TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 15’inci Birleşim

                                                                                         1 Kasım 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Tekirdağ Milletvekili Özlem Yemişçi’nin, Tekirdağ ilinde yaşanan sel felaketine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı ve Nakli Haftası mesajına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, mesleki ve teknik eğitimin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, 18/9/2012 tarihinde Çanakkale’nin Biga ilçesindeki sel felaketinde 3 vatandaşın yaşamını yitirdiğine ve zarar gören vatandaşların mağduriyetlerinin hâlâ giderilmediğine ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında barikatların kaldırılması olayıyla ilgili Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında kriz çıktığına ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, büyük şehirlerde hatalı park eden araçların yediemin otoparklarına çekilmesi uygulamasının sıkıntılara neden olduğuna ve buradan elde edilen gelirle ne yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, AKP’nin Atatürk’ten ve laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nden korktuğuna ve Latin harflerinin kabulü ile saltanatın kaldırılmasının yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in 14’üncü Birleşimde yaptığı gündem dışı konuşmada cumhuriyetle ilgili ifadelerine ve cumhuriyet rejime ilişkin açıklaması

6.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, tarımsal kalkınmayı desteklemek adına köylerde kurulan süt hayvancılığı kooperatifleri üyelerine borç tahakkuk ettirildiğine ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bu konuya çözüm getirmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Hükûmetin pamuk fiyatlarıyla ilgili düzenleme yapması ve akaryakıt ile gübre fiyatları konusunda da çiftçinin sesini duyması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerinde sağlık açısından kritik olan 50’nci günün aşıldığına ve yaşam hakkının korunması adına herkesi daha duyarlı olmaya çağırdığına ilişkin açıklaması

9.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan’a ambulans ve helikopter gelmesinde sıkıntı yaşandığına ve bu nedenle hayatını kaybedenler olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Marmara ilçesinde yoğun yağışlar nedeniyle büyük zararların meydana geldiğine ve bu yaraların acilen sarılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın, Habur Gümrük Kapısı’ndaki uygulamalara ilişkin açıklaması

12.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, kendisinin ifade etmediği bir konuyu kendisine atfetmesine ilişkin açıklaması

13.- Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcüsü Ahmet Öksüzkaya’nın, 239 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun tekemmül edip etmediğiyle ilgili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, görüşmeler sırasında yapılan oylamada sahte oy kullanıldığı ve Meclis Başkanlığının bu konuda herhangi bir işlem yapıp yapmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 69’uncu maddesi ile 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 37’nci maddesinin 2’nci bendi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Sayıştay Başkanlığının 2011 yılı harcamalarına ilişkin dış denetim raporlarının Başkanlık Divanının 10/10/2012 tarihli toplantısında görüşüldüğüne ve inceleme sonuçlarının Genel Kurulun bilgisine sunulmasına karar verildiğine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1029)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Slovakya Ulusal Meclisi Başkanı Pavol Paska’nın vaki davetine icabet etmek üzere 7 Kasım 2012 tarihinde Slovakya’ya resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1030)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 21 milletvekilinin, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin nedenlerinin ve havzaya yaptığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/388)

2.- İstanbul Milletvekili Celal Adan ve 19 milletvekilinin, İstanbul esnaf ve sanatkârlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/389)

3.- BDP Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve BDP Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Millî Eğitim Bakanlığının neoliberal ekonomik dönüşüm temelinde belirlediği öğretmen yetiştirme politikalarının neler olduğunun ve ataması yapılmayan öğretmenler sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/390)

 

VII.- ÖNERİLER

A)Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 8/10/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in Türkiye cezaevlerindeki sorunlar çözülmediği ve siyasi talepler yerine getirilmediği için başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 1/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta Milletvekili Recep Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336)

4.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)

 

 

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 336 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun siyasi parti gruplarına aynı zamanda dağıtılmadığı ve söz talepleri konusunda sıkıntı yaşandığı gerekçesiyle bu kanun teklifinin görüşülmesinin İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

2.- 336 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesine ilişkin oylamada karar yeter sayısının aranması istenmiş olmasına rağmen karar yeter sayısının aranmadığı gerekçesiyle Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın tutumu hakkında

3.- 239 sıra sayılı Komisyon Raporu’nda tali komisyonların kararları yer almadığından bu raporun tekemmül etmiş sayılıp üzerinde görüşme yapılmasının İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

4.- Karar yeter sayısının aranması talebini gerçekleştirmediği gerekçesiyle Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın tutumu hakkında

5.- 239 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesine ilişkin olarak talep üzerine yapılan açık oylama sonucuyla ilgili uygulamanın İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, hayvancılık sektörünün bazı sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/9758)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Süleymaniye Camii’nde yapılan restorasyon çalışmalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/9773)

3.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Bakanlık teşkilatında istihdam edilen jeofizik mühendislerine ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/9940)

4.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Diyanet İşleri Başkanlığından Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına geçiş yapan personele ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/9942)

5.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir Ayvalık’ta denizde kaybolan bir aileye ve yürütülen arama kurtarma çalışmalarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/10111)

6.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, 29 yaşından büyük üniversite öğrencilerinin askerlik işlemlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı  (7/10278)

7.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, taze meyve ve sebze ürünlerinin lojistik ve teşhirinde kullanılan kasaların sağlığa etkilerine ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı  (7/10564)

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Başbakan, Başbakan Yardımcıları ve müsteşarların makam araçları ve yakıt masraflarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/10882)

9.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, şeker sanayinin geliştirilmesine ve şeker enstitüsünün yeniden yapılandırılmasına,

Organik hayvancılığın desteklenmesine,

- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, narenciye üreticilerine DFİF kredisi verilmesine,

- Adana Milletvekili Ali Demirçalı’nın, Adana’da 3 gün hastalığı sebebiyle telef olan hayvanlara,

- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, saman fiyatlarındaki artışa ve üreticinin mağduriyetine,

- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’ta kapatılan bir süt fabrikasına,

- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Sakarya-Sapanca’da bulunan bir taş ocağının çevreye verdiği zararlara,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker ’in cevabı (7/10913), (7/10914), (7/10915), (7/10916), (7/10917), (7/10918), (7/10919)

10.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Türk ekonomisi ile ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı  (7/11072)

1 Kasım 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15'inci Birleşimini açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Tekirdağ’da yaşanan sel felaketi hakkında söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Sayın Özlem Yemişçi’ye aittir.

Buyurun Sayın Yemişçi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Tekirdağ Milletvekili Özlem Yemişçi’nin, Tekirdağ ilinde yaşanan sel felaketine ilişkin gündem dışı konuşması

 

ÖZLEM YEMİŞÇİ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tekirdağ ilimizde 22-24 Ekim tarihleri arasında meydana gelen aşırı sağanak yağışlar neticesinde yaşanan sel felaketi hakkında gündem dışı, şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yaşanan bu üzüntü verici hadiseye geçmeden önce, Atatürk’ü çok iyi özümsediğini zanneden ama aslında kendini bile anlamakta zorluk çeken sözde aydınlık kesime seslenmek istiyorum: Cumhuriyet kurulalı seksen dokuz yıl oldu, siz hâlâ anlayamadınız. Neyi mi anlayamadınız? Siyaha “beyaz”, beyaza “siyah” demekle olmuyor. Ulu Önder Atatürk’ün arkasına sığınıp konuşmaktan vazgeçin artık.

Aslında biz ana muhalefete ve muhalefet partilerimize değer veriyor, söylediklerini önemsiyoruz; yeter ki onlar bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmasınlar.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sele gel, sele. Konumuz Tekirdağ’da seldi, yanlış mı anladık? Tekirdağ ilimizde yaşanan seldi konumuz.

ÖZLEM YEMİŞÇİ (Devamla) – Bilgileri veriyorum: Yağışın başlamasıyla birlikte ilimizde sel ve taşkınlar meydana gelmiştir. Bunun üzerine İl Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi derhâl toplanmış, koordinasyon ve faaliyetlerine başlamıştır. Saray ve Çorlu ilçe kaymakamlıklarında kriz merkezleri oluşturulmuş, olaylara buradan müdahale ve koordinasyon sağlanmıştır. Evlerini su bastığı için vatandaşlarımız öncelikle kapalı spor salonlarına alınmış, daha sonra Valilik talimatıyla bölgedeki otellere yerleştirilmiştir. Evlerindeki boya, badana gibi işlemler tamamlanıncaya kadar bu otellerde on gün süreyle misafir edileceklerdir.

Başbakanlık AFAD bölgeye acil yatırım ödeneği olarak toplam 750 bin lira göndermiştir. Gönderilen ödenekten vatandaşlarımıza yardım dağıtımı yapılmış ve bu dağıtım devam etmektedir. Bölgedeki köylerimizde meydana gelen altyapı hasarlarının tamir giderleri de yine bu yardım ödeneğinden karşılanacaktır.

Kızılay bölgeye barınma ve temel ihtiyaç malzemeleri göndermiştir.

Sağlık Müdürlüğümüzün ambulans ve sağlık personeli ekibi görev alanında her zaman olmuştur. Pazartesi gününden itibaren de bölgeye sosyal psikolojik destek vermek amacıyla psikolog görevlendirilmiştir.

Kamu binalarımızda, okullarımızda temizlik ve kurutma çalışmalarımız devam etmektedir.

İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, Çevre Şehircilik Müdürlüğünden oluşan yedi ekip ön hasar tespiti çalışmalarına başlamış, dokuz yüz altmış noktada ön hasar tespiti yapılmıştır. Mağdur olan vatandaşlarımızın evleri, iş yerleri, ahır, samanlık, depo ve benzeri gibi binalardaki hasar -hafif, orta ve ağır- tespit çalışmaları, analizleri iki gün içerisinde yapılmış ve bu çalışmalar da devam etmektedir. 9 Kasıma kadar vatandaşlarımızın başvuruları kabul edilecektir. Kısaca, bölgedeki yaralarımız sarılmaktadır.

Olaya ilişkin bizlere destek veren Sayın Başbakanımıza, Hükûmetimizin temsilcilerine ve olayın başladığı andan itibaren halkımızın yanında saat mefhumu olmadan çalışmaları yöneten Tekirdağ Valimize, tüm kamu kurum kuruluşlarına Tekirdağ halkı adına teşekkür ediyorum.

Tekirdağ’da yaşanan sel felaketinde mağdur olan tüm vatandaşlarımıza tekrar geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Tekirdağ halkı yalnız değildir, hiçbir zaman da yalnız olmayacaktır.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün 1 Kasım, Trakya’nın en büyük ilçesi Çorlu’nun düşman işgalinden kurtuluşunun 90’ıncı yıl dönümü. Çorlu ve Saray ilçelerimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 90’ıncı yıl dönümünü büyük bir gururla yaşamaktayız. Bu topraklar kanla alındı; bedeli, etiketi olmaz. Bu şanlı kurtuluş günleri, Türk kadınıyla, Türk erkeğiyle dünyaya meydan okuyarak alınmıştır. Bağımsızlığımızı ve cumhuriyetimizi özümsemek, onu konuşmak değil, ona sahip çıkmaktan geçer; sahip çıkmak, çalışmaktan geçer.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM YEMİŞÇİ (Devamla) – Çalışmaktan üşenenler de konuşmaktan vazgeçsinler. Cumhuriyetimiz sahipsiz değildir.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yemişçi.

Gündem dışı ikinci söz, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı ve Nakli Haftası mesajı münasebetiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’ya aittir.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın Organ Bağışı ve Nakli Haftası mesajına ilişkin gündem dışı konuşması

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri Cumhuriyet Halk Partisi Zonguldak Milletvekilimiz Sayın Profesör Doktor Mehmet Haberal adına saygıyla selamlıyorum.

Organ Bağışı ve Nakli Haftası’nda bu konuşmayı yapmak elbette Sayın Mehmet Haberal’a yakışırdı. Ancak kendisi Silivri toplama kampınızda olduğu için bu onurlu görevi yapmak bana düştü. İşte o zulümhaneden sizlere şöyle sesleniyor Sayın Haberal:

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün sizlere ülkemizde böbrek ve karaciğer nakilleriyle ilgili son durumu özet olarak sunacağım.

Öncelikle, Hacettepe Üniversitesi hastanelerinde böbrek nakline başlamamızda çok önemli katkıları olan, Hacettepe Üniversitesi ve Bilkent Üniversitelerini kuran çok Değerli Hocam merhum Profesör Doktor İhsan Doğramacı’yı, keza, bu konuda katkısı olup da aramızdan ayrılmış olan değerli hocalarımı rahmetle, yaşayanları da şükranla anıyorum. Ayrıca bu konuyla ilgili yasaların çıkarılmasını sağlayan dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Senato üyelerini, yine dönemin Diyanet İşleri başkan ve yardımcılarını, basını ve sivil toplum kuruluşlarını şükranla anmayı bir borç biliyorum. Organ ve doku nakillerinin bugünlere gelişinde çok önemli katkılar sağladılar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde akrabadan ilk böbrek nakli 1975 yılında Doktor Mehmet Haberal ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Avrupa Transplantasyon Merkezinden 1978 yılında getirdiğim böbrek ile ölüden ilk böbrek nakli yine Mehmet Haberal ve arkadaşları olarak tarafımızdan gerçekleştirildi.

Yoğun çalışmalar sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Senatodan 2238 sayılı Yasa çıktı. Yasanın önemli maddeleri şunlardı:

Herhangi bir bedel veya çıkar karşılığı doku ve organ alınması veya saklanması yasaktır.

18 yaşını bitiren ve mümeyyiz olan kişiler 2 tanık önünde organlarını bağışlayabilirler.

Bu bağış için kişinin aile ve yakınlarından izin alınması gerekir.

2238 sayılı Yasa’nın ilk uygulaması da yine Doktor Mehmet Haberal ve arkadaşları tarafından 1979 yılında ülkemizde ilk kez ölüden alınan böbrek nakli gerçekleştirildi.

Her hastadan rıza alınması zaman kaybına neden oluyordu bazen. Bu nedenle yeni bir yasa hazırladık. Bu yasaya göre Hekimler Kurulunun beyin ölümü teşhisi koyduğu kişinin yanında izin alacak kimse yok ise izin alınmadan doku ve organları alınabilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2594 sayılı Yasa’nın çıkmasıyla ülkemizde karaciğer ve kalp transplantasyonlarının da önü açılmış oluyordu. 1988 yılında ülkemizde ölen bir vatandaşımızdan alınan karaciğer Doktor Mehmet Haberal ve arkadaşları tarafından ilk kez bir kronik karaciğer hastasına başarıyla nakledildi. 1990 yılında ülkemizde ve Avrupa’da çocuklarda ilk kısmi karaciğer nakli yine Doktor Mehmet Haberal ve arkadaşları tarafından yapıldı. 1990 yılında dünyada erişkin bir hastada ilk kısmi karaciğer nakli yine Doktor Mehmet Haberal ve arkadaşları tarafından yapıldı. 1992 yılında yine dünyada ilk kez aynı organ vericiden hem kısmi karaciğer hem de böbrek alınarak kronik böbrek hastasına nakledildi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1975 yılında tek bir böbrek nakli merkezinden bugün 59 böbrek, 36 karaciğer, 16 kalp, 3 akciğer nakil merkezi ve bu arada yapılan yüz ve kol bacak nakillerinin yanı sıra, kornea ve kemik iliği nakil merkezlerimiz ile az da olsa kök hücre merkezlerimiz ülkemizin organ doku nakilleri konusunda gelişmişliğini ve gelmiş olduğu seviyeyi göstermektedir.

Organ bağışıyla ilgili önerilerim şunlardır: Sağlık Bakanlığı bu konuda ilgili kuruluşlarla -Türkiye Organ Nakli Derneği ve Türk Nefroloji Derneği gibi- yakın iş birliği yapmalıdır. Sağlık Bakanlığı ve ilgili kuruluşlar doku ve organ nakli ile ilgili yazılı ve görsel ve basını da kullanarak yoğun eğitim yapmalıdır. Doku ve organ bağışı için organizasyonlar düzenlenmelidir. Hastanelerin acil servis ve yoğun bakım elemanları bu konuda eğitilmelidir. Vatandaşlarımızın doktora ve hastalara güveni sağlanmalıdır. Bu güven duygusu yerleşirse çok mesafe alırız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; inanıyorum ki ülkemiz bu konudaki yasaları ve mevcut imkânları kullanarak birçok kronik organ hastasının yeniden yaşam kazanmasında çok fazla etkili olacaktır diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

                                                                               Mehmet Haberal”

İşte böyle bir değeri, sadece hukuk, adalet ve insan onurunu çiğnemekle kalmadınız, Türk halkımızı ve tıp camiamızı böyle bir değerden mahrum bıraktınız değerli AKP milletvekilleri. Keşke ben de sizi saygıyla anabilseydim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, mesleki ve teknik eğitimin sorunları hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, mesleki ve teknik eğitimin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, on yıllık AKP hükûmetleri döneminde âdeta yazboz tahtasına dönüştürülen eğitim kurumlarının ve öğretmenlerin sorunları yüce Meclisin en önemli gündem maddeleri içerisinde yerini korumaya devam etmektedir. Özellikle son dönemde ataması yapılmayan lise branş öğretmenleri ile mesleki ve teknik eğitimde görev alacak öğretmen adaylarının sorunları, yaşanan haksızlıklar ve mağduriyetler nedeniyle daha da artmıştır. Tarih, fizik, kimya, biyoloji, matematik ve benzeri gibi lise branşlarında bu yıl yapılan 40 bin öğretmen atamasında sadece 3.900 civarında kontenjan verilmesi bu grubu ciddi ölçüde mağdur etmiştir. Yeni uygulamaya konan eğitim sistemiyle genel liselerin neredeyse tamamının Anadolu lisesine dönüştürülmesi ve Anadolu liselerine yapılacak ilk atamaların Danıştay kararıyla durdurulması nedeniyle lise branş öğretmenleri âdeta kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Acilen Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacak bir yönetmelik değişikliğiyle Anadolu liseleri ilk atamaya açılmalı ve bu mağduriyet giderilmelidir.

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından görevde bulunan öğretmenlere bu eğitim öğretim yılında tanınan alan değişikliği hakkı, çok yüksek KPSS puanlarına rağmen, lise branş öğretmenlerini açıkta bırakmıştır. 2013 yılı Şubat döneminde yapılacak ek öğretmen atamalarıyla öncelikle bu grupların mağduriyetleri giderilmelidir.

On yıldır sürekli teknik ve mesleki eğitimin öneminden bahseden AKP hükûmetlerinin on iki yıllık zorunlu eğitim sistemi yasalaştıktan sonra sadece imam hatip okullarıyla sınırlı kalan bir düzenleme yapması 28 Şubat sürecinde en fazla mağduriyeti yaşayan teknik ve mesleki eğitime nasıl baktığının bir göstergesi olmuştur. Bugüne kadar yapılan KPSS’lerde kendi alanlarında derece yaparak ilk 10’lara giren mesleki ve teknik öğretmen adayları bile yıllardır atanamamışlardır. Sayıları 100 bine yaklaşan ve 2002 yılından bu yana sadece yüzde 3 dolayında atamaları gerçekleştirilen teknik öğretmen kadrolarının yeni yapılacak öğretmen atamalarında mutlaka artırılması gerekmektedir.

Talim Terbiye Kurulunun, teknik eğitim fakültesi mezunlarının teknoloji ve tasarım öğretmeni olarak atanabilmesi için 2011 yılında yaptığı düzenleme yeterli olmadığı gibi, anılan yılla sınırlı tutulmuş ve 2012 şubat öğretmen atamasında bu alanda 350’ye yakın kadro boş kalmıştır. Mesleki ve teknik eğitim fakültesi mezunları Devlet Memurları Kanunu’nda teknik hizmetler sınıfında yer almasına karşın ancak kamuda genel idare hizmetleri sınıfında görev alabilmektedirler. Bu sınıfın özel sektörde herhangi bir karşılığı bulunmamaktadır. Son dönemde alınan kararlarla, daha önce teknik eğitim fakültesi mezunlarına tanınmış olan şantiye şefliği ve iş güvenliği uzmanlığı yetkileri iptal edilmiş ve bu alanlarda çalışan teknik öğretmenler zor durumda bırakılmıştır.

Teknik eğitim fakültesi mezunlarına 3795 sayılı Kanun’la tanınan mühendislik tamamlama hakkı, 2002 yılından itibaren, yeterli başvuru olmasına rağmen, öğretim elemanı yetersizliği ve benzeri gibi nedenlerle gerekli sınavın ve programın hiç açılmamış olması sonucunda âdeta ellerinden alınmıştır.

Teknik eğitim fakültelerinin 2009 yılında kapatılarak yerine teknoloji fakültelerin açılmasına ve açılan fakültelerinin mezunlarının mühendis unvanı alacağı belirtilmesine karşın, kapatılan teknik eğitim fakültelerinin eski mezunları hakkında henüz herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Lisansüstü eğitim programlarında mesleki ve teknik eğitim fakültelerine yönelik programların yer almaması teknik öğretmenlerin kendi alanlarında akademik ilerlemelerinin önünü tıkamıştır. Aldıkları dört yıllık lisans eğitimine karşın teknik öğretmenler, teknisyen veya tekniker unvanlarına sahip çalışanlarla eş tutularak çalışmak zorunda bırakılmışlardır. Dolayısıyla bunların özel hizmet tazminatı ve ek ödemelerdeki mağduriyetleri mutlaka giderilmelidir.

Değerli milletvekilleri, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde de eğitim personeli temininde büyük zorluklar yaşanmaktadır. Özel eğitim okullarında sınıf öğretmenlerini görevlendiren Bakanlığın, aynı uygulamayla özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerindeki öğretmen açığını da gidermesi kaçınılmazdır, özellikle bu konu çok büyük bir aciliyet arz etmektedir.

Hükûmeti bu tür sorunların çözümünde duyarlı davranmaya davet ediyor, tekrar bu vesileyle tüm teknik öğretmenlerin sorunlarının çözümünde yüce Meclisi duyarlı davranmaya davet ederek saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın milletvekilleri, sisteme giren arkadaşlarımıza birer dakika söz vereceğim.

Birinci sırada Sayın Sarıbaş var.

Buyurun Sayın Sarıbaş.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, 18/9/2012 tarihinde Çanakkale’nin Biga ilçesindeki sel felaketinde 3 vatandaşın yaşamını yitirdiğine ve zarar gören vatandaşların mağduriyetlerinin hâlâ giderilmediğine ilişkin açıklaması

 

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, 18/9/2012 tarihinde, Çanakkale’nin Biga ilçemiz ve köyünde 3 vatandaşımız canlarını sel felaketi dolayısıyla yitirmişlerdir. Yaklaşık bir buçuk ay gibi bir süre geçmesine rağmen, ilçemizde zarar gören bu vatandaşlarımızın zarar ziyan tespitleri yapılmasına rağmen,  arazileri hakkında işlemlerin sonucunda para ödenmedi. Hâlâ mağdur oldukları ve yine bununla ilgili dere ıslahları ve diğer altyapı çalışmalarının yapılmadığı… Her an yine sel basacağı endişesini yaşamaktadırlar. Bunların zarar ve tespitlerinin ve yardımlarının ne zaman yapılacağı ve ne kadar süre içerisinde de bunların verileceği vatandaşlarımız tarafından beklenmektedir.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Sarıbaş.

Sayın Türkkan…

 

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında barikatların kaldırılması olayıyla ilgili Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında kriz çıktığına ilişkin açıklaması

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Türkiye, pazar gününden sonra bir barikat meselesine takıldı gitti. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık krizi çıktı barikat yüzünden. Bu barikat bu kadar önemli midir? Türkiye’de birileri “Bayramı kutlayacağım.”, birileri de “Kutlatmayacağım.” diye inatlaşırken, Türkiye’de bir Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık krizi çıkmasına sebep olabilecek kadar önemli bir konu mudur bu barikat? Ne Cumhurbaşkanı Başbakanı suçlasın ne de Başbakan Cumhurbaşkanını suçlasın; hükûmet krizi çıkmasın, devlet krizi çıkmasın. Barikatı Çankaya Zabıta Müdürü Bülent Bey kaldırmış. Orada bulunan arkadaşlar söyledi. Boşuna Cumhurbaşkanına yüklenmesin Başbakan, Cumhurbaşkanı da Başbakana kem söz etmesin. Aralarındaki meseleyi bitirsinler, faturayı Bülent Bey’e kessinler.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Sayın Öğüt…

3.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, büyük şehirlerde hatalı park eden araçların yediemin otoparklarına çekilmesi uygulamasının sıkıntılara neden olduğuna ve buradan elde edilen gelirle ne yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Büyükşehirlerde her gün yüzlerce araç Trafik Vakfı tarafından hatalı park ettiği gerekçesiyle yediemin otoparklarına çekiliyor. Özellikle İstanbul ve Ankara gibi kentlerde yaşayanlar konuyla ilgili büyük sıkıntı yaşıyor çünkü trafiği rahatlatmak için yapılan uygulama mevcut trafiği daha da altüst ediyor. Ayrıca, araçların çekilmesi sırasında zarar görmesi ve bu zararın çekici tarafından verildiğinin ispatlanamaması da en çok dile getirilen sıkıntılar arasında. Park ihlalini yapan araçlar içinde hangi aracın neye göre ve nereye çekildiği de bilinmiyor. Ödenen ücret 142 lirayı buluyor, otoparklarda sadece nakit ödeme kabul ediliyor. Vatandaş çekme işlemini yapan trafik vakıflarının elde edilen gelirle ne yaptığını ve çekme işleminin yasal dayanağının ne olduğunu merak ediyor.

Arabası çekilmiş bir vatandaş olarak ben de bu soruları merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Yılmaz…

 

4.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, AKP’nin Atatürk’ten ve laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nden korktuğuna ve Latin harflerinin kabulü ile saltanatın kaldırılmasının yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, biraz önce konuşan Tekirdağ AKP Milletvekili Özlem Yemişçi aynen şunu söyledi: Atatürk’ün arkasına sığındığımızı, Atatürk’ü anlamadığımızı iddia etti. Oysaki asıl olarak AKP Atatürk’ü unutturmaya çalışmakta, ulusal bayramlarda dahi anıtlara çelenk konulmasını yasaklamaktadır.

AKP korkuyor Atatürk’ten ve 89 yıl önce kurulan laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nden ve bu ilkelerden. Korkmaya da devam etsinler çünkü bu ülkede laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin ilkelerini hiç kimse yok edemeyecek, insanların yüreklerinden silemeyecektir. Cumhuriyet Bayramı buluşması ve coşkusu bunu göstermektedir.

Ayrıca, bugün Latin harflerinin ve saltanatın kaldırılışının yıl dönümüdür. Ben, bütün bu devrimleri yapanları saygıyla anıyorum, Atatürk ve arkadaşlarını, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularını da bu nedenle saygıyla anıyorum. Bugün biz böylesi bir Mecliste oturmazdık eğer onlar üzerlerine düşen görevi yapmamış olsalardı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Sayın Yeniçeri…

 

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in 14’üncü Birleşimde yaptığı gündem dışı konuşmada cumhuriyetle ilgili ifadelerine ve cumhuriyet rejime ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün, burada, Cumhuriyeti küçümsemek anlamına gelecek ifadeler kullanılmıştır. Bir arkadaşımız “Cumhuriyet ne iyidir ne kötüdür, cumhuriyetin ilanının bir yararı da olmamıştır.” anlamına gelen sözler etmiştir. Cumhuriyet, millet tarafından seçilen, parlamentoya dayanan ve başında cumhurbaşkanı olan siyasi bir rejim şeklidir. Hemen bütün ülkelerde tek ortak yanı devlet başkanlığı makamının babadan oğula veya aile yakınlarına miras kalmamasıdır. Sömürge kafalı olmayanlar için bunun anlamı çok büyüktür. “Cumhuriyet ne iyidir ne de kötüdür.” diyerek söze başlayıp “Önemli olan demokratik cumhuriyettir.” diyenler hem demokrasiden hem de cumhuriyetten nasibini almamış olanlardır. Demokrasiyi övmek için cumhuriyeti yermek ihtiyacı duymak vahim bir yaklaşım tarzıdır. Türkiye’de tek parti uygulamalarını gerekçe göstererek cumhuriyet eleştirisi yapmak, gerçekleri fena hâlde saptırmaktır. Cumhuriyet, en azından, tek partili hayattan çok partili hayata geçmeyi ve buradan konuşan arkadaşa da özgürce görüşünü belirtme imkânını vermiştir. Cumhuriyet fazilettir, demokrasinin de sigortasıdır. İnsanların onuruna sahip çıktığı gibi, hem demokrasiye hem de cumhuriyete sahip çıkmaları gereklidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) - Farkında olan için cumhuriyet hem adam yerine konmayı hem de adam olmayı sağlamıştır. Yetmiyor mu?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yeniçeri.

Sayın Köse…

 

6.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, tarımsal kalkınmayı desteklemek adına köylerde kurulan süt hayvancılığı kooperatifleri üyelerine borç tahakkuk ettirildiğine ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bu konuya çözüm getirmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tarımsal kalkınmayı desteklemek adına köylerde kurulan süt hayvancılığı kooperatifleri üyelerine geçmiş dönemde ikişer adet süt ineği dağıtımı yapılmış idi. Ancak iki süt ineğiyle evi geçindirmek mümkün olmadığından, özellikle genç vatandaşlarımız, genç çiftçilerimiz hayvanlarını köyde bulunan aile bireylerine bırakarak kent merkezlerinde iş aramaya gitmişlerdir. Son dönemde, Tarım Bakanlığının uygulamasıyla, köylerinden ayrılan bu genç yurttaşlarımızın, genç köylülerimizin adlarına 20’şer bin lira civarında bir borç tahakkuk ettirildiğini ve bunlardan talep edildiğini ben kendi memleketim olan Çorum’da izliyorum. Tarım ve Hayvancılık Bakanından bu konuya acil çözüm üretmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Köse.

Sayın Varlı…

 

7.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Hükûmetin pamuk fiyatlarıyla ilgili düzenleme yapması ve akaryakıt ile gübre fiyatları konusunda da çiftçinin sesini duyması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Aracılığınızla Hükûmeti uyarmak istiyorum.

Çukurova bölgesinde pamuk hasadı tamamlandı ama pamuğun fiyatı hâlâ 1 milyon, 1 milyon 100 bin lira. Biz cayır cayır Yunanistan’dan, Rusya’dan, Hindistan’dan pamuk ithal ediyoruz. Niye bizim çiftçimiz kendi ürettiği pamukla para kazanamıyor da biz başkasının çiftçisine, başkasının insanına topladığımız vergilerle para kazandırıyoruz? Lütfen pamuk fiyatlarıyla alakalı Hükûmet bir girişimde bulunsun. Çiftçinin artık bundan sonra dayanacak gücü kalmamıştır. Bu akaryakıt fiyatlarıyla, gübre fiyatlarıyla zaten alın terini toprağa dökerek, gözyaşını toprağa dökerek her gün yeni ümitlerle, acaba para kazanabilecek miyim ümidiyle gayret gösteren, ekip diken çiftçimiz artık canından bezmiştir, canından bıkmıştır. Hükûmet, lütfen, bu konuda, akaryakıt fiyatları ve gübre fiyatları konusunda çiftçinin bu sesini duysun ve yardımcı olsun ve dışarıdan gelen pamuğun önüne de engel koysun, kendi çiftçimizin pamuğu kendi ülkemizde değerlendirilsin ve kendi çiftçimiz kazansın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM VARLI (Adana) – Mısır hasadı da bitmiştir.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Varlı.

Sayın Kaplan…

 

8.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerinde sağlık açısından kritik olan 50’nci günün aşıldığına ve yaşam hakkının korunması adına herkesi daha duyarlı olmaya çağırdığına ilişkin açıklaması

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü bulunan yaklaşık 680 kişi açlık grevlerinin insan sağlığı açısından kritik olan 50’nci günlerini aşmış bulunmaktadır. Geçmiş dönemlerde açlık grevi ve ölüm orucu sonucu yaşamlarını yitirenleri, korsakoff sendromu sonrası sakat kalanları biliyoruz. Siyasi düşünceleri ne olursa olsun, bir hekim olarak, insani açıdan yaşam hakkının korunması adına herkesi daha sorumlu, daha duyarlı olmaya çağırıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Sayın Işık…

 

9.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Erzincan’a ambulans ve helikopter gelmesinde sıkıntı yaşandığına ve bu nedenle hayatını kaybedenler olduğuna ilişkin açıklaması

 

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, dün, Ağrı’nın sorunlarını burada tartışırken Sayın Bakanımız sağlık konusunda her türlü sorunun çözüldüğünü, özellikle helikopterlerin ve uçakların çok iyi gittiğini söyledi sağlık yönünden. Erzincan’da üç ay önce yirmi yedi yaşında bir gencimiz sırf helikopter veya ambulans gelmediği için öldü. Bayramdan bir hafta önce de yeni doğan ikiz bebekler, ambulans da gelmedi, helikopter de gelmediği için çocukların 2’si de öldüler. Askeriye ambulansı verdi, Malatya’ya en sonunda askeri helikopterle götürdük. Erzurum’daki arkadaşların bildirdiği şey “Hava kapalı olduğu için gidemiyor.” Askerî helikopter gidiyor da sağlık ambulansı nasıl gidemiyor, onu düşünmek lazım ya da o zaman şöyle bir şey diyelim: Seksen ile gidiyor da Erzincan’a özel bir gıcıkları mı var, Erzincan’a bu ambulans konusunda böyle tutucu davranıyorlar?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Havutça…

 

10.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Marmara ilçesinde yoğun yağışlar nedeniyle büyük zararların meydana geldiğine ve bu yaraların acilen sarılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir Marmara ilçesinde 23 Ekim’de Marmara’da, Avşa’da, Saraylar beldesinde aşırı yağışlar nedeniyle yüz yılda bir görülen, görülmemiş bir yağış olmuş ve Marmara merkez ilçemiz altyapısı, caddeler, yollar altüst olmuş, içme suyu da kullanılamaz hâle gelmiştir. Yaklaşık 1-1,5 milyon TL belediye altyapısı, yol tamiri için kaynağa ihtiyaç vardır ve vatandaşlarımız da büyük zarar görmüştür. Belediye Başkanımız ve Kaymakamlık verilerine göre merkezde 60 ev, Avşa beldesinde 110 ev, Çınarlı Mahallesi’nde 87 ev, Gündoğdu köyünde 21 ev, Topağaç köyünde 3 ev, Asmalı’da 3 ev ayrıca 140 iş yeri ve 34 araç, 14 depo hasar görmüştür. Vatandaşlarımızın zararlarına ve evlerine girilemez durumda olan yurttaşlarımıza acilen kaynak ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçların giderilmesi noktasında Hükûmetimizin, Valiliğimizin çalışmaları her ne kadar varsa da yetersizdir. Onların verilerine göre 600 milyon civarında bir zarar olduğu tespit edilmiştir, oysa oradaki zararın boyutunun 1,5-2 trilyon civarında olduğu belirtilmektedir. O yaraların acilen sarılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Havutça.

Bazı arkadaşlarımız da sistemde ama özür diliyoruz, uygulamamız 10 kişi için biliyorsunuz.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2011 yılına ait dış denetim raporlarının inceleme sonuçlarına ilişkin tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 69’uncu maddesi ile 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 37’nci maddesinin 2’nci bendi uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Sayıştay Başkanlığının 2011 yılı harcamalarına ilişkin dış denetim raporlarının Başkanlık Divanının 10/10/2012 tarihli toplantısında görüşüldüğüne ve inceleme sonuçlarının Genel Kurulun bilgisine sunulmasına karar verildiğine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1029)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 69’uncu maddesi ile 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 37’inci maddesinin 2’nci bendi uyarınca; Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Sayıştay Başkanlığının 2011 yılı harcamalarına ilişkin Dış Denetim Raporları, Başkanlık Divanının 10.10.2012 tarihli toplantısında Üst Yöneticilerin cevapları da dikkate alınarak görüşülmüş ve ekteki inceleme sonuçlarının Genel Kurulun bilgisine sunulmasına karar verilmiştir.

Bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Ve Sayıştay’ın 2011 Yılı Dış Denetim Raporları İnceleme Sonuçları

1- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2011 mali yılı hesaplarının dış denetimini yapmak üzere görevlendirilen Sayıştay Uzman Denetçileri tarafından düzenlenen 21.09.2012 tarihli Dış Denetim Raporunda; 2011 yılı Bütçe Kanunuyla tahsis edilen ödeneklerin; harcama birimleri tarafından kullanımı sırasında düzenlenen harcama belgelerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığı, hazırlanan mali tabloların doğruluğu, denkliği ve güvenilirliği incelenmiştir.

Yapılan inceleme sırasında; 2011 yılına ait cetvel ve tablolarda gösterilen gider rakamlarının; doğru ve denk olarak kaydedilip kaydedilmediği, toplamlarının doğru, denk ve tutarlı olup olmadıkları ve hesapların birbirleriyle mutabık bulunup bulunmadıklarına bakılmıştır. Bütçede tahmini olarak yer alan kullanılabilir ödenek rakamlarıyla kesin hesap sonuç rakamları karşılaştırılmak suretiyle gerçekleşme oranları ve uygunluk durumları, programa alınan yatırımların gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği araştırılmış, cetvellerdeki rakamların dayandıkları sarf belgelerinin ilgili mevzuatına uygunluğu örnekleme yoluyla denetlenmiştir.

Raporda özetle:

TBMM Başkanlığı 2011 yılı başlangıç ödeneği 512.935.000 TL olup yıl içinde yapılan aktarmalar ve eklemelerle birlikte 522.084.501,32 TL'ye ulaşmıştır. 31.12.2011 tarihi itibariyle bu ödeneğin 470.697.701,70 TL'si harcanmış, kalan ödeneğin 37.070.372,41 TL'si iptal edilmiş, 14.811.168,88 TL de ertesi yıla devretmiştir. 2011 yılında tahsis edilen ödeneğin % 90,2'sinin, 2010 yılında % 89'unun, 2009 yılında ise % 88'inin harcandığı, ödenek üstü harcama yapılmadığı ve dengeli bütçe politikasının gözetildiği belirtilmiştir.

Ayrıca;

- TBMM Başkanlığı ödeme emri belgeleri ve muhasebe işlem fişleri ile banka hesap özetlerinin mutabık olduğu,

- Kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir-gider rakamlarının doğru ve denk olduğu, ödenek üstü harcama yapılmadığı,

- Üst yöneticinin, 5018 sayılı Kanunda öngörülen mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesinde ve bütçe ile verilen kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasını temin edecek mali tedbirlerin alınmasında gayret gösterdiği,

- Harcamalarda genel olarak ihalede açıklık ilkesine uyulduğu ve rekabetin sağlandığı,

- Bütçe ödeneğinin verimli ve ekonomik şekilde kullanıldığı,

- Tüm mali süreçlerde yer alanların, ilgili mevzuatta öngörülen kurallara uygun şekilde çalıştıkları,

ifade edilmiştir.

Harcama belgelerinin incelenmesinde ise;

- Ödeme emri ve eki belgelerin, Elektronik Doküman Yönetim Sistemine kaydı yapıldıktan sonra, anılan belgelerin sıralı ve düzgün şekilde yeniden dosyalanmasına özen gösterilmesinin gerektiği,

- Protokole bağlı ödenek aktarmalarında, protokol hükümlerine uygun şekilde ödenek gönderilmesine özen gösterilmesinin gerektiği,

- Hizmet alımlarında görevlendirilecek yetkili kontrol elemanlarıyla muayene ve kabul komisyonu üyelerinin farklı kişilerden kurulmasına özen gösterilmesinin gerektiği,

- Mal alım işinde sözleşme eki idari ve teknik şartnamede yazılı nitelikteki mal ve malzemenin alınmasına ve fiyat farkının bu çerçevede hesaplanmasına özen gösterilmesinin gerektiği,

-Sosyal tesislerin işletilmesinde kullanılan elektrik, su ve doğalgaz tüketim bedellerinin sosyal tesis gelirlerinden karşılanmasına özen gösterilmesinin gerektiği,

-Hizmet alım sözleşmesinin uygulanması sırasında, idari şartnameyle istenilen şartların yüklenici tarafından eksiksiz olarak yerine getirilmesinin sağlanmasına özen gösterilmesinin gerektiği,

-Yapım işlerine ait ihale işlemlerinin uygulanmasında sözleşme eki mahal listesinde yer verilen imalatların yine sözleşme eki dokümanda belirlenen nitelikte yaptırılmasına özen gösterilmesinin gerektiği,

yönünde değerlendirme ve tavsiyelerde bulunulmuştur.

Bu çerçevede, dış denetçilerin denetim bulguları ve önerileri dikkate alınarak düzenlenen Üst Yönetici Cevabında:

- Harcama belgelerinin, Elektronik Doküman Yönetim Sistemine kaydı yapıldıktan sonra, anılan belgelerin sıralı ve düzgün şekilde yeniden dosyalanmasına özen gösterileceği,

-Protokole bağlı ödenek aktarmalarında, protokol hükümlerine uygun şekilde ödenek gönderilmesine özen gösterileceği,

- Hizmet alımlarında görevlendirilecek, yetkili kontrol elemanlarıyla muayene ve kabul komisyonu üyelerinin farklı kişilerden kurulmasına özen gösterileceği,

- Sözleşmenin uygulanması sırasında İdareden kaynaklanmayan ve önceden öngörülmeyen durumun ortaya çıkması sebebiyle hizmetin aksamaması için ihtiyaç duyulan mal alımının yapılarak ödemenin de buna göre gerçekleştirildiği, ancak daha sonraki uygulamalarda bu duruma riayet edileceği,

- Sosyal tesislerin işletilmesinde kullanılan elektrik, su ve doğalgaz tüketim bedellerinin sosyal tesislerin gelirlerinden karşılanmasına özen gösterileceği,

- Söz konusu hizmet alımına ilişkin sigorta poliçesi yaptırılmasına karşın, ödeme emri belgesinin ekine sehven eklenmediği, bundan sonraki uygulamalarda bu hususta daha dikkatli olunacağı,

-Söz konusu yapım işinde ortaya çıkan teknik gerekçeler sebebiyle yapılması zorunlu imalat değişiklikleri sözleşmenin eki olan Yapım İşleri Genel Şartnamesinin hükümleri doğrultusunda yapıldığı, imalat değişikliklerine ilişkin herhangi bir ödemenin yapılmadığı,

ifade edilmiş ve Dış Denetim Raporunda yer alan öneriler kapsamında gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilmiştir.

2- Sayıştay Başkanlığının 2011 mali yılı hesaplarının dış denetimini yapmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca görevlendirilen İç İşleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişleri tarafından düzenlenen 08.06.2012 tarihli Dış Denetim Raporunda; 2011 Yılı Bütçe Kanunuyla tahsis edilen ödenekler kapsamında yapılan harcamalar ve bunlara ilişkin belgeler esas alınarak, bu ödeneklerin kullanımı sırasında düzenlenen harcama belgelerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığı, kamu kaynaklarının ekonomik, etkili ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığı, yapılan harcamaları gösteren mali tablolarının güvenilirliği ve doğruluğu incelenmiştir.

Raporda özetle:

Sayıştay Başkanlığına 2011 yılı bütçesinde 142.218.928,37 TL ödenek tahsis edildiği, bu ödeneğin 120.950.823,20 TL'lik kısmının harcandığı, söz konusu bütçe ödenekleri ve harcama rakamları oransal olarak karşılaştırıldığında ise; 2009 yılında tahsis edilen bütçe ödeneğinin % 86,36'sının, 2010 yılında % 75'inin, 2011 yılında da % 85,21'inin harcandığı belirtilmiştir.

Ayrıca;

- Kurumun ödeme emri belgeleri ve muhasebe işlem fişlerine dayalı olarak tahakkuk ettirdiği ödemeleri ile banka hesap özetlerinin mutabık olduğu,

- Kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir-gider rakamlarının doğru ve denk olduğu, ödenek üstü harcama yapılmadığı,

- Sayıştay Başkanının üst yönetici olarak, bütçe ile verilen kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasını temin edecek mali tedbirlerin alınmasında, 5018 sayılı Kanunda öngörülen mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesinde, görev ve sorumluluklarının yerine getirilmesinde üstün gayret gösterdiği,

- Harcama yetkilisi, gerçekleştirme görevlisi, mali hizmetler birim yöneticisi ve muhasebe yetkilisinin, mali mevzuatın uygulanmasında ve gerekli tedbirlerin alınmasında azami çaba sarf ettikleri,

- İdarenin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde yürütüldüğü,

ifade edilmiştir.

Harcama belgelerinin incelenmesinde ise;

- İhale dosyalarında bulunan teknik şartnamelerin hazırlanması esnasında çoğu kez resmi bir görevlendirme yapıldığına ilişkin bir belgeye ya da hazırlanan teknik şartnamelerin kimler tarafından hazırlandığını gösterir bir isim ya da imzaya rastlanılmadığı belirtilerek İdare tarafından, idari ve teknik şartnameleri hazırlamak için ihale konusu iş alanında uzman kişilerin resmi olarak görevlendirilmelerinin yapılması ve hazırlanan şartnamelerin imza altına alınarak yasal belge statüsüne kazandırılması, böylece görev ve sorumlulukların açık hâle getirilmesine özen gösterilmesinin gerektiği,

- İhale dosyalarında bulunan bazı yaklaşık maliyet cetvellerinde imzalarının bulunmadığı belirtilerek idare tarafından ihalesi yapılacak işin yaklaşık maliyetinin hazırlanması için gerekli yeterliğe sahip kişi ya da kişilerin yazılı olarak görevlendirilmesi, bu kişiler tarafından hazırlanan yaklaşık maliyetlerin imza altına alınmak suretiyle yasal belge statüsü kazandırılmasına özen gösterilmesinin gerektiği,

- İhale dosyalarında bulunan bazı yaklaşık maliyet hesaplamalarında gerekli özenin gösterilmediği belirtilerek, idare tarafından ihalesi yapılacak işin yaklaşık maliyeti hazırlanırken, günün piyasa şartlarının göz önünde bulundurulmasına özen gösterilmesinin gerektiği,

- İhale dosyalarında bulunan belgelerden, ihale onay belgesinde doküman satış bedeli belirlenmesine rağmen, sonradan idari görevliler tarafından tekrar bir doküman satış bedelinin belirlendiği belirtilerek doküman satış bedelinin ya ayrı bir onayla ya da uygulamada olduğu gibi ihale onay belgesinde harcama yetkilisi tarafından belirlenmesine özen gösterilmesinin gerektiği,

- Bazı ihale dosyalarında, ihale komisyonu üyeleri görevlendirilmesi yapılırken, ihale komisyon başkanının belirlenmediği ifade edilerek idare tarafından ihale komisyonu görevlendirilirken kimin başkan olduğunun belirtilmesine özen gösterilmesinin gerektiği,

- Yurt Dışı Geçici Görev Yolluğu ödemelerinin eksik gerçekleştirildiği belirtilerek 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümleri uyarınca ilgili tarafından hak edilmiş bedelin eksiksiz olarak ödenmesine özen gösterilmesinin gerektiği,

yönünde değerlendirme ve tavsiyelerde bulunulmuştur.

Bu çerçevede, dış denetçilerin denetim bulguları ve önerileri dikkate alınarak düzenlenen Üst Yönetici Cevabında:

- İhalelerde, idari ve teknik şartnamelerin hazırlanması için gerekli görevlendirmelerin yapılması ve teknik şartnamelerin imzalı olarak hazırlanması konusunda gerekli özenin gösterileceği,

- Yaklaşık maliyetin hazırlanması için resmî görevlendirmelerin yapılması ve imzalı olarak hazırlanmış bulunan yaklaşık maliyet icmal cetveli ekindeki diğer detay hesap tablolarının da, ilgililerce imzalanması konusunda gerekli özenin gösterileceği,

- İhalelerin yaklaşık maliyeti, Mal Alımları ihalesi Uygulama Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinin 3’üncü fıkrasının (ç) bendine uygun olarak hazırlanmaktadır. Ancak, bundan sonraki ihalelerde yaklaşık maliyetin hazırlanması sırasında rapordaki tavsiye doğrultusunda piyasa koşullarının da mümkün olduğu kadar dikkate alınacağı,

- İhalelerde, ihale doküman satış bedelinin tespitine ilişkin tutanakların üzerindeki tarih hatasından kaynaklanan hatalı işlemin tekrarlanmaması için azami dikkatin gösterileceği,

- Bir ihalede ihale komisyon başkanı sehven "üye" olarak gösterilmiş olup, bundan böyle bu tür hataların tekrarlanmaması için gerekli özenin gösterileceği,

- Bir yurt dışı geçici görev yolluğunun personele ödenmesi sırasında, idaremiz dışında ödemeyi yapan banka tarafından yapılan rapor konusu hatalı (eksik) ödemenin, yine aynı banka tarafından 3 (gün) sonra ilgiliye ek ödeme yapılmak suretiyle düzeltilmiş bulunduğu,

ifade edilmiş ve Dış Denetim Raporunda yer alan öneriler kapsamında gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilmiştir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Slovakya Ulusal Meclisi Başkanı Pavol Paska’nın vaki davetine icabet etmek üzere 7 Kasım 2012 tarihinde Slovakya’ya resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/1030)

 

01/11/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetin; Slovakya Ulusal Meclisi Başkanı Pavol Paska’nın vaki davetine icabet etmek üzere 7 Kasım 2012 tarihinde Slovakya’ya resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6. maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 21 milletvekilinin, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin nedenlerinin ve havzaya yaptığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/388)

 

15/12/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gediz Nehri'nin kirlenme sebeplerinin araştırılarak, Gediz Nehri'nin kirlilikten kurtarılması ve Gediz Nehrinin kirliliğinin havzaya yaptığı etkilerin araştırılarak çözüm yolarının tespiti amacıyla Anayasa'nın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz. 15.12.2011

1) Erkan Akçay                                          (Manisa)

2) Mehmet Günal                                       (Antalya)

3) S. Nevzat Korkmaz                                 (Isparta)

4) Alim Işık                                               (Kütahya)

5) Oktay Vural                                           (İzmir)

6) Oktay Öztürk                                          (Erzurum)

7) Emin Haluk Ayhan                                 (Denizli)

8) Mustafa Kalaycı                                     (Konya)

9) Celal Adan                                            (İstanbul)

10) Yusuf Halaçoğlu                                  (Kayseri)

11) Özcan Yeniçeri                                    (Ankara)

12.İsmet Büyükataman                         (Bursa)

13.D. Ali Torlak                                        (İstanbul)

14.Mustafa Erdem                                    (Ankara)

15.Necati Özensoy                                    (Bursa)

16.Ali Uzunırmak                                      (Aydın)

17.Ali Halaman                                        (Adana)

18.Mehmet Erdoğan                                  (Muğla)

19.Muharrem Varlı                                    (Adana)

20.Atila Kaya                                           (İstanbul)

21.Bülent Belen                                       (Tekirdağ)

22.Sadir Durmaz                                      (Yozgat)

 

Gerekçe: Çevreyi oluşturan öğeler üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin; hava, su ve toprağa karışarak ve zaman içinde yüksek oranda birikmesi sonucu çevre kirliliği meydana gelmektedir.

Yapılan araştırmalar, dünyadaki çevre kirliliğinin yüzde 50'sinin son 35 yılda meydana geldiğini ortaya koymaktadır. 1970'li yıllardan itibaren hızla artan dünya nüfusu, plansız sanayileşme ve sağlıksız kentleşme, verimi artırmak amacıyla kullanılan tarım ilaçları, yapay gübreler ve kimyasal maddelerin kullanımının giderek yaygınlaşması çevre kirliliğine, dolayısıyla çevre sorunlarına neden olmaktadır. Çevre kirliliği ekosistemde doğal dengeyi bozmakta ve bütün canlıların sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır. Bu nedenle, çevre kirliliği ile ilgili uluslararası çeşitli toplantı ve sözleşmeler yapılmıştır. Çevrenin canlılar tarafından taşıdığı önem nedeniyle Birleşmiş Milletler tarafından 5 Haziran Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir.

Kentsel ve endüstriyel kaynaklı atıkların arıtılmadan su ortamlarına bırakılması, sanayi kaynaklı arıtılmayan suyun önemli kısmının tarımda kullanılması, kimyevi gübre kullanımı, tarımsal mücadele ile yapılan ilaçlamalarda; havadaki ilaç zerrelerinin rüzgarla sulara taşınması veya pestisit üretimi yapan fabrika atıklarının durgun veya akarsulara boşaltılması sonucunda da su kaynaklarımız kirlenmektedir.

Kütahya ili Murat Dağı eteklerinden doğup Uşak, Manisa ve İzmir illerinden geçerek İzmir'in Menemen ve Foça ilçeleri arasında denize dökülen 401 km uzunluğundaki Gediz Nehri, Ege Bölgesi için hayati önem taşımaktadır.

Gediz Nehri’nin hayat verdiği 521 bin hektarlık tarıma elverişli alana sahip olan Gediz havzası ülkemiz tarımsal ürün potansiyeli, verimli, geniş, sulanabilir ovaları ve doğal zenginlikleri bakımından Türkiye'nin önde gelen havzalarından biri olup Türkiye'deki toplam tarımsal üretimin yüzde 10'unu üretmektedir.

Bugün için Gediz havzasının en önemli sorunu ekolojik kirliliktir. Gediz Nehri, geçmekte olduğu yerleşim birimlerinde bulunan organize sanayi bölgelerinin ve sanayi tesislerinin endüstriyel zehirli atıkları ve akarsu boyunda bulunan yerleşim birimlerinin kanalizasyon atıklarının arıtılmadan nehre deşarj edilmesi, bilinçsiz tarım ilaçları ve kimyevi gübre kullanımı ile âdeta yok edilmektedir.

Gediz Nehri memba kısmında I. kalite su değerlerine sahip iken Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği Su Kalite Kriterlerine göre Aşağı Gediz havzası için Gediz Nehri evsel artık, sanayi atıkları ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan azot, organik madde ve ağır metaller yönleriyle IV. sınıf su (çok kirli) kalitesine sahiptir. Uluslararası su indeksi kriterlerine göre ise, Gediz Nehri suyu tarım alanı sulama suyu kriterlerinin çok altındadır. Kirlilik derecesi gıda sağlığı açısından da tehlike arz etmektedir. Ayrıca ötrofikasyon nedeniyle nehir tabanında organik maddelerin birikerek metal derişimlerini arttırdığı görülmüştür.

Tarihin en önemli yerleşim havzalarından olan Gediz Nehri bugün için kilometrelerce uzunlukta bir açık kanalizasyon isale hattına dönüşmektedir. Kirliliğin en önemli göstergesi özellikle Nehrin faunasında meydana gelen daralmadır. Nehir flora ve faunasıyla can çekişmekte ve kendisiyle birlikte içinden geçtiği ovayı da ölüme götürmektedir. Kirlenme dolayısıyla Gediz Nehri’nden sulanan binlerce dekar arazi çoraklaşma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Gediz havzasını kirlilikten kurtarmak için 2000 yılında kurulan "Gediz Havzası Çevre İlleri Hizmet Koruma Birliği" ve Gediz havzasında yaşanan çevre kirliliği problemine karşı çözüm önerileri getirmek ve etkin bir mücadele yürütmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan ve Mayıs 2008'de yürürlüğe giren " Gediz Havzası Koruma Eylem Planı" ödenek yetersizliği yüzünden maalesef bugüne kadar gerekli çalışmayı yapamamıştır. Açıklanan bu nedenlerle konunun aydınlığa savuşturularak gereken önlemlerin alınması amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

 

2.- İstanbul Milletvekili Celal Adan ve 19 milletvekilinin, İstanbul esnaf ve sanatkârlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/389)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul Esnaf ve Sanatkârlarının mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemelerde dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. Maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz.

1) Celal Adan                                                           (İstanbul)

2) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

3) Ali Halaman                                                         (Adana)

4) Lütfü Türkkan                                                       (Kocaeli)

5) D. Ali Torlak                                                         (İstanbul)

6) Bülent Belen                                                        (Tekirdağ)

7) S. Nevzat Korkmaz                                               (Isparta)

8) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

9) Mehmet Günal                                                      (Antalya)

10) Muharrem Varlı                                                   (Adana)

11) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

12) Özcan Yeniçeri                                                   (Ankara)

13) Sadir Durmaz                                                     (Yozgat)

14) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

15) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

16) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                       (İzmir)

17) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

18) Sümer Oral                                                         (Manisa)

19) Sinan Oğan                                                        (Iğdır)

20) Ali Öz                                                                (Mersin)

Gerekçe:

Esnaf ve sanatkârlar; genelde ülkemizin, özelde de Türk ekonomisinin bel kemiğini teşkil eden İstanbul'un, ekonomik ve toplumsal hayatının sürdürülmesinde en önemli sosyal ve ekonomik bir katmandır.

Dolayısıyla esnaf ve sanatkârlarımızın İstanbul'da; ekonomik ve sosyal kalkınmanın dengeli biçimde sağlanmasına, bunun ahenkli bir biçimde dağıtılmasına ve sürdürülmesine yaptıkları katkı asla göz ardı edilemez. Şüphesiz ki tüm bunların yanı sıra, işsizliğin azaltılması ve yeni istihdam alanlarının yaratılmasındaki katkılarıyla her zaman umut kapısı olmuşlardır.

Bu anlamda açtıkları veya açacakları yeni işletmelerle ekonomiyi canlandırdıkları gibi, istihdam yaratılmasına, işsizliğin azaltılmasına da yardımcı olurlar. Diğer taraftan da, işyerlerinde yetiştirdikleri nitelikli işgücüyle de; ülkenin nitelikli insan kaynağı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurlar. Fakat kendilerine gerekli yardım ve desteklerin verilmemesiyle beraber, kendi kaderlerine terk edilmişlerdir.

İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği'nin (İSTESOB) Sicil Müdürlüklerine 2010 yılı boyunca yapılan başvurulardan 40 bine yakın esnafın işyerini kapattığı ortaya çıktı.

İflasların sebebini üç maddede topladığımızda: 1- AVM'lerle rekabet edememe, 2- Kayıt dışı çalışanlarla rekabet edememe, 3- Yüksek kiralar. Sicil Müdürlüğünde iflas edenlere yöneltilen sorulara verilen cevaplar da çarpıcı; Yüzde 54'ü AVM'ler ve dev marketlerle rekabet edemediği için dükkânını kapatmış. Yüzde 27'si yüksek dükkân kiraları ve benzeri giderler yüzünden işini terk etmiş. Birde kayıt dışı çalışanlarla rekabet edemediği için işini bırakanlar var ki, bunlarda yüzde 19'unu teşkil ediyor.

- Vergi Usul Kanununun 176 ncı maddesindeki birinci sınıf tüccar, ikinci sınıf tüccar ayırımına, esnaf ve sanatkâr diye bir derecelendirme daha eklenmelidir. Çünkü mevcut haliyle esnaf ve sanatkârlar vergisel ve diğer mali yükümlülüklerde ikinci sınıf tüccar olarak değerlendirilmektedir.

- Esnaf ve sanatkârların işyerini açma tarihinden başlayarak 5 yıl süreyle ticari kazancına sıfır vergi oranı uygulanmalıdır. 5 yıldan sonra ise kademeli oranla vergi uygulanmalıdır. (%5 ile %10)

- Esnaf ve sanatkârların istihdam ettiği işçilerin asgari ücrete tekabül eden kısmından vergi alınmamalıdır.

- Esnaf ve sanatkârların işyerinde kullanılan elektrik, su, doğalgaz giderleri % 50 indirimli olmalıdır.

- Esnaf ve sanatkârlardan alınan sigorta primi azaltılmalı, emekliye ayrılanlardan destek primi kaldırılmalıdır.

- İntibak Kanunu bir an önce çıkarılmalıdır.

- Esnaf ve sanatkârların kredi talepleri karşılanmalı, faiz oranı düşürülmelidir.

Bu bağlamda, İstanbul Esnaf ve Sanatkârlarının mevcut sorunlarının tespit edilmesi, bu sorunların giderilmesi ve yapılacak yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken önlemlerin araştırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisine büyük görev düşmektedir.

Yüce Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için Anayasa'nın 98. Ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. Maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerekmektedir.

 

3.- BDP Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve BDP Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Millî Eğitim Bakanlığının neoliberal ekonomik dönüşüm temelinde belirlediği öğretmen yetiştirme politikalarının neler olduğunun ve ataması yapılmayan öğretmenler sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/390)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Ataması yapılmayan öğretmenler sorununun oluşmasında, Milli Eğitim Bakanlığının neoliberal ekonomik dönüşüm temelinde belirlediği "Öğretmen Yetiştirme Politikalarının" neler olduğunun anlaşılması ve "Ataması Yapılmayan Öğretmenler" sorununa çözüm önerilerinin geliştirilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci İç Tüzüğün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

 Pervin Buldan                                                         Hasip Kaplan

Grup Başkan Vekili                                                   Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Yükseköğretim Kurulu tarafından 1997 yılında "Eğitim Fakültelerinde Yeniden Yapılanma" adlı bir çalışma başlatılmıştır. Bu çalışma ile öğretmen yetiştirme, bazı istisnaları dışında tamamen eğitim fakültelerine verilmiştir. Ayrıca aynı yıl "Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesi" Yükseköğretim genel kurulunun 19.09.1997 tarihli ve 97.8.144 sayılı kararı ile oluşturulmuştur. Bu komisyonun görevleri arasında; "ülkenin önceliklerinin ve öğretmen açığı olan bölgelerin saptanması, her branş için gerekli olan öğrenci sayısının dağılımının yapılması ve öğretmenlerin temini ve istihdamı ile ilgili olarak Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği ve koordinasyon içerisinde çalışmak, yer almaktadır. Milli Eğitim Temel Kanununun 43'üncü maddesinde belirtildiği üzere "Öğretmenlik, Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir" şeklinde tanımlanmıştır. Tüm bu açıklamalarda anlaşıldığı üzere, devlet, bir kamu hizmeti olan eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini yerine getirmek için eğitim fakültelerinde ihtiyaca göre "öğretmen" yetiştirmekle görevlidir. Yetiştirilecek öğretmen sayısı ve bunların istihdamı 1997 yılında oluşturulan "Öğretmen Yetiştirme Türk Milli Komitesi" aracılığıyla YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığının koordineli çalışması ile belirlenecektir. Fakat bu koordinasyonun hiçbir zaman yapılmadığı, bugün sayıları 350 bini geçen ataması yapılmayan öğretmen gerçekliği ile anlaşılmaktadır. Sayın Bakanın yaptığı açıklamalarda "Türkiye olarak biz, öğretmen kaynaklarımızın planlanması ile ilgili bir çalışma yapmış olsaydık, hangi yıl, ne kadar öğretmene ihtiyacımız var, diye düşünseydik belki bu sorunu yaşamayacaktık'' ifadeleri ve "Herkes kendi kabiliyeti ve mesleğine uygun bir şekilde başka işlere de yönelsin, ihtiyacımız şu anda piyasada atama bekleyen insan kadar değildir" sözleri ile komiteyi görmezlikten gelmekte, bakanlık olarak görevinden ve sorumluluğundan kaçmaktadır. Sayın Ömer Dinçer bakanlık görevine ilk atandığında basına yaptığı ilk açıklamasında "Ben bu yıl önceki bakanımızın '55 bin öğretmen alacağız' sözünü yerine getiremediğimiz için tüm öğretmen adaylarından özür diliyorum" açıklamasında bulunarak da kendinden önceki bakanı hiçleştirerek kurumsal sorumluluğunu hiçe saymıştır.

Bugün yüz binlerce öğretmenin atamasının yapılmamasının nedeni Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in açıkladığı gibi "Kamu yönetiminin geleneksel zafiyetiyle alakalı bir husus" değildir. Doğrudan eğitimin piyasalaştırılması ve ticarileştirilmesi ile ilgili, bilinçli ve planlı bir öğretmen yetiştirme politikasının sonucudur. Bugün Milli Eğitim Bakanlığı hiçbir iş güvencesi olmayan, çalışmadığı zaman ücret alamayan, çalıştığında ise ayda 300 TL'ye kadar ucuz iş gücü olarak 60 bin ücretli öğretmeni istihdam edebiliyorsa; bunu, bilinçli bir şekilde, neoliberal ekonomik dönüşümün esnek istihdam politikaları doğrultusunda belirlediği öğretmen yetiştirme stratejileri sonucu yaratmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı öğretmenleri atamamasını, zorunlu hale getirdiği KPSS sınavı ile öğretmen adayının kendi "başarısızlığı!" ve "yetersizliği!" adı altında da meşrulaştırmaktadır.

Başbakan iktidara gelmeden önce 2002 yılında İstanbul mitinginde: "Birçok gencimiz özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı. Ülkede eğitim çökmüş, köy okulları kapanmış, merkezdeki okullar bile öğretmen diye can çekişiyorken sen sınavla öğretmen seçmeye kalkıyorsun. Bıraksana genç öğretmenlerimiz gitsin çalışsın. O kadar sene beklet sonra al, o adamda artık heves kalır mı, öğretmenlik yapabilir mi? Ama inşallah biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek hiç merak etmeyin." ifadelerini kullanmıştı. Bugün gelinen noktada ise 350 binden fazla öğretmen atama bekliyor.

Bugün ataması yapılmayan yüzbinlerce öğretmenin tek istediği eğitim aldıkları alanlarda kadrolu olarak atanmaktır. Fakat Milli Eğitim Bakanı öğretmenlere başka iş bulmalarını önererek kibarca "kapıyı kapatmaktadır". Bakan açıklamaları ile; ataması yapılmayan öğretmenleri yoksulluğa ve işsizliğe mahkûm etmekte, daha fazla kâr elde etme adına güvencesiz ve taşeron çalıştırmayı yaygınlaştırmakta, eğitimi kâr-zarar ilişkisiyle ve tamamen rekabet piyasasına indirgeyerek değerlendirdiğini göstermektedir. Ataması yapılmayan öğretmenler sorununun oluşmasında, Milli Eğitim Bakanlığının neoliberal ekonomik dönüşüm temelinde belirlediği "Öğretmen Yetiştirme Politikalarının" neler olduğunun anlaşılması ve "Ataması Yapılmayan Öğretmenler" sorununa çözüm önerilerinin geliştirilmesi amacıyla bir meclis araştırma komisyonu kurulması önem arz etmektedir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeler bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A)Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 8/10/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in Türkiye cezaevlerindeki sorunlar çözülmediği ve siyasi talepler yerine getirilmediği için başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 1/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 01.11.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, Toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                          İdris Baluken

                                                                           Bingöl

  Grup Başkan Vekili

Öneri:

08 Ekim 2012 tarihinde, Bingöl Milletvekili Grup Başkanvekili İdris Baluken tarafından verilen (1568 sıra nolu), "Türkiye Cezaevlerindeki sorunlar çözülmediği ve siyasi talepler yerine getirilmediği için başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin" araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 01/11/2012 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, lehinde olmak üzere gruplar adına konuşmalar; birinci konuşmacı, Sayın Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevlerinin sorunları, 12 Eylül askerî darbesinin meşhur 5 no.lu Askerî Cezaevinden Mamak’a, Mamak’tan Ulucanlar’a ve şimdi de Şakran’a ve bütün F tipi cezaevlerine, Kandıra’ya, Tekirdağ’a, her tarafa, bugün aynen, aynı baskı ortamı, aynı sorunlar devam ediyor. Bugün, Şakran Cezaevinde, bir adli hükümlü, daha önce cezaevi baskılarını protesto etmek amacıyla bedenini ateşe vermişti ve bugün öldüğü haberi geldi. Adli bir hükümlü bu.

