eskişehir)

138) Nesrin Ulema                                     (İzmir)

139) İlhan Yerlikaya                                   (Konya)

140) Öznur Çalık                                       (Malatya)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Özet

Anayasa’mızda “kişinin hak ve ödevleri” başlığı altında, temel hak ve hürriyetlerin korunması amacıyla özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 20’nci maddesinde herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu ve özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı, ayrıca 22’nci maddesinde, herkesin haberleşme hürriyetine sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulünce verilmiş hâkim kararı olmadıkça yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kanunla yetkili kılınmış mercisinin yazılı emri bulunmadıkça haberleşmenin engellenemeyeceği ve haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı hususu anayasal güvence altına alınmıştır.

Telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin kararların hangi kurumlar tarafından hangi şartlarda alınabileceği, kararların hangi mahkemeler tarafından verilebileceği, kararların taşıması gereken zorunlu unsurların neler olduğu, bu kararların hangi kolluk birimlerince yerine getirileceği ve kayıtların kimlerin sorumluluğunda olduğu gibi hususlar ve bu hakların ihlali hâlinde uygulanacak cezai yaptırımlar mevzuatta ayrıntılı olarak belirlenmiştir.

Konuya ilişkin mevzuat çerçevesinde, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı biçimde tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması suç olduğu gibi, kişilerin gizli yaşam alanına girerek veya başka suretle başkaları tarafından görülmesi mümkün olmayan bir özel yaşam olayının görüntülü veya sesli olarak saptanması ve kaydedilmesi de suçtur.

Anayasa ve yasalarca güvence altına alınan bu temel haklara ve etkin cezai yaptırımlara rağmen kamuoyunda böcek, gizli kamera veya uzaktan dinleme sistemi gibi dünyadaki teknik gelişmelerin bu konuda sağladığı yasal olmayan tüm yöntemleri kullanarak kişiler arasındaki konuşmaların dinlendiği, kayda alındığı ve bu kayıtların kimi zaman basın yayın yoluyla hukuka aykırı bir şekilde kullanıldığı yönünde kamuoyunda bir algı oluştuğu gözlemlenmektedir.

Bu bağlamda yasa dışı dinlemelerin hangi araçlar kullanılarak yapıldığının, bu araçların nasıl temin edildiğinin, bu araçların imali, ithali ve bulundurulması konusunda yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve yaşanan bu sorunun çözümü amacıyla alınması gereken yasal, idari, istihbari ve diğer önlemlerin tespiti için Anayasa’mızın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince "Yasa dışı dinlemelerin ve teknolojik araçlarla özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti, önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması" konusunda bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

 

7.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/474)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Gizli dinleme", "Teknik takip" adı ile bilinen, dinleme ve izleme gündemden düşmüyor. Bu gidişle gündemden düşecek gibi de gözükmüyor. İnsanların özel, siyasi, mesleki ve aile hayatları daima merak ve ilgi konusu olmuştur. Ancak bunun bir sınırının olduğu ve insanların, bu sınırı çizen yasalara ve uygulayıcılarına güvenmek istediği tartışmasız ortadadır. Hem yasal ve hem de yasa dışı dinleme ve izlemelere karşı, kişi hak ve hürriyetlerinin etkin bir şekilde korunmasının zamanı çoktan gelmiştir. Bu husus herkesin ortak sorunudur. Gizli dinleme ve izleme ile ilgili yürürlükteki hukuk kuralları tam olarak uygulanmalı, bu konuda yetersiz olan hukuk kuralları en kısa sürede giderilmelidir. Yıllardan beri süregelen ve en son olarak da Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi açıklamasıyla ortaya çıkan Başbakanın evinin altındaki çalışma ofisi ile Türkiye Büyük Millet Meclisindeki makam odasında gizli dinleme cihazları tespit edilmiştir. Bu konuda gerekli araştırmaların yapılması ve önlemlerin alınması için Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Hasip Kaplan                                         (Şırnak)

2) Pervin Buldan                                        (Iğdır)

3) İdris Baluken                                         (Bingöl)

4) Sırrı Sakık                                             (Muş)

5) Murat Bozlak                                         (Adana)

6) Halil Aksoy                                            (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                         (Batman)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                        (Bitlis)

9) Emine Ayna                                           (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                   (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                            (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                              (Hakkâri)

13) Esat Canan                                          (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                      (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                            (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                            (Kars)

17) Erol Dora                                     (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                            (Mersin)

19) Demir Çelik                                 (Muş)

20) İbrahim Binici                              (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                   (Van)

22) Özdal Üçer                                   (Van)

Gerekçe:

Gizli dinleme, telekulak, haberleşmenin ve kişilik haklarının ihlali gündemini korumakla birlikte her geçen gün daha da artmaktadır. Başbakandan Anayasa Mahkemesine, Genelkurmay Başkanlığından Hükûmete, siyasi partilerden bürokrasiye, iş adamlarından sade vatandaşa kadar hemen hemen herkes dinlemeden şikâyet etmekte ve kaygı duymaktadır. Adına "çete", "gladio", "derin devlet" veya "kontrgerilla" ne denirse densin yasa dışı suç örgütlerinin en çok başvurduğu bu yöntem sonucu ortalığa saçılanlar dehşet verici hâle gelmiştir. Teknoloji, bilişim, uydu yayınları derken cep telefonlarından “böcek” tabir edilen dinleme cihazlarına, lazer ışınlarından çanaklara, SMS, e-mail, İnternet üzerinden normal yaşamda hayatın her alanına giren gizli dinlemeyi en çok suç çeteleri, dedektifler, rakip şirketler, siyasi muhalifler hemen hemen herkes ilgi alanı içinde görünmektedir. Gizlilik kaydı olan en üst düzey askerî görüşmeler, uluslararası görüşmeler önceden sosyal medyaya düşmektedir.

Yazılı ve görsel medyaya yansıyanlar bu konuda güvenlik ortamının sıfıra indiği, hiç kimsenin güvencesinin kalmadığı, her yapılanın da yapanın yanına kâr kaldığı bir uygulama hukuk devletini derinden yaralamaktadır. Yabancı ajanlar cirit atmakta, yerli iş birlikçiler üç kuruşa ülkenin sırlarını satmaktadır. Siyasi, sivil alan, ticaret, asker, polis, yargıda tedirginlik had safhaya ulaşmıştır.

Mikro ses kayıt cihazları, dijital ses ve telefon kayıt cihazları, casus kalem, gözlük, anahtarlık kameralar, mikro kulaklıklar, dinleme sistemleri, GSM ortam dinleme, bilgisayardan dinleme, izleme, her türlü cihaz sokakta, İnternet üzerinden alışverişlerde ekmek peynir gibi rahatlıkla satılmakta ve alınabilmektedir. Bu tür cihazlarla tehdit, şantaj, kişilik haklarına saldırı, yasa dışı menfaat sağlama sıradan vaka hâline gelmiştir. Ceza yargılamasının en tartışılan delil türü olarak "gizli dinleme" kayıtları geçiyor, ortalık kasetlerden, ses kayıtlarından geçilmiyor.

Gizli dinleme, kişilerin özel hayatları kapsamındaki bilgilere izinsiz erişerek onların özel hayat haklarını ihlal eden bir durumdur. Özel hayat hakkı ya da mahremiyet hakkı olarak isimlendirilen ve gizli dinleme ile ihlal edilen bu hak, gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi milletlerarası belgelerde gerekse de hemen hemen tüm ülkelerin anayasalarında, temel haklar kategorisine konulmuştur. Esasen gizli dinlemenin bir anayasal hak ihlali olduğu dolaylı olarak 1950 Avrupa Temel Özgürlüklerin ve İnsan Haklarının Korunması Sözleşmesi’nin 8’inci maddesinde, Türkiye'de Anayasa’nın 22’nci maddesinde belirtilmekte olup cezai müeyyidelerde TCK'nın 133 ve 140 maddelerinde belirtilmektedir.

İnsanlığın ulaştığı evrensel gelişmişlik seviyesi ve bu seviyede beliren ortak akıl, bireyin özel hayatını ve iletişimini mutlak bir koruma altına almıştır. Bu koruma, sadece kuvvetli bir suç şüphesinin varlığı hâlinde, suçla bozulan toplumsal barış ve huzurun yeniden tesisi amacıyla, başka yoldan delil elde etme imkânı da yoksa ve hâkim tarafından karar verilmiş olması şartıyla askıya alınabilmektedir. Ortak akıl, toplumsal gelişme imkânın açık tutulması amacıyla, bireysel özgürlüklerin azami seviyede gerçekleştirilip, korunması gayesi arasındaki özel iletişimini dinleyen ya da kaydeden kişi, kim olursa olsun, hukuka uygun olarak verilmiş bir hâkim kararına dayanmıyorsa suç işlemektedir. Bu kişi veya kişilerin yaptığı kayıt delil olmayacağı gibi, bu suretle elde ettiği bilgiyi tanık olarak da beyan edemez, bu hususta verdiği beyan da mutlak olarak hukuka aykırıdır. Özel hayat hakkını koruyan ceza normları gözden geçirilmeli, bu suçların yaptırımları ağırlaştırılmalıdır. Bu çerçeveye, tümü ile hukuka aykırı olarak yapılan gizli dinlemeler, dinleme ve takipler sonucu elde edilen veri ve delillerin kötüye kullanılması, bunları yapan kamu görevlilerinin şikâyete bağlı olmaksızın daha ağır cezalarla cezalandırılmaları dâhil edilmelidir.

İletişimin denetlenmesi kararları gizli olduğundan ve ilgilisi tarafından hemen itiraza konu edilemediğinden, bu tür kararların alınması ve uygulamaları sırasında somut olayın özellikleri karşısında yasal şartların bulunup bulunmadığı sıkı bir şekilde incelenmeli, iletişimin denetlenmesi kararlarında sadece soyut yasal dayanaklara değil, somut gerekçelere yer verilmeli, karar veren makam dışında konusunda uzman hâkimler tarafından yerine getirilmelidir.

Tüm bu konuların araştırılması, yasal düzenlemelerin yapılması ve önlemlerin alınması için araştırma komisyonu kurulmasında yarar bulunmaktadır.

 

8.- BDP Grubu adına grup başkan vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla  Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/475)

                                                        

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Muhaberatın, özel hayatın gizliliğini ortadan kaldıran ve açık bir insan hakkı ihlali teşkil eden ortam dinlemesi hususunda neler yapılabileceği ve mevcut sorunların gündeme taşınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini BDP Grubu adına arz ederiz.

 

Pervin Buldan                                                          İdris Baluken

BDP Grup Başkanvekili                                             BDP Grup Başkanvekili

Gerekçe:

Kanuna aykırı biçimde yapılan ve adına ise ister önleme, ister adli, ister ortam dinlemesi densin, netice itibarıyla muhaberatın gizliliği esası ortadan kalkmış durumdadır. Son yıllarda hukuka aykırı dinlemeler artmış; bu durum, son birkaç yıldır tüm eleştiri ve hukuka aykırılığın giderilmesi adına yürütülen çabalara rağmen devam etmektedir. Önceleri Adalet Bakanlığı bu dinlemelerden haberdar olduklarını ve dinlemelerin hukuka uygun olduğunu belirtmişken, hâlihazırda durumun kontrolden çıktığı malumdur. Zira hâkim, savcılar ile siyasetçiler de ortam dinlemelerinin mağduru olmuş durumdadırlar.

Oysa ceza yargılamasında hukuka uygun olmayan kanıtlar hükme esas alınamaz. Ceza Genel Kurulu 15/10/2002 gün ve 8-191/362 sayılı kararında "Demokratik bir hukuk devletinde delil elde etme, soruşturmanın temel amacı ve kolluğun görevi olmakla birlikte, bu amaç ve görev insan hakları ihlallerini meşrulaştırıcı ve hukuka aykırı davranmanın bir mazereti olamaz." görüşüyle hukuka aykırı kanıtları reddetmektedir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu 28/9/1999 gün ve 213/219 sayılı kararında da "Bir kanıt, yasa koyucunun öngördüğü koşullara göre elde edilmemişse, hükümde, bu kanıta dayanılamayacaktır." ifadesine yer vermiştir.

Anayasa Mahkemesi de bir kararında "Bu kuralla, hukuka aykırı biçimde sağlanan delillerin hükümde göz önüne alınmaması amaçlandığından söz konusu delillerin üçüncü kişiler tarafından sağlanması hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz. Delilin elde ediliş biçimi, kişilerin Anayasa ile tanınmış haklarını ihlâl ediyorsa, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekir." hükmü ile kanuna aykırı delilin kabul edilemeyeceğini, kişi hak ve özgürlüklerinin bu itibarla ihlal edilemeyeceğini kaydetmiştir.

Nitekim, Anayasa'nın 22’nci maddesi uyarınca kural olarak herkes haberleşme özgürlüğüne sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dâhil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin 8’inci maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu kurala bağlanmış, bu hakka bir kamu otoritesinin müdahalesinin ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda gerekli olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir.

Ancak ne var ki bazı hâllerde bu durumun birincil mağduru olan hâkim ve savcılar dahi gizli dinlemeler yolu ile edinilen bu delillere başvurmakta, yine bu deliller ışığında hukuka aykırı kararlara imza atabilmektedirler. Oysa Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, delil elde etmek adına yapılan gizli dinleme insan hakları ihlallerini meşrulaştırıcı yahut hukuka aykırı davranmanın bir mazereti olamaz. Bu itibarla, eğer dava dosyası içinde bulunan telefon dinleme tutanaklarının "hukuka aykırı kanıt niteliğinde olduğu" anlaşıldığı vakit dosyadan çıkarılması gerekir. Fakat günümüzde gelinen noktada, haberleşmenin gizliliği esası bertaraf edilmiş; herkesin muhaberatı açık, gizli dinlemeler ise fiilen yasal duruma gelmiştir.

Açıklamış olduğumuz üzere gelinen fazda temel kişi hak ve özgürlüklerinin en çok ihlal edildiği bu alana dair bir araştırma yapılarak yaşanan sorunların giderilmesi ve açık yasa ihlalinin önüne geçilerek hukuka olan güvenin yeniden tesisi adına bir komisyon kurularak inceleme yapılması gereklilik arz etmektedir.

BAŞKAN -  Bilgilerinize sunulmuştur.

Şimdi, okuttuğum Meclis araştırma önergelerinin alınan karar gereğince birlikte yapılacak ön görüşmelerine başlıyoruz.

 

VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 25 milletvekilinin telefon dinlemelerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/74)

2.- MHP Grubu adına grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/471)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/472)

4.- AK PARTİ Grubu adına grup başkan vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 135 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/473)

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve 21 milletvekilinin, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/474)

6.- BDP Grubu adına grup başkan vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, yasa dışı telefon ve ortam dinleme iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla  Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/475)

 

BAŞKAN – İç Tüzük’ümüze göre, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Hükûmet adına Binali Yıldırım, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı.

Gruplar adına: Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Faruk Bal, Konya Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Rıza Türmen, İzmir Milletvekili; AK PARTİ Grubu adına Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Önerge sahipleri: Namık Havutça, Balıkesir Milletvekili, Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili; Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili; Zeyid Aslan, Tokat Milletvekili ve Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

Şimdi, ilk söz, Hükûmet adına Sayın Binali Yıldırım, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı’nın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; parti gruplarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen, yasa dışı dinlemelerin ve teknolojik araçlarla özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti, önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması hususunda bir Meclis araştırması komisyonu kurulması önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dinlemelerin, özellikle yasa dışı dinlemelerin önlenmesine yönelik konunun yüce Meclisin gündemine gelmiş olması çok önemli ve takdire şayandır. Teknolojinin süratle gelişmesiyle birlikte, haberleşmenin sanal ortamda giderek sesli ve görüntülü veya yazılı şekilde yapılıyor olması toplumda dinlenme kuşkularını, endişelerini de beraberinde getirmektedir. Bu olgu sadece Türkiye için geçerli olmayıp teknolojinin ilerlediği gelişmiş Batı ülkelerinde bile aynı şekilde mevcuttur. Dolayısıyla, özellikle yasa dışı dinlemelerle mücadele edilmesi konusunda yüce Meclisin oluşturacağı bu araştırma komisyonu şüphesiz önemli bilgilere erişecektir ve bu bilgiler bu konuda alınması gereken her türlü tedbir için önemli bir referans oluşturacaktır.

Yasa dışı dinlemelere geçmeden önce, izninizle dinlemeler konusunda ülkemizde mevcut mevzuatın neler olduğunu ifade etmek istiyorum.

Türkiye’de iletişime müdahaleyle ilgili olarak ilk düzenleme 1999 yılında yapılmıştır. 99’da Terörle Mücadele Kanunu, 4422 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle iletişimin dinlenmesine imkân sağlanmıştır. Ancak yeni Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) yürürlüğe girdikten sonra 5320 sayılı Kanun’la 4422 sayılı Terörle Mücadele Kanunu geçersiz hâle gelmiş ve Türkiye’de iletişimin dinlenmesi konusu tekrar mevzuat dışına çıkmıştır.

5397 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile dinleme faaliyetlerinin tek bir merkezî, idari yapı tarafından gerçekleştirilmesi amacıyla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kurulmuş ve TİB adı altında idari bir birim ihdas edilmiş ve bu birim de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna bağlanmıştır.

5397 sayılı TİB’in kuruluşu dışında, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmış, kolluk ve istihbarat kurumlarına iletişimin TİB üzerinden dinlenmesi konusunda yetkiler verilmiştir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına dair usul ve esaslarla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kuruluş, görev ve yetkileri hakkındaki ikincil mevzuat düzenlenerek bu başkanlık 2006 yılı içerisinde faaliyete geçmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşların haberleşme hürriyeti Anayasa’nın 22’nci maddesi ile güvence altına alınmıştır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesi de bu yönde düzenleme yapmış ve yasa dışı dinlemenin önüne geçmek için hükümler koymuştur. Bu düzenlemelerin her ikisinde de “kişilerin özel hayatının, iletişim bilgilerinin güvence altında olması” hükmüne yer verilmiş, bunun ihlali hâlinde cezalar öngörülmüştür. Türk Ceza Kanunu’nda da bu yönde hükümler mevcuttur. Ancak buna rağmen toplumda “dinleniyorum” endişesi sona ermiş değildir. Bugün ülkemizde hemen hemen herkes bu endişeyi yaşamaktadır. Bunun ortadan kaldırılması ve haberleşme hürriyetinin önündeki bütün engellerin yok edilmesi hukuk devletinin en önde gelen görevlerinden biridir.

Peki, bu noktaya neden geldik, oraya biraz bakmak lazım. Az önce ifade ettim, Türkiye’de 2006’dan önce, TİB’in kurulmasından önce, dinlemelerde tamamen bir keyfîlik hâkimdi. Yasal dinlemeler bile, istihbarat kuruluşları veya herhangi bir kurum tarafından rahatlıkla yapılabiliyor, dinlemeye esas konuların dışına dahi çıkılarak bu dinlemeler insanların mağduriyetine sebep olabiliyordu. İşte 2006’da yapılan düzenleme çok net bir sınır getirdi. Bu sınır nedir? Üç kuruluş: Polis, jandarma ve istihbarat. Bütün ülkelerde de böyledir.

İstihbarat kurumları yabancı ülkelerde istihbarat faaliyetleri yapmak için dinleme gerçekleştirirler, ülkenin güvenliği için, ülkeyle ilgili herhangi bir yasa dışı oluşumun veya faaliyetin varlığını takip etmek ve bunu idareyle, icrayla paylaşmak istihbarat kuruluşlarının en önde gelen görevidir. Aynı şekilde, polis ve jandarma da asayişle ilgili olarak veya suçu önlemeye yönelik veya terörle mücadeleye yönelik dinleme faaliyetlerini yasalar çerçevesinde yerine getirebilmektedir.

TİB’in kurulmasından önceki döneme baktığımızda burada ciddi suistimalların olduğuna, dinlemelerin amacı dışına çoğu kere çıktığına şahit olduk. İşte bu yüzden bu dinlemelerin izin verme mekanizmasında bir değişikliğe gidildi, bu değişiklik şudur: Dinlemeye yetkili olan kurumların talepleri Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına gelecek, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı da bu taleplerin hukuka uygun olup olmadığını tespit edecek, eğer uygun bulursa dinlenmesine izin verecek yani uç verecek. Bu şekilde uygulamalara baktığımızda, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten bu tarafa geçen süre içerisinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına gelen dinleme taleplerinin 25.000 kadarı geri çevrilmiştir; talepler yerinde görülmemiş, reddedilmiş ve iade edilmiştir. Bu önemli bir gelişmedir.

Yine bu Kanun’la birlikte yaptığımız önemli bir değişiklik de şudur: Burada, yasa dışı dinlemelerle elde edilen bilgiler, belgeler, veriler asla ve asla delil olarak kullanılamaz, kullanılması hâlinde de ağır cezaları var Türk Ceza Kanunu’na göre.

Yine, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan en son değişiklikle, bu Parlamentoda yapılan değişiklikle, buradaki dinlemelerin cezası yüzde 50 oranında artırılmıştır. En son 2012’de yapılan değişiklikle, bu şekilde, yasa dışı dinlemelerin cezası da Türk Ceza Kanunu’nda artırılmıştır. 6352 sayılı, 2 Temmuz 2012’de çıkarılan Kanun, İnternet ortamında bu dinlemelerin yayılmasıyla ilgili cezalarda artırıma gitmiştir.

Sonuç olarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 5397 sayılı Kanun’la telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi yasal bir güvenceye kavuşturulmuş ve bu faaliyetlerin tek merkezden yürütülmesi, dağınık istihbarat veya delil araştırma nedenleriyle veya gerekçeleriyle yapılan münferit dinlemelerin önüne geçilmiştir.

Özellikle ortam dinlemesi, İnternet üzerinde kişilerin özel hayatına yönelik bilgilerin veya görüntülerin yayınlanması veya farklı elektronik araçlar kullanarak dinleme toplumda en fazla endişe kaynağı olan yasa dışı dinlemelerdir. Bu dinlemelere yönelik alınacak tedbirler, mutlaka bu araştırma komisyonunun konusunu teşkil edecektir.

Bilinmesi gereken bir şey var: Türkiye bu amaca yönelik bir başka adımı da atmıştır. Geçen yıl Avrupa Komisyonu Siber Suçlar Sözleşmesi’ni ülkemiz imzalamak suretiyle İnternet ortamında işlenebilecek suçlara karşı ortak hareket etme mekanizmasına dâhil olmuştur. Bunun anlamı şudur: 49 ülke bu anlaşmayı imzalanmıştır. Bu anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte de dolayısıyla 49 ülkeyle Türkiye “adli yardım anlaşması” imzalamış oluyor ve bu şekilde yapılanmayla yedi gün yirmi dört saat bilişim merkezlerinde haberleşme oluyor. Bu haberleşmeyle anında buna müdahale ediliyor.

İnternet’te yasa dışı bir faaliyet, kişilik haklarına yönelik, özel hayata yönelik bir faaliyetle yasal mücadelenin zaman bakımından zorluğu aşikârdır. Bir anda bir görüntünün veya bir haberin binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insana ulaşması gayet kolaydır birkaç dakika içerisinde. Dolayısıyla, burada alacağınız tedbirlerin, yasal tedbirlerin, hâkim kararının, savcı kararının en iyi şartlarda, bir günde yerine getirilmesinin mümkün olduğunu düşünürsek bu mücadelede daha farklı yöntemlerin geliştirilmesi kaçınılmazdır. İşte o yüzden Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi bir araçtır. Burası, TİB’le ve bilişimle ilgili uygulayıcı birimlerle sürekli temas hâlinde olacak, bu ve buna benzer olaylara müdahale etme imkânı bulacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuda düzenlemeler yapılırken esas aldığımız ilke şudur: Dinlemek istisna, haberleşme esastır. Yani gerek suçla mücadele gerekse suçla ilgili başkaca elde imkân yoksa, delil bulmak gerekiyorsa veya terörle mücadele konusunda bir çalışmamız varsa, burada, dinleme, izleme, sinyal takip etme en önce akla gelen bir konu olmamalıdır. Haberleşme özgürlüğü anayasal teminat altındadır, kişilerin özel hayatı anayasal teminat altındadır. Dolayısıyla, buna aykırı hareket edenler mevcut mevzuat çerçevesinde gerekli cezalandırmayı mutlaka görmelidir, görecektir. Bu konuda kanunlarımız açıktır. Uygulamada yaşadığımız sorunlar olduğu bir gerçektir. Dinlemeden şikâyet edenlerin bir üst mahkemeye de müracaat etmediği maalesef bilinen bir gerçektir. Bütün bu konular…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Haberi olmuyor ki Sayın Bakan, haberi olmuyor dinlendiğinden.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Haberi olduktan sonra da şikâyetçi olan yok, burası enteresan. Bu da tabii anlaşılabilir bir şey çünkü uzun bir süre alıyor, sonuç almak uzun bir süre alıyor ve tekrar vatandaş davacı olduğu zaman, bu konular tekrar aleni hâle geliyor, tekrar, bir daha bir mağduriyet yaşanıyor.

O bakımdan, bu araştırma komisyonunun yapacağı çalışmaların bundan sonraki düzenlemeler için de önemli bir fırsat olacağını düşünüyorum ve bu önergeye Hükûmet olarak biz de gereken desteği veriyoruz. Bütün parti gruplarına; AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Barış ve Demokrasi Partisi gruplarına, toplumun önemle üzerinde durduğu bu konuda gösterdikleri hassasiyete ayrıca teşekkür ediyorum.

Çalışmanın ülkemize, milletimize, insanımızın endişelerini gidermeye katkı sağlaması dileklerimle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, gizli dinlemeyle, telefon dinlemeyle, ortam dinlemeyle, teknik dinlemeyle ve çok yönlü dinlemelerle ilgili, 2007 yılında seçildiğimizde, Meclise geldiğimizde ilk yaptığımız işlerden biri bu araştırma önergesini vermek oldu. Mecliste dört grup bulunuyordu ve bu konuda ilk araştırma önergesini veren bir grup olduğumuzu buradan ifade edelim.

Tabii ki Türkiye bir hukuk devleti. Türkiye, Avrupa Birliği sürecinde, müzakere sürecinde bir ülke olarak ulusal yasalarında ve bağlı olduğu uluslararası sözleşmeler uyarınca ulusal üstü sözleşmeler ve gelişen teknik karşısında nasıl bir noktadadır, vahameti açısından bunu bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugün dört parti grubunun da benzer bir araştırma önergesi vermesi, Sayın Bakanın demin açıkladığı, Hükûmetin de destekliyor olabilmesi için maalesef, 2007-2012, beş yıl geçti. Sayın Başbakanın ofisinde ve Meclisteki odasında da böcek bulunmak suretiyle, üstelik gelişmiş böceklerden bulunması nedeniyle böyle bir ihtiyaç hasıl oldu.

Bizim daha önceki yasama faaliyetleri çalışmalarında verdiğimiz bilişim hukukuyla ilgili, bütün maddelerle ilgili kanun teklifimiz vardı. Bu kanun teklifimizin önemli bir kısmı, haberleşme gizliliğinin ihlalinden, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınmasından özel hayatın gizliliğine; kişisel verilerin kaydedilmesine, verileri hukuka aykırı olarak verme ve ele geçirme suçlarına, nitelikli ihlallere, şikâyet ve tüzel kişilere kadar getirdiğimiz teklifler yakın zamanda Üçüncü Yargı Paketi içinde yer aldı ve yasalaştı. Şu an geldiğimiz vahim noktayı şöyle izah etmek istiyorum: Gizli dinleme, telekulak, haberleşmenin kişilik haklarını ihlali gibi konular öylesine bir noktaya geldi ki herkes bundan şikâyet eder bir noktaya geldi. İsterseniz adına “çete”, “gladio”, “derin devlet” veya “kontrgerilla” deyin, ne derseniz deyin, yasa dışı organize suç örgütleri…

Yine teknoloji, bilişim, uydu yayınları derken cep telefonlarından “böcek” diye tabir edilen dinleme cihazlarına, lazer ışınlarından çanaklara, SMS’lerden e-maillere, İnternet üzerinden normal yaşamda hayatın her alanına giren gizli dinlemeyi en çok suç çeteleri, dedektifler, rakip şirketler, siyasi muhalifler, hemen hemen herkes ilgi alanı içinde görmektedir.

Gizli kaydı olan en üst düzeyli askerî görüşmeler, uluslararası görüşmeler önceden sosyal medyaya düşmektedir. Yazılı ve görsel medyaya yansıyanlar, bu konuda güvenlik ortamının sıfıra indiği, hiç kimsenin güvencesinin kalmadığı, her yapılanın da yapanın yanına kâr kaldığı bir uygulama hukuk devletini derinden yaralamaktadır. Yabancı ajanlar cirit atıyor, yerli iş birlikçiler üç kuruşa ülkenin sırlarını satıyor, aleyhte sahte deliller üretiliyor, özel yetkili polisler, özel savcılar, özel yetkili mahkemeler sadece dinleme üzerinden, olağanüstü, yargıyı şekillendirerek adaleti yanıltıyor ve bunu çok da sıkça kullanıyor. Öyle bir noktaya geliyor ki mahkeme kararları bir ay süreyle sınırsız olarak şehirlerde ve metropollerde verilebiliyor ve maalesef yargı da buna alet oluyor.

Mikro ses kayıt cihazlarından dijital ses ve telefon kayıt cihazlarına, casus kalemlerden gözlük, anahtarlık, kameralar, mikro kulaklıklar, dinleme sistemlerine, GSM ortam dinlemeden bilgisayar dinlemeye, yine kameralar, mikro kulaklıklar, dinleme sistemleri, GSM ortam izleme, her türlü cihaz inanın sokakta, İnternet üzerinden, Google’a girin, 49 liradan başlayan fiyatlarla açık açık satılıyor, açık satılıyor. Girin bilgisayarlarınıza, istediğiniz dinleme cihazlarının açık açık satıldığını, hatta eve teslim gönderildiğini görürsünüz. Kimsenin de bunu izlediği, takip ettiği yok.

Ceza yargılamasının en tartışılan delil türü olarak, gizli dinleme kayıtlarından torba iddianameler, kesyapıştır iddianameler tamamen gizli dinleme üzerinden oluşturulmaya başlandı. Hatta o kadar ki, yargı mensupları, Anayasa Mahkemesinin en üst yargı mensupları bile dinlemeden şikâyetçi ve bu dinlemeler yargıya intikal etti biliyorsunuz yakın zamanda. Sonra, yürütme bu konuda şikâyet etti. Başbakanın odasında bulundu. Yasama ise, bizler, hepimiz zaten dinleniyoruz ve seçim döneminde yansıyan kasetlerin, dinlemelerin, izlemelerin, görüntülerin etik, ahlaki yanı bir yana, yasal müeyyidesi açısından da bugüne kadar hiçbir tespitin yapılmaması çok daha vahim bir durum yaratıyor. Böyle olunca ne kişilerin özel hayatı kalıyor ne haberleşme özgürlüğü kalıyor ne kişilik hakları kalıyor ne normal bir yaşam kalıyor ne Türk Ceza Kanunu’ndaki müeyyideler etkili oluyor ne Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki usullere uyuluyor ve giderayak, gerçekten, bütün Türkiye’yi şu an derinden etkileyen gizli dinleme olaylarına Meclisin ortak bir çözüm, ortak bir akıl bulması, ortaklaşması bir zaruret hâline geliyor. Bugün bu dört grubun ortak önergesiyle -bu hususun- kurulacağı anlaşılıyor böyle bir araştırma komisyonunun ve ben çok açık söylüyorum, çok geç kalınmış bir adım bu.

Bakmayın, Anayasa’da yazılıyor haberleşme hürriyeti, onun dışında, kişilik haklarıyla ilgili hükümler, yine diğer parti grup önergelerinde de dikkat ediyorum, aynı bizim bahsettiğimiz konuda yer almalar var.

Böyle olunca şöyle bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz ve kendi kendimizi sorgulamak zorundayız: Sadece anayasa, yasalar, bunu, hukukunu yapmış ama uygulanmıyor. İşlemeyen bir durum var yani işlemeyen yasalar, işlemeyen bir hukuk var ve maalesef yargı kokmuş, tuz kokmuş. Tuz kokunca yargı bunun müeyyidesini, yargılamasını nasıl yapacak? Çünkü yargı bu işin içinde; yargı bu kirli delili, bu kirli dinlemeleri tek delil olarak kullanıyor, soruşturmaya gizlilik kararı veriyor, gizli tanık koyuyor; gizli delil olarak da bu gizli dinlemelerle Türkiye’de adalet yönlendirilmeye çalışılıyor.

Anayasa’nın 12’nci maddesindeki, her kişinin “…bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez” hakları, temel hak ve hürriyetler paspas ediliyor,  22’nci maddesindeki “haberleşme hürriyeti” ayaklar altına alınıyor, “özel hayatın gizliliği” ortadan kaldırılıyor, ulusal üstü hukukta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesindeki “kişilik hakları” ortadan kaldırılıyor, Türk Ceza Kanunu’ndaki bütün hükümler ayaklar altına alınıyor. Terörle Mücadele Kanunu’na dayanarak Silivri’de, KCK davalarında, olağanüstü davalarda, en son avukatlara, Çağdaş Hukukçular Derneğinin avukatlarına yönelen operasyonlarda hep aynı delil türüyle maalesef karşı karşıya kalıyoruz.

Durum böyleyken… Şöyle bir durumla karşı karşıyayız: Madem ulusal hukuk buna karşı, niye caydırıcı olamıyor? İkincisi: Ulusal üstü hukuk madem buna karşı, neden bunun önlemini alamıyor?

Birkaç saptama yapmak istiyoruz bu konuda. En başta, “Bunu kim kullanıyor yani gizli dinlemeyi kim yapıyor?” sorusuna cevap aramamız lazım. En başta istihbarat örgütleri yani casus faaliyetleri, arkasından -bu, Türkiye’de daha önce dağınıktı, Sayın Bakan da söyledi- JİTEM, jandarma istihbaratı, Genelkurmay istihbaratı, emniyet istihbaratı, Millî İstihbarat -MİT- böyle değişik dinlemeler vardı, onlar da birbirini dinliyordu. Gerçi, şimdi, merkezîleştirildiği söyleniyor ama anlaşılıyor ki hâlâ bu alışkanlık biraz sürüyor gibi gözüküyor. Uygulamalar bunu gösteriyor.

Terörle Mücadele Kanunu ile organize suçlarla ilgili düzenlemeler bu piyasaya talebi artırdı, yani gizli dinleme cihazlarının alım satım piyasasını da yükseltti.

Özel yetkili mahkemeler bu alanda ciddi bir iş yapmaya başladılar. Özel yetkili mahkemeler, hiçbir partinin, hükûmetin gözünün yaşına bakmadı. Sağ-sol, farklı koalisyonlar dâhil hepsini izledi, hepsi hakkında da gereğinde gizli servislerden yararlandı.

Medya istihbaratından mafya istihbaratına, darbecilerden çetecilere, sermaye şirketlerinin ticaret ve rekabetinden magazin izlemeye kadar, bakın, buralardan özel güvenliğe, karısını, kocasını izleyen özel dedektiflik bürolarından tutun, herkes bu ülkede çok rahatlıkla dinleme yapıyor. “Kim dinleniyor?” dedik, yargı “Hepimiz dinleniyoruz.” diyor, yürütme “Dinleniyoruz.” diyor; yasama, Meclis “Dinleniyoruz.” diyor, Genelkurmay “Dinleniyoruz.” diyor, sivil toplum kurumları “Dinleniyoruz.” diyor ve tabii ki vatandaş “Ayrımsız hepimiz dinleniyoruz.” diyor ve özel yetkili mahkemelerin sicili burada çok perişan bir vaziyette ortaya çıkıyor. Bu özel yetkili mahkemelerin Meclis tarafından kapatılması isabetli olmuştur ama ellerindeki davaya bakın demesi en yanlış karar olmuştur. Bu mahkemeleri derhâl kapatıp, bu usulsüz dinlemelerin prim görmesini önlemek gerekiyor.

Kişilik hakları, hukuk, adalet yara alırken soruyorum, bunca kurumu dinlenen bir ülke bağımsız olabilir mi? Böyle dinlenen bir ülkenin bağımsız olması mümkün mü? Maalesef, değil.

Peki, bizde TÜBİTAK ne yapıyor? TÜBİTAK’a mahkeme bir dosya gönderiyor bir sene onun cevabını gönderemiyor. AR-GE’ye, bu Meclis döneminde, bir de 23’üncü Dönemde dünyanın parasını ayırdık, yüzde 20 oranında artırdık. Bu dinlemelerle ilgili bir tane telefon geliştirdiler -Mecliste sergilendi, o telefonu izlemişsinizdir- o telefonun dinlenmemesi için karşı taraftakinde de aynı telefonun olması gerekiyor, ilkel bir telefon sistemi çıktı ortaya.

Şimdi, dinlemenin, izlemenin, gözlemenin yöntemleri o kadar çok fazla ki şu an elinizde bulunan bir anahtarlık, gözlüğünüz, kulaklığınız, kaleminiz, düğmeleriniz, çantanız, kol düğmeleriniz, saatiniz hepsi bir dinleme, bir izleme, bir kayıt cihazı olabilir; bu kadar yaygın, bu kadar piyasada… “Le passe de passe”,  bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler denilmiş. Bir hukuk devletinde bu kadar serbest bir piyasa uygulanırsa gizli dinlemede Başbakanı da böcek bulur, sıradan vatandaşı da bulur.

Bakın, önce böcek cihazı satıyorlar, sonra böcek tespit cihazı piyasasını harekete geçiriyorlar. Frekans analizleri var tarama arama yapılıyor. Lazerli dinleme sistemleri ayrı, dijital olan ayrı, ortam dinleme ayrı. Dinleme  biçimlerinde, SIM kart, fihrist, çanta, abajur, mouse, bilgisayar mouse’u, duvardaki tablolar, lambalar, avizeler, bütün bunlar dinleme için birer araç gereç.

