TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ

 

YASAMA DÖNEMİ                CİLT                YASAMA YILI

            24                               54                           3

 

 

TUTANAK DERGİSİ

126’ncı BİRLEŞİM

 

27 Haziran 2013 Perşembe

 

 

 

 

DÖNEM: 24                            CİLT: 54                      YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

126’ncı Birleşim

27 Haziran 2013 Perşembe

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, TÜİK’in anketlerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

2.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, İstanbul’da bulunan 2/B arazilerinin rayiç bedellerinin tespitinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Birleşmiş Milletler 26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Uluslararası Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, sağlık çalışanlarına şiddet kullanılmasını kınadıklarına ve komisyonlarda görüşülen torba yasalardaki adaletsizliklerin düzeltilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa Keles Kozağacı Vadisi’nde kurulacak termik santral için yapılacak ÇED toplantısına ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekilliklerine seçilen milletvekillerini tebrik ettiğine ve grup başkan vekillerine verilen söz hakkının başkalarına devredilmesi uygulamasını doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

4.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, güvenlik güçlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde orantısız güç kullandığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/681)

2.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve 19 milletvekilinin, kayısı üretimi, işletimi ve pazarlanmasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/682)

3.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, ayrımcılık ve nefret suçlarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/683)

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışma talebinin uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1240)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşları tarafından ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/81); Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve arkadaşları tarafından öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/322); Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşları tarafından 3/5/2012 tarih 4776 sayı ile öğretmenlerin hayat standartlarında yaşanan olumsuz değişimin sebeplerinin ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşları tarafından 14/1/2013 tarih 8398 sayı ile atanamayan öğretmenler ve eğitimin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve arkadaşları tarafından 10/5/2013 tarih 12953 sayı ile bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenlerinin sorunları ile bilişim ve yazılım dersinin müfredata konulması konularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 27 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve arkadaşları tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükûmetinin Gezi Parkı eylemleri sırasında söylem ve yaklaşımlarında dinî sembolleri kendi politikalarına uydurmaya çalışarak dini istismar etmelerinin araştırılması amacıyla 11/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 27 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün görüşülen kanun tasarısının 4’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in görüşülen kanun tasarısının 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulundu-ğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

4.- Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/785) (S. Sayısı: 475)

 

5.- Pan-Avrupa-Akdeniz Tercihli Menşe Kurallarına Dair Bölgesel Konvansiyonun Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/770) (S. Sayısı: 467)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, taş ocağı işletme ruhsatlarına ve taş ocaklarının çevreye verdiği zararlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/22232)

2.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balya maden sahasında bulunan atıkların çevreye verdiği zararın ölçümü ve giderilmesine dönük çalışmaların durumuna ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/23702)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın enerji alanındaki sorunlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/23724)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinde çalışan personel ile Müşavirliğin dışarıdan hizmet alımına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/23725)

5.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Antalya’nın Finike ilçesindeki mermer ocakları, buradan çıkarılan mermerin kullanım yeri ile maden ocağının çevresel etkilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/23726)

6.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlara ait lojmanlar ile söz konusu lojmanların satışına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/23727)

7.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, petrol ve değerli maden araması yapan firmalar ile arama yapılan yerlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/23728)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars, Ağrı, Iğdır, Gümüşhane ve Bayburt’un enerji alanındaki sorunlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/23729)

9.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, İstanbul’da yapılan denetimlere ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/23953)

10.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul Kadıköy’deki bir heykelin Beylerbeyi Sarayı’na taşınmak istenmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/24479)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, eski TBMM başkanlarına tahsis edilen araçlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/25106)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak beş oturum yaptı.

 

Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Bayburt’un sorunlarına,

Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi, çözüm süreci kapsamında Muş ve Ağrı illerine yapılan ziyaretlere,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Gezi Parkı olayları ve sonuçlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk’ün aynı zamanda şirketin ana ortağı olmasının doğru olmadığına,

Adana Milletvekili Ali Halaman, Hükûmetin Musul ve Kerkük’te Türkmenlere yapılan saldırıları kınaması gerektiğine,

İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken,

26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ne;

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Irak’ın Selahattin kenti Tuzhurmatu ilçesinde Türkmenlere yapılan saldırıyı lanetlediğine, Türkmenlere yapılan saldırıların her geçen gün arttığına ve Hükûmetin Türkmenlerin hak ve menfaatlerini savunması gerektiğine,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Sağlık Bakanlığının, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen Sağlık.Net 2 sistemine veri göndermedikleri ya da eksik gönderdikleri gerekçesiyle diş hekimlerine tebligat gönderdiğine,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş’ta sulama şirketleriyle elektrik şirketleri arasındaki problemden dolayı tarlaların sulanamaz durumda olduğuna ve bu sorunun bir an önce çözülmesi gerektiğine,

Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Irak ve Suriye’de Türkmenlere yönelik saldırılara, Şırnak’ın Cizre ilçesinde PKK’ya bağlı Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi’nin asayiş birimlerine diploma töreni düzenlemesine ve Hükûmetin bu konularla ilgilenmesi gerektiğine,

Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut, terör sorununun bitmesine vesile olacak çözüm sürecinin Mardin ve Şanlıurfa bölgelerinde çok olumlu yansımaları olduğuna,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, PKK’nın sözde asayiş güçleriyle ilgili eğitimler verdiğine, diplomalar dağıttığına ilişkin görüntülere ve Hükûmetin bu gelişmeler karşısında tavrını ortaya koymamasını ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermemesini kınadığına,

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, Adana’da zeytin hasadının başlamasına ve yaşanan susuzluk sorununa,

Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, muhalefet milletvekillerinin Gezi Parkı olayları nedeniyle polisin şiddet uyguladığına ilişkin beyanlarının doğru olmadığına, asıl şiddete uğrayanın güvenlik güçleri olduğuna ve bu tür olayların teşvik edilmemesi gerektiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 22 milletvekilinin, kamuoyunda “Hal Kanunu” olarak bilinen 5957 sayılı Kanun’un uygulamasında yaşanan sorunların (10/678),

Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 22 milletvekilinin, mevsimlik tarım işçilerinin ulaşım sorunlarının (10/679),

Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 21 milletvekilinin, özel güvenlik görevlilerinin özlük hakları, sağlık problemleri ve diğer sorunlarının (10/680),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve arkadaşları tarafından çocukların uyuşturucu kullanımı konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/448); Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin ve arkadaşları tarafından 10/10/2012 tarih 6285 sayı ile uyuşturucu madde bağımlılığı ve kaçakçılığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve arkadaşları tarafından 13/11/2012 tarih 6735 sayı ile uyuşturucu ile mücadele konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 26 Haziran 2013 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Van Milletvekili Özdal Üçer’in MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

 

Van Milletvekili Özdal Üçer, Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelere ilişkin bir açıklamada bulundu.

 

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/498) (S. Sayısı: 173),

5’inci sırasında yer alan, Pan-Avrupa-Akdeniz Tercihli Menşe Kurallarına Dair Bölgesel Konvansiyonun Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/770) (S. Sayısı: 467),

6’ncı sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Avrupa İşleri Konusunda Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/681) (S. Sayısı: 429),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

4’üncü sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/785) (S. Sayısı: 475), birinci bölümü üzerindeki görüşmeleri tamamlandıktan sonra Komisyon bulunmadığından ertelendi.

 

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun görüşülen kanun tasarısının birinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

 

Komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, 27 Haziran 2013 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 20.21’de birleşime son verildi.

 

                                                          Meral AKŞENER

                                                             Başkan Vekili

 

          Özlem YEMİŞÇİ                                                                        Fatih ŞAHİN

                 Tekirdağ                                                                                   Ankara

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye
II.- GELEN KÂĞITLAR

No: 185

27 Haziran 2013 Perşembe

Tasarı

1.- Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/795) (Plan ve Bütçe; İçişleri; Anayasa; Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.06.2013)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, güvenlik güçlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde orantısız güç kullandığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/681) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.03.2012)

2.- Elazığ Milletvekili Enver Erdem ve 19 Milletvekilinin, kayısı üretimi, işletimi ve pazarlanmasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/682) (Başkanığa geliş tarihi: 26.03.2012)

3.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 Milletvekilinin, nefret suçlarındaki artış iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/683) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.03.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, federasyonlar tarafından düzenlenen organizasyonlarla ilgili ihalelere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/21336)

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Mersin’in Silifke ilçesindeki bir bölgeye Suriyeli mültecilerin yerleştirileceği iddialarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/21913)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın Simav ilçesinde 2011 yılındaki deprem nedeniyle hasar gören binalara ve yapılan çalışmalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/21930)

4.-    Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Ortadoğu ülkelerine yapılan ihracat ve transit taşımacılık sektöründe yaşanan sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/22093)

5.-    Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, İskenderun 2. Organize Sanayi Bölgesine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/22330)

27 Haziran 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 126’ncı Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı aramak için elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, TÜİK anketleri hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’ya aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, TÜİK’in anketlerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye İstatistik Kurumunun bölgemizde yaptığı vatandaşların dinî hayatlarını araştıran anketiyle ilgili yaşanan sorunları gündeme getirmek için söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlamadan önce acı bir gerçeği dile getirmek istiyorum. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas Madımak Oteli’nde çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür, aydınımız ile 2 otel çalışanı vatandaşımızın radikal İslamcılar tarafından yakılmasının üzerinden yirmi yıl geçmiştir ancak suçlular hâlen serbesttir. Vicdanlarımız, adalet sağlanmadığından dolayı hâlen kanamaktadır. Yakılan ozanlarımız ve vatandaşlarımızı saygıyla anıyoruz. Bu vatandaşlarımızdan birisi de Ören Sunar Sitesi’nden hemşehrimiz Asım Bezirci’dir.

Diyanet İşleri Başkanlığının TÜİK’ten istediği Türkiye’de dinî hayat araştırmasında yer alan sorular, bölgemiz halkını rahatsız etmiştir. Vatandaşlar, duygularını rencide eden sorulara karşı çeşitli tepkilerde bulunmuşlardır. Ankete katılmak istemeyenler, katılmaları için zorlanmışlardır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı Balıkesir Bölge Müdürlüğünün 13 Mayıs 2013 tarih 616 sayılı Türkiye’de dinî hayat araştırması konulu, muhtarlıklara ve idari birimlere gündelik hayatta dinin hangi statü, sembol ve dillerde var olduğunu tespit etmek üzere bir araştırma yapılması hususunda gönderdiği tutanak ve yazı şurada takdim edilmektedir.

Ankette yer alan bazı sorular şu şekildedir: “Aşağıdakilerden hangisi Allah’ın varlığı ile ilgili inancınızı en iyi şekilde ifade eder? Hangi dine mensupsunuz? Hangi mezhebe göre amel edersiniz? Dinî bilginizin kaynağı nedir? Din bilgilerinizi nasıl geliştiriyorsunuz? Bunun için sizi kim teşvik ediyor? Dinî nitelikte bir konuyu danışmak istediğinizde hangi kişiye ya da kuruma müracaat edersiniz? Kendinizi ne kadar dindar hissedersiniz? Aşağıdaki namazları ne sıklıkla kılıyorsunuz? Haftada ortalama kaç vakit namazınızı camide ya da mescitte cemaatle kılarsınız? Dışarı çıkarken başınızı örter misiniz? Kur'an-ı Kerim’i Arapça okumayı biliyor musunuz? Arapça öğrenmek istiyor musunuz?”

Saygıdeğer milletvekilleri, bu anket birçok kişinin dinî duygularını rencide etmiştir. Bu anket toplumsal barışı ve dayanışmayı zedelemektedir. Böyle bir ankete neden gerek duyulduğunu anlamak mümkün değildir. Diyanet İşleri Başkanlığının böyle bir anket yaptırmasındaki amacı vatandaşa anlatılmamıştır. Bu anketi ne tür bir sorunun çözümü için kullanmak istediği ise belirsizdir. Anketin hangi bölgeleri kapsadığı, anket yapılan kişilerin hangi bilimsel yöntemle seçildiği belirsizdir. Bu, vatandaşlar arasında ayrımcılığa ve huzursuzluğa sebep olmuştur. Bu konuda, bölgemizde yaşayan Alevi yurttaşlarımızın can güvenliklerinin olmadığı konusunda kaygıları daha da fazla artmıştır.

Üstelik, anketi yaptırmanın zorunlu olması, anketi yaptırmak istemeyen kişilerin ceza ödeyeceğiyle korkutulması, vatandaşların anayasal haklarına tecavüzdür.

Anayasa’mızın 15’inci maddesine göre, “…kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açkılamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı da suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez…”

Yine Anayasa’mızın 20’nci maddesinde “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” hükmü yer almaktadır.

Ankette var olan sorular özel yaşamın, düşüncenin açıklanması sonucunu doğurmaktadır. TÜİK’in, Anayasa’nın kişi hak ve özgürlüklerini koruyan maddelerine aykırı olarak para cezası tehdidiyle yaptığı anketleri bir an önce durdurması gerekmektedir. İktidarın vatandaşları anayasal özgürlüklerini kullanabilmesi için koruması gerekirken, parasal ceza tehdidiyle kişisel yaşam alanlarının deşifre olmasına sebep olacak uygulamalardan derhâl geri adım atmasını talep ediyorum. İktidarı özel hayatın gizliliği ve korunması için bir an önce de sorumluluğa davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Altay, Cumhuriyet Halk Partisine Grup Başkan Vekili olmanız nedeniyle tebrik ediyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Hükûmet adına gündem dışı konuşmaya cevap verecek.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de öncelikle grup başkan vekilimize başarılar diliyorum, hayırlı olsun diyorum.

Az önce, değerli milletvekilimiz, TÜİK’in bir araştırmasıyla ilgili bir konuyu gündeme getirdi, o konuda bir açıklama yapmak istiyorum. Türkiye İstatistik Kurumumuz kanuni olarak iki tür görevle teçhiz vaziyette. Bir taraftan, normal, istatistik anlamında yapması gereken çalışmaları yürütüyor, idari kayıtları alıyor veya saha araştırmaları yapıyor… Bu zorunlu olarak yapması gereken işlerde de belli kurallar var. Gizlilik temel kurallardan bir tanesi. Örneğin, mahkemeler istese bile TÜİK bilgi vermeme hakkına sahip. Gizlilik kuralları anlamında o derece önemli bir donanımı olan bir kurumumuz.

Diğer taraftan, kendi yaptığı araştırmalar dışında, anayasal kurumlarımızın, kanunla kurulmuş kurumlarımızın taleplerini de zaman zaman TÜİK karşılıyor. Bunlar arasında, aile konusunda mesela, 2006 yılında yaptığımız bir araştırma var. Yine, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün puanlama sistemiyle ilgili yaptığımız bir araştırma var, Dünya Sağlık Örgütüyle birlikte tütün araştırmamız var. Bunlar TÜİK’in kendisinin yaptığı şeyler değil, talep üzerine, başka kurumlarımızdan, kamu kurumlarından, uluslararası kuruluşlardan talep olduğu zaman TÜİK uzmanlığını değerlendirerek bu tür araştırmalar gerçekleştiriyor.

Anayasal bir kurumumuz olan Diyanet İşleri Başkanlığımızın da TÜİK’ten bu anlamda bir talebi oldu, dinî hayatla ilgili bir araştırma talebi. Doğrusu, biz buna olumlu yaklaştık çünkü özel şirketlerin yapması hâlinde, az önce sizin altını çizdiğiniz ve hepimizin de katıldığı hassasiyetler bakımından sakıncalı olabileceğini düşünerek, gizliliğin bu konularda çok çok önemli olduğunu düşünerek “Özel firmalarla bu iş olmasın. TÜİK devletimizin resmî kurumu. Eğer bir ihtiyaç varsa bunu TÜİK yapsın.” diye karar verdik ama burada kesinlikle “zorunlu cevap verme” diye bir şey söz konusu değil. Eğer onu yapan varsa, para cezasıyla tehdit eden varsa lütfen bize o bilgileri aktarın…

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Bakanım, bildireceğim efendim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bir zahmet.

…gerekli bütün incelemeleri yapalım.

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Tamam efendim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Normalde bu tür anketlerimizde hiçbir şekilde zorlama söz konusu olamaz, tamamen gönüllü anketlerdir, isteyen cevap verir, isteyen vermez ama cevap verenlerle ilgili kesinlikle en sıkı şekilde gizlilik kuralları da uygulanır, onu özellikle belirtmek isterim.

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Bakanım, bildireceğim efendim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Ama sahada buna uymayan herhangi bir görevli varsa, bir anketör varsa lütfen bunu bana bildirin, ben ilgili kurumumuzda gerekli her türlü araştırmayı yaparım.

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Tamam, teşekkür ederim efendim.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Önemli olan, dediğim gibi, bunun, kurumlarımızın yaptığı işin hem temel, evrensel hukuka uygun bir şekilde gerçekleşmesi hem de kurumlarımızın bilimsel anlamda kendi çalışma alanlarıyla ilgili bilgi alıp hizmetlerini buna göre organize etmesine dönük çalışmalardır. Bunun dışında hiçbir şekilde, hiçbir başka amacı yoktur; o konuda da sizi temin etmek isterim.

Dediğim gibi, bildiğiniz spesifik, noktasal bir yanlış varsa onu lütfen bize iletin, en detaylı şekilde incelemeye hazırız.

Bu vesileyle Meclisimize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, kamuoyunda 2/B arazisi olarak bilinen orman niteliğini kaybetmiş arazilerin hak sahiplerine satışına imkân veren yasanın uygulamasındaki aksaklıklar hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’a aittir.

2.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, İstanbul’da bulunan 2/B arazilerinin rayiç bedellerinin tespitinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’da bulunan 2/B arazilerinin rayiç bedellerinin tespitinde yaşanan sorunlarla ilgili olarak gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Biliyorsunuz, 19 Nisan 2012 yılında çıkan, kamuoyunda 2/B olarak bilinen yasayla ilgili Mecliste defalarca bu yasanın aksaklıklarını, yanlışlıklarını dile getirmemize rağmen, ısrarla “Bildiğimiz bildik, dediğimiz dedik.” anlayışıyla bu yasayı geçirdiniz. Bu yasayı geçirmenizle beraber bu yasadaki aksaklıklar ortaya çıktı ve ardı ardına üç defa, Mecliste yeniden düzeltme zorunluluğuyla karşı karşıya kaldık ama, bütün bunlara rağmen, sıkıntıların çözülmediğini hep beraber görüyoruz. Bugün, topal, aksak, yamalı bohça gibi çıkardığımız bu yasa binlerce insanımızın feryadına neden olmuştur.

Bugün gündem dışı söz almamın ana nedeni, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Durmuş Ali Torlak’ın İstanbul’da, üç aydır, özellikle rayiç bedellerin belirlenmesiyle beraber İstanbul’un başta Beykoz, Ümraniye, Şile, Çekmeköy, Pendik ve Sultanbeyli başta olmak üzere 19 ilçesinde 70 bin parselde 103 milyon metrekareyi kapsayan 2/B arazileriyle ilgili, teşkilatımız mensuplarıyla ve 2/B mağduru vatandaşlarımızla yaptığı görüşmeler neticesinde ciddi manada bir rapor hazırlanmış ve gelinen sonuç itibarıyla İstanbul’da binlerce kişinin bu belirlenen rayiç fiyatlarla bu alanları almasının mümkün olmadığının ortaya çıkmış olmasıdır. Şimdi, bu yasayla “barışı getireceğim” derken, “bir tasfiye kanunu” derken, sorunlar yumağı hâline getirdiğinizi ve vatandaşları mağdur ettiğinizi bilmenizi istiyorum.

Bu rayiç bedelleri bu yasada defalarca getirmemize rağmen, yine önümüzde bir yol var. Gelin, özellikle İstanbul milletvekillerine sesleniyorum, bakın oradaki binlerce mağdur vatandaşımız, fakir fukara vatandaşımız sizlere oy verdi, onların bu çığlıklarını duymakla mükellefsiniz, eğer duymazsanız bu vatandaşlarımız çok mağdur olacak.

Bakın, değerli milletvekilleri, İstanbul’da bu vatandaşlarımızı işgalci olarak gördünüz. Bunlar işgalci değil, bunlar elli yıl, altmış yıl önce hızlı nüfus artışıyla bölgelerindeki geçim sıkıntıları, geçinememeleri nedeniyle Trabzon’dan   Rize’sine, Ordu’dan Giresun’una, Kastamonu’dan Çankırı’sına kadar Anadolu’nun çeşitli yörelerinden bir iş, aş ve ekmek bulmak gayesiyle İstanbul’a göç ettiler ve bu İstanbul’da fabrikalarda bir iş buldular. Burada bunlar işgalci değiller. Bakın, o zaman geldiklerinde de bulundukları yörede tarlalarını, hayvanlarını satarak İstanbul’a geldiklerinde hanımlarının bileziklerini bozdurarak bu yerleri gecekondu ve arazi mafyalarından satın aldılar. Kendilerine fabrikada bir iş buldular, başını sokacak bir ev peşine düştüler ve elinde avcunda ne varsa bunları yatırarak bu yerleri aldılar.

Şimdi, 2/B yasasıyla beraber öyle rayiç fiyatlar belirlenmiş ki 50 liradan başlayıp 1 milyon liraya kadar artan bir fiyatla karşı karşıyalar. Bugün bir aileye ortalama 150 bin liraya, 200 bin liraya, 300 bin liraya, 1 milyon liraya, 2 milyon liraya kadar çıkan rakamlarda ödemeler gelmiş.

Biraz önce, Beykoz MHP İlçe Başkanıyla görüştüm, yüzlerce 2/B mağduru, bir umut diye ilçe teşkilatımızda toplantı hâlinde. Şimdi, ben size soruyorum: Bu vatandaşlarımızın bu rakamla bunları almaları mümkün değil. Bakın, şu mübarek üç ayların içerisinde, önümüzde rahmet ve bereket ayı olan, mağfiret ayı olan ramazan ayına girdiğimiz bu günlerde, fakir fukara, bunların birçoğu, örneğin Beykoz’da bulunanların yüzde 70’i emekli, Paşabahçe’de cam fabrikasında, kundura fabrikasında çalışarak, işçilik yaparak emekli olmuşlar, bugün bunların aylık geliri bin lira civarında. Sizin belediyeniz olan Beykoz Belediyesinin İnternet sitesine girin, Beykoz’da yaşayan vatandaşlarımızın yüzde 46’sı, 1 milyar liranın altında parayla geçimini sağlıyor. Şimdi, 100-150 bin lira, 200 bin lira, 300 bin liralık rakamları bunların ödemeleri mümkün değil. Bugün bunları çözmezsek bu ramazan ayına bunlar büyük bir hayal kırıklığıyla, hüsranla girecekler.

Bakın, şimdi, İstanbul’da ne oluyor değerli milletvekilleri: Vatandaş, yıllarca hayatını çileyle geçirmiş, emekli olmuş, yıllarca kaldığı yeri terk etmek zorunda kalacak. Şimdi, birtakım zenginler, tuzu kurular, arsa mafyaları, zengin tüccarlar türeyerek bu vatandaşlardan bu yerleri toplamaya başlıyor. Vatandaş ne yapacak? Allah rızası için soruyorum, mağdur bu vatandaş. Emeğinin karşılığı, elli yıldır, altmış yıldır yer aldığı yurdunu terk etmek zorunda kalacak. Biz burada bunların sorunlarını çözmeyeceksek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - …bunları yapmayacaksak, tuzu kuru bir şekilde burada oturmamızın bir mantığı var mı?

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Birleşmiş Milletler 26 Haziran İşkence Görenlerle Uluslararası Dayanışma Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’e aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Birleşmiş Milletler 26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Uluslararası Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İşkence Görenlerle Uluslararası Dayanışma Günü’nü en çok konuşacağımız günlerden geçiyoruz. Bildiğiniz gibi, haziran ayını daha da sıcak yapan Gezi Parkı direnişini canlı olarak yaşayan, bu gösterileri baskıyla, şiddetle bastıran polis yöneticileriyle zaman zaman görüşen, işte, Valiye, İçişleri Bakanına ulaşan, görüşen bir milletvekili olarak ve bütün bu olaylar üzerine çokça yanlış, kara propagandanın doğrusunu anlatmak üzere karşınızdayım, bir de benim ağzımdan duymanızı tercih ederim.

Özellikle 31 Mayısı 1 Hazirana bağlayan sabah, o yoğun saldırıda, yine, park içerisinde son derece demokratik, barışçıl bir protesto hakkını kullananların gazla boğulması; 11’inde aynı şekilde, Başbakanın “Emri ben verdim.” diyerek parkın temizlenmesine dönük ayın 15’indeki bütün bu süreçlerde Vali ile İçişleri Bakanıyla görüşmeye çalıştık. Tabii, sözümüzü dinletemedik, anlatamadık, bu şekilde müdahalelerin son derece zararlı sonuçlarına dair… Sayın Başbakana ulaşamadık, gerçi, kendisiyle görüşebilmiş olsaydık herhâlde bizi de “aşırı milletvekili” olarak kamuoyuna tanıtabilirdi ama aslında, “Bütün yaşananların adı nedir?” diyecek olursanız: Genç, kadın, sanatçı, değişik inançlardan, görüşlerden insanlarımızın demokratik, barışçıl eylemelerinin şiddetle bastırılması, bütün bu şiddete, polis şiddetine inatla direnilmesidir.

En son, cumartesi günü, bu ölenlerin anmasında, karanfille anma eylemine dahi bu şekilde bir müdahalenin, aslında demokratik haklara hiçbir şekilde tahammül gösterilmediğini, bu içinde bulunduğumuz son bir ay göstermiştir.

Geçen gün gazetelere düşen, Sarıgazi’deki şoför Hakan Yaman’a, insanlıktan çıkartan, yüzü gözü tanınmaz hâle getiren vahşi saldırıyı yapanlar, aslında ortadadır. Yani, Başbakanın “Evet, yaparlar, yetkileri dâhilindedir.” dediği yetki eğer buysa, eğer bu türden kamu görevini kullananlara Vali, İçişleri Bakanı, Başbakan sahip çıkacaksa, bunun gibi yüzlercesini bizlere yaşatan böylesi bir güvenlik anlayışı gerçekten bu ülkede ciddi bir şekilde sorgulanmalıdır. O zaman bu yetkileri kullananlara “Siz halka eziyet etmek için mi seçildiniz?” diye sorarlar.

Ethem Sarısülük’ün bizzat polis kurşunuyla öldürülmesinin hesabı verilememiştir ve üzeri örtülmeye çalışılmaktadır bütün devlet suçlarında olduğu gibi. Artık, yalan bir kenara bırakılmalıdır. Dolmabahçe Camisi’nin müezzini emniyete verdiği ifadede “Camide alkol kullananı görmedim.” diye ayan beyan konuşmuştur. Artık, Başbakan dönüp dönüp mitinglerde buna sarılmaktan vazgeçmelidir.

Bir de “Bu, büyük bir oyundur, büyük bir komplodur, tezgâhtır, darbedir.” söylemi de boşunadır. Darbe yok, özgürlük ve demokrasi hareketi var. Kapitalizmin neoliberal saldırılarına karşı ve baskıcı yöntemlerine isyan eden halk… Yunanistan’da da böyledir, Brezilya’da da böyledir. Ulaşım giderlerine, tekellerin yağmasına, çevre talanına karşı, emekçinin ümüğünü sıkmaya karşı insanların isyanıdır. Her yerdeki ortak karakter budur, yoksa ne lobi ne başkaca uluslararası güçler meselesi.

Değerli milletvekilleri, sorun “Kim için demokrasi?” sorusuna verilen yanıtta aranmalıdır. Başbakan, kendisiyle görüşmeye gelen Dayanışma Platformuna “Ayak takımı.” diyor, “Siz değil, ben belirlerim.” diyor. Mesele, sadece sandıkta oy kullanmak değil, demokrasi alanlarda gösterilecektir. İşte, parklarda yapılan forumlar; ülkenin, demokrasinin, kent yönetiminin geleceği oradadır.

Dün Akil İnsanlar toplantısı yapıldı, bu mekanizma dahi demokratik işletilmedi. Çözüm sürecindeki talepler de meydanlardaki taleplerle ortaktır. Herkes için eşitlik, demokrasi ve kardeşlik, yoksa “Ana dili kabul etmeyeceğim; karakol, baraj yapmaya devam edeceğim; seçim barajını kaldırmayacağım.” derseniz bu meydandaki kitleleri anlamayacaksınız demektir. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası demokratik bir şekilde yenilenmelidir; halk sizden bunu istiyor. Eğer “millî irade” diyorsanız, millî irade baskısız, yasaksız, barajsız bir demokratik ortamdan çıkacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Artık, insan avına son verin, işkence uygulamalarına son verin diyorum, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, sağlık çalışanlarına şiddet kullanılmasını kınadıklarına ve komisyonlarda görüşülen torba yasalardaki adaletsizliklerin düzeltilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, son günlerde artarak devam eden başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanlarına, tüm çalışanlara şiddeti Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak kınıyoruz ama bu anlamda da bir şey ifade etmek istiyoruz: Yukarıda, Komisyonda sağlıkla ilgili bir torba yasa görüşülüyor. Bu torba yasada sağlık çalışanlarının özlük hakları yine yok sayılarak yüzde 5’lik oranlarla, birtakım subjektif tanımlarla sağlık çalışanları yine mağdur edilecek diye korkuyoruz. Ancak burada bir şeyi daha söylememiz lazım: Siyasetçilerin, başta Hükûmetin, sağlık çalışanlarını ilzam eden, suçlayan beyanları, sağlık çalışanlarına karşı hasta yakınlarının şiddet kullanmasını artırmıştır. Hükûmetin ve yetkililerin bu noktada dillerini düzeltmelerini de temenni ediyorum.

Bir başka husus da yine bir başka torba yasa görüşülürken 4/C’liler yine yok sayılıyor, yine ormanda çalışan yangın işçilerinin beş yüz yirmi dokuz gün bahane edilerek kadroya geçmeleri yok sayılıyor.

Dönemin sonuna gelirken Hükûmetin talebi doğrultusunda komisyonlarda görüşülen torba yasalarda bu adaletsizliklerin düzeltilmesini Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak şiddetle talep ediyor, söz verdiğiniz için de saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Başkanım.

Müsaade ederseniz, meramımızı Bursa Milletvekilimiz İlhan Demiröz aktaracak.

BAŞKAN – Buyurun.

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa Keles Kozağacı Vadisi’nde kurulacak termik santral için yapılacak ÇED toplantısına ilişkin açıklaması

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, Bursa Keles Kozağacı Vadisi’nde kurulması istenen termik santral için 4 Temmuz 2013 tarihinde bir düğün salonunda ÇED toplantısı yapılacaktır. Ancak, bizlere gelen duyumlar ve basına yansıyan haberlere göre AKP teşkilatları, toplantıda olumlu görüş sunmak ve “Termik santral istiyoruz.” demeleri için 2 bin kişilik düğün salonuna partililerini taşıma yönünde girişimlerde bulunuyor.

Sayın Başkan, bölgede yaşayan köylülerimizin görüş bildireceği bu toplantıya dışarıdan insan taşıyarak olur alma peşinde olan AKP iktidarının bu girişimini kınıyorum. İnsanlarımızı termik santral isteyen ve istemeyenler olarak karşı karşıya getirmenin kime ne faydası olacağını, Keleslileri birbirine düşürmenin sakıncalı olduğunu belirtiyorum.

Buradan uyarıyorum: Keles’te insanları birbirine düşürmeyin, ÇED toplantısını lütfen yöre insanlarıyla yapın veya erteleyin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, güvenlik güçlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde orantısız güç kullandığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/681)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2012 Newroz'unda güvenlik güçleri başta Sayın Ahmet Türk olmak üzere milletvekillerimizden Ertuğrul Kürkcü ve Halil Aksoy'u darbetmiş, Milletvekilimiz Özdal Üçer'in kaldığı eve baskın düzenlemiştir. Güvenlik güçlerinin müdahalesinin ardından parti yöneticilerimizden Hacı Zengin hayatını kaybetmiştir. Başta çocuklar olmak üzere çok sayıda kişi ağır yaralanmıştır. Kolluk kuvvetleri halay çeken kitlenin üzerine helikopterden gaz bombaları atmıştır. Güvenlik güçleri sınırsız gaz kullanımının yanı sıra ateşli silah kullanmaktan geri durmamıştır. Benimsenen bu müdahale şekli ağır yaralanmalara ve ölümlere neden olmuştur. Newroz'dan dolayı en az 1.095 kişi gözaltına alınmıştır. Daha fazla yaralanmanın ve ölümün yaşanmaması için, güvenlik kuvvetlerince uygulanan orantısız gücün nedenlerinin ve nasıl önlenebileceğinin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                           Hasip Kaplan

                                                                                                      Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Sivil toplumun gelişmişlik düzeyi ülkenin gelişmişlik düzeyiyle doğru orantılıdır. Hükûmetlerin de farklı kültürlere yaklaşım tarzı ülkenin demokratik yönetim kültürüyle ilgilidir. Türkiye'nin çok kültürlü ve çok dilli özelliğini dikkate alırsak, toplumun kültürel özelliklerini sergileyebilecekleri, kutlamalarını yapabilecekleri ortamın sağlanması ve saygı gösterilmesi gereği açıktır.

Büyük bir kısmı Türkiye'de yaşayan, Orta Doğu'nun kadim halklarından biri olan Kürtler de Newroz Bayramı’nı kendi istedikleri gibi, Kürt kültürüne has bir özellikte, toplu olarak kutlama hakkına sahiptir. Bu hak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11’inci maddesi ve Anayasa’mızın 34’üncü maddesinde garanti altına alınmasına rağmen hükûmetlerin yaklaşımı tahammülsüzlüğün sınırlarını zorlamaktadır.

Her türlü baskı ve yasağa rağmen Newroz günümüzde milyonların toplu olarak kutladığı bir bayrama dönüşmüştür. Tüm bu süreçte devletin Newroz Bayramı’na yaklaşımı Kürt sorununa yaklaşımıyla aynı olmuştur. 1991'de kitlesel olarak kutlanmaya başlanmasıyla devlet içerisindeki statüko Newroz'u kendisine karşı tehlike olarak görmeye başlamış, güvenlik güçleri eliyle 31 can almıştır. 1992’de ise güvenlik güçlerinin saldırıları sonucu 94 kişi öldürülmüştür.

Yaşanan acı olaylardan sonra Newroz daha çok kutlanmış, özgürlüğün, direnişin, demokrasinin ve kültürün simgesi olmuştur. Devlet kitleselleşen kutlamalara 2000 yılından itibaren izin vermiş, ancak 2008 yılında ve 2012 yılında bu geleneğini bozarak yine müdahale etmiş ve can almıştır. Devletin yasak koymadığı, güvenlik güçlerini kullanmadığı zamanlarda kimsenin burnu dahi kanamadan Newroz kutlanmış ve barış mesajları verilmiştir.

İktidarın 1990'lı yıllara dönüş yaparak Kürt sorununu güvenlikçi perspektifte ele alarak Newroz'u tekrar yasaklatması güvenlik güçlerinin orantısız müdahalesine neden olmuştur. Halay çeken kitleye ilk defa helikopterden gaz bombaları atmıştır. Bu bakış açısı o kadar kontrolden çıkmıştır ki devletin resmî giyimli polisi, tüm Türkiye halkları nezdinde saygın bir konumda bulunan Sayın Ahmet Türk'ü darbetmiştir. Milletvekillerimizden Ertuğrul Kürkcü ve Halil Aksoy darbedilmiştir. Milletvekilimiz Özdal Üçer'in kaldığı ev basılmıştır. Güvenlik kuvvetleri silah kullanmıştır. Parti yöneticimiz Hacı Zengin polis saldırısının ardından hayatını kaybetmiştir. En az 1.095 kişi gözaltına alınmıştır. Başta çocuklar olmak üzere çok sayıda kişi ağır yaralanmıştır. 2012 Newroz'u bize göstermiştir ki güvenlik görevlileri sınırsız gaz bombalarının yanı sıra ateşli silah kullanmaktan geri durmayacak kadar düşmanca davranmıştır.

Özellikle Hükûmetin etkisindeki medya organları yaşanan olayları Hükûmetin görüşleri doğrultusunda aktarmıştır. Sayın Ahmet Türk kendisine yapılan saldırıyı anlatırken bile haber kanallarının alt yazıda olayı iddia olarak lanse etmesi, aynı şekilde, etkili habercilerin ve kanalların bunun sadece iddia olduğunu sunmaya çalışması durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır.

Yaşananlar bize göstermiştir ki orantısız müdahalelerde güvenlik kuvvetlerinin sınırsız gaz ve ateşli silah kullanması insanların hayatına mal olmaktadır. Daha fazla ölümün yaşanmaması için, güvenlik kuvvetlerince uygulanan orantısız gücün nedenlerinin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması önem arz etmektedir.

