TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 41’inci Birleşim

                                                                                       15 Aralık 2012 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S.Sayısı: 361)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S.Sayısı: 362)                                                                                                               

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI

1) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ

1) Millî Prodüktivite Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ

BAŞKANLIĞI

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı

Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ

1) Türk Standartları Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ

1) Türk Patent Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1) Millî Savunma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Savunma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

İ) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ

1) Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI

1) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

R) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

1) Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

T) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU

1) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

U) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ü) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

15 Aralık 2012 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere  başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Dokuzuncu turda Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı,  Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türk Standartları Enstitüsü, Türk Patent Enstitüsü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi, Millî Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçe ve kesin hesaplarıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Millî Prodüktivite Merkezi kesin hesabı yer almaktadır.

 

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S.Sayısı: 361)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S.Sayısı: 362) -(x)

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI

1) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ

1) Millî Prodüktivite Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

Ç) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ

BAŞKANLIĞI

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı

Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

D) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ

1) Türk Standartları Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

E) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ

1) Türk Patent Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

F) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

Ğ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1) Millî Savunma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Savunma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

 

 

 

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekilleri sisteme girebilirler.

Dokuzuncu turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

AK PARTİ Grubu adına; Kocaeli Milletvekili Sayın Zeki Aygün, Batman Milletvekili Sayın Ziver Özdemir, Bursa Milletvekili Sayın Önder Matlı, Gaziantep Milletvekili Sayın İbrahim Halil Mazıcıoğlu, Niğde Milletvekili Sayın Ömer Selvi, İstanbul Milletvekili Sayın Halide İncekara, İstanbul Milletvekili Sayın Şirin Ünal ve Düzce Milletvekili Sayın Fevai Arslan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına; Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici, Hakkâri Milletvekili Sayın Esat Canan, Bitlis Milletvekili Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına; İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan, Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu, Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık, Trabzon Milletvekili Sayın Koray Aydın.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına; Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören, İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam, İzmir Milletvekili Sayın Birgül Ayman Güler, Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Ahmet Toptaş, Aydın Milletvekili Sayın Metin Lütfi Baydar.

Şahısları adına; lehinde olmak üzere Düzce Milletvekili Sayın İbrahim Korkmaz, aleyhinde olmak suretiyle Kayseri Milletvekili Sayın Mehmet Şevki Kulkuloğlu.

Soru- cevap işlemi yirmi dakika.

Şimdi, gruplar adına konuşmalara geçiyoruz.

AK PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün.

Buyurun Sayın Aygün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 yılı bütçesi için AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son on yıl içerisinde Türkiye, makroekonomik istikrarı oluşturmak adına gerçekten bütün dünyanın takdirini toplayan bir performans gerçekleştirmiştir. 2008’in sonlarından bu yana devam eden ve bugün özellikle, Avrupa ekonomilerini ciddi bir şekilde sarsan kriz sürecinde bu gerçeği daha net bir şekilde görme imkânına sahip olduk.

Türkiye, sağlam mali yapısıyla, bankacılık sistemiyle dünyada yaşanan gelişmelere karşı en iyi direnç gösteren ekonomilerden birisi oldu. 2010-2011 yıllarında dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri hâline geldik. Bugün Türkiye, artık geleceğe güvenle bakan, reel sektöre yatırım ve üretim noktasında sağlam zemini hazırlamış bir ekonomiye sahiptir. Bir kez daha anladık ki Türkiye’de yatırımın, üretimin, istihdamın, ihracatın bilgi ve teknoloji seviyesinin artması için makroekonomik istikrar olmazsa olmaz şarttır. Olmazsa olmazlarımdan bir tanesi de ekonomik istikrar için siyasi istikrarın vazgeçilmez olduğudur. Türkiye’nin, cumhuriyetimizin 100’üncü yılına ilişkin sosyal ve ekonomik hedeflerine ulaşmasında reel sektörün çok büyük bir payı vardır. On yıl önce 36 milyar dolar ihracat yapan Türkiye bugün bu yılın sonuna 150 milyar dolar ihracat seviyesine ulaşmış olacaktır. Bu, tarihimiz açısından büyük gelişmedir. 2023 yılında 500 milyar dolar ihracat yapmayı ve dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olmayı hedefliyoruz. Peki Türkiye 500 milyar dolarlık ihracat, 2 trilyon dolarlık millî gelir hedefine nasıl ulaşacaktır? Bu hedefe, gayeye neyi üretip ulaşacaktır? Evet, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının asıl çalışma alanı tam da bu noktada önemini  göstermektedir. Ekonomik olarak son on yılda elde edilen bu başarıyı bir yandan siyasi istikrar, bir yandan ekonomik istikrar getirdiği gibi, diğer yandan da reel sektörün rekabet gücü artırılmış, düşük, orta, yüksek teknolojiler geliştirilmiş, ekonomiye katkı sağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, dünyada artık gelişmiş ülkeler, endüstri toplumundan bilgi toplumuna, iş gücü ağırlıklı teknolojiden yüksek teknolojiye geçiş yapmışlardır. Seri, ucuz ve bol üretim anlayışı önem kazanmıştır. Tüketim alışkanlıkları ciddi şekilde değişmiş, insanlar sürekli daha iyi, daha yeniyi talep eder hâle gelmiştir. Böyle bir rekabet ortamında üretim örgütlerinin temelinde insanın ve bilginin olması gerektiği çok açıktır.

Dünyanın lider ülkelerinden biri olmak istiyorsak bilgi üretimine ve bilginin teknolojiye dönüşmesine önem vermeliyiz. Bunu başarmak için araştırma, geliştirme, markalaşma, tasarım, girişimcilik, üniversite-sanayi iş birliği gibi konularda üzerimize düşeni yerine getirmek durumundayız. Bu, ülkemiz için büyük fırsattır çünkü çok büyük genç ve dinamik bir nüfusa sahibiz. Bu itibarla bilim, teknolojinin hızla geliştirilmesi, ekonomimize entegre edilmesi için araştırma geliştirme faaliyetlerine hız ve ivme kazandırdık. Ülkemizde bilim ve teknoloji alanında faaliyet gösteren kurumlar tek bir çatı altında toplanmıştır. Bilim  ve teknoloji kurumları ve üniversiteler ideolojik formasyon kurumları değildir. Bu kurumların amacı araştırmacı insan gücü kaynaklarını geliştirerek ucuz ve kaliteli yeni ürünlerin üretimini sağlamak ve refah seviyesinin artırılmasına hizmet etmektir. Genç nüfusumuzun bilim ve teknolojiye olan ilgisini artırmak için seksen bir ilde bilim ve teknoloji merkezleri kurma çalışmaları başlamıştır.

Dünyanın değişik ülkelerinde çok saygın ilim ve bilim adamları vardır. Bir zamanlar “beyin göçü” adı verilen ve ülkemizden göçüp gidenler artık ülkemizin “beyin gücü” hâline gelmiştir.

On yıl önce Türkiye’de sadece 2 teknoparkımız vardı, bugün 33 tanesi aktif olmak üzere 47 teknoparkımız vardır. Teknoparklarda firmalar AR-GE teşviklerinden yararlanıyorlar. Bu teknoparklarda bugün kurulan firma sayısı 2 bini aşmış, teknoloji ihracatına başlamış bulunuluyor.

Özellikle yazılım sektörünün, bilişim teknolojilerinin bugünkü çağdaki önemi çok açıktır. Bu anlamda Marmara Bölgesi, İç Anadolu ve Ege Bölgesindeki sanayi yoğunlaşmasını ve üniversite yoğunlaşmasını bir dikkate alarak Gebze Muallimköy’de olmak üzere “Bilişim Vadisi” dediğimiz ihtisas teknoparkı gerçekleştirildi.

Değerli milletvekilleri, bilim, sanayi ve teknolojiye önem veren Türkiye, artık kendi uydusunu yapabilen bir ülkedir. Türkiye, artık kendi savunma sanayisini imal ettiği gibi ihraç edebilen bir ülkedir. Türkiye, gençliğini geleceğin dünyasında öne çıkartabilecek kabiliyetleri geliştiren bir ülkedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olmaz öyle, olmaz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aygün.

ZEKİ AYGÜN (Devamla) – Bu vesileyle, ülkemizin sınırlı kaynaklarını etkin bir biçimde kullanan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına ve Bakanlığımıza bağlı ve ilgili kuruluşlara teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet Sayın Aygün, süreniz tamam.

ZEKİ AYGÜN (Devamla) – 2013 yılı bütçemizin hayırlara vesile olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı, Batman Milletvekili Sayın Ziver Özdemir.

Sayın Özdemir, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “KOSGEB” olarak bilinen Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığının 2013 yılı bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 1990 yılında 3624 sayılı Kanun ile kurulan KOSGEB’in kuruluş amacı, ülkenin ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasında KOBİ, yani küçük ve orta ölçekli işletmelerin oranını ve etkinliğini artırmak, rekabet güçlerini ve düzeylerini yükseltmek, sanayide entegrasyonu ekonomik gelişmelere uygun biçimde gerçekleştirmek; KOBİ’lerin rekabet güçlerini geliştirmeye ve girişimcilik kültürünü yaygınlaştırmaya yönelik nitelikli hizmet ve destekler sunarak, KOBİ’lerin ekonomik ve sosyal kalkınmadaki paylarını artırmaktır.

2012 yılı itibarıyla 68 ilde 75 hizmet merkezi müdürlüğü ile ülke sathına yaygın olarak küçük ve orta ölçekli işletmelere hizmet verilmektedir.

KOSGEB Teknoloji Geliştirme Merkezleri (TEKMER) sayısı, 2012 yılı Aralık ayı itibari ile 31’e ulaşmıştır. Aynı inkübatör mantığı çerçevesinde ancak binasız olarak -girişimcilere işlik tahsis edilmeden- KOSGEB ve üniversitelerin iş birliğinde bu uygulamanın gerçekleştirilmesi amacıyla yapılan AR-GE, inovasyon iş birliği sayısı, protokol sürecinde olanlarla birlikte 65’e ulaşmıştır.

Türkiye’nin ekonomik ve sosyal açıdan kalkınmasında KOBİ’ler çok önemli yer tutmaktadır. Özellikle KOBİ’ler Türkiye’nin son yıllardaki gelişiminin lokomotifi olmuşlardır. KOBİ’ler ülkemizdeki toplam işletmelerin yüzde 99’undan fazlasını oluşturmaktadırlar. KOBİ’lerin ülke ekonomisindeki payları zaten bu gelişimdeki rolünü net olarak ortaya koymaktadır. KOBİ’ler ekonomideki paylarına paralel olarak da toplam istihdamın yüzde 78’ini  karşılamaktadırlar. Bunun yanında toplam katma değer içindeki oranları, ihracattaki payları ve toplam yatırımdaki oranlarıyla ülkenin kalkınmasının da en önemli aktörü olmuşlardır. Bu açıdan KOBİ’lerin desteklenmesi ülke ekonomisi açısından hayati önem arz etmektedir diye düşünüyorum.

İşte AK PARTİ döneminde, AK KOBİ’lerin bu önemi göz önünde tutularak KOBİ’lerin hedef kitlesi, hizmet ve ticaret sektöründeki KOBİ’leri de kapsamayacak biçimde genişletilmiştir.

Bu yetmemiş ve daha sonra da 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlayarak yürürlüğe giren KOBİ’lerin devlet desteklerinden yararlanmasına imkân sağlayacak Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hakkında  Yönetmelik’te değişiklik yapılmış, buna göre, 250 kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı veya mali bilançosundan herhangi biri 40 milyon Türk lirasını aşmayan ekonomik birimler ve girişimler KOBİ tanımı kapsamına dâhil edilmiştir.

Bu düzenleme ile KOSGEB’in hedef kitlesinde çok önemli artış sağlanmıştır ve verilen desteklerden faydalanan işletme sayısında büyük gelişim gözlenmiştir. Örneğin, 2012 yılı sonu itibarıyla KOSGEB veri tabanına kaydedilen işletme sayısı 682 bine ulaşmıştır. Bu rakam geçen yıl 620 bin idi. Yine bu düzenlemeler ile girişimcilerimize, işletmelerimize, meslek kuruluşlarına ve işletici kuruluşlara yönelik olarak bir dizi destek programları devreye sokulmuştur.

2012 itibarıyla KOSGEB tarafından yürütülen 7 adet destek programı bulunmaktadır. Bunlardan biri, KOBİ Proje Destek Programı; işletmelere özgü sorunlarının işletmeler tarafından projelendirildiği bir programa ihtiyaç duyulması. ikincisi, Tematik Proje Destek Programı; KOBİ’lerin kendi işletmelerini geliştirmeleri ve meslek kuruluşları tarafından küçük ve orta ölçekli işletmenin geliştirilmesi amacıyla makro strateji dokümanlarında işaret edilen öncelikle, dikkate alınarak sektörel ve bölgesel ihtiyaçların karşılanması amaçlanmıştır. İş Birliği, Güç Birliği ve Destek Programı, AR-GE, İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programları, Girişimcilik Destek Programları, Gelişen İşletmeler Piyasası KOBİ Destek Programları, Genel Destek Programları olarak desteklenmiştir. Burada tabii, Türkiye’deki bölgesel kalkınmışlığın en önemli farkını ortadan kaldıran KOBİ’lerdir. Bu KOBİ’lerde de AK PARTİ diğer alanlarda olduğu gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİVER ÖZDEMİR (Devamla) – KOBİ’lerimize sunulan bu destek ve hizmetlerin önümüzdeki süreçte aynı şekilde artması temenni ve beklentisiyle 2013 bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdemir.

AK PARTİ Grubu adına üçüncü konuşmacı, Bursa Milletvekili Sayın Önder Matlı.

Sayın Matlı, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖNDER MATLI (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı Türk Standartları Enstitüsü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk Standartları Enstitüsü elli sekiz yıldır Türk sanayisinin daha az bir maliyetle yüksek kalitede üretim yapmasının, inovasyon faaliyetlerini etkin bir şekilde sürdürmesinin, uluslararası standartlara uygun ürün ve hizmet sağlayarak uluslararası pazarlara girmesinin anahtarı konumundadır. Türk Standartları Enstitüsü hizmetlerin daha geniş kitlelere ulaştırılması, sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası pazarlarda da aranan tercih ve itibar edilen bir marka değerine kavuşması doğrultusunda çalışmalarına yön vermektedir. Hızla gelişmekte olan Türk sanayisi ve Türk sanayicilerinin Avrupa ülkelerine ve diğer ülkelere yaptıkları ihracat dikkate alındığında uluslararası standartlara uygun üretim yapmanın önemi açıkça görülmektedir. Ancak dünyada ekonomik savaşın bir standartlar savaşına dönüştüğü günümüz şartlarında artık standartlara uyum tek başına yeterli olmamakta, ülkelerin standartları belirleyen konuma gelmeleri gerekmektedir. İslam Ülkeleri Standardizasyon ve Metroloji Enstitüsünü kuran ve hâlen dönem başkanlığını yürüten TSE, Orta Asya, Türki ve özerk cumhuriyetlerin üyesi olduğu Bölgelerarası Standardizasyon Birliği teşkilatını kuran ve başkanlığını yürüten, bunları tek çatı altında birleştiren lider bir kuruluştur. Enstitü, standardizasyon, belgelendirme ve deney alanlarında 78 ülkeden 99 farklı kuruluşla imzaladığı iş birliği anlaşmaları sayesinde bilgi, uzman değişimi ve eğitim konularında karşılıklı iş birliği faaliyetlerini yürütmektedir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz bir yıl içinde 11 ülkede 14 çözüm ortaklığı ofisi açılmıştır. TSE, bugün itibarıyla 9 ayrı yerleşkede faaliyet gösteren, uluslararası akreditasyona sahip 17 deney laboratuarıyla sanayicilerimize hizmet vermekte olup laboratuarları TÜRKAK tarafından akredite edilmiştir.

Bugün itibarıyla otomotiv ve yan sanayide üreticiler, her yıl yaklaşık 35 milyon euroyu test ve belgelendirme işlemleri için yabancı belgelendirme kuruluşlarına ödemek zorunda kalmaktadır. Bu sebeple, Türk Standartları Enstitüsü kendi öz kaynaklarıyla 200 milyon lira maliyetli yeni laboratuvar yatırımlarına başlamıştır. Bakanlığımızın hazırladığı Otomotiv Sektörü Strateji Belgesi Eylem Planı’nda “Tasarım doğrulama, dayanım, yol ve araç testleri yapılması için test merkezleri ve rüzgâr tüneli kurulacak ve mevcut test merkezleri sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilecektir.” maddesi yer almaktadır. Bu eylemi hayata geçirecek kuruluş olarak TSE’ye görev verilmiştir. TSE’nin bu projedeki nihai hedefi, Türk otomotiv sanayisinin bugün olduğu gibi gelecekte de rekabetçi konumunu sürdürebilmesi için katkı sağlamak, üreticilere AR-GE altyapısı oluşturmak, tasarım, üretim, markalaşma, beceri kapasitelerinin arttırılabilmesi için test laboratuvarı, belgelendirme hizmetleri ve eğitimlerle verdiği hizmetlerin kalitesini dünya standartlarına taşımaktır.

Değerli milletvekilleri, bir Bursa Milletvekili olarak özellikle şunları söylemek istiyorum: Hepimizin bildiği gibi Bursa Türkiye’mizin otomotiv üretim merkezi. Bu manada, bizler Bursa milletvekilleri olarak otomotiv test merkezinin Bursa’da yapılmasını yürekten destekliyoruz ve bu konuda elimizden geleni sonuna kadar da koyacağımızı söylemek istiyoruz. Buradaki amacımız Bursa’nın standartlarını yükseltmektir. Özellikle son Sanayi Teşvik Kanunu’yla beraber batı illerimizde, sanayinin geliştiği illerde AR-GE’yle, inovasyonla sanayide bir değişimi sağlamak bu manada bizlerin çok önemsediği bir olaydır, olgudur. Dolayısıyla, bu, Bursa’da dönüşüm, AR-GE, inovasyon ve nitelikli insan kaynağıyla beraber otomotiv test merkezini biz canıyürekten destekliyoruz ve Bursalı muhalefet partisi milletvekili arkadaşlarımız burada değil ama onların da bu konuda katkı koymalarını yürekten bekliyoruz çünkü gerçekten Bursa’nın bu otomotiv test merkezini ıskalamak, kaçırmak gibi bir lüksü yok.

Son olarak, sözlerimi bitirirken değerli milletvekilleri, standartlardan bahsediyoruz, evet, AK PARTİ iktidarına kadar Türkiye, dünyada maalesef standart dışı kalmış bir ülke konumundaydı. Şükürler olsun ki son on yıllık zaman zarfında Türkiye dünya standartlarına, Batı standartlarına ulaşmış, her geçen gün standartlarını yükselten ve yeni hedeflerimizle, yeni vizyonumuzla, 2023 vizyonumuzla Türk Standartlarını dünya standartlarında

belirleyici bir standart olarak kurgulayan çalışmalarımız devam etmektedir.

Bu düşüncelerle, duygularla hepinizi, yüce Meclisimizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Matlı.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı, Gaziantep Milletvekili İbrahim Halil Mazıcıoğlu.

Sayın Mazıcıoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Mali Yılı Bütçe Tasarısı görüşmelerinin dokuzuncu turunda Türk Patent Enstitüsü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle 2013 mali bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen, başta Maliye Bakanımıza, bakanlarımıza ve bürokratlarına, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan ve üyelerine, tüm kamu bürokrasisine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılı olan 2023 yılı hedeflerine kararlı adımlarla yürüyoruz. Bu hedeflerimize ulaşma sürecinde, en etkili küresel rekabet araçlarından olan yenilikçi ürünlerin, dünya çapında tanınmış markaların ve yüksek katma değer potansiyeline sahip tasarımların önemi ve gerekliliği tartışmasızdır. Nitekim, günümüzün rekabetçi ekonomilerinin ve firmaların, yenilikçi, yüksek teknolojili ve özgün tasarımlı ürünleriyle ve bu ürünler sayesinde oluşturdukları güçlü markalarıyla ve fikrî sermayeleriyle ön plana çıktıkları hepimizin malumudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel rekabet edebilirlik açısından kritik öneme sahip olan yeni bilgi ve teknolojilerin üretilmesinde ve korunmasında; patent, marka, endüstriyel tasarım ve coğrafi işaretlerden oluşan sınai mülkiyet hakları en etkili yol olarak karşımıza çıkmaktadır. Sınai mülkiyet sistemi, bir yandan fikrî ürünlerin etkin bir şekilde korunmasını sağlarken, diğer taraftan bu ürünlerin üretilmesi sürecinde gerekli olan bilginin en kolay şekilde elde edilmesine imkân sağlamaktadır. Patentler, yeni ürünlerin korunmasını sağlamakta, teknolojik yeniliklere basamak oluşturmakta ve teknik bilginin yayılmasını sağlamaktadır. Markalar, ürün ve hizmetler için yapılan yatırımların tüketiciye sunulması sürecinde çok önemli bir rol üstlenmektedir. Yüksek AR-GE maliyeti gerektirmeyen endüstriyel tasarımlar, gerek KOBİ’lerimiz için gerekse büyük işletmelerimiz için çıktıları daha kısa zamanda ekonomik değere dönüşebilen bir araç olarak çok önemli bir potansiyel anlamına gelmektedir. Coğrafi işaretler ise; Antep baklavası, İznik çinisi ve Aydın inciri gibi yerel ve yöresel değerlerimizi koruma altına alarak, bu değerler sayesinde şehirlerimizin markalaşmasını ve ticari gelir elde etmesini sağlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, bugün geldiğimiz noktada, ülkemizde etkin işleyen bir sınai mülkiyet sisteminin mevcudiyetinden rahatlıkla bahsedebiliyoruz. Patent, marka, tasarım sayılarında son yıllarda kaydedilen artışlar, bu söylediklerimizi doğrular niteliktedir. Türkiye, 2011 yılında 120 bine yaklaşan marka başvurusuyla Avrupa’nın en fazla marka başvurusu yapılan ülkesidir. Patent başvurularında her yıl dünya ortalamasının üzerinde artışlar gerçekleşmektedir. 2011 yılında Türk Patent Enstitüsüne 13 binin üzerinde patent ve faydalı model başvurusu yapılmış, bu sayının 2012 yılında 15 bine ulaşması beklenmektedir. Uluslararası patent başvurularında Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyaslandığında 11’inci sırada yer almaktadır. Öte yandan, 40 bine yaklaşan tasarım başvurusuyla Türkiye, son birkaç yıldır Avrupa’da 3’üncü sıradadır.

Diğer taraftan, memleketim Gaziantep, Türkiye genelinde  patent başvurularında 14’üncü, marka başvurularında 7’nci ve tasarım başvurularında 3’üncü sırada yer almaktadır. Bunun yanı sıra Gaziantep şehrimiz Antep baklavası, Antep fıstığı, Gaziantep bakır el işletmeciliği ve Gaziantep sedef el işlemeciliği gibi tescilli coğrafi işaretleriyle de bu alanda öncü şehirler arasında yer almaktadır. Nitekim ülkemizden Avrupa Komisyonuna coğrafi işaret tescili için yapılan ilk başvuru Antep baklavası için olmuştur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gaziantep’e sanayi kuruldu mu?

İBRAHİM HALİL MAZICIOĞLU (Devamla) – İnşallah, yedireceğiz.

Geçtiğimiz salı günü Avrupa Parlamentosu tarihî bir karar alarak Avrupa’da geçerli olacak olan ortak patent sistemini onaylamıştır.

Bu vesileyle muhalefetimize, iktidarımıza saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mazıcıoğlu.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı, Niğde Milletvekili Sayın Ömer Selvi.

Sayın Selvi, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER SELVİ (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı TÜBİTAK olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 yılı mali bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlarım.

Tabii, TÜBİTAK’ın yaptığı şeyler anlatmakla bitmez, beş dakikada burada anlatmakla ben bunları bitiremem ama ben burada sadece, akademik hayatımı sürdürürken TÜBİTAK’ın yaptığı, akademik hayata yaptığı bir katkıyı yaşamış bir insan olarak bir şeyi paylaşmak istiyorum. Tabii, 2005 yılında TÜBİTAK çok önemli bir karar aldı, çok önemli bir katkı sağladı akademik hayata. O tarihte ben doktoramı yapmaktaydım, öncesini ve sonrasını çok iyi biliyorum. 2005 yılından önce birçok arkadaşımızın üniversiteden mezun olduğunda hayalleri akademisyen olmaktı, akademik kariyerini takip etmekti, lakin o gün üniversiteler olsun gerekse TÜBİTAK gibi kurumlar olsun, ekonomik destek anlamında çok şey vadetmediği için bu arkadaşlarımızın çoğu özel sektörde vadedilen o yüksek maaşlara gittiler. Tabii, bu mecburiyetti çünkü dediğim gibi, TÜBİTAK gibi, üniversiteler gibi oradan gelen ekonomik desteklerle bırakın bir aile kurmayı, yuva kurmayı, kendi hayatlarını bile idame ettiremeyeceklerdi.

            2005 yılında ne oldu? 2005 yılında TÜBİTAK, tabii ki de o günkü hükûmetimizin TÜBİTAK’ın bütçesini ciddi anlamda artırmasıyla beraber, çok önemli bir politika güttü ve yüksek lisans ve doktora öğrencilerine verdiği bursları ciddi anlamda artırdı. O gün, hiç unutmuyorum, yüksek lisans öğrencilerinin tam burs olarak aldıkları meblağ yaklaşık 3 katına çıktı ve 1.250 Türk lirası olarak gerçekleşti. Aynı şekilde doktora öğrencilerimiz de o gün itibarıyla TÜBİTAK’tan burs olarak 2 kat fazla burs almaya başladılar ve 1.500 Türk lirası burs almaya başladılar. Bu rakamlar, o gün itibarıyla özel sektörde verilen maaşlarla ciddi anlamda rekabet edebilir noktaya gelmişti ve bunun etkisi ne oldu? 2005 senesinde ve o seneden sonra mezun olan birçok arkadaşımız, eğer kalbinde akademisyen olmak varsa artık o ekonomik baskıyı hissetmeden akademide kaldılar ve akademik kariyerlerine devam ettiler.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siyasi ve bilimsel özellik de var mı?

ÖMER SELVİ (Devamla) - Diğer taraftan, beni aslında en çok etkileyen tarafı şu olmuştu: 2005 senesinden önce bu kararı vermekte güçlük çeken birçok arkadaşımız, özel sektörde daha yüksek meblağlar almalarına rağmen 2005 senesinden sonra bu rekabet eden maaşlarla -daha doğrusu burslarla- beraber akademiye dönme kararı aldılar. O arkadaşlarımızı da giderlerken görmüştüm, o arkadaşlarımız inanın o kadar üzgünlerdi ki özel sektöre giderlerken, çünkü hayalleri akademisyen olmaktı, katkı sağlamaktı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şimdi kaç lira alıyorlar?

ÖMER SELVİ (Devamla) - Onların gözlerinde…

Onu da hemen söyleyeyim, bugün yüksek lisans öğrencilerimize 1.500 lira burs veriliyor aylık, doktora öğrencilerimize 1.800 lira burs veriliyor. Hâlâ bu rakamlar özel sektörle rekabet edebilir noktada. İdealist arkadaşlarımız, bu noktada akademide kalabiliyorlar çünkü ekonomik baskıyı hissetmiyorlar. Dediğim gibi o gün arkadaşlarımızın gözlerinde yaş göremezdiniz çünkü gözyaşları, içlerini, yüreklerindeki ateşi söndürmeye akıyordu. Fakat o arkadaşlar daha güçlü bir motivasyonla, heyecanla akademiye döndüler ve Türkiye’nin o anlamdaki açığını kapattılar. Biliyorsunuz o gün en çok konuşulan, Türkiye’nin önündeki, ilerleyen yıllarda en çok tehlike olarak görülen, akademik kadroların yetersizliği ve daralmasıydı ve o gün yine çok ciddi kararlar alan hükûmetimiz, üniversiteler açıyordu ve hükûmetimizi, AK PARTİ iktidarını o anlamda eleştiriyorlardı çünkü üniversite açmak bir anlam ifade etmiyordu, oraya akademik kadro bulmanız gerekiyordu. O gün itibarıyla var olan üniversitelerdeki akademik kadrolar bile geriye giderken bu hamleyle Hükûmetimiz, oradaki bu olayı geriye döndürdü, o gün itibarıyla mevcut kadroları kuvvetlendirdi, yeni açılan üniversitelere de ciddi anlamda akademik kadro sağladı ve bu sayede, o üniversitelerde Türkiye'nin geleceğini inşa eden insanlar yetişmeye başladı; bu bile tek başına çok ciddi bir başarıdır ve bu başarıya imza atan, bu başarıyı sağlayan her kimse, bu insanların Türkiye tarihine adı altın harflerle yazılacaktır. Bu başarıyı sağlayanlar, önce TÜBİTAK, daha sonra TÜBİTAK’a o imkânı sağlayan bu ak kadrolar ve yine Sayın Başbakanımızın bütçe görüşmelerinin ilk gününde söylediği gibi bu başarının asıl sahibi bu aziz millettir. Onun için bu aziz milletin bir ferdi olmakla, bu başarıyı sağlayan  ak kadroların bir ferdi olmakla gurur ve onur duyuyorum.

Daha çok anlatacak şey var. Ben, buradan herkese, TÜBİTAK’ın çalışmalarını yakinen takip etmelerini tavsiye ediyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Bilimsel özerkliklerin yok olmasından bahsetmediniz hiç.

ÖMER SELVİ (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle, gerek TÜBİTAK’ın gerek diğer kurumların gerekse genel bütçenin hayırlar getirmesini temenni ediyorum ve siz yüce heyeti, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Selvi, teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Halide İncekara.

Sayın İncekara, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Bilimler Akademisinin 2013 yılı bütçesiyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Türkiye Bilimler Akademisi, tüzel kişiliğe, bilimsel idari ve mali özerkliğe sahip bir kurum olarak 1993 yılında 497 sayılı kanun Hükmünde Kararnameyle kurulmuş, 2011 yılında çıkarılan 635, 651 ve 662 sayılı Kanun Hükmünde kararnamelerle üyelerin seçimi, başkanlık süresi ve araştırma desteği gibi konulara ilişkin bazı değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Bu değişikliklerle, önceden tamamen mevcut üyelerce seçilen akademi üyelerinin üçte 1’inin YÖK, üçte 1’inin TÜBİTAK Bilim Kurulu ve üçte 1’inin de TÜBA tarafından seçilmesi öngörülmüştür.

Sekretarya ve bütçe hizmetlerini TÜBİTAK tarafından yerine getiren

akademinin organları, genel kurul, akademik konseyi ve başkanlıktan oluşmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yandan ülkemizi Avrupa’nın üretim ve teknoloji merkezi hâline getirmeyi arzularken, diğer yandan hepimiz beyin göçünden şikâyet eder, başka ülkelere kaçırdığımız bilim insanlarımız için hayıflanırız. Bilim insanı yapacağı çalışmalar için laboratuvar, kaynak ve iltifat bulamaz ise bu insanları burada kalmaya zorlayamazsınız. Bu, sadece o insanı ziyan etmek değil, insanlığın yeni ufuklara yolculuğunu da aynı zamanda sabote etmektir.

Dünya ile rekabet etmek, insanlığın yaşam kalitesini yükseltmek, ulusal savunmada güvenli hâle gelmek için ülkede bilim insanı yetiştirmek, bilime özendirmek kaçınılmazdır. Şu anda üstün yetenekli çocuklarımızın keşfi, eğitimi ve istihdamlarını araştıran komisyonun raporunu yazıyoruz. Dünyada emsalleriyle fark atarak yarışacak bu beyinlerimizin, daha küçük yaşta uluslararası beyin avcıları tarafından takip edilip burs ve eğitim destekleri teklif edildiği ve ülkelerine davet edildiği bir gerçektir. Bu ülkeler, bırakın yetişmiş bilim adamını ihmal etmeyi, ana karnına düştüğü andan itibaren bilim insanı keşifleri yapmakta, 4-5 yaşında bilim insanı olma yolundaki çocuklar özel eğitimlere alınmakta, atölye ve laboratuvarlarla buluşmaktadır. Buradan hareketle, TÜBA’nın 2013 hedefleri içinde toplumda bilim insanları olmayı sağlayacak, özendirecek projelerin ağırlıkta olmasını önemsiyoruz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Bilim adamları neden istifa etti Halide Hanım? İstifaların gerekçesi ne?

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Son on yılda hayal edilemeyenlerin bile gerçekleştiği ülkemde, 2023 hedeflerine ulaşmak ve dünyayla her alanda rekabet etmek için, rekabet edebilmek adına TÜBA’nın neler yaptığına bir bakalım: Öncelikle nitelikli öğretmenlerin desteklenmesi, çocuklarımızın bilimle tanışık, soru soran, araştıran bireyler olarak yetiştirilmesini amaçlayan bilim eğitim programı, genç bilim adamlarının akademi bünyesinde geliştirilmesi, diğer gelişmiş ülkelerin bilimcileriyle ortak projelerde buluşturulması için üstün başarılı genç bilim adamlarını ödüllendirme programı, doktora çalışmalarının bilimsel düzeyinin geliştirilmesi için verilen burslar, şu anda sorumluluğunu TÜBİTAK’ın yürüttüğü Ulusal Açık Ders Malzemeleri Projesi, Üniversite Ders Kitapları Programı, Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü Projesi, telif ve çeviri eser ödülleri. Akademinin birçok akademiler arası örgüt ve uluslararası bilimsel kuruluşa üyeliği bulunmakla birlikte, yayın faaliyetleri akademinin faaliyetleri içerisinde önemli bir konuma sahiptir. Akademi yayınları, telif ve çeviri kitaplar, raporlar ve süreli yayınlardan oluşmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şehirde kurulan üniversitelerimiz, yaygınlaşan teknoparklarımız, buna bağlı olarak bilim ve teknoloji alanında uluslararası ilişkilerin güçlenmesiyle oluşan pozitif rekabet ve iş birliği ülkemizde çok parlak bir döneme girildiğini göstermektedir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ay, Halide Hanım, bir tane marka söyleyin uluslararası piyasada ve sanayide rekabet eden, tercih edilen. Nasıl bir başarı öyküsü…

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – On dokuz yıllık birikimiyle ülkenin 2023-2073 vizyonlarını gerçekleştirmede aktif rol oynayacağına inandığım TÜBA’nın başarılarının artarak devam etmesini diliyor, 2013 yılı bütçemizin milletimize hayırlı olması temennisiyle saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – TÜBA’nın artık bilimselliği tartışılıyor Halide Hanım.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Hanımefendi, niçin laf atıyorsunuz orada?

Sayın Başkan, niçin müdahale etmiyorsunuz siz de orada?

Hayır, nedir derdiniz?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Gerçeği söylüyoruz Halide Hanım.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Her çıkan arkadaşın sözünü bölüyorsunuz, her çıkan arkadaşa laf atıyorsunuz. Hayır, nedir bu? Varsa bir sözünüz, gelirsiniz, mekânı burasıdır. Yakışıyor mu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bravo!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama siz gerçeklerden bahsetmiyorsunuz Halide Hanım.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Yani oturduğunuz yere…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – TÜBA’daki 69 bilim adamının istifa etmesinden bahsetmiyorsunuz. Gerçekleri söylemediğiniz için sizi uyarmak zorunda kalıyoruz.

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Biraz saygılı olun ya. Ayıp ya.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Koca milletvekili olmuşsunuz, hâlâ buraları siz üniversite amfileriyle karıştırıyorsunuz. Dün üniversiteleri karıştırıyorsunuz, bugün Meclisi karıştırıyorsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Nerede kaldı TÜBA’nın bilimselliği? Bilimsel özerklik mi kaldı TÜBA’da?

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Niye sataşıyorsun oradan? Herkese laf atıyorsun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – İnsanları uzaklaştırdınız; siyasete bağlı, iktidara bağlı bir hâle getirdiniz.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Çok ayıp bir şey ya! Neyse ne, gelir burada konuşursun varsa bir lafın.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Nerede kaldı TÜBA’nın özerkliği? Bunları kabullenemiyorsunuz.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Sana ne oluyor? Grup başkan vekilleriniz nerede sizin? Car car, car car…

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İncekara.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Ayıp ya, ayıp!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Bu sizin tahammülsüzlüğünüz. Gerçekleri söyleyince onları kabul edemiyorsunuz.

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Biraz saygı, saygı. Ayıp ya!

BAŞKAN - AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Şirin Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Konuşmayın oradan.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Çok güzel şeyler söylediğin için gülüyorsun orada.

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Durmadan laf atıyorsunuz. Ayıp ya! Her konuşana laf atmak zorunda mısınız ya?

BAŞKAN – Evet efendim, lütfen… Lütfen…

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığımızın 2013 yılı bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2012 yılı bütçesine göre yüzde 11,6’lık bir artış ile huzurlarımıza getirilen 20 milyar 359 milyon 914 bin Türk liralık Millî Savunma Bakanlığımızın 2013 yılı bütçesi, millî güvenlik politikamız çerçevesinde üstlendiğimiz görevleri yüksek bir etkinlikle yerine getirmek ve savunma gücümüzü çağın gereklerine göre artırma hedefleri doğrultusunda hazırlanmıştır.

Türkiye’nin millî savunma politikasını yönlendiren temel ilke, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesidir. Bu doğrultuda, bir yandan, ülkenin birliği, ulusal bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve hayati çıkarları korunurken diğer yandan, Birleşmiş Milletler, NATO ve Avrupa Birliği öncülüğünde uluslararası ilişkiler ikili ve çok taraflı olarak sürdürülmektedir. Bu görevleri birlikte icra edeceğimiz kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin aidiyet duygusunun iyileştirilmesi ve özlük haklarının geliştirilmesi birinci dereceli önceliğimiz olmuş ve olmaya devam edecektir.

Ülkemizin içinde bulunduğu küresel ve güvenlik ortamı hızlı bir değişime uğramaktadır. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin üstlendiği sorumlulukları da arttırmaktadır.

Geçmişte olduğu gibi bugün de bölgesinde barış ve istikrara müspet katkı sağlamaya devam eden Türkiye, dünya barışının muhafazasında önemli bir aktör durumundadır.

Gelişen ihtiyaçlar çerçevesinde, bir yandan, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin modernizasyonu için yatırımlar yapılırken, diğer yandan, millî ve uluslararası görevlerimizi etkinlikle yerine getirmek için gereken her türlü tedbir alınmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetimizin, 2023 vizyonu doğrultusunda millî savunmada hedefimiz, savunma sanayisi gelişmiş dünyadaki ilk 10 ülke arasına girmektir. Bu çerçevede, tüm kara ve deniz araçlarıyla insansız hava araçlarımızın ülkemizde üretimi sağlanacak ve hâlihazırda başlatılan çalışmalara ilave olarak, havacılıkta hızla gelişen helikopter alanında hafif ve orta sınıf ulaştırma helikopterlerinin kendi sanayimiz tarafından üretilmesine ilişkin kapsamlı bir altyapı oluşturulmaktadır. Helikopter üretimlerine yakında başlanacak olup, gerek ülkemizin gerekse çevre ülkelerin ihtiyaçlarını da karşılayabilecek güçte olabileceğimizi söylemekte fayda görmekteyim.

Değerli milletvekilleri, hâlihazırda askerî güç unsurlarımızın geniş bir yelpazede üstlendikleri sorumlulukları kısa şekliyle dikkatlerinize sunmak istiyorum: Deniz Kuvvetlerimiz, denizlerimizde ve uluslararası sularda menfaatlerimizi koruyacak; Kara ve Hava Kuvvetlerimiz ise teknolojinin etkin kullanımıyla icra edilen terörle mücadele, bölgesel istikrarsızlıklara karşı alınan tedbirler ve uluslararası önlemlere katılım, uluslararası sorumluluk kapsamında Balkanlardan Orta Asya’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada barışı ve güvenliği sağlamak için çalışmalara aktif katılımdır.

Bu görevlerin layıkıyla yerine getirilmesi adına Hükûmetimizin teklif ettiği bütçe teklifinin kabulünün önemli olduğunun altını çizmek gerektiğinin inancıyla, Millî Savunma Bakanlığı 2013 yılı bütçesinin, Sayın Başbakanımızın liderliğinde, Sayın Millî Savunma Bakanımız ve ekibinin gayretleriyle Türkiye’nin 2023 vizyon ve hedeflerine ulaşmasına önemli katkılar sağlayacağı düşüncesiyle, ülkemize, milletimize ve kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ünal.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çalışma Bakanının gruplara bir teklifi var; “Acil bir konu var, bunu geçirmemiz lazım” dedi. Onunla ilgili dışarıda –Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı da burada, kendisi de iyi biliyorlar konuyu- bir toplantı yapıyoruz. Sayın İncekara’yı televizyondan izliyorum, Sayın Yılmaz’a diyor ki; “Sizin grup başkan vekiliniz nerede?” Acaba dedim, Bakan, Halide Hanıma “Ya Muharrem İnce’yi dışarıya çağırayım da, sen de orada yokmuş gibi konuş.” diye karşılıklı danışıklı dövüş mü yapıyorlar? Yani hem çağırıyorsunuz iş yapalım diye hem sonra “Neredesiniz?” diye soruyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın İnce, haklısınız yalnız arkadaşımız da konuşma süresince, beş dakika sürekli laf attı. Ondan da haberiniz olsun. İkaz etmedim, o beni ikaz etti. Bu kadar olmaz yani bu olmamalı, rica ediyorum yani.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hayır, hayır. Sayın Başkan, beş dakika söz atmadım. İki söz attım, biri konuşmasının sonunda. Özen gösterdim. Bakın, bir kez “Neden TÜBA’dan 69 bilim adamı istifa etti?” dedim, bir de konuşmasının sonunda sadece TÜBA’yla ilgili gerçekleri neden anlatmadığını söyledim.

BAŞKAN – Hanımefendi, ben gördüğümü söylüyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yani arkadaşımızın konuşmasını kesmedim, sabote etmedim efendim ama gerçekleri söylemedi.

BAŞKAN – Tamam efendim, ben gördüğümü söylüyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili Mahir Ünal Bey’le Haydar Akar Bey karşılıklı bir anlaşma yapmışlar, demişler ki: “Kadınların arasındaki tartışmaya biz gruplar dâhil olmayalım.”

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Bence de.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Erkek egemen, cinsiyetçi bir yaklaşım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben Haydar Bey’in bu tartışmasını şöyle, yumuşatmak için söyledim ama televizyonda izlediğiniz zaman Dilek Hanım’la Halide Hanım arasındaki tartışmada sanki CHP Grubu Grup Başkan Vekili görevini yapmıyormuş gibi bir…

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Hayır, hayır.

BAŞKAN – Sayın İnce, öyle bir şey olmadı fakat ben de aynı duygularla karışmak istemedim ama beni ikaz etti hanımefendinin birisi, çare yoktu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ünal buyurun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, ben şunu söylemek istiyorum: Burada biz kadın milletvekiliyiz. Milletvekili olmamız ön plana çıkartılmalı. Bu Mecliste geçen gün aynen Bülent Arınç’ın yaptığı gibi de kadınları birey ve insan olarak görmemek gibi yaklaşım içinde olan… Ben bunu kabul etmiyorum yani biz öncelikle milletvekiliyiz.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Hangi usule göre konuşuyorlar Sayın Başkan?

BAŞKAN – Onu grup başkan vekilinize söyleyin, şakayı yapan o.

Sayın Ünal, buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bugün Genel Kurul son derece pozitif, son derece olumlu, esprili bir şekilde başladı ama böyle bir sürece akmasını doğrusu istemeyiz çünkü gece geç saatlere kadar burada beraberce çalışacağız.

Halide İncekara Hanımefendi konuşmasını yaparken Sayın Dilek Yılmaz Hanımefendi söz attığında Haydar Bey de espri yaptı, dedi ki: “Arkadaşlar, hanımların arasına girmeyelim.” esprisi yapıldı, biz de güldük.

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Şaka bu şimdi!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Şimdi, bu espriden, bu süreçten bir toplumsal cinsiyet sorunu ya da kadın ayrımcılığı çıkarmak… Herhâlde öyle bir şey olmaz diye düşünüyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Öyle değil, dikkat edeceksiniz. Her espri yapılmaz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Dolayısıyla, biz aynı iyi niyetle, pozitif yaklaşımla lütfen Genel Kurul çalışmalarına devam edelim.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına, son konuşmacı Düzce Milletvekili Sayın Fevai Arslan.

Sayın Arslan buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FEVAİ ARSLAN (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Sanayi Müsteşarlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla ve sevgiyle selamlarım.

21’inci yüzyıl dünyasında güçlü ordu, ileri teknolojik askerî teçhizata sahip olan ve bu teçhizatla karayı, denizi, havayı ve uzayı en iyi şekilde kullanabilen ve kontrol edebilen ordudur. Güçlü bir ulusal savunma sanayinin gereğini ve aciliyetini bundan yaklaşık kırk yıl önce Kıbrıs Barış Harekâtında yaşamış ve hissetmiş olmamıza rağmen, söz konusu ihtiyacın karşılanması konusundaki en önemli adımlar ancak son on yılda bizim iktidarımız döneminde atılabilmiştir.

İktidarımız döneminde sektörde yapısal bir dönüşüm gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşümle sektör, üretim ağırlıklı bir yapıdan tasarım ve mühendislik ağırlıklı bir yapıya dönüştürülüyor. Bugün ASELSAN’da çalışan 4.224 kişiden 2.381’i, TAI’de çalışan 4.270 kişiden 1.020’si, ROKETSAN’da çalışan 1.390 kişiden 714’ü, HAVELSAN’da çalışan 1.124 kişiden 689’u mühendistir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyon ihtiyaçlarının temininde yerli imkân ve kabiliyetlerin kullanılması ekonomimize de büyük bir katkı sağlamaktadır. Bu sayededir ki, savunma ve havacılık sektörünün cirosu 4,2 milyar dolara yükselmiş bulunuyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyon ihtiyaçlarında yurt içinden karşılanma oranının yüzde 54’lere çıkarılmış olması bizleri son derece mutlu etmiştir. Savunma ürünleri ihracatı ise, 800 milyon doları geçmiş bulunmaktadır. Bu rakama havacılık sanayinin 270 küsur milyon dolarlık ihracat performansı da dâhil edildiğinde toplam savunma ve havacılık ihracatı 1 milyar 100 milyon dolara ulaşmaktadır.

Stockholm Uluslararası Barış Anlaşmaları Enstitüsünün beşer yıllık dönemler hâlinde yayınlanan verilerinin sonucuna da bakıldığında, geçen yıl dünya savunma harcamaları toplamının 1 trilyon 738 milyar dolar olduğunu, Türkiye’nin savunma ürünleri ithalatında 14’üncü sıraya gerilediğini, ihracatında ise 23’üncü sıraya çıktığını görüyoruz. Bu çalışmalar sayesinde yüzlerce KOBİ şirketimiz savunma sanayine üretim yapabilir standartlara ulaşmıştır.

Üniversite ve araştırma enstitülerimizdeki AR-GE potansiyeli de büyük oranda AK PARTİ iktidarı döneminde hayata geçirilmiştir. Bugün, Ankara ve İstanbul’da olduğu gibi İzmir’de, Eskişehir’de, Düzce’de, Kırıkkale’de, Sivas’ta ve Rize’de sanayi kuruluşlarımız ve üniversitelerimiz savunma sanayi projeleri için araştırma, geliştirme ve imalat faaliyetlerine katılmaktadırlar. Bugünkü gelişmeler bize gösteriyor ki, ülkemiz sanayisine, araştırmacısına, mühendisine, teknisyenine, işçisine duyduğumuz güven karşılıksız değildir.

Yüksek katma değerli bir sektör olan savunma sanayi sektöründe, yaratılan istihdamın her bir kişisi ilişkili sektörlerde 1,6 kişilik ilave istihdam sağlamasına sebep olmaktadır. Bugün uyguladığımız yan sanayi ve KOBİ’lerin desteklenmesi politikası ile, hem Türk savunma sanayinin derinlik kazanması hem de ileri teknolojinin ülkemiz sanayi tabanına yayılması sağlanmaktadır. Gelinen tüm bu aşamalardan sonra ülkemizin, dünya savunma sanayisi en gelişmiş ilk 10 ülke arasına girmesi ana hedefimizdir.

Savunma Sanayii İcra Komitesi kararları çerçevesinde, müsteşarlık tarafından yürütülen projelere 2012 yılının ilk on ayında fondan yaklaşık 1 milyar dolar bütçe aktarılırken 736 milyon dolar ödeme yapılmıştır. Aynı dönem içinde fonda 625 milyon dolar gelir toplanırken millî bütçeden fona 527 milyon dolar kaynak aktarılmıştır.

Tabii ki Savunma Sanayinde anlatılacak çok şeylerimiz olmasına rağmen, zamanımız bu kadar. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bütçemizin hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Arslan.

Şimdi de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Hakkâri Milletvekili Sayın Esat Canan.

Sayın Canan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA ESAT CANAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türk Patent Enstitüsü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ve Türkiye Bilimler Akademisinin 2013 yılı bütçesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türk Patent Enstitüsü, sınai mülkiyet bilincini yaygınlaştırmak, bu hakların etkin korunmasına katkı sağlamak, inovasyona dayalı ekonomik gelişimine katkıda bulunmak ve yeniliklerin etkin şekilde korunmasını temin etmeyi amaçlayan bir kuruluştur.

Ülkelerin zenginliği ve ekonomik gelişmişliği, 21’inci yüzyılda beyin gücü, üretici düşünce ve teknoloji üretimi gibi unsurlarla şekillenmeye başlamıştır. Bu yeniliklerin mülkiyet sistemini ifade eden patenti, marka ve endüstriyel tasarımdan oluşan sınai mülkiyet hakları, yeni bilgi ve teknolojilerin üretilmesindeki önemini ve rolünü daha da artırdı. Teknoloji transferleriyle lisans ve patent satın almakla yetinen ülkelerin bir adım bile ileri gidemeyecekleri bellidir. Ülkeyi teknoloji ve sınai donanım konusunda başka devletlere bağımlı hâlden kurtarmanın yegâne yolu doğru bir şekilde belirlenmiş bilimsel politikalardır.

Özgün tasarımınız, yüksek patentiniz varsa o kadar güçlü ekonomisiniz demektir. Üretimi seven, teknolojiyi, AR-GE'yi, bilimi önderlik olarak kabul eden bir anlayışı hayata geçirmek gerekir. Onun için küresel pazarda kendi patentleriyle yer alamayan ülkelerin rekabet etmeleri de mümkün değildir. Ortaya konulan yeniliklerin etkin bir şekilde korunması ve yenilik üreten kişilerin ve işletmelerin teşvik edilmesi ülkemiz sanayisinin gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Sayın milletvekilleri, bilim ve teknolojiye dönüşümün bir göstergesi olan patent üretimine baktığımızda, dünya sıralamasında Türkiye'nin durumu pek de parlak değildir. Örneğin, bugün İsrail bile patent üretiminde Türkiye'den onlarca kat daha ileride bulunmaktadır. Çünkü, nüfusu Türkiye'nin çok altında olan İsrail, gücünü teknolojiden, bilimden alıyor. Görüldüğü gibi, Türkiye bu karşılaştırmada içler acısı bir durumdadır.

Bu vesileyle Sayın Bakana sormak istiyorum. 2012 yılı içerisinde kaç tane buluş için patent alınmıştır Türkiye'de? Alınan patentlerin kaç tanesi uygulamaya ve üretime geçmiştir? Türk Patent Enstitüsü, patent başvuru sayısında dünya ve Avrupa sıralamasında kaçıncı sıradadır?

Aslında, bu soruların cevapları kalkınmada bilimi ve küresel rekabeti sorgulayan ekonomi politikalarıyla doğrudan ilgidir. Ancak biliyoruz ki, yukarıdaki soruların cevapları pek de iç açıcı olmayacaktır çünkü AK PARTİ Hükûmeti diğer birçok kurumda olduğu gibi burada da hızlı bir kadrolaşmayla çalışanları görevden almış, yerlerine AK PARTİ yandaşı üyeler atanmıştır. Bu, resmen bilimin Türkiye'nin kalkınmasında ve gelişmesinde yeri olmadığının açık bir göstergesidir. Bilimsel gelişmeye, araştırmaya, uluslararası standartlara, AR-GE’ye hizmet etmesi gereken bilimsel kurum işlevini yerine getirememektedir. Bu kurum bilimsel niteliklerini kaybetmiştir.

Sayın milletvekilleri, 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle TÜBİTAK ve TÜBA’nın özerklikleri kaldırıldı. Bu kararnameyle TÜBİTAK ve TÜBA siyasi erkin tam yönetimine alındı. Bu yapılan işlemlerle iki kurumun da bilimsel özerkliğine son verildi. Eğer özerk kurumlar olmazsa özgür bilimsel araştırma da olmaz. TÜBİTAK ve TÜBA’nın kurumsal yapısı özerklikten uzaklaştırıldıkça kurum da bilimsel niteliğinden uzaklaşır.

Bilimsel özerkliğin temeli, kurumların kendi üyelerini kendilerinin seçmesidir. Bu, aynı zamanda liyakat esasının da bir gereğidir. TÜBİTAK’ın üyelerini kendi içinden liyakat esasına göre seçen özerk bir bilim kurulu olması şarttır. Bu üyeliklerin seçiminde Hükûmetin payının olması kurumun bilimsel özelliğine zarar verdiği gibi, üniversite camiasında da maalesef huzursuzluğa neden olmuştur çünkü bundan sonra yapılacak seçimlerin, birçok başka kurumda görüldüğü gibi, yandaşlık esasına göre olacağından hiç şüphe yoktur.

Sayın milletvekilleri, 2004 yılından bu yana kurum bünyesinde gerçekleştirilen usulsüz kadrolaşmalar sonucunda oluşan deneyimsiz ve bilimsel araştırma konusundan uzak yöneticilerce TÜBİTAK ve TÜBA büyük zafiyetler yaşamaktadır. Özerklikten ve bağımsızlıktan uzak yönetimin bilimsel açıdan da kuruma yakışır bir görünüm sergilediğini söylemek mümkün değildir. TÜBİTAK gibi önemli bir araştırma kurumunun yönetim kademesinde yer alan kişilerin uluslararası bilimsel makale standartlarına göre kabul edilen kaç tane araştırması vardır? Son yıllarda bu kişilerin kaç adet yayını uluslararası yayınlar arasında yer bulabilmiştir acaba? Bilimsel araştırmanın özerk ve bağımsız bir ortamda, uygun maddi koşullar altında yapılabileceği gerçeğini de göz önüne alırsak, yukarıda bahsettiğim kurumlar, karmaşadan TÜBİTAK’ın ülkeyi kalkındıracak gerekli bilimsel çalıştırmaları gerçekleştirmeyeceği açıktır.

Değerli milletvekilleri, son olarak, sanayi bölgesi durumuyla ilgili kısaca birkaç şey söylemek istiyorum. Bilindiği gibi, Türkiye’de sanayi dağılımı dengesiz ve ancak belli alanlarda yoğunlaşmıştır. Doğu ve güneydoğu bölgeleriyle batı bölgeleri arasındaki iktisadi gelişmişlik farkı gittikçe artan bir oranda devam etmektedir. Bölgeler arası bu eşitsizliğe bu Hükûmet de seyirci kalmıştır. Belli bölgelere yığılan sanayi anlayışını değiştirmek için yasal düzeyde çalışmalar yürütülüp bölgelerin potansiyelleri doğrultusunda sanayinin geliştirilmesi ve dağılımı kapsamında yasal düzenlemeler yapılmalı ve iktisadi gelişmişlik düzeyi düşük bölgelere aktarılmak üzere bir an evvel merkezî bir fon oluşturulmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle bütçenin hayırlı olmasını diler, yüce kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili.

Sayın Zenderlioğlu buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’yla ilgili, Millî Savunma Bakanlığı bütçesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2013 bütçesi, AKP’nin geçtiğimiz on bir yıllık bütçeleri gibi sınıfsal tercihleri belirleyen özellikler içermektedir. AKP Hükûmeti bütçesinin, kuşkusuz sömürünün, savaşın, rantın, yoksulluğun bütçesi olacağı şimdiden anlaşılıyor.

Ülkede son aylarda savaş ve savunma maliyetinin giderek artmakta olduğu görülmektedir. Türkiye'nin son yıllarda dünyanın en fazla silahlanan ülkeleri arasında olduğu görülmekte. “Silahlanma, kriz, yoksulluk dinlemiyor.” adı altında ülke kaynakları silah tekellerine aktarılıyor.

Maliye Bakanlığı verilerine göre, 2012 Temmuz, Ağustos aylarında bütçede silah araç gereç ve mühimmata yapılan harcamaların yılın ilk altı ayında yapılan toplam harcamaların üzerine çıktığı görülüyor. Bu yılın Ocak-Haziran döneminde güvenlik ve savunmaya yönelik malzeme, hizmet alımları tutarı toplamı 732,7 milyon lira. Bu harcamalar Temmuz ayında 473,5; Ağustosta ise 372,4 milyon lirayı bulmuş durumdadır.

Hâl böyle olunca, AKP Hükûmeti savaştan doğan bütçe açıklarını finanse edebilmek için bir elini emekçilerin cebine atıyor, diğer bir eliyle ise halkı vergilendiriyor.

Son aylarda iğneden ipliğe, doğal gazdan benzine, elektriğe, suya, ekmeğe kadar her şeyin zamlanması, “Bütçe açıklarını nasıl kapatırım?” telaşındandır.

“Peki, halkın cebinden zorla alınan bu vergiler nereye gidiyor?” derseniz sayın milletvekilleri, tabii ki bu vergiler yol, su, elektrik olarak halka dönmemektedir, Amerika’nın çıkarları uğruna bu kaynaklar silah tüccarlarının cebine akmaktadır.

AKP iktidarı, toplumun yoksullaşması, sofrasındaki ekmeğin küçülmesi pahasına büyük silah yatırımları yapıyor. 100 adet F-35 uçağı, insansız hava araçları, Deniz Kuvvetlerinde 24 bin tonluk bir uçak gemisi, saldırı helikopterleri, askerî uydular, füzeler, bombalar almak için kolları sıvamış durumda. Bu kadar silah almak ne işe yarar? Oysa, barış için bu kadar çaba sarf edilseydi silahlara gerek kalmayacaktı. Çünkü savaş; kandır, ölümdür, göz-yaşıdır.

Öte yandan, millî savunmaya ayrılan pay sadece silah alımlarıyla sınırlı değildir. Savunma sanayi alanında Türkiye hatırı sayılır silah üreten ülkeler arasına girmektedir. Bütün bu silahlanmanın, üretim faaliyetlerinin maliyeti halkın sırtından çıkmaktadır. Silahlanma bir avuç emperyalist ülkelerin dışında kimseye mutluluk, refah getirmediği gibi, aksine, silahlanan üçüncü dünya ülkelerinin ekonomileri dibe vurmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de ordu âdeta kapalı bir kutu gibidir. Ne olup bittiğini öğrenmek yasaktır. Ordunun harcamaları şeffaf değildir; ordu ne yer, ne içer kimse bilmemektedir. Anayasa’nın 160’ıncı maddesindeki değişikle TSK’ya ait olan silah, bina gibi taşınır, taşınmaz malların denetlenmesi üzerindeki gizlilik hükmü kaldırılmıştı. Bu durum bir olumluluktu. Taşınır, taşınmaz malların Sayıştay denetimine tabi olması planlanıyordu. “Sayıştay; bu Kanun ve diğer kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve kesin hükme bağlama işlerini yaparken işlevsel ve bağımsız olan bir kurumdur.” şeklinde tanımlama yüzünden, Sayıştay denetçileri ordunun elindeki malların sayımını yapacak ve denetleyecekti ama askerî harcamalara ilişkin denetim raporlarının kamuoyuna açıklanması TSK’nın hazırlayacağı yönetmeliklere göre olacak. Ancak bu yasa işlemedi, askerî harcamalar hâlen gizli kaldı. Aslında, Sayıştay ordunun tüm harcamalarını denetim altına almalıdır. Ordu bu ülkenin bir kurumudur, bu kurum şeffaf olmalıdır, halka hesap verebilmelidir. Bu, demokrasinin ve demokratikleşmenin de bir gereğidir.

Değerli milletvekilleri, halkın vergileri savaşa, silaha, savunmaya aktarılmaktadır. AKP Hükûmetinin uyguladığı yanlış politikalar yüzünden toplum yoksullaşmaktadır. Vatandaştan toplanan vergiler, AKP’nin söylediği gibi, toplumun refahına değil, sermayeye, silaha, gaza, bombalara, ölüm makinelerine gitmektedir. Biliyorsunuz ki uygar dünyanın gözü önünde Türkiye tarihinin en büyük sivil katliamı yaşandı. 2011 yılında, Şırnak’ın Uludere ilçesinin Roboski köyünde savaş uçakları bir saat boyunca sivil, savunmasız köylüleri bombalamıştır. Bombalama sonucu 19’u çocuk 34 vatandaş bu katliamda hunharca öldürülmüştür. Ardından bir yıl geçmesine rağmen, soruşturmanın gizliliği bahane edilerek, hâlâ bu katliamın failleri açıklanıp yargı önüne çıkarılmamıştır. Bu da manidardır. Roboski halkı ve bizler bu katliamın faillerini, ardındaki zihniyeti elbette biliyoruz. Ne var ki Türkiye Parlamentosu sadece Roboski katliamıyla değil, bu coğrafyada yapılan tüm katliamlarla yüzleşmek ve hakikatleri açığa çıkarmak zorundadır. Artık Türkiye’de bu nesil bu günahları yaşayamaz ve bu ağır vebali taşıyamaz. Devlet, geçmişte eliyle işlediği toplumsal cinayetlerle hesaplaşmak, yüzleşmek zorundadır.

Değerli milletvekilleri, bu bütçe bu hâliyle, yoksulluğu, hukuksuzluğu, adaletsizliği giderek derinleştirecektir; eşitsizlikleri artıracaktır; emekçi sınıflara yönelik esnek, kuralsız çalışma yaşamını âdeta kural hâline getirecektir. Çünkü, AKP Hükûmeti, son on yıldır, sermaye kesimlerine sonsuz teşvikler ve muafiyetler sağlarken, emekçi sınıflarını ise açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm etmiştir. Yoksullaşan kitleler yaşanan örgütsüzlük ve çözümsüzlük ortamında AKP tarafından oy deposu olarak devşirilmeye çalışıldı. Bu politikalara karşı çıkan Kürtler, demokratik talepleri dile getiren, hak arayan, itiraz eden emekçi kesimler de organik kimyasal gazlarla bertaraf edildi ya da cezaevlerine atıldı. AKP Hükûmeti

toplumun konuşmasını, örgütlenmesini, söz söylemesini istememektedir. Halk demokratik taleplerini dile getirmekte zorlanmakta ve de kaygı taşımaktadır. Bu nedenle, devletin bu bütçede millî savunmaya bu kadar büyük pay ayırmasının ardında, antidemokratik, militarist anlayışı ve kronikleşmiş Kürt sorunu bulunmaktadır. Bu sorunu sivil hükûmetlerin çözmesi gerekirken askerlere havale etmesinin bir anlamı yoktur çünkü Kürt sorunu bir asayiş sorunu değildir, bir ekonomi sorunu değildir, siyasi bir sorundur. Bu devletin, vatandaşını düşman ilan etmesinin bir faydası da yoktur. Kürtler, Aleviler, kadınlar, işçiler, köylülerden yaşadığımız doğaya kadar her şey AKP Hükûmetinin “düşman” tanımlaması içindedir ya da ötekileştirmektedir. Bu anlayışın yanlış olduğunu ifade ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri zorunlu askerliktir. On beş aylık zorunlu askerlik bir eziyete dönüşmüş durumdadır. Bugün toplumda hiç kimse çocuğunu askere göndermek istememektedir. Türkiye’de bütün gençlerin askerliğe zorunluluk dışında gitmek istemediği ortadadır. Kuşkusuz, askere alımda da yaşanan eşitsizlikler, Türkiye’de otuz yıllık çatışmalı süreç, kışlalarda ölümler, toplumu giderek artan oranda askerliğe gitmeme ve askerliği reddetme noktasına getirmiştir. Avrupa’nın birçok ülkesinde zorunlu askerlik kaldırılırken Türkiye’de 760 binin üzerinde ordu besleme doğru bir yaklaşım değildir.

NATO’nun en büyük ordusu olmakla övünen iktidar çevreleri bu ordunun giderlerinin kimin cebinden çıktığını açıklamamaktadır. Kaldı ki zorunlu askere alınan Anadolu çocukları askerî bürokrasinin emrinde askerî orduevlerinde yer yer çalıştırılmaktadır. Toplumun askerliği reddetmesi demokratik ve insani bir haktır. Bu nedenle askerliğin zorunlu olmaktan çıkarılması herkes için hayırlısıdır.

Kuşkusuz, en acil yapılması gereken şey, atılması gereken adım, vicdani ret hakkının anayasal güvenceye kavuşturulmasıdır. Hiç kimseye iradesi dışında askerlik hizmeti yaptırılmamalıdır ama Türkiye’de vicdani reddini açıklayanlar sürekli olarak askere alınıp bırakılmakta, askerî cezaevlerinde işkenceye maruz kalmakta, sosyal hayatta ikinci sınıf bir

vatandaş muamelesi görerek yaşamaya zorlanmaktadırlar. Oysa vicdani ret bir insani haktır. Parlamento bu sese kulak vermelidir, toplumun bu yönlü taleplerini ve isteklerini dikkate almalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Hükûmetinin bütçesi, halktan en adaletsiz şekilde toplanan ağır vergilerin sermayedara, savaşa ve ranta aktarıldığı, eğitim,  sağlık ve sosyal güvenlik başta olmak üzere, tüm kamu hizmetlerinin yok edildiği bir bütçedir. On yıllık iktidar tarihi boyunca Kürtlere kan kusturan, emekçileri sömüren, yoksulluktan başka bir şey sunmayan AKP Hükûmeti yıllardır topladığı vergilerle kendi otoriter, baskıcı ve sömürücü düzenini inşa etmiştir. Şimdi de ülkeyi Enver Paşa zihniyeti ile yeni maceralara sürüklemeye çalışmaktadır. Dün “dost”,
“kardeş” dediğin, bir gün sonra düşman olmuştur. AKP Hükûmeti bu tavrı ile ülkeyi Orta Doğu’da uluslararası güçlerin ileri karakolu hâline getirmiştir. Orta Doğu’da rejim değişikliklerine taraf olmuş, en yakın dostu olan Kaddafi'yi, Esad'ı bir çırpıda silmiştir. Suriye meselesinde tam bir batağa girmiştir. İleri sürdüğü tezlerin hepsi çürümüştür. Çünkü dışarıdan getirilen paramiliter güçler çeteleşerek sınır boyunda âdeta bir baskı cenderesi oluşturmaktadır. Kendi Kürt sorununu henüz çözmeden, Suriye Kürtlerini düşman göstermesinin ne anlamı vardır? Suriye'deki Kürtlerin statü elde etmemesi için örtülü operasyonlar planlamaktadır. Oysaki Suriye'deki Kürtlerin demokratik özerklik istemeleri ve Suriye'de demokratik bir devlet kurulmasını istemeleri en doğal ve vicdani bir haktır. Suriye'ye yönelik girişim, yanlış ata oynamaktır.

Kuşkusuz ki bu ve benzeri operasyonların bedeli yoksul emekçi sınıflardan çıkmaktadır. Aslında 2013 yılı bütçesi AKP Hükûmetinin zihinsel dünyasını ifade etmektedir ya da sınıfsal tercihlerini hayata geçirmektedir. Son on yılda kazanımları uluslararası sermaye çevrelerine peşkeş çekmiştir. Ayrıca yollar, limanlar, fabrikalar, iletişim, enerji alanları, orman arazileri,   sularımız ve daha sayamadığımız birçok kamusal kazanımlar sermaye kesimlerine yok pahasına satılmıştır.

Değerli milletvekilleri, peki, AKP Hükûmeti bu paraları ne yapmıştır?

         İçeride ve dışarıda savaş politikalarında ısrar eden AKP hükümeti tüm kaynakları savaşın hizmetine sunmuştur. İçeride ise baskıcı ve otoriter gücünü büyüterek toplumsal yapıyı susturup ülkeyi bir polis  devletine dönüştürmüştür.

Şüphesiz ki bu baskı aygıtı, halktan toplanan vergilerle bu hâle getirilmiştir.

Hükûmet,  Kürt sorununda demokratik çözüm yerine silah ve şiddetteki ısrarını sürdürmektedir.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, muhalif olan herkesin baskı altına alındığı, diz boyu hukuksuzluğun egemen olduğu ülkemizde cezaevleri binlerce öğrenci, gazeteci, sendikacı, akademisyen ve siyasi tutuklularla doldurulmuş vaziyettedir. 2016 yılına kadar 200 binin üzerinde insanın kalabileceği sayıda cezaevi yapılmasının ardındaki zihinsel gerçek budur.

Değerli milletvekilleri, geçenlerde söyleniyordu: “Bu ülke bir NATO toprağı değildir.” deniliyordu. Evet, “NATO toprakları değildir.” deniliyordu biz hepimiz kızıyorduk. Evet, “NATO ülkesi veya NATO topraklarıdır.” denildiğinde ülke bir baştan bir başa kiralanmıştır. Bugün, İzmir’de kurulan NATO karargâhı… NATO’nun 2’nci büyük havaalanı ana jet bakım üssü olarak kullanılmaktadır. Türkiyeli yetkililer NATO'dan sivil uçuşlara açılması için Afyonkarahisar NATO Üssünü talep etmiştir ancak NATO kabul etmemiştir.

İncirlik Hava Üssü NATO'nun en önemli bölgesel bir depo üssüdür. Adana'ya 10 kilometre uzaklıkta bulunan üs, Akdeniz'e 56 kilometre uzaklıktadır. ABD Hava Kuvvetleri 39. Jet Üssü burada görev yapmaktadır.

Şile Üssü Stinger füzelerinin fırlatılması için uluslararası standartlarda bir atış alanıdır.

Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı: Irak Savaşı sürecinde NATO tarafından getirilen AWACS’lar burada üslenmiştir.

Balıkesir’de 9. Hava Jet Üssü ortadadır.

Muğla'da Aksaz Deniz Üssü, Ankara Ahlatlıbel, Amasya Merzifon, Bartın, Çanakkale, Diyarbakır Pirinçlik, Eskişehir, İzmir Bornova, İzmit, Kütahya, Lüleburgaz, Sivas Şarkışla, İskenderun, Ordu, bir baştan bir başa  NATO tarafından kiralanmış topraklardır.

Şimdi de NATO’ya bir kurtarıcı bir gözle bakılıyor. Oysa ki NATO hiçbir zaman bir kurtarıcı olmamıştır. İşte Afganistan’ın deneyimi ortadadır. Burada ne yapılmıştır? Orada Müslüman bir ülke Müslüman kardeşlerini öldürmüştür. Şimdi de Suriye’ye yönelik böyle bir çalışma hazırlığı içerisindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) - İnsan kendi dağlarını, ovalarını bombalayarak, vatandaşını öldürerek sorunu çözebilir mi? İşte bu askerî eski karargâhları yaptığınız yerlerde birçok insanımız yaşamını yitirmiştir.

Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu, teşekkür ediyorum efendim.

