TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                24’üncü Birleşim

                                                                                       14 Kasım 2012 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın kurtuluşunun 92’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, belediyelerin kurumlar vergisi kapsamındaki durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, bu topraklarda yaşayan tüm insanları eşit haklara kavuşturacak özgürlükçü bir yasal düzenlemeyi tüm partilerin oy birliğiyle gerçekleştirmesini dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, kaçakçılığı ortaya çıkaran gümrük başmüfettişlerinin hakkında soruşturma başlatılıp başlatılmadığını öğrenmek istediğine ve Başbakanın ölüm orucu tutan insanlara karşı takındığı alaycı tavrını kınadığına ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in çizdiği pembe tabloya karşı çiftçilerin kendisine ilettikleri ifadelere ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’ne ilişkin açıklaması

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Sarp Sınır Kapısı’nda çok ciddi yığılmalar meydana geldiğine, bu konuda gerekli tedbir ve önlemlerin alınmasını rica ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in tarım alanında yaşanan sorunları halkın gözünden kaçırmaya çalıştığına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağolu’nun, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’ne ilişkin açıklaması

 8.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın gündem dışı konuşmasına ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yanan orman bölgelerine şu ana kadar bir şey yapılmadığına ve önümüzdeki dönemde planlamaya alınıp eski hâline getirilmesi noktasında çalışmaların yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Suriye’de meydana gelen karışıklıkların Şanlıurfa ilinin Ceylânpınar ilçesine sıçramış olması nedeniyle halkın sıkıntılı ve endişeli olduğuna ve Hükûmetin Ceylânpınar’daki vatandaşların sorunlarıyla ilgilenmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesinde tarımsal amaçlı sulama için kullanılan barajın önüne HES kurulmasının nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- MHP Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında verdikleri (11/18, 11/21, 11/22) esas numaralı gensoru önergelerini, Genel Kurul çalışmalarının TRT üzerinden yayınlanmasını sağlamak amacıyla ve daha sonra yenilemek kaydıyla geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/73)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıklarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/409)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 26 milletvekilinin, muhtarların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/410)

3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 32 milletvekilinin, tarımsal üretimde kullanılan elektrikle ilgili üreticilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/411)

 

VI.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15)

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20)

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Manisa Milletvekili Hasan Ören’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın CHP Grup Başkan Vekiline sataşması nedeniyle konuşması

9.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in, İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- OYLAMALAR

1.- Uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına dair önergenin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin oylaması

 

2.- Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına dair önergenin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin oylaması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin Borçka Barajı’nın tam kapasite ile çalışmadığı iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11074)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Arhavi ilçesindeki HES projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11075)

3.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, son bir yılda doğal gaza yapılan zamlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/11078)

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Borçka ilçesine sınır kapısı açılmasına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/11100)

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Gürcistan sınırında yeni bir sınır kapısı ihtiyacına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/11102)

6.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Cumhurbaşkanının yurt dışı gezilerinin maliyetine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/11207)

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatları ile bağlı birimlerinde yapılan protokol harcamalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/11324)

14 Kasım 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere geçiyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir, Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk iddiaları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Bir haftadan beri yoğun ve uygunsuz çalışma şartlarında Meclisten geçen Büyükşehir Belediye Kanunu’nda sıkça rol model olarak söz edilen, gösterilen Türkiye'nin en borçlu belediyesi Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde yaşanan yolsuzluğu sizinle paylaşmak istiyorum.

MERTUR Otomotiv ve Taşımacılık Limitet Şirketi, 2008 yılında Kocaeli’nin Çayırova ilçesinde ruhsatsız kaçak inşaat yapmaya başlıyor. Dönemin belediyesi, Şekerpınar Belediyesi, önce uyarıyor, süre veriyor, yasal işlemin düzenlenmesi için kendisine verilen sürede işlem yapılmayınca hakkında yıkım kararı alıyor 2008 Aralık ayında. Yıkım kararı kesinleşen bu yapının yetkilileri, üç ay sonra, İnternet ve basın aracılığıyla, 17 milyon liraya kabası bitmiş otel inşaatı olarak satışa sunuyor. Aradan bir-bir buçuk yıl geçiyor, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine müracaat ediyor bu yetkililer. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kişisel talep üzerine, kişiye özel bir uygulamayla önce yıkım kararını ortadan kaldırıyor, sonra imar durumunu değiştiriyor; imarını, emsali 1,5’tan 2’ye çıkararak inşaat alanını yarısı kadar arttırıyor; yüksekliğini 4’ten 10’a kadar çıkarıyor. İmar açısından konut dışı kentsel alan olan bu bölgeyi bölgesel iş merkezi hâlinde çıkarıyor. Üstelik bunları yaparken sadece bu şirketin arazisi üzerinde bu imar düzenlemesini ya da -tırnak içerisinde- affını gerçekleştiriyor.

Şimdi soruyorum size: Kim bu insanlar? Bu insanlara 17 milyon lira para kazandırmak, rant sağlamak için imar düzenlemesini yaparken bu insanların iktidar yanlılarıyla bir ilişkileri, bir akrabalıkları var mı diye soruyorum.

Merak ettiğim başka bir konu var burada, Büyükşehir Belediyesi meclis kararını alırken… Özellikle içinizde inşaat mühendisi olan arkadaşlar bilir bunu. Biliyorsunuz 17 Ağustosta biz bir deprem yaşadık, depremde 20 bin civarında insanımız yaşamını yitirdi. Depremin, Kocaeli için, hâlâ yaraları sarılmış değil. Yaklaşık 3.700 civarında orta hasarlı ölçekte binada hâlâ insanların oturduğunu anımsatmak istiyorum. Bu ruhsatı verirken Zemin ve Deprem İnceleme Şube Müdürlüğü şöyle bir yazı yazıyor, diyor ki: “4 kattan küçük 9 kattan büyük yapıların yapılması düşünülüyorsa, bunun yer uyumunda herhangi bir zarar yoktur. Eğer 4 ile 9 arasında bir inşaat yapılacaksa, bunun lütfen deprem risklerini analiz edin.”

Değerli milletvekilleri, vicdanlarınıza seslenmek istiyorum. Şimdi, bu belediye Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olmuş olsaydı ne yapardınız? Ben söyleyeyim size. Sabahın köründe kolluk kuvvetlerini gönderirdiniz, önce belediye başkanı olmak üzere tüm belediye çalışanlarını gözaltına alırdınız; yetmez, bilgisayarlara, belgelere el koyardınız. Bunu yapmanız için müfettiş raporlarına ya da belgelere gerek yok. Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olduğu zaman söylenti ve dedikodu olması bile yeter ama iş iktidar partisinin belediyesine gelince ses yok.

Hatırlayın, geçen yıl burada Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleriyle bir basın toplantısı yaptık. Yine Kocaeli’de müfettiş belgeleriyle, idari mahkeme kararlarıyla tespit edilen, yasal olmayan düzenlemeler var Kartepe ve Kandıra Belediyeleri için. Ne oldu? Size sorarım, ne oldu? Bir yetkilinin bu konuda açıklama yapmasını istiyorum. Ama bunlar Cumhuriyet Halk Partili bir belediye olmuş olsalardı şimdi yapılanları -İzmir’de yapılanları göz önüne getirirseniz- hatırlamanızı istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sevgili iktidar partisi; parmak demokrasisine sığınıp ne böyle yasa dışı işlem yapın ne de bunlara izin verin. Eğer siz burada parmak demokrasisine güvenerek kişiye özgü kanun çıkarırsanız Kocaeli Büyükşehir Belediyesi de parmak hesabıyla kişiye özgü imar affı yapar.

Sosyal adalet ve özellikle hukukun üstünlüğü, adaletin eşit dağılımı açısından önemli bir faktör. Toplumsal barışı yakalamak istiyorsak, toplumsal barışı sağlamak istiyorsak adaleti herkes için eşit uygulamaya lütfen özen gösterin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Gündem dışı ikinci söz Iğdır’ın kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’a aittir.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’ın kurtuluşunun 92’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; memleketimin tarlalarını suladığım, sokaklarında büyüdüğüm, seçim bölgemin, Iğdır’ımızın kahramanlık destanının yazıldığı, gurur tarihinin noktalandığı, gurur tarihinin altının çizildiği Iğdır’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 92’nci yıl dönümü münasebetiyle söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün başka bir önemli tarih var, bu vesileyle o tarihi de hatırlatmak isterim. Bugün, hem de Ahıska Türklerinin Stalin baskıcı rejimi tarafından kendi yurtlarından Sibirya’ya, Orta Asya’ya sürüldüğü tarihin de yıl dönümüdür. Ahıska Türkleri de hâlâ vatanlarına kavuşabilmiş değildir, Ahıska Türklerinin çilesi de hâlâ devam etmektedir. Gazi Meclisimizin ve onun değerli milletvekillerinin de bu vesileyle dikkatini bir kez daha Ahıska Türklerine çekmek istiyorum.

Gazi Mustafa Kemal Paşa önderliğinde, Kıymetli Komutan Kâzım Karabekir’in  cesur kumandanlığında ve Iğdır halkının dayanışmasıyla bugün Iğdır’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 92’nci yıl dönümünü kutlamaktayız.

Iğdır, ülkemizin doğu sınırına çekilmiş bir settir. Ne işgalci Rus kuvvetleri ne Ermenilerin zalim süvarilerinin bu konuda Iğdır halkının çekmiş olduğu seti geçecek imkânı kalmamıştır; dün kalmamıştı, bugün kalmamıştır, yarın da kalmayacaktır. Iğdır, düşmanın zulmüne direnişin, düşmana karşı gözdağının adıdır. Iğdır, yılmaz bir mücadelenin kalesidir. Iğdır, 3 ülkeye olan sınırlarıyla Türkiye’nin doğudaki can damarıdır. Iğdır, nice seksen altı yıllar sürecek bir geleneğin adıdır. Iğdır, Türkiye’yi hem içeriden hem de dışarıdan kuşatmak isteyenlere rağmen alınmış bir tapudur. Bu tapuyu sinsice üzerine almak isteyenler, Iğdır’ın yıllar boyu sergilediği birliği ve amansız mücadelesini hesaba katmak durumundadırlar. Iğdır halkı kanlarıyla, cefayla ve binbir zorlukla tapuladıkları yeşil Iğdır’ı kimseye vermeyecektir. Bu birlik önümüzdeki süreçte de devam edecek, bazılarının bozulduğunu sandığı gelenek inadına devam edecektir.

Kimin Iğdır’da gözü varsa, kim Iğdır üzerine oyun oynamak niyetindeyse, kim Iğdır’ın birliğine kastediyorsa ilimin vekili olarak onlara sesleniyorum; Iğdır’ı hayalî haritalar içerisine sokup kendisini, aç tavuk misali, darı ambarında görenlere sesleniyorum: Iğdır 14 Kasım 1920’de düşman işgalinden kurtarılmıştır ama en ufak bir kuşkumuz yoktur ki Iğdırlılar gerekirse bu mücadeleyi bin kez daha verecektir. Iğdır’ın yapısını değiştirmek isteyenlere hatırlatırız ki, onurunu da, vatanını da her şeyin üzerinde tutan kahraman Iğdırlılar size de en güzel cevabı vereceklerdir. Dolayısıyla da kimse bazı kesimlere şirin gözükmek için sakın ha sakın Iğdır’ı harcamaya çalışmasın. Bizim, ne Ermeni açılımına ne de önce “demokratik açılım” dediğiniz, sonra kılıfını değiştirdiğiniz yıkım projesine kurban edecek bir Iğdır’ımız yoktur. Bizim, Iğdır’dan verecek bir karış toprağımız da yoktur.

Bu düşüncelerimle, tam doksan iki sene önce Aras Nehri’nin kıyısında, Ağrı Dağı’nın yamacında her şeyini Iğdır uğruna ortaya koyan, Iğdır için şehit olan, Iğdır’ı bize bahşeden Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarıyla beraber tüm şehitlerimize Tanrı’dan rahmet diliyorum.

Bugün Hükûmet adına burada Sayın Bakanımız bulunmaktadır. Sayın Bakanımıza da Iğdırlılar adına bir kez daha seslenmek istiyorum: Iğdır susuzluktan kurumaktadır Sayın Bakanım. HES projeleri Iğdır’ı kurutmaktadır. Iğdır, fazla bir şey istemiyor, tarlasını sulayacak su istiyor. Iğdır, baraj istiyor. Iğdır, 4 bekçiyi emekli etmiş Tuzluca’daki barajın bir an önce yapılmasını istiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Biz de Iğdır’ın kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle Iğdırlıları kutluyoruz.

Gündem dışı üçüncü söz, İzmir Büyükşehir Belediyesinin kurumlar vergisi kapsamındaki durumu hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Oğuz Oyan’a aittir.

Buyurun Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, belediyelerin kurumlar vergisi kapsamındaki durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

 

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi size AKP Hükûmetinin ve Maliye Bakanının İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerinde nasıl bir vergi baskısı kurduğunu anlatacağım.

İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerinde yargıyı bir silah olarak kullanmak yeterli olmamış olacak ki şimdi vergi müfettişleri İzmir Büyükşehirden çıkmıyor. Aslında şu konuşmam bir suçüstü durumudur, kötü niyet konusunda iktidarın bir suçüstü durumu olacaktır.

Bakın, ilk önce, geçen yılın aralık ayında İzmir Büyükşehir Belediyesinden kira gelirleri için bir kurumlar vergisi tahakkuku yapılmıştır ve 11 milyonluk gelir için 4,7 milyon liralık kurumlar vergisi tahakkuku yapılmıştır. Keza, katı atık imal tesisleri için de 550 bin liralık bir kurumlar vergisi, cezalarıyla birlikte tahakkuk yapılmıştır. Şimdi, bu haksız, hukuksuz ve ayrımcı vergi baskısına karşı hukuki mücadeleyi belediye sürdürüyor ama şimdi, ben de bir maliye öğretim üyesi olarak ve bir İzmir Milletvekili olarak bunu iş edindim ve bu konuda birkaç teşebbüsüm oldu. Bunlardan birincisi, Maliye Bakanlığına sordum: “Ey Bakanlık, sen böyle bir uygulamayı başka belediyeler için yapıyor musun? Kaldı ki, belediyeler kurumlar vergisine tabi midirler, değiller midir?” Yani Kurumlar Vergisi Kanunu bu açıdan oldukça açık. Bana şöyle bir yanıt geldi: “İşte, Kanun’un 1 ve 2’nci maddelerine göre iktisadi kamu kuruluşları varsa belediyenin, tabidir.” Peki, kira geliri “iktisadi kamu kuruluşu”na mı giriyor? Burada göremiyorum Maliye Bakanını, kaçmış, cevap vermiyor. Öyle bir şey yok. Peki, nedir? Başka belediyeler vergi veriyor mu? O vergi mahrumiyetine girer Vergi Usul Kanunu’nun. Yani tam bir bahane arkasına sığınma. Hiç olmazsa “Veriyor, vermiyor.” cevap ver, yok.

İkinci adım olarak şunu yaptım: Ankara ve İstanbul Belediyelerine 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca soru sordum “Ne kadar kira geliriniz var?” diye. Önce vergiyi sormadım, hani olur, kaçarlar diye. Gelirlerin bir güzel ayrıntılı dökümünü verdiler; İstanbul Büyükşehirin 166 milyon –İzmir’in 11’di- kira ve benzeri gelirleri var, Ankara’nın da 33 milyon lira civarında benzer gelirleri var. Peki, bunlarla ilgili vergi veriyorlar mı, bu defa o soruyu sordum: “Ne kadar vergi veriyorsunuz? Vermiyorsanız neden, veriyorsanız neden?” Vergi vermiyorlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi de bana cevap verdiler, vergi vermediklerini söylediler. Ankara Büyükşehir Belediyesi, iki satırlık yazısında şunu söylüyor ayrıca, daha kapsamlı bir cevap veriyor, iki satır ama kapsamlı, “Belediye kira gelirleri, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (I) bendi gereğince kurumlar vergisinden muaftır.” diyor. Gerçi o ilgili maddeye baktığınız zaman burada belediyelerin, su, yolcu taşıma, mezbaha işletmeleri söz konusudur yani o kapsamda o tanımlanamaz ama belediyelerin kira gelirlerinin kurumlar vergisine tabi olduğuna dair herhangi bir madde yok Kurumlar Vergisi Kanunu’nda. Dolayısıyla eğer bir boşluk varsa bütün belediyeler için uygulanması gerekir. Türkiye’de İzmir Büyükşehir dışında böyle bir uygulamanın olmadığını görüyoruz.

Tam ben bunlarla uğraşırken bir başka şey daha yaşadık. İzmir Büyükşehir Belediyesi Konak Vergi Dairesinden bir yazı aldı 14/9/2012 tarihinde yani 14 Eylülde ve buna göre, Doğal Yaşam Parkı’nın hizmete girdiği 2008 yılından itibaren kurumlar vergisi mükellefi yapıldığını yazıyor. Hayvanat bahçesi kurumlar vergisi mükellefi, düşünebiliyor musunuz? Soruyorum: Yani Türkiye’de hangi belediyenin hangi hayvanat bahçesi kurumlar vergisi mükellefidir? Böyle bir şey yok, uygulaması yok.

Şunları söyleyeyim: Birincisi, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre hayvanat bahçeleri, doğal yaşam parkları iktisadi kamu kuruluşu değillerdir. İki: Kaldı ki yine aynı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (a) ve (b) fıkralarına göre de bu tür yerler muafiyet kapsamındadır. Üç: 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun Büyükşehirin görevlerini sayan maddesinde hayvanat bahçeleri görevleri arasında sayılmaktadır.

Bir diğer şeyi söyleyeyim: 5199 sayılı bir Kanun var, Hayvanları Koruma Kanunu; bunun ilgili yönetmeliği de belediyelere görev veriyor, hayvanat bahçesine ilişkin görev ve yükümlülükler getiriyor.

Şimdi, bir şey daha söyleyeyim: Kurumlar vergisi safi kazanca göre alınır. İzmir Doğal Yaşam Parkı’nın 2013 yılı gelir beklentisi 1,4 milyon lira iken gider öngörüsü 5,5 milyon liradır yani 3 kattan fazla bir zarar söz konusudur ve siz bunu vergilendireceksiniz. Dolayısıyla, burada bir suiniyet vardır, burada bir kötü niyet vardır, burada çifte standart vardır. Eşit kurumlar arasındaki “vergide genellik” prensibi çiğnenmektedir. Böyle durumda, bir siyasi ahlak sorunuyla karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OĞUZ OYAN (Devamla) – Bu, olsa olsa bir İdi Amin yasası olur. İdi Amin yasasını da size söyleyeyim: “Madde 1: Ben her zaman haklıyım. Madde 2: Haksız olduğum durumlarda 1’inci maddeye bakınız.” (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oyan.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza, giriş sırasına göre söz vereceğim.

Sayın Erdemir…

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, bu topraklarda yaşayan tüm insanları eşit haklara kavuşturacak özgürlükçü bir yasal düzenlemeyi tüm partilerin oy birliğiyle gerçekleştirmesini dilediğine ilişkin açıklaması

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hamburg Senatosu, geçtiğimiz günlerde, 3’ü Sünni, 1’i Alevi 4 inanç topluluğuyla bir anlaşma imzalayarak bu inançları resmen tanıdı. Hamburg’un sosyal demokrat Belediye Başkanıyla birlikte, DİTİB, Şura, İslam Kültür Merkezleri Birliği ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu temsilcilerinin imzaladığı bu anlaşmayla toplulukların cami ve cemevi inşası, din görevlisi yetiştirme, cenaze defni, medya konseyinde temsil, hastane ve cezaevlerinde din hizmeti verme hakları garanti altına alındı. Hamburg Meclisindeki tüm partiler bu anlaşmaya destek verdi.

Değerli milletvekilleri, gelin, muharrem ayı öncesinde, Alevi, Sünni, Şii, Hristiyan, Musevi, Bahai, ateist, deist, agnostik ayırmadan, bu topraklarda yaşayan tüm insanları eşit haklara kavuşturacak özgürlükçü bir yasal düzenlemeyi tüm partilerimizin oy birliğiyle gerçekleştirelim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdemir.

Sayın Karaahmetoğlu…

 

2.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, kaçakçılığı ortaya çıkaran gümrük başmüfettişlerinin hakkında soruşturma başlatılıp başlatılmadığını öğrenmek istediğine ve Başbakanın ölüm orucu tutan insanlara karşı takındığı alaycı tavrını kınadığına ilişkin açıklaması

 

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sahte fatura düzenlemek ve hayalî ihracat yapmak amacıyla suç örgütü kurmak, örgüte yardım etmek suçlarından 400 milyon doları bulan kaçakçılığı ortaya çıkaran gümrük başmüfettişlerinin hakkında soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmış ise nedenini öğrenmek istiyorum.

Ayrıca, cezaevlerinde ölüm orucu tutan insanlara “Rejim yapmaya ihtiyaçları vardır.” söylemiyle alaycı bir tavır takınan Sayın Başbakanın üslubunu da kınıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karaahmetoğlu.

Sayın Varlı…

 

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in çizdiği pembe tabloya karşı çiftçilerin kendisine ilettikleri ifadelere ilişkin açıklaması

 

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla, Sayın Tarım Bakanına birkaç cümle sözümüz olacak.

Dün burada yine çok tozpembe bir tablo çizdi fakat arayan çiftçilerimiz şunu söylüyorlar: “Tarım Bakanına biz teşekkür ediyoruz; daha önce ‘Limuzini’,’Chevroleti’ biz araba markası olarak biliyorduk, Sayın Tarım Bakanı bunların bir hayvan cinsi, bir sığır cinsi olduğunu bize öğretti.” diyorlar.

Yine “Ona teşekkür ediyoruz, ilk defa kurbanlık ithal hayvanı, Türkiye’ye böyle bir şansı tanıdı.” diyorlar.

Yine “Çok teşekkür ediyoruz, eskiden sapı samanı yakardık, şimdi sapı samanı bize aratır oldu. Biz sap saman ithal eder ülke olduk, ülke hâline geldik.” diyorlar. Onun için, Tarım Bakanına çok teşekkür ediyorlar.

Ayrıca, pamuk üreticileri de şunu söylüyor: “Bizim pamuğumuz dünyanın en kaliteli pamuklarından bir tanesi ve iklim şartlarımız da pamuk üretmeye, pamuk ekmeye çok müsaitken biz ne yazık ki pamuk ekemiyoruz. Sayın Tarım Bakanı…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Sayın Yurttaş…

 

4.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’ne ilişkin açıklaması

 

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14 Kasım Dünya Diyabet Günü. Ülkemizde 2,6 milyon diyabetli, 2,4 milyon diyabet adayı olmak üzere 5 milyon kişi diyabet kıskacındadır.

Sağlık Bakanlığımız, hastalığın erken tanı ve tedavisinin sağlanması, ve risk faktörleri konusunda halkın bilinçlendirilmesi amacıyla Türkiye Diyabet Önleme ve Kontrol Programı’nı uygulama koymuştur.

Toplum ve kişilerin bilinçlendirilmesi önemlidir. Diyabet, tek bir hastalık değil, bir hastalıklar bütünüdür. Sağlıklı beslenme ve spor, diyabet açısından çok önemli bir konudur.

Tüm halkımıza ve diyabet hastalarımıza sağlıklı ve huzurlu bir yaşam diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yurttaş.

Sayın Bayraktutan…

 

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Sarp Sınır Kapısı’nda çok ciddi yığılmalar meydana geldiğine, bu konuda gerekli tedbir ve önlemlerin alınmasını rica ettiğine ilişkin açıklaması

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türk Hükûmeti ile Gürcistan Hükûmeti arasında 31 Mayıs 2011 tarihinde Batum Sınır Kapısı’nın modernizasyonu sonrasında yapılan açılışta imzalanan protokolle, 10 Aralık 2011 tarihinde uygulamaya geçen 2 ülke arasında pasaportsuz geçiş yani kimlikle geçişler sayesinde Türk ve Gürcü vatandaşlar rahatlıkla karşılıklı olarak geçişe başlamışlardır.

Burada 1 TL’lik bir uygulama vardı. 1 TL’lik uygulama olduğu için, pasaportla da geçiş olmadığı için Sarp Sınır Kapısı’nda çok ciddi yığılmalar meydana gelmektedir. Sarp Sınır Kapısı’ndaki gümrük yetkilileri, polis ve güvenlik güçlerimizin yetersiz olması nedeniyle uzun araç kuyrukları oluşmaktadır. Bu durumun giderilmesi, ülkemizin Sarp Sınır Kapısı’ndaki bu mağduriyetin giderilmesi için ilgililerin, ilgili bakanlığın Sarp Sınır Kapısı’nda gerekli tedbir ve önlemleri almasını hassaten rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bayraktutan.

Sayın Yeniçeri…

 

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in tarım alanında yaşanan sorunları halkın gözünden kaçırmaya çalıştığına ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker, mugalata ve demagoji yaparak tarım alanında yaşanan sorunları halkın gözünden kaçırmaya çalışmıştır.

Mehdi Eker döneminde hayvancılık ülkesi Türkiye, hayvan ithal eder; tarım ülkesi Türkiye, tarım ürünü ithal eder; meyvecilik ülkesi Türkiye, meyve ithal eder hâle gelmiştir, bunun üzerine bir de saman ithalatı eklenmiştir. Türk halkının üretebileceğini dışarıdan ithal etmek, halkın refahına kastetmektir.

Sayın Bakan, iddialara hiçbir cevap vermediği konuşmasında Türk köylüsünün tarımının sırtında kendisinin bizzat yük olduğunu ortaya koymuştur.

Bir yurttaşın hayvancılıkla ilgili şu mesajı gelmiştir, kendisi dinleme lüzumu duymadığı için burada okuyorum. Vatandaş diyor ki: “İki yıl önce 20 bin lira kredi verip 4 tane inek aldım, şu an bu borcu ödemek için 10 tane inek satmam gerekiyor. O zaman neden ve kimin için hayvan fiyatlarının yükseltildiği, hangi kooperatiflerin hayvan dağıtımı yaptığı, şimdi neden bu kadar hayvan fiyatlarının aşağıya düşürüldüğünün hesabını versinler.” Tarım ve Hayvancılık Bakanı, Türk köylüsünün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – …hayvan ve tarımla ilgili bu soru ve sorunlarına cevap vermek yerine kendi övgüsünü yapmıştır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.

Sayın Dağoğlu…

 

7.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağolu’nun, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’ne ilişkin açıklaması

 

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Dünya Diyabet Günü. Diyabet, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları, göz hastalığı, hatta ampütasyona giden çok ciddi bir hastalık. Türkiye’deki oran yüzde 14 civarında. Bu çok yüksek bir değer yani 6-7 kişiden birini diyabet olarak görebiliriz. Oysaki en güzel yaşam sağlıklı olanıdır. Bunda en önemli etkenlerden biri obezite, sadece Sağlık Bakanlığının bu konudaki birtakım dikkati çekme veya buna karşı hassasiyeti göz önüne alındığı takdirde bizlerin de bireysel olarak bu konunun üzerine gidip obeziteyle gerçek anlamda mücadele etmemiz gerektiğine inanıyorum. Herkese sağlıklı bir yaşam diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Dağoğlu.

Sayın Şeker…

 

8.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın gündem dışı konuşmasına ilişkin açıklaması

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkanım, az önce Kocaeli Milletvekilimiz Mehmet Hilal Kaplan Bey, Kocaeli Büyükşehir Belediyesiyle ilgili maalesef yanlış ve eksik bilgilerle donatıldığından dolayı bir ithamda bulundu. Bu konuda kısaca bir açıklık getirmek istiyorum.

Kocaeli, tabii, eskisi gibi değil, Kocaeli, son on yılda gerçekten büyük bir gelişmeye tabi oldu. Yapılan belediye hizmetleriyle birlikte Körfez artık kullanılır hâle geldi. Çok özür diliyorum, eskiden Körfez, bir lağım çukuruyken, bugün Körfez, 40’ın üzerinde balık çeşidinin yaşadığı bir hâle geldi ve Körfez’in etrafında artık “Mavi Bayrak” alınarak denizlere girilmeye başlandı. Hafta sonları Karamürsel ilçemize 3 binin üzerinde insan gelmekte, Kocaeli’yi ziyaret etmekte. İşte, bu zorluklardan dolayı Kocaeli’de beş yıldızlı otel eksikliği vardı, bu ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacı gidermek için imar planlarında tercihli imar kullanım hakkı getirildi ve mevcut imar planlarındaki fonksiyonunun dışında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) –…eğer bu bölgede beş yıldızlı otel yapmak istiyorlarsa bu tercihli imar durumu getirildi.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Sayın Dedeoğlu…

 

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta yanan orman bölgelerine şu ana kadar bir şey yapılmadığına ve önümüzdeki dönemde planlamaya alınıp eski hâline getirilmesi noktasında çalışmaların yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçtiğimiz yaz Kahramanmaraş’ımızın Andırın ilçesi Elmadağ mevkisinde on sekiz gün ormanlarımız maalesef yandı. Yine, geçtiğimiz yaz Kahramanmaraş’ımızın Kazma yaylalarındaki belli bir bölge, tarihî bir orman bölgemiz yine orman yangınına maruz kaldı. Buradan Sayın Bakana da teşekkür etmek istiyorum. Kazma bağlarının yandığı dönemlerde iki defa telefonla beni aradı ve yangının söndürülmesi konusuyla ilgili bilgi verdi. Kendisine teşekkür ediyorum buradan.

Sorum şu: Bu yanan orman bölgelerimize şu ana kadar bir şey yapılmadı. Önümüzdeki dönemde planlamaya alınıp tekrar eski hâline getirilmesi noktasında çalışmalar yapılacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dedeoğlu.

Sayın Vural…

 

10.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Suriye’de meydana gelen karışıklıkların Şanlıurfa ilinin Ceylânpınar ilçesine sıçramış olması nedeniyle halkın sıkıntılı ve endişeli olduğuna ve Hükûmetin Ceylânpınar’daki vatandaşların sorunlarıyla ilgilenmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Özellikle birkaç günden bu yana Urfa’nın Ceylânpınar ilçesinden vatandaşlarımız arıyor, ailelerimiz arıyor -gerçekten büyük sıkıntı içerisindeler, uçaklar, bombalar- çok büyük bir karmaşa ve endişe içerisinde olduklarını ifade ediyorlar. Bu huzursuzluğu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirmemi istediler. Dolayısıyla gerçekten Suriye’de meydana gelen karışıklıkların Ceylânpınar’a sıçramış olması, orayı rahatsız etmesi, Ceylânpınarlılar açısından da gerçekten yaşanmaz bir durumun ortaya çıkması kendilerini endişeye sevk etti. Hükûmetin, özellikle Ceylânpınar’da vatandaşlarımızın bu sorunlarıyla yakinen ilgilenmek suretiyle onların yanında olduklarını göstermelerini rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

Değerli arkadaşlarım, bazı arkadaşlarımız da sisteme girmiş ama onlardan özür diliyorum, 10 kişiye söz veriyoruz biliyorsunuz.

Gündem dışı konuşmalardan sonra gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Gensoru önergelerinin geri alındığına dair bir önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- MHP Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız hakkında verdikleri (11/18, 11/21, 11/22) esas numaralı gensoru önergelerini, Genel Kurul çalışmalarının TRT üzerinden yayınlanmasını sağlamak amacıyla ve daha sonra yenilemek kaydıyla geri çektiklerine ilişkin önergesi (4/73)

                                                        

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sayın Cevdet Yılmaz, Sayın Nihat Ergün ve Sayın Taner Yıldız hakkında verdiğimiz (11/18), (11/21) ve (11/22) Esas Numaralı Gensoru Önergelerimizi Genel Kurul çalışmalarının TRT üzerinden yayınlanmasını sağlamak amacıyla ve daha sonra yenilemek kaydıyla geri çekiyoruz.

Bilgilerinize ve gereğini arz ederiz.

Mehmet Şandır                                                    Oktay Vural

Mersin                                                                     İzmir

MHP Grup Başkanvekili                           MHP Grup Başkanvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına dair 3 önerge vardır, okutuyorum:

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıklarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/409)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye iş kazaları ve meslek hastalıklarının nedenlerinin araştırılması, alınacak önlemlerin neler olduğunun belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzüğün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederim.

1)       İdris Baluken                              (Bingöl)

2)       Pervin Buldan                            (Iğdır)

3)       Hasip Kaplan                             (Şırnak)

4)       Sırrı Sakık                                  (Muş)

5)       Murat Bozlak                              (Adana)

6)       Halil Aksoy                                (Ağrı)

7)       Ayla Akat                                   (Batman)

8)       Hüsamettin Zenderlioğlu             (Bitlis)

9)       Emine Ayna                                (Diyarbakır)

10)     Nursel Aydoğan                          (Diyarbakır)

11)     Esat Canan                                (Hakkâri)

12)     Sırrı Süreyya Önder                    (İstanbul)

13)     Adil Kurt                                    (Hakkâri)

14)     Altan Tan                                   (Diyarbakır)

15)     Sebahat Tuncel                          (İstanbul)

16)     Mülkiye Birtane                          (Kars)

17)     Erol Dora                                   (Mardin)

18)     Ertuğrul Kürkcü                          (Mersin)

19)     Demir Çelik                                (Muş)

20)     İbrahim Binici                            (Şanlıurfa)

21)     Nazmi Gür                                  (Van)

22)     Özdal Üçer                                 (Van)

 

Gerekçe:

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nun yaptığı tahminlere göre; dünyada her yıl 337 milyon iş kazası meydana gelmektedir. Bu iş kazaları sonucu 2 milyon 310 bin kişi hayatını kaybetmekte ve 160 milyon kişi ya yaralanmakta ya da meslek hastalığına maruz kalmaktadır.

Türkiye'deki çalışma yaşamında da insan hayatının hiçe sayıldığı ve tablonun çok daha vahim olduğu istatistiklerden anlaşılmaktadır. Türkiye'de 1946-2005 yılları arasında 142.469 kişi iş kazası ve meslek hastalığı sonucu hayatını kaybetmiştir. Makine Mühendisleri Odasının iş sağlığı ve iş güvenliği raporuna göre Türkiye'de her yedi dakikada bir iş kazası olmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu istatistiklerine göre ise, 2009 yılında ülkemizde 64.316 iş kazası, 429 meslek hastalığı vakası tespit edilmiştir. Bunların 1.171'i ölümle sonuçlanırken, 1.885 kişi sürekli iş göremez hâle gelmiştir. 2009 yılında iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu kaybedilen iş günü sayısı ise 1 milyon 533 bin 749'dur. Türkiye'de ILO kriterlerine göre iş kazaları ve meslek hastalıklarının 2009 yılı için maliyeti; yaklaşık 38 milyar TL olarak tahmin edilmektedir. Türkiye ölümlü kaza sıklığı açısından, 15 Avrupa Birliği ülke ortalamasının 7 katından daha fazla bir kaza sıklığına sahiptir.

Türkiye'de en yüksek iş kazası oranı ise toplam işyeri sayısının %98'ini oluşturan ve elliden daha az işçi çalıştırılması nedeniyle KOBİ'lerde; İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu oluşturma, İş yeri Hekimi, İş Güvenliği Uzmanı, İşyeri Hemşiresi veya Sağlık Memuru bulundurma gibi zorunlulukların bulunmadığı görülmektedir. Küçük ölçekli işletmeler için bu muafiyetin kaldırılması, işletmelere katlanılması çok da kolay olmayacağı için, her ilde ortak iş sağlığı ve güvenliği birimleri kurularak, küçük ölçekli işletmelerin risk durumu ve büyüklüğüne göre değişen sürelerde bu birimlerden yararlanmalarının zorunlu tutulması; hem ülkemizdeki iş kazası sayısının azalmasında hem de kazaların resmi kayıtlara geçmesinde önemli bir etken olacaktır.

Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu oluşan maddi ve manevi kayıplar ülke ekonomisi açısından çok önemli boyutlara ulaşmaktadır. Bu sebeple; iş sağlığı ve güvenliği alanında kalıcı ve etkin önlemlerin alınması zorunluluk arz etmektedir.

Türkiye'nin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili uluslararası çalışma standartlarına ulaşması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, çalışanların iş yeteneklerinin ve motivasyonunun geliştirilmesi, istihdamın artırılması ile mümkün olabilir. İş güvenliği ile çalışanları korumak, üretimin güvenliğini korumak, işletmenin güvenliğini sağlamak, ekolojik çevreye verilen zararı en alt düzeye indirmek mümkün olabilir.

Sadece ekim ve kasım ayı iş kazaları raporları dikkate alındığında bile durumun vehameti bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır.

Ekim ayında meydana gelen iş kazalarında 53 emekçi hayatını kaybetti, 142 emekçi de yaralandı. En çok ölüm inşaatlarda yaşanırken sanayi bölgelerinde çalışan işçiler, işçi servislerinin karıştığı trafik kazalarında can verdi. Madenler can almaya devam etti, silikozis 48'inci canını aldı.

2011 yılı Ocak- eylül ayı rakamlarını da ekleyecek olursak büyüyen ekonomi söyleminin içinin ne kadar boş olduğu ortaya çıkacaktır. İşçi ve emekçinin kanı ve canı pahasına gerçekleşen ve getirimci niteliği tartışma götürmez "tüccar" anlayışına dayalı bir ekonomide hayatını kaybedenlerin "üretim zayiatı" gibi görülmesi durumun vahametine çarpan etkisi katmaktadır. Her konuda olduğu gibi "iş güvenliği ve meslek hastalığı" konusunda da Türkiye kötü bir sicile sahiptir.

Türkiye iş kazaları ve meslek hastalıklarının nedenlerinin araştırılması, alınacak önlemlerin neler olduğunun belirlenmesi sadece iş güvenliğinin sağlanması açısından değil aynı zamanda insan hakları açısından da büyük önem taşımaktadır. Konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından araştırılması zorunlu hale gelmiştir.

 

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 26 milletvekilinin, muhtarların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/410)

 

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Muhtarların Sorunları"nın araştırılması, bu konuda yürütülecek çözüm odaklı çalışmaların belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim. 20.12.2011

 

1) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

2) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                          (İstanbul)

3) Ali Haydar Öner                                                   (Isparta)

4) Recep Gürkan                                                      (Edirne)

5) Celal Dinçer                                                        (İstanbul)

6) İsa Gök                                                                (Mersin)

7) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

8) Engin Altay                                                          (Sinop)

9) Ali Sarıbaş                                                          (Çanakkale)

10) Emre Köprülü                                                     (Tekirdağ)

11) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

12) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

13) Mehmet Ali Ediboğlu                                          (Hatay)

14) Ali Özgündüz                                                     (İstanbul)

15) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

16) Ahmet İhsan Kalkavan                                        (Samsun)

17) Doğan Şafak                                                      (Niğde)

18) Mehmet Volkan Canalioğlu                                 (Trabzon)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                   (İstanbul)

20) Aykan Erdemir                                                   (Bursa)

21) Mehmet Siyam Kesimoğlu                                   (Kırklareli)

22) Mustafa Moroğlu                                                (İzmir)

23) Kadir Gökmen Öğüt                                            (İstanbul)

24) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

25) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

26) Ali Rıza Öztürk                                                   (Mersin)

27) Durdu Özbolat                                                    (Kahramanmaraş)

 

Gerekçe:

Türkiye'de muhtarlık olabildiğince zor bir kamu görevidir. Türkiye'de toplamda 54.000 muhtar vardır. Muhtarlara verilen ödenek 384 TL'dir. Tahsis edilen bu ödenek ile muhtarlık binasının elektrik, su, telefon ve ısınma, gelen vatandaşa çay, su ikramı gibi harcamaların yanı sıra sekreter ve kırtasiye, kira ücretleri de bu tahsis edilen paradan karşılamak zorunda kalmaktadır. Çok rahatlıkla anlayabileceğiniz gibi, verilen ödenek ile bu kamu görevini yerine getirmek imkânsızdır. Böyle koşullar altında çalışmak öncelikle Anayasa'mızın 18. Maddesinde yer alan angarya yasağı kapsamında yer almakta ve Anayasa’mıza aykırıdır.