2.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve 19 milletvekilinin, kayısı üretimi, işletimi ve pazarlanmasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/682)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte sunduğumuz, ülkemiz ve Elâzığ ilimiz ekonomisine ciddi katkılar sağlayan kayısının, üretiminden işletilmesine ve pazarlanmasına kadar bütün sorunlarının tespit edilmesi, gereken önlemlerin alınması ve Baskil ilçemizde yaşayanların refah düzeylerinin artırılmasına katkı sağlamak amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 16/2/2012

1) Enver Erdem                               (Elâzığ)

2) Muharrem Varlı                          (Adana)

3) Mehmet Şandır                            (Mersin)

4) Seyfettin Yılmaz                          (Adana)

5) Ali Uzunırmak                            (Aydın)

6) Necati Özensoy                           (Bursa)

7) İsmet Büyükataman                     (Bursa)

8) Mustafa Kalaycı                          (Konya)

9) D. Ali Torlak                               (İstanbul)

10) S. Nevzat Korkmaz                   (Isparta)

11) Erkan Akçay                             (Manisa)

12) Sadir Durmaz                            (Yozgat)

13) Sümer Oral                                (Manisa)

14) Ahmet Kenan Tanrıkulu            (İzmir)

15) Özcan Yeniçeri                          (Ankara)

16) Oktay Vural                              (İzmir)

17) Emin Çınar                                (Kastamonu)

18) Alim Işık                                   (Kütahya)

19) Yusuf Halaçoğlu                       (Kayseri)

20) Oktay Öztürk                            (Erzurum)

Genel gerekçe:

Baskil ilçemiz, köyleri ile birlikte 1.195 kilometrekarelik coğrafi bir alana sahiptir. İlçemizde meyve bahçeciliği yoğun bir şekilde yapılmaktadır. Meyve bahçeciliğinin yüzde 98'ini kayısı bahçeciliği oluşturmaktadır. İlçe halkının yüzde 90'ının geçim kaynağı kayısıdır.

İlçemiz kayısı üretiminde ülke ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Yaklaşık 68 bin dekar alanda kayısı yetiştiriciliği yapılmakta olup yaklaşık 720 bin kayısı ağacı bulunmaktadır.

İlçemizde yaklaşık yıllık 100 bin ton kayısı üretimi yapılmaktadır. Elde edilen ürünün yaklaşık yüzde 80'i kuru kayısı olarak, yüzde 20'si de yaş meyve olarak iç ve dış pazarda tüketilmektedir. İlçemiz, yaklaşık olarak Türkiye kayısı üretiminin yüzde 15’ini, dünya kayısı üretiminin ise yüzde 7’sini karşılamaktadır.

Baskil ilçemizde yetiştirilen kayısı, doluluk oranı yüzde 60-70 olduğu dönemlerde 20-25 bin ton yıllık ürüne ulaşmaktadır. Bu rakam, ihraç değeri olan kuru (islimli, gün kurusu) kayısı miktarıdır.

Yine ilçemiz, potasyum değerleri açısından dünya kayısı üretiminin en değerli, şeker oranı en yüksek ve en kaliteli kayısısını üretmektedir. Ancak bu değer, işletmeciliğin yeterince yapılamamasından dolayı ilçemize ve ilimize mal olamamıştır. Kayısı işletmeciliğinin ilimizde olması durumunda bu ekonomik değer bölgenin kalkınmasına ciddi katkı sağlayacaktır.

1990 yılında ilçemizde kayısı işletme tesisi yapılmış fakat o günden bu yana bu tesis bir türlü faaliyete başlamamıştır. Atıl durumda olan bu tesisin yeni teknolojiye uygun olarak onarımı yapılıp ilçemiz kayısı üreticilerinin hizmetine sunulmalıdır.

İhracatı olumsuz etkileyen geleneksel üretim yerine yeni üretim tekniklerinin oluşturulması ve kayısı üreticilerinin toplama, depolama, kükürtleme gibi konularda eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi cihetine gidilmelidir.

Kayısı üreticisine mazot, gübre ve zirai ilaç destekleri verilmesi sağlanmalı ve üreticiyi korkutan fiyat istikrarsızlığının giderilmesi için tedbirler alınmalıdır. Kayısı üretimine zarar veren beyaz çil ve larva gibi zararlılarla mücadele edilmesi için bilimsel kuruluşlardan destek alınması sağlatılmalıdır.

İlçemizde kayısı üretiminin arttırılması için, damlama sulama yöntemi uygulanmalı, sulama altyapı yatırımları arttırılmalı ve tarımsal elektrik birim fiyatları düşürülmeli, toprak analizleri düzenli olarak yapılmalı ve bilinçli kimyevi gübre tüketilmesi sağlanmalıdır.

Kayısının sodyumca fakir, potasyumca zengin olması nedeniyle kalp yetmezliği, böbrek hastalıkları, hepatit, siroz tedavisinde olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Kuru kayısının beslenme ve sağlık açısından en önemli bileşiklerinden birisi de diyet lifidir. Diyet lifi, kabızlık, irritabl kolon sendromu, apandisit, hemoroit, diş hastalıkları, şişmanlık, şeker hastalığı, koroner kalp hastalıkları ve kolon kanseri gibi hastalıkların oluşum riskini azaltmakta, bağırsakların düzenli çalışmasını sağlamaktadır.

Kayısının pazarlanmasında dikkat edilecek en önemli husus, kayısının kurutulmuş meyve yerine, katma değeri yüksek işlenmiş ürünler hâline getirilmek suretiyle ihraç edilmesi önem taşımaktadır.

Pazarlamada dikkat edilecek hususlardan birisi de, kayısı pazarlanacak ülkelerin tüketim alışkanlıklarına uygun pazarlama teknikleri ve ürünlerinin oluşturulmasına dikkat edilmelidir.

Son yıllarda kayısı, kozmetik ve ilaç sanayisinde kullanılmasıyla daha da önem kazanmıştır. Kayısı içyağı benzaldehit, furfural, aktif karbon, amigdalin, hidrosiyanik asit ve ayrıca kayısı çekirdeği kabukları biyoyakıt ve biyogaz üretiminde de kullanılmaya başlanmıştır. Kuru kayısının ham madde şeklinde satışı yerine kayısıdan yeni ihraç ürünleri geliştirilmesi ve ürün çeşitlendirilmesine ağırlık verilmelidir.

Ülkemiz ve ilimiz ekonomisine ciddi katkı sağlayan kayısının, üretilmesinden işletilmesine ve pazarlanmasına kadar tüm sorunlarının bilimsel olarak araştırılması, bölge insanının daha etkili bir şekilde üretim yapmasına imkân sağlanması, kayısı işletmeciliğinin ilçemizde geliştirilmesi ve istihdam yaratması amacıyla, Anayasa’nın 98'inci ve İç Tüzük’ün 104, 105'inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

3.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve 21 milletvekilinin, ayrımcılık ve nefret suçlarındaki artışın nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/683)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de son yıllarda giderek yükselen ırkçılık, milliyetçilik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklı olarak farklı etnik kimliklere, dinî azınlıklara, sol muhalefete, cinsel yönelimi ve toplumsal cinsiyet kimliği farklı olan kişilere yönelik olarak işlenen "nefret suçları"nda ciddi artışlar görülmektedir. Tekçi karaktere sahip resmî ideolojide tanımlı kimlik üzerinden, farklı kimlikleri ötekileştiren, hatta düşmanlaştıran nefret söylemleriyle bu söylemlerin neden olduğu nefret suçlarının önlenebilmesi ve gereken tedbirlerin alınması amacıyla, Anayasa’mızın 98, TBMM İçtüzüğü’müzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince araştırma komisyonu kurularak sorunun araştırılmasını arz ve talep ederiz.

1) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

2) Pervin Buldan                           (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                            (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                 (Muş)

5) Murat Bozlak                            (Adana)

6) Halil Aksoy                              (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                           (Batman)

8) İdris Baluken                            (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu           (Bitlis)

10) Emine Ayna                            (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                     (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                             (Hakkâri)

14) Esat Canan                              (Hakkâri)

15) Sebahat Tuncel                        (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                      (Kars)

17) Erol Dora                                (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                      (Mersin)

19) Demir Çelik                            (Muş)

20) Nazmi Gür                              (Van)

21) Özdal Üçer                              (Van)

22) Leyla Zana                              (Diyarbakır)

Gerekçe:

Nefret söylemi tanımına ilişkin olarak uluslararası alanda kabul gören bir tanım olmamakla birlikte, hoşgörüsüzlüğe dayalı olarak suça teşvik etme niteliği taşıyan her türlü ifade ve söylem olarak kabul edilmektedir. Bu ifade veya söylem, bir ırka, dine, etnik kökene, gruba veya cinsel tercihe mensup kişilere karşı nefrete sebep olacak veya suça itecek söylemleri kapsar.

Nefret söylemi kavramının uluslararası alandaki muğlaklığının aksine, nefret suçu kavramı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatında oldukça berrak ve geniş olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, nefret suçu, mağdurun, mülkün ya da işlenen bir suçun hedefinin, gerçek veya hissedilen ırk, ulusal ya da etnik köken, dil, renk, din, cinsiyet, yaş, zihinsel ya da fiziksel engellilik, cinsel yönelim veya diğer benzer faktörlere dayalı olarak benzer özellikler taşıyan bir grupla gerçek ya da öyle algılanan bağı, bağlılığı, aidiyeti, desteği ya da üyeliği nedeniyle seçildiği, kişilere veya mala karşı suçları da kapsayacak şekilde işlenen her türlü suçtur. Bu tanımda dikkat çekilen en önemli husus, işlenen suçun, tanımlanan bir kimliğe veya o kimliği çağrıştıran herhangi bir nesneye yönelik olarak, ön yargı veya nefret nedeniyle işlenmiş olmasıdır. Nefret suçu, bu yönüyle, Ceza Kanunu’nda örtüştüğü herhangi bir suçun niteliğini ve sınırlarını genişletmektedir.

Nefret söylemi ve buna bağlı olarak işlenen nefret suçları Türkiye'nin en kadim sorunlarından birisidir. Kökü cumhuriyet öncesine dayanan nefret söylemi ve nefret suçları, cumhuriyetin kuruluşuyla beraber farklılıkları yok sayan ve tekçi karaktere sahip olan resmî  ideoloji nedeniyle artarak devam etmiştir. Cumhuriyetle birlikte oluşturulan kimlik tanımı, eğitim sisteminden idari yapıya, hukuktan siyasete ve medyaya kadar birçok alanda "tek ırk, tek dil, tek din" söylemiyle dayatılmaktadır. Dayatılan ve üstünlük atfedilen kimlik bileşenleri üzerinden yaratılan söylemler, diğer farklı kimlikleri ötekileştirerek dışlamakta, hatta düşmanlaştırmaktadır. Kimi zaman bu söylemlerin sonucunda farklı kimliklere sahip kişi veya gruplar suçun hedefi hâline getirilerek ya katledilmiş ya da baskı ve sürgünlerle mağdur edilmişlerdir.

Cumhuriyet dönemi tarihimize her biri birer kara leke gibi düşen, Dersim’de Alevi Kürtlere, 6-7 Eylül olayları ile gayrimüslim azınlığa, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi olaylarıyla Alevilere yönelik olarak nefret kaynaklı katliamlar yapılmıştır. Bu trajik olayların altında yatan ana neden, kutsanmış resmî kimliğin ötekileştirdiği ve düşmanlaştırdığı farklı kimliklere karşı geliştirilen tahammülsüzlüktür. Yaratılan toplumsal ve siyasal kültürün medya aracılığıyla kustuğu nefret söylemleri ve o söylemlerin tetiklediği linç olayları 2000’li yılların ortalarından itibaren tırmanışa geçmiştir. 2005 yılından itibaren Trabzon’da, Sakarya’da, Rize’de ve Mersin’de TAYAD’lıların karşı karşıya kaldıkları linç girişimleriyle birlikte, başta Kürtler olmak üzere gayrimüslim vatandaşlar ile sol muhalefeti hedef alan 100’e yakın linç girişimi vakası yaşanmıştır. Rahip Santoro, Hrant Dink, Malatya Zirve Yayınevi katliamlarının yanı sıra Selendi’de Romanlar, batı ve Karadeniz bölgelerinde yer alan illerin neredeyse tamamında, yerleşik olan, öğrenci veya mevsimlik işçi olarak bulunan Kürtler linç girişimleriyle karşılaşmışlardır. TAYAD’lıların 6 Nisan 2005 tarihinde Trabzon’da linç edilmek istenmesinin ardından Başbakanın yaptığı “Herkes halkımızın hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak tavrını belirlemeli. Halkın bu millî hassasiyetlerine dokunulduğu zaman şüphesiz ki tepkisi farklı olacak.” açıklamasından cesaret alan ırkçı güruhların saldırıları artarak devam etmiş ve linç girişimleri artık sıradanlaşmıştır. 13 Mart 2012 tarihinde Kütahya’nın Emet ilçesinde meydana gelen Kürt işçilere yönelik linç girişimi bu sıradanlığın şimdilik son halkasını oluşturmaktadır.

Nefret söyleminin kaynaklık ettiği nefret suçları veya linç girişimlerinin giderek yaygınlaştığı ve sıradanlaştığı bu tehlikeli durumun ivedilikle incelenmesi, dolayısıyla yeni cinayetlerin, linç girişimlerinin ve çatışmaların yaşanmaması için etkin önlemler alınması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışma talebinin uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1240)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde bulunduğu dönemde de çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzük’ün 25’inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                            Cemil Çiçek

                                                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                               Başkanı

BAŞKAN –  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın Elitaş, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekilliklerine seçilen milletvekillerini tebrik ettiğine ve grup başkan vekillerine verilen söz hakkının başkalarına devredilmesi uygulamasını doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilliğine seçilen Sayın Engin Altay’ı ve yeniden seçilen Sayın Akif Hamzaçebi ve Sayın Muharrem İnce’yi tebrik ediyorum.

Az önceki yaptığınız bir uygulamayla ilgili görüşümü ifade etmek istiyorum.

Biliyorsunuz, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre yaptığınız uygulamanın doğru olduğu fikrindeyim. Ancak, son zamanlarda bir usul gerçekleşti, usule aykırı olarak bir usul gerçekleşti. Tüm Meclis başkan vekillerimizin yaptığı gibi, grup başkan vekillerine, gündem dışı konuşmalardan sonra, İç Tüzük 60 istisnasında onlara söz veriyorsunuz. Ama son zamanlarda, gördüğümüz kadarıyla, grup başkan vekilleri sizden aldıkları sözü başkalarına devrediyorlar. Bu, İç Tüzük’te olmayan fakat Meclis başkan vekillerimizin bir istisna olarak uyguladıkları hakkın uygun olarak kullanılmadığını ifade etmek istiyorum.

Umarım bundan sonraki süreçte Meclis başkan vekilleri ve ilgili arkadaşlarımız bu konuda daha hassas davranırlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.47


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 126’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşları tarafından ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/81); Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve arkadaşları tarafından öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/322); Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşları tarafından 3/5/2012 tarih 4776 sayı ile öğretmenlerin hayat standartlarında yaşanan olumsuz değişimin sebeplerinin ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşları tarafından 14/1/2013 tarih 8398 sayı ile atanamayan öğretmenler ve eğitimin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve arkadaşları tarafından 10/5/2013 tarih 12953 sayı ile bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenlerinin sorunları ile bilişim ve yazılım dersinin müfredata konulması konularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 27 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 27/6/2013 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                            Oktay Vural

                                                                                                                 İzmir

                                                                                                 MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşlarının (10/81) esas numaralı, "Ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve arkadaşlarının (10/322) esas numaralı, "Öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşlarının 3 Mayıs 2012 tarih, 4776 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğu "Öğretmenlerin hayat standartlarında yaşanan olumsuz değişimin sebeplerinin ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşlarının 14 Ocak 2013 tarih, 8398 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğu "Atanamayan öğretmenler ve eğitimin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve arkadaşlarının 10 Mayıs 2013 tarih, 12953 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğu, "Bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenlerinin sorunları ile bilişim ve yazılım dersinin müfredata konulması konularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" amacıyla verdikleri Meclis araştırma önergelerinin 27/6/2013 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ahmet Duran Bulut, Balıkesir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin derin yaralarından biri atanamayan öğretmenler. Bugün Meclise gelirken, Meclisin önünde Türkiye KAMU-SEN’in 4/C mağdurlarıyla ilgili yapmış olduğu bir toplantıya şahit oldum. Yıllardan beri, çok uzun zamandan beri işlerinden uzaklaştırılmış, farklı işlere verilerek maaşları düşürülmüş, geçim sıkıntısı çeken, bir türlü kadroya alınamayan, her sene sözleşmeleri yenilenip iş garantisi bulunmayan bu büyük kitlenin derdini tekrar Hükûmetin gündemine getiriyor, değerlendirmesini, bu sorunu çözmesini Hükûmetten istiyorum.

Değerli milletvekilleri, atanamayan öğretmenlerle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önerge üzerine konuşmamı yapacağım. Eğitim, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ülkemizde yürütülmekte. AKP iktidarları yaklaşık on buçuk yıldır 5’inci bakanı değiştirmiş oluyor, şu an  Sayın Bakan 5’inci bakan olarak Millî Eğitim Bakanlığını yürütmektedir. Dünyanın hiçbir ülkesinde hükûmetler eğitim bakanlarını sık değiştirmezler çünkü eğitim, tarım gibi, sanayi gibi, hemen sonuçları görülecek, alınacak bir sektör değildir; yatırımları bugün yapılacak, uzun yıllar sonra sonuçları olumlu veya olumsuz görülecek bir bakanlıktır.

Adı şimdilik, hâlâ, çok şükür “millî” kalan ancak uygulamada eğitimden bihaber, sadece öğretimle, dershane derslik arasında çocukların kalmasını sağlatarak, dünyada 16’ncı, 17’nci sıralardaki bir ekonomik seviyede olduğumuz, kişi başına millî gelirimizin 10 milyon doların üstüne çıktığı ifade edilmiş olsa da, eşdeşlerimiz, kendileriyle ölçüştüğümüz diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda, eğitimde ne kadar geri olduğumuzu, standartlarımızın onlardan çok aşağıda olduğunu maalesef görmekteyiz. OECD ülkelerinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, derslik başına düşen öğrenci sayısı, bunları göz önüne getirdiğimizde, Türkiye, AKP’nin on bir yıla yaklaşan iktidarları döneminde, henüz, hâlâ bu sorunu çözememiştir. Çünkü, gördüğümüz kadarıyla Hükûmetin bir eğitim politikası bulunmamaktadır değerli milletvekilleri. Değişen her bakan kendini bu konuda dâhi zannedip kendi ve yanındaki ekibinin görüşüne dayanarak, sürekli, eğitimde sistemi değiştirmeye, kadroları değiştirmeye çalışmıştır. Birinin yaptığını diğeri bozduğundan, bir türlü, eğitim Türkiye’de beklenen seviyeye maalesef gelememiştir.

Sayın Bakan eğitimin içinden gelen ilk bakanlardan biri. Millî eğitim adına ümitvarım bu bakımdan. Umarım, dilerim, çevresini yine öncekiler gibi farklı bakanlıklardan uzmanlarla değil, eğitimle ilgili kadrolarla doldurarak, onların nezaretinde, bilimi kendine rehber edinerek bu konuyu çözer. Bu bir durum tespiti. Ülkede derslik ihtiyacımız had safhada, okul ihtiyacımız had safhada, getirilen 4+4+4 sistemi hâlâ, henüz yerine oturamamış çünkü bunun bir altyapısı çalışılmadan, ihtiyaçları değerlendirilmeden, öğretmen sayıları belirlenmeden, bomba gibi, eğitimin içerisine atılmış; 5 yaşındaki çocukların ortaöğretim çocuklarına göre yapılmış olan tuvaletlerde, onlarla aynı ortamları paylaşmak zorunda kaldığı bir sistem. Ama yine, biz kesintisiz eğitimi henüz oturtamamışken, böyle bir sisteme geçerek, ilkokulu dört yıla indirip artan öğretmenleri ne yapacağımızı şaşırıp bodrumlarda, depolarda onlara derslikler açarak mağduriyetlerini önlemeye çalışıyoruz. Ortaöğretimde öğretmen ihtiyaçları yine had safhada.

Değerli milletvekilleri, OECD ülkeleri baz alındığında ülkemizde öğretmen ihtiyacı çok fazladır. 2012 Eğitim Raporu’na göre, OECD ülkelerinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ortalama 15,9; ortaokulda 13,7; liselerde 13,8’dir. Bu ortalamalar baz alındığında, ülkemizde ilköğretimde 69.775, ortaöğretimde 109.781, liselerde 33.598 olmak üzere Türkiye’nin 213.154 öğretmene ihtiyacı vardır. Bu, kendimizi kalkınmış, onlarla denk gördüğümüz ülkelerin seviyeleri baz alındığında ortaya çıkan sayıdır ancak Bakanlığımız “Benim ihtiyacım 128 bindir.” diyerek deklare etmiştir yani bunu yarı yarıya bir sayı vermiştir. Ancak, Bakanlığa verilen kadro ise maalesef 37.706’dır. Bakanlık diyor ki: “Benim ihtiyacım 128 bin öğretmen.” Hükûmetin Millî Eğitim Bakanlığına vermiş olduğu kadro 37 bin.

Hükümetleriniz döneminde –işte, on bir yıla yaklaşıyor- sizin sisteminiz içerisinde, sizin mantar gibi açmış olduğunuz ve açılışı en kolay olan eğitim fakültelerinden yaklaşık her yıl 40-50 bin öğrenci mezun olmaktadır. Şu an mevcut 350 bin öğretmen ve toplumda, Anadolu’da “Oğlum kısa yoldan, kızım kısa yoldan öğretmen olsun.” diye eğitim fakültelerini bitirmiş ancak atanamayan bu yılki mezunlarla sayıları 400 bini bulan öğretmen var. Bu çocuklar ayakkabıcılık yapamaz, sanayide çalışamaz, bu çocuklar çaycılık yapamaz, bunlar öğretmen olmuş. Eğitim üzerine eğitim almış, eğitmeye kendini odaklamış, öğretmenlik hayaliyle gençliğini geçirmiş ancak okulunu bitirdikten sonra Bakanlığın “Biz, herkesi öğretmen yapmak zorunda değiliz.” diye ifade ettiği, karşılık bulduğu bir gençlik var karşımızda. Bunların bir kısmı -basından okuyoruz- bunalıma girmiş, bazıları intihar ediyor. Bu, büyük bir sorun. Hükûmet, belediyelerde bazı kadroları devlet kadrosuna alıyor. Hükûmet, eğitim içerisinde, teknik öğretimde bilhassa, öğretmenlere kurs verdirerek teknoloji sınıflarında, ayda 800 lira fark vererek onlardan sistemin içerisinde faydalanmaya çalışıyor ama mevcut, bunun eğitimini almış çocuklar dışarıda duruyor. 60 bin ücretli öğretmenle eğitimi yürütüyoruz. Bu 60 bin ücretli öğretmen, daha doğrusu ülkemizin öğretmen ihtiyacı hangi bölgelerde biliyor musunuz? Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde. Oralarda, ücretli öğretmenler neye göre atanıyor biliyor musunuz? Sayın Bakanın da bildiğini sanmıyorum. Oralarda, terör örgütünün tavsiyesiyle öğretmenler, üniversiteyi bitirmiş kişiler sınıflara girdiriliyor. Peki, bunlar denetleniyor mu? Hayır, denetlenmiyor. Öldürülen terörist cenazelerinde okul kapatılıyor, bütün okulun öğrencileri oraya götürülüyor. Bakanlığa bildirdiğim hâlde, okul olarak adını ifade ettiğim hâlde, üzerine gidilmeyip herhangi bir işlem yapılmamış durumdadır. Sınıflarda terör örgütünün marşlarını söyleten bu ücretli öğretmenlerin devletin, bakanlığın eğitime hâkim olabilmesi, eğitimde adaleti, fırsat eşitliğini sağlayabilmesi; orada bilim öğrenmesi gereken çocuğa ideolojik, ırkçılık, farklı bölücülük öğreten insanların mutlak surette önünün kesilmesi adına atama bekleyen bu binlerce öğretmene Bakanlığın yeni bir şans tanıması, bu sorunu gidermesi, bu sorunu çözmesi gerekiyor.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Avni Erdemir, Amasya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubunun atanamayan öğretmenlerin yaşadığı sorunların ve çalışan öğretmenlerin sorunlarının araştırılması talebiyle vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, siz değerli arkadaşlarımı ve öğretmenlerimizi saygıyla selamlıyorum.

Grup önerisinde iki ana konu ele alınıyor: Bunlardan birisi atanamayan öğretmenler konusu, bir diğeri de çalışan öğretmenlerin sorunları. Önce, atanamayan öğretmenler konusuna değinmek istiyorum çünkü biz üniversite eğitimi konusuna daha geniş bir çerçeveden yaklaşmak istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, üniversiteler bilginin üretildiği, öğretildiği, toplumla paylaşıldığı bilim merkezleri. Üniversitelerde “Bir kamu kurumunda nasıl istihdam edilebilirim?”in ötesinde, ülkesi ve kendisi için büyük hayal ve heyecanları olan gençler yetiştirmek durumundayız. Mücadelemiz de aslında bunun için bizim. Bakın, üniversitelileşme oranımız 2002’de yüzde 14 iken, bugün yüzde 35’lere ulaştı. Yeter mi? Elbette yetmez. Zira, bizim ulaştığımız bu rakamlara Avrupa 1990’lı yılların başında ulaştı. Eğitim sosyologları düşük oranlı üniversite eğitimini “seçkinci eğitim” olarak adlandırıyor ve tüm dünyada artık, üniversite eğitiminde “kitle eğitimi”nden yana bir tavır sergileniyor. Biz, “seçkinci eğitimi” değil, “kitle eğitimi”ni savunuyoruz AK PARTİ olarak.

Değerli arkadaşlar, bakın, Japonya ve Güney Kore bugün çağ nüfusunun yüzde 100’ünü üniversite mezunu yapmayı hedef olarak seçmiş. Biz, Avrupa’nın 90’lı yılların başında ulaştığı hedefe yeni ulaşmışken eğer dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek istiyorsak, büyük devlet, güçlü toplum oluşturmak istiyorsak bizim de üniversitelileşme oranını hızla yükseltmemiz gerekiyor. Kamuda istihdam edilecek kadar üniversite mezunu yetiştirmeyi eğer hedef olarak seçersek, korkarım, bu kutlu yarışta çok gerilerde kalırız.

Değerli arkadaşlarım, eğitim mücadelemizi üniversite mezunlarının kamuda istihdamı içine hapsedersek, sadece mezunların kamuda istihdamıyla ilişkisini kurarak yorumlarsak yanlış bir tartışma yürütmüş oluruz. Korkarım ki üniversite mezunlarının sadece kamuda istihdamıyla bağ kurarak yapılan bir tartışma ülkemizi uluslararası rekabette geriye götürür çünkü tüm dünya, rekabet gücünü üniversite mezunu olmuş insanlar arasından seçerek geliştirirken biz, lise mezunları arasından seçerek bu yarışı devam ettirmeye çalışırız ki başarılı olma şansımız yoktur değerli arkadaşlar.

Evet, ülkemize, kendimize de haksızlık etmeyelim. Dünyayla, gelişmiş Avrupa ülkeleriyle mukayese ettiğimizde üniversite mezunlarının istihdam edilme oranlarının Avrupa’nın önünde olduğunu görüyoruz. Avrupa’da ve gelişmiş ülkelerde üniversite mezunlarının istihdam edilme oranları ortalaması yüzde 69’lar seviyesinde iken ülkemizde bu yüzde 71’ler seviyesindedir.

Değerli arkadaşlar, daha önce de defalarca ifade ettim. Elbette atanamayan her öğretmen adayı, iş bulamayan her genç bizim, hepimizin yüreğini dağlıyor. İşsizliğin toplumda ne yaralar açabileceğini, atanamamış bir öğretmen adayının gönlünde hangi fırtınaların estiğini, hangi dramları yaşadıklarını elbette biliyoruz. AK PARTİ iktidarı olarak, on yıldır bizim mücadelemiz de işte asıl tam bunun içindir. Gece gündüz bunun için çalışıyoruz. “Üretim, kalite, ihracat” diye bunun için didiniyoruz. Biliyoruz ki ülkemizi kalkındırmadan, büyütmeden bu sorunları çözmemiz asla mümkün değildir. Keşke, sihirli bir formül olsa da hemen bu sorunları kökünden çözüversek.

Değerli arkadaşlarım, bu konunun tekrar tekrar yüce Meclisin gündemine getirilmesinden şahsım adına çok üzüntü duyduğumu daha önce de ifade etmiştim. Elbette, muhalefetin istediği konuyu Meclisin gündemine getirme hakkı vardır, buna saygı duyuyoruz. Ancak, bu gençler bizim gençlerimiz. Bunlar bizim evlatlarımız. Bunların içinde bulundukları zorluklar elbette önemli. Bunların içinde esen fırtınalar elbette önemli. Ancak, çözüme katkı sunmayacak söylemler, onların duygularının istismarı, iktidar ve muhalefetin birbirini yıpratmada siyasi bir malzeme olarak kullanılması, inanın, en çok bu gençlere haksızlık diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, biz, hiçbir zaman siyasi popülizm yapmadık, gençlerimizin duygularını asla istismar etmedik. Yapabileceklerimize söz verdik, eğitim camiamızın ihtiyaçlarıyla ülkemizin gerçeklerini hep yan yana getirdik, yapılabileceklerini yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerin arz-talep dengesini dikkate alarak öğrenci alımı planlaması yapması gerektiğine gönülden inanıyorum. Bakanlığımız YÖK’le bu konuda gerekli çalışmaları yapmış, ülkemizin ihtiyaçlarına uygun planlama yapılmıştır. Öğretmen İstihdam Projeksiyonları, Stratejileri ve Sistemlerin Geliştirilmesi Projesi başlatılmıştır.

Değerli arkadaşlar, bakın, 2002’den günümüze 357 bin öğretmen atandı. Bu, şu anda çalışan öğretmenlerimizin yarısından fazlası anlamına geliyor. Evet, 2012’de cumhuriyet tarihinin en fazla öğretmenini atadık ki toplam 57 bin öğretmen.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ iktidarında 357 bin öğretmen atanacak, kendi dönemlerinizdeki durum hiç söylenmeyecek, bütün atanamayan öğretmenlerin hesabı AK PARTİ iktidarından sorulacak! Gelin arkadaşlar, biraz gerçekçi olalım. 2002’de devrettiğiniz Türkiye'de atanamayan öğretmen ve atanamayan öğretmen sorunu yok muydu? Elbette o gün de vardı bu sorunlar. Eğer konuya böyle yaklaşırsak, bugün atanamayan hukukçuları ne yapacağız, atanamayan iktisatçıları ne yapacağız, atanamayan jeologları, arkeologları ne yapacağız?

İhtiyaca uygun bir planlamaya “evet” ancak, gelin, deyin ki “Biz iktidar olursak üniversite mezunu herkesi kamuda istihdam edebileceğiz.” Bunu demek, bana göre hiçbir siyasi parti için mümkün değildir değerli arkadaşlar. Biz hep dedik “Ne aldanan olacağız ne de aldatan olacağız.” Biz biliyoruz ki dünyanın hiçbir ülkesinde üniversiteyi bitiren herkes kamuda istihdam edilmiyor. Hatta, bugün biz, dünyada kamuda en fazla personel istihdam eden ülkelerden biriyiz. Bugün, dünyanın en büyük ekonomisi olarak kabul edilen Amerika’da bile işsizlik yüzde 8’ler civarında.

Yapmamız gerekeni hep söylüyoruz: Büyümek, gelişmek. Bizim 2023 vizyonunda ortaya koyduğumuz, 500 milyar dolar ihracat, dünyanın en büyük 10 ekonomisi hedefine ulaşmaktır çözüm. Bunu başarırsak ne atanamayan öğretmen ne atanamayan diğer  meslek sahiplerinden söz edeceğiz, sorunlar kendiliğinden çözülecek inşallah. Hükûmet olarak, bugün yaptığımız da gençlerimize gerçekleri söylemek, milletimizle birlikte bu ülkeyi kalkındırmak ve işsizliği azaltmaktır. Bunu, biz, milletimizle inşallah birlikte başaracağız.

Gerçekte, 2002’de Başbakanımızın atanamayan öğretmenler konusunu meydanlarda işlediğini biliyoruz. Demek ki meydanlarda işlediğine göre, devredilen Türkiye'de de en önemli meselelerden birisi atanamayan öğretmenler meselesiydi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – On bir yıl oldu, on bir yıl.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – Bunu, evet, gerekçenizde de açık açık ifade ediyorsunuz. Evet, Başbakanımız meydanlarda bunu söylemiş ve on bir yıllık iktidarımızda gereğini de yapmış, 357 bin öğretmen yani bugün çalışan 700 bin öğretmenin yarısından fazlası AK PARTİ iktidarında atanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, tabii, öğretmenlerimizin problemleri var. Yaptığı işin kıymetini ölçebilecek hiçbir değer yok öğretmenlerimizin. Onlara hangi maddi  imkânları sunarsak az ancak diğer ücretlerde olduğu gibi, hiçbir kimse, ama hiçbir kimse öğretmenin alım gücünün devraldığımız Türkiye’den daha kötü olduğunu söyleyemez. “Yeter mi?” diyorsanız, yetmez diyoruz. Öğretmenlerimizin meseleleri mutlaka çözülmeli; sorunlarının çözülmesi, inşallah bu da AK PARTİ iktidarına nasip olacak diyorum.

Meclisi, yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği atanamayan öğretmenlerle ilgili araştırma önergesinin lehinde söz almış bulunuyorum ve bir kez daha Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce, AKP’li arkadaşımız “Sürekli, muhalefet olarak bu konuları gündeme getirerek, burada bunları konuşarak aslında gündemi saptırıyorsunuz.” diyor. Asıl gündem oysa bu sorunları görüşmek, esas çileli vatandaşların sorunlarını bu ülkede konuşmaktır. Aslında, Türkiye’nin derdi budur. Bu ülkede dört senedir ataması yapılmayan binlerce çaresiz, genç öğretmen adayı var. KPSS sınavının yapılacağı gün herhangi bir okula giderseniz, oradaki gençlerin ağzından dinleyebilirsiniz. Üstelik 80, 85, 90 puan ile atanamayan gençlere tanık olabilirsiniz. Öğretmenlere verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Binbir güçlükle okuyan, idealleri için çabalayan öğretmen adayları -atama vesilesiyle- yıllarca mücadele etti, bugün hâlâ sokaklarda. Bir de “Neden insanlar sokaklara çıkıyor?” diye soruyorsunuz. İşte, nedenleri ortada değerli arkadaşlar. Öğretmenler, emekliler, işsizler, işçiler, memurlar, kime dokunsanız dert kusuyor. Nasıl bu insanlar isyan etmesin, soruyorum değerli arkadaşlar. Gezi Parkı olaylarının üç beş ağaçtan ibaret olmadığını görün işte. Sebepler ortada, mesele üç beş ağacın çok üstündedir değerli arkadaşlar. Bir öğretmen taksicilik yaparsa, bir öğretmen hamallık yaparsa o ülkede nasıl eğitim bekleyeceksiniz, nasıl geleceğimizden umutlu olmayı bekleyeceksiniz?

Bakanlık atamalar için sayı açıkladı. Yine, binlerce öğretmen adayı dışarıda kalacak. Okullarda öğretmene ihtiyaç var mı? Yok. Neden? “Kadroların sayısı sınırlı, ihtiyaç bu kadar.” diyecekler. O zaman da soruyorum: Neden Mamak’ta, Sincan’da, İstanbul’un neredeyse her semtinde, ülkenin her yerinde ücretli öğretmenler çalıştırılıyor? Çünkü, bütçede eğitime pay ayrılmıyor, öğretmenlere maaş vermek yerine “ücretli öğretmen” adı altında tüm hakları, emekleri sömürülüyor. Asgari ücretle yüzlerce saat derse giriyor bu öğretmenler. Bir okulda kadrolu öğretmenden çok ücretli öğretmen varsa o okulda öğretmene de ihtiyaç var demektir. Bu, adaletsizliğin en büyük örneğidir değerli arkadaşlar. Ücretli öğretmenlik bir sömürü aracıdır. Bu sömürü düzeninden acilen vazgeçip öğretmenlere hak ettikleri kadrolar verilmelidir.

Kanayan yaralardan biri de emeklilikte yaşa takılma konusudur. Değerli arkadaşlarım, bu konu çok önemli. Emeklilikte yaşa takılanlar konusu uzun bir süredir gündemde. 1999 yılından önce sigortalı olup sonradan çıkan yasayla emeklilikleri yaş yüzünden ertelenen yaklaşık 5 milyon yurttaşın talepleri Hükûmet tarafından karşılanmıyor. Çalışma Bakanı Faruk Çelik bu konuda çalışmalar başladığını duyursa da Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise böyle bir yükü Türkiye bütçesinin kaldıramayacağını öne sürüyor. Hükûmet her şeyin muhasebesini yapıyor, bir tek vicdan muhasebesini yapamıyor değerli arkadaşlar. Binlerce, milyonlarca insanın kazanmış olduğu hak bir türlü verilemiyor. Her konuda sermaye lehine olmazları oldurarak düzenleme yapan Hükûmet, iş ezilene, yoksula, asıl mağdur olana gelince elinden nedense hiçbir şey gelmiyor. Sayıları milyonlarla ifade edilen bu insanlar devlet tarafından mağdur edildiklerini söyleyerek bunun giderilmesini istiyor. Son dönemde sokağa çıktılar, olmadı; sosyal medya üzerinden örgütlendiler, seslerini duymadınız; miting yaptılar, Başbakana mektup yazdılar, yine olmadı. Şimdi ise değerli arkadaşlar, çok vahim bir tabloyla karşı karşıyayız; açık grevine başladılar, yine ses yok.