Şimdi de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına son konuşmacı Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok önemli bir bütçe görüşmesi yapıyoruz ancak Meclisin ilgisi, gördüğünüz gibi sıfır. Nasılsa ölen asker kendi askeri değil, harcanan para kendi vergisi değil gibi bir lakayıtlık anlayışı içinde, muhalefet iktidarın 2 katı.

Şimdi, ben burada söze farklı bir açıdan başlamak istiyorum. Sağ olsun, Zenderlioğlu, bizim söyleyeceklerimizin bir kısmını söyleyerek bizi rahatlattı.

Askerler, Türk Silahlı Kuvvetleri, Millî Savunma Bakanlığı söz konusu olunca askerî vesayet konuşulur. On yıldır iktidardasınız, neden Millî Savunma Bakanlığına bağlamadınız? Gücünüz mü yetmiyor, işinize mi gelmiyor? Çok açık soruyorum.

İki darbelere karşısınız. Sözde mi karşısınız, özde mi karşısınız? İç Hizmet Kanunu’nu -Meclise geldiğim 2007 yılında ilk verdiğim kanun teklifidir, -diğer partiler de verdi sonra- niye kaldırmıyorsunuz? Bu iki.

Yine, üçüncüsü: Türkiye’nin tek yatırım gücü Türk Silahlı Kuvvetleri midir? Bunu soruyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri, tezkerelerle Somali’den Lübnan’a, Lübnan’dan Suriye’ye, Suriye’den Irak’a, Afganistan’a, her ülkeye gönderilen, NATO’nun istediği bir güç müdür?

Şimdi, toplanan devasa bütçe içinde bütçemizin yüzde 50’ye yakını silah harcamalarına, savaşa, operasyonlara gidiyor. Sadece Millî Savunma Bakanlığı değil, Savunma Sanayii Müsteşarlığı değil, buna Jandarmayı ekleyin, Sahil Güvenliği ekleyin, Emniyet Genel Müdürlüğünü ekleyin.

Şimdi burada ilginç bir durum var. Burada bütçeyi denetleyebiliyor muyuz? Sayıştay Kanunu’yla AK PARTİ iktidarı burada askerî ve güvenlik harcamalarını denetim dışı bırakmadı mı? Niye yaptınız? Sonra gizli yönetmeliğe niye bağladınız? Sonra raporlarını niye bu Meclise getirmediniz? Yani Meclise hesap vermeyeceksiniz, milletin iradesine hesap vermeyeceksiniz ama NATO’ya hesap vereceksiniz! Rakamların, harcamaların hiçbirini biz bilmeyeceğiz ama NATO bilecek, ABD bilecek, Avrupa Birliği bilecek! Bu ülke bağımsız mıdır şimdi? Bu egemenlik bağımsız mıdır? Bu Meclis özgür müdür şimdi?

Ve bir şey daha soracağım: Bu K, K, K’lar var ya, K’lar, 3 K 5 K eder mi? Komutanlıklar… Net konuşacağım. Siyasetçi biraz böyle halkın anlayacağı dilde konuşmalı.

Şimdi görüştüğümüz bütçe… Türk Silahlı Kuvvetlerinin 58 generali, amirali tutuklu, 64 general yargılanıyor; 140’ı tutuklu 273 subay yargılanıyor; 7 astsubay tutuklu, 600 astsubay yargılanıyor; total 404. Yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin yüzde 60’ı terörist olarak yargılanıyor, Silivri’de şu an. Kardeşim, siz ne yaptınız? Türk Silahlı Kuvvetlerine soruyorum: Köy yakıyordunuz, size bir şey diyen oldu mu? 17.500 faili meçhul cinayet işlediniz, size bir şey diyen oldu mu? Darbe yapıyordunuz, size bir şey diyen oldu mu? Parti kapatıyordunuz, size bir şey diyen oldu mu? Üniformalarınızla geldiniz bu Mecliste oturdunuz darbeden sonra, size bir şey diyen oldu mu? Sırtınızı yaslamıştınız NATO’ya, ABD’ye, istediğinizi yapıyordunuz, zaten iktidardınız. Yani sizin başka işiniz mi yoktu, gidip Kara Kuvvetleri Komutanlığı, 3 K, 5 K’ya karşı kasım kasım kasılan Kasımpaşa kabadayısı bir Başbakanın, onun hükûmetini devirmeye kalkıyorsunuz? Ya, ne haddinize sizin kardeşim! Aha böyle Obama’ya sırtını yaslayan bir Başbakan bütün generalleri esas duruşa çeker böyle. Bu ülkenin durumu budur şu an.

Şimdi, bu onur, bu duruş içinize siniyor mu? Bu ordu kimin ordusudur? Bu ordu milletin ordusu mudur, NATO’nun ordusu mudur? Bu ordu Amerika’nın ordusu mudur, Türkiye’nin ordusu mudur? Bakın, bu konuda bizim dahlimiz yok. Fırat’ın doğusunda tek bir suçtan ordu mensupları yargılanmıyor. Sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yargılandılar, faili meçhul cinayetleri işleyenleri, köyleri yakanları yüzlerce davada mahkûm ettiler ve Türkiye’ye tazminat ödettirdiler, Türkiye’nin siciline kara bir leke olarak geçtiler. Ama Fırat’ın batısında hükûmete dokundukları için yandılar, yarısı içeride. Bu kürsüde, bugün, Sayın Bakanın arkasında oturan rütbelilerin, üniformalıların yarın ne olacağı, hayatı garanti değildir. Aha bu Meclisin içinde görev yapanlar… Aha bu kadar açık konuşuyorum. Obama yarın ne der, CIA ne der, MOSSAD ne der, durum budur arkadaşlar. Gelir oradan bir talimat, çıkar üç tane CD, bir siber terör, bir İnternet, bir sosyal medya üzerinden, yine girer. Ve gariptir ki o askerler bir gün darbe yaparken sıkıyönetim mahkemelerini kuruyorlardı, yargılıyorlardı, sendikaları kapatıyorlardı, DİSK’i, TÖB-DER’i, solcuları, Kürtleri doldurdular.

Bakın, 60’da sağcıları astınız, 12 Martta solcuları, 12 Eylülde de biraz sağcı, çokça solcu astınız, sıkıyönetimleri kurdunuz. Bugün sizden, yapılanlardan emsal alan AKP iktidarı özel yetkili mahkemelerini kurarak bugün aynısını yapıyor. Ne fark etti?

Bakın, siyaset belgesinde siz Millî Güvenlik Kurulunda irticayı tehdit olarak çıkardıktan sonra bir ılımlı İslam rüzgârı estirildi. Arkasından “Orta Doğu Baharı” denildi, Amerika şimdi nedense diktatörlerin yerine İslami dinî radikal örgütleri iktidara getirmenin çabası içindedir. Eskiden ordunun içinde başörtüsü takan, namaz kılanlar atılıyordu, şimdi de karşısını göreceksiniz, ne ektinizse onu biçeceksiniz, “Men dakka dukka” diyor ya Başbakan.

Şimdi ben buradan bir çağrıda bulunacağım. Devlet deyince ilk akla ne gelir biliyor musunuz? Bir, askerlik; iki, vergi gelir arkadaşlar. Şimdi, siz eğitimde hâlâ kara harp okullarına öğrenci alırken sizin yönetmeliklerinizde şunlar yazılıyorsa vay Türkiye'nin hâline! Çok açık olarak geçmişte babası, kardeşi, velisi, herhangi birisi, bir suç işleyen bir öğrenci askerî harp okullarına alınmıyor. Bu örneklerle doludur. Bu örnekleri o kadar çok çoğaltabilirsiniz ki. Bakın, Kara Harp Okulunun Yönetmeliği: “Tutum ve davranışlarıyla yasa dışı siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş olmak.” Bu çerçevede fişlemeler yetiyor, 12 Eylül… 12 Eylül fişlemeleri, sonra da bu AKP’nin Hozat –Hozat, Hozat- fişlemeleri geliyor akla, insanın sinirini deli eden şeyler geliyor. İşte bunlar kesinleşmiş mahkeme kararı yerine, bugün belgeleniyor. Bunun içindir, otuz yıldır süren bu savaşta hiç dikkatinizi çekti mi, bir tek subayın cenazesi güneydoğuya gelmemiştir. Farkında mısınız? Neden? Çünkü harp okullarına zaten Kürtleri almıyorlar, azınlıkları almıyorlar, fişlemeleri almıyorlar, yok ki, yok, yok.

Arkadaşlar, bu ordu Türkiye’de yaşayan 20 milyon Kürt yurttaşını askere almıyor, okula almıyor, eşitliği sağlamıyor. Sadece bu değil, bir de ideolojik olarak 1930’larda eğitim veren ve Millî Savunma Bakanlığının denetlemediği askerî okullar var, onu da geçtik.

Şimdi, irtica tehdidini kaldıran Genelkurmay Başkanı Ergenekon’da şimdilik F tipi karavana yiyor, afiyet olsun! Hak etti, bir şey demiyorum.

Bakın, çok açık bir şey söyleyeceğim. Roboski olayını, Uludere’nin Roboski köyü, Roboski katliamı… Ben bir şey demeyeceğim. Buradan sadece istediğim, yürekli, şerefli bir asker arıyorum. Yürekli, şerefli bir asker arıyorum orduda. Roboski katliamının emrini hangi siyasi verdi? Söz veriyoruz Şırnaklılar olarak, Uludereliler olarak, Roboski’deki mağdur aileler olarak, komutanı da pilotu da affedeceğiz ama ne olur onun siyasi hesabını o siyasiden sorma fırsatını bize tanıyın. Tanıyın ki bu Mecliste kimler kimleri yargılıyor gösterelim size. Sizden bunu istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz; şerefli bir asker istiyoruz, yürekli bir asker istiyoruz, hangi siyasi bu emri verdi, bunu istiyoruz. Ve inanıyorum, bu ordunun içinde, çok değil, çok yakında yürekli, şerefli, namuslu birileri çıkıp bunu açığa çıkaracaktır. İlla da Amerika’dan, illa da NATO’dan, CIA’dan, FBI’dan, MOSSAD’dan beklemeye gerek yok kardeşim.

Bakın, Panetta gelmiş. Nereye? İncirlik Üssü’ne. Ne ile gelmiş? 2 Patriot, 400 askerle. Sonra Almanya gelmiş. Neyle? 2 Patriot, 400 askerle; etti 800. Sonra Hollanda gelmiş, 2 Patriot, 400 daha, 1.200 asker. Bizden çok askeri olan Avrupa devleti var mı? Niye asker geliyor, burada senin Patriot’unun başına dikiliyor? Hiç düşündünüz mü? Kafa çalışması lazım, kafa.

Bakın, arkadaşlar, bunlar kendi üslerini ve tesislerini korumak -Suriye bahane- İran’a karşı Orta Doğu’yu dizayn etmek için geliyorlar. Bu Meclis ayakta uyuyup bunun hesabını sormayacak mı? Bu Meclisin milletvekilleri gidip o tesislere giremiyorsa, o üslere giremiyorsa, bırakın o üsleri GATA’ya giremiyorsa, bu milletin iradesinin önüne set çekiliyorsa bu ülkede faşizm vardır faşizm, arkadaşlar. Çok açık söylüyoruz.

Şimdi, Rusya’daki Jeopolitik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı çok açık bunu, Patriotların Suriye savunma sistemine karşı değil, İran’a karşı konulduğunu söylüyor. Peki, bunu Mecliste konuşmayacak mıyız, karara bağlamayacak mıyız?

Bakın, bir şey daha söyleyeceğim: 2030 senaryolarını CIA-MOSSAD yapıyor, diyor ki: “Yakın ihtimalde bu küresel krizden sonra Amerika, Avrupa Birliği ve Çin iş birliği olursa bu küresel krizde ayakta kalırız. Gerisinin canı cehenneme.” Anladınız mı şimdi? Türkiye yok bunun içinde arkadaşlar. Orta Doğu üzerinden, enerji üzerinden, su üzerinden bombalar yağacak bu ülkenin başına, bu insanların başına. Biz bu bütçeleri denetlemeyelim, gelen silahları denetlemeyelim, her gün Kandil’e binlerce sorti yapacak uçağın hesabını sormayalım ve burada kardeşliği nasıl sağlarız diye konuşmayalım, bu savaş nasıl biter diye konuşmayalım.

Ve çok açık söylüyorum: Mandela’nın bir kitabı çıkmış burada -Millî Savunma Bakanlığına önerim- “Düşmanla Oynamak”; nasıl barışa gittiler, onu okusalar… Ve Hugo’nun şu meşhur sözünü: ”Hiçbir ordu zamanı gelmiş bir düşünceye karşı koyamaz.” Ne demek istediğini anladıkları zaman bu ülkede barış olacaktır ve demokrasi olacaktır ve o zaman generaller F tipi karavana yemeyeceklerdir.

Saygılarımla.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Grup başkanımıza dönük oldukça çirkin ifadeler kullanılmıştır…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Efendim?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – …o yüzden söz hakkı istiyorum efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi grup başkanınıza?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gel, cevap versin.

BAŞKAN – Sayın Ünal, buyurun.

İki dakika içinde lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyaset, gerçek anlamda bir şahsiyet sınavıdır. Eğer siyaset yapıyorsanız kalbinizde adaleti, vicdanı ve bütün bunları taşıyan bir şahsiyeti ve karakteri, dolayısıyla bütün bunların sorumluluğunu da taşımanız gerekir. Eğer siz molotof atan… O halk otobüslerinde yanan insanları, kepengini kapatmadığı için marketi yakılan insanları ve hiçbir hukuku olmayan terörü ve teröristi hiçbir şekilde kınamayıp, onun şerefini ve haysiyetini sorgulamayıp şerefli ve haysiyetli Türk ordusuna buradan laf atma cesaretine bu kürsü dokunulmazlığıyla sahipseniz bu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin büyüklüğünü ve o demokrasinin yüceliğini gösterir.

         On yıldan beri biz bu ülkede demokrasiyi normalleştiriyoruz ve on yıldan beri biz bu ülkede bir şeyin mücadelesini veriyoruz. Bu mücadele, 75 milyon insanın birinci sınıf yapılması mücadelesidir. 75 milyon insanın içerisinden bir etnik grubu ya da bir inanç grubunu alıp o etnik grubu, inanç grubunu istismar ederek onun üzerinden bir siyaset yürütmek düpedüz ayrımcılıktır. Burada bir iyi niyet aranamaz. Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AK PARTİ’nin yaptıkları ve bugüne kadar aldıkları risk, gösterdikleri cesaret ve yüreklilik bugünden tarihe geçmiştir. Dolayısıyla eğer bir şahsiyet sınavı veriyorsanız, eğer sağduyuluysanız, eğer bir vicdanınız varsa buraya çıkıp, birtakım lafların arkasına sığınıp NATO’yu, Amerika’yı, uluslararası ilişkileri, uluslararası anlaşmaları kendi bağlamından, kendi düzleminden çıkarıp…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHİR ÜNAL (Devamla) - … birtakım komplo teorileriyle açıklamaya kalkışmazsınız.

Bu konuşmayı son derece hoş olmayan bir konuşma olarak değerlendiriyorum. Dolayısıyla, Sayın Kaplan, hiç söz istemeye hakkınız yok çünkü burada bir sataşma da söz konusu değil.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ona siz mi karar vereceksiniz Mahir Bey?

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Bu kürsü sizi ve yaptıklarınızı çok iyi anlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Orada öyle konuşup siz karar veremezsiniz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ünal.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Hasip Bey’in şahsına yönelik hakaretler var.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Şahsımla ilgili bir sataşma var.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Önce sataşma var.

BAŞKAN – Bir dakika efendim, grup başkan vekili daha evvel söz… Vereceğim söz efendim, oturun yerinize.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şahsımla ilgili bir sataşma var

BAŞKAN – Hayır, önce grup başkan vekili söz istedi, sonra siz sataşmadan söz istediniz. Buyurun, lütfen… Lütfen…

Sayın Uzunırmak, buyurun.

2.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan çok teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bu ülke hepimizin. Bu devlet bizim devletimiz ve kurumlarıyla, kurallarıyla, her şeyiyle bizim. Roboski’de hatalı bir operasyon, hatalı bir emir, yanlış bir uygulama olabilir. Burada, bir ekip ve belli sayıdaki bir mensubun operasyonudur. Oradan hareketle “Şerefli bir asker arıyorum.” diyerek Türkiye'nin en önemli kurumlarından birisi olan orduya ve bütün kurumu töhmet altında bırakacak, bütün subaylarımızı, asker mensuplarımızı töhmet altında bırakacak, yakışmayacak bir ifadeyle kurumu rencide edici bir mantık ve izah bir milletvekiline, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını özümsemiş, kurumlarını kendi kurumları kabul eden bir milletvekiline yakışmayacak bir tavırdır.

Oradaki sorumlu olan kimse, evet, onlar sorgulanabilir, onlar itham edilebilir ama oradan hareketle bütün kurumu itham eden, âdeta o kurumda sanki hiç şerefli bir subay yokmuşçasına kurumu töhmet altında bırakan “Bir şerefli subay arıyorum.” lafı çok geniş bir mülahazadır ve yakışmayan bir mülahazadır. Bunu yüce Meclisimizle paylaşmak istiyorum ve bu konuşmalara dikkat edilmesi kanaatini taşıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP, AK PARTİ, CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uzunırmak.

Sayın İnce…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Vereceğim efendim grup başkan vekillerinden sonra.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu yönteminiz doğru değil. Bir eleştiri yapmışız, o eleştirinin yanıtını burada kimse…

BAŞKAN – “Keyfiniz istediği zaman” değil, vereceğim diyorum. Yerinize oturun, grup başkan vekillerini dinleyelim, sizi de dinleyeceğiz. Buyurun lütfen yerinize…

Buyurun Sayın İnce.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama usule, İç Tüzük’e riayet ederek verin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim “vereceğim” diyorum, lütfen yerinize oturun. Bu kuralları bozmayın, kurallarla gidelim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Burada konuşma ve eleştirilerimize her grup başkan vekili çıkıp cevap veremez.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bu kadar germeyin bu işi ya, bırakın, ayıp ya! Yani bu kadar konuşmalar…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıp olur mu? Çıkıp grubunuz var, hepiniz konuşuyorsunuz. Sıranız gelecek, biraz sonra siz konuşacaksınız.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Zıvanadan çıkan konuşmalar yapıp durmayın burada.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz konuştuk, siz hepiniz birden söz istediniz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bağırma, bağırmadan konuş.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sizin yaptığınız konuşmaları biz dinliyoruz burada ama.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başkanın çalışma yöntemini sorgulamak size düşmez.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Şerefli asker aramak size mi düştü bu memlekette? Ne demek “Şerefli asker arıyorum.” ya!

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) -  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, Sayın Hasip Kaplan’ın konuşmasının hemen hemen yüzde 95’ine katılıyorum ama gerçekten de oradaki o “Şerefli bir Türk askeri arıyorum.” sözü bence maksadını aşmıştır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu Meclisi şerefli Türk askerleri kurdu. Onların kurduğu bu Meclisteyiz biz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – CHP’yi de kapattılar o şereflilerden bazıları.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Yani bu ülkede 12 Martta, 12 Eylülde

bu ordu bize işkence yaptı, bizi hapse attı, bizim tırnaklarımızı söktü -bütün bunlar doğru- CHP’yi kapattı, mallarımıza el koydu. Fakat bugün kin güdemeyiz. Devletlerin yaşamında kin olmaz, “Oh olsun İlker Başbuğ’a!” denmez. Bu doğru değil. “Ordu geçmişte ihtilal yaptı, darbe yaptı. Ah, işte, bak, sen de şimdi çek Silivri’de, git F tipi karavana ye.” demek, bu doğru değil. İntikamla devlet yönetilmez.

Ben geçen gün arkadaşlarımla birlikte Silivri’deydim. İnsanlığınızdan utanırsınız, utanırsınız! 150 hâkim, 150 avukat orada. Hâkim soruyor, “Söz isteyen var mı?” diyor. 40 kişi ayakta, “Söz istiyoruz.” diyorlar. Hâkim diyor ki: “Yaz: ‘Söz isteyen yok.’”

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Millî Eğitim Komisyonu gibi oldu.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Millî Eğitim Komisyonu gibi aynı. Böyle bir şey olur mu? Yani hiç vicdanınız sızlamıyor mu sizin?

“Oh olsun…” Bir gün size de yaparlar bunu. Biz bu ülkede hukuk arıyoruz, adalet arıyoruz, kimseye yapılmasın istiyoruz. Bugün ona, yarın sana, öbür gün bana. Böyle bir mantık olmaz, bu doğru değil.

Ordu bizim ordumuzdur. O orduda şerefli Türk askerleri vardır, şerefli Türk generalleri vardır. Ordunun yanlışları da olmuştur; işkence yapmıştır, darbe yapmıştır, bütün bunlar doğrudur ama bir kurumu toptan aşağı, tepeden tırnağa “İçlerinde 1 tane de şerefli yok.” gibi davranmak, bu doğru değil. Ordu bizim ordumuzdur. Anlamını aşan bir cümle olmuştur diye düşünüyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Kaplan, buyurun, lütfen başka bir sataşmaya meydan vermeden açıklamanızı yapın.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Arkadaşlar, burada kastımı aşan bir konuşma yapmadım, çok açık ve net söylüyorum. Ordu, milletindir, halkındır. Yüzde 80’i mecburi vatan görevini yapan, bütün ülkenin 81 vilayetinden giden evlatlarından oluşur. Ben subay kademesini söyledim, yarısı içeridedir Silivri’de. Yargılaması da ortadadır. “Onu tarihe bırakalım.” demeyeceğim, kalmayacak ama Roboski katliamı bir toplu katliamdır, bir insanlık suçudur.

Savaş uçaklarınız kendi evlatlarını bombalamış, 34 canı. Bir yıldır bu soruşturma engelleniyor. Gizli tutma kararı verilmiş, Meclis Komisyonuna bilgi verilmemiş.

Şimdi, benim buradan, bunu aydınlığa kavuşturmamış bu ülkede -bu 75 milyonluk ülkede- kalkıp elbette ki ordudan, şerefli, bu olayı itiraf edecek bir insanı aramamdan daha normal ne olabilir? “Vardır bu ordunun içinde, çıkacaktır.” dedim. Bu, ordudaki insanları onore etmektir. Öyle sizin söylediğiniz gibi… 3 parti, ordu gelince, polis gelince hepiniz çıkarsınız, kahraman gibi, savunur gibi gözükürsünüz ama ölüme gönderilirken veya ölümde adaleti ararken elinizi vicdanınıza koyacaksınız.

Şimdi, ben burada şunu söylüyorum: Türkiye’de, Türkiye halkı o kadar şerefli ki mecburi vatan görevine koşarak gider. 50 bin sözleşmeli er çıkardınız, paralı askerlik, lejyonerlik, itibar etmedi bu ülkenin insanları. Bakın, meşru, resmî rakamlar: Başvuru sayısı 520, mevcut 320. Bu ülke paralı askerlik yapmaz. Bu ülkeyi paralı askerlik, bu orduyu paralı askerlik… Bu orduyu sermayenin emrinde görmek isteyen zihniyetlere karşı bu kürsüde biz konuşuruz. Üçünüz de birleşseniz, üstümüze de gelseniz doğru bildiğimizi söyleriz. Eleştiri eleştiridir. Eleştireceğiz ki doğruyu bulalım, önereceğiz ki doğruyu bulalım. Buradan çıkıp “Yok, eleştiriyorsun. Yok, hakaret ediyorsun...” Yok hakaret, hayır, haşa.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hakaret etmeyeceğim bir tek kurum varsa odur. Ama yapanlar da yaptıkları hakaretleri not etsin.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Sayın milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi adına…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bir saniye…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, yok böyle bir usul ya! Ali Bey grup başkan vekili değil bir kere. Her şeye bu kadar müdahale etme hakkı da yok yani.

BAŞKAN – Bir dakika… Bir milletvekili olarak “Bir dakika.” dedi. Dinleyelim efendim, ona göre. Siz sakin olun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bizim mantık inşasını doğru kurmamız lazım. Bir kaza olduğunda, kazayı çözerken kural hatası mı, teknik hata mı, kişi hatası mı, çeşitli analizler yapılır. Eğer arkadaşlarımız bir doğru mantıkla Türkiye’de bir şeyi inşa etmek istiyorlarsa buradaki sorgu tekniği, bu bir kural hatası mıdır, kişi hatası mıdır, teknik hata mıdır, bunlar sorgulanmalıdır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, böyle bir yöntem ve tarz yok.

BAŞKAN – Bir saniye…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kurum hatası mıdır…

BAŞKAN – Bir saniye… Efendim, bir saniye… Kalkan konuşmasın. Söz vereceğim efendim, bir saniye.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Burada önemli olan…

BAŞKAN – Bir dakika, izah edeyim. Bir dakika…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın)– Burada önemli olan kurumsal…

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Uzunırmak.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Söz veremezsiniz.

BAŞKAN –  Efendim, yazı geldi. Sayın Uzunırmak…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Roboski bir kaza değil, bir katliamdır.

BAŞKAN – Bir saniye…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Bu feryat neyin feryadıdır?” diyorum. Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

PERVİN BULDAN (Iğdır) –  Bu feryat Roboski katliamının feryadıdır Ali Bey! Bunu anlayın lütfen.

BAŞKAN – Efendim, susar mısınız, ben söyleyeyim, bir saniye. Neden verdim? “Sayın Uzunırmak grup başkan vekiline vekâlet edecektir.” diye bize bildirdiler. Olay bundan ibaret.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şahsına sataşma yok, grubuna sataşma yok. Burada söz veriyorsunuz, Roboski’yle ilgili farklı birtakım şeyler dile getiriyor, böyle şey olur mu?

BAŞKAN –  Ama kimseye hakaret etmiyor, yani “Şöyle araştırılabilir.” diyor. 

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  Roboski bir katliamdır, insanlık suçudur.

PERVİN BULDAN (Iğdır) –  “Feryat” olarak algılıyor Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Roboski bir kaza değildir!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük’ü işletin.

BAŞKAN –  Efendim, hayır “Etmiyor” diyorum. “Etmiyorum” diyorum efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük’ü işletin. Hakaret eden, bu konuşmalardır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Öyle şey mi olur!

BAŞKAN –  Hayır efendim, lütfen… Lütfen… Lütfen yerinize oturun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) ­ – Doğru konuşmak ne zaman hakaret oldu!

BAŞKAN – Sayın Kaplan lütfen… Lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) ­ – Roboski olmadı mı? 34 yurttaşımız ölmedi mi? Faili bulundu mu? Allah Allah…

BAŞKAN –  Sayın Kaplan, bu şekilde yürütemeyiz, lütfen… Lütfen…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) –  İç Tüzük’e göre yönetin. Böyle, keyfinize göre söz veremezsiniz.

BAŞKAN –  Arkadaşlar… İç Tüzük’e göre yönetiyorum ben.

Şimdi, arkadaşlar…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Savaş bu, çocuk oyuncağı değil!

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S.Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S.Sayısı: 362)  (Devam)                                      

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI (Devam)

1) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ (Devam)

1) Millî Prodüktivite Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ

BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı

Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ  (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ  (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU  (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Savunma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Savunma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan.

Sayın Adan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2013 yılı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2013 Bakanlar Kurulunun karar ekinde Kalkınma Bakanlığı şu konulara değinmiştir: Sanayinin kredi maliyetlerinin yüksekliği, kayıt dışı ekonomi ve düşük fiyatlı ithalattan kaynaklanan haksız rekabet, bürokrasinin fazlalığı, kamunun sağladığı bazı girdilerin fiyatlarının uluslararası fiyatlara göre yüksekliği, vergi oranlarındaki yükseklik gibi temel sorunlar devam etmektedir. Ayrıca, teknoloji üretiminde yetersizlik, ileri teknoloji kullanımının hızlı yaygınlaştırılmaması, nitelikli iş gücü eksikliği, yüksek katma değerli ürünlerde sınırlı üretim kabiliyeti, tesislerin üretim ve yönetim yapılarında modernizasyon ihtiyacı, sanayinin kapasitesi ve potansiyeli konusunda yatırımcılara çıkan zorluklar gibi genellikle yapısal nitelikteki sorunların çözülmesi gerekmektedir. Yani on yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının 2013’le ilgili önerilerini size okudum. Bir muhalefet partisinin dile getireceğini, Sayın Bakan, sizin Bakanlar Kurulunda dile getirilen bu konuları yüce heyetiniz de paylaşmış oluyor.

Değerli milletvekilleri, dünya son on yıl içerisinde büyük değişimlerden geçti. Buraya gelmeden evvel, İstanbul’da iş güç yapan değerli dostlarla bir araya geldiğimizde, şu rakamları gördük: 2012 yılında dünya gayrisafi millî hasılasından elde ettiğimiz pay ile 2003 yılında dünya gayrisafi millî hasılasından elde ettiğimiz pay aynı orandadır.

Şimdi, bu kalkınmayla ilgili, dün sayın bakanları dinledim ben. Gerçekten çok heyecanlı, çok başarılı bir sunum yaptıklarını gördüm ama ben bunu şuna benzetiyorum değerli milletvekilleri: Geçen dönem, aşağı yukarı bir sene evvel, dış işleriyle ilgili, Sayın Başbakanı, Dışişleri Bakanını dinlediğimizde, “Hepimizin hayalinin ötesinde, gerçekten, dünyayı yöneten bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıya mıyız?” diye, oturduk, düşündük. Bazı, miting alanlarına sığmayan Başbakan iradeleri, Obama’ya ders veren iradeler, bunlar hep söylendi ama sonradan, yanı başımızda, öksürdüğümüzde sesimizin duyulacağı Erbil’e Enerji Bakanının inmediğini gördük. Dolayısıyla bu dış politikadaki çıkmazlar tek tek önümüze çıkıyor. Yani Ermenilerle olan münasebetler, Ermenistan’la olan münasebetler, Kıbrıs, Kuzey Irak, bunlar defalarca anlatıldı. Buradaki oy çokluğu, tekrar birtakım heyecanlar yaratıyor ve laf burada kalıyor ama emin olun dış politikada gerçekten çok ciddi sorgulamalarla karşı karşıyasınız fakat ekonomiyle ilgili bir çıkmaz yarın öbür gün bu milletin önüne gelirse –ki gelecek, o görünüyor- benim şimdi anlatacaklarıma dikkat etmeniz gerekir.

Bugün Türkiye’de ne oluyor? Türkiye’de olup biten hadiseler şunlar: Ucuz ithalat var. Türk parası değerli, alıyor Türk parasıyla, biraz da borçlanabilme imkânı var ve bir hayal âleminde yaşıyor bizim insanlarımız. Çok soru sorulacak. Sorulacak sorulardan bir tanesi şu: Yerli otomobil konusu. Dün İstanbul’dan dostlar bu konuyu dile getirmemi istediler. Türkiye’de yerleşik otomotiv firmalarının tamamı yabancı sermayenin elindeyken, tüm satın alma kararları, yeni model ve tasarımlar merkezî satın alma yapılarak yurt dışından alınırken, yerli yan sanayinin katkısı giderek azalırken Sanayi Bakanlığı hangi önlemleri almıştır?

Yerli yan sanayi, otomotiv bu sıkıntılarla karşı karşıyayken, gümbür gümbür, Başbakan, yerli otomotiv üretecek bir babayiğit arıyordu. Gerçi söylendi, unuttuk. Yerli otomobil hayali peşinde koşacağınıza önce otomotiv sanayinin yerli girdi oranı neden düşüyor, ona bir bakın. Otomobil firmaları, yerli yan sanayinin köküne kibrit suyu döküp ithalata giderek daha fazla ağırlık verirken Sanayi Bakanlığı olarak hangi önlemleri aldınız, yan sanayiye hangi destekleri verdiniz?

Şu soruma cevap verin Sayın Bakan: Ülkemizde üretim yapan 5 markanın, Ford, Renault, Fiat, Hyundai ve Toyota’nın yerlileşme oranlarını bize söyleyebilir misiniz? Konu ithalat oldu mu önünüze gelenle anlaşma yapıp dolaşıyorsunuz, ithalat lobisi istiyor, siz yapıyorsunuz. En son dünya otomotiv sanayisinde, elektronik sanayide, beyaz eşya sanayisinde dev olan Güney Kore ile serbest ticaret anlaşması imzaladınız.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu serbest ticaret anlaşması imzaladığınız Güney Kore’de sadece Samsung firmasının cirosu, bizim 500 sanayi şirketimizden daha yüksek, 270 milyar dolar. 270 milyar dolar işlem hacmi olan bir tek firmaları var.

Şimdi, bu Güney Kore’ye siz ne satıyorsunuz da sıfır gümrükle bir ticaret anlaşması yapıyorsunuz? Bunu mutlaka gelip bize izah etmeniz lazım. Türkiye’nin Serbest Ticaret Anlaşması yaptığı ülkelerle elde ettiği sonuçları burada değerlendirmeniz lazım. Elinizde bir rapor, çalışma var mı, bir analiz var mı? Böyle bir çalışmayı mutlaka Türk milletiyle paylaşmak mecburiyetindesiniz. Şu anda örneğin Rusya, İran, Çin, Hindistan bize yüzde kaç gümrük vergisi uyguluyor, biz kaç gümrük vergisi uyguluyoruz?

Sizin, geçmişte -yine arkadaşlarımızla birlikte çalışırken- açıkladığınız sanayi stratejisi belgeleri ne oldu, bunu da anlatmanız lazım. Hangi sonuçlar aldınız, hayata geçirmek için ne yaptınız? Cari açığı düşürmek için üretimi arttırmak yerine ülkemizin büyümemesi stratejisini benimsediniz, frene bastınız, gaza basamıyorsunuz. Hani, tartışma var ya “Gaz mı yoksa fren mi?”

Şimdi, buraya geldi, bütçede Sayın Başbakan 500 milyar dolar ihracatı hedeflediğini söyledi. Aramızda bütün milletvekillerinin hesabının yapabileceği bir çıplak mantık var, o da şu: Yüzde 3 büyümeyle -ki yüzde 3 rakamını da yakalayıp yakalamayacağımız noktasında endişeler var- siz… On yıl içerisinde, hadi arada sırada yüzde 5’le de büyümeyi sağladığımızı düşünecek olursak 200 milyar doları yakalamak imkânsız gibi gözüküyor.

Sanayi Bakanlığının sanayimiz içindeki rolünü gerçekten merak ediyorum. Ekonomi Bakanlığı var, Kalkınma Bakanlığı var. Misyonunuz, hangi konularda Sanayi Bakanlığı söz sahibidir? Türkiye’nin üretimi, ihracatı, ithalatıyla bir ilginiz var mı, yetkiniz var mı? Devlet olarak sanayimizin rekabet gücünü destekleyecek önlemler alacağınıza, reel sektörün enerji, iş gücü, ham madde maliyetlerini yükseltecek ne var ise yapıyorsunuz.

Bir yandan ülkemizi tüm dünya için sıfır gümrüklü bir ultra liberal pazar hâline dönüştürüyorsunuz, diğer yandan Amerika Birleşik Devletleri’nde 100 dolar, Suudi Arabistan, Mısır, İran’da 40 dolar, Türkiye’de 400 dolara doğal gazı satıyorsunuz.

Şimdi, 400 dolara doğal gazı satıp sıfır gümrükle de Güney Kore’den veya herhangi bir yerden mal ithal ettiğinizde bizim üreticimiz nasıl kendisini ayakta tutacak? İşte, bu gerçeklerle Türkiye bir taşeron ekonomisine doğru süratli bir şekilde gidiyor. Biz işçilik yapıyoruz, ithal ediyoruz ve dışarı satıyoruz.

“BOTAŞ zarar ediyor.” diyorsunuz, doğrudur. BOTAŞ’la ilgili anlaşmaların şüpheleriyle dolu bir süreç var önümüzde. Yanlış stratejiler, yanlış ilişkiler, BOTAŞ’ın yani  doğal gazın pahalı olmasına vesile olmuştur. Ama bir ülke düşünün, doğal gaza dayalı -aramızda çok değerli iş adamları var, Lütfü Türkkan Bey burada- işletmelerin tamamı zarar ediyor şu anda. Kömüre dayalı santrallere izin vermiyorsunuz, doğal gaza dayalı santrallere izin veriyorsunuz, bunu hayretle takip ediyoruz.

Değerli Bakan, süremiz yetmiyor ama nükleer enerjiden bahsettiniz; nükleer enerji 5 kuruşa, bizim sattığımız enerji 15 kuruş. 5 kuruşa dayalı bir enerjiye  dayalı üretim yapanla 15 kuruş enerji alarak üretim yapanların bir denge kurması mümkün mü?

Sonuçta, Türkiye’nin şu anda içerisinde bulunduğu manzara: Ülkemiz bir ithalat cenneti olmuştur, sanayimiz rekabet gücünü kaybetmiştir, KOBİ’lerimiz can çekişmektedir, ihracatımız ithale dayalı olarak “Getir, montaj yap sat.” şekline dönüşmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL ADAN (Devamla) – Ben bütçenizin milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Sayın Türkoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) –  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türk Standartları Enstitüsü ve Türk Patent Enstitüsü bütçeleri üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP hükûmetleri tarafından hazırlanan 11’inci bütçeyi müzakere etmekteyiz. Bu bütçede de işçi, memur, esnaf, emekli, dul, yetim, çiftçi, 4/C’li, taşeron çalışanı bulunmamaktadır. Bu bütçede de, AKP’nin önceki bütçelerinde olduğu gibi, zenginden de, fakirden de aynı miktarda alınan ve artan dolaylı vergiler vardır.

Esnaf ve sanatkârımız, sermaye ve refahın tabana yayılmasında, gelir dağılımının iyileştirilmesinde, sosyal dengelerin korunmasında çok önemli görev üstlenmektedir. Ülkemizdeki iş yerlerinin yüzde 99’u esnaf ve küçük işletmelerden oluşmaktadır. İstihdamın yüzde 77’si, ekonomide yaratılan katma değerin yüzde 36’sı esnaf tarafından sağlanmaktadır. Bu nedenle, esnaf ve sanatkâr kesiminin sorunlarını ülkemizin genel ekonomik ve sosyal sorunlarından ayrı düşünmemek gerekmektedir. Ülkemizin temel direği olan ve etki alanı itibarıyla her tarafa hitap eden, aile kurumundan sonra, toplumsallaşmanın, iletişim kurmanın, birlik ve beraberliği zenginleştirmenin en güçlü yapısı olan esnaf ve sanatkârlık müessesemiz çökmek üzeredir. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu verilerine göre, 30 Eylül 2012 tarihi itibarıyla ülkemizde 1 milyon 996 bin esnaf bulunmaktadır. Yine bu verilere göre, 2005-2012 yılının Mayıs döneminde 1 milyon 130 bin esnaf kepenk kapatmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, küçük esnaf mahalle aralarına kadar giren büyük alışveriş merkezleri nedeniyle iş yapamaz hâle gelmiş ve kepenk kapatmayla karşı karşıya kalmıştır. Küçük esnaf işinin başında işsiz duruma düşmüştür. AKP'nin on bir yılında her yıl artan esnafımızın protestolu senet sayısı 2012 yılının ilk dokuz ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14,7 oranında artışla 770 bin 732'ye yükselmiştir.

KOBİ'lerin takibe düşen kredi borçları ise yüzde 9 oranında artışla 5 milyar 683 milyon TL olmuştur.

AKP iktidarının on yıllık dönemine baktığımızda, kapısına kilit vuran fabrikalar, hayatına son veren iş adamları, işsizliğe mahkûm edilen insan manzaraları görürüz.

Küçük ölçekli işletmeler "KOBİ kredisi" altında büyük bir de sorun yaşamaktadırlar. En önemli sorunlarından biri, kredinin kime verileceğine bankaların karar veriyor olmasıdır. Yapmış olduğumuz sicil affına karşın bankalar ellerindeki kayıtları silmediği için ekonomik gücü daha zayıf olan küçük işletmelere kredi vermek istememektedirler. Kredi dağıtımı bankanın insafına bırakılmıştır. Bu konuda acil bir önlem alınması esnafımız için büyük önem arz etmektedir.

Bu arada, KOSGEB'de de ilginç şeyler olmaktadır. Dikkatinizi çekmeden geçemeyeceğim. Şu anda KOSGEB Başkanı olarak görev yapan bürokrat kendi kurumu tarafından dava edilmiş birisidir. Basından öğrendiğimize göre daha evvel KOSGEB bünyesinde İkitelli İGEM Müdürü olarak görev yapan şimdiki başkan, kurumu zarara uğrattıkları gerekçesiyle, bir grup kurum çalışanı ile beraber ceza davasına muhatap olmuştur. Yine basına yansıyan haberlere göre mahkeme tarafından müracaat edilen bilirkişiler kurum malları aleyhine suç işleyen sanıkların cezalandırılmaları yönünde rapor tanzim etmişlerdir. Duyumlarımıza göre de davadan ceza almışlardır.

Bir başka basında yer alan haber ise KOSGEB Başkanının eşinin bir il müdürünün eşine "Eşin müdür, kızın KOSGEB’de çalışıyor, durumunuz iyi, bize maddi destek sağlayın, ailecek dünyada ve ahirette rahat ve huzurlu olmanın gerekleri vardır." ifadeleri olan telefonudur. Anlaşılan AKP’nin bürokratları da, yakınları da AKP gibi dünya ve ahiretten satışlara başlamışlardır. Habere göre il müdürünün eşi şikâyetçi olmuş ve banka dekontlarını savcılığa ibraz etmiştir.

Sayın Bakan, siz bakanlığınızı, ilgili kurumları kimlerle yönetiyorsunuz Allah aşkına, bu mu sizin kadrolarınız?

Anlaşıldığı üzere KOSGEB de AKP'nin kadrolaşma ve yandaş yaratma çabasından nasibini alan kurumlarımızdan biridir. Uzmanlık ve liyakatin yerini alan siyasi kayırmacılık olduğu sürece bu kurumlarımızda yaşanan sorunların sona ermesi bir yana, her geçen gün bir başkası eklenecektir.

Değerli milletvekilleri, binlerce üretime kefil olan Türk Standartları, bu ağırlığın altında ezilmektedir. Özellikle dış ticaret alanında TSE uygulamaları nedeniyle ciddi sorunlar yaşanmaktadır. İthalat işlemlerinde TSE'ye tabi ürünlere ilişkin gümrükleme esnasında zaman ve maliyet yaratıcı nitelikte önemli sorunlar vardır. İthalat esnasında gümrükler tarafından TSE kontrolü için alınan numunelere ilişkin cevabi yazılar oldukça gecikmeli olarak gelmektedir. Bu gecikme ithalatçı firmalarımızın işlemlerini yavaşlatmakta dolayısıyla ticari hayatın yavaşlamasına sebep olmaktadır. Diğer önemli bir sorun ise standartlara ilişkin belgelerin sürelerinin kısa olması, çoğunun ait olduğu takvim yılı içinde geçerli olmasından dolayı yaşanan bürokrasidir.

Patent üretimine baktığımız zaman, Türkiye dünya sıralamasında 80'inci sıralarda kalmaktadır. Bilimsel gelişmeye, araştırmaya, uluslararası standartlara, AR-GE'ye hizmet etmesi gereken bilimsel kurumlar ne yazık ki iktidarın elinde verimsiz birer oyuncak olmuştur. Malumunuz olduğu üzere, bir ülkenin insanı, üniversiteleriyle yenilik ve patent üretebiliyor ve bunu bir fikrî mülkiyet yönetimi ile ticarette kullanabiliyorsa o ülke kalkınabilmektedir.

Türkiye'yi teknoloji, askeri teçhizat ve donanım konusunda başka devletlere bağımlı hâlden kurtarmanın yegâne yolu doğru bir şekilde belirlenmiş araştırma politikalarıdır. AKP Hükûmeti bu politikaları üretmekten oldukça uzak ve yoksundur.

Bu arada TSE ile ilgili hususlarda kulağımıza gelen duyumlara göre, TSE Başkanı aynı zamanda AKP üst kurul delegesiymiş, AKP kongresinde oy kullanmış. Doğru mudur, isim benzerliği midir, böyle bir şey olabilir mi? Mevzuat buna müsaade ediyor olabilir ama bunun etik olduğunu, meşru olduğunu ifade etmek son derece güç. Sayın Bakandan bu hususu açıklamasını bekliyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, her yönetim mutlaka bir denetim unsuruna sahiptir. İşlerin iyi gidip gitmediğine, amaca yönelik çalışmalar yapılıp yapılmadığına ilişkin tespit ve değerlendirmeler denetim birimlerince yerine getirilir. Cami yaptırma ve yaşatma derneğinden tutun, spor kulüpleri, siyasi partiler, genel müdürlükler, bakanlıklar, hülasa devlete dair her kuruluşun bir denetim birimi ve organizasyonu vardır. Denetim, her kurumun, kuruluşun olmazsa olmazıdır. AKP ise on bir yıldır “Denetim olursa olmaz.” anlayışını benimsemiştir. İktidara geldiği ilk günlerde bakanlıkların teftiş kurullarını kaldırmaya teşebbüs eden AKP -kurucularının geçmişinde denetim elemanları ile ilgili bir travmadan olsa gerek- kaldıramadığı teftiş kurulları yerine, onların yetkilerini budayarak Nasrettin Hoca'nın leyleğine benzetmeyi tercih etmiştir.

AKP hükûmetleri yargıyı kontrol ederek yargısal denetimleri istedikleri şekle sokmuştur.

AKP basının bir kısmını satın alarak, bir kısmını da baskı altında tutarak halkın doğru bilgi almasını, dolayısıyla sağlıklı kamuoyu oluşmasını engelleyerek kamuoyu denetiminin oluşmasını imkânsız hale getirmiştir.

       AKP, ihale işlerini denetleyen kamu ihale mevzuatıyla oynayarak Kamu İhale Kurumunun sağlıklı bir denetim yapmasının, ihalelerin istisnalarını arttırarak kamunun daha ucuz alım yapmasının önüne geçmiştir; yine tüyü bitmemiş yetimin hakkına el uzatmıştır.

AKP hükûmetleri, Meclisin siyasal denetim yapma kapsamında milletvekillerinin verdiği yazılı, sözlü soru önergelerine ya cevap vermemiş ya doğru cevap vermemiş ya da lakayıt cevaplar vermişlerdir. Meclis soruşturması ya da gensoru yoluyla denetim yapmak ise parmak demokrasisinin kurbanı olmuştur.

Kurumlarda ise denetlenen kurumun başında bulunan kişinin emrinde iç denetçiler ihdas edilerek, garip bir şekilde, doğru işler yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi beklenmeye başlanmıştır.

Kamu kurumlarında idari denetim yapan elemanlar, denetlenen birimin yöneticilerinin iktidara yakınlığına göre tembih edilmektedir. Eğer iktidara yakın ise kamu kurumunun başındaki yönetici, denetim, öğretici denetim; iktidara uzak ise, iktidara karşı ise infaz denetimi tavsiye edilmektedir.

İşte, böyle bir atmosferde Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapan bir hesap mahkemesi olan Sayıştay, kurumları denetlemekte idi. Kurumların denetimine yetişmekte zorlanan Sayıştaydan iktidar partisinin oylarıyla kapasitesinin, denetim kapasitesinin artırılması yerine, denetim yetkisi elinden alınmıştır. Müzakere ettiğimiz bütçe ise, 1862'den bu yana ilk defa Sayıştay raporu olmadan müzakere edilen bir bütçedir.

Sayın milletvekilleri denetim, kurala uygun oynamayı temin eder. Denetim, tasarrufu, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumayı temin eder. Denetim, düzen ve intizam temin eder. Denetim, haksız ve hukuksuz zenginleşmeyi önler. Sizin oylarınızla denetimden kaçırılan ve devletin, milletin cebinden alınan her kuruşta oylarınızla sorumluluk sahibi olmaktasınız. Denetim, bu Meclisin hakkı, aynı zamanda görevidir. Bunu engelleyen Sayıştaya da, Hükûmete de gerekli cevabını vermek ettiğimiz yeminin bir gereğidir.

Bu duygularla, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Işık buyurun.

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı TÜBİTAK olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile kısa adı TÜBA olan Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığının 2013 yılı bütçeleri üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi ülkelerin kalkınması, gelişmesi ve önüne koyduğu hedeflere ulaşmasında bilim ve teknoloji altyapısı ile kısaca AR-GE olarak tanımlanan araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin büyük bir önemi ve katkısı vardır. Ülkelerin birbiriyle kıyaslanmasında ve rekabet edebilme yeteneklerinin belirlenmesinde ülkelerin bu faaliyetlerini dikkate alan bazı uluslararası göstergeler kullanılmaktadır. Bu göstergelerin yaygın kullanılanlarından birisi uluslararası literatürde “Networked Readiness Index” olarak bilinen ve “NRI” olarak kısaltılan Bilim ve Teknoloji Yatkınlık ve Yararlanma İndeksi'dir.

Her yıl Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan bu indeks değerleri incelendiğinde; 2001-2002 döneminde dünya sıralamasında 41’inci sırada yer alan ülkemizin 2008-2009 döneminde 61’inci sıraya, 2009-2010 döneminde 69’uncu sıraya, 2010-2011 döneminde ise 71’inci sıraya gerilediği görülmektedir.

Bu verilere göre Türkiye, on yıllık AKP iktidarları döneminde bilim ve teknoloji altyapısı ile AR-GE faaliyetleri açısından 2002 yılına göre tam 30 sıra gerilemiştir.

Her ne kadar Hükûmet yetkililerimiz her fırsatta ülkemizin 16’ncı veya 17’nci büyük ekonomiye sahip olduğunu belirtseler de, yine Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre kişi başına düşen millî gelir açısından 2’nci grup ülkeler arasında yer alan ülkemiz, dünya sıralamasında 2002 yılında 46’ncı sırada yer alırken 2011 yılında 71’inci sıraya düşerek maalesef son on yılda 25 sıra gerilemiştir.

Bu iki temel gösterge birlikte değerlendirildiğinde, ülkemizin 2002 yılında ekonomideki sıralamasına göre bilim ve teknolojideki sıralaması 5 basamak daha önde iken 2011 yılında maalesef bu iki göstergede de aynı sırada yer alabilmiştir. Özetle, son on yılda ülkemiz bilim ve teknoloji alanında uluslararası yarışma gücü açısından ekonomik gücüne göre 5 sıra daha geride kalmıştır. Bu da ülkemizin sahip olduğu ekonomik gücünden AR-GE faaliyetlerine hak ettiği payı ayıramadığını göstermektedir.

Uluslararası düzeyde kullanılan bir diğer bilim ve teknoloji göstergesi de ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılalarından AR-GE faaliyetlerine ayrılan paydır. Bu gösterge açısından da ülkemizin dünyadaki yerinin bizleri mutlu edecek bir düzeyde olmadığı görülmektedir. Ülkemizde 2002 yılında yüzde 0,53 olan bu pay, 2011 yılında yüzde 0,84’e yükselmiş ancak her iki yılda da dünya ortalamasının altında, AB ortalamasının ise yaklaşık üçte 1’i düzeyinde kalmıştır. Bu değer örneğin 2008 yılında ABD’de yüzde 2,77 iken İsrail’de yüzde 4,86 olarak gerçekleşmiştir. Bu ülkelerin günümüz değerlerinin çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir.

Dünya Ekonomik Forumu’nun hazırladığı Küresel Rekabet Gücü Raporu 2012 verilerine bakıldığına ise ülkemiz 142 ülke arasında ancak 70’nci sırada yer alabilmiştir. Bu rapora göre ülkemiz 5 kategoride gelişmiş ülkeler düzeyinde, 4 kategoride gelişmişliğe yakın, 3 kategoride ilerleme düzeyinde, 8 kategoride gelişmişlik düzeyine oldukça uzaktır. Maalesef bu kategorilerden birisi ise inovasyon ve AR-GE’dir. 13 kategoride ise gelişmişliğin dışında kalmıştır. Bu kategoriler arasında da fikrî mülkiyet hakları, eğitim kalitesi, bilimsel araştırma kurumlarının kalitesi gibi kategoriler yer almaktadır. Gerek dünyada gerekse bölgemizde devam eden enerji savaşları ve ülkemizin yukarıda özetlenen mevcut durumu dikkate alındığında, eğer AR-GE yatırımları için aynı yaklaşımla devam edilirse bölgesel ve küresel güç olma iddiamızın sürdürülememesi tehlikesi söz konusudur. Bu tehlikenin yok edilebilmesi için AR-GE'ye ayırdığımız payın 2015 yılında yüzde 2’ler, 2023 yılında ise yüzde 4'ler düzeyine çıkartılması mutlaka sağlanmalıdır.

Ayrıca, 2001 yılında hazırlanan “Vizyon 2023” çalışmasında öncelikli teknoloji alanları olarak belirlenen bilgi ve iletişim teknolojileri, malzeme teknolojileri, nanoteknoloji, enerji ve çevre teknolojileri ve benzeri gibi alanlarda gerekli yatırımlara ve AR-GE çalışmalarına ciddi kaynaklar aktarılmalıdır. Bu hedeflere ulaşmamızda hiç şüphesiz ki ülkemizin en önemli kurumları arasında yer alan TÜBİTAK ve TÜBA'nın faaliyetleri büyük önem arz etmektedir.

Hepimizin bildiği gibi TÜBİTAK, 1963 yılından bu yana ülkemizde bilim ve teknoloji politikalarının oluşturulmasına katkı sağlayan, toplumun genelinde bilim, teknoloji ve yenilik kültürünün yaygınlaşmasına öncülük eden köklü bir kamu kurumumuzdur. Ancak bu kurumumuzda da diğer kurumlarda olduğu gibi, son yıllarda liyakat ve tarafsızlık ilkesinden uzaklaşılmış, partizanca yapılan atamalar ve personel arasında yapılan ayırımlar nedeniyle ciddi rahatsızlıklar yaşanmıştır. Umarız, kurum kanununda yapılan son değişikliklerle birlikte yeni dönemde, bu yanlışlardan bir an evvel dönülür.

İktidarın bilime bakışını ve TÜBİTAK'ın durumunu gösteren en önemli örneklerden biri, TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü tarafından 2003 yılından bu yana geliştirilen Pardus işletim sistemi kullanımına yönelik uygulamalardır.

Türk araştırıcı ve yazılımcıların ürünü olan bu işletim sistemi, önemli güvenlik ve maliyet unsurlarını beraberinde getirmektedir.

Açık kaynak kodlu bir yazılım olduğu için “casus yazılım” olarak adlandırılan kötü niyetli herhangi bir yazılıma izin vermeyen Pardus işletim sisteminin ülkemizdeki Başbakanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve tüm bakanlıklardaki kullanımına yönelik olarak verdiğimiz soru önergelerine verilen cevaplardan sadece Sayın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımızın cevabını sizlerle paylaşmak istiyorum.

"Pardus işletim sisteminin, Bakanlığımız bilişim altyapısında kullanımına yönelik test çalışmaları devam etmektedir.” demektedir Sayın Bakanımız. Umarım, bir an önce bu test çalışmaları biter ve önce bu bakanlıkta bu yazılım kullanıma geçer. Ancak anılan yerli işletim sisteminin Millî Savunma Bakanlığımız bünyesindeki kurumlarda yoğun olarak kullanılmış olmasından duyduğumuz memnuniyeti de sizlerle paylaşmak istiyorum. İnşallah, diğer kurumlarda da benzer çalışmalar hızla tamamlanır ve bu yazılıma mutlaka en kısa sürede geçilir temennimizi sizlerle paylaşıyorum.

Ülkemizdeki yazılım sektörünün desteklenmesi amacıyla yazılım işletmelerinden alınan KDV'nin 2023 yılına kadar sıfırlanması yönünde vermiş olduğumuz kanun teklifinin de bir an önce bu Meclisten yasalaşmasını temenni ediyorum.

Ayrıca, AR-GE teşvikleri için az 50 araştırıcı şartını koyarak birkaç özel sektör şirketini desteklemek amacıyla geçen dönem çıkardığımız yasayı bir an evvel değiştirerek bu sınırı 10 araştırıcıya çekmek zorundayız. Aksi takdirde, KOBİ'lerin bir araya gelerek bu AR-GE teşviklerinden yararlanma şansını yakalaması mümkün değildir.

Ülkemizdeki gerçek ve tüzel kişiler tarafından geliştirilerek TÜBİTAK tarafından test edilmek üzere gönderilen yakıt tasarruf cihazlarının başta kamu kurum ve kuruluşlarında kullanımına bir an önce geçilmelidir.

Elli yıldan beri otomotiv sektöründe üretim ve montaj yapan ülkemizin bir uluslararası markayı satın alarak dünya pazarına girmesinin daha doğru olacağını ve bu konuda maalesef Volvo’nun satışını değerlendiremediğimizi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

TÜBA'nın ülkemizin bilimde daha aktif ve etkili bir rol oynamasının yanında sosyal ve temel bilimlerde araştırma enstitülerine katkı vermesi mutlaka sağlanmalıdır. Bu ise şüphesiz ki TÜBA’nın siyaset üstü ve özerk bir yapıya kavuşturulmasıyla mümkün olabilecektir. Maalesef bu konuda da acı örnekleri hep beraber yaşadığımızı hepinizin bildiğini düşünüyorum.

Bazı illerimizde bulunan ve üstün yetenekli öğrencilerimizin eğitildiği Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bilim ve sanat merkezlerinin TÜBİTAK ve TÜBA tarafından desteklenerek yaygınlaştırılması kaçınılmazdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bilim ve teknoloji politikasının esasını; bilim insanına, bilimsel düşünceye, yenilikçiliğe, teknolojinin üretimde kullanılmasına önem verilmesinde görüyor ve teknoloji üretme kapasitesinin mutlaka arttırılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.

Bu amaçla, Türk dünyası bilimsel araştırmalar merkezinin, millî yenilik sisteminin ve teknoloji transfer merkezlerinin oluşturulması gerektiğini ve bu konuda hızlı davranmamız gerektiğini sizlerle paylaşıyor, tekrar, kurumlarımızın bütçelerinin hayırlı olması temennilerimle, sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı, Trabzon Milletvekili Sayın Koray Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA KORAY AYDIN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığının 2013 yılı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerimin başında AKP iktidarının “profesyonel ordu” açıklamalarına değinmek istiyorum. Sayın Millî Savunma Bakanımız, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı değerlendirmede, ordumuzun üçte 1'inin profesyonelleştiğini açıkladı. Ancak rakamlar, Sayın Bakanın açıklamalarını yalanlıyor.

AKP'nin uyguladığı kararsız ve tutarsız politikalar nedeniyle ordu içindeki uzman erbaş sayısında tam bir erime yaşanmaktadır. 2009 yılında yaklaşık 67 bin olan uzman erbaş sayısı yıllar itibarıyla erimiş ve son olarak 7 Aralık 2012 tarihinde Genelkurmay Başkanlığının resmî İnternet sitesinde açıklanan son rakamlara göre yaklaşık 46 bine gerilemiştir.

AKP'nin ordunun profesyonelleştirilmesi yolunda önemli bir proje olarak takdim ettiği “sözleşmeli er ve erbaş” konusunda da tam bir fiyasko yaşanmıştır. Son rakamlara göre Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan sözleşmeli er ve erbaş sayısı sadece 1.210'dur. Evet, sadece 1.210. Uzman erbaş sayısı azalıyor, uzman jandarma sayısı azalıyor, sözleşmeli er ve erbaş sayısı beklenenin çok altında, ancak Sayın Bakan ısrarla profesyonelleşme vurgusu yapıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet,   millî   savunma politikasındaki tutarsızlığa, kararsızlığa ve belirsizliğe bir an önce son vermelidir. Millî savunma politikası deneme-yanılma yoluyla belirlenemez. Terörle mücadelede profesyonel personel istihdamına ağırlık verecekseniz bunu bir an önce hayata geçirme mecburiyetiniz var.

Bu konuda ilk yapılması gereken, askerlerimizin   özlük  haklarını   bir  an önce iyileştirmek, morallerini yükseltmek, onları özendirmek ve teşvik etmektir. Geçen yıl yetersiz de olsa askerlerimize yönelik bazı iyileştirmeleri komisyonda ve Genel Kurulda hep birlikte hayata geçirdik. Ancak, özellikle uzman erbaşlara yönelik fazla bir iyileştirme yapılamadığını üzülerek belirtmek istiyorum. Uzman erbaşların özlük hakları gündeme geldiğinde Hükûmet yetkilileri konu üzerinde çalıştıklarını belirtiyorlar ancak hazırlanan tasarıyı bir türlü Parlamentoya getirmiyorlar. Bu konuda işi ağırdan alan Hükûmet bedelli askerlik söz konusu olunca oldukça hızlı hareket edebiliyor. Oysa AKP iktidarı, çoğu uygulamasında olduğu gibi bedelli meselesinde de çuvallamıştır.

Bedelli yasasında yaşın ve miktarın yüksek tutulması, umutlarını bu yasaya bağlayanları üzerken, askerlik hizmetini “bedelli" olarak yerine getirenlerin bir gün dahi kışlaya uğramadan askerlik hizmetini yapmış sayılmaları da toplumun önemli bir kesiminde ciddi bir rahatsızlık yaratmıştır.

Bedelli çalışmaları sürerken Hükûmet sözcüleri bedelli için başvuru sayısını 400 bin olarak tahmin ettiklerini açıklamışlardı. Ancak umduğunu bulamayan iktidar her geçen gün çıtayı düşürmüş, son açıklama ise Sayın Bakanımızdan gelmiş ve Sayın Bakan başvuruların 100 bini bulacağını ifade etmiştir. Ancak bedelli askerlik için başvuruda bulunanların sayısı 69.073'te kalmıştır. Bu sonuçla bedelli askerlikten beklenen 5 milyar liraya yakın gelirin yanına bile yaklaşılamamıştır.

Bu tablo karşısında afallayan iktidar, bedelli için âdeta bir "sezon sonu kampanyası'' yapmaya karar vermiştir. AKP sözcüleri, bu teklifin bütçe görüşmelerinin hemen ardından veya muhtemelen ocak ayında Parlamentoya sunulacağını ifade etmişlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradan iktidar partisine, Sayın Millî Savunma Bakanı ve diğer Hükûmet üyelerine bir çağrıda bulunmak istiyorum. Madem bedelli uygulamasında ödeme kolaylığı, başvurmayanlara yeniden başvurma hakkı gibi yeni haklar veriyorsunuz, bunda da kararlısınız, o hâlde gelin, başta uzman erbaşlarımız olmak üzere, diğer askerî personelimiz ve polislerimizin özlük haklarını da eş zamanlı olarak iyileştirme yoluna gidelim. Ancak bu düzenlemeleri, "Biz yaptık, oldu." şeklinde yapmayalım. Uzman erbaşlarımızın, diğer askerlerimizin ve polislerimizin temsilcilerinin de görüşlerini alarak, onları komisyonlarda dinleyerek, anlayarak bu iyileştirmeleri hep birlikte yapalım. Toplumdan beklediğimiz birlik ve beraberliği, biz de millî iradenin tecelli ettiği yer olan yüce Mecliste sergileyelim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Libya, Mısır, Suriye, Irak, İran ve daha birçok ülkeye yönelik olarak yürütülen ikiyüzlü dış politika Türk milleti tarafından çok iyi bilinmekte  ve dış politikanın yanında da küresel güçlerin yörüngesinde yürütülen bu politikalara bugün bir yenisi daha eklenmiştir. İktidar sonunda, millî savunma politikasını da tek hegemonik gücün kontrolünde yürütür bir hâle gelmiştir. Bunun son bariz örneği, Patriot füzelerinin ülkemize yerleştirilme sürecidir. Füzelerin yerleştirilme amacı belli: Malatya Kürecik'teki füze radar üssünü korumak ve dolayısıyla topraklarımıza yönelik muhtemel saldırıları bertaraf etmek. Peki, Malatya'ya füze radar üssü neden kuruldu? Amerika'nın ileride yapmayı planladığı muhtemel İran operasyonunda, İran'ın saldırılarına karşı İsrail'in güvenliğini sağlamak.

Hâl böyle iken, İsrail'e karşı yürüttüğünüz politikaların danışıklı dövüş olduğu, bir rol ve görev paylaşımı olduğu artık ayan beyan ortaya çıkmıştır. Türk milleti bu gerçeklerin farkındadır ve siz de bu gerçeklerden kaçamazsınız.

Küresel güçlerin hesabı belli, her şeyi kendilerine göre hazırlamışlar, planlamışlar. Ancak, ülkeyi yönettiğini iddia eden AKP iktidarı, her nedense bu planlardan her şey olup bittikten sonra haberdar oluyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kontrolü küresel güçlere kaptırmış AKP iktidarının millî savunma politikasını, Patriot’ların geliş sürecini özetleyip tekrar hatırlayalım.

6 Kasımda ilk olarak yabancı bir haber ajansı Türk dışişlerinden üst düzey bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Türkiye'nin Suriye sınırında konuşlandırmak için NATO'dan Patriot füzesi istediğini duyurmuştur. Bunun üzerine Başbakanımız Sayın Erdoğan 7 Kasım tarihinde “Böyle bir şeyden haberim yok. Hangi Dışişleri yetkilisi olduğunu bilmiyorum ama eğer böyle bir şey olsaydı benim haberim olurdu." diyerek olayı yalanlamıştır. Ancak, AKP iktidarı bir öyle bir böyle derken, hepinizin bildiği gibi, Patriot’ların ülkemize yerleştirilmesi kararlaştırılmıştır.

Hükûmet "Tetik bizde olacak." dese de NATO Genel Sekreteri Rasmussen komutanın NATO'da olacağını belirtmiştir. Şimdi buradan soruyorum: Tetiği bizde olmayan füzeyle topraklarımızı nasıl koruyacağız? Ayrıca, Rasmussen füzeler konusunda maliyete Türkiye'nin de katlanacağını ifade etmiştir. Bu ne demek? İsrail'i korumak için önce radar üssü yapacağız, sonra Patriot alacağız, parasını da biz ödeyeceğiz. Tek hegemonik gücün gönüllü kölesi olursanız, değerli arkadaşlar, yapacağınız ve karşılaşacağınız muamele de bu olur.

Benzer bir olayı insansız hava araçları konusunda da yaşadık. 2011 Kasımında Sayın Başbakanın Obama ile görüşürken istediği insansız hava araçlarının görüşmeden yaklaşık yirmi gün önce İncirlik’e ulaştığı açıklanmıştı. Benzeri bir durum bu Libya meselesinde de yaşanmış, Sayın Başbakan önce “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye efelenmiş, aradan fazla bir zaman geçmeden Libya’yı vuran NATO kuvvetlerinin karârgahı İzmir olmuştu. “Libya’da ne işi var?” dediğiniz NATO komutasında Libya’ya gideceğinizden haberiniz yok, Obama’dan istediğiniz insansız hava araçlarının yirmi gün önce İncirlik’e geldiğinden haberiniz yok, ülkenize Patriot füzeleri konuşlanacak, haberiniz yok. Daha ne söyleyelim; bu ayıbı, bu utancı Türkiye daha ne kadar yaşayabilir?

Değerli arkadaşlar, bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Sayın milletvekilleri, oturuma kırk beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 13.25

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın dokuzuncu tur görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören.

Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi Bakanlığı bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzun siyasi yaşam içerisinde ve uzunca bir süredir Parlamentoda bulundum ve bugüne kadar çok başbakan gördüm, dışarıda ve içeride, ama Sayın Recep Tayyip Erdoğan, herhâlde, iyi de olsa kötü de olsa, ilkleri yapan bir başbakan. Bütçe konuşmasını kitaptan takip ettim -bütün başbakanların da bütçe konuşmaları Türkiye'de çok ilgiyle izlenir- ilk defa kitaba pastırmaların, sucukların girdiğini gördüm. Kötü de olsa ilki başaran başbakan olarak tarihe geçti.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Canın çekti herhâlde.

HASAN ÖREN (Devamla) – Sanayi Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşmama başlamadan önce… Biraz sonra KOBİ’lerle ilgili, ekonomiyle ilgili, ihracatla ilgili bilgileri aktaracağız. Aslında, bölüm üzerinden gider iken bakanlıkların bütçeleriyle ilgili konuşmaları yapabilmemiz için Bakanlar Kurulunun oturduğu yerde iki bakanımız oturuyor ama buradaki iki bakanın konuyla ilgili bakan olması gerekli. Şimdi, KOBİ’lerle ilgili başlayacağız, ihracatla ilgili devam edeceğiz, sorunları ve çözümleri anlatmaya başlayacağız. Şimdi, bugün, bakıyoruz Sanayi Bakanı burada, Millî Savunma Bakanı… Sanayiyle millî savunmanın hiç alakası yok, sadece “s”den benzerlik var; Sanayi Bakanlığı “s” ile başlıyor, Savunma Bakanlığı “s” ile başlıyor.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Savunma sanayisi var.

HASAN ÖREN (Devamla) – Peki, ihracatla ilgili burada bilgileri aktarırken şurada Ekonomi Bakanı da olsa, bir bütünlük arz etse, olmaz mı? Belki diyebilirsiniz ki “Evet, bu bölümde böyle denk geldi.” Hayır, elinizdekilere baktığınızda, gerçekten, birbiriyle ilişkisi olmayan bakanların, burada gelip bizleri dinlediğini görüyoruz.

KOBİ’lerle ilgili, OSB’ler önemli bir yer tutmaktadır. Sayın Bakanım, organize sanayi bölgelerinde sanayicilerden oluşan müteşebbis heyetlerde sorun yok, hatta özel idare, ticaret odası ve belediyelerin ortaklığı ile ilgili oluşan müteşebbis heyetlerde de sorun yok ama sadece AKP’li belediyelerin ve AKP’de şehir meclisi üyesi olanlarla kurulmuş müteşebbis heyetlerde çok büyük sorunlar var. Bakanlık, bununla ilgili bir denetim içerisinde değil; bakanlık, OSB’ler üzerinde hâlâ daha siyasi ağırlığıyla iş yapmak durumunda kalıyor. OSB’lerden, bölgelerden gelen bilgilere göre bakanlık, kendi düşüncesinde ise o OSB’yi kayırıyor, kolluyor. Eğer örnek olarak istiyor iseniz Turgutlu OSB’ye bakabilirsiniz. On yıldan bu yana, sizin 108’inci maddede tarif ettiğiniz olaya rağmen yani 108’de “Bir yıl proje, iki yıl süreyle şaltere basma koşulu aranması gerekli.” Ne yazık ki bakanlık bu denetimleri yapmamakta, OSB’lerden gelen bilgilere göre de bize cevap vermekte, onlarca soru önergesi vermemize rağmen altı aydan bu yana bakanlık OSB’lerle ilgili bilgi vermemekte.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vermez, öncelikle…

HASAN ÖREN (Devamla) – Hemen ekonomiyle ilgili, KOBİ’lerle ilgili… İhracat yapan bu KOBİ’lere Adalet ve Kalkınma Partisinin, bakanlığınızın baktığı görüşümü açıklamak istiyorum. Dün, burada, Ekonomi Bakanımız hararetle, çok yüksek sesle “Bu KOBİ’ler, 55 bin KOBİ, ihracatla ilgili, bunlar Türkiye’nin lokomotifi, bunlar aslanı, bunlar kaplanı.” diyerek bu kürsüden haykırdı. Hatta daha öteye giderek “Eğer bunlarla ilgili bir düzenleme yapılacaksa sabah getirin, yapalım.” diye konuştu. E, KOBİ’lerin sıkıntıları var. KOBİ’ler gerçekten bu kadar ihracatı yapıyor ise, ihracatın yüzde 60’ını KOBİ’ler gerçekleştiriyor ise ilk önce KOBİ’lerin, işletme sermayelerini bulmasına yardımcı olun. Artık, dünyada rekabet çok hızlı bir şekilde gelişiyor. KOBİ’lerin kâr oranları, sadece ihracat teşvikleri ve KDV’lerden kaynaklanıyor. Bir KOBİ, aldığı ham maddeye yüzde 18 veya yüzde 8 KDV ödemektedir. İhracatını yaptıktan sonra KDV’sinin geriye dönüşümü beş-altı ayı almaktadır. İhracat primleriyle ilgili GÇB’sini almış, ihracatını gerçekleştirmiş olan bir firma, ihracatla ilgili, primleriyle ilgili yedi ay beklemek durumunda.