Muhtarlarımızın pek çok sorunu vardır. Muhtarların sigortaları Bağ-Kur kapsamındadır ve muhtarların primleri kendileri tarafından ödenmesi gerekmektedir. Günümüzde bu sigorta primi 136 TL'den başlayarak basamağa göre değişiklik göstermektedir. Bir muhtar ortalama 360 TL sigorta primi ödemektedir. Bir muhtara ayrılan ödenek Maliye Bakanlığının 2012 bütçe sunuş konuşmalarına bakıldığında zaten 384 TL'dir. Muhtarların çoğu, bugüne kadar sigorta primlerini ödeyemedikleri için sağlık yardımı alamamışlardır. İkinci bir husus ise, yargı önündeki statüleridir. Muhtarlar, 657'ye tabi oldukları için, kamu görevlisi sayılarak yargı önüne bu şekilde çıkmakta, ancak 657'ye tabi memurun özlük haklarından yararlanamamakta ve suçlarından dolayı ağır ceza mahkemelerinde yargılanmaktadır. Kaymakamlarla, Emniyet müdürlüğüyle, vergi dairesiyle ve adli olaylarla ilgili tüm yazışmalar ve çalışmalar yine muhtarlık yoluyla yapılmaktadır. Böyle bir iş yükünün olduğu çalışma ortamında muhtarlar kendilerine yardımcı olmaları için sekreter bulundurmak ve ona da kendi cebinden maaş vermek zorundadır. Bu konuda yapılmış detaylı bir kanun düzenlemesi olmadığı için mağdur olan muhtar daha fazla mağdur olmaktadır.

Kimi muhtarlarımız 5000 veya 6000 oyla halk tarafından seçilmekte ancak aldıkları ödenek 384 TL'dir. Aynı şekilde bazı belde ve ilçelerde belediye başkanları 2000 ve 3000 oyla belediye başkanı olmuşken aldıkları maaş 4000 ila 5000 TL arasında değişmektedir.

Kimi belediye başkanları ile muhtarlar arasında oylar arasında fark olmasa da maaşları ve tabi oldukları statü ne kadar farklıdır. Sosyal Hakları ve güvenceleri arasında uçurumlar vardır. Bu dengesizliğin çözülmesi gerekmektedir.

Bu nedenlerle, muhtarların sorunlarının tam olarak tespit edilmesi ve sorunların çözüme kavuşması için Anayasanın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

 

3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 32 milletvekilinin, tarımsal üretimde kullanılan elektrikle ilgili üreticilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/411)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde Tarımda kullanılan Elektrikle ilgili sorunların araştırılması, üreticinin sorunlarının ve çözüm yollarının belirlenmesi, idari ve kurumsal yasal düzenlemelerin yapılması, amacıyla İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince ekte yer alan gerekçeye istinaden bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Ramazan Kerim Özkan                                            (Burdur)

2) Mustafa Moroğlu                                                   (İzmir)

3) Sena Kaleli                                                          (Bursa)

4) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

5) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                          (İstanbul)

6) Mehmet Ali Susam                                                (İzmir)

7) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

8) Gürkut Acar                                                          (Antalya)

9) Recep Gürkan                                                       (Edirne)

10) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

11) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

12) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

13) Celal Dinçer                                                       (İstanbul)

14) İsa Gök                                                              (Mersin)

15) Emre Köprülü                                                     (Tekirdağ)

16) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

17) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

18) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

19) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

20) Haluk Eyidoğan                                                  (İstanbul)

21) Ali Özgündüz                                                      (İstanbul)

22) Şafak Pavey                                                       (İstanbul)

23) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

24) Doğan Şafak                                                      (Niğde)

25) Mehmet Volkan Canalioğlu                                (Trabzon)

26) Aykan Erdemir                                                    (Bursa)

27) Mehmet Siyam Kesimoğlu                                   (Kırklareli)

28) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

29) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

30) Engin Altay                                                        (Sinop)

31) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

32) Ali Rıza Öztürk                                                   (Mersin)

33) Durdu Özbolat                                                    (Kahramanmaraş)

Gerekçe:

Bitkisel ve hayvansal üretimde kullanılan, maliyet içinde önemli bir girdi kalemini teşkil eden elektrikte, üreticilerin ödeme güçlüğüne düşmesi ile birlikte muhtelif tarihlerde elektrik borçları yapılandırılmasına karşın beklenen fayda sağlanamamıştır.

Elektrik borçlarının ödenebilir hale gelmesi bakımından, ciddi oranda bir faiz affının yapılması gereklidir.

Maliyet bazlı fiyatlandırma mekanizmasına geçiş ile birlikte tarımsal sulamada kullanılan elektriğin birim fiyatı 2007 yılına göre % 50 artmıştır. Artış oranı tarımsal amaçlı soğuk hava depolarında, kültür balıkçılığı ve kümes hayvanları tesislerinde, seralarda ve hayvancılık işletmelerinde ise %58'lere ulaşmıştır. Bu zammın üzerine, tarımsal sulama abone grubuna 2009 yılının Ocak ayında %1,5, Ekim ayında ise %9,6 oranında zam yapılmıştır. 2007 yılında 13,5 kuruş olan elektriğin birim fiyatı 2010 Aralık ayında 22,53 kuruş olmuştur. Bu yapılan zamlar çiftçilerimizi üretemez hale getirmiştir.

Birim fiyatın düşürülmesi açısından üreticilerimize puant sisteminden faydalanma imkanı tanımış olmasına karşın, bitkinin ihtiyacı olan suyun en kısa sürede verilmesi gerektiğinden bu sistem üreticilerimiz tarafından kullanılamamaktadır.

Yapılan zamların yanı sıra elektrikten alınan %1 enerji fonu, %2 TRT payı ve %18 KDV birim fiyatı daha da yukarı çekmektedir. Türk çiftçisi vergilerini peşin KDV ve ÖTV olarak ödemektedir. Tüccar gibi sattığı maldan KDV'sini mahsup edememektedir. Zarar etmesine rağmen sattığı maldan stopaj vergisini ödemektedir.

Elektrik Piyasası Kanununda tüketicilerin desteklenmesine yönelik olarak fiyatlara müdahale edilmeksizin, miktarı ile esas ve usulleri Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenmek üzere söz konusu tüketicilere geri ödeme şeklinde yapılır" hükmü getirilmesine karşın elektrikte uygulanan bir destek yoktur.

Görüldüğü üzere elektrikte uygulanmakta olan KDV yüksek olduğu gibi, elektriğin desteklenmemesi ile birlikte de çiftçinin ödediği KDV'nin geri dönüşü de yoktur.

Tarımsal üretim yapıldığı yerler olan seralar ile hayvancılık işletmelerinde kullanılan elektrik enerjisine, ticarethane ve yazıhane tarifesi uygulanmaktadır. Seracılık ve hayvancılık işletmeleri tarımsal sulama abone grubuna göre % 36 daha pahalıya elektrik almaktadırlar.

TEDAŞ'ın verilerine göre Türkiye'nin toplam elektrik tüketiminin % 3,4'ü, toplam abone sayısının ise % 1,4'ü tarımsal sulama abone grubuna yani üreticilerimize aittir. Verilerden de görüldüğü üzere üreticilerimiz, gerek abone sayısı gerek tüketim miktarı bakımından büyük bir yekûn tutmamasına karşın, elektrikte yaşanan sorunlar güncelliğini korumaktadır.

Özelleştirme sonrasında üreticilerimiz elektrik faturalarının aylık olarak tahsil edilmesi ile karşı karşıya kalmıştır. Özelleştirilen şirketler üreticiye aylık fatura düzenlemekte, bu uygulamadan da geri adım atmamaktadırlar. Ödemelerde en ufak bir aksama olması hâlinde de üreticilerin elektrikleri anında kesilmektedir.

Üreticilerimizin verimli bir şekilde üretime devam edebilmeleri bakımından;

Elektrikte uygulanmakta olan % 18 KDV tarımda kullanılan elektrikte % 1'e indirilmeli, % 2 TRT payı kaldırılmalıdır.

Tarımda kullanılan elektrik, daha önceki yıllarda olduğu gibi mutlaka desteklenmelidir.

Seralar ve hayvancılık işletmelerinin de daha düşük fiyatla elektrik temin edecekleri bir abone grubu oluşturularak indirimli tarifeden elektrik almaları sağlanmalıdır.

Başta özelleştirilen elektrik dağıtım şirketleri olmak üzere, faturaların hasat zamanına denk gelecek şekilde, en fazla yılda iki kez tahsil edilmesi sağlanmalıdır. Kesik elektrikler açılmalıdır.

Elektrik borçlarında bugüne kadar yapılan yapılandırmalar beklenen faydayı sağlamadığından, elektrik borçlarının faizleri silinerek, en az 5 yıldan başlayacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeler bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Sayın Halaman’ın yerinden bir söz talebi oldu.

Buyursunlar Sayın Halaman.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesinde tarımsal amaçlı sulama için kullanılan barajın önüne HES kurulmasının nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, ben teşekkür ediyorum.

Sayın Orman Bakanımız burada. Adana’nın Kozan ilçesinde 1974-1975’ten bu tarafa tarımsal sulama amaçlı yani narenciye sulayan, pamuk sulayan, soya sulayan bir barajı var. Son iki senedir bu barajın önüne mevcut Hükûmetin yandaşları tarafından bir HES kuruldu. Bu HES sürekli su istediği için ikinci ürün ekmek için Kozan Belediyesi sürekli anons yapıyor: “İkinci ürünü ekmeyin, barajda su yok.” deniyor. Şimdi, elektrik önemli ama bu tarımsal amaçlı narenciye önemli değil mi, pamuk önemli değil mi, soya önemli değil mi? Baraj tarımsal amaçlı kurulmuş, bunun önüne niye HES kuruluyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaman.

Şimdi, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 1’inci sırasında yer alan Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/15) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

 

VI.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15)

 

BAŞKAN - Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 6/11/2012 tarihli 16’ncı Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelere sırasıyla söz vereceğim.

Önerge sahibi, Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz.

Buyurun Sayın Öz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi nüfuzunu kullanarak kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Ormanlarımız dünyanın en değerli doğal kaynaklarındandır. Dünya ormanlarının her yıl ortalama 13 milyon hektarı yok olmaktadır. Dolayısıyla, ormansızlaşma, erozyon, arazi bozulmaları, küresel ısınma, çölleşme gibi çevre felaketleri dünyamızı ciddi derecede tehdit etmektedir.

Bu tehditlerin en önemli panzehiri ve canlılar için yaşamsal öneme sahip ormanlarımızın korunması, geliştirilmesi, yenilerinin tesisiyle görevli yüz yetmiş iki yıllık geleneğe sahip ormancılık kuruluşları hiç bu kadar tahrip edilmemiştir. Ormancılarımız bu ülke için hayati önemi haiz birçok projeye imza atmıştır. İstanbul’un su ihtiyacının yüzde 50’sini karşılayan Terkos, Adana Akyatan, Antalya Belek kumul ağaçlandırmaları, Adana Çakıt, Aydın Menderes Havzası erozyon kontrol projeleri, Trakya Korudağ ağaçlandırmaları bunlardan sadece birkaçıdır.

Sayın Bakan bu geleneği, birikimi ve emeği görmezden gelip neredeyse ormancılık tarihini kendisiyle başlatmaktadır. Orman ve Su İşleri Bakanlığının hazırladığı 2008-2012 Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberliği Eylem Planı Projesi, 1995 yılında çıkarılan 4122 sayılı Millî Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberlik Kanunu'na dayanmaktadır ve doğru bir projedir. Ancak yeterli kaynak ve iş gücü ayırmadan, sadece reklam amaçlı, rakamlarla oynama merakınız, projeyi gerçekleştirecek olanlar da dâhil olmak üzere, inandırıcılığınızı yitirmenize neden olmuştur.

Orman ve Su İşleri Bakanlığıyla Orman Genel Müdürlüğünün İnternet sayfalarında "Son üç yılda 1 milyon 500 bin hektar alan ağaçlandırıldı ve 820 milyon fidan toprakla buluşturuldu." spot sözü kamuoyunun dikkatini çekecek biçimde günlerdir yer almaktadır. Milletin gözünün içine baka baka yalan söylenmektedir. Bakanlığın 122 fidanlığının üretim kapasitesinin tam kullanılması hâlinde 598 milyon fidan yetiştirileceği ve bu miktar fidanla ancak 300 bin hektar alanın ağaçlandırılabileceği belirtilmektedir. Bakanlığın yıllık fidan üretimi ise ortalama 250 milyon adettir. Bakanlığınızca son üç yılda toplam 262.452 hektar alanda çalışma yapıldığı görülmektedir. Son üç yılda nasıl olur da 1,5 milyon hektar ağaçlandırma yapıldığını söyleyebiliyorsunuz?

Yine benzer şekilde Orman Genel Müdürlüğü verimli orman alanlarının yaklaşık yarısını oluşturan 5 milyon 500 bin hektar genç ormanların bakımlarının 2012-2016 yılları arasında bu iktidar zamanında çok kullanılan seferberlik modasıyla yapılacağı Orman Genel Müdürlüğünün 26 Eylül 2011 tarihli genelgesinden anlaşılmıştır. Bu genelgeye göre yaklaşık yılda 1 milyon 200 bin hektar genç ormanın bakımının yapılacağı anlaşılmaktadır. Bakanlık rehabilitasyon ve ağaçlandırma çalışmalarında olduğu gibi hayalî rakamları yakalamak hedefiyle bu konuya yeterli mühendis ayırmadan veya teknik hizmet satın alınmadan yaklaşması hâlinde Türkiye ormanlarının geleceğini çok büyük bir tehlike beklemektedir.

Program hedeflerine ulaşmak için onlarca yılda binbir emekle meydana getirilen genç ormanların teknik bakımları muhtemelen kesimcinin inisiyatifine bırakılacak. Bu durumdan hem ülke hem de ormancılığımız çok büyük bir yara alacaktır.

Genç ormanın bakımları mutlaka yapılmalıdır ancak yılda 1 milyon 200 bin hektar genç ormanın tekniğine uygun bakımlarının yapılabilmesi için 4 bin orman mühendisine ihtiyaç olduğunu da belirtmek isteriz. Her ne kadar bir miktar orman mühendisi alındıysa da bu sayı yetersizdir.

Ustalık dönemi olarak ifade edilen 3’üncü dönemde 636 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı kuruldu. Ustalığın hikmetlerinden olsa gerek aradan bir ay dahi geçmeden 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı kuruldu. Kurarken de geçmiş deneyimler göz ardı edilerek katılımcılıktan uzak kuruldu. Orman ve su konularının aynı bakanlık çatısı altında yer alması, ormanın kaliteli suyun üretilmesinde, toprağın korumasında çok önemli fonksiyonlar üstlendiği hususları dikkate alındığında olumlu bir yapılanmadır. Bu olumlu yapı Bakanlıktaki atamalar ve görevlendirmelerde maalesef gözetilmemiştir. Bakanlığın görev konularının yaklaşık üçte 2’sinin ormancılık konuları olmasına, ormanların yüzde 16’sının münhasıran su üretimi yani hidrolojik fonksiyonlu ormanlar olarak ayrılmasına rağmen ne yazık ki üst düzey atamalarda ormancılık konusu hiç dikkate alınmamış, müsteşar ve 3 müsteşar yardımcısı ile 3 müstakil daire başkanlığına çevre ve su kökenli bürokratlar atanmıştır. Bakanın da su ve çevre kökenli olduğu dikkate alındığında bakanlık “su işleri bakanlığı” hâline getirilmiştir.

Bakanlığın ana hizmet biriminde Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü kuruldu. Büyük çoğunluğu ormanlık alanlarda yer alan millî parklar, tabiat parkları, tabiat alanları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar gibi korunacak alanların planlama, tescil ve onay yetkileri Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilerek Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünün âdeta içi boşaltıldı. Tabiri caizse davul Orman ve Su İşleri Bakanlığında, tokmak ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığında kaldı. Bu da yetmedi, kurumun başına da Hacettepe Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Bilimler mezunu bir bürokrat atandı. Bize göre Sayın Orman Bakanı yakın bir zamanda Orman Genel Müdürlüğünün başına da orman mühendisi olan, kendi siyasi görüşünden veya sendikaların talep ettiği bir başka bürokratı atarsa buna hiç şaşırmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.

Yine, Bakanlar Kurulu kararıyla orman alanı yoğun olan birçok yerde, Çanakkale ve Sinop gibi yerlerde orman bölge müdürlükleri kapatıldı. Oysaki orman alanı kısıtlı olan, tamamen konjonktürel ve siyasi yaklaşım içerikli alanlara yeni orman bölge müdürlükleri açıldı. Ayrıca yeni açılan 28 adet orman işletme müdürlüğünü hangi kriterlere göre açtınız, gerekçeniz neydi Sayın Bakan?

Bundan beş yıl önce tasarruf ve işletme açılış puanlarının tutmadığı gerekçesiyle yine iktidarınız tarafından kapatılan illerdeki orman işletme müdürlükleri tekrar açılırken, aynı kararnameyle tarihinde hiç işletme müdürlüğü olmamış ve orman işletme şefliği dahi zor olan, Sayın Bakanın seçim bölgesi olan Dinar'a orman işletme müdürlüğü açılmış; neredeyse 2 orman bölge müdürlüğüne yakın puanları olan Çanakkale ve Sinop orman bölge müdürlükleri ise kapatılmıştır.

Yetmedi, 10/10/2011 tarihinde 657 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kuruluşta birçok değişiklik yapıldı. Birimler o kadar rahat açılıp kapatıldı ki 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenerek kurulan ilgisiz alakasız Orman Harita ve Uzaktan Algılama Dairesi Başkanlığı yaklaşık altı hafta sonra kapatılarak bir başka daire açıldı.

Sayın Bakan, aradan bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hâlen kuruluşlarla meşgul olunması, sürekli zigzag yapılması, motivasyonun sağlanamaması sizi rahatsız etmiyor mu? Öyle görülüyor ki ektiğinizi biçiyorsunuz. Birikimli ve liyakatli memurlarınız pasivize edildi. Atamaların genel müdürler yerine size yakın sendika tarafından yapıldığı, personel dairesi başkanlığınca ilgili sendikaya kayıt yaptırmadan atamanın yapılmadığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Meslek örgütlerinin seçimlerinin dahi atamalar, tayinlerde baskı aracı olarak kullanıldığı bir ortamdayız. Bundan bilginiz varsa gerçekten durum vahimdir eğer yoksa daha da vahimdir.

Keyfî atamaların önünü açmak, ehliyet ve liyakate dayalı mevzuat engeline takılmamak için Orman Genel Müdürlüğü teknik personelinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği kaldırıldı. Meslek örgütlerinin açtığı dava sonucu yüksek mahkeme iptal kararı verdi. Yeniden hiçbir objektif kritere dayanmayan Orman Genel Müdürlüğü Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği çıkarıldı. Yine dava açıldı, Danıştay 2. Dairesi yürütmeyi durdurma kararı aldı. Bu arada siz keyfî atamalarınıza devam ettiniz. Allah aşkına Sayın Bakan, çalışmalarınızdan verim alacağınız, çalışan-iş yeri barışını sağlayacak, ehliyet ve liyakata dayalı bir personel mevzuatı çıkarmak ve uygulamak bu kadar mı zor?

Orman Genel Müdürlüğü, umarım bu Danıştay kararlarından sonra

teknik personel atama yönetmeliğini oda, sendika, sivil toplum örgütlerini de dikkate alarak çıkartır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yenilenebilir enerji konusunda rüzgâr, akarsu, güneş, biyokütle gibi kaynaklardan yararlanmayı elbette destekliyoruz ancak HES’ler konusundaki hoyratlık derelerin, ormanların ve canlıların yaşam ortamlarının ağır tahribine ve yok olmasına neden olmaktadır. Öyle ki birkaç megavat enerji için tabiat harikası alanlar gözden çıkartılmıştır. Birçok yerde yerel halkın düşüncesi hiç dikkate alınmamıştır. Nitekim, başta Doğu Karadeniz olmak üzere özellikle ilgili  dernekler vasıtasıyla açılan davaların yüzde 47’sinde mahkemelerce iptal  kararı verişmiştir. HES'lerle ilgili olarak elektrik mühendisleri odasının 60 kişilik inceleme gezisinin ardından hazırladığı raporda, birçok olumsuzluğun yanı sıra, özellikle projelerin sanal değerlerle yapıldığı, ölçümlerin yapılmadığı, fizibilitenin gerçekçi olmadığı ve denetimsizliğe vurgu yapılmaktadır. Ayrıca, katılımcı bir anlayışla merkezî bir planlanma yapılması önerilmektedir. Birçok yörede karşı çıkılmasına rağmen Orman ve Su İşleri Bakanlığınca 1.576 HES'e kolaylıkla izin verilmesi de bu tespitleri doğrular niteliktedir.

Sayın Bakan, meslek ve sivil toplum örgütlerine randevu vermeme, sindirme, baskı altına alma gayretleri, seçimlerine dahi müdahale etmeniz, haksız ve hukuksuz işlerinizin üzerine gitmelerinden duyduğunuz rahatsızlıktan olsa gerektir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Gruplar adına ilk konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören.

Sayın Ören, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 Milletvekili tarafından, uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesi’ni, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru önergesi verilmiştir. Önergenin lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Sayın Bakanımızın vukuatı bu kadar değil. Sayın Bakanımızın gerçekten bu gensoru önergesi verilmeden önce istifa etmesi gerekliydi. Biliyorsunuz, Manisa, 3 konu üzerinde anılır ve bilinir: Bir’incisi, lalenin ana vatanıdır “lale” dendiğinde Manisa akla gelir. 2’ncisi, Osmanlı döneminin şehrazatları, Manisa’da yetişmiştir, şehzadeler şehridir. 3’üncüsü ise önemlidir, Tarzan’ıyla anılır. Tarzan ise Spil Dağı’ndaki ormanlık alanda o fidanları diken; bugün kırk, elli, altmış yaşında olan ağaçları yeşerten kişidir. Hatta filmler de çekilmiş Tarzan’la ilgili; çok fazla yağmur yağan gecede, topraktan kökleri sökülen bir ağaca sırtını veren o ağacın köklerinin o topraktan ayrılmaması için sabahlara kadar ağaçlara sırtını veren bir isim olarak, bir simge olarak Manisa’nın simgesidir Tarzan.

Değerli arkadaşlarım, geçen haftalarda Manisa Spil Dağı’nda 50 hektarlık bir alanda yangın çıktı. Manisa Tarzanı’nın yetiştirdiği otuz, kırk, elli 40, 50 yaşlarındaki ağaçlar yandı. Gerçekten bizim Manisa milletvekilleri olarak yüreğimiz sızladı, ciğerimizden bir parça alındı.

Benim anlatacağım Çal Dağı ile Manisa arası 20 kilometredir kuş uçuşu. Ağlamaktan öteye götürdüğümüz… Sayın Manisa milletvekillerinin, AK PARTİ’nin milletvekillerinin, Spil Dağı’ndaki yanan ağaçlara ağlar iken, Çal Dağı’nda Sayın Bakan’ın emriyle yüz binlerce ağaç kesilir iken Çal Dağı’na dönüp hiçbir şey söylememeleri maalesef üzüntü yaratmıştır.

Şimdi, Çal Dağı nedir? Çal Dağı, bir nikel madenidir. Çal Dağı nerededir? Çal Dağı Turgutlu’ya 10 kilometre mesafede olan, eteklerinde köylerin bulunduğu, köylerin mesafesinin 3 kilometre olduğu alanda kurulu bir madendir. İzmir’e Turgutlu’nun uzaklığı 40 kilometre, Manisa’ya uzaklığı da 28 kilometredir. Çal Dağı’nda bir katliam yaşanmaktadır.

Şimdi, ben uydudan çekilmiş, Çal Dağı’yla ilgili bir fotoğrafı göstermek istiyorum. Çal Dağı dediğimiz yer şurası. Şu, 2011 yılında çekilmiş ve bugün “Cehennem Çukuru” diye adlandırdığımız bu çukur, 2 katına çıkmış vaziyette.

Şu gördüğünüz alanlarda yüz binlerce ağaç kesilmekte.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Katliam yapılmış, katliam.

HASAN ÖREN (Devamla) - Bunun hemen altında –bu da uydudan çekilmiş bir fotoğraf- Sayın Bakanım, köylerin bulunduğu yer, Gediz Nehri, Turgutlu. Bunun Turgutlu’dan yüksekliği, deniz seviyesinden yüksekliği 680 metre yani 45 derece eğimli bir arazi. Eğer siz buradaki yüz binlerce ağacı kesiyor iseniz, burada erozyon olmaması mümkün değildir, muhakkak erozyon olacaktır.

Şimdi, şurada kesimler başladı. Bu Çal Dağı’nda, şirketin söylediğine göre 160 bin, Bakanlığın söylediğine göre ise 150 bin ağaç kesilecektir. Bu ağaç kesimiyle ilgili, sayın milletvekillerimize o kadar söylememize rağmen, Manisa Milletvekilleri, sanki burası yasaklı bölgeymiş gibi buraya gitmekten çekiniyor. Hatta içlerinde -ismini de söyleyeyim ki buraya gelsin, söz hakkı olsun- Sayın Muzaffer Yurttaş -3 kişi, 5 kişi dışarıda kaldığımızda- diyor ki: “Sayın Vekilim, ben de karşıyım bu projeye. Turgutlu’nun topraklarında, Manisa Ovası’nda altın var iken nikele gerek mi var?” Altın nedir? Altın, Turgutlu Ovası’nda yetişen üzümdür yani 500 milyon TL’lik üzüm ihraç eden o ovayla ilgili. Ama buraya geldiğimizde, ne hikmetse, burada sayın vekiller fikirlerini değiştiriyorlar, bu madenin yanındaymış gibi bir tavır takınıyorlar.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Korku var, korku.

HASAN ÖREN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu sadece otuz beş kırk yıllık 150 bin ağacın kesilmesidir. Burada bu ağaçlar kesilecek, ne yapacağız? Burada ağaçlar kesilecek, bu ağaçlar kesildikten sonra, biz bu ağaçların yerine madenin işletmesini kuracağız; peki kuralım. Yani maden, Türkiye’yle ilgili gerçekten Türkiye'nin sorunlarına ve Türkiye'nin bütçesine katkı koyacak ise madenle ilgili karşı çıkmamız mümkün müdür? Ama bunların hesaplarının yapılması gerekli. Bunların hesapları nedir? Getirisi götürüsüdür. Siz Gediz Ovası’ndan -yani Akhisar, Manisa, Salihli, Turgutlu, Alaşehir borsalarında tescil edilmiş ürünü söylüyorum- yılda 4,2 milyar liralık ürün kaldırıyor iseniz… Bunlar sadece borsada tescil edilenler; borsanın dışında kirazıyla, eriğiyle, şeftalisiyle, meyvesiyle, halde satılanla -bir bu kadar daha yılda ürün kaldırdığınız- koruma altına alınmış, dünyaca ünlü bu topraklarda, nasıl bir maden çıkarsa çıksın milyonlarca yılda oluşan bu topraklarda hiçbir şey yapamazsınız, deyip -dünya örgütünün, Ramsar’ın sözleşmesine imza atmış bir Türkiye- on beş yıl sonunda 3 milyar dolar getirisi olan bir madene izin veriyorsunuz. Bu izni neye göre veriyorsunuz? Eğer bu kadar topraklar verimli ise, bu topraklar üzerinde bu kadar getirisi var ise, Manisa’da tarımla ilgili… Manisa tarım kentidir. İhracatta ve Türkiye içerisinde tarımla ilgili en üst düzeyde üretim yapan bir bölgede yaşıyoruz. Bu toprakları niye feda ediyorsunuz? On beş yıl sonunda 60 milyar dolarlık bir getiri, on beş yıl sonunda 3 milyar dolarlık bir ciro; 3 milyar dolar şirket ciro yapacak, bu cironun ancak 160 milyon doları Türkiye’de kalacak. Peki, burada bir kuşku, burada bir akıl tutulması mı var Sayın Bakanım? Burada, 45 derece eğimli arazide, on beş yıl içerisinde 18 milyon ton sülfürik asit kullanılacak.

Bir daha tekrarlıyorum arkadaşlar: Birinci sınıf topraklar -Türkiye’deki toprakları kalibreye vurduğumuzda- yüzde 8. Yani Türkiye kendi kendini besleyen, kendi kendini beslediğinden dolayı -ilkokulda bize öğretilen- o verimli topraklarımız yüzde 8, bunun da en az yüzde 4’ü Manisa Gediz Havzası’nda. Siz şimdi, bu Gediz Havzası’ndan on beş yıl içerisinde 50-60 milyar ürün kaldıracaksınız, diğer tarafta, on beş yıl içerisinde 18 milyon ton sülfürik asit 45 derece eğimli bu arazide cevher çıkarmak için kullanılacak ve siz bu ovanın riskini düşünmeden bu ruhsatı vereceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, tabii ki… Bu ruhsat niye verildi? Önemli olan burası.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bir de kime verildi?

HASAN ÖREN (Devamla) – Bu tercih, acaba, Sayın Bakanın kendi tercihi midir? Bu tercihte dışarının bir baskısı var mıdır? Bu baskılara dayanamadığından bu ruhsatı mı vermiştir? Kendisinden önceki Orman Bakanı niye vermemiştir? Bunların hepsini araştırmadan, belgelemeden bunları konuşmayı da doğru bulmuyorum.

Mesela, Turgutlu Belediye Başkanı 2 dönemdir başkanlık yapan AK PARTİ’li bir arkadaşımız.

SADİR DURMAZ (Yozgat) - Bakanın arabasını sattıran adam mı?

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) - Sabıkası var.

HASAN ÖREN (Devamla) – Evet, sabıkası çok olan. Burada da sabıkası var.

Şimdi, bakınız, bununla ilgili sivil toplum örgütleri, MHP’si, CHP’si, BDP’si, bütün sivil toplum örgütleriyle Turgutlu’da, bu Çal Dağı’nda, bu arazilerin yok olma tehlikesine karşı bir birliktelik var. Bununla ilgili, Belediye Başkanını sıkıştırıyoruz, diyoruz ki: “Sen izin vermediğin süre içerisinde burada bu işlerin olması mümkün değil.” Belediye Başkanı da sıkışınca kameraların karşısında döktürmeye başladı. Ticaret Odasında onlarca, yüzlerce insanın ve kameraların olduğu yerde, Sayın Bakanımızla ilgili –aynen tutanaktan okuyorum, Bakanımıza da bunları verdim- AKP Turgutlu Belediye Başkanının 2009 yılı Mayıs ayında, Ticaret ve Sanayi Odası Meclis toplantısında, kameraların karşısında yaptığı ve tutanakla kayıt altına alınan konuşmasında söyledikleri, ormanlarımızın katledilmesine kimlerin karar verdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Belediye Başkanı diyor ki, tutanaklardan okuyorum: “Ben önceden beri maden konusunda Hükûmetin aldığı kararın yanında olmak mecburiyetinde olduğumu arkadaşlarımızın hepsine söyledim. Çünkü bu konuda sorumluluk tarafı olan ve muhatabı olan Çevre ve Orman Bakanı, Sayın Profesör Doktor Veysel Eroğlu benim inandığım, güvendiğim dürüst bir devlet adamı ve hükûmet adamı. Bu mücadele konusunda kendisinden randevu aldım, kendisiyle görüştüm ve bu konuda da bizimle görüştü. Bu konudaki tereddütlerimizi, sıkıntılarımızı kendisine zaman içerisinde anlattık. Çok açık ve net söylüyorum, Hükûmetimiz ve Bakanlık ilgili firmaya karşı bir sindirme politikası yapmıştır, yani bunları bezdirerek, bıraktırarak bu işten vazgeçirme konusunda bir politika yaptı.” Yani Bakanlık buradaki işletmenin araziye zarar vereceğini biliyor, zarar vereceğini bildiğinden dolayı da şirkete baskı yapıyor.

İkinci bölümde devam ediyor, konuşmalarının devamında “Sayın Bakan beni çağırdı...” Ben bu anlatılanları Sayın Bakanın ağzıyla anlatıyorum, “Başkan dedi ki: ‘Biz sıkıştık, maalesef kendi kazdığımız kuyuya kendimiz düştük. Hem şirket hem İngiliz Büyükelçiliği hem de İngiltere Hükûmeti tarafından sıkıştırılmaya başlandık, maalesef kazdığımız kuyuya kendimiz düştük, ruhsatı vermek durumundayız.’” (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Vaay! Ne duruyorsunuz Sayın Bakanım o koltukta ya!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hiç alakası yok.

HASAN ÖREN (Devamla) – Sayın Bakanım, bununla da kalmamışım, bir belediye başkanının sözüne inanıp da Sayın Bakanı suçlamak olur mu? O zaman ne yapmak lazım? Soru önergesiyle sormak lazım. Soru önergesini 2011’in sonunda yazmışım, demişim ki: “Bir belediye başkanınız böyle böyle söylüyor. Bunun karşısında sizin tutumunuz, davranışınız nedir? Siz Veysel Eroğlu değilsiniz, siz bir bakansınız, Mustafa Kemal’in kurduğu Meclisin bakanlarından birisiniz.” Bana önergenin cevabı: “Ben böyle bir şey söylemedim.” Doğrudur, Bakana inanmak zorundayım ama benim şehir meclisi üyelerim var Turgutlu’da. Bu, Bakanın yazısını Belediye Başkanına sunduğumuzda Belediye Başkanının yine kameraların karşısında söylediği: “Bakanın söylediği Bakanı bağlar, benim söylediğim beni bağlar. Ben ne söylediysem doğru.” diyor. Tekrar dönüyorum, Sayın Bakana diyorum ki soru önergesinde, -Kayıtlara bakınız- “Sizin ‘Ben söylemedim.’ dediğiniz, ‘İngiliz Hükûmetinin emriyle bu ruhsatı vermediğini söylemedim.’ dediğiniz Belediye Başkanı ısrar ediyor söylediğinde. ‘Sizin bu konuda doğru söylemediğinizi söylüyor.’ dediğimde, yine cevap veriyor Başkan: ‘Ben kendisini aradım, böyle bir şey söylemediğini söyledi.”

Değerli arkadaşlar, şimdi böyle bir gayriciddi soru önergesi cevabı olur mu? Ben sizin bunu söylediğinize inanıyorum. “Niye?” der iseniz inandığımın da altyapısının olması gerekli. Sizden önce Sayın Bakan Osman Pepe değil miydi? Bu Osman Pepe döneminden beri buradaki İngiliz Büyükelçisi, Türkiye İngiliz Büyükelçisi David Logan bu konuda Osman Pepe’ye de, daha üst noktalarda da herkese baskı yaparak Osman Pepe’den bu ruhsatı istediler. Niye vermedi Osman Pepe? Çıktı, NTV’de yayında ne söyledi? “Ben Çal Dağı’na gittim. Çal Dağı’nda bu ruhsatı vermek bir caniliktir. Çal Dağı’nda bu ruhsatı verdiğinizde Türkiye'nin 1’inci sınıf topraklarını yok edersiniz. Onun için, benim bileğimi bükemediler, başkasının bileğini büktü.” dediler. NTV’de hâlâ kasedi duruyor, CD’si duruyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Pepe de onun için mi görevden alındı?

HASAN ÖREN (Devamla) – Yani Osman Pepe’nin bileğini bükemediler Sayın Bakanım; sizin mi bileğinizi büktüler? Bununla ilgili verdiğiniz cevapların…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ruhsatı verene “cani” dedi mi?

HASAN ÖREN (Devam) – Aynen söylediğini söylüyorum: NTV’yi açıp bakacaklar. Osman Pepe diyor ki: “Bununla ilgili benden ruhsat almak istediler. Ben gittim, gördüm. Yapılacak olan maden işletmesi oraya zarar verecektir. Bu topraklardan bu kadar para alır iken, bu kadar üretimle dışarıya ihracat yapar iken -ithalata dayalı bir ihracat değil- Allah’ın verdiği topraklara ektiklerimizden, kirazından üzümüne kadar çıkarıyoruz, her yıl 4,2 milyarlık ürün kaldırıyoruz, şirketin bana getireceği on beş yılda 3 milyar dolar, bunun da 160 milyonu Türkiye’de kalacak.”

Şimdi, Sayın Bakanım, bunlar kesilir iken, bu ağaçlar kesilir iken, yüz binlerce ağaçla ilgili şurada; “Bakanlık, yok edilen orman alanı için ağaçlandırma bedeli olarak 2 milyon 259 bin 982, artı KDV bedel belirlemiştir.” diyorsunuz. Hemen arkasından da benim soru önergeme cevap veriyorsunuz, Sayın Bakana bir soru önergeme verdiği cevapta şunu söylüyor: “İzin verilen sahanın, 30 kat alanda ağaçlandırma yapılarak, kesilen ağacın 100 katı, 15 milyon adet fidan dikilecektir.” 15 milyon adet fidan dikeceksiniz, yüz binlerce ağaç karşılığında 2 trilyon para –eski parayla, yeni parayla 2 milyon para- alıyorsunuz. 15 milyon ağaç dikmek için, dağda dikeceğiniz karaçam fidanı en az 50 santimin üzerinde olması gerekli, 15 milyonluk ağaca 400 milyon para ödemeniz lazım, birbirini tutmuyor ki, çelişki içerisindesiniz…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Irlamaz Vadisi’ni gördünüz mü?

HASAN ÖREN (Devamla) – Irlamaz Vadisi, çok güzel, bazen böyle bir tuzak kurulur ya, oltanın ucuna yem takılır, oraya geldin Sayın Bakanım. Şimdi, Irlamaz Vadisi’nde ne yaptı, neden maden işletmesi 303 milyar para verdi sizin belediye başkanınıza? Doğru iş yapan bir maden işletmesi, doğru yapan bir iş adamı, gidip de belediyeye 303 milyar para verir mi? 303 milyara 11.300 tane ağaç fidanı aldı, belediyeye hibe etti, belediye, Irlamaz Vadisi’ne dikti.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tezgâh çok sağlam ya, büyük tezgâh.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıklar olsun! Vicdansızlık ya!

HASAN ÖREN (Devamla) – 11.350 tane fidan, 303 milyon yapıyor ise, 303 milyar yapıyorsa -eski parayla- yeni parayla ise 300 milyon yapıyor ise… E, siz 15 milyon fidandan bahsediyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, şuradaki söylediklerimin hepsi bilgiye, belgeye dayalı. Sayın Bakan, bu oturduğu koltukta eğer gerçekten bu koltuğun hakkını vermek istiyor ise… Benim partimde bir arkadaşımız Genel Başkan yardımcılarıyla, Genel Başkanımla ilgili bir iftira atacak olsa partinin disiplini hemen çalışır, çalışmak durumundadır. Ya parti disiplinini çalıştırın ya da gerçekten bu Belediye Başkanının size bu söylediği veya bu makama söylediği sözleri lütfen yutmayın. Yutmayın, gereğini yapın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yutmuşlar zaten.

HASAN ÖREN (Devamla) - Gereğini yapmıyorsunuz çünkü bunları siz o şahsın yanında söylediniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Görevde değil mi bu?

HASAN ÖREN (Devamla) – Görevde, şu anda görevde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Rezalet!

HASAN ÖREN (Devamla) – Bununla ilgili siz Çal Dağı’nda bu madene izin vererek 1’inci sınıf toprakların kaybolmasına müsaade etmeye göz mü yumacaksınız? Memleketinizde ne oldu? Bentler patladı. Peki, burada da yarın eğer çok büyük, on yıl, yirmi yıl, otuz yılda bir yağan yağmurlar yağdığında sülfürik asitle… Şurada hemen göstermek istiyorum: Bakın, arkadaşlar, açılan yerler böyle, burası... Bakın, bunun gibi 5 tane daha açılacak, bütün Çal Dağı böyle çukurlarla dolacak, aşağıya malzemeler indirilecek, sözde, bu malzemeler yukarıya çıkacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖREN (Devamla) – Peki, sülfürik asidi nasıl yok edeceksiniz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, ilave süreyi hak ediyor.

HASAN ÖREN (Devamla) – Yığın liçleriyle ilgili…

OKTAY VURAL (İzmir) – Zannederim Sayın Bakan da hakkındaki iddiaları…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hak ediyor, yani bir dakika ilave süreyi hak ediyor.

BAŞKAN – Lütfen bitirir misiniz?

HASAN ÖREN (Devamla) – Yığın liçleriyle ilgili “Suyla yıkayacağız, kireçle söndüreceğiz, ondan sonra temiz toprağı yukarıya çıkaracağız.” Peki, yığın liçlerini, yani sülfürik asidin içinde olan toprağı neyle yıkayacaksınız? Suyla. Yıkadığınız suyu nereye deşarj edeceksiniz? Milyonlarca ton su, 18 milyon ton sülfürik asit. Bunu nereye dercedeceksiniz?

Sayın Bakanım, sizden ricam, 2005 yılında bir önerge verdim, araştırma önergesi, 2011 yılında bir araştırma önergesi verdim. Siz, Sayın Milletvekilim, Manisa Milletvekili olarak siz de “Hayır.” dediniz. Niye “Hayır.” dediğinizi gelin, buradan anlatın. Manisa milletvekillerinin bu madenle ne ilişkisi vardır? Manisa milletvekilinin biri çıkıyor “Ben bu madene kefilim.” Neyine kefilsin? Trilyonlarca, katrilyonlarca zarar görecek olan bir madende senin kefaletin ne işe yarar?