Basında sık sık yer alan bu konuda ciddi bir bilgi kirliliği yaşanıyor. Bir bakan o bakana, bir bakan bu bakana mikrofonu uzatıyor. Bakanlara yaşa takılanlar sorulduğunda bakıyoruz, mecburi cevabında bile “Hükûmet çalışma başlattı.” diye aktarıyor, sonra da bakan bunları yalanlıyor. Oysa bakıyorsunuz, ortada hiçbir şey yok. Bu insanlarla dalga geçmeyi, umutlandırıp sonra da o umutları yerle yeksan etmeyi bıraksın artık sayın bakan. Ülkemizde yaşam ortalamasını düşündüğümüzde, bu insanların talepleri mezarda mı karşılanacak? Yapılması gereken, onca yurttaşı mağdur etmeyecek bir formülün bir an önce bulunması ve insanların artık rahat bir nefes almasını sağlamaktır. Göz göre göre, onca insanın yaşadığı bu mağduriyeti deve kuşu gibi kafamızı toprağa gömerek çözemeyiz. Partinizin adındaki “adalet” kavramını bir kere olsun anlamına uygun olarak kullanabileceğiniz bir karara artık imza atın. Yoksa “adalet” kavramını -bir an önce- kaldırdığınızı bu emekli vatandaşlara izah edin, anlatın. Çünkü, emeklilikte yaşa takılanların yaşadığı haksızlık bu anlamda önemli bir noktaya gelmiştir. Eğer atanamayan öğretmenler intihar noktasına gelmişse, eğer emeklilikte yaşa takılanlar intihar noktasına gelmiş ve ölüm oruçlarına başlamışsa Hükûmet bu süreci onarmalı. Bir kez daha Hükûmete buradan sesleniyorum ve diyorum ki: Bu emekliler konusunu bir daha buraya getirmemek adına, bu süreci aşın. Yaşa takılan emekliler sorununu çözmezseniz, onlar bu sürece ilişkin daha etkin mücadeleyi elbette verecekler ama önemli olan, ille sokağa mı çıksınlar, ille ölüm orucuna mı yatsınlar, ille intihara mı teşebbüs etsinler? Öldükten sonra mı bunlar sorgulanacak? Bugün bunun çaresini bulmak hepimizin görevi.

Değerli arkadaşlarım, “atanamayan öğretmenler” diye tanımlıyoruz, aslında “atanamayan” değil, “ataması yapılmayan öğretmenler” olarak bakmamız lazım. Çünkü, devlet birçok yere kaynak aktarıyor, birçok yere para buluyor, birçok yerde bu anlamda birçok alana yatırım yapıyor, insana yatırım yapmıyor. Bu ülkenin gerçekten eğitimini yapmış insanları aç, sefil. Bu insanların büyük bir bölümü, yaşa takılan emekliler pazarda, pazar toplandıktan sonra oradaki kalanları çöp kutularından alma durumunda kalmışsa bu ülkede insanlara bakışınızın somut göstergesi budur değerli arkadaşlar. Bunu gidermek bu Hükûmetin görevi, sizlerin görevi, Parlamentonun görevi. “Bunları sürekli gündeme getiriyorsunuz.” demek yerine, bu konuda gereğini yapmak hepinizin görevi. Yoksa getirmeyelim, bir araştırma… Bunları güzel bir araştıralım. “Gerçekten nedir bu sorun?” diye soruna kilitlenme yerine “Niye bu sorunları buraya getiriyorsunuz?” diye eleştiri yapmak en büyük haksızlıktır, en büyük kaçamak uygulamadır. Bu kaçamaklar yerine köklü çözümler üretmek bu Meclisin görevidir.

Bu duygularla önergenin lehinde olduğumuzu bir kez daha ifade ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Kemalettin Aydın, Gümüşhane Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi konulu Meclis araştırmasıyla ilgili verilen önergenin aleyhinde söz aldım.

Bir öğretmen çocuğu ve ailesinde 5 öğretmen olan ve aynı zamanda da öğretim üyesi olan bir kişi olarak öğretmenlere verilecek hakların aleyhinde söz almam mümkün değildir ama verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin gerekliliği üzerinde görüşlerimi belirterek, bu araştırmanın aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Hepimizin bu günlere gelmesinde, evlatlarımızın yarınlara ulaşmasında, onların evlatlarının gelecek yüzyıllarda Türkiye’yi kalkınmış, gelişmiş ve Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, muasır medeniyetlerin üzerine taşıması için, öğretmenlerin emeklerine saygımız sonsuzdur ve geleceğimizin bütün şekillenmesi ve yapılanması öğretmenlerimizin çocuklarımıza verecekleri eğitim bilgisi ve o hamurun yoğrulmasıyla mümkündür.

Bu doğrultuda, iktidara geldiğimizden beri, öğretmenlerimizin tüm özlük hakları, çalışma şartları ve öğretmenlerimize… Evden göndereceğimiz çocukların imkânları söz konusu değilse şartlı nakil ile -anneye verilen ekonomik katkıdan- ilk etapta ulaşamayan öğrencilerin yatılı bölge okullarına, daha sonra ilköğretim ve ortaokul, daha sonra da tüm illerimizdeki üniversitelere kadar Türkiye’nin geleceğinin eğitimle olacağını bilen bir siyasi iktidar olarak, her türlü hizmeti vermekle yükümlü hissediyoruz ve 2003’ten beri de birçok değişiklik hem ekonomik olarak hem de sosyal şartlarda yerine getirilmiştir.

Neden bu Meclis araştırmasının aleyhinde söz aldım? Çünkü, on yıllık sürece baktığımızda, Türkiye’nin kamburu olan 4+4+4 eğitimine geçilmiş olması, dünyanın birçok ülkesinde onlarca yıldır uygulanan on iki yıllık eğitimin zorunlu hâle getirilmesi, imam-hatip sorununun çözülmesi, liselerin zorunlu hâle getirilmesi, okul katkı puanlarının ve katsayı farkının giderilmesi, Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatını anlatan ve bunun yanında birçok seçmeli dersin öğrencilere sunulması eğitimdeki yeniliklerin başlıcalarıdır.

Tabii ki ben, burada, yüzlerce yapılan okul, bina ve fiziki şartların yenilenmesi, akıllı tahta gibi, öğretmen sorunlarının tartışıldığı bir yerde ekonomiyle çözülmüş olan sorunlardan bahsetmeyeceğim. Bu sorunların çözülmüş olduğunu, sadece Anadolu’nun doksan yıldır ihmal edilmiş bir şehrinden örnek vererek sizlerle paylaşabilirim. Bundan beş yıl önceye kadar, Türkiye’de üniversite kazanma sıralamasında 70’inci sırada olan Gümüşhane’mizde, bugün ilköğretimde sınıf başına düşen öğrenci sayısı 19, öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 21’dir ve birçok çocuğumuz da son beş yıldır üniversiteyi kazanmada Türkiye’de ilk 10’da yer almaktadır. Yani öğretmenlerimizin sorunları mutlaka varken Anadolu’da yaşayan evlatların ve o ailelerin de sorunları vardı. Elbette ki sorunlar sırayla çözülürken ailelerle, eğitimin altyapısının sorunları çözülmüştür.

Yine, hepimiz evlat okuttuk. Bundan sekiz sene önce, kırtasiyecilerde kuyruğa yazılırdık; “Matematik, Türkçe, sosyal kitapları gelirse benim için kenara ayır.” diye ama bugün ilköğretime başlayan çocuğumuz masasında kitabını, yakın zamanda da iPad’ini ya da tablet bilgisayarını bulacaktır.

Bütçeden bahsetmeye gerek yok çünkü öğretmen sorunlarını tartışacağımız bir yerde, yüzde 536 artan bir bütçeyle 1’inci sıraya çıkan eğitimi herhâlde bütün Türkiye biliyor. Yine, bütçeden aldığı pay da yüzde 7,6’dan yüzde 11’e çıkan bir Millî Eğitimin, Türkiye için, AK PARTİ iktidarları için nasıl önemli olduğunu bütün aileler biliyor.

Bunun yanında, özellikle adaletli ve fırsat eşitliğinin sağlandığı bir eğitimde öğretmenlerimizin de çok büyük katkısı olduğunu biliyor ve kız çocuklarıyla erkek çocukları arasında okullaşmada bundan on yıl önce yüzde 10 fark varken, bugün yüzde 98,76 ve 86’yla eşit düzeye getirildiğini de gururla söyleyebiliyoruz.

Başka birçok neden söylenebilir ama şunu unutmayalım ki 750 bin çalışan öğretmenin yüzde 50’den fazlası bizim iktidarımız döneminde ve Sayın Başbakanımızın söz verdiği ölçüde alınmıştır. Şu anda, Millî Eğitim Bakanlığımız 128 bin civarında öğretmen açığı belirlemektedir ve bu hızla giderse en kısa zamanda öğretmen açığı tamamlanacaktır.

Biz, AK PARTİ iktidarları olarak, ülkenin geleceğini gençliğe emanet edeceğimizin bilinci ile gençliğin çağdaş, modern, bilgi seviyesi yüksek, yeni yüzyılın bilgi teknolojilerinden yararlanan iyi yetişmiş öğretmenlerden alacakları bir eğitimle Türkiye'yi iyi yerlere götüreceklerine inanıyoruz. Öğretmenlerimiz ne hak ederse, ne hak ettiğini düşünüyorsak ve karşılıklı anlaşıyorsak bunların hepsini ülkenin bütçesi elverdiği ölçüde onlara teslim edeceğimiz bilinciyle, Meclisin çalışma temposu içerisinde ve Millî Eğitim Bakanlığımızın ve Hükûmetimizin -programlarından- tüm sorunları bilen ve çözen bir Hükûmet olması dolayısıyla, bu kısa süre içerisinde araştırma önergesinin açılmasını doğru bulmadığımı, uygun bulmadığımı, aleyhinde olduğumu belirtir, hepinize saygı ve hürmetlerimi sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istediniz, yerine getireceğim.

Sayın Bulut, söz talebiniz var, ne için?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Efendim, konuşmacı benim söylediklerimi…

BAŞKAN – Ayakta izah eder misiniz lütfen Sayın Milletvekilim, yüksek sesle.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Efendim, konuşmacı benim ifadelerimi çarpıtarak ifade etti, ona bir açıklık getirmek istiyorum oturduğum yerden.

BAŞKAN – Ne söyledi, neyi çarpıttı?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Yani, atanamayan öğretmen sorununun mümkün olmadığını, ifadelerimin doğru olmadığını ifade etti.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden talep ediyorsunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“PISA” denilen uluslararası yarışmada, rekabette aldığımız sonucu yüce Meclise ifade etmek istiyorum. PISA sonuçlarına göre, yapılan testlerde, dünyada en başarılı 5 ülke Finlandiya, Güney Kore, Hollanda, Japonya ve Kanada’dır. Buna göre en başarısız 5 ülke ise Portekiz, İtalya, Yunanistan, Türkiye ve Meksika’dır. Ülkemiz, bu sonuçlara göre, OECD ülkeleri içerisinde sadece Meksika’yı geçmiştir. İşte, öğretmen eksiğiyle, ücretli öğretmenlerle, çarpık çurpuk eğitim sistemiyle eğitimin uluslararası rekabetteki seviyesi budur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşları tarafından ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/81); Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve arkadaşları tarafından öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/322); Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşları tarafından 3/5/2012 tarih 4776 sayı ile öğretmenlerin hayat standartlarında yaşanan olumsuz değişimin sebeplerinin ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşları tarafından 14/1/2013 tarih 8398 sayı ile atanamayan öğretmenler ve eğitimin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve arkadaşları tarafından 10/5/2013 tarih 12953 sayı ile bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenlerinin sorunları ile bilişim ve yazılım dersinin müfredata konulması konularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 27 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve arkadaşları tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükûmetinin Gezi Parkı eylemleri sırasında söylem ve yaklaşımlarında dinî sembolleri kendi politikalarına uydurmaya çalışarak dini istismar etmelerinin araştırılması amacıyla 11/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 27 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                        27/6/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 27/6/2013 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                     Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                  İstanbul

                                                                                                         Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve arkadaşları tarafından, 11/6/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükûmetinin “Gezi Parkı” eylemleri sırasında, söylem ve yaklaşımlarında dinî sembolleri kendi politikalarına uydurmaya çalışarak dini istismar etmelerinin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (958 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 27/6/2013 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin, aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun araştırma önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gezi Parkı eylemleri, kula kulluğa karşı duruştur; kul hakkı, yetim hakkı yiyenlere karşı bir direniştir. Halk “Artık yeter gari, biz de insanız, bizim de haklarımız var; esir değiliz, köle değiliz.” diyor.

Gezi Parkı eylemcilerinin Miraç Kandili’nde camilerden çıkan cemaate saldıracakları söylendi, yazıldı ancak Gezi Parkı’nda Miraç Kandili’nde kandil simitleri dağıtıldı, polislere ikram edildi, Kur'an okundu, namaz kılındı, dua edildi, ezan okunurken herkes sustu, topluca cuma namazı kılındı, namaz kılanların huzuru için el ele tutuşup duvar örenler oldu, başörtülü eylemcilerle birlikte hareket edildi, başörtülüler saygı ve hürmet gördü.

Tüm bunları kıskananlar, din, iman ayrışması tuzaklarının tutmayacağını görünce küplere binenler, bu temiz ve yürekli gençlere ateş püskürdü. Halkı, eylemciler üzerine kışkırtıp galeyana getirmek için pervasızca akıl almaz karalamalar, suçlamalar yapıldı. Sağduyulu birkaç televizyon, camilere can havliyle sığınan, orada tedavi olan mağdur ve mazlum gençlerin o çaresizliklerini ekranlardan göstermeselerdi, aziz milletimiz gerçekleri görmeseydi, belki de Başbakana inanıp telafisi mümkün olmayan toplumsal olaylar ve kaos yaşanabilirdi. Yüce Allah, ülkemizi, tahriklere kapılmayan halkımızın hoşgörüsüyle büyük bir olası felaketten korudu. Polisin tazyikli suyundan, biber gazından, copundan, tekmesinden kurtulmak için can havliyle camiye sığınan gençlere kin ve intikam tamtamları çalındı.

Ben 1999-2002 yıllarında Beyoğlu Müftüsü olarak Dolmabahçe Camii’nin hünkâr mahfilinde bulunan Beyoğlu Müftülüğündeydim. Dolmabahçe Camii’nde vaazlar verdim, orayı çok iyi biliyorum. Orası meskûn mahal değildir. Civardaki Dolmabahçe Sarayı’na sığınmalarına zaten müsaade edilmiyor. Orada camiden başka bir mekân yok ki sığınsınlar. Şayet caminin yerinde kilise olsaydı kiliseye girerlerdi, havra olsaydı havraya girerlerdi. Orada camiden başka seçenek yoktu ki camiye girmesinler. Camiye sığınmaktan başka çaresi olmayanlara, canlarını kurtarmak için camiye sığınanlara “Camiye niye geldiniz?” dercesine tavır almak için Allah korkusu ve insan sevgisi olmaması gerekir. Allah’ın evlerine Allah’ın kullarının sığınmasından daha doğal ne olabilir? Camilere sığınan eylemcilerin gözlerine sürdükleri sirkelerin petlerini “içki” diye göstermek dine, imana sığar mı? Adana’da Amerikan askerlerinin camiyi tahrip edip Kur’an’ı parçalamasına gıkı çıkmayanlar, camiye sığınan temiz vatan evladına kin kusuyor. Başbakanın sağ salim evlerine dönmeleri için dua ettiği Amerikan askerleri Irak’ta camileri tahrip ederken, yakıp yıkarken ayakkabılarını mı çıkardılar, zemzem suyu mu içtiler? Irak’ta camileri bombalamaktan dolayı idamla yargılanan Tarık Haşimi Türkiye’de neden krallar gibi ağırlanıyor? Fatih’te bir camide imamı bir kişi öldürdü, bu katili de cemaat hep birlikte camide öldürdüğünde hiç ses çıktı mı? Öte yandan, camilerde yapılan siyasi propagandaya, riyaya, gösterişe, hırsızlığa, yolsuzluğa ses çıkaran var mı?

Elbette camide içki içene insan denilemez ancak içilmediği hâlde “İçildi.” demek de ne Müslümanlığa ne de insanlığa sığar. Şayet Dolmabahçe Camii’nde içki içilmiş olsaydı, Tayyip Erdoğan bu görüntüleri miting meydanlarında dev ekranlardan gösterir, malum kimi medya da reklam arası vermeden her gün yirmi dört saat yayınlardı.

Başbakan, 11 Haziran 2013’te partisinin grup toplantısında “Ayakkabılarla Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’ne gireceksin, orada içeceksin, bu ülkenin dinî mabetlerine karşı bu saygısızlığı yapacaksın. Ne adına? Çevre adına. Caminin müezzinini tehdit edeceksiniz, ondan sonra farklı şekilde konuşturacaksın: ‘Böyle bir şey olmadı.’ Ne olmadı? Bütün görüntüler elimizde, cuma günü arkadaşlarımıza bunları görüntüyle vereceğiz. Bunların hepsini milletim görecek, milletimize bunların hepsini sunacağız.” demişti. Cuma gününün üzerinden iki hafta geçti, hani nerede görüntüler? Hodri meydan, madem görüntüler elinizde neden göstermiyorsunuz? Gerçekte böyle bir şey yok mu, yoksa montajı mı devam ediyor? Boş ve yassılmış bira şişesini caminin dış penceresine kimler koydu? Camide kimler, hangi ahlaksızlıkları yapmışlardır? O hengâmede hem de camide hangi ahlaksızlık yapılmıştır, neden açıklamıyorsunuz? Böyle bir şey yoksa hangi ahlaksızlar, bu ahlaksızlığı ortaya atmışlardır?

Din görevlileri yalanla imanın bir arada olmayacağını iyi bilirler. Zorlansalar da yalan söylemezler. İmamıazam’ın yolunda olan imamlara saygı ve sevgi göstererek hakkı ve hakikati ayakta tutalım. İslam’da insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir.

Yüce Allah “Camiler, mescitler Allah’ındır.” buyuruyor. Camiler Başbakanın tekelinde değil, babasının tapulu malı da değil. Camiler 76 milyon insanımızın ortak, kutsal değerleridir. O destan yazan gençlerin her birinin o camiye girmeye Başbakan kadar hakları vardır. Onlar camide Allah’a ibadet edip avlusunda dış güçlere itaat etmezler. Sütçü İmam’ın kovduğu düşmanlarla iş birliği içinde olanlar kim? Büyük Orta Doğu Projesi Eş Başkanı olan kim? Yahudi Üstün Cesaret Ödülü alan kim?

Başbakan “Yanında bebeğiyle şiddete uğrayan başörtülü kadını görmüyor.” diyor. Sahi, bu olayı kimse görmüyor mu? Hiçbir kamera kaydı, hiçbir şahit yok mu? Yine, Kadıköy, Suadiye’de Kur’an kursu öğrencileriyle ilgili iddiaların hiçbir delili yok mu, yoksa hayaller gerçek gibi mi gösteriliyor?

Başbakan, yüce dinimizi kendi hâkimiyeti için baskı aracı olarak kullanıyor. “Onların milyonlarca ‘tweet’ine tek bir besmelemiz yeter.” diyor. Bu milletin bir parçası değil miyiz biz, biz Müslüman değil miyiz? Bizim besmelemiz yok mu? Yaptıklarınız karşısında zaten “lahavle vela kuvvete” diyoruz. Tuzaklarınızın üstünde Allah’ın tuzağının olduğunu siz de iyi biliniz. Oy uğruna Allah’ın ayetlerinin mitinglerde siyaset malzemesi yapılması, kendi saltanatları için alet edilmesi reva mıdır? Miting meydanlarında okunan ayetleri, Allah, 2013 yılında Tayyip Erdoğan’a göndermedi, bin dört yüz yıl önce Hazreti Muhammed’e gönderdi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Nasıl benzetme yapıyorsun?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Yüce Allah, dinimizi, Tayyip Erdoğan “Din, iman, cami, Kur'an” diyerek iktidar olsun, halkı ayrıştırsın, ötekileştirsin, baskı ve sindirme aracı yapsın diye göndermedi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Nasıl benzetme bu?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Halkı yönetmekte zorlandıkça “Allah, Peygamber” diyor. Her sorunu cami, Kur'an ile çözmeye çalışıyor. Başörtüsü hâlâ sürüp sürüp yediği kaymak olmaktan kurtulamadı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Adalet ve eşitliği sağlayamayınca “Eşitlik ancak musalla taşında olur.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Halk aç susuz, perişan ve çaresiz “Ya sabır.” çekerken, o “Ya Fettâh.” diyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Her sıkıştığında “din, iman” demek en kolay ve en basit taktiği oldu. Ülkeyi ne kadar zora sokarsa o kadar din, iman, cami, Kur'an’la paçayı kurtarmaya çalışıyor.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Geç yerine, geç!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Ne kadar bağırarak “din, iman” diyorsa biliyoruz ki o kadar zordadır.(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – İdarecilikteki zafiyeti ve eksikliği oranında manevi değerlerimizi istismar ediyor. AKP'li seçmenler bile aynı filmi seyretmekten sıkıldılar artık.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Geç yerine, geç!

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Bu milleti germeyin, kutuplaştırmayın, ayrıştırmayın, kin ve nefretten kaçının, Allah'tan korkun ve tövbe edin.(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bahçekapılı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, gördüğüm kadarıyla ve okuduğumuz kadarıyla Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi, AK PARTİ Hükûmetinin siyasette dini istismar etmesi, siyaseten AK PARTİ’nin dini istismar etmesi üzerine verilmiştir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Etmiyor musunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sizi ilgilendirmiyor. Size cevap vermiyorum, Başkanla konuşuyorum. Susun!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siz devam edin konuşmanıza.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın konuşmacı konuşmasının başından sonuna kadar dini siyasete alet etti, bu konuda Başbakanımıza da hakaret etti. Sataşmadan söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – İki dakika söz veriyorum Sayın Bahçekapılı, lütfen yeni sataşmaya mahal vermeyelim.

Buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Recep Özel konuşacak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gerçi Anayasa Mahkemesinin kararı var kapatılmayla ilgili Sayın Başkan. 2008 yılında AKP’nin bu konuda, dini istismar ettiğiyle ilgili Anayasa Mahkemesi kararı var.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Anayasa Mahkemesi zimmete para geçirdi diye karar verdi on altı yıl önce.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama hatip doğru söyledi, Anayasa Mahkemesinin kararı var.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce, burada CHP Grubu adına konuşan -eski müftü zannedersem- bir ara müftülük de yapmış olan zatımuhterem, konuşmasının başından sonuna kadar Sayın Başbakanımıza, Genel Başkanımıza, bir müftüye yakışmayacak şekilde ve müftülük göreviyle hiç bağdaşmayacak şekilde, din adamı kisvesiyle bağdaşmayacak şekilde hakareti burada milletin önünde paylaştı.

Bir kere, o kötü, kem söz sahibine aittir, bu sözlerin hepsini size iade ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hangi söz?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bir diğer konu: Camiye giren gençleri, ayakkabısıyla giren gençleri, orada içki içen gençleri “Temiz ve yürekli gençler olarak bir destan yazdılar.” diye burada söyleyebilmek var ya, bilemiyorum yani müftüye …

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Müezzini altı saat niye sorguya aldınız Recep Bey?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Neresinde… “O camide vaaz verdim.” diyorsun, vaaz verdiğin o mabedin kutsaliyetine aykırı konuştun Sayın Hocam burada.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Niye, işinize gelmediği için mi öyle diyorsun?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Siz, oradaki gençleri… Elbette ki cami hepimizin, ne bizim ne sizin, bütün Müslümanların ortak alanı, herkes buraya girebilir, bizim tekelimizde diye hiçbir şey de söylemiyoruz ama orası ibadet yeri.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sizin tekelinizde!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Oraya gelip adabımuaşeret dairesinde ibadetlerini herkes yapabilsin. Ama, oraya gelip içki içmek, oraya ayakkabıyla girmek, o mabede uyabilir mi ya, böyle bir şey olabilir mi?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yazıklar olsun!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi, şu eylemler sonucunda “Ey eylemciler, ey bu yürüyüşü, protestoyu dile getirenler; siz mesajı verdiniz, artık evlerinize çekilin. Biz sizin adınıza siyaset kurumu olarak gereğini Mecliste, siyaset platformunda yapacağız.” diyeceğinize,  demeniz gerekirken onu diyemiyorsunuz ya. Hâlâ daha o gençleri kışkırtıyorsunuz.

Dikmen Caddesi’nde yürüyen gençler diyor ki: “Müslüman uyuma, sarhoşuna sahip çık.” Herhâlde bütün sarhoşlara Sayın Özkes sen sahip çıkacaksın.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Böyle bir ifade olabilir mi ya? Siz “Ey gençler, yıkıp dökmeyin, kırmayın! Biz gerekli siyaset platformunda bunları yapacağız.” deseniz, bu erdemliği gösterebilseniz siz de kazanırsınız, ülke de kazanır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Başbakan diyor: “Yüzde 50’yi üzerinize salarım.” Ona niye engel olmuyorsunuz Recep Bey? Eli silahlı insanlar, sopalı insanlar saldırıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maraton başladı şimdi.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkes, buyurun.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, bir müftüye yakışmayan sözler söylemişim.

BAŞKAN – Ama siz müftü değilsiniz ki milletvekilisiniz.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ancak ben emekli bir müftüyüm efendim. Dolayısıyla, bana sataşmıştır, söz hakkı istiyorum efendim.

BAŞKAN – İki dakika, sataşma nedeniyle ama yeni sataşmaya mahal vermeyelim lütfen.

Buyurun.

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Isparta Milletvekili Recep Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hiç konuşma, boşuna konuşma.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Ben bir müftüye yakışan konuşma yaptım, dedim ki…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Size yakışanı yaptınız.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Dedim ki: “Hodri meydan!”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yazıklar olsun size!   

İHSAN ÖZKES (Devamla) -  Dedim ki: “Hodri meydan!”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yazıklar olsun size!

İHSAN ÖZKES (Devamla) – “Hodri meydan!” dedim, “Görüntüleri neden yayınlamıyorsunuz?” dedim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yazıklar olsun size!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Saygılı ol biraz Beyefendi, karşında bir milletvekili var senin!

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Dedim ki: Camide içki içen insan değildir ama içki içilmediği hâlde “İçildi.” diyen de insan değildir. (CHP ve AK PARTİ sıralarından karşılıklı laf atmalar)

Siz, orada içki içildiğini ispat edemiyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Niye edemiyoruz ki, resimler var. 

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Allah’tan korkun! Allah’tan korkun! İftira etmeyin! Müslüman iftira etmez.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ediyorsun.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Sizin içinizde hiç Allah korkusu yok mu ya? İçinizde Allah korkusu yok mu?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, sen de ediyorsun, sen de.

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Oraya can havliyle sığınmış,  kendisini oraya atmış gençlerden bahsediyoruz.

Amerikan askerleri ayakkabılarını mı çıkardılar Irak’taki camileri tahrip ederken, yakıp yıkarken? Neden bir şey söylemediniz o zaman?

RECEP ÖZEL (Isparta) – O da yanlış Hocam.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Niye bir şey söylemediniz? Niye?

RECEP ÖZEL (Isparta) – O da yanlış.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Onlara dua etti sizin Genel Başkanınız, onlara dua etti.

Allah’tan korkun! Utanın! Yüzünüz var mı be, yüzünüz var mı? Hangi yüzle konuşuyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen, temiz bir dille konuşalım.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Hangi yüzle konuşuyorsunuz?

Geliyorsunuz burada, böyle …

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, sende yüz mü var?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Kimde?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sende yüz mü var?

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Aynaya bak sen, aynaya. Allah korkusu yok sizde! (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Aynaya bak Hocam!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İçinde Allah korkusu olan, teröristleri savunmaz. DHKP-C’lileri savunur hâle geldiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve arkadaşları tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükûmetinin Gezi Parkı eylemleri sırasında söylem ve yaklaşımlarında dinî sembolleri kendi politikalarına uydurmaya çalışarak dini istismar etmelerinin araştırılması amacıyla 11/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 27 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Metin Külünk, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz aslında önümüze bakıyoruz. Türkiye, 2023’ü konuşan, 2071’i konuşabilen bir Türkiye hâline geldi. Bunu başaran AK PARTİ iktidarını, küresel ölçekte ilgiyle, dikkatle takip eden bir dünya denge sistemi ortaya çıktı.

Onun için, değerli arkadaşlarım, hüsnüniyetinizi muhafaza edin, bu kürsüden bu ülkenin liderine, bu hareketin, bu milletin bağrında büyüttüğü evladına hakaret etmeye kimsenin gücü yetmez, yetmeyecektir de. Onun için, bizim liderimiz bu ülkenin Başbakanının sevgisi ve hoşgörüsü, bu kürsüden ona hakaret edenlerin kininden ve öfkesinden daha yücedir, bunu herkes bilsin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, tekrar Gezi Parkı’nın arkasındaki hakikatleri konuşmak için bu kürsüdeyiz, CHP grup önerisinin de aleyhinde söz almanın bir vazife olduğu noktasında şüphesiz inancım var.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Kime karşı vazife?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Mayıs ayında ne oldu, şöyle bir bakın: 46 milyar dolarlık havaalanı ihalesi, Japonya’yla 22 milyar dolarlık nükleer enerji ihalesi, üçüncü boğaz köprüsü, borsada 93 binin üzerine çıkan endeks, Merkez Bankasının rezervleri 135 milyar dolar, gösterge faizi 63’ten geriledi 4,61’e, milletin kasasında kalan para 642 milyar dolar, ardından kredi notu yükseldi, IMF’e borç sıfırlandı; birileri küresel ölçekte rahatsız oldu. Niye mi rahatsız oldu? Çünkü, Türkiye, kendi iradesiyle ayakta durmayı başaran, finansal ve iktisadi noktada bağımsızlığını ilan eden bir Türkiye ortaya çıkardı AK PARTİ iktidarıyla.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – 600 milyar borçla!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Arkasından bir de baktık, masum gösterilerin arkasından bir ses yükseldi. Biz bu sesi Sevr’de iyi tanıyorduk, Sevr’de bu millete dayatılmak istenenin ne olduğunu biliyorduk. Meğer Sevr’in 2013 versiyonu da varmış. Bir de baktık, başbakan yardımcımızın karşısına çıkan grup dedi ki: “Efendim, ferman buyurdular, Boğaz köprüsü iptal, HES’ler iptal, nükleer santraller iptal, Kanal İstanbul iptal.” “Başka?” “Ferman buyurdular efendim, havaalanı iptal.” Biz bu aklı Sevr’de zaten tanıyorduk. Biz bitti zannediyorduk, meğer bu aklın 2013 versiyonu da varmış, bunun içeride de müttefikleri varmış meğer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama unuttukları bir şey var: Birinci Sevr’i Gazi Mustafa Kemal ayaklar altına almıştı, ikinci Sevr’i de bu ülkenin Başbakanı, lideri Recep Tayyip Erdoğan tarihin çöplüğüne fırlattı, attı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Başbakanınız bu kadar hakaret ederken neredeydiniz Atatürk’e?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Saldırının kaynağını bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Siz masumsunuz, sizin bu saldırının kaynağını anlamaya aklınız da yetmez, fikriniz de yetmez.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siz çok bilgilisiniz yani o kadar belli oluyor ki!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Saldırının kaynağını bir kere daha anlatayım size de hüsnüniyetinize inanarak belki tefekkür edersiniz.

GÜRKUT ACAR (İstanbul) – Nihayet Mustafa Kemalci mi oldunuz?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Saldırının kaynağını bir kez daha ifşa ediyoruz. Küresel finans oligarşisi, güneş batmayan imparatorluk hayalini bir türlü bırakmak istemeyen güçlerin istihbarat örgütleri…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kuzey Kürdistan meselesini bir söyler misiniz, ne diyorsunuz o konuda siz? Sevr’in asıl hortlatılması odur. Siz asıl görmeniz gerekenleri görün arkadaşlar.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …içeride başlayan masumane hareketleri, Gezi hareketini, küresel sermayenin, küresel finans oligarşisinin dış politika aparatı olan yasa dışı terör örgütlerinin eliyle bir istihbarat operasyonuna dönüştürmüştür. Siz de bu oyunun çok güzel figüranlığını yapmışsınız, tarih boyunca yaptığınız gibi. Biz bu oyunu 1960’da gördük, 1971’de gördük, 1980’de gördük, 1997’de gördük. Aynı oyun defalarca tekrarlandı. Ancak, bütün bu oyunu izleyen milletimiz bu kez oyunu fark etti ve “Tuzağa düşmeyeceğiz.” dedi ve bu oyundan geri durdu ve bu büyük oyunu, büyük feraseti, büyük basireti ile bozdu, tekrar tekrar dayatılmak istenen bu sahneleri tarihin çöplüğüne bıraktı.

Türk devleti 1071, 1453, 1923’te yaşadığı önemli, tarihî bir virajı idrak etmektedir. Artık hedef, muasır medeniyet değil, muasır medeniyetin seviyesini aşmaktır. Yeni bir düzen vardır artık. Yedi düvel bir araya gelse Allah’ın izniyle bu milletin yükselişinin önünde durmaya asla ve kata güçleri yetmeyecektir artık.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – BOP Eş Başkanı kim Sayın Vekil?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Çünkü bu millet kararını vermiştir, bu oyunu bozmuştur.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Emperyalizmle iş birliği yapan kim?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Yeni bir devlet hakkı vardır. Gezi operasyonu, Türkiye’ye diz çöktürmek isteyenlerin Sevr’i bir kez daha…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – BOP Eş Başkanı kim? Bundan onur duyan kim?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …hortlatmak için ortaya koydukları oyundan başka bir şey değildir. (AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar)

Değerli milletvekilleri, ekonomik dilencilikten, projeleri düşmanlarınca üretilmekten kurtulan bir Türkiye var. Siyasette tabi olmaktan, belirlenen olmaktan çıkan bir Türkiye var. Bakanlıklarının binasını yapabilmek için Bulgaristan’dan kireç ustası getiren Türkiye yok artık. Bugün insansız hava aracı üreten bir Türkiye var. Sizin, bu büyük yürüyüşün lideri Recep Tayyip Erdoğan’a bu milletin sahip çıkışını anlayabilmeniz için, önce aklınızı ve yüreğinizi temizlemeniz lazım. Bu milletimiz bu kez liderinin arkasında dimdik durmasını bilmiştir. Alparslan’a, Fatih’e, Mustafa Kemal’e yapılmak istenenin, yaşatılmak istenenin…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Mustafa Kemal’i anıyorsunuz artık ya! Hatırladınız ya!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …liderimize yapılmasına asla bu millet izin vermemiştir, vermeyecektir. Artık bu millet Gezi sürecini bakın nasıl geride bıraktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bir kez daha sizin eserleriniz ile bu milletin eserini paylaşacağım. Bak, Cumhuriyet Halk Partisi sıraları, bu sizin eseriniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Camiyi göster, camiyi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terör örgütlerinin resimleri.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - 21 Mart nevruzda Abdullah Öcalan posterlerini kim astırdı Diyarbakır’da?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bakın, bu sizin eseriniz. Bu sizin eseriniz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hâlen daha o polis teşkilatına…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Utanın be, bunu savunuyorsunuz!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – …Cizre’de neden karşı durmuyorsunuz? Burada hile yapıyorsunuz, gerçeği söylemiyorsunuz!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şuna bak ya, utanmanız lazım ya!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bakın, sayın milletvekili, bu coğrafyada Türklerle Kürtlerin kaderi birdir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Biz de onu söylüyoruz ama Kuzey  Kürdistan’dan bahsediyorlar şu anda, niye sesinizi çıkarmıyorsunuz?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bu kaderi siz, sizin zihniyetiniz ayırt etmek istedi. Bu kaderi ayırt etmeye sizin ulusçuluk misyonu mikrobunuzun asla gücü yetmeyecektir. (AK PARTİ ve BDP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Bu coğrafyada Türklerin kaderiyle Kürtlerin kaderi…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – “Ben ulus devletten vazgeçtim.” diyorsunuz. Yok artık, Türkiye’yi böleceksiniz!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …bu coğrafyada Türklerin kaderiyle Arapların kaderi, bu coğrafyada Türklerin kaderiyle Boşnakların, Arnavutların, Alevilerin kaderi birdir, sizin bunu ayırt etmeye gücünüz yetmeyecektir.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Ayrıştıran sizsiniz!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Siz bunları yok etmeye çalışıyorsunuz, o birlikteliği siz yok etmeye çalışıyorsunuz.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bak, sizin, sizin, sizin Gezi Parkı’nız burada. (AK PARTİ sıralarından “Bak, bak; orada, bak” sesleri)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bak, bak, hocam bak!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bak, sizin Gezi Parkı’nız burada. Bak, sizin Gezi Parkı’nız burada, bak. Daha yetmedi mi?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Fazla şey yapma…

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bak şimdi, bak şimdi değerli milletvekilleri, bir de istiyor musunuz size milletin Gezi Parkı’nı göstereyim? Peki, buyurun, bu da milletin Gezi Parkı. Buyurun… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bak, bak, bak! Gördün mü hocam?