Yedi ay içerisinde doğal gazını ödemediyse, devlet 1,8 aylık yüzde 20’den faizini alıyor; elektriğini ödemediyse böyle. Bunu bulamazsa KOBİ, bankalara gidiyor.

Peki, ne yapılması gerekli? Yapılacak olan çok kolay. Siz ne istiyorsunuz ihracat primlerini ödemekle ilgili? Diyorsunuz ki: “Vergi dairesine borcun olmayacak, yazını getir; SSK’ya borcun olmayacak, yazını getir.” Peki, ben bunu getirip dosyama koyduktan sonra, ihracatımı gerçekleştirdiğime dair belgeleri de dosyamda bulundurduktan sonra, niye mahsuplaşmayı gerçekleştirmiyorsunuz? Hiç olmazsa mahsuplaşmayı gerçekleştirin ki KOBİ’ler beş, altı, yedi ay dışarıdan para bulma derdine girmesin.

Siz faiz alıyorsunuz yedi ay boyunca, mahsuplaşmayla ilgili, İhracatçılar Birliği, Hazineye; Hazine, “Maliye Bakanlığından ödenek gelmedi...” Sekiz ay geçiyor.

Sayın Bakan, eğer bu KOBİ’lere yardımcı olmak istiyor iseniz, bu KOBİ’lerin daha fazla ihracat yapmasını istiyor iseniz, bir sefer mahsuplaşmayı dosya teslim edildiği an kabul edeceksiniz.

Mahsuplaşmada para vermiyorsunuz, sadece elektriği, vergisi, SSK’sı, enerjisiyle ilgili mahsuplaşma yapıyorsunuz.

E, bu kadar aslansa, bu kadar kaplansa, bu kadar lokomotif görevi görüyor ise ihracatçı firmalar, ihracatçı firmalara güveniniz mi yok? Bütün dosyasıyla getirmiş. Bu dosya geldiği andan beri mahsuplaşma gerçekleşmeli.

Gerçekten ihracatçıya güveniyor isek –ki güvendiğinizi söylüyorsunuz- belirli bir oranda da mahsuplaşma genişletilmeli. Benim ihracatçı olarak, KOBİ olarak nereye borcum var ise ihracat teşvik primiyle ilgili ben alabileceğim parayı her tarafta mahsuplaşabilmeliyim. Daha öteye götürmeliyiz, mahsuplaşmanın dışında kalan paraları da, ihracatçı firmanın hak ettiğini bankaya yatırmak durumundasınız. İşte, o zaman Türkiye’deki ihracatçıların ihracatla ilgili, dünyayla ilgili entegrasyonu daha hızlı bir şekilde gelişecektir.

Hepimizin düşüncesi aynı değil mi? Daha çok ihracat yapalım, daha çok ihracat yapar isek ancak ülkemizdeki insanların ekonomik koşulları, ülkemizdeki insanların refah seviyeleri yükselir diye düşünmüyor muyuz? O zaman bu iki konuda acilen, hemen KDV alacaklarıyla, ihracat primleriyle ilgili yeni bir düzenleme, yönetmelikse yönetmelik, kanunsa kanun çıkarılmalı ve ihracatçının dış piyasalarda rekabet etme gücünü olağanüstü yükseğe çıkarmak durumundayız

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖREN (Devamla) – Ben bu bütçede ihracatçılarla ilgili böyle bir yapıyı görmediğimden dolayı, hazırlanan bütçeye ret oyu vereceğimi bu kürsüden söylüyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ören.

Cumhuriyet Halk Partisi adına ikinci konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam.

Sayın Susam, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bütçesi üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Zamanım sınırlı olduğu için ve önemli bir bütçeyi görüşürken söylenecek çok söz olduğu için hızla konuya girmek istiyorum. Türk sanayisiyle ilgili, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar öyle tablo çizdiler ki sanki dünya güllük gülistanlık ama ben çok bilimsel bir çalışmanın raporunu söyleyeceğim. Diyor ki: “Türk ekonomisinin istikrarlı büyümesinin önündeki en temel engellerden birisinin dış ticaret açığı, cari açık sorunu olduğu açıktır. Bu sorun, ithalat bağımlılığı olarak nitelendiriliyor…” Atlayarak geçiyorum, “…Türkiye’de son on yıl içinde ithalata bağımlılık oranının artış eğiliminde olması, konu ile ilgili araştırmaların önemini artırmaktadır.” Araştırma, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Araştırma ve Para Politikaları Genel Müdürlüğünün 4 bilim adamına yaptırdığı araştırma ve bu araştırmada diyor ki. “Türkiye’de ithalat yükseliyor ve her geçen gün artıyor.” Peki, bu oran istatistik olarak nasıl gösterilebilir? Türkiye’de toplamda imalatın ithalata bağımlılığı 2011’de yüzde 43, 2009’da yüzde 38’e düşmüş kriz olduğu için. Peki, daha çok üretimde büyüyen alanlarda ne durumda? Yüzde 50,2’ye kadar çıkıyor, ama asıl ihracatını yaptığımız mallara baktığımızda, bakınız şöyle, gübrede yüzde 72, demir çelikte yüzde 69, bilgisayarda yüzde 67, kimyasallarda yüzde 56, motorlu kara taşıtlarında yüzde 51 diye devam ediyor. Yani yüzde 50’nin üzerinde ithalata bağlı bir büyümeyi hayata geçiren bir sanayimiz var.

Sanayici de kendini şöyle tanımlıyor: Türk sanayisi üretmeyi bıraktı, lojistik ve montaj yapan bir sanayi hâline geldi. Neden? Çünkü Hükûmetin uyguladığı ekonomik politika, sanayicinin üretmesini pahalı yaptı, çünkü sıcak paraya doğan ihtiyaç, düşük döviz kuru, yüksek faiz, kur üzerindeki baskı üretim maliyetlerini artırdı ve sanayici, üretmek yerine ithal etti.

Evet, sizin çok methettiğiniz ekonomiyle ilgili durumu, bir kez daha bilimsel olarak söyleyeyim. Türkiye’nin ekonomik piyasa büyüklüğü 17’nci. Peki, rekabette şansı ne? Genel rekabet endeksinde 59’uncu 142 ülke arasında. Teknolojik gelişmede 55’inci. 17’nci büyük ekonominin, rekabette, teknolojik gelişmedeki durumu bu.

Değerli arkadaşlarım, bu rakamlar da benim rakamlarım değil, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarınız Sayın İbrahim Çanakçı’nın rakamları.

Şimdi, Türkiye’de bir gerçeği daha söyleyelim: Türkiye’de tasarruflar giderek düşüyor. Bununla ilgili bir tabloyu sizlerle paylaşayım. Bizim gibi ülkelerle bizim kıyaslamamızı yaptığımız zaman Türkiye’de giderek tasarrufların yok olduğunu görmek mümkün. Benzeri ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye maalesef tasarrufu en az olan ülkeler içerisinde çünkü sanayicisi para kazanamıyor, yatırım yapamıyor. Dış kaynakla yatırım yapmanın sonucu da borçlu bir ülke olarak ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, sanayinin, genel çizdiğim bu çerçeve içerisinde, peki, ne olmalı? Bizim önerimiz şudur: Türkiye küresel güçlerin tercih ettiği bir sanayileşme politikasına mahkûm olmamalıdır. Yani bilgide, teknolojide üretim üssü olan büyük ülkeler, çevre kirliliği ve katma değeri düşük olan ürünleri bize satıyorlar, bize pas ediyorlar. Biz, bu anlamıyla, demir çelikte, otomotivde, tekstilde kendimizi çok iddialı zannediyoruz. Aslında, onların vazgeçtikleri alanlarda yer alıyoruz. Ama bu alanları küçümsemiyorum. Bu alanlarda var olarak bizim sanayi politikamız, bilgiyi, teknolojiyi ve ürün çeşitliliğini ele alan, KOBİ’lere dayalı, geniş bir bilgi üretimi yapan sanayi olmalıdır.

Peki, bu sanayiyi yaratabilme şansımız var mı? Bakın, sizinle burada bir konuyu paylaşayım. 2007 10 Aralık, bütçe görüşmelerinde, o zamanki Sanayi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan “2013’te AR-GE desteklerini yüzde 2’ye çıkaracağız.” demişti. Bu bütçede Maliye Bakanı “Binde 59’dan binde 84’e çıkardık.” diye övündü ve hedef olarak da 2023’ü koydu.

ALİM IŞIK (Kütahya) –  Binde 8,4…

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Evet, binde 84, yüzde 0,84.

Yani siz bu yılları, on yılı aşkın süredir… Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi, dünyanın en uygun koşullarında, en uzun süreli ve en istikrarlı dönemde siyaset yapmıştır, AR-GE’ye ayırdığı pay budur. Bununla KOBİ’lerin çok yükselmesi mümkün mü? Değil.

Zamanım daraldığı için sanayiyle ilişkili bir şeyi de söylemek istiyorum. Sanayi ürettiği malını sonuç itibarıyla pazarlamak ister, bu pazarda da büyük oranda kendi iç pazarı da önemlidir. Bizim iç pazardaki üretimimiz ithalata dayalı bir üretim, 200 milyarın üzerindeki ithalatın 50 milyar lirası ihracat için, 150 milyar lirası iç piyasada tüketiliyor ve 150 milyar liralık bu ithalat nedeniyle sanayicimiz üretemiyor ve üstüne üstlük pazarımızı başkalarına veriyoruz.

Son bir şeyi paylaşayım: “Sirkeci’de büyük pazarlık…” Bu nedir biliyor musunuz? Türkiye'nin en büyük AVM’si, hipermarketi, İngilizlerin olan Migros’un Amerikalıların olan Walmart’a satılma pazarlığı. İngiliz Migros ABD’li Walmart olma noktasına giderken Türkiye’de perakende pazarı, sanayicinin malını satacağı pazar da dünya devinin eline geçiyor ve siz o pazara hâkim olamama noktasına geliyorsunuz ve hâlâ hipermarket yasasını bu Meclise getiremiyorsunuz, getirmiyorsunuz. Ondan sonra da diyorsunuz ki: “Biz bu ülkeye çağ atlattık.” (CHP sıralarından alkışlar)

Muhakkak bir şeyler yaptınız, en iyi yaptığınız şey şudur: “Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı” olarak isminizi değiştirmek belki çağı yakalama anlamında önemli bir adımdır.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyor, bütçenin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Cumhuriyet Halk Partisi adına üçüncü konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Birgül Ayman Güler.

Sayın Güler, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; saygıyla selamlıyorum her birinizi.

Efendim, 2013 bütçesinin gayrimeşru bir bütçe olduğunu Genel Başkanımız ve grup başkan vekilimiz söylemişlerdi. 2011 yılı kesin hesabına ekli sunulması gereken dış denetim, faaliyet ve mali istatistiklere ilişkin genel değerlendirme raporları 2013 bütçesinde sunulmadı. Dolayısıyla, bugün yaptığımız görüşmeler gerçekte yoklukla maluldür.

Görüştüğümüz bakanlıkla ilgili olarak, Başbakanın bütçe sunuş konuşmasında yalnızca bir cümle gördüm, sayfa 58’de “AR-GE ve inovasyona ayırdığımız kaynağı her yıl artırmaya devam edeceğiz.” cümlesi ve ayrıca “Fezaya uydu gönderiyoruz.” diyerek AKP milletvekillerinin coşkulu alkışlarına konu olan açıklaması. Bunun dışında bütçe konuşmasında Sayın Başbakan bize Türkiye’nin ne sanayi stratejisi ne de bilim ve teknoloji politikasıyla ilgili herhangi bir yol gösterme olanağı sunmadı.

Bilgi, sanayi, teknoloji bir bakanlıkta birleştirilmiş durumda. Ben TÜBİTAK ve TÜBA kurumlarıyla ilgili olarak bazı saptamaları paylaşmak istiyorum ama ister istemez, bilim, teknolojinin yanı sıra sanayiyle ilgili birkaç saptamayı da dikkatlerinize sunmak isterim.

Efendim, TÜBİTAK 50 yaşında, TÜBA 20 yaşında. Bunlar daha önce Başbakanlığa bağlı kurumlardı, şimdi bir bakanlığın kuruluşları olarak faaliyet göstermeye çalışıyorlar. Bilim ve Teknoloji Bakanlığının sanayinin içerisinde eritilmiş yapısına TÜBİTAK ve TÜBA en somut örnekleri oluşturuyorlar. Öncelikle söylenmesi gerekir ki TÜBA’nın bu Bakanlıkla en küçük bir ilişkisi yoktur. Türkiye Bilimler Akademisi enstitü kurmaz, üretim yapmaz, verimlilik artırmak için çalışmaz. Türkiye Bilimler Akademisi, kuruluşu gereğince, bilim adamlarını özendiren, bilimsel araştırma tavrının doğrularını geliştirmek için bilim adamları arasında konuşan bir platformdur. Değerli milletvekilleri, Sanayi, Bilim ve Teknoloji Bakanlığının kuruluşu olarak böyle bir fonksiyonu nasıl işe yarar görebiliriz?

TÜBA -bildiğiniz gibi- henüz 20 yaşında olmakla beraber, 2011 yılında yani biz genel seçimlerin tam ortasındayken Hükûmet tarafından kanun hükmünde kararnameyle yeniden düzenlendi ve öyle bir düzenleme yapıldı ki TÜBA’nın 69 üyesi istifa etti, Avrupa Ulusal Bilimler Akademileri Federasyonu, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e, yapılan işin bilime hakaret olduğunu söyleyen mektup yazdı ve biz Avrupa nezdinde, bilim politikamız bakımından protesto edildik. Türkiye Bilimler Akademisi, şimdi, 10 milyonluk bütçeyle, prestiji sıfırlanmış olarak ve yeri tümüyle yanlış, Sanayi, Bilim, Teknoloji Bakanlığının bir ayıbı durumundadır.

TÜBİTAK’a gelince, TÜBİTAK da Başbakanlıkta örgütlenmiş bir kurumken Sanayi, Bilim, Teknoloji Bakanlığının bağlısı hâline getirildi. Bir konuşmasında Sayın Bakan diyor ki: “Başbakanlığa bağlıydı da özerkliğine bir şey olmamıştı, Bakanlığa bağlandı da mı özerkliğine halel geldi?” Sayın Bakan, evet. Başbakanlığa bağlı olmak demek, tüm kamu yönetimine eşit mesafede ve tek işleve sıkışmamak demektir ama bir bakanlığa bağlı olmak demek, üstelik de tek işlevi geleneksel olarak sanayi olan bir bakanlığa bağlı olmak demek, TÜBİTAK’ın feza işlerini, tarım işlerini, nanoteknolojiyi, genetik bilimindeki ilerlemeleri yönetememesi demektir. Dolayısıyla özerkliğine, Başbakanlıktan alıp da Bakanlığınıza bağlarsanız, işini yapmaz hâle gelmesi nedeniyle büyük halel getirmiş olursunuz. Nitekim, TÜBA gibi TÜBİTAK da olmaması gereken yere sıkışmış bir hâlde, sanırım, tarihlerinin en kötü zamanlarını yaşıyorlar.

Efendim, biri 50 yaşında, biri 20 yaşında, Türk bilim dünyası için son derece önemli olan bu kuruluşların devlet örgütlenmesindeki yerini ivedilikle gözden geçirme gereğini Hükûmetimizin ve değerli milletvekillerimizin dikkatlerine sunuyorum.

Sanayiyle ilgili olarak Sayın Hasan Ören ve İzmir Milletvekilimiz çok önemli açıklamalarda bulundular. Ben, Plan Bütçe Komisyonunda, yine bir başka İzmir Milletvekilimiz Rahmi Aşkın Türeli’nin ve İstanbul Milletvekili Müslim Sarı arkadaşımızın sözlerini burada bir kez daha hatırlatmak istiyorum: “Sanayi, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBA, TÜBİTAK örneklerinde olduğu üzere, bilim bakımından başarısızdır, sanayi bakımından da öngörüsüzdür.”

Türkiye'de sanayinin gayrisafi millî hasıla içindeki payı 2002 yılında yüzde 21’den, 2012’de yüzde 19,9’a düşmüştür. İstihdamdaki payı da sanayinin, 2002 yılında yüzde 20’den 2012’de yüzde 19,5 olarak belirlenmiştir. Türkiye'de sanayinin gayrisafi millî hasıla içinde ve istihdam içinde birbirine denk olan payı şunu gösterir: Sınai kuruluşlarımız verimsizdir.

Tarımla ilgili örnekten daha iyi bilinir bu. Tarımın yüzde 25 istihdamda payına karşılık yüzde 8 gayrisafi millî hasıla payı vardır. O yüzden, tarımdaki verimsizlik hepimizin derdi olmuştur. Sanayideki durum da sanayinin verimlilik bakımından büyük sorunlar içinde yaşadığını net bir biçimde gösterir.

Sayın Bakan, “Düşük, orta, yüksek teknolojili sanayi yapısında, biz, orta ileri ve yüksek ileri sanayi teknoloji düzeyindeyiz.” sözlerinizi ciddi olarak gözden geçirmeniz gerektiğini söylüyorum. Bunu, Kalkınma Bakanlığının resmî kaynaklarına dayanarak verdiğim -rakamları biraz önce söyledim- bu rakamlara dayanarak huzura getiriyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de ihraç ettiğimiz ürünlerin orta altı ve düşük teknolojili olanlarının oranı yüzde 75’tir.

Bu gerekçelerle, efendim, hem bilim hem sanayi politikası bakımından 2013 bütçesi reddedilmesi gereken bir bütçedir.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bir sonraki konuşmacı Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Ahmet Toptaş.

Buyurun Sayın Toptaş. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşlerimizi açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, 2012 yılı bütçe görüşmeleri sırasında yine Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşlerimizi belirtirken dile getirdiğimiz birçok sorunun bu yıl da hâlen çözülmemiş olarak karşımızda durduğunu görüyoruz.

Örneğin, şehit ailelerinin haklarının ve taleplerinin yerine getirilmesi konusundaki önerilerimiz yeterince karşılık bulmamıştır. 

Yine, jandarma uzman çavuşların ve sözleşmeli er ve erbaş olarak görev yapan askerlerin özlük haklarında gerekli düzenlemeler yapılmadığı için bu personelin büyük bir bölümü istifa ederek ordudan ayrılmaya devam etmektedirler.

Muvazzaf subaylık ve muvazzaf astsubaylığa geçiş sürelerinin kısaltılması ve özlük haklarının düzenlenmesi konusunda gerekli yasal değişikliklerin yapılmamış olması kanayan bir yara olarak devam etmektedir.

Üniversitelerden mezun, fiziksel ve bilgi birikimiyle ilgili yazılı sınavlarını başarıyla geçen, uzun askerlik eğitimi alan, en zor koşullarda görev yapan sözleşmeli subayların ancak yüzbaşılığa kadar yükselebilmesi, kendilerine kurmaylık şansının verilmemesi haksız ve hukuksuz bir uygulama olarak hâlen sürmektedir. Sözleşmeli astsubayların durumları da farksızdır. Onlar da ancak kıdemli çavuşluğa kadar terfi edebilmektedirler, bundan sonra terfileri mümkün değildir. Yine, sözleşmeli subay ve astsubayların sözleşme süreleri de dikkate alındığında emeklilik haklarından mahrum oldukları ve bu meslek içerisinde emekli olamadıkları görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, yine, YAŞ kararlarıyla ordudan çıkarılanların bir kısım hakları iade edilmişken, sırf “Yargı yolu açıktır.” diyerek, bakan onayı ve kararnamelerle ordudan çıkarılanların, resen emeklilerin haklarının iade edilmemiş olması büyük haksızlık olarak ortada durmaktadır. Umarım, bu konular 2013 yılında çözümlenir ve bir bütçe konuşmasına daha konu olmaktan çıkarlar.

Değerli arkadaşlarım, bir de Türk Silahlı Kuvvetlerinde sivil memur olarak görev yapan personel var. Bunların durumları da içler acısıdır. Üniversiteyi bitirmiş, çalışma hayatı boyunca aynı statüde kalacak; özlük hakları, sosyal hakları, hak yoksunlukları hiç kimsenin aklına gelmemiş bugüne kadar. Bunların sorunları mutlaka ele alınmalı, hatta ciddiyetle ele alınmalı ve çözülmelidir.

Değerli arkadaşlar, geçen yıl bir de bedelli askerlik konusu yüce Meclisin gündemindeydi. Muhalefetin bütün uyarılarına rağmen bedelli askerlik konusunda AKP iktidarının kendi bildiğini okuması sonucu bugün yeniden, o yasada değişiklik yapılması zorunluluğuyla karşı karşıya kalındığını bizzat kendileri ifade etmektedirler. Biz, bedelli askerlik konusu gündeme geldiğinde, önce, üniversitede okuyan öğrencilerin üniversite yıllarında belirli dönemlerde askerliklerini yaparak askerliklerini üniversite bitirirken yapmış olmaları nedeniyle iş hayatında kesintiye uğramayacakları konusunda ciddi önerilerde bulunmuştuk ve hiçbirisi AKP iktidarı tarafından ciddiye alınmamıştı. Yine, bedelli askerlik konusunda, bedel ödeyebilecek durumda olanların bedelli askerlik yapmasını, bedel ödeyemeyecek durumda olanların da bedelsiz olarak askerlik hakkından yararlanmasını istemiştik, dikkate alınmadı. “400 bin asker yığılma var, bundan yararlandırmak için bedelli askerlik yasasını çıkarıyoruz.” denildi, ancak 100 bin civarında bir asker bundan yararlanacak diye beklenirken, şu anda yararlanan asker sayısı 70 bin, bunların çoğu da parasını ödeyemediği için bu haklarını kaybetmiş durumdadırlar.

Yeniden bir bedelli askerlik yasası düzenlemesi söz konusu olduğu bugünlerde tekrar uyarıyoruz. Bedelin düşürülmesi, bedel ödeyemeyecek olanlara bedelsiz askerlik yapma şansı verilmesi ve bedellilik yaşının da indirilmesi toplumda beklenti hâline getirilmiştir, bu beklentinin de karşılanması gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi sizlere başka bir konudan söz edeceğim; yürekleri kanatan, hâlâ yüreklerimizi kanatmaya devam eden bir olaydan, Afyonkarahisar’daki cephanelik patlamasından söz edeceğim.

Bildiğiniz gibi, 5 Eylül 2012 gecesi Afyonkarahisar’daki cephanelikte büyük bir patlama meydana gelmiş ve 25 şehit vermiştik. Haber duyulur duyulmaz bütün Türkiye ayağa kalkmış, Afyon halkı da yaralananların yaralarını sarmak için hastanelere akın etmişti.

Daha neyin ne olduğu anlaşılmadan ve yangın sürerken, ateş sürerken, Orman ve Su İşleri Bakanı arkadaşımız, “Sayım yapılırken bir asker elinden el bombasını düşürmüş, patlama ondan meydana gelmiş.” deyiverdi. Bu söz çok önemli, “Asker el bombasını elinden düşürmüş.” Genelkurmay Başkanı geldi, o da hediyesini aldı, bir açıklama yaptı:. “Her şey ortada.” dedi. Afyon bir felaket yaşadı, ama daha beterini yaşayabilirdi çünkü cephanelik, son derece güvensiz, son derece dikkatsiz bir biçimde dizayn edilmiş bir cephanelikti.

25 yiğidin vücut parçaları toplanmaya çalışıldı; analar, babalar, kardeşler, bütün Türkiye halkı bir kıyamet yaşadı. Bütün Türkiye sordu “Cephanelikte neler oldu? Bu patlama nasıl meydana geldi?” diye. “Susurluk’tan gelen cephaneyi istif ediyorduk.” dediler. Susurluk’tan gelen cephanenin en son parçası bir buçuk ay önce gelmişti patlamadan. Bir buçuk ay alanda bekletilmediğine göre bu koca bir yalandı.  “Gece yerleştirme yapıyorduk.” dediler; gece yerleştirme yapılması koca bir yalandı. İddia vardı: “Buradan Susurluk’a cephane naklediliyordu.” Bu iddia araştırılmadı. “Burada sabotaj ihtimali var.” denildi, yetkili ağızlar bunu dile getirdi, Sayın Genel Başkanımız dile getirdi, biz dile getirdik; bunu soruşturmakla görevli, terörle ilgili Antalya Mahkemesi Savcılığı cephanelikteki patlamaya dönüp bakmadı bile. Neye baksın ki? Daha ateş sönmeden Sayın Bakan “Asker elindeki bombayı düşürmüş.” dedi, Başbakan da “Eldeki bomba düşmüş.” dedi, 25 şehidin kanı yerde kaldı.

Değerli arkadaşlar, burada bomba düşmesi söz konusu değildir, 25 tane askerin kanı yerde kalmıştır. Bir gün gelecek, yiğit bir savcı, insan haklarını, hakkı, hukuku her türlü ikbal ve çıkarın üzerinde tutan bir savcı gelecek, bunun gerçeğini ortaya çıkaracak ve bu bombaların, Suriye’ye, Suriye halkını bombalamaya gittiği için, gönderildiği için burada bir sabotajla patlatıldığını belki ortaya çıkaracak ve Afyon’a emanet ettikleri şehitlerimizin kanları yerde kalmayacak.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Toptaş, teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi adına son konuşmacı Aydın Milletvekili Sayın Metin Lütfi Baydar.

Sayın Baydar, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılı Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Sayın Başbakan bütçenin tümü üzerine yaptığı konuşmada kendi iktidarları döneminde savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azalttıklarını gururla ifade etti, hepimiz mutlu olduk. Ancak, söyler misiniz Sayın Bakan, nasıl oluyor da bir yandan bağımsızlığımız stratejik olarak artarken öte yandan Putin’in bile küçümsediği, geri teknolojili Patriotlar, hem de onları kullanacak askerlerle birlikte ülkemizde konuşlandırılmak için gün sayıyorlar? Suriye’den gelecek füzeler için diye düşündüğümüz Patriotların Kahramanmaraş’a yerleştirileceğini ve Kürecik’teki radarı korumak için olduğunu ABD Savunma Bakanı Panetta’dan dün öğrendik.

Sayın Bakan, NATO’ya mı, ABD’ye mi ait olduğunu bir türlü tespit edemediğimiz radara izin verip komşularımızın şimşeklerini niçin üzerimize çekiyoruz? Bu Kürecik radarı ve Patriotlar bedava ise neyin karşılığıdır? Neden aynı anda İran, Irak, Suriye ve Rusya ile aramız açılıyor? Bunları bilmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, uçağımız düşürülüyor, şehir hatları vapuruyla uluslararası sularda seyahat eden vatandaşlarımız öldürülüyor ama bunlara karşı bir türlü gelişkin savunma sanayimizin etkin önleme ya da haber alma yeteneğini kullanamıyoruz. Şehit pilotlarımızı denizin dibinden eloğlu el çıkartıp bize teslim ediyor. Madem o kadar iyisiniz, şu işleri bize bir açıklayın Sayın Bakan.

Değerli milletvekilleri, 2013 bütçesinde 2012 bütçesine oranla yüzde 30’luk bir artış olması başarı değildir. Biz başarıyı neyle ölçeceğiz? Sonuçlarıyla. Bu söylemlerinizle kendi kendinizi yalanlıyorsunuz. Yalanlıyorsunuz çünkü sizler “sıfır sorun” politikasıyla yola çıkmış ve bütün komşularımızla neredeyse savaş durumuna gelmiş bir siyasi kadrosunuz. Sıfır sorunun mucidi Dışişleri Bakanınız soru önergeme şöyle cevap verdi: “Son on yılda komşularımızla ilişkilerde tehdit algılamasından fırsat iş birliği algılamasına geçilmiş ve bunun birçok yararlı sonucu görülmüştür.” Sayın Bakan yararlı sonuçtan neyi kastediyor, ben şahsen bilgilenmek istiyorum. “Yarar” demekle, Rusya’nın, İran’ın açık tehditlerini mi kastediyor? “Yarar” demekle, Suriye ve Irak sınırımızın tamamen güvensiz hâle gelmesini mi kastediyor? Yoksa “yarar” demekle, bir Türkiye Cumhuriyeti Bakanının Irak yerine Kayseri’ye inmesini mi kastediyor? Gerçi, Sayın Başbakan da Dışişleri Bakanına sıfır vermiş olacak ki dış politikalarının temelinin artık sıfır tolerans olduğunu bütçeyi sunuş konuşmasında ifade etti. Başbakan gerçeği gördü, Dışişleri Bakanına inanmaktan vazgeçti, sıfır sorundan sıfır toleransa döndü.

Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığınız konuşmada, hayatlarını kaybeden erbaş ve erlerin ailelerine yapılan yardımlardan bahsediyorsunuz. Ancak, niçin kaçırılan ve dağlarda alıkonulan kamu görevlilerimizden ve sivil vatandaşlarımızdan söz etmiyorsunuz? Sayın Bakan, size soruyorum: 9 Eylül 2011 tarihinde Van Çatak’ta kaçırılan, memleketim Söke Bağarası’ndan polis memuru Nadir Özgen’in durumu nedir? Şu anda nerededir? Maaşının hâlâ ailesi tarafından alınamadığını biliyor musunuz?

Siyasi kadro olarak kendi topraklarınızda güvenliğinizi kaybetmişsiniz, kendi milletvekilleriniz, bakanlarınız yüzlerce koruma olmadan gezemez hâle gelmiş, siz de kalkmış savunma sanayisinde çağ atlamadan bahsediyorsunuz.

Şimdi, asıl konulara gelelim. 500 milyon dolarlık havuzlu çıkarma gemisiyle ne yapmayı düşünmektesiniz? Okyanusta kıyımız olmadığına göre Tuz Gölü veya Van Gölü’ne köprü ihtiyacı mı vardır? Yoksa birilerinin bir isteği mi vardır?

Sayın Bakana tekrar sormak istiyorum: Hücumbot ihalelerini hangi bakanlık yapmaktadır? Size soruyorum çünkü soru önergeme vermiş olduğunuz cevapta sadece 1990-2001 yılları arasındaki hücumbot ihalelerini açıklamışsınız. Cevabınıza göre, 2001 modelden yeni hücumbotumuz yok. Öyle mi Sayın Bakan? Ülkemiz 2001 yılından bugüne hiç hücumbot ihalesi açmamış mıdır? Açmışsa, bu ihaleleri alan firma veya firmalar kimlerdir? Bu ihalenin son aşamasına gelinmiş midir? İki firma kalmış mıdır? Firmalardan birinin sahipleri Hükûmete akrabalık bağı ile bağlı mıdır? Millî Savunma Bakanının ihale kararlarında bakan sıfatıyla etkisi ne kadardır? Sayın Bakana haksızlık etmek istemem. Sayın Bakan ihale kararlarını kendi özgür iradeleriyle verebilmekte midir? Bir suçlama yapmıyorum, öğrenmek için soruyorum. Son on yıllık dönemdeki ihale karar süreçlerinin açıklanmaya ihtiyacı vardır. Bunlarda bir gizlilik var ise kapalı oturumda dinlemeye hazırız.

Kendi iktidarınızı devam ettirebilmek için ödün verir gibi el altından kararlarla emperyal güçlerin firmalarına ihalelerin verilmiş olması, artık size oy verenler tarafından da dile getirilmektedir. Halkımız hesapların açılacağı günleri sabırla beklemektedir. Genel maksat helikopter ihalesinin 12 Haziran 2011 seçimleri öncesi Skorsky firmasına verilmiş olmasının artık bir tesadüf olmadığı bilinmektedir.

Değerli milletvekilleri, bizler Cahit Sıtkı’nın özlediği gibi bir memleket istiyoruz.

“Memleket isterim,

Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim,

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet, ölümden olsun.”

Ama sizin yaratabildiğiniz ise, daha fazla savunma bütçesi, daha fazla sorun, daha fazla ölüm ve daha fazla ana baba gözyaşıdır. Bu kürsüden çıkın da yurttaşlarımıza bir buçuk aydan beri Mardin’in Nusaybin ilçesinde okulların neden açılamadığını anlatın. Bırakın savunmayı, çıkın da ABD, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’yle yaptığınız gizli anlaşmaları açıklayın. Bunlara cevap verirken bile inkâr edersiniz, başka şeyler açıklarsınız, dalga geçersiniz ama bunları anlatamazsınız çünkü gerçekler üç aşamalıdır: İlk önce dalga geçilir, sonra şiddetle reddedilir, en sonunda kabul edilir; tıpkı Oslo görüşmelerinde olduğu gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

Elbette her toplumda hainler de vardır, kahramanlar da. Bakın, bir süper gücün önemli bir devlet adamı bu konuyla ilgili ne diyor: “Biz kendi ülkemizdeki vatan hainlerini hemen öldürürüz ama başka ülkelerdeki vatan hainlerini de kahramana dönüştürerek ülkelerinde önemli yerlere getiririz.” Devlet adamının, önemli bir devlet adamının itiraf gibi sözleri. Dost, düşman tüm insanların kulağına küpe olmalı, aklı olan herkes ders çıkarmalıdır.

Bugün kahraman olarak görünenlerin gerçekte ne olduğunun anlaşıldığı günlerde görüşmek dileğiyle hepinize saygılar sunarım.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baydar, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahısları adına, lehinde olmak üzere, Düzce Milletvekili Sayın İbrahim Korkmaz.

Buyurun Sayın Korkmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2013 yılı bütçesine ilişkin lehte görüşlerimi açıklamak üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, bugün, ülkemizin her bölgesinde vatandaşlarımıza kaliteli hizmet vermek ve beklentilerini en üst düzeyde sağlamak üzere çalışmalar yapmaktadır.

Bakanlığın görevleri arasında, kalkınma planları ve yıllık programlardaki ilke, hedef ve politikalar doğrultusunda, sanayi politika ve stratejilerini, sanayi ürünlerine yönelik idari ve teknik düzenlemeleri  hazırlamak ve uygulamasını sağlamak, sanayi işletmelerinin  sicilini tutmak, sanayi istatistikleri ve analizlerin üretmek bulunmaktadır. Bu bağlamda, bakanlığın önemli bir stratejik hedefi ise verimlilik artışına dayalı büyümede sanayi sektörünün payını önümüzdeki dönemde daha da artırmaktır. Bu hedefler, bakanlığın koordinasyonunda hazırlanmış olan ve 2011-2014 yıllarını kapsayan Türkiye  Sanayi Stratejisi Belgesi’nde de yer almıştır. Belge belirlenmiş uzun vadeli bir vizyonu, genel amaçları ve stratejik hedefleri tayin ediyor. Belgede 72 maddelik eylem planı bulunmaktadır. Türkiye Sanayi Stratejisi yanında bakanlığın hazırladığı diğer strateji belgeleri de bulunmaktadır. Bunları Türkiye makine sektörü, otomotiv sektörü, seramik sektörü, kimya sektörü, elektrik ve elektronik sektörü, demir çelik ve demir dışı metaller sektörü strateji belgesi ve eylem planı şeklinde sıralamak mümkündür.

Bakanlık AR-GE destekleri de vermektedir. Ülkemiz de AR-GE’nin gelişmesi, KOBİ’lerimizin AR-GE ve inovasyona dayalı üretim yöntemlerini benimsemesi, üniversite-sanayi iş birliğinin kurumsallaşması ve üniversitelerde üretilen bilimsel bilginin ticarileştirilmesine bağlıdır. Ülkemizde de bu çalışmaların yapılabileceği kurumsal yapıların ve mekanizmaların oluşturulması amacıyla Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamında 34’ü faal olmak üzere 47 teknoloji geliştirme bölgesi kurulmuştur.

Saygıdeğer arkadaşlar, San-Tez programıyla üniversite, sanayi ve kamu iş birliğinin kurumsallaştırılması ve üniversitemizde yapılan bilimsel çalışmaların işlevselleştirilerek ülkemize artı katma değer oluşturacak, uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlayacak ve

yeni ürün veya üretim yöntemi geliştirilmesi, mevcut üründe veya üretim yönteminde yenilik yapılması amacıyla sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenecek yüksek lisans veya doktora tezi çalışmalarının desteklenmesi de amaçlanmaktadır.

5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile AR-GE çalışması yürüten işletmelerin AR-GE harcamalarına önemli oranda teşvik ve muafiyetler sağlanmıştır. Anılan kanun kapsamında, nitelikli girişimciliğin özendirilmesi, yenilikçi rekabet gücü ve teknoloji düzeyi yüksek ürün ve süreçleri geliştirebilen işletmelerin oluşturulması, ülkemizde bilgi yoğun veya yenilikçi girişimcilik konusundaki farkındalığın artırılmasının yanında, yüksek eğitimli, nitelikli gençlerin iş hayatına kazandırılması amacıyla Teknogirişim Sermayesi Desteği Programı uygulanmakta ve genç girişimcilere 100.000 TL’ye kadar teminatsız hibe destek sağlanmaktadır. 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5746 sayılı Kanun’da 10 milyon TL olarak belirlenen oran 50 milyon TL’ye yükseltilmiştir.

Bakanlığın görevlerinden birisi de çeşitli illerde yapılan organize sanayi bölgelerinin genel idare, arsa, etüt, proje, altyapı, inşaat giderleri ve sanayi sitelerinin altyapı inşaatlarının tamamıyla, üstyapı inşaatlarının yüzde 70’ine kadar olan kısmını kredilendirmektir. Organize sanayi bölgeleri ve sanayi siteleri uygulamalarıyla planlı sanayileşme hamlesi önemli bir mesafe almıştır; özellikle istihdam sağlama gibi nitelikleriyle ülkemiz kalkınmasında büyük katkı sağlamış ve kurumsal bir nitelik kazanmıştır. OSB’ler, sanayinin dünyayla entegrasyonu ve rekabet gücünün artmasında da katkı sağlamaktadır. Bakanlık, sanayi ürünlerinin ürün güvenliği ve teknik mevzuatına uygunluğuna yönelik piyasa gözetimi ve denetimi de yapmaktadır.

Bakanlığın görevlerinden birisi de ekonominin verimlilik esasına uygun olarak gelişmesi amacıyla verimlilik politika ve stratejileri hazırlamak, sanayi işletmelerinin verimliliğini artırmak, geliştirmek ve temiz üretim projelerini desteklemektir.

Bakanlığın diğer bir faaliyet alanı da ölçüler ve ayar hizmetleri, piyasada güvenin sağlanması, haksız kazancın önlenmesi, tüketicinin hak ve menfaatinin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile bağlı ve ilgili kuruluşların 2013 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Şimdi de Hükûmet adına Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Nihat Ergün.

Buyurun Sayın Ergün.

Süreniz yirmi dakika.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarımızın 2013 yılı bütçesini görüşmek üzere huzurlarınızdayız. Bu vesileyle bakanlığımız ve şahsım adına hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, son on yıl içerisinde, ekonomiden sosyal politikalara, sanayileşmeden dış politikaya kadar hayatın her alanında çok büyük bir ilerleme ve değişim sürecinden geçmiştir. Hemen her alanda daha yüksek standartlara ulaşan ve bu hedefini koruyan Türkiye, gücünü ve potansiyelini yeniden fark etmiş ve bunu harekete geçirmiştir. Bugün, kişi başına millî gelirini 11 bin dolar, yıllık ihracatını ise 150 milyar dolar seviyesine taşımayı başarmış bir ekonomiye sahibiz. Özellikle, en önemli ihracat pazarımız olan Avrupa pazarlarında yaşanan sıkıntılara rağmen Türkiye, bir yandan ılımlı bir şekilde büyümeye, aynı zamanda da cari açık gibi kronik sorunlarla mücadele etmeye devam ediyor. Bugün, Türkiye, ekonomideki tüm kırılganlıklarını güçlendiren, risklere karşı daha dayanıklı hâle getiren bir ülkedir. Siyasi ve ekonomik anlamda istikrar ve güvenin sağlanmış olması başlı başına önemli ve değerli bir varlıktır. Bunun önemini ve değerini iyi bilmemiz lazım. İnsan sağlıklıyken sağlığının önemini ve değerini bilmiyor maalesef, hastalanınca ne kadar önemli ve değerli bir şey olduğunu anlıyor. Siyasi ve ekonomik anlamdaki istikrar ve güven de aynen bu derecede önemli ve değerli bir şeydir ve bu dönemde bu sağlanmıştır. Çok şükür, bugün, yarın darbe olur mu, muhtıra verilir mi, postmodern darbe girişimlerinde bulunulur mu veya siyaset yoluyla tasfiye edilemeyen bir iktidar parti kapatma yoluyla tasfiye edilir mi gibi endişeler ve tehditler

Türkiye’de kalmamıştır. Makroekonomik dengeler açısından da döviz fırlar mı, faiz patlar mı gibi kaygılar, bütçe açıkları ne olur gibi kaygılar artık iş adamlarının kafasından silinmiştir. Bunlar, başlı başına önemli ve değerli şeylerdir. Bir sağlıklı insanın sağlığının değerini bilmesi kadar önemli ve değerli olduğunu burada ifade etmek istiyorum.

Bugün, kamu maliyemiz son derece disiplinli, bankacılık sistemimiz çok daha güçlü, Merkez Bankası rezervlerimiz rekor seviyelere çıkmıştır.

Kamu borç yükümüz azalıyor. Borçlanma maliyetlerimiz ve bunun kompozisyonu değişmektedir. Borçlarımız içinde yabancı paranın ağırlığı azalarak Türk lirası öne çıkmaktadır.

Ekonomik dayanıklılığı sağlamaya yönelik bu adımlarla birlikte, artık Türkiye her türlü iç ve dış ekonomik operasyonlara karşı da daha güvenli bir ülkedir. Bunlar neyi sağlamıştır, bunu çok iyi bilmemiz lazım.

Türkiye’de Merkez Bankası rezervlerinin 120 milyar dolara çıkmış olmasıyla, dış borçların toplam borçlar içerisindeki oranının azalmış olmasıyla ve uluslararası kurumlara borçların kalmamış olmasıyla ve Türkiye’nin borçlarının Türk lirası cinsine dönmüş olmasıyla Türkiye bu operasyonlardan artık uzaklaşmıştır. Eskiden birkaç milyar dolarlık para giriş-çıkışlarıyla ekonominin dengelerini sarsabilenler, artık bunu yapamayacaklarının farkındadırlar, kendileri de çok daha büyük riskler almak mecburiyetindedirler. Eskiden Türkiye ekonomisine 2-3 milyar pompalasanız ekonomiyi allak bullak edebilirdiniz, dövizin ciddi manada düşmesine neden olabilirdiniz. Ekonomiden 3-5 milyar dolar çekseniz -çünkü Merkez Bankasının rezervi yoktu- birçok insanın borcunu kat kat artıracak bir operasyona imza atmış olabilirdiniz. Türkiye artık bu operasyonlara açık bir ülke olmaktan çıkmıştır. En önemlisi de bugün, Türkiye ekonomi politikalarını oluştururken artık uluslararası kurumlara bağlı olmaktan çıkmış, tam anlamıyla özgür, bağımsız bir ekonomik politika oluşturabilen bir ülke noktasına gelmiştir.

Gelinen noktada ülkemiz için önemli gördüğümüz bir hususu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Bizim gibi düşük gelir seviyesinden yükseliş dönemine geçen ekonomilerde orta gelir tuzağının dikkatle takip edilmesi gereken bir durum olduğunu ifade etmek isterim. Bu tuzağa düşmemeliyiz. Biz on yılda, birçok alanda düşük seviyelerden orta seviyelere doğru bir geçiş yaşadık. Önümüzdeki on yıl içerisinde, 2023 hedefleri çerçevesinde yüksek seviyelere doğru bir geçişi hızlandırmak amacındayız. Yolculuğumuzu bu standartlara ulaşmak için sürdürmemiz gerekiyor. Yaptıklarımızla yetinmek yerine, yapacaklarımıza, yapmamız gerekenlere, 2023 hedeflerine odaklanmamız gerekiyor.

2010 yılı 12 Eylül referandumunda, hatırlıyorum, bazı tartışmalar yapıldı. O tartışmalar sırasında, referanduma destek veren kesimlerden bazıları bu düzenlemeleri Türkiye'nin demokratikleşmesi adına önemli bulduklarını, yetersiz bulduklarını… Bunu ifade etmek için de şöyle bir slogan söylemişlerdi: “Yetmez ama evet.”

HASAN ÖREN (Manisa) – Şimdi “Hayır.” diyorlar.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) -Şimdi geldiğimiz noktada şunu söylemeliyiz: “Evet, Türkiye on yıl içerisinde çok şeyler başardı, evet ama yetmez.” Bugünün sloganı bize göre bu olmalı. “Evet, on yılda çok şeyler başarıldı, evet ama yetmez.”

HASAN ÖREN (Manisa) – O söyleyenlerin hepsi şimdi yanlış olduğunu söylüyor.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Biz de bu anlayışla hareket ediyoruz ve 2023 hedefleri çerçevesinde hareket ediyoruz. Bu vesileyle iç dünyamızın, medyanın, sivil toplum kuruluşlarımızın, hatta muhalefetin 2023 hedeflerine sahip çıkmalarını, bu hedeflerin toplumsal hedeflere dönüşmüş olmasını çok önemsediğimizi ifade etmek isterim.

Sayın Başbakanımız, bu yılki bütçe görüşmelerinin açılışında gerçekleştirdiği konuşmasında önemli bir hususun altını çizdi “İleri demokrasi ve yüksek teknoloji.” Konuşmasının başlangıcında, 12 ve 13’üncü sayfalarda buna vurgu yaptı, 22-23’te savunma sanayisinin önemine vurgu yaptı, 58’de AR-GE’ye vurgu yaptı, kitabın 215 ve 220’nci sayfalarında da genel olarak KOBİ’lere ve diğer önemli gelişmelere vurgu yaptı. Bu konuda söz alan milletvekili arkadaşımıza, bu sayfalara bakmalarını hatırlatırım. Ama bizim, ileri demokrasi ve yüksek teknoloji konusuna değinirken hayatı bir bütün olarak kavramamız, ülkemizi birçok farklı temelin üzerinde aynı anda yükseltmemiz gerekiyor. Evet, bizim bakanlığımız, özet olarak, sanayimizin rekabet gücünü artıracak politikalarla ilgilenen bir bakanlıktır. Ancak bunu sağlamak için bir taraftan eğitim, bir taraftan enerji, ulaştırma politikalarımızın da sanayiyi destekleyen, demokrasi ve hukuk standartlarının da iş ve yatırım ortamına katkı sağlayan nitelikte olması gerektiğini, bu alanlarda da birlikte yükselmek gerektiğini görmemiz lazım. İşte bunun için, biz, ileri demokrasi ve yüksek teknoloji hedefini aynı cümle içinde birbirinden ayırmadan zikrediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye 2002 yılında 230 milyar dolar millî gelir seviyesine sahipti, fert başına 3.500 dolar millî gelire sahipti; bugün 800 milyar dolar millî gelir seviyesine sahibiz, yaklaşık 11 bin dolar… Düşük millî gelir seviyesinden orta millî gelir seviyesine geldiğimizi görüyoruz. Türkiye’de, on yıl önce düşük teknoloji ürünlerinin üretim içerisindeki payı yüzde 47’ler, 50’ler seviyesindeydi, bugün bu pay yüzde 26’lara düşmüş ve orta teknolojilerin payı yüzde 70’ler seviyesine çıkmıştır. Demek ki Türkiye teknolojik düzeyini de düşük teknolojiden orta teknoloji noktasına yaklaştırmıştır. Ama, hâlâ ileri teknoloji konusunda atmamız gereken çok adım var, bunun farkındayız, yüzde 20’lere çıkarmamız gerekiyor. Bugün yüzde 4’lerde, 5’lerde olan ileri teknoloji ürünlerin sanayi içindeki, üretim içindeki payını yüzde 20’lere, 25’lere çıkarmamız gerekiyor; hedeflerimizden birisi de budur. Bu on yıl içerisinde demokratik adımlarla demokrasi standartlarını da çok önemli seviyelere yükselttiğimizi ama ileri demokrasi standartları için daha çalışmamız gerektiğini de bilmemiz lazım. Yani, hem demokraside hem gelir düzeyinde hem teknolojide standartları yükselten bir Türkiye hedefimiz çerçevesinde çalışıyoruz. Şimdi, önümüzdeki on yılda öncelikle bu üç alanda Türkiye’yi gelişmiş ülke standartlarına yani ileri demokrasi, yüksek teknoloji ve yüksek millî gelir seviyesine taşıyacağız.

Bütün bu kavramları bir arada düşünürsek, birlikte değerlendirecek olursak bu konuların hiçbirisini ihmal etmeden kalkınmaya devam etmemiz gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye 150 milyar dolar gibi bir ihracat seviyesine petrol ve doğal gaz ihraç ederek değil, yüzde 95 oranında sanayi ürünleri ihraç ederek ulaşmıştır. Ekonomimizi doğru bir zemin üzerine oturtmuş bulunuyoruz.

Gerçek bir ekonomi üretime dayanan bir ekonomidir ve münhasıran sanayi üretimine dayanan bir ekonomidir. Üretime dayanmayan, sanayi üretimine dayanmayan bir ekonominin geleceği yoktur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – En son yaptığınız 120 kişiyi Moskova’ya göndermek, başka bir şey yok.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Bunun bilincindeyiz. Bunu bazı komşu ülkelerden rahatça görebilmekteyiz. Dolayısıyla, Türkiye sanayiye, buna paralel olarak da yüksek teknolojiye dayanan bir ekonomiye sahip olmalıdır ve oturttuğumuz zemin doğru bir zemindir.

Bu on yıllık süreçte, yoğun diplomasi faaliyetlerimiz neticesinde daha fazla ülkeye, daha fazla pazara daha fazla ürün ihraç etmeyi başardık. Ancak bundan daha değerli olan bir husus var: Türkiye artık çok daha nitelikli, çok daha kaliteli ürünler ihraç etmektedir.

2002 yılında, ihracatımız içerisinde düşük ve orta seviyeli ürünlerin payı yüzde 47 gibi eşit bir orana sahipti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şu anda bütün fabrikalar, kendi kendine, işçi atmak için sıraya girmiş, sen sanayinin başarısından bahsediyorsun.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – On yıl içerisinde düşük teknolojili ürünler yüzde 26’ya gerilerken orta teknolojili ürünler yüzde 70’ler seviyesine çıktı, az önce de buna işaret etmiştim.

Bu rakamları, tam sıçrama noktasına gelmiş bir Türkiye’nin rakamları olarak -çok önemli bir seviyeyi yakalamışız, çok önemli bir zemin yakalamışız- okumak gerekiyor.

Şimdi, biz, 2023 yılına kadar üretim ve ihracatımız içinde ileri teknolojili ürünlerin payını, az önce söylediğim gibi, yüzde 20’ler, yüzde 25’ler seviyesine çıkarmak için çok kritik bir eşikteyiz. Bu hedefi gerçekleştirdiğimiz takdirde 500 milyar dolarlık ihracat hedefini yakalayabiliriz. Şu anda bizim ihracatımızın kilogram değeri yaklaşık 1,5 dolar seviyesindedir, Almanya’nın ihracat değeri 4,5 dolar seviyesindedir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ekonomi Bakanı farklı şeyler söyledi dün akşam. Tutanaklara bakın.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - İşte bizim, ihraç ettiğimiz ürünlerde artık nicelikten ziyade niteliğe önem vermemiz, kaliteli ürünleri ve yüksek fiyatlı ürünleri ihraç eder bir ekonomiye, bir sanayi yapısına dönüşmemiz gerekiyor. Bakanlık olarak çalışmalarımızda sanayimizin bu dönüşümünü sağlayacak olan AR-GE, inovasyon, markalaşma, tasarım, üniversite-sanayi iş birliği gibi alanlara odaklandık. Genel seçimlerden sonra bakanlığımızın yapısını değiştirirken işte bu temel ihtiyaca odaklanarak değiştirdik. Ülkemizi bir üretim üssü olduğu kadar bir AR-GE üssü, bir teknoloji üssüne dönüştürmek hiç şüphesiz iyi düşünülmesi, iyi planlanması gereken bir süreçtir. Bu nedenle, önceliklerimiz eğitim sistemini ve üniversiteleri bu hedeflere uygun bir yapıya kavuşturmak, insan kaynağımızı bu yönde zenginleştirmek, özellikle teknoloji odaklı girişimciliği artırmak ve üniversite-sanayi iş birliğini tesis edecek mekanizmaları kurmaktır. Eğer bu alanlarda çalışıyorsanız bugün attığımız adımların meyvesini çok kısa vadede değil ancak orta vadede toplamaya başlayabilirsiniz.

Bakanlık olarak 2 önceliğimiz daha var. Bir yandan geleneksel, iyi olduğumuz sektörlerde, makine gibi, kimya gibi, otomotiv gibi etkin olduğumuz sektörlerde katma değeri artırmak; diğer yandan elektrik, elektronik, uzay, havacılık, bilişim, eczacılık, ilaç gibi sektörlerde yeni bir atılım gerçekleştirmek. Bu açıdan, geçen yıl uygulamaya başladığımız Sanayi Strateji Belgesi’ni çok önemsiyoruz. Uzun dönemli vizyonu “orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya’nın üretim üssü olmak” şeklinde ifade edilen bu belgedeki 72 eylemden 23 tanesi “firmalarımızın teknolojik gelişimi” başlığı altında gerçekleştirilen eylemlerdir.

Ayrıca, 2011-2016 dönemini kapsayan ulusal bilim, teknoloji ve yenilik stratejimiz de, sanayi stratejimiz de tam bir uyum içerisindedir. Aynı şekilde, otomotiv, makine, kimya sektör stratejilerini ve KOBİ Strateji Belgesi’ni uygulamaya koyduk. 2013’ün başında seramik, demir çelik ve elektrik, elektronik stratejilerimizi uygulamaya başlayacağız. Ayrıca ülkemiz açısından çok önemsediğimiz ilaç sektörü için hazırlanan strateji belgesini de Ekonomi Koordinasyon Kurulunda tartışmaya açıyoruz. Stratejik yaklaşım, atacağımız adımları ilan etmek, sektörlere, kamu kurumlarımıza ve firmalarımıza bir yol haritası oluşturmak açısından son derece önemlidir.

Bununla birlikte özellikle çevre, uzay enerji, bilişim ve havacılık gibi kritik gördüğümüz sektör ve teknolojilerde dış bağımlılığı azaltacak proje odaklı çalışmaları da yürütüyoruz. Artık, savunma sanayisi alanında gerçekleştirdiğimiz offset uygulamaları neticesinde kendi tankını, topunu, tüfeğini, füzesini…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kendi tankının tasarımını yapıyor.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - … insansız hava araçlarını, uydularını yapabilen bir Türkiye var.

2011 yılında, ilk millî yer gözlem uydumuz olan RASAT’ı uzaya fırlattık, şimdi görüntülerini almaya başladık. Artık, Türkiye’nin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimlerin uzayda uydusu var biliyor musunuz?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - … haritalarını kendi uydularımızdan çıkartıyoruz. Çarşamba günü de Allah nasip ederse ilk millî yüksek çözünülürlüklü uydumuz olan GÖKTÜRK-2’yi uzaya fırlatacağız. Artık, sadece uydu üreten bir ülke olmakla da yetinmeyeceğiz, önümüzdeki on yıl içerisinde uydu fırlatma teknolojilerini de kendi ülkemizde gerçekleştirip fırlatma rampasına sahip bir Türkiye hedefi çalışmalarını da başlatmış bulunuyoruz. Aslında GÖKTÜRK-2 uydusu bizim yükte hafif, pahada ağır ürünler üretmemiz gerektiğini göstermesi açısından da son derece önemlidir. İşte, toplamda sadece 410 kilogram olan bu uydunun…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, 980 tane uydu var.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - … 140 milyon liralık bir maliyeti vardır; satın alsaydık belki 200 milyon liraya satın alırdık yani kilogramı 500 bin lira, yani kilogramı 250 bin dolar olan ürünler bunlar, kilogramı 1,5 dolar olan ürünler değil.

Yine, Fatih Projesi’yle bir eğitim hamlesi yapıyoruz ama bu sadece bir eğitim hamlesi değil, bu Türkiye’de yazılım ve bilişim sektörünü geliştirecek çok kritik bir adımdır. Fatih Projesi’ne sadece çocukların tablet bilgisayar kullanması olarak bakmayın: yazılım sektörüne, bilişim sektörüne, bilgisayar teknolojilerine sıçrama yaptıracak bir çalışma, bir proje olduğunu görmek lazım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir parçasını söyle Türkiye’de üretilen.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN  (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin genç, büyük ve dinamik nüfusu bilim ve teknoloji alanında bizim için çok önemli bir fırsattır. Bugün, özellikle bilgi teknolojilerinde dünyaya damga vurmuş firmalara baktığımız zaman, bu firmaların genç insanlar tarafından kurulduğunu görüyoruz. Biz de bakanlık olarak bu genç nüfusumuza ve özellikle üniversitelere odaklanan politikalara özel önem veriyoruz. Mesela, genç nüfusumuzun bilim ve teknolojiye olan ilgilerini artırmak için 81 ilimizde bilim ve teknoloji merkezleri kurma çalışmamızı başlattık. Altmış yıl geç kaldığımız bir iştir bu. Başka ülkelerde altmış yıl önce kurulmuş olan bir konuyu şimdi başlatıyoruz.

Üniversitelerimizi yenilikçilik ve girişimcilik konularında teşvik etmek amacıyla ilk defa yenilikçi ve girişimci üniversite endeksi oluşturduk ve üniversitelerimiz arasında bu yıldan itibaren bir yarış başlattık. Geçtiğimiz günlerde, üniversite-sanayi iş birliği konusunda İstanbul’da büyük bir zirve gerçekleştirdik. Gelecek yıldan itibaren bu, zirveyi 26 kalkınma ajansı bölgesinde, yerel dinamiklerin de ağırlıklı olduğu bir platformda zenginleştireceğiz. Biz şu noktada kararlıyız: Üniversiteler elbette öncelikle bilgi üreten merkezler olacaktır ancak üniversitelerimiz sanayimizin rekabet gücünü artırma noktasında da artık başrol oynayacaklardır, oynamalıdırlar.

2002 yılında Türkiye’de sadece 2 tane teknoparkımız vardı, bugün 47 teknoparkımız vardır. Şimdi teknoparkları ihtisas teknoparklarına dönüştürüyoruz, bilişim ve savunma sanayisi alanlarında özel ihtisas teknoparkları kuruyoruz. Bunların altyapı çalışmaları başladı, 2013’ten itibaren firmalara yer tahsisleri de yapılacaktır.

Yine, gençler arasında teknolojik girişimciliği sağlamak için hibe desteklerimiz devam ediyor. Başlangıçta 100 bin lira hibe verdiğimiz bu gençlere şimdi ikinci bir paketle, başarılı olanlara 550 bin lira ilave desteklerle firmalarını, teknoloji firmalarını daha da güçlendirmeleri için ikinci bir adım programı başlatmış bulunuyoruz.

Yine, KOSGEB aracılığıyla girişimcilik eğitimlerine katılanlara kendi işlerini kurmaları için 30 bin liraya kadar hibe, 70 bin liraya kadar faizsiz kredi desteği veriyoruz. İki yılda 5 bin arkadaşımıza bu desteği verdik. Önümüzdeki yıldan itibaren, her yıl 5 bin arkadaşımıza bu destekleri vermek ve Türkiye’mizi girişimcilik konusunda da önemli bir noktaya getirmek istiyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Hükûmet adına ikinci konuşmacı, Millî Savunma Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Yılmaz, buyurun.

Süreniz yirmi dakika.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının 2013 yılı bütçesiyle ilgili açıklamalarıma geçmeden önce, şahsım ve bakanlığım adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Her gün değişen dünyanın son otuz yıldaki değişimi, dünya güç dengelerinde küresel ve bölgesel ölçekte önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Bu değişiklikler uluslararası ilişkileri, ittifakları, stratejik düşünceleri, tehdit, savunma ve güvenlik gibi kavramların algılanışını da temelden etkileyerek yeni bölgesel ve uluslararası dengelerin doğmasına yol açmıştır. Uluslararası tehdit algısı, devletten devlete yönelik klasik anlamda bilinen simetrik tehdide dayalı olmaktan çıkarak asimetrik ve çok boyutlu bir kavrama dönüşmüştür.

Ülkemizin yeni tehdit ve risklerin yoğunlaştığı Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu üçgeninin merkezinde olması, enerji ve ticaret yollarının üzerindeki jeostratejik konumu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin imkân ve kabiliyetlerinin daha da geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu kapsamda, ülkemizin caydırıcı bir askerî güce sahip olması çok daha önemli hâle gelmiştir. Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’nda kayıtlı ilkeler ile ülkenin savunma ihtiyaçları temelinde şekillenen savunma politikamızın ana amacı, ülkenin ulusal bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğüyle hayati çıkarlarını korumaktır. Bunu sağlamak için güvenlik alanında, NATO, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler öncülüğünde, uluslararası ilişkiler ikili ve çok taraflı olarak sürdürülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; silahlı kuvvetlerimizin NATO kapsamında Afganistan’da, Kosova’da ve Akdeniz’de, Avrupa Birliği şemsiyesi altında Bosna Hersek’te yürütülen barışı destekleme görevlerine katkıda bulunmaktayız. Ayrıca, Aden Körfezi ve Somali açıklarında yoğunlaşan deniz haydutluğu faaliyetlerine karşı yürütülen deniz operasyonlarına da Birleşmiş Milletler ve NATO çatısı altında katkı verilmektedir.

Söz konusu katkıların yanı sıra, Balkanlarda barış ve istikrarın sağlanması maksadıyla, Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci ve Güneydoğu Avrupa Barış Tugayı kapsamında icra edilen faaliyetlerde, Karadeniz’de deniz güvenliğini temin amacıyla Karadeniz İşbirliği Görev Grubu ve Karadeniz Uyumu Harekâtı’nda ülkemize düşen görevleri yerine getirmeye devam etmekteyiz.

Ayrıca, Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün Deniz Görev Birliğine 1 korvet ile katkıda bulunmaktayız. Bu çerçevede, İstihkâm İnşaat Birliğimiz Sur şehrinin yakınında konuşlandırılmıştır.

NATO’nun Etkin Çaba Harekâtı, üye ülkelerin katkıları ve NATO daimi deniz görev gruplarının desteği ile Akdeniz’de 2001 yılından itibaren icra edilmeye devam edilmektedir.

Türkiye, NATO’nun Transformasyon Komutanlığı yapısı altında kurulmakta olan mükemmeliyet merkezlerine NATO’nun çok yönlü dönüşümüne katkı yaptığı inancıyla büyük önem vermektedir.

Bu doğrultuda, Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezinde ve Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezinde eğitim faaliyetlerimiz devam etmektedir.

Liderliği Türkiye tarafından yürütülen Çok Uluslu Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi ise 30 Temmuz 2012 tarihinde faaliyetine başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği üyelik sürecinde, birliğin ortak güvenlik ve savunma politikası içerisinde yer almak Türkiye için önem taşımaktadır. Bu kapsamda, Türkiye, Avrupa Birliğinin Bosna Hersek’teki EUFOR-ALTHEA Harekâtı’na katkı sağlamaya devam etmektedir.

Gerek bölgesel gerekse küresel güvenlik ortamında yaşanan gelişmeler karşısında, Türkiye, Karadeniz’de deniz güvenliğinin Karadeniz'e kıyıdaş ülkelerce alınacak tedbirlerle sağlanması prensibinden hareketle, çeşitli güvenlik girişimlerine öncülük etmektedir.

Bu prensip ışığında, Türkiye’nin öncülüğünde, 2001 yılında, Ukrayna, Rusya Federasyonu, Bulgaristan, Gürcistan ve Romanya deniz kuvvetlerinin katılımıyla, kıyıdaş ülkeler arasında iş birliğini geliştirmek amacıyla Karadeniz İşbirliği Görev Grubu oluşturulmuştur. Ülkemiz, BLACKSEAFOR’un komutasını, 09 Ağustos 2012 tarihinde bir yıllığına Rusya Federasyonu’ndan devralmıştır. BLACKSEAFOR’un yanı sıra, Deniz Kuvvetlerimiz tarafından 2004 yılında başlatılan Karadeniz Uyumu Harekâtına  devam edilmektedir. Akdeniz’in deniz güvenliğine ilişkin olarak ise özellikle Doğu Akdeniz’de güvenliğin sağlanmak ve bölgemizdeki muhtemel risk ve tehdit unsurlarına karşı caydırıcılık sağlamak, NATO’nun bölgedeki deniz güvenliği çabalarına destek vermek amacıyla Akdeniz Kalkanı Harekâtı  icra edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgesel ve küresel barışın temini ve sürdürülmesi için askerî anlamda ikili ilişkilerin geliştirilmesine de büyük önem vermekteyiz. Bugüne kadar, 64 ülke ile askerî alanda eğitim, teknik ve bilimsel iş birliği anlaşması, 47 ülke ile savunma sanayisi iş birliği anlaşması, 52 ülke ile de askerî eğitim iş birliği anlaşması imzalamış durumdayız.

Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlarda, birçoğu ile tarih, kültür ve dil birliğimiz olan dost ve müttefik ülkelere 1992 yılından bu yana askerî yardım faaliyetlerimiz de devam etmektedir. Bu kapsamda, 2010 yılında 10 ülke, 2012 yılında ise 12 ülke ile anlaşma imzalanmıştır; Hâlen 16 ülke ile anlaşma imzalama çalışmaları devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı içerisinde vatandaşlarımıza kolaylık sağlayacak şekilde, Askerlik Kanunu’nda önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu kapsamda, askerlik meclisi işlemleri kaldırılarak son yoklama işlemlerinin öncelikli olarak aile hekimleri ile yapılmasına imkân tanınmış, ilk yoklama ve yedeklik yoklaması uygulamalarına da son verilmiştir. Yurt dışındaki vatandaşlarımıza yönelik uygulanan dövizle askerlik hizmetinde istenen temel askerlik eğitimi uygulamasına da son verilmiştir. 31 Aralık 2011 tarihi itibarıyla 30 yaşından gün almış vatandaşlarımıza temel askerlik hizmeti yapmadan bedelli askerlik uygulaması getirilmiş, bugüne kadar bu düzenlemeden 69.327 kişi yararlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin iç güvenlik ve hudut karakol tesisi ihtiyacının karşılanması amacıyla, Millî Savunma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Başbakanlık TOKİ Başkanlığı arasında imzalanan protokollerle Ağrı, Iğdır, Hatay ve Van illerinde toplam 118 adet hudut birlik tesisi inşa edilmesi planlanmıştır. Bunlardan 38 adet tesis tamamlanmış ve kullanımına başlanmış, 50 adet tesisin inşa faaliyetleri devam etmekte, 30 adet tesisin ise proje ve ihale çalışmaları sürdürülmektedir. Ayrıca, imzalanan protokoller kapsamında, 172 adet müstakil gözetleme kulesi ile 1.023 kilometre hudut yolu inşa edilmesi öngörülmüş ve bu hudut yolunun 700 kilometrelik bölümü de tamamlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında yapılan protokol gereği, sivil vatandaşlar da asker hastanelerinden faydalanabilmektedir. Gülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanlığının yatak kapasitesinin yüzde 15’i, Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi Başkanlığının yatak kapasitesinin yüzde 40’ı, diğer asker hastanelerinin ise bölgesel özellikler, hastanenin imkânları ve talepler göz önünde bulundurularak yatak kapasitesinin yüzde 15’i ile yüzde 90’ı arasında sivil vatandaşlara açılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24’üncü Yasama Döneminde, Bakanlığımızı ilgilendiren birçok konuda kanun tasarı ve teklifi yasalaştırılmıştır. Gerçekleştirilen düzenlemeler ile Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yaparken hayatını kaybeden erbaş ve erlerin anne ve babalarına muhtaçlık-malullük şartı aranmaksızın aylık bağlanmasına imkân sağlanmış, malul gazilerimizin ihtiyaç duyduğu rehabilite edici araç ve gereçler ile tıbbi sarf malzemelerinden herhangi bir katılım payı ve fark alınmaması sağlanmış, başkasının desteğine ihtiyaç duyan gazilerimize ödenmekte olan bakıcı aylığı 2 katına çıkarılmış, terörle mücadeleye hazırlık safhasında meydana gelen çeşitli kazalar nedeniyle malul olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında aylık bağlanmasına imkân tanınmış; terörle mücadelede görev alan personele ödenmekte olan operasyon tazminatı artırılmış, subay ve astsubayların mecburi hizmet süresi ise on beş yıldan on yıla indirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımızın bir diğer görevi, silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaçları ve öncelikleri de dikkate alınarak  ülkemiz savunma sanayisinin gelişmesi için bir tedarik zinciri oluşturmaktır. Savunma sanayisi, bir ülkenin güvenliği ve bağımsızlığı için olmazsa olmaz sektördür. Güçlü bir savunmanın oluşturulabilmesi için güçlü bir savunma sanayisinin de olması gerekmektedir.

Bu bağlamda, ülkemizin savunma ve güvenliğine ilişkin tüm ihtiyaçlarının öncelikle yerli sanayimizin imkân ve kabiliyetleriyle karşılanması öncelikli amacımızdır. Bu amacı gerçekleştirebilmek için üretimi makul kılacak bir ihracat hedefinin de yakalanması gerekmektedir. Savunma sanayisi ihracatımızın, 2023 yılında 25 milyar ABD dolarlık bir hedefi yakalamasını ve savunma sanayisinde dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmeyi öngörmekteyiz. Savunma sanayisi genel sanayi içinde farklı bir konumdadır. Onu farklı kılan, yüksek teknolojiye dayanması, hassas üretim teknikleri gerektirmesi, özel kalite standartları ve yetişmiş insan gücüne ihtiyaç duyması, sürekli olarak en yeni teknolojileri kullanmayı gerektirmesi ve bu sebeple büyük ölçüde AR-GE faaliyetlerine ihtiyaç göstermesi ve yüksek ölçülerde yatırım gerektirmesine rağmen tek alıcıya ve sınırlı ihtiyaca dayalı üretim yapma zorunluluğunun bulunması ve bu sektörün devamlılığının sağlanması  için dış pazarlara açılmanın zorunlu olmasıdır. Bu alanda gerekli yapılanma ve teşkilatlanma için devlet, sanayi, üniversite ve diğer ilgili kuruluşlar arasında her türlü iş birliği ve koordinasyonla Bakanlığımız görevlidir.

Ülkemiz savunma sanayisinin geleceğe hazırlanması maksadıyla savunma araştırma ve teknoloji çalışmalarına gerekli yön Millî Savunma Bakanlığınca verilmektedir. Savunma ürünleri alanında araştırma ve teknoloji geliştirme çalışmaları koordineli olarak yürütülmektedir.

