TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 35’inci Birleşim

                                                                                         6 Aralık 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı’nın, Mevlânâ Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, ülkemizde zeytin ve zeytinyağı üreticileri ile sektörün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un,  ülkemizde zeytin ve zeytinyağı üreticileri ile sektörün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar ve 20 milletvekilinin, Türkiye'nin taraf olduğu tüm uluslararası göç hareketleri, ülkemizdeki yabancı göçmenlerin statüleri ve sorunları ile ulusal ve uluslararası planda karşılaştığımız sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/443)

2.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak ve 19 milletvekilinin, tarihî ve kültürel eserlerin korunmasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/442)

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz ve 20 milletvekilinin, Eğirdir Gölü’nün tabii hâlinin ve zenginliklerinin korunması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/441)

 

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, (2/866) esas numaralı, Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/81)

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, ataması yapılmayan öğretmenlerin Başbakandan beş dakikalık bir randevu alabilmek için on bir gündür Abdi İpekçi Parkı’nda beklediklerine ve bu konuya duyarlılık gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ilinin Akçakale ile Ceylânpınar ilçeleri ve Mardin ilinin Kızıltepe ilçesine bağlı Şenyurt’a Suriye tarafından düşen bombalar ve sınırdan Türkiye’ye geçen 100 bini aşkın mültecinin durumlarının araştırılması amacıyla 15/11/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Aralık 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, İstanbul Kâğıthane ve Ayamama dereleri üzerindeki imara aykırı yapıların dere yataklarını yok etmesi ve yoğun yağışlarda adı geçen derelerin taşması sonucu oluşan can ve mal kayıplarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu (10/1) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 6/12/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 6 Aralık 2012 Perşembe günkü birleşiminde 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine; bu birleşimde 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 7 Aralık 2012 Cuma günü saat 14.00'te toplanmasına ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine ilişkin önerisi

 

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’ın Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın, İstanbul Milletvekili İdris Güllüce’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul Milletvekili İdris Güllüce’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili İdris Güllüce’nin, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/650) (S. Sayısı: 339)

4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S. Sayısı: 342)

5.- Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/638) (S. Sayısı: 337)

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Şampiyonlar Ligi’nde bir üst tura yükselen Galatasaray futbol takımını tebrik ettiğine, UEFA Avrupa Ligi’nde Fenerbahçe’ye başarılar dilediğine ilişkin konuşması

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 7’nci maddesi üzerinde verilmiş 2 önergeyi işleme almadığı gerekçesiyle tutumu hakkında

 

XI.- OYLAMALAR

1.- Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, dış ticaret istatistiklerine ve İran’a yapılan altın ihracatının mahiyetine ilişkin Başbakandan sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/12224)

2.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, arama kurtarma çalışmalarında kullanılmak üzere gemi alınıp alınmayacağına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/12510)

3.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, 5084 sayılı Kanun’la getirilen teşviklerin sürelerinin uzatılmasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı  (7/12698)

6 Aralık 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Mevlânâ Haftası nedeniyle söz isteyen Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı’ya attir.

Buyurun Sayın Kabakcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı’nın, Mevlânâ Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7-17 Aralık tarihleri arasında kutlanacak olan Mevlânâ Haftası münasebetiyle şahsım adına gündem dışı konuşma almış bulunmaktayım. Genel Kurulunuzu saygıyla selamlıyorum.

“Aynı dili konuşan insanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.”

“Dünyada nice diller var, nice diller,

Ama hepsinde anlam bir.

Sen kapları, testileri hele bir kır,

Sular nasıl bir yol tutar gider.

Hele birliğe ulaş, hırgürü, savaşı bırak,

Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.”

Sayın milletvekilleri, ülkemizin dünyaya hitap eden en önemli kültür sanat faaliyetlerinden Şebiarus törenleri, Konya’mızda 1950’li yılların başından beri, yarım asrı geçkin süredir aralıksız bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Bu yıl da Mevlânâ Haftası süresince gerçekleşecek olan Hazreti Mevlânâ’nın 739’uncu Vuslat Dönümü Uluslararası Anma Törenleri kapsamında 10’u gündüz, 11’i gece olmak üzere toplam 21 âyîn-î şerîf icra edilecek ve TRT tarafından 17 Aralık Şebiarus Programı canlı olarak yayınlanacaktır.

Geçtiğimiz yıl 55 bin misafiri ağırlayan Konya, bu yıl da on bir gün boyunca sema törenleri ve diğer etkinlikler için şehrimize gelen 65 bin civarında yerli ve yabancı misafire ev sahipliği yapacaktır. Törenler, 7 Aralık Cuma günü. Çarşamba günü, Genelkurmay Başkanlığı Mehteran Bölüğü ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu eşliğinde protokolün ve halkın katılımıyla gerçekleşecek olan sevgi ve hoşgörü yürüyüşü ile başlatılacaktır. Törenler boyunca mesnevi sohbetleri gerçekleştirilecektir. Büyükşehir Belediyesi, Selçuk, Mevlânâ, Necmettin Erbakan, Konya Ticaret Odası Karatay üniversiteleri ile Uluslararası Mevlânâ Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarınca Hazreti Mevlânâ’yı anlama ve tanıtmaya yönelik panel, sempozyum, söyleşi, çalıştay, tiyatro, konser, bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetler gerçekleştirilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazreti Mevlânâ, insanlığın bitmez tükenmez hırsı yüzünden yaşanmaz hâle getirdiğimiz bu dünyaya hâlâ yaşadığı yüzyıldan ışık saçmaya devam etmektedir. Diliyle değil gönlüyle “Ne olursan ol, gel.” diyebilmiş bu büyük gönül insanını dualarla anıyor, onu gelecek nesillere anlatmayı kendimize görev biliyoruz. Hazreti Mevlânâ’nın biz insanlara verdiği en büyük mesaj aşk, sevgi ve birliktir. Birlik ve beraberliğe her zamandan daha fazla ihtiyacımız vardır. Onun tüm insanlığa bıraktığı en büyük miras, insan sevgisine ve hoşgörüsüne dayalı bir hayat anlayışını bizlere benimsetmiş olmasıdır. O, bir veli hüviyetiyle gönüller coşturmuş, bir pir, bir mürşit olarak insan kalbini saflaştırmış, bir bilgi kaynağı olarak insan aklını nur ile yıkamış, akıl ve gönülleri kirden kurtarmıştır.

“İnsan yaratılmışların en şereflisidir” düsturuyla her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan Hazreti Mevlânâ, sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür.

“Canım bedenimde oldukça Kur’an’ın bendesiyim, seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım. Kim sözlerimden bundan başka bir söz naklederse, o nakledenden de bizarım, o sözden de bizarım.” Kendisi âşıklar sultanı, türbesi de âşıklar Kâbe’si olan Hazreti Mevlânâ, Kur’an’ın kulu ve Hazreti Muhammed’in yolunun toprağı olmayı en büyük şeref sayardı. Kendisine bunun dışında bir şey atfedenlerden bizardır, şikâyetçidir. Böylece kendi örneklemesinden hareketle bizlere bir yol çizerek, âdeta bir hayat düsturu belirlemiştir.

Der ki Hazreti Mevlânâ: “Akıl aydınlık bir kandile benzer. Elbette yirmi kandilin aydınlattığı bir kandilin aydınlığından daha fazladır.” diyerek, âdeta milletimizin ortak aklı olan yüce Meclisimize, yani bizlere de sesleniyor ve yol gösteriyor.

Ben, gönüller kapısı Konya’ya, 7-17 Aralık tarihleri arasında, şahsınızda tüm milletvekillerini ve bütün Türkiye’yi davet ediyor, hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’a aittir.

Buyurun Sayın Soydan. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, ülkemizde zeytin ve zeytinyağı üreticileri ile sektörün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin sorunları hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Çanakkale ve ilçelerinde meydana gelen yoğun yağışlara değinmek istiyorum. Yağışlar, ciddi zararlar meydana getirmiş ve özellikle Bayramiç ilçemiz ve köylerinde üreticimiz mağdur olmuştur. Can kaybı yaşanmaması en büyük tesellimiz olup, yoğun yağıştan etkilenen hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. İlgili bakanlıklar hasar tespit çalışmalarını tamamlayıp vatandaşların hasarlarını en kısa sürede karşılamalıdır.

Sayın milletvekilleri, zeytin ve zeytinyağı sektörü ülkemiz için üretim, istihdam ve ihracat boyutuyla önem taşırken, aynı zamanda çevre dengesi ve halk sağlığı açısından da yaşamsal önem arz etmektedir. Ülkemiz sofralık zeytin üretiminde dünyada 2’nci, zeytinyağı üretimindeyse 5’inci sırada yer almaktadır. Türkiye’de kişi başı zeytinyağı tüketimi AB ülkelerinin sekizde 1’i düzeyinde bulunurken, ihracatta ise ülkemiz ne yazık ki AB ülkeleri ve Suriye’nin ardından gelmektedir.

Sayın milletvekilleri, on yıllık AKP hükûmetlerinin izlediği tarım politikaları üreticiyi, çiftçiyi artık yaşayamaz, üretemez ve yaşamını toprağından kazanamaz hâle getirmiştir. Ege ve Marmara Bölgesi’ndeki zeytin üreticimiz bu yıl yüzde 80 oranında rekolte düşüklüğüyle karşılaşmıştır. Üretici, yıllardır değişmeyen, hatta gerileyen fiyatlara ilave olarak, girdi maliyetlerinde artışlar nedeniyle, ürünlerini kaldıramamış, zeytinlerini ağaçlarda çürümeye bırakmak zorunda kalmıştır. AKP’den önce 1 kilogram zeytinyağı ile 3 litre mazot alınırken, bugün üreticimiz 1 kilogram yağ ile 1 litre mazot alabilmektedir. İşçilik maliyeti ise 4’e katlanmıştır. AKP‘den önce “kara elmas” diye adlandırılan sofralık zeytin, şimdi üreticinin kara talihi olmuştur. Bu yıl, ziraat odaları, zeytinyağının üretim maliyetini 6 TL olarak açıklarken, piyasada ancak 4-4,5 liraya alıcı bulmaktadır. Bakanlık, hâla sektörde akılcı bir üretim planlaması yapamamış, üretim hedefi konmuş fakat artacak üretimin nasıl değerlendirileceğini belirleyememiştir. Zeytin üreticisi AB ülkelerinde üreticiler, kooperatifler ve birlikler desteklenirken; ülkemizde bu desteği alamayan kooperatif ve birliklerimiz iç ve dış piyasalarda haksız rekabetle karşılaşmakta ve rekabet edememektedir.

Sayın milletvekilleri, Bakanlık süratle önlem almak zorundadır. Stoklama yardımı, uygun faizli kredi, üretici birliklerine kaynak aktarılmalıdır. İç piyasada zeytinyağı tüketimi özendirilmelidir. Birliklerin devlete olan borçları son bir kez silinmeli ve 2011 yılı destekleme primleri en kısa zamanda dağıtılmalıdır. Üreticinin on yılda geldiği üretemez, üretse dahi zarar eden bu durum karşısında Sayın Bakanın ne söyleyeceğini üretici merak etmektedir.

Sayın milletvekilleri, 10 Kasım Ata’nın ölüm yıl dönümünde ilk kez bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Anıtkabir’de bulunmak yerine Sultan Hasan’ı ziyaret etmiştir. Sayın Başbakanın olması gereken yer sultanların sofrası değil, milletin efendisi olan köylünün sofrası, üreticinin sofrasıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakan bir sabah kahvaltısını zeytin üreticimizle beraber yapsın; onlara misafir olsun, zeytin ağaçları arasında gezsin; üreticimiz, ürettiği zeytin ve zeytinyağını Başbakana ikram etsin; zeytin toplasın, üreticimizle sohbet etsin. Sayın Başbakan zeytin ağaçlarının altında tertemiz oksijen solusun ki belki oksijen kaynağı Kazdağları’nda oksijeni sonlandıracak maden arama ve işletme faaliyetlerine son verir. İnanın arkadaşlar, bu ziyaret, Sayın Başbakanın hem ruh sağlığına hem beden sağlığına çok iyi gelecektir. Şayet üreticimiz “Ben on yıl öncesine göre daha çok üretiyorum, daha çok kazanıyorum.” diyorsa bizim söyleyecek başka bir şeyimiz kalmaz.

Sayın milletvekilleri, son on yıldır AK PARTİ’li yıllar, üretici için kara günlere dönmüştür. AK’lı yıllarda üreticinin kara elması parçalanmış, yok edilmiştir ama hiç kimsenin şüphesi olmasın ki üreticinin, çiftçinin, köylünün umutları Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıyla yaşama geçecek, üretici emeğinin karşılığını, üretmenin keyfini alacaktır.

Ben Sayın Bakanın burada olmasını, cevap vermesini arzu ediyordum ama yine de Sayın Bakana bir önerim var: Sayın Bakan hiç burada bence emek sarf etmesin çünkü çıkacak, üreticiye ne kadar çok destek olduğunu anlatacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Devamla) – Biz kurbanlık koyunumuzu bile dışarıdan alırken hayvan üreticisine bunu söylemişti Sayın Bakan.

Ben onu zeytin üreticisinin önüne davet ediyorum ama bir tavsiyem var, koruma sayısını fazlalaştırsın.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, ülkemizde zeytin ve zeytinyağı sektörünün içinde bulunduğu durum hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’a aittir.

 

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un,  ülkemizde zeytin ve zeytinyağı üreticileri ile sektörün sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Abdi İpekçi Parkı’nda Sayın Başbakanla görüşmek için randevu bekleyen, atama bekleyen öğretmen adaylarına verdiğim sözü tutuyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden onları selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önceki konuşmacının bahsettiği gibi, zeytin, zeytinyağı ve üreticisi sorunlar içerisinde. Türkiye, sıvı yağı ithalatına yılda 3 milyar dolar para veren, kaynak harcayan bir ülke. 168 milyon zeytin ağacı olan, bu yıl 200 bin ton zeytinyağı üretilmesi beklenilen bir ülkede kişi başına 2 litre zeytinyağı harcanmakta. Zeytinyağı fiyatları her geçen yıl geriye gitmekte, maliyetler artmakta ve zeytin üreticisi ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Tarım Bakanlığının bürokratları da siyasetçiler gibi on yıl öncesi tarihleri vermekte, on yıl öncesiyle kıyaslamaktalar ve doğruyu söylememekteler. On yıl önce 1,35 lira olan mazot, bugün 4,20 lira. On yıl önce 1 litre zeytinyağına verilen destek 40 cent, bugün 50 kuruş. On yıl öncesiyle bugünü karşılaştırmak mümkün değil, bütün veriler hep daha düştü. On yıl önce 6,35 liradan satılan zeytinyağı, bugün 4,30 liraya satılıyor.

Ülkenin bu zeytin gibi büyük kaynağının iç piyasada tüketilmesi adına bir gayretin, çabanın olması gerekiyor. Marmara’da, Bursa’da, Erdek’te, Ezine’de, Ayvacık’ta, Edremit’te, Burhaniye’de, Gömeç’te, Ayvalık’ta, Aydın’da, Mersin’de, Antep’te, bütün bu bölgelerdeki insanların hayat kaynağı olan bu zeytinin ve zeytinyağının mutlak surette kendi kaderine terk edilmemesi gerekmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde 2,5 avroya satılırken kilosu, üreticiye 1 avro destek verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bilinmeyen bir gerçek var. Fındıkta yağa değil fındığa destek veriyoruz, ayçiçeğinde yağına değil tanesine destek veriyoruz, zeytinde ise sadece yağına destek veriyoruz. Üreticinin talebi şu: “Bize, yağa destek değil taneye destek verin çünkü tanede olursa bu para bize gelecek. Yağı satıyoruz, desteklemeyi tüccar alıyor, bizim elimize bir şey geçmiyor.” demektedirler.

Zeytin ve zeytinyağı sektörünün ithalatı konusunda sıkıntılar var. Suriye, savaş sebebiyle İspanya ve İtalya’ya zeytinyağı satamamakta, Türkiye’ye kaçak yoldan Suriye’den zeytinyağı girmekte. Ucuz olarak Türkiye’ye sokulan bu zeytinyağı, müstahsil belgesi de alarak devletten destek almakta, 20 tonluk tankerlerle Anadolu’ya dağılıp ucuz fiyatlarla satıldığında yerli üretimin karşısında rekabet ederek üreticiyi zor duruma sokmaktadır. 1 kilo zeytinyağının maliyeti 6,35 liradır ancak piyasada bugün, 4,35-4,70 lira arasında zeytinyağı satılmaktadır, üretici zarar etmektedir.

Zeytin ağaçları her yıl, zeytin sektörü her yıl el değiştirmekte. Bu konuyla alakası olmayan insanlar, 10 bin - 20 bin ağaç zeytinler alıp daha sonra buna bakamadıkları için millî servetimiz zarar görmektedir. İlaçlamadan tutun gübrelemeye kadar bunların bakımları yapılamamaktadır.

Bu mübarek bitkinin değerlendirilmesi, üreticinin mağduriyetlerinin giderilmesi için Hükûmeti duyarlı, dikkatli olmaya, Tarım Bakanını bu konuda üzerine düşen görevleri yapmaya davet ediyorum. Buradan bütün zeytin ve zeytin üreticilerinin hasat yılını kutluyor, bereketli geçmesini diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar ve 20 milletvekilinin, Türkiye'nin taraf olduğu tüm uluslararası göç hareketleri, ülkemizdeki yabancı göçmenlerin statüleri ve sorunları ile ulusal ve uluslararası planda karşılaştığımız sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/443)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca göç akımlarının geçiş yolu olmuştur. Asya ve Avrupa kıtalarının birleştiği yerde ve siyasal ve ekonomik krizlerin istikrarsızlaştırdığı coğrafyaların yakınında bulunması ülkemizi transit göçmen geçişleri ve son kırk yıl içinde sığınmacı akımlarının hedefi hâline getirmiştir. Ayrıca, özellikle eski Sovyetler Birliği ülkelerinde ve Asya'daki yakın coğrafyamızdaki ekonomik ve toplumsal sorunlar çok sayıda göçmenin Türkiye'de büyük ölçüde kayıt dışı olarak istihdamına yol açmış bulunmaktadır.

1960'lı yılların başından itibaren Avrupa ülkelerine ve sonraları Orta Doğu ülkeleri ve Avustralya'ya yönelik iş gücü göçü ile aynı zamanda göçmen kaynağı niteliği de kazanan ve bu özelliğini "aile birleştirmeleri" çerçevesinde korumakta olan ülkemiz, Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Asya'daki istikrarsızlıklar sonucunda günümüzde daha çok "göçmen kabul eden ülke" ve "transit göç ülkesi" olarak nitelendirilmekte ve kaçak ve yasal statüdeki göçmenlerle sığınmacıların ve mültecileri kapsayan karmaşık bir "göç yönetişimi" sorunu ile karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.

Bu çerçevede Türkiye'de hâlen öncelikle 3 ana grubu sorunlu olarak nitelendirmek mümkündür. Bunlar: Avrupa'ya geçmek üzere Türkiye'yi transit geçiş ülkesi kullananlar, Türkiye'ye kayıt dışı çalışma niyetiyle gelenler ve nihayet iltica talebi reddedilen ve ülkeyi terk etmesi gerektiği hâlde illegal konumda Türkiye'de kalan yabancı uyruklulardır. 1995 -2009 yılları arasında Türkiye'de bu 3 gruba mensup toplam 1 milyon 600 bin kişi tespit edilerek sınır dışı edilmiştir.

Türkiye'yi transit geçiş ülkesi olarak kullanan yabancı uyrukluların çok büyük bölümünün ülkemize kaçak yollardan girdiği, organize suç ve terör örgülerinin insan kaçakçılığı yaptıkları ve bu yoldan önemli gelirler elde ettikleri, kaçak göçmenlerin çeşitli biçim ve boyutlarda insan hakları ihlallerine maruz bırakıldıkları ve hatta bir bölümünün transit geçişleri sırasında yaşamını yitirdiği kamuoyumuzca da bilinmektedir. Güvenlik güçlerimizce yakalanarak sınır dışı edilen kaçak göçmenler 2000-2009 yılları arasında yılda ortalama 55.000 kişidir. Bir AB projesi çerçevesinde 2004 yılında uygulamaya konulan Entegre Sınır Yönetimi Stratejisinin Uygulanmasına Yönelik Ulusal Eylem Planı’nın başarısının da sorgulanması gerekmektedir.

Sonuç olarak, mevcut verilere göre deniz ve kara sınırlarımızın iyi korunamadığı anlaşılmakta, insan kaçakçılığına karşı devlet kurumlarının eşgüdümlü ve kararlı bir savaşım içine girmeleri gerekliliği öncelik taşımaktadır. Türkiye'nin göç politikası, aynı zamanda Türkiye kökenli Türk göçmenlerin konumları, sorunları ve yaşadıkları ülkelerle olan  ilişkilerimizi de kapsayacak şekilde ele alınmalıdır.

Yukarıda sözü edilen durum ve sorunlar çerçevesinde çok boyutlu ve uygulanabilir bir göç politikasının hazırlanması ve bu bağlamda yurt dışındaki Türk göçmenler dâhil Türkiye'nin taraf olduğu tüm uluslararası göç hareketleri, ülkemizdeki yabancı göçmenlerin statüleri ve sorunları ile ulusal ve uluslararası planda karşılaştığımız siyasal, ekonomik, kültürel ve sosyal sorunlar ve mevcut ve hazırlanan yasal mevzuatın ele alınması amacıyla Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 02.01.2012

1) Tolga Çandar                                                       (Muğla)

2) Atilla Kart                                                            (Konya)

3) Fatma Nur Serter                                                  (İstanbul)

4) Metin Lütfi Baydar                                                (Aydın)

5) Ali Haydar Öner                                                    (Isparta)

6) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

7) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

8) Turgut Dibek                                                        (Kırklareli)

9) Haluk Ahmet Gümüş                                             (Balıkesir)

10) Malik Ecder Özdemir                                           (Sivas)

11) Muharrem Işık                                                    (Erzincan)

12) Uğur Bayraktutan                                                (Artvin)

13) Ali Özgündüz                                                      (İstanbul)

14) Veli Ağbaba                                                       (Malatya)

15) Mehmet Şeker                                                    (Gaziantep)

16) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

17) Hülya Güven                                                       (İzmir)

18) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

19) Rahmi Aşkın Türeli                                             (İzmir)

20) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

21) Hasan Akgöl                                                       (Hatay)

 

2.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak ve 19 milletvekilinin, tarihî ve kültürel eserlerin korunmasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/442)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Tarihî ve kültürel eserlerin korunmasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması  gereken  önlemlerin  belirlenmesi amacıyla" Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince "Meclis Araştırması” açılmasını arz ve talep ederiz.

1.D. Ali Torlak                                                          (İstanbul)

2) Celal Adan                                                           (İstanbul)

3) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

4) Alim Işık                                                              (Kütahya)

5) Özcan Yeniçeri                                                     (Ankara)

6) Ruhsar Demirel                                                    (Eskişehir)

7) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

8) Mehmet Günal                                                      (Antalya)

9) Mustafa Kalaycı                                                    (Konya)

10) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

11) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

12) Ali Halaman                                                       (Adana)

13) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

14) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

15) Lütfü Türkkan                                                     (Kocaeli)

16) Sinan Oğan                                                        (Iğdır)

17) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

18) Muharrem Varlı                                                   (Adana)

19) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

20) Sümer Oral                                                         (Manisa)

Gerekçe:

Dünyada tarihsel derinliği en fazla olan Anadolu; uygarlıkların beşiği olma unvanını, binlerce yıllık süreçte kentlere örnek olmasına, onlara analık etmesine borçludur.

Ancak yaşadığımız zaman dilimi içerisinde kentlerimizin, muhteşem geçmişleriyle bugünkü durumlarını kıyasladığımızda, karşımıza utanç verici ve çok kötü bir manzara çıkmaktadır.

Tarihsel geçmişimize hiç yakışmayan, haddinden fazla kazanç gözeten özensiz yapıların, her yanımızı sarmaladığı çirkin ve tekdüze yapı mimarisiyle eski tarihî dokular yok edilirken, anıtsal özelliği bulunan yapıların da, bu özensiz ve çirkin yapılar arasında âdeta kaybolduğu bir kentleşme, ne yazık ki ülkemizin çağdaş görünümüne egemen olmuştur.

Özellikle bizim tarihi mirasımızın yanında yaş olarak adının bile telaffuz edilemeyecek kadar genç olan Avrupa şehirleriyle kıyasladığımızda; atalarımızdan miras kalan tarihî ve kültürel eserlerimize, ne kadar gaddar ve hoyratça davrandığımız daha net görülecektir.

Turizm Alanları Planlaması kapsamında tarih, kültür ve çevre değerleri ile yörede yaşayan vatandaşlarımızın yaşam tarzına uygun olmayan yapılaşma çalışmaları, gelecek için bir risk oluşturmaktadır. Dolayısıyla tarih yerine kazancı gözeten ve ön plana çıkaran yapılaşma ile tarih ve kültür katliamının yapıldığı bir süreçten geçtiğimizi üzülerek görmekteyiz.

Kimlikli değişim yerine, kimliksiz dönüşümün yapıldığı, şehirlerimizin tarihî değerlerini âdeta silerek geçmişinden kopuk bir yapılaşmaya gidilmesi, tarihî ve kültürel değerlerimize olan vefasızlığımızı da ortaya koymaktadır. Bu nedenle tarihe saygı gösterilmeden yapılan değişim; sadece şehircilik açısından değil, aynı zamanda kültürel ve yaşam derinlikleri açısından da çok sert ve kırılgan bir "kimlik erozyonu” oluşturacağı muhakkaktır.

Tarihimizde çok görkemli, ama bulundukları yere hem yakışan, hem de orayı taçlandıran tarihî eserlerimizi koruyamadığımız gibi, onları bir bir kaybetmenin tehlikesiyle de karşı karşıyayız. Tarihî ve kültürel geçmişimizi korumak ve gelecek nesillere özgün mimarisiyle aktarılmasını sağlamak hepimizin tarihe karşı vefa borcumuzun gereği olduğu kadar, aynı zamanda da insani bir görevimizdir.

Ölçüsüz, âdeta gövde gösterisi izlenimi veren ve sanki bulunduğu kentin geleneklerine meydan okurcasına yapılaşma kirliliğinin yaşandığı ve bulunduğu kentin tarihiyle, kültürüyle ve geleneksel yaşamıyla hiçbir zaman inatlaşmayan tarihsel-kültürel dokuların yok sayıldığı, devamlı kazancı gözeten ve ön plana çıkaran imar ve ihale yasalarıyla tarih ve kültür katliamı yapılmamalıdır.

Bu tür yapılaşmalara son verilerek, Anadolu'nun yeniden tarihine yaraşır, kimlikli bir şehirleşme sürecine kavuşması, tarihî ve kültürel mirasımızın korunmasına yönelik millî politikaların belirlenerek hayata geçirilmesi hepimizin millî, manevi ve insani görevidir.

 

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz ve 20 milletvekilinin, Eğirdir Gölü’nün tabii hâlinin ve zenginliklerinin korunması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/441)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte sunduğumuz, Isparta Eğirdir Gölü ve çevresinin tabii halini ve zenginliklerini koruma-kullanma dengesi içerisinde gelecek nesillere tüm özellikleriyle aktarılabilmesi için yasal zemin üzerine oturtulmuş, bölgenin sosyal ve ekonomik dengesini etkilemeyecek uygulamalar geliştirmek zorunlu hâle gelmiştir. Eğirdir Gölü Havza Koruma Planı'nı sert yaptırımlar içerdiğinden dolayı uygulama imkânı bulunmamaktadır. Eğirdir Gölü’nün korunabilmesi için yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak tedbirlerin tespiti için Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104-105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.03.01/2012

1) S. Nevzat Korkmaz                                          (Isparta)

2) Lütfü Türkkan                                                 (Kocaeli)

3) Oktay Vural                                                      (İzmir)

4) Münir Kutluata                                               (Sakarya)

5) Alim Işık                                                        (Kütahya)

6) Seyfettin Yılmaz                                              (Adana)

7) Özcan Yeniçeri                                               (Ankara)

8) Mustafa Kalaycı                                              (Konya)

9) Erkan Akçay                                                   (Manisa)

10) Hasan Hüseyin Türkoğlu                             (Osmaniye)

11) Celal Adan                                                  (İstanbul)

12) Murat Başesgioğlu                                       (İstanbul)

13) Edip Semih Yalçın                                      (Gaziantep)

14) D. Ali Torlak                                                (İstanbul)

15) Emin Çınar                                                (Kastamonu)

16) Sadir Durmaz                                                (Yozgat)

17) Kemalettin Yılmaz                                   (Afyonkarahisar)

18) Koray Aydın                                                 (Trabzon)

19) Mehmet Günal                                              (Antalya)

20) Mehmet Erdoğan                                           (Muğla)

21) Bülent Belen                                               (Tekirdağ)

Genel Gerekçe:

Eğirdir Gölü, bulunduğu bölgeye sosyal ve ekonomik anlamda büyük değer katan ülkemizin incisi sayılabilecek doğal bir zenginliktir. Göle bitişik 37 köy yerleşimi ve bir ilçe bulunmaktadır. Isparta'nın içme suyu ihtiyacı, tarım için gerekli olan sulama da gölden sağlanmaktadır. Ülkemizin elma üretiminin %25'i Eğirdir Gölü çevresinde gerçekleştirilmektedir. Gölde önemli oranda balıkçılık yapılmaktadır. Eğirdir Gölü'nün büyük bir turizm potansiyeli de bulunmaktadır. Eğirdir Gölü ve çevresinin tabii hali ve zenginlikleri, kullanım dengesi göz önünde tutularak korunmalıdır. Gölü koruma maksadı ile hazırlanan "Eğirdir Gölü Havza Koruma Planı" bölge insanının talepleri dikkate alınmadan hazırlandığından dolayı uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bölgedeki insanların yerleşimleri dikkate alınarak, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin devamını sağlayacak şekilde yeni bir göl havzası koruma planına ihtiyaç vardır.

Yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı, Eğirdir Gölü’nün tabii hâli ve zenginliklerinin korunması için yapılması gerekenlerin araştırılması amacı ile bir Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Kanun teklifinin geri alınmasına dair bir tezkere vardır, okutuyorum:

 

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, (2/866) esas numaralı, Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/81)

                                                                                                      05/12/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/866) esas numaralı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun Teklifimi (yeni düzenlemelerle tekrar sunduğum için) geri çekiyorum.

Gereğini bilgilerinize saygılarımla arz ederim.

                                                                               Mahmut Tanal

                                                                                    İstanbul

BAŞKAN – Teklif geri verilmiştir.

Sayın Vural, söz talebiniz var, buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, ataması yapılmayan öğretmenlerin Başbakandan beş dakikalık bir randevu alabilmek için on bir gündür Abdi İpekçi Parkı’nda beklediklerine ve bu konuya duyarlılık gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, on bir gündür, ataması yapılmayan öğretmenler, Sayın Başbakandan beş dakikalık bir randevu için Abdi İpekçi Parkı’nda gece gündüz bekliyorlar. Bu çerçevede geçen gün ben orayı ziyaret ettim. Bugün de Kütahya Milletvekilimiz Alim Işık, Adana Milletvekilimiz Ali Halaman, Isparta Milletvekilimiz Süleyman Nevzat Korkmaz ve Elâzığ Milletvekilimiz Enver Erdem Bey ziyaret ettiler. Bu konunun Meclis gündeminde dile getirilerek, hiç olmazsa bu kişilerin, Sayın Başbakanın bir beş dakikalık randevu münasebetiyle sorunlarını dinlemesi konusunu Genel Kurulda dile getirmek istiyorum. Bu sese bence kulak vermek lazım. Bu insanlarımızı bir randevu için bu kadar ezdirmek doğru değildir.

Bu konuya duyarlılık göstermesini Meclis Genel Kurulunun bugünkü toplantısı vesilesiyle duyurmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ilinin Akçakale ile Ceylânpınar ilçeleri ve Mardin ilinin Kızıltepe ilçesine bağlı Şenyurt’a Suriye tarafından düşen bombalar ve sınırdan Türkiye’ye geçen 100 bini aşkın mültecinin durumlarının araştırılması amacıyla 15/11/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Aralık 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                06.12.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 06.12.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, Toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Pervin Buldan

                                                                                      Iğdır

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

15 Kasım 2012 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından verilen (1823 sıra nolu), "Şanlıurfa ilinin Akçakale ile Ceylanpınar ilçeleri ve Mardin ilinin Kızıltepe ilçesine bağlı Şenyurt'a Suriye tarafından düşen bombalar ve sınırdan Türkiye'ye geçen 100 bini aşkın mültecinin durumlarının" araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 06.12.2012 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Suriye politikasıyla ilgili, Suriye’de olan bitenlerle ilgili defalarca huzurlarınıza çıktım ve yine, birkaç sefer, grubumuz Suriye’de olan bitenlerin araştırılmasıyla ilgili, Hükûmetin ne yapmak istediğinin açıklığa kavuşturulmasıyla ilgili Meclis araştırma önergeleri verdi ama maalesef her seferinde oylarınızla reddedildi. Ben önce sizlere bilgi vermek istiyorum, ondan sonra da bu bilgiler üzerine görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Suriye’de, biliyorsunuz, yıllarca halkına zulmeden bir diktatörlük var -Baas Partisi- ve bu diktatörlük artık ömrünü tamamladı, şu veya bu şekilde gidecek ancak tartışma şu: Bu diktatörlük nasıl gidecek? İki: Gittikten sonra da nasıl bir Suriye kurulacak?

Bu konuda dünyanın birçok devleti aynı siyasi politikaları takip etmektedir ve istenilen şu: Suriye’deki mevcut rejim gittikten sonra, Suriye’deki dindar Sünni Müslümanları, Nusayrileri, Alevileri, Dürzileri, Hristiyanları ve Kürtleri kucaklayacak ve bu halkların birlikte barış içerisinde yaşayabilecekleri demokratik yeni bir Suriye’nin inşası. Esas hedef bu ve burada da yıllardır Suriye’de bir kimlik cüzdanları bile olmayan, yok sayılan Kürtlerin de haklarına sahip olmaları, dünyadaki bütün demokratik ülkelerde halkların, etnik yapıların, etnisitelerin sahip oldukları haklar neler ise Suriye Kürtlerinin de bu haklara sahip olması.

Peki, Türkiye’den beklenilen ne? Türkiye’den beklenilen de bu herkesin hak ve hukukuna kavuşacağı düzenin tesisi için Suriye’nin, İhvanı Müslimin’den tutun, Hristiyanlarından, Alevilerinden, Nusayrilerinden, Dürzilerinden Kürtlerine kadar, Türkmenlerine kadar ne kadar etnik, dinî ve mezhebî yapı varsa bunların tamamını kucaklayacak bir politika takip etmesi.

Peki, ne oldu? Maalesef, Türkiye, Batı bloğundan da ayrılarak, Suudi Arabistan ve Katar sermayesini de arkasına alarak Taliban’dan tutun El Kaide’ye kadar artık dünyada çeteleşmiş ve arkalarında hangi güçlerin olduğu meçhul birçok gücü Suriye’ye soktu. Bunlara Türkiye üzerinden silah verildiği, para verildiği, desteklendiği ve bunların Türkiye sınırlarını âdeta bir elek hâline getirircesine kullandıkları herkesin malumu.

Bunlar ne yaptılar? Bunlar ise Suriye’deki bütün muhalefeti organize edeceklerine ve genel bir konsensüs, ittifak, birliktelik yaratacaklarına, çok küçük bir azınlığın dini istismar ederek din kisvesi altında yeni bir diktatörlük kurma siyasetini devreye koydular. Bunun da arkasında en fazla Suudi Arabistan ve Katar sermayesi var. Çünkü Suriye’ye liberal, demokrat, dünyayla barışık, Batı bloğu içerisinde bir rejim gelirse Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Abu Dabi, Birleşik Arap Emirlikleri’nin diğer emirlikleri ,bunların tamamının artık ayakta durma şansları yok. Bunun böyle olmaması için, bu krallıkların ve emirliklerin devam edebilmesi için işi başka bir tarafa çevirdiler, Türkiye’ye 200 milyar dolar civarında kayıt  dışı para soktular -işte bugünkü sanal mutluluğun sebebi de bu- ondan sonra da Suriye’deki muhalefeti çeteleştirerek çok farklı bir noktaya getirdiler. Ama daha da tehlikelisi, bugün Suriye’deki Kürtler bu olayların hiçbirisine karışmadan -15-16 tane parti- toplantı yaptılar, aralarında anlaştılar yeni bir, Suriye’de otonomi, özerklik, federasyon, eyalet sistemi, seçilmiş vali, bunların hiçbirisinin de kesin olarak adını koymadan bir statü talebi ve etnik kimlikleriyle ilgili bütün haklarının garanti altına alınabilmesi için bir birliktelik oluşturarak bunu dünyaya deklare ettiler.

Türkiye’ye düşen neydi? Türkiye’ye düşen, “Evet, Suriye Kürtleri de benim kardeşimdir, bunların demokratik kimlik haklarını elde etmeleri için her türlü görevi yapmam lazım.” deyip bu unsurları da, bu Kürt partilerini de Suriye Ulusal Konseyinin içine sokmak ve bu taleplerini de dünyaya deklare ederek, anlatarak, bu taleplerin arkasında olduğunu da belirterek destek vermekti. Peki, Türkiye ne yaptı? Türkiye bunun tam tersini yaptı. “Suriye’deki Kürtler  eğer orada bir statü sahibi olurlarsa, ana dilde eğitim olursa, bölgesel yönetim olursa, Kürtlerin adı sanı, evi, kimliği tanınırsa, Irak’ta da var, ne olur ondan sonra? Türkiye’deki Kürtler de bunu ister.” Yahu Türkiye’deki Kürtler zaten Suriye’den evvel yüz yıldır istiyor, sen neredesin? “Bunu nasıl engelleyeceğim?” Çıkıp babalanmalar, kabadayılıklar… “Ben, Suriye’nin kuzeyinde Irak’a benzer bir yapılanmanın oluşmasına izin vermem, bu benim kırmızı çizgimdir.” dedi ve ondan sonra da bu çeteleşmiş unsurları aldı, önce Halep’ten başlayarak kademe kademe, en son da Serekani (Resulayn) mıntıkasında Kürtlerle çatıştırır bir noktaya getirdi.

Bakın, buradan Sayın Dışişleri Bakanına, Başbakanına feryat ediyoruz, bu bir rica değil, bu farklı bir üslup da değil, feryat ediyoruz: “Yapma! ‘Ben, Şam’a El Kaide’yle Taliban’ı oturturum, ondan sonra tanklarla gelirim Kamışlı’ya girerim, orada da böyle bir yapıya izin vermem.’ dersen neler olacağını sen bile tahmin edemezsin.” Yani yapılması gereken, Suriye’de, herkesi tatmin edecek ve kucaklayacak, İhvanı Müslimin’den Kürtlere kadar, Alevilerden Hristiyanlara kadar, bir demokratik rejimin tesisidir. Tabii ki bu hisse dağıtımında, demokrasi hissesinin dağıtımında, Kürtler de kendi hisselerine düşeni alacaktırlar, analarının ak sütü gibi helaldir bu. Ve Türkiye’ye karşı da bunların bugüne kadar bir tavırları, en ufak, bırakınız bir kurşun atmayı, bir taş atmaları bile vaki değildir. Niye atsın? Kendi hakkını ve kimliğini istiyor.

Bir Arap-Kürt çatışması Suriye’de bir kıyamet senaryosudur, bunun altında kimse kalamaz. “Ben 5 tane tank yollarım, 10 tane bilmem ne yollarım.” dersen, üçüncü hafta oraya Birleşmiş Milletler gelir, NATO gelir, senin de tahmin edemeyeceğin şeyler olur. Bu Kosova’da da böyle oldu, Bosna-Hersek’te de böyle oldu, dünyanın birçok yerinde de böyle oldu.

Bu dış politika iflas etmiştir. Feryat ettik, defalarca feryat ettik, Nuri Maliki’yle kavgalısın, Suriye’yle kavgalısın, İran’la nizalısın, Kürtlerle problemlisin -7 tane Alevi kurultayı yaptı Sayın Faruk Çelik Hükûmet adına, daha bir cemevlerinin açılması bile sağlanamadı- Alevilerle sorunlusun, içeride kavgalısın, dışarıda kavgalısın. Nereye gideceksin? Nereye gider biliyor musunuz? Uçtu uçtu kim uçtu evvelsi gün? Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız uçtu. Nereye uçtu? Erbil’e uçtu. Nereye düştü? Kayseri’ye düştü. Sen böyle yaparsan Enerji Bakanın Erbil’e inemez, bir büyük muhalefet partisinin lideri vize alıp Kerkük’e gidemez, Sayın Ahmet Davutoğlu tutuklanmadan Barzani’nin şefaati ile kurtulur Kerkük’ten. Bu dış politikanın iflas ettiğini, artık hiçbir yere varılamayacağını, yapılması gerekenin önce içeride barış sonra dışarıda barış olduğunu, bölgede, Orta Doğu’da barış olduğunu ve yeni bir paradigmanın, yeni bir Orta Doğu federasyonunun inşa edilmesinin artık zaruret hâline geldiğini defalarca söyledik. Ama burada ikaz ediyoruz, feryat ediyoruz. Bu bir ikaz, uyarı, feryat ama asla rica değil.

Bakınız, eğer bu politikalar Suriye’de bir Kürt-Arap çatışması tezgâhlamak, Kürtlerin oradaki meşru taleplerini silahla bastırmak noktasına gelirse, Cizre’de, Kızıltepe’de, Nusaybin’de, Suruç’ta, Diyarbakır’da, Hakkâri’de oturamazsınız bunu bilin, İstanbul’da da oturamazsınız. Bu yangın hepimizi sarar. Tekrar tekrar uyarıyoruz, aklınızı başınıza alın! Barış, kardeşlik, demokrasi, çözüm ve herkese demokrasiden başka bir yol yok, asla yok.

Saygılar sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdulkerim Gök, Şanlıurfa Milletvekili.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. BDP grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Efendim, benden önceki çok kıymetli konuşmacı bazı görüşlerini dile getirdi. Benim de öncelikle özetlemeye çalışacağım konu şu: “Hükûmetin ne yaptığına ilişkin biz açıkçası nerelere doğru gidiyor…”

BAŞKAN – Sayın basın mensupları, sayın basın mensupları, lütfen!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – “… bunun araştırılmasını istiyoruz.” diye bir ifade kullandılar. Çok net bir şekilde ifade etmek isterim ki burada önemli olan…

Sayın Başkanım, benim de dikkatim dağıldı bir anda.

BAŞKAN – Buyurun.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Efendim, özellikle şunu rahatlıkla söyleyeyim: Hükûmetin ne yapmaya çalıştığı çok nettir, Hükûmetin ne yapmaya çalıştığını anlamak isteyenler için çok nettir.

Ancak burada çok rahatlıkla şunu sormakta fayda var: Bugün dünyada son derece önemli hadiseler cereyan ederken, bizim bölgemizde bu hadiselerin cereyan etmesi sırasında “Siz neden, niçin Suriye ile bu kadar yakından ilgileniyorsunuz?” diye birtakım sorular gündeme geldi. Suriye’deki gelişmelerle niçin ilgilendiğimiz aslında bugünkü BDP grup önerisinin de verilmesiyle beraber çok daha netlik arz edecektir.

Demek isterim ki, bugün Suriye’deki hadiseler sadece Suriye’yi ilgilendirmemekte, yanı başında Ceylanpınar’da, Mardin’in ilçelerinde, Suruç’ta, baktığımızda Kızıltepe’ye bağlı olan kesimlerde, velhasıl komşu illerin tamamında olaylardan son derece etkilendiğimiz ortada. Hadiseler geldiği andan itibaren biz de Ceylanpınar’da, Suruç’ta, Akçakale’de Sayın Bakanımızla beraber, Şanlıurfa milletvekilleri olarak hep beraber olduk, halkımızla beraber olduk. Hükûmetimiz, oradaki gerek askerî kuvvetlerimiz gerekse polis kuvvetlerimiz son derece olaya hâkimler.

Ancak olayın cereyan ettiği, geliştiği andan itibaren dünyadaki bütün trendler, uluslararası bütün örgütler, Birleşmiş Milletler şunu gösterdi ki, Suriye’yle yakından ilgilenmediklerine bizler hep beraber şahit olduk ve görüyoruz. Peki, o zaman Irak’taki hadiseler, Kuzey Irak’taki hadiseler cereyan ederken niçin uluslararası örgütler, Birleşmiş Milletler, gelişmiş Avrupa ülkeleri buralara hemen müdahale ettiler? Bunu anlayabiliyoruz, burada menfaatleri vardı. Ancak biz dış siyasette son derece önemli bir kavramla, dünya siyaset literatüründe son derece önemli bir kavramla siyaset yapıyoruz; o da değerler siyasetidir. Biz diyoruz ki: Sadece kapitalist anlayışla, saf kapitalist anlayışla biz dış siyaset yapmıyoruz. Yani “Suriye'de cereyan eden hadiseler karşılığında bizim kârımız yok, bir menfaatimiz yok, buradaki gelişmeler üzerine kardeşlerimizi ülkemize almayacağız.” diye basında birtakım tartışmalar çıkıyor. Burada ne kadar olursa olsun hiçbir uluslararası kuruluştan, hiçbir ülkeden yardım almadan şu ana kadar eski parayla yaklaşık 450 trilyonu bulan bir maliyetle biz şu anda bu kardeşlerimizi ülkemizde misafir ediyoruz, bundan sonraki hadiselerde de bunları etmeye devam edeceğiz. Çünkü kapitalist anlayış yıllarca bölgemizde şunu bizlere getirdi: “Siz buraya karışmayın, menfaatiniz yok, varsa dış siyasete menfaatiniz oraya müdahale edin.” Biz tam tersini artık dünyaya sergilemeye çalışıyoruz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) - Siz de kapitalistsiniz siz de!

