DÖNEM: 24                            CİLT: 55                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

130’uncu Birleşim

4 Temmuz 2013 Perşembe

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, şiddet ve nefret suçuna ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın eğitim sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, darbelere ilişkin gündem dışı konuşması

V.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 3/7/2013 tarihli 129’uncu Birleşimde yapmış olduğu konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar ve 27 milletvekilinin, özelleştirme uygulamalarının ve Van depreminin hayvancılık sektörüne etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/694)

2.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve 27 milletvekilinin, yağlı tohum politikasının tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/693)

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 20 milletvekilinin, trafik kazalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/695)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/76) görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Temmuz 2013 Perşembe günkü  birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve arkadaşları tarafından geçici köy korucularının sorunlarının araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Temmuz 2013 Perşembe günkü  birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Çorum Milletvekili Tufan Köse ve arkadaşları tarafından Çorum olaylarının sorumlularının, amaçlarının ve olayların arkasında bulunan unsurların ortaya çıkarılması amacıyla 11/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 4 Temmuz 2013 Perşembe günkü  birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

 

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın görüşülen kanun teklifinin 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in görüşülen kanun teklifinin 17’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in görüşülen kanun teklifinin 19’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

11.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna, tekraren sataşması nedeniyle konuşması

12.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478)

 

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Görüşülen kanun teklifinin 9’uncu maddesiyle 24 ayrı kanunda değişiklik yapılması nedeniyle her fıkranın ayrı ayrı görüşülüp görüşülmemesi hakkında

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’e, görüşülen kanun teklifinin 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhurbaşkanıyla ilgili sözlerinden dolayı üç birleşim için Meclisten geçici olarak çıkarma cezası verilip verilmemesi hakkında

 

XI.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’e, Cumhurbaşkanıyla ilgili sözlerinden dolayı, üç birleşim için Meclisten geçici çıkarma cezası verilmesi

 

XII.- AÇIKLAMALAR

1.- Eskişehir Milletvekili Salih Koca’nın, Genel Kurul salonunda yerinden söylediği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Genel Kurulun çalışma yöntemine ve mesai saatine ilişkin açıklaması

 

XIII.- OYLAMALAR

1.- Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin oylaması

 

XIV.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, kayısı tüketiminin teşvikini sağlamak için bir kamu spotunun hazırlanmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/23990)

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul’da yapılması planlanan üçüncü köprünün inşaatı ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/24375)

3.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, elektrik sayaçlarının değiştirilmesi ile elektrik faturalarındaki kalemlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/24452)

4.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002 yılından itibaren Bursa’ya veya Bursa’dan tayin edilen personele ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/25057)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakanlık çalışanlarının e-posta ve sosyal medya hesaplarının izlenip izlenmediğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/26142)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak on dört oturum yaptı.

Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu, Emekliler Haftası’na,

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, hukuk devletinde protesto hakkına,

Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, şehit yakınlarının ve gazilerin sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

BDP Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Suriye’den gelen sığınmacıların sorunlarının (10/690),

İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 30 milletvekilinin, Alevi vatandaşların evlerinin işaretlendiği iddialarının (10/691),

İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve 20 milletvekilinin, hac ve umre organizasyonlarının (10/692),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

BDP Grubunun, 1/7/2013 tarihinde Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan tarafından Diyarbakır’ın Lice ilçesi Kayacık köyünde 1 yurttaşımızın ölümüyle sonuçlanan olayların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (3772 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınmasına,

MHP Grubunun, Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve arkadaşları tarafından 1/7/2013 tarih 15481 sayı ile son günlerde Irak Türklerine ve Doğu Türkistan Türklerine karşı yapılan saldırıların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin,

CHP Grubunun, 3/7/2013 tarihinde Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşları tarafından Devlet Personel Başkanlığının 2013 Mart ayı itibarıyla açıkladığı 4/C kapsamında çalışan on binlerce kamu çalışanının tüm sorunlarının araştırılıp tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (990 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınmasına,

Genel Kurulun 3 Temmuz 2013 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine,

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin bir açıklamada bulundu.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ve 479 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 4’üncü ve 5’inci sıralarına alınmasına ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine; 3 Temmuz 2013 Çarşamba ve 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/498) (S. Sayısı: 173),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasına alınan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478), görüşmelerine başlanarak 8’inci maddesinin (c) bendine kadar görüşüldükten sonra Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in görüşülen kanun teklifinin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine,

Sinop Milletvekili Engin Altay, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine,

Sinop Milletvekili Engin Altay, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grup Başkanına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Alınan karar gereğince, 4 Temmuz 2013 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 02.01’de birleşime son verildi.

 

                                                             Sadık YAKUT

                                                             Başkan Vekili

 

         Mine LÖK BEYAZ                                                        Muhammet Rıza YALÇINKAYA

               Diyarbakır                                                                                   Bartın

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

 

 

GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                   No.: 190

 

4 Temmuz 2013 Perşembe

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve 27 Milletvekilinin, yağlı tohum politikasının tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/693) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.03.2012)

2.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar ve 27 Milletvekilinin, özelleştirme uygulamalarının ve Van depreminin hayvancılık sektörüne etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/694) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.03.2012)

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 20 Milletvekilinin, trafik kazalarının önlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/695) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.03.2012)

4 Temmuz 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre, geçen tutanakta yer alan bir ifademi düzeltmek üzere söz istiyorum.

BAŞKAN – Gündem dışı ilk söz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, birleşimin başında istenir, 58’inci madde öyle. İç Tüzük’ün 58’inci maddesinde der ki: “Bir milletvekili veya bakan geçen tutanakta yer alan bir ifadesini düzeltmek isterse birleşimin başında Başkan kendisine beş dakikayı geçmemek üzere söz verir.”

BAŞKAN – Gündem dışından sonra değerlendireceğim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki.

BAŞKAN – Gündem dışı ilk söz, şiddet ve nefret suçu hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’e aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, şiddet ve nefret suçuna ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün akşam bütün dünyanın gözü önünde bir darbe gerçekleşti, Mısır’da Sisi darbesi gerçekleşti. Bin yıllardır firavunların yönetiminde olan bir ülkede Tahrir’den demokrasi çıkaran bir halkın umutları askerî darbelerle bitirilmek isteniyor. Tahrir’den demokrasi çıkmasından rahatsızlık duyanlar Tahrir’den darbe çıkardılar. Bütün bir dünyanın gözü önünde cereyan eden bu olayı ilkeli, tutarlı bir dille eleştirmek her demokratın olmazsa olmaz görevidir. “Ama” diyerek, bahane arayarak bir biçimde darbeye arka çıkan anlayışları asla tarih affetmeyecektir.

Bugün biz İnsan Hakları Komisyonumuzda, Komisyonumuzun her partiden üyeleri, bu darbeye karşı çıkan ortak bir bildiri kaleme aldık. Partilerimizin darbe konusunda göstermiş olduğu duyarlılık elbette ki her türlü takdirin üstündedir.

Burada işaret etmek istediğim bir iki husus var. Son zamanlarda sıkça konuşulan, tartışılan bir iki hususa burada dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi: Demokrasi elbette ki bir sandık rejimi değildir. Demokrasi elbette ki sandıktan ibaret bir rejim değildir ama Mısır Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sisi’nin şu açıklamasını da ibretle okuduğumuzu belirtmek isteriz; şöyle diyor Sisi, darbece Sisi: “Yemin ederiz ki Mısır ve onun halkını teröristlere, radikallere ve ahmaklara karşı savunmak için kanımızı feda ederiz.” Bu ahmakça darbenin böylesine ahmakça bir argüman arkasına sığınılarak savunulmasını da ayrıca kınamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, demokrasilerde, evet, çoğunluk her şey demek değildir ama demokrasilerde çoğunluk olmadan da yönetim olmaz. Demokrasilerde, evet, çoğulculuk olmazsa olmaz bir ilkedir ama çoğulculuk, gücünü sandıktan almayan birtakım çevrelerin iktidar ortaklığı demek de değildir. Devlet hayatına katılımcılıkla siyasal ortaklığı birbirine karıştırmamak lazım. Demokrasilerde çoğunluğun yönetimi “Ben ne istersem onu yaparım. Başkalarının hak ve özgürlüklerini askıya alırım.” anlamına gelen bir yönetim değildir ama azgın bir güruhun, azgın bir topluluğun, bir daha asla sandıktan çıkamayacağını gören bir topluluğun da çoğunluğun iradesini zapturapt altına alacağı bir rejimin adı değildir demokrasi arkadaşlar. Çoğulculuk, herkesin temel hak ve özgürlüklerinin garanti altına alınması demektir. Çoğulculuk, kendi içinde katılımcılığı öngörür ama sokaktan iktidar devşirmeyi asla öngörmez. Demokrasinin çoğulculuk ilkesini birilerinin sokaktan iktidar devşirmesi veya sokakta hükûmet kurması biçiminde algılayanlar yanılıyorlar.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, dün Mısır’da darbe gerçekleştiğinde Türkiye’de bir kısım çevrelerin, malum çevrelerin nasıl sevindiklerine üzülerek tanık olduk. Adını vermeyeceğim, bir televizyonumuzun attığı başlık aynen şu: “Mısır’ın Tayyip’i devrildi.” Utanç verici bir şeydir bu, demokrasi adına utanç verici bir şeydir bu. Cumhuriyet Halk Partisinin, kurumsal olarak, Sayın Genel Başkanının ağzından Mısır’daki darbeye karşı çıkmasını anlamlı ve takdire şayan buluyorum ama şunu çok net bir biçimde söylemek istiyorum: Askerî darbeye ilkesel olarak karşı çıkarken hiçbir “ama”nın arkasına sığınmamamız lazım. Mısır’ı örnek göstererek buradaki Tayyip Erdoğan’ı tehdit eder bir siyasi dil kullanmak demokratik anlayışla bağdaşmaz. Bakınız, askerî darbeye karşı olduğunu söyleyen o birileri aynı zamanda şöyle deme ihtiyacını hissediyorlar, aynen aktarıyorum: “Mısır’daki gelişmeler çok önemli. Demokrasinin sadece sandıktan ibaret olmadığının göstergesi, tüm siyaset kurumları ders almalı.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Devamla) – Arkadaşlar, iktidar sandıktan çıkar, iktidar sandıktan çıkar. Demokrasi sandıktan ibaret değildir ama iktidarı sokakta arayan ve sokaktan iktidar devşirmeye çalışan her türlü anlayışı da şiddetle ve hiddetle kınamamız gerekiyor.

Darbeyi kınıyorum, darbeye göz yuman, arka çıkan Amerika Birleşik Devletleri’nin, Avrupa Birliği üyelerinin de demokrasi anlayışlarını şiddetle ve hiddetle kınıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Manisa’nın eğitim sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın eğitim sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Manisa’nın eğitim sorunlarıyla ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Eğitim Bakanlığının verilerine göre, 2013 öğretim yılı itibarıyla Manisa’da 380 yerleşim biriminde okul yoktur, 380 yerleşim birimi. İlköğretimde 396, ortaöğretimde 375 dersliğe ihtiyaç vardır. Manisa’da 936 ilk ve ortaokuldan 166’sında ikili eğitim yapılmaktadır. Hayırsever iş adamlarımız da olmasa Manisalı çocuklarımız neredeyse okuyacak okul bulamayacak. Ve yine Manisa’da 2.368 öğretmen açığı vardır. Manisa’nın eğitim alanındaki bu sorunları Yükseköğretime Geçiş Sınavlarına da yansımış ve Manisa, Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda yani YGS’de 47’nci sıraya gerilemiştir.

Kalkınma Bakanlığının 2013 Yılı Kamu Yatırımları Programı’na göre, Manisa’ya 2013 yılında 65 milyon liralık eğitim ödeneği aktarılmıştır. Bu ödeneğin ancak 25 milyon 960 bin lirası Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde yapımı devam eden 17 adet okul, pansiyon, eğitim ve araştırma merkezleri için ayrılmıştır. Bu ödenek ile Manisa’daki eğitim yatırımlarının süresi içinde bitirilmesi kesinlikle imkânsızdır.

Manisa’da millî eğitim yatırımları bünyesindeki projelerin nasıl ilerlediğiyle ilgili bir örneği sizlerle paylaşmak istiyorum: Demirci ilçemizin en önemli sorunlarından birisi, ortaöğretimde yatılı okuyan öğrencilerin yurt sorunudur. Bu sorunu çözmek amacıyla, 1998 yılında 200 yataklı ortaöğretim pansiyonu yapımına başlanmış ancak hâlâ bitirilememiştir ve bu gidişle bitirileceği de son derece şüphelidir.

2009 yılı Ocak ayında, Selendi’ye, 800 bin Türk liralık, öğretmenevi ve anaokulu yapılmasına dair protokol imzalanmıştır. Manisa İl Özel İdaresi Encümeninin de onayladığı bu proje daha sonra iptal edilmiştir. 2012 yılında, Selendi’ye, 200 bin Türk lirası değerinde, 2 katlı, 180 metrekarelik öğretmenevinin yapılacağı yönündeki bilgiler siyasiler tarafından, iktidar partisinin bazı temsilcileri tarafından kamuoyuna yansıtılmış ancak bu proje tekrar askıya alınmıştır.

Celal Bayar Üniversitesinde, 23 profesör, 45 doçent, 119 yardımcı doçent, 60 öğretim görevlisi, 120 araştırma görevlisi, 16 uzman ve 50 okutman olmak üzere toplam 433 akademik personel açığı bulunmaktadır. Manisa Celal Bayar Üniversitesinin akademik personel noksanlıklarının giderilmesi, hızla büyüyen üniversitenin hedeflerine ulaşmasında ve çağdaş normları yakalamasında önemli katkılar sağlayacaktır.

10 bin civarında el tezgâhının bulunduğu Demirci ilçesi, makine halıcılığıyla kaybettiği pazarı, duvardan duvara ve cami halıcılığıyla yeniden kazanmıştır. Halıcılık ve yün sektörünün geliştiği Demirci’ye, Celal Bayar Üniversitesi bünyesinde halıcılık ileri teknoloji enstitüsü, halıcılık araştırma enstitüsü, fakülte veya yüksekokul açılmasında çok büyük fayda görüyoruz.

Manisa’nın on beş ilçesinden sadece Selendi’ye yüksekokul açılmamıştır. Selendili hemşehrilerimiz fakülte veya yüksekokulu özlemle beklemektedir. AKP’li siyasetçiler, her seçim öncesi, Selendi’ye yüksekokul yapılacağına dair söz vermekte ancak seçimlerden sonra bu sözler unutulmaktadır. Ayrıca, yüksekokul inşası halkın üstüne havale edilmektedir.

2012 yılında 6 ilçeye millî eğitim ilçe müdürü atanmıştır. Bu müdürler atanırken hangi liyakat ve kariyer kıstasları aranmıştır? Ataması yapılan 6 ilçe millî eğitim müdürünün hepsinin atamadan önce Hükûmet yandaşı sendika üyesi olması bir tesadüf müdür? Mevzuata ve Millî Eğitim Bakanlığının genelgelerine göre, vekâleten görevlendirilen kişilerin asaleten atama şartlarını yerine getirmesi gerekmektedir. Manisa merkezde 8 olmak üzere, toplam 16 şube müdürünün görevlendirmesi yapılmıştır. Şube müdürü olarak atanabilmek için, dört yıllık yüksekokul mezunu olmak ve şube müdürlüğü sınavını kazanmış olmak gerekmektedir ancak ataması yapılan 16 şube müdüründen hiçbiri bu şube müdürlüğü sınavını kazanmamıştır. Yine, on iki yıllık temel eğitim ile ilgili bazı radikal kararlar alınarak okullar dönüştürülmüş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – …ancak Manisa’da bu dönüştürme sağlanamamış ve bu da eğitimin kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, darbeler hakkında söz isteyen Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’a aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, darbelere ilişkin gündem dışı konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, 21’inci yüzyılın en son darbecisi El Sisi “…”(x) “Devrim yaptım.” diyor darbeci, genellikle darbeciler öyle der, sonra da Anayasa Mahkemesi Başkanı Adli Mansur’u getirir, Mansur da seçilen birine “tiran” der.

Tarihimize bakmak ve hatırlamakta yarar var arkadaşlar. 1960, Türkiye’de darbe oldu ve dönemin Başbakanı ve arkadaşları idam edildi, ona da “devrim” dediler. 1968, Irak, Saddam darbe yaptı. Saddam nerede? “…”(xx) gitti, öldü. 1969, Kaddafi, Libya; aynı akıbet. 1973, Pinochet, Şili; hesap verdi, öldü. 1978, Ziya Ül Hak, Pakistan; aynı şekilde, öldü. 1987, Tunus, Bin Ali; sürgün, kaçtı. 1980, Kenan Evren; “…”(xxx) gitmedi, ölmedi, yaşıyor, istirahat ediyor ve “Darbecileri yargılıyorum.” diyenler, bunca bedelin üzerinden bu zatın beş yıldızlı istirahatgâhlarda nasıl yargılandığının izah edilmesi gerekir. 1989, El Beşir, Sudan, Darfur katliamı; Uluslararası Ceza Mahkemesi tutuklama kararı verdi. Katar, 1965, Hamad Bin Khalifa. Pakistan, 1999, Pervez Müşerref; tutuklu yargılanıyor. Orta Afrika, Fransuva Bozize, 2003. Moritanya, 2008, Veled Abdülaziz. 2009, Madagaskar, Andry ve Honduras, 2009, Roberto Micheletti. Alın size yakın dönemin darbeleri.

Peki, Türkiye’deki darbeler niçin yapıldı? Bütün darbelerin kökenine bakarsanız, bölücülük ve irtica nedeniyle yapıldığını görürsünüz. Peki, aradan geçen otuz beş sene içinde ne oldu? 12 Eylül darbesinin anayasası olduğu gibi duruyor, Siyasi Partiler Yasası olduğu gibi duruyor, seçim yasaları aynı duruyor. Retçi, inkârcı, asimilasyoncu, militarist, şovenist, ırkçı, tekçi anlayışı ve despotik anlayışı, sansürcü anlayışı aynen devam ediyor. Geldiler, izlediler, fişlediler, gözaltına aldılar ve bugün, o dönemin mağdurlarının torunları dahi bu fişlerin hesabını soruyor.

Türkiye’nin mağdurları emekçilerdir, sendikacılardır, dernek yöneticileridir, devrimcilerdir, sosyalistlerdir ve 1960’ta sağcılar bedel ödemiştir, 1970’te Deniz Gezmiş ve arkadaşları bedel ödemiştir. 12 Eylüle gelindiği zaman, sağ da ödemiştir, sol da ödemiştir ama solun ve Kürtlerin mağduriyeti sağın yanında binlerce kattır.

                                         

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(xx) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(xxx) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

Bunların hepsine baktığınız zaman, hepsinin bir tasarrufu var arkadaşlar; kurdukları, Millî Birlik Komitesi, Millî Güvenlik Kurulu, Millî Güvenlik Konseyi. Hepsinin, darbelerin etiketi, patenti, markası “millî”dir. Böyle millîliğin, böyle milliyetçiliğin Allah belasını versin, lanet okuyoruz ki bu Meclisi kapatmıştır, bu partileri kapatmıştır, milletvekillerini içeri almıştır, liderlerini Zincirbozan’a göndermiştir. Bu Mecliste, bu darbelerden, bu eziyetten sonra çıkıp bu kürsüde darbeyi lanetlemekten başka bir yol yoktur arkadaşlar. Bugün bütün partiler Mısır’daki darbeyi lanetleyen ortak bir açıklama yapmalıdır, lanetlemelidir.

Yine, dört parti grubu, darbe dayanağı 35’inci maddeyi, bir Danışma Kuruluyla, anlamlı olması açısından, mesaj olması açısından, bugün, hemen Meclise indirip bunu geçirmelidir, bunlar sağlanmalıdır. Darbelere karşı olmak, lafla değil. Darbe sürüyor, darbe hukuku sürüyor, darbe tehlikesi Türkiye’de sürüyor, herkesi bu konuda uyanık olmaya davet ediyoruz.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi açısından bir şey arz etmek istiyorum. Sayın hatibin söylediği bir cümle yanlıştır. Türkiye’de yapılmış tüm askerî darbelerin milliyetçi olmak gibi bir iddiası bulunmamaktadır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Millî kuruluşlar kuruyorlar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İki, bu darbelerin en büyük mağduru da Türk milliyetçilerdir. Tutanaklara geçmesi gerekir. Sayın hatibin darbeleri suçlarken milliyetçiliği de suçlaması doğru olmamıştır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç, 58’inci maddeye göre söz istediniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

BAŞKAN – Burada tutanaktaki hangi sözünüzü düzelteceksiniz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, geçen tutanakta, benim darbe çağrışımı yaptığıma dair bir izlenim var, onu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Peki, ona dün söz vermedim mi size?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim?

BAŞKAN – Dün bununla ilgili söz vermedim mi size, düzeltmeyle ilgili?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, burada, tutanakta… Ama, kamuoyuna yansıması da kötü oldu. Vermediniz. Yani, onun için, düzeltme yapmak istiyorum. 58’inci madde açık Sayın Başkan.

BAŞKAN – Anladım, 58’inci maddeyi biliyoruz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anlattım işte.

BAŞKAN - Sayıları da biliyoruz, Tüzük’ü de biliyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Orada geçen ifademi düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Yalnız, Sayın Genç, baştan ikaz ediyorum, düzeltmeyle ilgili konuşacaksınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Düzeltmeyle ilgili konuşacağım, tamam.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 3/7/2013 tarihli 129’uncu Birleşimde yapmış olduğu konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün, ben burada konuşma yaparken, AKP Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş bana dedi ki:  “Darbe çağrışımı yaptırıp, darbe yolunu göstermeye çalışan bir milletvekili.” diye yorum yaptı burada.

Benim konuşmam şu arkadaşlar: Bakın, biz bu memlekette barış sağlamak zorundayız, bu memlekette huzur sağlamak zorundayız, bu memlekette kardeşlik duygularını güçlendirmemiz lazım. Bunu sağlayabilmemiz için de evvela iktidar partisine büyük bir sorumluluk düşüyor. Şimdi, iktidar partisi eğer hep kavgaya giderse, eğer tahrik ederse, bu olmaz.

Bakın, Tayyip Bey’in geçen grupta yaptığı konuşma şu: “Bugün CHP’nin başında, celladına yaranmak ve zencilikten beyaza geçmek için her çirkinliği meşru gören bir kişi var.” diyor. Sayın Genel Başkanımıza diyor. “Bu Genel Başkan Cumhuriyet Halk Partisinde siyasetin de yüz karasıdır.” diyor.

Bakın, bunu sizlere söylüyorum, eğer birisi sizin Genel Başkanınıza böyle bir laf söylese, bu lafın arkasında barış söylemi var mıdır?

Yine, Afrika’dan gelirken havaalanında verdiği bir beyanatı var, çok dikkatle dinledim.

BAŞKAN – Sayın Genç, darbelerle ilgili sözünüzü düzeltmek için geldiniz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, oraya geleceğim. Tamam, düzeltmek için. Diyorum ama, ben bunları… Yani, konuşmamda var. Yani onu düzeltmek için söylüyorum Sayın Başkan.

“Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti pisliktir.” diyor.

Arkadaşlar, bir partinin zihniyeti, onun ilkeleri ve programıdır. Cumhuriyet Halk Partisinin ilkeleri laikliktir, cumhuriyettir. Yani, laiklik ve cumhuriyet pislik mi oluyor? Onun için diyoruz ki, arkadaşlar, bakın, biz Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, artık, gelişmiş, ilerlemiş, Avrupa seviyesine gelmiş bir devlet seviyesindeyiz demokrasimizle, insan haklarımızla, yönetimimizle. Onun için, bu seviyeye göre hareket edelim. Dolayısıyla, ortalığı kardeş kavgasına götürmeyelim.

Bugün Gezi olaylarında, eğer hakikaten Hükûmet orada, o gençlere karşı o sert müdahaleyi yapmasaydı… İşte, mesela, ben 2 tane genci gittim gördüm, 2’sinin de gözüne isabetli ateş etmişler, yüzünü parçalamışlar, iki gözü kör. 12 tane çocuk var böyle, 5 tane insanımız öldü, binlerce insanımız var. İktidar partisini ikaz etmek de bizim görevimiz. Diyoruz ki: “Bakın, bu memlekette sertlik yapmayalım. İnsanların birtakım karşı düşünceleri olabilir, bu karşı düşüncelerini anlayışla karşılayalım.” İktidarın özelliği de bu; insanları kucaklayacak. İnsanlara karşı copla, biber gazıyla, tazyikli su ile su sıkmaya kalktığınız zaman, bu olmuyor.

Geçen gün Dikmen’deki 2 tane hanım –Angora’da oturuyorum- sabahleyin kapımı çaldı. “Efendim, polis geliyor, gece çocuklarımızı evden alıyor, döve döve götürüyor.” diyor. Şimdi, bunlar acı olaylar, “Bunları önleyin.” diyorum. Bizim istediğimiz, Türkiye’de barış olsun.

Bakın, arkadaşlar, darbenin en büyük zararı… Ben Danışma Meclisi üyeliğini yaptım, tamam, kabul ediyorum ama sonra istifa ettim. 1982 Anayasası’nı yaparken, orada gelen kanunlara müzakere eden… Açın bakın bakalım benim orada söylediğim sözlere. Şimdi, ben orada, 12 Eylül Anayasası’na da tek başıma ret verdim, çıktım. Orada 160 tane Danışma Meclisi üyesi vardı, yaptığım konuşmalardan dolayı yüzüne bakacağım kimse yoktu. Niye? Çünkü hep konuşmalarımda gerçekleri vurguluyordum, millet de “Acaba bu Kamer Genç’e askerler bir şey yapar mı?” diye bana kin ve nefret duyuyorlardı.

Öyle bir ilin milletvekiliyim ki ilimde çok büyük, zulümane olaylar uygulandı. Kardeşi kardeşin yanında ağaca bağlayarak yaktılar. Öyle bir durumdaydı ki, arkadaşlar, maalesef, o zaman işkence yapılıyordu, işkence yapan kişiye doktor işkence raporunu vermiyordu. Savcı, korkusundan o kişi hakkında soruşturma açmıyordu. Hâkim, korkusundan o işkence yapan kimseyi yargılamıyordu. İşte, askerî ihtilallerin en büyük ızdırabını çeken bir ilin milletvekiliyim. Onun için, benim bunu istemem söz konusu değildir. Askerî ihtilallere karşıyım ama sivillerin de akıllarını başına toplaması lazım, rejimi tıkanmaya götürmemesi lazım. Rejimi tıkanmaya götürdüğünüz zaman, rejim bir yerde patlar. Rejime garantiyi sağlayacak, dengeyi sağlayacak birtakım otomatik kanalları işlettirmeniz lazım. Benim demek istediğim budur. Dolayısıyla, bize “Efendim, bu, ihtilal çağrışımı yapan…” diyen arkadaşlar haksızlık yapıyorlar. Ama, bugün 12 Eylülden daha beter bir adalet sistemi var, yargı sistemi var, onu da herkesin bilmesi lazım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşlar vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar ve 27 milletvekilinin, özelleştirme uygulamalarının ve Van depreminin hayvancılık sektörüne etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/694)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de hayvancılığın durumu, Van depreminin hayvancılık sektörüne etkileri ve yaşanan sorunlar, et kombinalarının özelleştirilmesinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki etkilerinin araştırılması, Türkiye'de ve Van'da hayvancılığın yeniden canlandırılması ve istihdam sağlayacak bir sektör hâline getirilmesini sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri kapsamında Meclis araştırması açılması konusunda gereğini arz ederiz.

1) Gürkut Acar                                            (Antalya)

2) Kemal Değirmendereli                            (Edirne)

3) Mehmet Ali Ediboğlu                             (Hatay)

4) Ali Sarıbaş                                              (Çanakkale)

5) Namık Havutça                                       (Balıkesir)

6) Veli Ağbaba                                            (Malatya)

7) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                       (İstanbul)

8) Mustafa Serdar Soydan                          (Çanakkale)

9) İlhan Demiröz                                         (Bursa)

10) Kadir Gökmen Öğüt                             (İstanbul)

11) Bülent Tezcan                                       (Aydın)

12) Mehmet S. Kesimoğlu                          (Kırklareli)

13) Sakine Öz                                             (Manisa)

14) Tanju Özcan                                          (Bolu)

15) Osman Aydın                                       (Aydın)

16) Recep Gürkan                                       (Edirne)

17) Mehmet Şeker                                       (Gaziantep)

18) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                    (Kayseri)

19) Selahattin Karaahmetoğlu                     (Giresun)

20) Doğan Şafak                                         (Niğde)

21) Haluk Eyidoğan                                    (İstanbul)

22) Ali İhsan Köktürk                                 (Zonguldak)

23) Turgut Dibek                                        (Kırklareli)

24) Ömer Süha Aldan                                 (Muğla)

25) Dilek Akagün Yılmaz                           (Uşak)

26) Hasan Akgöl                                         (Hatay)

27) İhsan Özkes                                          (İstanbul)

28) Ramazan Kerim Özkan                         (Burdur)

Gerekçe:

Türkiye'de özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde hayvancılık alanında ciddi bir gerileme söz konusudur. Son olarak Van ve Erciş'te ağır tahribat yapan depremler, bölgedeki sosyal ve ekonomik tüm yaşamı olumsuz etkilediği gibi hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren işletmelere de ağır darbe vurmuştur.

Depremin hayvanları olumsuz etkilediği, süt veriminin düştüğü, yavru atma olaylarının arttığı gelen bilgiler arasındadır. Hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren işletmeler zincirinin kırıldığı, yem işletmelerinin kapanması nedeniyle hayvanlara yem bulunamadığı, mandıraların kapanması nedeniyle de düşük kapasitede de olsa üretilen sütün değerlendirilemediği bildirilmektedir.

Yaşanan bu sorunların, hayvancılık destekleri, vergi ve kredi ödemelerinin ertelenmesi ile çözülmesi mümkün değildir. Bu tablonun sürmesi, Van ve bölgenin hayvancılığına ağır bir darbe vuracaktır.

1980'li yıllarda büyükbaş hayvan sayısı bakımından dünyanın 4'üncü ülkesi durumunda bulunan Türkiye, Turgut Özal'ın iktidara gelmesinin ardından uyguladığı et ithalatı politikasıyla ağır darbe almıştır. Daha sonraki yıllarda Et ve Balık Kurumunun özelleştirilmesi ve et kombinalarının devreden çıkmasıyla hayvan üreticileri desteksiz ve sahipsiz bırakılmıştır. Hayvan varlığımız bu yıllarda gerilemeye başlamış ve kaderine terk edilmiştir. Et ve Balık Kurumunun sağladığı fiyat istikrarı ve küçük üreticinin korunması politikası ortadan kalkınca et fiyatları yükselmiş, hayvan üreticisi ise yoksullaşmıştır.

AKP'nin son on yılda izlediği yanlış politikalar nedeniyle de hayvancılık sektöründeki kayıplar ciddi boyutlara ulaşmıştır. Son yıllarda 1 milyona yakın büyükbaş, 2 milyona yakın küçükbaş canlı hayvan ithalatı yapılmış, ayrıca 200 bin tona yakın da karkas et ithalatı gerçekleştirilmiştir. İthalata rağmen et fiyatları düşürülememiştir. Türkiye, kendi üreticisini, çiftçisini desteklemek yerine ithalat yoluyla başka ülkelerin hayvancılık sektörüne kaynak aktarmıştır. Bu tablo kabul edilebilir değildir.

Türkiye'de hayvancılık sektörünün yeniden canlandırılması, hem Türkiye'nin kırmızı et ihtiyacının karşılanması hem de istihdam açısından büyük önem taşımaktadır. Hayvancılık desteklerinin amacına ulaşıp ulaşmadığının araştırılması, gerekirse yeni bir sisteminin oluşturulması bir zorunluluktur.

Et ve Balık Kurumunun özelleştirilmesinin hayvan üretimine ve besicilik sektörüne etkilerinin araştırılması önem kazanmıştır. Halkımızın ucuz et yiyebilmesi bakımından böyle bir araştırma yapılarak Et ve Balık Kurumunun yeniden yaşama geçirilmesi ve devreye sokulması gerekliliği incelenmelidir.

Bu nedenlerle, özelleştirme uygulamalarının ve Van depreminin hayvancılık sektörüne etkilerinin araştırılması, destek sisteminin etkinliğinin gözden geçirilmesi, hayvancılık sektörünün yeniden canlandırılmasını sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

2.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer ve 27 milletvekilinin, yağlı tohum politikasının tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/693)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yağlı tohum ithalatı ve ithalatın neden olduğu sorunların tespiti ve çözümleri konusunda Anayasa’mızın 98’inci maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Vahap Seçer                                           (Mersin)

2) Celal Dinçer                                           (İstanbul)

3) Ali Sarıbaş                                             (Çanakkale)

4) Kemal Değirmendereli                             (Edirne)

5) Namık Havutça                                      (Balıkesir)

6) Mehmet Ali Ediboğlu                            (Hatay)

7) Gürkut Acar                                           (Antalya)

8) Veli Ağbaba                                           (Malatya)

9) İlhan Demiröz                                        (Bursa)

10) Mustafa Serdar Soydan                       (Çanakkale)

11) Kadir Gökmen Öğüt                            (İstanbul)

12) Tanju Özcan                                         (Bolu)

13) Osman Aydın                                      (Aydın)

14) Bülent Tezcan                                      (Aydın)

15) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                   (Kayseri)

16) Mehmet S. Kesimoğlu                         (Kırklareli)

17) Mehmet Şeker                                      (Gaziantep)

18) Selahattin Karaahmetoğlu                    (Giresun)

19) Sakine Öz                                            (Manisa)

20) Doğan Şafak                                        (Niğde)

21) Haluk Eyidoğan                                   (İstanbul)

22) Ali İhsan Köktürk                                (Zonguldak)

23) Turgut Dibek                                       (Kırklareli)

24) Ömer Süha Aldan                                (Muğla)

25) Dilek Akagün Yılmaz                          (Uşak)

26) Hasan Akgöl                                        (Hatay)

27) İhsan Özkes                                         (İstanbul)

28) Ramazan Kerim Özkan                        (Burdur)

Gerekçe:

AKP Hükûmeti için, göreve geldiği 2002 yılı milat niteliğindedir. Başbakan başta olmak üzere, hangi Hükûmet sözcüsü icraatları anlatmaya kalksa sözü önce 2002'ye getirmekte ve cumhuriyet tarihi boyunca yapılanlardan daha fazlasının bu dönemde yapıldığını savunmaktadır.

Tarıma ilişkin değerlendirmelerde de 2002 ve sonrasındaki yıllarda yapılanlar öylesine abartılı anlatılmaktadır ki sanki 2002'den önce bu ülkede tarım bile yapılmıyormuş gibi bir izlenim yaratılır. Oysa gerçeklerin, söylenenlerin tam tersi olduğu bilinmektedir. Tarımda geçmişten bu yana çok önemsenen yağlı tohumlar politikası ve bu alandaki rakamlar, bu gerçeği tam olarak göstermektedir. 2002'den bugüne yağlı tohumlarda izlenen çarpık politikanın sonuçlarını istatistikler daha iyi açıklamaktadır.

Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneğinin verilerine göre, 2002'den 2011 sonuna kadar yağlı tohum ithalatındaki görünüm şöyledir:

Türkiye, bitkisel yağ imalatında değerlendirmek üzere 2002'de 613 bin ton soya fasulyesi ithal ederken, 2011'de 1 milyon 298 bin ton ithalat yapmıştır.

2002'de sadece bin ton olan kolza (kanola) tohumu ithalatı, 2010'da 307 bin tona ulaşmış, 2011 yılında da 122 bin ton ithalat yapılmıştır.

Ayçiçeği tohumu ithalatı 2002'de 129 bin ton iken, 2011'de 911 bin tona yükselmiştir.

Türkiye'nin yağlı tohum ithalatı toplamda 2002'de 798 bin ton iken, 2011'de 2 milyon 331 bin tona ulaşmıştır.

Türkiye bitkisel yağ imalatı için sadece yağlı tohum ithalatı yapmamaktadır, ham yağ ithalatı da yapmaktadır. 2002 yılında 707 bin ton olan toplam ham yağ ithalatı 2011'de 1 milyon 43 bin tona ulaşmıştır.

Değer bakımından incelendiğinde, söz konusu vahim tablo daha netleşmektedir. Türkiye, yağlı tohum ithalatına 2002'de 223 milyon dolar öderken, 2011'de bu rakam 1 milyar 358 milyon dolara çıkmıştır. Ham yağ ithalatına 2002'de 340 milyon dolar ödenirken 2011'de 1 milyar 338 milyon dolar ödeme yapılmıştır.

Bu veriler, Türkiye'nin 2002'den bu yana uyguladığı tarım politikasının, verdiği desteklerin ve çıkardığı yasaların yağlı tohum üretimini artırmaya yetmediğini ortaya çıkarmaktadır. 2002'den bugüne kadar uygulanan, genelde tarım, özelde yağlı tohum politikası Türkiye'yi dışa bağımlılıktan kurtarmak bir yana, daha da bağımlı hâle getirmiştir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının hazırladığı Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli’nin ana hedeflerinden birisinin yağlı tohum üretimini artırmak olmasına rağmen, söylenen sözler uçup gitmiş, raporlar, modeller hep kâğıt üzerinde kalmıştır.

Türkiye'nin bitkisel yağda net ithalatçı bir ülke konumunda olduğunu ortaya koyan bu tablo, yağlı tohumlar politikasının iflası anlamına gelmektedir. Oysa tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yağlı tohumlu bitkiler stratejik ürün olarak kabul edilmeli ve üretimi mutlaka artırılmalıdır.

Açıklanan nedenlerle, yağlı tohum politikasının tüm yönleri ile araştırılması, gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 20 milletvekilinin, trafik kazalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/695)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin önemli sorunlarından biri olan trafik kazaları büyük can kaybına neden olmakta, on binlerce vatandaşımızın yaralanmasına ve milyarla ifade edilen maddi hasara yol açmaktadır. Sadece 2011 yılında meydana gelen 277.976 trafik kazasında 2.568 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 193.096 kişi yaralanmıştır. Rakamlar sorunun ciddiyetini de ortaya koymaktadır.

Türkiye'de trafikte hayatını kaybedenlerin sayısı Avrupa ortalamasının 2 katıdır. Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde güvenlik ihtiyacının önemli bir bölümünü trafikte güvenlik ihtiyacı oluşturmaktadır. Çünkü, bu ülkelerde trafik güvenliği yeterli düzeyde sağlanamadığı için, trafik kazaları sonucu ortaya çıkan ölüm, yaralanma ve maddi kayıplar ürkütücü boyutlardadır.

Trafik kazalarının oluşumunda taşıt, yol ve insan olmak üzere üç temel unsur önemli rol oynamaktadır. Gelişmiş ülkelerde bu unsurların kazalardaki rolünü en aza indirmek amacıyla altyapıya yönelik çok yönlü bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar okullardaki eğitim çalışmalarıyla da desteklenmektedir.

Ülkemizde trafik kazalarını etkileyen bir diğer unsur ise demir yolu, deniz yolu ve hava yolu ulaşımının istenilen düzeye çıkartılamamasıdır. Ülkemizin ulaşım politikalarının ana eksenini kara yolu oluşturmaktadır. Ülkemizi enerji konusunda dışarıya bağımlı hâle getiren bu model aynı zamanda daha pahalı bir altyapı maliyetini de beraberinde getirmektedir. 1950’li yıllardan sonra uygulanan kara yolu ağırlıklı ulaşım politikaları sonucunda, 1950-2010 yılları arasında kara yolu uzunluğu yaklaşık yüzde 80 artarken demir yolu uzunluğu sadece yüzde 10-15'ler düzeyinde kalmıştır. Bu ulaşım politikalarının doğal sonucu olarak ülkemizin ulaşım sistemi âdeta tek bir sisteme dayandırılmıştır. Ülkemizin yolcu taşıma paylarına bakıldığında, kara yolu yolcu taşıma payı yüzde 96, demir yolu yolcu taşıma payı ise yalnızca yüzde 2'dir. Yük taşıma payında ise kara yolu ile yük taşıma oranı yüzde 94, demir yoluyla yük taşıma payı ise yüzde 4'tür.

Ulaşım teknolojileri ve deniz, hava, demir yolu ulaşımında yaşanan gelişmeler gelişmiş ülkelerde trafik kazalarını minimum düzeye indirmiştir. Ülkemizin ağır trafik bilançosuna bakıldığında, konuyla ilgili acil önlem alınması gerektiği çok açıktır. 2002-2011 yılları arasında, diğer bir ifadeyle AKP iktidarında, ülkemiz 41.873 vatandaşını trafik kazalarında kaybetmiştir. Aynı dönemde 1 milyon 672 bin 696 kişi yaralanmıştır. Kazalar nedeniyle engelli duruma düşen vatandaşlarımız ve yaşadıkları sorunlar konusunda ise ne yazık ki sağlıklı veri bulunmamaktadır.

Trafik kazalarının önlenmesi için ulaşım altyapısı, ulaşım alternatifleri, trafik eğitimi başta olmak üzere mevcut durumun saptanması, bu konularda etkin ve kalıcı politikaların oluşturulması, trafik kazalarının nedenlerinin araştırılarak meydana gelen kazaların önlenmesi için alınacak önlemlerin saptanması amacıyla, Anayasa'mızın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Aylin Nazlıaka                             (Ankara)

2) Sakine Öz                                     (Manisa)

3) Bülent Tezcan                               (Aydın)

4) Kadir Gökmen Öğüt                    (İstanbul)

5) Recep Gürkan                              (Edirne)

6) Osman Aydın                               (Aydın)

7) Mehmet S. Kesimoğlu                 (Kırklareli)

8) Mehmet Şeker                              (Gaziantep)

9) Kemal Değirmendereli                 (Edirne)

10) Mehmet Şevki Kulkuloğlu         (Kayseri)

11) Selahattin Karaahmetoğlu           (Giresun)

12) Doğan Şafak                              (Niğde)

13) Haluk Eyidoğan                         (İstanbul)

14) Ali İhsan Köktürk                      (Zonguldak)

15) Turgut Dibek                              (Kırklareli)

16) Ömer Süha Aldan                      (Muğla)

17) Dilek Akagün Yılmaz                (Uşak)

18) Hasan Akgöl                              (Hatay)

19) Namık Havutça                          (Balıkesir)

20) İhsan Özkes                               (İstanbul)

21) Ramazan Kerim Özkan              (Burdur)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler, gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/76) görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Temmuz 2013 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                      4/7/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 04/07/2013 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                 Pervin Buldan

                                                                                                               Iğdır Milletvekili

                                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/76) Türkiye'deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşmelerinin Genel Kurulun 04/07/2013 Perşembe günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, eğer bir ülke darbelerden korunmak istiyorsa basınının, medyasının özgür olması, önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor. Biz bu konuda bir araştırma önergesi verdik. Neden verdik? İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden tutun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne tüm bunlar burada imzalandı, kabul edildi. Ama, uygulamaya geldiğimiz zaman Türkiye’de, maalesef, basının, medyanın yazılı ve görsel anlamda özgür olmadığını görüyoruz, hatta hedef alınıyor, hatta köşe yazarları her gün atılıyor ve bunun ötesinde Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin birçok açıklaması, basın kuruluşlarının birçok açıklaması ve Avrupa Birliğiyle ilgili FLA’nın açıklamaları da birçok noktada Türkiye’de yasal mevzuatın, engellerin bu konuda devam ettiğini gösteriyor.

Şimdi, bunu ifade etmek için şöyle bir kıyaslama yapalım: Türkiye’de, 6’sı imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü, 68 gazeteci şu an tutuklu. Şimdi, Türkiye’nin dünyadaki basın özgürlüğü sıralamasına baktığımızda 122’nci sırada ve dünyada basından tutuklunun olduğu ülke durumundayız. Mesela, şunları biliyor musunuz?

Abdullah Çetin, Dicle Haber Ajansı

Ahmet Birsin, Gün TV Genel Yayın Yönetmeni

Ali Konar, Azadiya Welat gazetesi Elâzığ temsilcisi

Ayşe Oyman, Özgür Gündem gazetesi editörü

Aziz Tekin, Azadiya Welat gazetesi Mardin temsilcisi

Bahar Kurt, Tavır Yayınları sahibi

Bayram Namaz, Atılım gazetesi yazarı           

Bayram Parlak, Gündem gazetesi Mersin temsilcisi

Cengiz Doğan, Azadiya Welat gazetesi Nusaybin muhabiri

Cengiz Kapmaz, Özgür Gündem gazetesi yazarı

Cihan Deniz Zarakolu, Belge Yayınları editörü ve çevirmeni

Çetin Kirşiz, Özgür Gelecek gazetesi Erzincan muhabiri

Davut Uçar, Etik Ajans Müdürü

Deniz Kılıç, Azadiya Welat gazetesi Batman temsilcisi

Deniz Kısmetli, Halkın Günlüğü gazetesi İzmir temsilcisi

Dilşah Ercan, Azadiya Welat gazetesi Mersin muhabiri

Dilek Demiral, gazeteci, Özgür Gündem gazetesi eski editörü

Doğan Karataştan, Yürüyüş dergisi

Erdal Süsem, Eylül dergisi

Erol Zavar, Odak dergisi

Ertuş Bozkurt, Dicle Haber Ajansı editörü

Fatih Özgür Aydın, Artı İvme dergisi

Fatma Koçak, Dicle Haber Ajansı

Faysal Tunç, Dicle Haber Ajansı Şırnak muhabiri

Ferhat Arslan, Dicle Haber Ajansı (DİHA) Mersin muhabiri

Ferhat Çiftçi, Azadiya Welat gazetesi Gaziantep temsilcisi

Füsun Erdoğan, Özgür Radyo eski Genel Yayın Koordinatörü

Gamze Keşkek, Tavır dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Hamit Duman, Azadiya Welat Gazetesi yazarı

Hasan Özgüneş, Azadiya Welat Gazetesi yazarı

Hatice Duman, Atılım gazetesi Yazı İşleri Müdürü

Hüseyin Deniz, Evrensel gazetesi muhabiri

İzzet Uysal, Özgür Gelecek gazetesi

Kamuran Sunbat, Dicle Haber Ajansı Çukurova eski muhabiri.

Kenan Karavil, Radyo Dünya Yayın Yönetmeni.

Kenan Kırkaya, Dicle Haber Ajansı Ankara temsilcisi

Mazlum Özdemir, Dicle Haber Ajansı muhabiri

Mehmet Emin Yıldırım, Azadiya Welat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

Murat İlhan, Azadiya Welat Gazetesi Diyarbakır muhabiri

Musa Kurt, Yürüyüş dergisi muhabiri

Mustafa Gök, Ekmek ve Adalet dergisi Ankara temsilcisi

Nahide Ermiş, Demokratik Modernite dergisi

Nevin Erdemir, Özgür Gündem Gazetesi editörü

Nilgün Yıldız, Dicle Haber Ajansı Mardin muhabiri

Nurettin Fırat, Özgür Gündem Gazetesi yazarı

Nuri Yeşil, Azadiya Welat gazetesi

Ömer Faruk Çalışkan, Özgür Halk dergisi

Ramazan Pekgöz, Dicle Haber Ajansı Diyarbakır editörü

Sadiye Eser, Evrensel Gazetesi muhabiri

Sami Menteş, Yurt gazetesi muhabiri

Sebahattin Sürmeli, Özgür Halk Dergisi

Semiha Alankuş, Dicle Haber Ajansı

Sevcan Atak, Özgür Halk Dergisi editörü

Seyithan Akyüz, Azadiya Welat gazetesi Adana temsilcisi,

Sibel Güler, gazeteci, Özgür Gündem eski editörü,

Sinan Aygül, Dicle Haber Ajansı Bitlis muhabiri,

Sultan Şaman, Hevîya Jine dergisi editörü,

Şahabettin Demir, Dicle Haber Ajansı Van muhabiri,

Şükrü Sak, Akıncı Yol ve Baran dergisi,

Tayyip Temel, Azadiya Welat gazetesi Eski Genel Yayın Yönetmeni,

Turabi Kişin, Özgür Gündem gazetesi editörü,

Turhan Özlü, Ulusal Kanal TV Genel Yayın Yönetmeni,

Ulaş Yıldız, Mücadele Birliği dergisi,

Yalçın Küçük, gazeteci,

Yeliz Kılıç, Yürüyüş dergisi,

Veysel Şahin, Tavır dergisi,

Yüksel Genç, Özgür Gündem gazetesi yazarı.