Peki, bu dinleme bu kadar yaygın, bu kadar herkes yapıyor da bu Meclis bir önlem alamıyor mu? Vallahi, bu piyasadaki satılanları izlerseniz, takip ederseniz, kim alıyor, kim satıyor, yapan da belli olur, uygulayan da belli olur. Bu çok basit, zor değil yani bu araç gereçlerin satımı, izlenimi, denetimi sağlanırsa.

Şimdi, derler ki: “Dünyanın en büyük global kulağı, büyük kulak NSA’da.” Yani bu Echelon, dünyanın en büyük telekulağı. “Dijital Kale” diye bir roman vardı, orada anlatılır nasıl izlendiği. Deniliyor ki: “Burada dünyanın bütün elektronik haberleşmeleri izleniliyor, kaydediliyor.” Yani telefon, SMS, posta, bütün bunlar kaydediliyor. Tabii, NSA’nın (Ulusal Güvenlik Ajansı) yanında FBI (Federal Araştırma Bürosu), CIA ve sistem çatışmaları başlıyor. İşte Çin, Almanya, Fransa’da, biliyorsunuz “Amerika’nın Microsoft ürünlerini -bir ara- Blackberry telefonları meclislerde kullanmayalım.” gibi şeyler yapıldı. Bize dokunmadığı için biz de ilk geldiğimiz sene baktık Blackberry Mecliste dağıtılıyor, bunun esprisi yapıldı… Bu sefer, Linux işletim sisteminin kullanılması gibi bir durum ortaya çıktı.

Peki, dinlemenin, izlemenin yöntemleri yakın dönemde ne kadar değişti? Çok uzağa gitmeyelim, soğuk savaştan bu yana birkaç örnek vereyim. Bu 1972 Watergate skandalı biliyorsunuz, ABD’de dinlemenin en çok… 1974’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kurulan istasyonla Orta Doğu’nun tamamı izlenip dinlenmiş. Yine, “NASA’nın Signet ağı” diye tabir ediliyor, Türkiye’deki görevli bütün diplomatlar dinlenmiş. Radarlarımız bol, NATO üslerimiz çok bu ülkede. Patriotlar da geldi maşallah, Patriotlar da bu tür kayıt dinleme sistemleriyle yakın bağlantısı olan şeyler.

Sadece dinlemenin maliyetinin 5 milyar dolar gözetleme endüstrisi olduğunu söyleyeyim. Casusluk sistemi Wikileaks’in kurucusu Julian Assange “Hepimiz izleniyoruz.” demişti, o iddiada bulunmuştu. Evet, herkes dinleniyor ama Türkiye’deki gibi pervasızca herkes dinlenmiyor. Hele yargıda, adalette pervasızca dinlenip insanlara bu kadar ceza, eza çektirilmiyor arkadaşlar.

Bu Meclisin yapacağı çok önemli işler var, hayırlı olmasını temenni ediyoruz grup adına.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti içerisine bir virüs gibi sinen, dinleme olarak da ifade edilen konu hakkında Meclis araştırma komisyonu kurulması konusunda Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, insan eşref-i mahlûkat olarak yaratılmıştır. İnsanın yaradılış fıtratında şeref ve haysiyet fıtratından gelmektedir. Şeref ve haysiyet diğer yaratıklara göre sadece insana bağışlanmıştır. Şeref ve haysiyetin ilgi duyduğu, ilgili olduğu iki tane alan vardır hukukta; bunlar da özel hayat, bir diğer ifadeyle özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti, bir diğer ifadeyle haberleşme hürriyetinin gizliliği.

İnsanlık, tarihi boyunca bu iki değeri, kendisine yaradılış fıtratından verilen o şeref ve haysiyeti koruyabilmek için mücadele etmiş. Neticede, özel hayat ve haberleşme hürriyetinin korunması evrensel değerlere yansımıştır.

Diğer taraftan, bütün ülkelerin anayasasında olduğu gibi bizim Anayasa’mızda da bu iki kavram korunmaya gayret edilmiş ve mevzuatımıza da gerek Ceza Muhakemesi Kanunu’na gerekse Ceza Kanunu’na bununla ilgili hükümler konulmuştur.

Son olarak da yeni anayasa çalışmalarında bütün temel hak ve hürriyetlerin insan şeref ve haysiyeti üzerine oturtulması, böyle bir perspektiften anayasa yapılması dört siyasi partinin Uzlaşma Komisyonunda kabul ettiği temel değer olarak alınmıştır.

Bu derecede önemli olan, bu derecede evrensel değerlere yansımış, anayasalara, mevzuatımıza yansımış olan, insanın şeref ve haysiyetiyle ilgisi bulunan özel hayatın ve haberleşme hürriyetinin gizliliği maalesef sokaklarda satılan 25-30 liralık aletlerle heder edilir bir noktaya gelmiştir. O zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak buna bir çare bulabilmek amacıyla dört partinin vermiş olduğu önergenin kabulüyle bu konunun enine boyuna konuşulması gerekmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetinin korunabilmesi ekseninde iki temel noktada araştırma yapılmasını öneriyoruz: Bunlardan bir tanesi, kamu gücünü ve kamu kaynaklarını kullanarak, kamu yetkisini aşarak insanların özel hayatına giren ve haberleşme hürriyetini -yetkilerini suiistimal etmek suretiyle- ihlal edenlerin araştırılması, soruşturulması, diğeri ise oluşturulan çeteler marifetiyle yasa dışı dinlemelerin tespiti; bu temel iki insanlık değerini ihlal edenlerin hakkında alınacak önlemlerin geliştirilmesi.

Değerli arkadaşlarım, mesele vahim bir vaziyettedir. Vahametini ifade etmek üzere önemli gördüğüm iki hususu sizlerle paylaşmak istiyorum: Bundan bir tanesi, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetinin ihlali ile ilgili yapılmış bir ankette vatandaşlarımızın yüzde 71,6’sı bizzat kendisinin telefonunun dinlenildiğine inanmaktadır, böyle bir algı vardır. Bu demektir ki 75 milyonluk Türkiye’de özel telefon kullanan insanlarımızın yüzde 71’i böyle bir kaygı içerisindedir ve bu kaygı çok vahimdir.

Diğer taraftan, bir köşe yazarının feryadını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu sayın köşe yazarı köşesinde feryat ediyor, diyor ki: “Sen veya siz sevgili arkadaşlar, okurlarım okumayanlarım, tanıdıklarım tanımadıklarım, bürokratlar, siyasetçiler, sporcular, ünlüler, ünsüzler, kadınlar, erkekler, büyükler, küçükler, güçlüler, güçsüzler hepiniz dinleniyorsunuz.” Ve ekliyor “Hayasız kulağın dostu olmaz. Dinleyen hayasız kulağın, kimi ne zaman dinleyeceği belli olmaz; kör kurşun gibidir nereden çıkacağı belli olmaz.” İşte bu hayasız kulak, bu sayın köşe yazarının güzelce tanımladığı hayasız kulak Türkiye’de kimleri dinlemedi. Sadece basına yansıyanları biliyoruz, yansımayanları bilmiyoruz. Özel şahıslar dinlendi, ilgili ilgisiz özel ihtilafı olan insanlar birbirlerini dinlettiler, sanatçılar dinlendi, sporcular dinlendi, isimlerini elbette ki söylemeyeceğim. Yargının içerisinde İstanbul Başsavcısı dinlendi. Kim dinletti? Emrindeki, onun adına görev yapan savcı, başsavcısını dinletti. Ankara Başsavcısı dinlendi. Kim dinletti? Onun emrinde, onun adına görev yapan savcı dinletti. Adliye santrali dinlendi, Yargıtay santrali dinlendi, Yargıtayın değerli üyeleri dinlendi, Anayasa Mahkemesinin üyeleri dinlendi, Danıştay Başkanı dinlendi, hâkimler dinlendi, savcılar dinlendi. Bunlar yasal dinleme çerçevesi içerisinde dinlenenlerdir deniliyor ancak yasal düzenlemenin de gayriyasallığına örnek olan, olumsuz birer, hukuk tarihimize geçmiş ibret vesikalarıdır.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan biraz önce anlattı, düzenlemeler yapıldı vesaire. O düzenlemelerden bir tanesi de işte, bu hukuksuzluğu, bu, insan şeref ve haysiyetini rencide eden, haberleşme hürriyetini ve kişinin özel alanını tahkir eden, tahrip eden dinlemeler Adalet ve Kalkınma Partisinin çıkardığı yönetmeliklerle yapıldı. Bunlardan bir tanesi de Teftiş Kuruluna hâkimlerin dinlenilmesi yolunu açan yetkinin verilmesiydi. Bununla ilgili, Türkiye’deki 12 binin üzerindeki hâkim ve savcıdan 1 tanesi “Ben dinlenmiyorum.” diyemiyor, herkes dinlenildiğinden emin. Bu korkuyla, bu baskıyla, bu kaygıyla, bu endişeyle bu hâkim nasıl hak dağıtacak? Ya dinlenilmesi neticesinde önüne bir kaset çıkarsa, önüne bir teyp kaydı çıkarsa? Ya ertesi gün bakacağı davayla ilgili olmak üzere İnternet'te dakikada -Sayın Bakanımızın ifade ettiği gibi- yayılabilecek bir iftira kampanyasına maruz kalırsa? İşte, burada, değerli arkadaşlarım, tuzun koktuğu noktaya geliyoruz; dinleten yargı, dinlenilen yargı, suçlu bu kapsam içerisinde yargı, suçluya ceza verecek olan yargı. Yargının hâli de bu.

Değerli arkadaşlarım, bunun dışında, belediye başkanları dinlendi, özellikle muhalefet belediye başkanları. Bunu ben birkaç defa daha söyledim. Bir daha söyleyeceğim. Dinleneni de dinleyenler var. Bir belediye başkanımız hakkındaki soruşturmada, dinleyeni dinleyen bir makamdan belediye başkanımıza telefon geliyor, diyor ki: “Sizin şu önemli şahıs ile soyadınız aynı, bir akrabalığınız var mı?” Sayın Başkan da hiçbir şeyden habersiz “Hayır, yok.” diyor. “Yok” dediği gün gözaltında. Var olsaydı o sayın şahsiyetin akrabası olması nedeniyle dinleyenler dinlediklerinin gereğini yapmayacaktı. Dolayısıyla Türkiye bu hâle gelmiş bir durumdadır.

Sivil toplum örgütleri dinleniliyor, dernekler dinleniliyor, vakıflar dinleniliyor, sendikalar dinleniliyor. Elhasıl hayasız kulak herkesin ensesinde.

Basın mensupları dinleniyor değerli arkadaşlarım. Genelkurmay başkanları en mahrem toplantılarında dinleniliyor. Sayın Işık Koşaner, Sayın İlker Başbuğ ve sıra kademesine göre herhâlde geriye kalanların tamamı.

Dinlemeden nasibini olmayan yok. Oslo görüşmeleri dinleniyor. Yüzde 95 oranında PKK’yla anlaşıldığına dair ortaya çıkan konuşmalar kamuoyuna yayılıyor. Siyasi partiler dinleniliyor, teknik takibe alınıyor. CHP dinleniliyor, MHP dinleniliyor ve diğer dinlenilen partilerin arasında Adalet ve Kalkınma Partisi, sıranın, hayasız kulağın ne zaman kendisine geleceği ihtimalini hiç değerlendirmiyor, bana sıra gelmez diye düşünüyor ama ona da sıra geliyor. Sayın Başbakanın evi dinleniliyor, Sayın Başbakanın ofisi dinleniliyor. O tarihe kadar yapılan hiçbir iş yok. O tarihe kadar bakın ne oluyor? Milliyetçi Hareket Partisi aleyhine teknik takip dinlemeler ve özel hayatın gizliliğini ihlal, haberleşme hürriyetini ihlal ile bir alçak ve izansız tuzak kuruluyor. Bu tuzağı Sayın Başbakan oy devşiriciliğine dönüştürüyor, “Ne özeli, genel genel.” diye bir de kabadayıca konuşuyor. CHP aleyhine yapılmış teknik takipte ise mesele oy devşiriciliği çerçevesi içerisinde çok basite indirilerek ve telaffuz etmek istemediğim ama söylemek zorunda olduğum -Başbakanın ifadesiyle- “uçkur” meselesine düşürülüyor.

Değerli arkadaşlarım, bu işten sorumlu sayın bakan da dinlemelerle ilgili şikâyet ortaya çıktığında nasihat veriyor, diyor ki: “Eğer suç işlememiş iseniz dinlenilmekten korkmayın, çekinilecek bir şey yok.” İş bu kadar basit ise burada konuşmaya da gerek yok, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu önergeyi vermesine de demek ki gerek yok.

Değerli arkadaşlarım, ne yapıldı? Yapılması gereken hiçbir iş yapılmadı. Örneğin, Milliyetçi Hareket Partisi aleyhine kurulmuş olan hain tuzak İnternet sitesinde yayınlandı. Bunu yayınlatanın kim olduğu belli. Bunu yayınlatan, Adalet ve Kalkınma Partisinin İl Genel Meclisi Üyesi İbrahim Faruk Bayındır. İnternet sitesine para ödemiş, ödediği kredi kartının numarası belli, İnternet sitesiyle telefonla konuşmuş, konuştuğu telefon belli, aradan iki yıl geçmiş, suçun faili yok. Kim bulacak bu suçun failini? Siyaseten sorumlu olan AKP, Hükûmet, bitti. Anayasa’ya göre, işlenmiş suçların soruşturulması görevini kolluk güçleri yapacaktır. Elbette ki savcının denetimi vardır ama kolluk gücü eğer siyasi iradede bir fren oluyor ise o takdirde felçli hasta gibi kolunu kıpırdatmıyor. Ama zamanı geldiğinde de çok güçlü çalışıyor. Örnek, AKP’nin zülfüyârına dokunan bir olay oldu, çok da basit bir olaydı. Bir bakan adına ÖSYM’ye -hatırlayın- sahte bir e-mail gönderilmiş, bir öğrencinin yerleştirilmesine torpil anlamında. Bunun sahteliği belli olduğu için derhâl AKP’nin kurulu güçleri harekete geçti, on iki saat içerisinde bu kişinin, sahte isimle, sahte kimlikle bu sahtekârlığı yapmış olmasına rağmen kim olduğu belli oldu, İstanbul’da bulundu, Ankara’ya kadar getirildi. Demek ki burada bir farklılık var, burada bir çifte standart var. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” deniliyor ama bu hayâsız kulak yılandan daha beter. Hiçbir zaman kimsenin gözünün yaşına bakmamakta ve AKP’ye de acımamaktadır. Sıra onlara da gelmiştir. Bakalım, Sayın Başbakanın ofisinin dinlenilmesinden, evinin dinlenilmesinden, AKP’nin diğer ilgi alanına giren kurumlarının, kuruluşlarının, odalarının dinlenilmesinden daha neler çıkacak?

Değerli arkadaşlarım, şimdi, tedbir alınıyor. Tedbir nasıl alıyor? Sayın Başbakan kendisinin dinlenmesini önleyecek tüm tedbirleri aldı. Başbakanlıktaki bütün korumalar değiştirildi, memurlar değişik yerlere gönderildi, tamamen bütün kadro yenilendi. E, Başbakan bundan sonra belki dinlenilmeyecek bu tedbirler sayesinde. Ya yüzde 71,6’sı dinlenildiğine emin olan Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına ne gibi bir tedbir alınacak? Ya dinlemeleri önlemekle görevli olan yargı “Kendim dinleniyorum.” diye kaygı duyuyorsa bu kaygıyı giderecek nasıl bir tedbir alınacak? Ya Oslo gibi önemli bir görüşmede bunlar ortaya çıkabilecek şekilde nüfuz etmiş bir dinleme çetesine karşı ne gibi tedbir alınacak? Türkiye Cumhuriyeti devletinin hini hacette kullanabileceği en büyük güç olan Genelkurmay Başkanlığını dinleyecek kadar nüfuz etmiş çete hakkında ne gibi önlem alınacak? Değerli arkadaşlarım, zülfüyâra dokunan yerde tedbir var, zülfüyâra dokunmayan yerde tedbir yok.

Dolayısıyla Mecliste kurulacak bu araştırma komisyonuyla, temenni etmekteyiz ki, bu sorulara cevap verebilecek bir açıklıkta, bu sorulara cevap verebilecek bir çerçeve içerisinde, demokrasinin, özellikle parlamenter demokrasinin temel hak ve hürriyetler bağlamında en ciddi sorunu hâline gelmiş bu kanayan yarayı birlikte, ortak akılla çözebiliriz.

Değerli arkadaşlarım, meselenin bir başka boyutu da var. Bu, sadece insanların özel hayatına girilerek, haberleşme hürriyeti ihlal edilerek yapılmış bir saldırıdan ibaret değildir; bu, aynı zamanda toplumun tüm kesimini ilgilendiren bir tehdit ve şantaj aracı olarak kullanılması ihtimalini de ortaya koymaktadır. İhtimalden öteye geçerek, hayatta gördüğümüz, basından edindiğimiz bilgilere göre, tehdit ve şantajın hayatta geçtiğini de görüyoruz. Sokaklarda 15-20 liraya satılan ve çok düşük cesametteki teknik aletler ile iki firma arasındaki rekabet tehdit ve şantaj ile bir firmanın mahvına, diğer bir firmanın ise hak etmediği hâlde önemli kazancına neden olabilecek bir noktaya gelmiştir. Bu, aynı zamanda devlet görevini ifa eden her türlü bürokrata, Türkiye’yi dışarıda temsil eden büyükelçilerimizden ülkemizde devleti temsil eden valilerimize, kolluk kuvvetlerimize, hâkimimize, savcımıza, elhasıl, devleti devlet yapan ve kamu görevini ve yetkisini kullanan herkese karşı bir şantaj aracı hâline gelmiştir ve bu şantajın yerine getirilmesi demek kamu gücünün etkin bir şekilde kullanılamaması sonucunu ortaya koymaktadır. Bu, aynı zamanda devlet gücü ile vatandaşın korku imparatorluğunda bastırılması, susturulması ve temel hak ve hürriyetlerini kullanmasını engelleyen bir tehdit ve şantaj aracı hâline de gelmiştir.

Son olarak değerli arkadaşlarım, bu, ülkenin bekası açısından da yabancı istihbarat örgütlerinin nerelere kadar sızabileceklerini ortaya koyan, çok ciddi ve vahim sonuçlar doğurabilecek bir hâle bürünmüştür. “Biri bizi gözetliyor.” diye bir laf vardır, bir dizi vardır. Şimdi, artık o “Biri bizi gözetliyor.” lafı bitmiştir, “Herkes herkesi gözetliyor, herkesin her şeyi gün gibi ortada.” gibi bir noktaya geldik.

Bütün bunların değerlendirilmesi, incelenmesi ve her bir vatandaşımızın temel hak ve hürriyetlerinin başında gelen insan şeref ve haysiyetine dayalı bir hayatı sürdürebilmesi için, özel hayatının gizliliği ve haberleşme hürriyetinin tam ve kâmil anlamda sağlanabilmesi için böyle bir araştırma komisyonuna ihtiyaç vardır. Bu komisyonun, temenni ederiz ki “Laf olsun, torba dolsun.” anlamında değil, gerçekten, işin ciddiyetine ve ulaştığı vahametine göre bir inceleme yaparak, yüce Meclisin gerekli tedbirleri alabileceği, yasal düzenlemeleri yapabileceği, ortak bir akılla bu ciddi soruna çözüm bulabileceği bir çalışma ortamı oluşturulur diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati:17.39

 

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin birlikte yapılacak ön görüşmesine devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Rıza Türmen, İzmir Milletvekili… (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa dışı dinlemelerle ilgili bir araştırma komisyonu kurulması konusunda Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak için huzurunuzdayım.

Telefon dinlemeleri, yasa içi olsun yasa dışı olsun, bir kere özel hayat bakımından, insan hakları bakımından potansiyel bir tehdit niteliğini taşıyor her zaman. Bir insanın konuşmalarına müdahale ediyorsunuz ve bu konuşmalara ortak oluyorsunuz. Zaten işin esasında, temelinde bir özel yaşamın gizliliğinin ihlali yatıyor, potansiyel bir ihlal yatıyor. Tabii, işin başka tarafları da var; bir de konuşan diğer taraf var, onu da dinliyorsunuz. Bir de tabii, dinlenenin bundan hiçbir haberi yok yani dinlenen yasa dışı mı dinleniyor, yasa içi mi dinleniyor, yasal mı dinleniyor, tamamen kendi bilgisi dışında oluyor bütün bunlar. Yani bütün bunları toplayınca bu konunun ne kadar nazik, insan hakları bakımından ne kadar önemli olduğunu daha iyi görmek mümkün. O nedenle, bu dinlemeler konusunun son derece özenli bir biçimde, çok dikkatli bir biçimde düzenlenmesi gerekiyor; yani ne zaman yasa dışıdır dinleme, ne zaman yasaldır, hangi durumlarda? Ancak son derece istisnai durumlarda. Hangi istisnai durumlarda bu dinlemelere izin verilmesi gerekir? Bu çok ince, nazik bir konu.

Kanuna baktığımız zaman, CMK’nın 135’inci maddesine baktığımız zaman şunu görüyoruz: Bir kere, bu dinleme, kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı yanında, suç işlendiğine dair kuvvetli şüphenin varlığı yanında, aynı zamanda, başka suretle delil edilmesi imkânının bulunmaması durumunda söz konusu olabiliyor yani telefonun dinlenmesi, yasal olabilmesi için en son çare olarak başvurulması gereken bir tedbir, başka tedbirlerle bu suçun izlenmesi, suç işlendiğinin önlenmesinin mümkün olmaması durumunda başvurulacak bir tedbir. Onun dışında, hâkimin vereceği kararın çok ayrıntılı olması lazım yani tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısının tespitine imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı, süresinin belirtilmesi lazım. Yani kanunda da -görüyorsunuz- epeyce ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiş bu. İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına baktığınız zaman orada da görüyorsunuz yani özel yaşamın bir ihlali, potansiyel bir ihlali söz konusu olduğu için orada da büyük bir itinayla bu hâkim kararlarının neleri kapsaması, hangi ayrıntıları kapsaması gerektiği belirtiliyor, hâkim kararlarının hangi durumlara inhisar etmesi gerektiği belirtiliyor filan.

Şimdi, bizdeki uygulamaya bakarsanız, bizdeki uygulama hiç de böyle değil. Ne kanunun öngördüğü itinalı bir şekilde telefon dinlemeleri yapılıyor ne de İnsan Hakları Mahkemesinin öngördüğü kriterlere uygun bir şekilde telefon dinlemeleri yapılıyor, bizde bu koşullar yerine getirilmiyor. Bizde son derece keyfî bir şekilde, hâkim kararı bazen var bazen yok, hâkim kararı olsa bile bu hâkim kararının koşulları yerine getirilmemiş yani efendim, işte, telefon numarası, süre, isim, bunlar belirtilmeden bir liste getiriliyor hâkimin önüne, hâkim sadece telefon numaralarından oluşan bu listeyi onaylıyor. Biliyorsunuz, bunu gösteren en güzel hikâye, o telefon numaraları içinde hâkimin kendisi de var ve hâkim kendisi dinleme yetkisi verdiğinin, izni verdiğinin farkında değil; bu kadar gelişigüzel, bu kadar keyfî bir şekilde yapılıyor ve herkes dinleniyor.

Şimdi, Sayın Bakan biraz önceki konuşmasında bu İletişim Kurumunun 25 bin dinleme talebini reddettiğini söyledi. Bu çok güzel de, peki, kaç talebi kabul etti acaba, onu söylemedi. Bu kabul edilen taleplerin sayısı ne kadar, ben asıl onu merak ediyorum.

Tabii, uygulamalara baktığınız zaman şöyle şeyler görüyorsunuz: Bir dönem 163 tane yargıç dinlendi yasa dışı bir şekilde. Yani yargı, 163 yargıç, hâkim kararı olmadan dinlendi.

Bir de bakıyorsunuz, Adalet Bakanlığı Teftiş Kuruluna, yargıç ve savcıları dinleme izni veriliyor, dinleme yetkisi veriliyor. Bu korkunç bir şey tabii. Yani Teftiş Kurulu, yargıçları ve savcıları dinleme yetkisine sahip oluyor. Teftiş Kurulu ne savcıdır ne polistir ne kolluktur ve ondan sonra, bu yasa dinlemeler yayınlanıyor, yasa dışı dinlemeler gazetelerde çıkıyor çarşaf çarşaf. Bu, gazetede çıkan dinlemeleri siyasi iktidar kullanıyor, kendi amaçları için kullanıyor.

Tabii yani dinlemeler, aslında yasa dışı dinlemeler birkaç amaca hizmet ediyor. Eğer bir siyasi baskı, bir grup üzerinde bir baskı kurmak istiyorsanız bunları gayet rahat kullanabiliyorsunuz. Tabii “yasa dışı dinleme” dediğimiz zaman burada, ya hiç hâkim kararı olmayan dinlemeleri ya da hâkim kararı olsa bile usulüne uygun olarak verilmemiş hâkim kararıyla yapılan dinlemeleri kastediyoruz.

Aslında ikisi de aynı nitelikte yani usulüne uygun olarak verilmemiş bir hâkim kararıyla, hiç hâkim kararı olmadan yapılmış bir dinleme arasında hukuken hiçbir fark yok tabii, ikisi de yasa dışı dinleme.

Burada bu tür dinlemeler, işte, bir özel hayatın ihlali olduğu kadar bir siyasi baskı unsuru olarak da kullanmaya son derece elverişlidir.

Tabii, çok basında çıkan haberler, hep işte siyasi kişilerin dinlenmesiyle ilgili spektaküler haberler oluyor, onlar basında çıkıyor, onların, işte Başbakanın dinlenmesi söz konusu oldu, Genelkurmay Başkanının dinlenmesi söz konusu oldu. Genelkurmay Başkanının, Başbakanın dinlenmesi tabii bir de güvenlik boyutu katıyor işe. Yani, devletin önemli işlerinin konuşulduğu telefon konuşmaları da demek dinlenebiliyor, işin bir de bu tarafı çıkıyor ama bir de gazetelerde çıkmayan, sokaktaki vatandaşların dinlenmesi meselesi var. Bu, bence daha da vahim. Eğer sokaktaki vatandaş, hiçbir siyasi niteliği olmayan, gündelik hayatını yaşayan sokaktaki vatandaş dinlendiğinden kuşkulanıyorsa, böyle bir korku içinde yaşıyorsa, böyle bir güvensizlik içinde yaşıyorsa ve de dinleniliyorsa üstelik bu, gerçekten, bir ülkenin demokratik bir düzen kurması bakımından çok vahim bir tablo. Bence, işin en ciddi tarafı da bu yani siyasilerin dinlenmesinin yarattığı çeşitli sakıncaların yanında bu sakıncaların söz konusu olmadığı, gündelik hayatını yaşayan sokaktaki vatandaşın dinlenmesi ve vatandaşın böyle bir korku içinde olması. Bu, işte demokratik toplum düzeniyle bağdaşmayan bir durum, bunu düzeltmek lazım.

O nedenle, kurulması öngörülen araştırma komisyonunun alabileceği önlemler, yapabileceği şeyler çok burada. Fakat, her şeyin başında, araştırma komisyonunun bu tedbirlerle topluma bir güven verebilmesi lazım; en önemli yapabileceği şey bu. Bir güven verebilmesi lazım ki bu toplumdaki bu korku ortamı, bu herkesin dinlendiği ortam… Türkiye’de insanların yüzde 70’i dinlendiğine inanıyor. Tabii, yüzde 70’i dinlendiğine inanınca dinlenmeyenler de bundan alınıyor “Ben adam değil miyim? Niye beni dinlemiyorlar?” diye, böyle bir düşünce de doğabiliyor. Yani bu ortamı düzeltebilecek bir güven verebilmesi lazım araştırma komisyonunun, en önemli fonksiyonu bu olacak.

Tabii, bu güveni verebilmesi belki de biraz da şuna bağlı: Bu dinlemelerde çok önemli bir rol oynayan Telekomünikasyon Kurumu Başkanlığı bağımsız bir kurum değil, bunlar Hükûmete bağlı bir kurum ve Hükûmet bu kurumu, eğer siyasi iktidar istiyorsa bu kurumu kendi siyasi amaçları için kullanma imkânına sahip. Topluma bir güven verilebilmesi için bu yasa dışı dinlemeler bakımından, dinlemeler bakımından bir güven verilebilmesi için, dinlemelerde önemli bir rol oynayan bu kurumun mutlaka bağımsız bir kurum hâline getirilmesi lazım.

Nitekim, Anayasa Mahkemesi, 2009 yılında açılan davada, Telekomünikasyon Kurumu İletişim Başkanının Başbakan tarafından atanmasını iptal etti, “Başbakan tarafından atanması Anayasa’ya aykırıdır” dedi. Anayasa Mahkemesi şöyle diyor: “5651 sayılı Yasa’ya göre İnternet yoluyla yapılan yayınlara erişimin engellenmesi, 5397 sayılı Yasa gereğince telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti, uygulanması konularında kamu düzeni ve kamu güvenliğiyle ilgili görevleri bulunan kurumun başkanlığını yürüten Telekomünikasyon İletişim Başkanının önemli yetki ve sorumluluklarla donatıldığı, bu nedenle üst düzey yönetici kapsamında bulunduğu ve atamasının da müşterek kararname ile yapılması gerektiği açıktır” diyor ve bu nedenlerle bu kural, yani Telekomünikasyon İletişim Başkanının Başbakan tarafından atanması kuralı, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’ndaki bu kuralı Anayasa’ya aykırı bulduğu için iptal ediyor. İptal edilmiş olmasına rağmen Başbakan tarafından atanan Telekomünikasyon İletişim Kurulu Başkanı görevine devam ediyor. Yani, Anayasa Mahkemesinin Anayasa’ya aykırılığını saptadığı bir kişi, aslında bu karar hiç yokmuş gibi Başbakan tarafından atanmış olarak görevine devam ediyor.

Tabii, bütün bunlar siyasi iktidarın iletişime müdahalesi açısından büyük bir güvensizlik yaratıyor. Bu güveni sağlamanın birinci yolu, önce bu kurumun bağımsız bir kurum hâline getirilmesidir.

Tabii, işin başka bir yönü daha var: Yasa dışı dinlemelerle elde edilen delillerin aynı zamanda yasa dışı elde edilen deliller kapsamında görülmesi gerekiyor. Tabii, yasa dışı elde edilen deliller sadece telefon dinlemeleri değil, başka yollardan da elde edilen deliller var ama yasa dışı elde edilen deliller bakımından Türkiye’de çok büyük bir problem var.

1 Şubat 2011 tarihli bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var, Desde/Türkiye kararı. Bu, yasa dışı elde edilen delillerle ilgili bir karar. Bu karar diyor ki: “Bir kere hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin yargılamada kullanılması, bu delil tek başına mahkûmiyete yol açmamış olsa bile yani mahkûmiyet kararı bu delile dayanmamış olsa bile, adil yargılamanın ihlalidir.” diyor. Ondan sonra, bu karardaki başka bir şeyi söylüyor. Davacı, polisteki ifadelerin dosyadan çıkarılmasını istiyor fakat bu talebi hiçbir şekilde cevaplandırılmıyor, bunu dikkate alıyor mahkeme ve İnsan Hakları Mahkemesi son cümlesinde şunu diyor: “Dava dosyasına hukuka uygunluğu kuşkulu delilin konulması, savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlalidir diyor yani hukuka aykırı elde edilmiş bile değil, hukuka uygunluğu kuşkulu bir delilden söz ediyor. Yani hukuka uygunluğunun kesinleşmemiş olduğu, hukuka uygunluğunun kuşkulu olduğu bir delilden söz ediyoruz burada. “Bunun bile dosyaya konmuş olması savunma hakkının ve adil yargılama hakkının ihlalidir.” diyor.

Şimdi, bunu tabii, dilerdim ki Türkiye’deki hâkimler de bu kararı okusun çünkü, bu uygulamada böyle değil. Uygulamada şöyle bir durum var: Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 230’uncu maddesi, (1)’inci fıkrası hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin gerekçede açıkça gösterilmesini talep ediyor. Oysa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararından da gördüğümüz gibi, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin dosyaya hiç girmemesi gerekir yani gerekçede gösterilmek değil, hiç girmemesi gerekir.

Bunu nasıl sağlayacağız peki? Bu zor bir soru: “Nasıl sağlayacağız?” Şundan zor bir soru: Çünkü genelde pek çok davada kısıtlama kararı alınıyor, hâkim kısıtlama kararı veriyor. Kısıtlama kararı verince savunma avukatları dosyayı inceleyemiyor, dosyadaki delilleri inceleme imkânına sahip olmuyorlar yani dosyadaki delillerin hukuka uygun mu, hukuka aykırı mı elde edildiğini savunma avukatı göremiyor ve bu delillere itiraz edemiyor. Bu delillere itiraz edemeyince o zaman bu işi yapmak… Savunma avukatı yapamadığına göre bu işi kim yapacak? Bu işi hâkim yapacak, yargıç yapacak, davayı gören yargıç yapacak. Davayı gören yargıç iddianameyi aldığı zaman, iddianameyi gördüğü zaman bir de bakacak ki, iddianamede işte efendim hâkim kararı olmadan, hukuka aykırı bir şekilde dinlemeyle elde edilmiş bir delil var. O zaman hâkimin bu iddianameyi reddetmesi gerekir, mutlaka reddetmesi gerekir. Biz bunu sağlamak için bir kanun teklifi getirdik, bu kanun teklifinde dedik ki: “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasına (d) bendi eklenmek suretiyle hukuka aykırı delilleri içeren iddianamelerin cumhuriyet başsavcılığına iade edilmesi gerekir.” Bence bu son derece önemlidir gerek dinlemeler gerek başka yollardan hukuka aykırı bir şekilde elde edilen deliller bakımından.

Şimdi, tabii, polis, kolluk kuvveti dinlememesi gereken telefonları dinliyor hukuka her zaman uygun olmayan bir şekilde ama asıl dinlemesi gereken telefonları da dinlemiyor. Bir örnek vermek gerekirse Mehtap Civelek… Mehtap Civelek “Seni öldüreceğim.” diyen eşi tarafından kaçırılıyor. Bu yeni bir olay. Ailesi polise koşuyor, polise diyor ki ailesi: “Yahu, kızın cep telefonu açık, sinyallerden yerini bulun lütfen kızın.” Polisin cevabı şu: “Siz galiba ‘Arka Sokaklar’ dizisini fazla izlemişsiniz bu aralar.” diyor polis ailesine ve bu talebi yerine getirmiyor. Kırk sekiz saat sonra Mehtap kocası tarafından öldürülüyor. Polis eğer bu telefonu dinlemiş olsaydı, Mehtap’ın açık olan telefonunu dinlemiş olsaydı, sinyalleri almış olsaydı, Mehtap’ın nerede olduğunu bulacaktı, belki de bugün Mehtap Civelek hâlâ hayatta olacaktı. Yani, bir de dinlenmesi gereken yerlerde polisin dinlemesi söz konusu, bu da başka bir sorun.

Özel yaşamın ihlali ya da kanuna aykırı delillerden söz ederken bu son, Çağdaş Hukukçular Derneğine yapılan baskınları hiç bahsetmemek olmaz. Çağdaş Hukukçular Derneği, bildiğiniz gibi, sabahın olmadık bir saatinde, üçte, dörtte vahşi bir şekilde kapılar kırılarak, kendileri tutuklanarak, gözaltına alınarak götürülmüşlerdir ve bunu yaparken, avukatların eşyaları aranırken, el konulurken, savcı bulunmamıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu 119’uncu maddesi hâkimin arama ve el koyma kararı için açık kimlik ararken, hâkimin arama kararında böyle bir şey yoktur. Hâkimin kararında “bir kısım avukatların kullanımında olabilecek yerler” gibi açık olmayan, son derece belirsiz bir ifade kullanılmıştır. Yani, hâkim kararı, arama kararı bu bakımından sakattır. Bu sakat karara rağmen sabahın dördünde aranmış, evleri kırılmış, büroları kırılmış ve avukatlar olmadan ve savcı olmadan, savcı gelmeden arama yapılmıştır. Bu da tabii, burada bulunan delillerin, hukuka aykırı bir şekilde elde edilmiş delilin çok tipik bir örneğidir. Eğer, bizim teklifimiz kabul edilmiş olursa -olabilir belki diye düşünüyorum, makul bir teklif çünkü, akıllı bir teklif gibime geliyor- o zaman hâkim iddianamede bakacak, bu şekilde elde edilmiş delilleri reddedecektir.

Bu kurulacak olan komisyonun hayırlı olmasını dilerim.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, önerge üzerinde söz isteyen, AK PARTİ Grubu adına Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa dışı dinlemelerin, özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti, önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması konusunda verilen Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeler üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti en temel insan hakkıdır. Bu hak, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde garanti altına alınmış, Anayasa’mızda da “Kişinin Hak ve Ödevleri” başlığı altında, temel hak ve hürriyetlerin korunması amacıyla güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 20’nci maddesinde, herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu ve özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiştir. 12 Eylül 2010 halk oylamasıyla da kişisel verilerin korunması Anayasa’mızda yerini almış, herkesin, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu ve bununla ilgili tedbirlerin alınması gerektiği anayasal güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 22’nci maddesinde de herkesin, haberleşme hürriyetine sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri ve birkaçına bağlı olarak usulünce verilmiş hâkim kararı olmadıkça, yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça haberleşmenin engellenemeyeceği, haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı hususu anayasal güvence altına alınmıştır.