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Ne alakası var! Öyle şey mi olur!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Bakınız, bütün dünya özellikle Suriye'deki akan kardeş kanını unutturmaya çalıştı ama bir Hükûmet -bu Hükûmetin adı AK PARTİ- bir lider, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dünyanın hiçbir ülkesine unutturmadı. Her ne kadar onlar unutturmaya çalıştıysa da, her ne kadar onlar ikinci plana ittiyse de Sayın Başbakanımız ve Hükûmetimiz hiçbir zaman unutturmadı. Gündemimizin her zaman birinci maddesi oldu. Onun için, müsaadelerinizle… Suriye'deki gelişmelere ilişkin benden önceki kıymetli milletvekili arkadaşlarım çok farklı bazı görüşler ve farklı kavramlar kullanarak da bazı görüş ve düşüncelerini dile getirdi.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Oradaki çeteleri Türkiye destekliyor mu desteklemiyor mu?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Şimdi, ben, açıkçası bir iki soru sormak istiyorum.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Biz size sorduk, siz cevap verin.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Oranın BDP’si mi dersiniz, başka bir şey mi dersiniz, özellikle PYD niçin diktatör rejimin yanında durdu?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Durmadı ki.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Niçin kendi halkına zulüm eden bu diktatörün yanında, beraber oldu?

MURAT BOZLAK (Adana) – Hiçbir zaman için olmadı, hiçbir zaman için.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Biz Hükûmetimiz olarak hiçbir zaman oradaki Kürtlerin aleyhinde bir politika geliştirmiyoruz.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Türkiye niye oradaki çeteleri destekliyor?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Biz, o diktatörün yanında duran ve terörist örgüt olarak addedilenlerin karşısında durmaya devam edeceğiz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Hillary Clinton’un duydun mu ne dediğini!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Bizim orada yürüttüğümüz politika son derece açıktır.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Oradaki halklar için ne düşünüyorsunuz, ona cevap verin.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Şunu da söyleyeyim: Tabii ki uluslararası örgütlerde son derece önemli olan birtakım hadiseler cereyan ederken biz ezberleri bozuyoruz. Aslında, dünya artık bizi izliyor. Neden? Yıllarca statüko anlayışıyla dış politikayı, Orta Doğu’yu biz hep izledik. Efendim, üç deniz ötesinde dünyanın bir başka ülkesi benim yanı başımdaki ülkede gelip her türlü politikayı belirleyecek, ben de izleyeceğim! Yok öyle bir şey artık, bundan sonra öyle bir şey yok.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kürtler için ne düşünüyorsunuz? Onu söyleyin.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Bundan sonra bu ülkede, bu coğrafyada Türkiye'nin üreteceği, Türkiye'nin ortaya koyacağı temel politikaları gelişmiş Avrupa ülkeleri, dünyanın süper devleti anlamaya çalışacak, biz değil.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O zaman Patriot dilenciliği niye yapıyorsunuz?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Aslında, biz ezberleri bozduğumuz için algılanmakta zorluk çekiliyor. Aslında, birileri ne yapmaya çalıştığımızı da rahatlıkla anlıyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Patriotları niye okyanus ötesinden istiyorsunuz?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Bu diktatör ki yıllarca…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Ya, bu diktatör Kürtlere zulüm ediyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bunu da ifade etmekte fayda görüyorum. Yıllarca Kürtleri orada eziyetle kimliksiz dahi bıraktı bu diktatör.

NAZMİ GÜR (Van) – Başbakanın kardeşi değil miydi!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Başbakanın kardeşiydi, kardeşi!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Şimdi, acaba PYD niçin bu diktatörle beraber iş birliği içerisinde oluyor?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Ne alaka?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Sormak istiyorum: Bu diktatör ki yıllarca Öcalan’ı krallar gibi evinde ağırladı. Acaba şu anda hesaplar mı değişti? Dolayısıyla, bütün bunları sorgulamakta fayda var. Ancak, Türkiye'nin dış politikası, Türkiye'nin Orta Doğu’yla ilgili olan politikası, millî ve manevi değerlere bağlı olan değerler siyaseti çerçevesinde son derece önemlidir. Bunu bugün için birileri anlamakta zorluk çekiyor olabilir ama en kısa zamanda Türkiye'nin dış politikasında, Suriye’yle olan politikasında tarih haklılığını mutlaka bir yere yazacaktır.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yani savaşı destekliyorsunuz!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Ayrıca, sadece dış politika kapsamında değil, elbette ki Ceylanpınar’daki, Akçakale’deki, Kızıltepe’deki, Suruç’taki hadiseler, oradaki vatandaşlarımızın tedirgin olmaması için Hükûmetimiz her türlü önlemi almıştır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çeteler var.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Biz diyoruz ki: “Niçin biz Suriye’ye müdahale ediyoruz? Niçin biz Suriye’de olmak istiyoruz?” İşte bunun için.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Çeteler Kürtleri öldürsün diye, Arapları öldürsün diye!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Suriye’yi başlı başına bıraktığımız zaman Suruç’taki vatandaşımız rahatsız olacak, Urfa’daki olacak, Mardin’deki olacak, Ankara’daki olacak, İstanbul’daki olacak.

NAZMİ GÜR (Van) – El Kaide’yi niye destekliyorsunuz?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - İşte bizi onun için anlamaya çalışın, yoksa “Bekle gör.” statüko anlayışı içerisinde, yıllarca yürütülen siyaset anlayışı içerisinde değil. Biz ezberleri bozmaya devam ediyoruz, bu çerçevede de ezberleri bozmaya devam edeceğiz.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Okulları bombalatıyorsunuz, çocuklar ölüyor oralarda.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – El Kaide’yi destekliyorsunuz.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Hiçbir zaman, zulüm yapan, kendi halkına zulmeden, kendi kardeşini öldürenlerin yanında tarih boyunca olmadık.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Zaten yapıyorsunuz ya, zaten yapıyorsunuz. Kardeş kanı akıyor bu ülkede, kardeş kanı. Daha ne yapacaksınız?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Biz öyle bir anlayışla, öyle bir felsefeyle geldik ki “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla. Bizim için dili, dini, rengi, ırkı ne olursa olsun…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Belli oluyor, belli oluyor!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – …biz hep beraber bu ülkenin temel politikaları içerisinde, geçmişi beraber kurduğumuza göre, geleceği de en güzel şekilde beraber inşa etme politikasının hesabı içerisindeyiz.

Bölgede AK PARTİ’nin almış olduğu oylar çerçevesinde, bölgeyle ilgili AK PARTİ’nin temel politikalarının ne olduğunun, aldığı oy karşılığında son derece anlaşılır olduğunu da rahatlıkla ifade etmek istiyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Göreceksiniz bak, bu seçimlerde ne olacak, nasıl oy kaybedeceksiniz.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle… Bizim, AK PARTİ hükûmetlerinin, doğu ve güneydoğuda cereyan eden, Suriye’deki gelişmelerle ilgili ne yaptığımız son derece açıktır.

Ben son olarak BDP grup önerisinin aleyhinde olacağımızı belirtir, yüce milletimizi ve siz saygıdeğer milletvekillerini saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Biz de sizin aleyhinizdeyiz!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasında şahsıma sorular yöneltmiştir, söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne diye yöneltti efendim?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Ne söyledi de sataştı? Onu soruyorum zaten ben de. Tutanaklara geçmesi…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Efendim, sordular: “Bugüne kadar niye Baas Partisine karşı çıkmadınız? Neden şunu yapmadınız bunu yapmadınız, soruyorum.” dedi, döndü yüklendi. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Tamam işte, ben de onu soruyorum ne söyledi diye.

Buyurun, sataşmaysa eğer iki dakika süre veriyorum. Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın arkadaşlar, sayın milletvekilleri; ben bir iki soru sormak istiyorum, madem böyle soru-cevaba başladık, evet-hayır yarışmasına döndürelim bu işi!

Bir: Sayın Ahmet Davutoğlu “62 sefer Suriye’ye gittim.” diyor, 62 sefer. Kendi beyanatı bu, doğru yalan, ben saymadım, 62 sefer. İki: Sayın Başbakan Halep’te ortak Bakanlar Kurulu toplantısı düzenliyordu Baas yönetimiyle, “Kardeşim.” diyordu. Eşleri Esma Esed Türkiye’ye geldi Beypazarı’na, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın eşleriyle bazlama açtılar. Bütün bu tarih boyunca bir tek BDP milletvekili Şam’a gidip de Beşar Esed’in elini sıkmış mıdır? Bir tek BDP milletvekili, genel başkanı, sorumlusu, kimse, Baas rejimine destek vermiş midir? Çıkın açıklayın lütfen. 62 sefer gitti, 62 sefer ve bu Baas Partisi Hama’da 30 bin Müslüman’ın kanına girmiş miydi girmemiş miydi? Bütün bunları biliyor muydunuz bilmiyor muydunuz?

AYDIN BIYIKLIOĞLU (Trabzon) – Babasının… Babasının…

ALTAN TAN (Devamla) - “Babasının yolunda” diyor şimdi aynı şekilde. Bu çocuk da o zaman elma bahçesinde elma toplamıyordu herhâlde. Bugünkü generallerin, yöneticilerin, bakanların tamamı oradaydı. Siz Baas Partisini yeni mi tanıyorsunuz? Baas Partisi gidecek, Baas Partisi diktatörlük. Dün de karşıydık, bugün de karşıyız, yarın da karşı olacağız. Orta Doğu’da böyle bir düzen, böyle bir rejim olursa yarın da karşı çıkacağız. Çıkın bunun cevabını verin; o bazlamaların, ayranların, 62 seferin, ortak Bakanlar Kurulunun, “kardeş”in ve sarıp sarmalamanın cevabını verin, bunu verin.

Şunu söylüyoruz: Bir Kürt ve Arap çatışması çıkarmayın ve burada bir Urfa milletvekili cevap veriyor. Çıkıp bunun cevabını versin, Suriye’de Kürtlerin hakkı ne?

Saygılar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, efendim, benim ismimi de kullanarak… Ve sorduğu soruya ilişkin benim cevap hakkım doğdu.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Gök…

Hayır, soru-cevap işlemi yapmıyoruz burada. Lütfen Sayın Gök…

Sataşma nedeniyle söz istedi, tamam, sorularını sordu.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – “Siz” dedi, “sen” demedi.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, hatip, son konuşmasında “Soru-cevaba döndü.” dedi ama ben onu kabul etmiyorum, dönmesini de istemiyorum. Yalnız öncelikle, Sayın Başbakanımız ve ailesinden bahsederek birlikte bazlama açtığını ifade ettiler.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Yemedi mi ya!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ya, ne alakası var Ahmet Başkan ya!

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yemedi mi Sayın Başkan! Bazlama yemediler mi, açmadılar mı! Gazetelere bakın.

Bazlamacı kardeşler düşman oldu!

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle Sayın Aydın.

 

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Evet, tabii, sayın hatip, “Biz dün Suriye Baas rejimine karşıydık, ancak AK PARTİ’li Sayın Dışişleri Bakanı gitti, 62 kez görüştü, Sayın Başbakan ailecek görüşüyordu.” diye ifadeler kullandı.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yalan mı!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yalan mı!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bunları inkâr etmiyoruz, doğrudur.

Sayın Dışişleri Bakanını düşünün. Bir ülkenin dışişleri bakanı eğer 62 defa bir ülkeye gidiyorsa ve ciddi manada o ülkede huzurun, kardeşliğin, barışın tesisi adına, ayrıca kendi ülkesinin millî menfaatleri açısından da bunu düşünüyor ve yapıyorsa burada bunun takdir edilmesi lazım.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – 6 sefer Diyarbakır’a gelseydi daha başarılı olurdu.

AHMET AYDIN (Devamla) – Eğer bir başbakan, Suriye’de Kürtlerin kimliğini dahi tanımayan…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Şimdi siz tanıyor musunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) - …Kürtleri vatandaş dahi görmeyen bir Baas rejimi ile demokratik manada…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Siz tanıyor musunuz Kürtlerin kimliğini? Hâlâ ana dilde eğitim yasak, hâlâ!

AHMET AYDIN (Devamla) - …demokrasinin kuralları çerçevesinde, o Baas rejiminin giderek, demokrasinin yaygınlaşması, halkın iradesine dayalı bir yönetimin olması için ailesiyle birlikte görüşüyorsa bunun takdir edilmesi lazım.

Evet, biz o gün Suriye halkı için gene -Kürt’üyle, Arap’ıyla, Türkmen’iyle, Nusayri’siyle, Suriye’de yaşayan herkes- orada bir barışın tesisi için Türkiye Cumhuriyeti olarak bütün gücümüzü ortaya koyduk…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Niye şimdi çeteleri gönderiyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) - …ve sınırlar son ana kadar geldi. İş öyle bir noktaya geldi ki halkını bombalamaya başladı.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – El Kaide’yi destekliyor musunuz, desteklemiyor musunuz Suriye’de, söyleyin.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ve siz bir tercih yapmak zorundasınız. Halkını bombalayan Baas rejiminden yana mı tercih koyacaksınız…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sen de bombaladın! Roboski’yi sen de bombaladın!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Roboski’de kim bombaladı Ahmet Bey? Sizin farkınız ne?

AHMET AYDIN (Devamla) - ...yoksa mağdur olan, mazlum olan, ezilen ve katledilen Suriye halkından yana mı tavır koyacaksınız? Tavrınızı bu çizgiden sonra belirlemek zorundasınız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Özgür Suriye Ordusu da okulları bombalıyor, ona ne diyeceksin?

AHMET AYDIN (Devamla) - Biz düşündük, çalıştık, gayret ettik, Baas rejimine mâni olamadık. Demokrasiyi yaygınlaştırmak için, demokratik kanalları geliştirmek için çabaladık…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – El Kaide okulları bombalıyor, ona ne diyeceksin?

AHMET AYDIN (Devamla) - …ama bu olmayınca, Suriye yönetimi Suriye halkını katlettikten sonra da çok açık ve net bir şekilde tavrımızı ortaya koyduk, koymaya da devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ilinin Akçakale ile Ceylânpınar ilçeleri ve Mardin ilinin Kızıltepe ilçesine bağlı Şenyurt’a Suriye tarafından düşen bombalar ve sınırdan Türkiye’ye geçen 100 bini aşkın mültecinin durumlarının araştırılması amacıyla 15/11/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Aralık 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, kafamda geçen soru şuydu: Hangi demokratik ülkede bir başbakan anıta; hangi demokratik bir ülkede başbakan, televizyon dizilerine karışır. Açın televizyon kanallarını bakın, karşınızda kimler çıkacak? Milletvekillerine fırça atar, halka fırça atar, muhalefete fırça atar, fırçalamadığı kimse yok. Zihniyeti açıkça ortada: “Ben bilirim, başkası bilmez.” Bilmez ama Bağdat, Erbil’e uçak inişi izin vermediği için Enerji Bakanının uçağı geri dönüyor ve her konuda görüşünü açıklayan, elinde fırçayla dolaşan Başbakan, hani Orta Doğu’nun lideri oluyordu? Türkiye’nin dış politikası iflas etmiş durumda.

Değerli milletvekilleri, verilen araştırma önergesiyle ilgili, Şanlıurfa ilimizin gerek Akçakale gerek Ceylanpınar’a düşen bombalar nedeniyle söz almış bulunmaktayım. Bombaların Akçakale ilçesine düşmesiyle ilgili neler oldu? Sayın Şanlıurfa milletvekilleri Urfa halkının yaşamış olduğu hiçbir mağduriyeti dile getirmedi. Neydi bunlar? İlçede o dönem okullar kaç gün kapalıydı, öğrenciler ne kadar süre eğitime başlamadı ve o ilçelerimizde öğretmen var mı, yok mu? Öğretmen açığı ne kadar, neden burada öğretmen ve öğrenciler okula gidemiyor? Öğretmenler ne diye Akçakale ve Ceylanpınar ilçelerimizde yok? Çünkü devletin devlet olmasının asıl nedeni; vatandaşın can güvenliğini, mal güvenliğini sağlamak zorunda. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Şanlıurfa’nın ilçelerinde yani Akçakale ve Ceylanpınar, Suruç, o bölgede güvenliği sağlayamamakta. Neden? Âdeta sınır bölgesi yol geçen hanına benzer durumda. Yani isterseniz siz de gayet rahat… Dört grup da buradan milletvekilleriyle gündüz o sınırı geçebiliriz, gidip gelebiliriz yani bu -çünkü herkesçe bilinen bir şeyin tersi ispatlanamaz- herkesçe çünkü biliniyor ve burada bir heyet de oluşturulabilir.

İki; top ve silah sesleri çocuklar başta olmak üzere, halkın psikolojisini bozmuş durumda, halk tedirgin. İlçede dükkânlar kapalı, ticareti ve ekonomik hayatı bitirmiş durumda. Sınır güvenliği yok. Suriye’yle ilçe arasında sınır yok. Sınıra yakın oturan yurttaşlarımızın daha geri alanlara çekilmesi gerekir. Hatta, bomba Akçakale’ye düşmeden önce, bölgeden sorumlu partimizin Muğla Milletvekili Profesör Doktor Nurettin Demir gerek Akçakale Kaymakamına gerek Şanlıurfa Valiliğine der ki: “Vatandaşın güvenliğini sağlamak için mümkünse o bölgede, o sınırda oturan vatandaşlarımızı geri çekelim.” Ancak gerek Akçakale Kaymakamı gerek Şanlıurfa Valisi… Şanlıurfa Valisinin aynı zamanda kardeşi veya ağabeyi AKP’de milletvekili, bunu da bilgilerinize arz ederim. Ve bu sınır güvenliği nedeniyle, sağlanmadığı için geri çekilmedi ve 5 vatandaşımız rahmetli oldu, 8 vatandaşımız da yaralandı. Bunun asıl sebebi… Zamanında uyarıyı yapan Cumhuriyet Halk Partisi Muğla Milletvekili Profesör Doktor Nurettin Demir’in ikazlarını eğer dinlemiş olsalardı o insanlarımız hayatını kaybetmemiş olacaktı.

Bölgede güvenlik ne iş yapar Akçakale ve Ceylanpınar’da? Güvenlik bölgede: Bir, kaymakamlığın binasını korur; iki, askerin bulunduğu alanları korur, hükûmet binasını korur.

Vatandaşı koruyan kimse yok. Vatandaş kendi başına kalmış durumda. Yani ülkede, Urfa’nın Akçakale ve Ceylanpınar ilçelerinde polisin orada vatandaşı koruduğuna ilişkin herhangi bir emare bulamadık. Hatta, daha ötesi, vatandaşın boşalttığı o mahalleleri gençler geceleri hırsızlık olmasın diye, vatandaş motosikletlerle devriyeyi kendisi geziyor. Bu kadar açık ve net. Mahallî gazetelerden de sabit, bizim gidip tespitlerimiz sabit. Olmuyorsa hep birlikte gidelim, bunu görelim. Yani vatandaş orada bu güvenliğini kendisi sağlamakta. Gerçekten bu tespitler açısından bölgede büyük sıkıntılar var.

Nedir aynı zamanda? Hem Ceylanpınar hem Suriye’yle ilgili, gelen mültecilerle ilgili tutulan kayıtlar sağlıklı kayıtlar değil. Nasıl sağlıklı kayıtlar olmadığı onların… Yani, barınma hakkı, beslenme hakkı, hijyenik koşullarda yaşama hakkı, ısınma sorunu… Bunların hiçbirisi halledilmiş durumda değil ve mültecileri bekleyen büyük bir, hem hijyenik koşulların olmaması, barınma sorunu, ısınma sorunları ve ciddi anlamda beslenme sorunu var. Evet, dünya kadar paranın verildiği söyleniliyor ama bu paralar gerçekten amaç doğrultusunda gidiyor mu, gitmiyor mu? Hatta daha ötesini söyleyeyim ben: Sayın Şanlıurfa Milletvekili Hatip burada konuşurken “Evet, tüm sorunlarını hallettik.” dediler. Akçakale’deki mültecilerin beslenmeyle ilgili yeme içme gıdasını acaba kim dağıtıyor, partinizle bir bağlantısı var mı, yok mu? Hemen bir soruyu ben size vereyim, inşallah cevabını verirsiniz. Yani burada mültecilerin sorunlarından ziyade, acaba mültecilerin sırtından nasıl para kazanabilirizin hesabı kitabı yapılmakta.

Şimdi, Sayın Hatip dedi ki: “Bizim için değerler önemli.” Değerli arkadaşlar, uluslararası hukukta, -gayet rahat 110 tane hukukçu milletvekili burada- uluslararası ilkeler arasında böyle değerler kavramı denilen bir şey yok, menfaatler kavramı var. Yani, sizin buradaki değer kavramınız…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Eskidenmiş o. Artık değerler ayrı, eski sistemler çöktü; siz de eski sistemlerle birlikte tarihe gömüleceksiniz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sizin buradaki değer kavramınız Amerika’nın çıkarıdır.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Eskidenmiş o. Artık sistem değişti, artık yeryüzünde değerler hâkim olacak.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sizin buradaki değer kavramınız Avrupa Birliğinin çıkarıdır, sizin buradaki değer kavramınız kapitalist ülkelerin çıkarıdır, sizin buradaki değer kavramınız emperyalistlerin çıkarıdır.(CHP sıralarından alkışlar) Sizin buradaki değer kavramınız ezilenlerin çıkarıdır.(x) Sizin buradaki değer kavramınız insanlık kavramı değil. İnsanlıktan nasip almış olan bir kimseler olursa, gelen buradaki mültecilerin sırtından para kazanmayı hesap etmez. Sizin buradaki değeriniz… Bakın, Akçakale’de bulunan vatandaşlarımız, Ceylanpınar’da bulunan vatandaşlarımız diyorlar ki “Biz güvenlik istiyoruz. Siz, Suriye’den gelen mültecilere nasıl barınma hakkını veriyorsanız, beslenmeyi veriyorsanız, sağlığı veriyorsanız, bize de aynı şeyi verin.” diyorlar.

Ve bakın, Akçakale Kaymakamı şunu söylüyor: “Biz 400 TL vatandaşlarımıza verelim.” “Siz Akçakale’yi terk edin, gidin, nerede barınacaksanız barının.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, özbeöz vatandaşlarımıza 400 TL verip göç ettirmeye çalışıyorsunuz. Buyurun sayın AKP’li milletvekilleri, ben size 400 lira para vereceğim her birinize; siz evinizi, yurdunuzu terk edecek misiniz?

Yani burada vatandaşımız, Urfalı vatandaşımız şunu istiyor: Siz mültecilere vermiş olduğunuz yardımı, katkıyı, vatandaş olarak bizden esirgemeyin.

Maalesef bu Suriye’yle ilgili, Türkiye’de terörizmle ilgili, teröristle ilgili olaylar da arttı. Nedir? Çünkü orada sınır güvenliği olmadığı için, her gelen girdiği için, hiçbir kontrol yapılmadığı için teröristi de gidiyor, mültecisi de gidiyor.

Burada acilen yapılması gereken, bölgede sınır güvenliğinin alınması. Aslında sınır güvenliğini bilinçli olarak AKP de almak istemiyor çünkü diyor ki: Hiç olmazsa bir an önce -bu olaylar çok fazla arttı, artsın- artık vatandaş pes etsin. Bunu AKP, terör örgütüyle birlikte bilinçli olarak yapmak istiyor. Eğer bunu yapmak istemiyorsa gayet rahat, BDP’li milletvekilleri, efendim, tesadüfen karşılaşmamış da planlı kucaklaşmışlar. Peki, siz Habur’da bilinçli kucaklaşmadınız mı? Sizin ne farkınız var BDP’lilerin yaptıklarıyla birlikte… Hiçbir farkınız yok. Oraya mahkemeyi gönderdiniz, savcıyı gönderdiniz, kaymakamı gönderdiniz. Sizin hiçbir farkınız yok yani terör örgütüyle birlikte iş ve eylem birliğini yapan sizlersiniz.

Bunu, dokunulmazlığı kaldırılması gereken birileri varsa, Habur’da o kürsüyü götüren -gün, tarihle birlikte yaptığınız- ve sahtecilik dosyası olan, dosyasında ihaleye fesat karıştırma olan, hepsinin birlikte bu kürsüye gelmesi lazım.

Hepinize saygılarımı sunuyorum, iyi günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök, kısa bir açıklama talebiniz var.

Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

ABDÜLKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Birtakım sorular yöneltildi. Özellikle cevap bağlamında hatip duymak ister.

Biz, “değerler” kavramından tarih, dil, örf, adet, gelenek, görenek ve ezilenlerin haklarını anlıyoruz, başka bir şey anlamıyoruz.

Bir diğeri de, son derece önemli, biz… Doğrudur, BDP vekilleri gitmedi ama yıllarca Öcalan krallar gibi ağırlandı. Onu da özellikle ifade etmek istiyorum.

Bir diğeri de, Ceylanpınar’da da Suruç’ta da Hükûmetimizin, güvenlik kollarımızın, kuvvet komutanlarımızın son derece olaya hâkim olduğunu, bir otorite boşluğunun olmadığını ifade etmek istiyorum.

Buraya da Sayın Hatip’in özellikle çarpıtarak ifade ettiği birtakım hadiseler var ki, katılmadığımı da beyan etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Hatip konuşmasında “AK PARTİ ve terör örgütü işbirliği yapıyor.” gibi çok yakışıksız, çok da anlamsız, haddini aşan ifadeler kullanmıştır efendim.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar).

ENGİN ALTAY (Sinop) – Zaten yürüdü kürsüye, sizin söz vermenizi beklemedi.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, böyle her konuşmacıdan sonra kürsüye gelmek benim de kabul ettiğim bir tarz değil, doğru bir tarz olarak da görmüyorum.

Millet bizden bir an önce şu kanunları görüşmeyi bekliyor. Ama her gelen hatibin de bu kadar yakışıksız, bu kadar haddini aşan ifadeler kullanmasını da doğru bulmuyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başbakandan öğreniyorlar.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ne dedi? Yanlış bir şey mi söyledi?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, AK PARTİ gibi bir partiyi, bu kadar, en ciddi manada terörle mücadeleyi ortaya koyan bir partiyi terör örgütüyle aynı kefede değerlendirmenin çok yakışıksız olduğunu ve haddi aştığını ben ifade etmek istiyorum. Bu bir şey değil. Bu noktada, özellikle sayın hatibi biraz daha, böyle… Dikkatli olmaya çalışıyorum…

Bakın, bu terör sadece AK PARTİ’ye karşı olan bir terör değil, terörün hedefinde sadece AK PARTİ yok, bütün bir millet var ve terörün çözümü konusunda da bütün bir milletin ve dolayısıyla bütün bir milletin temsilcilerinin topyekûn mücadele vermesi lazım. Burada, terör örgütüne de paye vererek tarzda konuşmak, hele ki bir ana muhalefet sözcüsüne hiç yakışmaz. Çok doğru bulmuyorum, hiç doğru bulmuyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin otuz yılı aşkındır süren bir meselesi. Çok önemli kayıplar vermişiz, her açıdan kayıplar vermişiz, maddi manevi ciddi kayıplar vermişiz ve ülkeyi hep geri götürmüş bu. Bu terör örgütü… Madem eğer mesele devletin meselesiyse, muhatabı da bütün bir milletse, milletin temsilcilerinin de bunun çözümü konusunda iş birliği yapması gerekmez mi? İşi kolaylaştırmak adına, bu sorunun çözümü noktasında hepimizin ortak gayret göstermesi gerekmez mi? Yazık ediyoruz değerli arkadaşlar.

Terörün çözümü konusunda, terör meselesi çok önemli bir meseledir,   çok ciddi bir meseledir ve bu meselenin çözümü konusunda en azından bir iş birliği gerekiyor, millet bizden bunu bekliyor, millet  sizden bunu bekliyor.

Değerler siyasetinden bahsettiniz. Evet, orada yanlışlıkla doğru bir ifade kullandınız, yanlışlıkla doğru bir ifade, “ezilenlerin çıkarları” dediniz, aslında “ezenlerin” diyecektiniz. Biz, ezilenlerin çıkarını görürüz. Nerede, hangi ülkede, hangi dağın başında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – …bir masum yatıyorsa, bir insan  yaşıyorsa, bir fukara varsa, bir ihtiyaç sahibi varsa, bir  derdi varsa onların derdi bizim derdimizdir. İşte onların çözümü için de sonuna kadar gayret edeceğiz.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, her iki hatip de… Birinci hatip şunu dedi: “Açıklamalarını çarpıttığımı” söyledi ve bu anlamda bir sataşmadır, sataşma anlamında izin verilirse açıklama  yapmak istiyorum.

BAŞKAN –  Yani, sataşma mı var Sayın Tanal?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet efendim.

BAŞKAN –  Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ayrımcılık niye? Biri yerinden, biri kürsüden…

 

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Metiner Bey, gayet rahat size tanınan hakları, hukukları Sayın Başkan bana da tanıyor, hiçbir farklılık yapmıyor.

Şimdi, Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Hatip dedi ki… Akçakale Kaymakamını, buyurun, her an için arayabiliyorsunuz. “Sayın Kaymakam Bey, buyurun birlikte bir sınıra gidebilir miyiz?” dedik. 4 tane milletvekiliyle birlikteyiz, Kaymakam Bey şunu söyledi: “Ben sınıra gelemem, ben güvenliğinizi sağlayamam, olabileceklerden ben sorumlu değilim.” dedi. Aynı şekilde Emniyet Müdürü geldi “Arkadaşlar, oraya gitmeniz tehlikeli ve riskli, gitmenizi ben tavsiye etmem.” dedi. Gerçekleri öğrenme pahasına sınıra biz gittik, siz gittiniz mi? Buyurun isterseniz birlikte gidelim, hemen bir program yapalım Sayın Vekilim.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Gittik gittik, Sayın Tanal. Sayın Bakanımızla, Urfa milletvekilleriyle hep birlikte gittik.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Birlikte gidelim, yani siyasi menfaati çarpıtmadan gerçekleri söyleyelim.

İki, Sayın Aydın der ki: “Efendim, niye böyle konuşuyorsunuz?” Biz demokratik kültürden geliyoruz Sayın Aydın Bey. Bizim Genel Başkanımız bize: “Siz oylarınızı şu şekilde kullanacaksınız, bu şekilde kullanmayanlarla yollarımızı ayıracağız…” Biz böyle bir biat kültüründen gelen bir partinin milletvekilleri değiliz ve o açıdan sizlerin nasıl konuşacağınızı… Hepinizin ellerine kâğıtlar verilerek burada konuşuyorsunuz. Dikkat ederseniz Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri bakanların, müsteşarların, bürokratların verdiği yazıları burada okumuyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Gayet rahat, herkes içinden geldiği gibi ülkenin, halkın gerçeklerini sizin yüzünüze baka baka söylüyoruz. İnşallah günün birinde bunları öğrenirsiniz, halkın, Türk halkının menfaatini düşünürsünüz.

Neden? KDV yüzde 18 nede var? Ekmekte, suda var. Pırlantada KDV ne kadar? Yüzde sıfır. Siz kimin menfaatini düşünüyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Kimin menfaatini düşünüyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Millet için… Halk için…

MAHMUT TANAL (Devamla) – KDV oranı, bakın, tezekte KDV oranı yüzde 18, pırlantada yüzde sıfır getiriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sizin kimin menfaatini düşündüğünüzü halk biliyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdurrahim Akdağ, Mardin Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ilinin Akçakale ile Ceylânpınar ilçeleri ve Mardin ilinin Kızıltepe ilçesine bağlı Şenyurt’a Suriye tarafından düşen bombalar ve sınırdan Türkiye’ye geçen 100 bini aşkın mültecinin durumlarının araştırılması amacıyla 15/11/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Aralık 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

ABDURRAHİM AKDAĞ (Mardin) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin Suriye sınırında meydana gelen gelişmelerle ilgili olarak verdiği araştırma önergesinin, şahsım adına, aleyhine söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Ben Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Fındıktepe köyündenim. Köyüm Suriye sınırında. Halkımızın literatüründe Suriye’nin adı “hattın öbür tarafı”dır. Suriye bizim insanlarımız için kardeşlerinin olduğu, ablalarının olduğu, bacılarının olduğu, dayılarının olduğu bir yerdir.

Suriye’deki Şam-ı Şerif de iki validemiz, Hazreti Sevde ve Hazreti Habibe’nin yattığı bir yerdir ve Selahaddin-i Eyyubi’nin yattığı bir yerdir ve Muhyiddin-i Arabi’nin yattığı bir yerdir ve Emevi Camisi’nin ve Hazreti Zeynep’in camisinin bulunduğu bir yerdir yani Suriye, bizden uzak bir yer değil. 2007’de Suriye’ye bir ziyarette bulunmuş, âcizane seyahatimle ilgili bir makale yazmış, başlığını şöyle atmıştım: “Bizden bir yer, Suriye”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu söyleyeyim: Ben müsteşarlardan, bürokratlardan not alarak buraya gelmedim. İçimden geçeni, yüreğimden geçenleri sizlerle paylaşacağım. Suriye sınırında meydana gelen hadiseler bir iç savaştan kaynaklanan hadiselerdir ve maalesef bütün savaşlarda olduğu gibi bir göçü de beraberinde getirmiştir. Yine 90’lı yıllarda bölge, Halepçe’de kimyasal silahla 5 bin kişinin Saddam tarafından katledildiği bir zamanda yine bir göç almıştı. Peşmerge kardeşlerimiz gelmiş, yöre halkı yüreğini, evini ve imkânlarını onlarla paylaşmıştı. O zaman bir kurum amiri olarak ben de bu işin içinde bulunmuştum. Bugün de bölge halkı, sınırda yaşayan insanlarımız, yüreğini, evini ve imkânlarını Hükûmetle birlikte, devletle birlikte bu kardeşlerimize açmıştır. Gelen yaralılar tedavi edilmekte, hastalar hastanelere götürülmekte, kamplara gitmesi gerekenler kamplara götürülmekte, akrabası olanlar akrabalarına teslim edilmekte, böylece de bu dramın, bu acının biraz hafifletilmesine çalışılmaktadır.

Gelişmelere göre, bütün güvenlik tedbirlerinin alındığını bizzat müşahede ettim, buraya gelmeden önce de teyit ettirdim. Sınırda herhangi bir güvenlik zafiyeti söz konusu değildir. Valilerimiz, askerî birliklerimiz tamamıyla konunun takipçisi ve üzerinde hassasiyetle durduklarını buradan belirtmek istiyorum.

Bir şey daha belirtmek istiyorum: Sayın Başbakanın ve Sayın Dışişleri Bakanımızın Suriye’ye niye bu kadar ilgi duydukları hususu gündeme geldi, değerler sistemiyle birlikte gündeme geldi. Bizim değer sistemimiz de, dünya görüşümüz de zalim Saddam’ın yanında mazlum Irak Kürtlerinin yanında olmaktır. Bizim literatürümüzde Somali’de katliama uğrayanların yanında olmaktır, bizim literatürümüzde Bosna’da katliama uğrayan Boşnakların yanında olmaktır, bizim literatürümüzde özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren insanların yanında olmaktır. Bunun bizim hem insanlık borcumuz hem de tarihten gelen bir misyonumuz olduğuna yürekten inanıyorum.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Kerkük’te kimin yanındasınız?

ABDURRAHİM AKDAĞ (Devamla) – Bir Arap-Kürt savaşını bekleyenlerin avuçlarını yalamalarını istiyorum; böyle bir şeyin olmasını beklemek, tahayyül etmek bile büyük bir şaşkınlıktır. Biz bir savaş değil, demokrasinin, insan haklarının yerleşmesi için çaba gösteriyoruz. Suriye’de dayılarım var, gelirken sorardık: “Malın mülkün var mı?” “Var.” “Kimin adına?” “Benim adıma değil.” “Niye?” “Çünkü ben lâciyim, yani ben vatandaşlık haklarına sahip değilim.” diye söylerlerdi. Birkaç kişiye kimlik verilmesi, vatandaşlık hakkı tanınması Sayın Başbakanın tembihatı, yönlendirmesi ve isteği üzere olmuştur. Bundan böyle de Türkiye, ezilenlerin yanında, diktatörlerin yanında değil; hak, adalet ve özgürlük arayışı içerisinde olanların yanında olmaya devam edecektir.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Biraz da Karabağ’la ilgilenseniz.

ABDURRAHİM AKDAĞ (Devamla) – Başka türlü de düşünülmesi mümkün değildir.

Karabağ’da yaşayanlar da kardeşlerimizdir, Ermenilerin yanında o yapılan işgale karşı biz onların yanındayız. Biz ayrım gözetmiyoruz, nerede bir kanayan yara varsa biziz.

Büyük şair Âkif’in dediği gibi:

“Kanayan bira yara gördüm mü yanar yüreğim tâ derinden,

Boşver aldırma da geç diyemem aldırırım,

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!”

Bizim anladığımız felsefe budur, bizim mücadelesini verdiğimiz değerler sistemi budur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim ilimde Mardin’de, benim ilçem Kızıltepe’de -son üç hafta sonu üst üste gittim- sivil toplum kuruluşları da bu konuda duyarlı ve çok hassastırlar, hatta ilimde bir platform oluşturulmuştur. Devletin yapacakları yanında sivil inisiyatifin yapacağı çok şey olduğuna da inanıyorum. Bu nedenle, bundan böyle de Suriye’de savaştan kaçan, mağdur duruma düşen, muhacir olan kardeşlerimizin yanında olmak, onların yaralarını sarmak, onların hastalarını tedavi ettirmek görevini büyük bir özveri ve anlayışla sürdürmeye devam edeceğiz.

CHP Grubunda konuşan Sayın Hatibin değerlendirmeleri hususunda bir şey söylemek istiyorum. Akçakale’de bir tepki aldılar. Niye bu tepkiyi aldıklarını işin doğrusu merak ediyorum. Urfa Milletvekili Sayın Bakanımız ve diğer 9 milletvekilimiz sürekli bölgede bulunmaktadırlar, sürekli halkımızla temas içerisindedirler. Halkımızın tedirgin olmaması noktasında ne lazımsa yapılmaktadır. Biz halkımızla beraberiz, halkımızın içindeyiz. Halkın taleplerine karşı duyarlı olmak gibi bir hassasiyetimizin olduğunu belirtmek istiyorum.

Sayın Başbakanın ortak Bakanlar Kurulu topladığı hususu gündeme geldi. Tabii ki yanı başımızdaki bir ülkeye, Suriye’ye duyarsız kalamayacağımızı söyledik. Suriye’de demokrasiye geçiş yapması, reformlar yapması hususunda Sayın Başbakan, Esed’i mümkün mertebe cesaretlendirmeye çalışmıştır ama bütün ikna çabaları sonuç vermemiş. Keşke sonuç verse, şu an başka bir şey konuşuyor olsaydık, şu an savaştan kandan, göçten söz etmiyor olsaydık fakat maalesef makam hırsı bir ailenin, bir ekibin bir ülkeyi yönetme hırsı, muhterisliği bu ülkeyi yıkıma götürmüştür, hâlâ nereye kadar gideceğini kestirmek mümkün değildir ama Allah’tan şunu temenni ediyorum: Yanı başımızdaki kardeşlerimizin Sünni’si, Alevi’si, Kürt’ü, Arap’ıyla birlikte barış, huzur ve mutluluğun bir an önce Suriye’ye gelmesini, demokratik bir yönetimde başları dik yaşamalarını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akdağ.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Hatip konuşmasının bir yerinde, efendim, bizi kastederek, Cumhuriyet Halk Partisini kastederek “Akçakale’den neden tepki gösterilmiştir onlara?” dedi. Bu bir sataşmadır. Doğru bilgiyi paylaşmak isterim sizlerle.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aynen doğru Mahmut Bey.

BAŞKAN – Sataşma neresinde bunun Sayın Tanal?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şunu söylüyor: “Akçakale’de tepki gösterildi.” Bu anlamda bu doğru bilgi değil, yanlış bir çarpıtılmadır, bu çarpıtmadır, bu doğru bilgiyi paylaşmak istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, neye tepki gösterildi, anlaşılmadı ki.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Yalancı” dedi, yani “yalancı” demek istedi, öyle dedi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani bu “yalancı” anlamına geliyor. Beni… Yani, bu anlamda, bu şekilde itham edildim.

BAŞKAN – Yerinizden, bir dakika söz veriyorum.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim yani, gelmişken…

BAŞKAN – Hayır, lütfen Sayın Tanal, yerinizden söz istiyorsanız buyurun. Sataşma falan yok ortada. Açıklama yapacaksanız...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Maksat, usul ekonomisi anlamında…

BAŞKAN – Sizin aslında güzel konuşmanıza atıfta bulundu yani benim anladığım kadarıyla, orada herhangi bir sataşma söz konusu değil.

Buyurun.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’ın Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Zaman tasarrufundan dedim Sayın Başkanım.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Yani, kürsüde zaman tasarrufu açısından söylüyorum. Zamanı idareli kullanmak lazım.

Şimdi, Akçakale Belediye Başkanı AKP’li belediye başkanıdır. Akçakale Belediye Başkanı Akçakale’de çalışan 10 tane personeli örgütledi ve o şekilde çalışan personellerdir.

A.EMİN ÖNEN (Şanlıurfa) – Öyle bir şey yok be!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakan orada inemedi, iki saat Akçakale’ye giriş yapamadı.

A. EMİN ÖNEN (Şanlıurfa) – Ayıp ya! Bırakın Allah aşkına!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani biz orada -çevremizde koruma yoktu, polis yoktu, jandarma yoktu- vatandaş gibi dolaşan milletvekilleri olarak dolaştık, Bakan orada iki saat güvenliği sağlanamadığı için, halkın protestosundan korktuğu için ilçeye giriş yapamadı. Bu anlamda bilgilerinize arz olunur.

Saygılar…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Karar yeter sayısı, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Arayacağız.

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ilinin Akçakale ile Ceylânpınar ilçeleri ve Mardin ilinin Kızıltepe ilçesine bağlı Şenyurt’a Suriye tarafından düşen bombalar ve sınırdan Türkiye’ye geçen 100 bini aşkın mültecinin durumlarının araştırılması amacıyla 15/11/2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 6 Aralık 2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı bulunamamıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.28

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

2.- CHP Grubunun, İstanbul Kâğıthane ve Ayamama dereleri üzerindeki imara aykırı yapıların dere yataklarını yok etmesi ve yoğun yağışlarda adı geçen derelerin taşması sonucu oluşan can ve mal kayıplarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu (10/1) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 6/12/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                               06.12.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 06.12.2012 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                   Muharrem İnce

                                                                                                                          Yalova

                                                                                                                Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (İstanbul Kağıthane ve Ayamama Dereleri üzerindeki imara aykırı yapıların dere yataklarını yok etmesi ve yoğun yağışlarda adı geçen derelerin taşması sonucu oluşan can ve mal kayıplarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan) 10/1 Esas Numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul'un 06.12.2012 Perşembe günlü (Bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

 

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grup Önerisi lehinde söz isteyen Aydın Ağan Ayaydın, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Temmuz 2011’de 21 arkadaşımla birlikte vermiş olduğumuz araştırma önergesinde… İstanbul’da Ayamama Deresi ve Kâğıthane Deresi üzerinde imara aykırı olan yapılaşmalar nedeniyle, yağışlar meydana geldiğinde hem can kayıpları hem de maddi hasarlar meydana gelmektedir. Bu konuların araştırılması, varsa sorumluların bulunması ve bu konuda  önlem alınmasıyla ilgili, 21 arkadaşımla vermiş olduğum araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul büyük bir megakent, 15 milyona yaklaşan nüfusuyla büyük bir megakent. İstanbul, sadece Türkiye'de bir megakent değil, aynı zamanda Avrupa’nın da en büyük illerinden bir tanesidir. Bu bakımdan, İstanbul son derece önemli bir kent hüviyetindedir.

İstanbul’un göbeğinde Bakırköy, Bahçelievler ve Küçükçekmece hudutları içerisinde yer alan ve TEM ile E-5’i birbirine bağlayan, Atatürk Havalimanı’na giden yaklaşık 13 kilometre uzunluğundaki Basın Ekspres Yolu’na paralel olan Ayamama Deresi vardır. Bir de İstanbul Kâğıthane ilçesinde Kâğıthane Deresi vardır. Bu her 2 dere üzerinde yükselen plazalar vardır. Bu plazalar dere yataklarını yok etmiş ve en ufak bir selde, yüksek bir yağmur yağışında         buraları sel almakta, bu binaların alt katları dolmakta hatta Basın Ekspres Yolu trafiğe kapatılmaktadır.

9 Eylül 2009 tarihinde İstanbul’da yağan yoğun yağmur nedeniyle Ayamama Deresi taşmış, Basın Ekspres Yolu trafiğe kapatılmış ve bu yollar üzerinde seyreden arabalar âdeta yürüyemez hâle gelmiş ve burada yaklaşık 31 insanımız hayatını kaybetmiştir. Dolayısıyla İstanbul’daki Ayamama Deresi ve Kâğıthane Deresi üzerindeki yapılaşmaların, imara aykırı yapıların süratle ortadan kaldırılması, bu dere yataklarının tekrar işlevini yerine getirebilecek bir hâle getirilmesi lazımdır. Aksi takdirde, 2009 yılında meydana gelen ve 31 vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan benzer olayların hem Kâğıthane Deresi’nde ve hem de Ayamama Deresi’nde yeniden meydana gelmesine neden olabilecektir. Bunun önlenmesini şimdiden yetkililerin gündemine alması lazımdır, yerel yöneticilerin gündemine alması lazımdır; aksi takdirde, ileride maddi ve manevi olarak telafisi mümkün olmayan olaylara neden olabileceğini hatırlatmak istiyorum.

Şimdi, 9 Eylül 2009 tarihinde Ayamama Deresi taşıp, 31 vatandaşımızın hayatının sona ermesi olayından hemen sonra, bakıyoruz Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ne demiştir onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Başbakanımız aynen şöyle söylüyor: “Atalarımız ‘Derenin intikamı ağır olur;’ derler. Islah çalışmalarını yapacağız, imara uygun davranacağız. Biz, üzerimize düşen görevi yapacağız; imara ters yapılara izin vermeyeceğiz. Dere yataklarından ister tır garajı, ister konut süratle kaldırmamız gerekiyor. Biz adımımızı atacağız, çalışmalara başlayacağız. İzahı mümkün değildir.”