BAŞKAN – Sayın Ören…

HASAN ÖREN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu benim anlattıklarımın hepsi belgeye dayalıdır.

Sayın Bakanım, eğer Belediye Başkanı söylediyse Belediye Başkanına gerekli işlemi yapın ama Belediye Başkanının söyledikleri doğru ise, siz gerçekten İngiliz Hükûmetinin baskısı altında bu ruhsatı vermişseniz, bu da Türkiye Cumhuriyetinin bir bakanına yakışmaz. Gensoruyu beklemeden istifa edin.

Hepinize teşekkür ediyorum.(CHP ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkanım, konuşmacı konuşmasında adımı vererek sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika, lütfen.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Manisa Milletvekili Hasan Ören’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmacı, Manisa Milletvekilimiz, Manisa’nın lalesinden, şehzadelerinden ve tarzanından bahsetmiştir. Kendisine bu tanıtımından dolayı teşekkür ediyorum.

Çal Dağı’nda yapılan işlemler bir maden çıkarma işlemidir. Burada bizim söylediğimiz şey, dünyanın neresinde güvenli yöntemlerle, gelişmiş ülkelerde hangi yöntemlerle maden çıkartılıyor ise bu yöntemlerle madenin çıkartılmasının yanındayız. Biz madenlerin, jeotermalin, enerjinin yeryüzüne çıkartılıp halkımızın hizmetine sunulması için çalışıyoruz.

HASAN ÖREN (Manisa) – Bu madenin karşısında mısın, yanında mısın? Tek soru…

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Alaşehir ile Salihli arasında…

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Ören, lütfen.

HASAN ÖREN (Manisa) – Tek soru soruyorum sana…

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – … jeotermal suyu yeryüzüne çıkardık, 52 milyon dolara ihale ettik. Bunun 26 milyon doları da Manisa’daki köylerimizin hizmetlerinde kullanılacaktır. Çaldağı’nda çıkacak olan maden nikel madenidir. Hakikaten bu söz bana aittir, orada çıkacak maden nikel ise Manisa’nın Gediz Ovası bizim için altın değerindedir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Teşekkür ederim, bravo.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Buna katılıyorum, evet. Bu amaçla da Bakanlığımızın Gediz Havzası koruma eylem planı çalışmaları devam etmektedir.

Bahsedilen madende 2004 yılından beri deneme üretimleri yapılmaktadır. Çevre Müdürlüğünün… Bu konuyu Sayın Milletvekilimiz gündeme getirdiğinde, ben hem Çevre Müdürlüğümüze hem Tarım İl Müdürlüğümüze buralardaki havadan, sudan, arazilerden, topraktan bir ölçüm yapıp yapmadıklarını sordum ve hakikaten yaptıklarını, şehir içerisinde sülfürik asit ya da kükürt oranının…

HASAN ÖREN (Manisa) – 200’de 1 ölçeğiyle uygulanıyor şu an, bunu da bilmen lazım.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – …çok yüksek olmasına rağmen buralardaki tarım alanlarında, bahsedilen, gerçekten negatif ve olumsuz bir raporun olmadığını…

HASAN ÖREN (Manisa) – Daha faaliyete yeni geçecek, Sayın Bakan biliyor.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Evet…

BAŞKAN – Sayın Ören…

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Biz sadece tabii ki güvenli sudan ölçü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama 160 bin ağaç kesildi.

HASAN ÖREN (Manisa) – Yanında mısın, karşısında mısın?

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – İki dakika daha Sayın Başkan.

HASAN ÖREN (Manisa) – Ver iki dakika daha.

Yanında mısın, karşısında mısın?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Yanındayım canım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Güvenli tarım alanları, güvenli maden çıkartılmasının yanındayız ve Manisalının mutlaka yanındayız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Çok yuvarlak bir cevap oldu. Olmadı, olmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya… Allah Allah… Üzümcüler bekliyor fazla üzümü size vermek için.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu Manisa’nın menfaatlerine uygun bir cevap değil.

BAŞKAN – Teşekkürler.

 

VI.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15) (Devam)

 

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci konuşmacı Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Sayın Kürkcü buyurun.

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Bakan hakkında verilen gensoru önergesinin lehindeyiz. Şüphesiz, sadece bu gensoruda ifade edilen hafriyat toprağının yeniden değerlendirilmesi konusunda özel şirketlere çıkar sağlamak maksadıyla hareket ettiği suçlaması dolayısıyla değil, Bakanlığın bütün faaliyetini göz önünde tuttuğumuz zaman aslında dünyada kapitalizmin genel gidişine bağlı olarak Türkiye’de yaşanan bir sürece en etkin bir biçimde katılan bir Bakanlık olduğunu söyleyebiliriz. Bu da sermayenin doğayı istilasının, canlı yaşamı istilasının en önemli kaldıraçlarından biridir bu Bakanlık. Dolayısıyla, bu bakımdan, aslında kendisi şeklen işçi sınıfıyla hiçbir şekilde karşı karşıya gelmiyormuş gibi görünmekle birlikte, işçi sınıfının kendisini yeniden ürettiği bütün koşullar üzerinde insanlığın kendini yeniden üretiminin koşulları üzerinde son derece tahripkâr bir sermaye yönlü siyaseti uygulayan bir bakanlık olması dolayısıyla tartışmayı hak eder.

Sayın Bakanın aslında taşıyıcısı olduğu yeni sermaye birikim eğilimine biz genel olarak “biyopolitik” diyoruz. Yani, bu, canlı yaşamın bütün alanlarını kuşatarak bunları sermaye için bir yatırım alanı hâline çevirmesi, işçinin yaşam koşulları, işçinin kendi bedeni, doğası, bilinci üzerine hakimiyet kurma ve bunların her bir anını yeniden ve yeniden ve yeniden üretme ve bütün bunları sermaye akışının bir imkânı haline getirme.

Nitekim, Bakanın kendi ifadelerinden bunu görüyoruz. Örneğin, -sudan söz ettiği zaman, kendi Bakanlığının denetlediği en önemli kaynaklardan- doğal, vazgeçilmez, yerine konulamaz, asla ikame edilemez bir kaynak olan sudan, “meta” olarak söz ettiğini görüyoruz. “Su, günümüzün en önemli metasıdır, metaıdır.”diyor. Doğru, eğer sermayenin baktığı yerden bakarsanız su metadır, dolayısıyla bütün metalar gibi parası olan tarafından satın alınabilir ve kullanılabilir. Açın, yoksulun suyu da olmayacaktır bu anlayışa göre. Nitekim, bunu her gün yeniden uygulamaları içerisinde yaşıyoruz. Sayaçların ön ödemeli hâle getirilmesi, ödeyecek parası olmadığı zaman insanların evde susuzluktan ölme riskini bile kendisiyle beraber getirmektedir. Bu zihniyet genel olarak sadece Bakana değil, aynı zamanda AKP’nin sürdürdüğü iktisadi siyasetin tamamına damgasını vurmaktadır.

Aynı şekilde hidroelektrik santraller istilasına baktığımız zaman Bakan, bunu Türkiye’nin muhtaç olduğu enerji kapasitesini tamamlamak için bir imkân olarak ortaya koymaktadır ama bu sadece ve sadece belli bir kalkınma anlayışı, belli bir uygarlık anlayışı açısından öyle görülebilir. Bu, sermaye ihtiyaçlarının merkezli olduğu bir uygarlık anlayışı açısından böyledir. O nedenle, siz, her yerde gördüğünüz her dereyi bir santrale bağlayacak bir sistem kurarak aslında insanların, sadece insanların değil, aynı zamanda hayvanların diğer canlıların bir arada yaşadıkları ekosistemleri ortadan kaldırdığınızı fark etmezsiniz. Ben, bir Karadenizli köylünün bu HES’lerle ilgili söylediği sözü hatırlıyorum, şunları söylüyordu: “Benim payım ne olacak? Köylünün payı ne olacak? Karıncanın payı ne olacak? Ayının payı ne olacak?” Bence çok yerinde, hiçbir şekilde kitaptan okumadan, doğadan öğrenen bir ekolojistin tavrıydı bu.  Şimdi, Bakan ve onun gibi düşününler bu HES’lere karşı çıkanlara diyorlar ki: “Sizi, çok büyük ölçüde, öyle düşünüyoruz ki bizim hasmımız olan devletler kışkırtıyor çünkü kalkınmamızı istemiyorlar.” Aslında “kalkınma” denilen şeyi canlı yaşamı sermaye boyunduruğu altına alarak bizzat bu tutumun kendisinin ortadan kaldırdığını görmezden geliyorlar.

O nedenle ben Bakanlığın gerek HES’lere verdiği onay gerek suyun ticarileştirilmesi, öte yandan tarihsel çevrenin suyun ticarileştirilmesi süreci içerisinde istila altına girmesi, örneğin Hasankeyf’in, örneğin Allianoi’nin, bütün bu tarihsel mirasın da sermaye boyunduruğu altında yerle bir edilmesine verdiği onaydan ötürü de eleştiriyi çoktan hak ettiğini düşünüyorum. Ama bunların en çok ifrata varanı 2/B arazilerinin yeniden satışıyla ortaya çıkan büyük yağma tablosudur.

Enteresan, bugün, kendisi hakkındaki gensoru görüşüleceği sırada Bakan, Fatih Ormanı’nda bir büyük konut kompleksi inşasına girişen çağımızın yeni tür kapitalistlerinden Ağaoğlu’nun ruhsatını iptal etti. Kendisini bunun eleştiriden koruyacağını düşünmüş olabilir ama Ağaoğlu ve benzerleri aslında Fatih Ormanı’nın içine sızamasalar bile 2/B arazilerinin kendileri için muazzam bir yeni kent toprağı kaynağı olduğunu şöyle söylemişlerdi: “Rayiç bedellerin belirlenmesi konusunda devletin taraflarla uzlaşma yoluna gitmesi gerekir. Yasa çıkınca gidip devlete borcumu ödeyeceğim. Ardından da bu araziler üzerinde yeni yatırım yapmayı planlıyoruz.” Demek ki Ağaoğlu gibi kapitalistler Bakandan korkmuyorlar, tam tersine onu kendileri için bir özendirici, bir güçlendirici örnek olarak değerlendiriyorlar.

Aynı şekilde Dumankaya İnşaat Yönetim Kurulu üyesi Ali Dumankaya “İstanbul’da yıllardan beri uygun arazi üretilemiyor. Fiyatları de etkileyen en büyük faktör bu. 2/B yasasıyla beraber arazi noktasında piyasa için olumlu gelişmeler olacak.” Oysa Bakanlığın hedefi, 2/B arazilerinin satışıyla beraber, yüksek miktarda taze paranın, sıcak paranın devlet hazinesine gelir kaydedilmesi; ayrıca, böylelikle küçük yatırımcıların, küçük toprak sahiplerinin işgalci durumunda bulundukları arazilerin parasını ödeyerek devletle arasındaki nizayı çözeceği iddiasıydı. Ancak sonuç nedir? Bu arazilere talip olanlar sadece büyük inşaat şirketleri olmuşlardır, küçük üreticiler, küçük emlak sahipleri için bu arazilerin satışından hiçbir sonuç elde edilememiştir. Aslında durum kendiliğinden ortadadır. Orman vasfını kaybetmiş olan orman arazileri ormandan başka bir şey olamayacakları için bu hâle gelmişlerdir ve onların o hâle getirilmesinden sorumlu olan Bakanlık, onların satışı yoluyla halkla arasında bir uzlaşma sağlamaya çalışmıştır ama esasen müşterisi kapitalist şirketler olduğu için halkla arada bir uzlaşma da sağlanamamıştır. O yüzden onlardan birini cezalandırmış gibi yapmak, bu aradaki uğursuz evliliği ortadan kaldırmaz, tam tersine, büyük şirketlerle Hükûmet arasındaki bağ, bu Hükûmet siyasetleri vasıtasıyla kurulmaktadır. Oysa bizim ihtiyacımız nedir? Bizim ihtiyacımız olan şey, birleşmiş üreticilerin, üretici insanlığın, insan ve doğa arasındaki metabolik ilişkiyi akli olarak düzenlemesidir. Bu akli düzenleme şöyledir ki, en yüksek düzeyde bireysel ve kolektif tatmin ve kendini gerçekleştirmeyi sağlayacak şekilde en düşük enerji ve maliyetle bu ilişkiyi kurmaktır. Oysa bizim pratiğimiz, hem insanlık için hem yaşadığımız ülke için hem bu toplum için en yüksek bedelleri ödeyerek bu sürecin gerçekleşmesidir. Bunun sonucu şudur: Kapitalist toplum, kapitalist üretimin bu şekli, bu metabolizmayı, insanlık ve doğa arasındaki bu metabolizmayı geri dönülemez bir biçimde yarıp kopartmaktadır.

Doğanın bozulma hızı kapitalist üretimin insanlar için büyüme sağlama hızından daha yüksektir ve bu yüzden kapitalizmin doğal sınırlarına geldiğimizi söylüyoruz ve bu yüzden aslında doğanın bu mantığa göre tasarruf edilmesinin zorunluluk olduğunu söylüyoruz. Bakanlıkla aramızdaki en büyük çatışma budur.

Hiçbir birey, hiçbir toplum, hiçbir ülke dünyanın, gezegenin sahibi değildir. Gezegenin sahibi insanlıktır ve insanlık ancak bugünkü insanlık değil, gelecek kuşaklardır, onunla kurduğunuz ilişkiye bağlıdır.

Siz, doğanın bugününü bozarak, bugününü sermaye çıkarlarına mal ederek ve bunun düzenlemesini yaparak uygulamalarınızda aslında insanlığın geleceğini ortadan kaldıran bir kalkınma, bir uygarlık yöntemini bize dayatıyorsunuz. Bu uygarlık artık dizlerinin üzerindedir, çökmek üzeredir. Kendiyle birlikte bütün insanlığı çökertmeden önce ona karşı bir devrim yapılması bunun için zorunluluktur.

Şöyle diyor doğacı filozoflardan Epikuros: “Kafî olanın kendilerine pek az geldiği insanlar için hiçbir şey yetmez.” Ağaoğullarına hiçbir şey yetmez, Rixos sahiplerine hiçbir şey yetmez, Başbakanın koruduğu, kolladığı iş adamlarına hiçbir şey yetmez. Onlar hep daha çoğunu, hep daha fazlasını, daha çok ormanı, daha çok tarım arazisini, daha çok doğal alanı, daha çok tarihsel çevreyi, daha çok kent toprağını, insanlığın bugüne kadar yarattığı ne varsa hepsini sermaye çıkarına tabi kılmak isterler. Onlara hiçbir şey yetmez. Hele şimdi yeni palazlanan, bugüne kadar kendilerinin bu yağmanın dışında bırakıldığına inanan hacı kapitalistler için hiçbir şey yetmez, onlar her şeyi isterler, onlar doğayı isterler. Onlara bunu Bakanlığımız sağlamaktadır. O yüzden, sevgili arkadaşlar, bu genel politikanın sonucudur karşı karşıya kaldığımız mesele.

Şimdi, bu genel politikanın bir başka sonucu da canlı yaşamla olan bu çatışma, açlık grevleri dolayısıyla da kendisini açığa vuruyor. Evet, bundan söz edeceğim ama bundan önce Sayın Başbakanın açlık grevcileriyle mücadele yöntemi üzerinde dururken ikisinin nasıl birbirine bağlandığını göstereceğim.

Bakınız, Başbakan bu meseleler ortaya çıktığından beri ölüm yanlısı bir tavırla konuşuyor. “Bırakınız ölsünler.” diyor. “Ölebilirler mi, bize göstersinler.” diyor. Ardından idam tartışmasını açıyor, diyor ki: “Ben insanları asarak öldüren bir devlet siyaseti istiyorum. Bunu eskiden başka türlü ifade etmiştim ama artık etmiyorum.” Böylelikle kendisini idam cezası olan ülkeler kategorisine, bölgede Rusya’nın, Çin’in yanına koyduğunu söylüyor, diğer karşıtlarına meydan okuyor, ama bununla birlikte bir ölüm yanlısı siyaset tavrını benimsemiş oluyor.

Ölüm yanlısı siyaseti aslında bir fazla nüfus varsayımıyla düşünüyor. Kendisine karşı gelenler, muhalefet edenler, grev yapanlar, hapishanede uslu uslu yatmayanlar, verilen cezayı benimsemeyenler, isyana kalkışanlar için bir fazla nüfus yaklaşımı vardır. O nedenle, Başbakan, aslında, bir başbakanı abat edecek olan, gelecek kuşaklara adını taşıyacak olan şey, insanlığı yaşatmak, halka iyi muamele etmek, halkın evlatlarına iyi muamele etmek iken onların ölümünden medet umuyor.

Bir yana bırakıyorum bizim için kullandığı boş lafları, bir işe yaramaz ciğer tartışmalarını. O ciğer olsaydı aslında bunları etmez idi. Çünkü sevgili arkadaşlar, Başbakanı en çok ürküten, onu tedirgin eden, onu aslında kendisinin bile tanıyamayacağı kadar çirkin bir edebiyatın sahibi hâline getiren şey manevi üstünlüğün, bu Türkiye’de sürüp giden mücadeledeki manevi üstünlüğün kendi elinden kaçıyor olduğunu görmesidir. Bütün kutsal kitaplara, bütün kutsal referanslara, bütün inananların inançlarına ne kadar sarılırsa sarılsın, bu dünya nimetlerine bağlılığının herkes tarafından görüldüğünü bildiği için, bunu test eden, bunun karşısına çıkan, bunun karşısına bedeniyle çıkan herkesten ölesiye nefret ediyor. Ağzını bozmasının tek sebebi budur. Açlık grevleri Başbakanı sınamıştır, onun dünya nimetleriyle olan bağını sınamıştır. O yüzden, bu manevi mücadelenin kendisini açığa düşürdüğünü gördükçe ne yazık ki hırçınlaşmaktadır.

Sevgili arkadaşlar, size seslenmek istiyorum: Bugün açlık grevlerinin 64’üncü günündeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi sözcüsü arkadaşımın bugün yaptığı basın toplantısına, tesadüfen, odada televizyon izlerken kulak misafiri oldum. Şüphe beyan etti, “Altmış dört gündür açlık grevi yapan insanlar nasıl hâlâ ölmemiş olabilirler?” diye. Ben Başbakana bu kadar yaklaşmış olmasını üzüntüyle karşılıyorum çünkü aramızda ne kadar birbirine zıt dünya görüşleri mücadelesi olsa da onlarla biz benzer hapishane deneyimlerini yaşadık, hapishane hayatını yaşadık, hapishane kültürü ve hapishane tarihi bizim bir parçamızdır. Onun içinden baktığı zaman bu sözü etmemesi gerekirdi çünkü disiplinli bir biçimde yürütülen açlık grevi mücadelesi aslında insanın kendini kendi bedeniyle test etmesidir; canını bir an önce vermesi değil, o canı dünyaya bedel hâle getirmesidir. Mesele budur. O açlık grevini anlayacak kültür MHP’lilerin arasında vardır, o arkadaşlarını düzeltmelerini isterim. Siyasetimizi beğenirler beğenmezler ama meseleyi “sahte grev/sahici grev” ekseninde tartışan herkes ölüme hizmet eder, ölüm siyasetine hizmet eder.

Ben Hükûmet sıralarında oturan milletvekili arkadaşlarıma tekrar seslenmek istiyorum: Gelin arkadaşlar, bu işe bir çare bulalım. Buna çare bulmak için bana şunu demeyin: “Git onları ikna et, grevi bıraksınlar.” Daha önce de söyledim, şimdi de tekrar ediyorum: Onlar bu açlığa yatarken bize fikrimizi sormadılar, sorsalardı söylerdik ama başladılar. Başladıktan sonra da onun kendi mantığı var, o mantık içerisinde yürüyor. Ortaya da 3 tane talep koydular. Şimdi bize deniyor ki: “Bu talepler nereden çıktı?” Bir kere daha hepinize anlatmak istiyorum sevgili arkadaşlar. Ana dilde savunma tartışması hapishanede yatan bu insanların nasıl meselesi olmaz? Kendilerini kendi ana dillerinde savunamadan mahkûm olmuş ya da tutuklanmış ve hâlâ duruşmaları süren ve neredeyse 5-6 bini son üç yıl içerisinde ana dillerinde savunma yapmak istedikleri için savunmaları engellenmiş ve bu savunma haklarını geri kazanmak için mücadele eden insanlarken, onları ilgilendiren bir şey yok denebilir mi?

2’nci talep: Sayın Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarının değiştirilmesi, bütün öteki hükümlülerle eşit hak sahibi kılınması. Bunda anlaşılmayacak ne var? Onların öncüsü olan insanın içinde yaşadığı koşulların yarın kendilerine empoze edilmeyeceğini… Hem buna güvenemezler hem de onun o koşullarda yaşamasını istememeleri onların kendi asabiyelerinin mantığıdır. Bunu anlamayacak ne var? Üstelik o tecridin yasal olmadığını hepiniz biliyorsunuz arkadaşlar. Ne yazık ki, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yaptığı açıklama meri hukukumuz bakımından baştan sona yanlıştır, hükümlülerin avukatlarıyla ve noterlerle görüşmelerini kısıtlayan hiçbir yasal hüküm yoktur, idarenin keyfine bırakılmış hiçbir hüküm yoktur. Ben kendim on dört yıl cezaevinde yattım, bunun sekiz yılını hükümlü olarak yattım, son güne kadar avukatımla görüştüm. O gün bugünkünden daha kötüydü infaz hukuku koşulları. O zaman niçin bugünkü koşullarda böyle bir hüküm varmış kabul edelim.

Ve nihayet ana dilde eğitim… Elbette bunu talep edecekler ve onlar da sizin, benim kadar boyunlarının üzerinde baş taşıyorlar ve bugünden yarına çözülmeyeceğini biliyorlar ama buradan, Hükûmetten buna yönelik bir yaklaşım bekliyorlar.

Şimdi, bütün bunlar sahici taleplerken, yaşadığımız sahici bir grevken, bu ölümler olmasın arkadaşlar. Bakın, ben içten gelerek, bütün samimiyetimle söylüyorum: Bir tek insanın bu cezaevlerinden cenazesinin çıkması hâlinde doğacak olan öforiyi, doğacak olan içten taşma arzusunu, halkta kabarmış olan bütün bu duyguları göz önünde tutun ve bütün bunlardan hayırlı sonuçlar doğmayacağını benden önce siz akıl edebilirsiniz.

Başbakan insanları açlıkla ve ölümle test etmek istiyor. Bu testi yüzlerce kere kazanmış olan insanların son bir defa daha kazanmaya kalkışmalarına ben şaşmam ama tavsiye etmiyorum ve vekillerimizin başlattığı “Açlık grevini bize devredin, bu grevi biz sürdürelim.” tavrını alkışlayacak, bunu onaylayacak yerde, onları hakir görmeye çalışmasını, Başbakanın, bu insanlara karşı, halkımıza karşı, Kürt halkına karşı yapılmış en büyük hakaret olarak görüyorum ve bu hakaretin cevabını Kürt halkından alacağından, Türkiye’nin demokratlarından alacağından şüphesi olmasın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

Gruplar adına, başka söz talebi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz konuşmuyor musunuz, AKP…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şimdi konuşmayacağız, bekleyeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Konuşmuyorsunuz. Efendim, AKP konuşmayacağını söylüyor, biz konuşuruz efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Konuşmayacağımızı söylemedim, bekliyoruz dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Savunmayacağız” dediniz, “Bakan savunur.” dediniz.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanı hakkında verdiğimiz gensoru ile ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Orman ve Su İşleri Bakanının bu Bakanlığı yönetme kabiliyetinin ortadan kalktığı bir süreci yaşıyoruz. Söylediklerimi çok ciddiyetle dinlemenizi istiyorum. Hani Sayın Başbakan “Ciddi konular olmadan verilen gensorular gensoru değildir.” diyor ya, şimdi, ciddi konulara değinip bu konudaki sizin samimiyetinize de bakacağız ve vicdanlarınıza sesleneceğiz.

Şimdi bakın, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan kendisini hoca, çalışanlarını talebe görüyor. Öyle bir Bakanlığı yönetiyor ki, öyle bir anlayışla, siz değerli milletvekillerinin oğlunu açıktan atamayla kadroya alıyor. Kendisi açıklar biraz sonra kimler olduğunu.

Bakın, Özel Kalem Müdürü Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı görevinden maaş alıyor. Strateji Geliştirme Başkanlığı görevini yapıyor mu? Yapmıyor. Niye Strateji Geliştirme Başkanlığı görevinden maaş alıyor? Çünkü onun ek göstergesi 6400 yani genel müdürün aldığı haklara ve maaşa sahip. Bu helal midir?

Yine…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahısar)- kırk sekiz saat çalışıyor…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla)- Kaç saat çalışırsa çalışsın Sayın Bakan.

Şimdi, Mustafa Yaraşır’ı önce Personel Daire Başkanlığına atıyor, hiçbir gün o görevi yapmıyor, bu kadroyu alıyor; sonra başmüfettişliğe geçiriyor; daha sonra, bu son kararnameyle müşavirlerin maaşı 1 milyar arttı ya, hemen müşavirlik kadrosuna geçiriyor yani kendine yakın olanları, yandaşları, akrabaları Özel Kalemden özel kadrolara alıyor ağabeyinin oğlu dâhil olmak üzere; kendine yakınlara -efendime söyleyeyim- özel kadrolarla özel maaş aldırıyor.

Peki, şimdi sormak lazım Sayın Bakana, bizi izleyenlere de sormak lazım: Milyonlarca gencimiz -KPSS sınavlarıyla- 2 dil bilmesine rağmen, dirsek çürütmesine rağmen sınav sınav koşarken siz hangi özelliklerden dolayı bunları özel kadrolara alıyorsunuz?

Orman Bakanlığında, yangınlarda yirmi dört saat çalışan… Biraz önce dedi ya: “Bizim Özel Kalem Müdürü kırk sekiz saat çalışıyor.” Bakın, ormancılar yirmi dört saat esasıyla çalışırlar. Yazın yangınlarda üç gün uyumayan orman yangın işçisi vardır, kadro bekliyorlar. Orman mühendisleri üç gün uyumazlar, orman işletme şefleri üç gün uyumazlar; bölge müdürleri, genel müdürler, ormancılar böyle çalışır. Sadece o sizin Özel Kalem Müdürünüze 6400 ek göstergeyi veriyorsunuz, onların ne kabahati var?

Şimdi, bu anlayışla yönettiğiniz bir Bakanlıktan verim almanız mümkün mü? Çalışanları ötelediniz, kendinizi hoca, çalışanları talebe gördünüz. Ormancılık tarihinin kendinizle başladığını düşünen, ormancıların o devasa hizmetlerini görmemezlikten gelen, onları liyakat esasına göre değil, yandaşlığa göre atadığınız bir sistem çökme noktasına gelmiştir Sayın Bakan.

Şimdi, buradan soruyorum: Orman Bakanlığının merkezini biliyorsunuz değil mi değerli milletvekilleri? Orman Bakanlığının merkezinde, Bakanın alt katında 10 trilyonluk yolsuzluk oluyor, 10 trilyonluk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok canım!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu yolsuzluk üzerine -basına da yansıdı- bu yolsuzluğun faturası kime kesiliyor? “İnayet Kara” diye bir mutemet şu anda cezaevinde.

Şimdi, buradan sizin vicdanlarınıza ve Bakana soruyorum: Harcama yetkilisi olarak görev yapan genel müdürler görevinde mi Sayın Bakan? Cevap verin, biraz sonra verin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Görevde. Vay be!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Peki, çok daha enteresan bir şey söyleyeceğim; bakın, çok daha enteresan bir şey söyleyeceğim: Harcama yetkilisi olan ve bu 10 trilyonluk yolsuzlukta imzası olan genel müdür ne yapılıyor biliyor musunuz? Şu anda Orman Bakanlığının Müsteşarı, şu anda Orman Bakanlığının Müsteşarlığını yapıyor. (MHP sıralarından “Ooo…” sesleri)

Bu yolsuzlukta, bu usulsüzlükte imzası olan diğer bir genel müdür ne yapılıyor biliyor musunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Şirketi Hayriye!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sayıştay denetçisi yapılıyor yani milletin hazinesini denetleyen bir birime…

ALİM IŞIK (Kütahya) – “Kediyle ciğer” misali…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet.

Şimdi, sorgulanmadan, yargılanmadan hüküm vermek doğru değil ama Sayın Bakana ve sayın milletvekillerine, özellikle AKP Grubuna soruyorum: Bu 10 trilyon nerede? Şu anda 10 trilyon yok. Yani 10 trilyonu bir tek bu İnayet Kara aldı… Peki, para nerede, 10 trilyon?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan biliyordur.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu kimin parası? Bu, hazinenin parası; bu, fakir fukaranın, garip gurebanın, yetimlerin parası.

Değerli milletvekilleri, bu paranın çıkması lazım. Bu parada dahli olanların, üst düzey 30-40 kişinin imzası var. Hâlâ görevde olmayı, Sayın Bakana soruyorum, vicdanınıza sığdırabiliyor musunuz? Bunda imzası olan bir genel müdürü Müsteşar olarak atamayı vicdanınıza sığdırabiliyor musunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sığdırıyor demek ki.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sığdırmasa yapar mı?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Yani bu para, değerli milletvekilleri, ortada yok, bu para yok. Bu para hazinenin malıdır, milletin malıdır…

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Yargıya intikal etmiş.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Efendim?

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Yargıya intikal etmiş.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ayrı…

ENVER YILMAZ (İstanbul) – “Ayrı” değil, mahkeme kararı…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Açıklar, Bakan açıklar.

Bakın, bir şey söylüyorum; hâlâ buna, var ya, kılıf bulmak kadar şey yok. Bir şeyde ihmal olabilir. Ben şimdi buradan bir şey soracağım. Bakın, “Ya, bunda imzaları var.” diyorum, imzası var. Sayın Milletvekili, ikna edersem vicdanınla oy ver. Diyorum ki: “Bunda imzası var. Bu bir ihmalse, bu ihmali yapan adamı görevden alman lazım. Bu ihmali yapan kişiyi, bu ihmale yol açan kişiyi ne yapman lazım? Müsteşar yapmaman lazım.”

Ben bir şey soracağım: Bakın, ormancı kökenliler bilir, “Dağın başında bir tane ağacın kesildiğini görmedi.” diye silsile yoluyla muhafaza memurundan başlayıp şefe, işletme müdürüne kadar müfettişleri gönderip soruşturma açabiliyorsunuz. “1 metrekare, 2 metrekare yeri görmedi.” diye muhafaza memurundan başlıyorsunuz, sorumlu işçiden başlıyorsunuz, işletme şefi, işletme müdürü, bölge müdürü, genel müdüre kadar müfettişleri gönderiyorsunuz akın akın, soruşturma açıyorsunuz ve açığa alıyorsunuz. Peki, burada ihmali olanları bu iş neticelenene kadar görevden almak ahlaki midir, değil midir?.

OKTAY VURAL (İzmir) – Değildir.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Bu kadar net soruyorum.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Kayseri’de de bir mutemedin üzerinde kaldı.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, şimdi başka bir şey...

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha var değil mi?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) –Bakın, başka bir şey söyleyeceğim:

“Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

‘Gömelim seni tarihe’ desem, sığmazsın.

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.”

Evet, Sayın Başbakanın kitapçıkta okuduğu ve Çanakkale’de o millî mücadelemizi veren Çanakkale ruhuna ithafen onların hatırasını yaşatmak adına okuduğu bir şiir. Hepimizin tüyleri diken diken oluyor bu şiiri okurken.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Altına da şey yazalım: “Haram helal ver Allah’ım, garip kulun yer Allah’ım.”

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Fakat bakın şimdi Çanakkale hatırasını, Başbakanımızın bu şiirini dahi kirleten bir olayı anlatacağım size. Sayın Bakan, şu kitabı hatırlıyor musunuz, şu kitabı? Bu kitabı hatırlıyor musunuz?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hatırlamaz mı ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Hatırlatalım.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Evet, fakat bu kitaplar toplatıldı arkadaşlar. Bakın ama bana vatansever bir kişi tarafından posta yoluyla gönderildi, ele geçmiş, o bundan dört… Niye toplatıldı biliyor musunuz? Açın bunun sayfasını, bakın, iş hızla devam ederken inşaat tabii zemin seviyesine çıktığı çelik konstrüksiyon işlerinin…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kitabın adını da okur musunuz Seyfettin Bey? Kayıtlara bir girsin.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - …atölyede imalatların tamamlandığı, elektronik malzemenin bir kısmının şantiyeye geldiği, diğer kısmının da peyderpey sipariş programına göre gelmekte olduğu, dekorasyon işlerinin de büyük kısmının imalathanelerde yapıldığı, tesiste gösterilecek filmlerin çekiminin yapıldığı bir dönemde Gintaş İnşaat, Taahhüt ve Ticaret firması dava açıyor ve davayı kazanıyor. Tamam mı, davayı kazanıyor.

Şimdi içinizde hukukçular var, içinizde kamudan gelenler var. Ve bakın, bakanlık ne yazıyor biliyor musunuz? “İhaleyi alan firma, bu davayı kazanan firmanın masraflarını karşıladı ve kâr mahrumiyeti talebini karşılamak üzere davadan vazgeçirdi” diyor.

Değerli milletvekilleri, bu tek başına Yüce Divanlık bir suçtur. Bu ihaleye fesat karıştırmaktır, bu ihalede yolsuzluktur. Ne oluyor bakın değerli arkadaşlar? Önce bu davayı kazanan firmanın masraflarını karşılıyor şu cebine koyuyor mu? Davayı kazanan firma bununla da yetinmiyor, “Benim burada bir kâr mahrumiyetim var” diyor. Yani “Ben bu işten 3-4 trilyon para kazanacaktım” diyor. Bu paraların tamamını… Burada, Bakanlığın kitabı, Sayın Başbakanın ve Bakanın da resimlerinin olduğu bir kitapta kendileri deklare ediyorlar ve bir Bakanlık yetkilisi ayıkıyor, diyor ki; “Biz kendi kendimizi ihbar etmişiz. Biz kendi kendimizi suçlu pozisyonuna düşürmüşüz.” Ve bu kitap anında toplatılıyor değerli arkadaşlar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O kitabın ismini bir geçirelim kayıtlara.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Yani resmî olarak öyle bir kitap yok.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet… Evet… Evet…

Buyurun, Sayın Bakan biraz sonra çıkacak, bu kitaba cevap versin. (MHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, siz cevap verin. Bakın bir şey söylüyorum, Sayın Bakan… Yani, en aşağı 15, 20 tane daha dosyam var, süremi almayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha çok var, heyecanlanmayın!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Daha 15, 20 tane, çok dosyam var yani, onun için müsaade edin.

Bakan çıkacak. Bakan çıktığında desin ki; “Bu kitabı biz bastırmadık ve dağıttık.”

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Öyle bir kitap yok diyorsunuz zaten resmî olarak.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kitabın adı neydi Seyfettin Bey, kayıtlara geçsin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Boş ver ya! Kitap işte görüyorsunuz, bu kitap değil ne!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakın, Sayın Başbakanın açıklaması… Bu kim? Sayın Veysel Eroğlu. Daha sonra, tamam mı, bu kitap toplatılıyor değerli arkadaşlar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kitabın adı neydi Seyfettin Bey?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sakıncalı kitap.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kabatepe Simülasyon Merkezi…

Yeniden piyasaya bir şey sürülüyor, burada bu bilgi dışarıya çıkarılıyor. Şimdi işin enteresan tarafı, bu ihale ne kadarlık bir ihale? 58 trilyonluk bir ihale değerli arkadaşlar. Şimdi, ne kadara mal oluyor? 79-80 trilyon liraya mal oluyor. Bakın, burada komisyonlar değiştiriliyor, hak edişleri imzalamayan komisyonlar değiştiriliyor. Bakan odasında toplantı yapıyor, açıklasın, Mustafa Eldemir, genel müdürler, şunlar, bunlar. Diyor ki: “Bunlar imzalanacak.”

ALİ ÖZ (Mersin) – Seni ayakta alkışlıyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, en sonunda şartnamede, sözleşmede olmayan elektronik malzeme ve ses düzeniyle ilgili bir hak edişin imzalanması için baskı yapılıyor. Değiştirilmesine rağmen bunu imzalamayan, bakın, bunu imzalamayan Bülent Karaoğlu, mimar, onurlu bir davranış sergiliyor ve istifa ediyor. Yine “Taner” diye bir inşaat mühendisi -kayıtlarında var, komisyonlarda var- onun da Çanakkale’den Van’a tayini çıkıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, duygu sömürüsü yapmak istemiyorum. Bu hizmeti çok önemsiyoruz, alkışlarız da bu hizmeti ama o Çanakkale ruhunun olduğu yerde bari bu tür şaibeli konuları gündem etmeyin, Allah rızası için.

Bakın, Çanakkale’de, 1 mecid borcu olduğu için, şehit düştükten sonra babasına mektup gidiyor, diyor ki: “Falan bakkala 1 mecid borcum var.” Bakkal diyor ki: “Ödendi.” Yani Çanakkale’de bir sürü bu şekilde destansı olaylar anlatılır. Şimdi, burada bu kadar ulvi bir iş yapıyorsunuz -girişinde okudum, iki kitapta da var, Başbakan’ın şiirini, yani bunlar millî duyguları kaldıran ve onların aziz hatırasına saygının olduğu yerlerdir- aziz hatıraya saygının olduğu, Çanakkale ruhunun olduğu yerde, bu tür şaibeli konuların gündeme gelmesi doğru mudur, değil midir?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gelibolu’yu satarken Anzaklara, yakaladık önergeyle burada.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Bunlar Çanakkale’nin ruhlarını satıyor, kime söylüyorsun.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, İstanbul bölgesinde yapılan bir hafriyat yolsuzluğu var. Şimdi, Sayın Bakan biraz sonra çıkacak “Efendim, Orman Bölge Müdürlüğü zamanından şu kadar oldu, biz şu kadar yaptık.” falan diye anlatacak ama gerçekleri bilmenizi istiyorum.

Bakın, değerli milletvekilleri, Bakan göreve geliyor. Bakan göreve gelmeden önce, bu Bakandan önce Osman Pepe zamanında, dönemin Orman Bölge Müdürlüğü o kömür ocaklarının olduğu alanları doldurarak, rehabilite ederek, yeniden ağaçlandırılmasıyla ilgili bir çalışma başlatıyor -İstanbul’da, hepiniz biliyorsunuz ki, hafriyat işi çok önemlidir- ve burada ihaleye çıkıyor, ihale açıyor; işte, 50 bin metreküplük, 75 bin metreküplük, 100 bin metreküplük… Şirketler ihaleye giriyorlar.

ALİ HALAMAN (Adana) – Çukurambar’da ev satan Bakan!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Parayı vuran, arttıran, kamuya, devlete en çok parayı veren bu ihaleyi alıyor. Bu işler bu şekilde başlıyor fakat ne zaman ki Bakan göreve geliyor ve bir gün İstanbul Bölge Müdürlüğünü ziyaret ediyor, göreve geldikten birkaç hafta sonra İstanbul Bölge Müdürlüğünü ziyaret ediyor… Yanında kim var biliyor musunuz? İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı İbrahim Demir. İstanbul Bölge Müdürlüğü heyet olarak toplanmış, diyor ki: “Siz bu toprak döküm işlerini yapmayın. Bunları belediyeye devredin.” Sunumu yapan, konuşmayı yapan kim? İbrahim Demir, Çevre Koruma Daire Başkanı. Ve tabii, Orman Genel Müdürlüğünün yetkilileri, kamunun menfaatini, kamunun yararını kollamak adına buna karşı çıkıyorlar. Sonuçta, Orman Bölge Müdürlüğündeki bu hafriyat işleri durduruluyor.

Bakın, bu İbrahim Demir sonra ne oluyor biliyor musunuz? Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesinde, ihalesiz hafriyat döküm yerlerinde bulunma karşılığında yüklü miktarda rüşvet alan bir çetenin içinde olduğu iddiasıyla davada ve görevden uzaklaştırılıyor. Daha sonra ne oluyor?

OKTAY VURAL (İzmir) – Muhakkak taltif etmişlerdir.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, daha sonra ne oluyor? Sayın Bakan, buraları, bir kanunda değişiklik yaparak götürüyor belediyelere devrediyor. Şimdi, Bakan diyor ki: “Sadece İstanbul’a değil, İzmir’e de, Bursa’ya da, Adana’ya da, Manisa’ya da, şuraya da buraya da verdik.” Peki, Bakana şu soruyu sorun yani özelde sorun -mutlaka gene aklayacaksınız, parti grup kararı ama- İstanbul’da hafriyat dökümüyle ilgili ne kadarlık bir rant var? Kimine göre 5 milyar dolarlık, 5 milyar liralık, kimine göre 50 milyar liralık. Şimdi, ihaleyle yapılan -size soruyorum- 5-10 kişinin girdiği ihaleyle yapılan bir işi alıyor, İstanbul Belediyesi, şirketler marifetiyle… Ve oralara kimleri atıyor? Bakanlıktan kendi bürokratı olan ve üniversiteden öğrencisi olan Cevat Yaman’ı atıyor Daire Başkanlığına.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah, Allah!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Peki, bu hafriyat işinin başındaki şube müdürlüğüne kimi getiriyor biliyor musunuz değerli arkadaşlar?