Şu an ki tutukluları saydım. Dikkat edin, yüzde 90’ı Kürtçe yazan Azadiya Welat gazetesinin… Arkadaşlar, ya, Kürt diline, Kürt düşüncesine, Kürt gazetesine de bu kadar düşmanlık olmaz. Barış sürecindeyiz, çözüm sürecindeyiz…

Bakın, 1999’da bir çözüm süreci şansı doğmuştu koalisyon hükûmetleri döneminde ve o zaman, yine gerilla sınır ötesine çekilip silahlar sustuğu zaman, Türkiye’de yirmi beş yıldır süren çatışma ortamına rağmen, o yoğun ortama rağmen, Avrupa ve Amerika terör örgütleri listesini düzenlerken Türkiye yoktu gündemde. Ne zaman silahlar sustu Türkiye’yle ilgili PKK o zaman terör örgütleri listesine alındı yani silahların bırakıldığı anda. Şimdi de bir barış ve çözüm süreci var. Dikkat edin ama bu barış ve çözüm sürecinde, tam da Avrupa’nın en uygar ülkesi olduğunu söyleyen Danimarka, ne yapıyor? Nûçe TV, müzik kanalı olan Mezopotamya TV ve Roj TV’nin yayın lisansını iptal ediyor, dikkat edin. Bunlar hem “Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur.” diyorlar hem Türkiye’yi eleştiriyorlar hem kendileri basın özgürlüğü… Hatta müzik kanalını bile yasaklıyorlar.

Şimdi, burada, çözüm süreciyle beraber birileri rahatsız oluyor. Bu rahatsızlığın hemen basına yansıması dikkat çekicidir.

Yapılan anketlerde, doğuda, güneydoğuda en fazla izlenen televizyonlar bunlardır arkadaşlar, onlardan sonra izlenen televizyon ise Meclis TV’dir. Bu gerçeğin de altını çiziyorum yani Nûçe, Sterk TV, Roj TV ve Mezopotamya TV 1’inci sırada en çok izlenen; onlardan sonra, canlı yayın varsa Meclis TV izleniyor, en çok izlenen televizyon kanalı.

Şimdi, bu kanalları kapatmak, farklı düşüncedeki insanları 12 Eylül darbesinin Anayasası’na, Basın Yasası’na, Millî Güvenlik Kurulunun çıkardığı Basın Yasası’na dayanarak içeri almak, içeride tutmak, inanın, darbeciler için -mümbit derler herhâlde, Tarım Bakanı burada olsaydı- verimli bir toprak, verimli bir ortam; yasaklar, sansür, yasaklama. İşte gördük, Uludere’de katliam oluyor, basınımız susuyor. Gezi’de bir şeyler oluyor, ana akım medya susuyor ama susturulamayanlar da var arkadaşlar, sosyal medyayı susturamıyorlar. Sosyal medya bu sefer devreye giriyor, bu sefer sosyal medya alanındaki çalışmalar rahatsız etmeye başlıyor. Şimdi, bunu, demokrasinin kanallarını açarak -darbenin gerekçelerinden birisi olan- halkı aydınlatmayı, kamuoyunu aydınlatmayı, doğru haber yapmayı, doğru bilgi vermeyi, basının bunu sağlamasını sağlayacak olan Meclistir. Bunun bir araştırmasını yapalım. Allah aşkına, söyleyin bana… Bu medya patronlarının hepsi, medya dışında her şeyi yapıyor, ticaret, enerji alanındalar, Türkiye’nin bütün maden şirketleri onlarda; vallahi Hükûmetin de emrindeler, hükûmet ne isterse onu yazıyorlar. Şimdi, yazmayan… Kürşat Bumin, Yeni Şafak’tan en son yazıları nedeniyle bırakıldı; daha önce Hasan Cemal, daha önce birçok tanıdığımız televizyoncu. Arkadaşlar, bu baskıları araştırmak lazım. Birinin çanına ot tıkamak lazım ki bu ülkede özgürlük gelişsin, bunun başka yolu yok. Bu araştırma önergesi size de fayda sağlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yoksa, El Sisi’ler bitmez, El Sisi’lere dikkat edin; bizden söylemesi, bizden uyarması.

Böyle faydalı bir araştırma önergesine de “Evet” demenizi bekliyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 14.58


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, basın özgürlüğü taleplerine karşı olmak veya basın özgürlüğünün sorunlarının tedbirleri için araştırma yapmaya karşı olmak mümkün değil ama İç Tüzük’ün şekil şartı yerine gelmesi hasebiyle verilmiş olan bu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, Türkiye’mizin uluslararası camiada basın özgürlüğü kısıtlamaları noktasında suçlanmasını kabullenebilmek mümkün değil. Maalesef, her zeminde ve çok uzun zamandan bu yana, Türkiye, basın özgürlüğü konusunda “kısmi özgür basına sahip ülkeler” arasında gösteriliyor. Bunu kabullenebilmek mümkün değil çünkü eğer Türkiye demokratik bir hukuk devletiyse basının özgür olması zorunludur; eğer Türkiye, demokrasisini geliştirmek, ileri demokrasiye taşımak gibi bir iddianın sahibiyse öncelikle ifade özgürlüğünün ve ifade özgürlüğünün en geniş kapsamlı hâliyle basın özgürlüğünün önündeki tüm kısıtlamaların kaldırılması gerekiyor. Bu anlamda, uzun zamandan bu yana Meclisimiz, Genel Kurulumuz bu tutuklu gazeteciler meselesini, uzun tutukluluk hâllerini sürekli tartışmaktadır ama bu noktada iktidarla muhalefet arasında tanım farklılığından kaynaklanan ama sorunu çözmeyen, uluslararası camiada suçlanmamızı engellemeyen bir süreç devam etmektedir. Hâlbuki, bu konuda iddialar ortaya konulmalı, bu iddialar yanlışsa, yalansa doğru cevaplandırılmalı ama dünya kamuoyu önünde, Türkiye, basın özgürlüğü konusunda, geri ülkelerin, her anlamda bizimle mukayese edilemeyecek ülkelerin arasında gösterilmemeli. Bunu bir onur meselesi, bunu bir gurur meselesi yapmamız lazım. Bu noktada öncelikle sorumluluk da iktidar partisinin, Türkiye’yi Türk milleti adına yöneten AKP Hükûmetinindir.

Bakınız, verilen önergenin gerekçesini de okudum. Gerçekten bu konudaki sorunların araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesini talep ediyor. Bana göre çok masum, makul bir talep. Bunun ciddiye alınmasında veya “Efendim, niye bir başka parti? Doğruyu biz biliriz, biz yaparız, biz söyleriz.” iddiasındaysanız iktidar grubunun vermesinde ve bu konudaki iddiaların araştırılmasına imkân vermesinde fayda vardır. Ve dünyaya da kalkar deriz ki: “Biz bu konudaki eksikliklerimizi tamamlamak için komisyon kurduk, Meclis olarak çalışıyoruz ve size gerekçeleri söyleyeceğiz.” Ama, maalesef, iktidar bu konularda “Ben bilirim.” diyor.

Bildiğiniz, Türkiye’yi ayıplı olmaktan kurtarmıyor Sayın Elitaş.

Bugün, burada, işte elimde, gelirken hemen İnternet’e girerek getirdiğim belgeler var. “Özgürlük Evi” diye Amerikan merkezli kuruluşun açıklaması var, 2013 dünya basın özgürlüğü konusunda Türkiye’yi ağır cümlelerle suçlayan beyanları var. “Avrupa Birliğine gireceğiz.” diyorsunuz, Avrupa Birliğinin genişlemeden sorumlu görevlisinin daha geçen günlerde yaptığı açıklamaları ve Türkiye’yi suçlayan beyanları var. Bunlar, bir muhalefet partisi olarak, bu ülkenin bir vatandaşı olarak ve bir siyasi partisi olarak bizleri yaralamaktadır ve iktidara tekrar buradan, bu konuyla ilgili ne yapılması gerekiyorsa Türkiye’yi ayıplı ülke olmaktan çıkartmanızı talep ediyoruz, bunu yapmayışınızdan dolayı da sizi milletimize şikâyet ediyoruz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Şandır, o gazeteciler terör örgütlerinin propagandasını yaptıkları için tutuklular.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Anladım da yani ben uluslararası kuruluşları söylüyorum, tutuklu gazetecilerin beyanlarını söylemiyorum. Uluslararası kuruluşlar, gerektiğinde o kuruluşların beyanıyla kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz ama onların, basın özgürlüğü konusunda Türkiye’ye yaptığı suçlamaları karşılamamız lazım. İşte “terörist gazeteci” falan diyerek meseleyi geçiştiremeyiz.

Değerli arkadaşlar, bir başka hususu da söylemek istiyorum: Tabii, Mısır’da yaşanan hadise, tekrar bu konuda tüm siyasi partiler olarak bir irade beyanı ortaya koymamızı zorunlu hâle getirmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum: Milletin iradesine, milletin özgür iradesiyle kendi geleceğine karar verdiği sistemin hukuk dışı yollardan değiştirilmesine hepimizin karşı çıkmamız lazım sebebi ne olursa olsun, sahibi kim olursa olsun. Ama, bir yanlışı da buradan hatırlatmak lazım: İşte “Arap Baharı” diye sahiplendiğiniz, bir nevi ümitlendiğiniz, “Orta Doğu’ya, işte, özgürlük geliyor, demokrasi geliyor.” diye millete anlatmaya çalıştığınız, bir anda sözcülüğünü yapmaya çalıştığınız bu Büyük Orta Doğu Projesi’nin gerçeği dün Mısır’da yaşanan hadiseyle ortaya çıkmıştır. Bundan da ders alalım. Yani, Batı’dan gelen her şey doğru değil arkadaşlar. Buna itiraz edelim. Yani, biz bu bölgenin ülkesi, milleti olarak Batı’nın projelerine taşeronluk yapmak, o projeleri sahiplenmek ve bölgemize bunun dikta ettirilmesine destek vermek… Türk milletinin misyonuna, bu coğrafyaya sorumluğumuz var; bu coğrafyayı biz yönettik, bu coğrafya bizim. Bu coğrafyaya, bu coğrafyanın dışından gelen güçlerin bu türlü dayatmaları… Müslüman kanı akıyor, bugün dünyada Müslüman kanı akıyor, bölgemizde de Türkler zulüm görüyor. Dolayısıyla, Mısır’da yaşanan hadiselerden de ders almamız gerektiği kanaatindeyim.

Bir meseleyi de tekrar ifade edeyim: Değerli arkadaşlar, kabuk tutmuş yaraları kaşımanın bir anlamı yok. İki haftadır Çorum olaylarını, Sivas olaylarını ve diğer geçmişte kalan, büyük acılar yaşadığımız, utandığımız birtakım olayları sürekli burada konuşarak bu kabuk tutmuş yaraları kaşımanın bu ülkeye bir faydası yok. Sorgulanmamalı mı? Sorgulanmalı ama gereken, görevliler gereğini yapmalı. Konuşarak görev yapılmış olunmaz. Eğer bu işin suçluları araştırılacaksa o araştırılsın, devletimizin ilgili kurumları var ama bunu sürekli siyasetin malzemesi yapmaya kalkarsak bu işe hizmet etmiş olmayız çünkü bu ülkenin en önemli değeri birliğidir. Birliğimizi zedeleyecek, farklılığımızı ayrışmaya dönüştürüp çatışmaya dönüştürecek, bu, geçmişte yaşanmış olayları sürekli gündeme getirerek bu milletin huzurunu kaçırmamak gerektiği kanaatindeyim.

Bir başka husus, değerli arkadaşlar, biz bundan önceki…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Yapanların yanına kâr mı kalsın Sayın Hatip?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hayır, kalmasın ama ilgili kurumlar var, onlar araştırsınlar. Konuşarak bir sonuç alınmıyor farkındaysanız.

Değerli arkadaşlar, biz bir önceki Danışma Kurulu toplantısında bir uzlaşma yapmıştık. Bu uzlaşma “torba yasa” dediğiniz bu yasanın görüşmelerinin tamamlanmasına kadardı ama daha sonra, vardığımız, bizim de altına imza koyduğumuz uzlaşmayı bize sormadan bozdunuz. Başka kanunlar getirdiniz; 1 kanun, 5 tane, 6 tane de uluslararası sözleşme getirdiniz; buna hakkınız yok. Ramazana giriyoruz, dönemin sonundayız. Birlikte çalıştık, birlikte karar verdik, altına imza koyduk. Bunu bozmaya, bize danışmadan bozmaya hakkınız yok.

Dolayısıyla, ramazan öncesinde bu Genel Kurulun huzurunu kaçırmanın sorumluluğu da maalesef siyasi iktidar olarak AKP İktidar Grubunun üzerindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Dolayısıyla, yani çok sıkıntılı bir çalışma beklediğimi de sizlere ifade etmek istiyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Grup Başkan Vekili biraz önce hem ismimle hitap ederek hem de en son cümlesinde “Biz bir uzlaşma yaptık, uzlaşmayı bozmanın sorumluluğu iktidara aittir.” diye sataşmada bulundu. İki dakikada cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Saygıdeğer milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakınız, biz, iktidar olarak, her hafta pazartesi günü o haftayla ilgili ne yapacağımızı siyasi parti grup başkan vekillerine bildiriyoruz ve kamuoyundan, medyadan, hatta bizim grubumuzdan önce özellikle muhalefet partilerinin hafta içerisinde ne görüşeceğimizle ilgili bilgileri oluyor. Bunu kimse inkâr edemez. O gün yaptığımız konuşmada TSK İç Hizmet Kanunu’yla ilgili 35’inci maddenin değiştirilmesi konusunda siyasi partilerimize de bilgi verdik. Nitekim, Meclis Başkanı siyasi parti gruplarıyla görüştü. TSK İç Hizmet Kanunu’nun görüşülmesi konusunda Komisyon pazartesi günü toplandı ve kararını verdi. O çerçevede devam ediyoruz.

Dün Danışma Kurulunda -siz gelseydiniz- ifade ettik; acil, çok önemli olduğunu ifade eden Ulaştırma Bakanlığının uluslararası sözleşmeleri var, bu sözleşmelerin eylül ayı içerisinde veya ağustos ayı sonunda onaylanması gerektiğine dair bir zorunluluk var. Bu sözleşmelerle ilgili, bakın, değerlendirin, bize bilgi verin dedik. “Hangi ülkeyle?” dediler. Ama, arkadaşlarımıza ifade ettik, baktık, ülkelerle alakasının olmadığını, genel bir sözleşme olduğunu ifade ettik. “Biz de inceleyelim, bakalım.” dediler. Bize henüz bir dönüş olmadı ama şunu söylüyoruz, diyoruz ki: Olağanüstü durumla ilgili bir meselede herhâlde muhalefet partileri de buna katkı yaparlar diye inanıyoruz. Ama değerli arkadaşlar, bakın, uzlaşmayı böyle döndürdük, şunu yaptık…

Sayın Şandır, etikten bahsediyorsunuz. Dün verdiğiniz önergelere Allah rızası için bir  bakın. Önergeleri, maddeyi kabul etsek herhâlde Kanunlar Kararlar nereye koyacaklarını bilmiyorlar. Aynı madde önerge olarak gelmiş, bakıyoruz ne var burada? Değiştirdik, kabul ettik. Nereye konulacak? İşlenmesi mümkün olmayan önergeler var. Lüften, önergeleri hassas bir şekilde değerlendirip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Engelleme yapabilirsiniz…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sen kendi yaptığını bir anlatsana millete.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …ama İç Tüzük kurallarını uygulamamızı…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şöyle, televizyon varken bir anlat bakalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …farklı olarak değerlendirmeniz yanlış olur.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Benim konuşmam üzerine Sayın Elitaş Genel Kurula bir bilgi verdi. Verdiği bilgiyle benim söylediklerim bir yanlış anlamaya gitti; onun için, müsaade ederseniz cevap olarak…

BAŞKAN –  Cevap olmaz ki, sataşma varsa söz vereceğim.

Buyurun Sayın Şandır sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Sayın Elitaş, yani sataşma olsun diye isminizi telaffuz etmiyorum, dostumsunuz, mesai arkadaşıyız.

Siz, pazartesi günü toplantı yapıyorsunuz ama zannediyorum birbirinizden haberiniz yok. Sayın Nurettin Canikli’nin katıldığı 1 Temmuz öncesindeki yani Meclisin tatile girmesi İç Tüzük gereği zorunlu olduğu Danışma Kurulu toplantısında Meclis Başkanının önerisiyle AKP Grubunun önerisini birleştirdik, altına biz de imza attık Meclis 1 Temmuzda tatile girmeyecek, şu kanunu görüşeceğiz ondan sonra gireceğiz diye. Sayın Nurettin Canikli burada, Sayın İdris Baluken ve CHP Grubundan Mevlüt Aslanoğlu… Orada bize ifade edilen şey “Torba yasayı görüşeceğiz, 1 Temmuzda tatile girmesi gereken Meclisi tatile sokacağız.” Bu, salı günü yaptığımız Danışma Kurulu toplantısı, pazartesi yaptığımız toplantıdan sonra. Altına biz de imza koyduk. Dört beş aydır burada Danışma Kurulu kararı çıkmıyor ama o gün biz de imza koyduk kendi grup önerimiz olmasına rağmen ama sonra nerede ne karar alındıysa…

Bizim itirazımız şu: Yani, bize göre iç tehlike kalkmamıştır. Dolayısıyla, iç tehlikeyi gündemden çıkartan bu getirdiğiniz kanun tasarısı PKK’nın talebi; bize göre öyle, size göre değil olabilir. Dolayısıyla, kim, nerede, ne konuştu da vardığımız mutabakatı bozup yeniden bu Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilgili 43 maddelik kanuna 2 madde koyuyorsunuz? Bizim tepkimizi bilmenize rağmen o 2 maddeyi koyarak buradaki uzlaşmayı dinamitliyorsunuz, işin aslı bu, buna itiraz ediyoruz biz. Yoksa, Danışma Kurulu kararıyla Sayın Nurettin Canikli’nin ifadesiyle “1 Temmuzda tatile girmeyecek, Meclisi torba yasayı bitirdikten sonra tatile sokacağız.” mutabakatında biz varız. Ama, sonra bize danışmadan bu mutabakatı bozarak buraya şu sebeple uluslararası sözleşme getirmek, şu sebeple şu kanunu getirmek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …hak değil, doğru değil. O, uzlaşmayı bozmaktır. Onu ifade etmek…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır, Meclis Başkanı “Siyasi parti gruplarıyla görüştüm.” dedi, biz onun üzerine bunu yapıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Olmaz böyle.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/76) görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Temmuz 2013 Perşembe günkü  birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Melda Onur, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MELDA ONUR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli vekiller, basın özgürlüğüyle ilgili yeni bir araştırma önergesinin, belki defalarca verilmiş, defalarca reddedilmiş bir araştırma önergesinin daha lehinde söz almış bulunmaktayım. Benzeri bir konuşmayı geçenlerde burada hapishanelerin durumuyla ilgili yapmıştım; sanıyorum, bir benzerini de şimdi basın özgürlüğüyle ilgili yapacağım.

Şimdi, ben eski bir gazeteciyim -bunu zaten arkadaşlarımız biliyor- eski dönemlerde nasıl olurdu, biraz onu anlatayım. Şunu kabul edelim ki basının üzerinde her zaman için bir baskı vardır, bunu hiç kimse reddedemez. Ama, eski dönemlerde yani bizim gazetecilik yaptığımız dönemlerde -ki bu dönemler hani biz sol grubun ifadesiyle sağ iktidarların yani Özal, Tansu Çiller, Demirel gibi eski siyasetçilerin iktidarlarının döneminde ben gazetecilik yaptım- evet, yani çeşitli müdahaleler olurdu haberlerimize ama en azından o haberleri gazetenin içerisine sokabilirdik, daha sonra müdürlerimiz biraz ayar verirlerdi ama bugün gelinen noktada o haberler daha gazetenin içerisine değil, binadan içeri giremiyor. Şu anda artık bırakın muhabirlerin otokontrolünü direkt patron seviyesinde sabaha karşı gelen telefonlarla, sabaha karşı talep edilen 1’inci sayfalarla, televizyonlarda kulaklıklara gelen talimatlarla bu haberler ne yazık ki verilemiyor. Şu andaki durum, son dönem, benim tanık olduğum en azından, medya, tarihinin en kötü döneminde. 

Şimdi, bunun kanıtını aslında geçtiğimiz günlerde yaşadığımız Gezi olaylarında gördük. Nasıl oldu? Bu son dönem tutuklamalarla, patron seviyesinde ayarlamalarla iktidar zannetti ki baş belasından kurtuldu çünkü onun için basın, serbest basın, özgür basın bir baş belasıydı ama ne yazık ki başka bir baş belası çıktı. Bu da bir kuştu, fazla cikledi ve Başbakan konuşmasında “Twitter diye bir baş belası var.” dedi. Neden Twitter diye bir baş belası çıktı? Çünkü siz ne kadar bastırırsanız bastırın, ifade özgürlüğü, serbest haber yapma özgürlüğü, sözlerini ifade özgürlüğü bir şekilde bir yerlerden patlak veriyor. Sosyal medya, bu şekilde yeni özgür medya olarak ortaya çıktı. Tabii, biz, bu yeni özgür medyadan sokakların durumunu izlerken ana akım medya başka bir kuşu veriyordu, kutuplarda yaşayan penguenler, baş belası olmadan, halka izlettiriliyordu. Ama sanıyorum onlar da bir noktadan sonra gerçekleri gördüler ki uluslararası bağlantılarda, uluslararası kanallarda bu hareketlilik gösterilince kendi kanallarında da göstermek zorunda kaldılar.

Şimdi, eğer bağımsız bir medya olsaydı belki de bu çok şikâyet edilen, işte “Yalan yazdılar.”, “Manipüle ettiler, yönlendirdiler.”, “Halkı galeyana sevk ettiler.” tarzında şikâyetler olmayacaktı çünkü ana akım medya, diğer medya olsun, özgürce bu görüntüleri verebilecekti, özgürce haberlerini yazabilecekti ve belki de kimse sosyal medyaya itibar etmeyecekti. Ama ne yazık ki son dönemde basın üzerinde yaşanan baskılar, tutuklamalar, işten çıkartılmalar sosyal medyaya böyle bir alan açtı. O yüzden, hiç şikâyet etmeye gerek yok.

Şunu görüyoruz ki bu Gezi sürecinde muhalif olan birçok arkadaşımız gerek kendiliğinden işten ayrıldı  -işten ayrılma gerekçeleri, yeterince gazetecilik yapamadıkları- birçok kişi TMSF’nin el koyduğu yayınlarda işten çıkarıldı. Daha dün, çok değerli olduğunu düşündüğümüz bir yazar, ne yazık ki Hükûmet sempatizanı bir gazeteden personel, insan kaynakları vasıtasıyla işinden atıldı -ben burada adını dillendirmek istemiyorum- gerçekten çok üzüldüm. Bu, bir dönemde yapılan, hani kapıya geldiğinizde kartınızın çalışmaması kadar insanı ötekileştirici, aşağılayıcı bir şey.

Şimdi, hazır buraya gelmişken bu Gezi Parkı süresince sizlerden uzak kaldım, biraz da benim gözümden dinleyin istiyorum çünkü benim de bir gazeteci olarak, aslında, Gezi Parkı’nı bir milletvekili olmanın ötesinde, bir gazeteci gibi izleme imkânım oldu. Hem de şunu gördük: Hani biz burada parlamenter demokrasi işlemiyor, işte, az önce Sayın Şandır, buradaki birtakım kararlara uyulmuyor gibi şikâyetler… Efendim, bizim dışarıda dokunulmazlığımız da kalmamış, biz onu gördük ne yazık ki. Ben dokunulmaz olduğumuzu zannediyordum ama değilmişiz.

Sizi 31 Mayıs sabahına götürmek isterim. 31 Mayıs öncesi, biliyorsunuz, çok küçük bir çevre eylemi, ne yazık ki polisin orantısız gücüyle… Ki ben burada, herhâlde, faiz lobisinin o polis olduğunu düşünüyorum çünkü savunmasız, kasksız, gözlüksüz bir kadına biber gazı sıkıp bir de arkasından koşturan kişi esas komployu kuran kişidir. Bilmiyorum, o polis hakkında faiz lobisi, Yahudi lobisi, içki lobisi, her neyse bir soruşturma açıldı mı, ona bakmak lazım. Orada bulunan vatandaş İstanbul milletvekillerini Twitter üzerinden çağırdı. Bilmiyorum, sizi çağırdı mı? Muhtemelen sizleri de çağırmışlardır yani burada iktidar partisinin İstanbul milletvekillerini görüyorum ama bizi çağırdılar ve biz, milletin vekili olarak oraya gitmek durumundaydık ve gittik. 30 Mayıs akşamı orada bir şenlik vardı, tamamıyla bir şenlikti. Orada, hani “marjinal”, “radikal” falan deniyor ya, birtakım gruplar… Onların da ne olduğunu tam olarak bilmiyorum yani hiçbir yasadışı örgüt değildi oradakiler. İşte, konserler verildi ve geç saat ben de oradayım, Genel Başkanımız “Arkadaşlarla durun, nöbet tutun.” demiş, bekliyoruz. Dediler ki bana: “Ya, Sayın Vekilim, galiba polis buraya operasyon yapacak.” Dedim ki: Mümkün değil ya, delirmiş olmalı. Yani bu kadar barışçı bir gruba, en ufak bir aykırı slogan… Şarkılar söyleniyor, işte yani konuşmalar yapılıyor. Mümkün değil, yapmaz dedim yani olamaz öyle bir şey. “Yok, olurdu, olmazdı.” Geç bir saat. Biraz daha azaldı insanlar. Çevreci gruplar var; Derelerin Kardeşliği, işte HES eylemcileri falan. Derken, baktık bir hareketlilik var, kalktık, gittik, Çevik Kuvvet’in yanına gittik. Baktık, böyle bir hareketlenme, dedik ki: Ya biz İstanbul milletvekiliyiz. Ve o akşam İlhan Cihaner ve Müslim Sarı vardı. İlhan Cihaner’i -bize göre daha ünlü- tanıyorlar, biz de kendimizi tanıttık. Sonra döndüm, dedim ki: Ya olamaz, mümkün değil, biz milletvekilleriyiz, biz öne geçelim, onlar gelirken durdururuz biz onları, bize saldırmazlar. Çünkü ben, doğrusunu söylemek gerekirse, buna alışkındım. Çeşitli KESK eylemlerine gittiğimizde polis telsizlerinden “Ya, milletvekilleri de burada.” diye bir şey duyuyordum yani bir ölçü vardı ve biz, kasksız, gözlüksüz -o kadar eminim ki polisi durdurabileceğimize- 3 kişi önden yürüdük, “Durun.” dedik. Yani, ayağımın dibine atılan fişekler, gözümü yakan biber gazı, nefesimi kesen biber gazı canımı acıtan şey değildi, canımı acıtan şey dokunulmazlığımızın olmadığını görmek oldu arkadaşlar ve ne yazık ki bu Gezi olayları süresince bu dokunulmazlığımızın olmadığını tek tek gördük. En acı olanı… Ve çeşitli defalar çağırıldık. Zaten bulunduğumuz yerlere biber gazı atıldı.

Hani, diyeceksiniz ki: “Sizin orada olup olmadığınızı nereden bilecek?” Vali Bey’e gittik, dedik ki: Ya, burada vekiller oluyor, siz biliyor musunuz? Vali Bey dedi ki: “Biz o parkta, kim giriyor, kim çıkıyor, hangi marjinal, hangi radikal, hangi örgüt, hangi vekil var anı anına, saniyesi saniyesine biliyoruz.” Demek ki Şafak Pavey’in ayağının önüne atılan biber gazını da zaten biliyorlardı.

Ve son olarak biliyorsunuz, Divan Oteli’nin önünde ambulans geçişlerine yardımcı olmaları için polisle konuşmaya çalışan Amasya Milletvekilimizin suratına bir kask fırlatılarak burnu kırıldı. Ve ben, Divan Otel’de sıkışıp âdeta bir “Die Hard” filmi gibi -bilmiyorum hiç seyrettiniz mi?- içeride yaralılar, inleyenler, biber gazı… İçeriye biber gazı atıldığında yukarıya kaçmak zorunda kaldığımızda bir kadın şöyle diyordu: “Vekilsiniz bize niye kalkan olmuyorsunuz?” Dedim ki: Çok özür dilerim, vekiliz ancak sizinle biber gazına, copa, kaska, dayağa ortak olabiliriz, ne yazık ki size kalkan olamıyoruz çünkü bizim artık gördüğümüz kadarıyla, bu polisle, sokaklarda bir dokunulmazlığımız kalmamış.

Şimdi, bunları niye anlattım? Benim gözümden de bunu görmenizi istedim. Şimdi, size şöyle bir şey söyleyeyim son olarak: Hani deniyor ya “Polise taş atan, saldıran marjinal, radikal gruplar…” Arkadaşlar, ilk dört gün, hiç öyle bir şey yoktu. Fakat ilk dört gün kırmızılı kadına, oradaki birkaç kişiye orantısız olarak biber gazı atan… Biber gazı havaya atılır arkadaşlar, biber gazı insanların gaz yayıldığında kaçmasını sağlamak içindir –gözümüzle- direkt hedefe sıktılar. Tüm bunlar olduktan sonra birileri de sanıyorum bu arkadaşları savunmak istedi. Ama şunu söyleyeyim: Hani “yağmacı” falan diyorlar ya İstiklal Caddesi’nde bir tane dükkânın içinden bir tişört çalınmış mı, buyurun araştırın, bir tane büfeden bir tane sigara paketi çalınmış mı?

Teşekkür diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Gökcen Özdoğan Enç, Antalya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Basın özgürlüğü, haber, bilgi, düşünce ve kanaatlerin kitle iletişim araçları yoluyla serbestçe elde edilebilmesi, ifade edilebilmesi ve yayılabilmesi haklarını içerir. Basın özgürlüğünün gerçekleşebilmesi için üç temel unsur gerekmektedir: Bir, bilgiye, habere ulaşabilme hakkı. Ülkemizde gayet rahat bir şekilde, bilgiye, habere ulaşabilme hakkı vardır. Diğer ikincisi, elde edilen bilginin, haberin, düşüncenin açıklanabilme hakkı.

Üçüncüsü, bu bilgiyi, düşünce ve kanaati haber, yorum ve görsel ürünüyle yayabilme hakkı. Bunlar basın özgürlüğünün vazgeçilmez unsurları arasındadır ki ülkemizde bununla ilgili… Ben de iletişimciyim, iletişim fakültesi okudum ben de, bize öğretilenler de bunlardı ve bunlar, basın özgürlüğünün devamı için de gerekli olan koşullar aslında.

Uluslararası hukukta basın özgürlüğü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de 10’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Biz, tabii, on yıl boyunca ciddi çalışmalar yaptık bununla ilgili. Ben, özellikle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesini okumak istiyorum size: “Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlandırılabilir.” Yani buradan şuraya gelmek istiyoruz: Sarı basın kartı olan ya da herhangi bir şekilde herhangi bir gruba ait olan kişiye suç işleme hakkını hiçbir bir şekilde vermiyor. Sarı basın kartı olan terör örgütü üyesi olamaz diye bir kaide yok, hırsız olamaz diye bir kaide yok. O yüzden biraz evvelki, -kamuoyunda bir yanlış algı var, basında da yer alıyor sık sık tutuklu gazetecilerle ilgili- aslında içeriğine baktığınız zaman biraz önce ifade ettiğim maddeyle tamamen örtüştüğünü söylemek gerekiyor. Basın Kanunu’nda…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hırsız kim?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Dinlerseniz devam edeceğim.

Basın Kanunu’nda gazetecilerin haber kaynaklarının hiçbir şekilde…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hırsız gazeteci kim, onu merak ediyorum. Belki Sayın Hasip Kaplan bilir.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – …açıklanmaya zorlanamayacağı, düzeltme ve cevabın yayınlanmasıyla basılmış eserleri engelleme, tahrip ve bozma fillerine uygulanan yaptırımlar dışında para cezalarının hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemeyeceği de hükme bağlanmış bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; demokratik bir ülkede basın özgürlüğü olmazsa olmazlardan biridir.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Yani Türkiye’de yok!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Biz, tek sesli basından yana hiçbir zaman olmadık.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Akşam gazetesi ne oldu, Akşam gazetesi?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Aksine, çok sesliliği savunduk.

Bakınız, şunu da ifade etmek istiyorum: Sansürden de bahsediliyor ancak ülkemizde güvenli, nitelikli basın kuruluşlarının varlığı demokratik sürecin devamı için şarttır. Taraflı basından muhalefet kadar, biz de en az sizin kadar rahatsızız çünkü gerçekleşmeyen olayları sanki gerçekleşmiş gibi kanallar vasıtasıyla topluma empoze etmeye çalışan bir kısım medya da mevcut bu ülkede. Bunun yanında, gerçekler anlatılırken saptırma yoluyla daha önce yayınlaşmış görüntüleri bugün yayınlanmış gibi, bugün gerçekleşmiş gibi birtakım kanallarda da izlediğimizi unutmayalım. “Arşiv” yazma gereği bile duymadan sürekli o yayınları yirmi dört saat döndüren basın kuruluşlarını da buradan kınıyorum, bunun adı “özgürlük” değil arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Siz de Hürriyet’in genel yayın yönetmenliğine adaysınız herhâlde, Akşam’ı aldınız nasıl olsa. Genel yayın yönetmeliğine aday, Mehmet Ocakden’den sonra aday, iletişim fakültesi mezunu da. 

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Son on yılda yayınlarımızın, son on yılda yasalarımızı Avrupa Birliğiyle uyumlaştırmak ve daha da önemlisi, vatandaşlarımızın haklarını, özgürlüklerini arttırmak amacıyla basın özgürlüğünü genişletmeye biz devam edeceğiz. Çünkü, katılımcı demokrasinin araçlarından biri olduğunu düşünüyoruz basın özgürlüğünün. Ne olursa olsun, bu konuda kararlıyız.

Sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğünün daha ileriye taşınması için son yıllarda ciddi adımlar attık. Bu paralelde özgürlükçü bir anlayışla bu adımları atmaya devam edeceğiz.

Bu düşüncelerle Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Daha beş dakika vardı ya.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Türkiye'deki  basın özgürlüğü iktidar partisi tarafından en fazla beş dakika anlatılabilmiştir, tutanaklara geçmesi açısından efendim.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Çok komiksin sen ya!

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve arkadaşları tarafından geçici köy korucularının sorunlarının araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Temmuz 2013 Perşembe günkü  birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                      4/7/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 4/7/2013 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                 Mehmet Şandır

                                                                                                                       Mersin

                                                                                                        MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve arkadaşlarının 24 Mayıs 2012 tarih, 5131 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğu geçici köy korucularının sorunlarının araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması önergesinin 4/7/2013 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; bölücü, yıkıcı, ayrılıkçı terörle mücadelenin önemli bir parçası olan geçici ve gönüllü köy korucularımızın sorunlarını dile getirmek üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Güvenlik güçlerinin terörle mücadelede önemli bir unsurunu oluşturan köy korucularının sorunlarını henüz geçtiğimiz ay içerisinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşımış idik. Belki Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bu hususun kısa bir zaman aralığı içinde tekrar gündeme gelmiş olması dikkatinizi celbetmiş olabilir. Ancak korucularımızın bugün itibarıyla yani Temmuz 2013 tarihi itibarıyla çok vahim, endişe verici sorunları vardır. Konunun aciliyeti, önemi ve vahameti sebebiyle korucularımızın durumu bir kez daha konuşulmalıdır, dikkatlerin korucular üzerine çekilmesi gerekmektedir.

Konuşmama başlarken, evvela koruculuk sistemi hakkında bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum: “Köy koruculuğu” kavramı 1924 tarihli 442 sayılı Köy Kanunu’yla gündeme gelmiştir. Cumhuriyetin kuruluşuyla beraber hedeflenen topyekûn kalkınmanın hedef kitlesi olan Türk toplumu yüzde 80 oranında köylerde yaşamaktaydı. Bu sebeple Köy Kanunu’yla köy muhtarına özel bir pozisyon yükleyen o günkü anlayış “Köy muhtarının emrine bir tür kolluk gücü” diye isimlendirilebilecek koruculuk sistemini vermiştir. Köy korucuları köyde yaşayan toplumun ırzını, canını, malını eşkıyadan ve gerçek anlamda çapulcudan koruyacak bir kolluk kuvvetiydi ve 1980’li yıllara kadar bu vazifelerini başarıyla yerine getirmişlerdir. Terör olaylarının yoğunlaşması üzerine 26 Mart 1985 tarihinde 442 sayılı Köy Kanunu’nun 74’üncü maddesinde değişiklik yapılarak geçici köy koruculuğu sistemi ihdas edilmiştir. Söz konusu kanuna göre şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevresinde ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenen illerde valinin teklifi ve İçişleri Bakanının onanıyla yeteri kadar geçici köy korucusu görevlendirilebilmektedir.

Geçici köy korucularıyla ilgili tüm işlemler 442 sayılı Köy Kanunu’nun 74’üncü maddesinde değişiklik yapan 5673 sayılı Kanun ve bu kanunun ek 18’inci maddesine dayanılarak Bakanlar Kurulunca yayımlanan Geçici Köy Korucuları Yönetmeliği ve uygulamada birliktelik sağlaması amacıyla İçişleri Bakanının onanıyla hazırlanan Geçici Köy Korucuları Yönergesi hükümlerine göre yürütülmektedir. 1985 yılında 22 ilde başlatılan geçici köy koruculuğu sistemi 1987’de ilan edilen olağanüstü hâl ile devam ettirilmiş, 1992’de koruculara ücret verilmeye başlanmış, 1993’te sistemin uygulandığı il sayısı 35’e çıkarılmıştır.

Geçici köy koruculuğu sistemi, bölücü terör örgütüne karşı orada yaşayan vatandaşların bir duruş sergilemesi, vatandaşlarımızın kendi rızalarıyla kendi hanelerini, aile fertlerini, kendi köylerini ve kendi memleketlerini silahlı olarak savunmaları için tasarlanmış ve hayata geçirilmiş bir yapıdır. Geçici ve gönüllü köy korucuları sayıları zaman zaman değişmekle birlikte terörün yoğun olduğu dönemlerde 80 bini aşmıştır. İçişleri Bakanlığının açıkladığı son bilgilere göre 46 bine yakın ücrete tabi geçici köy korucusu vardır. 20 binden fazla da ücret almayan, sadece silahı olan gönüllü köy korucusu söz konusu olup toplamda yaklaşık 66 bin kişilik bir güçtür.

Bugüne kadar geçici ve gönüllü köy korucuları, asker ve polis silah arkadaşlarıyla beraber terörle mücadelede görevlerini layıkıyla yerine getirmişlerdir. Koruculuk Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da terör örgütüne ve terör olaylarına karşı toplumsal manada bir duruşun göstergesi olmuştur. Korucular ve aileleri, aşiretleri terör örgütüne karşı bölgede direnç gösteren toplumsal bir kesimi oluşturmuşlardır. Korucular önceleri uluslararası kamuoyunda şimdi ise iç kamuoyumuzda kendi kaderlerini tayin etme hakkı, selfdeterminasyon iddiasında bulunan ayrılıkçı fikirlerin, emellerin hayallerini devlet bütünlüğünden yana boşa çıkarmışlardır.

Önemli bir bölümü Kürt kökenli olan Türk devletine bağlı, Türk milletine âşık vatan sevdalılarıdır korucular. Korucular ve aileleri en zor şartlarda yaşayarak ve ölümü göze alarak devlete ve millete bağlılıklarını ispatlamışlardır. Bu uğurda en ağır bedelleri ödemiş ve aslında en fazla travmaya maruz kalmış sivil kitledirler. Ancak, tüm bu yaşanan travmalar, korucuların dik ve onurlu duruşunu değiştirmemiştir.

Köy korucuları bölgenin insanı olmalarından dolayı araziyi iyi tanımaları sebebiyle terör örgütü mensuplarının nerelerde barınabileceklerini, neler yapabileceklerini, güçlerinin neler olabileceğini, kimlerin bölücü terör örgütü ile iltisaklı olabileceklerini bildikleri için PKK tarafından algılanan büyük bir tehdittirler.

Köy korucularımız tüm yaşamlarını görev yaptıkları yerde geçirmektedirler çünkü oralar onların memleketidir. Bu yüzden üç yüz altmış beş gün yirmi dört saat eşkıyanın hedef tahtasındadırlar. Onun içindir ki köy korucularımızın sorunları bir an evvel çözülmeli, bu husus hepimiz için bir vazife olmalıdır.

Geçici ve gönüllü köy korucuları bölünmez vatan bütünlüğü uğrunda Türk Bayrağı’nın dalgalanması, Türk devletinin egemen olması için bugüne kadar 1.696 şehit ve 1.916 yaralı, gazi vermişlerdir. Bu dik duruşları ve hizmetlerine karşılık köy korucularımızın 810 TL ile 880 TL arasında değişen ücretleri açlık sınırının altındadır. Bu yıl için ücret artışı da 10 TL gibi komik bir seviyede olmuştur. Korucuların aldıkları bu aylıklar Türkiye standartlarında düşük bir rakamdır. Hele hele Haziran 2013 Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre açlık sınırı 1.022 Türk lirası, yoksulluk sınırı 3.328 Türk lirası iken 810 TL bırakın açlık sınırını karşılamayı, yanından bile geçmemektedir.

Gönüllü korucularla beraber tüm koruculara en az sözleşmeli erlere verilen ücret kadar yani 1.600 lira ücret verilmelidir. Sosyal güvenlik primleri, emekli maaşları, çalışma saatleri, gündelik ve kumanyaları gibi her konuda önemli problemleri olan gönüllü ve geçici köy korucuları, özellikle “açılım süreci” ya da “barış süreci” diye adlandırılan Hükûmet politikaları çerçevesinde yalnızlığa itilmişlerdir.

Bölücü ve yıkıcı terörist unsurların talepleri doğrultusunda, değil sorunlarını çözmek, köy korucuları PKK ve siyasi uzantılarının inisiyatifine terk edilmişlerdir. Yıllardır mücadele ettikleri PKK’nın ve siyasi uzantılarının etki alanı içinde yalnız bırakılan köy korucularından özellikle terörle mücadelede geçmişte başarıları olanların tek tek cinayetlere kurban gittikleri ve faillerinin de PKK’lı terörist oldukları bilinmektedir.

AKP Hükûmetinin sözde açılım süreci devam ederken, teröristlerin korucularımıza yönelik eylemleri de devam etmektedir. Basına yansıyan haberlere göre, 13 Mart 2013 tarihinde, Şırnak ili Cizre ilçesinde korucumuz Mehmet Sait Coşkun sokak ortasında teröristler tarafından şehit edilmiştir. Yine, geçtiğimiz günlerde Şırnak’ın Silopi ilçesinde geçici köy korucularımızdan Ramazan Erkan silahlı saldırı sonucu şehit edilmiştir.        Mehmet Güven Cizre’de, Sıtkı Unat Uludere Şenoba’da, Ali Nat Şırnak’ta, Ali Kılıç Cizre’de hayatlarını kaybetmişlerdir.

Bize gelen bilgilere göre, bu korucular terörle mücadelede büyük başarılara imza atmışlardır. Terör örgütünün elinde korucularımıza ilişkin bir infaz listesi olduğu iddia edilmekte, cinayetleri bu listeye göre yaptıkları söylenmektedir. Terör örgütünün, Hükûmetin yanlış politikalarıyla alanı PKK’ya terk etmesinden sonra, bölgedeki korucuları -âdeta bir cadı avı gibi- onları tek tek infaz ederek şehit ettiği yönündedir.

Geçtiğimiz mayıs ayında ise Şırnak’ın Gümüşyazı köyünde köy korucularımızdan Abdülvahap İlhan PKK’lılar tarafından Kandil’e kaçırılmıştır ve kendisinden hâlen haber alınamamaktadır.  Abdülvahap İlhan ve diğer kaçırılan korucularla ilgili güvenlik güçlerinin ve Hükûmetin bir çalışması var mıdır?

Hükûmet korucularımızı, Necip Fazıl’ın ifadesiyle, öz yurdunda garip bırakmıştır. Hükûmet, Necip Fazıl’ın ifadesiyle, baba katiliyle babayı ayna safa koymuştur. Korucularımıza yönelik gerçekleştirilen saldırılar hakkında açıklama yapması gereken Hükûmet, hâlen teröristlerin silahlarını bırakıp gideceklerini hayal edecek kadar zafiyet içindedir. Eğer Hükûmet zafiyet içinde değil ise ve bir çaba göstermiyor, onlarla anlaşmaya çalışıyor ise Hükûmet PKK’yı eli yüzü düzgün, sözüne güvenilir Türk vatandaşları mı zannetmektedir?

Hükûmet artık bölücü terör örgütünden bahsederken “bölücü”, “terör”, “eli kanlı katil” gibi ifadeler kullanmamaktadır, hatta Başbakanın görevlendirdiği akiller verdikleri raporlarla PKK’nın sözcülüğüne soyunmuşlardır. Akiller, PKK ne istiyorsa çözüm olarak onu raporlarına yazmışlardır. Yoksa, Hükûmet PKK’yla aynı şeyi mi düşünmektedir, aynı şeyi mi istemektedir? Bu sorularımızın cevabını Parlamento çatısı altında duymak istiyoruz.

Bütün bu sorulara ilave olarak, büyükşehir düzenlemesiyle koruculuk sistemine dâhil köy ve beldelerin bölücü çevrelerin yönetimine dâhil edilmesi, terk edilmesi korucuların sorunlarını tepe noktalara taşımıştır. Hükûmet korucuları PKK’nın kucağına atmaktadır.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Ersoy, Sinop Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin geçici köy korucularının sorunlarının araştırılıp ekonomik ve sosyal haklarının iyileştirilmesi amacıyla vermiş olduğu önerinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Bir ay önce yine bu konuyu konuşurken, sözlerime başlarken söylediğim gibi, bizim bu önerinin aleyhine söz almış olmamız, varsa köy korucularımızın ekonomik, sosyal alanlarla ilgili sorunlarına duyarsız kalacağımız anlamına elbette ki gelmiyor. “Bu sorunlarla ilgilenmeyelim.” anlamına elbette ki gelmiyor. Bu, sadece bugün Meclisimizin gündeminde bulunan, iş hayatından finans hayatına kadar, kamu kurumlarının çalışma koşullarından devlet memurlarının birtakım sorunlarına kadar birçok alanda yeni düzenlemeler getiren yasa görüşmelerinin kesintiye uğramadan devam etmesini arzu etmemizden kaynaklanmaktadır. Elbette ki korucularımızla ilgili her türlü düzenleme de yapılacaktır.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, köy koruculuğu sistemi, 1984 yılından itibaren ülkemizin belli bir bölgesinde yaşanan kesif ve halkımızın günlük hayatını gerçekten çok derin şekilde etkileyen terör olaylarına karşı, güvenlik güçlerimizin ulaşmakta güçlük çekeceği yerleşim birimlerinde halkımızın can ve mal güvenliğini korumak ve onların daha güvenli bir şekilde yaşamlarını sürdürmelerini sağlamak amacıyla alınmış geçici bir tedbirdir. Maalesef her geçen gün artan şiddette devam eden terör olayları, başlangıçta 40 bin olarak öngörülen sayıların çok daha yukarılara çıkmasına, bir ara 70 binlere kadar ulaşmasına neden oldu. Elbette ki o bölgede yaşanan bu yoğun mücadelede gerçekten çok büyük bir kararlılıkla, devletinin, milletinin yanında yer alarak ülkemizin birliği, bütünlüğü için o günün güvenlik konsepti içinde, o günün mücadele anlayışı içinde kendilerine yüklendirilen sorumlulukları çok büyük bir fedakârlıkla yerine getiren köy korucularımızın bu fedakârlıklarının görmezden gelinmesi, bugün itibarıyla hele hele onların hiçbir şekilde ne ekonomik haklarına ne sosyal haklarına ne de bundan sonraki yaşamlarının hiçbir şekilde göz ardı edilerek, görmezden gelinerek yok sayılmaları asla mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti devleti, kendisine hizmet eden her vatan evladına her zaman sahip çıkmaya ve onlara hak ettikleri haklarını en iyi şekilde, ülkenin kendilerine sağladığı imkânlar nispetinde vermeye devam edecektir.

İktidarımız döneminde, başlangıçta, 1985’li yıllarda başladıkları noktadan çok daha iyi noktalara gelmelerine imkân tanınmış, çıkarılan kanunlarla, yönetmeliklerle, düzenlemelerle hem ekonomik ve mali haklarıyla ilgili hem özlük haklarıyla ilgili hem sosyal haklarıyla ilgili birçok düzenleme yapılmıştır. Hepinizin bildiği gibi, bugün köy korucularımız hatırı sayılır bir maaş almaktadır; emeklilerine, 55 yaşını ve on beş yılını dolduranlara emekli maaşı verilmektedir; şehit yakınları, şehit ve gazi yakınlarına sağlanan bütün imkânlardan faydalanmaktadır.