Millî olması zorunlu ve kritik ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak, yurt içi üretimin projeler çerçevesinde küçük ve orta büyüklükteki işletmelere iş aktarılması suretiyle teknoloji ve üretimin ülke çapında yaygınlaştırılmasını amaçlamaktayız. Bu dönemde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin savunmaya yönelik her türlü ihtiyacının en az yüzde 50’sinin yurt içinden karşılanması, sözleşmeler kapsamında yerli yan sanayiye en az yüzde 20 iş payı verilmesi ve 1 milyar ABD doları savunma ve havacılık ihracatı hedefine ulaştık.

Yine bu dönem içerisinde savunma sanayimiz tarafından halkımızın gurur duyacağı çalışmalar hayata geçirilmiştir. Millî tankımız ALTAY’ın prototip üretimi tamamlanmış, muharip gemi MİLGEM üretebilme kabiliyeti kazanılmış, taarruz sınıfı helikopter ATAK üretilmiş, ürettiği bu helikopterleri ihraç edebilme noktasına gelinmiş, genel maksat sınıfı özgün helikopter üretimi için çalışma başlatılmış, ilk eğitim uçağı olan HÜRKUŞ üretilmiş; ihtiyacına göre, ANKA dâhil, her türlü insansız hava aracı üretebilme yeteneği kazanılmış; orta ve uzun menzilli güdümlü füze ile saldırı helikopterlerine entegre edilecek cirit füzeleri üretilmiş, alçak ve orta irtifa füze sistemleri tasarlanmış, istihbarat gözlem uydusu üretilerek fırlatmaya hazır hâle getirilmiş, ihtiyacı olan zırhlı kara araçları üretilmiş, turbojet motorunun prototip olarak üretilmesi çalışmalarına başlanılmıştır. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, ülkelerin gelişmişlik dereceleri arasına uzayı kullanabilmek kriterinin de girdiğini  söyleyebiliriz. Uzayı en çok kullanan ülkeler en gelişmiş ülkelerdir desek yanılmamış oluruz. Ülkemiz de uzayda daha çok var olma çalışmalarına başlamış ve bu çerçevede birçok projeyi görünür hâle getirmiştir.

Diğer kamu kurum ve kuruluşlarının gözlem ve araştırma amaçlı ihtiyaçlarını da karşılayacak olan GÖKTÜRK Uydusu Projesi ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyacağı istihbarat görüntülerinin elde edilmesi, işlenmesi, depolanması ve değerlendirilmesini sağlayacak bir keşif gözetleme uydu sisteminin tedarik edilmesi ve uzun vadede Türkiye’de üretilecek tüm uydulara hizmet edecek bir uydu montaj, entegrasyon ve test merkezinin kurulması hedeflenmektedir. Uydunun, kurulacak merkezde testlerinin tamamlanmasının ardından, 2014 yılı sonunda fırlatılması planlanmaktadır. 2,5 metre çözünürlüklü Görüntüleme Amaçlı Bilimsel Araştırma ve Teknoloji Uydusu (GÖKTÜRK-2) Projesi tamamlanmıştır. Bu uydunun fırlatılması önümüzdeki hafta içinde Çin’de gerçekleştirilecektir.

Türkiye’nin ilk millî AR-GE uydusu olma özelliğine sahip askerî keşif ve gözetleme uydusunun geliştirildiği GÖKTÜRK-2 Projesi sayesinde, ülkemizde uzay sistemleri alanında ulusal kapasite, kaynak ve insan gücünün gelişiminde önemli ilerleme sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgesinde ve dünyada söz sahibi olan bir ülke olarak, ülkemizin millî sistemlerle teçhiz edilmiş ve teknolojik bakımdan gelişmiş bir orduya sahip olması için, bugün, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bölgesinde ve NATO içinde kendisine verilecek her görevi başarı ile yerine getirebilme imkân ve kabiliyetine sahiptir, buna destek olacak moral gücüne de sahiptir.

Diğer yandan, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumumuz, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin her türlü silah, mühimmat, roket ve patlayıcı ihtiyaçlarını karşılamaktadır. İstanbul Sanayi Odasının (İSO) 500 şirket sıralamasında 86’ncı sırada yer almıştır. İhracatta da sağlanan olumlu gelişmeler sonucu 2000’li yılların başında 4 milyon dolar olan kurum ihracatı, 2011 yılında 59,2 milyon dolara yükselmiştir, 2012 yılı sonunda ise 70 milyon ABD doları hedefine ulaşılması hedeflenmektedir. Makine Kimya tarafından toplam bütçesi 240 milyon TL olan 131 adet AR-GE projesi takip edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle burada konuşan hatipler silahlı kuvvetler kapsamında yapılan harcamaların, Millî Savunma Bakanlığı kapsamında yapılan harcamaların Sayıştayca denetlenmediğini ifade ettiler. Bu, kesinlikle doğru değildir. 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun

19 Aralık 2010 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmesiyle birlikte Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili mevzuatta yer alan Sayıştay denetlemeleri için muafiyet, istisna ve özel düzenleme getiren hükümlerin tamamı kaldırılmıştır. Bu konuda sadece 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 44’üncü maddesine istinaden raporların kamuoyuna duyurulmasıyla ilgili bir yönetmelik hazırlanmış olup, bu düzenleme denetimlerin icrasına yönelik herhangi bir sınırlama getirmemektedir. Nitekim, Sayıştay denetçileri tarafından Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri birimlerinde 2011 ve 2012 yıllarında gerçekleştirilen denetimler, bu doğrultuda herhangi bir engele tabi olmaksızın, özel usulde uygulanmaksızın Sayıştay denetçilerinin kendi planları dâhilinde gizlilik gerektiren konular da dâhil olmak üzere ve hiçbir sınırlama söz konusu olmadan tamamlanmıştır.

Yine, bir hatip “Doğudan asker alınmıyor.”dedi. Bu kesinlikle doğru değildir. Geçen ay şehit cenazesine katıldım Antalya’da Jandarma Üsteğmen Gökhan Korkut’un; şehitlikte, Diyarbakır’dan, Kayseri’den, Antalya’dan yan yana yatıyordu. Biz doğusuyla batısıyla bir aileyiz.

Tabii, Sivas’ın nüfusu kadar insan Sivas’ta yaşamakta; Siirt’in nüfusu kadar Siirtli İstanbul’da, ülkenin batısında yaşamakta; Batman’da da böyle. Dolayısıyla, orada illa ki şehit cenazesini beklemek gerekmez ama İstanbul’a, Antalya’ya, İzmir’e giderseniz orada da Batmanlı, Diyarbakırlı, Siirtli mutlaka bir kardeşimizi göreceğiz, bir şehidimizi göreceğiz.

Yine, bir başka husus: Sayın Kaplan’ın kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik “Şerefli bir subay arıyorum.” sözleri maksadını aşan, bu yüce çatı altında sarf edilmemesi gereken sözlerdir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli personelin şeref ve haysiyetini sorgulamak kimsenin haddi değildir. Kahraman ordumuzda görev yapan her subayımız şerefli ve onurludur görevinde kaldığı sürece. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli üyeler; Gülyazı’da Roboskili vatandaşlarımızın Irak’ta bir hava saldırısı sonucu ölümlerini savunan yok. Yapılanları yargının yerine geçerek… Tek yapılan şey yargının yerine geçerek karar verilmemesini istiyoruz. Yargıdan önce karar verilecekse yargıya ne gerek var? Bu, olayın bir boyutu. Ayrıca, yine Anayasa’ya göre de yargıya intikal etmiş bir konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmesi de bir diğer hukuk ihlalidir. Terör örgütünün ve yandaşlarının insan hayatına değer verdiğini söylemek mümkün değildir. En çok Kürt’ü öldüren bu terör örgütü olmuştur, Kürt’e en çok zarar veren bu terör örgütü olmuştur. Oradaki insanlara yatırımın gitmesini engelleyenlere, onları fakirliğe mahkûm edenlere, kaçakçılığa teşvik edenlere, elinde silahla dağda gezip hukuk tanımazlığını sürdürmek isteyenlere bir şey diyemeyenlerin burada hakkı, hukuku savunduğunu ileri sürmeleri doğru değildir. Bu yaklaşım milletin vicdanında da yankı bulmaz. “5 karakol bassak bu kadar etki doğurmazdı.” diyenlerin sevincini milletimiz görmüştür.

Yine, bununla ilgili olarak da şunları söylemek istiyorum: Bizim milletimiz kurtla beraber kuzuyu avlayanların, sonra da koyunla beraber ağlayanların kimler olduğunu çok iyi bilir. Bunu, Batman Demirlipınar’da PKK’nın döşediği mayının patlaması sonucu İnsan Hakları Derneği eski başkanı, köy muhtarı Sadi Özdemir; yine, BDP eski yöneticilerinden Salih Özdemir, Sofi Özdemir, Batman Barosu eski başkanı Sedat Özevi’nin olayında gördük. Batman’da 28 Eylül 2011’de Mizgin Doru ve karnındaki 8 aylık bebeğin ölümünde gördük. Zeki Yeşil’in Hakkâri’de patlatılan bomba neticesinde ölümünde gördük. Tunceli’de 6 Mehmetçik’le beraber Fadime Acar’ın yoldan geçerken şehit olmasında gördük. Bingöl’de 4 çocuk annesi Hatice Belgin’in ölümünde gördük. Gaziantep’te 4 çocuk, 9 vatandaşımızın, bomba yüklü araçla uzaktan patlatılması sonucu şehit olmasında gördük. 12 Eylül 2006’da Diyarbakır Koşuyolu Parkı’nda bomba patlatılmasıyla 6 aylık Abdullah Çetinkaya, 4 yaşında Nazlıcan Çetinkaya, 2 yaşında Nazar Çetinkaya, 6 aylık Şilan Demir, Evin Demir 10 yaşında, Mizgin Demir 12 yaşında, Hasan Marangoz 14 yaşında… Büyükler de var. 3 Ocakta dershane önündeki araç içinde bomba patlaması sonucu gördük: Melek İpek 17 yaşında, Eren Şahin 17 yaşında, Salih Ekinci 13 yaşında, Rıdvan Süer 18 yaşında, Engin Taşkın 18 yaşında, Ferhat Mutlu 18 yaşında… Daha birçokları var. Gaziantep’te gördük: 1 yaşında Melisa Aker, 3 yaşında Süleyman Alkan, Gülperi İnanç 11 yaşında, Sena Büyükkonuk 12 yaşında… Başkalarını saymıyorum. Şemdinli’de 11 yaşında Faris Demircan’ın ölümünde gördük. Eğer bunları saysam sabaha kadar devam eder. Biz bunu söylüyoruz ki, biz hiçbir zaman, doğudan, batıdan kim olursa olsun, tek bir vatandaşımızın dahi burnunun kanamasını istemeyiz. “Biz bir aileyiz ve biz birlikte güçlüyüz.” dedik ancak bunu bir türlü anlamayanlar da oldu. Ama, biliyoruz ki kişiler yanılsa da asil milletimin vicdanı hiçbir zaman yanılmaz ve tarih de hükmünde hiçbir zaman şaşmaz. Hem bu olaylara sebebiyet verenleri hem de bu olayları görmezden gelenleri milletimiz de vicdanında mahkûm edecektir, tarih de mahkûm edecektir; yarın kıyamet gününde ak ile kara hepsi ortaya dökülecektir diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçemizin yüce milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Bakanımız 160’ıncı maddeyle ilgili, böyle bir şey olmadığını hatta Sayıştayın denetiminde olduğunu söylediler bu doğru değildir.

İki dakika söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden açıklayın.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın 160’ıncı maddesindeki değişiklikle TSK’ye ait olan silah, bina gibi taşınır, taşınmaz malların denetlenmesi üzerindeki gizlilik hükmü kaldırılmıştır. Bu durum bir olumluluktur. Taşınır ve taşınmaz malların Sayıştay denetimine tabi olması planlanıyordu. Ancak “Sayıştay, bu kanun ve diğer kanunla verilen inceleme, denetleme ve kesin hükme bağlama işlerini yaparken işlevsel ve bağımsız olan bir kurumdur.” şeklindeki tanımlama yüzünden Sayıştay denetçileri ordunun elindeki malların sayımını yapacak ve denetleyecekti ama askerî harcamalara ilişkin denetim raporlarının kamuoyuna açıklanması TSK’nin hazırlayacağı yönetmeliklere göre olacaktı. Bu nedenle, bu yasa işlememiştir ve askerî harcamalar gizli kalacaktır.

Söylemek istediğim bu, çünkü bu gerçekleştirilmediğinden dolayı… Aslında Sayıştay, ordunun tüm harcamalarını denetim altına almalıdır ve ordu, bu ülkenin bir kurumudur. Bu kurum da şeffaf olmalı, halka hesap verebilmelidir.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zenderlioğlu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan bizim konuşmamıza atıfta bulunarak, sözümüzle ilgili maksadı aştığımızı ifade ederek…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, herhangi bir sataşma söz konusu olmadı efendim.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kaplan, siz bir konuşma yaptınız.

 HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet.

BAŞKAN - Sayın Bakan da cevap verdi. Şahsınızla ilgili isminiz geçti ama sizin söylediğinizin…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aynen…

BAŞKAN – Şu veya bu şekilde şahsınıza yönelik bir şey söylemedi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, benim yaptığım konuşmaya, söylediğim sözlere dikkat çekerek uzun bir açıklama yaptı.

BAŞKAN – Tamam.

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  Bu açıklama hem itham ediciydi hem hakaret içeriyordu ve sataşma var bunda.

BAŞKAN – Hayır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, İç Tüzük…

BAŞKAN - Müsaade ederseniz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e göre hareket edin.

BAŞKAN - Siz de yerinizden bir açıklama yapın; hakaret falan demeyin. O ayrı bir şey.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, eğer bu tartışmayı yaparsanız, ben de tutumunuz hakkında usul tartışması açarım.

BAŞKAN - Tamam, buyurun; iki dakika ama lütfen, sadece açıklama için iki dakika ve başka bir…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu kadar taraflı davranamazsınız!

BAŞKAN – Tarafla alakası yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya nasıl yok? Nasıl yok?

BAŞKAN – Başka bir şeye meydan vermeden, buyurun açıklamanızı yapın.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hangi konuda veriyorsunuz?

BAŞKAN – Efendim?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sataşma mı, usul tartışması mı?

BAŞKAN – Sataşma, buyurun; iki dakika.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Buna gerek var mı? Bu kadar Meclisi germenize gerek yok Başkanım.

BAŞKAN – Ben mi geriyorum Meclisi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Allah, Allah! Biz mi bunu öğreneceğiz?

BAŞKAN - Herhâlde söylediğinizin farkında değilsiniz yani. 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani kusura bakmayın…

BAŞKAN – Buyurun, açıklama yapacaksınız; buyurun. Benim germem değil, geren sizsiniz!

Buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bakın, değerli arkadaşlar, Sayın Yılmaz; bu ülke hepimizin; evet, buna katılıyorum. Bir aileyiz; buna da evet, katılıyorum.  Size de güveniyorum. Sizden Millî Savunma Bakanlığında Kürt olarak kaç tane subay var? Harp okuluna doğu, güneydoğunun 21 ilinden kaç tane almışsınız? Ben bunu istiyorum; bakın, bu bir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bu apaçık ayrımcılıktır. Biz bu ülkede kimseyi ayırmıyoruz ki!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir dakika arkadaşlar…

Bunu istiyorum; ayrımcılık yapıldığını iddia ediyorum ve ben bunu ispatlamaya hazırım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya arkadaşlar neye itiraz ediyorsunuz? Uygulamayı söylüyor, ayıptır ya!

HASİP KAPLAN (Devamla) – İkincisi: Roboski katliamı 21’inci yüz- yılın insanlık suçudur. Bakın, bir yıldır soruşturma gizli, bir tek fail bulunup ifadesi alınmadı, bir tek kişi yargıya çıkarılmadı. Herhâlde ordunun içinde vicdan sahibi, bu konuda rahatsızlığı olan çıkıp bir gün bu emri hangi siyasinin verdiğini söyleyecektir. Bizim buna inancımız yüksek. Ben bunu maksadımı aşarak söylemedim, bile bile söyledim çünkü tarih bununla doludur arkadaşlar. İspanya’daki GAL yargılamalarına bakarsanız, oradaki savcı, yargıç Gonzales’in yaptığı, açtığı karanlık dosyalara bakarsanız bunun örnekleriyle doludur.

“Her orduda görev yapan şereflidir.” dediniz Sayın Bakan. Peki, 12 Eylül darbecileri, Kenan Evren şerefli mi; 28 Şubatçılar şerefli mi, darbeciler şerefli mi, bu Meclisi kapatanlar şerefli mi? Nasıl herkese “şerefli” dersiniz?

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Darbe yapanlar hariç.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sizi bu konuda açıklamaya davet ediyorum. Darbeciler şerefli mi, değil mi? Lütfen açıklama yapın. Meclisi, partileri kapatanlar şerefli oluyor. Olur mu öyle şey?

Teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Bakan aynen şöyle dedi: “Kıyamet gününde belli olacak. Akla kara belli olacak.” diye kendi partisinin grubunu ak, bizi kara olarak niteledi.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Bizi ak gösteriyor, sizi kara gösteriyor!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen ne kadar alınmışsın buna ya!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Açık açık hakaret etti. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sizi kastetmedi.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın İnce. Lütfen, ikinci bir sataşmaya meydan vermeden.

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir insanın adının “ak” olmasıyla o kişi ak olmaz. Soyadı “Özkahraman” olup da kahramanlıkla alakası olmayan insanlar da olabilir. Birinin soyadı “Yürekli” diye o dünyanın en cesuru olmaz ama şunu biliniz ki, bir insan adının “ak” olmasıyla alnının ak olması başka şeylerdir; adının “ak” olması yetmez, alnının da ak olması lazım. Yani dünyadaki yargıyı hallettiniz; Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay hepsini halettiniz, Silivri’de gördük işte adaletinizi! Şimdi, siz dünyadaki adaleti hallettikten sonra, onu bir AKP yargısı hâline getirdikten sonra Allah’ın mahkemesine de mi el attınız?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir şey yok ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yani bunun da mı kararını veriyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi? (CHP sıralarından alkışlar) Sizin bu ülkede yargıyı ne hâle getirdiğinizi herkes görüyor. Yani siz müdahaleden söz ediyorsunuz. Siz gece yarısı kanun çıkarmadınız mı, yargıya müdahale etmediniz mi, yargının önünü kesmediniz mi?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Darbecilerden hesap sormak için çıkardık gece yarısı.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz bu dünyadaki yargıyı da bıraktınız artık, megalomanlığınız o kadar üst boyutlara ulaştı ki Allah’ın adaletinin sonucunun ne olacağını da biliyorsunuz. Yani kıyamet günü gelmiş, Allah’ın mahkemesi, adaleti kurulmuş, tecelli etmiş, siz “ak” çıkmışsınız, biz de “kara” çıkmışız; öyle mi? Bu sizi dinden çıkarır ya! Böyle bir şey olur mu, bu hakaret.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir şey demedi ki ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kimin ak, kimin kara olduğunu hukuk da bir gün gösterecektir, Allah da bir gün gösterecektir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tamam işte, aynısını söyledi, Sayın Bakan da aynısını söyledi.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ben de onu söyledim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu konuda adil olmanızı dilerim Sayın Bakan. Amacınızı aştığınızı düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İnce.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S.Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S.Sayısı: 362)  (Devam)                                      

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI (Devam)

1) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ (Devam)

1) Millî Prodüktivite Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ

BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı

Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ  (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ  (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU  (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Savunma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Savunma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, aleyhinde olmak üzere şahsı adına Sayın Mehmet Şevki Kulkuloğlu, Kayseri Milletvekili.

Sayın Kulkuloğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2013 bütçesinin bu bölümü üzerinde şahsım adına aleyhte söz almış bulunuyorum. Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde görüşlerimi bildireceğim. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Soğuk savaş sonrasında, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi bizim ülkemizde de savunma konseptlerinin ve dolayısıyla silahlı kuvvetlerin organizasyonu ile olanaklarının gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Ancak ülkemizde henüz yurt savunmasına yönelik olarak yeniden yapılanma hayata geçirilmemiş, bu konuda geç kalınmıştır. Oysa Türkiye, gerek sahip olduğu iç dinamikleri gerekse de bugünlerde maalesef fazlasıyla gözümüzün önünde olan dış dinamikler nedeniyle bu yenilenmeye, bu reforma en çok ihtiyaç duyan ülkelerin başında yer almaktadır. Bu değişim ve gelişim zorunluluğu temelde üç alan üzerinde yoğunlaşmaktadır: Ordumuzun yapısı, savunma kabiliyetlerinin artırılması ve savunma sanayisinde yüksek teknolojiye dayalı modernleşme. Bu alanlarda alınacak, alınması zorunlu mesafeler hem ülke savunmasını güçlendirecek hem de dış politikada Türkiye’nin elini güçlendirecektir. Hemen belirtmeliyim ki, burada elimizin güçlenmesinden kasıt, uluslararası alanda daha fazla söz sahibi olmamıza katacağı destek olup, asla, AKP’nin yaptığı gibi hayallere kapılarak macera dolu sulara yelken açma hevesini ifade etmemektedir. Böyle bir savunma konseptinin hayata geçirilmesinin yurt içine de doğrudan veya dolaylı pek çok yansıması olacak, en başta temel bir kamu hizmeti olan savunma alanında kalitatif ve kantitatif ilerlemeler sağlayacaktır.

Sayın milletvekilleri, günden güne gelişen ve ordumuzun ihtiyaçlarının çoğunluğunu karşılamaya çalışan yerli savunma sanayisinin gelişimi şüphesiz ki bizleri de memnun etmektedir. Bu gelişim hızlanmalı, artan ihtiyaçlarımızı maksimum düzeyde karşılamak bu yönde temel eksen olmalıdır. Çaba ve kaynaklar bu alanda yoğunlaştırılmalıdır. Hele hele ülkemizin katma değeri yüksek mal ve hizmet ihracına duyduğu ihtiyaç göz önüne alındığında savunma sanayimiz önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sayın milletvekilleri, ülkede terör olayları her gün yaşanmakta, askerî ve sivil hedeflerimize bölücü örgüt tarafından saldırılar düzenlenmekte ve bu saldırılarda vatan evlatlarımız şehit olmaktadırlar. Dolayısıyla savunma sanayimize bütçeden katkı yapılması kaçınılmaz görünmektedir. Ama, gelin görün ki sınır karakollarımızın yeniden ve güvenli bir şekilde yapılması ve yapılandırılması ve buna bağlı olarak da bu karakolların yüksek teknolojiyle donatılarak hem hudut geçişlerine hem de karakol baskınlarına engel olunmuş olması sağlanmış olabilecekken, bitme noktasına 2002’de gelmiş ancak AKP iktidarında yeniden hortlayan terör orta yerde duruyorken AKP bu konuyu ağırdan almış, hafife almış, on yıl boyunca dikkate almamıştır. Son on yılda AKP’nin temel işi ve hedefi rejimle hesaplaşmak olmuştur, Büyük Önder Atatürk’ü unutturmaya çalışmak olmuştur, onun eser ve devrimlerini o dönemi itibarsızlaştırma çabaları olmuştur.

Sayın Milletvekilleri, hâlen daha tüm karakol binalarının bitmemiş olması ve bu karakolların uğradığı baskınlar neticesinde açık sahada terörist saldırılar sonucu askerlerimizin şehit olmasının ve sivil vatandaşlarımızın hayatlarını kaybetmesinin en önemli nedeni, işte, bu AKP Hükûmetinin işi yavaştan alması, önemsiz görmesidir. Her şehidin kanı AKP’nin eline bulaşmıştır. On yıllık iktidarınız boyunca değil çözmek artık kangren hâline getirdiğiniz terör sorunun vebali üzerinizde durmaktadır.

Mısır ve Tunus’a, daha yeni, tabiri caizse, neredeyse 3 milyar doları bağışladınız. Arap Baharı ayaklanmalarını, iç çatışma yaşayan Libya gibi, Suriye gibi ülkelerdeki muhalif grupları yüksek maliyetlerle örtülü ödeneklerden, kaynaklardan silahlandırdınız. Türk milletinin, devletinin kaynakları ile kardeşi kardeşe, Müslüman’ı Müslüman’a kırdırdınız. Elleriniz kirli; on yıllık iktidarınızda sadece yolsuzluklardan gelen paralarla değil şehitlerimizin kanlarını, dost ve kardeş ülke yurttaşlarının kanlarını, Müslüman kardeşlerimizin kanlarını o kirli ellerinize bulaştırdınız. Ne kadar kaynak aktardığınız ise belli değil.

Sayın milletvekilleri, sizleri vicdanınız ile baş başa bırakıp bu duygu ve düşüncelerle bu bütçenin onaylanmaması, reddedilmesi gerektiğine inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kulkuloğlu.

Sayın milletvekilleri, 9’uncu turdaki görüşmeler tamamlanmıştır.

         Şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemine geçiyoruz. Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Birinci sorum Bilim ve Teknoloji Bakanımıza: Hâlen TÜBİTAK’ta görevlendirmeyle çalışan kaç daire başkanı ve şube müdürü bulunmaktadır, bu kadrolara TÜBİTAK içinden atama yapılmamasının sebebi nedir?

İkinci sorum Sayın Millî Savunma Bakanına: Uzman erbaşlara sözleşmesi bittikten sonra veya kendi istekleriyle ayrılmaları hâlinde kamu kurumlarına atanma hakkı verilmiş olmasına rağmen, bu atamaların sayın bakanların veya üst düzey bürokratların yakın çevrelerinin dışına taşmadığı iddiaları doğru mudur?

Bu atamaların objektif kriterlere bağlanmasını düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğan.

Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Savunma Bakanımıza sormak istiyorum.

Gelibolu Yarımadası Millî Parkı’nda yapılan simülasyon merkezinde, tüm Türkiye’nin her yerinden, bütün insanlar simülasyon merkezine gittiğinde şikâyetlerini dile getiren bir dilekçe kutusu vardı ve bu dilekçe kutuları doldu ve taştı. Ve yine bizim de gittiğimiz ve Türkiye’nin her yerinden bana gelen şikâyetlerde, oradaki millî değerlerimiz ve bu parkın içerisindeki simülasyon merkezindeki tanıtımın 11’inci bölümünde özellikle, AKP’nin, tarihî, ortak bir paydayı birleştirerek… Türkiye’nin tarihini hafızadan silmeye mi çalışıyorsunuz?

Burada, Başbakan ve Cumhurbaşkanıyla birlikte, tüm tarihin o günkü zaferlerini bugünkü siyasi iktidara mal etmenin ve orada tarihi ters yüz etmenin ve orada beyin yıkamanın doğru olmadığını tüm vatandaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, teşekkür ederim.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlk sorum Sayın Nihat Ergün’e.

Sayın Bakan, KOSGEB kredi ödemeleri hangi nedenlerle, kaç aydan beri yapılamamaktadır? Özellikle bu konuda mağdur olan girişimcilerin bu mağduriyetini giderme adına mahsuplaşma sistemi yerine avans sistemine dönüştüren bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum Sayın İsmet Yılmaz’a.; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan askerî ve sivil personelin özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar ne zaman sonuçlandırılacaktır? Bedelli askerlik yasasından bugüne kadar kaç kişi yararlanmış ve ne kadar gelir elde edilmiştir? Yurt dışı bedelli ücretinin düşürüleceği ve yasanın yeniden düzenleneceği yönünde medyaya yansıyan haberler doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Sanayi Bakanı, daha önce Derince’de belediye başkanı olmanız ve rahmetli Erbakan tarafından başarısız bulunarak bir daha aday yapılmamanız sizin önünüzü açmış olabilir. Ancak, kendi ilçesinde üniversite kurulmasına bile karşı çıkarken, bugün Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı olmanızı hayretle karşılıyorum. Kendi kentindeki problemlerden bihaber olan bir milletvekilinin Türkiye’nin bakanı olmasını ülkemiz için bir kayıp olarak görüyorum.

Sayın Bakan, Sanayi Bakanı olarak size soracağım en güzel soru, en büyük başarınız olan Derince Belediye Başkanlığı sırasında su için açmış olduğunuz içinde su olmayan 3 kuyunun bugünkü durumu nedir diye sormak istiyorum? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, dinleyelim. 

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Nihat Ergün’e, efendim, sorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin de ortak olduğu 57’nci Hükûmet, 1999 Mayısında kurulduktan hemen üç ay sonra, bu coğrafyanın gördüğü en büyük afeti, Marmara depremini yaşamıştır. Ekonomik ve toplumsal açıdan devletin en yoğun coğrafi bölgesinde ortaya çıkan binlerce yılın en büyük felaketinin yaraları, bazılarının hayâsızca saldırdığı 57’nci Hükûmet tarafından başarıyla sarılmıştır. Bu acı tecrübe bize bir şeyi de göstermiştir: Nüfusu da, millî geliri de, sanayi tesislerini de ülke coğrafyasına yaymak gerekmektedir.

Bu çerçevede, iktidarınızın üvey evlat olarak gördüğü Çukurova’da, Osmaniye, Adana ve Hatay için önem taşıyan Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi neden hâlâ yönetimi ve altyapısı açısından hazır değildir? Yerli otomotive ilişkin projelerinizde üretim üssü olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, teşekkür ediyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkanım, ama gürültüye gitti sürem.

BAŞKAN – Hayır, onu ilave ettik.

Sayın Kaptan, buyurun.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkanım, teşekkür ederiz.

Millî Savunma Bakanına 1, Bilim ve Sanayi Bakanına da 2 sorum var.

Sayın Millî Savunma Bakanına sormak istiyorum: İngiliz Independent gazetesinde, İngiltere’nin ev sahipliğinde Fransa, Türkiye, Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin askerî yetkilileriyle bir Amerikan generalinin katılımıyla Londra’da gizli bir toplantı yapıldığı iddiası çıkmıştır. Bu doğru mudur? Doğru ise Türkiye’den kim katılmıştır? Toplantıda ne konuşulmuştur?

Sanayi Bakanına 2 sorum var: Sayın Bakan, “helal gıda” belgeli Türkiye’de kaç firma vardır? Bunların KDV, vergi indirimi gibi avantajları var mıdır? Varsa nelerdir?

Bir başka soru: Türkiye’nin beyin gücünün dış ülkelere gitmesinin önlenmesi konusunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaptan.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanına soruyorum ben.

Sayın Bakan, Uşak’ın da içinde olduğu bazı illerde 5084 sayılı Yasa’yla getirilen bazı teşvikler 31/12/2012 tarihi itibarıyla bitmektedir. Uşak, tekstil teleflerinin yani tekstil çöplerinin değerlendirildiği, tarlasız pamuk üretilen bir kenttir, pet şişelerden elyaf üretilen bir kenttir. Türkiye’nin battaniye üretiminin yüzde 80’ini, 90’ını Uşak’ta biz gerçekleştiriyoruz. Ancak Uşak sanayicisinin bu kadar aktif olduğu bir dönemde artık Uşak sanayicisinin çok ihtiyacı olan enerjide, stopajda ve sigorta primlerinde, 5084 sayılı Yasa’nın, 31/12/2012 tarihi itibarıyla, sağladığı yararlar ortadan kalkacaktır. Ama Uşak sanayicisi çok zor durumdadır. Üstelik, Orta Doğu’ya da artık ihracat yapamamaktadır. Bu teşviklerin uzatılmasını düşünüyor musunuz Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Yılmaz, TSK Personel, İç Hizmet, Askerî Ceza Kanunu’na göre asker kişi TSK mensubu sayılmasına rağmen 12 Mart, 12 Eylül darbesi mağduru harp okulu öğrencileri 926 sayılı TSK Personel Kanunu’na eklenen geçici 32’nci maddeden yararlandırılmamıştır. 29 Haziranda bir önergeye verdiğiniz cevapta “Varsayalım, öğrenciler de bu kanun kapsamına giriyor. Biz, aksine karar verdik. İdarenin eylem ve işlemleri yargı denetimine tabidir. Bizim reddetmiş olduğumuz öğrencilerden biri pekâlâ AİHM’e gidebilir.” dediniz. Ancak yargı denetimine kapalı YAŞ kararı ile ihraç edilenlere de iç yargı yolunu açıp kararı AİHM’in vermesini istemediniz. Askerî vesayetin devam ettiği bir mahkeme olan, TBMM’nin darbe komisyonu raporunda kaldırılması istenen… AİHM’e yönlendirilen harbiyelilerin başvuruları beklendiği gibi bu mahkemece reddedilmiştir. Darbe mağduru harbiyeliler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demir.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sorum Sanayi Bakanına: Adana’nın Kozan Organize Sanayi Bölgesi geçmişte, Milliyetçi Hareket Partisi döneminde kuruldu. Sanayi Bakanıma soruyorum: On yıllık iktidarınızda sanayiyi, teknolojiyi kapsayan bir teşvik verdiniz mi? “Teşvikle bu sanayi kuruluşunu biz yaptık, bu teknolojiyi biz yaptık.” diyebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaman.

Sayın Yeniçeri…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Millî Savunma Bakanına sorum:

Türkiye toprakları Türk toprakları mıdır yoksa NATO toprakları mıdır?

Kürecik’te ABD, NATO’nun radar üssü hangi ülkeye karşı savunma amaçlı olarak konuşlanmıştır?

Kendi canının derdine düşmüş Suriye gibi bir ülkeye karşı Kahramanmaraş’ta konuşlandırılması düşünülen Patriotlar sizce Türkiye'nin hava sahasını Suriye’ye karşı koruyabilecek midir?

Patriot füze sistemleri için Türkiye’ye gelecek yabancı asker sayısı ne kadardır?

Türkiye Patriot füzeleri ve ülkeye gelecek yabancı personel için herhangi bir harcama yapacak mıdır?

Patriotları ateşleme yetkisi yani tetik kimin elinde olacaktır?

On yıldır iktidardasınız, neden Türkiye kendi hava savunma sistemini kendi imkânlarıyla koruyacak mekanizmaları geliştirmemiştir?

Mevcut görüntü Türkiye'nin kendi hava sahasını koruma imkânından yoksun olduğunun kanıtı değil midir?

Patriotlar savunma bağlamında Suriye’ye karşı büyük, İran’a karşı küçük bir tedbir değil midir?

NATO’dan Suriye’ye karşı yardım dilenen bir ülke görüntüsü küçültücü değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şimdi, 5084 sayılı Teşvik Yasası 31 Aralıkta sona eriyor. SSK işveren payının devlet tarafından ödendiği bu yasa mutlaka uzatılmalıdır. Malatya’da üretim yapan üreticiler her türlü zor şartlara rağmen üretim yapıp dünyayla rekabet etmekteler. Bizim limanımız yok, yollarımız uzak, elektrik problem; buna rağmen dünyayla rekabet ediyoruz. Bu yasanın uzatılmaması kayıt dışılığı teşvik edecek ve işsiz sayımızı, 22.300 olan resmî işsiz sayımızı katlayarak büyütecek. Başta Malatya Ticaret ve Sanayi Odası olmak üzere, MAKİAD, MÜSİAD, MASİAD ve esnaf odaları yani Malatya’nın bütün kesimlerinin ortak çığlığı bu yasanın uzatılması. Sizin Bakan olarak bu çığlığa kayıtsız kalmamanızı diliyorum ve bu konuda çaba göstermenizi sizden Malatya adına rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Sayın Ergün, buyurun efendim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Efendim, şimdi Sayın Ağbaba ve Sayın Yılmaz 5084’le ilgili sorular sordular. Tabii, teşvikler önemli ama teşvikler gerçekten teşvik olma özelliğini koruyabilmeli; teşvik bir yere kadar olur, bir yerden sonra artık teşvik olmaktan çıkar. Artık kendinizi tedavi edebilecek, ayakta kalabilecek güce kavuştuğunuzda teşvikin anlamı yoktur; ilaç gibi, ilacı zamanında, dozajında, süresinde aldığınız zaman ilaç olur, fazlasını aldığınız zaman uyuşturucu etkisi yapacaktır ve sizi tedavi etmeyecektir artık. Dolayısıyla, 5084 sayılı Yasa teşvik olma özelliği açısından çok önemli işlevler gördü ve birçok firma, gerçekten, bundan çok yararlandı ama aynı şekilde devam etme imkânı olmayacaktır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – İşçi yararına şu anda, Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Arkadaşlarımız bu konuda bir gözden geçirme çalışması yapıyorlar fakat bu şekliyle devam ettirilmesi mümkün değil çünkü yeni teşvik sistemimiz var. Yeni, 6 bölgeli teşvik sistemimizin de aynı şekilde işlerlik kazanması gerekir. 5084’ün aynı şekilde devamı mümkün görünmüyor, üzerinde mutlaka başka türlü değişiklikler yapılması lazım.

Sayın Halaman, Adana Kozan Organize Sanayi Bölgesi’nden bahsetti. Organize sanayi bölgelerine özel bir teşvik sistemi yoktur. Şu anda 6 bölgeli teşvik sistemimiz var. Yalnız, organize sanayi bölgeleri eğer yatırım alırlarsa bir alt bölge teşvikinden yararlanmaktadırlar yani 5’inci bölgedeyse bir organize sanayi bölgesi, orada yapılan yatırım 6’ncı bölge teşviki almaktadır, 4’üncüdeyse 5’inci bölge teşviki almaktadır. 6’ncı bölgedeyse, ilaveten, organize sanayi bölgesine, sanki bir 7’nci bölgeymiş gibi, katkı sağlanan mekanizmalar vardır ama münhasıran, organize sanayi bölgesine yönelik bir teşvik mekanizması yok. 6 bölgeli teşvik mekanizmasında OSB’lerin avantajı var.

Bu teşvik sisteminde teknolojik yatırımların da avantajı var. Teknolojik yatırımlar Türkiye’nin neresinde yapılırsa yapılsın AR-GE’si TÜBİTAK, Bakanlığımız ve KOSGEB tarafından desteklenmişse, O proje, yatırım yapıldığı zaman, aynen 5’inci bölge teşviki gibi destek alıyor. İstanbul’da da yapılsa, başka bir yerde de, Ankara’da da yapılsa, 1’inci bölgede bile yapılsa 5’inci bölge teşvik’i almaktadır. Ama bir organize sanayi bölgesinde yapılırsa yine bir alt bölge teşvikinden yararlanmakta, 5’inci bölge teşviki 6’ncı bölge teşvikine dönüşmektedir teknolojik yatırımlar açısından.

Sayın Işık KOSGEB kredileri ile ilgili ödemelerde gecikme olduğunu ifade etti. 2012 yılı bütçe rakamlarını aşan miktarlardaki taleplerle ilgili ödemeler 2013 yılına sarkmıştır. Sistem avans sistemi şeklinde işlemiyor, harcamayı önce kuruluş, şirket, işletme yapmaktadır, sonra onun yüzde 60’ı kadar kendisine destek sağlanmaktadır ama 2012 yılında aksayan, bu destek için başvurup da bu başvurusu henüz kendisine ödenmemiş olanlar, mutlaka 2013 içerisinde bu desteklerini alacaklardır.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Bunun sayısı yüzde 80 Sayın Bakan.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Avansa dönüştürebilir miyiz Bakanım, avansa?

Bu sistem çalışmıyor, insanlar mahvoluyor.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Onu bir çalışalım yani avans sisteminin de bazı dezavantajları olabilir. Onu da bir çalışmamız icap eder.

Helal gıda belgesiyle ilgili başvurularda herhangi bir teşvik yoktur. Helal gıda belgesi alanlar bir vergi indiriminden falan yararlanmıyorlar. Onlar, ulusal ve uluslararası ticarette tüketiciler veya ülkeler bu belgeyi önemsedikleri için o belgeyle ticaret yapmanın avantajını kullanmış oluyorlar. Dolayısıyla, bugün Türkiye’de Türk Standartları Enstitüsüne helal gıda için 246 şirket başvurmuş, bunlardan 136 tanesine bu belge verilmiştir. Bu belgeyle özellikle İslam ülkelerindeki ticaretlerinin -bu belgeyi alanların- önünün açılmış olduğunu görüyoruz.

TÜBİTAK’la ilgili arkadaşlarımız var. TÜBİTAK’ta, bugün kamu kurum ve kuruluşlarından görevlendirmeyle gelen 4 adet daire başkanı arkadaşımız vardır ve 1 de enstitü müdürü vekâleten görev yapmaktadır. TÜBİTAK’taki daire başkanlarının, enstitü müdürlerinin sayısı dikkate alındığında bu rakamlar son derece mütevazı rakamlardır diye düşünüyorum.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, süreniz tamam efendim, geri kalanını…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Sorular bu kadar, diğerleri soru değil zaten.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Yılmaz, buyurun efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, vaktim elverdiği süresince sayın vekillerimizin sorularına cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle, “Türkiye NATO toprağı.” diyorsunuz. Bu sözü söyledi Sayın Yeniçeri. Türkiye, 1949 yılında kurulan NATO’ya 1952 yılında üye olmuştur. Tam altmış yıldır ittifakın köklü bir üyesi olarak sorumluluklarını eksiksiz bir biçimde yerine getirmekte, bu suretle ittifaka katkıda bulunmakta, karşılığında da ittifakın Kuzey Atlantik Anlaşması kapsamında korumasından istifade edilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde egemenlik yetkisini kullanma hakkı yalnızca Türkiye Cumhuriyeti hükûmetine aittir. “Türkiye NATO toprağıdır.” cümlesiyle kastedilen husus, NATO’nun Türkiye'nin topraklarını da korumaktan sorumlu olduğu, ittifak kuralları gereğince ittifak üyesi herhangi bir ülkeye yapılan saldırının bütün ittifak üyelerine yapılmış saldırı gibi değerlendirildiğidir; 5’inci madde bunu amirdir. Türkiye'ye yapılan bir saldırının da ittifaka ve tüm müttefiğe yapılmış sayılacağı sözleşme hükmü gereğidir.

NATO’dan destek istemek Türkiye'yi küçültür mü? Biz NATO’ya radar verince NATO’yu küçültmüyor da -NATO’nun içerisinde dünyanın en büyük devletleri…- NATO’dan bir Patriot alınca Türkiye'yi niye küçültsün? NATO’nun içinde niye varsınız? Ortak ittifak kurmak için. Ortak ittifak da kiminde Patriot olur kiminde radar olur kiminde başka bir şey olur. Dolayısıyla da bu, ortak kolektif savunma sistemidir. Biz NATO’ya radar verdiğimiz gibi, radar teklif ettiğimiz gibi pekâlâ NATO’nun da, üyesi ittifak ülkelerden talep etmesi çok normaldir.

“Bu Kürecik’teki radar hangi ülkeye aittir?” diye… Çok açık ve seçik şekilde, bütün NATO toplantılarında, burada kurulan radarın hiçbir ülkeyi açıkça hedef almayacağı belirtilmiştir. Bu, bizim kırmızı çizgilerimizden biriydi. Bir devlet ismi belirtilmedi. Nedir bu? NATO radar sistemidir. Kimin için kullanacaktır? NATO müttefiki ülkelere karşı kimsenin aklından bir füze göndermek geçiyorsa o füzeleri önceden tespit etmekle görevlidir. Eğer hiç kimsenin NATO ülkesine bir saldırı niyeti yoksa dolayısıyla bu radarın da kullanılabilmesi söz konusu değildir.

“Ne kadar insan bu bataryayla ilgili gelecek?” dedi. Yaklaşık, 2 bataryadan 350-400 kişi kadar bir personel geliyor. Dolayısıyla, ne kadar batarya gelecek? Bunu da NATO’nun bundan sonraki yine bir çalışmayla en az sayıda bataryayla Türkiye’nin koruma alanı en çok nasıl korunabilir? Bununla ilgili teknik çalışma, raporların değerlendirilmesi devam ediyor, tamamlandığında bütün milletimiz de bilecektir.

Patriot füzelerini ateşleme yetkisi -Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı- SAKÖR’dedir. SAKÖR, bu yetkiyi, önceden belirlenmiş ve belirlenme sürecinde Türkiye’nin de yer aldığı angajman kuralları çerçevesinde yerine getirecektir. Patriot sistemleri, antibalistik füzeler olup balistik füze saldırılarına karşı savunma amaçlıdır. Hasım füzeyi hedefine varmadan havada imha etmek suretiyle kullanmaktadır. NATO’ya yapılan başvuruda, savunma amaçlı olarak talep edildikleri açık bir şekilde vurgulanmıştır. Bu kapsamda, Patriot sistemlerinin herhangi bir ülkeye karşı saldırı amaçlı kullanılabilmesi mümkün değildir.

Bir başka, yine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı olan Alçak ve Orta İrtifa Hava Savunma Sistemi projeleri, yerli olarak üretilmek için, Türkiye’de, sözleşmeleri 2010 yılından itibaren imzalanmış ve bunların çalışması devam etmektedir. Yüksek irtifa hava savunma ihtiyacının karşılanması için de       -bildiğiniz gibi- ihaleye çıkıldı. Yurt dışından 4 tane teklif aldı, o tekliflerin iyileştirilmesi çalışmaları devam ediyor. Muhtemelen önümüzdeki dönemde yapılacak Savunma Sanayii İcra Komitesinde değerlendirilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir sayın milletvekilimiz “Bedelliden kaç kişi faydalandı?” diye sordu. 1111 sayılı Askerlik Kanunu’na eklenenle 15 Aralık 2011 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren geçici 46’ncı madde uyarınca bedelli askerliğe müracaat eden yükümlü sayısı, 15 Aralık 2012 tarihi itibarıyla 69.320’dir. Bu ana kadar 2 milyar 4 milyon 780 bin TL gelir elde edilmiştir. Bedelin tamamının ödenmesi durumunda elde edilecek toplam gelir de 2 milyar 79 milyon 810 bin TL civarında olması beklenmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca çıkartılacak yönetmelik çerçevesinde bu kullanılacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Niçin değişiklik yaptınız?” deniliyor…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sırasıyla, dokuzuncu turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

26) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                      1.871.093.300

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                    Savunma Hizmetleri                                                                                                   2.133.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                         485.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      04                                    Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                                 595.743.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      07                                    Sağlık Hizmetleri                                                                                                               70.250

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                    2.469.524.550

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    475.190,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                           286.199,17

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                              188.990,83

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                            815.809.773,56

Bütçe Gideri                                                                                                                                                   677.956.402,03

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                      137.853.371,53

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                      11.969.131,98

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Milli Prodüktivite Merkezi 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3) Milli Prodüktivite Merkezi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                               16.732.300,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                      14.761.501,75

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                           1.970.798,25

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B)   CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                          13.902.000,00

Ret ve İadeler                                                                                                                                                         9.859.737,29

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Milli Prodüktivite Merkezi 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezi yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.30) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                           19.855.500

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                     2.568.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                    Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                                 435.525.150

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                        457.948.650

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                  2.180.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                    Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                        350.948.650

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                    Diğer Gelirler                                                                                                              35.805.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      06                                    Sermaye Gelirleri                                                                                                              15.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                    Alacaklardan Tahsilat                                                                                                 7.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                        395.948.650

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                            522.880.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                   485.653.564,95

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                        30.544.186,05

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                        6.682.249,00

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                        327.388.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                       378.523.009,86

Ret ve İadeler                                                                                                                                                                    420,00

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türk Standartları Enstitüsü 2013 merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.22) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ

1) Türk Standartları Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                           28.036.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                     3.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                    Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                                 186.928.650

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                        217.964.650

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                             203.100.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                    Diğer Gelirler                                                                                                              38.800.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                    Ret ve İadeler                                                                                                                   900.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                        241.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

.

Türk Standartları Enstitüsü 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türk Standartları Enstitüsü 2011 yılı merkezî kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türk Standartları Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                            228.465.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                   176.296.419,78

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                        52.168.580,22

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B)  CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                        229.671.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                       298.171.713,78

Ret ve İadeler                                                                                                                                                            189.278,26

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türk Standartları Enstitüsü 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türk Patent Enstitüsü 2013 merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.24) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ

1) Türk Patent Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                           14.095.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                    Savunma Hizmetleri                                                                                                           3.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                         920.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                    Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                                   26.718.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          41.736.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                               76.655.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                    Diğer Gelirler                                                                                                              20.016.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          96.671.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

Türk Patent Enstitüsü 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türk Patent Enstitüsü 2011 yılı merkezî kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türk Patent Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                               39.312.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                      33.926.764,02

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                           5.385.235,98

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B)     CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                        118.000.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                          87.966.481,80

Ret ve İadeler                                                                                                                                                            220.158,47

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türk Patent Enstitüsü 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.08) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                      1.680.654.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                         750.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                    Sağlık Hizmetleri                                                                                                             361.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      09                                    Eğitim Hizmetleri                                                                                                       63.737.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                    1.745.502.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                             190.413.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                    Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                    1.505.502.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                    Diğer Gelirler                                                                                                              49.587.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                    1.745.502.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 yılı merkezî kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                         1.794.159.030,07

Bütçe Gideri                                                                                                                                                1.431.610.676,51

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                      362.548.353,56

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                      10.681.296,97

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B)     CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                     1.524.715.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                    1.359.318.115,78

Ret ve İadeler                                                                                                                                                            187.196,57

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi 2013 merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.09) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                           10.675.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          10.675.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                       87.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                    Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                          10.568.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                    Diğer Gelirler                                                                                                                      20.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          10.675.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi  2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi 2011 yılı merkezî kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                               10.479.556,33

Bütçe Gideri                                                                                                                                                        8.583.132,28

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                           1.896.424,05

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B)   CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                          10.110.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                            9.718.549,86

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Savunma Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

09) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1) Millî Savunma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                         186.410.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                    Savunma Hizmetleri                                                                                         20.155.873.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      06                                    İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                                                                          7.800.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      10                                    Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri                                                       9.831.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                  20.359.914.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Savunma Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Savunma Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

2) Millî Savunma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                       23.610.124.527,96

Bütçe Gideri                                                                                                                                              16.463.280.738,55

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                   7.074.679.085,30

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                7.113.170.193,38

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Savunma Bakanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.28) SAVUNMA SANAYİ MÜSTEŞARLIĞI

1) Savunma Sanayi Müsteşarlığı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      02                                    Savunma Hizmetleri                                                                                                 41.016.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          41.016.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                     108.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                    Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                  10.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                    Diğer Gelirler                                                                                                              40.847.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      06                                    Sermaye Gelirleri                                                                                                                1.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      08                                    Alacaklardan Tahsilat                                                                                                       50.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          41.016.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)     CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                               37.326.201,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                      30.771.526,78

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                           6.554.674,22

 

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Gelir Tahmini                                                                                                                                                 32.014.000

Net Tahsilat                                                                                                                                                          37.734.188,74

Ret ve İadeler                                                                                                                                                                    309,83

 

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Dokuzuncu turda yer alan tüm bütçelerin bölümlerine geçilmesi ve bölümleri ayrı ayrı oylandıktan sonra, böylece, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türk Standartları Enstitüsü, Türk Patent Enstitüsü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi, Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayi Müsteşarlığının 2013 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2011 yılı merkezî yönetim hesapları ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve Millî Prodüktivite Merkezinin 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabı kabul edilmiştir. Hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, dokuzuncu tur görüşmeleri tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                                   Kapanma Saati : 16.39

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2013 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın onuncu tur görüşmelerine başlayacağız.

Onuncu turda, Avrupa Birliği Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçeleri ile Türk Akreditasyon Kurumu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bütçe ve kesin hesapları ile Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü kesin hesapları yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S.Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S.Sayısı: 362)  (Devam)                                      

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI

1) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ

1) Millî Prodüktivite Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ

BAŞKANLIĞI

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı

Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ

1) Türk Standartları Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ

1) Türk Patent Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1) Millî Savunma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Savunma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

İ) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ

1) Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI

1) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

R) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

1) Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

T) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU

1) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

U) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ü) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, bu turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekilleri sisteme girebilirler.

Onuncu turda, grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Gruplar:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu: Ankara Milletvekili Sayın Ayşe Gülsün Bilgehan, İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

AK PARTİ Grubu: Samsun Milletvekili Akif Çağatay Kılıç, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu, Elâzığ Milletvekili Sermin Balık, Siirt Milletvekili Afif Demirkıran, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök, Samsun Milletvekili Tülay Bakır, Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk, Muş Milletvekili Muzaffer Çakar, Bingöl Milletvekili Eşref Taş.

Barış ve Demokrasi Partisi: Van Milletvekili Nazmi Gür, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi: Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel, Bursa Milletvekili Necati Özensoy, Kastamonu Milletvekili Emin Çınar.

Şahısları adına: Lehte olmak suretiyle, Denizli Milletvekili Nurcan Dalbudak; aleyhinde olmak suretiyle, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bilgehan.

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Avrupa Birliği Bakanlığının 2013 mali yılı bütçe tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Türkiye Büyük Millet Meclisini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu hafta başında Avrupa Birliği, Nobel Barış Ödülü’nü aldı. İlginç olan ödül töreninin Norveç’te yapılmasıydı -zaten hep Norveç’te yapılıyor- ama Norveç AB üyesi olmayı 2 defa referandumla reddetmiş bir ülke. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri, en rahat yaşanacak ülkeler sıralamasında da hep 1’inci geliyor, ama AB üyesi değil.

AB neden bu ödülü aldı? 60’ıncı yılında Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı felaketinden sonra “Bir daha asla.” sloganıyla kuruldu. Avrupa’da 1939-1945 yılları arasında 50 milyon insan öldü. Bizde de büyük sıkıntılar çekildi, ama kimse ölmedi. Sonradan gelişseler de insan kaybı gayrisafi millî hasıla artışıyla telafi edilemiyor. Almanya ve Fransa bu gerçeği anlayarak AB’ye destek olmaya devam ediyorlar. Törende yan yanaydılar, ama krizden dolayı, örneğin İngiltere törene katılmadı.

Bir büyük eksik daha vardı, kıdemli aday ülke Türkiye. Türkiye de AB’nin barış projesi özelliğini vurgulayarak, ta 1963’te Ankara Anlaşması’nı imzalayıp, Avrupa Ekonomik Topluluğuna katılım için ilk adımı atmıştı.

Dönemin Başbakanının o günkü sözleri anlamlıdır. Avrupa Ekonomik Topluluğunu, beşeriyet tarihi boyunca insan zekâsının vücuda getirdiği en cesur eser olarak nitelendiriyor. O Başbakan İsmet İnönü. Barışın değerini ancak savaşanlar bilir.

AB hedefi bir devlet politikası olarak inişli çıkışlı, uzun ince bir yolda devam etti. Burada, rahmetli Özal’ı da saygıyla anıyorum. Ama şunu söylemek gerekir ki, en cesur adım Ağustos 2002’de burada atıldı. Türkiye’de ölüm cezası kaldırıldı ve kültürel haklar tanındı.

Bakın, aradan on yıl geçmiş, bu iki konu hâlâ gündemde. Şu andaki Genel Kurulda, bu tarihî reformlara imza atan kaç kişi kaldı acaba? Onay veren partiler siyaset sahnesinin önünden geri çekildiler. Sanıyorum bir tek Milliyetçi Hareket Partisi ve lideri Sayın Bahçeli kaldı. Ama Ecevit Başbakanlığındaki koalisyon Hükûmetinin katkısı yani 57’nci Hükûmetin katkısı tarihe geçti. Sonra, birden bire ortaya geçmişteki görüşlerini terk ederek AB savunucusu hatta şampiyonu olarak görülen bir parti çıktı: Adalet ve Kalkınma Partisi. 2002-2007 yılları arasında tek muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi ile birlikte demokratikleşme yolunda önemli adımlar atıldı. Ben, 22’nci Dönemin bu Parlamentoda bir milletvekili olarak, gerçekten o dönemi özlemle hatırlıyorum. Arkadaşlarımızla birlikte dayanışma içinde çok önemli çalışmalar yaptık. Reform paketleri, işkenceye sıfır tolerans, DGM’lerin kaldırılması, OHAL’in sona ermesi, Ceza Kanunu, Medeni Kanun’da değişiklikler… Her ne kadar Avrupa’da hep bir gizli gündem sorusu akıllara takılı kaldıysa da neredeyse bazı şeylerin değişmeye başladığına inanıyorduk ki 2005 yılında tam üyelik müzakereleri başlar başlamaz gerçekle yüz yüze geldik.

Değerli milletvekilleri, bugün gerek AB kurumları -başta ilerleme raporuyla olmak üzere- gerekse 1949’dan beri kurucu üye olduğumuz Avrupa Konseyi, Kopenhag Kriterleri’nin yerini alan Ankara Kriterleri’nin -Hükümetin söylediği gibi- hiç de beklediğimiz gibi olmadığını her defasında yüzümüze vuruyorlar. Tutuklu milletvekilleri, tutuklu belediye başkanları, öğrenciler, yargının bağımsızlığı, özel yetkili mahkemelerdeki uygulamalar, kuvvetler ayrılığı, insan hakları, demokrasi, özgürlük, uzun tutukluluk süreleri, bilim kurumlarının özerkliği, kadın hakları gibi konularda açıkça Türkiye'nin geriye gittiği görülüyor. İfade özgürlüğü ve gazetecilerin hakları  konusunda, gelecek hafta Avrupa Konseyi bir rapor daha yayımlayacak. Tutuklu gazeteci sayısında yine 1’inciyiz. Yedi yılda kapatılması gereken 33 fasıldan sadece 1’ini geçici olarak kapatabilen Türkiye'nin, AB müzakerelerinin yürütülmesi bakımından en başarısız ülke olduğu gerçeğinde, pek çok AB ülkesinin ön yargı, kötü niyet, bilgisizce karşı çıkma ve yanlışlarının olduğu malumdur. Ancak, Türkiye’den yükselen feryatlara dayanan gerçekçi eleştiriler karşısında rapor yırtmak, mantıklı bir davranış olarak kabul görmüyor. Eğer insan hakları ve özgürlükleriyle ilgili bu eksikliklerimizi düzeltmezsek, AB’yle ilişkilerimiz sürecindeki ilerlemelerin de getirisi ve olumlu yanları kısıtlı kalır.

Bakanlığınızın belirttiği gibi, AB, Türkiye'nin hâlâ en önemli ticaret ortağıdır. Ülkeye giren doğrudan yardımcı yatırımların büyük çoğunluğu AB kaynaklıdır. Aday ülkelere sunduğu mali yardımlar çerçevesinde binlerce proje gerçekleştirilmiştir. 2007-2013 bütçe döneminde, AB, Türkiye'nin kullanımı için 4,8 milyar euro hibe tahsis etmiş, “Ulusal Ajans” etkinlikleri  sayesinde 44 bin genç Avrupa’ya gitmiş, bu oran daha da artacak. Ayrıca “pozitif gündem” yöntemi sayesinde bazı fasılların kapanış kriterleri de sağlanmıştır. Fransa’daki sosyalist yönetimin tavır değiştirmesiyle, çok önemli değil ama, “katılım” kelimesi tekrar metinlere girmiştir. Gerçi bu konuda dün, AB zirvesinden… Genişlemeyle ilgili önümüzde daha çok yol olduğu görülüyor.

En önemlisi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına uygulanan vize aşağılamasının sona erdirilebilmesi için bir taslak yol haritası gündeme gelmiş. Tabii, burada da çok sorun var.

Saydığım AB Bakanlığının bu pozitif çalışmalarını destekliyoruz. Bakanlıktaki kadın çalışan sayısının erkeklerden fazla olmasını da örnek olarak gösteriyoruz. Bakanlık bütçesinin temelde yüzde 30 artışını da olumlu görüyoruz. Ama, devlet yardımları kanunu ve rekabet ile sosyal politikalar ve istihdam fasıllarının da neden açılmadığını merak ediyoruz.

Sayın Bakan, aslında gerçek ortada. Siz iktidara geldiğinizde, 2002’de AB’ye destek yüzde 70 civarındayken, bugün bu oran yüzde 40’lara inmiştir. Bu konuda demek ki halkın daha iyi bilgilendirilmesi gerekiyor. Şunu görmek gerekir: En kötü durumdaki Yunanistan’da bile kişi başına düşen gelir Türkiye’nin 2  misli.

Orta Doğu seferine çıkmış görünen Hükûmet üyeleri arasında da sizden başka bu konuya önem veren ne kadar arkadaşınız kalmıştır bilemiyorum ama unutmayalım ki bütün İslam dünyası için, AB’ye girme şansı bulunan bir Türkiye en güzel modeldir. AB’ye girme şansı bulunan, Atatürk’ün kurduğu çağdaş, laik Türkiye modelidir. Bu Bakanlığın bir hayal Bakanlığı olarak kalmayacağını umuyor, size başarılar diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgehan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu.

Sayın Danışoğlu, buyurun.

Süreniz yedi dakika.

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GRUBU ADINA AYŞE ESER DANIŞOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve bağlı genel müdürlüklerin bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakanlık bütçesindeki yüzde 67’lik önemli artışın etkin biçimde kullanılacağını umuyor, hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, kadına karşı fiziksel şiddet, sonunda Meclisin kapısından da içeri giriverdi ve kanunların milletvekilleri için bile tek başına etkili olamadığını bize bir kere daha gösterdi. Geçmiş olsun diyorum.

Daha sonra bu çatı altında bir kadın milletvekilimize karşı cinsiyetçi bir üslup kullanılarak uygulanan bir başka tür şiddete de tanık olduk. Sayın Bakanın bu duruma da tepki duymuş olduğunu düşünüyorum ama doğrusu, tepkisini dile getirmesini de bekliyoruz.

Kadına karşı şiddetle ilgili yapılmış olan bir kamuoyu araştırmasının sonuçları yayınlandı. Raporda, evli ya da boşanmış her iki kadından birinin fiziksel şiddet gördüğü ve eşinden şiddet gören kadınların yaklaşık yüzde 30’unun intiharı düşündüğü açıklandı. Bu, nasıl bir toplumsal sorunla karşı karşıya olduğumuzu net olarak gösteriyor. Bu sonuçlar ayrıca insani gelişmişlik ve toplumsal cinsiyet eşitliğinde dünya sıralamalarında neden hep gerilere düştüğümüzün de nedenlerini teyit ediyor.

Kadın sorunlarına çözüm arayışında bakanlık politikaları aileyi merkeze aldı. Aile elbette hepimiz için çok değerli ancak bir kurumu yüceltmek, içindeki bireyleri güçlendirmeye yetmiyor; tam tersi, bireyler güçlendikçe kurumlar yüceliyor. Kadını, çocuklara, yaşlılara, engellilere bakan bir aktör olarak konumlandırınca da tüm kadın sorunları yeniden üretiliyor.

Bakanlığın eşitlik sağlamaya yönelik politikalar üretmesini istiyoruz. Kadınlar aileleri içinde öldürülüyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, kadınların yüzde 69’unun kocaları ya da eski kocaları tarafından öldürüldüğünü açıkladı. Artık normalleşen bu şiddet nasıl önlenecek? Devlet ve kurumlar, tüm plan ve politikalarında, bir ilke olarak toplumsal cinsiyet eşitliğini benimsemediği sürece şiddetin önlenmesi bir temenniden ibarettir. Panik butonu, elektronik pranga ve şiddet önleme merkezleri şüphesiz çok önemli girişimler ama bunlar, toplumdaki şiddet algısını değiştirmeye yönelik çalışmalar değil, şiddeti görmüş kadının kolluk kuvvetiyle iletişim sağlama mekanizmaları.

Öğretmen Gülşah Aktürk katledilmeden önce korunmak için devlete başvurdu. Devleti en üst düzeyde temsil edenlerin “Ölüm haktır, kaçış yoktur, istifa et.” ve benzeri ifadeleri, kamu görevlilerine verilen eğitimlerden hiç sonuç alınamadığının bir başka göstergesi oldu. Bu yaklaşımın münferit olduğunu da kabul edemiyoruz çünkü koruma talep eden kadınların yüzde 73’ünün öldürüldüğünü Kadınlara Hukuki Destek Merkezinin açıklamalarından biliyoruz. Bu devlet görevlilerine herhangi bir yaptırım uygulanmış mıdır, bunu da bilmiyoruz; belki bakanımız bir bilgi verir.

Biraz önce bahsettiğim kamuoyu araştırmasında şiddet görenlerin yüzde 61’inin ekonomik imkânı olmadığı için çaresiz kaldığı söyleniyor. Burada kadının eğitimli olup bir iş sahibi olması, ekonomik ve sosyal olarak özgürleşmesini, itibar görmesini, kendine güvenmesini de beraberinde getiriyor. Türkiye’de kadınların iş gücüne katılımı OECD ülkeleri arasında en düşük düzeyde. Ancak, kadın istihdamını artırma hedefi de çok çocuk doğurma politikasıyla çelişiyor.

Değerli milletvekilleri, gelelim çocuklara. Çocuklara da destek veriliyor ama karşımızda çok vahim bir tablo var. Suça sürüklenen çocuk sayısı 85 bin. Cezaevindeki çocukları devletin nasıl koruduğunu maalesef  Pozantı olayıyla öğrendik. Daha sokaklarda vurulan, evsiz, ensest mağduru çocuklar, kayıp çocuklar, çocuk işçiler, çocuk gelinler, intihar eden çocuklar var. Okullardaki denetimsizlikten dolayı her ay  en az bir çocuk hayatını kaybediyor. “3 çocuk doğurun.” demeden önce, mevcut çocuklara insan onuruna yakışır bir hayat sunmamız gerekiyor. Çocuk nüfusu şüphesiz ki sadece sayısal bir veri değil.

Türkiye’de engelliler yaklaşık 12,5 milyon kişi. Aileleriyle birlikte düşünüldüğünde toplum nüfusunun  yarısı alınacak kararlardan doğrudan etkileniyor. Sosyal ve ekonomik dışlanmışlıkla mücadelede takdire dayalı yardımlarla başarılı olunmuyor. Son atamalara rağmen kamuda binlerce boş engelli kadrosu var. Bu 2’nci yılda CHP’nin tüm girişimlerine rağmen engelli hakları komisyonu bir türlü kurulamadı. Ayrıca, bize yansıyan, İnternet üstünden yansıyan notlardan, kamu kurumlarındaki şartların engellilere uygunluğu denetleme konumundaki bakanlığınızın yeni binasında da fiziksel şartların engelli çalışanlara hiç uygun olmadığı belirtiliyor. Yaşlıların sorunlarına değinirsek: Yaşlıların toplam nüfusa oranının 2025’te yüzde 10’a varacağı hesaplanmakta. Yaşlılık politikası olarak evde bakım hizmetlerinin desteklenmesi, yaşlıları ve kadınları kapalı kapılar ardında tutmamalı; destek verilmek istenen grupların öncelikle hayatın içinde aktif ve görünür olması gerekiyor, görünmez oldukça dışlanma da artıyor.

Değerli milletvekilleri, merhamet ve vicdan temelli politikalar, ayrımcılığı önlemeye yetmiyor. Toplumsal barış için her türlü ayrımcılığa karşı olmayı, kadın-erkek eşitliğini 1’inci sınıftan itibaren okullarda çocuklarımıza öğretmeye yönelik kararlar almamız lazım. Böylece, gelecek nesiller, insan haklarına ve temel değerlere daha saygılı olacaklardır diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danışoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Durdu Özbolat.

Sayın Özbolat, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Bakanlığının 2013 yılı bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkelerin toplumsal gelişimlerinin sürükleyici unsurlarının başında enerji tüketimi gelmektedir. Enerji, günlük yaşamımızın ve üretimimizin en önemli girdilerinden biridir. Bu nedenle, enerji sektörünün yönetimini üstlenenler, toplumun ve ekonominin gereksinim duyduğu enerjiyi yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevre ile uyumlu bir şekilde sunmak yükümlülüğündedir. Ayrıca, ülkenin enerji arz güvenliği açısından da bu kaynakları çeşitlendirmek zorundadır.

Enerji, stratejik özelliği olan bir olgudur. Ülkemizde enerji konusu ve politikaları incelendiğinde, enerji arzı öncelikli olarak gündeme gelmektedir. Hızlı bir gelişme sürecinin içinde bulunan ülkemizde, uzun dönemli ve kararlı enerji politikaları oluşturulmasında eksiklikler görülmektedir. Hükûmetlere bağlı olarak değişen enerji politikaları, dünyadaki gelişmeleri takip eden ve uzun dönemli politikaları gözeten, ülkesinin enerji potansiyelini değerlendiren, teknolojik ve araştırma geliştirme faaliyetlerini destekleyen politikalar olmaktan uzakta kalmaya mahkûmdur.

Ülkemizdeki enerji durumu birçok ülkeye göre daha sorunludur. Tüketilen enerjinin yaklaşık dörtte 3’ünü yani 40 milyar dolar civarındaki bir kaynakla ithal etmek zorunda olan ülkemizde dışa bağımlılık çok önemli bir sorun olarak enerji güvenliğini tehdit etmektedir. Enerji kaynaklarında dışa bağımlılık, en fazla tükettiğimiz enerji kaynakları olan petrol ve doğal gazda yüzde 90’ların üzerindedir. Böyle bir enerji sisteminin 21’inci yüzyıldaki sürdürülebilirliği ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Enerji politikalarındaki yetersizliklerin vebalini otuz yıldır, ne yazık ki, halkımız ve sanayicilerimiz çekmektedir.

Dünyanın en pahalı doğal gazını ve elektriğini kullanıyoruz. Kaynaklarımızı etkin kullanma konusunda hep teoriler üretiliyor, planlamalar yapılıyor ancak ne yazık ki ortada somut hiçbir şey yok. Enerji politikalarımızı incelediğimizde, bir türlü hayata geçmeyen, hatta bazısı hayal olmaktan öteye gidemeyen ama her biri bizi kurtarma iddiasında olan binlerce projeyle dolu olduğunu görüyoruz. Tam yirmi dört yıl önce temeli atılmış olan Deriner Barajı’nın açılışını yapmak, bu ülkeye ne sağlar? Yirmi dört yılın on yılınıda da AK PARTİ’nin iktidarda olduğunun da herkes tarafından bilinmesini istiyorum. Bu, bir başarı öyküsü değildir; bu, bir müteahhidin zenginleşme hikâyesidir.

Değerli arkadaşlar, “Türkiye enerji fakiri bir ülkedir.” söylemini kabullenmek, bu ülkenin ne yazık ki kaderi olmuştur. Bizler, enerji politikalarına yön vermesi gereken insanlarız. Bunun vebali de çok ağırdır.

Bakınız, Avrupa’da doğru düzgün güneş yok ama 10 bin, 20 bine yakın megavat gücünde kurulu enerji santralleri var. Yıllar önce rüzgârlarını bitirdiler, şimdi yeni nesil teknolojilerle verimlerini ve güçlerini artırıyorlar. Biz daha 2 bin megavatlar civarındayız ve buna seviniyoruz, ortada ciddi bir sorun var demektir.

Bütün bunlar olurken, yatırımcı her türlü sorunla boğuşuyor ama bir türlü sonuç alamıyor. Hükûmetin, bir an evvel, yatırımı gerçekten teşvik edecek, yatırımın önündeki engelleri kaldıracak, yatırımcıyı destekleyecek adımlar atması gerekmektedir.

Enerjide durum, bakanlığın sunduğu rakamlar ve istatistiklerle belirtildiği şekilde değildir. Rakamlar ve istatistiki değerler, bakanlığımızın iyi temennilerini ifade etmektedir. Ancak, realite, enerji arzı güvenliği açısından Türkiye son derece tehlikeli bir sürece doğru gitmektedir.

Bakınız, hep hesaplar kitaplar yapılıyor ancak geçen sene ocak, şubat ayında sanayi durdu, doğal gaz kesildi, elektrik fiyatları 2 TL’ye çıktı, 3 katı fiyata sıvılaştırılmış doğal gaz kullanıldı. Sıcaklık mevsim normallerinin 3-5 derece altına düşünce, gaz şebekesinde sistem çöktü. Bunun nedeni de izahı da mücbir sebep olarak tanımlanmamalıdır. İki yıl içerisinde mevcut gaz şebekesine ilaveten yeni bir boru hattı döşenmezse geçen sene yaşanan kriz ne yazık ki her kış tekrar edecektir.