OKTAY VURAL (İzmir) – İbrahim Demir…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Hayır, hayır… Ağabeyinin oğlu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi canım!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Ağabeyinin oğlu, Türker Eroğlu. Önce, Özel Kalemden memuriyete alıyor bu kişiyi, yeğenini, ağabeyinin oğlunu. Özel Kalemden memuriyete başlıyor ve daha sonra buraya, İstanbul Büyükşehir Belediyesi hafriyat döküm işlerinin başına getiriliyor.

Şimdi, Sayın Bakan şunu diyebilir bunu diyebilir. 30 kuruşa metreküpünün gittiği yerde 5 liraya kadar gidiyor 15-20 katın olduğu ihalelerde.

Şimdi, bakın değerli milletvekilleri, burada 3-5 milyardan 50 milyara kadar ranttan bahsediliyor. Gelin, vicdan sahibi milletvekilleriyle, en uzmanlarla 3 kişiyle bir komisyon kuralım veya buna “Evet” deyin, bunları araştıralım, gidelim bu hafriyat ihaleleri kimlere verilmiş… İhalesiz şekilde, bakın, ihalesiz şekilde kimlere verilmiş, kim ne kadar para kazanmış ve ne kadar devletin zararı oluşmuş, kamunun zararı oluşmuş?

Şimdi, ben şunu söylüyorum, daha var devam edeceğim, sürem var herhâlde, çok, çok daha devamı da gelecek.

Şimdi burada parmak çoğunluğuyla aklayabilirsiniz bu anlattıklarımı. Çünkü, parmak demokrasisi var! Ama Sayın Bakan şundan emin olun, bu yaptığınız işlerin mutlaka takipçisi olacağız, Yüce Divan yolu size gözüküyor ama hiçbir şey olmasa bile mahkeme-i kübrâ var, Allah’ın adaletinden kurtuluş yok değerli milletvekilleri.

Şimdi, şu son, güncel Ağaoğlu konusuna gelmek istiyorum, Aliağa konusuna.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl gensorudan korkup hemen iptal ettiler! İşte MHP’nin gücü.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, ben burada bütçe konuşmalarında... Bakın, ben bu Bakanlıkta çalıştım, Bakanı uyardım. Dedim ki: “Sayın Bakan, liyakat sahibi elemanlarla çalışın, işi bilen kadrolarla görevinizi götürün. Size yakın insanlarla görev yaparsanız ciddi sıkıntıları beraberinde yaşarsınız.” dedim. Bu konuşmaları bütçe görüşmelerinde, Meclis Genel Kurulunda…

Bir ormancı çocuğuyum, babam orman muhafaza memuru. Ben, dağlarda büyüyen bir çocuğum. Kendim de orman mühendisi olarak yıllarca bu teşkilata hizmet etmiş bir kişiyim. “Gelin şu doğru işleri yapın. Yandaşlarınızı, yoldaşlarınızı, akrabayı talukatlarınızı bir kenara bırakın, hak sahibi, liyakat sahibi insanları getirin. Ormancıları devre dışı bırakmayın çünkü bu ormancılar yüz yetmiş üç yıllık bir geleneğe sahip ve birikime sahip.” dedim. Bir konuda daha uyardım, dedim ki: “Sayın Bakan, bu Bakanlıktaki düzenlemelerle beraber Bakanlığı içinden çıkamaz bir duruma getirdiniz.”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ağaoğlu meselesi…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Oraya geleceğim.

“Davul sizde tokmak başkasının omzunda, gelirler sizin davulunuzu ‘Dan, dan, dan’ çalarlar.” dedim. Bu konuşmaları yaptım. Bunu niye anlatıyorum? Tabiat parklarını Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devretti. Millî Parklar Genel Müdürlüğüne hiç bu teşkilatta bir gün bile deneyimi olmayan, işlerinin tamamı, yüzde yüze yakını orman mühendisliği mesleğinin gereği olması gerekirken sosyal bilgiler öğretmenini getirdi, tanıdığı diye atadı oraya.

Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri, bu Ağaoğlu olayı gerçekten kamuoyu baskısının, bizim gensorumuzun ve vatandaşların baskısı sonucunda ortaya çıktı. Şimdi, bunlar olmasaydı ne olacaktı? Dubai’de lansmanı yapılan, derenin çakılıyla derenin kuşunu vuran bir anlayıştı.

Sürem kalmamış da...

24 Aralık… Bakan, dün, açıklama yaptı, biliyorsunuz “İptal ettik.” diye. Şimdi, burası ne yapıyor? TOKİ’nin yerini alıyor, ormanın manzarasını pazarlıyor, Dubai’de lansmanını yapıyor, ne güzel para kazanacak.

Peki, ben Sayın Bakana şunu soracağım: 24 Aralık 2010 yılında hisse devri olmuş, 24 Aralık 2010. Üç senedir neredesiniz Sayın Bakan?

Bakın, bir şey daha söyleyeyim de bitireyim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bugünkü sitesinde, burası imara açıldı. Ormancılık tarihinde ilktir. Burası tabiat parkına dönüştürüldü, imara açıldı. İnceleyin –İstanbul- Çevre ve Şehircilik Bakanlığının resmî Web sitesine girin…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Başkanım, mikrofonu aç, kayıtlara geçsin. Bu çok önemli. 

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) -  Burası imara açıldı ve buraya bungalov yapacaklar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, mikrofonu açar mısınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah, Allah! Yeter artık ya! Vallahi!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sayın Bakan,  2010 yılından… Bugün açıklamanızı okudum -gensoru geliyor, televizyonlar söylemiş, gazeteler yazıyor- bugün, korku dağları sardı ve “İptal ettik.” diyorsunuz.  (MHP sıralarından alkışlar) 2010 yılında hisse devri olmuş. Üç senedir neredeydiniz Sayın Bakan bunu iptal etmek için? (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, teşekkürler.

Gruplar adına son konuşmacı Zeyid Aslan, Tokat Milletvekili, AK PARTİ Grubu adına. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Zeyid Bey.

Süreniz yirmi dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığının uygulamalarında siyasi konumunu kullanarak Gazi Yerleşkesi’nin tarumar edilmesi, Orman Genel Müdürlüğü arazisinin peşkeş çekilmesi ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarının Büyükşehir Belediyesine devredilmesiyle kamuyu zarara uğratan ve görevini kötüye kullanan Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu hakkındaki gensoru görüşmelerinde grubum adına söz aldım. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık yetmiş dakikadan beridir, biraz önce içeriğini ifade ettiğim gensoru üzerinde arkadaşlarımı dinlemeye çalıştım. Öyle ki, gensoru önergesi sahipleri adına konuşan değerli milletvekili arkadaşımızın on dakikalık konuşması içerisinde gensoru önergesinin içeriğiyle ilgili bir cümle dahi geçmedi. “Acaba yanlış bir gensoru ya da yanlış bir konu üzerinde mi konuşuyor?” dedim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Allah Allah!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Sonrasında, CHP Grubu adına çıkan arkadaşımız gensoruyla ilgili, sadece biraz önce benim okuduğum ifadeleri okumanın ötesinde herhangi bir cümlesi yok. Tamamıyla, Manisa’daki bir orman alanıyla ilgili Manisa’nın sıkıntısını burada yirmi dakikalık süre boyunca ifade etmeye çalıştı. Daha sonra Barış ve Demokrasi Partisi adına çıkan milletvekili arkadaşımız, Marksist bir ideolojinin kapitalizme bakışını açıklamanın ötesinde, son birkaç dakikasında da güncel konu olan açlık grevleri dışında hiçbir konuya değinmedi gensoruyla ilgili.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Dur bakalım, siz neler söyleyeceksiniz şimdi!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – En son –yine teşekkür ediyorum- gensoru önergesindeki ilk imza sahibi olan Sayın Seyfettin Yılmaz yirmi dakikalık konuşmasının -takip ettim- iki dakikalık kısmında mevcut gensorunun içerisinde yer alan İstanbul’daki hafriyat alanlarına değindi, bundan dolayı da teşekkür ediyorum, çünkü kendimi… Acaba hangi görüşmeyi yapıyoruz; bugün, Sayın Veysel Eroğlu’yla, ilgili MHP’li arkadaşlar tarafından verilen o içerik dışında başka bir konu mu görüşüyoruz, yoksa ben yanlış mı anladım; kürsüye çıkınca yanlışlıkla başka bir konuda konuşmak zorunda kalmayayım diye dikkatle dinledim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Uyan, balığa gidelim!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Bu aslında bir şeyi gösteriyor. Her gensoru görüşmesinde, burada, gensoru müessesesinin ciddiyetini her geçen gün yitirmeye başladığını -hatta bundan yaklaşık iki ay önceki Sayın Beşir Atalay’la ilgili gensoru görüşmesinde bir yalancı çoban hikâyesi anlatmaya çalışmıştım- artık gensoru görüşmeleri ya da gensoru müessesesinin yalancı çobana dönüşmeye başladığını, bunun siyaset kurumunun ciddiyetini kaybetmesine neden olacağını, siyaset kurumunu en fazla öncelemesi gereken buradaki milletvekilleri ve siyasetçiler olarak buna dikkat etmemiz gerektiğini ifade etmeye çalışmıştım ama görüyoruz ki, biz ne söylersek söyleyelim, hangi anlamda siyaset kurumunu güçlendirme, siyaset kurumuna ciddiyet kazandırma, siyaset kurumunun itibarını artırma çabası gösterirsek gösterelim, muhalefet, kendinin de içinde bulunduğu siyaset kurumunun dibe vurması için elinden gelen gayreti ve çabayı göstermeye devam ediyor.

Bu dönem -gensoruları hep CHP verirdi- birdenbire ne olduğunu biz de anlayamadık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anlarsın, anlarsın!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Anlarsınız, anlarsınız! 

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Büyük kurultay öncesi, kongresi öncesi MHP 7 tane gensoruyu ard arda verdi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bundan sonra her hafta 2’şer tane geliyor!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Herhâlde dedim ki CHP yıllardan beridir gensorular veriyor, çalışıyor, çabalıyor, anlatmaya çalışıyor fakat bir türlü bu noktada sonuç alamıyor, galiba yoruldu, o zaman nöbetin devralınması lazım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya, sen şu gensorunun içeriği hakkında ne zaman konuşacaksın! El âlemi eleştiriyorsun, konuya ne zaman gireceksin sen ya!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, CHP gensorularla ilgili nöbeti sanıyorum MHP’ye devretti, hayırlı olsun size, ben o konuda bir şey demeyeceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova)- Sen vicdanına göre oy kullanmadığın sürece böyle olur tabii. Vicdanına göre ol kullansan böyle olmaz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bundan sonra her hafta 2’şer tane geliyor.

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şu hikâye anlatmayı ne zaman bırakacaksın sen? Bak, beş dakikadır hikâye anlatıyorsun, beş dakikadır.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben tabii yetmiş dakikadır gensoruya ilgili bir şey dinleyemediğim için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha gelecek arkadaşlar.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – …burada o gensorunun içeriğinde yer alan iddialarla ilgili somut herhangi bir şey duyamadığım için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Soracağız, cevap vereceksiniz.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – …neyini konuşayım Allah aşkına, ne söyleyeyim ben yani?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yazılanlara cevap ver, yazılanlara.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Dakika tutuyoruz, dakika.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Önerge sahipleri adına konuşan arkadaşımız çıktı , Sayın Bakanımızın başka icraatları, kendince iddia ettiği başka sıkıntılarını ifade etti. Varsa getirirsiniz o konularla ilgili gensorularınız ya da elinizde birtakım bilgileriniz varsa, belgeleriniz varsa o iddialarınızı ilgili yargı mercilerine taşırsınız gereği yapılır

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O ciddi iddialara ne cevap vereceksiniz? Bak, o ciddi iddialara nasıl bakıyorsunuz?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ama bugün, eğer bugün burada siz çıkıp da İstanbul’daki hafriyat alanları, Gazi Yerleşkesi’nin tarumar edilmesi gibi konularla gensoru verip de bu konulara değinmiyorsanız gensorunuza kendiniz inanmıyorsunuz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bunlar yazılı zaten. Yazılı olanlara cevap ver, okumanız yazmanız vardı ya!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – İnansanız burada olursunuz. 12 tane imza var, 12 tane adam ancak burada o kadar var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) - Boş konuşma, boş konuşma.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Yani gensorunuza inansanız, gerçekten haklı olduğunuzu bilseniz, grubunuzu burada tutarsınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Savunduk sonuna kadar. Anlamadın sen galiba.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sizde kaç kişi var be! Sizde kaç kişi var?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Biz inanmadığımız için, arkadaşlarımız böylesi ciddiyetsiz bir gensoru görüşmelerini dinlemeyi gereksiz buldular. Ben de mecburen dinlemek zorunda kaldım.

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen iktidar olarak gensoruyu ciddiye almıyorsun. Senin demokrasiyle problemin var. Muhalefeti ciddiye almıyorsun, gensoruyu ciddiye almıyorsun, ciddiye alsan buralar dolu olurdu.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ben, gensorunun içeriğinde yer alan 2 konuyla ilgili…

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha var, daha var… Daha var…

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Getirdiğinizde konuşuruz onları.

2 konuyla ilgili konulara değinmek istiyorum: Bir, “Gazi Yerleşkesi’nin tarumar edilmesi” diyor. Aldım gensoruyu, okudum gerekçesini.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlamadın herhâlde!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Hani, gerekçesinin içerisinde Gazi Yerleşkesi’yle ilgili ne yapılmış ona bakayım dedim, bir sayfadan ibaret Seyfettin Bey, yazdığınız metni okuyun…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Beş dakika ver de anlatayım sana Gazi Yerleşkesi’ni.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Bir cümle dahi, bir kelime dahi “Gazi Yerleşkesi” diye bir şey geçmiyor. Şimdi, ben, Gazi Yerleşkesi’nin neresi tarumar edildi, nasıl tarumar edildi acaba şifahi konuşmada bahsederler mi dedim, o konuda da bir beyan göremedim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bak, bak, konuşma da şu resimlere bak!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıyor, yazıyor!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bir beş dakika daha ver, neler anlatacağım neler.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Bunu biraz önce anlatacaktınız. Bunu şimdi değil, biraz önce anlatacaktınız varsa bir şey.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sadece hafriyat meselesi bile götürmeye yeter Bakanı ya!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, ben, tabii, Gazi Yerleşkesi’nin tarumar edilmesiyle ilgili bir şeyler söyleyeceğim ama iddianın ne olduğuyla ilgili ne şifahi beyanda ne yazılı metinde bir şey göremediğim için bu konuya değinmeyeceğim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bak, bak, şunlara bir bak. Bak da cevap ver. Bak da ne olduğunu anla. Tarumarı gör, tarumarı! Bak da tarumarı gör, tarumarı!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bildiğin bir şeyler var mı?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Fakat acaba, Orman Genel Müdürlüğünün TOKİ’yle yaptığı Orman Genel Müdürlüğü arazisi üzerinde Başbakanlık binası yapılmasıyla ilgili olabilir mi diye düşündüm. Orman Genel Müdürlüğündeki arkadaşlara, Sayın Bakanımıza ifade ettim: Bu Gazi Yerleşkesi’nin tarumar edilmesi meselesi neyle irtibatlı dedim. “Bununla ilgili olabilir, bize de ulaşan somut bir bilgi olmadığı için...” dediler.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya, bu arkadaş bir şey anlamamış!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, eğer “Gazi Yerleşkesi’nin tarumar edilmesi” dediğiniz husus şayet buysa, Orman Genel Müdürlüğü arazisi üzerine TOKİ tarafından yapılacak Başbakanlık binasıysa, ben şimdi burada, Sayın Bakanın hangi siyasi nüfuzu kullandığını, hangi yasaya aykırı hareket ettiğini, hangi mevzuatı çiğnediğini, hangi yolsuzluğu yaptığını şahsen merak ediyorum. Yani, kamunun…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu hafriyatı da merak ettin mi, hafriyatı?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Geleceğim, bekle ya, sabırlı ol biraz ya!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Onu da merak ettin mi?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ya biraz sabırlı ol. Gelir oraya da vakit, canını sıkma sen!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ona gel. Bak on dakikadır konuşuyorsun, hikâye anlatıyorsun!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Sen canını sıkma, oraya da gelirim. Oraya da gelirim, merak etme.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – On dakikadır konuşuyorsun.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ben sizin gibi boş şeylerle harcamayacağım.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Boş konuşuyorsun!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, eğer…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Belediyenin avukatlığını yaptın mı sen kardeş!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Yapmadım.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Kiminkini yapıyorsun o zaman?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kiminkini yapıyorsun şimdi?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Eğer belgelersen… Belgeler misin belediyenin avukatlığını yaptığımı?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ne olacak belgelerse?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne diyorsun sen şimdi? Bak, on dakika oldu, bir şey anlatmıyorsun. On dakikadır bir şey anlatmıyorsun.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ne konuşuyorsun oradan? E, ne konuşuyorsun oradan? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ya, bilip bilmediğin her konuda ne konuşuyorsun? İki de bir çıkıyorsun oradan. Otur oturduğun yerde. Dinle adam gibi. Adam gibi dinle. Biz saygıyla dinledik. Seyfettin Bey’i saygıyla dinledik, diğer arkadaşımızı saygıyla dinledik, hiç sesimizi çıkarmadık. Otur dinle ya! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Saygılı konuşmuyorsun! Bak, konuşmacılara saygılı cevap vermiyorsun!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Ya, konuşma! Benim nasıl konuşacağımı sen belirleyecek değilsin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ben sana mı soracağım nasıl davranacağımı?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Senden de ders alacak değilim. Git işine bak ya! Yürü! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen devam et, bize anlat.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, eğer Orman Genel Müdürlüğü arazisinin Başbakanlığa devri ise biri çıksın, buradaki yolsuzluğu, usulsüzlüğü, yasaya aykırılığı, siyasi nüfuzu göstersin, ben göremedim.

Değerli arkadaşlar -arkadaşlara ifade etmiyorum çünkü ben ne dersem diyeyim, onlar zaten kendi bildiklerini okuyacaklar- bu “Gazi Yerleşkesi’nin tarumar edilmesi” denilen olayla ilgili -ben hukukçuyum- baktım, araştırdım, hiçbir şey bulamadım, gönlünüz rahat olsun arkadaşlar, bu bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bakın, buna bakabilirsiniz, resme bakın, resme bakın da alkışlayın.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – 2’ncisi: Efendim, İstanbul’daki Orman Genel Müdürlüğüne ait hafriyat alanlarıyla ilgili siyasi nüfuz kullanılmış, usulsüzlük yapılmış, yolsuzluk yapılmış.

Şimdi, 1996 yılına kadar Orman Genel Müdürlüğünün bu alanlarında hafriyat dökülmüyor; 96 da bir mevzuat değişikliği yapılıyor, 1996’dan itibaren, Orman Genel Müdürlüğüne ait bu alanlara hafriyat döküm izni geliyor ve 2009 yılına kadar da Orman Genel Müdürlüğü bu alanlara izin karşılığı, ücret karşılığı hafriyat döktürüyor. Aynı zamanda da bu hafriyat dökülen alanların tekrar ormana kazandırılması için en az bir buçuk metre -sanıyorum, ben teknik tarafını çok bilmem- boyunda fidanlar dikilmek suretiyle yeniden ormana kazandırılması gerekiyor. 1996’dan 2009’a kadar Orman Genel Müdürlüğünün İstanbul’daki hafriyat alanlarına döküm için aldığı izin parası eski parayla 36 trilyon, yeni parayla 36 milyon yani on üç yılda Orman Genel Müdürlüğü 36 milyon para kazanmış bu işten. Peki, orman alanlarının yeniden geri dönüştürülmesi için ne harcama yapmış? 21 milyon. Çıkarın 36’dan 21’i –hesap yapmayı iyi bilenler var- 15 milyon. Yani 13 yılda Orman Genel Müdürlüğü bu alanlardan 15 milyon para kazanmış.

Peki, 2009’da Orman Kanunu’nda bir değişiklik yapılmış. Şimdi, bir şeyi de ifade etmek istiyorum: Yani “Sayın Bakanın Orman Kanunu’nda yaptığı değişiklik” diye ifade ediliyor. Arkadaşlar, hepimiz milletvekiliyiz, kanunlarda değişiklikleri bakanlar yapmaz, Meclis yapar. Yani Meclisin kabul ettiği Orman Kanunu’ndaki değişiklikle bu hafriyat alanlarının Orman Genel Müdürlüğü dışında da belediyelere hafriyat döküm olarak verilebileceği hükme bağlanmış. Bunun üzerine, 2011 yılında yani yaklaşık bir buçuk - iki yıla yakın bir zamandan beridir de İstanbul’daki Orman Bölge Müdürlüğüne ait araziler İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hafriyat alanı olarak kullanılmış. Peki, Orman Genel Müdürlüğü 2011’in başında başlayan ve 2012’nin bugün sonuna geldiğimiz yaklaşık iki yıl boyunca, izin karşılığı Büyükşehir Belediyesinden ne kadar tahsilatta bulunmuş? 37 milyon, iki yılda. Peki, başka bir kâr ne var? Biraz önce ifade ettim, bu alanların geri dönüşümünü sağlamak gerekiyor. Hani Orman Genel Müdürlüğü 20 milyon harcayıp geri dönüştürmüştü ya, beş yıl boyunca da bu alanların geri dönüşümünün masrafı Büyükşehir Belediyesine ait. 20’yi de oradan kurtardık mı? Alın size 57 milyon, iki yılda Orman Genel Müdürlüğünün kazancı. Allah aşkına nerede burada yolsuzluk?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 1 milyar dolardan bahsediyoruz, 1 milyar dolar…

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Nerede burada usulsüzlük? Nerede burada usulsüzlük?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kaç para kazandınız bir de onu söyle!

OKTAY VURAL (İzmir) – Baştan sona usulsüz zaten.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Kamuyu zarara uğratmak nerede? Kamu, Orman Genel Müdürlüğü…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hodri meydan! Gelin, 3 kişi inceleyelim. Haydi, hodri meydan!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Soruyorum arkadaşlar, rakamları verdim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Evet, gelin de bir inceleyelim yüreğiniz yetiyorsa.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Varsa farklı rakamlar, çıksınlar versinler.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hayır, gelin hep beraber inceleyelim beraber, gelin.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Zaten rakamları söyleyemedi arkadaşlar çünkü rakamları söyleseler açık ortaya çıkacak.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hayır, gelin beraber inceleyelim Allah rızası için.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – İki yılda 57 milyon Orman Genel Müdürlüğü kazanmışken daha önceki mevzuatta on üç yılda 20 milyon kazanmış. İşte nasıl 20 milyonu 57 milyona çıkartırsınız diye kamuyu zarara uğratmaktan Sayın Bakana da böyle bir gensoru vermişler. Şimdi, tabii Sayın Bakanın gensoru içeriğinde olmayan diğer konularıyla ilgili ben cevap verecek değilim, bilmediğim konularla ilgili; ona kendisi eğer cevap vermek isterse mutlaka verir ama gerek Gazi Yerleşkesi’nin tarumar edilmesi gerekse İstanbul’daki hafriyat alanlarının usulsüz ve yasalara aykırı bir şekilde Büyükşehir Belediyesine devredilmesiyle ilgili ne yasalara aykırı bir durum vardır ne vicdana aykırı bir durum vardır ne ahlaka aykırı bir durum vardır. Bu noktada, Sayın Bakanımın görevi kötüye kullandığını ve kamuyu zarara uğrattığını iddia edecek hiçbir belgeyi, bilgiyi, delili şu ana kadar ortaya koymadıkları için vicdanınız rahat, gönlünüz rahat olarak Sayın Bakanımın gensoru görüşmeleriyle ilgili “hayır” diyebilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, on güne yakın bir zamandan beridir yasama görüşmesi yapıyoruz. Ben 3’üncü dönem milletvekiliyim. On bir yıla yakın bir zamandır da burada memleketimiz için, milletimiz için doğruları yapma, güzellikleri ortaya koyma noktasında katkı vermeye çalışıyoruz. Ama şu son on gün boyunca Mecliste yaşananları gördükçe acaba biz bir yerde yanlış mı yapıyoruz, bizim göremediğimiz bir şeyler var da muhalefet bunu görüyor, biz bunu anlamakta zorlanıyor muyuz diye de zaman zaman kendimi muhasebe etmeye çalıştığım, gece yattığımda bunu sormaya çalıştığım oluyor.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bravo!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Fakat ne hikmetse bunu yani yanlışı nerede yaptığımızı, onların gördüğü ya da bizim göremediğimiz yanlışı gerçekten ben göremiyorum. On günden beridir şu grubu… İhanetle suçlandık, vatanı bölmekle suçlandık…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Herkesin bir kusuru var tabii!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – ...bu ülkede halkların kardeşliğini bozmakla suçlandık yani o kadar çok iftira, o kadar çok ihanet suçlaması…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Gensoruyla ilgili bunlar, değil mi?

ZEYİD ASLAN (Devamla) – …o kadar çok vatan bölünme paranoyasıyla bu gruba saldırılar oldu ki…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne güzel, gensoruyla ilgili konuşuyor arkadaşımız.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ya, gensoruyla ilgili konuşacak bir şey kalmadı!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – …ya, dedim ki: Ben Tokat’ta doğmuş, vatanını seven, milletini seven, 6 çocuklu fakir bir ailenin çocuğu olarak buraya gelip de acaba bu vatanı satmak için mi uğraşıyorum? Acaba ben bu konuda, kırk sekiz yaşına girmiş bir adam olarak kırk sekiz yıllık vatan mücadelesini, bayrak mücadelesini, birlik mücadelesini, kardeşlik mücadelesini terk ettim de bir büyükşehir yasasıyla Türkiye’yi mi bölüyorum?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İstanbul) – Aynısını bize söylüyorsunuz ya!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Şimdi, aslında geriye doğru dönüp muhalefetteyken bu söylemleri söyleyenlerin iktidar dönemlerinde aslında ne yaptıklarına bir bakmak lazım. Yani bugün, hani, Sayın Başbakanımızın deyimiyle “Sırtında yumurta küfesi olmadan rahat yürüyen ve konuşanların, sırtlarına küçük bir yumurta küfesi aldıklarında nasıl hareket ettiklerini, eylem ve söylemlerini nasıl değiştirdiklerini” görmek lazım.

ALİ HALAMAN (Adana) – Onu kendine sor, kendine.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Çok uzağa değil, çok kısa, on sene on iki sene öncesine şöyle bir döndüğümüzde 2 söylemle Türkiye’de milleti aldatarak iktidara gelenlerin o 2 söylemin tam tersini yaptığını görüyoruz. Ne? 99 seçimleri, meydanlarda 2 tane söylem var: “Apo’yu asacağız”, “Erkekler gibi başörtüsünü çözeceğiz.” (MHP sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hadi asın şimdi, hadi asın! İp sizde, hadi asın!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Şimdi, yıllarca vatan diyerek…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yol arkadaşınız Öcalan sizin, yol arkadaşınız!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - …bayrak diyerek mücadele etmiş milliyetçilerin duygularıyla oynayıp…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Görüşen şerefsizdir” dediniz…

ZEYİD ASLAN (Devamla) - …bu vatan evlatlarının sandıkta oyunu aldıktan sonra Meclise gelip başörtüsünü kuzu kuzu çözenlerin…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Geç onları, geç! Geç!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen Bakanı anlat Bakanı, bırak bunları, Bakanı anlat.

ZEYİD ASLAN (Devamla) - …Apo’yu idam etmek yerine onun idam dosyasını Meclise getirmeden Başbakanlıkta bekletenlerin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Getirdiğimiz zaman neredeydiniz? Karyolanın altında saklandınız!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bilmediğin konularda konuşma!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - …muhalefetteki erkekliklerinin iktidarda nasıl ürkekliğe dönüştüğünü hepimiz gördük, bu millet de gördü! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Ayıp, ayıp!

OKTAY VURAL (İzmir) – İdamı kaldıran sizsiniz!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - O yüzden, iktidardayken Amerikan ekonomi danışmanının çıkıp IMF olarak biz Türkiye’yi satın aldık dediklerinde sesi çıkmayanlar hangi millî duyguyla hareket ettiniz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Bu deliğe süpürmeyin…” diye kime dedi? Sesin niye çıkmadı o zaman?

OKTAY VURAL (İzmir) – “Görüşen şerefsiz.” dediniz. Şeref ve haysiyetini bil önce sen! (MHP sıralarından gürültüler)

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Siz o dönemde “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” diye sokak sokak yürüyen milliyetçilerin, muhafazakârların…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen kim, milliyetçilik kim! Geç onu, geç, geç!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - …vatan sevdalıların oyunu alıp da gelip burada onların çocuklarının polis olmasını engelleyen, on iki yaşına kadar Kur’an öğrenmesini engelleyenler, hangi milliyetçilik duygularıyla hareket ettiniz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Senin ne alakan var milliyetçilikle!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Allah aşkına, soruyorum: Soros’a laf söyleyemeyen, Morris’e laf söyleyemeyen…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Geç onları, geç!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yürü hadi, geç! Yürü sen!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - …Derviş’in taşeronluğunu yapan, milliyetçilerin Başbakanlık sevdasını bir gecede yok edenler, kendinize bakın, kendinizi sorgulayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oslo’da pazarlık yapan sensin. Oslo’ya git, sen Oslo’ya git!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Millet sizi gördü zaten ama size teşekkür ediyorum -sürem bitti- size teşekkür ediyorum…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sizin sevdanız Sevda Tepesi. Sevda Tepesi’yle vatan sevdasını karıştırıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen Oslo’ya git, Oslo’ya!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - …Allah razı olsun sizden, o dönemde güzel bir iş yaptınız, erken seçim kararını aldınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oslo müzakerelerinde ne yaptınız?

ZEYİD ASLAN (Devamla) - …bu milleti karanlıktan aydınlığa çıkaran AK PARTİ’nin yolunu açtınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oslo’ya git! Oslo’ya git!

ZEYİD ASLAN (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi yürü! Yürü!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Benim Tokatlı kardeşim, Oslo müzakereleri niye vicdanını sızlatmadı senin? Geç! Geç onları, geç!

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yla görüşen şerefsizdir!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – İsmini kullanarak sataştı.

BAŞKAN - Buyurun, iki dakika lütfen, ayrı bir sataşmaya meydan vermeden.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Görev tamam, 3 dönem milletvekilliği tamam. Bana milliyetçilikten bahsetme.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizde millet yok ki milliyetçilik olsun.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Değerli arkadaşlar, ben burada birtakım ciddi iddialarda bulundum. Burada kul hakkı var, burada yetim hakkı var, burada şehitlerin ruhlarıyla ilgili sıkıntı var, bunlara cevap vereceksiniz. Bu Bakan, Bakan Bey gelecek, biraz sonra cevap verir. Şimdi, bunların hepsini ben söyledim.

Bakın, değerli arkadaşlar, burası –Sayın Bakan buna da cevap versin- iki üç yıldır Başbakanlığa devredilecekmiş madem, niye buraya tesisat, tamirattan trilyonlarca liralık masraf yaptınız Sayın Bakan? Bakın, yangın hareket merkezi yaptınız, bilgi işlem merkezi yaptınız Gazi Yerleşkesi’ne ve şu anda devletin zararı trilyonlarca.

Şimdi, bir bakan yanlış bilgi verir mi?

Değerli milletvekilleri, ben ormancıyım, Gazi Yerleşkesi’nde on bir yıl görev yaptım. Ben bunları sorduğumda Sayın Bakan dedi ki: “Sayın Vekil –tutanaklarda var, yanlış bilgi yok, yalan da olmaz- bir tane bile ağaç kesilmeyecek.” dedi “Bir tane bile ağaç kesilmeyecek.” dedi. Buyurun, buyurun sayın milletvekilleri; bunlara cevap versin, o Zeyid Bey de cevap versin, hani “Talan, şu bu.” diyordu ya. Hani ağaç kesilmeyecekti? Yani yüce Mecliste “Bir tane ağaç kesilmeyecek.” diyeceksiniz, komisyonda “Bir tane ağaç kesilmeyecek.” diyeceksiniz. Buyurun, buyurun, dünkü hâline bakın, bugünkü hâline bakın. Buyurun, bunlar nedir? Bunlar Gazi Yerleşkesi’dir bunlar.

Evet, şimdi, biz bunları söylüyoruz ama eğer vicdanınızla hareket etmezseniz neticeye gidemezsiniz.

Şimdi, gensorudaki bir tanesi de Adalet ve Kalkınma Partisinin kullandığı otopark. Muhtemelen Zeyid Aslan da o otoparka arabasını… Hemen Önünde var ya. Sizin, hani seçim otobüslerini çektiğiniz otopark. Kimin biliyor musunuz o arazi değerli arkadaşlar? Ya, bunu kabul edin. Bu arazi, Orman Genel Müdürlüğünün arazisi.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Ne yapalım, yerini mi değiştirelim?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Yani, Orman Genel Müdürlüğünün arazisi, Adalet ve Kalkınma Partisinin arazisini, binasını normal hâle getirmek için büyükşehir belediyesinin imar düzenlemesi Orman Genel Müdürlüğünden alınıyor, Adalet ve Kalkınma Partisi burayı ne olarak kullanıyor? Otoparkı olarak kullanıyor.

Ya ben bunları düzeltin dedim. Bakın, bu söylemelerimizin ne faydası oldu. Şimdi duydum ki, bu söylemleri dile getirince bir yer seçmeye çalışıyorlar. Bu bile kazançtır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Öz, buyurun.

ALİ ÖZ (Mersin) – Sayın Başkanım, milletvekili arkadaşımızın ifadeleri önerge adına konuşan milletvekilinin önergeye ait herhangi bir görüşte bulunmadığı, farklı bir konudan bahsettiğiyle alakalıdır. O yüzden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun siz de.

Lütfen, iki dakika.

 

3.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, yapmış olduğum konuşmada Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önerge üzerindeki sözlerimi tamamlamadan önce, şöyle bir ifadede bulundum: “Sayın Bakanın, Orman Bakanlığı içerisindeki teşkilat yapılanmasındaki yaptığı değişikliklerin daha sonraki yolsuzluklara, yandaşlıklara nasıl zemin hazırladığı” ifadelerini bana ayrılan on dakikalık süre içerisinde izah etmeye çalıştım. Bunların hiçbir tanesi önergeyle alakasız değildir. Sayın Bakan nüfuzunu kullanarak kendine yakın, kendi teşkilatına yakın, kendi sendikasına yakın insanları, orman mühendisliğiyle hiç alakası olmayan insanları bile bakanlık kadrolarına yerleştirerek, arkadan bazı şeylerin yapılması için bir ön hazırlamıştır. Bunları ifade ettim. Konuyla alakası vardır.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun 1999 yılındaki durumuyla ilgili birtakım sözler sarf etti. Onunla ilgili gruba sataşmadan dolayı söz istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

İki dakika lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Ali Uzunırmak

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Siyasi tespit yaptı.

BAŞKAN – Sayın Ali Uzunırmak Aydın Milletvekili.

Buyurun efendim.

 

4.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın konuşmacının, Zeyid Aslan’ın avukat olduğunu biliyorduk ama bir avukatın aynı anda sahte delil üreten bir savcı, o sahte delillerle karar vermeye yönelen bir hâkim kişiliğine bürünmüş olduğunda, topluma ne kadar tehlikeli bir şahıs olarak takdim edilebileceğine burada şahit olduk.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Aynaya bak, aynaya…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Aynayı sana gösteririm!

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – İstersen hem dış bükey hem iç bükey olarak gösteririm, tamam mı?

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sana da o yakışır!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sana aynayı gösteririm!

BAŞKAN – Lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, her şeyden önce, Milliyetçi Hareket Partisi seçim meydanlarında “Apo’yu asacağız.” diye tüzel kişiliğinin ağzından hiçbir beyanda bulunmamıştır. Ama bugünkü avukatı olduğu, geçmişte de Sayın Başbakanın… Geçmişteki idamın nasıl kaldırıldığını, Ertuğrul Yalçınbayır’ın, Devlet Bakanının, kendi kabine üyesinin beyanlarında gördük. Daha sonra, Sayın Başbakanın meydanlardaki “şerefsizlik” ithamlarını görüşmeler ve idam konusunuda gördük ve Sayın Başbakanın, bugün, idamın geri dönmesiyle ilgili yaptığı tezat, 3 çelişkiyi bir anda yaşayan bir toplum… Eğer aklıyla karar veremiyorsa, siz vicdanlarınızla karar veremiyorsanız, aklınızla karar veremiyorsanız, bu çelişkileri göremiyorsanız neyi size göstermek lazım? Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarında, üçte 1 ortak olduğu bir Hükûmette -muhalefet koyduğu her şeyi- sizin milletvekillerinizle idamın kaldırıldığını -bu Meclis tutanakları da şahit millet de şahit- kendi Bakanınız açıklıyor. Daha hâlen neyi iddia ediyorsunuz? Değerli arkadaşlar, eğer iddialarınız doğru değilse önermelerinizin doğru olması ve doğru politika inşa etmeniz mümkün olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Her şeyden önce bunu kabullenin. Eğer bunu kabullenemiyorsanız, Milliyetçi Hareket Partisinin döneminde seyyar mahkemeler, Habur’lar yaşanmadı değerli arkadaşlarım. Sizin geldiğiniz bu sürece bakın, politikalarınızı bir gözden geçirin ve aklıselimle gözden geçirin.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, teşekkür ediyorum efendim.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Biz bu ülkenin milletvekilleriyiz ve hepimiz bu ülke adına çalışıyorsak dürüstçe, samimice ve olgunca bu meseleleri çözmenin yolunu bulmamız gerekiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uzunırmak.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) - Sayın Başkan, diğer konuşmacılar gibi bizim de konuşmamızın gensoruyla ilgisi olmadığını söyledi. Bir cevabı hak eder.

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika da size vereyim.

 

5.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sevgili arkadaşlar, ben AKP Grubu adına söz alan konuşmacının konuşmalarımızın gensoruyla ilgisiz olduğu konusundaki düşüncesini, bir gensorunun son derece dar yorumlanmasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Birincisi, bizden önceki konuşmalarda dile getirilmiş olan çeşitli usulsüzlük, yolsuzluk eleştirilerini eleştirmediğimize göre bu eleştirilere katılıyoruz demektir. Ancak, bunların daha genel bir bağlamda, Hükûmetin genel siyaseti, iktisadi politikaları, genel olarak kalkınma anlayışı bakımından ne anlama geldiğini ifade etmenin aslında gensoruyla ilgisiz olduğu değil, burada bir genel anlayış tartışması bakımından Hükûmetle yapılacak bir tartışma çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Eğer gensoruları bütünüyle teknik bir müfettiş incelemesi gibi mütalaa edecek olursanız bu Mecliste aslında tamamen bir bürokratik tartışmayı getirirsiniz. Oysa, Meclis her gün yeniden Türkiye'nin genel siyasetini tartışmak için bu gensorulardan bir imkân ve fırsat buluyor. Çoğu kez belirttiğimiz gibi, aslında, Meclisin gündemi genel olarak toplumun gündeminden kopuk olduğu için, burası bir tür kanun fabrikası olarak değerlendirildiği için başımızı kaldırıp biz de bütün işçiler gibi memleketin havasını soluyabilmek için, genel siyasete bir giriş yapabilmek için bu gensorulardan medet umuyoruz. Aslında, Bakanlığın genel siyaseti ve genel yaklaşımları eleştiri konusu olmuştur.

Marksizme gelince, bunun hakikaten bir Marksist pozisyon deklarasyonu olup olmadığını müşahede edecek güçte olmadığını gördüm konuşmacının. O yüzden bu konuya girmiyorum.

İyi günler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyursunlar Sayın Aslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika da siz lütfen…

 

6.- Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmam üzerine söz alan Sayın Uzunırmak, avukatlık kimliğimden bahsederek hem hâkim hem savcı, sahte delil üretme, sahte belge üretme, sahtekârlık gibi ithamlarda bulundu.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Sahtekârlık” demedim!

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Tabii, ben Meclisi germek istemiyorum, Meclisi germek istemiyorum.