Bunun yanında, bir ay önce konuştuğumuzda, bu konuyu tartıştığımızda ifade ettiğim gibi, Hükûmetimizin geçici köy korucularımızın özlük haklarıyla ilgili çalışmalar yaptığını, bu çalışmaların İçişleri Bakanlığı tarafından yürütüldüğünü ifade etmiştim. Bugün itibarıyla çok büyük ölçüde bu çalışmalar tamamlandı, inşallah önümüzdeki bugünlerde yaptığımız çalışmalar tamamlanmadan aynı şekilde AK PARTİ Grubunun bir teklifi olarak geçici köy korucularımızın özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik teklifler de yüce Meclisimizin, Genel Kurulumuzun takdirlerine sunulacaktır, şimdiden köy korucularımız için hayırlı uğurlu olsun diyorum. Bundan sonra da hem korucularımızla ilgili hem ülkemizin güvenliği, barışı, huzuru için mücadele eden bütün kamu görevlilerimizin haklarıyla ilgili duyarlılıklarımızın devam edeceğini ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, bu vesileyle, özellikle dün Mısır’da yaşanan acı hadiselerden sonra ben de birkaç kelime bu konularla ilgili fikrimi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, darbelerin hiçbir şekilde meşru kabul edilmesi, darbelerin hangi bahaneyle ve gerekçelerle olursa olsun hiçbir şekilde olabileceğini kabul etmek millet iradesine ve seçilmişlere karşı yapılacak en büyük haksızlık, en büyük hakarettir. Darbeciler, sadece ellerinde bulundurdukları silahtan aldıkları güçle kendi iradelerini millete dayatmayı ve seçilmişlerin yaptığı bütün yanlışlara rağmen kendilerinin mutlak anlamda doğru yaptığı inancını bütün bir millete kabul ettirmeyi kabul etmiş, aslında psikolojik olarak da, ruhsal olarak da sakat ve hasta bir mantığın temsilcileridir. Hiçbir şekilde bu mantığın kabul edilebilmesi, bu mantığın hiçbir şekilde bazen gerekebileceğinin ima edilebilmesi bugün artık demokratik hiçbir anlayışın kabul edebileceği bir davranış değildir.

Dün Mısır’da Mursi idaresine karşı yapılan darbeden sonra 4 siyasi partimizin de bu darbeyi kınaması ve kabul etmemesi sevindirici bir gelişmedir ancak bazı siyasetçilerimizin hâl⠓ama”lı, “velakin”li açıklamalar yapması, bundan Türk siyasetinin, Türk siyasetçilerinin dersler çıkarmasını tavsiye etmesi gerçekten üzüntü vericidir.

Hiçbir darbecinin meşru siyasetçilere verebileceği bir ders olamaz. Hiçbir darbecinin yaptığı şiddetten, baskıdan, terörden ülkeyi yönetenlerin çıkarabileceği ders olamaz. Olsa olsa, siyasetçilerin düşüneceği, bu darbecilere hiçbir şekilde fırsat vermeyecek, bu darbecilerin hiçbir şekilde çözüm olarak akla gelmeyecek bir yönetim sistemini, milletin iradesine her zaman ve her platformda sahip çıkma iradesini birlikte ortaya koyma düşüncesi olmalıdır. Bunun için, değerli arkadaşlar, bütün siyasi aktörlerimiz böyle dönemlerde söylemlerine dikkat etmeli, darbecilerden değil, geçmişte tarihimizde yaşadığımız darbelerden alınmış derslerle, artık hiçbir şekilde sadece ve sadece üçüncü dünya ülke ve demokrasilerinde görülen olayların ve eylemlerin ülkemizdeki bazı kişi ve kesimler tarafından da akla getirilmemesi, akla ziyan bu davranışların toplumun hiçbir kesimi tarafından kabul görmemesini temenni ediyor, Meclisimizin gündeminde olan “torba kanun” diye tabir ettiğimiz kanun tasarısının görüşmelerine devam etmemiz gerektiğinden, Milliyetçi Hareket Partisinin bugünkü önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen, Levent Gök, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz konu, sorunlar olarak çok eskiden beri, yaklaşık yirmi yıldır Türkiye siyasetini ilgilendiren bir konu. Karmaşık ama çözüm yolları konusunda da partilerimizin uzlaşabildikleri pek fazla ortak bir nokta yok.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 128’inci maddesinde “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” denmektedir. Dolayısıyla, güvenlik gibi devletin yürütmesi gereken asli ve sürekli bir kamu hizmetinin de memurlar ve diğer kamu hizmetlileri eliyle yerine getirilmesi gerekmektedir ancak 1924 yılında 442 sayılı Köy Kanunu ile birlikte uygulamaya girmiş ve 1985 yılında yapılan kanun değişikliğiyle sınırları ve yetki alanı belirsiz bir şekilde geçici köy koruculuğuna dönüştürülmüş, güvenlik alanında, emniyet ve jandarma personeli gibi bir statüye sahip olmadıkları ve benzer eğitimlerden geçmedikleri hâlde, benzer yetkiler ve silahlarla donatılmış köy korucuları üretilmiştir. Devletin güvenlik gibi insan haklarına her an tehdit oluşturabilecek hassas bir hizmet alanında geçici, yetkileri ve statüleri muğlak, gerekli eğitimden yoksun kişilerle hizmet vermeye çalışması, aslında hukuk devletiyle de bağdaşmaz, insan haklarıyla da bağdaşmaz.

Değerli milletvekilleri, devletin pek çok eğitiminden geçmiş jandarmasının ve polisinin, geçtiğimiz günlerde Gezi olaylarında gördüğümüz gibi, orantısız güç kullanması, yine geçtiğimiz günlerde Lice’de bir karakoldan açılan ateş sonucu 1 arkadaşımızın öldürülmesinde gördüğümüz gibi güvenlik güçlerinin eğitimi büyük bir önem taşımaktadır.

Aslında, geçici köy korucularının, içinde yer aldıkları sistemden büyük bir memnuniyetsizlik duydukları da ortadadır. 2011 yılında yapılan bir saha araştırmasına göre, geçici köy korucusu olma isteğinin en önemli nedeni işsizlik ve yoksulluktur. Korucuların yüzde 55’i sistemden memnun olmadığını belirtirken çalışmaya devam etmek isteyenlerin oranının yüzde 93 düzeyinde olması sisteme bir istihdam olanağı olarak bakıldığını açıkça göstermektedir. Geçici köy korucusu oldukları için herhangi bir zorlukla karşılaşmadıklarını belirtenlerin oranı ise sadece yüzde 4’tür. Araştırma sonuçlarına göre, geçici köy korucuları çalışma şartlarının ve özlük haklarının iyileştirilmesini ve kendilerine başka kurumlarda çalışma fırsatı verilmesini talep etmektedirler.

Değerli milletvekilleri, 1985 yılındaki kanun değişikliğiyle, geçici köy koruculuğu oluşturulurken ilgili maddede, olağanüstü hâl ilanını gerektiren sebeplerden bahsedilmiştir. Olağanüstü hâl uygulamasına on yıl önce son verildiği bilindiğine göre, ülkemizdeki gerekçelerin geçici köy korucuları için ortadan kalktığı bir gerçektir. Önemli olan, bir istihdam için bu işe başvurduklarını söyleyen köy korucularına istihdam olanakları yaratacak tedbirleri almamız gerekmektedir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bölgenin öncelikli olarak kalkınmasını hedeflerken sayıları yaklaşık 70-80 bini bulan köy korucularını da önemsiyoruz.

Değerli milletvekilleri, doğu ve güneydoğunun kalkınması için öncelikli hedefimizin yeterli kamu kaynaklarının bölgeye aktarılması olduğunun bilincindeyiz. Devlet, kalkınmanın sorumluluğunu burada üstlenmelidir. Kamu öncülüğünde girişimcilik yaygınlaştırılmalıdır. Özelleştirme sonrası duran tesisler ekonomiye kazandırılmalıdır. Bölgede, sosyal devlet uygulamalarına hız verilmelidir. Yoksullukla mücadele ve sıfır açlık için vatandaşlık hakkı ödemesi ve bunların da bedelsiz olarak sağlık hizmeti projelerinin uygulanmasına başlanılmalıdır. Mayın alanları temizlenerek tarıma elverişli hâle getirilmelidir. Sınır bölgelerindeki mayınların Türk Silahlı Kuvvetlerinin sorumluluğu altında hızla temizlenmesi sağlanmalı ve Tarım Bakanlığının da yaygın denetimi altında sözleşmeli organik tarım işletmeciliği yapmaları koşuluyla çevrede yaşayan ve tarım kooperatifleri bünyesinde örgütlenen topraksız veya az topraklı köylüye tahsis edilmesi gerekmektedir.

Çatışma döneminin bölgede yarattığı sosyoekonomik yaralar hızla sarılmalıdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşam kalitesinin hızla gelişmesine katkıda bulunulmalı, terör ortamının yaratmış olduğu ekonomik mağduriyetler, hak ve hukuk temelinde, hoşgörü anlayışı çerçevesinde giderilerek gerekli tüm sosyoekonomik önlemler alınmalıdır. Boşaltılmış köylerin geri dönüşü mutlaka sağlanmalıdır, güvenlikli ve gönüllülük kriteri çerçevesinde bu köylerin tekrar geri dönüşlerine olanak verilmelidir.

Görüldüğü gibi, köy koruculuğunu sadece bir istihdam aracı olarak değil, bölgenin kalkınmışlık ve gelişmişlik açısından da değerlendirmemiz ve onları da güneydoğu ve doğunun ekonomik sistemine katmamız gerekmektedir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu sistemin devletin güvenlik zafiyetinden kaynaklandığını ve devletin güvenlik güçlerinin görevlerini yerine getirmemesinden kaynaklanan bu açıktan dolayı oluşturulan köy korucularının, artık kurumlarının daha fazla sürdürülemez olduğunu görmekteyiz.

Bu nedenle, vermiş olduğumuz kanun teklifleriyle, geçici köy korucularının ve çalışma şartlarının, özlük haklarının iyileştirilmesini ama sonuç itibarıyla da geçici köy korucularının kaldırılarak, devletin asli güvenlik güçleri varsa, onların görevlerini yerine getirmesini öneriyoruz.

Kanun teklifimizde, çalıştıkları her yıl için yüz seksen gün yıpranma payı getiriyoruz köy korucularımıza. Böylece, on yıl görev yapanların on beş yıllık bir hizmet süresi olacak, emeklilik yaşını da 45’e indirmek suretiyle, on beş yıllık hizmeti olanlara çalışırken aldıkları maaşı emeklilikte alacak şekilde emekli olma hakkı getiriyoruz. Bu konuyu görüştüğümüz zaman, umuyorum ki, bütün partiler de ortak bir görüş, irade beyanında bulunurlar. Yaş ya da çalışma süresini doldurmayanlara ise bu şartları yerine getirinceye kadar kamu kurumlarında çalışma olanağı sağlıyoruz yani burada, köy korucularının hemen tasfiye değil, bu kişilerin mağduriyetlerini giderecek ve taleplerini yerine getirecek sosyal güvenceye kavuşturulmalarını arzu ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’de parlamenter demokrasiyi kuran ve çok partili sisteme Türkiye’yi götüren bir partidir. Dün Mısır’da gerçekleştirilmiş olan askerî darbede Cumhuriyet Halk Partisinin görüşü çok açıktır ve çok nettir. İnsan haklarını, özgürlüğü, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve çok partili siyasal yaşamı savunan Cumhuriyet Halk Partisinin darbeler karşısındaki durumu çok açıktır. Cumhuriyet Halk Partisi, dünyanın neresinde olursa olsun hatta Türkiye’de bu konu konuşulduğu zaman dahi darbelerin her zaman karşısında olmuştur, karşısında olmaya da devam edecektir. Bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisinin geçmiş dönemlerde darbelerden en zarar gören partilerden biri olduğunu hepinizin hatırlaması gerekmektedir. Darbelerin mağduru olmuş bir partinin, elbette ki, dünyanın neresinde olursa olsun bir darbenin karşısında olması kadar hepimiz açısından önem arz eden bir durum olamaz. Cumhuriyet Halk Partisi ve tüm üyeleri, başta Genel Başkanı olmak üzere bütün en sade üyelerine kadar tümüyle darbelere karşıdır. Türkiye’de biz demokrasiyi işletmek istiyoruz. Türkiye’de sorunlarımızı konuşarak ve mutlaka sandıkta çözmek istiyoruz. Bu amaçta olan Cumhuriyet Halk Partisinin bütün üyelerinin her biri, hiç şüpheniz olmasın ki, sokağa inen tankların karşısında korkusuzca duracaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Salih Koca konuşacak efendim.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduğu ilk günden beri, bu ülkede yaşayan 75 milyonun hak ve hukukunu savunmak adına, adaleti sağlamak adına gereken imkânlar, devletimizin imkânları dâhilinde gereken tüm çalışmaları yapmış ve bundan sonra da yapmaya devam edecek. Önemli olan ülkemizde birlik ve beraberliği sağlamak, kardeşliği sağlamak, milleti ile devletini barıştırmak ve barışık bir ülke hâline bu ülkeyi getirmek.

Bizler, kurulduğu günden beri işçimizin, memurumuzun, kısacası tüm çalışanlarımızın hak ve hukuklarını koruduk ve gözettik, bu süre içerisinde de enflasyona ezdirmediğimiz gibi, enflasyon üzerinde, on yıllık dönem içerisinde, yüzde 140’lara varan bir enflasyon olmasına rağmen en az yüzde 250’ler ile 750’lere varan oranlarda maaşlarda iyileştirmeler yapıldı, hak ve hukuklar korunmaya çalışıldı ve bundan sonra da bu hassasiyetle, inanıyorum ki Hükûmetimizin ve partimizin politikaları devam edecek, çalışmaları aynı şekilde sürecektir.

Ben, bu vesileyle, bundan sonraki dönemde, hem köy korucularımızın hem tüm bu ülkenin birlik ve beraberliği için mücadele etmiş çalışanlarımızın hak ve hukuklarının korunacağını ve korunması konusunda gerekli çalışmaların yapılacağına inanıyorum.

Belirlenmiş çalışmalar ve takvim doğrultusunda Genel Kurulumuzun çalışmalarını sürdürmesinin uygun olacağını düşünüyor, MHP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu bildiriyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başkanım, karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.08

 


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Çorum Milletvekili Tufan Köse ve arkadaşları tarafından Çorum olaylarının sorumlularının, amaçlarının ve olayların arkasında bulunan unsurların ortaya çıkarılması amacıyla 11/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 4 Temmuz 2013 Perşembe günkü  birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 4/7/2013 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                   Engin Altay

                                                                                                                        Sinop

                                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Çorum Milletvekili Tufan Köse ve 24 milletvekili tarafından 11/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Çorum olaylarının sorumlularının, amaçlarının ve olayların arkasında bulunan unsurların ortaya çıkarılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (852 sıra nolu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 4/7/2013 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Tufan Köse, Çorum Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi, dünyada Mussolini, Hitler, Franco, Salazar ve benzeri faşist diktatörler iktidarda iken, iktidar var iken “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” diyerek millet iradesini kutsayan, çok partili yaşamı ülkemize, ülkemizin siyasal tarihine ve siyasal yaşamına getiren bir geleneğin partisidir. Bu tarihî misyonuyla Cumhuriyet Halk Partisi, millet iradesine, halk iradesine dışarıdan yapılacak her türlü müdahaleye ilkesel olarak karşı çıkar ve onunla mücadele eder. Bu anlamda, Mısır’da yapılan askerî darbeye, askerî müdahaleye de karşı olduğumuzu ve kınadığımızın bilinmesini istiyoruz. Ancak, sandıktan alınan oydan sonra kitlelerin duyarlılıklarına kulakların tıkatılmaması, fırsatçılara fırsat verilmemesi hususlarında da hepimize bir ders olmasını diliyorum.

Ulusal şairimiz Nazım Hikmet’in “İstiklal” şiirinden bir dörtlükle de yoksul Mısır halkını buradan selamlamak istiyorum:

“Mısırlı kardeşim,

Şarkılarımız kardeştir,

İsimlerimiz kardeş,

Yoksulluğumuz kardeştir,

Yorgunluğumuz kardeş.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin 12 Eylül faşist darbesine giden yola döşenmiş önemli taşlardan birisi olan Çorum olaylarının, Çorum katliamının faillerinin ortaya çıkarılması, olayların, katliamın arkasındaki sırrın, gizin ortaya çıkarılması için grubumuzca verilen Meclis araştırması açılması önergesiyle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Bugün 4 Temmuz 2013, Çorum katliamının 33’üncü yıl dönümü; otuz üç yıl önce, 1980 yılının Mayısının sonunda başlayan ve aralıklarla iki aşamada yaklaşık kırk gün süren olaylarda içlerinde yaşlıların, hamile kadınların, çocukların ve engellilerin de bulunduğu 57 yurttaşımızın yakılarak, vurularak, bıçaklanarak, işkence edilerek katledildikleri gündür. Yalnızca 4 Temmuz günü 17 kişi katledilmiştir. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

Çorum katliamı, ülke genelinde işlenen siyasal cinayetlerden, Gazi olaylarından, Malatya, Maraş katliamlarından, 1969 kanlı pazarından, 1 Mayıs 1977’den, Bahçelievler katliamından soyutlanarak değerlendirilemez. Bu katliamlar, emperyalist güçler ve onların yerli iş birlikçilerinin, etnik ve mezhep topluluklarının iç içe yaşadığı Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu’da gelişen toplumsal muhalefeti bastırmak, baskı ve katliamlarla onları susturmak, solcu ve Alevileri göçe zorlayarak 12 Eylüle giden yola döşenmiş bir taştır.

Katliamlarla yüzleşilmeden yenileri engellenemez. MHP Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır’ın söylediği gibi, bugün ben burada yaraları kanatmak için konuşmuyorum. Çorum’da yaşananların, Sivas’ta yaşananların, Gazi’de yaşananların, Uludere’de yaşananların hafızalardan silinmemesi bu bakımdan da önemlidir. Çorum katliamı aydınlatılamamıştır, aydınlatılmalıdır; aydınlatılmadan yurdumuza gerçek demokrasinin gelmesi ve demokrasinin içselleştirilmesi de mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar, 17 kişinin katledildiği 4 Temmuz 1980 asla unutulmaması gereken bir tarih ve olaydır. Keza, 2 Temmuz 1993 de asla unutmamamız ve unutturmamamız gereken bir tarih. Gazi Mahallesi de öyle, Uludere de öyle, 1 Mayıs da öyle unutulmaması ve unutturulmaması gereken tarih ve olaylardır. Ancak, öyle kin ve nefret biriktirmek için değil, acılarımızı tazelemek için değil, bir daha böylesi acılar asla ve asla yaşanmasın diye unutmamak ve unutturmamak gerekir. Faillerini, gerçek faillerini, faillerin arkasında duranları bulup en ağır biçimde cezalandırmak için unutmamak ve unutturmamak gerekir. Böylesi barbarlıkların bu topraklardan, yeryüzünden sonsuza dek sökülüp atılması için unutmamak ve unutturmamak gerekir. Unutmayacağız, unutturmayacağız.

Peki, değerli arkadaşlarım, Çorum’daki katliamın üzerinden otuz üç yıl geçtikten sonra, Sivas katliamının üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra bu katliamlara bahane edilen hususlar ortadan kalkmış mıdır; siyasi ortam daha mı yumuşamıştır, daha mı demokratikleşmiştir ya da katliamın yapıldığı atmosferle bugünkü atmosfer arasında çok mu fark vardır; iktidarların mı söylemleri değişmiştir, siyasetçilerin mi söylemleri değişmiştir? Hepimiz biliyoruz ve görüyoruz ki hiçbirisi değişmemiştir. Hatta, o kadar çok benzerlikler var ki bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum. Örneğin, Çorum’daki olayların başlangıcı, 4 Temmuzda 17 kişinin öldürülmesine sebep olan olayların başlangıcı bir cuma gününe rast geliyor ve cuma günü Çorum’da bir caminin bombalandığı ve Müslümanların katledildiği yalanı ve iftirası Çorum’da polis telsizi de dâhil olmak üzere birçok yerden geçiyor. Bu neyi hatırlatıyor bize? Bugün de Sayın Başbakan, İstanbul’daki bir camide alkol tüketildiğini ve ahlaka aykırı hareketler yapıldığını söyleyerek bir kısım insanları tahrik ediyor ve ayrımcılığı körüklüyor.

Yine, TRT ne yaptı bu Gezi olaylarında? TRT bu Gezi olaylarında geçmişte olmuş, başka yerlerde olmuş bir Türk Bayrağı yakılması hadisesini Türkiye’deki insanlarımıza defalarca izleterek yine tahrikçilik yaptı. Peki, 1980’de ne yapmış TRT? 1980’de de Müslümanların katledildiği, cami bombalanarak Müslümanların katledildiği iftirasını defalarca yayında, altyazı ve haberlerinde vererek insanları tahrik etmiştir yani kafa aynı kafa, zihniyet aynı zihniyet.

Peki, 19 Mayıs, Çorum olaylarının başlamasından bir hafta önce, yine, “Müslüman Kardeşler” isimli ya da “Müslüman Gençler” isimli bir topluluk, kız öğrencilerin kıyafetlerini bahane ederek insanları tahrik ediyor. Yani, Gezi Parkı’nda da -anımsatayım hemen- yine Sayın Başbakanın söylemiyle söylüyorum: “Oralar sidik kokuyor, orada insanlar prezervatif bulmuşlar.” diyerek orada yaşayan insanlara karşı bir kısım grupları tahrik etmişti.

Peki, sadece Başbakan mı yapıyor bunu? Sadece Başbakan yapmıyor, iktidarın bütün temsilcileri de yapıyor. Bülent Arınç, 10’uncu Yıl Marşı’ndan rahatsız. Neyinden rahatsızsın sen kardeşim 10’uncu Yıl Marşı’nın? 15 milyon gençten mi rahatsızsın?

AHMET YENİ (Samsun) – 100’üncü yıla geliyoruz.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Asabı bozuluyormuş. Demir yollarından, demir ağlarından mı rahatsızsın yoksa, açık alından mı rahatsızsın? Bunu da söyle, bunu da bilmek istiyor bu vatandaş.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Onu da biz örüyoruz, biz. Demir ağlarla ördük Türkiye’yi.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Peki, sadece Hükûmet mi yapıyor bunu? Belediye başkanları da yapıyor, belediye başkanları da yapıyor.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – 100’üncü yıl marşı yazdık.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Bakın kardeşim, bakın arkadaşlarım…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen hâlâ 10’uncu yıldasın.

TUFAN KÖSE (Devamla) - …Bülent Arınç’a “Bülent” diye hitap ediyor bizim bir kısım milletvekilimiz, ben düşünüyordum “Ya ayıp ediyorlar, Sayın Başbakan Yardımcısına niye ‘Bülent’ diyorlar?” diye. Bülent Arınç Çorum’a gidiyor, hâlâ daha aklanmamış herhangi bir mahkeme kararıyla ve bir Meclis kararıyla da itibarı iade edilmemiş İskilipli Atıf Hoca’nın ismini bir parka verirken “Sayın…” sayın da demiyor “Çorum Milletvekili Tufan, dinle, ben sana buradan hitap ediyorum.” diye suç işliyor, saygısızlık yapıyor, ülkemizin değerlerine saldırıda bulunuyor, cumhuriyet değerlerimize.

Peki, başka ne yapıyoruz? Belediye başkanları, Çorum’un Belediye Başkanı, bakın, sizin de 22’nci Dönemdeki milletvekili arkadaşınız. Çorum’un Belediye Başkanı, Çorum’da, bizce ve bize göre tüm halkımızca cumhuriyet değerlerine sahip çıkan, Türkiye’de cumhuriyet hukukunun kurulmasında, cumhuriyet hukukunun yaşatılmasında ve cumhuriyet hukukunun Türkçeleştirilmesinde, öz Türkçeleşmesinde çok büyük emeği geçen Profesör Doktor Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun adını o parktan çıkarıyor ama başka bir parka da İskilipli Atıf Hoca’nın ismini veriyor yani suçu ve suçluyu övüyor.

Değerli arkadaşlarım, bunlarla da bitmiyor, bunların hiçbirisi sosyal barışa hizmet etmiyor. Sayın Başbakan, öldürülen insanları mezhebiyle tanımlıyor, “54 tane Sünni vatandaşımız öldürüldü.” diye.

Şimdi, tabii, tüm bu yaşananlara rağmen Aleviler, eşit yurttaşlık talebinden ve inançlarından ve bildikleri gibi yaşamaktan vazgeçmemişlerdir, asla da vazgeçmeyeceklerdir. Yani, sizlerin söylediği gibi Alevilerin inancı inanç değil midir? Yani, cemevlerini niye ibadethane yapmıyorsunuz, cemevlerinin ibadethane yapılmasına niye karşı çıkıyorsunuz? Yani, siz, zannediyor musunuz ki Aleviler elektrik, su parasını almıyorsunuz diye inançlarını satacaklar 2 kuruş paraya? Yani, siz, inançlarınızı satıyor musunuz parayla da Aleviler satsın? “Gitsin camide ibadet etsinler.” bu söylenecek laf mıdır? Demokratik hak ve özgürlükler, değerli arkadaşlarım, pazarlık konusu yapılamaz. Ne zaman ki demokratik hak ve özgürlükler pazarlık konusu yapılmayacak, ülkemize gerçek demokrasi de o zaman gelecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu beyan ediyorum.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum: 33’üncü yıl dönümünde gerek Çorum gerek Sivas gerekse Kahramanmaraş gerekse 1 Mayısta hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına da başsağlığı dileklerimi tekrar iletiyorum.

Demin, hatip bir şeylerden bahsetti, “Darbeye karşıyım.” dedi. Gerçekten darbeye karşı, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye inanan bir demokrat milletvekili “Darbeye karşıyım ama…” diye başlayan cümle kurmaz, kuramaz.

Yine, Çorum Belediye Başkanından burada bahsetti, Çorum Belediye Başkanının, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun adına olan parkın ya da caddenin ismini, “İskilipli Atıf Hoca” diye değiştirdiğinden bahsetti. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun, ben İstanbul Hukuk Fakültesi mezunuyum, İstanbul Hukuk Fakültesinde de bir amfisi vardır. Orada dedim ki kendi kendime: “Hukuk adamı yetiştiren, demokrat insanlar yetiştiren bir fakültede Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun niye ismi var.” diye de düşünmedim değil. Çünkü, biliyorsunuz, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, ihtilalden sonra generallere “Nasıl anayasa istiyorsanız o şeklide hazırlayalım paşam.” diyen, maalesef akademik unvan taşıyan bir hocadır.

Tabii ki İskilipli Atıf Hoca’nın ismini verecekti. İskilipli Atıf Hoca darağacına çekilirken göstermelik mahkemelerle, göstermelik ilamla maalesef infaz edilmiştir, maalesef katledilmiştir. Tabii ki onun ismini yaşatmak da Çorum Belediye Başkanına nasip olmuştur. Muzaffer kardeşime de saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, 1980 yılına gelinirken bazı hadiseler yaşandı. Temelinde ne vardır? Temelinde darbeye zemin hazırlamak vardır. Darbeye zemin hazırlayanlar, darbeciler kilometre taşlarını özenle taşırlar ve özenle döşerler. Bunun sebeplerinden biri de şudur: Toplumda meşru bir zemin oluşturmak. Kaotik ortam oluşturarak, faili meçhul cinayetler oluşturarak, fail meçhul cinayetlere sebep olarak ve diğer taraftan da sokakları illegal örgütler marifetiyle, derin yapılar marifetiyle terörize ederek iktidarı, seçimle, sandıkla gelmiş millî iradeyi istiskal ederek, küçük düşürerek toplumda “Darbe yapılsın, iyi ki ordu var, iyi ki bu yapılar var.” dedirtmek için kaotik ortam oluşturmaya gayret ederler.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Başbakan tahrik ediyor.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Bunun en önemli göstergelerinden biri de meşhur Maraş olayları, yine Çorum olayları.

Peki, şunu söyleyebilir misiniz, “Çorum olayları, 1 Mayıs olayları ve Maraş olaylarından sonra darbe yapılmadı.” diyebilir misiniz? Darbeye zemin oluşturmak için bu faili meçhul cinayetler oluşturulmuştur. Nitekim, o dönemin yargılamasını yapan hâkimler ve savcılar ve o dönemde yargılananların demeçlerinden anlaşılan şudur ki: Sağ elini kaldıran, namaz kılanlara “gerici” dedik, sol elini kaldıranlara “komünist” dedik. Aynı silah sağcılara verildi, solcular öldürüldü öğleden önceki olaylarda; öğleden sonraki olaylarda ise solculara silah verildi, sağcılar öldürüldü. Ülkücülere silah verildi, komünistler öldürüldü; komünistlere silah verildi, ülkücüler öldürüldü.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ülkücüleri bırak, kendini anlat.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, aynı silahtan aynı kurşunla öldürüldü bu insanlarımız. Bu tamamen derin bir yapının mahsulüydü. O nedenle dikkat etmemiz lazım. Nitekim, faili meçhul cinayetlerle birlikte ülkede kaotik ortam oluşturmaya çalışanlar, 60 ihtilalinde, 6-7 Eylül olaylarıyla da birlikte farklı dine mensup insanları, vatandaşlarımızı birbirine kırdırtmaya çalıştılar ve 60 ihtilaline giden süreci başlattılar. 80’e geldiğimizde ise Alevi-Sünni çatışması, ülkücü-komünist çatışması, inanan-inanmayan çatışması yaptılar ve başarıya ulaştılar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Komünist kim ya?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz neredeydiniz, siz?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Yine, 28 Şubat sürecine geldiğimizde ise bir dönemden hatırlayın arkadaşlar, daha beş altı sene öncesine kadar da aynı olaylar meşru değil miydi? “İrtica hortladı, laiklik elden gidiyor.” Bütün bunlar aslında bir darbeye zemin oluşturmak için seçilmiş yollardan biriydi. Nitekim, ekonomiyi de idare edemediklerinden dolayı 2002’de kriz oldu ve milletin insanlarını millet seçimle iktidara getirdi ve AK PARTİ iktidarına da aynı şekilde darbe yapmaya çalıştılar. Bu nasıl bir darbeydi? Baktılar ki sokakları terörize edemiyorlar, derin yapılarla birtakım şeyler yapmaya çalıştılar, ondan da netice alamadılar. Ondan sonra da cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde 367 ucubesini ortaya getirdiler. Bundan da sonuç alamayınca ne yapmak istediler? Meşru yoldan halkın oyuyla iktidara gelmiş Hükûmete karşı dava açtırdılar. Bütün bu yapılar, hukuk dışı yapılardı. Ama, bir şeyi unuttular, 2002’den sonra AK PARTİ iktidara geldiğinde muhalefetin unuttuğu şey şuydu: Milletin insanları, milletin adamları iktidara gelmişti ve milletten almış olduğu yetkiye sahip çıktılar, başının üstünde tuttular.

 MAHMUT TANAL (İstanbul) – Amerika’nın destekçileri gelmişti, Amerika’nın destekçileri.

TUFAN KÖSE (Çorum) – 28 Şubat sizi iktidara getirmek için yapıldı.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bu millî iradeye sahip çıkan iktidar, görülmüş bir şey değildi bu zamana kadar. Nitekim, postalı görüp şapkasını alıp gidenlerden değildi bu iktidar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Netice itibarıyla, AK PARTİ Genel Başkanının dik durması ve demokrasi ve hukuk devletine inanması gereğince bunlara set çekti ve darbe ortamı oluşturamadılar. Bu darbe ortamını oluşturamayan zihniyet, Gezi Parkı’nda çıkan uluslararası bağlantıların da etkisiyle, orada çıkan isyana mal bulmuş mağribi gibi saldırmaya çalıştılar. Ama, şu var ki Gezi Parkı’ndaki olayları dizayn eden yapı da bunları o Gezi Parkı’na almadı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, onlar yalanlar, sen inanıyorsun, kendin de inanıyorsun.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Gezi Parkı’ndakiler tatilde; Çeşme’de, Bodrum’da.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Netice itibarıyla aslında Gezi Parkı’nda olay çıkaranların da haklı bir gerekçesi vardı. O gerekçe nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar? İktidara gelmeye umudu kalmayan, aslında sandıktan almadıkları yetkiyi, imtiyazı belli şekilde alan, aslında çoğunluğu sandık iradesine dayanmayan bu yapı bir şekilde iktidara sahip oluyordu. Ama, güvendikleri dağlara karlar yağdı, o yapı Silivri’de “Ergenekon” adı altında yargılanıyor, “Balyoz”da yargılanıyor. Netice itibarıyla oradan cesaret alamadılar, “Nasıl bir hâl çaresine bakalım?” diye düşündüler, dediler ki: “Biz muhalefet partisini dizayn edelim.” Muhalefet partisini de bir kasetle dizayn ettiler ama oradan da sonuç alamadılar. Gerçekten çaresizlik…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaseti niye bulamadınız? Bir tweet’i buluyorsunuz da bunu niye bulamıyorsunuz? Yapan olunca bulunmuyor değil mi?

RAMAZAN CAN (Devamla) - Arkadaşlar, çaresiz olmak gerçekten zor bir durum. Çaresiz olmak o kadar zor bir durum ki ben sizlerin durumunu da iyi anlıyorum. Gerçekten, sizlere oy veren, sizlerden ümit bekleyen değerli hemşehrilerimizin, değerli vatandaşlarımızın durumunu da iyi anlıyorum, onlar da çaresiz. Keşke muhalefet olsanız da, iktidar olmaya aday olsanız da o kişilere ümit verseniz. O kişilere ümit verseydiniz bu Gezi Parkı olayı, Gezi Parkı hadisesi olmayacaktı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada özellikle Çorum’la ilgili olaylara da kısmen değinmek istiyorum. Çorum’da davalarda avukatlık yapan Avukat Sadık Eral diyor ki: “Aynı şekilde, toplum mühendisleri önce sol kesime silah verdi, sağcılar öldü; aynı silahı sağ kesime verdi, solcular öldü; neticede aynı silahla kardeşler öldürüldü.”

Yine, Çorum olaylarıyla ilgili olarak dönemin Cumhuriyet Başsavcısı Ertem Türker de diyor ki: “Öğleden önce çıkan olaylarda aynı silahla vurulan Alevi vatandaşlarımız, öğleden sonra aynı silahla vurulan Sünni vatandaşlarımız hep aynı silahlarla öldürülmüştür.” (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, dinleyemiyoruz. Arkadaşımız çok önemli meseleler söylüyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

RAMAZAN CAN (Devamla) – 12 Eylül darbesine zemin hazırlamak için Çorum olayları tezgâhlanmıştır. Bu bir mizansendir, bir tiyatrodur. 12 Eylül darbesini gören Çorumlu hemşehrilerimiz acı tecrübeyi tatmışlar ve büyük olgunlukla…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Aynısını bugün Başbakan yapıyor.

BAŞKAN – Sayın Köse…

RAMAZAN CAN (Devamla) - Sayın Tufan Köse, değerli hemşehrilerimiz, Çorumlu hemşehrilerimiz, bu kirli senaryoyu tanımışlardır, Gezi Parkı olaylarını da Çorum’a taşımak isteyen provokatörlere prim vermemişlerdir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çorum’da “Cami yaktı.” diyenler ile “Camide içki içiliyor.” diyenler aynı mantıktadır, aynı zihniyettedir; aynı provokatörlüktür.

BAŞKAN – Sayın Akar…

RAMAZAN CAN (Devamla) -      Bütün Çorumlu hemşehrilerimize aklıselim davrandıkları için teşekkür ediyor, onlara saygılar sunuyorum ve Allah onlardan razı olsun diyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; artık, Türkiye eski Türkiye değil; 2002’den bu yana gelişen, değişen bir Türkiye var. Daha önce ellerinde imtiyazları olan gerçekte azınlık olan çoğunluğa hükmedenler, milletin vermediği yetkiyi vesayet kanalıyla kullananlar, işte bunlar imtiyazlarını kaybetmeye başladılar ve asıl yetki milletin temsilcilerine verildi. Milletten yetkiyi alan milletin adamları karanlık olayların üzerine gitti, neticede kimsenin yargıdan ve hukuktan muaf olmadığı ortaya çıktı. Kimsenin silahı ya da namlusu ya da rütbesi ya da apoleti ya da makamı ya da statüsü ya da mezhebi ya da ırkı ya da dini ya da mesleğinin yargılanmasına engel olmadığına bütün Türkiye şahit oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hukukun üstünlüğü, eşitliği ortaya çıktı. İşte bu nimetler AK PARTİ dönemlerinde oldu. AK PARTİ’ye teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, darbeye karşı olduğumu açıkça, Cumhuriyet Halk Partisi geleneğiyle birlikte anlattığım hâlde beni darbeci olmakla suçladı. Ona iki dakika cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi de sizi darbeci olarak suçladı?

TUFAN KÖSE (Çorum) – “’Darbeye karşıyım ama’ diye başlayarak bir milletvekiline yakışmıyor.” diye devam etti.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Köse, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, önce İskilipli Atıf Hoca’dan başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, hukukçular bilir, bir mahkemenin verdiği karar    -hukukçu olmayanlar laf atmasın- ancak iadei muhakeme kararıyla ya da Türkiye Büyük Millet Meclisinin alacağı bir af kararıyla ortadan kaldırılabilir; her ikisi de İskilipli Atıf Hoca için mevcut değildir. İskilipli Atıf Hoca’nın yargılanmasını tartışmıyorum, kendisi vatan hainliği suçlamasından cezalandırılmıştır. Onun isminin bir parka verilmesi suçu ve suçluyu övmek suçudur. (AK PARTİ sıralarından “Allah, Allah!” sesleri)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Allah Allah!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Zamanı gelince yargılanacaksınız bu suçtan. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Vay be! Ayıp be!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Artı, İskilipli Atıf Hoca’nın ismini bir parka vermek zimmet, ihtilas, irtikap, ihaleye fesat karıştırma suçundan yargılanan Çorum Belediye Başkanını kurtarmaya yetmeyecektir. Bunu da buradan söylemek istiyorum, bilginiz olsun.

Şimdi, 12 Eylüle giden yolda yapılanlarla bugün yapılanların aynı olduğunu söyledim, ısrarcıyım bu konumda. Az evvel “Başbakan darbe tahrikçisi” dedim, Başbakan darbe tahrikçisi. Aynı “Camiye bomba attılar, Müslümanları katlediyor.” diyen zihniyetle…

AHMET YENİ (Samsun) – Övmediniz mi o isimleri?

TUFAN KÖSE (Çorum) – “Camide içki içiyorlar, gayriahlaki hareketler yapıyorlar.” diyen zihniyetin hiçbir farkı yoktur Ahmet Bey. Bunu bugün Başbakan yapıyor, dün de başkaları yapmıştı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hâlâ olayları kavrayamamışsın, hâlâ.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, hiç kahramanlık yapmayın. Amerika’nın destek vermediği hiçbir darbenin başarılı olma şansı yok. Bugün Amerika’yla çok iyi ilişki içerisindesiniz. Ne diyor Sayın Başbakanınız?

AHMET YENİ (Samsun) – Senin de Başbakanın değil mi o?

TUFAN KÖSE (Devamla) – “Allah, Amerika Başkanını İsa Mesih’in yolundan ayırmasın.” diyor. Çok iyi geçiniyorsunuz, Türkiye’de darbe filan olmaz. Eğer Amerika isterse sizi içinizden bölerek sivil darbe bile yaptırır, bunu unutmayın. O zaman da buna karşı çıkacak yine Cumhuriyet Halk Partisi Partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğu ve örgütleridir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi bakımından, müsaade ederseniz…

Sayın hatip, bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün hükûmetler içerisinde sadece şu anki iktidar partisi Hükûmetinin ve Sayın Başbakanın milletin adamları olduğunu söyleyerek bundan önceki hükûmet mensuplarına, başbakanlara bir haksızlık etmiştir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şapkalarını alıp gittiler.

ENGİN ALTAY (Sinop) - 1960, 1961, 1971, 1974…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şapkalarını alıp gittiler.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Terbiyesizlik yapma!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen terbiyesizsin! Ne demek ya?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Konuşuyorum burada, saygılı ol biraz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle söyleme…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – 1960, 1961, 1971, 1974 ve 1980, 1983 dönemleri dışındaki gelmiş geçmiş bütün başbakanlar ve hükûmetler milletin adamlarıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şapkasını alıp gidenlerdi…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Konuşma!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Milletin adamlarını astılar, belli!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen kendine bak, asıl terbiyesiz sensin!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bak, ukalalık yapma, saygılı ol biraz! (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Çorum Milletvekili Tufan Köse ve arkadaşları tarafından Çorum olaylarının sorumlularının, amaçlarının ve olayların arkasında bulunan unsurların ortaya çıkarılması amacıyla 11/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 4 Temmuz 2013 Perşembe günkü  birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş milletvekili.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Türkiye halklarının değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne yapmaya çalışıyorsunuz siz burada?

Milletvekili olmayı öğrenin önce.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir dakika…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başkanım, böyle bir şey yok. Ben burada konuşuyorum, laf atamaz oradan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Benim, kürsüde konuşan arkadaşıma laf atmayacak. O da atmayacak, o da…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Evet, siz de susturacaksınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Önce bir susturacaksın, ondan sonra…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Arkana bak, önce arkanı susturacaksın. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.48
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Aslında, burada tabii, önemli konular konuşuluyor, tartışılıyor. Yani çözüm yeri olarak Parlamentoyu gördüğümüz için burada bir konsensüs sağlanması lazım. Yani Çorum’da bu vahşet uygulanmadı mı? Uygulandı. Kahramanmaraş’ta aynı vahşet uygulanmadı mı? Uygulandı. Gazi’de, Sivas’ta… Yani bu sorunları bu Parlamentonun tartışması, komisyonlar oluşturması gerekmez mi? Acılarımız yok mu? Buraya çıkan her arkadaşımız… Yani tarihimiz acılarla, katliamla dolu. Yani sadece biz çıkıp Sivas’ı, Çorum’u, Kahramanmaraş’ı değil, bir arkadaşımız çıkıp efendim, İskilipli bilmem hoca efendiyle ilgili, onun hukukunu da savunmak bizim namus borcumuzdur. Yani o istiklal mahkemelerindeki o zalimane politikaları siz nasıl tasvip edebilirsiniz? Yani siz ortaklaşmadan biz iç barışımızı nasıl sağlayabiliriz?

Bugün Mısır’da darbe oluyor, bazı şahsiyetler postal seslerinden, o askerî darbeden devrim yaratmaya çalışıyorlar. Ya, postaldan, silahtan yani askerî darbeden devrim yaratılır mı? Biz dünyanın her yerinde darbelere karşıyız, açık ve net olarak söylüyoruz. Dünyanın neresinde darbe olursa Barış ve Demokrasi Partisi ‘ama’sız, ‘lakin’siz bir şekilde darbecilere karşıyız. diyoruz, Her darbeci alçaktır diyoruz. Ülkemizde de darbe yapanlar alçaktır, başka ülkelerde darbe yapanlar da alçaktır. Bu kadar kalın çizgilerle söylüyoruz ama biz dönüp diyoruz ki: Eğer Çorum’da yüzlerce insan katledildiyse, Sivas’ta ve Kahramanmaraş’ta insanlar katledildiyse ve bu cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Alevilere zulüm politikaları uygulandıysa, cumhuriyet öncesi de uygulandıysa Alevilerin de dönüp şunu sorma hakkı yok mu: Kardeşim, siz bizden ne istiyorsunuz? Biz bu ülkenin vatandaşları değil miyiz? Canınız sıkıldığında alacaksınız silahınızı, faşist odaklarınızla sokaklara çıkacaksınız, bizi linç edeceksiniz, öldüreceksiniz, sonra ortak vatandan bahsedeceksiniz. Aynı sesi Kürtler de yüksek sesle seslendiriyor: Kardeşim, bu toprakların sahipleriysek bizim ortaklaşmamız lazım, bize tepeden bakmamanız lazım. Bizim oturup sorunlarımızı tartışabilir, konuşabilir bir iklim yaratmamız lazım.

Şimdi, bu Parlamento, Allah aşkına, çıksa, bir komisyon oluştursa, geçmişte Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’deki olaylarla ilgili bir araştırma önergesini kabul etse, dört siyasi partiden temsilciler bulunsa ne kaybederiz? O katilleri kollamak, korumak bizim görevimiz mi, yoksa katilleri teşhir etmek Parlamentonun vicdani ve ahlaki sorumluluğu mudur? Biz kendimizi öyle görüyoruz.

Bakın, yakın tarihimizde Sivas’ı, Çorum’u, Kahramanmaraş’ı, efendim, 80 öncesi, 80 sonrası… Bir buçuk yıl önce Roboski’de de aynı şeyler yaşandı. Şimdi Roboski’deki olayların da üstünü kapattık. Biz hepimiz buralara çıktık, kürsüde onlarca kez dedik ki: Ey savcılar, sizi göreve davet ediyoruz. Roboski’de 34 insan katledildi. O katliamı gerçekleştirenler, o katliam için emir verenler, o Heronları gönderenler, o görüntüleri alıp sonra ‘vurun’ diyenler, muhakkak  birileri var. Ama savcılar bir buçuk yıl dolaştılar, dolaştılar -sonra ne yaptılar biliyor musunuz- askerî savcılara havale ettiler.

E, siz daha önce burada anayasa değişikliği yaptınız ey AK PARTİ’liler. Ne yaptınız? Rejime karşı askerleri tasfiye ettiniz. İyi ettiniz ama yurttaşın hukukunu koruyan anlayışta siz sınıfta kaldınız. İşte Roboski bu. Roboski’deki olayları siz askerî savcılara havale ettiniz. Askerî savcı generalini nasıl yargılayacak? İşte asıl sorun burada. Demokraside çifte standartlar olursa sorunlarımızın çözümüyle ilgili arpa boyu kadar yol almayız. Bir taraftan 12 Eylül askerlerinden, Anayasası’ndan hesap sorarsınız, bir taraftan da onların getirdiği Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’ndan da iktidar olmayı sağlarsınız. O zaman dersiniz ki: “Biz askerî darbelere karşıyız.” Hodri meydan, karşıysanız -anayasayla ilgili çalışmaları sürdürüyorsunuz- gelin, 12 Eylülün ürünü olan Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu, yüzde 10’luk baraj ve Hazine barajını gelin, birlikte değiştirelim. “Hayır.” Çorum’la ilgili, Sivas’la ilgili bir komisyon oluşturalım. “Hayır.” Peki, ne yapacağız? Roboski’yle ilgili biz savcıları göreve davet ediyoruz. “Hayır.” Bir barış iklimi görüşülüyor. Biz kılı kırk yararak gidiyoruz. Bütün olumsuzluklara rağmen bu sürecin heba edilmemesi için çok çaba sarf ediyoruz ve çok duyarlıyız da ama tek taraflı duyarlılık bu işi götürmüyor.

Bakın, bir taraftan barış görüşmelerinin devam ettiği bir süreçte, biliyoruz, haberimiz de var ama pratikte hayata yansıyan bir şey yok. Siz barış sürecini sürdürürken karakol yapamazsınız sevgili arkadaşlarım, yapamazsınız. Siz barış görüşmelerini sürdürürken, siz havada keşif uçuşları yapamazsınız. Siz barış görüşmeleri yaparken yeniden köy korucu kadrolarını tahsis edemezsiniz, askerî birlikleri oralara sevk edemezsiniz. Barışın ruhu neyi emreder biliyor musunuz? Sayın Başbakan çıkıp iki kelimeyle “Barış görüşmeleri devam ediyor, bu ülkede barış görüşmeleri sürdüğü müddetçe karakol yapımları asla olmayacak.” diyecek. Tek kelimeyle, bakın, bu ne kadar, ülkede önemli bir iklim oluşturur, tek bir kelimeyle biz barışımızı bile sağlayabiliriz. Ama siz bunu yapmadığınız hâlde ne oluyor? PKK da alttan diyor ki: “Vallahi, bunların bir A projesi var, bir de B projesi var. B projesi, karakolları inşa ediyorlar, yeniden Kürtlere savaş açacaklar. Biz ne yaparız? Biz de Kürt gençlerine sesleniriz ‘Ey Kürt gençleri, bakın, devletin barışla ilgili samimiyeti yoktur, siz de bizlere gelin ve dağlara sığının.’” Ve şu anda gerilla saflarına epeyce  insanın katıldığını da biliyoruz. O vesileyle bunları söylerken acı gelebilir ama bizim realitemiz bu. Bizim bu konuda sorumluluklarımız varsa bunun ruhuna uygun hareket etmeliyiz.  Yani, Lice’deki insanlar gerçekten karakolun önüne  kadar gidiyor “Bakın, barışın ruhuna aykırıdır. Siz burada karakol yapıyorsanız, siz bize yeniden savaş açmak için karakol yapıyorsunuz.” diyorlar ve orada bu insanların  üzerine ateş açılıyor, hepsi de sırtından vuruluyor ve “Medeni Yıldırım” diye bir kardeşimiz yaşamını yitiriyor ve sonra dönüp ne diyorsunuz? “Efendim, uyuşturucu” diyorsunuz. El vicdan be, el vicdan!