İnsanların ulusal üstü belgelerle ve anayasayla güvence altına alınmış olan haklarının ihlali, hiç kuşkusuz kabul edilemez. Bu hakların ihlalinde gerekli yaptırımların mutlaka olması gerekir. Ancak, açıkça söylemek gerekirse, AK PARTİ iktidarına kadar bu konuda da ülkemiz maalesef yeterli bir düzeyde değildi. Bu hakların korunmasını sağlayacak cezai yaptırımlar, dinleme ve izlemelerle ilgili denetim mekanizmaları yoktu. 2004 yılında yeni Ceza Kanunu’muzun yürürlüğe girmesiyle birlikte “Özel hayatın gizliliğini ihlal” ve “Kişisel verilerin korunması” başlıkları altında düzenlenen maddelerde Anayasa’mızda teminat altına alınan ve uluslararası sözleşmelerin koruduğu bu özgürlüklere müdahalenin yaptırımları mevzuatımızda yerini almış oldu.

Özel hayatın gizliliğini ihlal eden suçların kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi hâlinde verilecek cezanın da yarı oranında arttırılacağı yönünde düzenlemeler yapılmıştır. Mevzuatımızda yerini alan bu cezai yaptırımlara rağmen özel hayatın gizliliğini ihlal, yasa dışı dinleme ve gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal suçları ve bunların yaptırımlarıyla ilgili kamuoyundaki yoğun şikâyetlerin devam etmesi üzerine 2 Temmuz 2012 tarihinde “Üçüncü Yargı Paketi” olarak adlandırdığımız Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun’la da özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda cezalarda artışlar yapılmıştır.

Özel hayatının gizliliğini ihlal suçunun değiştirilmeden önceki hâli altı aydan iki yıla kadar hapis cezasını öngörürken, bu ceza arttırılmış, bir yıldan üç yıla kadar hapis şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca, maddenin eski hâlinde “Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi hâlinde verilecek ceza bir kat arttırılır.” şeklinde değiştirilerek ceza daha da ağırlaştırılmıştır.

Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimsenin iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağı, ifşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı cezaya hükmolunacağı yönünde mevzuatımızda ağırlaştırıcı düzenlemeler yapılmıştır.

Görüldüğü üzere, özel hayatın gizliliğini ve haberleşme hürriyetini ihlalin ceza kanunlarındaki yaptırımları AK PARTİ iktidarıyla mevzuatımızda yerini almış, kamuoyunda bu suçlarla ilgili endişelerin artması üzerine de cezalarda artırıma gidilmiştir.

Yine aynı şekilde, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’muz yürürlüğe girinceye kadar haberleşmenin dinlenmesi ve denetlenmesi konusunda da ülkemiz mevzuatında düzenleyici bir kural yoktu. Uygulamada, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 91’inci maddesinde yer alan sanığa gönderilen mektuplar, vesair mersule ve telgrafların postanede zaptedileceğine ilişkin kuralın kıyasen uygulanması suretiyle haberleşmeler denetlenmiş, bu tür delil derlemeleri, özellikle doktrinde de yoğun eleştirilere konu olmuştur.

Ülkemizde iletişimin denetlenmesi ve telefonların dinlenmesi, 1 Haziran 2005 tarihine kadar Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu çerçevesinde gerçekleştiriliyordu. 2005 yılında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte adli ve istihbari amaçla iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik faaliyetlerin nasıl yapılacağı hususunda mevzuatımızda önemli düzenlemeler gerçekleştirilmiş oldu. Buna göre, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” başlıklı 135’inci maddesinde, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespit edilebileceği, dinlenebileceği, kayda kalınabileceği ve sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceği, cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararların derhâl hâkimin onayına sunulacağı hüküm altına alınmıştı.

“Kararların yerine getirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi” başlıklı 137’nci maddesinde de, dinlemeye ilişkin kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da hâkim onayının alınamaması hâlinde bunun uygulanmasına cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verileceği, bu durumda yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtların cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek durumun bir tutanakla tespit edileceği; tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi hâlinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren en geç on beş gün içinde cumhuriyet başsavcılığının tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi vereceği yönünde düzenleme yapılmıştır.

“Teknik araçlarla izleme” başlıklı 140’ıncı maddesinde de “Katalog suçlar” dediğimiz suçlar işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve iş yerinin teknik araçlarla izlenebileceği, ses veya görüntü kaydının alınabileceği; teknik araçlarla izlemeye hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde cumhuriyet savcısı tarafından karar verileceği, cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararların yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulacağı hükümleri yer almıştır. Usulüne uygun şekilde hâkim kararlarıyla yapılan dinlemelerin sınırını aşan bir durum söz konusu olduğunda da, bu durumda da yine yasa dışı dinleme söz konusu olacağından, bunu yapan kamu görevlileri de kanunda verilen cezalara muhatap olacaklardır.

Değerli milletvekilleri, haberleşme hürriyetini, özel hayatın gizliliğini ve kişisel verilerin korunmasını sağlayacak yaptırımlar son on yıllık dönemde ülkemiz mevzuatında yerini almıştır. Bir suç dolayısıyla yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda da dinleme ve izlemenin ne şekilde yapılacağı usul kanunlarımızda yine AK PARTİ döneminde yerini almıştır. Yasa dışı dinlemeler, özel hayatın gizliliğini ihlal eden görüntü ve ses kayıtlarının basın yayın yoluyla ifşa edilmesiyle ilgili olarak birtakım çevreler hep kara propaganda yapmış, bu konuda AK PARTİ iktidarını eleştirmişler, hatta hiçbir mesnedi bulunmadığı hâlde suçlayıcı ifadeler kullanmışlardır. Üzülerek söylemek gerekir ki bu işlerde iktidarın parmağının bulunduğuna ilişkin bazı beyanatlarda bulunanlar da olmuştur. AK PARTİ’yi bu konuda eleştirenlerin, hatta haksız bir şekilde suçlamalarda bulunanların iktidar oldukları dönemlerde telefon dinlemeleri ve izleme konusunda mevzuatımızın yeterli olmadığını, uygulamada tam bir kargaşanın olduğunu unutmamak gerekir.

O dönemlerde, dinlemeye ve istihbarat toplamaya yetkili olan kuruluşlarımız özel şirketler ile birebir muhatap olduğu için suistimale, yasa dışı dinlemelere ve izlemelere açık bir durum söz konusuydu. Bir denetim mekanizması yoktu. AK PARTİ Hükûmeti bu durumu ortadan kaldırmak için 2005 yılında 5397 sayılı Yasa’nın çıkarılmasını sağladı. Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi, bu yasayla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kurularak bir denetim mekanizması oluşturuldu. Dinlemeye yetkili kuruluşlarımız öncelikle yargıdan aldıkları izni Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına iletmekte, bu talep burada hukuki olarak incelendikten ve teknik tanımlaması yapıldıktan sonra telefon şirketlerine durum aktarılmaktadır. 2005 yılından itibaren Türkiye’de iletişimin denetlenmesi tedbiri tek bir merkezden Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından yürütülmektedir ancak bu durum Türkiye’deki bütün dinlemelerin sadece tek bir merkezden ve TİB tarafından yapıldığı şeklinde anlaşılmamalıdır.

TİB, dinleme yapılacak birim ile dinlenilecek iletişim aracının hizmetini sağlayan kurum-operatör arasında yer almaktadır. Buna göre; Emniyet, Jandarma ve Millî İstihbarat Teşkilatı mahkeme kararını aldıktan sonra artık doğrudan ilgili operatöre gitmemekte, bunun yerine TİB’e başvurmakta, diğer işlemleri de TİB yerine getirmektedir. TİB başta olmak üzere bütün operatörler ve ilgili güvenlik ve istihbarat kuruluşları, iletişimin denetlenmesi kapsamında yer alan faaliyetleri mümkün kılacak her türlü teknik altyapıyı kurmuş durumdadırlar. Mahkeme kararı çerçevesinde bu operatörlerden alınan her türlü bilgi, belge ve kayıtlar, TİB aracılığıyla, bilgi güvenliği kriterlerine uygun olarak, dinleme yapan ilgili kurumlara aktarılmakta ve arşivlenmektedir. Her türlü telefon dinlenmesi mutlaka hâkim kararıyla yapılmak zorundadır. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı istisnai olarak, hâkimin verdiği kararı hukuki ve teknik açıdan kanunlara ve teknik altyapıya aykırı gördüğünde devreye girerek bu konuda gerekli itirazları yapabilmektedir. TİB bunu, hâkimin vermiş olduğu kararı inceleyerek, eksik ya da yanlış olup olmadığını denetleme yetkisine sahip bir makam olarak yapmamaktadır; idari bir organ olarak sadece üst mahkemeye itiraz edebilmektedir, yapılan itiraz hiçbir şekilde, hâkimin vermiş olduğu kararın uygulanmasını durdurmamaktadır. Tedbirin uygulanması ancak kararına itiraz edilen mahkemenin veya kararı inceleyen üst mahkemenin kararıyla mümkündür. Bu şekilde düzene kavuşmuş olan telefon dinleme ve izleme sayesinde, dinleme ve izlemeye yetkili kuruluşlarımız tarafından birçok olayın aydınlatılması sağlanmış, çeteler çökertilmiş, geçmişte faili meçhul olayların yoğun yaşandığı ülkemizde artık faillerin kısa sürede yakalanmaları sağlanmıştır.

Temiz bir toplum için, şeffaf bir yönetim için gerekli düzenlemeleri yapan, bireyin özgürlüğünü esas alan, temel hak ve hürriyetler konusunda son derece hassas olan AK PARTİ’yi yasa dışı dinlemelerle ilgili olarak eleştirenler, kendileri iktidarda oldukları dönemlerde bu düzenlemeleri maalesef gerçekleştirememişlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler, AK PARTİ olarak, yasa dışı dinlemenin bir insan hakkı ihlali olduğuna inanıyoruz ve suç şüphesi olan kişinin, yargı kararı olmadan dinlenemeyeceğini savunuyoruz. Bunun için mevzuatımızda gerekli düzenlemelerin yapılmasını sağladık. Geçmişte tam bir düzensizliğin olduğu, kimin kimi dinlediği belli olmayan, bir denetim mekanizması bulunmayan bu önemli konunun düzene kavuşturulması için gerekli mevzuatı ve altyapıyı hazırladık. Ancak, buna rağmen, birtakım kötü örnekler öne çıkarılarak önceki kaotik durum unutulmakta ve iktidarımız haksız bir şekilde suçlanmaktadır. Bu suçlamaların çoğu da iyi niyetle bağdaşmayan, siyasi propagandaya dönük çabalardır. AK PARTİ Grubu olarak bu konuda verdiğimiz araştırma önergesiyle de bu konuda ne kadar hassas olduğumuz açıktır.

Telefon dinleme suçla mücadelede önemli ve etkili bir yöntemdir. Türkiye’de herkesin dinlendiği yönündeki iddia ve söylentiler, bu söylentiler de abartılı değerlendirmelerdir. Böyle bir uygulama hukuken, teknik ve pratik açıdan ve ülkenin gerçekleri çerçevesinde mümkün değildir. Suçla mücadele faaliyetlerini hukuk sınırları içerisinde tutmak ve temel hak ve özgürlükler ile kamu düzeni ve güvenliği arasında hassas bir denge kurmak, demokratik toplumların en önemli özelliklerinden ve önceliklerinden biri olarak kabul edilmelidir. Demokratik hukuk sistemlerinde güvenlik birimleri kamu düzeni ve güvenliğini sağlamanın yanı sıra, herkesin temel hak ve hürriyetlerden en iyi biçimde ve eksiksiz yararlanmasını temin etmekle görevlidir. Yani kolluk, bireyi, toplumu ve devleti birlikte korumak zorundadır. Bu nedenle, bilgi toplama faaliyeti esnasında bireyin hak ve hürriyetlerini zedeleyecek teknikler en son yol olarak görülmeli, hak ve hürriyetlere müdahale niteliği taşıyan tekniklerin uygulanması zorunluluğunda da mutlaka kanuna ve hâkim kararına dayanılmalıdır.

Mahkeme kararlarıyla gerçekleştirilen yasal dinlemeler ile yasa dışı dinlemeleri birbirine karıştırmamak gerekir. Tüm yasal düzenlemelere ve etkin cezai yaptırımlara rağmen “böcek”, “gizli kamera” gibi dünyadaki teknik gelişmelerin bu konuda sağladığı yasal olmayan tüm yöntemleri kullanarak kişiler arasındaki konuşmaların dinlendiği, kayda alındığı ve bu kayıtların basın-yayın yoluyla hukuka aykırı bir şekilde kullanıldığı yönündeki kamuoyunda oluşan algının giderilmesini de sağlamak zorundayız. Bunun için yüce Meclisimize sorumluluklar düşmektedir. 23’üncü Dönemde Cumhuriyet Halk Partisinin eski Genel Sekreteri Önder Sav’ın bir merkez valisiyle CHP Genel Merkezinde gerçekleştirdikleri konuşmanın ortam dinlemesi yoluyla kaydedildiği iddiasıyla bir araştırma komisyonu bu Mecliste kurulmuştu ve raporunu da Meclise sunmuştu ancak o dönemdeki araştırma sadece bir olaydan yola çıkılarak, çerçevesi sınırlı bir araştırma şeklinde gerçekleşmişti. Görüşmekte olduğumuz araştırma önergesinin kapsamı ise daha geniş. Yasa dışı dinlemelerin hangi araçlar kullanılarak yapıldığının, bu araçların nasıl temin edildiğinin, bu araçların imal, ithal ve bulundurulması konusunda yasal bir kısıtlama bulunup bulunmadığının ve yaşanan bu sorunun çözümü amacıyla alınması gereken yasal, idari ve istihbari ve diğer önlemlerin tespiti amaçlanmaktadır.

Yasa dışı dinlemeler ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin ülkemiz gündeminden çıkarılması için iktidarıyla, muhalefetiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bugün çok önemli bir adım atmış durumdayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu araştırma önergelerinin bugün Genel Kurulda kabul edilmesiyle birlikte çok detaylı bir araştırma yapılacağına ben inanıyorum ve yapılacak araştırma sonucunda alınacak önlemlerin, alınması gereken tedbirlerin kamuoyundaki endişeleri ortadan kaldıracağına inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, önergenin kabulüyle kurulacak araştırma komisyonunun ülkemiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Hatip yanlış bir bilgi verdi Genel Kurula. Yanlış bilgi şu: Ankara Sulh Ceza Mahkemesinde polis de bir Türkiye’de ortam dinleme kararını aldı, jandarma da aldı. Ancak o dönemin Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin Bey ona itiraz etti. Kanun yararına jandarmanın kararı bozuldu, dinlenilmedi. Hâlen Türkiye’de polisin o kararı dinleniyor. Yani Türkiye’deki yasa dışı dinlemelerin, yasa dışı izlemelerin, yasa dışı fişlemelerin asıl kaynağı AKP Hükûmetidir.

Bilgilerinize arz olsun.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim. Sözleriniz tutanaklara geçti.

Evet, şimdi önerge sahipleri adına Namık Havutça, Balıkesir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yanlış bilgi ama.

BAŞKAN – Aydınlandık Sayın Tanal, teşekkür ederim.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa dışı dinlemeler üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, AKP’li sözcü arkadaşımızı dinlerken Türkiye'nin özgürlükçü, demokratik ve yargı sisteminin güllük gülistanlık bir ülke olduğu izlenimini edinebilir buradan dinleyenler. Ama bugün muhatap olduğumuz ve tartıştığımız konunun mağdurlarından bir tanesi olan Sayın Başbakan “Ben dinleniyorum.” diye Türkiye’de tüm kamuoyuna bunu ifade etmedi mi? Yani biz burada olmayan bir şeyi mi değerlendiriyoruz acaba?

Şimdi, bizim Grup Başkan Vekilimiz YARSAV Başkanıyken dinlendi. Burada, Anayasa Mahkemesi üyeleri dinlendi, ana muhalefet liderini bizzat takip ettiğini ve dinlendiğini Sayın Başbakan ifade etmedi mi? Burası neresi? Demokrasinin, hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının olduğu gerçek bir hukuk devleti mi? Burası nasıl bir devlet? Ben buradan soruyorum değerli arkadaşlar. Bugün, bunu biz söylemiyoruz, istatistikler söylüyor ve bizzat Ulaştırma Bakanımız söylüyor, rakamlar veriyor, 71 bin kişi dinlendi ve bunların bin kişisinin nasıl dinlendiği belli değil.

Şimdi, bakın, burada yasalar ortada. Arkadaşımız az önce yasal mevzuatı okudu, değerlendirdi. Bizim sözcümüz de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde görev yapan yargıç arkadaşımız da teknik bir değerlendirme yaptı. Evet, Ceza Muhakemesi’nin 135’inci maddesi, suçu ve suçluluğu önleme, suçluyu bulma bakımından çok önemli bir yasa olarak düzenlendi, Avrupa’nın birçok ülkesinde var. Peki, yanlışlık nerede, arıza nerede?

Bakın, Ayvalık Belediye Başkanımız ihaleye fesat karıştırmaktan sorgulandı. Bir baktık, Ayvalık’ta basın bültenlerine düştü, bizim Belediye Başkanımız sabaha karşı yaka paça Ayvalık’ta gözaltına alındı. Efendim, suç, ihaleye fesat karıştırmak. Ne zaman gerçekleşmiş? Sekiz ay önce yani suç gerçekleşmiş, gidin kardeşim, ihaleye fesat karıştırmanın -burada avukat arkadaşlarımız var- ceza muhakemeleri ilgili kanununda telefon dinlenmesi için üç unsurun olması gerekir.

Bir: Başka türlü delil elde etme imkânınin olmaması gerekir.

İki: Kuvvetli şüphenin varlığı gerekir.

Üç: Kanunda tanımlanan suçlardan birinin olması lazım; kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırma, örgütlü suçlar, vesaire… Bu da yetmiyor, bu üç unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben buradan soruyorum: Ayvalık Belediyesindeki ihaleye fesat karıştırma suçunun delilleri Ayvalık Belediyesi encümen kararlarında, oradaki dosyalarda, ihaleye fesat karıştırma dosyalarında yok mudur, bunlar incelendi mi? Bakın, arıza, düzenlemeden kaynaklanmıyor. Bugün, insanların özel hayatını, haberleşme hürriyetini, Anayasa’da düzenlenen bu çok önemli, demokrasinin  temel kriteri olan, temel hak ve özgürlüklerin en önemlisi olan özel hayatın gizliliği ve haberleşme gizliliği ayaklar altına alınıyor.

Benim belediye başkanımın altı ay telefonu dinleniyor. Bakıyoruz, bu bilgilerin gizli olması gerekiyor eğer suçla bir ilgisi yoksa, ertesi gün Balıkesir gazetelerinde okuyoruz. Bunlar olmadı mı?

Peki, Ergenekon davasında ne oldu? Balyoz davasında ne oldu? Biz, o telefon dinlemelerini, savcılık kayıtlarında gizli tutulması gereken, ifşa edilmemesi gereken o bilgileri ertesi gün gazetelerde okumadık mı? Peki, nedir bu kanunun amacı? İnsanların özel hayatını, haberleşme gizliliğini, sevgilisiyle, karısıyla, çoluğuyla çocuğuyla konuşmalarını ifşa etmek mi? Böyle bir devlete hukuk devleti denilebilir mi? Böyle bir devlete demokratik bir devlet denilebilir mi? En sonunda -bütün bunlar yaşandı- işte bizim Grup Başkan Vekilimiz Sayın Başbakana dokununca Sayın Başbakan “Evet, benim de telefonum dinleniyor.” diye televizyonlarda çıktı, bir de kendisinin -arkadaşımız demin ifade etti- mağdur olduğunu ifade ediyor. Ya buradan ben bu Türk milletine sormak istiyorum: Bir ülkenin Başbakanı, on yıldan beri bu ülkeyi sen yönetiyorsun; MİT emrinde, İçişleri Bakanı emrinde, her şey emrinde. Sen neden şikâyet ediyorsun? Sen şikâyet ediyorsan biz ne yapacağız? Benim avukat arkadaşım ne yapacak? Sabaha karşı yaka paça gözaltına aldığınız, tutukladığınız avukat arkadaşım ne yapacak? Ben buradan soruyorum avukat arkadaşlarıma: Avukatların aranması sıkı şekil koşullarına bağlı değil midir? Yargının en önemli kurucu unsurları arasında sayılan iddia, savunma ve yargı mercinin kurucu unsuru olan avukat arkadaşımız -hangi sebeple olursa olsun- demokratik hukuk devletinin en önemli öğesi olan, savunmanın temel direği olan avukat arkadaşımız, Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı gözaltına alınıyorsa, yanında savcı yoksa, tutuklanıyorsa, siz hangi hukuk devletinden, hangi yargı bağımsızlığından bahsedeceksiniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Haydut devlet, haydut devlettir o.

NAMIK HAVUTÇA (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, ben buradan soruyorum: Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti mi? Bakın, -bugün arkadaşlarımız demin değindi- 2009 yılında Savcı Zekeriya Öz, Dost Tarikatı’nın öldürülen lideri emekli asker İhsan Güven cinayetiyle ilgili İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine yazdığı yedi sayfalık raporunda “Başbakan ve bakanların da telefonunun dinlendiğini” dile getiriyor ve bu bir yıl önce oluyor, Sayın Başbakan bunu bugün gündeme getiriyor. Evet, demokratik bir ülkede, yargının bağımsız olduğu gerçek bir hukuk devletinde, hiç kimsenin yasa dışı dinlenmesi söz konusu olamaz, olmamalıdır ama Türkiye’de bugün yapılan araştırmalarda Türkiye insanının, Türkiye’deki insanların, avukatların, milletvekillerinin yüzde 80’i telefonlarının dinlendiğini düşünmektedir. Değerli arkadaşlarım, böyle bir demokratik devlet olur mu? Nasıl bu noktaya geldik? Sayın Başbakan Yardımcımız değerli bir hukukçumuz, kendisini bir hukukçu olarak saygıyla karşılıyoruz. Hukukta bir karine vardır, hepiniz bilirsiniz, bize öğretilen ilk şey, masumiyet karinesi. Evrensel hukukun en önemli ilkesidir bu. Haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı oluncaya kadar herkes masumdur. Sayın Bakan, 2 milletvekili arkadaşımızın, hatta 8 milletvekili arkadaşımızın haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı var mı? Bu arkadaşlarımız üç yılı aşan bir zamandır Silivri’de ne yapıyor? Böyle bir şeyin izahı olabilir mi demokratik devletlerde? Nasıl izah edeceksiniz?

O nedenle, bakın, biz Türk halkına şunu söylüyoruz: Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş, özgürlükçü, çoğulcu bir demokratik sistemde herkesin ekmeğini aşını namusuyla, alın teriyle kazandığı gerçek bir hukuk devleti olsun; temel arzumuz budur, uğraşımız da budur. Büyük Atatürk’ün temellerini attığı Türkiye Cumhuriyeti’ni ancak böyle bir rejimle taçlandırabiliriz. Ama bugün eğitimde adalet yok, bugün sağlıkta adalet yok, bugün çalışma yaşamında adalet yok, bugün yargıda adalet yok, bugün Türkiye’de adalet yok, adalet arıyoruz. Değerli arkadaşlarım, inanın, bunu sağladığımızda, Türkiye’de adaleti sağladığımızda, Türkiye’de yargının bağımsızlığını sağladığımızda, Türkiye’nin o çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma idealine, gerçek bir hukuk devletine, gerçek bir demokratik devlete hepimizin çabalarıyla ulaşmak için çok az bir zaman kaldı. Ama bunun için demokrasinin evrensel kriterlerini hayata geçirmemiz ve gerçek bir hukuk devletini ve demokratik devleti savunmamız gerekiyor.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi söz sırası, önerge sahibi olarak şahsı adına söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa dışı dinlemeleri araştırmak üzere bir komisyon kurulması hakkında söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Gerçek demokrasilerin en belirgin özelliği çoğulculuktur. Herkesin düşündüğünü ifade edebildiği, istediği gibi yaşayabildiği bir rejimin adıdır demokrasi. Çoğulculuğun çerçevesini de Anayasa’da belirtilen hak ve hürriyetler tayin eder.

Değerli milletvekilleri, son günlerde anayasal güvence altında olan haberleşme hürriyetinin gayrimeşru yöntemlerle yapılan izleme ve dinlemelerle çiğnendiği yolunda birçok iddia vardır kamuoyunda. Hükûmet bugüne kadar bu iddiaları bihakkın araştırıp kamuoyunu rahatlatmak yerine beylik cümlelerle geçiştirmeyi, iddiaların üstünü örtbas etmeyi tercih etmiştir. Bu duruş, hukuk devletinin duruşu değildir. Hükûmetin bu duyarsızlığı herkeste ve her kesimde rahatsızlık yaratmıştır. Üstelik dinlemenin hangi yöntemlerle yapıldığı, alınan dinleme izninin sınırlarının tam olarak ne olduğunun belirsizliği, bazı mahkemelerin izinsiz dinlemelerle mahkûmiyet kararları verdiği şikâyeti, hukukçular tarafından sıkça dillendirilmekte, bu konuda halktaki kaygılar gittikçe artmaktadır. Bu belirsizlik ile birbirlerine ve devletine karşı şüpheci bir toplum yaratılmakta ve ağır travmalara sebebiyet verilmektedir. Bu dinlemelerin zaman zaman siyaset arenasında da bir araç olarak kullanılması, sandıkta görülemeyen hesapların gayrimeşru dinlemelerle görülmek istenmesi, böylece muhalefetin dizayn etme ve susturulmaya yeltenilmesi girişimlerine şahit olmak yine son on yıldır ülkemizin karşılaştığı AKP gerçeklerinden biri hâline gelmiştir.

Siyasette dinlemeler, izlemeler, gizli çekimler, CD ve kaset hazırlamalar ve böylece insanların namus ve şerefinin pazara çıkarılması, özel hayatının afişe edilerek ocaklarına incir ağacı dikilmesi AKP döneminin en utanç verici anıları olarak hatırlanacaktır. Kamuoyuna yansıyan ahlaksız ve gayrimeşru dinlemelerin ve alçakça kurulan pusuların faillerinin bugüne kadar ortaya çıkarılamamış olması da Hükûmet için bu utancı katbekat artırmaktadır. Bu tehlikeli gidişata dikkat çekenler olmadı mı? Oldu. Başta, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz defalarca uyardık. Ancak bu bayağı, pespaye yöntemlerle, bel altı vuruşlarla elde edeceği bilgileri kazanç olarak gören Hükûmet, bu uyarılarımıza maalesef kulak asmamıştır. Hatta, Sayın Başbakan, insanın ülke yöneticilerine Allah’ın bir emaneti olduğunu unutarak, bu dedikoduları meydan meydan dillendirerek bu istismarın sefasını sürmüştür. Milliyetçi Hareket Partisine kurulan alçakça pusu sonucunda elde edilen CD ve görüntüler için Başbakan bakın neler diyordu: “Bu görüntüler özelidir diye nitelendirmek çok çirkin. Buna özel denebilir mi? Cezalarını bulsun deriz. Adı ne olursa olsun bunlar Parlamentonun çatısı altında yaşayamaz.” Sanki suçüstü rüşvetle yakalanmış dişli dişsiz vekilleri biz görmemişiz, onları Meclise yeniden taşımamışsınız gibi, sanki tarihî evleri kısa günün kârı şeklinde üçer, beşer cukka edenleri duymamışız gibi. Daha sayalım mı? Hangi birine işlem yaptınız? Soruyorum size. Hangi birine ceza verdiniz? Mevzubahis kendiniz olursa, mesela Sayın Hayati Yazıcı’ya bir gazetecinin elektronik posta atması ile tüm devleti harekete geçirip faili hemen ortaya çıkardınız. Güzel, doğru ama Milliyetçi Hareket Partisi söz konusu ise seyrettiniz, gizli gizli keyif çattınız. Milliyetçi Hareket Partisi aleyhinde hazırlanan gizli CD’ler ortaya çıktıkça parmak hesabı yapıyordu Sayın Başbakan: “Kaldı 11, 10, 9.” diye. Bizi matematik hesabı bilmemekle suçlayan, bölme işleminde ise maharetiyle dünyaya parmak ısırtan Sayın Başbakanın Milliyetçi Hareket Partisi Meclis hesabını, şükürler olsun ki aziz milletimiz bozmasını bilmiştir. Elbette, herkesin bir hesabı var, Allah’ın da bir hesabı var.

Değerli milletvekilleri, ahlaksızca yapılan ve özel hayata tecavüz eden gayrimeşru dinlemelere tevessül etmek ve onlara göz yummak, sessiz kalmak yüce dinimiz tarafından da hoş karşılanmamıştır.

Hucurât suresi müminlere birbirlerinin gizli hâllerini araştırmayı yasaklıyor, “tecessüs” kelimesini kullanıyor. Nûr suresi 27’nci ayeti Müslümanlara izin verilmedikçe evlere girişi tasvip etmiyor. Peygamberimiz buyuruyor: “Benim Allah’ın resulü olduğuma şahâdet eden her kimse, izin alıp selam vermeden bir eve girmesin."

Kenzü’l-Ummâl'dan naklen bir hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum değerli milletvekilleri. Halife Hazreti Ömer (RA) Medine’de dolaşırken bir evden sarhoş naraları geldiğini işitir ve suçüstü yapmak için binanın arkasından evin içine gizlice girer ve adamı içki masasında yakalar. “Ey Allah’ın düşmanı! Yaptığının gizli kaldığını mı sanırsın?” deyip adamı azarlayınca, adam "Ey müminlerin emiri! Dur. Eğer ben Allah’a karşı bir suç işlediysem sen üç suç işledin. Demiyor mu yaradan ya Ömer? Bir: Birbirinizin gizli hâllerini araştırmayın. İki: Evlere kapıdan girin. Üç: Evlere izin alarak girin. Sen hangi birini yaptın? Hadi, ben günahkâr bir kulum, sen ise müminlerin emirisin ve ben Allah'ın sana emanetiyim. Sen neden Allah'ın emirlerine uymadın?” Hazreti Ömer, o, adaletin sembolü sevgili, gözyaşları içerisinde helallik alarak evden çıkıyor, gidiyor.

Sayın Başbakan, Milliyetçi Hareket Partisine karşı yapılan zulme seyirci kaldın ve -hâlâ daha gazetelerden okuyoruz- sana emanet vatandaşların mahremiyetlerine gizli dinlemeler yoluyla tecavüz ediliyor; sustun, susuyorsun.

Milleti dinlemelerle sindirmeye çalışıyor ve bunu da iktidarda kalma araçlarından biri olarak görüyor iseniz "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste." demişler. Aynı densizlik şimdi de Başbakanın başına patladı. Başbakanın makam odasının da birileri tarafından dinlendiği ortaya çıkınca kıyamet koptu. Hangi densiz ya da densizler bir ülkenin başbakanını dinlemeye karar verir ve bu ayıplı fiilden ne beklerler, bunları ortaya çıkarırsanız bileceğiz. Başbakanın bu işi ne kadar sürede sonuçlandıracağını göreceğiz ancak bildiğimiz şudur ki Milliyetçi Hareket Partisine yapılan zulme seyirci kalan Başbakan, herhâlde kendisi için bu densizliği sineye çekmeyecektir, sineye de çekmemelidir zaten. Çünkü vatandaş büyük bir korku içerisindedir, Başbakanın mahremiyetinin dinlenebildiği bir ülkede kendisinin özel hayat gizliliğinin kalmadığının farkındadır.

Değerli milletvekilleri, kanun yapıcılar ve kanunu uygulayan hukuk adamlarının dinlemelerin nasıl ve kimler tarafından yapıldığı ile ilgilenmek yerine, ortaya çıkardığı dedikodu ve söylentilerle ilgilenmeleri ve âdeta atalet içinde, hareketsiz kalmaları da bir başka garabet oluşturmaktadır.

Son günlerde, ülkenin Başbakanının makam odasının dinlenilebilmiş olması ve bunun bizzat Başbakanca dillendirilmiş olması, yıllarca muhalefet tarafından ortaya atılan bu iddiaların ne kadar önemli, ne kadar ciddi, ne kadar doğru olduğunu ortaya çıkarmıştır ve aynı zamanda insanlarımızın da daha güvensiz ve daha despotik bir yönetim içerisinde yaşadıklarına dair korkularını kuvvetlendirmiştir. Telefonlarda vatandaşlarımız kendilerini rahat hissedememekte, evlerinde bile rahat konuşamamaktadırlar.

Bir diğer önemli husus da şudur değerli milletvekilleri: Anayasa Mahkemesinin “Yüce Divan” sıfatıyla gördüğü yargıda rüşvet davasında, soruşturma esnasında elde edilen delillerin, dinleme ve ses kayıtlarının hukuka aykırı bulunmuş olması ve tüm sanıkların beraat ettirilmiş olması; öte taraftan, bazı alt derece mahkemelerinin de hâlâ daha bu yasa dışı dinlemelere dayanarak mahkûmiyet kararı veriyor olması da ayrı bir hukuki tartışmayı başlatmıştır.

Anayasa’da teminat altına alınan haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliği ilkelerinin korunmasına yönelik büyük bir tehdit içeren yasa dışı dinleme uygulamaları ve düzenlemelerinin önüne geçilebilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir araştırma komisyonunun kurulması mecburiyeti hasıl olmuştur. Bu beklenti başta Sayın Başbakan olmak üzere herkesin ortak beklentisi olsa gerektir.

Milliyetçi Hareket Patisi olarak verdiğimiz bu önergemizin kabulü temennileri ile yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi söz sırası Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekilinde. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, nihayet, uzun yıllardır kamuoyunun gündemini işgal eden yasa dışı, ahlaksız röntgencilik, dinlemeler konusu Meclisin gündemine geldi. Niye bugün geldi? Biz istiyoruz baştan beri, diğer partiler de istiyor fakat iktidar partisi yanaşmadı ta ki Sayın Başbakanın makam odasında ve de ikametinin altındaki çalışma ofisinde dinleme cihazı bulununcaya kadar.

Aslında, değerli arkadaşlar, bir ülkede herkes dinlendiğinden şüphe ediyorsa Başbakan dinlendiğinden bahisle şikâyet edemez yani yetkili makamdadır, icra makamındadır. Bu tür ahlaksızlıkları, kanun dışı dinlemeleri yapan kişileri yargının önüne çıkarması gereken yürütmenin başı “Ben dinleniyorum.” diye şikâyet edemez; bu acziyettir. Az önce Sayın Bakan konuşurken -Ulaştırma Bakanımız- dedi ki: “Bugün ülkemizde hemen hemen herkes dinlendiğini düşünmektedir. Bu endişeler ortadan kaldırılmadan hukuk devletinden bahsedilemez.” E, çok güzel. Kim kaldıracak Sayın Bakan? Daha önce de dediniz ki: “Dinleniyorsunuz, rahat konuşun.” Ya, böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Yani bir ülkede… Ki siz tek başınıza iktidarsınız, on yıldır iktidarsınız. Bütün kurumlar sizin tarafınızdan atanan kişiler tarafından şu anda doldurulmuş, işgal edilmiş durumda. E, hâlen siz şikâyet ediyorsunuz. Yani garip, ben iktidar partisi temsilcilerini dinlerken hakikaten şaşırdım. Yani siz muhalefet misiniz? İktidarsınız, bu sorunları çözüp bu suçluları yargı önüne çıkaracak makam sizsiniz. Az önce Milliyetçi Hareket Partisinden konuşan arkadaşımız söyledi yani 2011 seçimleri öncesi Milliyetçi Hareket Partisinin milletvekili adaylarıyla ilgili ahlaksızca, insanın mahremiyetine girilerek çekilen görüntüler kamuoyuna yansıtıldı ve bunun üzerinden siz siyasi rant sağlamaya kalktınız. Yani bunları kullanarak -bırakın kınamayı, efendim, suçluları mahkeme önüne çıkarmayı- bunların üzerinden siyasi rant sağlamaya çalıştınız ama ne zamanki Sayın Başbakana dokundu şimdi… Yine bu nokta da iyi, geldiğiniz nokta da. “Bu konu araştırılsın.” diyorsunuz. Biz de zaten bu konuda bir araştırma önergesi vermiştik. Mutlaka ülkemizde yasa dışı dinlemelerin Meclis tarafından araştırılması, sorumluların ortaya çıkarılması gerekmektedir.

Ben, başka bir şeyden bahsedeyim sayın milletvekilleri: Şimdi, “yasa dışı dinlemeler” diyoruz ama şu anda mevcut Ceza Usul Kanunu’muza göre yapılan birçok dinleme ve kamuoyunun gündeminde olan, size göre Hükûmeti devirmek isteyen, işte, Ergenekon terör örgütü, efendim, Balyoz planı yine bu tür dinlemeler üzerinden delillendirilerek mahkemeye iddianameler düzenlendi. O on binlerce sayfa iddianamenin çoğu dinlemelerin çözümünden oluşan tape’lerdir.

Size şimdi bir örnek göstereceğim değerli arkadaşlar: İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin iletişimin dinlenmesi kararı, tarih 9 Mart 2009. 6 kişi var, bir tanesi Dursun Çiçek. Dikkatinizi çekiyorum, tarih 9 Mart 2009. Henüz İrticayla Mücadele Eylem Planı falan yok ortada. Dinleme gerekçesi, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması, Danıştay saldırısı, Ümraniye’deki bir evde bombaların ele geçirilmesi, bahsedilen eylemlerin Ergenekon terör örgütü tarafından gerçekleştirildiği yönünde kuvvetli suç şüphesi bulunduğu, Ergenekon yapılanmasının Emniyet Genel Müdürlüğünün raporuyla terör örgütü yapılanması olarak mütalaa edildiği… Bu nedenle, başka delil elde edilemediğinden bu kişilerin telefonlarının dinlenmesini istiyor. Dursun Çiçek’e bir numara veriliyor -Dursun Çiçek, yine burada 6 kişi var- şimdi numarayı söylemeyeyim. Sonra, bu üç aylık süre bitiyor değerli arkadaşlar, üç ay sonra, 8/6/2009’da bu 6 kişiden sadece 5’inin -Dursun Çiçek dâhil- telefonlarının dinletilmesinin uzatılmasına karar isteniyor. Bu ikinci kararda aynı zamanda e-postaların, Messenger, chat görüşmelerinin de takibi isteniyor ve mahkeme karar veriyor. Burada da yine Dursun Çiçek’in bir telefonu var fakat bu telefon numarası gerçekte Dursun Çiçek’e ait değil. Gerçekte dinlenen kişi Dursun Çiçek de değil yani şu anda Balyoz ve Ergenekon davasında yargılanan Albay Dursun Çiçek değil, başka bir şahıs dinleniyor ve mahkeme kararı... Yani Sayın Bakan yine dedi ki: Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından 25 bin talep geri çevrilmiş. Demek ki emniyetin, savcılığın ve mahkemenin verdiği kararlar da bu kanuna uygun çıkmıyor ve buna rağmen, bu kanunsuz, hukuka aykırı elde edilen deliller yüzünden, şu anda, yıllardır insanlar içeride yatıyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, işte onun için diyoruz ki: Gelin, bir Balyoz’u izleyin, Ergenekon’u izleyin, Oda TV’yi izleyin, ne tür hukuksuzluklar, ne tür insan hakları olduğunu bir görün.