Değerli arkadaşlar, enerji hep sorun yumağı hâline dönüştü, Hükûmetimiz de hep günü kurtarma derdinde. Doğal gaza yüzde 40’a yakın zam geldi, elektrik yüzde 40 zamlandı. Şimdi Hükûmet enerji politikalarındaki başarılardan bahsediyor. Halkımızın ve sanayinin en temel tüketim değeri olan gaz ve elektrik yüzde 40 zamlandı. Şimdi enflasyonun tek haneli olduğunu söylemek inandırıcı olabilir mi?

Dünyadaki ülkeler enerji stratejilerini otuz ile elli yıllık planlamalara göre yapıyorlar; biz ise ne garip ki Sayın Başbakanın ve AKP Hükûmetinin dillerden düşürmediği 2023 yılına göre yapıyoruz. Geçmiş hükûmetler de aynı hataları yaptılar, farklı olmayan bir şekilde.

Türkiye dünyanın en pahalı petrolünü kullanıyor, bu unvan bizde. Hükûmetin ÖTV ve KDV üzerinde kurduğu düzen nedeniyle fevkalade tehlikeli bir duruma doğru sürükleniyoruz. Akaryakıttaki devlet sömürüsünün bir an önce sona erdirilmesi gerekiyor. Petrolümüzün olması olmaması çok önemli değil, rafineri fiyatları gerçekten son derece makul seviyede. Ancak, Hükûmet bırakın vergide indirim yapmayı, her geçen gün çaktırmadan vergi artırıyor.

Akaryakıt fiyatları yüzünden insanlar önce benzinden dizele, dizelden LPG’ye yöneldi. Şu an 5 milyon ton LPG tüketiyoruz, dünyanın en büyük pazarı hâline geldik. Niye? Hükûmetin yanlış vergi politikası yüzünden.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin bu doğal gazda en pahalı, akaryakıtta en pahalı, elektrikte en pahalı unvanları sizlere hiçbir şey kazandırmaz. Bu işte olması gereken, enerjide en ucuzu ve en ekonomiği halkımıza sunmaktır. Dünya, enerji politikasında enerji verimliliği devrimi yaşıyor, biz hâlâ enerji santrallerimizin verimliliğini artırıcı yatırımlar yapamıyoruz.

Cumhuriyet tarihî boyunca yapılan dev projeler şimdilerde komik bedellerle satılıyor. Geçenlerde küçük HES’lerin özelleştirilmesi yapıldı, çoğu üç beş yıllık gerilerde satıldı. Bu özelleştirmelerin adı haraç mezat satmaktır.

Niye satıyoruz bu santralleri? Bu santraller elektrik üretmiyor mu? Özel sektör her gün dağı taşı devirip milyonlarca dolara santraller inşa ederken devlet niye bunlardan kurtulmak istiyor hâlâ anlamadım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özbolat, teşekkür ediyorum.

DURDU ÖZBOLAT (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum.

Söyleyeceğim birçok şeyi bitiremedim ama söylenmesi gereken en önemli şeylerden birisi, şu an içinde bulunduğumuz enerji politikamızın, elektrik ve enerjide olan yabancılara bağımlılığımızın bir an önce bitmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarına bir an önce uygulanabilir, yapılabilir birtakım düzenlemelerin getirilmesi gerekiyor.

Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar.

Süreniz on dört dakika.

CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerjisi açısından önemli yerli kaynaklara sahiptir. Temiz, çevre dostu, yenilenebilir bir enerji kaynağı olması nedeniyle ülkemiz jeotermal enerji açısından şanslı ülkelerden birisi olup, jeotermal enerji potansiyeli bakımından dünyanın ilk 10 ülkesi arasındadır. Ancak, ülkemiz birincil enerji kaynakları açısından yeterli bir ülke olamamakla birlikte, ilginç bir şekilde tüm yapılanmasını bu kaynaklar üzerine kurmaktadır. Petrol ve doğal gaza dayalı sanayi, ısınma, enerji üretimi Türkiye açısından çıkmaz sokaklara dönük durmaktır.

Dışa bağımlılık yüzdesel olarak petrolde yüzde 92, doğal gazda yüzde 98 iken, bizim enerji tüketimimiz bu iki unsura dayanmakta, hatta elektrik üretimimizde doğal gazın payı yüzde 45’lerde seyretmektedir. Bu iki unsura dayalı yapıyı değiştirmek, enerji verimliliğini hayata geçirmek ülkemiz için son derece önemlidir. Ancak, ülkemizin enerji durumu incelendiğinde, kullandığımız enerjinin sadece yüzde 27,6’sını yerli kaynaklardan sağlayabiliyoruz. Yaklaşık yüzde 72 oranında enerjide dışa bağımlı durumdayız; gerekli çalışmalar yapılmaz ise yakın bir zamanda yüzde 80’leri bulacağı öngörülmektedir. Enerji sektöründe artan talep, yüksek dışa bağımlılık fiyat artışlarını da beraberinde getirmiş, zira Türkiye de bu tüketim artışına üretim artışıyla karşılık verememektedir. 2000 ve 2011 döneminde birincil enerji üretimimiz yüzde 15 artarken aynı dönemde birincil enerji tüketimimiz yüzde 34 artmıştır. Böylece, enerjide dışa bağımlılık yükselmiştir. Nitekim 2000 yılında yüzde 33 olan tüketimi yerli üretim ile karşılama oranı 2010 yılında yüzde 27,6’lara düşmüştür. Enerji alanında maalesef ülkemizin bu ölçüde dışa bağımlılığı, birincil enerji talebimizin büyük bir kısmının ithal kaynaklarla karşılanması, mali, ekonomik ve siyasal açıdan büyük riskler ve maliyetler içeren kaygı verici bir durumdur. Bunun vatandaşa yansıması da sadece son bir yıl içerisinde üçüncü zam sonucunda vatandaşın doğal gaz maliyeti yüzde 45, elektrik maliyeti de yüzde 35 artmıştır.

AKP iktidarı bu zamları yaparken sıra memura vereceği zamlara gelince 4+4, emekliye 3+3’lük zammı bile çok buluyor. Üstelik, doğal gaz ve elektrik gibi temel girdilere yapılan bu ağır zamlar üretimi etkilemekte, hâliyle tüm mal ve hizmetlerin fiyatlarını yukarı çekmektedir.

Ekonomimizin en önemli sorununun dış ticaret açığı olduğu, Hükûmetinizin ve ilgili bakanların tamamı tarafından dile getirilmektedir. Bu sorunun çözümü için madencilikte, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması gerektiği ifade edilmektedir ancak bunun için gerekli adımlar atılmamaktadır. İktidar bu konuda vaatlerden öteye gidememekte, çalışmaları için “düşünülmekte”, “yürütülmekte”, “sürdürülmekte” denilmektedir.

Tabii ki Türkiye’nin enerji probleminin çözümünün kolay olmadığını biliyoruz. Enerji, iyi niyetli ve yolsuzluk sarmalından kurtulmuş bir Hükûmetin planlı, programlı çalışmalarıyla çözülebilir.

Hepinizin bildiği gibi, daha önce CHP adına Enerji Bakanlığındaki uygulamalar ile ilgili gensoru vermiş ve bu gensoru görüşmeleri sırasında bir kısım iddialarımız arkadaşlarımız tarafından dile getirilmişti. Neydi bu iddialar? Enerji Bakanlığının 2 şirket tarafından ele geçirildiğiydi. Bugün de bu iddiamızın arkasında duruyoruz ve sadece birkaç örnekten yola çıkarak enerji maliyetlerinin yolsuzluk ve kötü yönetim ile nasıl arttığını ve Türkiye’deki enerji sektörünün nasıl dışa bağımlı hâle getirildiğini anlatmak istiyorum.

 Bildiğiniz üzere, enerji üretiminde tek yerli kaynağımız kömürdür. Stratejik öneme sahip kömür madenlerimiz şaibeli ihalelerle Enerji Bakanlığını ele geçiren firmalara verilirken termik santrallerimiz yine şaibeli ihalelerle el değiştirmektedir. Kömür madenleriyle ilgili redevans sözleşmeleri bir yolsuzluk markası hâline gelmiştir. Dünyanın en geri ülkelerinde dahi görülmeyen en ilkel yolsuzluklar Enerji Bakanlığında gerçekleşmektedir.

Sayın Bakan, dünyanın hangi ülkesinde bir devlet ihalesiz madenini devreder? Sayın Bakan, dünyanın hangi ülkesinde bir devlet ihalesiz milyarlarca dolarlık satın alma yapar? Dünyanın en yolsuz ülkelerinde bile, düzmece bile olsa ihale yapılır, sonra bu ihaleye fesat karıştırılır. Siz ihale bile yapmaya gerek duymadan, doğrudan sözleşme yaparak fahiş fiyatlarla milyarlarca liralık kömür alma cesaretini nereden buluyorsunuz? Burası bir kabile devleti değil, siz de kabile şefi değilsiniz Sayın Bakan.

Şimdi, size soruyorum: Türkiye Kömür İşletmelerinde ihale yapılmaksızın fahiş fiyatlarla kömür alımlarına nasıl göz yumarsınız? Bu durum sadece kömür madenleri için mi geçerli?

Sayın Bakan, örnek, 18 Mart Çan Termik Santrali, 2x160 megavatlık elektrik üretimi kapasitesine sahip Türkiye’nin en yeni, en çevreci ve diğer termik santrallerine nazaran akışkan yataklı olduğu için yüzde 30 daha fazla verime sahip olan bu santral, biliyor musunuz, kireç taşı olmadığı için duruyor. Kireç taşının alınmasını kimler engelliyor? İşte, tam burada, Enerji Bakanlığını teslim alan şirketlerden biri ortaya çıkıyor. Birçok konuda acil adı altında 4734 sayılı İhale Kanunu’nun 21/b maddesine göre alım yapan kurum, burada bu madde aklına gelip kireç taşını satın alıp santrali çalıştırmak aklına gelmiyor. Peki, diyebilirsiniz ki:”Ne önemi var? 320 megavatlık bir üretim Türkiye için önemli midir?” Türkiye için önemi; Bu kadar elektrik enerjisi üretebilmek için en az 15 ila 20 arasında HES yapmamız gerekmektedir.

Sayın Bakan, bu termik santral ile ilgili yaklaşık yirmi gün önce size bir soru yöneltmiştim. Bu kürsüden siz bana cevap vereceğinizi ve araştıracağınızı söylemiştiniz, hâlen bekliyorum. Aslında yarım saatlik, bir saatlik bir iş olduğunu düşünüyorum sizin için ama yirmi gündür bekliyorum.

Termik santrallerle devam ediyorum: Sivas Kangal toplam 457 megavatlık üretim yapma kapasitesine sahip, termik santral çalıştırılmıyor; bu da Türkiye’deki elektrik problemini çözmeye çalıştığınız 20 ila 30 adet HES’e bedeldir arkadaşlar. Bu santraller aylardır çalıştırılmıyor ve özelleştirme kapsamına alınarak satılması bekleniyor. 3’üncü grupta olan bu tesis 1’inci gruba alınarak 2013 Ocak ayı içinde ihalesi yapılacak. Son yıllarda göç veren bir kent olan Sivas’a, Kangal’a bir darbe daha vuracaksınız. Burada yaptığınız incelemede özelleştirmeye zemin hazırlayabilmek için santrali çalıştırmayarak maliyetlerin artmasına neden olunmuştur. Türkiye’de ortalama 11 kuruş olan termik santral üretim maliyeti, bu santralde 16 kuruşa çıkarılarak santrallerin zarar etmesine neden olunmuştur.

Aslında Sivas Kangal’daki en önemli olay santralin kömür ihtiyacını karşılayan Kangal kömür sahasının işletilmesi. 4734 sayılı Kanun’dan önce, yani sizin Hükûmetinizden önce bir firmaya verilmiş ve sözleşme yapılmış. Sözleşmeye konulan bir madde ile kuruma aynı şart ve fiyatlarla sözleşme uzatma yetkisi verilmiş. 2003 yılında 4734 sayılı Kanun’la bu kanun çıkmadan önce yapılan tüm sözleşmelerin feshini ve yeni İhale Kanunu’na göre ihale yapılmasını emretmesine ve Sayıştayın “Her yıl mutlaka ihale yapılmalı.” diye rapor vermesine rağmen  Bakanın da birkaç kez oluruyla bu sözleşmenin devam etmesi sağlanmıştır.

Sayın Bakan, “Kamu İhale Kanunu’nun amir hükümlerine rağmen hangi hak ve yetkiyle ihalesiz sözleşmeyi uzatabiliyorsunuz?” diye sormak istiyorum. Bu hukuksuz durum 1/1/2003 tarihinden 22/6/2010 tarihine kadar devam etmiş, bu tarihte yapılan ihalede 60 milyon ton kömürün dokuz yıl süreyle 8,65 TL’den alınmasına karar verilmiştir. Peki, merak ediyor musunuz: Yirmi iki yıldır -sizden önce yapılmış bu sözleşme- bu kömürü satan ve sizin de sürekli, sözleşmenin bozulmaması yönünde görüş verdiğiniz firmada tonu kaç liradan satılıyordu bu kömür? Tonu, 27 TL’den satılıyordu. Yani rakamlar ne kadar ufak değil mi? Yeni ihale rakamıyla eski ihale rakamının farkını alıp bir hesap yaptığınızda yirmi iki yılda devletten yeni parayla 2 milyar, eski parayla 2 katrilyon paranın başkalarının cebine aktarıldığını göreceksiniz. Evet, tüm hesaplamalar yapıldıktan sonra bu 2 katrilyon kaynak ile on yılda, 10 milyon emekliye artı yüzde 4 ek zam verme şansına sahip olabilirdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)  Sadece bir ihalede buharlaşan kaynağı söylüyorum, bir ihalede. Bu örnekleri Zonguldak –taş kömürlerinde- Bartın Amasra, Afşin Elbistan, Çayırhan gibi örneklerle çoklandırabiliriz.

Konuşmamın başında belirttiğim gibi, Türkiye’nin ihtiyacı olan elektrik gibi ikincil enerji kaynakları Türkiye’nin kömür gibi birincil enerji kaynaklarıyla önemli bir kısmı karşılanabilir. Afşin Elbistan bölgesindeki kömür rezervimizi 4 milyar ton olup mevcut üretim kapasitesi ki -bu kapasite kullanılmıyor- 6.000 megavatlık kapasite çok rahat eklenebilir. Türkiye’nin toplam kömür rezervi, 12 milyar ton ama Afşin Elbistan’da üçte 1’i olan 4 milyar ton kömür var ve bugün 2 tane santral orada çalıştırılmıyor, bırakın 6.000 megavatlık bir ilave, ek yapmayı. Bu kaç tane HES’e bedel Sayın Bakan söyler misiniz? Bu kürsüye geldiğinizde, o dereleri kuruttuğunuz, 200-300 tane HES’e bedel bu.

Sayın Başkan, bir taraftan linyit, güneş, rüzgar gibi yerli kaynakları kullanıyor, diğer taraftan çantacılara kaptırdığınız HES’ler ile Türkiye’nin doğal güzelliklerini katlediyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de üretilen elektriğin devlete maliyeti ortalama 7 kuruştur. Yanlış duymadınız, hesap yapabiliriz. Bakan, yanlış söylüyorsam burada gelsin, düzeltsin. Türkiye’deki ortalama elektriğin devlete maliyeti 7 kuruştur. Aslında bu pahalı bir rakamdır. Elektrik, bugün vatandaşa 35 kuruş, sanayiye 27 kuruştan satılmaktadır. Vatandaşa bu kadar pahalı satılmasının nedenlerinden biri de az önce belirtmiş olduğum ve tamamen bize ait olan madenlerimizin ve termik santrallerimizin işletme zafiyetlerinden ve yolsuzluklardan kaynaklanmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi, doğal kaynaklarımızı önemsizleştirerek tamamen dışa bağımlı hâle getirdiniz ve 2000 yılında üretimimizin yüzde 37’si doğal gazdan, yüzde 27,5’uğunu linyitten gerçekleştirirken bugün gelinen noktada, yüzde 45’i doğal gaz ile yüzde 17’si linyitten üretilmektedir. Bu dış kanyaklı doğal gaz ile üretim yapan firmalar ile yapmış olduğumuz uzun süreli ve kilovatını fahiş fiyatlardan alma taahhütlerimiz nedeniyle vatandaş iliğine kadar sömürülmektedir.

Sayın Bakan, kamuya ait yerli yakıt ile çalışan termik santralleri çalıştırmıyor, ithal yakıt ile çalışan özel sektöre ait santrallerden fahiş fiyatlarla elektrik alıyorsunuz. Hatta, bunu garanti altına almak için beş yıllığına kurulan Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ hâlen faaliyetlerine devam etmektedir ve süresi 31/12/2012’de dolacak. Sayın Bakan, merak ediyorum, bu süreyi uzatacak mısınız? “Serbest ekonomi” diyorsunuz, bu süreyi uzatacak mısınız hep beraber göreceğiz.

Problem sadece elektrik üretiminde, madenlerin işletilmesinde ve termik santrallerde değil, Enerji Bakanlığının neresine bakarsanız dökülüyor.

Ham petrole bakıldığında Hükûmet sınıfta kalmış ve elle tutulur bir başarısı yok iken yanlış dış politikalar sonucunda yurt dışında sahip olduğu kuyuların bir kısmını kaybetmiş, Irak’ta günlük 500.000-1 milyon varil üretim yapan kuyuların ihalelerine TPAO sokulmamıştır. Bugün aynı durum devam etmekte olup Akdeniz’deki durum bundan farklı değil.

Peki, Akdeniz’de ne oldu? Özel bir şirket sismik araştırmalar yapıyor ve tüm Akdeniz’in enerji konusundaki haritasını çıkartıyor. Firma bölge ülkelerine “Ücretini öderseniz sizinle bu verileri paylaşırım.” diyor. Bu araştırmalar Türkiye dışındaki Akdeniz ülkeleri tarafından satın alınarak 12 mil olarak belirlenen kara suları dışında komşularıyla kendi ekonomik zonlarını oluşturuyorlar. İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi arama işlemini başlatırken Sayın Bakan ve Başbakan bu durumu bir sabah gazeteleri karıştırırken fark ediyorlar. Bakın, bu durum karşısında 20 temmuz 2011 tarihinde Başbakan nasıl bir tepki veriyor: “Bu hesaplar Türkiye’ye rağmen, Doğu Akdeniz’de yapılamaz. Bize bazı şeyler gelmişti, aslında ‘Bu işlere girmeyin, müdahalemiz farklı olur.’ demiştik. Kuzey Kıbrıs ve Türkiye'nin içinde olmadığı bir adımı kimse burada atamaz.” diyor bizim Başbakanımız, her zaman esip gürlediği gibi.

Peki, şimdi Başbakana sormak istiyorum: Tarihte ilk defa Türk askerinin başına çuval geçirenlere ne cezası verdin? Tarihte ilk defa uçağını düşürenlere ne ceza verildi? Ulusal sularda İsrail tarafından 9 Türk vatandaşımızın öldürülmesi karşısında Başbakan ne ceza verdi? Güney Kıbrıs’a ne yaptırım uyguladı diyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı Sayın Namık Havutça.

Sayın Havutça buyurun, süreniz on dört dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Bor  Araştırma Enstitüsü üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, sözlerime başlarken, iki gün önce Silivri’de milletvekili arkadaşlarımızla, kamuoyunun “Ergenekon Davası” diye bildiği davayı izlemeye gittik. Cumhuriyet Halk Partisinden 40’a yakın milletvekili arkadaşımız, grup başkan vekillerimiz ve genel başkan yardımcılarımızla birlikte sabah Silivri’deydik. 50 bine yakın yurttaşımız orada “Adalet, adalet” diye bağırıyordu ve inanın -bunun burada samimiyetle altını çizmek istiyorum- ben on beş yıl avukat olarak ve Balıkesir Barosunda iki dönem Yönetim Kurulunda bulunan bir hukukçu olarak, arkadaşlarımızla birlikte davayı izlediğimizde orada bir hukuk devletinin değil bir darbe hukukunun olduğunu gördük. Buna 200 avukat arkadaşımız da orada tanık oldu.

Ben, AKP’li arkadaşlarıma, Türkiye’ye gerçekten darbelerle hesaplaşmak ve Türkiye’de gerçekten ileri demokrasiyi, hukuk devletini, yargı bağımsızlığını samimiyetle getirmek isteyen arkadaşlarıma seslenmek istiyorum, vicdanlara seslenmek istiyorum: Orada hukuk yok.

Değerli arkadaşlarım, bakın, mahkeme başkanı mahkemeye gelen belgeleri okuyor ve avukat arkadaşlarımıza diyor ki: “Belgeler hakkında bir söz söylemek isteyen var mı?” 40 tane avukat arkadaşımız parmağını kaldırıyor söz almak için. Mahkeme Başkanı diyor ki: “Avukatlara soruldu, söz almak isteyen yok.” Duruşmaya devam edildi.

Değerli arkadaşlarım, burası neresi? Nasıl bir yargılamadır bu? Böyle bir şey olabilir mi? Yani evet, Türkiye’de biz içtenlikle, Türkiye’nin demokratik, laik düzenine kasteden hangi güç varsa onlarla, gelin, sonuna kadar hesaplaşalım ama bir şartla: Hukukun üstünlüğünü ve yargının bağımsızlığını tesis ederek. Yargıçların, orada, gerçekten adalet arayan, vicdan arayan yargıçlar olduğunu bilerek bunu yapalım.

Bakın, adalet bir gün herkese lazım olur. Bugün siz çoğunluksunuz, burada 300 küsur milletvekiliniz var. Unutmayın, 1980’de de o General Kenan Evren bu ülkenin tek gücüydü ama bugün hasta da olsa, orada, bağımsız mahkemeler üzerinde mahkeme huzuruna çıkıyor. Onun da bir avukata ihtiyacı var, savunmaya ihtiyacı var.

Hukuk devletinde, yargıda, yargının kurucu unsurları iddia, savunma ve yargıdır ama Silivri’de bugün yargının bir ayağı topal edilmiştir. Ben o arkadaşlarımızın, yargılananların masum olduğunu söylemiyorum ama şu gerçeği buradan Türk ulusunun bilmesi gerekiyor: O davada, Cumhuriyet gazetesine bomba atan adamla İlhan Selçuk aynı davada, aynı şebekenin faili olarak yargılanıyor. Sivas Ülkü Ocakları Başkanı Mustafa ile Balbay aynı çuvalda yargılanıyor. Böyle bir gülünç dava olabilir mi?

Evet, yargının ana amacı, gerçeği ortaya çıkarmaktır ama orada gördük ki sayın mahkeme başkanı, sayın savcı, 25 milyon sayfa yetmiyor Ergenekon davasında, burada Darbeleri Araştırma Komisyonunun 40 tane klasörünü de oraya istiyor incelemek için. Böyle bir yargılama olur mu? Böyle bir hukuk devleti olur mu?

Sayın Bakan, sayın hükûmet yetkilileri; Türkiye, eksik de olsa, aksak da olsa bugün İslam coğrafyasında Tunus’tan, Fas’tan, Cezayir’den, Suriye’den, Irak’tan, İran’dan, Malezya’dan, Bangladeş’ten eğer bugün 16’ncı büyük ekonomi ve yargısında, demokrasisinde bir yere geldiyse 1923’te Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün attığı sağlam temeller sayesinde, çoğulcu demokratik sistemde bugünlere geldik. Bizi, onlardan ayıran özelliğimiz budur. Eğer, Türkiye bugün Suriye’den ayrı bir noktadaysa bu yüzden bu noktaya gelmiştir.

Yine, buradan bir şeyi daha vurgulamak istiyorum: 29 Ekimde Ulus’ta gösteri yaptığımız için, Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığımız için cumhuriyet savcıları 29 arkadaşımız hakkında fezleke düzenlemiş. Ya, ben buradan o cumhuriyet savcısına sormak istiyorum: “Sen kimin savcısısın?” Milletvekilleri Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamaya gidiyor, haklarında gösteri yürüyüşlerine muhalefetten fezleke düzenliyorsun. Sen kimin savcısısın? Cumhuriyet savcısı mısın, nerenin savcısısın?

Değerli arkadaşlarım, o savcının hazırladığı o fezlekeyi, bir şeref madalyası olarak ben yaşamım boyunca boynumda taşıyacağım.

Değerli arkadaşlarım, AKP’nin on yıllık iktidarında  en önemli iktisadi faaliyeti özelleştirmeler olmuştur. Bakın, AKP’li siyasetçi arkadaşlarımız buraya çıktığında bize sıklıkla şunu söylüyor: “Elli yıldan beri siz bu ülkeye bir çivi çaktınız mı?” diyor. İnsaf, vicdan!…

1923’ten beri Türkiye Cumhuriyeti’nde Cumhuriyet Halk Partisinin bu ülkeye çaktığı çiviler olmasaydı bugün Türkiye yerinde olmazdı. Sizin sata sata bitiremediğiniz Cumhuriyet Halk Partisinin çaktığı çiviler sayesinde bugün o duble yolları yaptınız.

O nedenle, bakın ben size sayayım: 2003 yılında SEKA Balıkesir İşletmesi, İzmir Limanı; 2004’te Eti Bakır, Eti Gümüş satıldı. 2005’te Türk Telekom iki yıllık kârına satıldı. 2006’da TÜPRAŞ satıldı. 2008’de PETKİM satıldı. Peki, güle oynaya sattığınız bu kurumların amacı olan fiyatlar düştü mü? Hizmet kalitesi yükseldi mi? İstihdam arttı mı? Hiçbirisi. Bakın, değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti özelleştirmeler yoluyla milyarlarca lira zarara uğratılmıştır. Sadece Balıkesir SEKA-Danıştayın bozarak geriye döndürdüğü- 1 milyon dolara satılan SEKA’nın 34 milyon dolar muhammen bedeli vardı. Benim topraklarımda maalesef bunlar yaşandı.

AKP bütçelerinin en belirgin özelliği emekliler, öğretmenler, emekçiler, üretenler, çalışanlar için açlık, sefalet, yoksulluk bütçesi olmasıdır. Esasen, rakamlar bu durumu tam, yalın bir şekilde anlatmaktadır. Yıl 2002, Türkiye’deki sendikalı işçi sayısı 2 milyon. Yıl 2012, Türkiye’deki sendikalı işçi sayısı 850 bin.

Başbakan, bu kürsüden, 2002’den bugüne olan artışları açıkladı, diyor ki: “En düşük memur maaşı yüzde 348, ortalama memur maaşı yüzde 253, net asgari ücret yüzde 301…” Oranlara baktığımızda, yüzdelere vurduğumuzda, hepsi ne kadar büyük görünüyor. Peki, vatandaşın yoksullukta sarıldığı çay ve simide bakalım: 2002 yılında simit 20 kuruş, bugün 75 kuruşla 1 lira arasında değişiyor. Ortalama artış yüzde 400. Yine, çay: 10 kuruşa satılan çay, bugün en ucuz 50 kuruşa satılıyor. Artış yüzde 500. Peki, Sayın Başbakan, asgari ücrete yaptığınız zamla… Hangisi büyük, yüzde 397 mi, yüzde 500 mü?

Bakın, işçilerimiz, köylülerimiz, emeklilerimiz soruyor bana. Bandırma’dan, işçi emeklisi Ahmet Mülayim amcamın maaşını sordum. Yaşı 65, maaşı 700 lira. Yine Bandırma’dan, öğretmen emeklisi Şefik Koman ağabeyimize sordum emekli maaşını, 1.074 lira. Bu vatandaşlarımız soruyor: “Biz 16’ncı büyük ekonomi olduk, kişi başına 10 bin dolar gelirimiz varmış, peki, bizim soframızdaki peynir niye artmadı, biz niye bankalara borçluyuz, biz hangi ülkede yaşıyoruz?”

Değerli arkadaşlarım, az önce ifade ettim, şimdi de dünyanın en stratejik öneme sahip bor madenleri üzerinde dört dakika süre içerisinde bir şeyler söylemek istiyorum. Bakın, biz, burada, KİT Komisyonunun Bandırma’ya gelmesi ve bor madenlerini incelemesi sonucunda Bakan hakkında bir gensoru verildi. Oradaki dekupaj işlemlerinin, şu anda Bandırma’da, hizmet alımı yoluyla Eti Bor işletmelerine 3 tane şirket çalışıyor yani orada yaklaşık 2.500 taşeron işçisi bulunuyor. O taşeron işçilerinin Sayın Bakandan ve Hükûmetten beklentisi, bor madenlerini çıkarma aşamasından torba aşamasına kadar tümünün kamu işçileri vasıtasıyla yapılmasını bekliyor. Bırakın onları hizmet alımıyla yapmayı, tamamının sözleşmeli kapsamdan kadroluya alınmasını bekliyor.

Esasen, bor madeniyle ilgili burada birçok defa sizlere bilgi verildi. Dünyadaki bor madenlerinin yüzde 72’sine sahibiz ve bor madenlerinin geleceğin uçak sanayisinde, uzay sanayisinde, ilaç sanayisinde yani sanayinin her alanında çok önemi olan, petrolden sonra dünyanın enerji dengelerini değiştirecek bir maden ve bugün Eti Maden Genel Müdürlüğünde Balıkesir ve Türkiye genelinde  borlarda Şubat 2012 itibarıyla toplam 3.809 kişi çalışıyor. Çalışanların 275’i memur, 1.229’u sözleşmeli ve 2.305’i ise işçi statüsünde bulunmaktadır. Bugün hizmet alımıyla istihdam edilen Bandırma’da 358, Kırka’da 198, Emet’te 518, Bigadiç’te 693 ve merkezde 379 olmak üzere toplam 2.146 kişi. Bu emekçiler kadroya alınmalı, böylelikle hem iş güvenceleri sağlanacak hem de stratejik ürün olan bor madenini taşeronlaştırma politikaları ve özelleştirme gayretlerinden kurtulacaktır.

Değerli Bakan, değerli arkadaşlarım; sadece borlarda değil, ülkemizin her alanında taşeronlaştırma vasıtasıyla Türkiye’de istihdamda köleleştirmeye gidildi. Bakın, az önce sendikal rakamları verdim. Şu anda, işçilerimizin örgütlendiği sendikal örgütlenmeler yok edildi. Taşeronlaştırmanın ilk adımı sendikasızlaştırma, örgütsüzleştirme ve köle düzeninde para alma. Birçok belediyemiz var, belediyelerimiz temizlik işlerini özelleştirdi. Aynı işi yapan kadrolu işçi 1.700 lira para alıyor, o taşeron işçisi 700 lira para alıyor değerli arkadaşlarım. Vicdan!

Bakın, evet, 16’ncı büyük ekonomi, inşallah ilk 10’a gireceğiz, 10 bin dolar kişi başına gelir, inşallah 20 bin dolar yapacağız. Peki, bu rantı Türkiye’de köle düzeni olsun diye mi yapıyoruz? Nereye gidiyor bu ülkenin paraları? İşçide yok, köylüde yok, memurda yok, öğretmende yok, belediye işçisinde yok. Kim zengin oluyor değerli arkadaşlarım?

Onun için, gelin, 2013 bütçesinin Türkiye’de, bu memleketin gerçek sahipleri üreten işçimizin, tarlada çalışan köylümüzün, üretenlerin ve alın teri dökenlerin ekonomisi olma adına tercihlerimizi halkın bütçesinden yana kullanalım.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Havutça.

Şimdi AK PARTİ Grubu adına birinci konuşmacı Akif Çağatay Kılıç, Samsun Milletvekili.

Sayın Kılıç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Bakanlığının 2013 Mali Yılı Bütçe Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

3 Kasım 2002 tarihinde AK Parti Hükûmeti göreve geldiğinde AB sürecini Türkiye'nin en önemli önceliklerinden biri olarak belirledi. Geçen on yıllık süre zarfında, Hükûmetimiz sessiz devrim niteliğindeki reformlara imza atan, Türkiye'yi müzakerelere başlatan ve tam yetki ile donatılmış bir Avrupa Birliği Bakanlığı kuran Hükûmet oldu. AB Bakanlığı, AB sürecini daha da ileri taşıma kararlılığımızın somut bir tezahürüdür.

Bir aday ülke için AB uyum süreci çok boyutlu, geniş kapsamlı ve iç içe geçmiş dosyalardan oluşan bir süreçtir. Bu bakımdan, müktesebata uyumun gerektirdiği teknik çalışmaların bütüncül bir strateji kapsamında ve sıkı bir koordinasyon ile yürütülmesi büyük önem arz etmektedir. Bir de ülkemizin süreçte karşılaştığı siyasi güçlükler ve ön yargılar düşünüldüğünde, AB işlerinin yürütülmesi açısından güçlü bir idari ve kurumsal yapılanmaya olan ihtiyaç daha iyi anlaşılacaktır.

Avrupa Birliği Bakanlığı, Avrupa Birliği Hukuku, Çeviri Eşgüdüm, Sivil Toplum, İletişim ve Kültür Başkanlıkları gibi AB sürecinin ihtiyaçları dikkate alınarak yapılandırılmıştır. Türk kamu sisteminde ilk defa oluşturulmuş birimleri, yenilikçi ve etkin idari yapılanması ile dikkat çekmektedir. Bakanlığın, 324 kişilik kadrosunun yüzde 70'inin kariyer memurlarından oluşması müzakere sürecimizin emin ellere emanet edildiğinin göstergesidir.

Şunu belirtmek isterim ki Avrupa Birliği Bakanlığı Türk bürokrasisinin en zor görevlerinden birini ifa etmektedir. Bugün AB yaşadığı ekonomik, sosyal, yapısal krizi aşmak için kendi geleceğine dair tartışmalara o kadar yoğunlaşmıştır ki, Türkiye'nin üyeliği bu tartışmaların gölgesinde kalmıştır. Bazı üye ülkelerin siyasi engellemeleri nedeniyle müzakere sürecinin hak ettiğimiz şekilde ilerlememesi ise Türk halkının AB'ye olan inancını zayıflatmıştır. Diğer taraftan, Avrupa vatandaşlarının bir kısmı vizyonsuz liderlerin yanlış yönlendirmeleri, ön yargılar ve yanlış algılamalar neticesinde Türkiye'nin AB'ye sağlayacağı katkıyı göz ardı edebilmektedir. Bütün bu olumsuzluklar, Avrupa Birliği Bakanlığının işini güçleştirmekte ancak işlevini ve önemini artırmaktadır.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; müzakerelerin başlamasından bu yana tüm engellemelere rağmen 13 fasıl açılmıştır. Maalesef açılmayan 20 faslın 17'si, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi başta olmak üzere bazı üye ülkeler tarafından siyasi olarak bloke edilmektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 6 faslı, Fransa 5 faslı bloke etmiştir ancak Fransa Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı bu tutumu karşısında da sandıkta nasıl bir cevap almıştır, bu da ortadadır.

AB sürecimizi siyasi blokajlara maruz kalan müzakere süreciyle sınırlı olarak değil de AB hedefinin ivme kazandırdığı yasal düzenlemeler, siyasi reformlar ve ekonomik getiriler kapsamında değerlendirmek, sürecin gerçek değerinin anlaşılması bakımından kritik önem taşımaktadır.

Hükûmetimiz döneminde, AB Bakanlığı koordinasyonunda, Avrupa Birliği müktesebatına uyum içeren 340 birincil, 1.577 ikincil düzenleme çıkarılmıştır. Sadece 2012 yılında, bu sayılar birincil mevzuat için 21, ikincil mevzuat için 109'dur. Reform niteliğindeki bu düzenlemeler gıda güvenliğinden katı atık yönetimine, enerji verimliliğinden tüketici haklarına kadar çok sayıda yenilikle Türk toplumunun hayat standartlarını daha da yükseltmiştir.

Siyasi blokajlar nedeniyle birkaç dönem başkanlığında hiçbir faslın açılamamış olmasından yola çıkarak "süreç durdu" demek, gerçeği çarpıtmaktır. Sadece bu yıl hatta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dönem Başkanlığını da kapsayan son dönemde komisyon ile "Pozitif Gündem" adı altında bir çalışma yöntemi başlatılmış; komisyon tarafından, 3 fasıl kapsamında toplam 4 kapanış kriterinin karşılandığı teyit edilmiş; Türk vatandaşlarının vizesiz seyahati için önemli bir eşik atlanarak, AB bu konuda bir taslak yol haritası hazırlama noktasına gelmiştir. Enerji faslının Rumlar tarafından bloke edilmesine rağmen, AB tarafıyla gerçekleştirilen üst düzey toplantılarla, enerji alanında iş birliği yapılabilecek somut alanlar belirlenmiştir.

Avrupa Birliği Bakanlığının yürüttüğü yoğun çalışmalar ve AB nezdindeki girişimler sayesinde kaydedilen bu gelişmeler dikkate alındığında sürecin tüm hızıyla devam etmekte olduğu görülmektedir. Bugün 15 Aralık 2012, bundan sekiz sene önce 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği ile müzakere süreci için tarih alan bu iktidar, bu siyasi irade, yine bu siyasi irade olarak Genel Başkanımız ve Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Avrupa Birliği hedefinden ülkemizin çıkarları doğrultusunda onurlu bir duruş sergileyerek müzakereye devam edecektir, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı, Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Galip Ensarioğlu.

Buyurun Sayın Ensarioğlu, süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bütçesini görüşmekte olduğumuz Avrupa Birliği Bakanlığının ilgili kurumlarından biri olan Türk Akreditasyon Kurumu ve verdiği akreditasyon hizmetleri hakkında sizlere bilgi sunmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, dünya ticaretinin gelişmesinde, insanlara kaliteli ve güvenli ürün ve hizmet sunulmasında akreditasyon hizmetlerinin önemli bir yeri vardır, ülkemizde de bu hizmeti sadece TÜRKAK vermektedir.

TÜRKAK, Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde 1999 yılında 4457 sayılı Kanun ile kurulmuştur. Türkiye'de akreditasyon sisteminin kurulmasıyla ülkemizde verilen ürün, sistem ve hizmet belgeleriyle laboratuvar raporlarının uluslararası geçerliliği sağlanmış, bu sayede, bir yandan iç piyasadaki ürün ve hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesine katkıda bulunurken diğer yandan ihraç ürünlerimizin dünya piyasasında teknik engellerle karşılaşmadan satılabilmesine imkân hazırlamıştır. Bu sayede, ülkemiz açısından döviz ve zaman kaybına yol açan belgelendirme hizmetlerinin yurt dışından temin edilmesi önlenmiştir.

Kurulduğundan bu yana TÜRKAK, asıl görevinin yanı sıra bu konudaki bir çok kişinin eğitilmesi, onaylanmış kuruluşların denetimleri ve ihalelerde aranan belge yeterliliği gibi işlemlerle ilgili görevleri yerine getirmektedir.

Bugün itibarıyla, kamu ve özel sektörden 434 deney laboratuvarı, 76 kalibrasyon laboratuvarı, 10 tıbbi laboratuvar, 99 muayene kuruluşu, 36 ürün ve hizmet belgelendirme kuruluşu, 62 sistem belgelendirme kuruluşu ve 20 personel belgelendirme kuruluşu olmak üzere toplam 737 adet uygunluk değerlendirme kuruluşu TÜRKAK tarafından akredite edilmiştir.

Ekonomimizin dünya ölçeğinde rekabet gücünü sürdürebilmesi ve piyasaya arz edilen ürün, hizmet ve sistemlere ait belge ve raporların güvenilir olması için akreditasyon sisteminin sağlam temellere dayanması, hızlı işlemesi ve tarafsız olması gerekmektedir. İşte, TÜRKAK, yıllardır bu esaslar ve uluslararası standartlar doğrultusunda hizmetlerini yürütmeye devam etmektedir. Kurulduktan kısa süre sonra Avrupa Akreditasyon Birliğine başvurarak, 2006 yılında birlik ile laboratuvar, muayene ve sistem belgelendirme alanlarında, 2008 yılında ise faaliyet gösterdiği tüm alanlarda çok taraflı anlaşmaları imzalamıştır. Yine 2006 yılında Uluslararası Laboratuvarlar Akreditasyon Birliğine tam üye olmuş, karşılıklı tanıma anlaşması imzalamış ve 2007 yılında ise Uluslararası Akreditasyon Kurumuna üye olarak çok taraflı anlaşma imzalamıştır.

TÜRKAK, 11 Nisan 2012 tarihli Cumhurbaşkanlığı tezkeresiyle, Avrupa Birliği Bakanlığının ilgili kuruluşu hâline getirilmiştir. Avrupa Akreditasyon Birliğinin üyesi olması nedeniyle, TÜRKAK hizmetlerinin Avrupa’daki yeni düzenlemelere uyumlu olması ve günün şartlarına uygun hâle getirilmesi amacıyla, 4457 sayılı TÜRKAK Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun değiştirilmiştir. 29 Haziran 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen kanun değişikliği 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiş; böylece daha hızlı ve nitelikli hizmet verilmesi, kurumun kapasitesinin artırılması sağlanmıştır.

Ayrıca TÜRKAK, 2004 yılından bu yana hazine yardımı almadan kendi gelirleriyle giderlerini karşılamaktadır. Ekonomik gelişmeler sonucu son zamanlarda gündeme gelen iyi laboratuvar uygulamalarıyla, helal gıda, tarım ürünlerinin belgelendirilmesi, ISO standartlarına göre sera gazları salımının düzenlenmesi ve bilgi, güvenlik sistemleri gibi yeni akreditasyon alanlarında da TÜRKAK’ın çalışmaları devam etmektedir.

Bölgemizdeki en büyük akreditasyon kuruluşu olarak hizmet veren TÜRKAK, Balkan ülkeleri, Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika’daki gelişmekte olan ülkelerin akreditasyon kuruluşlarına da tecrübe aktarımı, eğitim ve danışmanlık desteği vermektedir. Ayrıca, İran, Özbekistan, Azerbaycan, Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerindeki kuruluşların akreditasyonunu gerçekleştirirken, diğer yandan, Moldova ve Arnavutluk gibi bazı ülkelerin akreditasyon kurumlarıyla ilgili uluslararası projelerin yürütülmesinde de görev almıştır.

TÜRKAK, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üretici sektörlerin belgelendirme ve muayene hizmetleriyle, laboratuvar deneyimleri alanındaki ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla uluslararası standartlar, Avrupa Birliği regülasyonları ve ulusal mevzuatımız doğrultusunda çalışmalarını sürdürecektir. Önümüzdeki yıllarda TÜRKAK’ın gerçekleştirilen kanun değişikliğinin getirdiği dinamik yapısı ile akreditasyon sayısının artırılması ve niteliğinin korunması yönünde çalışmalarını etkin, verimli ve güvenli bir şekilde sürdüreceğine inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ensarioğlu.

Şimdi AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Türkan Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Dağoğlu, buyurun.

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın onuncu turu üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, birey, aile ve toplum refahını artırmak amacıyla dezavantajlı kesimler öncelikli olmak üzere tüm toplumu hedefleyen bir anlayışla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulduğu günden bu yana oldukça önemli bir başarı ivmesi yakalamıştır. Kadına ve çocuklara aile içi şiddetin önlenmesi konusunda öncelikle 2012 yılında muhalefet milletvekillerinin de desteğiyle bu konuda çok önemli bir yasa çıkarılmış ve ilgili tüm uluslararası sözleşmelere ilk taraf olan ülke arasında yer almıştır. Ayrıca, şiddet gören kadınlara yönelik önleyici ve koruyucu birçok uygulamayı ve kurumsal desteği hayata geçirmiştir. “Kırmızı buton” uygulamasını ilk defa Bursa ve Adana’da 2 pilot bölgede mahkeme kararıyla şiddete uğrayan veya uğratılacak olan kadınların, kolluk kuvvetiyle direkt temas etmesi bu sayede sağlanacaktır.

2012 yılında 55 olan kadın konuk evlerinin 2013 yılında 116’ya çıkarılması hedefleniyor. Bu çerçevede hâlihazırda Türkiye çapında yaklaşık 1.656 kadının yaşamasına olanak veren bu yapı önümüzdeki sene 4.800 kadının yaşaması için uygun hâle getirilecektir.

Ayrıca 14 tane açılan ve önümüzdeki yıl içerisinde yaygınlaştırılacak olan “Koza” şiddet önleme ve izlem merkezleriyle şiddet mağduru veya bu riski taşıyan kadınlara psikolojik ve hukuki destek verilecek, gerekli tedbirler alınacaktır.

Değerli milletvekilleri, çocukların sorunlarına da eğilen bakanlık, 2014 yılı sonuna kadar tüm çocuk bakımevlerinin kapatılmasını ve burada kalan 14 bin çocuğa yönelik olarak koruyucu aile sistemini hayata geçirmeyi, daha küçük ölçekli olan sevgi ve çocuk evlerini yaygınlaştırmayı planlamaktadır. Hâlihazırda 53 olan çocuk yuvası sayısı, 2013 yılında 40’a indirilecektir. Bunu müteakip sevgi evlerinin sayısı 38’den 53’e, kapasitesi de 2.849’dan 4.086’ya çıkarılacaktır. Çocuk evleri ise hâlihazırda 504 tane iken 2013 yılında 933’e çıkarılıp 3.506 çocuğu barındıracak kapasiteye ulaştırılacaktır.

Korunmaya muhtaç çocuklar için uygulamaya geçirilen bu yeni hizmet modeli dünyada geçerli olan çağdaş uygulamalar paralelinde hazırlanmış olup öncelikle çocuğun aile sistemi içerisinde desteklenmesini, kurum bakımının ilk seçenek olmaktan çıkarılmasını öngörmektedir.

Çok yakın bir tarihte yürürlüğe giren Koruyucu Aile Yönetmeliği koruyucu aile olma standartlarını belirlemekte ve bu hizmetin yaygınlaşmasını hedeflemektedir. Bu zamana değin “Aileye Dönüş ve Aile Yanında Destek” adlı projeyle ailelere sağlanan mali ve sosyal destek sayesinde 8.000 çocuğun sıcak yuvasına geri dönmesi sağlanmıştır.

Suça sürüklenen çocuklara hizmet vermek üzere faaliyet gösteren ve bu çocuklarımızın topluma faydalı bireylere dönüşmesini amaçlayan,- koruma, bakım ve rehabilitasyon merkezleri sayısının da 2013 yılında 40’tan 52’ye, kapasitesinin de 1.314’ten 1.614’e çıkarılması hedeflenmektedir.

Öte yandan bakanlık, önümüzdeki dönemde ülke sathında 81 ile gazi evleri açmayı ve bu evlerde gazilere ve şehit yakınlarına psikososyal desteğin yanı sıra hukuki yardım sağlamayı öngörmektedir.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi tamamlarken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2013 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, başta Sayın Bakanımız olmak üzere kurumlarımızın çalışanlarına teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dağoğlu.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Elâzığ Milletvekili Sayın Sermin Balık.

Sayın Balık, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA SERMİN BALIK (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2013 yılı bütçesiyle ilgili AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve yüce milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Her geçen gün güçlenen, sağlam ve kararlı adımlarla ilerleyerek Türkiye'nin sosyal politikalarının geleceğini belirleyen, mutlu birey ve güçlü ailelerden oluşan bir toplum yaratmak için çalışan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, geçen yıl içerisinde çok önemli iki kanunu Genel Kurula sunmuştur. Birincisi 4320 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, diğeri ise şehit yakınları ve gaziler ile ilgili değişikliklerin yapıldığı 6353 sayılı Kanun’dur.

Şehitlerimizin hatıralarının yaşatılması, şehit yakınları ile gazilerin her türlü mağduriyet ve mahrumiyetten korunması amacıyla var olan mevzuatımızda değişiklik yaparak şehit yakınlarının istihdam hakkını 1’den 2'ye çıkardık. Terör nedeni ile şehit veya gazi olmuş erbaş ve erlerin kendilerine veya yakınlarına aylık bağlanırken eğitim durumlarına bakılmaksızın maaşlarında iyileştirmeler yapılmış, malullük kapsamı genişletilerek yaşanan eşitsizlikler ve aksaklıklar giderilmiştir.

Az önce Türkan Hocam’ın da değindiği, Ankara’da ve on dört şehrimizde “Koza” ismini verdiğimiz sistemi hayata geçirdik. Şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınların, tek adımda yardım ve korunma alabileceği yedi gün yirmi dört saat ve tek çatı ilkesiyle kadının ekonomik, hukuki ve sosyal olarak güçlendirilmesini amaçlayarak kurulan Kozalarda, birbiriyle koordinasyon içinde çalışan bakanlıklarımız, kadınlarımıza ve ihtiyacı olan herkese kolayca ve aynı anda ulaşarak, başına gelen olayı tekrar tekrar anlattırmadan, yaşadığı travmayı bir nebze azaltarak mahrumiyetlerini gidermeye çalışmaktadır.

Geçen yıl içinde kadına yönelik şiddet ile ilgili başarılarımızdan biri de İstanbul Sözleşmesi’dir. Kadına karşı şiddeti bütüncül olarak ele alan sözleşmeyi imzalayan, Parlamentosunda kabul eden ilk ülke olarak mevzuatımızda değişiklikler yapıyor ve önlemleri hayata geçiriyoruz. Başta kadınlarımızı ve şiddete uğrayan bütün insanları şiddetten uzak tutarak, maddi ve manevi olarak kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler hâline getirmek, onların hayatın içinde var olabilmelerini sağlayabilmek için birçok kurumumuzla koordineli olarak çalışmalar yapmakta ve her geçen gün bunları da çoğaltmaktayız.

Geçen yıl içerisinde çok olumlu sonuçlar aldığımız bir diğer projemiz de ASDEP adıyla tanımladığımız Aile Sosyal Destek Programıdır. Yaşadığımız en büyük afetlerden biri olan Van depremi sonrasında aile sosyal destek uzmanlarımız orada çalıştılar. Bunun sonucunda fiziksel ihtiyacın giderilmesi hâlinde bile psikososyal desteğin ne derece önemli olduğunu, bundan sonraki hayatlarında kalıcı izler bırakmaması için verilen desteğin ne kadar gerekli olduğunu görmüş olduk. Yine ASDEP projemizde Karabük ve Kırıkkale'de pilot çalışmalarımızı tamamladık ve hayata geçirdik.

Elazığ'daki programlarımın birinde, çocuğu engelli olan bir baba "Benim çocuğum özürlü değil, lütfen ona ‘özürlü’ demeyin, benim çocuğum özel bir çocuk." demişti. Biz de en özellerimiz için ilk defa Hükûmetimiz döneminde, 2005 yılında Özürlüler Yasası’nı çıkardık. Bu yasayla beraber engellilerin eğitim, sağlık ve diğer hakları yasal düzenlemeyle resmîleşmiş oldu. 2006 yılından bugüne kadar baktığımızda, özel eğitim desteği alan öğrencilerimizde 3 kat artış sağlanmış, yaklaşık 41.000 öğrencimiz taşımalı eğitimden faydalanmış, okula devamlarında da yüzde 85 artış sağlanmıştır.

2008 yılında Türkiye'de ilk ve tek olarak açılmış, 2010 yılında hasta kabulüne başlamış olan özel bir rehabilitasyon merkezine sahip olan ilin milletvekiliyim. Elâzığ'daki Hazarbaba Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinin özelliği sadece zihinsel ve ruhsal engellilere hizmet vermesidir. Sivrice'de beş yıldızlı otel konforunda, ağaçların içinde, tertemiz havasıyla ve 120 yatak kapasitesiyle şu anda 111 hastamızın tedavi gördüğü bir merkezdir. Aile ortamı şeklinde düzenlenmiş ev tipi birimlerde, öncelikle engellilerin yaşadıkları ortamda kendilerinin yeterli hâle gelmeleri için tedbirler alan, onları hayata hazırlayan ve topluma kazandıran hizmetler sunulmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elâzığ'daki sevgi ve çocuk evlerinde kalan çocuklarımız, siz amca ve teyzelerine, onlara sağladığınız sıcak aile ortamı için teşekkür ediyor ve selamlarını iletiyorlar.

Sözlerime son verirken 2013 yılı bütçesinin milletimiz ve ülkemize hayırlı olmasını temenni eder, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Balık.

Şimdi de AK PARTİ Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Afif Demirkıran.

Sayın Demirkıran, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2013 yılı Enerji Bakanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Enerji Bakanlığı dediğimiz zaman gerçekten çok büyük bir misyon üstlenmiş, Türkiye’de sanayinin enerjisiz kalmaması, sanayinin daha işler hâlde idamesini yapabilmesi, insanlarımızın daha huzurlu, daha refah içinde bir yaşam sürdürebilmeleri için gecesini gündüzüne katmış bir bakanlıktan bahsediyoruz. Merkezî birimlerinin yanı sıra bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla TEDAŞ’ı da dâhil eder isek 85 bin tane insanın çalıştığı bir bakanlıktan bahsediyoruz. Petrol İşleri Genel Müdürlüğünden Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğüne, MTA’dan Maden İşleri Genel Müdürlüğüne, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığından BOTAŞ’a, Türkiye Kömür İşletmesinden Türkiye Taşkömürü Kurumuna, Elektrik Üretim AŞ’den Türkiye Elektrik İletim AŞ’ye, TETAŞ’tan TEMSAN’a, Atom Enerjisi Kurumundan Bor Enstitüsüne, hasılı, ismini neredeyse sayamayacağım birçok kuruluşu başarıyla yürütmektedir Bakanlığımız. Onun için, Sayın Bakana ve tüm arkadaşlarıma burada, huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.

Gerçekten, arkadaşlar, biraz önce dendi ki: “Enerji Bakanlığı başarısız bir bakanlıktır.” Biraz sonra size vereceğim bilgilerle -ki zamanım da çok sınırlı- ne kadar başarılı olduğunu hep beraber göreceğiz. Çünkü burada önemli olan, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini hem kaliteli hem zamanında hem uygun bir maliyetle ve çevreye herhangi bir zarar vermeden, çevre dostu olarak idame ettirmektir. Çünkü Türkiye, son on yılda, baktığımız zaman, OECD’de enerji talep artışı en yüksek olan ülkedir. Ve yine son on yılda Türkiye, Çin’den sonra elektrik ve doğal gazda en fazla talep artışı olan ülke. Böyle bir ülkenin arz güvenliğini sağlamak öyle kolay bir şey değildir. Enerji Bakanlığımız sadece Türkiye’nin arz güvenliğini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Avrupa’nın da enerji güvenliğini sağlıyor yürüttüğü enerji diplomasisiyle. Türkiye’nin konumunu çok iyi değerlendirerek, Türkiye’nin doğudaki enerji kaynaklarıyla batıdaki tüketim ülkeleri arasındaki konumunu çok iyi değerlendirerek, petrol sevkiyatlarıyla dünyanın dört bir tarafına Ceyhan terminali üzerinden petrol sevk ederek, sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın da ve hatta dünyanın da enerji arz güvenliğini  sağlamaktadır. İşte, böyle bir bakanlığın bütçesinden bahsediyoruz ve gerçekten politikalarımıza da baktığımız zaman… Evet, biraz önce ifade edildi, Türkiye enerji tüketimi itibarıyla dışa bağımlı bir ülke ama iktidarımız döneminde, gerek yenilenebilir enerjide gerek yerli kaynaklarda –kömürü kastediyorum- çok ciddi şekilde artışlar sağlandı.

Bakın, hidroelektrikte 12.000 megavattan 21.000 megavata çıktık. Rüzgâr, neredeyse hiç yoktu -biraz önce Cumhuriyet Halk Partili arkadaşımız rakamı söylediler, teşekkür ediyorum- 2.000 megavatın üzerine çıktık, jeotermalde aynı şekilde ve fakat önümüze bir de 2023  vizyonu  koymuşuz -cumhuriyetimizin 100’üncü yıl dönümü- ve orada diyoruz ki: “Türkiye’deki ne kadar yerli, yenilenebilir kaynağımız varsa bunun tamamını değerlendireceğiz.” Bir tek damla suyumuz boşa akmayacak, rüzgârımız boşa esmeyecek, güneşimiz boşa ısıtmayacak ortalığı. Ne yapacağız? Tamamını enerjiye dönüştüreceğiz. Peki, bu yetecek mi? Maalesef, yine yetmiyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Güneş…

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Evet, güneşte de önümüzdeki dönem çok iyi göreceksiniz ki çok güzel güneş yatırımlarımız olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Demirkıran, güneşten vergi almayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirkıran.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Vallahi, notlarım çok fazlaydı, beş dakikayla olmuyor.

Sayın Bakan, çok teşekkür ediyorum. İnşallah Türkiye’yi hep aydınlıkta tutacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şimdi, AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacımız Şanlıurfa Milletvekili Sayın Abdulkerim Gök.

Sayın Gök, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 2013 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, çok kıymetli Afif Demirkıran Ağabeyimiz elbette ki ömrünü bu alanda geçirdi. Kendisinden sonra da ne kadar söz dile getirirsem sanıyorum yetersiz olacak. Son derece önemli görüşlerini ifade ettiler.

Türkiye'nin 2023 yılında dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi içinde olma hedefi vardır. Bugün ülkemiz Avrupa’nın 6’ncı, dünyanın 16’ncı büyük ekonomisine sahiptir. Enerjide istediğimiz hedeflere tam ulaştığımızı söyleyemesek de son on yılda AK PARTİ iktidarlarıyla beraber 100 milyar lira yatırımla ciddi yatırımlar gerçekleştirdik. AK PARTİ Hükûmetimiz önümüzdeki yıllarda da aynı kararlılıkla, ülkemizin sahip olduğu bütün enerji kaynaklarını en ekonomik şekilde kullanmaya ve en fazla verimi elde etmeye devam edecektir. İnşa edilen barajlarımızı, yenilenebilir enerji kaynaklarımızı, nükleer enerji santrallerimizi tam anlamıyla kullanmaya başladığımızda Türkiye'nin dışa bağımlılığı azalacaktır.

Hükûmetimiz on yıllık süreçte enerjinin özellikle iletim, dağıtım ve tüketim aşamalarında enerji verimliliğinin artırılmasına ve desteklenmesine, toplum genelinde enerji bilincinin geliştirilmesine, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanılmasına yönelik çalışmalarda bulunmuştur. Bu amaçla on yılda 100 milyar TL civarında yatırım yaptık ve bu yatırımlarımızın meyvelerini de almaya başladık. Örneğin yıllık 62 milyon 768 bin kilovatsaat enerji üretimi sağlayacak olan tesislerimizi Sayın Başbakanımız birkaç gün önce 112 tesis açılışıyla ülkemize kazandırmıştır.

Hükûmetimiz on yılda 1.215 tesisi ülkemize kazandırmış, enerji alanında cumhuriyet tarihinde görülmemiş çalışmalara imza atmıştır. İnşallah, önümüzdeki yıllarda, yapılan tesislerin tam kapasiteyle çalışmaya başlamasıyla enerji ihtiyacımızın birçok bölümünü de böylece karşılamış olacağız. AK PARTİ’nin ampulü geleceğin Türkiye’sinde her alanda olduğu gibi enerjimizde de ışık olacak ve parlayacaktır. Allah’ın izniyle yolumuz açık, geleceğimiz aydınlıktır. Unutmayalım ki bizler birey olarak enerjimizi gereksiz tartışmalara değil, Türkiye’nin enerjisine -mutlaka ama mutlaka- vermek zorundayız.

Doğu ve güneydoğu bağlamında enerji yatırımlarına baktığımızda son derece önemli yatırımlar gerçekleşmektedir. Doğu ve güneydoğudaki illerde Hükûmetimizin yatırımları cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş düzeydedir. Rakamsal olarak hep ifade edilmektedir, bir kez daha ifade etmekte fayda görüyorum: 36 milyar, eski rakamla 36 katrilyon gibi bir rakamla, baktığımızda, toplamda, doğu ve güneydoğuda yapılan yatırımlar son derece önem arz etmektedir ancak bu 36 katrilyonun içerisinde enerji yatırımları da çok önemli bir yere sahiptir. Kamu yatırımları ve özel sektör yatırımları çok önem arz ediyor. Hükûmetimiz enerji alanında da son derece kısıtlı olan kaynaklarla maksimum düzeyde verimi elde etmek için kaynaklarımızı en iyi şekilde kullanma hedefini ve yolunu seçmiş durumdadır. Ancak, unutmayalım ki günlerdir bütçeyle ilgili görüşlerimizi ve düşüncelerimizi ifade ettiğimizde, Türkiye ekonomisinin önemli kısıtlarından bir tanesi cari açık diye ifade ederiz ve sonrasında da enerji açığının önemli olduğunu ifade ederiz. Doğrudur, bu ifadelerin hepsi doğrudur fakat unutmayalım ki bugün ülkemizde çevreci mantığıyla bazı kesimler, sürekli çevrecilik anlayışı içerisinde, çok farklı algılamalar doğrultusunda, bilerek veya bilmeyerek âdeta çanak tutmaktadırlar. Gelişmiş Avrupa ülkelerine baktığımızda, Fransa’ya, ABD’ye, İngiltere’ye baktığımızda, cari açığın azaltılmasında enerjiyi bizzat düşük maliyetle mal etme çok önemlidir. Bizim için de nükleer enerji olmazsa olmaz koşulumuzdur. Bu manada da Hükûmetimiz çok önemli çalışmaları sürdürmektedir. İnşallah, gelecekte de nükleer enerjiyle ilgili… Elbette ki son derece, çevre ve güvenlik konusu sağlanmış olmak kaydıyla nükleer enerjiyi önemsiyoruz çünkü baktığımızda enerji maliyetleri girdi maliyetlerinde son derece önem arz etmektedir. Doğu ve güneydoğuda bizleri izleyen ve merakla dinleyenlere de şunu özellikle ifade etmek isterim: Sayın Bakanımızla beraber –Tarım Bakanımızla beraber- tarımsal sulamada çok önemli çalışmalar söz konusudur. İnşallah, bununla ilgili de önemli gelişmeleri, sonuçları önümüzdeki günlerde alırız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Geleceğimizin aydınlık, yolumuzun açık olduğunu ifade ediyor, bütçemizin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

AK PARTİ Grubu adına şimdi de sıra Samsun Milletvekili Sayın Tülay Bakır’da.

Sayın Bakır, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜLAY BAKIR (Samsun) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri, 2013 yılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bütçesi üzerinde grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

EPDK, elektrik, doğal gaz, petrol ve LPG piyasalarını düzenleyen, denetleyen, enerji sektörünün gelişimine katkı sunmakla görevli bir kurumdur. EPDK, enerjinin kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması; rekabet ortamında mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir enerji piyasasının oluşturulması; yerli ve yabancı yatırımcılara yatırım ortamının ve imkânlarının iyileştirilmesi konusunda önemli çalışmalar yapmakta ve katkı sağlamaktadır.

Kurum tarafından bugüne kadar enerji şirketlerine verilen lisans sayısı yaklaşık olarak petrolde 14.000, elektrikte 2.000, doğal gazda 246 ve LPG’de 10.000’dir. 2012 yılında kurulu gücü 3.400 megavat olan 153 adet özel sektör projesi devreye konulmuştur. 10 yılda elektrik üretimine, dağıtımına ve iletimine 50 milyar dolar yatırım yapılmıştır. Bu yatırımın yüzde 61’i özel sektör, yüzde 39’u kamu kurumları tarafından gerçekleştirilmiştir. Elektrik enerjisi kurulu gücümüz 32 bin megavattan on yılda 57 bin megavata, elektrik enerjisi üretimimiz 130 milyar kilovatsaatten 230 milyar kilovatsaate, kişi başına net elektrik tüketimi 3.000 kilovatsaate ulaşmıştır ancak büyümemizin devam etmesi gerekmektedir. Elektriğimizin kaynak dağılımı yüzdesi; 41 doğal gaz, 27 kömür, 26 hidroelektrik, 2,4 rüzgâr enerjisidir. Hedefimiz yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının maksimale çıkarılmasıdır.

Enerji talebimiz hızla artarken arz güvenliğine yönelik olarak kaynak çeşitliliğinin sağlanmasına önem verilmektedir. Bu kapsamda, 2023 yılına kadar iki nükleer santral işletmeye alınacak, üçüncüsünün inşaatına başlanmış olacaktır. Devlet tarafından işletilen elektrik dağıtım bölgeleri, yüksek kayıp ve kaçak oranlarının azalması, tesislerin verimli ve tüketici odaklı olarak işletilmesi amacıyla özelleştirilmiştir.

EPDK’nın hazırladığı tarifelendirme metodolojisinde elektrik dağıtım şirketlerinin önümüzdeki beş yıllık sürede her yıl yapacağı yatırım tutarları ve kayıp kaçak oranlarını hangi oranda indirecekleri açık bir şekilde belirlenmiştir. Dağıtım şirketlerinin kayıp kaçak hedeflerini tutturmaları tüketicilerin lehine olacaktır.

EPDK tarafından hidrolik kaynağa dayalı enerji için özel sektöre verilen lisans kurulu gücü 19.000 megavattır, bunun 15.000 megavatlık bölümü büyük güçte santrallerdir, devreye alınmaları 2013 sonrasında olacaktır. Devreye giren hidrolik enerji 5.600 megavat civarındadır. Hedef, hidrolik potansiyelin tümünün çevreci yaklaşımla en kısa sürede devreye girmesidir.

Jeotermalde 460 megavatlık lisans verilmiştir, hedef 1.500 megavattır. Biyokütlede 200 megavat gücünde lisans verilmiştir ve çevreye zararlı atıklar için önemsenmektedir. Güneş enerjisine dayalı tesisler için 2013 yılında 600 megavatlık bir başvuru alımı öngörülmüştür, bu gücün katlanarak artacağı beklenmektedir.

Bilindiği gibi elektrik üretim tesisleri maliyeti yüksek yatırımlardır ve özel sektör tarafından tamamen serbest piyasa koşullarında yapılmaktadır. On yıl öncesine kadar 20 megavat olan rüzgâr kurulu gücü tamamen özel sektör yatırımıyla 2.000 megavata ulaşmıştır. Son beş yılda EPDK yaklaşık 10.000 megavatlık lisans vermiştir, uzun vadeli hedefi 20.000 megavattır.

2003 yılı öncesinde ülkemizde sadece 6 şehirde doğal gaz kullanılmaktayken doğal gaz iletim hattı bugün itibarıyla 71 şehrimize ulaşmıştır. Abone sayısı 9 milyon, 78.000 kişiye iş ve 8 milyar liralık yatırım sağlanmıştır. Sanayiciler ekonomik ve verimli enerjiye, evlerimiz kömürden daha pratik ve hava kirliliğini önleyen kaynağa kavuşmuştur. Doğal gazı olmayan 11 şehir için EPDK doğal gaz dağıtım lisans ihale ilanlarına çıkmıştır. Böylece, doğal gazı olmayan ilimiz kalmayacaktır.

87 yılında 500 milyon metreküp olan yıllık doğal gaz tüketimimizin, bu yıl sonu yaklaşık 49 milyar metreküp olacağı beklenmektedir.

Petrol piyasasında yaklaşık 14.000 şirket faaliyette bulunmaktadır. Akaryakıtın sadece yasal yollardan girmesi ve vergi kaybının önlenmesi için beş yıldır ulusal marker uygulanmaktadır. Dağıtıcı lisans sahiplerine, akaryakıt kalitesinin etkin bir şekilde izlenmesi ve kaçak petrol satışının önlenmesi için denetim sistemi kurmaları yükümlülüğü getirilmiştir.

EPDK, denetimler için gereken analizleri TÜBİTAK ve üniversitelere vererek bilimsel araştırmaları desteklemektedir. Ulaşımda kullanılan LPG miktarı ve LPG’li araç sayısı bakımından ülkemiz, Avrupa’da 1’inci, dünyada 2’nci sıradadır. Güçlü siyasi iradenin ekonomi ve enerji konularındaki kararlılığı, piyasanın gelecek öngörüsünü güçlendirmekte ve düzenleme kabiliyetini artırmaktadır.

Özel sektörümüzün enerji piyasasındaki etkinliğinin artması ülkemiz ekonomisine sürükleyici bir boyut kazandırmıştır. EPDK, Hükûmetimizin çizdiği çerçevede yerli ve doğrudan yabancı sermayenin gelmesi konusunda önemli rol oynamaktadır. Örnek, Enerjisa şirketinin yüzde 50’sine, dünyanın en büyük enerji şirketlerinden biri olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TÜLAY BAKIR (Devamla) – …Alman E.ON’un ortak olmasıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakır.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk.

Sayın Öztürk, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, borla ilgili maalesef eksik bilgiler var kamuoyunda, aynı zamanda spekülasyon yapılan önemli bir husus. O yüzden, borla ilgili kısaca bir iki tane hususu aktarmak istiyorum. Bor, aslında bir katkı maddesidir, tabiatta serbest olarak bulunur. Dolayısıyla, tek başına stratejik bir ürün değildir yani bir kurtarıcı değildir. Biz, stratejilerimizi ve programlarımızı buna göre ayarlarsak çok daha fazla katma değer elde edebiliriz. Bunun anlamı şudur: Aslında, AK PARTİ iktidarının, on yılda, her alanda sağladığı gelişmelerin estirdiği kasırga üzerinde hortuma tutulmuş nesneler gibi muhalefet parçalanıyor yani bir oraya gidiyor, bir buraya gidiyor, işin aslından uzaklaşarak doğru öneriler getiremiyor, maalesef, üzülerek söylüyorum.

Şimdi, burada bazı hususları aktarmak istiyorum. Doğru, yani bor konusunda Türkiye yüzde 72’yle dünyanın önemli rezervlerine sahip ama sadece borun çıkarılması katma değer olarak çok önem arz etmiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yetmiyor.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Bunun işlenmesi, araştırılması, teknolojik desteklenerek yeni buluşlarla katma değer sağlanması çok önemli bir husus.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi ürünlerde kullanacağız?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – O zaman ne yapmamız lazım borla ilgili, baktığınız zaman? Bir kere borun üretimini arttıracağız, elimizde bir kaynak var. Dolayısıyla, daha fazla çıkaracağız, daha fazla üretimle birlikte daha fazla ticari kazanç elde edeceğiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olmaz; önce tüketimi artırmak gerekiyor.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - İkincisi, bora dayalı sektör sayısını arttırmamız gerekiyor, çoğaltmamız gerekiyor.

Bir üçüncüsü, sektördeki kullanım oranlarını arttırmamız gerekiyor borla ilgili.

Bir başka şey, borla ilgili bilimsel çalışmalara destek vererek katma değerini yükseltmemiz lazım. Bunun için de gerek yurt içinden gerek yurt dışından teknoloji transferini –“know how” gibi- işte, üniversitelerle, ticari şirketlerle iş birliklerini geliştirmemiz gerekiyor.

Önemli olan da nedir? Bakın, bor izotoplarının geliştirilmesine ve “süper iletken” gibi çalışmalara daha fazla katkı sağlamamız gerekiyor.

Yine, borla ilgili bilimsel araştırmalara teşvik ve destek vermek de çok önemli. Biz AK PARTİ iktidarına gelesiye kadar, ağırlıklı olarak, Etibor konsantre bor satmaya gidiyordu. Bunun değeri düşük. Son zamanlarda ne oldu? Üzerindeki araştırmalarla, bilimsel çalışmalarla, verdiği desteklerle kimyasal bor satışına ağırlık verdi. Dolayısıyla, bor ürününden elde edilecek katma değeri büyük miktarda artırmış oldu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Etibor’un teknik personel açığı var üstadım.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – İşte, 2003 yılında, bakın, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü bunun için kurulmuştur…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söylüyorum, Etibor’un teknik personele ihtiyacı var.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) -  …ve birçok projeye destek olmuş, bu projeler sonucunda da buluşlar ortaya çıkmış, bunlar patent hâline getirilmiş, bu patentler de ticari hâle dönmüştür. Bunları geniş bir şekilde değerlendirmemiz lazım.