Bakın, dönün uluslararası arenaya bakın, bütün ülkeler, PKK’yi terörist ilan eden ülkeler bile PKK’ye bu konuda bin kez teşekkür ediyor. Kürt aileleri, Türk aileleri, Avrupa’dakilerin hepsi PKK’nin uyuşturucuyla nasıl uluslararası arenada mücadele ettiğini dost ve düşman hepsi biliyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – PKK? PKK? El insaf!

SIRRI SAKIK (Devamla) –  Evet, evet, açıkça söylüyorum, boş konuşmuyorum ben, açıkça söylüyorum bunu. Gidin, Avrupa’da, Amerika’da, dünyanın dört bir tarafında bir tane PKK’liyi uyuşturucuyla iç içe bulursanız ben  burada milletvekilliğinden istifa ederim ve Türk, Kürt ailelerinin…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – El insaf! El insaf!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, size açıkça söylüyorum, Kürt ve Türk ailelerinin PKK’ye… Bakın, PKK’ye saldırabilirsiniz, eleştirebilirsiniz ama iftira ve yalanlarla bu iş yürümez ve ben emin olun, Avrupa’da binlerce ailenin bu konuda nasıl minnet duygularını dile getirdiklerine tanıklık ettim “Bizim çocuklarımızı sokaktan, uyuşturucudan bunlar alıp getirdiler...” Eş Başkanımız size o gün seslendi: “Arkadaşlar, sorun uyuşturucuysa biz Diyarbakır’dan, Lice’den yüzlerce insanı alıp gidip o tarlaları talan etmek bizim görevimiz ve bizim böyle insani, vicdani bir sorumluluğumuz var.” dediler. Sorun uyuşturucu değil.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Danimarka niye kapattı televizyonları? El insaf!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sizden rica ediyorum, sorunun çözümüyle ilgili politikanız, projesiniz yoksa sadece uyuşturucuya havale ederek sorunu çözemezsiniz. Tek bir şey yapabilirsiniz: Kardeşim, bu ülkede barış istemeyen güçler var, hâlâ o güçler direniyor; adı karakol komutanı, adı infaz koruma memuru, adı, efendim, bir cezaevinde müdür; bu süreçten rahatsızlık duyanlar var. Bu pencereden bakacaksınız ve barışımızı böyle inşa edeceğiz ve birbirimize tahammül göstereceğiz. Sivas’ın, Çorum’un, Maraş’ın, hepsinin faillerini araştıracağız. İstiklal mahkemelerinde kimler katledilmişse onların faillerini bulmak hepimizin boynunun borcudur. Biz size dostça sesleniyoruz. Bakın, yanı başımızda olup bitenler bize ders vermiyor mu? Bu sokakları tetikleyenlerin asıl niyetinin bu olduğunu siz, biz, hepimiz iyi biliyoruz.

Biz bu önergeye olumlu oy kullanacağız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kürsüde, hatip konuşmasına başlarken silahla, tankla, tüfekle, topla devrim olmayacağını ifade etti, güzel bir cümle kurdu. Her kim ki şiddetle demokrasiyi getirmeye çalışıyorsa alçaklık yapmıştır. Her kim ki silahla devrim yapma niteliğinde yapıyorsa halkı kandırıyordur, alçaklık yapıyordur. Darbeleri herkes lanetlemelidir, Türkiye Büyük Millet Meclisi de darbeleri lanetliyor. Ama bir terör örgütünü burada överek başka noktalara doğru götürmek hiçbir milletvekiline yakışan bir hareket değildir. Terör örgütünü burada övenleri şiddetle kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, Sayın Başkan PKK bir terör örgütüdür, hem de narko-terör örgütüdür. Bu konuda PKK terör örgütünün uyuşturucu ticareti yaptığı, insan ticareti yaptığı, kaçakçılık yoluyla doğu ve güney-doğuda başta olmak üzere Kürt kökenli insanları katlettiği hakkında hükümler vardır. Dolayısıyla PKK terör örgütünü Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünde kimse aklamaya kalkmasın. Burası Türk milletinin kürsüsüdür, o bakımdan karakollar da askerimizin ve polisimizin varlığı da ancak dosta güven, düşmana korku salar. Türk milletinin askerleri ve polislerini, karakollarını, varlığını hazmedemeyenler milletin egemenliğini hazmedemeyenlerdir. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sözlerim yanlış anlaşıldı. Ben bir durum tespiti yapıyorum. Müsaade ederseniz açıklık getireyim. PKK’nin benim övgülerime ihtiyacı yok.

BAŞKAN – Yerinizden…

Bak, grup başkan vekilleri yaptı yerlerinden.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bu kadar şeyden sonra ben iki kelime söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Anladım da Sayın Sakık, niye itiraz ediyorsunuz? Grup başkan vekilleri yerlerinden konuşuyorlar da siz niye yerinizden konuşmuyorsunuz?

Bak, sataşma nedeniyle söz isteseniz ayrı bir şey ama açıklama…

SIRRI SAKIK (Muş) - Ben, sataşma nedeniyle Parlamentoyu bilgilendirmek istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, yerinizden buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin konuşması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, şimdi, tabii, sorunları çözmek istemeyenler her şeyi tersten anlıyorlar. Ben, uyuşturucuyla ilgili, PKK’nin uluslararası arenada, Avrupa’da ailelerin çocuklarıyla ilgili hassasiyetine vurgu yapmak istedim. PKK’nin benim övgülerime ihtiyacı yoktur. PKK, bir siyasi harekettir. PKK, otuz yıldır bu coğrafyada…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Terör örgütüdür!

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz öyle görürsünüz ama halkın…

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK, terör örgütüdür.

SIRRI SAKIK (Muş) - Şimdi, ben, bu konuda herkesi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Silahla siyaset yapılmaz! 

OKTAY VURAL (İzmir) – Hem de Kürtleri öldüren bir terör örgütü!

SIRRI SAKIK (Muş) – Bakın, Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürtlerin düşmanı!

SIRRI SAKIK (Muş) – Bakın, biz, hiç birimiz, birilerinin acısını yüceltip birilerinin acılarını yerden sürüklendirme hakkına sahip değiliz. Ölen insanların… 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 30 bin insanımızı katleden bir terör örgütüdür.

SIRRI SAKIK (Muş) – 50 bin insan ölmüşse bunun 45 bin insanı Kürt’tür ve Kürt çocuklarıdır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öldüren terör örgütü!

SIRRI SAKIK (Muş) - O vesileyle yani bizim de tasvip etmediğimiz, koşulların getirdiği bir çatışmalı süreci yaşadık. Hepimiz bu süreçten çok ağır bedeller ödedik. Bugün bu süreci daha kazasız belasız bir şekilde, nasıl ülkemizde silahlara veda edebiliriz, bu topraklarda silahları nasıl bu topraklara gömebiliriz çabası içerisindeyiz. Ama bu şiddetten beslenen, hiçbir argümanları olmayanlar ve sadece bütün bunun üzerine siyasi hayatlarını inşa edenlerin konuşmalarını ben dikkate de almıyorum, ciddiye de almıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) - Ama şunu açıkça söylüyorum, benim orada söylediğim şu: Lice’de, Sayın Başkan, uyuşturucu yok.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Konu anlaşılmıştır efendim,

SIRRI SAKIK (Muş) - Lice’de olup bitenler barışa karşı bir suikasttır. Sizi de bunun için uyardım. Ben, darbelere karşıyım ve silahların da toprağa bir an önce gömülmesi için çaba…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Silahla siyaset olmaz!

BAŞKAN - Sayın Sakık, teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, izin verirseniz, tutanaklara geçmesi için buradan…

BAŞKAN – Ama Sayın Kaplan, lütfen, böyle bir usulümüz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sayın hatip…

BAŞKAN - Her sayın milletvekili, el kaldıran her sayın milletvekilinin konuşma hakkı yok ki, böyle bir usul yok Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sayın hatibe cevap verilirken partimizin tümünü…

BAŞKAN – Cevap verdi Sayın Sakık.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Türkiye…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, böyle bir usulümüz yok, lütfen… Hayır, böyle bir usulümüz yok. Niye, Sayın Sakık konuştu. Lütfen ama…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, burada grup başkan vekilleri konuşurken…

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İzin verin. Sayın Başkan, bu Mecliste…

BAŞKAN – Ama bu sesinizi yükseltmekle falan olacak bir hadise değil. Grup başkan vekilleri konuştu, Sayın Sakık da cevap verdi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bakın, bu Mecliste Susurluk çetesi raporu yazılmıştır. Bu ülkede, bakın, bu ülkede…

BAŞKAN - Sayın Kaplan, böyle bir usulümüz yok, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) - …Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven, Balyoz, çeteler türemiştir.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Çorum Milletvekili Tufan Köse ve arkadaşları tarafından Çorum olaylarının sorumlularının, amaçlarının ve olayların arkasında bulunan unsurların ortaya çıkarılması amacıyla 11/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 4 Temmuz 2013 Perşembe günkü  birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen İdris Şahin, Çankırı Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu ülkenin, devletin resmî görevlileri bu işleri yapmıştır. Sizler de bunu göreceksiniz arkadaşlar, bunların hepsini göreceksiniz, hep beraber göreceğiz bunları. Öyle çıkıp böyle hamaset nutukları atmayın burada, boşu boşuna da konuşmayın.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Eylül darbesi öncesinde gerçekleşen Çorum olaylarının sorumlularının, amaçlarının ve olayların arkasında bulunan unsurların ortaya çıkarılması için Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, meydana gelen hadiseler gerek 12 Eylül öncesinde olsun gerekse 12 Eylül sonrasında Sivas’ta, Başbağlar’da, Gazi Mahallesi’nde meydana gelen hadiselerin, 12 Eylül öncesinde yine Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum’da meydana gelen hadiselerin hiçbirinin Türk milletinin fertleri tarafından kabul görmesi mümkün değildir. O hadiseler son derece acıdır. Otuz yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, hâlâ bizlerin içini acıtmakta ve eylemlerin faillerini buradan bir sefer daha kınadığımızı, ölenlere Cenabıhak’tan rahmet dilediğimizi, yakınlarına da dün olduğu gibi, bugün de sabır temenni etmemiz gerektiğini bir sefer daha ifade etmek istiyorum.

Çorum olaylarının bir adli vaka yönü bir de siyasi boyutu var. Ben adli yönüne çok fazla burada girmek istemiyorum çünkü olay öncesinde dönemin Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Gün Sazak’ın ölümünü protesto etmek için yürüyüş yapan bir kısım öğrencilerin, özellikle Çorum’da Alevi nüfusuna sahip olan bir kısım vatandaşlarımızın iş yerlerine taş atmak suretiyle zarar verdiğinden bahisle olayların meydana geldiği…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ya, saçmalıyorsun sen be! Nereleri karıştırıyorsun!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - …daha sonra ise bu olayı bir kısım sol örgütlerin bu olayları kaşımak suretiyle arada bin yıldır kardeşane yaşadığımız, hiçbir şekilde…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İçinde miydin olayların?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Bir dinlersen, sonunu nereye bağlayacağımı anlarsın ama önce bir dinle.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tahrik ediyorsun!

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) - Yalan yanlış konuşuyorsun. Yaşadın mı o günleri?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Mezhepçilik yapıyorsunuz, bölücülük yapıyorsunuz o kürsüden.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Bin yıldır kardeşçe yaşadığımız, Alevi ve Sünni ayrımı diye bir hadisenin olmadığı bir gerçeği bir sefer daha burada ifade etmek istiyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tahrikçi!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Şimdi, hadisenin vuku bulduğu tarih itibarıyla olayları incelediğimiz zaman, kozmik odalarda mayalandırılmış ve darbeye zemin hazırlamak için bir kilometre taşı meydana getirilmek istenen bir kurgunun olduğu, o dönem 12 Eylül öncesinde sağ-sol, 12 Eylül sonrasında ise laik-antilaik ayrımlar yapılmak suretiyle bu ülkenin insanlarının birbirine kırdırıldığı ve bir şekliyle gerçekte olmayan ancak bu olayları düzenleyenlerin tamamen senaryosunu çizdikleri, ülkeyi kaosa sürüklediği bir ortamı yaşıyoruz. Ve olay sonrasında yaklaşık mayıstan başlayıp temmuzun 11’ine kadar devam eden süreç içerisinde, 1980 yılında, bu Çorum ilimizde çok büyük sıkıntılar ve acılar yaşandı. 49 insanımız yaşamını yitirdi, 53 kişi yaralandı, 454 kişi gözaltına alınıp bunların 159’u tutuklandı ve bir şekliyle bunlar hakkında da yargılamalar vuku buldu. Sonrasında adli makamlar bunlar hakkında gerekli elbette ki cezaları verdi ve bir şekliyle sonuç alındı ama asıl önemli olan, burada görmemiz gereken fotoğraf, bu hadiselerin arkasındaki gerçek ellerin ve niyetlerin neler olduğuydu. 12 Eylül öncesindeki de 28 Şubat öncesinde de bu ülkeyi kaşımak ve karıştırmak isteyen zihniyet bu ülkede darbenin önünde bir kısım olaylar ve kargaşalar çıkarmak suretiyle toplumda meşru bir zemin yaratmaya çalıştılar ve bunu gerçekleştirdiler mi? Elbette ki gerçekleştirdiler. Gerçekleştirememiş olsalar idi, 12 Eylül askerî darbesiyle birlikte bir anda ülkedeki bütün kargaşa ortamı sonlanmayacaktı. Yine, var olduğunu iddia ettikleri bir kısım girişimler 28 Şubat süreciyle birlikte ortadan bir an içerisinde kaybolmayacaktı. Şimdi, olayın bu yönünü görmek lazım, arkasında siyasi bir kısım emellerin olduğunu görmek lazım. Yoksa, bin yıldır bu ülkede kardeşçe yaşayan Alevi ve Sünni kardeşlerimizin hiçbir problemi yoktur ve onlar birbirinden kız alıp kız vermişlerdir, aynı ortamı paylaşmışlardır, dün bir televizyon kanalında gösterildiği üzere, caminin altında cemeviyle birlikte aynı mekânı kullanır hâle gelmişlerdir. Bu insanlar arasındaki bu fitneyi ortaya çıkartanların emelleri farklıdır. Asıl burada hedef alınan kitle millî iradedir ve millî iradenin dokunulmazlığına inanmayanlar, millî irade konusunda hazımsız olanlar, gerçekleştirdikleri bu şer şebekeleriyle, maalesef yapmış oldukları darbelerle de sonuçlarına ulaşmışlardır.

Ben özellikle burada, Çorum olaylarının cereyan edişinin 30’uncu yılını aşkın bir süredir buradaki yaşadığımız hadisenin tamamının darbelere yönelik eylemlerin altyapısını oluşturduğunu ifade etmek istiyorum.

Darbeler, demokratik seçimlerle başa gelmiş bir yönetimin, gerekçesi ne olursa olsun, askerî darbeyle devrilmesi asla ve asla kabul edilemez. Demokratik süreçlerin yıkıntıya uğraması bütün milletin kaybı olacaktır. Darbelerle kazananlar, sadece, elinde silahlı güç bulunduran bir kısım cuntacılar ile bunların işbirlikçileri ve onlara destek verenlerdir. Ama kaybedenleri bütün bir millet olmaktadır ve bunun acısını da uzunca süredir bizler yaşamaktayız. Askerin gücünün tartışmasız tek kaynağı silahtır. Darbeler filin züccaciye dükkânına girmesi gibidir. Bu olaydan zarar görmeyen toplumun hiçbir ferdi olmamaktadır ve olmamıştır.

Yine, demokrasilerde, ordudan siyasal ve toplumsal konularda dilsiz olması istenir ama maalesef, demokratik ülke olduğunu ifade edenler ve her daim demokrasiden dem vuranlar iş Müslüman bir ülkeye geldiği zaman bu söylemin tamamen dışından hareket etmektedirler. Ben, bunları milletimizin vicdanına havale ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; darbelerle yüzleşmek için kurulmuş bir komisyon olarak Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu son dönemlerde, özellikle 12 Eylül öncesi başta olmak kaydıyla, 27 Mayıs ihtilali başta olmak kaydıyla yakın dönemimize dair tüm karanlık eylemleri bir bir inceledi ve orada edindiğimiz kanaat şuydu: Biz kesinlikle bu hadiselerin toplumumuzun değişik katmanlarını oluşturan grupların birbirleriyle çatışmasının normal bir süreç olmadığının tespitine vardık. Her tarafı mutlak surette örgütleyen ve arkasında gizli ellerin olduğunu, bunların kozmik odalarda mayalaştırılarak toplumun huzuruna çıkartıldığı ve kardeşin kardeşe bu şekliyle kırdırıldığını gördük ve bu araştırma komisyonumuz sonucunda da ülkemizin son derece önemli bir sıkıntısı olan darbelere karşı bir ortak bilinç ve bir ortak hafıza yarattık. Bu bilinçle birlikte de yaklaşık 20 tane öneri metnini Darbeleri Araştırma Komisyonunun sonuç bildirgesinde dört siyasi partimiz ortaklaşa olarak huzura sundular.

Ben inanıyorum ki o gün tespit ettiğimiz bir kısım düzenlemeler bugün Meclis Genel Kuruluna bir bir geliyor. Vakıfların mallarının iade edilmesi gibi yine, İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesi gibi o dönem içerisinde 28 Şubatta ve darbe dönemlerinde mağdur olan vatandaşlarımızın haklarının iade edilmesi gibi bir kısım düzenlemeler bir bir bugün bu Meclisten geçiriliyor. Dolayısıyla bizim sahip çıkmamız gereken yegâne kurum işte bu Meclis iradesi ve demokrasinin kazanımlarının asla ve asla geriye yürümemesi için, demokrasimizin daha da güçlenip taçlanması için millî iradeye herkesin dünden ve bugünden daha fazla sahip çıkması gerekiyor.

Ben burada, özellikle Mecliste grubu bulunan bütün siyasi partilerimize bu tür konular gündeme getirilirken geçmişin hatalarını hep birlikte burada irdeleyelim ve dile getirelim. Ne tür sıkıntıların olduğunu, adli makamlarda bir kısım eksiklikler varsa bunların burada konuşulmak suretiyle giderilebileceğini de ifade edelim. Ancak geçmişi ısıtıp ısıtıp önümüze getirerek, her gün farklı bir gündem yaratmak suretiyle değerlerimize buradan dil uzatmayalım.

Ben, yine, buradan, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili arkadaşımızın bu ülkenin gerçek değeri olan İskilipli Atıf Hoca’yla alakalı söylediklerini bir Çorum Milletvekili olarak kendisine yakıştıramıyorum. Ben, çünkü, o yörenin insanıyım ve komşusu Çankırı vilayetindenim. Bizim için İskilipli Atıf Hoca, son derece mukaddes, son derece kıymetli bir şahsiyettir. Dolayısıyla, bu kürsüden, bu ülkenin dinamiklerine ve bu ülkenin değerlerine dil uzatmanın doğru olmadığını ifade ediyorum.

Çözüm süreciyle alakalı olarak da, biz, AK PARTİ iktidarı olarak 76 milyonun arzu ettiği demokratik koşullarda çok çok daha özgür bir birey olarak yaşamanın alt yapısını oluşturuyoruz ve burada attığımız adımların tamamı 76 milyonu kucaklayan adımlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Dolayısıyla, o bölgede yaptığımız bir kısım işlemleri sona erdirmek gibi veyahut da onları burada eleştirmek gibi bir hakka kimsenin sahip olmadığını düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Ben, bu duygu ve düşüncelerle önergenin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde değişiklik yapılmasına dair İç Tüzük teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin birinci bölümünde yer alan 8’inci maddesinin “b” bendi kabul edilmiş, “c” bendi üzerindeki önerge işlemlerine başlanılmıştı.

Şimdi, hatırlatmak için önergeleri tekrar okutup işleme alacağım.

Madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin sekizinci maddesinin c bendinde yer alan “doğumdan sonraki iki yıl süreyle” ibaresinin “doğumdan sonraki iki yıl, çocuk sahibi olan erkek memurlara ise bir yıl süreyle” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Pervin Buldan                           Adil Zozani                                İbrahim Binici

                    Iğdır                                      Hakkâri                                        Şanlıurfa

               Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel                          Nazmi Gür

                    Muş                                      İstanbul                                           Van

                                                             Hasip Kaplan

                                                                   Şırnak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifinin çerçeve 8 inci maddesinin (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                Enver Erdem

                  Konya                                     Manisa                                          Elâzığ

            Mustafa Erdem                    S. Nevzat Korkmaz                         Ruhsar Demirel

                  Ankara                                     Isparta                                        Eskişehir

“c) 101 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “doğumdan sonraki bir yıl süreyle” ibaresi “doğumdan sonraki üç yıl süreyle” şeklinde değiştirilmiştir.

                         

(x) 478 S. Sayılı Basmayazı 3/7/2013 tarihli 129’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün gece kaldığımız yerden inşallah devam ediyoruz tam da kadınlara bir şeyler mi oluyor, iyi bir şeyler mi geliyor derken bir hanım milletvekilini kürsüde bırakan bir Meclis olarak tarihe geçtik. Ne yapalım biz kaldığımız yerden devam ederiz.

Efendim, bu önergemizle biz neden “Üç yıl” diyoruz öncelikle onu söyleyeyim: Bu, bir bilimsel kriter. Madem bir iyilik yapıyoruz bunu tam olarak yapmamız gerekir çünkü çocuk, yaşamındaki 0-3 yaş itibarıyla 3’üncü yaşına geldiği zaman ancak bireysel ihtiyaçlarını karşılayabilme, birey olarak kendini algılayabilme, karşıtını ifade edebilme, ihtiyaçlarını erteleyebilme becerisine sahip oluyor. Bunun üç yıla çıkarılmasının sebebi tamamen bilimsel bir argümana dayanıyor ama siz niye “İki yıl” dediniz onu bilemiyorum. O sebeple eğer bir iyilik yapılacak ise 657’ye tabi hanımlar açısından üç yıla çıkarılması bilimsel bir gerçekliktir. Ancak burada tabii ki yine eşitliksiz bir durum var. Şimdi, bazı konular var bütünün içindeki parçasıyla tanımlanıyor. Hani “Ceylan derisi koltuk” denildiği zaman biz bunun Meclis Genel Kurulunda oturduğumuz koltuklar olduğunu anlayabiliyoruz veya birisi “Üç hilal” dediği zaman bunun Milliyetçi Hareket Partisini ifade ettiğini biliyoruz ya da “ampul” denildiğinde bir başka partiyi ifade ettiğini biliyoruz. Bütünün parçasıyla ifade edilebilme kavramına da “metonimi” deniliyor. İşte böyle bir şey var ki bu 2010 yılı referandumu itibarıyla özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin çok sık söylediği bir şey var “Hanım kardeşlerimize haklar getiriyoruz.” diye. Vallahi şunu tarih teslim edecektir: Kadın haklarıyla anılamayacaksınız, siz bu bütünün bir parçası ifade edildiğinde akla gelmeyeceksiniz. Çünkü Türkiye’de kadınlar yalnızca 657’ye tabi olarak çalışmıyorlar; sosyal sigorta veya sosyal güvenlik şemsiyesi içinde olan kadınlar veya olmayan kadınlar diye baktığınızda Türkiye’de 657’ye tabi çalışan ağırlıklı olarak iki sektörde kadın var. Bunların bir kısmı Millî Eğitimde, bir kısmı da Sağlık Bakanlığında çalışır, diğer sektörlerde çok azdır. Bir hekim olarak biliyorum ki Sağlık Bakanlığı çalışanı olan hanımlar -ki özellikle doktor, hemşire, ebe hanımlar- bu gece nöbeti ve vardiya hakkını kullanmazlarsa Türkiye'de mesleklerini icra etme şansları yoktur. Bir asistan hekim hanımı düşününüz. “Doğum yaptıktan sonra gece nöbeti tutmuyorum, vardiyaya kalmıyorum.” dediği zaman ortalıkta doktor bulamazsınız zaten. O zaman aslında bizim İş Kanunu’muzu, iş yasalarımızı daha cinsiyet eşitlikçi bir hâle getirmemiz lazım. Benzer şekilde öğretmenler için de öyle. Ama bütün bunları bir kenara koyduğumuzda diyelim ki bunu gerçekleştirebildiniz, diğer yasalara tabi çalışan kadınların haklarını ne anlamda buranın dışında tutabiliyoruz? Bütün yasalarımızda kadınlar için doğum sonrası böyle bir hakkı getirmek, hani hep söyleniliyor ya gelecek kuşaklara yatırım yapmak, Türkiye'nin ilerisini düşünüyorsak, o çocukların sağlıklı büyümesi ve beslenmesi bizim için öncelikse, sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak, işte, o sebeple asıl biz bu yasayı o çerçevede düşünmeli ve Türkiye'de çalışan bütün kadınlar için doğum yaptıkları takdirde doğum sonrası üç yıllarında bazı istisnai haklara sahip olabilmelerini de taahhüt altına almalıyız. Yasayı çıkarmak yetmiyor, yönetmeliklerle bunun yürütülebilmesini, icranın gidebilmesini sağlamamız gerekiyor. Dolayısıyla zaten hakkaniyetli olmayan hiçbir yasanın da uygulamada yeri olmuyor.

Bu, tabii ki, bir torba yasa ve dolayısıyla bazen bir atıf yapılıyor, “Çuval mıdır, torba mıdır?” diye. Biliyorsunuz, Türkiye'de “çuval” denildiği zaman hepimizin aklında tam on yıl öncesi var; 4 Temmuz 2003’te Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına geçirilen bir çuval. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu ister adına torba deyin isterseniz -tam kışlıkları kaldırıyoruz- hurç deyin ister başka bir şey ama bu çuval umuyorum başta kadınlarımız olmak üzere milletin başına geçmesin inşallah.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin sekizinci maddesinin c bendinde yer alan “doğumdan sonraki iki yıl süreyle” ibaresinin “doğumdan sonraki iki yıl, çocuk sahibi olan erkek memurlara ise bir yıl süreyle” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz  Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, yani Sayın Başbakan “3 çocuk yapın.” deyip duruyor. Allah aşkına, “3 çocuk yap.” dedikten sonra biraz da bunların bakımı için de şu süreyi biraz uzat; onun gereğidir, sonuçlarıdır. Daha iyi yetişmesi için bebeğin ilk bir yıl bakamı çok önemlidir, bunu herkes bilir.

Şimdi, biz önergemizi verdik, kabul etmeyeceğinizi biliyorum ama bugün sizi kutlamak istiyorum, güçlü iktidarınızı kutlamak istiyorum çünkü bu torba kanunda dünyada bir rekor kırıyorsunuz yasama açısından. Nasıl bir rekor kırıyorsunuz? Güçlü iktidar olmanın gücünü kullanıyorsunuz. Nasıl kullanıyorsunuz? Şöyle kullanıyorsunuz, bakın: 73’üncü maddeyi açın arkadaşlar, bu torba kanunun içinde. 73’üncü maddeyi açtıktan sonra sayfaları çevirin. Yalnız, çevirirken iyi dikkat edin kaç tane fıkra yer alıyor? Ben üşenmedim, saydım. 1 madde; 1,2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 -buçuk da var- 16,5 sayfa arkadaşlar ve 119 maddeden oluşuyor. Size Guinness Rekorlar Kitabı’na geçmenin plaketini saman kâğıdına çizip vereceğim. Bu yasalaşma sürecine bir yenilik getirdiniz, bir katkı sundunuz.

Benim bir asker arkadaşım vardı. Askerde sorardık “Ne var sabah kahvaltısında?” “Kilim gibi işkembe çorbası var.” derdi, çok sık çıkardı. Şimdi, bu kilimi de geçti, tarlayı da geçti, futbol sahasını da geçti.

Şimdi, siz, 16,5 sayfa, 119 madde… Sağlık var, eğitim var, Cumhurbaşkanlığı var, genel sekreterlik var, YÖK var, Millî Güvenlik Kurulu var, var da var. Hepsi bunun içinde. Şimdi, bununla ilgili beş dakika konuşacaksınız, iki dakikada da şipşak elinizi kaldıracaksınız, bu yasa çıkmış olacak. Bu kadar hızlı kanun çıkaran, bu kadar jet çalışan, bu kadar muhteşem… Vallahi, billahi, şimdi sorsam, milletvekillerinin -Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri hariç- hiçbirisi de bu 73’üncü maddenin ne olduğunu bilmez.

E şimdi, bilmediğiniz bir yasayı oyluyorsunuz, bilmediğiniz bir yasayı konuşuyorsunuz. Bilmediğiniz bir yasayı Meclis iradesi olarak çıkaracaksınız. Buna gerek yok arkadaşlar. Bürokratlarınız Hükûmet tasarılarını hazırlıyor. Bürokratlar yasayı yapsın. Komisyona gerek yok. Genel Kurulda sağlığınızı… Niye sabahlara kadar uykusuz bırakıyorsunuz? Bırakın onları da yeni bir teklif çıkarsınlar, “Böyle maddeler üç saniyede görüşülür.” desinler. Üç muhalefet partisi var, her birisine 1’er saniye muhalefet zamanı tanınmıştır. Bu kadar basit.

Şimdi, arkadaşlar, bu sağlıklı mı? Bu hukuk mu? Hukuk tekniği mi? Temel kanun mu? İç Tüzük’te torba kanun var mı? Yazıktır, günahtır arkadaşlar. Bu Meclisin bir saati kaça çalışıyor biliyor musunuz? Şu ışıklar, şu aydınlanma, şu mikrofon, çaycısından tut stenografına kadar, Meclis Başkanından kâtiplerine kadar; Allah’tan korkun, bu kadar masraf etmek, memleketin parasını çarçur etmek günah değil mi? 16,5 sayfa olmasın; 116,5 sayfa yapın, 1 madde yapın, onun içine de 399 maddeyi koyun, bir defada oylayın gitsin. Madem böyle yasa yapılacak, sağlıksız; kestirme yolu öneriyorum size: Kestirmeden 399 maddeyi 1 maddeye koyun, o madde de geçici olsun, o maddede de bir önerge beş dakika olsun, kimse de konuşmasın, siz de tatile -niye pazartesiye kadar kalasınız ki?- yarın gidersiniz. Verin yarın bir önerge, size kolay yolu gösteriyorum. Haa, buna “kanun”, “hukuk”, “yasama” diyorsanız, vallahi şimendifer bile değil.

Kolay gelsin diyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

 

Kapanma Saati: 17.44


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Şimdi 478 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

8’inci maddenin (ç) bendinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778)’nın çerçeve 8’inci maddesinin (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Oktay Vural                         Mustafa Kalaycı                              Erkan Akçay

                    İzmir                                      Konya                                          Manisa

                                  Mehmet Günal                           Kemalettin Yılmaz

                                       Antalya                                   Afyonkarahisar

"ç) 152’nci maddesinin " II- Tazminatlar" kısmının " A-Özel Hizmet Tazminatı" bölümünün (i) bendine "Gümrük ve Ticaret Denetmenleri," ibaresinden sonra gelmek üzere "Sosyal Güvenlik Denetmenleri," ibaresi eklenmiş ve " 120" ibaresi "130" olarak değiştirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 8 nci maddesinin ç bendine aşağıdaki paragrafların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Aydın Ağan Ayaydın                           İzzet Çetin

                 İstanbul                                   İstanbul                                         Ankara

               Musa Çam                              Kazım Kurt                                Mahmut Tanal

                    İzmir                                    Eskişehir                                       İstanbul

                                                           Bülent Kuşoğlu

                                                                  Ankara

"152 inci maddesinin II- Tazminatlar kısmının A- Özel Hizmet Tazminatı bölümünün (h) ve (i) bentleri yürürlükten kaldırılmış; (ğ) bendine "Maliye Uzmanları" ibaresinden sonra gelmek üzere "kurumların görevde yükselme ve unvan değişikliği yönetmeliklerine göre yapılan görevde yükselme sınavına göre müdür, sayman, vergi dairesi müdürü, emlak müdürü, personel müdürü, askeri defterdar, defterdar yardımcısı, malmüdürü, il müdürü, şube müdürü kadrolarına atananlar ile Defterdarlık Uzmanları, İçişleri Bakanlığı İl Planlama Uzmanları, İl Göç Uzmanları, Vergi İstihbarat Uzmanları, Gelir Uzmanları, Mali Hizmetler Uzmanları, İl İstihdam Uzmanları, Büyükşehir Belediyeleri ile bunlara bağlı genel müdürlük Başmüfettiş, Müfettiş ve Müfettiş Yardımcıları, İl Eğitim Denetmenleri, Ürün Denetmenleri, Gümrük ve Ticaret Denetmenleri ve bunların yardımcıları, (f) ve (g) bendinde sayılmayan İç Denetçiler" ibareleri eklenmiş ve (ğ) bendindeki Hazine Uzmanları, İhracatı Geliştirme Uzmanları, Kalkınma Bakanlığı Planlama Uzmanları ve Yüksek Kurum Uzmanları ibareleri bent kapsamından çıkarılarak "Enerji ve Tabi Kaynaklar Denetçi ve Denetçi Yardımcıları" ibaresinden sonra gelmek üzere (g) bendine eklenmiştir.

Ekli I SAYILI CETVEL'in I- GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI bölümünün (h) bendi yürürlükten kaldırılmış; (g) bendi (ğ) olarak değiştirilmiş ve değiştirilen (ğ) bendine "Maliye Uzmanları" ibaresinden sonra gelmek üzere, "kurumların görevde yükselme ve unvan değişikliği yönetmeliklerine göre yapılan görevde yükselme sınavına göre müdür, sayman, vergi dairesi müdürü, emlak müdürü, personel müdürü, askeri defterdar, defterdar yardımcısı, malmüdürü, il müdürü, şube müdürü kadrolarına atananlar ile en az 3 yıl süreli yükseköğretim veren yüksekokulları bitirerek mesleğe özel yarışma sınavı ile giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra bir yeterlik sınavı sonunda atanan Defterdarlık Uzmanları, Gelir Uzmanları, İl İstihdam Uzmanları, Mali Hizmetler Uzmanları, Vergi İstihbarat Uzmanları, İçişleri Bakanlığı Planlama Uzmanları, İl Göç Uzmanları, Ürün Denetmenleri, Gümrük ve Ticaret Denetmenleri kadrolarına atananlar" ibareleri eklenip, "Hazine Uzmanları, İhracatı Geliştirme Uzmanları, Kalkınma Bakanlığı Uzmanları, Yüksek Kurum Uzmanları" bent kapsamından çıkarılarak (g) bendi aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

"g) Hazine Uzmanları, İhracatı Geliştirme Uzmanları,

Kalkınma Bakanlığı Planlama Uzmanları, Yüksek Kurum

Uzmanları ve bunların Yardımcıları                                                 1              4800

                                                                                                         2              4400

                                                                                                         3              4000

                                                                                                         4              3600

                                                                                                         5              3000

                                                                                                         6              2600

                                                                                                         7              1900

                                                                                                         8              1300

                                                                                                         9              1150

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

478 sıra sayılı torba kanunun 8’inci maddesi üzerine verdiğimiz (g) bendiyle ilgili bir önergeyle ilgili konuşacağım.

Değerli arkadaşlarım, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 152’nci maddesi, devlet memurlarına ödenmesi gereken zamlardan ve tazminatlardan bahseder. Aslında, bu 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ilk şekliyle basit bir kanundur, mümkün olduğunca devlet memurlarıyla ilgili personel rejimini, özlük haklarını iyi bir şekilde kavrar. Ancak, yıllar içerisinde, özellikle de son dönemlerde yapılan değişikliklerle devlet personel rejimi altüst olmuş vaziyettedir. Personel rejimimiz gerçek anlamda bir kaos yaşamaktır. Özellikle 2011’de yapılan 35 KHK değişikliğiyle, 666 sayılı KHK’da yapılan değişiklikle Türkiye’de personel rejimi altüst edilmiş vaziyettedir, büyük sıkıntılar vardır.

Maliye Bakanlığı da bundan nasibini alan kurumlarımızdan bir tanesidir. Maliye Bakanlığı aslında oturmuş kurumlarımızdan bir tanesiydi, gelenekleri vardı yazılı kuralların dışında ama maalesef, bu kanun hükmünde kararnamelerle Maliye Bakanlığı da altüst edildi, kurumsallaşmasına son verildi. Bugün Maliye Bakanlığı da büyük sıkıntılar yaşıyor.

Şimdi, aranızda devlet memurları var. Şu soruyu sorayım: Bir müdüre bağlı uzmanlar müdürden daha fazla ücret alırlar mı? Normalde almaması gerekir, değil mi? Ama alıyorlar, şu anda Maliye Bakanlığındaki şube müdürlerinden daha fazla Maliye Bakanlığı uzmanları ücret alıyorlar. Hâlbuki şube müdürüne ya da müdürlere bağlı olarak çalıştıkları hâlde daha fazla ücret alıyorlar çünkü rejim, personel rejimi orada da altüst olmuş vaziyette.

Verdiğimiz önerge bunun giderilmesiyle ilgili. Bunun düzeltilmesi gerekir. Epeyden beri de bu konuyla ilgili olarak kendileri de uğraşıyorlar. Maliye Bakanlığı da bu konuyla ilgili olarak hemfikir ama başka yapması gereken işler de olduğu için, başka düzeltmesi gereken konular da olduğu için hepsini beraber ele almak istiyor, dolayısıyla yapamıyor. Ama bunun yapılması lazım, bu düzetmenin muhakkak gerçekleşmesi lazım, yarına bırakılmaması lazım çünkü “Hepsini toptan yapalım.” dediğimizde daha büyük sorunlara sebep oluyoruz, her geçen gün haksızlıkları devam ettirmiş oluyoruz.

Ayrıca, merkez uzmanlarıyla taşra uzmanları arasında da fark var. Uzman uzmandır, yani merkezdeki uzmanla taşradaki uzman arasında fark olur mu? Maalesef böyle bir farklılık da var, bu farklılığın da giderilmesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce Sayın Sağlık Bakanı da buradaydı, Sağlık Bakanlığıyla ilgili olarak da benzeri bir durum söz konusu, onu da müsaadenizle anlatmak istiyorum.

Sağlık Bakanlığında da epey sıkıntı var, sorun var. Mesela, ataması yapılması gereken hastane müdürleri, maalesef, dikkat edilmiyor, sağlık idaresi yüksekokulu mezunları arasından seçilmiyor, böyle bir yanlışlık yapılıyor. Önüne gelen, dört yıllık fakülteyi bitiren herkes, hiçbir ilgisi olmasa da, hastanede bir tecrübesi olmasa da sağlık idarelerine, şu andaki hastane birliklerine genel sekreter olarak, idari ve mali hizmetler başkanları olarak orada yönetici olarak atanabiliyorlar.

Hâlbuki hastanecilik çok zor bir iştir. Hastanecilik birbirinden farklı en az 17 fonksiyonu bilmeyi gerektirir, güvenlikten restoran işletmeciliğine, otelcilikten tıbbi hizmetlere kadar çok şekilde uzmanlığı gerektirir, bir tecrübe gerektirir, kariyer bir meslektir ama bütün bunlar dikkate alınmıyor, önüne gelen –ücreti de yüksek olduğu için- hastane yöneticisi olarak atanabiliyor.

Bütün bunlara  dikkat etmek lazım. Eğer bir devletten bahsediyorsak, devlette devamlılıktan bahsediyorsak, devleti önemsiyorsak, ülkeyi önemsiyorsak bütün bunlar önemli konulardır, hiç hafife alınacak konular değildir. Bunlar cephede yapılan kahramanlıklardan daha da önemli konulardır, hepinizin dikkat etmesini diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın çerçeve 8 inci maddesinin (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                     Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

"ç) 152 nci maddesinin "II- Tazminatlar" kısmının " A-Özel Hizmet Tazminatı" bölümünün (i) bendine "Gümrük ve Ticaret Denetmenleri," ibaresinden sonra gelmek üzere " Sosyal Güvenlik Denetmenleri," ibaresi eklenmiş ve " 120" ibaresi "130" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin (ç) fıkrası için vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu teklifin 8’inci maddesinin (ç) fıkrasında, Devlet Memurları Kanunu’nun “Zam ve tazminatlar” başlıklı kısmında “Özel hizmet tazminatları” bölümüne sosyal güvenlik denetmenleri eklenmektedir ve bu (ç) fıkrası Komisyona gelişinde kanun tasarısının ilk hâlinde yoktu, Komisyonda dâhil edilmiştir ve sosyal güvenlik denetmenlerinin dâhil edilmesi doğru bir uygulamadır, onu baştan ifade edelim. Biz de bu değişiklik önergemizle, ilaveten, özel hizmet tazminatının yüzde 120 olan puanının yüzde 130’a çıkarılmasını öneriyoruz. Gerekçemiz de, bu kısımda yer alan vergi istihbarat uzmanları, gelir uzmanları, mali hizmetler uzmanları, il istihdam uzmanları, gümrük ve ticaret denetmenleri ile sosyal güvenlik denetmenlerinin özel hizmet tazminat oranlarının yüzde 120’den yüzde 130’a çıkarılmasını teklif ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, 657’deki bu “Tazminatlar” başlığında düzenlenen özel hizmet tazminatı görevin önem, sorumluluk ve niteliği, görev yerinin özelliği, hizmet süresi, kadro unvan ve derecesi ve eğitim seviyesi gibi hususlar, kriterler göz önüne alınarak belirlenmektedir ve güya öyle belirlenmektedir çünkü zaman içerisinde maalesef bu düzenlemeler artık içinden çıkılamaz bir hâle gelmiştir. Mesela ve ayrıca genel idare hizmetleri ve yardımcı hizmetler sınıfına mensup personelin özel hizmet tazminatlarının eğitim durumu ve kadro durumu da gözetilerek yükseltilmesi gerekmektedir. Yani bu sadece belki de 100’e yakın talepten birisidir ve en düşük özel hizmet tazminatının da en az yüzde 65 olarak belirlenmesinde yarar görüyoruz. Bu düzenlemede tespit edilmiş olan özel hizmet tazminatı oranlarının tamamında 21 puan eklenerek tüm memurların özel hizmet tazminatlarının da artırılmasında fayda görüyoruz.

Yine, kurumlarda, her ne ad altında olursa olsun, uzman kadrosunda görev yapan bütün memurlar “Özel hizmet tazminatı” bölümünün (h) bendine de eklenmelidir. 6111 sayılı Kanun’la ihdas edilen denetmen kadrolarında görev yapan memurlar da bu özel hizmet tazminatına ilişkin bendin (e) alt bendinde yer alan özel hizmet tazminatından emsal nitelikteki kadrolarda olduğu gibi yararlandırılmalıdır.

Yine, ayrıca, ekonomist ve programcı ve çözümleyici unvanlı memurların özel hizmet tazminatı oranları teknik hizmetler sınıfında yer alan kadrolarla da eşitlenmelidir.

Görüldüğü üzere, değerli milletvekilleri, işin aslı şudur: Kamu personel rejimi karman çorman olmuştur ve artık neredeyse içinden çıkılamaz bir hâle gelmiştir. Herkes küstür ve herkes mutsuzdur.

Özel hizmet tazminatlarını, makam tazminatlarını, mali sorumluluk tazminatlarını, ek tazminatları, üniversite ve yargı ödeneklerini, güvenlik tazminatlarını yeniden ele alıp, gerçekten görevin önemi, özelliği, niteliği, sorumluluk derecesi, kıdem, eğitim durumu gibi hususlar gerçekten de dikkate alınarak, hak, adalet ve imkânlar çerçevesinde yeniden düzenlemeler yapılmalıdır.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü diler, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddenin (d) bendi üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 8’inci maddesinin (d) fıkrasının sonundaki “ikinci, üçüncü” ifadesinin, “ikinci ve üçüncü” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     İzzet Çetin                                 Mahmut Tanal

                 İstanbul                                    Ankara                                         İstanbul

             Ali Özgündüz                         İlhan Demiröz                                 Emin Çınar

                 İstanbul                                     Bursa                                       Kastamonu

                                                           Bülent Kuşoğlu

                                                                  Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778)’in çerçeve 8’inci maddesinin (d) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Oktay Vural                                 Erkan Akçay

                  Konya                                       İzmir                                           Manisa

               Emin Çınar                           Mehmet Günal                          Kemalettin Yılmaz

               Kastamonu                                 Antalya                                  Afyonkarahisar

“d) Ek 41 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Adalet Uzman Yardımcılığı, Millî Savunma Uzman Yardımcılığı, İçişleri Uzman Yardımcılığı, Dışişleri Uzman Yardımcılığı, Yükseköğretim Kurulu Uzman Yardımcılığı ve Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen bakanlık bağlı kuruluşlarının uzman yardımcılığı için" ibaresi yürürlükten kaldırılmış, yedinci fıkrasında yer alan "Üçüncü" ibaresi "İkinci, üçüncü" şeklinde değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Emin Çınar, Kastamonu Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin d) bendinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz değişiklik önergesi ile ilgili söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Kanun yapmak zor bir iştir. Kanunlar yapılırken asla aceleye getirilmemeli, uzmanların görüşleri alınmalı, sivil toplum kuruluşları ile istişare edilmeli ve gerekli görüşmeler yeterince yapılmalıdır. Ancak, ne yazık ki Parlamento olarak çıkardığımız kanunlar iktidarın dayatmaları ile yeterli müzakereler yapılmadan, gece yarıları, acelece, sanki bir şeyler saklar gibi “Ben yaptım oldu.” anlayışla buradan geçirilmektedir.

Bir de AKP’nin adet hâline getirdiği torba yasa uygulamasıyla kanunlar çıkarmaktadır. Hepimizin bildiği gibi torba kanun uygulaması geleneksel komisyon sistemini devre dışı bırakmaktadır. Görüşülen bu teklif ile başka komisyonların görev ve uzmanlıkları alanına giren düzenlemeler ilgili komisyonlarda görüşülmeyerek komisyonlar devre dışı bırakılmıştır. Bu nedenle de İç Tüzük hükümleri ihlal edilmektedir. Bu, Hükûmetin yapılan kanunları ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesidir. Alelacele, yangından mal kaçırır gibi, yeterince tartışmadan ve görüşmeden kanun teklifi hazırlıyorsunuz ve birçok hata yaparak Genel Kurula getiriyorsunuz. Ondan sonra da başka tekliflerle, yaptığınız hataları düzeltmek için uğraşıyorsunuz.

Görüştüğümüz bu yasanın sadece 72’nci maddesiyle otuzdan fazla kanunda değişiklik yapılmaktadır. Sadece bu madde on beş sayfadan oluşmaktadır. Diğer maddeler ile kırk beş kanunda değişiklik yapılması öngörülmüştür. Bu durum işleri ciddiye almamaktır. “Bir an önce yapalım, kimse ne yaptığımızı anlamasın, işimize gelen olsun da gerisi önemli değil.” zihniyetinden başka bir şey değildir.

İşte bugün, on iki yıllık AKP iktidarının yine Meclisin son zamanına sıkıştırdığı, hatalarla dolu bir torba yasayı görüşmekteyiz. Bugün görüştüğümüz bu yasa televizyon ekranlarından binlerce aile tarafından dikkatle takip edilmektedir. Bunun nedeni ise, kamu çalışanları, 4/B’li olarak tabir edilen yaklaşık 96.500 sözleşmeli personel memur kadrosuna alınacaktır. Bu yasanın sonunda binlerce insanımız ve aileleri memur oldukları için sevineceklerdir. Biz de o ailelerin sevincini paylaşıyor, onlara bu kadroların hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyoruz. Fakat, kamuda çalışan diğer sözleşmeli personeller neden sevinemiyorlar? 4/C’li geçici personeller, mevsimlik ve geçici işçiler, üniversite mezunu ve teknik personel olarak çalışanlar, taşeron işçiler, bu görevlerde çalışan insanlarımız neden bu kadrodan mahrum bırakılmaktadır? Taşeron işçi olarak çalışan binlerce personel neden boynu bükük bırakılmıştır?