Yine Sayın Başbakanımız bir başka açıklamasında aynen şöyle söylüyor: “Dere yatağına binaları yapanlara herhâlde bu felaket iyi bir ders olmuştur.” demiş ve söyle devam ediyor Sayın Başbakan: “Biz, üzerimize düşen görevi süratle yerine getireceğiz. Örneğin derelerin ıslah çalışmaları… İmara ters yapılara izin vermeyeceğiz. Bu manada, yapılan binaları da süratle yıkacağız ama kalkar da biz dere yatağına binaları yaparsak ve yaygınlaştırırsak bu sonuç çıkar. Atasözümüz vardır: ‘Derenin intikamı ağır olur.’” diyor. Kim söylüyor bunu? Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı söylüyor. Ben de Sayın Başbakanımızın bu söylediklerine aynen katılıyorum ve onun bu söylediklerinin altına imzamı atıyorum ve diyorum ki: 2009’dan 2012 sonuna geldik. Bu üç yıllık süre içerisinde bunlar yapıldı mı? Maalesef yapılmadı.

Ben de diyorum ki: İleride yine 31 vatandaşımızın ölmemesi için, milyonlarca dolar maddi hasar meydana gelmemesi için bir an önce önlem alalım. Bu dere yataklarının üzerinde yükselen gökdelenler imara aykırıysa bunları yıkalım. Bu binalar yapılırken bunları seyreden kamu görevlileri varsa bunlardan da hesap soralım. Kimler bunları yapmıştır, niçin dere yataklarına bu binaları yapmıştır? Bunları Türkiye Büyük Millet Meclisinin başta iktidar partisi mensup milletvekilleri ve ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer muhalefet partisinden milletvekillerinden oluşan bir komisyon kuralım. Bu komisyon bunların nedenlerini ve çözüm konusundaki önerilerini ortaya koysun, bizim talebimiz budur.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Çok güzel bir öneri Hocam, tam yerinde bir öneri.

AYDIN AĞAN AYAYDIN (Devamla) - Şimdi, 31 vatandaşımızın ölümü ile sonuçlanan Ayamama Derisi’ndeki o yağışlar sonrası birinci derecede sorumlu olması gereken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş ne demiştir, bir de dönüp ona bakalım. Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız aynen şunları söylüyor, diyor ki: “Maalesef dere yataklarını inşaatlarla doldurmuşuz. Bunlara geçmişte nasıl imar izni verilmiş, nasıl tapu verilmiş, anlamak mümkün değil.” Kim söylüyor bunu? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş söylüyor. Ben de aynısını söylüyorum; bunları kim yapmış, bunlara kim ruhsat vermiş, bunlar yapılırken belediyede kimler yetkiliydi, kimler bunları seyretmiş, bunları halkımız biliyor ama bu çözüm değildir, bir an önce bunları çözelim.

Şimdi,  Sayın Kadir Topbaş başka ne diyor? “Sayın Başbakanımızın başkanlığında 3 bakanımızın da katılımıyla bir değerlendirme toplantısı yaptık. Kısa, orta ve uzun vadede neler yapmalıyız, bunları belirledik. Sadece Ayamama ve Tavukçu Dereleri değil, bütün dere yataklarındaki yerleşimleri boşaltmak, taşımak zorundayız. İnanıyorum ki buralarda yaşayan insanlar da yaşanan bu acı afetin tekrar etmemesi için bize yardımcı olacaklardır, bunu hep beraber yapmak zorundayız. Bu dere yataklarındaki bu binaları yıkmazsak ileride bunun benzeri olayları yaşayacağız. Bu kez 31 insanımız değil çok daha fazla insanlarımız ölebilir.” diyor İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş ve diyor ki: “Dere yatağında 64 binanın kaldırılması gerekiyor. Bunların tebligatlarını hazırladık, bunları tebliğ edeceğiz ve bunların kaldırılmasını talep edeceğiz.”

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Hocam, ben söyleyeyim, yirmi yıldır AKP yönetiminde İstanbul.

AYDIN AĞAN AYAYDIN (Devamla) – Şimdi ben söylüyorum; aradan üç yıl geçti, Ayamama Deresi üzerindeki bu imara aykırı yapılardan hiçbirisi yıkılmadı, hiçbirisi tahliye olmadı. Bu binalar yeni bir afete davetiye çıkarmaktadır. Bunun iktidarı muhalefeti yoktur. Orada yaşayan insanlar bizim insanlarımızdır. İktidarıyla muhalefetiyle gelin birlikte bir komisyon kuralım. Gerek Ayamama Deresi üzerinde ve gerekse Kâğıthane Deresi üzerinde imara aykırı olarak dere yataklarını kurutup o derenin tam ortasına gökdelen ve plaza diken o kişilerin sorumluları kimlerse, o binalar yükselirken hangi belediye yetkilileri bunları seyretmiş, görevini yapmamışsa bunları ortaya çıkaralım; yeni insanlarımız ölmesin, maddi kayıplarımız olmasın, buna çare bulalım. Bizim arzumuz budur.

Dolayısıyla benim yüce heyetten şu beklentim vardır: Bu, sadece Cumhuriyet Halk Partisinin talebi olmamalı. Biraz evvel okudum, Sayın Başbakanımızın da bu konudaki düşüncelerini sizlerle paylaştım. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş’ın da aynı talepleri vardır. Gelin, el ele verelim, bir araştırma komisyonu kuralım ve bu komisyon çalışmalarını sürdürsün, bu konuda alınması gereken önlemleri alsın ve kimler bu konuda suçluysa bunları da ortaya çıkaralım.

Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bravo.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her ne kadar aleyhteysek de… Çünkü genelde bu tür görev dağılımında konuşulmadığı noktalarda BDP’ye görev düşüyor çünkü bu Parlamentonun seçkinleri vardır, üç grubun. Özellikle iki muhalefet partisi diledikleri zaman söz alırlar. Eğer bize söz düşerse biz de işte çıkıp aleyhte ama lehte konuşacağız.

Doğru bir önergedir, derhâl bununla ilgili… Meclis bunu reddetmemelidir. Yani biz her gün büyük felaketlerle karşı karşıya kalıyoruz. Yani bu sel felaketlerinden daha önemlisi… Yani evet, bununla ilgili devlet bütün tedbirleri almalıdır ama doğal felaketlerde ne kadar tedbir alırsanız alın bazen istemediğiniz konularda, zaman zaman, doğanın o acımasızlığıyla da yüz yüze kalabiliyorsunuz.

Ama asıl önemli olan konulardan biri de doğal felaketlerden çok siyasal felaketlerdir. İşte onlardan birini bugünlerde Türkiye’de hep birlikte yaşıyoruz. Yani hiç gereği yokken, sorunların çözüm yeri Parlamentoda sorunlarımızı konuşmamız gerekirken gündemi saptırmak adına 1994’lerde yaşanan bir felaketi yeniden gündeme getirip yeniden Barış ve Demokrasi Partisinin milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmak, onları sözüm ona “terbiye etmek” adı altında… “Bu Parlamento onları terbiye edecek cevabı verecek.” bu sözler Sayın Başbakana ait.

Şimdi, ben de buradan sesleniyorum, eğer bu Parlamento gerçekten bir terbiye, adap, ahlaka sahipse ilk önce dönüp Roboski’nin hesabını verecektir. İlk önce dönüp… Aydın Erdem -üniversiteli bir genç kardeşimiz, yani bugün ölüm yıl dönümü, onu rahmetle anıyoruz- Diyarbakır’da -demokratik çözüm olsun, çatışmalar olmasın- polis tarafından katledildi ama bugün hâlâ bunun katilleri yok.

Bugünkü medyaya dönüp baktığınızda 24 Eylül 1996’da Diyarbakır Cezaevinde askerler ve gardiyanların saldırısına maruz kalan… Hani “İçeridekiler bizim namusumuzdur.” diyorsunuz ya, “Onların can ve mal güvenliği bizden sorulur.” Sizin namusunuzu içeride kirlettiler, öldürdüler ve bugün zaman aşımına uğradı; savcı katilleri kollayan, koruyan bir zaman aşımı.

Geçmişten bugüne kadar, eğer Parlamento had bildirecekse katillere had bildirmelidir. Parlamentoda bulunan ve bu sürecin barışçıl bir şekilde çözülmesini isteyen milletvekillerine had bildirmek… Kimsenin böyle bir haddi yoktur. Milletvekilleri halkın iradesiyle buraya geldiler.

Biz bu süreci geçmişte yaşadık. O süreci yaşatanlardan birinin bugün gazetelerde beyanatı var. O dönemin Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanıydı; adı Nusret Demiral, aynen şöyle diyor: “Onlar Parlamentoda bulundukları dönemde -biz çünkü iki gün burada kaldık, iradeye dokunamazsınız- biz Parlamentoya şunu söyledik: ‘Bize teslim ederseniz edin, etmezseniz Parlamentoyu basıp alacağız.’” Bunu söyleyebilen bir savcı! 1994’lerde bu yaşandı. Hâlâ Sayın Başbakan çıkıp diyor ki: ”94’le 2012 arasında çok uzun yıllar geçti.” Eğer uzun yıllar geçmiş olsaydı bu savcı haddini bilerek… Bugün bu laflarının ona haddini bildirecekti bu Parlamento. Ve hâlâ tehdit ediyor bu savcı. Ve bizi alıp götürdüklerinde -aranızda yargıçlar var, aranızda hukukçular var- o tarihte bizi alıp götürdüklerinde delil yoktu. Bütün tutuklamalar delille başlar. Ama bizi alıp götürüp tutukladıklarında delil yoktu ortada. Bu başsavcı ve 4 savcı dâhil olmak üzere bize gelip birçok arkadaşın tutuklanmayacağını söylediler. Ama askerler talimat vermişti ve tutuklama ikinci gün tekrar gerçekleşti. ”Tutuklama olmayacak.” diyen savcılar, 125’ten, idamla tutuklama talebinde bulundular.

İşte o gün bizi alıp tutukladılar ve sonra ne yaptılar sayın vekiller? Alıp bizi götürdükten sonra savcılar bölgeye gittiler. Devletin helikopterleriyle delil yaratmaya çalıştılar. Bunu Sayın Başbakan da biliyor, sizler de biliyorsunuz. Ve bizi buradan alıp götürdüklerinde biz de aynen şöyle söyledik: “Olgunlaşmış bir fikrin önünde ne Parlamento durabilir ne de bir ordu durabilir. Biz gideceğiz. Belki acı dolu yıllar yaşacağız. Ama biz geldiğimizde, kaosa el kaldıranların hiçbiri burada olmayacak ama biz olacağız çünkü haklıyız, haklı bir davayı savunuyoruz, mağdur bir halkın hukukunu savunuyoruz.” Ve bugün biz buradayız. O ellerini kaldıranlar, askerlerin talimatıyla hareket edenlerin hepsinin de tarihin çöplüğünde olduğunu hep birlikte görüyoruz.

Ben size dostça söylüyorum. Bu yol çıkmaz bir yoldur. Bu yol denenen bir yoldur. Bu mücadele yöntemleri yıllardır Kürtlere karşı acımasız bir şekilde uygulandı, hiçbiri sonuç almadı. Sonuç alacak tek şey mücadeleden müzakereye dönüşmektir. Kürtlerle oturup müzakere edeceksiniz. Sorunları çözeceksiniz. Yani son dönemlerdeki Sayın Başbakanın dili, çözüm dili değil. Dün dönüp soruyor, diyor ki: “Kürtler, yetmiyor, ne istiyorsunuz?” Bizimle emir kipleriyle konuşamazsınız! Biz sizinle eşitleşmek istiyoruz. Hak istiyoruz, hukuk istiyoruz, adalet istiyoruz. Sayın Başbakan kendi kimliği için ne istiyorsa ben de kendi kimliğim için aynı şeyleri istiyorum.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Zaten var.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Fazla bir şey istemiyoruz, bir arada yaşamak istiyoruz.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Bizden daha iyisi var.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve bakın, oradan bağırmayacaksınız. İki dönemdir daha bir gün bu kürsüye çıkıp konuşmadın çünkü konuşacak tek lafın yok senin. Orada sadece bağırırsın.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Ne olacak? Konuşsam ne olacak?

SIRRI SAKIK (Devamla) – “Ne olacak, ne olacak?” Sadece bağırmanın dışında ne biliyorsun sen?

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sana mı soracağım!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve biz sevgili arkadaşlar, hiçbir dönem  dokunulmazlık zırhına bürünerek bunları söylemedik. Geçmişten bugüne kadar bu zırha hiçbir dönem sarılmadık. Gelin, eğer siz dokunulmazlık zırhını kaldıracaksanız, komisyonlarda bulunan bütün dokunulmazlıkları kaldırın; hodri meydan! Dünyanın dört bir tarafında, bakın, özellikle dokunulmazlık zırhı kime karşıdır? İktidarlara karşı muhalefeti korumaktır ama ne yazık ki iktidar, muhalefeti susturmak istiyor. Biz sizin gibi düşünmek zorunda değiliz ama biz çözüm olarak Parlamentoyu gösteriyoruz, çözüm adresinin Parlamento olduğunu söylüyoruz. Söylediklerimiz size ters gelebilir, sizin de söyledikleriniz zaman zaman bize ters geliyor ama bunun yolu, yöntemi birbirimizi boğazlamak değil.

Veyahut da Sayın Başbakan çıkıyor, doğru olmayan şeyleri sizinle, kamuoyuyla paylaşıyor. Eş başkanımızın çıkıp, efendim, halkı silahlanmaya davet ettiğini söylüyor. Külliyen, doğru değil bunlar, hepsi yalan yanlış bilgiler. Çıkarın, getirin. Açlık grevinde de halkı bu şekilde manipüle etmeye çalıştınız. Ama bu eş başkanlarımızdan bir tek satır, bir tek söz, böyle bir şey duyulmamıştır ve eş başkanlarımız neyi söyleyeceklerini, neyi paylaşacaklarını çok iyi bilirler.

Sevgili arkadaşlar, bizler böylesi bir yolculuğa çıkarken dönüp çok da geriye bakmayız, çok da çetele tutmayız. Biliriz ki bir halkın özgürlüğü, bir halkın mutluluğu acı çekilmeden… Hiç kimse halklara demokrasiyi, özgürlükleri altın tepside sunmaz. Onun için, biz de bu yolculuklara çıkarken çok çetele tutmayız. Acı dolu yıllar yaşayacaksak başımızın üzerinde yeri var. Hiçbir şeye sığınmayın, eğer, siz, demokratik zeminden rahatsızsanız onu açıkça söyleyin.

Bakın, Aydın Erdem demokratik zemini adres gösterdiği için polisler tarafından öldürülmüştür. Bulanık’ta, Demokratik Toplum Partisi kapatıldığı için binlerce insan sokağa çıkmış ve “Bizim vekillerimize dokunmayın.” dedikleri için 2 insan öldürülmüş, 10 insan kurşunlanmıştır ve katiller altı ay içerisinde beraat etmiştir. Yani Kürtler demokratik zemine ölümüne sahip çıkıyor ama tercih sizin. “Demokratik zemin.” derseniz başımızın üzerinde yeri var, demezseniz de “bedel” tercihimiz değil ama bunun da başımızın üzerinde yeri vardır.

Hepinize saygılar… (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, grup önerimizle ilgili 2 lehte konuşmamızı sağlayan MHP ve BDP gruplarına teşekkür ediyorum ve ayrıca, bu önergeyi veren…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bize de teşekkür edin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ahmet Bey, siz ancak kabul ettikten sonra teşekkür edeceğim size. Yani onlar söz haklarını bize verdiler Ahmet Bey. Evet, kabul ederseniz, o yöre hakkında, binlerce teşekkür ederim. Sayın Ayaydın ve arkadaşlarına da, çok ciddi, çok elzem bir önerge olduğu için teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, mal canın yongasıdır. Ayamama, ben o bölgenin milletvekiliyim; Kâğıthane’yi çok bilmiyorum, Sayın Ayaydın biliyor. Mutlaka, aynı şeyler orada vardır ama biraz size Ayamama’dan bahsedeceğim.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Ayamama Deresi…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Evet, dereden…

Orada, o seli ben… Bir ay o selin içinde yattım, kalktım çünkü bir sürü eşim dostum, arkadaşım vardı; her şeyleri gitti. Devlet, insanların yanında olmalıydı ama maalesef kimseyi yanımızda görmedik.

Değerli arkadaşlarım, 1995’te bir sel olmuş ama bu selden hiçbir ders almamışız. Ben size satır başlarıyla hangi dersleri almadığımızı söyleyeyim.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, bu sel olduktan sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Topbaş, o günkü Başbakan Yardımcısı, şimdiki Meclis Başkanımız Sayın Cemil Çiçek “Evet, devletin hatası vardır.” demiştir. Eğer devlet hatalıysa insanların yarasını sarmalıydı ama maalesef… Bir tek, Sosyal Güvenlik Kurumuna teşekkür ediyorum. Bu insanlar altı ay iş yapamadılar çünkü minimum 3 katları gitti. Bu 3 katlarında -yani aşağıdan dolayı 3 katlarında- her türlü elektrik donanımı, her türlü diğer teknik hizmetleri yani bir iş yerinin beyni oradaydı. Bu beyinler gitti, bunlar altı ay yedi ay çalışamadılar. 10 binlerce işçi aylarca işsiz kaldı, insanlarımız öldü ama maalesef, hâlâ ders almadık.

Şunu söylüyorum: Bunu açıkça söylemeliydi -İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSKİ, o günkü Bayındırlık Bakanlığı, o günkü Çevre ve Orman Bakanlığı, herkes sustu- Ayamama Deresi’ndeki selde, biraz ilerideki bir askerî birlikte bir yapay baraj var mıydı, yok muydu? Herkes gizledi ama çıkın, deyin ki erkekçe: “Yoktu kardeşim.” Evet, bunu açıklayın. Orada yapay bir baraj yapıldığı ve bu yapay barajın patladığı söyleniyor. Bu insanlardan bunu gizlemeyin, yoksa yok ama insanların her şeyi gitti, insanların malları gitti, canları gitti. Kimse karşılamadı. Size bir örnek vereyim: Sadece bir iş yeri için bilirkişi raporunda 21 milyon, bugünkü parayla, ama sigortadan aldığı para 6 milyon! Bu insanlar ne yapacaktı arkadaşlar? Bir tek Sosyal Güvenlik Kurumu tüm iş yerlerinde bir yıl erteledi, sosyal güvenlik priminin yatırılmasını, faizsiz, bir yıl erteledi. Yetkisi o kadar ama teşekkür ediyorum. Onun dışında kimse bir tek çivi çakmadı.

“Ya, işçi çalıştırmıyorum ama ben işçimin maaşını veriyorum, maaş ödeyeceğim. Ben o insanları kapıya mı koyacağım?” Gelir İdaresi muhtasarını her ay aldı, vergisini her ay aldı. Ya, kardeşim bu adamlar batmış, gitmiş. Allah’ınızı severseniz ya, bir de yardım elini sen uzat. Sen zaten adamı yok etmişsin, hiçbir şey yapamıyorsun. Hâlâ bu yaralar sarılamamıştır. Hâlâ insanlar orada, o günkü yaraları sarmakta güçlük çekmektedir. Bu nedenle yeni bir felaket olmaması yönünde -çok çok yavaş gidiyor bir kere- çok büyük bir önlem alınmadı ama burada dere yatağı ıslah edilmedi ve dere yataklarına inşaat izni verildi. Altını çiziyorum, inşaat izni verildi ve on beş yıl önce gelen selden hiçbir ders alınmadı. Yine hiçbir şey değişmedi ve burada ne plan uygulandı ne program uygulandı. Menfezler yok edildi. E-6’nın altından geçen menfez bu kadarcık, koskoca E-6’dan geçen bir menfez ve hep buralara fabrika izni verildi, dere yataklarına ve hepsine ruhsat verildi. Ve burada, İkitelli’de çok plansız ve ruhsatsız iş yerlerine göz yumuldu. Sel geldi ama sele “Gel.” denildi ve burada hiçbir önlem alınmadı. E-5’ten başlayan dere ıslahı, hâlâ daha E-6’ya ulaşmadı yani Basın Ekspres Yolu’ndaki ıslah çok yavaş gidiyor. Onun üstündeki, yine İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nden 10 kilometre daha devam eden dere hiç ıslah edilmedi, hâlâ orada o ruhsatsız fabrikalar devam ediyor, hâlâ orada dere yataklarına pislikler atılıyor, dere yatakları tıkanıyor.

Değerli arkadaşlar, bir insanın malını ve canını, can güvenliğini sağlamak devletin görevidir. Arkasından bir fırtına estirildi, birileri para kazandı. Dediler ki: “Bu dere yataklarına 50 metre bu taraftan, 50 metre bu taraftan olan tüm binalar yıkılacak.” Aynen ifade bu ama orada sorun olan ve dere yatağını tıkayan hiçbir bina yıkılmadı, aynen devam ediyor. Fakat ruhsatlı, dere yatağında olmayan, 50 metrenin üstünde olan binalar için de “Bunlar da gidecek.” denildi. Birileri gitti, o krizde, “bura yıkılacak” diye ellerinden mallarını çıkardılar ucuz fiyatla ama daha sonra birileri, onun 4-5 katı fiyatla hiçbir şey olmamış binaları başkalarına sattılar. Mesele bu. Yani bu krizde devlet el uzatmamıştır, bakanlıklar, hiçbir bakanlık yardım elini uzatmamıştır; sadece Bayındırlık Bakanlığı hasar tespitine insan göndermiştir. Hasar tespitinin dışında, bu insanlar ne yer ne içer, dertleri ne, sorun ne? Sadece bir iki bakan geldi, ziyaret etti, gitti.

Değerli arkadaşlarım, burada sorun var. Bu, hepimizin sorunu, bu, milletin sorunu, oradaki üretim, İkitelli bölgesindeki üretim, Türkiye’nin çok önemli bir potansiyeli. Orada yüz binlerce insan çalışıyor, bunların ekmeklerini yok etmeyelim, önlemlerini zamanında alalım. Gelin, rica ediyoruz, bu, hepimizin meselesi, sadece Cumhuriyet Halk Partisinin meselesi değil. Gelin, orada hepinizin eşi, dostu, akrabası var, hepinizin tanıdığı var. Kim üretim yapıyorsa, hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum, bir ekmek veriyorsa. Ama burada yarın problem olursa, hepimiz üzülürüz arkadaşlar. Gelin, buranın ıslahı için, çok önemli bir görev düşüyor hepimize, hepinize görev düşüyor; bu, bu Meclisin sorunu, bu önergeye hep birlikte “Evet” diyelim, bir an önce burayı bu sorundan kurtaralım.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen İdris Güllüce, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Efendim, biraz önce öyle bir tablo çizildi ki, neredeyse, sigortanın ödemediği, 21 milyon yerine niye 6 milyon yaptı diye sigortanın hesabı da Tayyip Erdoğan’dan sorulacak.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bak, bir kere kişiden bahsetmedim İdris Bey, yapmayın bunu. Ben kişiden bahsetmedim, siz benden bahsettiniz, yapmayın.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) –  Şimdi, Sayın Tanal’ın bir konuşması vardı. Yılbaşından birkaç gün önce Sayın Tanal çok güzel bir konuşma yapmıştı, demişti ki: “Eğer birisi, konuşurken, buralardan bağırıp çağırıp bir şey yapıyorsa, o, boş adamdır, hiçbir şey konuşmaması gerekir, burada gelip konuşur, dağarcığında bir şey varsa.” O yüzden de çok takdir etmiştim onu.

Değerli arkadaşlar, konu teknikse…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yani “boş adam” mı diyorsun?

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Ben kimseye bir şey söylemiyorum, Sayın Tanal’ı takdir ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir dakika… O zaman lafını doğru söyle.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Sayın Tanal’ı takdir ediyorum ve “O konuşma, çok doğru bir konuşmaydı.” diyorum. Açın bakın, 30 Aralıkta takvimde var, zabıtlarda var.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İdris Bey, size yakışmıyor. Ben aslanlar gibi konuşurum, senden de daha doluyum.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Şimdi…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sizlerden daha doluyum.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Valla Sayın Tanal, çok güzel konuşmuşsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen…

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Konu teknikse…

BAŞKAN – Sayın Güllüce, lütfen Genel Kurula hitap edin.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Konu teknikse -bu teknik için de bir eleştiri yapmak istiyorum- bizler bürokrattan, bakanlıktan bilgi alırız elbette; gelip burada kaç metre olduğunu, ne olduğunu nasıl söyleyeceksiniz, hafızanızda o kadar tekniği nasıl tutacaksınız?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Siz yaşamadınız onu.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Biz gideriz bürokrattan da bilgi alırız, bakandan da bilgi alırız. Bilgiye ulaşmak için nereler varsa ulaşırız, o bilgilerle de milletin karşısına çıkar, söyleriz yani bürokrattan bilgi alarak konuşmanın, elimizde not kâğıdı olmasının ne sakıncası var, bunu da anlamakta zorlanıyorum.

Dere ıslahı oldukça zor bir iştir. Bu işin içinden gelen, bu işi bilen ve yapan birisi olarak konuşuyorum, çilesini çeken birisi olarak konuşuyorum. Öyle hemen “Islah edelim.”, denildiği kadar, dört kelimeye sığacak kadar basit bir şey değil, çok zor bir iştir; bu iş, hem maddi bakımdan zordur hem imar bakımından zordur hem teknik bakımdan zordur.

Şimdi, oldukça büyük bir maliyettir. Niye? Daha önceki planlarla teknik bir şekilde yapılmamışsa, orada da bir yapılaşma olmuşsa ve o plana uygun bir şekilde yapılaşma olmuşsa o binayı istimlak etmeden yıkamazsınız, Türkiye bir hukuk devletidir. Bunun bedeline gittiğiniz zaman da ne büyükşehir belediyesinin ne de herhangi bir yerin ödemeyeceği kadar büyük paralarla muhatap olursunuz.

1.855 kilometre İstanbul’un derelerinin uzunluğu var. Rakamı bir daha tekrarlayayım -bu rakamı da İSKİ’den aldım, evet, biz bürokrattan bilgi alırız- 1.855 kilometre. Bunun 108 kilometresi bu 108 tane dere, bunun 577 kilometresi şehir içinde -gerek Anadolu yakası gerek Avrupa yakası olarak kastediyorum- bunun 377 kilometresini İSKİ bitirmiş, bir kısmını da              -biliyorsunuz, anlaşmayla büyükşehir yapar derelerin bir kısım ıslahlarını- büyükşehir yapmıştır.

Şimdi, feyezan esnasında bir de şu yanlış genellikle vardır: İlçe belediyeleri veya belediyeler çok eleştirilir, ben belediyeden de geldiğim için biliyorum, belediye başkanlığı yapan, her iki taraftan da, arkadaşlarımız var. Değerli arkadaşlar, altyapıyı ne kadar büyük yaparsanız yapın, feyezan esnasında o altyapı çöker yani siz 60 metre genişliğinde, 300 metre genişliğinde dere yapamazsınız. Eğer bir yılda yağan yağmurun dörtte 1’i dört saat içinde yağmışsa, buna Batı ülkelerinde, Japonya’da, Hollanda’da, Fransa’da, Amerika’da, her yerde de rastlanılır, o artık afettir. Bu şekilde, belediye başkanlarını, sadece büyükşehir başkanını da kastetmiyorum, tüm belediye başkanlarını eleştirirken bu mantıkla bakarak konuşmak lazım.

Ben geçmişte olanları konuşmamak istiyorum ama bir şeyi söyleyeyim: CHP’nin bugünkü önergesinde “İSKİ’den onay alınmadan” diye bir cümle var, bu, doğru değil. Bugünkü şartlarda İSKİ’den onay alınmadan 50 metrekarelik bir yer bile yapamazsınız. Bir kere planları yaparken İSKİ’den onay alırsınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Onlar gökten mi geldi?

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – İki, inşaatı yaparken alırsınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – O binalar gökten mi geldi?

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Şimdi, ben deminki sözümü tekrarlayayım gene.

İSKİ’den en küçük binanıza dahi onay almak zorundasınız, onlar… Bu arada İSKİ konusunu araştırma komisyonu başkanlığı yapmış ve İSKİ’yle ilgili araştırmalar yapılmış; o konuları bir incelerseniz, bana bazı soruları sormazsınız. Yani o İSKİ’yle ilgili araştırmalar yapılırken “Planlar nasıl yapılmış, kim yapmış, ne zaman yapmış?” diye soruları, o soruların da cevabını araştırırsanız -ki var bu, Meclisin kayıtlarında- bu soruları sormazsınız.

Şimdi, Ayamama ile ilgili, sürem de kısa, çok hızlı söylüyorum: Bir kere, bazı bilgiler eski bilgiler. Sayın Ayaydın çok güzel şeyler söyledi, katılıyorum ama o bilgiler eski. Bakın, eski menfez bu. Ne olması lazımdı? Böyle olması lazımdı. Nasıl oldu? Böyle oldu. O, havaalanına giden menfez noktasında söylediğiniz yüzde yüz doğru ama bu hâle geldi. Rakamlarla vereyim ki daha ikna edici olsun. E-5, 6 ile TEM otoyolu bağlantı noktasının kritik noktalarında yapılan kesit genişleme çalışmaları ile dere kesiti 4 kat artırılmıştır.

Çobançeşme mevkisinde yürütülen çalışmalarla, daha önce 3 metre olan yükseklik, 25 metre genişliğinde ve 4 metre yüksekliğinde yeni dere inşa edilerek düzenleme yapılmıştır.

Ayamama Deresi’nin E-5 kara yolu altında yapılan çalışmalar ile 12 metre genişliğindeki mevcut kesit 24 metreye çıkartılmıştır.

Basın Ekspres Yolu altındaki yaklaşık 80 metre uzunluğunda, 3 metre yüksekliğinde, 9 metre genişliğindeki mevcut kesit, 3,40 metre ve 30 metre genişliğine çıkarılmıştır.

Havalimanı Köprüsü, 6 metre yükseklik ve 25 metreye çıkartılmıştır.

Dere güzergâhında 6.500 metre daha ıslah çalışmasına gerek var.

Biraz önce açıkladığım sebeplerle, o istimlak meselesinden kaynaklanarak elbette gecikiyor bu iş.

Şimdi, Cendere ve Ayamama derelerinin kalan ıslahları için de kamulaştırma gerek iki sebepten dolayı. Bir, bu kamulaştırmanın önüne geçmek; iki, o bölgenin ve Cendere bölgesinin, çöküntü alanı bölgesinden çıkartılması için bölgede yeni planlar yapılmıştır, prestij planlar hâline getirilmiştir.

Bu prestij planlarıyla ne elde edilecektir? Kamulaştırma maliyeti sıfıra yaklaştırılacaktır çünkü yeni yapılan planda DOP ve KOP alanları yüzde 50’ye yakın hâle getirilmiştir. Dolayısıyla, istimlak edilmeden bilabedel terk edileceği için Büyükşehir Belediyesi, kamuya büyük bir imkân sağlamıştır bu planlarıyla.

Yeni plan yapılmasıyla aynı zamanda o bölgenin eğitim, bilim, teknoloji ve turizm alanı hâline getirilmiş, bölgede prestijli bir alan olması -özellikle Cendere’yi söylüyorum- ve çöküntü alanından çıkması sağlanmış olacaktır.

Daha önce neydi Ayamama Dere bölgesi? Depolama ve sanayi alanıydı. Şimdi ne bölgesi oluyor? Bilişim ve teknoloji bölgesi ve turizm bölgesi hâline dönüyor.

Ayamama Deresi’nde yapılan planda DOP ve KOP oranları yüzde 45’e getirildiği için o bölgede de kamulaştırma bedelleri çok aza indirilecektir ve turizm ve ticaret merkezi ve şehrin prestijli bir bölgesi hâline gelecektir. Ayrıca bu yeni planlarda 60 metre ile 120 metre arasında dere bandı oluşturulacaktır. Bu bantla hem derenin kendisi genişleyecek hem de yürüme bantları, rekreasyon alanları ve tenezzüh alanları oluşturulacaktır.

Ben İstanbul’u biraz biliyorum ve dünyanın yıldızı hâline getiren, dünyanın en güzel şehirleri hâline getiren, artık çöptür, arıtmadır, hava kirliliğidir, ulaşımdır ve daha birçok, gecekondudur gibi sorunların olmadığı, dünyanın, bu gelişmesine gıptayla baktığı, toplu ulaşım araçlarının hızla geliştiği, raylı sistemin 11 kilometreden 100 küsur kilometreye çıktığı, sadece Anadolu yakasında birkaç ay içerisinde metronun yapıldığı bir İstanbul’u yapan, emeği geçen başta Büyükşehir Başkanımıza, onun bürokratlarına ve o desteği sağlayan AK PARTİ Hükûmetinin etkili ve yetkili insanlarına teşekkür ediyorum.

Şimdi, hiç diyebilir miyiz, bugünkü İstanbul, hayal edilebilen bir İstanbul’du? Diyebilir miyiz, İstanbul’un böyle olacağı yirmi sene önce hayal edilebilirdi? Diyebilir miyiz ki insanlar, artık niye Terkos suyunu içmiyor, “Damacana içmeyin kardeşim, Terkos suyunu için.” denen bir güne gelebilirdi, hayal edebilirdi? Diyemezdik ama bugün diyoruz ve diyoruz ki: “İçme suyu olarak artık Terkos suyunu kullanın, şebeke suyunu kullanın. “

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Bu, nereden nereye gelindiği bakımından oldukça çok ciddi bir parametredir.

Bütün bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Mahmut Tanal’ı konuşmasından dolayı tekrar tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkanım, hatip, konuşmasında önergemde belirttiğim gibi “İSKİ’den onay alınmadan bu binalar yapıldı.” Demiştim, bunun doğru olmadığını söyledi yani beni yalancılıkla suçladı. Bu bakımdan 69’a göre ben sataşmadan dolayı söz istiyorum.

İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – “Doğru değil, eksik.” dedim.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, sizin talebiniz?

SIRRI SAKIK (Muş) – Mevlüt Ağabey’e dedi ki: “Boş adam.”

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hatip, “Boş konuşuyorsun” diye beni suçladı, o nedenle söz istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Boş adam” dedi.

BAŞKAN – Sayın Ayaydın istiyor, siz de konuşacak mısınız?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ayaydın, iki dakika söz veriyorum, yeni sataşmaya mahal vermeden.

İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Sayın Ayaydın, ben “Eksik” dedim, “Yanlış” demedim, “Yalan” demedim.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın, İstanbul Milletvekili İdris Güllüce’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğum araştırma önergesinde, Kâğıthane Deresi’nde dere yatakları üzerinde imara aykırı ve ruhsat alınmadan kaçak yapılan binaların bir bölümünün İSKİ’den izin verilmemiş olmasına rağmen bu binaların yapılmış olduğunu söyledim.

Biraz evvel AKP Grubu adına söz alan ve İstanbul’da ilçe belediye başkanlığı yapan, Büyükşehir Belediyesinde görev yapan Sayın İdris Güllüce, o önergemde belirtmiş olduğum İSKİ’den onay alınmadan yapıldığı iddiamın doğru olmadığını söyledi. Ben, Sayın Güllüce’nin böyle bir talihsiz konuşma yapmasını beklemiyordum.

Ben, araştırma önergemi hazırlarken, son derece ciddi ve tutarlı bir önerge hazırladım ama Sayın Güllüce, bu sözleri söylerken, görüyorum ki ciddi bir çalışma yapmadan, sadece bürokratların kendisinin eline vermiş olduğu bilgileri burada kullandı.

Benim bahsettiğim binalar, ruhsat alınmadan, Sayın Başbakan Erdoğan’ın da söylediği gibi -biraz evvel söylediklerini söyledim- “Bu binalar buraya ruhsat alınmadan yapılmıştır, bu binalar yıkılacaktır.”, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş “Altmış dört tane bina kaçak olarak yapılmıştır, bunlara tebligatlarını bu hafta yapıyoruz, bunlar buradan tahliye edilecektir.” diyor. Sayın Başbakan söylüyor, Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı söylüyor, ben de araştırma yaparak aynısını söylüyorum, biz üçümüz yalan söylüyoruz, Sayın Güllüce doğru söylüyor, bunu mu demek istiyorsunuz?

Bizim önergemizde belirttiğimiz gibi, Kâğıthane Deresi’nde o dere yataklarının üzerinde kurulan binaların büyük bir bölümünün ne ruhsatı vardır ne de imara uygunluğu vardır, ama seçimlerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYDIN AĞAN AYAYDIN (Devamla) - …AKP’nin afişlerini asarak orada durmayı becerebilmişlerdir. Eğer Sayın Güllüce araştırırsa bunun böyle olduğunu görecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu, ne için söz istiyorsunuz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “Boş adam” dedi efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –  Daha ne diyecek, adama “boş adam” dedi ya.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu.

Sayın Güllüce siz değil, Sayın Aslanoğlu’na söylüyorum. Siz ikisine de cevap vereceksiniz efendim.

Sataşma nedeniyle iki dakika. Yalnız, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

 

7.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, İstanbul Milletvekili İdris Güllüce’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Çok değerli arkadaşlarım, Sayın Güllüce örnek gösteriyor konuşmasının başında. Ben Sayın Başbakandan bir şey istemedim, sadece insanların uğradığı… Yani bir firma, bir kurum 22 milyon zarara uğramıştır bilirkişi raporuyla ama sigortadan 6 milyon almıştır. Burada kimseden bir şey istemedim. Sadece ne kadar mağdur olduklarını, ne kadar yüksek bir mağduriyet olduğunu söylemek istedim.

Sayın Güllüce, ben söylediğimi bilir, bildiğimi de söylerim ama sizin gibi, anlamayan insanlara da dersini veririm! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir dakika, beni “boş adam” diye, Sayın Tanal’ın bir şeyiyle suçlamadan önce anlamayı öğrenin. Anlamayı bilmeyen insan…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Gaz sık, biber gazı!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır, anlamayı bilmeyen insan… Beni “boş adam” diye suçladınız. Önce anlamayı öğrenin. Anlamayı öğrenmeyen insan, boş adamdır.

Ne yazık ki o dönemden önce siz İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği yaptınız. Demek ki ne kadar orayı biliyorsunuz da gelip bunları bize anlatıyorsunuz. Oradaki hiçbir binanın, çoğu binanın ruhsatı yoktur, İSKİ’den ruhsat almamışlardır. Bunları sana ispat etmeyen şerefsizdir ama ne yazık ki…

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen kullandığınız kelimelere dikkat ediniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – …o dönem siz Genel Sekreterdiniz. Hiçbir şey bilmiyorsunuz, anlamayan sizsiniz! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Anlamıyormuşum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Güllüce, ne için söz istiyorsunuz?

İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Yanlış bilgiler verdi, düzeltmek için.

BAŞKAN – Buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

 

8.- İstanbul Milletvekili İdris Güllüce’nin, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve İstanbul Milletvekili Aydın Ağan Ayaydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Efendim, ben kimseyi itham etmedim, Sayın Tanal’ı takdir ettim ve açın, Meclis kayıtlarında bu konuşma var.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Doğrudur, doğrudur.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Ben bu konuşmayı tekrarladım. Herkes, kim ne yapıyorsa, üzerine alan alır, almayan almaz. “Bu söz yok, konuşulmadı.” deniyorsa bakın kayıtlara, bir.

İki: Arkadaşlar, ben hiç genel sekreterlik yapmadım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Başkan vekilliği, başkan vekilliği…

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Bakın, ben hiç genel sekreterlik yapmadım. Ben İstanbul Tuzla Belediye Başkanlığı yaptım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Başkan vekili olmadınız mı?

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Arkadaşlar, genel sekreterlikle başkan vekilliği hiç birbirine benzemez.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya neyse, dil sürçmesi olmuştur.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Bunlar apayrı şeylerdir, hepiniz biliyorsunuz bunu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Belediyeciliği siz iyi bilirsiniz Başkan, bunlar bilmezler. Belediyeciliği sizler iyi bilirsiniz, evet.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Şimdi, genel sekreterlik yapmadığımı söylüyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Başkan vekilliği yapmadın mı?

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Sayın Ayaydın, ben “Ruhsatsız binalar İSKİ raporu almamıştır, almıştır.” gibi bir cümle kullanmadım, beni yanlış anladınız. Bakın, söylemek istediğimi tekrarlıyorum: “Bir bina ruhsat alıyorsa, bir bina ruhsatlı yapılıyorsa behemehâl İSKİ’den onay alınır.” dedim ama kaçaksa zaten ruhsatı da yok, İSKİ’si de olmaz onun.

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Biz de onu söylüyoruz, kaçak binalar.

İDRİS GÜLLÜCE (Devamla) – Efendim, bu noktada birbirimizi tam anlayamadık. Ben sizin o söylediğinize muhalefet etmedim. Bir bina ruhsatsızsa burada ne TEK’in onayı alınır ne İSKİ’nin onayı alınır ne şunun ne bunun elbette. Ben, yeni yapılan bir bina, yapılıyorsa şayet “Eğer ruhsatlı yapılacaksa İSKİ olmadan olmuyor.” dedim. Bilmiyorum anlatabildim mi?

Teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Anlatamadın!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, efendim, Sayın Hatip sürekli benim adımı zikrederek bir polemik konusu yarattılar. İzin verirseniz ben konuyu anlatmak isterim.

BAŞKAN – Hayır, polemik konusu falan yok ortada.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, referans gösteriyor Mahmut Bey’i, onun için…

BAŞKAN – Lütfen…

Evet, güzel konuşmanızı örnek gösterdi.

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Kâğıthane ve Ayamama dereleri üzerindeki imara aykırı yapıların dere yataklarını yok etmesi ve yoğun yağışlarda adı geçen derelerin taşması sonucu oluşan can ve mal kayıplarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu (10/1) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 6/12/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 6 Aralık 2012 Perşembe günkü birleşiminde 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine; bu birleşimde 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 7 Aralık 2012 Cuma günü saat 14.00'te toplanmasına ve görüşmelerin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesine ilişkin önerisi

                                                                                                     6/12/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 6.12.2012 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                       Ahmet Aydın

                                                                                         Adıyaman

                                                                                 AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun; 6 Aralık 2012 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde 337 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi; bu birleşimde 337 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde haftalık çalışma günlerinin dışında 7 Aralık 2012 Cuma günü saat 14:00'te toplanması ve bu birleşimde 337 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

Çalışmalarına devam etmesi, önerilmiştir.

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; grubumuzun vermiş olduğu öneri hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Getirdiğimiz öneri, bugün 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bitimine kadar çalışmaların devam etmesi, eğer bitiremediğimiz takdirde yarın, cuma günü saat 14.00’te toplanarak yine 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın yani Sermaye Piyasası Kanunu’nun bitimine kadar çalışmaların devam etmesi yönündedir.

Bu nedenle grubumuzun önerisine desteklerinizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ne kadar önemli bir konuşma oldu yahu; bütün Genel Kurulu tatmin eden, özel bir konuşma oldu!

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Metin Lütfi Baydar, Aydın Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtip bir konu üzerine görüşlerimi aktarmak istiyorum.

Ombudsmanlık ve kamu denetçiliği yeni bir kurum. Hoş geldi, memnun olduk. Dün, seçtiğiniz Başdenetçi Türkiye Büyük Millet Meclisinde yemin etti. Bende bu yeminin uyandırdığı duyguları sizlerle paylaşmak istedim.

Bu kurumun saygınlık kazanabilmesi, herkesin güvenebildiği, partiler üstü kişilerden oluşmasına bağlıdır. Bakın, çıkardığınız kanunda kamu denetçiliğini nasıl tanımlıyorsunuz, aynen şöyle: “Kamu hizmetlerinin işleyişinde bağımsız ve etkin bir şikâyet mekanizması oluşturmak, idarenin her türlü eylem ve işlemlerini, insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek ve önerilerde bulunmak amacındadır.” Bunları halkı ve uluslararası çevreleri uyutmak için böyle yazacaksın, sonra da buraya tamamen kendi adamlarını yerleştireceksin ve demokrasiden söz edeceksin.

Değerli milletvekilleri, Kültür Bakanı Sayın Günay “Seçimin isabetli olmadığını hep söyledim.” diyerek şunları belirtiyordu: “Ombudsmanın, Türkiye’de herhangi bir tartışmanın tarafı olmayan, bütün toplumun, gerçekten, hiçbir ön yargı olmaksızın güvenebileceği, hukukunu yargının da ötesinde ve öncesinde emanet edebileceği bir isim tarafından temsil edilmesi gerektiğini düşünüyorum.” Sayın Bakan söylüyor bunları ve Sayın Bakan devam ediyor: “Seçildikten sonraki açıklamalarını okuduktan sonra bu tereddüdüm ortadan kalkmadı, görüşüm kuvvetlendi.” Şimdi, Sayın Bakan açıkça, bu işin doğru olmadığını, dilinin döndüğü kadar ifade ediyor. Bu açıklamalar karşısında sakın ola “Bizde demokrasi var, onun için herkes konuşabilir.” gibi bir açıklamada bulunmayın çünkü Sayın Bakan daha önce de ucubeye de değinmişti ve de değindiğiyle kalmıştı. Aldığı cevap ilginçti, “Allah bizleri o duruma düşürmesin.” demiştiniz.

Yine geçen hafta içerisinde milletvekili dokunulmazlıklarıyla ilgili “Grup kararı olmayabilir.” açıklamalarınızın önü, AKP Genel Merkezinde milletvekilleriyle gruplar hâlinde toplantı yapılarak Başbakan tarafından engellendi. Örnekler o kadar çok ki… Sizler demokrasi havarisi geziniyorsunuz ama değilsiniz, maalesef değilsiniz.

Değerli milletvekilleri, Kamu Başdenetçisi ile kamu denetçilerinin ne yazık ki AKP ile organik bağı olan kişilerden oluşması AKP’nin ileri demokrasi anlayışını gösteriyor.

Devamlı eleştirdiğiniz İsmet İnönü var ya, hani o rahmetli İsmet İnönü, ondan demokrasi dersi almanız lazım ki bir devlet adamının iktidarı kaybedeceğini bile bile ülkeyi tek partili rejimden çok partili rejime kansız bir şekilde nasıl geçirdiğini anlayabilesiniz. İsmet Paşa düşünmedi mi ki iktidarı kaybedersem ne olur diye, elindeki birçok gücü kullanamaz mıydı? Ancak sizler yeni bir telaş içerisindesiniz. Attığınız her adım, günden güne çatlayan iktidarınızı yamamak ve geleceğinizi garanti altına almak amaçlı.