Daha sonra, değerli arkadaşlar, 16/6/2009 tarihinde İrticayla Mücadele Eylem Planı çıkıyor. Serdar Öztürk’ün yazıhanesinde “İrticayla Mücadele Eylem Planı” başlıklı bir yazı üzerine, bu sefer gerçekten Dursun Çiçek’in gerçek numarası dinlemeye alınıyor.

Bir başka şey daha size söyleyeyim, ilginç bir olay. 16/12/2008’de, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Danıştay saldırısıyla Cumhuriyet gazetesine bomba atılması davasının Ergenekon’la birleştirilmesi için kararı bozuyor. 20/4/2009 tarihinde, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, bozma üzerine dosyayı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan Ergenekon davasıyla birleştiriyor. Ne zaman? 20/4/2009. Karar ne zaman verilmiş arkadaşlar, dinleme kararı? 9/3/2009. Henüz birleştirme kararı yokken yani Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılması olayıyla ilgili dava Ergenekon davasıyla birleştirilmeden, mahkeme, tutuyor, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması ve Danıştay olayı ile Ergenekon olayını ilişkilendirip 6 kişi hakkında telefon dinleme kararı veriyor. Alın size mahkeme kararı.

İşte biz bunun için diyoruz ki bakın, yargı siyasallaşırsa, yargı iktidarın güdümüne girerse, işte bu tür hukuksuzluklar olur, insan hakları ihlalleri olur. Yani, kanun dışı dinlemeyi bıraktık, mevcut kanuna uyulmuyor.

Değerli arkadaşlar, bu tür hukuksuzluklar, işte, gün gelir sizi de vurur, partinizin Genel Başkanını, Hükûmetin başında olan Başbakanı da vurur. Yapmayın, etmeyin; gelin, Türkiye’mizde herkesin mahremiyetine saygı gösterecek biçimde, efendim, serbestçe, rahatça eşiyle dostuyla, akrabasıyla konuşacak bir ortamı hazırlayalım. Bu tür dinlemeler, Sayın Bakan “Ne yapalım efendim? Kanun dışı dinleme, bir şey yapamıyoruz.” falan demesin. Bunu diyen bir bakan bence istifa etmelidir. Çünkü acziyet gösteriyor, yani bu işle yetkili kişi olan Bakan olarak ben bu işi çözemiyorum yani âcizim diyor. E, devlet görevi, kamu görevi, yürütme görevi acziyeti kaldırmaz. O zaman Sayın Bakan istifa eder, içinizden başka birine, bu işi yapacak birine yol açılır. Sizin de bunu istemeniz lazım. Gelip burada da eleştirmeniz lazım Hükûmeti yani siz… Parlamenter rejimde, parlamento, aynı zamanda yürütmeyi denetleyen, yani yasama organı içinden çıkan yürütmeyi denetleyen bir organdır. Siz iktidar milletvekili olabilirsiniz ama yürütmede sıkıntı varsa çıkıp burada eleştirmeniz lazım.

“Efendim, işte, 2006’ya kadar bu tür dinlemeler oluyordu, 2006’dan sonra Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kuruldu, disipline edildi.” diyor Sayın Bakan. Nasıl disipline edildi Sayın Bakan? Yani altı yıldır ne oldu, neresi düzeldi?

Geldiğimiz noktada, sayın milletvekilleri, ne yazık ki kimse rahatça eşiyle dostuyla, akrabasıyla dahi konuşamıyor. Sokaktaki simitçi, çöpçü, efendim, iş adamı, bürokrat, hâkim, savcı… Ben gidiyorum -eski cumhuriyet savcısıyım, biliyorsunuz- meslektaşlarımın odasına, çoğu şeyi arkadaşlarım konuşamıyor odasında, yazılı olarak bana gönderiyor. Ya, böyle bir rezalet olur mu? Bir ülkede cumhuriyet savcısı, hâkim, odasında bir meslektaşıyla konuşamıyorsa, e, orada artık tuz kokmuştur. Ha, bunun da sorumlusu on yıldır iktidar olan Hükûmetinizdir.

Dolayısıyla, bu sorunun çözülmesi için mutlaka yüce Meclisin bu konuya el koyması gerekir diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, önerge sahibi olarak söz isteyen Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, yasa dışı dinlemeyle ilgili bütün parti gruplarının üzerinde anlaştığı bir Meclis araştırması açılmasıyla ilgili önerge üzerine ben de söz almış bulunuyorum. Evet, tabii, böylesi bir konunun Meclise gelmiş olması önemli; özellikle de yeni bir anayasanın yapım süreci içerisinde olduğumuz dönemde ülkemizin demokratikleştirilmesi açısından önemli. Hepimizin ortaya koyduğu, dile getirdiği gerçek, bugün ülkemizde yaşayan yurttaşlardan kimsenin kendisini güvencede hissetmediği, özellikle bu dinlemeler konusunda.

İstatistikler şunu gösteriyor ki her 1.000 kişiden 1 tanesi dinleniyor. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının verdiği bilgiler, böyle bir kurumun kurulmuş olması, sonuçta bu dinlemeleri yasal bir çerçeveye kavuşturmuş olmuyor. Burada da vurgulandığı gibi, doğrudan siyasi iktidara, Hükûmete bağlı ve Hükûmetin daha çok da siyasi muhalifleriyle, siyasi muhalif görüş ve kişi ve kurumlarla mücadelesinde bir yöntem hâline getirdiği bu dinlemelerde güvenilecek bir kurum olmadığı da bugüne kadarki yaşananlardan ortaya çıkmıştır.

Biraz önce dinlediğimiz Sayın Bakan “Dinleme istisna, haberleşme esastır.” diyor. Oysaki, izinli-izinsiz, yasal-yasa dışı, bir kişinin haberleşme hakkına doğrudan müdahale etmek, bunu, o kişinin bilgisi dışında bu özgürlüğü ortadan kaldırmak suçtur, anayasal suçtur; ne insanidir ne ahlakidir ne vicdanidir. Dolayısıyla, aslında meseleye böyle yaklaşmak gerekiyor. İktidar, egemenler, suçla mücadele adı altında böylesi bir yöntem geliştirmiş ama bu yöntem, bütün iktidar güçlerinin yaptığı gibi, kötüye kullanılmıştır.

Bugün, bu konunun gündeme getirilmiş olmasındaki esas neden de Başbakanın bir yıl önce çalışma ofisinde bulunan dinleme aygıtı yani böceğin bugün ihtiyaç duyulup kamuoyuyla paylaşılması. Sayın Başbakan, tabii, kendisini, bu konularda rahata kavuşturacak bir özel birim oluşturarak, bir kadro yaratarak güvenceye almıştır. Ama Başbakanın dahi çalışmasının ve ofisinin dinlendiği gerçekliği karşısında, bu, aslında kimsenin güvencede olmadığını, haberleşmesinin güvenilir olmadığını göstermiştir. Fakat Başbakan toplum önüne çıkıp “Ben de mağdurum.” diyebilecek durumda değildir. Dünün mağduru konumundaki AKP iktidarı, onun yönetici unsurları ve Hükûmet bu konuda hiç de masum değildir. Geçmişte kimi bakanlar böylesi dinlemelerin gerekli ve masum olduğunu söylemiştir, uygun görmüştür; örneğin, Adalet Bakanı. Ama “Muhalifler dinleniyor.” iddiası karşısında da İçişleri Bakanı, o zamanın İçişleri Bakanı da bunu reddetmiştir. Oysaki, bu konuyla doğrudan bağlantılı yani izin vermesi gereken yargıçlar ve o yargıçların bulunduğu Yargıtay gibi kurumlar dinlenilmiştir.

Bakın, bugün yaşanan, gerçekleşen bütün siyasi davalarda, KCK davası, Ergenekon davası, Balyoz davası, birçok sosyalistin yargılandığı dava ve bugün gözaltılardan sonra açılacak davaların hepsinde bu şekilde dinlemelerle deliller yaratılmıştır. Dinlemeler, aslında, bugün görüyoruz ki bir siyasi mücadele yöntemi, onun biçimi olarak en ahlaksız, gayrimeşru bir yönteme dönüşmüş, bir siyasi şantaj malzemesi olarak kullanılmıştır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 22’nci maddesi haberleşme özgürlüğünü güvenceye alır ve “Gizlilik esastır.” der ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesi de buna dair getirilecek sınırlamaları düzenler ve der ki: “Demokratik toplumda gerekli olan ölçüde…” Yani bu dinlemelerin yapılmasının koşulları, demokratik toplumda gerekli olan ölçüde ve de yasayla öngörülmüş olması şartıyla yapılabilir.

Şimdi bu, demokratik toplumda öngörülebilir, gerekli olan ölçü… Burada bu ölçüyü saptayacak olan, egemen olan iktidarın ihtiyacı, iktidardaki zihniyet ve onun kendince gerekli gördüğü kıstaslardır ve dolayısıyla bugün, AKP iktidarı, bütün siyasi muhaliflerini, kişileri, kurumları, makamları, organları kendince ihtiyaç bulduğu doğrultuda dinleyebilmekte, dinleme kararı almakta, bu yönde görüşler ve talimatlar vermektedir.

Bir dinleme kararının savcı ve yargıç mekanizmasından geçmiş olması ona yasallık, ona hukukilik kazandırmamakta, bu kararın keyfî uygulanmasını ortadan kaldırmamaktadır ve bildiğimiz gibi, işte ismini vermeyip IMEI numaraları verilerek o kararı alan, dinleme kararı veren yargıcın dahi kendisinin telefonunun dinlenmesine imza atmış olması, sayısız örnekler, aslında bu hakkın, bu kuralın kötüye kullanıldığını da göstermektedir. Bugün, mahkemelerin işleyişine bakıldığında, polisin çalışma tarzına bakıldığında, tam bir keyfîliğin, hukuksuzluğun… Hukukun o mağdur duruma düşmüş şüphelinin aleyhine yorumlandığı bizim bildiğimiz gerçekliklerdir. Siyasi muhalif kişi ve kurumların aleyhine delil toplama adına bu şekilde dinlemeler, teknik takip, benzeri uygulamalar yapılmaktadır. Kime karşı? Hukukun koruması altında olması gereken milletvekili, yargıç, siyasi parti, belediye başkanı, birçok şahıs ve kuruma karşı bu dinleme yapılmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde, Barış ve Demokrasi Partisi Milletvekili Sebahat Tuncel  arkadaşımız, bir basın toplantısıyla, BDP İstanbul il binasında bulunan böceği kamuoyuna teşhir etmiştir. Şimdi, bu böceği yani dinleme aygıtını buraya herhangi bir kişinin koyması mümkün değildir; bu tür organizasyonlar ancak devlet gücünü, devlet otoritesini, devlet imkânlarını kullanan güçler tarafından gerçekleştirilmektedir. Ve şimdi, işte, KCK yargılamalarında, bakıyoruz ki bütün Barış ve Demokrasi Partisinin siyasi faaliyetleri, o faaliyetlere katılan yöneticiler, kişiler, yaptıkları toplantılar yasa dışı bir şekilde dinlenmiş. Yani mahkeme kararıyla BDP binasının dinlenmiş olması oradaki hukuksuzluğu ortadan kaldırmıyor. Kaldı ki, yani, demokratik hayatın vazgeçilmez bir unsuru denilip burada, Meclis çatısı altında milletvekilleri, temsilcileri olan ve 3 milyona yakın bir halkın, yurttaşın oy verdiği bir partinin dinlenmesine gerek görülmesi dahi son derece hukuksuz, son derece yasa dışı bir uygulamadır. Dolayısıyla, bu türden yani şimdi Meclisin “Ne oluyor bu işlerin arkasında? Başbakan bile dinleniyor.” deyip “Bu işi bir araştıralım.” demiş olması, buradaki hukuksuzluğu kaldırması anlamında yeterli bir güvenceyi sağlayamayacaktır.

Biraz önce konuşan değerli bir milletvekilinin söylediği gibi, toplumda güvensizlik egemendir ve bu güvensizliği her geçen gün büyüten uygulamalar da yaşanmaktadır. Birkaç gün önce, işte benim de bir zamanlar İstanbul şubesinde başkanlık yaptığım Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi avukatlar, balyoz darbeleriyle kapılar kırılarak, büroları basılarak, sabah vakti gözaltına alınmış ve 9 tanesi tutuklanmıştır. Niçin tutuklanmıştır bu avukat arkadaşlarımız? Bu avukat arkadaşlarımız, devletin hak ihlalleri karşısında, devlet kurumlarının hak ihlalleri karşısında özgürlüklerden yana hareket etmiş, müvekkillerini savunmuş, işkenceci polislerin davalarını takip etmiş ve bu nedenle de polisin hiddetini, şiddetini üzerine çekmiş kişilerdir ve işte şimdi bu hiddet ve şiddet bu şekilde üzerlerinde terör uygulanarak karşımıza çıkmıştır. Bunlar kabul edilebilir şeyler değildir.

Hâlâ bugün Hükûmetin sığındığı, bugün Mecliste de hâlâ korunan bir “terörle mücadele” kavramı vardır. Terörle Mücadele Yasası olduğu sürece bizim gerçekten kendimizi güvencede hissetmemiz mümkün değildir. Meselenin gelip düğümlendiği nokta, bu devlet demokratik bir devlet olacak mıdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) - Bu devlette gizli dinlemeler, örtülü ödenekler, gizli tanıklar, bunlar olduğu sürece, “devlet sırrı” kavramı olduğu sürece, kozmik odalar olduğu sürece, bunlar kaldırılmadığı sürece hiçbirimizin güvencede olması mümkün değildir. Güvence için bu türden gizli dinleme organları ve kurumları kaldırılmalıdır diyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge sahibi Zeyid Aslan, Tokat Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa dışı dinlemeler ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespit edilmesi, tedbirlerin alınması, önlemlerin alınmasıyla ilgili Meclis araştırması komisyonu kurulmasına ilişkin olarak önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti gerek Anayasa’mızda gerekse yasalarda güvence altına alınmıştır ama Anayasa’mızda ve yasalarda güvence altına alınmış olmasına rağmen          -benden önce konuşma yapan değerli konuşmacıların da ifade ettiği gibi- zaman zaman yasa dışı yollarla kişilerin dinlendikleri, haberleşme hürriyetlerinin engellendiği, özel hayatına, mahremiyetine müdahalede bulunulduğuna ilişkin sızlanmalar, şikâyetler oluşmakta, zaman zaman da buna dair basın-yayın yolu, aracılığıyla bu tür işlemlerin yapıldığını görmekteyiz.

Bir hukuk devletinde insanların mahremiyetlerinin sağlanması ve haberleşme hürriyetlerinin en geniş manada temin edilmesi esastır ama hukuk devletlerinde, demokratik devletlerde aynı zamanda kamunun, toplumun, insanların, devletin, demokrasinin de güvenliğinin sağlanması aynı derecede önem arz eder ve bir esastır. Bu nedenle güvenlikle özgürlük arasında bir yarış olarak değerlendirebileceğimiz böyle bir durumda ne güvenlikten vazgeçilmeli ne de bireylerin, kişilerin özgürlüklerinin sınırlandırılmasına, müdahaleye imkân verecek uygulamalara fırsat verilmemeli.

Hepimiz biliyoruz ki özellikle 11 Eylülde Amerika’da yapılan saldırıdan sonra Amerika başta olmak üzere tüm dünya devletleri güvenlik öncelikli bir yaşam biçimine doğru yönelmeye başladılar.

Aynı zamanda, 21’inci yüzyıl bir teknoloji çağı, iletişim çağı, bilişim çağı. Bir yandan teknolojik olarak çok farklı aygıtların kamuoyuna sunulması, icat edilmesi, bir yandan da özellikle bu teknolojik araçlar vasıtasıyla iletişimin çok yoğun bir şekilde ve çok hızlı bir şekilde sağlanıyor olması birtakım sorunları da tabii ki, ister istemez beraberinde getiriyor. Bundan belki on yıl, on beş yıl öncesine gittiğimizde bugün elimizde olan teknolojik imkânların bulunmaması sebebiyle insanların izleniyor olması ya da dinleniyor olması kaygısını taşımamalarını çok doğal karşılamak lazım ama bugün, bir parmak ucundaki  bir damarın ucu kadar diyebileceğimiz aletler ile insanların izlenebildiğini, dinlenebildiğini görüyoruz. Öncelikle şunu belirtmek lazım ki bu komisyonun kurulma talebindeki esas amaç, özel hayatın gizliliğini ve haberleşme hürriyetinin ihlalini, engelleyen hususları tespit etmek yani bu, yasa dışı yollarla, yasal olmayan yollarla, yargı kararları olmaksızın yapılan dinleme ve izlemelere yönelik yapılacak bir çalışmadır. Nitekim -arkadaşlarımız da, benden önceki konuşmacı arkadaşlarımız da ifade ettiler- devletin güvenliğini sağlayabilmek, suçla ve suçluyla mücadele edebilmek için yargı kararları, hâkim kararları doğrultusunda kişilerin dinlenmesi, teknik takip yoluyla izlenmesi, bu suretle suç ve suçlularla mücadelede, 2005 yılında, 1999’da çıkan 4422 sayılı Yasa’dan sonra daha geliştirilmiş, günün koşullarına uyan ve daha etkin bir mücadeleyi kapsayan bir yasayı burada, Mecliste hep birlikte çıkardık. Bu yasayla, özellikle suç ve suçluyla mücadelede, daha öncesinde farklı kurumların kendi amirlerinin emri ve izniyle yapılan dinleme ve izlemeleri hâkim kararına bağladık yani hem emniyetin hem MİT’in hem istihbaratın, jandarmanın yapmış olduğu kendi bireysel, kurumsal dinlemelerin hâkim kararıyla ve 2005 yılında kurmuş olduğumuz Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı eliyle bir disiplin altına almak suretiyle yapılmasını karara bağladık. Yani bugün asıl tartışacağımız ya da tartışmamız gereken konu yargı kararlarıyla yapılan dinlemeler ya da izlemeler değil, yargı kararı olmaksızın, yasa dışı yollarla yapılan izleme ve dinlemeleri ilgilendiriyor. Ama arkadaşlarımız, özellikle yargı kararları, hâkim kararlarıyla yapılan dinleme ve izlemelerde de uygulamadan kaynaklanan birtakım suistimallerin olduğunu, olabileceğini ifade ettiler. Ben de bu görüşe aynen katılıyorum. Elbette ki hâkim kararıyla yapılan dinleme ya da izlemelerde de buna uygun davranmayan, hukuka aykırı bir şekilde buradan elde ettikleri bilgileri dışarıya pazarlamaya çalışan kötü niyetli devlet memurları ya da kamu görevlileri olacaktır ama biz, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve Ceza Kanunu’yla birlikte de bu tür, uygulamadan kaynaklanabilecek yanlışlara, hatalara ya da kasıtlı davranışlara karşı da cezai tedbirler getirdik yani bu noktada, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 135’inci maddesinden 140’ıncı maddesine kadar, Ceza Kanunu’nun 132’nci ve devam eden maddelerinde, bu tür eylemlerde bulunabilecek, yargı kararlarıyla alınmış, hâkim kararıyla yapılmış teknik izleme ve dinlemeleri suistimal edeceklerle ilgili cezalar öngören düzenlemeler yaptık. Aynı zamanda, yargı kararı olmaksızın da, yasa dışı yollarla yapılan izleme ve dinlemelere ilişkin cezai müeyyideler aldık. Yani, biraz önce Yılmaz Tunç arkadaşımızın ifade ettiği gibi, AK PARTİ dönemindeki bu on yıllık süreç içerisinde gelişen teknolojiyle birlikte oluşan bu yeni sorunla hukuken mücadele edebilmek adına yasal mevzuatta düzenlemeler yaptık. Bunun belki süreç içerisinde yeterli olmadığı düşünülebilir ya da süreç içerisinde gelişen olaylar karşısında yasal düzenlemelerin eksik kaldığı, belki yeniden yeni yasal düzenlemelerin yapılması gerekliliğine ilişkin düşünceler olabilir -ki ben de şahsen bu düşüncelere katılanlardan biriyim- işte bu araştırma komisyonuyla birlikte, inşallah, buradan bütün partilerin ortaklaşa ve ittifak hâlinde sundukları bu araştırma komisyonunun yapacağı çalışmalarla, gerek yasa dışı dinlemeler gerekse yargı kararıyla birlikte yapılan dinleme ve izlemelerde oluşan birtakım aksaklıklar varsa, bununla yapılan mücadelenin, yasal mevzuat içerisindeki mücadelenin yetersizliğinin tespit edilmesi hâlinde, komisyonun sunacağı öneriler dâhilinde Meclisimiz, yasama, buna dair yeni yasal düzenlemeler yapma hakkına sahip olacaktır.

Özellikle yasa dışı dinlemelerin, biraz önce arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, kimi zaman siyasette baskı kurmak, kimi zaman siyasetteki rekabette öne geçmek, kimi zaman tehdit ve şantaj oluşturmak gibi amaçlar taşıdığını hepimiz biliyoruz ama bunları iddia ederken bunların, gerek siyasi rekabet oluşturmak gerekse tehdit ya da şantaj gibi unsurların iktidar tarafından, Başbakanımız tarafından kullanıldığını iddia etmeyi ya da bu yönde söylemlerde bulunmayı çok doğru ve ahlaki bulmuyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Meydanlarda ben mi konuştum, meydanlarda?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, hepimiz, yasa dışı, yasal olmayan, ahlaki olmayan bu tür dinleme ve izlemelerden rahatsızız, rahatsız olduğumuzu da her zaman ifade ediyoruz. İnsanların hukuka uygun davranmaları esastır. Toplum nezdinde de insanların ahlaka uygun davranmaları esastır. İnsanları hukuka uygun davranmaya zorlayabiliriz ama ahlaka uygun davranmaya zorlamak bizim elimizde ya da yetkimizde değildir. Ahlak dışı davranışta bulunanların hesabı varsa, yaptıkları bir yanlış varsa, bu yanlışın hesabını vereceği merciler mutlaka vardır ama hepimizin bilmesi gereken bir şey de var ki kamuoyu önündeki insanların sadece hukuka değil ahlaka da uygun davranmaları, önderlik etmeleri, toplum nezdindeki siyasetin ya da yaptıkları görevlerin itibarının sarsılmaması açısından önemlidir. Bir yandan ahlaka uygun davranış…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Konu bu değil ki yahu. Siz hukukçusunuz.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Sen geldin o konuya, ben gelmedim ki.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Konu bu değil ki.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ben değil, sen geldin. Sürem yetmedi, aslında sana cevap verecektim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen ne cevap vereceksin Abi, geç Allah aşkına!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Bu konuya sen getirdin, gereksiz yere sen getirdin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Durduğun nokta, bir hukukçunun duracağı nokta değil.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Sen getirdin, ben getirmedim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

                                                                               Kapanma Saati:19.28

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti ve önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin birlikte yapılacak görüşmelerine devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

Meclis araştırması önergeleri üzerindeki ön görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 17 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden itibaren başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’ünde Değişiklik Yapılmasına Dair İç Tüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’inci sırada yer alan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 3 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 3 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1059, 1/689) (S. Sayısı: 393)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

16/01/2013 tarihli birleşimde teklifin 4’üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi 5’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5- Bu Kanun 1/1/2013 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kazım Kurt, Eskişehir Milletvekili.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Haydar Bey konuşacak.

BAŞKAN – Haydar Akar, Kocaeli Milletvekili.

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu üzerinde konuşacağız ama ben, biraz Türkiye’deki enerjiden bahsetmek istiyorum.

Biliyorsunuz, elektrik üretimi Türkiye’de “ikincil enerji üretimi, enerji kaynağı” diye adlandırılmaktadır. Bunlar nelerden üretilmektedir? İşte, kömürden üretilmektedir, bunlar doğal gazdan üretilmektedir ve bunlar yine, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmektedir.

Şimdi, Türkiye’deki enerji üretimine baktığımızda, siz iktidara gelene kadar elektrik enerjisi üretimimizin büyük bir kısmı kömürden karşılanmaktaydı ve bunlar da Türkiye’deki termik santrallerden karşılanmaktaydı ama siz iktidara geldikten sonra, müthiş bir dönüşüm yaşayarak doğal gazdan artık elektrik enerjisini üretmeye başladık. Tabii, doğal gazdan elektrik enerjisi üretebilmemiz için de siz, bu alanı özel sektöre açtınız ve yap-işlet-devret modelleriyle çok pahalı bir şekilde elektriği almayı taahhüt ettiniz.

Ben, geçen gün burada konuşurken, -bütçe konuşmam sırasında- Bakana bir soru sormuştum “Sayın Bakan, TEİAŞ’ın beş yıllık süresi 31/12/2012 tarihinde doluyor.” demiştim. TEİAŞ ne yapıyordu? Bir aracı kurum, komisyoncu kurum görevi yapıyordu yani enerji piyasasını dengeliyordu. Niye? Sizin enerji üretebilmeniz için taahhüt etmiş olduğunuz 16,50 kuruşluk taahhüdü yerine getirebilmeniz için bu kuruma ihtiyaç vardı çünkü bu kurum olmazsa herkes serbest piyasadan elektrik enerjisini satın alabilecekti. “Peki, 31/12/2012’de süresi dolan TEİAŞ’la ilgili bir gelişme oldu mu?” Bu soruyu sormuştum size ama cevaplamadınız o günkü konuşmanızda. Bitirdiniz mi yoksa süreyi uzatıyor musunuz? Eğer süreyi uzatırsanız şunu anlıyoruz: Yine, serbest rekabet ortamını ortadan kaldırmış oluyorsunuz.

Şimdi, baktığımızda, Türkiye'nin geldiği noktada, 16,50 kuruştan elektriği alıyoruz doğal gaz üretimi yapan santrallerden. Hidroelektrik santrallerinden ortalama 3 kuruşa mal ediyoruz ve Türkiye'nin elektrik enerjisi ortalama fiyatı 7 kuruş aslında. 7 kuruşa üretilen elektrik enerjisi, piyasada, piyasada demeyeyim, vatandaşa 35 kuruşa satılıyor ve 27 kuruşa da sanayiye satılıyor. Bakın, 7 kuruş ortalamayla üretilen elektrik enerjisi 35 kuruşa vatandaşa, 27 kuruşa da sanayiye satılıyor.

Şimdi, sanayinin rekabet edebilmesinin önündeki en büyük engel ne? Enerjinin pahalı olması. Hemen çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Avrupalı yatırımcı gelsin, teşvikler veriyoruz.” Ama enerji fiyatları dünyanın veya OECD ülkelerinin en zirvesindeki birim fiyat.

Yine, geçen gün yaptığım bir araştırmada, OECD ülkelerine baktığımda, 2000 yılında OECD ülkelerindeki asgari ücretle elektrik fiyatlarını karşılaştırdığımızdaki oranla, 2012 yılı sonunda OECD ülkelerindeki elektrik birim fiyatlarıyla bizim ülkemizi karşılaştırdığımızda, asgari ücreti karşılaştırdığımızda oranın aynı olduğunu görüyoruz. Peki, asgari ücretler arasındaki oran nedir? Yani, bakıyoruz ki aşağı yukarı aynı fiyata mal ettikleri, 2000 yılındaki oran aynı, 2012 yılındaki oran aynı ama adamların asgari ücretlerinin bizden 4 veya 5 kat daha fazla olduğu görülüyor. Yani, tüm sistemi vatandaşın sırtına bindirmişsiniz. “Gel, buraya yatırım yap, ben sizden 16 kuruşa bu enerjiyi alacağım.” diyorsunuz. “Gel, buraya yatırım yap, ben sizden 13 kuruşa -şimdi yeni modeliniz- güneş enerjisini alacağım.” diyorsunuz, bunları taahhüt ediyorsunuz.

Şimdi, 7 kuruşa mal olan ortalama… 7 kuruşa mal olma nedenini de söyledim, vatandaşa 35 kuruşa çakıyorsunuz.

Bakın, son zamanlarda başka bir model daha geliştirdiniz: Termik santralleri satabilmek için termik santralleri çalıştırmadığınızı söyledim. O gün, yine bana burada cevap verirken Sayın Bakan, termik santralin çalıştırılmama gerekçesine benim söylediğimden farklı bir şeyler söylediniz. Ama, örneğin Çan’daki termik santralin, çalışmama gerekçesi tamamen, hani meşhur bir Maliye Bakanınız vardı ya, kendisi için özel kanun çıkarttı bu naylon faturalar için; o Maliye Bakanının çocuklarının ihaleye fesat karıştırması ya da taahhüt ettikleri kireç taşını vermemelerinden kaynaklanıyordu.

Şimdi, bütün bunlar var, bir taraftan da Türkiye'nin acil enerjiye ihtiyacı var. Niçin? Ekonomimiz büyüyor, sanayimiz büyüyor, enerji üretmemiz lazım ama pahalı enerji üretiyoruz. Pahalı enerji ürettiğimiz zaman, sanayi pahalı ürün üretiyor. Sanayinin en büyük masrafı, fiks masraf dediğimiz şey enerjidir. Siz eğer enerji maliyetini aşağı çekmezseniz sonuçta, ürününüz de Avrupa’da veya dünyada rekabet edebilir bir ürün olmaz, tabii sadece enerjiye bağlı değil, birçok kalem var bu alanda ama enerji bunlardan bir tanesi.

Konuyu çok da dağıtmak istemiyorum ama Türkiye’de bir standart enerji politikası yok, ülkemizi enerjide tamamen dışa bağımlı bir ülke hâline getirmişiz. Yıllar önce, dediğim gibi, on yıl önce, Türkiye’deki ikincil enerji kaynağı, elektrik üretimi kömürden sağlanırken, bugün yüzde 90’lara varan dışa bağımlı ve doğal gazdan üretilir bir enerji kaynağı hâline gelmiş.

Tabii ki bu kadar dışarı bağlı olduğunuz zaman… Bir de üstüne üstlük nükleer santral kurmaya çalışıyorsunuz. Nükleer santralleri de biliyorsunuz, bir alım taahhüdünde bulunuyorsunuz. Ee, tamamen dışarı bağlı. Doğal gazı aldığınız ülke, nükleer santrali kurdurduğunuz ülke de aynı ülke. Şimdi, bütün bunlar var.

Geçen gün bir beyanatınızı okuyorum, işte kayıp kaçak oranlarından bahsediyorsunuz. Güneydoğuda yüzde 70’lere, 74’lere varan, önlenemez bir oranda, kayıp kaçak olduğunu ifade ediyorsunuz. Yahu, Allah aşkına size sormak istiyorum: Bu ülkeyi kim yönetiyor ya? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Size soruyorum buradan. Siz Enerji Bakanısınız, bildiğim kadarıyla 2009 Mayıs ayından beri Enerji Bakanısınız. Sizden önce bu ülkede enerji bakanları vardı, sizin iktidarınızın, sizin Hükûmetinizin enerji bakanları vardı. Türkiye'nin yarısı kaçak elektrik kullanıyor, siz millete şikâyet ediyorsunuz, diyorsunuz ki: “Müftüye soruyorlarmış ‘Haram mı helal mi diye?’” Bakanın söylediği şeye bak! (CHP sıralarından alkışlar) Vatandaş soruyormuş müftüye “Bu kaçak elektriği kullanırsam haram mı helal mi?” Yahu, vatandaş bir şey düşünüyor “Ben bu ülkeye dünyanın en çok dolaylı vergisini ödüyorum, yüzde 67 oranında. Ben bu ülkeye dünyanın en fazla gelir vergisini ödüyorum. Bu ülkede benim bedava kullanacağım, sosyal devlet diyebileceğim bir şey yok mu?” diye soruyor. (CHP sıralarından alkışlar) Tabii ki sen 7 kuruşa mal ettiğin elektriği vatandaşa 35 kuruşu satmaya kalkarsan, o vatandaş kaçak kullanır, kaçak kullanmaya zorlarsın vatandaşı.

Şimdi bunları önünüze koyacaksınız, düşüneceksiniz, Türkiye’yi pahalı elektrik kullanmaya zorlarken, Türkiye’nin bunca doğal kaynağı varken bunları kullanmadan… Size daha önce de söyledim bu kürsüden “Afşin Elbistan’da 6 bin megavatlık santral kurabilirsiniz.” dedim. Geçen gün, bu anlaşmaları yaptığınızı okudum. Doğru mu? Doğru ama bunlar doğru olduğu kadar, kurmuş olduğunuz HES’ler o kadar yanlış. Türkiye’nin yüzde 2 enerji ihtiyacını karşılayacak diye, dereleri yok etmeye, tabiatı değiştirmeye hakkınız yok. Samimi söylüyorum, bakın, 15 veya 20 megavat elektrik üretebilen HES’ler, bölün bakalım 6 bin megavata kaç tane HES’e bedel? Siz eğer, Afşin Elbistan’da, Çan’da kurduğunuz gibi akışkan yataklı, çevreye zarar vermeyen termik santraller kurmuş olsaydınız -ki onu da siz yapmıyorsunuz, yine başka bir yabancı sermaye grubuna yaptırıyorsunuz- bu ülke HES’lere mahkûm olmazdı. Ben yine de mahkûm olduğunu kabul etmiyorum.

Biliyorsunuz, enerjinin pik yaptığı saatler var. Bakıyorsunuz, bu pik yaptığı saatlerde termik santraller çalışmıyor. Kim çalışıyor? Mevcut HES’ler çalışıyor. Kim çalışıyor? İşte, doğal gazla enerji üreten santraller çalışıyor. O pik yaptığı yerde de -saatlik belirleniyor enerji ücretleri- bakıyorsunuz, devlet alım yapıyor. Kimlerden? HES’lerden, özel sektörden. Ee, senin devlet santrallerin ne oldu? Onlar o arada bakıma giriyor, onlar o arada duruyor. Ne zaman ki ihtiyacın en düşük olduğu, elektrik enerjisinin en ucuz olduğu saatler var, o zaman satın alıyorsunuz, o zaman elektriği devletin santrallerinden satın alıyorsunuz.

Sayın Bakan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak sizden rica ediyorum, acil eylem planı mı yaparsınız, ne yaparsanız yapın elektriği ve enerjiyi dışa bağımlılıktan kurtarın. Bir başarı öyküsü anlatın burada gelin. Biraz sonra cevap vereceksiniz ama bu vereceğiniz cevap içerisinde başarı öyküsü olmayacaktır. Elektrik üretimini kaç megavattan kaç megavata yükselttiğinizi söyleyeceksiniz ama 3 kuruşa mal olan elektrik enerjisini 35 kuruşa halka nasıl sattığınızı, 27 kuruşa halka nasıl sattığınızı bu kürsüden söylemeyeceksiniz. Birilerinin cebini doldurmaktan vazgeçin, vatandaşın zaten zor geçindiği şu ortamda, vatandaşın elini biraz rahatlatın diyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 393 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi, daha önce de belirtildiği gibi, elektrik piyasasının düzenlenmesiyle ilgili genel bir kanun tasarısı içerisinden çekilmiş yani çıkartılmış, aciliyeti nedeniyle birkaç maddenin bir sayın milletvekili tarafından Meclis gündemine getirildiği bir tekliftir. İçinde olması gereken düzenlemelerin olduğunu daha önce de ifade ettik ama olmaması gereken ve yer almaması gereken birkaç önemli konuyu bir kez daha dile getirmemiz gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi, bu Meclis tarihine ulusal tarifenin bir kez daha uzatıldığı kanun teklifi olarak geçecektir çünkü bu ulusal tarife, devletin elektriğini kaçak kullananlara AKP Hükûmetinin verdiği bir taviz olarak kayıtlara geçecektir. Çünkü, bu, Sayın Bakan, 2012 yılı sonunda biten ve artık kanun gereği bölgesel tarifeye geçilmesi gereken uygulamayı, böylece bir kez daha, 2015 yılına kadar uzatmış ve ardından da Bakanlar Kurulunun kararıyla 2019 yılına kadar uzatılabilecek bir düzenlemeyi savunmaktadır. Dolayısıyla bu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının enerji arz güvenliğiyle ilgili yaptığı planlamaların tutmadığının delili olmuştur. Bir taraftan kayıp kaçağı azaltamamış, diğer taraftan elektrik dağıtım özelleştirmelerini tamamlayamamış bir bakanlık, ardından da bunlar bir sorun yumağı olarak Türkiye’nin önünde dururken kâr eden, kazanan, kazandıran, binlerce işçinin evine ekmek götürmesine sebep olan elektrik üretim tesislerinin özelleştirilmesini gündeme getirmiştir ve bugün, maalesef, Türkiye'nin enerji üretim tesisleri kömür sahalarıyla beraber peşkeş çekilmektedir. Sayın Bakana bir kez daha, buradan, Kütahya’daki Seyitömer Termik Santralinin ve Seyitömer Linyitleri İşletmesinin kârlı işletmeler olmalarına rağmen neden satıldığını, tekrar sormak istiyorum.