Bakın, aslında ben, yine Ulusal Bor Enstitüsü üzerinde, kurulan AR-GE yani izotop geliştirmenin üzerinde çok duruyorum. Eğer bu izotop geliştirmeyi başarabilirsek, burada yeni buluşlar ortaya çıkarabilirsek çok büyük kaynak oluşturabiliriz enerjide, nükleer santrallerde, yakıtlarda.

Aslında bor, potansiyel bir madendir. Ne kadar fazla araştırma yaparsanız, bunu laboratuvardan çıkarıp sahaya indirirseniz o kadar çok katma değer elde edersiniz. İşte, AK PARTİ iktidarının her alanda yaptığı şey de budur. Yeterli görmüyoruz. Bunları daha fazla arttırmamız gerekiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – AR-GE’ye ayırdığınız payı söyler misin.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Bakın, neler yapılıyor? Üniversitelerle iş birliği yapılıyor. İşte, bir üniversitemizle, Atılım Üniversitesiyle borla ilgili, metaller üzerindeki kaplamayla ilgili çalışmalar yapılıyor. Bir üniversitemizde ahşap kompozit ürünleriyle ilgili çalışma yapılıyor. Yine bir başka üniversitemizle kimyasal ürünler üzerine araştırma yapılıyor, sağlık sektörüyle ilgili araştırma yapılıyor, ciddi de buluşlar elde edilmiş durumda. Bunları değerlendiriyoruz, hepsini de bundan sonra değerlendirmeye devam edeceğiz.

Yine, borun kullanma alanlarına baktığımız zaman, aslında, çok geniş kullanma alanları var. Alev geciktirici olarak orman ürünleri… Mesela, dünyadaki bor üretiminin yüzde 5’i tarım alanında kullanılıyor. Türkiye, henüz bu konuda yeterli seviyeye gelmiş değil, bununla ilgili TAGEM’le de iş birliği yapılarak bunun daha yükseğe çıkarılmasını ve tarımsal verimliliğin arttırılmasını düşünüyoruz. Organik malzemelerde kullanılıyor, boya malzemelerinde, enerji depolamada, sensörlerde, süper iletkenlerde, nanoteknolojilerinde kullanılma ihtimalleri çok yüksek. Henüz daha bir kısmı, büyük bir kısmı laboratuvar seviyesinde dolayısıyla, özellikle bilimsel araştırmalara daha fazla katkı yapmamız lazım.

Ben bu kapsamda, yani Bor Kanunu’nun tekrar gündeme gelmesini ve çağın gereklerine göre tekrar değerlendirilmesini düşünüyorum şahsım adına. Aynı zamanda da BOREN yani Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünün yapısının da tekrar değerlendirilmesi, genişletilmesi daha fazla katkı yapacaktır bu araştırmalara.

Bu vesileyle 2013 bütçe kanununun hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Muş Milletvekili Sayın Muzaffer Çakar.

Sayın Çakar, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUZAFFER ÇAKAR (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun 2013 yılı bütçesiyle ilgili olarak AK PARTİ Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bütün bilimsel verilere göre, yaşlanmış bir kürede yaşamaktayız. Yeni kaynaklar bulunmaması hâlinde dünyadaki bütün enerji potansiyelinin ancak iki yüz yıl insanlığın ihtiyacına cevap verebileceğini tahmin etmekteyiz. On yıl içinde bugünkü enerji tüketimimizin 2 katı enerjiye ihtiyacımız olacaktır. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için elimizdeki bütün alternatif enerji kaynaklarımızdan maksimum derecede faydalanmak zorundayız. “Petrol zararlı, kömür kötü, HES tahrip edici, nükleer öldürücü” deyip bunları terk ederek halkımızı karanlığa mahkûm edemeyiz. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerine göre, dünyadaki elektrik üretiminin yüzde 13,5’i nükleer enerjiden sağlanıyor.

Ayrıca, yarısı Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’da olmak üzere dünyada 407 tane nükleer santral işletmede bulunuyor, 64 tanesi ise inşa aşaması hâlindedir.

Fransa elektrik üretiminin yüzde 74’ünü, Almanya yüzde 28’ini, Amerika Birleşik Devletleri yüzde 20’sini nükleer enerjiden temin etmektedir.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yılı olan 2023’te elektrik enerjisi ihtiyacımızın, bugünkünün 2 katından fazla artarak yaklaşık 500 milyar kilovata ulaşacağını tahmin ediyoruz. Bu doğrultuda, yenilenebilir enerjiden ve enerji verimliliğinden maksimum düzeyde yararlanmaya çalışmak yanında, nükleer santrallerin kurulması da bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.

2023 yılına kadar ülkemizde iki nükleer güç santralinin devreye alınmasını, üçüncü santralin de inşasına başlanmış olmasını hedefliyoruz. Bu amaçla, Mersin’in Akkuyu bölgesinde nükleer güç santrali kurulması için 12 Mayıs 2010’da Rusya Federasyonu Hükûmeti ile yaptığımız anlaşma çerçevesinde arazi tahsis işlemlerini tamamladık. Akkuyu sahasında zemin etüt çalışmaları sürüyor. Projenin altyapı çalışmalarının bitirilmesinin ardından inşaat süreci başlayacak. En geç yedi yıl içinde bu santralin birinci ünitesini ticari işletmeye almak kararındayız.

Santralin inşaat işletimi sırasında Türk personelinin eğitilmesini, çalıştırılmasını ve insan kaynakları potansiyelimizin geliştirilmesini hedefliyoruz. Proje kapsamında 2011 ve 2012 Eylül aylarında Türkiye’den toplam 120 öğrenci Mephi Üniversitesinde eğitim görmek üzere Moskova’ya gönderildi.

Ülkemize kazandırmayı düşündüğümüz ikinci nükleer güç santrali için Japonya, Çin, Güney Kore ve Kanada ile teknik görüşmeler devam ediyor. İnşallah, üçüncü santralin yerinin belirlenmesi işlemi iki yıl içinde tamamlanacak.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun 2013 yılı bütçesiyle ilgili AK PARTİ Grubu olarak kurumun çalışmalarına başarılar diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayı Çakar.

AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı, Bingöl Milletvekili Eşref Taş.

Sayın Taş, buyurun.

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA EŞREF TAŞ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MTA Genel Müdürlüğümüzün 2013 yılı bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Madencilik, ülkelerin kalkınmasında önemli rol oynayan sektörlerimizden biridir. Ülkemiz, yer altı kaynakları yönünden dünya madenciliğinde toplam üretim değeri itibarıyla 28’inci sırada yer almaktadır. MTA, 1935 yılında ülkemizin jeolojik yapısını aydınlatmak, metalik maden ve enerji ham maddelerini tespit etmek, teknolojik çalışmalar yapmak amacıyla kurulmuştur. Hükûmetimizce MTA’nın arama ve araştırma faaliyetleri için ayrılan bütçe 2003 yılında 16 milyon iken, 2012 yılında 200 milyon TL’ye çıkarılmıştır. Son yıllarda özellikle ülkemiz kömür rezervlerinin arttırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının bulunması, metalik maden ve endüstriyel ham madde aramalarına hız vermek suretiyle çalışmalarını yapmıştır. Bu kapsamda 650 bin ton bakır, 51 ton altın, 4,5 milyar ton dolomit, 2,4 milyar ton kalsit ve 40 milyon ton seramik ham maddesi rezervi tespit edilmiştir. MTA tarafından ETİ Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünün bor arama projesi kapsamında hâlen devam eden çalışmalar sonucunda görünür, muhtemel, mümkün olarak bor rezervimiz 3 milyar tonun üzerine çıkarılmış ve bu rezervlerimiz büyük oranda görünür hâle getirilmiştir. AK PARTİ iktidarımız döneminde katma değeri yüksek bor ürünleri elde etmek amacıyla Bor Enstitüsü kurulmuş ve akademik çalışmalar devam etmektedir.

Ülkemizde 2005 yılından itibaren yapılan sondaj çalışmaları sonucunda linyit rezervimiz yüzde 50’den fazla arttırılarak 13 milyar tona ulaşmıştır. Bu rezervlerin ekonomiye katkı sağlaması amacıyla termik santrallerin kurulması için Enerji Bakanlığımız tarafından özel ve kamu ortaklığıyla ihaleler yapılarak sahalar verilmektedir.

MTA Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu jeotermal arama çalışmaları sonucunda 2002 yılından 2012 yılına kadar sera ısıtması 635 dönümden 3.000 dönüme, konut ısıtması 30.000’den 90.000 konuta, elektrik üretimi 15 megavattan 115 megavat elektriğe, ülke görünür ısı kapasitesinde ise 3.000 megavattan 4.810 megavata çıkarılmıştır.

Türkiye’de elektrik üretimine uygun termal sahalarda üretim yapılan kurulu güç 114 megavattır. Bu sahalardan hâlihazırda elektrik üreten, projelendirilmiş, yapım aşamasında olan yatırımların toplam lisans miktarı 366 megavata ulaşmıştır. İhalelerin başlangıcından günümüze kadar ısıtma ve termal turizme uygun 70 adet saha yatırımcıya devredilmiştir.

Değerli milletvekilleri, MTA Genel Müdürlüğümüzün Bingöl ili ve ilçelerinde yapmış olduğu çalışmalar sonucunda metalik maden yatakları ortaya çıkarılmıştır. Bunların en önemlileri demir, kurşun, çinko, fosfat, disten ve linyit olarak sayılabilir. Genç Halveliyan sahasında seramik ham maddesi olarak kullanılmaya elverişli disten içerikli 140.000 ton, Karlıova ilçemizde ise 88 milyon ton linyit rezervi belirlenmiştir. Enerji Bakanlığımız tarafından termik santral kurulması çalışmaları yapılmaktadır.

Bingöl Genç ilçemizde yine MTA tarafından yapılan sondaj çalışmalarında yaklaşık 120 milyon ton görünürde demir rezervi tespit edilmiştir. Girişimcilerimizin yapmış oldukları sondaj çalışmalarında bunun en az 15 katı olduğu ifade edilmektedir. Rezerv sahasının ekonomik değerinin artırılması amacıyla mevcut demir yoluna ek demir yolu ve rölekasyonu için etüt proje çalışmaları yapılmış olup 2013 yılı yatırım programına alınması hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, terörün ülkemize verdiği zararlardan en çok nasibini alan sektörlerimizin başında madencilik gelmektedir. Yaşanan olaylar gerek yabancı yatırımcıyı gerekse özel sektörün bölgeye yatırımlarını sekteye uğratmaktadır. Ülkemizde terör olayları son bulduğunda bölgeye yapılacak yatırımlar, halkın refah seviyesini artırmış, batıya olan göç büyük oranda önlenmiş olacaktır.

MTA Genel Müdürlüğümüzün 2013 yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taş.

Şimdi sıra, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Nazmi Gür’de.

Sayın Gür buyurun.

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, 2013 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde, Avrupa Birliği Bakanlığının bütçesi üzerinde görüşlerimizi grubum adına dile getirmek istiyorum, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz her hükûmet ve son on yıldır da Avrupa Birliği sürecini yöneten AKP, Avrupa Birliği sürecinin Türkiye’nin en öncelikli konularından, en stratejik konularından biri olduğunu hep söyler. Biraz sonra Sayın Bakan konuşurken de bu konuyu belki yeniden gündeme getirir. Ama, biz, özellikle son altı yıldır AKP Hükûmetinin Avrupa Birliği sürecini derin dondurucuya aldığını biliyoruz. Peki, bunu nereden biliyoruz? Bunu bilmemizin sebebi değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği reform süreçlerindeki yasal mevzuatın, yeni bir demokratik anayasanın, Kopenhag Siyasi Kriterleri’nin ve diğer bütün Avrupa Birliği mevzuatlarının tümden rafa kaldırılmasıdır.

Tabii, Sayın Bakan ya da AKP yetkilileri bunu kısmen şuna bağlıyorlar: “Efendim, işte, yarım devlet, tanımadığımız devlet, sözde devlet Kıbrıs dönem başkanı, biz onun için dondurduk.” E, şimdi, Kıbrıs’ın dönem başkanlığı da bitiyor, 1 Ocaktan itibaren başka bir ülke üstlenecek, göreceğiz bakalım AKP, bu Avrupa Birliği sürecine ne kadar asılıyor, onu hep birlikte göreceğiz. Öte yandan, biraz önceki bir AKP sözcüsü tekrar söyledi: “Efendim, bazı kendini bilmez ülkeler, Türkiye’yi istemeyen ülkeler bazı fasılları bloke ediyorlar.” Tamam, o da doğru. Ama, değerli arkadaşlar, şunu unutmayın: Avrupa Birliği sürecini gerçekten tıkayan, Avrupa Birliği sürecini derin dondurucuya alan, Avrupa Birliği sürecinde, âdeta “Ben Avrupa Birliği üyesi olmak istemiyorum.” diyen Türkiye’dir ve AKP Hükûmetidir.

Bunu, öncelikle, yeni kurulan Avrupa Birliği Bakanlığı ve bu Bakanlığın başındaki Bakanın tutumundan, davranışlarından, konuşmalarından, yaklaşımlarından anlayabilirsiniz. Bu, 2012 yılı, Avrupa Birliğinin Türkiye ilerleme Raporu’dur. Bakan not düşmüş bu rapora, diyor ki: “Bu bizim karnemiz değildir, karnemiz sayılmaz.” Doğru, Türkiye'nin karnesi sayılmayabilir, saymayabilirsiniz ama Sayın Bakan, bu sizin karneniz. Nasıl sizin karneniz? Çünkü, bu AKP Hükûmetinin en boş, en yan gelip yatan, en boşlukta duran bakanı sizsiniz, bakanlığı sizsiniz. Çünkü, işinizi ve görevinizi yeterince yerine getirmiyorsunuz. Çünkü, başınızdaki o “başmüzakereci” sıfatının gereğini yerine getirmiyorsunuz. Sağa sola çatmakla, Rumları aşağılamakla, Rumların Avrupa Birliği sürecindeki önemini göz ardında tutarak, Kıbrıs sorununu özellikle, sağa sola çatarak, Hollandalı birtakım milletvekillerini aşağılayarak Avrupa Birliği sürecini müzakere edemezsiniz. Çünkü, müzakere ve Avrupa Birliği süreci ciddi bir iştir ve siz bu ciddiyete sahip değilsiniz. İşiniz gücünüz bizimle uğraşmak, işiniz gücünüz Avrupa’da müzakere ettirmemektir, bunun da baş sorumlusu baş-müzakerecimizdir. Eğer biri, AKP Hükûmetine “Gerçekten, siz, Avrupa Birliği sürecinde, bu süreci Avrupalıları bıktıracak bir şekilde, bu süreci, artık Türkiye'nin bu Avrupa Birliği sürecinden koptuğunu kanıtlamak için birini bulursanız” dese, herkesin parmak çevireceği, söyleyeceği tek isim var: Sayın Egemen Bağış.

Allah anasına babasına bağışlasın ama Sayın Bağış bu işin sürdürülmesinde, Türkiye'nin, bu Hükûmetin verebileceği, yapabileceği en talihsiz isimlerden birisidir. Çünkü bu konuda, gerçekten, Avrupa Birliği sürecinde üstüne düşeni yapmamıştır.

 Ve Sayın Bakan, bu, çöpten bizim topladığımız, sizin çöpe attığınız Avrupa İlerleme Raporu’dur. Siz buna bir değerlendirme yazdınız, bu değerlendirmede merak ettiğim konu şu: Acaba, bu Avrupa Birliği Raporu’nu çöpe atarken, Avrupa sürecini de çöpe attığınızın farkında mısınız? Üstelik, bu çöpe atış eylemini gerçekleştirirken kendi değerlendirmenizle birlikte mi attınız -onu çok merak ediyorum, burada cevabınızı çok merak ediyorum- yoksa, kendi değerlendirmenizden alıp Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nu mu çöpe attınız?

Değerli arkadaşlar, bu rapor, gerçekten Avrupa Birliği sürecinde, Helsinki’den bu yana, yani Türkiye'nin ortaklık belgesini imzaladığı günden bu yana en gerçekçi ve Türkiye'ye aynayı gösteren raporlardan birisidir. Kürt sorunundan demokratikleşmeye kadar, ekonomiden sosyal haklara kadar, kadın haklarından içerideki azınlık haklarına ve inanç sorununa kadar her aşamada ama her alanda gerçekten objektif, elle tutulur bir eleştiri yapmıştır.

Şimdiye kadar  Avrupalıları eleştiriyorduk. Neden? Çünkü, diyorduk ki: “Siz, AKP Hükûmetine fazla angaje oldunuz, AKP Hükûmetine fazla güveniyorsunuz, AKP Hükûmetine fazla inanıyorsunuz, siz, AKP Hükûmetini gerçekten reformist bir parti olarak görüyorsunuz, reformist bir hükûmet olarak görüyorsunuz ama kesinlikle öyle değildir.” Onlar da her seferinde raporlarını, gerçekten objektiflikten uzak, bazen subjektif bazen Hükûmeti cesaretlendirmek adı altında, ince ince dokundurmalarla geçiştiriyorlardı. Avrupa Birliği yetkilileri, böylece Türkiye’ye, AKP’ye desteklerini bu şekilde dile getiriyorlardı. Oysa, AB tarihinde ilk kez Türkiye raporlarından birisi bu kadar objektif, eksiklere rağmen bizim de eleştirilir bulduğumuz yönlerine rağmen, bu kadar objektif çıkmıştır ama bu rapor da Avrupa Birliğinin gözünün içine baka baka Sayın Bakan tarafından çöpe atılmıştır.

Bunun anlamı şudur değerli arkadaşlar: Bunun anlamı, burada dile getirilen bütün eleştirilere Türkiye'nin önem vermediğini, öncelikle Avrupa Birliği sürecinin artık Türkiye için bittiğini ve Türkiye'nin sırtını Avrupa Birliğine döndüğünü… Orta Doğu’da ya da Akdeniz’de, Doğu Akdeniz’de ve belki de eski Osmanlı topraklarında, Balkanlarda, kısmen Kafkaslarda yeni maceralara, yeni mecralara yelken açan bir ülke konumuna geliyor ve Türkiye, bu durumdan memnun.

Tabii, ekonomisine güvenerek, geçmişteki şişirilmiş, hormonlu ekonomik verilerine dayanarak AKP, Türkiye'nin dünyanın önemli büyüyen ülkelerinden biri olduğunu söylüyordu ama heyhat, gerçek başka bir şey. Şimdi yüzde 4 büyüdü, gelecek sene belki yüzde 3’e, belki yüzde 2’ye düşecek. Böylece, deniz bitti, kara göründü ve AKP Hükûmeti artık Avrupa Birliği sürecinde de çuvalladığını ve bundan sonra çuvallayacağını gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, Kürt sorununun demokratik siyasal çözümü konusunda da Avrupa Birliğinin bütün önerilerine, bütün yaklaşımlarına gözünü kapatan, kulağını kapatan AKP, bu konuda da sınıfta kaldığını en azından Roboski katliamıyla ortaya konulan tutumundan ortaya koyuyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti Roboski’nin hesabını verecek. İçinde Sayın Bakanın da, Egemen Bağış’ın da bulunduğu Hükûmet Roboski’nin sorumluluğundan kaçamaz. Ya Roboski’yle ilgili hukuki süreçleri devam ettirecek, sonucu araştıracak, katilleri bulacak ya da AKP gelecekte uluslararası ceza mahkemelerinde yargılanmaktan kaçınamayacaktır değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu raporda temel haklar ve özgürlükler konusunda, bu raporda özellikle düşünce özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşleri konusunda ciddi eleştiriler var. Peki, AKP ne yapıyor? AKP, sanki bunların bütünü varmış gibi, sanki bütün bunlar Türkiye’de güllük gülistanlıkmış gibi göstererek bir aldatmaca, bir illüzyon yapıyor. Yaptığı bütün hukuki değişiklikler, reform adı altında yaptığı bütün değişiklikler AKP’nin âdeta Avrupalıların “window dressing” dedikleri yani bir tür vitrin düzenleme işinden başka, vitrin düzenleme işinden öte değildir.

“KCK tutukluları” adı altında 10.000 kişi içerideyken, milletvekilleri içerideyken, gazeteciler içerideyken, bu kadar insan hakları ihlalleri söz konusuyken, Türkiye de âdeta bir gösteri ve toplantı yürüyüşleri cehennemine dönerken, fikrini her söyleyen kişinin yargıyla karşı karşıya kaldığı bir ülkede demokrasiden, özgürlüklerden, ilerlemeden söz edilemez değerli arkadaşlar. Sayın Bakan şunu iyi bilsin ki bu karne onun karnesidir ve bu karnede Sayın Bakan sınıfta kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NAZMİ GÜR (Devamla) - BDP’ye çatarak, BDP’ye hava atarak, dil uzatarak Sayın Bakan, bu notun kırıklığını, bu karnesinin kırıklığını kapatamaz.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gür.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Karneyi millet veriyor ya!

NAZMİ GÜR (Van) – Evet, millet veriyor ama onun karnesini Avrupa veriyor.

NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Siz bu seçimlerde göreceksiniz, böyle küt diye düşeceksiniz bölgede, karnenizi alacaksınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Her dönem öyle düşünüyorsunuz.

NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Öyle mi? Hadi gelin Hakkâri’den yüzde 5 oy alın da sizi göreyim. Şırnak’tan alın, Diyarbakır’dan alın. Karnenizi göreceğiz bu seçimlerde.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Alacağız, alacağız. Allah’ın izniyle alacağız.

NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Hep o övündüğünüz karneniz zayıf gelecek.

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Sayın Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

Sayın Tuncel, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Banklığı bütçesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında, bu bütçenin gerçekten halkımızın lehine olmadığını ve bu bütçenin sadece belli bir zümreyi korumak için olduğunu en net gösteren nokta kadın yaklaşımı çünkü bu bütçe, başından beri kadını yok sayan, kadına duyarlı, toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşımla hazırlanmış bir bütçe değil. Yıllarca, kadınlar, bütçe hazırlandığında bu bütçenin mutlaka toplumsal cinsiyete duyarlı olması gerektiğini, çünkü kadınların toplumun yarısını oluşturduğunu, toplumun yarısını görmeyen bir bütçenin, aslında toplumsal anlamda hiçbir anlamı olmayacağını ifade ediyor. Bu çok net bir tavır, dolayısıyla bu bütçe geçersizdir aslında kadınlar açısından.

Şimdi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde… Biz sadece kadın meselesini konuşurken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bazında konuşuyoruz, bu bile AKP iktidarının aslında kadına yaklaşımını göstermesi açısından çok önemli.

Bakanlığın kuruluş amacına baktığımızda, isminde eskiden “kadın” vardı, “Kadın ve Aileden Sorumlu”; “kadın” kelimesini de çıkarttılar, “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı.”

Biz, tabii ki biliyoruz her siyasi partinin bir ideolojik yaklaşımı var, bir politik yaklaşımı var, tasavvur ettiği bir toplum yaklaşımı var, burada kadınlara biçtiği bir rol, erkeklere biçtiği bir rol, rol model olması durumu var. Dolayısıyla, bunun üzerinden bir çalışma yapılıyor. Bugün AKP’nin aslında yaklaşımını tam da bu bütçe görüşmelerinde çok net olarak görüyoruz.

Eğer toplumun yarısı olan kadınları bütün bakanlıklarda bir kenara bırakıp, aslında hiçbirinde bunu ifade etmeyip, sadece kadın meselesini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında… Ki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında ne var? Engelliler var, yaşlılar var, çocuklar var ve kadınlar var ve Aile ve Sosyal Politikalar bütün bunları dezavantajlı gruplar olarak ifade ediyor. Biz, her fırsatta kadınların dezavantajlı grup olmadığını ifade ettik, söylemde şimdi bir düzeltme var, ama biz, şimdi KEFEK’te toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme konusunda bir alt komisyon kurduk, Maliye Bakanlığının bürokratlarını dinledik. “Nasıl hazırlıyorsunuz bütçeyi?” Diyor ki “Biz cinsiyete kör bütçe hazırlıyoruz.” Yani kadın ve erkekleri yok sayıyoruz. Bu ne demek? Kadınları yok sayıyoruz, çünkü erkek egemen sistem içerisinde her şey erkeklere göre düzenlenmiş, dolayısıyla erkeklere göre düzenlenmiş bir bütçe. Bu, bu bütçe tartışmalarında yok sayılan          -genelde herkes bir şekilde rakamlarla ifade ediyor- bu yaklaşımları ifade eden bir nokta. O yüzden, bu meselenin kendisi bütçe tartışmalarında çok ciddi bir sorun.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakıyorsunuz bu Bakanlığın yaptığı işlere, bu Bakanlık, kadını aile içerisinde birey olma yaklaşımını ortadan kaldırıp ailenin bir ferdi olarak görü, aslında ikincil olma durumunu, erkek egemen sistem içerisinde geleneksel olarak bize öğretilen kadınlık rolünü yeniden üreten bir noktada. Her gün yeniden üreterek, burada aslında kadınların bir birey olmasını engelliyor. Şimdi, bakın kadınların özellikle istihdam alanına ya da yoksullukla mücadele meselesine, yaşlılara bakıma… Kadınlar en çok nerede çalışıyor? Yaşlı bakımında, çocuk bakımında, engellilerin bakımında. Zaten ev işleri meselesi de görünmez emek. “Görünmez emek” diye bir durum var. Bakın, buradaki kadın milletvekilleri açısından durum çok vahim çünkü bu kadın vekiller, aynı zamanda evde, evinin işlerini yapmak durumunda. Çünkü bu biyolojik olarak çok doğal ve kadının işiymiş gibi görülüyor. “Kadınsın, ne iş yapacaksın? Tabii ki yemek yapacaksın, çocuğa bakacaksın, ev temizleyeceksin.” gibi yaklaşım… Bu olmadı, bazı kadınlar statü elde ediyor, çalışma yaşamına katılıyor, bu defa, bu işleri yine başka kadınlar aracılığıyla satın alıyor. Yani burada bir piyasa oluştuğu doğru. Yine diyelim ki, ev eksenli çalışan kadınlar var, bunlar da yine ucuz iş gücü. Dikkat edin, kadınlara reva görülen şey “sosyal politikalar” diye içerdiğimiz, aslında kadını yok sayan, yaşam içerisinde erkek egemen zihniyeti meşrulaştıran bir noktada. O yüzden, burada gelişim olması mümkün değil. Kadın ve erkeği eşit olarak görmeyen, toplumsal yaşamda dışlayan bir yerde gerçek anlamda demokrasi, özgürlüklerden bahsetmek mümkün değil. Bu, ciddi bir sorun. Bu, çok temel bir eleştiri bizim açımızdan.

İkincisi, bu Bakanlığın yaptığı en temel iş, sosyal politikalar. “Sosyal devletiz, dolayısıyla sosyal devlet olmanın gereğini yapıp sosyal yardımlar yapıyoruz.” diye -bu konuda Sayın Fatma Şahin oldukça emek sarf ediyor- bu, ciddi anlamda bir problem. Sevgili arkadaşlar, bu sosyal yardımların kendisi, aslında toplumda yoksulları zavallı gören, öteki gören, aslında birey olmaktan uzaklaştıran bir nokta. Oysa bu yapılan yardımların hepsi hak temelli olmalı. Yani bir devlet, kendi yurttaşının eğer barınma hakkını, sağlık hakkını, eğitim hakkını sağlayamıyorsa zaten o devletin o güçlü devlet olma şansı yok. Her defasında AKP’li vekillerin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” diye söylediği, aslında devleti yaşatmak için bütün insanları onlara hizmet eden bir noktaya getirdiği nokta tam da bu. Bugün “sosyal yardımlar” denen şey, hak temelli olmak durumunda. Eğer bu olmadığı zaman, siz sadece iktidarınız döneminde birilerine oy amaçlı “Ben size 250 liralık çek veriyorum, destek veriyorum, şu destek, bu destek…” E, bunun karşılığı ne olacak? Bir de vakıflar aracılığıyla yapılıyor daha çok bu. “Bunun karşılığı bana oy vereceksin.” Vermezse, kesiyorsun. Bu çok ciddi bir sorun.

Diğer bir konu: Sayın Bakan Fatma Şahin Twitter hesabından bir şey paylaşmış, bence çok önemli bir veri. Diyor ki: “Biz bu işe başladığımızda en zengin yüzde 10’la en yoksul yüzde 10 arasındaki fark 18 kattı. Şimdi bu farkı 12 kata indirdik.”

Sevgili arkadaşlar, düşünün, bu ülkede en zenginle en yoksul yüzde 10’luk arasındaki dilim 12 kat. Bu bir felaket. Bunda övünülecek bir şey yok. Bu ciddi anlamda problemli bir durum ki gerçek durum bundan çok daha fazla.

Bu yoksulluk meselesinde, tabii, yoksulluğun iki temel şeyi var: Etnik olarak Kürtleşmiştir, cinsiyet olarak da kadınlaşmıştır. Yani bakın, en yoksul yer neresidir? Sayarsınız, dün vardı illerde, en çok Kürt illeri, Kürdistan’da şey yapan iller. En yoksul kim? Yine kadınlardır. Dolayısıyla, biz bu işi çözmek istiyorsak, Sayın Bakanın Twitter’daki hesabından “sosyal adalet ve sosyal barış” diye ifade ettiği şeyin önemli olduğunu düşünüyorum. Bütün bunları sağlayabilmek için de “yoksullukla mücadele” denen şeyin aynı zamanda bir demokrasi mücadelesi, bir eşitlik mücadelesi, bir özgürlük mücadelesi olduğunu da görmesi gerekir. Eğer siz hâlâ bu ülkede kadınları ikincil olarak görüyorsanız, eğer yok sayıyorsanız oradan bir eşitlik ya da bir refah beklemeniz mümkün değil. Eğer hâlâ bu ülkede Kürt sorunu gibi bir sorun çözülemiyorsa, “Kürt sorunu yoktur.” diyorsak, “Kürt yurttaşların sadece ekonomik sorunları vardır.” gibi bir yaklaşımla, mevcut olan sorunu, savaşı, çatışmayı görmezden gelirsek ne toplumsal adalet olur ne toplumsal barış olur.

Yine, değerli milletvekilleri, bugün sabah İstanbul’da bir toplantı vardı Kaos GL’nin. Onlar ayrımcılığa karşı bir sempozyum düzenlediler. İktidar partisinden kimse yoktu, CHP’den vardı. Bu ülkede en ötekilerden birisi de LGBT bireyleri. Dolayısıyla, kadınlar açısından durum vahim, hele onlar açısından durum çok daha vahim çünkü cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği tanınmıyor bile. Bu çok ciddi bir sorun. Bunlar gelişmediği sürece, yani bu konuda buranın zihniyeti değişmediği sürece, ciddi anlamda Türkiye'nin demokratikleşmesi mümkün değil.

Bakın sevgili arkadaşlar, bir toplumun gelişmişlik düzeyi kadın ve erkek arasındaki eşitliğe bağlıdır, toplumsal cinsiyet eşitliğine. Bunu biz söylemiyoruz, bunu dünya geneli de söylüyor. O çok övündüğümüz İstanbul Sözleşmesi tam da bunu emrediyor yani diyor ki: “Türkiye’de bütün alanlarda kadın ve erkek eşitliğini sağlayacaksınız.” Ama bakıyoruz, bırakalım eşitlik sağlamayı, eşitlik politikalarını, hâlâ cinsiyetçi dili üretiyoruz, üstelik bu kürsüde her gün aslında kadınlara yönelik bir cinsiyetçi dil, bir aşağılama, kadın bedeni üzerinden yapılan politikalar… Burada bu ciddi bir sorun; bu, Parlamentonun sorunu. Kadınların sorunu değil yalnız, sadece kadınların sorunu değil, buradaki erkeklerin de sorunudur. Bu, Türkiye'nin yaklaşımıdır çünkü burada nasıl davranıyorsak aslında sokağa yansıması da odur ve o yüzden, burada kalkıp kadına yönelik şiddet konusunda biz şunu yaptık, bunu yaptık tartışmaları ne yazık ki gerçekçi değil; kaldı ki koruyamıyoruz.

Kadına yönelik şiddet yasa tasarısı çıkarttık evet, bu konuda bazı önlemler aldık evet ama Van’da Gülşah Öğretmeni koruyamadık. Başka yerde kadınları koruyamıyoruz, bunlar eski eşleri tarafından hâlâ öldürülüyor. Demek ki bir sorun var. Evet, yasal düzenlemeler önemlidir, tedbirler önemlidir ama değerli milletvekilleri, asıl önemli olan şey uygulamadır, zihniyettir. Zihniyet değişmediği sürece kadına yönelik şiddet değişmeyecektir. Zihniyet değişmediği sürece kadınların toplumsal yaşama katılımı değişmeyecektir.

Bakın, bu Parlamentoda kadınların temsil oranı kaç? Yüzde 14. Çok övünüyoruz, yüzde 4’ten yüzde 14’e… Üstelik her kürsüye geldiğimizde, “İlk seçme ve seçilme hakkı da bize ait…” Yerel yönetimlere baktığımızda, muhtarlıklara geldiğimizde durum felaket zaten, söylemiyoruz. Bu temsil düzeyi artmadan Türkiye’de gerçekten bir demokrasiden nasıl bahsedeceğiz, kadın istihdamını nasıl artıracağız? Her fırsatta deniliyor ki: “Biz kadın istihdamını artırıyoruz.” Nasıl artırıyorsunuz? İşte, esnek çalışma                -köleleştirme aslında- ya da işte, Avrupa Birliği projesi çerçevesinde -ki burada çok övünülerek söyleniyor Avrupa Birliği meselesi- efendim, yarı zamanlı çalışma… Kadınlar zaten evde çocuklarına bakıyor, işine bakıyor; yarı zamanlı da çalışsınlar, kalanında da… Aslında ev işçiliğini yani görünmez emek olan o bölümü bir şekilde meşrulaştırıyorlar. Bu anlamda da kadınlara iş alanı sağlamış gibi… Üstelik bunu yasallaştırdık yani “esnek çalışma” denilen şeyi yasallaştırdık. Kadınların hiçbir güvencesi yok, ev eksenli çalışan kadınların hiçbir güvencesi yok, sendikaları bile yok. Bu konuda yaşadıkları durum ortada.

Yine çalışma hayatında, bırakalım istihdam sorununu, Türkiye’de kadınların istihdam oranı yüzde 28. Bu kadar, değişmiyor, en yüksek oran bu. Çalışma yaşamındaki kadınların yaşadığı sorunlara baktığımızda durum daha da vahim. Buranın yansıması sendikalarda da var. Sendikalarda kadın neredeyse yok denecek kadar az. Çalışma yaşamında patronunun sürekli tacizine maruz kalan, işte “mobbing” diye en çok tartışılan konuda, psikolojik şiddete maruz kalan kadınlar var, işini bırakmak zorunda olan kadınlar var.

Eşit işe eşit ücret talebi yıllardır kadınların talebi. Hâlen bu talep gerçekleşmiş değil. Şimdi siz burada bana “Evet, sekiz saatlik iş gücü var, eşit işe eşit  ücret.” diyeceksiniz. Gerçek böyle değil, gerçek durum çok  daha farklı çünkü daha ucuz iş gücü olduğu için kadınlar daha çok özellikle kriz dönemlerinde –ki, şu an dünyada bir kriz süreci yaşanıyor- kolay başvurulan alanlardan birisi. İşte bu “evde çalışma” diye ifade edilen bizim çok övünerek desteklediğimiz projelerle  bir şekilde bu süreç geliştiriliyor.

Değerli milletvekilleri, diğer bir konu, aslında bütün bu haksızlara karşı mücadele eden, bu sistemi eleştiren, kadınların bu toplumda bireyler olarak eşit yaşaması gerektiğini savunan kadınlara yönelik de bir şiddet var. Yani, üstelik, buradan İçişleri Bakanlığı tarafından özellikle yönlendirilen bir şiddet. Bakın, kadınlar iki şiddete maruz kalıyor: Bir, erkek egemen sistemden, zihniyetten kaynaklı erkek şiddetine maruz kalıyorlar. Bütün kadınlar buna maruz kalıyor. İkinci şiddet de politik şiddet. Bu politik şiddete kim maruz kalıyor? Kürt kadınları maruz kalıyor. “KCK" adı altında yürütülen siyasi soykırım operasyonunda yüzlerce kadın tam da eşitlik mücadelesi verdikleri için, kota mücadelesi verdikleri için, eş başkanlık sistemi için mücadele ettikleri için, kadına yönelik şiddete karşı durdukları için, bunun için, mücadele ettikleri için şu an cezaevindeler. Bakın iddianamelere, buradaki vekilleri, İstanbul KCK’ye ya da Diyarbakır KCK davalarından birini izlemeye davet ediyorum. Bakın, kota yargılanıyor, eş başkanlık yargılanıyor, 8 Marta katılışımız yargılanıyor, “Niye böyle mücadele ediyorsunuz?” diyorlar.

İkincisi de: Mesela, kürtaj tartışmaları nedeniyle daha dün Ankara’da 27 kadın yargılandı. Parasız eğitim isteyenler, örgütlü olmak isteyenler, sendikal mücadele verenler…  Bakın, bu ülkede sadece KESK’te kadınlar var, KESK’li kadınlar da KCK’den yargılanıyorlar ya. Başka şey yok. Yani örgütlü mücadele veren kadınlar bu Hükûmet tarafından özellikle dağıtılıyor, örgütlenmesi istenmiyor. Ama şöyle: Kendine yakın örgüt yaratılıyor tabii, birlikte çalışabileceği bir örgüt yapısı. Oysa buradan kimseye fayda gelmez Sayın Bakan. çünkü gerçekten bu ülkede çok farklı kesimler var. Aynı düşünmek zorunda değiliz ama kadın sorunu meselesinde ortak paydada buluşabiliriz. Bu bir demokrasi sorunudur, bu özgürlük sorunudur.

Mesela buradaki kadınlar… Bu bütçeyi aynı zamanda “savaş bütçesi” diye tanımladık. Örtülü ödeneğin bu kadar çok artmasının nedeni nedir? Dedik ki: Bu ülkede, savaşta, Orta Doğu’da, dünyada en çok zararı kim görüyor? Kadınlar ve çocuklar. Ama ülkemizde sanki hiçbir sorun yaşamıyoruz; ölümler yok, asker, gerilla cenazeleri gelmiyor, hiçbir sorun yokmuş gibi biz burada konuşma yapıyoruz, klasik anlamda terörle mücadele ediyoruz. Bu meselenin adının terör olmadığını, adı konulmamış bir savaş olduğunu biz hep ifade ettik. Böyle olmadığı için de… Mesela barış için ne iş yaptık biz burada? Kadınlar olarak bir araya gelip bir tartışma yürüttük mü? Ya bu ülkede Kürtler var, Türkler var, Lazlar, Çerkezler, Araplar, Pomaklar, Azeriler, saymadığım onlarca halk var. Bu halktan kadınlar var, sırf kadınların yaşadığı sorunlar açısından bile ayrımcılık yaşıyorlar, ana dillerini kullanamıyorlar. Ana dillerini kullanmadıkları için toplumla bağ kuramıyorlar. Dolayısıyla, buradan nasıl bir çözüm yapabiliriz? O entegrasyon dediğiniz şey bile bir halkı tanımak, onların hak ve özgürlükleri konusunda neler yapabileceğimizi tartışmaktan geçer. Ama ülkenin hiçbir sorunu yok, kadın sorunu yok, Kürt sorunu yok, Alevilerin inanç sorunu yok zaten, emekçilerin hiç sorunu yok -“Olur mu canım, biz burada o kadar yasa çıkardık!”- hiçbir sorunumuz yok! Peki, ne sorunu var? “Efendim, zaten, bu muhalefet de AKP’nin yaptığı hiçbir şeyi beğenmiyor, zaten sorun da burada.” demekle kurtulmuyoruz. Bu sorunlar ne yazık ki her defasında daha da büyüyerek önümüze geliyor, ayağımıza dolanacak. O yüzden değerli milletvekilleri, biz bu sorunlarımızı çözelim.

Bitirirken şunu ifade etmek istiyorum: Bu toplumun, Türkiye’nin yarısı da kadınlardan oluşuyor. Kadınları yok sayan bir yaklaşımın gelişmesi mümkün değil, böyle bir devletin de güçlü devlet olması mümkün değil diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Başkan – Teşekkür ederim sayın Tuncel.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Diyarbakır Milletvekili sayın Emine Ayna.

Sayın Ayna buyurun.

Süreniz on beş dakika. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EMİNE AYNA (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı çalışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunmak istiyorum.

Slovak düşünür -bildiğiniz gibi- Zizek “Dünyadaki insanlar dünyanın bir gök taşı çarpması sonucu yok olabileceğine inanabiliyor ama kapitalizmin yıkılabileceğini akıllarına dahi getirmiyorlar.” diyor.

Kapitalizm, bütün yaşam faaliyetlerini değer yasasının ve bu yasanın beraberinde getirdiği paranın gücü anlayışının egemen olduğu tekil bir organik sistem altında birleştirmiş, resmî ideolojisi olan liberalizm aracılığıyla toplumu âdeta paramparça ederek toplumsallığı yıkmaya çalışmış, kutsal ideolojisi pozitivizmle zihniyet alanında özne-nesne ayrımına dayalı anlayışı geliştirmiş. Bu bakışla, erkeği kadından, bireyi toplumdan, insanı doğadan üstün kılan ayrımlara gidilmiş, gerek toplumsal yaşam gerek ekolojik yaşam özünden boşaltılmıştır. Kapitalizm için esas olan insan, toplum veya doğa değil, aksine kâr hırsı ve bireyciliğin egemen olmasıdır.

20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden beri kapitalist sisteme eklemlenme çabası içinde olmuştur. Elitleri aracılığıyla kapitalizmin temel taşlarından biri olan ulus devlet paradigması neyi gerektiriyorsa Türkiye halklarına bunu dayatmıştır. Böylece Türkiye tüm renklerini, dillerini, kültürlerini kaybetmiştir. Toplumun atomize edilmesine yönelik bu politikaların devamında, Türkiye’nin yer altı ve yer üstü kaynakları sürekli olarak talan edilmiştir.

Gerek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının yaklaşımını gerekse AKP döneminde Türkiye’de geliştirilen enerji politikaları ile bu politikaların insan sağlığı üzerindeki yan etkilerini göz önünde bulundurursak mevcut enerji politikalarının insan ve çevre dostu olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kısaca detaylandırırsak: Bakanlığın İnternet sitesinde yani kendi sitelerinde şöyle deniyor: “Enerji ve maden kaynaklarını verimli, etkin, güvenli, zamanında ve çevreye duyarlı şekilde değerlendirerek dışa bağımlılığı azaltmayı ve ülke refahına en yüksek katkıyı sağlamayı görev edindikleri…” Böyle dile getiriyorlar. Böyle dile getirirken, Sayın Bakan, bakanlığın, bağlı ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla birlikte yaklaşık 5 milyar liralık yıllık yatırım bütçesine ulaştığını, bu çerçevede serbest piyasa unsurlarının işlevselliğinin arttırılması, yatırım ve ticaret ortamının iyileştirilmesi, nükleer enerjinin sisteme entegrasyonu çalışmalarının devam ettiğini belirtti. Bu durum kendi içinde bile bir çelişkidir çünkü serbest piyasa anlayışının ya da tüccar mantığının geliştiği bir yerde enerji ve tabii kaynaklarından çevreye duyarlı bir şekilde yararlanmayı ummak için insanın dünyadan bihaber olması gerekir. Hele ki nükleer enerjiyi serbest piyasayla aynı karede düşünmek insanın aklına ilk olarak Çernobil’i ve nükleer savaşları getirmektedir.

Türkiye, enerji üretiminde kendi öz kaynaklarını kullanmayan, yenilenebilir enerjiden yararlanmayı önüne koymayan bir enerji politikasıyla beraber dışa bağımlılığı her geçen gün artan bir maceranın içinde yol almaktadır. Enerjide dışa bağımlılık bu kadar üst düzeydeyken Türkiye'nin atıldığı yeni bir macerayı ibretle izliyoruz. Yeni maceramızın adı: “Nükleer enerji.” Kaza riski en fazla olan, ölümcül etkileri coğrafya ve sınır tanımayan, en son Fukuşima’dan sonra bütün dünyanın sorguladığı ve terk etme aşamasına geldiği nükleer santralleri, iktidar, enerji sistemimizin kurtarıcısı olarak karşımıza çıkarıyor.

Kısa ve net olarak söylemek gerekirse, nükleer santraller Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmayacak, aksine arttıracak. Türkiye'nin nükleer santrallerde kullanacağı yerli radyoaktif elementleri yok. Nükleer yakıtı elde etmek üzere sahip olunması gereken zenginleştirme teknolojisine sahip değil. Nükleer atıkların depolanması günümüz teknolojilerinde imkân dâhilinde olmadığı gibi, bu atıklar birkaç yüzyıldan birkaç bin yıla kadar doğada kalmakta, doğaya zarar verme durumu devam etmekte. Nükleer santrallerin ilk kurulum, işletim maliyetleri çok yüksek. Bunun yanında güvenlik sorunları da çözülememiş. En önemlisi, tekrar etmek gerekirse, geleceğimizi ipotek altına alan bir model. Bütün handikaplarına rağmen AKP Hükûmeti bu konuda neden bu kadar ısrarcı? Cevaben söylenen şey enerji ihtiyacı. Halkın büyük çoğunluğunun karşı olduğu nükleer santrallerin yapılmak istenmesindeki asıl neden ise nükleer silah edinmeye giden yolun açılması, bu teknolojinin Türkiye'ye getirilmesi ve sonunda nükleer silah sahibi olma çabasıdır. Tamamen egemenlikçi ve savaş konseptinin ürünü olan bu yaklaşıma karşı dünya barışı ve dünyayla barışık bir Türkiye için de nükleer macerasının derhâl sonlandırılması gerekir.

Geleceğimizi tehdit eden bu yanlış yatırımların yanına, bugünümüzü, havamızı, suyumuzu elimizden alan, geçmişimizi ve tarihimizi sulara gömen birçok yanlış yatırım bütün hukuksuzluklarıyla birlikte devam ediyor. “Suyun özelleştirilmesi ve yöre halkının kendi suyuna erişim ve suyunu kullanma imkânını ortadan kaldıran, doğa ve çevre katliamı hâline gelen ve başta Karadeniz olmak üzere Türkiye'nin birçok yerinde halka rağmen yapılan küçük ölçekli HES'ler, on iki bin yıllık tarihiyle birlikte Hasankeyf ve çevresini sulara gömecek olan Ilısu Barajı, Munzur üzerinde yapımı devam eden barajlar ve benzerleri ile sözde enerji üretimi adına yaptığınız katliamın farkında mısınız?” diye sormak gerekiyor. Bizim güneşimiz var, değerlendirilmek istenirse Türkiye'ye fazlasıyla yeter. Rüzgâr ve diğer yenilenebilir kaynaklar sağlıklı değerlendirilirse Türkiye'ye fazlasıyla yeter. Özellikle güneş için “kurulum maliyeti yüksek", rüzgâr için “sürekliliği yok" gibi argümanlar artık terk edilmeli, başta Almanya olmak üzere yenilenebilir modellerle enerji üreten ülkelerin bu işi nasıl başardığı araştırılmalı, nükleer ve HES gibi projelerle ortaya çıkan doğal, kültürel, insani ve mali risklere karşı yenilenebilir kaynaklara yönelinmelidir.

Değerli milletvekilleri, AKP, Türkiye'nin gelişmekte olan ülke olmasının arkasına sığınarak sera gazı salımlarını azaltma konusunda yükümlülük almaktan kaçınmaktadır. Kalkınma fetişizminin pençesine düşmüş görünen Türkiye, iklim değişikliğini göz ardı etmektedir. Bunun en büyük kanıtı, 2010 sera gazı salımlarını yirmi yıl öncesine göre yüzde 25-40 arası azaltmak yerine yüzde 115 artırması. Yani, salım artışında dünya rekortmeni olması! Doha'daki müzakerelerde de Türkiye üzerine düşeni yapmadığı için müzakereleri takip eden 700'ün üzerinde sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu İklim Eylem Ağı tarafından “Günün Fosili” seçilmiştir. Peki, İklim Eylem Ağı neden bu kadar prestijli bir ödülü Türkiye’ye verdi? Birincisi: Bilim insanlarının acilen vazgeçilmesi için uyardığı küresel kömür yatırımlarında Türkiye’nin dünya 4’üncüsü olması. ikincisi: Kyoto Protokolü’nün ilk yükümlülük dönemi için sera gazı azaltım hedefi olmadığı gibi, ikinci yükümlülük dönemi için de belirtmeyeceğini açıklaması. Aslında, iklim değişikliği ile mücadelede yükümlülüklerini yerine getirmeyen Türkiye çok büyük bir fırsatı kaçırıyor. Bölgesel bir güç olmak isteyen Türkiye, sera gazı azaltım hedefleri belirleyip bu hedefleri yenilenebilir enerji yatırımları ve enerji verimliliği ile desteklese enerjide dışa bağımlılıktan kurtulabilir. Üstelik, yenilenebilir enerji yatırımlarında öncü rol oynayarak dışarıdan enerji satın alan bir ülke olmaktan çıkıp dışarıya teknoloji satan bir ülke olabilir. Dolayısıyla, sera gazı azaltım hedefleri almamak ve rüzgâr, güneş yatırımlarını geciktirmek Türkiye için yalnızca daha pahalı enerjilere daha uzun süre katlanmak anlamına geliyor.

AKP Hükûmetine, iklim değişikliği konusunda sorumluluk almasının gerekliliğini bıkmadan anlatmak ve “Rüzgâr da, güneş de bize yeter." demek gerekiyor.

Yine bakanlığın hedeflerine baktığımızda, “Bilinen linyit ve taş kömürü kaynaklarının 2023 yılına kadar elektrik enerjisi üretimi amacıyla değerlendirilmiş olması hedeflenmiştir." denilmesi birçok saygın çevre kuruluşunu bir araya getiren İklim Ağı adlı şemsiye örgütün ülke iklim politikalarının Türkiye'ye maliyetini hesaplayan bir raporda "İklim değişiyor, Türkiye değişmiyor." demelerini haklı çıkarmaktadır. Ülkede, 2010 yılında iklim değişikliği bağlantılı doğal felaketlerden 2,5 milyon kişinin etkilendiği ve 35 bin kişinin bu felaketler sonucunda hayatını kaybettiği tahminine yer veriliyor. Küresel iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımının en büyük kaynağı olan ve en kısa zamanda devre dışı bırakılması gereken kömür yakıtlı termik santrallere bakınca tablo şöyle: 8.400 megavatlık kurulu güce sahip 23 yeni kömür santrali inşasına devam. İlan edilmiş, lisans almış veya lisans başvurusu yapmış 28 santral sırada. Özet sayısal döküm aşağıdaki gibi.

İnsani maliyet: Tek bir yılda 2,5 milyon iklim mağduru, 35 bin ölü.

Parasal maliyet: Gayrisafi yurtiçi hasılanın binde 6’sı yani 6 milyar lira. Yani, iklim değişikliğiyle ülkeye -biz vergi verenlere- 6 milyar lira fatura çıkartılmış oluyor.

Atıl yatırım maliyeti: Karar alıcılar yani Hükûmet, iklim dostu çözümlere değil fosil yakıtlara yatırım yapıyor; ölümleri artırmayı, maliyeti artırmayı sürdürüyor; topluma yanlış maliyeti ödetiyor.

Uluslararası prestijin maliyeti: Türkiye’nin kömürle kara sevdası yüzünden Birleşmiş Milletler Doha İklim Zirvesi’nde sivil toplum kuruluşları tarafından “Günün Fosili” ödülüne layık görülmesi ve ülkenin bölgesel güç iddialarına karşın uluslararası alanda alay konusu olması.

Dünyanın en önde gelen çevre aktivistlerinden üçünün, Bill McKibben, Nnimmo Bassey ve Pablo Solon’un geçenlerde hükümetlere ve onların görüşmecilerine gönderdikleri açık mektupta yazdıkları: “Var olduğunu bildiğimiz karbon yakıtların çoğunu yerin altında bırakmalı ve daha fazlasını aramayı kesmeliyiz. 2 derecelik sıcaklık artışının altında kalmak için yarı yarıya bir şansımız olmasını istiyorsak, keşfedilmiş petrol, kömür ve doğal gaz rezervlerinin üçte 2’sini yer altında bırakmalıyız. Eğer şansımızın yüzde 80 olmasını istiyorsak, o zaman söz konusu rezervlerin yüzde 80’ine dokunmamalıyız.” Oysa Türkiye’de AKP, 2023 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içindeki payının yüzde 30’a çıkarılmasını hedeflemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 90’lı yıllarda köyler yakılıp yıkılarak Kürtler zorunlu göçe maruz bırakılırken, 2000’lerde, AKP, güvenlik barajlarıyla bölge insanını zorunlu iskâna tabi tutmaktadır. AKP, sadece bölgede değil Türkiye'nin her tarafında; Karadeniz’de, Ege’de, Marmara’da, Akdeniz’de, İç Anadolu’da bulduğu her dereye, çaya, ırmağa bir HES demektedir. Bakanın temel elektrik enerjisi kaynakları arasında saydığı HES'lerin ömrü ise Türkiye gibi ülkelerde en fazla elli yıldır. Elli yıllık bir sevda için Türkiye’nin doğal güzellikleri, tarihî mekânları sular altında bırakılmakta, kaynakları tüketilmektedir.

Çok ilginç bir başka icraat da “güvenlik barajları” olarak karşımıza çıkıyor. Literatüre Türkiye'nin armağan ettiği güvenlik barajlarını kamufle etmek amacıyla bazısına küçük birkaç enerji yapısı ilave edilmiş olmasına rağmen, isminden de anlaşılacağı üzere tek amaç güvenliktir.

Çin Seddi’ni kuranların mantığı 2000'lerin dünyasında güncellenerek sürdürülmektedir. Bugün güvenlik adına sudan bir Çin Seddi oluşturmak için güvenlik barajı yapan güvenlikçi ve savaş yanlısı zihniyetin bilmesi gerekir ki, Kürt sorunu bu tür yöntemlerle çözülmedi ve asla çözülemeyecek. Kürt sorununun bir tek çözüm yöntemi vardır, o da kolektif haklarının tanınmasıdır. Bu itibarla, yarın bu topraklara barış hakim olduğunda, diğer birçok ölümcül icraatın altına imza atan savaş ve güvenlik konseptinin sahipleri, güvenlik barajları, Ilısu ve Munzur'da yapılan barajlar gibi icraatları yüzünden de halk ve tarih karşısında mahkûm olmaktan kurtulamayacaklar.

Ilısu ve Munzur'da yapılan barajlar, suyun özelleştirildiği mini HES uygulamaları, nükleer santraller gibi problemli enerji üretim yöntemleri karşısında yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının önemi kadar enerji tasarrufu da önemlidir. Enerjimizi nasıl ve nerede kullandığımızı sorgulamak gerekmektedir. Kirli ve enerji yoğun teknolojilerle daha fazla enerji tüketmenin, küresel ısınmaya daha fazla katkı yapmanın… Daha fazla enerji ihtiyacı olan bir ülke olma karşılığında kaybımız ortadadır ve açıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerji politikalarındaki zafiyetin en acı boyutlarından biri ise bu alanda giderek artan iş kazalarıdır. Hem enerjiye ilişkin faaliyet yürüten kamu kurumlarından yetkin ellerin uzaklaştırılması ve kadrolaşma hareketiyle hem de denetimsiz bir özel sektör eliyle enerji işçileri toprağa, sele, baraja gömülmekte, elektriğe çarpılarak can vermektedir. Enerji sektörü, ölümlü iş kazası sayısının en fazla olduğu sektörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. İnsan hayatına duyduğumuz saygının gereği olarak ifade etmek gerekirse artık iş cinayeti olarak adlandırdığımız bu ölümlerin önüne geçilmesi için bütün tedbirlerin bir an önce alınması gerekir.

Maalesef, enerji yüzünden, insanlar sadece iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetmiyorlar. Dünyada ve özellikle de Ortadoğu'da, enerji savaşları yüzünden her gün binlerce can toprağa düşmektedir. Aralarında su, enerji veya diğer nedenlerle sorun almayan Ortadoğu halkları, su ve enerji savaşlarında en çok mağdur olan topluluklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ortadoğu coğrafyasında, egemenlik ilişkileri bakımından sıkıntı yaşayan Filistin ve Kürt halkları su ve enerji hâkimiyet süreçlerinin kurbanı hâline gelmiştir. Kürtler ne egemenlik ilişkilerinin bir parçası olmayı ne de kurbanı olmayı kabul etmeyeceklerdir. Bu itibarla, barışçıl bir dünyada, insanıyla, doğasıyla, tarihiyle, çevresiyle barışık, enerjimizi insan yaşamının güzelleştirilmesine, barışa ve kardeşliğe harcayacağımız yarınlar ümidiyle hepinizi selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayna.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına son konuşmacı Sayın Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Sayın Kaplan, buyurun.

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe görüşmelerini yapıyoruz. İşte muhalefet olarak değerlendirmeye çalışıyoruz, denetim yapmaya çalışıyoruz ama milattan önce 3000’lerde Ninova kentinde, taa o zamanlarda eski Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerine kadar kamusal hesaplar kontrol altındaydı, kontrol ediliyordu. Buraya geldik, 21’inci yüzyılda bu Parlamentoda kontrol edemiyoruz. Şimdi, Enerji Bakanlığının neresini kontrol edeyim? Bağlı kontrol şirketlerinin büyük bölümünün kamu iktisadi teşebbüslerinde bütçeleri görüşüldü, komisyonda görüşüldü zaten. Sonra, her gün bir ülkeye gidiyor; bir ülkeye gidiyor -Rusya’dan yeni döndü- nükleer santral görüşmeleri yapıyor, bir yere gidiyor termik santral görüşmeleri yapıyor, bir yere gidiyor, bir bakıyorsunuz ilginç uluslararası ilişkiler ortaya çıkıyor. Dikkat edin, Türkiye'de enerji politikası olmazsa enerji artı güvenlik denklemini çözemezsiniz, bütün olay bu.

Kürt sorununun Orta Doğu’da çözülmesinde enerji problemi vardır, açık söylüyorum. Bakın, Irak Kürdistan’ında -öyle Kuzey Irak falan yok arkadaşlar, oranın adı Kürdistan Federal Yönetimi’dir, Başkanı da Barzani’dir- oradaki petrol şirketleriyle Enerji Bakanlığı daha yeni yeni anlaşmalar yaptı, aramalara başladı. Haa, Sayın Bakan bu şirketlerin ortakları kimlerdir, herhâlde bize açıklar diye düşünüyorum.

İki: Suriye’ye kafayı taktık. Suriye olayını öyle basite almayın arkadaşlar. Beşar Esad’ın durumuna bakın, Suriye olayında, bir diktatör yönetiminin gidip yerine bir halk yönetiminin, demokrasinin gelmesi arayışının ötesinde enerji vardır. Suriye, Lübnan ve İsrail’in, Doğu Akdeniz sahilinden Kıbrıs’ın güneyine ve kuzeyine baktığınız zaman o havza petrol ve doğal gaz alanıdır arkadaşlar. İşte dünyanın yeniden dizaynında Akdeniz havzası, Kıbrıs bu riskin, bu petrol olayının ortasındadır. Hatta dikkat edin, Rum kesiminin şirketlerine dikkat edin, Amerikalı vesayet şirketleridir. Türkiye’nin şirketlerine dikkat edin, Türkiye Petrolleri Anonim Ortakları daha yeni, 2012’de Kıbrıs’a petrol aramaya gittiler. Allah sizden razı olsun, yani Rumlar orada kuyu kazmasa sizin aklınıza gelmeyecek oraya gitmek.

Türkiye petrol haritasına bakın. Güneydoğu bölgesi -petrol haritası olarak söylüyorum- Gürcistan’dan, Artvin’den Karadeniz şeridi, Bulgaristan’a kadar giden o şerit petrol alanları olarak, doğal gaz alanları olarak geçer. Bunun dışında da denizlerimizde yerel kaynak için yüzde 1 araştırma sondaj kuyuları koymuş yine Enerji Bakanlığımız. Güneydoğu’da, Şırnak’ta, sınırda sıfır kilometre düz arsada -Maden Araştırma Komisyonunu getirdim oraya- 1.500 metrede doğal gaz çıkıyor, 2 bin metrede petrol çıkıyor, ondan sonrası da karbondioksit. Suriye de karşı taraftan çıkarıyor. Bizimkiler yeni yeni 2-3 kuyu koydular. Hani mayınları temizleyecektik, o mayınlı alanlara kuyular açacaktık; yok.

Şimdi, Şırnak kömürlerinden TKİ hemen çekildi, özel sektöre. Özel sektörden çekildi, redevans sistemini kâra çevirmek için yüzde 23,5’tan, valilik alıp Ciner grubuna veriyor. Ciner Grubu alıyor, Çin’lilerle anlaşıyor, termik santral kuruyor. Termik santral kuruyor, on beş sene elektriği ödeme taahhüdünde bulunuyor devlet, şu kadarını ödeyeceksiniz… Bakın, 3 tane daha termik santral, 6 tane başvuru var. Şırnak’ın oksijenini bitirmek için her tarafa 1 tane termik santral yapmak istiyorlar. BOTAŞ’lardaki küçük, 10 numara yağ yakan santralleri saymıyorum.

Şimdi, enerji politikası bu ya. Ee, kömür var orada. Kömürü o zaman çıkar. Vatandaş yüzde 23,5 redevans ödüyor, Ciner Grubuna yüzde 5 ödüyorsunuz. Ne güzel iş kardeşim ne güzel iş!

Şimdi, Mersin Akkuya’da yapılan santrale bakın. Kaç sentten elektrik on beş seneliğine garantiye alındı? Bir hesap etsenize. Dünya maliyetleriyle karşılaştırın. Türkiye’yi hem fiyatta zarara uğratıyorsunuz hem çevreyi kirletiyorsunuz. Yetmedi, Sinop’ta başladınız. Arkasından İğneada’da bir termik santral vardı, onların bununla mücadelesi sürerken, termik santral, eski nükleer santral devreye girmeye başladı.

Ya, bu ülkenin her tarafına dışarıdan şirket götürüyorsunuz santral kurmaya. Bir de her tarafından borular geçiriyorsunuz; Azerbaycan’dan, Rusya’dan, İran’dan, Katar’dan. Katar bak, çok dikkat edin bu enerji hattına. Katar doğal gazının yüzde 60’ının Türkiye’den Kerkük petrol boru hattına paralel geçirilmesinin hesabı yapılıyor. Onun için Orta Doğu’da Sünni bir eksen, Amerika ekseni, Katar, Suudi Arabistan, Türkiye. Artı karşısında Şii ekseni var; İran, Maliki, Rusya ve Çin. Şimdi, bu denklemi algılayamadığımız zaman Türkiye’nin bakanlığının bütçesini burada konuşmanın bir anlamı yok. Ee, bakanlığın bütçesi 3-5 milyar lira bütün kuruluşlarıyla. Ya kardeşim, bu bütçe her zaman 70 milyar lira ithalat yapıyor enerji alanında; doğal gaz, petrol ithalatı yapıyor. Yüzde kaç üretiyor? Bütün kömürü, doğal gazı, Batman’daki, Raman’daki çıkan petrol, hepsi dâhil, dörtte 1 etmiyor. Yani, arkadaş, ithal enerji politikası yanlıştır. İthalatla bu ülke açığını kapatamaz, cari açığını. Bir gün bir sorun çıktı İran vanayı kapattı. Ambargo var diye İran’a altın gönderiyoruz petrol, doğal gaz karşılığında. Sayın Bakan “Patates de göndereceğiz.” dedi.

Şimdi, bunun Türkiye’ye yansıması ne oluyor? En yüksek benzini Türkiye satıyor. Nasıl satıyor? Bakın, en yüksek ÖTV… Avrupa Birliği Bakanı da burada, incelemiştir eminim. ÖTV ortalamasında benzin yüzde 75, motorin yüzde 64, LPG yüzde 299 daha yüksek Avrupa Birliğinden. Avrupa Birliğine girmeye çalışıyoruz. Ee, bu vergiler düşecek. Onun için girmek istemiyorsunuz zaten. Bu rapor böyle geliyor.

Şimdi dikkat edin. Elektrik hırsızlığında bu Ankara Büyükşehir BOTAŞ’a bir takmıştı bilmem kaç milyar borç. Önce beş sene ötelediler, sonra özelleştirdiler, ona formül buldular. En büyük hırsızlıklar, bakın, dikkat edin.

Şimdi, GAP’tan yüzde 48 elektrik alıyorsunuz, kırk yıllık projeden bölgeye bir kuruş yatırım gitmiyor, onun üzerinden sulama konusunda kırk yılda 300 bin hektarı geçmiyorsunuz. Doğayı tahrip, HES’ler -şeyler hariç- güneş, rüzgâr, termal, bunların hiçbirisi bu Mecliste planlanmıyor arkadaşlar. Şirketler, bu kriz sonrası iştahları kabardı, Türkiye’ye çullandılar. Allianoi’den Rize derelerine, Karadeniz’den İç Anadolu’ya madenlerdeki, altın madenlerinden tutun Munzur’a, Munzur’dan tutun Hasankeyf’e ve her tarafta…Ve en kötüsü 48 bin ruhsatla dolaşan çantacılar var. Bu çantacılar bir şirkete satıyor, o şirket bir taşerona satıyor. Şimdi onlar birbirine girmiş. Şırnak’taki güvenlik barajında ikide bir olay oluyor diyorlardı. Bir araştırdım, şirketin biri almış, baraj, yapmış bir  taşerona vermiş. Birbirlerine girmişler, oradaki korucularla birbirlerini tehdit edip mahkemelik olmuşlar. Ve oradaki olayları da PKK yaptı diye basına veriyorlar. Ya, bu kadar aymazlık olmaz arkadaşlar. Bunların hepsi… Doğal gazda yaşananları dikkate aldığımız zaman ulusal bir politikanın netleşmesi lazım enerji konusunda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Zaman az, bora değinemedim ama bunu bu şekilde götürmek mümkün değil diye düşünüyorum.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Sayın milletvekilleri, kırk beş dakika ara veriyorum oturuma.

                                                                               Kapanma Saati: 19.33

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın onuncu tur görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk kez Sayıştay raporlarının dahi olmadığı bir bütçe görüşmelerine başladık bu yıl.

Genellikle iktidarların bu, bütçeyi, bütçeyle ilgili görüşmeleri sevmemesinin işareti daha Osmanlı zamanından beri devam ediyor. Osmanlının ilk bütçesi 1652 yılında Tarhuncu Ahmet Paşa tarafından yapılıyor. Giderlerle gelirleri hesap ediyor, devletin bütçesini denk tutmaya çalışıyor. O zaman 19’uncu padişah olan Avcı Mehmet 6 yaşında padişah oluyor, annesi de Turhan Sultan, Tarhuncu Ahmet Paşa’nın bu bütçe hazırlayışından rahatsız oluyor. Niye? Giderlerini, gelirlerini öğrenecekler, bütün herkes, nerelere gitmiş, nerelere harcanmış, paralar nerelerden gelmiş. Dolayısıyla, onu, fazla değil, tam altı ay sonra Has Bahçe’ye çağırıyor, bostancıbaşılara boğduruyor. Ondan sonra da uzun bir süre, cumhuriyet dönemine kadar Osmanlıda bütçe yapılamıyor. Geldiğimiz bu dönemde tekrar bütçenin böyle sakat bir hâliyle görüşülmesi aşamasındayız.

Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi öncesinde genel bir değerlendirme yapmak istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti olarak, Türkiye AB’ye girsin diye on yıllık iktidarda hemen hemen Avrupa Birliğinin her dediğine “Evet.” dedik. Tabiri caizse, AB leb demeden biz Çorum’u anladık; bırakın leblebiyi, Çorum’u bile anladık. Anayasa’mızın 66’ncı maddesi “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” diyor, buna rağmen bizim Hükûmetimizde çok bakan, çok arkadaşımız AB kızar diye “Türk’üm.” diyemiyor.

Düne kadar “kardeş”, “dost” dediğimiz Beşar Esad’a ve Müslüman Suriye yönetimine karşı çıkan, Müslüman’ı Müslüman’a kırdıran ve bu uğurda savaşmayı sadece Avrupa Birliği ve ABD istiyor diye göze alan bir hükûmeti Avrupa Birliği bir daha asla ve kata bulamayacak. “Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya.” diyerek yabancılara toprak satışını yasallaştırıp, güneydoğudaki tarım alanları başta olmak üzere, yabancı nüfusuna geçiren böyle bir Hükûmeti Avrupa Birliği nereden bulacak bilmiyorum.

Petrol Kanunu’yla yabancılara elli yıllık imtiyaz hakkı veren, yabancı yatırımcıları hisse senedi alımlarında vergiden muaf tutan, Avrupa Birliğiyle ilgili ilişkileri iyi gitsin diye bütün bunlara göz yuman bir Hükûmet bir daha gelmeyecektir.

“Özelleştirme” adı altında, Türkiye'nin en önemli kurumlarını ve tabii kaynaklarını yabancılara sattınız, yerli bankaların çoğunun yabancıların eline geçmesini sağladınız. Avrupa Birliği, gerçekten, sizden daha iyisini bulamayacak. Hatta bırakın, daha ötesini söyleyeceğim, Avrupa Birliği istedi diye, yüzde 99’u Müslüman dediğimiz bu ülkede domuz etini bile kasaplık et yaptık. Papa John Paul’ün ölümü üzerine, İçişleri Bakanlığı emir verdi, 8 Nisan 2005 Cuma günü bayrakları yarıya indirdik, Hristiyan Avrupa Birliğine şirinlik yaptık.

Sayın Başbakanımız, Yunanistan ziyareti sırasında, Türkiye içerisinde Vatikan gibi bir Ortodoks din devleti kurulması anlamına gelen “Bizim, ekümenlik konusuna itirazımız yok.” diyerek Avrupa Birliğinin bu konudaki talebine de “Evet.” dedi.

Akdamar Kilisesi’ni açtık, Sümela Manastırı’nda ayinler yaptık, Pontus hayallerini onlarla beraber gördük, kiliselere bedava su verdik, Heybeliada Yetimhanesi’ni tekrar patrikhaneye verdik, Lozan Anlaşması’yla Türkiye'nin üzerinde müktesebatı bulunan bütün azınlık vakıflarını herhangi bir mütekabiliyet esasına bakmadan iade ettik. Ege Denizi’nde 11, Akdeniz’de 5 Türk adasına Yunan Bayrağı diktiler, gıkımız bile çıkmadı.

Türkiye’yle ilgili, Haziran 2008’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde “Türkiye'nin güneydoğusu Kürdistan’dır, faşist Türk ordusu güneydoğuda işgalcidir ve Kürtleri katletmektedir, Türk askeri Kıbrıs’ta işgalcidir.” kararına, iktidar milletvekillerimiz gitti kuzu kuzu imza attı ama yine AB’ye yaranamadık.

Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri eksenli bu gibi politikalarıyla Avrupa Birliğine alınmamamız gerçekten üzücü ve Avrupa Birliğinin bu hizmetlerimize karşılık ikiyüzlü tutumunu ben de kınıyorum yani Avrupa Birliği, sizin kadar, ülkesinin geleceğini başka ülkelerin çıkarları için heba eden başka bir Hükûmet asla ve kata bulamayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin bildiği gibi, 2012 yılı Türkiye İlerleme Raporu 10 Ekimde yayımlandı. Raporda, Türkiye sivilleşme ve Anayasa süreci konusunda övülürken, ifade özgürlüğü alanında eleştirildi. AB Komisyonunca hazırlanan 97 sayfalık raporda ne deniyor? Millî İstihbarat Teşkilatı Yasası’nda yapılan değişiklik ile özel olarak görevlendirilen istihbarat ve kamu görevlileri hakkında soruşturma açılması için Başbakanın iznine tabi hâle getirilmesinin, bazı kamu personeline keyfî dokunulmazlık sağladığı, tutarsız, yoruma açık hâle getirildiği ve yasal denetimi dışladığı değerlendirmesi yapılıyor. Peki, Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen Bağış’ın İlerleme Raporu’yla ilgili görüşleri nasıl? Sayın Bakan, Avrupa Birliğinin bu yılki İlerleme Raporu’nun özellikle siyasi kriterler bölümünü büyük bir hayal kırıklığıyla karşıladığını açıklıyor. Sayın Egemen Bağış, göreve geldiği günden bu yana 44 ülkeye toplam 148 ziyaret gerçekleştirmiş. Bu ziyaretlerin 120’sini Avrupa Birliği üyesi ülkelere yapmış, bunların arasında sadece Brüksel’e 33 defa gitmiş. Anlaşılan o ki bu ziyaretler, ilerleme raporunda, bizim istediğimiz gibi herhangi bir metnin yer almasını sağlayamamış yani bu gezilerde Sayın Bakan tüm gayretine rağmen boş gezmiş, oralardan da boş dönmüş.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Avrupa Birliğine uyumun gereği olarak AKP oylarıyla Mecliste seçilen ombudsman şöyle diyor: “Avrupa Birliği müktesebatı çevresindeki ilkelere, ülkemizin özel koşullarını göz önüne alarak uymaya gayret edeceğimi bütün samimiyetimle ifade ediyorum.” Yani, burada dikkat edilmesi gereken konu şu: Bir zamanlar askerin yan yana getirdiği AB’yle özel koşulları, bugün iktidar partisinin seçtiği kişi yan yana getiriyor. AKP iktidarı, Avrupa Birliği ipini çok uzun zamandır boşlamıştır ve AKP iktidarının gündemini, Avrupa Birliği kriterlerinden çok Ankara kriterleri meşgul etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Türkler için Avrupa Birliği üyesi olmak artık heyecan vermiyor.” Bunu ben değil, Boğaziçi Üniversitesi uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi öğretim üyelerinden Sayın Profesör Doktor Hakan Yılmaz’ın önderliğindeki, 16 ilde 1.200 denek üzerinde yapılan Avrupa Algısı Araştırması’nın sonuçları söylüyor. Ankete göre, Türk vatandaşlarının Avrupa Birliğinden giderek uzaklaştığı, Avrupa Birliği üyesi olmayı, dini yozlaştıracak, gençlerin ahlakını bozacak bir gelişme olarak gördüğü artık ortaya çıkmıştır.

Bu ankette dikkat edilmesi gereken birçok soru ve bu soruya verilen yanıtların da bazı oranları var, onlardan da bilgi sahibi olmanızı istiyorum.

“Sizce ülkemizin Avrupa Birliğine üyeliği iyi bir şey midir yoksa kötü bir şey midir?” sorusuna “İyidir.” cevabını verenler 2003 yılında yüzde 69,5 iken bugün bu oran 2012’de yüzde 50’ye düşmüş. Aynı soruya “Avrupa Birliği üyeliği kötü bir şeydir.” diyenlerin oranı ise yüzde 12,8’den yüzde 36,1’e yükselmiş. Yani on yılda neredeyse 3 katına çıkmış.

İşin özü, Avrupa Birliği müktesebatında verilen sözler Türkiye’yi bölmek için kullanılmıştır ve hâlâ kullanılmaya devam etmektedir.

Konuşmamı şu sözlerle bitirmek istiyorum: Milliyetçi Hareket Partisi, Avrupa Birliği üyeliğine karşı değildir; Türkiye'nin millî birliği ve bütünlüğü, terör ve bölücülük, Kıbrıs, Yunanistan ve Ermenistan konularındaki yaklaşımı, “Türkiye'nin menfaatlerine zarar vermemesi kaydıyla ortaklık müzakerelerinin sürdürülmesi ve tam üyelik dışındaki yaklaşımların kabul edilmemesi” şartıyla, Avrupa Birliği üyeliğimizi desteklemektedir ancak üyelik müzakereleri uğruna üniter ve ulus devlet yapısını zedeleyecek taleplerle karşılaşmasını da asla kabul etmemektedir. Türk milleti, sadece Türk ulusunun gücüne inanan bir yönetim ile bu ülkenin geleceğine sahip çıkacaktır. Ezanımız okunacaktır, ay yıldızlı bayrağımız her daim dalgalanacaktır.

Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; bir konuda şikâyetimi arz etmek istiyorum. Dünyada iletişimin çok yoğun olarak kullanıldığı bir çağdayız, her türlü iletişim olanakları mevcut. Bugün burada bakanlarımızın, kendilerine yöneltilen sorularla ilgili cevapları vermek için on-line sistemile, bulundukları mekânlardan bütün bürokratlarına ulaşmaları mümkünken koridorlarda bürokratlardan geçilmemesi biraz bana tuhaf geliyor. Yani, onlara ulaşmak için her türlü iletişim hatlarımız mevcut: Bilgisayar var, telefon var. Ona rağmen koridorlar gerçekten bürokrat dolu. Hem o arkadaşlara günah hem de bu görüntü çok iyi bir görüntü değil.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Eskişehir Milletvekili Sayın Ruhsar Demirel.

Sayın Demirel, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

MHP GRUBU ADINA RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesiyle ilgili görüşleri paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz yıl da aynı bakanlıkla ilgili parti görüşlerimizi ifade etme görevi benimdi ve ben o görevi ifa ederken bir cümle kurmuştum, onu geçen yılın tutanaklarından aldım, size okumak istiyorum. “Hedefleri net olmayan temennilerden ibaret; bu sebeple ki çok daha ileriye gidemeyeceği kanaatindeyim Kadın ve Aile Politika Bakanlığının çalışmalarının.” gibi bir cümle sarf etmişim ben. Ben bu sebeple, Sayın Bakana öncelikle teşekkür ediyorum bizi şaşırtmadığı için, bizi yanıltmadığı için, söylediklerimizi boşa çıkarmadığı için ama millet adına üzüntü içindeyim. Bu kadar imkânları olan bir bakanlığın çok daha aktif, çok daha etkin, ölçümlenebilir, hedefleri sabit çalışmaları olabilirdi diye, o anlamda üzgünüm. Tabii, bunları söyleyince biz söylemiş gibi algılanıyor ama bunu yalnızca biz söylemiyoruz, dünya söylüyor, Dünya Ekonomik Forumu söylüyor, diyor ki: “Türkiye, 135 ülke arasında 124’üncü.” Ve bizden sonra kimler var? Diktatör Esad’ın ülkesi var, İran var, Yemen var, birkaç tane ülke var çünkü biz 135 içinde 124’üncüyüz. Dolayısıyla, Türkiye’nin tablosu bu iken ben dönüp bu bir yıl süre içinde biz geçen yıl Sayın Bakana bakanlığıyla ilgili hangi önerilerde bulunmuşuz, bu sene tablo nedir, bundan sonrası ne olur diye bir kısa panoramik ifadelerde bulunmak istiyorum.

Biz Sayın Bakana; “Sayın Bakan, devlet kurumlarımız içinde ‘AFAD’ diye bir kurum var, bunun kurul ve komisyonları içinde Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı yok. Bakanlığınız mutlaka bu kurullarda yer almalı, çünkü ilgili genel müdürlüğünüz var.” demişiz. Sayın Bakanın bu konuda bir çalışmasına bir yıl içinde biz rastlamadık, Hükûmetin de bir çalışması olmadı. Ama bu bir yıl içinde AFAD’la ilgili Aile ve Sosyal Politika Bakanlığının görev alması gereken çok önemli bir konu oldu, Suriyeli sığınmacılar. Suriyeli sığınmacılar konusu bu ülkedeki birçok bakanlığı aslında ilgilendiriyor. İlk haber Sağlık Bakanlığından geldi, elimine ettiklerini söyledikleri kızamık, Suriyeli sığınmacılarla beraber daha fazla ortada görünmeye başladı. Dolayısıyla, Aile ve Sosyal Politika Bakanının ben bu konuda özellikle çalışmasını temenni ettiğimizi söylemek istiyorum ve kendisine bir de yer söylemek istiyorum, özellikle Kilis. Kilis’e lütfen birazcık bu perspektiften bakıp ihtimam gösterirseniz memleketin hayrına olur.

İkinci bir konu daha önermişiz; UPSAM’ın TÜBİTAK’la yaptığı bir araştırmayı söylemişim geçen sene yine bu zamanlarda Sayın Bakana. “Sayın Bakan, UPSAM’ın TÜBİTAK’la yaptığı bir araştırma var, bu araştırmada ankete katılan her 4 kişiden birinin ‘Evet.’ dediği bir soru var ve bu, sizin bakanlığınızın ilgi alanına girer. Çünkü, bölücü terör örgütü, kadın insan kaynağının temininde, bu, ‘Evet.’ denilen maddeden çok faydalanıyor. Bu da küçük yaşta kızların evlendirilmesi, berdel, başlık parası ve zorla evlendirmeler, lütfen bu konuya dikkat eder ve ilgilenir misiniz.” demişiz; Sayın Bakanın bu konuda bir çalışmasına rastlanmadı, ama başka kurumlar araştırma yapmışlar ve bizim bu söylediklerimizi teyit ediyorlar. Bizim söylediklerimiz derken, UPSAM’ın TÜBİTAK’la yaptığı çalışmayı pekiştirici çok fazla çalışma var diğer kurumlar içinde.

Peki başka ne söylemişiz? Demişiz ki: “Bakanlığınızda Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü var, bu isim bu ülkeye yakışmıyor.” diye. Sayın Bakan bu konuda şu ana kadar hiçbir şey yapmadı; fakat bazı milletvekillerinin Anayasa değişikliği önerisi oldu. Ben, o konuda partisel değil, genel bir vatandaş tutumuyla bir şey söylemek istiyorum. Bu isim değişikliği sizin, benim bireysel kelime hazinemizle olacak bir şey değil, öncelikle bunu bir kenara yazmamız lazım yani “özürlü”yü çıkarıp “engelli” yazmak bu sorunu çözmez çünkü dünyada literatür çok farklı şekilde ilerliyor. Örneğin, bizlerin birçoğu “paralimpik olimpiyatları” dediğimizde engelli olimpiyatı diye düşünüyoruz. Oysa, işitme engelliler paralimpik kapsamında değildir. Onlar için “deafolimpik” diye ayrı bir olimpiyat vardır. Bu konu bile birçoğumuzun çok da farkında olmadığı bir konu. Dolayısıyla, “özürlü”nün yerine hangi tanımın geleceğini, sanıyorum, Anayasa Uzlaşma Komisyonundaki arkadaşlar enine boyuna düşünüp, bu konunun uzmanlarıyla konuşup daha düzgün bir tanım, daha düzgün bir terim koyacaklardır. O yüzden, bu, bizlerin “Aklıma geldi, ‘engelli’ densin ‘özürlü’ yerine.” diyeceğimiz gibi basit bir konu değil.

Peki, bu sürede Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı engelli konusunda ne yaptı? Temmuz ayı başında bir yasa çıktı biliyorsunuz. Engelli Hakları Uluslararası Sözleşmesi’nden bu yana yedi yıllık süre dolduğu için ve kamusal gereklilikler yerine getirilmediği için görüntüde sekiz yıla çıkarılsın yani bir yıl uzatılsın gibi görünen yasa, aslında ilgili fıkralarında “Artı iki yıl daha süre tanınabilir.” diyerek görünürde en az üç yıl uzatıldı. O süreçte Sayın Bakanın “Ya, bu ne oluyor? Engellilerin erişebilirliği, ulaşabilirliği, toplumsal içerme; bunlar haksızlık oluyor.” gibi bir söylemine hiç kimse rastlamadı. Aksine, yasa çıksın diye çalışmalar yapıldı. Ta ki tarih 16 Kasım 2012’ye gelene kadar. 16 Kasım 2012 günü basında şöyle bir haber var: “Sayın Fatma Şahin’den engelli vatandaşlarımızı ilgilendiren önemli bir açıklama geldi.” Bu haberi okuyunca ben “Hakikaten çok önemli bir şey oluyor herhâlde.” dedim ama haberin devamı şöyle: “Kanunlardaki “sakat,” “çürük” ve “özürlü” gibi aşağılayıcı ifadeleri kaldıracağız.” Sayın Bakan, az önce de söyledim, kanunun adının ne olduğu önemli değil. Önemli olan, engellilerimizin ve onların ailelerinin, hatta mevcut literatüre göre de özel gereksinimli insanlarımızın erişebilirliği, ulaşabilirliği, kamusal haklarını kullanabilmeleri, ailelerinin biraz daha refah düzeyinin artması. Ha, neden Sayın Bakan bunu 16 Kasımda söyledi, ona baktım. Çünkü 3 Aralık yaklaşıyordu ve Engelliler Günü geliyordu, bir şeyler söylenmiş olması gerekiyordu o güne kadar. Oysa, ben Sayın Bakana bir öneride bulunmak istiyorum yine parti grubum adına çünkü biz yalnızca eleştirmeyi sevmiyoruz, önerilerimizi her zaman paylaşıyoruz. Örneğin, 2022 sayılı Kanun’la maaş alan yaşlılarımız var, bunlar üç ayda bir maaş alıyorlar, oysa artık biliyorsunuz ki ödemeler çağdaş dünyada ayda bir. Neden bunların maaşını da ayda bir yapmıyorsunuz? Bence bütçeniz buna yeterli, nasılsa üç ayda bir veriyorsunuz, ayda bir verirseniz hiç değilse bu vatandaşlar da daha rahat ederler diye düşünüyoruz.

Gelelim aile içi şiddet konusuna, bu bir yılda ne olmuş? Evet, Kasım 2011’de neredeyse havai fişekler patladı, İstanbul Protokolü imzalandı, arkasından Mart 2012’de Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddeti Önleme Kanunu çıktı. Çıktı ne oldu? Yine kadınlar ölüyor, yine çocuklar tacize uğruyor, yine yaşlılar istismara uğruyor. Fakat, tabii biraz sonra Sayın Bakan konuşurken buna şöyle bir açıklama getirecek diye endişe ediyorum: “Biz artık bu işi kayıt altına aldık, istatistikleri tutuyoruz. Sayın Başbakanın da 2010 yılında bir genelgesi var istatistikler tutulsun diye. Zaten uluslararası beyan da bunu gerektiriyor. Dolayısıyla biz istatistik tutuyoruz, o bakımdan sayı çok artmış gibi görünüyor.” diye bir açıklama yapabilir endişesindeyim. O yüzden ben Sayın Bakana bir rapordan söz edeceğim. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun bir alt komisyon çalışması var. Bu, şiddetle ilgili, kadına ve aile bireylerine yönelik şiddetle ilgili alt komisyon raporu. Bu rapor diyor ki: “Türkiye’de en çok aile içi şiddet -eğer istatistikler önemliyse- Bilecik’te ve en az şiddet de Batman’da.” Oysa biz biliyoruz ki Batman en çok kadın intiharlarının olduğu il…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Eskiden öyleydi, şimdi değil.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – …çünkü Batman’daki insanlar şiddeti şikâyet edecek kadar bile yaşamıyorlar, telefona erişebilecek kadar yaşamıyorlar.

Velev ki Batman’da şiddet azalmış olsun, yine aynı rapor diyor ki: “Türkiye’de Ağrı ilinde 2008’den 2011’e gelene kadar aile içi şiddet 5 kat arttı.” yani “En çok Bilecik’te ve artışın da en yüksek olduğu il Ağrı.” diyor rapor. Eğer Sayın Bakan istatistiklere itimat ediyor olsa idi Koza’yı sanıyorum bu 2 ilden birinde mutlaka açardı yani en çok şiddetin olduğu istatistiklere sahip il Bilecik’te ya da 5 katı artan Ağrı’da ama Koza hiçbirinde açılmamış bunların. Sayın Bakan başka yerlere Koza açtı, demek ki istatistikleri kendisi de doğru bulmuyor ve eğer istatistikleri bir yana bırakır da gerçek hayata dönersek Sayın Bakan bu şiddet konusunda eğitim verdiklerini söylüyor biliyorsunuz. Eğitimlerin de yerine ulaşmadığı, gerçek anlamda yetişkin eğitimi olmadığını Sayın Van Vali Yardımcısının beyanlarından anlıyoruz. Van Vali Yardımcısı bizce Gülşah Öğretmen’in vefatında kusurludur. Ve ayrıca Adıyaman’da babasından şiddet gördüğü için Bakanlığınıza bağlı sığınmaevinde barınan kızın, il müdürünüzün de icazeti alınarak sığınma evinde kendisine şiddet uygulayan babasıyla görüştürülmesi yönetmeliklere aykırı bir tutum olup bu kızın tekrar şiddet görmesine sebep olan bir il müdürünüz var. Siz bu konuda bir işlem yaptınız mı bilmiyorum, herhâlde gereğini yapmışsınızdır diye düşünüyoruz. Ve bütün bunlar da gösteriyor ki, “Kamu personelini bilgilendiriyoruz, kamu personelini eğitiyoruz, askeriye ile karşılıklı protokol imzaladık.” Bunlar yalnızca yelpaze, bunlar bir kovboy dekoru. Biz bu kovboy dekorunun içinde ne var diye bakıyoruz, dekorun içinde pek bir şey yok.

Ayrıca, son, Mecliste yaşanan bir olay var biliyorsunuz; kadına karşı şiddet mi dersiniz, mobbing mi dersiniz, adına ne dersiniz bilmiyorum fakat o konuda sanıyorum Meclisteki bütün kadın milletvekilleri bir tutum, bir tavır geliştirecektir ilgili şahsa karşı. Ve o sebepledir ki ben sizden rica ediyorum, isterseniz bu yetişkin eğitimine kabinedeki üyelerden başlayın, hatta bazı beyler bu konuda bence öncelikle eğitim alması gereken kişiler olduklarını ortaya koyuyorlar.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Demirel…

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Sayın arkadaşım söz alıp cevap verebilirsiniz.

Peki, kadınların şiddete uğraması, kadınların öldürülmesi konusunda durum bu. Erkeklerin ölümünde durum ne diye baktık, bir başka öneri de bu konuda yapmak istiyorum Sayın Bakana. Eşi vefat eden kadınlara yardım diye bir kampanya var biliyorsunuz. ”Kampanya” diyorum, yasal dayanakları çok tereddütlü. Ve Sayın Bakana bir soru önergesi verdim ben -kendisi de sağ olsun cevap verdi çünkü vermeyenler de oluyor- dedim ki: Sayın Bakan neden 250 lira? Neye göre? Asgari ücretin ne kadarı ya da asgari geçimin ne kadarı? Sayın Bakanın cevabında diyor ki: “Dayanışmayı Teşvik Fonu’nun Kurulu böyle bir karar verdi.” Neye göre? Onu bilmiyoruz. Ve diyor ki: “Biz Boğaziçi Üniversitesiyle bir çalışma yaptık, yaklaşık bu 150.000 kadına ulaşmak adına böyle bir şey yaptık.” Peki, kaç kadına vermişler? 150.000 diye yola çıkmışlar ama 228.551 kadına verilmiş. Nasıl verilmiş? Kurul “250 lira olsun.” demiş, verilmiş. Peki, kurul buna “250 lira olsun.” dediğinde veriliyor da 2022’den istifade eden yaşlılar, mağdurlar niye 116 lira alıyor? O zaman 2022’yi Hükûmet olarak 250’ye çekin, minimum 250 olsun. Sayın Bakan, sizin Bakanlığın bütçesi bunu da kaldırır çünkü Bakanlığınızın ciddi bir bütçesi var, büyük oranda bir yükseltme var rakamda. Madem siz eşini kaybetmiş kadınlara 250 lira veriyorsunuz, o zaman, bu 2022’den istifade eden vatandaşımıza da minimum 250 lirayı biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak istiyoruz.

Fakat, burada şöyle bir şey var: Sayın Bakana sordum ben “Kimler alabiliyor?” diye. Sayın Bakan cevap vermiş, diyor ki: “Mutlaka eşi vefat etmiş olmalı. Başka da hiç kimseyle beraber yaşıyor olmamalı.” Şimdi, şiddetle baş etmek için bir kampanya yapıyorsunuz. Bu kadınlar şiddetle baş edemiyorlarsa, hayatta kalma başarısını da eğer göstermişlerse bütün şiddete rağmen, olur da “Ekonomik bir sıkıntı içindeyim, kocamdan boşansam.” dese, şansı yok. Bu 250 lira o kadınlara yok. İlla şiddeti evde yaşayacaksın, ölmez sağ kalırsan, kocan senden önce ölürse biz sana 250 lira veririz gibi bir mantıkla hareket ediliyor.

Ben bu 250 liralık ödemeleri, nerelere verilmiş diye de sormuştum Sayın Bakana. Ben o rakamları paylaşmak istiyorum: Efendim, Ankara’nın yaklaşık 5 milyon nüfusu var, başkentimiz, Antep’in yaklaşık 1 milyon 700 bin nüfusu var, benim milletvekili olduğum bölge Eskişehir’in de yaklaşık 800.000 nüfusu var. Orantılı olarak size söylüyorum: Şimdi, Gaziantep’te 1 milyon 700 bin nüfusuyla 9.057 kadına yardım verilmiş, 5 milyonluk Ankara’da 4.476 kadın yardım almış ve Gaziantep’in yarısı büyüklüğündeki Eskişehir’de 1.140 kadın yardım almış.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İyi ama Bakan Antepli!

RUHSAR DEMİREL (Devamla) - Dedim ki herhâlde ilçelerde durum farklı olur. İlçeleri de içine alıp baktık. 5 milyonluk Ankara’da 8.500 kadın yardım almış, 1 milyon 700 binlik Gaziantep’te 10.790 kişi yardım almış, benim 800.000’lik Eskişehir ilimde de 1.823 kadın yardım almış.

Sayın Bakan, Eskişehir, Antep’in yarı büyüklüğünde. O yüzden, sizin yarınız kadar kadınımız yardım alsaydı, bizim Eskişehir’de de 5.000 geçkin kadın yardım alabilirdi. Ben, Eskişehir Milletvekili olarak rica ediyorum, benim bölgemdeki kadınları da Gaziantep’tekiler kadar gözetir, kollarsanız Eskişehirliler memnun kalacaklardır.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Adaletli olacağız, adaletli.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Efendim adaletli dağıtıyorsunuz, 1 milyon 700 binlik Gaziantep’te 10.790; 5 milyonluk Ankara’da 8.500 kadına dağıtmışsınız.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Eşi vefat etmediyse nasıl maaş vereceğiz?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Gaziantep’e çok göç var.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Adalet, partinin isminde kaldığı zaman bir anlam ifade etmiyor. Ankara kadar göç alan bir Antep olduğunu düşünmüyorum.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Gaziantep son on yılda çok büyüdü.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Eğer, bu konuda fikirleriniz varsa, gelir burada ifade edersiniz. Sizin bu interaktif çabalarınızı ben saygıyla karşılıyorum, yeterince konuşma fırsatınız olmuyor sanıyorum kürsüde.

Ben, bütçenin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Önerilerimiz, umuyorum gelecek yıla kadar dikkate alınarak kadınlarımıza iyilikler getirir. (MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demirel.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy. (MHP sıralarından alkışlar) 

Buyurun Sayın Özensoy.

MHP GRUBU ADINA NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Enerji Bakanlığının 2013 bütçesi üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, enerji üretimi, tedariki ve tüketimi, parametreleri çok fazla olan zor bir denklem hâlinde. Bu parametreler, bu değişkenlerle birlikte elbette enerji politikalarını yürütmek zor ama şunu ifade etmem lazım: 57’nci Hükûmet döneminde yapılan yapısal reformlar, 4646 ve 4628 sayılı elektrik ve doğalgaz piyasasıyla ilgili kanunlarla birlikte özel sektörün önünün açılması ve Enerji Bakanlığının üzerinden –bütçe anlamında- büyük bir yük kalmasına rağmen, maalesef bu dönemde, bu enerji politikaları çok parametreli değil, çok bilinmeyenli bir denklem hâline geldi.

Öncelikle şunu ifade etmem lazım: Bu enerji politikalarıyla ilgili elbette ikincil enerji üretiminden ziyade hidrokarbon ihtiyacını karşılamak çok daha önem arz etmektedir. Türkiye, bu anlamda baktığımızda, TPAO’nun yaptığı araştırmalara, yine MTA’nın yaptığı araştırmalara baktığımızda yeterli anlamda hidrokarbon ihtiyacını karşılayacak bir yapıya sahip ülke değildir. Dolayısıyla, buradan hareketle, Enerji Bakanlığının politikalarının Dışişleriyle birlikte, aynı anda başarılı bir şekilde yürütülmesinde fayda vardır diye buradan ifade etmek istiyorum. Ancak son on yıla baktığımızda, TPAO’nun bütün bu çalışmalarına, Sayıştay raporlarına, denetimde yaptığımız rakamlara baktığımızda, maalesef Türkiye Petrolleri, 2002’den sonra bir varillik bir anlaşmayla birlikte bir gelir elde edememiş. Bugün, yurt dışı gelirlerinin tamamı Azerbaycan, Çıralı, Kazakistan, BTC hattı, TPAO’nun ortaklığı dâhil gelirlerinin tamamı 2002 öncesinde yapılan anlaşmalardan elde edilen gelirler.

Tabii, hemen dibimizde petrol zengini olan Irak’ta ciddi anlamda sıkıntılarla bir dönem yaşandı. Türkiye, aslına bakarsanız bu sıkıntıları en fazla çeken, oradan mültecileri burada ağırlayıp onlara ciddi anlamda masraflar yapan, oradaki kapıların kapanmasından dolayı ticari anlamda sıkıntılar çeken ülkelerin başında. Ama bakın, ne hikmettir ki, Irak’ta birtakım taşlar yerli yerine oturup petrolle ilgili, petrol çıkarmayla ilgili ihaleler başladığında Türkiye Petrollerini -ihale kazanmadı demiyorum- ihaleye sokmadılar. Bakın, Irak’ta Türkiye Petrolleri maalesef ihaleye sokulmadı. Ben, Sayın Bakana Plan ve Bütçede de bütçe görüşmeleri yapılırken bu konuyu ifade ettim yani bu konu bizim için üzücü. Sayıştay raporlarında da ifade ediliyor konsorsiyumlara ortak alınmadığı TPAO’nun. Daha sonra, küçük birtakım ihalelerle ilgili girişimlerde şimdi çalışmalar yapıyoruz, onların da akıbeti belli değil. Sayın Bakana ifade ettiğim özellikle, Irak’ın kuzeyiyle ilgili “Dışişleri müsaade etmediğinden dolayı oraya da giremedik.” diye sordum. Sayın Bakan cevap verdi, dedi ki: “Girip giremediğimizi biraz zaman geçince hep beraber görürüz, Irak’ın her tarafına.” Israrla söyledim: “Kuzeye giremedik.” Sayın Bakan “Irak’ın her tarafına; ben cümleyi anlayarak cevap veriyorum, bu manada kayıtsız kalmayacağımızı söyledik.” bunu da ifade ederek devam etti. Şimdi, üzülerek ben de söylüyorum, Sayın Bakan bu konuşmayı yaptıktan sonra maalesef Irak’a giden uçağı geri döndürüldü. Yani orada bir görüşme yapmak üzere, bir konferansa giden Sayın Bakanın uçağının havadayken geri çevrilmesi elbette benim açımdan üzücü bir şeydir. Türkiye Cumhuriyeti bakanının bu anlamda bu şekilde refüze edilmesi benim açımdan üzücü bir şeydir. Dolayısıyla, bu politikalar bu anlamda yürütülürken -ifade ettiğim gibi- sadece enerji politikalarının yanında dış işleri politikalarının da etkili olduğunu burada açık ve net bir şekilde görüyoruz.

TPAO’nun -ifade ettiğim gibi- bunun dışında, ülke içinde de çok fazla bir mesafe katetmediğini görüyoruz. 96 yılında günlük 51.500 varil petrol üreten TPAO -daha sonra, 2002’ye kadar da düştü, evet doğru- 2002’de 33.000 civarında petrol üreten TPAO 28.000’lere kadar düşüp şimdi, o dönemde 18-20 dolar varilken ekonomik olmayan kuyuların tekrar açılmasıyla 34.000 varillere çıktı. Dolayısıyla, hidrokarbon ihtiyacında işte, BOTAŞ’ı da bunun içerisine alırsak 2001’deki çıkan o yasalarda BOTAŞ özel sektörün önünü açmak adına kontratların yüzde 20’sine kadar devretmesi gerekirken 2009 yılına kadar, bunu da devretmediğinden dolayı, BOTAŞ, bu anlamda, hem finansman sıkıntısıyla birlikte, maalesef sıkıntılı bir şekilde kontratları da bu anlamda, yeni kontratlar yapamadığından dolayı da bir anlamda sıkıntılı bir şekilde yolumuza devam ediyoruz diye düşünüyorum.

Şimdi, tabii, doğal gaz bağımlısı veya dışa bağımlılığımız da bu anlamda giderek artıyor. Sayın Bakan belki yerli kaynakları harekete geçirmek için birtakım çabaların içerisine giriyor, işte, bir şeyler yapmaya çalışıyor ama, bizim gördüğümüz tablolarda, maalesef, verilen lisanslara baktığımızda, bu lisansların yine elektrik üretimi içerisindeki yıllara sâri baktığımızda bile, doğal gaz ihtiyacının, bu ruhsatı, bu lisansı verilen bu santraller hayata geçtiğinde, yine elektrik üretiminin içerisindeki payı yüzde 50’lerden aşağı düşmeyecek diye bu tabloda gözüküyor, çünkü lisans verilen neredeyse 25-30.000 megavata yakın bu elektrik santralleri devreye girdiğinde, Türkiye'nin doğal gaz ihtiyacı 70 milyar metreküplere kadar çıkacak gibi duruyor.

Şimdi, bunları böyle değerlendirdiğimizde şunu da sormak lazım. Hem kontratlarını devretmeyen bir BOTAŞ, yeni kontrat anlaşması yapamayan bir BOTAŞ, yarınlarda bu santraller devreye girdiğinde bu tedarikleri nereden karşılayacaktır, bunları da iyi düşünmek lazım. BOTAŞ’la ilgili veya bu piyasayla ilgili, aslına bakarsanız, yeni birtakım kanunların zaruri olarak yine gündeme gelmesi, Meclise gelmesi gerekliliği bu anlamda gerçekten önemli diye düşünüyorum.

Elektrik ihtiyacıyla alakalı Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma baktığımızda, Sayın Bakan, yine çıktığı konuşmalarda, yaptığı konuşmalarda şunları ifade ediyor: “İşte, ilave 20.000 megavat elektrik santrali yaptık.”

vesaire gibi şeyler söylüyor ama ifade ettiğim gibi bunların birçoğunun yine özel sektör tarafından yapıldığını… Hatta Sayın Başbakan bütçe sunumunda, bundan sonraki dönemde, 2023’e kadarki vizyonda enerji alanında 110-120 milyar dolar daha yatırım gerektiğini ifade ediyor ve dolayısıyla bütün bunların da yine özel sektör tarafından yapılması için de gayret gösterilmesi veya önlerini açmak için birtakım gayretler göstereceklerini ifade ediyorlar ama burada, maalesef, 2002’den sonra enerji piyasalarıyla alakalı çıkan kanunlara baktığımızda, çok da yeterli olmadığını görüyoruz. Yenilenebilir enerjiyle ilgili çıkan yasada gördüğümüz gibi, daha önce çıkan 5,5 euro sentlik kilovatsaat başına fiyatı, burada sanki bir şey yapmışız gibi “Pariteden dolara çevirdik,  yenilebilir enerjiye buradan teşvik verdik.” Yani, bununla ilgili bir arpa boyu yol almamış durumdayız. Nükleer santrale 12,35 sent fiyat veriyoruz; yenilenebilir enerjilere, RES’e, HES’lere 7,3 sent fiyat veriyoruz. Bu anlamda çok da doğru olmayan bu politikalar, yarınlarda sıkıntıya vesile olacaktır diye düşünüyorum.

Elektrik üretiminde benim beş yıldır ifade ettiğim bir şey var: PMUM’daki uygulamaların yanlış olduğunu söylüyorum, yani Piyasa Mali Uzlaştırmadaki  uygulamaların yanlış olduğunu söylüyorum çünkü dünyanın her yerinde ikili anlaşmalarla elektrikler garanti altına alınır. Bu piyasalarda, yani mali uzlaşma veya dengesizlik piyasaları yüzde 5’leri geçmez ama Türkiye’de maalesef artık bu piyasadan alınıp satılan elektrik miktarı yüzde 30’lara ulaştı ve TEDAŞ’ın yine Sayıştay raporlarına bakın, aynen şunu diyor TEDAŞ: “Buradan aldığımız elektrik bize pahalıya mal oluyor.” Yani örnek vermek gerekirse, o yıl TETAŞ’tan, EÜAŞ’dan aldığı elektrikleri 14 kuruşa almış, PMUM’dan aldığını 23 kuruşa almış. Buna sebep olarak da şunu gösteriyor: Oraya elektrik veren özel sektördeki üreticiler normal, gündüz ve gece saatlerinde elektriği PMUM’dan alıp kendi müşterilerine veriyorlar, puant saatlerinde yani elektriğin en çok tüketildiği saatlerde elektrik üreterek PMUM’a bu elektrikleri verdiği için bu fiyatlarda ciddi anlamda yükselmeler, şişmeler oluyor. Dolayısıyla, buradaki uygulamalarda  otoprodüktörlerin buraya verdiği rakamları yukarıya çekerek bir yanlış yapılmıştır, bunun tekrar gözden geçirilmesi lazım diye düşünüyorum, bir de puant saatlerindeki…

Daha doğrusu, Sayın Bakan buraya çıkıp ifade ettiğinde “56 bin megavat güce sahip olduk bugün itibarıyla. ” dese de ben şimdi buradan soruyorum: Aslolan, mevcut gücümüz müdür yoksa puant gücümüz müdür? Yani bize, elektriğe en fazla ihtiyacımızın olduğu saatlerde Türkiye’de maksimum ne kadar gücü  kullanabiliyoruz, onun bir cevabını versin Sayın Bakan. Ben şimdiden söyleyeyim, 37-38 bin megavat. Yani 37-38 bin megavatlık bir güce sahip Türkiye şu anda, ancak bu kadar gücü tam kapasiteyle çalıştıramayacağız.

Neden? Emre amadelikler eksik, RES’ler senede 3 bin saat çalışıyor, hidroelektrik santralleri senede 4 bin saat çalışıyor. Bunları sürekli çalıştıramazsınız. Dolayısıyla, puant saatlerindeki ihtiyacın karşılanması veya tüketimin azaltılması noktasında da ben Bakanlığın herhangi bir gayretine de rastlamadım. Akıllı sayaçlar çıktı. Hatta bunları zorunlu hâle getirerek vatandaşımıza, sanayicimize anlatabilirsek, yani puant saatlerinde, akşam beş ile on saatleri arasında elektrik kullanımını azaltarak, yani “Diğer saatlerde siz elektriği daha fazla harcarsanız daha ucuza, elektrik sarfiyatınız olur.” noktasında bakanlık bir gayret gösterirse bu anlamda, hem bizim puant gücümüz yedekli hâle gelmiş olur hem de elektriğin fiyatını da bir anlamda daha da aşağıya düşürmüş oluruz.

Değerli milletvekilleri, bir de yine bu anlamda, bakın, Türkiye’de kayıp kaçaklarla alakalı epeyce ciddi spekülasyonlar var. Şunu ifade edeyim, Sayın Bakan bunun da cevabını lütfen versin: 2008 yılında 14,4’e düşen kayıp kaçak, bugün niye 16,8’e çıktı acaba? Yani teknolojide bir gerileme mi oldu, yoksa başka birtakım şeyler mi var? Ancak şunu da ifade edeyim, çok tesadüftür, bu kayıp kaçakların yukarıya çıkış tarihleri, TEDAŞ’ın özelleştirilmesine tekabül ediyor yani dağıtım firmalarının özelleştirilmesine tekabül ediyor. Yani kayıp kaçakların tahsilatlarındaki bu rakamların, vatandaşın yüzde 2’lik daha artışının, herhâlde, bununla ilişkisi olduğunu düşünüyorum.

Yine, dağıtım şirketlerinin kâr marjlarının 2012 yılında birdenbire 2,33’ten 3,49’a niye çıktığının da Sayın Bakan cevabını vermelidir diye düşünüyorum. Bu uygulamayı… EPDK niye böyle bir şey yaptı? Bütün bunlar, daha sonra yapılan bu ihaleler, 2,33 kuruşken, çok daha yüksekken daha sonra bu fiyatlar niye düştü? Yani sorulacak çok soru var, çok soru işaretleri var ama vaktimiz sınırlı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Ben, bütçenin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı Kastamonu Milletvekili Sayın Emin Çınar.

Buyurun Sayın Çınar. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü ve Atom Enerjisi Kurumunun 2013 yılı bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Günümüz dünyasında bilim ve teknoloji ilerledikçe ülkelerin enerji ihtiyaçları da hızlı bir şekilde artmaktadır. Bundan dolayıdır ki enerji ihtiyacı artan ve kendi ayakları üzerinde durmak isteyen her ülke, enerji ihtiyacını karşılamak için alternatif enerji kaynaklarına yönelmektedir.

Dünyanın bütün gelişmiş ülkeleri, enerji ihtiyaçlarının büyük kısmını kendileri karşılamaktadır. Gelişmek ve büyümek isteyen ülkeler, enerji ihtiyaçlarını kendi kendine karşılamak için gerekli yatırımları yıllar önce başlatmış ve bugün de bu yatırımlara hızla devam etmektedir. Arjantin, Brezilya, Hindistan ve Güney Kore gibi, gelişmekte olan ülkeler, enerji ihtiyaçları için nükleer çalışmalarını yapmış, bu konuda da bir hayli yol kat-etmişlerdir. Bu ülkeler nükleer enerjiyi sadece elektrikte değil, tıp ve tarım alanlarında da kullanmaktadırlar. Ancak ne yazık ki ülkemizde bu konuda hâlâ bu ülkeleri takip edebilecek bir seviyeye dahi ulaşılamamıştır. Bugün, 59 adet nükleer santrali bulunan Fransa, enerji ihtiyacının yüzde 80’ine yakınını nükleer enerjiden sağlamakta, hatta, dünyadaki diğer ülkelere de ihraç etmektedir. Bizde ise bu durum içler acısıdır.

Ülkemizi son on yıldır tek başına yöneten AKP iktidarı, enerjide sınıfta  kalmıştır. 2002 yılına göre enerji ithalatımız, yüzde 580 oranında artmıştır. 2002 yılında enerjiye ödenen para 9 milyar 204 milyon dolar iken, 2011 yılında enerjiye ödediğimiz para 54 milyar 118 milyon dolardır. 2012 yılının ilk 3 çeyreğindeki enerji ithalat miktarı ise 39 milyar dolardır. 2012 sonunda ise 60 milyar doları aşması beklenmektedir.

Bunun yanında ithalatın ağırlıklı olarak Rusya ve İran’dan yapılması, ileride ciddi sorunları da beraberinde getirecektir. Unutmayalım ki dün Suriye’yle kardeş iken, bugün düşman konumuna gelmiş durumundayız.Yarın Rusya ve İran’la ne olacağımız ise belli değildir.

Enerjide bu kadar dışa bağımlılık, bir ülkenin geleceğine dinamit koymaktan başka bir şey değildir. Sadece enerji değil, her alanda kendi ayaklarımız üzerinde durabilmeliyiz. Maden arama çalışmalarını hızlandırmalı, rezervleri artırmalıyız. Herhangi bir krizde vatandaşımızı mağdur etmemeliyiz. En kötü güne şimdiden hazırlıklı olmalıyız. Unutmayalım ki komşumuz Yunanistan, yaşadığı ekonomik krizde gerekli tedbirleri alamadığı için, ciddi manada, vatandaşını kış gününde ısınma problemiyle yüz yüze bırakmıştır. İnsanlarının ısınmasını sağlayacak doğal gaz stoklarını oluşturamamıştır. Ekonomisi bozuk olduğu için, üretime yönelik de herhangi bir çalışma yapamamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan, bütçe görüşmelerinin ilk gününde, Türkiye’de, devri iktidarları döneminde bilim ve teknoloji alanında bir hayli yol katedildiğini ifade etmiştir. Ülkemizde kullanılan bilgisayarların, cep telefonlarının, İnternet’in ve birçok teknolojik ürünün arttığını ve bunu da bir refah olarak sunmuştur.

Şimdi soruyorum: Bu kullanılan teknolojik aletlerin kullanılmasıyla alakalı en önemli şey nedir? Tabii ki elektriktir. Peki, elektrikte kendi öz kaynaklarını üreten bir ülke miyiz, yoksa dışa bağımlı bir ülke miyiz? Yarın enerji konusunda, ciddi manada bir darboğaz bizleri beklemektedir. Buna karşı şimdiye kadar ciddi önlemlerin alınması gerekmekteydi ama görüyoruz ki Hükûmet, bu konuda gerekeni yapmamıştır.

2013 yılı bütçesinde Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna ayrılan pay, sadece ve sadece 0,03’tür. Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü de bundan farklı değildir, ona da ayrılan pay yüzde 0,1’dir. Bu kadar küçük bütçelerle nasıl bilimsel araştırmalar yapacağız, nasıl nükleer santralleri kuracağız ya da maden arayıp bulacağız?

Değerli milletvekilleri, Hükûmet, bir an önce enerji çalışmalarına daha da hız vermelidir. 2012 yılında faaliyete geçeceği iddia edilen nükleer santralden henüz bir haber yoktur. Ortada olan, yalnızca vaat ve popülist politikalardır. Hükûmet tarafından acil olarak bu konuda yapılması gerekenler şunlardır: Enerjide dışa bağımlılık azaltılmalı, güvenli enerji kaynakları oluşturulmalı, yerli enerji kaynaklarının verimli kullanılması sağlanmalı ve nükleer başta olmak üzere yeni enerji teknolojileri üretecek seviyeye bir an önce ulaşılmalıdır. Ülkemizin enerji ihtiyacının kaynak çeşitliliği sağlanarak, kesintisiz ve yeterli bir şekilde, düşük maliyette, güvenli, çevreye duyarlı bir arz sistemi içinde karşılanması sağlanmalıdır. Bu çerçevede kamu enerji yatırımları artırılmalı, yerli ve yabancı sermayenin bu alandaki yatırımları teşvik edilmelidir.

Ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak ve aynı zamanda mevcut tarım potansiyelini verimli kullanmak için biyoyakıt üretimine önem verilmeli, bu çerçevede enerji tarımına yapılacak olan yatırımlar desteklenmelidir.

Enerji ihtiyacının karşılanması için yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarından ve alternatif enerji kaynaklarından yararlanılmalı ve bu alandaki araştırma ve geliştirme çalışmaları teşvik edilmelidir. Bir an önce nükleer enerjiye geçilmelidir.

Temiz enerji kaynaklarından biri olan su potansiyeli en üst düzeyde kullanılmalı, hidroelektrik üretimi artırılmalıdır. Petrol arama ve çıkartma faaliyetlerinde yeni teknolojilerin geliştirilmesine önem verilmelidir.

Enerji üreten ve tüketen ülkeler arasında sadece enerjinin transferine, geçişine imkân sağlayan bir ülke konumunda olmanın ötesinde, Türkiye’nin katma değerli enerji ürünleri üretebilecek altyapıya sahip, piyasanın önemli aktörlerinden birisi olması sağlanmalıdır.

Madencilik alanında yapılması gerekenlerse şunlardır:

Bilinen maden rezervlerine ilave olarak yeni rezervler bulunmalıdır.

Sanayi ve enerji sektöründe ham madde talepleri ucuz ve güvenli bir şekilde sağlanmalıdır.

İşlenmiş maden ihracatımız artırılmalıdır.

İthal zorunluluğu olan madenlere -arz güvenliği sağlanmak amacıyla- özel sektörün, Türk cumhuriyetleri başta olmak üzere yurt dışında yatırım yapmaları desteklenmelidir.

Ülke ekonomisinin ihtiyacı olan maden ve endüstri ham maddesinin temininde devamlılık ve arz güvenliği sağlanmalıdır.

Altın, toryum, bor ve benzeri kıymetli madenlerin işlenmeden cevher olarak satılmasından vazgeçilmeli, yüksek ileri teknoloji kullanılarak katma değeri yüksek yeni ürünlere dönüştürülmeli ve bu şekilde değerlendirilmelidir. Bununla alakalı AR-GE faaliyetlerine daha fazla kaynak aktarılmalıdır.

Yer altı kaynakları arama faaliyetlerine tahsis edilen kaynak artırılarak özel sektörün, arama faaliyetlerine gitmesini sağlayıcı tedbirler alınmalıdır.

Arama ve işletme faaliyetlerinde teknoloji transferine önem verilmelidir.

Sektörde yürütülecek olan ekonomik faaliyetleri planlayacak, yönlendirecek, destekleyecek, bilgi ve veriyi üretecek bir yapılandırmaya gidilerek üretim maliyetlerinin düşük tutulabilmesi için madencilik tekniklerinden ve mali denetimlerden uzak bir şekilde gösterilen faaliyetteki kayıt dışılık önlenmelidir.

Madenciliğe yönelik, arama, ruhsatlandırma, üretim, yatırım ve teşvik gibi konularda etkin bir koordinasyon ve denetim sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizden sonra kürsüye gelecek Sayın Bakan ve diğer konuşmacılar, muhtemelen bu sözlerden sonra diyeceklerdir ki: “Biz bunların hepsini yapıyoruz.” İlk günden beri söylediğiniz gibi “Ülke şöyle kalkındı, ileriye gittik, bizden önce şöyleydi, şimdi bu hâle getirdik.” diyerek bu söylemleri sürdüreceksiniz. Ama ne söylerseniz söyleyin, özellikle son yıllarda vatandaşın kullandığı elektrik fiyatının yüzde 100’den fazla arttığının, yine kullandığı doğal gazın fiyatının yüzde 180’den fazla arttığının, enerji ithalatında Türkiye rekorları kırdığınızın hiç kimseden kaçıracak ve saklayacak bir yönü kalmamıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, üzerinde konuştuğum Maden Tetkik Arama ve Atom Enerjisine ayrılan bu bütçelerle herhangi bir faaliyetin ve enerjide ciddi manada, ülkemizi rahatlatacak bir politikanın gerçekleşmesi mümkün değildir.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle 2013 yılı bütçesinin tekrar, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çınar.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi şahsı adına Denizli Milletvekili Sayın Nurcan Dalbudak.

Sayın Dalbudak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

NURCAN DALBUDAK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın onuncu turunda lehte, şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Yolda kalanlarına din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin kervansaraylarıyla, ihtiyaç sahiplerine sadaka taşlarıyla, vakıflarıyla, hatta soğukta kalan kuşlarına dahi barınma ve yiyecek sağladığı aşiyanlarıyla şefkat ve merhamet timsali bir geleneğin mirasçılarıyız. Şefkati ve merhameti, ihtiyacı olanın yanında olmayı genetik kodlarında taşıyan bir milletiz. Zira, öyle değil midir? Bir devletin büyüklüğü ve gücü, vatandaşına nasıl muamele ettiğiyle, yaşlısına, çocuğuna, engellisine, yoksuluna, şehidinin yakınına, gazisine ne kadar sahip çıktığıyla ölçülür. Devletimizin, hükûmetimizin büyüklüğü, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının uyguladığı adaletli ve sistemli politikalarla vücut bulmuş, yapılan bütün hizmetlerde alınan halis dualar, en büyük gücümüz ve bereketimiz olmuştur.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve devamında oluşturulan 72 kadın konukevi, 158 kapasiteli 9 tane ilk kabul birimi, 14 pilot ilde Koza (ŞÖNİM) Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri -ki bu merkezlerin özelliği, sağlık ve güvenlik görevlileriyle, hukuki süreçte kadınlarımıza mihmandarlık yapacak avukatlarıyla- sadece şiddet gören değil, şiddet uygulayanı da rehabilite edecek en büyük gücümüz olan aile birliğinin korunması için atılan en önemli adım olmuştur. Ümit ediyoruz ki bu merkezlere hiçbir zaman ihtiyaç duyulmasın. Ama, bir ailede de istenmeyen şeyler yaşanıyorsa bu merkezler yedi gün yirmi dört saat, şiddet gören kadınlarımızın sığınacağı, sıcak ve güvenli bir yuva niteliğindedir.

Koza (ŞÖNİM) Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerinden bir tanesini de Denizli’de hayata geçirdik. Denizli’deki bütün kadınlarımız adına ve diğer yapılan bütün hizmetlerle birlikte teşekkürü bir borç biliyoruz.

Toplumun yüzde 50’sini oluşturan kadınların… Uygulanan doğru politikalarla, gerek hükûmetimizin uyguladığı işveren prim desteği, pozitif ayrımcılığıyla, gerekse mikrokredi uygulamalarıyla girişimci kadınlarımıza sağlanan KOSGEB proje destekleriyle bu desteklerden yararlanan ve ülkemizin kalkınma sürecine iştirak eden kadınlarımızın oranını yüzde 30’lar seviyesine çıkardık ve bu kadınların ne büyük mucizeler meydana getirdiğine de Denizli’deki ziyaretlerim sırasında bizzat şahit oldum.

Ayrıca, çalışan kadınların istihdamının sürekliliği için sağlanacak kreş desteğinin de kadının ekonomik hayatta var olmasında, kendine olan güveninin artmasında çok önemli bir payı olacaktır.

2002 yılında, kamuya ait 21 bakım ve rehabilitasyon merkezinde 1.843 engelliye hizmet verilirken bugün tam 85 merkezde 5.037 engellimize yatılı olarak hizmet sunuyoruz. Maalesef, 2002 yılında 30 engelliye 1 bakım elemanı düşerken, şimdi 6 engelliye bir bakım elemanı düşüyor. Bugün 15 ilimizde 146 yaşamevimizle engelli vatandaşlarımıza hizmet sunuyoruz. 7 bin engelliye adaletli bir şekilde kendi engel grubuna uygulanan bir sınavla istihdam; engelli çocuklarımıza sağlanan aile yardımları, barınma, ücretsiz eğitim, materyal, okula taşıma desteği ile tam 40 bin engelli öğrencimiz bu hizmetlerden faydalanmaktadır.

Bir gün herkesin engelli olabileceği düşüncesiyle engelleri kaldırdık. Sayın Başbakanımızın da talimatıyla parti tüzüğümüzdeki ve mevzuattaki “özürlü” kelimesini “engelli” olarak değiştirerek bununla birlikte bir farkındalık yaratacak, kısacası, zihinlerdeki engelleri de kaldıracağız.

Yine, kimsesiz çocuklarımıza 559 çocukevi, 40 tane sevgievi, yaşlılarımıza 105 tane huzurevi ve ülke genelinde hedeflenen 400’e yakın sosyal hizmet merkezinin açılmasıyla ilgili çalışmaları da, Allah’ın izniyle, başlattık.

Temmuz 2012’de çıkardığımız kanunla şehit yakınlarına istihdam hakkını 1’den 2’ye, şehit yakınları ve gazilerimize tanınan birçok hakkı da çok büyük iyileştirmelerle hayata geçirdik.

Muhalefet milletvekilleri, grubumuzun milletvekillerini, kürsüden hep aynı şeyleri söylemekle eleştirdi. Bizler neler yaptığımızı, milletin emanetine ihanet etmediğimizi ve ettirmediğimizi, tüyü bitmemiş yetimin hakkını bir sarrafın terazisinin hassaslığıyla nasıl büyük hizmetlere dönüştürdüğümüzü milletimize arz ediyoruz. Sunduğumuz karne her seçimde bize takdir ve teveccüh olarak geri dönüyor. Bizler de Sayın Başbakanımız ve onun önderliğindeki şerefli AK PARTİ kadrolarıyla sadece Türkiye’ye değil, dünyaya gücümüzü, neler yapabileceğimizi ispatlıyor, bunun haklı gururunu yaşıyoruz.

Bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Teşekkürler.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dalbudak.

Sayın milletvekilleri, şimdi sıra Hükûmette.

Elli dakikayı 3 bakanımız paylaşacak.

İlk önce Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen Bağış.

Sayın Bağış buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye’nin AB müzakere heyetinin çok kıymetli üyeleri; Avrupa Birliği Bakanlığının 2013 mali yılı bütçe tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi vesilesiyle huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve değerli heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, kuruluşundan bugüne, bu yüce çatı altında Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefine katkı sağlamış bütün üyelere şükranlarımı sunuyor, ebediyete intikal etmiş olan bütün parlamenterlerimizi de hayırla, rahmetle yâd ediyorum.

Bu Meclis, milletimizin iradesinin yansıdığı aziz bir Meclistir. Bu Meclis, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini gururla taşıyan yüce bir Meclistir.

Her zaman ve her platformda vurguladığım bir hususu burada tekrar dile getirmekte fayda görüyorum: Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin yolu, belirli minvallerden, belirli mekânlardan, belirli kesimlerin onayından değil, bu yüce Meclisin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulundan geçmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunda görüştüğümüz her mevzu, çıkarılan her yasa, Avrupa Birliği sürecinde de mesafe almamız anlamına geliyor.

Milletimizin teveccühüyle 2002 yılında iktidara gelen Hükûmetimiz, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini öncelikli ve kararlı bir hedef olarak belirlemiş, yine yüce Meclisimizin yardımıyla iktidarımız, bu kararlı hedef uğrunda somut kazanımlara kavuşmuştur. Dikkatinizi çekiyorum: O günden yani hükûmetimizin işbaşına geldiği 2002 yılından bugüne kadar bu çatı altında yaklaşık 300 birincil düzenleme, 1.400’e yakın ikincil düzenleme çıkarılmıştır. Sadece 24’üncü Dönem çalışmalarının birinci ve ikinci yasama yılında Meclisimize 419 kanun tasarısı, 845 kanun teklifi ve 245 kanun hükmünde kararname sunulmuş; bunlardan 119’u, ilgili komisyonlarda ve Genel Kurulda görüşme yapılarak yasalaşmıştır. Ayrıca Meclisimiz, 31 adet karar almıştır. Tüm bu çalışmalar için 142 birleşimde 597 oturum yapılmış, 856 saat çalışılmış, 43.594 sayfa tutanak tutulmuştur.

Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, şu anda Avrupa Birliği üyesi ülkelerin parlamentolarında dahi bu performansı yakalayabilecek başka bir yasama organı mevcut değildir. Bu performans, Hükûmetimizin kararlılığı sayesinde Türkiye, hükûmetimizin göreve gelişinden iki yıl sonra 17 Aralık 2004’te yani rahmetli Menderes’in ilk başvuruyu yapmasından tam kırk beş yıl sonra 3 Ekim 2005’te Avrupa’da saatleri durdurmak suretiyle müzakerelere başlamıştır. Açık söylüyorum: Türkiye, 15 Aralık 2012 tarihi itibarıyla yani bugünün tarihi itibarıyla Avrupa Birliği standartlarına tarihinde en yakın olduğu dönemdedir. Biz Avrupa Birliği sürecimize reform perspektifinden bakıyor ve süreci, asla, karşımıza çıkarılan siyasi engellere endekslemiyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nu okudunuz mu? Boş konuşuyorsunuz boş!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – İleri demokrasi için, Avrupa Birliği standartlarının da üzerinde bir Türkiye için, 2023 hedeflerimiz için “inadına reform” diyerek, “durmak yok, reforma devam” diyerek yolumuza devam ediyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kaç fasıl açtınız Egemen Bey? Kaç fasıl?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Önümüzdeki dönemde de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulumuzun, AB uyum sürecimizin bir aktörü olarak reform sürecine bağlılığını muhafaza edeceğine şüphe yoktur.

LEVENT GÖK (Ankara) – Boşuna konuşuyorsun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Sadece AB ile katılım müzakerelerimizin ilerlemesi için değil, vatandaşlarımızın yaşam standartlarının yükseltilmesinde de reformlar olmazsa olmaz bir unsur olarak görülmelidir. Avrupa Birliği reformları, Avrupa Birliğinin reformları değildir. Bu reformların her biri, milletimizin yaşam kalitesini yükselten, ülkemizi daha demokratik, daha müreffeh, daha dinamik, daha şeffaf bir yapıya kavuşturan bir nitelik taşımaktadır.

Biz, bu zamana kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de üzerimize düşeni, milletimizin bize verdiği ödevleri yerine getirmeye ve reform sürecimize sahip çıkarak kararlılıkla ilerlemeye devam edeceğiz. (CHP sıralarından gürültüler)

LEVENT GÖK (Ankara) – Kamu denetçilerini kendinizden seçiyorsunuz…

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen.

Lütfen arkadaşlar, dinleyelim.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, dinleyelim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne biçim usul ya!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Sayın Başkanım lütfen susturur musunuz?

BAŞKAN – Dinleyelim Sayın Gök, lütfen.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Genişleme tarihinde hiçbir ülkenin karşılaşmadığı haksız ve siyasi blokajlarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla sadece müktesebat uyumu için değil, aynı zamanda bu sorunların üstesinden gelmek için de çaba gösteriyoruz.

2012 yılı, gerek Avrupa Birliğinde gerek bulunduğumuz coğrafyada kritik gelişmelerin yaşandığı, Türkiye'nin küresel öneminin arttığı, gücünün pekiştiği ve ekonomik performansının öne çıktığı bir yıl olmuştur. Avrupa Birliğinin yaklaşık dört yıldan bu yana yaşamakta olduğu mali krizin giderek siyasi krizleri de tetikleyici bir mahiyete büründüğü aşikârdır. Bu yüzden AB üyesi ülkelerin kendi aralarındaki ilişkinin, AB kurumlarının yapısının ve Birliğin gelecekte alacağı şeklin sorgulandığı bu dönemde öne çıkan hararetli tartışmaları yakından takip ettik. Burada, Avrupa Birliğinin bu krizi nasıl atlatacağı, krizden sonra nasıl bir yapıya kavuşacağı üzerine odaklanılması gerekmektedir. Kriz sonrasında karar alma yöntemleri bakımından daha esnek bir bütünleşmeye gidileceği yönünde varsayımlar da mevcuttur.

Nasıl bir Avrupa ortaya çıkarsa çıksın Avrupa fotoğrafı içinde Türkiye’nin konumunun daha da güçleneceği ve Türkiye’nin içinde yer almadığı her fotoğrafın eksik kalacağı Avrupa’nın akil siyasetçi ve akademisyenleri tarafından da kabul edilmektedir.

Öte yandan, bu sürecin Türkiye’nin idari kapasitesine, demokratikleşmesine, ekonomisine sağladığı vazgeçilmez katkılar vardır. Şu an içinde bulunduğu krize rağmen Avrupa Birliği, dünyanın en büyük ekonomisi ve Türkiye’nin en önemli ticari ortağıdır. Hâlâ dış ticaretimizin yaklaşık yüzde 40’ı, AB üyesi ülkelerle gerçekleşmektedir. Türkiye’ye giren doğrudan uluslararası yatırımın yüzde 85’i, teknolojik sermayenin yüzde 92’si AB kaynaklıdır.

2007-2013 bütçe döneminde diğer bütün aday ve potansiyel aday ülkeler için Avrupa Birliğinin ayırdığı kaynağın yarısı Türkiye'ye tahsis edilmiştir. Bu dönemde 4,9 milyar avro yani yaklaşık 11,5 milyar TL tutarındaki hibe AB tarafından Türkiye'ye aktarılmaktadır. Ülkemizin AB üyeliğine hazırlanmasında büyük önem taşıyan idari yapının güçlendirilmesi için de farklı programlar aracılığıyla kaynak ayrılmaktadır.

Sadece Ulusal Ajansımızın faaliyetleri kapsamında 2004’ten bu yana toplam 300 bini aşan vatandaşımız, AB fonlarıyla Avrupa’nın eğitim kurumlarından eğitim almıştır. Bu çerçevede, 130 bin Avrupalı ise bu programlar aracılıyla Türkiye'ye gelmiştir. Sadece 2012 yılı bütçe kapsamında 61 bin vatandaşımız, bu projelerden yararlanmıştır ki hedefimiz 55 bindi, biz hedefimizin de üzerine çıkarak 61 binle yılı kapatıyoruz.

Bütçe büyüklüğü bakımından Türkiye'nin Ulusal Ajans,ı Almanya ve Fransa’nın ardından 33 ülke arasında -dikkatinizi çekiyorum- 3’üncü sıradadır.  Bütün bu verileri bir araya getirdiğimizde Ulusal Ajans sekiz yılda 20 binden fazla projeye toplam 525 milyon avro kaynak tahsise etmiştir, Türk lirasıyla 1,5 milyarlık bir kaynaktan bahsediyorum. Bu anlamda, ülkemizin eğitim sistemine gerçek bir uluslararası boyut kazandırılmış, insan kaynağımızın gelişimine büyük bir katkı sağlanmıştır. Sadece Erasmus Programına katılan öğrencilerimizin yüzde 60’ı, Leonardo da Vinci isimli mesleki eğitim programından yararlanan vatandaşlarımızınsa yüzde 78’i, ilk kez yurt dışına bu programlar vasıtasıyla çıkmıştır.

Bildiğiniz gibi, Türk Akreditasyon Kurumu TÜRKAK, 10 Nisandan bu yana Bakanlığımızın ilgili kuruluşu olmuştur ve TÜRKAK Yasası, sizlerin de desteğiyle kısa bir süre içerisinde bu Mecliste kabul edilmiştir.

TÜRKAK da aslında, Türkiye, Avrupa Birliğine üye olmadan kendi alanında AB standartlarını yakalamış, 2002 yılında Kopenhag'da Avrupa Akreditasyon Birliğine tam üye olarak kabul edilmiştir. TÜRKAK'ın başarıları, ülkemizin de sınırlarını aşmış, Orta Asya cumhuriyetlerinden, Balkan ülkelerinden, Körfez ülkelerinden TÜRKAK'a akreditasyon alanında eğitim talepleri gelmeye başlamıştır. Bu önemli ve stratejik kuruluşumuz, kurulduğu günden bu yana akredite ettiği her ürünle nasıl AB sürecimizde mesafe almamızı sağladıysa, bundan sonra da genişleyen ve güçlenen vizyonuyla, başta “Helal Gıda” olmak üzere çeşitlenen çalışma alanıyla AB standartlarına giden yolu kısaltacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; netice olarak, ilişkilerdeki tüm sorunlara ve müzakere sürecinde karşılaşılan siyasi engellemelere rağmen AB sürecinin Türkiye'ye sunduğu fırsat ve kazanımlar, Hükûmetimiz tarafından maksimum düzeyde değerlendirilmektedir.

Biliyorsunuz Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin dönem başkanlığında Türkiye’nin AB’yle ilişkilerinin duracağına dair varsayımlar vardı. Biz ise Avrupa Birliğinin tarihinde ilk defa “Pozitif Gündem” adı altında yeni bir süreci icat ettirdik ve “Pozitif Gündem” çerçevesinde müzakere sürecine hız kazandıracak çok önemli gelişmeleri sağladık.

“Pozitif Gündem” asla müzakere sürecinin bir alternatifi değil, müzakere sürecinde Türkiye'yi daha da ileriye götürecek geçici bir köprü olarak değerlendirilmiştir ve bu süreçte, sözüm ona bir AB üyesinin sözde dönem başkanlığında iflasını ilan etmesi, AB Dönem Başkanlığının mekanizmasının iflasla anılması, bizim için değil, Avrupa Birliği için düşündürücü olmuştur ve biz bu süreçte, “Pozitif Gündem” çalışma grubu toplantılarında 6’ncı Fasıl olan “Şirketler Hukuku”, 28’inci Fasıl olan “Tüketicinin ve Sağlığının Korunması” ve 32’nci Fasıl olan “Mali Kontrol” başlıklarında 4 farklı kapanış kriterinin gerçekleştirildiğini Komisyondan yazılı olarak  teyit almış bulunmaktayız.

“Pozitif Gündem” kapsamında vize konusunda da önemli adımlar atıldı. 27 üye ülke, otuz yıllık bir çabamızın neticesinde ilk defa Türkiye ile vize muafiyet müzakerelerine başlanabilmesi için Komisyona yetki verdi ve 20 Temmuz tarihinde hazırlanan Türkiye’ye İlişkin Taslak Vize Muafiyeti Yol Haritası Konseye sunuldu. Geri kabul anlaşması ise ülkemiz tarafından parafe edildi. Biz, bu konuda, Türkiye olarak, bugün masada her zamankinden daha haklıyız ve daha güçlüyüz. Önümüzdeki eşikleri açmak için biz, kararlı, ilkeli ve güçlü konumumuzu muhafaza ederek vatandaşlarımıza analarının ak sütü gibi helal olan vizesiz seyahatin önünü açmak için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Çok değerli milletvekilleri, bu süreçte, 2012 yılında, müktesebata uyum kapsamında, Türk Standartları Enstitüsü Avrupa Birliğinin resmî standardizasyon kuruluşlarına tam üye oldu. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu ihdas edildi. Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gibi önemli reformlar hayata geçirildi.

AB’ye üyelik sürecimizde önemli bir yer teşkil eden siyasi kriterler, yargı ve temel haklar ve adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında 3’üncü yargı reformu paketi yürürlüğe girdi.

Ülkemiz ilk defa Kamu Başdenetçisini Meclis tarafından seçti, görevine başlattı. [CHP sıralarından alkışlar (!)]

Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu yürürlüğe girdi, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı hazırlandı. Bunlar gibi daha birçok önemli reform adımları bu süreçte hayata geçirildi.

Nitekim, 10 Ekim'de yayımlanan Avrupa Birliği Komisyonunun 2012 İlerleme Raporu’nda Türkiye'nin 33 teknik faslın 32'sinde ilerleme kaydettiğinin vurgulanmasıyla ülkemizin attığı adımlar tescil edilmiş oldu. Dikkatinizi çekiyorum, açılmamış 20 faslın 17’sini siyasi engellerle bloke eden Avrupa Birliği, Türkiye’nin aslında 33 faslın 32’sinde ilerleme kaydettiğini âdeta teslim etmiş oldu. 

Münferit olaylardan yola çıkılarak genellemelere ulaşıldığında raporun objektifliğine gölge düşürüldüğünü üzülerek bildirdik. Burada, bu kürsüde söz alan bazı milletvekillerimiz bunlardan, bu raporun içeriğinden duydukları hassasiyetleri bizlerle paylaştılar. Ben kendilerine teşekkür ediyorum ama kabullenemediğim bir şey var: Rumlara sataşmamızdan rahatsız olsa olsa ancak Rumlarla iç içe olanlar olabilir diye düşünüyorum. Ben Brüksel’de bunlara cevap vermekte sıkıntı yaşamıyorum da kendi Meclisimde Rumları savunanlara gerçekten hayret ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kimdir onlar?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Çöpe atılması gereken Avrupa Birliği süreci değildir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Karnından konuşma, kimdir onlar?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – O eleştirileri getirenlerin savundukları şiddet siyasetidir.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği raporunu ben çöpe atmadım, bir başka saygın milletvekilimiz attı. O da onun şahsi görüşüdür, ifade özgürlüğü çerçevesinde attığı bir karardır. Ama bugün “Kürtçe”, “Kürt sorunu” gibi kelimeleri protesto duymadan kullanabiliyorsak, hep beraber, bu bizim eşitlikçi yaklaşımımızdandır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bunun için mi Kürtlere bu kadar hakaret ediyorsunuz!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bunları göz ardı edip PKK’nın terörünün peşine takılacaklarına, gelsinler, burada, bu büyük çatı altında, Millî Birlik ve Kardeşlik Projemize cevap versinler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Buradan geri atmaya çalışıyorsunuz elinize fırsat geçse.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Biz Kürt’üyle, Türk’üyle, Çerkez’iyle, Laz’ıyla, Zaza’sıyla, Abaza’sıyla, Boşnak’ıyla hep birlikte, bu ülkenin daha da aydınlık yarınlara kavuşması için gerekli reform adımlarını atmak için, terörden uzak bir şekilde, gerçekten ülkenin sorunlarını aşacak siyaseti sizlerle birlikte ortaya koyabileceğimizi hâlâ ümit ediyoruz.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Edebiyat yapıyorsunuz Egemen Bey.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başta da ifade ettiğim gibi, Türkiye, Avrupa Birliği sürecinin temelini reform sürecine bağlılık üzerine inşa etmiştir. Bu temel üzerinde Hükûmetimiz yoluna kararlılıkla devam edecektir. Bu çerçevede, Bakanlar Kurulunun yeniden yapılandırılması kapsamında Hükûmetimizin ihdas ettiği Avrupa Birliği Bakanlığı, aynı zamanda Türkiye'nin bir reform mutfağı anlayışla çalışmaktadır.

Bu mutfakta gerçekleştirdiğimiz çalışmaların yüce Meclisimizin gündemine kanalize edilmesi, ülkemizin reform sürecinin bu çatı altında ilerlemesi Bakanlığımız için de büyük bir memnuniyet vesilesidir.

Bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da Bakanlığımız, yüce Meclisimizin Avrupa Birliği sürecindeki öneminin bilinciyle hareket edecek, ülkemizi Avrupa Birliği standartlarına taşıyacak reformların hazırlanmasında ve uygulamasında bu sinerjiyi muhafaza ederek çalışmalarını yürütecektir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini rahmetli Menderes 1959 yılında başlatmıştır, rahmetli İsmet İnönü 1963 yılında Ankara Anlaşması’nı imzalayarak kurumsallaştırmıştır. Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci, sağıyla soluyla, Türk’üyle Kürt’üyle, Çerkez’iyle Laz’ıyla, genciyle yaşlısıyla, askeriyle siviliyle, işçisiyle emeklisiyle, memuruyla serbest çalışanıyla bütün vatandaşlarımızın ortak paydasını temsil eden bir süreçtir.