Değerli milletvekilleri, işte AKP’nin bu amaçla seçmiş olduğu Başdenetçi ve kamu denetçilerinin hayatlarındaki AKP bağları:

Başdenetçi Mehmet Nihat Ömeroğlu: Oğlunun Kadıköy’deki nikâhında Başbakanı şahit yapmış birisi.

Muhittin Mıhçak: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğinin kesinleştiği kararın temyiz başvurusunda Sayın Erdoğan’ın mahkûmiyet kararının bozulmasını isteyen tek muhalif üye. 

Bir diğer üye, Abdullah Cengiz Makas: AKP’den milletvekili aday adayı olmuş, basına vermiş olduğu demeçlerde AKP’nin hizmet kervanının aksamayacağını söyleyen birisi; kervanın aksamadığını kanıtladı.

Zekeriya Aslan: 23’üncü Dönem AKP’den Afyonkarahisar Milletvekili, kamu denetçiliğine gayet uygun.

Serpil Çakın: AKP kadın kolları teşkilatında ve Merkez Yönetim Kurulunda görev yapan birisi.  Kadınkolları. akp.org.tr adresine girin, 1 Temmuz 2008 tarihli açıklamayı okuyun: “Irak İslami Dava Partisi temsilcileri AKP Genel Merkez Kadın Kolları Başkanlığını ziyaret ettiler. Görüşmede Kadın Kolları Başkanlığı Yerel Yönetimler Başkanı Nur Özkaya, Halkla İlişkiler Başkanı Serpil Çakın, heyete Kadın Kolları Başkanlığının teşkilatlanma yapısı ve faaliyetleri hakkında bilgi verdi.” Serpil Hanım’ın bilgi vermeye bundan sonra da devam edeceği kesin.

Mehmet Elkatmış: Adalet ve Kalkınma Partisi kurucu üyesi, Refah Partisinden 19, 20, 21’inci; AKP’den 22’nci Dönem Nevşehir Milletvekili. Seçilmek için daha ne olsun, ileri demokrasi için tüm şartları taşımakta!

Değerli milletvekilleri, AKP’yle yolları kesişen bir kişi daha var; eski Anayasa Raportörü Osman Can. AKP’ye eylül ayı içerisinde üye olup yapılan kongrenin sonucu MYK’ya girebilme başarısını gösteren Osman Can. Üye olurken de şu ibareyi imzaladı: “Parti tüzüğü, program ve yönetmeliklerine uymayı taahhüt ediyorum.” Seçmiş olduğunuz Kamu Başdenetçisi ve diğer denetçiler de aynı ibareleri imzaladılar.

Değerli milletvekilleri, Başbakan Erdoğan, bir Sivas mitinginde şöyle sesleniyordu: “Yargı CHP’nin arka bahçesi oldu, bunu hep yaşadım. Bana cezayı kesen Yargıtayın üst dairesindeki yargıçların daha sonra CHP’nin üst kurullarında nasıl yer aldıklarını biliyoruz.” Görünen o ki Başbakanın sözleriyle kendisinin yaptıkları birbirini tutmuyor. Bizler de Başbakanla yolu bir şekilde kesişenlerin nasıl AKP yönetim organlarında yer aldıklarını, hatta diğer kurumlarda da küçük AKP’cikler oluşturulduğunu ibretle izlemekteyiz. Son icraatınızla iktidardan ayrılınca tarafsız olabilecek kamu denetçilerine bile güvenemeyecek kadar suçluluk telaşı içinde olduğunuzu kanıtladınız. Bu, demokrasi değildir; bu, talandır.

Değerli milletvekilleri, yıllarca “Valiler CHP’nin il başkanlığını yaptı.” açıklamalarıyla halka yalan yanlış bilgiler verdiniz. Gelecek nesil göbek bağıyla AKP’ye bağlı olan bürokratları sayarak bitiremeyecek. Sizin görüşünüzü yansıtan ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan bir Kamu Denetçiliği Kurumu olamaz. Bu kurum ölü doğmuştur.

Yaptıklarınızdan sonra ağzınıza “demokrasi” kelimesinin artık hiç yakışmayacağını, yama gibi duracağını belirtmek istiyorum. Bu talanı içine sindirenleri, Necip Fazıl Kısakürek’in “Aynalar” şiirini okuyarak, vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum.

Aynalar

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;

İşte yakalandık, kelepçelendik!

Çıktınız umulmaz anda karşıma,

Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,

Benmişim kendime en büyük ceza!

Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!

Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.

Kutsi emaneti yedim, bitirdim.

Doğmaz güneşlere bağlandı vade;

Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, günah, hasat yerinde demet;

Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!

Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:

Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.

Bakamam, aynada, aynada vicdan;

Beni beklemeyin, o bir hevesti;

Gelemem, aynalar yolumu kesti.”

İnşallah, aynalara bakamaz, bu şiiri okuyamaz durumuna bir daha düşmemeniz dileklerimle saygılar sunarım.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, bugün 3’üncü grup önerisi oldu. Malum, gruplar arasında bir uzlaşma sağlanamadı gündemle alakalı. Aslında gündemle alakalı bir uzlaşma var, bizim özellikle gruplarla ilgili olarak da birlikte bu Sermaye Piyasası Kanunu’nun çıkarılması noktasında bir birlikteliğimiz var, öyle bir görüntü de var, onu çıkarmaya çalışacağız inşallah. Ola ki bugün bir aksama olur, bunu çıkaramadığımız takdirde, getirdiğimiz öneride, yarın da bu kanunu görüşüp, devam edip, bu kanunun bitimi tarihinden itibaren de, işte, artık iki üç günlük hafta sonunda arkadaşlar bir istirahat buyursun, çünkü 10’undan itibaren, değerli arkadaşlar, çok yoğun bir bütçe maratonuna başlıyoruz, pazartesiden itibaren ve Aralığın 20’sine kadar bu bütçe maratonu devam edecek, geceli gündüzlü, hafta sonu dâhil, 7/24 âdeta bu Meclis çalışacak. Dolayısıyla, inşallah uygun olur, imkân dahilinde biz gruplarımızla da birlikte, bütün gruplarla birlikte bugün Sermaye Piyasası Kanunu’nu çıkarırız, yarın ve hafta sonu da arkadaşlarımız programlarını icra ederler. Pazartesinden itibaren gene, bu 2013 bütçesi için, bütün milletvekilleri olarak burada, aktif bir şekilde 20’sine kadar çalışacağız.

Tabii, değerli arkadaşlar, özellikle -bütün kamuoyu da biliyor, bütün dünya biliyor- Başbakanımızın yaptığıyla söylediği hep aynı olmuştur. Kolay kolay yapamayacağı sözü vermez, verdiği sözü de havada kalmaz onun. Dolayısıyla, yaptığı da söylediği de hep aynı olmuştur.

Yine aynı şekilde, tabii, aynaya hepimizin bakması lazım, herkesin bakması lazım zaman zaman. Ben kimim, amacım, hedefim nedir, neyi amaçlıyoruz, neler yaptık, neler yapacağız, geçmişiyle geleceğiyle birlikte, aynaya… Bütün siyasi parti gruplarının, aslında, bütün milletvekillerinin, fert olarak bütün insanların zaman zaman bunu yapması  gerekiyor. Hedefim, amacım, yaptıklarım, yapamadıklarım, geçmişiyle bugünü kıyaslayacak tarzda, gelinen noktayı da bir araya getirip değerlendirmesi lazım ve dolayısıyla, aynaya sadece bizlerin değil, herkesin bakması lazım, geçmişiyle birlikte bakması lazım.

Şimdi, geçmişten bugüne kadar Türkiye’nin konumu, durumu, kurumlarımızın durumu, kurumlar üzerindeki vesayet makamlarının ortaya koyduğu durum… Ama bugünkü durumu da gene bütün halkımız biliyor. Biz, hiçbir  kurumu AK PARTİ’nin tekeline almak gibi bir düşünceye sahip değiliz, böyle bir misyonumuz yok. Bütün kurumlarımızı halkın hizmetine sokmak gibi bir düşüncemiz var ve onun için çalışıyoruz, onun için çabalıyoruz; bu millete nasıl daha çok hizmet edebiliriz, nasıl daha çok aktif, paralel çalışabiliriz? Ve bu kanunlar adil bir şekilde uygulanıyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hiçbir kurumda tek bir Kürt bulamazsınız, bak, hiçbir kurumda; Anayasa Mahkemesinde bulamazsınız, Yüksek Seçim Kurulunda bulamazsınız, HSYK’da bulamazsınız.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ombudsmanlık seçiminde de bu seçimin nasıl yapılacağı gene milletin temsilcileri tarafından burada yapılan kanunla çıktı ortaya ve bu kanuni düzenlemeye de uymak zorundayız. Başombudsmanın nasıl seçileceği, 15’e indirgenip orada, burada, Genel Kurulda seçileceği, ombudsmanlarla alakalı olarak da yine hem İnsan Hakları Komisyonu hem de Dilekçe Komisyonundan müteşekkil bir karma komisyon tarafından seçileceği bu kanunda bellidir ve kanun gereği Meclisin temsilcileri tarafından bu seçilmiştir. Bugüne kadar da yapılan hep bu olmuştur, öyle değil mi? Bugün farklı bir uygulama yok. Bugüne kadarki bütün kanunlar nasıl uygulanmışsa aynı şekilde bu dönemde de uygulanıyor.

Yine, aynaya baktığımızda değerli arkadaşlar, yetmiş dokuz yıllık Türkiye tarihi ile on yıllık alınan mesafeyi karşılaştırdığınızda, katbekat, demokratik anlamda, ekonomik anlamda, eğitimde, sağlıkta emin olun çok çok daha ilerideyiz. Kurumların bütün vesayet makamlarının altından çekildiğini biliyoruz. Kurumlar bir dönem bir kısım siyasi partilerin tekelinde olmuş olabilir, bir dönem kurumlar başka birtakım askerî vesayetlerin tekelinde olabilir, bürokratik oligarşiler olabilir. Ama AK PARTİ’nin yapmaya çalıştığı, bütün bu kurumları kendi bünyesiyle uygun olarak milletin hizmetine sokmak. Kendi tekelimize almak değil ama başkalarının tekelinde de olmasın. O düşünceyle hareket ediyoruz; hiç kimsenin tekelinde olmasın, bu millete layık olduğu şekliyle bütün kurumlar hizmet etsin diye düşünüyoruz.

Bu manada da değerli arkadaşlar, demokratikleşme noktasında da özellikle -az önce arkadaşlar da konuştular bu kürsüde- Kürt meselesinde de, birçok meselede de emin olun hayali mümkün olmayan adımlar atıldı, çok önemli adımlar atıldı. Bunların önemsenmesi lazım. Bizler de demokratik meşruiyet, siyaset zemininde bu işi çözelim arzu ediyoruz. Aslında lafa baktığınızda herkes aynı düşünceyi söylüyor ama tabii, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Bu işi, doğru, Parlamento çözsün diyoruz. Demokratik kanallar açık olsun, bizim de arzuladığımız bu. Ama değerli arkadaşlar, siyasetle terörü de mutlak surette ayırmamız lazım. Meşru zeminde eğer siyaset yapıyorsak bütün düşünceleri, ne kadar aykırı olursa olsun, burada konuşalım, tartışalım. Konuşuyoruz nitekim, tartışıyoruz. Bunun çözümü konusunda, sadece AK PARTİ olarak bizler değil, bütün muhalefet partileriyle birlikte, hep birlikte bu zemini oluşturup çözüme kavuşturalım. Bu sorun hepimizin sorunu, bunu az önce de ifade ettim. Dolayısıyla, bu demokratik siyaseti, meşru siyaseti, emin olun, eğer yapmak istiyorsak ki niyetimiz buysa yani terörle siyasetin de bağdaşmayacağını hepimiz bilmeliyiz. Hepimiz buna da azami özeni göstermek zorundayız. Bu manada da bütün arkadaşlarımızı da hassasiyete devam ediyorum.

Bir kez daha grup önerimizin lehinde olduğumuzu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu ilk değil; Adalet ve Kalkınma Partisinin, maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisini öngörüsüz, rastgele yönettiği yeni bir örnek. Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili biraz önce ifade etmeye çalıştı: “Sermaye Piyasası Kanunu’nun bitimine kadar çalışma süresini uzatıyoruz.”

Değerli arkadaşlar, bu kanun, elinizdeki görüşme programına baktığınız zaman, altı bölümlük bir kanun. İki gündür saat on ikiye kadar, gece yarısına kadar çalışmakla daha 3’üncü bölümü bitiremedik. Bugün bitmezse yarın, yarın bitmezse bitimine kadar, yine saat 24.00’e kadar çalışma önerisi, bu Meclise, kelimenin tam anlamıyla, gösterilmiş bir saygısızlık örneğidir.

Şimdi, bütçe yarışmalarının ve maratonun başlayacağı hafta öncesinde inadına dayatarak, özellikle de Meclis gruplarını baskı altına alarak bir an önce bitirelim diye, SPK tasarısını kamuoyunun gündeminden kaçırıp oldubittiye getirmeyi amaçlayan bu öneri yerinde bir öneri değildir. Eğer bu kanunun içerisinde fazla bir şey yok ise bırakınız, bütçe görüşmelerinden sonraya kalsın. Bu kadar acele ediliyorsa o zaman bu kanunun gerçek yüzünü millete açıklayın yani ne kadar rant sağlanacak, hangi araziden kimlere, ne verilecek? Bu tasarıdaki asıl amacı ve muhalefetin itiraz ettiği konuları, gelin, tasarıdan çıkarın, bugün bitirelim.

Dolayısıyla, bu görüşme anlayışı ve program yapışı, hakikaten, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna yakışmayan bir tavırdır. Bunun karşısında olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Diğer taraftan, Türkiye'nin gerçek gündeminden uzak ama oldubittiye getirilen kanunlarla Meclisi oyalamanın bir anlam ifade etmediğini de sizler de en az benim kadar biliyorsunuz. 

Değerli milletvekilleri, bugün Abdi İpekçi Parkı’nda 11’inci gününü dolduran atama bekleyen öğretmenlerin feryadına biz de şahit olduk. Gelin, bu insanların şubat ayında yıllardır yapılan atama talebine sizler de kulak verin. Hiç olmazsa toplumun bu kesimlerini, hakkı olanlarını birer iş sahibi yaparak bundan hepimiz istifade edelim, bu insanların feryadına kulak verelim.

Yine bugün yayımlandı, bu ülkede yaşayan yaklaşık 13 milyon nüfus yani Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 16’sı istediği gıdaya ulaşamayan, açlıkla karşı karşıya bulunan insanlardan oluşuyor. Şimdi, bunların feryatlarını duymadan, SPK tasarısında hedeflenen birkaç konuyu bir an önce Meclis gündeminden geçirerek tasarının yasalaşması yönünde çalışmanın anlam ifade etmediğini bir kez daha sizlerle paylaşıyorum.

Özellikle bu kanunla ilgili görüşmelerin beklenen ya da planlanan sürede bitmeyeceği endişesinin taşıdığımı bir kez daha ifade ediyorum. İktidar partisinin “Her şeye rağmen biz parmak çoğunluğuyla bu kanunu geçiririz.” anlayışından vazgeçip uzlaşma arayışını öncelikle değerlendirmesi daha yerinde olacaktır. Salı günü Danışma Kurulu toplantısına gelmemesi ile zaten bu haftanın bu görüşmelerinin tutmayacağı da iktidar partisi tarafından ortaya atılmış oldu.

Özellikle 2012 yılı sonu itibarıyla, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapacak yatırımcılarımızın süresinin bittiği bir dönemdeyiz. Türkiye enerjiyle ilgili darboğazların içindeyken, asıl görüşülmesi gereken kanunlar bunlarken ve bu konuyla ilgili de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak kanun teklifimiz bir yıldır komisyonda beklerken hiç bu gündemlerle uğraşmayıp toplumun gündemiyle çakışmayan diğer gündemlerle Meclisi işgal etmenin ya da meşgul etmenin fazla bir anlamı olmadığını ifade etmek istiyorum. Gelin, mademki bu görüşme takvimi önemliyse yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapacak olan yatırımcıların sorununu çözecek 1-2 maddelik kanunu bugün geçirelim. Yılın sonunda bu iş bitiyor, 2013 yılında şu ana kadar girişimde bulunmuş herkesin emeği boşa gitmiş olacak. Çok önemli bir kanun beklerken bu kanunda ısrar etmenizin bir anlamı olmadığını düşünüyorum.

Bu düşüncelerle yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyor, Adalet ve Kalkınma Partisini daha ciddi çalışarak bir haftalık Meclis programını daha doğru planlamaya davet ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.56

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyet Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/650) (S. Sayısı: 339)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

4.- Yargılama Sürelerinin Uzunluğu ile Mahkeme Kararlarının Geç veya Kısmen İcra Edilmesi ya da İcra Edilmemesi Nedeniyle Tazminat Ödenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/625) (S. Sayısı: 342)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

5.- Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/638) (S. Sayısı: 337)(X)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının üçüncü bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi, dördüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Dördüncü bölüm, 82 ila 105’inci maddeleri kapsamaktadır.

Dördüncü bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kazım Kurt, Eskişehir Milletvekili.

CHP GRUBU ADINA KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; 337 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü bölümüyle ilgili söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, kanunların yapılışını ve bu aceleye getirilişini doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Şimdiye kadar yapılmış pek çok kanunun yeniden, eksikliğini gidermek için, bir torba kanunu getirerek düzeltmeye çalışmamız çok doğru ve yararlı sonuçlar vermiyor. Bu da yıllardır beklemiş olmasına rağmen komisyonda, dün, bugün Mecliste, Genel Kurulda bir an önce getirilmek amacıyla sıkıştırılan ve dolayısıyla da bazı yönleri mutlaka aksayan, aksayacak olan kanunlardan birisidir.

Geçmişte yaptığımız kanunların doğru uygulanmamasından dolayı, toplumda hâlâ pek çok konuda sıkıntılar devam etmektedir. Bedelli askerlikle ilgili yapılan ve çok aceleye getirilen yasa bunlardan biridir. Şimdi, sorun büyüyerek devam etmektedir, insanlarımız farklı uygulamaları protesto etmektedir.

Yine, biraz önce, arkadaşlarımızdan birisi anlattı. Atanamayan öğretmenlerin sesine kulak vermek, Parlamentonun ve hükûmetin birinci görevidir ama maalesef o da yerine getirilemedi.

Şimdi görüşmekte olduğumuz yasanın bu bölümü 82 ve 105’inci maddeleri kapsıyor ve daha çok sermaye piyasasının denetimiyle ilgili, bu konulardaki yaptırımla ilgili bölümler. Sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda gerçekleşmesini sağlayacak olan bu düzenleme, nasıl denetlenecek ve bu denetim hangi sistemle, nasıl gerçekleştirilecek; bunu tartışacağımız bu bölümde, yasa bazı düzenlemeleri, bazı yenilikleri getirmeye çalışıyor. Ancak bunların tamamı, yasal düzenlemeden çok olayın bakışına, felsefesine bağlı. Eğer Türkiye’de, çıkardığımız yasalara kendimiz uymayacaksak, eğer uymayacağımız yasaları yapmakta ısrar edeceksek bu yasadan doğru bir sonuç çıkmaz. Nitekim, pek çok uygulamada Sayın Başbakanın talimatları bütün yasaları aşarak gerçekleşiyor ve sermayenin ya da ticari alanın demokratikleştirilmesini sağlaması gereken alanlarda dahi Başbakanın müdahalesi olayları çarpıtıyor, rekabet ortamını bozuyor, insanlarımızın daha sağlıklı ortamda ticaret yapmasına engel oluyor.

Şimdi getirmeye çalıştığımız bu yeni düzenlemeyle, denetimi sağlayacak olan en önemli kurum elbette ki Sermaye Piyasası Kurulu. Sermaye Piyasası Kurulu hükûmet tarafından ya da Bakanlar Kurulu tarafından belirlendiğine göre -kurul üyeleri ve başkanı- bu kurulun gerçek anlamıyla bağımsız bir biçimde bu piyasayı düzenlemesi, denetlemesi, sadece ve sadece o kurula atanan insanların insafına ve vicdanına kalmıştır. Hiçbir biçimde düzgün tercih yapılmadan gerçekleştirilen bu bağımsız kurulların oluşturulması sermaye piyasasında da ciddi sıkıntılar yaratacaktır.

Daha dün yemin ederek göreve başlayan Baş Kamu Denetçisinin ne kadar tarafsız olduğu ve ileride uygulayacağı işlerde ne kadar bağımsız olabileceği tartışılırken şimdi de yine, aynı şekilde, Sermaye Piyasası Kurulu başkan ve üyelerinin gerçekten bu alanda bağımsız ve tarafsız bir biçimde görev yapabileceğini düşünmek saflıktır, yanlışlıktır. Bizim, bu piyasada gerçek anlamıyla yatırımcıyı koruyacak, yatırımcının gelecekte uygulayacağı işlemler içerisinde güvenli bir biçimde sağlayabileceği ortamı yaratacak insanları doğru ve düzgün seçmemiz gerekiyor. Bu bölümde uygulanan yasaların ciddi anlamda hâkim hükmünde kararlar verebilen bir kurul tarafından uygulanması, o kurulun tarafsızlığının ciddi anlamda tartışılmasını ve denetlenmesi gerektiğini tekrar ortaya koyuyor. Yapılan işlemler ne kadar doğrudur, bu işlemlere karşı uygulanması gereken yaptırım nedir? Belli sınırlar içerisinde değerlendirme yapılacağına göre, bu, gerçek anlamıyla hâkim niteliğindeki bir karar organı tarafından verilmeli. O hâlde, kurumun bu niteliğini sağlama konusundaki şüpheleri ortadan kaldıracak ciddi yaptırımları yasaya koymamız gerekirdi. Bu konuda maalesef ciddi ve düzgün adım atılamamıştır. Yatırımcıların uğrayacakları zararlar konusunda tazmin yükümlülüğünün getirilmesi elbette zorunludur ve bu piyasayı hareketlendirmenin bir yoludur. Ama, bu yatırımcının tazminiyle ilgili, merkezin ne kadar başarılı olabileceği zaman içerisinde çok daha düzgün ve net bir biçimde ortaya çıkacaktır.

Bu piyasada en önemli mekanizmalardan birisi halka açık ortaklıklar. Halka açık ortaklıkların denetlenmesi de, yönlendirilmesi de tamamıyla Sermaye Piyasası Kurulunun çalışmalarına ve başarısına bağlı bir durum iken bunu tekrar düzene sokmaya çalışmak ve o piyasanın güvenilirliğini sağlamak birinci hedeftir. Ancak, şimdiye kadar Sermaye Piyasası Kurulu çalışmaları içerisinde bu başarı elde edilememiştir çünkü İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bir dava da -net olarak anlaşılıyor ki- bu kurul üyelerinden birisinin sanık olarak yargılandığı ve o güveni, o güvenilir ortamı sağlamakla yükümlü kişilerin maalesef bu konuda sınıfta kaldığının ciddi anlamda resmidir.

Kurulda yapılan çalışmalarda kurul üyelerinin yardımlarına başvurduğu ve kurulda alınacak kararları etkilemek üzere irtibata geçtiği kişiler şu anda kurulda görevli ve çalışmakta. Eğer bu yasadan sonra aynı kişiler bu kurulda çalışmaya devam edecek ise -ki edecek- bu, o piyasanın güvenilirliğini gerçek anlamıyla yitirmesine sebep olacak ve halkın bu yatırımlarla ilgili taleplerini denetlemekte bizi sıkıntıya sokacak bir ortama doğru gittiğimizin göstergesidir.

Bizim esas itibarıyla yapmamız gereken, bu piyasada daha demokratik, daha katılımcı ve daha geniş tabana yayılan bir kurul yaratmamızdır. Bu kurul kendi kendini denetlemeli, bu kurul kendi kendine çalışmalı ama piyasada yatırım yapan ve bu yatırımlar sonucunda zarara uğradığı zaman devletin sorumluluğuyla karşı karşıya kalan yatırımcıların da korunması konusunda hem objektif hem tarafsız davranabilecek kurul üyelerinin yetiştirilmesi bizim birinci ve en önemli görevimizdir.

Son olarak şunu arz etmek istiyorum ki: Ekli kadro listesinde gösterilen sayı ile mevcut sayı arasında ciddi bir farklılık ve çelişkiler yumağı vardır. Oradaki uzmanların, oradaki başuzmanların ve oradaki idari personelin ciddi anlamda eğitimden geçirilerek yeniden bu ortamı sağlıklı bir hâle getirebilecek bir yapı çıkarmak en önemli görevdi ama maalesef, biraz önce verilen önergeyle de tartışma ortamını bile ortadan kaldırarak “Mutlaka bu yasayı geçirelim, bitirelim.” mantığıyla hareket edildiğinde pek çok nokta yine gözden kaçacak ve önümüzdeki yasama yılında Sermaye Piyasası Yasası’nı düzelterek, revize ederek yeniden karşınıza getirecek bir sonuç doğacaktır.

Bunun doğru olmadığını düşünerek saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı’nın dördüncü bölümü üzerinde görüşlerimizi açıklamak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Önceki günkü konuşmamda da belirttiğim üzere ülkemizde sermaye piyasalarındaki yerli yatırımcı sayısı çok yetersizdir. Ülkemizde hane halkı tasarruflarının yüzde 7,5 seviyesine kadar inmiş olması bu duruma neden olan en önemli etken olmakla birlikte, bir diğer etken de güven sorunudur. Bu tasarıda güvensizliği gidermek için yatırımcı haklarına yönelik önemli düzenlemeler yapılmakla birlikte, geçmişte mağduriyet yaşamış vatandaşlarımıza yönelik hükümlere yer verilmemiştir. Bildiğiniz üzere, 90’lı yıllarda yurt içinde ve yurt dışında mukim çok sayıda vatandaşımız ülkemizin iktisadi ve sanayi kalkınmasına destek vermek amacıyla tasarruflarını farklı yöntemler ile “holding” adı altında kurulmuş şirketlere aktarmıştır. Bu şirketler tarafından Sermaye Piyasası Kurulundan izin alınmaksızın gerçekleştirilen ve karşılığında vatandaşlara hisse senedi, makbuz ve benzeri belgeler verilen, kimileri ortaklar pay defterine kaydedilen ama kimileri de kayıt dahi edilmeyen vatandaşlarımızın tasarrufları bu şirketlerin yöneticileri tarafından heba edilmiştir. Sermaye Piyasası Kurulu tarafından söz konusu şirketler ile ilgili çok sayıda suç duyurusu yapılmış ancak vatandaşlarımız kaybettikleri paralar ile kalmışlardır. Sayılarının 300 binden fazla olduğu tahmin edilen vatandaşlarımız, yıllarca çalışarak elde ettikleri tasarruflarını, birikimlerini holdinglere kaptırmışlardır. Birçoğunun merkezi Konya’da bulunan 100 civarındaki bu holdinglerin milyarlarca avroluk para topladığı tahmin edilmektedir. Birçok Konyalı hemşehrimin tasarrufları bu yolla yok olmuş, batmıştır. Bu soygun düzeninde inandırıcı ve güvenilir olmak için muteber isimlerin referansıyla dinî ve millî duyguları kullanılarak yüksek kâr payı vaatleriyle vatandaşlarımız kandırılmıştır. Birçoğu gurbetçi olan vatandaşlarımız, bir köşeye koydukları tasarruflarının tamamını kaptırmışlar ve âdeta muhtaç hâle gelmişlerdir. Birçoğu hastalık ve ölüm gibi hâllerde bile bir kuruş alamamaktan yakınmaktadır.

En önemlisi de bu vatandaşlarımız, ülkemizdeki siyaset ve hukuka bütün güvenlerini yitirmişler ve artık ülkelerine yatırım yapmak, tasarruflarını yollamak, ülke ekonomisine katkı sağlamak gibi amaçları bütünüyle ortadan kalkmıştır. AKP iktidarı on yılını tamamlamıştır. Soruyorum: Vatandaşlarımızın bu mağduriyeti karşısında on yıldır ne yaptınız? 22’nci Dönem bir meclis araştırma komisyonu kurulmuş, komisyonun 1061 sayılı Raporu Genel Kurulun 11 Nisan 2006 tarihli oturumunda görüşülmüştür. Sayın Bakana soruyorum: Bu zamana kadar geçen altı yılda holdingler tarafından dolandırılan bu vatandaşlarımız için ne yapılmıştır, mağduriyetlerini gidermek için veya onları mağdur eden holdinglerin yöneticilerine ceza vermek için ne yapılmıştır? Sayın Başbakan, bu vatandaşlarımıza “Para verirken bana mı sordunuz?” demiştir. “Uzanların yakasına yapıştınız, neden bizim paralarımızı dolandıranların yakasına da yapışmıyorsunuz?“ sorusuna; AKP hükûmetinin bir bakanı ”Yüksek faiz alırken bana sormuyordunuz, paralar batınca mı bana soruyorsunuz?” diyebilmiştir. Bu türlü yaklaşımlar sorumlu bir Başbakan, sorumlu bir hükûmet anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Sorumluluktan böyle ucuz söylemlerle kurtulmak mümkün değildir. Gerçi, Avrupa’daki Deniz Feneri soygununun Türkiye ayağıyla ilgili yaşananlar da ortadadır. Haklarında dolandırıcılık iddiasında bulunulanlar serbest bırakılmış, bu soruşturmayı yürüten savcılar sanık sandalyesine oturtulmuştur. AKP zihniyetinin tavrını, görüşünü bu durum net olarak ortaya koymaktadır. Bugün, vatandaşın mağduriyeti ve onları mağdur eden holding sahiplerinin sefası aynen devam etmektedir. Hükûmet en azından bu yöneticilere “Bu paraları nereden buldunuz? Bu ihtişamlı hayatları sürdürecek gelire nasıl sahip oldunuz?” diye soramaz mıydı? AKP hükûmeti vatandaşlarımızın paralarını dolandıran sadece bir grubun üzerine gidebilmiştir. Doğru yapılmıştır ancak neden bu holdinglerin üzerine gidilmemiştir, neden aynı kararlılıkla bu inanç hortumcularının üzerine gidilmemiştir? Bunlar arasında aynı yollarda beraber yürüdüğünüz, yağan yağmurda beraber ıslandığınız kişiler mi var? Ayrıca, paralarını holdinglere kaptıran vatandaşlarımızın mağduriyetini bir nebze de olsun giderecek bir düzenleme neden yapılmamıştır? Bugün görüştüğümüz kanun tasarısının geçici 3’üncü maddesine bakıldığı zaman, 18 Aralık 1999 tarihinden önce aracı kurumların batması nedeniyle mağdur olan yatırımcılar için bir fon oluşturulup zararları belli bir oranda da olsa tazmin edilmeye çalışılırken iyi niyetinin, inançlarının ve bilgisizliklerinin kurbanı olan holdingzedeler için neden herhangi bir düzenleme yapılmamaktadır?

Değerli milletvekilleri, bu holdinglere para kaptıran vatandaşlarımız gibi, bir kısım vatandaşlarımız da devletten aldıkları imtiyaz hakları iptal edilen şirketlerde sahip oldukları paylar nedeniyle mağdur olmuşlardır. Hisse senedi yatırımları riskli yatırımlar olup kâr ve zarar söz konusu olabilecektir ancak bu iki olayda da vatandaşlarımız açgözlü şirketlerin ve yöneticilerinin art niyetli yaklaşımlarının kurbanı olmuştur. Holding tipi şirketlere para kaptıran vatandaşlarımızın çoğu iyi niyetlerinin ve konu hakkındaki bilgisizlerinin sonucu bu duruma düşmüşlerdir. Hisse senetleri borsada işlem görürken devlet tarafından imtiyaz ve işletme hakkının alınması nedeniyle esas faaliyet konusunu yitiren şirketlerin yatırımcıları ise büyük hissedarların ve yöneticilerin yasa dışı işlerinin kurbanı olmuştur. Sayıları yüz binleri bulan bu vatandaşlarımız için artık borsa ve sermaye piyasaları uzak durulması gereken sakıncalı yatırım alanları hâline gelmiştir. Gerek bu tasarı gerekse de Hükûmet tarafından sıkça dile getirilen İstanbul Finans Merkezi vizyonu ve Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yürütülen halka arz seferberliğinin başarıya ulaşması için bu insanlarımızın mağduriyetinin bir parça da olsa giderilmesi gerekmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu amaçla bir önerge hazırladık, ilgili madde görüşülürken takdir ve onayınıza sunacağız. Önergemizde, bu iki kesimin ortak mağduriyetini giderebilmek için, tasarruflarını büyük bir iyi niyet ile ülkemizin iktisadi kalkınmasını desteklemek amacıyla bu şirketlere aktaran kişilerin kaybolup giden tasarruflarını bir nebze olsun yerine koyabilmek için vatandaşlarımızın kayıplarının bir kısmını telafi edecek bir ortaklık tazmin fonu oluşturulmasını öngörüyoruz. Önergemize göre, bu fona başvuranlar hakkında gerekli incelemeyi Sermaye Piyasası Kurulu yapacaktır. İlgili şirketlerin sorumlu yöneticilerine ve çalışanlarına ve bunların akrabalarına, alacaklı olsalar dahi, ödenme yapılmayacaktır. Buna ilişkin bütçe, borsa ve yatırımcıları tazmin fonundan elde edilebilecek ve bütçeye mümkün olan en az yük gelecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz, önerdiğimiz bu yeni fonun kabul edilerek bu mağdur vatandaşlarımız ve devletimiz arasındaki küslüğün giderilmesi için sizlerin elinizi vicdanınıza koyarak bu sorunu kökünden çözeceğinize olan inancım tamdır.

Değerli milletvekilleri, sermaye piyasamızda dış tasarruflara bağlı bir yapı oluşmuştur. Son verilere göre, borsada işlem gören hisse senetlerinin yüzde 64’ü yabancı yatırımcıların elinde bulunmaktadır. Ekonomimizde son yıllarda hızlı bir yabancılaşma yaşanmaktadır. Enerjide dışa bağımlı olan ülkemizde ara malı büyük ölçüde ithalatla karşılanmaktadır. TÜİK’in 11 Haziran 2012 tarihinde açıkladığı Yabancı Kontrollü Girişimler Araştırması’na göre, bankacılık, sigorta ve medya sektörü hariç Türkiye’deki toplam girişimlerin yüzde 15,4’ü yabancı kontrolündedir. Bu araştırmaya göre, yabancıların payları tütünde yüzde 90, ilaçta ise yüzde 51’dir. Bankalarımızın yarıdan fazlası, sigortacılık sektörümüzün tamamına yakını yabancıların eline geçmiştir. Bu hâkimiyet, aynı zamanda, para piyasaları ile iç borç sisteminin de yabancı bankaların denetimine geçmesi anlamını taşımaktadır. Ülkemizde bankacılık sistemi hâlen uygulanmakta olan özelleştirme politikaları ile böylesine bir yapılanma içerisine sürüklenmiştir. Bu durum, ülkemizin ve milletimizin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) - …yüksek menfaatlerine zarar vermekte ve makroekonomik anlamda birlik politikalarının oluşturulmasının artık imkânsız hâle gelmesine neden olmaktadır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar).

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Ahmet Öksüzkaya, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar).

AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 337 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanunu hakkında, dördüncü bölüm üzerine, şahsım adına söz aldım. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

1982 yılında faaliyete geçen ve ilk bağımsız üst kurul olan Sermaye Piyasası Kurulu tarafından altyapısı hazırlanan ve Hükûmetimiz tarafından yüce Meclisin takdirine sunulan yasa tasarısı, Meclisimize bundan yaklaşık altı ay önce gelmiş, Plan ve Bütçe Komisyonumuz tarafından çalışmalar yapılmış ve Genel Kurulda görüşmelerine başlanmıştır. Pek çok maddesinde muhalefet milletvekillerinin de önerileri dikkate alınarak değişiklikler yapılan tasarı, 1981 tarihli yani yaklaşık otuz yıllık olan Sermaye Piyasası Kanunu’nun günümüz ihtiyaçlarına göre yeniden belirlenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Tasarı, bir çerçeve kanun olarak düzenlenmiş, ikincil düzenleme yapma yetkisi ise düzenleyici otorite olarak Sermaye Piyasası Kuruluna bırakılmıştır.

Tasarı, sermaye piyasaları alanına ilişkin olarak önemli değişiklikler getirmektedir. Bu tasarıyla, yatırımcıların haklarının korunması hususunda yenilikler getirilmiş, ilk kez borsaların anonim şirket olarak kurulmalarına ilişkin yasal altyapı oluşturulmuş, kurumsal yatırımcılar sektörünün daha rekabetçi bir yapıya kavuşması ve ilişkili finansal kuruluşlardan  bağımsız hareket etmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca, piyasa denetimine ilişkin kapsamlı düzenlemeler de getirilmektedir.

Sermaye Piyasası Kurulunun çalışmaları neticesinde, halkımız, mevcut olan klasik ve kısıtlı yatırım araçlarına ek olarak, hisse senetleri, yatırım fonları, emeklilik fonları, vadeli işlemler gibi birçok yatırım araçlarına kavuşmuş, bunun yanında Sermaye Piyasası Kurulu uygulamaya geçmeye hazır olacak şekilde birçok yatırım aracının da hukuki altyapısı hazırlanmıştır. 

2012 yılı içerisinde yatırımcı güvenini artırabilmek amacıyla uluslararası kurumsal yatırımcılar tarafından da olumlu değerlendirilen ve İstanbul’u bir finans merkezi yapma hedefi açısından da önemli bir düzenleme olan kurumsal yönetim ilkeleri yenilenmiş ve bu ilkelerin  bir kısmı İstanbul Menkul Kıymetler Borsası şirketleri için zorunlu hâle getirilmiştir. Bu düzenlemenin en büyük amacı, sermaye piyasalarının sağlıklı işlemesi için en önemli unsurlardan biri olan yatırımcı güveninin sağlanmasıdır.

Borsamızda işlem gören şirket sayısını 2023 yılı için bin rakamına ulaştırmak  hedefini belirlemiştik. Bu hedef için sermaye piyasalarında yer alan ilgili paydaşlarla halka arz seferberliği protokolü imzalanmıştır. 2012 yılı Kasım ayı itibarıyla halka açılan şirket sayısı 25 ve halka arz tutarı 500 milyar TL olmuştur. En son gerçekleşen Halkbank ikinci halka arzı, halka arz seferberliğine başarılı bir örnek teşkil etmektedir.

KOBİ’lerimiz de yapılan çalışmalar içerisinde unutulmamıştır. KOBİ niteliğindeki şirketlerimizin sermaye piyasalarından ölçeklerine göre yararlanabilmesi ve paylarının borsada işlem görmesi için 2011 yılında borsa bünyesinde Gelişen İşletmeler Piyasası kurulmuş ve yine Kasım 2012 tarihi itibarıyla söz konusu piyasada işlem gören şirket sayısı 11’e yükselmiştir. Bunun yanı sıra, borsada işlem görmeyen halka açık şirketleri paylarının borsada işlem görmesi için yapılan düzenleme ile Serbest İşlem Platformu kurulmuş, söz konusu şirketlerinin paylarını elinde bulunduran yatırımcıların bu payları borsada satabilmesine imkân tanınmıştır. İşlem gören şirket sayısı Kasım 2012 itibarıyla 16’dır.

Son yıllarda sağlanan makroekonomik istikrar ile beraber düşen faiz oranları ve özel sektör borçlanma araçlarının ihracını artırmaya yönelik Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yapılan çalışmalar sayesinde, şirketlerimiz borçlanırken de sermaye piyasalarımızı yoğun olarak kullanmaya başlamıştır. Buna göre, 2010 yılında 2,8 milyar TL olan dolaşımdaki özel sektör borçlanma aracı 2012 Ekim ayı itibarıyla 26,1 milyar TL’ye ulaşmış ve bu piyasada işlem gören yatırımcı sayısı 200 bine yaklaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; SPK tarafından, ayrıca İslami Finansal Hizmetler Kurulu ile ortaklaşa olarak İslami finansmana yönelik çalışmalar ve Dünya Bankasıyla ortaklaşa olarak yatırım fonlarına ve Türkiye’deki yatırımcı profilinin belirlenmesine ilişkin olarak Türkiye Finansal Yeterlilik Araştırması çalışmaları da yürütülmektedir.

Ben sözlerime son verirken Sermaye Piyasası Kanunu’nun hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

On beş dakika süre ile soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım; Alanya ve Gazipaşa’yı etkileyen hortumda çok sayıda sera harap olmuştur, ürünler heba olmuştur, üreticilerin ciddi zararları söz konusudur. Vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

Üreticilerimiz zaten hükûmetin yanlış politikaları nedeniyle zor durumdadır. İhracat daralması nedeniyle fiyatlar çok düşüktür. Bunun üzerine bir de bu felaket eklenince sıkıntı daha da büyümüştür. Bir an önce gerekli tespitler yapılıp vatandaşların mağduriyeti giderilmeli, kayıpları telafi edilmelidir. Hükûmeti, Tarım Bakanını bu konuda göreve çağırıyorum. Alanya’da Gazipaşa’da kayıplar telafi edilsin, üreticinin kayıpları karşılansın. İstenen, beklenen budur.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yüksel…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, VOB, İzmirlilerin öncülüğünde İzmir’de kurulup kısa sürede uluslararası borsalar arasında önemli bir kurum hâline gelmiştir. Tasarıda geçici 9’uncu maddeyle, VOB’a yüzde 5 payla Borsa İstanbul AŞ’ye katılım davetinde bulunuyorsunuz. İMKB Başkanımız, VOB’un katılımıyla işlem hacminin 4 katı artacağını bir TV programında söylemiştir. Bu durumda yüzde 5’in çok düşük olduğu bellidir. Bu oranın en az yüzde 8 olması gerektiği görüşüne katılıyor musunuz? VOB’un yönetim kuruluyla bir araya gelmeyi, görüşmeyi düşünüyor musunuz ve VOB’da çalışan 76 değerli personeli yeni kurulacak Borsa İstanbul AŞ’de değerlendirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. 

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Değerli Bakan; sermaye piyasasında kaç Türk vatandaşımız vardır, kaç yabancı vardır? Ayrıntılı bilgi alabilir miyiz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık...

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün de dile getirdiğim gibi, bu izinsiz halka arz yoluyla vatandaşlarımızdan para toplayıp batıran holdingler, özellikle İhlas Finans Kurumu tarafından mağdur edilen vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilebilmesi amacıyla bir ortaklık tazmin fonu kurulması ve bu fon aracılığıyla bu mağduriyetlerin giderilmesi konusuna nasıl bakarsınız? Bu konuda gelecek bir öneriyi nasıl değerlendirirsiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, Hükûmetinize bir konuda bilgi vermek istiyorum.

Üç gün önce Makedonya’da Doğu Makedonya’nın Koçali köyünden 2 Türk öğrenci, sadece Türkçe konuştukları için Makedon öğrenciler tarafından kıyasıya dövülmüş ve 2’si de şu anda hastanede beyin kanaması teşhisiyle yatmaktadır. Bu konuda Hükûmetinizin bir girişimi olacak mıdır?

Balkanlarda Türk insanının, Türkçe dilin muhafazası yönündeki çalışmaları yeterli görüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum 

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanlığı var. Burada eş durumundan tayin isteyen arkadaşlarımız var. Bu kurumun arkadaşlarımıza vermiş olduğu ifade şudur, diyorlar ki: “Maliye Bakanlığı bize kadro verdikten sonra biz bunu dikkate alacağız.” Eğer siz kadro vermezseniz bir yıl, iki yıl bu eş durum tayinleri olmayacak mı? Bu konuda bilgi almak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Gaziantep’te çiftçilerimiz elektriğin pahalı olması nedeniyle sulu tarım yapamamaktadırlar. Sulu tarım yapabilenler de elektrik parasını ödeyemedikleri için icrayla karşı karşıya kalmaktadırlar. Acaba çiftçilerimize bu yolda bir destek verilmesi düşünülüyor mu? Çiftçilerimizden elektrik paralarının alınmaması veya daha düşük bir fiyattan çiftçilerimize elektrik verilmesi düşünülüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Belediyelerde bölgenin nüfusuna göre paralar verilmektedir. Bilhassa küçük belediye olanlar ve muhalefet belediyesi olanlar nüfusa göre verilen bu paradan dolayı çok mağdur konumda bulunmaktadırlar, en küçük hizmeti bile yapamamaktadırlar. Bundan dolayı, en azından gelişmişlik oranına göre veya turizmdeki durumuna göre veya çeşitli faktörlere göre bu paraların yardım şeklinde gönderilmesiyle ilgili bir çalışma yapılması var mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, sizin aracılığınızla sormak istiyorum. 5084 sayılı Kanun’la getirilen gelir vergisi stopajı teşviki, sigorta primi, işveren paylarında teşvik ve enerji desteğini kapsam dâhilinde 49 ilde 13/12/2008’e kadar uygulaması yapılan ve daha sonra 31/12/2012’ye kadar uzatılması öngörülen teşvik yasasıyla ilgili olarak Sayın Zafer Çağlayan’ın sanıyorum bugün bir açıklaması oldu “Uzatılmayacak.” diye. Bu kapsamda şayet bu yasa, teşvik yasası uzatılmaz ise burada 766.672 kişi mağdur olacaktır. Bu kapsamda Trabzon ilimizde de 2.018 iş yerinde yaklaşık 10.310’u kadın işçi, 33.459 erkek işçi olmak üzere toplam 43.769 işçimiz de mağdur olacak ve kurumlar da işçi çıkarmak durumunda kalacaklardır. Bunun uzatılması yönünde çalışmaların sürdürülmesi gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin yıl dönümüydü, bütün kadınlarımıza kutlu olsun. “Ey kahraman Türk kadını, sen omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” İşte bu düşüncelerle Atatürk, Türk kadınına birçok çağdaş ülkeden daha önce seçme ve seçilme hakkı tanınmasına öncülük etti. 19’uncu yüzyılın sonlarında Yeni Zelanda’dan başka kadınlara siyasi haklar tanıyan ülke yoktu. 20’inci yüzyılın ilk yarısında Türkiye, pek çok çağdaş ülkeden önce, 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Bu hakkı Fransa 1944’te, İtalya ve Japonya 1945’te, Yunanistan 1952’de, İsviçre ise ancak 1971’de tanıyabildi. Cumhuriyetin  sağladığı bu üstün başarıdan altmış sekiz yıl sonra Türkiye, kadın-erkek eşitliğinde dünya ülkeleri arasında maalesef 124’üncü sırada bulunuyor. Bu, Türkiye’nin ve Türk kadınının kaderi olamaz. Atatürk devrimlerine ve cumhuriyetin ilkelerine inananlar Türk kadınını mutlaka en çağdaş ülkelerin kadınlarının  sahip oldukları haklara ve yaşam koşullarına kavuşturacaklardır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yüksel…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Ortada VOB varken, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası varken SPK Başkanlığı niçin vadeli işlem ve opsiyon işlemleri yapma yetkisini İMKB’ye vermiştir? Bunu da yanıtlamanızı rica ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt ve son söz.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Sayın Bakanım, Mayıs 2010’dan itibaren ithal et, ithal hayvan geliyor ve tarım ürünlerine ne kadar para ödendi Mayıs 2010’dan bu yana?