Sayın Bakana sormuşum ben, demişim ki: “Sayın Bakan, bu işletmelerin özelleştirilmesiyle ilgili iddialar kamuoyunda devam ediyor. Bu konuya ilişkin görüşünüz nedir? Seyitömer Linyitleri İşletmesinin kömür sahalarının özelleştirilmesiyle ilgili bir program var mıdır, çalışmanız var mıdır?” Alt ay önce, mayıs ayında sormuşuz ve kendisi, mayıs ayı sonunda, 29 Mayıs 2012 tarihli ve 1149 sayılı resmî yazısıyla bize cevap vermiş.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan cevabında “Mevcut durumda Seyitömer Linyitleri İşletmesi özelleştirme kapsam ve programına alınmamıştır.” diyor. Ne zaman diyor? Altı ay önce.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Kim demiş?

ALİM IŞIK (Devamla) – Sayın Bakan.

Arkasından, haziran ayının sonunda buraya getirilen torba yasa ile ilgili görüşmeler devam ederken, 4 Temmuz 2012 tarihinde yani yaklaşık bir ay sonra, bir gece yarısı önergesiyle, linyit sahalarının Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından özelleştirilebileceğine dair önergeyle bir madde eklendi ve Sayın Bakanın söylediği bu sözler havada kaldı ve bugün, kömür sahaları peşkeş çekilircesine satılır hâle geldi.

Değerli milletvekilleri, bahsettiğim özelleştirme, Kütahya’nın ekonomisine ve istihdamına darbe vuracak, âdeta, kayıtlara bir ihanet olarak geçecek özelleştirmedir. Bahsettiğim özelleştirme, söz konusu iki işletmenin taşınır, taşınmaz tüm mal varlıklarının varlık satışıyla satışına ek olarak, kömür sahalarının ruhsatlarının işletme hakkının 2054 yılına kadar yani kırk iki yıllığına devrini öngören bir özelleştirme. Yüksek Planlama Kurulu ve Özelleştirme Yüksek Kurulunun kararıyla işletmeler birleştiriliyor. Bahsettiğim torba yasaya konulan düzenlemenin ardından, Anayasa’ya aykırı bir şekilde, maden sahalarının hiçbir şekilde devlet elinin dışında kullanılamayacağı hükmü yer alırken Sayın Bakanın da olumlu görüşüyle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından özelleştirmeye çıkılıyor ve -tekrar söylüyorum, daha önce 9 Ocak tarihinde bir gündem dışı konuşmada ifade etmiştim- iki işletmenin toplam iki yıllık geliri karşılığında bir teklife satılıyor. Sayın Bakan da buna karşı çıkmıştı. Ben sözümün arkasındayım ve doğru olduğunu iddia ediyorum. İki yıllık geliri karşılığında kâra dönüştürme açısından da daha sonra kendilerinden istediğimiz rakamları alamadık ama Özelleştirme İdaresi Başkanlığından aldığımız kâr rakamlarına göre kıyaslama yaptığımız zaman da bu işletmeler dört veya beş yıllık kârları karşılığında varlık satışıyla satılıyor. Dolayısıyla, Sayın Bakan bu özelleştirmeyi kâr eden bir işletmenin satışı olarak durdurması gerekirken alelacele satmanın telaşı içerisinde ve eleştiren insanlara da söz yetiştirmenin telaşında.

Şimdi, Sayın Bakana buradan tekrar soruyorum: Bir milletvekilinin Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde üretilen enerjinin bedelinin parasının verilmesi gerektiği yönündeki açıklamalarına karşılık, kendisinin bugün medyada yer alan açıklamaları var, cevap veriyor, sanki bu ülkenin Enerji Bakanı olarak cevap vermiyor, mahcubiyet içerisinde “Olur mu böyle bir şey?” diyor.

Sayın Bakan, bakınız, siz eğer bu konuda dik durmaz iseniz, net olarak görüşlerinizi ifade etmekten kaçarak kaçamak cevaplar verirseniz, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 72 olarak bugün resmî kayıtlara geçmiş kayıp kaçak bundan sonra yüzde 100’e çıkar. Kamu idarelerinin, kamu kurumlarının dışında hiçbir yerden elektrik parası tahsil edemezsiniz. Tahakkukları çıkarıyorsunuz, tahsilat oranınız o bölgede yüzde 20’lere ulaşmıyor. Şimdi, bu gerçekleri burada konuşmak ve çözmek zorundayız. Dolayısıyla, bu kanun, maalesef, ifade ediyorum, Türkiye'nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı tarafından savunulmuş, talihsiz bir kanun olarak Meclisin tarihine geçecektir.

Değerli milletvekilleri, biraz önce bahsettim özelleştirmeyle ilgili bir konuyu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Süreç devam ediyor, işletmeler satışa sunulmuş ama Sayın Bakanın kontrolünde bulunan, bağlı bulunan bir işletme, EÜAŞ aynı işletmeye 113 işçi, personel alıyor. Ay sonunda Gazi Üniversitesinin yaptığı bir sınavla, KPSS puanına göre eleman alımı yapılıyor. Daha önce Kütahya’da arazisi istimlak edilmiş mal sahiplerine kontenjan ayrılırken, bu son eleman alımında ne hikmetse bunlara bu hak verilmedi, KPSS puanına göre işçi alınıyor. Çalınan KPSS soruları nedeniyle, bazı illerde sınav öncesi satıldığı için kimlerin yüksek puanlarla Kütahya’da son anda işe yerleştirildiğini de kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Sayın Bakan, bu personel alımını durdurunuz, bunu iptal ediniz. Bu, o bölgede birçok kavganın yaşanmasına sebep olacak bir şeydir. Hem malı satıyorsunuz hem sattığınız işletmeye eleman alıyorsunuz! Bu nasıl bir iş? Bu nasıl bir anlayış? Kimin malın, kimden kaçırıyorsunuz, kime peşkeş çekiyorsunuz?

Daha önceki eleman alım stratejinizi değiştirdiniz, satılan işletmeye şimdi eleman aldınız. Bu eleman listesine baktığınız zaman, bunların birçoğunun, hemen hemen yüzde 80’inin, 90’ının Kütahya dışından Kütahya’ya gelen işçiler olduğunu görüyorsunuz. Ne oluyor şimdi, kimin malını kime satıyorsunuz? Öbür tarafta “Bu enerjinin bedelini bize ödemelisiniz.” diyenlere sesiniz çıkmıyor ama Kütahya’nın malını satarken de birilerine peşkeş çekiyorsunuz. Bunun cevabını vermeniz lazım. Bu özelleştirme iptal edilmeli, bu personel alımı iptal edilmeli ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) - …Kütahya’nın malı birilerine peşkeş çekilmemeli.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Nursel Aydoğan, Diyarbakır Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılmasıyla ilgili gündem çerçevesinde, Diyarbakır’daki elektrik kesintileriyle ilgili, Diyarbakır’da halkın canına artık tak eden elektrik kesintilerini bir kez daha Meclisin gündemine taşımak, Meclisin gündemine getirmek istiyorum. Bu vesileyle bütün arkadaşları saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki “Diyarbakır” deyince herkesin aklına Kürt sorunu geliyor. Açıkçası, Diyarbakır halkının da gündemi yaklaşık otuz yıldan beri Kürt sorunudur. Diyarbakır halkı, Diyarbakırlılar yaklaşık otuz yıldan beri Kürt sorunu çerçevesinde, Kürt sorununun çözümsüzlüğü çerçevesinde alanlarda ve meydanlarda oldular, bu konudaki görüş ve düşüncelerini paylaşmak için en geniş katılımlı eylem ve etkinlikleri yaptılar. 80’li yıllarda 12 Eylül faşizminin Diyarbakır zindanlarındaki işkencelerini ortaya çıkarmak için alanlarda, meydanlarda oldular. 90’lı yıllarda köyleri boşaltıldı, yine Diyarbakırlılar alanlarda, meydanlardaydı. Daha sonraki yıllarda, tabii ki faili meçhul cinayetler nedeniyle sokaklardaydılar. Asit kuyularına atıldılar, yine sokaklardaydılar. Sınır ötesi operasyonlar, sınır içi operasyonlar yapıldı yine alanlardaydılar ve son olarak, tabii ki KCK operasyonları ve Kürt sorunun elbette ki çözümü ve barış için yine alanlarda ve meydanlardaydılar.

Artık, Diyarbakır’ın bundan farklı bir gündemi de var elektrik kesintileri sayesinde değerli arkadaşlar. Artık, Diyarbakırlılar gündüz Kürt sorunun çözümü için meydanlardalar, sokaklardalar, yürüyüşler yapıyorlar, basın açıklaması yapıyorlar, hep birlikte yapıyoruz tabii ki; akşamları da bu kez, bu saatlerde, yine şu anda Diyarbakır’da eminim elektrik kesintileri nedeniyle oturma eylemleri var, yol kesme eylemleri var, yürüyüşler var.

Şimdi, tabii ki halkla da sınırlı değil. Artık, Diyarbakır’da son gelinen nokta nedeniyle sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri, ticaret sanayi odasının gündemlerinde yoğun olarak elektrik kesintileri var. Onlar da tabii ki günlük neredeyse yedi saati bulan kesintiler nedeniyle üretimin düşüşünden şikâyetçiler, verimin düşmesinden şikâyetçiler, gidip gelen elektrikler yüzünden bozulan ev aletlerinden şikâyetçiler. Dolayısıyla, onların da gündemi, artık, Diyarbakır’da elektrik kesintileridir.

Şimdi, ben sormak istiyorum, -tabii ki Sayın Bakan burada- bir halk, bir kent kesintiler nedeniyle ayakta, ortada… Hangi demokratik ülkede bir kentin bütün dinamikleri böylesi bir sorun için ayakta olur ve hangi hükûmet, hangi bakanlık ortaya çıkan bu tepki karşısında bu kadar sessiz kalır? Aslında çok da sessiz kalmadılar, TEK’in müdürünü görevden aldılar. Herkesin beklentisi “Herhâlde bizim sesimiz duyuldu, Sayın Bakan Diyarbakır’ın bu demokratik tepkisini duydu, TEK müdürünü görevden aldı…” Ama, ne yazık ki, görevden alındıktan sonra ortalama günde beş saat elektrik kesiliyorsa şimdi yedi saat kesiliyor değerli arkadaşlar. Gerçekten, bu konunun, Sayın Bakan da buradayken bir kez daha gündemlerine alınmasını istiyorum. Yani, demokratik ülkelerde gerçekten böyle midir? Bakın, en fazla eleştirdiğiniz İsrail’de halk on binlerce kişiyle bir gün sokağa çıkmıştı, artan ev kiraları nedeniyle sokağa çıkmıştı. Yine, en fazla eleştirdiğiniz, iktidar olarak eleştirdiğiniz İsrail Hükûmetinin Başbakanı, hemen ardından, basının ve kamuoyunun karşısına çıkıp on binlerce kişinin sokaklarda yaptığı bu eyleme bir anlam verdiğini, bir anlam biçtiğini, hemen kiralarla ilişkili olarak hükûmetlerinin bir çaba içerisinde bulunacağını açıklamıştı. Elbette ki demokratik yöntem budur, işleyiş budur daha doğrusu. Dolayısıyla, Sayın Bakanın da artık bu konuya bu saatten sonra eğilmesini, gerçekten de Diyarbakırlıların bu konudaki taleplerinin karşılanmasını istiyoruz.

Şimdi, bu kesintileri anlamak aslında mümkün değil. Bildiğimiz kadarıyla, yapılan bu kesintiler genel olarak halka yansıtılıyor. Yani, birtakım insanların belki mecburiyetten başvurdukları kaçak elektrik kullanımı nedeniyle açığa çıkan bu kaçak elektrik bedeli bütün faturalara yansıtılarak bu işin bedelini bir anlamda halk ödüyor. Eğer, burada, Hükûmetin kaçak elektrik kullanma konusunda bir sıkıntısı yoksa o zaman Diyarbakır’daki yedi saatlik, altı saatlik elektrik kesintileri neden diye ben sormak istiyorum. Gerçekten halka zulmetmenin başka bir yolu da acaba bu mudur? diye ben sormak istiyorum Sayın Bakana.

Şimdi, tabii ki arkadaşlar da belirttiler, bizden önceki konuşmacı arkadaşlar, yüzde 72 gibi bir kayıp kaçak oranından bahsedildi. Bunu tabii bilimsel çevrelerin de ifade etmesi gerekir. 72 oranı neyi ifade ediyor? Bildiğimiz kadarıyla, bizim bilimsel çevrelerden aldığımız bilgi kadarıyla, bu kayıp kaçak oranının büyük oranda bölgede yani doğu ve güneydoğu bölgesinde onarılmayan hatlar nedeniyle olduğunu biliyoruz yani kaçak oranının büyük oranda bu şekilde gerçekleştiğini biliyoruz. Elbette ki, halkın da kaçak elektrik kullandığı bir gerçeklik. Ancak, bu gerçeklik “İşte, elektrik hırsızlarını yakalayalım, bütün bir halkı elektrik hırsızı yapalım ya da hırsız olarak tanımlayalım…” Biraz önceki konuşmacı arkadaşın belirttiği gibi, sanki Diyarbakır’da bütün Diyarbakırlılar elektriği kaçak kullanıyormuş gibi herkesi hırsız pozisyonuna koyma yani bir halkı hedefleme, hedef alma. Bunlar doğru şeyler değil. Eğer bir yerde elektrik kullanımı kaçak oranı bu kadar yüksekse gerçekten dönüp bakmak gerekiyor. Bu neyle ilgilidir? Elbette ki halkın yoksulluk düzeyiyle ilgilidir. Bir elektrik parası için hırsız olarak mahkemelere çıkmak, yargılanmak hangi vatandaşın isteği ve talebi olabilir diye ben sormak istiyorum.

Tabii ki Sayın Bakan yüzde 72 kaçak oranını tanımlarken aynı zamanda bunun bir ideolojik yaklaşım olduğunu söyledi. Bununla ilgili olarak da “İşte BDP’nin ideolojik yaklaşımları nedeniyle halk bölgede kaçak elektrik kullanımını artırıyor.” dedi. Vallahi, bu bizimle, partimizle ilgili değil, halkın geldiği bilinç düzeyiyle ilgilidir diye ben düşünüyorum.

Sonuç olarak -tabii ki ben oranın milletvekiliyim, biliyorum- genel yaklaşım şudur: Doksan yıldır bu bölgeye hiçbir şekilde yatırım gitmiyor. Halk yoksuldur, fakirdir. Dolayısıyla, elbette ki yoksulluk ve fakirliğin geldiği noktada bir anlamda böyle olacaktır. Bu sadece bizim ülkemizde değildir, her yerde böyledir. Ancak, hükûmetler, devletler, şunu ifade etmek isterim ki kaçak elektrik konusunda veya kaçak kullanılan her şey konusunda zorunlu nedenlerle göz yumuyorlar. Hükûmetin yaptığı da budur. Eğer kaçak oranı bu kadar yüksekse, yakalanmıyorsa bu zorunluluk nedeniyle gerçekleşen bir durumdur. Çünkü, siz bir halkın gelir düzeyini çok üst düzeyde tutmazsanız yani halkın büyük bir kısmı yoksulsa, siz de bir taraftan kaçak elektrik kullananları yakalarsanız, cezaevine atarsanız, bir şekilde farklı yöntemlerle halkın üzerine giderseniz o ülkede sosyal patlamalar olacaktır. Elbette ki hükûmet ve devletler, bu sosyal patlamaların önüne geçebilmek için, bir anlamda, bu kaçak elektrik, kaçak su ve benzeri her neyse, devletten kullanılan ne varsa göz yummak durumunda kalıyorlar. Sonuç olarak yaşanan da budur ülkemizde, Hükûmetin yaptığı da budur gerçekten.

Ancak, bir şeyi de ben sormak istiyorum gerçekten: Kaçak olarak elektriğin kullanıldığı yer sadece bölge midir? Örneğin, 15 milyon nüfuslu bir yerde, İstanbul’da hiç mi kaçak elektrik kullanılmıyor? Biz de biliyoruz ki işletmelerin, fabrikaların çoğu kaçak elektrik kullanıyor. Ama tabii ki gücünüz oradaki sermayeye yetmeyince gücünüzün yettiği yer neresi olacak? Halk olacaktır. Ama ben size söyleyeyim, halk da buna boyun eğmez; hele hele, açık ve net söylüyorum, Diyarbakır halkı hiç boyun eğmez. Bunun da önümüzdeki zaman sürecinde, önümüzdeki seçimlerde hep birlikte karşılığını göreceğiz, karşılığını da alacaksınız diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Ağbaba, buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim.

Ben, Malatya’da geçtiğimiz hafta yaşanan bir olayı Sayın Bakana aktarmak istiyorum.

Malatya Yazıhan ilçesi merkez ve Yazıhan ilçesine bağlı birçok köyde şu anda elektrikler kesik olduğu için içme suyu kullanamamaktadır köylüler. Yazıhan’daki Karasu İçme Suyu Sulama Birliği borçlarını ödemediği için, maalesef, Yazıhan’ın köyleri şu anda susuzlukla karşı karşıya kalmıştır. Daha önce Malatya’da bu olay birkaç kez gerçekleşti. AKP'nin yüzde 90’ın üzerinde oy aldığı Kale ilçesinde, Ramazan ayında aylarca su akmadı. Bunun AKP'nin TEDAŞ’ı özelleştirme politikasından kaynaklandığını düşünüyor musunuz? Bu özelleştirmeden vazgeçmeyi düşünüyor musunuz? Çünkü, bu, hakikaten, Malatya’da hem çiftçiyi hem üreticiyi hem köylüyü hem esnafı perişan etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben birleşimin başında da ifade etmiştim, Sayın Bakanın tekrar bilgisine sunmak istiyorum.

Yüksekova’da jandarma özel harekâtın kaldığı yerde on yedi günden bu yana maalesef elektrik verilemediği için kaloriferler yanmıyor yani çok ciddi bir sıkıntı var. Bir hattın ihalesiyle ilgili sürecin uzamasından olduğuna ilişkin bir haber geldi. İnceletirseniz lütfen… Bu karda, kışta, kıyamette, aileler çok ciddi sıkıntı içerisinde; ilgilenmenizi istirham ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Trakya’da Trakya Elektrik Dağıtım AŞ’nin (TREDAŞ) özelleştirilmesinden sonra, özellikle köylerde ve şehir merkezlerinde aydınlatmada kullanılan 8.113 adet armatür TREDAŞ tarafından söküldü. Bunu nereden biliyorum? Soru önergeme verdiğiniz cevaptan biliyorum.

En son TREDAŞ’ın uygulamalarından bir tanesi de şudur: Özellikle köylerde bulunan bazı camilerin elektrik borcu dolayısıyla, elektrik borcunu ödeyemediği için elektriği kesildi; bu camilerde belirli saatlerde akşam ve yatsı namazları kılınamadı. Özellikle kamu yararını hedef alan önceki dönemdeki elektrik dağıtım işletmelerinin, özelleştirmeden sonra kâr kazanmayı, kârı hedef almalarını birinci kıstas olarak ele almasına ne diyeceksiniz, bu konuda bir çalışmanız olacak mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, Bakanlığınızdan önemli ihaleler alan bir şirketin sahipliğindeki bir uçakla seyahat etmişliğiniz var mıdır? Eğer bu bilgi doğruysa Bakanlığınız ihalelerine giren bir şirketin uçağıyla iş seyahatlerine çıkmanız etik midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şanlıurfa ilinin merkez ve tüm ilçelerinde yazın ve kışın elektrikler sık sık kesilmektedir. Hatta iki hafta önce Viranşehir ilçemizin Kırlık trafosuna bağlı tüm köylerde dört gün boyunca elektrik kesilmiş idi. Urfa halkımızın sürekli bu elektrik kesintilerinin, bu mağduriyetinin giderilmesi ne zaman sona erecektir? On bir yıldan beri iktidardasınız, on bir yıldır kesilmekte ve sizin, bu elektriğin düzelmesi için daha kaç yıla ihtiyacınız var?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sulama suyu sondajlarına saat takılarak su parası tahsil edileceği bildirilmektedir. Ayrıca, her saatten verilecek suyun ekilen alanla sınırlandırılacağı, miktar olarak da kısıtlama getirileceği bilgisi geliyor. Türkiye’de tarımla uğraşan çiftçilerimiz iktidarın uyguladığı yanlış tarım politikası nedeniyle kâr edemez, kendisini geçindiremez hâle geldiğinden tarlalar boş kalmaktadır. Bu nedenle, iki ayda sadece samana 25 milyon dolar dış alım parası ödemiş bulunuyoruz. Hükûmette sayaç üreten firmalarla ortak olan kişiler mi vardır ki sondajının elektrik borcunu bile ödeyemeyen çiftçiden sayaç ve su parası alınacaktır, yoksa tarımı tamamen bitirmeyi mi amaçlıyorsunuz Hükûmet olarak? Bu sorunun cevabını bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sorular ve tavsiyeler için teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Öncelikle, Malatya Yazıhan’daki içme suyuyla ve Kale ilçesiyle alakalı, değerli milletvekilimiz soru sordular. AK PARTİ’li bir belediyenin borçlarını ödemediği için elektriğinin kesildiğini söylediler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sulama birliği efendim, AK PARTİ’yle ilgisi yok.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sulama birliğiyle alakalı. “AK PARTİ’nin fazlaca oy aldığı” diye orada bir tabir kullandınız.

Şimdi, bizim amacımız… Biraz önce arkadaşlarımızın bir kısmı eleştirdiler, dediler ki: “Ödemeyenden bu parayı almalısınız ki, kayıp kaçak oranlarıyla alakalı hususu tahakkuk ettirmelisiniz ki Türkiye’nin geneliyle alakalı bütün bu işlemleriniz doğru olsun.” Evet, o zaman biz, özellikle borçların yapılandırılmasıyla alakalı şu ana kadar cumhuriyet tarihinde hiç yapılmamış bir taksitlendirme yaptık arkadaşlar; otuz altı ay vadeyle ve şu ana kadar tahakkuk etmiş paralarının aslı kalmak kaydıyla, faizlerin hepsini affedici ve ne Ziraat Bankasının ne ilgili kooperatiflerin ne de bir başka kurumun uygulanmayan faiz hadleriyle beraber bunu uyguladık ve bütün çiftçilerimizin, sulama birliklerimizin, kooperatiflerimizin bundan faydalanmasını esas kılacak bir yapılandırma sağladık. Toplam 2,6 milyar TL’ydi buradaki alacaklarımız; bunun belli bir oranı ödendi, bir oranı da ödenmedi. Şimdi, değerli arkadaşlar, biz ödeyenin hakkını da muhafaza etmek, korumak açısından bir uygulama yapmak zorundayız. Kolaylık sağlamak mı? Evet, kolaylık sağlamalıyız ve onu yaptık ve kendilerine, hem yazılı hem de görsel basın yoluyla kamuoyuna şunu duyurduk: Arkadaşlar, lütfen bununla alakalı ödemelerinizi yapın ki bizim hem tahsilat oranımız bu manada artmış olsun hem de ödememiş olan vatandaşlarımıza bir ödeme fırsatı verilmiş olsun. Şimdi, otuz altı ay taksit yapmışız, bundan daha başka nasıl yapabiliriz? Bununla alakalı, eğer “Hiç almayın.” diyorsanız bu ayrı bir konu, bu ayrı bir çözüm yolu ama biraz önceki konuşmalardan da ben şunu anlıyorum: “Bunları almalısınız.” deniyor. Doğru, bizim bunları almamız lazım ve zamanında ödemeyen vatandaşlarımızın da elektriğini kesmemiz lazım.

Benzer şey, yine Urfa’yla alakalı söylendi. Değerli arkadaşlar, bir önceki oturumumuzda da bahsettim. Bu dediğiniz mahalli inceleteceğim, eğer o dediğim tanımlara uygun bir şekildeyse yine cevabım aynı olacak.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, elektrik kesildi, köylerin suyu akmıyor.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – “Viranşehir Kırlık trafo merkezinde dört günden beri elektrik kesik.” dediniz, bunu araştıracağım; eğer bu yerin kaçaklarla alakalı bir icraatı varsa -ki bunu peşinen söyleyemem- kaçak kullanmışlarsa biz buranın elektriğini açmayacağız arkadaşlar. Sizin, biraz önceki konuşmalardan istediğiniz de bu. Yani “Hem kaçak kullansın hem de devam etsin.” diyorsanız bu ayrı bir şey ama biz şunu söylüyoruz politikalarımız olarak: Zamanında ödeyen müşterilerimizi, vatandaşlarımızı koruyup kollamak açısından, biz, ödemeyen müşterilerimizin elektriğini kesildikten sonra açmamayı düşünüyoruz. Eğer bu dediğiniz yer, bu dediğim tanıma uyuyorsa -ki bunu araştırdıktan sonra teyit edeceğim- biz, buranın elektriğini dört gün değil on dört gün bile geçse açmayacağız arkadaşlar biraz önce dediğiniz gerekçelerle. Ama, herhangi bir, kış şartlarından dolayı, olumsuz hava şartlarından dolayı olmuşsa tabii ki onunla alakalı bizim ilgilenmemiz lazım.

Değerli arkadaşlar, ben geçtiğimiz hafta içerisinde 3 günde 3 tane ülkeye gidip gelmek durumunda kaldım. Zaman zaman Başbakanlıktan aldığımız, zaman zaman da özel şirketlerden kiraladığımız uçaklarla bu seyahatlerimizi daha da hızlandırıyoruz. Cezayir, Libya ve Katar’ı, 3 ülkeyi ben 3 günde bitirdim. O yüzden, bununla alakalı, bizim zaman zaman özel sektörden kiraladığımız uçaklar var. Bunu da ben bilgilerinize sunuyorum.

Sulama suyuyla alakalı sayaçların takılmasından geçtiğimiz oturumda da bahsetmiştim. Orman ve Su İşleri Bakanlığımız… Yalnızca sulama birlikleriyle alakalı bir konuyu disiplin altına almak açısından Devlet Su İşlerinin bir uygulaması oldu. Bunu sizinle konuştuktan sonra Orman ve Su İşleri Bakanlığımızla tekrar konuştum ve o uygulamalarına devam edeceklerini de söylediler.

Bu Yüksekova’daki yerle alakalı, Sayın Başkanımızın bahsettiği yerle alakalı ihale konusuna veya iletim hattı konusuna baktıracağım ve onu da tabii ki hızlıca yaptıracağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Bakan, açılıyor.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Viranşehir’e baktırdınız mı?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - Trakya TREDAŞ’la alakalı hususta 8.113 tane armatürün söküldüğü doğrudur. Orada, bizim Aydınlatma Yönetmeliği’ne göre, hazine tarafından kontrol edilen, şu anda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına tevdi edilen bu görevin şöyle bir serencamı var arkadaşlar: “Cami cephe aydınlatmaları veya belediyelere ait dekoratif aydınlatmalar, park, bahçe aydınlatmaları ilgili kurumları tarafından ödenir.” Bununla alakalı, cami derneklerinin veya Diyanet İşleri Başkanlığının ödeneğine konan bir rakam vardır. O caminin aydınlatma ücretleriyle alakalı değil ama ısınmayla alakalı ücretlerini -eğer elektrikle sağlanıyorsa- cami derneklerimizin tabii ki temin etmesi gerekiyor. Biz, camilerimizin elektriğinin kesilmesiyle değil, oraların aydınlatılmasıyla alakalı işlemlerimizi sürdürüyoruz ama hem Diyanet İşleri Başkanlığı              –bütçesiyle- hem de cami dernekleri bunu temin edeceklerdir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Madde üzerinde iki adet önerge vardır. Sırasıyla okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

393 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Haluk Eyidoğan İlhan Demiröz                         Ferit Mevlüt Aslanoğlu

İstanbul                                                                     Bursa                                               İstanbul

Gürkut Acar

Antalya

MADDE 5- Bu Kanun 1/1/2013 tarihinden geçerli olmak üzere yayımında yürürlüğe girer.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesine “tarihinden” ibaresinden sonra gelmek üzere “itibaren” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Namık Havutça Ali Serindağ                                 Ali Haydar Öner

Balıkesir                                                                 Gaziantep                                             Isparta

Haluk Eyidoğan Gürkut Acar                                Mustafa Moroğlu

İstanbul                                                                   Antalya                                                İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Gürkut Acar, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 393 sıra sayılı Teklif’in 5’inci maddesinde Cumhuriyet Halk Partisinin değişiklik önergeleriyle ilgili söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

AKP’nin enerji alanındaki on yıllık uygulamalarına genel hatlarıyla bakmak gerekiyor şu anda ve tam bir başarısızlık olduğunu da görmek gerekiyor. Enerjiyle ilgili temel birkaç nokta vardır. Yeterli, sürekli ve ucuz şekilde sağlanıyor mu, sağlanmıyor mu; ölçütler bunlar. Buradan gidersek enerjide dışa bağımlılık azalmış durumda mı? Hayır. Türkiye’nin en önemli sorunu cari açık. Cari açığı körükleyen en büyük kalem enerji ithalatı. AKP yerli ve yenilenebilir kaynakları hızlı şekilde devreye sokmak yerine yabancılara, -Rusya, İran’a- kaynak aktarıyor. Peki, elektrik enerjisinde arz güvenliği var mı? Hayır. Biri vanayı kesse hem soğukta kalacağız hem de elektriksiz kalacağız çünkü elektriğin neredeyse yarısı, yüzde 45’i doğal gazdan sağlanıyor. Türkiye, Rusya’ya göbekten bağımlı hâle getirilmiş durumda. Yedek kapasite ne durumda? Neredeyse sıfır düzeyine gerilemiş durumda, bıçak sırtı bir düzende gidiliyor.

Seçim bölgem Antalya’da sık sık elektrikler kesiliyor. Geçenlerde sanayiciler isyan etti, “Bıktık artık.” dediler. Yaz aylarında kesintiler daha da büyük sıkıntı. Kesintiler nedeniyle turizm işletmeleri zor anlar yaşıyor. Tabii, Sayın Bakanın bunlardan haberi yoktur.

Peki, fiyatta istikrar var mı? Hayır; sürekli zamlar gündemde ne vatandaşa ne sanayiciye ne üreticiye ucuz elektrik sağlanamıyor. Sulama birlikleri faturalarını ödeyemediği için sulama yapamıyor, köylü sulama yapamıyor, belediyeler arıtma tesislerini çalıştıramıyorlar.

Enerjide tasarruf var mı, verimlilik var mı? Hayır. Türkiye, enerjisinin yüzde 25’i kadar  tasarruf sağlayabilir. Yani, Akkuyu’da kurulacak nükleer santralden sağlanacak enerjiyi, enerjiyi verimli kullanarak, tasarruflu kullanarak sağlayabilirsiniz ama bu yapılmıyor, Türkiye çağ dışı bir teknolojiye zorlanıyor.

Tablo budur, on yıllık AKP iktidarında Türkiye'nin enerji tablosu budur; ne dışa bağımlılık azalmış ne arz güvenliği var ne de fiyat istikrarı var. Sürekli vatandaşın cebine yükleniliyor, vatandaşın faturası şişiriliyor.

Değerli arkadaşlar, enerjide olmayanlar bunlar, bir de olanlar var. Olanlar ne? Kâr garantili özelleştirmeler var. Bakın, okulların, hastanelerin, sulama birliklerinin sübvansiyonları, destekleri kaldırılıyor ama dağıtım şirketlerinin kâr oranları yükseltiliyor. Kayıp kaçak oranlarında sürekli oynama var. Düşmesi gereken kayıp ve kaçak oranları artırılıyor, bu da vatandaşa ödettiriliyor, şirketlere aktarılıyor. Sayıştayın raporlarında bakın, neler neler var: Dağıtım şirketleri özelleştirilirken kasasındaki para da şirketlere bırakılıyor, devletin parasını özel şirketlere veriyorlar. Bunu biz söylemiyoruz, Sayıştayın raporlarını açın, bakın. Ben, Sayın Bakana sormak istiyorum: Bunlarla ilgili ne yaptınız, soruşturma açtınız mı? TEDAŞ bir işlem yaptı mı? Bunlarla ilgili ne kadar tahsilat yapıldı bu kapsamda? Bunların cevaplarını bekliyorum.

Değerli arkadaşlarım, başka ne var? Bir dağıtım bölgesi özelleştirilecek. Diyelim ki, normalde 500 bin sayaç okunup fatura tahakkuk ettiriliyor ama devir aşamasına geldiğinde sayaç okuma sayısı aniden 300 bine düşüyor, tahakkuk iptalleri artıyor; devir işlemi yapıldıktan sonra da bu sayaçlar okunmaya başlanıyor, tahakkuklar devir işleminden sonraki tarihlere kaydırılıyor ve buna özelleştirme deniyor. Buna özelleştirme denmez, güzelleştirme denir, AKP’lileştirme denir; devletin parasını, yoksulun parasını hortumlamak denir. Bunlar iddia falan değildir, Sayıştayın tespitleridir değerli arkadaşlarım.

Geçen günlerde, seçim bölgem Antalya’da, elektrik dağıtan Akdeniz Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (AKEDAŞ) özelleştirmesi yapıldı. Çok çarpıcı bir sonuç var burada. AKEDAŞ için 2010 yılında ihale yapıldı, ortaya çıkan fiyat 1 milyar 165 milyon dolardı ama ne olduysa bu ihale tamamlanmadı, tamamlanamadı, geçen aylarda yenisi yapıldı. Yeni fiyat ne? Yeni fiyat 546 milyon dolar. Ne olduysa oldu, fiyatı yarı yarıya düştü. Bunu anlamak mümkün değil! AKEDAŞ bölgesi küçülen bir bölge mi? Hayır. Kayıp kaçağı yüksek bir bölge mi? Hayır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Müşteri sayısı azalmış mı? Hayır. Ama, bu işte nasıl bir hayır varsa fiyatı yarı yarıya düştü, buna ancak “hayırlı işler” denir.

Değerli arkadaşlarım, kalan kısmını sonra söyleyeceğim.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

393 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Gürkut Acar (Antalya) ve arkadaşları

 

MADDE 5- Bu Kanun 1/1/2013 tarihinden geçerli olmak üzere yayımında yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde metninin anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oyalarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili.

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapan kanun tasarısını görüşüyoruz. Böyle bir düzenlemeyi görüşürken Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin iktidar olduğu günden bu yana uygulamış olduğu enerji politikalarını, elektrik politikalarını kısaca gözden geçirmekte, değerlendirmekte yarar var diye düşünüyorum.

Biraz önce bu kürsüye gelen Diyarbakır Milletvekili Sayın Nursel Aydoğan Diyarbakır’daki elektrik kesintilerinden söz etti. Bu elektrik kesintileri sadece Diyarbakır’a mahsus değil; İstanbul’da elektrik kesintileri uygulanıyor, Ankara’da uygulanıyor, diğer kentlerde uygulanıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerine kadar tarihe karışmış olan elektrik kesintileri, iki yıldır AKP hükûmetleriyle, onun Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıyla birlikte yeniden Türkiye'nin gündemine gelmiştir. Tek fark şudur: Eskiden elektrik kesintisini hükûmetler, bakanlıklar ilan ediyordu; şimdi, AKP hükûmetleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bu enerji kesintisini ilan etmiyor; yeniden elektrik kesintileri yaşayan bir ülke konumuna geldik izlenimi doğmasın diye, ilan etmeden, gizli bir elektrik kesintisi programı uyguluyor.

Geçen kış bunu bütün şiddetiyle hissettik. 2011-2012 kışında Türkiye'nin günlük doğal gaz ihtiyacı 180 milyon metreküp seviyelerini bulmuş, böylesine ağır geçen bir kış ortamı içerisinde talebe, ihtiyaca cevap veremeyeceğini anlayan Bakanlık çözümü birkaç şekilde bulmaya çalışmıştır: Birincisi, doğal gazla üretim yapan elektrik santrallerine ikincil yakıt kullanma talimatını vermiş, doğal gazla üretim yapan üretim tesislerine BOTAŞ doğal gaz vermeyeceğini duyurmuş ve üçüncü olarak da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı gezdirme yöntemiyle Türkiye’de elektrik kesintisini uygulamaya sokmuştur. Bu kış da tablo farklı değil, bu kış da aynı tabloyu yaşadık. Gezdirme yöntemiyle, gizli bir şekilde, elektrik kesintisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından uygulamaya konulmuştur.

Bu kış şartlarında da Türkiye’nin günlük doğal gaz ihtiyacı 190 milyon metreküp seviyelerine kadar gelmiş ancak bütün üretim olanakları, ithalat olanakları, depolama olanakları kullanılmış olsa dahi bu talebin karşılanamayacağı anlaşıldığından biraz önce sözünü ettiğim yöntemlere başvurulmuştur; tablo budur. Bunun gerisinde ise on birinci yılına girmekte olan Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin on bir yıllık enerji karnesinin, elektrik üretimi karnesinin kötü olması yatmaktadır, neden budur.

Eğer talep artarken, elektrik ihtiyacı artarken siz gerekli yatırımı yapmıyorsanız elektrik kısıntısıyla karşı karşıya kalırsınız, ekonominin kuralı budur. Üretim talebe yetişmiyor ise sorun orada başlar, kriz orada başlar.

Bunu rakamlarla size göstermek istiyorum, söylemek istiyorum: 2002 yılında Türkiye’nin enerji sektöründeki sabit sermaye yatırımları gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1’idir. 2002 yılında kamu sektörünün enerji sektöründeki sabit sermaye yatırımı millî gelirin yüzde 1’i düzeyindedir.

AKP “Ben kamuyu enerji yatırımından çekeceğim. Enerji yatırımını özel sektör yapacak.” dedi. Olabilir, bu bir tercihtir. Önemli olan elektriğin üretilmesidir, kimin ürettiği önemli değildir; ister kamu üretir ister özel sektör üretir. Olabilir, böyle bir tercihte bulundu Hükûmet. Ancak uygun bir yatırım ikliminin tesis edilmemiş olması nedeniyle kamunun boşalttığı yeri özel sektör dolduramamış ve Türkiye enerji talebini, elektrik talebini karşılayacak yatırımları yapamamıştır.