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Yaptıklarınızı mı gösteriyorsunuz?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bak, bu, Türkiye'nin, Anadolu’nun Gezi Parkı. Bak, emekçiyi görüyor musunuz, sizin kirlettiklerinizi ve yok ettiklerinizi imar etmek için nasıl alın teri döküyor, bir alkışlayın saygıdeğer milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – O insanların sahip çıkması olmasaydı o parkı yok ediyordunuz, ağaçları yıkıyordunuz.

BAŞKAN – Sayın Külünk, lütfen temiz bir dille konuşalım.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün anıtı. Neredesiniz?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – İnsanlar sahip çıkmasaydı o hâle gelmeyecekti.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Siz kirlettiniz, biz temizledik. (CHP sıralarından gürültüler)

Bak, final fotoğraf: İşte, Türkiye bu! İşte, sizin kirlettiklerinizin üzerine bizim ortaya çıkardığımız Türkiye gerçeği burada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Göster, biber gazını göster, TOMA’ları göster!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Saygılarımı sunuyorum saygıdeğer milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kandırıyorsunuz kendi kendinizi, gerçekler bunlar değil!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında -yani müteaddit defalar, hangi birini söyleyeyim- partimize çok çeşitli sataşmalarda bulundu yani bizi çevreyi kirletmekle de suçladı, terör örgütleriyle ilintiyle de suçladı. Söyleyeyim mi daha Sayın Başkanım? Yani Türklerin kaderiyle, Kürtlerin kaderiyle…

BAŞKAN – Sayın Altay, yeni başladınız, söyleyeceksiniz tabii.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Söz talep ediyorum doğal olarak.

BAŞKAN – Buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

İki dakikada ne kadar cevap verebilirim bilmem. Şu genç arkadaşlarımıza İç Tüzük’ü hatırlatsanız, 157, 158, 160’ıncı maddeleri, iyi olur.

MUHARREM VARLI (Adana) – Vallahi çok iyi olur, şova çevirdiler resmen ya! Tiyatro sahnesi mi burası ya?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bir ülkede başbakanın eleştirileceği, en çok eleştirileceği, en çok yerileceği yer parlamentosunun kürsüsüdür. Buna alışacaksınız. Sayın Başbakanla ilgili bizim söylediğimiz, hatiplerimizin söylediği konulardaki bu yerinizden reaksiyonunuzu, bazen sayısal çoğunluğunuza güvenerek, psikolojik basınç oluşturma çabalarınızı yemeyiz, hiçbir zaman da yemeyiz, bunu peşinen söylüyorum. Bugün benim görevde ilk günüm. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Gezi Parkı’yla ilgili konuş!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gezi Parkı’yla iftihar ediyorum. Gezi Parkı’nda yanan bin tane otobüsü gözünü kaybeden 1 çocuğun gözüne değişmem! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Tabii, tabii!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gezi Parkı’yla iftihar ediyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yanan bayrak için ne diyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başbakanın Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek’le ilgili söyledikleri, bugün kendi başına gelmiştir. Neyse, bu konuları çok konuşuruz.

Burada çeşitli fotoğraflar göstererek siz Gezi Parkı sürecini, bu süreci lehinize çeviremezsiniz. Türkiye’nin…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Vekillerin attığı tweet’lere bak.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başbakan seni duymasın, “Twitter diye bir bela var.” diyor. Ağzınızı Twitter’a alıştırmayın, fırça yersiniz sonra.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Vekillerin attığı hakaret tweet’lerine bak.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, tekrar söylüyorum…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yani, hakaret Twitter’da serbest mi?

ENGİN ALTAY (Devamla) –…“Bakanlık binası yapamıyorduk.” diyor, sayın vekil. Söylesene, Çevre Bakanlığı ayda kaç para kira yatırıyor Çukurambar’da? Gelsin, ilgili Bakanlık buradaysa cevap versin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yeni bina yapıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Burada Türkiye’nin gerçekleri var ama bunlara zamanım yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Altını çizerek söylüyorum: Biz Başbakanın yaptığı her türlü yanlışı  burada gündeme getireceğiz ve siz sakince dinleyeceksiniz, aksi takdirde bu Parlamentonun çalışma düzeni ortadan kalkar. 

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz bu gidişle CHP’yi kapatırsınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tabii, tabii.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkes, buyurun önce.

Sayın Külünk, size demedim efendim. Siz oturun lütfen yerinize. Sayın Özkes’e bir sorayım ne için söz istiyor, sonra…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, AKP’li hatip, konuşmacı benim ve arkadaşlarımın verdiği araştırma önergesini tamamen çarpıtmıştır. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Anlatacağız millete bunları.

BAŞKAN – Sizi dinliyorum ben efendim, devam edin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bu milletvekili arkadaşımıza bir şey söyleyin.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, lütfen.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Hatip benim vermiş olduğum araştırma önergesini çarpıtarak anlatmıştır dolayısıyla söz hakkı istiyorum efendim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çarpıtarak anlatmayana söz hakkı var mı efendim? Neresini çarpıtmış?

BAŞKAN – Sayın Altay sataşma nedeniyle söz istedi ve verdim. Grubu ilgilendiren bir konu, konuşma yapıldı bu konu hakkında. Sizin şahsınızla ilgili sataşma nedeniyle önce söz verdim. Sonraki konuşmada sataşma söz konusu değil efendim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Efendim, 69’a göre sataşmıştır.

BAŞKAN – Hayır, yok efendim. Sayın Altay sataşma nedeniyle söz istedi ve verdim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Grup başkan vekili, grup adına…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O, grup adına konuşmuştur. Sizden, araştırma önergesiyle alakalı olarak söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Usul değil efendim.

Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkes, söz vermem söz konusu değil, sataşma nedeniyle Sayın Altay söz istedi, verdim. Konu bitmiştir.

Sayın Külünk, siz buyurun.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Altay’ın Sayın Başbakanımızla ilgili cümlelerine istinaden, benim konuşmamı mesnet teşkil ederek ifade ettiği cümlelere cevap vermek için söz istiyorum.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir, teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve arkadaşları tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükûmetinin Gezi Parkı eylemleri sırasında söylem ve yaklaşımlarında dinî sembolleri kendi politikalarına uydurmaya çalışarak dini istismar etmelerinin araştırılması amacıyla 11/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 27 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Gezi Parkı olayları dolayısıyla Sayın Başbakanın dini istismar ederek siyasete alet etmesinden dolayı Meclis araştırması açılması talebiyle verdiği önergenin lehinde söz aldım. Hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, hemen konuşmamın başında bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Siyaset, uygulamaları olduğu kadar esas itibarıyla sözle yapılan bir icraattır. Dolayısıyla, hemen hatırlatmak istediğim, söz ağızdan çıkıncaya kadar kişinin esiridir ama eğer kişi adamsa söz ağzından çıktıktan sonra o sözün esiridir. Dolayısıyla, siyasetçinin önemle üzerinde durması gereken, sözü ağızdan çıktıktan sonraki tesirleri ve o sözünün üzerindeki gelişmeleri kendi vicdanında mutlaka takip etmesidir.

Değerli milletvekilleri, Gezi Parkı olayı dolayısıyla aslında Türkiye bir turnusol yaşamaktadır. Burada, siyasetçiden, yönetenden, baskı gruplarından vatandaşımıza varıncaya kadar, parlamenterlere varıncaya kadar herkesin, bireylerin bile çıkarması gereken dersler vardır değerli arkadaşlar. Eğer biz bu dersi çıkaramazsak Türkiye yönetim kargaşalığına devam edecek demektir.

Değerli milletvekilleri, söylemlerimizde, eylemlerimizde tarih bize ışık tuttuğu zamanları mutlaka hatırlatmaktadır. Ziya Paşa devrisaadetinde bir menkıbede bulunur, der ki: “Ben iki tane Ali bildim cesur. Bunlardan birincisi: Hazreti Ali hazretleri. O hiç kimseden korkmazdı, çok cesurdu, Allah’tan korkardı. İkinci tanıdığım, ondan daha cesur birini tanıdım: Kaptanıderya Ali Paşa. O, hiç kimseden korkmadığı gibi Hazreti Ali’den daha cesurdur çünkü Hazreti Ali Allah’tan korkardı, bizim Kaptanıderya Ali Paşa Allah’tan bile korkmaz.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen ne demek istiyorsun, onu söyle.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Dolayısıyla, söylemlerimizde, eylemlerimizde Hazreti Ali’den daha cesur olmaya özenmek…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Neyi kastediyorsun?

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - …âdeta şirke varan bir davranıştır değerli arkadaşlar. Dolayısıyla, bugün ülkemizin içinde bulunduğu şartlarda, Gezi Parkı, eğer, bir taassuptan kurtularak iktidar ve muhalefet doğru değerlendirmeler yaparsa, hâlen daha ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koymuştur.

Değerli milletvekilleri, iyi işler yaptığınıza inanabilirsiniz, Sayın Başbakan “Ben bu eleştirilere muhatap mıyım, ben çok iyi niyetliyim.” diye düşünebilir ama bunlar eleştirilerin hiç dikkate alınmamasını gerektirmez değerli arkadaşlar.

Bakın, ülkemiz ne kadar kırılgandır. Değerli milletvekilleri, ekonomik olarak bugün çıkan para ve…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Anlamıyorlar!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - …Türkiye’nin muhtaç olduğu sıcak parayı ele aldığınızda, Türk ekonomisinin kırılganlığını hâlen daha muhafaza etmediğini iddia edebilecek milletvekili var mıdır?

Değerli arkadaşlar, “IMF’e borç ödendi.” diyorsunuz. Burada çok tartışabiliriz bunları, yeterli vaktimiz de yok ama IMF’e ödenen borç 21 milyar dolardır. 42 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı bu ülkede, 42 milyar dolar mal varlığı satıldı, anlaşılırsa. Özel sektör ve kamu borcu stoku iç ve dış olarak 220 milyar dolardan bugün 580 milyar dolara geldi değerli arkadaşlar ve Türkiye ürettiğini satarak, dış ticaretinde artı vererek borç ödemiyor; aksine, aylık ve yıllık bazda cumhuriyet tarihinin dış ticaret açığı rekorlarını kırarak bugünlere geliyorsunuz.

Bakın, değerli arkadaşlar, el parasıyla biz saadet yaşıyoruz. Türkiye'deki büyümede kredi kullanım oranlarındaki yerli tasarruf oranı yüzde 12’dir yani kullanılan 100 liralık kredide, büyümede, iş adamının yatırımında 88 lira yabancının parasıdır. Dolayısıyla, bu ekonominin kırılgan olmadığını, dış ticaretin aylık 10 milyar dolarları geçtiği, yıllık cumhuriyet tarihi rekorlarını kırdığı bir ülkenin ekonomisinin kırılgan olmadığını bana söyleyebilir misiniz? Ciddi olun ve doğru oturun, doğru konuşun değerli arkadaşlar. Yani, Türkiye'de -tekrar söylüyorum- IMF borcunun ödenmesiyle, tamam, doğrudur, “A” şahsına borç ödenmiştir ama borcun adresi değişmiştir ve borcun miktarı yükselmiştir. Eğer bunu görmeden, siz “Ekonomiyi doğru yönetiyoruz.” derseniz Türkiye bir felakete doğru gidiyor demektir.

Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor: “Bizim 1 dolarlık ihracat yapmamız için 86 sentlik ithalat yapmamız lazım.” diyor. Bunun üzerine enerji, finansman, emek, daha birtakım yükler giydirildiğinde Türkiye âdeta boşa çalışmaktadır. Dolayısıyla, böyle, dış ticaretin artı vermediği bir borç ödemeyi bana övünmeye hiç hakkınız yok değerli arkadaşlar.

Peki, çok değerli milletvekilleri, demokratik açıdan siz demokrasinizin hemen, acaba, aman işte “Menderes’i astınız, Özal’ı zehirlediniz, Tayyip Erdoğan’ı yedirmeyiz.” noktasında gelinen noktada, on yıldır iktidarsınız, demokrasinin bu kadar kırılgan olduğunu anca mı fark ettiniz ve bu kadar korktunuz mu? On yıldır iktidarınızda, on yıllarca kararnameler imzaladınız, devleti siz yönetiyorsunuz on yıldır. Acaba, bu demokrasinin kırılganlığından neden bu kadar endişelisiniz değerli milletvekilleri? Hâlen…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – On yıldır darbecilerle mücadele ediyoruz, haberin yok mu?

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Senin haberin olduğundan daha fazla haberim vardır. Çünkü Sayın Başbakanın on yıllarca Genelkurmay Başkanının kararnamesini imzaladığı sicil istihbaratı elindeydi, Genelkurmay Başkanını “terör örgütü başı” diye mahkemeye sevk etti.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – On yıldır darbecilerle mücadele ediyoruz: Balyoz, Ayışığı, Yakamoz…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Herhâlde Sayın Başbakanın kendinden haberi yok, “Odam dinleniyor.” diyor. Bu ülkenin Genelkurmay Başkanının odası dinleniyor, fail yok ortada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, odasından haberi yok adamın! Türkiye’de ne oluyor, ne bitiyor haberi yok ki!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ağzımızdan çıkanlar bizi bağlamalı. Sayın Başbakanın meydan okuduğu, ağzından çıkardığı hangi fiiller neticeye kavuşmuştur? On yılda, 10 yaşında olan çocuk 21 yaşında bugün. “Otuz yıldır terör devam ediyor.” diyorsunuz, otuz yılın on yılı sizin değerli arkadaşlar. Utanmıyor musunuz! Yani, insan ağzından çıkan birtakım şeyleri, argümanları kullanırken dikkat eder ve sonucuna katlanır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terörü bitirmek için çalışıyoruz, sen karşı çıkıyorsun!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin geldiği sosyal barıştan memnun musunuz? Sosyal barışın kırılgan olmadığından bana bahsedebilir misiniz? Birtakım resimler gösteriyorsunuz, bugün…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sosyal barışı bozanlara söyle, bize değil.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Ebelik yapma oradan! Ebelik yapma, başka şeyler olur!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne olur başka şeyler! Ne olur başka şeyler!

CELAL ADAN (İstanbul) - Her şey olur, sus! Ne olacağını görürsün!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne olur başka, ne olur!

OKTAY VURAL (İzmir) – Kes be, kes!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Şu resimleri görüyor musunuz? Bunlar bu ülkenin…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sen kendine bakacaksın, oradan usulüne uygun laf atacaksın ve acıtmayacak, acıttı diye bağırmayacaksın.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kendin bağırıyorsun! On dakikadır bağırıyorsun!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sen, ben kürsüden indiğimde görürsün, ben kürsüden indiğimde!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne göreceğim ben! Ne göreceğim!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Şimdi burada kürsüdeyim, seninle meşgul olamayacağım, kusura bakma!

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bu resimler Türkiye’nin resimleridir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sahte resimleri gösteriyorsun!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sizin eseriniz, sizin yönettiğiniz Türkiye'nin resimleri.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bu resimlerde -bakın- hâlen daha yollarda eşkıya kontrol yapmaktadır, kendi öz güvenlik gücünü kurmaktadır, polis gücünü kurmaktadır, diplomalar dağıtmaktadır, bunları öncelikle görün.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ortakları ya, ortakları! Koalisyon ortağınız PKK!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, çözemiyorsunuz, çözemediğiniz için bunlar böyle. “Namazda kıyamla direniriz. Onlar milyonlarca tweet atsınlar, bizim tek bir besmelemiz onların oyunlarını bozar. Onlar yaksınlar, yıksınlar, yağmalasınlar, bizim tek bir lahavlemiz bütün tuzağı bozar. Onlar camilere ayakkabılarla girsinler, onlar camilerde içki içsinler, başka şeyler yapsınlar.”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kim bu “onlar”?

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Sayın Başbakan, başbakan mısın, mehterbaşı mısın?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Teröristleri savunma!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Orduyu hücuma mı kaldırıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen, temiz dille konuşalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onlar kimler?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – DHKP/C’lilerin avukatlığını yapıyorsunuz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kimsin?

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bu üslup bir siyasetçi Başbakana yakışmayacak üsluptur.

Son söz…

AHMET YENİ (Samsun) – Kendi üslubuna bak be!

OKTAY VURAL (İzmir) – BOP’çu… ABD askeri için dua edecek, sonra besmeleden bahsedecek ya!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Türkiye’nin en önemli problemi, Sayın Başbakanın ünü, Sayın Başbakanın şöhreti kapasitesini aştığı için Başbakan diktatöryal heveslere yönelmiştir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, Başbakana diktatör diyemez, sözünü kesmeniz lazım.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Çünkü yönetmeye gücü yetmemektedir.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Onun için, ünü kapasitesini aştığı için Türkiye’yi bu gibi söylemlerle, dinî duygularla, başka birtakım istismarlarla bir felakete götürmesinin önünü almak Meclisin araştırmacı ve yol gösterici… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Hakaret ediyorsun, “Alınmayın.” diyorsun! Ayıp be!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Tekrar söylüyorum, alınmayın değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Meclis yol gösterir…

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Hakaret edeceksin, bir de “Alınma.” diyeceksin!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Teşekkür ediyorum, önerinin lehinde olduğumu belirtiyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Ayıp be! Yakışıyor mu sana? Ağzına geleni söylüyorsun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başbakan kadar söylemedim gene.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Uzunırmak…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasına grup başkanımızla alakalı “Şirke varan davranışlarda bulunuyor.”, “Söylediği sözü kulağı duymuyor.”, “Genelkurmay Başbakanını mahkemeye sevk etti.” gibi birçok, türlü türlü ifadeler kullanıyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın, sataşma nedeniyle iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yalnız, lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, birileri kürsüde konuşurken herhâlde Türkiye’yi hâlen eski Türkiye zannediyor. Türkiye sizin devrettiğiniz o Türkiye değil, Türkiye bizim on buçuk yıl önce devraldığımız Türkiye değil artık. Ekonomide, eğitimde, sağlıkta, adalette, demokratikleşmede reformların yapıldığı bir Türkiye, Türkiye o eski Türkiye değil, şunu bilin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ne yaptınız olumlu? Onu söyle bana ya!

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz eleştiriyi kabul ederiz ama hakarete hiç kimsenin hakkı yok. Biz inanan insanlarız, inandığımız şekilde, milletin bize çizmiş olduğu istikamet doğrultusunda ne gerekirse korkmadan, çekinmeden söyleriz ve bu milletle birlikte yaparız bugüne kadar yaptığımız gibi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Amerika’nın izin verdiği ölçüde!

AHMET AYDIN (Devamla) – Önemli olan, yüreği olan, sözü olan bu millete çıkar da milletin sorunlarının çözümü konusunda gelir burada gayret eder; o sorunların çözümü noktasında efor sarf eder, öneri getirir, proje geliştirir.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Senden mi öğreneceğiz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Türkiye, sizin o devrettiğiniz, 23,5 milyar dolarlık IMF’ye borcu olan bir Türkiye değil artık. Türkiye o bankaların hortumlandığı bir Türkiye değil artık. Türkiye kişi başına millî geliri 3.500 dolar olan Türkiye değil artık. Türkiye, Merkez Bankası döviz rezervinde bir şey kalmamış olan Türkiye değil, bugün 135 milyar dolarlara kadar çıkmış.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Boş konuşuyorsun, boş!

AHMET AYDIN (Devamla) – Siz memura borçlandırdınız, memurun borcunu biz ödedik; siz işçiye borçlandırdınız, işçinin borçlarını biz ödedik; siz IMF’ye borçlandırdınız, borçları biz ödedik.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yalan, yalan, hepsi yalan!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Bir yerden alıp bir yere verdiniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bankaları batırdılar.

AHMET AYDIN (Devamla) – Sizin dönemde bir taraftan bankalar batarken şimdi bankalar güçleniyor, bu millet şimdi güçleniyor. Her açıdan üçe beşe katlamış bir ülke.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hazmedemiyorlar.

AHMET AYDIN (Devamla) – O açıdan, değerli arkadaşlar, Başbakanı ağzınıza alırken lütfen bin düşünün bir konuşun, biraz daha dikkatli konuşun. Bu milletin istikametinde olan bir Başbakan, “Bu millet için baldıran zehri içmeye hazırım.” diyen bir Başbakan için o konuşmaları yapmanız hiç hakkınız da değil, sizin haddiniz de değil. Bunu konuşmak sizin haddiniz de değil, siz bu şekilde konuşamazsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Konuşma, in artık, otur yerine!

AHMET AYDIN (Devamla) – Türkiye ekonomisinin kırılganlığından bahsettiniz, dünya kasıp kavruluyor arkadaşlar, dünyanın en büyük ülkeleri, en büyük bankaları batıyor. Peki, dünyanın en çok büyüyen iki ülkesinden biri Türkiye değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yalan! Yanlış! Yalan!

AHMET AYDIN (Devamla) – Niye bu zorunuza gidiyor sizin? Bu milletin geldiği noktadan siz de gurur duyun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teyyo Pehlivan, hadi!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hadi Teyyo, hadi, yola devam! Teyyoluğa devam!

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, biriniz söz isteyeceksiniz. Artık…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hiçbir sataşma yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl yok?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Siz” derken kimi kastettiniz orada?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hakaret etmedim, küfretmedim, neyse o.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, IMF’le ilgili söz konusunda, benim de bakanı olduğum Hükûmeti ve partimi suçlayarak yalan beyanda bulunuldu, onu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Yalnız, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

5.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi aklıselime ve doğruyu idrake davet ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Faruk Bey, öyle olsa barajın altına düşmezdiniz.

FARUK BAL (Devamla) – 18’inci Stand-by Anlaşması 57’nci Hükûmet döneminde yapılmıştır, 24 milyar dolarlık bir anlaşmadır bu. Bu 24 milyar dolarlık anlaşmanın… 

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Niye seçime gittiniz?

FARUK BAL (Devamla) – Kes sesini! Dinle beni! (Gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ya bir dinle be kardeşim!

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne kadar tahammülsüzsünüz ya!

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyin. Lütfen…

FARUK BAL (Devamla) – Bunun…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ne söyledi de laf atıyorsun oradan!

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Bir şey soruyoruz!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayret ya, yakışıyor mu hiç sana!

FARUK BAL (Devamla) – Dinle! Dinle, anla ve doğruya gel!

(MHP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyelim.

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan, sürem gitti ama…

BAŞKAN – Anlıyorum da ne yapayım, yani inip sayın milletvekillerini durduramam ki ben.

OKTAY VURAL (İzmir) – Uyarın efendim, uyarın!

FARUK BAL (Devamla) – Efendim, sürem gitti.

BAŞKAN – Lütfen… Benden kaynaklanmıyor yani.

FARUK BAL (Devamla) – Süremi yeniden başlatın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Veremem efendim. Yok, öyle bir uygulamamız yok.

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan, süremi lütfen yeniden başlatın.

BAŞKAN – Anladım da Sayın Bal, benden kaynaklanmıyor ki efendim, ben sizin sözünüzü kesmedim.

FARUK BAL (Devamla) – Bakın, ben bir dakikadır konuşamıyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bizim öğrenme hakkımızı kısıtlıyorsun Sayın Başkan. Hatibi dinlemek istiyoruz.

BAŞKAN – Hiçbir sayın milletvekilinin tartışma nedeniyle sözünü uzatmadım efendim.

Buyurun.

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan, ben sataşma nedeniyle konuşamıyorum.

BAŞKAN – Anladım, biliyorum.

FARUK BAL (Devamla) – Konuşamadığım için… Otuz sekiz saniye kalmış, ne anlatacağım ben burada?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Ahmet Aydın “siz” diyerek bizi ilzam eden… 57’nci cumhuriyetin bakanı olarak da Sayın Faruk Bal’ın bir açıklama yapması lazım.

BAŞKAN – Söz verdim efendim, açıklama yapıyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Müsaade edin bir anlatsın arkadaşımız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne yapacaklar canım! İçeriye mi attıracaksınız bizi yani!

BAŞKAN – Ne yapmam gerekiyor Sayın Vural, ne yapmam gerekiyor?

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sesimizi mi kesecekseniz! Öldürecek misiniz! Ne yapacaksınız ya! Ne etmeyi düşünüyorsunuz ya!

BAŞKAN – Hayır, benim ne yapmam gerekiyor yani? Söyleyin, onu yapayım efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne yapacaksınız yani?

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Süreyi yeniden başlatın Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Anladım da çok çağırmakla bu iş olmaz. Ne yapmam gerekiyorsa onu…

OKTAY VURAL (İzmir) – Söz veriyorsunuz, konuşturtmuyorsunuz.

BAŞKAN – İstediğiniz kadar çağırın, bu çözüm değil yani.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama ya, bırakın…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – “Niye seçime gittiniz?” diye sordum.

OKTAY VURAL (İzmir) – TOMA’lar mı gelecek! TOMA mı getireceksiniz! Ne yapacaksınız!

BAŞKAN – Başka partilerden konuşurken de sizin milletvekilleri aynı şeyi yapıyor, herkes birbirine aynı şeyi yapıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – İzliyorsunuz, dinliyorsunuz, takip ediyoruz zaten.

BAŞKAN - Sanki, birbirinizden farklı değilsiniz ki, çok net söylüyorum, iktidarıyla muhalefetiyle. Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, süreyi yeniden başlatın.

BAŞKAN – Söz konusu değil efendim. Hayır, böyle bir uygulamamız yok, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, zulümle payidar olunmayacağını göstereceğiz.

FARUK BAL (Devamla) – Nasıl böyle bir uygulama yok ya!

BAŞKAN – Sayın Bal, benden kaynaklanmadı efendim. Sataşmaya kulak asmayacaktınız, devam edecektiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

FARUK BAL (Devamla) – Öyle yaptım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah Allah!

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Ayıp, ayıp!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Genel Kurulda sükûneti temin etmek sizin göreviniz. Müzakere süresi yoksa, müzakere imkânı yoksa devam ettiremezsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir gürültü varsa ara vermek zorundasınız bir kere.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Böyle şey mi olur? O zaman bu kürsüde kimse konuşmasın.

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan, burası milletvekilinin kürsüsüdür.

BAŞKAN – Mikrofonsuz devam edin efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Usul tartışması açalım.

FARUK BAL (Devamla) – Ben burada sataşma nedeniyle söz aldım.

BAŞKAN – Uyardım kaç defa.

FARUK BAL (Devamla) – On saniye konuşmadan sataşma nedeniyle siz araya girdiniz efendim.

BAŞKAN – Ben araya girmedim efendim, ben sadece uyardım onları. Evet, doğru.

FARUK BAL (Devamla) – Ben iki dakikalık konuşma hakkımı kullanmadıktan sonra bu kürsüden ayrılmayacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tahammülleri yok ya!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bal.

(Mikrofon Başkan tarafından açıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Lütfen benim hakkımı teslim edin Sayın Başkan!

BAŞKAN – Sürenizi yeniledim, buyurun lütfen.

FARUK BAL (Devamla) – Peki, teşekkür ederim.(Gürültüler)

BAŞKAN – Susun kardeşim be! Lütfen yani!

FARUK BAL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben bir gerçeği sizinle paylaşmak için buradayım.

Evet, 18’inci Stand-by Anlaşması 57’nci Hükûmet döneminde yapılmıştır, yaklaşık 24 milyar dolarlık bir kredi anlaşması için. Bunun 6 milyar doları bizim hükûmetimiz zamanında kullanılmıştır, niyet mektuplarıyla geri kalan kısmı AKP Hükûmeti tarafından kullanılmıştır. 2004 yılına kadar bu anlaşmanın süresi vardır. 2004 yılında bir anlaşma daha yapıldı. Kim iktidardaydı o zaman? AKP, 19’ncu Stand-by Anlaşması AKP Hükûmeti tarafından yapılmıştır. Bizim, 18’inci Stand-by Anlaşması yaptığımız dönemde Türkiye’de deniz bitmiş, ekonomi karaya oturmuştu, iki deprem, iki kriz yaşamıştık.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Biz de onu söylüyoruz.

FARUK BAL (Devamla) – Bundan dolayı koalisyon hükûmetlerinin getirdiği zorluklara karşı bir atılım hükûmeti, bir çözüm hükûmeti olarak bu krediye Türkiye’nin ihtiyacı vardı ve 6 milyar doları bizim hükûmetimiz zamanında kullanılmıştır.

Şimdi, Sayın Başbakan çıkıyor “Bunların borcunu ödedik.” Alınan borcu kullanan sizsiniz, 19’uncu Stand-by Anlaşması’nı yapan sizsiniz. Buraya çıkan, aklı eren ermeyen, Başbakanın sözünü tekrar ederek, aynen Goebbels’in lafını kirli bilgi olarak kamuoyuna sunuyorsunuz. Yalanı on defa tekrar ederseniz gerçek hâline dönüşür. Dolayısıyla, bu kirli bilgiyi sizlerle paylaşmaya, bu gerçekten sonra IMF konusunda yalan söyleyen arkadaşları da kendileriyle ve vicdanlarıyla yüzleşmeye davet ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben istedim, bir dakika.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, ben özellikle…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Şimdi, Sayın Aydın “Siz batırdınız, siz borçlandırdınız, biz düzelttik.” derken “CHP’yi kastetmedim.” diyorsa söz talebim yok ama eli CHP sıralarındaydı.

BAŞKAN – Hayır, Cumhuriyet Halk Partisini kastetmedi, zaten kastedilen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hayır, kendi söylesin Sayın Başkan, ben  elini gördüm.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben ifademi kullandım, nasıl algılıyorlarsa Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (Sinop) – O zaman söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, zaten CHP iktidar olmamış.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Niye üstünüze aldınız?

SIRRI SAKIK (Muş) – İktidar olmayan bir partinin vicdanını nasıl anlarsınız?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Engin Bey, böyle başlamasaydın daha iyi olurdu.

6.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Keşke ama genç arkadaşlar sizi tekrar uyarayım…

İSMAİL AYDIN (Bursa) - Niye üstüne alındın?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu kürsüden eleştiriye açık olacaksınız. Başbakana “diktatör” demek çok siyasi bir eleştiridir, hakaret değildir. Nitekim, bence de Başbakan yakın tarihin en büyük diktatörüdür, bunu söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, nasıl konuşuyor?

ENGİN ALTAY (Devamla) – 11 gencin gözünün kör edilmesi, 4 insanın canını kaybetmesi çok alelade bir olay olarak algılanamaz.

HARUN KARACA (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partisi milletin hayrına bir şey yapmadı.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Keşke şunu yapsaydı da ben Başbakana “Evet, ben de Başbakanı diktatör olarak hissediyor ve algılıyorum.” demeseydim.

HARUN KARACA (İstanbul) – Aynaya bakın, aynaya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Canını kaybeden çocukların ailelerini arayabilecek erdemi gösterseydi Başbakan da ben de bugün onun için bu ifadeyi kullanmasaydım.

Öte yandan, Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 157’nci maddesine göre söz kesmek, sükûneti ve çalışma düzenini bozmak, şahsiyatla uğraşmak, bunlar belli tasarrufları sizin için gerektiren hâllerdir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şahsiyatla uğraşıyorsun, Sayın Başbakanla uğraşıyorsun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, “Bu konularda böyle bir uygulama çok olmadı.” diye bugünden beri buraya çıkan her hatibi konuşturmamak için özel çaba gösteren –ismini de bilmiyorum- genç arkadaşımızla ilgili bir tasarrufta bulunmamanızı da garipsediğimi belirtmek isterim.

Öte yandan, fazla rakam veremeyeceğim ama AKP’nin döneminde sadece cari açık önceki seksen yıla göre 8 kat arttı ve Türkiye’de, AKP döneminde şirketlerin kredi borcundaki toplam artış da 613 milyar liraya ulaştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ahmet Aydın gelsin, “Sayın milletvekilleri, Engin Altay’ın biraz önce verdiği rakamlar yanlıştır, yalan söylüyor.” desin, bunu ispatlasın ama lütfen, iktidar şımarıklığı huyundan bu çocuklar vazgeçsin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye efendim, sırasıyla. Sayın Uzunırmak söz istedi, bir dinleyelim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın AKP Grup Başkan Vekili konuşmalarımla ilgili yanlış ve çarpıtıcı beyanlarda bulunmuştur, bir.

İki, ondan daha önemlisi: Bir milletvekilinin siyaset üzerinde gerek kişiler, gerek yöneticiler, gerekse başka alanlarda “Söz söylemek hakkı değildir.” lafı bir defa çok cahilce bir laftır. Yani sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Uzunırmak… Sayın Bal söz istedi, verdik efendim sataşmayla ilgili.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sataşma yapmayacağım. Ama bir şeyi geçmemiz lazım Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz.

BAŞKAN – O zaman sadece sataşmalarla vakit geçireceğiz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Meclisin bir dikkatini çekmek istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Çektiniz, tutanaklara geçti efendim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hayır, tutanaklara geçmiş olması demek…

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle Sayın Bal’a söz verdim. Her sataşma nedeniyle grup başkan vekiline veya bir sayın milletvekiline söz veriyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, konuşmacı bendim, benimle ilgili orada bir beyan oldu.

BAŞKAN – Olmaz efendim, teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Konuşmacı bendim, benimle ilgili bir beyan oldu.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen… Sözleriniz tutanaklara geçti.

Sayın Özkes, buyurun.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, AKP Grup Başkan Vekili… (AK PARTİ sıralarından “AK PARTİ” sesleri)

RECEP ÖZEL (Isparta) – AK PARTİ.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – AK PARTİ.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – AKP… (AK PARTİ sıralarından “AK PARTİ” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ya, bana ne diyeceğimi siz mi öğreteceksiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Doğruyu konuş Hoca!

AHMET YENİ (Samsun) – AK PARTİ, AK PARTİ…

BAŞKAN – Sayın Yeni, olmuyor, lütfen…

Sayın Özkes, dinliyorum.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Gezi’den sonra AK PARTİ kalmadı.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım, AKP Grup Başkan Vekili konuşmasında “Biz inanan insanlarız.” dedi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Elhamdülillah.

SIRRI SAKIK (Muş) – Burada ne var Sayın Başkanım, ne yapmalıyız ya, Allah aşkına!

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Dinliyorum efendim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Allah aşkına soruyorum: Biz inanan insanlar değil miyiz?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özkes… Lütfen oturur musunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var? Öyle bir şey yok.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Rica ederim. Bakınız, burada insanlar din iman üzerinden Mecliste ayrılıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – E, ne yapmak istiyorsunuz? Lütfen Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Buna müsaade edemezsiniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Grup Başkan Vekili cevap verdi.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Buna müsaade edemezsiniz! Biz inanan insan değil miyiz ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bağırma ya!

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Bu ne demektir ya? Böyle şey olur mu Başkanım? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Grup Başkan Vekili cevap verdi efendim, lütfen oturun.

Evet Sayın Aydın…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Bu ne demektir ya?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bağırma!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özkes, hitaplarınıza dikkat ediyor musunuz?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Böyle bir şey yok!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bağırma!

BAŞKAN – Lütfen…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Rica ediyorum. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi.

BAŞKAN – Lütfen oturun. Sözleriniz tutanaklara geçti efendim.

Sayın Aydın, buyurun.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – “İnanan insan”, “inanmayan insan” diye burayı ayıramazsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir ayrım yok ya!

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ayıramazsınız!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili Sayın Başbakana “diktatör” diyerek… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Efendim, konu yeterince aydınlandı. Lütfen Sayın Aydın… Lütfen oturun.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Konuşan o!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – İnansanız haram yemezsiniz ya! Siz kul hakkı yemezsiniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen İdris Baluken.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen oturun Sayın Aydın. Vermiyorum efendim. Bu ne zamana kadar devam edecek efendim?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – İnansanız, Başbakana “İlelebet…” demezsiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen oturun, söz vermiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - …sayın grup başkan vekili Başbakanımıza “diktatör” dedi.

BAŞKAN – Evet, vermiyorum efendim. Ben orada sataşma görmüyorum. Sonlandırmamız lazım. Lütfen oturun.

Sayın Baluken, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Aydın, vermiyorum efendim, sataşma görmüyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, Sayın Başbakanımıza “diktatördür” dedi.

BAŞKAN – Ben de dinledim konuşmayı. Lütfen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hakaret mi bu ya? Siyasi bir tasarruf bu ya!

BAŞKAN – Sonlandırmamız lazım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili İhsan Özkes ve arkadaşları tarafından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Hükûmetinin Gezi Parkı eylemleri sırasında söylem ve yaklaşımlarında dinî sembolleri kendi politikalarına uydurmaya çalışarak dini istismar etmelerinin araştırılması amacıyla 11/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 27 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Meclis kürsüsünün siyasal tabana mesajlar veren, kutuplaştıran bir platform olarak kullanılmasından gerçekten hicap duyuyoruz. Bu Meclis kürsüsü, bu halkın, 76 milyonun sorunlarının burada gündemleştiği, çözümlerin tartışıldığı bir kürsü olmalı düşüncesindeyiz ancak görüyoruz ki burada daha çok kendi parti tabanına mesaj verme kaygısı ön plana çıkıyor. Bu tutumu çok doğru bulmuyoruz.

Ben, tabii, verilen önerge üzerine görüşlerimi dile getireceğim ancak iki gündür çözüm sürecine karşı olanlar, ellerinde Cizre’yle ilgili  bazı fotoğraflar, burada durmadan çözüm sürecine yönelik birtakım söylemler geliştiriyorlar. Bununla ilgili herhâlde bir açıklama yapmamız gerekecek.