Değerli arkadaşlar, seçim bölgem olan Kastamonu’da, Karayolları Bölge Müdürlüğünde, Orman Bölge Müdürlüğünde, kamu hastanelerinde, il özel idaresinde ve Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğünde ve diğer kuruluşlarda yüzlerce taşeron işçi görev yapmaktadır. Bu insanlar kadro beklentisi içerisindedir. Bir an önce taşeron işçilere kadrolarının verilmesini, Hükûmet tarafından bu konunun dikkate alınmasını arzuluyoruz.

Ülkemizin ekonomiden sosyal yaşama, eğitimden geçim sıkıntısına birçok sorunu bulunmaktadır. İddia ettiğiniz gibi, son on yılda ülkemiz çağ atlayarak refaha kavuşmamıştır. Aksine, yoksulluk artmış, tarım bitmiş, insanlarımız geçinemez duruma düşmüştür. Sanayici, esnaf, tüccar ve çiftçimiz de ekonomik sorunlarla piyasada yaşanan durgunluk ve tahsilat sorunları nedeniyle vergi ve prim borçlarını ödemekte sıkıntı çekmekte, hatta ödeyememektedir. Bu yüzden de birçok esnafımız iş yerini kapatmaktadır. Sadece Kastamonu’da son beş yıl içerisinde 800’den fazla iş yeri kapanmış ve esnafımız kendi ilinden göç edip büyükşehirlerde kendisine iş bulabilmenin gayreti içerisinde olmuştur.

Artık popülist politikalardan vazgeçilmeli, Parlamento olarak daha ciddi ve özverili çalışmalarla kanunlar hazırlamalıyız. Bunu da sağlayacak olan iktidar partisi yani AKP’dir. Dayatmaları bir tarafa bırakıp “Ben yaptım oldu.” anlayışından vazgeçmeli, muhalefetin önerilerini dikkate almalıdır.

Yanlışlardan bir an önce vazgeçmeniz dileğiyle önergemize desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.24
ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 18.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin (d) bendi üzerinde Kastamonu Milletvekili Emin Çınar ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 8’inci maddesinin (d) fıkrasının sonundaki “ikinci, üçüncü” ifadesinin, “ikinci ve üçüncü” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                        Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa)      – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aynı zamanda, burada olmayan, cezaevinde tutuklu bulunan milletvekillerimizi de saygıyla selamlıyorum ve biliyorsunuz biraz önce Anayasa Mahkemesi bir karar verdi, Türk hukuk tarihi açısından önemli bir karar, onların da gözü aydın olsun diyorum.

Anayasa Mahkemesi… Biz baştan beri, biliyorsunuz, uzun tutukluluk süresinin adil yargılanma ilkesini ihlal ettiğini savunuyorduk. Hükûmet de sizler de iktidar partisi de diyordunuz ki: “Efendim, yargı karar veriyor, ne yapalım?”

Şimdi, değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi bu hükmü iptal ederek Hükûmete bir yıllık süre tanıdı. Hükûmete diyor ki: “Bir yılda yeni bir düzenleme yap.” Dolayısıyla, bu saatten sonra top Hükûmettedir. Siz, umarım bu bir yıllık süreyi sonuna kadar kullanmayı düşünmezsiniz çünkü şu anda millî iradeyi temsil eden milletvekilleri içeride, beş yıldan fazla tutuklu olanlar var. Bir an önce, umarım -şu anda görüşülen kanundan çok daha önemlidir bana göre- bu uzun tutukluluk sorunu çözmek için Meclis tatile gitmeden Hükûmet hemen bir tasarı getirir, biz de destekleriz. Dolayısıyla, bu da sizin, hakikaten, millî iradeye, demokrasiye, insan haklarına ne kadar saygılı olduğunuzun güzel bir göstergesi olacaktır.

Evet, değerli arkadaşlar, şimdi gelelim görüşülmekte olan kanun tasarı üzerine görüşlerime. Öncelikle, kanunun 4 ve 5’inci maddesiyle ilgili ben görüşlerimi arz edeceğim. Dün, 5’inci maddeyle ilgili bazı tereddütler vardı. Özellikle, Türkiye’de bulunan yaklaşık 3 milyon civarında Azeri Caferi kesimin kendi imkânlarıyla yaptırdığı camilere ait işletmelerin Diyanet İşleri Başkanlığına devredilip edilmeyeceği; daha doğrusu, kendi imkânlarıyla, kendi paralarıyla, devletten herhangi bir kuruş yardım almadan, aldıkları arsa üzerine yaptırıp ibadetlerini sürdüren bu kesimin mülkiyet hakkına tecavüz edilip edilmeyeceğiyle ilgili bir şüphe vardı. Bu konuda Sayın Bakanımızla görüştük, Sayın Faruk Çelik; yine, iktidar partisi, muhalefet partisindeki arkadaşlar katkı verdiler, o yanlış anlaşılma düzeltildi. Dolayısıyla, ben, huzurunuzda teşekkür ediyorum, bu düzenleme yapıldığı için, özellikle emeği geçen herkese.

Değerli arkadaşlar, bir başka konu: 4’üncü maddede “diyanet” kelimesinin tekeli sadece Diyanet İşleri Başkanlığına veriliyor. Burada başka bir sıkıntı çıkabilir. Şu anda, biliyorsunuz, Diyanet Sendikası var, Diyanet çalışanlarının kurduğu bir sendika var. Yarın, Diyanet İşleri Başkanlığı “Efendim, ben ‘Diyanet’ isminin kullanılmasını istemiyorum.” dediği zaman, bu bir sıkıntı yaratacak. Dolayısıyla, bu konuda, hiç olmazsa “Türkiye”, “Türk”, efendim “cumhuriyet” gibi kelimelerin kullanılması nasıl Bakanlar Kurulu’nun iznine tabii ise, buna dönük bir düzenleme yapılması daha makul olurdu; aksi takdirde, Diyanet İşleri Başkanlığı, işine geldiği zaman “Diyanet” kelimesini kullanan vakıf ve derneklere izin verecek, işine gelmediği zaman bu hakkı engelleyecektir. Onun için, buradan, bu uyarı görevimi yapmak istiyorum. Sayın Bakanım, bu konuda bir düzenleme yapılırsa daha uygun olur kanaatindeyim.

Değerli arkadaşlar, yine, konu Diyanetken, biliyorsunuz, ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda da Diyanetin bütçesi görüşülürken gündeme getirdim. Bu sene yaklaşık 4,6 milyar TL bir bütçe ayrıldı Diyanet İşleri Başkanlığına. Fakat, bu bütçe, bütün kesimlerden, Türkiye'de yaşayan müslim, gayrimüslim; Müslümanların içinde, işte, Alevi, Caferi, Şafi kesimden alınan vergilerle Diyanete bu bütçe ayrılıyor ancak ne yazık ki Diyanet sadece tek bir mezhebe hizmet eder durumdadır. Bu vesileyle de yeniden Alevi açılımının kaldığı yerden başlayacağına ilişkin Hükûmetten gelen, kamuoyuna yapılan açıklamalar var. Umarım yeni bu açılımla birlikte bu haksızlıklarda giderilir. Diyanet İşleri Başkanlığının mutlaka revize edilmesi, bütün inanç gruplarının eşitçe temsil edilmesi ve kaynaklardan da herkesin nüfusu oranında -efendim- pay alması hem hakkaniyete hem hukuka hem İslam’a daha uygun olacaktır diye düşünüyorum.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddenin (e) bendi üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın çerçeve 8 inci maddesinin (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                               Mehmet Günal

                  Konya                                     Manisa                                         Antalya

              Oktay Vural                       Kemalettin Yılmaz                         Nevzat Korkmaz

                    İzmir                               Afyonkarahisar                                   Isparta

"e) Geçici 39 uncu maddesinin son fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Ancak, söz konusu mevzuatta yabancı dil yeterliğine ilişkin şartların ek 41 inci maddede öngörülenlerden daha ağır olması hâlinde, yabancı dil yeterliğine ilişkin ek 41 inci madde hükümleri uygulanır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 8-E maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Mahmut Tanal                            Bülent Kuşoğlu

                 İstanbul                                   İstanbul                                         Ankara

                                       Ali Özgündüz                           Kazım Kurt

                                            İstanbul                                  Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kazım Kurt, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; 478 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine, 8’inci maddenin (e) bendi üzerine vermiş olduğumuz önerge için söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, alışık olduğunuz üzere, temel kanun-torba kanun çelişkisini bir kez daha vurgulamak istiyorum. İç Tüzük’ün 91’inci maddesi neyin temel kanun olarak görüşülmesi gerektiğini çok açık ve net biçimde yazdığı hâlde bu torba kanunların temel kanun olarak görüşülmesi hem İç Tüzük’e aykırı hem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin denetim imkânını elinden aldığı için hukuka aykırı bir uygulama.

Şimdi görüşmekte olduğumuz kanun teklifi ile Türkiye’de çok ciddi sayıda bir kanunu değiştiren bir hüküm koymak üzereyiz. 657 sayılı Kanun bunlardan birisi ve 657 sayılı Kanun kendi başına bile kanun olmaktan çıkmış; 200 küsur madde, 40 küsur ek madde, 40 küsur geçici madde, 40 küsur ek geçici madde, bu hâle gelmiş bir kanun ve şimdi buna yeni yeni ekler yapmak suretiyle gerçekten garipsenecek bir hukuk yaratmak üzereyiz. Hele, bu, 8/e fıkrasında koymaya çalıştığımız madde Türkiye’de Avrupa Birliğiyle uyum süreci içerisinde yaşamak üzere sözleştiğimiz, pek çok protokol imzaladığımız ortamda, yabancı dilin önemini üstüne basa basa vurgulamak gerekirken “Yabancı dili eh, biraz az bilse de zarar etmez.” mantığıyla yeni bir uygulama getirmeye çalışıyoruz ki bu, gerçekten kabul edilmesi mümkün olmayan bir uygulamadır.

Türkiye’de 657 sayılı Yasa’da yapılması gereken değişiklikleri tam anlamıyla ve geniş boyutlu bir biçimde ele almak durumundayız. Eğer bunu sağlamazsak çalışma yaşamı içerisinde kaç çeşit çalışan statüsü olduğunu hiçbirimiz bilemiyoruz. Ve bu arkadaşlarımız Sayın Başbakanın açıklamalarından sonra bizden farklı bir haber bekliyor. Kim, hangi konuda kadro alacak, hangi konuda iş güvencesi elde edecek, hangi çalışan kadroya geçirilecek; bu konuda çok net bir açıklama, çok net bir uygulama bu Meclisten beklenmektedir ama maalesef gerçekleştirilememektedir.

Bir üsteki fıkrada koymaya çalıştığınız tazminatlarla ilgili, yine, çalışan ve idareci konumdaki memurların çok büyük beklentileri vardı, bu karşılanmadı. Türkiye’de pek çok kurumda uzman, uzman yardımcılığı, denetçi, denetçi yardımcılığı gibi yeni statüler oluşturulduğu hâlde, mevcut çalışanlarla ilgili ek tazminatlar ve ek ödemeler konusunda olumlu adım atılmamıştır, bu da insanlarımızın beklentilerini karşılamamıştır.

Belediyelerdeki belediye başkan yardımcıları, üniversitelerdeki genel sekreterler, genel sekreter yardımcıları, daire başkanları ciddi anlamda bu konuda beklenti içindeyken bu kanunda da bir karşılık bulamamanın sıkıntısını yaşayacaktır ve bunun hesabını da sizden soracaktır.

Türkiye gerçek anlamıyla bir personel rejimini, çalışan ve çalışanlarla ilgili bir düzenlemeyi ILO standartlarında gerçekleştirmek durumundadır. Bundan kaçarak kanuna ek madde, ek geçici madde, geçici madde eklemek suretiyle bu çözümü gerçekleştirme şansımız asla olamaz. Türkiye'nin getirmesi gereken, hukukun üstünlüğüne inanan ve idare mahkemelerinin, anayasa mahkemelerinin iptal ettiği yasaları yeniden, yeniden yasa hâlinde Meclisten geçirmek değil, doğru, düzgün ve herkesin kabul edebileceği bir yasa yapmaktır. Bunu da bir an önce gerçekleştirmek hepimizin görevidir.

Önergemize desteklerinizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın çerçeve 8 inci maddesinin (e) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                          Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

"e) Geçici 39 uncu maddesinin son fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Ancak, söz konusu mevzuatta yabancı dil yeterliğine ilişkin şartların ek 41 inci maddede öngörülenlerden daha ağır olması hâlinde, yabancı dil yeterliğine ilişkin ek 41 inci madde hükümleri uygulanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 8’inci madde (e) bendi üzerine verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

AKP’nin hem idari sistemimizi hem millî ekonomiyi hem de yasama düzenimizi altüst eden tahribatları devam ediyor. Bir kanun tasarısı ya da teklifinin nasıl müzakere edileceği ve bunların nasıl yasalaşacağının İç Tüzük’te düzenli bir şekilde düzenlenmiş olduğu bilinmesine rağmen, ne hukukçular tarafından ne de vatandaşlarımız tarafından takibi mümkün olmayan bir yöntem, daha doğru bir ifadeyle usulsüzlük, Türkiye Büyük Millet Meclisine -torba yasa kisvesi- bilmem kaçıncı kere dayatılmaya devam olunuyor.

Bu yöntem, kuralsızlığı kural, kaosu düzen yapmaktadır ki siyasi, idari, ekonomik, sosyokültürel sistemlerde karmaşa ve çatışma yaratan, hem Parlamentoyu hem de toplumu kutuplaştıran sonuçlar doğurmaktadır. “Ben yaptım oldu.”cu bir zihniyetin, “Kuralı ben koyarım.” dayatmacılığının ne sokaktaki karmaşadan ne de Gezi olaylarından şikâyet etmeye hakkı yoktur. “Rüzgâr eken fırtına biçer.” demişler. “Meclisi hep birlikte işletelim. Muhalefet de bu milletin iradesi içerisindedir, o hâlde onlara da saygı gösterelim.” zihniyetinden nasibini almamış bir davranışın egemen kılındığı bu Meclis ve yaratılan gerginlik sokaklara taşmıştır. Gezi olayları AKP dayatmacılığının bir sonucudur, AKP’nin eseridir çünkü milleti şirazeden çıkaran ve sokaklara döken AKP dayatmacılığı, AKP diktatörlüğüdür.

Bir yasanın tüm taraflarca, hak ettiği ölçüde tartışılması, muhalefetin de katkılarının alınması yerine, karman çorman bir torba yasa getirilmiştir. Bu yasa, maalesef, bu Mecliste iktidar partisi milletvekillerinin bile bir fikri olmadan oylanacaktır.

Bu torba yasalar bürokrasinin Meclise dayatmasıdır. Her fırsatta “Bürokratik hegemonyaya karşıyım.” diyen AKP’nin bu sözünde de gayrisamimi olduğuna şahit olmaktayız. Bürokrat istemekte, AKP milletvekilleri el kaldırmaktadır ve bunun adı da AKP’ye göre “millî iradenin tecellisi” sayılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AKP dönemi ülke için kayıp yıllardır derken hakikaten abartmıyoruz. On bir yıldır tek başına ülkeyi yöneten AKP, milletimizin kronikleşmiş hiçbir problemini çözmediği gibi, bunun üzerine uyguladığı ayrımcı, ayrıştırmacı politikaları ile millet birlikteliğinin zeminine zarar vermektedir. AKP bu on bir yılda hangi problemi çözmüştür? Eğitim sistemimiz; AKP’nin her değişen bakanının değiştirdiği, arada milyonlarca çocuğumuzun plansız, projesiz, hazırlıksız değişiklikler ile âdeta telef edildiği eğitim sistemimiz geçmiştekine göre daha mı iyidir? Hayır.

Bakın, özel hastaneler itiraf ediyor, kamu hastaneleri ikrar edemez, ifade edemez çünkü: “Ağır hastaları üniversite hastanelerine havale edip kurtuluyoruz. Adımız hastane neredeyse pansuman yapılan sağlık evlerine dönüştük.” derken, soruyorum sizlere, sağlık sistemi düzeltilmiş mi oluyor? Hayır.

İşsizlik almış başını gitmiş, tarım sistemimiz çökmüş, sanayimiz büyük yabancı tekeller karşısında teslim olmuş; işçi, memur, emekli, çiftçi sıkıntılardan inlerken, on bir yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP hangi kronik sorunları çözmüştür.

AKP iktidarı halka hizmet prensibi üzerine değil, kendi siyasi iktidarını ebedî kılma prensibi üzerine yol almaktadır. Bu saikle hareket eden AKP kanayan yara olan devlet personel rejimini de iflas ettirmiştir. Evet, kamu personel rejiminin AKP döneminden önce de sıkıntıları vardı ancak AKP’nin diğer hükûmetlerden farkı, tek başına on bir yıldır iktidar olmasıdır. Kendisine yakın personel, kendisine yakın kurumların sözcülüğü gibi milletin iktidarına yakışmayacak bir tavırla kurumlar arasında ayrımcılık yaparak dengesizlikleri katbekat artırmıştır. Bugün de bu torba yasa 8’inci madde (e) bendiyle, bileğinin hakkıyla yabancı dil sınavında daha yüksek puan alan gençlerin bileği arkadan bükülerek, ekarte edilerek, daha az not alan birisinin önünün açılmasının yolu yapılmaktadır. Bunun ne adaletle ne de insafla alakası var. Hakkı yenen çocuk bir yetim çocuğu, bir şehit çocuğu ya da gazi çocuğu olabilir, bunu nasıl içinize sindireceksiniz? Tamamen keyfîliğe açık, istismara açık bir değişiklik. Hakikaten merak ediyorum; işleyen, oturmuş bir sistem varken bu değişikliği önermekle, onların hakkını gasbetmekle, bunun önünü açmakla millete hizmet etmiş mi oluyorsunuz?

“Bu meseleye ‘evet’ dememiz mümkün değildir.” diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

BAŞKAN – 8’inci maddenin (f) bendi üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın çerçeve 8 inci maddesinin (f) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                               Mehmet Günal

                  Konya                                     Manisa                                         Antalya

                                 Oktay Vural                                      Kemalettin Yılmaz

                                       İzmir                                              Afyonkarahisar

"f) Eki (I) sayılı Ek Gösterge Cetvelinin "I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı" bölümünün (h) bendine '"Gümrük ve Ticaret Denetmenleri," ibaresinden sonra gelmek üzere "Sosyal Güvenlik Denetmenleri," ibaresi eklenmiş, aynı bentte yer alan "Defterdarlık uzmanları" ibaresi çıkarılmış ve bölümün (g) bendine "Defterdarlık uzmanları" ibaresi eklenmiştir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 478 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddenin (f) bendini değiştirmek gayesiyle vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergemizle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun eki (1) sayılı ek gösterge cetvelinde bulunan “defterdarlık uzmanları” ibaresinin yeri değiştirilmek istenmektedir. Bu önergemizin kabulü söz konusu olursa defterdarlık uzmanlarının 2200 olan ek göstergesi 3600’e kadar yükselebilecektir.

Doğası gereği hiçbir kariyer meslek grubunun, uzmanlığın bir diğeri ile ast-üst olması söz konusu değildir. 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemede aynı unvanı haiz olmakla beraber farklı hizmet sınıfında bulunan uzmanlara farklı özlük hakları söz konusu olmuştur. 659 ve 666 sayılı kanun hükmünde kararnameler sonrasında, kanun hükmünde kararname öncesinde aynı özlük haklarına sahip bulunan Maliye uzmanlarının ek göstergeleri 2200’den 3600’e çıkarılmak ve 2000 makam tazminatı verilmek suretiyle maaşlarında 1.500 liraya varan bir artış yapılırken, yine, benzer işleri bakanlık merkez ve taşra teşkilatında uzun yıllardır özverili bir şekilde görev yapmakta olan defterdarlık uzmanları düzenleme kapsamına alınmayarak mağduriyete uğratılmış, defterdarlık uzmanları ile Maliye uzmanları arasında, kabul edilebilirlikten uzak bir fark yaratılmıştır. Bu çerçevede, diğer uzman kadrolarına nazaran mağdur edilmiş olan defterdarlık uzmanlarının bu önerge ile mağduriyetleri giderilebilecektir.Tasviplerinize takdim ediyoruz.

Ek gösterge ve mağduriyet deyince akla gelen kesimlerden biri de şüphesiz, emniyet sınıfı yani polislerimizdir. Buradan, 2007 yılında yani altı yıl evvel sayın Başbakanın canlı TV yayınlarında vermiş olduğu sözü bir kez daha hatırlatmak isterim. Polislerimiz artık “Aslan polis, destan yazdı; al sana aylıkla ödüllendirme.” sözlerine itibar etmemektedirler, icraat beklemektedirler. Bir ulufe edasıyla dağıttığınız aylıkla ödüllendirme karın doyurmamaktadır, polisimiz kalıcı düzenleme beklemektedir.

İktidar partisi her yasama yılı sonuna, yani milletvekillerinin, Meclis çalışanlarının aşırı derecede yorulduğu, tatil beklentisi içinde oldukları döneme Anayasa, İç Tüzük ve diğer mevzuatı da çiğneyerek hazırladığı torba kanunları getirmektedir. Böylece milletvekillerinin yorgunluğundan ve dalgınlığından faydalanarak, bir an evvel tatile gitme isteklerini istismar ederek, çok düşünmeden, müzakere etmeden yasal düzenleme yapılmasını amaçlamaktadır.

İktidar partisi mevzuat hükümlerini çiğneyerek Meclisten geçirdiği düzenlemelerden dolayı daha sonra ise mahcup olmaktadır. Örnek mi istiyorsunuz? Yaygın adıyla “2/B yasası” olarak bilinen yasa en bariz örnektir. Meclise Hükûmet tasarısı olarak gelen 2/B düzenlemesi yeterince incelenip müzakere edilmeden gündeme gelmişti. Tasarıya ilişkin muhalefet partilerinin görüşleri de dikkate alınmadan Komisyon ve Genel Kuruldan geçirilen tasarı, yürürlüğe girdikten sonraki bir yıl içerisinde 2 kere tadil edilmek zorunda kalınmıştır.

“4+4+4” diye bilinen eğitim yasası da başka bir örnektir. Mecliste müzakere edilirken altmış aylık çocuklarla ilgili düzenlemenin yanlış olduğunu söyledik. “Okulları dörder yıl olarak kademelendirme, eleman ve fiziki mekân sıkıntısına sebep olur.” gibi eleştirilerimiz hiç dikkate alınmamıştı. Şimdi ise eğitime kabul edilen altmış aylık çocukların bir eğitim öğretim yılı içinde yaşadığı sıkıntılar gazete manşetlerini süslemekte, kamuoyunun gündeminde dolaşmaktadır.

Bir örnek de bedelli askerlik yasasıdır. Bu yasa çıkarken süreye, bedele ilişkin itirazlarımızı dile getirdik, dedik ki: “Fakirin çocuğu da bundan faydalanabilsin, bedeli fazla tutmayın ya da yaşı şu şekilde yapalım.” Yine dinletemedik. Şimdi bedelli ile ilgili ikinci değişikliğin hazırlığının yapıldığını duymaktayız.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu torba kanunun da birçok hükmü arızalı çıkacak ve kamu vicdanı tarafından kabul edilmeyecektir ve siz bu tasarının bazı maddelerini düzeltmek için geri getireceksiniz ama bu arada olan, uygulama imkânı olmayan kanunları çıkardığı için Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarına olacaktır; bu arada bu kanunlardan dolayı mağdur olan, adaletsizliğe uğrayan vatandaşa olacaktır ve nihai olarak, bu uyarıları yapmamıza rağmen, bu yanlış düzenlemelerin yasalaşması için parmak kaldıran milletvekilleri bu vebal altında kalacak ve ezileceklerdir.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Kanun Teklifinin 9 uncu maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (c) bendinin eklenmesini, fıkranın sonunda yer alan "altmış gün" ibaresinin "doksan gün" olarak değiştirilmesini, dördüncü ve altıncı fıkralarından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar ile altıncı fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini ve dördüncü fıkranın son cümlesinin "Bu madde kapsamında memur kadrolarına atananların beş yıl süreyle başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli yapılamaz." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                Faruk Çelik

                                                                                                                   Şanlıurfa

                                                                                             Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

a) 25/6/2013 tarihi itibarıyla;

1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası,

2) 11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununun 97 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi,

3) 9/11/1983 tarihli ve 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 17 nci maddesi,

4) 2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun ek 3 üncü maddesi,

5) 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 35 inci maddesi,

6) 7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunun 8 inci maddesi,

7) 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 30 uncu maddesi,

8) 09/12/1994 tarihli ve 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci maddesinin (e) fıkrası,

9) 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun,

10) 23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 24 üncü maddesi,

11) 6/11/2003 tarihli ve 5000 sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 26 ncı maddesi,

12) 5/5/2005 tarihli ve 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 29 uncu maddesinin sekizinci fıkrası,

13) 10/11/2005 tarihli ve 5431 sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 25 inci maddesi,

14) 16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 28 inci maddesinin üçüncü fıkrası,

15) 17/2/2010 tarihli ve 5952 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile 13 üncü maddesi,

16) 24/4/2010 tarihli ve 5978 sayılı Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 21 inci maddesinin üçüncü fıkrası,

17) 28/12/2010 tarihli ve 6093 sayılı Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci maddesi,

18) 17/2/2011 tarihli ve 6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 6 ncı maddesinin dokuzuncu fıkrası,

19) 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin dördüncü fıkrası,

20) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 6 ncı maddesi,

21) 27/10/1989 tarihli ve 388 sayılı Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesi,

22) 3/6/2011 tarihli ve 642 sayılı Doğu Anadolu Projesi, Doğu Karadeniz Projesi ve Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlıklarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası,

23) 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 36/A maddesi,

24) 24/11/2011 tarihli ve 656 sayılı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesinin yedinci fıkrası,

uyarınca vizelenmiş veya ihdas edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, birinci ve dokuzuncu alt bentler kapsamına girenler otuz gün, diğer alt bentler kapsamına girenler ise altmış gün içinde yazılı olarak başvurmaları halinde pozisyonlarının vizeli olduğu teşkilat ve birimde, 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye tabi kurumlar bakımından bu Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrolarına, diğer kurumlar bakımından bu kurumların kadro cetvellerinde yer alan aynı unvanlı memur kadrolarına; pozisyon unvanlarıyla aynı unvanlı memur kadrosu olmaması halinde ise ilgisine göre 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetveller veya kurumların kadro cetvellerinde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak üzere Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken belirlenen memur kadrolarına,"

"c) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunda 11/11/1983 tarihli ve 2954 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi ile geçici 12 nci maddesi çerçevesinde 25/6/2013 tarihi itibarıyla sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışmakta olan ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda Memur Statüsünde İstihdam Edilen Personel Yönetmeliğinin 37 nci maddesinde belirtilen genel şartları taşıyanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılı olarak başvuranlar, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrolarına, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrosu olmaması halinde Kurumda halen var olan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla Genel Müdürlükçe belirlenecek memur kadrolarına,"

"25/6/2013 tarihinden önce bu madde kapsamındaki vizeli sözleşmeli personel pozisyonlarına personel alımına yönelik olarak ilanı verilmiş ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte yerleştirme işlemleri bitmiş olan sözleşmeli personel hakkında da bu madde hükümleri uygulanır. Bunlar için birinci fıkrada belirtilen süreler, göreve başladıkları tarihten itibaren başlar."

"Geçici 37 nci madde kapsamında memur kadrolarına atanamayan sözleşmeli personelden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce idarî yargı mercilerine başvuran ve açtıkları idari davalarda verilen yargı kararları sonucu memur kadrolarına atanmış olup davaları henüz bitmemiş olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde kurumlarına başvuranlar, halen bulundukları memur kadrolarına bu madde kapsamında atanmış ve açmış oldukları idari davalardan vazgeçmiş sayılırlar. Söz konusu davalar için ayrıca vekalet ücretine hükmedilmez."

"Birinci fıkranın (c) bendi kapsamında memur kadrolarına atananların pozisyonları da başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır, ancak 2954 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi kapsamında istihdam edileceklerin pozisyon sayısının 300'ün altına düşmesi halinde, anılan bent kapsamında istihdam edilecekler için kullanılabilecek toplam pozisyon sayısı 300 olarak uygulanır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin dokuzuncu Maddesinin a bendinde yer alan "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ve 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca vizelenmiş veya ihdas edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında 25/6/2013 tarihi itibarıyla çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan" ibaresinden sonra gelmek üzere "7.5.1987 tarih ve 87/11782 sayılı Bakanlar Kurulu Kararınca Sanat ve Sahne Uygulatıcıları Hizmet Sözleşmesi ile sözleşmeli statüde çalıştırılanlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı Senfoni-Koro-Topluluklar, Devlet Opera ve Balesi ile Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüklerinde 375 sayılı KHK'nın Ek 7. Maddesi ve Bütçe yasasının 23. Maddesi uyarınca vizelenmiş, sözleşme ile çalıştırılanlar; Gençlik ve Spor Müdürlüklerinde Sözleşmeli statüde çalışanlar, Milli Eğitim Bakanlığında çalışan vekil, ücretli öğretmen, Sağlık Bakanlığı ve Üniversite Hastanelerinde çalışan vekil ebe ve vekil hemşireler, Diyanette görevli yeterlik belgesine sahip vekil müezzin ve imamlar; tüm kamu kurum ve kuruluşları ile belediyelerde 4/C statüsünde çalışanlar ile taşeron ve mevsimlik veya geçici işçi statüsünde çalışanların, durumlarına uygun memur veya sürekli işçi kadrolarına atanmak üzere yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 ay içinde başvurmak kaydıyla, ibaresinin eklenmesini;

4. Fıkrasının sonunda yer alan "Birinci fıkranın (b) bendine göre memur kadrolarına atananların başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli yapılamaz" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Adil Zozani                            Hasip Kaplan                               Pervin Buldan

                 Hakkâri                                     Şırnak                                            Iğdır

                           Abdullah Levent Tüzel                                  Erol Dora

                                       İstanbul                                               Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 9 uncu maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa eklenen geçici 41. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki (c) ve (d) bentlerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Ayşe Nedret Akova                        Süleyman Çelebi

                 İstanbul                                   Balıkesir                                        İstanbul

                                    Kazım Kurt                                 Alaattin Yüksel

                                      Eskişehir                                            İzmir

“a) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ve 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca vizelenmiş veya ihdas edilmiş sözleşmeli personel pozisyonları ile Dışişleri Bakanlığının yurtdışı teşkilatında 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine göre sözleşmeli olarak çalışan Türk uyruklulardan 25/06/2013 tarihi itibarıyla çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılı olarak başvuranla, pozisyonlarının vizeli olduğu teşkilat ve birimde, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle ekli cetvellerde yer alan memur kadrolarına, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı memur kadrosu olmaması halinde, 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ekli cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak ve sözleşmeli personel pozisyonlarına ilişkin vize cetvellerindeki nitelikler dikkate alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken belirlenen memur kadrolarına,”

"c) Kamu kurum ve kuruluşlarının merkez ve taşra teşkilatı ve bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda; TBMM idari teşkilatı personeli dahil olmak üzere bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte bu Kanunun 4 üncü Maddesinin (C) fıkrası kapsamında çalışmakta olan ve 3 ay içinde yazılı olarak başvuranlar, pozisyonlarının vizeli olduğu teşkilat ve biriminde bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı numaralı 190 sayılı Genel Kadro ve Usul Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan memur kadrolarına, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrosu olmaması halinde 190 sayılı Kanunun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan kadro unvanıyla sınırlı olmak suretiyle Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken belirlenen memur kadrolarına bu maddelerin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içinde kurumlarınca atanır.

4 üncü maddenin (C) fıkrası uyarınca çalışmakta iken bu maddenin yayımı tarihinden önce askerlik, doğum, milletvekili ve mahalli idareler genel ve ara seçimleri ile ücretsiz izin nedeniyle görevlerinden ayrılanlardan ilgili mevzuata göre yeniden hizmete alınma şartlarını kaybetmemiş olmak hakkında da bu madde hükümleri uygulanır. Bunlar için birinci fıkrada belirtilen süreler yeniden hizmete alındıkları tarihten başlar.

Bu madde hükümlerine göre memur kadrolarına atananların 4 üncü maddenin (C) fıkrasına tabi olarak geçirdikleri hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceleri aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. Bunlar, atandıkları kadronun mali ve sosyal haklarına göreve başladıkları tarihi takip eden aybaşından itibaren hak kazanır ve önceki pozisyonlarında aldıkları mali ve sosyal haklar hakkında herhangi bir mahsuplaşma yapılmaz."

"d) 04.04.2007 tarihli ve 5620 sayılı Kanun çerçevesinde sürekli işçi kadrolarına geçirilemeyen geçici pozisyonlardaki işçilerden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte her türlü kamu kurum ve kuruluşlarında halen yıl içerisinde usulüne uygun olarak vizesi yapılmış geçici iş pozisyonlarında çalışmakta olan işçiler 657 sayılı Kanunun 4/D maddesinde belirtilen sürekli işçi kadrolarına ilgili mevzuattaki sınırlamalara tabi olmaksızın atanırlar. Aynı şartlarda çalışıp askerlik, doğum veya sağlık kurulu raporuyla belgelendirilen, sağlık sorunları sebebiyle iş sözleşmesi askıda kalanlar da bu madde kapsamında değerlendirilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 9 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Oktay Vural                         Mustafa Kalaycı                              Erkan Akçay

                    İzmir                                      Konya                                          Manisa

            Mehmet Günal                          Enver Erdem                            Kemalettin Yılmaz

                  Antalya                                     Elâzığ                                    Afyonkarahisar

MADDE 9- 657 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 41- Kamu kurum ve kuruluşlarının merkez ve taşra teşkilatı ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda;

a) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ve (C) fıkrası ile 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve özel kanunları uyarınca vizelenmiş veya ihdas edilmiş ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair hükümlerine bağlı kalınmaksızın sözleşmeli personel pozisyonlarında 25/6/2013 tarihi itibarıyla çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılı olarak başvuranlar, pozisyonlarının vizeli olduğu teşkilat ve birimde, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan memur kadrolarına, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrosu olmaması hâlinde, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak ve sözleşmeli personel pozisyonlarına ilişkin vize cetvellerindeki nitelikler dikkate alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken belirlenen memur kadrolarına,

b) Bu Kanunun 86 ncı ve 89 uncu maddeleri kapsamında kadrolu olmaksızın vekil ya da ücretli çalıştırılan öğretmen, ebe-hemşire, usta öğreticiler ile 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu kapsamında çalıştırılan aile sağlığı elemanlarından 25/6/2013 tarihi itibarıyla çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılı olarak başvuranlar, teşkilat ve birimde, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan memur kadrolarına,

c) İl özel idaresi, belediye ve bağlı kuruluşları ile mahalli idare birliklerinde 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 49 uncu maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde 25/6/2013 tarihi itibarıyla çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılı olarak başvuranlar, sözleşmeli personel olarak çalıştırılmalarına esas alınan memur kadrolarına,

bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış gün içinde kurumlarınca atanırlar.

Birinci fıkra kapsamındaki idarelerde geçici veya mevsimlik işçi ya da taşeron işçisi statüsünde çalışanlardan otuz gün içinde yazılı başvuranlar, niteliklerine uygun sürekli işçi kadrolarına bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 60 gün içinde Maliye Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak esaslar çerçevesinde kurumlarınca atanırlar.

Birinci fıkra kapsamındaki idarelerde memurlar eliyle gördürülmesi gereken asli ve sürekli görevlerde işçi, geçici işçi ya da taşeron işçisi olarak çalışanlar hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.

Birinci fıkrada belirtilen mevzuat hükümlerine göre çalışmakta iken 25/6/2013 tarihinde askerlik, doğum veya ücretsiz izin nedenleriyle görevlerinde bulunmayanlardan ilgili mevzuatına göre yeniden hizmete alınma şartlarını kaybetmemiş olanlar hakkında da bu madde hükümleri uygulanır. Bunlar için birinci fıkrada belirtilen süreler yeniden hizmete alındıkları tarihten itibaren başlar. 25/6/2013 tarihinden önce 4’üncü maddenin (B) fıkrası ve 4924 sayılı Kanun uyarınca çalışmakta iken 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu kapsamında görev alanlar hakkında görevlerinden ayrılmalarına gerek kalmaksızın bu madde hükümleri uygulanır.

Bu madde hükümlerine göre memur kadrolarına atananların, söz konusu mevzuat hükümlerine göre sözleşmeli personel olarak geçirdikleri hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceleri aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. Bunlar, atandıkları kadronun mali ve sosyal haklarına göreve başladığı tarihi takip eden ay başından itibaren hak kazanır ve önceki pozisyonlarında aldıkları mali ve sosyal haklar hakkında herhangi bir mahsuplaşma yapılmaz.

Bu madde kapsamında memur kadrolarına atananlara iş sonu tazminatı ödenmez. Bu personelin önceden iş sonu tazminatı ödenmiş süreleri hariç, iş sonu tazminatına esas olan toplam hizmet süreleri, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu uyarınca ödenecek emekli ikramiyesine esas toplam hizmet süresinin hesabında dikkate alınır.

Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sözleşmeli personelin atanacağı memur kadroları, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan sınıf, unvan ve derecelerine uygun olmak şartıyla, başka bir işleme gerek kalmaksızın atama işleminin yapıldığı tarih itibarıyla ihdas edilerek kurumların 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerinin ilgili bölümlerine eklenmiş ve memur kadrolarına atananların pozisyonları başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. İhdas edilen kadrolar ile iptal edilen pozisyonlar; unvanı, sınıfı, adedi, derecesi, teşkilatı ve birimi belirtilmek suretiyle birinci fıkrada belirtilen altmış günlük sürenin bitiminden itibaren iki ay içinde Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.

Bu maddenin uygulamasında ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye birinci fıkranın (a) bendi kapsamına girenler yönünden Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı, birinci fıkranın (b) bendi kapsamına girenler yönünden ise İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerinde verilen önerge nedeniyle söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu düzenleme ile sözleşmeli personelin bir kısmının kadroya alınması sağlanacaktır ancak bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu hususta verdiğimiz birçok kanun teklifimiz ve araştırma önergelerimizde sorunlarının çözümünü istediğimiz 4/C’li geçici personelin, geçici ve mevsimlik işçilerin, taşeron işçilerinin, üniversite mezunu ve teknik personel olarak çalışan işçilerin, rehber ve usta öğreticilerin, korucuların, muhtarların, şehit ve gazi yakınlarının sorunlarının çözümünü içeren bir düzenleme olmayacaktır. Bu düzenleme, sözleşmeli olarak çalışan yaklaşık 200 bin personelden sadece yarısının kadroya atanmasını ilgilendiren düzenleme olacaktır.

Bizim talebimiz, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ve adalet ilkesine uygun olarak, bu kesimlerin tamamının sorununun çözülmesidir. Yoksa, sadece sözleşmeli personelin yarısının yani siyasi olarak yakınlığınız olan insanların önce sözleşmeli kadrolara alınması ve ondan sonra da sürekli kadrolara atanması değildir.

Değerli milletvekilleri, on bir yıllık AKP iktidarları döneminde ülkemizdeki çalışma hayatı ciddi ölçüde zedelenmiştir. Bu hususları giderme adına da köklü bir çözüm bulunamamıştır. Her seçim döneminde kısmi ve palyatif çözümlere başvurularak, ulufe dağıtma mantığından hareketle insanlarımız istismar edilmiş ve istismar edilmeye de devam edilecektir. Hatırlayınız, daha iki yıl önce, sözleşmeli personelle ilgili olarak, 200 bin personeli yine seçimler öncesinde ulufe olarak dağıtmış ve bunların nemalarını almıştınız. Bu düzenlemeyle, özel kanunlarla çalıştırılan sözleşmeliler ve 4/C mağdurlarına ayrımcılık ve haksızlık yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yine kamu personeli seçme sınavlarında başarılı olmak için gece gündüz çalışan, hatta yüksek puan aldıkları hâlde mülakat sınavlarında düşük puanlar verilerek başarısız sayılan ve kadroya atanamayan insanlarımızın hakları da gasbedilmiş olacaktır. Son on yıldır, kamuda istihdam yöntemlerinde hep bu haksız uygulamalar tekrar etmiş ve AKP’nin istihdam politikaları maalesef istismar politikaları hâline gelmiştir. Geçici ve mevsimlik işçiler göz ardı edilmektedir. Ülkemizde “geçici ve mevsimlik işçiler” adı altında bir dram yaşanmaktadır. Yüz binlerce işçi, devletin asli ve sürekli hizmetlerini yapmalarına rağmen, geçici işçi statüsünde çalıştırılmaktadır. Yine bu düzenleme, AKP iktidarlarının taşeron işçileri köle gibi çalıştırması anlayışına engel olmayacaktır. Sayın Çalışma Bakanı ve AKP milletvekilleri, sayıları 1 milyon 600 bini bulan taşeron işçilerinin kaderlerinin ne olacağını burada milletimize açıklamak zorundadır. Sadece umut vermek değil, seçim dönemlerinde vaatlerde bulunmak değil, taşeron işçilerinin akıbeti ne olacaktır? Bunları kadroya alacak mısınız? Taşeron işçileri lehinde verilen mahkeme kararlarına uyacak mısınız? Yani demokrasilerin, hukuk devletlerinin… Yargının verdiği kararlara bile uyulmayan bir ülke hâline getirdiniz. Mahkemeler karar veriyor ama maalesef, AK PARTİ iktidarları bu kararları yerine getirmiyor.

Değerli milletvekilleri, bu düzenleme çerçevesinde gelin, sulama birlikleri sürekli işçi statüsünde çalışırken birliklerinde kapanması nedeniyle işsiz kalan, çok ciddi maddi ve manevi sorunlar yaşayan toplam 400 civarındaki işçiyi ilgilendiren bu sorunları da çözelim.

Yine, son olarak, bu düzenlemenin 9’uncu maddesinde, bu düzenlemeye göre memur kadrolarına atanan kamu görevlilerinin başka kurumlara naklinin mümkün olmadığı ifade ediliyor. Bu hem Anayasa’nın eşitlik ilkesine hem Devlet Memurları Kanunu’nun memurların hak ve hukuklarına ilişkin düzenlemelerine aykırılık teşkil edeceğinden, bunu da burada düzeltmekte fayda olduğuna inanıyorum.

Yine, son bir söz olarak, değerli milletvekilleri, bu madde kapsamında sözleşmesi feshedilen işçilerin yargıya intikal etmiş olanlarından, ki bunların yüzde 90’ının lehlerine karar alacağı da göz önünde bulundurulduğunda, mutlaka bunları da burada düzenlememiz gerekmekte. Ayrıca, bu hususta AKP’nin vermiş olduğu önergeye de Milliyetçi Hareket Partisi olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENVER ERDEM (Devamla) - …destek olacağımızı ifade ediyor, önergemize destek vermenizi de talep ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat, 20.35’e kadar ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.34

 


YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Şimdi 478 sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

9’uncu madde üzerindeki önerge işlemine devam ediyoruz.

Sıradaki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 9 uncu maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa eklenen geçici 41. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye aşağıdaki (c) ve (d) bentlerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

“a) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ve 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca vizelenmiş veya ihdas edilmiş sözleşmeli personel pozisyonları ile Dışişleri Bakanlığının yurtdışı teşkilatında 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine göre sözleşmeli olarak çalışan Türk uyruklulardan 25/06/2013 tarihi itibarıyla çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılı olarak başvuranla, pozisyonlarının vizeli olduğu teşkilat ve birimde, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle ekli cetvellerde yer alan memur kadrolarına, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı memur kadrosu olmaması halinde, 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle ekli cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak ve sözleşmeli personel pozisyonlarına ilişkin vize cetvellerindeki nitelikler dikkate alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken belirlenen memur kadrolarına,”

"c) Kamu kurum ve kuruluşlarının merkez ve taşra teşkilatı ve bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda; TBMM idari teşkilatı personeli dahil olmak üzere bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte bu Kanunun 4 üncü Maddesinin (C) fıkrası kapsamında çalışmakta olan ve 3 ay içinde yazılı olarak başvuranlar, pozisyonlarının vizeli olduğu teşkilat ve biriminde bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı numaralı 190 sayılı Genel Kadro ve Usul Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan memur kadrolarına, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrosu olmaması halinde 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan kadro unvanıyla sınırlı olmak suretiyle Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken belirlenen memur kadrolarına bu maddelerin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içinde kurumlarınca atanır.

4 üncü maddenin (C) fıkrası uyarınca çalışmakta iken bu maddenin yayımı tarihinden önce askerlik, doğum, milletvekili ve mahalli idareler genel ve ara seçimleri ile ücretsiz izin nedeniyle görevlerinden ayrılanlardan ilgili mevzuata göre yeniden hizmete alınma şartlarını kaybetmemiş olmak hakkında da bu madde hükümleri uygulanır. Bunlar için birinci fıkrada belirtilen süreler yeniden hizmete alındıkları tarihten başlar.

Bu madde hükümlerine göre memur kadrolarına atananların 4üncü maddenin (C) fıkrasına tabi olarak geçirdikleri hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecekleri dereceleri aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir. Bunlar, atandıkları kadronun mali ve sosyal haklarına göreve başladıkları tarihi takip eden aybaşından itibaren hak kazanır ve önceki pozisyonlarında aldıkları mali ve sosyal haklar hakkında herhangi bir mahsuplaşma yapılmaz."

"d) 04.04.2007 tarihli ve 5620 sayılı kanun çerçevesinde sürekli işçi kadrolarına geçirilemeyen geçici pozisyonlardaki işçilerden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte her türlü kamu kurum ve kuruluşlarında halen yıl içerisinde usulüne uygun olarak vizesi yapılmış geçici iş pozisyonlarında çalışmakta olan işçiler 657 sayılı Kanunun 4/D maddesinde belirtilen sürekli işçi kadrolarına ilgili mevzuattaki sınırlamalara tabi olmaksızın atanırlar. Aynı şartlarda çalışıp askerlik, doğum veya sağlık kurulu raporuyla belgelendirilen, sağlık sorunları sebebiyle iş sözleşmesi askıda kalanlar da bu madde kapsamında değerlendirilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzzet Çetin, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tipik bir AKP klasiği. Alt komisyonda görüşmeler sırasında, bu 9’uncu maddeye ilişkin, 657 sayılı Kanun’a göre sözleşmeli çalışanların kadroya alınmasına ilişkin bir düzenleme yoktu. O günlerde Başbakan bir açıklama yaptı, Sayın Bakan da bürokratlarıyla bir çalışma yapıp apar topar ana Komisyonun toplanacağı gün “Bunu yaptık, şunu yaptık.” diyerek Meclisi ve milletvekillerini, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerini töhmet altında bırakacak tarzda, yandaş bir sendikanın genel başkanıyla açıklama yaparak 9’uncu madde metne, teklife girdi. Biz de itiraz etmedik. Dünkü konuşmamda da söyledim, buna itiraz etmek mümkün değil, sözleşmelilerin kadroya alınmasını Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler de istiyoruz.

Esasında, Anayasa’nın 128’inci maddesi: “Devletin kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülür.” hükmünü içeriyor. Tabii ki yapılması gereken, yasalarda ve Anayasa’mızda belirlenen çalışma ilişkilerinin dışında çalışma modeli geliştirmemektir. Ancak, on bir yıldan bu yana, devletin hem kamuda hem de özel kesimde çalışma ilişkileri alabildiğine farklılaştı. Sayın Bakan da vermiş olduğu bir demeçte, sadece memur pozisyonlarında çalışmaların bile çok çeşitli hâle geldiğini ve içinden çıkılmaz bir hâl aldığını söyledi. Esasında yapılması gereken, böyle bir düzenleme ile değil, köklü bir personel reformuyla bu işe el atmaktı.

Şimdi, Komisyonda bize getirdikleri öneride “96.505 personel kadroya alınacak.” Demişlerdi, biz de kurumsal sözleşmeli 3.439 kişinin ne olacağını sormuştuk. Şimdi, biraz sonra görüşeceğiz, AKP’nin önergesinde 24 kanunda değişiklik yapılıyor. Değerli arkadaşlar, bu bir önerge ama 24 kanunda değişiklik yapılıyor. Bu, bir kere yasa yapma usulüne ve tekniğine aykırı. Sayın Mehmet Ali Şahin de burada, Meclis Başkanlığı yaptı. Değerli arkadaşlar, yani bu Meclisin, bu kurumun korunması gereken bir kurum olduğunu burada görev yapan herkesin bilmesi gerekir. Milletvekilleri sadece parmak kaldıran, indiren kuklalardan ibaret değildir. Komisyonlar kukla komisyon olamaz. Bakan, Başbakan “Yaptık.” diye açıkladıktan sonra gelen bir yasanın burada onaylattırılması bizi mühürcü başından başka bir şey yapmaz. Milletvekillerini böyle değerlendiren bir mantık, bir anlayış ülke yönetemez.