Tabii, yani gerek idamdan alalım gerek biraz önce söylediğiniz konulardan, söylenebilecek çok şey var ama amacımız burada birbirimizi germek, senin kötü tarafını, benim kötü tarafımı açığa çıkarmak değil, doğru bir şey yapmaya çalışmak. Ben o yüzden sadece şunu ifade etmek istiyorum: On dört yıl şerefli bir şekilde avukatlık yaptım. Avukatlık hayatım boyunca da ağırlıklı olarak insan hakları ihlalleri ve özellikle devlet tarafından zulme uğrayan insanların savunmalarını üstlendim. Avukatlıkta para falan da kazanmadım, kendi geçimimin dışında. Ama avukatlık hayatım boyunca hiçbir zaman sahtekârlık yapmadım, sahte belge düzenlemedim. Bunun olduğunu iddia eden varsa mutlaka ortaya bir delil koyması lazım, eğer delil konulamazsa esas zaten sahtekârlık orada olur.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Onu demedi ama. Onu demedi, başka türlü söyledi.

ZEYİD ASLAN (Devamla) – Bu nedenle, ben, biraz önce Sayın Uzunırmak’ın ortaya koyduğu sahtekârlık iddiasını ciddiye almadığımı ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, ben Sayın Konuşmacıya “sahtekâr” falan demedim. Bir avukatın hem hâkim hem savcı rolüne soyunduğunda sahte delille savcıya ve sahte delile kanarak hâkim olarak karar verdiğinde toplum için ne kadar tehlikeli olabileceğini anlatmaya çalıştım. Yani Sayın Konuşmacının beyanları, konuşma anındaki geçmişteki beyanları saptırılmış, budanmış, anlamı değiştirilmiş Milliyetçi Hareket Partisine ithamlardır. Dolayısıyla gerçekle alakası olmayan beyanlardır ve gerçekle alakası olmayan beyanlarını kendisine anlatmaya ben yeterli olurum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Zapta geçti söyledikleriniz.

 

VI.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz ve 21 milletvekilinin; uygulamalarında siyasi nüfuzunu kullanarak Gazi Yerleşkesini, Orman Genel Müdürlüğü arazisini ve İstanbul Orman Bölge Müdürlüğündeki hafriyat alanlarını devrederek kamuyu zarara uğrattığı ve görevini kötüye kullandığı iddiasıyla Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15) (Devam)

 

BAŞKAN - Şimdi, sıra Orman ve Su İşleri Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’nda.

Sayın Bakanım, buyurun.

Süreniz yirmi dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle, hakkımda verilen gensoru hakkında konuşmak üzere söz aldım efendim.

Özellikle, şunu belirteyim: Hakikaten gensorular epeyce sulandı. Özellikle, şunu vurgulamak istiyorum: Ben Türkiye’de yıllardan beri gerçekten büyük hizmetler yapan bir kişiyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Masallar, masallar!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - İSKİ’de sekiz buçuk yıl hizmet yaptım; DSİ’de dört buçuk yıl, Çevre Orman Bakanıyken dört yıl. Şimdi de Orman Su İşleri Bakanı olarak çalışıyorum. Allah’a şükür, şu ana kadar yüzümüzün akıyla her yerde, Türkiye’nin her yerinde, Kars’tan Edirne’ye kadar, Sinop’tan Mersin’e kadar her yerde yüzümüzün akıyla dolaşıyoruz. Bunu gururla ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakınız, sadece İSKİ’de -biz bunlardan ne aldığımızı biliyoruz- tam 1,5 milyar dolarlık borcu temizledik, 600 tane tesisi İstanbul’un hizmetine sunduk.

Ben sanıyordum ki “merkezî hükûmet” diye bir şey yok. DSİ’ye geldiğim zaman 2003 yılında tam 82 katrilyonluk, bizden önceki Hükûmet ihale yapmış, 1.600 tane tesis. Verdiği sadece 2 katrilyonluk ödenek var, kırk bir yıllık proje paketini önümüze koymuşlar. Ama biz bunların altında ezilmedik Allah’a şükür, Devlet Su İşlerinde de tam 3,2 katrilyon TL’lik bir tasarrufla fazla ödenenleri geri alarak milletimizin hizmetine sunduk.

Şimdi, ben bunlardan bahsetmek istemiyorum. Milletimiz biliyor. Esasen, Twitter’dan da çok güzel mesajlar geliyor. Milletimize, verdiği destekten dolayı, beni dinleyenlere de ayrıca saygılarımı sunuyorum.

Bakın, Twitter’dan gelen birkaç tanesini okuyayım: “Herhâlde içeriği şudur: ‘Niçin bu kadar kısa zamanda bu kadar fazla tesis açtınız. Biraz daha yavaş olmalıydınız, teessüf ederiz.’” diye bu şekilde Twitter’da mesajlar var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Milletvekillerinizin Twitter’ına gelenleri de bir okuyun, oraya gelenleri.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Değerli kardeşlerim, ben şunu ifade edeyim: Gensorudakileri, dikkatle, arkadaşlarımızı dinledik. Ben kendilerine teşekkür ediyorum; bize, yapılan hizmetleri ve hakkımızdaki iddiaları açıklama imkânı verdikleri için; bu bir.

İkincisi: Şimdi, misal olarak, hafriyat toprağıyla ilgili kamuyu, devleti zarara uğrattığımdan bahsetti. Esasen, değerli vekilimiz sorsaydı, daha önce de, 2010 yılında bazıları tarafından cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Ayrıca, tabii, bu cumhuriyet savcısı alınan gelirin geçmişe göre çok daha fazla olduğunu gördü, takipsizlik kararı verdi. Daha sonra itiraz edildi, Danıştay 1. Daireye gitti, Danıştay 1. Daire hiçbir şekilde usulsüzlük olmadığına dair oy birliğiyle karar verdi. Bakın, zaten yargının kararı var. Kaldı ki, ben gene izah edeyim…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Referandumdan sonra mı oldu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Referandumdan önce, merak etme. İsimlere bakabilirsin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başka şey o Sayın Bakanım, onlarla ilgili değil. Konuya gelin siz, boş verin.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Özellikle, konuya geleyim.

Şimdi, hafriyat topraklarıyla ilgili, 1996 yılından itibaren orman teşkilatı ihale ederek, bunları, toprak dökülmesine izin vermiş ama toprak rastgele dökülüyor ve -bunların- ne döküldüğü belli değil, kontrol edilemiyor, orman teşkilatı işi gücü bırakmış ve bu hafriyat kamyonlarının peşinde, bunların takibiyle meşgul oluyor. Dolayısıyla, 2009 yılında idi hatırladığım kadarıyla, bu konuda çok büyük itirazlar geldi, denildi ki: “Büyükşehir Kanunu’nda hafriyat topraklarının sevk ve idaresi tamamen Büyükşehir Kanunu’na göre büyükşehirlere aittir.” Dolayısıyla, büyükşehir belediyeleri bu konuda ruhsat vermeyince, netice, ihale edilenler arasında, ihale edilen firmalar, müstecirlerle Bakanlığımız arasında büyük ihtilaflar meydana geldi, bu konu ta Meclise kadar intikal etti. Hatta o tarihte ben Çevre Orman Bakanıydım, Plan Bütçe Komisyonunun odasında bütün grupların grup başkan veya vekillerinin yardımcılarının katılımıyla konunun çözülmesi konusunda bir mutabakata varıldı ve bir kanun teklifi verildi. Bakın, bunu o zamanki Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Sayın Mustafa Açıkalın bilir. Yani neticede, bakın, biz… Değerli kardeşler, kanunu ben çıkarmıyorum, Bakan kanun çıkarmaz, daha arkadaşlar bunu fark edememişler; kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkarır. Dolayısıyla biz de yürütme olarak çıkarılan kanunları hem bürokratlar hem de bakanlar aynen uygulamak mecburiyetindedir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, tasarı nereden gelir, tasarı? Bakanın imzası var mıdır altında?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Özelikle şunu ifade edeyim: Bakın, 10/6/2010 tarihinde kabul edilen 5995 sayılı Kanun’un 19’uncu maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16’ncı maddesine eklenen dördüncü fıkra ile madencilik faaliyetlerinin sona ermesi neticesinde tabii yapısı bozulmuş ormanların rehabilite maksadıyla toprak ve dolgu izinlerine ait bir düzenleme getirilmiş. Bu düzenlemeye göre, bakın, “Büyükşehir mücavir alanlarında büyükşehir belediyelerine, diğer yerlerde ise il ve ilçe belediyelerine bedeli karşılığında izin verilebilir.” şeklinde bir kanuni düzenleme getirilmiş. Biz bundan sonra, 2011 yılından itibaren büyükşehirlerden talep edenlere vermeye başladık ve şunu da özetle vurgulamak istiyorum, az önce sayın vekilimiz de ifade etti Hükûmet adına, ben de rakamları tam olarak vermek istiyorum: 1996’yla 2009 yılları arasında -ki ben o zaman da Çevre ve Orman Bakanıyım, benim zamanımda da ihale olmuş, bunu, tabii, bölge müdürlüğü yapmış; 48 adede denk, bakın, rakamlara lütfen dikkat edin- 3 milyon 919 bin 681 metrekarelik alanda -yani yaklaşık 4 milyon metrekare diyelim- 72 milyon 788 bin 499 metreküp -yani 73 milyon metreküp- malzemeyle doldurulması işlemi ihale edilmiş. Bunun karşılığında sadece ve sadece -rakamı aynen veriyorum, o zamanki trilyon tabii- 35 milyon 125 bin 443 TL gelir elde edilmiş ancak burada şunu dikkatlerinize arz etmek istiyorum, değerli vekillerim: Şimdi, burada, toprağı -ne getiriyorsa- döküp gidiyor ama sonunda bunun ağaçlandırılması vesaire, dikilmesi, bakımı tamamen orman teşkilatına kalıyordu ama biz hazırladığımız şeylerde…

Tabii, bunlarla ilgili masrafları da hesap ettirdim İstanbul’da. İstanbul’da bu maksatla hafriyat dökümünden sonra 20 milyon 239 bin 956 TL’lik bir masraf yapılmış. Neticede elimize geçen net miktar: 14 milyon 885 bin 44 TL yani yaklaşık on üç-on dört yılda sadece ve sadece burada -eski Genel Müdürümüz, özellikle Karabük Milletvekilimiz de çok iyi biliyor- 14 milyon küsur bin lira yani yaklaşık 15 milyon TL’lik bir gelir elde edilmiş. Attığımız taş ürküttüğümüze değmediği gibi, bir de benim teşkilatım kalkmış bütün ağaçlandırma, erozyon kontrolü çalışmaları varken bu işleri takipte kalmış; bir de onlara da ayırdığı personel, araç gereç, zaman kaybı da bu işin cabası. Dolayısıyla, burada kâr mı etmişiz, zarar mı etmişiz? Kesinlikle zarar etmişiz. İşte neden? Bakın, şu anda kanuni düzenleme yapıldıktan sonra, kanuna uygun olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesine, 13 adet izinle 3 milyon 582 bin 705 metrekare alanda yaklaşık olarak 63 milyon 176 bin 970 metreküp dolgu izni verilmiş. Dikkat ederseniz öbüründen daha az miktarlar fakat az olmasına rağmen bir buçuk-iki yılda biz Büyükşehir Belediyesinden 41 milyon 45 bin 37 TL bedel tahsil ettik. Bu, özellikle bu bedel ışığında, sadece bedel tahsil etmeyle kalmıyoruz. Büyükşehir’e dedik ki: “Siz burayı düzenleyin; gelen malzemeleri kontrol edin; zehirli, zararlı atıklar gelmesin. Ulaşım problemleri var, onları çözün; düzenli, halkın şikâyeti olmadan hafriyatların kendi kanununuza göre sevk ve idaresini yapın.” diye söyledik, hafriyat topraklarının. Neticede bir de en az 1,5 metre boyunda fidan dikilmesini ve beş yıl süreyle de bakımı mecburiyetini koyduk. Böylece arada dağlar kadar fark var. Zaten, bu konuda, her ne kadar izah etmeyecektim, o hâlde: Bir, kanuni olarak, hukuki olarak burada herhangi bir mahzur var mı? Yok. Peki, hadi onu bıraktık hukukisini, ekonomik olarak hesap ortada, Halep oradaysa arşın Ankara’da. Dolayısıyla, herhangi bir şekilde burada devletin kaybı mı var yoksa kârı mı var? Elbette kârı var. O hâlde, kaldı ki mahkeme kararıyla, Danıştay kararıyla bu konuda herhangi bir usulsüzlük olmadığına dair hüküm verilmiş. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Ayrıca, değerli dostlar, bakın, şunu belirteyim: Sanki sanılıyor ki bakın, en çok ormana hafriyat dökümü yapıldığı tarihlerde 127 milyon TL’lik İstanbul’da bir gelir, orman geliri elde edilirken bakın, şu anda biz, hafriyat dökümü yok, ihale edilmemiş daha doğrusu ve 180 milyona çıkardık. Bunu özellikle belirtmek istiyorum.

Yani ormanlarda, özellikle şunu belirteyim, varlıklar artıyor. Destan yazıyoruz. Bakın, dünyada orman alanları azalırken bizlerde ormanların alanları hem alan olarak hem de odun serveti olarak artıyor. Ben teşkilatımla gurur duyuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Orman teşkilatının her bir ferdi çalışkandır, cefakârdır, vefakârdır, hepsini seviyorum. Samimiyetle söylüyorum, her gün de teşkilatıma yatarken mutlaka dua ederim, hepsine.

OKTAY VURAL (İzmir) – İyi bir noktaya gelmişsiniz Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunun dışında, bakın, şurada… Nereden nereye.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nereden nereye!

ORMAN VE SU İŞLERİ  BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, odun servetimiz, nereden nereye gitmiş: 1976 yılında 936 milyon metreküp odun serveti varken bugün…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, yandaşların kazançlarını da gösterin yandaşlar nereden nereye geldi.

ORMAN VE SU İŞLERİ  BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ya, bir dakika sabret. Hepsine cevap veririm.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, gensoruya gel Sayın Bakan, gensoruya.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Onların grafiklerini de gösterin; hangi ihaleden  kim, ne kadar zengin oldu.

ORMAN VE SU İŞLERİ  BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yüzümüz ak, her şeye cevap veririm, her zaman cevap veririm, yeter ki Başkanım bana bir iki saat müsaade etsin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Hikâye anlatma!

ORMAN VE SU İŞLERİ  BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, şu anda 1,480 milyon metreküp…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Onlar görmüyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ  BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Onlar da bir baksın, iyi olur.

Bu kadar, yani yüzde 50 orman varlığımız artmış. Bunun dışında bakın -neye bakarsanız- fidan üretimi: Efendim, geçmişte, yılda 75 milyon fidan üretilirken, bugün biz bunu 470 milyona çıkardık, farkımız bu. Farkımız bu, 7 kat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, daha var, daha, merak etmeyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, yolsuzluklara cevap ver Sayın Bakan, hikâye anlatma ya.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, ağaçlandırma… Değerli kardeşler, ağaçlandırmada ormanın geçmişteki uyguladığı ölçümlere aynen uyuyoruz, geçmişteki genel müdürler de bunu itiraf ettiler. Aynı ölçümlerde, geçmişte ağaçlandırma, orman rehabilitasyonu toplam olarak, yıl ortalama, uzun yıllar ortalaması sadece 75 bin hektar iken, bakın, bu geçen yıl 481 bin hektara çıktı ve dünyada 3’üncülüğe yükseldik Allah’a şükürler olsun.

Bunun dahası var, müsaade ederseniz onları da vereyim. Orman köylülerine aktarılan gelir 3 kat arttı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nereden nereye?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Nereden nereye geldi, biliyorsunuz, biliyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Rakamları göremedik de Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Buyurun: En son odun üretimi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakalım hemen. Ne, kaçtan kaça artmış?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – …bakın, nereden nereye.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nereden nereye, kaç, rakamlar ne?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Görüyorsunuz. Bakın işte, bak, oku.

OKTAY VURAL (İzmir) – Okuyun, okuyun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Herhâlde okuma biliyorsun.

Evet, işte buyurun: 7,3 milyon metreküpten 13,5 milyon metreküpe çıktı. Bunlar raporlarla sabit.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anladım. Diğeri…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Odun dışı ürünler… Bakın, şu anda bal ormanları kuruyoruz. Ceviz eylem planı, badem alanlarını bütün Türkiye’ye yayıyoruz çünkü cevizimizin yüzde 65’ini ithal ediyoruz, bu bizim için ayıp. Dolayısıyla, her yerde inşallah bunu yapacağız.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yolsuzlukları açıkla bize, yolsuzlukları. Önerge konularına gel, önerge konularına gel.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dakika, bir dakika, bekle, daha var, var, daha bitmedi.

Orman köylülerine aktarılan kaynaklar kaç misli artmış lütfen bir bakın. Orman köylüsü bizim köylümüz, o bakımdan onu da belirteyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Diğerini unuttunuz Sayın Bakan, diğeri… Orada kapalı bıraktınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Peki…

Bakın orman alanlarını… Bir de, değerli vekillerim şunu belirteyim: Allah aşkına, 2/B nereden çıkmış, bu ormanların işgali nereden kaynaklanmış? Çünkü ormanların tapusu yoktu, orman kadastrosu tamamlanmamıştı. Şimdi, ben, daha geçenlerde Orman Genel Müdürümüze Tapu Kadastrodan aldığımız ormanların tapusunu, yani 16,3 milyon hektar, neredeyse yüzde 80’inin tapusunu teslim ettim. Bundan sonra ihtilaf olmaz.

Ayrıca şunu da ifade edeyim: Şu kararı da verdik, dedik ki:

OKTAY VURAL (İzmir) – Aman bir dakika, şeyi de grafik diye göstereceksiniz, kavası da neredeyse…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bundan sonra ormanda hiçbir şekilde 2/B gibi problem olmaması için “31/12/2014, saat 16;59’a kadar bütün ormanların tapusunu istiyorum.” diye talimat verdim. 2/B’yi çözmüşsek biz çözdük. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bunun dışında, arkadaşlarımız yangından bahsetti, Spil Dağı’nda. Arkadaşlarımız fedakârlıkla çalışıyor. Bakın, değerli vekillerim, burada, 2003 ile 2011 yılı arasındaki, Akdeniz ülkelerinde ortalama yanan orman alanları var. Bizden daha çok küçük olan o ülkelerde bile bizim 8 katımız, 10 katımız kadar yanan alan olmuş ama Allah’a şükürler olsun…

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Bakan, şimdi diyeceksiniz ki: “Zaman daraldı, Çal Dağı’na cevap vermedim.” Çal Dağı’na cevap ver.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Çal Dağı’na da cevap veririm. Bir dakika müsaade et de onu belgeyle vereceğim. Bir dakika müsaade et.

OKTAY VURAL (İzmir) – Diğer grafik de kaldı efendim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunlardan rahatsız oldunuz değil mi? Bakın, orman köylüsüne aktarılan miktarı anlattım.

OKTAY VURAL (İzmir) – O diğeri, bir tane daha var.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, efendim, 2’nci husus…

HASAN ÖREN (Manisa) – Çal Dağı’na cevap ver.

OKTAY VURAL (İzmir) – Orada 1 tane daha var.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Çal Dağı’na geleceğim merak etme. Ben size kaç defa cevap verdim.

HASAN ÖREN (Manisa) – Verdiğiniz cevaplar gayriciddi, ciddi değil.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dakika… Bir dakika… Gayriciddi olduğunu sen takdir edemezsin, millet takdir ediyor ki biz de… Her 2 kişiden birisi AK PARTİ’ye rey vermiş.

HASAN ÖREN (Manisa) – Soru önergelerinin cevabı burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hesap verin millete, hesap verin!

HASAN ÖREN (Manisa) – Siz, İngiliz Hükûmetinden baskı gördünüz mü, görmediniz mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sen takdir edemezsin. Zaten millet sizi sandığa gömecek. Sizi sandığa gömecek, göreceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Soru önergelerinin cevabı burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hesap verin, millet sizi izliyor!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Peki, şimdi, bir de Gazi Yerleşkesi dediğiniz Orman Genel Müdürlüğünün eski yeriyle ilgili kısa bir bilgi vereyim: Efendim, Gazi Yerleşkesi’ni peşkeş falan çekmiş değiliz. Bu alanın sadece yüzde 21’ini, bedeli karşılığında, 250 milyon TL almak suretiyle Başbakanlığa devrettik.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ağaç kestiniz mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yani özel sektöre falan devretsek, tamam. Ama Başbakanlık makamına, kamudan kamuya devrettik. Orman Genel Müdürümüz burada, eski Orman Genel Müdürümüz, Milletvekilimiz, biliyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Bakan, kesilen ağaçlarla ilgili bir grafik var mı, grafiğe baksak?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şu anda oradaki binaların tamamı depreme dayanıksız.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Bakanım, buraya gel buraya! Buraya gel bir!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – 1972 yıllarında yapılmış inşaatlar. Hatta en büyük bina, 11 no.lu bina şu anda üç yıldan beri, depreme dayanıksız diye terk edilmiş, metruk durumda. Biz orada hem Başbakanlık kendine layık bir hizmet binası kazanacak hem de hakikaten Orman Genel Müdürlüğümüze çok yakışır bir bina inşa edeceğiz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Kaç tane ağaç kesildi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, Çal Dağı’na gelince;

Madde bir; Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanı veya Başbakanı, hiçbir Bakanımız hiçbir ülkenin tesiri altında kalmaz. Biz hiçbir ülkenin değil büyükelçilerine, hiçbir kimseye boyun eğemeyiz.

HASAN ÖREN (Manisa) – Belediye Başkanına söyle, bana niye söylüyorsun?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dakika… Sen söylüyorsun, belediye başkanı…

HASAN ÖREN (Manisa) – Cevabını da ver, soru önergelerinin cevabını da ver.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Dinle, dinle… Dinlemesini öğren, ben sizi dinledim, dinlemesini öğren.

OKTAY VURAL (İzmir) – Belediye Başkanı görevde mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ve neticede diyoruz ki bu konuda bir yanlışlık var, bu ruhsatı veren biz değiliz, bu ruhsatı Maden İşleri Genel Müdürlüğü ta 2004 yılında vermiş. Bakanlığa intikal etmiş. Bakanlık…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hatalar bürokrasinin, zaferler senin, doğru! Böyle devlet adamlığı mı olur ya!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bir dakika, bir dakika… Bir dakika dinle beni. Az önce ne dediniz siz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – İngilizlerden niye korkuyorsunuz? İngilizlerden niye korkuyorsunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Biz hiç kimseden korkmayız. Allah’a şükür başımız dik, alnımız açık. Neden bahsediyorsun! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Vay be, vay be!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sizin gibi IMF heyetinin önünde el pençe divan duranlardan değiliz biz. Bizim başımız dik Allah’a şükür, bizim başımız dik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya geç onları, geç!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, bu konuda…

MUHARREM İNCE (Yalova) – İngiliz viski şirketlerinin 500 milyon dolar borcunu kim affetti?

OKTAY VURAL (İzmir) – Citibank’ın borcunu kim affetti ha? Paşa paşa, tıpış tıpış…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sizi gidi viskiciler sizi!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, ben Bakan olmadan önce 3 Mayıs 2006 tarihinde ruhsat verilmiş, ancak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizi gidi rantiyeciler!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biz içtik, siz çaldınız.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Bakanım, bu kitapları niye toplattınız ona cevap verin.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, ben de, sataşma var, konuşma hakkımı istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak bak, daha cevap vermedi, gensoruya gelmedi.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın şunu söyleyeyim: Ben izin vermedim, durdurdum. Dedim ki onlara, firmayı çağırdım… İzin verilmiş, bakın size buyurun imza. İki bin kaç yılı? Bak, buradan göremiyorsan göndereyim size.

HASAN ÖREN (Manisa) – Kimin imzası var izinde?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Benim değil.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sizin imzanız var, son verilen izinde sizin imzanız var.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, bir dakika, son verilen imza nasıl oldu? Benden önce verilmiş olan bir izin, yani siz onu yanlış söylediniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin imzanız yok mu izinde? İzin vermediniz mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – İmzam var ama nasıl verdim? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Bir dakika müsaade edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ha zorla yani...

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bir, dedim ki…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Osman Pepe imzalamadığı için mi görevden alındı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Yok efendim, öyle bir şey yok, işte imzası burada.

OKTAY VURAL (İzmir) - Nasıl verdiniz efendim, zorla mı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - İmzası burada hatta ben size şunu söyleyeyim daha önce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Osman Pepe “Ben vermedim, beni onlar harcadılar, imza vermediğim için harcadılar beni.” diyor Osman Pepe.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bir dakika dinle. Anlamak istemiyorsunuz, herhâlde işinize gelmiyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Siz anlatamıyorsunuz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Osman Pepe’yle ilgili ne yaptınız Sayın Bakan?

OKTAY VURAL (İzmir) - Şu yeğenle ilgili şeyi söyleyin, yeğeniniz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Firmaya şu mükellef..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, rica ediyorum, hiç vermedim. Siz de buyurun. Teşekkür ederim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Efendim izin verin, izin verin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ağabeyinin oğluna gel sen, yeğene gel sen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ağabeyinin oğlunu anlatacak efendim.

HASAN ÖREN (Manisa) – ÇED raporunda atık suyla ilgili yok.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – ÇED raporunda var. ÇED raporunu gösteririm, elimde.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sonradan ilave ettiler. Sen de biliyorsun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, Sayın Bakana süre verin.

HASAN ÖREN (Manisa) – Nerede şimdi rapor? Danıştayda. Daha sonuçlanmadı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Muğla İdare Mahkemesine itirazla gitmişler orada reddedilmiştir, mahkeme kararı burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gensoruya gelemedi daha.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Diğer konulara zamanı gelince cevap vereceğim.

Teşekkür ederim. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP ve CHP sıralarından alkışlar (!)]

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, hem gensoru önergemiz hem gensoru önergesi üzerinde konuşma yapan milletvekillerimiz çok ciddi iddiaları dile getirdi ama Sayın Bakanın konuşma süresi bitti, iddialara cevap veremedi. Bu gensoru önergesinin altında kalmıştır. Umarım parmaklarda vicdan olur da bunun hesabı sorulur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergesinin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir istem vardır. Şimdi, istem sahibi sayın milletvekillerinin adlarını tespit edeceğim.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Orman ve Su İşleri Bakanı hakkında verilen gensoru önergesinin açık oylamayla yapılmasını arz ederiz.

BAŞKAN – Alim Işık? Burada.

Oktay Vural? Burada.

Ali Halaman? Burada.

Ali Öz? Burada.

Oktay Öztürk? Burada.

Hasan Hüseyin Türkoğlu? Burada.

Mehmet Erdoğan? Burada.

Ali Uzunırmak? Burada.

Reşat Doğru? Burada.

Ahmet Duran Bulut? Burada.

Kemalettin Yılmaz? Burada.

Necati Özensoy? Burada.

S. Nevzat Korkmaz? Burada.

Zühal Topcu? Burada.

Sadir Durmaz? Burada.

Seyfettin Yılmaz? Burada.

Emin Haluk Ayhan? Burada.

Sayın milletvekilleri, açık oylamanın şekli konusunda Genel Kurulun kararını alacağım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bakan yok orada, hâlâ oturması lazım Bakanın.

OKTAY VURAL (İzmir) – İstifa dilekçesini hazırlamaya gitmiş.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, henüz görüşme sona ermedi. Bakanın orada oturması gerekmez mi?

BAŞKAN – Sayın Bakan, yerinize geçer misiniz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Oylama yapıldığı için etkilenmeyesiniz diye geçtim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kurala uyalım ama istifa ediyorsan bir şey yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, gensoru önergesi düşmüş, Sayın Bakan istifa etmiş!

BAŞKAN – Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, alınan karar gereğince elektronik oylama cihazıyla oylama yapacağız.

Açık oylama için üç dakika süre veriyorum ve bu dakika içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakika süre içinde Başkanlığa ulaştırmasını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu hakkında verilen (11/15) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasına dair yapılacak oylamada, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali Yıldırım, Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Kılıç’a; Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen Bağış, Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan’a; Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’a vekâleten oy kullanacaklardır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – 276 bulunmazsa Bakan düşer.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, pusulaları okutalım. Güven kalmadı. Pusulayla yoklama verenlerin burada olup olmadığını bir kontrol edelim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sahtekârlık oluyor da bazen.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sizinle ilgili değil Sayın Başkan, yanlış anlamayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin yerinize de pusula verebilirler de o bakımdan! Belli olmaz yani.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hacdayken burada oy kullanan evliyalar var!

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, (11/15) esas numaralı gensoru önergesinin açık oylama sonucunu arz ediyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

307

 

 

Kabul

:

50

 

 

Ret

:

257

(x)

 

Kâtip Üye

Özlem Yemişçi

Tekirdağ

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul”

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakanlara güven kalmamış…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakana güven kalmamış.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O zaman, güvenoyu alamaz, 276’nın altında.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama Bülent Arınç Bey’den iyisiniz 1 oy.

BAŞKAN – Bu duruma göre gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2’nci sırada yer alan (11/18) esas numaralı gensoru önergesi geri alındığından, 3’üncü sırada yer alan, Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 Milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/20) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

 

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20)

 

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 6/11/2012 tarihli 16’ncı Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre, bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz sırası, önerge sahibi Sayın Ahmet Duran Bulut’ta, Balıkesir Milletvekili.

Sayın Bulut, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanı hakkında verilmiş olan gensoru üzerinde söz almış bulunuyorum. Şahsınızı ve şahsınızda yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 880 bin öğretmeninin, 25 milyon öğrencisinin, çok sayıda çalışanının bulunduğu devasa bir kurumun başına Sayın Dinçer, 6 Temmuz 2011 tarihinde bakan olarak atanmıştır. Henüz daha bir buçuk yıl olmadı göreve geleli, Bakanlıkta inanılmaz değişiklikler olmakta, çalışanlar bile bu değişiklikleri takip etmekte zorluk çekmekteler. Yapısal değişiklik, okullarda, kurumlarda, mevzuatlardaki değişiklik, atama, görevlendirme, görevde yükselme, yer değiştirme, özür grupları, okul öncesi eğitimden ilköğretime, ortaokul, meslek liseleri, teknik liseler, çıraklık eğitimleri, özel okullar, meslek okulları, üniversiteler…

Bu devasa kurumun başında bulunan Sayın Bakan, adında “millî” olan 2 bakanlıktan 1’i olan Millî Eğitim Bakanlığına geldiği günden bu yana eğitimin eksikliklerini, ihtiyaçlarını gidermek adına bir çalışma yapmak, program geliştirmek dururken, önceki çalıştığı bakanlıktaki alışkanlıklarını bu devasa Bakanlığa taşıdı. Millî Eğitim Bakanlığı, on yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisinin, büyük çoğunluğunu o dönemde göreve getirmiş olduğu bürokratlarla… Üç yıl, beş yıl, on yıl çok ciddi tecrübeleri olan bu Bakanlığın personeline güvenmeyip Sayın Bakan, Müsteşarlığına bile yakın akrabası olduğu söylenen Çalışma Bakanlığındaki müsteşarı yanında getirdi.

Eğitimcilikten uzak, kıstası, ölçüsü nedir?... Sonra çünkü getirdiklerini kendisi de değiştiriyor ikide bir, Millî Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında 700’e yakın kişiyi Beşevler’de bir birimde bankamatik memuru yaptı. Bunların şimdiye kadarki bütün birikimlerini, bütün tecrübelerini hiçe sayarak, yeni getirdiği kadrolarla millî eğitimi yürütmeye çalıştı. Kılavuzları tecrübeli değil, kılavuzları bilgili değil, eğer kendisinin başka düşüncesi yok ise, bu Bakanlıkta teşkilattan yetişen, oradaki mutfakta pişen düşünceleri, fikirleri, tasarıları getiriyor ise bunlarda büyük eksiklik var. Yok eğer Oslo görüşmelerinde, şu anki MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, oradaki teröristlerin temsilcisine “Millî Eğitim Bakanlığını dağıtacağız, illerde valilere bırakacağız, belirli bir süre sonra da belediyelere bu işi yaptıracağız. Ben, buraya Başbakanın özel temsilcisi olarak geliyorum, bu sözler onun.” diye ifade ettiği -tutanakları yanımda- bu amaca hizmet etmek adına, Bakanlığı içinden çıkılmaz, problemleri çözülmez bir konuma getirmek için mi acaba bunları yapıyor diye düşünmeden edemiyorum.

Türkiye’de sınavların yapıldığı ve şimdiye kadar saygınlığıyla çok göz dolduran ÖSYM’de, KPSS sınavlarında, yaptığı hemen hemen her sınavda “Sorular çalınıyor, sorular veriliyor, şu dershaneden şunlara gidiyor.” şeklinde şaibelerle, insanların Bakanlığa olan güveni artık maalesef sarsıldı.

Her ne hikmetse Bakan, yine oradaki görevlilere sahip çıkmakta, yanlışı düzeltmek, hatalıyı görevden almak, daha iyisini, doğrusunu oraya getirmek gibi bir seçeneği maalesef kullanmamaktadır. Sayın Başbakanın,  “Hakan Fidan’ı ben yedirtmem.” dediği gibi, bu görevlileri, göreve getirdiği kişileri de yedirtmemek için bir gayret içerisinde.

Türkiye'de okullaşma okul öncesinde çok gerilere düştü. Avrupa’nın birçok ülkesinde yüzde 100’lerdeyken, Sayın Dinçer’den önceki Nimet Baş döneminde 71 ilde okul öncesi eğitim başlatılmış, 81 ile hedeflenmiş iken, şu an, mecburiyetten çıktığı için bu okullara öğrenciler gitmemekte çünkü zorunlu değil.

“4+4+4” diye getirilen sistemle on iki yılı mecburi kabul eden, 12+1 olması gerekirken dünyada her yerde, bunu ihmal eden bir anlayış, okula başlama yaşını altmış ay, altmış altı ay, yetmiş bir ay… Kendi arasında çelişkili. Bunu doktor raporlarına kadar götüren ama aynı sınıfta aralarında bir veya bir buçuk yaş fark olan çocukların, o gelişme çağında olduğu, beş buçuk altı yaşındaki çocuk ile yani 1’inci sınıftaki çocuğun 8’inci sınıftaki öğrenciyle aynı sınıfta, ikili eğitim yaptıkları için, okumak zorunda kaldığı, sabahleyin altı buçukta o oyun çağındaki çocuğun evinden çıkıp okula gitmek zorunda kaldığı, akşam 19:00-20:00’de derslerin bittiği, velilerin çocuğunu nasıl okula getireceği, nasıl götüreceği, servislerin birbirine girdiği, karmakarışık olduğu bir ortamı, bir kaosu bilerek, zorla bunu getirdi Sayın Bakan; bu sistemin yanlışlığını, eksiklerin tamamlanmasını savunduğumuz hâlde, direnerek inatla bu noktaya getirdi.

Derslikler yetersiz, 3 çocuk aynı sırada oturuyor. Siz, zorunlu eğitim olduğu için altı yaşındaki, beş yaşındaki çocuğun kırk dakika bir sırada oturabileceğini düşünüyor musunuz? Anaokulu gibi, çişi gelen çocuğun, sınıf öğretmenliği eğitimi almış olan bir insanın nasıl bunun eksikliğini gidereceğini düşünebiliyor musunuz?

Eğitimden bihaber zihniyetin, Türkiye’de eğitimi getirdiği nokta budur.

Öğretmenler moralsiz, öğretmenler çaresiz. Demin bir öğretmen mesaj göndermiş, diyor ki mesajında, sayın milletvekilleri: “Sayın Hocam, paradan geçtik. Lütfen, öğretmenlerin saygınlığını geri getirin, bunun için önlemler alın. Dilimiz, yüreğimiz olun. Öğretmenlik bu kadar acizlik ve ucuzluk kategorisinde olmasın. Kırılıyoruz, inciniyoruz.” Bir bayan öğretmenin feryadı bu.

İnsanların eğitime tabii ki güvenleri kalmamış, sınavlara güveni kalmamış. Bir genç diyor ki: “Hocam, polislik sınavına girdim. 60 puan alan açık öğretim mezununa 100 puan vermişler, polis yapmışlar. Benim hem spor hem de mülakatım iyi geçmesine rağmen 59 puan vermişler. Kısacası, torpilin daniskasını yapmışlar. Sizler, bizlerin hakkını bugün savunmayacaksanız ne zaman savunacaksınız? KPSS’de sorular çalınır, atanamayız; polislikte torpil olur, kazanamayız; askeriyeye gideriz, ‘Müslümansın’ diye elerler. Şimdi, sormayalım mı, biz bu ülkede neyiz, kimiz? Hocam, bunalıma sokup insanları öldürtmek mi istiyorlar? Her şeyi korkmadan söylemeyecek kadar yüreksiz mi olacağız? Bizler nasıl hayat kuracağız? Kendimize soralım. Çalışıp KPSS’ye sorular çalınsın, tüm hayaller yıkılsın . Gir sınavlara, bütün sınavlara ümitle, torpil yapılsın. Böyle Müslümanlık olur mu? Soralım. Rabb’imiz kul hakkının en büyük günah olduğunu söylememiş miydi? Artık çıldıracağım, yazıklar olsun. Eğer sizler de hakkımızı savunamayacaksanız kim savunacak haklarımızı? Soruyorum.” diye Eren Çapraz isimli bir genç mektup yazmış bana.

Eğer bir vatandaşın devlete olan güveni sarsılırsa, sınav gibi, üniversite sınavı gibi, KPSS gibi sınavlara güveni kalmazsa o eğitim sistemine inanılmaz. Sistem, her yönüyle çarpıklıklarla dolu ama Bakanlığın kendi kadrolarına dahi, bilim adamlarına dahi danışmıyor.

Sayın Bakan çok yorgun. Ben, Sayın Bakana dinlenme tavsiye ediyorum. Kendilerine bağlı Yalova Öğretmenevinde yılbaşı programında bakın ne varmış?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Oryantal Özlem, Doğan ve Şahan ile birlikte Aylin’in sahne alacağı bir yılbaşı programı varmış.

Öğretmenevlerini getirdikleri nokta da budur; oynasınlar, eğlensinler çünkü...

OKTAY VURAL (İzmir) – Cuma günleri de var galiba.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Bu Bakanlıkta sağlıklı bir yönetime ihtiyaç olduğunu belirtiyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bulut.

Gruplar adına 1’inci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Zühal Topcu, Ankara Milletvekili.

Sayın Topcu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında verdiği gensoru önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, demin, Milliyetçi Hareket Partisinden Sayın Ahmet Duran Bey’in konuşmasına ek olarak, özellikle yöneticileri değiştirme konusunda hemen bir ekleme yapıp ondan sonra yaptığımız tasniflerle, “Neden bu gensoruyu verdik?”, detaylarıyla paylaşmak istiyorum sizlerle.

Millî Eğitim Bakanı, grup başkanı olarak görevlendirdiği -bir yıl önce veya bir yıl içerisinde görevlendirdiği- 60’a yakın kişiden 22’sini asaleten, 10’un üzerindeki grup başkanını da tekrar görevlendirip 25’ini de grup başkanlığından almıştır.

Şimdi, bir yıl içerisinde görevlendirdiği kişileri tekrar görevden alıyor ve daha yeni görevlendiriyor, birtakım şeyleri paylaşıyor ama gerekçe göstermeden de bunları tekrar görevden alıyor.

Biz biliyoruz ki eğitim olayı uzun soluklu bir olay, hemen sonucunu alamazsınız. Demin, Bakanlığın bütçesi görüşülürken, özellikle paralardan, işte, yapılan yolsuzluklardan bahsedildi. Millî eğitimde -bundan çok daha önemli- insana yatırım yapıyorsunuz ve insana yaptığınız bu yatırımın karşılığını alamıyorsunuz.

Şimdi, işte burada karşılığını alamadığınız bir sistemi irdelemek istiyoruz. O kadar çok başlık var ki biz bunları birkaç başlık altında topladık. Özellikle son günlerde, gündemimizi yoğunluklu olarak meşgul eden dershaneler konusu var. Bir bakıyorsunuz, Sayın Başbakan, dershanelerin kapatılacağına yönelik olarak bir açıklama yapıyor; Millî Eğitim Bakanının haberi yok veya Millî Eğitim Komisyonunun haberi yok, yöneticilerin haberi yok. Daha sonra Millî Eğitimden açıklama geliyor ama neden kapatıldığı bilinmiyor ve üç dört ay sonra açıklama geliyor. Dün, Sayın Bakan, İstanbul’da yine açıklama yaptı “Dershaneler kapatılacak.” diye.

Şimdi, dershaneler konusunda şu anda ülkemizde büyük bir pasta var. Resmî rakamlara göre 70 bine yakın personel var burada ama gayriresmî rakamlara göre 150 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Buna bir de 1 milyon 200 bin öğrenciyi dâhil ettiğinizde bu pastanın ne kadar büyük olduğunu görebiliyorsunuz.