Şimdi, biz bu fotoğraflar ilk açıklandığı günden itibaren Eş Genel Başkanımız aracılığıyla bir açıklama yaptık. Bu fotoğrafların çözüm sürecinin ruhuna uygun olmadığını, lokal bir olay olduğunu, BDP gençliğiyle herhangi bir ilgisinin olmadığını, Kürt siyasi hareketinin herhangi bir örgütlü yapısıyla ilgisinin olmadığını, bu olayı soruşturduğumuzu, araştırma ve inceleme sonucunda da kamuoyuna açıklama yapacağımızı ifade ettik.

Şimdi, Cizre’de bir mahallede, örgütlü bir kurum içerisinde olmayan 40-50 genç bir araya gelmiş. Yaptıkları tek şey, tek tip tişört giymişler, ellerde silah yok, teçhizat yok yani “paralel ordu”, “paralel asayiş kuvveti” denecek hiçbir şey yok, böylesi bir fotoğraf basına servis edilmiş ve bunun üzerinden, o gün bu gündür “Ayrı bir ordu kuruldu, ayrı bir asayiş kuvveti kuruldu, devlet bölündü.” hikâyeleri anlatılıyor.

Bakın, Cizre’deki gerçek fotoğrafı biz size söyleyelim. Çözüm süreci başladıktan sonra Cizre’deki gerçek fotoğraf şudur: Karşı karşıya gelen asker ve gerillanın yaşamını yitirmemesi için tam üç gün boyunca Cizre halkı dağlarda yatmıştır. Bu fotoğrafı ellerinde taşıyanlar, kaç gündür Cizre halkını burada tartıştıranlar sıcak yataklarında uyurken, Cizre halkı, tek bir asker yaşamını yitirmesin diye, tek bir gerilla yaşamını yitirmesin diye üç gün boyunca dağlarda yatıp kalkmıştır. Cizre halkı, bu düzeyde çözüme, bu düzeyde barışa sahip çıkan bir halktır.

Yine, iki gün önce Cizre’ye giden TÜSİAD heyetinin yapmış olduğu görüşmeleri hepiniz izlediniz. İlk defa, otuz yıldır ilk defa, çözüm sürecinin sağlamış olduğu barış zemininden dolayı bu ülkenin iş adamları, bu ülkenin girişim yapan yatırımcıları Cizre’ye gidip “Biz buraya ekonomik yatırım, kalkınma projeleri ve istihdamla gelmek istiyoruz.” dediler ve Cizre halkı bu giden heyetleri büyük bir coşkuyla, büyük bir heyecanla, büyük bir misafirperverlikle karşıladı. Cizre’deki büyük fotoğraf budur. Cizre’nin bir mahallesindeki lokal bir fotoğraf üzerinden çözüm sürecini sabote etmenin arkasında başka bir niyet aranmalıdır.

Bakın, kaç gündür PKK’yle ilgili işte “Asayiş kuvveti kuruyorlar.” diyorlar. KCK Yürütme Konseyinin en tepesinden açıklama gelmiş, Zeki Şengali şöyle diyor Cizre’deki tabloyla ilgili: “Biz, sürecin ruhuna uygun hareket ediyoruz. Bizim Cizre’de herhangi kontrol noktamız yoktur. Bazı gençler birtakım şeyler yapmış olabilir ancak bunların uzaktan yakından PKK’yle hiçbir ilişkisi yoktur.”

Daha önce de -biliyorsunuz- 1 Mayıs gösterilerinde farklı etkinliklerde gençler kendi inisiyatifleriyle askerî üniformalar giyip askerî düzende yürüyüşler yapıyorlardı. Bu kadar kıyamet koparıldığına hiç tanıklık ettiniz mi? Niye şimdi Cizre’de bu kadar kıyamet koparılıyor? Çünkü dert farklı, kaygı farklı, yürüyen süreçle ilgili  kaygı farklı. Altı aydır bu ülkede gençlerin kanı akmıyor, altı aydır tek bir gencin cenazesi toprağa düşmedi. Bundan daha değerli bir şey var mı? Bu Meclisin otuz yıllık tarihindeki en değerli çalışma, bu altı aylık süreç içerisinde gençlerin hayatına mal olacak birtakım gelişmelerin önüne geçmektir. Temennimiz odur ki bu altı ayı altmış ay yapalım, altı yıl yapalım, altmış yıl yapalım. Bu ülkede artık kan akmasından, bu ülkede anaların gözyaşı dökmesinden herkesin rahatsız olması gerekiyor.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Ebedî yapalım.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, tabii, bu Gezi Parkı’yla ilgili de birkaç hususa değinmek istiyorum yani gaz, su, tazyikli su, ilaçlı su, ölüm, kan, gözyaşı, bütün bu hengâmeler içerisinde gözden kaçan şeyler oldu. Gezi Parkı’nda bu direnişin başlangıç talepleri şu anda bu Mecliste tartışılmıyor. Bu, yanlış olan bir tutumdur.

Bakın, Gezi Parkı’ndaki başlangıç talepleri şunlardır: Birincisi, ekolojik duyarlılık. Hangi projeyi yaparsanız yapın, kentle ilgili hangi kararları alırsanız alın, bir, emek sömürüsü; iki, ekolojik talan hepimiz için kısıtlayıcı bir kriter olsun. Gezi Parkı’nın başlangıç taleplerinden en önemlisi budur. İkincisi, halkın, karar alma süreçlerine katılma isteğidir. “Katılımcı demokrasi” dediğimiz, halka dayanan demokrasinin ta kendisidir Gezi’deki talep. Üçüncüsü, özgürlüklerin genişletilmesidir. Dördüncüsü, yerinden yönetimin artık hayata geçmesiyle ilgili taleptir.

Burada Gezi Parkı’yla ilgili bir aydır neredeyse konuşan hatiplerin tamamı bu talepleri buradan dile getirmiyorlar. Bu taleplerin tamamını, Barış ve Demokrasi Partisi, Anayasa Uzlaşma Komisyonuna sunduğu anayasa taslağında formüle etmiş. Bunlar, bütün Türkiye'nin, bütün Türkiye halklarının talepleri olarak zaten uzun süredir tarafımızdan bu Meclisin gündemine getirilmeye çalışılan talepler. Bu Meclisin yapması gereken şey, bu kürsüde kavga etmek değil, “Bu taleplerin hayata geçirilmesi noktasında yapıcı olarak ne yapabiliriz, sokağın tansiyonunu nasıl düşürebiliriz, Türkiye’de bu kutuplaşmanın, bu ayrımcı yaklaşımın önüne nasıl geçebiliriz?” olmalıdır.

Biz, Gezi Parkı direnişi boyunca polisin orantısız müdahalesini burada defalarca eleştirdik. AK PARTİ yetkilileri buraya çıkıp “Bununla ilgili bir düzenlemeyi biz bu Meclise getireceğiz.” diyebilmelidirler. Ethem Sarısülük’ün 3 metre öteden vurulup yaşamını yitirmesi hiçbir milletvekilinin savunacağı bir şey değildir, hele hele onu vuran polisin tahliye edilmesi, onun yanında ilk müdahaleyi yapanların cezaevine gönderilmesi hiç kimsenin kabul edebileceği bir durum değildir. Burada siyasi birtakım mesajlar uğruna, hakikatleri hiç kimsenin ters yüz etmemesi gerekiyor.

Bakın, bu Gezi Parkı direnişi de şunu ortaya çıkarmıştır: Türkiye’de acil bir demokratikleşmeye ihtiyaç vardır. Türkiye’de hızla bu demokratikleşmenin önünü açacak bir demokratik reform paketine ihtiyaç vardır. Bu paketi buraya getirdiğiniz zaman, bir, Türkiye sokaklarındaki halkın sesine kulak vermiş olduğunuzu bütün dünyaya göstermiş olursunuz. İki, yürüyen çözüm sürecine katkı sağlamak için bundan daha önemli, bundan daha ileri bir adım olamaz. Üç, özellikle bu Gezi Parkı direnişi boyunca ortaya koymuş olduğunuz polis devleti fotoğrafını -deyim yerindeyse- devlet şiddetini meşrulaştırmaya çalışan fotoğrafınızı temize çekme şansına sahip olursunuz. O nedenle, burada kısır tartışmalar yapmak yerine, demokratik bir reform paketini getirmekle AK PARTİ Grubu, AK PARTİ Hükûmeti mutlaka bir gündem işletmelidir.

Birkaç gün sonra bu Meclisi tatil ederseniz, bu halkın sesine kulak vermemiş olursunuz. Bu Meclisin tatil yapacak zamanı yok. Tarihî bir süreçten geçiyoruz, tarihî bir kavşaktan geçiyoruz. Yanı başımızda yangınlar var, Orta Doğu yanıyor, içimizde kaynayan bir kazan var. Bu ortamda, Meclis hiçbir şey olmamış gibi tatil yaparsa, milletvekilleri “Biz çok çalıştık, tatil yapacağız.” derlerse, o zaman tarihî bir fırsatı ıskalamış oluruz. Bu tatili yaz tatili olarak değil, demokratikleşmeyle ilgili fedakârlık yapılması gereken bir tatil olarak ele almalısınız. İşte, dün, Akil İnsanlar Komisyonu 76 milyonu dolaşarak raporları sundular. Hükûmetin yaptığı bir çalışmanın olduğu bilgisini biliyoruz, içeriğini bilmiyoruz ama bir çalışma yapılıyor. Partimizin sunmuş olduğu öneriler var. Cumhuriyet Halk Partisinin demokratikleşmeyle ilgili ortaya koymuş olduğu öneriler var. Gelin, ortak çalışma grupları kuralım, ortak komisyonlar kuralım, bu ülkede 76 milyonun demokratik bir geleceği için ne yapacağız üzerine tartışmalarımızı yürütelim ve bu Meclisten çözüm çıkaralım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bir hususu tutanaklara girmesi açısından şey yapıyorum. Bundan önceki görüşmede AKP’li bir milletvekilinin yaptığı konuşmanın bir yerinde “Projeleri düşmanlarınca üretilmekten kurtulan bir Türkiye var…” Yani Türkiye’yi, kendilerinden önceki Türkiye’yi “Düşmanlarınca üretilen projelerin olduğu bir Türkiye” olarak nitelendiren ifadesini aynen kendilerine iade ediyorum. Eğer, düşmanca üretilen bir proje varsa Büyük Ortadoğu Projesi’ne ve onun eş başkanlarına bakmalarını tavsiye ediyorum.

İkinci husus da: Buradaki konuşmada “Alparslan’a, Fatih’e, Mustafa Kemal’e yapılmak istenenin, yaşatılmak istenenin liderimize yapılmasına asla bu millet izin vermemiştir.” Böyle bir ifadeyi Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’e ve Atatürk’e hakaret görüyorum. Kendi liderlerini Sultan Alparslan’la, Fatih Sultan Mehmet’le, Atatürk’le mukayese etmek ecdadıma hakarettir, haksızlıktır. Allah akıl fikir ihsan eylesin.

Diğer taraftan, Cizre’deki tablo illegal bir tablodur, illegal bir yapılanmanın varlığını ortaya koymaktadır. Bu, masum bir girişim değildir, orada KCK paralel devlet yapılanmasının derinleştiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, o sözde asayiş birimine yönelik polisin yaptığı operasyon neticesinde atılan bir patlayıcı neticesinde bir komiser muavininin yaralandığını da bilmemiz gerekmektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.46
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 126’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/785) (S. Sayısı: 475) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümü üzerindeki görüşmeleri tamamlanmıştı.

Şimdi, birinci bölümde yer alan  maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 Sıra Sayılı Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilen 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 85 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ahmet Aydın                 Hacı Bayram Türkoğlu                      İlhan İşbilen

              Adıyaman                                 Hatay                                         İzmir

              Şirin Ünal                 Çiğdem Münevver Ökten                      Eşref Taş

                İstanbul                                  Mersin                                       Bingöl

                                İhsan Şener                                     İsrafil Kışla

                                     Ordu                                               Artvin

"Barışta Askeri Yüksek İdare Mahkemesi her yıl bir eylülden başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verir. Adli ara vermeden yararlanmayan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri yılın diğer dönemlerinde yol süresi dâhil adli ara verme süresi kadar izin kullanabilirler."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 1. maddesinin tasarı  metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     Dilek Akagün Yılmaz                    Gürkut Acar                       Kadir Gökmen Öğüt

                   Uşak                                     Antalya                                     İstanbul

                              Turgut Dibek                                     Levent Gök

                                  Kırklareli                                            Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz isteyen Gürkut Acar, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 475 sıra sayılı Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesindeki önergemiz üzerine söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

AKP iktidarı döneminde belki de en fazla değişiklik yapılan konuların başında yargı hizmetleri geliyor. Paket paket yargı hizmetleri ve düzenlemeleri yaptık, demokratikleşme düzenlemeleri yaptık ama ülkede en çok aranan, en çok yokluğu hissedilen şey hukuk, adalet, demokrasi ve özgürlüktür. Çünkü, AKP'nin demokrasi paketinden özgürlük, yargı paketinden hukuk ve adelet çıkmıyor, çıkması da mümkün değildir. Her gün kendi yandaşlarına toplumun bir bölümünü yuhalatan, yurttaşlara hakaretler yağdıran bir anlayıştan demokrasi ve özgürlük çıkmaz. Taksim Gezi Parkı'nda başlayan ve dalga dalga Türkiye'yi saran tepkinin altında işte bu hukuksuzluk, adaletsizlik, baskıcılık var. Gençleri, vatandaşı sokağa döken budur.

Değerli arkadaşlar, Başbakan, Meclis Başkanı diyor ki “Herkes hukuk içinde kalsın.” Bunu söylerken de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla neredeyse muhalefet partilerini kapatma tehdidi yapıyorlar. Peki, hukuk içinde kalmak ne demektir? Yargı kararlarını baypas etmek, yargının kararlarını yırtıp atmak, hukuka uymak mıdır? Taksim Gezi Parkı’yla ilgili yargı kararlarını karalamak, o kararı tanımayacağını ilan etmek “AKM’yi de yıkacağım, cami de yapacağım.” demek hukuka uymak, hukuk içinde kalmak mıdır? Siz, bir yandan adaleti, hukuku yok edeceksiniz, Anayasa'nın açık hükmüne rağmen yargı kararlarını uygulamamak için Bakanlar Kurulu kararı çıkartacaksınız, ondan sonra vatandaşa “hukuk” diyeceksiniz. Böyle bir anlayış olmaz, böyle bir devlet yönetimi olmaz.

Geçenlerde yine söylemiştim, Türk siyasi yaşamında yalanın siyasete bu kadar malzeme yapıldığı, yalanın bu kadar hunharca kullanıldığı bir dönem yaşanmamıştır. Başbakanın yalanlarla suçladığı insanlar, bu ülkenin insanları değil midir? Siz, sadece ayran içen, dindar, kindar gençliğin Başbakanı mısınız? Bir  Başbakan, milyonlarca insana “pislik” diye nasıl hitap eder? Görülüyor ki Sayın Başbakan izanını kaybetmiştir.

Bir ülkenin Başbakanı, medyayı, işadamlarını “ümüğünü sıkarım” diye nasıl tehdit eder? Adı Recep Tayyip Erdoğan’sa yapar. Bir ülkenin Başbakanı, yurttaşlarını, milyonlarca insanı ayak takımı gibi nasıl niteleyebilir? Ama Recep Tayyip Erdoğan’sa yapar. Türkiye’nin yaşadığı süreç şu anda budur.

Sayın Başbakan, kendi yardımcısı Bülent Arınç'ın "yanlıştı” dediği, özür dilediği Taksim olaylarını başlatan polis baskını için “Ne yani keyfinizi mi bekleyecektik?” diyor. Ne oldu, on beş günde ne değişti? On beş gün önce kendi yardımcın şafak baskını için özür diliyordu, bugün ne değişti? Çünkü sizin özrünüz de yalan. Yurttaşlar yalanlarınızı bildiği için size inanmıyor, özrünüze de inanmıyor ama gün gelecek bu yalanların hepsinin hesabı sorulacak.  Neruda diyor ki: "Kinler susacak bir an vicdanlar rahatça karar verebilsin diye.” Siz bu cezaları kinlerin sonucu olarak değil, hak ettiğiniz için alacaksınız. Yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz.

Değerli arkadaşlar, burada AKP'li milletvekillerine önemli bir görev düşüyor. Türkiye bir uçuruma sürükleniyor. Uçuruma düştüğümüzde, bunun vebali boynunuzda olacaktır. Bakınız, bu süreçte yaşamını yitirenler var, genç yaşta kör olanlar var, hâlâ yaşam mücadelesi verenler var, binlerce yaralı var. Başbakanın ağır hakaretlerle, yalanlarla…

BAŞKAN – Sayın Acar, lütfen, Sayın Başbakana “yalanlarla” diyemezsiniz.  

GÜRKUT ACAR (Devamla) - …canları yanan yurttaşların yaralarını kanatmasına, evlatlarını toprağa vermiş insanların acılarına acı katmasına izin vermeyin. Bu insanların hepsi bu ülkenin insanları. Polisin kurşunuyla canını kaybeden genç kardeşimiz, gaz bombası kapsülüyle gözünü kaybeden onlarca yurttaş varken, bu tabloyu “polis destanı” diye göklere çıkarmak, büyük bir vicdansızlıktır, ayıptır. Bu ülkenin Başbakanı olacaksan yurttaşlarının düşüncelerine saygı göstermesi gerekir, insanların inançlarına saygı göstermesi gerekir, evlatlarını kaybeden insanlara saygı göstermesi gerekir; gözünü kaybeden, sakat kalan, hâlâ yaraları kanayan insanlara saygı göstermesi gerekir çünkü o insanların da bu ülkenin bir parçası olduğunu kabul etmek zorunludur ve belki de en önemlisi üç beş oy fazla alacağım diye vatandaşa yalan söylemeyeceksin, her zaman ama her zaman doğruyu söyleyeceksin.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, Sayın Başbakana hakaret ediyor.

BAŞKAN – Sayın Acar, lütfen temiz bir dille konuşun.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Türkiye’yi kucaklamak ancak böyle olur.

AHMET YENİ (Samsun) – Şu hâle bak, kıpkırmızı olmuşsun.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Biz, değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) – Yazıklar olsun be, yazıklar olsun!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ne diyorsunuz? Ne diyorsunuz?

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Taksim Gezi Parkı sürecini ters yüz etmeye, mahkûm etmeye yalanlar yetmez, çarpıtmalar yetmez, molotof mizansenleri yetmez, yetmeyecektir de.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, müdahale etsenize. Yani bir milletvekili Parlamentoda Başbakanı eleştirmeyecek de ne yapacak?

BAŞKAN – Sayın Altay, Sayın Başbakana hakaret etme hakkı var mı yani kimsenin? Lütfen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben anlamıyorum.

BAŞKAN – Hakaret ediyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hakaret ederse Başbakan dava açar.

BAŞKAN – Olur mu canım? Tüzüğü hatırlatıyordunuz. Ben İç Tüzük’ü okuyayım mı size?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Süren bitti, in aşağıya!

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Bakın, bir bakan var, işi Avrupa Birliği ama kendisini bira kutularına adamış, bira kutusundan medet umuyor.

BAŞKAN – Sayın Acar, lütfen…

Teşekkür ediyorum.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Diyor ki: “Camide içki içtiler. Bunun görüntülerini de büyükelçilere gösterdik.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne dedi? Ne hakareti etti?

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Yalancının mumu yatsıya kadar yanar derler, bununki bir saat bile yanmıyor. Büyükelçiler “İçki içen kimseyi görmedik.” diyorlar.

BAŞKAN – Sayın Acar, lütfen yerinize geçiniz.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Yani bu ülkenin bir bakanı, vatandaşlarını karalamak için, vatandaşlarının bir bölümünün din duygularını sömürebilmek için yabancı diplomatlardan medet umuyor, ayıptır, yazıktır!

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hakaret ayrı şey, eleştiri ayrı şey.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Halkın taleplerini, Taksim Gezi Parkı’nın taleplerini, Türk halkının Atatürk’e, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine, demokrasiye, laikliğe, hukuk devletine, özgürlüklere sahip çıkışını, uydurmalarla, sahtekârlıklarla mahkûm etmeye çalışıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Acar, lütfen yerinize geçiniz.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hiç utanmıyorsunuz! Hiç utanmıyorsunuz!

AHMET YENİ (Samsun) – Hakaret ediyorsunuz burada, işiniz gücünüz Başbakana hakaret etmek!

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – İşiniz gücünüz bu. Bundan besleniyorsun sen!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, bu hakareti devam mı ettireceksiniz? Böyle bir şey olabilir mi? Psikolojik şiddet var, saldırı var. Olur mu öyle şey?

BAŞKAN – Sayın Acar’ın süresi bitti, otursun yerine, yerine otursun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Gürkut Bey, toparla Gürkut Bey.

BAŞKAN – Sayın Acar, lütfen kürsüyü terk ediniz.

(AK PARTİ sıralarından “Geç, otur yerine!” sesleri, sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Süre bitti, süre.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Ama beceremeyeceksiniz, başaramayacaksınız çünkü yalanla dolanla varılacak bir yer yoktur.

BAŞKAN – Sayın Acar…

Evet, sayın idare amirleri, lütfen…

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Derin Başbakanın derin devlet operasyonları, molotof mizansenleri iflas etmiştir.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hayatınız böyle geçti hayatınız. Hakaret ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Acar… Sayın Acar…

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.07


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 126’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, tasarısının 1’inci maddesi üzerindeki Antalya Milletvekili Gürkut Acar ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkanım, biraz önceki konuşmacı Grup Başkanımıza, Başbakanımıza ağza alınmayacak hakaretlerde bulundu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ara verdi, ara. Söz hakkı yok ki, ara verdi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gerçi ara da verdiniz ama ona bir cevap vermemiz gerekiyor müsaadelerinizle efendim.

BAŞKAN – Sayın Özel, biliyorsunuz aynı oturumda olması gerekir, lütfen.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bizden kaynaklanan bir üslup değil ama arkadaş kürsüyü bırakmadı, ondan dolayı.

BAŞKAN – Hayır, usulümüzü bozamayız. Efendim, söyleyeceklerinizi orada söyleyin, tutanaklara geçsin, söz veremem çünkü.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkanım, buradan söyleyeyim madem size.

BAŞKAN – Buyurun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın konuşmacı, elinde hazırlamış olduğu bir metni… Kürsüye çıkıp bu ülkenin Başbakanına hakaret edici sözü meslek hâline getirmiştir. Bu ülkenin Başbakanını seversin, sevmezsin ama herkesin saygı duyması gerekir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne dedi ya, bir dakika?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bu 76 milyon insanın Başbakanı. Onu seven kadar sevmeyen de olabilir, hepimizin saygısı vardır ama hakaret etme gibi, hakaret eden gençleri burada alnından öper gibi konuşma yapmaya da hiçbir milletvekilinin hakkı yok.

BAŞKAN – Öyle bir hakkı olmadığını söyledim, uyardım efendim.

Teşekkür ediyorum, tutanaklara geçti.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 Sıra Sayılı Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 1 inci maddesiyle değiştirilen 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 85 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Aydın (Adıyaman) ve arkadaşları

"Barışta Askeri Yüksek İdare Mahkemesi her yıl bir eylülden başlamak üzere, yirmi temmuzdan otuz bir ağustosa kadar çalışmaya ara verir. Adli ara vermeden yararlanmayan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri yılın diğer dönemlerinde yol süresi dâhil adli ara verme süresi kadar izin kullanabilirler."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Madde ile, diğer yüksek mahkemelerde olduğu gibi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan, Başsavcı, Daire Başkanları ve üyelerinin de çalışmaya ara verme döneminde nöbetçi kalmaları halinde çalışmaya ara verme süresi kadar yıllık izin kullanmaları amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 2. maddesindeki “Otuzbir Ağustosa” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını yerine “Beş Eylüle” ibaresinin metne eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

       Dilek Akagün Yılmaz                 Gürkut Acar                     Kadir Gökmen Öğüt

                    Uşak                                  Antalya                                  İstanbul

                                     Turgut Dibek                          Levent Gök

                                        Kırklareli                                 Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı görüşürken bu tasarıyla ilgili bazı görüşlerimizi dile getirmek istiyoruz, 2’nci madde üzerinde söz aldım ama genel anlamda görüşlerimizi dile getirmek istiyoruz.

Bu tasarıyla, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle getirilen düzenlemelerin iptal edilmesi nedeniyle yeniden bir yasal düzenleme yapılması ihtiyacı doğduğundan dolayı bunları görüşüyoruz. Kanun hükmünde kararnameler çıkartılırken, Bakanlar Kurulunda verilen yetki çerçevesinde çıkartılırken ve Meclis denetiminden kaçırılırken ısrarla söyledik: “Lütfen, Meclis çalışırken burada milletvekilleri olarak bir yasama faaliyeti yaparken orada verilen yetki kanunu çerçevesinde Bakanlar Kurulunun imzasıyla kanun hükmünde kararname çıkartmayın; çıkartıyorsanız bile yasa gereği, Anayasa gereği lütfen getirin, burada tartışalım.” dedik. Getirmediniz. Anayasa Mahkemesi -biz pek çok konuda iptali için başvurduk ama- çok az sayıda olanları iptal etti. Bu da iptal edilen düzenlemelerden bir tanesi.

Burada ne yapılmak isteniyordu? Adli tatille ilgili düzenlemelerin kanun hükmünde kararnameyle yapılamayacağına dair kararını verdi Anayasa Mahkemesi ve bugün, biz, bunu görüşüyoruz.

Şimdi, adli tatil, hepimiz biliyoruz ki, hukukçu olanlar ya da olmayanlar, 1927 yılından beri aslında 20 Temmuz ila 5 Eylül arasında düzenleniyor ve belki o dönemde bu konulurken tarım işleriyle uğraştıkları için insanlar böyle bir tatil de konmuş olabilir ama  o tarihten itibaren yıllar boyunca bütün vatandaşlarımız da adli tatili bildiler, bütün hukukçular da, avukatlar, savcılar, yargıçlar da bildiler. Hukuk camiası açısından da şöyle bir faydası vardı bunun, adli tatilin konmasının: Adli tatilde kırk beş günlük tatil yapıldığı için savcılar ve yargıçlar açısından aslında daha çekici bir hâle geliyordu. O nedenle, yaz döneminde herkes izinlerini kullanıyordu. Bunun için adli tatilin de çok ciddi önemi vardı. Otuz beş güne indirildiği dönemde, biliyorsunuz, 31 temmuzdan 5 eylüle indirildiği dönemde pek çok kimse adli tatilden yararlanmak istemedi. O nedenle belki bu kırk güne çıkarıldı ama biz şunu söylüyoruz: Eskiden olduğu gibi 20 temmuz ila 5 eylül arasında olmalıdır adli tatil. İnsanların zihninde oluşan “adli tatil” kavramı odur; pek çok avukat arkadaşımızın ya da yargıcımızın zihninde oluşan tatil odur. Ayrıca, sürelerin işlemesi açısından da pek çok örneklemeler de o şekilde verilmiştir. Hem vatandaşlarımızın zihinsel karışıklıkları olmaması açısından hem de adli tatilin çekici olabilmesi açısından ve yargı mensuplarının da talepleri doğrultusunda aslında 20 temmuz ila 5 eylül arasında olması gerektiğini biz yine söylüyoruz, teklifimiz o doğrultudadır.

Ancak, şöyle bir hata da yapılıyor yine burada: Kırk günlük bir düzenlemeyi siz öngörüyorsunuz 20 temmuz ila 31 ağustos arasında, “1 eylülde başlanacak.” deniyor. Bir de şöyle bir eşitsizlik yapılıyor: Yüksek yargıçlara -biraz önce verilen önerge de o doğrultudaydı- Yargıtay, Danıştay ve askerî idare mahkemesindeki yüksek yargı mensuplarına, üyelere, daire başkanlarına eğer adli tatilde nöbetçi ise adli tatil dışında da kırk gün izin kullanılabileceği düzenlemesi getiriliyor. Ancak, bizi taşradan pek çok hâkim arkadaşımız aradı, savcı arkadaşımız aradı “Bu, eşitlik ilkesine aykırı değil mi? Yüksek yargı mensupları için bu getiriliyor da bizler için neden getirilmiyor?” denildi.

Bir kere bunun iki türlü yanlışı var. Eşitlik ilkesine aykırı, aykırı bir düzenleme yapıyorsunuz. Yani yüksek yargıçlar, Yargıtay ve Danıştay üyeleri bu hakka sahip de kürsüde çalışan hâkimler neden sahip değil? Bir de bunu herkese şamil yaptığınız takdirde -ki herkese bunun genişletilmesi lazım- böylesi bir durumda da işte o zaman yine adli tatilin çekiciliği kalmayacaktır. Biz bu nedenle diyoruz ki: Yine eski düzende olduğu gibi, yani 27’den itibaren olduğu gibi, 20 temmuz ila 5 eylül arasında adli tatil düzenlemesi yapılmalıdır. Adli tatil dışında tatil kullanacak yargıç ve savcılar da -yüksek yargı ya da kürsü mensupları, hiç fark etmez- otuz gün üzerinden kullanmalıdır. Bu şekilde eşitsiz bir uygulama gerçekten Anadolu’da yaşayan ve canını dişine takmış yargıç ve savcı arkadaşlarımız açısından çok ciddi bir haksızlık ve eşitsizliğe neden olacaktır. Bunu samimiyetle düşünmenizi istiyoruz. Gerçekten bu doğru bir yaklaşım biçimi değil.

Bu nedenle bizim verdiğimiz önergemizin tarafınızdan kabul edileceğine –özellikle AKP Grubuna sesleniyorum- böylesine eşitsiz bir uygulamanın bundan sonraki maddelerde de olmaması konusunda çaba sarf edeceğinize inanıyorum. Sayın Bakanım da bu konuda eğer bu taşradan gelen kürsü hâkimlerimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - …ve savcılarımızın da görüşlerini dikkate alabilirse herhâlde daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 3. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

    Dilek Akagün Yılmaz                   Gürkut Acar                    Kadir Gökmen Öğüt

                 Uşak                                    Antalya                                  İstanbul

           Turgut Dibek                           Levent Gök                          Mahmut Tanal

              Kırklareli                                 Ankara                                  İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii bu kanuna baktığımız zaman 13 kanunda adli tatille ilgili değişiklik yapılmış durumda. Adli tatille ilgili öncelikle bir terim sorununa değinmek lazım. Burada terim sorunundan kasıt, hukuktaki kullanılan kavram birliğinin herkes tarafından anlaşılması, doğru anlaşılması gerekir. Bu kanun tasarısında 3 tane terim kullanılmış:

1) Adli tatil.

2) Adli ara verme.

3) Çalışmaya ara verme.

Şimdi, yasa yapma tekniği açısından, gerçekten terim birliğinin farklı olması kabul edilebilir bir durum değil. Örnek açısından, tasarıda madde 26’da “Çalışmaya ara verirler.” , madde 30’da “Çalışmaya ara verirler.” , madde 31’de “Adli tatil.” , madde 21 ve 22’de “Adli ara verme.” , madde 16’da “Çalışmaya ara verme.” , madde 1 ve 2’de “Çalışmaya ara verme.” Yani hukuk birliği açısından anlaşılabilir… Terminoloji açısından kullanılması gereken ya “çalışmaya ara verme” kullanılır ya “adli tatil” denilir veyahut da “çalışmaya ara verme” denir. Yani burada üç ayrı dilin, üç ayrı terminolojinin kullanılması hukuktaki dil birlikteliğinde gerçekten sıkıntı yaratmakta.

İkinci bir husus: Peki geçmişteki kanunumuzda adli tatil kaç gündü? Kırk altı gündü. Kanun hükmünde kararnameyle bu değiştirildi, otuz altı güne indirildi. Şimdi yeni bir tasarıyla kaça çıktı? Kırk üç güne çıktı. Yani kanun koyucunun yapboz tahtası gibi kanunla bu kadar oynamaması gerekir. Gerçekten hep rahmetli hocalarımız şunu söylerlerdi: “Halı örer gibi kanunu örmek lazım.” Ama burada görebildiğimiz kadarıyla söz alan hatip arkadaşlarımız, Bakanlık dâhil olmak üzere “Efendim ne olacak, yaparız, bir daha düzeltiriz.” diyor ki bu, insanların hukuka olan güvenini de gerçekten sıkıntıya düşürüyor.

Adli tatil ihtiyaç mı? İhtiyaç. Peki dünyada adli tatil nasıl düzenlenmiş durumda? Bizimki gibi mi düzenlenmiş? Kanunun esas çıkış amacı, çıkış felsefesi neydi? O dönem adliyede çalışan hem personelin hem yargıçların hem savcıların hem de halkımızın duruşmalara gelmesi açısından. O dönem gerçekten tarımla uğraşılırdı, o dönem bağ bozumu dönemiydi, ürünleri, hasadı kaldırma dönemiydi ama bugün baktığımız kadarıyla vatandaşımızın hasadı var mı? Hasadı yok. Bugün bakıyoruz, bu anlamda çiftçimizin ulaşım açısından sıkıntısı var mı? Yok. Peki, tabii, bu söyleyeceğim görüş benim bireysel görüşüm, parti açısından söylemek istemiyorum, işin doğrusu bu; adli tatili bence kaldırmak lazım, işin doğrusu bu objektif olarak yani davalar sürekli olarak uzuyor. Adli tatil… Aslında biz vatandaşın adalete ulaşmasını istiyoruz, dosyaların da yığılmasını istemiyoruz, bu açıdan belki bireysel anlamda radikal bir çıkış ama bu şahsi görüşüm. İşin doğrusu, zaten duruşmalar mayıs ve haziran ayından itibaren adli tatilden sonraya atılıyor, adli tatil geliyor, bir yıl sonraya atılıyor yani objektif olarak, o alandan gelen birisi olarak adli tatille bu şekilde bazen zaman israfına da sebebiyet veriliyor. Bu, işin bir başka yönü.

Gelelim bu kırk üç günlük soruna: Sayın Bakan, tek yargıçlı olan yerlerde hâkimler de eğer adli tatile ayrılmamışsa otuz günü şimdi kırka çıkardınız, yine oradan üç günlük bir eşitsizlik var.

Geliyoruz süreye: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda adli tatil içerisinde biten süreler yedi gün uzamış olur, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda “Süre işlemez.” deniliyor, “üç gün” deniliyor. Yani, burada da hak kaybı açısından eğer Ceza Muhakemesi Kanunu’nda “üç gün” diyorsak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda da “üç gün” diyelim, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda “yedi gün” diyorsak Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da “yedi gün” diyelim yani bu açıdan, süre yeknesaklığı açısından, sürelerin hafızadan silinmemesi açısından, bence hukuk birlikteliği açısından buna da ihtiyaç var.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre “Yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir.” Bu nedenle, önergeyi okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 Sıra Sayılı Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 3 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki çerçeve maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Ahmet Aydın                  Hacı Bayram Türkoğlu                  İlhan İşbilen

                Adıyaman                                  Hatay                                      İzmir

                Şirin Ünal                                Eşref Taş                             İhsan Şener

                 İstanbul                                    Bingöl                                     Ordu

                                                   Çiğdem Münevver Ökten

                                                                 Mersin

“MADDE 4- 2575 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

Danıştay üyesi seçilebilmek için hâkimlik ve savcılık mesleğinde yirmi yıl çalışmış olmak şarttır.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Salt çoğunluğumuz vardır, önergeye katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, salt çoğunluk olduğu için madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde iyi çalışmamış bir kanun tasarısı görüşmekteyiz ve son dakika müdahaleleriyle, birtakım önergelerle yeni madde ihdası talep edilmektedir. Bu madde ihdası da çok şaşırtıcı bir gerekçeye ve çok şaşırtıcı bir süreye tabi kılınmıştır.

Şimdi, ihdas edilmek istenen maddeyi ben aynen okuyorum: “Danıştay üyesi seçilebilmek için hâkimlik ve savcılık mesleğinde yirmi yıl çalışmış olmak gerekir.” Buna tabii “çalışmış olmak gerekir” dediğimiz zaman, yirmi yıl fiilen mi çalışmış, iş günü itibarıyla mı çalışmış, aradaki tatilde, izinde ne olmuş, ne yapılmış, bunları da tartışma konusu yapacaktır. Dolayısıyla, terim açısından “çalışmış olmak” şartı yanlıştır.

İki: Niçin yirmi yıl? Daha önce, Danıştay üyesi seçilebilmek için yasalarımızda hüküm var. Bu hüküm, Yargıtay üyeliğine seçimle birlikte, dengeli ve birbirine paralel olarak sürdürülmektedir.

Şimdi, Yargıtay ve Danıştay üyeliğine seçilebilmek için birinci sınıfa ayrılmış hâkim olmak gerekir, artı, üç yıl da kıdemi olması gerekir. Birinci sınıfa ayrılabilmek için normal şartlar altında on yıl geçer; “artı üç yıl” dediğimiz zaman, on üç yıl neticesinde hâkimlik sınıfından Danıştay ve Yargıtaya üye olarak seçileceklerin süresi bu demektir. Bunun içerisine staj dönemi dâhil değildir.

Niçin bu on üç yıl veya ortalama Yargıtay üyeliğine seçilenlerin yaş grubuna baktığımız zaman on beş yıl hâkimlik yaptıktan sonra, savcılık yaptıktan sonra seçilebiliyorlar? Bunu niçin yirmi yıla çıkarıyoruz? Yirmi yıla çıkardığımız zaman ne oluyor?

Bir: Yargıtay üyesi seçilme şartları ile Danıştay üyesi seçilme şartları arasında fark oluşuyor. Bu farkı niçin yaratıyoruz, ikisi de yüksek mahkeme üyesidir.