Yine, açlık grevleri bugün 51’inci gününde. İnsanlık, vicdan, adalet, sağduyu, bütün bunların sınavda olduğu saniyeler yaşıyoruz. Bu açlık grevlerinin cezaevi sorunlarıyla ilgisi, siyasi konjonktürle de ilgisi aynı zamanda vardır. Tecridin kaldırılması, yine, ana dilde eğitim gibi hem hukuki hem insani hem siyasi taleplerin, olabilirliği olan taleplerin konuşulması karşısında iktidarın suskunluğundan öte saldırgan bir tutum içine girmesi kabul edilemez.

Mecliste Şırnak Milletvekilimiz Sayın Faysal Sarıyıldız, 15 Ekimde açlık grevine dayanışma amacıyla başlamıştı. Bugün, basın açıklamalarında Mardin Milletvekilimiz Gülser Yıldırım’ın da açlık grevlerindeki tutsakların sağlık durumlarına dikkat çekmek için açlık grevine başladığı açıklaması geldi. Ne diyor? Elli bir gündür açlık grevinde olan tutsakların sağlık durumlarının her geçen gün daha da tehlikeli bir hâl aldığını belirten Yıldırım, bir tutsağın ölümünün tüm insanlığın, vicdanların, adaletin de ölümü olacağını kaydediyor. Yine, Siirt Cezaevinde seçilmiş Belediye Başkanı Çağlar Demirel de açlık grevine başladı. Yani bu açlık grevleri… Sayın Başbakan her ne kadar “1 kişi” diyorsa da Sayın Başbakanın söylediği sözleri aynı dakikalarda Sayın Adalet Bakanı yalanlıyor ve toplam 66 cezaevinde 683 kişinin açlık grevinde olduğunu ifade ediyor.

Bunun dışında, CHP heyetleri dört tane cezaevine gittiler ve Sayın Başbakanın bütün iddialarını yalanladılar, “Orada yiyorlar.” gibi yapılan açıklamaların da gerçeği yansıtmadığını... Bugün Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Bolu Cezaevinde. Bolu Cezaevine de aynı heyet gitmişti, basın açıklamasıyla raporlarını açıkladılar. Sadece onlar değil herkes ayakta, herkes bu kritik anlar karşısında bir çözüm için bir çaba içinde. Bakın, dünyaca tanınmış aydınlar, Noam Chomsky’den Michael Taussig’e, Judith Butler’e kadar, Sayın Büşra Ersanlı’ya kadar herkes yapıcı bir diyalog çağrısında bulunuyor, yapıcı bir diyalog ve Hükûmete uyarıda bulunuyorlar, “Bu insanlık trajedisinde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Adalet Bakanı da şahsen sorumludur, bütün siyasi Hükûmet ve iktidar bu konuda yapıcı diyalog çabası içinde olması gerekir.” diyor. Zorla müdahalenin risklerine dikkat çekiyorlar, 2000’li yıllarda zorla müdahale sonucu 122 kişinin açlık grevlerinde öldüğüne dikkat çekiyorlar. Yine, bu diyalog konusunda çok net görüşler ileri sürülüyor. Türkiye devletine Taussing diyor ki: “Lütfen, bu cesur tutukluların sağlık ve refahı için derhâl harekete geçiniz.” Yine, Butler’in destek mesajında “Türkiye Hükûmeti, yaşadıkları adaletsizliği hayatlarını tehlikeye atarak teşhir eden bu tutuklularla ciddi diyaloğa girmelidir.” diyor.

Burada, aydınlardan sanatçılara, bütün kamuoyunda çok ciddi tepkiler ve çağrılar var. Ben, edebiyatçı Vedat Türkali’nin ve sanatçıların çağrısındaki şu sözlerle Meclisin vicdanına seslenmek istiyorum: “Açlık grevlerini yok sayabilirsiniz, yok saydığınızda burun buruna gelmenize parmak kaldı. Bilinebilen zamanlardaki en masum taleplere sınır tanımaz kibrinizle karşı koyuyorsunuz. Siz, bu yeteneğinizi marifet sayıyorsunuz. İnsan ölümleri kibrinizi okşayan bir sevince dönüşmesin. İnandığınız her ne varsa yaşama hakkı adına orada durun. Yıllar boyu yürütülen inkâr politikalarının aleti olmaya bir son verin. Hiçbir zaman, hiçbir iktidar bu kadar az ve bu denli somut taleple karşılaşmadı, bu talebi karşılayın. Kendinizi bu kadar çok sevmeyin, biraz da insanı sevin. Artık anlayın, insanın direnme gücü karşısında ayakta kalabilen hiçbir iktidar yok. İnsan olmanın korkutucu bir tarafı da yok. İktidarın geçici yürütücüleri, lütfen, insan olun. Tutsaklara kulak verin, kibrinizin tutsağı olmayın. Vücudunu açlığa yatırmış her insan insanlığın direnci ya da ölümüdür. Gecikmeyin. Biz altında imzası olanlar en son ana kadar hak için, adalet için, barış için, özgürlük için konuşmaya devam edeceğiz. Bizden bu kadar uzak kalmayın. Üzmeyin, üzülmeyin. Öldürerek öldürmeyin.”

Evet, Vedat Türkali’nin de içinde olduğu sanatçılar bu çağrıyı yapıyordu.

Hukukçu kuruluşlar da açıklamalarda bulundular. Geçmişte, 12 Eylül askerî darbesi döneminde yapılan hatalara dikkat çektiler, o zaman da “Bunlar gizli gizli yiyorlar.” denilmişti.

Diyarbakır 5 no.lu Cezaevinde açlık grevlerinde ilk ölümler başladı. Sonra Şevket Kazan’ın Adalet Bakanlığı döneminde başladı, Tantan’ın döneminde 2000’li yıllarda başladı ve bu tehdit anlayışı hiçbir zaman çözüm getirmemiştir.

Bakın, kadın aydınlar diğer taraftan ses verirken ne diyorlar? Sayın Yaşar Kemal’in ifadelerine dikkat çekiyorlar “Bizler, bugün, insanların ölüm pahasına talep ettikleri demokrasiler de insan haklarının içindedir. Bir kişinin açlık grevinde ölmesini izlemek acıların en büyüğüdür. Bu, insanlığa yakışmaz. Ölümler engellenemezse vebali hepimizin olacaktır.” açıklamasında bulunuyorlar.

Bütün arkadaşlarımız, milletvekilleri, partililerimiz, kamuoyu bugün ayaktadır. Yine bu taleplerin çerçevesinde 700 olan açlık grevi eylemlerinin bu talepler karşılanmadığı takdirlerde, binlerle, hem içeride hem dışarıda çok daha etkili eylemlerle kamuoyunu sarsacağının, bir gerçeğinin de altını çizmek istiyoruz.

30 Ekimde halk hayatı durdurabilmiştir, durdurabilmiştir. Halkın hayatı durdurduğu eylem tarzı hiçbir demokraside bu kadar da başarılı olmamıştır.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerindeki durum için heyetlerin, milletvekillerinin, insan hakları savunucularının, Türk Tabipleri Birliğinin ve bütün duyarlı insanların çağrısı hepimizin çağrısıdır. Biz, bunu görerek, bilerek bu araştırma önergesini daha 8 Ekim tarihinde Meclise vermiştik. Meclis böylesine önemli konularda araştırma yapamayacaksa Şanlıurfa’da cayır cayır yanan mahkûmların manzaraları da Türkiye’den eksik olmayacaktır.

Size şunu ifade etmek istiyorum ki: Bugün Meclis İnsan Hakları Komisyonunun Bolu’ya gitmesi, 51’inci gününde açlık grevinin, çok geç kalmış bir davranıştır. İnsan hakları konusunda böyle kritik bir aşamaya sarkıtılması bunun kabul edilemezdir.

Bu duygularla, bu talebimize Meclisin duyarlılık göstereceğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

İkinci konuşmacı, aleyhinde olmak üzere, Kastamonu Milletvekili Mustafa Gökhan Gülşen.

Sayın Gülşen, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Kastamonu) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; BDP grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, BDP Grubu dün de benzer bir öneriyi Meclis gündemimize getirmiş ve Meclisimiz Genel Kurulda bunu kabul etmemişti.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Her gün getireceğiz, haberiniz olsun!

MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Devamla) – Biz de her gün reddederiz.

Grubumuz adına ve şahsı adına konuşma yapan hatiplerimiz kabul etmeme gerekçelerimizi dün ifade etmişti. Aynı gerekçelerle grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu bildiriyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gülşen.

Üçüncü konuşmacı, Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk.

Sayın Öztürk, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygı ile selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi, cezaevindeki açlık grevlerinin getireceği can kayıplarının önüne geçmek ve tutsakların siyasi taleplerindeki çözümsüzlüğün derinleşmesini önlemek amacı ile Meclis araştırma komisyonu kurulmasını talep etmektedir. Biz de, Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha önce, cezaevlerindeki yaşanan sorunların, hasta tutuklu ve hükümlülerin içinde bulunduğu koşulların ve sağlık sorunlarının ve bu sorunların nedenlerinin araştırılması, cezaevlerinde yaşamını kaybeden kişilerin olup olmadığının saptanması amacı ile Meclis araştırması komisyonu kurulması talebiyle bir önerge vermiştik.

Değerli arkadaşlarım, cezaevindeki sorunlar, aslında ülkenin içinde bulunduğu sorunlardan ayrı değildir. Cezaevleri bir ülkedeki demokrasi ve özgürlüklerin aynasıdır. Ülkedeki demokrasi ve özgürlüklerin seviyesinin ne olduğunu anlamak için cezaevindeki olayları -bence- anlamak lazım. Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu, demokrasi ve özgürlükler bakımından, bireylerin temel hak ve özgürlükleri bakımından içinde bulunduğu durum, aslında dün Adalet Komisyonunda görüşülen bir kanun tasarısında kendisini hissettirdi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda ülkemiz aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate alınarak bir kanun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine getirildi. Altını kırmızı kalemle çizmek istiyorum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine verdiği ihlal kararlarının yoğunluğu nedeniyle, Hükûmet Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kanun tasarısı getiriyor arkadaşlar. İşte, bu, Türkiye’de insan hak ve özgürlükleri bakımından “İlerleme kaydettik.” diyen Hükûmetin ilerlemelerinin ne olduğunu gösteriyor. Yine, Türkiye’deki temel hak ve özgürlükler Avrupa Komisyonu 2012 Türkiye İlerleme Raporu’nda çok açıkça belirlenmiş. Her ne kadar Anayasa Komisyonu Başkanı bunu yırtıp çöpe attıysa da onun çöpe atmasıyla atılmıyor. Önemli olan, Türkiye’de insan hak ve ihlallerinin oluşmasına neden olan olayları ortadan kaldırmaktır.

Değerli arkadaşlarım, dün, Komisyonda Sayın Adalet Bakanının verdiği bilgiler üzerinden konuşuyorum. 30 Eylül 2012 itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine temel hakların ihlal edilmesi nedeniyle yapılan başvuru sayısı 16.850; bu, AİHM’e yapılan başvurunun yüzde 12’si. Başvuru sayısı bakımından, Türkiye, Rusya’dan sonra 2’nci sırada. Bunları ben söylemiyorum, Adalet Bakanı Sadullah Ergin söyledi. Rusya’daki toplam başvuru yüzde 22. İtalya 3’üncü sırada. Yapılan başvurular sonucunda verilen ihlal kararları bakımından, Türkiye 1’inci sırada, İtalya 2’nci sırada, Rusya 3’üncü sırada değerli arkadaşlarım. Yine, icra edilmeyi bekleyen karar sayısı bakımından, Türkiye 2’nci sırada, İtalya 1’inci sırada; ödenen tazminatlar bakımından Türkiye 1’inci sırada. Freedom House’un 2012 Basın Özgürlükleri Raporu bakımından, Türkiye kısmen özgür ülkeler arasında yani Tanzanya, Zambiya ve Filipinlerle aynı kategoride olan ülkeler arasında. Bu ülkelerde siyasi haklara ve özgürlüklere fazla saygı gösterilmediği çok açıktır. Bu ülkelerde tek parti diğer siyasi aktörleri bastırarak siyaseti domine etmektedir. Aynı rapora göre, Türkiye’de bireysel özgürlükler ve siyasi haklar yönünden 2005 yılına göre hiçbir değişiklik olmamıştır değerli arkadaşlarım. Yine, Associated Press ajansının 2011 Araştırma Raporu’na göre, Türkiye terörle, mücadele yasaları kullanılarak terör suçlamalarıyla mahkûmiyet kararı veren ülkelerin en başında yer almaktadır. 66 ülkede 35.117 mahkûmiyet var; bunun 12.897 tanesi Türkiye’ye ait değerli arkadaşlarım. “Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü”nün 2011-2012 basın özgürlüğü endeksi baz alındığında en kötü ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Türkiye, önceki rapora göre 10 sıra birden gerileyerek 179 ülke arasında, 148’inci sıraya girmiş. Hangi ülkelerle aynı kategoride? Fas, Uganda, Gambiya’nın da gerisinde değerli arkadaşlarım. İşte, 2012 yılında Adalet ve Kalkınma Partisinin ilerlemiş demokrasisinin ilerlemiş hâli burada görülmektedir. Bu kadar bir ülkede temel hak ve özgürlükler ihlal edilmişse, temel hak ve özgürlüklerin ihlali bir kural hâline getirilmişse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Türkiye ihlal kararlarına rağmen bunların gereği yerine getirilmiyor ise elbette ki hapishanede yaşayan insanların da yaşam hakları hiçe sayılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, yaşam hakkı insan haklarının en temeli ve insan haklarının en başında gelenidir. Kişilerin vücut dokunulmazlığı, sağlıklı yaşama hakkı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve uluslararası diğer sözleşmelerle güvenceler altına alınmıştır. İnsanlar özgür olarak yaşamaktayken herhangi bir suçun şüphelisi olarak tutuklanıp, cezaevine girip, tutuklu ya da hükümlü olduklarında sadece hak ve özgürlüklerini kullanma yönünden özgür insana göre eşitsiz duruma düştükleri, insan olma özelliklerinden ise hiçbir şey kaybetmedikleri bir gerçektir. Devlet, koruması altındaki tutuklu ve hükümlülerin sağlık sorunları başta olmak üzere her türlü sorunuyla ilgilenmek zorundadır. Yaşam hakkı, insan haklarının en başında gelenidir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak aslında yaşam hakkını, bir insan hakkı olarak görmekteyiz. Dolayısıyla herkesin siyasi düşüncesi, etnik kökeni, mezhebi, inancı ne olursa olsun herkesin yaşam hakkına saygı duyması gerektiğini düşünmekteyiz. Ama öbür taraftan da bu en temel insan hakkı olan yaşam hakkının birtakım taleplerin gerçekleşmesi konusunda pazarlık unsuru olarak kullanılması ve birtakım taleplerin gerçekleştirilmesinin yöntemi olarak ele alınmasının da doğru olmadığını düşünüyoruz.

Siyaset sorunları çözmek için vardır. Dolayısıyla, bugün halkın sorunları çözmek için gerekli olan kamu gücünü kullanma yetkisini verdiği Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, ülkedeki sorunlarda “Bu sorun benimdir, bu sorun muhalefetin sorunudur.” diye ayrım yapmaksızın halkın kendisinin verdiği -sorunları çözmek için gerekli olan- devlet gücünü kullanarak sorunları barış içerisinde çözmek zorundadır. Sorun ne olursa olsun, sorun çözmüş olmak için sorun çözülmez. İnsanların -demin de söyledim- temel yaşam hakkına saygı göstererek sorunları çözmek durumundadır.

Cezaevlerinde de bugün siyasi taleplerin karşılanması amacıyla da olsa, başka amaçlarla da olsa yaşanan bir acı gerçek vardır. Mahkûmlar açlık grevi yapmaktadırlar. Dolayısıyla, siyasi iktidarın bu sorunu çözme görevi vardır. Bu sorunu görmezlikten, duymazlıktan gelemez. Refleksini kaybetmiş her varlık izmihlale mahkûmdur değerli arkadaşlar. İnsan yaşamının sona ermesini canlı şekilde seyreden bir sistemin soruna çare arayışına girmemesi bir refleks yoksunluğudur. Eğer “Refleksimiz var.” diyorsanız, soruna çareyi bulmak mecburiyetindesiniz, hatta mahkûmsunuz. Aksi hâlde, izmihlal sizin için de, AKP için de kaçınılmaz bir kader olacaktır.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Aleyhte olmak üzere son konuşmacı Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

BDP aynı konuda dün de grup önerisi vermişti ve Genel Kurulun oylarıyla o grup önerisi reddedildi, reddedilen bu öneri bugün de yine Meclis Genel Kurulunun gündemine getirildi.

Grup önerisiyle, cezaevlerindeki sorunların çözülmediği ve siyasi taleplerin yerine getirilmediği gerekçesiyle açlık grevleriyle ve toplu isyan yoluyla bu talepleri görünür kılmak, cezaevi koşullarına yönelik farkındalık yaratmak amaçlandığı belirtilmekte. Bugün itibarıyla, 34 cezaevinde 300’ü aşkın hükümlü ve tutuklunun katılımı ile süresiz, dönüşümsüz açlık grevi eyleminin devam ettiği açıklanmaktadır. Söz konusu eylemlerin sona erdirilebilmesi ve can kayıplarının önlenebilmesi amacıyla konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirilerek Meclis araştırması açılması talep edilmektedir. Öneride bahsedilen olaylar ve rakamların doğru olmadığını öncelikle belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, grup önerisinde bahsedilen cezaevi şartlarıyla ilgili olarak “Geçmişte ne idi? AK PARTİ hükûmetleri döneminde nereye gelindi?” öncelikle bunu bir ortaya koymakta fayda var.

2002 yılında, ülkemizde toplam 528 ceza infaz kurumu bulunmaktaydı. Ceza infaz kurumları, kalabalık koğuş sistemine göre inşa edilmişti. Bu yapı ise isyan ve firar girişimleri, haraç alma, kurum içinde sorgulama ve cezalandırma, diğer hükümlü ve tutukluları ölüm orucu veya açlık grevine zorlama, personele saldırı, pankart ve afiş asma, terör eğitimi yapma, duruşmaya göndermeme gibi olaylara zemin hazırlamaktaydı.

Bugün itibarıyla, ülkemizde toplam 377 ceza infaz kurumu bulunmaktadır. On yıllık AK PARTİ İktidarında, her alanda olduğu gibi ceza infaz sisteminde de önemli yenilikler, iyileşmeler gerçekleştirilmiştir. Öncelikle, ceza infaz kurumlarında yaşanan sorunları çözmek için mevzuat, fiziki yapı, insan kaynakları konularında ihtiyaç duyulan çalışmalar yapılmıştır. İnfaz mevzuatındaki değişikliklerle, hapis cezasına seçenek yaptırımlar ile erteleme imkânı, ceza infaz kurumlarının, bağımsız kurullar aracılığıyla denetimi, ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilen her türlü işleme karşı yargı denetimi, ceza infaz kurumlarında görev yapan personelin eğitimi konularında düzenlemeler yapılmıştır. Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezaların infazıyla hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla hükümlünün cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilme imkânı getirilmiştir. Ceza infaz kurumunda bulunup da koşullu salıverilmesine bir yıl ve daha az süresi kalan hükümlülerin denetimli serbestlik tedbiri altında yeniden topluma kazandırılması amaçlanmış ve yasa değişikliğinden yaklaşık 20 bin kişi yararlanmıştır.

Hükümlülerin Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılmaları Hakkındaki Yönetmelik’te değişiklik yapılarak iyi hâlli hükümlülerin topluma kazandırılmalarının sağlanması için kapalı ceza infaz kurumlarından açık ceza infaz kurumlarına geçişleri kolaylaştırılmıştır.

Üçüncü yargı paketiyle adli kontrolün kapsamı genişletilerek, adli kontrol tedbirinin uygulanabilmesi için öngörülen üç yıllık üst sınır kaldırılmış, tüm suçlar yönünden adli kontrol uygulama imkânı getirilmiştir. Bazı tedbirler yönünden hükümlü ve şüphelilerin elektronik izleme sistemiyle tutuksuz olarak takibine imkân sağlanmıştır. 2002’den bugüne kadar Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi standartlarını karşılamayan 208 ceza infaz kurumu kapatılmıştır. Bu kapsamda 2017 yılına kadar da 197 ceza infaz kurumunun kapatılması planlanmaktadır. 2002-2012 yılları arasında 50.737 kişi kapasiteli 68 cezaevi açılmıştır. 2002’den bu yana toplam 73 adet ceza infaz kurumu tamamen oda sistemine dönüştürülmüştür. Ayrıca bu ceza infaz kurumlarında büyük onarımlar yapılarak fiziki zafiyetleri giderilmiş, banyo, tuvalet, mutfak ve yemekhaneleri yenilenmiştir.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – 10 bin Kürt niye cezaevinde, niye? Onu anlat, boş ver bunları. 10 bin Kürt niye tutsak?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Oraya da geleceğim Sayın Milletvekilim, dinlerseniz. Cezaevindeki şartlar neydi, ne değildi, bunu bir ortaya koyalım ve sizin önerinize de geleceğiz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bine yakın kişi ölüm sınırında, sizin konuştuğunuza bak! Ayıptır ayıp. (BDP sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 20 adet ceza infaz kurumuna iş atölyesi, kapalı-açık spor alanları, kültürel faaliyet sahaları olan ek üniteler inşa edilerek faaliyete geçirilmiştir. 2009 yılında Sağlık Bakanlığıyla yapılan protokol çerçevesinde ceza infaz kurumlarındaki sağlık hizmetleri Sağlık Bakanlığı tarafından yerine getirilmeye başlanmış, yeni sağlık üniteleri açılmış, kişisel bakımlarını karşılayamayan hükümlüler için rehabilitasyon merkezi açılmış, kampüs şeklindeki ceza infaz kurumlarına elli yüz yatak kapasiteli devlet hastanesi projelerinin uygulanmasına başlanmıştır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Öyle bir anlatıyorsunuz ki, siz de gidin yatın o kadar lüksse!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Çocuk cezaevleri, içinde banyo ve tuvaleti bulunan, yirmi dört saat esasına göre iyileştirme memurunun görev yaptığı, zaman zaman aileleriyle de kalabilecekleri misafirhanelerin bulunduğu tek kişilik oda sistemine sahip cezaevleri oluşturulmaya başlanmıştır. Cezaevlerinde görüşmelerin ana dilde yapılabilmesi için gerekli mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır.

Cezaevlerindeki yenilikler hükümlü ve tutuklular lehine yapılan iyileştirmeler bu derece net iken terör örgütlerinin talimatlarıyla cezaevlerinde açlık grevlerinin başlatılmasının cezaevlerindeki koşullarla uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır. Terör örgütünün talimatı çerçevesinde başlatılan bu eylemlere destek verenler aslında terör örgütlerinin maşalığını, sözcülüğünü yapmakta olup halkın iradesi yerine silahlı terör gruplarına dayanmaktadırlar.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Ne yapsınlar, ölsünler mi, onu mu demek istiyorsunuz? Açıkça söyleyin, sahtekârlık yapmayın.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Demokrasi adını parti adına ekleyenlerin terörle iç içe, omuz omuza, kucak kucağa olduğu görüntüler hâlâ hafızalarımızdadır. Şimdi de aynı kişiler teröristbaşlarının verdiği talimatlar gereği sokakları hareketlendirmeye çalışmaktadırlar. PKK, KCK’nın yayın organlarında yer alan bildirilerin tamamı BDP sözcülerince dillendirilmektedir. Kandil’den ne söyleniyorsa BDP sözcüleri de aynı şeyi söylemektedirler. Halkın iradesini esas alıyorsanız terör örgütlerinin değil halkın sesine kulak vermemiz gerekir.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Halk bize oy verdi, bizi dinleyin o zaman.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Halka ölüm emri vermek bir siyasi partiye yakışmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Ölüm emrini BDP vermemiştir, konuyu saptırmayın. Bir şey yapmıyorsunuz, oradaki insanların iradesine saygı gösterin.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Sayın Başbakanımızın ifadesiyle halka “Açlıktan ölün.” talimatı verirken Kızıltepe’deki kuzu kebabının da açıklamasını yapmak zorundasınız. (BDP sıralarından gürültüler)

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Ayıp yani.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Utanın, utanın!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Maalesef, üzülerek söylüyoruz ki: “Terörle sarmaş dolaş hâle gelen BDP artık ölüm emirleri veren bir siyasi harekete dönüşmüş durumdadır. Son zamanlarda gerçekleştirmeye çalıştığı eylemlerde, attığı adımlarda, uygulamaya koymaya çalıştığı stratejilerde başarılı olamayan terör örgütünün suç mekanizması olarak kullandığı insanları şimdi de ölüm orucu ve açlık grevi yaptırarak imha etmek istemesini özellikle Kürt kökenli vatandaşlarımızın dikkatine sunmak istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sen ne yapıyorsun sen, onu söyle bakayım. Vicdanın körleşmiş.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bölge çocuklarını dağa kaldırarak onları ailelerinden koparan, bölgeye yapılan yatırımları engellemeye çalışan, öğretmenleri, sağlık görevlilerini kaçıran, hastane inşaatında, havaalanı inşaatında, yol, baraj inşaatlarında çalışan iş makinelerini ateşe veren, okulları yakan terör örgütünün bölge halkına zulmettiğini…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen devletsin, engelle o zaman.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …bütün dünya artık görmektedir, Kürt kökenli vatandaşlarımıza zulmeden bu terör örgütüne iktidarıyla muhalefetiyle hep birlikte karşı durmalıyız.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sen 3 Kasımda Diyarbakır’a gel, Diyarbakır’da söyle bunları. Biz 3 Kasımda Diyarbakır’dayız, oraya gel.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – AK PARTİ’nin on yılda gerçekleştirdiği demokratikleşme adımları ortadadır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Nerede, nerede?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bölgeye gel bakayım, bölgeye!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bölgenin ekonomik kalkınması için yapılan devasa yatırımlar ortadadır. Terör örgütünün ve onun siyasi uzantılarının da ne yapmak istediği açıktır. Onların derdi bölge insanının huzura kavuşması değildir. Onların derdi kardeşlik değildir. Onların derdi millî birlik ve kardeşlik içerisinde bölgenin daha fazla imarı, daha fazla kalkınması değildir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – 3 Kasım da Diyarbakır’a gel. Biz Diyarbakır’dayız. Orada söyle. Bölgeye gel, bölgenin gerçeğini gör.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sen kaç defa gittin o bölgeye, hayatında gittin mi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Cesaretin varsa git orada konuş!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Onların derdi barış değildir, onların derdi demokrasi hiç değildir. Yanlış yoldan dönmeleri hepimizin dileğidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Grup önerisi, terör örgütü elebaşılarının talimatlarının Meclis gündemine taşınması çabasından başka bir şey değildir. Bu nedenle BDP grup önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET TÜRK (Mardin) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türk, buyurun efendim.

İki dakika…

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET TÜRK (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birkaç günden beri Sayın Başbakanın gündeminden düşmeyen bir “kuzu kebap” olayı var. 17 Temmuz tarihinde Grubumuz Mardin’de bir toplantı kararı almıştı. O toplantıdan sonra, bir Mardin Milletvekili olarak, bir akşam da arkadaşlarımı köye davet ettim, yemek yedik. O dönemde açlık grevi yok, bir şey yok. Doğal olarak misafirlerim var, arkadaşlarım, ben Mardin Milletvekiliyim ve köyümde yemek veriyorum.  Şimdi, bu kadar basit bir olayı Türkiye gündemine taşımak gerçekten Başbakana yakışmıyor.

Şimdi, Sayın Başbakan tutarsızlık içinde. Bir tarafta ölüm oruçlarının müsebbibi olarak bizleri gösteriyor, diğer tarafta bunların, işte yiyip içtiklerini böyle bir durumlarının olmadığını, açlık grevinin de olmadığını söylüyor. Şimdi burada şüpheye düşüyorum, Sayın Başbakanın acaba ruh hâli nedir?

Bilirsiniz, lll.George, İngiltere’de, delirdiği zaman, yine bürokrasiye, bakanlarına talimatlar veriyordu. Hyde Park’ta bir ağaca Prusya Başkanı olarak sarıldığı zaman, o zaman da bunun ruh hâlinin bozuk olduğunu ve görevden alındı.

Şimdi, Sayın Başbakan zalim bir insan değil, dindar bir insan. Bu nedenle, onun bir zalim olduğuna inanmıyorum ama ruh hâli bozuk.

Adamın biri kaza geçirmiş, patronu soruyor “Durumun nedir?”, “Çok iyi” diyor. Diyor ki: “Yalnız birkaç malzeme…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Başkan, bir iki daha verirseniz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Toparlasın…

AHMET TÜRK (Devamla) – Diyor ki: “İyi durum. Bir şase gönderin, bir karbüratör gönderin, bir motor gönderin ve bir kaporta gönderin.”

Sayın Başbakanın şasesi eğrilmiş, kaporta paramparça, motor çalışmıyor, elinde tek o direksiyonun simidi kalmış. Aslında, Türkiye Büyük Millet Meclisi de Sayın Başbakanın bu ruh hâlini çok iyi görmek gibi bir sorumluluk taşımaktadır. Bence bugün yargılanması gereken, sorunlara yanıt vermesi gereken Sayın Başbakanın kendisidir. Âdeta ölümleri teşvik eden ve bugün bu durumun bu noktaya gelmesine neden olan Sayın Başbakanın bu tavrıdır. Ben Sayın Başbakanın bu tavrını kınıyorum.

Saygılar sunuyorum (BDP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, konuşmacı sataşmadan dolayı söz aldı ama Sayın Başbakana edep dışı hakaretlerde bulundu, izin verirseniz cevap vereyim.

AHMET TÜRK (Mardin) – Ben kimseye edep dışı hakarette bulunmam, hiç kimseye öyle bir şey yapmam.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Başbakana, kendi evinde yemek yenilen bir milletvekili olduğu için cevap verdi Sayın Elitaş.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

 

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mardin Milletvekili Ahmet Türk’ün AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yani konuşurken, başkalarını eleştirirken sütten çıkmış ak kaşık gibi buraya gelip, kendisini melek gibi ortaya çıkarıp göstermeye çalışan, bütün ölümlerden, şehitlerden…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz insanız insanız, melek değiliz, melek iddiamız yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …sorumluluğu Başbakanın üzerine atma vicdansızlığını gösteren bir süreçle, tutumla karşı karşıyayız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İhalelerden başka ne yapıyorsun! İhalelerden başka bir şeyle uğraşmıyorsunuz. On yıldır iktidardasınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz hapishanedeki gençleri zorla, tehditle, farklı farklı yöntemlerle ölüm orucuna veya grev orucuna zorlayarak, onları o şartlar hâlinde ölüme mahkûm ederken, onları teşvik ederken, onları ölüm orucuna tahrik ederken…

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Tek bir tutuklu, BDP’nin talimat verdiğini söylesin, milletvekilliğinden istifa ederiz. Ayıp ayıp! Tek bir kişi söylesin!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Kaç cezaevine gittin? Tek bir tutukluyla görüştünüz mü?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şurada söyleseniz, deseniz ki: “Ey mahkûm kardeşler, ölüm orucuna gerek yok, biz siyaset yaparak, konuşarak bunları çözmek için gayret gösteriyoruz.” deseniz bu iş bitecek ama dağdakileri ölüme sevk ediyorsunuz, hapishanelerdekileri ölüme tahrik ediyorsunuz, teşvik ediyorsunuz. Buradan da kalkıp insanlıktan söz ediyorsunuz. İnsanları ölüme tahrik ederek, insanları ölüme teşvik ederek ve zorlayarak, tehdit ederek, ölmesi imkânını vererek insanlıkla alakalı bir durum değildir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kaç tutukluyla görüştünüz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şunu açıkça söylüyorum…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Ayıp ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kürt soylu vatandaşlarımıza söylüyorum: Bunlar sizin temsilciniz değil.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hadi oradan!..

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bunlar kendi saltanatlarının temsilcisidir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hadi oradan!.. Sen nereden oy aldın, ben de oradan oy aldım. Hadi oradan!.. Hadi bakayım!..

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Kendi menfaatlerinizi yerine getirebilmek için, kendi saltanatını sürdürebilmek için o Kürt gençlerinni delikanlılarını ölüme sürüklüyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Senden mi aldık tezkereyi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bırakın artık, vazgeçin! Mübarek günleri geçtik. O süreç içerisinde o yavruların ölmesine müsaade etmeyin.

Okulları yakıyorsunuz, öğrencilerin okula gitmelerini engelliyorsunuz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ya, onları niye hapse koydun, niye?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yapılan yatırımları durdurmaya çalışıyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne alakası var? Sapla samanı karıştırıyorsun. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sadece zevküsefanızı sürebilmek için o gençleri ölüme terk ediyorsunuz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ayıp ya! Ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A)Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, 8/10/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken’in Türkiye cezaevlerindeki sorunlar çözülmediği ve siyasi talepler yerine getirilmediği için başlayan süresiz dönüşümsüz açlık grevlerinin araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 1/11/2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Teşekkürler.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Karar yeter sayısı da istiyoruz aynı zamanda.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var; elektronik cihazla oylama yapacağız.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Gündemin kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işler kısmına geçiyoruz.

1’inci sıradan yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

 

3’üncü sırada yer alan, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336)(X)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 336 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu teklifle ilgili görüşmeye geçmeden bir konuyu Genel Kurulun dikkatine sunmak istiyorum.

336 sıra sayılı Teklif salı günü saat 14.40’ta Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna intikal etmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna teklif intikal eder etmez kişisel konuşmalarda talepte bulunmak amacıyla Kanunlar Kararlar Müdürlüğüne başvurduk ancak oradan aldığımız yanıt ta saat 14.00’te Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu başvurularını yapmak suretiyle konuşmaları kapatmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna sıra sayısının erkenden gönderilip Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna -belki diğer siyasi parti gruplarına da, bilemiyorum- geç gönderilmiş olması gibi bir tablo ortaya çıkmaktadır. Sıra sayısı bütün siyasi parti gruplarına aynı anda dağıtılmalı ve aynı anda siyasi parti grupları talepte bulunabilmelidir. Bunun aksine bir uygulama doğru değildir. Bu nedenle bu teklifin bugün görüşülme imkânı yoktur. İç Tüzük’ün 42’nci maddesine açık bir aykırılık söz konusudur.

BAŞKAN – Sayın Başkanım, bana verilen bilgilere göre, söz talepleri sıra sayısı dağıtımı için talimat verildiği andan itibaren alınıyormuş. 336 sıra sayılı Teklif salı günü saat 14.00’te dağıtılmış, aynı saatte verilen söz talepleri kabul edilmiş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de grubumuzdaki çizelgeden bunu takip ediyorum. Grubumuza gelen bütün sıra sayıları hangi gün, hangi tarihte, hangi saatte geldiyse not edilir, titiz bir şekilde biz bunu takip ederiz. Bizim grubumuza bunun intikal saati, saat 14.40’tır. Şimdi siz genel bir kuralı söylüyorsunuz, genel kurala göre bir uygulamadan söz ediyorsunuz. Bunun bize intikal ettiği saat 14.40’tır.

BAŞKAN – Burada da saat “14.00” deniyor zaten.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bize 14.40’ta geldi. Ben de öyle ifade ediyorum, olmayan bir şeyi benim gündeme getirme imkânım yoktur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bütün gruplara aynı saatte mi gitmiş efendim?

BAŞKAN – Aynı saatte gitmiş, saat 14.00’te.

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis Başkanlığının bu konuda yazılı bir tespiti var mı acaba?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani “Bir yazılı tutanak var mı? Kime teslim edildi, hangi saatte teslim edildi?” şeklinde bir tespiti var mı acaba Kanunlar Kararlar Müdürlüğünün?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yoksa trafikten dolayı mı gecikme var?

BAŞKAN – Genel Evrak dağıtıyormuş, “Oradan getirtip bakabiliriz.” diyorlar efendim. Zimmetle dağıtılıyormuş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – O zaman ara verelim, bakalım efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bugüne kadarki yapılan bütün uygulamalar bu usulde devam etmiştir. Bastırılıp dağıtıldığı andan itibaren grup teşkilatı, grup müdürleri bu konuyu takip ederler, müracaat ederler ve söz haklarının taleplerinde bulunurlar. Bu aynı şekilde devam etmiştir, bundan önceki süreçte de olduğu gibi bu da yapılmıştır. Yapılan işlemde herhangi bir usule aykırı durum söz konusu değildir. Nitekim 42’nci maddede zaten bu konuyla ilgili herhangi bir düzenleme yoktur, bastırılıp dağıtılacağıyla ilgili konuyu düzenlemiştir. Kimin sözü ne zaman alacağıyla ilgili, hangi saatte gideceğiyle ilgili İç Tüzük’te mevcut değildir.

BAŞKAN – Sayın Vural, bir şey söyleyecek misiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, tabii, yani bilemiyorum saat 14.00’te dağıtılmış, 14.00’te de söz talebi gelmiş mi? Çok…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani saat 14.00’te bu dağıtılıyor, aynı anda 14.00’te eğer söz talebinde bulunuyor ise burada bir terslik var herhâlde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir şey var orada.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani Kanunlar Kararlardan 14.00’te çıktı, o anda Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna mı verildi acaba oradan anında?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, belki bilmiyorum, trafik sıkışmış olabilir, gecikme ondan kaynaklanabilir belki.

BAŞKAN – Şimdi bana verilen bilgi, “Bazı görevliler orada bekliyor.” diyor. O anda alabiliyor, diğerlerine gönderiliyor zimmet kanalıyla.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – O zaman gruplara aynı anda bir teslim söz konusu değil. Burada bir eşitlik yok, eğer birisine kapıda teslim ediliyor, diğerine de 500 metre ötedeki ofise gidilerek teslim ediliyor ise dağıtım aynı anda başlamıyor demektir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ya da hep o kapıda yatalım isterseniz Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bence trafikten dolayıdır efendim, orada…

BAŞKAN – Efendim, “Rutin uygulama böyle.” diyorlar ama grup başkan vekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Orada, komisyonda bastırılıp dağıtıldıktan sonra elden teslim alma imkânları mevcut. Bizim arkadaşlarımız elden teslim alırken müracaatlarını yapmışlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Kanunlar Kararlar Müdürlüğü, Meclis Başkanlığı bütün siyasi parti gruplarına aynı anda teslim etmekle yükümlüdür. Hiçbir siyasi parti grubuna avantaj sağlayamaz, bu mümkün değil.

BAŞKAN – Doğrudur.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, görüşülmesi mümkün değil, İç Tüzük’e aykırı bir tablo var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, biz de bir bakalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir ara verip…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usulle alakalı herhangi bir durum söz konusu değil. Söz alıp sırasını… Milletvekilleri oraya müracaat edip sıralarıyla ilgili, bir kanun tasarısının görüşmesini engelleyecek durum söz konusu değil. Gruplar adına konuşma imkânları mevcut.

BAŞKAN – Sıra konusunda önemli bir şey oluyor mu Sayın Başkanım? Yani burada zaten gruplar söz haklarını sıraya yazmışlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, kişisel konuşmalar. Konu olan o.

BAŞKAN – Ha, kişisel konuşmalardan söz ediyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, tabii.

BAŞKAN – Şimdi, isterseniz şöyle yapalım, müsaade ederseniz: Biz konuşmalara devam edelim, kişisel konuşmaların nasıl yapıldığına dair de sözünü ettikleri şeyi getirtip bakalım, böyle bir şey yapılmış mı yapılmamış mı, ona göre hareket ederiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tespiti yapın, ondan sonra usul…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir ara verin, bir tespite bakalım efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, genel üzeri konuşmalarda zaten gruplar adına konuşulacak. Kişisel konuşmalarla ilgili durumda eğer bir yanlışlık varsa onu değerlendiririz. Kanun görüşmelerini engelleyecek bir durum söz konusu değil.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, kişisel konuşmaların bu şekilde dağıtılması mümkün değil. Sayın Başkanlığınızın bunu normal bir uygulama gibi Genel Kurula anlatmasını ben üzüntüyle karşılıyorum. Bütün siyasi parti gruplarına bu dağıtım aynı anda yapılmak zorundadır.

BAŞKAN – Hayır efendim. Şöyle diyorum, şimdi, bakınız, Sayın Başkan, Sayın Hamzaçebi benim söylediğim şu: Gruplar adına konuşmalar var, şahıslar adına varsa, nasıl dağıtıldığını izah ettiler, gerekirse bu konuşmalar devam ederken de buna bakabiliriz. Müsaade ederseniz devam edelim. Gruplar adına konuşmalar devam ederken getirelim, o zaman ara verip hep beraber bakabiliriz, nasıl yapılmış ona göre hareket ederiz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, o zaman “Devam edelim.” derseniz usul tartışması talebinde bulunacağım.

BAŞKAN – Buyurun efendim. Buyurun, usul tartışması açıyorum.

Lehte, aleyhte...

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben aleyhte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte.

BAŞKAN – Lehte Sayın Elitaş, aleyhte Sayın Hamzaçebi. Öyle mi efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet.

Sayın Haydar Akar aleyhte.

BAŞKAN – Lehte olmak üzere Sayın Mustafa Elitaş, buyurun efendim.

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 336 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun siyasi parti gruplarına aynı zamanda dağıtılmadığı ve söz talepleri konusunda sıkıntı yaşandığı gerekçesiyle bu kanun teklifinin görüşülmesinin İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadarki yapılan bütün işlemlerin bugün maalesef farklı bir şekilde algılandığını görüyoruz yani on yıldır milletvekiliyim, altı yıla yakın bir süredir grup başkanvekilliği yapıyorum, nasıl bir süreç işliyorsa o sürecin aynı şekilde devam ettiğini ve ilk defa söz sırası isteme konusunda bir usul tartışmasıyla karşı karşıya kaldığımızı üzülerek görüyorum.

Kanun tasarı ve tekliflerinin, komisyondan, işi bittikten sonra bastırılıp dağıtılmasının, bu elden de teslim alınabilir veya grupların makamına da gönderilebilir ki bundan önceki süreçte, Milliyetçi Hareket Partisi, BDP, Cumhuriyet Halk Partisi grup yönetiminden arkadaşlarımız, bastırılıp dağıtılma işlemini kim, hangi yasa üzerinde ilgiyle izliyorsa, konuşmasını arzu ediyorsa, gidip oradan alırlar ve genellikle de bunlar aynı zamanda müracaat ettiklerinden dolayı, grup başkanvekilleri bir araya gelir, “Kura mı çekelim, aksi hâlde bunu paylaşalım mı?” derler.

Şimdi, biz dün bu konuyu da konuştuk ama Sayın Grup Başkanvekiline herhâlde bu konu intikal ettirilmemiş. Eğer öyle bir şey varsa, biz arkadaşlarımızın bir tanesini çekeriz, size veririz. “İki parti bunda müracaatını yapmış, biz önce gitmişiz.” diye söyledik. Yani bunu bir usul tartışması yapmanın bir manası olduğunu da düşünmüyorum. Nasıl ki elden alma imkânı varsa bizim arkadaşlarımız elden almış, milletvekili arkadaşlarımızın orada müracaatlarını vermişler ve usulüne uygun bir şekilde bu iş yapılmış. Cumhuriyet Halk Partisi arkadaşlarımız, dün grup adına konuştuğunu tahmin ettiğim bir arkadaşım “Böyle böyle o konuşmalarla ilgili sizin arkadaşlarınız müracaat etmiş, mümkünse bunu yapar mıyız?” deyince biz de “Yarın görüşelim.” dedik. Ama şu anda o arkadaşımızın burada olmadığını görüyorum.

Usule aykırı herhangi bir hareket yoktur, görüşmelerini engelleyecek bir durum da söz konusu değildir çünkü siyasi parti gruplarının gruplarıyla ilgili konuşma haklarını hiç kimse engelleyemez, İç Tüzük bunu net bir şekilde ifade etmiştir. Her siyasi parti yirmişer dakika konuşma hakkına sahiptir. Sayın Başkanın uygulamasının doğru olduğunu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

Aleyhte olmak üzere Sayın Akif Hamzaçebi.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu İhale Kanunu’nda değişiklik öngören teklif salı günü sıra sayısına dönüştürülerek gruplara ve milletvekillerine dağıtıldı. Kural olarak bu dağıtımın bütün siyasi parti gruplarına aynı anda yapılması gerekir çünkü kişisel söz talepleri dağıtıldığı andan, o dağıtımın gruplara intikal ettiği andan itibaren yapılabiliyor. Dolayısıyla, Meclis Başkanlığının “Biz bunu 14.00’te dağıtıma çıkardık, isteyen gelip kapıdan alır, isteyenin grubuna götürürüz, teslim ederiz.” şeklindeki açıklaması doğru değil, gerçekçi değil daha doğrusu. Elbette isteyen gelip alabilir ama öbür siyasi parti grubuna siz bunu yirmi dakika, kırk dakika sonra teslim ettiyseniz o teslim saatini esas alarak kişisel konuşmaları dağıtmanız veya ona ilişkin başvuruları almanız gerekir.

Şimdi teklifi görüşeceğiz. Teklif bugüne kadar Kamu İhale Kanunu’nda yapılmış olan değişikliğin 26’ncısını oluşturuyor. Kamu İhale Kanunu Ocak 2002 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girdi, o tarihten bu yana 25 değişiklik yapıldı. Bu 25 değişikliğin sadece 1 tanesi Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinden önceki Hükûmet tarafından yapıldı, kalan 24 değişiklik Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından yapıldı. Bu, AKP’nin yaptığı, yapacağı 25’inci değişiklik.

AKP’nin, nedense Kamu İhale Kanunu’na bir merakı var ve yapılan değişiklikler sürekli, istisna ve muafiyetleri genişletme yönünde, birtakım ihalelerin ihalesiz, rekabete açık olmayan bir şekilde yapılması yönünde. Teklif biraz daha farklı bir hususu düzenliyor ama o da aynı kapsamda değerlendirilebilecek bir olaydır. Ona ilişkin görüşlerimizi de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …ifade edecektim.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Lehte olmak üzere Sayın Ahmet Aydın, Adıyaman.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanlık Divanının tutumunun lehinde söz almış bulunuyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii, burada Meclisin çalışma programı, takvimi, trafiği elimizdeki İç Tüzük ve Meclis teamüllerine göre yürür. Mecliste de bugüne kadar hem İç Tüzük gereği hem Meclis teamülleri gereği, bugünkü gündeme gelecek konu, daha önceki dönemlerde de olduğu gibi, aynı şekilde gündeme gelmiş bulunuyor. Aslında bir aksilik, bir noksanlık yok.

Salı günü bu konuyla ilgili dağıtım saat 14.00’te yapılıyor ve her zaman olduğu gibi, saat 14.00’te dağıtımdan itibaren şahsi söz talepleri veriliyor. Burada bizim arkadaşlarımızın bir eksiği, bir gediği yok, vaktinde söz taleplerinde bulunmuşlar. CHP de galiba biraz bir eksiklik olmuş, saat 14.40 gibi gecikmeli olarak söz taleplerinde bulunmuşlar. Dolayısıyla, AK PARTİ Grubu şahsi söz taleplerini almış bulunuyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Her zaman olduğu gibi.

AHMET AYDIN (Devamla) - Her zaman burada da böyle yapılıyor değerli arkadaşlar.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Her zaman öyle oluyor Başkan. Hep size mi denk geliyor?

AHMET AYDIN (Devamla) - Buradaki söz taleplerinde de Meclis Genel Kurulundaki ani söz taleplerinde de önce davranan söz talebini alıyor. İşin doğasında da bu, İç Tüzük de bunu bize emrediyor, Meclisin teamülleri de bunu gerektiriyor.

Dolayısıyla, Başkanlık Divanının tutumunda hiçbir anormallik yok, hiçbir problem yok. Vaktinde, saatinde dağıtım yapılmış salı günü saat 14.00’te. Dağıtım yapılır yapılmaz da söz taleplerinde bulunulmuş.

Dolayısıyla, Başkanlık tutumu lehinde olduğumuzu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Aleyhte olmak üzere Sayın Haydar Akar, buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, aleyhte söz almış bulunuyorum. Niye aleyhte söz aldım? İlk defa yaptığınız bir olay değil, sürekli bu olayı gündeme getiriyorsunuz ve sözleri alıyorsunuz. Aslında, söz alıyorsunuz da bir şey de yaptığınız yok. Hani şurada vatandaşın gözünün içine bakarak söz aldığınız kanun tekliflerini, söz aldığınız maddeleri bir anlatabilseniz, böyle bir beceriniz olsa, ona da içim yanmayacak. Sözleri gidiyorsunuz kapatıyorsunuz ve sonra da “Söz aldık.” diyorsunuz, muhalefet partisi milletvekillerinin konuşmasına engel oluyorsunuz. Bu hep böyle gerçekleşti. 24’üncü Dönem Milletvekiliyim ben, başka da bir usul görmedim. Geliyor arkadaşlar “Bir sonraki madde çok önemli olduğu için şimdi ben bunu kısa kesiyorum, bir sonraki maddeyi görüşelim, bir sonraki kanunu görüşelim.” diyor. Alkışlıyorsunuz hep beraber ve Türk kamuoyuna mesajlarınızı vermiş oluyorsunuz. Bir şey verdiğiniz falan yok aslında da işte böyle geçiyor.

Şimdi, Sayın Elitaş “Hangi yasayla ilgiliyse diyor gidip izler ve bu sözleri alırlar.” diyor. Bu yasaya niçin bu kadar önem verdiğinizi ben anlayamadım. Aslında ben bu Komisyonun üyesi de değilim; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunun üyesi de değilim ama bu yasa teklifi görüşülürken -tek maddelik- oraya gittim, merak ettim. KİT Komisyonu üyesiyim, merak ettim. Oraya gitmemesi de gerekiyordu, bunun aslında Adalet Komisyonunda görüşülmesi gerekiyordu ama gitmiş oraya. Niye gitmiş, onu da anlamak mümkün değil. Orada da aynı problem var. Bakın, yirmi dört, kırk sekiz saat hesabı var bildiğim kadarıyla İç Tüzük’te. Bir dakika sonra kırk sekiz saat doluyor ve öyle başlıyor Komisyon. O kadar acele ediyorsunuz ki kimler için acele ettiğinizi bu Türk milletine açıklamak zorundasınız; niye önemli olduğunu bu yasanın, tek maddelik bir yasanın, Türk milletine açıklamak zorundasınız.

Biraz sonra arkadaşlarımız bu yasanın ne kadar önemli olduğunu veya bu teklifin ne kadar önemli olduğunu anlatacaklar bu Türk milletine ve sizlere de anlatacaklar, siz de burada hiç yasayı okumadan mutlaka kabul edeceksiniz, bunu da biliyorum ama yasayı okumanızı ve nelere mal olacağını düşünmeniz gerektiğini bir kez daha söylüyorum.

CHP Grubuna ne zaman teslim edilmiş? 14.40’ta.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – 14.00’te teslim edildi.

HAYDAR AKAR (Devamla) -. Kırk dakika sonra teslim edilmiş, kırk dakikada kapatmışsınız konuşmaları Şimdi, bu konuşmaları burada dinleyeceğiz. Bu arkadaşlar gelecekler, kafasına göre anlatacaklar, hep beraber dinleyeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bütün siyasi parti gruplarına saat 14.00’te bastırılıp dağıtılmış ve teslim edilmiştir. Grup Müdürlüğümüzden aldığımız bilgi, bütün siyasi parti gruplarına aynı saatte verilmiştir ama gruplar, gecikme olduğundan dolayı, AK PARTİ Grubu önceden gidip söz sıralarını almıştır biraz önce ifade ettiğim gibi. Dün bir arkadaşımızla görüştük ama şu anda o arkadaşı göremiyorum. O arkadaş olsaydı zaten böyle bir problem de yoktu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir şey sormak istiyorum Sayın Başkanım. O  sıra sayıları dağıtmak AKP grup başkan vekillerinin uhdesinde midir, deruhtesinde midir; yoksa Meclis bürokrasisinin, Kanunların uhdesinde mi, deruhtesinde midir? Bunu şimdi sizden duymak istiyorum. Eğer sizin uhdenizdeyse, Grup Başkan Vekili kendi görev alanını, görev sınırını aşan bir konuşma yapmıştır. Böyle bir haddi yoktur. Sizin de bunu Oturum Başkanı olarak derhâl… Müsaade edin. “14.00’te dağıtılmıştır.” dedi. 14.00’te dağıtılmış ise bunu söyleyecek olan sizsiniz, Grup Başkan Vekili değildir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkan söyledi zaten, 14.00 dedi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – O zaman bir daha diyecek.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tartışmalar başlamadan Sayın Altay, ben zaten 14.00’te dağıtıldığını söyledim bana verilen bilgiye göre.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yanlış söylüyorsunuz!

BAŞKAN – Bir saniye efendim.

Şimdi yaptığımız uygulama da şimdiye kadar yapılanların aynısıdır ama eğer gruplar herhangi bir şekilde konuyla ilgili bir sorun olduğu kanaatindeyseler bunu grupların birlikte çözmesi gerekir. Ben daha evvelki uygulamalara uyarak bu uygulamamın doğru olduğu ve İç Tüzük’e uygun olduğu kanaatindeyim çünkü böyle uygulanagelmiş. Dolayısıyla, şimdi kanunun geneli üzerinde gruplar adına söz isteyen arkadaşlarımıza söz vereceğim.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336) (Devam)

 

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan söz istemiş.

Sayın Tan…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, yer değişikliği yapılsa, diğer gruplara söz verilse. Altan Bey geldiğinde söz alsın.

BAŞKAN – Hayhay.

O zaman, ikinci sırada Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Aykut Erdoğdu, İstanbul Milletvekili.

Sayın Erdoğdu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 336 sıra sayılı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, kamu ihaleleri, ne yazık ki yolsuzluklara, suistimallere ve yetimin hakkının yenilmesine en açık alanlardır. Kamu ihalesi, özü itibarıyla, devletin alım ve satımlarının, ihtiyacın tespitinden başlamak ve paranın ödenmesi kısmına kadar giden bir süreci ifade etmektedir ve bu safhaların hemen hemen tamamında da çeşitli yolsuzluk biçimleri geliştirilmiştir. İhtiyacın tespitinde, örneğin, bir hastanenin hiç ihtiyacı yokken çok pahalı bir mikroskobu alması ve bu mikroskobu alırken de şartnamede sadece o firmada olan mikroskobun tanımlanmasıyla başlayan yolsuzluk sadece ihtiyacın tespitiyle başlar. Bu şartnamelerin hazırlanması, yarışma aşaması, firmaların elenmesi, ödenmesi aşamasına kadar giden çok çeşitli yolsuzluklar vardır. Yolsuzluk, özü itibarıyla, emanet edilmiş bir yetkinin -bu bir daire başkanı olabilir, genel müdür olabilir, belediye başkanı olabilir, bakan veya başbakan olabilir- özel bir çıkar için kötüye kullanılması demektir. Peki, neden bütün ülkeler ve bizler yolsuzlukla mücadele etmek zorundayız? Çünkü bu yolsuzluklar kamu varlıkları üzerinden yapılmaktadır değerli arkadaşlar. Kamu varlıkları bu halkın ortak değerleridir. Bu kamu varlıklarının önemli bir kısmı vergilerdir ve vergiler herkesten alınır. Bunu duygusal bir örnekle anlatmak istiyorum ki hepimiz konunun önemine varalım diye: İki buçuk aylıkken Samsun’un Tekkeköy’ü ilçesinde açlıktan ölen Kübra bebek bir süt alırken, bir bardak süt içmesi için vergi vermektedir değerli arkadaşlar ve annesi şunu söylemiş bebeğini kaybettikten sonra: “Sütüm yok. Çayla insanın sütü mü olur? İki günden beri tenceremde yemek yok. Komşularım bir tabak yemek getirecek de çocuklarım yiyecek.” Bunu şunun için anlatıyorum, bunu dikkatleri çekmek için anlatıyorum. Yoksa Kübra bebeğin veya 2008 yılında TÜİK rakamlarına göre açlıktan ölen 59 insanımızın bu acılarını sömürmek için anlatmıyorum. Bunu, bu konuya dikkat çekmek için anlatıyorum değerli arkadaşlar.

Kamu ihaleleri bu ülkenin her zaman büyük problemiydi, sadece bu iktidar dönemindeki bir problem değildi, her iktidar döneminde devam eden bir problemdi. Bu yolsuzluk ve bu ayrımcılık düzeni de sürekli ekonomik ve sosyal krizler yaratıyordu. En son yaşanılan 2001 krizi sonrasında da bütün ülkelerin kabul ettiği, bütün ülkelerin üzerinde anlaşmaya vardığı, kamu ihalelerinde etkinlik, verimlilik, şeffaflık, rekabet gibi ilkeleri ortaya koyan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kabul edildi değerli arkadaşlar. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, rekabeti ve şeffaflığı özendiren, yolsuzlukları engelleyen; ekonomiklik, etkinlik, verimlilik gibi uluslararası ilkeleri maddelerine sindirmiş bir yasaydı ve ne yazık ki bu yasayla ilk problemi olan da partinizin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek oldu. Ve ne yaptı Sayın Melih Gökçek? Yasa 1/1/2003 tarihinde yürürlüğe girmeden önce önümüzdeki iki yıl boyunca yapacağı bütün ihaleleri 2003 yılından önce ilan etti. Çünkü bu yasa, herhangi bir şekilde kamu kaynaklarının zeval olmasına engel olan bir yasaydı arkadaşlar. Bundan sonra da sizin bu yasayla kan uyuşmazlığınız başladı.

Bu yasa, bizim saydığımız kadarıyla, 25 kere kendi metninde olmak üzere, 30 kere de kendi metni dışında yani toplam 55 defa değiştirilmiştir değerli arkadaşlar. Ve bu yasanın içerisinde bir madde der ki: “Bu yasayla ilgili yapılacak bütün değişiklikler -66’ncı maddesi böyle der- bu yasada yapılacak değişikliklerle yapılmak zorundadır.” Siz bu yasaya uymayarak… Mesela, EXPO’yla alakalı bir yasa geliyor, Kamu İhale Kurumundan istisna; millî eğitim yasası geliyor, Kamu İhale Kurumundan istisna.

Şimdi, bu 55 değişikliğe biraz derinden bakarsak kamu ihaleleriyle iktidar arasındaki ilişkiyi daha netleştirmiş olacağız değerli arkadaşlar. Kamu İhale Yasası’nın en çok değiştirilen maddesi 3’üncü madde.  3’üncü madde kamu ihalelerinden istisnaları anlatıyor. Biraz önce anlattım ya, bu yasa ekonomiklik, etkinlik, verimliliği sağlayan, yolsuzluklara engel olan yasaydı. Bu yasadan kurtulmanın en kolay yolu 3’üncü maddeye bir tane fıkra eklemek ve belirli harcamaları bu Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkarmak. Orijinalinde 5 maddesi vardı, şu an itibarıyla 23 tane maddesi var bunun, (t) bendine kadar geldik bu istisnalarda. Hatta bu düzenlemelerde o kadar iktidarın da kafası karıştı ki 2 tane (k) maddesi koymuşlar, “İstisnalar” maddesine 2 tane (k) maddesi koyulmuş.

Sadece bir istisna örneği üzerinden anlatayım ki bu değişikliklerin ne anlama geldiğini hep beraber anlamış olalım değerli arkadaşlar.

Biliyorsunuz, Hükûmetiniz iktidara geldiğinde fakir ailelere kömür dağıtma kararı aldı. Biz fakire giden her kuruşun lehinde olan bir partiyiz, sadece daha etkin, daha verimli gitmesi üzerine tartışmalar açarız. Ancak bu fakir ailelere giden kömürlerin devletin elinden, ihaleye fesat karıştırmak veya hiç ihalesiz olarak teslim olunmuş madenler üzerinden yapıldığı, bu madenlerden ihalesiz, fahiş fiyatlarla kömürler alındığı ve birkaç firmaya milyarlarca dolar haksız para ödendiği, ihaleye fesat karıştırmak suçunun işlendiği benim de arasında olduğum kamu denetçileri -sadece benim değil, 7-8 farklı kamu denetçisi- tarafından tespit edildi. Bu durum suç duyurusu raporuyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletildi. Bu, Cumhuriyet Başsavcılığına iletilen Fakir Ailelere Kömür Dağıtımı Yolsuzluğu Dosyası üç yıldır burada bekliyor. Hâlâ iddianame hazırlanmış ve dava açılmış değil değerli arkadaşlar. Bu, Cumhuriyet Başsavcılığında. Bu, açık suç. Bu, Cumhuriyet Başsavcılığında beklerken Kamu İhale Kanunu’nun 3’üncü maddesine bir bent eklendi arkadaşlar, (r) bendi. Bu bent der ki: Fakir ailelere dağıtılan kömür Kamu İhale Kanunu’ndan istisnadır. Özetle budur. Siz diyeceksiniz ki: Bunda ne var? İşte, zaten niyet de burada ortaya çıkıyor. Bu maddeyi koyduğunuz zaman, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında bekleyen ihaleye fesat karıştırma suçunu affetme sonucu ortaya çıkıyor, affetme çabası ortaya çıkıyor. Bugün, fakir ailelere dağıtılan kömürler ihalesiz olarak ve fahiş fiyatlarla bu şirketlerden alınmaya devam etmektedir. Bunun fahiş fiyatlarla alındığını ben söylemiyorum, bunun fahiş fiyatlarla alındığını Sayıştay söylüyor, Sayıştay raporlarında söylüyor. İşte, Sayıştay bunları söylediği için zaten Sayıştay Kanunu’nda değişiklik yaptınız ve Sayıştayın elini kolunu bağladınız değerli arkadaşlar.

Ve ne yazık ki istisnalar sadece bu 3’üncü madde üzerinden yapılmıyor, Toplu Konut İdaresi var. Sürekli konut sayılarını sayarak, sürekli siyasi olarak kullandığınız Toplu Konut İdaresi üzerine konuşalım, istisna üzerine.

Toplu Konut İdaresinin iki tane ihale biçimi var. Biri bu kanun kapsamında -az sonra anlatacağım bu kanun kapsamında olup da nasıl kanun içinde olmadığını- biri de bu kanunun içine hiç sokulmayan, yasaya aykırı bir şekilde kanunun dışına çıkarılan hasılat paylaşımı modeli var.

Hasılat paylaşımı modeli, özetle: Devlete ait bir arsa var, devlet bu arsasını müteahhide kat karşılığı, daire karşılığı veriyor, müteahhit de bunun üzerine binalar yapıyor, sonra arsanın değerine ve binaların maliyetine göre müteahhit ile devlet arasında belirli oranda bölüşülüyor, buna “hasılat paylaşımı modeli” deniliyor.

Peki, burada kanun olmadığı için nasıl bu projeler gerçekleştiriliyor? TOKİ Başkanının iki dudağı arasında düzenlenmiş bir yönetmelikle belirleniyor değerli arkadaşlar. TOKİ Başkanı hem ihaleyi yapıyor hem şikâyetleri inceliyor hem de mevzuatı yazıyor. Tek başına devlet.

Peki, bunu yaparken ne oluyor? Yine söylediklerim Sayıştay raporları üzerinden. 7 tane proje incelenmiş Sayıştay tarafından. Bu 7 projenin incelenmesi sonucunda, devlete ait arsanın bedeli düşük gösterilerek, müteahhide ait maliyetler de şişirilerek, 7 projede 770 trilyon devletin zarar ettirildiği Sayıştay tarafından, eski Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından tespit edilmiş.

Peki, bu tespit sonrasında ne yapılmış? Sayın Bakan biraz önce buradaydı, şimdi çıkmış. “Hıı, çok ayıp!” demişler bunu yapanlara, “Size uyarı cezası veriyoruz.” demişler. 770 trilyon devleti zarara uğratmanın karşılığında “Çok ayıp!” demiş bu devlet. Ben bu cezayı çok takdir ediyorum.

Değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; peki, TOKİ’nin Kamu İhale Kanunu kapsamı içerisindeki ihaleleri kanunun içinde mi? Hayır, değil, başka bir istisna getirilmiş. Bu istisna 68’inci maddenin (c) bendinde tanımlanmış. Burada diyor ki: TOKİ, uygulama projesi olmadan, ÇED raporu olmadan, kamulaştırma yapmadan, mülkiyet sorununu çözmeden, imar iznini almadan, hiçbir şey yapmadan kafadan ihale yapabilir. “Tabii, TOKİ hızlı konutlar yapacak, bunları yapmamız lazım.” diyecek iktidar milletvekilleri. Madem bu iş bu kadar iyi niye sadece TOKİ yapıyor? Madem kötü, diğerleri niye bundan yapsın? Onun için bir tutarlılık olmak zorunda, çünkü bu doğru değil. Bu, bütün dünyanın uyguladığı mevzuatın içerisine bir istisna koymak. Bunu yaptığınızda ne oluyor? Samsun’un dere yatağına konut yapıyorsunuz. 11 tane can, en alt kattaki, toplumsal gelir olarak en altta bulunan kardeşlerimiz can veriyor. Eğer bu yasa değişikliği olmasa o dere kenarlarına o konutlar yapılmayacak değerli arkadaşlar. TOKİ konut yapıyor, ondan sonra birisi çıkıyor diyor ki: “Bu arsa benim.” Niye? Çünkü mülkiyeti çözmeden konut yapmış. TOKİ konut yapıyor, ana su isale hattının üzerine çıkmış. TOKİ Sakarya’da konut yapıyor, ihalesini fore kazık üzerinden yapıyor, çok daha ucuz radye temeline bina yapılıyor değerli arkadaşlar. Bunların hiçbirini ben söylemiyorum, çünkü ben söylesem “taraflı” diyeceksiniz. Bunların hepsini Sayıştay raporları söylüyor, bunların özetlerini anlatıyorum değerli arkadaşlar.

Peki, istisnalar bununla kalıyor mu değerli arkadaşlar? Hayır. 6287 sayılı Yasa var, kanunlaştırma süreci Anayasa’ya aykırı, laiklik ilkesine aykırı 4+4+4 yasası. Bu yasanın 24’üncü maddesi var. Ama bu yasa topluma nasıl sunuluyor? Hazreti Peygamber’imizin hayatı olarak sunuluyor, Kur’an-ı Kerim dersleri olarak sunuluyor. Allah aşkına, Hazreti Peygamber’imizin hayatıyla, Kur'an-ı Kerim’in okunmasıyla tablet ihalelerinin İhale Kanunu’nun dışına çıkarılmasına nasıl vicdanınız el verdi? Bari ayrı kanunlarda getirseydiniz. Üç tane büyük şirket için bunun yapıldığını bilmiyor muyuz biz? (CHP sıralarından alkışlar)

İstisnalar bununla bitmiyor değerli arkadaşlar. “Türkiye’yi yıkıp yeniden yapacağız.” diye ortaya çıktınız; afet alanlarındaki konutların yeniden dönüştürülmesi işi. Ta yasa çıkmadan önce bu kürsüden bunun bir rant yasası olduğunu söylemiştim, rant yasası olduğu da doğru çıktı, çünkü getirdiniz, oraya koydunuz, bütün ihaleler pazarlık usulü ihaleyle yapılacak.

Şimdi, ben size “pazarlık usulü ihale” ne demek ondan bir bahsedeyim. Arkadaşlar, ihale açık ihale usulüyle yapılır. Bütün yeterli firmaların haberdar olup ihaleye katılabildiği, devletin de bu sayede en kaliteli malı en ucuza alabildiği ihale yöntemine “açık ihale” denir. Zaten bu açık ihaleyi kapalı hâle getirmeye de “ihaleye fesat karıştırma suçu” denir. Ama devlet şunu demiş: “Deprem olur, yangın olur, sel olur, göremediğim bir şey olur, üç beş günde ihale yapmak zorundasındır. Gel kardeşim, o zaman 3 kişiye davetiye gönder, o 3 kişiden teklif al, sen bu şekilde ihale yap.”