Ama “Dershaneler kapatılacak.” demeden önce, acaba bu dershaneler nasıl ortaya çıktı, neden çıktı, nasıl bir ihtiyaçtan ortaya çıktı, bunun irdelenmesi lazımdı. Eğer bunlar irdelenmez ise, yarın kapattığınızda, özel dersler ve merdiven altı dershaneler uygulamaya geçecektir. Çünkü demokrasilerde hiçbir zaman çare tükenmez. Eğer siz sorunun kaynağına inmez iseniz sorunu çözemezsiniz ve karşıdaki insanlar da sürekli olarak alternatifler üretirler. Aynı zamanda fırsat eşitliğini de düşündüğünüzde dershanelerin önemli sorumluluklar üstlendiğini de ifade etmemiz lazım.

Yine dershanelerle paralel olarak bir konu daha var, açık liseler konusu. Açık liseler şu anda öğretime başlamış durumdalar. Şimdi, Sayın Bakana soruyoruz: “Anadolu ve fen liselerinden şu ana kadar açık liselere kaç tane öğrenci geçti? Bu sizi rahatsız etmiyor mu? Son sınıfta olan öğrencilerin rapor almamaları ve derslere devam etmeleri konusunda hafiye gibi çalışıp cezai müeyyideleri gündeme getirmiştiniz ama bu çocukların açık liselere geçişlerinde herhangi bir tedbir almayı düşünmediniz. Şu anda artık çocukların rapor almaya da ihtiyaçları yok, açık liselere geçtikleri için dershanelere rahatlıkla gidiyorlar.

Dün yine yaptığınız açıklamada “Dershaneler kesin olarak kapatılacak, buna karşılık yeni bir sistem geliştiriyoruz...” AKP İktidarı on yıldan beri sistem geliştire geliştire eğitimi mahvetti. Bu Bakan da aynı şekilde, bu sistemi geliştirme yönünde katalizör rolü oynamaktadır. Şimdi soruyoruz: Acaba bu çocukların açık liselere geçme sebebi, orada daha iyi eğitim yapıldığından mı, bunu öğrenmek istiyoruz.

Sorun o kadar çok ki, bir baktığımızda, yine söylüyoruz, norm kadro ve alan değiştirme konusu şu anda büyük problem olarak karşımızda duruyor. Bütün milletvekili arkadaşlarımıza da geliyordur, sosyal medya üzerinden, telefonlarla o kadar çok mesaj veya telefon alıyoruz ki, insanların, özellikle öğretmenlerimizin, eğitim çalışanlarının sorunları çok büyük, talepleri çok fazla. Şimdi, bu taleplerin mutlaka karşılanması lazım. Eğer bir sorun var ise, bu sorun da yüksek sesle dile getiriliyorsa mutlaka bunun çözülmesi gerekmektedir.

Şimdi bakıyoruz, diyoruz ki: Bu Bakanlığın yaptığı değişikliğin hızına asla yetişmemiz mümkün değil. Hiç mi kural olmaz bir bakanlığın uyguladığı sistemde? Ne zaman öğretmen atanır? Dönemleri yok mudur? Kaç tane öğretmen atanır? Hangi branştan atanır? Sistemin ihtiyaç analizi nedir? Eş durumu atamaları veya özür durumu atamaları ne zaman yapılır? Bakıyoruz, bir demeç veriliyor, atama yapılmayacak veya şöyle olacak, ama ertesi gün sabah kalkıyoruz bir bakıyoruz ki, bu karar değişmiş ve atama kararı alınmış. Millî Eğitim gibi, insana hizmet veren, insanı yetiştiren bir Bakanlığın her gün politikası değişir mi? Özellikle sınıf öğretmenlerinin içine düşürüldüğü durum içler acısı. Joker olarak kullanıldılar; on beş, yirmi yıllık sınıf öğretmenleri, yeri geldi, edebiyat öğretmeni oldular, matematik öğretmeni, İngilizce, zihin engelliler öğretmenliğine atandılar. Niye? Tayin için. Bu mu sizin kariyer planlamanız? Bu ne adaletsizlik? Onu bildirmek istiyoruz.

Özellikle, Sayın Bakan, Bakanlıkta oturarak, pratikte gerçekleşmesi mümkün olmayan kararlarla yapılacak iş değildir eğitim işi; eğitimcilerle yapılır, dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Şiddet konusuna gelince, özellikle son günlerde öğretmenlere yapılan şiddetin gittikçe arttığını görebiliyoruz ve burada Bakanlığın sessiz kalması eğitimcileri çok büyük üzüntüye sokmuştur. Öğretmenler sınıfta, sokakta, öğrencilerin gözü önünde bıçaklanıyor ve darp ediliyor. Gün geçmiyor ki bir eğitimciye saldırı olmasın. Bu gibi saldırılara karşı herhangi bir tedbirin alınmaması veya tepkinin ortaya konulmaması bu mesleğin itibarsızlaştırılmasını gündeme getirmiştir. Emin olun ki eğitimcilere verdiğiniz bu paye, AKP İktidarı ve Bakan olarak şahsınızda sürekli hatırlanacaktır.

Sorun o kadar çok ki, ben, bütün konulara kısaca değinip geçmek istiyorum. Özellikle mesleki eğitimde bütün karizmanız, bu eğitime katılan öğrenci sayısını artırmakla ilgilidir. Fakat, 2012 yılında YGS’de yani “Yükseköğretime Geçiş Sınavı”nda, birinci basamak sınavında meslek okullarından barajı geçen öğrencilerin yüzdesi, yüzde 33’tür. Bu gerçekten çok vahim bir tablodur. Bu öğrencilere yakıştırdığınız seviye de yalnızca iki yıllık ön lisans eğitim seviyesidir, dikkatinizi çekmek istiyoruz. Mesleki eğitime, lütfen, gereken önemi verip bu alanda mezun olmuş teknik öğretmenlerin çığ gibi büyümüş sorunlarını görmeniz gerekmektedir.

Anadolu liselerine öğretmen atamalarına geldiğinizde, sürekli olarak yönetmelik değiştiriyorsunuz ve en son da bir hafta önce bir karar aldınız. Yaptığınız her atamayı mahkemeler bozmaktadır. Daha sonra, yetmezmiş gibi, bir sınav daha açtınız ve öğretmenlerin 80 lirasını alıp sınava soktunuz. Sınav sonunda başarılı olanları tekrar atamadınız, beklettiniz. Bir hafta önce de yeni bir atama kılavuzu çıkardınız. Emin olun ki, yanlış olarak çıkan bu atama kılavuzunu yine mahkemeler bozacaktır ve Anadolu liselerinde görevlendirmeyle eğitimlere devam edeceksiniz ve 2012-2013 yılı sonunda da bütün liseleri öğretmen lisesi yaparak sorunu çözmüş oluyorsunuz ve öğretmenlerin çektiği çileler de yanlarına kâr olarak kalıyor.

Şimdi, kalite konusuna geldiğimizde -neresinden tutsak bilmiyorum- özellikle on yıllık iktidar döneminde, 4 bakan tarafından, ilk geldiklerinde hep gündeme getirilen konu kalite konusu olmuştur. Hepsi, mutlaka, PISA’yı ve OECD değerlerini, rakamlarını gündemlerine almışlar ama ondan sonra bu rakamlardan hiç bahsetmemişlerdir. Ömer Dinçer de aynısını yaptı fakat bunu işletmeci mantığıyla… Sayın Ömer Dinçer’in işletmeci mantığıyla uygulamaya çalıştığı bu politikalar, bumerang misali, kendisini vurmuştur çünkü uyguladığı politikalarda ne sürdürülebilir kalite bulunmaktadır ne de geliştirdikleri bir vizyon bulunmaktadır. Sizden artık kalite beklemekten vazgeçtik, on yılda bir kuşağı mahvettiniz, lütfen, çekidüzen veriniz.

Demin dediğimiz gibi, eğitimin değeri, hiçbir zaman, parayla satın alınacak bir olgu değildir, onu söyleyelim ve sonuçlar da hiç iç açıcı değil. Sınav sonuçlarını, öğrencilerin aldıkları branşlara göre başarıları değerlendirdiğimizde vahim tabloyla karşı karşıyayız.

Seçmeli dersler konusunda geldiğimizde -ki özellikle 4+4+4’ün ana noktası, can alıcı noktası olarak seçmeli dersleri verdiniz- burada, özellikle Ömer Dinçer, hem dünkü yaptığı konuşmada hem de önceki yaptığı konuşmada, seçmeli derslerde uluslararası alanda öğrencilerin rekabet gücüne sahip olmasına zemin hazırlayacak bir yapı vadediyordu ve her öğrencinin kendi yetenek ve becerilerine göre seçmeli derslerle yönlendirileceğini bildirdi. Şimdi bunları sormak istiyoruz ve diyoruz ki: Yaklaşık olarak 21 tane başlık altında seçmeli ders öngördünüz ve bunun 15 tanesi öğrenciler tarafından seçildi. Bu, öğrenciler tarafından seçilmeye -tırnak içinde veriyorum- dikkatinizi çekiyorum. Gerekli altyapıyı oluşturmadan seçmeli derslerin konulması, sadece, dostlar alışverişte görsün uygulamasının bir yapılandırması olmuştur. Projenizin en önemli kaynağı olarak verilen bu ayak, içinden çıkamadığınız bir problem hâlini almıştır ve buradan birtakım örnekler vermek istiyoruz.

Şimdi, bu derslere kimler giriyor? Alan dışından, konuyla alakası olmayan, pedagojik formasyonu olmayan, hatta lisans mezunu bile olmayan kişiler bu derslere giriyor mu, soruyoruz. Bu uygulamanız, sizin seçmeli dersler konusundaki mantığınızı daha net gösteriyor. Bu yıl ve önümüzdeki yıllarda, bu konuyla ilgili öğretmen problemleri ciddi şekilde başınızı ağrıtacaktır çünkü gelecek yıldan itibaren bunlar geometrik artışla, seçmeli ders ihtiyacı geometrik artışla gündeme gelecektir.

Halk kültürü dersine hâlâ fen bilgisi hocası giriyor, onu veriyoruz. Spor ve fiziki etkinlikler dersine sınıf öğretmeni ve zekâ oyunlarına matematik öğretmenleri girmekte. Bu derslerin konmasındaki amaç, öğrencilerin öğrenebilme becerisini yeteneklere göre değiştirmek ve esneklik kazandırmaydı ama yine aynı şekilde, hâlâ, bu dersleri doldurmak için, yine, klasik, her yılki yaptığınız uygulamayı yapıyorsunuz.

En önemli seçmelilerden gördüğümüz ve öğrencilerin, çocuğun vicdani ve manevi gelişiminde etkili olacak ve bizim de bu derslerin konmasında önemli katkımızın olduğu biyer ve Kur’an-ı Kerim derslerine olan talebi nasıl ve kimlerle karşıladığınızı merak ediyoruz. Bu kadar önemli dersleri ehliyetli olmayan kişilerin vermesi vicdanınızı rahatsız etmiyor mu? Bu derslere kimler giriyor, lütfen bir “check” edin.

Yöneticilere geliyoruz, ayrı bir kanayan yara olarak görüyoruz. Yine, on beş yıl önceki gibi, ilkokul, ortaokul ve lise kademelerine ayrıldı. Biz destekledik, kademeli eğitimin olması gerekiyor, on iki yıl olması gerekiyor ama dönemler arasında mutlaka farklılık olması gerektiğine biz inanıyoruz, onu da söyleyelim.  4-4-4’ü bunun için bazı yönlerden destekledik ama bazı yönlerden de desteklemedik.

Bu yılın haziran ve temmuz döneminde ayırdınız okulları ve dönüşüm ve norm güncellemeleri yapılmaya çalışıldı. Önceden normal öğretimi olan okulların bile ikili öğretime geçtiğini görüyoruz, hatta müstakil ortaokulların, ilkokul ve ortaokulların dışındaki bazı okullarda öğlenci, ortaokullar sabahçı oldu. Sabahçı gruplar, demin arkadaşımızın da bahsettiği gibi, yedide başladılar, akşam yedi buçuğa kadar devam ettiler. Bu çocukların bu derslere yetişebilmeleri için kaçta uyanmaları gerektiğini  size bırakıyoruz.

Mevcut müdürler ve müdür yardımcıları ise yeni sisteme göre ayrıştırılan iki kurumu da birlikte yönetmeye başladılar yani bir müdür hem ilkokulun hem ortaokulun müdürü oldu aynı zamanda, bu sorumluluğu üstlendi. Bu iş o kadar trajikomik hâl aldı ki, eğitimciler kendi aralarında yaratıcılıklarını kullanarak yeni deyimler ürettiler. Ben, bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Müdürler diyor ki artık: “Bir müdür iki mühür, bir bina iki tabela, bir koltuk iki karpuz.” Bir müdüre hem ilkokul müdürlüğünü veriyorsunuz hem de ortaokul müdürlüğünü veriyorsunuz.

Aynı zamanda, Yönetici Atama ve Değiştirme Yönetmeliği yeni sisteme uyum sağlamıyor. Bunun daha adil ve liyakati baz alan şekilde değiştirilmesi gerekir.

Sayın Bakan, okulların yönetilmesi konusunda yöneticilere yüklediğiniz sorumluluktan haberiniz var mı? Sürekli suçlayacağınız bir günah keçisi aradınız, bunları da buldunuz; onu söyleyeyim. İşi daha da ilerletip “Okulların kaynak sorunu yok, kaynağı idare edemeyen yönetici sorunu var.” dediniz. Böyle bir talihsiz beyanatta bulundunuz.

Sayın Bakan, okullara ayırdığınız bütçeyi biliyor musunuz? Haberiniz yok galiba. Okulların ne tür giderleri var, bunun farkında mısınız? Suçladığınız, hatta ceza verdiğiniz yöneticileriniz okulların ihtiyaçlarını giderebilmek için ellerinden gelen bütün hizmeti yapmakta ve öğrencilerine en iyi hizmeti sunmaktadırlar. Bunun için kermesler organize ediyorlar, tiyatro getiriyorlar, konserler organize ediyorlar. Bunu niçin yapıyorlar, biliyor musunuz? Okula gelir sağlamak için. Çünkü Millî Eğitimin sağladığı katkı veya devletin sağladığı katkı çok az. Ve yine, onlardan bütçelerini istediniz, gelen rakamların nereden ve nasıl elde edildiğinden haberiniz olmadığı için çok büyük rakamlar geldi, sonra da dediniz ki: “Kaynak sorunu yok, yönetici sorunu var.” Acaba kırık camlar, temizlik hizmetleri, muhtelif malzemeler, güvenlik hizmetleri veya işte, güvenlik sorumlusu, temizlik sorumlusu nasıl sağlanıyor, haberiniz var mı?

Sınavlar konusu ayrı hatalar veriyor. Eksik soru basmalar, soruların çalınması hem devlet kurumlarının itibarını düşürmüştür hem de Türkiye’nin geleceği gençlerin umutlarını söndürmüştür.

Yine, öğretmen sorunlarına geldiğimizde, öğretmenleri yalnızca tayinleri ve maaşlarını düşünen kişiler olarak nitelediniz ve kendi alanlarıyla ilgili önerge getirmediği yönünde suçladınız. Ve sizin AR-GE biriminiz var. O, genel olarak 300 tane sorun alanı tespit etti, bu sorun alanları size gelene kadar o kadar geniş ağızlı bir elekte getirildi ki herhâlde 5, 6 tane sorun getirildi, siz de olayı güllük gülistanlık olarak görmeye başladınız.

“FATİH Projesi” dediniz; davulla, zurnayla getirdiniz ama hâlâ bir ihale yapamadınız ve bu şeyde başrol oynaması gereken bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenlerini de küstürdünüz.

En önemli konuya geliyoruz. Millî değerleri tartışmaya açtınız, önemsizleştirme çabası içerisine girdiniz millî şahsiyetleri, millî günleri. Bayramlar üzerinde oynadınız. Millî ve manevi değerler ruhu besleyen değerlerdir, bunların mutlaka eğitim sistemi içerisinde verilmesi gerekiyordu. Kültürün temel dinamikleridir ve bunların yine pedagojik formasyonlu öğretmenler tarafından verilmesi lazım ama siz bunları anlamsızlaştırma ve önemsizleştirme çabası içerisine girdiniz.

Bugün görüyoruz ki, polise taş atan çocuklar ve gençler var. Teröristlere destek amaçlı yapılan gösteri eylemleri ve kamu malına zarar vermeyi hedefleyen okul yakma eylemlerinin çoğunda okul çağındaki çocukların sıklıkla kullanıldığını görüyoruz. Devletin valisi, PKK’nın elinde bin tane çocuktan bahsediyor. Çocuk suçluluğunda bir yıldan az süre dilimi içerisinde suç oranı neredeyse yüzde 100’e varıyor. Cinsel suçlarda yargıya intikal eden vaka sayısının özellikle son bir yılda yüzde 300 oranında arttığını görüyoruz.

Sayın Bakana soruyoruz: Yarın bu ülkeyi kime emanet edeceğiz? Bu millete, bu değerlere, bu ülkeye sahip çıkacak kimseyi bulamayacağız, vicdanınız rahat mı? Bu çocuklara kim sahip çıkmalı?

Özellikle 4+4+4’ün uygulamasında “Altmış altı ve yetmiş iki aylıkların kaydını yaptırmayan velilere cezai müeyyide.” dediniz ve mantığınız sorunları cezayla çözmeye yönelik işledi, ama sistem de bu mantıkla ne derecede işliyor?

Bu çocuklar bu ülkenin çocukları. Bu nasıl sorumsuzluktur? Bu çocukları nasıl sahipsiz bırakıp teröre emanet edersiniz?

Çözüm üretmeye çalışırken, ortaya koyduğunuz çözümler yeni sorunlar üretiyor. Atama bekleyen öğretmenleri cami avlusunda yem bekleyen güvercinlere benzettiniz, okul yöneticilerini beceriksizlikle itham ettiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – …ve daha birçok sorun var ama gördüğünüz gibi, vakit yetmiyor.

Onun için, sayın milletvekilleri, bütün burada olan milletvekillerine çağrı yapıyoruz, lütfen, gelin, “evet” deyin, hem siz kurtulun hem bu toplum kurtulsun. Lütfen, Sayın Bakan, siz de “evet” deyin, çekinmeyin!

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri kalanı diğer gensoruda konuşuruz yine.

BAŞKAN – Sayın Topcu, teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yalova Milletvekili, Grup Başkan Vekili Sayın Muharrem İnce.

Buyurun Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eğitim ciddi bir iştir, ciddiyet ister, ama bu ciddiyetten asık suratlılık anlaşılmamalıdır tabii ki.

Sayın Bakanı bazı çevreler önceden beri tanıyabilir ama biz Sayın Bakanı Başbakanlık Başdanışmanlığından ve Başbakanlık Müsteşarlığından beri tanıyoruz. Şimdi, bir kişinin, bir olayın çarşambası neyse perşembesi de odur.

19-21 Mayıs 1995. Sayın Bakanın bir Sivas konuşması var, “Laiklik bitmiştir, cumhuriyet bitmiştir, ulus devlet bitmiştir, cumhuriyet ilkesini ve işlevini kaybetmiştir; günümüz, mahallî kültürlerin öne çıktığı dönemdir.” diyor.

Şimdi, bunları söyleyen bir kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin bir numaralı memuru oluyor, Başbakanlık Müsteşarı oluyor. Bu sözler kendisine hatırlatıldığında ise “Sözlerimin arkasındayım.” diyor. Şimdi de Millî Eğitim Bakanlığını bu sözlerine uygun şekilde yönetiyor. Biz şimdi, hâlâ çarşambadayız. Bakan 1995’te bir kitap yazıyor, kitabın adı: “İşletme Yönetimi” 21/10/2005 tarihinde YÖK kendisinin profesörlük unvanını elinden alıyor. 7/11/2005’te Sayın Dinçer itiraz ediyor, itiraz kabul edilmeyince 2008’de Bakan yargıya başvuruyor. Yargı, YÖK’ün kararını onaylıyor. Sonra, 2/5/2009’da Sayın Bakan, Çalışma Bakanı oluyor ve 27/7/2009’da Sosyal Güvenlik Kurumunun başına şu andaki Müsteşarı Emin Zararsız’ı atıyor. Üç ay sonra ise Emin Zararsız YÖK üyesi oluyor. YÖK üyesi olduktan sonra Emin Zararsız’ın ilk yaptığı iş, beş yıl önce Sayın Dinçer’in verdiği dilekçeyi gündeme almak oluyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Vay, vay, vay, vay!

MUHARREM İNCE (Devamla) - 23/12/2010’da YÖK tarafından Ömer Dinçer’in hakları geri veriliyor. Yani hangi YÖK? “İsterse yapmasın!” denilen YÖK, yani emrindeki memuru amir olarak atadığı YÖK.

Değerli arkadaşlarım, mahkeme kararı ancak bir mahkeme kararıyla ortadan kaldırılır. Bir mahkeme kararı idari bir kararla ortadan kaldırılabilir mi? Hukukçulara soruyorum.

Sonra, Sayın Bakanı -yine çarşambadan devam ediyoruz- Yüzüncü Yıl Üniversitesindeki Yücel Aşkın olayında savcıya telefon etmesiyle tanıyoruz. Sonra, aile bireylerini tanımaya başladık, Sayın Bakanın kardeşini tanıdık. Sağlık Bakanlığında sıradan bir doktor olan kardeşi, Bakanlığın Dünya Bankasıyla destekli bir projesi için açtığı saha koordinatörlüğüne 7 bin dolarlık maaşla atanıyor. Kardeşini de böyle tanıdık.

Demek ki Sayın Bakanın çarşambasında laiklik karşıtlığı var, cumhuriyet karşıtlığı var, Atatürk karşıtlığı var, yargıya müdahale var, makamının imkânlarını kendisi ve çevresi için kullanmak var.

Şimdi gelelim perşembeye. Sayın Bakanın ilk icraatı 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname. Bu kararnameyle teşkilat yapısını topyekûn değiştiriyor Sayın Bakan ve bu kararnameyle Millî Eğitim Bakanlığının yetkileri, görevleri değiştiriliyor.

Bakınız, değiştirilenler neler:

Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılık.

Ailesini, vatanını, milletini seven bireyler yetiştirmek.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini bilen bireyler yetiştirmek.

Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getiren bireyler yetiştirmek.

Bunları değiştiriyor Bakan. Yani diyor ki: Millî Eğitim Bakanlığının görevleri arasında artık bunlar yoktur. Ailesine, vatanına, milletine bağlılık, böyle bir görevimiz yoktur diyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini bilen bireyler yetiştirmeyeceğim diyor. Bunların yerine, uluslararası ve yerli iş dünyasına uygun insan yetiştirmek diyor Millî Eğitimin görevleri arasında. Yani piyasa adamı yetiştirmek istiyor. Yurttaş yetiştirmek istemiyor. Tarih bilinci olan, ulus bilinci olan yurttaş yetiştirmek istemiyor, piyasa adamı yetiştirmek istiyor.

Üniversitede bunu yapabilirsiniz, ona itirazım yok. Temel eğitimde bunu yapmak ancak sömürge ülkelerinde mümkündür. Bu anlayış ancak devşirilmiş kafalar tarafından yapılabilir.

Değerli arkadaşlarım “Bunları neden çıkardın?” diye sorduklarında, Sayın Bakan “İdeolojikti, ondan çıkardık.” diyor. Yani vatanını, milletini sevme ideolojisinden korkan bir Bakan.

Bu kanun hükmünde kararname ile üst düzey yöneticiler görevlerinden alındı, maaşları artırılarak görevlerinden alındı yani maaşa zam, işe son yapıldı. Kaç kişi bunlar? 620 kişi toplama kampına çekildi. Bu memurlar kimler? AKP döneminin bürokratları. Kendi arkadaşlarıyla bile çalışmayıp en samimi arkadaşlarını getireceğim diye milletin parası çarçur edildi. Bankamatik memuruna maaş bulundu ama ataması yapılmayan öğretmenlere bulunmadı.

Sayın Bakan, siz nasıl bir işletme profesörüsünüz? Özel sektörde bunu yapsanız sizi kapının önüne koyarlardı. Kaynakları verimli kullanmak işletme profesörünün ilk işi değil midir?

Bu kanun hükmünde kararname ile görevden alınan millî eğitim müdürlerinin 16’sı tekrar atandı, 65 vekâleten atama yapıldı. 21/11/2011 tarihinde Bakan bir genelge yayımladı. Genelgesine göre “Yönetim görevlerinde esas olan, yönetimin atanma şartlarını taşıyanlar ile yönetilmesidir.” diyor, yani diyor ki: “Vekâleten birini atadığınızda, o kişi asaleten gelenlerin şartlarını taşımalıdır.”

Sayın Bakan, 65 atamanızın 8’i kendi genelgenize uygun değil. Celalettin Ekinci, İsmail Çetin, Pervin Töre, Lütfiye Deneri, Yakup Sarı, Mustafa Altınsoy, Coşkun Esen, bunlar il millî eğitim müdürleri, hiçbirisi kendi genelgenize uygun değil.

Bir işletme profesörü işe uygun olmayan bir kişiyi işe alır mı yani liyakati esas almaz mı, sadakati niye esas alır? İş deneyimi olmayan birisini, şartları tutmayan birisini, siz bir fabrikanın genel müdürü olsaydınız Sayın Bakan, bunları o fabrikaya alabilir miydiniz?

Sayın milletvekilleri, eğitimin temeli öğretmendir. Öğretmeni yüceltmeyen, öğretmenin sorunlarına duyarlı olmayan, öğretmeni için empati yapmayan bir bakan başarılı olamaz.

Ömer Dinçer’in öğretmenlere yönelik sözlerine bir bakalım, onları dışlayan, onları yaralayan, onları inciten sözlerine bir bakalım: “Üç ay tatil yapıyorlar.” Allah aşkına, siz, bunu size kim söylediyse, onu hemen görevden alın. Üç ay tatil yapan öğretmenler değil Sayın Bakan, öğrencilerdir. Size bu bilgiyi kim verdi?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Onlar gelecekte öğretmen olacaklar.

MUHARREM İNCE (Devamla) – İki: “Beş çayını Paris’te içiyorlar.”

Üç: “Her gün altın, don, pijama günü yapıyorlar.”

Sayın Bakanın gafları öğretmenlerle sınırlı değil, madenciler için de “Güzel öldüler.” demişti. Atanamayan öğretmenlere ise en kötüsünü söyledi. Bakınız, tekrarlıyorum bunu: “Ben, öğretmen olmak isteyenleri Eminönü Camisi’nin önünde bekleyen güvercinlere benzetiyorum. Bekliyorlar ki biri önlerine yem atsın. Allah’tan çocuklarım memur olmadılar.” diyor. Sayın Bakan, çok doğru söylüyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne olmuş çocuğu?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Çocuklarınız memur olmamış ama Türk Hava Yollarında güzel bir işe girmişler. (MHP sıralarından “Oo” sesleri) KPSS’yle mi girdiler? Hiç sanmıyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – İftiranın sonu yok, istediğin kadar söyleyebilirsin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şu oğlanın bordrosunu bir çıkarsan, ortaya koysan da bir de öğretmenler görse o bordroyu, olur mu? Bir de onu bir görseler. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Vay, vay, vay, vay!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Şimdi koyacağım, göreceksiniz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Bakan, eş durumundan özür grubunu kanun hükmünde kararnameyle ikiden bire düşürdünüz. “Hiçbir şekilde taviz vermeyeceğiz.” dediniz. Önce “156 bin” dediniz, sonra öğrendiniz ki 22 binmiş! Ben size mektup yazdım, mektubuma cevap bile vermediniz. Orası kimsenin babasının çiftliği değildir. Hani millî irade, hani demokrasi, hani hukuk, hani hesap sorma, hani muhalefetin hakkı? O bürokratlarınıza söyleyin, o mektuplarıma, o yazılarıma cevap versinler.

Sayın Bakan, ailenin korunması anayasal hak olmasına rağmen, bunu kullandırmayacağınızı söylediniz. Sonra, bu insanlar Başbakana ulaştı, Başbakan “Çözün.” dedi. Kanunla olması gerekirken bu çözümü genelgeyle yaptınız. Bu nasıl bir yönetim anlayışıdır Sayın Bakan? Çelişkili açıklamalar yapmaya devam ettiniz.

Millî Eğitim Bakanlığından ancak şunlar istenebilir: Sorununuz varsa sakın Bakana gitmeyin, çözemez; ya seçimi bekleyeceksiniz ya Başbakana ulaşacaksınız. Eş durumu tayinini Başbakan çözdü, yarım çözdü o da. Sözleşmeli öğretmenlerin kadroya alınmasını seçim çözdü. SBS’nin 3’e çıkarılmasının yanlışlığı Batman’da bir öğrenci Başbakana söyleyince çözüldü. Okullarda velilerden toplanan paralar Başbakanın talimatıyla çözüldü. İlk çıkan öğrenci affı Başbakanın talimatıyla oldu. Millî Eğitim Bakanlığından artık sorun çözmeyi kimse beklemesin.

Değerli arkadaşlarım, gelelim 4+4+4’e yani “dert+dert+dert”e. Bizim eğitim tarihimiz ne yazık ki bir yapboz tarihidir. Gelen de reform yapıyor, giden de reform yapıyor! Bir uygulamayı getirme gerekçesi reform, uygulamayı ortadan kaldırma gerekçesi de reform. Getirirken reform, kaldırırken reform. Örnek mi istiyorsunuz? Bakın, söyleyeyim: Önümüzdeki yıl SBS kaldırılacak. Gazetelere bir bakın… LGS, SBS oldu, adı reform oldu. SBS 3’e çıkarıldı, adı reform oldu. SBS 1’e indirildi, reform oldu. SBS kaldırılıyor, bu da reform.

1983’te, altmış aylık çocukları biz okula başlattık, bu 1986’ya kadar devam etti. 442.722 öğrenciyi kaydettik biz. O günkü gerekçeyle bugünkü gerekçe aynı. “Çağdaş ülkeler böyle yapıyor, çocuklar iyi besleniyor, çabuk öğreniyor, onun için bu yapılmalı.” denmiş 1983’te, bugün de aynısı söyleniyor. Peki, 1986’da niye vazgeçtik, bunu kimse konuşmuyor.

Değerli arkadaşlarım, 1986’da, raporda şöyle yazılmış: “Sınıflar yetersiz, araç gereç ve yardımcı personel yetersiz, öğretmenler hazır değil.” Bugün de aynı gerekçeler ortadadır.

Değerli arkadaşlarım, 1983-1986 arasında çok ilginç bir başarısızlık gerekçesi var, diyor ki: “Yoksul çocukları daha az başarı gösterdiler.” “Yoksul çocuklar daha az başarı gösterdiler.” Bu sistemde de yoksul çocuklar daha az başarı gösterecek. O günlerde de, 83’te de velilerin, öğretmenlerin yüzde 70’i buna karşıydı, bugün de karşı ama tek fark var, o günlerde karşı olanlara “Ergenekoncu, PKK’lı” denmiyordu, bugün karşı olursanız “Ergenekoncu, PKK’lı” damgasını yiyorsunuz.

“Öğretmenleri mağdur etmeyeceğiz.” dediniz, öğrenci mağdur, veli mağdur, öğretmen mağdur, herkes mağdur, bir tek kazanan sermaye oldu. Bakın, bu sermayenin kazanması çok ilginçtir. İş yerlerinde stajyer sayısı yüzde 10’u geçemezdi yani 300 kişi çalışıyorsa 30 stajyer olacak. Bunu kaldırdınız yani ucuz iş gücünün yolunu açtınız yani siz, sermayeden yana tavır koydunuz. Fakir fukara çocuklarının o işletmelerde “stajyer” adıyla ucuz iş gücü yaratmalarını sağladınız. Yine, onlara dağıtacağınız tabletleri kamu ihale kapsamının dışına çıkararak sermayenin önünü açtınız.

Türkiye açlık grevlerini konuşuyor ama atanamadığı için intihar eden 36 öğretmeni konuşmuyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kurumu olan Talim Terbiye Kurulunu yok ettiniz Sayın Bakan.

Yine, Osmanlıcayı yabancı dil yaparak tarihe geçen ilk bakansınız Sayın Bakan.

Hakkında tekerleme uydurulan ilk Millî Eğitim Bakanısınız. Bakın, ne diyor öğretmenler biliyor musunuz: “Bir öğretmen bir öğretmene, gel beraber tayin isteyelim de Ömer Dinçer hangi gerekçeyle engelleyecek demiş.” “Bir öğretmen bir öğretmene, gel beraber tayin isteyelim, Ömer Dinçer bir genelgeyle nasıl engelleyecek görelim demiş.” Bu artık, öğretmenler arasındaki en çok kullanılan tekerlemelerden birisi.

Sayın Bakan, sizin bürokratlarınızı sizin önünüzde uyarıyorum: Soru önergelerime verdiğiniz yanıtlar yalandır, palavradır, komiktir, ayıptır. Yanlış ve yalan bilgi veriyorsunuz. Benim elimde olan belgelere “yok” diyorsunuz. O belgeler benim elimde var, sizi mahcup ederim. Bekletiyorum, tek tek, onları zamanı gelince bu kürsüden anlatacağım. Örneğin -bürokratlarınıza söyleyin araştırsınlar- İstanbul Lisesiyle ilgili belge benim elimdedir, zamanı gelince ortaya koyacağım. Ben, şimdi, sadece, size bunları devletin kayıtlarına geçmesini istediğim için soruyorum. Devlet yönetmek ciddi bir iştir.

Yine, bugün, burada, Sayın Hüseyin Çelik ve Sayın Nimet Baş yok galiba. Sanırım size güvenoyu vermiyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya da birbirlerine girmişler.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bir başka konu ise şu: Siz on yıllık İktidarınızda eğitimin hangi konusunu çözdünüz? On yılda bir tek sorun çözülebildi mi? Bakınız, eğitimin temel sorunları bellidir. Bunlardan birisi nitelikli eğitimdir. Bilgisayar almak, tablet almak eğitimin sorunu değildir, basarsın parayı bir günde halledersin. Önemli olan eğitimin niteliğini yükseltmektir. Bu konuda bir arpa boyu yol gittiniz mi? PISA sınavlarındaki durumumuz nedir?

İki: Kalabalık sınıflarda neredeyiz? Atanamayan öğretmenler sizi bekliyor. Okula erişim ne durumda? Fırsat eşitliği ne durumda? Yapısal sorunların tümü duruyor.

Sayın milletvekilleri, yine, öğretmenlerin öğrencilere şiddet uyguladığını duyardık da, son yıllarda, AKP İktidarıyla birlikte öğrencinin öğretmene şiddeti korkunç boyutlara ulaştı. Servis şoförlerinin öğretmeni dövmesi, öğrencinin kendisini derse almayan öğretmeni kalbinden bıçaklaması, baba ve oğlunun öğretmenin kolunu kırması, liseli öğrencilerin öğretmenini darbetmesi. Bunlar artık o kadar çok olmaya başladı ki.

Yine bir başka konu, mesleki haklarını korumaya çalışan öğretmenlere karşı -öğrenciler şiddet uyguluyor ama- devletin kendisi de şiddet uygulamaya başladı. Onlara biber gazıyla, tazyikli suyla, copla saldırdınız.

Sayın Bakan, “Ana dilde eğitim yapılmıyor.” diye okulu yakan kafayla, “Hasta tedavi edilmiyor.” diye hastaneyi yakan kafa da aynı kafadır. Bu, doğru bir kafa değildir, 21’inci Yüzyılın kafası değildir, 2012’nin mantığı değildir.

İktidarınızda eğitimin temel sorunlarından hiçbirisi çözülmedi. Öğretmeni esas almayan, eğitimin odağına öğretmeni oturtmayan, öğretmeninin sorunlarını çözmeyen, iş barışını engelleyen, çalışma koşullarını yok eden, liyakatsiz insanları öğretmenlerin başına müdür yapan, amir yapan, il millî eğitim müdürü yapan yani bu tür yeteneksiz insanları, sırf bizden diye, likayatlerini devre dışı bırakarak, sadece sadakatini öne çıkartarak hiçbir yere varamazsınız. Kadrolaşabilirsiniz, onları genel müdür yapabilirsiniz ama ülkenin geleceğini satarsınız, geleceğini yok edersiniz. Millî Eğitim Bakanlığında bir kişinin uzman olması, müdür olması, yönetici olması sağcı solcu olmasıyla, CHP’li AKP’li olmasıyla, din dersi öğretmeni, fizik öğretmeni olmasıyla ölçülmemelidir, iyi yönetici olup olmamasıyla ölçülmelidir. Ne yazık ki bunların hiçbirini yapmadınız. En çok değer verdiğimiz çocuklarımızı ne yazık ki bu okullarda okutmak zorunda kalıyoruz ve bir öğretmen olarak diyorum ki -sön söz olarak diyorum ki- çocuklarınızı Millî Eğitim Bakanlığından koruyunuz.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İnce.

Gruplar adlına üçüncü konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu.

Sayın Zenderlioğlu, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına gensoru hakkında söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, bugün 64’üncü gün, gelinen aşama çok kritik. Hükûmetin ölümlere karşı vurdumduymazlıktan gelmesi, ölümlerle karşılaşma riski her saat artmaktadır. Destek amaçlı kitlesel açlık grevi başlamaktadır; içeride 10 bin, dışarıda 10 bin. Siz bu çığlıklara sırtınızı çeviremezsiniz. Cezaevlerinde yaptığımız incelemede gördük ki kanamalarla, kilo kaybı, tansiyon düşmesi, sıvı alma güçlüğüyle karşı karşıyadırlar. Bu çığlığı, tüm insanlar, kendine “Demokratım, insanım.” diyen… Çağrımız insani ve vicdanidir. Gelin, bu sorunu hep birlikte çözelim. Yarın çok geç olabilir, şimdiden el ele verelim, bu sorunu çözelim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin eğitim karnesine baktığımızda, kuşkusuz çok iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz. Zaten eğitim sistemi iyi işlemiyordu 4+4+4 ile tam bir kargaşa yaşandığı da gözler önündedir. Okul öncesi eğitim dışında tutularak ilkokul, ortaokul, lise eğitimi zorunlu hâle getirildi. Ancak, 3’üncü kademede olan liselere getirilen açık öğretim sistemi daha şimdiden “12 yıl eğitim” söylemini boşa çıkarmıştır.

Dünya genelinde Türkiye halkı okuma becerisinde 32’nci, eşitsizlikte 84’üncü, cinsiyet eşitsizliğinde ise 77’nci sıradadır. Ülkemizde yüzde 4,87 hâlâ okuma yazma bilmemektedir; bu çağda büyük bir ayıp olarak değerlendiriyorum. Ayrıca, okullaşma sorunu hâlen tam anlamıyla çözülmemiştir. AKP’nin İktidar olduğu son on yılda, eğitim bütçesinden yatırımlara ayrılan pay 4 kat azalarak, yoksul halk kesiminin çocuklarının eğitim masraflarını üstlenmesi gerekirken daha çok aileye yükümlülük getirmiştir Eğitim alanındaki kaynak kullanımı düştükçe halkın cebinden yaptığı eğitim harcamalarının miktarı yükselmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı, 4+4+4 düzenlemesinde her ne kadar “Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardık.” dese de aslında, zorunlu eğitim 4 yıla indirilmiştir Sayın Bakanım.

Bir taraftan örgün eğitimin 12 yıl zorunlu olduğunu iddia ederken, diğer taraftan ise lise eğitiminin örgün eğitim dışına çıkarılması büyük bir çelişki değil mi? Burada amaçlanan şey şudur: Mesleki ortaokulların açılmasıyla birlikte çocuk emeğinin sömürüsü ortaya çıkacaktır. Bu, sömürüyü artıran işaretlerden başka bir şey değildir.

Bu eğitim sistemi, 4 yıldan sonra fakir ailelerin kız çocuklarının gelin olmasının önünü açarak yasalaştırılmıştır. İşte, buradaki görünümü hepiniz görebilirsiniz.

2’nci 4 yıllık dönemde ise yönlendirme, çıraklık ve staj gibi uygulamalar sonucu doğrudan iş gücü piyasasının içine çekilmesi söz konusudur. Seçmeli olan bazı dersler zorunlu olacak ve bu dersleri seçmeyen öğrenciler şimdiden dışlanmaktadır.

Millî eğitim bütçesinin önceki yıla oranla yüzde 20 arttığı görülmektedir. Bu artışı önemsiyoruz. Bu önemsemeyle birlikte yeterli olmadığını da açıkça söylüyoruz. Kaldı ki bu artışın en büyük nedeni 4+4+4 olarak bilinen eğitimdeki yapısal dönüşümün Millî Eğitim bütçesine getirdiği devasa yüktür.