İkinci farklılık şurada: Danıştay, tabii sadece hâkimlik ve savcılık mesleğinden seçilen insanların görev yaptığı bir yüksek mahkeme değil. Buraya idare makamlarından da bürokratlardan da üye seçilmektedir. Üyelerin seçilebilmesi için, bürokrasiden üye seçilebilmek için sadece on beş yıllık hizmet gerekmektedir. Bu on beş yıllık hizmetin içerisine memuriyet stajı da dâhildir. Dolayısıyla, Danıştay üyeliğine, hâkim sınıfından seçilecekler ile Yargıtay üyeleri arasında yaratılan fark bu defa Danıştay üyelerinin seçiminde de karşımıza çıkmaktadır. Bir kısmı idari görevlerden seçilen bürokratlar, bunlar on beş yıl görev yaptığı takdirde seçilebiliyor ama hâkimlerin seçilebilmesi için yirmi yıl çalışmış olmaları şeklinde muğlak bir ifade vardır. Dolayısıyla, bu yanlış bir durumdur. Bu, yargıdaki dengeleri bozan, çelişkileri artıran, düzeni bozan bir durumdur. Bu, terimlerle maddeler arasında çelişki yaratan bir durumdur. Bunun bir niyeti olması lazım. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu niyeti bilmiyoruz. Bu niyetin ne olduğunu Sayın Bakanın açıklaması lazım. Niyet halisse elbette ki destek veririz ama şimdiye kadar on beş yıl hâkimlik, savcılık yapmış kişilerin üye seçilebilmesi için yirmi yıla ihtiyaç duyulmasının gerekçesi ne? Bunu Sayın Bakanın açıklaması ve bu ihtiyaca göre bizim de gereğini yapmamız gerekmektedir. Yirmi yıl hâkimlik yapmış kişinin Danıştaydaki hizmet süresi, normal olarak emekli olduğu takdirde, beş yıl daha görev yapacaktır. Demek ki ömrünün son beş yılında Danıştay üyesi olabilmek gibi, tabir yerindeyse, enerjisini tükettikten sonra Danıştaya hâkim seçmenin, üye seçmenin ne anlamı bulunmaktadır? Açıkça ifade etmek gerekirse, biz soruyoruz: Bu bir siyasi operasyon mu? Yargının siyasallaştırılmasında önünüzde bir engel var da o engeli mi kaldırmak istiyorsunuz? Bu, adrese teslim bir yasa maddesi midir? Bu, niçin tasarı hazırlanırken gündeme gelmedi, niçin komisyonlarda gündeme gelmedi de şimdi geliyor son dakika olarak?

Peki, bu duygu ve düşüncelerle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde, AK PARTİ Grubu adına Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İhdas edilecek maddeyle, adli yargı hâkim ve savcıları arasından Yargıtay üyesi seçilebilmek için mevcut şartlar var, bu şartlara ek olarak idari görevlerde geçen süreler de dâhil olmak üzere, hâkimlik ve savcılık mesleğinde geçen sürenin en az yirmi yıl olması şartı aranmaktadır. Bunun nedenlerinden biri; 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ve Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluşu var, bu kanunla ilgili bir paralellik sağlanmakta istinaf mahkemelerine geçişle ilgili.

İkincisi: İhtisaslaşma sağlanmakta. Burada mahkeme başkanının birinci sınıf, daire başkanlığına ve Yargıtay üyeliğine seçilebilme hakkını yitirmemiş, daire üyelerini ise birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hâkim ve savcıları arasından; 44’üncü maddesinde ise bölge adliye mahkemesi cumhuriyet başsavcılarının birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını yitirmemiş cumhuriyet savcılarının hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış adli yargı hâkim ve savcıları arasından HSYK tarafından atanacağı hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemeyle birlikte bir paralellik sağlanacak ve bu şekilde üye seçilmesi sağlanmış olacaktır.

Diğer taraftan, Yargıtay Kanunu’nda, Yargıtay üyesi seçilebilmek için gerekli birinci sınıfa ayrıldıktan sonra üç yıl çalışma şartı dikkate alındığında, bölge adliye mahkemelerine atanmayla Yargıtay üyesi seçilebilme yaşları birbirine yakın yaşlar olacaktır. Bölge adliye mahkemelerine atanacak hâkim ve savcıların ve bu mahkemelerde yapacakları görev ve kazanacakları tecrübeden de istifade ederek gerektiğinde kademeli bir geçiş imkânı sağlamak gerekiyor. Yargıtay üyeliğine seçilebilmek kıdeminin de biraz daha yükseltilmesinde yarar olacağı umulmaktadır.

Bu nedenle maddenin kabul edilmesi gerektiğine inanıyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Genel Kurulda iktidar partisi tarafından verilmiş bir önergeyle 2575 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin (2)’nci fıkrasında, Danıştay üyesi seçilebilmek için hâkimlik ve savcılık mesleğinde yirmi yıl çalışmış olmak şartı getiriliyor. Burada benim öğrenmek istediğim konu şudur Adalet Komisyonunun bir üyesi olarak: Daha önce bu süre sanıyorum uzun bir süreydi. Ondan sonra yapılan bir değişiklikle bu süre üç yıla indirildi, mevcut uygulama üç yıl. Şimdi, daha önce uzun bir süre niye üç yıla indirildi, şimdi üç yıldan niye yirmi yıla çıkarılıyor? Yani, benim şuna itirazım yok Sayın Bakan: Bu sürenin, bu önergeyle yirmi yıla çıkarılmış olmasına herhangi bir itirazım yok ama neden üst sınırdan, daha yüksek bir sınırdan üç yıla indirildi, ne oldu da şimdi üç yıldan yirmi yıla çıkarılıyor? Bu operasyon yapılırken aradan kimler, ne fayda elde etti? Yani, acaba bu üst sınırdan üç yıla indirilirken birileri korundu mu ya da şimdi o operasyon tamamlandı, daha normal bir duruma mı geliyoruz, ben bunu anlamak istiyorum, bu bir.

Bu, aynı zamanda bu Meclisin en kutsal yeri olan, kanun yapma, yasa yapma konusunda mutfağı olan Adalet Komisyonunun bile çalışmalarının şeklî olduğunun somut göstergesidir. Burada da Sayın Komisyon Başkanımız, kendi komisyonunun hukukunu koruyamamaktadır. Bu yönüyle de Komisyon Başkanımızı eleştiriyorum. Yani, gelen tasarı ve teklifler Adalet Komisyonunda artık sadece görüşülmüş olmak üzere görüşülmesin. Eğer öyle olacaksa Anayasa’mızda hüküm var, illa komisyonda görüşmeye gerek yoktur. Alın bu kanun teklifini, Hükûmetten Türkiye Büyük Millet Meclisine gelince getirin gene doğrudan Genel Kurulda görüşün. Hiç olmazsa “mış gibi” yapmış olmazsınız, hiç olmazsa şeklî anlamda hukuku dolanmış olmazsınız diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüleri bu kürsüye geldiğinde hep efsaneden bahsediyorlar. Sayın AKP grup başkan vekili arkadaşımız da az önce geldi, bir efsaneden bahsetti, yine eski efsaneleri tekrarladı. O şudur: Biliyorsunuz, Türkiye on bir yılı aşkın bir süredir, tek adam olarak Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yönetilmektedir. Sayın Erdoğan’ın yönlendirdiği ve yönettiği bir algı, Türkiye'nin on yılda mucizevi bir iktisadi gelişme gösterdiği yönündeki yaygın bir söylemdir. Şimdi, bu söylem bir gerçeğin ifadesi midir, yoksa bir efsane midir, bunu ben dile getirmek istiyorum; yine Hükûmetin, devlet kurumlarının rakamlarıyla dile getirmek istiyorum.

Birinci efsane şu: “Kişi başına millî gelir 3 kat artmıştır.” Yanlıştır. Doğrusu: Kişi başına millî gelir bu süre içerisinde yüzde 45 oranında artmıştır. 3 kat artmış hesabı, cari dolar fiyatıyla yapılan bir tercüme hatasından ibarettir. Her ülkenin millî geliri ve büyümesi ulusal para ile ölçülür, onunla hesaplanır. Ulusal para biriminin dolar karşısında değerlenmesi ya da değer kaybetmiş olması büyüme oranını değiştirmez. Mesela, 9 Haziran 2008’de 100 Japon yeni 0,94 dolar ederken 24 Ekim 2011’de 100 Japon yeni 1 dolar 32 sente yükselmiştir. Japon parası dolara göre yüzde 40 değerlenmiş ve Japonya’nın gerçekte pek de artmayan kişi başına millî geliri, cari dolar kuruyla hesaplandığında yüzde 40 artış göstermiştir ama Japonya’nın hiçbir Başbakanı çıkıp bununla böbürlenmemiştir. Japonya’da yüzde 40, Türkiye’de on yılda, on buçuk yılda yüzde 45’tir değerli arkadaşlarım.

Bu kürsüde söylenilen ikinci efsane: “On yılda toplam millî gelirimiz çok hızlı artmıştır.” Bu da yanlış değerli arkadaşlarım. Nereden biliyoruz yanlış olduğunu? Bugün AKP tarafından yönetilen devlet kurumlarının verilerinden. Son on yılın, on buçuk yılın ortalama büyüme hızı yüzde 5’tir. Bu oran, Türkiye Cumhuriyeti’nde önceki seksen yılın ortalama büyüme hızına kabaca eşit olan bir orandır. Değişen bir şey yok, aksine faraşlaşan bir devalüasyon ve cari açık var. Şimdi bu cari açık devalüasyon krizine sebep olmasın diye büyüme hedefi üç yıl için yüzde 5’te tutulmuştur. Bu efsane de çökmüş aslında.

Üçüncü efsane: “Türkiye ekonomisi büyüklükte 17’nci olmuş.” Allah Allah! Yani gören de sanacak ki AKP döneminde Türkiye ekonomisi dünyada büyüyen 17’nci ekonomi. Değerli arkadaşlarım, zaten öyleydi. Yani, siz okuma yazma da mı bilmiyorsunuz? Yahu Allah aşkına biraz okuyun, kendi kurumlarınızın verilerini okuyun. 1993 yılında, Türkiye, toplam millî gelire göre dünyanın en büyük 17’nci ekonomisi, yıl 1993. Bazen bir basamak çıkmış, bazen bir basamak inmiş. On dokuz yıl sonra, 2012’de, büyüklük sırası değişmemiş yani Türkiye dünyanın 17’nci büyük ekonomisi olmuş. Önümüzdeki on yılda da değişeceği pek öngörülmüyor. E, bu efsane de gitti.

Başka bir efsane, diyorlar ki: “IMF borcunu sıfırladık, borçsuz ülke olduk.” Bu konuda Ankara Ticaret Odasını da bu işe alet ettiler, billboardları donattılar. Değerli arkadaşlarım, bu “IMF borçlarını sıfırladık, borçsuz bir ülke olduk.” aslında nedir biliyor musunuz sevgili milletvekilleri? Eksik konuşarak yalan söyleme sanatıdır. Bu, şudur: AKP’nin aslında ekonomide aldığı en başarısız sonuç, dış borç yükünün aşırı bir oranda artmış olmasıdır. Aslında, bu efsanenin çıkış sebebi de budur. Yani AKP’nin ekonomide dış borç yükünü aşırı bir şekilde artırmış olması, böyle bir efsaneyi Türkiye'de yaygınlaştırma ihtiyacını gündeme getirmiştir.

Şimdi, rakamlarla söylüyorum, dış borçlarımızın toplamı 2002 yılında 130 milyar dolarmış -bunlar devletin rakamları- 2012’de ise dış borç miktarımız 337 milyar dolarmış.

Şimdi, sevgili milletvekilleri, 337 milyar dolar mı büyüktür, 130 milyar dolar mı büyüktür? AKP’nin yöneticileri, herhâlde 337 milyar dolar dış borç almışlar, bugün onu 130 milyar dolara indirmişler gibi konuşuyorlar. Aslında indirmemişler “Dış borçsuz bir ülke olduk.” diyorlar.

Şimdi, aslında, bu dış borç yükü hâlen önlenemez bir şekilde devam etmektedir. Aslında, ülkemiz hiçbir dönem, cumhuriyet tarihinde hiçbir dönem bu kadar borç yükü altına girmemiştir.

Evet, IMF’ye olan borçlar ödenmiş. Nasıl ödenmiş değerli arkadaşlarım? Bunu, ekonomi bilgisi olmayan, azıcık kitap okuyan, kafası çalışan bir adam bilir. IMF borçları, vadeleri geldiğinde, dış bankalardan, yabancı bankalardan alınan dövizlerle kapatılmıştır, olay bundan ibarettir.

Son söz olarak, efsane, efsunlardır değerli arkadaşlarım. Halkı kandırmaya gerek yok, rakamları kandıramazsınız eğip bükerek. Bu rakamlar, Cumhuriyet Halk Partisi ya da MHP’nin ya da BDP’nin yönettiği devletteki kurumların rakamları değildir. Bunlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin şu anda yönettiği devlette bağlı kurumlardır, Başbakanın bağlı kurumlarıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “AK PARTİ Grup Başkan Vekili de yalan konuşarak efsane oluşturuyorlar.” dedi efendim. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet Sayın Aydın, iki dakika söz veriyorum. Lütfen yeni sataşmaya mahal vermeyelim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ben, öyle bir şey demedim Sayın Başkan tutanaklara bakarsanız. Ben, efsaneden bahsettim.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün görüşülen kanun tasarısının 4’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bir defa, hepimizin Türkiye’deki ekonomik ilerlemenin hazzına varması lazım, hepimizin bundan mutlu olması lazım. Türkiye'nin büyümesinden, gelişmesinden, ekonomik kalkınmasından, demokratikleşmesinden haz duymamız lazım. Böyle eleştirmektense biraz da mutlu olmaya zaman ayırsanız bu ülkenin bir ferdi, bu ülkenin bir evladı, bu ülkenin bir milletvekili olarak bundan mutlu olsanız, hiç fena olmaz diye düşünüyorum.

Daha önceki dönemlerde rakamlar nasıl ölçülüyorsa, nasıl hesaplanıyorsa bu dönemde de rakamlar aynı şekilde hesaplanıyor. Biz, bunu yeni icat etmedik, Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz, neyse o rakamlar onun üzerinde yapıyoruz.

Evet, dünyada bütün ülkeler, özellikle güçlü ekonomiler batarken, krizin eşiğindeyken, bankalar batarken, Türkiye dünyanın iki büyük ekonomisinden biri. Bize inanmıyorsanız dış basına bakın, dış medyaya bakın, uluslararası kuruluşların Türkiye'nin ekonomisiyle ilgili verilerine bakın.

Evet, gayrisafi millî hasılada biz 230 milyar dolarlardan 800 milyar dolarlara çıkarmışsak, kişi başı millî gelirde 3.500 dolarlardan 10.444 dolarları, yaklaşık 11 bin dolarları bulmuşsak  bundan ancak mutlu olmamız lazım diye düşünüyorum.

Borçlardan bahsettiniz. Önemli olan kamu net borç stokunun millî gelire oranıdır. Bu oran 2002’de neydi, bugün ne? Kamu net borç stokunun millî gelire oranı 2002’de yüzde 61,5; bugün yüzde 22.

Yine, Türkiye, belki 1993’te bahsettiğiniz 17’nci büyük ekonomi olabilir ama 2002’de, Türkiye 26’ncı büyük ekonomiydi. Biz 17’nci büyük ekonomiye çıkardık. İnşallah, bu gayretle birlikte 2023 hedefimiz de Türkiye’yi on büyük ekonomiden biri yapmaktır, işte bunun için uğraşıyoruz.

Yine aynı şekilde, evet IMF borcu, değerli arkadaşlar, 2002’de 23,5 milyar dolardı, şöyle ya da böyle. İktidarı devraldığımızda bu borç 23,5 milyar dolar değil miydi? Kesin rakam olan bu ve biz bu borcu ödedik. İşçinin de memurun da borcunu ödedik, yatırım da yapıyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) - …ve bu alanda da Türkiye’yi geliştirmeye, büyütmeye devam ediyoruz.

Lütfen, siz de Türkiye'nin büyümesinden mutlu olun diyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/785) (S. Sayısı 475) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan kabul edilmemiştir efendim. Oylama kabul edilmedi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Önerge” dediniz efendim, önerge yok ki ortada.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Edilmedi.

BAŞKAN – Bir saniye.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Önerge yok ortada, önergeyi oyladınız.

BAŞKAN – İşlemi tekrar… Çünkü bir karışıklık oldu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum… Tabii ki, yeni madde olarak, önerge.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

FARUK BAL (Konya) – İkinci defa olur mu ya!

BAŞKAN – Böylece, tasarıya yeni 4’üncü madde eklenmiştir ancak herhangi bir karışıklığa sebep vermemek amacıyla görüşmelere tasarının mevcut maddeleri üzerinden devam edilecektir. Kanunun yazımı esnasında yeni madde eklenmesi nedeniyle diğer maddelerin madde numaraları teselsül ettirilecektir.

Tasarının mevcut 4’üncü maddesi üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 4. maddesine “boşalan üyeliklerin” ibaresinden sonra gelmek üzere “HSYK ya da Cumhurbaşkanı tarafından seçildiği ve” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

    Dilek Akagün Yılmaz                      Gürkut Acar                      Kadir Gökmen Öğüt

                 Uşak                                       Antalya                                   İstanbul

           Turgut Dibek                       Bedii Süheyl Batum                       Levent Gök

              Kırklareli                                  Eskişehir                                   Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargı Hizmetleriyle İlgili Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı’nın 4’üncü maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini aktarmak için söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, yargıyla ilgili 2002 yılından itibaren çok değişik yasalar yaptık, çok farklı yasaları değiştirdiniz. Şimdi de bu maddede boşalan üyelikler konusunu düzenliyorsunuz. Ancak şunu söyleyeyim: Bu kadar değişikliğe, bu kadar yargı paketlerine, yargı hizmetleri üzerine yapılan bu kadar çok değişikliğe rağmen Türkiye’de yargının sorunları artarak devam ediyor. Hukuksuzluk devam ediyor ve bırakın hukuk devleti ilkesini devlet bile tartışılır hâle geliyor.

Şimdi, bu yargının sorunlarını tartışırken, mali kaynak, kadro, teknik araç sorunları tabii ki önemli sorunlar ve değiştirilmesi, iyileştirilmesi gerekliydi, dosya sayısının azaltılması gerekliydi ama esas sorun, değerli arkadaşlar, en önemli sorun olan yargı bağımsızlığı sorunu. Bunu, maalesef, AKP’nin çok değerli milletvekilleri başta olmak üzere, görmezden geldiğiniz, sayın bakanlar bilmeyebilir ama sizler, içinizde çok değerli hukukçu arkadaşlar görmezden geldiğiniz için bir türlü düzeltmiyorsunuz, düzeltmeye yanaşmıyorsunuz. Bu yüzden şöyle bir değişiklik getiriyorsunuz: Boşalan üyeliklerin idari hâkim, vergi hâkimi olmasına göre bunu Adalet Bakanlığına bildireceğiz.

Şimdi, neden? Neden böyle bir değişiklik yapıyorsunuz? Çünkü kadrolaşma konusunu, gelen hâkimler mutlaka bizden olsun konusunu o denli önemsediniz ki, o denli ihtisas, bilgi, liyakat, bilim ve bağımsızlığı o kadar göz ardı ettiniz ki bugün böyle bir değişiklik getirmekle kendinizi yükümlü hissediyorsunuz.

Demin çok kızdınız Sayın Gürkut Acar konuşurken ama Başbakan gerçekten de bunları söyledi, söylemedi değil, öyle şeyler söyledi ki Sayın Gürkut Acar bunları buradan söylediğinde “Başbakana hakaret ediyorsun.” diyorsunuz. Şöyle demedi mi: “Yargıya gerekeni söyledik, gereğini yapacak.” Aynen böyle söylemedi mi? “Bir malum kuruluş başvuruyor, bir malum mahkeme karar veriyor.” diyerek buradan Danıştaya seslenmedi mi? “O kararı tanımıyorum, o yargının verdiği kararı tanımıyorum, oraya AKM’yi de yapacağım, camiyi de yapacağım, o kararı ben tanımam.” demedi mi? Aynısını…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Demedi, uydurma!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Ben uydurmam, sen orada söylüyorsun, uydurmak senin görevindir. Kes.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen uyduruyorsun.

BAŞKAN – Sayın Kacır, lütfen.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Referandumdan söz etti. “Neden referandumdan söz ediyorsun?” dediğimizde “Ne yani keyfinizi mi bekleyecektik, o yüzden polis saldırdı.” demedi mi?

Sevgili arkadaşlar, bunları hep söylüyoruz. Bu yargı bağımsızlığının mantığı, sizin çok değerli bir bakanınız olarak kabul ettiğiniz Bülent Arınç’ın şu sözlerinde gizliydi: “Benim güzel arkadaşım, pırıl pırıl bir Anadolu delikanlısı. Çok şükür birinci turda seçildi. Danıştaya da blok oy kullandılar. Allah verdikçe veriyor, kurbanı olduğum Allah, verdikçe veriyor.”

HARUN KARACA (İstanbul) – Yalan söylememiş ki sen niye gocunuyorsun? Hayır, bir şey dememiş ki.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, bunların hepsini yaptınız. Merak etmeyin kurbanı olduğum Allah’tan değil, o Allah sadece sizin Allah’ınız değil, hepimizin Allah’ı da “Kurbanı olduğum Allah verdikçe veriyor.” deyip sizin AKP’li üyeleri seçmenizi hiçbir kimse kabul etmez, merak etmeyin.

Değerli arkadaşlar, bu değişiklikleri yaptınız. Bağımsızlık ortada hâlâ duruyor. Sorun burada sevgili arkadaşlar, sorun adalet saraylarında değil, sorun binaların etrafının çimlendirilmesinde, çiçeklendirilmesinde değil, sorun kurbanı olduğumuz Allah’ın sizlere verdikçe vermesinde değil, sorun sizlerde, sorun Bakanınızda, sorun yargı bağımsızlığına bakış açınızda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HARUN KARACA (İstanbul) – Hayır, sorun sizde.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sakın bana şunu da söylemeyin: “Bak ne güzel söylüyorsun, gülüyoruz.” demeyin. Bir gün bunlara gülmeyeceğiz beraber ama o gün sizler “Biz gülmüştük bunlara ya, ilgilenmemiştik.” diyeceksiniz. İnşallah demezsiniz sevgili arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Hocam, bir kişi seçelim dedik, siz hepsini dediniz. Anayasa Mahkemesine itiraz eden sizsiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 5. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

     Dilek Akagün Yılmaz                   Mahmut Tanal                            İhsan Özkes

                  Uşak                                     İstanbul                                     İstanbul

           Turgut Dibek                          Hasan Akgöl                              Özgür Özel

               Kırklareli                                   Hatay                                       Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Gürkut Acar, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yargı hizmetleriyle ilgili bir tasarıyı konuşuyoruz. Ne var bunun içinde? Kanun hükmünde kararnameyle yapılanmaya çalışılan bir hukuk var. Anayasa Mahkemesi bunu yetki kanunu kapsamında olmadığı için iptal etti. “Gerekçede iptal edildi ama Anayasa’ya aykırılık yok.” deniyor ama bu da gerçeği yansıtmamaktadır, bu düzenlemelerin içerisinde Anayasa’ya aykırı hükümler vardır. Anayasa Mahkemesi içeriğe geçmeden yetki kanunu dolayısıyla iptal kararı vermiştir. Muhalefet gerekçelerine baktığınızda, kanun hükmünde kararnamenin içinde Anayasa’ya aykırı birçok hüküm vardır. Bir yetki alıp içine her şeyi doldurarak hukuk yapılamaz.

Bakın, bugün Türkiye'nin en önemli sorunlarının başında yargı sistemi, adalet sistemi gelmektedir. Bu tasarıda buna bir çözüm var mı? Yok. İnsanlar beş yıldır, altı yıldır tutuklu, milletvekillerimiz Mustafa Balbay, Mehmet Haberal’la beraber 8 tane milletvekili tutuklu. Buna bir çözüm var mı? Yok. İnsanlar hapishanelerde hastalıklarla boğuşuyor, hastaneye gidemiyor, bu tasarıda buna çözüm var mı? Yok. Hâkimlik teminatı altüst edilmiş durumda, soruşturma yapan savcılar sanıklardan önce yargılanıyor. Bu ne demektir? Artık, Türkiye’de gerçekten adalet aramak, gerçekten hâkimlik ve savcılık yapmak kahraman hâkimlere, kahraman savcılara, sürgünleri, soruşturmaları göze alanlara kalmıştır. Burada adalet olur mu?

Kadrolaşma anlayışıyla hukuk, adalet olmaz değerli arkadaşlarım. Bugün bakıyorsunuz, Danıştay Başkanlığı seçimi yapılamıyor. Neden? Çünkü “Orada cemaat-Hükûmet çatışması var.” deniyor. Eğer bir ülkenin en üst idari yargı organının başkanının seçiminde cemaat  tartışmaları yaşanıyorsa yazıktır o ülkeye, yazıktır o ülkenin yargısına.

Değerli arkadaşlar, bakınız, Silivri’de süren ve daha önce sonuçlanan yargılamalarda en fazla gündeme gelen konu sahte dijital veriler, sahte bilgisayar dokümanlarıdır. Birçok belgenin yalan olduğu ortaya çıkmasına rağmen, o belgelere dayanarak yargılama sürüyor. Bu tasarıda buna ilişkin bir çözüm var mı? O da yok, maalesef yok.

Bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde bir uluslararası anlaşma var. Türkiye bunu imzalamış yani iradesini ortaya koymuş. Bu tasarı, sahte dijitallerin önüne geçecek bir anlaşma: Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı. Bu tasarı iki yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisinde bekliyor. Önemli bulunmuş, değerli bulunmuş, imzalanmış ama bu tasarı bir türlü gündeme gelmiyor. Neden? Bakın, şimdi, Silivri’de insanlar sahte dijital delillere dayalı olarak mahkûmiyet kararlarıyla karşılaşacaklar ama bunu önleyebilecek olan bir düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde bekletiliyor, komisyondan da geçtiği hâlde bekletiliyor. Bunun nedeni nedir? Silivri yargılamasının bitmesi mi bekleniyor? Böyle bir adalet olabilir mi? Böyle bir vicdansızlık nasıl olabilir? Bunun adı adaleti engellemektir, bunun adı adaleti yanıltmaktır. İktidar bu suçları sürekli işlemektedir. Bu tasarı bir an önce gündeme alınıp görüşülmelidir. Unutmayın, adaletin olmadığı yerde hiçbir şey ayakta kalmaz, kalamaz, kalmayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, biraz önceki konuşmama da AKP’den sayın konuşmacı arkadaşlarım çok sert tepki verdiler. Şunu söylemek istiyorum: Bakınız, orada söylediklerimizin hepsi gerçeklerdir ama o eleştirilerin aynısını söylediğimiz zaman büyük tepki veriyorsunuz. Bu, doğru değildir. Biz burada muhalefet olarak doğruları dile getirmek, eleştirilerimizi söylemek zorundayız. Biz burada gerçeklere bir ışık tutuyoruz…

HARUN KARACA (İstanbul) – Eleştirilerinizi söyleyin, hakaret etmeyin.

GÜRKUT ACAR (Devamla) - …ama görüyorum ki gerçekleri bile artık reddetmek, görmezden gelmek, konuşmaları sürekli laf atmalarla engellemek bir alışkanlık hâline geldi.

Değerli arkadaşlar, bu kürsünün masuniyeti vardır, bu kürsüde söylenen sözlerden dolayı kimse suçlanamaz. Biz burada, bu ülkenin, bu ulusun bize vermiş olduğu görevi yerine getiriyoruz, o nedenle arkadaşlarımı daha saygılı olmaya çağırıyorum. Eleştirilere lütfen tahammül edin ve lütfen şöyle düşünün: “Biz nerede hata yapıyoruz?” diye düşünün.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HARUN KARACA (İstanbul) – Hakaret etme hakkı vermiyor size yalnız, hakaret etme hakkını vermiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.06


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 126’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

6’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 6. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz. 

       Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                          Turgut Dibek

                    Uşak                                   İstanbul                                  Kırklareli

              Vahap Seçer                     Uğur Bayraktutan                         Özgür Özel

                   Mersin                                   Artvin                                     Manisa

                                                           Hasan Akgöl

                                                                 Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 475 sıra sayılı Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerindeki önerge üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın başında aynen şöyle yazıyor: “Yargı hizmetleriyle ilgili olarak” diyor. Biraz önce Süheyl Hocam da konuştu, yargı hizmetleriyle ve yargıya ilişkin buraya birçok tasarılar, kanun teklifleri getirildi, birçok paketler getirildi ama ne yazık ki bu yargının sorunlarını, bunları düzeltemiyoruz Sayın Bakan.

Bakın, 475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın başında “yargı hizmetleri” demiş olmasına rağmen ülkemizin, ne yazık ki, bazı yerlerinde bu kanundan yararlanmayacak vatandaşlarımız var. Ben bunu birçok kere söyledim ama bir kere daha ifade etmek istiyorum. Özellikle, benim seçim bölgemde adliyelerin kapatılmış olduğu bazı yerler var, bunlardan bir tanesi Ardanuç ilçemiz. Birçok kez söyledim, daha önce Arhavi ilçemizde adliye kapatılma tasarrufunda bulunuldu, daha sonra geri alındı. HSYK’nın yayınlamış olduğu kararnameyle 146 adliyenin 44’ünden vazgeçildi, 102 adliye ne yazık ki kapatıldı, bunların içerisinde bir tane de Ardanuç ilçemiz var.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan; Ardanuç’ta adliyenin kapatılması şu demek: Şimdi, Ardanuç’ta açık cezaevi açılmasına ilişkin bir çalışmanız var. Bir ilçe düşünün, o ilçede adliyeyi kapatıyorsunuz cezaevi açıyorsunuz. Ardanuç’la Artvin arasındaki kilometreye baktığınız zaman, 45 kilometreyi aşkın bir mesafe var. Ardanuç’un ortalama 49 tane köyü var. Her köyün Ardanuç ilçe merkezine ortalama uzaklığı 20-25 kilometre değerli arkadaşlarım. En uzak köyün Ardanuç ilçe merkezine uzaklığı 45 kilometre yani Ardanuç’un herhangi bir köyünden bir vatandaşın hukuk mahkemesinde veya ceza mahkemesinde bir ihtilafı olduğu zaman, eğer bunun mahkemeye bir tanık götürme gibi bir durumu da söz konusu olabilirse, Ardanuç’tan Artvin’e gitmesi için 80 kilometrelik bir yol izlemesi gerekiyor değerli arkadaşlarım. Ondan dolayı da büyük mağduriyetler hâlen ne yazık ki devam etmekte. Eğer bir ilçede, bir yerleşim biriminde yargısal hizmetleri vermekten vazgeçiyorsanız -ben daha önce de söyledim- idari hizmetleri de vermekten vazgeçin. Her zaman bunu ısrarla söylüyoruz değerli arkadaşlarım, her konuda tasarruf olabilir ama adliyede, yargı hizmetlerinde tasarruf yapmayı anlamak, halka anlatmak mümkün değil. Adliyenin tabelasını indirdik, vatandaşlara şimdi ne diyeceğiz?

Bakın, en ufak bir şikâyet için, şimdi her ne kadar veraset ilamları noterliklerden verilmiş olsa da insanlar bir başka yere gidebilmek için -mali olarak ekonomik durumu kötü olan insanları düşünün değerli arkadaşlarım- 4 kişi ilçe merkezine inecek, o 4 kişiyi alacaksınız, Artvin’e götüreceksiniz, duruşmaların aynı saatte bitmiş olması mümkün değil ve arkasından bunları akşamüzeri evlerine getireceksiniz. Yani, almış olduğunuz bu karardan vazgeçin diye diyorum. Başka yerlerde belki bunu anlatmak, bunu anlayabilmek mümkün değildir ama Ardanuç gibi Artvin’in en güzel, en şirin ilçelerinden bir ilçede, insanların adliyesini kapatmayı anlatmamız mümkün değil değerli arkadaşlarım. Yani, bu konuda bütün siyasi partiler, sizin ilçe başkanlığınız da dâhil olmak üzere, birçok insan tepki göstermelerine rağmen ne yazık ki bu karardan dönmediniz.

Sizin yanınızda biraz önce Sayın Müsteşar oturuyordu Artvin kökenli, Adalet Komisyonu Başkanımız da Artvin kökenli. Bunu birçok kereler anlatmamıza rağmen Sayın Bakan size anlatamadık. Bakın, Arhavi ilçesinden vazgeçtiniz, Arhavi ilçesini açtınız, buna gerekçe olarak da şunu söylüyorsunuz değerli arkadaşlarım: “Adli hizmetlere ilişkin iş yoğunluğundaki düşüklük.” diyorsunuz. Bunun açılımı şudur değerli arkadaşlarım: Eğer bir ilçede suç işleniyorsa, suç sayısında artış varsa adliyeyi kapatmıyorsunuz. Eğer bir ilçede suç işlenmiyorsa, suçu işlemiyorsa vatandaşlarımız “Efendim, burada iş yoğunluğu yoktur, adliyeyi kapatıyoruz.” Böyle bir şey olabilir mi?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Artvinliler yaptı ne yaptıysa!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Bunu daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde yine kürsüde yaptığım konuşmada söyledim, dedim ki: “Bütün vatandaşlarıma sesleniyorum –birisi yanlış anladı- eğer adliyenizin kapanmasını istemiyorsanız suç işleyin.” Sayın Bakanım, böyle bir şey olabilir mi yani?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yapmayın, yapmayın!

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Ama budur yani. İş düşüklüğünü, iş yoğunluğundaki düşüklüğü, bu gerekçeye koyuyorsunuz. Yani, bunu hukuki olarak başka türlü bir tanımlamayla, terminolojik tanımlamayla anlatmak mümkün değil. Yani, eğer bir ilçede, Ardanuç’ta suç işlenmiyorsa, hukuki ihtilaflarda düşüklük varsa “Efendim, siz suç işlemiyorsunuz diye adliyenizi kapatıyorum.” demek bir yaptırım, bir ceza yaptırımı değil midir Sayın Bakan?

Şimdi, bizi Ardanuçlular seyrediyorlar televizyonları başında. Onlara da buradan sesleniyorum: Yarın bir gün seçimler geldiği zaman adliyenizi kapatanları lütfen siz de cezalandırın. Adliyeyi kapatmak sizleri cezalandırmaktır, adliyenizi kapatanları siz de cezalandırın diye söylüyorum. Bunu demek, yöre milletvekili olarak benim hakkım değil midir değerli arkadaşlarım? Bu nedenle, alınmış karar bir Anayasa hükmü değildir, HSYK bu kararından her zaman vazgeçebilir. 102 adliyenin kapatılmasıyla açılmasıyla bu ülke batmaz, bugüne kadar da batmamıştır, o nedenle bu karar derhâl geri alınmalıdır. Şuradaki yasada bahsedilen yargı hizmetlerine ilişkin, Ardanuçluların da yargı hizmetlerinden faydalanması, yargı hizmetlerinden yararlanması gerçeği bir kere daha ortaya konulmalıdır. Bu yanlış kararı, bir kere daha, Türkiye Büyük Millet Meclisinden hem Ardanuçlulara hem Artvinlilere hem de yüce Meclisin saygıdeğer üyelerine şikâyet ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 7. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

     Dilek Akagün Yılmaz                  Mahmut Tanal                          Turgut Dibek

                  Uşak                                    İstanbul                                   Kırklareli

              Sakine Öz                              Özgür Özel                             Hasan Akgöl

                 Manisa                                   Manisa                                      Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sakine Öz, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 7’nci maddesi üzerinde söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, yargının işleyişine dair bazı teknik düzenlemelerin yapıldığı tasarıyla, Anayasa Mahkemesinin, yetki kanunu kapsamında görmeyerek iptal ettiği maddeler yeni bir düzenleme ile önümüze getiriliyor ama tarafsız olması gereken, siyasetin gölgesinde işlememesi gereken yargı, Hükûmetin arka bahçesi hâline geliyor. Yüz binlerce insan hakkını aramak, demokratik taleplerini ortaya koymak istediğinde sorgusuz sualsiz ve orantısız polis gücüyle, şiddetiyle gözaltına alınıyor. Başbakan, gençleri otopark köşelerinde, bodrum katlarda, tekme tokat döven polislerin sırtını sıvazlıyor.

Değerli milletvekilleri, Ethem Sarısülük’ün katledilişi ve sonrasındaki yaşananlar ülkemizin tarihine bir kara leke olarak geçti. Polis şiddetini meşru kılma çabaları Başbakanla başladı, Anadolu Ajansının yanlı haberiyle ilerledi, Bülent Arınç’ın sözleriyle temize çıkarılmak istendi.

Ethem’i öldüren polis önce emniyette haftalarca ortaya çıkarılmadı, daha sonra Anadolu Ajansı tarafından, taraflı haberleriyle, bu polis korunup kollandı. Polis, günler sonra savunmasını verip tüm dünyanın gördüğü kayıtların aksine “Üzerime geldiler, elime de taş geldi, yanlışlıkla vurdum.” dedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise hiç sıkılmadan, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayacak bir sorumsuzlukla “Polisin eline taş geldi, hedef şaştı.” dedi. Sonrası malum. Bu polis memuru serbest ama Ethem Sarısülük’ün yanındaki gençler ise tutuklu. Bununla da bitmiyor, daha ne skandallar var.