Kentsel Dönüşüm Yasası’nda, yüz milyarlarca doların konuştuğu yasada ihale usulünü pazarlık usulü olarak belirlediniz. Ben çıktım, Sayın Bakana dedim ki: “Pazarlık usulü ihale olmaz, açık ihale olmak zorunda.” Sayın Bakan bana dedi ki: “Aykut Bey, merak etmeyin, zaten şirketler buna gelecekler, her gelen şirkete biz şartnameyi vereceğiz.” “Sayın Bakan, bu dediğiniz beni tatmin etmiyor. Açık ihale olacak, kanunda yazılı olacak.” dedim, Bakan bunu bana söyledi.

Bir gece burada torba kanun görüşülüyor. Gece yarısı bir madde geldi, Kamu İhale Kanunu’nda değişiklik… Ne diyor biliyor musunuz? “Davetiye almayan firmalara şartname verilmez.” Hani, Bakan sen bunu demiştin bana? Bu ne demek biliyor musunuz değerli arkadaşlar? “Biz bu ihaleleri kime vereceğimizi belirledik. Biz sadece bunlara davetiye göndereceğiz. Ha, duyar da gelirse bir firma, kusura bakmayın, yasaya da metni koyduk, bu paralar bunlara gidecek.” demek. Siz bununla mı Türkiye’yi yıkıp yapacaksınız? Türkiye’nin mali yönetimini yıktınız, bin yıllık kültürünü yıktınız. Kamunun malı, yetimin malı bu firmalara gidecek. Ondan sonra, at sırtına çıkıyor, İstanbul’un trafiğinin ırzına geçecek bir projeyle millete anlatıyor. Kimin bu arsa? Devletin bu arsa. Kimin bu ayıp? Sizin bu ayıp değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Peki, sizin kamu ihaleleriyle ilgili problemleriniz bitiyor mu? Hayır. Bu süre yetmeyecek anlatmaya. Ama bir Kamu İhale Kurumu kurulmuş 2002 yılında. Diyor ki: “Ey Kamu İhale Kurumu, ben seni kurdum, bağımsız bir örgütsün, uzmanlarını al, çalıştır. Kamu ihalelerinde eğer bir sorun olursa, bir yolsuzluk olursa, haksızlık olursa sen buna bağımsız bir kurul olarak bak.” İlk ne yaptınız? Kamu İhale Kurumunun resen inceleme yetkisini ortadan kaldırdınız. Mesela, Kamu İhale Kurumu Başkanı sabah kalktı, büyük bir gazetede, Zaman gazetesinde manşet: “Şu ihalede bu kadar rüşvet yendi.” Kamu İhale Kurumunun Başkanının eli kolu kelepçeli. Niye? Çünkü resen incelemeye başlayamıyor.

Bununla kaldı mı? Hayır. Girdi bir adam ihaleye veya ihaleye, bir olaya tanık oldu. Kamu İhale Kurumuna şikayet edecek, diyor ki: “Belgelerim bunlar, bu kadar rüşvet yenmiştir, bu kadar haksızlık olmuştur, devlet bu kadar zarar etmiştir.” “Senin 4 bin liran var mı?” diyor. “Benim 4 bin liram yok…” “Kusura bakma, 4 bin liran yoksa yolsuzluk da yok.” diyor. Yani 4 bin lira parayı vermeden yolsuzluğu ihbar edemiyorsunuz değerli arkadaşlar.

Bir de “dokümanın kesinleşmesi” diye bir şey icat ettiniz, yasaya koydunuz. Bu ne demek? İhale tarihinden üç gün öncesine kadar şartnameye itiraz ettiniz ettiniz; etmediniz, Katolik nikâhı. Ya şimdiye kadar konuş, bildiğin bir şey varsa konuş ya da bundan sonra ebediyen sus. E, peki, ihaleden sonra ortaya çıktı…

Biz gördük ki yurt dışında bir firmanın malı tarif edilmiş ve başka firma giremiyor. “Hayır, kardeşim, gıkını çıkaramazsın.” diyor. Ondan sonra o firmanın yetkilisi çıkıp diyor ki: “Biz Türkiye ve Suudi Arabistan’a 13 milyar avro satış karşılığında 57 milyon avro rüşvet verdik.” Dönüp soruyoruz, “Kardeşim, bu adamlar bu yüzden hüküm giyiyorlar, bu yüzden ceza ödüyorlar. Bu 57 milyon avro rüşvet kime gitmiş?” diye. Kimseden gık yok, hiç kimse hiçbir şey bilmiyor. Sanki Patagonya cumhuriyetinde bu iş olmuş. Sonradan Sayıştay raporlarını okuyoruz ki of, of, of, bu firmanın ürünlerini almak için neler yapılmış. Yahu, bunu muhalefet partisi milletvekili, her şeyi okumak zorunda olan muhalefet milletvekili biliyor da bir tane iktidar milletvekili bilmiyor mu, “Sayın Başbakanım, böyle ciddi bir iddia var, bunun üzerine gidelim.” desin? 13 milyar avro karşılığı satış yapılmış, 57 milyon avro rüşvet verilmiş değerli arkadaşlar. Bu, sadece bizim sorunumuz değil, bu milleti temsil ediyorsak hepimizin sorunu. Hepimiz bakanlara, başbakanlara bunu sormalıyız. Bu, sadece CHP’nin, MHP’nin veya BDP’nin görevi değil değerli arkadaşlar.

İhaledeki bu oyunlar o kadar rezil bir hâl aldı ki artık Avrupa Birliği ilerleme raporlarının ağırlıklı bir bölümü kamu ihale mevzuatı üzerine yazılıyor. Açın, Avrupa Birliği ilerleme raporunu okuyun. Dünyaya rezil olduk arkadaşlar, dünyaya rezil olduk ve ne yazık ki bu rezaletlerimiz, görüldüğü kadarıyla, devam edecek çünkü yeni gelen yasa başka bir rezaleti getiriyor.

Arkadaşlar, çok özür dilerim, yediğim gazdan dolayı, sıkılan sudan dolayı ciğerlerim gitti ve ne yazık ki şu an konuşurken çok zorlanıyorum.

Değerli arkadaşlar, normalde kamu ihalelerinde bir soruşturma başlarsa, bu soruşturmada savcı emareleri ciddi görür iddianame hazırlarsa -gene yetmiyor- iddianame mahkeme tarafından kabul edilirse ve dava açılırsa o firmaya yetimin hakkı emanet edilmez diye dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’deki kamu ihale mevzuatı diyor ki: “Bunları kamu ihalelerine sokmayın.” Mevcut Kamu İhale Kanunu’nun mantığı bunun üzerine konuluyor ve bunun için hiçbir işlem yapmaya gerek yok değerli arkadaşlar, kanun otomatik olarak bunu yasaklıyor ve idareler de bu şirketleri kamu ihalelerine sokmuyorlar değerli arkadaşlarım.

Şimdi getirilen önergeyle, idare karar almadığı sürece, kamu ihalelerine girmesi yasaklı olan ve suç şüphesi altındaki bu şirketler kamu ihalelerine girecekler. “Eğer idare karar vermezse...” Şart koyuyorlar orada. Peki, bunun örneği… Tamam, şunu yapalım o zaman, ben fiilî bir örnek üzerinden anlatayım: Enerji Bakanlığında, şu görmüş olduğunuz iddianamede -fotoğraflanmış, resimlenmiş- aralarında anlaştıkları, fiyatı yükselttikleri, birbirlerine 1’er milyon dolar “ihale karşılığı çıkma bedeli” verdikleri, alınan ihalenin bürokratlar arasında bölüştürüldüğü, bürokratların payının ödendiği resim, fotoğraf, dinleme tutanağı… Öyle Balyoz şeyleri gibi sahte deliller değil, hepsi şurada var, hepsi burada var. Ve bu firmaya, bu işi yapan firmaya, bu işlerden tutukluyken sahibi, aynı Bakanlık iki farklı ihaleyle 300 milyonluk ihaleyi nasıl verir arkadaşlar ya? 300 milyonluk ihale bu firmaya nasıl verilir değerli arkadaşlar? İşte, bu iddianame ve hüküm giydi buradan. Bu firma buradan hüküm giydi ve verilen ihalenin biri neyle alakalı biliyor musunuz? Göz bebeğimiz, çocuklarımızın geleceği bor madenleriyle alakalı. Bor madenleri bu firmaya emanet edilmiş arkadaşlar. Bu, size emanet edilmiş bir yetkidir. Bu yasa, bize getirmiş olduğunuz bu yasa, işte bu tip olayları aklamaya çalışan yasa. Bunlar kim biliyor musunuz? Bunlar Ahmed Arif’in deyimiyle:

“Bunlar,

Engerekler ve çıyanlardır,

Bunlar,

Aşımıza, ekmeğimize

Göz koyanlardır.”

Biz bunları tanıyoruz, biz bu yasaya sonuna kadar “Hayır.” diyeceğiz.

Ben, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğdu.

İkinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Buyurun Sayın Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; benden önceki konuşmacılar da dile getirdiler, mevcut İhale Kanunu 2002 yılının Ocak ayında Meclisten geçmiş ve defalarca değişikliğe uğramış, şu an önümüzdeki değişiklik maddesi de 26’ncı değişiklik maddesi, 26’ncı sefer.

Değerli arkadaşlar, bu 26 değişikliğin 1 tanesini Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinden önceki hükûmetler yapmış, tek 1 tanesini; 25 tanesini ise Adalet ve Kalkınma Partisi yapmış.

Tabii, birinci soru şu: Sevgili arkadaşlar, siz on yıldır iktidardasınız. Bir sonuç çıkıyor ortaya; ya doğru düzgün bu işi bilmiyorsunuz, nasıl ihale yapılır, nasıl ihale kanunu hazırlanır, bundan bihabersiniz veya canınızın istediği şekilde, hesabınıza nasıl geliyorsa, o gün ortam neyi gerektiriyorsa bu şekilde, keyfinize göre bir değişiklik yapıyorsunuz. Hangisi? Buna, tabii, sayın bakanlar cevap verecek, kim cevap verirse… Ve Sayın Bakan milletvekili olmadan önce de yaptığı görevlerde bu işi iyi bildiğini kanıtlayan bir bakanımız. Sayın Erdoğan Bayraktar’dan bahsediyorum. Bir mesleki geçmişi var, hizmeti var, çalışmaları var, eleştirdiğimiz yanları var, eleştirmediğimiz yanları var ama hiç kimse “Sayın Erdoğan Bayraktar inşaat işini bilmiyor, ihale mevzuatını bilmiyor.” diyemez. Ben de inşaat mühendisiyim, otuz iki yıllık inşaat mühendisiyim.

Peki, Sayın Bakan, neden bir sefer de doğru düzgün, Avrupa Birliği kriterlerine uygun, bütün dünyanın  kabul ettiği şeffaflık kriterlerine uygun bir ihale kanununu bu Meclisin önüne getirmiyorsunuz? Bunu getirmiyorsunuz da neden sizin de kariyerinizi yıpratacak, zedeleyecek şekilde, kırık kırpık ve şaibeye açık, tartışmaya açık, sizi eleştirmeye açık bir şekilde, böyle birer, ikişer, üçer maddeler hâlinde değişiklikler getiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu son madde de çok açık, tek maddelik; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan ve bunlarla ilgili duruma düşen şahıs ve kişilerle ilgili olarak bir düzenleme ve burada, bu yasak kapsamı anlatılırken, yine bentler hâlinde, fıkralar hâlinde anlatılırken, bir ilave daha var ve bu ilavede “Mahkemece veya idarelerce yasaklanmış…” ibaresi de var.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu nedir? Allah’ınızı severseniz hiç okudunuz mu veya okuduysanız bunun kapsamına neler giriyor bir baktınız mı? İşte, bunlardan yani bu kapsama girenlerden birisi de benim. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’ndan defalarca yargılandım, beraat ettiğim mahkemeler oldu, hüküm yediklerim oldu. Hüküm yediklerimden birisi, 1994 senesi, Aktüel dergisine verdiğim bir röportaj, bugün de altına imza atacağım bir röportaj. Şimdi yargılanmakta olduklarım: PKK’li gerillanın cenazesine gitmek ve orada Fatiha okumak. Peki, acaba bugün bölgede, en ufak bir Kürt hassasiyeti olan bir Kürt vatandaşımız -en ufak- sizin “suç” diye tanımladığınız veya savcıların yetkilerini aşarak, hâkimlerin yetkilerini aşarak yorumladıkları, tırnak içinde, bu suç kapsamının içine girmeyen bir tek Kürt var mı? Peki, o zaman ne yapmak istiyorsunuz? O zaman bir kanun maddesi çıkarın, deyin ki: “Kürt meselesine duyarlı hiçbir vatandaş –bakın, Kürt de demiyorum- bu ihalelere giremez.” diye bir kanun çıkarın, siz de kurtulun, biz de kurtulalım.

Değerli arkadaşlar, bugün, Sayın Başbakanın en fazla dile getirdiği konulardan birisi “Biz bölgesel milliyetçiliğe karşıyız.” ifadesi. Biz de karşıyız. Milliyetçilik “nasyonalistlik” anlamıyla, “nasyonalizm” anlamıyla tarihin çöplüğüne atılmış bir düşünce. Şimdi soruyorum, ben soru önergesi de verdim: Van depreminde iş alan firmaların kurucularının doğum yerleri ve nüfus kayıtlarına göre tespiti; Türkiye’deki bütün büyük ihalelere giren ve bu büyük ihaleleri alan firmaların kurucularının, mesul müdürlerinin, ortaklarının yine aynı şekilde doğum yerleri ve nüfus kayıtlarına göre tespitleri.

Değerli arkadaşlar, öyle bir durumla karşı karşıyayız ki bugün, inan ediniz, bütün bu büyük ihalelerin ve işlerin meblağ olarak total bir rakamını çıkarın, bunların çok büyük bir kısmı belli bir bölgedeki müteahhitlere gidiyor. Ben isim de vermeyeceğim, polemiğe girmek istemiyorum. Ama size öyle şeyler anlatayım ki bugün, Diyarbakır-Bingöl yolunu bile, bölgedeki sulama kanallarının büyük bir kısmını bile, bölgeden onlarca AK PARTİ’li müteahhit de olmasına rağmen, yine belli bir bölgeden müteahhitler alıyor. Bunların rakamları üzerinden tartışabiliriz. Eksik söylüyorsam, yanlış söylüyorsam bunların rakamları çıkar, meblağları çıkar. Bugün Karadeniz Otoyolu’nu da -5 milyar dolardır sevgili arkadaşlar- Ilısu Barajı’nı da -1 milyar 100 milyon eurodur- yine belli bir bölgede Sayın Başbakanın seçim bölgesinin spor kulübünün eski başkanı almıştır ve bu mesele öyle bir noktaya gelmiştir ki artık ülke sınırlarını aşmıştır. Barzani’yle olan pazarlıklarda, diyaloglarda, ilişkilerde yine aynı şahsın ortak olduğu şirket Erbil Havaalanı’nı da almıştır, Duhok Havaalanı’nı da almıştır, Erbil-Kerkük duble yolunu da almıştır. Bu nasıl bir tesadüfse, bunlar olmaktadır.

Şimdi “Bunların hiçbiri yok.” diyorsanız, çıkıp bunun belgelerini, evraklarını, durumlarını ortaya koyarsınız. Eğer “Bu doğal bir meseledir, doğal bir yoldur.” diyorsanız, işte biz de çok açık bir çağrıda bulunuyoruz, diyoruz ki: Sevgili arkadaşlar, o zaman bir madde çıkarın ve deyin ki: “Kürt meselesine duyarlı hiçbir şahsa kamu ihaleleri verilmez, verilemez.” diye noktalayın, bitirin.

Değerli arkadaşlar, bu ihalelerden bahis açılmışken en önemli mesele sürekli yolsuzluk meselesi. Zaten eğer bir kanun on yıldır iktidarda olan bir iktidar tarafından 25 sefer değiştiriliyorsa bunun başka bir izahı yok. Bakın, şu an, 27 Eylülde müracaatı biten Diyarbakır Havaalanı’nın terminal binası ihalesi var. Bu kürsüden bir daha dile getirdim, basın toplantısı yaptım, soru önergeleri verdim. Bu kadar senelik mühendisim, ben böyle bir tiyatro görmedim. Mümkün olduğu kadar ağır şartlar konulmuş; tamam, konsun. 170 trilyon, yani bugünkü parayla, yeni parayla 170 milyon iş bitirme istenmiş; istensin. 50 milyon, yani 50 trilyon kredi, referans; 30 milyon, 30 trilyon şu kadar… Bunlar tamam, hepsi tamam. Peki, itirazım neye? Bütün bunları koyduktan sonra diyor ki: “Önce bir ön eleme yapılır, yeterli olan firmalar tespit edilir.” Tamam, bu da güzel yani bunu gördük geçmişte, nasıl tespit ediyorsan bildiğin gibi ediyorsun; ettin. Ama ondan sonra diyor ki: “Bu tespit edilen firmaların içerisinden 5 firma belirlenir.” Ben, biraz evvel Devlet Hava Meydanlarının ilgilileriyle tekrar görüştüm, dedim ki: Peki, kardeşim, bu 5 firmayı neye göre tespit edeceksin? Sen bir yeterlilik koydun, çok ağır bir şartname koydun, bu şartnameyi 15 tane firma geçti. Peki, bu geçenlerin içinden niye 5 tanesini daha belirliyorsun? Dedi ki: “Efendim, biz puanlama yapacağız; 1, 2, 3, 4, 5 firmayı çağıracağız.” Ee, peki, o zaman bu yeterlilikleri niye koyuyorsun? İki: Yeterlilik koyuyorsun, puanlama yapıyorsun o zaman en yüksek puanı olan firmayı çağır, de ki: “İhaleyi sana verdim. Hiç tenzilat da yapma, kırım yapma.”

Sevgili arkadaşlar, böyle bir oyun olmaz, böyle bir rezalet olmaz. Bu işi yapan ve bilen herkes bunu bilir. Bir yeterlilik koymuşsanız, artık o yeterlidir. Neyse o koyduğunuz yeterlilik, onu da siz koyuyorsunuz. Ondan sonra buna uygun olanlar gelir, teklifini verir. Ondan sonra değerlendirirsiniz.

Sevgili arkadaşlar, dolayısıyla bu Diyarbakır Havaalanı terminal binasının da sonuna kadar takipçisi olacağız. 86 bin metrekare kapalı alanı var, altı tane körüğü var. Bu kaça mal olur? Ne olur? Dünyadaki, Türkiye’deki bütün benzer işler var, örnekleri var; bakalım kaça gidecek, nasıl olacak? Hep beraber bunu da göreceğiz, ben de bu işin başında bekliyorum.

Gelelim oradan sevgili arkadaşlar, bugün, Ilısu Barajı yurt dışından kredi temin edilmek üzere ihalesiz verildi ve yaklaşık dört yıl bu ihaleyi alan firmalar, yine bahsettiğim bölgeden malum zatlar bu konsorsiyum krediyi bulamadı. “Şöyle yapacağım, böyle yapacağım, Çin’den getireceğim, Amerika’dan getireceğim.” diyerek dört yıl bu iş savsaklandı ve en nihayet öyle bir oldubittiye getirildi ki bu kredilerin nereden bulunduğu, bulundu mu, bulunmadı mı… Çünkü eğer kredi bulup getiremezse normal açık ihale olması lazım ve bugün Devlet Su İşlerinin bütün işleri yüzde 50 kırımla gidiyor. 1 milyar 100 milyon avroluk iş, bugün 500 milyon avroluk bir iş. Bununla ilgili verdiğimiz bütün soru önergeleri, bütün araştırma önergeleri maalesef hiçbir ciddi neticeye ulaşmadı.

Değerli arkadaşlar, Diyarbakır ve Batman’dan geçmesi planlanan Urfa-Habur otobanı var. Defalarca görüştük sayın bakanlarla ve yetkililerle. Bir Karayolları Genel Müdürü var, Nuh diyor, Peygamber demiyor; “Ben, bunu Urfa-Habur arasındaki mevcut ‘İpek Yolu’ diye tabir ettiğimiz Kızıltepe, Viranşehir’den geçen, Cizre’den geçen yola paralel bir otoban yapacağım.” diyor. Feryat ediyoruz, figan ediyoruz, Sayın Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek, Sayın Mehmet Mehdi Eker, Sayın Cevdet Yılmaz, hepsi devreye giriyor, bir Karayolları Genel Müdürünü aşamıyoruz birkaç yüz milyon dolarlık bir maliyet farkından dolayı. “Bütün bunların fizibilitesini koy.” diyoruz önümüze. Bakın, Diyarbakır’dan geçecek bu, alternatif etütler, projeler hazır; Batman’dan geçecek, faydalanacak. Kümülatifte, toplamda, ciddi hiçbir farklılık yok, hatta avantajları var; iddia ediyoruz “Koy bunları, tartışalım.” diyoruz. Bir etüt ve alternatif bile önümüze koymuyor. Bunun da sonuna kadar takipçisi olacağız.

Habur Kapısı: Sayın Bakan burada, defalarca rica ettik Sayın Bakan. Bu, Habur’daki rezalete bir son verin. Bakın, bayram tatillerinde, akrabalarımız, yeğenlerimiz var, kara hudut kapısından gitmekten ikrah ediyoruz. Buradan giderken bir saatte geçiyoruz, gelirken yirmi saat bekliyoruz. Defalarca söyledik, Sayın Şırnak Valisine bunları ilettik, Sayın Bakana burada defalarca söyledik. Sürekli bize bir şeyler anlatılıyor, sürekli; işte, yeni bir köprü yapılacak, yeni kapılar açılacak, şöyle olacak, cek cak… 32 tane banko var orada sadece 1 tanesi çalışıyor ve öğleyin, akşamleyin yemek molasına gidiyor bunlar. Kürdistan tarafından gelirken saatte beş arabanın geçmesine izin veriliyor; yaya, taksi geçişinden bahsediyorum, zaten diğer tırların falan durumu çok daha kötü durumda.

Defalarca rica ediyoruz. “Bunların ihaleleri ne zaman yapılacak? Yeni gümrük kapıları ne zaman açılacak?” “Ya biz sizin gidip gelmenizi istemiyoruz, entegrasyonu istemiyoruz, diyaloğu istemiyoruz.” diyorsanız, bunu da açıkça, gelin, ifade edin; siz de kurtulun, biz de kurtulalım.

Sayın Meclis Başkanımızla beraber, Odalar ve Borsalar Birliği Başkanıyla beraber Edirne Kapıkule gümrüğünü gezdik ve hayran kaldık. Bir aracın o gümrükten geçmesi ortalama, yıl ortalaması bir saat dört dakika. Resmî, benim soru önergeme Sayın Bakanın verdiği cevap bu bir saat dört dakika. Bir de gelin, Habur’un durumunu görün.

Yine aynı şekilde bu, Diyarbakır’a, yeni bir uluslararası havaalanı yapalım dediğimiz vakit, yine bir sürü gerekçeyle geldi arkadaşlar önümüze ve bizi öyle bir duruma soktular ki sanki biz köyden dün gelmiş adamlar gibiyiz, dediler ki: “Efendim, aynı ilin hava sahası içerisinde 60 kilometre mesafede ikinci bir havaalanı olmaz.” Doğru, yanlış; araştırdık. Bugün, arkadaşlar, işte Yeşilköy’ün, yani eski Yeşilköy’ün, yeni Atatürk Havaalanı’nın hemen yanı başı diyebileceğimiz bir yerde üçüncü havaalanı yapılıyor. Sabiha Gökçen Havaalanı yine var. Berlin’in içinde üç tane havaalanı var, Paris’te Charles De Gaulle Havaalanı var, Orly var ve aynı şekilde, yine dünyanın birçok memleketinde aynı şehrin etrafında üç tane, dört tane havaalanı var. Urfa’ya günde 3 uçak iniyor, Diyarbakır’a 17 uçak iniyor. Uluslararası havaalanı, geçmiş hükûmetler döneminde götürüldü Urfa’ya yapıldı, bugün elektrik, su, personel giderini karşılamıyor, karşılayamıyor. Yani bu Diyarbakır’ın cezası nedir?

Üniversite… Konya Selçuk Üniversitesinin 90 bin öğrencisi var, Diyarbakır üç sene önceye kadar 12.700’dü; kavga, gürültü, her televizyon programında dile getirerek daha bu sene ancak 26 bin rakamını bulabildik. 26 bin dönüm arazisi var bu üniversitenin, Türkiye'nin en büyük üniversitelerinden biri ODTܒyle beraber, birinci ve ikinci. Bugün, tekrar söylüyorum, Konya’da 90 bin, Eskişehir’de 100 bin öğrenci varken Diyarbakır’daki öğrenci sayısı sadece 26 bin.

Diyarbakır’a 200 milyonluk, eski parayla 200 trilyonluk yeni cezaevi yapılıyor. İşte, biraz evvel arkadaş anlattı ya, “Mahkûmlara o kadar güzel bakıyoruz ki…” Yani insanın gidip içeride yatası geliyor! 200 trilyon… Bir yandan da Diyarbakır Dicle Vadisi var, gerçi Sayın Bakanın sözü var, inşallah devam edecek o, bugüne kadar başlayamadı Hükûmet programında olmasına rağmen, 200 trilyon cezaevine verilirken bunun yarısıyla Diyarbakır’a bir İstanbul Boğazı kazandıracak Dicle Vadisi Projesi orada bekliyor.

Sevgili arkadaşlar, bu yatırımların da bir önceliği olmalı. Siz, her önünüze çıkanı alıp cezaevine tıkarsanız, inan edin bu mevcut cezaevlerinin yerine 1 misli kadar daha ilave inşaat yapsanız, yine bir yere varamazsınız. Bu Dicle Vadisi Projesi’nin de bir an evvel faaliyete geçmesini, hayata geçirilmesini istiyoruz çünkü Sayın Başbakanın vaadi var Diyarbakır’a ve Hükûmet programının içerisinde. Bunun için -tabii ki, bir günde bitmez bunlar- Devlet Su İşlerinin, Dicle Üniversitesinin, Diyarbakır Valisinin, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığının bir koordinasyon içinde çalışma mecburiyeti var. Tekrar ediyorum, Sayın Bakanın bu konuda talimatı var yani inşallah bu devam edecek ama bu talimatın bir an önce yerine gelmesini istirham ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Urfa’nın 30 bin kişilik stadyumu üç yıl evvel bitti, Diyarbakır’ın daha ihalesi bile yapılmadı. “Bugün olacak, proje olacak, yer teslimi olacak.” sorun çözülmedi, yine “cek, cak”larla tabii, yani… Maalesef kara mizah, Diyarbakırspor da üç küme birden düştü. Diyarbakırlı Sayın Bakanımız amcazadesini Diyarbakırspor’un başkanı yaptı, çok başarılı bir dönem geçti, üç küme birden düştü; bugün zaten Diyarbakırspor’un hâli de ortada.

Erzincan-Diyarbakır-Mardin demir yolunun etütleri yapılıyor. Son anda bir facia engellendi arkadaşlar, etütler yapılmış, Diyarbakır’da şehrin ortasından, imarlı alanın ortasından hat geçiriliyor, imar planından haberi yok. Belediyeyi, daire başkanlarını, hepsini seferber ettik, son anda yine bu koordinasyon eksikliğini giderdik.

Değerli arkadaşlar, dert çok, anlatabileceğimiz kadar, saatler sürse anlatacağımız mevzu var. Ancak şunu istirham ediyoruz Hükûmetten ve bu işleri bildiğine inandığımız Sayın Bakandan: Sayın Bakan, lütfen, doğru düzgün bir ihale kanunu hazırlayınız, doğru düzgün; 25 sefer değiştirmeye mecbur kalmayacağınız, Türkiye’deki bütün bu yolsuzlukları, hırsızlıkları, yanlışlıkları, iltimasları ortadan kaldıracak, sizi de töhmet altında bırakmayacak, bizleri de rahatlatacak doğru düzgün bir ihale kanunu. Bunu biz uzaydan getirmeyeceğiz, dünyada bu işi yapan, doğru düzgün yapan kimler varsa bakacağız, kendi şartlarımıza bakacağız ve doğru düzgün bir ihale kanunu yapacağız veya bir kanun çıkaracaksınız “Biz ihaleyi istediğimize veririz.” diyeceksiniz.

Saygılarımı sunarım, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tan.

İç Tüzük 61’e göre Sayın Bakanın iki dakikalık bir söz talebi var yerinden.

Buyurun Sayın Bakanım.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın, Habur Gümrük Kapısı’ndaki uygulamalara ilişkin açıklaması

 

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Altan Tan’ın Habur Gümrük Kapısı’yla ilgili uygulamalar hakkında ifade ettikleri üzerinde şunları sizinle paylaşmak isterim: Bu konuya ilişkin defalarca soru yöneltiliyor hem sözlü hem yazılı. Habur, tabii çok önemli kapılarımızdan bir tanesi. Giriş ve çıkış, komşu ülkenin gümrük idaresiyle Türkiye Gümrük İdaresinin anlaştığı çerçevede gerçekleşir yani kapasite dikkate alınmak suretiyle gerçekleşir. Çoğu kez kuyruklar olduğu, bu kuyrukların 10-20 kilometre uzadığı ifade edilir, bunlar doğru ama günlük kapasite 2 bin araç giriş, 2 bin araç çıkıştır. Yani kapıdan 2 bin aracın girişi sağlanamamışsa, çıkışı sağlanamamışsa o gün o gümrük kapısı yeterli kapasiteyle çalışmamış demektir; biz buna bakarız. Bu kapasiteyi artırmak için elbette ki ilave ünitelerin devreye sokulması komşu ülkenin yaklaşımıyla mümkün. Yani komşu ülkeyle o yaklaşımı siz gerçekleştirememişsiniz; devamlı tekrarlıyoruz, ilave köprü ayağını onlara rağmen yapacak durumda değilsiniz ama ısrarlı bir biçimde bu kararlılığımız sürüyor. Eminim ki önümüzdeki günlerde Habur’daki sıkıntıları daha da azaltmış olacağız.

Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336) (Devam)

 

BAŞKAN - Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

Sayın Günal, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, şükürler olsun ki sonunda Kamu İhale Kanunu’yla ilgili bir kanun görüşüyorsunuz sonunda, diğer kanunlara ekleme değil ama bu da yine onun üzerinde başka bir istisna getiren kanun. Biz de diyoruz ki: “Kamu İhale Kanunu’yla ilgili teklif gelmiş herhâlde düzenleme yapacağız, bir şey olacak.” Bu sefer kanunun kendisinde başka bir düzeltme yoluna gidiyorsunuz. Bundan önce yapılan bütün çalışmalarda, kanun tasarılarında, tekliflerinde hepsinin sonuna “Kamu İhale Kanunu’ndan, Devlet İhale Kanunu’ndan muaftır, istisnadır, şu maddesine uymaz, uydurulmaz.” denir.

Şimdi, şakayla karışık bizde dedik ki: “Kaldırın bari, bu Kamu İhale Kanunu’nu ortadan kaldırın, Kamu İhale Kurumunu kapatın, zaten bahane de var birtakım yolsuzluklar da olmuş.” Neredeyse ciddiye alacaksınız diye de korkmaya başladık çünkü birtakım gelişmeler oraya doğru gidiyor.

Bu gelen kanunun şimdi genel gerekçesine bakıyorum, arkadaşımız yazmış, güzel. Şimdi, bu gibi şeyler tabii, arkadaşlarımız bazen sıkıntıya da düşüyor, bakanlıklar getiriyor bir şeyi hızlı geçsin diye, küçük de olunca teklif hâlinde veriyorlar, sonrasında da birtakım sorunlar yaşanınca kendileri de töhmet altında kalıyor.

Genel gerekçeye bakıyorum, diyor ki burada: “Anılan hüküm gereğince -59’uncu maddeyi ifade ettikten sonra- kamu davası açılmasına karar verilenler, yargılama sonuna kadar 4734 sayılı Kanun kapsamında yer alan kurum ve kuruluşların ihalelerine katılamamakta, ayrıca madde ile Kanunun 58 inci maddesinin ikinci fıkrasına yapılan atıf nedeniyle -falan filan- ihalelere diğer ortakları da katılamamakta…” diye devam ediyor ve amaç şuymuş: Haklarında kamu davası açılanlar, 17’nci maddeye göre ihale yasaklarına ilişkin, bu yasakları, suçları işleyenlerle ilgili kamu davası açılanların mahkemesi devam ederken o ihalelere katılabilmesini ve teminatlarının yanmamasını sağlıyor kanun. Doğru mudur? Genel gerekçe öyle yazıyor, sonra Komisyonda da arkadaşımız bunu söylemiş.

Şimdi, el insaf! Sabah oturup, akşam kalkıp tartışıyoruz. Şimdi Komisyonda, Meclis Başkanımız buradaydı, tutuklu milletvekillerini konuştuk, diğer hususları konuştuk. Bunların davaları devam etmiyor mu? Verilmiş hüküm var mı? Hepiniz kalkıp bunları suçlamıyor musunuz? Peki, o zaman, davası devam eden ve Kamu İhale Kanunu’na o maddeler neden yazıldı arkadaşlar? Allah rızası için dönün, bakın. Ben size okuyayım: “Madde 17. Yasak fiil ve davranışlar” Neleri söylüyor, bakın: “Hile, vaat, tehdit, nüfuz kullanma, çıkar sağlama, anlaşma, irtikap, rüşvet suretiyle veya başka yollarla ihaleye ilişkin işlemlere fesat karıştırmak veya buna teşebbüs etmek.” Güzel. Başka: “İsteklileri tereddüde düşürmek, katılımı engellemek, isteklilere anlaşma teklifinde bulunmak veya teşvik etmek, rekabeti veya ihale kararını etkileyecek davranışlarda bulunmak.” Başka: “Sahte belge veya sahte teminat düzenlemek, kullanmak veya bunlara teşebbüs etmek.” Başka: (D) bendini okuyayım, “Alternatif teklif verebilme halleri dışında, ihalelerde bir istekli tarafından kendisi veya başkaları adına doğrudan veya dolaylı olarak, asaleten ya da vekaleten birden fazla teklif vermek. 11 inci maddeye göre ihaleye katılamayacağı belirtildiği halde ihaleye katılmak.” Şimdi, neden açılıyormuş? Bu suçlardan dolayı dava açılıyormuş. Neyi kaldırıyoruz? Bu suçlardan dolayı dava açılan müteahhitlerin, firmaların tekrar ihaleye katılabilmesinin yolunu açıyoruz. Ne ekleyerek? “Dava, mahkeme kararıyla” diyerek.

Arkadaşlar, bu nasıl bir şeydir? Yani masum bir şekilde size getirmiş olabilirler ama… Peki, bu maddeleri tek tek niye yazdık biz o kanuna? Yani yasaklanan hâlleri söylemiş, bunun tamamını… E, şimdi ne yapacaksınız? Zaten birtakım şaibelerle anılır olmuş hâle gelen, davaları devam eden       –onun için ağır konuşmuyorum ama- kurumun yıpratıldığı bir süreçte açıp… O zaman sorumlu bakan, idarenin kararına bırakıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, “tespit edilen” diyor, kanun maddesinde aynen “tespit edilen” diyor. Kim tespit ediyor? İdare tespit edecek. “Mahkeme kararı yok.” diye verdiğiniz zaman ne olacak? Şimdi, diyelim ki hakkında kamu davası açılan kişi devam edecek, bir suçtan kamu davası açılmış, siz ihaleye soktunuz, teminatını yakmadınız, sonra suçlu çıktı; ne olacak? Mahkeme sonunda suçlu çıkınca ne yapacaksınız?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Gece rahat uyuyacaklar.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın burada bir haksızlık ediyorsunuz. Henüz daha, Sayın Bakanım, henüz daha imzasız dilekçe, şikâyet dilekçesi üzerine içeriye alınan belediye başkanının sorgusu bitmeden, daha emniyetten savcılığa geçmeden siz hemen görevden alma yazısını yazıyorsunuz; tabii, muhalefet partisinden olursa. Yani, iktidardakiler beş buçuk yıl ceza yiyor, Yargıtaya gidiyor, Yargıtaydan kesinleşirken -ayıp oluyor millet de duydu diye- Sayın Başbakan 2-3 tanesini geçtiğimiz aylarda görevden aldı numunelik olarak ama kesinleştikten  sonra alıyorsunuz.

Şimdi, bu dava var mı? Yok. Dava olmadan, içerideyken, bunu Sayın Bakan alıyor mu? Alıyor. Tekrar uzatıyor mu? Uzatıyor. Neye göre uzatıyor? Henüz adam hüküm giymemiş, tahliye de edilmiş, dışarıda duruyor belediye başkanı, davası devam ediyor. Hatta ve hatta hepsinden beraat etmiş Adana Büyükşehir Belediye Başkanımız var, adamın elinden resmen gasbedildi, Belediye Başkanlığı alındı. Bunun başka bir izahı var mı, hâlâ bir gerekçesi kaldı mı? Bütün davalardan beraat etmiş, niye iade etmiyorsunuz? Bu taraftan “Efendim, bunların valla davası devam ediyor, bunlar iyi çocuklar.” ”Kaç kişi?” diye sormuş arkadaşlarımız. Yani, belki daha da çoktur ama burada 5.412 kişiden bahsediyor, Kamu İhale Kurumu yetkilileri Komisyona bilgi vermişler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada bir insaf var mı? Yani, bakın bunun gerçekten… Yani, vicdanınıza gerçekten sığıyor mu Sayın Gök? Sevgili Komisyon arkadaşım, bunu verirken hakikaten siz masum bir şekilde “İnsanları, hani bir şekilde sürece sokalım.” demişsiniz ama şimdi, masum… Eğer öyle olsa zaten bu maddeye yazılmazdı ki bunlar hani böyle bir basit usul hatası değil arkadaşlar, kamu davası diyoruz. Kamu davası hangi suçlarda açılıyor? Burada yazmışız. 17’nci maddeye suçları yazmışız, gidip 58, 59’da buraya atıfta bulunmuşuz “Biz bunları kaldıralım…” Ya, basit bir iş olsa, bir haksızlık olsa kaldıralım. Yani, sayı isterse 50 bin kişi olsun, 5 bin kişi değil 100 bin kişi olabilir, yani o zaman cezaevlerinde insanlar var, onları da kaldıralım, davası devam ediyor yani hüküm giymemiş tutuklular var, hepsini salmanız lazım. Eğer Anayasa’da aykırılık… “İnsanlar suçu ispat edilinceye kadar masumdur.” karinesine dayanarak bunu yapıyorsak ki öyle deniyor, o zaman hepsini ortadan kaldırmamız lazım arkadaşlar. O zaman bütün Ergenekon davası dediğiniz Ümraniye soruşturmasında da, Balyoz davasında da suçlu olmayan herkesi bırakmak lazım, ayıptır, günahtır. Anayasa’da o zaman masuniyetleri var, hepimiz her gün idam ediyoruz adamları. Gazetelerde, televizyonlarda, hatta Meclis kürsüsünde konuşulmuyor mu? Karine sadece müteahhitler için mi geçerli olacak?

Ben anlamıyorum yani eğer bizim bilmediğimiz bir şey varsa Sayın Bakan burada, teklif sahipleri burada, Kamu İhale Kurumunun temsilcileri buradadır inşallah, bunlara bize açıklık getirmek zorundasınız. Yani bu arada çıkan bir maddelik şeyle gerçekten bizim bilmediğimiz bir şey varsa ki… Ama çok net görülüyor ve komisyon tutanaklarına da baktım, ilgili gerekçeleri de okudum. Maalesef öyle bir hâle geliyor ki hakikaten Kamu İhale Kanunu’nun kendisi istisna durumuna geldi arkadaşlar. Yani 50-55 tane düzenleme –arkadaşlar saymış, demin sayıyı söylüyordu yani 50’yi geçti ama 55’i bulmuş- yani şimdi böyle bir düzenleme olamaz. Sürekli olarak etrafından dolanılan bir hukuk sistemi, sürekli olarak birilerinin “Şöyle yapalım.” diye yama yaparak artık ana metnin kaybolduğu ve yamaların daha hâkim olduğu bir hâle gelmişiz, ararken bulamıyoruz.

Bunları sizlerin vicdanınıza havale ediyorum. Yani buradaki şey devam ediyor, efendim, kamu davası devam ediyor ama masum olabilirler gerekçesi bize hiç de masum gelmiyor. Çünkü az önce söyledim, o suçlardan hüküm giyen arkadaşlarımız, eğer kesinleşirse ve o işi de bitiremezse, bakın, çok… Yani bütün netliğiyle burada saymış; ihaleye fesat karıştırmak, evrakta sahtecilik, rüşvet, irtikap, zorlama, tehdit hepsi var. Şimdi, bunlar bir… Ne diyor ama bakın: “Aşağıda bunların tespiti hâlinde…” idare zaten tespit ediyor ama yanına bir de dava, mahkeme diye eklemişsiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Veya” diyor, “Veya…”

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Tamam.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya o, ya o.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Şimdi, mahkeme kararı olmadan idareye baskı yaptığınız zaman…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İdare kim? İdare kim?

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Tespit etmeden kamu davası açılmaz Sayın Kacır. Yani dava açarken elinizde somut delil olmadan, dava konusu olaya idare durup dururken bir soruşturma açtırmadan, bir inceleme yaptırmadan… Kamu davasını kim açar? Yani savcı açarken, eline bir delil gitmeden, burada eğer bir darp yoksa, tehdit yoksa, adamın bürosunu basıp “İhaleye girme.” demediysen veya verdiğin evraklarda bir sahtekârlık yoksa adam durup dururken bunu nasıl tespit edecek de nasıl dava açacak arkadaşlar? Çünkü “tespiti hâlinde” diyor, tespit etmeden zaten kamu davası açılmaz ki. Yani herhangi bir şey olsa idarenin yetkisi… Tam tersine, o zaman bu, şu demektir: Mahkeme devam etsin, idare de ellemesin. İdarenin elini kolunu bağlarsınız bu kanun tasarısıyla. Dersiniz ki: “Kardeşim bırak, mahkeme bitinceye kadar karar falan alma.” Ne yapacak o zaman Kamu İhale Kurumu? Zaten sıkıntı altında -konuşuluyor- baskı altında. Ne yapacak, yani idare neresi, kim alacak, hangi idare alacak, Bayındırlık Bakanlığı mı eski adıyla, Çevre ve Şehircilik Bakanımız mı alacak? Onlar bir taraftan başka bir kanunun peşine, İstinye arazilerini nasıl iç eder de falanca yere veririz diye onun derdindeler. Yani onların artık bu saatten sonra ben bu konuda inisiyatif alacağı kanaatinde değilim. Son saniyede eklenen bir şeyle önünüze gelecek önümüzdeki günlerde. Komisyondan geçti, dağıtılır. Anında gelen bir şeyle oradaki 160 dönüme yakın arazide TOKİ de ne yaparız, nereye alışveriş merkezi yaparız diye onun derdinde. Ben şimdi o saatten sonra o idarenin bunu tespit yapıp da hele hele mahkemeye havale ettiyseniz kanunla, buraya da yazdıysanız idarede hiçbir kimsenin kalkıp da “Ben bu tespiti yaptım, idare olarak ceza verdim.” deme hakkı kalmayacak. Zaten şu anda da korkuyorlar. Sürekli baskı var. Onun için, eğer buradaki karine masum bir şeyse, yani “İnsanların suçluluğu ispat edilinceye kadar suçsuzlardır.” tek gerekçemiz buysa o zaman bizim burada hiç durmadan bir sürü kanun çıkarmamız lazım. Şu anda kanunu çıkarmadan, hatta mahkemenin inisiyatifiyle “Delilleri karartabilirler. Aman, ne olur ne olmaz, yurt dışına kaçabilirler.” diye tuttukları arkadaşlarımızın da bir an önce dışarıya çıkarılması lazım. Önce de eğer bir eksik varsa o düzenlemeyi yapmamız lazım. Bugün Sayın Meclis Başkanımız “Siz yapın, dört grup anlaşınca biz her şeye uyarız.” diyordu. Yani onun için, gelin, samimiyetle bu teklifi değerli arkadaşımız geri çekerse, sağlıklı bir şekilde… Eğer başka bir şey varsa, söylendiği gibi sadece teminatla ilgiliyse böyle olmaz. Demişler ki gerekçe olarak: “Teminat yanmasın.” Ama bunu koyduğunuz zaman teminat değil, tamamıyla oradaki şeyi koyarsanız, Mahkeme Kararı dediğiniz anda, o iş bu saatten sonra artık bir şekilde geri dönüşü olmayan yola girer, idareler baskı altında kalır, ihalelere fesat karıştırılır. Burada en önemli şey, piyasanın dönmesi açısından bu firmaların ayıklanması lazım. Yani dediğim gibi, kaç bin kişi oldu, kaç yüz kişi oldu, kim olduğunu tartışmıyorum, ben esas olarak bu işin hukuka aykırı olduğunu, eşit bir şekilde uygulanmayacağını, dolayısıyla… En küçük ihalelerde bile sorun çıktığını biliyoruz; temizlik ihalelerinde bile sorun çıktığını biliyoruz. Bu suçların hepsinin tek tek tanımlanmasının nedeni o. Yani düzgün olan bir Kanun’u da böylece istisnalara ilave olarak burada bozmuş olacağız.

Ben, arkadaşlarımın bu uyarıları dikkate almasını istiyorum ve hakikaten burada bir şey yapalım derken başka tarafta, başka mağduriyetlere ve kamunun kaynaklarının çarçur edilmesine, bütçeden verilen ödeneklerin farklı yerlere gitmesine ve usulsüzlüklere yer vermeyelim. İnşallah bu dileklerimizi kabul eder arkadaşlarımız. Sayın Başkan ara verirse, maddeyi görüşmeye geçmeden önce bir değerlendirebilirler diye düşünüyorum, aksi takdirde çok ağır şaibeler altında kalınır. Yani daha önce dava açılmış kişilerle -sürekli bunu alışkanlık hâline getirdik- ilgili bir karar alıyoruz “Efendim devam eden mahkemeler de geçersiz hâle gelir.” diye. Şimdi var önümüzde, başka kanun tasarıları da var, hepsinin içerisine bir tane bir şey ekliyoruz, kendimizi mahkeme yerine koyuyoruz. Değerli arkadaşlar, burası yasama. Zaten mahkemeyi, yargıyı bir şekilde yandaşlaştırdınız. Hâlâ o da yetmiyor, onları da rahatlatalım diye bu sefer kanunun içine hüküm koyuyoruz. Yani gerçekten yasama birimiyle yargı, yürütme… Kuvvetler ayrılığı diye bir şeyden bahsediyorduk. Zaten yasamayla yürütme iç içe girdi, Allah rahmet eylesin o öldü, yargı da bir süre sonra yandaşlaştı, o da öldü ama ona rağmen hâlen daha içine bir şeyler sokuşturalım… Biz kendimiz yargı yapıyoruz; yasama olarak yargının yerine koymaya başladık. Buradan yargı kanunu çıkmaz, biz sadece sistemi düzenleriz, o kanunları çıkarırız, mahkeme bunu uygular. Biz gidiyoruz, onun uyguladığı hoşumuza gitmiyor, Danıştay şurayı reddetti, bir kanun çıkaralım, Yargıtaydan bir tane bir şey çıkmış, onu beğenmedik bir kanun daha çıkaralım veya işte idare mahkemelerinde devam edenlere bu uygulanmaz diyelim, geçelim. Onun için, gelin, biz yasama işimizi yapalım, çıkan düzenlemelere uymalarını sağlayalım, tam tersine o kurumların uyup uymadığını denetleyelim, Meclis adına denetim yapan Sayıştayın etkin bir denetim yapmasını  sağlayalım. Bugün bütçesi yukarıda görüşüldü arkadaşlarımızın hâlen daha yeniden yapılandırılmayla uğraşıyorlar.

Böylece, bütün güçler kendi fonksiyonlarını, bütün erkler kendi fonksiyonlarını yerine getirsinler diyor, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Şimdi, AK PARTİ adına Abdulkerim Gök Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurun Sayın Gök. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 11’inci maddesinin (a) bendindeki değişiklikle ilgili AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce milletimizi ve aziz Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben sözlerimin başında polemik olmasın diye özellikle kavramlardan bugüne kadar kaçındım. Bu konuşmamda da herhangi bir polemiğe yol açacak bir konuşma yapacak değilim ancak şunu ifade etmekte fayda var: Benden önceki çok kıymetli konuşmacı arkadaşlarım, burada -bir konuşmacı arkadaşım hariç diğer ikisi- sadece son bir dakikalarında konuya değinmişlerdir. Buradan şu sonuca gidiyorum: Sanki kanun metninin, bu kanun teklifinin anlaşılmadığını hissediyorum. Ben, bu kanun düzenlemesiyle -sizlerin de desteğiyle geçtiği takdirde- hangi alandaki aksaklıkları gidereceğimizi açıklamaya çalışacağım. Ancak, çok değerli 2 konuşmacı arkadaşım şunu ifade ettiler: “Bu kanun değişikliğiyle Kamu İhale Kanunu 25-26’ncı defa değişti.” dediler.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – 30.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Rakam önemli değil, fakat şunu çok iyi biliyoruz ki, hayat durmadan devam ediyor ve dinamik bir hayat. Küreselleşen dünyanın bir getirisi olsa gerek ki bir de bizim geçmişteki Türk siyasi hayatında çok yoğun olarak ifade ettiğimiz bir kavramla karşılaştık, “statüko” diye bir kavram var.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Almanya’da, Fransa’da bu kadar değişiklik var mı? İngiltere’de, İsviçre’de…

ABDULKERİM GÖK (Devamla) - Eğer ki biz toplumun çok gerisinde devam eden yasalarla idare edildiysek, işte bundan on yıl önceki içinden çıkılmaz hâl alan ekonomik, politik, sosyal ve siyasal süreçteki aksaklıklarla devam ederiz. 

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Çin’de bile yok bu kadar değişiklik, Çin’de.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Biz diyoruz ki: Toplumu yakından ilgilendiren ve toplumun en azından bir adım önünde yer alan yasaları gündeme getiriyoruz. 25 değil, 35 değil gerekirse 50 defa dahi değiştirilecekse… Bununla şunu ifade etmek istiyorum…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kanunu değiştirin daha iyi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz da emeklinin durumuyla ilgilenseniz, hep ihale işleri ya! Hep ihale, hep bilmem ne.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bugün bu alanda bir aksaklık varsa, Parlamentonun da görevi şudur ki: Bu Parlamento 5.424 kişinin bu alandaki sıkıntısını ve bundan sonra ortaya çıkacak olan sıkıntıları ortadan kaldırmak için vardır. Yasal düzenlemeleri bunun için yapıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Atanamayan öğretmenlerle ilgilenin. İktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunlarıyla ilgili kanun teklifi verin.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bir diğer konuşmacı arkadaşım, Türk ceza hukukunu yakından ilgilendiren bir atıfla şu anda tutuklu vekillerin durumuyla Kamu İhale Kanunu’nu karşılaştırarak örnekler verdi. Her iki hukukun düzenlemesinin de kendi alanında farklı olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum.

Şimdi ben, bu kanunla neyi getirmeye çalışıyoruz, bu kanunla hangi alanda düzenleme yapmaya çalışıyoruz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Memleketin hangi sorununu çözüyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – AKP’cilere ihale veriyorsunuz.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – …müsaadelerinizle onu açıklamaya çalışayım.

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, Kanun kapsamındaki idarelerce gerçekleştirilen ihalelerin hangi kurallara göre tamamlanacağını düzenlemekle birlikte, bu ihalelerin gerçekleştirilmesi bağlamında ortaya çıkan ve ihale sürecinin sağlıklı yürütülmesine engel olan hâllerde ne türden yaptırımlar uygulanacağını da düzenlemektedir. Yani burada, şu anda Kamu İhale Kanunu’nun 59’uncu maddesi, 11’inci maddesi ve 17’nci maddesi, aslında getirmiş olduğumuz, karine diye ifade ettiğimiz… Hukukta temel karine, suç mahkemelerce kesinleşmediği müddetçe kişiler suçsuzdur karinesinin içerisinde 59, 17 ve 11’nci maddeler buraya tam uygunluk ifade etmektedir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kamu İhale Kurumunu niye kurdunuz o zaman?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bu yaptırımlar, anılan Kanun’un çeşitli maddelerinde ele alınmıştır. Söz konusu yaptırımlar arasında, teklifin değerlendirme dışı bırakılması…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kamu İhale Kurumunu niye kurdunuz? Kaldırın lağvedin.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – …istekliler hakkında, idare kararıyla veya mahkeme kararıyla yasaklama kararı verilmesi, isteklilerin geçici teminatının gelir kaydedilmesi bulunmaktadır.

Örneğin, Kanun’un 17’nci maddesinde ihale sürecinde yapılması yasak olan fiil veya davranışlar tek tek sayılmış, bu yasak fiil veya davranışlarda bulunanlar hakkında ilgili bakanlık tarafından ihalelere katılma yasağı verilmesine ve bu davranışta bulunanların ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler dördüncü kısımda belirlenmiştir.

Bununla birlikte, ihalelere katılma yasakları sadece yasak fiil veya davranışlarda bulunmaktan kaynaklanmamaktadır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hangi firmalar kayırılacak bundan, açıklayın.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Kanun’un 59’uncu maddesi gereğince, hakkında kamu davası açılmasına karar verilenler de yargılama sonuna kadar 4734 sayılı Kanun kapsamında yer alan kurum ve kuruluşların ihalelerine katılamamaktadırlar.

Ayrıca, aynı madde ile Kanun’un 58’inci maddesinin 2’inci fıkrasına yapılan atıf nedeniyle, hakkında kamu davası açılan hakkında kamu davası açılan tüzel kişilerin şahıs şirketi olması hâlinde şirket ortaklarının tamamı, sermaye şirketi olması hâlinde sermayesinin yarısından fazlasına sahip olan gerçek ve tüzel kişi ortaklar, kamu davası açılanın ayrıca bir şahıs şirketinde ortak olmaları hâlinde bu şahıs şirketi, sermaye şirketine ortak olmaları hâlinde ise sermayesinin yarısından fazlasına sahip olmaları kaydıyla bu sermaye şirketi de ihalelere katılamamaktadır.

Kanun değişikliği teklifiyle, değiştirilmesi önerilen anılan Kanun’un 11’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki “Bu Kanun ve diğer kanunlardaki hükümler gereğince geçici veya sürekli olarak kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanmış olanlar” ibaresinden dolayı uygulamada 59’uncu madde hükmü gereğince hakkında kamu davası açılanların Kanun kapsamında gerçekleştirilen bir ihaleye katılmaları hâlinde bu durum 11’inci madde kapsamında değerlendirilerek, bunların geçici teminatlarının gelir kaydedilmesi ve haklarında kamu ihalelerine katılmaktan yasaklama kararı verilmektedir.

Söz konusu maddenin mevcut hâli, isteklilerin gerek idarece alınan yasaklama kararı gerek mahkemelerce verilen hükümler gerek istekli hakkında kamu davası açılmış olması gerekse de özel yasal düzenlemelerden doğan ihaleye katılma yasağı olsun her türden yasaklılık hâllerini taşıyan kişilerin ihaleye katılması hâlinde sundukları geçici teminatın tamamının irat kaydedilmesine yol açmaktadır.

Dolayısıyla mevcut Yasa metni, ihaleye katılma yasağının niteliğine bakmaksızın ağır yaptırımlar içermektedir. Bu durum, örneğin, ortak girişim olarak ihaleye katılan istekliler için bir ortağın diğer -ortağın bir şekilde muhatabı olduğu- ihaleye katılma yasağından haberdar olmaması hâlinde büyük zararlara uğramasına da neden olabilmektedir. İdari bir işlemle ilgili istekli hakkında yasaklama kararı verilmesi durumunda bu karar Resmî Gazete’de yayımlanarak aleniyeti sağlanarak, objektif olarak ilgili herkesin bu karara muttali olması sağlanmaktadır. Yine mahkeme kararıyla ilgili, hakkında kamu ihalelerine katılmaktan yasaklama kararı verilmesi hâlinde, bu durumda olanlar Kamu İhale Kurumu tarafından tutulan yasaklılar listesine işlenmekte ve tüm idarelerin hakkında yasaklama kararı verilenleri takip etmesine imkân tanınmaktadır. Buna karşılık, özel kanunlarda yer verilen düzenlemeler nedeniyle ihalelere katılamayacak durumda olanlara ilişkin, herhangi bir listeleme yapılmadığından, bu durumun takibi hem istekliler hem de idareler açısından sorunlara yol açmaktadır. Uygulamada mevcut olan ve mevcut yasa metni korunduğu sürece mevcudiyetine devam edecek bu sorunlarla birlikte, konuyu bir de temel hukuk ilkeleri yönünden irdelemekte fayda vardır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yasaklıların hepsinin listesi belli, hangi firmaların devlet kurumları tarafından yasaklandığı da belli, toplam olarak 8.190 kişi, hepsi belli.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Hukuk devletinde esas olan, hiç kimsenin aleyhinde yargı kararı bulunmadan suçlu muamelesi görmemesi, böyle bir muameleye tabi tutulmaması gereğidir. Dolayısıyla, söz konusu kişilerin yargılama sonunda beraat etme olasılığı dikkate alındığında bunların ihaleye katılmaları hâlinin Kanun’un 11’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek ve geçici teminatları gelir kaydedilerek bir anlamda ayrıca cezalandırılması hakkaniyet ve adalete aykırı sonuçların doğmasına neden olmaktadır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Artık İnternet’te her şey belli.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Belirtilen nedenlerle Kanun’un 59’uncu maddesinde yer verilen özel düzenleme veya özel kanunlarda yer verilen düzenlemeler nedeniyle, ihalelere katılmayacak durumda olanların ihalelere katılması hâlinde, bu kişilerin sadece tekliflerinin değerlendirilme dışı bırakılması ancak bu durumda olanlar hakkında 4734 sayılı Kanun’un 11’inci ve 58’inci maddelerinde yer alan geçici teminatı gelir kaydetme veya haklarında yeni yasaklama kararlarının tesis edilmesi müeyyidelerine başvurulmaması gerekmektedir. Ayrıca, değiştirilmesi teklif edilen metindeki “yasaklanmış olanlar” ifadesinin de kapsam olarak belirsizliğe yol açtığı değerlendirilmektedir. Bu ifadenin idari kararlarla veya mahkeme kararıyla yasaklananları mı işaret ettiği yoksa haklarında kamu davası açılanları veya özel düzenlemeler ile ihaleye katılması engellenenleri de mi kapsadığı kimi zeminlerde tartışma konusu edilmektedir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yok, burada yazıyor; cumhuriyet savcılığı 2.783, ağır ceza mahkemesi 1.748.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bu bağlamda, uygulamada karşılaşılan belirsizliğin ortadan kaldırılması ve gerek hakkında kamu davası açılanların gerekse özel düzenlemeler nedeniyle ihalelere katılamayacak durumda olanların ihaleye katılmaları hâlinde sundukları geçici teminatlarının gelir kaydedilmemesi öngörülmektedir.

Şu hususu öncelikle belirtmek isterim ki, görüşülmekte olan kanun teklifinin kabul edilerek yürürlüğe girmesi hâlinde, geçmişte hakkında kamu davası açıldığı hâlde ihaleye katılması sebebiyle teminatları gelir kaydedilen ve ihalelere katılmaktan yasaklanan kişilerin durumlarında herhangi bir değişiklik olmayacaktır. Burada benden önceki konuşmacılar tam tersini ifade ettiler. Kanun teklifi, bu kişilerin teminatlarının iade edilmesi veya yasaklılık kararlarının kaldırılması gibi bir uygulamaya meydan verecek bir düzenlemeyi içermemektedir. Gerçek şudur ki: Kanun değişikliği teklifi ancak yürürlüğe girdikten sonra tesis edilecek işlemleri kapsayacaktır.

Ayrıca, kanun teklifiyle hakkında kamu davası açılanların ihalelere katılmalarının önünün açılması da asla söz konusu değildir. Hakkında kamu davası açılanların ihaleye katılmalarını engelleyen 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 59’uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hüküm yürürlüktedir. Anılan hüküm yürürlükte bulunduğu sürece hakkında kamu davası açılanların ihalelere katılmalarına hukuken asla ve asla imkân bulunmamaktadır.

Görüşülmekte olan kanun teklifiyle getirmek istediğimiz düzenleme, hakkında kamu davası açılanların ihalelere katılmaları hâlinde uygulanmakta olan geçici teminatlarının gelir kaydedilmesi yaptırımının kaldırılmasına yönelik olup hakkında kamu davası açılanların ihalelere katılmalarını sağlamayı amaçlamamakta ve bu yönde bir düzenlemeyi de asla içermemektedir. Nitekim kanun teklifinin gerekçesinde de bu husus açıkça vurgulanmıştır. Esasen, böyle bir kanun teklifine niçin ihtiyaç duyulduğunun çok basit ve her kesim tarafından anlaşılabilir açıklaması şudur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Milletvekilleri için yazdığın gerekçeyi söyle.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bildiğiniz üzere, ihalelere katılan gerçek ve tüzel kişiler hakkında çeşitli sebeplerle kamu davası açılabilmektedir. İhalelere katılan bu kişilerin hakkında kamu davası açıldığından veya kamu davası açılmasının ihaleye katılma yasağı anlamına geldiğinden her zaman haberdar olma olasılıkları bulunmamaktadır. Her ne kadar kanunu bilmemek mazeret sayılmasa da sosyal devletin yaptırımlara ilişkin düzenlemelerinde yasanın muhatabı kişilerin her mevzuatı iyi bildiği kabulünden veya uzmanı olmadığı yasal düzenlemelerden mali olarak sorumlu tutulabileceği anlayışından yola çıkılmamasının daha uygun olacağı düşünülmektedir. Bu sebeple, ihaleye katılan isteklilerin veya ortak girişim olarak ihalelere katılan ortakların diğer ortakların haklarında kamu davası açıldığından haberdar olmamaları uygulamalarda çokça, sıkça da rastlanan bir durum hâline gelmiştir. Bu şekilde, hakkında kamu davası açıldığından haberi olmadığı için ihalelere katılan istekli hakkında ise geçici teminatının gelir kaydedilmesi yaptırımı uygulanmakta, dolayısıyla ihalelere katılan müteşebbisler ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmaktadırlar.

İşte, görüşülmekte olan bu kanun teklifiyle, uygulamada ortaya çıkan bu haksızlığın ve mağduriyetin önlenmesinden başka bir husus asla düşünülmemiş ve amaçlanmamıştır.

Öte yandan, kanun yürürlüğe girdikten sonra tesis edilecek işlemler için hüküm doğuracağı dikkate alındığında bu kanun teklifiyle getirilen değişiklikten kaç kişinin yararlanacağının şimdiden belirlenebilme imkânı da yoktur çünkü hakkında kamu davası açılanlar listesi her gün, her saat değişebilmektedir. Üstelik, söz konusu değişikliğin etki alanı sadece hakkında kamu davası açılanlar ile sınırlı olmayıp ifa ettikleri görevler veya taşıdıkları resmî unvanlar nedeniyle özel yasal düzenlemelerden dolayı ihalelere katılması mümkün olmayanlar da bu değişikliklerin etki alanı içinde bulunmaktadır.

Son sözlerim olarak şunu ifade etmek isterim ki, yapılması önerilen kanun değişikliği hukuk devleti ilkesine uygun olan ve kanunun muhatapları için de kanun metninin belirgin hâle getirilmesini sağlamak suretiyle hukuki güvenlik ilkesini de sağlamayı amaçlamakta olan bir düzenleme, bir tekliftir. Dilerim ve umut ederim ki, sonrasında sizlerin de katkılarıyla bu teklif yasalaşmış olur.

Bu düzenleme ile, inşallah, daha adil bir uygulamaya hayatiyet kazandıracağımız düşüncesiyle yüce Parlamentoyu ve aziz milletimizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

OKTAY VURAL (İzmir) – Pek milleti ilgilendirmiyor bu Sayın Gök. Bu milletle ilgili değil ya, sermayeyle ilgili bir konu.

BAŞKAN – Şimdi şahısları adına İstanbul Milletvekili Sayın Osman Boyraz.

Sayın Boyraz, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi ve yüce Parlamentomuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, kamu hukukuna tabi olan ve kamunun denetimi altında bulunan veyahut kamu kaynağı kullanılan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usulleri belirlemektedir. Kamu İhale Kanunu’nun “İsteklilerin ceza sorumluluğu” başlıklı 59’uncu maddesinde; taahhüdün tamamlanması ve kabul işlemi yapılmasından sonra tespit edilmiş olsa dahi, 17‘nci maddede belirtilen; hile, vaat, tehdit, nüfuz kullanma, çıkar sağlama, anlaşma, irtikap, rüşvet suretiyle veya başka yollarla ihaleye ilişkin işlemlere fesat karıştırmak veya buna teşebbüs etmek; isteklileri tereddüde düşürmek, katılımı engellemek, isteklilere anlaşma teklifinde bulunmak veya teşvik etmek, rekabeti veya ihale kararını etkileyecek davranışlarda bulunmak; sahte belge veya sahte teminat düzenlemek, kullanmak veya bunlara teşebbüs etmek; alternatif teklif verebilme hâlleri dışında, ihalelerde bir istekli tarafından kendisi veya başkaları adına doğrudan veya dolaylı olarak, asaleten ya da vekâleten birden fazla teklif vermek ve benzeri gibi fiil veya davranışlarından Türk Ceza Kanunu’na göre suç teşkil eden fiil ve davranışlarda bulunan gerçek veya tüzel kişiler ile o işteki ortak veya vekilleri hakkında ceza kovuşturması yapılmak üzere yetkili cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulacağı; hüküm olunacak cezanın yanı sıra idarece Kanun’un 58’inci maddesinin ikinci fıkrasında sayılanlarla birlikte aynı madde hükmüne göre verilen yasaklama kararının bitiş tarihini izleyen günden itibaren uygulanmak şartıyla, bir yıldan az olmamak üzere, üç yıla kadar kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan mahkeme kararıyla yasaklanacağı; bu Kanun kapsamında yapılan ihalelerden dolayı 58’inci maddenin birinci fıkrası gereğince ceza kovuşturması yapılarak kamu davası açılmasına karar verilenler ve ikinci fıkrasında sayılanların yargılama sonuna kadar Kanun kapsamında yer alan kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılamayacakları; haklarında kamu davası açılmasına karar verilenlerin cumhuriyet savcılıklarınca sicillerine işlenmek üzere Kamu İhale Kurumuna bildirileceği hüküm altına alınmıştır.

Anılan hüküm gereğince, hakkında kamu davası açılmasına karar verilenler kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılamamakta, ayrıca madde ile Kanun’un 58’inci maddesinin ikinci fıkrasına yapılan atıf nedeniyle, hakkında kamu davası açılan tüzel kişilerin şahıs şirketi olması hâlinde şirket ortaklarının tamamı, sermaye şirketi olması hâlinde sermayesinin yarısından fazlasına sahip olan gerçek ve tüzel kişi ortaklar, kamu davası açılanın ayrıca bir şahıs şirketinde ortak olmaları hâlinde bu şahıs şirketi, sermaye şirketine ortak olmaları hâlinde ise sermayesinin yarısından fazlasına sahip olmaları kaydıyla bu sermaye şirketi de ihalelere katılamamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu İhale Kanunu’nun 11’inci maddesinde, geçici veya sürekli olarak kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanılmış olanların, doğrudan veya dolaylı veya alt yüklenici olarak kendileri veya başkaları adına hiçbir şekilde ihalelere katılamayacağı, ihalelere katılmaları hâlinde ihale dışı bırakılacağı ve geçici teminatlarının gelir kaydedileceği hükme bağlanmıştır. Kanun’un 11’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde “Bu Kanun ve diğer kanunlardaki hükümler gereğince geçici veya sürekli olarak kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanmış olanlar” ibaresinden dolayı uygulamada 59’uncu madde hükmü gereğince hakkında kamu davası açılanların Kanun kapsamında gerçekleştirilen bir ihaleye katılmaları hâlinde bu durum 11’inci madde kapsamında değerlendirilerek bunların geçici teminatlarının gelir kaydedilmesi ve haklarında kamu ihalelerine katılmaktan yasaklama kararı verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanma kararı verilmiş olanlar Kamu İhale Kurumu tarafından tutulan yasaklılar listesine işlenmekte, tüm idarelerce, yasaklanma kararı verilenlerin takip edilmesine imkân tanınmaktadır. Ancak özel kanunlarda yer verilen düzenlemeler nedeniyle, ihalelere katılamayacak durumda olanlara ilişkin herhangi bir listeleme yapılmadığından bu durumda olanların takibi hem istekliler hem de idareler açısından sorunlara yol açmaktadır.