Ayrıca, bütçenin yüzde 70’inin personel giderlerine, yüzde 11’inin sosyal güvenlik devlet primi giderlerine harcandığı görülmektedir. Eğitim bütçesi içinde asıl bakılması gereken mal ve hizmet alımı giderlerinin oranı ise sadece yüzde 8’dir. Eğitimde ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları, geçtiğimiz on yıl içinde planlı bir şekilde adım adım hayata geçirilmiştir.

Eğitim hizmetleri veren kamusal olmayan şirketlerle yönetim anlaşmaları yapılması, toplumun eğitimi parasal olarak desteklemesini teşvik edici önlemler alınması gibi farklı uygulamalar da hayata geçirilmektedir.

2003 yılından itibaren eğitimde kadrolu istihdam yerine sözleşmeli, ücretli, taşeron ve 4/C uygulamalarının aracılığıyla istihdam edilen parçalı ve güvensizliğe dayanan bir yapı oluşturulmaktadır. Devletin elinde yeterli sayıda kadrolu öğretmen atayacak, yeterli derslik ve okul yapacak kaynaklar varken, bu kaynakların -kamu okullarına aktarılmak yerine- her biri aynı zamanda birer ticari işletme olan özel okulları destek amacıyla kullanılmaktadır.

AKP İktidarının bir diğer önemli rant projesi kuşkusuz FATİH Projesi’dir. FATİH Projesi kapsamındaki akıllı tahtalardan, tabletlerden, içerikli yazılımlardan İnternet’e kadar pek çok alanda Kamu İhale Kurumu (KİK) devre dışı bırakılırken bunun üzerinden yaklaşık 100 milyar lira rant sağlanacağı tahmin edilmektedir.

Hakkâri’de bir öğrenci ile İstanbul’da özel okuldaki öğrencinin sadece tablet bilgisayarından izlediği bir ders ile eşit fırsatlara sahip olamayacağı çok açıktır, Tıpkı burada görüldüğü gibi.

Bakınız, Sayın Bakanımız her söz aldığında, eğitime ilişkin kavramlardan çok piyasaya ilişkin kavramlar kullanmaktadır. Daha çok piyasaya ilişkin olan bu kavramlar ile eğitimde nitelik piyasanın acımasız rekabet koşullarına indirgenmiş durumdadır.

2012 bütçesi görüşmelerinde, Millî Eğitim Bakanının en büyük amacını “öğrencileri uluslararası rekabete hazırlamak” olarak açıklaması resmin ne kadar piyasaya ilişkin olduğunun en açık göstergesidir.

Öğretmenlik aydın kimliğiyle ön planda olan, özel ihtisas gerektiren saygın bir meslektir. Köy enstitülerinden günümüze değin, değişik kurumlarda bu öğretmenler eğitiliyordu ama maalesef, bugün, tüm fakültelerde eğitilen insanların birçoğu iş bulamadığından dolayı öğretmen olmak istiyor veya birini bulup araya koyduktan sonra bir atamayla bu işi halletmeye çalışıyor. Fakat 1980’lerden günümüze, neoliberal ekonomik politikalar temelinde öğretmenler yoksullaştırılmakta, mali ve özlük hakları bir bir ellerinden alınmaktadır. Aydın kimlikleri aşındırılarak öğretmenlik mesleği hızla itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. AKP döneminde bu çabaların daha da yoğunlaştığını, öğretmenlik mesleğinin ne kadar niteliksizleştirildiğini görmekteyiz. Öğretmen maaşları açlık sınırının altına düşürülmüş, ek ders ücretleri gasbedilmiştir. İl içi, il dışı ve özür durumu, yer değişikliği hakları sınırlandırılarak on binlerce öğretmen mağdur edilmiştir, binlerce öğretmenin aile bütünlüğü bozulmuştur. Burada, acaba ailenin ne kadar kutsal olduğunu Sayın Bakanımız görebiliyor mu diye sormak istiyorum.

Yüz binlerce öğretmenin ataması yapılmamış, düşük ücret, iş güvensizliği, esnek istihdam koşullarında çalıştırılan ücretli öğretmen uygulaması genişletilmiştir. Öğretmenlerin örgütlenme hakkı engellenmiştir. Yandaş sendikalı olmaları konusunda baskı uygulanmıştır. Bütün bunlara rağmen örgütlenen öğretmenler ise polis copu, gazı ve operasyonlarla yıldırılmaya çalışılmıştır. Bugün Eğitim-Sen’in 30 öğretmeni tutukludur. Biz, BDP olarak, öğretmenlik mesleğinin AKP politikaları ve Millî Eğitim Bakanının söylemleriyle itibarsızlaştırılmasına, öğretmenlerin haklarının birer birer gasbedilmesine, neoliberal politikalar ile öğretmenlik mesleğinin dönüştürülmesine “dur” demeye, öğretmenlerin yükselttikleri mücadeleyi desteklemeye devam edeceğiz. Bilimsel, demokratik nitelikli bir eğitim yaratmak ve tüm eğitim emekçilerinin insanca yaşayabilecekleri ve meslekleri ile bütünleşebilecekleri bir yaşam için mücadelelerini her zaman desteklemeye de gayret göstereceğiz.

Devletin -ihmal ya da kasıt- tutumu sonucu yaşamını yitiren çocuklar: Bir ülkede eğitimin niteliğinden bahsederken ilk bakılması gereken gösterge o ülkede insan yaşamına ne kadar önem verildiğidir. Yaşam hakkı kutsaldır ve hiçbir gerekçe ile -devlet dâhil- hiçbir güç tarafından müdahale edilemez. 27 Aralık 2011 tarihinde, Şırnak Uludere’de, Roboski köyünün yakınlarında, İsrail yapımı Heron’lardan edinilen istihbarat sonucu, F-16’larla aralarında çocukların bulunduğu 35 sivil yurttaşımız bombalanarak katledildi. 35 sivil yurttaşın 19’u çocuktu. Devletin -ihmal ya da kasıt- tutumu sonucu yaşamını yitiren, yalnızca Uludere katliamında yaşamını yitiren çocuklar değildir; son altı yıl içinde Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz dâhil 59 çocuk bu nedenle yaşamını yitirmiştir, bunlardan 25’i ilköğretim çağında olan çocuklardır.

Ulus devlet sınırları içinde tek devlet, tek bayrak, tarih, dil adına, ne kadar yerel zenginlik varsa neredeyse hepsi ortadan kaldırılmış ya da itibarsızlaştırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ana dil aslında doğal olarak her insanın hakkıdır. Dil aslında bir iletişim aracıdır da. Her dil, o dili konuşan toplumun tarihinin, kültürünün taşıyıcısıdır. Bir diden fazla dil bilmenin kişiye katacağı zenginlik önemlidir. Her birey için, her insan için ana dil çok önemlidir. Ana dil, kişinin dünya ile iletişim kurma sürecinde öğrenmeye başladığı, dolayısıyla kişinin kimliğinin, duygusunun, zihinsel gelişiminin ayrılmaz bir parçasıdır. İkinci dil öğrenmediğimizde bir eksiklik yaşamayabiliriz ama ana dilimizi yitirdiğimizde benliğimizin ve kimliğimizin duygusal ve zihinsel bütünlüğü eksik kalır. Dil zenginliği, o toplulukları güçlendirir. Dil bir halkı birleştiren, ortak hedeflere yönelten, sosyal olarak kendini yeniden üreten bir kültür mirası ve o halkın, o topluluğun zenginlik kaynağıdır.

Bir toplumun kimliğini, kültürünü belirleyen özünde dildir. Kim, hangi dille konuşursa konuşsun, halk için bir kültür anıtıdır. Dilin kullanılması, korunması o toplumun, o halkın kendi has özelliklerini oluşturur. Ne yazık ki günümüzde binlerce dil yok olmuş, birçok dil de yok olma tehlikesiyle yüz yüzedir. Ana dil yasaklanması, en ağır… Hiç kuşkusuz, ana dildeki eğitimin yasaklanmasıdır çünkü burada amaç şudur: “Siz dünyayla konuşmayın, ilişki geliştirmeyin.” Hâlbuki, insan olmanın en doğal hakkı, kendi ana diliyle kendini özgürce ifade etmesidir.

Bugüne kadar, dünyada 6 bine yakın dil konuşuluyor. Bu dillerin tümü 200 ülkede konuşuluyor. Bu da gösteriyor ki tek dillilik değil, daha çok dilli olmalıdır. Bazı ülkelerde yüzlerce dil konuşuluyor. Yeni Gine’de 850, Nijerya’da 427, Kamerun’da 270, Hindistan’da 380, daha dün Başbakanımızın ziyaret ettiği ülkede, Endonezya’da 670 farklı dil konuşulmaktadır. Bu politikalar… Eskiden şu söyleniyordu: “İşte, dil bölünmeyi getirir.” Öyle bir şey yok. Bu politikalar… İnsan iki dilinden birini kimlik dili, diğerini ise ortak anlaşma dili olarak kullanmalıdır. Çift dilli olmanın zihinsel ve dilsel gelişime olumlu etkileri vardır. Farklı dillerin varlığını inkâr eden, tek dil, tek millet ideolojisi artık terk edilmelidir. Dillerin önündeki engeller kaldırılmalı, toplumsal bütünleşme sağlanmalıdır, çok dilde eğitim politikaları oluşturulmalıdır. Bazı ülkelerde egemen dilin yanı sıra ikinci dil ile eğitim görülmesi hukuki ve doğal bir haktır. Ana dil meselesi iktidar için o kadar önemli bir alan oluşturmuştur ki Türkçenin dışında kullanılan ana dillere ilişkin sergilenen katı tutum, eğitimde ana dile yer verilmesi gerektiği konusundaki en ufak talepler karşısında dahi cezalandırma yoluna gidilmesine yol açmıştır.

Eğitim-Sen’in Tüzüğü’nde yer alan “Eğitim-Sen, toplumun bütün bireylerinin demokratik, laik, bilimsel ve tarafsız bir eğitim, kendi ana dilinde eşitlik içinde özgürce yararlanabilmesini savunur.” ifadesi nedeniyle kapatılma tehlikesiyle yüz yüzedir.

Türkiye, egemenleri tarafından ana dili öğrenme ve ana dilde eğitim talepleri güvenlik sorunu, bölünme sorunu olarak algılanıp buna uygun nasıl düzenlemeler yapılabilirin arayışı içindedir. Bu yaklaşım sonucu, Türkiye’de başta Kürtçe olmak üzere, Süryanice gibi diğer diller inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz kalmıştır. Türkiye’de konuşulan yaklaşık 36 dilin yarısından fazlası yavaş yavaş yok olmaya başlamış durumdadır ancak bu dillerden 15 tanesi hâlen yaşamaktadır. Bu dilleri destekleyen akademik araştırma merkezleri, eğitim ve kullanım alanları yaratılmamış, hatta bildiğimiz gibi, bu dillerin ezici çoğunluğu yok sayılmıştır.

Türkiye’de Kürt sorununun temel dinamiklerinden  birini oluşturan ana dilde eğitime ilişkin taleplerin ne olduğu, Kürt dilinin ne kadar, nerede, nasıl öğretileceği, çalışılacağı ve araştırılacağı üzerine araştırma yapılmalıdır.

Günümüzde dünya ülkelerini incelediğimizde, Birleşmiş Milletler üyesi 194 ülkenin 113 devletinde birden çok resmî dil olduğu, İsveç, Almanya, Hindistan gibi birçok ülkede de ana dilde eğitim ve öğretim yapıldığı görülmektedir. Halkların ana dilini sahiplenmek için verdiği mücadele sonucu kazanılan haklar ile bugün birçok sözleşme ile uluslararası metinde ana dilde eğitimin önemi vurgulanmaktadır ve hiç kimsenin ana dili öğrenmekten alıkonamayacağı bir gerçektir.

Eğitim sistemi, ilköğretimden başlamak üzere üniversite sırasına kadar sınav merkezi hâline gelmiş durumdadır. Bir öğrenci, ilköğretimden başlayarak yükseköğretim sonuna kadar on altı yıllık eğitim hayatı boyunca yaklaşık 750 sınava giriyor. Bu -arkadaşlarımız ifade ettiler- KPSS sorunu olsun üniversite sorunları olsun bu yıl çok şaibeli bir biçimde topluma arz edildi. Ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğuna dair henüz resmî ağızlar tarafından tatmin edici bir beyan da yoktur.

Çocuk gelişim uzmanları, eğitimciler, 0-6, 3-5, 5-6 gibi yaş kategorilerini genellikle oyun çağı çocuğu ve okulöncesi çocuğu olarak sınıflandırmaktadır. Bu yaş grubu çocukları dikkat süreleri, bir konuya motive olma durumları, kişisel ihtiyaçları karşılamada başkasının yardımına gereksinme duyan grup olarak ifade edilmektedir. Zaten bu okulların açılışında hepiniz gördünüz, böyle bir okullaşma, böyle bir sınıflaşma hazır olmadığı hâlde, çocukların boyunda lavaboların olması, hatta çocukların doğal ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda bir başkasının ne kadar yardımına ihtiyaç duydukları ortadadır. Birçok çocuğun ebeveynleri onları terk ettiğinde ağlamaklı olduklarını tümümüz televizyonlarda zaman zaman izledik.

2011 yılı verilerine göre, büyük çoğunluğu Kürt illerinde olmak üzere, toplam 539 yatılı ilköğretim okulu bulunmaktadır. Bu okullarda, 115.689’u kız, 131.874’ü erkek çocuk olmak üzere toplam 247.563 öğrenci eğitim görmektedir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – 12.990 öğretmen bu okullarda çalışmaktadır. Kısaca kamuoyumuzda YİBO olarak bilinen yatılı ilköğretim bölge okulları, Kürt çocukları arasında âdeta asimilasyon merkezi olarak işlev görmüştür. Bu okullar birer kışla eğitimine yöneldi, hatta bunlara “ölüm okulları” deniliyordu. Özel yetkili valiler, Abdullah Doğan’ın 1938’lerdeki söylemiyle, Kürt çocuklarına Türkçeyi öğreterek iyi birer Türk vatandaşı olarak yetiştirmelerinde YİBO’ların önemine sıkı sıkı vurgu yapmıştır. Hâlen…

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu, süreniz tamam efendim.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Bu temelde çocukların iyi birer dünya vatandaşı olmaları için, çevre bilinci, cinsiyet eşitliği, insan hakları, çok kültürlü, çok dilli yurttaşlık hakları, demokratikleşme sürecinin iyi eğitimli, çoğulcu, özgürlükçü bir kişiliği kazandırmak gerektiğine inanıyorum.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zenderlioğlu.

Gruplar adına son konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Fikri Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Işık.

AK PARTİ GRUBU ADINA FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisine mensup 22 milletvekilinin, Millî Eğitim Bakanımız Sayın Ömer Dinçer hakkında vermiş olduğu gensoru önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru, Anayasa’mıza göre en ciddi denetim aracı. Muhalefetin, bu denetim aracını kullanması da en tabii hakkıdır. Ancak bu hakkın kullanılması sadece ve sadece denetim için olmalıdır; bir kanun tasarısının görüşülmesinin engellenmesi, Meclis çalışmalarının yavaşlatılması, Genel Kurul çalışmalarının sekteye uğratılması amacına yönelik olmamalıdır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu denetim değil mi?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sözlerine böyle başlamasan iyiydi.

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Ama yine de biz bu arkadaşlarımıza…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kimin ne malı götürdüğünü herkes öğreniyor işte, kamuoyu da öğreniyor; bu gensoru değil mi?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - …bu vesileyle AK PARTİ’nin eğitime yaklaşımını, AK PARTİ’nin eğitim politikalarını ve AK PARTİ’nin eğitimde yaptığı icraatları anlatmamız noktasında bize bir fırsat verdiği için kendilerine teşekkür ediyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hangi bakanlığın dönemini anlatacaksın? Öbürlerini inkâr ediyor da Sayın Bakan.

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Evet, şimdi, biz Hükûmeti anlatırız, bizim bakanlıklarımız...

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hangi bakanın; Hüseyin Bey’in mi, Nimet Hanım’ın mı, Ömer Bey’in mi, hangi dönemi anlatacaksın? 

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, gensoru gerekçelerini çok büyük bir dikkatle okudum yani gerçekten, bir bakanla ilgili, ciddi, tutarlı, ele avuca gelir, gerçeklere dayanan, birtakım mesnedi olan iddialar olsa gam yemeyiz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Zaten o duyarlılık sizde olmadığı için onun içeriğini anlamanız mümkün değil.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – …ama hiçbir gerekçeye, somut gerekçeye, hiçbir gerçeğe dayanmayan iddiaların arka arkaya sıralanarak…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bak, biz millî hassasiyetlerden bahsediyoruz. Onu anlamanızı beklemiyoruz.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – …Sayın Bakan hakkında gensoru önergesi verilmesini doğrusu hayretle karşılıyoruz. Ve burada, bu konuşmayı yapmadan önce, konuşan bütün arkadaşları dinledim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan babasının çiftliği gibi kullanmaya devam etsin!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Arkadaşlar, iki tespitimi sizlerle paylaşmak isterim. Bunlardan bir tanesi: Eğer bir insan, gözlerini kapatır “Ya, burası ne kadar da karanlık, galiba gece.” der de bütün insanların da gözlerini kapatıp onun gece olduğuna inanmasını beklerse  sadece kendini kandırır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sizin adınıza Sayın Başbakan düşünüyor. Böyle bir düşünceden sizin bahsetmenizin ne anlamı var?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada konuşulanların tamamına yakını bu kürsüden neredeyse on yıldır konuşuluyor, Sayın Bakanın şahsiyetiyle ilgili konuları kenarda tutarsak on yıldır konuşuluyor ve on yılda şu Meclis 7 defa halka gitti; 2002, 2004, 2007, 2007 referandumu, 2009, 2010 referandumu, 2011 seçimleri. Bu söyledikleriniz ve burada söylemediğiniz çok daha ileri iddialar halkın görüşüne soruldu. Halk dedi ki: “Yani muhalefetin gözü kapalı olabilir ama benim gözüm kapalı değil.” Ve muhalefete gereken dersi verdi…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz öyle zannedin!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – …ama anlaşılan, bu derslerden, bu sonuçlardan yeterince ders çıkarılmamış.

Bir başka konu daha aklıma geldi ve bir özdeyiş aklıma geldi, diyor ki: “Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler insanları konuşur, kişileri konuşur.” Yani ben, burada, hayretler içerisinde…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan babasının çiftliği gibi her yeri kullansın, sonra “küçük beyinli” olalım ha!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Tabii, Sayın Bakan kendi şahsıyla ilgili, kişiliğine yönelik veya şahsına yönelik konularda mutlaka cevap verecektir ama Sayın Bakan adına da gerçekten çok üzüldüğüm birkaç konu var.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya, gensoruyu bakanlar üzerine vereceğiz, siyasal fikirler üzerine verilmez ki.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bunlardan bir tanesi, herhâlde Sayın Bakan…

Geleceğim gensoruya, söyleyeceğim onları, rahat ol.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İç Tüzük’ü bilmiyor musun sen? Gensoru ne için verilir?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Rahat ol.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sizin hakkınızda verilmedi gensoru, Sayın Bakan hakkında verildi.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Sayın Bakan, herhâlde akademisyen…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gensoru ne için verilir? Bakanlar için verilmez mi? Siyasal fikirler için mi verilir?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakanların uygulamaları için verilir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siyasal fikirler için mi verilir gensoru?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakanların uygulamaları için verilir. Bakanlara hakaret etmek için…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne alakası var, ne alakası var?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bak, burada şunu özellikle Sayın Zühal Topcu’nun ve Ahmet…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bakana hakaret eden kim?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bir saniye…

Ahmet Bey’in gerçekten kişiliklerine çok saygı duyuyorum, üsluplarını da burada son derece seviyeli buldum ama konuşmaların içeriğine de hiç katılmadığımı ifade etmek durumundayım ama…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Olabilir.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – …son günlerde bu Meclisin, o kaba ve yaralayıcı cümle kullanma noktasından seviyeli bir eleştiri noktasına gelmiş olmasından dolayı da memnunum ve bu arkadaşlarıma bu yüzden de teşekkür ediyorum. Şimdi, yalnız, içeriğe girmek durumundayız, bizim görevimiz içeriği konuşmak.

Değerli arkadaşlarım, herhâlde Sayın Ömer Dinçer dünya tarihinde kendi kitabından yaptığı alıntı dolayısıyla intihalle suçlanan tek akademisyendir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Nereden biliyorsun?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Daha fazlası da var ama söylemeyeyim.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Nereden bildiğimi söyleyeyim mi? Hemen, kendi grubunuzun şu anda üyesi olan Oktay Ekşi Bey’e sorun. Ömer Dinçer’in kendi kitabından yaptığı alıntı dolayısıyla intihalle suçlandığına dair Oktay Ekşi’nin yazısına lütfen bakın. Ya, daha ötesine ne denebilir? Yani bir insan, daha önce kendi yazdığı bir kitaptaki bir cümleyi daha sonra tekrar edince, bu arada bu kitaptan başka bir kişi alıntı yapınca “Vay sen bu kitaptan değil de şuradan alıntı yaptın.” diye intihalle suçlanabilir mi? Ve maalesef o günkü YÖK Genel Kurulu bunu intihal saymış.

LEVENT GÖK (Ankara) – Öyle değil ama, öyle değil.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şimdi bunu insafın neresine sığdıracağız?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Bu kadar basit mi?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada bir arkadaşımız çıktı, Sayın Ömer Dinçer’in oğluyla ilgili bir şeyler söyledi. Biraz rahatsızlanmış herhâlde arkadaşımız, şifalar versin Cenabıallah arkadaşımıza. Sadece şunu sorayım: Yani Sayın Dinçer’in oğlunun pozisyonunu ben bilmiyorum, Allah biliyor ilk defa duydum ama Sayın İnce’nin 2 sekreterini Meclise aldırırken hangi KPSS sınavına soktuğunu ben çok merak ediyorum. Bunu mutlaka bize açıklamalı. Hangi KPSS sınavıyla, hangi başarısıyla Meclise alınmıştır, bunu açıklasın.

SIRRI SAKIK (Muş) – Alan da sizsiniz.

FİKRİ IŞIK (Devamla) - İnsanlara çamur atmak kolay ama değerli arkadaşlarım, bu Meclisin en önemli özelliği, kişilere hakaret etmeden temiz bir dille konuşma yapmaktır. Bizim burada görevimiz, fikirleri ve olayları değerlendirmektir, kişilerin şahsiyetiyle uğraşmak değildir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, tabii bu gensoru önergesi vesilesiyle, biz AK PARTİ İktidarında eğitim alanında gerçekleştirilen gerçekten pek çok başarının, aslında altını çizmemiz gerekiyor ama bu, şu anlama gelmiyor: Gensoru önergesinin gerekçelerini atlayacağımız anlamına gelmiyor. Birkaç dakikada, AK PARTİ İktidarında eğitimde neler başarıldı, onu ifade edeyim; ondan sonra da gensorunun gerekçelerine tek tek gireceğim.

Şimdi bakın, değerli arkadaşlar, biz öncelikle, AK PARTİ olarak, eğitimi, her alandaki kalkınmanın en önemli unsuru olarak görüyoruz. Refah toplumuna ulaşmanın ve güçlü bir geleceği yakalamanın olmazsa olmazı görüyoruz eğitimi. Güçlü bir toplum hedefini gerçekleştirmek için de en temel hizmet alanı olarak görüyoruz eğitimi. AK PARTİ olarak biz, eğitimi, insanımızın yaşam kalitesini yükselten, ülkemizin insan kaynağını çağdaş dünyayla rekabet edebilir donanıma kavuşturan ve hayat boyu süren bir etkinlik olarak görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir iktidarın bir konuya yaklaşımındaki en önemli göstergelerden birisi bütçedir; bütçeden o kuruma, o konuya ayırdığı paydır. Bakın, AK PARTİ İktidarı dönemlerince eğitime ayrılan bütçe en büyük bütçe olmuştur. Biz, bütçeden on yıldır kesintisiz olarak en fazla parayı eğitime aktarıyoruz. Bir iktidarın eğitime bakışını bundan daha güzel anlatacak ne vardır?

Biz iktidarı devraldığımız 2002 yılının bütçesinde eğitim 7,5 milyar lira; gayrisafi hasılanın yüzde 2,13’ü. Bakın, 2012 yılında bu rakam, değerli arkadaşlarım, tam 39,1 milyar liraya çıkıyor yani yaklaşık 6 kattan fazla artıyor. Şimdi 2013 bütçesinde –inşallah, sizlerin de desteğiyle geçeceğine inanıyorum- bu rakam 47,5 milyar liraya yükseliyor. Yani 7,5’a 40 milyar -40 katrilyon eski parayla- ilave etmişiz. Bu eğitime…

Arkadaşlar, ben şunu çok merak ettim: “Ya biz 181 bin dersliği Türkiye’de değil de acaba Yunanistan’da mı yaptık?” Yani biraz önce muhalefet partisine mensup arkadaşlarımız öyle konuştu ki sanki bu derslikler Türkiye’de yapılmamış; 181 bin derslik, 880 öğrenci pansiyonu, bin spor salonu, 14 bin yeni laboratuvar bu ülkede yapılmamış. Hayır, bunların tamamı bu ülkede yapıldı ve bu ülkenin evlatları için yapıldı. Bunları siz görmeyebilirsiniz, görmemezlikten gelebilirsiniz, vatandaşın görmesini engellemek isteyebilirsiniz ama milletimiz gerçeği görüyor.

Değerli arkadaşlarım, mevcut 76 üniversiteye 92 yeni üniversite AK PARTİ İktidarında ilave oldu. Bugün, yükseköğretim yurt kapasitesini 185 binden 350 bine AK PARTİ İktidarı çıkardı. O koğuş tipi yurtlardan artık otel tipi yurtlara AK PARTİ İktidarında geçtik. Bunları bu ülkede yaptık. 1 milyon yeni bilgisayar, tüm okullara İnternet erişimi, 8 derslikli okulların üzerindeki tüm okullarda bilgi teknolojisi sınıfını AK PARTİ İktidarı gerçekleştirdi. Bu ülkede FATİH Projesi’ni AK PARTİ başlattı. FATİH Projesi’ni önemsizleştirme çalışmaları, göreceksiniz, tarihe karşı büyük bir saygısızlık olarak geçecek, neden biliyor musunuz? O FATİH Projesi’ni geçen yıl burada 4+4+4’ü tartışırken söyledik, burada arkadaşlarımız: “Yok efendim, Türkiye’nin altyapısı yetmiyor, Türkiye bu işi yapamaz.” Hayır, Türkiye bu işi yapıyor. Şu anda ihaleler peş peşe yapılıyor ve tamamına yerli firmalar gidiyor, çok ciddi rekabet ortamı oluşuyor ve FATİH Projesi, Allah’ın izniyle Türkiye’nin geleceğini aydınlatmaya başladı ve aydınlatacak. Bu noktada hiçbir tereddüdümüz yok. FATİH Projesi’yle bütün sınıflara tüm donanımlarıyla birlikte akıllı tahta, her öğrenciye tablet bilgisayar, her öğrenciye elektronik içerik… Ya insanın öğrenci olası geliyor. Öyle güzel içerikler hazırlanmış ki, İnternet’te tıklıyorsunuz, artık o klasik öğrenme yöntemlerinin çok dışına çıkılmış…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Hakkâri’de var mı, Bitlis’te var mı, Muş’ta var mı?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - …görsel, eğlenceli, fevkalade güzel öğretim metotlarının kullanıldığı elektronik içerikler var. Arkadaşlar, bunları görmeyebilirsiniz, ama halkın görmediğini zannetmeyin.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Vekilim, siz görüyorsunuz, öğrenciler görmüyor.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakın, Türkiye’de AK PARTİ İktidarı döneminde eğitimde fırsat eşitliği noktasında çok büyük adımlar atıldı. Ücretsiz kitap dağıtımı, tüm öğrencilerimize; şartlı nakit transferi, fakir çocuğa… “Yeter ki evladım sen oku, ben senin eğitim masraflarını karşılıyorum” diye, devlet, çocuğa, her öğrenci başına ailesine, annesine para yardımı yapıyor. İlköğretim bursları, 95 bin öğrenciye 12 lira verilirken bugün 234 bin öğrenciye 121 bin lira verilir hâle geldi.

Taşımalı eğitim sistemi yaygınlaştırıldı, ortaöğretim kapsama alındı.

“Haydı Kızlar Okula” gibi bir sürü kampanyayla Türkiye’deki eğitim seviyesi ve kız öğrencilerimizin dezavantajlı durumları telafi edildi.

Engellilere engelsiz eğitim noktasında çok ciddi adımlar atıldı.

Bakın değerli arkadaşlar, burs, kredi ve yurt imkânı AK PARTİ döneminde rekor kırdı. 45 lira olan burs 260 liraya çıktı, daha da inşallah yılbaşında artacak.

Beslenme yardımı 180 lira oldu.

Değerli arkadaşlar, en önemlisi, bu ülkede taa YÖK’ün kurulduğundan beri “Kaldırılsın.” denilen harçlar kaldırıldı değil mi? Şimdi bunları görmezlikten gelmek mümkün mü?

Ama değerli arkadaşlar, bunları genelde dünyada sosyal demokrat iktidarlar yapmayı hedefler. Sosyal demokratlar bu işin gerçekten kendileri açısından önemli olduğunu düşünür, ama Türkiye’de bütün bu icraatları, başarıları AK PARTİ hayata geçirdi. E, biraz kıskançlık dolayısıyla bütün bunların üstünü örtmek amacıyla “O onu dedi, bu bunu dedi, şu şuraya gitti, bu buraya geldi, bu bunu aldı, bu bunu verdi…” Yok, bunların üzeri örtülmez. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde yazılacak çok önemli başarılardır, bunların üzeri örtülmez.

Değerli arkadaşlarım, öğretmenlerle ilgili konuşuluyor. On yılda 357 bin öğretmen almış bir iktidarız.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yılda 35 bin; 2002’de de 35 bin atandı. Neredesiniz, on yılda aynı yerde sayıyorsunuz!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Evet, on yılda ve 2012 yılında…

ALİM IŞIK (Kütahya) – 2001’e bak, kaç kişi atanmış? Aynı sayı. On yıldır niye bunları artırmadınız?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Baktım, bütün rakamlarına baktım. 15 bin, 17 bin. Bir bak.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bak, bak, hepsine bak. 34 bini unutma.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Hangi yıl? 15 bin, 17 bin.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 2002’de 35 bin. Bakan burada, yanlış bilgilendiriyorsun. 34 bin 500 küsur.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakın, 2012 yılında 57 bin öğretmen almışız. Eğitim kadromuza 357 bin yeni öğretmen koymuşuz arkadaşlar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İşine geleni söylüyorsun, işine gelmeyeni yanlış söylüyorsun; olmuyor. 34 bin 500 atama yapıldı. Aynı yerde duruyorsunuz on yıldır.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – “Öğretmenlik itibarını düşürdünüz.” diyorsunuz. Ya, öğretmenlik itibarı düşse öğretmenliğe yönelik okulların  giriş puanı düşer mi, yükselir mi? Eğer itibar düşse puanlar düşer. Bugün, şu anda en yüksek puanla alınan yükseköğretim kurumları neredeyse eğitim kurumları hâline geldi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya, güvercine benzetti Sayın Bakan, evin önündeki güvercine benzetti. Bunun neresinde itibar var ya?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakın, maaşlardan bahsedildi sevgili arkadaşlar, burada maaşlardan bahsedildi. Size bir tek rakam vereyim, gerisini insafınıza bırakayım: 2002 yılında 9/1 bir öğretmen ek ders dâhil 635 lira alıyor. Bugün, 2012 yılında aynı öğretmen ek ders dâhil 2.276 lira alıyor. Türkiye’deki enflasyonun yüzde 130 olduğunu düşünürseniz, öğretmenlerin enflasyonun altında ezdirilmediği, aksine durumlarının gerçekten güçlendirildiği açık görülüyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) –  O zaman öğretmenler niye sokakta?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Ha, bunu da yeterli görmüyoruz. Şimdi, yeni öğretmen strateji çalışmaları devam ediyor. Bu yeni stratejide öğretmenlerimizin konumlarının ve özlük haklarının geliştirilmesine yönelik yeni çalışmaların olduğunu gayet iyi biliyorum. Eğitime hazırlık ödeneğinin 2002’de 175 liradan bugün 700 liraya çıkarıldığını söylemek durumundayım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bak mesajla saygılarını gönderiyorlar sana, “Bu konuşan arkadaş Türkiye’de mi yaşıyor?” diye soruyor.

FİKRİ IŞIK (Devamla) –  Değerli arkadaşlarım, bugün derslik başına Yunanistan’da değil, Türkiye’de 36’dan 30’a düşen öğrenci sayımız var. Bugün öğretmen başına 28’den 21’e düşen öğrenci sayımız var.

Biraz sonra, değerli arkadaşlarım, özellikle vakit sıkıntısından tam giremiyorum ama şu gerekçeleri tek tek görüşlerinize arz etmek istiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Gensoruya gel bakalım, gensoruya.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakınız, değerli arkadaşlar, bu gensoru önerisindeki gerekçeler; bir, öncelikli şunu ifade edeyim: Sayın Bakana, Bakanın hiç sorumluluğunda olmayan bir konudan dolayı suçlama yöneltilmesi en hafif kelimeyle insafsızlıktır.

Efendim, “4+4+4’ten dolayı, sınıf öğretmenleri büyük mağduriyet yaşamış.” Arkadaşlar, 4+4+4, 6287 sayılı Kanun. Bu Meclis iradesiyle gerçekleştirilmiş, ilkokul beş yıldan dört yıla, ortaokul da üç yıldan dört yıla çıkarılmıştır. Burada, Sayın Bakan, öğretmenlerin atıl hâle gelmemesi, atıl kapasite oluşmaması, öğretmenlerin kendilerini derse girmemenin sonucunda rahatsız hissetmemesi açısından, bir mağduriyet oluşmaması açısından öğretmenlere branşa geçme hakkı vermiştir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Öğretmenler İçişleri Bakanlığına bağlı mı çalışıyor?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yahu, milletle dalga geçmeyin, Allah’ını seversen. Demek Meclisin hatası, yani Meclise mi gensoruyu verseydik?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Alkışlanması gereken bir iş yapmışken Sayın Bakanı “Niye böyle yaptınız?” diye eleştirmek insafa sığmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir de alkışlıyor orada, alkışlıyorsunuz yahu!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bunu özellikle söylemek durumundayım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Öğretmenler Tarım Bakanlığında mı çalışıyor Sayın Işık?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – İkinci konu değerli arkadaşlarım: “Bakanlık yeniden yapılandırılmış.” Elbette, Bakanlık yeniden yapılandırıldı, çok da doğru bir iş yapıldı. Türkiye’de AK PARTİ İktidara geldiği zaman, Türkiye’de altyapıda ve fiziki şartlarda ciddi yetersizlikler vardı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tasarıyı hazırlayan Bakan değil mi?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – AK PARTİ İktidarının önceliği, bu yetersizlikleri gidermek, buradaki ihtiyaçları karşılamak, ondan sonra da bu altyapıdaki yetersizlikler en azından bir nebze giderildikten sonra da eğitimde kaliteyi yakalamak.

Şimdi, sekiz buçuk yıllık iktidarın sonunda, Bakanlığın gayet tabii ki kalite eksenli yeniden yapılandırılması zarureti vardı ve bu Sayın Ömer Dinçer’e nasip oldu.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İktidarınız on bir yıl oldu. Sayın Işık, size üç yıl önceki notu vermişler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Eskide kaldınız, yani biraz eskide kaldınız.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Eğer, Sayın Bakandan önceki Bakana da bu noktada bir fırsat gelseydi, eminim, Sayın Nimet Baş da yapacaktı, Sayın Hüseyin Çelik de yapacaktı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – “Sekiz buçuk yıl” diyor, on bir oldu, on bir. Üç yıl öncesinin notu o, onu güncellettir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nimet Baş cevap verdi zaten, gerekeni söyledi.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şimdi, burada, bürokrasinin azaltılması, kalite odaklı yeni birimlerim kurulması, vatandaşa yönelik hizmetlerde kolaylık sağlama; bunun gibi pek çok yenilik, Bakanlığın kurumsal hâle getirilmesi eleştirilecek -neyse- “Yok efendim şu grup müdürü vekâletenmiş, şu asaletenmiş...” Arkadaşlar, kurumlar kişilerle kaim değildir. Kurumlar ilkelerle kaimdir. Eğer Sayın Bakan performansını düşük görürse gayet tabii ki görevlendirmez, yüksek görürse görevlendirir. Bu Sayın Bakanın takdir hakkıdır. Sayın Bakanın takdir hakkını gensoru önergesi sebebi yapmak da doğru bir yaklaşım değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vay!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlarım, ataması yapılmayan öğretmenlerle ilgili konu...

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir gensoru da sen hazırla bakalım!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, ataması yapılmayan öğretmen değil, devletin ihtiyacı olan öğretmen. Şu anda, 100 bin civarında öğretmene ihtiyacımız var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Alın…

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Bütçe imkânları elverdiği ölçüde, inşallah, en kısa sürede bu uygulamalar, bu alımlar yapılacak.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan 150 bin olduğunu söylüyor, hangisi doğru?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bir başka şey daha söyleyeyim: Şimdi, diyor ki: “İşte, efendim, okul öncesi zorunlu hâle getirilmedi.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Eski notları getirmiş, eski!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Eski notları getirmiş Sayın Bakan.

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, biz bunu 4+4’te çok konuştuk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nimet Hanım’ın dönemindeki notlar galiba.

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Okul öncesini siz hukuki zorunluluk yaparsanız vatandaşınızı mağdur edersiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yanlış konuşma bu!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Yani, vatandaşa zorunlu olmayacak ama idareciye zorunlu olacak. Hukuki zorunluluk yok, idari zorunluluk var. Bir valinin başarısı ilini okul öncesinde hangi noktadan hangi noktaya getirdiğiyle ölçülüyor. Bir kaymakamın başarısı, bir millî eğitim müdürünün başarısı okul öncesindeki başarısıyla ölçülüyor. Bunları görmemezlikten gelmek mümkün değil.

Tabii, konuşulacak çok fazla şey var ancak şunu ifade edeyim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yetmedi, gensoruya sıra gelmedi maalesef.

FİKRİ IŞIK (Devamla) - …bu gensorunun hiçbir gerekçesi gerçekliğe dayanmıyor, subjektif değerlendirmelere dayanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Gensorudaki sondan ikinci cümlenin gerekçesini de bir açıkla.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – AK PARTİ olarak gensorunun aleyhinde olduğumuzu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, arkadaş gensoruya gelemedi. Bir yirmi dakika daha ver de gensoruyu anlatsın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gensoruya gelemedi bir türlü ya!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ekşi.

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Hatip benim adımdan söz ederek benimle ilgili, gerçeğe de bence uygun olmayan beyanlarda bulundu. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

İki dakika içinde lütfen…

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Bu konu iki dakikaya sığar mı efendim?

BAŞKAN – Hep öyle veriyorum.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Saygıdeğer arkadaşlarım, az önce konuşan Hatip, bendenizin ismini, ismimi de zikrederek maalesef gerçeğe aykırı beyanda bulundu. Sayın Hatibin beyanını ben şöyle algıladım: Benim yazımın kendim tarafından tekrarlanması hâlinde bunda bir intihal olur mu? Böyle bir şey olduysa olmaz ama yapılan o değil. Sayın Ömer Dinçer’in, profesörlüğü döneminde, yaptığı şey şu: Profesör Tamer Koçel’in kitabından yaptığı alıntılar bire birdir. Daha sonra, bu konu kamuoyuna yansıdıktan sonra, intihal olduğu da YÖK’te karara bağlandıktan sonra, Sivas’ta görev yapan Yahya Fidan isimli yardımcı doçent, kendisiyle birlikte iki imzalı bir kitap yayınlamıştır. Orada da Sayın Tamer Koçel’in kitabından -ve beyanına göre daha sonra-  kendisinin de kitabından aktarmalar vardır fakat mesele kendi kitabından yaptığı aktarma değil, Tamer Koçel’in kitabından yaptığı aktarmalardır. Eğer, ayrıntısını isterseniz bilginize sunarım. Yargının kararına bağlanmıştır, kesinlenmiş karardır. Hatta, Sayın Ömer Dinçer bu vesileyle bendeniz hakkında hakaret davası da açmaya teşebbüs etmiş; yargı, meseleyi bilirkişiye havale etmiş ve davası reddedilmiştir. Kendisi buradadır, dediklerimde gerçeğe aykırı bir husus varsa kendisini dinlemekten ben de mutluluk duyarım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Biraz önceki Hatip, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Muharrem İnce’ye sataşmada bulunmuştur. Vermiş olduğu bilgiler, Sayın İnce’yle ilgili verdiği bilgiler gerçeğe aykırıdır.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Gerçeğe aykırı ne var ki?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Evet, buyurun iki dakika içinde.