Direniş sırasında gözaltına alınan 13 yaşındaki çocuğumuzun annesi bakın neler anlatıyor: “Polis tarafından tekme tokat ile arabaya doldurulan bir anne ve oğlunu gördüm. Polis onlara ‘Mustafa Kemal’in askeriyiz diyorsunuz. Gelin bakalım, kurtarsın sizi şimdi.’” diyor. Bu kadar ucuzlayan bir Hükûmet kendi personeline neleri söylettiriyor, görüyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, yargıyı düzene kavuşturmak isteyen bir Hükûmet, kişileri yargı önüne çıkarana dek onların haklarını savunmasını sağlayacak gerekli önlemleri almaya mecburdur. Gezi direnişini itibarsız kılmak için var gücüyle yalan makinesini çalıştıran AKP kadroları, polis otobüsüne bindirilen gençlerin karakola ulaşıncaya dek nasıl tekme tokat dövüldüğünü, hangi küfürlere maruz bırakıldığını, kadınların erkek polisler tarafından soyularak arandığını anlattığımızda suspus oluyor. Yargı kurumlarının çalışma sürelerini düzenlemek, tatillerini belirlemek, sizi, uzun tutukluluk sürelerini, hukuka aykırı tutuklamaları görmekten alıkoymaz.

Geçtiğimiz günlerde Ankara ve İstanbul’da yoğunlaşan Gezi direnişi tutuklamaları biz dışarıdakileri isyan edecek noktaya getirmiştir. Evleri basılan gençlere yapılanlar, ülkemizde yargı kurumunun iflasının, tutuklamalarının açıkça siyasal öfke ve kin dolu olduğunun açık kanıtıdır. Gençleri yıldıracağını, yurtseverleri bezdireceğini sanan Hükûmete en iyi yanıtı gençlerimizin anneleri, babaları ve arkadaşları vermiş, meydanlar yeniden hak arayanlarla dolup taşmıştır. Ankara’daki Gezi direnişinde 22 tutuklamaya yol açan duruşmanın nasıl ilerlediğine kısaca baktığımızda inanılmaz bir faciayla karşılaşıyoruz. Duruşmada sanıklara terör örgütü üyeliği iddiasıyla suçlamalar yöneltildi ancak kimin hangi örgüte üye olduğunu savcılık bir türlü söyleyemedi. Hükûmet âdeta her sol örgütten birer kişi tutuklayalım, sonradan üstlerine uygun bir suç atarız ezberiyle hareket etti. Gençler ise Gezi direnişi boyunca sergilediği mizah devrimine yeni bir halka ekleyerek “Sayın hâkim, siz mi bize bir örgüt bulacaksınız yoksa siz örgütleri sıralayın, içlerinden birini biz mi seçelim?” demiştir. Ülkemizde son dört yılda yoğunlaşan ve farklı görüşlerdeki kesimleri uzun tutukluluklarla âdeta yargılama bitmeden cezaya hükmeden AKP zulmü, kapsamlı bir yargı reformunu Meclisimize getirmek yerine, şimdi, diktatörlüğü uzatmayı fırsat biliyor.

Adaletin özgürlükle birleşeceği günleri görmek dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 8. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

   Dilek Akagün Yılmaz                  Mahmut Tanal                            Turgut Dibek

                Uşak                                    İstanbul                                     Kırklareli

          Vahap Seçer                           Hasan Akgöl                               Özgür Özel 

               Mersin                                     Hatay                                        Manisa           

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Vahap Seçer, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

475 sıra sayılı Tasarı’nın 8’inci maddesi üzerine verdiğimiz önerge hakkında söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, son bir aydır Türkiye'nin en önemli gündem maddesi Gezi Parkı olayları. Tabii, gayet doğaldır, Türkiye'nin kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde, millî iradenin tecelli ettiği bu yerde bu konuların tartışılmasından doğal bir şey olamaz. Zaman zaman muhalefet partisine mensup milletvekili arkadaşlarımız bu konuyu gündeme getiriyor. Tabii ki kendi perspektifimizden baktığımız kadarıyla olayları irdeliyoruz ve bu konuda neleri gördüğümüzü, bunun siyasal, sosyolojik yansımalarını, toplumda bunun nedenleri, sonuçları, bunları burada elbette ki dile getirmeye çalışıyoruz.

Tabii, Türkiye’yi yöneten bir siyasi irade var. Dolayısıyla, bugün Türkiye’de 780 bin kilometrekare alanda, yurdun 7 bölgesinde, 4 köşesinde ne meydana gelirse, hangi olay meydana gelirse gelsin, bu iyi olaydır, kötü olaydır, bunun müsebbibi Hükûmettir; iyiyse o iyilik ona aittir, kötüyse onun sorumluluğu da ona aittir. Ama, sayın milletvekili arkadaşlarım özellikle Sayın Başbakana yapılan eleştirilerden rahatsızlık duyuyor. Ama, şu bir gerçek: Bu olayların bu noktalara gelmesinin temel sebebi Sayın Başbakanın tavır ve davranışlarıdır. Bakın, bir aydır bu olayın sonucunda bilanço ağır: 79 ilde gösteriler, nümayişler tertiplenmiş, 2 milyon vatandaşımız bu eylemlere katılmış, 4 yurttaşımız -bunlardan 1 polisimiz var, emniyet gücümüz- hayatını kaybetmiş, 600 güvenlik gücü yaralı, 4 binden fazla yurttaşımız yaralanmış, milyonlarca dolar kamu malları zarar görmüş. Elbette ki bunlar önemli konular, bu olayların sonucu tartışılması gereken konular. Sayın Başbakan -dikkat edin- bu olayların meydana gelmesinin hemen akabinde, ilk başladığı günlerden sonra özellikle topluma yönelik mesajlarında, hepimiz toplumu sakinleştirici, itidale davet edici söylemler beklerken gerçekten toplumu bölen, toplumu irite eden, toplumu tahrik eden söylemlerle yola çıktı. Hatırlayınız, o tarihlerde ana muhalefet partisi olarak yurdun muhtelif yerlerinde mitinglerimiz vardı. Biz o gergin ortamda birtakım polemiklere girmemek için ya da birtakım provokasyonlara meydan vermemek için bu mitinglerimizi iptal ettik. Sayın Genel Başkanımızın ağzından bu olayları tahrik eden, bu olayları provoke eden, basına yansımış, televizyon ekranlarından izlediğiniz bir tek cümle bulamazsınız ama Sayın Başbakanın söylemlerine bakınız “Biz 1 milyon insanı toplayabiliriz. Bu ülkenin yüzde 50 yurttaşı evlerinde dişlerini gıcırdatarak, dişlerini sıkarak bekliyor.” O gösterilere katılanları “terörist, militan” olarak nitelendirdi Sayın Başbakan. Bakın, içkili bir şekilde göstericilerin camiye girme olayını defaatle gündeme getirdi, gerçekten hayretle karşılıyorum. Böyle bir olay olduğunu varsayıyorum, kendini bilmez densizlerin böyle bir şekilde, ellerinde içki şişeleriyle camiye girdiğini varsayıyorum. Sayın Başbakan, ortalığı tahrik etmeme adına, halkı galeyana getirmeme adına bunları gizleyeceğine, bunları örteceğine pişirip pişirip her mitingde insanların önüne getirdi. Kesinlikle lanetliyorum, kesinlikle reddediyorum, kesinlikle kınıyorum, başı örtülü bir hanım kardeşimize bir saldırı olmuş; bunu defaatle pişirip pişirip halkın önüne getiren Sayın Başbakandır. Oysa ki böyle bir durum karşısında, toplumu birleştirici, bütünleştirici, bu olayları yatıştırıcı söylemler geliştirmesi gereken, yapması gereken Sayın Başbakandı. Tabii, neyi murat ediyor anlamak mümkün değil. Gerçekten birtakım sosyologların, siyasal bilimcilerin söylediği gibi kendi tabanını, kendi saflarını sıklaştırmaya mı çalışıyor, ama bilemiyorum.

Her şeye rağmen şunu söylüyorum: Gerçekten, bakınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kesildi)

VAHAP SEÇER (Devamla) – …bu tavrınızla, bu söylemlerinizle bu Meclisi geren, bu Meclisi de ayrıştıran…

AHMET YENİ (Samsun) – Ayrıştıran sizsiniz!

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

VAHAP SEÇER (Devamla) – …burada tartışmalara, kavgalara sebebiyet veren sizlersiniz. Önergemize destek vereceğinizi umuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 9. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

  Dilek Akagün Yılmaz                     Mahmut Tanal                          Turgut Dibek

               Uşak                                       İstanbul                                   Kırklareli

          Özgür Özel                              Hasan Akgöl                      Bedii Süheyl Batum

              Manisa                                       Hatay                                    Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Saygıdeğer Başkan, çok değerli milletvekilleri; tasarının 9’uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini aktarmak için söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, demin de söyledim, yargıyla ilgili birçok değişiklik yaptınız burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi, yüce Meclis birçok değişiklik yaptı. Yargı paketleri yaptınız; birinci paket, ikinci paket, üçüncü paket, dördüncü paket; olmadı, olmuyor. Neden olmuyor?

Şimdi de yine, yargı hizmetlerinin iyileştirilmesi için daha önce çıkardığınız bir kanun hükmünde kararnamenin -defalarca söylememize rağmen- iptali üzerine bu yasayı yapıyorsunuz.

Şimdi, maddeye baktığımız zaman, Başkanlık Kurulunu düzenliyor. Bunu 11’inci maddeyle beraber düzenlediğinizde, ele aldığınızda, bu düzenlemeyi özellikle (4)’üncü bendiyle beraber ele aldığınızda şunu görüyorsunuz: Yine olmadı, olmayacak. Nedeni açık, çok açık değerli arkadaşlar. Bağımsızlık sorununu, yargının bağımsızlığını gerçekten de görmezden geliyorsunuz. Kadrolaşmaya, hukuku tanımamaya maalesef o kadar büyük bir önem verdiniz ki Türkiye’de yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldırdınız.

Ethem Sarısülük hakkında verilen kararı demin sevgili arkadaşlarım da söylediler. İnanılması güç bir karar. Dünyanın hangi demokratik ülkesinde yargı böyle bir karar verse, o ülkede iktidar partisi, adalet bakanı, hatta muhalefet partileri bile “Bir şeyi yanlış yaptık, bir şey yanlış oldu.” der.

Bugün, benim milletvekili olduğum Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz kardeşimiz hâlen bilinci kapalı olarak komada yatıyor. Başka bir ülkede olsa -ve iddiaları hâlen herhangi bir şeye sebebiyet vermedi, hâlen yaptığı iddia edilen kişiler yargının karşısına bile çıkartılmadı- o yargıyı iyileştirmenin sonuçlarını veya nedenlerini bu düzenlemelerde değil, mutlaka yargı bağımsızlığında o parlamento arar.

Sevgili dostlar, söylüyorum: Daha önce biz söyledik, kabul etmediniz. Bu, yargıyı içine soktuğunuz durumu, sizin çok değer verdiğiniz, şu anda MYK üyesi olarak aldığınız Osman Can’ın kadim dostu…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – MKYK Hocam, MYK değil.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Neyse, oraya aldığınız…

…Orhan Gazi Ertekin de kitabında yazdı. “Eşekli demokrasi” diye yazdığı kitabında, çok değer verdiğiniz Orhan Gazi Ertekin, arkadaşı da sizin en üst kurulunuzdayken yazdı, dedi ki “Biz bağımsız ve tarafsız yargı için yola çıkmıştık, ne utanç verici skandallar oldu.” ve anlattı ve hiçbiriniz de bu paketleri hazırlarken “Osman Can, anlat bakalım, nedir bu söylediği, kitabında yazdığı utanç verici skandallar?” demediniz sevgili arkadaşlar.

Bunları kadrolaşmak için yaptınız, kadrolaşmak için. Ama şuralara bakın gerçekten bunları yaptığınız zaman artık ne ilaç olacak ne merhem olacak, bırakın onu pansuman bile olamayacak nitelikte yasalarla bunu görmezden geliyorsunuz.

Bu konuda son bir şey daha söyleyeceğim sevgili dostlar. Adalet Komisyonunda yer alan çok değerli üye arkadaşlarınıza sorun, geneli için söylüyorum, o kadar şeyler yaptınız ki ticari bir faaliyet olarak gördünüz, gösterdiniz ki sonunda Anayasa Mahkemesi Başkanı –hani biliyorsunuz 250-300 bin liralık araba kiraladığınız kişi- geldi dedi ki: “Para yetmiyor bana özel vakıf kurun kanunla.” Hatırlıyorsunuz değil mi? biliyorsunuz daha görüşmedik, Komisyonda kabul edildi. “Bana vakıf kurun” dedi. “Neden kuruyoruz?” dedik. Bu ticari bir faaliyet olarak görüyorsunuz, zaten bunun bağımsızlığında filan değilsiniz ki dedi. Sevgili arkadaşlar, lütfen… Bu Parlamentodan artık bağımsızlığa yönelik yasalar çıkartmayı Godot’yu bekler gibi hep beraber bekliyoruz.

Hepinize saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 10. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

      Dilek Akagün Yılmaz                   Mahmut Tanal                          Turgut Dibek

                    Uşak                                     İstanbul                                   Kırklareli

               Özgür Özel                            Hasan Akgöl                            Kamer Genç

                  Manisa                                     Hatay                                      Tunceli

BAŞKAN –  Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN –  Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGÜN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Tunceli Milletvekili Kamer Genç. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 475 sıra sayılı Yasa Tasarısının 10’uncu maddesiyle ilgili olarak verilen önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii AKP iktidarı zamanında hukuk kalmadı, anayasa kalmadı. Anayasa’nın 91’inci maddesine göre yetki kanunuyla yetki verilecek maddeler belirlendiği hâlde maalesef Hükûmet çıktı, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Danıştayı düzenledi. Hâlbuki bu, kanun hükmünde kararnameyle düzenlenecek bir konu değildi, bunlar biliyordu. Ama tabii, bu Hükûmet sırasında oturan zat buraya, Adalet Bakanlığı makamına geldiği zaman “Adalet Bakanlığı” diye bir şey bırakmadı, “yargı” diye bir şey bırakmadı. E, Çankaya’da oturan Abdullah Gül öyle tasarruflarda bulundu ki Tayyip Erdoğan’ın en yakın akrabasını, İslam enstitüsü mezununu getirdi, Danıştaya üye atadı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Cumhurbaşkanına bu şekilde hitap edemezsin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ve oraya atanan adamların hepsi böyle kişisel, kendi düşüncesindeki insanlar. “Yargı” diye bir şey kalmadı, Danıştayın bir itibarı kalmadı.

Şimdi bu maddeyle diyor ki: “Dairelerin iş güçleri arasında dengesizlik olursa, işte, Başkanlar Kurulu kararı ile bu düzenlenir.” Aslında bunun kanunla olması lazım, Başkanlar Kurulunun bu kadar keyfî bir tasarruf yetkisi olmaması lazım.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii burada çok fazla konuşma hakkımız olmadığı için… Memleketimizde rejim büyük bir çöküntüye gidiyor. Bakın, Tayyip Erdoğan Tunus dönüşünde havaalanında diyor ki: “Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti pisliktir.”

Şimdi, bir partinin zihniyeti nedir? Onun tüzüğü ile programıdır. Cumhuriyet Halk Partisinin tüzüğü ve programında devlet şeklimizin cumhuriyet olduğunu ve laik olduğunu söylüyor. Tayyip Erdoğan burada diyor ki: “Laiklik ve cumhuriyet pisliktir.” Ayrıca “Kirliliktir.” diyor.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunları gidin kendisine sorun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Böyle bir şey demedi. Uydurma ya!

BAŞKAN – Temiz bir dille konuşalım Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, neyse.

Ayrıca, arkadaşlar, bakın, bu Gezi Parkı’nda…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ya, bırak nerede böyle bir şey demiş?

KAMER GENÇ (Devamla) – …oradaki o eylemi yapan gençler çok asil ve soylu gençlerdir. Bunlar Atatürk’ün gençliğidir, bunlar Atatürk’ün Bursa Nutku’nda söylediği şartların Türkiye’de oluştuğunu fark ettiler ve Atatürk’ün gençleri olarak bu işe müdahale ettiler.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Türk Bayrağı’nı yakanlar Atatürk’ün gençleri olamaz!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu insanlara Tayyip Erdoğan tarafından iftira atıldı, yalan söylendi.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Hâlbuki o gençler hiçbir zaman bu memleketin rejimine yönelik bir değişiklik yapmadılar. Bakın, bu olaylar sırasında ben 2 genci gördüm; polis gidiyor bu çocukların, 12 gencin gözüne ateş ediyor. 2 tanesini gördüm. Arkadaşlar, bu memleketin evladı olan bir polis karşısındaki gencin gözüne mermiyle ateş edemez. Bunlar olsa olsa Tayyip Erdoğan’ın kendisine göre oluşturduğu, polis teşkilatı içine aldığı El-Kaide, Müslüman Kardeşler ve Hamas’tan getirilen elemanlardır; bunu inceleyelim. Bununla Türkiye’de bir hedef belirleniyor. Tayyip Erdoğan kendisine göre bir polis teşkilatı oluşturarak Türkiye’de bir kavga çıkarmaya çalışıyor çünkü çok zengin oldu, malı mülkü çoğaldı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sen oğlunun mal varlığını söylesene. Sen daha onun hesabını vermedin burada.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunu normal bir rejimle yiyemeyeceğini bildiği için diyor ki: “Ancak bir dikta rejimini getirmek suretiyle yiyebilirim.” Şimdi, gidiyor Suudi Arabistan’a, Katar’a gidiyor, bakıyor ki Suudi Arabistan Kralıyla Katar Kralının, tabii, karşısında bir güç yok. Onun için ona özeniyor, Türkiye’de o tip rejim kullanmaya çalışıyor.

Arkadaşlar, böyle bir şey olur mu? Bakın, Türkiye’de, işte, adalet diye bir şey yok. En ufak bir şeyde hemen Sadullah Bey…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yine karıştırdın, çorbayla bamyayı karıştırdın!

KAMER GENÇ (Devamla) – …gidiyor mahkemelere istediği kadar istedikleri yönde değişiklikler yapıyorlar. Böyle bir adalet sistemi yok. Türkiye’de insanların güvendiği bir adalet sistemi yok. Bir memlekette demokrasinin olabilmesi için bağımsız yargının olması lazım. Türkiye’de “bağımsız yargı” denilen bir kavram yok ve artık insanların hak arama özgürlüğü yok. Ve maalesef polislerin, artık, ateş ettiği, öldürdüğü insanlar… Gücünü Hükûmetten almak suretiyle tutuklanmıyorlar bile. En ilkel bir toplumda bile bir adam öldürüldüğü takdirde o adam o öldürülen kişinin yakınlarının acılarının durması için hiç olmazsa bir içeri alınır. Şimdi, Tayyip Erdoğan diktatörlük kurmaya çalışıyor ama onun gücü yetmez. Onun o servetlerine, bir gün CHP iktidara gelir biz ona el koyarız, onların hepsini vatandaşa getirir şey ederiz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan!

KAMER GENÇ (Devamla) – Tayyip Erdoğan’ın da kendisinden öyle hesaplar sorarız ki çarşıya çıkamaz. Yiğitliği varsa gelsin Kızılay’da gezelim. 6 bin polisle gezmek bir şey ifade etmiyor. Onun için, Türkiye sizin rejiminizle çok kötü yönetiliyor, kardeş kavgasını çıkarmaya çalışıyor, devamlı Alevi meselesini kaşımaya çalışıyor. Aleviler onun oyununa gelmez. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bugüne kadar yaptığı uygulamalar da orada. Ama Tayyip Erdoğan diyor ki: “Gezi meselelerinde o sokağa çıkan Alevilerdir.” Nereden biliyorsun ya? Kimin alnında Alevi, Sünni yazıyor? Böyle bir alçakça düşünce tarzı olur mu?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Aynaya bak, aynaya!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Canikli, buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başbakanımıza hakarette bulundu.

BAŞKAN – İki dakika söz veriyorum Sayın Canikli sataşma nedeniyle. Lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in görüşülen kanun tasarısının 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, biraz önceki konuşmacının seviyesine hiçbir şekilde inmemiz söz konusu değil. Yani…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, zaten ben senin seviyeni biliyorum Nurettin.  İstersen seviyemizi ölçelim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hâlbuki, bakın, şurada eleştirinizi yapın...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, ben senin iline gitmiştim. Bak, ben sana bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Genç, sabredin lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ağır eleştiri de olabilir. Eleştiriyorsunuz zaten, ona hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Demokraside olmazsa olmazdır ama ağzınızdan güzel bir kelime çıkmıyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çıkması için ortam yok, ortam! Öyle bir ortam hazırladınız ki bizi normal bir şekilde hareket edecek düzeyden aşağı indirdiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sadece hakaret, sadece -yani o kelimeyi kullanmak istemiyorum- hakaret ediyorsunuz, başka bir şeye çalışmıyor. Ne ağzınız çalışıyor ne beyniniz çalışıyor; sadece hakaret, sadece küfür, küfürden ibaretsiniz. Maalesef yani bunu söylerken gerçekten üzülüyorum, bütün samimiyetimle söylüyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama aynı tarz Başbakanda yok mu Sayın Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunları söylemek üzüyor. Eleştirinize hiçbir şey söylemiyoruz ama hakaret edemezsiniz. Hakaret etmek insani bir yaklaşım değildir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sizin eleştirdiğiniz böyle bir tarz Başbakanda da var. Niye onu eleştirmiyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Normal bir insan hakaret edemez, etmez, etmemelidir.

Tekrar söylüyorum: Ağır eleştiri dâhil bunlar hepsi mümkündür ama normal bir insani melekelere sahip bir insanın böyle ağır hakaretler etmesi mümkün değil.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Lütfen bunu Başbakana söyleyin Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hem insani melekeleri taşıyacak hem hakaret edecek, bu ikisi bir arada olamaz, olamaz ikisi bir arada. Birinden bir tanesi yoktur.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Nurettin Canikli, mahkemenin kararı hakaretten daha ağır, daha ağır mahkemenin kararı; görmezden geliyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sözünüzü geriye alın, özür dileyin. Hakaret etmeyin.

Bakın, sizin bu hakaretiniz bize en azından sizin kendi genel başkanınıza aynen, bilmisli o ifadeyi aktarma imkânı sağlar, hakkı verir. Ama ona rağmen bunu yapmıyoruz. Çünkü neden? Biraz önce söyledim: Hem insani melekeler hem hakaret ve küfür özelliği aynı insanda buluşamaz; bir tanesinden bir tanesi yoktur. Ya hakaret etmiyordur, küfür etmiyordur ya da insanlık yoktur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana dedi ki: “Seviyesi düşüktür, ben onun seviyesine inemem.” Bir de “Hakaret etti.” dedi.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen, bunu sürdüremeyiz. Siz konuşmanız sırasında Sayın Başbakana hakaret ettiniz, o da çıktı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim. Sen nereden biliyorsun benim hakaret ettiğimi!

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Genç, oturur musunuz yerinize.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oturmuyorum.

BAŞKAN – Vermiyorum efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sataşmadan söz vermek zorundasın.

BAŞKAN – El hareketi yapma. Vermiyorum efendim, buyurun oturun yerinize, vermiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye vermiyorsun? Vermek zorundasın.

BAŞKAN – Hayır, vermek zorunda falan değilim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, vermek zorundasın. Yahu, İç Tüzük’ü daha bilmiyorsun.

BAŞKAN – Burada biz Meclisi çalıştırmaya çalışıyoruz. Tahrik edip, ondan sonra verilen cevaplara karşı da…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’ü daha bilmiyorsun. Bak, kaç senedir orada oturuyorsun! Ben ısrar ediyorum, sataşmadan söz istiyorum. Bir İç Tüzük’ü oku!

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/785) (S. Sayısı 475) (Devam)

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, ben ısrar edince…

BAŞKAN – Kabul edenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, bir İç Tüzük’e baksana!

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’e bak, İç Tüzük’e!

BAŞKAN – Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, arkadaki memura sor, ısrar edildiği zaman…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sataşmadan, ısrar edildiği zaman nasıl hareket edileceğini sor bakalım oraya.

BAŞKAN – Hakaret etme hakkınız yok burada kimseye.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oraya… Bakın, o küçük kafanla oturuyorsun, İç Tüzük’ü bilmiyorsun. Diyorum ki: Ben ısrar ediyorum, sataşma var. Senin orada İç Tüzük’e göre hareket etmen lazım.

BAŞKAN – Öğrendik efendim deminden bu tarafa anlattıklarınızdan. Teşekkür ederim!

KAMER GENÇ (Tunceli) – E, “Söyle.” diyorum işte, sor bak arkadaşa. O zaman oya sunmak zorundasın.

BAŞKAN – Evet…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’ün o hükmünü oku, oku da öyle çık oraya!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, ben ısrar ediyorum, “Sataşma var.” diyorum.

BAŞKAN – 11’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başkan… Yahu, Başkan, ben “Sataşma var.” diyorum.

BAŞKAN – Lütfen oturun Sayın Genç, vermiyorum.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Sataşma var.” diyorum.

“…475 sıra sayılı kanun tasarısının 11. Maddesinde yer alan ‘takdirde’ ibaresinin…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben “Sataşma var.” diyorum sana. Bakın, sataşma var, mecbursun oylamaya.

“…yerine ‘hallerde’ arz ve teklif ederiz.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’ü aç oku! “Sataşma vardır.” diyorum, ısrar ediyorum, oyla o zaman.

BAŞKAN – Tutanakları getirirler efendim.

          “İdris Baluken                         Sebahat Tuncel                        Ertuğrul Kürkcü

                Bingöl                                     İstanbul                                     Mersin

                                     Nazmi Gür                                Esat Canan

                                          Van                                        Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oyla o zaman, ben ısrar ediyorum. Yahu, bana sataşma var, ısrar ediyorum, oylamak zorundasın.

BAŞKAN – Oturun, tutanakları getirteceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, şimdi oylamak zorundasın. Sen şimdi oylamak zorundasın.

“…çerçeve 11. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.”

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, ben sana “Israr ediyorum.” diyorum. İç Tüzük’e göre, ısrar ederse oylamak zorundasın.

     “Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                         Turgut Dibek

                   Uşak                                    İstanbul                                  Kırklareli

                                  Özgür Özel                                Hasan Akgöl

                                     Manisa                                        Hatay”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle bir şey olur mu ya! İç Tüzük’ü okumadan oraya çıkıyor, ondan sonra da keyfine göre… İç Tüzük’ü oku!

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Genç.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, Kamer Bey’e söz vermeyebilirsiniz ama söylediği açık…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük hükmü açık.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sizden beklediğimiz: Doğru ya da yanlış, söylediği açık…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük açık ya!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Kamer Genç’in söylediği açık, 69’uncu madde, eğer vermezseniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Israr ederse oylayacaksın.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – …hakkınız vardır, o zaman oya sunarsınız…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani senin takdir hakkın yok burada, Genel Kurul karar verecek.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkanım, 69’u lütfen…

BAŞKAN – Sayın Batum, İç Tüzük’ün 161’inci maddesini okuyorum: “Görüşmeler sırasında Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına, Başkanlık görevini yerine getiren Başkanvekiline hakarette bulunmak, sövmek veya onları tehdit etmek yahut Türkiye Cumhuriyetine veya onun Anayasa düzenine sövmek;”

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Evet Sayın Başkanım. Bunu kabul ettik Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hangi sayın milletvekiline bu hakkı veriyor Sayın Batum? (CHP sıralarından gürültüler)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, ben kime hakaret etmişim Sayın Başkan?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Genç “Bana sataştılar.” diyor.

BAŞKAN – Çıkıp hakaret edeceksiniz Sayın Cumhurbaşkanına, Sayın Başbakana, sayın milletvekillerine… Lütfen ama…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne dedim ben Cumhurbaşkanına? “Bay Abdullah Gül” dedim ya. “Bay Abdullah Gül” demek hakaret midir?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, yani söylenenin hakaret mi eleştiri mi olduğunun kararını siz mi vereceksiniz? Böyle bir şey olabilir mi?

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, Sayın Genç ısrar etmektedir söz istemekte.

Sayın Genç’e söz verilip verilmemesini oylarınıza sunuyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop)– Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.48


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 18.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 126’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Görüşmeler sırasında Tunceli Milletvekili Kamer Genç sataşmadan dolayı söz istemiş, Başkanlıkça kendisine söz verilmemesi üzerine bu talebinde direndiği için kendisine söz verilip verilmemesi hususu oylarınıza sunulmuştu ve karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, Sayın Genç’e söz verilmesi hususunu yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Söz verilmesini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, konuşmanızda dediniz ki: “Sen Cumhurbaşkanına, Meclis Başkanına hakaret ettin.” Öyle bir hakaretim yok ama sizin anlayışınız kıt olduğu için böyle anlıyorsunuz!

BAŞKAN – Şimdi, 475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

11’inci madde üzerindeki en aykırı önerge olan maddenin tasarıdan çıkarılmasına ilişkin önergeye Komisyon ve Hükûmetin katılıp katılmadığını soracağım.

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili.

Buyurun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; grubumuz adına 475 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge için söz almış bulunuyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Bu kitapçığı inceleyen arkadaşlarımızın bir kısmı diyorlar ki: “Muhalefet şerhi verilmemiş. Bu kitapçıkta Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına neden muhalefet şerhi verilmemiş?” Bunun açıklanması gereğini duyuyoruz. Elbette burada bazı maddeler var bizim de onayladığımız. Hâkim ve savcıların hepsinin de adli tatille ilgili bir düzenlemeyi beklemeleri söz konusu. Onun için aciliyetle çıkması gerekiyor ama onun dışında muhalefet şerhi vermemiz gereken maddeler de vardı. Ancak biz geçen haftaki toplantılarda, Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri olarak, Adalet Komisyonunun toplantılarını protesto ettik ve girmedik. Bunun gerekçesi ise aynen şuydu: Ülke yangın yerine dönmüş, bütün demokratik haklar ortadan kaldırılmış, insanlar halk hareketi içinde yani bir isyan başlatmışlar, Gezi Parkı olaylarında polisin hukuk dışı uygulamaları ve orantısız güç kullanması nedeniyle çok büyük hareketler başlamış, Türkiye'nin neredeyse yetmiş beş, seksen ilinde o hareketler devam ediyor, insanlar sokaklara inmişler, ellerinde tencere, tavalar, 70 yaşındaki teyzelerimiz Hükûmeti protesto ediyorlar, “Hükûmet istifa.” diyorlar ve demokratik haklarının verilmesini, insanların gösteriler sırasında öldürülmesinin engellenmesini, bunları istiyorlar ve barışçıl gösterilerinin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyorlar ama buna rağmen, Başbakan, halkı kin ve tahrik içerisinde birbirine düşman etmeye çalışıyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Allah Allah!

AHMET YENİ (Samsun) – Yaktınız, her tarafı yaktınız.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Böylesi bir düzenleme içerisinde, böylesi bir olay içerisinde, Türkiye bu kadar yangın yeriyken…

AHMET YENİ (Samsun) – Millet gördü, millet.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – …Adalet Komisyonunda, demokrasi paketleriyle ilgili, bizim Komisyona vermiş olduğumuz, Komisyonun raflarında bekleyen pek çok yasal düzenleme varken, Komisyonun gündeminin sadece AKP milletvekilleri tarafından ve AKP tarafından belirlenmesini protesto ederek, oradaki demokrasi paketlerinin Komisyon gündemine alınması ve halkın istediği şekilde, toplantı ve gösteri yürüyüşlerindeki engellemelerin ve her türlü demokrasi karşıtı düzenlemelerin ortadan kaldırılmasına dönük taleplerimiz reddedildiği için Adalet Komisyonu toplantılarına katılmadık, geçen haftaki toplantılara, o  nedenle de muhalefet şerhi veremedik.

Ha, bu kanunda, bu tasarıda bizim karşı çıktığımız konular nelerdi, biraz önce söyledim. Bir: Kanun hükmünde kararnamelerle temel yasaların düzenlenmeye çalışılması; Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Bunun yanında, 12 Eylül 2010 referandumuyla birlikte yargının siyasallaştırılması, yargının siyasi iktidara bağlanması sonucunda Danıştay ve Yargıtay Kanunu’nda yapılan değişiklikler ve ardından, yine bu değişiklikler yetmemiş olacak ki kanun hükmünde kararnameyle yapılan değişikliklerin bu ülkenin tarafsız ve bağımsız mahkemelerinin kuruluşuna ve Anayasa’ya aykırı bir yargı düzeni oluşturulmaya çalışılmasından dolayı protesto ettiğimizi ve muhalefet şerhimizin olması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü, en başta, örneğin, daire başkanları, Danıştay ve Yargıtayın daire başkanları Genel Kurul tarafından seçilirken kanun hükmünde kararnameyle şu yapılmış: Bu seçilen daire başkanları 3-5 kişiden oluşan Başkanlık Kuruluyla başka yerlere atanabiliyor yani işinize gelmeyen kararlar verildiği takdirde, siyasi iktidarın işine gelmeyen kararlar verildiği takdirde, Başkanlık Kurulu, 5-6 kişiden oluşan kurul, bu hâkimlerin, Danıştay üyelerinin ve başkanların yerlerini değiştirebiliyor. Şimdi, bu tasarıyla biraz daha bunu düzenlemeye çalıştınız, olumlu bir düzenleme var gibiydi, Başkanlık Kurulu değil de Başkanlar Kurulu, biraz daha geniş bir kurulun oluşturulduğu bir sistemle bu düzenlemeyi yapmaya çalıştınız ama Yargıtaydan bu konuda tepki geldiğini öğreniyoruz kapalı kapılar ardından ve o nedenle bundan da vazgeçtiğinizi öğrenmiş oluyoruz.

Öncelikle, eğer bu ülkede gerçekten bir demokratikleşme yaşanacaksa, yargının üzerindeki elinizi çekmeniz lazım, siyasi iktidarın yargı üzerinden elini çekmesi lazım. Gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargının olabilmesi için, hukukun üstünlüğünün geçerli olabilmesi için, siyasi iktidar, Başbakan ya da o tarikat mensupları yargının üzerinden ellerini çeksinler, artık yargı üzerinde oyun oynanmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Tarafsız ve bağımsız yargı olduğu sürece bu ülkede demokrasi gerçekleştirilebilecektir. Temel muhalefet şerhimiz budur, bunu sözlü olarak söyleme gereğini hissettim.

Hepinize teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının 11. Maddesinde yer alan “takdirde” ibaresinin yerine “hâllerde” arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Keşke Adalet Bakanı da burada olsaydı, yargının uygulamalarıyla ilgili birkaç hususu konuşurken kendisi de not alma şansına sahip olsaydı ama herhâlde Bakanlığın çalışanları burada, umarım ki belirttiğimiz hususlarla ilgili not alır ve bu konuyla ilgili Bakanın önüne bu notları götürürler.

Şimdi, ben, son birkaç gündeki yargı tablosunu Genel Kurulla paylaşmak istiyorum. Son üç gündeki, sadece son üç gündeki yargı tablosu nedir, adalet bunun neresindedir, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dün, Şırnak Milletvekilimiz Faysal Sarıyıldız, bu sıralarda oturması gereken, burada yasama faaliyetini göstermesi gereken arkadaşımız, siyasi rehine olarak tutulduğu cezaevinden siyasallaşmış bir hâkimin önüne yargılanmak üzere çıkarıldı ve davası, her zaman olduğu gibi, yine ileri bir tarihe ertelendi.

Bugün, Karlıova Belediye Başkan Vekilimiz Sayın Selim Yıldırım, şu anda, siyasallaşmış bir hâkimin önünde, hakkında belirsiz iddianamelerle ortaya konan bir tiyatral şeyde yargılanmaya çalışılıyor. Selim Yıldırım aynı zamanda ağır bir hasta; hipertansiyon hastası, ateroskerotik kalp hastası, baypas ameliyatı olmuş ve her iki ayağında da tıkayıcı arter hastalığı olan bir hasta. Belediye Başkan Vekili, Karlıova halkının iradesini temsil eden bir arkadaşımız ama bu arkadaşımız, tutuklu yargılanmak üzere, yine hakkındaki tiyatral birtakım iddianamelerle cezaevinde rehin tutulmaya devam ediliyor.

Yarın, Mardin Milletvekilimiz Gülseren Yıldırım aynı şekilde hâkim karşısına çıkacak.

Yine yarın, Şırnak Belediye Başkanımız Ramazan Uysal ve pek çok belediye başkanımız, belediye meclis üyemiz, il genel meclisi üyemiz, KCK davasından, yine siyasallaşmış bir yargının önüne çıkacaklar.

Bakın, bugüne kadar bu KCK tutuklamalarıyla ilgili ortada suç unsuru taşıyan hiçbir şeyin olmadığını defalarca ifade ettik. Düşünce özgürlüğü, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, siyaset yapma özgürlüğü ve basın özgürlüğüyle ilgili normal bir hukuk devletinde yapılması gerekenler yapılmış olsaydı, bu arkadaşlarımız siyasi rehine olarak cezaevinde değil, şu anda Mecliste ya da belediye hizmet binalarında siyaseten halkına hizmet etme yarışında olacaklardı.