Ayrıca, 4734 sayılı Kanun’un 59’uncu maddesi uyarınca hakkında kamu davası açılmış olanlar Kamu İhale Kurumu tarafından tutulan sicile işlenmekte, bu kişilerin yargılama sürecinde kamu ihalelerine katılamayacakları, yargılama sonunda beraat etme olasılığı da dikkate alındığında, bu durumda olanların 11’inci madde kapsamında değerlendirilmesinin hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracağı aşikârdır. Dolayısıyla Kanun’un 59’uncu maddesinde özel düzenleme veya özel kanunlarda yer verilen düzenlemeler nedeniyle ihalelere katılamayacak durumda olanların ihalelere katılması hâlinde bu kişilerin sadece tekliflerinin değerlendirilme dışı bırakılması ve bu durumda olanlar hakkında 4734 sayılı Kanun’un 11’inci ve 58’inci maddelerinde yer alan müeyyidelerin uygulanmaması gerekmekte, bu müeyyidelerin uygulanması için idari bir işlem veya mahkeme kararının bulunması koşuluna bağlanması uygun olacaktır.

Söz konusu kanun teklifinin kabulüyle kanunlaşmasının ülkemiz adına hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Boyraz.

Şimdi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar…

Buyurun Sayın Bayraktar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nda değişiklik yapılması hakkında verilen kanun teklifi üzerine yüce Meclise bilgi sunmaya çalışacağım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle ifade etmek istiyorum ve arz etmek istiyorum, bu yasa teklifi, Kamu İhale Kanunu’nun 11’inci maddesine getirilmek istenilen düzenleme esasa müteallik bir düzenleme değildir ve geriye dönük bir özelliği yoktur, ileriye dönük bir özelliği vardır. Yani bu süre içerisinde çok değerli konuşmacı milletvekili arkadaşlarımız burada çok güzel fikirler beyan ettiler, bu Yasa 2001 yılı başında yürürlüğe girdi ve bugüne kadar birçok değişikliğe uğradı, bu eleştiriler son derece haklıdır fakat şunu ifade etmek istiyorum: Çok değerli arkadaşlar, 2001 yılında Türkiye Cumhuriyeti devleti IMF’yle sıkıntılı bir durumdaydı, ciddi bir borcumuz vardı, yapılan yasa Türkiye'nin esvabına, Türkiye'nin bedenine, Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısına uygun değildi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Saptırmayın Sayın Bakan. Ne alakası var şimdi? Ne alakası var şimdi IMF’yle?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Müsaade edin arz edeyim.

Biz bu süre içerisinde çok hızlı bir kalkınma ve gelişme hamlesi içerisindeyiz ve sadece…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teknik açıklama yapacaksınız zannettik yani.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – TOKİ’de 35 bin ihale yaptık çok değerli arkadaşlar ve bir ülkenin kalkınması ve gelişmesi için ihale kurumu da şarttır veya ihale kurumuna benzer bir kurum şarttır, ihale kanunu da şarttır. Ve İhale Kanunu’nda bizim üzerinde durduğumuz ve kolladığımız, koruduğumuz, esas itibarıyla, bir ihalede, satın alırken en yüksek fiyatı verene ihale etmek, işi yaparken de en düşük fiyatı verene işi ihale etmek esasına ve bu doğrultuda, ihale eden idarelere, ihaleyi yapan komisyonlara, inisiyatif vermeme özelliğine bugüne kadar dikkat ettik ve ihalenin bu husustaki ruhuna, lafzına, mesajına dokunmadık, bundan sonra da dokunma niyetimiz yok.

Buradaki işin özü, bu maddeyle getirilmek istenilen işin özü şudur: Efendim, savcılar tarafından yapılan soruşturmalarda vatandaş bakımından gizlilik esastır. Niye esastır? Bir tanesi, vatandaşın hukukunu korumak bakımından esastır, vatandaşı rencide etmemek bakımından esastır, hele hele bu bir tüccarsa piyasadaki kredisini sarsmamak bakımından, bankalardaki kredibilitesini sarsmamak bakımından, teminat mektubu alması bakımından bu gizlilik esastır bu süreçte. Siz de şahit olmuşsunuz değerli milletvekilleri, birçok gizli soruşturmalar yapılmaktadır ve…

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekilinin de önerge vermesi için tutuksuz yargılanması gerekiyor, ona niye bu hakkı tanımıyorsun?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –…bu soruşturmadan müteahhitler, vatandaş, şahsi firmalar, adi ortaklıklar, kolektif, komandit ortaklıkların ortakları veya sermaye şirketlerinin -yani anonim şirketler veya limitet şirketlerin yüzde 51’den fazla ortaklarının- haberi olamamaktadır, çoğu zaman haberi olamamaktadır, haberi olmadığı zaman da doğal olarak ihaleye girebilmektedir, girdiği zaman bu ihalelerde teminatı da yanmakta, yasaklama gelmekte ve ihale dışı bırakılmaktadır.

Bu düzenlemeyle yapılmak istenilen şu: Hakkında kovuşturma açılan, haklı olsun haksız olsun, yine ihale dışında bırakılmakta. çok net bir şekilde bu Yasa’da belli; 11’inci maddede var, 17’nci maddede var, 59’uncu maddede var, Yasa’nın tamamında bu var. Sadece, haberi olmadan toplu bir soruşturma yapılıyor, insanın haberi yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Haber verin.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Ortaktır fakat ilgisini kesmiştir. Adi ortaklıktır, kolektif ortaklıktır veya haberi olmayabiliyor. Bu durumda bir haksızlık oluyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Haber verin, e-mail gönderin.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –  Haberi olmasa da -arz edeyim- ihaleye girdi…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – 118’e sorsun, orada var.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –  Zaten, efendim, bir ihalede, ihaleye giren kişi ihaleye fesat karıştırma, yolsuzluk, usulsüzlük veya herhangi bir şekilde ihale dışında bırakılmasını gerektirecek bir eylemde, fiilde bulunmuşsa idare onu ihale dışında bırakmak durumundadır ve yasaklama getirmek mecburiyetindedir. Ondan sonra da savcılığa suç duyurusunda bulunmak ve savcının da kamu davası açma sorumluluğu vardır savcının yaptığı incelemeden sonra. Bu durumda zaten yasaklama geliyor ve teminatı yakılıyor ancak idarenin haberi olmadan savcılıkların yaptığı soruşturmalar sebebiyle açılan davalardan çoğu kere vatandaşın haberi yok değerli arkadaşlar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Savcılıkta adam ihaleye fesattan soruşturuluyor, haberi yok. Yapmayın Allah aşkına!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Burada, aslında, ihalelerde şeffaflığı getirmek, ihalelerde katılımı artırmak, ihalelerde daha düzgün bir ihale yapmak için bu şart getirilmektedir yani daha çok kişi ihaleye girsin ve şeffaflık artsın, katılım artsın ve ihalelerde iş yaparken kırımlar artsın, mal satarken de daha çok devletin malı daha pahalıya satılsın diye, işin özü budur. Bunu, özellikle burada ifade etmek istiyorum.

Yine, değerli arkadaşlarımızın eleştirilerine de kısaca bir iki cevap sunmak istiyorum.

Toplu Konut İdaresi: Gerek benim çalıştığım dönemdeki sekiz buçuk yılda ve gerekse benden sonraki arkadaşlarımın döneminde Toplu Konut İdaresi hakkında açılmış bir dava yoktur, bir soruşturma yoktur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ne güzel!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Çok değerli arkadaşlar, bizim en kıymetli arkadaşlarımız eğer yanlışlık yapmışsa hapistedir. Beş sene…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – “Dava yok.” mu diyorsunuz Sayın Bakan? KCK davası yargılanmıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – TOKİ hakkında, haleden dolayı -bırakın davayı- bir araştırma, bir soruşturma yoktur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yapmayın Sayın Bakan!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Aykut Bey, lütfen… Yoktur.

Bir de hasılat paylaşımı ihaleleri iyi anlamak lazım. Hasılat paylaşımı ihalelerle Türkiye’de devletin malları en üst düzeyde değerlendirilmiştir. Bu çok açıktır. Burada…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayıştay “770 trilyon zarar var.” dedi.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Efendim, nerede var?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayıştayda var.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bir tanesi, aklı kaçık -çok affedersiniz- bir şey yazmış, sonradan hakkında soruşturma açılmış. Bunun incelemesi 100 sefer yapıldı, 100 sefer.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Size de dava açarlarsa oraya giremezsiniz yani.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yazdığı için mi soruşturma açıldı, Allah Allah!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yazdığı için ha! Doğruyu yazdığı için!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Efendim, bununla ilgili 100 sefer yapıldı ve hepsinden takdirname aldık. Bugün dünya…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazdığı için soruşturma açtırdınız!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Arkadaşlar, bu ülkeyi biz geliştireceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de aleyhte konuşuyoruz, bizim hakkımızda da açacak mısınız?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bakın, siz de yardımcı olun, buna katkı sağlayın, bu ülke gelişiyor, kalkınıyor. Çok şerefli bir biçimde gelişiyor, kalkınıyor. Buna sizin de katkınızı bekliyoruz ve hakikaten hasılat paylaşımı işlerde, bir defa, SPK’ya bağlı firmalar tarafından o kamunun arazinin değeri belirleniyor. İhaleye çıkarken diyoruz ki: “Ey ihaleye katılan, bu arsamızın değerini, bir defa, sen bedel olarak ödeyeceksin.” Kaç lira bedeli? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Bir müsaade edin.

Bunu öğrenmek lazım, ben bunu öğrenmek için çok çalıştım.

Şimdi, şunu arz edeyim: Bedeli ne kadar? 50 bin lira. Arsamıza kaç lira veriyorsun? 80 lira, 100 lira, 150 lira. En çok veren ayrıca hasılattan daha fazla gelir temin ederse bize yüzdelik, yüzde 5, yüzde 10, yüzde 40, yüzde 50, ne ise ilave para verecek. Buradaki ihalenin ismi arsa satışıdır. Arsa satışı karşılığı hasılat paylaşımıdır. Burada, dünyanın en ileri teknolojilerini Türkiye’ye taşıdık, dünyanın en ileri konseptlerini Türkiye’de getirdik, yaptık, bundan sonra da bunları yapmaya devam edeceğiz. Ataşehir, Ataköy, Bahçeşehir, Eryaman, İstanbul’un, İzmir’in, Antalya’nın, Ankara’nın en güzel yerlerinde ve çok… 100 liralık malı 300 lira para getirdik. Bunları inceleyin ve bizi takdir edin, biz bundan takdir bekleriz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Aynı şeyi yüzde 30’la verdiniz, özel müteahhitlere yüzde 50’yle verdiniz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bakınız çok değerli arkadaşlar…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ataşehir babanızın malı olsa ona verir miydiniz? Yüzde 30’la müteahhide peşkeş çektiniz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Biz babamızın malından bin kat daha çok dikkat ederek veririz devletin malını. Devletin malı namustur, bunu namusu gibi korumayanlara yazıklar olsun. (AK PARTİ sıralarından “Âmin.” sesi, alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazıklar olsun! Âmin! Âmin! Niye alkışlamıyorsunuz “Âmin”i?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Çok değerli arkadaşlar, bakınız, arz edeyim: Şimdi, biz hasılat paylaşımı ihalelerde nerede davetli ihale yaptık?

OKTAY VURAL (İzmir) – “Âmin.” diyoruz, niye alkışlamıyorsunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Bir tane getirin, her türlü cezaya razıyım. Hasılat paylaşımı ihalelerde nerede davetli iş yaptık? TOKİ hangi ihalesini davetli yaptı Allah aşkına? Yani eleştiri yaparken… (CHP sıralarından gürültüler) Eleştirilere saygımız var, başımızın gözümüzün üstüne; eleştirilere sonuna kadar saygımız var arkadaşlar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kalbini kırmak istemiyorum Sayın Bakanın ama söylediğiniz çoğu şey doğru değil Sayın Bakan ve bilerek, doğru olmadığını biliyorsunuz yani.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Biz doğru konuşuruz, yaptığımız işi de doğru yaparız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yapmayın Sayın Bakan, üzülüyorum.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Bizim aldığımız terbiye budur, bizim aldığımız eğitim budur.

Değerli arkadaşlar, bakınız, siz -yani ben muhalefete seslenmiyorum, genel sesleniyorum- milletle kavga yapmayın. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimseyle kavga yaptığımız yok, nereden çıktı ya?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sizlerle kavga ediyoruz…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Biz milletin dediğini yapıyoruz, biz vatandaşın dediğini… Birilerinin, bir kutsal değerlerin arkasına saklanıp taş atmak olmaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz de milletten çalıyor, sermayeyi abat ediyorsunuz, daha ne olsun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Kutsal değerlerin arkasına saklanarak taş atanlar… Çocuklar bunu yapar. Biz iş yapıyoruz, çok iş yaptık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru; iş yapıyorsunuz! Kefenin cebi yokmuş maalesef.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Türkiye’de 200 milyar dolar yatırım yapıldı. Bu yatırımları yaptık, yapmaya devam edeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Cebinizden mi yapıyorsunuz yani?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Biz vatanımızı seviyoruz, biz 780 bin kilometrekare toprağımızı seviyoruz, 75 milyon insanımızı seviyoruz, insanımız da bizi seviyor.

Çok değerli arkadaşlar, bakınız, yeni getirdiğimiz düzenlemeyle Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Yasası. Burada buna değinildi, buna da bir ufak cevap vermek istiyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu da açık ihale değil.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Çok değerli arkadaşlar, bizim bu işle ilgili harcayacak paramız yok. Parayı bulduğumuz zaman vatandaşa kira yardımı yapacağız, para bulduğumuzda vatandaşa taşınma yardımı yapacağız, para bulduğumuz zaman vatandaşın afet kapsamında dairesini değiştirirken aldığı krediye destek vereceğiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz nasıl büyük ekonomisiniz? Sayın Bakan, Başbakan duymasın konuştuklarınızı.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Biz özel sektörü destekliyoruz, vatandaş kendi evini yapsın istiyoruz, kendi evini değiştirsin istiyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, vatandaş yapmıyor ki şirket yapıyor!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Biz yapmıyoruz, vatandaş yapacak arkadaşlar. İşin özü budur, işin doğrusu budur. Ben nereden yapacağım? Çevre ve Şehircilik Bakanlığındaki para kiracı yardımıdır, kredi yardımıdır, ev taşınma yardımıdır. Bendeki para belli.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kömür yardımı da var.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – 500 milyar dolar bir konfirmasyondur, ekonominin ayağa kaldırılmasıdır. Bunu vatandaş yaparsa Türkiye’de inşaat sektörü ayağa kalkar. Biz Türkiye’yi 3 kat büyüttük, önümüzdeki süreçte bir 5 kat daha büyüteceğiz, bu sayede büyüteceğiz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, şirketlere eşit dağıtın, açık ihale yapın.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -Bakın, Türk müteahhitleri dünyada şu anda 2’nci sırada. Ekonomik olarak dünyada 16’ncı sıradayız, 10’uncu sıraya geleceğiz; hep beraber geleceğiz, sizin eleştirinizle, sizin katkınızla geleceğiz. Bu bakımdan, bu İhale Kanunu’ndaki bu düzenleme…

OKTAY VURAL (İzmir) – Obez oldunuz obez!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, eleştirdiğimiz açık ihale.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -

Arkadaşlar, bakınız, biz yaptık geliyoruz, yaptık…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hormonlu! Hormonlu! GDO’lu büyüme!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -

Damdan düşenler, iş yapanlarla konuşalım, hayatında evine bir file götürmeyen, sadece bakarak eleştiri yapanlarla konuşmak zordur.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Bakan, 28 Nisan 2010 yılındaki Anayasa Mahkemesi kararına aykırı bu getirdiğiniz hüküm.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Neden açık ihale yapmıyorsunuz, onu söyleyin.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –İş yapan, üreten, ev yapan, her türlü sanayi malını üretenler gelsin de biz onun alnından öpelim, gelsin de onun elini öpelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, onun alnından öpüyor, midesinden vuruyorsun yani.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Gerçekten bu memlekete, bu millete kalkınma için, gelişme için, İhale Kanunu da bize uymadığı için biz şimdi çalışma yapıyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Sayın Bakan, 28 Nisan 2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi hükmüne aykırı sizin yaptığınız bu işlem.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Gelişen Türkiye’nin, kalkınan Türkiye’nin, büyüyen Türkiye’nin şartlarına uygun, medeni, modern, denetleyen, hem vatandaşı koruyan hem kamuyu koruyan yeni bir ihale yasasını da yapacağız, beraber yapacağız, bu Meclisten geçecek, onun için de hazırlıklarımızı tamamladık, inşallah hep birlikte…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, millet büyümüyor, ihaleciler büyüyor, dolar milyarderleri artıyor, bu bir lütuftur.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Çok değerli arkadaşlar, bakınız, bu Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Yasası Türkiye için elzemdir. Bunu hep beraber desteklememiz lazım. Burada yapılacak olan işleri özel sektör yapacak. Vatandaş kendi evini isterse… Biz diyoruz ki: “Sakat evde oturma.” Deprem riski taşıyan, yangın riski taşıyan, afet riski taşıyan, sel riski taşıyan evde vatandaşımız oturmasın. Bugün, modern ülkelerin yaptığı gibi biz de evlerimizi, konutlarımızı, yerleşim birimlerimizi modern hâle getirelim; Japonya’da olduğu gibi, nasıl deprem olduğu zaman insanlar depremle dalga geçiyor, biz de deprem olduğu zaman güvenli olalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, Sayın Bakan, millete Van’da “Evlerinize girin.” dediniz; deprem oldu, başına yıkıldı ya! Allah’ını seversen ya.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bunun için…

Van’da biz dünya çapında bir örnek verdik: On ayda 17 bin konut yaptık; 15 binini teslim ettik, 2 bini de teslim edilecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – 13 Kasım’da davası var, biliyor musun? O ölenlerden 2 kişinin çocukları geldi, biliyor musun? Ya, onları bir dinleseniz, ihaleyi yapanları değil de o ölenleri bir dinleseniz keşke.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -

Dünyada örneği var mı, Amerika’da var mı, Japonya’da var mı, Rusya’da var mı, Güney Afrika’da var mı? Dünyada birincidir bu yapılan iş. Bunu takdir etmek fazilettir. Nerede yapılmış on ayda? Okullarıyla, sağlık ocaklarıyla, camileriyle, sosyal tesisleriyle, yeşil alanlarıyla, suyuyla, elektriğiyle bunları bitirdik ve teslim ettik.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Van’daki birim fiyatları 3 katı diyorlar, doğru mu Sayın Bakan?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bakınız, Haiti’de, Japonya’da, Amerika’da afetlerde bir senede geçici konutları yapamıyorlar, bugün gelişmiş ülkelerde bir yılda geçici konutları veremiyorlar, biz on ayda kalıcı konutları…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, sizin bu Sandy kasırgasını şeye de göndersek olur.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Bunu, bakın, inceleyin arkadaşlar. İncelerseniz bunları görürsünüz. Van’da yapılan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, sizi Obama çağırıyor.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Bunu kim yapar? Vatandaşın desteğini alan bunu yapar, halkla bütünleşen bunu yapar, halkın duasını alan bunu yapar, halkın desteğini alan bunu yapar. Halkın desteğini almayan Van’da on ayda 17 bin konut yapamaz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, sen kendi konuna dönsene. Bilgi vermeye çağırıyoruz, hamaset yapıyor!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Böyle bir şey tarihte de yok, dünyada da yok. Bunları yaptık, her türlü bilgiyi de veririz, bilgiye de açığız.

MUHARREM VARLI (Adana) - Obama’nın sana ihtiyacı var Sayın Bakan, Obama’nın!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Bunun için, bundan sonra yapacağımız Afet Riskli Altındaki Alanların Dönüşümü Kanunu’nda da aynı şekilde siyaset üstü, siyaset dışı, Türkiye çapında, Türkiye’yi kalkındırmak için, şehirlerimizi güzelleştirmek için…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Neden açık ihale yapmadın? Sorulan sorulara cevap ver!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - …insanlarımızın mutluluğunu ve refahını artırmak için, Türkiye’de inşaat malzemesi kalitesini ve sayısını artırmak için…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, neden açık ihale yok? Çok net bir soru.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –…Türk müteahhitlerinin dünyada daha çok iş yapabilmesi için, Türk müteahhit, müşavir firmalarının gelişmesi için ve…

MUHARREM VARLI (Adana) - Ne alakası var bununla ya Sayın Bakan?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –…bütün dünyada artık sadece iş yapan değil, oyun kurucu olan, oradaki mahal listelerini, şartnamelerini yapan müşavir firmalar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Samsun’da gördük Sayın Bakan, Samsun’da gördük. Samsun’u bir anlat bakalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tam bir oyuncusunuz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Çok değerli arkadaşlarım, bakın, bugün dünyada Türk müteahhitleri sayısal olarak ikinci sırada ama istediğimiz kadar para kazanamıyoruz. Niye? İhaleleri, Japon firmaları, Alman firmaları ihale şartnamelerini hazırlıyor. Eğer biz bu afet riski altındaki alanların dönüştürülmesiyle Türk müteahhitlik sektörünü, Türk mühendislik, müşavirlik, teknik sektörünü geliştirirsek dünyada artık oyun kurucu olacağız. Bu kaçınılmazdır, bunu yapacağız, çok yakında bunu yapacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İnşaat malzemelerinde zaten dünyada şampiyonuz; çok daha ciddi bir şekilde inşaat malzemesi ihraç edeceğiz.

Bakınız, arkadaşlar, bunlar sizi memnun etsin. Biz yapıyoruz diye buna üzülmeyin. Siz yapsanız biz takdir ederiz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, burası miting meydanı değil, burası Meclis. Miting meydanında konuşur gibi konuşuyorsunuz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Siz yapamıyorsunuz. Eleştiriyle millet sizi iktidara getirmez. Bakın, bizi takdir edin, oylarınız artar çünkü millet bizi seviyor, millet bize oy veriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir tane soruya cevap ver gözünü seveyim ya!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Bunu kıskanmayın, çalışın sizin de olsun, çalışın, iktidara gelin siz de. Ya, şimdi biz sizin dediğinizi mi yapacağız, milletin dediğini mi yapacağız? Millet bize demez mi ki “Biz size oy verdik, yüzde 50 oy verdik, iktidara getirdik, gittiniz muhalefetin dediğini yapıyorsunuz.” Sizi dinleyeceğiz, sizin eleştirinize kıymet vereceğiz, size kıymet vereceğiz ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, Sayın Bakan, şu karakolları yap bari de hiç olmazsa bir şey görürüz. Millet arıyor.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – …sizin dediğiniz olmayacak, bizim dediğimiz olacak, bizim grubun dediği olacak çünkü millet bize vekâlet verdi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yanlıştan döndürmeye çalışıyoruz biz sizi, öbür dünyada hesap vereceksiniz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bizim zihniyetimizle millet bize hep verecek. On senedir iktidardayız, oylarımız artıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başarı ekip işidir!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bir on sene daha iktidarda olacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Oylarımız da artacak, gelir seviyemiz de artacak, mutluluğumuz da artacak, refahımız da artacak, büyümemiz de artacak. Dünyada önemli bir aktör olacağız, çok daha önemli bir aktör olacağız.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Bakan, Obama’nın size ihtiyacı var. Sandy kasırgasından sonra sizi bekliyormuş Obama. Amerika’ya gidiver, biraz da orayı güzelleştir bari!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bakınız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yüce Divanlık olacaksınız, biz hem bu dünyada hem de öbür dünyada sizi kurtarmaya çalışıyoruz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Şimdi, çok değerli arkadaşlar, bakınız, bu millet her şeyi biliyor. Bu millet, millî geliri 2002 yılı sonunda 230 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkaran Hükûmeti destekler, hiç merak etmeyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başarı ekip işidir, bak! Sizi kutluyoruz gerçekten!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Dünyada 26’ncı ekonomiden 16’ncı ekonomiye gelen iktidarı destekler.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ne zaman? Yok öyle bir şey!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Peki…(CHP sıralarından gürültüler) Peki, yok, o yok da… Peki, tamam o yok da bizim… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Matematik de bilmiyor Sayın Bakan ya!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Peki, peki, söylüyorum… Yok, tamam, maddi bir şey söylüyorum size. IMF’ye borcumuz ne kadardı onu biliyor musunuz?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Toplam borcun neydi nereye geldi, 20 milyarın hesabını yapıyorsun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Ne kadardı borcumuz biliyor musun? 23,5 milyar dolardı. Şimdi borcumuz bitti mi?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ekonomiye girmesen iyi yaparsın. Ekonomiye girersen çuvallarsın.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Girme sen o konulara, girme. Bilmezsin onları.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Hadi diyelim öbürlerini kabul etmiyorsunuz, bunu bir IMF’ye sorun. IMF’yle sizin aranız iyiydi, bizim aramız iyi değil. Biz şimdi IMF’ye borç para vereceğiz de aramız düzelecek. IMF’ye para vereceğiz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ekonomiye hiç girme.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Bakanı duyamıyoruz, susturun şunları.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Yani, yaptığımız, sağlıkta, eğitimde, okullaşmada, adalette, ulaşımda, toplu konutta, kentsel dönüşümde yaptıklarımızı bir araştırın da bizi takdir edin. Bizi takdir edin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan “Susturun şunları” diyor, rahatsız olmuyor musunuz?

BAŞKAN – Efendim…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Tekrar söylüyorum, çok değerli arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; bu yasayla sadece, bakın, idareler tarafından getirilen yasaklarda…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Susturun şunları.” diyor sizin makamınıza, Sayın Grup Başkan Vekilinin böyle bir yetkisi var mı?

BAŞKAN – Sizin ne kadar bağırmaya yetkiniz varsa onun da o kadar var.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – …hem ihaleye girme yasağı getiriliyor hem de teminatlar irat kaydediliyor. Sadece yapılan kovuşturma sebebiyle haberi olmadan ihaleye girenlere haksızlık olmasın diye getirilen bir düzenlemedir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Varsa biz de yapalım o zaman.

BAŞKAN – Lütfen dinleyin, lütfen dinleyin. Sabahtan beri dinlemiyorsunuz, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, dinleyemiyoruz Hatibi. Ya siz konuşun ya Hatip konuşsun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bu bakımdan, değerli arkadaşlar, ihalenin ruhuna, özüne dokunulmamaktadır. Yani, ezcümle olarak tekrar ifade etmek istiyorum…

ALİM IŞIK (Kütahya) – O zaman niye değiştiriyorsunuz Sayın Bakan, niye bunu savunuyorsunuz? Savunma toplantısı mı bu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, savcılık tarafından yapılan soruşturmalarda vatandaşı korumak için kamuya açık fakat vatandaşa kapalı soruşturmalar yapılabiliyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, tek bir soru var, bu işlerde götürme var mı yok mu? Diğerleri hikâye yahu.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bu zaman müteahhitlerin, yüklenicilerin haberi olmayabiliyor ve ihaleye girebiliyor, adamın hiç suçu olmayabiliyor. Bu durumda gene ihaleye girdiği zaman, duyulduğu zaman gene yasaklama geliyor yani ihalesi kabul edilmiyor, sadece haksız yere teminatı yanmasın diye bu düzenleme geliyor, işin özü budur, yoksa dokunulmamaktadır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Niye yanmasın? Elbette teminatı yanacak.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Eğer, hakkında bir kovuşturma varsa, savcılık tarafından bir takip varsa ihale dışı gene bırakılıyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, burada daha iyi Bakanlık yapacak adamlar var.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – İdare tarafından bir yasaklama varsa ihale dışı bırakılıyor ve teminatı irat kaydediliyor. Bir mahkeme kararı varsa ihale dışı bırakılıyor, teminat kaydediliyor. Sadece haberi olmadan yapılan kovuşturmalarda, haberi olmayabiliyor, o ihaleye girenlerin teminatları yanmasın diye, ihale dışı gene bırakılıyor, teminatları yanmasın diye…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yahu ihaleye fesat katmış, niye giriyor ihaleye? Elbette teminatları yanacak.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – …yapılan, çok tartışmalara yol açan, belirsiz olan, mahkemelere...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – …çok çok kişiyi mahkemelere götüren, 5 bin kişi mahkemelere gitti ama geriye dönük bir açıklık, netlik, berraklık getirmesi için yapılan çok küçük bir düzenlemedir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – O zaman niye değiştiriyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sorulara geçeceğiz, sorulara. Şimdi soracağımız sorulara cevap ver.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Kanunun hayırlara vesile olmasını diliyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan teşekkür ediyorum efendim.

Şimdi, son olarak Oktay Saral, İstanbul Milletvekili.

Sayın Saral, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OKTAY SARAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 336 sıra sayılı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde, AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle bizleri ekranları başında izleyen tüm vatandaşlarımızı ve siz saygıdeğer vekillerimizi saygıyla selamlıyorum.

Ben öncelikle sözlerime başlarken Beşiktaş’ı tebrik etmek istiyorum çünkü dünya devi Ofspor’u dün İstanbul’da büyük bir sürprizle yenmek suretiyle bir üst tura çıktı. Ben Beşiktaş’a bundan sonraki maçlarında başarılar diliyorum, Ofspor’u da canı gönülden tebrik ediyorum, tüm camiasını, hocasını, teknik heyetini, tüm futbolcularını.

Evet, değerli arkadaşlar, tabii, maalesef, burası dandini dandini dastana, danalar girmiş bostana noktasına döndü. Maalesef, bakınız…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne demek bu?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ne demek? Bunu nasıl diyor?

OKTAY SARAL (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ne demek danalar girmiş bostana?

OKTAY SARAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, biz burada, sizler konuşurken…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne demek ya?

OKTAY SARAL (Devamla) – Bak, sayın vekiller, sizler konuşurken, el insaf, adam gibi konuşuyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne demek Sayın Başkan, ne demek?

OKTAY SARAL (Devamla) – Edebimizle, adabımızla konuşuyoruz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

OKTAY SARAL (Devamla) – Sizin her biriniz çıkıyor buraya, saygı duyuyoruz, görüşlerinizi aktarıyorsunuz, düşüncelerinizi aktarıyorsunuz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne demek bu, ne demek?

OKTAY SARAL (Devamla) – İktidara, bu konuda doğruları gösterme adına, birtakım fikirler sunuyorsunuz. Bizler de onlardan, süzgecimizden geçirerek…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne demek?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Çok ayıp ya!

BAŞKAN – Lütfen susar mısınız, lütfen dinleyin.

OKTAY SARAL (Devamla) – …milletimize, ülkemize uygun olan ne varsa bunları yapmaya çalışıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ne demek?

BAŞKAN – Dinleyin lütfen, lütfen dinleyin.

OKTAY SARAL (Devamla) – Şu haletiruhiyenizin ne olduğunu bu millet görüyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Danası mı girmiş? Böyle dedi.

OKTAY SARAL (Devamla) – Bir kere, kendi içinizde bir tutarsızlığınız, kendi içinizde, gerçekten, milletin iradesine yakışır bir görüntü sergilemiyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bostana kendi danası mı girmiş, ne olmuş, anlamadık meseleyi!

OKTAY SARAL (Devamla) – Kusura bakmayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bostana giren kendi danası mı anlayamadık.

BAŞKAN – O bir tabir Sayın Başkan.

OKTAY SARAL (Devamla) - Yani, bunu, bir arkadaşınız, bir dostunuz olarak size söylüyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl söylüyorsun bunu?

OKTAY SARAL (Devamla) – Burada, Değerli Arkadaşım Sayın Abdulkerim Gök, Kamu İhale Kanunu’yla alakalı çalışmalarını yaptılar. Neticede, Bakanlığa, Komisyona ve oradan da Genel Kurula havale edildi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Herkes de inandı yani!

OKTAY SARAL (Devamla) – Hep birlikte, birer medeni insan, Türkiye'nin seçilmiş 550 milletvekilinden biri olarak edebimizle, ahlakımızla, gelip onlara örnek olacak bir siyaset tavrı içerisinde hareket etmek durumundayız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Helal olsun size!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Danalar girmiş bostana…” Nasıl söylüyor bunu?

OKTAY SARAL (Devamla) – Bakın, sizleri dinledik. Allah aşkına, çıtımız çıktı mı ya? Allah aşkına ya!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Zaten sizin istediğiniz o!

OKTAY SARAL (Devamla) – Allah aşkına ya! Bir eğri oturup doğru konuşalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, biraz da ihalecilerin menfaati için çalışmayın!

OKTAY SARAL (Devamla) – Ama, değerli arkadaşlar…

OKTAY VURAL (İzmir) - Millet için çalış be!

OKTAY SARAL (Devamla) – Bak, Sayın Vural, Sayın Vural, bak, ben on iki yıl Of’ta Belediye Başkanlığı yaptım. Anasol-M Hükûmeti döneminde hangi ihalelerin nasıl yapıldığını, nasıl verildiğini, MHP Grubunun hepsine de veririm. İller Bankasında nelerin döndüğünü…

OKTAY VURAL (İzmir) – Vermiyorsan, vermiyorsan, vermiyorsan...

OKTAY SARAL (Devamla) – Otur, otur…

OKTAY VURAL (İzmir) – Vermiyorsan…

OKTAY SARAL (Devamla) – Yavaş, yavaş, bağırma, dinle ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen vermiyorsan şeref ve haysiyet yoksunusun!

OKTAY SARAL (Devamla) – Ben sana… Haysiyet bende var, elhamdülillah.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen hangi ihaleyi aldın bakalım?

OKTAY SARAL (Devamla) – Bende haysiyetin en büyüğü var.

OKTAY VURAL (İzmir) – İhalenin alan tarafında mıydın veren tarafında mıydın?

OKTAY SARAL (Devamla) – Siz kendi haysiyetinizi bir ölçün. Kendi haysiyetinizi ölçün.

Bir Çankaya Ülkü Ocakları Başkanı…

OKTAY VURAL (İzmir) – El kol hareketi yapma öyle!

OKTAY SARAL (Devamla) - …içme suyu ihalesi var Of’ta.

OKTAY VURAL (İzmir) – El kol hareketi yapma!

OKTAY SARAL (Devamla) - Hiçbir şekilde ihale yapılmamış, Ankara’dan ihale verilmiş, arkadaş Of’a geliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – İhalecilerin peşinde dolaşıyorsunuz, işiniz gücünüz sermaye…

OKTAY SARAL (Devamla) - Adamın iş makinesi yok, kazması yok, küreği yok, hiçbir şeyi yok, pişkin pişkin bir de bana diyor ki: “Sayın Başkanım, efendim, biz bu ihaleyi aldık.” “Nasıl aldın?” Allah’a havale… Nasıl aldı aldı, onu biz biliyoruz tabii.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Tüyü bitmemiş yetimin hakkı boğazlarınızdan giriyor, ödeyeceksiniz bunun bedelini.

OKTAY SARAL (Devamla) - O yüzde 10’ların havalara nasıl uçuştuğunu, o dönen dolapların neler olduğunu, Anasol-M Hükûmetinde bu milleti inim inim nasıl inlettiğinizi ve nasıl bu millet tarafından okkalı bir şamarla, tokatla gönderildiğinizi çok iyi biliyoruz biz. Anladınız mı? Beyhude konuşmalar, beyhude.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu ispat etmeyen şerefsizdir! Sana söylüyorum, bunu ispat etmeyen şerefsizdir! Bu konuda Meclis soruşturması getirmeyen şerefsizdir.

OKTAY SARAL (Devamla) - Evet, şimdi ben size burada şerefi şerefsizliği öğretirim. Şimdi onu konuşma.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öğrettiniz zaten, “PKK’yla görüşen şerefsizdir.” dediniz, sonra öğrettik size kim şerefli kim şerefsiz! Şeref ve haysiyeti kürsüde bıraktınız.

OKTAY SARAL (Devamla) - Edebinle takın, edebinle konuş Sayın Vural, Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – El kol hareketi yapma. Bir daha buraya bakma!

OKTAY SARAL (Devamla) - Neyse biz konuşmamıza devam edelim. Sana bakmama gerek yok, sen kendi kendine konuş oraya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, değerli milletvekili arkadaşlarım, maalesef bakın gerçekten burada ayet yok, Allah’ın ayetleri yok. Hepimiz insanız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir daha buraya bakma! (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY SARAL (Devamla) - İnsan, zafiyetleriyle insandır ve dolayısıyla çağımız gelişiyor, dünya gelişiyor, insanlarımızın hizmet aşkı gelişiyor, beklentisi çok fazla. Dolayısıyla, her gün, her zaman, her zeminde farklı bir takım çalışmalar olacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizi ihaleciler sizi, işiniz gücünüz para peşinde.

OKTAY SARAL (Devamla) - Arkadaşımız söyledi ki yirmi altı kez değişti. Değişsin kardeşim ya, otuz altı kez daha değişir ya. Zaman değişiyor, şartlar değişiyor, insanımızın, isteklilerin, bu konuda kamu kurumundaki çalışmaların şartları her şeyi değişiyor. Ve burada biz istiyoruz ki devletimiz de, milletimiz de etle tırnak olsun, kazan kazan ilişkisi içerisinde, herkes bu iş içerisinde kazansın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen de malı götürüyorsun

OKTAY SARAL (Devamla) - Sizin neler götürdüğünüzü biz çok iyi biliyoruz. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, kazan-kazan?

OKTAY SARAL (Devamla) - Siz, milletin vicdanında, kalbinde beton dökülerek gömülmüş bir muhalefetsiniz.

Onun için, bu yasamızın, bu kanun teklifimizin muhakkak ki ülkemize, müteahhitlerimize, bütün herkese ama gerçekten faydası olacaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle mi? ihaleciler adına mı konuşuyorsun? Millet adına konuş.

OKTAY SARAL (Devamla) – Ha, yarın öbür gün yeniden farklı birtakım değişimler, gelişmeler olacak, elbette insan gibi gelip burada oturacağız, konuşacağız ama lütfen Allah aşkına ya, şu tablo size yakışmıyor ya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Seni ilgilendiriyor bu değişiklik.

OKTAY SARAL (Devamla) - Her birimiz… Torun sahibi adam da var burada ya!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gerekçeyi oku.

OKTAY SARAL (Devamla) - Yani yakışmıyor, yakışmıyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ne alakası var!

OKTAY SARAL (Devamla) - Ben çok iyi şeyler anlatıyorum, en iyi şeyleri anlatıyorum.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ne alakası var!

OKTAY VURAL (İzmir) – Dön o tarafa söyle. Dön o tarafa!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Öyle elini kolunu sallama!

OKTAY SARAL (Devamla) -  Bağırma, bağırma!

MUHARREM VARLI (Adana) – Kendi grubuna söyle.

OKTAY SARAL (Devamla) -  El sallama! El sallama!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İndir elini! Terbiyesiz herif! İndir elini!

OKTAY SARAL (Devamla) -  Otur aşağıya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Dön, o tarafa konuş! İndir elini!

BAŞKAN – Lütfen dinleyelim. (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İki saattir orada terbiyesizlik yapıyor.

OKTAY SARAL (Devamla) - Gel bakalım, gel, gel! (MHP milletvekillerinin kürsüye yürümeleri, Hatip Oktay Saral’ın MHP sıralarına doğru yürümesi ve gürültüler)  

BAŞKAN – Efendim, oturuma beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.58

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15'inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

336 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, Sayın Saral, üç dakika daha hakkınız vardı.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY SARAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben öncelikle, sadece milletimizden özür diliyorum çünkü onlara, hak etmediği bir tablo, fotoğraf burada yaşattık, ama bu Millet Meclisi milletimizin asil duruşuna uygun bir Meclis, bir tablo, bir fotoğraf oluşturacaktır inşallah, ben bunu yürekten temenni ediyorum.

Burada, bizim yaptığımız, gece gündüz, cumartesi pazar demeden, sadece geleceğin Türkiye’sini milletimizle hep birlikte, bu güzellikleri paylaşmak, bu güzellikleri yapmak ve yaşamaktır. Onun için her türlü şeyimizden fedakârlık yapıyoruz. Biz muhalefetimizden de bize yapıcı bir noktada eleştiri yapmasını istiyoruz. Onlar da elbette ki yarının iktidar adaylarıdır, ama olması gereken şekliyle ve yapılması gereken şekliyle muhalefetlerini yaparlarsa, ileriye yönelik, tabii, kendileri için de belki özledikleri o tablo oluşacaktır.

Ben, bu vesileyle, Kamu İhale Kanunu’nun 11’inci madde birinci fıkrasının (a) bendinde yapılan değişikliğin ülkemize, milletimize, tüm ilgililere hayırlı olmasını diliyor, tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, hatip mesnetsiz, delilsiz, haksız bir şekilde kendisinden önce görev yapan hükûmete isnatlarda bulunmuştur. Bu sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

Sayın Vural, iki dakika içinde ve de tekrar bir şeye meydan vermezseniz memnun olurum.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Maalesef, bugün, Türkiye'nin derdiyle ilgili değil, ihalecilerin derdiyle ilgilenen bir kanun teklifiyle meşgul ediliyoruz. Burada milletin olmadığı, sadece sermaye sahibi ihalecilerin sorunlarını çözmek için bir kanun teklifi görüşülüyor.

Şimdi, on yıldan bu yana iktidardasınız. Eğer sizden önceki hükûmetler döneminde kanuna aykırı bir şekilde hareket edenler var idiyse, bunlarla ilgili elinizdeki Meclis çoğunluğuyla siz gerekli adımı atmıyorsanız, biliniz ki asıl ihale peşinde koşanlar ve kollayanlar sizlersiniz. Bunu yapmak sizin namus borcunuzdur. Kalkıp buradan… Anasol-M Hükûmetinden ne biliyorsan getir. Sende yürek varsa getirirsin Meclis soruşturmasını, bunu yaparsın.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Yüreğin büyüğü var bende Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – Biz bu kürsülere Cenabıhakk’a şükrederek, nimetlerine şükrederek geldik, “Recep Tayyip Erdoğan’a şükür namazı kılın.” diyenlerden olmadık burada, tamam mı! (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşmaya karşılık verilen cevap hiç yakışmayan bir hareket tarzı oldu. Bakın, bir siyasi partinin grup başkan vekili Cenabıhakk’a şükrederek gelip burada birilerinin “başka şekilde şükür” ifadesinin tamamen anlamını aşmış olduğunu ifade ediyorum, böyle düşünmek istiyorum. 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Kendi ifadesi değil ama, kendi ifadesi değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kimin kime şükrettiğini, ne olduğunu kimse bilmez. Biz, herkes, biliyoruz ki bu memleketin yüzde 99’u Müslümandır, herkes Allah’ına şükr ediyordur, ona ibadet ediyordur ve ona inanıyordur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Amenna, hiç diyeceğim yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kalkıp da burada “Siz ona şükrediyorsunuz.” demek bir grup başkan vekiline yakışmayacak bir harekettir. Ben takdiri size bırakıyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, zapta geçti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu ifade bana ait değildir. Eğer bu ifadeden dolayı Grup Başkan Vekili kendi milletvekilleriyle ilgili .bir şeyi düşünmüşse doğru değil. Bu ifadeyi kullananın müellifi burada zaten.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen devam edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Müellifi o.

BAŞKAN – Tamam efendim.

Sayın Vural, teşekkürler.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Saral, rica edeyim…Sayın Hamzaçebi’ye söz vereyim. Bir dakika, size de söz vereceğim. Bir saniye.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Her gün iki rekat şükür namazı kılınması gerekir.” diyen o.

BAŞKAN - Tamam efendim, lütfen sakin olalım.

Sayın Hamzaçebi, buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı konuşmasında tüm muhalefet partilerini hedef alarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna da sataşmada bulunmuştur. Grubumuz adına Sayın Haydar Akar’a söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Grubunuz adına siz konuşmuyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne demiş de sataşmış?

BAŞKAN - Sataşma…Peki efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, tutanaklara bakın, varsa öyle bir şey… Sayın Başkan, var mı sataşma efendim? Ne demiş de sataşmış?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Oktay Vural söz talebinde bulundu, “Anasol-D Hükümetine sataşmada bulunuldu.” dedi, siz söz verdiniz. Şimdi size soruyorum: Anasol-D Hükûmetinin konumuzla ilgisi nedir, neden söz verdiniz? Söz vermenize karşı değilim, doğru bir şey yaptınız, demokratik bir tavır gösterdiniz. Şimdi ben söz talebinde bulunuyorum. İktidar partisinin Grup Başkan Vekili bir şey söylüyor, siz ona kulak veriyorsunuz, yadırgıyorum. 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz ondan talimat alıyorsunuz, olur mu Başkanım ya.

BAŞKAN – Efendim, henüz bir şey söylemedim Sayın Hamzaçebi, size de iki dakika söz vereceğim, bir şey söylemedim henüz, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, gerekçelendireyim o zaman.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben Meclise yakışmayan bir cümleyi tekrar etmemek için ayrıntıya girmek istemedim. “Dandini dandini dastana, danalar girdi bostana.” diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışmayan bir ifadede bulunmuştur. Bu nedenle grubumuz adına söz istiyorum efendim. Sayın Haydar Akar…

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Akar, iki dakikada, tekrar bir sataşmaya meydan vermeden lütfen, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY SARAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam, size de vereceğim.

 

4.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, yıllarca belediye başkanlığı yapmış bir arkadaşımız, halkla bütünleşmiş bir arkadaşımız -on yıl belediye başkanlığı yaptığını söylüyor- halkla iç içe olmuş bir belediye başkanı arkadaşımız Meclis kürsüsünden bizim de, sizlerin de içerisinde bulunduğu bu ulu Meclisin kürsüsünden hepimize hakarette bulunmuştur.

Şimdi, “Dandini dandini dastana, danalar girer bostana.” lafını kendisine iade etmek istemiyorum ama…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Niye sen cevap veriyorsun?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bu kürsüye çıktığında aslında bu Meclisten özür dilemeliydi. Yine özür dileme gayretinde bulunmadı.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Neden sen cevap veriyorsun?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, doğru, ben cevap veriyorum. Ben mantıklı düşünen, danalar gibi hareket etmeyen, biat kültürüne bağlı olmayan, kendi refleksleriyle, kendi özgür iradesiyle hareket eden bir milletvekiliyim. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Şu anda saygısızlık yapıyorsun, dediklerini sana yediririm!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Benim milletvekilliğimi hiç kimsenin tayin etme şansı yoktur. Onun için de, Bülent, laf atarken dikkatli laf at.

Aslında, Sevgili Kardeşim, buradan özür dilemen gerekiyordu. Biat kültürüne alışmış ve… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Ayıp oluyor ama çok saygısız konuşuyorsun, düzgün konuş, düzgün!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, ben daha fazla uzatmak istemiyorum, buradan Bakana da bir iki şey söylemek istiyorum.

Sayın Bakan, size çok masum iki tane soru soruldu, bu kürsüden cevap vermediniz. Birinci soruda “Ataşehir’de yüzde 30’la verdiğiniz ihaleleri babanızın toprağı olsaydı verir miydiniz?” diye sordular. İkincisi de “Niçin açık ihale yapmıyorsunuz?” diye sordular. Gücünüz, yüreğiniz varsa Bakana bu soruları siz de sorun.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ben onu bir yıl önce sordum.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli)  – Neresi sataşma bunların Akar?

HAYDAR AKAR (Devamla) – “Babanızın malı mıydı ki yüzde 30’la verdiniz yüzde 70’lik yerleri, niçin açık ihale yapmıyorsunuz?” diye siz de sorun, o lafın karşılığından kurtulun.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Sayın Saral, buyurun.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen, tekrar bir sataşmaya meydan vermeden... Lütfen.

İki dakika…

 

5.- İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

OKTAY SARAL (İstanbul) – Evet.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Sayın Vural burada benim belediye başkanlığım dönemimde gençlik teşkilatında yapmış olduğum bir konuşmayı -o zaman tabii onlar aldılar- işin aslına dönmeden, işi esasından öğrenmeden speküle ettiler. Ben o zaman belediye başkanıyken gençlik teşkilatımı topladım, konuştum. Geçmiş yılları, kaybedilen on yılları, Anasol-M Hükûmeti döneminde özellikle ülkemizin içinden çıkmaz durumlara nasıl düştüğünü ve global krizin yaşanmış olduğu şu dünyadaki bu sıkıntıları o çocuklara anlattım ve “Allah’a hamdolsun ki böyle bir Başbakan bize nasip etti. Allah, bağrımızdan böyle bir lider, böyle bir insan çıkardı ve bize onu lütfetti. Ne mutlu bizlere ki her gün Allah’a şükretsek azdır.” dedim. Bunun şükür namazı kişiye endeksli…

Ben Ofluyum Sayın Vural, bana dinimi öğretme tamam mı! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler) Ofluya din öğretilmez, Oflu din öğretir. Ben, şükür namazı kime kılınır, nasıl kılınır gel sana öğreteyim onu. Nasıl, kaç rekattır, ne okunur…

SİNAN OĞAN (Iğdır) - Doğru düzgün konuş.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya geç Allah aşkına!

OKTAY SARAL (Devamla) – …ritüelleri nelerdir öğreteyim onu sana tamam mı?

BAŞKAN – Sayın Saral…

OKTAY SARAL (Devamla) – Evet, teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler))

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hadi git oradan! Git oraya, git orada imamlık yap! Git Of’ta imamlık yap o zaman! Burada ne işin var o zaman Oktay, git Of’ta imamlık yap!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen, bu defa son... Buyurun ama bu işi burada bırakalım artık, lütfen.

SIRRI SAKIK (Muş) - Sayın Başkan, bunları dinlemek zorunda mıyız? Biz bir şey istemiyoruz ama ciddiyet istiyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Meclisin seviyesini düşürtüyorsunuz Sayın Başkan, biraz daha Meclisin seviyesine katkıda bulunun. Seviyenin düşmesine katkıda bulunuyorsunuz. Böyle bir şey olur mu! Oflu imam gibi hutbe veriyorlar, burası hutbe yeri mi?

BAŞKAN – Ben mi katkıda bulunuyorum arkadaşın konuşmasından dolayı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz katkıda bulunuyorsunuz, müsaade ediyorsunuz bunlara. Bunlara müsamaha ediyorsunuz.

BAŞKAN – Ne yapabilirim ki? Her milletvekili kendi söylediği sözden sorumludur.

Buyurun Sayın Vural.

 

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Burada, tabii… (AK PARTİ  ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Hatibi dinleyelim arkadaşlar. Hatibi dinleyelim lütfen.

Sayın Vural, tekrar başlatıyorum zamanınızı, buyurun. (Gürültüler) Arkadaşlar dinleyelim lütfen.

OKTAY VURAL (Devamla) – Cenabıhak mesajlar için sadece Peygamber Efendimizi göndermiştir dolayısıyla bu konuda kişiler için “şükür namazı”, “bu geldiği için iki rekât şükür namazı”, “şükretmeleri” ifadelerine karşı bakın Müftü ne diyor orada. Trabzon Müftü Yardımcısı diyor ki: “Yahu, böyle bir şükür namazı kılınması çağrısında bulunan…”

OKTAY SARAL (İstanbul) – Zekeriya Beyaz’a sor!

OKTAY VURAL (Devamla) – “Böyle, dinimizde bir yer yok.”

Bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. Senin gibi abdesti şüpheli olanların namazı kabul olmaz bir kere. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336) (Devam)

 

BAŞKAN – Arkadaşlar, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, yirmi dakika soru-cevap işlemine geçiyoruz ve sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Yüksel? Yok.

Sayın Alim Işık? Buyurun efendim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hâlen, Kamu İhale Kanunu hükümleri nedeniyle dava açılmış kaç müteahhit söz konusudur? Bunlardan ne kadarı bu teklif yasalaşırsa yine kamu kurum ve kuruluşlarından ihale alabilecek düzeye gelebileceklerdir? Buna vicdanınız sızlamıyor mu?

TOKİ’nin Simav depremi nedeniyle depremzedelere yaptıkları konutlardan bazılarına sonradan TOKİ aracılığıyla ilave ücret istenmiştir. Bu ilave ücret istenen şirket kimdir? Hangi gerekçelerle, sözleşmede olmadığı hâlde, konutlar teslim edildikten sonra depremzedelerden para istenmiştir? Bu rezalete ve skandala “dur” demeyi düşünüyor musunuz, yoksa bu firma hâlen TOKİ’den ihale almaya devam edecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2.12.2004 tarihinde Başbakanla Yüksek Denetleme Kurulunun hazırladığı bir rapor vardı. Bunlarla ilgili de -Emlak Gayrimenkul Ortaklığından bahsediyorum- soruşturma istenmiş ancak sonra açılan bir göstermelik soruşturma ile kapatılmış. Bu konuda sonradan yapılan bir soruşturma var mı? SPK Kanunu’nun 15’nci maddesi kapsamında mal varlığında azalmaya yol açıldığı söyleniyordu. Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklılığıyla ilgili soruyorum. Onun kapatıldığını söylüyorlar. Bu konudaki soruşturma raporunu kamuoyuna açıklar mısınız? Bir:

İkincisi, bu TOKİ konutlarında renk seçimini kim yapıyor? Havaalanından gelirken bakıyorum bir yerlerde kırmızı, mavi, yeşil… Özel bir çalışma mıdır? Yoksa, çocuk bahçesi yapar gibi nasıl yapıyorsunuz?

Üçüncüsü, İstinye’deki İMKB arazilerini alınca oraya ne yapacaksınız, ihalesiz olarak kime vermeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, bu 11’inci madde, doğrudan doğruya ihaleye katılamama maddesi, kimlerin katılamayacaklarını belirliyor. Fakat bu maddeye “İdarece veya mahkemeler tarafından karar verilmedikten sonra” diye ifade konmuş. Şimdi, bu, Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesinin 28 Nisan 2010 tarihli Resmî Gazetede yayınlanan kararına aykırı. Çünkü aynı şekilde orada ihaleye girmiş, ihaleyi Trabzon’da kazanmış bir firmanın sözleşme yapıldıktan sonra bir ihaleye fesat karıştırmaktan davası olduğu tespit edilince ihalesi feshedilmiş ve teminatına el konmuş. Bunun üzerine mahkeme kararına karşılık 58, 59 ve 21’nci sözleşme hükümlerinin Anayasa’ya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) –…aykırı olduğuna dair dava açmış ve bu dava reddedilmiş. Dolayısıyla bu hüküm de buna aykırıdır, Anayasa’ya aykırıdır.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Halaçoğlu.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu soruyu Hükûmet ve Başbakan adına cevaplamanızı istiyorum. Madem ki kurduğunuz iktidarlardan, hükûmetlerden önceki döneme dair yolsuzluk iddiaları var ve bunları biliyorsunuz, o hâlde, bunları niye araştırmıyorsunuz, sorumlularını bulup niye cezalandırmıyor musunuz? Eğer bunu yapmıyorsanız görevi ihmal ediyorsunuzdur. Eğer bunu yapmıyorsanız sizin, ihale yolsuzluklarınızın açığa çıkmasından dolayı bir endişeniz vardır, o sebeple yapmıyorsunuz diye yorumlamak mümkün.

Devri iktidarınızda Kamu İhale Kanunu en çok değiştirilen kanunlar sıralamasında birinci sıradadır. Artık, İhale Kanunu’na tabi alım neredeyse kalmamıştır. Kamu ihale kanunları ve hükümleri, Kamu İhale Kurumu, ihale vermek istemediğiniz kişilere karşı kullandığınız bir silah hâline dönmüştür. Kamu İhale Kanunu ve Kurumu ile artık açıkça talimat verdiğiniz yargı, sadece yandaş olmayan müteahhitlere zulmetmek için mevcut hâle gelmiştir.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkoğlu.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İhale ve ön yeterlilik dokümanı verilmesi hakkında, Kamu İhale Kanunu’nun 28’inci maddesinde diyor ki: “İlan yapılmayan hâllerde ihale dokümanı sadece idare tarafından davet edilenlere verilir.” Oysa Kamu İhale sitesinde pazarlık ihalelerinde şu ibare vardır: “İlansız katılıma açık.” Dolayısıyla, hem “katılıma açık” deyip hem davet edilenlere verilmesi bir çelişkidir. Bu çelişkiden acaba yandaşlarınız mı faydalanıyor?

Bir önemli husus daha var: Yine “Doğrudan temin ihalelerinde ilan süresi bir gün.” deniyor. Ve genelde takip edildiğinde görülecektir, gece 23.59’da siteye konuyor yani bir dakika sitede kalıyor ve cuma günleri genelde konuyor, pazartesi sabah dokuzda da ihaleye davet yapılıyor. Acaba burada amaç nedir? Bunu daha net hâle getirip yandaşları kayırmadan herkese açamaz mısınız bunu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oğan.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nu iktidarınız döneminde 28 kez değiştirdiniz, bu 28’incisi. Artık kamuoyu güvenini yitirmiştir. Haklarında Kamu İhale Kanunu’nun 17’nci maddesi hükümlerine aykırı davrandıkları gerekçesiyle kamu davası açılan kişiler idari yasaklamaları bittikten sonra elini kolunu sallayarak ihalelere girecektir. Bu durum yasanın 5’inci maddesindeki güvenilirlik ve şeffaflık ilkelerine aykırı değil midir Sayın Bakan? Her çeşit hileyi ve sahteciliği, rüşveti vererek ihaleyi almaya çalışan ve bu nedenle haklarında dava açılanlar geçici teminatı alıp giderse, bu, hırsızlık ve yolsuzluktan caydırıcı olan kuralı feda etmek değil midir? Kamu ihalelerinin adı “ihaleye fesat” gibi konulara karışmış şaibeli kişilerden arındırılması gerekirken, bu anlamda bu kanun teklifi sahteciliğe teşvik ve prim verme yasaları hâline getirilmiş değil midir? Bu teklif mafya babalarını işbaşına davet etmek değil midir?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Acar.

Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, biraz önce çok net bir cevap aradık. Ataşehir’deki arsalar babanızdan miras kalmış olsa bunu bir müteahhide yüzde 30’la verir miydiniz? Bu soruya net bir cevap istiyoruz.

İkincisi: Milletvekilleri görevi bıraktıktan sonra üç yıl süreyle ihalelere giremiyorlardı. Şimdi onu kaldırıyorsunuz. Bu konudaki talep size hangi eski milletvekillerinden geldi? Niçin makul karşıladınız?

Üçüncüsü: Tutuklu milletvekilleri masumiyet karinesinden yararlanamaz, buradaki yasama faaliyetlerine katılamazken; devleti dolandıran, ihale yolsuzluğu yaptığı konusunda suçu sabit olmuş olan müteahhitlere bu hakkı niye tanıyorsunuz? Bunda vicdanınız rahat mı?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İhalelere fazla firmanın katılması şeffaflığı mı yoksa katılanlar arasında çekilme pazarlıklarını mı artırıyor? Bugün Bursa Keles ilçesi Kozağacı Vadisi termik santral ihalesi için yirmi iki firma dosya almış, beşi ihaleye katıldı. İhale profesyoneli bir tanesi imza sirküleri gibi sudan bir nedenle, eksiği nedeniyle ihale dışı kaldı. Termik santrale karşı çıkan üretken köylü vatandaşın niyeti sorgulandı, ihale niye sorgulanmadı?

Türkiye’de büyüme anlayışı önünün sonuna kadar açılmasını isteyen, farklı olana tıkayıcı gözle bakan, görgü ve estetik yoksunu bir anlayışa dönüştü. Aynı anlayış ne yazık ki doğasını tahrip eden Tayland’da da var ama medeniyet ne yazık ki yok.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaleli.

Sayın Işık.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Rekabet Kurulu 10.10.2012’de Erzincan ilinde faaliyet gösteren hazır beton üreticilerinin aralarında anlaşmak suretiyle kurdukları ortak şirket vasıtasıyla satışlarını gerçekleştirdikleri, beton fiyatlarına maliyet artışlarıyla açıklanmayacak oranda zam yaptıkları, fiyat artışlarına karşılık beton kalitesinde düşüş yaşandığı iddiası üzerine soruşturma açtı ve bunu incelemeye karar verdi. Erzincan, biliyorsunuz, kentsel dönüşüm projesi içinde yoktur. Bu konuda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz, Erzincan’da bu konuda araştırma yapmayı düşünüyor musunuz?

İkincisi de Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Kars’ta, bir yıl yasaklanan bir firmaya 5’inci çağrıya ek olarak yalnızca bu firma için 5+1 çağrısı yaparak ihale verdi. Neden 6’ncı çağrı beklenmedi? Bu 5+1 çağrısına bizim bilmediğimiz başka giren firma var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Bursa Nilüfer ilçesi İnegazi köyünde çimento fabrikasının kurulması için ilgili firmanın istediği plan değişikliği Bursa Büyükşehir Belediyesince değil, Bakanlığınızca yapılmıştır. Neden Bursa Büyükşehir Belediyesi plan değişikliğini yapmamıştır? Bursa Büyükşehir Belediyesi sizin bir şubeniz midir veya bu, Ankara’dan, tam Nilüfer’in ortasında çimento fabrikasının kurulma yeri incelenmiş midir?

Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Milletvekilimiz Sayın Alim Işık Bey’in “Kamu İhale Kanunu sebebiyle bugüne kadar kaç kişiye dava açılmıştır ve bu düzenlemeden sonra kimler istifade edecektir? Simav’da ihalede ihale yapıldıktan sonra para istenmiştir.” sorusu var. Şimdi, bu durumla ilgili 5 bin kişiden bahsediliyor ama tam yasanın düzenlemesiyle örtüşen kaç kişi olduğunu bilmiyorum, bir araştırma yapıp bunu size takdim edebilirim. Ancak, yine ben arz etmek istiyorum: Yasa yürürlük tarihinden sonra meriyet kazanacak. Bundan sonra kimlerin istifade edeceği, kimlerin istifade etmeyeceği şeklinde bir durum değil; bir tereddüt olan 11’inci maddedeki tereddüdün ortadan kaldırılması ve yine yapılan soruşturmalarda soruşturmalardan ve hakkında dava açıldığından haberi olmayanların ihaleye girdiği ve daha sonradan bir şirketin ortağı olması veya diğer sebeplerden dolayı uğrayacağı haksızlığı engellemek için yapılmaktadır, herhangi bir kişiye, zümreye yönelik bir düzenleme değildir.

Simav’la ilgili olarak gerekli çalışmayı yapacağım ve sizlere takdim edeceğim.

Arz ederim.

Yine, Sayın Milletvekilimiz Gürkut Bey, Emlak Konutla ilgili soruşturma yapıldığı ve kapatıldığı şeklinde bir soru sordu. Ben böyle bir şey bilmiyorum. Yani böyle çok net bir şekilde bunu tekrar sorarsa Sayın Gürkut Bey bunu cevaplayabilirim. Çünkü Emlak Konutun yıllarca ben Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptım, kendisine cevap verebilirim.

Yine, havaalanından gelirken yapılan binaların renkleriyle ilgili Arkadaşımız bir soru yöneltti.

Değerli arkadaşlar, daha çok şehir plancıları ve mimarlar tarafından bir renk çalışması yapılıyor ve onların verdiği bilgi doğrultusunda bu renkler düzenleniyor. Renk işi tartışılabilir. Renkler herkes tarafından… Kimisi beyazı sever, kimisi yeşili, kimisi kırmızıyı. Renkler konusunda ben çok net bir şey söyleyemeyeceğim ama şehir plancıları, çevre düzenlemecileri ve mimarlar tarafından yapılan çalışma doğrultusunda biz oradaki renkleri düzenledik.

Arz edeyim.

İstinye’deki arsadan, araziden bahsedildi. Zannediyorum oradaki vakıflara tahsis edilen iki tane büyük arazi var, onları mı söylüyorsunuz?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Değil, değil. Şu anda size geliyor haftaya, ona da el koymuşsunuz. SPK Kanunu’nda var, İMKB’nin…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Kime? Bize gelmez, arazi gelmez.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gelecek, gelecek, geliyor yani.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Efendim, bakanlıkların….

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz önceden onları biliyorsunuzdur, İstanbul’u iyi bilirsiniz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Bakanlıkların tapu almak konusunda bir inisiyatifi, bir iradesi yok. Bakanlıkların bütün malları hazinenindir. Bizim alacağımız mallar hazine adına ancak tescil edilebilir. Bizim böyle bir tasarruf yetkimiz yok, ancak bize tahsis edilebilir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ticari amaçla değerlendirin diye size veriyorlar.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Efendim, bize tahsis edilebilir, hazine adına biz orada düzenleme yapabiliriz, ihale yapamayız. Yani biz, hazine adındaki malları ya özelleştirmeye verirler özelleştirme yapar veyahut da herhangi bir kuruma tahsis eder, tahsis edilen yeri kullanır, tahsis edilen kişi o yeri satamaz, böyle bir durum var. Benim Bakanlığımla ilgili böyle bir çalışma olduğunu ben bilmiyorum ama siz çok daha net sorarsanız onu da cevaplandırmaya çalışacağım.

Yine, Sayın Halaçoğlu milletvekilimizin sorduğu soru: “11’inci madde de yapılan düzenlemeyle Anayasa ihlal edilmektedir.” Yine, burada Anayasa’nın kararı var. Yani, Trabzon’da yapılan bir ihaleden sonra yasaklama getirilen kişi kendisinin teminatının irat kaydedilmesi, sözleşmesinin feshedilmesi ve ihale dışı bırakılmasını mahkemeye götürmüş, mahkeme idarenin yaptığı, aldığı kararı doğru bulmuş, mahkeme tekrar Anayasa’ya gitmiş, Anayasa da mahkemenin verdiği kararı doğru bulmuş. Bu doğrultuda, siz “Yasaklılar cümlesi olan 11’inci maddedeki düzenlemeyi yapmakla, bu tip kişilerin ihaleye katılmasına imkân sağlıyorsunuz.” şeklinde ve “Anayasa’ya aykırı” olduğunu söylüyorsunuz. Eğer Sayın Halaçoğlu’nun ifade ettiği cümle söylediği şekilde ise doğru bu, ben de katılıyorum ama 11’inci maddede alt fıkralarda “yasaklama ve teminatların gelir kaydedilmesi” maddesine baktığımız zaman, yine 59’uncu maddenin birinci ve ikinci fıkrasına baktığımız zaman hakkında kovuşturma açılanlar, dava açılanlar zaten ihaleye girse bile bu öğrenildiği zaman ihale dışı bırakılıyorlar. Sözleşme yapılmış olsa bile yine ihale dışı bırakılıyorlar, ihaleleri feshediliyor. 59’uncu maddenin meriyeti devam ediyor. 11’inci maddeyle 59’uncu maddenin meriyetini ortadan kaldırmıyoruz. Yine, 11’inci maddenin ilerleyen fıkralarında da bu duruma açıklık getirilmektedir. Ancak burada ne var? Bunu söylemekle, basit bir düzenlemeyle teminatların irat kaydedilmesinin önüne geçiyoruz.