Bir de şu anda kar yağması nedeniyle insanlarımız hayvanlarını dışarıda barındıramıyor, otlatamıyor, doyuramıyor; şimdi içeride beslemek mecburiyetinde. Ot ve saman kıtlığı çekiyoruz. Ot ve saman teşviki verecek misiniz bu çiftçiye?

Bir de şu anda dışarıdan ithal getirilen ot ve samanda belli ithalat fonları olan şirketler getiriyor. Bu da tabii ki çiftçiye pahalıya mal oluyor. Çiftçilerin direkt saman getirmesine imkân tanıyacak mısınız yani çiftçi, çiftçi kayıt belgesi olan kişi direkt dışarıdan saman getirebilecek mi? Bir de hükûmet olarak hayvanlarının beslenmesine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – …imkân tanıyacak mısınız, teşvik edecek misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bu kanunla düzenlenen önemli bir konu olan VOBAŞ-İMKB ilişkisine kısaca değinmek istiyorum. İMKB yönetimimiz ve aynı zamanda SPK yönetimimiz VOBAŞ’ın ana ortaklarıyla, önemli ortaklarıyla ve hatta küçük ortaklarıyla tek tek görüşmeler yaptı. En sonunda bizzat ben 3 defa büyük ortaklarla kendim bir araya geldim ve hangi şartlarda nasıl bir birleşmenin uygun olabileceği konusunu detaylı bir şekilde istişare ettik. Ve sonunda biz, bu tasarıyla, VOBAŞ’ın hissedarlarının VOBAŞ hisseleri karşılığında 1 hisseye karşı 0,05’lik hisse ile Borsa İstanbul’a ortak olabilmesiyle ilgili bir seçeneği açmış olduk. Bundan sonrası VOBAŞ’ın ortaklarının vereceği bir karardır. Bu tasarının kanunlaşmasıyla beraber bir ay içerisinde VOBAŞ ortakları kendi kararlarını kendileri verecektir ama şunu ifade etmek istiyorum ki, bu rakam etrafında önemli ortaklarla aramızda bir mutabakat da oluşmuş durumda. VOBAŞ çalışanlarının önemli bir kısmının, eğer ileride VOBAŞ İMKB’yle birleşirse İMKB çalışanları hâline geleceğini düşünüyoruz. Tabii, bu, çalışanların her birisinin kendi kendine vereceği kararla da alakalı; bazıları belki ayrılmak isteyebilir, bazıları devam etmek isteyebilir ama ben şunu söyleyebilirim ki: bugünkü İMKB yönetimimiz çalışmaya devam etmek isteyen VOBAŞ çalışanlarını Borsa İstanbul bünyesinde devam ettirme niyetinde.

Bir başka konu: “Kaç yatırımcı var? Yabancı yatırımcı, Türk yatırımcı kaç kişi vardır?” diye bir soru vardı. Yaklaşık olarak rakamları söylüyorum: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 1 milyon 250 bin yatırımcı şu anda İMKB’de işlem yapıyor, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan 138 bin kişi ve kurumda, tüm enstrümanları kattığımızda, İMKB’de işlem yapıyor.

İzinsiz halka arzla ilgili ve İhlas Finansla ilgili bir soru vardı. Biliyorsunuz İhlas Finansla ilgili konu şu anda tasfiye sürecinde ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın denetiminde bir tasfiye süreci var. Burada, kurumun varlıklarının nakde dönüştürülmesiyle beraber, bu süreç içerisinde alacaklılara da ödemeleri yapılıyor.

Yine, bir başka soru: “Neden opsiyonlar ya da vadeli işlemlerle ilgili izin İMKB’ye verildi, VOB’a verilmedi?” diye bir soru vardı. Teknik ve SPK mevzuatına ilişkin nedenlerin olduğunu Sermaye Piyasası Kurulumuz zaten daha önce bize söylemişti. Bu konuyla ilgili, nedenle ilgili açıklamalar daha önce kurul tarafından, karar veren Sermaye Piyasası Kurulumuz tarafından zaten açıklanmıştı.

Bu, Makedonya’daki konuyla ilgili, aslında -dün, Makedonya’nın Eğitim Bakanı Türkiye’deydi ve Millî Eğitim Bakanı Sayın Dinçer’le bir görüşme gerçekleştirildi- bu konu, Millî Eğitim Bakanı nezdinde de Makedonya Eğitim Bakanına bildirildi, gerekli girişimler yapıldı. Tabii, tüm Balkanlar’da her bir bireyin kendi kültürel özelliklerini, kendi dilini, dinini, yaşayabilmesi için, sürdürebilmesi için bizim yoğun bir çalışmamız var, yoğun bir çabamız var. Bununla ilgili ayrı bir başkanlık da kuruldu biliyorsunuz. Dolayısıyla, bu konu, yakından takip ettiğimiz ve her seviyede girişimlerini yaptığımız bir konu.

Sulamada kullanılan elektriğin, doğru, maliyeti yüksek ama aynı zamanda, bu sulamadaki elektrikle ilgili çok miktarda kayıp kaçağın olduğu da bir gerçek, ciddi tahsilat sorunları da söz konusu. Burada, elektriğin maliyeti neyse sulamada da bu maliyet yansıtılıyor. Tabii doğal sulamayla sulanan tarlaları, kuyudan elektrikle, motorla çıkarılan suyla sulanan tarlayla mukayese ettiğimiz zaman, burada, göreceli bir maliyet yüksekliği, doğru.

Belediyelerle ilgili bir soru vardı, küçük belediyelerin mağduriyetiyle ilgili. Aslında, en son, burada, biliyorsunuz, büyükşehir belediyeleriyle ilgili yeni bir yasal düzenleme yapıldı, Sayın Cumhurbaşkanımız da dün bunu onayladı. Burada küçük belde belediyelerinin kapatılmasını öngörüyoruz ve belediyelere yapılan toplam transferler de şu andaki düzenlemeye göre daha artırılıyor yürürlüğe girmiş olan bu yeni yasayla beraber.

5084 ile ilgili, aslında dün de soruldu, evvelsi gün de soruldu; ben cevap verdim, tekrar edeyim. 5084’ün, bu teşvikin aynen devam etmesi söz konusu olmayacak. Çünkü, o dönemde tespit ettiğimiz 49 il, eski Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Endeksi’ne göre tespit edilmiş listede. Aynısı mümkün değil ama başka bir şekli, başka bir yöntemi olabilir mi, bunu da yine ilgili kuruluşlarımız şu anda çalışıyor.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkıyla ilgili yine bir yorum dinledik. Ben şunu ifade edeyim: Tabii, aslında seçme ve seçilme hakkının tezahür ettiği en önemli kurumlardan birisi Türkiye Büyük Millet Meclisi ve aynı zamanda parti yönetimleri. Bizim parti grubumuzda kadın milletvekili sayısı ve bunun oranı diğer grupların üzerinde, biliyorsunuz. Yine parti yönetimimizde, diğer siyasi partilere göre daha fazla sayıda kadın yönetici var özellikle MKYK’mıza baktığımız zaman.

İthal et, İthal hayvan… Biliyorsunuz, şu anda, doğru, ithalat var ama hâlâ iç tüketimin -önümde rakamları yok ama- oldukça küçük bir yüzdesi ithal et. Ağırlıklı olarak gene biz yerli et tüketiyoruz Türkiye olarak ama dönem dönem gerçekten içerideki tüketim talebe yetmeyebiliyor. Dolayısıyla, bu tüketimin talebe yetmediği dönemlerde hızlı bir fiyat baskısı olmasın diye, tüketiciye ulaşan et fiyatları yükselmesin diye de ithalata izin verilmiş durumda. Ama ciddi bir gümrük vergisi de var biliyorsunuz, yani yüzde 100 gibi bir gümrük vergisiyle bu ithalat yapılıyor. Yoksa, dışarıdaki fiyatla aynen ithalat yapılsa tabii içerideki fiyatlar çok daha farklı noktaya gidebilir, üreticilerimiz çok daha olumsuz etkilenebilir.

Eş kadrolarıyla ilgili bir soru vardı. O, benim bilmediğim, pek ilgilenmediğim bir kurum. Dolayısıyla, belki ilgili bakanlarımızın o konuya bakmasında, size cevap vermesinde fayda var diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Dördüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi dördüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

82’nci madde üzerinde 1 adet önerge vardır; okutup, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

337 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 82. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Nazmi Gür

                       Bingöl                                                Iğdır                                                  Van

 

                 Hasip Kaplan                                     Halil Aksoy                                    Sebahat Tuncel

                       Şırnak                                                Ağrı                                                İstanbul

 

                    Erol Dora                                                

                      Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de 48 banka var; bunların 23’ü, neredeyse tamamı yabancı sermayenin elinde, geri kalan 12 tanesinde de yabancı sermaye payı var; yani bu 48’in 35’inde yabancı sermaye söz ve güç sahibi. Bir de yabancı sermayeli bankalar, Türkiye dışındaki global bankaların uzantıları ve bunlar, sadece İstanbul ve çevresinde kredi vermeye odaklanmış kuruluşlar olarak örgütlenmişler. Hedef müşterileri Türk bankaları ve holding merkezli yatırım firmaları. Türkiye genelinde yaygın şubeleri yok. Küçük üreticiye yönelik kredi politikaları da mevcut değil.

Şimdi, burada, işi kredi vermek olan bankalar yüksek faiz uyguluyor; bundan dolayı da kredi ihtiyacı olan yatırımcılar, bu faizin riskine girmektense yatırım hedefinden vazgeçmekte ve elindeki nakitle spekülasyona yönelmektedir.

Şimdi, bu çerçevede baktığımız zaman, bu maddenin buradan çıkarılmasını isterken… Çok net, işte, yatırım kuruluşlarının tazmini, bir de bankaların tazminiyle ilgili bir madde bu yani yabancı bankaları koruyoruz.

Peki, son olarak, ilginizi çekmiştir diye söyleyeyim: İran’dan doğal gaz alıyoruz, İran’a doğal gaz karşılığında para yerine altın veriyoruz. Hatta Enerji Bakanının bugün bir açıklaması var: “Altın yerine patates de verebiliriz.” Yani mal. Yani 21’inci yüzyılda “trampa” uygulanıyor.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Ne güzel!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Peki, soruyoruz bunu, çok güzel de, buranın güzel olmayan noktasını söyleyeyim: Kardeşim, bu işi alır verirken, bu ülkeye para girer çıkarken, biri kazanırken bunun vergisi yok mu? Hadi vergisi yok, almıyorsunuz, bunun zekâtı da mı yok kardeşim? Vergi de ödemiyorsunuz, zekât da ödemiyorsunuz. Söyler misiniz, hangi ülkede bu kadar başıboş, bu kadar denetimsiz bir piyasa ekonomisi vardır? Mesele bu. Verginizi verin, yalnız emekçiden almayın. Zekâtınızı da, Müslüman’sanız onu da verin. Hani zekât olmuyor, resmen vergi verin.

Şimdi, İranlılar alıyor, altını götürüyor; sonra o altın tekrar kaçak olarak kamyonlarda yakalanıyor dikkat ederseniz, şimdi burada mesele bu.

Şimdi, Türkiye üretimde gereken düzeyde olmadığı hâlde rakamları şişiriyoruz. Elbette ki isteriz güçlü olsun ama Çin, Brezilya, Arjantin gibi yükselişte olan ülkeleri aşan veri sonuçları gerçekçi değil, işte Türkiye’deki bu rakamlar, hatta spekülatif ve tamamen parasal hareketlere bağlı olarak uygulanıyor. Bunun Halkbank örneğini iyice inceleyin. Halkbank hisselerinin yüzde 80’ni birdenbire yabancı oldu ve nasıl, geldi, Türkiye’de Meclis de dahi milletvekillilerinin maaşının yatacağı ihaleyi birden alabildi? Yani, şu an Meclisin milletvekilleri yüzde 80’ni yabancı sermaye olan bankaya paralarını yatırıyorlar. Hani milliyetçi, mukaddesatçı, muhafazakâr, dini bütün, memleketini seven bu güzelim Meclisi güzel yöneten Hükûmeti, söyledikleriniz hep söz de mi kalıyor ya? Kardeşim, getirmişsiniz işte, devletin bankaları var, bilmem neleri var ama “serbest piyasa” demişsiniz, isteseniz de istemeseniz de bunu yapmak zorundasınız. Çünkü, Türkiye gibi ülkelerde -merkez Türkiye- Batı merkezli siyaset biraz da ABD eksenli olunca Patriotlar, füze savunma sistemleri, NATO devreye giriyor çünkü Irak, Suriye sınırında. Bu ülkelere müdahale, operasyonların olduğu vakitlerde, ekonomiyle yapılır. Ekonominin zayıf karnı ise işte, bu yasayla korunaksız olarak. serbest piyasa kanunudur arkadaşlar. Türkiye'nin en zayıf noktası budur. İstedikleri anda sıcak parayı götürürler, istedikleri iktidarı da götürürler. Bizden size uyarması. Kimse sizi bedava bu kadar nasihat etmez, aklınızı başınıza alın.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

83’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

337 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 83. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                           

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Nazmi Gür

                       Bingöl                                                Iğdır                                                  Van

                 Hasip Kaplan                                     Halil Aksoy                                    Sebahat Tuncel

                       Şırnak                                                Ağrı                                                İstanbul

                    Erol Dora

                      Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Türkiye 770 milyar dolar gayrisafi yurtiçi hasılaya sahiptir. Türkiye 10 bin doların üzerindeki kişi başı milli geliriyle İran (12.329), Brezilya (12.480), Rusya (16.852), Güney Afrika, Venezuela, Arjantin gibi ülkelerin gerisinde yer almaktadır. 2002'de Türkiye'de kişi başı milli gelir 3.500 doların üzerindeyken Brezilya'da 2.822, Arjantin'de 2.709, İran'da 2.010, Rusya'da 2.371 ve Venezuela'da 3.675 dolardır. Kişi başı milli gelirdeki artışa baktığımızda en az artışın Türkiye'de gerçekleştiği görülmektedir. Arjantin'de kişi başı milli gelir 2.079 dolardan 18.401 ile % 679, İran'da 2.010 dolardan 12.329 ile % 613, Rusya'da 2.371 dolardan 16.852 dolar ile % 711 artarken bu ülkeler arasında 3.553 dolardan 10.973 dolar seviyesine çıkarak % 309'luk artışla kişi başı milli gelirin en az arttığı ülke Türkiye olmuştur.

Uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar bakımında Türkiye piyasa tarafından (BB, BB+, Ba1 notlarıyla) "spekülatif”, finansal ve ekonomik koşulların yarattığı belirsizliklerle yüz yüze "riskli" bir ülke olarak yer almaktadır. Yani Türkiye'nin Finansal yükümlülüklerinin yerine getirme kabiliyetine sahip olması için bile daha alacak çok mesafesi vardır.

AKP Hükümeti Kadıköy'ün trafik sorununu bile çözememişken İstanbul'u global finans merkezi yapmanın hayalini kurmaktadır. Oysa Sermaye trafik sorunu ya da belediyeler aracılığıyla alt yapı hizmeti sağlamaya benzemez. AKP sermayeye gelgel yaparak cari açığı çözeceğini zannetmektedir.

İstanbul'un finans merkezi olarak işlev görmesi için Londra, New York, Tokyo, San Francisco, Sidney, Moskova ve Seul gibi 48 finans merkeziyle rekabet edebilecek duruma gelmesi gerekir. Kaldı ki uluslararası sermayenin % 30'una yakını Londra, bir o kadarı New York ve takip eden global finans merkezlerinde bulunmaktadır. İngiltere Laughborough Üniversitesi Globalizasyon ve Dünya Şehirleri Çalışma grubu (GaWC)'a göre 3. Grup Beta şehirler olan Moskova ve Seul'ün ardından İstanbul, Buenos Aires, Budapeşte gibi şehirlerden sonra 3. Grup Gama şehirler grubunda yer almaktadır. Moskova ve Seul'le birlikte 3. Grup Gama şehirler Sermayenin sadece % 3'üne taliptirler. Açıkça söylenecek olursa İstanbul Dünya Sermaye Piyasası içerisinde denizden bir avuç kuma taliptir.

Türkiye'nin sıcak parayı bu kadar talep etmesi reel ekonomi açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Türkiye'ye gelecek sıcak para Türkiye'yi sadece sömürmekle kalmayacak Merkez Bankası döviz rezervlerini arttırma yoluna gidecek ve kamu yatırımları azalacaktır.

Küresel sermayenin etki alanına daha fazla girecek bir Türkiye'de en fazla zararlı çıkacak olan emekçi halkımız olacaktır. Sermaye lehine politikalar ucuz işgücüne dolayısıyla sömürüyü daha fazla sömürüye neden olacaktır.

Türkiye yerli yatırımcıdan % 15 olarak aldığı stopajı yabancıya "0" olarak uygulamaktadır. Her konuda milliyetçi muhafazakâr olduğunu iddia etmekten çekinmeyen hükümet kendi yurttaşını bu konuda en azından yabancıyla eşit görmelidir. Merkez Bankası yabancı yatırımcının aradığı kur riskini ortadan kaldırmaya yönelik çabaları da yine yerli ihracatçıyı zarara uğratarak reel sektör açısından olumsuz etkilerini sürdürmeye devam etmektedir.

Aynı şekilde tasarıdaki 137. maddenin 2. fıkrasındaki grev ve lokavt yasağı ILO'nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri olmak üzere Avrupa Sosyal Şartı, BM Ekonomik, Sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesi gibi birçok sözleşmeyle birlikte Anayasa'nın 90. Maddesine de aykırıdır.

AKP'nin sadece sıcak parayı çağıran bu yasası reel sektöre getireceği olumsuz etkilerinin yanı sıra ciddi antidemokratik uygulamaları da beraberinde getirmektedir. Lanse edilen şey Türkiye'nin büyük bir ülke olduğu şeklinde milliyetçiliğin dışında hiçbir şey ifade etmeyen yaklaşımlardır. Yukarıdaki rakamlar ortaya koymaktadır ki Türkiye'ye gelecek sıcak para sadece emekçi halkımızı sömürecektir. İstanbul'un finans merkezi olacağı yönündeki söylemler kaba bir popülizmin ötesinde anlam ifade etmemektedir. Bu nedenlerle 83. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum önergeyi: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir…

84’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

85’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

86’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

87’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

88’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

89’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

90’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

91’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

92’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

93’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

94’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

95’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

96’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

97’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

98’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

99’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

100’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

101’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sermaye Piyasaları Kanun Tasarısının 101. maddesinin 1. fıkrasındaki "işlediğine dair makul şüphe bulunan" ibaresinin "işlediği tespit edilen" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mehmet Günal                                   Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı

                      Antalya                                             Manisa                                              Konya

             Emin Haluk Ayhan                                 Sümer Oral

                      Denizli                                             Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının "Bilgi suiistimali ve piyasa dolandırıcılığı incelemelerinde uygulanacak tedbirler" başlıklı 101. maddesinin 1. fıkrasındaki "Kurul, 106 ncı ve 107 nci maddelerde sayılan fiilleri işlediğine dair makûl şüphe bulunan gerçek veya tüzel kişiler..." ibaresi içinde yer alan "makul şüphe" terimi de hukuken karşılığı olmayan bir terim olup, açıkça tanımlanması gerekir. Makul şüphe üzerine yaptırımda bulunulması mümkün değildir. Hukuki olarak cezai müeyyide uygulanacak fiillerin açıkça belirtilmesi ve bu fiillerin işlendiğinin tespit edilmesi gerekir. Aksi takdirde birçok gerçek ve tüzel kişiye haksız müeyyide uygulanmasına yol açılabilecektir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

102’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

103’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

104’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

105’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Dördüncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır. Şimdi beşinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Beşinci bölüm 106 ila 135’inci maddeleri kapsamaktadır.

Beşinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı komple incelendiğinde, tabii, bir özensizlik var. Özensizlik ne açıdan var? Gerek Borçlar Kanunu, 6098 sayılı Yasa’ya gerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na gerek Türk Ticaret Kanunu’na gerek Medeni Kanun’a yapılan atıfların tamamında sadece ve sadece kanuna atıf yapılmış durumda ancak kanunun kabul tarihi yazılmamış. Bu, kanun yapma tekniği açısından, özen ve ihtimam açısından sakıncalı ve doğru olmayan bir uygulama değerli milletvekilleri.

İkinci husus: Kanun yapılırken tabii ki çağımızın ihtiyacına cevap vermesi lazım. Çok fazla kanun yapmak marifet değil. Marifet, doğru ve zamanında kanun yapmak ve yapılan kanunun da ihtiyaca cevap vermesi gerekir. Mevcut olan bu kanunumuz ve sürekli devam eden kanun tasarıları ve teklifler… Âdeta, ülkede, bir hukuk devletinden ziyade bir kanun devletine doğru bir yaklaşım var. Kanun devleti olmaktan ziyade hukuk devleti olmak, ideali, olması gerekeni bu. Çok fazla kanun var ancak mantar gibi türediği için ve mantar gibi türeyen bu kanunlarda da sağlıklı bir çalışma yapılmadığından dolayı sık sık kanun değişiklikleri gündemde. Sık sık bu kanun değişiklikleri neyi gündeme getirir? Halk kanuna güvenerek yapacağı iş ve planları, programları zamanında yapamamış olur çünkü kanun, uzun vadeli üzerinde düşünülmesi gerekir. Gerçekten, yapıldıktan sonra vatandaşın da o kanunlara güvenerek iş ve eylemlerini, planını, yatırımını ona göre yapması lazım.

Kanunun 75’inci maddesinde ,üye olanlarla ilgili, aidatlarla ilgili hüküm 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 68’inci maddesine göre “Resmi senet hükmündedir.” getiriliyor. Türkiye’de  bu kadar oda var. Peki, bu kadar serbest meslek erbabının kayıtlı olduğu oda olduğu hâlde hiçbir odaya getirilmeyen korunma maddesi, bu kanunda, sermaye piyasasına kayıtlı olan kişilerin aidatının tahsilatına özgü, bu kadar güçlü, kuvvetli bir hüküm getirilmiş durumda. Evet, bunun getirilmesi aynı zamanda, yani diğer odalarla bunun arasındaki farklılık açısından, ehemmiyet açısından, eşitliğe riayet edilmemesi açısından -bir zırh getirilmesi- kanun yapma eşitliği açısından sakınca doğuruyor.

Bir başka maddesinde “Belirtilen süre içerisinde kişinin hakkının kullanılmaması feragat anlamını taşıyor.” yazılı, 105’inci maddede.

Değerli milletvekilleri, ceza hukukunda kişinin hareketli-hareketsiz kalma hâli var. Hareketli olma hâli… Cevap verme olana biz “pozitif hareketlilik” deriz, sessiz kalmasına “negatif hareketlilik” deriz. Kişinin hareketsiz kalması ileride sürebileceği haklarından vazgeçme anlamını taşımaz. Kişi “-feragat” dediğimiz olay- dış dünyada mevcut olan iradesini açık ve net açıklaması gerekir ki dış dünyada bir sonuç doğurabilsin, ona bir anlam yükleyebilelim. Kişi eğer iradesini net bir vaziyette açıklamamışsa, “Ben şu şu hakkımdan vazgeçiyorum.” şeklinde yazılı dilekçe vermemiş ise kişinin sessiz kalmasına onun o hakkından vazgeçmesi anlamını yüklememek lazım. Roma devrinde, Roma hukuk döneminde dahi böyle bir yükleme anlamı yoktu ama ne hikmetse, son günlerde, son aylarda önümüze gelen tasarıların çoğunda kişinin sessiz kalması “feragat” olarak nitelendiriliyor. Feragat ise bildiğimiz üzere -105 tane milletvekili arkadaşımız var, bu 105 milletvekili de gayet rahat feragatin…- yazılı bir şekilde, mevcut olan haktan açık ve net bir şekilde, iradesini açıklayarak, ancak o şekilde vazgeçme anlamına gelir ki buradaki anlam, sessiz kalmasının “feragat” olarak nitelendirilmesi doğru bir hadise değil.

Geliyoruz, yine, kanunun geçici 9’uncu maddesinin (4)’üncü fıkrası da tüzel kişiliklerin kapanmasıyla ilgili. Değerli milletvekilleri, tüzel kişiliklerinin kapanması, bu kanunla kurulması, bizim hem eski Ticaret Kanunu’na hem mevcut olan yeni Türk Ticaret Kanunu’na açık ve net aykırılık teşkil eder. Tüzel kişiliklerinin kurulup kapanması… Eğer kanuna siz sermaye artırımını vesairesini koyarsanız, o sermayeye ulaşmazsa kapatılabilir ama onun dışında, bu şekilde geçici hükümle, kanunla bunun kapatılması, mevcut olan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmekte.

Bir başka husus, yine bu bölümde geçen: “Ve benzeri eylemler” şeklinde cezai hükümlerle karşı karşıya bırakılmakta. Ceza Kanunu’nda, takdir edersiniz “suçta kanunilik” ilkesi geçerli. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için onun tanımlarının net bir şekilde ifade edilmesi lazım. Ancak “ve benzeri eylemler” dediğimiz zaman, kişiyi, cezalandırma açısından keyfiliğe yol açabilecek bir durumla karşı karşıya bırakmış oluruz. Bu da Ceza Kanunu’ndaki, evrensel ilke olan, kanunilik ilkesine aykırılık teşkil eder. Aynı şekilde, yine 112’nci maddenin (2)’nci fıkrasının (ç) bendinde “5237 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre cezalandırılır.” Burada “Özel belge” deniliyor. Biz bir yandan borsaya resmî bir hüviyet büründürmüş oluyoruz, bir yandan da yaptığı o yazılı kâğıtlar, evraklarla ilgili resmî belge demeyeceğiz, bu bir çelişki.

Bir başka husus: Yine itirazla ilgili bir sorun var, 58 ve 59’uncu maddelerde olması gerekir. Orada da “İtiraza ilişkin -alınan kararlara itiraz edilebilir- kararlar kesindir.” Şeklinde, bu kararların kesinliği... Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 125’inci maddesi uyarınca bu bir idari işlem. İdari işlem açısından, takdir edersiniz, Anayasa’mızın 125’inci maddesi der ki: “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” Bu anlamda Anayasa’nın 125’inci maddesine aykırılık teşkil ediyor. Umarım, İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi uyarınca Sayın Komisyon bu hususu tekrar ele alır. Yani Anayasa’nın 125’inci maddesine, o kesinlik hükmü, gerçekten büyük bir aykırılık teşkil eder çünkü hak arama özgürlüğünün önündeki engellerden bir tanesi de budur değerli milletvekilleri.

Geliyoruz, yine aynı şekilde “Tanımlar” kısmında da var. “Tanımlar” kısmının maddeleri de o kadar uzun uzun yazılmış ki hakikaten büyük bir sıkıntı. Evet, “Tanımlar” kısmının (ş) bendinde –yani artık alfabede harf kalmadığı için- sermaye piyasası araçlarının tanımı yapılmakta ve sermaye piyasasının araçları; menkul kıymetleri, türev araçları -yatırım sözleşmeleri dâhil olmak üzere- kurulca bu kapsamda olduğu belirlenen diğer sermaye piyasası araçlarından bahsediliyor. Yani tanımın kendisi bile ayrıca tanıma muhtaç, izahata muhtaç. Peki, buradaki tanımda “diğer sermaye piyasası araçları” ne demek?

Buna Sayın Komisyon Başkanından, Sayın Bakandan açıklama getirmelerini istirham eder, hepinize saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Ahmet Kenan Tanrıkulu, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Tasarı’nın beşinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tasarının beşinci bölümünü incelediğimiz zaman sermaye piyasası suçları ile Sermaye Piyasası Kurulunun düzenlendiğini görüyoruz. Aslında söz konusu düzenlemelere yakinen baktığımız zaman, bu düzenlemelerin bahsedildiği üzere, genel gerekçede olduğu gibi reform niteliğinde bir düzenleme olmadığının da farkındayız. Geçmişte izinsiz halka arz yapan holdingler, tasarıda “usulsüz halka arz yapan şirketler” olarak tanımlanmıştır yani önceki kanunda yer alan suçların ve yaptırımların yeniden tadat edilmesinden ve yazılmasından ibaret bir bölüm olarak karşımıza çıkıyor. Ancak burada önemli olan husus, söz konusu suçları işleyenlerin hiçbir cezai yaptırım görmeden elde ettiği ekonomik menfaatlerdir. İşte bu yüzden, bu düzenlemeyi getirenlerin ve yapanların, bugüne kadar izinsiz veya usulsüz halka arz suçunu işleyip vatandaşımızdan milyarlarca Türk lirasını toplayanlar hakkında neler yapıldığını, ne gibi işlemler dercedildiğini açıklamaları da gerekmektedir. İşlenen suçla elde edilen menfaat suçlulardan geri alınabilmiş midir veya mağdur olan vatandaşlarımızın hakkı geri teslim edilebilmiş midir? Bu ve buna benzer soruların cevaplarının, sorumluluğunu mahkemelere atmadan, burada, bu kürsülerde mutlaka verilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarıyı incelediğimiz zaman, sermaye piyasası suçunu işleyenlerden elde ettikleri parayı alabilmek için gerekli bir mekanizmanın oluşturulmadığını da görüyoruz. Oysa, vatandaşlarımızdan para toplama imkânı bulunan sermaye piyasasında, işlenecek suçlara verilecek cezaların yanı sıra, TMSF gibi bir sistemle elde edilecek olan menfaatin suçlulardan ve onlarla birlikte hareket edenlerden geri alınıp mağdurlara iadesi önem kazanmaktadır. Aksi takdirde, usulsüz halka arz yapan holdinglerde olduğu gibi, geçmişte yaşadığımız olaylarda da olduğu gibi milyarlarca lira vatandaşlarımızdan çalınacak ve devletin, bu çalınan paraları geri almak için elinde belirli bir yetki de maalesef olmayacaktır. Bu konuda bankacılık mevzuatına paralel bir düzenleme yapılmasının uygun olduğunu düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının genel sunuşunda, borsaların şirket olarak örgütlenmesinin önünün açılması ve bununla ülkemizde borsalar arası rekabetin artacağı ve daha etkin hizmet sunacağı ifade ediliyor, genel sunuşta. Ancak, Komisyon çalışmaları sırasında bir gece yarısı bir bakıyoruz, bir önergeyle, iktidar partisi milletvekilleri tarafından verilen bir önergeyle, tasarıya geçici 9’uncu madde ekleniyor ve Türkiye’deki bütün borsalar da birleştiriliyor. Bu durumda tek borsanın, kimle ve nasıl rekabet edebileceği sorusuna da doğrusu burada çok kolay bir cevap bulamayacağız kanaatindeyim. Türkiye’nin ilk ve tek türev borsası olan, İzmir’de kurulu olan Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsasının yani VOB’un bu tasarıyla İzmir’den alınıp İstanbul’a kazandırılmak istenmesi de büyük bir haksızlıktır değerli milletvekilleri. Bu güzide kurumun İzmir’e kazandırılması için geçmişte bizlerin de dâhil olduğu ve birçok kişinin özverili ve meşakkatli çalışmaları sonucunda İzmir ilk kez küresel bir borsaya kavuşmuştur. Bu, aynı zamanda, ülkemizin ilk özel ve anonim şirket şeklinde yapılanmış bir borsasıdır ve yönetimi de kamudan bağımsızdır.

Hükûmet, şimdi görüşülmekte olan bu tasarıyla “borsaların anonim şirkete dönüştürülmesi ve özelleştirilmesi” kisvesi altında Türkiye'nin ilk özel borsasını ortadan kaldırmakta ve yönetimine el koymaktadır.

Bu pakete İzmir’in emeği ve çabasıyla ortaya çıkmış bir değer olan VOB dâhil edilmiş ve büyük rantlar peşinde koşulmasına maalesef fırsat tanınmıştır. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının yani İMKB’nin mevcut hantallığını, VOB’u bünyesine katarak giderebileceklerini düşünmektedirler.

Son iki yıla baktığımız zaman, son iki yılda 51 halka arzın sonuçlarına şöyle bir bakarsak yani İMKB’de neler olmuş diye bakarsak: Son iki yılda halka arz edilen 51 şirketin halka arz toplam tutarı 1 milyar 820 milyon Türk lirasıdır yani ortalama 36 milyon yapıyor. 31 şirket halka arz olalı bir yıl geçmiş, 24 şirketin değeri düşmüş ve ortalama kayıp yüzde 37’yi bulmuştur. 13 şirketin değerinin bugüne kadar halka arz fiyatının üzerine hiç çıkmaması da çok enteresan bir durumdur değerli milletvekilleri. İMKB gibi prestiji yüksek olduğu iddia edilen bir borsa için de oldukça güven kırıcı rakamlardır bunlar.

Değerli milletvekilleri, yeterince kurumsallaşamayan, yüksek vergi ve primler sebebiyle muhasebelerini büyük ölçüde kayıt dışı olarak tutmak zorunda olan KOBİ’lerimizin sermaye piyasalarından hâlâ daha yeterince yararlanamadığını düşünüyoruz. Türk sanayisinin lokomotifi olan bu işletmelere, kamu kaynaklarını tüketmeden üreten ve piyasa ekonomisi kuralları içerisinde KOBİ borsasının kurulması ve sermaye piyasalarından kaynak temin edilmesi gerekmektedir. Bunu yaparken de borsalara, KOBİ’lere dönük bir politika ve stratejinin de oluşturulması gerekir. Bu stratejiyi oluştururken KOBİ pazarı ile ana pazar arasında farklı kurallar getirilmeli, kotasyon kuralları KOBİ’lere uygun olarak yapılmalıdır. KOBİ’lerin halka açılması ile sermaye ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmayacağı ve yüksek riskli şirketlerin kotaya alınıp alınmayacağının da belirlenmesi gerekir. Bu bağlamda, alternatif piyasaların daha iyi hizmet sağlayıp sağlayamayacağının da araştırılması gerekiyor.

Bu yapılanmayı gerçekleştirirken de işlem hacminin artması ve cazibe merkezi olması için şu iki tane önemli noktaya dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Bunlardan bir tanesi, KOBİ borsasında işlem görecek işletmelere ciddi ve etkin bir teşvik sisteminin ve desteğin sağlanması. Bu önemli bir husustur. Diğeri, “risk sermayesi uygulamaları” adı altında şirketlerin sayısının artırılması ve kaynak ve sermaye girişinin belirli bir düzeyi bulmasının sağlanması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyı yakinen takip edip incelediğimizde, gerek arsalara yönelik borsada oluşacak olan spekülasyon gerekse diğer maddelerde meydana gelebilecek olan ciddi sıkıntıları, tasarı görüşülürken hem komisyonda hem de kamuoyunda arkadaşlarımız ciddi bir şekilde eleştirdiler ve yeni öneriler getirdiler ancak bu maddelerin şu ana kadarki görüşülmesinde getirdiğimiz hiçbir öneri ve önergeye maalesef iktidar grubu tarafından da olumlu yaklaşılmadı.

Yine, bu tasarıda dikkatinizi çekmek istediğim bir başka husus da var: Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu tip tasarılar düzenlenirken burada çalışanların, özverili bir şekilde, fedakârca çalışan kurum çalışanlarının, özellikle meslek personelinin de tasarıyla beraber özlük haklarının yeniden düzenlenmesini de talep ediyoruz ancak burada yadırgadığımız bir husus, maalesef bu tasarıda böyle bir iyileştirme getirilmemiş. Oysa İstanbul’a taşınması gereken bu kurumda, en küçük bir aracı kurumda çalışan bile SPK çalışanından çok daha fazla ücret almaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu getirdiğimiz öneriler ışığında bu tasarının vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Tasarı üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada, oluşan sermaye piyasasının nasıl düzenleneceğine ilişkin görüşlerimizi paylaşıyoruz. Tabii ki bir sermaye piyasası varsa bu piyasanın nasıl düzenleneceği, nasıl bir hukuk içerisinde olacağı önemli ancak burada bir problem var. Bu sermaye piyasası düzenlenirken gerçekten Türkiye’de yaşayan 74 milyon düşünülerek mi düzenleniyor yoksa bu 74 milyonun sadece yüzde 10’u, hatta sadece yüzde 5’i düşünülerek mi düzenleniyor? İşte, AKP iktidarı, aslında hep bu yüzde 10’un cebini doldurma peşinde ya da kendi torbasını doldurma peşinde.

O açıdan, Türkiye’de ekonomik büyüme, ekonomiyi yükseltme tartışmalarını hep yürütüyoruz ama nedense bu ekonomide birilerinin cebi dolarken birilerinin cebi hep boşalıyor. Genelde de bu cebi boşalanlar Türkiye'nin en yoksulları oluyor, en ötekileri oluyor, aslında zaten bu ekonomiden faydalanmayanlar oluyor. Bir kez daha aslında biz, bu Sermaye Piyasası Kanunu’yla zenginleri daha zengin etmek, yoksulları daha yoksul etmek konusunda bir kanun düzenliyoruz.

Değerli milletvekilleri, ekonomi nedir? Ekonomi, sadece alıp verme meselesi değildir. Bir şey parayla ifade edilmez. Ekonomi, aynı zamanda etrafında toplumsal bir ilişki geliştirir. Dolayısıyla, siz ekonomide bir üretimi eğer yok sayıyorsanız, sadece borçlanma üzerine, sadece tüketim üzerine bir ekonomi kuruyorsanız burada işte ciddi anlamda kendi geleceğinizin iflasını hazırlarsınız. Bugün, AKP Hükûmetinin yaptığı şey tam da bu.

Aslında “sıcak para” diye ifade edilen, her gün çok övündüğümüz ekonominin nasıl geliştiğine baktığımızda üretim yok, ne tarımda ne diğer alanlarda. Ciddi anlamda küçük esnafı nefes alamaz hâle getirdik. Tarımda zaten hiçbir şey olmadı. Üretime dayanmayan, sadece finans üzerinden, sadece para üzerinden ve paranın nasıl dolaşacağı üzerinden bir düzenleme yapıyoruz. Bu çok ciddi bir sorun. Bir defa, bunu görmek gerekir.

Bu kürsüde çok defa iş yeri demokrasisinden bahsettik. Bakın, bu düzenleme ne yapıyor? Patronu koruyor, işçiyi koruyor ama emekçiye, patronun kendisine karşı zulmüne itiraz etme hakkını bile vermiyor yani grev hakkı yok. Düşünün, bu kölelik sisteminden başka nedir? Bu, eskiden insanın insana kulluğu vardı, şimdi insanın paraya kulluğudur. Yani bu kölelik sistemine “hayır” demediğimiz sürece bugün, bu sistem yarın sizi de etkiler. Bakın, bu finans merkezinde bir firmada belki binlerce insan çalışacak ama bu insanların itiraz etme, grev yapma hakkı bile olmayacak yani.

Diğer bir mesele: Burada kim var yani? Ekolojik dengemizi altüst edeceksiniz. Bu finans merkezinin yapıldığı yer İstanbul -benim de seçim bölgem- düşünün, burada ciddi anlamda bir ekoloji tahribatı olacak; sadece mesele, binaların kurulması, oradaki insanlara istihdam alanı yaratmak değil ki. Tamam, bu iyi bir şey gibi görünüyor ama çevreyi tamamen tarumar ediyorsunuz, sosyal ilişkileri değiştiriyorsunuz, yeni varoşlar oluşturuyorsunuz, yoksulla zengin arasındaki uçurumu daha da derinleştiriyorsunuz.

İkincisi, ekonomik eşitsizlikleri derinleştiriyorsunuz. Bu ülkede ciddi anlamda bu sorun. Bu ekonomide kadınlar zaten yok, zaten mevcut durumda yokuz. İstihdam alanında bazen “Kadınlar adına şöyle yapıyoruz, böyle yapıyoruz...” Bu finans merkezinde kaç tane kadın çalışacak? Kadınlar nerede? Bir de, sadece finans merkezinde çalışma değil, “Bu finans merkezinde ortaya çıkacak ‘borsa’ diye ifade ettiğimiz bu para insanın yaşamını ne kadar etkileyecek?” meselesi ortada yok.

Şimdi, bir hikâye anlatırlar: Adamın birisi otele gitmiş, demiş ki: “Ben bir oda istiyorum. Ne kadar oda?” “100 dolar.” diyor. Adam diyor ki: “Ama odaya bakacağım, sonra gelip odayı kiralayacağım.” O arada, o otelcinin borcu varmış lokantacıya, hemen götürüyor o 100 doları lokantacıya veriyor; lokantacının manava borcu varmış, onu ödüyor; manavın ayakkabıcıya borcu var, ayakkabıcının da otele borcu varmış. Adam yukarıdan indiğinde parasını alıp gidiyor. Mesela ne üretim var ne bir şey, sadece bu para boş dolanıyor, bir yerde tıkandığında da kriz. Şimdi kapitalizmin krizi nedir? Yani finans merkezinde yaşanan kriz. Bunlar çözülmediği sürece ciddi anlamda bir sorun var.

Değerli milletvekilleri, biz, ciddi anlamda bu ekonomi meselesini düşünürken geniş düşünmek durumundayız. Hep burada 74 milyon adına konuşuyoruz, o zaman 74 milyon için iş yapacağız.

Bakın, biz demokratik özerkliği savunuyoruz, yerelleşmeyi savunuyoruz, ekonominin de yerelleşmesinden yanayız. Şimdi siz ekonomiyi ne yapıyorsunuz? Götürüp İstanbul’un merkezine koyuyorsunuz. Dolayısıyla, bütün yaşam olanaklarını, bütün refahı, bütün şeyi İstanbul’a çekiyorsunuz, ama bölgede, diyelim ki diğer alanlarda, insanların yaşadığı diğer yerlerde ciddi anlamda krizler de yaşanıyor. Nasıl olacak, oranın refahını nasıl geliştireceksiniz, bunlar bile ciddi bir sorun. Biz bunları değiştiremezsek, ciddi anlamda yaptığımız bu şey yarın ayağımıza dolaşacak. Bakın, Avrupa, en iyi durumdaydı, şimdi kriz yaşıyor; ABD kriz yaşıyor; Türkiye kriz yaşamayacak diye bir şey yok. Böyle övünmekle olmaz, sıcak para buradan bir çekilsin bakalım. Bu sıcak para çekildiğinde asıl Türkiye o zaman gerçekle karşı karşıya kalacak. Türkiye’nin değerleri Yunanistan’ın değerleriyle eş değer, Yunanistan çöktüğüne göre Türkiye’nin çökmeyeceği anlamına gelmiyor. O açıdan, bütün bunları değerlendirmek ve buna göre bir yasa düzenlemek gerekir.

Diğer bir konu: Özellikle Orta Doğu’da… Tabii, dünya kapitalist bir kriz yaşıyor yani kapitalist modernitenin yaşadığı krizde her yer etkileniyor, bütün dünya etkileniyor, Orta Doğu etkileniyor. Bu kapitalizm kendi krizini aşma konusunda özellikle Orta Doğu’da yeni bir düzen, yeni bir dizayn içerisine girmiş durumda. Bunu sadece bir coğrafya düzenlemesi olarak değil, aynı zamanda bir ekonomik düzenleme, bir siyasi düzenleme olarak değerlendirmek lazım. Şimdi Orta Doğu’da ne var? Savaş var. Biz bu savaşın neresindeyiz? İçine koşuyoruz, ateşin içine girip, buradan kendimize pay etmek istiyoruz, sabah tartıştık. Diyor ki: “Dünya değişiyor, bu değişimin içinde biz olmayacak mıyız?” Ama nasıl bir değişim? Mesela, diyelim ki gerçekten savaş ekonomisi gelişiyor, Patriotları aldık, hemen bize onay verdiler. Dikkat edin, hemen NATO onayladı, Almanya onayladı, Hollanda onaylayacak. Niye? Çünkü orada da ciddi anlamda bir savaş endüstrisi var ve savaşta harcanacak para, savaş üzerinden gelişecek şey de onların kârı. Şimdi, Türkiye de bunun üzerinden savaşa ciddi anlamda bir kaynak ayırmış durumda. Şimdi, buradan, örtülü ödenekle, şununla, bununla, yıllarca bunu ifade ettik. Mesela, bu savaş politikası ya da savaşa yönelik bir yaklaşımın kendisi de Türkiye ekonomisini zarara sokacak bir durum. O yüzden, ekonomiye sadece bir para meselesi olarak bakmak ya da günü kurtarmak olarak bakmanın kendisi Türkiye’yi önümüzdeki dönem çok daha derin krize sokma meselesidir.

Değerli milletvekilleri, o açıdan biz bu kanunu düzenlerken ya da başkalarını düzenlerken bir bütün, gerçekten, 74 milyon insanın kendisini ifade edebileceği bir düzenleme yapmak durumundayız.