Değerli arkadaşlar, bakınız, yasa yapan bir organ Büyük Millet Meclisi. Dün de söyledim, burada, AKP işbaşına gelinceye kadar 4/C’li çalıştırma diye bir model yoktu. Biz önergemizde, Türkiye Büyük Millet Meclisi idari teşkilatı personeli dâhil olmak üzere 4/C’lilerin de kadroya alınmasını istedik, önergemiz onu içeriyor. AKP, Sayın Başbakanın açıklamalarından sonra, Bakanın ve bürokratlarının yapmış olduğu bir hazırlıkla alelacele Komisyona getirdi ve metin buraya girdi. Şimdi, az sonra, Sayın Bakanın ve bürokratlarının yapmış olduğu önerge önümüze gelecek, 24 kanunda değişiklik yapılıyor. Her kanunda ayrı ayrı, vekillerin söz alma hakkının olması gereken bir düzenleme, madde ihdası yapılsa böyle olacak. Çünkü, her kurum kanununda sözleşmeliler farklı çalışıyor. Sayın Bakana düşen görev, böyle bir temmuz ayında, Anayasa’daki hükmüne göre Meclisin tatil olması gerektiği bir sırada, milletvekillerinin çoğunun olmadığı, ilgi duymadığı bir dönemde personel rejimine bir çomak da kenardan sokmak değil. Yapacakları bir tek şey var, yapılması gereken bir tek düzenleme: Gerek sözleşmelileri gerekse 4/C’lileri, yaşa takılanları yani bu ülkede çalışanların sorunlarını topyekûn ele almak.

Çalışma Bakanı neden kaçıyor bilmiyorum ama ben burada Çalışma Bakanı kadar, Devlet Personel Başkanı ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Devamla) – …üst düzey bürokratları da en az AKP iktidarı kadar suçlu görüyorum. Yani, görevlerini gerektiği şekilde yerine getirmeyenler bakanları, Başbakanı da zaman zaman zorda bırakıyorlar.

Bizim önergemizdeki, özellikle Mecliste çalışan sözleşmeli personelin, 4/C’lilerin de kadroya alınması ve memur statüsünün verilmesi gerektiğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin dokuzuncu Maddesinin a bendinde yer alan "Bu Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası ve 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca vizelenmiş veya ihdas edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında 25/6/2013 tarihi itibarıyla çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan" ibaresinden sonra gelmek üzere "7.5.1987 tarih ve 87/11782 sayılı Bakanlar Kurulu Kararınca Sanat ve Sahne Uygulatıcıları Hizmet Sözleşmesi ile sözleşmeli statüde çalıştırılanlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı Senfoni-Koro-Topluluklar, Devlet Opera ve Balesi ile Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüklerinde 375 sayılı KHK'nın Ek 7. Maddesi ve Bütçe yasasının 23. Maddesi uyarınca vizelenmiş, sözleşme ile çalıştırılanlar; Gençlik ve Spor Müdürlüklerinde Sözleşmeli statüde çalışanlar, Millî Eğitim Bakanlığında çalışan vekil, ücretli öğretmen, Sağlık Bakanlığı ve Üniversite Hastanelerinde çalışan vekil ebe ve vekil hemşireler, Diyanette görevli yeterlik belgesine sahip vekil müezzin ve imamlar; tüm kamu kurum ve kuruluşları ile belediyelerde 4/C statüsünde çalışanlar ile taşeron ve mevsimlik veya geçici işçi statüsünde çalışanların, durumlarına uygun memur veya sürekli işçi kadrolarına atanmak üzere yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 ay içinde başvurmak kaydıyla, ibaresinin eklenmesini;

4. Fıkrasının sonunda yer alan "Birinci fıkranın (b) bendine göre memur kadrolarına atananların başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli yapılamaz" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                       Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kürsüde çok defa ifade ettik aslında, özellikle iktidarın kanun yapma yaklaşımı, ciddi anlamda Türkiye işçilerine, emekçilerine, yoksullarına, kadınlarına her zaman için olumsuz olan, belki bazı olumlu düzenlemeler olsa da yapma tarzı olumsuz bir yaklaşım.

Yine, bir torba yasayla karşı karşıyayız ve bu torba yasada neler var, ne oluyor? Bu bölümler hâline getirilip aslında, maddeler üzerinde de kapsamlı tartışmamız engelleniyor. Bu ciddi bir sorun yani. Aslında, bu tarzın ortadan kaldırılması gerekiyor, daha kolektif, daha katılımcı, herkesin, muhalefetin sözünü söylediği bir noktaya gelmesi gerekiyor. Bu, demokrasi işleyişi açısından da önemli ama ne yazık ki burada “el kaldır, indir” yaklaşımı içerisinde… Halk iradesinden bahseden, yüzde 50 oy üzerinden bu kadar çok siyaset yapan AKP iktidarının aslında kendi durduğu noktada bu yönteme itiraz etmesi gerekiyor. Bir, bunun altını çizmek istiyorum.

İkincisi: Türkiye’de özellikle Kürt sorununun çözümü tartışmalarını yaptığımız bir yerde, bir yandan PKK’nin ateşkes ilan ettiği ve güçlerini sınır dışına çektiği, Türkiye’den de adım beklediği, bu Parlamentodan adım beklediği bir yerde, ne yazık ki biz ne demokratikleşme konusunda ne insan hakları konusunda ciddi adımlar atmıyoruz. Yani, toplumun beklediği Terörle Mücadele Kanunu’nun değişmesi ya da Siyasi Partiler Kanunu’nun değişmesi, barajın düşürülmesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması meselesinde, iktidar bunu gündemine almıyor, ana muhalefet de zaten bu konuda çözüm sürecini… Hani, Mecliste bir komisyon kurulmuş, bu komisyona bile üye vermiş değil. Bu Parlamento nasıl bu Türkiye’nin sorunlarını çözecek? Bu da ciddi bir sorun. Yani, bu Parlamento Türkiye’de yaşayan bütün sorunlar için sorumlu olmalıdır. Bu konuda her iki yaklaşım da yani gündemine almayan, erteleyen…

Şimdi, yarın Meclis tatile girecek, herkes gidecek ama bu süreç o kadar zor ki. Orta Doğu’da, yanı başımızda, Mısır’da, Suriye’de olan gelişmelere baktığımızda bile, Türkiye demokratikleşme konusunda elini çabuk tutmak durumunda. Yani, bunu yapmak, bunu tartışmak yerine, biz bir torba kanunu konuşuyoruz. Belli ki AKP bunu seçime şey yapacak, seçim öncesi hazırlık “Bak, biz şu kanunu çıkardık, bu kanunu çıkardık.” konusu üzerinden. Nereden bunu diyorum? Çünkü, Meclis tatil olacak, çalıştığında bir ay çalışacak, bütçe görüşmelerinden sonra da seçim takvimi giriyor. Bu çok da kendimizi yormamız gereken bir konu değil.

Değerli milletvekilleri, verdiğimiz önergeye ilişkin ise, biz, bu önergenin yani maddenin kapsamının genişletilmesini istiyoruz yani bazıları için madem bir düzenleme yapıyoruz, olumlu bir düzenleme olacak, o zaman bunun kapsamını genişletelim. Gerçekten, bütün sözleşmeli personeli bu konudan yararlandıralım. Biraz önceki milletvekili arkadaşımız söyledi mesela: “Hakları en fazla ihlal edilenler, bu Mecliste çalışanlar.” Bu Meclis personelini bile siz, diyelim ki bu yasa kapsamına almıyorsunuz. Bu çok ciddi bir sorun.

Şimdi, bu noktada, her bir düzenleme yapıldığında başka zaman, başka bir düzenleme yapmak durumunda kalıyoruz. En azından, bizim önergemizle bu şeyden vazgeçilmesi ve bunun kapsamının genişletilmesi gerektiğini… Bunu yapmak pekâlâ mümkün yani bunu yapma konusunda Hükûmetin çekingen davranmaması gerekiyor. Gerçekten, eğer, zaten bir seçim yatırımıysa bu, size daha çok puan kazandırır yani daha geniş bir kesimi bu işin içerisine almak, kanun kapsamına almak, daha çok sözleşmeli çalışanın, diğer kurumlarda, söylediğimiz gibi, bakanlıklarda çalışan, memur olan kişilerin bu şey içerisine alınması durum açısından daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.

Bu, aynı zamanda eşitsizliği de giderecektir yani çalışanlar arasındaki bu eşitsizliği de gidermiş olacaktır. Biz, hep eşitlik meselesinden bahsediyoruz, bu, eşitsizliği tetikleyen bir durum.

İkinci önerimiz de (4)’üncü fıkranın sonunda yer alan “Birinci fıkranın (b) bendine göre memur kadrolarına atananların başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli yapılamaz.” ibaresinin çıkarılması. Mesela, biz, ihtiyaca göre bunu düzenlemişiz, madem ihtiyaç var, boşluk var, personel alalım diye, ihtiyaç olduğunda bunları başka alanlarda da görevlendirebiliriz. Bu konudaki yaklaşım, aslında sınırlayan bir yaklaşım içerisinde oluyor.

Sonuç itibarıyla, biz burada yaptığımız düzenlemeleri ne yazık ki işçilerin, emekçilerin lehine yapmıyoruz. Daha çok aslında, bunun üzerinden nasıl bir rant elde edebiliriz, bunun üzerinden daha olumlu bir düzenleme yapıyormuş gibi söz söyleyip… Aslında, pratikte çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Bir bütün torba yasanın kendisine baktığımızda, aslında yeni bir rant paketiyle, torbasıyla karşı karşıya olduğumuzu da çok net olarak görüyoruz. Yani, AKP bazen yapamadığını, toplumsal muhalefetle karşılaştığı şeyleri torba yasayla yaparak toplum üzerinde yeniden bir baskı kurmaya çalışıyor.

Artık, bu yöntemden vazgeçmesi gerektiğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 20.54

 


SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerinde İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Kanun Teklifinin 9 uncu maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen geçici 41 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (c) bendinin eklenmesini, fıkranın sonunda yer alan "altmış gün" ibaresinin "doksan gün" olarak değiştirilmesini, dördüncü ve altıncı fıkralarından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar ile altıncı fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini ve dördüncü fıkranın son cümlesinin "Bu madde kapsamında memur kadrolarına atananların beş yıl süreyle başka kamu kurum ve kuruluşlarına nakli yapılamaz." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                  Faruk Çelik

                                                                                                                    Şanlıurfa

                                                                                               Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı

a) 25/6/2013 tarihi itibarıyla;

1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası,

2) 11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununun 97 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi,

3) 9/11/1983 tarihli ve 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 17 nci maddesi,

4) 2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun ek 3 üncü maddesi,

5) 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 35 inci maddesi,

6) 7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunun 8 inci maddesi,

7) 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 30 uncu maddesi,

8) 09/12/1994 tarihli ve 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci maddesinin (e) fıkrası,

9) 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun,

10) 23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 24 üncü maddesi,

11) 6/11/2003 tarihli ve 5000 sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 26 ncı maddesi,

12) 5/5/2005 tarihli ve 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 29 uncu maddesinin sekizinci fıkrası,

13) 10/11/2005 tarihli ve 5431 sayılı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 25 inci maddesi,

14) 16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 28 inci maddesinin üçüncü fıkrası,

15) 17/2/2010 tarihli ve 5952 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile 13 üncü maddesi,

16) 24/4/2010 tarihli ve 5978 sayılı Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 21 inci maddesinin üçüncü fıkrası,

17) 28/12/2010 tarihli ve 6093 sayılı Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci maddesi,

18) 17/2/2011 tarihli ve 6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 6 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası,

19) 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesinin dördüncü fıkrası,

20) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 6 nci maddesi,

21) 27/10/1989 tarihli ve 388 sayılı Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesi,

22)   3/6/2011 tarihli ve 642 sayılı Doğu Anadolu Projesi, Doğu Karadeniz Projesi ve Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlıklarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası,

23) 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 36/A maddesi,

24) 24/11/2011 tarihli ve 656 sayılı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesinin yedinci fıkrası,

uyarınca vizelenmiş veya ihdas edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışmakta olan ve 48 inci maddede belirtilen genel şartları taşıyanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, birinci ve dokuzuncu alt bentler kapsamına girenler otuz gün, diğer alt bentler kapsamına girenler ise altmış gün içinde yazılı olarak başvurmaları halinde pozisyonlarının vizeli olduğu teşkilat ve birimde, 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye tabi kurumlar bakımından bu Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerde yer alan bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrolarına, diğer kurumlar bakımından bu kurumların kadro cetvellerinde yer alan aynı unvanlı memur kadrolarına; pozisyon unvanlarıyla aynı unvanlı memur kadrosu olmaması halinde ise ilgisine göre 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetveller veya kurumların kadro cetvellerinde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak üzere Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken belirlenen memur kadrolarına,"

"c) Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunda 11/11/1983 tarihli ve 2954 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi ile geçici 12 nci maddesi çerçevesinde 25/6/2013 tarihi itibarıyla sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışmakta olan ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda Memur Statüsünde İstihdam Edilen Personel Yönetmeliğinin 37 nci maddesinde belirtilen genel şartları taşıyanlardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde yazılı olarak başvuranlar, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrolarına, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrosu olmaması halinde Kurumda halen var olan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla Genel Müdürlükçe belirlenecek memur kadrolarına,"

"25/6/2013 tarihinden önce bu madde kapsamındaki vizeli sözleşmeli personel pozisyonlarına personel alımına yönelik olarak ilanı verilmiş ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte yerleştirme işlemleri bitmiş olan sözleşmeli personel hakkında da bu bu madde hükümleri uygulanır. Bunlar için birinci fıkrada belirtilen süreler, göreve başladıkları tarihten itibaren başlar."

"Geçici 37 nci madde kapsamında memur kadrolarına atanamayan sözleşmeli personelden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce idarî yargı mercilerine başvuran ve açtıkları idari davalarda verilen yargı kararları sonucu memur kadrolarına atanmış olup davaları henüz bitmemiş olanlardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde kurumlarına başvuranlar, halen bulundukları memur kadrolarına bu madde kapsamında atanmış ve açmış oldukları idari davalardan vazgeçmiş sayılırlar. Söz konusu davalar için ayrıca vekalet ücretine hükmedilmez."

"Birinci fıkranın (c) bendi kapsamında memur kadrolarına atananların pozisyonları da başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır, ancak 2954 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi kapsamında istihdam edileceklerin pozisyon sayısının 300'ün altına düşmesi halinde, anılan bent kapsamında istihdam edilecekler için kullanılabilecek toplam pozisyon sayısı 300 olarak uygulanır."

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, usul hakkında söz istiyorum.

Burada 24 ayrı kanunda değişiklik yapılıyor. 24 ayrı kanun var, 24 ayrı kanunun ayrı ayrı görüşülmesi gerekir Sayın Başkanım. Bu önergede 24 ayrı kanun var, onun için her birinin ayrı ayrı görüşülmesi gerekiyor tıpkı 73’üncü maddede olduğu gibi Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Elitaş.

Usul tartışması açıyorum.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Aleyhte.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte.

Her gruptan birer arkadaş konuşsun da...

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, buyurun.

Üç dakika süre veriyorum.

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Görüşülen kanun teklifinin 9’uncu maddesiyle 24 ayrı kanunda değişiklik yapılması nedeniyle her fıkranın ayrı ayrı görüşülüp görüşülmemesi hakkında

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 73’üncü maddeyi inceleyin. 73’üncü madde -artık alfabede harf kalmadı- (z) bendine kadar gitti ve içeriğinde (1), (2), (3), (a), (b) şıkları var. Bunların hepsi ayrı ayrı kanun olduğu için Sayın Başkan, hepsi ayrı ayrı geldi ve ayrı ayrı görüşülecek. Sayın Bakanın önergesi yaklaşık 24 kanunda farklı değişiklik yapıyor. Bu nedenle, bu önergenin her birinin ayrı ayrı görüşülüp, ayrı ayrı oylanması gerekiyor. Her biri değişik bakanlıklara ait, her biri değişik kanun hükmündeki kararnameyi değiştiriyor.

Bu açıdan, ben, usul hakkında söz aldım. Kesinlikle her bir maddenin ayrı ayrı görüşülmesi gerekiyor. Ben, Başkanlık Divanına bu önerimi yapıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu aleyhte söz istemişti.

Şimdi, lehte söz isteyen Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, eğer, önerge metninin ilk sayfasında sayılan kanun tarih ve numaralarından sonra gelen paragraftaki cümleye baktığımızda, son cümleye… 24’ü okuyorum Sayın Aslanoğlu: “24/11/2011 tarihli ve 656 sayılı Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesinin yedinci fıkrası…” Yani buradaki “24” sıra numarası tamamen hangi kanunu ilgilendirdiğiyle ilgili bir tarif yapmaktadır. O tarif çerçevesinde, bulunanların, sözleşmeli personelin kanunun yayımı tarihinden itibaren 25/6/2013 tarih arasındaki dönem içerisinde, 25 Haziran 2013 tarihine kadar sözleşmeli olarak çalışanların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olması gerekir. Burada bir değişiklik yapılmıyor, tarif yapılıyor. Bu tarifte “şu kurumda şuna göre çalışan, bu kurumda buna göre çalışanlar” dediğinizde 657 hükmüne giriyor ama sizin ifade ettiğiniz gibi mesela, birincisindeki 2876 sayılı Kanun’da bir değişiklik yapan hüküm olsaydı, 73’üncü maddeye göre değerlendirmek mümkündü ya da az önceki, geçtiğimiz 8’inci maddeye göre değerlendirmek mümkündü. Bir şeyi tarif ederken bunu… Bir maddede değişiklik yapmak herhâlde farklı bir anlam taşır diye düşünüyorum.

Yapılan uygulamanın ve bu önergenin İç Tüzük hükümlerine tamamen uygun olduğunu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum aleyhinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, yani önergenin neleri içerdiğini anlayabilmek için bile birkaç saat zamana ihtiyaç var, üzerinde çalışmak gerekiyor. Okuduğumuz kadarıyla -tek tek de işaretledik- doğru şeyler getiriyor. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu getirilenleri destekliyoruz, daha fazla olması lazım ama bir yanlış yapılıyor yani birine veriyorsunuz, birine vermiyorsunuz Sayın Bakan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 4/C’liler noksan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eksik var mı burada kalan? Sözleşmelilerin tamamı oluyor burada.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani, bu adaletsizlik, bana göre, tüm nimetleri, tüm gayretleri ortadan kaldırıyor. Şimdi, mesela Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı ile -hemen şu kısa zamanda baktığımız- burada çalışan sözleşmelileri kadroya alıyorsunuz ama 34’üncü maddede sözleşme sayısını artırıyorsunuz. Göreceksiniz yakında Sayın Bakanım; bunu incelediğinizde, bu getirdiğiniz önergeyle burada getirdiğiniz kanunla çelişen birçok konuyu yakalayacaksınız, birbiriyle çelişen. Evet, yani torba kanun, temel kanun birbirine karıştı. Neresine muhalefet edeceksin, insan şaşırıyor.

Şimdi, bir madde düşünün ki cumhuriyet tarihinde veya tüm dünyada, tüm parlamentolarda böyle bir yasama örneğini bulamazsınız, 73’üncü madde. 73’üncü maddenin altında yaklaşık 70 madde var. Yani Sayın Bakanım, ben biliyorum, sizin de içinize sinmiyor bu ama biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak sabahtan bu yana -benim telefonumun şarjı bitti- toplumdan o kadar çok tepki alıyoruz ki “Biz niye yokuz?” diyorlar. Yani bir şey yapıyorsunuz -devletimiz güçlü, atıfette adaletli olmak lazım- şunu tamam yapın. Biz çalışmaya hazırız, ramazanda burada kalmaya da razıyız. Gelin, şunu doğru dürüst tanzim edelim, adaletli bir şekilde. Bu konuda “eşit işe eşit ücret” sizin tabiriniz. Aynı durumda olan, aynı kurumda olan, aynı işi yapan insanların bazılarına kadro verip bazılarına vermemek… Adınız “Adalet” ama bu adalet değil ki. Bu 4/C’liler meselesini nasıl ayıracaksınız arkadaşlar? Bazılarına verip…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Meclis personeli, Mehmet Bey, Meclis personeli.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Meclis personeline… Şimdi, yemek yiyorsunuz –ben daha önce de ifade ettim- bu aşçılar sizi zehirleyecek.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizinkini ayıracaklar mı?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Vallahi bilmiyorum yani. Biri 4/C’li, biri kadrolu; biri 2 bin lira alıyor, biri 4 bin lira alıyor. Ya, olmaz, bu adaletsizlik ya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Lütfen Sayın Bakan, çalışalım düzgün yapalım şunları.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ekleyelim şunları da Sayın Bakan ya.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ben bu önergede getirilen bu hususlara karşı değilim, destekliyorum; yetersizliğini ifade ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum hakkında lehte söz isteyen Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu maddeyi anladınız mı siz?

BAŞKAN – Sayın Genç, siz anladıysanız herkes anladı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başkanın anlamasına gerek yok, Başkan yönetecek ya, oy kullanma hakkı bile yok.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; açılan usul görüşmesinde Sayın Başkanın tutumunun lehinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet tarafından verilen önergede yer alan fıkranın alt bentlerinin ayrı bir kanun değişikliği içerdiği ve bu nedenle ayrı madde olarak görüşülmesine yönelik bir tartışma açıldı. Biraz önce Grup Başkan Vekilimiz de ifade ettiler, bu (a) bendinde sıralanan 24 tane kanun ve KHK’ya sadece atıf yapılmaktadır yani bu şu anlama gelir: Kamu hukukunda, kamu personelinin nasıl istihdam edileceği kural olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda düzenlenmiştir ama kurumların ve kuruluşların kendi özel kanunlarında da istihdama ilişkin özel düzenlemeler yer alır. İşte bu kamu kurumlarında çalışan sözleşmeli personele ilişkin ortak ve genel bir düzenleme yapıldığı için (a) bendinin alt bentlerinde…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sesini duyamıyoruz.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - …bu düzenlemelerin yapılmış olduğu kamu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne anlatıyor, anlamıyoruz ya!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - …kurumunun personelinin statüsünü düzenleyen kanunlara atıf yapılmaktadır. Yani, bahse konu 24 ayrı kanuna tabi olan sözleşmeli personel statüsünde çalışanların kadroya geçirilmesine yönelik düzenleme yapıldığından, sadece bu kanun maddelerine atıf yapılmakta ve bu maddeler, şu anda aynı geçerliliğini herhangi bir içerik değişikliğine uğramaksızın, herhangi bir değişikliğe uğramadan yürürlülüğünü sürdürmektedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama o zaman “bütün sözleşmeli personel” olarak yazmak lazım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar bu düzenleme çok önemli bir düzenleme.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Maddeyi anlamamışsın da konuşuyorsun ya, böyle boş konuşmak olur mu!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - Toplam 3.439 personel bu düzenlemeyle -sözleşmeli personel- bu düzenlemeden yararlanacaktır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Kubat niye 5 bin personel değil?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - Hazine Müsteşarlığından 51, Spor Genel Müdürlüğünden 981, SGK’dan 48, TOKİ’den 245, TRT’den 837, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığından 1, YÖK’ten 231, ÖSYM’den 25, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşlarından 6, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünden 39, Başbakanlık ve ilgili kuruluşlardan 499, Savunma Sanayi Müsteşarlığından 148, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansından 41, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklarından 44, Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresinden 60, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından 57, büyük ölçekli BİM’lerde çalışanlardan 126…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya konuşmacı seni anlamıyoruz, seni anlamıyoruz ya, sesin duyulmuyor.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - …personel getirilen bu düzenlemeyle bu hükümden yararlanacaktır. Bunların genel olan durumunu, aynı statüye bağlı olduklarını belirterek atıf yoluyla düzenleyen bir önergedir. Dolayısıyla, işleme alınmasında herhangi bir hukuka ve İç Tüzük’e aykırılık yoktur.

Yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum. Biz, devlette çalışan tüm 4/B’lilerin memur olmasına karşı değiliz, asla; hepsi geçsin ama hepsi geçsin…

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, usul tartışmasıyla ilgili değil söyledikleriniz.

Teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bu arkadaşlarımıza karşı değiliz ama diğerleri olmadığı için…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok, düzeltme şimdi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Düzeltme, farklı farklı söyledin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Neyi düzeltiyorum? Neyi düzeltiyorum? Her biri ayrı ayrı görüşülsün, her birini ayrı ayrı oylayalım. Sayın Elitaş, provoke etme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyle 657 sayılı Kanun’a geçici madde 41 eklenmekte ve bu maddeyle farklı kanunlara atıf yapılmakta, yeni bir düzenleme getirilmektedir. Söz konusu önergeyle yapılan farklı kanunlarda değişiklik değil, aynı amacı gerçekleştirmek için yapılan farklı kanunlara atıftır. Bu nedenle, önergenin tek bir madde olarak görüşülmesi İç Tüzük’e aykırı düşmeyecektir. Önerge işlemine devam ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle teşkilat kanunlarında yer alan düzenlemelere istinaden sözleşmeli personel olarak istihdam edilenlerin de memur kadrolarına atanması ve buna ilişkin usul ve esaslar ile hâlen sınav süreci devam eden 4/B alımlarının da kapsama alınması ve 2011 yılında 632 sayılı KHK'nin yürürlüğe girdiği tarihte sözleşme imzalandığı hâlde çalışma şartını taşımamaları sebebiyle kadroya geçemeyen 4/B’li personelden idari yargıda dava açanların durumu düzenlenmektedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, burada tabii kanunlar tadat edilmiş ama sözleşmeli personel, bir çalıştırma hükmüdür. Dolayısıyla, burada başka kanunlarda sözleşmeli personele bu hakkı vermemek, diğerlerine vermek Anayasa'nın eşitlik ilkesine de aykırı olur. O bakımdan, burada aslında yapılması gereken çeşitli kanunlarla çalıştırılan sözleşmeli personellere bu hakkı vermek olmalıydı. Aksi takdirde eşitlik ilkesinden dolayı, zaten bu Anayasa Mahkemesine gittiğinde bu hüküm teşmil edilir. O bakımdan yani istisnası varsa tabii, onu ifade ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunacağım ancak açık oylama talebi var.

Sayın milletvekilleri, teklifin 9’uncu maddesinin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır, önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

9’uncu maddenin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasını arz ederiz.

Oktay Vural? Burada.

Mehmet Şandır? Burada.

Mehmet Günal? Burada.

Erkan Akçay? Burada.

Reşat Doğru? Burada.

Enver Erdem? Burada.

Mehmet Erdoğan? Burada.

Necati Özensoy? Burada.

Kemalettin Yılmaz? Burada.

Nevzat Korkmaz? Burada.

Ali Öz? Burada.

Emin Çınar? Burada.

Mesut Dedeoğlu? Burada.

Özcan Yeniçeri? Burada.

Yusuf Halaçoğlu? Burada.

Seyfettin Yılmaz? Burada.

Muharrem Varlı? Burada.

Celal Adan? Burada.

Durmuş Ali Torlak? Burada.

Hasan Hüseyin Türkoğlu? Burada.

Yusuf Ziya İrbeç? Burada.

Sümer Oral? Burada.

Alim Işık? Burada.

Cemalettin Şimşek? Burada.

Ali Halaman? Burada.

BAŞKAN – Evet, açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazında yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, açık oylama yapıyoruz. İç Tüzük’ün 143’üncü maddesine göre, oylamaya ilk önce açık oylama yapan milletvekillerinin girmesi gerekir, aksi hâlde onlar girmediği takdirde işari oy hâline gelir. Sayın milletvekillerini uyarırsanız…

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman, Sayın Başkan, şöyle yapalım: Biz girelim, AKP girmesin efendim. Demek kendileri girmek istemiyorlar.

Yani, ret mi edeceksiniz?

BAŞKAN – Oylama işlemi başladı efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, o zaman işari oy hâline gelir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Elitaş diyor ki: “Muhalefet girsin.” Evet, biz giriyoruz. Efendim, AKP girmesin, biz istediğimiz için önce biz girelim, sonra onlar girsin.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 228

Kabul                        : 227

Ret                             :     1 (x)

                            Kâtip Üye                                                      Kâtip Üye

                       Bayram Özçelik                                   Muhammet Rıza Yalçınkaya

                              Burdur                                                           Bartın”

Böylece madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair önerge vardır. Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı ve teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre, yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşmeler açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir.

Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlindeyse önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

                                    

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 9 uncu maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve madde sırasının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                               Mehmet Günal

                  Konya                                     Manisa                                         Antalya

                                    Oktay Vural                           Kemalettin Yılmaz

                                          İzmir                                   Afyonkarahisar

“MADDE 10- 657 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 42 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinin ‘VIII- Yardımcı Hizmetler Sınıfı’ kısmına tabi olarak görev yapan personelden gerekli nitelikleri taşıyanlar, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay içerisinde başvurmaları halinde başkaca bir işleme gerek kalmaksızın 36 ncı maddesinin ‘I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı’ kapsamında, eğitim durumlarına uygun kadrolara atanırlar.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz? Önce bir davet edin Komisyon üyelerini.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama davet etmediniz Sayın Başkan!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Davet etmedin!

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz kaldırmıyor musunuz efendim?

BAŞKAN – Sayın Başkan, lütfen davet edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz “Evet” diyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Benim “Evet” demem çok fazla bir şey ifade etmiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, hayır, 1 kişi…

BAŞKAN – Sayın Başkan, davet edin lütfen.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Evet, Komisyon üyesi katılmak isteyen arkadaşlarımız vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz Başkan olarak katılıyor musunuz efendim? Siz de kaldırın.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Çağırsana, el kaldır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) –Sayın Başkan zaten okudu.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen kaldır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Bu madde ihdasına katılmak isteyen arkadaşlarımız gelip katılabilirler.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Lütfi, bana bakarak konuş, hiç yakışıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Size bakıyorum efendim.

Salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – “Gelmeyin” diyor, adamları dışarıya gönderiyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Gelmek isteyen gelebilir tabii.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bu kadar tahakküm fazla değil mi ya?

OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyon Başkanı olarak katılıyor musunuz efendim? Şahıs olarak –üyesiniz- katılıyor musunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, salt çoğunluk yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Benim katılıp katılmamam herhangi bir değişiklik getirmez.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz tarafsızsınız. Ama oy hakkınızı kullanın.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Çünkü 21 kişinin burada olması gerekir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır ama sizinle 21 olacak.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Dolayısıyla katılamıyoruz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ha, katılmıyorsunuz!

BAŞKAN – Evet, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Kanun teklifinin 10 uncu Maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "İçişleri Bakanlığında ve İçişleri Bakanlığınca uygun görülecek teşkilat ve kurumlarında" ibaresinin "İçişleri bakanlığınca uygun görülecek İçişleri Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı kurumlarında" ve ikinci fıkrada yer alan "kurumlarda" ibaresinden sonra gelmek üzere "emniyet hizmetleri sınıfındaki memurların görevlendirilebileceği" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Pervin Buldan                           Adil Zozani                                   Sırrı Sakık

                    Iğdır                                      Hakkâri                                           Muş

            İbrahim Binici                   Abdullah Levent Tüzel                          Nazmi Gür

                 Şanlıurfa                                                                                       İstanbul     Van

                                                             Hasip Kaplan

                                                                   Şırnak

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeyi birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 10 uncu maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Kazım Kurt                                   İzzet Çetin

                 İstanbul                                  Eskişehir                                        Ankara

               Musa Çam                           Bülent Kuşoğlu                             İlhan Demiröz

                    İzmir                                      Ankara                                          Bursa

                              Mahmut Tanal                                     Ali Serindağ

                                   İstanbul                                             Gaziantep

Diğer önerge sahipleri:

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                              Oktay Vural

                  Manisa                                     Konya                                            İzmir

            Mehmet Günal                      Mehmet Erdoğan                         Kemalettin Yılmaz

                  Antalya                                     Muğla                                   Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde kim söz istiyor?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Mehmet Erdoğan konuşacak.

BAŞKAN – Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, AKP iktidara geldiği zaman ilk çıkardığı kanun numarasıyla son kanun arasındaki farka baktım arkadaşlar. AKP 2002’de ilk iktidara geldiğinde kanun numaraları 4700’de, bugün 6500’e gelmiş. On yıl, üç bin altı yüz elli gün… Yarısında Parlamentonun çalıştığını düşünürsek her gün bu Parlamentodan AKP iktidarı boyunca 1 kanun çıkmış.

Ancak, bu çıkan kanunlarla ilgili başka bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bugün bu önergeyle, bu görüştüğümüz 10’uncu maddedeki olay, Sivil Savunma Genel Müdürlüğünün kapatılmasıyla ortaya çıkan boşluğu doldurmak için yeniden Sivil Savunma Genel Müdürlüğünün temellerinin bir şekilde atılmaya çalışılmasını ortaya koymaktadır.

AKP, Sivil Savunma Genel Müdürlüğünü ve Başbakanlıktaki Acil Afet Durum Genel Müdürlüğünü kapatıp AFAD’ı kurarken Ankara’da yapılacak koordinasyonun AFAD eliyle yapılması gerektiğini düşündü ama taşrada bu işlerin nasıl yapılacağını hiç hesap etmedi. Bugün geldiğimiz noktada da -değişik süreçlerle on yıl içinde geldiğimiz noktada- ülkeyi, bu sivil savunma hizmetlerini, tekrar, ilk devraldığı noktaya getirme noktasına gelmiştir. Yani, burada üze rinde durulması gereken iş şudur: Parlamentoya saygı duyacaksınız, demokrasiye inanacaksınız ve Meclisi çalıştıracaksınız.

Şu görüşmekte olduğumuz çorba kanunuyla 70’ten fazla kanun değişmektedir. Ama bu kanun, bu kadar çok kanunu değiştiren bu çorba kanun sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmüştür. Pekâlâ, bu Meclisteki diğer komisyonlar niçin kurulmuştur? Kapatalım o zaman onları, kapatalım. Oradaki arkadaşlarımız, o komisyona seçilen arkadaşlarımız kendi komisyonlarıyla ilgili hiçbir şeyden, hiçbir konudan haberdar değiller midir? Eğer haberdarlarsa, o arkadaşlarımız kendi uzmanlık alanlarına göre belli komisyonlara seçilmişlerse onlara niye saygısızlık yapılmaktadır burada?

Osmanlının son döneminde çıkan Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat bir asır uygulanmış bu ülkede arkadaşlar. Ama AKP iktidara geldiğinden bu yana aynı kanunlar yeniden gündeme getirilmekte, bir yap bir boz hâline getirilmektedir. Yani, benim oğlan bina okur, döner döner gene okur! Arkadaşlar, Parlamento ciddi bir iştir, kanun yapmak ciddi bir iştir. Kanun yapmayı bu kadar hafife alırsanız, her gün aynı konuları görüşür durursak bu ülke bir arpa boyu yol gidemez. Bu ülkenin bir arpa boyu yol gidebilmesi için lütfen demokrasiye saygılı olun, seçilmiş insanlara saygılı olun, kendi milletvekillerinize de saygılı olun. İlgili komisyonlardaki arkadaşlarınız fikirlerini ortaya koyup… Şu anda, bu görüştüğümüz maddede olduğu gibi, aynı kanunu on senede on defa görüşmek zorunda kalmayalım; bu, Türkiye’ye bir şey kazandırmaz. Allah rızası için, ülkenin bu kadar sorunu varken böyle lüzumsuz konularla zaman kaybettirmeye kimsenin hakkı yok.

Gene, bu kanun tasarısı görüşülmeye başlandığından bu yana, sosyal medyada emeklilikte yaşa takılan insanlar feryatlarını dile getirmektedir. Ancak, ne AKP sıralarından ne Hükûmet sıralarından bu konuyla ilgili şu ana kadar bir adım atılmamıştır. Emeklilikte yaşa takılanların durumunun da muhakkak -madem ki bu kadar karışık bir çorba yaptınız- bunun içerisinde değerlendirilmesinde fayda var. Sadece yandaşlarınıza değil, derdini söyleyen, ağlayan, feryat eden vatandaşlara da sahip çıkın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki öneri üzerinde söz isteyen Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar) 

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep)  Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle, 10’uncu maddeyle 711 sayılı Yasa’da bir değişiklik öngörülüyor. Yasanın mevcut hâlinde bakanlıklarda ve bakanlığa bağlı birimlerden, hangilerinde nöbetçi memurluğun ihdas edileceği bakanlık kararına bağlanmış bulunuyor ama öngörülen değişiklikle sadece İçişleri Bakanlığında veya İçişleri Bakanlığına bağlı kurumlarda nöbetçi memurluğun ihdası öngörülüyor. Bu değişikliğin sebebini doğrusunu ben anlayamadım; yasa teklifinde yok, tasarıda yok, alt komisyonda görüşülmemiş; sonra, esas Komisyonda, bir sayın Komisyon üyesinin önerisiyle böyle bir değişiklik gerçekleşmiş. Bu değişikliğin niçin yapıldığı konusunda gerçekten doyurucu bir açıklamanın olmadığını görüyoruz.

Şimdi, bir de şu var, mevcut yasanın 7’nci maddesi diyor ki: “Bu kanun hükümleri Millî Savunma Bakanlığı teşkilatı hakkında uygulanmaz.” Bunun mefhumu muhalifinden diğer teşkilatlarda uygulanacağı anlamı çıkıyor. Oysa, önerilen değişiklik sadece İçişleri Bakanlığında nöbetçi memurluğunun ihdasını öngörüyor.

Şimdi, bu neyi gösteriyor biliyor musunuz? Şayet bir metne yasa vasfı kazandırılmak gerekiyorsa Meclise geliyor ve biz onu yasa olarak çıkarıyoruz. “Biz” derken tabii sizi kastediyorum, biz buna katılmıyoruz ama maalesef durum bu.

Şimdi, bunları söyledikten sonra, izninizle, bir hususu dikkatinize sunmak istiyorum: Sayın milletvekilleri, dün Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen Bağış Genel Kurula geldi. Belki bir bölümünüzün dikkatini çekmiş olabilir veya çekmemiştir, yakasında parti rozeti var.

Sayın milletvekilleri, bakanlar partiye mensup olabilirler ama bakanlar cumhuriyet hükûmetinin bakanlarıdır. Bakan olduktan sonra parti rozetiyle dolaşması bir bakana yakışmaz.

Zaten sizin anlamak istemediğiniz veya üzerinde özellikle durmak istemediğiniz husus bu. Biz diyoruz ki: Siz 76 milyonun hükûmeti olun, biz bunu öyle istiyoruz. Ama ısrarla, Hükûmetiniz diyor ki: “Biz 76 milyonun hükûmeti değiliz, biz ancak bize oy verenlerin hükûmetiyiz.” Bu yanlış bir şeydir. Bakın, ben size dostça söylüyorum, bu yanlıştır. 76 milyonun hükûmeti olduğunuzu ve 76 milyonu kucakladığınızı davranışlarınızla, sözlerinizle, tüm yaptıklarınızla kanıtlamanız lazım. Aksi hâlde, size oy vermeyenleri dışlarsanız o zaman, onların haklarını meydanlarda aramalarına meşruiyet kazandırmış olursunuz. O zaman, onlar da gider haklarını meydanda ararlar. Buna imkân vermemek bakımından, daha doğrusu böyle bir zorunluluğa insanları itmemek bakımından 76 milyonun hükûmeti olduğunu bu Hükûmet idrak etmek zorunda. Zaten çıkan olayların sebebi de budur. Ülkede cereyan eden olayların sebebi de budur. Lütfen, bunu tekrar tekrar söylüyorum, insanları size oy verenler veya vermeyenler diye ayıramazsınız. 76 milyona hizmet etmek zorundasınız ve hizmetlerinizi ona göre planlamak zorundasınız.

İkinci bir konu, çok yakında, 2010 yılında EMASYA Protokolü’nü kaldırdığınızı iddia ettiniz, daha doğrusu söylediniz. Kaldırıldı ama kısa bir süre önce bu EMASYA Protokolü’nü yeniden yürürlüğe koydunuz. Neden? Yani şimdi, üç yıl evvel kaldırılan bir protokolü şimdi neden yürürlüğe koyuyorsunuz? Madem yürürlüğe koyacak idiyseniz neden o zaman kaldırdınız? Neden? Çünkü siz konjonktüre göre bazı kararlar alıyorsunuz veya aldığınızı söylüyorsunuz. Aslında siz o kararları alıyorsunuz ama almamış oluyorsunuz çünkü uygulama devam ediyor. EMASYA Protokolü uygulamadan kaldırıldıktan sonra da uygulama devam etti, şimdi de devam ediyor. Niye? Çünkü zaten İl İdaresi Kanunu’nun 11’inci maddesi var. İl İdaresi Kanunu’nun 11’inci maddesine dayanılarak bu protokol hazırlanıyor, o protokol olsa da olmasa da İl İdaresi Kanunu’nun o hükmü yürürlükte. Siz âlâyı vâlâyla insanlara yanlış bilgi vermek suretiyle bir şeyler yaptığınızı varsayarak böyle söylüyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Hâlbuki sizin göreviniz insanlara doğruları anlatmaktır.

Teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı isteniyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, maddenin metinden çıkarılma önergesi değil mi bu?

BAŞKAN – Evet.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Kabul edilen önergeyle de 10’uncu madde de teklif metninden çıkarılmıştır.

Diğer önergeyi işlemden kaldırıyorum ancak bir karışıklığa mahal vermemek için teklifin mevcut maddeleri üzerinden görüşmelerine devam edeceğiz. Kanunun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Açıklama yaptım efendim, “Karar yeter sayısı vardır.” dedim.

11’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı yasa teklifinin 11. maddesindeki “muteber saydığı” ifadesi yerine “yetki verilen” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Mahmut Tanal                                Engin Altay

                 İstanbul                                   İstanbul                                          Sinop

           Bülent Kuşoğlu                           İzzet Çetin                                   Müslim Sarı

                  Ankara                                    Ankara                                         İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778)’nın çerçeve 11inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                 Oktay Vural

                  Konya                                     Manisa                                           İzmir

            Mehmet Günal                       Muharrem Varlı                         Kemalettin Yılmaz

                  Antalya                                     Adana                                   Afyonkarahisar

MADDE 11- 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 45 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Banka, muteber saydığı asgari üç imzayı taşımak şartıyla kendi belirleyeceği esaslar dâhilinde bankalar tarafından verilecek ticari senet ve vesikaları reeskonta kabul edebilir. Reeskonta kabul edilecek ticari senet türleri ve imzalardan biri yerine geçebilecek teminatlar ile diğer koşullar bankanın yönetim kurulu tarafından tespit edilir."

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muharrem Varlı, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 11’inci maddesinde, burada Merkez Bankasına verilen senet güvencesinin yenilenmesi, vadelerin üç aydan daha sonraya ertelenmesiyle alakalı düzenlemeler var.

Tabii, mesele bankalarla alakalı düzenleme olunca -yani isterdik ki- keşke burada Türk çiftçisinin Ziraat Bankasına olan borçlarında, tarım krediye olan borçlarında yeniden bir düzenleme yapılarak onlara bir kolaylık sağlansaydı daha iyi olurdu diye düşünüyoruz ama tabii sizin öncelikleriniz farklı, Türk çiftçisiyle alakalı öncelikleriniz yok, olsa da kendi seçmenlerinize öncelik var, başka tarafta çiftçilik yapanlara bir yardımınız ve katkınız yok.

Ben bu hafta sonu Karadeniz Bölgesi’ndeydim, Trabzon ve Rize bölgesinde. Orada gezerken bazı muhtar kardeşlerimizle karşılaştık, onların bazı sıkıntılarını sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz, muhtarlar bir dönem muhtarlık yaptıktan sonra eğer bir daha muhtar seçilemezlerse silah ruhsatlarını para vererek alıyorlar. Muhtarlarımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, bir defa muhtarlık yaptıktan sonra ruhsat parası harcı ödemeden yeniden ruhsatlarını yenilemek gibi bir talepleri var. Buradan, onların sözcüsü olarak bunu iletmek istiyorum.

Yine, maaşlarının, aldıkları paranın kendilerine yetmediğini söylüyorlar ki doğrudur çünkü onlar bir kamu görevi yapıyorlar. Akşam hastası olan, jandarmada işi olan, kavga eden, dövüş eden herkes gelir, muhtarları bulur, muhtarlardan dertlerinin çözülmesini ister ama muhtarlar aldıkları parayla bırakın bu işleri çözmeyi, köyünden şehre gidecek kadar benzini bile koyamazlar arabalarına. En azından asgari ücret seviyesinde bunların maaşlarının iyileştirilmesi lazım Sayın Bakan. Gelin, eğer ki bu torba yasada iyi şeyler yapacağız, güzel şeyler yapacağız diyorsanız, kamu görevi yapan, gerçekten köylüye, halkına hizmet eden muhtarlarımızın maaşlarında bir iyileştirme yapalım, en azından asgari ücret seviyesine çekelim ve onlara bir katkı sağlayalım.

Yine, şimdi, ayda eski parayla 50 milyar lira yani yeni parayla 50 bin lira kazancı olan ile emekli olan muhtarların almış olduğu 300 milyon lira maaştan aynı kesintiyi yapıyorsunuz. Yani, emekli olmuş bir muhtar yeniden seçilmiş ve ona maaş ödüyorsanız onun maaşından da yüzde 15 kesinti yapıyorsunuz; 50 bin lira aylık geliri olan, emekli olan insanlardan da yüzde 15 kesinti yapıyorsunuz. Burada bir adaletsizlik var. Bence eğer bu torba yasada iyi bir şey yapalım diyorsanız, gelin bu adaletsizliği de ortadan kaldıralım, bir düzenleme yapalım ve katkı sağlayalım insanlarımıza.

Yine, çay üreticilerinin, özellikle Rize bölgesindeki çay üreticilerinin aşırı derecede sıkıntıları var. Hükûmet, yaş çay alım fiyatını 1 milyon 200 bin liradan yani yeni parayla 1,2 liradan açıkladı ama orada hâlâ 60 kuruştan çay satılıyor arkadaşlar, özel sektör 60 kuruştan çay alıyor. Yani, çiftçi kendi ürettiğinden para kazanamıyor; gübresini ödeyemiyor, yaktığı mazotu ödeyemiyor, yevmiyecinin parasını ödeyemiyor. Çay üreticilerinin aşırı derecede sıkıntıları var. Hükûmetin bir an evvel kafasını kaldırıp, bunlara kulağını verip, bunların dertlerini dinleyip bunların dertlerine çözüm bulması lazım.

Yine bu kaçak çayla alakalı, oradaki çay üreticilerimizin çok feveranları var yani yurt dışından o kadar çok kaçak çay geliyor ki… Zaten sınırlarımız hallaç pamuğu gibi, gelen geçiyor. İşte Suriye sınırı, az ileriye git Irak sınırı, her taraf tamamen terör örgütüne teslim edilmiş, ne askerin güvenliği var ne bir başkasının güvenliği var. İsteyen istediği gibi geçtiği için kaçak çay, kaçak sigara, kaçak içki… Türkiye şu anda ne yazık ki bu kaçakçıların cenneti hâline geldi.

Ben Adana Milletvekiliyim. Hatay milletvekillerimiz de, Osmaniye milletvekillerimiz de, Mersin milletvekillerimiz de bunu gayet iyi bilirler, bizim bölgemizde aşırı derecede kaçak çay, aşırı derecede kaçak sigara ve aşırı derecede kaçak içki var. Bunun sebebi de yine Hükûmetin yanlış uygulamaları. Neler? Bir: Sınır güvenliğini sağlayamayışı. İki: Son zamanlarda yapılan aşırı zamlar. Bunlar, insanları kaçak sigaraya ve kaçak içkiye yönlendiriyor. Onun için, bu konuda da Hükûmetin bir an önce tedbir alması lazım, kendi üreticilerimizi, kendi insanımızı korumamız, başkalarının bizim ülkemizde para kazanmasını ve bizim paramızın da başka ülkelere gitmesini engellememiz lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı yasa teklifinin 11. maddesindeki “muteber saydığı” ifadesi yerine “yetki verilen” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Müslim Sarı, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğumuz 11’inci madde Merkez Bankasında reeskontu alınan senetlerin süreleriyle ilgili yapılan bir düzenlemeyi ifade ediyor ve bu, likidite düzenleme amacıyla yapılmış olan bir düzenleme olarak görünüyor. Kuşkusuz, Merkez Bankasının görevlerinden biri piyasadaki likiditeyi kontrol etmek ve bu çerçevede de para politikasını mümkün olduğu kadar enflasyonla mücadele çerçevesinde, düzgün, doğru, etkili biçimde götürmektir. Ancak, bu vesileyle, dünyanın her yerinde olduğu gibi, merkez bankalarının, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının da performansının ölçüldüğü enflasyon konusunda bazı düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir merkez bankasının politikasının başarılı olup olmadığının ölçüsü, enflasyon hedefini tutturup tutturamamasıdır. Enflasyonun tutmaması, tek başına merkez bankasının kendi amacına ulaşmamasıyla ilgili değil, aynı zaman da hükûmetin de para politikası konusunda ne kadar doğru adımlar attığını göstermesi açısından ilginçtir.