Yine, bu süre içerisinde herhangi bir mahkeme kararı irat edilirse veya idare tarafından bir yasaklama kararı verilirse zaten yüzde 90-95 mesabesinde idarelere ihaleye giren kişiler, ihale kanununda sayılan eylemlerden dolayı bir yasaklama alırlarsa idare yasaklama kararı vermek zorunda ve savcılığa ihbarda bulunmak zorundadır. Yasanın amir hükmüdür bu. Bu durumda, zaten ihalelere katılmaktan yasaklanır ve teminatları da irat kaydedilir. Bu sadece özel takip, genel takip, kamu düzeni bakımından savcılıkların yapmış oldukları takibatlar sebebiyle yapılan kovuşturmalar ve açılan davalardaki haksızlığı gidermek için yapılan bir düzenlemedir. 59’uncu madde meriyeti devam etmektedir. 11’inci maddenin de yine (a) fıkrasının dışındaki diğer fıkralarındaki meriye yine aynen devam etmektedir.

Arz ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Orada yalnız bilere, mahkeme açıldığını bilerek de ihaleye girmiş olabilir bu kişi.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Efendim, zaten, şöyle arz edeyim: Mahkeme açtığını zaten mahkemeler eğer aleniyet kazanma mecburiyeti varsa, savcılar Kamu İhale Kurumuna ve denetim açısından –yine başka bir maddede var bu- ihaleyi yapan kuruma da bunu bildirmek zorundadır. Bildirdiği zaman zaten idare de bunu inceleyip yasaklama kararı vermek mecburiyetindedir. Eğer yasak fiil gerektiren bir durum varsa…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teminat meselesini diyorum. Onun için.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Hayır, o zaman teminatı irat kaydedilmeyecek.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama bilerek girdiyse teminatına da o zaman el konması gerekmiyor mu? Yani sizi aldatmaya çalışıyor.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Eğer suçu varsa, idare zaten yasaklama verirse, teminatı da idare değilse o arada teminatını yine kaydeder. Yani diyelim ki idarede teminatı var, savcılık bunu idareye bildirdi, idare hemen bir günde karar verip de teminatını irat kaydeder, o devam ediyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İdareyle kimi kastediyorsunuz idareyle?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – İdareden kamu kurum…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kara Yolları Genel Müdürlüğünü mü?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Hepsi. İdare derken, resmi kurumların tamamı, belediyeler, kamu kurumları, müdürlükler, şube müdürlükleri, hastaneler, sağlık ocakları, Adalet Bakanlığı yani 2734 sayılı Kanun’a tabi veya 2886 Kanunu’na tabi veyahut da bu kanunların dışında olup da kamu tarafından yapılan ihalelerle yapılan işlerin hepsi bunun içerisindedir. Sadece 2734 sayılı Kanun değil, 2886 sayılı Kanun, açık yapılan ihalelerle yapılan kanunlar, bu kanunların dışında, yönetmeliklerle yapılan kanunlar, pazarlıkla yapılan ihaleler, 21/b’ye göre yapılan ihalelerin hepsi buna dahildir, burada bir değişiklik yapılmıyor.

Arz ederim.

Sayın  Türkoğlu’nun ifade ettiği buradaki husus Hükûmetimizin bir ifadesi değil. Orada bir arkadaşımızın kendi mahallinde şahit olduğu bir olaydır, onu burada açıkladı. Kendisi belediye başkanlığı yaparken kendisinin bire bir şahit olduğu bir olayı burada size ifade etti.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – O sizin köyde değil miydi?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –  Bunu siz de araştırırsanız doğruluğunu görürsünüz veya görmezsiniz. O bakımdan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz araştırdınız mı Sayın Bakan? Var mı öyle bir şey, araştırdınız mı?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Efendim, benim sorumu cevaplamadınız Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –  Ben de…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz Trabzon Milletvekilisiniz değil mi efendim?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –  Bana da ihbar yapılmış oldu, benim de bundan sonra araştırmak mecburiyetim doğdu.

Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok yani, o konuda bir bilgi sahibi değilsiniz değil mi?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –  Teşekkür ederim.

Sayın Sinan Oğan’ın… “İhale  dokümanı sadece davet edilenlere verilir.” deniliyor bir tarafta, diğer tarafta da “İhale kamuya açıktır.” deniliyor ve “Sitelerde bir dakika bulunuyor.” deniyor. Ben  bunu bilmiyorum, böyle bir şey varsa bu suçtur, bunu ihbar etmek lazım.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın  Bakanım, öyle bir şey var, emin olun öyle bir şey var.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –  Varsa ihbar etmek lazım. İhbar etmek lazım, bu suç…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – 23.59’da, 23.59’da siteye konuluyor, bir dakika…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –  Suçtur bu, bunu ihbar etmek lazım, biz de gereğini yaparız böyle bir şey varsa.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakan, size ihbar ediyorum, buradan size ihbar ediyorum.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –  Ama yer, zaman, mekân, mahal, tarih, sayı ver ki… Ben nereden bulayım?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Hepsini veririz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –  Ver, bakacağım ve size de bilgi takdim edeceğim. Siz bana verin, takdim edeceğim.

Çok teşekkür ederim.

Sayın Acar’ın sorusuna cevap vermeye çalışacağım: İhale Kanunu ile sahtecilik yapan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, süreniz tamam, gerisini…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Bakana süre verin efendim.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Ek süre veriniz efendim genel istek üzerine.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ek süre verin lütfen Bakana.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Ek süre verin, soruları yanıtlasın Sayın Bakan.

BAŞKAN –  Ek süre verdiğimiz zaman da dün itiraz ediyordunuz, ben de bilmiyorum ne yapacağımı. Normal süresi doldu. “Arkadaşlara cevap versin.” diye süre verdim dün, burada itiraz edildi, arkadaşlarımız da vardı.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Başkan haklı.

BAŞKAN –  Dolayısıyla, Sayın Bakanım, öbürlerini yazılı cevap şeklinde dönüştürüyoruz.

Teklif üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklifin maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzüğün ilgili maddesi gereğince 1’inci maddeyi okutuyorum:

 

KAMU İHALE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “olarak” ibaresinden sonra gelmek üzere “idarelerce veya mahkeme kararıyla” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına Haydar Akar, Kocaeli Milletvekili.

Sayın Akar buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 10 dakika.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu İhale Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi için söz almış bulunmaktayım. Kamu İhale Kanunu’nu, anlaşılıyor ki bu kanun teklifi bir ihtiyaçtan doğmuş, öyle bir ihtiyaçtan doğmuş ki çok hızlı şekilde hem komisyona geldi, komisyonda çok fazla irdelenmeden, aynı hızla da Meclise indirildi. Şimdi bu kanun teklifine baktığımızda tek maddelik bir düzenlemenin yapıldığını görüyoruz. Bunun anlamı çok net ve çok açık. Adrese dayalı bir teklif, adrese dayalı bir değişiklik ve adrese teslim ihale yapmak istiyorsunuz, anlaşılmaktadır, bu kanunda. Bu, ilk kez yapılmıyor, 4734 sayılı Kanun, Kamu İhale Kanunu yürürlüğe girdiği tarihten itibaren -birçok arkadaşım da benden önce söyledi- tam 25 kez değiştirilmiş ve bugün de 26’ncı kez değiştirilmek istenmektedir. Buradan bir sonuç çıkaracak olursak, Avrupa Birliğiyle uyum yasaları çerçevesinde çıkarılmış bu yasa anlaşılıyor ki sizleri rahatsız etmiş. Devletin, milletin parasının hortumlanması üzerine engel teşkil ettiği için de sürekli değiştirmek zorunda kalmışsınız.

Yine, bir arkadaşım kürsüden “Bunu millet için yapıyoruz.” dedi ama bunun içinde halk ve millet yok, sadece bugünkü sisteme destek veren müteahhitler bulunmaktadır. O kadar ileri gittiniz ki mevcut yasalara göre suç işlenirken, sonra suçu ortadan kaldırabilmek için sürekli değişiklikler yapmaktasınız ki bunada Kamu İhale Kanunu’nun 3’üncü maddesini örnek verebiliriz. Yine biraz evvel söylediler, iki defa (k) bendi eklenerek (t) bendine kadar geldiniz istisnai maddelerde.

Neler yaptığınızı sırası geldiğinde tek tek açıklayacağız ve bu ülkede yetim hakkı yiyenlerden ve yedirenlerden bir gün hesap soracağımızı hiç aklınızdan çıkartmayın. Bugün güçlü olabilirsiniz, bu kürsüde sürekli yüzde 50’lerden bahsedebilirsiniz ama sırası geldiğinde, yeri geldiğinde bu hesap sorulacaktır.

Kanun ne diyor? Bu kanun ve diğer kanunlardaki hükümler gereğince geçici veya sürekli olarak kamu ihalelerine girmekten yasaklanmış olanlar, bu ihalelere katılmadığı, katılmışlarsa da yani devleti aldatmak, dolandırmak gibi davranışlara yeltenmişlerse tespit edildiğinde kendileri ihale dışı bırakılarak teminatları gelir kaydedilmekteydi.

Şimdi, bakın, teklif ile getirilen ve sadece iki kelimeden ibaret olan değişiklik ile üzerinde şaibe olan şirketlerin ihalelere girmeleri sağlanarak yetim hakkının nasıl paylaşılacağını anlatmak istiyorum.

Yürürlükteki Kamu İhale Kanunu’nun değiştirilmek istenen 11 ve 59’uncu maddesi birlikte değerlendirildiğinde bu Kanun kapsamında yapılan ihalelerden dolayı haklarında ceza kovuşturması yapılarak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Pardon…

Sayın Başkanım, maddelerine geçilmesiyle ilgili karar yeter sayısı istemiştim.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Süremi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla usule aykırı işlem yaptınız. Bu bakımdan ara verin, nasıl düzelteceğinizi kararlaştırın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı? Hatip konuşma yaparken…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama yanlış bir işlem yapılıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, hatip konuşma yaparken… Hatibin konuşması bittikten sonra böyle bir talepte bulunabilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, maddelere geçilmemesi gerektiği için konuşma yapamaz. Konuşma yaptıktan sonra zaten maddelere geçilmiş olur. Dolayısıyla…

BAŞKAN – Efendim, biz bir oylama yaptık ve karar yeter sayısı vardır diye karar alındı dedik.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Karar yeter sayısı arandı mı?” diye sordum, “Hayır.” dendi.

BAŞKAN – Hayır…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanaklarda yok öyle bir şey.

BAŞKAN – “Oylama yapıldı, kabul edildi.” dendi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aranmadı efendim, hayır, hayır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aranmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aranmadı efendim, Allah’ınızı severseniz ya!

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Aranmadı Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Aradık.” diyorsunuz bir de ya!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Karar yeter sayısının aranmadığı tutanaklarda belli.

BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika… Bir dakika…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, “Karar yeter sayısı var.” dediğiniz anda bitmiştir zaten işlem.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Hayır, aranmadı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aranmadı, aranmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yahu, nerede dedi? Yapmadı ki oylama.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aranmadı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, işlem devam etmiştir. Eğer milletvekili arkadaşlarımızın böyle bir itirazları varsa bu konuyu Anayasa Mahkemesine götürürler, Anayasa Mahkemesi değerlendirir, bakar bu işe veya Meclis Başkanlığına müracaat ederler, Meclis Başkanlığı değerlendirmesini yapar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama Sayın Başkanım, İç Tüzük’e aykırı…

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye… Oktay Bey bana söyledi “Karar yeter sayısı istiyoruz” diye.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Aradanız mı?

BAŞKAN - Ben, tam oylayacağım sırada telefonla konuşuyordu, ben baktım, karar yeter sayısı var tahmin ettim…(MHP sıralarından gürültüler) Bir saniye efendim… Oyladım ve karar yeter sayısı vardır dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oyladınız. Oylamayla ilgili tutanak varsa…

BAŞKAN - Bir saniye… Ama, karar yeter sayısı arayacağım demedim, doğru.

OKTAY VURAL (İzmir) – Arayacağım demedin, ben size karar yeter sayısı talebimi ilettim, siz de ifade ediyorsunuz.

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Başkanım, karar yeter sayısı arayacağım diyebilirsiniz, karar yeter sayısı çıkmayabilir, çıkabilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, başka ihtimal yok ki zaten.

BAŞKAN - Ama oylama sırasında size baktım, telefonla görüşüyordunuz. Karar yeter sayısı var tahmin ederek oylama yaptım, arkasından da karar yeter sayısı vardır dedim ve maddelere geçildi, yapılacak bir şey yok. Onu söyleme mecburiyeti de yok İç Tüzük’te ama ben söyledim, karar yeter sayısı vardır dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) –Sayın Başkan, tutanağı getirin, karar yeter sayısı aramışsanız, oylama yapmışsanız…

BAŞKAN - Aramadım, vardır dedim oylamadan sonra.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aramadan nasıl vardır diyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, oylama yapılmadan “var” diyemezsiniz ki ya!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yaptınız mı oylama?

BAŞKAN - Sayın Başkan, karar yeter sayısı arayacağım demek, aslında, biraz da iktidarı uyarmaktır, buna rağmen oylanmışsa sizin muhalefet olarak burada bir şeyiniz yok yani.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Böyle bir şey var mı ya? Böyle bir uyarı olur mu?

BAŞKAN - Hayır, yani, ne demektir peki? Size ne oluyor?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben sütçü müyüm burada?

BAŞKAN - Bir dakika. Şimdi, Grup Başkan Vekili konuşuyor. Grup Başkan Vekiliyle konuşmamızı bitirelim, söz isteyin, siz de konuşun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ne alakası var “size ne oluyor” demenin?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben size karar yeter sayısı talebimi ilettim, siz de biraz önce söylediniz.

BAŞKAN - Doğru. Doğru.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi sizden istirhamım, karar yeter sayısı talebi doğrultusunda bir karar oluşturmak amacıyla oylama yaptınız mı, yapmadınız mı?

BAŞKAN – Yaptım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yaptınız. Ben, tutanaklardan bunu gösterin diyorum, bu konudaki itirazımı geri alacağım diyorum.

BAŞKAN - Hayır, benim söylediğim şu efendim: Yani, karar yeter sayısı arayacağım demedim, onu demek istiyorum ama oylamadan sonra karar yeter sayısı vardır dedim, onu diyorum. Tutanaklara da bakabiliriz.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Oylama yapmadım” diyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –“Yaptım” diyor.

BAŞKAN - Efendim…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Oylama yapmadım” diyorsunuz. Sayın Başkan, bu kadar konuşmaya gerek yok. Tek istirhamım, tutanakta varsa bir şey diyeceğim yok, tutanakta varsa diyeceğim yok. Tutanağa bakalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, izin verir misiniz…

OKTAY VURAL (İzmir) - Tutanağa bakalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, tartışmanın bir manası yok. İç Tüzük 13’üncü madde açık.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yok, yok öyle bir şey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “İç Tüzük 13’üncü madde şöyle diyor: Genel Kuruldaki oylamalarda ve seçimlerde önemli bir yanlışlık olduğu iddia edilirse, Başkan usul görüşmesi açabilir ve gerekirse oya başvurarak düzeltme yapar. Yanlışlık birleşimden sonra anlaşılırsa Meclis Başkanı, Divanı toplayarak takip edilecek yolu kararlaştırır.”

Şu anda Meclis Başkanlığı, kapatmadan, bununla ilgili grup başkan vekillerinin bir iddiası var, eğer öyle bir iddiayı dikkate alıyorsanız siz tekrar oylama yapıp karar yeter  sayısı olup olmadığını arayabilirsiniz. Ama benim üzüntüm: Şu anda kürsüde konuşan Hatibe karşı bir saygısızlık yapılıyor. Hatibin konuşması bittikten sonra yorum yapabilirdi.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir sıkıntı yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük 13’üncü maddeyi uygulayabilirsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, bu, bir madde görüşmesidir. Bu, hatibin konuşmasını kesip kesmemekle ilgili değildir. Zannederim Sayın Hatip de kendinden önce başlamış işlemin bitmesini ister, usulen bunu gerektirir.

BAŞKAN – Gayet tabii.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) - Şimdi sizden istirhamım: Bu tutanakta karar yeter sayısı arayıp oylama yaptıysanız, bakalım, problem yok, yoksa, biraz önce ifade edildiği gibi bu bir yanlışlıktır, bu yanlışlığı düzeltmek için ara verin, ona göre uygulama yapın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın şu anda 13’üncü maddeyi uygulayabilirsiniz, artı, 13’üncü maddeyi uyguladıktan sonra karar yeter sayısı olup olmadığını arayabilirsiniz ama tutanaklarda karar yeter sayısı olup olmadığıyla ilgili lütfen tutanakları gözden geçirmenizi istirham ediyorum.

BAŞKAN – Evet… Karar yeter sayısı istemedik.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkan, tutanaklarda karar yeter sayısı arayıp aramadığınıza dair bir kayıt varsa tamam.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Karar yeter sayısı talebi var mı ona bakmanız gerekiyor. Tutanaklardaki ifadeye bakacaksınız. Tutanaklarda karar yeter  sayısı istenmiş mi istenmemiş mi, bakınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkanın ifadesi var, “Karar yeter sayısı talebi var” diye.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklardaki ifadeye bakacaksınız. Tutanaklarda karar yeter sayısı istenmiş mi istenmemiş mi, bakınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkanın beyanı var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır, bakın yanlış yapıyoruz. (Gürültüler)

BAŞKAN – Efendim, şimdi müsaade ederseniz beş dakika ara verelim  ve konuşalım. Grup başkan vekilleri, lütfen…

                                                                               Kapanma Saati: 18.50

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

336 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, 1’inci madde üzerindeki konuşmalara devam edeceğiz.

Sayın Haydar Akar’a söz veriyorum.

Buyurun efendim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, süreyi sıfırlayın, konuşmanın bütünlüğü bozuldu çünkü.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Süreyi yeniden başlatın efendim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle bir tarz, böyle bir usulün olmadığını ben de öğrenmiş bulunuyorum ama maalesef, hem sözüm kesildi hem de sizin tarafınızdan müdahale edilmediği için televizyon saatine denk gelen konuşmam…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Süreyi başlatın Başkanım.

BAŞKAN – Ekledik süreyi efendim.

Haydar Bey, süreyi ekledik, ona göre konuşun.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Bastıran söz alıyor, bu ne!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrarlıyorum sözümü, böyle bir usul olmadığını söylüyorum. Bu usul yanlış, müdahale edilmesi yanlış; artı, sizin burada müdahale etmeyişiniz yanlış. Benim birden fazla hakkım gasbedilmiş durumda.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kimin tarafından?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bunu doğru bulmuyorum. Demek ki Meclisi -bir kez daha söylemek zorunda kalıyorum ama- doğru yönetemiyorsunuz, çok özür diliyorum ama bunu söylemek zorundayım.

Evet arkadaşlar, yürürlükteki Kamu İhale Kanunu’nun değiştirilmek istenen 11 ve 59’uncu maddesi birlikte değerlendirildiğinde, bu Kanun kapsamında yapılan ihalelerden dolayı haklarında ceza kovuşturması yapılarak kamu davası açılmasına karar verilenler –bakın, kamu davası açılmasına karar verilenler- bu genel düzenleme gereğince ayrıca herhangi bir işleme gerek kalmaksızın ihalelerden yasaklanmaktaydı. Ancak, bu sihirli iki kelime ile bakın bu genel düzenleme ne hâle getiriliyor ama önce, bu sihirli iki kelimeyi bulan kişiden, yani teklifi hazırlayan kişiden bahsetmek istiyorum.

Dedik ya, Kanun teklifinde yapılması istenen değişiklik iki masum kelime. “İdarece” ve “mahkeme kararı” diye geçiyor bu iki kelime ama bu teklifi  veren Milletvekilinin siciline, geçmişine baktığımızda, insanın aklına ister istemez… “Burada nasıl bir numara var?” diye düşünmeden edemiyoruz. Bu teklifi veren kişi kim? Kim o? O da Millî Eğitim Bakanı gibi bir intihalci. Ne demek intihal? Türkçe karşılığı aşırma. Yani bu kişi başkasının emeğini aşırmış ve bu emekle yol yürümeye çalışırken yakalanmış ve Etik Kurulu tarafından suçlu bulunmuş. Burayı anladınız herhâlde, duydunuz, bu teklifi hazırlayan bir arkadaşımız Etik Kurulu tarafından suçlu bulunmuş. Bunu ben söylemiyorum, bu benim tespitim değil ama herhâlde YÖK’le ilişkileri çok iyi değil ki, Millî Eğitim Bakanı gibi tekrar değerlendirilip profesörlük unvanı geri verilmiyor bu arkadaşımızın yardımcı doçentlik unvanı. Evet, Urfa Üniversitesindeki yardımcı doçentlik sınavına bir başka öğretim üyesinin sunumunu, tezini alarak vermiş, yakalanmış ve Etik Kurul değerlendirme yapmış, üç yıl ceza almış.

Şimdi, böyle bir arkadaşın hazırlamış olduğu, özellikle Kamu İhale Kanunu hakkındaki bir teklifini bu kürsüden konuşmak bile ayıp. Konuşmak bile ayıp böyle bir arkadaşın hazırlamış olduğu… Evet, böyle bir kişi düşünmüş taşınmış ve devlete bir iyilik yapmaya karar vererek bu sihirli iki kelimeyi bulmuş.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, idareyi konuşalım. Kanunun yukarıda belirttiğim 59’uncu maddesindeki genel düzenleme gereğince, ihalelere katılmaktan men edilenler hangi idare, hangi gerekçeye göre ve hangi cesaretle idari bir karara bağlayarak bu kimse ya da şirketlerin ihalelere katılmaları sağlanacak? Yani örneğin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının yaptığı bir ihalede, hakkında ihaleye fesat karıştırmaktan kamu davası açılmış bir şirkete, yargılama devam ederken yasa dışı surette verilen ihaleyi -ki, bu teklif aynı zamanda sizin iyi bildiğiniz, size yabancı olmayan bir şirketi de kurtarmak için; söylemeyeceğim şirket ismini, siz biliyorsunuz; verilmiştir- İlgili idarenin karara bağlaması hâlinde sözüm ona meşru hâle getireceksiniz.

Peki, bunu yapmakla meşruiyeti sağlayabilecek misiniz? Bakın, Anayasa Mahkemesinin 2007/68 esas, 2010/2 sayılı Kararı’nın bir bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum: “Olay: Bir yapım işi ihalesine katılan ve ihalenin üzerine kalması sonucu yüklenici olarak idareyle sözleşme imzalayan davacının ihaleye katıldığı tarihte hakkında ihaleye fesat karıştırmak suçundan açılan bir davanın bulunduğu tespiti üzerine sözleşmenin feshedilerek teminatın irat kaydedilmesi, işlemlerinin iptali istemiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan mahkeme, iptal için başvurmuştur.” Bu mahkeme de Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi Sayın Bakan, biliyorsunuzdur herhâlde. “Bu nedenle yüklenicinin ihale sürecinde Kamu İhale Kanunu’nda yasaklanan fiil ve davranışlarda bulunduğunun sözleşme yapıldıktan sonra tespit edilmesi durumunda…” Hani arkadaşlar diyor ya “Ya adam suçsuzsa…” İşte burada suçsuzluğu ispatlanıyor. “…söz konusu sözleşmenin feshedilmesinin öngörülmesinde Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Öte yandan sözleşmenin feshi ile birlikte teminatın gelir kaydedilmesi ve hesabın genel hükümlere göre tasfiye edilmesi de öngörülmektedir. Sözleşme düzenlemesi aşamasında, idarece yükleniciden kesin teminat alınması, yüklenicinin yükümlülüğü sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak amacını gütmektedir.

Kamu İhale Kanunu uyarınca yasak fiil ve davranışlarda bulunulması nedeniyle, sözleşmesi feshedilen yüklenicinin kusurlu davranışlara dayalı olarak sözleşmenin feshi nedeniyle, idarenin uğradığı veya uğrayacağı zararı karşılamak üzere kesin teminatın gelir kaydedilmesi ve hesabın genel hükümlere göre tasfiye edilmesi tabiidir.” Yani sizin gözden kaçırdığınız, idarenin zarara uğratılması olayı yok sizin bu teklifinizde. Ne diyorsunuz? “Adam masum” yani yargılanacak, 5 sene yargılama kararı verecek Kamu İhale Kanunu, mahkemeler 7 sene yargılayacak, olaydan düşecek, yasaktan düşecek ama hileli ihale alacak, bunun hileli ihale aldığına bakmaksızın gelirini irat kaydetmeyeceksiniz bu Kanunla.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sayfaları karıştırdınız.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Karıştırmam siz merak etmeyin, siz hiç meraklanmayın.

Mevcut yasal ve anayasal durum bu olduğuna göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi mensupları yani milletvekillerinin de bir şekilde ikna edilmesi ve bu teklifin yasa olarak buradan çıkması lazım arkadaşlar. Bakın, sizi nasıl ikna ediyorlar: “Mademki şaibeli şirket ve kimselerin bu Yasa değişikliğiyle sebeplenmesi gerekiyor, neden milletvekilleri bunun dışında kalsın?” diyorsunuz. Onu da teklifin gerekçesinde şöyle çözüme bağlamışsınız: “3069 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliğiyle Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun hükümleri gereğince kamu ihalelerine giremeyen milletvekillerinin önü bu teklifin yasalaşmasıyla açılmaktadır.” Hadi hepinizin gözü aydın. Hepinizin yeni iş kapısı hayırlı olsun. Bu yasayla, bu işlere ilgisi olmayan milletvekilleri de töhmet altında kalacak ve her gittikleri yerde bu sorgulanacaktır. Bazı milletvekilleri bu yasa kapsamında küplerini doldururken ve tek amacı halkın sorunlarını çözmek için burada bulunan milletvekilleri büyük sıkıntılar yaşayacaklar ve haksız ithamlarla karşılaşacaklardır. Sadece milletvekilleri mi? Bu yasayla birlikte 3069 sayılı Yasa ile aynı mahiyetteki 2531 sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun ve 5393 sayılı Belediyeler Kanunu’nun ilgili maddelerine göre bir kısım kamu görevlilerinin de önü açılmakta ve idarece bu yönde bir karar alındığı sürece kamu ihalelerine girmeleri yönünde bir sakınca kalmayacaktır.

Sayın Başkan, burada 550 milletvekili bulunmaktadır. Bu teklifin yasalaşması ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının alacağı idari bir karar ile artık kamuda iş yaptıracak müteahhit aramayacaksınız. Özellikle iktidar milletvekillerinin yarısından çoğu bu işe talip olacaktır. Bir arkadaşım bu kürsüden söylemişti, yaptığınız en iyi şeyin Ağaoğlu olduğunu söylemişti. Anlaşılıyor ki bir Ağaoğlu yetmemiş. Yetmemiş ki Ağaoğulları yaratmak için yarışıyorsunuz.

Bu yapacağınız değişiklikle, fakirin fukaranın parasını ihalelere fesat karıştırarak, devleti dolandırarak ihale alanları ödüllendireceğiniz gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ve kamu görevi yapan insanların da şaibe altında kalmasına neden olacaksınız.

Vicdanınızın sesini dinleyerek bizimle birlikte bu değişikliğe ret oyu vereceğinizi düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı, ben içeride olmadığım sırada benimle ilgili yakışıksız ve mesnetsiz birtakım iddialarda bulunmuştur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben bulunmadım, Melih Aşık gazetede yazdı.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Bu konuda bir açıklama dile getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Lütfen iki dakikada bir açıklama yapın. Bir de sataşmaya meydan vermeden.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce görüşmeye ara verdik. Ara vermemizin bir nedeni vardı.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bu konuda herhangi bir açıklama yapmadınız. Ben zannettim, bir Sayın Haydar Akar kalan konuşmasını tamamlayacak, siz ondan sonra bir açıklama yapacaksınız.

BAŞKAN – Arkadaşımız da açıklamasını yapsın, sonra açıklama yapalım efendim, müsaade ederseniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sanıyorum bu hususla ilgili Genel Kurula bir açıklama yapma zorunluluğu var.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben özellikle bir akademik kimlik taşıyarak ona hep dikkat ettim ve etmeye devam edeceğim. Söyleyecek sözleri olmayanların “çamur at, tutmazsa izi kalsın” felsefesiyle hareket edenlerin, tokadı vatandaştan, ülkenin insanından, milletinden nasıl yediklerinin en güzel örneğini zaten halkımız veriyor. Öncelikle bunu belirteyim.

İkincisi, burada insanları karalayarak, birtakım kavramları şahısları karalayarak dile getirmenin doğru olmadığını bir kanun teklifinin içerisinde verilen kanunla ilgili varsa bir sözünüz söylersiniz.

Üçüncüsü, ben yardımcı doçent doktorum. Burada bu arkadaşımızın ne kadar bilgisiz ve ne kadar da karalama mantığıyla hareket ettiğini çok rahatlıkla görebiliyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Allah Allah…

ABDÜLKERİM GÖK (Devamla) - Ben şunu rahatlıkla söyleyeyim: Ben yine terbiyemi hiçbir zaman bozmadım, bozmayacağım ve hiçbir zaman da, hiçbir şekilde, hiçbir arkadaşıma da sataşmada bulunmadım ancak burada eğer siz bir şeyi iddia ediyorsanız ortaya çıkarsınız.

28 Şubat sürecinin ürünleri olarak bir dönemde her türlü iddialarla üniversitelerde karşı karşıya kalmış olabiliriz. Birçok arkadaşım kaldı, ben de kaldım. Mahkeme sonuçları ortadadır, o doğrultuda zaten mahkemeler gerekli cevabı vermiştir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

Buyurun Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Söyleyecek sözleri olmayanlar…” Benim itham ettiğimi düşünüyor. Ben kendisini itham etmedim, bunu açıklamak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ABDÜLKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Öyle bir şey yok.

BAŞKAN - Sayın Gök, bir saniye…

Sayın Akar, siz itham ettiniz, dediniz ki…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Efendim, bu benim…

BAŞKAN – Zabıtlara geçti, bir saniye, zabıtlara geçti.

Siz dediniz ki: ”İşte, yardımcı doçentliğe girdi, tahrifat yaptı, ceza aldı.” O da “Böyle bir şey yok.” diyor. Şimdi size bunu… Savunmasında ne dedi sizin için?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Bilgisiz” dedi, “bilmeden” dedi, “Ben onu karalamayacağım.” dedi. Ben bilgili olduğumu söylemeye çalışacağım.

BAŞKAN – Tamam, bir dakika içinde de siz lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir dakika efendim… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Bir saniye… Siz lütfen müdahale etmeyin.

 

8.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, konu anlaşılmıştır arkadaşlar. Ben söyledim bunun Melih Aşık tarafından yazıldığını ve iddia edildiğini. İsterseniz okuyayım ve bu konuda üç yıl bir yasaklama alıp almadığınızı bu kürsüden söyleyin, ben bilgisizlik olarak addedeceğim bu işi. Söyleyin, yasaklama aldınız mı, almadınız mı? Tek bir şey söyleyin.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Mahkemeler gerekli cevabı vermiştir.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen, şahsınıza söylenene…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bakın arkadaşım, sevgili arkadaşım, bu konuda yasaklama aldınız mı, almadınız mı?

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Mahkemeler gerekli cevabı vermiştir. Eğer siz hâkim veya savcıysanız onu bilemem.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hayır, hâkim, savcı değilim. Bir iddia var hakkınızda.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Terbiyenizi takınacaksınız, insanları karalamayacaksınız!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Karalamıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gök…Sayın Gök, lütfen… Lütfen dinleyelim.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hakkınızda bir iddia var.

Arkadaşlar, gayet basit soruyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bırak, iftira atıyorsun.

BAŞKAN – Arkadaşlar lütfen.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Çok rica ediyorum. Gayet basit soruyorum. Bu iddiadan üç yıl ceza aldınız mı, almadınız mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İftira ediyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Etik Kurulu tarafından yasaklandınız mı, yasaklanmadınız mı? Bunu söyleyin ya! Bu kadar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Değerli arkadaşlar, biraz önceki ara vermede zabıtları getireceğimizi söylemiştik. Şöyle bir şey oldu: Sayın Vural, MHP Grup Başkan Vekili, arkadaşlarımızın konuşması bitmeden bana geldi “Karar yeter sayısı isteyeceğim.” dedi. Ben de “Tamam.” dedim, gitti. Arkasından, karar yeter sayısının istenmesi gereken zaman konuşmaların bitmesi sırasındadır ve açıkça “İsteyeceğim.” diyebilir. Kalkıp tekrar karar yeter sayısı istemedi. Baktım da ben, telefonla konuşuyordu. Ama konuşmalar bitince ben konuşmaların bittiğini ve oylamaya geçeceğimi ilan ettim. Burada da var. Oyladık. Çoğunluk burada oy kullandı, olumlu oy kullandı ve “Teklifin maddelerini geçilmesini oylarınıza sunuyorum.” dedikten sonra “Kabul edenler… Etmeyenler… Teklifin maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.” dedim. Şimdi, İç Tüzük’ün ilgili maddesi gereğince “1’inci maddeyi okutuyorum.” diye başlıyorum. Benim yaptığım işlem bu, işlemin de doğru olduğu kanaatindeyim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, efendim, birincisi: Bir hatip kürsüde konuşurken, konuşmasının dördüncü, beşinci dakikasına gelmişken bir milletvekilinin kalkıp bir konuyu iddia ederek Hatibin sözünü kesmesini son derece yanlış bulduğumu ifade edeyim. Bu doğru değil.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Hep yapıyorsunuz.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Siz hep yapıyorsunuz bunu.

BAŞKAN – Onu demiyor efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkan anladı.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir saniye.

Daha önceki konuşmadan söz ediyor, lütfen.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Başkan anladı, Başkana kulak verirseniz anlayacaksınız. Siz dinlemediğiniz için…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, bunu doğru bulmuyorum. Ben size şunu söyleyeyim bana laf atan arkadaşlara cevap olarak: Orada konuşan bir arkadaşın sözünü, ayağa kalkarak ben ne zaman kestim, hangi arkadaşımız ne zaman kesti, örnek verir misiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Vural’a katıldığınızı söyledi. Sayın Vural’ı desteklediniz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Lütfen dinleyelim.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Birincisi bu.

İkincisi, Sayın Başkan, siz dediniz ki: “Ben karar yeter sayısı aradım.” dediniz Sayın Vural’ın itirazına yönelik olarak.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Demedi…

BAŞKAN – Hayır, “Aradım.” demedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Vardır.” dediniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir saniye… Bitireyim efendim.

BAŞKAN - Tam tersine Sayın Başkan “Karar yeter sayısı arayacağımı söylemedim.” dedim, tam tersine “Söylemedim.” dedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İzin verir misiniz… Oturuma ara vermeden önceki açıklamanızda…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usul tartışması açın, konuşalım efendim. Böyle şey mi olur?

BAŞKAN – Bir saniye…

Evet, buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir saygısızlık kabul edilebilir değildir. Bir grup başkan vekili çıkar, görüşünü…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, grup başkan vekili istediği zaman konuşamaz; 63’üncü maddeye göre isterse usul tartışması açar, konuşur.

BAŞKAN – Şimdi belki onu teklif edecek Sayın Elitaş, lütfen…

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, tutumunuz hakkında usul tartışması açıyorum efendim.

BAŞKAN – Usul tartışması açıyorsunuz. Tamam.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhinde…

BAŞKAN – Aleyhinde Sayın Hamzaçebi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehinde…

BAŞKAN – Lehte Sayın Elitaş…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aleyhinde Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Kaplan…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Lehinde…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- 336 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesine ilişkin oylamada karar yeter sayısının aranması istenmiş olmasına rağmen karar yeter sayısının aranmadığı gerekçesiyle Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın tutumu hakkında

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu oturduğum yerden, ayakta, kalkmış durumdayken söyleyeceğim bir dakikalık bir cümleye bile tahammül edemeyen iktidar partisi mensuplarını görmekten üzülüyorum. Grup başkan vekilleri her zaman için ayağa kalkarlar, kürsüye gelirler, söz isterler, ben buna inanırım. İç Tüzük’te bunun yeri var mıydı, yok muydu, bu benim için hiç önemli değildir. Kaldı ki grup başkan vekilleri ayağa kalkarak, her zaman için açıklama yaparlar. Bu, Meclisin teamülünde vardır, geleneklerinde vardır, her zaman vardır. İktidar partisi grup başkan vekillerinin söz taleplerine ben Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olarak bugüne kadar hiç itiraz etmedim. İç Tüzük’te dayanağı var, yok; hiç önemli değil, grup başkan vekili bir şeyi konuşma ihtiyacı duyuyor ise konuşur. Görüyorum ki benim bir dakikalık bir konuşmama dahi tahammül edemeyen bir anlayış var, üzüldüm.

Değerli arkadaşlar, konu şudur: Sayın Başkan oturuma ara vermeden önce eğer demiş olsaydı ki: “Benden siz karar yeter sayısı istemediniz, ben de aramadım.” Sorun yok. Ama Sayın Başkan dedi ki: “Evet, karar yeter sayısı talebinde bulundunuz siz, bulundunuz.” “Ben şöyle baktım, dememiş olabilirim ‘Karar yeter sayısı vardır.’ diye ama vardı gibi.” anlamında bir değerlendirme yaptınız. Şimdi farklı bir şey söylüyorsunuz Sayın Başkan. Biz Meclis Başkanlık Divanının, orada oturan Sayın Başkanın inanılır, güvenilir bir kişi olmasını arzu ederiz. Mademki bunu söylediniz, o sözünüzün gereğini yapın ya da şimdi şunu söyleyin bize: “Ben biraz önce bir açıklama yapmıştım ama bu açıklamam yanlıştı, özür diliyorum; durum budur.” diye bunu söyleyin. Yani hangisi doğru? Biz hangisine inanacağız Sayın Başkan?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce Hatip burada konuşma yaparken Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Arkadaşımız biraz önce ifade edilen çerçevede araya girdi, Hatibin konuşmasının tahmin ediyorum altıncı dakikası veya dört buçuğuncu dakikası sırasında. Ben itiraz ettim, “Sayın Başkanım, öncelikle Hatibe nezaket gösterilmeli. Niye nezaket gösterilmeli? Kürsüde konuşmaya başlamış. Kürsüde konuşmaya başlayan bir hatibin sözü, kim olursa olsun, kesilmez.” dedim ve üzülerek ifade ediyorum: Hatibe soru soruldu, Hatip de “Doğru.” dedi ve şimdi Grup Başkan Vekili “Çözülmesini yanlış buluyorum.” diyor. Ben AK PARTİ Grup Başkan Vekili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilinin, bu Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsünün, İç Tüzük’e ve teamüllere aykırı olarak “Grup Başkan Vekili” olma sıfatıyla sanki her şeyi kendisi yapacakmış gibi veya… İç Tüzük’e uymak mecburiyeti olmayan kişi değiliz; Meclis Başkanlığından İç Tüzük’e uyma mecburiyetini istiyorsak grup başkan vekilleri de İç Tüzük’e uymak mecburiyetindedir. Grup Başkan Vekili eğer böyle bir anlayış içerisinde olursa buradaki her konuşmacının konuşmasını kesme hakkını ortaya koymuş olur. Bu da milletvekili arkadaşlarımıza saygısızlık olur. Nitekim Cumhuriyet Halk Partili Konuşmacı burada konuşurken Sayın Grup Başkan Vekilinin kalkıp sözünü kesmesine ilk itiraz eden ben oldum. “Sonraki süreçte devam etsin, bitsin, tartışmalarımızı yapalım.” dedik ama benim haklı bir konuyu savunmam maalesef şu anda farklı bir noktaya geldi.

İki: Eğer karar yeter sayısı istemiyle ilgili bir durum varsa… Sayın Başkanın kulağına gitmiş. “Ben karar yeter sayısı isteyeceğim.” demiş ama istememiş ve o anda oylamaya geçilirken telefonla konuşuyor Sayın Başkanın ifadesine göre ve Başkan da bakmış, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeterli çoğunluk var olduğundan dolayı “Kabul edilmiştir.” demiş. Bunun uzatılmasının bir manası olmadığını ifade ediyorum.

Sayın Başkanın uygulamasının doğru olduğunu söylüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

Sayın Kaplan, aleyhte…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsü hiçbirinizin değil, milletin kürsüsüdür ve buradaki bir hatibi konuşurken konuşmasının yarısında kesmek millete hakarettir, milletin iradesine hakarettir. Buna dikkat edecek grup başkan vekilleri, kim olursa olsun, Sayın Başkan da dikkat edecek. Sayın Başkanın da buna izin vermemesi gerekirdi. Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Kürsüdeki hatibi indiriyorsunuz, sonra arkaya gidiyorsunuz, geliyorsunuz, bir şey olmamış gibi davranıyorsunuz. Bu yanlış bir yaklaşımdır. Bu bir.

İkincisi: Canlı yayın. Bu iktidar partisi niye korkuyor canlı yayından? Bak, saat 7’deydi, canlı yayın bitti, buradaki hatip konuşmasını yarım bıraktı ve kapalı yayına geçti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İktidar partisi engellemedi, lafına dikkat et, yanlış yoldasın. İktidar partisi hatibi engellemedi, muhalefet muhalefetin sözünü kesti, farkında değilsin sen.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bu da muhalefetten korkunuzun sonucudur. Bunu da 7’den 24’e çekerseniz, biraz cesaretlenirseniz iyi olur.

Diğer bir konu, bir şey daha söyleyeceğim, bakın, şunu bir kere kafanıza iyicene yerleştirin: Bu yasayı niye çıkardığınızı siz de bilmiyorsunuz. Akkuyu’daki enerji santrallerini siz verdiğiniz zaman ihaleye o yabancı şirketlerin hangi davadan yargılandığını araştırıyor musunuz? Yabancı şirketlerin hangisini araştırıyorsunuz? Devletin malı deniz, gider tabii.

Bakın, size bir şey söyleyeyim:

“Verir zavallı memleket, verir ne varsa; mâlini,

Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini,

Bütün ferâğ-ı hâlini, olanca şevk-i balini,

Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini.” demiş Tevfik Fikret ve…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Size demiş!

HASİP KAPLAN (Devamla) - …biz 51’inci açlık gününde, grevde insanlar ölüme giderken böyle sorumsuzca bir davranış içinde olan bu akşamki durumu protesto ediyoruz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak da sizi baş başa bırakıyoruz. İhale kanunlarınızla da buyurun baş başa ne yaparsanız yapın. 

BAŞKAN- Teşekkürler Sayın Kaplan.

Lehte olmak üzere Sayın Recep Özel.

Buyurun Sayın Özel.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Tabii, canlı yayın yok ya gidersin! Şov yapıyorsun!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kapalı yayında da yaparım, canlı yayında da yaparım, basın açıklamasında da yaparım, her zaman yaparım, her zaman da medyada istediğim yeri alırım, senin Başbakanından daha da iyi alırım merak etme.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüde hatip var.

BAŞKAN -  Sayın Kaplan, sakin olalım lütfen.

Sayın Özel, buyurun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; biraz önceki uygulamada Başkanın tutumunun lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Biraz önceki olayda MHP Grup Başkan Vekili konuşmalar devam ederken kürsüye, Başkana gidiyor, kulağına “Biraz sonra karar yeter sayısı isteyeceğim.” diyor, “İstiyorum.” demiyor, “İsteyeceğim.” diyor. Konuşmalar bittikten sonra da Sayın Başkan bakıyor, o sırada Grup Başkan Vekili telefonla konuşuyor, üç dakika sonra, bitimine kadar konuşması devam ediyor. Hatip burada üç dakika geçtikten sonra söz alıyor ve karar yeter sayısı istemiştim, bunu niye dikkate almadınız da bilmem… Haydar Bey’e sordum, “Bak senin sözünü kesiyor.” diye, Haydar Bey “Ben kabulüm, kessin varsın.” dedi burada.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Öyle bir şey demedim ya! Kürsüde yalan söyleme ya! Bırak! Öyle bir şey demedim, getirelim tutanakları.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Dedin burada, tutanaklar orada. Burada bakın 2 kâtip üye, 1 başkan var, usulüne uygun bir karar yeter sayısı talebi yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başkan idare edemiyor ben mi idare edeceğim?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Kâtipler bile duymamış. Başkanın kulağına gidip söylüyor. Böyle bir usul var mı? Yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sevgili kardeşim, Başkan idare edemiyor ben mi edeceğim?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Konuşma bittikten sonra karar yeter sayısı kim talep ederse… Oylamada da Başkanımız baktı, gerekli çoğunluğu gördü. Ve “Karar yeter sayısı vardır.” denmiş veya denmemiş, kabul edilmişin içerisinde karar yeter sayısı olduğu kabul edilir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Dedim.” dedi tutanaktan çıkmadı, “Dedim.” dediniz çıkmadı, onu söyleseniz bitecek.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Tutanakların hiçbir yerinde karar yeter sayısı talebi de yoktur, “Karar yeter sayısı istiyoruz.” diyen herhangi bir kimse de yoktur. Oylanmıştır, kabul edilmiştir ve karar yeter sayısı içerisinde var olduğu kabul edilir. Bu nedenle Başkanın tutumu doğrudur, lehinde olduğumuzu beyan ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, burada zabıtları da inceledik. Konuşmaların bitiminde bir karar yeter sayısı istemi dile getirilmiş değil. Daha evvel karar yeter sayısı isteyeceğini bana söyledi Sayın Grup Başkan Vekili, bu doğru ama o sırada konuşmalar devam ediyordu. Konuşmalar bittikten sonra, usulümüz, bildiğiniz gibi, “Konuşmalar tamamlanmıştır.” dedikten sonra yani oylamaya geçmeden önce grup başkan vekilleri veya herhangi bir milletvekili karar yeter sayısı isteyebilir. Böyle bir talep yok, zabıtlarda da yok. Dolayısıyla tutumumuzun ben doğru olduğu kanaatindeyim ve 1’inci maddenin görüşmesine devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336) (Devam)

 

BAŞKAN - 1’inci maddede ikinci konuşmacı Hasip Kaplan… Yok.

Şahısları adına Oya Eronat, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Eronat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 336 sıra sayılı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, ben, konuşma kâğıtları falan hazırladım ama burada kürsüye çıkan arkadaşların birtakım eleştirilerinden, bizim konuyu iyi anlatamadığımız veya iyi anlaşılamadığı fikrine katıldığım için örneklerle bu konuyu açıklamak istiyorum.

Şimdi, çıkan arkadaşlardan bazıları 59’uncu maddenin değişeceğini öne sürdüler ve “Kamu davasıyla yargılananlar ihalelere girecekler, işte ihale alacaklar, teklifler değerlendirilecek.” gibi yorumlarda bulundular.

Şimdi, 59’uncu maddede bir kere kesinlikle hiçbir değişiklik yapılmayacak. Bizim burada yapmak istediğimiz değişiklik, sadece askıda kalan, daha doğrusu, net olarak anlaşılmayan 11’inci maddenin yani 4734 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki “Bu Kanun ve diğer kanunlardaki hükümler gereğince geçici veya sürekli olarak kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanmış olanlar.” ibaresini netleştirmek. Biz, burada, sadece şu ibareye “İdare veya mahkeme kararına bağlı kalmak.” şartını getiriyoruz. Şimdi, bunu niye yapıyoruz? Şimdi, mevcut hükümde yasaklamayla şu kastediliyordu: Bir idarelerce yasaklanma, bir de mahkemelerce yasaklanma. Şimdi, her ikisi de tamam… Burada ne yapılıyordu? Teklifler değerlendirme dışı bırakılıyor, geçici teminatlar gelir kaydediliyor; idarelerce bir yıldan az, iki yıldan fazla olmamak üzere ihalelerden yasaklanma katılımcılara getiriliyordu. Fakat burada bir karışıklık şurada yaşanıyordu: 59’uncu madde “Kamu davası açılanlar ihalelere giremezler.” diyor. Fakat bu 59’uncu maddenin sonucunda bir mahkeme neticesi yok yani bunlar yargılanıyorlar, ceza da alabilirler, ihalelere girmeme cezası da alabilirler veya beraat da edebilirler. Fakat 59’uncu maddedeki karar şöyle: Kamu ihalelerine giremeyecekler. Zaten giremiyorlar fakat yasaklı kabul edildikleri için teklifleri değerlendirme dışı bırakılıyor. Bu zaten 59’uncu maddenin içinde var yani yasaklı olmasa da ihaleye giremeyecek. Yalnız, geçici teminatlarının gelir kaydedilmesinde bir adaletsizlik bulunuyordu. Ben şöyle bir örnek vereyim: Şimdi, 59’uncu maddede kamu davası açılmasından önce uzun bir ön soruşturma geçiriliyor. Bu ön soruşturma gizlilik içinde yapıldığı için katılımcının da, ihale makamının da haberi olmuyor. Fakat diyelim ki siz 10 milyonluk bir ihaleye gireceksiniz. İhaleye girmek de çok ucuz bir olay değil, bayağı masraflı. Bu masrafı yapıyorsunuz ve 10 milyonun teminatı olan 300 bin lirayı teminat olarak da, geçici teminat olarak yatırıyorsunuz. Hakkınızda da bir gizli soruşturma var, bundan da haberiniz yok. Daha sonra ihale makamına dosyanızı veriyorsunuz ve aradan iki üç gün sonra ihale yapılacak diyelim. İhale sabahı, 59’uncu madde üzerine, bir kamu davası açılmış olduğu elektronik ortama düşüyor. Şimdi, 59’uncu madde üzerine, kamu davası açıldığı görülünce kanunen teklif artık ihale dışı bırakılıyor. Biz burada bu kanunu asla değiştirmedik, teklif gene ihale dışında bırakılacak. Fakat düşünün, siz ihaleye girmişsiniz, 300 bin liranızı yatırmışsınız, ihaleye de girmemişsiniz, daha o aradaki süreç var ve ihale sabahı hakkınızda kamu davası açıldığını öğreniyorsunuz ve sizin ihale dışında kalmanız tamam fakat 300 bin liranız gelir olarak kaydediliyor yani bunu hiçbir vicdanın kabul etmemesi gerekiyor. Bizim burada yaptığımız değişiklik sadece bu adaletsizliği gidermek. Yoksa 59’uncu maddeden yargılananlar kesinlikle gene ihalelere giremeyecekler, teklifleri ihale dışında kalacaktır. Sadece, sonradan öğrenilen kamu davası açılması durumundan dolayı maddi kayba uğramamaları konusunda yapılan bir çalışmadır.

Teşekkür ederim.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kaç kişi bunlar?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hiç kimse faydalanmayacak.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eronat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Çok mu var? Yüzde 1 mi?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hiç kimse faydalanmayacak, gerçekten öyle.

BAŞKAN – Şimdi, şahısları adına ikinci konuşmacı Fatih Han Ünal, Ordu Milletvekili.

Sayın Ünal, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATİH HAN ÜNAL (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, evet, konuşmaya çalıştığımız, zaman zaman sıkıntılar yaşadığımız madde, Kamu İhale Kanunu’nun bir maddesindeki, bir bendindeki iki kelimelik değişiklik üzerine.

Bu yasa, arkadaşlar, 2002 yılında çıkmış; 2002 yılının Ocak ayında bu yasa çıkarılmış ancak dinamik bir süreç yaşayan Türkiye'de zaman içerisinde ihtiyaçtan dolayı ilgili maddelerde değişikliklere ihtiyaç duyulmuş. Bu ihtiyaçları da tabii ki iktidar partisi olarak, bu ülkeyi yönetenler olarak, milletin iktidara getirdiği bir temsil hakkı almış bir parti olarak biz değişikliği yapacağız ama “Bu değişiklikler çok oldu, az oldu…” Şimdi, güzel şeyler de söyleniyor zaman zaman: “Efendim, madem öyle, daha kapsamlı bir yasa hazırlığı yapılsın, gelinsin.” Güzel. Ama şurada iki kelimeyi değiştireceğiz diye yaşadığımız olaylara bakar mısınız? Şahsileştirmediğimiz mi kaldı… Hakaretin bini bir para yani.

Şimdi biz, arkadaşlar, saygımızı… Aslında bize verilen tavsiyelerde -biz bu dönem yeni milletvekiliyiz- bu tavsiyelerde sabrımızı sonuna kadar korumaya çalışıyoruz ama bunun da bir limitleri var. Şahsileştirdiğiniz zaman, buradaki hatibin konuşma hakkını elinden aldığınız zaman… Çünkü duyulmuyor; siz oradan bağırdığınız zaman ben de buradan duyamıyorum, şurada Sayın Bakanın konuşmalarını duyamadık ama sizden bir konuşmacıya iki kelime şurada söylense “Efendim, bak iktidar tuttu konuşmaya engel oluyor.” gibi atıflarda bulunuyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, muhalefetin –biz burada diğer grupları da dinledik ama- gördüğünüz gibi, dinlemeye tahammülü yok iktidar partisini. Ya, bırakın, biz de bir şeyler yapmak istiyoruz. Bu çalışmamıza sizler de olumlu katkı yapın, memnuniyetle başüzerine alırız. Bakın, arkadaşımız gayet güzel… 1’inci madde zaten ilgili maddeydi. 11’inci maddenin (a) bendindeki değişiklik konusu; bu konuda 11’inci, 17’nci madde, 58’inci ve 59’uncu maddelerle ilgili şöyle bir göz attığımızda 11’inci madde, işte bu bizim değişiklik önerdiğimiz, bir kelime eklemek istediğimiz yasaklılar kapsamıyla alakalı bir maddedir, Kamu İhale Kanunu’nun ilgili maddesidir. 17’nci madde de ihale esnasında yasak fiil ve davranışları açıklar. 58’inci maddeye geldiğinizde, ihale yapan idarenin o istekli üzerinde 17’nci maddeden dolayı gerekli cezai işlemini tarif eder ve bu bir yıldan iki yıla kadar ihaleden men kararına kadar bir takdir uygulayabilir. 59’uncu maddeye geldiğimiz zaman, burada kamu davası açılması söz konusu ve bu davadan dolayı da o önceki 58’inci maddede verilen idari cezaya ekstra, ilaveten bir yıldan üç yıla kadar o da yaptırım uygulayabiliyor yani ihale yasaklısı yapabiliyor. Aslında, baktığınız zaman, müteahhitlerle yani isteklilerle ilgili çok ciddi yaptırımlar var, daha detayları var çünkü bu yasaklılar aynı zamanda iştirakleriyle beraber yine giremiyorlar hiçbir şekilde ihaleye. Bakın, bizim getireceğimiz düzenleme onlara bir imkân vermiyor, herhangi bir imtiyaz sağlamıyor, sadece diyoruz ki: İki tane unsur var -sürem kısa olduğu için hemen oraya geçiyorum- birincisi, listede görünmeyen, görünme ihtimali olmayan 58 ve 59’uncu maddede kesinleşmiş olan ve listede görünmeyen özel kanunlarda yer verilen düzenlemeler nedeniyle ihaleye katılamayanlar bu durumdan dolayı ihaleye girdiğinde hem isteklinin hem de ihale yapan kurumun bu listeyi göremediği için cezai işlem yapmakta sıkıntısı olabiliyor. İkincisi de -az evvel ifade edildi, açıklandı- 59’uncu maddede dava açılıyor, bu dava devam ettiği süre zarfında şahıs, istekli, yine yasaklı fakat bu yasağından dolayı geçici teminatı beraat etme ihtimaline karşılık diyoruz ki “Bu haksızlığa biz dur diyelim.” Yani burada isteklilerin derisini yüzmek bu devlete iyilik yapmak anlamına gelmez. Biz burada herkesin hakkını hukukunu korumak için buradayız. Dolayısıyla, bir haksızlık vardı, biz bunun düzeltilmesi konusunda talebimizi ilettik.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap yapacağız. Sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Şimşek…

Yok mu efendim?

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Ankara’mızın Bala ilçesi Ankara’ya 64 kilometre uzaklıkta. Bundan tam dört yıl önce bir deprem oldu Afşar beldesinde, yaklaşık 750 konut hâla teslim edilemedi. Geçtiğimiz günlerde Afşar beldesinde oturanlara bir kısım evler teslim edildi ama belediyeden iskân alamadıkları için elektrikle su bağlanmadı. Çok ciddi bir kısır döngü yaşanıyor. Çöken evlere girenler şu anda evlerin de yıkılması nedeniyle tehdit altında. Tam dört yıldır Ankara’nın burnunun dibinde çözülemeyen bir deprem sorunu var. Sayın Bakan, özellikle bu konuyla ilgilenmenizi ve bu konunun bir an önce çözülmesini, Afşar beldesinin bu sorununun bir an önce gündemden kalkmasını sizden özellikle talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakanın biraz önceki konuşmasında bütçenin 900 milyar dolarlara ulaştığını belirtti kürsüde. Bu para varsa, dul ve yetimlere ödenecek –bayram öncesi- 250+250 yardımın trafik cezalarından ödenmesinin… Yetkililer söyledi bunu biliyorsunuz. Niçin trafik cezalarından bu paraları ödemeyi düşünüyorsunuz? Mevcut bütçemiz çok iyi diyorsunuz. Bizde bir laf vardır “Ağlayanın malı gülene hayıretmez.” Trafik cezalarıyla ülke yönetmeyi kimden öğrendiniz bilemiyorum ancak ceza ödeyenler beddua ediyorlar. Gittiğim büyük illerde ve küçük ilçelerde ve şehir içlerinde hız kesen yapma yerine radar uygulamalarına geçiliyor, buna anlam verebilmiş değiliz. Hükûmet olarak tuzak radar uygulamalarından vazgeçmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, kamu ihale alanının, adı ihaleye fesat gibi konulara karışmış şaibeli kişilerden arındırılması gerekmektedir. Bu anlamda bu kanun teklifi sahteciliğe teşvik ve prim verme yasa tasarısı hâline gelmiştir bizce. Bu teklif, mafya babalarını işbaşına davet etmek değil midir? Bu yasadan kaç firma yararlanacaktır? Bugün teminatı Hazineye gelir kaydedilen kaç firma vardır? Hazinenin bu konunun kabulü üzerine geri vereceği geçici teminatların toplam bedeli ne kadardır? Borla ilgili hizmet alımı yapılmakta olan Fernas şirketinin ihaleye fesat karıştırmaktan dolayı irat kaydedilecek geçici teminatı var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Acar.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, biraz önce iki soru sormuştum, süre yetersizdi, cevap verememiştiniz, birine cevap istiyorum.

Erzincan’daki beton firmalarına soruşturma açılması için verilen şeyden sonra Erzincan kentsel dönüşüm projesine girmedi. Şimdi bununla ilgili ciddi bir araştırma yapacak mısınız? Çünkü, hem kalitenin düşük olduğu söyleniyor hem de fahiş fiyatla verildiği söyleniyor. Fiyatı geçelim, özellikle alınan numunelerin düşük olduğu ve sahte verildiği yönünde duyumlar var. Bu konuda çalışmanız olacak mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Başka söz talebi yok.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Bala ilçesi Afşar beldesindeki deprem konutlarıyla ilgili teslim konusunda bilgi sordu Değerli Milletvekili Arkadaşımız,” Burada bir kısır döngü yaşanıyor.” dedi. Ben konuyu yakından bilmiyorum, araştırıp kendilerine bilgi takdim edeceğim. Arz ederim.

Sayın Özkan’ın ifade ettiği, bu trafik cezalarından kesilen parayla maaş ödüyorsunuz, yardım parası ödüyorsunuz ve birtakım radarla tuzak kuruluyor gibi durumlar… Yine, böyle bir durum devlette, hukukta olmaz ama yine bu konuyu da araştırıp bilgi takdim edeceğim. Arz ederim.

Yine Sayın Acar’ın Kamu İhale Kanunu’na göre…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Duyamıyoruz Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Peki.

Efendim, Sayın Özkan, milletvekili Özkan arkadaşımızın “Trafik cezalarından topladığınız paralarla yardım parası veya maaş ödüyorsunuz ve burada haksız yere tuzaklarla topladığınız paralardan ceza görenler beddua ediyor.” deniyor. Devlette böyle bir şey olmaz, böyle haksız bir uygulama olmaz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başbakan açıkladı Sayın Bakan, Sayın Başbakanımız söyledi.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Vallahi ben konuyu tekrar araştırıp yine bu konuda da Sayın Özkan Bey’e bilgi takdim edeceğim.

Sayın Acar milletvekili arkadaşımızın, “Kamu İhale Kanunu’na göre, ihaleye fesat karıştıranlar artacak ve bu yeni yaptığınız düzenlemeden kaç kişi yararlanacak?” Yine Fernas firmasıyla ilgili bir soru sordu. Şimdi, şöyle bir şey değerli arkadaşlar, bu düzenleme ileriye yönelik bir düzenlemedir. Özellikle ifade etmek istiyorum yani yasada da belli, yürütme ve yürürlük maddelerinde çok açıkça ifade edilmektedir. Bundan sonra yapılan düzenleme ile kimlerin yararlanacağı çok mücerret bir konudur. Tespit edilmesi imkânı yok bunun ama yine ben -arkadaşlarımız da çok güzel ifade ettiler, milletvekili arkadaşlarımız- şöyle arz edeyim çok değerli arkadaşlar: Zaten idareler tarafından yapılan ihalelerde, İhale Kanunu’nun 17’nci maddesinde belirtilen “hile, vaat, tehdit, nüfuz kullanma, çıkar sağlama, anlaşma, irtikap, rüşvet veya başka yollarla ihaleye ilişkin işlemlere fesat karıştırmak veya bunlara teşebbüs etmek” veya “isteklileri tereddüde düşürmek, katılımı engellemek, isteklilere anlaşma teklifinde bulunmak veya teşvik etmek, rekabeti veya ihale kararlarını etkileyecek davranışlarda bulunmak” ihaleye, bu bulunanlar hakkında yasaklanmayı gerektirir, yasaklama sebebidir ve savcılığa suç duyurusunda bulunmayı gerektirir. Bu minval üzerinde savcılıklar tarafından cezai kovuşturma yapılması ve ceza davası açılması zaten 59’uncu maddeye göre imkân dâhilinde değildir.

Yine, değerli arkadaşlarımız, burada, gerek CHP’den çok değerli arkadaşlarımız, MHP’den arkadaşlarımız Anayasa Mahkemesinin kararından bahsettiler, haklı olarak, çok haklı olarak. Anayasa Mahkemesinin bu kararı, Kamu İhale Kanunu’nun 59’uncu maddesinin haklılığını tevsik ediyor, tespit ediyor. Artık, Anayasa Mahkemesinin kararı ortadayken, bu kadar şikârken, bu kadar aşikârken, bu Kanun’a mugayir, bu kanuna aykırı başka bir iş de yapma imkânı yoktur. Bunu kimse yapamaz yani hukuk devletinde de yapamaz, başka bir ülkede de bunu yapamaz. Bu bakımdan, 59’uncu maddenin meriyeti çok açıktır. Bunun için, bu yasayla yapılmak istenen… Yani, hakkında yasaklama olan, yasaklama olacağı belli olan, hakkında savcılık tarafından dava açılan, zaten, ihaleye girdiği zaman ihaleyi alamayacağını biliyor. Bu süreç, ihaleyi alma süreci değil, kamunun bir zarara uğradığı bir süreç değil; daha ihale neticelenmemiştir. İhale neticelense, ihale bu hakkında kovuşturma olan kişide kalsa, sonra bu tespit edilse ihale dışında kalacak gene; bu yaptığı masrafları cereme çekecek. Sadece, burada olan haksızlıkları engellemek için teminatları irat kaydedilmiyor, olay bundan ibarettir. Yoksa gerek 11’inci maddeye göre gerekse 17’nci maddeye göre gerekse 58 ve 59’uncu maddeye göre, yasak fiillerde bulunanlar ihaleye katılamıyor ve idare tarafından veya mahkeme tarafından haklarında yasak verilenlerin de teminatları gelir kaydediliyor, irat kaydediliyor. Bu çok açıktır. Bunu bir defa daha açıklamış oldum.

Yine, Erzincan Milletvekili arkadaşımızın ifade ettiği… Erzincan’da biz kentsel dönüşüm yapacağız, çalışmalarımız devam ediyor. Yalnız, burada daha önce yapılan -kalite düşüklüğü gibi- konuları yine araştıracağım, bu konuyu bilmiyorum. Sayın Işık Bey’e cevap vereceğim.

Kentsel dönüşüm, biz Türkiye’de… Zaten, kentsel dönüşümü, çok değerli arkadaşlar, yüce Meclise arz etmek istiyorum. Öncelikle, hazırlıklı olan belediyelerden… Hiçbir siyasi farklılık gözetmeden, bunu gösteriyoruz. Biz bugüne kadar yaptığımız uygulamalarda hiçbir siyasi parti… Burada grubu bulunan tüm partilerin hangi belediyesi olursa olsun bize bir adım geldiği zaman biz üç adım gidiyoruz. Bundan sonra böyle yapacağız, hazırlıklı belediyelerden ve rızai olan vatandaşlarla gönüllülük esasına dayalı olarak devam edeceğiz. Ama yok, Erzincan’da  diyelim ki yüzde 21 aleyhte bir durum var, onu sonraya bırakacağız. Ama bir can kaybı söz konusuysa, -ki bizim bundan sonraki ana eksenimiz, yasanın ruhu, lafzı can güvenliğini sağlamaya yöneliktir- insanlarımızın yaşama hakkını, hayat hakkını korumaya yöneliktir… Eğer ayakta duramayan bir bina varsa, zaten mevcut yasalara göre maili inhidam kararı almak suretiyle o binanın mühürlenmesi, elektriğinin, suyunun kesilmesi 6785 sayılı Kanun çıkmadan önce de zaten mecburidir, fakat bu yürüyemiyordu, yürümedi bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Başkanım, bir dakika süre verir misiniz.

BAŞKAN – Buyurun efendim, toparlayın lütfen.

Çok değerli arkadaşlar, bu, Türkiye'nin seksen dokuz yıllık meselesidir. Bu, Türkiye'nin cumhuriyet öncesinden gelen meselesidir. Buna şimdi hep beraber el attık, beraberce bunu inşallah yürüteceğiz.

Yine, müphem kalan bir konuyu arz etmek istiyorum. Bir tanesi, Kütahya’da…  Kütahyalı Arkadaşımız burada mı? Değil. Onu cevaplandırmayayım.

Ancak, Ataşehir’le ilgili çok önemli bir konuyu arz etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, bakınız, Ataşehir’deki arsalar biz iktidara geldiğimiz dönemde, gelmeden önce 50 Milyon dolara satılmıştı. 5 milyon metrekare arsa 50 Milyon dolara satılmıştı. Biz, âcizane olarak, fakirhane olarak gittik, savcılıklara şikâyet ettik, o davayla beraber karşı tarafa suç duyurusunda bulunduk ve yapılan ihaleyi durdurduk, devlet oradan 4 katrilyon, eski rakamla söylüyorum, yeni rakamla 4 milyar TL para kazandı. Bizim orada yaptığımız arsa satışı karşılığı ihalelerdeki kıstas şudur, özellikle arz etmek istiyorum, yüce Meclis, yüce milletvekili arkadaşlarım bunu tekrar bilsinler diye: Biz burada ihaleye çıkacağımız arsanın bedelini, değerini SPK’ya bağlı kuruluşlar tarafından tespit ettiriyoruz ve arsayı satışa çıkarıyoruz. Açık ihaleyle, diyoruz ki: “Bu arsanın değeri en az 100 bin liradır. Bize bu arsaya karşılık kaç lira verirsiniz?” O da diyor ki: “Ben 100 lira, 150 lira, 200 lira veririm.” 200 lira verene diyoruz ki: “Bize 200 lirayı verirken sen buranın satışından kaç lira toplayacaksın?” Diyor ki: “400 lira toplayacağım.” Diyoruz ki ondan sonra: “400 liranın üzerinde hasılat toplarsan ekstra bize ne vereceksin?” Diyor ki: “Yüzde 10 vereceğim, yüzde 20 vereceğim, yüzde 30 vereceğim.” Burada bizim için oran önemli değil, arsanın bedeline karşı vereceği esas bedel önemlidir. Sonradan da daireleri satarken, sattığı dairelerin bedelleri kamunun hesabına giriyor. İnşaatı yaptıkça biz serbest bırakıp ona para veriyoruz. Yani, bu sistemi, değerli arkadaşlar, hepimizin beraberce kullanmamız lazım ve iyi anlamamız lazım, işin özü budur. Yoksa biz…

Benim babamın arsası olsa yüzde 30’a verir miydim? Eğer benim arsam 50 liralıksa, benim arsama, devletin arsasına, 50 liralık arsaya kim en çok bedeli veriyorsa ben ihaleyi ona veriyorum. Ondan sonra verdiği oran o kadar çok önemli değil. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum, arz etmek istiyorum. İhaleler tamamen açık ihaledir.