2012 yılına geldiğimizde, enerji sektöründeki kamu ve özel sektör sabit sermaye yatırımının toplamı millî gelirin yüzde 1,4’lük seviyesine ulaşabilmiştir. Yıl sonu gerçekleşme tahmini olarak bu rakam öngörülmüştür. 2002 yılındaki rakam ise millî gelirin yüzde 1,5’udur yani 2012 yılında AKP Hükûmeti, onun Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı o çok eleştirdiği 2002 yılının sabit sermaye yatırımı düzeyine bile ulaşabilmiş değildir. “2002 yılı çok iyi bir yıl değil.” diyorsunuz ama elektrik sektöründe o yılın seviyesine bile ulaşamamış olan bir Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığı vardır. Tablo budur. Türkiye elektrik üretiminde  büyük ölçüde doğal gaza bağımlıdır. İthal edilen doğal gazın yaklaşık yüzde 53’ü elektrik üretiminde kullanılmaktadır ve enerji kaynakları itibarıyla elektrik üretiminin dağılımına baktığımızda da toplam elektrik üretiminin 2000 yılında yüzde 40,6’sı doğal gazdan sağlanırken bunun 2012 yılında yüzde 44,7’ye çıktığını görüyoruz yani doğal gaza bağımlılık artmış. Geçen yıl o ağır kış şartlarında, Sayın Bakan, o kısıntıların olduğu günlerde, yoğun doğal gaz talebinin olduğu günlerde bir açıklama yaptı “Türkiye'nin elektrik üretiminde doğal gaza bağımlılığını azaltacağız.” dedi. Yani rakamlar tersine gitmiş, Türkiye'nin doğal gaza bağımlılığı artmış ama Sayın Bakan başka bir şey söylüyor ve ben Sayın Bakana sormak istiyorum: “Türkiye'nin elektrik üretiminde doğal gaza bağımlığını azaltacağız.” diyorsunuz ama Türkiye’nin kurulu doğal gaz elektrik gücü 16 bin megavat olduğu hâlde sizin lisans verdiğiniz doğal gaza dayalı elektrik üretim tesisinin toplam gücü 30 bin megavat yani kurulu gücün neredeyse 2 katına yakın ayrıca lisans vermişsiniz. Ama, öte taraftan da siz Türkiye’nin doğal gaza bağımlılığını azaltacağınızı söylüyorsunuz. Bu büyük bir çelişkidir. Elektrik üretiminde, enerji politikalarında açık bir başarısızlık vardır.

Enerji piyasasını düzenleyen bütün kanunların, Elektrik Piyasası Kanunu, Doğal Gaz Piyasası Kanunu, LPG Piyasası Kanunu, bütün bunların oturduğu temel ilkeler vardır. Enerjinin çevreye uyumlu, yeterli, kaliteli ve düşük maliyetli bir şekilde, sürekliliği olacak yani arz güvenliği olacak şekilde tüketicilere ulaştırılması, rekabet ortamı içerisinde çalışan piyasaların kurulması bütün enerji piyasası kanunlarının temel amacıdır. Bu temel amaç bir kenara atılmıştır, böyle bir piyasa yoktur piyasaya müdahale eden bir devlet vardır.

Yapılacak olan şey, belki, devletin müdahalesini kurumsallaştırmaktır o zaman bu piyasada eğer rekabet gerçekleşemiyorsa. Gelin, doğrudan doğruya piyasaya müdahale edecek araçları da alın kendinize; işinize geldiği zaman şikâyet etmeyin, işinize geldiği zaman da tüketicinin, vatandaşın kulağına hoş gelecek şeyleri söylemeyin.

Bu tasarının 1’inci maddesiyle bir vergi düzenlemesi yapılmıştı. Buna ilişkin görüşlerimi geçen hafta sizlere ifade ettim; bu vergi düzenlemesi saydam olmayan bir düzenlemedir. Söylediklerimi tekrar etme olanağım yok, zamanım müsait değil ama söylemediğim bir hususu burada ifade edeyim: Siz, 31 Aralık 2012 tarihine kadar üretim ve perakende satış tesislerini diğer dağıtım şirketinden ayrıştırmayan mükellefler için, kanunun öngörmediği bir şekilde bir ayrıştırma imkânı getiriyorsunuz ve bu ayrıştırma işlemini kurumlar vergisinden müstesna tutuyorsunuz. Bütün şirketler ayrıştırma işlemini eğer tamamlamış ise ama şartlara uygun, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun öngördüğü şartlara uygun değil ise bu ayrıştırma işlemleri, getirmiş olduğunuz bu hüküm onlara kurumlar vergisi muafiyeti sağlamaya yetmez. Bunu bir kez daha dikkatinize sunuyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına madde üzerinde söz isteyen Hüsamettin Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Aslında, elektrik enerjisi kadar -su ve hava gibi- günümüzde insan yaşamını etkileyen başka bir şey yoktur. Bu nedenden dolayı Kafkaslardan, Hazar havzasından, Orta Doğu, Balkanları da içerisine alacak şekilde, ABD’nin başını çektiği küresel hegemonik güçler, yerel iş birlikçileriyle beraber Nabucco Projesi’ni ortaya çıkarmış, artık her geçen gün daha bariz bir şekilde ortaya çıkan Mavi Akım Projesi’ne yanıt olarak hayata geçirmiştir. Bu nedenle, enerji kaynaklarına sahip olmak, Kafkaslar ve Orta Doğu’yu küresel güçlerin stratejilerinin hem coğrafik hem insani mağdurları durumuna getirmiştir. Buna rağmen, Türkiye, henüz bu enerji politikasının öneminin farkında bile değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; meskenlerden tutun da büyük işletmelere kadar elektriksiz bir yaşamı düşünmek mümkün değildir. Büyük işletmelerde yaşanan elektrik kesintileri sanayi üretimini sekteye uğratırken meskenlerdeki elektrik kesintileri gündelik hayatı felç etmekte, vatandaşları inanılmaz bir şekilde mağdur etmektedir. Bu bağlamda, elektrik enerjisini üreten kuruluşların temel görevi vatandaşa kesintisiz, ucuz ve kaliteli hizmet sunmaktır.

Bölgeye baktığımızda, yıllardır süregelen ihmal, yoksun bırakma, böylece, cezalandırma politikasının enerji alanında da uygulandığını görmekteyiz. Kış aylarında her gün saatlerce yaşanan elektrik kesintileri, yaz aylarında yaşanan gerilim dalgalanmalarına eşlik etmekte, binlerce liralık maddi zararın yanında, vatandaşlar için yaşamı çekilmez hâle getirmektedir. Özellikle yaz aylarında Bitlis’te, Mardin’de, Diyarbakır’da, Urfa’da, Muş’ta ve diğer kentlerde yaşayan vatandaşlar, elektrik dağıtım şebekelerindeki dalgalanmalardan kaynaklı olarak elektrik ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için perişan olmaktadırlar.

Örneğin, Bitlis’in tüm ilçelerinde, özellikle Ahlat’ta, Adilcevaz’da Türkiye Elektrik İşletmeleri AŞ her gün en az üç saat elektrik kesintisi yapmaktadır. Bu elektrik kesintisinin nedenini Sayın Bakanımıza sormak istiyorum: Acaba bu 50 megavat gücündeki trafodan dolayı mı elektrik tüketiminin karşılanmadığını söylemek istiyorsunuz? Üretim yapan… O şube müdürlerine defalarca sorduk, hiçbir zaman bize bu konuda sıhhatli bir cevap vermediler. Bu durum, yaşlı ve çocuklar için de çekilmez bir durum arz etmektedir. Bölgede yaz aylarında yüksek sıcaklardan dolayı kalp krizi geçiren yaşlı vatandaşlar hastaneleri doldurmaktadır. Yaşanan gerilim dalgalanmaları evlerde elektrikli cihazların çalışmasını engellemekte, bozulmalarına neden olmaktadır. Bölgede artık halk isyan noktasına gelmiştir. Bunun yanı sıra sanayi tesisleri çalışamaz ve üretim yapamaz duruma gelmiştir. Bölge ve ülke ekonomisi açısından da büyük ekonomik kayıpları oluşturan bu durum günden güne daha vahim boyutlara ulaşmaktadır.

Gerilim dalgalanmaları ve kesintiler nedeniyle bölgede birçok hastanede klimalar, jeneratörler, tıbbi cihazlar hasar görmekte veya çalışamaz duruma gelmektedir. Bu nedenle özellikle çocuk ölümleri başta olmak üzere ciddi can kayıpları tehlikesi söz konusudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle sulama sezonlarında Diyarbakır’da, Mardin’de, Urfa’da, Bitlis yöresinde elektrikle tarımsal sulama yapılan yerlerden başlayan ve tüm bölgeye yayılan elektriksel problemler had safhaya çıkmaktadır.

Bölgemizde özellikle ovalarda sayıları on binleri bulan sulama pompalarıyla tarımsal sulama yapılmaya çalışılmaktadır. Bu yoğunlukta, güçte elektrik enerjisiyle sulama örneği dünyanın hiçbir yerinde mevcut değildir.

Tarımsal sulama yapılarının devlet tarafından yıllarca bitirilememiş olması çiftçiyi kendi imkânlarıyla sulu tarım yapmaya zorlamış ve ortaya bu acı tablo çıkmıştır. Bu durum bir yandan yer altı su dengesini bir yandan da elektrik enerjisi dengesini tehdit etmektedir. Ayrıca, çiftçiler elektrik faturalarını ödeyemez hâle gelmişlerdir. Ödeme güçlüğü yaşayan çiftçiler sürekli borçlanmaktadırlar.

2012 yılında GAP Eylem Planı’nı bitirmeyi hedefleyen AKP Hükûmeti bu sözünü tutmamış, sulama kanalları devreye girmemiştir. Bu nedenle çiftçiler elektrikle sulama yapmaya devam etmiştir. Aslında sorunların kaynağı çiftçiyi elektrikle sulama yapmaya mahkûm bırakmakta aranmalıdır. Sürekli bir şekilde, sulama kanallarının bir an önce tamamlanması gerektiğini, bunun hem çiftçiye ekonomik anlamda büyük fayda sağlayacağını hem de yaz mevsiminde yaşanan enerji problemlerini asgariye indireceğini dile getirmiştik. Artık söylemekten bıktık, tekrar etmekten de bıktık. Artık yeni bir şey söylemek gerekirse; AKP Hükûmetinin bölgeye yönelik tarım politikasının ve enerji politikasının iflas ettiğini söylemek zorundayız.

TEDAŞ'ın müşterisi olan ve gerilim dalgalanmalarının asıl kaynağı olan bu sulama tesisleri, TEDAŞ’ın yerinde çözüm getirmemesi nedeniyle, birleşik olan elektrik şebekesinin tamamına yayılmakta ve ortaya çıkan elektriksel problemler diğer tüketicileri de olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, konuyla ilgili verdiğimiz soru önergelerine cevaben TEDAŞ’ın “Dalgalanma bizden kaynaklanmıyor.” şeklindeki beyanatları gerçeği yansıtmamakta, sorumluluktan kurtulmalarını sağlamamaktadır. Ancak, böyle bir aymazlık ve beceriksizlik örneğinin sergilendiğini görmek mümkündür. Halka hizmet yerine, maalesef, kaçak elektriğin peşine düşmüşlerdir. Enerji Bakanının ifadesiyle, halk, hırsızlıkla suçlanarak, âdeta “Hiçbir hizmeti hak etmiyorsunuz.” yaklaşımıyla, bu işkenceyi yaşamaya mahkûm edilmiştir.

Bölgede dağıtım ve iletim sistemini güçlendirecek kalıcı çözümler üretilmelidir. Türkiye'de elektrik üretiminin temel kaynağı olan barajların olduğu bir bölgede elektrik sıkıntısının yaşanmasına anlam vermek zor bir iştir. Bütün bölgede kullanılan kaçak elektrik batıda büyük ölçekli birkaç fabrikanın kullandığı elektrik enerjisi kadardır. Kaçak elektrik kullandıklarını iddia ederek yoksul halkı hırsızlıkla suçlamaktansa halka ucuz, kaliteli ve kesintisiz elektrik sağlamak gerekmez mi? Düşünün ki bir tarafımızda Atatürk Barajı, Keban Barajı, Karakaya Barajı varken hâlen birbirimizi elektrik çalmakla veya vatandaşımızı, insanımızı sadece elektrik faturasını ödemediğinden dolayı hırsızlıkla veya başka şeyle suçlamanın bir anlamı var mıdır sizce?

Bu nedenle, sözlerime son verirken hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz yok.

Şahsı adına söz isteyen Abdullah Nejat Koçer, Gaziantep Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanunun 6’ncı maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız, önemli uluslararası projeleri yürütmekle birlikte, ülkemizin enerji altyapı yatırımlarını süratle gerçekleştirmeye devam ediyor. Enerji piyasalarının rekabete dayalı olarak yeniden yapılandırılması sürecini başarıyla yönetmekte olan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın enerji sektöründeki gelişmeleri takip ederek gereken tedbirleri almasını, artan enerji talebine karşılık enerji arz güvenliğimize yönelik başarıyla oluşturduğu politikalarını takdir etmemek mümkün değil. Başta Sayın Bakanımız olmak üzere tüm Bakanlık çalışanlarını yürekten tebrik ediyorum.

Elektrik Piyasası Kanunu’na ilişkin görüşlerimizi belirtip enerjiden bahsederken Türkiye olarak sahip olduğumuz 75 milyonluk toplumsal enerjiye ve bu enerjinin ortaya çıkarabileceği sinerjiye dikkat çekmek istiyorum çünkü en büyük enerji aslında toplumsal enerji. Bu enerjinin ortaya çıkarılmasıyla ortaya çıkacak istikrar ve güven ortamında yapılacak her yatırım, elektrik enerjisiyle buluşup toplumumuzun refah seviyesinin yükselmesine vesile olacaktır.

Bugün önüne 2023 hedeflerini koymuş, bununla da yetinmeyip 2071 yılına hedef ve vizyon koymuş bir Türkiye var. Gelişen, büyüyen ve örnek olarak gösterilen Türkiye'nin, sahip olduğu enerjiyi çekişmeyle, çatışmayla, kavgalarla harcama lüksünün olmadığını bugün bir kez daha bu kürsüden belirtmek istiyorum. Sahip olduğumuz toplumsal enerjimizi, Türkiye'nin aydınlık geleceği için, her bir ferdin ve toplumumuzun refahının artması için, birlik ve beraberlik içerisinde kardeşçe yaşamak için, modern ve güçlü Türkiye'nin vatandaşına yakışır bir yaşam standardına kavuşmak için harcamak zorundayız. Dünyanın en büyük 10 büyük ekonomisi arasında yer almamız, 2023 hedeflerine ulaşmamız, küresel bir aktör olmamız ancak ve ancak sahip olduğumuz bu toplumsal enerjimizi hep birlikte, el ele, kol kola, doğru bir şekilde kullanmamızla mümkün olacaktır. Gün, birlik ve beraberlik; gün, kardeşlik ve dostluk günü; gün, sevgi ve anlayış günü.

Bu duygu ve düşüncelerle, Türkiye'ye enerji verecek Elektrik Piyasası Kanunu’nun hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Köprülü, buyurun.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, halka hizmet amaçlı kurulan kurumların amacı tabii ki kamu hizmeti. Ancak, halka hizmet etmeyi hedef hâline getiren bu kurumlar satılıp denetlenmediği zaman halka hizmet etmiyorlar, satın alanların cebine hizmet eder bir hâle geliyorlar.

Ben, az önce TREDAŞ’ın uygulamalarıyla ilgili bir soru sormuştum, gene benzer bir soru soracağım. Bugün, TREDAŞ, özellikle elektrik borcu    -eğer iki, üç gün içinde- zamanında ödenmezse hemen vatandaşın elektriğini kesiyor ve bunu da kendisi adına bir kazanç sağlama aracı olarak çok iyi bir şekilde kullanıp elektriği kesilen bütün vatandaşlardan da 20’şer lira açma-kapama parası topluyor. Siz, özellikle bu satılan ve devredilen kurumların kamu hizmeti niteliğini de hatırlatacak tedbirler alacak mısınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, daha önce size Meclis araştırması ve soru önergesiyle de bu konuyu yönlendirmiştim ama bir yanıt alamadım. Çayırova’da TOKİ konutları var. 1.570 tane konuttan 2011 yılında 672 tanesinin elektrik sayaçları arızalı olması gerekçesiyle, hiç kimseye sorulmadan, sizlere de, ilgili kuruma da sorulmadan değiştirildi. Sonra da SEDAŞ, dönüp geriye, bu insanlara bozuk saatlerden elektrik tükettiği gerekçesiyle borç çıkardı. Şu ana kadar, SEDAŞ’ın, kimsenin denetimi olmadan, kalibrasyonu kendisinin yaptığı bir anlaşmayla, denetmenin de, kimsenin olmadığı bir süreçte, bununla ilgili ne yaptınız? Bu soru önergeme ve Meclis araştırmasına karşı yaptırımınız oldu mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ülkemizde tüketilecek tahminî elektrik miktarı talebi yapılıyor mu? Eğer tüketilecek tahminî elektrik miktarı talebi yapılıyor ise veya yapılmış ise 2011, 2012, ilerisi yıllar için 2013, 2014, 2015 yıllarında ne kadar tahminî talep miktarımız, ihtiyacımız vardır?

Soru iki: Kişi başına ülkemizde tüketilen veya ileride tüketilecek olan elektrik miktarı ne kadardır?

Soru üç: Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına tüketilen elektrik miktarı ne kadardır? Ülkemizle karşılaştırdığımız zaman biz onlardan ileride miyiz, geride miyiz?

Son sorum: Tüketmediğimiz ve bedelini ödediğimiz doğal gaz miktarı ne kadardır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Eğer ülkemizde tahminî talep miktarı yapılmış olsaydı bu zarar oluşacak mıydı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Almanya şu anda elektriğinin yüzde 13’ünü rüzgârdan sağlıyor, biz ise nükleer enerji santrali için milyarlarca dolar borçlanıyoruz. Ancak, güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisinden yararlanma konusunda başvuranların izinleri verilse de TEDAŞ’ın üretilen elektriği nakletmede zorluk çıkartması nedeniyle üretici firmaların yatırımdan vazgeçtikleri bildiriliyor. Bu sorunu çözmeyi amaçlıyor musunuz; yoksa teknolojisi yabancı, işletilmesi yabancı, atıkları sorun olan nükleer santrali yaptırmak uğruna öz kaynaklarımızı kullanmamakta ısrar mı edeceksiniz?

Rüzgâr ve güneşte varmak istediğiniz hedef ve plan nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sorum Enerji Bakanımıza: Türkiye’nin her tarafında camilerin elektrikleriyle ilgili problemler defalarca gündeme geldi. Aynı problemlerin daha büyüğü Kahramanmaraş’ımızda var. Bu elektrik faturalarının ödenmesi konusunda Bakanlık olarak özel bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim, sorum yarım kalmıştı, sağ olun.

Tüketmediğimiz doğal gazın bedelini ödedik mi? Ne kadar ödedik? Eğer ülkemizde tahminî talep miktarı belirlenmiş olsaydı, bizim tüketmediğimiz hâlde bedelini ödediğimiz bu kadar doğal gaz olacak mıydı? Eğer tahminî talep miktarı belirlenmişse ve buna rağmen tüketmediğimiz doğal gazın bedelini, zarara sebebiyet veren kişilere rücu etmeyi düşünüyor musunuz? Bu bedel ne kadardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Sarıbaş, son soru olduğu için…

Buyurun.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Başkan.

Çanakkale’nin Lapseki ilçesinde, özellikle turizm ve İstanbul’un ve dünyanın meyve ve sebzenin en kaliteli üretildiği bir yerde, basında ve kamuoyunda termik santral kurulması yönünde Bakanlığınız tarafından ruhsat verileceği tüm Çanakkale kamuoyunda yaygındır.

1) Buraya ruhsat vermeyi düşünüyor musunuz?

2) Ruhsat vermek istediğiniz bu bölgeyi incelediniz mi? Ve bu ruhsat vereceğiniz firmayla ilgili ÇED raporları gerçekleşmiş midir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 4 dakikadan daha az bir sürede bu soruları cevaplamaya çalışacağım.

Tabii, konuşmalardan tavsiyeleri, önerileri mutlaka dikkate alacağız ama 242 milyar kilovatsaat elektrik tüketildiği 2012 yılında, bazı konuşmalardan sanki hiç elektrik kullanılmamış havasını edindim. Kış şartları, adı üzerinde bazı olumsuzlukları barındıran mevsimdir. Geçtiğimiz yıldan bahsettiler arkadaşlar. Geçtiğimiz yıl, meteorolojik veriler, son altmış iki yılın en soğuk kışını yaşadığımızı söyledi. Arkadaşlar, gerçekçi olalım, biz burada kendimize bahar  muamelesi yapmayalım. Bahar mevsimi değildir kış. New York’ta daha geçenlerde 7 milyon insan elektriksiz kaldı. Bunu, elektriksiz kalmayı veya elektrik kesintilerini makul göstermek açısından söylemiyorum. 1 milyon kilometrelik bir hatta bu tür şeylerin atmosfere açık alanlarda olabileceğinden bahsediyorum. Moskova’da 12 milyon kişi elektriksiz kaldı. Metronun önüne bir tane bant çekiyorlar New York’ta ve “Şu anda girilmesi mahzurludur.” diyorlar, hepsi o kadar. Şimdi, biz kış şartlarında… Son yüz on yılda Hazar Denizi donmamıştı, Hazar Denizi dondu. Azerbaycan bir doğal gaz üreticisi ülkedir ve üç buçuk gün Bakü’de doğal gaz kesildi arkadaşlar ama Türkiye’de doğal gaz 190-192 milyon metreküpler civarında günlük kullanımıyla beraber devam etti.

Şimdi, bunun arasında o kadar önemli bir denge var ki… 365 günde 22 gün yalnızca ikincil yakıt kullanıldı ve o kullanılan yakıt toplam daha fazla doğal gaz bağlantı yapmanızdan daha az bir maliyet oluşturuyor, bütün bunların hepsi hesap ediliyor. O yüzden sanki hiç elektrik yokmuşçasına, hiç doğal gaz yokmuşçasına eğer böyle bir söylem kullanırsak bizim Avrasya coğrafyasında en yüksek büyümeyi, enerjide sağladığımız yüzde 8,1’lik büyümeyi -son yılda- inkâr etmiş oluruz.

Şimdi, gerçeğin tamamını aktarmamız lazım ve aynen bir arkadaşımızın sorduğu sorudaki, denetleme şart. Tabii ki, kamu hizmetleri niteliğini taşıyan yerlerde elektrik dağıtımlarında denetleme şart ve biz de bunu yapıyoruz. Bakın, yanlış bilgilerden uzaklaşmamız lazım. Burada hepsini belki anlatma imkânımız olmuyor ama bir örnek vereyim. “Elektrik borcundan dolayı bu TREDAŞ bolca açma kesme yapıyor.” dediniz sayın milletvekilim.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Doğru.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Bolca yapıyor olabilir değil mi? Ama bunların gelirlerinin kamu adına yapıldığını, bu tahsilatı özel sektörün kendi cebine yapmadığını bilmemiz lazım. Bütün onların hepsi kamu adına yapılan ve elektrik şirketinin, özel şirketin kasasında bulunmayan rakamlardır.

Açma kesmeyi isterse 100 tane yapsın, isterse 100 bin tane yapsın gerekçelendirmek zorunda ve halkımızı da mutazarrır yapmadan bunları yapmak zorunda. Ama siz dediniz ki: “Açma kesme ile 20 TL’yi cebine indiriyor.”

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Açma kesmeden parası mı alıyorsunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - Açma kesmeyle 20 TL’yi cebine indirmiyor, kamu adına yapılan bir şeydir.

Ben, yalnızca, bir yanlış bilgiyi düzeltmek adına söylüyorum arkadaşlar, söylediniz diye, söylemeseniz ben bu bilgiyi aktarmayacaktım.

Şimdi, bakın, tüketim miktarı, tahminî olarak 2011’den 2015 yılına kadar ortalama yüzde 8’ler civarında büyüyor ve biz 2023 yılına kadar önümüzdeki on yıl içerisinde, şu anki bulunduğumuz elektrik tüketimini yani 240 milyar kilovatsaati ortalama 250 milyar kilovatsaat kabul edersek, 500 milyar kilovatsaatler civarında bir tüketim bekliyoruz Türkiye'nin ilk on ekonomi arasına girmeyle alakalı hedefleri doğrultusunda.

O yüzden, biz, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin kişi başına kullanılan elektrik miktarına henüz ulaşmış değiliz. Bizler, 1.600 kilovatsaatlerden başlayıp şu anda 3.800-4.000 kilovatsaatlere kadar giden ama hâlâ 6.500 kilovatsaatlere ulaşmamış bir ülkeyiz.

Vatandaşlarımızın refah seviyesi arttıkça kullanımları daha da artıyor, bu, son derece makul ve doğru bir şey. Enerji tasarrufuna dikkat ederek, enerji verimliliğine dikkat ederek bu kullanımlarımızı artırmamız lazım.

Sayın Başkanımızın Yüksekova’yla alakalı sorduğu bir sual vardı. Şu anda aldığımız bir bilgi, oradaki, Özel Harekâttaki askerlerimizin, kurum içerisindeki bir 240’lık kablonun patlamasıyla alakalı bir husus; TEDAŞ’ın oraya enerji getiremediğiyle alakalı bir husus da değildi. Kaldı ki, kış şartlarında bu olsa bunu da söylerdim. Buna rağmen, askerimizin enerji teminiyle alakalı, kablo tedarikini depolardan acilen aktarmalarını istedik. Bu, ister ödünç olabilir, ister hibe olabilir, ister bedelsiz, hiç önemli değil; bunu bir tutanak hâlinde kendilerine teslim edecekler, yani TEDAŞ’ın görevi değildir, görevidir, hiç buna bakmaksızın oradaki askerimizin bir an önce o elektriğe kavuşmasını, her ne kadar Özel Harekâtın kendi içindeki problemi olsa da “O bizim problemimizdir” deyip arkadaşlar ilgilenecekler.

RES’lerle alakalı arkadaşlarımız soru sordular.

Arkadaşlar, Almanya’da RES’lerin oluşabilmesi için yıllık 50 milyar euroluk bir sübvansiyon rakamı ayrıldı. Bizim Türkiye olarak, ülkemiz olarak ayıracak 5 kuruşumuz yok. Biz, kendi içerisinde işletmelerin on yıllık alım garantilerini veriyoruz ve 11 bin megavatlık bir lisanslama söz konusu oldu. Şu anda, bunun 2.200 megavatı realize edildi, gerçekleştirildi, diğerleri de yolda. Bunu yapabilecek olanlar var, yapamayacak olanlar var. Ama takdir edersiniz ki biz yenilenebilir enerji kaynakları diye, yerli kaynaklar diye böyle 40-50 milyar euroluk sübvansiyon rakamlarını yaparsak bu doğru olmaz. Bir önceki oturumda bahsetmiştim, Almanya, şu anda İspanya ve Portekiz gibi bu sübvansiyon rakamlarını bir an önce nasıl geri alırız diye bunun politikalarını değiştiriyor ve enerjiden sorumlu Başbakan Yardımcısı önceki ay Türkiye’ye geldiğinde “Siz bu rakamları nasıl doğru tespit ettiniz?” diye de bizden bilgi aldılar. O yüzden, dışarıdaki yatırımların bir kısmının kendi sübvansiyon rakamlarıyla örtüşük olmayan ülke şartlarımıza, Türkiye’ye uyarlanmasını tabii ki doğru bulmuyoruz.

Nükleer güç santralleri yalnızca elektrik teminiyle alakalı bir husus değil, aynı zamanda, bizim sanayileşmeyle alakalı hususlarımızdır. Siyaseten böyle bir kararlılığı sürdürmeye devam edeceğiz çünkü Türkiye'nin baz yüklere ihtiyacı var. Bu, aynı zamanda yenilenebilir enerji kaynaklarını desteklemek anlamına da geliyor. Bunları inşallah, hep beraber yapmış olacağız ki o baz yükün üzerine rüzgârı, güneşi, su kaynaklarını oluşturabiliyor olalım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de rüzgâr 8.640 saat esmiyor, 1.800 ila 2.200 saat civarında esiyor. Geri kalan…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen sözlerinizi toparlayınız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Peki.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Bakan, yanlış anlamadık değil mi “Açma kesme paraları devlete kalıyor.” dediniz?

BAŞKAN – Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 393 sıra sayılı kanunun 6. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ederiz.

           Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                Kazım Kurt                                         Özgür Özel

                      İstanbul                                             Eskişehir                                             Manisa

                    Musa Çam                                         Gürkut Acar                                 Dilek Akagün Yılmaz

                        İzmir                                                Antalya                                                Uşak

 “Madde 6: Bu kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Gürkut Acar, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Demin konuşmam yarım kalmıştı, kalan kısmını yüce Kurula arz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, özelleştirmenin de bir mantığı olur, haraç mezat satış olmaz. Bir şeyin değeri varsa bu değer verilmezse satmazsın. Alelacele, yarı fiyatına neden veriyorsunuz? Vatandaşın, Antalya halkının, Burdurlunun, Ispartalının değerlerini ucuza kapattırıyorsunuz. Vatandaşa sürekli zam, yandaşlara kâr garantili özelleştirme. Sorduğumuzda deniyor ki: “Her şey şeffaf işliyor, ihaleler şeffaf yapılıyor.” Peki, o zaman, ihaleyi yapmadan önce ilan edin kâr marjının artacağını, kasadaki paranın şirketlere bırakılacağını, kayıp kaçak oranlarının yükseltileceğini; bunları açıklayın ki alıcılar ona göre fiyat versin. Ayıptır, günahtır.

Bakınız, değerli arkadaşlarım, şimdi özelleştirmede, güzelleştirmede sıra üretim santrallerine geldi. Bakın, HES’ler satılıyor. 1 megavatlık kurulu güç için verilen fiyatlar 4-5 milyon dolar düzeyindedir. Özelleştirme İdaresinin sayfasında bunlar var, açın bakın. Peki, 540 megavat kurulu güce sahip Oymapınar Barajı kaça verildi? Megavat başına 4 milyon dolar alsanız fiyatı eder en az 2 milyar dolar. Peki, siz kaça verdiniz? 305 milyon dolarlık Eti Alüminyum özelleştirmesi kapsamında bedava verdiniz, eşantiyon verdiniz. Buna özelleştirme denir mi? Bedava verilen santralden sisteme satılan elektrik, fabrika için ödenen paradan çoktur, 600 milyon TL’lik elektrik satışı yapılmıştır yani bedava verilen santral 305 milyon dolara satılan fabrikanın parasını ödemiştir. Şimdi biz buna özelleştirme mi diyeceğiz? Buna ancak ayıp denir, vatandaşın parasını çarçur etmek denir, yandaşa aktarmak denir.

Değerli arkadaşlarım, Danıştay “İhalede bu baraj yoktu, sen 2 milyar dolarlık barajı nasıl bedava verirsin, olmaz.” dedi, iptal etti. Peki, ne oldu, baraj geri alındı mı? Hayır. Çünkü AKP’nin her işinde bir hayır var.

Burada gece yarısı verilen bir önergeyle bir kanuna ekleme yapıldı. Özelleştirmede mahkeme kararlarını uygulama konusunda Bakanlar Kuruluna yani Başbakana yetki verildi. Başbakan da “Ben Danıştay kararını ezerim, yok sayarım, yırtıp atarım.” dedi ve yırttı, attı. Olay budur. Artık Türkiye’de mahkeme kararları Başbakanın kararıyla geçersiz kılınıyor, yok sayılıyor, yırtılıp atılıyor. Özelleştirme, adaletin, hukukun, yargının işlemediği bir alan hâline getirildi; hukuk devleti yok edildi, vatandaşın hakkı, hukuku yandaşların çıkarlarına feda edildi. Tablo budur.

Değerli arkadaşlarım, zaman zaman gündeme geldiğinde Sayın Bakan diyor ki: “Güneş ve rüzgâr pahalı, bu kadar teşvik verilmez.” Ben de diyorum ki: “2 milyar dolarlık barajı bedava vereceğinize güneş ve rüzgâr santrallerinin imalatına teşvik verin. Dağıtım şirketlerinin kasalarındaki paraları güneşe, rüzgâra verin.” Hangisi daha büyük zarardır? 2 milyar dolarlık barajı bedava vermek mi daha büyük zarar, 2 milyar doları güneşe, rüzgâra, yatırıma vermek mi daha büyük zarar?

Geçen gün Sayın Bakan diyor ki: “Güneşe 13,30 sent veriyoruz, nükleere 12,35.” Yani diyor ki: “Güneşe çok veriyoruz.” 1 sent midir güneşe çok verilen?

Değerli arkadaşlarım, nükleer enerji santralleri geçmiş teknolojidir, güneş ise geleceğin teknolojisidir. Nükleer ithal kaynaktır, güneş kendi kaynağımızdır. Dünya ve Güneş var olduğu sürece senin güneşin olmaya devam edecektir. Şimdi, 1 sent farkını bize büyük destek gibi sunmak ancak Sayın Bakanın becerisi olabilir. Türkiye güneş ve rüzgâr santrallerinin imalatına başlamalıdır.

Bakın, Sayın Bakan geçen gün burada dedi ki: “Ürettiğimiz enerji politikalarıyla bağımlılığımız azalacaktır.” On yıldır ne yapıyorsunuz? Siz on yıldır Türkiye’yi yöneteceksiniz, Türkiye'nin dışa bağımlılığını azaltmada hiçbir başarı göstermemişsiniz, üstüne de dışa bağımlılığı daha da artıracak şekilde nükleeri dayatıyorsunuz. Bunu da halka, başarı diye yutturmaya kalkıyorsunuz. Sizin, milletin aklıyla alay etmeye hakkınız yok. Bu tablo iflas tablosudur. On yıllık karne ne yazık ki zayıftır. AKP enerji alanında bir şey yapacaksa, burada başlangıç noktası Sayın Bakanın istifası olabilir. Kısa vadede en doğru adım bu olacaktır. Türkiye’de ne yazık ki başarısızlık ödüllendiriliyor, kimse “Başaramadım, ben gideyim.” demiyor, bu erdemli tavrı göstermiyor.

Değerli arkadaşlar, bu konuda ikinci adım da çağ dışı kalmış ithal nükleer santral projeleri yerine yönünüzü, yüzünüzü Türkiye’ye çevirin; çözüm Türkiye’de vardır, Türkiye’nin kaynakları vardır. Planlı ve bütüncül bir yaklaşımla, ulusal çıkarları önceleyen politikalarla Türkiye, enerji faturasında ciddi kazançlar sağlayabilecek durumdadır. Burada tek eksik olan, Türkiye’den, halktan yana iradedir.

Bu düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Teklifin tümünü oylamadan önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere lehte söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, tabii, köşe dönmeci, kamunun kaynaklarını ceplerine aktarıcı bir siyasi kadronun işbaşında bulunduğu bir dönemde…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yine başladın ya, yine başladın!

KAMER GENÇ (Devamla) - …bu kervana katılmamak mümkün mü? Tabii ki bu kervana katılınca bu kervanın lehine konuşacağız arkadaşlar, aleyhine konuşacak hâlimiz yok ki.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, bu yasayla ilgili yaptığımız konuşmalar var. Bu Taner Yıldız, eskiden Kayseri ve Civarı Elektrik Türk Anonim Şirketinin Genel Müdürü. Bakın, şimdi, kendisi Genel Müdürken Kayseri ve Civarı Elektrik Türk Anonim Şirketinin hesaplarını inceleyen bir inceleme raporunda diyor ki: Bir has ipek el dokusu, çeyrek ve karyola halı tutarı olan 10 milyar 175 milyon liralık bir halı alınmış. Kime? Taner Yıldız’a hediye edilmek üzere.

Şimdi, bu Taner Yıldız, tabii, Kayseri Milletvekili seçildikten sonra, yine, Kayseri ve Civarı Elektrik Türk Anonim Şirketi 07/08/2004’le 16/08/2004 yılları arasında İngiltere’ye bir seyahate gitmek için kendisini götürecek kişilere 10 milyar liralık avans verilmiş. Şimdi, burada yine birtakım faturalar var. Yani şimdi, bu Taner Bey orada Genel Müdürken çok pastırma, tatlı, ayakkabı, elbise, giyim elbisesi alınmış. Hepsi kimin? Taner Yıldız Genel Müdürken gelenlere hediye almak için. İşte bir fatura, mesela 11/11/1999 gün ve 86421 sayılı faturada 569 milyar 500 bin liralık giyim eşyası. Tabii, şimdi, biliyorsunuz işte bu arkadaşlarımız şey ederlerken hep böyle yandaşlarına işte pastırma, ayakkabı, elbise… Bir de kendilerine de tabii 10 milyar liralık halı. E, tabii, şimdi, o bir şirkette, bir özel şirkette, Kayseri ve Civarı Elektrik Türk Anonim Şirketinde Genel Müdürken gelenlere bu kadar hediye veren kişi acaba Enerji Bakanıyken neler yapıyor?

Şimdi, doğal gaz fiyatlarını, İran’la yaptığı anlaşmaları soruyoruz, açıklamıyor, sır. Yahu ne sırrı? “Sır efendim, sır.” Efendim, Rusya’yla yaptığı anlaşmaları soruyoruz, sır. Doğal gaza kaç lira… Metreküpünü kaça alıyorsunuz, kaça satıyorsunuz, açıklanmıyor. Bu Hükûmetin Maliye Bakanına soruyoruz, yahu, diyoruz ki işte: “Falancanın hesaplarını incelediniz mi?” 2Yok, açıklamam, sır.” Tayyip’in oğlu 10,5 milyon dolarlık gemi alıyor. “Yahu bu gemiyi kimin parasıyla aldı? Verdiği vergiyi söyle.” diyoruz, sır. Yahu böyle bir sır olur mu? Hırsızlığın, yolsuzluğun, dolandırıcılığın sır perdesi altına örtüldüğü bir memleketin memleket olarak yaşaması mümkün mü? Yok. Yani şimdi, bu AKP’liler iktidara geldiği zaman, bakın, eğer dürüst bir yönetim olsaydı… Arkadaş, “nereden buldun kanunu”nu çıkarmamız lazım. “Nereden buldun kanunu” vardı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda vardı ama bunlar gelince kaldırdılar, “Ya, niye nereden bulduğunu araştıralım?” dediler.