Sayın milletvekilleri, enflasyon hedefimiz yüzde 5. 2006 yılında biz enflasyon hedeflemesi sistemine geçtik. Enflasyon hedeflemesi sistemine geçtikten sonra yedi yıl geçti. Bu 7 yılın 5’inde enflasyon hedefini tutturamamış bir merkez bankası ve hükûmet var.

Bakınız, size devletin resmî rakamlarını söyleyeyim: 2006 yılında enflasyon hedefi yüzde 74 sapıyor, 2007 yılında yüzde 110 sapıyor, 2008 yılında yüzde 153 sapıyor, 2011 yılında yüzde 89 sapıyor, 2012 yılında yüzde 24 sapıyor. Sadece 2009 ve 2010 yıllarında enflasyon hedeflerini tutturmuş bir merkez bankası ve hükûmet var. Ancak, 2009 ve 2010 yılında da hedefler revize edildiği için tuttu. Dolayısıyla, orijinal hedeflere baktığımız zaman, 2009’da ve 2010’da da yüzde 63 ve 60 enflasyon hedefi sapması var. Dolayısıyla, biz yedi yıldır enflasyon hedeflemesi sistemi uyguluyoruz. Yedi yılın hiçbir yılında Merkez Bankası ve dolayısıyla Hükûmetin enflasyon hedefine ulaşamadığını görüyoruz.

Önümüzdeki yıllarda yani bu yıl ve sonraki iki yılda da yüzde 5 olan enflasyon hedefini tutturmamız imkânsızdır. Elimizde en son haziran ayı enflasyon rakamı var, yüzde 8,3; yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 5. Dolayısıyla, daha bugünden önümüzdeki dönem enflasyon hedeflerimizi tutturmamıza olanak yoktur. Niye? Çünkü enflasyon en nihayetinde toplam arz ile toplam talep arasındaki dengesizliktir, toplam talep lehine olan bir dengesizliktir. Biliyorsunuz, 2012 yılında Türkiye’de toplam yurt içi talep çökmüştür, negatiftir. Toplam yurt içi talep negatif olduğu anda biz enflasyon hedefini tutturamamışız. Yani 2012 yılında yurt içi talep negatifken yüzde 5 olan enflasyon hedefi yüzde 24 şaşmışken şimdi Hükûmet 2012 ve sonrasında yurt içi talebin canlanacağını söylüyor. Tabii, o da ayrı bir hikâye yani gelirler politikası değişmediği sürece, insanlar enflasyon hedefine ek olarak ücret zammı almadığı sürece ya da kredi politikası değişmediği sürece yurt içi talebin canlanmasını gerektirecek herhangi bir şey yoktur. Ama velev ki biz bunu doğru kabul edelim, velev ki yurt içi talep canlanacak kabul edelim; yurt içi talebin düşük olduğu, negatif olduğu, toplam arzın altında olduğu bir yerde enflasyon hedefini tutturamayan bir Hükûmetin ve bir Merkez Bankasının, yurt içi talebin canlandığı bir konjonktürde, şu anda yüzde 8,3 olan enflasyon hedefini yüzde 5’e yakınsaması imkânsızdır.

Önümüzdeki dönem büyümeye ilişkin sorunlar vardır. Büyümeye ilişkin sorunlar vergi hedeflerini etkileyecektir çünkü dolaylı vergiler büyüme hedefleriyle çok yakından ilişkilidir. Büyüme hedefleri tutmazsa vergi hedefleri tutmayacak, vergi hedefleri tutmayınca da Hükûmetin önünde iki seçenek kalacak, ya yeni vergiler koyacak ya mevcut olan kamu mallarına zam yapacak.

Dolayısıyla, ben bugünden şunu iddia ediyorum: Önümüzdeki dönem sonbahardan itibaren yurt içi talep ve büyümeye ilişkin hedefler tutmadığından ve vergi hedefleri de bundan etkileneceğinden, dolayısıyla ciddi zamlar kapıdadır, başta doğal gaz olmak üzere, elektrik olmak üzere kamunun yönettiği bütün ürünlerde zamlar söz konusudur. Böyle bir zam patikasında yurt içi hedefleri tutturmak ve enflasyon hedeflerini tutturmak imkânsızdır. Dolayısıyla, Merkez Bankası performansına ve Hükûmetin enflasyon karnesine baktığımızda maalesef nahoş bir tabloyla karşı karşıyayız.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.00
DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerinde İstanbul Milletvekili Müslim Sarı ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Evet, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın çerçeve 12 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                 Oktay Vural

                  Konya                                     Manisa                                           İzmir

            Mehmet Günal                     Kemalettin Yılmaz                          Özcan Yeniçeri

                  Antalya                             Afyonkarahisar                                   Ankara

MADDE12 - 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 140 ıncı maddesinin başlığı ve birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yüksek İhtisas Üniversitesi"

"Ankara'da Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Vakfı tarafından, 2547 sayılı Kanunun vakıf yükseköğretim kurumları ile ilgili hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz Yüksek İhtisas Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur."

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde de önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 12 nci maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Kazım Kurt                                   İzzet Çetin

                 İstanbul                                  Eskişehir                                        Ankara

               Musa Çam                           Bülent Kuşoğlu                             İlhan Demiröz

                    İzmir                                      Ankara                                          Bursa

                                                          Süleyman Çelebi

                                                                 İstanbul

Diğer önergenin imza sahipleri:

            Pervin Buldan                           Adil Zozani                                   Sırrı Sakık

                    Iğdır                                      Hakkâri                                           Muş

            İbrahim Binici                           Levent Tüzel                                  Nazmi Gür

                 Şanlıurfa                                  İstanbul                                           Van

                                                             Hasip Kaplan

                                                                   Şırnak

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyette önerge üzerinde söz isteyen Süleyman Çelebi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

İki günden beri bu yasayla ilgili aslında söylenecek ve her çıktığımızda da söyleyeceğimiz söz aynı olacak çünkü bu yasa hukuksuzluğu ve adaletsizliği getiriyor.

Şimdi biz “AKP” deyince kızıyorsunuz, “Doğru söyleyin ismimizi.” diyorsunuz. Evet, söyleyelim. Doğru söylediğimizde siz doğru noktada değilsiniz ki. Yalnız isminiz kalmış, hukuksuzluk ve adaletsizlik sizin en önemli şiarınız olmuş.

Şimdi, bir bonus koydunuz bu sözleşmeli personelle ilgili. Bu bonusla diğer maddelerin her tarafını kuşatıyorsunuz ve topluma sunulan, kamuoyunun bildiği şu: Sözleşmeli personel kadroya alınacak ama diğer taraftan, milyarlarca lira kaynak başka yerlere aktarılacak ve yine, buradan verilen bu bonusla beraber bir haksızlık da yapıyorsunuz. Yani her şey çözüldü, çözüldü, sonuçta iş 4/C’lilerin başına patladı.

Şimdi, hep beraber ramazanda herhâlde o oruç çadırlarına gideceksiniz. Orada size soracaklar: Değerli milletvekillerim, ya niye bize haksızlık yaptınız, niye vicdansızlık yaptınız, niye bizim hakkımızı gasbettiniz? O çadırlara gittiğinizde, bu halk, o 4/C’liler sizin yakanıza yapışacak. Yapışmıyorsa o zaman bizim yakamızdan da insinler. Çünkü, her gün bunu şikâyet edenler, her gün bu konuda bize dert yananlar artık derdi üreten siyasal partinin ne yaptığını burada, bir kez daha görsün değerli arkadaşlar.

Nedir yani 23 bin kişi? Bu kadar insanın kadro sorunu çözülüyor da devlet bu 23 bin kişiden mi batıyor? 23 bin kişiyle ilgili bu sorunu kilitlediğiniz zaman bu soruna çare mi üretmiş olacaksınız?

Dışarıda çalışan, Dışişleri Bakanlığının yurt dışı teşkilatında çalışan 4/B’li sözleşmelilerin kadro talepleri var verdiğimiz önergelerde ama anlatıyoruz anlatıyoruz boşuna anlatıyoruz. Çünkü, çoğunluk oylarınızdan ne getirsek burada reddediliyor ve yok sayılıyor.

Değerli arkadaşlar, siz Mecliste çalışan bütün personelle her gün muhatapsınız. Mutlaka size de geliyorlardır, mutlaka size de söylüyorlardır: “Ya, şu 4/C’den bizi kurtarın.” Bu, burada gördükleriniz sadece, bunlar her gün burada muhatap olduklarınız çünkü, yemekte, çay içmede, başka yerde karşılaştığınızda her gün karşı karşıya bulunduğunuz insanlar. Oysa, 4/C statüsünde olanların çoğu bu konuyla ilgili çözüm istiyorlar. İlla bu insanlar sokağa mı çıktığında hak arama noktalarında bulunabilecekler? İlla bu insanları sokağa çıkarttıktan sonra mı “Evet ya, bunu gündeme alalım. Bunu da bu parçada çözelim.” diyeceksiniz? Çünkü, parçalı iş yapıyorsunuz. Şimdi bir parmak bal sürüyorsunuz birilerine, sonraki dilimde… Ben iddiayla söylüyorum bu kürsüden, bu 4/C sorunu çözülecek, eninde sonunda çözülecek. Ama, gelin, yol yakınken çözün, şimdi çözün, şimdi gereğini yapın, sonraya bırakmayın; bunu seçim ve siyaset malzemesi, yapmayın diyoruz, şimdiden bunu istiyoruz. Bunu şimdi yaparsanız bir şey ifade eder, bir anlam taşır, biraz olsun adaletsiz ve hukuksuz uygulamaya son vermiş olursunuz.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, canı yananların bir kez daha sesi olmak adına buradan ifade ediyorum ve onların sözcüsü olarak diyorum ki bu parçalı işleri bırakın. Her çıktığımız maddede, her bulduğumuz fırsatta bilin ki bu kürsülerden bu 4/C’lilere yapılan zulmü…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Meclis personeli… Meclis personeli…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Meclis personelini söyledim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Onlara yapılan zulmü, diğer insanlara yapılan zulmü her yerde her alanda anlatacağım.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Üniversitelerin isimlerinin sık sık değiştirilmesi oldukça yanlış bir uygulamadır. Ulusal ve uluslararası arenada üniversite taşıdığı isim ile tanınmaktadır. Ayrıca bu isim adı altında her üniversite kendi kültürünü yaratmaktadır. Bu nedenle de üniversite isimlerinin merkezî iktidarın ya da mütevelli heyetlerinin talebi doğrultusunda sık sık değiştirilmesi doğru bir uygulama değildir. Üniversite isimleri sadece o üniversitedeki bilim emekçileri, öğrenim gören öğrenciler ve üniversitenin bulunduğu kentte yaşayan yurttaşlar tarafından önerilen, üniversitenin bulunduğu bölge insanının yaşamı ve kültürü üzerinde pozitif etkisi tüm toplumca kabul edilmiş tarihî şahsiyetlerin isimleri, o bölge insanı üzerinde büyük etkiye sahip kültürel, tarihsel ya da coğrafik imgelerin ya da üniversite bileşenleri tarafından kabul gören başka bir ismin kullanılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın çerçeve 12 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                      Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

MADDE 12 - 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 140 ıncı maddesinin başlığı ve birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yüksek İhtisas Üniversitesi"

"Ankara'da Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Vakfı tarafından, 2547 sayılı Kanunun vakıf yükseköğretim kurumları ile ilgili hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz Yüksek İhtisas Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Özcan Yeniçeri, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 478 sayılı torba kanunun 12’nci maddesi üzerinde verdiğimiz önerge dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Torba yasalar daha önce çıkarılmış çeşitli yasaların eksikliklerini gidermek, gözden kaçan hususları ilave etmek, yasaların uygulamalarından kaynaklanan sakıncaları ortadan kaldırmak için çıkarılıyor. Bu torba yasanın içerisinde de 73 maddeden 45’i çeşitli kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik öngörüyor. Bu durum, daha önce Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının çıkardığı kanun hükmünde kararnamelerin ve yasaların düzeltilmeye muhtaç olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de çıkarılan her yeni yasa yeni mağdurlar ordusu yaratmaktadır. İktidar bunları gidermek için torba yasaları devreye sokuyor. Yasalar sorun çözmek için vardır, sorun çıkarmak için yasa yapılmaz arkadaşlar. AKP’nin daha önce çıkardığı torba yasalarda unutulmuş, eksik bırakılmış, sakıncalı bulunmuş hususlar yeni torba yasalarla düzeltiliyor. Torba yasa yap boz, dene yanıl, koy kaldır yasasıdır ve çıkarılan bütün yasaların, bu Parlamentoda geçen hemen hemen bütün yasaların da düzeltilmeye muhtaç bölümleri torba yasalar hâlinde, seri bir şekilde önümüzden geçiyor. Acele, üstünkörü, zaman baskısı altında, yangından mal kaçırırmış gibi çıkarılan yasalar sağlıksız ve sorunludur. Bütün bunlar daha önce de defalarca söylenmesine rağmen iktidar yanılmaz olduğunu düşünüyor, yaptığı her işin de doğru olduğunu sanıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisini bu şekilde çalıştırmak doğru değildir. Torba yasalarla haksızlıkları bile parça parça, taksit taksit gideriyorsunuz. Çalışanlara Çin işkencesi yapılması bunun bir örneğidir. Adalet geneldir, eşittir, herkesedir. Adalet herkese hakkını vermek, her şeyi yerli yerine koymaktır.

Ne kadar torba yasa çıkarılırsa yasalar ve yasama da o kadar sorunlu demektir. Ne kadar kanun hükmünde kararname çıkarılırsa demokrasi de o kadar tartışmaya açılır demektir. Buradan bir kez daha söylüyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Türk demokrasisinin iki tane virüsü vardır; bunlardan birisi, kanun hükmünde kararnamelerdir, diğeri de torba yasalardır. Bunları tedavi etmeden Türkiye’de demokrasiyi tedavi edemezsiniz. Bir iktidar kanun hükmünde kararnameye ne kadar az başvuruyorsa o kadar demokratiktir. İktidarın istisnai hâllerde başvurması gereken kanun hükmünde kararname ve torba yasaya sürekli başvurduğunu görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, üniversite açmak, bina yapmak ve çağdaş teknolojiyle binaları teçhiz etmek önemlidir ve gereklidir ancak yeterli değildir. Üniversitenin öğrenci, insan ve yönetici odaklı olması gerekmektedir. AKP iktidarı son zamanlarda üst üste üniversite açıyor, açılmış olan üniversitelere eski ve yeni parti yetkililerinin adını veriyor. AKP’nin aklına hiçbir zaman üniversite çalışanları, akademik personelin durumlarını düzeltmek ve onların durumlarını gözden geçirmek gelmiyor. Özellikle devlet üniversiteleri Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde yüksek liselere dönüştürülmüştür. Devlet üniversitelerinde yetişmiş elemanlar özel üniversitelere, vakıf üniversitelerine gidiyor.

Akademisyenler üniversitelerde devasa sorunlar içinde inim inim inlemektedir. Akademisyenlerin çalışma şartları, ücretleri ve karşılaştıkları sorunların çözülmesiyle ilgili, AKP’nin tek bir adım, tek bir düzenleme yaptığı bile söylenemez. Araştırma görevlileri, yardımcı doçentler, doçentler ve profesörler sorunlar yumağıyla karşı karşıyadır. Akademisyenlerin ekonomik statü ve çalışma şartlarıyla ilgili olarak hiçbir düzenleme yapmayan AKP iktidarı sürekli üniversite açmaktadır.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz madde, Yüksek İhtisas Üniversitesi kurulmasına ilişkin bir maddedir. Bu nedenle, kısaca, ihtisaslaşmanın yararlarına ve bu arada aşırı uzmanlaşmanın sakıncalarına değinmek istiyorum.

İhtisas, bölümlere ayrılma ve uzmanlaşma, bir gelişme ve ilerleme alametedir. Çağın gereği olarak uzmanlaşma giderek önem kazanıyor ancak aşırı uzmanlaşmanın konu körlüğü, enformatik cehalet yarattığı da biliniyor. İhtisas, parça üzerinde bilgili, bütün üzerinde cahillik yaratmamalıdır. Bu nedenle, bölümler ve uzmanlıklar arasındaki duvarların belli ölçülerde esnetilmesi gerekmektedir.

Aşırı uzmanlaşmanın sakıncalarını da bir sonraki madde üzerinde konuşacağım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde üç adet aynı mahiyette önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Kanun teklifinin 13 üncü maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Pervin Buldan                           Adil Zozani                                   Sırrı Sakık

                    Iğdır                                      Hakkâri                                           Muş

            İbrahim Binici                   Abdullah Levent Tüzel                          Nazmi Gür

                 Şanlıurfa                                  İstanbul                                           Van

                                                             Hasip Kaplan

                                                                   Şırnak

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Aydın Ağan Ayaydın                          Kazım Kurt

                 İstanbul                                   İstanbul                                       Eskişehir

               Musa Çam                             Sedef Küçük                               Mahmut Tanal

                    İzmir                                     İstanbul                                        İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                               Mehmet Günal

                  Konya                                     Manisa                                         Antalya

              Oktay Vural                       Kemalettin Yılmaz                          Özcan Yeniçeri

                    İzmir                               Afyonkarahisar                                   Ankara

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Özcan Yeniçeri, Ankara Milletvekili.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce de ifade ettiğim gibi, uzmanlaşmanın son derece, ihtisaslaşmanın son derece önemli ve bir toplumun gelişmesini, ilerlemesini gösteren yanının bulunduğundan ancak bunun yanı sıra uzmanlaşmanın birtakım sakıncalarının da olduğundan söz etmiştik.

Uzmanlık alanına takılıp kalanlar teknolojinin gelişmesi karşısında mesleklerini ömür boyu sürdürme imkânına bugün sahip olamıyorlar. Gelişmiş ülkelerde insanlar belli bir yaştan sonra yeni bir mesleğe geçmek için çalışmalar yürütüyor.

Bu nedenle, kurulacak olan Yüksek İhtisas Üniversitesi disiplinler arası ilişkileri önceleyen bir misyon edinmelidir. Yüksek İhtisas Hastanesi Vakfının Yüksek İhtisas Üniversitesi kuracak yetenek ve kapasiteye ulaşmış olması da aslında sevindiricidir.

 Yüksek ihtisas üniversiteleri genel olarak dünyadaki örnekleriyle rekabet edebilecek nitelikte altyapı imkânları ve insan gücüne sahip olmak için kurulurlar; bilim ve teknolojide ileri düzeyde araştırma, eğitim, öğretim, yayın ve danışmanlık yaparlar.

Değerli milletvekilleri, kurumlar taleplere dayalı olarak bir yandan değişerek gelişmek, diğer yandan da büyümek zorundadırlar. Radikal değişim ve dönüşümün yaşandığı sağlık sektöründe ihtisas her şeyin üstünde gelmektedir. Her şeyin değişip dönüştüğü bir sektörde değişimi yönetemeyenler değişim tarafından yönetilmek zorunda kalırlar. Özellikle sağlık alanında değişimin trendini tahmin edebilmek, çağın gerçeklerini okuyabilmek ve geleceğe hazır hâle gelmek, bir kurum yönetimi için var olma, yok olma sorunudur.

Yüksek İhtisas Hastanesi ya kendi kendini tekrar ederek varlığını sürdürmeye çalışmak ya da kurumlaşarak büyümek, üniversiteleşmek zorundaydı. Yüksek İhtisas Hastanesinin Yüksek İhtisas Üniversitesine dönüşme kararı bu yönden doğru bir karardır.

Teknolojik gelişmenin ve ilerlemenin ortaya çıkardığı değişime ayak uydurabilmek için kurumsallaşıp entegre ihtisas organlarına sahip olması zorunludur. Burada izlenecek yol, yöntem ve zihniyet de o derece önemlidir. Kurulacak Yüksek İhtisas Üniversitesi, değişimin içinden çıkılmaz sorunlarıyla baş edebilmek, değişimin arkasından gitmek yerine önüne geçebilmek ve değişimi yönetmeyi esas almalıdır. Bu bağlamda maliyet, kalite, hizmet ve hız gibi çağımızın en önemli performans ölçülerinde çarpıcı ilerlemeler sağlanması şarttır; bu amaçla kurulacak ihtisas üniversitesinin iş süreçlerini temelden, yeniden ve radikal bir şekilde tasarlanmasını zorunlu kılmaktadır. İşin özü “eski tas eski hamam” diye atalarımızın ifade ettiği durumu “eski tas yeni hamam” ya da “yeni tas eski hamam” biçimine dönüştürmemelidir.

Bu vesileyle Yüksek İhtisas Üniversitesinin örgütlenmesini mantıklı, tutarlı ve rasyonel bir şekle bağlamak gerekiyor. Bütün üniversiteler gibi Yüksek İhtisas Üniversitesi de bir, değişimi yönetebilmeli; iki, öğrenen organizasyon hâline gelmeli; üç, Değişim mühendisliğinin farkında olmalıdır.

Yüksek İhtisas Üniversitesi öğrenen organizasyon gibi hareket etmelidir. Bilindiği gibi, öğrenen organizasyonlar yaşadığı her türlü olaydan sonuç çıkarabilecek şekilde örgütlenerek örgütün edindiği deneyimleri değişen çevre şartlarına uymakta kullanabilme yeteneğine sahip kurumlara denir. Öğrenen organizasyon, kendi geleceğini yaratma kapasitesini durmadan geliştiren bir organizasyondur. Kurum mensupları yetkilendirme ve grubun ortak kararları için yeni kurallar geliştirdikleri zaman örgütsel öğrenmeden söz edilebilir. Birey kendi davranışlarından şahsi faaliyet teorileri oluşturduğu gibi kurumun davranışlarından da kuruma ait faaliyet teorileri çıkarabilir. Yani kurum üyeleri kurumun kullanılmakta olan davranış modellerindeki hataları bularak ve düzelterek iç ve dış çevredeki değişikliklere cevap veren ve bir değişim uzmanı gibi hareket ettikleri zaman örgütsel öğrenme organizasyonunu kurmuş olur ve devreye sokmuş olur. Bu organizasyonlar örgütün geçmişte yaşadığı deneyim ve birikimleri en üst seviyede kullanabildiği için hataları tekrarlama riskini düşürür. Denilebilir ki öğrenen organizasyonu aynı konuda, benzer ortam ve şartlarda 1 hatayı 2 kez tekrarlama lüksünü reddeden yönetim felsefesi ortaya çıkarır.

Üniversite açmak, binalar dikmek ve insanları içine doldurmak eğitilmiş insanı yetiştirmek için yeterli değildir. Şunu kesine yakın bir şekilde ifade etmek gerekir ki: İnsan yetiştirme düzeni yanlış olan bir toplumda hiçbir şey doğru değildir. Bir toplumun insan yetiştirme düzeni o toplumun geleceğini şekillendirir. Bu tür üniversiteler de buna katkı sağlayacaktır. Onun için bu üniversitelerin bundan sonra çağın şartlarına uygun bir biçimde şekillendirilip yürütülmesi gerekmektedir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Sedef Küçük, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi üzerinde konuştuğumuz bu madde üniversitelerimize ilişkin. Bu vesileyle, geçenlerde basınımızda yer alan bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum. Habere göre, bir üniversitede, Gezi olaylarında yaşanan hukuksuzlukları soru olarak sorduğu için bir öğretim üyesine soruşturma açılmıştır. Demokratlık iddiasında olan hangi ülkede böyle bir uygulama vardır bilmiyorum. Ancak, bildiğim, Taksim direnişi sonrasında sanatçıların, gazetecilerin, akademisyenlerin hatta banka müdürlerinin bile iştahlı bir cadı avının kurbanı olduklarıdır. Bu yüzden, bizim ülkemizde, bizim yarım yamalak demokrasimizde bir üniversite hocasına böyle davranılması kimseyi şaşırtmamıştır. Aslında sorun bu vahim olayın şaşırtıp şaşırtmaması da değildir, sorun bunu içimize sindirip sindiremediğimizdir. Bir üniversite hocası, bir sanatçı, anayasal haklarını kullanan gençlere destek olduğu için cezalandırılmakla tehdit ediliyorsa, bunun amacı korku iklimi yaratmaktan başka bir şey değildir. (CHP sıralarından alkışlar) Ben bu korku iklimini kabullenemiyorum. Yaratılmaya çalışılan bu korku iklimi yüzünden bu insanlar sokaklara döküldü.

Bütün bunları görmezden gelebilirsiniz, kendinizi uluslararası komplolarla kandırabilirsiniz ancak gerçeği örtemezsiniz. Emin olun, “faiz lobileri” denilen hayaletin arkasına bu sindirme politikaları sığmaz. Tarihin hangi dönemine bakarsanız bakın, “cadı avları” denilince akıllara adaletsizlikten başka bir şey gelmez. Sizlerin de çok iyi bildiği gibi, adaletsizlik, insanların güvenini de, siyaset kurumunu da aşındırır. Adaletin olmadığı yerde hepimiz topyekûn kaybederiz.

Bakın, daha iki gün önce dinimizi nefretlerine alet eden insanların yirmi yıl önce diri diri yaktığı canlarımızı andık. Adaletsizliğin açtığı yaraları kapatmanın mümkün olmadığını bir kez daha gördük. Bu acılar dinmez. İnsanlar bunu unutmaz ve unutturmaz. İnsanlar “onlar-bunlar” diye, “dindar-kindar” diye ayrıştırıldıklarını da unutmazlar; yıllardır insanların sudan sebeplerle hapislere atıldıklarını, adaletin bu ülke insanlarından esirgendiğini de unutmazlar.  İnsanlar, yalnızca yürekleriyle meydana çıkan gençlere devlet eliyle anlamsız ve orantısız bir güç kullanıldığını da unutmazlar. Hukuksuzlukların üstünün örtüldüğünü de unutmaz insanlar. İşte, bu yüzdendir, Madımak da, Taksim de, Uludere de unutulmayacak.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu akıldan çıkarmamak gerekiyor: Yapılacak her cadı avı toplumdaki ayrışmaları derinleştirecektir. İşten atılan veya hapse atılan her gazeteci, her muhalif, tepki olarak geri dönecektir. “Onlar-bunlar” diye ayrılan her insan öfkeyi biraz daha besleyecektir. Aşağılanan her sanatçı, her bilim insanı bizi çağdaş dünyadan biraz daha uzaklaştıracaktır. Eminim, bu gerçeklerin sizler de farkındasınız. Toplumsal barışın böyle kurulamayacağını, eminim, sizler de görüyorsunuz. İnsanları ayrıştırarak, toplumu kamplaştırarak demokrasi olmayacağını sizler de iyi biliyorsunuz. Tarihte hiçbir yönetimin bu yollarla halkına güzel bir gelecek sunamadığını göz ardı etmememiz gerek diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, eğer halkımıza güzel bir gelecek vermek istiyorsak nefretin değil, kardeşliğin dilini kullanmamız gerekir; bize gerekenin ötekileştirmek değil, bir arada yaşayabilmek olduğunu görmemiz gerekir; birbirimizin inancına ve bakış açısına saygı duyarak yaşamamız gerekir. Eğer insanlarımıza yaşam biçimleri dayatırsak, inançları yok sayarsak, istenildiği gibi düşünmedi diye cadı avları başlatırsak, korkarım, geleceğe acıdan, öfkeden başka bir miras bırakmış olmayız. Bunun yaratacağı sonuçların altından da hiçbirimizin kalkamayacağına inanıyor, yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Üniversitelerin isimlerinin sık sık değiştirilmesi oldukça yanlış bir uygulamadır. Ulusal ve uluslararası arenada üniversite taşıdığı isim ile tanınmaktadır. Ayrıca bu isim adı altında her üniversite kendi kültürünü yaratmaktadır. Bu nedenle de üniversite isimlerinin merkezi iktidarın ya da mütevelli heyetlerinin talebi doğrultusunda sık sık değiştirilmesi doğru bir uygulama değildir. Üniversite isimleri sadece o üniversitedeki bilim emekçileri, öğrenim gören öğrenciler ve üniversitenin bulunduğu kentte yaşayan yurttaşlar tarafından önerilen, üniversitenin bulunduğu bölge insanının yaşamı ve kültürü üzerinde pozitif etkisi tüm toplumca kabul edilmiş tarihi şahsiyetlerin isimleri, o bölge insanı üzerinde büyük etkiye sahip kültürel, tarihsel ya da coğrafik imgelerin ya da üniversite bileşenleri tarafından kabul gören başka bir ismin kullanılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı yasa teklifinin 14. Maddesinin 1. Paragrafındaki "Vergi kanunları hükümleri saklıdır" ifadesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Aydın Ağan Ayaydın                          Kazım Kurt

                 İstanbul                                   İstanbul                                       Eskişehir

            Mahmut Tanal                        Bülent Kuşoğlu                                Musa Çam

                 İstanbul                                    Ankara                                           İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın çerçeve 14 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                               Mehmet Günal

                  Konya                                     Manisa                                         Antalya

                               Oktay Vural                                     Kemalettin Yılmaz

                                    İzmir                                             Afyonkarahisar

MADDE 14 - 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 3 üncü maddesinde yer alan "Otomobil","Kamyonet", "Otobüs", "Motosiklet", "Bisiklet" ve "Motorlu bisiklet" tanımları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye "Motorlu taşıt sürücüsü sertifikası", "Sürücü belgesi" ve "Uluslararası sürücü belgesi" tanımları ile maddenin son fıkrasına "Bu maddede yer alan tanım ve terimlerle ilgili olarak vergi kanunları hükümleri saklıdır." cümlesi eklenmiştir.

"Otomobil: Yapısı itibarıyla, sürücüsü dahil en fazla dokuz oturma yeri olan ve insan taşımak için imal edilmiş bulunan motorlu taşıttır."

"Kamyonet: Azami yüklü ağırlığı 3.500 kilogramı geçmeyen ve yük taşımak için imal edilmiş motorlu taşıttır. Sürücü ve yanındaki oturma yerleri dışında başka oturma yeri de bulunabilen, sürücü bölümü gövde ile birleşik kamyonetlere panelvan denir."

"Otobüs: Yolcu taşımacılığında kullanılan, sürücüsü dahil dokuzdan fazla oturma yeri olan motorlu taşıttır. Troleybüsler de bu sınıfa dahildir. Sürücüsü dahil oturma yeri onyediyi aşmayan otobüslere minibüs denir."

"Motosiklet: Azami tasarım hızı 45 km/saatten ve/veya silindir kapasitesi 50 santimetreküpten fazla olan sepetli veya sepetsiz iki veya üç tekerlekli motorlu taşıtlar ve net motor gücü 15 kilovatı, net ağırlığı 400 kilogramı, yük taşımacılığında kullanılanlar için ise net ağırlığı 550 kilogramı aşmayan dört tekerlekli motorlu taşıtlardır. Elektrik ile çalışanların net ağırlıklarının hesaplanmasında batarya ağırlıkları dikkate alınmaz. Bunlardan karoseri yük taşıyabilecek şekilde sandıklı veya özel biçimde yapılmış olan ve yolcu taşımalarında kullanılmayan üç tekerlekli motosikletlere yük motosikleti (triportör) denir."

"Bisiklet: Üzerinde bulunan insanın adale gücü ile pedal veya el ile tekerleği döndürülmek suretiyle hareket eden motorsuz taşıtlardır. Azami sürekli anma gücü 0,25 KW'ı geçmeyen, hızlandıkça gücü düşen ve hızı en fazla 25 km/saate ulaştıktan sonra veya pedal çevrilmeye ara verildikten hemen sonra gücü tamamen kesilen elektrikli bisikletler de bu sınıfa girer."

"Motorlu bisiklet: Azami hızı saatte 45 kilometreyi, içten yanmalı motorlu ise silindir hacmi 50 santimetreküpü, elektrik motorlu ise azami sürekli nominal güç çıkışı 4 kilovatı geçmeyen iki veya üç tekerlekli taşıtlar ile aynı özelliklere sahip net ağırlığı 350 kilogramı aşmayan dört tekerlekli motorlu taşıtlardır. Elektrik ile çalışanların net ağırlıklarının hesaplanmasında batarya ağırlıkları dikkate alınmaz."

"Motorlu taşıt sürücüsü sertifikası: Teorik ve uygulamalı sınavlarda başarı gösteren sürücü adaylarına verilen belgedir."

"Sürücü belgesi: Bu Kanunda belirtilen motorlu araçların sürülmesine yetki veren belgedir."

"Uluslararası sürücü belgesi: İki veya çok taraflı anlaşmalar uyarınca sınıflarına göre araç kullananlara belli süre ile verilen belgedir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 478 sıra sayılı Teklif’in 14’üncü maddesi üzerine verilen önerge nedeniyle söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 14’üncü maddesi, Karayolları Trafik Kanunu’nun 3’üncü maddesinde değişiklikler öngörmektedir. Bu vesileyle ben de sizlerle nakliyeci, kamyoncu, minibüsçü ve taksici esnaflarının sorunlarını paylaşmak istiyorum. AKP iktidarları döneminde, nakliyeci ve kamyoncu esnafına sektörde çalışabilmesi için öncelikli şart olarak sunulan K belgesi çile hâline gelmiş, 20 bin TL’ye yaklaşan belge maliyeti sektör çalışanlarını hayatından bezdirmiştir. Küçük esnafa zorluklar yaşatan bu belge ilk çıkarıldığında, minibüs hatları ve taksi plakaları gibi değerli olacağı söylenmiş ancak değerli olmadığı, sadece AKP hükûmetlerine gelir kaynağı olduğu geçen süre içerisinde anlaşılmıştır.

Söz konusu K belgeleri için beş yılda bir -vize yenileme bahanesiyle- 2.500 TL’ye yaklaşan ücretler talep edilmekte, ayrıca, vizesini yaptırmayan kamyoncu esnafı aracını muayene yaptıramamakta, bundan dolayı da araçları trafikten menedilmektedir. Kamyoncu esnafının hayatı yollarda geçtiğinden, K belgesinin vize tarihini geçirdiği için belge iptal edilmekte ya da aynı belge 4.500 lira gibi yüksek rakamlarla cezalı olarak yenilenmektedir.

Değerli milletvekilleri, her vesile ile ekonominin çok iyi yolda olduğunu söyleyen iktidar mensuplarına, ekonominin ne kadar iyi gittiğini görmeleri için bir de nakliyecilik sektörü açısından bakmalarını tavsiye ediyoruz. Kamyon garajlarına baktığınızda eğer az sayıda kamyon görüyorsanız korkmayın, ekonomi iyi yoldadır. Yok, bugünkü gibi kamyon garajlarında yer bulunamıyorsa ekonominin iyi gittiğine dair fikirlerinizi tekrar gözden geçirmenizi tavsiye ediyoruz.

Nakliye sektörünün ve kamyoncu esnafının diğer bir sorunu da, akaryakıt fiyatlarının pahalılığına karşılık nakliye fiyatlarının düşük olmasıdır. 2002 yılında mazotun litre fiyatı ortalama 1,25 lira civarında iken bugün 1 litre mazot 4 lira 50 kuruş seviyesine yükselmiştir. Sadece mazot fiyatlarına bakarak bile ekonominin ne kadar iyiye gidip gitmediğini, enflasyonun hangi düzeyde olduğunu tahmin etmek güç olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarları, tüm sektörlerde olduğu gibi nakliye sektöründe de küçük esnafı yani kamyoncuyu yok ederek ekmeğe muhtaç edip bu işi de nakliye baronlarına teslim etmiştir aynen bakkalları ve küçük esnafları market ve hipermarket baronlarına teslim ettiği gibi.

Bugün, kamyoncu esnafı geçim sıkıntısı çekmektedir, ağır vergiler altında ezilmektedir, BAĞ-KUR ve vergi borcunu ödeyemedikleri için kamyonları Maliye ve İçişleri Bakanlığının ortak kararıyla trafiğe çıkarılmamaktadır. Yine, zorunlu trafik sigortası ve kasko fiyatlarının aşırı derecede yüksek olması nedenleriyle çok büyük sıkıntılar çekmektedir. Şimdi ise Avrupa Birliği standartlarına uygun ehliyet ve takograf cihazı takılması zorunluluğu getiriyorsunuz. Yaşam standartlarında Avrupa Birliği standartları getirmek yerine, şekilde Avrupa Birliği standartları getirmek sorunları elbette çözmeyecektir.

Taksici ve minibüsçü esnafı da ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Taksici ve minibüsçü esnafını en çok etkileyen hususlar şunlardır: Birincisi, yüksek akaryakıt ve yedek parça fiyatları; ikincisi, süreklilik arz eden yüksek trafik cezaları. Ayrıca, taksici ve minibüsçüler çoğunlukla kayıt dışı çalıştıkları için sosyal güvenceden mahrum kalmaktadır. Bu sorunun çözümü için de mutlaka tedbir alınması gerekmektedir.

Yine, taksi şoförlerinin hırsızlık ve gasp gibi suçlara daha çok muhatap olmaları nedeniyle can ve mal güvenliklerinin korunması için, uluslararası uygulamalarda olduğu gibi, özel donanımlı ve güvenlikli araçlarla değiştirilmesi için bir seferliğe mahsus KDV ve ÖTV muafiyeti getirilmesi önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, nakliyeci esnafının sorunlarına çözüm bulunmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Sonra söylediniz Beyefendi. Şimdiki önergede isteyebilirsiniz.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı yasa teklifinin 14. Maddesinin 1. Paragrafındaki “Vergi kanunları hükümleri saklıdır” ifadesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ederiz.

                                                                          Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kemal Ekinci, Bursa Milletvekili. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

KEMAL EKİNCİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu yasa, 13/10/1983 tarihli, 2918 sayılı Yasa’dır. Bu yasada taşıtların yeniden tanımıyla ilgili bir şey var. Bunun da nedeni Avrupa’yla adaptasyonumuzu tamamlamak. Esasında, aynı Bakanlığa bağlı iki genel müdürlük var: Birisi, Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Daire Başkanlığı; birisi de Kara Taşımacılığı Daire Başkanlığı. Şimdi, ne hikmetse hem Kara Taşımacılığı Daire Başkanlığında hem de Karayolları Trafik Yasası’nda bir sürü eksiklik var. Bu eksiklikler, aynı Bakanlığa bağlı iki genel müdürün bir eş güdümü, bir uyumlu koordinasyonu neticesinde çok daha güzel, verimli şeyler hazırlanabilirdi ihtiyaca binaen. Bu koordinasyon sağlanamıyor. Bir acelecilik içerisinde ve günü kurtarmak adına, parça parça bu torba yasalarla Türkiye’yi yönetmek, yön vermek, düzeltmek olası değildir. Bizim temennimiz, önümüzdeki zaman içerisinde bu iki genel müdürlüğün aralarındaki eş güdümle kara yollarıyla ilgili ve trafikle ilgili yasaların bir an önce çıkmasıdır. Kara yolları taşımacılığıyla ilgili şunu söyleyeyim: Demin benden önce konuşan arkadaş, sanki birlikte hazırlamışız gibi çok ciddi bir iki şeyin üzerinde durdu. K1 belgesi diye bir belge var, kamyoncuların belini büken, kamyoncuları sıkıntıya koyan, kamyoncu esnafını yoksullaştıran bir belge. Bütün zaman içerisinde, iddiamız, bu belge bir kereye mahsus alınmalıdır. Öyle bir olay ki, kamyonu devredince, satınca aynı belgeyi yeniden sürücü almak durumundadır. Hatta, babadan oğula geçse bile, o belge iptal ediliyor, yeni bir risk getiriyor, yeni bir yük getiriyor. Bundan dolayı da, bu K1 belgesini, özellikle Hükûmet ve Parlamentoda çoğunluğu bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi, şoför esnafının bu sızlanmasını, bu yakınmasını dikkate almalıdır.

Bir başka şey, Karayolları Trafik Kanunu’nda azami yük taşıma kapasitesiyle ilgili. Dingil yükü belli, her sene yeni çıkan araçlar, çift dingilli kamyondan başladı, kırkayak, tır ve bizim yollarımızın taşıyamayacağı kapasiteye yükseldi. Bu kapasiteyi artırmanın olasılığı yoktur, ya yol gövdesini değiştireceğiz, ya da yollardaki bu tamirat, bu sarf devam edecek. Bunun önüne geçmenin yolu da –yine söylüyorum- Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Güvenliği Dairesi Başkanıyla Kara Ulaşım ve Taşımacılık Genel Müdürlüğü mutlaka bir araya gelip bu meseleyi çözmelidir. Aksi hâlde, karayolları taşımacılığında da, Trafik Yasası’nda da hep keşmekeş devam edecek.

Bu yasayı irdelediğinizde, alt alta sıralanmış bir yıl içerisinde üç dört değişiklik ve kanun hükmünde kararname görürsünüz. Bu, o andaki bürokrasinin verdiği karar ve günü geçiştirmek için alınmış kararlardır. Umuyorum önümüzdeki zamanlarda bunlar düzeltilir.

Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı istenmişti, karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 22.53

 


ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerinde Bursa Milletvekili Kemal Ekinci ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 8 inci maddesini değiştiren teklifin 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinin (2) ve (3) numaralı alt bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"2. Trafik kazalarında yaralananların en kısa zamanda sağlık hizmetlerinden istifadelerini temin etmek üzere, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü de alınarak karayolları üzerinde ilk yardım ve acil müdahale istasyonları kurmak, bu istasyonlarda verilecek hizmetin gereklerine göre trafik kazaları için eğitilmiş sağlık personeli ile (travmatoloji, dâhiliye, acil tıp uzmanı), diğer sağlık personeli (anestezi teknisyeni, hemşire), idari ve teknik personel ile araç ve gereci sağlamak.

3. Her ilde trafik kazaları için eğitilmiş sağlık personeli ile birlikte yeteri kadar ilk yardım ve acil müdahale ambulansı bulundurmak. Acil müdahale istasyonlarında hava ambulansı bulundurmak"

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Kazım Kurt                                 Hülya Güven

                 İstanbul                                  Eskişehir                                          İzmir

               Musa Çam                            Mahmut Tanal                              İlhan Demiröz

                    İzmir                                     İstanbul                                          Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın çerçeve 15 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                              Mehmet Günal

                  Konya                                     Manisa                                        Antalya

              Oktay Vural                         Muharrem Varlı                         Kemalettin Yılmaz

                    İzmir                                       Adana                                   Afyonkarahisar

"MADDE 15- 2918 sayılı Kanunun 8 inci maddesi, başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının görev ve yetkileri

MADDE 8- Bu Kanun kapsamında Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının görev ve yetkileri şunlardır:

a) Millî Eğitim Bakanlığı:

1. Motorlu araç sürücülerinin yetiştirilmesi için 123 üncü madde gereğince sürücü kursları açmak, özel sürücü kursu açılmasına izin vermek, bunları her safhada denetlemek.

2. Sürücü adaylarının teorik ve uygulamalı sınavlarını yapmak ve başarılı olanlara sertifika verilmesini sağlamak.

3. Okul öncesi, okul içi ve okul dışı trafik eğitimini düzenleyen trafik genel eğitim planı hazırlamak ve ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak uygulamak.

b) Sağlık Bakanlığı:

1. Karayollarında meydana gelen trafik kazaları ile ilgili ilk ve acil yardım hizmetlerini planlamak ve uygulamak.

2. Trafik kazalarında yaralananların en kısa zamanda sağlık hizmetlerinden istifadelerini temin etmek üzere, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü de alınarak karayolları üzerinde ilk yardım istasyonları kurmak, bu istasyonlara gerekli personeli, araç ve gereci sağlamak.

3. Her ilde trafik kazaları için eğitilmiş sağlık personeli ile birlikte yeteri kadar ilk ve acil yardım ambulansı bulundurmak.

4. Trafik kazalarında yaralanıp sağlık kuruluşlarına sevk edilenlerden kazanın sebep ve tesiriyle otuz gün içinde ölenlerin kayıtlarını tutmak ve takip eden ayın sonuna kadar Emniyet Genel Müdürlüğüne bildirmek.

c) Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı:

1. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının ilgili birimleri, bu Kanun ve diğer mevzuatla verilen hizmetleri yapmak, bu Kanun açısından karayolu taşımasına ilişkin gerekli koordinasyonu sağlamak, tescile bağlı araçların muayenelerini yapmak veya yaptırmak, muayene istasyonlarını denetlemek, 35 inci madde hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında tutanak düzenleyerek idari para cezası vermek, bu maddede belirlenen idari tedbirleri almak, trafik zabıtasının görev ve yetkileri saklı kalmak üzere, araçların ağırlık ve boyut kontrollerini yapmak veya yaptırmak ve denetlemek, aykırı görülen hususlarla ilgili olarak sorumlular hakkında idari para cezasına dair tutanak düzenlemek.

2. Araçların ağırlık ve boyut kontrollerini yapmak üzere yetkilendirilenler, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca denetlenir ve aykırı hareketi tespit edilen işletme sahipleri 1.500 Türk Lirası idari para cezası ile cezalandırılır. Yetkilendirme konusu işletme şartlarında giderilebilecek eksiklik olması hâlinde, işletme sahibine, bu eksiklikleri gidermesi için azamî otuz gün süre verilir.

Bu süre zarfında eksikliklerin giderilmemesi hâlinde, izin belgesi iptal edilir.

3. Araçların ağırlık ve boyut kontrollerinin yapılması veya yaptırılması ile ilgili olarak Karayolları Genel Müdürlüğünce verilen hizmet sürdürülürken kullanılan ve Genel Müdürlüğün diğer hizmetleri ile ilişkili olmayan bina, arazi, arsa gibi taşınmazlar Maliye Bakanlığınca Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına tahsis edilir. Bu görev yürütülürken yararlanılan tesisat ve teçhizat Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığına devredilir. Araçların ağırlık ve boyut kontrollerini yapmak üzere Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca yetkilendirilme yapılması hâlinde tahsis edilen taşınmazlar ile devredilen tesisat ve teçhizatın kullanılması hususunda, Maliye Bakanlığının görüşü alınarak, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile yetkilendirilenler arasında özel hukuk hükümleri gereğince sözleşme yapılabilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muharrem Varlı, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 15’inci maddesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede sürücü kurslarıyla alakalı Millî Eğitim Bakanlığının yapacakları, Sağlık Bakanlığının yapacakları ve Ulaştırma Bakanlığının yapacaklarıyla alakalı bir düzenleme var. Tabii, bu düzenlemeler yapılırken hangi kriterler göz önünde bulunduruldu, kimlere soruldu, açıkçası çok kestiremiyorum. Niye? Çünkü çok profesyonelce hazırlanmış şeyler değil bunlar ama yine de az da olsa yetmez ama tamam diyelim.

Peki, sürücü kurslarının açılmasıyla alakalı neden bir düzenleme yok burada? Çünkü bakıyorsunuz, 10 bin nüfuslu, 15 bin nüfuslu bir ilçede birkaç tane sürücü kursu birden açılabiliyor yani hem ekonomik ihtiyaca cevap verecek pozisyonda değil hem o ilçenin nüfusunun çok çok üzerinde bir yapı oluşuyor. Dolayısıyla, rekabet ortamında hem işletmeler zarar görüyor hem de çok sağlıklı sonuçlar ortaya çıkmıyor. Dolayısıyla, sürücü kurslarıyla alakalı yapılan bu düzenlemede bana göre, belli bir kriter ve belli bir nüfus oranı mutlaka bu kanuna konulmalıydı, sürücü kursu açılırken o nüfus kriterine göre açılmalıydı. Dolayısıyla, eksik kalmıştır.

Yine, burada bir başka maddede sınavların Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacağı veya Millî Eğitim Bakanlığının uygun göreceği herhangi bir özel kurum tarafından yapılacağı söz konusu. Şimdi, bu özel kurum, kim olacak? Bu özel kurum, kime göre karar verecek? Veya burada faydalandırılmak istenen, menfaatlendirilmek istenen, rant elde ettirilmek istenen bir çevre mi var? Bu mu oluşturulmaya çalışılıyor? Bu da yanlış bir maddedir. Dolayısıyla, burada da bir eksik vardır.