Bakın, şimdi, Türkiye’de DİSK açlık sınırı ve yoksulluk sınırını açıkladı Kasım ayının. Türkiye’de açlık sınırı 1.060 lira, yoksulluk sınırı 3.354 lira. Böyle bir yerde yaşıyoruz şimdi, ama biz sermayeyi nasıl düzenleyeceğimizi ifade ediyoruz. Asgari ücret konuşuluyor, göreceğiz “Hükûmet ne kadar teklif edecek?” diye. Emekçiler sokakta “Asgari ücret meselesi konuşulsun.” diye kıyamet koparıyor, insanca yaşam koşullarının düzeltilmesi konusunda ama biz bu sermaye piyasasına harcadığımız emeği, enerjiyi aynı zamanda emekçilerin hakları için harcamıyoruz, asgari ücretin ona göre düzenlenmesine harcamıyoruz, kadınların daha iyi bir koşulda yaşaması için harcamıyoruz. Dolayısıyla, bunlar problemli işler. Eğer biz bunarlı düzenlemezsek, istediğimiz kadar elimizde para olsun, bunun hiç kimseye faydası yok. Belki, evet, yüzde 10 mutlu olabilir ama yüzde 90 mutsuzsa burada her zaman için kriz, kaos çıkar. Yüzde 90, çünkü bunun hesabını soracaktır, her zaman için sormak isteyecektir, bunun için sokaklarda olacaktır, olmaya devam edecektir. Eğer bu noktada bir düzenleme yapılacaksa… Bugün sermaye piyasasını düzenliyoruz, o zaman yarın emekçilerin haklarını düzenleyelim. Ama bu düzenlemede ne var? Emekçilerin haklarını bırakalım, grev yapma hakkını bile elinden alıyoruz. Bu nasıl bir yaklaşımdır? Burada da her zaman için demokrasiden bahsediyoruz, özgürlüklerden bahsediyoruz, bilmem, aslında emekçiler hakkında, sendikal mücadele hakkında ne kadar iyi şeyler yaptığımızı -örgütlenme konusunda yaptığımızı- ifade ediyoruz. Bunların hepsinin yalan olduğunu, aslında AKP’nin gerçek politikasını gizlemek açısından bir örtü olduğunu çok daha net bir şekilde görüyoruz. Dolayısıyla bu bir bakış açısıdır, bir zihniyettir, sadece mesele şey değildir ki.

Parayı nasıl kullanacağım meselesi önemli. Biz parayı nasıl kullanacağız? Yoksullardan, emekçilerden yana. Bizim düşüneceğimiz en aşağıdakiler oluyor ama AKP en yukarıdakilerini düşünüyor. İşte, aramızdaki fark bu. Ama en alttakileri düşünmezseniz, eşitlik sağlamazsanız, adalet sağlamazsanız Tunus’ta başladığı gibi yarın benzer bir durum size de karşı gelebilir. Şunu hiç ummayın, Türkiye hiçbir zaman itiraz etmeyecek, herkes sizin bu saltanatınıza “evet” diyecek diye bir beklenti içerisindeyseniz bunda yanılıyorsunuz çünkü herkesin “Artık yeter!” diyeceği, “…” (*) diyeceği süreç gelecektir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Beşinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi beşinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

106’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

107’nci maddede 1 adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Kanun Tasarısının 107 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde yer alan “verilinceye” ifadesinin “kesinleşinceye” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                         Süleyman Çelebi                      Mehmet Volkan Canalioğlu

                     İstanbul                                            İstanbul                                            Trabzon

                İlhan Demiröz                            Kemal Değirmendereli                              Kazım Kurt

                       Bursa                                               Edirne                                             Eskişehir

                   Ensar Öğüt

                     Ardahan

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile hükmün kesinleşmesinin esas alınması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

108’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

109’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

110’uncu maddede aynı mahiyette 2 önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sermaye Piyasaları Kanun Tasarısının 110. maddesinin (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                              Ensar Öğüt                                Malik Ecder Özdemir

                     İstanbul                                            Ardahan                                              Sivas

                İlhan Demiröz                                    Ali Serindağ

                       Bursa                                            Gaziantep

(b) Yönetim, denetim ve sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla örtülü işlemlerde bulunarak halka açık ortaklıkların kârını veya mal varlığını azaltmak.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Mehmet Günal                                   Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı

                      Antalya                                             Manisa                                              Konya

             Emin Haluk Ayhan                                 Sümer Oral

                      Denizli                                             Manisa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; (b) bendinde “bedel uygulamak gibi…” Hukukta “gibi” olmaz. Hukukta -ben hukukçu değilim ama- hangi ceza varsa tarif edilir. Tarif edilmeyen bir ceza olmaması lazım. “Gibi…”

Şimdi, Hükûmet kabul etmedi. Biz bunu komisyonda da söyledik. Ancak, kim ceza almışsa, -altını çiziyorum- bu konuda “gibi” den dolayı kimin davası varsa asla biz kimsenin davasını etkilemek istemeyiz; açılmış bir dava varsa, hiç, biz bu yoldan döneriz. Ancak, “gibi”den dolayı yarın birileri hak etmediği bir şekilde -“gibi”, bunun içine her şeyi sokarsanız- ceza alırlarsa hepimiz üzülürüz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kimi sevmezlerse atarlar o zaman.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, Sayın Bakan, biz bunu komisyonda da söyledik, komisyonda önerge verdik ama, maalesef başımıza neler geldi. Biz 9 arkadaşız komisyonda. Bir yasa geldiği zaman, o yasadaki maddelere bakarız, her arkadaşımın görüşünü alırız, neler söyleyeceğini aramızda konuşuruz. Bu kafamıza takıldı. Biz, dava varmış, yokmuş asla bilemeyiz. Sonra Sayın Bakan, Sayın SPK Başkanı, oturduğumuzda dediler ki: “Bu konuda açılmış 30 dava var.” Dedik ki: “Arkadaş, asla bir davanın herhangi bir şeyine müdahil olmamız hukuken bize yakışmaz.” Aynen bunu söyledik. Sayın Bakan burada, Sayın SPK Başkanı burada; doğru mu efendim? Ama arkasından, bir gazete beni ve arkadaşlarımı falanca kişiyi korumakla suçladı. Yahu, böyle şerefsizlik olur mu? Biz, açılmış bir davayı –bizim için söylüyorum- etkilemek… Açıldığını nereden biliriz, kimin davası var, nereden biliriz? Biz bilemeyiz. Ama ne zaman ki -daha önce bilmiyorduk- Sayın Bakan, Sayın SPK Başkanı, Adalet Bakanlığı “Açılmış davaları etkiler.” deyince biz geri çekildik. Asla hukuka müdahalemiz söz konusu olamaz. Bunu herkes böyle bilsin.

Ancak, değerli arkadaşlarım -aramızda birçok hukukçu var- vicdanlarınıza sesleniyorum: “Gibi”den dolayı… Tarif edin, hangi suç varsa buraya yazalım, 50 sayfa yazalım. Neyse bu “gibi”den kastınız, “gibi”den kastınız neyse her şeyi yazalım, kimse mağdur olmasın. Yarın birisi, “gibi”den dolayı eğer birileri, bakın “yarın” diyorum, dün açılmışlara asla     –açılmıştır- biz müdahale edemeyiz ama yarın “gibi”den dolayı zarar göreceklerse, biz insanlara zarar vermeyelim. Bunu tarif edelim. Bunu söylüyoruz. Neyse, hangi suçu içeriyorsanız, getirin, 100 tane suç yazalım, hangi suçu alacaksanız, 500 tane suç yazalım ama tarif edelim, açık yazalım. Yani bunu “gibi”, “gibi”, “gibi”, “gibi…” Yarın insanların başına birçok şey gelir arkadaşlar. Ben, vicdanlarınıza sunuyorum. Bizim, insanları mağdur etmeye hakkımız yoktur.

Sayın Bakan, hangi suçu içerecekse “gibi”, onların da hepsini yazmaya hazırız ama insanları mağdur etmeyin. Açılmış hiçbir davaya da biz grup olarak asla müdahil olmak istemeyiz çünkü biz hukuka saygılıyız.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Diğer önerge üzerinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe.

BAŞKAN -  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 110. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde “Yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak gibi örtülü işlemlerde bulunarak halka açık ortaklıkların kârını veya malvarlığını azaltmak.” hükmü  yer almaktadır. Burada yer alan “…uygulamak gibi örtülü işlemlerde bulunarak…” ibaresi çok muğlaktır ve buradaki “gibi” tabirinin ucu açık olup kanun metninde yer almamalıdır. Hangi örtülü işlemlerin kapsama alınması amaçlanıyorsa açıkça belirtilmeli ve örtülü işlem kavramı açık tanımlanmalıdır.

BAŞKAN -  Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

111’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

112’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

113’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

114’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

115’inci madde üzerinde 1 adet önerge vardır, okutuyorum:

             Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 115’inci maddesine altıncı fıkra olarak aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Kenan Tanrıkulu            Mehmet Günal            Mustafa Kalaycı

          İzmir                                  Antalya                       Konya

Nevzat Korkmaz                       Lütfü Türkkan

          Isparta                               Kocaeli

(6) Bu Kanunun 106 ve 111’inci maddelerinde tanımlanan suçların işlendiğini somut olay ve delillere dayalı olarak Kurula ihbar edenlere, ilgili mahkemelerce ihbara konu suçla ilgili cezai yaptırım uygulanması kararını takiben veya ihbar sonucu iIgililerin etkin pişmanlık göstermesini takiben YTM tarafından 250.000 TL'ye kadar ödül verilebilir. İhbar ve ödemelere ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir. Kurulun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından ödeme üst sınırı değiştirilebilir. Kurul bu ihbarlara ilişkin gereken gizliliği sağlamak için her türlü önlemi almakla yetkili ve görevlidir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? 

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sermaye Piyasası Kanunu'nun 106 ve 111 inci maddelerinde düzenlenen suçlar tespiti ve ispatı oldukça zor olan suç türleridir. Dünya uygulamalarına bakıldığında bu suçların şirket ortak ve üst düzey yöneticilerince yerine getirildiği ve genellikle orta düzey çalışanların bilgisi dâhilinde ancak katkısı olmaksızın gerçekleştirildiği gözlemlenmiştir. Bu sebeple dünya uygulamalarında çalışanların işlerini kaybetmemek amacıyla bu işlemleri kamu otoritesine bildirmekten kaçındığı tespitinden hareketle madde metninde yer alan şekilde ihbar ve ödül mekanizmaları oluşturmuştur. Hazırlanan bu madde dünya sermaye piyasası düzenlemelerine uyumlu bir güvenlik önleminin mevzuatımıza kazandırılmasını sağlamaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

116’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

117’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

118’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

119’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

120’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

121’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

122’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

123’üncü madde üzerinde 1 adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

                           Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı “Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı”nın 123’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ayşe Nur Bahçekapılı                                 Mehmet Doğan Kubat                             İsmail Tamer

       İstanbul                                                          İstanbul                                             Kayseri

Tülay Kaynarca Oya Eronat                              A. Sibel Gönül

     İstanbul                                                           Diyarbakır                                           Kocaeli

 

"Kurul Karar Organının, en az iki haftada bir defa olmak üzere, gerekli hâllerde gündemli olarak toplanması esastır. Kurul Başkanı tarafından belirlenen toplantı gündeminde yer alan öneri yazıları ve ekleri toplantı tarihinden üç gün önce üyelere ulaştırılır, toplantıya katılan üyelerin çoğunluğunun kabulü şartıyla toplantı gündeminde yer almayan hususlar da Kurul toplantısında görüşülebilir. Böyle bir durumda verilen karar bir tutanak ile tespit edilir. Kurul toplantıları Kurul merkez ve temsilcilikleri ile Kurul tarafından kararlaştırılmak üzere yurt içinde başka merkezlerde de yapılabilir. Geçerli mazereti olmayan tüm üyelerin katılımı ile gündemsiz toplantı yapılması, Kurul toplantılarına mesafeli katılım ve toplantılara ilişkin sair hususlar Kurul tarafından çıkarılacak bir iç yönetmelik ile belirlenir. Kurul Karar Organı, üyelerin talebi hâlinde Kurul merkezi dışında Kurul temsilciliklerini de ilgili üyenin daimi çalışma yeri olarak belirleyebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, burada “Kurul toplantılarına mesafeli katılım” ibaresi yani başka yerlerde…

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Video konferans sistemi gibi sistemler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Video konferans, uzaktan…

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Mevzuatta yeri var onun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile toplantı gündeminin, Kurul üyelerine inceleme ve değerlendirme imkânı vermek üzere, toplantıdan makul bir süre önce belirlenmesi şart koşulurken, acil karar alınması gerekli hususların mevcut olabileceği dikkate alınarak gündemde yer almayan konuların görüşülmesine imkân tanınmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

124’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

125’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

126’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sermaye Piyasaları Kanun Tasarısının 126. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mehmet Günal                                   Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı

                      Antalya                                             Manisa                                              Konya

             Emin Haluk Ayhan                                 Sümer Oral

                      Denizli                                             Manisa

Madde 126- (1) Kurulun hizmet birimleri, daire başkanlıkları şeklinde teşkilatlanmış on iki hizmet biriminden oluşur. Kurul Karar Organının teklifi ve ilgili Bakanın onayı ile bu sayının yarısını geçmemek kaydıyla yeni daire başkanlıkları oluşturulabilir, sayısı on ikinin altına düşmemek kaydıyla mevcut daire başkanlıkları kapatılabilir, birleştirilebilir veya görev ve yetkilerinin bir kısmı yeni kurulacak daire başkanlıklarına verilebilir. Hizmet birimleri, bu Kanunda belirtilen faaliyet alanı, görev ve yetkilere uygun olarak Kurul Karar Organının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.

(2) Yurt içinde gerekli görülen yerlerde Kurul Karar Organının kararıyla temsilcilik açılabilir. Yurt dışı temsilciliklerin açılacağı yerler ve süresi ile temsilciliklerin çalışma usul ve esasları, bu temsilciliklerde görev yapacak personelin niteliği, sayısı, görev süresi ve bunlara ödenecek ücretlerin belirlenmesi, personele yapılacak ödemeler dışında kalan diğer harcamaların neler olacağı ve harcamaya ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca belirlenir.

(3) Kurul Karar Organı 128 inci maddenin birinci fıkrasının (ı) bendinde düzenlenen bilimsel araştırmalar yapılmasını sağlamak üzere Araştırma Merkezi Müdürlüğü kurabilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Vural, gerekçeyi mi okutuyorum?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeye ilişkin Alt Komisyonda verilen bir önergeyle (2) numaralı fıkrasında yapılan değişiklikle "Sermaye piyasaları açısından yoğun ilişki içinde bulunulan ülkelerde temsilcilik" açma yetkisi tanınmıştır. Tasarının orijinal metninde yer almayan bu talep makul gibi görünmekle birlikte, ekonomi yönetiminde yurtiçinde yaşanan tartışmaların yurtdışı temsilcilikler vasıtasıyla yurtdışına da taşınabileceğinin bir göstergesidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin büyükelçiliklerinin olduğu ülkelerde, kurumlar bazında ayrı temsilciliklerin açılması kaynak israfına yol açacak, hem de ekonomide zaten eksik olan koordinasyonu daha da azaltacak ve çok başlılığa neden olacaktır. Eğer bir ülkede SPK'yı temsilen birisinin olması gerekirse, bu o ülkedeki büyükelçilik nezdindeki ekonomi müşaviri sayısının artırılması veya o ülkedeki müşavirin SPK temsilcisi olmasının sağlanması yoluyla gerçekleştirilebilir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

127’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı'nın 127’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "bilişim uzmanı ve" ibaresinden önce gelmek üzere "bilişim başuzmanı," ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Nurettin Canikli Ayşe Nur Bahçekapılı        Mehmet Doğan Kubat

   Giresun                                                               İstanbul                                            İstanbul

Enver Yılmaz A. Sibel Gönül                                Oya Eronat

   İstanbul                                                               Kocaeli                                           Diyarbakır

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Maddenin birinci fıkrasına eklenen ibare ile tasarıyla ihdas edilen bilişim uzmanlığı kadrosuna atananların başuzman olmaları durumunda da meslek personeli sıfatının devamlılığı sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

128’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

129’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

130’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

131’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 131’inci maddesine ikinci fıkra olarak aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Kenan Tanrıkulu                                   Mehmet Günal                                 Mustafa Kalaycı

                        İzmir                                               Antalya                                              Konya

Lütfü Türkkan S. Nevzat Korkmaz

    Kocaeli                                                               Isparta

“(2) Kurul başkan ve üyeleri ile Kurul meslek personeline, birinci fıkraya göre belirlenen ücretlerinin tutarında, damga vergisi hariç herhangi bir kesintiye tâbi tutulmaksızın, her ay ayrıca tazminat verilir."

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Yapılan son dönem düzenlemeler ile Kurum personeli arasında ciddi ücret farklılıkları yaşanan Sermaye Piyasası Kurulu içerisinde personel arasındaki uyum ve huzurun tesis edilebilmesini teminen anılan önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

132’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

133’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sermaye Piyasaları Kanun Tasarısının 133. maddesinin 2. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mehmet Günal                                   Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı

                      Antalya                                             Manisa                                              Konya

             Emin Haluk Ayhan                                 Sümer Oral

                      Denizli                                             Manisa

(2) Kurul Başkan ve üyeleri ile Kurul personeli hakkında görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı soruşturma izni verilebilmesi için, bu kişilerin kendilerine çıkar sağlamak veya Kurula ya da üçüncü kişilere zarar vermek kastıyla hareket ederek bu işlemler sonucunda kendilerine ya da üçüncü kişilere çıkar sağlamış oldukları hususunda açık ve yeterli emarelerin bulunması gerekir. Soruşturma izni verilmesi hâlinde bu durum ilgililere tebliğ olunur. Soruşturmaya izin verilmesine ya da verilmemesine dair kararlar aleyhine, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Danıştay nezdinde itiraz yoluna başvurulabilir. İzin verilmiş olsa dahi, itiraz süresi geçene kadar veya Danıştaya yapılan itiraz sonucunda hüküm tesis olunana kadar soruşturma başlatılamaz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

“Kurul Başkan ve üyeleri ile personelinin hukuki ve cezai sorumluluğunu" düzenleyen 133. maddede Alt Komisyonda verilen önergeyle yapılan değişiklikle "üçüncü kişilere zarar vermek" ibarelerinin çıkarılması da iyi niyetli bürokratlara koruma sağlamayı amaçlamakla birlikte, kötü niyetli ve siyasi baskıya açık olabilecek bürokratlara da kalkan olarak yorumlanabilir. "Açık ve yeterli emare" olma şartı aslında yeterli bir korumadır. Bu ibarelerin kaldırılması gereksizdir ve bir anlamda bürokrata dokunulmazlık niteliğindedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

134’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

135’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Beşinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, altıncı bölüm üzerinde görüşmelere başlıyoruz.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanun Tasarısı’nın altıncı bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, benden önceki değerli konuşmacıların da ifade ettiği gibi, söz konusu tasarıya yönelik birçok eleştirinin, gerek komisyonlar sürecinde, alt komisyon veya üst komisyon toplantılarında gerekse Genel Kurul görüşmeleri sırasında muhalefet partilerine mensup milletvekilleri tarafından getirilen hiçbir uyarı ya da eleştirinin, maalesef, bu bölüme kadar dikkate alınmamış olması, hakikaten buradaki görüşmelerin süreci açısından ciddiyetle endişe verici bir noktaya gelmiştir. Bu denli geniş kapsamlı bir tasarıda son derece olumlu, yapıcı önerilerde bulunan muhalefetin hiçbir önergesinin kabul edilmemesi, görüşlerinin yok sayılması, inanıyorum ki sizlerin de birçoğunun vicdanını rahatsız etmektedir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, geneli üzerinden bu bölüme kadar yapılan eleştiri ya da önerileri tekrar bir özetleyecek olursak, şimdiye kadar hiçbir katkı alınmadığı başta olmak üzere, özellikle komisyonlarda son dakika önergeleriyle birçok yeni düzenleme bu tasarıya eklenmiştir. Birçok kamu kurum ve kuruluşunu, ilgili bakanlığı ilgilendiren bu düzenlemelerin yerinde tartışılmadan, uzmanların görüşü alınmadan, alelacele bu tasarıya eklenmesi, zaten Genel Kurul aşamasında yeni getirilen önergelerle de bir şekilde doğru olmadığını göstermektedir.

Diğer taraftan, Sermaye Piyasası Kuruluna âdeta sınırsız diyebileceğimiz padişahlık yetkisi gibi yetkiler verilmektedir. Bu, gelecek süreçte birçok kurumu, kuruluşu, kişiyi ya da tüzel kişiyi ciddi anlamda sıkıntıya sokacak bir yetki fazlalılığıdır. Bunun mutlaka kontrol altına alınması gerekmektedir.

Kurula zarar veren herhangi bir bürokratın soruşturulması konusunda hüküm yer almasına rağmen vatandaşlara zarar veren herhangi bir bürokratın soruşturulmasıyla ilgili herhangi bir hüküm yoktur. Tasarının orijinal hâlinde böyle bir düzenleme yer almaktayken, üçüncü kişilere zarar verenlerin soruşturulmayacağı yönündeki düzenleme maalesef komisyonda bu şeklini almıştır yani vatandaşa zarar verilirse kimse suçlu değil, kuruma zarar verilirse onlar bir şekilde bir soruşturmayla kapatılabilecek.

En önemli konulardan birisi, “Borsa İstanbul Anonim Şirketi” adıyla kurulan yeni şirkete İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının ve İstanbul Altın Borsasının tüm mal varlıklarıyla birlikte bir zengin hüküm kazandırılması konusudur. Burada özellikle İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına ait arsaların, TOKİ tarafından değerlendirilmek üzere, bu anılan kuruma devrinin yapılması ve yapılma kaydının da kâr amaçlı projeler ve uygulamalar yapımından elde edilecek kaynakların Millî Eğitim Bakanlığıyla yapılacak bir protokol çerçevesinde harcanacağı gibi bir belirsiz hükmün burada yer alması, gerçekten önümüzdeki günlerde, bu, İstanbul’da ne büyük rant kavgalarının olacağının çok önemli bir göstergesidir.

Sayın Bakan, özellikle bu Genel Kurulda bu konuyla ilgili açıklama yapmanıza büyük ihtiyaç vardır. Burada devredilecek mal varlıklarının toplamı nedir? Bu arsa nasıl değerlendirilecek? “Elde edilecek kaynaklar” ibaresinden ne anlaşılmaktadır? Bu kaynakların ne kadarı Millî Eğitim Bakanlığına devredilecek veya ne kadarı hangi amaçlarla kullanılacak? Dolayısıyla, bu kaynakları nereden temin edeceğiz? Bunların cevabının verilmesi lazım. TOKİ’ye devredilme yerine Bakanlığınızca ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına bu arsanın devri, hatta hatta ücretsiz olarak devri yapılarak gerekli eğitim kurumlarının ya da kültür kurumlarının kazandırılması daha doğru olmaz mıydı? Tabii ki bunların mutlaka cevabının bir şekilde verilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, konu Sermaye Piyasası Kanunu olunca Türkiye’de bu sermaye piyasasında bugüne kadar yaşanmış ve hâlen çözülememiş mağduriyetlere değinmeden geçirilmesi mümkün değildir. Bilindiği gibi, son on yılda, AKP hükûmetlerinin Türkiye’yi tek başına yönettiği dönemde çözüm bulamadığı çok önemli iki konu vardır. Bunlardan birincisi, sözde “İslami holdingler” adı altında özellikle yurt dışındaki Türk vatandaşlarının kazanımlarını toplayıp hiç eden şirketler adına herhangi bir cezai müeyyidede bulunamaması ve bu mağduriyetten zarar gören vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilemediği konusudur. Sayın Bakana dün bu konuda sorduğumuz bir soruya dürüstçe cevap vermiş olmasından dolayı ayrıca teşekkür ediyorum. Testi kırıldıktan sonra yapılacak çok fazla bir şey kalmadığını ifade etmiştir. Doğrudur, keşke testi kırılmadan önce bunların tedbirleri alınabilmiş olsaydı. Ama testi kırıldıktan sonra da bu testiyi kıranların elini kolunu sallayarak Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde dolaşmalarından da bu milletin vicdanı rahatsız olmaktadır Sayın Bakan. Bunlarla ilgili mutlaka yeni düzenlemelerin getirilmesi kaçınılmazdır. Özellikle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Dönem çalışmaları sırasında, bu konuyla ilgili, yani bazı girişimcilerce “holding” adı altında gerçekleştirilen izinsiz halka arz yoluyla tasarruf sahiplerinin mağduriyetine yol açılmasının neden ve sonuçlarıyla, bu süreçte SPK’nın sorumluluğunun araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmış ve araştırma komisyonunun raporu da 11 Nisan 2006 tarihli birleşimde açıklanmış ve yüce Meclise sunulmuştur. Bu raporda geçen ifadelerden sadece bir cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum: “500 bin dolayında vatandaşımızın yaklaşık 10 milyar avroya varan tasarruflarının yok edildiği” ifade edilmiştir. Şimdi bu 10 milyar avroyu alanlar “testi kırıldı” diye Türkiye’de elini kolunu sallaya sallaya hâlâ dolaşıyorlarsa, bu da bu devlete ve on yıllık AKP hükûmetine de yakışmamaktadır diyerek geçiştirmek istiyorum.

Yine, Sayın Bakana vermiş olduğumuz önergelere cevaben bazı holdinglerle ilgili suç duyurusunda bulunulduğu ve toplam 88 şirket hakkında -yani 2010 yılı itibarıyla- kurula kaydına bakılmaksızın 211 adet suç duyurusunda bulunulduğu ve bunlardan 74 adet kamu davasında ilgili kanun gereğince erteleme, 46 kamu davasında sorumlular hakkında mahkûmiyet ve 15 kamu davasında da beraat kararı verildiği ifade edilmiştir. En azından diğerleriyle ilgili soruşturmanın ve mağduriyetlerin giderilmesi konusundaki çalışmaların -hiç olmazsa- geç de olsa bitirilmesinde büyük yarar vardır.

Diğer ikinci konu, İhlas Finans Kurumu mudilerinin sorunudur ve bu konuda yaşanan mağduriyetlerdir.

Değerli milletvekilleri, yine, bu konuda vermiş olduğumuz bir soru önergesine Sayın Bakanın verdiği cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum. “2012 yılı Ocak-Mart dönemi faaliyet raporundaki kayıtlara göre, şirketin tasfiye başlangıcı olan 9 Şubat 2011 tarihi itibarıyla 66.344 adet cari hesap, 155.954 adet de kâr-zarar katılım hesabı olmak üzere toplam 222.298 hesap sahibine 675 milyon 679 bin 38 ABD doları ve 244 milyon 353 bin 177 avro borcu bulunduğu görülmektedir.” denmiş ve bunun bugüne kadar on yılda ancak yarısına yakın bir bedelinin ödenebildiği ortaya konmuştur. Geriye kalan yarı için de herhâlde bir on yıl daha bu kadar insanın beklemesi kaçınılmaz olacaktır.

Bu tasarıda, özellikle biraz sonra grubumuzca verilen “ortaklık tazmin fonu” kurulması yönündeki önergemizin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) - …tasarıya eklenmesinin ve bu mağduriyetlerin bir kısmının giderilmesinin yerinde olacağının gerekli olduğunu söylüyor, tekrar yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.16

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Bölüm üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Süleyman Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Çelebi, galiba susma hakkını kullanacaksanız!

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, galiba siz alıştınız benim susma hakkımı kullanmama veya hep sustukça da işinize geliyor galiba! Diyeceksiniz ki…

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Sen meydanların adamısın.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Ben meydanların adamıyım. Tabii ki meydanlarda söylediklerimizi biraz dinleseniz burada konuşmaya bile gerek duymayacağım.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Ya, bir sendikacının, bir işçi temsilcisinin sermaye piyasasıyla ne alakası var? Nereden çıktın bu kürsüye?” Oysa her gelen yasada, her gelen sektörel yasada bizi ilgilendiren, bize vuran, çalışanların geleceğini karartan temel haklara yönelik saldırılar var, onun için konuşuyorum.

Dolayısıyla, şimdi bir yasa geliyor, yasada ileri demokrasinin nimetlerini; bir başka yasa geliyor, ileri demokrasiye geçildi, onun nimetlerini; şimdi bu yasaya geldik, yine ileri demokrasinin nimetlerini burada da görüyoruz! Demek ki ileri demokrasi bayağı ilerlemiş!

Sustum anlatamadım, şimdi bir daha konuşmak istiyorum.

Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı’nın 137’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında “Bu Kanun uyarınca kurulan ve faaliyet gösteren borsalar ve teşkilatlanmış diğer pazar yerleri, merkezî takas kuruluşları, merkezî saklama kuruluşları ile MKK tarafından yürütülen hizmetlerde grev ve lokavt yapılamaz.” deniliyor. Yani tüm sermaye piyasası faaliyetlerinde yine grev ve lokavt yasağı getirilmesi bu yasayla önerilmiştir. Meclisimizde -daha yeni- temel çalışma hayatıyla ilgili yasa değişikliği çok kısa dönem önce yapılmıştı, biliyorsunuz. Burada Sendikalar Kanunu’nu görüştük ve “devrim niteliğinde reform” diye sunulan yasa geçti. O yasanın geçişinden hemen sonra şimdi, bugün 10 sayılı iş kolunda hiçbir surette grev yasağı o yasada öngörülmemişken sadece borsalara ilişkin getirilen bu teklif 2011 tarihinde yapılan referandumdaki demokratikleşme vaadi olan anayasal sendikal hakların önündeki engellerin kaldırılmasına da aykırı bir durumdur. Bu yasak hem Türkiye’nin altına imza atarak kabul ettiği ILO sözleşmelerine hem de Anayasa’nın eşitlik kuralına aykırı ve müktesep hakları ortadan kaldıran bir uygulamadır değerli arkadaşlar.

Sermaye Piyasası Kanunu’nun geçici 9’uncu maddesiyle getirilmek istenen bu yeni yapı İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve İstanbul Altın Borsası çalışanlarının mevcut toplu iş sözleşmesiyle kazanılmış olan haklarının korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

Biliyorsunuz, 10 sayılı ticaret, büro, eğitim, güzel sanatlar iş kolunda, borsa hizmetlerinde hem 1980 askerî darbe öncesi yürürlükte olan iş ilişkileri yasası hem de 12 Eylül darbesi ürünü ve antidemokratik olduğu her kesimce belirtilen 2821, 2822 sayılı yasalar ile 7 Kasım 2012 tarihinde yürürlüğe giren yani bu Mecliste yürürlüğe giren 6353 sayılı -sendikalar ve toplu iş sözleşmesi- Kanun’da hiçbir surette grev yasağı getirilmemiştir. Ki bu iş kolunda örgütlü olan TEZ-KOOP İş Sendikası -TÜRK-İŞ’in üyesidir- 2006’dan beri burada örgütlüdür, tek bir grev uygulaması da yapılmamıştır. Ama AKP’nin zihniyeti yasaklara adandığı için, yasakçı zihniyet mutlaka buraya da bir yasak getirerek bu sorunu böyle çözmek istiyor. Özel olarak, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasıyla, Altın Borsasında çalışmakta olan işçilerin toplu pazarlık ve tüm sermaye piyasasında çalışmakta olan işçilerin grevli toplu iş sözleşmesi, sendikal haklarını ortadan kaldıran özel hüküm anlamındadır bu yasa değişikliği. Bu da Anayasa’nın “Eşitlik” kuralına aykırı ve müktesep hakları ortadan kaldıran bir işlemdir.

Değerli arkadaşlar, getirilen bu, grevi fiilen yasaklama maddesi, başta ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri olmak üzere, Avrupa Sosyal Şartı, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal, Kültürel Hakları Sözleşmesi gibi birçok sözleşmeyle birlikte, Anayasa’nın 90’ıncı maddesine de aykırı bir düzenleme bu yasayla getirilmektedir; Türkiye Cumhuriyeti’nin grev hakkını onayladığı bu sözleşmelere göre, dört yoldan ihlal etmektedir.

Birincisi: Kamu çalışanlarının grev hakkı zaten bulunmamaktadır.

İkincisi: Grev hakkı yalnızca, işçilere, toplu sözleşme sürecinin sonunda kullanacakları bir hak olarak tanımlanmıştır ve hak grevi, dayanışma grevi ve genel grev haklarının kullanılması engellenmekte, hatta suç sayılmaktadır. Bunun örnekleri vardır ve oysa Anayasa referandumu sürecinde bu engellerin Anayasa’dan ve yasalardan ayıklanacağı vaadi verilmiştir. Şimdi, yasaklar gelmeye devam ediyor.

Üçüncüsü: Bakanlar Kuruluna tanınan grev erteleme yetkisi var. Grev hakkının özünü de ihlal eden nitelikteki bu uygulama varken tamamen yasakçı bir zihniyetle bu yasanın getirilmiş olması düşündürücüdür değerli arkadaşlar.

Dördüncüsü ise grev yapılmayacak sektörler çok daha geniş tutulmuş olmuştur.

Kanunun 137’nci maddesinin (2)’nci fıkrasıyla Sermaye Piyasası çalışanlarına getirilmek istenen grev yasağını antidemokratik bir uygulama olarak görmekte; işçinin emeğini ve sendikal hakları gasbetmeye yönelik bu maddenin reddedilmesi konusunda, yüce Meclisimizde yer alan tüm milletvekillerimizi duyarlı olmaya davet etmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan şöyle bir açıklama ve değerlendirmede bulunmuştu bu yasayla ilgili. AKP’nin ve iktidarın bu konudaki yaklaşımını zaten bu ortaya koyuyor. Sayın Bakan diyor ki Sermaye Piyasası Kanunu’yla getirmek istedikleri grev yasağına yönelik: “Eğer bir tane borsanız varsa, düşünün ki bu borsanın grev sebebiyle kapatıldığını, bunun toplam ekonomiye maliyeti çok yüksek olacaktır. Dolayısıyla borsada çalışmak isteyenler -cümle aynen böyle- bankalarda çalışmak isteyenler, Türk Hava Yollarında çalışmak isteyenler, bir bakıma baştan bu şirketlere girerken burada grev uygulaması konusunda çok önem veriyorlarsa o zaman grev uygulamasının olabileceği bir yerde çalışmayı da kuşkusuz tercih edebilirler.” Yani diyor ki Sayın Bakan: Bakın, bu yasak alanlarda çalışmak isteyenler burayı tercih etmesinler, burada grev hakkı yok, grev hakkı olan yerlere gitsin diyorlar.

Dolayısıyla son bir karar alındı -Hukuk sisteminin nereye gittiğini bir cümleyle vurgulamak için söylüyorum- daha üç gün önce 11. Ağır Ceza Mahkemesi şöyle bir karar verdi, yeni bir karar. Türkiye hukukunun nereye gittiğine ilişkin: TÜRK-İŞ’e bağlı, TÜMTİS’e bağlı işçiler örgütlendiler ve bu örgütlemeyi yapanlar altı ay on beş gün ilâ bir yıl on ay arasında cezalara çarptırılırlar. Mahkemenin kararı aynen şu, sizin de dikkatinize bir cümleyle sunuyorum: Yasal bir sendika olan -mahkeme kararından bahsediyorum- TÜMTiS üyesi işçilerin sayısını çoğaltmak, bu şekilde aidat gelirlerini artırmak ve haksız ekonomik çıkar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) - … elde etmek amacıyla girdikleri anlaşılmıştır. Yani bunu, bu örgütlenmeyi yapan ve yasal olarak sendikanın örgütlenme özgürlüğünün olmadığı bir ülkede, işte, bu grev yasakları ve benzeri uygulamalarla Türkiye karşı karşıyadır. Bu yasaya bu anlamda bir kez daha vicdani olarak karar vermenizi diliyorum.

Artık yasaklardan Türkiye’yi kurtarmanızı diliyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; her ne kadar bütün eleştirilerimize ve uyarılarımıza rağmen bu yasa Meclisten doludizgin geçiyorsa da uyarılara devam edelim çünkü gelecekte bu tartışmaları hatırlamak zorunda kalacağız.

Birincisi, bu Sermaye Piyasası Kanunu’nu tartıştığımız dönem dünyanın yeni bir büyük iktisadi krizle yüzleşmeye hazırlandığı bir dönem. Bu dönemle ilgili yorum yapan iktisatçılar, 2013 krizinin 2008 krizinden de çok daha yıkıcı olacağına dair öngörülerde bulunuyorlar ve bu öngörüleri yaparken, özellikle Çin’deki iktisadi yavaşlamanın Amerika Birleşik Devletleri’nde yol açacağı yavaşlamanın yanı sıra “BRIC ülkeleri” denilen yani Brezilya, Güney Afrika, Hindistan ve Çin ve bunun yanına Türkiye ve Meksika’yı da katarak “yükselen piyasa” denilen bu piyasaların, Avrupa, euro bölgesindeki, Birleşik Devletler’deki ve Britanya’daki duraksama nedeniyle son derece önemli bir duraksamanın içerisine gireceğini söylüyorlar. Bu da bir kehanet sayılmaz çünkü başlıca tedarikçilerindendir Türkiye bu piyasaların. Dolayısıyla üretim tabanında gerçek bir fırtınanın -özellikle İsrail ve İran arasındaki olası savaş da göz önünde tutulduğunda- 2013’te bizi beklediğini söylüyor.

Ayrıca 2013 bakımından eldeki iktisadi veriler de önemli sıkıntılara işaret ediyor. TÜİK’in yayınladığı araştırmada Türkiye’de sürekli yoksulluk riski altında bulunanların oranının yüzde 18,5 olduğu ortaya çıktı. 2009 yılında bu yüzde 17,3 iken 2010’da da 18,5’a yükselmişti. Demek ki sürekli yoksulluk riski altında bulunanların sayısı son derece yüksek.

Sizin için çarpıcı olabilecek başka bazı grafik göstergelerden söz edeyim. Yani grafikten kastım, bir resim gibi gözünüzün önüne getirin.

Türkiye’de yaşayanların yüzde 41,7’si oturduğu konutta izolasyondan dolayı ısınma sorunu yaşıyor; yüzde 41,6’sının konutunda sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi gibi sorunlar söz konusu; yüzde 61,8’inin taksit ödemeleri ve borçları var ve bunların yüzde 26,2’si için bu çok büyük yük ve nihayet Türkiye’de yaşayanların yüzde 63’ü ciddi finansal sıkıntıyla karşı karşıya, belirlenmiş 9 temel ihtiyaç maddesinden en az 4 tanesini karşılayamıyor. Sürekli yoksulluk riski altında bulunanların sayısı yaklaşık 30 milyon civarında. Bu, Türkiye’nin nasıl bir sosyal hayat içerisinde olduğunu gösteriyor. Bu sosyal hayatın kıyısında bir yerde “borsa” diye bir şey var, dün de konuşmuştuk. Bu “borsa” dediğimiz şey, aslında, ulusal borçtan kaynaklanan, ulusal borcun, “millî borç” dediğimiz şeyin yol açtığı anonim şirketler, bunların menkul değer alışverişleri ve borsada kumar oynama ve modern bankokrasiye imkân veren bir iktisadi modele yol açtığını biliyoruz. Burada, sadece Karl Marx’ın değil, Roubini, Stiglitz gibi Amerikalı piyasa iktisatçılarının da söylediği gibi, aslında bu borsalar eninde sonunda küçük balıkların köpek balıkları tarafından yutulduğu, kuzuların borsa kurtları tarafından yutulduğu can ve kan pazarları.

Şimdi, bu anlamsız iktisadi ilişkiye dair net başka göstergeler var. Anlamsızdan kastım, gerçek üretim, gerçek büyüme rakamları açısından. Borsa şirketlerinin kârları geçtiğimiz yıl yüzde 33 yükseldi, başka hiçbir şey yüzde 33 yükselmedi. Halkın gelirleri yüzde 33 yükselmedi, üretim şirketlerinin kârları yüzde 33 yükselmedi ama borsa şirketlerinin kârları yüzde 33 arttı ve borsada işlem gören 16 banka 13,2 milyar kâr açıkladı. Bu, borsada işlem gören 362 şirketin elde ettiği kârın yüzde 40’ı. Aslında dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Aşırı finansallaşma, finans sermayesinin bütün üretim süreci üzerinde bir ur gibi büyümesinden doğan bir sürdürülemez iktisadi hayat “borsa” denilen bir şeye yol açıyor. “Borsa” dediğimiz şey, aslında gelecekteki varsayılan kârlar üzerinden oynanılan kumarlar ve bu kumarlar içerisinde yer alan son derece küçük bir azınlığı Türkiye’nin ve biz, bunun üzerinde konuşuyoruz saatlerdir ve bekleniyor ki bu borsa düzenlemesi gerçekleştiği takdirde Türkiye dünya için önemli bir finansal yönetim merkezi hâline gelsin.

Önemli finansal yönetim merkezlerinin aslında esasen New York ve Tokyo borsaları olduğunu biliyoruz, geri kalanlar bunların aracılığını yapıyor. Yani Türkiye, esasen, dünyada dolaşan hayalî mali sermayenin kendi içinden geçmesine imkân vererek burada bir toplum için çıkar elde edeceğini düşünüyor fakat böyle bir imkân yok arkadaşlar. Böyle bir imkân yok çünkü eğer 2013’te öngörülen kriz gerçek ise bu krize karşı koyacak olan tek şey maddi üretim temelleri gerçekten güçlü olan toplumlar, topluluklar. Türkiye, ne yazık ki, ortaya konulan iktisadi yapının da gösterdiği gibi, bütün bunlara göğüs gerecek kararlılıktan uzak.

Türkiye, AKP Hükûmeti yönetiminde bu krizden Amerika Birleşik Devletleri’nin yanında sıkıca durarak, bölgesel hâkimiyet mücadelesi içerisinde aktif bir biçimde yer alarak, olası savaşlar içerisinde yükselerek kendi rolünü yükseltmeyi ümit ediyor. Bunun, halkımız için, bölge halkları için, dünya halkları için nasıl büyük bir sorun ve felaket olduğunu söylemeye gerek bile yok.

Gördüğümüz gibi, öngörülen iktisadi modelle, öngörülen finansal işleyişle gerçek hayat arasındaki ilişki böyle zalimane. En yoksullar için, en ezilenler için, en dışlananlar için hiçbir şey ifade etmeyen, tam tersine yoksulluk, gerileme, sömürü, aşırı sömürü, daimî işsizlik, sürekli yoksulluk anlamına gelen bir iktisadi modelin tacı olan, pırlantası olan borsa yani bu büyük kumarhane Türkiye’de geleneksel değerlere en çok değer verdiğini söyleyen bir hükûmet tarafından toplumun başına bir çorap gibi örülüyor.

Şimdi, bu sermayenin ördüğü çorabı bir “taç” diye topluma inandırmaya çalışan bu yaklaşımla hiçbir şekilde uzlaşmayacağımızı… Aslında Türkiye'nin yaşadığı bütün sosyal meselelerin, bütün iktisadi, bütün siyasi meselelerin bağrında, temelinde bu hâkimiyet modelinin yattığını düşünmek için, görmek için çok da âlim olmaya, çok da arif olmaya gerek yok. Ancak, Türkiye halkları, son derece zalimane biçimde, bankaların kurduğu bu sömürü düzeni içerisinde herkes birbirine borçlanarak, gelecekteki kazançlarını bugün borç olarak yatırarak ama gelecekte hiçbir şey kazanmayarak, sürekli darboğaz içerisinde yaşayarak ödüyorlar. Bunun karşısına çıkabilme cesaretini gösterdiğimiz gün, gösterildiği gün, bütün bu, gerçekte çöken yani hepsi rutubetli, çürümüş evlerde yaşayan halkı, yaşadıkları hayatın ancak o kadar olabileceğine dair bu tez ile nüfusun yüzde 10’unun geri kalan yüzde 90’ının kazançlarının yüzde 50’sini elde ettiği bir düzenin iyi bir düzen olduğuna inandıran bu göz bağcılığının yıkılması için elimizden gelen çabayı göstereceğiz.

Borsa bir kumarhanedir. İyi bir kumarhane sahibi olan sadece kumarhaneci olur, başka hiçbir şey olmaz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi soru-cevap işlemine başlayacağız.

Sayın Kaleli, buyurun.

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Rezerv opsiyon mekanizması ile döviz piyasalarında işlemler fiyat belirleme süreci içinde midir?

Serbest dalgalı kur rejimi devam ediyor mu? Etmiyorsa bunun yan etkileri var mıdır?

ROM mevduat zorunlu karşılıklarının altın veya yabancı para ile yapılması ile oluşan yabancı para arzı döviz rezervinin artmasını sağlıyor gibi görünürken kur belirleme sürecine dâhil olmuyorsa, kur dalgalanmıyorsa risk nasıl algılanır?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara)– Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu soruların tamamı Merkez Bankamızın para politikaları ve makro ihtiyati tedbirleri çerçevesindeki konular, oldukça teknik içerikli konular. Eğer uygun görürseniz, Merkez Bankamızdan yazılı bir cevap hazırlayıp size iletelim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, 4 Aralık 2012 tarihinde Meclisin bilgisine sunulan, kamu denetçileriyle ilgili bir karma komisyondaki dosyalara baktım az önce. Kamu denetçiliğine seçilen arkadaşlarımızın hemen hemen tamamının siyasi partiye üye olmadıklarına dair belgeler dosyalarında yok. Elbette bu başvurular alındığı zaman bu belgelerin de içinde bulunması gerekirdi ancak şu an itibarıyla, yaklaşık bir saat öncesi itibarıyla bu belgeler dosyalarında bulunmamaktadır. Bunu, kayıtlara geçsin diye özellikle buradan söylüyorum. Yani kamu denetçiliğine seçilen Serpil Çakın, Mehmet Elkatmış, Muhittin Mıhçak ve Abdullah Cengiz Makas’ın siyasi partiye üye olmadıklarına dair belgeler dosyalarında olmadığı gibi, diğer üye Zekeriya Aslan’ın ise geçtiğimiz yıl istifa ettiği bildirilen dilekçesi, ancak AKP Genel Merkezi tarafından yeni bildirilmiş bir belge olarak dosyasına girmiştir. Kayıtlara geçmesi açısından bilgilerinize sunuyorum. Karma komisyona başvuruyu yaptım. Umarım bu değerlendirmeler dikkate alınır ve yasanın amir hükümlerine uyulmadığından dolayı bu kamu denetçileriyle ilgili bir değerlendirme mutlaka yapılmalıdır diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, altıncı bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi altıncı bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

136’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:19.49

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

 

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Şampiyonlar Ligi’nde bir üst tura yükselen Galatasaray futbol takımını tebrik ettiğine, UEFA Avrupa Ligi’nde Fenerbahçe’ye başarılar dilediğine ilişkin konuşması

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başkanlık Divanı olarak, dün gece Braga’yı 2-1 yenerek Şampiyonlar Ligi’nde bir üst tura yükselen Galatasaray futbol takımımızı tebrik ediyoruz. (Alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Başkanım, biraz erken olmadı mı Başkanım! Fenerbahçe var diye bugün böyle söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Ayrıca, bu akşam UEFA Avrupa Ligi’nde Fenerbahçe’nin Borussia Mönchengladbach maçında da başarılar diliyoruz. (Alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, Fenerbahçe olmasaydı Galatasaray’ı söylemezdiniz Sayın Başkanım. Siz iyi bir Fenerbahçelisiniz.