Şimdi, arkadaşlar, bugün, her şeyin, her yolsuzluğun, her talanın bu kadar örtüldüğü ve geçmişi bu kadar şaibelerle dolu olan bir siyasi kadroyla her şeyin denetiminin kaldırıldığı, denetimin yapılmadığı bir ülkede, bu memlekette gerçekler nasıl ortaya çıkacak? İşte, bunlar ortada.

Şimdi, bakıyorlar AKP’liler bana. Ya, bakın, siz hakikaten vicdanınızın rahat etmesini istiyorsanız ciddi bir denetim yaptıralım. Bu Enerji Bakanlığında ne ihaleler yapılıyor, kimlere ne paralar gidiyor, bu elektrik fiyatları bu dağıtım şirketlerine nasıl gidiyor?

Bakın, TETAŞ elektrik satış fiyatında yüzde 14,8 tenzilat yaptı. Kime? Dağıtıcı firmalara yaptı. Dağıtıcı firmalar onu tüketiciye intikal ettirmedi. Burada dağıtıcı firmaların kârı 2,6 katrilyon lira. Kimin cebine gidiyor? İşte, o 21 tane dağıtıcı şirketin cebine gidiyor. Kim buna ortak? Kim buna ortak ya? Herhâlde birileri ortak. Yani o dağıtıcı firmalar bu kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – …2,6 katrilyon lira para alırken herhâlde bunların açıklanmaması düşünülemez arkadaşlar.

Zamanım yetmediği için tabii fazla bir şey söylemiyorum, daha sonra devam edeceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hikâye bitti mi, hikâye?

BAŞKAN – Evet, Sayın Bakan, söz talebiniz vardı. Ne için söz istiyorsunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Ne dedi de sataştı?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Siz de duydunuz işte Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kürsüye buyurun Sayın Bakan, sataşma nedeniyle üç dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de heyetinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Bundan bir ay kadar önce burada yine Genel Kuruldaki bir konuşmadan dolayı bir arkadaşımıza cevap vermiştim. İzleyenler dediler ki: “Tabii, Meclisin belli bir seviyesi var -çok kaliteli konuşan arkadaşlarımız var iktidarıyla muhalefetiyle- ama seviyeyi kasıtlı olarak düşürmeye çalışan bir kişiye sen niye kalkın cevap veriyorsun?” Yani “Bu sana yakışmıyor.” dedi bir arkadaşım. Onu veballeriyle, günahlarıyla baş başa bırakacaksınız, anlıyor olabilir veya anlamıyor olabilir ama bu dünyanın ahireti de var, ahirette herkes hesabını verecek. Allah bizlere, inşallah, bilerek zaten olmaz ama bilmeyerek de hiçbir haram ve kanuni olmayan bir şey nasip etmesin. O yüzden ben bu Meclisin seviyesini düşürmeye çalışan bazı kişilerin veballeriyle baş başa kalmasını, özellikle, buradan altını çizerek söylüyorum.

Türkiye’de enerji sektörüyle alakalı eğer 152 milyar dolara 36 milyar dolardan çıkıyorsa ihracat ve gayrisafi yurt içi hasıla 777 milyar dolar civarında dolaşıyorsa, biz enerji ihtiyacının arz güvenliğiyle alakalı probleminin olmadığı gerekçesiyle bunları yapabiliyoruz.

Büyümemiz devam edecek, bazı arkadaşların enerji kaynaklarına olan itirazlarının, aslında kalkınmaya olan itiraz olduğunu tercüme etmek olarak söyleyebilirim. Biz her bir enerji kaynağıyla alakalı itiraz görebiliyoruz, yalnızca nükleerle alakalı değil. Arkadaşlarımız konuşmalar yaptılar, bazen iyi tavsiyede bulunan arkadaşlarımız oldu, bilgi eksikliği olan arkadaşlarımız oldu, tabii ki biz bunları takviye etmek zorundayız ve doğru bilgileri burada aktarmak durumundayız.

Bakın, doğal gazla alakalı “al ya da öde”ler, şu anda tekrar tekrar söylüyorum, hiçbir ülkede, Rusya Federasyonu’nda 2012 yılıyla alakalı “al ya da öde” kalmadı ama İran ve Azerbaycan’la alakalı yani boru hattıyla doğal gaz aldığımız ülkeler de dâhil olmak üzere, bizim parasını ödeyip de karşılığında  1 metreküp doğal gaz almadığımız ülke kalmayacak. Bu 2013 ve 2014 yılında süresi bitmemiş olanların da süresi içerisinde biz bunları telafi edeceğiz. O yüzden arkadaşlar, ben, enerji sektörüyle alakalı bütün yapılanmaların yine Türkiye’nin büyümesiyle paralel gideceğine inanıyor ve bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi, ben burada 10 milyar liralık bir halı faturasını gösterdim.

BAŞKAN – Tamam, cevap verdi Sayın Genç, lütfen oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani bunun seviyeyle ne ilgisi var? Yani yolsuzlukları dile getirmek seviyesizlik midir, yoksa yolsuzluk yapanların seviyesizliği midir?

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle bir usulümüz yok.

Aleyhte söz isteyen Musa Çam, İzmir Milletvekili.

Sayın Çam, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, olur mu böyle? Yolsuzluk yapanlar seviyesizse, biz bu yolsuzlukları dile getiriyorsak bu ne seviyesizliği oluyor?

BAŞKAN – İsminizi zikretmedi efendim.

Buyurun Sayın Çam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim?

BAŞKAN – İsminizi zikretmedi.

Sayın Çam’a müsaade edin lütfen.

Sayın Çam buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bana cevap verdi. Kime o zaman sataşma için cevap verdi?

BAŞKAN – Hayır, size “seviyesiz” mi dedi, ne dedi anlamadım şimdi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle dedi. Dedi ki: “Bana diyorlar ki: ‘Seviyesizlere  cevap verme.’” Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Yani size mi söyledi “seviyesiz” diye?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tabii, bana söyledi.

BAŞKAN – Öyle bir şey söylemedi, isminizi zikretmedi Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye o zaman sataşmadan söz verdiniz?

BAŞKAN – Sataştınız da söz verdim tabii ki.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, kim sataştı kendisine? Niye söz verdiniz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Bakanım, lütfen…

Lütfen oturun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, oturmam, otururum da…

BAŞKAN – Hayır, size “seviyesiz” mi dedi Sayın Genç, onu soruyorum ben?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani niye Taner Yıldız’a sataşmadan söz verdiniz?

BAŞKAN – Sayın Genç size “seviyesiz” mi dedi Sayın Bakan, onu soruyorum?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, evet.

BAŞKAN – Size mi söyledi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, bana söyledi.

BAŞKAN – Niye üzerinize aldınız anlamadım, isim zikretmedi ki.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben almıyorum o zaman, “seviyesiz” bana dememişse ben onlara iade ediyorum.

BAŞKAN – Hayır, üzerinize aldıysanız, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika söz veriyorum.

 

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, sayın milletvekilleri, yani ben otuz senedir bu Parlamentoda görev yapıyorum, arkasında bu kadar büyük ayıplar olan kişilerin, böyle hiç yüzü kızarmadan, utanmadan çıkıp da kendileriyle ilgili yolsuzluklar dile getirildiği zaman hâlâ buna cevap verebilecek cesareti kendinde bulduğu bir zamanı bulamadım.

Şimdi, ben ne dedim bakın: Kayseri’de “Çınar Halıcılık” adı altında bir firmadan 10 milyar 175 milyon liralık ipek halı alınmış. Kime verilmiş? Taner Yıldız’a verilmiş. İnkar etti mi? Yok.

Şimdi, yine ben dedim ki, Taner Yıldız milletvekili seçildikten sonra, yine bu Kayseri ve Civarı Elektrik firması şeyinden kendisinin Londra’ya gitmesi için 10 milyar liralık -kendisiyle beraber başka arkadaşlar var, zamanı kaybetmemek için- avans verilmiş. İnkâr ettin mi? Hayır. Dedim ki TETAŞ… Bakın, TETAŞ elektrik fiyatlarında yüzde 14,8 tenzilat yaptı, bunun parasal değeri de 2,6 katrilyon lira. Bu 2,6 katrilyon lirayı tüketiciye intikal ettirmedi, dağıtıcı firmalar üzerinde bıraktı. Bu dağıtıcı firmalar Türkiye’de 21 tane firma. Bunların arkasında kim var, kimlerle ortak? Bunları biliyoruz ama zamanımız olmadığı için burada açıklamıyoruz.

Şimdi, burada çıkıyor AKP’liler, seviyesiz… Yahu, seviye zaten siz bırakmamışsınız ki bu Mecliste. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sizde seviye değil, çukur bile yok ya, yok! Yok kardeşim! Ben ne diyeyim yani size?

Onun için, yani ben milletvekili olarak bunları dile getirirken o zaman çıkın deyin ki: “Bunlar yanlış.” Hayhay! Yanlış diyebilmeniz için de aramızda bir heyet oluşturalım, denetim yapalım. O zaman, ben “Yanlış.” demişsem özür dilerim arkadaş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunu, çıkıp da böyle yuvarlak laflarla bu işin altından kurtulamazsınız.

Teşekkür ediyorum.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 3 Milletvekilinin; Elektrik Piyasası Kanunu ile Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/1059, 1/689) (S. Sayısı: 393) (Devam)

 

BAŞKAN – Aleyhte söz isteyen Musa Çam, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

393 sıra sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Tasarısı, özel tüketim vergisi konusu üzerinde görüşülüyor ve ben de bunun insani boyutunu biraz dile getirmek istiyorum. Sürekli ekonomik boyutu, mali boyutları dile getiriliyor ama insani boyutları hiç dile getirilmiyor.

7 Ocak 2013 tarihinde Zonguldak Kozlu’da Türkiye Taşkömürü Kurumunda bir maden ocağında bir göçük yaşandı ve bu göçükte 8 işçi arkadaşımız hayatını kaybetti. Henüz daha işçi kardeşlerimizin cesetleri göçük altında iken 9 Ocak 2013 tarihinde inanılmaz ve akıllara ziyan bir ferman yayınlandı Sayın Enerji Bakanlığımızın talimatıyla. Genelge diye adlandırılan bu ferman da bir kamu görevlisinin değil de bir köle tüccarının zihniyetini yansıtıyordu âdeta. İnsanın kanını donduran bir soğukkanlılıkla yazılmış “icralık işçiler” konulu 697 sayılı bu ferman, vicdan, izan ve hukuktan yoksun bir ibret belgesi olarak sosyal politika tarihinde ve çalışma hayatı literatüründe yerini alacaktır. Borçlu olan işçilerin tazminatsız olarak işten atılacağını ilan eden genelge, nereden bakılırsa bakılsın bir tutarsızlık, vicdansızlık, hukuksuzluk ve ahlak sınırlarını zorlayan bir belgedir. Genelge, taşeron maden şirketlerinde meydana gelen iş cinayetlerinin gerçek nedenlerini perdelemekte ve işçileri suçlamakta.

Özellikle genelgenin içeriğindeki bu maddeyi sizlere okumak istiyorum değerli arkadaşlar. Sayın Bakan, sizin talimatınızla çıkartılmış olan bu genelge… Özellikle, bu genelgede diyor ki: “Yer altında yürütülen işlerin tehlike oranı yüksek olduğundan buralarda küçük bir dikkatsizliğin bile onarılmaz hasarlara, can ve mal kayıplarına neden olabileceği dikkate alındığında icralık duruma düşen işçilerin akıllarının sürekli iş harici konularlda meşgul olması ve konsantrasyon problemi yaşamalarının muhtemel bulunması nedenlerinden dolayı işlerini dikkatli yapamama olasılığı bulunmakta, kendilerinin ve yanında çalışanların sağlığı ve iş güvenliği açısından büyük risk oluşturmakta, dolayısıyla iş verimini olumsuz yönde etkilemektedir.” Böylece anlıyoruz ki borçlu işçiler hem kazalara neden olmakta hem de iş verimini olumsuz etkilemekte. 8 madencinin ölü bedenleri daha soğumamışken bu satırları yazabilmek nasıl bir insani duygudur Sayın Bakan, bunu anlayabilmiş değiliz.

Sanıyorsunuz ki maden işçileri durduk yerde icralık oluyor. İnsanlar gelirleri yetmeyince borçlanırlar, borçlarını ödeyemeyince de icralık olurlar. Hiç kimse durduk yerde icralık olmaz. İcra ile iş verimi arasında yaman bir ilişki kuran TTK Müdürü neden gelir yetersizliğiyle icra arasındaki aynı ilişkiyi kuramaz, bunu anlayabilmiş değiliz. Acaba, Sayın Bakan, Sayın Genel Müdür, hayatını kaybeden bu kardeşlerimizin ne kadar ücret aldıklarını biliyorlar mı? Biliyor musunuz Sayın Bakan bu göçük altında kalan işçiler ne kadar ücret alıyorlar? 850 lirayla 1.250 lira arasında bir ücret alıyorlar. Ama, Sayın Genel Müdür ferman niteliğindeki bu genelgesinde, icralık işçiler yazılı olarak uyarılacakmış ve bir yıl süre verilecekmiş, verilen bu sürenin sonunda da hâlen icra veya hacizleri kaldırmaya yönelik işlem yapmayan veya yeni hacizlere maruz kalan işçilerin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve 19’uncu maddeleri uyarınca savunmaları alınacak ve daha sonra da, bu savunmalarından sonra da 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II (e) maddesi hükmüne göre iş sözleşmeleri sona erdirilecekmiş.

Değerli arkadaşlar, 4857’nin 25/II (e) maddesi “Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller ve benzerleri” başlığını taşıyor. İlgili hükme göre işçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunan işverene derhâl fesih hakkı veriliyor. Yani, göçük altında kalan bu kardeşlerimizi 25/II (e) maddesi hırsızlıkla suçluyor ve orada çalışan arkadaşlarımızı bu şekilde tehdit ediyor ve işten atıyor. Eğer bu Genel Müdürde ve Sayın Bakanda şu kadarcık bir vicdan varsa, şu kadarcık bir adalet varsa orada binlerce metre altında çalışan bu kardeşlerimiz için çıkarılmış olan bu genelgeyle onları hırsızlıkla suçlamaması gerekiyordu.

Biraz önce Sayın Bakan dedi ki: “Burada konuşanların vebali omuzlarınadır.” Evet, Sayın Bakan, göçük altında kalan 8 işçinin vebali, onların çocuklarının sorumluluğu, vebali sizin omuzlarınızdadır ve yayınlamış olduğunuz, çıkarmış olduğunuz o genelgeyi de burada yırtıyorum ve size armağan ediyorum Sayın Bakan.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 393 sıra sayılı Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

251

 

 

Kabul

:

233

 

 

Ret

:

18

(x)

                     Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

                Mine Lök Beyaz                                    Tanju Özcan

                    Diyarbakır                                             Bolu”

Böylece, teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Şimdi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız teşekkür konuşması yapacaklardır.

Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Türkiye’nin büyümesine paralel olarak enerji yapılanmasına koymuş olduğunuz katkılardan dolayı teşekkür ediyorum ve serbestleşen, liberalleşen ve daha çok rekabet ortamında oluşacak bu yapıyı inşallah, çıkardığımız bu 4 maddeyle beraber daha da güçlendirmiş olacağız, geçiş dönemlerini daha güçlü olarak atlatacağız.

Tabii ki yarın saat onda, Enerji Komisyonunda 42 maddelik, asıl bu kanun tasarısıyla gelen maddelerimiz de var. İnşallah, bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun onayına, sizlere getireceğiz.

Ben bütün bu duygu ve düşüncelerle, büyüyen Türkiye’nin, gelişen Türkiye’nin, yine, gelişen enerji sektörüyle beraber davranacağını bu vesileyle belirtmek istiyorum ve hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, birleşime 22.10’a kadar ara veriyorum.

Kapanma saati: 21.37 

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

4’üncü sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti ve Slovakya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti ve Slovakya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/368) (S. Sayısı: 35)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 35 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Şeker.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yok.

BAŞKAN – Başka söz talebi yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE SLOVAKYA CUMHURİYETİ ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 13 Ekim 2009 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ve Slovakya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Namık Havutça.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yok.

BAŞKAN – Başka söz talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.16

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

35 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünün açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tasarının tümünün açık oylaması yeniden yapılacaktır.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ve Slovakya Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                       : 210

Kabul                                            : 210(x)

 

Kâtip Üye

Mine Lök Beyaz

Diyarbakır

Kâtip Üye

Tanju Özcan

Bolu”

 

Böylece, toplantı yeter sayısı vardır, tasarı kanunlaşmıştır.

5’inci sırada yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

 

5.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/728, 1/719) (S. Sayısı: 395)(xx)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 395 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 395 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geneli üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıda 1996 yılında kurulmuş Fatih Üniversitesinin, 2009 yılında kurulmuş Turgut Özal Üniversitesiyle birleştirilmesine yönelik bazı hükümlerin yanında bir de Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi adı altında yeni bir üniversitenin kurulmasına yönelik hükümler yer almaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak yeni üniversite kurulmasını destekliyoruz. Ancak iki vakıf üniversitesinin birleştirilmesiyle ilgili, gelişen şartlar ve günümüz şartları doğrultusunda böyle bir kararın iki vakıf tarafından alınmış olması karşısında tabii ki söylenecek fazla bir şey yok. Her ne kadar planlama olarak zamanında iyi planlanmamış iki üniversitenin bugün birleşme kararı doğru değil gibi görünse de, günümüz şartlarında buna bir itirazımızın olmadığını ifade etmek istiyorum. Ancak bu konuda Vakıflar Genel Müdürlüğünün nasıl bir görüş bildirdiği konusu maalesef tasarı içerisinde yer almamaktadır. Herhâlde, Sayın Bakanın bu konuda gerekirse bir açıklama yapması yüce Kurulu bilgilendirme açısından  doğru olacaktır.

Tabii ki yeni kurulacak üniversitenin de bazı, sosyal bilimlere yönelik fakültelerden oluşması üniversitenin adıyla uyuşmaktadır. Ancak hâlen gerek devlet gerekse vakıf üniversitelerinde yer alan sosyal bilimlerle ilgili bölümler ve fakültelerin bugün içinde bulundukları sorunlar irdelenmeden bu yeni fakültelerin ne derece gerçekçi olduğu konusu da ayrı bir tartışma konusudur. Gerçekten, bugün üniversitelerin içinde bulunduğu bir dizi sorunun içerisinde en önemli birkaç konuyu da beraber tartıştığımızda yeni kurulacak üniversitelerin artık sıradan bazı fakültelerle ve bölümlerle eğitim-öğretim verme yerine, Türkiye'nin ihtiyaçları ve dünyanın gelişen şartlarına cevap verebilecek mezunlar yetiştirebilecek yeni planlamalara ihtiyacı olduğu kaçınılmazdır.

Bugün birçok üniversitede ciddi sorunların başında her şeyden önce son birkaç yıldır kontenjanların dolmaması sorunu gelmektedir. Önce, Türkiye’nin bu soruna çözüm bulması ve var olan ülke kaynaklarının daha etkin ve verimli kullanılmasının sağlanması gelmektedir.

Diğer taraftan, üniversitelerde kadro sorunu yaşanmaktadır. Örneğin, doktorasını bitirmiş, yardımcı doçent olmayı bekleyen yüzlerce, belki binlerce insanımız, genç araştırıcımız sadece sayın rektörün iki dudağının arasından çıkacak bir söze bakmaktadır. Özellikle, seçim dönemleri yaklaştığı zamanlarda, iş başında bulunan sayın rektörler “Acaba kadro vereceğim yardımcı doçent bana veya benim yönetimime oy verir mi vermez mi?”, bu endişeyle bu tür, araştırıcıların özlük haklarına ciddi anlamda müdahalede bulunabilmektedirler.

Benzer şekilde, doçentlik unvanını almış, sınavlarını başarmış, her türlü yeterliliğe sahip olmuş birçok doçentin bugün doçent kadrosuna atanamadığı bir Türkiye’de yaşıyoruz. Yine, sayın rektörler bu kadroların verilmesinde ciddi anlamda cimri davranmaktadırlar ve seçici davranmaktadırlar. Âdeta, öğretim üyesi gelip sayın rektörün kapısında günlerce bekleyecek, yalvaracak, hakkı olan bu kadroyu ancak böyle alabilecek bir durumdadır.

Benzer şekilde, profesörlük aşamasına gelmiş, beş yıl bekleme süresiyle beraber tüm yeterliliklerini kazanmış birçok doçent bugün, süresi bir yıl, iki yıl, üç yıl geçmesine rağmen birçok üniversitede yine rektörlerin keyfî tutumlarından ve siyasi ayrımlarından dolayı profesörlük kadrosu ilan edilmiyor ve bu kadroya yerleştirilemiyor.

Dolayısıyla, bu ülkede bir üniversitenin, dünya görüşü ne olursa olsun bu ülkenin her vatandaşını aynı derecede yakınlık ya da uzaklıkla değerlendirmesi ve ona göre davranması gerekirken, maalesef son dönemde bazı kriterler öne çıkarak atanan sayın rektörlerin üniversitelerdeki bilimsel özerkliği ciddi anlamda yaralayan davranışlar içerisine girdiği de Türkiye gerçeklerinin başında gelen bir önemli konu. Dolayısıyla bu konuların da mutlaka dikkate alınması ve herkese eşit, hak ettiği unvanın ve özlük hakkının zamanında verilmesi ilkesinin gerek vakıf gerekse devlet üniversitelerinde artık yerleştirilmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Önemli konulardan birisi ve belki de en önemlisi, üniversiteden mezun ettiğimiz gençlerin istihdam sorunudur. Bugün üniversite mezunu gençlerimizin yaklaşık yüzde 25’inin yani her 4 kişiden 1’inin işsiz kaldığı bir Türkiye’de yeni üniversitelerin açılması elbette ki önemlidir ama çözüm değildir. Var olan kaynaklarımızı doğru değerlendiremediğimiz, mezunlarımıza hayatlarını geçindirecek bir iş bulamadığımız sürece yeni üniversitelerin sayısının da artması çok da bir anlam ifade etmemektedir.

Tabii ki bu vesileyle, Sayın Başbakanın hafta sonu Gaziantep’te atama talebini ileten bir öğretmen adayına söylediği sözlerin de bu kürsüden iade edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eşi ya da herhangi bir arkadaşı veya yakını adına da olsa hak ettiği kadroyu isteme talebini kendi sözünün üstüne söz söyletmeyecek bir tavırla bir Sayın Başbakanın o meydanda rencide ederek insanları refüze etmesi bu ülke adına yakışmamıştır. Kendisinin Kafdağlarından biraz ayakları yere basarak Türkiye gerçeklerine daha fazla ilgi göstermesini, öğretmen adayları adına ve üniversite bitirmiş tüm mezun gençler adına ben de bu kürsüden talep ediyorum.

Bu vesileyle, kurulan üniversitelerin hayırlı olmasını diliyor, önümüzdeki dönemlerde kurulacak yeni üniversitelerin de artık YÖK’ün gerçek anlamda bir planlama çalışmasından sonra bu Meclis gündemine getirilmesinin daha doğru ve yerinde olacağını ifade ederek hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Metin Lütfi Baydar, Aydın Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara’da sosyal bilimler adıyla yeni bir üniversite açılmasını Cumhuriyet Halk Partisi olarak desteklemekteyiz. Bununla birlikte, idari kadro sayısı için ayrılan 147 kadro sayısının yeterli olmadığını, bu sayının en az 1.000 olarak belirlenmesi gerektiğini düşünmekteyiz çünkü 147 kişilik bir idari kadro tahsisi ile üniversite sistemi kurulamaz, kurulsa da işleyemez.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak esneklik, uyum ve karşılık, yanıt verebilir bir yükseköğretimin günümüz dünyasında gerekli olduğuna inanmaktayız. Bazen dünyaya bakıp Amerika’yı yeniden keşfetmek için uğraşmamalıyız ancak bazen de dünyanın, özellikle gelişmiş ülkelerin bize dayattıklarını da aşmalıyız, sorgulamalıyız. Yükseköğrenimi ve üniversiteleri de bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Türkiye’deki tek tip üniversite modeli küresel, bölgesel ve yerel gereksinimlere göre değişim gösterememektedir. Batı modelini ya da modellerini uygulamak, rekabet gücü açısından Türkiye için belirsizlik yaratmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de yeni üniversitelerin kurulması sürecinde artan ve üniversite eğitimi almak isteyen genç nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak yanında, yeni kurulan üniversitelerin kuruldukları şehirlerin gelişimine yapacakları katkı da göz önünde bulundurulmalıdır. Sonuç olarak, yeni kurulan üniversitelerin bölgeler arası eşitsizliği ortadan kaldırması üniversitelerin kuruluş amaçlarından olmalıdır. Üniversiteler, kuruldukları şehirlerde şehrin sosyoekonomik hayatına önemli etkiler yapmakta, şehri canlandırmakta ve şehirleşme sürecini hızlandırmaktadır. Günümüzün gelişmiş üniversiteleri gerek lisans gerekse lisansüstü düzeyinde modern eğitim verirken, ülkelerin genel ekonomik politikaları doğrultusunda oluşturulan programlar çerçevesinde araştırmalar yapmalı ve elde ettikleri sonuçların ticari uygulamalara dönüştürülmesine de katılmalıdırlar. Böylelikle çağdaş üniversite günümüzde yeni bilgi üretmenin yanında, bilgi ekonomisinin beyni durumundaki bilgili insan yetiştiren bir işletme kurumuna da dönüşmelidir. Bu işletmede nelerin araştırılacağına karar verme yetkisi yalnızca üniversitelerin tasarrufunda olmaktan artık günümüzde çıkmıştır. Üniversiteler tüm unsurlarıyla toplumla bütünleşmek ve araştırma geliştirme etkinlikleriyle ona doğrudan hizmet etmek için çaba harcamalıdırlar. Bu, üniversitelerin gerçek bilimsel işlevlerine engel oluşturmayacaktır.

Sonuçta, bu çağdaş yaklaşım içinde üniversiteler toplumun itici gücü ve onun gelişmesinde en önemli katkıyı yaratan kurumlar durumuna gelecektir. Anadolu’da bir bölge üniversitesi iddiasında olan bir yükseköğretim kurumu yerel ve bölgesel değerleri öne çıkarabilmelidir. Üniversitelerin bu bağlamda kendilerine özgü ve uzmanlaştığı konularda yoğunlaşması beklenmektedir. Son yıllarda artan üniversite sayısı bu açığı kapatamamıştır. Üniversitelere bütçeden ayrılan pay yeterli değildir. Üniversitelerin torba bütçe ile mali özerkliğe bir an önce kavuşturulması Türkiye için yaşamsal önemdedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir buçuk yıl önce sunmuş olduğumuz ve bir türlü komisyonda görüşemediğimiz, bazı il ve ilçelerimizde tematik üniversiteler kurulması konulu kanun teklifimizden söz etmek istiyorum.

Siyasette ne yazık ki doğru önemli değil, doğruyu kimin söylediği önemli olmaktadır. YÖK sayfasına baktığımızda 103 devlet, 65 vakıf, 7 vakıf meslek yüksekokulu, Kıbrıs’takilerle birlikte 13 üniversite dahil diğer yükseköğretim kurumları olmak üzere toplam 188 üniversitemiz bulunmaktadır. Üniversite sayılarını artırmak başarı hanesine yazılabilir ancak asıl başarı sayıyı artırırken kaliteyi de artırmakla yakalanabilir. Türkiye'de son on yılda 80’in üzerinde yeni üniversite açıldı. Asıl sorun, 2023 hedefine odaklandığını söyleyen iktidarın bunu gerçekleştirebilme kapasitesiyle ilgilidir. Yükseköğretimde yatay büyüme göz kamaştırıcıdır ancak bu hızla 50 üniversite daha açılabilir. Ancak derinlik ve üniversitelerin araştırma fonksiyonunda ciddi zafiyetler bulunmaktadır. Üniversiteler kurulurken tematik olmak yerine, en kolayı tercih edilmekte, sonuçta her ilde bir yükseköğretim kurumu olmakta ama gerçek anlamda üniversite ne yazık ki olamamaktadır. Biz verdiğimiz kanun teklifiyle 30 ilde 41 tematik üniversite kurulmasını önerdik. Türkiye için gerekli olduğuna inanıyoruz ancak doğruyu biz söylediğimiz için iktidarın engeliyle karşılaşıyoruz. Halkımızın yeni üniversite kurulmasını isteyen Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu bilmesini istediğim için bu açıklamayı yapıyorum.

Sunmuş olduğum kanun teklifiyle kurulacak tematik üniversiteler ülkemizin çeşitli il ve ilçelerine hem sosyal hem de ekonomik katkılar sağlayacak hem de ülkemizin ihtiyacı olan yükseköğrenim talebini karşılayıp iş gücü kaynağını oluşturacaktır. İl ve ilçelerimize kurulması düşünülen tematik üniversiteler şu şekildedir:

Sağlık sektöründeki gerek yatırımlar gerekse sağlık politikaları sonucu Afyonkarahisar ili önemli gelişmeler kaydetmiştir. Bu gelişmenin devamlılığı için Afyonkarahisar’da kurulacak sağlık bilimleri üniversitesi yerinde bir karar olacaktır.

Yine, Bursa ilimizde sağlık bilimleri üniversitesi adıyla bir üniversite kurulması ülkemizin doktor başta olmak üzere sağlık personeli ihtiyacını karşılayabilecektir.

İzmir Bergama’da kurulacak sağlık bilimleri üniversitesi de bölgedeki yoğun termal hareketlilik ve kaplıca turizminin gelişmişliği ve Bergama’nın antik dönemden bugüne olan misyonuyla bütünleşecektir. Bergama’ya kurulacak bir sağlık bilimleri üniversitesi bu misyonu uygulama ile birleştirecektir.

Ankara Beypazarı son yıllarda turizme dayalı projeleri hayata geçirme çabasındadır. Alternatif turizm türlerine yönelik bölümlerle uyumlu bir yapısı bulunmaktadır. Bu yapının ülkemiz turizmine katkı sağlaması Ankara Beypazarı’na bir turizm üniversitesi kurulmasıyla sağlanacaktır.

Tokat ilimizde kurulacak bir tarım üniversitesi ilin gelişmiş tarım olanakları nedeniyle üniversiteyi gelecekteki gelişmiş tarım üniversitelerinden birisi hâline rahatlıkla getirecektir.

Ankara Kızılcahamam spor faaliyetleri için uygun bir doğaya sahiptir. Ankara’ya yakınlık ilçenin göreli avantajını teşkil etmektedir. Kızılcahamam’a kurulacak spor bilimleri üniversitesi, bölgenin tanınırlılığını artırmasının yanı sıra gelişmesine de önemli katkılar sağlayacaktır.

Bursa İnegöl’de kurulacak bir tasarım üniversitesi Türkiye genelinde hem mobilya hem de tekstil sanayisinde sözü geçen bir ilçe olmasının artılarını daha da markalaştıracaktır.

Isparta Eğirdir’de doğa bilimleri üniversitesi, Türkiye'nin meyvecilik bahçesi olması, ilçedeki katma değerin artırılması için toprağa bağlı üretim teknolojileri konusunda bir altyapının oluşturulmasını sağlayacak ve bu alandaki üretim, refah ve sosyal hareketliliği artıracaktır.

Isparta Yalvaç’ta kurulacak sosyal bilimler üniversitesi -Yalvaç’ın tarihten getirmiş olduğu birikimi- o bölgenin sosyal bilimler alanında bir cazibe merkezi olmasını sağlayacaktır.

Eskişehir’de hem askerî hem de sivil havaalanının bulunması, yüksek hızlı tren seferlerine sahip olması, kara ve demir yolu taşımacılığının birbirine bağlı bir yapıda bulunması, bu şehrimizde ulaştırma üniversitesinin kurulması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Teknoloji ve AR-GE koridorunda bulunan Kocaeli’de bilişim teknolojileri üniversitesi, İzmir’in gelişmiş şehir yapısını kurulacak İzmir hukuk bilimleri üniversitesinde değerlendirebilmesi, Ankara’nın bürokratik yapısının vereceği bilgi birikimi Ankara hukuk bilimleri üniversitesiyle sağlanacaktır.

Denizli’de girişimcilik ve teknoloji üniversitesi, yerel halkın sahip olduğu girişimcilik duygusunun yönetilmesi ve bu girişimci potansiyelin harekete geçmesini de sağlayacaktır.

Yine İzmir’de kurulacak turizm üniversitesi, güzel İzmir’in geçmişindeki tarihî izleri ve deniziyle bütünleşmiş yaşam şeklini aynı zamanda ilin gelişmiş ulaşım, eğitim ve sağlık hizmetleriyle bütünleştirerek uygulama açısından çok büyük bir avantaj sağlayacaktır.

Mersin ve Sinop’ta kurulacak denizcilik üniversitesi, Akdeniz’de ve Karadeniz’de her yönüyle güçlü bir deniz ülkesi konumuna gelmemizi sağlayacaktır.

Zonguldak’ta yer bilimleri üniversitesi, bölgenin sahip olduğu yer altı zenginliğinin daha iyi değerlendirilmesini sağlayacaktır. Bu sayede bölgede yaşanan maden facialarının önlenmesi için bilimsel araştırmalar ve bunlara bağlı uygulamalar rahatlıkla yapılabilecektir.

Tekirdağ’da güzel sanatlar üniversitesi, ilçenin sahip olduğu çok kültürlü yapısını sanat dallarıyla ifade edebilecektir.

Van’ın sahip olduğu tarım ve hayvancılık merkezli ekonomik yapı ildeki sanayi gelişimini gıda endüstrisi patikasına yönlendirmiştir. Kurulacak doğa bilimleri üniversitesiyle bu alanda uzman olacak bir eğitim kurumu şüphesiz bölgenin kalkınmasında önemli rol oynayacaktır.

Muğla merkezde bir turizm üniversitesi, Bodrum’da güzel sanatlar üniversitelerinin kurulması hem bölge hem de ülke turizmine katkı sağlayacak, yerel özelliklerin ulusal turizm politikamıza ivme kazandırmasını sağlayacaktır.

Gaziantep’te girişimcilik ve teknoloji üniversitesi ilin hinterland özelliklerinin en iyi şeklide değerlendirilmesinin yolunu açacaktır.

Kayseri, Erzurum, Malatya ve Kütahya’da kurulacak havacılık üniversiteleri, havacılık sektörümüzün ihtiyacı olan nitelikli elemanların yetişmesini sağlayarak ülkemize özgü bir havacılık kültürünün temellerini oluşturacaktır.

Antalya’da kurulacak olan turizm üniversitesi ve tarım üniversitesi, ilimizi Akdeniz’in çekim merkezi hâline getirecek, turizm ve tarımın yaratacağı kontrollü ekonomik güç ülkemizin Akdeniz’de tek ve en büyük güç hâline gelmesini sağlayacaktır.

Aydın Nazilli’de Sümer girişimcilik ve teknoloji üniversitesi, Nazili Sümer girişimcilik ve teknoloji üniversitesinin kurulmasıyla Nazilli’nin Denizli ve Aydın gibi girişimciliğin yüksek olduğu iki ilin arasında bulunması ve İzmir Limanı’na yakınlığı değerlendirilecektir.

Aydın Söke’de Milet sosyal bilimler ve doğa bilimleri üniversitesinin kurulmasıyla Beşparmak Dağlarının zengin bitki örtüsü ve uygun iklim koşullarının bölgedeki tarımsal çeşitliliği arttırması değerlendirilecek, bölgenin bu özelliğinin turizmle iç içe geçmiş olması, doğa araştırmaları ve turizm için de bir fırsat yaratacaktır. Ayrıca, felsefenin kurucusu Miletli Thales bu üniversiteyle tekrar hatırlanmış olacaktır.

Aydın Kuşadası’nda turizm üniversitesinin kuruluşu Kuşadası’nın turizm potansiyelini arttıracak ve potansiyelin geliştirilmesinde büyük öneme sahip olunmasını sağlayacaktır.

Konya’da kurulacak tarım ve endüstri üniversitesi, yüzölçümüyle eş değer olan Hollanda’dan Patriot istememizin önüne geçecektir.

Adana’daki tarım üniversitesi de -bereketli ovaların- hem halka hem de ülke ekonomisine katkı sağlayacak, pamuğu, ithal edilen bir üründen ihraç edilen bir ürün hâline dönüştürecektir.

Yalova’da doğa bilimleri üniversitesi, süs bitkisi üreticiliği ve arıcılığın gelişimini değerlendirerek AR-GE faaliyetleri için doğal bir ortam oluşturacaktır.

Manisa Turgutlu’da kurulacak ekonomi ve endüstri üniversitesi, şehrin İzmir gibi bir metropole yakınlığını, ulaşım ağına çok yakın olmasını ve ekonomisinin canlılığını kullanarak ekonomi ve işletme alanlarında nitelikli eleman yetiştirilmesini sağlayacaktır.

Edirne’de kurulacak sağlık bilimleri üniversitesi, Balkanlara ve Trakya’ya sağlık hizmetleri sunan ilin sahip olduğu potansiyelinin geliştirilmesine ve ileri düzeyde çalışmalar yapılmasına imkân sağlayacaktır.