Bu süreç, bir devlet politikasıdır. Bugüne kadar aradan geçen elli üç yılda, bütün cumhuriyet hükûmetleri, Avrupa Birliği sürecinde önemli kazanımların gerçekleşmesine katkı vermişlerdir ama 17 Aralık 2004 tarihinde Sayın Başbakanımızın Brüksel’de o meşhur, masaya yumruğunu vurmasıyla Türkiye kırk beş yıllık bir arayışa son vermiş, bir bekleyişe son vermiş ve Avrupa Birliğiyle müzakerelerinde çok farklı bir noktaya gelmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kızılay’da kutlamayı onun  için mi yaptınız gündüz vakti havai fişeklerle?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bugün Türkiye, 59’da, o ilk başvuruyu yaptığı günlerde olduğu gibi kişi başına düşen gelirin 400 dolar olduğu bir ülke değil, 11 bin dolara yaklaşan kişi başına düşen geliriyle, son beş yıldır Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisiyle, en genç ve dinamik nüfuslarından birisiyle, Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının yüzde 75’ini sınırlarında bulunduran stratejik konumuyla Avrupa Birliğiyle artık eskiden olduğu gibi alt-üst ilişkisi içerisinde değil, tam tersi, eşitler ilişkisini yürütmektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz, müzakere sürecimizde diklenmiyoruz ama dik duruyoruz. Haddini bilmeyenlere anladıkları dilden cevap veriyoruz. Bizim değerlerimize hakaret etmeye kalkanlara da onların anlayacağı dilden, onlara münasip cevapları da aynı şekilde veriyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Egemen Bey, kaç fasıl açıldığını söyleyin de anlayalım! Kaç fasıl açtınız, kaç fasıl kapattınız?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Ben bu süreçte gösterdiğiniz desteğe, katkıya, yapıcı eleştirilere teşekkür ediyorum. Avrupa Birliği Bakanlığının 2013 yılı bütçesinin ülkemiz için, demokrasimiz için, Avrupa Birliği sürecimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum, yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bomboş konuştunuz. Boş işlerin boş bakanı!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Boş olan sensin, sen!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sen sus, sen hiç konuşma!

BAŞKAN - Hükûmet adına ikinci konuşmacı Sayın Fatma Şahin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı.

Sayın Şahin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on yedi dakika.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak 2013 bütçesini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Yola çıkarken “Önce insan.” dedik, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” dedik. İnsanı merkeze alarak “Ekonomimizi insan için, hukukumuzu insan için, demokrasimizi insan için; politikamızı ve stratejilerimizi insan merkezli yapacağız.” dedik ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak, önce ekonomik kalkınmayı, ülkenin kaynaklarını büyütmeyi, ülkenin kaynaklarına da, 74 milyona hiçbir bölge ayrımcılığı yapmadan, herkesin birinci sınıf vatandaş olduğu bir Türkiye’yi hedefleyerek yolumuza başladık.

Geldiğimiz noktada yoksullukla mücadele en temel mücadele alanlarımızdan bir tanesiydi. Bugün değerli sözcülerimizin söylediği uluslararası kriterleri de göze alarak “Buradaki geldiğimiz durum nedir?” diye baktığımız zaman “Gini katsayısı” dediğimiz, özellikle gelir dağılımı adaletsizliğini gösteren katsayı uluslararası kriterlerde en temel kriterdir. Burada gelir dağılımını en iyi düzelten OECD ülkeleri arasında olmuş ve burada zengin ile fakir arasındaki farkı 18 kattan 12 kata azaltmış bir on yıllık süreci yaşadık.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – En kötü 3’üncü ülkeyiz.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Şimdi, bundan sonra ne yapmayı planlıyoruz? Bütüncül bir bakış açısı içerisinde, arz ve talep dengesini göze alarak ve TÜBİTAK’la iş birliği yaparak, bilimi ve aklı kullanarak bu kaynakları, adil bir şekilde, şeffaf bir şekilde, hesap verebilir bir şekilde ve istihdamı özendirici bir şekilde kaynaklarımızı harcamaya devam edeceğiz.

Bugün e-devlet sistemini en iyi kullanan bakanlıklardan birisiyiz. SOYBİS sistemini hayata geçirdik. 14 ayrı kurumdan 28 modülü, bir düğmeye basarak 20 milyon hanenin ekonomik ve sosyal analizini yapabiliyoruz. Bugün -2022- primsiz ödemelerle, bugün evde bakım bağlantısını da yaparak, veri analizlerini de koyarak, biz bu bütüncül bakışı bilimsel bir şekilde güçlendirmeyi başardık. Şu andaki hedefimizi –Sevgili Demirel hedefi olmadığını söylüyor Bakanlığımızın-  ben Sayın Demirel’e söylüyorum: Biz, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetleri de tek çatı altında birleştiren Aile Bilgi Sistemi’ni de bu network’ün içerisine alarak bütüncül bir bakışla da 2023 vizyonumuzu koyuyoruz.

Sosyal yardımlarla ilgili adaletli kalkınma hamlemize devam ederken, biz Adalet ve Kalkınma Partisi olarak muhafazakâr demokrat bir partiyiz,

aile değerlerini önemsiyoruz. Ailenin güçlü olmasını, ailenin tek vücut, mutlu bir şekilde kalmasını ve aile bireylerinin -kadın, çocuk, erkek- huzurlu, mutlu bir şekilde kalmasını güçlü bir toplumun temeli olarak görüyoruz.

Dün milletvekili arkadaşlarımızla, Milliyetçi Hareket Partisinden, Cumhuriyet Halk Partisinden milletvekili arkadaşlarımızla Viyana’daydık. Oradaki aile bakanının bana söylediği çok acı bir itiraf vardı. “Sayın Bakanım, biz ülkemizde 2 çocuklu anne baba aile yapısını özlüyoruz. Biz bunu sağlamak için akıntıya kürek çekiyoruz.” dedi.

Değerli arkadaşlar, bunun için evlilik öncesi eğitimlerimizi güçlendiriyoruz, bunun için boşanmak için başvuran eşlerin danışmanlık ve destek hizmetlerini güçlendiriyoruz çünkü yaptığımız araştırmalarda ve analizlerde ortalama bizim her yıl… Bu, 2001 krizinde, bizim teslim aldığımız 2001 krizinde en yüksek boşanma oranı; 140 bin civarı. Onun dışında, son on yıla baktığınız zaman, 550 bin ila 650 bin kişi evleniyor, ortalama da 100 bin ila 120 bin ailemiz boşanıyor ama enteresan bir veri var: Bunun yüzde 80’i yeniden evlenirken, yüzde 14’ü de yeniden eski eşiyle evleniyor. Oradan bize, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak bu ailelere destek vermemiz, bu aileleri rehabilite etmemiz, bu ailelerin bozulmadan, dağılmadan, kırılmadan bir arada kalacağı sistemleri güçlendirmemiz gerektiği araştırmalarla net bir şekilde ortaya konuluyor.

Bir taraftan ailelerimizi güçlü tutmak ama bir taraftan da kadının statüsünü yükseltmek en temel hedefimiz. İşte o yüzden şartlı nakit, o yüzden şartlı eğitim nakdi, o yüzden şartlı sağlık nakdinde 2 milyon çocuğun eğitimden destek... Yani yoksulluk eğitimin önünde engel olmasın diye destekledik. 1 milyon çocuk sağlık hizmetinden istifade etti. İşte o yüzden bugün anne ve bebek ölüm hızı oranlarını en hızlı düşüren 10 ülkeden birisi olduk. İşte o yüzden bugün temel eğitimde kız çocuklarıyla erkek çocuklarına eşit bir şekilde eğitim fırsatı veren bir ülke olduk.

Sayın Tuncel’in, burada sosyal yardımlarla ilgili eleştiriyi yaparken bu rakamlara dikkat etmediğini, bu rakamlardan da en çok doğu ve güneydoğudaki kadınlarımızın, kız çocuklarımızın istifade ettiğini onun dikkatine sunmak istiyorum.

Biz, Kürt kökenli kız kardeşlerimize, Türk kökenli kız kardeşlerimize, etnik milliyetçilik yapmadan, eşrefi mahlukatsa, insansa ve hak ediyorsa gerekli bütün desteği vereceğiz diye yolumuza devam ettik, bundan sonra da bu ayrımcılığı yapmadan yolumuza devam edeceğiz.

Şimdi, önümüzdeki hedefimiz, yeni hedefimiz, ekonomik olarak kadınlarımızın güçlenmesini istiyoruz. Ailelerle istihdamdaki kadın oranını yükseltebilmemiz için iş hayatı ile aile hayatını uyumlu bir şekilde uyumlaştırmak istiyoruz; onun için de kreş ve çocuk bakımevleriyle ilgili sistemi güçlendiriyoruz, proje desteklerimizi bu alanda yönlendiriyoruz. İlgili bakanlıklarla yaptığımız çalışmada -bugün organize sanayisi olan milletvekillerimiz çok iyi bilirler- kreşlerin açılmasına başladık ve sosyal sorumluluk projelerinde de kreş desteğini önemsiyoruz. İlk kez, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, verilen teşviklerle istihdamda kadın oranını yüzde 30’a çıkardık.

Yarı zamanlı esnek çalışma modeli, şu anda, yine -dün geldiğimiz- Viyana’da yüzde 40; toplam yüzde 60 oranında istihdamda kadın oranı, bunun yüzde 40’ı esnek çalışma. Esnek çalışma modelini bütün dünya kullanıyor, biz de alternatifler sunmak istiyoruz; tam çalışmak istiyorsa tam çalışsın, yarı zamanlı çalışmak istiyorsa yarı zamanlı çalışsın. Önemli olan, onun sosyal güvenlik ayağını tamamlamaktır ve herkese bu alternatifleri güçlü bir şekilde sunabilmektir.

Kadına yönelik şiddetle mücadelemiz sıfır tolerans olarak yolumuza devam ediyor. Ben, hepinizin huzurunda, yurt dışındaki gittiğim her yerde de bu Parlamentoyu övüyorum. Bu Parlamentonun, kadın meselesinde, kadına yönelik şiddette nasıl tavır koyduğunu ve hızlı bir şekilde bu yasanın çıkarılmasında nasıl başarılı olduğumuzu anlatıyorum.

Bir şeyi daha özellikle belirtmek istiyorum değerli kardeşlerim, sayın milletvekillerim. Burada, İstanbul Anlaşması’nı, Avrupa Konseyinin kadına yönelik şiddetle ilgili anlaşmasını ilk onaylayan ülke biz olduk ama başka bir şey daha var. Bugün, biraz önce Sayın Bakanımızı dinledik, girmek hedefinde olduğumuz Avrupa Birliği ülkeleri diyorlar ki: “Biz bu anlaşmayı imzalarsak -şu anda mali kriz var- bize bunun maliyeti olacak. O yüzden, biraz bekleyelim, krizimizi çözelim, anlaşmayı ondan sonra imzalayalım.” Biz çekincesiz bir şekilde bunu imzaladık ve iç hukukumuzu da buna göre koyduk.

Tabii ki yasalar her şeyi çözmüyor, tabii ki akşamdan sabaha bunlar düzelmiyor ama burada bir irade, en tepedeki bir irade, kadına yönelik şiddet toplumsal bir sorundur ve gereği yapılmalıdır iradesi varsa bu mücadele sonuna kadar devam edecektir. Burada bizim en son yaptığımız yasada çıkardığımız teknik takip sisteminin 2 ayrı ilde pilot çalışması devam ediyor. Son, geçen hafta çıkardığımız, 14 ilde açtığımız “Kozalar,” şiddet izleme merkezleri yasanın bize verdiği kurumsal altyapıdır.

Değerli arkadaşlarım, son bir yılda -hep eleştirilen- kadın konukevi yatak sayısını 1.000’den 1.800’e çıkardık yani son bir yılda 800 yatağı artırarak bugün huzurlarınızdayım. Hedef bu. Bundan sonra da nüfusu 100 binin üzerinde mecburi hâle gelerek, bunun 2 katına çıkmasıyla ilgili bütün tedbiri alıyoruz.

Yalnızca sayıyla işimiz yok, içerik bakımında da yeni yönetmeliğimizi hazırladık, Başbakanlığa gönderdik. İçeriğine baktığınız zaman da oraya gelen bütün kadınlarımızın ihtiyacı olan meslek kursları, hukuki destek, psikososyal destek, her türlü desteğin verildiği yeni bir altyapıyı da hayata geçiriyoruz.

“Önce çocuk.” diyoruz. Biz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak 24 milyon çocuğun strateji belgesini hazırladık, izleme kurullarımızı sivil toplumla beraber oluşturduk. Kurumlarımızda 14 bin evladımız var. Bunların koğuş sisteminden hızla çıkması için planlamamızı yaptık. Bugün o 14 bin çocuğumuzun 3 bini sevgi evine, 3 bini çocuk evine yerleşti. İnşallah, 2014’ün sonunda da bütün koğuş sistemini kapatacağız ve koruyucu aileyle, evlat edindirme sistemini de güçlendirerek sıcak yuvanın, yalnızca fiziksel ihtiyacın değil… İnsanoğlu maddi ve manevi ihtiyaçlarıyla bir bütün. Hele bu bir çocuksa şefkate, sevgiye çok daha ihtiyacı var. O ortamları sağlayacağımız yapısal dönüşümleri hızla yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

8 bin çocuğumuzu, mali destek vererek annelerinin yanına gönderdik. 36 bin çocuğumuza mali destek veriyoruz.

Engellilerimiz bizim özel kardeşlerimiz, vatandaşlarımız. Biz “İsim önemli değil.” diyoruz ama isim algıyı oluşturuyor. İsim negatif algıyı oluşturduğu zaman zihinsel dönüşüm zor oluyor. İşte, o yüzden biz, “çürük”, “sakat”, “özürlü” kelimelerinin hepsini kaldırdık, yüze yakın yasayı yeniden inceledik ve Anayasa başta olmak üzere –Anayasa’yla ilgili de diğer partilerimizin de olumlu görüşünü alarak- “engelli” olarak değiştiriyoruz.

Burada engellilerimizle ilgili, değerli kardeşlerim, değerli milletvekili arkadaşlarım, size bir rakamı vermek istiyorum: 2007 yılında 37 bin kardeşimiz evde bakım alıyordu. Bugün 400 bin kardeşimiz evde bakım alıyor.

Asgari ücret: Eğer özel bir rehabilitasyon merkezinden de bakım alıyorsa iki asgari ücretten bu desteği alıyor.

Önümüzdeki yeni hedefimiz, ulaşılabilirlik ve istihdamdaki bütün boş kadroları doldurmak. Geçen yıl 5 bin kadroyu doldurarak huzurlarınıza geldik. Özel alanda, özel istihdamda 37 bine ulaşarak huzurlarınıza geldik.

Engellilerin girişimci olmasıyla ilgili, Bakanlığımızla, KOSGEB’le çalışmayı başlattık. Korumalı iş yeriyle ilgili sistemi 2013’te güçlendiriyoruz.

Ulaşılabilirlilikle ilgili süreçte de bir yıllık uzatmanın sonunda bizim yaptığımız şey, engellilerimiz mahkeme mahkeme dolaşmasın. Buradan gelen kaynağı da yine engellilerimize kullandıracak şekilde, altıncı ay itibarıyla sivil toplumla beraber bir kurul oluşturduk. Yapanla yapmayanın ayırt edildiği, ulaşılabilirliği çözenle çözmeyenin birbirinden ayırt edildiği yeni bir sistemi de hayata geçiriyoruz.

Şehit yakınları ve gazilerle ilgili de yine bu Parlamentoya çok teşekkür ediyorum. Bir gecede, torba yasanın içinde 22 maddelik önemli bir yasayı hayata geçirdik. Geçen hafta İçişleri Bakanımız yönetmeliği de imzaladı ve inşallah, ikinci istihdam hakkı hızlı bir şekilde elde edilecektir.

Yalnız, bu eşi vefat edenlerle ilgili yaptığımız çalışmada yine Sayın Demirel’in “Neden Eskişehir’e Gaziantep’ten daha az veriyorsunuz?” şeklindeki bir eleştirisini hep beraber dinledik. Anladığım kadarıyla, Sayın Demirel bizim sistemimizin nasıl çalıştığını bilmiyor. Bize mütevelli heyetleri başvuru odaklı geliyor; 6 atanmış, 6 seçilmiş -orada belediye başkanı, vali var, sivil toplum var ve hayırsever var- gelen başvuruyu değerlendiriyor ve eğer o kriterlere -biz yalnızca kriterleri sunuyoruz- uygunsa veriyor.

Bakın, şimdi, Gaziantep’te de gelen başvuruların yüzde 80’i olumlu bir şekilde değerlendirilmiş, Balıkesir’de de yüzde 80’i değerlendirilmiş, Bingöl’de yüzde 92’si değerlendirilmiş. Eğer eşi vefat eden kadın sayısı Eskişehir’de azsa bunda Fatma Şahin olarak benim bir sorumluluğum olabilir mi değerli arkadaşlarım? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) O yüzden, yapıcı eleştiriler başımız üstüne.

Yine Sayın Demirel, bana Kilis’e gitmemi söyledi. Ben 2 defa Kilis’i ziyaret ettim. Kilis’in kampına girdiğiniz zaman karşınızda bir levha yazar “Aile ve Sosyal Politikalara Bağlı Kreş” diye. Şu anda Kilis’in içerisinde 10 adet kreşimiz var. 30 tane bu konuda uzmanımız o çocukların -Suriye’den gelen çocuklarımızın- kreş ihtiyaçlarını veriyorlar. Burada, 500 kapasiteli kreş ihtiyacımızı orada karşılıyoruz. Gençlerimiz için sosyal hizmet merkezleri açtık, kadınlarımız için meslek kursları açtık.

Sayın Demirel’le beraber ben Kilis’e gitmeyi, hep beraber gitmeyi ve orada yaptığımız çalışmaları yerinde ona anlatmayı çok daha uygun görüyorum eğer kendi müsait olursa.

Yani, değerli arkadaşlar, biz neyi niçin yaptığımızı çok iyi bilen bir iktidarız, neyi niçin yaptığımızı çok iyi bilen insanlarız. Eksiklerimiz var, başımız üstüne; yapıcı bir eleştiriniz varsa, başımız üstüne; ama bana Kilis’e gitmeyi, bana eşi vefat edenlerle ilgili “Neden Eskişehir’e bu kadar destek vermiyorsunuz?” şeklinde bir eleştiriyi de ben hem kamuoyuna hem Parlamentodaki milletvekillerinin vicdanına bırakıyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum; bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şahin.

Şimdi de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız.

Sayın Yıldız buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on yedi dakika.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi 2013 yılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçemizde saygıyla, sevgiyle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Şu ana kadar konuşma yapan bütün arkadaşlarıma, iktidar ve muhalefet olarak da teşekkür ediyorum. Her birisinin kaygısı, tabii ki dışa bağımlılığın azaltılması, enerji politikalarının stabil hâle getirilmesi, stratejilerin net olarak çizilmesi, dış ilişkilerle alakalı konular, nükleer, elektrik üretimi, yani yaklaşık bağlı, ilgili ve ilişkili bütün kuruluşlarımızla beraber 28 tane temel başlık içerisinde 47 tane konuya temas ettiler. Bunların tabii hepsini yaklaşık on yedi dakika içerisinde ne kadar cevaplayabiliriz ama bunları soru-cevap kısmında da biraz takviye etmek kaydıyla da ben sözlerime başlamak istiyorum.

PMUM’dan bahsedildi. PMUM iki ayrı piyasadan oluşuyor; gün öncesi tedarik ve gün içi dengesizlik. Bunların her birinin toplam 240 milyar kilovatsaat içerisinde 150 milyar kilovatsaatlik kısmı EÜAŞ ve TETAŞ arasındaki ilişkilerden, gün öncesi yaklaşıkta yüzde 15’lik kısmı -40 milyar kilovatsaatlık kısmı da- yaklaşık 15,5 kuruş/kilovatsaatla ve gün içi yaklaşıkta  yüzde 3’lük kısmı 14,29 kuruşla tamamlanmıştır.

Bunlar tabii ki hareketli piyasalar, bir yandan da bu piyasalar devam etmektedir.

Doğal gaza bağımlılığımız nedir, doğal gazdan elde ettiğimiz elektriğe bağımlılığımız nedir, Rusya’ya bağımlılığımız artıyor mu; bunlar üzerinde de biraz konuşalım isterseniz.

Değerli arkadaşlar -yaklaşık söylüyorum, küsuratlarını bu vakitte atmak kaydıyla- bizim aldığımız doğal gazın yaklaşık yüzde 50’si Rusya Federasyonu’ndan, elde ettiğimiz elektriğin yaklaşık yüzde 50’si de doğal gazdan. Dolayısıyla, toplam, Rusya’dan aldığımız ve elektrik üretimindeki payının yüzde 25,4’ler civarında olduğunu söylemem lazım. Bunlar toplanarak söylenmez, çarpılarak söylenir ki sonuçtaki net rakamı hep beraber anlayabiliyor olalım. Nükleer güç santrallerinin Rusya Federasyonu tarafından Türkiye’ye yapılmasıyla beraber bu bağımlılık artmayacaktır arkadaşlar. Biz, hidroelektrik santrallerden, rüzgâr santrallerinden, güneşten ve diğer yenilenebilir kaynaklarımızdan, yerli kömür santrallerimizden elde ettiğimiz elektriğin yerine ikame etmeyeceğiz bunu; doğal gaz santrallerinden elde ettiğimiz elektriğin yerine ikame edeceğiz yani onun yerine koyacağız. Bu, şu demektir: Bizim, her bir nükleer güç santrallerinin, 4 ünitelik santral için 3,6 milyar dolarlık doğal gaz ithalatından kurtulmamız demektir. O yüzden, ben bu hatanın sıkça yapılmasından rahatsızlık duyduğum için bunu bir kez daha tekrar etme ihtiyacı hissettim.

Özelleştirmelerde malın devrini mi yapıyoruz, yoksa bunları farklı bir modelle mi yapıyoruz? Trafoları, direkleri satıyor muyuz? 2030 yılına kadar, değerli arkadaşlar, varlık satışı yapmıyoruz. O şirketlerin, dağıtım şirketlerinin, anonim şirketlerin hisselerini o anda devrediyoruz ve en son geldiğimiz rakamlar itibarıyla da Türkiye’de yaklaşık yüzde 60’lar civarında, kısa vadede de hemen yüzde 75’lere çıkacağımız, elektrik dağıtım hizmetlerinde, bir işleme doğru gidiyoruz, özel sektör tarafından yapılmak kaydıyla.

Tabii, petrolün daha çok ulaştırma sektöründe kullanıldığını yani hemen hemen tamamının ulaştırma sektöründe kullanıldığını söylemem lazım. Bunun yaklaşık tutarı 33,4 milyar dolardır. 54 milyar dolarlık 2011 yılı ithalatının 34 milyar dolara yakın kısmı ulaştırmadadır; 16 milyon adet civarında ülkemizde bulunan binek araçları ve her türlü toplu taşıma araçları da dâhil olmak üzere buraya verilen paradır. Yani enerji sektörü açısından bunların kullanılmamasında hiçbir mahzur yoktur ama hak ettiğimiz refah seviyesinin her birimizin üzerinde uyandırdığı tesiri daha iyi görmek açısından da bunlar devam edecektir.

Enerji sektöründeki bağımlılık, toplam 54 milyar dolar içerisinde yaklaşık 20 milyar dolarlık kısmıdır. Onlar da bildiğiniz gibi, doğal gazla alakalı çabalarımız ve gayretlerimizdir.

Ben tabii burada elektrik pahalı mıdır, doğal gaz pahalı mıdır, çok fazla bunun tartışmasına girmek istemem ama Avrupa Birliği üyesi ülkeler içerisinde 27 tane ülkede, doğal gazda, sanayide 2’nci, konutta 3’üncü sırada ucuz doğal gaz kullandırıyoruz şu anda vatandaşımıza. Şu anda bu rakamların her birisini, fotokopisini, ben bu toplantıdan sonra, bütçeden sonra isteyen arkadaşlarıma verebilirim.

Elektrik fiyatlarında, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ortalamasından daha düşük fiyatta elektrik vatandaşımıza temin edilmektedir.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Vergi yok bunlarda Sayın Bakan, vergisiz söylüyorsunuz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) –Tabii, bazı konularda arkadaşlarımız şöyle eksik bilgiler verebiliyorlar, ben onları da telafi etmek açısından söyleyeyim. Tabii ki yerli kömürlerimizin kullanılması açısından önemli bir kaynağa sahibiz, düşük kalorili linyitlerimiz var, yüksek kalorili az miktarda taş kömürlerimiz var.

Bakın, ben bugün saat 19.00 itibarıyla yani bundan yaklaşık iki üç saat önceki değerleri bizzat burada sizlerle paylaşmayı uygun gördüm. Hani “Çan çalışmıyor.” filan diyoruz. Şu anda 151 megavat çalışıyor. Bununla alakalı ayrıntılı bilgiyi de birazdan size aktaracağım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Doğruyu söyleyin Sayın Bakan, gittik, gözümüzle gördük ya!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – “Kangal duruyor." dendi. Kangal şu anda 433 megavatla beraber çalışıyor. Kemerköy 319 megavat, Seyitömer 397 megavat, Soma 535 megavat, Afşin-Elbistan 228 megavat gibi değerlerle gidiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kapasitesi ne kadar Sayın Bakan, kapasiteyi söyleyin.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yerli kömürlerimizi daha büyük oranda çalıştırmamız lazım. Eğer kastımız buysa, ben aynı kanaatteyim, yerli kömürlerimizi daha fazla oranlarda çalıştırmamız lazım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, yalan söylemişiz havasını yaratıyorsunuz. Biz Çan’a gittik, çalışmıyordu.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) –Arkadaşlar, bunların içerisinde on yıl önce yaşı 20 olan santral vardı, şu anda yaşı 30 olan santral var. Her birisinin kabiliyetleri, rehabilitasyon yatkınlığı, her birisi değişiyor.

Bakın, Çan’daki serüveni ben anlatayım. Sanki orada hiçbir ihale yapılmamış gibi… Toplam, ilk ihale beş yıllık olup ve 1,5 milyon tonluk bir kireç taşı alımıyla alakalı ihale. O kayrıldığı söylenen firmaya, çıkarttırdım, 3 milyon 154 bin TL civarında edinimlerini zamanında yerine getirmediği gerekçesiyle ceza kesilmiş. Bu süre bitiminden bir yıl önce, Çan İşletme Müdürlüğü, 17 Ağustos 2011 tarihinde, ilgili dokümanlarla beraber müracaatını yapmış. 29 Mart 2012 tarihinde ihale sonlandırılmadan firmaların itirazı üzerine Kamu İhale Kurumu tarafından iptal edilmiş. 17 Mayıs 2012… Ve 10 Ağustos’ta tekrar bir ihale yapılmış, 3’üncü kez. Bu sefer 250 bin tonluk bir ihale yapılmış, yaklaşık belirlenen rakamın bir önceki alımından 2-2.5 katı fiyatı olduğu için komisyon bundan imtina etmiş. Sonra 70 bin tonluk -bunların her birisinin 3/g ye göre, serbest alıma göre, 21/b’ye göre alımları var- 18/9/2012 tarihinde ihale yapılmış ama teklif gelmemiş. Ondan sonra, tekrar 250 bin tonluk bir ihale yapılıyor ve 17,7 euro/tonla sonlandırılmış ve bu kireç alımına başlanmış. Ama, buna rağmen, eğer bu görevlerini yaparken benim iyi niyetli arkadaşlarımdan görevlerini atlayan varsa tabii ki bunlarla alakalı tahkikatı yapıp yine biz kamuoyuyla bunları paylaşacağız.

Değerli arkadaşlar, Şırnak Termik Santraliyle alakalı konudan söz edildi. Biz Şırnak İl Özel İdaresine yüzde 23,5 redevans değeriyle beraber vermişiz ve il özel idaresi de TKİ’ye yüzde 5’le beraber vermiş. Burada, Jandarma Genel Komutanlığının, İçişleri Bakanlığının, valiliğin, her birisinin beraber oturup yaptığı toplantıda Şırnak Valiliğinin gelir kazanması açısından oraya bu rakamlarla o tarihte verilmiş.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İhaleyle mi verilmiş? Sayın Bakan ihale yapılmış mı? Çok önemli bir soru bu.

 ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Daha sonra, 135 megavat gücünde santral kuruluyor ve devreye alınıyor Şırnak gibi bir yerde. Daha sonra 2x135 megavatlık şu anda inşası devam eden ve inşallah kısa süre içerisinde de işletmeye almayı düşündüğümüz, özel sektör marifetiyle bunlar devam ediyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, konuşmalara bakıyoruz. Bir yandan diyoruz ki: “Kömür havayı kirletiyor.” Bir başka arkadaşımız, yine, iyi niyetle diyor ki: “Bir dakika, siz yerli kömürü niye devreye almıyorsunuz?” Bir arkadaşımız diyor ki: “Onlar düşük kalorili.” Diğer arkadaşımız, “Düşük kalorili de olsa niye almıyorsunuz?” diyor. Ben şimdi bunların hepsinin toplamını size aktarmaya çalışıyorum. Dediğim gibi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıyla alakalı alınan sözün yaklaşık dörtte 1’i sürede bunların cevaplanması tabii ki mümkün olmaz ama ben Şırnak’la alakalı, valiliğin, valiliğin redevansla alakalı işlemlerinin ve bunların fiyatlamalarıyla alakalı istediğiniz kadar detaylı bilgi verebilirim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, vatandaşımızın alım gücüne ne oldu, elektrik kalemleri konusunda, enerji kalemleri konusunda? Aynı birimle söylüyorum. On yıl önce -rakamlara çok girmeyeceğim- bir asgari ücretli yani 163 TL alan on yıl önceki asgari ücretli, maaşını götürdüğünde toplamının beşte 1’i kadar elektrik alıyordu.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – 2002’nin sonunda 163 lira değildi Sayın Bakan! 1/1/2002’yi söylüyorsunuz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Asgari ücretin beşte 1’iyle elektrik alıyordu. Şu anda, asgari ücretin onda 1’iyle aynı miktardaki elektriği alabiliyor.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - Yanlış rakamı söylüyorsunuz!

FARUK BAL (Konya) – Rakam yanlış Sayın Bakan!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla)- Doğal gaz fiyatlarıyla alakalı… E, o zaman detaylara gireyim.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – 250 lira orada, 163 lira değil!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) -Arkadaşlar, sözlerimi tekrar ediyorum. 163,56 TL’lik asgari ücretin yüzde 32,2’lik kısmıyla alakalı…

FARUK BAL (Konya) – Yanlış o rakam Sayın Bakan!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O rakam yanlış, yanlış!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama gerçekten yazık ya! 2002 yılına bu kadar haksızlık yapılmaz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) -…doğal gazı alırken yani aldığı maaşın üçte 1’ini götürüp doğal gaza verirken şu anda, aldığı asgari ücretin, 739,79 TL’lik asgari ücretin beşte 1’iyle beraber doğal gaza gidiyor.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Bakan, 250 lira o tarihte asgari ücret, 163 lira değil!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Arkadaşlar, ben size tabloyu vereyim -yazılı olarak- bunlar da sizde bulunsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Siz söylediniz!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama Taner Bey, çok ciddi bir haksızlık yapıyorsunuz!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yeterli yatırım yapılıp yapılmadığıyla alakalı biz bir sistem seçtik, biz bir model seçtik.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Meclise doğru rakamları verin Sayın Bakan! Meclise yanlış rakamlar veriyorsunuz!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Türkiye'nin on yıl önceki rakamlarıyla baktığımızda, 100 liralık topladığınız verginin, 102,5’luk liralık vergiye dağıtıldığı bir ortamda Türkiye bir tercih yaptı, Türkiye büyümeyle alakalı bir tercih yaptı. Enerji sektöründeki bir önceki yıl yapılan tasarruf miktarları bir sonraki yılın büyüme rakamlarından daha düşük olduğu için, uluslararası sermayeyle beraber, Türkiye, bütün bu yatırımlarını özel sektör eliyle olabildiğince yapmaya çalıştı. Elektrik üretiminde kurulu güç olarak on yıl önce yüzde 34'lerdeki üretim kapasitesi, şu anda yaklaşık elektrik üretiminde yüzde 61’lere çıkartıldı. Bunun daha fazlasını yapmamız lazım. Hem elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi hem de elektrik üretim santrallerinin, mevcut santrallerinin rehabilitasyon amaçlı… Ve yine serbest piyasayı özel sektör marifetiyle doldurmaya matuf, yüzde 75’ler civarında bir pazar payı hedefliyoruz.

Peki, biz kaynaklarımızı ithal ederken “primer enerji kaynakları” dediğimiz petrol ve doğal gazı ithal ederken bunların yerli kaynaklar hâline dönmesiyle alakalı ne tür çalışmalar yapılıyor? On yıl içerisinde AK PARTİ hükûmetlerimizle beraber, arkadaşlar, tam 13,5 katına çıkan arama faaliyetlerine bir pay ayırdık. Aynı oranda olmayabilir, Suudi Arabistan’daki, Irak’taki, Azerbaycan’daki, İran’daki, Türkmenistan’daki gibi coğrafyasından kaynaklanan sebeplerle aynı oranda petrol çıkmayabilir. Oturup başında ağlamayız arkadaşlar. Hemen yeni çözümler ve “B", “C” planlarını ortaya koymamız lazım. Ben, Plan ve Bütçe Komisyonundaki söylediğim her cümlenin arkasındayım, onları bilerek ve seçerek kullandım; yine, aynı şekilde, bilerek ve seçerek aynı cümleleri tekrar ediyorum.

Bizim Irak’taki çalışmalarımızla alakalı: İki yıl içerisinde 4 tane temel saha aldık, toplamı 25 milyar dolar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaç bin varil çıkarılıyor?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – 25 milyar doların 4 sahadaki hissemize düşen payı 5,5 milyar dolar. Bunlar Irak’ın kuzeyinde değil, güneyinde alınan bölgeler. Missan, Badra, Siba ve Mansuriye.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Günlük kaç varil?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kaç yılda? Otuz yılda!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) –Missan ve Badra petrol sahasıdır arkadaşlar; birisinde yüzde 15, birisinde de yüzde 10’luk hissemiz vardır. Doğal gazla alakalı, Siba ve Mansuriye’de… Mansuriye’deki hissemiz yüzde 50’dir. Bunlarla alakalı çalışmayı TPAO yaptıktan sonra… Bunlar servis anlaşmasıdır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – TPAO’yu niye ihaleye sokmadılar Sayın Bakan onu açıklayınız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) – Irak’ın bütün ülkelerle yaptığı anlaşmalar “PSI” dediğimiz üretim paylaşım modeline dayalı değildir. Merkezî Irak Hükûmeti bu modeli seçmiştir, servis anlaşması yoluyla yapmaktadır. Dolayısıyla, bunlar, 2013’te, 2014’te, 2015’te ve Irak’ın normalleşmesiyle alakalı bütün yapacağımız işlemler bu süre içerisinde inşallah devam edecektir.

Merkezî Irak Hükümeti, Iraklı kardeşlerimiz bize… Bu ihalelere biz girmişizdir ve şeffaf ihalecilik yoluyla da bunları almışızdır. Bundan sonra girdiğimiz 236 milyon dolarlık bir iş vardır, kardeşlerimiz bize dedi ki: “Bu ihaleyi siz aldınız ama bu kontratı biz sizinle imzalamak istemiyoruz.” “Saygı duyuyoruz, başımızın üstüne, imzalamayalım.” dedik. Bir soru daha sorduk: “Eğer başka imzalamak istemediğiniz projeler varsa lütfen onları da bize söyleyin, onlara da imzadan imtina ediyorsanız onlara da biz hemen varız.”

Bizim amacımız Irak’ta yalnızca para kazanmak değil arkadaşlar. Irak’ın normalleşmesinin tek yolu petrol ve doğal gazla alakalı bütün imkânlarını seferber etmesidir. Şu anda 2,7 milyon varil civarındaki günlük üretimin kendilerinin planlamasıyla beraber 7 milyon varillere çıkması planlanmaktadır. Bugünkü değeri, 100 milyar dolar civarında yıllık getirisi olan ama hedefleriyle beraber 2017’de 300 milyar dolarlık getirisi olan bir Irak bekliyoruz. Bizim ne yapmamız lazım? Irak’a mutlaka yardımcı olmamız ve Irak’ın gelirini artırıcı faaliyetlerde bulunmamız lazım. Peki, biz bunu zorla mı yapacağız? Hayır, istedikleri kadar yapacağız. Biz girdik, fiyatımızı verdik ve aldık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –  Elektriği kaça mal ettiniz, kaça sattınız? Onu sordum.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Arkadaşlar, nükleer güç santralleri üzerine çok fazla tartışma yapılıyor. Ben size şunu söyleyeyim: Biz, AK PARTİ hükûmetlerimizin her birisinde büyük bir kararlılıkla nükleer güç santrallerinin Türkiye’ye kazandırılmasına dikkat edeceğiz. Yalnızca elektrik temini için değil, sanayileşmeyle alakalı özellikle, çok fazla parçası olan ve şu anda Türkiye’de yapılmayan bir kısım parçaları da Türkiye’ye kazandırmak adına bunları yapacağız.

Almanya, 2021-2022 yılında nükleer güç santrallerinden vazgeçme kararı aldı tedricen. Hangi gerekçeyle? Tehlikeli olduğu gerekçesiyle. Peki, sormazlar mı bu tehlike 2013 yılında yok mu, 2014’te yok mu diye?

Arkadaşlar, lütfen oyuna gelmeyin. Yaşını doldurmuş santrallerin, süresi biten santrallerin kapatılmasının nükleer güç santrallerinden vazgeçilmesi anlamına gelmediğini her birimizin bilmesi lazım. İngiltere, şu anda 6 tane üniteyle beraber yeni bir nükleer santral yapımına karar aldı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Siz de yapın ama temiz ihalelerle yapın, şeffaf yapın.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Devamla) - Fransa yüzde 74’ler, yüzde 78’ler civarında. Belçika bu şekliyle devam ediyor.

Ben, bu sürece katılmayanları da saygıyla karşılarım. Kusura bakmayın, omuzlarımızda bu sorumluluğu hisseden birisi olarak biz bunların her birisini yapmakta kararlıyız ve Türkiye’nin büyüme hızıyla alakalı her türlü işleme girmek durumundayız. Yenilenebilir kaynaklar su, rüzgâr, güneş, jeotermal gibi; yerli kaynaklar; yerli kömürlerimiz gibi.

Süremin bittiğini görüyorum. Bu duygularla bütün katkı yapan arkadaşlarımı ve heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi açısından, tutanaklardan bir şey ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bütçe görüşmelerinde Sayın Bakanın aynen söylediği: “Doğal gazda ne olmuş? Yine 163 lira asgari ücret.” Tarih 01/01/2002. 01/01/2002’den sonuna kadar, o yılın… Bir yıl önce, sıkıntıdan dolayı yüzde 50 asgari ücrete zam geldi yani asgari ücretin, ifadesine göre 163 lira değil 250 lira olması lazım. Bu ifadeler tamamıyla yanlıştır, bunu ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Tutanaklara geçti efendim.

Çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, şahısları adına son konuşmacı aleyhinde olmak üzere Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanın gerçekten işi zor yani Türkiye’de enerjinin yüzde 72’si dışa bağımlı; yaklaşık yüzde 93’ü petrolde, doğal gazda da yüzde 98’i dışarıya bağlı. Öyle bir nokta ki bu, enerjiyle dış politikanız birbirine entegre olmalı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Seni dinlemiyorlar, gidiyorlar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Arkadaşlar, bence biraz dinleyin. Siz de dinleyin, bir şeyler öğrenin.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Senden bir şey öğrenmeye gerek yok canım!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Hele senin en çok var, haberin olsun. En çok da senin var.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Benim hiç gerek yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Şimdi, biz bu ithalatımızın, petrolün yüzde 51’ini İran’dan alıyoruz, yüzde 12’sini de Rusya’dan alıyoruz. Dış siyasette de Suriyeli muhaliflerin tarafını tutarken İran ve Rusya’yı da karşımıza almak zorundayız yani böyle bir ikilem. Dış siyasetle enerji birbirine girmiş bir vaziyette. Bunun bir tek yolu var Sayın Bakanım, bu ithalatla ilgili, zaten dış siyasetin size attığı golleri biliyorum. Bir Ermeni açılımı yaptılar, Azerbaycan’dan aldığımız en ucuz doğal gazı, ortalamayı düşürdüğümüz doğal gazı en pahalı hâle getirdiler, 360 dolara getirdiler. Dolayısıyla sizin aldığınız doğal gazın maliyetleri ciddi anlamda yükseldi, bunun çok az bir kısmının da tüketiciye yansıdığını biliyorum ama bunun esas bir tane seçeneği var; alternatif enerji kaynaklarını devreye almak lazım.

Ben sanayiciyim. Bu enerji fiyatlarıyla hiçbir sanayici dünyada rekabet edebilir gücü kendisinde bulamaz, mutlaka ve mutlaka ucuz enerjiyi temin edebilecek alternatif enerji kaynaklarını devreye almak lazım. Bunlardan bir tanesi biyodizel. Almanya’da, mazot kullananlara yüzde 8 oranında biyodizel kullanım hakkı veriyorlar. Bu, hem Türkiye'de tarım çeşitliliğini sağlayacaktır hem de bizim ithalata harcadığımız paraları azaltacaktır. Bor bunlardan tabii ki bir tanesi.

Ben bir şey sormak istiyorum bu arada, biraz konuyu atlayacağım. Geçenlerde Sayın Müsteşar ocak ayında doğal gaza zam yapılmayacağını söyledi. Türkiye'de “EPDK” diye bir kurum var, bu zammı EPDK mı ayarlıyor, yoksa Müsteşar mı? Bir görev değişikliği oldu mu? Onu öğrenmek istiyorum.

Türkiye'de haksız yapılan, zamansız yapılan, geçmişte sizden önce de yapılan, sizin de devam ettiğiniz doğal gaza bağlı enerji santralleri var. Bunun ne kadar yanlış bir gelişme olduğunu siz herhâlde biliyorsunuz, bundan sonra inşallah müsaade etmezsiniz.

Sayın Bakanım, geçenlerde gensoru görüşmeleri sırasında elektrik dağıtım şirketleriyle ilgili size bir soru soruldu, AKEDAŞ’la ilgili bir soru soruldu. Bu enerji dağıtım ihalelerini alan firmalar kendi aralarında anlaşarak 30-40 milyon dolarlık teminat mektuplarını yaktılar, ihaleleri iptal ettiler, tekrar ihaleye girdiler; AKEDAŞ’ı 1 milyar dolarken 500 milyon dolara kapattılar.

Daha geçenlerde, İstanbul’un Avrupa yakası elektrik dağıtım işinde, daha önce, geçmişte 3 milyar dolara ihale edilen elektrik dağıtım işi bu sefer 2 milyar dolara ihale edildi. Yani kamunun yaklaşık 1,5 milyar dolarlık bir kaybı var, bu arada birilerinin de cebine giden bu 1,5 milyar dolar var. Bununla ilgili herhangi bir yaptırım, bir tasarrufunuz olacak mı, bir yaptırım düşünceniz var mı? Kamu kaynaklarının 1,5 milyar doları 3-4 tane enerji taciri tarafından iç edildi. En sonuncusu, geçen günlerde yapılan İstanbul Avrupa Yakası elektrik dağıtım işi.

Rus gazı, Putin ve Sayın Erdoğan tarafından 4 firmaya ihale edildi. 2 tane Rus firması var, 2 tane de Türk firması var. Bu 2 Türk firmasının kimler olduğunu ben merak ediyorum.

Sayın Bakanım, bir şey daha sormak istiyorum size: Türkiye’de bu kadar enerji problemi yaşanırken, Kuzey Irak’ta petrol anlaşması yapmaya gittiğiniz, o geri çevrildiğiniz seferde… Bugün bana, enerji hakkında konuşacağımı öğrenen birisi Twitter’da sormuş: “Sayın Bakanın Kuzey Irak’tan dönen uçağındaki 2 tane iş adamının ismini Sayın Bakan açıklar mı?” Ben, iş adamı olduğunu bilmiyordum, Sayın Bakanın oraya petrol anlaşması yapmaya gittiğini biliyorum. Eğer bu konuda siz de bir sakınca görmüyorsanız, bunu açıklarsanız sevinirim.

Hepinize saygılar sunuyorum. Bütçeniz de hayırlı uğurlu olsun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Sayın milletvekilleri, onuncu tur üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza söz vereceğim.

Birinci sırada Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorularım başta, öncelikle Enerji Bakanına:

1) Sayın Başbakan 13 Şubat 2007 tarihli grup konuşmasında “31 ülkeden kayıt geldi, 38 milyar dolarlık petrol kaçakçılığı var. Henüz 17 ülkeden kayıtlar da gelmedi.” diyor. Bu kaçakçılığı kimler yaptı? Bu kaçakçılar şimdi nerede? Bu kaçakçılara hangi işlemler yapıldı.

2) İktidarınız döneminde solvent ithalatı ne kadar artmıştır? Solventin çoğunun boya sanayisinde kullanıldığı gerçeğini göz önünde tutarsak, ülkemiz boya sanayisinin solvent ihtiyacı ne kadardır? Boya sanayisinde kullanılmayan solventi kim, nerede kullanmaktadır? Solventte kullanılan ÖTV oranı nedir?

3) Yollarda ucuz mazot tabelalarıyla sürekli karşılaşıyoruz. Ucuz mazot satanların petrol kuyuları mı var?

Şimdi, Sayın Aile Bakanına sormak istiyorum: Yabancı kuruluşlar tarafından desteklenen kaç çocuk yuvası vardır ülkemizde? Çocuklarımızın bu tip çocuk yuvalarına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çocuk gelinler ve çocuk annelerle ilgili vermiş olduğum soru önergeme aldığım cevapta, evlilik yaşının yükseldiğini, ilgili kurumlarla koordineli çalışıldığını söylüyorsunuz. Oysa, TÜİK verilerine göre, son dört yılda, sadece resmî kayıtlara geçen çocuk gelin sayısının 181 bini aşması, 18 yaşından küçük kızlarını evlendirilmek için izin davası açan ailelerin sayısının da bir önceki yıla göre yüzde 94,2 artmış olması bu sorunun çözümüne yönelik çalışmaların başarısızlığının göstergesi değil midir? Çocukların eğitim fırsatından geri kalması gelişmeyi, kalkınmayı, demokratikleşmeyi olumsuz etkilemez mi? 15 yaşında gelin, 16 yaşında anne, 17 yaşında mutsuz ve umutsuz ev kadınlarına dönüşen erken evliliklerin kadın cinayetleri ve aile içi şiddeti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özensoy…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan zaman darlığından bir soruma cevap vermedi, tekrar soruyorum. Kayıp kaçak oranları 2008’de 14,4 iken bugün niye 16,8’e çıkmıştır? Yine “Dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinde kâr oranları 2,33.” diye belirtilmişken, daha sonra niye 3,49’a çıkartıldı? 3,49’a çıkartılmasına rağmen, Akdeniz EDAŞ’a iki yıl önce gelen 1,160 milyarlık teklif niye 540 milyon dolara düştü? Yine, Boğaziçi EDAŞ’a gelen 2,9 milyarlık teklif niye 1,9 milyara düştü? Bunlarda bir soru işareti yok mu, bir şaibe yok mu? Vatandaşın sırtına binen bu kayıp kaçak oranlarını da bu şirketler vasıtasıyla yine zenginleştirme söz konusu değil mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sorum Avrupa Birliğine girmemekten sorumlu bakana. Boğaziçi Üniversitesinin vatandaşlarımızla 16 ilde yapmış olduğu “Avrupa Algısı” anketi sonuçlarına göre, 2003’te Türkiye'nin Avrupa’nın bir parçası olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 70 idi, bugün yüzde 46; 2003’te Avrupa Birliğiyle ilgili referandum yapılırsa “evet” diyenlerin oranı yüzde 75’ti, bugün yüzde 50. AB hakkında olumlu görüşe sahip olanların oranının 2003’te yüzde 70 olup bugün yüzde 47’lere düşmüş olması; diğer yandan, AB üyesi 27 ülkenin kasım ayında Avrupa Adalet Divanına gönderdikleri raporda Adalet Divanının “Türklere vize serbestliği” davasında Türkiye’ye yönelik vize uygulamasının sürmesi gerektiği doğrultusunda görüş bildirmesi sizin ve hükûmetinizin yanlış politikalarından mı kaynaklanmaktadır? Yoksa, bir toplantıda AB üyeliğini hamileliğe benzeterek “Ya hamilesinizdir ya da değilsinizdir; yarı hamilelik olmaz.” Demiştiniz. Bu sözünüzle, Sayın Bakan, sayenizde Avrupa’nın gözünde bu hamilelik düşükle mi sonuçlanmıştır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Enerji Bakanına soruyorum: Sayın Bakan, size verdiğim bir önergeye cevaben Mayıs 2012’de SLİ kömür işletmelerinin satılmayacağını söylediniz. Bir ay sonra, gece yarısı operasyonuyla, torba yasaya kömür sahalarının özelleştirileceğini koydunuz ve hemen arkasından da kasım ayında Seyitömer Termik Santraliyle beraber SLİ işletmesini ihaleye açtınız. Bu ihaleye Kütahya’dan başlamanızın sebebi nedir, önce onu öğrenmek istiyorum.

İkincisi: Bu süreçte bir de personel aldınız. Bunu vicdanınıza yedirebiliyor musunuz?

Bir diğeri: SLİ’de bugün 112 kişinin çalıştığı bir taşeron firması iki buçuk aydır maaş ödemiyor. Bu cesareti bunlar nereden alıyor? Bu firma kimindir?

Bir diğer soru: Tavşanlı GLİ’ye eylül ayında eleman alımında usulsüz ikamet nedeniyle kayıtların yapıldığı ve bundan dolayı da kavgaların çıktığını biliyor musunuz? Bununla ilgili çözüm nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Enerji Bakanına soruyorum: 500 kilovatlık lisanssız elektrik üreten santrallerin 1 megavata yükseltileceğini söylediniz. Bunu ne zaman gerçekleştireceksiniz? Lisanssız üreticilere Devlet Su İşleri su kullanma izin belgesi neden vermiyor?

Bakanlığınıza bağlı EPDK 2011 yılında 3,5 milyon lira yani 3,5 trilyon lira kira ödemiştir. Bu binanın sahibi kimdir? Aynı şekilde, Türk Akreditasyon Kurumu da 2011 yılında yıllık 1 milyon lira, eski parayla 1 trilyon lira, kira ödemiştir. Bu kurumların kendilerine bina almayı düşünmüyor musunuz? Konuşmanızda “59 bin megavatın 23 bin megavatı doğal gaz santrali. Doğal gaz santraline lisans vermeyeceğiz.” diyorsunuz ama 59 binin yarısına aşağı yukarı, doğal gaz santraline lisans verilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, birinci sorum Avrupa Birliği Bakanına: Sayın Bakan, çok net bir cevap istiyorum. Avrupa Birliği müzakere sürecinde kaç fasılda müzakere yürütülmektedir, kaç fasıl açılmıştır, kaç fasıl kapatılmıştır? Lütfen, hiç başka, sağ sola çekmeden, “İlerleme sağlıyoruz.” demeden, ben kaç fasıl açıldığını, kaç fasıl kapatıldığını sizden çok net istiyorum.

İkinci sorum Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımıza: Sayın Bakan, Van’daki Gülşah Aktürk öğretmen katledilmeden önce, korunmak için bildiğiniz gibi Van Valiliğine başvurdu ama kendisine ne yazık ki koruma sağlanmadı. Kendisine koruma sağlamayan Van Vali Yardımcısı hakkında ne gibi bir işlem yaptınız? Bunları da sizlerden bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sosyal Politikalar Bakanına sormak istiyorum ilk sorumu. Bugün, akülü engelli aracı bekleyen çok sayıda vatandaşımız vardır. Bize de şikâyetleri ileten vatandaşlar, Hükûmetten bu konuda daha fazla duyarlılık bekliyor. Türkiye’de engelli araç ihtiyacı olan kaç kişi vardır? Bunlardan ne kadarı karşılanmıştır? Engellilere akülü araç temini için çalışmalarınız var mıdır? Bu konuda bütçeden ayrılan payı yeterli buluyor musunuz?

Diğeri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Yıldız’a: Son bir yılda doğal gaza yüzde 45, elektriğe yüzde 35 zam yaparken emekçi, işçi ve memura yüzde 3-4 dolayında zam yaptınız. Dışa bağımlılık yüzünden enerjiye yaptığınız zamlarla yoksulun, çalışanın belini büktünüz. Enerjide yerli kaynakların kullanılmasında doğayı katleden, köstebek yuvasına döndüren HES’ler yerine, güneş tarları ve güneş evleri neden kurulmuyor?

Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak adına 4 mevsim güneş olan ülkemizde güneş tarlaları, güneş evleri için bugüne kadar hangi çalışmalar yapılmıştır?

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanına sormak istiyorum: İlk dalga altı yıl önce geldi, Keles’in Kozağacı Vadisi’ndeki 7 köyü kaldırıp yerin altındaki kömürü çıkaracak ve bunu termik santralde elektrik enerjisine dönüştürecek proje duyulduğunda bütün bölge ayaklandı.

”İkinci dalga bu yaz çok ani ve sessizce geldi. Köylüler yine ayaklandılar, yine önemli eylemlerle karşı çıktılar.” diyor köşe yazarı. Ancak köylülerin istemediği bu durumu sayın bakana anlatamadık, anlamak istemedi. “Köylüler istemezse yapmayız.” diyen Sayın Bakan, Keles Termik Santral Sözleşmesi’ni Ankara’da imzalıyor. Projenin asıl yeri, sahibi Ankara mı, yoksa Bursa mı, yoksa o bölgede imza töreni yapmaktan mı çekiniyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.

Sorum Enerji Bakanımıza: Adana’nın üzerinden geçen Seyhan Irmağı’na 50’den fazla HES kuruldu. Bu HES kurulurken ölümler oldu, kazalar oldu. Şimdi, mahallinde, yerleşim alanlarına -bir kısmı da üretime geçti- daha ucuza enerji vermeyi düşünüyor musunuz? Bunun için bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaman.

Sayın bakanlar, sırasıyla on dakika içerisinde…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, var daha orada süre.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan bana sataşmada bulundu.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Bir kişiye daha söz verebilirsiniz.

BAŞKAN – İşitemiyorum efendim. Bir saniye, bir saniye…

Buyurun.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Süre var daha.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Süre var, hanımefendilere iki dakika daha söz verebilirsiniz.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, süre vardı, sıradaki kişi ben olduğum için…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşmasında 5-6 kez ismimi zikrederek konuştu. İç Tüzük’ün ilgili maddesine göre ya söz verin. Ben soru şeklinde cevaplarım diyordum. iki dakika söz hakkı istiyorum lütfen.

BAŞKAN – Şimdi…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – “Sayın Demirel” benden başkası değil, o benim. Onun için, lütfen, İç tüzük 69’a göre söz istiyorum.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e göre söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, sayın bakanların cevap kısmına geçtik Sayın Demirel.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Efendim, bakınız Sayın Başkan, ben süre yetseydi yerimden konuşacaktım fakat süre yetmediği için ve 5-6 kez “Sayın Demirel” denilerek şahsıma atıf yapıldığı için konuşmak istiyorum.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, haklısınız ama böyle bir usulümüz yok.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – İç Tüzük 69 çok açık. Bu süre benim en doğal hakkım.

BAŞKAN - Yani başladı… Sayın bakanlardan sonra vereyim istiyorsanız. Yani usul böyle.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sizin de öyle efendim, kusura bakmayın

Sayın Bakan, buyurun…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, bakandan önce… Böyle bir şey yok Sayın Başkan.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Böyle bir usulümüz yok. Bakanlara cevap için söz verdim.

Buyurun. Buyurun yerinize.

Bakanlardan sonra ikinize de vereyim.

Evet Sayın Bağış…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, Bakan kırıcı. Böyle bir şey yok Sayın Başkan. İç Tüzük’e göre söz hakkımı istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, Avrupa Birliğine üyelik kategorileri yoktur, tek bir üyelik çeşidi vardır, o da tam üyeliktir. Türkiye’ye tam üyelik dışında alternatif önerilerde bulunanlara karşı, ben, aynı gebelik gibi “Ya gebesinizdir ya değilsinizdir.” örneğini veriyorum. Ben, hamile olmakla olmamak arasında tıpta başka bir yolun olduğunu bilmiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Düşük var, düşük! Gel, gel, öğreteyim sana.

FARUK BAL (Konya) – Kinayeyi bırak, cevap ver!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Ama sayın vekilimizin, eğer bu konuda bir bilgisi varsa tıp dünyasını da aydınlatsın.

Ben milletimin hukukunu korumak gibi bir kaygı duyuyorum ve bundan Avrupalıların -bu söylemlerle- rahatsız olduklarını izliyorum ama benim bazı milletvekillerimin bundan gocunmasını anlayamıyorum. Bu sancı niye? Bu ülke, ne zaman ileriye gitse, ne zaman yeni kutlu doğumlara gebe olsa çarpık zihniyetler yüzünden, düşük yapmak zorunda bırakıldı. Çok şükür, on yıldır biz buna müsaade etmedik.

Siz, AB üyeliği konusunda başka alternatifleri kabul edebilirsiniz ama biz etmeyiz. Bunu ne kendimize ne de onurumuza ne de ülkemize yakıştırırız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başka ne başardın, konuşuyorsun oradan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Halkımızın Avrupa Birliğine azalan ilgisi Avrupa Birliğinin değerlerine olan kızgınlıktan değil, tam tersi, Avrupa Birliği içerisindeki çarpık zihniyetlere, Türkiye’ye hor gözle bakanlara olan kızgınlığın neticesidir. Bunun da biz müzakere sürecinde önemli aşamaları kaydettikçe aşılacağına inanıyoruz.

Sayın vekil “Kaç fasıl açıldı?” diye sordu. 33 faslın 13’ü açılmıştır bugüne kadar, açılmayan 20 faslın 17’si üzerinde siyasi engel vardır, istesek de açamıyoruz. Açabileceğimiz 3 fasıl ise bütün ülkelerin adaylık sürecinde en sona bıraktıkları, aday ülkelerin ekonomisine yük getiren fasıllardır. Biz de o konuda dik bir duruş sergiliyoruz. Ülkemizin ekonomisini açılan fasıl sayısına herhangi bir şekilde kurban etmek arzusunda değiliz, tam aksine biz ülkemizin çıkarlarını savunuyoruz. Ben, Avrupa Birliğinin Türkiye’den sorumlu bakanı değilim, Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliğinden sorumlu Bakanıyım, Türkiye’nin çıkarlarını koruyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiçbir şeyin açılmadığını kabul ediyorsunuz!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Neyi başardın, neyi? Başardığın bir tek şeyi söyle!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Şahin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir tek vizeyi söyle, bir tek şeyi! Neyi başardın? Neyi başardın be?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Aldın cevabını, otur aşağıya!

BAŞKAN – Dinleyelim.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletvekili arkadaşımız, çocuk yuvalarından yabancı kuruluşlar tarafından desteklenen çocuk yuvamızın olup olmadığını sordu. Yabancı kuruluşlar tarafından desteklenen çocuk yuvamız yoktur.

Çocuk gelinlerle ilgili bizim alanımızdaki en büyük sorunumuz algıyı yönetmek. Bir manşet, bir sivil toplum veya bir akademisyenin yaptığı lokal bir araştırma bütün Türkiye geneliymiş gibi algılanıyor. Halbuki TÜİK verilerine göre çocuk gelinlerle ilgili elimizdeki resmî rakamlar yıllara göre şu şekilde düşmektedir, yüce Meclisin dikkatine sunuyorum:

1991-1995 aralığında 21,4’ken 18 yaş altı evlenmeler, 1996-2000 aralığında 18,6’ya düşmüştür, 2001-2005 yılları aralığında bu 14,6’ya düşmüştür, 2006-2011 aralığında da 7,6’ya düşmüştür. Dolayısıyla, bu rakamlar doğru rakamlar değildir. TÜİK’in verdiği gerçek rakamlara göre de çocuk gelinler, 18 yaş altı evliliklerimiz hızla düşmeye devam etmektedir. 4+4+4 yeni eğitim modelimizde de on iki yıl zorunlu eğitim bu oranları ciddi bir şekilde aşağı düşürecektir.

Van’daki Gülşah Öğretmen’le ilgili de elimdeki bilgileri heyetle, yüce Meclisle paylaşmak istiyorum. Gülşah Aktürk, bu konuda, kendisiyle ilgili cumhuriyet savcılığına Konya’da ve Van’da talepte bulunmuştur. Gülşah Aktürk’e şiddet uygulanmaması, ikamete yaklaşmama ve bu surette rahatsız edilmemesiyle ilgili 2/10/2012 tarihinde altı ay süreyle koruma kararı verilmiş ve ailesi Gülşah Hoca’yı alarak Konya’ya gitmiştir. Fakat Konya’da Gülşah Hoca ailesine söylemeden faille bir araya gelmiş ve koruma talebinde de bulunmamıştır. Ondan sonra bu istenmeyen olay olmuştur.

İçişleri Bakanlığımız, burada, mülki amirle ilgili eğer bir sorun varsa, bir eksiklik varsa gerekli çalışmayı başlatmıştır. Biz de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak şu ana kadar olduğu gibi bundan sonra da mahkemelerde mağdurun yanında taraf olmaya devam edeceğiz. Gülşah Aktürk’ün davasında da Bakanlık olarak taraf olup, bu konuda bir mağduriyet, bu konuda karşı tarafın, bir mülki amirin bile yetersizliği varsa da bunun hukuki mücadelesini yapacağız.

Ayrıca, engelli araç ihtiyacıyla ilgili gelen soruda da… Akülü sandalye talepleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından toplanmaktadır. 2011’de 1.501 akülü sandalye talep edilmiş ve teslim edilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyursunlar.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; şimdi, Rusya,  Suriye ve İran’la her konuda mutabakat sağlayacağız diye bir kaide yok. Ama,  siyaseten mutabık olamıyor olmamız, enerjiyle alakalı ayrışmamız anlamına gelmiyor. Bunların her birisi izole edilerek de götürülmesi gereken ve bizim böyle bir hibe yolla almadığımız işlerdir; karşılığında parasını öderiz ve ihtiyacımızı karşılarız.

Ama, ben arkadaşlara bir şey tavsiye etmek isterim, bunu 4-5 kez tekrar ettikleri için söylüyorum: Lütfen, bana alternatif çözümü olanlar, “Ya kardeşim, siz Rusya’dan değil, Amerika’dan alın, Almanya’dan alın, falan yerden alın.” diyen varsa ben toplantıdan sonra şu çıkış kapısında bekleyeceğim, bana bir şey önersinler. Rusya’ya ne kadar bağlı olup olmayacağımızı…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Türkmenistan’dan alın.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) –Bütün ülkelerle bunun müzakeresini yapan birisi olarak söylüyorum. O yüzden, bana alternatif çözümü olan varsa getirsin lütfen.

Şimdi, arkadaşlar, zam konusunda… Tabii ki Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, özerk kurum olarak da bize bağlı kurum değildir. Yani bize “bağlı” dediler, ilişkili kuruluştur arkadaşlar EPDK ve özerk yapısını muhafaza etmektedir.

Sayın Müsteşarımız, o gün Ekonomi Muhabirleri Derneğiyle alakalı bir toplantıda “Ben zam yok demedim. Biz sadece şu an itibarıyla maliyetler üzerinde böyle bir baskı görmüyoruz.” dedi. Ben ne diyorum her zaman? O ayın sonunda bakılır petrol fiyatlarına, döviz fiyatlarına. Biz, bunu dövizle alıp TL’yle satan ve açık pozisyona düşme ihtimali olan bir kuruluşuz, bir ülkeyiz; herkes gibi dolarla alıp euroyla veya dolarla alıp dolarla satmıyoruz. O açıdan, biz bunları o zaman değerlendireceğiz, dedim. Sayın Müsteşarımız da farklı bir şey söylemiş değil. Tabii ki bu yetki, EPDK’nın komple bu havuzu değerlendirmesiyle oluşacak yetkidir.

Arkadaşlar, “Elektrik dağıtım hizmetlerindeki bir önceki fiyat 10 liradır, şimdi 5 liradır.” Konusunda… Biz ÖYK’nın kararlarına burada şerh koyacak durumda değiliz. İhale nasıl sonuçlanacak, ben de şu anda bilmiyorum. Şeffaf ihalecilik anlayışıyla bunlar, bütün firmalar giriyor. Ama, dikkatinizi bir şeye çekmek isterim: birinci ihalede birinci gelenler şu anda iş almış değiller yani eğer bu firmalar anlaşacaklarsa niçin teminat mektuplarını yakarak anlaşsınlar, teminat mektubunu yakmadan anlaşırlar.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yeni alan firmadan almışlardır.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – O açıdan değerli arkadaşlar, biz bir malın değerini alım satım yapıldığı değer olarak biliyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aynı firmaya niye versin ihaleyi?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Avrupa’da, Türkiye’de megavat başına düşen döviz değeri vardır. Biz bununla ilgili kriterlerimizi koyuyoruz ama ben şimdiden, UEK’yla alakalı kararı burada açıklayacak ve bu manada da yetkili birisi değilim.

Şimdi, arkadaşlar, Meclisin saygınlığını korumak adına bir konuda mutabakat sağlamamız lazım. Öncekinde de oldu, gensoruda da oldu, bir toplantıda daha oldu. Arkadaşlar, bu yalnızca benimle alakalı husus değil; her birimiz, lütfen, kendini bu manada soru sorulanın yerine koysun.

İndirilmeyen uçakta iş adamı var mıydı? Cevap: Yok. Sonra…

İDRİS YILDIZ (Ordu) - Uçak kime aitti?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Yani, uçak Başbakanlıktan bana tahsis edilen ve 6 tane uçaktan bir tanesiydi. Genel yayın yönetmenleri vardı uçakta ve mesai arkadaşlarım vardı.

Şimdi, ben asıl konuya geleceğim. Ben cevabımı verdim, yok diyorum.

Şimdi, arkadaşlar, bana birisi dedi ki yine milletvekili arkadaşlarımızdan: “Sizin falan şirkette hissenizin olduğu söyleniyor. Hisseniz var mı?” Ben dedim ki: Hissem yok. Sonra “Yok, yanlışı öğrenmek amacıyla sordum.” dedi. Arkadaşlar, bir konunun nasıl anlatıldığını ve nasıl anlaşıldığını hep beraber anlıyoruz. Ben şimdi desem ki: “Sokakta giderken tanımadığım 2 kişi sizin hırsızlıkla alakalı bir ilişkinizin olduğunu söylüyor Ahmet Bey, Hasan Bey, Ayşe Hanım. Var mı? Böyle bir soruyu sırf öğrenmek maksadıyla soruyorum.” O da dese ki: “Benim hırsızlıkla alakalı bir yanım yok.” “Çok teşekkür ederim, başka sorum yok.” desem bu dürüst bir yaklaşım olur mu? Bizler yolsuzluğun üzerine hangi gerekçelerle gidiyorsak dürüst çalışanları da aynı oranda, belki daha fazla korumak zorundayız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya bu nasıl mantık ya, burada “İftira.” dediniz gensoruya ya.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Her yaptığımız isabetsiz ithamların bu Türkiye’ye fayda sağlamadığını, tam tersi zarar sağladığını bilmemiz lazım.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, kaçakçılıkla alakalı şu anda Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın Başkanlığında 7 tane bakanlığımızla koordinasyon sağlanan bir yapı oluşturuldu. Mesela 10 no.lu yağla alakalı bazı sıkıntılarımız, şikayetlerimiz olmuştu. Şu anda, 1 milyon 250 bin tonluk 10 no.lu yağın ÖTV’si artırıldıktan sonra şu anda bile rakamlarda çok ciddi düşmeler oldu.

Ben bu duygularla hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – 30 milyar Bakan, 30 milyar.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Bakan, Türkmenistan’dan alabilirsiniz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Değerli arkadaşlar, Sayın Öz ” Yirmi saniye vakit kalmış, ben o yirmi saniyede bir soru soracağım.” diyor.

Buyursunlar sorsunlar.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına sorum.

Seçim bölgem olan Manisa’da ziyaretlerinde bulunduğum engelliler derneklerinden, toplum içinde yer alma, çalışma hayatına girip kimseye yük olmadan yaşamını sürdürmek isteyen bu yurttaşlarımızdan iş bulma ve çalışmayla ilgili sitemler gelmektedir. Bunlardan başta gelen sitem ise, İŞKUR tarafından yönlendirilen özel şirketlerden yurttaşlarımıza engeline uygun olmayan iş verilmesiyle ilgili çalışma koşullarından dolayı ve işveren tarafından çıkarılması veya kendisinin dayanamayıp çıkmak zorunda kalışıdır. Hürriyet Yazarı Ayşegül Domaniç Yelçe de bununla ilgili bir yazı yazmıştır ve ben yazısındaki bu maili okumak istiyorum: Evladım Aybars, yüzde 50 zihinsel engelli…(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Sayın Demirel, Sayın Bakan isminizi zikrederek sizinle ilgili bir cevap vermiştir. Lütfen bir sataşmaya meydan vermeden açıklamanızı yapın siz de.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Öncelikle, Sayın Bakanın Kilis davetini memnuniyetle kabul ediyorum fakat benim söylediğim söz yanlış anlaşılmış, onu ben tekrar bir açayım.

Biliyorsunuz, Angelina Jolie de iki kere Hatay’ı ziyaret etti ama hiçbir şey olmadı. Size ben “Kilis’i ziyaret ediniz.” Değil; Kilis’e, Türk aile hayatına sığınmacıların etkisi üzerinden, özellikle Kilis özelinde bir araştırma yaparsanız parti grubum adına memnun olacağımızı söyledim. Biz sizinle Kilis’e gidelim ama siz de bu araştırmayı yapınız, bir.

İkincisi; sizin çok sıklıkla söylediğiniz Bakanlığınız yayınlarında da yer alan bir cümle var, aslında Hükûmet olarak da çok kullanıyorsunuz: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bir; bu sözün aslı böyle değil. Niye? İnsan aç açık, sokakta mokakta yaşıyor. Bu sözün aslını isterseniz araştırın, ben burada size söyleyeyim bir katkı olarak ve bundan sonra da icraatınızın temel felsefesi bu olsun: “İnsanı yücelt ki devlet yücelsin’dir bu sözün aslı.

Ben, Başkana ve yüce heyete iyi akşamlar diliyor, teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/698) (S.Sayısı: 361) (Devam)

2.- 2011 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki Kamu İdarelerinin 2011 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu ( 1/649, 3/1003) (S.Sayısı: 362) (Devam)                                       

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI (Devam)

1) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ (Devam)

1) Millî Prodüktivite Merkezî 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ

BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2013 Yılı

Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ  (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ  (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU  (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Millî Savunma Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Savunma Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

İ) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI (Devam)

1) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

R) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU (Devam)

1) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

T) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

U) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ü) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Sayın Bakan, cevap vermek ister misiniz Öz’ün sorusuna?

Buyurun, bir dakika içinde.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Engelli istihdamı ile ilgili haklı bir talep. İŞKUR’la beraber bu talebi düzeltmek için yeni bir çalışma başlatıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sırasıyla onuncu turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Avrupa Birliği Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

 

25) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                         212.998.650

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                         575.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                    TOPLAM                              213.573.650

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)    CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                               38.736.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                      34.523.539,89

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                           4.212.460,11

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türk Akreditasyon Kurumu 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.21) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                         135.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                    Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                                     8.480.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                            8.615.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                               10.754.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                    Diğer Gelirler                                                                                                              15.025.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          25.779.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

Türk Akreditasyon Kurumu 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türk Akreditasyon Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)    CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                 9.233.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                        8.195.474,56

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                           1.037.525,44

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B)    CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                          16.500.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                          19.384.982,71

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türk Akreditasyon Kurumu 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

24) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

1) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                         241.204.905

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                   55.050.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      10                                    Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri                                            14.436.483.595

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                  14.732.738.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)    CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                         3.482.566.313,82

Bütçe Gideri                                                                                                                                                3.468.506.405,42

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                               152.391,56

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                        14.113.025,93

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                              99.274,03

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3) Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)    CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                 9.758.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                        8.883.362,33

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                              874.637,67

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4) Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A)    CETVELİ