BAŞKAN – Millî maç efendim, takımlarımızın yabancı takımlarla her maçlarında o takımları tutuyoruz.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/638) (S. Sayısı: 337) (Devam)

 

BAŞKAN – 137’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı “Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı”nın 137 nci maddesine (3) numaralı fıkra olarak aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                           Ayşe Nur Bahçekapılı                       Mehmet Doğan Kubat

                     Giresun                                            İstanbul                                            İstanbul

                 Enver Yılmaz                                     Yılmaz Tunç                                 Hakan Çavuşoğlu

                     İstanbul                                              Bartın                                                Bursa

“(3) Halka açık ortaklıkların borsada gerçekleştirilen işlemler neticesinde satın alınan paylarının pay defterine kaydedilmesinden imtina edilemez. Bu ortaklıkların borsada işlem görmeyen payları için ise 6102 sayılı Kanunun 493 üncü ve 494 üncü maddeleri uygulanır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 Sıra Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısının 137. Maddesinin 2. fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                Bülent Kuşoğlu            İzzet Çetin

         İstanbul                               Ankara                        Ankara

Tufan Köse                                Kazım Kurt              Uğur Bayraktutan

    Çorum                                    Eskişehir                       Artvin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

337 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 137. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan                             Nazmi Gür               Adil Kurt

   Şırnak                                         Van                      Hakkari

Ayla Akat                                 Pervin Buldan

   Batman                                       Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Vur ama öldürme İdris.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın aslında en önemli maddesini görüşüyoruz. Hatırlarsanız, 12 Eylül referandumunda alanlara çıkıp işçilere, emekçilere, çalışanlara şöyle sözler vermiştiniz: “Örgütlenme özgürlüğünün önünü açacağız, sendikal örgütlenmenin önünü açacağız, toplu sözleşmenin önünü açacağız, grev hakkının önünü açacağız.” demiştiniz. Ne yazık ki o tarihten bugüne kadar, çalışma hayatını ilgilendiren kaç yasa buraya getirdiyseniz bütün bu bahsettiğiniz vaatlerin tam tersine, işçilerin, emekçilerin hak mücadelesini kısıtlayan birtakım düzenlemeler getirdiniz.

Aslında, emek düşmanı politikalarınız sokağa da yansıyor. Hak için, özgürlük için alana çıkan emekçilere gazı, copu, tazyikli suyu, cezaevini, gözaltı süreçlerini de sürekli olarak eksik etmediniz; dünyada şu anda en fazla sendikacının tutuklu bulunduğu ülke konumuna getirdiniz ülkeyi. Bu ülkenin en büyük konfederasyonu Memur Konfederasyonunun Başkanını gece yarısı ev baskınlarıyla gözaltına alıp onlarca sendikacıyı cezaevine attınız ve şu anda SES’den, Eğitim-Sen’den ve onlarca sendikadan sendikacı arkadaşlarımız bu sendikal mücadeleyi yürüttükleri için cezaevlerinde bulunuyorlar.

İşçilere hak ve özgürlük mücadelesinde nasıl yaklaştığınızın en yakın örneğini, Türk Hava Yollarında grev hakkı isteyen işçileri işten atmakla gösterdiniz. İşçilere yapmış olduğunuz zulüm için sadece Tekel işçilerine çektirdiklerinizi hafızanızda tekrar bir gözden geçirmenizi temenni ediyorum.

Bakın, burada, yine bu kanun tasarısında getirmiş olduğunuz düzenlemeyle özellikle finans sektöründe çalışan işçilerin sendikal hak mücadelesinin en önemli parçası olan grev yasağını getiriyorsunuz. Bugün, bu işçilerin yüzde 99’u TEZ-KOOP-İŞ Sendikalı ve grev hakkı olmadan sendikal mücadelenin hiçbir anlamı olmadığını da herhâlde hepiniz bizden daha iyi biliyorsunuz. Buraya getirmiş olduğunuz düzenleme, aslında ILO’nun 87 ve 98’inci maddelerine, yine Avrupa Sosyal Şartı’na ve Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’ne aykırıdır.

Aslında, Anayasa'nın 90’ıncı maddesinde de, iç hukukla çeliştiği zaman uluslararası sözleşmelerin geçerli olduğunu yazan çok net ibareler var. Dolayısıyla, bu maddeyle siz, Anayasa'ya da aykırı bir düzenlemeyi buraya getiriyorsunuz. Bu nedenle, bu vermiş olduğumuz önergedeki bu maddenin ilgili fıkrasının mutlaka bu kanun tasarısından çıkarılmasını ve çalışanlara, emekçilere verdiğiniz sözün gereği olarak ilk defa, burada çalışandan, emekçiden yana bir tavır göstermenizi bekliyoruz.

Tabii, meseleye bir de diğer pencereden bakmak gerekiyor yani bu kadar sermaye dostu, bu kadar emek düşmanı olan bir yaklaşımın siyasal, toplumsal, inançsal ve dinî açıdan da bir sorgulamasını yapmak gerekiyor.

Biz, inancımız gereği, hiçbir zaman hiç kimsenin inancını sorgulama, inanıp inanmadığını sorgulama noktasında olmadık ama Sayın Başbakan ve bu ülkedeki “hiç işleri başkanı” her ağzını açtığında din üzerinden bizlere sayısız hakaretler yapıyor.

Bakın, sadece getirdiğiniz bu kanun tasarısı bile, bu kadar sermayeyi önceleyen, bu kadar emek sömürüsünün önünü açan, emeği ve alın terini hiçleştiren bir noktadan inançsal açıdan, ahlaki açıdan da tekrar sorgulanmaya değerdir diye düşünüyoruz. Özellikle başta İslamiyet olmak üzere, bütün dinlerde emeğin ve alın terinin kutsal olduğunu herhâlde hatırlatmamıza gerek yok. Dolayısıyla, sizin bu kadar sermayeyi önceleyen, bu kadar emek harcamadan para kazanmayı, spekülasyon üzerinden rant kazanmayı önceleyen bir kanun tasarısında vermiş olduğunuz emeğin bu bahsetmiş olduğumuz pencerelerden de bir sorgulamasının önemli olduğunu düşünüyorum. Buradan bir şey çıkmayacağını biliyorum ama en azından bu 137’nci maddenin ikinci fıkrasını mutlaka bu tasarıdan çıkarmanız gerekiyor. Bunu, hiçbir açıdan değil, alanlarda, mitinglerde, referandum süreçlerinde çalışanlara, emekçilere vermiş olduğunuz sözün gereği olarak yerine getirme sorumluluğunu tekrar size hatırlatıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Görüşülmekte olan 337 Sıra Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısının 137. Maddesinin 2. fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Değerli arkadaşlarım, hepinize saygılar sunuyorum.

Daha mürekkebi kurumadı, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından 18 Kasımda onaylandı Toplu İş Yasası. 18 Kasım, daha mürekkebi kurumadı. Ben, size dilerseniz… Orada Meclis iradesi neyi kabul etmiş? “Bunlar dışında şuralarda grev olamaz.” diyor. Daha mürekkebi kurumadan burada getiriyorsunuz yeni bir grev yasağı. Arkadaşlar, Meclis iradesi vardır ya!

“Can ve mal kurtarma işlerinde; cenaze işlerinde, mezarlıklarda; şehir şebeke suyu, elektrik, doğal gaz, petrol üretimi, tasfiyesi ve dağıtımı ile nafta veya doğalgazdan başlayan petrokimya işlerinde; bankacılık hizmetlerinde; Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde; kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye ve şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde ve hastanelerde grev ve lokavt yapılmaz.”

Daha bir ay olmamış, on beş gün önce bu yasayı çıkarmışız arkadaşlar. Yani Sayın Bakan, bu işin sahibi eğer Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanıysa,  onun yaptığı işe bir şekilde müdahale ediyor. Ben, Sayın Bakanı Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına şikâyet ediyorum. Olmaz böyle şey.

Arkadaşlar, daha on beş gün olmuş ya! Yani ben vicdanlarınıza sunuyorum. On beş gün önce, Çalışma Bakanlığı… O kanunu biliyorum, yaklaşık bir yıllık…

Sayın Çelebi, ne kadar emek verdiniz? Yaklaşık bir yıldır...

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Evet.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – O yasaya yaklaşık bir yıldır emek veriliyor ama bir yıl emek verilen bir yasanın, eğer biz daha on beş gün geçmeden içine bunu koyuyorsak…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Emeğe saygısı yok, ne yapalım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – …ben Sayın Bakanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına bir kere daha şikâyet ediyorum.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Mahvedecek… Mahvedecek…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – İki: Bu -aynen söylüyor- ILO Sözleşmesi, arkadaşlar, diyor ki: “87 sayılı Örgütlenme Özgürlüğü, Örgütlenme Hakkının Korunması Sözleşmesi’ni, 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Sözleşmesi’ni onaylamış ve bu çalışma mevzuatını bu sözleşmelerle uyumlu bir hâle getirmeyi bir uluslararası yükümlülük olarak kabul etmiş bir ülkedir Türkiye.” Nerede kaldı arkadaşlar? Nerede kaldı?

Yine, hava iş kolunda grevi kaldırdınız. Peki, gariban 304 kişiye mi olan her şey oldu? Ekmeğinden oldu bu insanlar. Yani, bir şekilde birisi bu Türk Hava Yollarına diyecek: “Kardeşim, bak, bu iş kolunda grev kalktı.” Bunlar sadece grev öncülüğü yapmakla suçlanıp atıldılar. Ya etmeyin tutmayın, ya söyleyin ki: “Ya bak, burada grev kalktı.” Sayın Canikli, bu laflarımı size söylüyorum. Sayın Canikli hoş geldiniz. Şimdi, Sayın Canikli, biliyorum, Hamdi Topçu Bey sizin hemşehriniz; biri Giresunlu, biri Rizeli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kim, kim?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Sayın Topçu.

Aynı yoldan geçiyorsunuz, yoldan -ben olsam- Giresun’dan geçirmem ben onu.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Uçakla gidiyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Havadan gidiyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Şimdi, Sayın Canikli, hava iş kolunda grev kalktı, yazıktır şu 305 kişiye. Sayın Canikli, bu lafım da yine size, siz yoktunuz. Daha on beş gün olmadı, on beş gün önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı buradan Toplu İş Yasası’nı geçirdi. Daha on beş gün olmadan bu yasayı nasıl deliyoruz Sayın Canikli? Bu nedenle size de şikâyet ediyorum Sayın Bakanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanını.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Mahveder, mahveder.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı “Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı”nın 137 nci maddesine (3) numaralı fıkra olarak aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

 

“(3) Halka açık ortaklıkların borsada gerçekleştirilen işlemler neticesinde satın alınan paylarının pay defterine kaydedilmesinden imtina edilemez. Bu ortaklıkların borsada işlem görmeyen payları için ise 6102 sayılı Kanunun 493 üncü ve 494 üncü maddeleri uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılmak istenilen değişiklik ile Türk Ticaret Kanununun halka açık şirketlerdeki bağlam hükümlerinin uygulanmasına ilişkin uygulamada ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi ve borsada işlem gören paylar açısından takas kesinliği kuralları gereği bu şirketlerin borsada gerçekleştirilen işlemler gören paylarına ilişkin bağlam hükümlerinin uygulanmaması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Sayın milletvekilleri, malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı ve teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmündedir.

İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir.

Bu nedenle önergeyi okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlindeyse önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı "Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı"na aşağıdaki maddenin yeni 138 inci madde olarak eklenmesini ve mevcut maddelerinin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                    Ali Babacan

                                                                                                                             Başbakan Yardımcısı

"Borsa İstanbul Anonim Şirketi

MADDE 138- (1) Bu Kanun hükümlerine tabi olarak ve 67 nci maddede belirtilen borsacılık faaliyetlerinde bulunmak üzere Borsa İstanbul Anonim Şirketi unvanıyla bir anonim şirket kurulmuştur. Söz konusu Şirket, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın ticaret siciline resen tescil olunur. Borsa İstanbul Anonim Şirketi, bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında hazırlanacak esas sözleşmesinin ticaret siciline tescil edilmesiyle bu Kanunun 65 inci maddesinde yer alan borsaların ve piyasa işleticilerinin  kuruluşuna ve faaliyetine ilişkin izni almış sayılır.

(2) Borsa İstanbul Anonim Şirketinin faaliyet konusu ve amacı, sermaye miktarı, payları, payların devir esasları, 6102 sayılı Kanunun 478 inci maddesinin dördüncü fıkrasına tabi olmaksızın paylara tanınacak imtiyazlar, tasfiye, devir, birleşme, fesih, halka arz sınırlamaları, organları, komiteleri, bunların oluşumu, görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esasları, hesapları ve kârlarının dağıtımı ile teşkilatına ilişkin esaslar ile sair hususların yer aldığı esas sözleşmesi Kurul tarafından hazırlanarak ilgili Bakanın onayını müteakip bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç altı ay içinde genel hükümlerle bağlı olmaksızın doğrudan tescil ve ilân edilir. Bu süre ilgili Bakanın kararıyla en çok üç aya kadar uzatılabilir. Esas sözleşme tescil ve ilân edilinceye kadar Menkul Kıymetler Borsalarının kuruluş ve organlarına ilişkin mevcut düzenlemelerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanmaya devam olunur.

(3) Bu madde uyarınca Borsa İstanbul Anonim Şirketinin kuruluşu ve tescili ile esas sözleşmesinin hazırlanması, tescili ve ilanı kapsamında yapılacak işlemler harçtan, düzenleyeceği kâğıtlar damga vergisinden müstesnadır. Ticaret siciline tescil işlemlerinden ücret alınmaz.

(4) Bu Kanunla mülga 91 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre kurulan İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının ve bu Kanunla mülga 2499 sayılı Kanunun 40/A maddesi uyarınca kurulan İstanbul Altın Borsasının tüzel kişilikleri Borsa İstanbul Anonim Şirketinin esas sözleşmesinin tescili ile son bulur.

(5) Borsa İstanbul Anonim Şirketinin esas sözleşmesinin tescil edilmesi ile İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının ve İstanbul Altın Borsasının her türlü varlıkları, borçları ve alacakları, hakları ve yükümlülükleri, elektronik ortamdakiler de dahil olmak üzere her türlü kayıtları ve diğer belgeleri bir bütün olarak, bu maddede yer alan istisnalar dışında, herhangi başka bir işleme gerek kalmaksızın Borsa İstanbul Anonim Şirketine devrolunmuş sayılır. Şu kadar ki, mülkiyeti İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına ait ekli (2) sayılı listede belirtilen taşınmaz mal ve üzerindeki muhdesatı Kurula devredilmiştir. Mülkiyeti İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına ait ekli (3) sayılı listede belirtilen taşınmazlar bedelsiz olarak tapuda re'sen Hazine adına tescil edilir ve Milli Eğitim Bakanlığına tahsis edilmiş sayılır. Ekli (3) sayılı listedeki taşınmazların kullanım amacı hususunda Maliye Bakanlığının uygun görüşü aranır. Mülkiyeti İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına ait ekli (4) sayılı listede belirtilen taşınmazlar bedelsiz olarak tapuda re'sen Hazine adına tescil edilir. Ekli (4) sayılı listedeki taşınmazlar, üzerindeki yapılar ile birlikte, ilk onbeş yılı bedelsiz olmak üzere yirmidokuz yıllığına doğrudan Borsa İstanbul Anonim Şirketinin kullanımına bırakılır. Borsa İstanbul Anonim Şirketinin kullanımına bırakılan taşınmazların kullanım amacı, kullanım bedeli, yapım, inşaat ve tadilat esasları ile diğer hususlara ilişkin olarak Borsa İstanbul Anonim Şirketi ile protokol yapmaya Hazine Müsteşarlığı yetkilidir. Bu fıkranın birinci cümlesi uyarınca yapılacak devir sonrasında, Hazine ve Kurula devredilen gayrimenkuller dışındaki varlıklar ile yükümlülükler arasındaki müspet fark, Borsa İstanbul Anonim Şirketinin kuruluş sermayesini oluşturur. Bu fıkra kapsamında yapılacak işlemler veraset ve intikal vergisinden, harçtan ve düzenlenecek kağıtlar damga vergisinden müstesnadır.

(6) Borsa İstanbul Anonim Şirketi esas sözleşmesinde paylarının yüzde kırkdokuzu, bu pay sahipliği ile ilgili her türlü işlem Hazine Müsteşarlığınca yürütülmek üzere Hazine, yüzde ellibiri ise öncelikle aşağıda belirtilen amaçlarla değerlendirilmek üzere Borsa İstanbul Anonim Şirketi adına kaydolunur.

a) Esas sözleşmenin tescil ve ilanını müteakip sermayenin yüzde dördü İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının mevcut üyelerine, binde üçü İstanbul Altın Borsasının mevcut üyelerine eşit ve bedelsiz olarak; yüzde birine tekabül eden kısmı ise Türkiye Sermaye Piyasaları Birliğine bedelsiz olarak devredilir.

b) Borsa İstanbul Anonim Şirketinin esas sözleşmesinin tescil edildiği tarihten itibaren bir ay içinde Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası Anonim Şirketinin mevcut ortaklarının talepleri halinde, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası Anonim Şirketinde sahip oldukları paylar karşılığında, sahip oldukları pay oranının 0,05 ile çarpılması suretiyle bulunacak oranda Borsa İstanbul Anonim Şirketi payları verilir. Bu pay devrinde, 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Kanunun 7 nci maddesi uygulanmaz.

c) Borsa İstanbul Anonim Şirketine ait payların bir kısmı gerektiğinde stratejik ortaklıklar kurulması karşılığında ilgili taraflara ve/veya teknoloji, teknik bilgi ve yetkinlik aktarılması karşılığında diğer borsalara ve piyasa veya sistem işleticilerine Kurulun onayı ile devredilebilir.

d) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde Borsa İstanbul Anonim Şirketinin elinde pay kalması halinde, bu paylar bedelsiz olarak Hazineye intikal eder.

(7) Borsa İstanbul Anonim Şirketinin kamuya ait paylarının bu Kanun çerçevesinde halka arzı veya sair yöntemlerle satışı, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir.

(8) Borsa İstanbul Anonim Şirketi esas sözleşmesi uyarınca yönetim kurulu başkanı ve üyeleri seçilinceye kadar İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının mevcut başkanı Borsa İstanbul Anonim Şirketi yönetim kurulu başkanı olarak, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının yönetim kurulu üyeleri de Borsa İstanbul Anonim Şirketi yönetim kurulu üyeleri olarak görev yaparlar. Borsa İstanbul Anonim Şirketi yönetim kurulu başkanı en yüksek icra amiri sıfatıyla şirketi sevke, idareye ve tek başına temsile ve ilzama yetkilidir. Borsa İstanbul Anonim Şirketinin yönetim kurulu başkanlığına ve üyeliklerine seçim yapılıncaya kadar yönetim kurulu başkanlığının ya da üyeliklerinin herhangi bir nedenle boşalması hâlinde Hazine Müsteşarlığı tarafından yerlerine görevlendirme yapılır. İstanbul Altın Borsası Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin görevleri Borsa İstanbul Anonim Şirketinin esas sözleşmesinin tescil edildiği tarih itibariyle son bulur.

(9) a) İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına ve İstanbul Altın Borsasına ilişkin mevcut düzenlemelerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, bu Kanun uyarınca yapılacak düzenlemeler yürürlüğe girene kadar uygulanmaya devam olunur.

b) Mevzuatta İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına ve İstanbul Altın Borsasına yapılan atıflar ilgisine göre Borsa İstanbul Anonim Şirketine yapılmış sayılır.

(10) İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ile İstanbul Altın Borsasının tüzel kişiliklerinin sona ermesiyle yürütülmekte olan borsacılık faaliyetleri ile devam eden diğer tüm iş, işlem ve faaliyetleri Borsa İstanbul Anonim Şirketi tarafından yürütülür. Bu borsalar leh ve aleyhine açılmış ve açılacak davalarda ve icra takiplerinde Borsa İstanbul Anonim Şirketi kendiliğinden taraf sıfatını kazanır.

(11) Borsa İstanbul Anonim Şirketindeki kamu payı yüzde ellinin altına düşünceye kadar kendisinin ve iştiraklerinin her türlü hesap ve işlemlerinin denetimi yalnızca, Kurulun listesindeki bağımsız denetim kuruluşları arasından Hazine Müsteşarlığı tarafından seçilecek bir bağımsız denetim kuruluşunca yapılır. Bağımsız denetim neticesinde hazırlanan rapor eş zamanlı olarak Kurula ve Hazine Müsteşarlığına sunulur. Bu Kanunun 72 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları Borsa İstanbul Anonim Şirketi hakkında da uygulanır.

(12) Borsa İstanbul Anonim Şirketi ile bağlı ortaklıkları ve iştirakleri, kamu iktisadi teşebbüsleri de dâhil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan veya özel kanunla kurulan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan                  mevzuat, uygulama ve kısıtlamalara tabi değildir. Hazine Müsteşarlığı ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun uyarınca kurulan varlık kiralama şirketleri, ihraç etmiş oldukları menkul kıymetlere ilişkin, ihraççıların tabi olduğu Borsa İstanbul Anonim Şirketi'ne ödenmesi gereken kayıt ücreti ve kotasyon ücretinden muaftır.

(13) 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, 657 sayılı Kanun, 4/7/2001 tarihli ve 631 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Malî ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu, 3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu, 2/4/1987 tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 5018 sayılı Kanun, 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Taşıt Kanunu, 9/11/1983 tarihli ve 2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu, 2/1/1961 tarihli ve 195 sayılı Basın İlân Kurumu Teşkiline Dair Kanun, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun, 18/5/1994 tarihli ve 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ile bunların ek ve değişikliklerine ilişkin hükümler Borsa İstanbul Anonim Şirketi ile Borsa İstanbul Anonim Şirketinin doğrudan veya dolaylı olarak pay sahipliği nedeniyle bunlara tabi hale gelen bağlı ortaklıkları ve iştirakleri hakkında uygulanmaz. Bu fıkranın birinci cümlesi, bu Kanunla mülga 91 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve bu Kanunla mülga 2499 sayılı Kanunun 40/A maddesi uyarınca kurulmuş olan borsalar ile bunların bağlı ortaklıkları ve iştirakleri hakkında da, hükmi şahsiyetleri teşekkül ettiği tarihten itibaren geçerli olmak üzere, hüküm ifade eder; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemler için bu fıkranın birinci cümlesinde adı geçen kanunlara ve kararnamelere tabiiyet gerekçesi veya iddiasıyla işlem tesis edilemez, edilmiş olanlar kendiliğinden işlemden kalkar.

(14) Bu maddenin uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ilgili bakan yetkilidir.

 

(2) sayılı liste

kurula devredilecek taşınmaz listesi

 

 

ili

ilçesi

mahallesi

pafta

ada

parsel

 

Ankara

Çankaya/2

Karakusunlar

-

13911

4

 

(3) sayılı liste

hazineye devredilecek taşınmaz listesi

 

 

 

 

 

ili

ilçesi

mahallesi

pafta

ada

parsel

 

İstanbul

Sarıyer

İstinye

F22D11C3B

1352

7

 

İstanbul

Sarıyer

İstinye

51

360

3

 

İstanbul

Sarıyer

İstinye

51

360

64

İstanbul

Sarıyer

İstinye

50

380

38

İstanbul

Sarıyer

İstinye

50

380

17

İstanbul

Sarıyer

İstinye

50

380

18

 

(4) sayılı liste

hazineye devredilerek borsa istanbul anonim şirketinin kullanımına bırakılacak taşınmaz listesi

 

 

ili

ilçesi

mahallesi

pafta

ada

parsel

 

İstanbul

Sarıyer

Mirgün

48

154

119

 

İstanbul

Sarıyer

Mirgün

48

154

120

 

 

BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYON BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum ve madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Gurubu adına söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar) 

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu ihdas ettiğimiz madde, baştan beri kanunun en tartışmalı -geçici 9’uncu- maddesi malum. Sizlere geneli üzerinde konuşan arkadaşlarımız, bizler de bölümler üzerinde, maddeler üzerinde konuşurken söylediğimiz şey bu.

Sağ olsun, dün söyledik “Sayın Canikli, bu şekliyle olmaz; bu, geçici maddeyle düzenlenmez.” dedim. Şimdi de şekil şartı yerine getirilerek çerçeve, normal madde olarak gelmiş. Aşağı yukarı on dakikaya yakın süredir burada dinliyoruz, bu madde okunuyor, daha da fazla oldu ama ben kibarca öyle söylüyorum. 

Değerli arkadaşlar, böyle bir madde olur mu? Yani “İçinde 20’ye yakın alt maddesi var.” dedim. Tekrar, içinde bir tane, arkadaşlarımızın söylediği hususla ilgili…

Bir kere, böyle bir madde komisyonda da değil, Genel Kurulda normal bir madde yapılarak buraya eklenir mi? Tamam, arkadaşlarımız oturdu, “Çoğunluk var.” diyorlar. Hangisini dinlediniz de hangisini okudunuz? Şimdi ne olduğunu biliyor musunuz? Vallahi, ben alt komisyon üyesiyim, hâlâ dinlerken anlamadım çünkü alt komisyonda da vardım, bu madde alt komisyonda yoktu, üst komisyonda da son anda arkadaşlarımız getirdi.

Bakın, bir şeyin amacının doğru olması başka bir şeydir, usule uygun olması başka bir şeydir, içeriğinin doğru olması başka bir şeydir. Baştan dedik ki: “Biz Sermaye Piyasası Kanunu’na genel olarak karşı değiliz, geç kaldı, çıkması lazım.” Hâlâ aynı fikirdeyiz. Evet, borsanın da yeniden yapılandırılması gerekiyor olabilir, ona da itirazımız olmaz ama içeriğine itirazımız olur.

Değerli arkadaşlar, çok uzun olduğu için sizin konsantrasyonunuz bozulmuş olabilir. Bakın, orada uyardık, Sayın Bakan, sağ olsun “Eğitimle ilgili olanı doğrudan devrediyorum.” diyor. Peki, bunun içine -burada düzeltme de yaptınız, Sayın Bakanım, tekrar dinledim, altını da bir daha okudum- niye imtiyazlı hisse koymuyorsunuz Sayın Bakan? “Yönetmelikte koyacağız.” dediniz, ben de o konuda bir şey dersiniz diye iki haftadır bekliyorum.

Değerli arkadaşlarım, sizin vicdanınıza sesleniyorum: Borsa burada özelleştiriliyor. Borsa İstanbul diye özel bir şirket kuruluyor, yüzde 49’u devletin oluyor, yüzde 51’i şu anda ne olacak, yarın kime verileceği belli değil, işleticiye de verebilirim, içindekilere de verebilirim, o başka bir şey, ama doğrudan bir özelleştirme yapıyorsunuz ve yüzde 49’unu koyuyorsunuz. Sayın Bakan diyor ki: “Efendim, yönetmeliğe koyacağız.” Arkadaşlar, önünüzde İç Tüzük ve Anayasa var. Anayasa’da özelleştirmeyle ilgili, stratejik kuruluşlarla ilgili imtiyazlı hisse var, Anayasa’da var ya, bırakın kanunu. Peki, kanuna niye koymuyorsunuz Sayın Bakanım? Sonra da biz art niyetli oluyoruz. Nasıl art niyetli olmayalım? Birilerinin iyi niyetine göre kanun çıkaramam ki. Uygulayıcının kim olacağı belli değil ki yarın burada. Neden imtiyazlı hisseyi buraya koymadığınızı bana izah edin o zaman. Hâlâ konuşuyoruz, arkadaşlara sorduk: “Madem kanunu düzeltiyorsunuz, İMKB Başkanımız burada, neden metrekarelerini hâlâ koymuyorsunuz, bize söylediniz de, ne olur yani bu maddenin içerisine “parsel”i koyuyorsunuz da “metrekare”yi niye koymuyorsunuz? Ne olur yani bir satır daha koyduğumuz zaman ne olur, neyi tartışmış oluruz? Ben anlamıyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – O zaman nasıl bölüşüleceği de belli olmaz Kimler arasında bölüşüleceği de belli olur o zaman.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, bizim eleştirdiğimiz şeyler, işin amacına ilişkin değil, tekrar ediyorum. Bu, böyle olmaz. Bu, ayrı bir kanun teklifi ya da tasarısı olarak gelir, komisyonlara girer, kaç madde olması gerekiyorsa ayrı madde olarak yapılır, biz de eleştirimizi yaparız, siz de söyleyeceğinizi söylersiniz. İllaki çıkaracaksanız zaten çoğunluğunuz var. Neden böyle alelacele, kaptıkaçtı gibi kanun çıkarıyoruz, ben onu anlamıyorum.

Arkadaşlarım bana sitem ediyor. Evet, ben o sektörden geldim. Evet, biliyorum. Akademik olarak da biliyorum ama böyle de olmayacağını siz de biliyorsunuz, sadece ben değil yani. Böyle olmaz. Ve nitekim, şimdi, normal madde olarak, arkadaşlarımız 138’inci madde olarak düzenliyorlar. Güzel, ama şimdi, bunun böyle olması durumunda bize gelmesi lazım. Ondan önce tasarının içerisinde olacak ki ilgili kurumlar, Başbakanlık, diğer bütün ilgili kuruluşlar görüş bildirecek, eksiklerini tamamlayacağız, sonra da bu kanunu çıkaracağız.

Yani güzel söylüyor arkadaşlarımız, “Maksat hasıl oldu.” diyorlar ama içeriği yanlış. Şimdi, buradaki yanlışlığa biz eğer “Evet.” dersek bunun dünya ahiret vebali var, sadece bu dünyada değil, öbür tarafta da vebali var.

Dolayısıyla, bakın Sayın Bakan, yol yakınken, buraya bu düzeltmeleri yaptınız, gelin buraya imtiyazlı hisseyi koyun. Yani yarın burası devredilecek, 49’a düşürüyorsunuz, bir de içinde şimdi… Sonra diyorlar ki: “Efendim, oralara bakma, burayı geç.” Tamam geçeyim, bakıyorum, okuyorum. İçerisinde yeniden başka yer var, yine özelleştirmeyle ilgili.

Efendim, diyor ki 7’nci fıkrada: “Borsa İstanbul Anonim Şirketinin       -bakın size tekrar okuyayım- kamuya ait paylarının bu kanun çerçevesinde halka arzı veya sair yöntemlerle satışı -şirket hisselerinin satışı veya halka arzı- Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu bakanın önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde…” Güzel. Özelleştirme Yüksek Kurulu ne iş yapıyor? Sayın Başkanım, Sayın Bakan nereye gitti? ÖYK ne iş yapar, Özelleştirme İdaresi ne iş yapar? Sen halka arzı niye Hazineden sorumlu bakanın… Tamam, şu anda SPK’dan sorumlu olabilirsiniz, Hazineden sorumlu olabilirsiniz, Hazinenin payı olabilir. O zaman Maliye Bakanı ne iş yapacak özelleştirmeden sorumlu olarak, ben anlamıyorum, mesela yani. Siz anlıyor musunuz? Doğru mudur kurduğunuz sistemde? Maliye Bakanlığı da Hükûmetin bir bakanlığı değil mi, Özelleştirme İdaresi de Hükûmetin bir kurumu değil mi, niye özelleştirmeyi ilgili bakan getiriyor? Yani anlayamadığım şeyler bunlar.

Onun için, böyle bir maddenin burada olması yanlıştır. İçeriğini tartışırız dedim, Sayın Bakana da ilgili arkadaşlarımıza da söyledik, bunu çekin, hızlıca bu SPK kanunu kanunlaşsın, borsayla ilgili ayrı bir kanun çıkaralım ki bunun ayrı bir bölüm olarak orijinal taslakta yer alması gerekirdi, ama olmamış, o zaman çekin tartışalım, arkasından bunu da çıkaralım dedik ama, ısrarla böyle bir şeyle devam ediyoruz.

Peki, şimdi gelelim diğer konuya: Değerli arkadaşlar, yani bu kadar arazi -demin söylemiş olduğum metrekaresi belirtilmeyen, arkadaşlarımızın bize söylediği kadarıyla, onları doğru kabul ederek topladığımız zaman- 160 bin metrekarelik bir arazi, İstanbul’un İstinye’sinde…

Şimdi, yani tamam, anladık, rantı iyi biliyorsunuz, tamam; kentsel dönüşüm yapıyorsunuz, tamam; buradan rant çıkarıyorsunuz, para kazanıyorsunuz, iyi de bu, yarın sattığınız zaman geriye koyabileceğiniz bir şey değil. Yarın oradaki finans projesi olmadığı zaman, yapılan fizibilite çalışmalarında en uygun yer olarak çıkan, finans merkezi için -Ataşehir diye tutturdunuz ama, Başbakanın ısrarıyla- Maslak, Sarıyer, İstinye, Levent bölgesi. Ee, şimdi oraya ben nereden bulacağım, Sayın Bakana söylüyorum. Kendisi gitti, şimdi Sağlık Bakanımız var. Doğru söylüyor, aslında bu saatten sonra sağlığımız pek yerinde değil, uzun süre çalışa çalışa, sizin olmanızda fayda var…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Emanet…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani psikolojik olarak da evet, sizin burada olmanızda fayda var ama, Sayın Bakanın kendisinin bu sorulara muhatap olması lazım. En kritik madde bu, en kritik maddede Sayın Babacan gidiyor. Açılırken de Sayın Erdoğan Bayraktar vardı, arkadaşlar soruyor: “Niye geldi?” diye. E, niye gelsin? TOKİ’ye devredilecekti, malları teslim almaya geldi. Bundan daha doğal bir şey var mı? Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığına doğrudan devrediyoruz, hazineye. Peki, Millî Eğitim Bakanlığı kime yaptıracak? Millî Eğitim Bakanlığı o arsayı ne yapacak, okul mu yapacak oraya? İstinye’ye, İstinye Park’ın karşısına, Boğaz’a nazır yere Millî Eğitim Bakanlığı okul mu yapacak arkadaşlar?

Bize balın içerisine zehir koyarak o zehri yedirtemezsiniz, kusura bakmayın. Anayasa’da yaptığınız gibi balın içerisine zehir koyup “İçinde bal yediriyorum.” Diye, olmaz. Eğer amaç samimiyse, o araziler değerli arkadaşlarım, yarın finans merkezi olması gerekiyorsa, İMKB’nin yanındaki arazilerde başka şeylerin yapılması gerekiyor diyorum.

Yarın biz hükûmet olduğumuz zaman Ataşehir’i iptal ettik, nereye yapacağız peki? Arsa kalmamış. Ne olmuş? İstinye’deki arazileri Millî Eğitim Bakanlığı anlaşmış, TOKİ’ye devretmiş yine ve iş merkezi olmuş; buyurun, hadi hayırlı olsun! Yani amaç, oraya güzel gösteriyorsun, güzel de, öbür tarafta sadece Karayollarının arazisi 100 binlerce, 100 milyonlarca lira, 1 milyara yakın bir şeye gitti. Ben sordum arkadaşlarıma, minimum 1,5 milyar euroya yakın bir değer biçiyorlar bu arazilerin tamamına. Şimdi, el insaf, tamam bu da olabilir, projelendirilebilir ama böyle bir şeyin de, bunun arasında böyle kaptıkaçtı gibi olmasını, biz, açıkçası, anlayamıyoruz.

Borsanın yeniden yapılandırılmasına evet, özelleştirecekseniz, onun da şartları var, onu da yapabilirsiniz. Biz itiraz ediyoruz ama böyle olmaz. VOBAŞ ortadan kalkıyor. Altın Borsası ortadan kalkıyor, bir özel şirket hepsinin sorumlusu oluyor. Böyle bir şey olur mu? Yani lütfen, ben vicdanınıza sesleniyorum, böyle gelen her şeyi kabul etmeyelim. Biz, yapıcı, yol gösterici şekilde yapılması gerekenlerin arkasındayız ama bunun da açıklıkla burada gelip tartışılması şartıyla diyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.(MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Alaattin Yüksel, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu Hükûmetin hızına yetişmek mümkün değil, çalışma yöntemine alışmak da mümkün değil. Yani “Parlamentoyu nasıl devre dışı bırakırız, bırakın muhalefet milletvekillerini, iktidar partisinin milletvekilleri de dâhil Parlamentoyu nasıl baypas ederiz, nasıl bir hızla, sadece Hükûmet ya da sadece bir bakan ya da sadece talimat alınan bir yerden gelen direktiflerle yasaları geçiririz…” Bu hıza yetişmek mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, önce dün, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası (VOB) AŞ’yle ilgili, bu yeni kurulacak Borsa İstanbul AŞ’ye katılımıyla ilgili görüşlerimi ifade etmiştim. Aslında bu, tasarıda önce yoktu, alt komisyonda da yoktu ama daha sonra komisyonda görüşülürken, bir önergeyle geçici 9’uncu maddeye bir çağrı maddesi kondu, davet maddesi kondu, Borsa İstanbul AŞ kurulduktan, tescili bittikten bir ay sonra, VOB talep ederse, hisselerinin 00,5’le çarpılarak Borsa İstanbul AŞ’ye katılımı gerçekleşecek diye. Şimdi, o geçici madde yerine 138’inci maddenin içine alındığını gördük biraz önce.

Bizim bununla ilgili dün verdiğimiz iki önerge vardı. Bir tanesi, tabii, 9’uncu maddede diye biliyorduk, orada verdiğimiz önerge. Orada söylediğimiz şu: “Zorlayarak VOB’u teslim alıyorsunuz, bu birleşme, bu talep gönüllü olmayacak ama VOB’un yetkilerini kısarak, VOB’a ait olan, onun varlık nedeni olan vadeli işlem ve opsiyon işlemleri yetkisini mesela İMKB’ye de sonradan vererek VOB’u değersizleştirmeye, VOB’un içini boşaltmaya çalışıyorsunuz. Bu durumda da VOB’un yapacağı hiçbir şey yok, VOB teslim olacak. Hiç olmazsa bu 00,5 yerine, yüzde 5 yerine bu hissenin yüzde 8 yapılması.” Çünkü VOB’un değeriyle ilgili biz söylemiyoruz, İMKB Başkanının 21 Mayısta yaptığı televizyon konuşmalarında var. VOB’un ne kadar değerli olduğunu, ne kadar yüksek bir performansla çalıştığını, ne kadar kısa sürede geliştiğini anlatan, VOB’la İMKB’nin birleşmesi hâlinde işlem hacimlerinin 4 katına çıkacağını söyleyen, İMKB Başkanı. Bunu biz söylemiyoruz. Hiç olmazsa, bu değerde bir şirketin hisselerini yüzde 8’le devralın, oradan gelecek o paylarla da İzmirliler, İzmir’e uluslararası düzeyde yeni yatırımlar yapsın istemiştik. Şimdi, bizim o önergemiz tabii, akim oluyor bu durumda, o önerge düşüyor.

Bir de -ikinci önergede- VOB’u bu kadar değerli hâle getiren 76 personeli var. Bu personelin de bir şekilde açıkta bırakılmamasını, bu personelin de yeni kurulacak Borsa İstanbul AŞ bünyesinde değerlendirilmesini talep etmiştik, yeni bir madde ihdasıyla o da. Sanıyorum, yine, Hükûmet aynı şekilde bunu kabul etmeyecek, öyle anlaşılıyor.

Bununla ilgili, gündüz görüşmeler sırasında Sayın Bakana bu iki soruyu yöneltmiştim ben aslında ama Sayın Bakanın bu sorulara verdiği yanıtı anlamak, doğrusu mümkün değil. Ya benim Türkçeden hiç haberim yok, Türkçe bilmiyorum ya da Sayın Bakan ağzında geveleyerek… Yani çünkü bu söylenen, verilen cevaplar Türkçe cevaplar değil, anlaşılır cevaplar değil yani. Bunu kime verirseniz verin, ilkokul öğrencisine de verseniz, profesöre de verseniz bu cevaplardan bir şey anlamaz zaten. Burada böyle bir şey var.

Yani bir kere, birinci soruda “VOB’la konuşacak mısınız, görüşecek misiniz, karşılıklı bir pazarlıkla mı olacak bu?” diyorum. Sayın Bakan diyor ki, biraz önce gene sordum, gene aynı şeyi söylüyor: “Biz hâkim ortaklarla görüştük.” Hâkim ortak kim? İMKB’yi kastediyorsanız yüzde 18 hissesi var. Bunu kuran, VOB’u İzmir’de kuran, öncülük yapan, kurulmasında yoğun çaba harcayan İzmir Ticaret Borsasıdır. İzmir Ticaret Borsasının yüzde 17 hissesi var, TOBB’un, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin yüzde 25 hissesi var, 8 tane bankanın irili ufaklı hisseleri var. Siz kiminle konuştunuz? Biz İzmir’de İzmir Ticaret Borsası Başkanıyla, VOB’un ortaklarıyla konuşuyoruz. Kimsenin kendileriyle böyle bir pazarlık etmediğini söylüyorlar ve böyle bir yüzde 5’i de kabul edemeyeceklerini, en az yüzde 8 olması gerektiğini belirtiyorlar ve biz onun için, onlara sorarak bu önergeyi verdik, “Yüzde 8, hiç olmazsa, yapılsın.” diye. Yani bu 1’inci soruya verdiğiniz cevaplarda “Biz görüştük, anlaştık, burada bir sorun yok.” diyorsunuz. “VOBAŞ çalışanlarını da İMKB çalışanları hâline getirebiliriz…” Bunu da Bakanın bir taahhüdü olarak ele alıyoruz. “Önemli bir kısmının geleceğini düşünüyoruz. Bunların kendilerinin istemeleri hâlinde, ayrılmak istemezlerse -ayrılmak isteyen ayrılabilir- ayrılmak istemeyenleri de İMKB’de ve Borsa İstanbul AŞ’de değerlendiririz.” diyor Sayın Bakan. Bunun için teşekkür ediyoruz.

İkinci soruda “Bu, VOB’un değersizleştirilmesi konusunda, VOB’un varlık nedeni, kuruluş nedeni olan vadeli işlem ve opsiyon işlem yetkisini VOB yapıp duruyorken -Borsa İstanbul AŞ’de birleşmelere itiraz ettiği için mi- bu aynı işlem yetkisini niye İMKB’ye verdiniz?” diye soruyorum. Arkadaşlar, Bakanın cevabını okuyorum, bir şey anlayan lütfen bana söylesin: “Yine, bir başka soru: ‘Neden opsiyonlar ya da vadeli işlemlerle ilgili izin İMKB'ye verildi, VOB'a verilmedi?’ diye bir soru vardı.” VOB zaten kullanıyor bu yetkiyi. “Teknik ve SPK mevzuatına ilişkin nedenlerin olduğunu Sermaye Piyasası Kurulumuz zaten daha önce bize söylemişti. Bu konuyla ilgili, nedenle ilgili açıklamalar daha önce kurul tarafından, karar veren Sermaye Piyasası Kurulumuz tarafından zaten açıklanmıştı.” Yani bir şey anlayan var mı bundan? Anlayan beri gelsin.

Değerli arkadaşlar, bu VOB, İzmir’in bir değeridir. Hükûmetin anlayışı, İzmir’e düşman bir anlayıştır. Bu, sadece İzmir’in değeri, VOB’la ilgili değil; bu, İzmir’in kentsel dönüşüm projelerinde de bizim önümüze çıkmıştır. Ankara’nın kentsel dönüşüm projeleri bir günde onaylanırken, İzmir’in kentsel dönüşüm projeleri 670 gündür hâlâ bekliyor Bakanlar Kurulunda. Bakana soru önergesi veriyoruz, Bakanlar Kurulunda kaç tane bekleyen kentsel dönüşüm projesi var diye “3 tane.” diyor. Kimlere aittir diyoruz? Hiçbir cevap yok. Onların kime ait olduğunu biz biliyoruz. İzmir’e ait 3’ü de ve 3’ü de bugün 670 günü geçmiş projelerdir.

Yine, bu benzer şeyler, aynı şeyler. İzmir, kendisine sizin Devlet Su İşleri projelerinden çıkardığınız baraj yapmayı, büyükşehir kendi projesine alıyor ama siz 300 bin kişinin temiz su içeceği baraj projesini ÇED değerlendirmesine, İzmir’in değerlendirmesinde olumsuz yanıt veriyorsunuz. Gerekçe de “İzmir’in içme suyuna ihtiyacı yok.” diyorsunuz. Bunlar, anlaşılır gibi değil ve bunun yerine İzmir İl Özel İdaresi, altın arama, maden arama ruhsatı veriyor değerli arkadaşlar. Bugün, şimdi, bizim baraj havzamızın yanındaki köyde sayın AKP’li İzmir milletvekillerine de buradan sesleniyorum. Geçen hafta gazetelerde manşet manşetti, “Hayvanlar, dereden su içtiği için ölüyorlar.” diye. Yarın, bu, bize gelecek, bizim içtiğimiz suyun havzasında bu maden ruhsatı verildi, yerine kurulacak barajı o yüzden yasakladınız. Mevcut baraj havzasına da bu siyanür karışacak, bugün hayvanlar ölüyor, yarın sıra insanlara gelecek diye düşünüyorum.

Tramvay projesini zaten hemen Özelleştirme İdaresi kökten yasakladı, attı. İzmir’le ilgili olumlu, İzmir Büyükşehir Belediyesinin getireceği ne kadar iyi proje varsa engelleniyor, yasaklanıyor ama İzmir’e zorlama, dayatma projeler getiriliyor. Dün, burada izah ettim, liman projesinde olduğu gibi, efendim 98 bin metrekare alışveriş merkezi, 38 bin metrekare otel, şehrin göbeğine, kentin trafiği felç olacak, esnaf batacak, işinden gücünden olacak. Bunlar hiç önemli değil hükûmet için, hükûmet için bir tek şey önemli: Efendim, yandaşlara yeni iş alanları açmak, yeni rant yaratmak; bu, önemli ve mevcut yerleri de pahalıya okutmak. Özelleştirme İdaresi, bu projeleri içine koyarak daha pahalıya satacağını düşünüyor. Hükûmet için önemli olan budur. İzmir’e bu düşmanlığınız, seçimlerde İzmirliler tarafından size fazlasıyla yol, su, elektrik, oy olarak dönecektir!