Yine bir müteahhit arkadaştan burada bahsettiler. O müteahhit arkadaşın hangi siyasi partiyi, hangi siyasi partideki milletvekillerine destek verdiğini, her akşam hangi milletvekilleriyle beraber oturduğunu ve bizim aleyhimize çalıştığını bir araştırsınlar o vatandaşın, o müteahhidin. Onun için değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım, teşekkürler.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde üç önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 336 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1’inci maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ali Sarıbaş                                    Haluk Eyidoğan

                   Çanakkale                                          İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

336 sıra sayılı kanun teklifinin 1. Maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Abdullah Levent Tüzel                   Hasip Kaplan                             Erol Dora

                İstanbul                                   Şırnak                                    Mardin

            İdris Baluken                         Pervin Buldan

                 Bingöl                                     Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

336 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1. Maddesinin Teklif Metninden çıkartılmasını arz ederiz.

 

            Ali Uzunırmak                         Lütfü Türkkan                             Alim Işık

                  Aydın                                    Kocaeli                                  Kütahya

            Mehmet Günal                        Muharrem Varlı

                 Antalya                                   Adana

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutalım, soru sahipleri burada yok, önerge sahipleri burada yok.

Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Bu düzenleme ile kişiye özel bir yasa yapılmasının ve Anayasa’ya aykırılığın giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Devam ediyoruz efendim.

Diğer önergenin gerekçesini okuyun.

Gerekçe:

Değişiklik ile kamu ihalelerinin iktidarın kendi yandaşları tarafından pay edilmesi ve her türlü muhalifin ihalelerden menedilebilme durumunun ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, konuşacak mısınız yoksa gerekçe mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, yoklama istiyoruz efendim. O da okunsun.

BAŞKAN – Gerekçe mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe okunsun.

Gerekçe:

Haklarında kamu davası açılan kişilerin resmi gazete ve Kurum internet sitesinden duyurulmaması nedeniyle kişisel durumlarını bilmemeleri veya ihale yapan idarelerin durumu öğrenememelerinden kaynaklı sorun;

(a)         Kurum internet sitesinin işleyişinin yapılandırılması ile aşılabileceği,

(b)         Bu durumun da idarenin alacağı tedbirlerle çözüleceği,

(c)         Kanun değişikliği yoluyla yapılacak değişikliğin ise, zaman, kaynak, devlet güveni gibi telafisi mümkün olmayan alanlarda kayba neden olacağı,

(d)         İhale gibi önemli ve devletin her yıl ortalama 60-70 milyar lirasının harcandığı alanın kısa, öz ve az değiştirilen mevzuatlarla desteklenmesi,

(e)         Mümkün olduğunca bu alanın, adı ihaleye fesat gibi konulara karışmış şaibeli kişilerden arındırılması gerektiği,

         değerlendirilmelidir.

Bu anlamda verilen kanun teklifi iyi niyetli değildir. Uygulamada birçok sorunu beraberinde getirecektir. Yolsuzluk, hile, ihaleye fesat karıştırma ve tehdit suçlarının artmasına sebebiyet verecektir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama istediler, isimleri tespit edelim lütfen.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Akar, Sayın Tezcan, Sayın Aslanoğlu, Sayın Eyidoğan, Sayın Sarıbaş, Sayın Gök, Sayın Dinçer, Sayın Acar, Sayın Güven, Sayın Özkan, Sayın Işık, Sayın Değirmendereli, Sayın Özel, Sayın Gümüş, Sayın Havutça, Sayın Kaplan, Sayın Öz, Sayın Aksünger, Sayın Tanrıkulu, Sayın Loğoğlu.

Şimdi, elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Buyurun.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336) (Devam)

 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki üç önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

Şimdi, 2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sakine Öz, Manisa Milletvekili.

Sayın Öz buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 336 sıra sayılı Kamu İhaleleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Son 10 yılda sayısının 25 ile 55 arasında -kararsızlık hâline gelmiş olan- değişikliğe uğrayan bu yasanın özeti de, geçen yasama yılında çıkan afet riski altındaki alanlar, yabancılara mülk satışı gibi rant odaklı. Onun için de AKP açısından çok önem arz ettiği belli. Amacı “Biz nasıl yürütürüz?” mantığına hizmet eden bu teklif, kişiye özel bütün yasalar gibi komisyondan öyle bir hızlı şekilde geçti ki teklifi veren milletvekili, komisyonda belki de kendisinin bile aklına yatmayan bu teklifin gerekçesini okuduktan sonra “Mazeretim var.” diyerek hiçbir savunma gereği duymadan salondan ayrıldı. “Nasıl olsa parmak hesabımız var, sayısal çoğunluğumuz var.” diye düşündü ve düşündüğü gibi oldu. Komisyonda kalkan parmaklarla, hızla, hem de Meclis İçtüzük kurallarını çiğneyerek geliş süresinin 48 saati geçmesine bile gerek duyulmadan, apar topar, hatta komisyonların görüşmesi aşamasında bulunması gereken bakanlık görevlileri bile olmadan, istendi ki doğrudan el kaldırılsın, geçsin ve tabii ki geçti.

Teklifin 2’nci maddesi yürürlük, 3’üncü maddesi de yürütme olan bu yasanın ilk maddesi AKP için gerçekten çok önemli, 3’üncü maddesinin anlamı gibi tam da yürütme mantığında.

Değerli milletvekilleri, bu teklifin altında acaba kimlere “Yürü ya kulum!” denmek isteniyor, “Kimleri kurtarmak istiyorum?” demek var, “Kimlere yeni ihaleler vermek istiyorum?” var? şimdilik bunları bilmiyoruz ve hatta bununla kaç kişinin ihale alabilmesinin yolu açılıyor?  Bunları bizler muhalefet olarak öğrenmek istiyoruz.

Daha dün gazetelerde yazıyordu “Van depreminde 30 kişiye mezar olan Sevgi Apartmanı’nın müteahhidi de bu yasayla yeni işler alır duruma gelecek.” diye. Bilirkişilerin raporlarına göre, Sevgi Apartmanı’nı yapan müteahhit için “Eksik malzeme kullanmış, kalitesiz malzeme kullanmış, plan ve projesiyle ilgili belirsizlikler var.” denilmektedir. Bugün ise bu aynı kişi, okulların taşımalı sisteminden dolayı öğrencilere olan öğle yemeğinin ihalesine girmiş ve hatta en düşük bedeli, Kamu İhale Kanunu’na göre hesaplanan bedelin altında bir bedeli vermiş. Onun için de “Bu bedeli nasıl vereceksin, hesabını yaptın mı?” diye sorgulanmasına gerek duyulmuş.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu kişi şöyle demeyecek: “Ben, inşaat yaparkenki gibi malzemeden kısacağım, yemeğin içine kalitesiz malzeme koyacağım.” diye. Yapacak açıklamasını, alacak ihaleyi. İşte bu ve buna benzer aklanmamış kaç kişi böyle yeni ihaleler alacak? Kanundaki bu değişiklik, AKP için o kadar önemli ki komisyon teamüllerini bile altüst etti. Teklifin Komisyon üyelerinin eline geçmesinden bir gün sonra neredeyse teklif yapan milletvekilinin bile “ne teklif ettiğini anlamadan ve sadece gerekçeyi okumaktan başka, hatta üzerine hiçbir konuşma yapmadan geçsin” isteği vardı.

Değerli milletvekilleri, yasa teklifinin içeriğinde başka tutarsızlıklar da var. Komisyonda teklifi veren milletvekili ile muhalefet milletvekili olarak bizlerin Meclis İçtüzüğü’nün yerine getirilmesi ısrarı üzerine alelacele yetkilendirilen Bakanlık görevlilerinin arasında bile ortak bir karar çıkmamıştır. Teklifi veren milletvekili, “Davaları süren kişilerin ihaleye girebilme yolu açılsın demek istedim.” derken, Bakanlık yetkilileri ise “Hayır, öyle değil, sadece dava açılmış kişi ve tüzel kişiler, bilmeden ihaleye girmişse yatırmış oldukları teminatları yanmasın, ihaleyi almazsa da geri alsın demek istiyor.” dedi.

İşte, yasa teklifini veren ve uygulayan iki kesim ortak noktada bile buluşamadı. Böyleyken, acele edilen bu yasa ile ne yapılmak isteniyor, nedir sizleri bu kadar telaşa sürükleyen, kim sizlerin böyle iki ayağınızı bir pabuca sığdırmaya çalışan, kim acele ettiren? Soruyorum siz değerli milletvekillerine. Siz, bizim yerimizde olsanız bunda bir art niyet aramaz mısınız?

Değerli milletvekilleri, bence bu yasadaki değişiklik, ihaleyi “illa da kendi adamıma vereceğim” değişikliğidir, bu değişiklik “nasıl yürütürüm”ün düzenlemesidir, “devletin kurum ve kuruluşlarının kaynaklarını yandaşlarıma nasıl aktarırım” düzenlemesidir.

Bu yasada aslında bunlardan başka eksiklikler de var. Bir, ihalenin kime verileceği ihale başlamadan belli olsun. İki, ihaleyi alan firma veya şahsın tarifi belli olsun. Üç, ihalenin AKP’ye ne vereceği belli olsun. Gelin, bunları da yazalım, asıl sizin olmasını istediğiniz şekli de olsun. Yazalım ki ilerideki günlerde bir daha bu yasayı değiştirmeye gerek duyulmasın. Yazalım ki sizin gerçek yüzünüz ortaya çıksın.

Değerli milletvekilleri, insanların, yurttaşların güvenliği, sağlığıyla ilgili konularda ihaleler yapılıyor. Çocuklarımızı, kamu çalışanlarımızı ilgilendiren ihaleler yapılıyor. Bununla ilgili yasalarda gerekli önlemlerin alınmaması, insanların hayatlarıyla oynayanların yeniden ihaleye girmesini sağlıyor. Bu da hiçbir kamu yararı oluşturmamaktadır. Kişiye göre yasanın yapımının toplum karşısında hiçbir karşılığı yoktur. Sevgi Apartmanı’nın müteahhidi belki de suçsuzdur, dava sonucunda belki de aklanacaktır ama ortada bir gerçek var ki Sevgi Apartmanı’nda geçen yıl 30 yurttaşımız hayatını  kaybetmiştir. Peki, bu kişilerin yeni alacağı ihaleler sonucunda yine hile yapılırsa, bunların sonucunda zarar görenler olursa, dağıttığı yemeklerden yiyen çocuklarımızın bir tanesinin hastalanmasına neden olunursa bunun hesabını kim verecektir?

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Şahısları adına, Sayın Zülfü Demirbağ Elazığ Milletvekili.

Buyurun Sayın Demirbağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4/1/2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’yle ilgili konuşma yapmak üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, saygıyla selamlarken de beş saate yakın süredir bu İhale Kanunu’nun bir maddesindeki iki kelime için tartışmalar sürdü, geldi bu saate kadar, beş saat oldu. Bu tartışmaların ardından da ilave bir şeyler konuşmanın hem sizleri sıkacağı, saygısızlık olacağı düşüncesiyle hem de daha önce konuşan gerek Bakanımız gerekse konuşmacı arkadaşlarımız yeterli ölçüde bu kanun değişiklik teklifiyle ilgili sizleri bilgilendirdiği için fazla bir şey konuşmanın doğru olmayacağı kanaatiyle, bu kanun teklifinin hayırlı olması dileğiyle hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demirbağ.

İkinci konuşmacı, şahsı adına Sayın İlyas Şeker, Kocaeli Milletvekili.

Sayın Şeker, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifinin 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Bildiğiniz gibi, kanunun son iki maddesi, birisi yürürlük maddesi, birisi de yürütme maddesidir. Benimki de yürürlük maddesi olduğu için bunun üzerinde çok fazla bir söz söylemeyi gerektirecek herhangi bir durum söz konusu değil. Yalnız, ben, muhalefet şerhine baktım, orada bir şey dikkatimi çekti, onu özellikle belirtmek istiyorum, oradaki muhalefet şerhinde “Bu yapılan düzenleme, terör suçlularının ihaleye girmesi konusunda ön açıcı bir çalışmadır.” diye bir ifade var, buna katılmak mümkün değil, 11’inci maddede zaten açık ve net bir şekilde terörle ilgili olanların katılamayacağı yazıyor.

Diğer bir konu da her maddede olduğu gibi, her kanunda olduğu gibi burada da bir ranttan bahsediliyor. Ben çok iyi hatırlıyorum, burada Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşüm Yasası konuşulurken de ranttan bahsedilmişti. O zaman gerçekten çok üzülmüştüm. Bir deprem ülkesinde yaşıyoruz ve Kocaeli bölgesinin milletvekiliyim, 99 depreminde Kocaeli’de depremde 20 bin insanın öldüğü söyleniliyor ama bilim adamları buna itiraz ediyor “Sadece bir kişi öldü -17 bin kişi resmî rakamda- geriye kalan 16 bin 999’u tamamıyla binaların sağlıklı ve güvenli olmaması nedeniyle yıkıldığı için bu can kaybı oldu.” diyor. Bence, bu tür konularda, her konuda rantı dikkate almamak lazım. Özellikle bu kentsel dönüşüm yasası, kamuoyundaki ismiyle, genel ismiyle Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşüm Yasası’nda mutlaka ve mutlaka bütün milletvekilleri olarak bölgemizde bu konuda hiçbir siyasi ayrım yapmadan Hükûmete destek olmamız lazım, Bakanlığa destek olmamız lazım. Allah korusun, olası bir depremde binlerce, on binlerce insanımızın hayatı yine sönecektir.

Aynı deprem Japonya’da oluyor 100 kişi civarında insan ölüyor, bizde olunca da 10 bin, 20 bin, 30 bin insan ölüyor ve bu, tamamıyla binalardan kaynaklanan bir sıkıntı. Bu anlamda, ben Bakanlığımızı tebrik ediyorum, çok güzel çalışmaları var ama bizlerin destek olması lazım diyorum.

Bu yasanın hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Şimdi, madde üzerinde 10 dakika soru-cevap işlemi yapacağız.

2 arkadaşımız sisteme girmiş.

Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Bakan, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde kurulması planlanan bir katı atık bertaraf tesisi var. Bu katı atık bertaraf tesisiyle ilgili olarak, bölgede yaşayan insanlar, sivil toplum kuruluşları hepsi bu tesise ve bu tesisin açılmasına karşı; Çorlu Belediyesi de bununla ilgili imar değişikliği talebini reddetti. Ancak, Bakanlığınızın, KHK ile üzerine aldığı yetkiye dayanarak imar planlarını yerel yönetimlerin yerine geçerek değiştirme yetkisi var ve Bakanlığınız, bu tesisle ilgili olarak imar planlarını değiştirdi. Çorlu halkının, Tekirdağ halkının, yerel yönetimlerin iradesi bu olmamasına rağmen, Bakanlığınızın, tüm yetkiyi üzerine alarak kimseyi dinlemeden bu değişikliği yapmasını doğru görüyor musunuz? Bunu Trakya ve Tekirdağ halkına bir haksızlık olarak nitelendirebiliyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köprülü.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bayramdan önce Atatürk Orman Çiftliğiyle ilgili verdiğimiz bir araştırma önergesi ne yazık ki reddedildi. Atatürk’ün hibe ettiği Atatürk Orman Çiftliğinin korunmasına yönelik verdiğimiz araştırma önergesinde ciddi kaygılarımızın olduğunu belirtmiştik. Dün, Ankara Büyükşehir Belediyesi, hayvanat bahçesi yapmak istediği alanın büyüklüğünü 30 hektardan 213 hektara yükselten bir karar aldı, daha doğrusu, bu kararda bu alanın birinci derece sit alanından üçüncü derece sit alanına düşürülmesine dönük bir karar alındı ve plan notlarında da yapılaşma için 0.10 emsal belirlendi. Bu, 213 bin metrekare kapalı alan demektir Sayın Bakanım. Bu konudaki hassasiyetimizi lütfen dikkatle not ediniz. Atatürk Orman Çiftliği, Melih Gökçek’in babasının malı değildir, çiftliği değildir. Burası, tarım için Atatürk tarafından hibe edilmiştir, amacına ancak bu şekilde uygun kullanılabilir. Böyle, belediyede yapılan bu tasarrufların önlenmesini sizden talep ediyoruz. Gerekli davaları zaten açacağız.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Bakanım, Erzincan’da Merkez Çarşısı’nda kentsel dönüşüm yapılacak, onu biliyoruz. Benim asıl sormak istediğim, son iki üç senedir yapılan binalarda, betonun numunesinin ölçümlerinin düşük çıktığı bu yeni binalar hakkında  herhangi bir inceleme yapacak mısınız? Onu ben öğrenmek istiyorum, çünkü, şu anda Erzincan’da özellikle iki gündür Rekabet Kurulunun verdiği bu karardan sonra insanlar tedirgin olmaya başladı. Biraz önce sayın konuşmacı söylerken “Japonya’da 100 kişinin öldüğünü, Türkiye’de binlerce kişinin öldüğünü söylüyor.” İşte bizim korkumuz da bu. Erzincan’daki yeni yapılan binalarda betonlarla ilgili bir araştırma yapılacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, biraz önceki konuşmalarınızda birtakım bilgiler verdiniz. Diğer bakanlar da bilgiler veriyor. Sizler Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanısınız. Bazı bilgiler, iktidar olarak veya kişisel olarak sizin işinize gelmeyebilir ama sizden ricam şudur ki lütfen, kürsüye çıktığınızda ya araştırarak, bilmiyorsanız araştırarak, biliyorsanız da doğruları söyleyerek cevap verin. Demin diyorsunuz ki “Hiç hakkımızda dava açılmadı.” Benim soru önergeme, imzanızla cevabınız var, bir sürü dava açılmış. Yani bu tip şeylerde biraz daha özenli olursanız… İsterseniz söyleyeyim, KC Grup’un Denizbank’a gitmesi meselesindeki kuruma açılan davalardan tutun onlarca dava var, ben bunun listesini verebilirim.

Bir diğer husus, sizler, size emanet edilen yetkilerin ve belgelerin emanetçisisiniz, bu, halkın belgesi. Size bağlı olan TOKİ kurumundan birçok belge istiyorum, bu belgelerin birçoğu gelmiyor. Burada Meclis huzurunda tekrar söylüyorum, Ankara’da bulunan Next İnşaat’a ait belgelerin, ihale şartnamesinin ve sözleşmesinin bana gönderilmesini sağlayın. Burada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğdu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan, televizyon, yayın saati dışına çıktığı için üçüncü kez sorduğum da bu soruyu cevaplayacağınızı ümit ediyorum.

Ataşehir’de TOKİ yapılan arsalar sizin şahsi malınız olsaydı, yüzde 30’la, 35’le müteahhide verir miydiniz?  

İkincisi; milletvekilleri eskiden, görevleri sona erdikten sonra üç yıl bu ihalelere giremiyorlardı, şimdi bunu kaldırıyorsunuz. Bunu, hangi milletvekillerinin talebi üzerine aklınıza geldi, böyle bir ihtiyaç ortaya çıktı da kaldırıyorsunuz? Mevcut milletvekillerinin de böyle bir şeyden yararlanmasıyla ilgili bir hazırlığınız var mı?

Bunun dışında, henüz tutuklu olan milletvekilleri masumiyet karinesinden yararlanamazken, devleti dolandırmakla suçlanan müteahhitler niçin masumiyet karinesinden yararlanıyorlar? Bu konuda cevap verebilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Tekirdağ Çorlu ilçesinde yapılacak katı atıkla ilgili imar planı talebi tarafımızdan değerlendirilmiştir. Ancak katı atık tesisi sadece imar planına dayalı olarak değil, aynı zamanda ÇED raporuna göre de düzenlenmektedir. ÇED raporu da mahallindeki mahalli yöneticiler, muhtar, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşları, kamunun ilgili kuruluşlarının temsilcileriyle yapılan toplantı neticesinde verilecek karara göre değerlendirilmektedir. Buradaki halkın, orada yaşayan halkın, Tekirdağ Çorlu ilçesinde yaşayan halkın ne kadarının, yüzde kaçının bu işi istediği istemediği de orada belli olabilmektedir veya oylama yapıldıktan sonra belli olabilir. Onun için biz, kamu adına gereği neyse, doğrusu neyse onu yapmaya çalışıyoruz.

Saygıyla arz ederim.

Sayın Gök milletvekilimizin Atatürk Orman Çiftliği ile ilgili sorduğu soru; bizim yapmış olduğumuz yasal düzenlemede Atatürk Orman Çiftliğinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Yüce Atatürk’ün vasiyetine ve o günkü yasanın ruhuna uygun bir şekilde koruma ve kullanma dengesi içinde ve değerlendirme dengesi içerisinde geliştirilmesi için ve değerlendirilmesi için düzenleme yapılmıştır ve Ankara Büyükşehir Belediyesi de, Ankara halkının oylarıyla seçilen bir kurumdur Ankara’ya hizmet etmesi gereken, Başkente hizmet etmesi gereken; dolayısıyla tüm Türkiye’ye de mesaj vermesi, hizmet etmesi gereken bir kurum ve kuruluştur. Bu bakımdan 30 hektar alanda gerekli, yapılması gereken o hizmetin yeterli olmaması hasebiyle bu alan artırılmıştır ve burada da imar durumu verilmemiştir. Verilen yüzde 10 rekreasyon imar hakkıdır. Buranın yeşilinin, doğasının, tabiatının, faunasının, florasının, endemik hayatının korunması için yapılan bir düzenlemedir. Böyle bir düzenleme tüm dünyadaki bilimsel kurallara uygun bir şekilde araştırılarak verilmiştir. Saygıyla arz ederim.

Sayın Işık Bey’in soruduğu soru çok haklı bir sorudur. Biz Erzincan’da dünyadan ödül alan kentsel dönüşüm yaptık Çarşı Mahallesi’nde. Hakikaten, eskiyle yeniyi Erzincanlılar biliyorlar. Erzincan milletvekillerimiz de, siz de takdir ettiğiniz için ben teşekkür ediyorum. Fakat son iki üç yılda yapılan binalarla ilgili “Beton deney yapacak mısınız?” sorusu gerçekten takdire değer bir sorudur.

Çok değerli milletvekilleri, şimdi, biz diyoruz ki: Depremlerde, afetlerde insanlarımız can kaybetmesin. Bunu beraber yapmamız lazım. Eğer biz bu yasayı… Hayatı korumaya, insanların canını korumaya, insanların yaşama hakkını korumaya yönelik yasa… Bir taraftan aynı partinin milletvekilleri diyor ki: “Bu yasaya karşıyız, bu yasa rant yasasıdır.” Ben de ifade etmeye, arz etmeye çalışıyorum, diyorum ki: Benim ihale yapacak param yok, ihale yapmayacağım. Bizim elimizdeki parayla kira yardımı yapacağız, taşınma yardımı vereceğiz. Vatandaşlarımıza afet kapsamında, “Ben bu evde duramıyorum, ben bu evden çıkacağım, ev alacağım, param yok, bana kredi desteği verin.” diyenlere yardım edeceğiz. Bizim yasamızdaki durum bu. Öbürünü, esas itibarıyla, vatandaşımızı bilinçlendirmek, hep beraber bilinçlendirmek… Vatandaşımız kendi evinden şüpheleniyorsa, vatandaşımızın da sorumlu olması gerekir. Evine gidip karotla veya başka bir şekilde, yapı denetim kuruluşlarına, belediyelere, Bakanlığın kuruluşlarına, üniversitelere kendilerinin deney yaptırması ve evlerinin depreme dayanıklı olup olmadığını, binalarında kullanılan betonun, demirin, donatının, betonarmenin sağlıklı olup olmadığını tespit etmeleri sorumluluğu vardır. Ama biz bir tehlike görürsek resen de yapabiliriz. Yapmak sorumluluğu vatandaşımızındır, arkasından belediyelerindir, arkasından devletindir ama biz devlet olarak tamamından sorumluyuz. Eğer tehlikeli bir yer görürsek, gideriz, onun denetimini yaparız; Erzincan’da da yaparız, Hakkâri’de de yaparız, Tekirdağ’da da yaparız, İstanbul’da da, Kocaeli’de de yaparız, yapmak zorundayız ama esas itibarıyla görevimiz vatandaşa yardımcı olmaktır, kentsel dönüşüm yapmak isteyenlere, evini yapmak isteyenlere yardımcı olmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Özellikle arz ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ona yazılı cevap verin Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Özel burada değildi, cevabı verdim. Eğer müsaade ederseniz -Sayın Özel burada- bir dakikada…

BAŞKAN – Buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Efendim, Sayın Özel “Ataşehir’deki araziler sizin babanızın olsa siz bunları yüzde 30’la verir misiniz?” dedi. Bunu açıkladım. Tekrar arz ediyorum, yüce Meclise arz ediyorum.

Çok değerli milletvekilleri, bakınız, Ataşehir’deki arsalar, bizim iktidara geldiğimizden kısa bir süre önce 50 milyon dolara satılmıştı. Ben de TOKİ Başkanı olarak savcılığa şikâyet ettim, bununla şahsen uğraştım, aldığım en ağır tehditlere karşı durdum ve gittim, onu devlete mal ettim.

Oradaki arsaları biz nasıl ihale ediyoruz? Açık ihaleyle. SPK’ya bağlı ekspertiz firmalarından tespit edilen değere göre arsanın değeri kaç lira? 100 lira. Arsayı bir nevi satışa çıkıyoruz, diyoruz ki müteahhide: “Siz bu arsamıza kaç lira verirsiniz? “En yüksek verene -diyelim ki 100 liralık arsaya 200 lira verdiler- artı diyoruz ki: “Bana 200 lira vereceksin fakat biz devlet olarak bu işin içerisindeyiz; güvenlik bakımından içerisindeyiz, ruhsat olarak içerisindeyiz, denetim olarak içerisindeyiz; O bakımdan, bize sen 200 lira verirken kaç lira hasılat toplayacaksın, örneğin 400 lira. 400 liradan daha çok hasılat toplarsan bize artı pay vermen lazım.” O zaman verdiği arsanın fiyatını esas almak suretiyle yüzde 10, yüzde 5, yüzde 1, yüzde 30, yüzde 40, yüzde 50 bize pay verecek. Esas olan verdiği oran değil, esas olan verdiği arsanın değeridir. Ondan sonra da bize arsanın bedelini öderken sattığı konutların parası bizim kasamıza giriyor, biz onları alıyoruz, inşaatı yaptıkça hak edişe göre müteahhide serbest bırakıyoruz. Bu, böyle bir sistemdir çok değerli arkadaşlar. Yani bunu soruyu soran arkadaşıma özellikle ifade etmek istiyorum. Bunu çok daha detaylı bir şekilde sunabilirim, anlatabilirim.

Bu sistem güzel bir sistemdir, dünya tarafından takdir edilen bir sistemdir. Samimiyetle arz ediyorum, Amerika, Brezilya, dünyanın birçok ülkesi “Bu sistemi bize de öğretin, biz de bunu yapalım, devletin arazilerini, 50 liralık arsasını 200 liraya satalım…” 50 milyon dolara satılan Ataşehir’in arsasından devletin kasasına eski rakamla 3,5 katrilyondan fazla -4 katrilyon diyemiyorum ama 3,5 katrilyondan fazla- para koyduk çok değerli arkadaşlar.

İstirham ediyorum, rica ediyorum yani lütfen bunu araştırın, bunu konuşalım, tartışalım, paylaşalım, beraberce bir fikir etrafında buluşalım. Hatamız varsa cezamıza razıyız biz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Beraber bir televizyon programında konuşalım Sayın Bakan.

ÇEVRE ve ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Etmeyin, eylemeyin…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Beraber bir televizyonda konuşalım.

ÇEVRE ve ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Değerli arkadaşlar, istirham ediyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O SPK uzmanlarının belgeleri iptal edildi, biliyorsunuz değil mi?

ÇEVRE ve ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Bakınız, bunlar ülkeye zarar verir, bunlar vatana zarar verir, bunları yapmayın.

Şunu da söyleyeyim, müsaade edin: Bakınız, oradan, bir firma ihalelerden sadece müşavirlik yaptı diye yüzde 8 pay alıyordu. Ben mahkemelere gittim, uğraştım. Burada CHP’li arkadaşlarımız karşı çıktı, çok sert karşı çıktı. Devletten 1 katrilyon para alacaklardı, kendim burada gece gündüz gittim milletvekillerine yalvardım yakardım, dedim ki: “Bu parayı bizden alıyorlar. Aman, bir kanun yapalım, bundan kurtaralım; 1,5 katrilyon devletten para alacaklar.” CHP’li milletvekilleri buna çok sert  bir şekilde karşı çıktı, Anayasa Mahkemesine gittiler. Anayasa Mahkemesinden ben kendim sözlü müdafaa istedim, gittik, Anayasa Mahkemesinden davayı kazandık, devleti yine bu Ataşehir’deki davalardan dolayı 1,5 katrilyon koruduk. Yani bunları biz hep çok tartışırız ama, bunu defaten anlıyoruz ama sizi anlayamıyoruz.

Tekrar sevgiyle, saygıyla arz ederim.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, bu arsaları değerlendiren SPK uzmanlarının belgeleri sırf arsaları düşük değerlendirdiler ve devleti zarara soktular diye iptal edildi mi, edilmedi mi? Bunu Sayıştay raporu söylüyor, ben söylemiyorum Sayın Bakan.

BAŞKAN –Teşekkürler Sayın Erdoğdu, zabıtlara geçti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben başka bir şey söylüyorum: Arsa şahsi malınız olsa bu şekilde verir misiniz?

BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika…

ÇEVRE ve ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan, bir dakika süre veriyorum.

ÇEVRE ve ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Arkadaşlar, benim hakkımda bir dava açılmışsa -yaptığım 35 bin ihaleden mutlaka dava açılabilirdi- soruşturma açılmışsa, ben, burada, yüce Meclisin huzurunda söz veriyorum, bu dakika istifa edeceğim; milletvekilliğinden de Bakanlıktan da istifa edeceğim! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer siz bunu doğru demiyorsanız kendinize ne dersiniz? Ben istifa ediyorum. Eğer benim hakkımda TOKİ’deki 35 bin ihaleden bir soruşturma, bir dava varsa istifa etmeye hazırım. Bugün istifa ediyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Onlar istifa etsinler.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Siz karşılığında kendiniz için ne diyorsunuz? Varsa getir. Elinde ilam var mı? Elinde ilam var mı açıldığına dair? Getir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Getir, istifa edeceğim. İstifa etmezsem şerefsizim. Siz kendinize ne diyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – İstifa etmezsem şerefsizim. Getir, var mı? Hoca hakkında açılan geç teslimden dolayı davaları mı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz kürsüde… Önemli bir iddia var.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Bir saniye.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hakaret de var. İki dakika söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika da siz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, böyle usul var mı ya?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Neye istinaden veriyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Lütfen, bir dakika.

Buyurun.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Birincisi: Ben “Sizin hakkınızda dava var.” demedim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –Öyle dediniz.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Siz “Kurum hakkında dava yok.” dediniz, ben de kurumlar hakkında olan, açılmış yolsuzluk davalarından bahsettim. Hiç bunu…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Kurum hakkında açılan bir yolsuzluk davası varsa…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bakın, ben şunu söylüyorum, hiç boşuna şey yapmayın…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – …onu ben kendi üzerime kabul ediyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – 550 kişi gelseniz, kellemi kesseniz, yolsuzlukla mücadele konusunda kararlılığımdan dönmem. Beni dinleyin.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hayır, olmadı.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – İki: Benim iddialarım ortada. Benim bu kürsüde ettiğim iddialar ortada.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – İşiniz gücünüz şov yapmak.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika. Sükûnetle dinleyelim.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Çıkalım konuşalım. Eğer iddialarımı belgelendiremezsem…

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Niye belgeyle çıkmıyorsun? Buraya belgeyle çık.

BAŞKAN – Beyler, bir dakika.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bakın, ben söylüyorum: Eğer iddialarımı belgelendiremezsem milletvekilliği görevinden istifa edeceğim, bir daha Meclisin önünden geçmeyeceğim ama iddialarımı belgelendirirsem Sayın Bakan da istifa edecek.

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Ağabeyciğim, belgeyle çık!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Hodri meydan!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdoğdu.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –Beş dakika söz istiyorum, sataşma yapıyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Buyurun, hodri meydan! İstediğiniz televizyon kanalı, istediğiniz şey… Her kanal olabilir.

BAŞKAN - Sayın Erdoğdu, lütfen oturalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aykut, ben de seninle beraber istifa edeceğim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hadi bakalım Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sakin olalım arkadaşlar, tamam.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336) (Devam)

 

BAŞKAN - Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Teklifin 2nci maddesindeki “yayımı” ibaresinin (1.1.2050) olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                            Haydar Akar                                      Gürkut Acar

                     İstanbul                                            Kocaeli                                             Antalya

                Aykut Erdoğdu                                  Muharrem Işık                                     Ali Sarıbaş

                     İstanbul                                           Erzincan                                          Çanakkale

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakan?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak Sayın Hamzaçebi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ali Sarıbaş.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – 2050 erken olmuş, 2100 olsun.

ALİ SARIBAŞ (Gaziantep) – Dokuz ay beklersen sen de erken olmazsın.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen… Sakin olun arkadaşlar.

ALİ SARIBAŞ (Gaziantep) – Değerli Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, Sayın Bakanımız konuşmasında, kanunla ilgili konuşmasında şunları söyledi: “35 bin ihale yaptık ve IMF’ye, 2001 yılında, bu yasa çıktığında, Uluslararası Para Fonu’na borcumuz vardı.” dedi. Burada şunu mu demek istedi acaba? “Bu yasalar o zaman çok doğruydu, paramız vardı, o günkü ihale şartları ve o günkü ihaledeki kanunlarımız, eşit fırsat ve yedirmeyen, içirmeyen, yandaşımızı doyurmayan bir ihale kanunu üzerinde değişiklikte ısrar ettik ve kalıcı mıydı?” anlamını taşıyor. Ben böyle anlıyorum.  O zaman -borçlarımız bitti, para çoğaldı-  yedirelim, içirelim anlamı çıkar. Şimdi, “İdareye inisiyatif verilmedi ve ihaleye giren şahısların da haberi olmadan, haberi olmadığı için de burada irat kaydediyoruz.” diyor.

Sayın Bakanım, sayın konuşmacılar; kendi kurduğunuz UYAP var, UYAP. Artık girersiniz İnternet’inize, oradan soruşturma açıp açmadığını şirket bilir. Gene, KİK’in İnternet sayfasında devamlı yazılır.

Yine, ben ihaleye giren ve gerçekten, bir mimar olarak girdiğimde ben saf mıyım benim hakkımda soruşturma açılıp açılmadığını bilemeyecek, takip edemeyecek kadar? O zaman, o ihaleye girecek firmanın sahibi ya da tüzel kişisi ya da yöneticisi bu kadar safsa ondan da zaten ihaleyi bitirme şansı beklenmez. Böyle bir yutturmaca, kandırmaca yapmayın halkımıza, lütfen. Bunun adı başka bir şey. Bunun adı şu: Bayramdan önce getirilen bu hızlandırılmış, bu maddenin, 4734 sayılı İhale Kanunu’nun 11’inci maddesinin 27 kez değiştirilmesi, 2001’den beri 45 kez değiştirdiğiniz bu İhale Kanunu’nun, gece yarısı bu saatte görüştüğümüz… Niye bu kadar hızlı ve heyecanlısınız? Burada doğru bir şey var. Doğru tespit şu: Bundan sonra ihaleye girecek üç yıllık milletvekilleri, belediye başkanı seçilemeyenler, TOKİ’deki yeni çıkacak büyük ihale ve rantlar; bu arada affedilmiş ya da suçlu olmuş ya da soruşturma açılmış insanlar, bu kadar hızlı bir şekilde bu gece yarısı alınan bu maddeden sonra geçirilmeye mi kalkışılacaktır? (CHP sıralarından alkışlar) O, az önce arkadaşım “Erken mi doğdu?” diyene bunları dinletmek istiyorum. Bu erken doğum, bu yasanın doğmasıdır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çan termal ne oldu?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çan’a gel, Çan’a.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu kadar basit değil. Bir ihalede üç ayak vardır: Bir tanesi kamu çalışanı, bir tanesi müteahhit, yüklenici, bir de siyasi ayağı vardır.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – O, sizin kafanıza göre öyle.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Bu dönem içerisinde, siyasi yüklenicilerle birlikte, yükleniciyle birlikte acaba bu ranttan hızlı bir şekilde seçimlere hazırlanmak mı geçiyor?

Değerli arkadaşlarım, onun için… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Lütfen dinler misiniz.

O zaman, ihalenin irat kaydedilmesine -bugünkü çıkardığınız, herkesin olacağı ihaleye giren A şahsının- soruşturmayı savcının gizli yapmasına rağmen, onun hakkında soruşturma yapıp onunla ilgili soru ve soruşturmasını yapmayacak mıdır? Burada bir sürü hukukçu arkadaşımız var. O insanın ihaleden haberi olmama şansı var mıdır? Akşamdan beri dinliyorum, lütfen, uyutmayın halkımızı. Yok böyle bir anlayış. Onun için de kandırmayın bu “irat kaydedilen” kelimesi arkasında. Halkımız, artık, bir ihalenin ülkede menfaatleri doğrultusunda şeffaf, rekabet ortamı içerisinde, gerçekten, kişiye, şahsa davetiye, şirkete davetiye çıkarır gibi değil, burada tekel, eskiden olduğu gibi, tekrar kendi yandaşlarımız içerisinde çantacı müteahhitler yaratmayalım. Bunlara af yetkisi vermeyin çünkü burada vicdanınız sızlar. Bu hepimizin parası. Bugün Sayın Bakan “TOKİ’de param yok.” diyor ama ihalelerinizde... 35 bin değil, inşallah 70 bin ihale yapın ama ihale, rekabet ortamı içerisinde, doğru yapıldığı sürece… Nasıl? Projenin bir bütünlüğü içerisinde, parça parça değil. Karayollarında bile, hepsi bütünken, 5 kilometre, 5 kilomet re verdiniz. Bunlarla oynamayın.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıbaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısını da arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir. 

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Haluk Eyidoğan, İstanbul Milletvekili.

Sayın Eyidoğan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ sıralarından buraya gelip konuşma yapan bir milletvekiliniz sabırdan bahsetti. Biz de çok sabırlıyız. Bu kanun teklifinin gelişinden şu ana kadar gerçekten biz de çok sabırlıyız çünkü daha başlangıçta kanun teklifi Komisyon üyelerinin görüşüne geldiğinde 48 saat kuralını bile uygulamadınız. 18 Ekimde Komisyondan çıktı bu kanun teklifi, görüşüldü ve 1 Kasımda da buraya geldi. Bu ne acele, neyin acelesi bu? Usul hakkında birçok tartışma yapıyoruz burada yani usulsüzlüklerle ilgili tartışma yapıyoruz. Bakın, İç Tüzük’ün 20’nci maddesinin gerekçesine göre, bayındırlık, imar, iskân, ulaştırma ve turizm işleri ile ilgili kanun tasarı ve teklifleri, kanun hükmünde kararnameler ve uluslararası anlaşmalar Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonuna havale ediliyor, değil mi? Siz ne yaptınız? Kamu İhale Kanunu değişiklik teklifini bu Komisyona getirdiniz. Saatlerdir tartışıyoruz, hukuki tartışmalar yapıyoruz. Peki, bu kadar hukuki ağırlıklı tartışmalar yapıyoruz, niye bu Kamu İhale Kanunu’ndaki değişikliği Adalet Komisyonuna sunmadınız? Biz bu konuda ısrarcı olduk Komisyonda, defalarca söyledik, orada kayıtlara geçti. “Bu kanun teklifinin, değişiklik teklifinin Adalet Komisyonuna girmesi gerekir.” dedik, sokmadınız acelenizden. Dolayısıyla, bu kanun teklifinin yeri önce Adalet Komisyonuydu, burada da usulsüzlük yaptınız. 48 saat konusunu söyledim. İç Tüzük’ün 36’ncı maddesine göre, komisyona havale edilen teklifin 48 saat bekleme süresi geçmeden komisyon gündemine alınmaması lazım. Telefon ettim Sayın Komisyon Başkanına, dedim ki: “48 saat kuralını uygulamıyorsunuz.” Onunla da anlaşamadık ve Komisyonu 18 Ekimde topladık. Komisyonda Sayın Bakan yoktu, Sayın Bakanın yerine bırakacağı temsilen kimse yoktu, bir saat onu bekledik. Buyurun, bir usulsüzlük daha. Şimdi, bu kadar usulsüzlükle geldik bugüne, burada da hâlâ usul tartışmaları yapıyoruz, ondan sonra sabır istiyorsunuz. Biz mi sabredeceğiz, siz mi sabredeceksiniz bu kadar usulsüzlükte?

Ayrıca, diğer bir usul uygunsuzluğu yine Kamu İhale Kanunu’nun 53’üncü maddesinin (b) bendinin son paragrafındaki kurala uymamanızdır. Buna göre “Kamu İhale Kurumu, Kurul kararıyla bu Kanun’un ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin standart ihale dokümanı, tip sözleşme, yönetmelik ve tebliğler çıkarmaya yetkilidir.” yazıyor. Kanun’da yapılan düzenlemeye göre, Kamu İhale Kurumu mevzuat düzenleme yetkisine sahiptir. Bu bağlamda, Bayındırlık Komisyonu Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un görüşmeleri sırasında Kamu İhale Kurumundan görüş almalıydı. Bunun yanı sıra, Komisyon, Sayıştay ve üniversitelerden de görüş almalıydı ama maalesef Komisyon, bu görüşleri yeterince alamadan görüşmeye girmiştir. Birçok usul hatası manzumesi içerisinde aceleci bir davranış sergilenmiştir. Şimdi, bu acelecilik nedeniyle bizim kafamızda bir sürü şüphe uyanıyor ve bunları tartışmak istiyoruz. Benden önce konuşan tüm milletvekillerimiz, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri sizin yarattığınız bu şüphelerden dolayı üzerine basa basa konuşuyorlar, “Acaba yangından mal mı kaçırıyorsunuz?” diyorlar, yoksa adaletin terazisinden bazı ihalecileri mi kaçırıyorsunuz? Bunu çok yakın bir zaman içerisinde hepimiz göreceğiz.

Şimdi, bakın, Türkiye Müteahhitler Birliğinin bir anketi var, Türkiye Müteahhitler Birliğinin anketi birçok kesimle yapılmış. Diyor ki: Müteahhit ile ilgili toplumdaki temel görüş depremde sorumluluk, iş ahlakı ve dış ilişkilerde ülkenin itibarı olarak sıralanmış. Araştırmada, vatandaşların özel sektöre güvenmemesi de önemli bir sonuç olarak ortaya çıkmış. Siz de diyorsunuz ki Cumhuriyet Halk Partisi vekillerine “Güvenin.” Bu anketler bile göstermiyor. Özel sektöre güven düzeyinde ankete cevap verenlerin yüzde 23,2’si hiç güvenmezken, yüzde 21,3’ü çok az ve yüzde 35,37’si de biraz güveniyor ve siz, Kamu İhale Kanunu’nda ayrıcalık getiriyorsunuz halkın güvenmediği bu müteahhitlere. Ve çok güvenenler de ne kadar biliyor musunuz? Yüzde 4,4. Fikir belirtemeyenler ise yüzde 2,3.

Şimdi, bakın, gazetelerde çok yeni bir haber var: “Davalı müteahhide ihale.” Van depreminde yaptığı konutlar yıkılan ve Erciş’te müteahhitlik yapan bir kişinin, taksirle 1’den fazla kişinin ölümüne sebep olmak suçundan hakkında işlem başlatılmış. Bu şahıs için Erciş Cumhuriyet Savcılığı tutuklanma talep etmiş ancak Ağır Ceza Mahkemesi bu talebi reddederek tutuksuz yargılanmasına karar vermiş. Tutuksuz yargılanan bu şahıs deprem sonrasında ne yapmış biliyor musunuz? İki kamu ihalesine daha girmiş. Bu kişinin Erciş Asliye Ceza Mahkemesinde taksirle 1’den fazla kişinin ölümüne neden olması suçlanmasıyla yargılanmasına bilirkişi raporu neden olmuş. Ne demiş Karadeniz Teknik Üniversitesinin bilirkişi raporu: “Statik proje ve statik projede hesap raporu bulunmuyor. Yapıp da yıkıldığı binalar, kolon, kesi, donatı alanı, döşeme, kesit gibi projeler de yok. Yaptığı apartmanın ne zaman yapıldığı belli değil, malzemelerin sınıfı da belli değil.” Böyle gidiyor. Dolayısıyla, bu şahıs, iki kamu ihalesine girmiş.

Şimdi, bakın, geçenlerde şöyle bir yazı çıktı gazetelerde: TOKİ’ye 21.127 tazminat davası açılmış. Neden? Çünkü TOKİ’nin iş yaptırdığı müteahhitlerin yaptığı birçok hatalardan dolayı. Sayıştayın TOKİ eleştirisini okuyorum. Lütfen, dikkatinizi çekiyorum.

Toplu Konut İdaresi Başkanlığına bir eleştiri de Sayıştaydan geldi. Konutların zamanında teslim edilememesi ve yüklenici firmaların hizmet kusurları yüzünden, 2009 yılında 3.031 olan dava sayısı 2011’de 25.215’e çıkmış. Raporda, aynı dönemde ödenen tazminat tutarı 300 bin liradan 36,5 milyon liraya ulaşmış. Kim bu işleri yapanlar? TOKİ müteahhitleri. Bunlar şimdi davalı. Bunlar ne yapacak? Sizin bu çıkarmaya çalıştığınız kanun teklifi değişikliğiyle hepsi ihalelere girecekler. Yaptıkları incelemeyle TOKİ’nin âdeta röntgenini çeken denetçiler -Sayıştay- kurumun ödediği tazminat tutarının son üç yılda 7 kat arttığına dikkat çekerek, yönetime “Daha düzgün müteahhitlerle çalışın.” diyor raporunda.

Daha düzgün müteahhitlerle çalışın Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok doğru bir şey.

HALUK EYİDOĞAN (Devamla) – Evet.

Vaktim az kaldı.

Bakın, okullar depremde yıkılıyor. Millî Eğitim Bakanlığı… Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2010’da bir Deprem Araştırma Komisyonu var, onlar bir araştırma yapıyorlar. Okulların yüzde 12’sinin güçlendirilmesine imkân olmadığı, yüzde 64’ünün öncelikli olarak güçlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Okullar içinde sadece yüzde 9-10’luk bir oranın sağlam olduğu söyleniyor. Kim yaptı bu kamu yapılarını, kamu binalarını? Kamu ihalelerini alan müteahhitler yaptı. Bu süreç böyle devam edemez. Bu manzaralar ortadayken, şimdi, siz, okullarımızı, kamu binalarımızı bu hâle getiren müteahhitlerin davaları sürerken “İhale alabilirsiniz.” diyorsunuz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Eyidoğan.

Şahısları adına Hacı Bayram Türkoğlu, Hatay Milletvekili.

Sayın Türkoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 336 sıra sayılı Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bu kanun teklifi üzerinde katkı sunan değerli konuşmacılara, milletvekillerimize en kalbî şükranlarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum.

Kamu İhale Kanunu’nun ceza hükümlerinde isteklilerle ilgili bir taraftan ihaleye katılma yasağı verilirken diğer taraftan da geçici teminatlarının bir şekilde irat kaydedilmesi hem hukuki, hem insani hak ve hem de anayasal bakımdan bir aykırılık teşkil etmektedir. Bize bu yasa teklifi, bu ikilemi ortadan kaldıracak, dolayısıyla mağdurların da mağduriyetini ortadan kaldırmaya fırsat tanıyacak bir yasa teklifi niteliğindedir.

Bu 3’üncü madde yürütme maddesidir. Yasalaştığı takdirde ben bu maddenin, bu teklifin hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.

İkinci konuşmacı Sayın Mustafa Şahin, Malatya Milletvekili.

Sayın Şahin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 336 sıra sayılı Kamu İhale Kanunu hakkındaki değişikliğin 3’üncü maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten bu kanun değişikliğiyle alakalı mağduriyeti olan arkadaşlarımızın, şirketlerin, şirket ortaklarının ve tüzel kişilerin haksızlıklarının giderilmesi noktasında yapılan güzel bir çalışma. Emeği geçen bütün arkadaşlara ben teşekkür ediyorum. Bu kanunla ilgili yapılan düzenlemelerle beraber, oluşan haksızlıkların giderileceği kanaatindeyiz.

Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum, hayırlı olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Şimdi, madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. 3 arkadaşımız sisteme girmiş.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kamu İhale Kurumunun resmî web sitesinde yasaklılarla ilgili bölüm bulunmakta ve dileyen herkes, yasaklı olup olmadığını veya ihaleye katılanların yasaklanıp yasaklanmadığını öğrenebilmektedir ancak hakkında kamu davası olan kişiler için herhangi bir bilgi sekmesi bulunmamaktadır.

Sayın Bakan, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 53’üncü maddesi Kurumun yetkilerini belirlemiş, 59’uncu maddesinde ise, “Haklarında kamu davası açılmasına karar verilenler, Cumhuriyet Savcılıklarınca sicillerine işlenmek üzere Kamu İhale Kurumuna bildirilir.” hükmüyle yetki verilmiştir. Yani hakkında kamu davası açılan kişilerle ilgili bilgilerin Kurum tarafından derlenerek resmî web sayfasında yayınlanması gerekmektedir ancak bu işlem yapılmamaktadır. Neden bu işlem yapılmamaktadır, böyle bir değişikliğe ihtiyaç duydunuz bugün?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Acar.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm Projesi’ne 2005 yılının Nisan ayında, hak sahiplerine maketler ve tanıtım filmleri gösterilerek başlanıldı ve onlara, otobandan olan evlerin verileceği ifade edildi. Ancak 2012 Ocak ayında Başbakanın da katıldığı kura çekilişinde çok ciddi haksızlıklara uğrayan hak sahipleri çok ciddi eylemler yaparak seslerini duyurmaya çalıştılar çünkü kendilerine vadedilen bölgelerin ve özellikle zemin altı dairelerin çıkması üzerine ciddi haksızlıklara uğradıklarını ifade ettiler çünkü hak sahiplerinin verdikleri arsalar üzerinde villalar yapıldı ama kendilerine, zeminin çok altında, bodrum katlardan daireler düştü ve daha sonra Başbakan ve Büyükşehir Belediye Başkanı bu haksızlıkları gidereceklerini kendilerine ifade etti ancak şu ana kadar herhangi bir somut adım atılmadı.

Kuzey Ankara kentsel dönüşüm mağdurları için şu ana kadar ne yapılmıştır, onu merak ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, biraz önce ben kürsüde konuştuğum sırada hepiniz tepki gösterdiniz. Ben şimdi tutanaktan okuyorum, Sayın Bakanın sözü: “Gerek benim çalıştığım dönemdeki sekiz buçuk yılda ve gerekse benden sonraki arkadaşlarımın döneminde Toplu Konut İdaresi hakkında açılmış bir dava yoktur, bir soruşturma yoktur.” demiş Sayın Bakanımız.

Şimdi Sayın Bakana soruyorum –onlarcası var, bir tanesini söyleyeceğim- KC Grup isimli firmanın banka kredilerine teminat verildiği için Toplu Konut İdaresi hakkında 30 trilyon devleti zarara soktuğuna yönelik bir dava var mıdır, yok mudur? Onlarca dava var Toplu Konut İdaresi hakkında. Ben her söylediğimi belgeye dayanarak söylüyorum. Beşer şaşar, eğer yanlış söylersem özür dilerim ama bunu doğru söylüyorum. Bütün söylediklerim şimdiye kadar doğru, işte tutanak. İsterseniz bütün iddialarımla ilgili, sadece bu değil, Sayın Bakanın istediği platformda tartışmaya hazırım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Demin kendisi çok ağır laflar kullandı, ben bir cumhuriyet bakanına bunu iade etmiyorum ama istediği yerde bunları ispatlamaya hazırım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, TOKİ’de yaptığınız ihalelerde şartnamede yer olmamasına rağmen bankalardan TOKİ’yi kefil yaparak kredi kullandırtıyorsunuz ihaleyi kazanan firmalara. Bu, diğer ihaleye katılanlar için haksızlık olmuyor mu? Bunu neye dayanarak yapıyorsunuz ya da bu finans desteğini sağlayarak ihaleyi alan firmaya avantaj sağlamıyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

Sayın Bakanım buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu İhale Kurumu sitesinde yasa gereği “yasaklılar” yazılmaktadır, belirtilmektedir fakat Yasa gereği hakkında dava açılanlar bildirilecek, diye şöyle bir şey var: “Dava açan savcılık açtığı yasayı kuruma bildirir. Yine yasaklama için soruşturma yapılanlar Kamu İhale Kurumuna bildirilir.” Orada “Bir sitede yayınlanır.” diye bir şey yok, “Bildirme mecburiyeti” var, bu bildiriliyor.

Şimdi, dava açılan müteahhitler zaten ihalelere katılsalar bile, dava gereği, mevcut İhale Kanunu’na göre, ihalelere katılsalar bile, ihaleyi kazansalar sözleşmeyi yapamazlar. Bilinsin, bilinmesin; yapamaz. Bu çok açık bir şekilde… Anayasa Mahkemesinin kararı var, 4734 sayılı Kanun’daki 11’inci maddenin alt fıkralarında bu var, 17’nci maddede var, 58’inci maddede var, 59’uncu maddede bu çok açık bir şekilde var. Şimdi, bunu tekrar tekrar anlatıyoruz ama bir türlü anlatamıyoruz. Anayasa Mahkemesinin kararı çok açık çok değerli arkadaşlar, buna bir şey yapamayız biz. Yaptığımız bu.

Şimdi, yine aynı şekilde, Kuzey Ankara kura sistemini Sayın Gök söyledi, yerden göğe kadar haklı. Haklıya “Haklı.” diyeceğiz biz, teşekkür ediyorum. Orada büyük bir yanlışlık yapılmıştır. Biz de ona karşıyız, Sayın Başbakanımız da ona karşı. Başbakanımız olaya el koymuştur ve orada haksızlığın giderilmesi için çalışma yapıyoruz. Hakikaten, kuzeyden, zemin kattan daire almış, aynı bedel; üçüncü kattan, güneydoğu cephesinden almış aynı bedel. Bu yanlıştır, yanlışlığı bizim arkadaşımız da yapsa biz ona karşıyız. Biz bunu düzelteceğiz, zaten onun için gecikme vardır. Siz de burada uyardınız; Meclisi uyardınız, beni uyardınız, ben size yürekten teşekkür ediyorum.

Efendim, Sayın Milletvekilimiz “TOKİ hakkında dava açıldı.” dedi. Bir kurum hakkında yolsuzluk davası açılmaz, şahıslar hakkında açılır yolsuzluk davası.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya yolsuzluk konu değil, siz dava açılmamış. diyorsunuz Sayın Bakan. KC Grubu davası yolsuzluk davası değil mi?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bakınız, TOKİ hakkında belki 150-200 tane dava vardır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – E, öyle demediniz demin.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Öyle demiyorsunuz, sonra “şerefsiz” diyorsunuz. Yakışıyor mu size?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bakınız, şahsım hakkında ben konuştum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır “TOKİ” diyor tutanakta açıkça.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –  Ben yolsuzlukla ilgili söyledim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben onu söylemiyorum, demin söylediğinizi söylüyorum. Siz onun için “Şerefsiz” diyemezsiniz çünkü ben doğruyu söylüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi hemen, derhâl özür dileyin, derhâl özür dileyin.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Ben size “Şerefsiz” demedim.

Bakınız arkadaşlar, yolsuzluktan bahsettiniz, yolsuzluk davası şahıslara açılır. “Benim hakkımda, benden sonra da arkadaşlar hakkında bir dava yok.” dedim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Siz “Toplu Konut İdaresi” diyorsunuz Başkan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – “Toplu Konut İdaresinden dolayı” diyorum, düzeltiyorum eğer yanlışsa. Arkadaşlar, yolsuzluk davası şahıslar hakkında adına açılır. Benim hakkımda varsa… Aynı sözü söylüyorum, TOKİ hakkında geç teslimlerden dolayı davalar vardır, bundan dolayı TOKİ tazminat ödemektedir, ödediğimiz tazminatları da müteahhitlerden almaktayız, alıyoruz. Değerli arkadaşlar, bundan müteahhitlerde gecikme oluyor, tüm Türkiye’de bunlar oluyor fakat benim şahsım hakkında bir dava varsa, yine dediğim sözleri tekrarlıyorum veya benim oradaki arkadaşlarım hakkında varsa söylüyorum. Orada KC’nin yaptığı… Ben şimdi, yani çok ağır laf konuşmak lazım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Konunun çok detayına girmeye gerek yok, böyle bir dava var, siz de biliyorsunuz ben de biliyorum.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) - Var, var tabii.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama sonra “Yok.” diyorsunuz Sayın Bakan, ben zor durumda kalıyorum. İtibarım sarsılıyor arkadaşların karşısında.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanak açık.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Arkadaşlar, bakınız, TOKİ’nin açtığı yüzlerce dava var, TOKİ’nin hakkında açılan dava da var. Açılan dava nedir? TOKİ’yi dolandırmış birisi, TOKİ dava açmış, dolandırıcı…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tutanak ortada, daha neyi iddia ediyorsun?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Arkadaşlar, lütfen çarpıtmayalım, TOKİ’nin hakkında açılan dava var, TOKİ’yi dolandıranlar hakkında açılan davalar da var, TOKİ hakkında geç teslimden dolayı veya kusurlu işlerden dolayı açılan davalar da var. Biz bunları müteahhitlerden tazmin ediyoruz.

Çok değerli arkadaşlar, bakınız, burada siz bizi yolsuzlukla itham ettiniz, biz de onun üzerine bunları söyledik usulsüzlükle itham ettiniz. İhalelerle ilgili bizim hakkımızda bir dava var mı? Var mı benim hakkımda ihalelerle ilgili bir dava?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, siz diyorsunuz ki: “Toplu Konut İdaresi hakkında yok.” Ben buna itiraz ediyorum.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Ama, yolsuzlukla ilgili, ihaleyle ilgili… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Arkadaşlar…

BAŞKAN – Lütfen, lütfen… Sakin olalım.

Evet, Sayın Bakan…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Akar “TOKİ müteahhitlere kredi kullandırıyor.” diyor. Biz müteahhitlere kredi kullandırmıyoruz. Müteahhitlere kredi kullandırmıyoruz biz, kendileri kredi kullanıyorlar. Biz ne kredi veriyoruz ne kredi kullandırıyoruz.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Değerli arkadaşlarım, madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan, bir özür dileyeceksiniz herhâlde.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bize çok haksızlık ettiniz Sayın Bakan, çok ayıp ettiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanak açık.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu kadar yüreğim yanıyor bu konuda, çok nazik konuşuyorum, siz neler söylüyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir özür dileyeceksiniz herhâlde. Hani “Özür dilerim.” diyordunuz, hadi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanın beyanı tutanakta yer alıyor. Ben burada duydum, yetinmedim tutanağa bakıyorum. Sayın Bakan diyor ki: “Gerek benim çalıştığım dönemdeki sekiz buçuk yılda ve gerekse benden sonraki arkadaşlarımın döneminde, Toplu Konut İdaresi hakkında açılmış bir dava yoktur, bir soruşturma yoktur.” Şimdi çok iddialı bir cümle söylüyorsunuz Sayın Bakan ve devamında yine başka şeyler söylüyorsunuz. “Şahsım değil TOKİ hakkında açılmış olan davaları da kabul ediyorum.” dediniz. Sayın Aykut Erdoğdu’da bunun doğru olmadığını ispat etti. Şimdi, size düşen Sayın Bakan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İstifa etmek!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - …bu beyanınız nedeniyle Sayın Aykut Erdoğdu’dan özür dilemek.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok değerli arkadaşlar, şimdi bazıları uyur onları uyandırırsınız ama bazıları da uyku numarası yapar ona ne yapsanız uyanmaz, uyanmak istemez, uyuyorum numarasına devam eder. Ben orada TOKİ kelimesini kullanmış olabilirim buradan maksat şahıslardır. “Siz TOKİ’yi, devleti zarara uğrattınız, ihalelerden yanlışlık yaptınız.” derken şahıslar hakkında böyle bir dava açılır. TOKİ hakkında dava, diyorum, şu anda, elli tane, yüz tane, iki yüz tane, beş yüz tane dava vardır, TOKİ’nin açtığı davalar da vardır, TOKİ’yi dolandıranlara açılan davalar vardır, TOKİ’nin yaptığı kusurlu işlerden dolayı vatandaşların açtığı davalar vardı,r bunları biz tazmin ediyoruz, müteahhitlerden de bunu alıyoruz çok değerli arkadaşlar. Biz orada… “Siz” derken çok dikkat etmek lazım. Buradaki Meclis, yüce Meclis ne anladı? Siz benim şahsımı suçladınız…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben şahıs suçlamadım, hayır.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – …ben de şahsım hakkında bir dava olup olmadığını ifade ettim yanlış bir dil sürçmesi olabilir şimdi düzeltiyorum. Maksatlı olmak günahtır, yazıktır. Ben bunu size demiyorum, ben arkadaşlarıma söylüyorum, kendime söylüyorum, size katiyen söylemiyorum.

Şimdi, ben diyorum ki: Ey arkadaşlar, yüce Meclis; ben yel değirmeni kuruyorum, yel değirmeni. Siz bana diyorsunuz ki: “Suyu nereden getireceksin?” Yahu diyorum ki: Rüzgârla dönecek bu. “Ya ben anlamam, suyu nereden getireceksin? Ya bu değirmen ama bu değirmen yel değirmeni, yel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen arkadaşlar, bu kadar izansızlık olmaz. Siz beni suçluyorsunuz, siz bana hakaret ediyorsunuz, ben konuşmayacağım... Biz hakarete hakaretle cevap vermeyiz. Hakarete, kendi yaptıklarımızı ve yapmadıklarımızı söyleyerek cevap veririz. Siz beni suçlarken… Ben, sekiz buçuk yıl yaptığım TOKİ Başkanlığında, 35 bin, irili ufaklı ihale yaptım. Orada, siz teşekkür edecekken… Ya, be kardeşim, bizim dönemimizde belediye başkanları da hapse atıldı, üst düzey bürokratlar da hapse atıldı, hâlen hapiste yatan adamlar var, bize yakın olan adamlardan hapiste olanlar var. Benim gözümün yaşına da ne siz bakarsınız ne Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı bakar ne Türkiye Cumhuriyeti’nin savcısı bakar, ben de şimdi hapiste olurdum. Diyorum ki: Sekiz buçuk yıllık TOKİ döneminde, daha önceden de İstanbul’da yaptığım -dört buçuk sene- KİPTAŞ Genel Müdürlüğü döneminde, yine Ankara Belediyesinde yaptığım -bir yıl- Metropol Genel Müdürlüğü döneminde hakkımda açılan bir dava varsa, bırakın davayı, bir soruşturma varsa, dediklerimizi tekrar ediyorum. Bir şeyi saptırmayın. Lütfen, çok değerli arkadaşlarım, görüyorsunuz yani iş yapacaksın… Peki, biz yanlış konuşuyoruz, diyoruz ki Türkiye dünyada 16’ncı ekonomi değil. Peki, 2002 yılında yüzde kaç faiz veriyordunuz bankadan para aldığınız zaman, yüzde kaç?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Bakan ne yapıyor?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, biz de bir cevap verebilir miyiz lütfen.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –Yüzde 30. Şimdi ne kadar veriyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bu kaç dakika konuştu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Şimdi kaç? Yüzde 5, yüzde 7. Enflasyon kaçtı, gecelik enflasyon? Yüzde 400. Şimdi kaç? Yüzde 5.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı miktarda süre vereceksiniz!

BAŞKAN – Size de vereceğim. Merak etmeyin, sakin olun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –Siz güneşi balçıkla sıvamaya kalkmayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yedi dakikadır konuşuyor.

BAŞKAN – Soru soruyorsunuz, cevap veriyor. Sakin olun, vereceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Soruya cevap vermiyor, başka bir şey yapıyor şu anda.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çarpıtmaya kalkmayın.

Bakınız, ben size şunu da söyleyeyim: Şimdi, ezkaza… Müsaade edin, çok hakaret ettiniz, ben hakaret etmiyorum, biz yaptıklarımızı söylüyoruz. Katiyen, ne kavga yapmak niyetim var ne de hakaret etmek niyetim var. Ben suç yaparsam özür de dilerim, el de öperim, hiç yapmam, alnından da öperim ama şunu söyleyeyim, çok değerli arkadaşlar, şunu ifade ediyorum çok değerli milletvekilleri: Bizim, 2002 yılının sonunda…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, bunun konuyla ne alakası var Allah aşkına!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Müsaade edin arkadaşlar. …Türkiye Cumhuriyeti’nin hazinesinde 25-27 milyar dolar para vardı.

Şimdi, 115 milyar dolar para var. Bu da mı yanlış? Ha, şu geliyor aklıma: Şimdi, siz bize “Gidin.” diyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, soru-cevap bitti.

BAŞKAN - Bir dakika… Bir dakika efendim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Bizim iktidardan gitmeye hiç niyetimiz yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sakın iki dakika vermeyin.

BAŞKAN – Siz sakin olun lütfen, vereceğim ona da.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Ama, ezkaza biz iktidardan gitsek sizin duracağınız altı ay. Altı ayda…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Niye susmuyorsun kardeşim?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ne demek niye susmuyorsun ya!

BAŞKAN – Soru sordunuz, bir dakika…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İki saattir…

BAŞKAN - Vereceğim size de efendim, susun, dinleyin.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama Sayın Başkan, bu kadar olmaz ki!

BAŞKAN – Size de söz vereceğim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sizin foyanız çıkacak, yolsuzluğa batacaksınız, hazinedeki parayı da bitiremeyeceksiniz, 5-10 milyar lira yiyeceksiniz, gideceksiniz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Gerçekten, bu ayıp değil mi?

BAŞKAN – Rica ediyorum yani ya…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Öyle oldu, İstanbul’da İSKİ’de öyle oldu, Ankara’da öyle oldu, devlete geldiniz öyle oldu. En fazla duracağınız altı ay. 110 milyar paraya göz dikmeyin, o parayı bitiremezsiniz, öyle kolay bitmez.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya ne alakası var bunun bu konuyla ya?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sizin derdiniz, biz hazineyi doldurduk, IMF’ye borcu kestik, ekonomiyi büyüttük, işler tıkır tıkır yürüyor, “Acaba biz nasıl geliriz de çarparız.” onun peşindesiniz. Bundan o anlaşılıyor; o, şimdi derdiniz o. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak “nasıl çarparız, onun peşindesiniz…”

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Aykut Bey, lütfen…

BAŞKAN – Teşekkürler…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – …senden özür dileyecekmişim, öyle mi?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nasıl çarparız onun peşindesin...