Son olarak, Sakarya Geyve’de bir doğa bilimleri üniversitesinin kurulması, tarımsal ürünün yetiştirilebilmesine olanak sağlayan verimli bir alanda kurulmuş olması, Geyve’yi sadece tarım ürünleri yetiştirilmesi bakımından değil, bu ürünlerin yetiştirilmesi için gerekli bilginin ve teknolojik girdinin üretimi ve analizi bakımından da önemli bir yer hâline getirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet, Acil Eylem Planı’nda YÖK’ü kaldıracağını açıklamıştı. Ne yazık ki geçen sürede YÖK’ü kaldırmak bir yana üniversitelerin özerkliklerini ve bağımsızlıklarını kaldırma yolunu seçmiştir. Oluşturulan YÖK yasa tasarısı bu düşüncelerin kanıtıdır. Hükûmet, her ne kadar ülke gelenek ve göreneklerine bağlı olduğunu her hareketiyle, her söylemiyle dile getirse de oluşturulan YÖK yasa taslağı durumun hiç de söyledikleri gibi olmadığını göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, iki örnek vereceğim: İlk olarak, YÖK yasa taslağı, kâr amacı taşıyan şirketlerce kurulacak ve diploma fabrikası hâline gelecek olan özel üniversitelere imkân vermektedir. İkinci olarak da yabancı üniversitelerin ülkemizde okul açmasının yolu açılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yabancı bir üniversiteyle iş birliği yapmak ayrıdır, yabancı bir üniversitenin ülkemizde faaliyet göstermesi ayrıdır. Üniversitelerin bir kültür yuvası olduğu ne yazık ki unutulmuş görünüyor. Üniversiteler, bir cumhuriyet projesi olarak ulus devlet bilincini ve Anadolu coğrafyasının farklı bölgelerinden gelen gençleri bir potada toplamakta ve Türkiye için ortak aklın oluşturulması sağlanmaktadır. Bu uygulama sayesinde ülkenin ekonomik gelişmişliği kültürel gelişmesine de yansıtılmakta ve de ülke olarak topyekûn bir atılımın gerçekleştirilmesi sağlanmaktadır. Yeni YÖK yasa taslağı, ülkemizin elindeki gücü, bu şekliyle halkımızın elinden alarak emperyal ülkelere devretmektedir. Anadolu insanının özünden, toprağından, havasından, suyundan kopuk bir üniversite ülkemize yarardan çok zarar getirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversitelerimizin önündeki en büyük engel olan YÖK bir an önce kaldırılmalı, özerk ve özgür üniversiteler hayata geçirilmelidir. Cumhuriyetimizin geleceği üniversiteler, üniversitelerin geleceği de özgür ve özerk üniversitelerdir.

Sözlerime son verirken yüce heyetinizi selamlar, saygılar sunarım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Başka söz talebi yok.

Soru yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 116 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç)bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş ve mevcut bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.

“d) Fatih Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan ve rektörlüğe bağlanan Ankara Sağlık Yüksekokulundan,

e) Fatih Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan ve rektörlüğe bağlanan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulundan,

f) Fatih Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan ve rektörlüğe bağlanan Hemşirelik Yüksekokulundan,

g) Fatih Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan ve rektörlüğe bağlanan Ankara Meslek Yüksekokulundan,

ğ) Fatih Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan ve rektörlüğe bağlanan Sağlık Bilimleri Meslek Yüksekokulundan,"

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Birgül Ayman Güler, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yükseköğretim kurumlarının örgütlenmesine ilişkin iki temel değişiklik yapan bir kanun tasarısını görüşüyoruz; biri Fatih Üniversitesi ve Turgut Özal Üniversitesi arasında mal değişimine ilişkin, bir diğeri de Ankara’da Ankara sosyal bilimler üniversitesi ismiyle yeni bir üniversite, kamu üniversitesi kurulmasına ilişkin iki yasanın birleştirilmesinden oluşan bir tasarı.

Değerli milletvekilleri, bu, kamu bütçesine hatırı sayılır miktarda yük getiren bir düzenleme olmakla beraber, yasama organı düzenleyici etki analizlerinin ışığında karar vermek zorunda olmakla beraber, düzenleyici etki analizi diğer kanun tasarılarında olduğu gibi bu kanun tasarısının da arkasında yok. Bütçeye ne kadarlık bir yük getireceğine ilişkin herhangi bir görüş öne sürmek mümkün değil.

Öte yandan, kamu üniversiteleri içerisinde bir kamu üniversitesine ve sosyal bilimler alanında bir kamu üniversitesine daha ihtiyacımız olup olmadığına ilişkin burada hiçbir rakamsal açıklama da yok. Ankara’da açılması planlanan sosyal bilimler üniversitesinin 5 fakülte ve 5 enstitüden oluşması öngörülmüş. Kurulması öngörülen fakültelerden biri sosyal ve beşeri bilimler fakültesi, ikincisi siyasal bilgiler fakültesi, üçüncüsü yabancı diller fakültesi, dördüncüsü dinî ilimler fakültesi, beşincisi hukuk fakültesi.

Mensubu olarak çalıştığım ve öğrencisi olmaktan onur duyduğum Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi varken, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi varken, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi varken, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi varken, yine Ankara'da aynı alanlarda fakülteler kurulmasının açıklamasını ne genel gerekçede ne de Hükûmet yetkililerinin sözlerinde bulmak mümkündür.

Burada, ne yazık ki, ancak soru olarak yüce heyetinize yöneltebileceğim üç kuşkumdan söz edebilirim. Bunları, bu yüce Meclisin çatısı altından söylemeliyim, önümüzdeki dönemde haklı da çıksam, haksız da, hep beraber bunun muhasebesini yapabilelim.

Birincisi, ne düzenleyici etki analizi ne de “Buna ihtiyaç var mı?” raporu elimizdedir. O hâlde, acaba, bu yeni üniversite üç dönem üst üste milletvekilliği görevi yapmış olan devlet büyüklerinden bazılarına yeni makamlar açmak için mi düşünülmüştür? (CHP sıralarından alkışlar) Aklımda böyle bir soru var. Eğer, bu üniversitenin rektör ya da rektör yardımcılığına, üç dönem üst üste görev yaparak boşa çıkmış olan devlet büyüklerinden atama yapılırsa haklı çıkacağım, yapılmazsa tahminim yersiz çıkacak.

İkincisi, Ankara Üniversitesinin mensubuyum, Ankara Üniversitesinin son derece önemli beş fakültesine eş koşulan bu beş fakülte, bir süre sonra acaba karşımıza yeni bir önerge getirebilir mi, kanun tasarısı ya da kanun teklifi getirebilir mi şunu söyleyen: “Tematik sosyal bilimler üniversitemiz var, üstelik Ankara'da, Ankara Üniversitesinde Fen Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, Tıp Fakültesi, bir de Siyasal, İlahiyat, diğerleri var.

Tematik bir güç varken neden bu ayrıca yürüsün ki? Dil, Tarih ve Coğrafyayı, Hukuk Fakültesini, Siyasal Bilgiler Fakültesini, yüz elli yıla varmış olan bu tarihi, kurduğumuz Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi içinde toplasak daha iyi değil mi?” Ne dersiniz? Aynı Meclis kürsüsünde böyle bir kanun teklifi ya da tasarı karşımıza gelebilir mi? Gelirse haklı çıkacağım, gelmezse yanlış öngörüde bulunmuş olacağım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir üçüncü sorum daha var bu kapsamda.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Biraz paranoyaya kaçıyorsunuz.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Yok, soru soruyorum ve hesabını vermeye hazırım.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Çok saygın bir üyeye paranoya diyemezsiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – Paranoya bu akli dengeyi içermez. O yüzden, benzetme doğru değil.

Üçüncüsü şu: Beş fakülte kurulmuş ve bunlardan dördü “bilimler fakültesi” biri “ilimler fakültesi.” Ben, bilim insanı olarak bilim dünyasını bilirim, haddimi de bilirim. İlim dünyasını bu Mecliste çok iyi bilenler var. Ama üzerinde bir parça çalıştım, bilim ile ilim aynı şey değil. Biz, burada dinî ilimler fakültesi kuruyoruz ve AKP’nin genel inancı demeyeceğim ama genelde AKP yanlısı ya da AKP’li olan yazarlardan okurum, böyle düşünüldüğünü bilirim. Denir ki: “İlim asıldır, bilim vasıta.” Denir ki: “İlim hem soyut hem somut varlıklarla ilgilidir, oysa bilim yalnızca somut varlıklarla.”

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – İlim kendin bilmektir.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) - “İlim nurdur, kendindendir, oysa bilim ışıktır, yansıtır.” “İlim uhrevidir, bilim bizi ona götüren vasıtadır.” “İlimde inanç vardır, yanılma yoktur, bilim kesinlik ister, hep yanılma ihtimali vardır.”

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bir de irfan var Hocam.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) – “İlim akli, hissi, naklidir; bilimse akıl, hisse ve araştırmaya dayanır. Sonuçta, ilim ve bilim beraberdir ama yol gösteren ilim olmak şartıyla.”

Şimdi, bakıyorum da bu yeni kurulan üniversitenin bilimsel yöntemi nasıl bir şey olabilir? Şöyle söyleyelim: 4’ü bilim yapacak, 1’i ilim yapacak. Eğer öyleyse, ilim bilimin önünde ise, daha derin ise dinî ilimler fakültesi bütün diğer 4 bilimler fakültesini peşinden sürükleyecek. Peki, bunu nasıl hayata geçirecek? Şöyle diyor, burada yazılmış: “Bu üniversitenin ilk iki yılında öğrenciler, bu 5 fakülteden, bu üniversitenin 5 fakültesinden oluşturulacak ortak bir programdan geçecekler.”

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Evet, doğru, onu arkadaşınız teklif etti…

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) -Değerli arkadaşlarım, o hâlde şöyle diyebilir miyim? Eğer ilim ve bilim arasında sizin düşüncenizce böyle bir hiyerarşi varsa, Ankara Soysal Bilimler Üniversitesi Dinî İlimler Fakültesinin önderliğinde bütün diğer bilim dallarını yeniden düşünmek zorunda bırakacak, bir tür üniversite değil de medrese olacaktır.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Bu, paranoyayı da geçti.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) - Eğer, ilim ve bilim arasındaki ilişkiye dayandırdığım bu modeli aklımızda tutarsak, evet, evet, böyle bir gelecek bizi bekliyor olabilir mi?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok vahim!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (Devamla) - Hepimizin ömrü uzun olsun, hepimiz yaşayalım, görelim; dilerim, bu üç konuda yanılırım; dilerim, yaptığınız şey gerçekten Türkiye’nin yetişmiş, çağdaş insan gücünü çoğaltmak amacına odaklanmıştır.

Efendim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

"Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi

EK MADDE 148- Ankara'da, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi adıyla yeni bir üniversite kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesinden,

b) Siyasal Bilgiler Fakültesinden,

c) Yabancı Diller Fakültesinden,

ç) Dini İlimler Fakültesinden,

d) Hukuk Fakültesinden,

e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

f) Doğu ve Afrika Araştırmaları Enstitüsünden,

g) Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsünden,

ğ) Batı Dünyası Araştırmaları Enstitüsünden,

h) İslam Araştırmaları Enstitüsünden,

oluşur."

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, 2’nci madde diyor ki: “2809 sayılı Kanuna aşağıdaki maddeyi ekliyorum: Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi.” Böyle bir üniversite kuruyoruz. Hayırlı uğurlu olsun. Şimdi, bu üniversitenin kurulmasına herhâlde kimsenin itiraz edecek bir durumu yok. Niye kuruyorsunuz bu üniversiteyi, şimdi ona bir bakalım. Bu üniversiteyi kurmakla acaba gerçek amaçlarınız nedir, gerçek amaçlarınızla bu üniversiteyi kurmak örtüşüyor mu?

Şöyle bir bakıyorum AKP’nin yaptıklarına, yönetim anlayışı nasıldır diye. Bir tek kelimeyle özetleyebilirim: Totaliter. Böyle bir yönetim anlayışında iktidarların amacı üniversite filan kurmak değildir. Demin sizin “paranoya” diye, hatta buradan bir milletvekili arkadaşımın “paranoya ötesi” diye yorumladığı medrese kurmaktır.

Evet, gülüyorsunuz. Buyurun, gülün. Gülen arkadaşlarıma diyorum ki www.mersin.gov.tr adresine bir girin.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne var orada?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Eğer Mersin Valisi kendi yazdığı yazıyı kaldırmadıysa, orada Mersin’e bir medrese kuracağını müjdeliyor, devletimizin valisi. Hayırlı uğurlu olsun. Bir vali…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Siz bari yapmayın ya, siz bari yapmayın gerçekten.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben bari yapmayayım!

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Açıp bakın, açıp bakın!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Siz bari yapmayın yani doktor olarak tanıyoruz, biliyoruz sizi, saygı duyuyoruz, siz bari yapmayın.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Milletvekilim, ben o yazıyı gözümle görmesem ve okumasam kalkıp da burada bunu söylemem. Buraya gelmeden önce tekrar teyit etmek için baktım ve Mersin’de yaptığım eleştirilerden sonra bu yazının kaldırıldığını gördüm. Arşivde vardır, benim notlarımda var. Ben bu açıklamayı Mersin’de çeşitli basın-yayın organlarında yaptım ve bu soru bana basın organları tarafından sorulduğunda beraber açtık; mersin.gov.tr’nin arşivine bakarsınız, Sayın Valiye de sorarsınız, size doğruyu söyler.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne mahzuru var?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, “Ne mahzuru var?” diye sorduğunuz soru, zaten sizin ne yapmak istediğinizi gösteriyor. “Biz medrese kurmak istiyoruz.” deyin, biz de burada ona göre konuşalım. “Biz üniversite kurmak istiyoruz.” deyip, arkasından devletin valisine müjde -bakın- nidasıyla “Mersin’de medrese kuruyoruz.” dedirtmek nasıl bir duygudur, ben bu duyguyu halkıma bırakıyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, bu üniversite Ankara’da kuruluyor ya, Mersin’de değil!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Aytuğ Bey, yok böyle bir şey, yok böyle bir şey.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, evet, buraya gelmeden önce kontrol ettim ve kaldırıldığını gördüm.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Daha ciddi işler bekliyoruz ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın milletvekili, ben elimde bilgi olmadan bugüne kadar hiç konuşmadım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Keşke bir çıktı alsaydın ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Çıktı da var, Vali de yerinde duruyor, çıktı da var, basındaki konuşmalarımız da var.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sizden daha farklı şeyler bekliyoruz ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, ben burada ne konuştuğumun farkındayım, söylediğim lafın ağırlığının da farkındayım. Bundan bir kısmınızın haberinin bile olmadığının da farkındayım, bir kısmınızın da bundan çok memnuniyet duyacağının da farkındayım. Çıkın, sorun ve deyin ki bana: “Hayır, böyle bir bildiri olmamıştır.” ben de size söz veriyorum, çıkacağım buradan, hepinizin huzurunda özür dileyeceğim ama böyle bir şey var ise, siz de eğer yürekliyseniz, gerçekten de samimi iseniz çıkıp burada benden özür dileyeceksiniz eğer samimiyseniz; değilseniz, zaten konuşup gidiyoruz.

Şimdi, olayın bir başka boyutu da “Bu üniversiteleri niçin kuruyorsunuz?” diye bir soru sormuştum, birincisi buydu. Niçin, hakikaten niye kuruyorsunuz bu üniversiteleri?

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Üniversitelerde terörist yetişiyor!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Üniversiteler konuşabiliyor mu? Üniversiteleri susturdunuz mu, susturmadınız mı?

Bir milletvekili diyor ki: “Üniversitelerden terörist yetişiyor.” Bir üniversite daha kurun, terörist sayısı artsın!

Şimdi, üniversitelerde…

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Medreselerde terörist yetişmez!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Tabii, sizi duymuyorlardır, ben de kayıtlara geçireyim bunları. “Üniversitelerde terörist yetişiyor, medreselerde terörist yetişmez.” diyor sayın milletvekili. Buyurun, hadi bakalım. İşte böyle bir zihniyete sahipsiniz siz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen… Sayın hatibe müdahale etmeyelim.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Üniversitelerden terörist yetişiyor, medreselerden terörist yetişmez.” diyen bir zihniyetle… Ama bakın artık sinirlenmiyoruz çünkü sizin ruhunuzu biliyoruz çünkü sizin bu gibi işleri yaparak neyi gizleyip gerçek amaçlarınızın da ne olduğunu çok net bir şekilde görüyoruz ve buradan söylüyoruz. Eğer söylediklerimizde bir tane yanlış bilgi var ise bana söyleyeceksiniz, ben de çıkacağım, özür dileyeceğim. Ben bunu size taahhüt ediyorum. Delikanlıysanız siz de çıkarsınız, ben ispatladığımda da özür dilersiniz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Medrese kuracağız.” mı yazıyor? Yapma, etme.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Şimdi, üniversiteleri niye kuruyorsunuz? Kurmayın kardeşim!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Tamam!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İçerideki, hapisteki öğretim üyelerine baktığım zaman içim sızlıyor, hapisteki öğrencilere baktığım zaman yüreğim sızlıyor. Siz, üniversitede okuyan ve Türkiye'nin gidişine müdahil olmak isteyen, Türkiye'nin iyi yönetilmediğini düşünen bütün öğrencileri -sadece ODTܒde değil, her yerde- bir bir toplayıp içeriye atan bir zihniyete sahipsiniz. Siz bu ülkede bu gidişata başkaldıran, “hayır” diyen yiğit öğretim üyelerini âdeta içeride çürüten bir zihniyete sahipsiniz. Niye üniversite kuruyorsunuz? Allah aşkına kurmayın. Kurmayın, daha çok bilim adamını, daha çok öğrenciyi de içeriye atmayın.

Üniversite kuruyorsunuz, niye kuruyorsunuz üniversite? Üniversitelerimiz özerk mi? Sizin işinize yarayacak mı üniversite? Dik üniversite, gerçek üniversite siyasete yön verir. Bakın, “AKP’ye yön verir, CHP’ye yön verir.” demiyorum. Gerçek üniversite siyasete yön verir ama bunu yapabilmek için de üniversitenin dik olması lazım, üniversite rektörlerinin, üniversite öğretim üyelerinin sürülürüm, atılırım korkusu içerisinde olmaması gerekir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var mıymış öyle ya?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ama maalesef konuşan herkesi içeri atıyorsunuz. O yüzden, kurmayın bu üniversiteleri. Zaten kursanız ne olacak ki? Bu üniversiteleri yönetecek olan kadroları sizler göndereceksiniz. Türkiye’de yapılacak olan bu bilime TÜBA’da siyaseti zaten karıştırdınız. On yıl içerisinde geldiğimiz gerileme, on yıl içerisinde geldiğimiz nokta, herhâlde elli yılda toparlayamayacağımız bir noktaya gelmiştir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, vallahi çok haksız eleştiri yapıyorsun ya!

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Siz ALES’i bilir misiniz?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Efendim, Sayın Özdağ? 

SELÇUZ ÖZDAĞ (Manisa) – Siz ALES’i bilir misiniz, transcript’i bilir misiniz, ÖYP bilir misiniz?

BAŞKAN – Sayın Özdağ, lütfen, lütfen…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın Özdağ, sizin anlattıklarınızın…

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen Genel Kurula hitap edin, karşılıklı konuşmayın. 

AYTUĞ ATICI (Devamla) - …tamamının içinde yetişen, yaşayan ve ızdırap çeken bir öğretim üyesiyim. Siz bu gibi söylemlerle bizleri oyalamaya çalışıyorsunuz, hiç kimse de bunları yemiyor. İnsanların baktığı bir tek şey var: Öğretim üyeleri mutlu mu, bilim üretebiliyor mu özgürce? Hayır, üretemiyor. Ben buraya doğrudan akademiden geldim, üniversitenin içinden geldim. Öğretim üyeleri derslere bile girmek istemiyor. Niye, biliyor musunuz? Çünkü getirdiğiniz performans sistemiyle öğretim üyeleri birbirleriyle, hasta bakmak için veya diğer fakültelerde proje üretmek için âdeta yarışır hâle geldiler. Proje üretmek güzel…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ne güzel…

AYTUĞ ATICI (Devamla) …ama bu proje üretmek, eğer sadece ve sadece öğretim üyesinin ekmek kazanması için bir araç ise yanlış.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Önce yatıyorlardı da şimdi çalışıyorlar.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Önceden yatıyorlar” demek çok ayıp bir şey. Buradan sizin söylediğinizi bütün Türkiye’ye duyuruyorum, “Öğretim üyeleri önceden yatıyordu, şimdi yatmıyor.” Bu, bir insana yakışan bir laf değil. Sizin içinizde de öğretim üyeleri var. Yatıyor muydunuz sevgili hocam? Kim yatıyordu, hangi öğretim üyesi yatıyordu?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Herkes, her şeyi biliyor.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Çok ayıp bir şey bu yaptığınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çalışmalarını istemek ayıp mı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Buradan sizi Türkiye’deki bütün öğretim üyelerine şikâyet ediyorum. Türkiye’deki hiçbir öğretim üyesi yatmıyordu sayın milletvekili. Siz buradan bu öğretim üyelerine “yatıyordu” diyerek, suçlayarak ve arkasından müstehzi bir şekilde gülerek karakterinizi sergiliyorsunuz, yazıklar olsun size! Siz eğer bunu söylüyorsanız, eğer Türkiye’de bilimin geldiği noktada emeği olan öğretim üyelerini bu kadar hakir görüyorsanız, benim size konuşacak bir lafım bile yok, yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3) 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 43) Fatih Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olan Tıp Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü ile Ankara Sağlık Yüksekokulu, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu, Hemşirelik Yüksekokulu, Ankara Meslek Yüksekokulu ve Sağlık Bilimleri Meslek Yüksekokulunda hâlen öğrenimlerini sürdüren öğrenciler ve bu yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanları ile malvarlığı Turgut Özal Üniversitesine devredilir. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında kayıt yaptıran öğrenciler dâhil bu yükseköğretim kurumlarında halen öğrenimlerini sürdüren öğrencilere verilecek mezuniyet belgeleri ile diplomalar, istekleri halinde önceden bağlı bulundukları üniversitenin adıyla ilgili üniversite tarafından verilir. Fatih Üniversitesinin 5/6/1996 tarihli ve 4142 sayılı Kanun ve diğer düzenlemeler uyarınca kazanmış olduğu bütün hak ve yetkiler saklıdır."

                                                                                          

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 4 - 2809 sayılı Kanunun ek 36’ncı maddesinin ikinci fıkrasının (e) ve (f) bentleri yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 5 - 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (II) sayılı cetvelin "Yükseköğretim Kurulu, Üniversiteler ve Yüksek Teknoloji Enstitüleri" bölümüne aşağıdaki ibare eklenmiştir.

"106) Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi"

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı görüşüyoruz.

Millî Eğitim ve YÖK’le ilgili yasaların anlayış birliği ve uzlaşmayla çıkması büyük önem taşımaktadır. Eğitim doğru yapılmalı, yetişmiş insan gücü isabetle planlanmalıdır.

Komisyon raporu ne diyor? Komisyon raporunda şu hususlar çok doğru bir şekilde vurgulanmış:

“Üniversite açılmasına karar verilirken belirlenen kriterlerin neler olduğu konusunda tereddütler bulunmaktadır. Hâlihazırda kurulu bulunan üniversitelerdeki kontenjanların doldurulamamasına rağmen, yeni üniversitelerin kurulması için tasarı getirilmesi uygun düşmemektedir.” Bunu komisyonumuz söylüyor, raporda da var.

“Öncelikle açılmış bulunan üniversitelerin kontenjanlarının doldurulması daha uygun olacaktır.” Komisyon söylüyor, komisyonun değerli üyeleri burada.

“Nitekim mevcut üniversitelerde kontenjanları dolmayan bölümlerin ağırlıklı kısımlarını sosyal bilimlerin oluşturduğu görülmektedir.” Komisyonumuz söylüyor.

“Böyle bir tablo karşısında sosyal bilimler ağırlıklı bir üniversite açılmak isteniyorsa bunun ciddi bir hazırlık ve planlamaya bağlı olarak yapılması uygun olacaktır.” Sipariş gelmiş, Komisyon ancak bunları söylüyor.

“Üniversite kurulurken, fakülte veya bölümler açılırken öğretim üyesi ihtiyacının dikkate alınması gereklidir. Öğretim üyesi ihtiyacı dikkate alınmadan birimler açılması durumunda öğretim üyesinin yetiştirilmesi de engellenmiş olur. Bu nedenle üniversite açılmasının ciddi bir planlamaya bağlanması ve ihtiyaçların gözetilerek yapılması uygun olacaktır.” Komisyonu ve Sayın Başkanı gönülden duygularla kutluyorum.

Gerçekten de yeni bir üniversiteyi açıyoruz, “Sosyal Bilimler Üniversitesi.” Nerede açıyoruz? Ankara’da. Büyükşehirlerde yeni üniversite açılmasına ne ölçüde ihtiyaç var? İstanbul’da vize söz konusu ediliyor bizzat Sayın Başbakanımız tarafından. Ankara taşıyamayacağı kadar ağır yük altına giriyor, yeni binlerce üniversite öğrencisinin katılımıyla bu daha da ağırlaşacak. Büyük merkezler taşıyamayacağı yükün altına girerken küçük merkezler de kan kaybına uğruyor. Buna hakkımız yok.

Çankırı Üniversitesi çok önemli projeler hazırlamış durumda. Özellikle herbal nitelikli tedavilerle kanseri önleyecek çözümler üretiyor, onun çalışması içinde ama ödenekleri yok. Batman Üniversitesi gelişemiyor. Hakkâri Üniversitesi ilan veriyor, ya nitelikli aday bulamıyor öğretim üyesi yetiştirilmek üzere ya da hiç başvuru yok. Bayburt Üniversitesi bir sürü sorunla karşı karşıya. Yurt sorunları sürekli çözüm bekliyor, çözümler erteleniyor. Bu durumda Ankara’ya yeni üniversite kuruluyor. Ankara’da gurur kaynağı üniversitelerimiz var. Dünyanın ilk 500 üniversitesi sıralamasına Ankara Üniversitesi 4 defa girmiş, ODTÜ 4 defa girmiş, Hacettepe’yle Gazi 3’er defa girmişler, Bilkent 2 defa girmiş. Ankara’da üniversite mi yok? Siyasal var, Hukuk var, Dil tarih var, İlahiyat var, Fen edebiyat var; var oğlu var. Yeni bir üniversite için niye Ankara seçiliyor? Taşra üniversitelerinin sayısız altyapı sorunları var, geliştirme ödenekleri yetersiz ve dengesiz. Bütün bu sorunlara rağmen Ankara’da sosyal bilimler üniversitesinin arsası nerede? Hangi binalarda bu üniversite kurulacak? Sosyal ve beşeri bilimler fakültesinin isim babası kim? Bir de öyle bir fakülte kuruluyor, sosyal ve beşiri bilimler fakültesi.

(AK PARTİ sıralarından “beşeri… beşeri…” sesleri)

Efendim? “Beşeri” mi? Ben “Beşiri” okudum değil mi? Bilerek okudum arkadaşlar, siz de bunu bileceksiniz günü geldiğinde.

Değerli arkadaşlar, bu üniversite kurulacaksa acele edilmemeli. Gerçekten ülkemizin tematik üniversitelere ihtiyacı var; yerine göre, coğrafi ortamına göre, gelişme potansiyeline göre, taşıdığı niteliklere göre ama Ankara’da sosyal bilimler üniversitesine ihtiyaç yok.

Süleyman Demirel Üniversitesi eski rektörümüz değerli Metin Lütfi Baydar’ın önergesinde yer aldığı gibi bazı tematik üniversiteler önerildiği yerlerde kurulursa ülkemizin ve ulusumuzun yararına sonuçlar doğuracaktır. O bakımdan, rastgele, birinin arzusu, hevesi doğrultusunda üniversite kurulması yanlıştır. Hangi dost için hangi post hazırlanıyor? Tam bir sipariş üniversite. Birkaç dost için birkaç post hazırlanıyor. Buna bu Meclisin hakkı yok. Bu Meclis ulufe dağıtan bir meclis değildir, şahsa yönelik sipariş bağlanan bir meclis hiçbir şekilde değildir, olamaz.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekillerimiz; Millî Eğitim Bakanlığı birtakım kararlar alıyor. Bu kararlardan isabetli olanlarda sebat etmek kararlılıktır ama yanlışlarda ısrar etmek inattır. Bu yanlışlardan birisi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında serbest kıyafet uygulamasıdır. Pek çok kişiyle karşılaşıyorum, yakınmalarına tanık oluyorum. Benim eski mesleğimden ötürü “Sayın Valim, benim çocuğum diğer varlıklı ailelerin çocukları karşısında güç durumda kalıyor. Biz veliler olarak, ebeveynler olarak eziliyoruz.” diyor. Her gün bir marka, her gün bir kıyafet giyebilen ailelerin çocukları var -Allah daha çok versin diyelim- ama mali durumu yeterli olmayan ailelerin sorunlarına sosyal yardımlaşma dayanışma vakıfları çözüm getiremez. Ayrıca, okulların aidiyet duygusunu sarsamayız. Her öğrenci kendi okuluyla gurur duymalı, üniformasıyla ya da okul kıyafetiyle, okul yönetiminin velilerle belirlediği kıyafetlerle övünebilmeli. Sayın Bakanımız, lütfen, bu serbest kıyafet uygulamasından vazgeçmeli, sayın milletvekillerimiz Bakanlığı bu yönde zorlamalıdırlar, halkın sesine kulak verilmelidir. Hiç kimse, milletimiz sizden bunu istemedi. Bu, birilerinin keyfî bir dayatmasıdır, bundan vazgeçilmelidir, tıpkı öğretmeni horlamaktan, dışlamaktan vazgeçilmesi gerektiği gibi.

Ayrıca, nüfusu 500 binden aşağı yerlerde fen lisesi kurulmayacakmış. Her yerde üniversite var, fen lisesi kurulmayacak. Bu ne mantıktır arkadaşlar? Yani, nüfusu 30 bin olan yerde, 50 bin olan yerde üstün yetenekli bir çocuk, zeki bir çocuk çıkamaz mı? Bu teşvik edilmemeli mi? O bakımdan, bu karar da yanlış kararlardan biridir.

Uygulamaları doğru olan yaklaşımlara teşebbüs edenlere başarılar diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar, buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ulaştırma Bakanım burada, ona bir soru sormak istiyorum. Aslında birkaç defa daha önce bu soruyu sordum.

BAŞKAN – Sayın Akar, soruyu Sayın Arınç’a soracaksınız. Hükûmet makamında oturmuyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam, Ulaştırma Bakanına soruyorum. Ben ona soruyorum, o söz hakkımı kullanıyorum.

Sayın Başkan, lütfen, müdahale etmeyin.

Sapanca yolunu daha önce sordum Sayın Bakan, 9 kilometrelik yolu üç yıldır yapamadınız. AKP Kocaeli Milletvekili Fikri Işık gitti, “29 Ekimde açılacak.” diye orada boy boy resimler çektirdi. Bugün, orada, yine bir vatandaşımız öldü. 9 kilometrelik yolun sadece 3 kilometrelik yolunu tek şerit olarak açabildiniz. Yahu, ben şaşırıyorum. Bugün, “Yeni bir havaalanının ihalesini yapıyoruz, duble yollar yapıyoruz.” diyorsunuz, 9 kilometrelik yolu üç yıldır yapamadınız. Niye yapamadığınızı gerçekten çok merak ediyorum; bu bir.

İki: Yine, 34 tane limanımız var kentte. Bunlardan birini de Yıldız Entegre İGSAŞ’ı alarak –gübre fabrikasıydı, bunu özelleştirdiniz- çiftçiyi ithal gübreye mahkûm bıraktınız, orası liman hâline dönüştü, tomruk getiriyor fabrikalarına, 2 tane fabrikası var. Şimdi de tutkal fabrikası olan -körfezin kıyısında- alanı ruhsatsız bir şekilde liman yapıyor, çok büyük bir liman yapıyor ama ruhsatsız, fabrika da ruhsatsız, liman da ruhsatsız. Bunlara ne zaman “Dur.” diyeceksiniz, çok merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Çok teşekkür ederim.

Tabii, görüştüğümüz kanun tasarısıyla bu sorunun doğrudan ilgisi yok ama çok önemli bir konu. Müsaade ederseniz, Ulaştırma Bakanımız bu soruya yazılı cevap versin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 6- 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki madde eklenmiştir.

"EK MADDE 17- Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde kullanılmak üzere ekli (1) sayılı listede yer alan öğretim elemanlarına ait kadrolar ihdas edilerek, bu Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellere Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi bölümü olarak eklenmiştir."

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 7- 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki madde eklenmiştir.

"EK MADDE 15- Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde kullanılmak üzere ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek, bu Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellere Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi bölümü olarak eklenmiştir."

BAŞKAN – Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 395 sıra sayılı Kanun Tasarısının 7’nci maddesi ile 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen 15’inci maddeye bağlı (2) sayılı listenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mahir Ünal                                         Recep Özel                                  Mehmet Doğan Kubat

                 Kahramanmaraş                                         Isparta                                              İstanbul

               Osman Aşkın Bak                                   Yılmaz Tunç                                      Ali Özgündüz

                      İstanbul                                               Bartın                                               İstanbul

             Hüseyin Samani

                      Antalya

(2) SAYILI LİSTE

 

KURUMU    : ANKARA SOSYAL BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ

TEŞKİLATI  : MERKEZ

 

İHDASI UYGUN GÖRÜLEN KADROLARIN

 

SINIFI    UNVANI                          DERECESİ         SERBEST         TUTULU       TOPLAM

                                                                            KADRO            KADRO                                                                             ADEDİ               ADEDİ            

GİH        Genel Sekreter                1                       1                                        1

GiH        Genel Sekreter                1                       2                                        2             Yardımcısı                                                                                        

GİH        Strateji Geliştirme           1                       1                                        1                 Dairesi Başkanı                                                                                     

GİH        Yapı İşleri ve Teknik        1                       1                                        1

             Dairesi Başkanı                                                                                

GİH        Personel Dairesi             1                       1                                        1

             Başkanı                                                                                           

GİH        Bilgi İşlem Dairesi          1                       1                                        1

             Başkanı                                                                                           

GİH        Hukuk Müşaviri               1                       1                                        1

GİH        Öğrenci İşleri Dairesi      1                       1                                        1

             Başkanı

GİH        Sağlık, Kültür ve Spor      1                       1                                        1

             Dairesi Başkanı

GİH        Kütüphane ve                  1                       1                                        1

             Dokümantasyon Dairesi

             Başkanı

GİH        İdari ve Mali İşler            1                       1                                        1

             Dairesi Başkanı

GİH        Fakülte Sekreteri             1                       5                                        5

GİH        Enstitü Sekreteri             3                       5                                        5

GİH        Şube Müdürü                   1                       7                     1                 8

GİH        Şube Müdürü                   2                       5                     1                 6

GİH        Şube Müdürü                   3                       5                     1                 6

GİH        Şef                                 4                       7                     1                 8

GİH        Şef                                 5                       7                     1                 8

GİH        Şef                                 6                       7                     1                 8

GİH        Programcı                       5                       2                                        2

GİH        Programcı                       6                       2                                        2

GİH        Çözümleyici                    5                       2                                        2

GİH        Savunma Uzmanı            3                       1                                        1

GİH        Sivil Savunma Uzmanı     3                       1                                        1

GİH        Bilgisayar İşletmeni        5                       8                                        8

GİH        Bilgisayar İşletmeni        6                       7                                        7

GİH        Bilgisayar İşletmeni        7                       10                                      10

GİH        Sekreter                         9                       15                                      15

GİH        Şoför                              7                       2                                        2

GİH        Şoför                              8                       3                                        3

GİH        Şoför                              9                       10                                      10

GİH        Memur                            8                       8                                        8

GİH        Memur                            9                       7                                        7

GİH        Memur                            10                     10                                      10

GİH        VHKİ                               7                       5                                        5

GİH        VHKİ                               8                       5                                        5

GİH        VHKİ                               9                       5                                        5

GİH        Mali Hizmetler Uzmanı    3                       2                                        2

GİH        Mali Hizmetler Uzman     5                       3                                        3

             Yardımcısı

TH         Kütüphaneci                    5                       3                                        3

TH         Kütüphaneci                    6                       3                                        3

TH         Kütüphaneci                    7                       3                                        3

TH         Mühendis                        4                       3                                        3

TH         Mühendis                        5                       3                                        3

TH         Mühendis                        6                       4                                        4

TH         Mimar                             5                       1                                        1

TH         Tekniker                         6                       5                                        5

TH         Tekniker                         7                       5                                        5

TH         Tekniker                         8                       5                                        5

TH         Teknisyen                       8                       5                                        5

TH         Teknisyen                       9                       5                                        5

TH         Teknisyen                       10                     5                                        5

SH         Uzman Tabip                   4                       2                                        2

SH         Tabip                              5                       5                                        5

SH         Diş Tabibi                       5                       1                                        1

SH         Diyetisyen                      5                       2                                        2

SH         Hemşire                          5                       1                                        1

SH         Hemşire                          6                       1                                        1

SH         Hemşire                          7                       1                                        1

SH         Psikolog                         6                       1                                        1

SH         Sosyal Çalışmacı            6                       1                                        1

AH         Avukat                            5                       3                                        3

AH         Avukat                            8                       3                                        3

YH         Hizmetli                          9                       10                                      10

YH         Hizmetli                          10                     10                                      10

YH         Kaloriferci                      10                     7                                        7

YH         Aşçı                                10                     3                                        3

             TOPLAM                                                  269                 6                 275

 

KURUMU    : ANKARA SOSYAL BİLİMLER ÜNİVERSİTESİ

TEŞKİLATI  : DÖNER SERMAYE

 

İHDASI UYGUN GÖRÜLEN KADROLARIN

 

SINIFI    UNVANI                          DERECESİ         SERBEST         TUTULU       TOPLAM

                                                                            KADRO            KADRO                                                                             ADEDİ               ADEDİ            

GİH        İşletme Müdürü               1                       1                                        1

GiH        Bilgisayar İşletmeni        6                       5                                        5

GİH        Memur                            8                       5                                        5

             TOPLAM                                                  11                                      11

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Olumlu görüşte takdire arz ediyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Üniversitelerin faaliyetlerini eksiksiz biçimde yerine getirebilmesinin ön koşulu idari teşkilatının yeter sayıda personelden oluşmasıdır. Söz konusu önerge ile ilgili eksikliğin giderilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek, için 23 Ocak 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.38



(X)  (10/473) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x) 393 S. Sayılı Basmayazı 16/01/2013 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 35 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 395 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.