 

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın CHP Grup Başkan Vekiline sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben arzu ederdim ki, İktidar Partisi Grubu adına konuşan arkadaşımız, Sayın Millî Eğitim Bakanıyla ilgili olarak ortaya konulan, iddia edilen hususları daha gerçekçi delillerle cevaplandırabilsin. Anlaşılan, böyle deliller, gerekçeler elinde yok ki, bir başka yönteme başvurarak rakiplerini, Sayın Bakan hakkında konuşanları karalamaya çalışıyor.

Şimdi, Sayın Hatip, Sayın Muharrem İnce’nin 2 sekreterini Meclise alırken hangi KPSS sınavıyla aldığı şeklinde bir imada bulunuyor.

Hemen söyleyeyim Sayın İnce adına. Birincisi: Hiçbir grup başkan vekili, hiçbir milletvekili, kendi başına personel almaz, personel alma önerisinde bulunur, atamayı Meclis Başkanlığı yapar; bu bir.

İki…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yanlış bilgi veriyorsunuz. İsim veririm.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Geliyorum, dinleyin. Merak etme arkadaşım.

İki: Sayın İnce’nin bir danışmanı 2002 yılından bu yana devlet memurudur. 2002 yılında KPSS sınavında 90’ın üzerinde puan almıştır, on yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapmaktadır. Sayın İnce’nin yanında çalışan bir diğer arkadaş, 97 yılında Sayıştayda göreve başlamıştır, 99 yılından bu yana da Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, soruyorum: Bunun neresi, hangi yasalara aykırıdır?

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yanlış bilgi veriyorsunuz Genel Kurula.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) -  Elinizde hiçbir şey yok, Sayın Bakanı savunacak olan hiçbir deliliniz yok. Bakın, intihalle ilgili bile Sayın Oktay Ekşi’yi referans gösteriyorsunuz. Ben sizin yerinizde olsam “Mahkeme kararları yanlış.” vesaire; böyle bir şey söylerdim. Onu bile söyleyemediniz çünkü hepsi doğru.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – AKP adına konuşan Sayın Milletvekili, mesnetsiz iddialarla  gensorumuzun yetersiz olduğuna ilişkin bir sataşmada bulunmuştur.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sataşma değil ki. Sataşmadım, kendi görüşlerimi söyledim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Dolayısıyla, bu “Mesnetsiz, delilsiz.” iddialarına yönelik  cevap vermek istiyoruz.

Önerge sahibi olarak Sayın Zühal Topcu efendim.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) -  Sayın Başkan, bunlar sataşma değil ki, kendi görüşlerimi söyledim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, öyle dediniz yahu! Mesnetsiz atıyorsa…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Küçük adamlar şahıslarla uğraşır.” dediniz. Herhâlde bir özür dilemeniz gerekiyor Fikri Bey.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Niye özür dileyelim?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şahıslarla uğraştınız da olmadı yani.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşiniz gücünüz şahsiyet.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Olmadı yani.

BAŞKAN – Sayın Topcu, iki dakika içinde lütfen…

 

9.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Öncelikle…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Kişisel görüşlerimi söyledim.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Evet, Fikri Hocam.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Hani bu gensoru verme olayı küçük beyinli insanların bir çabası olarak verilince…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Asla… Asla…

ZÜHAL TOPCU (Devamla) - Eğer yanlış anlamadıysam, İç Tüzük’e koyanlar o zaman küçük beyinli diye düşünüyorum; ki, böyle bir uygulama oldu.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Kastım o değildi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu söyleyen küçük beyinlidir zaten.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) - Evet… Yani, onu lütfen geri alır iseniz memnun olurum. Onu söyleyeyim.

Şimdi “Eğitimde delil.” deyince acaba nicel ve nitel özellikleri birbirine mi karıştırıyoruz diye böyle bir soru sormak geldi. Şimdi, burada “delil” dediğimiz… Aslında bina sayıları tabii ki önemlidir, sınıf sayıları, imkânlar önemlidir ama bunların içinin nasıl doldurulduğu önemli; bunlara çok dikkat etmemiz lazım. Bunun için de ulusal ve uluslararası kriterler vardır. Özellikle, bu çocuklarımızın nasıl beslendiğine yönelik... “Beslenme” derken, fikriyat olarak, öğretim olarak, ben bunları vermek istiyorum. Çok güzel sınıfları, teknolojik sınıfları koyabilirsiniz, hazırlayabilirsiniz ama bunları nasıl doldurduğunuz önemli. Eğer kalite yükseldiyse PISA sonuçlarına bakmanızı öneriyorum. Kalite yükseldiyse OECD standartlarında nasıl bir başarı sağladığınıza bakmanızı öneriyorum ve çocukların kendini ifade etme becerileri, esnetme becerileri, bilgileri kullanma, kavramları kullanma becerilerine bakmanızı öneriyorum. Onun için, yani bina yapmak önemli ama bunların içinin doldurulması onlardan da önemli. Bunu söylemek istiyorum özellikle. Onun için, verdiğimiz önergenin mesnetsiz, asılsız olarak, böyle bir iddiayla çürütülmeye çalışılması mesnetsiz diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Topçu.

Buyurun Sayın Işık.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne dedi?

BAŞKAN – Nasıl bir sataşma?

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Biraz önce niye sormadınız? Kaç kişi kalkıyor her seferinde ya. Sizde bir hatipten sonra en az 3 kişi kalkıyor, konuşuyor ya.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, ne dedi?

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – CHP Grup Başkan Vekilinin ifadelerini sataşma olarak kabul ediyorum, söz istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır efendim, sataşma yok Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Açıkça ifade etmek zorunda...

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, öyle olmadığını herhâlde… Özür dileyecektir belki.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğumu ifade etti, bunu açıklayayım, bir.

İkincisi de…

BAŞKAN – Peki, iki dakika içinde, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeden.

Buyurun.

 

10.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, hiçbir şeyi delilsiz konuşmuyoruz. Sayın İnce’yle ilgili, soyadını şu anda hatırlamadığım “Esra” diye bir Hanımefendi’nin Meclise alınışını lütfen Grup Başkan Vekili incelesin. Benim, özellikle, saygı duyduğum Zuhal Hanım’a ve işte, efendim, diğer Ahmet Duran Bulut Beyefendi’ye asla “küçük beyin” gibi bir kastım olmamıştır, böyle bir şeyin anlaşılması dahi beni çok üzer. Ben sadece Bakanın şahsına yönelik “Şöyle oldu, böyle oldu.” ifadeleri kastettim, bir.

İkincisi de, değerli arkadaşlar, eğitimde kaliteyi yakalamak bir süreç işidir. Bakın, eskilerin çok güzel bir sözü var, der ki: “Bir yılda ürün almak isterseniz toprağı ekin, on yılda ürün almak isterseniz ağaç dikin, yüz yılda ürün almak isterseniz insan yetiştirin.”

HASAN ÖREN (Manisa) – Sen ağaç kesiyorsun, ne ağaç dikmesi!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şu anda, AK PARTİ İktidarı olarak, biz, kalite noktasında başarıları yakalamaya başladık. Son üç PISA sınavında, az da olsa, yeterli olmasa da iyileşmeleri görüyoruz ve inanıyoruz ki 2012 PISA sonuçları 2009’dan daha iyi çıkacak, 2015 PISA sonuçları çok daha iyi çıkacak. Neden?

Bakın, 2005-2006 yılında yapılan müfredat reformu bugün yavaş yavaş meyveye dönmeye başladı. Siz de bir eğitimci olarak çok iyi biliyorsunuz ki eğitimde sonuçlar bugünden yarına alınmaz. Dolayısıyla, sabretmek durumundayız, politikaları doğru ve kararlı bir şekilde uygulamaya devam etmek zorundayız.

Son bir cümle söyleyeyim, dershanelerle ilgili konuştunuz, ama MHP’nin Parti Programı’nın 133’üncü sayfasının son satırına bakın, “Dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi teşvik edilecektir.” diyor. Lütfen, bunu da dikkatinize sunuyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

OKTAY VURAL (İzmir) – İntihal yapmışlar herhâlde bizden!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, biraz önce sayın konuşmacı kürsüye çıktı, bundan önceki konuşmasında, Sayın Muharrem İnce’nin yanında çalışan elemanlarla ilgili bir iddiada bulundu. Elinde herhangi bir iddia yok, bir şey yok, çıktım, açıklama yaptım.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hayır, “KPSS’yle mi alındı?” dedim, niye cevap vermiyorsunuz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi tekrar çıkıyor, diyor ki: “Soyadını bilmiyorum ama ismi Esra.” diye bir şey söylüyor. Yani böyle bir şey yok, Sayın İnce’ye sordum, “Benim ‘Esra’ diye yanımda çalışan herhangi birisi yok.” dedi.

Şimdi, böyle bir Parlamento görüşmesi olabilir mi Sayın Başkan?

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Hamzaçebi, bakın, Divanda yüzlercesi alınmıştır, AK PARTİ’nin bu konuda söyleyecek sözü yok!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bu kadar düzeyi düşürmeyin, soyadı yok!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani insan alır eline, şu isim, şu soyadı, şu kişi, şu yasaya aykırı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde göreve başlatılmıştır…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yarın onu da söylerim!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Böyle bir iddia yok, sürekli çamur atmakla meşgul.

Sayın Bakanla ilgili olarak Sayın Oktay Ekşi’nin makalesine sığındı, Sayın Ekşi açıkladı, makale burada, konunun gerçekle hiçbir ilgisi yok. Yani Sayın Bakanı savunabilmek için bu kadar zor duruma düşen bir konuşmacıyı ben hiç görmedim. Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi, sözleriniz zapta geçti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Herhâlde gensoruya “Evet.” diyecek galiba!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz belge bekliyoruz. Ne yaptığını bilmiyor.

 

VI.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20) (Devam)

 

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gruplar adına görüşmeler bitmiştir.

Şimdi, Hükûmet adına Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer…

Buyurun Sayın Dinçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli arkadaşlar, benden önceki konuşmacıları dinlediniz. Ben de çok dikkatle dinledim. Gerek şahsımla ilgili gerekse Millî Eğitim Bakanlığı ve eğitim sistemi ile ilgili yapılan eleştirilerden hareketle şunu düşünebilirsiniz: 2003 yılına kadar Türkiye’de eğitim çok iyiydi, çocuklarımız küresel düzeyde rekabet edebilecek bilgi ve yeteneklere sahipti, öğretmenlerimiz bu ülkenin en prestijli konumunda bulunuyorlardı, dolayısıyla bizler onları daha aşağılara çektik. Öyle varsayabilirsiniz.

Şimdi ben, bütün bunların ne kadar gerçekçi bir zemine oturduğunu ve hakikaten söylenenlerin neye tekabül ettiğini sizlerle kısa kısa paylaşacağım.

Öncelikle şunu söyleyeyim: 2002 yılında ilköğretimde okullaşma oranı yüzde 50,6 civarında, yüzde 51 bile değil.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Anlamadım ki, ilköğretim mi?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Yine 2002 yılında… Affedersiniz, ortaöğretimde yüzde 51,6, ilköğretimde ise yüzde 91 civarında.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hangi ülkede Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Hangi ülkeyi konuşuyoruz şu anda biz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Fransa mı?

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 1992 ile 2002’yi kıyaslarsak yine rakamlar farklı çıkacak, çok doğal.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – 2002 yılında Türkiye’de yüzde 91 ilköğretimde okullaşma,…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz eleştirilere cevap verin Sayın Bakan.

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – On sene geçmiş, e tabii değişecek!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – …yüzde 51,6 ortaöğretimde. Yine aynı tarihte derslik başına düşen öğrenci sayısı 36. Aynı tarihte 350 bin civarında öğretmen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz eleştirilere cevap verin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – …ve gelirleri, yıllık gelirleri -OECD ölçeğine göre söylüyorum- yıllık fert başına gayrisafi millî hasılaya tekabül ediyor, bir.

Dünyanın geldiği noktayı ben şimdi size kısaca tanımlayayım. Bu yapı içerisinde, 2009 yılında, tüm dünya -Afrika ülkeleri dâhil, Güney Asya ülkeleri, Latin Amerika ülkeleri dâhil olmak üzere- ortaöğretimde yüzde 88 okullaşma oranına gelmiş, ilköğretimde bütün ülkeler kendi sorunlarını çözmüşler. Amerika Birleşik Devletleri, toplam nüfusunun yüzde 40’ını üniversite mezunu yapmaya çalışıyor, Japonya çağ nüfusunun yüzde 100’ünü üniversite mezunu yapmaya çalışıyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen ne yapıyorsun? Molla eğitimi!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Güney Kore çağ nüfusunun yüzde 100’ünü üniversite mezunu yapmaya çalışıyor ve Türkiye’de biz lise eğitimini on iki yıllık zorunlu hâle getirdiğimiz için suçlanıyoruz.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Hiç kimse suçlamıyor!

OKTAY VURAL (İzmir) – Suçlayan yok ya!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Aslında, aradaki mesafenin nasıl kapatılacağına dair hiçbir fikri de duymadık şu ana kadar.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Çarpıtma bu, tam bir çarpıtma!

OKTAY VURAL (İzmir) – Çarpıtıyorsunuz ya!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Şunu söyleyeyim: 2002 yılında değil şu anda bile, bütün çabalarımıza rağmen, Türkiye'nin eğitim yaşı 6,1, dünyanınsa 12. Öyleyse, bunun nasıl kapatılacağına dair bizim önerimizin dışında başka bir önerisi olan varsa lütfen bunu söylesin.

Biz, evet, yeni biz vizyonla eğitim sistemini yeniden yapılandırdık. Eğitim sistemini değil, aynı zamanda Millî Eğitim Bakanlığını da yeniden yapılandırdık. Çünkü, yeni bir vizyon ancak yeni kaynaklarla, yeni bir yapıyla, yeni beşerî kaynaklarla ulaşabileceğiniz bir noktadır. Dolayısıyla…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Ama başarısızsınız!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Bunun tespitini de kamuoyu yapacak, hiç merak etmeyin, telaşa düşmeyin. Kamuoyu kimin başarılı olduğunu, kimin olmadığını tespit edecek. Sadece ulusal kamuoyu değil, aynı zamanda uluslararası kamuoyu da bunu tespit edecek.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Rakamlar ortada Sayın Bakan!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Bu açıdan bakıldığında, bakınız, ben size, yeniden yapılanmayla neler yaptık kısaca anlatayım. Muhtemelen, üzerinden bir yıla yakın bir zaman geçti, hatırlamakta yarar var.

Çok değerli arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığını yeniden yapılandırdık. Yeniden yapılandırmadan önce, 35’ten fazla yönetim birimimiz vardı bizim, genel müdürlük, bağımsız yönetim birimleri dâhil olmak üzere.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Millî eğitim diye bir şey bırakmadın, hangi yüzle çıkıp burada konuşuyorsun?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Yeniden yapılandırma sürecinden önce sadece mesleki eğitimle ilgilenen 5 tane genel müdürlük vardı. Tüm dünyanın dile getirdiği ve artık toplumum eğitim sisteminin yeni bir alanı olarak açılan “hayat boyu öğrenme”yle ilgili hiçbir çalışma yoktu. Meslek liseleri giderek zayıflayan bir konuma inmeye başlamıştı.

Şimdi, bu yapı içerisinde biz yeniden yapılanmayı kurduktan hemen sonra bir kere teşkilatı çok küçük ve etkin hâle getirdik çünkü ancak daha kısa, daha çabuk karar verebilen, daha düşük maliyetle karar verebilen, daha esnek bir yapıyla ancak dünyaya uyum sağlayabileceğimizin farkındayız. Bu açıdan, şu anda bizim yaklaşık 20 civarında yönetim birimimiz var, genel müdürlük ve idari birim olarak bakacak olursanız, Özel Kalemi, Basın Danışmanlığını, Hukuk Müşavirliğini çıkarırsanız 15-16 civarında. Biz bunu yaparken mesleki eğitimi tek çatı altında topladık ve mesleki eğitimle ilgili ciddi bir uyumsuzluk problemini ortadan kaldırdık. Artık, mesleki eğitimde kız meslek lisesi, endüstri meslek lisesi, Anadolu endüstri meslek lisesi, teknik ve endüstri meslek lisesi gibi birden çok yapı içerisindeki uyumsuzluk, çekişme ve çatışmalar, program farklılıkları ortadan kaldırıldı ve süratle de yeni yaptığımız yapılanmayla birlikte, biz, artık, ders yerine çağdaş, modern dünyanın eğitim tekniklerine uygun, eğitim metodolojierine uygun bir yapıyla da ünite esaslı eğitim sistemini uygulamaya koyacak noktaya geldik.

Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü kurarak aslında öğrenimin ve eğitimin sadece on sekiz yaşına kadar veya -üniversite eğitimini dâhil ederseniz- yirmi iki yaşına kadar değil, artık içinde bulunduğumuz dünyada, insanın ömrü boyunca öğrenmeye ve eğitime ihtiyaç olduğu varsayımından hareketle yirmi beş yaşından sonraki insanlarımız için de eğitim yapabilecek sağlam ve güçlü bir altyapı kurduk.

Okul öncesi eğitim, ilkokul ve ortaokul ayrı ayrı değil, artık tek Temel Eğitim Genel Müdürlüğü çatısı altında birleştirildi ve bütün eleştirilere rağmen okul öncesi eğitimde de tıpkı ilköğretimde olduğu gibi eğitimin yüzde 100’e ulaşması için bütün gücümüzle çalışıyoruz.

Hep öğretmene önem verilmesi gerektiğinden

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başka adam yok muydu, bacanağını müsteşar yapmışsın!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – …öğretmenin itibarsızlığından bahsedenlere hatırlatmak istediğim küçük bir sürprizim daha var: Bu zamana kadar Millî Eğitim Bakanlığında münhasıran adı olmakla birlikte münhasıran öğretmenle ilgilenen bir genel müdürlük yokken bugün öğretmenin itibarını artıracak, mesleki gelişimini sağlayacak, kariyer planı üzerinde çalışacak özel bir fonksiyonla görevlendirilmiş bir başka genel müdürlük kurduk. Daha önceden adı vardı ama öğretmenlerin mesleki eğitimini bile yapamayan bu birime yeni bir misyonla özel öğretmenlik için ve öğretmenlik mesleği için bir tanımlama yaptık.

Bütün bunların dışında hiyerarşik basamakları azalttık. Sekiz basamaklı bir hiyerarşiyi, müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür, genel müdür yardımcısı, daire başkanı, şube müdürü, şef, memur diyene kadar aşağı yukarı sekiz-dokuz basamaklı bir hiyerarşiyi dörde düşürdük. Aynı zamanda ille ilişkilerimizi, il düzeyindeki ilişkilerimizi tanzim ettik.

Bakınız, nasıl tasarruf sağlandığına ve de etkin çalışıldığına dair küçük bir örnek vereceğim size: 2011 yılında -kendi dönemimize dair bir rakamdır bu- Millî Eğitim Bakanlığı eski teşkilat yapısı, eski süreçleri, eski karar mekanizmaları ile birlikte o tarihte yürürlüğe konulan ve projelere dâhil edilen yatırım programındaki bütün yatırımların ancak yüzde 10’unu ihaleye çıkabiliyorken, 2012 yılında, alınan bütün tedbirlerden sonra bu yıl 2012 yılı programına alınmış bütün yatırım projelerinin tam yüzde 58’ini biz eylül ayı sonu itibarıyla ihale ettik. Dolayısıyla tabii ki Millî Eğitim Bakanlığının esnek, hızlı çalışan bu yapısı birilerini rahatsız etmiş olabilir ama bunun üzerine çok fazla bir şey söylemek istemiyorum.

Bütün bunları yaptıktan sonra bu yapıyı kaldırabilecek ciddi bir kadro çalışması da yaptık. Hani, yine eleştirenler daha çok ehliyet ve liyakat üzerinden eleştirdiler ama aslında ehliyet ve liyakatle birisinin nasıl görevlendirileceğine dair hiçbir fikirlerinin olmadığını da bu vesileyle gördük çünkü özellikle il müdürlerinin atamasıyla ilgili yapılan eleştiride aslında yöneticilik kıdemi yetersiz olanların aynı zamanda liyakatsiz olduğu gibi bir sonuçla değerlendirme yapıldı. Evet, ben o arkadaşlarımı görevlendirdim. Onların yöneticilik kıdemleri de zayıf, yetersiz ama yetişme tarzları, tecrübeleri ve eğitimleri itibarıyla belki de kıdeme sahip çok yöneticiden daha iyi konumda olduklarını biliyor ve onların başarılarıyla buradan da övünüyorum.

Başka bir şey daha söylemek istiyorum: Hakikaten göreve getirdiğimiz arkadaşlarla ilgili küçük bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Görevden aldıklarımla ilgili bilgiyi paylaşmaksızın, sadece bilmenizi istediğim şey şu: Yeni göreve gelenlerin tersini siz varsayabilirsiniz.

Şu anda, daha önceki dönemde 393 şube müdürü görev yapıyor ve yaklaşık da 140 daire başkanı, genel müdür, genel müdür yardımcısı görev yapıyorken Bakanlığımızda, bugün o 140’ın karşılığı olarak 114 genel müdür ve grup başkanı görev yapıyor. 393 şube müdürü yerine ise 17 tane şube müdürüyle çalışıyoruz. Aktif kadroda görev yapanları kastediyorum. İşte, bu 114 yöneticinin tam 54 tanesi yüksek lisansını tamamlamış, 4 tanesi yüksek lisansına devam ediyor, 23 tanesi doktorasını tamamlamış, 9 tanesi doktorasına devam ediyor. Sadece, yüksek lisans ve doktorası olmayan 13 tane arkadaşım var, onlar da eski tecrübelerine istinaden görevdeler ama daha önemlisi, bu arkadaşların tamamı en az beş ila on yıl süreyle sahada öğretmenlik yapmış, alan bilgisine ve tecrübesine de sahip insanlardan oluşuyor.

Yine bu arkadaşlarımın şu anda, eğer biz KPDS’de yani yabancı dil sınavında 70 puanı yabancı dil biliyor kabul edersek -ki bürokrasi bunu kabul ediyor- bizim yaklaşık olarak 39-43 tane arkadaşımız bu puana sahip yabancı dil bilgisine sahip. Ama KPDS’si olmadığı hâlde bir yabancı dili iyi bilen ve konuşan, üzerine ikinci, üçüncü yabancı dili bilen arkadaşlarımızın toplam sayısının 54 olduğunu size söylersem nasıl nitelikli bir kadronun Millî Eğitim Bakanlığında çalıştığını size ifade edebilirim. Evet, bu arkadaşları ben göreve getirdim ve bunların her birisi de göreve gelirken ehliyeti, liyakati hesap edilerek getirildiler ve bunların her birisinin başarı şartlarını ve kurallarını ortaya koyduk ve ben bu arkadaşlarımla yaklaşık bir yıl çalıştım. Oyunun kuralı, başarılı olmanın bedeli belliydi ve hepsini geçici görevlendirmeyle göreve getirmiştim. Görevde başarılı olan arkadaşlarım bugün görevlerine devam ediyorlar, başarılı olmadıklarını düşündüğüm yahut da takıma ayak uyduramadıklarını düşündüğüm, yine kendi göreve getirdiğim arkadaşlarımı değiştirdim, yerlerine yenilerini koydum, onlarda da aynı ehliyet ve liyakat şartlarını aradım. Ne mahzuru var? Kendi göreve getirdiğim arkadaşlarımı görevden alacak kadar dirayet sahibi olduğumu gösteren bir belge değil midir bu? Daha da önemlisi, Millî Eğitim Bakanlığının aslında başarı esaslı bir çalışma yaptığına dair en büyük göstergelerden birisi değil midir bu? Daha da önemlisi, aslında bizim liyakati esas aldığımıza dair bir ifade değil midir bu yaklaşım tarzı?

Bunun üzerine başka bir şey koyayım: Eğer bu arkadaşlarımızın performansını ölçtüysek onun sonucunu hep beraber gördük. Mayıs ayında çıkmış 4+4+4 sisteminin haziran ayından sonra hemen çalışmaya başlanmış olmasını göz önüne alırsanız Eylül 17’sine Türkiye yepyeni bir sisteme sorunsuz girdi. O, bu arkadaşlarımın başarısıydı. Ben, görevden aldığım veya almadığım, bugün görevde olan veya olmayan bütün arkadaşlarıma sizin huzurunuzda teşekkür ediyor, onların destek ve yardımlarının ne noktaya bizi getirdiğini anlatmak istiyorum.

Çok değerli arkadaşlar…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir de Talim Terbiye Kurulundan bahset bakalım, Talim Terbiyeden.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Çok güzel, unutmuştum. Talim Terbiye Kuruluna da aynı şeyi yaptım. 15 tane üyesi varken üye sayısını 10’a düşürdüm ve oraya atanacak üyeler daha önceden öğretmenlik yapmış, torpili olan, Bakana yakın olan birilerinin kolayca gidebildiği bir mekânken, bir makamken…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya oraya 9 tane üyeyi siz aldınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – …şimdi oraya nitelik tanımlaması yaptım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Torpillileri niye getirdiniz oraya?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Oraya, yurt dışında ve yurt içinde eğitim konusunda uzmanlaşmış insanları göreve getirdik.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hüseyin Bey’le Nimet Hanım’ı bu kadar böyle töhmet altında bırakmayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Eski bakanları bu kadar suçluyorsunuz…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – 10 üyeyle çalışıyor ve bundan sonra da yeni ve tüm dünyanın takip ettiği panel sistemiyle kitap yazma ve kitap denetleme yöntemini Türkiye’ye getirdik, hayırlı olsun.

LEVENT GÖK (Ankara) – 130 tane öğretmeni sürdünüz ama.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) - Evet, aynen. Çünkü, bu yaptığımız uygulama ve panel sistemi, artık bizim, Bakanlıkta kitap denetleyecek otuz yıllık, kırk yıllık öğretmenlere ihtiyaç duymamızı engelliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – “Aynen.” diyor, duydunuz değil mi?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) - Çok değerli arkadaşlar, bu konuyla ilgili…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Sürme” tabiri yakışık almadı Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ben kullanmadım o tabiri.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Evet.” dediniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Evet.” dediniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – O sorana söyleyin onu siz.

Şimdi, çok değerli arkadaşlar, öğretmenle alakalı olarak, hakikaten, öğretmenin itibarsızlaştığıyla ilgili, bunun da benim söylemlerime dayandığına dair bir dedikodu almış ortalığı gidiyor. “Dedikodu” diyorum, çünkü bunların hiçbirisi, o söylenen sözlerin, nerdeyse bana yakışmaz ve ben de böyle şeyler söylemedim zaten. Ama zannediyorum arkadaşlar, herhangi bir alanla ilgili sorun tespitini yapmanın, içinde bulunduğumuz sorunu anlayıp, fark edip onu kabullenerek, onun üzerinden çözüm geliştirmenin yaklaşım tarzıyla hamaset yapmayı birbirine karıştırıyorlar. Bugün, şimdiye kadar öğretmenlerimiz için sizlerin söylediği hamaset dolu “İşte, öğretmenler çok değerlidir, öğretmenler şu kadar önemlidir bu kadar önemlidir.” türünden değerlendirmelerle hakikaten öğretmenlik mesleğine bir değer katılıyorsa ben onu anlayabilmiş değilim ve asla benim tarzım da değil. Evet, öğretmenler bizim eğitim sistemimizin merkezindedirler. Biz öyle görüyoruz. Öğretmenlik mesleğini, Türk eğitim sisteminin ve dünyadaki tüm eğitim sistemlerinin aslında belki de en kritik faktörü, stratejik önemi haiz, önemli bir unsuru olarak değerlendiriyoruz. Ama bunu hamasetle değil, bunu birkaç güzel sözle değil, yaptığımız uygulamalarla ortaya koyuyoruz.

Bir kere her şeyden önce, bu zamana kadar alınan öğretmenlerin sayısı mukayese edildiğinde, 2003 yılına kadar alınan öğretmenlerle o zamandan bu zamana kadar alınan öğretmenlerin sayılarını lütfen karşılaştırın. Arkadaşlarım sayıları size verdiler. Dolayısıyla, ona bakıldığında aslında biz öğretmen kadrosunu doldurarak…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, 2002 yılındaki kadroyu bir söyleyin, alının öğretmen sayısını bir söyleyin, arkadaş bir öğrensin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – …öğretmenin eğitim sistemi içerisindeki yerini daha belirgin hâle getirmiş olduk. Bugün, Türkiye’de, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde norm kadroya göre öğretmenlerin doluluk oranı yüzde 90’a ulaşmıştır, hatta yüzde 92’ye ulaşmıştır. Yine, bugün, Türkiye’nin geri kalan bölgelerinde öğretmenlerin norm kadroya göre doluluk oranı yüzde 85’tir.

Çok değerli arkadaşlar, öğretmenlerin maaşlarıyla ilgili olarak, 2002’den bu zamana kadar, çok net ve kesin bir ifadeyle söylüyorum, reel olarak yüzde 135’lik, kümülatif enflasyon çıktıktan sonra, biz yüzde 122’lik reel artış sağladık maaşlarında ve bugün yine aynı ölçeği veriyorum. Fert başına gayrisafi millî hasılaya göre öğretmenlerimizin aldıkları maaş yani toplam gayrisafi millî hasıladan aldıkları pay 1’den 1,12’ye çıkmış ve reel olarak ciddi bir artış sağlanmıştır. Tabii, bunlarla ilgili söylenecek o kadar çok söz var ki maalesef vaktim bitiyor.

Burada dile getirilen birkaç husus var, üzerinde konuşmak istemediğim ama sizleri bilgilendirmek istediğim. Onlardan bir tanesi, maalesef, kardeşim ve çocuğumla ilgili dedikodu burada dile getirildi. Çok şükür, açık ve net yine söylüyorum: Ekşi ayran içmedim, karnım ağrımıyor. Benim kardeşim, ben Ankara’ya gelip Başbakanlık Müsteşarı olmadan önce Türkiye’deki herhangi bir hastanede başhekim yardımcısıydı, hâlâ öyle, aktif değil belki ama o kadroda öyle. Dünya Bankası projesinde çalıştığı doğrudur. Ama Dünya Bankası projesinde çalışan insanları buradaki insanlar, Sağlık Bakanlığının personeli seçmez, Dünya Bankasının o projeyi destekleyen birimi seçer ve onlar onaylar. Çünkü benim kardeşim sadece doktor değil, aynı zamanda Türkiye’de hastane yönetimi konusunda uzmanlaşmış çok az sayıdaki insanlardan birisidir ve Sağlık Bakanımız da buradadır, kendisi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nerede? Yok burada.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) - Bir kere olsun, kendisine, konuyla ilgili kardeşimden bahsetmişsem -sekiz on yıllık süre içerisinde- yüzüme hep beraber tükürebilirsiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kardeşiniz bahsetmiş olabilir mi?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) - Çünkü bu konuda bu kadar açık ve net bir şey söylüyorum.

Kendi oğlumla ilgili verilen bilgi doğru değil, dedikodudur. Benim çocuğum Türk Hava Yollarında çalışmıyor, Türk Hava Yollarının da ortak olduğu bir Amerikan firmasında çalışıyor. Buraya gelmeden önce, Amerika Birleşik Devletleri’nde bir sigorta şirketinde; tekrarlıyorum buraya gelmeden önce Amerika Birleşik Devletleri’nde bir sigorta şirketinde yöneticiydi. Buraya transfer ettiler, ahla vahla, isteyerek ve şimdi de benim çocuğum oradan zaten belki yıl sonu itibarıyla ayrılacak ve hiç birinizin çocuğunun bu kadar hassas bir şekilde istihdam edilebileceği başka bir fırsat bilmiyorum, özellikle beni suçlayanların. Açık ve net şunu söylemek istiyorum: Bugün benim kardeşim ve çocuğum ben Bakan olmasaydım çok daha iyi yerlerde olacaklardı. O yüzden alnınızın akıyla, tıpkı sizin karşınızda nasıl izah ediyorsam herkese bunu izah edebilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İntihalle ilgili başka bir şey söyleyeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Sürem bitti ama birkaç cümleyle...

Oktay Ekşi doğru söylemiyor. Oktay Ekşi verdiği bilgi itibarıyla, benim işletme yönetimi konusunda Tamer Koçel’den bir intihalim olmadı.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – İki dakika daha verseniz Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Oktay Ekşi’yi de biliyoruz, sizi de biliyoruz Sayın Bakan.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, açın duyalım, zaten bir şey yok!

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Neyi doğru söylemiyormuşum?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ben işletme yönetimi ve oradaki intihal üzerine suçlanmadım ve ceza almadım. Önce onun üzerinden suçlamaya geçenleri…

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Duyulmuyor Sayın Başkan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Sayın Başkan, mikrofonu…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, özür diliyorum, kimseye vermedim, size de vermeyeceğim. Kusura bakmayın.

SIRRI SAKIK (Muş) – Yayın yok, bir şey yok ya!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dinçer.

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ekşi…

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Gayet açık olarak sataştı efendim, yanlış bir beyanda bulundu.

BAŞKAN – Ne dedi efendim? Sizinle ilgili bir şey mi söyledi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir şey demedi ki.

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Açıkça yalancı olarak itham etti.

BAŞKAN – Lütfen bir dakika içinde ve bir şeye meydan vermeden.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Saygıdeğer arkadaşlarım, Millî Eğitim Bakanı bendenizin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğumu ifade ettiler. Bir Millî Eğitim Bakanı, kendisi eğer gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiyse, o zaman, ona teslim ettiğimiz çocukların geleceği açısından hepimizin çok ciddi bir meselesi var demektir. Size arz edeyim efendim: Millî Eğitim Bakanı, kendisinin Profesör Doktor Tamer Koçel’in “İşletme Yöneticiliği” kitabından intihal yaptığı gerçeği tarafımdan gazeteci olarak ortaya çıkarıldıktan sonra –tekrar ediyorum- hakkımda dava açmaya teşebbüs etti, reddedildi. Aradan zaman geçti, Sivas Üniversitesinde Yardımcı Doçent olan “Yahya Fidan” isimli genç kendisiyle birlikte iki imzalı bir kitap yayınladı. Sivas’taki Cumhuriyet Üniversitesi, bunun üzerine, çok muhtemelen bir ihbarı esas alarak kitapta inceleme başlattı. Yahya Fidan’a…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ekşi, teşekkür ederim efendim.

Bunu demin de anlattınız, aynı şey.

Rica ediyorum, lütfen, lütfen efendim…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Mahkeme kararı var.” dediniz, onu gösterin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) - Sayın Başkan, sataşmadan ve yanlış bilgiden dolayı düzelteceğim bilgiler var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika size de söz vereceğim.

OSMAN OKTAY EKŞİ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ekşi, söyledim “bir dakika” diye, lütfen… Yani söylediniz, açıklığa kavuştu.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Tam bitiremedi Sayın Başkan, devamı var daha.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Topcu mu konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, grubumuz adına konuşan Sayın Zühal Topcu’yla ilgili “hamaset” demek sureti ile bununla ilgili gerçeğe aykırı ifadelerde bulundu, bunun samimiyetle ilgili olduğuna ilişkin lütfen söz veriniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN OKTAY EKŞİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, söylediğim her şey mahkeme kararıyla kesinleşmiştir, Sayın Bakana sorabilirsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ekşi, özür diliyorum, “birer dakika” dedim, tamam sizinki.

Sayın Topcu, buyurun efendim…

AHMET AYDIN (Adımayan) – Böyle bir sataşma olur mu ama Sayın Başkan, Allah aşkına!

BAŞKAN – Sayın Topcu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Siz de bir dakika içinde lütfen, neyi açıklayacaksanız…

OKTAY VURAL (İzmir) – Usul tartışması aç.

BAŞKAN – Sakin olun!

 

12.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, her zaman söylediğimiz gibi, bizim amacımız üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil. Bu çocuklar bizim. Bu eğitim sisteminde şekillendirmeye çalıştığımız veya çalışacağımız çocuklar bizim. Onun için, Sayın Bakan diyor ki: “Hamaset yapıyorsunuz.” Biz hamaset filan yapmıyoruz.

Sayın Bakan, biz bu işin içinde bu saçları ağarttık; onu söyleyelim önce, onu diyelim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Bakana bir soru sorulduğunda hemen şu cevabı veriyor: “Bilmiyorsunuz.” Aslında bilmeyen kendisi. Yirmi sekiz yıldır bu camia içinde çalıştık. Kendisi güya, küçük düşürmeye yönelik şu ifadelerle, demin söylediğim ifadeyle, “Bilmiyorsunuz.” şeklinde gibi…

Sayın Bakan, biz her şeyi biliyoruz ve sizi yakinen takip ediyoruz. “Yeni vizyon oluşturduk.” diyorsunuz, vizyon yok ortada; “Mesleki teknik eğitimi yeniden yapılandırdık.” diyorsunuz, yeni bir yapı yok ortada ve sürekli söylediğiniz şeylerin hiçbirini gerçekleştiremiyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Topçu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hocam, Sayın Bakanı sınava alalım, bakalım, geçer mi geçmez mi?

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sınava alsak Sayın Bakanı Alim Hoca’yla birlikte…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, bir dakika içinde siz de bir açıklama yapar mısınız lütfen.

SIRRI SAKIK (Muş) – İki dakika verin Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hayır, hayır, bir dakika lütfen.

Sayın Bakan, buyurun.

 

13.- Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in, İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Çok değerli arkadaşlar, ben tekrar söylüyorum, ben “İşletme Yönetimi” kitabında Tamer Koçel’den alıntı yaptım diye suçlanmadım ve ceza almadım. Hatta o dönemde bu söz konusu olunca Tamer Koçel -o dönemin Milliyet gazeteleri takip edilebilir- çıktı, basına demeç verdi, “Bizim bu konuda herhangi bir sorunumuz yok. Ömer Bey’in intihal ettiğine dair bizim elimizde hiçbir bilgi yok.” dedi. YÖK, buradan bir şey çıkaramayacağını düşündüğü için daha sonra uydurma bir mektupla “İşletme Yönetimi” kitabı üzerinden ceza verdi bana.

Şimdi, ben sadece şunu söylemek istiyorum, üzerinde çok fazla durmayacağım: Vesayet rejiminin zulmüne sahip çıkanların ağzında kokuşmuş ve çürük bir sakız var, eğer onu çiğnemeye devam etmek istiyorlarsa edebilirler. O konuda alnım açık, gönlüm geniş ve çok rahat bir şekilde konuşuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

 

VI.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 21 milletvekilinin; Bakanlığı yönetemediği, yeni oluşturulan sistemlerin ve projelerin yürütülmesinde sorunlar yaşandığı ve öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürdüğü iddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/20) (Devam)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergesinin oylamasının açık oylamayla yapılmasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Millî Eğitim Bakanı hakkında verilen gensoru önergesinin açık oylamayla oylamasını arz ederiz.

Oktay Vural, İzmir? Burada.

Alim Işık, Kütahya? Burada.

Zühal Topcu, Ankara? Burada.

Ali Uzunırmak, Aydın? Burada.

Ali Halaman, Adana? Burada.

Reşat Doğru, Tokat? Burada.

Nevzat Korkmaz, Isparta? Burada.

Koray Aydın, Trabzon? Yok.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Tekabül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu üstleniyor.

Lütfü Türkkan, Kocaeli? Yok.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Tekabül ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu üstleniyor.

Ali Öz, Mersin? Burada.

Emin Çınar, Kastamonu? Burada.

Seyfettin Yılmaz, Adana? Burada.

Ahmet Kenan Tanrıkulu, İzmir? Burada.

Mehmet Erdoğan, Muğla? Burada.

Emin Haluk Ayhan, Denizli? Burada.

Ahmet Duran Bulut, Balıkesir? Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik oylama cihazıyla oylama yapacağız.

Alınan karar gereğince açık oylamanın elektronik cihazla yapılması için üç dakikalık süre veriyorum. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile ilk imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Sayın milletvekilleri, bu arada, Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer hakkında verilen (11/20) esas numaralı Gensoru Önergesinin gündeme alınıp alınmasına dair yapılacak oylamada Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali Yıldırım, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın yerine; Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen Bağış, Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay’ın yerine; Millî Savunma Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın yerine; Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin’in yerine; Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yerine de Sayın Ali Babacan oy kullanacaklardır efendim.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri (11/20) esas numaralı Gensoru Önergesinin açık oylama sonucunu arz ediyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

327

 

Kabul

:

54

 

Ret

:

273

 

Çekimser

:

-

 

Boş

:

-

 

Geçersiz

:

-

 

                                                           (x)

Kâtip Üye

Mustafa Hamarat

Ordu

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul”

         Bu şekilde, Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer hakkında verilen gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yine düştü ya, yine olmadı, yine 276’dan aşağı. AKP Grubu güvenmiyor bakanlara!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere, 15 Kasım 2012 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.39



(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.