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Öyle mi? Yazıklar olsun sana, yazıklar olsun! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan, sağ olun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Doğru konuş, doğru konuş sen! Ne diyorsun sen?

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, lütfen…

Sayın Hamzaçebi, cevap vermek üzere Sayın Erdoğdu mu, kim konuşacak efendim?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Erdoğdu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Niye konuşuyor Sayın Başkan?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Niye konuşuyor?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hangi maddeye göre söz verdiniz? Niye söz verdiniz?

BAŞKAN - Efendim, müsaade edin, tamam.

Lütfen, tekrar bir şeye meydan vermemek üzere, Sayın Erdoğdu, daha sakin lütfen...

 

11.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, benim de en az o ağır hakaretler kadar ağır hakaretler edebilecek potansiyelim var şu an ama bu Meclise olan saygımdan hiçbir hakarette bulunmayacağım, sadece şunu söyleyeceğim: Konuşma boyunca iki şeyi söylemişim:

Bir: Neden açık ihale yapmadınız?

İki: 770 trilyon TOKİ zarar ettirildi mi?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Bütün ihalelerimiz açık, bütün ihalelerimiz açık.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – İki tane şey söylemişim ve siz bunun karşısında demişsiniz ki: “Gerek benim çalıştığım dönemde –sekiz buçuk yılda- ve gerekse benden sonraki arkadaşlarımın döneminde Toplu Konut İdaresi hakkında açılmış bir dava yoktur, bir soruşturma yoktur.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Soruşturma yok, doğru. Evet, var mı? Soruşturma var mı, soruşturma?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Tutanak burada. Hiç boşuna parçalanmayın.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Getir bakalım.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) –Tutanak burada.

Ben de demişim ki: “Sayın Bakan, Toplu Konut hakkında açılmış çok dava var.”

OKTAY SARAL (İstanbul) – Sonuç ne, sonuç? Olsa ne olur?

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen dinleyelim.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Sonuç yok, sonuç…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Ya, arkadaşım sen niye bağırıyorsun?

OKTAY SARAL (İstanbul) – Sonuç var mı, sonuç?

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Sen niye bağırıyorsun? Konuşmamı bozamazsın benim. Benim mücadelem var. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

Bunun karşısında…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.

BAŞKAN – Söylüyorum.

Buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Saptırma!

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen bitirsin.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Şimdi Sayın Başkan, konuşmama hiç engel olamayacaklar. Benim söylediğim net, tutanaklar net ve ben bunun karşısında diyorum ki “Dava yok.” demiş. Ben bir tane örnek davayı verdim, üstelik bir tane örnek verdiğim davada tutmuş…

OKTAY SARAL (İstanbul) – Sonuç neyse onu söyle, sonuç ne? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, lütfen…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Bütün ihalelerimiz açık.

BAŞKAN – Sayın Bakanım lütfen.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Böyle şey mi olur ya, susun be, susun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu lütfen. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayret bir şey ya, 9 dakika sizi dinledik, 9 dakika. (AK PARTİ sıralarından “Ne bağırıyorsun?” sesleri, gürültüler)

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Siz bizi nasıl susturacağınızı sanıyorsunuz ya, biz milletin vekiliyiz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Yalan söylüyorsun. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar sakin olalım, lütfen.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Siz bizi susturamazsınız, susmayacağız, hele yetimin hakkı için sonsuza kadar konuşacağız. (AK PARTİ sıralarından “haysiyet celladı” sesi, gürültüler)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Yalan konuşuyorsunuz!

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen sakin olalım.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Ne haysiyet celladı?

Susmayacağız… Neyi yanlış söylüyorum, hangisini yanlış söylüyorum, hangisi belgesiz, hangisinde yetimin hakkı yok.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Yalan söylüyorsun.

BAŞKAN – Sayın Bakanım… Sayın Bakanım sakin olun lütfen.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Çıkacağız televizyona seninle, yalan konuşuyorsam ben istifa edeceğim, doğru söylüyorsam sen istifa edeceksin. Var mısın? Demedin mi bunu? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Yazıklar olsun, yazıklar olsun!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bunu dedin ve yalan söyledin, şimdi suçlulukla hareket ediyorsun. (Gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar 5 dakika ara veriyorum oturuma.

                                                                               Kapanma Saati: 21.18

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15'inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

336 sıra sayılı Kanun teklifinin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

3’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye efendim.

Sayın Erkut Erdoğdu’nun kürsüdeki konuşması yarım kaldı, konuşmasını tamamlayamadı. Kendisine, konuşmasını tamamlaması için süre vermenizi rica ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, müsaade ederseniz Meclisin bu havasında devam edelim. Arkadaşlar karşılıklı olarak birbirlerine söyleyeceklerini söylediler. Zannediyorum mesele de tavazzuh etti.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, efendim.

BAŞKAN - Ayrıca görüşülecekse kendileri oturur, görüşür.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Şimdi, bunu daha fazla uzatmanın bir anlamı yok, müsaade ederseniz burada bırakalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tebrik ediyorum sizi!

Efendim bakın, Sayın Başkan, şimdi tablo şudur: Sayın Bakana konuşması için dokuz dakika süre verdiniz, İç Tüzük’te bunun yeri yok.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Var var, onun yeri var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama konuşsun tabii ki. Sayın Bakan konuşma ihtiyacı duyuyorsa dokuz değil, on beş dakika, on dokuz dakika konuşsun, hiçbir itirazım yok, ona takılmıyorum. Sayın Aykut Erdoğdu da bu çerçevede sizden söz  talebinde  bulundu, kürsüye çıktı.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kaç sefer konuşacak? Konuştu ya!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Çoğunluğun baskısı nedeniyle Sayın Erdoğdu konuşmasını tamamlayamadı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz diyorsunuz ki: “Çoğunluğun baskısını dikkate alalım, Aykut Bey kürsüye çıkmasın.” Sayın Başkan, bunu kabul etmiyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aykut Bey’e sataşmadan dolayı söz verdiniz.

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – 2 defa.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tüm uygulamalarınız sataşmadan dolayı sözlere iki dakikadır. Şu anda Sayın Erdoğdu’nun konuşma süresi iki dakika yirmi altı saniye olmuştur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama bir buçuk dakika konuşamadım Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama, Bakanı da konuşturmadınız zaten.

Orada iki dakikalık süreyi arkadaşlarımız herhâlde, muhakkak konu yapmamıştır çünkü gelenek uygulamanız bu şekildedir. Süre tamamlanmıştır.

Arz ediyorum efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bakanın dokuz dakika konuşması İç Tüzük’ün hangi hükmüne dayanıyor Sayın Başkan?

BAŞKAN –  Şimdi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, açıklama istiyorum.

BAŞKAN –  Sayın Hamzaçebi, müsaade eder misiniz? Bakın…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani, burada yirmi altı saniyenin hesabını yapan bir İktidar Partisi Grup Başkan Vekili var ise, dokuz dakikanın ben de hesabını sormak zorundayım.

BAŞKAN – Haklısınız…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sordunuz efendim.

BAŞKAN – Ama inanınız ki, arkadaşlarımız -kendileri burada oturuyor- “Bırakınız izah etsin.” dediler, onun için Sayın Bakanın konuşmasını uzattık. Biraz önce arkadaşlar istediler.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben de izah edeyim Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ayrıca, İktidar Partisi Grup Başkan Vekili, sizin…

BAŞKAN –  Yani “İzah etsin.” dediler, kendileri de burada. Başka bir İç Tüzük maddesi veya başka bir kasıt yok Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İktidar Partisi Grup Başkan Vekili, sizin, Aykut Erdoğdu’ya verdiğiniz sözdeki takdir hakkına hangi yetkiyle karışıyor? Arkasındaki grubun çoğunluğuna dayanarak mı?

BAŞKAN – Hayır, öyle değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Siz buna mı kulak veriyorsunuz efendim?

BAŞKAN –  Tamam... Hayır efendim, haklısınız...

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Erdoğdu’ya söz vermenizi rica ediyorum.

BAŞKAN – …haklısınız, o da o zaman…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan kadar, dokuz dakika söz talep ediyoruz efendim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – El insaf ya!

BAŞKAN – Müsaade ederseniz oturduğu yerden arkadaşımız… (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Ama Sayın Bakan oturduğu yerden konuştu. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –  Sayın Başkan mümkün değil, hayır, hayır efendim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Lütfen adil olun, Sayın Başkan lütfen adil olun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bunu, bunu kabul etmemiz mümkün değil.

BAŞKAN – Peki, efendim, pekâlâ.

Buyurun Sayın Erdoğdu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kaç dakika veriyorsunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN –  Lütfen… Lütfen, daha fazla uzatmadan bitirelim ve başka bir çatışmaya da meydan vermeden Sayın Erdoğdu, rica ediyorum.

 

12.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim amacımız burada bir gerginlik yaratmak değil. Bize bu milletin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın ama konuşturmuyorsunuz bile. Bir dinleyin ne olur, bunlar sizi de ilgilendiren konular. Bir milletin malıyla, mülküyle alakalı şeyler konuşuyoruz. Biz çıkacağız, diyeceğiz ki: “Bu, bu iddialar var.” Biz belgelerimizle ortaya çıkacağız, koyacağız. Sayın Bakan da çıkıp diyecek ki: “Hayır kardeşim bu iddialar doğru değil.” Bizim söylediğimiz şeyler belli, bu tartışmaların ötesinde şeyler söylüyorum.

Şimdi, Sayın Bakan çıkıp diyor ki: “Yalancı, yalancı, yalancı…” Değerli arkadaşlar, bu çok ağır bir laf olduğu için buraya çıktım. Ben hepinizin huzurunda söylüyorum: Sayın Bakan, gelin istediğiniz platformda çıkalım, ben iddialarımı ortaya koyayım, siz de savunmanızı ortaya koyun. Eğer benim iddialarım yalansa, herhangi bir belgeye dayanmıyorsa ne gerekiyorsa yapacağım ama benim iddialarım belgeye dayanıyorsa, devlet belgelerine dayanıyorsa… Siz o mallara emanetçisiniz, o mallara emanetçi… Onlar milletin malları. Bir haksızlık, hukuksuzluk yapılmışsa sizin gereğini yapmanız lazım ve bütün milletvekillerinin, sadece benim grubumun değil, sizin bunu özendiriyor olmanız lazım. Yoksa şu intiba oluşuyor… Vardır yoktur diye şimdiden bir şey söylemiyorum, az sonra olayları anlatacağım. Siz olmuş şeyleri kapatıyormuş gibi görünürsünüz ve şu an yaptığınız ne yazık ki odur. Çünkü beni konuşturmuyorsunuz. Ben milletin vekili olarak, bir tane milletvekili olarak milletin malıyla alakalı çok önemli şeyler söylüyorum. Niye susturursunuz, niye bağırıyorsunuz, yakışıyor mu bu size? Bu milletin malı.

Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğdu, anlayışınız için de çok teşekkürler.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Biz konuşurken siz bağırıyordunuz, ruh üçüzleri olarak koro hâlinde bağırıyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336) (Devam)

 

BAŞKAN - Şimdi, madde üzerindeki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 3’üncü maddesinde yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresinin “Çevre ve Şehircilik Bakanı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                         Haluk Eyidoğan                                    Ali Sarıbaş

                     İstanbul                                            İstanbul                                          Çanakkale

                   Levent Gök                                     Emre Köprülü

                      Ankara                                            Tekirdağ

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekte huzurunuza çıkmayı düşünmüyordum ancak yaşanan bu gerginlikten, bu tartışmalar ve konuşmalardan sonra bir konuşma yapma ihtiyacını duyuyorum.

Bugüne kadar din, iman, İslam, dindar, muhafazakârlık, manevi değerler gibi kavramları AKP Hükûmeti kadar kendisiyle özdeşleştirmeye çalışan, onları kendine ait kavramlarmış gibi sahiplenmeye çalışan hiçbir iktidara rastlamadık ancak şunu söylemeliyim ki ortada dinî bir iktidar yoktur, zannedildiği gibi, birçoklarının söylediği gibi dinî değerleri referans alan bir iktidar da yoktur. Ortada, Türkiye’de dünyevi bir iktidar vardır. İktidar için din vardır, dini iktidarı için kullanan bir Hükûmet vardır. Böylesi bir Hükûmet anlayışıyla onun getirdiği yasayı şu an görüşüyoruz. Bundan yedi yüz sene önce büyük düşünür İbni Haldun “Mal iktidara, iktidar mala götürür.” demişti. İbni Haldun’un cümlesinin bu yasa tasarısıyla ne kadar gerçeğe uygun olduğunu görüyoruz. İktidar sizi mala taşıyor. O sizi mala taşıyacak yasalardan bir tanesini görüşüyoruz şimdi.

Şimdi bütün bu manevi değerler, din, İslam, onların hiçbirisi yok, şimdi rant coşkusu var; minarelerin, kubbelerin, o olağanüstü İstanbul silüetinin ortasına gökdelen diken bir anlayış var. Dinsel mimarinin, Osmanlı mimarisinin, büyük Mimar Sinan ekolünün, o Allah’a yükselmenin, Allah’a yönelmenin… (AK PARTİ sıralarından “Vay, vay, vay!” sesyeri)

BAŞKAN – Lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …Allah’ı yüceltmenin bir aracı olarak gözüken, onun sembolü olan minareler yerine bugün gökyüzüne gökdelenlerle ranta doğru yükselen bir anlayış var. Böyle bir iktidar var şimdi Türkiye’de. Şimdikiler ecdadımıza, kültürümüze saygısız bir şekilde Süleymaniye Camii’nin o olağanüstü silüetinin ortasına rant uğruna gökdelen dikmekten çekinmiyorlar, çekinmiyorlar, kılınız kıpırdamıyor. Hiçbir cumhuriyet hükûmetinin, hiçbir İstanbul belediye başkanının aklına, hiçbir başbakanın aklına o Süleymaniye, Ayasofya, Sultanahmet, Topkapı Sarayı’nın kuleleri bu olağanüstü silüetin ortasından yükselen bir gökdeleni yaratmak gelmemişti. Bu, sizin aklınıza geldi. Bunu size yaptıran rant coşkusudur. Yağma ve çapul günlerini yaşıyoruz. Tabakta kalan son kırıntılar da şimdi süpürülüyor iktidarınız tarafından. Bunlar bitince kaçış günleri başlayacak, sizleri o zaman göreceğim. Şimdi bu çoğunluğunuza dayanarak burada terör yaratan bu anlayışı o günlerde göreceğiz, nerelere gittiğinizi göreceğiz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hiç yakışmıyor, hiç yakıştıramadım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sayın Metiner, size hiç yakıştıramıyorum. Siz -bir kez daha söylemiştim- ya yazdığınız kitaplardaki gibi burada davranın ya da “O kitaplar benim değil.” deyin.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz, o kitapları doğru dürüst okumamışsınız besbelli.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu, rant coşkusuna kapılmış, o coşkudan kendini kurtaramayan bir iktidarın yasasıdır.

Hepinize hayırlı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekili verdikleri önerge üzerinde konuşurken bizi inandırıyor gibi gösterip ama inanmadığı, rant iktidarı hâline getiriyor şeklinde AK PARTİ Grubunu, hükûmetleri töhmet altında bırakan bir konuşma yaptı. Müsaade ederseniz konuşma yapmak istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben Hükûmete yönelik eleştiride bulundum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama iktidarımıza yönelik…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Bakan burada. Hükûmete sataşma nedeniyle Sayın Bakan konuşabilir. AK PARTİ Grubunun sataşma nedeniyle söz isteme hakkı yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, takdir edersiniz ki biz AK PARTİ’ye, iktidar grubuna sataşılmıştır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –Hayır, yoktur efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İktidar partisi Grup Başkan Vekilinin

konuşmasından Ana Muhalefet Partisi Grup Başkan Vekili niye çekince duyar?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Aa çok güzel. Bakın ben, sizin bu konuşmanıza kadar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, herhalde zatıaliniz konuşmama karar vermeyeceksiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, bir saniye ben konuşmamı bitireyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) -  Sayın Başkan, konuşmama izin veriyor musunuz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye.

Şimdi, Sayın Hamzaçebi siz konuştunuz efendim.

Şimdi, Grup Başkan Vekili de sataşmadan söz ediyor. Müsaade ederseniz iki dakika söz verelim, sonra söz istiyorsanız size vereyim. Benim verdiğim sözden sonra itirazınız, olmuyor.

Buyurun, size de vereceğim, oturun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, bir saniye, ben cümlemi bitirmedim. Ben Hükûmete yönelik bir sataşmada bulundum. Şu ana kadar… Bakın, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz vereceğim Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki, saygım gereği oturuyorum.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakınız, bu kürsüden bir kere daha söyledim, 2008 yılının 14 Mart tarihinde AK PARTİ’yle ilgili bir kapatma davası açıldı. O kapatma davası açılırken zamanın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı dedi ki: “Şeriatın kestiği parmak acımaz.” Oradaki suçlamaların başında gelen, bazı aday arkadaşlarımızın başörtüsüyle ilgili yaptıkları konuşmalar, bazı milletvekili adaylarımızın farklı şekildeki yaptıkları konuşmalar, bir milletvekili adayının bir yerde teravih namazı kıldırmasıyla ilgili iddialar, iddianameler yer alıyordu. Biz Türkiye’deki yaşayan herkesin AK PARTİ Grubunun, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun “Müslüman’ım” diyen, “inandım” diyen herkesin inancının var olduğunu kabul eden bir anlayıştan, inançtan geliyoruz. Eğer ki birisi “Ben Müslüman’ım” diyorsa “inandım” diyorsa bizim onu yargılama hakkımız yoktur. Aksi hâlde müşrikler konumuna girmiş oluruz. Bırakalım onu Cenabıhak ne yapıyorsa, Allahutaala kiminle ilgili hesabını nasıl görecekse zaten inandığımız ahiret gününde bunun cevabını verecektir. Ben şurada tekrar şükrediyorum, hamdolsun diyorum, dört sene önce bu partinin Allah lafzı celalini ağzına aldığında kapatma davası açılırken ve bunları “irticacılık” diye suçlayan bir siyasi partinin grup başkan vekilinin burada ifade etmesinin çok önemli bir gelişme olduğunu ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hamdolsun Rabb’ime ki bugünleri gösterdi.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Hamzaçebi, bir şey söyleyecek misiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Pardon, bir dakika, arkadaşlar, lütfen...

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, herhangi bir söz talebim yok, sadece Sayın Grup Başkan Vekilinin İç Tüzük’e göre söz talep etme hakkı yoktu. Buna bugüne kadar takılmıyordum ama benim her söz talebime bir engel yaratan konuşmalar yaptığı için bu çelişkiyi ortaya koymak amacıyla demin söz aldım. Yoksa benim anlayışımda grup başkan vekilleri her zaman kürsüye çıkarlar konuşurlar. Herhangi bir söz talebim yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama sataşmadan istedim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi...

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, söz istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Siz neden istiyorsunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –Hükûmete sataşma var, bir iki dakika lütfen.

BAŞKAN – Yahu, şunu oylayalım be kardeşim, şunu oylayalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür konuşması yaparsınız.

BAŞKAN – Teşekkür konuşmasında olsun, tamam.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün; Kamu İhale Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/901) (S. Sayısı: 336) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Kabul edenler…

Karar yeter sayısı istiyorsunuz, tamam efendim.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Bu şekilde kanunun tümünü oylamadan önce madde 86’ya göre oyunun rengini belirtmek üzere Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili söz istemiştir.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 336 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin lehinde, oyumun rengini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifi tek maddeden oluşmaktadır, madde üzerinde yeteri kadar müzakere yapılmıştır. Kanun teklifleri, biliyorsunuz, ihtiyaçlardan kaynaklanmaktadır, ihtiyaçları karşılamak üzere de bu kanun teklifi verilmiştir, müzakereler yapılmıştır. Benim oyum kanun teklifinin lehine olacaktır, oyum “Evet” olacaktır.

Kanun teklifinin yasalaşacağını umuyor, hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Başer, teşekkür ederim.

Sayın Kamer Genç, oyunun rengini belirtmek üzere aleyhte söz istemiştir... Yok.

Kanunun tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Hayırlı, uğurlu olsun.

Sayın Bakan, teşekkür konuşması yapmak ister misiniz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Yerimden…

BAŞKAN – Tamam, yerinizden, buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yüce Meclise teşekkür ediyorum.

Bu yasayla, bir belirsizlik ortadan kaldırılmıştır. Çok basit bir düzenlemedir.

Sayın CHP Grup Başkan Vekiline de yaptığı konuşma için teşekkür ediyorum. Aslında Hükûmetimize sataşmamıştır. Kendisi, muhtemelen, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı aday adayıdır. Ben, hemşehrim olarak kendisini tebrik ediyorum. İnşallah aday olur ve Sayın Kılıçdaroğlu gibi bir oy alır da CHP’nin başına geçer, ben de hemşehri olarak kendisini desteklerim ve tebrik ederim. O İstanbul’dan bahsetmesi, bir İstanbul aşkıdır, İstanbul sevdasıdır. Ben, hemşehrim olarak kendisine teşekkür ediyorum ve kendisine başarılar diliyorum.

Yüce Meclise de saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yani bu hoş bir konuşma değil, şimdi…

BAŞKAN – Yarım saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati:21.41

 BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN(Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’incı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

4’üncü sırada yer alan, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/601) (S. Sayısı: 239)(x)

 

BAŞKAN - Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 239 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir.

Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp, maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Gruplar adına tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; aslında böyle bir gecede bugün de bu konunun hepimizin ortak bir konusu olmasına rağmen ama yaşanan olaylarla da insanın insicamı bozuluyor; üzülüyorum, konuşma azmimi kaybediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de leasing yani finansal kiralama ve faktoring dediğimiz iki enstrüman gereklidir. Bu yasa daha önce, yıllar önce çıkmalıydı. Geç kalmış bir yasadır. Geçen dönem gelmesine rağmen geçen dönem görüşülmeyip bu döneme kaldı. Bu konuda tüm gruplar ortak destek verdik; bu yasa çıkmalıydı. Gerek alt komisyonda gerek üst komisyonda tüm grupların yüzde yüz mutabakatı olmasa da önemli bir mutabakat sağladığı bir yasa oldu. Çünkü bu yasa özellikle finansal kiralama ve faktoring kuruluşlarının ihtiyacı olan bir yasaydı, devletin ihtiyacı olan bir yasaydı çünkü bu sektörde belli disiplinleri getiriyordu. Bu açıdan bu yasayı geçen yıl, Meclis tatile girmeden Komisyonda görüştük ve destek verdik. Yüzde yüz mutabakatımız yok, bazı maddelerde bizim dediklerimiz olmamasına karşın bu yasa çıkmalıydı.

Ben size leasing nedir, faktoring nedir, biraz anlatmak istiyorum ve niçin çok önemli?

Değerli milletvekilleri, finansal kiralama şirketleri yani leasing Türkiye’de uygulaması ilk 85 yılında uygulamaya girmiş. Nedir? Makine, ekipman yatırım malı alacak yatırımcıların sığındığı en önemli liman hatta bankalardan kredi temin edemeyen, makine almak isteyen özellikle küçük yatırımcının, orta ölçekli kurumların sığındığı çok önemli bir liman. Bu, Türkiye’de önemli bir işlevi yerine getiriyor, Türkiye’de orta ölçekli kurumların yaşamsal bir sıvısı bu. Yatırım yapmak isteyen, makine parkını geliştirmek isteyen yatırımcılara, küçük işletmelere en önemli sığınılacak bir liman.

Değerli arkadaşlarım, size birkaç rakam vermek istiyorum. Türkiye’de 1 ila 99 kişi çalıştıran kurumlar özellikle ülkemizdeki toplam istihdamın

yüzde 68’ini karşılıyor. 1 kişi ile 99 kişi çalıştıran kurumlar Türkiye istihdamının yüzde 98’ini karşılıyor arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, aynı zamanda bu kurumlar, küçük ve orta vadeli işletmeler dediğimiz kurumlar, yine Türkiye’nin ürettiği katma değerin yüzde 42’sini karşılıyor. Bu açıdan, özellikle 1 kişi ile 99 kişi arasındaki küçük ve orta boy işletmelerine finansman sağlamada, yatırım yapmada, makine ekipmanlarını yenilemekte çok önemli bir kurumdur leasing şirketleri. Ancak Türkiye’de 1985 yılında yürürlüğe girmesine rağmen, leasing uygulamalarının dönem içerisinde yeterli bir yasaları olmamasından, sektörün tümünü disipline edecek ve sektöre yön verecek yeterli bir yasa olmamasından dolayı, önemli belli süreçlerde belli sorunlar yaşadı bu sektör. Size birkaç rakam vermek istiyorum yine. Yıllar itibarıyla leasing ülkemizde, 2006 yılında 5 milyar dolar, 2007 yılında 8 milyar dolar, 2008 yılında 5 milyar dolar bir işlem hacmi yaratmış. Bunların da sözleşme adedine baktığımız zaman 50 bin tane, 48 bin tane işletmeyle sözleşme yapılmış ve ortalama büyüklüğü ise 122 bin dolar, 125 bin dolar sözleşmelerin ama 2009 kriziyle beraber bu 5 milyar dolarlık rakamlar 2 milyar dolara kadar düşmüş arkadaşlar ve krizden sonra tekrar yükselmeye başlamış, bu sefer de devletin katma değer vergisi duvarına çarpmış. Burada devlet de hata yapmış. Bir tarafta 50 bin kişinin sığındığı liman, yılda 5 milyar dolar yatırım yapmak isteyen insanlar, sen birdenbire çıkıyorsun, diyorsun ki:”Ben senin KDV’ni yüzde 18 yaptım.” Devlet diyor bunu. Bir dakika ya, bunlar hepsi küçük işletmeler. Bunların sahibi yok. Bunların sahibi devlet olmalı. Dışarıdan kredi alamıyor, bankalar kredi vermiyor ve duvara çarptırılıyor. Ama burada leasing şirketleri de hata yaptılar çünkü disipline edecek yeterince bir yasaları olmadığı için yasanın açıklarından yararlanarak onlar da eksiklikler, onlar da hata yaptılar. Evine boya yapacak, leasing yapmaya kalktı. Hâlbuki leasing yatırım malları için çok önemliydi.

Daha sonra 2010 ve 2011’de -Sayın Bakan burada- bu konuda çok önemli eleştiriler getirdik, “Kolumuzu kestiniz, bu insanların kollarını kestiniz.” diye. Daha sonra bir düzenlemeyle, bu uygulamada, yatırım malları olmak kaydıyla tekrar KDV oranları düşürüldü. Sayın Bakan, çok önemliydi. Daha eksiği var çünkü niye? Bir yatırım malını, bankadan kredi alan bir şirket teşvik belgesi alıyor, sıfır KDV ile getiriyor. KDV oranı sıfır ama o süreçte siz bir küçük işletmenin yatırım malına yüzde 18 KDV uyguladınız. Bu doğru bir yol değildi. Özellikle küçük yatırımcının üretimini, küçük yatırımcının yatırımını kesti. Tekrar yatırım malına KDV istisnası getirerek leasing’lerde önemli bir adım daha atmış olduk ve bu açıdan baktığımız zaman rakamlar, 2012 yılının örneğin ilk dokuz ayında 4 milyar dolar civarına çıktı. Yani 4 milyar dolarlık bir yatırım malı leasing’i yapılmış.

Arkadaşlar, burada en önemli olaylardan biri; leasing’lerde süreç beş yıllık bir yatırım. Yani bir küçük yatırımcı beş yıl vade alabiliyor. Küçük yatırımcı aylık belli ödemelerle veya belli leasing’le yapacağı ödemeyle veya mevsimlik ödemeyle karşılıklı tayin edebiliyorlar. Bu açıdan, Türk yatırımcısı açısından, küçük ve orta vadeli yatırımcısı açısından en önemli bir finansman kapısıdır. Mutlaka bunun daha artarak devam etmesi Türk üreticisini hepimiz açısından sevindirir ve bizler de bunun hazzını yaşarız. Bu açıdan… Önemli olan yasanın tüm boyutunun dürüstçe, mertçe bir işlem hacmi yaratmasıdır. Yani diliyorum ki leasing şirketleri de o günkü yasanın boşluğundan yararlanıp yine aynı hataya düşmezler. Hatta hatta şu uygulamalar oldu: Tabii, tüm yasal boşluklardan… Örneğin bir Mercedes arabayı lease yapıyorlardı, KDV’si olmadığı için lease ediyorlardı, götürüp bir başkasına noter senediyle satıyorlardı. Örneğin yüzde 18 KDV olmadığı için… Leasing şirketlerinden bahsetmiyorum, sırf bu şekilde kurulan otomobil lease şirketleri vardı. Yatırım malı finans eden şirketlerden bahsetmiyorum; yasal boşluk var, kurmuş. Örneğin, yüzde 10 eksiğine verdiğin zaman piyasada çok büyük alıcı buluyordu ve o süreçte o kadar büyük bir otomobil satışı oldu ki bu şekilde çok önemli rakamlara geldi.

Değerli arkadaşlarım, özellikle küçük yatırımcı açısından çok önemli olan bu yasanın sektörü disipline edeceği, sektörün çok uygun koşullarda çalışacağı… Bu açıdan, hepimizin destek vermesi gerekiyor ve sonuna kadar desteğimiz sürecektir.

Yalnız, Sayın Bakan, burada, geçen kanunda olup da, bir önceki kanunda olup da burada olmayan yabancı para, Türk parası yönünden küçük bir eksiklik var. Siz “Bunu kararnameyle düzelteceğiz.” dediniz. Diliyorum ki yani yasa çıktıktan sonra da o konuda bir eksiklik kalmaz, bir an önce Hazine Müsteşarlığımız da bunu bir şekilde düzenler. O Türk parası, yabancı para, eski yasada olup bu yasada olmayan konunun da bir an önce yönetmeliği öncelikle çıkar. O zaman sektör açısından en küçük bir eksiklik kalmaz.

Değerli arkadaşlarım,  leasing konusu böyle. Gelelim faktoring nedir? Faktoring de yine Türkiye’de, esasında, özünde bir mal alımının finanse edilmesidir; amacı budur, gerçek amacı budur ama fatura üzerinden alınan bir malın, alıcı ile satıcı arasında fatura edilen malın finanse edilmesidir. Bu konuda size birkaç rakam vermek istiyorum.

Dünyada faktoring sektörünün cirosu yaklaşık 350 milyar dolar. Türkiye dünyada 14’üncü sırada. Türkiye’de yaklaşık 50 milyar dolarlık bir işlem hacmi var. Bu açıdan, Türkiye’de faktoring son yıllarda oldukça önemli rakamsal büyüklüklere geliyor. Bunun da yasası yoktu. Sayın Bakanım, tabii, leasing kanunundaki hemen hemen yüzde 99 mutabakatımızı; Türk parası, yabancı parası dışındaki mutabakat… O umut ediyorum ki yönetmelikle düzenlenecektir en kısa sürede. Ama faktoring’de ise aynı şekilde yüzde 99 bir mutabakat olduğunu söyleyemiyorum.

Bunların da sorunları var. Bunların sorunları şudur: Faktoring fatura finansmanı yapıyor. Faktoring fatura finansmanı yaptığı için bir nevi para satıyor. Para sattığı için, tabii, bir risk taşıyor, müşteri riski taşıyor. Burada, tabii, diğer finansal kurumlar bir karşılık kararnamesinden yararlanıyor ama her ne hikmetse faktoring’leri bundan yararlandıramıyoruz. Sayın Bakanım, Türkiye’deki faktoring yani bankacılık dışı finans kurumlarının yüzde 8’i tüketici finansmanını, yüzde 1’i varlık yönetimini, yüzde 10’u finansal kiralama, yüzde 81’ini ise faktoring ciroları yaratıyor. Bu açıdan, sektöre önemli bir destek veriyor. Özellikle, yine, bankalardan kredi alamayan, bilançolarında eksik olan ama mal varlığı olup bilanço rakamlarına yansımayan şirketlere daha kolay bir finansman yaratma modeli faktoring ve burada sektörün cirosu yaklaşık 71 milyar Türk lirasını aşmaktadır.

Buradaki en önemli olay, ihracat faktoring’i. Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; Türk ihracatçı açısından çok önemli. Yani Türkiye'deki bir ihracatçı, yurt dışında, buradan mal alan firmanın yurt dışındaki finansman şirketiyle anlaşıp bu faturaları kısa sürede nakde çevirebiliyor. Çok önemli bir, ihracatın finansman modeli; özellikle ihracat faktoring’i Türk ihracatı için çok önemli. Bu açıdan hem Türkiye'deki hem de yurt dışındaki faktoring şirketleri bu konuda çok önemli bir boyuta gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, sektör açısından çok önemli bir yasa. Bu yasa mutlak olmalıdır ama gine söylüyorum: Olmazsa olmazımız bir iki eksikliği önergeyle sunacağız. Bir iki eksikliğin giderilmesiyle tam, dört dörtlük bir yasa olmalıydı. Burada tüm gruplar destek verdiler, ortak iradeyle, bir şekilde tüm gruplardan destek aldık. Nedir? Sektörün ihtiyacı giderilmeliydi. Eksiği var mıdır? Vardır. Bu açıdan -diliyorum ki- leasing’de olan bir maddenin eğer Sayın Bakan bize bu konuda bir şekilde yönetmelikle öncelikle çıkarılacağını söylerse hiçbir eksiğimiz kalmıyor ama faktoring’de özellikle vergi açısından, takibe geçen alacaklar konusunda şirketlerin bir iki sorunu var. Maliyeyle görüştük, zannediyorum ki maliye şu anda buna destek vermiyor ama sonuna kadar biz doğru olanı savunacağız, doğru olan her şeyin sonuna kadar yanında olacağız. Amaç, sektörün ve özellikle Türkiye'deki küçük ölçekli firmaların tek limanı olan bu kurumların öncelikli yasal bir mevzuata kavuşması. Bunu sağlamaya çalışıyoruz ama diliyorum ki, bizi de dinlersiniz. Diliyorum ki, bizim de “eksik” dediklerimizi bir şekilde kabullenirsiniz. Benim, inanın, bugün burada olan olaylardan sonra konuşacak ne moralim ne mecalim vardı. Bir eksiğim olduysa özür diliyorum. Size doğruları anlatmaya çalıştım, sektörü anlatmaya çalıştım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Gruplar adına başka söz talebi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Var Sayın Başkanım. Grup konuşmacımızın gelmesi için lütfen bir ara verirseniz. Geliyor şu anda.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Olmaz olmaz, devam edelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, grup adına konuşmacımız var. Lütfen ara veriniz.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Şahsı adına geçelim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Amma çok biliyorsunuz ya, amma çok biliyorsunuz be!

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Ya beklenir mi, böyle bir şey olur mu?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Amma çok biliyorsunuz be!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne biliyorsun be! Ne konuşuyorsun! Allah Allah!

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Efelik yapma, sakin ol!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne “Sakin ol”u be!

BAŞKAN – Grup adına…

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Bizimkiler konuşsun, ondan sonra konuşun. Bekleme diye bir şey olur mu?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bekleme olmaz, 20 kişiyle oturuyorsun burada, bekleme olmaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ Grubu adına Vedat Demiröz…

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına Vedat Demiröz, Bitlis…

Buyurun Vedat Bey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Beklesen ne olacak yani beş dakika?

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – “…”(x) Allah sabredenlerle beraberdir!

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah sabredenlerle beraberdir tabii. Sizin gibi acele edenlerle beraber değildir akçeli işlerde! İşiniz gücünüz akçe!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demiröz.

AK PARTİ GRUBU ADINA VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 239 sıra sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanun Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclise saygılarımı sunuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya ne sözü canım sen de!

VEDAT DEMİRÖZ (Devamla) – Size de saygılarımı sunuyorum kızsanız bile.

OKTAY VURAL (İzmir) – Saygısızlık yaptınız Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna.

VEDAT DEMİRÖZ (Devamla) – Bakanlar Kurulunca 23 Mart 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan 1/601 esas numaralı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı Plan ve Bütçe Komisyonunun 3 Mayıs 2012 tarihinde ilgili bakan, BDDK, Kalkınma, Maliye, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, TMSF, Türkiye Katılım Bankaları Birliği, TOBB, Faktoring Derneği, Finansal Kiralama Derneği ve Finansman Şirketleri Derneği temsilcilerinin katılımıyla yapılan toplantıda tasarının Komisyonda görüşmeleri tamamlanmış ve Genel Kurulda görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuştur.

Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan toplantılarda muhalefet partilerinin katkılarından dolayı kendilerine huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Finansal sektörde görülen değişiklikler ve uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçlar neticesinde bu düzenlemelerin söz konusu şirketlerin güvenilir ve etkin bir şekilde faaliyetlerini yerine getirebilmeleri yönünden yeterli olmadığı görülmektedir. Bahse konu şirketlerin günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilen yasal düzenlemeler çerçevesinde faaliyet göstermeleri ile ilgili  şirketlerin kuruluş ve faaliyetlerinin tek bir kanun çatısı altında düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

Bu çerçevede, finansal kiralama şirketlerinin sahip olmaları gereken asgari ödenmiş sermaye tutarlarının günün şartlarına uygun hâle getirilmesi; şirketlerin etkin gözetim ve denetimleri için gerekli yasal altyapının tesis edilmesi; şirketlerin işlemlerinden kaynaklanan alacaklarından doğmuş veya doğması beklenen zararlarını karşılamak amacıyla şirketlere karşılık ayırma zorunluluğu getirilmesi; şirketlerin faaliyet izni alabilmeleri için Kanun’da öngörülen asgari sermayelerinin yüzde 5’i tutarında sisteme giriş payı ödemelerinin hüküm altına alınması;  “finansal kiralama işlemi” tanımının uluslararası standartlarla uyumlu hâle getirilmesi; finansal kiralama sözleşmelerinin hukuki niteliği, sona ermesi, tarafların hak ve borçları gibi hükümler, uygulamada karşılaşılan sorunları bertaraf edici bazı değişiklikler yapılmak suretiyle hâlen yürürlükte bulunan Finansal Kiralama Kanunu’nda yer aldığı şekliyle korunması; operasyonel kiralama, alt kiralama, bilgisayar yazılımlarının kiralanması, sat-geri kirala, yurtdışından yapılacak finansal kiralama işlemleri gibi konularda uygulamada sektörün önünü açacak yeni yükümlerin ihdas edilmesi amaçlanmaktadır.

Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı yedi kısımdan oluşmaktadır. 54 madde içermekte, 5 de geçici maddemiz bulunmaktadır.

Ben, kısaca kanunun amacını ve kapsamını açıklamak istiyorum.

Kanunun amacı: Finansal kuruluş olarak faaliyet gösteren, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin kuruluş ve çalışma esasları ile finansal kiralama, faktoring ve finansman sözleşmelerine ilişkin usul ve esasların düzenlenerek faaliyetlerin daha etkili yerine getirilmesi amaçlanmaktadır.

Kanunun kapsamı: Finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri, bankalarca yapılan faktoring işlemleri, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarınca yapılan finansal kiralama işlemleri, bu kanun hükümlerine tabiidir.

3’üncü maddede tanımlar yer almıştır. Birlik, faaliyet kiralaması, fatura, kiracı, kiralayan, kurul, kurum, öz kaynak, şirket, finansal kiralama, kontrol ve şube tanımları yapılmıştır. Aynı zamanda, kanunda öngörülen terimlerde birlik sağlanması ve yapıların açıklanması amaçlanmaktadır. Finansal kiralama işlemi tanımı uluslararası standartlara uyumlu hâle getirilmektedir.

İkinci kısımda, izne tabi işlemler söz konusudur. Türkiye’deki şirketlerin kuruluş izinlerinin BDDK’nın en az 5 üyesinin aynı doğrultuda aldıkları kararlarla verilmesi mümkün kılınmaktadır. Böylece şirketlerin, etkin gözetim ve denetimleri için gerekli yasal altyapının sağlanması ve finansal piyasalarda güven ve istikrara dayalı bir sistemin geçerli olması amaçlanmaktadır. Türkiye’de bir şirket kurabilmenin şartları, düzenlenmekte olan 5’inci maddede, kuruluş aşamasına ilişkin faaliyetleri gerçekleştirmede yeterli kapasiteye sahip olmayan şirketlerin bu sektöre zarar verme ihtimallerinin önüne geçilmesi amacıyla sektöre girişleri engellenmektedir. Söz konusu şirketlerin sahip olmaları gereken asgari ödenmiş sermayeleri günün şartlarına uygun hâle getirilmekte, en az ödenmiş sermaye miktarı kanun tasarısı ile 20 milyon Türk lirasına çıkarılmaktadır. Ayrıca, bu tutarı, TÜİK tarafından açıklanan ÜFE oranına göre artırmak üzere BDDK’ya yetki verilmektedir. Bununla birlikte, madde ile şirketlerin etkin denetim mekanizmasını engellemeyecek şeffaf bir ortaklık yapısına kavuşturulması amaçlanmaktadır.

Kurucularda aranan şartlar, şirketin gerçek kişi kurucularının sağlaması gereken şartlar; yönetimde etkin role sahip kurucuların bu şartları sağlaması hâlinde, işin gerektirdiği nitelikleri haiz olduğu varsayılmaktadır. Ayrıca, bu şartların, şirketin tüzel kişi kurucu ortaklarının sermayesinde yüzde 10 ve daha fazla paya sahip olan ortaklarının veya kontrolü elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişiler için de geçerli olduğu belirtilmektedir.

Faaliyet izni 7’nci maddede dile getirilmiştir. Kuruluş iznini alan şirketlerin faaliyetine başlaması için BDDK’dan izin almaları öngörülmektedir. Zira, kuruluş iznini takiben altı ay içinde faaliyet izni için başvurmayan şirketlerin kuruluş izinleri de geçersiz kılınmaktadır.

8’inci maddede şubeler dile getirilmiştir. Söz konusu şirketlerin şube dışında teşkilatlanmaya gitmeleri, acentelik açmaları yasaklanmakta ve böylece etkin bir denetim alanı sağlaması amaçlanmaktadır, şube dışında teşkilatlanmaya gitmeleri amaçlanmaktadır.

Şirketin yapamayacağı iş ve işlemler 9’uncu maddede yer almaktadır. Söz konusu şirketlerin yapmasının yasak olduğu faaliyetler sayılmakta, yalnızca kendi alanlarıyla ilgili olarak ve öz kaynak miktarı oranında faaliyet göstermelerine izin verilmektedir.

Faktoring şirketlerinin kendi alanı haricinde garanti, kefalet, teminat mektubu vermeleri ve 2499 sayılı Kanun’da sayılan fon sağlama haricinde mevduat karşılığı para toplamaları yasaklanmaktadır. Aynı zamanda, faktoring şirketlerin alacakları üstlenebilmesi için bu alacakların belgelendirilmesinin gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bunun yanı sıra, finansal kiralama ve finansman şirketlerinin kendi faaliyet alanındaki varlık ve kişilere yönelik sigorta yapılmasına aracılık etmek dışında sigortacılık faaliyetlerini yürütemeyecekleri öngörülmüştür. Ana sözleşme değişiklikleri, pay edinme ve devirleri maddelerde düzenlenmiş.

Üçüncü kısımda ise yöneticiler konusu işlenmiştir. Şirketlerin yönetim kurullarının -genel müdür dâhil- 3 kişiden az olamayacağı, genel müdürün bulunmadığı zaman vekilin doğal üye olacağı öngörülmektedir. Ayrıca ilk defa şirket üst düzey yöneticileri için mesleki tecrübe ve lisans düzeyinde eğitim almış olma şartı getirilmektedir.

Madde 16’da “karşılıklar” hükmü vardır. Şirketlerin işlemlerinden kaynaklanan, alacaklarından doğmuş veya doğması beklenen zararlarını karşılamak amacıyla şirketlere karşılık ayırmak zorunluluğu getirilmektedir.

Dördüncü kısımda, sözleşmelere ilişkin hükümler mevcuttur. Finansal kiralama sözleşmesinin tanımı yapılmakta madde 18’de: “Kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü bir kişiden veya bizzat kiracıdan satın aldığı veya başka suretle temin ettiği veya daha önce mülkiyetine geçirmiş bulunduğu bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören sözleşme.” şeklinde yapılmaktadır. Söz konusu tanım mevcut 3226 sayılı Kanun’daki tanımla aynıdır.

Finansal kiralama sözleşmesinin konusu taşınır ve taşınmaz mallar kiralama konusu olabilmektedir. Fikrî ve sınai haklar ise kapsam dışında bırakılmaktadır. Mevcut Kanun’da da kiralama konuları aynıdır ancak farklı olarak finansal kiralamaya konu taşınır ya da taşınmaz ile birlikte yatırımın bütünleyici parçası veya eklentisi hâline gelen malların ilgili finansal kiralama sözleşmesinin konusu olabilmesine yönelik düzenleme yapılmaktadır.

20’nci maddede finansal kiralama bedeli belirtilmiştir.

Ben bütün maddeleri okumuyorum.

Teşvik konusu 35’inci maddede ele alınmıştır. Finansal kiralama yoluyla yapılacak yatırımlarda, kiralayanın kiralamaya konu mala ilişkin olarak uygulanan teşviklerden yararlanabilmesine imkân tanınmaktadır.

38’inci maddede faktoring sözleşmesi dile getirilmiştir. Maddeyle, faktoring sözleşmesinin tanımı yapılmış ve aşağıdaki kısıtlamalar getirilmiştir:

Faktoring sözleşmesinin mal veya hizmet satışından doğmuş faturayla tevsik edilen alacaklar olması ve yazılı olarak düzenlenmesi zorunluluğu getirilmiştir.

39’uncu maddede finansman sözleşmesi söz konusu. Finansman sözleşmesinin tanımı yapılmış ve aşağıdaki kısıtlamalar getirilmiştir. Finansman şirketlerinin, kredilendirilecekleri mal veya hizmetleri temin eden satıcılarla yazılı şekilde genel bir sözleşme yapmaları ve finansman sözleşmesinin yazılı şekilde düzenlenmesi zorunludur.

Beşinci kısımda Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliği toparlanmıştır.

Maddeyle, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketlerinin kendi aralarındaki müşterek ihtiyaçlarının karşılanması, birbirleriyle ve müşterileriyle olan ilişkilerinde dürüstlüğün ve güvenin hâkim kılınması, mesleki disiplin ve ahlakın korunması gibi amaçlarla, üyeliğin zorunlu olduğu tüzel kişiliği haiz kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri birliği kurulması öngörülmektedir. Söz konusu şirketler faaliyet izni aldıkları tarihten itibaren bir ay içinde birliğe üye olmak zorundadırlar.

41’inci madde Birliğin görev ve yetkilerini dile getirmiştir.

42’nci maddede organlar ve statüleri belirtilmiştir.

43’üncü maddede merkezî fatura kaydı söz konusu. Bu da faktoring şirketleriyle bankaların, fatura bilgileri de dâhil olmak üzere devraldıkları alacaklarla ilgili bilgileri risk merkezi nezdinde veya birliğin uygun göreceği bir şekilde toplulaştırılması öngörülmüştür.

Altıncı kısımda idari para cezaları dile getirilmiş.

Yedinci kısımda ve son kısımda da değiştirilen hükümler ile yürürlükten kaldırılan hükümler ele alınmış. Geçici beş maddemiz vardır. Bunlardan mevcut düzenlemelerin uygulanması geçici 1’inci maddede: Bu Kanun’a göre çıkarılacak düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar, kaldırılan hükümlere dayanılarak çıkarılan düzenlemelerin, bu kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı ve bu kanunda öngörülen düzenlemelerin bir yıl içerisinde yürürlüğe konacağı belirtilmiştir. 2’nci geçici maddede intibak süresi söz konusu. Şirketlerin durumlarını üç yıl içerisinde bu kanun hükümlerine intibak ettirmek zorunda olduğu, mücbir sebeplerin bulunması ve kurulca uygun görülmesi hâlinde bu sürenin bir yılı geçmemek üzere uzatılabileceği belirtilmiştir. Geçici 3’üncü maddede kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce faaliyette bulunan şirketlerin birliğin faaliyete geçtiği tarihi izleyen bir ay içerisinde birliğe üye olması zorunluluğu getirilmiştir. Geçici 4’üncü maddede kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen finansal kiralama sözleşmeleri için mülga 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu’nun süreye ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlanmıştır. Geçici 5’inci maddede ikrazatçılarla ilgili hükümler düzenlenmiştir. İkrazatçılık faaliyetinde bulunanların bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren eğer faaliyetlerine devam etmek istiyorlarsa altı ay içerisinde BDDK’ya başvurmaları öngörülmüştür.

Ben son olarak, bugün itibarıyla, şu anda faaliyette olan finansman şirketlerini… Finansal kiralama olarak 31 şirket faaliyette olup ciroları 19 milyar lira civarındadır. Faktoring şirketleri sayısı 76 ve ciroları, yaptıkları iş hacmi 16 milyar lira. Finansman şirketleri ise 13 adettir ve şu anda 10 milyar lira civarında işlem hacimleri bulunmaktadır.

Kanunun ülkemiz için yararlı ve faydalı olacağına inanıyorum, hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demiröz.

Gruplar adına Sayın Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Buyuramadım, zor buyurdum çünkü daha evraklarımı toplamaya çalışıyorum henüz yeni intikal ettiğim için.

Az önce şaşırdım, arkadaşlar laf atıyor, şöyle bakıyorum… Değerli grup başkan vekilleri, madem bu kadar önemli, kaç kişiyle bunu izliyorsunuz? Yani gecenin bu saatinde çıkarılacak bir kanun tasarısını… Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun toplantısı olmasına rağmen inat mı ediyorsunuz? İnatlaşmak mı istiyorsunuz sayın Elitaş? Çıkarken söylediğinizi duyduk. Bu nasıl bir anlayıştır, bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır, nasıl saygısızlıktır, ben anlamadım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen saygı meselesine dikkat et ama.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Saygısızlıktır. Hakaret etmiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşmasın efendim, söyler misiniz? Müdahale etmesinler.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Burada çıkarken “Uzatmak mı istiyorsunuz?” diye söylediğinizi duyduk. Uzatırız, sabaha kadar da, yarın sabaha, öbürsü gün sabaha kadar da uzatırız. Bizim bir çekincemiz yok ama her seferinde burada çoğunluğu bulmak zorundasın. “En önemli kanun” dediğiniz şeyi 15-20 kişiyle burada dinlersen burada kanun olmaz. Vatandaşlar yok diye, televizyon yok diye bakma, bunların hepsi tutanağa giriyor. Bunları yarın okuyacak insanlar, insanlar okuyacak bunu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kanunla ilgili konuş da herkes dinlesin seni. Bak Aslanoğlu konuştu herkes dinledi.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ben konuşurum. Burada kanun falan kalmamış.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.

BAŞKAN – Lütfen, beyler lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kesmesin sözünü!

Müdahale edin, müdahale edin.

BAŞKAN – Müdahale ediyorum efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Edin. İkaz edin.

BAŞKAN - Başka yapacağım bir şey yok. “Susun” demekten başka yapacağım bir şey yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – İkaz edin, ikaz edin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Kanun falan kalmamış burada. Burada derebeylik var, burada tek parti iktidarı var. Burası bitmiş, burada demokrasi bitmiş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bar bar bağırıyorsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, müdahale etsenize.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Burada sadece tahakküm var. Burada falan kalmamış, burası demokrasi falan değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bar bar bağırıyorsun. “Tek parti iktidarı var burada, derebeylik var.” diyorsun.

BAŞKAN – Sayın Günal, siz de lütfen…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Burada orta oyunu oynanıyor, bu milletvekilleri filan…

BAŞKAN – Meclise hitap edin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – İrade yok, parmak kaldırma iradesi var. Orta oyununa dönmüş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, karşılıklı konuşmadan Meclise hitap etmelerini rica ediyorum, başka yapacağım bir şey yok.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Ben hiç kimseye hakaret etmiyorum, söylüyorum. Saygısızlıktır, saygısızlık diye görüyorum ben bunu.

BAŞKAN – Lütfen siz de Meclise hitap edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika… Bir dakika…

Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – AKP Grup Başkan Vekili Hatibe hakaret etmiştir. “Bar bar bağırıp duruyor.” diye, söz kullanan Hatibe hakaret etmiştir, sözünü geri alsın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Almıyorum!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alsın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bar bar bağırıp duruyor. Benim grubumla ilgili bana “Saygısızlık yapıyor.” diyemez.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Saygısızlık, evet…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alacaksın!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Saygısızlıktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Saygısızlık yapıyorsunuz, saygısızlık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne alakası var!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen oradan bar bar bağırıyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İnsanın laf ağzından çıkar.

OKTAY VURAL (İzmir) – El kol hareketi de yapma.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu saygısızlıktır. En hafifini kullanıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İnsan dilinden bağlanır!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – En hafifini kullanıyorum, bu saygısızlıktır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Laf ağızdan çıkar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, lütfen…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu saygısızlıktır, bu dayatmadır. Bu kanun çıkarma falan değildir, bu dayatmadır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen Grup Başkan Vekiline sor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Dayatmanın sonucunu görürsünüz. Bu dayatmadır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İnsan buradan bağlanır!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu kanun çıkarma falan değildir.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, uyarır mısınız!

BAŞKAN – Sayın Günal, sakin olalım, sakin olalım, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Uyarır mısınız!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu bir dayatmadır bu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İnsan diliyle bağlanır, insan burayla bağlanır.

Seni grubun dinliyor! Sen konuş, sen!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Konuşuyorum. Herkes ne konuşuyor, siz çıktığınızda ne konuşuyorsunuz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, böyle bir yöntem var mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hatibe müdahale ediyor, uyarsanıza.

BAŞKAN – Uyarıyorum efendim. Başka ne diyebilirim Sayın Vural?

Rica ediyorum, uyarıyorum, başka ne diyebilirim Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Neyi uyarıyorsunuz? “Uyarıyorum” demek uyarmak demek değildir. Hatibin sesini kesersiniz, uyarınızı yaparsınız.

BAŞKAN – Oturuma ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.56

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

239 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Tasarının tümü üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Mehmet Günal.

Buyurun Sayın Günal.(MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, ben söylediğim sözün arkasındayım, kimseye hakaret etmedim, sadece “saygısızlıktır” dedim. Bu da öyle çok kaba bir tabir değil. Saygısızlık yapılıyor, bir tespitte bulundum ama Sayın Grup Başkan Vekilinin böyle “Bar bar bağırıyor.” diye bizi tehdit etmesi gerçekten üslup olarak hoş değil. Siz burada öyle her istediğinizi dayatamazsınız. Yani iktidar olmak demek “Biz getirdik istediğimizi çıkarırız, istediğimiz saatte çalıştırırız, istediğimiz gibi yaparız.” demek değildir. Gerekliyse getirirsiniz. Kanunlar komisyona geldiği zaman da bunları tartışıyoruz. Alt komisyon zaman zaman kurduruyorsunuz, zaman zaman kurdurmuyorsunuz, zaman zaman biz yokken komisyon toplantıları yapıyorsunuz, sonra arkamızdan tweet’ler atıyorsunuz “Çıktılar.” diye. Bunların hepsini yapıyorsunuz ama buradan tek başınıza kanun çıkarma şansınız yok. Yani, burayı çalıştırmak bize değil sadece, size ait. Onun için de en azından asgari nezakete dikkat ederek bu kanunları çıkarmamız lazım. Bizim muhalefet olarak görevimiz, her zaman eksiğini söylemektir, yanlış varsa uyarmaktır, önerge vermektir. Kabul edersiniz, etmezsiniz, etmenizi temenni ederiz ama etmiyorsanız da bizim bu yanlışları kamuoyuyla paylaşmamızdan -dün de belirttim, bugün de yine konuştuk, dün EXPO’yla ilgili de konuştuk- bizim bunları paylaşmamızdan daha doğal bir şey olamaz. Bunlara öyle çok sabırsız bir şekilde tepki göstermeye gerek yok. Biliyorum, bu saatte yoruldunuz ama siz istediniz, “Devam edelim.” dediniz, o zaman, dayanacağız. Biz buradayız, okuyacağız, konuşacağız, çalışacağız. -Madem öyle- önergelerimizi vereceğiz, devam edeceğiz.

Şimdi, bu kanun tasarısı 23’üncü Dönemden kadük olmuş bir tasarı ve -Komisyona geldiği zaman da söyledim- yeniden sürece sokulmadan, olduğu gibi aynı hâliyle apar topar getirdik. Üstünde, dünyada finansal krizler yaşanıyor… Aynen SPK tasarısında olduğu gibi. Hazırlanmış, tamam, güzel, emek var ama bir oturun. Ne olur? “Zaman kaybederiz...” E kurumlara bir daha gönderin, var mı eksik, gedik, bir şey var mı bir bakalım. “Yok, acelemiz var.” Şimdi, bu kadar önemli, bütün sektörü ilgilendiren kanunları görüşüyoruz ama nedense, böyle her şey boyacı küpü gibi bir batır çıkar felsefesiyle geliyor, kanun yapıyoruz arkadaşlar. Görüşleri almaktan en fazla bir gün, bilemediniz iki gün kaybedersiniz; eğer oturup tartışırsak bir gün daha kaybedersiniz ama sağlıklı çıkar.

E görüyorsunuz, burada yetki aldınız, KHK’lar çıktı, üç gün geçmeden… Sordum bugün Meclis Başkanımıza, çünkü Meclisin yetkisini, yasamanın yetkisini de savunması gereken kişi Meclis Başkanı. “Sayın Genel Sekretere görev verin.” dedim. “Bu yetki çerçevesinde çıkarılan KHK’larda o günden bugüne kaç tane düzeltme bize kanunlarla yaptırdınız? Bir hesaplayın bakalım.” Buradan çıksaydı öyle mi olurdu? Yani bunu tartışmaktan, zamana yaymaktan niye çekiniyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi, bütün sektörü ilgilendiren bir şey gelmiş yani hükümsüz kalan bir şeyi aynen yenilemişiz. Şimdi, peki nasıl olacak? Yani içerisinde birtakım şeyleri eğer orada oturup düzeltmeseydik, Komisyondan eğer alelacele geçseydi geldiği hâliyle birçok eksiklikler içeriyordu. Hâlâ içinde içimize sinmeyen şey var ama esas itibarıyla gerekli olan bir tasarı. Özünde de esasına muhalefet etmiyoruz ama içindeki bazı hükümlerin iyileştirilmesini söyledik, bir kısmı da iyileştirildi verilen önergelerle, ama ortak, ama bireysel, arkadaşlarımız bunun üzerinde çalıştılar. Ama şimdi bakıyoruz, hâlen daha burada, bütün kanunlarda olduğu gibi bir sürü ceza var, idari para cezası var, birtakım şeyler var. Bakıyoruz, birbirine benzeyen bir sürü suç var, benzer kuruluşlar ve araçlar var. Soruyoruz orada “Arkadaşlar, Adalet Bakanlığından görüş aldınız mı?” diye. “Hayır, bizden görüş alınmadı.” diyor Komisyonda arkadaşımız. Şimdi, bu nasıl kanun yapma tekniğidir? Para cezalarını alıyoruz… Her kanunda söylüyoruz, diyoruz ki: “Bakın, adaletsizlik olmasın. Benzer suçlar koyuyorsunuz, benzer cezalar koyuyoruz. Eğer burada bir şey konulacaksa Adalet Bakanlığı bu konuda daha uzman veya o komisyona gönderelim, onlar bir baksın, tekrar gelsin.” Ama alelacele gidiyor. Şimdi, tasarının, 42, 44, 46’ncı maddelerinde hapis ve idari para cezaları var. Bu kanunun kendi maddeleri var ve diğer mevzuat var. “Bu konulardaki cezaları düzenleyen bir yeknesaklık bulunmuyor. Bakalım, konuşuruz, tartışırız.” diye o anda komisyonda… Şimdi bununla ilgili önerge var mı, yok mu bilmiyorum. Yani böyle alelacele “Biz yaptık oldu.” mantığıyla çıkardıkça sürekli düzeltme geliyor, ki bu düzeltilmiş hâli, önerilmiş hâli.

Değerli arkadaşlar, demokrasilerde sadece iktidar değil, parlamentonun çalışması yani muhalefetin de katkıda bulunması gerekir. Adalet ve Kalkınma Partisi maalesef 3’üncü dönemde iktidar olmanın herhâlde getirdiği sarhoşlukla biraz “Bizim yaptığımız şeye kim itiraz edebilir ki?” havasında. Bürokratları bile, arkadaşlarımız “Siz ne karışıyorsunuz, nereden biliyorsunuz?” diye hemen Komisyonda azarlamaya başlıyorlar veya önünü kesiyorlar. Zaten sormamışsınız, görüş almamışsınız en azından orada diyoruz ki: “Falanca kurumdan kimse varsa bize bunu bir anlatsın.” Ondan sonra bir bakıyoruz, arkadaşlarımız doğrudan veya dolaylı olarak hemen bu arkadaşımızın üzerine çullanıyor, karşılıklı kaş, göz veya dolaylı olarak “Konuşma.” telkinlerinde bulunuyorlar.

Şimdi, öbür taraftan, gelmiş bir şey, içinde bir sürü vergi düzenlemesi var. Bakıyoruz, istisnalar ve vergi tespitine ilişkin 37’inci madde var, tartışıyoruz, Maliye Bakanlığı diyor ki: “Biz buna razı değiliz.” veya “Sonra konuşacağız.” sonra, “Bakanımız yok.” ya da “Uzlaşamayız.” Bu nasıl bir anlayıştır ben anlamıyorum arkadaşlar. Bu tasarı, teklif değil, teklifleri hadi anlıyorum, arkadaşlarımız veriyor ama tasarı Bakanlar Kurulundan geçiyor, bütün bakanların da imzası var. Yani oraya gelmeden konuşulmuyor olması başka bir şey ya da o zaman imzalanırken de mi anlaşamıyorlar, ben bunu pek anlayamıyorum. Bir koordinasyonsuzluk var, bir arkadaşımız başka bir şey diyor, öbürü başka bir şey diyor. Yani bu, aranızdaki tartışmayı anlayabiliyorum ama burada geldiği zaman bir uzlaşma sağlanması lazım. Örnek, yine meslek birlikleriyle ilgili, geldi arkadaşlarımız, Odalar ve Borsalar Birliğinin temsilcileri geldi, sigortacılarla ilgili birtakım şeyler söylediler, “Sektör kurulu var.” dediler, “Bizim altımızda da arkadaşlarımız çalışabilir, birçok oda olmasın.” dediler. Ne olduysa, o arada yine başka uzlaşmalar çıktı. Yani biz, sonuç olarak, zaten Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kadar farklı kurullar, üst birlikler kurulmasını tasvip etmiyoruz. Yani her konuda ayrı ayrı üst kurulların birleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz ama bu yapılacak çalışmanın da SPK Kanunu’yla beraber düşünülmesi gerektiğini söylemiştim. Orada da şimdi bir Sermaye Piyasaları Birliğimiz var ama bu finansal kuruluşlar ayrı, sermaye piyasaları ayrı, Bankalar Birliği ayrı birçok birlik oluşturmuş oluyoruz. Peki, bunu oluşturuyoruz ama, bu, koordinasyonsuzluğumuzu daha da artırıyor. Bir taraftan, yine ikrazatçılarla ilgili bir madde var. Doğrudan bunlara yetki veriyoruz geçiş kurmuş gibi, “Efendim, orada işte hüküm yok, burada var.” dedi arkadaşlarımız. Şimdi, bunların adaletli bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor ve bu kanunlar çıkarılırken de kurumlar arasında koordinasyonun sağlanması gerekiyor ama bakıyoruz, ekonomi yönetimi içerisinde o koordinasyon sağlanamıyor -Sayın Başbakan Yardımcısı, kendisi burada- ama bir de bakıyoruz, bir gazete haberi aynen şöyle diyor: “Yanlış yönet, halka ödet.” Acaba muhalif bir gazete mi diye bakıyorum, Sayın Başbakana en yakın olan gazete patronlarının ve yöneticilerinin yaptığı bir haber ve de kişisel olarak hedefe 2 bakan ve Merkez Bankası Başkanı konulmuş ve bizim çok kibar söylediğimiz şeyleri onlar daha ağır söylemiş. “Efendim, işte bu şekliyle Merkez Bankası faizi yüksek tutuyor, böylece rantçıların önünü açıyor.” falan diye afişe ediyor. Şimdi, peki, bu anlayışla, bir tarafta fren, bir tarafta gaz tartışması nasıl olacak? Yani direksiyonda boşluk varsa, direksiyondaki şoförün otomobil ehliyeti var ama siz ona tır veriyorsanız ne olacak? Yani bu koordinasyonu biz kurumlar arasında bile sağlayamıyorsak… Oturduk, görüştük; arkadaşlarımızın birisi başka bir şey diyor, öbürü… Ben buna itiraz etmiyorum, bu doğaldır ama bunlar “Önceden toplandık.” diyorlar, bakıyoruz, ama resmî bir yazışma olmamış, bir görüş çıkmamış. Ben gerçekten şaşırıyorum, bir kanun olabilecek şey. Örnek, daha geçen hafta SPK Kanunu’nda yaşadık. Sayın Bakanım burada. Son anda geldi. Bize, bir kanun olabilecek İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının şirketleştirilmesi geliyor. Tamam, lazımdır; evet, olabilir, felsefesini tartışırız ama -bununla ilgili- bu kendisi başlı başına tasarı olabilecek bir madde üç beş sayfalık. Son anda içine bir bakıyoruz… Gündüz, TOKİ’yle ilgili Bakanımız buradayken sordum. Burada olmayan arkadaşlarımız vardır ama bu tip yap-sat işlerini TOKİ fazla yapıyor, birtakım iş merkezleri de yapıyor, devir işlemleri de yapıyor ve son anda fark ettik ki İstinye’deki birtakım araziler bedelsiz olarak TOKİ’ye devredildi. Şimdi, bunun bir süzgeçten geçmesi gerekmiyor mu? Alt komisyonda gelmemiş, üst komisyonda son saniyede geliyor, aşağıda zaten bir görüşme var, öbür tarafta başka bir görüşme var, o arada gelip giderken önümüze bir teklif. Bu, bir doğru kanun yapma tekniği değil, onu anlatmaya çalışıyorum. Bu, bir dayatma, bu son saniyede yangından mal kaçırır gibi getirme oluyor o zaman.

Soruyoruz, şimdi, böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Adasını, parselini yazmış, metrekaresini yazmıyor, o zaman ben şüpheleniyorum. Niye yazmıyorsun? Gayrimenkul bilgisi, devrediyorsan metrekaresini insan yazmaz mı? Bir işlem yaparsanız, gayrimenkulle ilgili işlem yaparken adasını, parselini yazıp metrekaresi yazılmaz mı? Soruyoruz, neredeyse 160 dönümlük toplam altı yedi parça arazi. Yani bunun bir süzgeçten geçmesi lazım, yani son anda getirilen önergenin teklifle veya tasarıyla alakası yok. Onun normal şartlarda ilgili kurumlara -hangi kurumlar o konuyla ilgiliyse- yazılıp bu konudaki görüşlerinin alınması, ondan sonra da tasarının içerisine zerk edilecekse eğer, Bakanlar Kuruluna geçerken onun da olması lazım.

Bütün söylediğimiz budur. Bu dayatmayla “Biz yaptık, oldu. Son anda getirdik onu ekledik, bunu taktık.” E, “Biz çıkaracağız.” eksik gidiyor, sıkıntımız orada.