Yine, sürücü belgelerinin değişmesiyle alakalı bir madde var. Sürücü belgelerinin değişmesinde harç alınmayacağı söyleniyor ama sürücü belgesi değişirken “değerli evrak” denilerek 101 lira para alınacak. Zaten sıkıntı içerisinde olan vatandaşa ek bir külfet daha getirmiş olacağız. Yani eski sürücü belgesi olanların sürücü belgeleri eğer kullanılabilecek mahiyette, okunabilir durumdaysa niye değişikliğe gerek görüyoruz ki? Neden yani böyle bir şey? Ha, bundan sonra alacak olanlar yeni sürücü belgesini bastırırlar, yeni sürücü belgesini alırlar. Dolayısıyla da eskisi de yürürlükte kalır, yeni kullanılan da bundan sonrakiler de yenilerini almış olurlar.

Yine, bu trafik cezalarıyla alakalı vatandaşta acayip bir sıkıntı var, acayip bir problem var. Sayın Başbakan “Herkese ceza yazılacak.” diye bir talimat veriyor. Ondan sonra, İçişleri Bakanı da herhâlde illere diyor ki: “Siz şu kadar ceza keseceksiniz.” Örnek veriyorum, A iline, B iline “Sen bu kadar ceza kesip göndereceksin.” Ardı ardına radar, ardı ardına radar, 5 kilometreye bir radar konuluyor. Yani bu kadar acımasızca bir uygulama olur mu? Hem de öyle yerlere konuluyor ki, tam pusu kurar gibi böyle. Yani bütçedeki açığı trafik cezalarıyla mı kapatmaya çalışıyorsunuz? Ne yapmaya çalışıyorsunuz? İnsanları bu kadar mağdur etmenin bir anlamı var mı? Köyün çıkışına gidiyor, duruyor, adam traktörle buğdayını götürecek, pamuğunu götürecek, 3 ton, 5 ton, onun için kamyon mu tutsun yani, bir de kamyona mı para versin? Zaten mazot parasını karşılayamıyor, zaten gübresini karşılayamıyor, ektiğinin, diktiğinin, biçtiğinin karşılığını alamıyor. “Vay efendim, römorkta şu eksik.”, “Vay, traktörde bu eksik.”, basıyor cezayı, adamın traktörü belki o kadar para etmez, adamın traktöründen fazla ceza yazılıyor. Allah’tan reva mıdır? Yani biraz bu işleri idare etmek lazım veya kanuni bir düzenleme getirmek lazım.

Ee, traktör tarlada çalışan bir araç, yani onun elbette ki eksikleri olacak, elbette ki otomobil gibi her şeyinin tamam olmasını beklemek mümkün değil, ama yaşlı bir amcam 3 ton buğday yüklemiş, 1 milyar lira, yani yeni parayla bin lira ceza kesiyorlar. Götürdüğü buğday o kadar para etmez. Yazıktır, günahtır! Yani bunlarla ilgili ya genelge ya da bir düzenleme yapmak lazım, insanları rahatlatmak lazım. Yani bütçedeki açığımızı veya Sosyal Yardımlaşma Fonu’na trafik cezalarından göndereceğiniz paraların hesabını yaparak eğer bu trafik cezalarını kestiriyorsanız, çok yazık ediyorsunuz insanlarımıza, zulmediyorsunuz.

Hele hele bu radar konusu gerçekten çok önemli, yani bir tanesini geçiyorsunuz, 5 kilometre ileride bir başka radarla daha karşılaşıyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 8 inci maddesini değiştiren teklifin 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinin (2) ve (3) numaralı alt bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"2. Trafik kazalarında yaralananların en kısa zamanda sağlık hizmetlerinden istifadelerini temin etmek üzere, İçişleri Bakanlığının uygun görüşü de alınarak karayolları üzerinde ilk yardım ve acil müdahale istasyonları kurmak, bu istasyonlarda verilecek hizmetin gereklerine göre trafik kazaları için eğitilmiş sağlık personeli ile (travmatoloji, dâhiliye, acil tıp uzmanı), diğer sağlık personeli (anestezi teknisyeni, hemşire), idari ve teknik personel ile araç ve gereci sağlamak.

3. Her ilde trafik kazaları için eğitilmiş sağlık personeli ile birlikte yeteri kadar ilk yardım ve acil müdahale ambulansı bulundurmak. Acil müdahale istasyonlarında hava ambulansı bulundurmak.”

                                                                                           Hülya Güven (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hülya Güven, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Türkiye’de her yıl 10 bin yurttaşımız trafik kazaları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ölenlerin yüzde 55’i dört tekerlekli araçların sürücü ve yolcuları, yüzde 19’u ise yayalardır. 2013 yılının ilk üç ayında meydana gelen 552 ölümlü trafik kazasında da 665 kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 50 bin kişi de yaralanmıştır. Tabii ki bunlar kayda geçen rakamlardır. Yani, hayat kurtarıyor diye sunulan bölünmüş yolların aslında kazaları azaltamadığını görüyoruz. Verilen bu rakamlar otoyollarda ve şehirlerde acil tıbbi müdahalenin önemini de ortaya koymaktadır. Bu tür kazalarda ilk yardım yapıldıktan sonra acil uzmanı hekim eşliğinde kazazedelerin en kısa sürede tam teşekküllü bir hastaneye ulaştırılmaları gerekmektedir. Hatta hava ambulansının da hızlı müdahalede önemi büyüktür. Ancak, bu hususta ülkemizin önünde katetmesi gereken çok önemli mesafelerin olduğunu görüyoruz.

Üzerinde görüştüğümüz 15’inci maddede Sağlık Bakanlığının görevi olarak “…kara yolları üzerinde ilk yardım istasyonları kurmak, bu istasyonlarda gerekli personeli, araç gereci sağlamak.” ve “Her ilde trafik kazaları için eğitilmiş sağlık personeli ile birlikte yeteri kadar ilk ve acil yardım ambulans bulundurmak.” denilmektedir. Bu madde ile Hükûmetin acil durumlara nasıl baktığını görüyoruz. Çünkü, hâlen uygulamadaki kanunda bu maddeler zaten var. Hükûmet var olan ama uygulamadığı maddeleri pişirip önümüze yeni gibi sunmaktadır. Önce, bize, on bir yıldan bu yana bu kanunun neden uygulanmadığının açıklanması gerekmektedir. Uygulanmayan eskiler yurttaşlara da yeni gibi sunulmaktadır.

15’inci maddede, kurulacağı belirtilen ilk yardım istasyonlarında çalışacak hekim ve hemşire ile bunların nitelikleri de tanımlanmamış. Burada çalışması gerekenler acil tıp, travmatoloji uzmanı gibi acil hizmeti verebilecek hekimlerdir. Bu önerilen maddede, nasıl bir sağlık personeli alınacağı ise tanımlanmamış. Göstermelik ya da bir haftalık eğitim ile sertifika verilen kişiler olacak herhâlde. Kısaca, yollarda trafik kazası geçiren yurttaşlarımızın ocakları yine sönmeye devam edecektir. Üstelik, Sağlık Bakanlığının önümüzdeki günlerde sunacağı kanun teklifi ile de Hipokrat yemini etmiş hekimlerimizin, yanlarında olacak bir kaza anında ya da bir ani hastalanma durumunda müdahale etmeleri engellenmiştir. Çünkü, hemen karakola götürüleceklerdir ve bir yıldan üç yıla kadar da ruhsatsız oldukları gerekçesiyle hapis cezası alacaklardır.

Sağlık Bakanlığı bugüne kadar uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı ile tüm yurttaşlarımızın sağlık hakkını elinden almış, paralı hâle dönüştürmüştür. Herhâlde, bu yollarda kurulacak olan acil istasyonları da daha sonra özelleştirilerek paralı şekle dönüştürülecektir.

İktidarın on bir yıl sonrasında, İçişleri Bakanı Sayın Muammer Güler, trafik konusunda toplumda farkındalık yaratacaklarını söyledi. Aslında, geç kalındı.

Bu nedenle, iktidar milletvekillerini, 15’inci maddeye eklediğimiz bu birimlerde uzman hekimlerin bulunması ile ilgili değişikliklere katkı sunarak gecikmişliği ortadan kaldırmaya davet ediyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı yasa teklifinin 16. maddesindeki “sürücü belgelerinin şekli” ifadesinden sonra gelmek üzere “sürücü belgelerinin şekli, sınıfı, içeriği” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Kamer Genç                                 Aytun Çıray

                 İstanbul                                    Tunceli                                           İzmir

              Gürkut Acar                         Haluk Eyidoğan

                  Antalya                                   İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın çerçeve 16 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                            Kemalettin Yılmaz

                  Konya                                     Manisa                                   Afyonkarahisar

            Mehmet Şandır                        Mehmet Günal                               Oktay Vural

                  Mersin                                    Antalya                                           İzmir

MADDE 16- 2918 sayılı Kanunun 38 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 38- Sürücü belgesi sınıfları, belge sahiplerine sürme yetkisi verilen motorlu araçların cinsi, özelliği, sürücü belgesinin şekli, içeriği ve verilmesine ilişkin hususlar ile Uluslararası Sürücü Belgesinin verilmesine dair usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet  Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz bir düzeltme önergesi. Kanun metninde madde metnindeki yazımı hatalı bulduğumuz için ama içeriğini değiştirmeyen böyle bir düzeltme önergesi verdik, okursanız bunu göreceksiniz. Aslında hem bu maddede hem de birçok maddede Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bizim bir itirazımız yok, desteğimiz var.

Bir iki hususu kabullenmek mümkün değil. Bunun biri, sürücü belgelerinden para alınıp insanımıza eziyet edilmesine evet demiyoruz. İkincisi, meraların imara açılması çok yanlış bir hadisedir. Mera Kanunu’nu çıkarıncaya kadar bu Meclis çok emek verdi, çok uğraştı, mera çok önemli çünkü. Onu burada imara açıyorsunuz, ona itiraz ediyoruz. Onun dışında, personel kanunuyla ilgili ve diğer düzenlemelerle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin aslında herhangi bir itirazı yok, desteğimiz var. Komisyonda bu yönde de gayretimiz oldu. E, niye muhalefet yapılıyor, niye bu türde her maddede önerge veriliyor, konuşuluyor, bunu arz etmek üzere söz aldım aslında. Yoksa önergenin içeriği, önergenin yaptığı değişiklik çok da anlamlı değil.

Değerli arkadaşlar, burada hep beraber çalışıyoruz. Her defasında buranın gündemini belirlemek için Danışma Kurulu toplantıları yapıyoruz ve her defasında diyoruz ki: Buranın gündemini belirleme yetkisi, hakkı iktidar grubundadır. Buna da saygı gösterdiğimizi söylüyoruz millî iradenin gereği. Ancak, gündem belirlemede oluşturulan bu uzlaşma maalesef her defasında bozuluyor. Tekrar gündeme getirmem istendi. Yoksa bu kanuna bir muhalefet maksadıyla böyle önerge vermiş değiliz. Ama ayın 27’sinde yaptığımız ve 4 partinin katılımıyla oluşturulan Danışma Kurulu… Kaldı ki yedi sekiz aydır biz burada Danışma Kurulu çıkaramıyoruz. Ama o gün 4 partinin birlikte imzaladığı Danışma Kuruluyla Meclisin kapatılıncaya kadar yani tatile girinceye kadar gündemini belirledik. Sayın Nurettin Canikli, Sayın Mevlüt Aslanoğlu, Sayın İdris Baluken ve ben, Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek’le birlikte hem Meclisin gündemini yani seçimlerin gündemini hem de çıkarılacak torba yasayla ilgili gündemi belirleyerek ayın 27’sinde imza altına aldık ve burada getirdik, oyladık, onayladık, kabul ettik. Ama ben inanıyorum, grup başkan vekillerine de danışmadan bir yerlerden, nereden rüzgâr estiyse yeni bir kanun getirildi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hangisi o?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu kanun bu, 479 sayılı Kanun.

Değerli arkadaşlar, on yıllık bir iktidarın, millî iradeye bu kadar önem ve değer veren bir iktidarın, millî iradeye hukuk dışı yollarla yapılan müdahaleleri Ergenekon ile bilmem ne türlü davalarla cezalandıran bir iktidarın, böyle dönemin sonuna gelip de iç hizmetteki 35’inci maddeyi değiştirmeyi dayatmasını biz çok anlamlı bulduk, çok doğru bulmadık. Netice itibarıyla, 43 maddelik bir kanun bu. Bu kanun, Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu’nda ve bazı kanunlarda değişiklik… Eyvallah, biz buna da destek veriyoruz ama bu kanunun 17,18,19’uncu maddesi Türk Silahlı Kuvvetleri Kanunu’nu değiştiren maddeleri getiriyor. Burada, bize göre çok anlamlı, bize göre çok maksatlı, çok iyi niyetli olmayan değişiklikler yapılıyor. Yapılan değişiklik şu: “Türk vatanını, istiklal ve cumhuriyetini korumak için harp sanatını öğrenmek, askerliktir.” diye yapılan tanım ortadan kaldırılıyor yani Türk vatanını korumak, cumhuriyeti korumak, istiklali korumak artık askerlik olmaktan çıkartılıyor, yalnızca “harp sanatını öğrenmek olarak” askerlik tanımlanıyor. Neden, niye buna ihtiyaç duyuluyor, niye şimdi ihtiyaç duyuluyor? Yani ihtilal için hukuka gerek var mı, hangi ihtilalci Anayasa’nın bilmem hangi maddesine göre ihtilal yapıyor? Ama, İç Hizmet Kanunu’ndaki 35’inci maddenin değiştirilmesine öyle bir zamanla getiriliyor ki… Çok açık, ayan beyan sordum, ben bugün de sordum burada, PKK’nın talepleriyle mi bunu getiriyorsunuz? Bu müzakerelerin tıkanma noktasına geldiği veya işte tehdit noktasına geldiği bir noktada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin tanımını değiştirerek, bu kadar sene tartışılan bu 35’inci maddeyi değiştirerek, böyle dar bir zamanda varılan mutabakatı da bozarak buraya getirmenin anlamı, gereği, gerekçesi nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunu millete anlatmak durumundasınız. Tabii ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, eleştirimizi ifade etmek için… Bu masum, birçok yönüyle masum olan bu kanun ve maddeler, maalesef, böyle sakata gelmiştir. Bunu kamuoyuna da açıklayacağız. Sayın Elitaş da gelsin, kürsüde cevabını versin, niye ihtiyaç duyuldu?

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Şandır beni kürsüye çağırıp cevap vermem konusunda uyardı, izin verirseniz…

BAŞKAN – Bir saniye.

Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır, AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Canikli’nin ve bütün siyasi partilerin imzası olduğu Danışma Kurulu önerisinde “Görüşmelerimizde böyle bir şey yoktu, verilen sözün dışında.” diye yanıltıcı bir ifade kullandı.

BAŞKAN – Evet, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen sataşmaya mahal vermeyelim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mustafa yine ayaklandın, Mustafa! Mustafa ayaklandın yine!

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın görüşülen kanun teklifinin 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir parazit var ama onu dikkate almıyorum, o devamlı parazitlik yapıyor. Gerçi, söylemiştik ama artık söylemeyelim.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Danışma Kurulu önerisi önümde.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Elitaş, 27 Haziran tarihli Danışma Kurulu önerisi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 25 Haziran tarihli Danışma Kurulu önümde.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 27 Haziran.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Danışma Kurulu önümde. Buna “Danışma Kurulu toplantısı” diyebilirsiniz, birlikte imza atmışsınız.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Elitaş, parazit kim, parazit?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Danışma Kurulu önerisi burada.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Danışma Kurulu önerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Tüzük’ün 5’inci maddesi gereğince, 30 Haziranda tatile girmeyip, 1 Temmuzdan itibaren tatile girmeyip, çalışma kararı alınmış. O gün, 3-4 Temmuz tarihinde çalışma kararı alınmış, 475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak görüşülmesi ve kalkınma planının bir gün içerisinde görüşülmesi, siyasi parti gruplarına şu kadar süre, otuzar dakika, bunları bölerek görüşme imkânı ve Başkanlık Divanı’nın kaç kişiden oluşacağıyla ilgili -biliyorsunuz, paylaşılması oranlar çerçevesinde- bu düzenlemeler yapılmış. Biz söyledik, açıkçası arkadaşlarımıza da ifade ettik, Sayın Torlak vardı, pazartesi günün ki toplantımızda, bu pazartesi günkü toplantımızda. “Değerli arkadaşlar, bakın, acil bir durum geldi, uluslararası sözleşme var 6 tane. Hatta, ben bunları Sayın Bakana sordum. Olmazsa olmaz 1 tane mi 6 tane mi? Bunların 6 tane olduğunu söyledi.” dedim. Sayın Aslanoğlu dediler ki: “Hangi ülkeleri ilgilendiriyorsa bunları da görelim, bakalım, değerlendirelim.” “Varsa bu konuyla ilgili itirazlarınız biz de Sayın Bakanlığa iletelim, bunu gündemin dışına çıkaralım.” dedik.

Şimdi, Sayın Şandır, yani biz bu yasaya karşı durmuyoruz ama şundan dolayı itiraz ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, izin verirseniz bir dakika daha… (CHP sıralarından “Süre bitti.” sesleri)

Bakın, şundan dolayı karşı duruyoruz demek kamuoyunda vicdanınızı rahatlamak değildir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır, vicdan rahatlatması değil, sorumuza cevap istiyoruz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Vicdanınızı rahatlatmak demektir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Vicdanımızı rahatlatmak için sana ihtiyacımız yok Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Siz, o yasada istediğiniz gibi direnebilirsiniz, o yasada istediğiniz engellemeyi yapabilirsiniz ama yasanın tamamına ben karşı değilim, hepsine “Evet” diyorum; şundan şundan dolayı diye vazgeçiyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Cevap istiyoruz, cevap, gezeleme.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “AK PARTİ Grup Başkan Vekili bize verdiği sözü yerine getirmedi.” diyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yine tutmuyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Fakat biz 12 grup başkan vekiliyle imzaladığımız teklifi…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 4 grup başkan vekili.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 12 grup başkan vekili imzaladık biz Sayın Şandır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı yasa teklifinin 16. maddesindeki “sürücü belgelerinin şekli” ifadesinden sonra gelmek üzere “sürücü belgelerinin şekli, sınıf, içeriği” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                        Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 478 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 16’ncı maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Şimdi, tabii, burada önemli olan memleket bu kadar sıkıntıdayken Meclisin tatile girmemesi lazım. Tabii, aslında AKP bir an önce Meclisi tatile sokmak istiyor çünkü bu kürsünün işlemesinden kendileri çok rahatsız. Çünkü, halkın karşısında hesap verecek yüzleri kalmamış.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bunda sürücü belgelerinin tespitiyle ilgili genel ilkeleri getirmiş, yönetmeliğe bırakılmış. Aslında, AKP iktidarı zamanında hiç tüzük kullanılmıyor. Aslında, bunun tüzüğe bırakılması gerekirken yönetmeliğe bırakmışlar çünkü yönetmeliği değiştirmek o kadar kolay ki… Şimdi, tabii AKP'nin burada bir taktiği var. 24 milyon sürücü belgesi değiştirilecek, en azından 2,5 katrilyon lira gelir elde edilecek, bütün vatandaşlardan 100’er liralık bir para alınacak, işte bütün hesapları bu. Yani, 2,5 katrilyon lira vatandaştan para alınınca bütün hesap budur. Ötekiler, gerisi teferruat.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii ilk defa, Meclis Başkan Vekili arkadaşımızdan 58’inci maddeye göre bir söz istedim ve 58’inci maddeye göre beş dakika konuşma hakkı vardı, bana da verdi. Kendisine teşekkür edeceğim, onu da söyleyeyim.

Şimdi, ben sabahleyin yaptığım konuşmada bazı şeyler söyledim. Mesela, Tayyip Bey konuşmalarında, bizim Sayın Genel Başkanımızı “Celladına yaranmak, zencilikten beyazlığa geçmek için her çirkinliği meşru gören kişi” olarak tanımladı ve Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu, “CHP’nin ve siyasetin yüz karası kabul ettiğini” beyanatında söyledi. Yine, Afrika’dan gelirken işte “Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetinin kirli olduğunu, çirkin olduğunu” söyledi. Ben dilerdim ki burada… Mustafa Elitaş, bir gün önce benim burada yaptığım konuşmayla ilgili “Bu kişinin konuşmalarına bir arıtma tesisi koysunlar da arıtma tesisinden geçtikten sonra, süzgeçten geçtikten sonra konuşsun.” demiş. Ben dilerdim ki kendisi çıkıp da “Tayyip Bey'in ağzına bir arıtma tesisini koyalım, bu arıtma tesisinden konuşmaları geçsin, ondan sonra düzgün bir konuşma çıksın.” desin, demedi tabii, kendi takdiri.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, birilerine söylediğin lafı birileri size getirip söylerler. O bakımdan, bizim istediğimiz… Şimdi, bu yasayla pek fazla bir şeyler de getirilmiyor. Yani, yasada, Divanda konuşan kişinin sözü anlaşılmıyor, Meclis Başkanının sözü anlaşılmıyor, kürsüde konuşanların sesi anlaşılmıyor. Böyle bir şey olmaz ya! Yani, bu Mecliste kim, neye oy verdiğini bilmiyor arkadaşlar. Böyle bir Meclis müzakeresi olmaz, böyle bir yasa oylaması da olmaz. Yani, çok ciddi meseleler konuşuyoruz ama kimse bilmeden, ne konuştuğunu bilmeden burada oy veriyor. Şimdi, buraya getirilen birtakım kanunlar bana göre komisyonlarda ciddi tartışılmıyor, Genel Kurulda tartışılmıyor. Ne getirdiği ne götürdüğü belli olmayan kanun tasarıları ve burada, herkes neye oy verdiğini de bilmiyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin geleceğini karanlığa götürecek böyle bir uygulama içindeyiz.

Onun için, sayın milletvekilleri, bu müzakere tarzıyla maalesef memlekette sağlıklı bir hizmet getiremiyoruz. O bakımdan, bu kanun müzakeresi sistemleriyle memleketimize sağlıklı hizmet etmiyoruz. Yani, şu saatlere kadar niye burada kalalım? Bu saatte… İnsanların artık belli bir saatten sonra kafası çalışmıyor, algılama duyguları işlemiyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) - Kendi kafan çalışmıyorsa ne yapalım, bizimki çalışıyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, anladım da, bakın, insanlara işkence yapıyorsunuz, işkence yapıyorsunuz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın bir şey daha söyleyeyim, Abdullah Gül diyor ki: “Efendim, o köprüye Yavuz Selim ismini verdik. Başka bir yere de Pir Sultan Abdal ile Hacı Bektaş’ın ismini verelim.” Bu kadar, bal kabağı gibi bir laf söylenmez. Şimdi, Pir Sultan’la…

BAŞKAN – Sayın Genç… Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika canım…

BAŞKAN - Lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Pir Sultan’la…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili böyle konuşamazsınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Hacı Bektaş, herhangi bir kişiyi katletmemişler ki…

BAŞKAN – Haddinizi bilin bir defa!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Yavuz Sultan Selim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – …bir kitleyi katleden bir kişi. Yani, Türkiye Cumhuriyeti devletinde bir… Tamam, Osmanlı Devleti’nde büyük bir ismi olan bir kişi ama Alevi vatandaş kitlesine…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsü Sayın Cumhurbaşkanına hakaret kürsüsü değildir hiçbir zaman için.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hakaret etmedim canım! Etmedim hiç hakaret falan.

BAŞKAN – Konuşmalarınıza dikkat edin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, Abdullah Gül diyor ki “Efendim…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Sayın Abdullah Gül…” “Sayın Abdullah Gül…”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Otur yerine! Otur yerine!

KAMER GENÇ (Devamla) – “…İstanbul’daki köprüye Yavuz Sultan Selim ismini verelim ama…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Anladık, kafan çalışmıyor, anlamıyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) - …bazı yerlere de Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaş ismini verelim.” Böyle bir mukayese olur mu?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bu saatte çalışmıyor kafan!

BAŞKAN – Sayın idare amirleri…

KAMER GENÇ (Devamla) – Pir Sultan’la, Hacı Bektaş’la Yavuz Sultan Selim mukayese edilir mi?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Hadi anladık, kafan çalışmıyor bu saatte!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Otur yerine!

KAMER GENÇ (Devamla) – Mustafa, ya sen geç, otur! Sen, şimdi Başkana… O zaman, sen geç otur Başkanın yerine. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, terk edin!

Sayın Genç…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 161’inci maddesini okuyorum. Sayın Başkan, 161’inci maddesini uygulanmasını istiyorum.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sen bir yerine geç, otur!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kafan çalışmıyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Korkma, geç şuradan, korkma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 23.43

 


ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 130’uncu Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

Şimdi, 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

16’ncı madde üzerindeki Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, sayın milletvekilleri, Sayın Genç’in söylediği sözle ilgili tutanağı getirttim. “Bakın, bir şey daha söyleyeyim, Abdullah Gül diyor ki: ‘Efendim, o köprüye Yavuz Selim ismini verdik. Başka bir yere de Pir Sultan Abdal ile Hacı Bektaş’ın ismini verelim.’ Bu kadar, bal kabağı gibi laf söylenmez.”

Evet, sayın milletvekilleri, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in Cumhurbaşkanımızla ilgili sözleri Meclisten geçici olarak çıkarma cezasını gerektiren bir fiildir. Bu nedenle, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’e İç Tüzük’ün 163’üncü maddesi uyarınca…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye efendim, sözlerim tamamlansın, söz vereceğim, hayhay.

…Meclisten geçici olarak üç birleşim çıkarma cezası verilmesini teklif edeceğim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Ancak, 163’üncü madde gereğince Sayın Genç kendisini savunabilir veya bir başkasına…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Savunma yapacağım efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye efendim…

Usulle ilgili bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Genç, kürsüye çıktı, bir değerlendirme yaptı. Ben tutanağı istedim, tutanak da nedense siz kürsüye çıkınca bana geldi. Siz herhâlde daha önce bu tutanağı edinme imkânı buldunuz. Siz kürsüye çıktığınızda tutanak bana geldi. Bir kere, bana tutanağın geç gelme nedeninin açıklanmasını istiyorum.

İkincisi: Siz arkaya geçtiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben takip ettim, Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkan vekili ve 3-4 milletvekili sizin yanınızdan çıktı.

BAŞKAN – Doğrudur, evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Siz bu konuyu Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekiliyle, milletvekilleriyle değerlendiriyorsunuz, buradaki muhalefet partilerini, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu, onun grup başkan vekilini, değerlendirmek için yanınıza, arkaya davet etmiyorsunuz. Bu doğru mudur Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tamam mı sözleriniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Siz, iktidar partisinin Meclis Başkan Vekili misiniz, yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisinin Meclis Başkan Vekili misiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye, sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Hamzaçebi, tamam mı?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, efendim, bir saniye, bitmedi sözüm.

Buna hakkınız yok. Bir değerlendirme yapacaksanız, bütün Meclis başkan vekillerini, siyasi parti gruplarının grup başkan vekillerini davet eder, değerlendirme yapar, bu görüşünüz sizin görüşünüzdür, orada bunu paylaşırsınız, bizlerin görüşüne katılır veya katılmazsınız ama medeni bir şekilde konuyu siz tartışırsınız. Siz burada, bakın, tek yanlı bir yönetim sergiliyorsunuz. Buna eğer devam ederseniz usul tartışması isteyeceğim Sayın Başkan, hakkınız yok.

BAŞKAN – Tamam, bitti mi Sayın Hamzaçebi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Tamam mı sözleriniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, bitti.

BAŞKAN – Sözleriniz tamam mı?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bitti ama buna bir açıklama bekliyorum tabii ki.

BAŞKAN - Açıklama yapacağım işte sözleriniz tamamsa.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tabii, buyurun.

BAŞKAN – İktidar partisinin grup başkan vekilini veya başka milletvekillerini ben içeri davet etmedim bu konuyu görüşmek için. Biz içeri girdikten buraya gelene kadar Kâtip Üye Sayın Rıza Yalçınkaya Bey’le başından sonuna kadar birlikteydik. Tutanağı Kanunlar Dairesinin görevlileri getirdikten sonra fotokopi çektirmek için Sayın Yalçınkaya fotokopiciye gönderdi ve aldıktan sonra size gönderildi. Aynı anda aldık. Ben henüz tutanağı okumadan fotokopi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır.

BAŞKAN – Bir saniye efendim, yani…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aynı anda almadık. Siz aldınız, ondan sonra bana geldi.

BAŞKAN – Tamam, işte, onu söylüyorum ben.

Burada, içeride otururken aldım, hemen, alır almaz Sayın Yalçınkaya aldı ve fotokopiye gönderdik.

İçeride de grup başkan vekiliyle ve milletvekiliyle bir değerlendirme yapmadım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ne yaptınız acaba yani?

BAŞKAN - Bu kendi kararım efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bizi de davet etseydiniz.

BAŞKAN – E, tutanak beklemek zorundayım ben arka tarafta efendim, başka yerde bekleyemem ki.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tutanakları istedim, tutanak bekledim. Hepsi bu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutanağı bana da getirin, tutanağı ben de alayım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bakın, Sayın Başkan, siz iktidar partisinin grup başkan vekilini davet etmemiş olabilirsiniz. Onlar bu konuyu görüşmek üzere sizin yanınıza geldiler. Sizin “Rıza Yalçınkaya yanımızdaydı.” demeniz, doğrusu, benim için üzüntü verici bir açıklamadır. Yani Cumhuriyet…

BAŞKAN – Hayır, üzüntü verirse verir, onu bilemem de yani Sayın Yalçınkaya’nın orada olduğunu belirtmek istiyorum. Ne söylemem gerekir Sayın Hamzaçebi? Anlamış değilim yani sözlerinizden bir şey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir şey rica edeceğim: Lütfen, bakın, sizde şöyle bir üslup var -doğrusu üzüntü duyuyorum, bu sadece sizde var- ben konuşmamı bitirmeden siz araya girip kesiyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usul tartışması açın. Böyle ayakta…

BAŞKAN – Ama hiç mi cevap vermeyeceğim Sayın Hamzaçebi yani?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bu da bizim anlaşmamızı zorlaştırıyor efendim. İzin verirseniz, konuşmamı bitireyim.

Arkaya, siz davet etmediğiniz hâlde iktidar partisinin mensupları geldi, grup başkan vekili geldi. Muhtemelen bir konuşma, bir değerlendirme, bir şey yapıldı veya onlar görüşlerini size ifade ettiler. Mademki böyle bir ortam doğmuştur, size düşen, size yakışan, o makama yakışan, bizi de oraya davet etmektir. Bu olmamıştır Sayın Başkan. Tek yanlı bir kararı iktidar partisiyle olgunlaştırıyorsunuz, burada Genel Kurula tebliğ ediyorsunuz. Bunu kabul etmiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, benim 161’inci maddeyi uygulamam için, Sayın Genç veya bir başkasına eğer ceza verilmesi iddia ediliyorsa ve gerekiyorsa bunu hiçbir siyasi parti grup başkan vekiliyle değerlendirmem gerekmez. Böyle bir şey de yapılmamıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Net bir şekilde ifade edeyim. Tamamen kendi düşüncem, kendi fikrim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bunun haricinde, efendim, biraz önce usul tartışmasından bahsettiniz. Onu da açarım, önemli değil, konuşursunuz, herkes de konuşur…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, Kamer Genç’in anasına sövülürken neredeydin sen?

BAŞKAN - …ama asıl önemli olan, bir Sayın Milletvekilinin buraya her çıktığında İç Tüzük’ün 161’inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki hadiseyi meydana getirecek, Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Başbakana, Meclis Başkanına, Başkanlık Divanına hakaret edilmesi tartışılması gerekirken…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Milletvekilinin anasına sövülürken neredeydin sen Başkan?

BAŞKAN - …milletvekiline bir daha bunun yapılmamasının anlatılması gerekirken “Bu nasıl tartışıldı, kimlerle…” Kimseyle tartışmadım efendim, kendim karar verdim, ben de uygulayacağım.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, lütfen konuyu başka bir tarafa çekmeyin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Hiç başka tarafa çekmiyorum efendim.

Buyurun.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Başka tarafa çeken sizsiniz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Ne tarafa çeksin ya!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Arkadaşlar, medeni bir şekilde bir konuşma yapıyorum yani eğer buna tahammülünüz yoksa pes doğrusu!  (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, şu anda sizin tutumunuz tartışılıyor, usul tartışmasını açın, yapalım efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, izin verir misiniz, ben konuşuyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Usul tartışması açalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben konuşmamı bitirmedim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, usul tartışması açıyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir saniye…

BAŞKAN – Lehte, aleyhte?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Aleyhte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, burada böyle bir usul yok.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehinde, lehinde… Sayın Başkan, lehinde.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Usul tartışması açıyorum efendim. Lehte mi istiyorsunuz, aleyhte mi, söyleyin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lehinde.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehinde.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

İki dakika süre veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yani neden iki dakika efendim?

BAŞKAN – Kaç dakika vereyim efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Beş dakika istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Vermedim şimdiye kadar.

Üç dakika süre veriyorum efendim; her zaman yaptığımı yapıyorum.

Buyurun, üç dakika süre verdim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tamam, demek ki üç dakika olabiliyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Her zaman üç dakika veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama “iki dakika” dediniz baştan.

BAŞKAN – Buyurun.

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’e, görüşülen kanun teklifinin 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhurbaşkanıyla ilgili sözlerinden dolayı üç birleşim için Meclisten geçici olarak çıkarma cezası verilip verilmemesi hakkında

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bakın, ben Sayın Kamer Genç’in söylediği kelimeye gelmedim, ben usulle ilgileniyorum önce.

Sayın Başkan, size yakışan, oraya iktidar partisinin grup başkan vekili ve milletvekilleri gelince bizi de oraya davet etmektir. Mademki öyle bir görüşme ortamı olmuştur, bizi de çağırırsınız, bizim görüşümüze uyarsanız veya uymazsınız ama bu Meclis, bu Parlamento, demokrasi bunu gerektirir; bu bir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Rıza Yalçınkaya’ya sor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İki: Ben burada, geçenlerde bir oturumda, iktidar partisinden bir bayan milletvekilinin çok ağır cümlelerini duydum. Ben, oturumu kim yönetiyordu hatırlamıyorum ama Meclis başkan vekili herhangi bir uyarı ihtiyacını bile duymadı. İktidar partisinin grup başkan vekilinden bir tepki bekledim, herhangi bir tepkiyi göstermedi. O bayan milletvekili dedi ki: “Ben Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleriyle aynı çatı altında olmaktan utanıyorum.” Ben o cümleyi eden milletvekili arkadaşımın bu cümlesinden üzüntü duydum, o hanımefendiye bunu yakıştıramadım. Beklerdim ki grubu burada bir tepki göstersin, “Olmadı hanımefendi, gelin, bunu düzeltin.” desin ve onu düzeltsin. Bunu yapmadı.

İkincisi: Yine Sayın Kamer Genç’le ilgili burada talihsiz bir olay yaşandı, bunu hepiniz biliyorsunuz. Hatırlatmayı arzu etmezdim ama hatırlatmak mecburiyetinde kaldım. Orada iktidar partisinin tutumunu, tek yanlı tutumunu, demokrasi dışı tutumunu, otoriter tutumunu sizler oluşturdunuz. Sizler o milletvekili arkadaşımıza ceza verilmesini engellediniz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Genel Kurulda verildi ceza.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Verildi mi? Yanlış da hatırlıyor olabilirim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Verdik ceza.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Düzeltiyorum,  düzeltiyorum cümlemi. Düzeltiyorum, evet, orada, doğrusu, olabilir.

Şimdi, Sayın Kamer Genç’in cümlesine geleceğim. Şüphesiz kendisi kendisini savunacaktır, benim o konuda herhangi bir değerlendirme yapma imkânım yok. Elbette Sayın Cumhurbaşkanı hepimizin Cumhurbaşkanıdır, o makama hepimizin saygı göstermesi gerekir. Sayın Cumhurbaşkanını günlük siyasi tartışmaların dışında tutmamız gerekir. Sayın Kamer Genç’in söylediği cümleyi ben, Sayın Cumhurbaşkanına hakaret olarak almıyorum. Talihsiz bir cümle, amacını aşan bir cümle. Yapılan uygulamayla ilgili, bu “İçi boş bir laf.” anlamında yapılan bir değerlendirmedir. Ben buradan hakaret kastını almıyorum. Sayın Genç’e bu fırsat eğer verilirse, verilmiş olsaydı, bunu düzelteceğine, bu yanlış anlamayı düzelteceğine eminim. Bunu yapmak varken bu torba yasa görüşmelerini yeniden bir gerilime taşımanın anlamını görmüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu, yönetimsizlik olmuştur. Bu, idaresizlik olmuştur. Ben iktidar partisi Grup Başkan Vekilinin dikkatini çekiyorum, boşu boşuna bir gerilim ortamı yaratmayalım. Önemli bir yasayı görüşüyoruz, bunu suhuletle, soğukkanlılıkla değerlendirelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Hep aynı şeyi yapıyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bu saatte konuşturmayın.

BAŞKAN - Tutumum lehinde söz isteyen Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilinin, bu milletvekilinin yaptığı, bugüne kadarki, normalleşmiş hâle getirdiği hakaretlerini, küfürlerini, Sayın Cumhurbaşkanına, Meclis Başkanlık Divanına, Meclis Başkanına ve Sayın Başbakana, hatta sayın milletvekillerine yaptığı hakareti rutin bir hâle getirmesine rağmen, Sayın Hamzaçebi’nin burada o milletvekilini savunma pozisyonuna düşmesini de üzüntüyle ifade ediyorum. Biz, burada, kürsüyü işgal edip bir kadın bakana karşı söylediği hakaret sözlerini uyaran bir arkadaşımız ve tahrik eden bir milletvekiliyle yaptığı söz dalaşındaki uygulamamız kınama cezası gerektiren fiildi, kınama cezasını verdik. En ağır fiil kınama cezasıydı.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ne söyledi Sayın Bakana?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, burada, İç Tüzük’ümüzün 156’ncı maddesinden 163’üncü maddesine kadar olan kısımlar disiplin cezalarını gerektirir. Milletvekiline verilmesi gereken en ağır ceza kınama cezasıydı ve biz, burada kınama cezasını verdik. Ama Meclis Başkanlık Divanına, Meclis Başkanına, Cumhurbaşkanına, cumhuriyetin kurumlarına hakarette bulunmak, sövmek, İç Tüzük’ümüzün 161’inci maddesi gereğince Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşmelerinden çıkarma cezası verilir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Okusana şu hakareti bir!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Burada Sayın Hamzaçebi’nin, bir milletvekili arkadaşın, kim olduğunu bilmiyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Okusana! Okusana!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Laf atma, sus! Medeni bir şekilde dinle! Sayın Hamzaçebi’nin söylediği gibi, medeni bir şekilde dinle, medeni bir şekilde dinle!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Okusana! Neresi hakaret? “Bal kabağı” gibi bir laf…

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen… Sayın Özel…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Dinle, dinle!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben dilerdim ki, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilinin -Sayın Altay’ı özellikle uyarıyorum- arkasından konuşmacıya, grup başkan vekiline laf atmasını “Sus.” diye uyarmasını, ikaz etmesini beklerdim. Ama benim milletvekilime orada herkes laf atacak, benim milletvekilim burada konuşacak, bir grup başkan vekili konuşacak ve tam arkasında laf atarken başkasıyla konuşmaya geçecek, duymazlıktan gelecek. Bu herkese aynı şekilde olacak.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Zeyid Aslan’ı ne yapacağız, Zeyid Aslan’ı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Biz İç Tüzük’teki gerekli en ağır cezayı verdik ve şunu söylüyoruz: Bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Uzlaşma Komisyonunda küfre, hakarete ağır cezalar getiren düzenlemeler yaptık.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Anasına söverken neredeydiniz?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sus, dinle!

TUFAN KÖSE (Çorum) –  Konuşma lan! Ne terbiyesiz bir adamsın!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sensin terbiyesiz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın grup başkan vekili, sayın grup başkan vekilleri; bakın, bana orada laf atarken şurada yaptığınız sözleri tevil eden bir davranış içerisinde bulunuyorsunuz. Bakın, orada laf attığıyla ilgili ifadeyi… Kalkıp “Grup Başkan Vekili refleks göstermeyecek.” diyorsunuz, en arkadan, üç sıra arkadan “Konuşma lan!” diyen milletvekiline “Sus.” diyemiyorsunuz. İşte sizin adaletiniz bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Cumhurbaşkanına hakaret etmeyi alışkanlık hâline getiren bu milletvekiline, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine hakaret etmeyi alışkanlık hâline getiren bu milletvekiline, Başbakana hakaret etmeyi alışkanlık hâline getiren bu milletvekiline verilmesi gereken ceza İç Tüzük’ümüzün 161’inci maddesine göredir. Başkanlığın tutumunun doğru olduğunu ifade ederek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş sataştı ama sataşmadan söz istemeyeceğim, sadece şu konuyu açıklamak istiyorum: Bizim sıralardan kürsüye yönelik olarak söylenen bazı sözler üzerine, bize yönelik olarak “Laf atan milletvekillerinizi neden susturmuyorsunuz?” diye bir değerlendirme yaptı. Ben gerçekten merak ediyorum Sayın Elitaş’ı, yani bu “adalet” dediğiniz şey sadece sizin için mi geçerlidir? Biraz önce ben bu kürsüdeydim. Tutanakları getirip bakalım, ben konuşurken sakin bir konuşma yapmaya çalıştım ama Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarından beni konuşturmamak için birçok arkadaş laf attı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Susturduk, elimizi kaldırdık. Olur mu? Farkında değilsin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Buna rağmen, siz seyirci kaldınız orada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Göz göre göre yalan atma.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Yalan” diye konuşma, terbiyesizlik yapma!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hadi buyurun!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Görüyorsunuz değil mi? Bakın, bir grup başkan vekili, oturuyor, şimdi bizim taraftaki arkadaşlarımıza laf atıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yazıklar olsun!

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Yalan söylüyor.” diyor burada ya!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sizin muhatabınız orası mı? Sizin muhatabınız benim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, bana “Yalan söylüyorsun.” diyor. Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Tutumum aleyhinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, aslında… Sayın Şandır konuşsun.

BAŞKAN – Söz verdim, bir saniye…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir dakika… Verdiniz ama tutanaklara bakarsanız, aleyhte söz benimdi ama Sayın Şandır’a ben devrettim, buyurun. Ha, tutanakta benim yani.

BAŞKAN – Ama Sayın Altay, anladım da her partiden olsun diye değerlendirdim yani.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ama benim yani aleyhte. Buyurun, Sayın Şandır’a ben devrediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, bu ve buna benzer hadiseleri birçok defa yaşadık. Tüm yaşadıklarımızın ortak özelliği, bu zaman. Gecenin saat on ikisinden neyin hayrını bekliyorsunuz, neyin güzelliğini bekliyorsunuz? Dolayısıyla, bu yaşananlar, bu konuşulanlar Meclisimize yakışmıyor. Bir defa, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak söylüyorum: Sayın Cumhurbaşkanına, devletimizi yönetenlere asla hakaret edilmesini tasvip edemeyiz, bunu hiçbir şekilde savunamayız. Sayın Kamer Genç kendini savunacaktır ama bizim, grup olarak, devleti yönetenlere, Sayın Cumhurbaşkanına, hatta hiç kimseye hakaret edilmesini tasvip etmemiz mümkün değil.

İkinci bir husus, ben Sayın Hamzaçebi’nin tepkisine saygı duyuyorum. Gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan partilerin grup başkan vekilleriyle birlikte yönetilmelidir ve bunu hep yapıyoruz zaten. Her defasında Sayın Yakut da bunu yapıyordu. Bu gibi durumlarda grup başkan vekillerini arka odaya çağırır, neyin yapılması gerektiği birlikte kararlaştırır, birlikte sahiplenirdik eylemi. Bu defa öyle olmadı; öyle olsa, güzel olurdu. Sayın Elitaş arkaya geçti, beklerdik ki bizi de çağırsaydı. Yani bir karar verilecekse bu kararı hepimiz verip hepimiz sahiplenseydik daha güçlü olurdu, daha anlamlı olurdu. Bunu yapmamıştır. Yapmayışında bir özel maksat var mı yok mu, onu bilmiyorum Sayın Başkanın ama bunun yapılmasında fayda olduğu kanaatindeyim.

Tekrar söylüyorum değerli arkadaşlar, yani saat 14.00’ten bu yana çalışıyoruz, saat yirmi dört, on saati geçtik. Dolayısıyla, buna fiziğimizin dayanması mümkün değil. Ben size şimdi güzel sözler söylesem onlar da ağır gelir. Bu yorgunlukla bardak taşıyor. Yani son damlaya suçu yüklemek hakkında değiliz, o bardağı dolduran tüm sebepleri de sorgulamamız lazım. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi böyle milletin Meclisinde, millete yakışmaz birtakım davranışlara muhatap veya sebep oluyorsak, bu haksızlıktır, bu sorumluluk gerektirir. Bunun sebeplerini -yani sivrisineği öldürebilirsiniz ama bataklığı kurutmazsanız olmaz- bu sebepleri ortadan kaldırmamız gerekir. Dolayısıyla, ben, Sayın Meclis Başkanının, bu türlü kararları verirken, tüm grup başkan vekillerini arkaya çağırarak kararı birlikte almalarının daha doğru olduğu kanaatindeyim. Bu defa yapmamış olmasının sebebini bilmiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bur konuda, izin verirseniz bir açıklık getirmek istiyorum.

Bakın, milletvekili burada Sayın Cumhurbaşkanına hakaret ettiğinde ben söz almak için buraya geldim. Kürsüden inmedi, çekindi, korktu, geri çekildim geçsin diye. O ara siz Genel Kurulu kapattınız. Genel Kurulu kapattığınızda niye kapattınız diye geldim. Fakat o ara siz tutanakları istediniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sana ne? Başkan, kapatır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Orada farklı bir cümle olduğunu ifade ettim. Orada, işte arkadaşımız şahit, biz şu şekilde ceza verilmesi anlamında bir şey ifade etmedik. Zaten tutanaklar… Siz, ben konuşmadan, İç Tüzük’ün 161’inci maddesine göre bu cezanın gerektiğini ifade etmiştiniz. Bir yanlış anlamayı önlemek için bunu ifade ettim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şu milletvekilli yeminini bir tazelesek mi ya?

BAŞKAN – Evet, tutumum lehinde söz isteyen Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Başkanım, tutumunuzun lehinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, az önce gerçekten hepimizi üzen bir değerlendirme oldu burada. Cumhurbaşkanı, 104’üncü maddede, Anayasa’da şu şekilde nitelendirilir: “Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı, şahsının ötesinde, devletimizin ve milletimizin birliğini temsil eden sembolik bir değerdir. Ona yönelik her türlü hakaretamiz ifade milletimize yapılmış bir hakarettir esasında.

Değerli milletvekilleri, Tüzük’ün 157’nci maddesinde “söz kesmek, sükûneti, çalışma düzenini bozmak, şahsiyatla uğraşmak”, yine 160’ta “kaba ve yaralayıcı sözler söylemek, Mecliste gürültü ve kavgaya sebep olmak, saldırıda bulunmak”, hepsi yasak bunların güya. Başkandan söz almadan konuşmak da yasak, şu sıralardan buraya söz atmak da yasak ama maalesef -üzülerek söylüyorum- hangimiz bunlara ne kadar uyuyoruz?

Özellikle şu kürsüye en son çıkan muhalefet milletvekili için söylüyorum, değerli grup başkan vekillerime sesleniyorum Cumhuriyet Halk Partisinden, siz içinize sindirebiliyor musunuz gerçekten bu değerlendirmeleri? Sayın Cumhurbaşkanına belki saygı duymayabilir, sevmeyebilir ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını ismiyle -aşağılarcasına- birtakım değerlendirmelere konu etmek yakışıyor mu Allah aşkına?

Onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek şekilde nitelendirmeler yapmak illa suç olması gerekmiyor. Bunlar Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci maddesinde sayılmış. “Hırsız” demeniz gerekmiyor bir insanın onurunu incitmek için, onu rencide etmek için. Değerlendirmelerimize dikkat etmemiz lazım.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, 161’inci maddenin üçüncü fıkrasında… (CHP sıralarından gürültüler)

Hiç laf atmayın arkadaşlar.

161’inci maddenin üçüncü fıkrası çok açıktır. Sayın Cumhurbaşkanına yönelik hakaretlerde bulunmak, sövmede bulunmak geçici çıkarmayı gerektiren bir fiildir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğan Abi, oku bir, ne  söylemiş ya?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Burada hakaret olmasa bile, somut bir fiil isnadı yoksa bile burada, bu sövme fiilini ortadan kaldırmaz.