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Başka söz talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece, tasarıya yeni 138’inci madde eklenmiştir.

Görüşmelere, bir karışıklığa mahal vermemek için, tasarının mevcut maddeleri üzerinden devam edilecektir. Kanun yazımı sırasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

Madde 138’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 139’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 140’ı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 141’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 142’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 143’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 144’ün (a) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 144’ün (b) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 144’ün (c) bendini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

144’üncü maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinin bağlı olduğu çerçeve 144’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair 2 önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısına 144 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki yeni maddenin eklenmesini ve müteakip maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                    Ali Babacan

                                                                                                                             Başbakan Yardımcısı

"MADDE 145- (1) 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir:

"(4) Bu maddenin uygulanmasında Sermaye Piyasası Kanunu ve Bankacılık Kanunu hükümleri saklıdır."

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısına 144 üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki yeni maddenin eklenmesini ve müteakip maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                    Ali Babacan

                                                                                                                             Başbakan Yardımcısı

"MADDE 145- (1) 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 26 ncı maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(3) Bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden bağımsız denetim kuruluşlarına, Kurul tarafından onbin Türk Lirasından ellibin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir. Bu madde uyarınca verilen idari para cezaları bütçeye gelir kaydedilir."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece tasarıya iki yeni madde eklenmiştir. Görüşmelere, bir karışıklığa mahal vermemek için, tasarının mevcut maddeleri üzerinden devam edilecektir. Kanun yazımı sırasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

Madde 145’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısına 145’inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki yeni maddenin eklenmesini ve müteakip maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                    Ali Babacan

                                                                                                                             Başbakan Yardımcısı

Madde 146 - (1) 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 1’inci maddesinin dördüncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun, kendi mevzuatları uyarınca yetkilendirilmiş bağımsız denetim kuruluşları hakkında idari para cezası uygulama yetkisi saklıdır."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir. Böylece yeni madde ilave edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı Sermaye Piyasası Kanun Tasarısı'na aşağıdaki maddenin 145’inci maddeden sonra eklenmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 146 - Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası Anonim Şirketi'nin Borsa İstanbul Anonim Şirketi bünyesine katılması hâlinde Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası Anonim Şirketinde görev yapan 76 personel özlük hakları korunarak Borsa İstanbul Anonim Şirketi bünyesinde aynı unvanlı kadrolarına atanmış sayılır.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                              Aytun Çıray                                    Erdal Aksünger

                     İstanbul                                              İzmir                                                 İzmir

                Alaattin Yüksel                                Mustafa Moroğlu                            Birgül Ayman Güler

                        İzmir                                                 İzmir                                                 İzmir

                 Hülya Güven                                                                                               Oğuz Oyan

                        İzmir                                                                                                          İzmir

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir davet et, belki geleceğiz. Yapmayın Allah aşkına ya!

BAŞKAN – Sayın Başkan, lütfen davet edin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Bizim önergemiz var diye niye çağırmıyorsunuz ya? Ama, hayır, yapmayın!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bizim 2 kişi sizin 20’ye bedel. Ne olacak yani?

BAŞKAN - Sayın Başkan adına ben davet ediyorum.

Lütfen, sayın komisyon üyeleri, yerlerinize geçiniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama, Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

BAŞKAN - Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 3 üzerinde önerge yok.

Geçici madde 3’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 4’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 5’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 6’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 7’de bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 Sıra Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısının geçici 7 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve Tasarının sonuna aşağıdaki listenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.                                      Ali Babacan

                                                                               Başbakan Yardımcısı

“(1) Bu Kanunun yayımı tarihinde görev yapmakta olan Kurul Başkan ve üyelerinin üyelikleri bu Kanunun yayımı tarihinde sona erer. Bunlar, atandıkları mevzuata göre kalan görev sürelerinin sonuna kadar görev yapmak üzere ekli (5) sayılı liste ile ihdas edilen Kurul Başkanlık Müşaviri kadrolarına hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır ve Başkan tarafından belirlenen istişarî görevleri yürütür. Bu fıkra ile ihdas edilen Kurul Başkanlık Müşaviri kadroları, herhangi bir sebeple boşalması ve herhalde anılan kadrolara atanmış sayılan Başkan ve üyelerin atandıkları mevzuata göre kalan görev sürelerinin sona ermesi hâlinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu fıkraya göre Kurul Başkanlık Müşaviri kadrolarına atanmış sayılanlara Başkan ve üye olarak mali ve sosyal haklar kapsamında yapılmakta olan ödemelere, atandıkları mevzuata göre kalan görev süreleri sonuna kadar ikinci fıkra çerçevesinde devam edilir.

(2) 15/1/2012 tarihinde Kurul kadrolarında bulunan personel hakkında, anılan tarihten önce yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 10 uncu maddesi hükümleri de dikkate alınmak suretiyle uygulanmasına devam olunur. Uygulanmasına devam olunan hükümlere göre hesaplanan toplam ödemenin bu Kanun hükümlerine göre hesaplanan toplam ödemeden düşük olması durumda ilgililerin ödemeleri bu Kanun hükümlerine göre yapılır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Sosyal Güvenlik Kurumu dışındaki sosyal güvenlik kurumlarına tabi olanların ilişkileri devam eder."

“(5) Sayılı Liste

SINIF

UNVAN

DERECE

ADET

GİH

Kurul Başkanlık Müşaviri

1

7

TOPLAM

 

 

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

 

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Bizim önergemiz, katılıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bu önerge maddenin bir bütününü değiştirdiği için -biz eski şeklinde önerge vermedik- önerge hakkımız baki kalır. Şimdi gelince, bu maddede görüşlerimi açıklamak isterim. Maddenin hepsini değiştiriyor Sayın Başkan. Biz eski şeklinde önerge vermedik ama maddeyi tümden değiştirdiği için ya önerge hakkımız saklı olsun, çıkıp önerge verelim yahut da müsaade edin iki kelime edelim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, konuşabilirler.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, sadece (1) ve (2)’nci fıkrayı değiştiriyor bildiğimiz kadarıyla.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Maddenin içeriği değişti.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Maddenin tüm içeriği değişti Sayın Başkan. Maddenin içeriği değişmeden önce önerge vermedik bu maddeye ama değiştiği için, önerge şimdi geldi, önerge veremedik.

Ya iki dakika bekleyin, ara verin; önerge verelim, konuşalım.

BAŞKAN- Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.04

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçici 7’nci madde üzerinde Hükûmetin vermiş olduğu önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı ile sermaye piyasalarını düzenlemek ve denetlemek üzere teşkil edilen Sermaye Piyasası Kurulunun teşkilatı, görev ve yetkileri ile Kurul Karar organı başkan ve üyelerinin atanma usulü, Kurula başkan ve üye olarak atanacaklarda aranacak şartlar, başkan ve üyelerin görev süresi, süresi biten başkan ve üyelerin yeniden atanma şartlarında önemli değişiklikler getirilmiştir. Bu nedenle, Kanunun gerektirdiği yeni üye yapısının oluşturulabilmesini teminen mevcut Kurul başkanı ve üyelerinin görevlerine kanunun yayımı tarihinden itibaren son verilerek Kurul Karar Organının yeniden teşkil edilmesi öngörülmektedir. Bu şekilde görevine son verilen başkan ve üyelerin herhangi bir mali ve sosyal hak kaybına yol açılmaması için bunların, kalan görev sürelerinin sonuna kadar Kurul Başkanlık Müşaviri kadrolarına atanmış sayılması ve kalan görev sürelerinin sonuna kadar başkan ve üyelikte mali ve sosyal haklar kapsamında yapılmakta olan ödemelere devam edileceği hükme bağlanmaktadır.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Aslanoğlu. Ben açıklamamı yapayım isterseniz, ondan sonra...

Şimdi, geçici 7’nci madde üzerinde yeni iki önerge daha verilmiştir ancak daha önce bu madde üzerinde bir önerge olduğunu ilan ettiğim için bu önergeleri işleme alamıyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Peki, o zaman ben arz edebilir miyim.

BAŞKAN – Buyurun.

İsterseniz usul tartışması açabilirim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet efendim. Tutumunuz hakkında değil.

BAŞKAN – Buyurun o zaman.

Lehte, aleyhte?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aleyhinde.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Aleyhinde.

BAŞKAN – Aleyhte.

Lehte? Lehte söz isteyen yok.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Beş dakika mı Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Kaç dakika istiyorsanız vereyim Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Beş dakika.

BAŞKAN – Buyurun.

Beş dakika süre veriyorum.

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 337 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 7’nci maddesi üzerinde verilmiş 2 önergeyi işleme almadığı gerekçesiyle tutumu hakkında

 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, geçici 7’nci maddenin biz komisyondan geçen şekliyle… O maddede değişiklik yapacak herhangi bir önerge vermedik daha önce, önergemiz yoktu. Geçici 7’nci maddeyi komisyonda tartıştık, burada da değişiklik önergesi vermedik. Ancak, okunmadan bir dakika önce yeni bir önerge geldi, maddenin tümünün hepsini allak bullak ediyor. Ee, o zaman bizim hakkımız değil mi Sayın Başkanım? Yani maddenin tümünü allak bullak eden bir önerge gelirse bizim bu önergeye karşı iki kelime söz söyleme hakkımız var.

BAŞKAN – Sizin hakkınızı koruyorum Sayın Aslanoğlu. Usul tartışması açtım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, arkadaşlar; son dakikada gelen bir önerge. Sayın Bakan, bu yasayla, SPK’nın tüm yönetim kurulu üyelerini görevden alıyor ve başkanlık müşaviri yapıyor. Yerine 5 kişi atanacak, yani yerine yeni yönetim kurulu üyeleri atanacak. Peki, o zaman, Sayın Bakanım, ben bu soruyu size soracağım: Niye bu insanları görevden alıyorsunuz? Bu insanların bir suçu mu vardı? Bu insanlar bir suç mu işledi? Bu insanların bir eksiği gediği mi vardı, varsa bugüne kadar orada niye tuttunuz? Bunun hesabını da siz vermelisiniz. Efendim…

AHMET YENİ (Samsun) – Üç tane kurul var birleşik, nasıl olacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyefendi…

AHMET YENİ (Samsun) – Nasıl olacak, anlat o zaman.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ahmet Bey, ben Türkçe biliyorum. Önergeyi alıp okursanız... Ben Türkçe biliyorum, önergenin ne getirdiğini de birazcık anlarım. Mevcut tüm yönetim kurulu üyelerini, yeni kadro ihdas ediyor, başkanlık müşaviri yapıyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Oradan almıyor, onları muhafaza ediyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Allah Allah! Muhafaza ediyor! Alacaksın sen yönetim kurulundan, sen gel burada otur diyeceksin, sen başkanın müşaviri ol. Yani başkanlık yapmış bir adamı başkan müşavirliğine vereceksin. Böyle bir şey var mı?

Yani işin özeti, hepsini görevden alıyor, yeni kadro ihdas ediliyor 7 tane, hepsi 1’inci derecede, hepsine “Güle güle” diyor Sayın Bakan.

AHMET YENİ (Samsun) – İşte, nasıl olacağını söyle.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Peki, söyleyeceğim Ahmet Bey.

Şimdi, o zaman, ben sadece, Ahmet Bey, Sayın Bakana şunu soruyorum: Niye alıyorsunuz? Ne yaptılar?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önergeyi okudunuz mu? Bilmediğiniz şeye oy veriyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Eğer bir suçları varsa bu insanların daha önce niye almadınız? Birdenbire bu gece damdan bir taş düştü, gecenin bu saatinde bir önerge, hepsi başkanlık müşaviri, yeni yönetim kurulu...

Ben Sayın Bakana soruyorum: Sayın Bakan, alma gerekçenizi burada açıklayacaksınız. Benim vicdanımda bilmek istiyorum. Ya bu arkadaşlarımız çok iyi çalıştı, bu arkadaşlarıma teşekkür edip “Helal olsun size.” mi diyeceksiniz, yoksa bu arkadaşların bir suçu mu vardı, bugüne kadar görmediniz mi? Ben bunu merak ediyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Yine aleyhte söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, size az önce “Böyle aceleyle gelirse sıkıntı çıkar.” demiştim, kendiniz şu anda izliyorsunuz. “Süreçten geçmeden gelirse sıkıntı çıkar.” dedim. Sayın Yeni söylüyor ama okuyayım sana çözümü Sayın Yeni. Geçici madde 7, mevcut hâli: “Bu Kanunun yayımı tarihinde görev yapmakta olan Kurul Başkan ve üyelerinin üyelikleri, atandıkları mevzuata göre kalan görev sürelerinin sonuna kadar devam eder.” Duydun mu? Mevcut durum bu. “Mevcut durum” dediğim de sizin getirdiğiniz tasarıdaki durum. Neymiş? Görev süresi bitinceye kadar devam edermiş. Şimdi ne getiriyorsun? “Kanunun yayınlandığı tarihten itibaren sona erer.” diyorsun. Neyini soruyorsun, mevcut durum zaten belli. Sadece SPK değil ki üst kurul; BDDK’da da var, TMSF’de de var. Bu, maalesef, Hükûmetinizin ilk uygulaması değil arkadaşlar, klasik hâline geldi. TMSF’de, BDDK’da bir kısalttınız, bir uzattınız; olmadı, “Vallahi, biz bunları görevden alamıyoruz, bir daha kısaltalım.” dediniz. Plan ve Bütçe Komisyonundan geçti bunlar, burada da tartıştık.

Şimdi, böyle olmaz. Atadığınız bürokratlarla çalışamıyorsunuz, sonra bize aldırıyorsunuz. Bu nasıl bir iştir, ben anlamıyorum. Yani varsa bir şey, siz alın. Burası için söylemiyorum sadece. Yani burada ya atarken bir şey var ya alırken veya işin gereği mi değişti, bizim bilmediğimiz bir şey mi var? Açıkçası, ben, bu kanunla görevden almayı içime sindiremiyorum. Bunların hepsi sizler tarafından, Hükûmetiniz tarafından atanmış arkadaşlarımız.

Ha, görevden alınabilir, çalışılmayabilir, o ayrı da, Türkiye Büyük Millet Meclisini buna aracı etmenin bence bir anlamı yoktur diye düşünüyorum. Varsa bir şey, eğer bir usulsüzlük varsa da yargı yoluyla görevden alınır. Siz nasıl yapıyorsunuz? Herhangi bir MHP’li belediyeyle ilgili sadece birisi gidip bir arama yaptığı zaman henüz mahkemeye sevk edilmeden görevden alıyor musunuz? Alıyorsunuz. 3 defa göreve iade etmeden tutuyor musunuz? Tutuyorsunuz. Varsa bir şey, demek ki… Mevcut, adam mahkemeyi kazanmış olmasına rağmen, idare mahkemesinden, Danıştaydan defalarca kazanmış olmasına rağmen Adana Büyükşehir Belediye Başkanını görevine iade etmeyen kim? Demek ki varsa bir şey herkes görevden alınabiliyor, hiçbir şeyi yokken bile alınıp iade edilmeyebiliyor.

Onun için bunların kanun yoluyla böyle yapılmasını doğru bulmuyoruz. Varsa bir şey, arkadaşlarımız… Kimseyi ben töhmet altında bırakmak istemem. Hepsi orada kendi alanında yetişmiş insanlar olmasalar zaten oraya atanmazlar. Ama bir şey varsa da o zaman onu da yapmak zorundayız diyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.(MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben de lehinde konuşacağım. Tutumunuzun lehinde istiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, ben de lehinde…

BAŞKAN – Lehte söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanın uygulaması yerinde, burada art niyetli olan Hükûmet. Çünkü Başkanlık Divanı, nihayet, verilen önergeleri işleme koyar.

Şimdi, bakın, AKP’liler, siz bugüne kadar hukuk dinlemediniz, hak dinlemediniz, müktesep hakları yok ettiniz, her şeyi ayaklar altına aldınız.

Şimdi, arkadaşlar, eğer Türkiye hukuk devleti ise, hukuk devletinde hukuk kuralları geçerlidir. Şimdi, böyle son anda korsan önergelerle birtakım insanların kazanılmış haklarını almak vicdanın kabul ettiği bir şey değildir.

Şimdi, Hükûmetiniz… Bakın, millî eğitimde kendi cemaat adamlarını müdür ve ilgili birimlere getirmek için, kanun hükmünde kararnameyle hepsini feshediyorsunuz ve arkasından, hiç hak etmediği hâlde, ne kıdemi ne yaşı ne emeğiyle oraya, o makamlara gelmeyi hak etmeyen insanları oraya atıyorsunuz. Bunu niye yapıyorsunuz? Normal olarak kanun hükmünde kararnameyle yapmasanız ve bu kanunla, bu son andaki kanunla böyle bir uygulama yapmasanız bu insanlar, hakları gasbedilen insanlar nereye gidecek? Yargıya gidecek, yargıda hakkını alacaklar. Ama yargı neye göre karar veriyor? Siz kanunla değiştirdiğinize göre, yargı kararı kanuna göre verir. Düzenlenen bir işlem yürürlükteki kanuna eğer uygunsa onun, artık yargının eli kolu bağlıdır.  Dolayısıyla, ne idari yargı ne Danıştay bu konuda kanuna rağmen iptal kararını veremez. Ancak bunu ne yapabilir? Anayasa Mahkemesine gönderebilir. O da ondan sonra, kaç sene sonra Anayasa Mahkemesi… Zaten Anayasa Mahkemesi diye bir mahkeme de kalmadı. Bakın…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Niye? Ne oldu?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nereye gitti?

KAMER GENÇ (Devamla) – Kalmadı tabii yani, tam kendinize göre şey ettiniz.

Bakın, Abdullah Gül’ün süresini, seçtiniz…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Sayın Cumhurbaşkanı.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Cumhurbaşkanı.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, ben kime ne diyeceğimi sizden daha iyi bilirim, boş ver.

Şimdi, Cumhurbaşkanı seçtiniz. E, peki, mevcut, yürürlükteki Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanının süresi beş yıl değil mi? Süresi bitti. E, niye kanunla getirdiniz o zaman, uzattınız? Yani görüyorsunuz ki hukuk yok, hak yok.

Sayın Aslanoğlu burada izah etti. Bu arkadaşlarımız yönetim kurulu başkan ve üyeleri… Peki, bundan önce bunun emsali yok. Bir kanunda yani mesela Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Anayasa’yla değişiklik yaptınız. Ne dediniz? Mevcut süresini… Yani orada şöyle bir şey ettiniz: Süresini doldurmayan kişiler… Yani zaten usul de böyledir, o normal seçilmiş sürelerini dolduruncaya kadar görevde kalırlar. Nitekim, yürürlükteki maddede de öyle. Hâlen barkan ve başkan vekilleri bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mevcut sürelerini tamamlayıncaya kadar başkan ve üyelik sürelerine devam ederler. Şimdi, şu son anda getirdiğiniz kanunla ne diyorsunuz? Efendim, bunların başkanlık ve yönetim kurulu üyelikleri sona erer, o yerine gelecek başkanın emrinde müşavir olarak kalır.

Yahu, arkadaşlar, vallahi, en ilkel ülkelerde bile, Uganda’da bile böyle bir yasal düzenleme yapılmaz. Yani, vicdanında hukuk sevgisi olan, hukuka inanan, hukuk nedir bilen hiçbir insan, kazanılmış haklar nedir bilen hiçbir insan bu yola gitmez. Ama siz diyorsunuz ki: “Bizim parmaklarımız her şeye kadirdir.” Her şeye kadir parmak olamaz. O her şeye kadir parmak bir gün kırılır ve o parmağı kaldıranlar bunun hesabını vermez, bunu bilesiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - O parmağı ancak millet kırar.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, millet sana “Usulsüzlük yap.” demedi, millet sana “Hak tanıma.” Demedi, “Ben seni oraya gönderiyorum, her türlü yolsuzlukları, haksızlıkları örtbas etmek için seni oraya gönderirim.” demedi. Sen buraya gelip de ilk milletvekili olarak göreve başladığın zaman hukuk devleti ilkelerine bağlı kalacağına dair namusun ve şerefin üzerine yemin ettin.

CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sen yemin etmedin mi?

KAMER GENÇ (Devamla) – E, hani namus ve şeref? Hani namus ve şeref arkadaşlar?

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Namus bahsinden konuşurken saygılı ol!

KAMER GENÇ (Devamla) – Hukuku ayak altına alan insanların hukuka bağlılığı, hukuka saygınlığı diye bir şey var mı? İşte, siz her şeyi yok ediyorsunuz. Böyle bir Meclis çalışması olmaz, böyle bir adalet olmaz, böyle bir Mecliste, ülkede barış getirilmez.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lehte söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Başkanlık tutumunun lehinde söz almış bulunuyorum.

Tabii, öncelikle şunu ifade edeyim, tutuma geçmeden önce: Kimde namus ve şeref olduğunu bu millet çok iyi biliyor ve dolayısıyla, bu grubun, bu Hükûmetin namus ve şerefini ölçebilecek kapasitede ve çapta olmayan insanların da kalkıp burada bundan bahsetmesini de ben kınıyorum. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, ortada, işlemleriniz ortada. Namustan şereften bahsetmek için uygulamalar önemli.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, arkadaşımız hukuk kurallarından çok iyi bahsetti. Evet, Türkiye bir hukuk devletidir, hukuk devletinde de kurallar vardır.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hukuk devletini bıraktınız mı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Buranın işleyişi de Anayasa ve İç Tüzük’e göre yapılır ki Meclisi çok iyi bildiğini söyleyen bir arkadaşımız, açıp 87’nci maddeye baktığında değişiklik önergelerini görür. Kimler değişiklik önergesi verebilir? Vekiller verebilir, hükûmet verebilir, komisyon verebilir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Müktesep hakla ne ilgisi var söylediklerinin şimdi?

AHMET AYDIN (Devamla) – Dolayısıyla, hükûmet, pekâlâ, o maddeye geçildiği ana kadar değişiklik önergesini vermiştir, verebilir de.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ne ilgisi var müktesep hakla bunun?

AHMET AYDIN (Devamla) – İç Tüzük’ü açın, bakın, okuyun. Hükûmetimizin, Sayın Babacan’ın vermiş olduğu değişiklik önergesiyle birlikte işleme konmuş ve değişiklik önergemiz işleme konduktan ve hatta okutulduktan sonra başka önergeler geliyor. E, tabii, yine pekâlâ olarak o önergeler işleme alınmıyor. Keşke alınsa ama buna İç Tüzük elvermiyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ahmet Bey, biz müneccim miyiz?

AHMET AYDIN (Devamla) – İç Tüzük elvermiyor. Keşke zamanında verebilseniz, keşke verseniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Keşke zamanında gelse bize!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ben içeriğine de girmiyorum ama Başkanlık tutumu hakkında diyorum. Başkanlık, gayet makul bir şekilde, bir maddeye geçildikten sonra, o madde üzerinde verilen bir değişiklik önergesini okuduktan sonra, işleme başladıktan sonra başka değişiklik önergesini almamakta haklı. Ama sizin konuşma hakkınız var, konuşabilirsiniz, bunun usul tartışması olur ya da yerinizden söz alırsınız, katılmayabilirsiniz. İçeriğine de bir şey demiyorum ben ama tutumu bu noktada haklı bir tutum olarak görüyorum.

Aynı şekilde, değerli arkadaşlar, bu bir önerge görüşmesiydi yani bir madde ihdası değildi. Dolayısıyla, madde ihdası da olmadığı için önerge üzerinde de ancak önerge sahiplerinden 1 kişi kalkıp söz alabilir. Ondan dolayı da Başkanlık tutumunu yerinde buluyorum.

Bir başka husus: Değerli arkadaşlar, tabii, kurul üyeleriyle alakalı olarak daha önceki dönemlerde de, bizim dönemde de kurul üyelerinin -başka kurullarla da alakalı- görev sürelerine son veren düzenlemeler oldu, yapıldı, yapılır da pekâlâ. Ancak, bakın, bu düzenlemede güzel de bir husus var. Hiçbir kurul üyesinin özlük hakları gasbedilmiyor, mali ve sosyal hakları görev süresi sonuna kadar devam ediyor ve başkanlık müşaviri kadrosunda da ihdas ediliyor. Özlük haklarıyla da bir sıkıntı yok diye düşünüyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, her şey mali haklar mıdır? Adamın unvanı, yetkisi önemli değil midir?

AHMET AYDIN (Devamla) – Tamamen tutumun yerinde olduğunu bildiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada “Kanun hayırlı olsun.” diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Fikrimde herhangi bir değişiklik yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ahmet Bey’in milletvekilliğini de almayalım da gönderelim, bir belediyede temizlik hizmeti… Milletvekili maaşını verelim, belediyede temizlik hizmetini yapsın!

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/638) (S. Sayısı: 337) (Devam)

 

BAŞKAN – Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 8’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 9’da 2 adet aynı mahiyette önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 337 sıra sayılı “Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı”nın Geçici 9’uncu maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını ve devamındaki maddenin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Ahmet Aydın                              Ayşe Nur Bahçekapılı                           Mehmet Domaç

                    Adıyaman                                           İstanbul                                            İstanbul

                   Oya Eronat                               Mehmet Doğan Kubat

                   Diyarbakır                                          İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                      Alim Işık

                        İzmir                                                Konya                                              Kütahya

                  Ali Halaman                                      Celal Adan

                       Adana                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılıyoruz.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıda yer almayan, Alt Komisyon toplantısında da gündeme gelmeyen ancak Komisyon toplantısında verilen bir önergeyle son anda metne eklenen Geçici 9. madde ile de çok köklü düzenlemeler getirilmesine rağmen bu maddeler diğer kurumlardan resmî görüş alınmadan ve aceleyle komisyona getirilmiştir. Aslında bu madde başlı başına ayrı bir kanun tasarısı olarak sunulması gereken bir içeriğe sahiptir. Ancak, bir AKP klasiği hâline gelen "son anda torba kanunlara madde ekleme alışkanlığı" burada da kendini göstermiş ve bu kadar geniş madde tartışılmadan metne eklenmiştir.

Bu maddeyle İMKB "Borsa İstanbul Anonim Şirketi" adıyla şirketleştirilmektedir. Yani özelleştirme işlemlerine tabi olmadan dolaylı özelleştirme yapılmaktadır. Bu konuda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve ilgili Bakan olan Maliye Bakanının görüşü alınmamıştır. Diğer ilgili kurumlarla toplantı yapıldığı şifahi olarak tarafımıza iletilmiş ancak yazılı bir görüş alınmamıştır. Özellikle sermaye ve ortaklık yapısı ile Hazine hisselerine ilişkin hususlar kafa karıştırmaktadır.

Maddede imtiyazların da esas sözleşmeyle belirlenmesi hüküm altına alınmıştır. Ancak, "paylarının yüzde kırk dokuzunun Hazine adına" kaydolunacağı belirtildiğinden bu şirket Hazinenin bir iştiraki konumunda olacaktır. Burada Hazine payının yüzde 51 yerine yüzde 49 olması bu şirketin bir özel hukuk tüzel kişisi olması ve kontrolün Hazine'de olmaması demektir. Bu durumda Borsanın yönetiminin istenmeyen kişilere geçmesini engelleyecek bir mekanizma kalmamaktadır. Bu durum finansal sistemin sağlıklı işlemesi açısından sakıncalar taşımaktadır. Borsalar sadece kâr etmek amacıyla kurulmazlar. Asıl amaç, sermayenin tabana yayılması ve tasarruf sahiplerinin tasarruflarının yatırıma yönlendirilmesinde Borsanın aracılık etmesidir. Borsalar finansal istikrarın sağlanmasında ve tasarruf ve yatırımların artırılmasında da önemli rol oynarlar. Bu nedenlerle ortaklık yapısının gözden geçirilmesi, bu yapılmıyorsa mutlaka imtiyazlı hisse konusunun kanun metnine eklenmesi gereklidir.

Yine tasarıya son anda önergeyle eklenen ve tartışılmadan getirilen ve ilginç olan diğer bir husus ise İMKB'nin gayrimenkulleridir. İMKB'ye ait arsalar Toplu Konut İdaresine bedelsiz olarak devredilmektedir. Eğitim ve öğretim kurumlarına kaynak yaratılacağı söylenerek mesele basite indirgenmektedir. Ancak, asıl olan amaç değil, uygulamanın nasıl olacağıdır. Ulvi amaçlarla başlanan birçok işte suiistimaller olmuştur. Bu arsaların bulunduğu alan rantı çok yüksek bir alandır. Aceleyle bu maddenin eklenmesi soru işaretlerini artırmaktadır. Hele hele, arsaların yüzölçümlerinin bile ek tabloda yer almaması ve bizim sorularımızdan sonra yaklaşık 159.000 m²'lik bir alan olduğunu öğrenmemiz bu konudaki soru işaretlerimizi ve endişelerimizi artırmıştır.

Bu nedenlerden dolayı maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Diğer gerekçeyi okutuyorum:

 

Gerekçe

Kanun yapma tekniği bakımından, Tasarıda Geçici 9 uncu maddesinde yer alan hükümler 138 inci madde olarak yeni bir madde olarak düzenlendiğinden, bu maddenin metinden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Kabul edilen önerge doğrultusunda geçici madde 9 tasarı metninden çıkarılmıştır.

Şimdi geçici 10’uncu maddeyi geçici 9’uncu madde olarak oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Yeni geçici madde ihdasına dair iki önerge vardır, sırasıyla okutup işlemlerini yapacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısına Geçici 11’inci madde olarak aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                    Mehmet Günal                           Ahmet Kenan Tanrıkulu

                        İzmir                                              Antalya                                              İzmir

               Mustafa Kalaycı                             S. Nevzat Korkmaz                                   Alim Işık

                       Konya                                              Isparta                                             Kütahya

                                        Lütfü Türkkan                                    Kemalettin Yılmaz

                                             Kocaeli                                            Afyonkarahisar

“Ortaklık Tazmin Fonu

GEÇİCİ MADDE 11- (1) Bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine aykırı olarak hisse senedi, hisse devir sözleşmesi, makbuz, kar garantisi vb. her ne ad altında olursa olsun para topladığı tespit edilen şirketlerden, şirkete ait ortaklık pay defterinde yer alan veya ortaklık pay defterinde yer almadığı halde şirkete para verdiği Sermaye Piyasası Kurulu ve/veya bir mahkeme kararı ile tespit edilen yatırımcılar ile faaliyet izinleri veya imtiyazları kamu tarafından iptal edilen veya el konulma nedeniyle hisse senetleri Borsa'da işlem görmekten men edilen şirket ortaklarının haklarını korumak ve alacaklarını ödemek amacıyla Ortaklık Tazmin Fonu kurulmuştur. Ortaklık Tazmin Fonunun idare ve temsili, YTM tarafından yürütülür.

(2) Söz konusu şirket alacaklılarına Ortaklık Tazmin Fonunun, imkânları da dikkate alınarak, ödeme yapılabilmesi için, alacaklıların bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili şirkete ortaklık tespit davası veya pay defterine kayıt için ifa davaları açmış olması gerekmektedir. Faaliyet izinleri veya imtiyazları kamu tarafından iptal edilen veya el konulma nedeniyle hisse senetleri Borsa'da işlem görmekten men edilen şirket ortaklarına ödeme yapılabilmesi için ilgili ortaklığa ait paylarının veya paya ilişkin Kurulca kabul edilecek kayıtların ibrazı gereklidir.

(3) Şirkete ortaklık tespit davası veya pay defterine kayıt için 01.11.2012 ifa davası açmış olan kişilerin davaya esas olan kendilerinde bulunan belgelerin temsil ettiği ödeme tutarları için, kesinleşmiş mahkeme kararı aranmaksızın Ortaklık Tazmin Fonu tarafından pay başına ödeme yapılır. 31/12/2012 tarihine kadar bir alacak sahibine yapılacak ödeme tutarı, 20.000 Türk Lirasını aşamaz. Bu tutar, 1/1/2013 tarihinden sonra her yıl ilân edilen yeniden değerleme katsayısı oranında artırılır. Yatırımcıların ibraz ettiği belgeler üzerinden yapılacak ödemelere ilişkin Kurul inceleme yapma yetkisine haizdir. Kurul, ödemelerin bu madde hükümlerine uygun yapılmasını teminen, ilgili ortaklık kayıtlarına, ilgili şahısların şahsi belge ve kayıtlarına, kamu kurumlarından talep edebileceği belgelere dayanarak karşılıklı inceleme yapma ve bu madde ile diğer ilgili mevzuat hükümlerine aykırı ödeme taleplerini reddetme hakkını haizdir. Kurula bu kapsamda Kanun'un genelinde yer alan görevlere de şamil olmak üzere ilgili bakana bilgi vermek kaydi ile yurtdışında denetim, inceleme ve sorgu yapma yetkisi ihdas edilmiştir.

(4) Bu Kanunun yürürlüğe girmesini izleyen iki ay içerisinde, bu Fona İstanbul Borsası tarafından 20 milyon Türk Lirası, Yatırımcıları Koruma Fonunca 30 milyon Türk lirası tahsis edilir. Bu Fon, YTM tarafından kamu bankalarında mevduat hesabına ya da kamu borçlanma senetlerine yatırılarak nemalandırılır. Fon, bu madde gereğince yapılacak ödemeler dışında bir amaçla kullanılamaz. Fonun, yapılacak ödemeleri karşılamaya yetmemesi halinde, Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenecek ek kaynak, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından karşılanır. İlgili ödenek talep halinde ivedilikle genel bütçeden Sermaye Piyasası Kurulu bütçesine aktarılır.

(5) Hak sahiplerine ödeme, YTM tarafından gerçekleştirilir. İlgili ortaklığın kuruluş tarihinden bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihe kadar yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri, personeli sıfatı ile görev almışlar ile bunların eşlerine ve üçüncü derece dâhil kan ve sıhrî hısımlarına ve sermaye piyasası kurumlarına bu madde kapsamında ödeme yapılmaz.

(6) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usûl ve esasları belirlemeye ve gerekli düzenlemeleri yapmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısına Geçici Madde 11 olarak aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                        Engin Altay                                       Levent Gök

        İstanbul  Sinop                                               Ankara

Sinan Aydın Aygün                                             Kazım Kurt                                       Gürkut Acar

         Ankara Eskişehir                                           Antalya

"Ortaklık Tazmin Fonu

GEÇİCİ MADDE 11- (1) Bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine aykırı olarak hisse senedi, hisse devir sözleşmesi, makbuz, kar garantisi vb. her ne ad altında olursa olsun para topladığı tespit edilen şirketlerden, şirkete ait ortaklık pay defterinde yer alan veya ortaklık pay defterinde yer almadığı halde şirkete para verdiği Sermaye Piyasası Kurulu ve/veya bir mahkeme kararı ile tespit edilen yatırımcılar ile faaliyet izinleri veya imtiyazları kamu tarafından iptal edilen veya el konulma nedeniyle hisse senetleri Borsa'da işlem görmekten men edilen şirket ortaklarının haklarını korumak ve alacaklarını ödemek amacıyla Ortaklık Tazmin Fonu kurulmuştur. Ortaklık Tazmin Fonunun idare ve temsili, YTM tarafından yürütülür.

(2) Söz konusu şirket alacaklılarına Ortaklık Tazmin Fonunun, imkânları da dikkate alınarak, ödeme yapılabilmesi için, alacaklıların bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce ilgili şirkete ortaklık tespit davası veya pay defterine kayıt için ifa davaları açmış olması gerekmektedir. Faaliyet izinleri veya imtiyazları kamu tarafından iptal edilen veya el konulma nedeniyle hisse senetleri Borsa'da işlem görmekten men edilen şirket ortaklarına ödeme yapılabilmesi için ilgili ortaklığa ait paylarının veya paya ilişkin Kurulca kabul edilecek kayıtların ibrazı gereklidir.

(3) Şirkete ortaklık tespit davası veya pay defterine kayıt için 01.11.2012 ifa davası açmış olan kişilerin davaya esas olan kendilerinde bulunan belgelerin temsil ettiği ödeme tutarları için, kesinleşmiş mahkeme kararı aranmaksızın Ortaklık Tazmin Fonu tarafından pay başına ödeme yapılır. 31/12/2012 tarihine kadar bir alacak sahibine yapılacak ödeme tutarı, 20.000 Türk Lirasını aşamaz. Bu tutar, 1/1/2013 tarihinden sonra her yıl ilân edilen yeniden değerleme katsayısı oranında artırılır. Yatırımcıların ibraz ettiği belgeler üzerinden yapılacak ödemelere ilişkin Kurul inceleme yapma yetkisine haizdir. Kurul, ödemelerin bu madde hükümlerine uygun yapılmasını teminen, ilgili ortaklık kayıtlarına, ilgili şahısların şahsi belge ve kayıtlarına, kamu kurumlarından talep edebileceği belgelere dayanarak karşılıklı inceleme yapma ve bu madde ile diğer ilgili mevzuat hükümlerine aykırı ödeme taleplerini reddetme hakkını haizdir. Kurula bu kapsamda Kanun'un genelinde yer alan görevlere de şamil olmak üzere ilgili bakana bilgi vermek kaydi ile yurtdışında denetim, inceleme ve sorgu yapma yetkisi ihdas edilmiştir.

(4) Bu Kanunun yürürlüğe girmesini izleyen iki ay içerisinde, bu Fona İstanbul Borsası tarafından 20 milyon Türk Lirası, Yatırımcıları Koruma Fonunca 30 milyon Türk lirası tahsis edilir. Bu Fon, YTM tarafından kamu bankalarında mevduat hesabına ya da kamu borçlanma senetlerine yatırılarak nemalandırılır. Fon, bu madde gereğince yapılacak ödemeler dışında bir amaçla kullanılamaz. Fonun, yapılacak ödemeleri karşılamaya yetmemesi halinde, Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenecek ek kaynak, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından karşılanır. İlgili ödenek talep halinde ivedilikle genel bütçeden Sermaye Piyasası Kurulu bütçesine aktarılır.

(5) Hak sahiplerine ödeme, YTM tarafından gerçekleştirilir. İlgili ortaklığın kuruluş tarihinden bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihe kadar yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri, personeli sıfatı ile görev almışlar ile bunların eşlerine ve üçüncü derece dâhil kan ve sıhrî hısımlarına ve sermaye piyasası kurumlarına bu madde kapsamında ödeme yapılmaz.

(6) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usûl ve esasları belirlemeye ve gerekli düzenlemeleri yapmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

(7) Bugüne kadar kamunun el koyduğu, halka açık şirketlerdeki esas sermayedar hariç, küçük yatırımcıların ortaklık payları el koyan kurum tarafından ödenir.

(8) Fonlar kanalıyla yapılan ödemeler icra iflas harçlarından muaftır.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Buyurun efendim? Geleyim mi?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Buyurun Sayın Aslanoğlu. Buyurun lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Günal, gel, çağırıyor, Komisyona çağırıyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Çağırıyor mu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama orayı boşaltmadın.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nasıl olsa gelmezler diye kaldırmıyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, nasıl olsa gelmez diye kaldırmadınız.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Buyurun Sayın Aslanoğlu. Buyurun lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, gelmiyorum Sayın Başkan!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Gelmiyorum! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Evet, gelmek isteyen gelebilir tabii yani kimseyi zorlayamam ben.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Arkadaşlar, bakın, bu Kepez, bilmem ne, vatandaşın parası bu ya! Allah aşkına ya!

BAŞKAN – Sayın Komisyon, salt çoğunluğunuz var mı?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Madde 146’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim…

BAŞKAN - Madde 147’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece, 6’ncı bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belirtmek için ve lehte olmak üzere söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu.

Lehte mi, aleyhte mi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Genç…

BAŞKAN – Evet, Kamer Genç, Tunceli Milletvekili, lehte söz isteyen.

Lehte mi aleyhte mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aleyhte.

BAŞKAN – Aleyhte.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Orada isteğim var Sayın Başkan, dilekçem var.

BAŞKAN – Var burada ama “lehte” diyor Sayın Aslanoğlu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, o şey etmediği için. “Aleyhte” demiştim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sermaye Piyasası Kanunu aşağı yukarı 148, 149 madde; burada, son anda birkaç korsan önerge verildi, bu önergelerle bir hayli yükseldi.

Biraz önce Grup Başkan Vekiliniz Ahmet Bey bana cevap veriyor.  Ahmet, senin daha beni anlayabilmen için yüz fırının ekmeğini yemen lazım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kimse seni anlayamıyor zaten!

KAMER GENÇ (Devamla) - Biraz lütfen… Gerçekten, senin ne bilgin ne kültürün ne kabiliyetin bana cevap vermeye yeterli değil.

AHMET YENİ (Samsun) – Hakaret etmeyin.

KAMER GENÇ (Devamla) - Onun için ben şey etmiyorum.

Şimdi, beyler, efendiler, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi yüce bir kurumdur. Burada çıkan kanunlara, her şeyden önce, herkesin anlayarak parmak kaldırması lazım. Bakın, bir defa, kanunları temel kanun olarak getiriyorsunuz; komisyonlara gidiyor, 5 maddelik bir kanun 100 madde olarak çıkıp geliyor, komisyonlarda doğru dürüst incelenmiyor. Alt komisyon kuruyorsunuz, alt komisyonların kararlarına uymuyorsunuz. Milletvekillerinin getirdiği birtakım kanun tekliflerini birleştiriyorsunuz ama o sadece isimde kalıyor, o birleştirdiğiniz teklifler -komisyonda en ufak o konuyla ilgili bir hüküm yok- geliyor, ortada kaybolup gidiyor. Şimdi, böyle bir yasama olmaz, böyle bir kanun düzenlemesi olmaz.

Şimdi, sizin bugüne kadar burada yaptıklarınız… Hani, biraz önce ben dedim ya… Hani, bir milletvekili burada göreve başlarken “Hukukun üstünlüğüne, hukuk devleti ilkelerine namusu ve şerefi üzerine yemin eder.” diyor ya, onun anlamı şu: “Ben, burada çıkaracağım her kanunda vatandaşın hak arama yollarını tıkamayacağım, hukuk devleti ilkelerine aykırı hareket etmeyeceğim.” Bunu böyle anlamak lazım. Yani yoksa bizim kimsenin şeref ve haysiyetiyle oynayacak hâlimiz yok ama diyoruz ki: “İnsanların yaptığı yemine sahip çıkması lazım.”

O bakımdan, şimdi, getirilen bu kanun… Ben şuna inanıyorum ki: Hükûmet ve komisyon da dâhil, bu kanunu kavramış değil. Ben inanıyorum çünkü ne doğru dürüst inceleniyor…

Şimdi, son anda 4 tane önerge verdi. Okuyan Divan Kâtibi arkadaşımızın sesi duyulmuyor, ne okuduğunu biz anlamıyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz anlıyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Anlıyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben, bir milletvekili olarak vicdan azabı çekiyorum arkadaşlar. Burada, bilmediğimiz bir şeyin kabulünü istemiyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yüz fırın ekmek yersen, bunu anlarsın!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben, şimdiye kadar, otuz senedir burada görev yapıyorum. Son anda birtakım korsan önergelerle devletin trilyonları -hatta katrilyonlar bile söylenebilir- birtakım insanların cebine kaydırılıyor. Dolayısıyla, Parlamentonun ciddiyeti… Burada birtakım özel holdinglere, birtakım özel çıkar gruplarına son anda, birtakım kişiler korsan önergelerle devletin kaynaklarını kanalize etmesinler.

Şimdi burada ne okundu, ne getirildi? Yok yani…

Bakın, mesela ben Danışma Meclisinde, bulundum. Danışma Meclisinde burada bir önerge verildiği zaman, o önergenin hem lehinde hem aleyhinde -açın bakın İç Tüzük’e- çıkıp konuşuluyordu çünkü önerge geliyor, bu önergeyle ne getiriliyor, ne götürülüyor insanların bilmesi lazım. Şimdi 4 tane burada önerge okundu, ben anlamadım çünkü arkadaşımız, ses düzeni kötü, okunmuyor. Dolayısıyla…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Senin daha kırk fırın ekmek yemen lazım!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya Ahmet, ciddiyetini muhafaza et! Bak şimdi, senin benim bu söylediklerime eğer varsa bir gücün, gidelim televizyonlarda seninle de tartışabiliriz.

Yani siz diyorsunuz ki “Biz, hiçbir şey anlamadan, son anda, bizim grup başkan vekilimiz Türkiye’de hangi holdingin hesabına çalışırsa, hükûmetimiz hangi holdingin hesabına çalışırsa, buraya getirdikleri korsan önergeleri kabul edelim, geçelim.” Böyle bir Meclis olmaz ki! O zaman Meclise de gerek olmaz.

Onun için, değerli milletvekilleri, getirilen bu kanunlar hukuk tekniğine uygun değil, ülkenin menfaatine uygun değil. Sizin burada getirdiğiniz en büyük kazanımınız, İstanbul Menkul Kıymetlerin 186 dönümlük o devasa, güzel, ranta dayalı arsalarını almanız, istediğiniz gibi kullanacaksınız. Çevrenizdeki insanlar, Hükûmete yakın insanlar, Tayyip Bey’e yakın insanlar ne yapacak? Bunları kullanacak, rantlarını paylaşacak. Eh size de bu herhâlde helal olmaz!

AHMET YENİ (Samsun) – Niyet okumaya devam et!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani bunu bu kadar yiyenlerin bir gün burnundan gelir! Bakın, Allah insanlara…

Beyler, en diktatörler bile yüce Tanrı’nın gücü karşısında erimiş ve belalarını bulmuşlardır.

Ben, bunları size söylemek için söz aldım ve kanunun aleyhinde oy kullanıyorum.

Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

258

 

 

 

Kabul

:

243

 

 

 

Ret

:

15

 

(x)

 

 

 

Kâtip Üye

Özlem Yemişçi

Tekirdağ

 

 

Kâtip Üye

Mine Lök Beyaz

Diyarbakır”

 

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Alınan karar gereğince 2013 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2011 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nı görüşmek için, 10 Aralık 2012 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.52



(x) Bu ifadeye ilişkin açıklama 10/12/2012  tarihli 36’ncı Birleşim Tutanağı’nın 26’ncı sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(X) 337 S. Sayılı Basmayazı 04/12/2012 tarihli 33’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.