Bakın, burada daha önce birçok şeyi tartıştık. Eleştirilerimiz de oldu, ağır tartışmalarımız da olur yerine göre çünkü aşırı baskı ve çalışma şartlarının böyle sağlıksız olması, birçok arkadaşımızın bu şartlarda tepkisinin artması normal. Sabah 10.00’da başladık biz Bütçeye Sayın Elitaş, hâlâ devam ediyordu, iki defa buraya indim, iki tane konuşma yaptım. Şimdi, uyarmak zorundayız sizi ama yukarıda da konuşmak zorundayız. Aradaki toplantımızı söylemiyorum, tekrar gelip, zaten Plan Bütçe Komisyonunda devam eden görüşmemiz vardı. Diğer arkadaşlarımız ayrı, o milletvekilleri programları bitince ayrılabilirler. Şimdi bu şartlarda… Yarın tekrar saat 10.00’da biz Bütçe Komisyonunda çalışacağız. Sizler gidip, sabah namazına kadar da olsa, sonra yatacaksınız. El insaf, el vicdan! Yani sadece size göre mi ayarlanacak? Bu arkadaşlarımız yarın da çalışacak. Sabah ondan beri, Adalet ve Kalkınma Partili, CHP’li, MHP’li fark etmiyor, hepimiz çalışıyoruz. Arada, affedersiniz, lavaboya çıkmaya vakit bulamadığımız anlar var. E, peki, yani şimdi bu şartlarda bizden ne bekliyorsunuz? Yani verdiğiniz ortam ne, sağladığınız imkân ne, duyduğunuz saygı ne?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – On dakikadır aynı şeyi konuşuyorsunuz.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Hayır, ama işte şurada konuşmamız lazım, aynı şey değil. Meselenin özünü söylüyorum size.

O zaman, tabii, siz de kızdığınız zaman hop, siz de bize karşı tepki gösteriyorsunuz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Şu söylediklerini iki dakikada söylerdin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Beceremiyorum, siz çıkın, iki dakikada siz söyleyin. Ben biraz daha fazla yumuşak konuşayım diye öyle yapıyorum  -yoksa biraz daha, bu saatten sonra kan şekerimiz düştüğü için- özellikle yoksa hızlanırsam daha sert konuşmaya başlıyorum, onun için yavaş konuşuyorum.

Değerli arkadaşlar, böyle “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla olmaz, inatlaşmayla olmaz, daha çok kanunlar çıkaracağız. Yukarıda bütçe… Bir kere zaten, bu külliyen yanlış bir şey. Plan ve Bütçe Komisyonu orada bütçe görüşürken siz buraya ne kadar Plan Bütçeden çıkan kanun varsa hepsini getirip koyuyorsunuz, hadi başka komisyon olsa neyse. Önümüze Sermaye Piyasası Kanunu’nu da koydunuz, “Onu da görüşeceğiz.” diyorsunuz, 148+10, 158 madde. Valla, biz zaten buradayız. Eğer oturursanız, o zaman sırayla, İç Tüzük’ün verdiği imkânlar çerçevesinde çalışırız, otururuz, konuşuruz, biz zaten nöbetteyiz.

Ama şimdi “saygısızlık” derken ben onu söylüyorum Sayın Elitaş’a, sadece bu değil. Burada bir çalışma adabı olması lazım. Biz, insanların onurunu, haysiyetini, çalışma şartlarını düzenleyen kanunlar yapıyoruz ama milletvekili olarak kendimiz insanca bir çalışma ortamı düzenlemiyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Yani bunu söylememden daha doğal ne olabilir? Yok, bu şartlarda çalışırsanız kavga da çıkar, dövüş de çıkar. İnsanların, herkesin tansiyonu, evde sorunu vardır, gelmiştir, canı sıkılmıştır, yorulmuştur. Dolayısıyla, gelin bunu aklıselimle oturun, güzel bir çalışma takvimiyle… “Bitime kadar, bitime kadar” dayatmalarıyla bunu yapmayalım.

Çıkarırız, finansal kurumların burada birkaç tane önemli maddeleri var, onlarda da arkadaşlarımız dinler, dinlemez… Dün dayattınız EXPO’yu, eksik çıktı. Ne yapalım? Bizim milletimize şikâyet etmekten başka çaremiz yok. Eğer siz “Parmak sayısıyla biz bunu yaparız.” diyorsanız… Ama o şikâyetimize bari engel olmayın canım. Müsaade edin de sesimizi çıkaralım yani, bağırmamıza niye isyan ediyorsunuz, başka bir hakkımız mı kaldı elimizde? Şurada konuşuyoruz, televizyon yok, bir şey yok bu saatten sonra. Yani kendi kendimize konuşuyoruz, ona bari tahammül edin, bir şey yok. Yani, ümüğümüzü sıktınız zaten, onun için değerli arkadaşlar, bu şartlarda kanun yapmak doğru değil. Öncelikle biz herkesin hakkını korumaya ve Anayasa’ya bağlılığa yemin ettik. Anayasa’nın en temel şeyleri -işte uzlaşma kurulu çalışıyor- temel hak ve ödevler, insan hakları, çalışma şartları bilmem ne diye herkese masal anlatıyoruz. Dolayısıyla, önce kendi hakkımızı koruyalım, aksi takdirde buradan sağlıklı çalışma yapamayız.

İktidar ve muhalefetin bir bütün olduğunu ve demokrasinin unsurları olduğunu tekrar sizlere hatırlatıyor, hepinize saygılar sunuyorum.(MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, biz şimdi Plan ve Bütçe Komisyonunun raporunu görüşüyoruz. Bilindiği gibi kanun tasarı ve teklifleri Başkanlıkça komisyonlara havale edilir ve komisyonlar bu kanun tasarı ve teklifleri hakkında raporlar düzenler. Dolayısıyla, bu rapora bağlanması gereken komisyonlar olarak esas komisyon Plan ve Bütçe Komisyonu, tali Komisyon Adalet Komisyonu; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu olarak ifade edilmiş. Bilindiği gibi bu komisyonlarla ilgili yapılan bu çağrı üzerine bu tali komisyonların ne karar aldığı konusunda raporda herhangi bir hüküm yok, dolayısıyla bu rapor tekemmül etmiş bir rapor değildir. Yani ne oldu? Havale etti de komisyon görüştü mü, görüşmedi mi, görüşmeyeceğini mi söyledi? Dolayısıyla ne görüştü? Bu konuda raporda herhangi bir bilgi yoktur, dolayısıyla bu rapor tekemmül etmiş bir rapor değildir. O bakımdan, tekemmül etmemiş bir raporun bu şekilde Başkanlıkça havale edilmiş komisyonların iradeleri belirlenmeyen bir raporu bu safhada görüşmek, bir rapor görüşüldüğüne göre mümkün değildir. O bakımdan, bu tali komisyonların bu konudaki tavırlarının bu rapora dercedilmesini teminen raporun tekemmül ettirilmesi gerekiyor. Ben raporu görüşüyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük’ün 23’üncü maddesine baktığımız takdirde bu konu düzenlenmiştir. Esas komisyonlar ve tali komisyonlara gönderilmiştir.

İç Tüzük’ün 23’üncü maddesinde, eğer tali komisyonlar kendileriyle ilgili kısımda görüş bildirirlerse, süresi içinde esas komisyonlar dikkate alıp almamakta serbesttir ama rapora dercedilir. Ama İç Tüzük’ün 23’üncü maddesinin son hükmü gereğince, komisyonlar süresi içerisinde konuyla ilgili bilgileri esas komisyonlara bildirmedikleri takdirde, esas komisyonun görüşmelerine engel teşkil etmediğinden dolayı demek ki komisyonlar, süresi içerisinde esas komisyona yani Plan Bütçe Komisyonuna, Adalet, Sanayi ve diğer komisyonlar bilgi göndermediğinden dolayı komisyon raporunu hazırlamış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun bilgisine sunmuştur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bunlarla ilgili bilgiler raporda yok tabii. Görüş bildirilmemişse “Görüş bildirilmemiştir.” denir, raporda yer alır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük 23’üncü madde çok açık ve nettir Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla görüş bildirilip bildirilmediği hususunu biz AKP Grup Başkan Vekilinden değil, komisyon raporunu hazırlayan komisyondan bekleriz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AKP Grup Başkan Vekilinin bildirmesi değil. İç Tüzük 23 açık ve net.

OKTAY VURAL (İzmir) – Raporda bildirdi mi, bildirmedi mi? Zamanında bildirmedi komisyon olarak, on gün beklemedik, beşinci günde aldık. Bu konuda raporda sarih bir açıklama yok.

BAŞKAN – Şimdi, efendim, benim bildiğim kadarıyla, bana verilen bilgiye göre de, tali komisyonlar on gün içerisinde görüşüp bir görüş bildirmedikçe esas komisyonun rapor hazırlayıp Genel Kurula göndermesi mümkün. Burada da aynı şey olduğu söyleniyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Yani hangi tarihte tali komisyonlara gönderilmiş, tali komisyonlarla ilgili esas komisyon hangi tarihte toplanıp yapılmış, bu konularla ilgili raporda bilgi olması lazım. Ben bunları…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Raporda bilgi var Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben bunları rapor… Biz raporu görüşüyoruz efendim, rapor görüşüyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Raporda bilgi var Sayın Başkan.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biz bunu nereden bileceğiz Sayın Başkan?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Rapora bakarsak görürüz orada.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biz bunu nereden bileceğiz? On günlük süre beklendi mi? Ondan sonra ne görüş bildirildi? Nereden bileceğiz biz bunu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi tarihlerde?

BAŞKAN – Efendim, 30 Mart 2012’de komisyonlara gönderilmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN –  9 Nisan 2012’de…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Alt komisyona gönderilmiş. 

BAŞKAN – …alt komisyona gönderilmiş, en son süresi içinde de Komisyon görüşerek oradan gelen raporu buraya göndermişler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlıyorum.

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne görüş bildirmişler peki?

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman, Sayın Başkan, ben usul tartışması açmak istiyorum çünkü komisyon raporlarının sarih olması lazım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Lehinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyon raporu dağıtıldığı için okunmuyor, dolayısıyla tutumunuzun aleyhinde söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutumunuzun lehinde Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu, aleyhte.

BAŞKAN –  Lehte Recep Özel, Mustafa Elitaş; aleyhte Sayın Vural, Sayın Aslanoğlu.

Aleyhte olmak suretiyle ilk konuşmacı Sayın Vural.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

3.- 239 sıra sayılı Komisyon Raporu’nda tali komisyonların kararları yer almadığından bu raporun tekemmül etmiş sayılıp üzerinde görüşme yapılmasının İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

 

OKTAY VURAL (İzmir) –  Sayın Başkan, şimdi bu uygulamanız da usule uygun değil.

BAŞKAN –  Hangi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Çünkü söz sırasının lehte ve aleyhte olarak tecelli etmesi gerekir. Bu bakımdan söz sırasını vermekte de siz usule aykırı davrandınız. Öncelikli olarak, bu söz verme sırasıyla ilgili usul tartışmasını bitirdikten sonra konuyla ilgili usul tartışması açabilirsiniz.

BAŞKAN – Tamam efendim.

Lehte Sayın Recep Özel, Isparta.

OKTAY VURAL (İzmir) – Konuşma söz sırası… Hayır efendim…

BAŞKAN – “Lehte” dediniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz, sırayı düzgün yapmadınız. “Sıra önce lehte konuşanın” diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ben, söz verme sırasıyla ilgili uygulamanızı doğru bulmadığımı ifade ettim. Tutumunuzla ilgili söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, ben de düzeltiyorum ve lehte söz veriyorum, onu istediniz. Başka yapılacak bir şey yok. Yani aleyhte değil, lehte olmasını eleştirdiniz. Ben de lehte olmak suretiyle söz veriyorum. Mesele kaldı mı efendim?

Sayın Recep Özel, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının usulüne uygun bir rapor olarak Genel Kurul gündemine gelmediği iddiasını, Başkanlığın yasal ve bütün şartlarını haiz olarak komisyon raporu hazırlanıp gündeme geldiğini ve görüşüldüğü noktasındaki tutumunun lehinde söz almış bulunmaktayım.

Şimdi, kanun tasarı ve tekliflerinin nasıl görüşüleceği İç Tüzük’te yazılı. Meclis Başkanlığı gelen tasarı ve teklifleri komisyonlara havale eder, bazen esas komisyonlara, bazen tali komisyonlara. Uygulamada genellikle tali komisyonlar raporunu hazırlamamakta. Tali komisyonların bu raporlarını hazırlamaması esas komisyonun işine, rapor hazırlamasına, görüşmesine engel teşkil etmemektedir. İç Tüzük’ün 23’üncü maddesinin son iki fıkrası: “Tali komisyonların hangi yönden veya hangi maddeler hakkında görüş bildirecekleri havale sırasında belirtilmemiş ise, bu komisyonlar görüşlerini kendileriyle ilgili gördükleri hususlar üzerinde bildirirler.” Son fıkrası ise “Tali komisyonlarca süresi içinde görüş bildirilmemesi; esas komisyonun raporunu hazırlamasına engel değildir.” Bu kadar açık, bu kadar sarih bir İç Tüzük hükmü karşısında raporun geçersiz bir şekilde olduğunu iddia etmek, valla, herhâlde Milliyetçi Hareket Partisinin içinde bulunduğu şu kongre dönemindeki durumla izah edilebilir diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne alakası var? Oraya hukukçu olarak çıktın, hukuk adına bir şeyler söyle ya.

OKTAY VURAL (İzmir) – Herhâlde sen hamama gideceksin de terlemek için konuşuyorsun he!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yılışık adam, utanmıyorsun da.

BAŞKAN – Sayın Özel teşekkürler.

Aleyhte olmak üzere Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu, buyurun efendim.

Üç dakika içinde lütfen…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sizin aleyhinizde değilim bir kere ama aleyhte olduğum şeyler var.

Değerli arkadaşlar, ben açık bir insanım. Çok üzüntülüyüm, olayların bu şekilde olmasından son derece üzüntü duyuyorum, vicdanımda son derece rahatsızım. Biz, salı günü Sayın Şandır, ben ve Sayın Elitaş Danışma Kuruluna gittik. Salı, çarşamba ve perşembe günleri neler konuşulacağını, AKP Grubunun getirdiği Danışma Kurulunu rica ettim, kendisinden aldım. “Hangi kanunlar görüşülecek?” diye sorduğumda “EXPO, Kamu İhale ve Finansal Kiralama.” dedi. Hatta benim âcizane bir önerim oldu, dedim ki: “Ben sizin yerinizde olsam üçünü de bitine kadar yaparım, salı, çarşamba, perşembe.” Ki yani biri erken biterse… Örneğin dün, salı günü erken bitti ama o karar alınmadığı için devam edilemedi. Sayın Şandır dedi ki: “Yalnız, bizim perşembe günü akşam yemeğimiz var.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Grup toplantımız…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Evet, yani “Toplantımız var.” dedi.

Sayın Elitaş aynen “Ne demek, sonuna kadar bu konuda saygı gösteririz.” dedi. O günkü olaylar bu şekilde. Sonra, salı günü akşam, pardon… Dün akşam EXPO ile devamı yazılmadığı için Danışma Kurulu kararına nitekim diğer kanunlar gelmedi, EXPO da bitti.

Ben, tabii, bugün en az on kere indim çıktım. Bütçedeyiz arkadaşlar. Bütçedeyken, bir kere orada biz bütçe görüşmeleri yaparken burada Bütçe Komisyonuyla ilgili bir kanun görüşüldüğü zaman biz elli parça oluyoruz. Bize de acıyın biraz ya, biraz da bize acıyın ya! Oraya git, buraya gel, oraya git… Bir de sorumluluğumuz var.

Şimdi, ben, hatta, sorumluluğum gereği, geldim, saat üç civarıydı, üçtü, dedim ki: Sayın Elitaş, yukarıda arkadaşlarımı, kendimi ayarlayacağım, konuşmacılarımı toplayacağım hepsini. “Yediye çeyrek kala Oktay Bey çıkacağız.” dedi. Sizin de Elitaş’a bir sözünüz var, tamam mı? EXPO şeyini bitirelim. O saati hesapladım hatta. “BDP’nin danışma kurulu var.” Dedim, o şimdi üç buçukta biter. Yani normal hesapladığımda altı buçuk gibi o yasa bitiyordu. Normal hesapladı mı, işte tümü, şahıslar, şey, bilmem ne… Hatta bana dedi ki: “Soru sormasın.” Dedim ki: “Ben, bunu engelleyemem.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Daha erken bitsin.” dedim

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ha, daha erken… Dedim ki: “Engelleyemem ben kimseyi, ne soru sormayı…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Onun için bir kere olay budur, olayın gerçeği budur ama daha sonra ben burada yokken, beni şahit gösterdiğiniz için, -ben burada yokken ne gelişti onu bilmiyorum- benimle konuşulan bunlardır. “MHP’nin yemeği var diye son derece saygı gösteriyorum.” dedin ama ondan sonra ne gelişti bilmiyorum.

Hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu.

Şimdi, lehte olmak suretiyle Sayın Mustafa Elitaş.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, öncelikle Sayın Aslanoğlu’na teşekkür ediyorum. Yaptığımız görüşmeyi Sayın Şandır, Sayın Aslanoğlu, Sayın Meclis Başkanımızın huzurunda dörtlü görüşmeyi harfiyen ifade etti. Çıkarken aynı şekilde dedi ki: “Grup önerisini değiştirin, bu grup önerinizi Finansal Kiralama Kanunu’nun bitimine kadar alın. Salı günü bitirebildiğimiz kadar gidelim, çarşamba günü bitirebildiğimiz kadar gidelim.” Hatta dün dedi ki: “Niye çarşamba günü öyle almadınız, alsaydınız Kamu İhale Kanunu’nu bitirirdik, olmadı.” Dedik ki: “Yarın olur. Nasıl olsa biz bunun şeyini yaparız yarın ki…” Ki, Sayın Aslanoğlu’nun bir madde üzerinde çekincesi vardı, Sayın Bakana üç-dört maddelik önergeler verildi ve değerlendirildi. Sayın Aslanoğlu, daha sonra o bir maddelik çekincesinden de vazgeçtiğini, yapılan işi takdire bırakıyorum…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Sayın Bakan şey de yapacağını söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İnceleyeceğini ve bugün de ifade etti.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Hayır, hayır sonra…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Takdire bıraktığını ifade etti, aynı şekilde gelişti. Dün ve bugün, biz Sayın Şandır’la yaptığımız görüşmede dedik ki: “Sayın Şandır, bu yasayı, Kamu İhale Kanunu’nu çıkaracağız bu çerçevede arkasından öbür maddeye geçelim.” Aslanoğlu dedi ki: “Arkadaşlarımı gönderiyorum.” “Tamam” dedim. Mevlüt Bey, o zaman soru-cevap kısmını da geçelim, saat 5’te bitirelim, 6’da bitirelim. “Ama söz veremem” dedi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Veremem.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Haklısınız dedim. Sayın Şandır, hem dün hem bugün, dedim ki: Sayın Şandır, Grubunuzun bir toplantısı varmış, nezaketen bizim devam etmemiz şık olmaz. Onun için biz bu işe devam etmeyelim. “Bizim zaten bu yasayla ilgili çekincemiz yok, siz devam edin.” dedi çıkarken.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Onu bilmiyorum, ondan sonra ben yoktum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Meclis Başkanının yanından çıkarken. Dedim ki: Sayın Şandır, biz yarın görüşelim, nezaketen bu işin olmasını uygun bulmuyoruz. Ve bugün biz saat altıda altı buçukta Kamu İhale Kanunu’nun biteceğini düşündük ama saat on oldu, Kamu İhale Kanunu bitmiyor, usul tartışmaları açılıyor vesaireler oluyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, söylemek istediğim şu, Değerli Günal, değerli arkadaşlar, biz…

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Neden oldu o tartışmalar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bilemiyorum neden olduğunu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Nasıl bilemiyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Olabilir, olabilir arkadaşlar. Bakın, soru-cevap kısmı yok, olabilir bu usulle ilgili meseleler.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Bakın Mustafa Bey, sorulardan bir kısmı çekildi, bitmedi kardeşim buna rağmen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Arkadaşlarımız… Bakın, gergin ortamlar oldu. Biz grup başkan vekilli olarak arkadaşlarımızı yatıştırmak için gayret gösterdik. Nitekim diğer arkadaşlarımız da aynı gayreti gösterdiler, hoş olmayan hadiselerin çıkmasına engel olarak, bizler grup başkan vekili olarak bunları engelledik ama Sayın Şandır’ın bize ifadesi… Burada da Sayın Şandır’a söyledim usul tartışmasında. Biraz önceki o beş-altı dakikalık, bir milletvekili arkadaşımızın burada konuşması kesildiği sırada, Sayın Şandır, biz nasıl anlaştık, ne yapıyoruz, engellemeye mi çalışıyorsunuz bu işi dedim. “Bir dakika, şu işi bitirelim de hallederiz” dedi. Ama Sayın Şandır şu anda yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Mustafa Bey, bazı sorular çekildi, çekildi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın değerli milletvekilleri, biz ne söylediysek onun arkasındayız. Sayın Şandır: “Bizim bu yasayla ilgili herhangi bir şeyimiz yok, devam edebilirsiniz.” dedi. Sayın Aslanoğlu aynı şekilde ifade etti dedim, nezaketsizlik olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Orasında ben yokum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hayır, hayır şu konu. Doğru, orada yoksunuz. Şu konu, nezaketsizlik olur, bizim bu işe devam etmemiz nezaketsizlik olur dedim. Israrla söyledim ama bugün söylediğim şu: Kamu İhale Kanunu’nu ne zaman çıkaralım? Dediği gibi, saat dörtte BDP Grup Önerisi var. “Ya, devam etmeyelim.” Dedi, sözleri de girmez. Sayın Bakan da “Benim uçağım var hazırlıyorum, durdurayım mı?” dedi. Tamam Sayın Bakanım, siz uçağınızı ayarlayın, gidin dedik. Ama ne oldu, ne bitti, nasıl oldu anlayamadım…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Niye bunu getirdin o zaman? Finansal kiralamayı niye getirdin?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, burada bir gerilim ortaya çıkıyorsa, bu gerilimle ilgili bizim milletvekili arkadaşlarımızı, bütün, töhmet altında bırakıyorsanız ve her sözü, her yaptığımız sözün arkasında bizim durmamızı bekliyorsanız yanlış yaparsınız. Ben, Sayın Şandır’ın sözüne izafeten bunu söylüyorum. Biz öyle konuştuk geldik ama konuşmamızın hiçbiri gerçekleşmedi. Ben isterdim, arzu ederdim ki Sayın Şandır da burada olsun. Saat altıda, beş buçukta Sayın Şandır’a sordum: Ne yapıyoruz, bozuyor muyuz anlaşmayı dedim. “Tamam, şunu bitirelim ondan sonra…” dedi ama Sayın Şandır gitmiş.

Gelelim usul tartışmasına.

Bakın, değerli milletvekilleri, nerede, ne olduğuyla ilgili…

Eğer Sayın Şandır’sa telefondaki, biz beş gece altı gün Sayın Şandır’la günde yirmi saat beraberdik, yirmi saat beraber gezdik, eğer Sayın Şandır telefonda bunu, size orada, telefonda “Yalan söylüyor.” diyorsa hiçbir hakkımı helal etmiyorum. Bakın, beş gece altı gün, en az on beş saat beraberdik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Nerede? Nerede, Sayın Elitaş, nerede, nerede?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Şandır bilir, herkes bilir nerede olduğumuzu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hacda mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Evet, hacdaydık.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Onu söylesene.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Beş gece altı gün, en az on beş saat beraberdik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yalan konuşma diyor, yalan konuşuyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Eğer Sayın Şandır, işte burada teyidi ama sadece bizimle burada… Hatta arkadaşlar da duydu. Ben bugün grup toplantısında anlattım, grup yönetiminde anlattım, dedim ki, arkadaşlar, bir centilmenlik anlaşması yaptık, Kamu İhale Kanunu bittikten sonra bu işi kapatacağız. Ne zaman biter? Beşte biter, altıda biter. Son anda BDP grup önerisi geldi. Beşte bitmez, altıda biter bu dedik. Tüm milletvekili arkadaşlarımıza bunu söyledik.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar, buraya çıkarken hiddetle, şiddetle kalkıp da bizi, yani insafsızlıkla veya -ne söyledim bilmiyorum, hatırlamıyorum Sayın Günal ama- saygısızlıkla suçlamak gerçekten ağır oldu. Çünkü yapılan bir şey, atılan… Yapmadığım bir saygısızlığı bana itham ettiğiniz anda inanın bir refleks gösterdim. Olmaması gerekendi. Ben, Sayın Günal’dan bunu, şiddetli bir şekilde “Saygısızlık yaptın.” demesini yadırgadım, gerçekten yadırgadım. Çünkü olayları bilmediğinden dolayı böyle diyor olduğunu ifade ettim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ama ben duydum çıkarken, kapandıktan sonra “Uzatmak mı istiyorsunuz?” dediğini duydum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ne, uzatmak mı…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Uzatalım o zaman.” diye çıkarken duydum, kavgadan sonra. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hayır, ne zaman?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aradan sonra…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hayır, onu söyledim, hayır, doğru…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Uzatıyorsun, ben de onu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Uzatmak mı istiyorsunuz dedim, onu söyledim, aynen onu söyledim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben de onu diyorum işte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Uzatmak mı istiyorsun, onu söyledim zaten…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Uzat o zaman, tamam.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sordum zaten; Sayın Şandır, uzatmak mı istiyorsunuz dedim. Doğru, teyit ediyorsun beni. O da “Hayır.” dedi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir dakika şimdi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Hayır.” dedi. Ama saat onda bitti Sayın Günal, o yasa saat beşte bitecekti, saat onda bitti.  

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sen de inat ediyorsun “Al o zaman, işte buyur çalışalım o zaman.” diyorsun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Arkadaş, yedide biz çıktık…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri, gelelim İç Tüzük meselesine, şu andaki usul tartışmasına. İç Tüzük’ün 23’üncü maddesi açık ve net. İç Tüzük’ün 23’üncü maddesini okuduğunuz takdirde ne Başkandan bilgi almaya ne de başkalarına bu konuda yardımcı olmaya ihtiyaç yok. 23’ücü madde burada. Plan ve Bütçe Komisyonunda ben de dört sene çalıştım. Gittik Plan ve Bütçe Komisyonunda sabahlara kadar çalıştık; Sayın Günal, Sayın Aslanoğlu, sabahlara kadar çalıştık Plan ve Bütçe Komisyonunda, geldik, burada da çalıştık. Plan ve Bütçe Komisyonunun ne kadar zor şartlar altında çalıştığını bilirim. Teşekkür ediyoruz, katkılar sağlıyorsunuz. Bu yasaya da katkılarınız var, onlara da teşekkür ediyoruz. Ama değerli milletvekilleri, kavgamız olabilir, gürültümüz olabilir, anlaşamadığımız, laf atışmalarımız karşı karşıya gelebilir ama ben şunu arz ediyorum: Ne olursa olsun, verdiğimiz sözün arkasında durmalıyız. Her türlü kavgayı yapabiliriz, her türlü tepkiler ortaya çıkabilir ama sonuç ne olursa olsun, verdiğimiz sözün arkasında durmamız gerekir. Bizim aldığımız terbiye “Hangi şartlar altında olursa olsun, nereye gelirse gelsin, sözünün arkasında durmak gerekir.” diye büyüklerimizden, ecdadımızdan aldığımız terbiye, söz budur. O sözün uygulamaya geçmesini hem biz yaparız hem de başkalarından isteriz.

Sayın Başkan, bu açıklamayı yapmama fırsat verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu, harfiyen anlattınız, size de yaptığımız görüşmeleri harfiyen anlattığınız için teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Saat üçten sonraki gelişmeleri bilmiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Siz, bizim aramızdaki görüşmeleri harfiyen anlattınız.” diyorum, bizim aramızdaki görüşmeleri harfiyen anlattınız.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ediyorum.

Sayın Vural, buyurun efendim.

Beş dakika veriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, usul tartışmasında önce üç dakika verdiniz, sonra beş dakika daha verdin. Bak biz konuşurken bize söz vermiyorsun, ona beş dakika fazla veriyorsun.

BAŞKAN – Efendim, isteyen arkadaşlara veriyorum Sayın Genç, lütfen sakin olun ve oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen keyfine göre hareket ediyorsun, yani AKP Grubu olduğu zaman beş dakika fazla veriyorsun.

BAŞKAN – Bir gergin hava oluştu, bunu yumuşatmaya çalışıyorum. Lütfen germeyin, oturun, arkadaşımıza da vereceğim, merak etmeyin.

Buyurun Sayın Vural.(MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bundan önce lehte ve aleyhte kullananlara ne kadar verdiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Üçer dakika verdiniz.

BAŞKAN – Üçer dakika...

OKTAY VURAL (Devamla) – Bu yaptığınız uygulama İç Tüzük’e aykırı efendim.

BAŞKAN – Sayın Vural, şu havayı yumuşatmaya çalışıyorum.

OKTAY VURAL (Devamla) – Yumuşatmaya gerek yok.

BAŞKAN – Ben de biliyorum…  Gerek yok değil, şimdi siz de buyurun, siz de izah edin…

OKTAY VURAL (Devamla) – Yumuşatmaya gerek yok. Siz Persilmatik kullanın yumuşatmak için.

BAŞKAN – Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun sözünü de kesmedim ne kadar konuştuysa. Sizin de kesmiyorum, buyurun.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan, beni ilgilendirmiyor. Ben diyorum ki: Şu anda yaptığınız uygulama, sözlerle ilgili, sürelerle ilgili yaptığınız uygulama usule aykırıdır. Dolayısıyla, bu tutumunuz, sürelerle ilgili tutumunuz hakkında öncelikli olarak usul tartışması açılsın.

MUSATAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi net.

BAŞKAN – Peki efendim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Burası yol geçen hanı değil, keyfinize göre yönetemezsiniz. üçer dakika diyorsa üçer dakika vereceksiniz. Buna beş dakika, buna sekiz dakika… Böyle şey olmaz.

BAŞKAN – Hayır.

Şimdi Sayın Vural, beni dinler misiniz bir dakika?

Hiçbirisinin sözünü kesmedim, sizin de kesmeyeceğim.

Buyurun.

OKTAY VURAL (Devamla) – Efendim, kesip kesmemeniz önemli değil, ben diyorum ki: Bundan öncekilere kaç dakika verdiniz dedim, “Üç dakika verdim.” dediniz. Doğru mu?

BAŞKAN – Doğru.

OKTAY VURAL (Devamla) – Doğruysa, hangi yetkiye binaen veriyorsunuz bana?

BAŞKAN – Efendim, Sayın Elitaş yedi dakika konuştuğu için siz de isterseniz konuşun diyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ben de istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bakın, burada diyor ki: “Onar dakikayı geçmemek üzere Başkanın takdirindedir.” diyor. Arkadaşların sözünü kesmemek için ne kadar istiyorlarsa konuşturdum. Mesele bundan ibaret, başka bir şey yok.

OKTAY VURAL (Devamla) – Olmaz öyle şey.

BAŞKAN – Olur efendim, burada var. “onar dakikaya kadar Başkanın takdirindedir.” diyor. Adam konuşmuyorsa zorla, “Konuş” diyemem. Üç dakikada bitirdi Aslanoğlu, yedi dakikada bitirdi o. Size de şimdi dedim ki: “Ne zamana kadar bitiriyorsa, konuşsun” dedim. Ona kadar…

OKTAY VURAL (Devamla) – Pazarlık mı yapıyoruz? Pazarlığa girdiniz. İhale işleri gibi yapıyorsunuz yani!

BAŞKAN - Pazarlık değil “On dakikaya kadar yetkisinde.” diyor burada; madde açık.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Olmaz, olmaz! Burayı böyle yönetemezsiniz.

OKTAY VURAL (Devamla) - Başkan, kaç dakika verdiniz?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, çok haksızlık yapıyorsunuz!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, partiler arasında eşitsizlik yapıyorsunuz!

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (Devamla) – Hayır Sayın Başkan, burada madde açık değil. Diyor ki: “Usul tartışmasında onar dakikaya kadar süre verebilir.”

BAŞKAN – Doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani ona da verin!

OKTAY VURAL (Devamla) – Dolayısıyla burada verdiğiniz süreyi lehte ve aleyhteler için belirleyeceksiniz. Ben Mevlüt Aslanoğlu’nu beğenmedim, buna üç dakika; ona bir şey söyleyemiyorum, buna yedi dakika, on dakika…

BAŞKAN – Böyle bir şey yok. Bakınız, söylediklerimi saptırmayın. Söylediğim şu: “Arkadaşlar, bir gergin hava var; konuşsunlar, kesmeyin sözlerini.” dedim. Konuşmayan adama üç dakikadan sonra… Sayın Aslanoğlu’nun sözünü de kesmedim, illa konuş mu diyeyim yani?

OKTAY VURAL (Devamla) – Ona niye vermediniz?

BAŞKAN – Şimdi, konuşana seslenmedim. Öbürüne de, size de aynı şeyi söylüyorum; mesele bundan ibaret.

OKTAY VURAL (Devamla) – On dakika mı verdiniz?

BAŞKAN – Yedi dakikaydı efendim, yedi dakikaydı konuşması.

OKTAY VURAL (Devamla) – Konuşursam...

BAŞKAN – Efendim, üç dakika verdim ve kesmedim hiç birisini.

Siz de buyurun, siz de buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Konuşursa kesmeyeceğim diyor. Ona kadar konuş, on beş dakika da konuş.

BAŞKAN – Üçer dakika verdim ve kesmedim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Konuşursak on dakikaya kadar serbest.

KAMER GENÇ (Tunceli) – On dakika, on dakika… Usul tartışması on dakika.

BAŞKAN - Şimdi, siz de Sayın Elitaş kadar, ne kadar konuşmak istiyorsanız, on dakika içerisinde buyurun konuşun; sizin de kesmeyeceğim sözünüzü.

Buyurun konuşun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya Başkan, keseden vermiyorsun ya! Ver on beş dakika gitsin ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, kalan süre itibarıyla başlatır mısınız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, süreyi başlattınız mı? On dakikaya getirin.

OKTAY VURAL (Devamla) - Kalan süre itibarıyla başlatın efendim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başladı ya!

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan, süre başladı mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler, alkışlar[!])

Yazıyor musunuz “AKP Grubundan alkışlar” diye?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yazıyor, yazıyor!

OKTAY VURAL (Devamla) - Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu uygulamayı devam ettireceksiniz, usul tartışmasında on dakikayı devam ettireceksiniz. Bundan sonra yapamazsınız!

OKTAY VURAL (Devamla) – Tabii, ilkesiz siyasetin geleceği nokta budur. Dolayısıyla, bir söz verip de sözünün arkasında durmayanlara ne denildiğini herhâlde değerli milletvekilleri sizler gayet iyi bilirsiniz. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle “yalancı” denir.

OKTAY VURAL (Devamla) – Şu anda bu sözün arkasında durmayan da biliyorum ki, içinizden gayet iyi, net biliyorsunuz. Bu gerçek teslim edildi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle, yalancı denir sözünün arkasında durmayana.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bundan önce de müfterinin kim olduğunu tespit etmiştik zaten tescilli çünkü, tescilli. Dolayısıyla, bu konuyla ilgili ben… Usul tartışmasını açtığım konu budur. Efendim, şöyleymiş böyleymiş… Partiler arasında belli bazı konular olduğu zaman elbette görüşülür, anlatılır ve karşılıklı anlayış içerisinde meseleye bakılır. Meclisi ancak böyle çalıştırabiliriz. Ben şu anda bu raporu görüştüğüme göre, usul tartışmasının bu kısmıyla ilgili değerlendireceğim daha sonra da Sayın Elitaş’ın sataşmalarıyla ilgili söz talebim olacak, kayda geçirin de… Çünkü siz orada bir şey söylüyorsunuz sonra vazgeçiyorsunuz; buradan kayda geçireyim, sataşmadan dolayı söz talebim olduğunu unutmayın yalnız, oldu mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Peşin peşin olmaz bu işler.

OKTAY VURAL (Devamla) – Şimdi, bu raporda diyor ki: “Adalet Komisyonuyla, Sanayi, Ticaret Komisyonuna havale edilmiştir.”diyor. Şimdi, bu raporda bu Komisyonların ne yaptığına ilişkin herhangi bir bilgi var mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok. Öbür Komisyonda da yoktu.

OKTAY VURAL (Devamla) – Var mı Sayın Başkan? Yok. Yani bu Komisyonlarda zamanında görüşülmediği için ya da görüş bildirmeyeceğini belirttikleri için Komisyonumuz değerlendirme yapmıştır. Benim aradığım bu. Bununla ilgili İç Tüzük’ün 23’üncü maddesindeki, efendim, on gün süre komisyonlar alabilir, şunları yapabilir… Bunlar elbette İç Tüzük’ün hükümleri. Ben raporu görüşüyorum. Raporda okuyacağım; bu alt komisyonlar, bu komisyonlar ne yaptı, ne oldu, niye görüş bildirmedi? Süresi geçtiği için mi? Ben görüş bildirmeyeceğim dediği için mi? Dolayısıyla, bu raporda bunlar yok. Bu raporda bunlar yokken sizin burada kalkıp, bir rapor görüşülürken bununla ilgili olarak İç Tüzük’ün şu maddesine göre böyledir, böyledir, böyledir demenin bir anlamı yok ki. Ben rapora bakıyorum, raporda yok. Sayın Başkan, raporda var mı? Var mı? Yok. Dolayısıyla benim dediğim husus, bunu daha önce de tartışmıştık -hatırlayınız- ve komisyonda olan arkadaşlar bu tali komisyonların akıbetinin ne olduğunu komisyon raporuna dercetsin dedik. Defalarca söyledik. Kanunlar ve Kararlar burada, tutanaklar burada. Bir havalenin mukadderatının İç Tüzük’ün hangi maddesine göre, nasıl tecelli ettiğini ben raporda okuyacağım. Bu bakımdan, benim aradığım… Neden bunu arıyorum? Çünkü benim, Adalet Komisyonunda da Sanayi, Ticaret, Bilgi, Teknoloji Komisyonunda da milletvekillerim var. Ben bu milletvekillerinin de görüşeceği bir tasarının neden görüşülmediğini öğrenmek durumundayım. Raporun amacı budur. O bakımdan “Rapor tekemmül etmemiştir.” diyoruz. Bu rapor, bütün safahatıyla, havaleler, havalelerle ilgili yapılan işlemleri içermesi ve ona göre Genel Kurulda konuşulması gerekir. Bu bakımdan, bu raporda bunlar olmadığı için ben akıbetini soruyorum. Yoksa, işte şu tarihte oldu, bu tarihte oldu, olmayana ergi metoduyla raporda olmayan hususlarla ilgili hüküm yürütmek kolay ama ben raporu görüşüyorum ve milletvekillerim de rapora bakıyor, diyor ki: “Adalet Komisyonuna havale ettirilmiş ama bize bir haber gelmedi.” Sanayi, Ticaret Komisyonundaki milletvekillerine soruyorum, milletvekillerimiz “Bizim bu konudan haberimiz yok.” diyor. Şimdi, bu durumda tali komisyonların ne yaptığının bu komisyon raporunda yer alması gerekiyor çünkü Sayın Komisyon da Sayın Başkanın havalesi üzerine görüşme yapıyor zaten. Tali komisyonlarda da Başkanlığın havalesi üzerine görüşlerini bildiriyor.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sanayi Komisyonunda görüşülmeye başlandı, yarım kaldı bu.

OKTAY VURAL (Devamla) – Öyle mi?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Evet.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bu da enteresan.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İlk toplantısı yapıldı, sonra Bütçe Komisyonunun alt komisyonuna bunu sevk etti.

OKTAY VURAL (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, bakın, Sanayi Komisyonunda görüşülmeye başlanıyor ve yarım kalıyor. Şimdi nasıl? Ne oldu peki? Yani o komisyon ne görüş bildirdi? Bakın, eğer öyle bir şey varsa, gerçekten, bu raporun bu yönüyle, bunu gündemine alan komisyonun toplanmasına rağmen bu konuda görüş bildirmemişse –zannederim- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının komisyonları, denetim görevi çerçevesinde başlanmış olan bir işle ilgili hangi görüşü ifade etmiştir? Bu durumda Başkanlığınızın bununla ilgili bir irade beyanı olması lazım. Benim bunu görmem lazım. O bakımdan, bu rapor tekemmül etmemiştir diyoruz.

Şimdi, böyle bir rapor mesela şöyle bir şey gelse, eğer bir tali komisyon bununla ilgili bir toplantı yapmış, raporunu göndermiş de esas komisyon bu raporu dikkate almamışsa bu da çok ciddi bir sıkıntı meydana getirir. O bakımdan hep diyoruz ki, komisyon raporları sarih olmalı; açık olmalı, hangi komisyonun ne yaptığını biz görmeliyiz, bilmeliyiz.” Çünkü değerli arkadaşlarım, komisyon toplantısına çağrı yapılmadan benim milletvekilimin haberi olmuyor. Şimdi, Sanayi Ticaret Komisyonuna havale edilmişse, milletvekiline çağrı yapılmadan bunun ne zaman görüşüleceğini bilmiyoruz. O bakımdan bu konuda, bu esas komisyonunun raporunda bunların açık bir şekilde ortaya konması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, öyle evirip çevirmeye gerek yok. Evet, bizim Allah’a şükür, şerefle, ihtilal döneminde kapatılmış partimizin bugün 10’uncu Genel Kurultayı’yla ilgili grup toplantımızı akşam yaptık çünkü salı günü yapmadık ve bu konuda böyle bir grup toplantımızın olacağını ve Meclis gündeminde görüş ve düşüncelerimizi ifade edemeyeceğimiz için Meclis çalışmalarıyla ilgili böyle bir iradenin kullanılmasını istedik, arzumuz buydu.

Efendim, şu biter bitmez… Ona kadar bitmedi biz zaten yediye beş kaladan itibaren buradan gittik. Dolayısıyla ne olur yani? Ayşenur Hanım, ne olur velev ki öyle olsa, ne olur? Yani bir parti grubunun hakkına, hukukuna sahip çıkması konusunda bir arzusunu yok saymanız doğru mu?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hayır, yok saymadık, tahrif etmeyin.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ne oldu peki? Şimdi biz neyi görüşüyoruz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI ( İstanbul) – Lütfen, tahrif etmeyin.

OKTAY VURAL (Devamla) – Neyi görüşüyoruz şu anda biz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Danışma Kurulunu.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Danışmaya uymadınız. Anlaşmamıza uymadınız, uymamanın sonuçlarını yaşıyorsunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ha, itiraf edin bunu kayıtlara girsin.

OKTAY VURAL (Devamla) – Peki, peki. Ama size bir şey söyleyeyim mi: Böyle bir anlaşmanın olduğuna… “Biz buradan gidiyoruz, siz istediğiniz gibi çıkartın.” diyenin yalan söylediğini telefonla ben teyit ettirdim.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) - Kendisi gelsin konuşsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır’la beş gece altı gün, en az on beş saat beraberdim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ve bununla ilgili olarak da şu anda şunu ifade… “Şu saate kadar, beşe kadar biterse.” Yok, “Şuna kadar biterse.” Ya, irademizi size mi teslim edeceğiz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır’a telefon aç, beş gece altı gün beraberdim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Biz diyoruz ki, “Yedide gideceğiz, yediye kadar çalışırız, biterse biter.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır’ın yalan söylediğine ihtimal vermiyorum.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ha, ne olacak canım. Hiç önemli değil ya. Ne olacak ya. Buna muhalefet edecek bir grup değiliz ki; hakkımızı, hukukumuzu korumasını biliriz. Geliriz, sabaha kadar da çalışırız. Ama değerli milletvekilleri, bilin diye söylüyorum size, bilin diye. Değmez... Benim bu görüşmemi “Kurultayla ilgili.” diyerek… Bir özel milletvekili var. Herhâlde, zannediyorum kendisine verilen görevi bir an önce bitirip hamama gidip, terleyip kese atmak istiyor. Onun için bunları çıkartıp Kızılcahamam’daki hamam sefasına katılacak herhâlde. Onun acelesi içerisinde herhâlde. Olsa olsa acelenin amacı budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bazı kirleri sular seller temizleyemez Oktay Bey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok suyun içindesin ama temizlenmiyorsun…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kime? Niye cevap veriyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen niye alınıyorsun? Öyle çok kirleri var ki suyun içinde temizlenmiyor bile.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya, evet onu söyledim ben de işte.

OKTAY VURAL (Devamla) – “İstediğiniz kadar” demiştiniz.

BAŞKAN – On dakika oldu, daha istiyor musunuz?

OKTAY VURAL (Devamla) – Hayır, “istediğiniz kadar” demiştiniz de o bakımdan. Siz öyle demiştiniz.

BAŞKAN – Hayır, “istediğiniz kadar” demedim. On dakikaya kadar İç Tüzük’e göre. Dolayısıyla onun azamisini burada verdik, on dakikaya kadar.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir de sataşma vardı Başkanım.

BAŞKAN – Hayır, hayır. Öbürleri konuşmadığı için söyledim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Durum bundan ibarettir. Dolayısıyla bugün geldiğimiz bu noktada kanunu çıkartabilirsiniz, biz buradayız. Mücadelemizi sürdüreceğiz ama gerçekten saat yediden itibaren olmayacağınızı ifade ettiğiniz bir toplantıyı biz yokken devam ettirip kanunlara parmak kaldırmak, ondan sonra kanunu gündeme alıp görüşmek…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Öyle değil, öyle değil…

OKTAY VURAL (Devamla) - Vicdanlarınıza havale ediyorum. Yarın mübarek cuma, bugün cuma akşamı.

Bunu vicdanlarınıza havale ediyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, saygıdeğer konuşmacı benim söylemediğim bir şeyi, bir telefonla konuşmayla ilgili, bana izafeten bir konu ifade etmiştir. Müsaadenizle düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika içerisinde lütfen…

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, kendisinin ifade etmediği bir konuyu kendisine atfetmesine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değerli arkadaşlar, konuşmamızda şu var: Önerge yok, konuşmalar belirli sayıda, o çerçevede bunlar hızlı bir şekilde bitecek ama burada gelip pimi çekersen, bombayı patlatmaya çalışırsan “Yahu, ne yapalım, saat yediye kadar bitmedi ama biz size ‘yediye kadar’ diye söylemiştik.” demek haksızlık olur, yakışık almaz. Ne konuştuk, o konuşma yerine gelecek; kavga olur, gürültü olur, biter. Gelip de hiç ortada fol yok, yumurta yokken bir anda gelip pimi çekersen, patlatırsan bombayı, yapılan iş yanlış olur. Ben bunu ifade etmeye çalışıyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Elitaş, bitirseydin, biz yoktuk.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Tekrar söylüyorum. O telefondaki şahıs Sayın Şandır’sa, şurada ben masamda otururken Sayın Şandır gelip “Yarın ne yapıyoruz?” dediği konuyla ilgili kalkıp da “Siz devam edin isterseniz.” deyince “Sayın Şandır, yakışıksız olur, yarın görüşelim.” dediğimi “Yalan söylüyor.” diye ifade ediyorsa hakkımı helal etmiyorum, bir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu insanların hakkı ne olacak?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –  Onlar da helal etmiyor, ne olacak?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İkincisi, geçenlerde yine bir fezleke konusu vardı. Sayın Başkan ara verdi, verdiği arada dedi ki: “Fezlekeyi konuşmayalım, grup önerilerini konuşalım çünkü bizim Sayın Genel Başkanımız fezlekede burada bulunacak.” Biz nezaketen, bir siyasi partinin genel başkanına nezaketen, başlamış bir işi, İç Tüzük’e aykırı olmasına rağmen çektik, grup önerisini konuştuk, “Saat beşte Sayın Genel Başkan gelene kadar biz o işi erteleyelim.” dedik ama Sayın Genel Başkan gelmemiş, gelmeyecekmiş, yanlış ifade edilmiş. Gelmeyeceği ama “gelebilir” şeklindeki bir ifadenin farklı noktaya geldiğini ifade etmiş.

Bakın, biz verdiğimiz sözün arkasında sonuna kadar duruyoruz. Nerede var? Hangi şartlar altında olursa olsun sözümün sonuna kadar arkasında duruyoruz. “Şöyle olursa, böyle olursa…” deyip de, “Ne yapalım, yediye kadardı.” deyip de bu işlerin altından kalkmak insanı altında bırakır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Elitaş.

Değerli arkadaşlarım, sayın Komisyonun bir açıklaması olacak.

Buyurun sayın Komisyon.

 

 

13.- Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcüsü Ahmet Öksüzkaya’nın, 239 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun tekemmül edip etmediğiyle ilgili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

 

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Sayın Başkanım, Sayın Vural’ın bahsettiği, buradaki hususla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum izniniz olursa.

Bu kanun 30/3/2012 tarihinde Meclis Başkanlığınca komisyonlara havale edilmiş. Esas komisyon olarak Plan Bütçe Komisyonuna, tali komisyon olarak da Adalet Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna havale edilmiş. Biz bu kanunu 10 Nisan 2012 tarihinde görüşmeye başlamışız. Dolayısıyla, arada on günlük bir süre var. O on günlük süre içerisinde tali komisyonlar eğer raporlarını vermezlerse esas komisyon bunların süresi geçtikten sonra, verip vermeyeceğine bakmaksızın görüşmelerine başlar ve raporunu tutar. Usul böyledir, teamül böyledir. Biz bu çerçevede bu raporumuzu hazırladık ve Meclis Başkanlığına sunduk, basımı tamamlandı.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, Sayın Başkanın ifade ettiği bu konu raporda yok işte. Yani rapora bunu yazmamışsınız, onu ifade ediyorum.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bütün raporları inceleyin, hiçbirinde yok.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz.

Komisyon raporunun 42’nci sayfasında belirtildiği üzere, tasarı 30/3/2012 tarihinde tali ve esas komisyonlara havale edilmiştir. Esas komisyon olan Plan Bütçe Komisyonu, 10/4/2012’de yaptığı toplantıda tasarıyı görüşmüştür. On günlük süre geçtiği için de öbürlerini nazara almadan raporunu hazırlayıp göndermiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, Sayın Başkan, ben  de diyorum ki: Raporda bunun yazılması lazım. Siz, Meclis komisyonlarını denetlemekle görevli bir makamsınız. Dolayısıyla diyoruz ki: On günlük süreyle ilgili; görüşüldü de raporu gönderdi, dikkate almadı mı; görüşmedi mi; bunlarla ilgili bilginin olması lazım, raporda yer alması lazım. Bizim söylediğimiz bu.

BAŞKAN – Sayın Başkan, bildiğim kadarıyla böyle bir mecburiyet yok. Ben tutumumun doğru olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla görüşmelere devam edeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bundan önce bir kanunla ilgili… İç Tüzük gereğince kanunlarda talep hâlinde karar yeter sayısının aranması zorunludur. Dolayısıyla bu karar yeter sayısı aramakla ilgili benim bir irade beyanım size olmuştu.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu irade beyanından sonra bununla ilgili bir usul tartışması açtınız ve bu usul tartışmasında yine maalesef, karar yeter sayısı istemiş olmama rağmen bu karar yeter sayısı talebini iletmediğime ilişkin yanlış bir beyanla uygulama yaptınız. Dolayısıyla tutumunuz hakkında söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lehinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Öncelikli olarak İç Tüzük 13’üncü maddeye göre bunlarla ilgili hususlarda…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhinde…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kaç kere usul tartışması… Aynı konuyu konuştuk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, aleyhinde…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Lehinde efendim…

BAŞKAN – Aleyhinde: Sayın Vural.

Lehinde: Sayın Recep Özel, Mustafa Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, başka şeyler varsa toptan konuşalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha çok konuşacak şeyimiz var çünkü usulsüzlük yapanın herhâlde, her zaman usulsüzlüklerini yüzüne vurmaya…

BAŞKAN – Aleyhte mi Sayın Hamzaçebi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Mahmut Tanal…

BAŞKAN – Aleyhte mi Sayın Mahmut Tanal?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aleyhte…

BAŞKAN – Tamam.

Lehte olmak suretiyle Sayın Elitaş, Kayseri Milletvekili.

Sayın Elitaş, lehte olmak suretiyle buyurun.

Üç dakika süre veriyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Lütfen sürelere uyalım Sayın Başkan.

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

4.- Karar yeter sayısının aranması talebini gerçekleştirmediği gerekçesiyle Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın tutumu hakkında

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sizin ifadelerinizden bakıyorum, tutanakları aradık. Sayın Şandır size ifade ederken Sayın Vural’la birlikte “Tutanaklara bakın.” dedi. Tutanaklara baktık.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Sayın Şandır yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Sayın Vural’la birlikte” diyorum. Tutanaklara baktık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, tutanaklara birlikte bakmadık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Karar yeter sayısı var mı, yok mu, istemi var mı diye baktık. Karar yeter sayısının isteminin olmadığını gördük. Sayın Başkan dedi ki içeride: “Sayın Vural bana geldi kürsüye, kulağıma söyledi, ‘Ben karar yeter sayısı isteyeceğim.’ dedi ama baktım Sayın Vural telefonla görüşüyordu. Telefonla görüşmesi bittikten sonra, üç buçuk dakika sonra Sayın Vural karar yeter sayısı istediğini, istemediğini sordu.” Bir kere olması gereken nokta şu: Bir irade beyan ediyorsunuz, bir grubu temsil ediyorsunuz, bir grubun tüzel kişiliğiyle birlikte hareket ediyorsunuz. Karar yeter sayısı isteyeceksiniz ama telefonunuz o kadar çok önemli ki hiç ciddiye almıyorsunuz, Meclis Başkanlığını ciddiye almıyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi grubunu ciddiye almıyorsunuz, Milliyetçi Hareket Partisinin haklarını ve onların taleplerini ciddiye almıyorsunuz; üç buçuk dakika sonra, dört dakika sonra diyorsunuz ki: “Ben karar yeter sayısı istemiştim.”

Değerli milletvekilleri, karar yeter sayısının nasıl isteneceği bellidir. Karar yeter sayısı İç Tüzük’ün -146’ncı madde olması lazım- 146’ncı maddesinde oylamaya geçmeden önce teamül gereği, İç Tüzük’te olmayan ama teamül gereği oradan herhangi bir milletvekili “Karar yeter sayısı istiyorum.” derse Başkan karar yeter sayısını arar ama kâtip üyeler… Sorar Sayın Başkan, sağındakine sorar: “Var mı karar yeter sayısı?”, örnek “Var.” dedi. Solundakine sorar: “Var mı?”, “Yok.”

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sağındaki “Yok.” diyor, solundaki “Var.” diyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Peki, sağındakine sordu: “Yok.” dedi, solundakine sordu: “Var.” dedi. O zaman Başkan der ki: “Kâtip üyeler arasında uyuşmazlık olduğundan dolayı elektronik olarak karar yeter sayısını arayacağım.” der. Bu işi yapar.

Değerli milletvekilleri, istenmiş, “Karar yeter sayısı isteyeceğim.” denmiş ama telefon konuşması olduğundan dolayı isteme imkânı olmamış, unutulmuş. Başkan, burada karar yeter sayısı isteme talebini değerlendirmiş, bakmış burada bir çoğunluk var, o çoğunluk çerçevesinde istenmemesine rağmen “Kabul edilmiştir.” demiş ve diğer maddeye geçmiştir.

O anlamda, değerli milletvekilleri…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan da Haydar konuşurken Haydar’ı kesmiş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Haydar’ı kesmedi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kesti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan kesmedi. Bir milletvekilinin kürsüde konuşma yaparken kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun sözünün kesilmesi o partiye, milletvekiline ve gruba saygısızlıktır.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Demin ben dedim, benimkini kesti, “saygısızlık” demedin, bizimki de yarım kaldı, aynı şey oldu.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

Sayın Tanal, buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ne kadar süre veriyorsunuz?

BAŞKAN – Üç dakika verdik efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Olmaz zaten Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Takdir yetkisi Sayın Başkana ait.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Biraz önce ne yaptık? Tutumunuzla ilgili ben söz aldım ama Değerli Başkan, değerli milletvekilleri, bu ayrı bir tartışma şimdi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

Sayın Tanal, bir saniye efendim.

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, siz biraz önce usul tartışmasında iktidar partisi grup başkan vekiline yedi dakika verdiniz, Milliyetçi Hareket Partisi grup başkan vekiline on dakika verdiniz. Aynı uygulamayı Sayın Tanal’a yapmanızı rica ediyorum efendim.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Başkan, o zaman da izah ettim, bir gerilim ortamında herkese üç dakika dememe rağmen üç dakikayı geçirenlerin sözlerini kesmedim, mesele bundan ibaret. Onu tartıştık biraz evvel Sayın Vural’la da yani üç dakika diye verdim, konuştularsa sözlerini kesmedim, dört dakika konuşan oldu, altı-yedi dakika konuşan oldu, on dakika konuşan oldu, olay bu. Yoksa bildiğiniz gibi, usul tartışmasında iki veya üç dakika konuşuyoruz. Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Partiler arasında eşitsizlik yapıyorsunuz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani buradan şunu mu anlayayım efendim: Yani üç dakikada Sayın Tanal bitiremezse konuşmayı uzatacaksınız diye mi anlayayım efendim?

BAŞKAN – Uzatmazsa memnun olurum, uzatmadı başkası, dolayısıyla ben üç dakika veriyorum, mümkün olursa, uyarsa sevinirim.

Buyurun Sayın Tanal.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki, devam et sen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Uzatacakmış.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, usul tartışmasıyla ilgili, Sayın Başkanın tutumuyla ilgili söz almış bulunmaktayız ama Sayın Başkan, gruplar arasında hak ve nasafet, eşitlik ilkeleri uyarınca hareket etmiyor. Sayın Başkanın öncelikle hak ve nasafet doğrultusunda tüm gruplar arasında eşit, adil bir vaziyette söz vermesi gerekir.

Biraz önce tabii ne yaptı? Sayın Mevlüt Aslanoğlu konuştuğunda 3 dakika verdi, Sayın Elitaş konuştuğunda 7 dakika verdi, Sayın Oktay Vural konuştuğunda 10 dakika verdi. Yani bu açık ve net bir vaziyette, Sayın Başkanın gruplar arasında keyfî bir işlem yaptığının bir göstergesi. Tabii Sayın Başkanın, İç Tüzük’ün 14’üncü maddesi uyarınca komisyonlarla ilgili, komisyonlarda yapılan adaletsizlik ve düzensizliklerle ilgili yetkileri olduğu hâlde, bugüne kadar hem Meclis Başkanı hem Meclis başkan vekilleri, komisyonlarla ilgili görevlerini bugüne kadar yapmadılar.

Ben, bir parlamenter olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine komisyonlarda yapılan bu adaletsizliğin, eşitsizliğin, eş güdümlü çalışmama nedeniyle Meclis Başkanına yazılı bir dilekçe verdim. Yazılı dilekçe verdiğim hâlde, bugüne kadar açık, net bir vaziyette bu usulsüzlük hâlen devam ediyor. Bugün, biz Bolu’da açlık greviyle ilgili görev için gittiğimizde Mecliste görüşülen Kamu İhale Kanunuyla ilgili aynı şekilde Bayındırlık Komisyonuna gönderildiği zaman o kanun, o Komisyonda kırk sekiz saat geçmeden Komisyona gelmişti o tasarı. Onunla paralel olarak, konuştuğumuz bu konuyla ilgili aynı vaziyette bir kanun teklifi de ben vermiştim. Komisyonlarda gayet açık ve net iki kanun teklifi arasında iş birliği olduğu için bunların birleştirilmesi gerekir denildi. Aynı şekilde, Kamu İhale Kanunu’nun Bayındırlık Komisyonuyla bir ilgisinin olmadığını, bunun Adalet Komisyonuyla ilgisi olduğunu… Yoğun bir tartışma yapıldığı hâlde, maalesef komisyonlarda parmak sayısının çoğunluğu nedeniyle taleplerimizin hiçbirisi nazara alınmadı ve o tek geçici olan madde bugün Genel Kurula acilen getirildi.

Peki yani biz, burada parlamenter olarak, komisyonlarda yapılan bu usulsüzlükleri, bunu biz nereye şikâyet edeceğiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Özür dilerim Sayın Başkan.

Biz, bu usulsüzlükleri kime şikâyet edeceğiz? Bizim muhatabımız kim? İç Tüzük’ün 14’üncü maddesi uyarınca bizim muhatabımız Meclis Başkanı ve Meclis başkan vekilleri.

Peki, bununla ilgili biz dilekçeleri veriyoruz. Sayın Oktay Vural Bey’in biraz önce bahsettiği konuyla alakalı olarak bahsediliyor ve dile getiriliyor. Sayınızın çok olması nedeniyle sözlerimiz komisyonlarda dinlenilmiyor, sayınızın çok olması nedeniyle sözlerimiz Genel Kurulda dinlenilmiyor ve siz de bu sayı çokluğu nedeniyle -ne olur- yani orada gerek Anayasa'mız uyarınca gerek İç Tüzük nedeniyle bağımsız olarak karar vermeniz gerekirken, o parti disiplininden sıyrılarak bağımsız bir şekilde karar vermekte sıkıntı yaşanılıyor.

Tabii, bu hak ve hukuk, sadece biz milletvekillerinin hak ve hukuku ihlal edilmiyor bununla ilgili; bu hak ve hukuk, milletin de hak ve hukuku ihlal ediliyor.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Ya, siz komisyonlarda ne diyorsunuz?” Sayın  Başkanım, bunlar aynı zamanda sizin görevinizin alanına giriyor. Mesela, yapılan adaletsizlikleri, hukuksuzlukları ne yapıyoruz biz? Bu saate kadar kanun koyucu boş işlerle uğraşır mı? Boş işlerle uğraşmamamız lazım. Herkes belli bir meslek sahibi, belli bir eğitim seviyesinden gelmiş. Hemen hepimizin hafızalarında yeri var. Türk Ticaret Kanunu yeni değişmedi mi arkadaşlar? Değişti değil mi? Türk Borçlar Kanunu da değişti ve -siz, tabii bu işten anlamadığınız için anca bu boş şeylerle uğraşırsınız- yani netice itibariyle…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Tutumla alakalı konuş.

MAHMUT TANAL (Devamla) – …22’nci maddede, efendim, eski 6762 sayılı Ticaret Kanunu’na atıf yapmışsınız. Ne olur komisyonun, ne olur alt komisyonların lafını dinleseniz, zamanını verseniz? Yani burada biz boş işlerle uğraşmasak olmaz mı? Aynı şekilde yine Borçlar Kanunu’yla ilgili atıf var. Tabii kaliteli kanun çıkarsa Parlamento kaliteli olur, kalitesiz kanun çıkarsa ve bu kalitesiz kanun nedeniyle tüm Parlamentodaki parlamenter üyeler zan altında kalır yani kanunun kaliteliği ve kalitesizliği Parlamentonun verimli çalışıp çalışmamasıyla ölçülür. Peki, biz 110 tane hukukçu arkadaş buradayız ve diğer meslek gruplarındaki arkadaşlar da ayrı bir sorun. Peki, biz bunu aldığımız zaman, yazboz tahtası gibi, Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girdi -Sayın Bakan da burada- ve yürürlüğe girmeden iki gün öncesi 55 maddeye yakın bir madde tekrar değiştirildi. Yani şimdi, biz bunu yaparken ve yarın birkaç gün geçtikten sonra tekrar Borçlar Kanunu’ndaki o atıf hükümle, Ticaret Kanunu’ndaki atıf hükümle, bunlarla yine ne diye uğraşalım?

Kanunun adı var, adıyla birlikte tanımlar kısmına geçiyorsunuz, tanımlar kısmında eksiklikler var. Bunların hepsinin telafisi var değerli arkadaşlar. Telafisinin yol ve yöntemi, -Sayın Başkanlıktan istirham ediyoruz mümkün oluncaya kadar- bunları komisyonlardan yeteri kadar tartışılmadan, sadece parmak oyuyla, eğer biz bunu gerçekten, komisyonlardan bu şekilde kanunlar Genel Kurula gelirse sıkıntı yaşarız ve bunun sıkıntısı da aynı şekilde…

Hak etmediniz belki bazı cümleleri ama ister istemez bu yanlış tutumlar nedeniyle bunları da sarf etmek zorunda kalıyoruz, onun için kusura bakmayın, özür diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

Lehte olmak suretiyle Sayın Recep Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; biraz önce görüşmüş olduğumuz usul hakkındaki, tutumunuz hakkındaki ve karara bağladığınız bu konuda tekrar bir talep üzerine usul tartışması açtınız. Bunun hakkında daha önce bir karar verilmişti, siz de bu kararınızı Genel Kurulla paylaşmıştınız. Şimdi Oktay Vural’ın tekrar talebi üzerine Başkanlığın tutumu…

Herhâlde İç Tüzük’te şöyle bir daha hüküm olması gerekiyor: Başkanın olumlu-olumsuz tavırlarından dolayı bir genel görüşme açıyoruz, grupların tutumları hakkında da herhâlde bir görüşme ihtiyacı hasıl oluyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir ona müdahale etmiyorsunuz, ona da edin; bir onu kontrol etmiyorsunuz, onu da edin.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Gerçi bunu burada yapmaya gerek yok; millet bütün seçimlerde bu grupların tutumlarına bakıyor, AK PARTİ’nin her seçimde oyunu yükseltiyor, sizlerin de oyunu azaltıyor. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Çok tarihî bir laf ettin!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Onun için, siz bu tür davranışlarla Meclisi kilitleme yönünde çalışmalarınıza devam edebilirsiniz. Sizi bu konuda daha çok biz teşvik edebiliriz ama bilin ki millet sizin tutumunuzu Başkanın tutumundan daha çok imtihana tabi tutuyor. Önümüzde yerel seçimler var, Cumhurbaşkanlığı seçimi; o zamana kadar bu tutumunuzu devam ettirin.

Biraz önce konuşmamda, herhâlde MHP bu Meclisi kilitlemeyi kongrenin bir çalışması olarak, kongreden dolayı yaptığı yönünde… Bize, hafta sonundaki toplantınıza bir an önce gidip orada birtakım faaliyetlerde bulunma noktasında… Biz oraya çalışma toplantısına gidiyoruz, sizin gibi keyif yapmaya gitmiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bizim AK PARTİ olarak on yıldan beri bu Meclisi nasıl çalıştırdığımızı bütün kamuoyu biliyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Düzelteceğim derken gene bozuyorsun Sayın Özel.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Özrü kabahatinden büyük. Sen konuşmasan daha iyi Recep Bey ya. Hakikaten, şurada dursa daha iyi değil mi arkadaş ya?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Biraz önce Başkanın tutumunda sizler, “yediye beş kala” burada sizlerle anlaşmış olmamıza rağmen “Karar yeter sayısı…” deyip, bir usul tartışması açıp usul tartışmasını konuşmadan da gittiniz.

Verilmiş olan bir karar vardır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sen Başkanın lehinde misin, aleyhinde misin?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Sayın Başkanım, bu ikinci kez aynı konuda usul tartışması açmanız İç Tüzük’e aykırıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – O zaman aleyhinde alsaydın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Şimdi, aleyhte olmak suretiyle Sayın Vural.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bunlar tutanaklar… Şimdi. bu tutanaklarla ilgili biraz önce konuşma yapan Hatip usul tartışması açtığımı söyledi. Hayır, ben usul tartışması açmadım yediye beş kala. Ben sadece Sayın Başkana “Karar yeter sayısı aradınız mı, tutanaklara bakın ondan sonra aramışsanız bir diyeceğim yoktur.” dedim. Dolayısıyla, önce ne konuştuğunu bileceksin. Laf ola beri gele burada konuşmak yani en aşağısından temsil ettiğiniz Ispartalılara yakışmıyor yani. Onun için buraya konuştuğunuz zaman biraz bilerek konuşacaksın, bilmeden konuşmak doğru olmuyor.

Bakın, Sayın Başkan, sizin tutumunuzla ilgili… Doğru, düzgün yönetmek zorundasınız.