Bu yanlıştan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor. Buna yol açan, bu yolu sürekli olarak önümüze getiren Terörle Mücadele Kanunu’nun artık kaldırılması gerekiyor. Türk Ceza Kanunu’nun ağzını açan herkesi cezaevine gönderen 215, 220 ve 314’üncü maddelerinin artık mutlaka değişmesi gerekiyor. Bütün bu hukuksuzlukları ortaya koyan özel yetkili mahkemelerin artık kaldırılması gerekiyor. Bu, toplum vicdanında ulaşılmış, toplum vicdanında kararlaştırılmış bir süreçtir.

Bakın, sadece son bir ay içerisinde yine yargının verdiği bazı kararlara baktığınız zaman, yargı bilinçli bir şekilde kitleleri sokağa çıkarmanın gayreti içerisinde, açık söylüyorum. Hani KCK’ye “paralel devlet yapılanması” falan diyorlar ya, bakın, bütün milletvekilleri bu yargının aslında siyasi iktidara paralel bir gayret içerisinde olduğunu bir araştırıp baksınlar. Roboski’yle ilgili verilen kararın tek bir amacı var, Kürtleri sokağa dökmek. On sekiz ay boyunca bir yargılama, bir tiyatral dekor kuruluyor, on sekiz ayın sonunda bu işin askerî mahkemenin görevi olduğunun farkına varılıyor ve görevsizlik kararı veriliyor. Bingöl’de E.A.’ya yapılan insanlık dışı tecavüz uygulamasıyla ilgili verilen karar, aynı şekilde, insanları sokağa dökmenin bir gayretidir. KCK davalarında şu anda infazları dolmuş, dolmuş bu infazdan dolayı tahliye edilmesi gerekenleri hâlâ siyasi rehine olarak tutmanın yine tek bir amacı var, insanları sokağa dökmek. Ethem Sarısülük’ün katiliyle ilgili verilen kararın yine aynı amacı var, insanları sokağa dökmek. Sizi uyarıyoruz, iktidar partisini uyarıyoruz: Bu yargı mekanizması özellikle paralel…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …bir yapılanma oluşturma açısından dikkat edilmesi gereken bir aşamaya gelmiştir. Sandıktan çıkan iradeyi böylesi bir yargının önünde yargılamak Türkiye'ye büyük kaybettirir.

Bu duyarlılıkla, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve           12. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                  Özgür Özel                                  Hasan Akgöl

                                     Manisa                                           Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Danıştay Kanunu ile düzenlenen Başkanlar Kurulu düzenlemeleri doğal yargıç ilkesine aykırı olup, yargıçlar üzerinde baskı unsuru olabilecek nitelikte ve işe göre yargıç atanması sonucunu doğurabileceğinden madde metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 13. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                     Hasan Akgöl                              Özgür Özel

                                          Hatay                                       Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Danıştay Kanunu ile düzenlenen Başkanlar Kurulu düzenlemeleri doğal yargıç ilkesine aykırı olup, yargıçlar üzerinde baskı unsuru olabilecek nitelikte ve işe göre yargıç atanması sonucunu doğurabileceğinden madde metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 14. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                       Özgür Özel                              Hasan Akgöl

                                          Manisa                                       Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Danıştay Kanunu düzenlemeleri doğal yargıç ilkesine aykırı olup, yargıçlar üzerinde baskı unsuru olabilecek nitelikte ve işe göre yargıç atanması sonucunu doğurabileceğinden madde metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 15. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                       Özgür Özel                             Hasan Akgöl

                                          Manisa                                      Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Danıştay Kanunu düzenlemeleri doğal yargıç ilkesine aykırı olup, yargıçlar üzerinde baskı unsuru olabilecek nitelikte ve işe göre yargıç atanması sonucunu doğurabileceğinden madde metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 16. maddesinin 1. fıkrasındaki “Otuzbir Ağustosa” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını, yerine “Beş Eylüle” ibaresinin madde metnine eklenmesini, 6. fıkra olarak belirtilen fıkranın da madde metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                        Özgür Özel                           Hasan Akgöl

                                           Manisa                                    Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yeniden burada şu konuyu hatırlatmak istedim sizlere: Yüksek yargıçların -Danıştay, Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi- ne gibi bir özelliği var, ne gibi bir ayrıcalığı var da onlar adli tatilde nöbetçi kaldıklarında diğer tarihlerde kırk gün izin kullanıyorlar? Taşra hâkim ve savcıları neden kullanamıyor? Yani bunu lütfen, bir görüşmeniz için… Yani ilk etapta söylemiştik ama şimdi bu konuyu hiç tartışmadığınızı ve böylesine bir eşitsizliği, adaletsizliği yeniden devam ettirdiğinizi görmekten üzüntü duyuyorum. Bu toplantıyı, Genel Kurulu artık İnternet üzerinden izleyen hâkim ve savcılarımız, mutlaka sizin bu konudaki yanlış yaklaşımınızı, eşitlikçi olmayan ve yüksek yargıçları koruyan ama kürsü hâkimlerini, gerçekten emek veren hâkimleri korumadığınızı göreceklerdir ve herhâlde, sizlerle ilgili, AKP iktidarıyla ilgili ve Bakanlığın tasarrufuyla ilgili yapılan bu işlemleri protesto edeceklerdir. En azından, gönüllerinden bir kırgınlık olacaktır. Bunu belirtmek istedim.

Bir de şu günlerde, özellikle çözüm süreci, barış süreci ve bu barış sürecine aman kimse halel getirmesin, kimse herhangi bir şey söylemesin, çok iyi gidiyor bu çözüm süreci… İşte, Başbakanla görüşüyorlar Akil Adamlar, diğer parti gruplarıyla, BDP Grubuyla görüşüyorlar ve çok iyi şeyler yaptıklarını ileri sürüyorlar ama Akil Adamlar örneğin benim memleketim Uşak’a geldiklerinde, kaçarak geldiler, çok az sayıda seçilmiş insanla üniversitede görüştüler, ona rağmen, Uşaklı insanlarımız gittiler, protesto ettiler Akil Adamları, halkın içine dahi çıkamadılar. Şimdi, geliyorlar Akil Adamlar “Biz şu kadar insanla görüştük.” Onlar gerçekte halkla konuşmadılar, halkın gerçek duygularını, düşüncelerini falan almadılar. Ya Başbakana yalan söylüyorlar ya da Başbakan, öylesi bir konuşmayı ya da öylesi bir görüşmeyi, halkı yine aldatmak, yanıltmak amacıyla onların söylediklerini kabul ediyor görünüyor. Bu hiç kabul edilebilir bir olay değil.

Onun yanında, barış süreci sanki böylesine çok iyi gidiyor, çok güzel şeyler yapılıyor ve şiddet tamamen sona ermiş gibi bir izlenim yaratılmaya çalışılıyor ama hepinize hatırlatmak istiyorum, 20 Haziranda Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı ve 3. Tümen Komutanının olduğu bir helikopter PKK’lı teröristlerin ateşi sonucu düşme tehlikesi geçirdi ve zorunlu iniş yapmak durumunda kaldı. Hani şiddet bitmişti? Hani artık PKK terör örgütü terör yapmıyordu, aktivist olarak değerlendiriliyordu? Terör örgütü listesinden çıkartılması talep ediliyor ve biliyorsunuz, Avrupa Konseyinde çıkartıldı.

Şimdi, bunları görmezden mi geleceğiz? Görmeyelim mi bunları? Sizler görmüyor olabilirsiniz, duymuyor olabilirsiniz ama vatandaşımız bunları duyuyor.

Aynı şekilde, 22 Haziranda Bitlis taş ocağında çalışan 2 mühendis kaçırıldı PKK’lılar tarafından ve hâlen daha ellerinde. Bu nasıl bir… Hani, PKK artık eylem yapmayacaktı? Hani silahlı eylemler yapmayacaklardı?

Aynı şekilde, 25 Haziranda karakol inşaatında çalışan şantiye şefi yine kaçırıldı PKK’lı teröristler tarafından. Nedir bu? Kimi aldatıyoruz? Kendinizi mi aldatıyorsunuz, birbirimizi mi aldatıyoruz?

Öncelikle PKK’nın, eğer gerçekten bir barışa ihtiyacı varsa -mutlaka barışa ihtiyacı var- barış süreci olacaksa gerçek anlamda, silahları Türkiye Cumhuriyeti devletine teslim etmesi gerekiyor ve silahlı şiddet eylemlerine hiçbir zaman başvurmayacağını söylemesi gerekiyor. Birinci koşul bu.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi, bütün terör örgütleriyle eğer böyle bir barış sürecine geçilecekse, IRA’nın olduğu gibi, ETA terör örgütü üyelerinin olduğu gibi, öncelikle “Artık şiddete başvurmayacağım, silahlarımı teslim ediyorum.” demesi lazım.

Ama ne yapıyor PKK? “Silah benim elimde, siz bu düzenlemeleri yapacaksınız.” Bütün Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Meclisi aslında şantajla tehdit ediyor “Bunları yapmazsanız, o zaman ben yeniden gelirim.” İşte, yapıyor, bakın.

Bunlar şiddet eylemleri değil mi? Yani PKK’yı şimdi bir aktivist olarak değerlendirebilecek misiniz, terör örgütü listesinden çıkartılması konusunda çaba sarf edebilecek misiniz? Ya da bunu yapsanız bile vatandaşımız sizleri affedecek mi, Başbakanı affedecek mi?

Yani sizin o “barış süreci” demeniz, “Çok güzel şeyler oluyor.” demeniz falan hiçbir şey ifade etmiyor. Basını elbette manipüle ediyorsunuz, bunlar basında çok fazla duyulmayabiliyor, ancak özgür basında duyulabiliyor ama lütfen, bunu -bu ülkeye karşı sorumluluğu olan elbette içinizde çok değerli milletvekilleri de var- bu gerçeği görmeniz ve AKP içindeki gerçek vatansever milletvekillerinin de bu konuda duyarlılık göstermesi gerekiyor. Ülkemizin geleceği açısından, ülkemizde oynanmak istenen bölünme ve parçalanmaya karşı, PKK terör örgütünün hepimize yöneltmiş olduğu bu saldırılara karşı sizlerin daha duyarlı olması gerekir diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 17’nci maddesindeki “Otuzbir Ağustosa” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını, yerine “Beş Eylüle” ibaresinin madde metnine eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                       Özgür Özel                             Hasan Akgöl

                                           Manisa                                      Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BİLAL UÇAR (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargı sistemimizdeki adli tatil kavramı uzun yıllar boyunca 20 Temmuz-5 Eylül tarihlerinde uygulanmış ve bu uygulama ile yargı mensuplarının yaz döneminde tatillerini kullanması, diğer zamanlarda kullanılan izin süresi otuz gün olduğundan adli tatilin daha tercih edilir olması amaçlanmıştır. Adli tatil süresinin kısaltılması tercih edilmesini engellediği gibi, yıllardır zihinlerde yer eden temyiz süresi ve diğer sürelere ilişkin vatandaşlar arasında tereddütlere yol açmaktadır. Bu nedenle öneri verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Böylece, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 18 ila 34’üncü maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 475 sıra sayılı Yargı Hizmetleriyle ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı aslında daha çok adli tatil sürecini değerlendiren maddelerle dolu. Yakın zamanda da, 20 Temmuz yaklaşıyor, yasanın bir an önce çıkması tabii ki önemli ama adli tatille ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.

Adli tatil, Türk hukuk geleneğinde yerleşmiş bir uygulamadır. Bu uygulama ne yazık ki kaldırıldı, olmadı, otuz beş güne indirildi, üzerinde çeşitli oynamalar yapıldı. Gelinen süreçte, adli tatil uygulamasının mahkemelerde bir alışkanlık yarattığını ve yeniden eski hâle dönmenin yerinde olduğunu düşünüyorum ama ne yazık ki tasarıda böyle bir anlayış yoktur. Özellikle hâkimlerimizin çalışma yapısı, çalışma sistemi içerisinde adli tatil artık neredeyse bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Burada dikkatinizi çekmek istediğim konu şudur ki adli tatilden yararlanmayanlara da aynı sürede izin verilmiş olması gerçekten uygulamada hiçbir işe yaramayacaktır. Adli tatilin bir anlamı vardır; mahkemelerin yaz boyunca boşta kalmaları, keza, yargılama sayısının en aza inmesi, bir anlamda toplu bir tatil yapılması sistemin bir gereğidir. Hem bir yandan adli tatili kabul edip bir yandan da adli tatilden yararlanmayanlara aynı süre kadar izin hakkı tanınması, adli tatil sistemini işlevsiz hâle getirecektir. Bunun yarın, gelecekte uygulamalarını göreceğiz.

İkinci bir nokta da özellikle adli tatilden yararlanma konusunda yüksek yargıçlarla diğer hâkim ve savcılar arasında ayrım yapılmış olmasıdır. Bu doğru değildir. Normalde olması gereken, eski kurallara dönüp bu noktada yine adli tatili kırk beş gün yapmak, adli tatilden yararlanamayan, nöbetçi olanlara da otuz gün izin kullandırmaktır. Münavebeli sistemde bunu uygulamak olası hâle gelecektir ama böyle bir uygulama yöntemi de seçilmemiştir.

Noterler açısından belediyelerden iş yeri açma ruhsatı istenmekteydi. Yapılan düzenleme yararlı bir düzenlemedir, avukatlar gibi noterler de belediyelerden ruhsat talep etmek zorunda kalmayacaklardır.

Ceza infaz, tutukevi personelinin eğitim sürelerinin bir yıldan beş aya indirilmesi, anlaşılan o ki bir ihtiyacın sonucu ortaya çıkmıştır. Ama dileriz, bu beş aylık kısa sürede özellikle insan hakları bağlamında personele gereken eğitim verilir, buna da özen gösterilir diye düşünüyorum.

Bir noktaya değineceğim, birinci bölümdeki bir husustu. Hâkim ve savcılardan Yargıtaya ve Danıştaya üye seçme süresinin yirmi yıla çıkarılması. Tabii, bunun tam olarak karşılığını alamadık. MHP tarafından söylenen sorulara rağmen yeterli bir yanıt alınamadı. Bana kalırsa bu, 160 kişinin intikamıdır. 160 kişi belli bir anlayıştan gelmiştir. O açıdan, biraz da Yargıtayda aynı anlayış içerisinde denge sağlamak için bu yirmi yıllık sürenin getirildiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu noktada, bu Gezi olaylarına ilişkin olarak da bazı hususlara değinmekte yarar görüyorum. Şimdi, aslında istenen şudur: Tek düşüncenin merkezi bir üniversite, iktidar politikalarına bilimsel kılıf getirecek öğretim üyeleri ve kalıptan çıkmış gençlik yaratmaktır amaçlanan. Sormayan, irdelemeyen, araştırmayan, düşünce üretemeyen ve Dolmabahçe’ye davet edildiklerinde munis yüzleriyle orada olacak hanım hanımcık kızlar, nur yüzlü delikanlılardır arzulanan. Ancak, olmamıştır. Gençlerin içinde, büyüklerinin istediği biçimde itaatkâr olmak istemeyenler vardır. Bir kıpırdanma, yular vurulmaya bir karşı çıkış söz konusudur. Protestolar birbirini izliyor. Verilen cezalar, okuldan uzaklaştırmalar, göze sıkılan gazlar ve sırta inen coplar daha bir keskin kılıyor bu gençleri. Aslında iktidar farkında değil. Uygulattığı baskıyla çeliğe su verdiğini göremiyor. Cezalar ve aşırı güç kullanımı gençleri daha sert ve keskin kılıyor. Ülkede pek çok kesim suspus olmuşken nedir bu gençliğin cüretkârlığı? Çünkü gençlik toplumsal muhalefetin akıncı gücüdür. Gençlik, korku, çıkar ve duyarsızlığının gereği olarak sessiz kalanlara benzemez. Gençlik, sindirilmiş anne ve babalarının sesidir. Gençlik, içlerinden bazılarına ihtimam gösterilip ötekileştirilmeyi kabullenemez. Gençlik, bir ülkenin iyi yönetilmediğini gösteren en hassas termometredir. Öğrenci kredilerine zam yapınca, öğrenci sorununu giyimden ibaret görünce, biat kültürü içinde uysal bireyler yaratınca sorunların biteceğini sananlar yanılıyor, keza, onları hastalıklı düşünce sahibi zıpırlar, yani çapulcular veya iç-dış odakların tetikçisi olarak görenler de.

Şurası bir gerçek ki gençlik, keyfî, kayırmacı, çıkarcı ve ülke bağımsızlığını her geçen gün erozyona uğratan uygulamalardan rahatsızdır. Günlük yaşam biçiminin dönüştürülmek istendiği kaygısını taşıyor ve kalıptan çıkmışçasına bir gençlik yaratma projesinin süjesi olmak istemiyorlar. Aynı zamanda neoliberal politikalar da gençliği doğrudan etkiliyor. Zira, özelleştirmeler sonucu devletin istihdam politikası sona eriyor, artık devlet birkaç binden ibaret polis veya öğretmen alımı dışında iş alanı yaratmaktan uzak. Okullarını bitiren yüz binlerce genç ise evlerde, sokak ve kahve köşelerinde pineklemek durumunda kalıyorlar.

Son eylemleri 1968 olaylarıyla ya da cumhuriyet mitingleri ile ilişkilendirenler de yanılmaktadırlar. Bu, bunun ötesinde bir olgudur. İşsizlik oranlarının yüksek seyretmesi ve ekonomide sarsıntılarla, öğrenci eylemlerinin önce işsiz kesimde sempati bulması ve giderek işçilere de yansıması muhtemeldir. Böyle bir ortamda ülkenin yeni bir çatışma ortamına girmesi ve üzücü pek çok olayla karşılaşmamız söz konusu olacaktır.

Öncelikle, mevcut iktidar gençleri anlamayı denemeli, onların darbe özendirdiği yaklaşımından vazgeçmeli ve bu girişimleri kökü dışarıda örgütlerin ya da finans kuruluşlarının işi olarak da görmemelidir. Bu gençleri kendilerince terbiye etme anlamında yapılacak her baskıcı yöntem çatışmayı şiddetlendirmekten başka bir işe yaramaz. Yine “Bizden olanlar iyiler, bizden olmayanlar uyumsuzlar.” olarak ayrıştırma anlayışı da terk edilmelidir. Ayrıca, tüm siyasi partilerin gençliğin içinde bulunduğu durumu iyi analiz etmeleri gerekmektedir. İşsizliğe çözüm üretmek, gelecek kaygısını gidermek ve onlara özgür bir üniversite sağlama anlamında proje üretemezlerse gelecekte onlar da bu protestolara maruz kalacaklardır.

Yeni iktidar namzetleri AKP’nin neoliberal politikalarını sürdürme yanlışına düşmemelidir ve de gençler bundan böyle daha da dikkatli olmak durumundadırlar. Tepkilerini ortaya koyarken üzücü sonuçların ortaya çıkmamasına özen göstermeleri gerekir. Eylemlerin demokratik yollardan gerçekleşmesi ve yasal gereklere uygun olması önemlidir. Yakın zamanda, çoğu haklı çıkışlarının sabote edilmesi ihtimal dâhilindedir; zira, aralarına sızacak provokatörler iş başında olacaktır, yine içlerinde “Yetmez, daha dikkat çekeni yapalım, vuralım, kıralım.” diyen de.

Değerli milletvekilleri, ben bu yazıyı kendi İnternet sitemde tam iki buçuk yıl önce yazmışım. Anlaşılan o ki mevcut iktidar hâlâ durumdan bir sonuç çıkaramamış diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 475 sıra sayılı Yargı Hizmetleriyle İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin ikinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben de fırsat bulmuşken kendimce çok önemli bulduğum iki konu hakkında birtakım değerlendirmelerde bulunacağım; biri seçim barajı, diğeri de hazine yardımı. 

Seçim barajı, siyasi partilerin parlamentoda temsil hakkı elde etmesi için ulusal veya yerel düzeyde toplam geçerli oyların belirli bir yüzdesini almalarını zorunlu kılan düzenlemedir. Bu düzenleme küçük partilerin parlamentoya girmesini engellemekte, diğer bir deyişle belli bir sayının altında kalan toplumsal grupların ekonomik, siyasal, kültürel vesaire talep ve beklentilerinin Parlamentoda temsiline imkân vermemektedir. Böyle bir düzenlemenin gerekçesi, Parlamentoda yer alacak parti sayısını düşük tutarak hükûmetlerin kurulmasını kolaylaştırmak ve böylece siyasi istikrarı sağlamak olarak nitelendirilmiş olsa da demokrasinin önüne konulmuş bir engel olarak uygulamada yerini bulduğu gerçeği göz ardı edilemez.

Seçim sistemlerinden nispi temsil sistemini uygulayan demokratik ülkelerin bir kısmında seçim barajları uygulanmakta ise de bu barajlar yüzde 1 ile yüzde 5 arasında değişmektedir, en yüksek oran ise yüzde 10 ile Türkiye uygulamasıdır. Çoğulcu demokratik sistemlerin temeli olan seçimlerde farklı görüşte olan kesimlerin Parlamentoda temsiline olanak vermesi açısından nispi temsil esasına dayalı seçim sistemleri dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de 1961 yılı itibarıyla uygulanmaktadır. Fakat, bu çoğulcu sistemin bir bakıma sınırlandırılması için aynı anda baraj uygulanmış ve partilerin Mecliste temsili zorlaştırılmıştır.

Bugün uygulanmakta olan yalnızca ülke barajlı nispi temsil sistemidir. Ancak, ne var ki baraj oranının bu derece yüksek olmasının demokratik sistemin işlemesini zorlaştırdığı da kuşkusuzdur. Örneğin, bazı illerde yarıdan fazla oy almasına rağmen, birçok parti ülke barajını aşamaması sebebiyle Parlamentoda temsil edilmemektedir. Bu, hem birçok oyun boşuna gitmesine hem de oy verdiğini partinin Meclise girmediğini gören halkta güvensizliğe yol açmaktadır. Ayrıca, siyasi zeminde yeni ve farklı fikirleri savunan küçük partilerin yok olup gitmesi, iktidarın yıllarca aynı parti ya da partilerce sürdürülmesi de ülke barajının yüksek olmasının sebep olduğu önemli sorunlardır. Nitekim bu sorun özünde demokrasi sorunu olagelmiş ve halk nezdinde demokrasiye olan güven ve inancı da söndürmüştür. Seçmenin irade beyanı, ayniyetini koruyarak seçimin sonucu üzerinde serbestçe ağırlığını duyurmalıdır. Oysa engeli aşamayan doğrultudaki oy sahiplerinin irade beyanları tercihlerine aykırı olarak değerlendirildiğinden seçmenin serbestliği ihlal edilmektedir. Eşit oy demek, seçimin herkes için eşit şartlarda geçmesi ve seçim sonuçlarının alınmasında her oyun eşit değerde kabul edilmesi oylara eşit muamele yapılması demektir. Ne var ki engelli d'Hondt düzeninde oylar, engeli aşan ve aşamayan doğrultuda bulunmalarına göre değişik işleme bağlı tutulmaktadır. Engeli aşan doğrultudaki oylar geçerli sayılmakta, aşamayan doğrultudakiler ise hem geçerli sayılmamakta hem de nitelik değişikliğine uğratılmaktadır. Nitekim, bu durum, Anayasa’daki demokratik hukuk devletine aykırılık teşkil etmektedir. Çünkü, yurt çapında seçmen azınlığının oylarını toplayabilmiş bir siyasi parti, Meclisteki koltukların çoğunu elde edebileceğinden, böyle bir seçim düzeni demokratik sayılamayacak bir iradeyi iş başına getirebilecek niteliktedir.

Netice itibarıyla, barajın seçim sonuçlarında bazı değişiklikler yaptığı ve fazla oy alan partiler yararına sonuçlar meydana getirdiği görülmektedir. Seçim barajının yarattığı bu durum, halkta demokrasiye güveni azaltmakta ve seçmen üzerinde yaratılan psikolojik baraj oy kullanma oranına da sirayet etmekte, halk oy kullanma hakkını kullanmayı tercih etmemektedir.

Halk iradesinin birebir etkisini bulduğu milletvekili seçimlerinin demokratikleştirilmesi ve halk iradesinin Türkiye Büyük Millet Meclisine yansıması adına, seçim barajının düşürülmesi zaruret arz etmektedir. Partimizin verdiği kanun teklifinde seçim barajı yüzde 3’tür. Bu oranın gayet adil ve Avrupa ölçütlerine uygun olduğunu düşünmekteyiz. Demokratikleşme adımlarının olmazsa olmazlarından biri olan seçim barajının düşürülmesi için Meclisin harekete geçmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, siyasi partilere sunulan hazine yardımlarının adil ve hakkaniyetli bir şekilde dağıtılmaması, demokrasimizin temel sıkıntılarından biridir. Siyasi partilerin finansmanı konusu, Türkiye siyasetinin uzun yıllar süren tartışma konularının başında yer almaktadır. Bu konu, siyasi partilerin devlet bütçesinden alacakları yardımlarla irtibatlanınca, birbiri ardına gelen kanun değişiklikleriyle Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar da ayrıca gündem oluşturmuştur. Belirtmek gerekir ki söz konusu tartışmalar hâlen de devam etmektedir. Mevcut Siyasi Partiler Kanunu’ndaki hazine yardımına ilişkin düzenleme, toplumsal adalet ve eşitlik ilkelerini zedeler niteliktedir. Gelişkin demokrasilerde siyasi partilerin bağımsızlıklarını teminat altına almak ve yaşayacakları muhtemel ekonomik sıkıntıların önüne geçmek amacıyla yapılan hazine yardımı, Türkiye’de belirli bazı partilerin seçim yarışına bir adım önde girmesini sağlayan başka bir amaca hizmet etmektedir.

İlk olarak 1965 yılında Siyasi Partiler Kanunu’na giren devlet yardımı, genel seçimlerde alınan yüzde 5’lik oy oranı ve belirli bir teşkilat sayısı şartına bağlanmıştır. Ancak, bu madde ve bundan sonra yapılan değişiklik de Anayasa Mahkemesi tarafından eşitliğe aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuş, akabinde yeni bir düzenlemeye gidilmiştir. Ancak, 1982 darbesinden sonra siyasi partilerin faaliyetlerini kısıtlayan cunta yönetimi yeni kanunda devlet yardımına yer vermemiştir.

1984 yılında getirilen bir düzenleme ile devlet yardımı getirilmiş, 1988 yılında ise bu yardıma, genel seçimlerde toplam geçerli oyların yüzde 7’sinden fazla oy alma şartı getirilmiştir. Anayasa Mahkemesine yüzde 7’lik sınırın çok yüksek bir sınır olduğu yönünde yapılan başvurular eşitliğe aykırı olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Ancak, 1990 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 10 milletvekili bulunan partilerin yüzde 7’den fazla oy almamış olsa bile devlet yardımı alabilecekleri hükmü getirilmiş, daha sonra da bu hükümdeki sayı en az 3 milletvekili olarak düzenlenmiştir.

1995 yılında ise hâlen Anayasa’da mevcut olan madde 68’de “Siyasi partilere, Devlet, yeterli düzeyde ve hakça malî yardım yapar.” düzenlemesi getirilerek hazine yardımı anayasal güvenceye alınmıştır.

Ancak, her  ne kadar siyasi partilerin mali yardım almaları yönünde anayasal hüküm bulunmaktaysa da en az 3 milletvekili bulunan partilerin hazine yardımı alabileceği şeklindeki düzenleme 2005 yılında AK PARTİ Hükûmeti tarafından değiştirilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili bulunan partilerin hazine yardımı almaları engellenmiş, aslında cunta döneminde yapılan düzenleme geri getirilmiştir. Türkiye gibi siyasi partilere yapılan yardım ve bağışların çok sıkı kurallara tabi tutulduğu ve partilere bağış yapma geleneğinin Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gibi gelişmediği bir yerde devletten yapılan kaynak aktarımı önem kazanmaktadır.

Bilhassa son yıllarda iletişim teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, siyasi partilerin maliyetleri daha da artmış bulunmaktadır. Öte yandan, belirli bazı partilere hazineden yardım yapılırken diğerlerine yapılmaması da bazı partilerin seçim yarışına bir adım önde olarak devlet desteğiyle girmesine neden olmaktadır. Örneğin, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan genel seçimlerde hazineden partilere aktarılan yardım yaklaşık olarak 328 milyon Türk lirasıdır. Bu paranın partilere dağılımı ise şöyledir: AK PARTİ 187 milyon, CHP 84 milyon, MHP 57 milyon TL’dir.

Seçim barajı ve hazine yardımı konusu birlikte düşünüldüğünde, adil bir seçim yarışından söz etmek mümkün müdür? Aynı zamanda Meclisin meşruiyetine de gölge düşüren bu adaletsizliğin ortadan kaldırılmasının hepimizin görev ve sorumluğunda olduğunu hatırlatıyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Böylece ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

18’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette üç adet önerge vardır.

Okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 18. Maddesi ile düzenlenen 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 17 nci maddesinin 1. fıkrasının a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 "a) Hukuk daireleri arasında meydana gelen görev ve iş bölümü uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamak üzere hukuk daireleri başkanlarından, ceza daireleri arasında meydana gelen görev ve iş bölümü uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamak üzere ceza daireleri başkanlarından heyet oluşturmak, fiili veya hukuki imkânsızlık sebebiyle bir dairenin görevine giren işe bakamaması hâlinde bir başka daireyi görevlendirmek.

                 Faruk Bal                      Murat Başesgioğlu                          Celal Adan

                    Konya                                  İstanbul                                     İstanbul

                                  Mehmet Şandır                             Nevzat Korkmaz

                                         Mersin                                            Isparta

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki adet önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 18. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                   Hasan Akgöl                                   Özgür Özel 

                                         Hatay                                            Manisa             

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Nurettin Canikli               Mehmet Doğan Kubat                  Muhyettin Aksak

                   Giresun                                 İstanbul                                     Erzurum

            Orhan Karasayar              Hacı Bayram Türkoğlu                  Türkan Dağoğlu

                    Hatay                                    Hatay                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Gerekçe…

BAŞKAN – Sayın Altay, önerge üzerinde gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtay Kanunu ile düzenlenen Başkanlar Kurulu düzenlemeleri doğal yargıç ilkesine aykırı olup, yargıçlar üzerinde baskı unsuru olabilecek nitelikte olduğundan madde metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Diğer gerekçeyi de okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtaydaki Başkanlar Kurulunun yapısı ve bu kurulda görev alan daire başkanlarının toplam sayısı dikkate alındığında, toplanma ve karar alma sürecinde karşılaşılması muhtemel zorlukların giderilmesi amacıyla, Yargıtay daire başkanları ve üyeleri ile yeni gelen üyelerin görev yerlerinin belirlenmesiyle tetkik hâkimlerinin çalışma alanlarının belirlenmesi yetkisinin Birinci Başkanlık Kurulunda bulunmasında yarar olduğu düşüncesiyle iş bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeyle madde metinden çıkarıldığından, Konya Milletvekili Faruk Bal ve arkadaşlarının önergesinin işleme alınma imkânı bulunmamaktadır. Bu sebeple bu önergeyi işlemden kaldırıyorum.

19’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 19. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                      Özgür Özel                              Hasan Akgöl

                                         Manisa                                       Hatay

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 Sıra Sayılı Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 19 uncu maddesinin Tasarıdan çıkartılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Nurettin Canikli               Mehmet Doğan Kubat                  Muhyettin Aksak

                   Giresun                                 İstanbul                                     Erzurum

            Türkan Dağoğlu              Hacı Bayram Türkoğlu                  Orhan Karasayar

                   İstanbul                                  Hatay                                        Hatay

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtay Kanunu yapılan bu düzenlemeler doğal yargıç ilkesine aykırı olup, yargıçlar üzerinde baskı unsuru olabilecek nitelikte olduğundan madde metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Diğer gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtaydaki Başkanlar Kurulunun yapısı ve bu kurulda görev alan daire başkanlarının toplam sayısı dikkate alındığında, toplanma ve karar alma sürecinde karşılaşılması muhtemel zorlukların giderilmesi amacıyla, Yargıtay daire başkanları ve üyeleri ile yeni gelen üyelerin görev yerlerinin belirlenmesiyle tetkik hâkimlerinin çalışma alanlarının belirlenmesi yetkisinin Birinci Başkanlık Kurulunda kalmasında yarar olduğu düşüncesiyle iş bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeyle madde metinden çıkarılmıştır.

20’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 Sıra Sayılı Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 20 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Nurettin Canikli               Mehmet Doğan Kubat           Mehmet S. Hamzaoğulları

                   Giresun                                 İstanbul                                   Diyarbakır

           Mehmet Akyürek                      Hamza Dağ                      Hacı Bayram Türkoğlu

                  Şanlıurfa                                  İzmir                                         Hatay

                                                             Tülay Bakır

                                                                Samsun

MADDE 20 - 2797 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrıldıktan sonra en az üç yıl süre ile başarılı görev yapmış ve birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilir. Yargıtay üyesi seçilebilmek için hâkimlik ve savcılık mesleğinde yirmi yıl çalışmış olmak şarttır."

"Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu ihtiyaç durumunu, boşalan üyeliklerin ceza ve hukuk dairesi üyeliği olduğunu da belirtmek suretiyle, yetkili kurula duyurur."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 20. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                    Hasan Akgöl                           Özgür Özel

                                          Hatay                                     Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLEN TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtay Kanunu yapılan bu düzenlemeler doğal yargıç ilkesine aykırı olup yargıçlar üzerinde baskı unsuru olabilecek nitelikte olduğundan madde metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 Sıra Sayılı Yargı Hizmetleri ile İlgili Olarak Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 20 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

MADDE 20 - 2797 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrıldıktan sonra en az üç yıl süre ile başarılı görev yapmış ve birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından seçilir. Yargıtay üyesi seçilebilmek için hâkimlik ve savcılık mesleğinde yirmi yıl çalışmış olmak şarttır."

"Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu ihtiyaç durumunu, boşalan üyeliklerin ceza ve hukuk dairesi üyeliği olduğunu da belirtmek suretiyle, yetkili kurula duyurur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLEN TURAN (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Maddeyle, adli yargı hâkim ve savcıları arasından Yargıtay üyesi seçilebilmek için mevcut şartlara ek olarak, idari görevlerde geçen süre de dâhil olmak üzere hakimlik ve savcılık mesleğinde geçen sürenin yirmi yıl olması şartı aranmaktadır.

Bilindiği gibi, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 43 üncü maddesinde, bölge adliye mahkemesi başkanının birinci sınıf, daire başkanının birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını yitirmemiş, daire üyelerinin ise birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hâkim ve savcıları arasından; 44 üncü maddesinde ise bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılarının birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını yitirmemiş, Cumhuriyet savcılarının hâkimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış adli yargı hâkim ve savcıları arasından, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanacağı hükme bağlanmıştır. 5235 sayılı Kanunun 43 üncü ve 44 üncü maddesinde belirlenen nitelikler dikkate alındığında, ortalama en az otuzyedi, otuzsekiz veya üstündeki yaşlardaki hâkim ve savcıların bölge adliye mahkemelerine atanması söz konusu olabilecektir. Yargıtay Kanunundaki, Yargıtay üyesi seçilebilmek için gerekli birinci sınıfa ayrıldıktan sonra üç yıl çalışma şartı dikkate alındığında, bölge adliye mahkemelerine atanma ile Yargıtay üyesi seçilebilme yaşları birbirine yakın yaşlar olacaktır. Bölge adliye mahkemelerine atanacak hâkim ve savcıların, bu mahkemelerde yapacakları görev ve kazanacakları tecrübeden de istifade edilerek, gerektiğinde kademeli bir geçişe imkân da sağlamak amacıyla, Yargıtay üyeliğine seçilebilme kıdeminin biraz daha yükseltilmesinde yarar olacağı umulmaktadır. Bu amaç çerçevesinde, Yargıtay üyeliğine seçilebilmek için hâkim ve savcılık mesleğinde en az yirmi yıl çalışmış olmak şartı getirilmektedir.

Maddeyle ayrıca boşalan üyeliklerin ceza ve hukuk olarak belirlenerek yetkili kurula bildirilmesi ve seçilecek üyelerin Yargıtayın ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte olması düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 21. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                        Özgür Özel                          Hasan Akgöl                              

                                            Manisa                                   Hatay                    

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargıtay Kanunu yapılan bu düzenleme ile diğer adli yargı mensubu yargıçlara tanınmayan bir izin süresi tanıdığından ve eşitlik ilkesine aykırı olduğundan madde metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 23. maddesindeki “Türkiye adalet akademisinin görüşü alınarak” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                          Özgür Özel                             Hasan Akgöl         

                                             Manisa                                      Hatay               

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Yaptıkları görev gereği bağımsız ve tarafsız olması gereken hakim ve Savcılarla ilgili tüm düzenlemelerin HSYK tarafından yapılması gerektiğinden önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 26. maddesindeki "Otuzbir Ağustosa" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını yerine "Beş Eylüle" ibaresinin metne eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                      Özgür Özel                          Hasan Akgöl

                                          Manisa                                   Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yargı sistemimizdeki adli tatil kavramı uzun yıllar boyunca 20 Temmuz 5 Eylül tarihlerinde uygulanmış ve bu uygulama ile yargı mensuplarının yaz döneminde tatillerini kullanması, diğer zamanlarda kullanılan izin süresi 30 gün olduğundan adli tatilin daha tercih edilir olması amaçlanmıştır. Adli tatil süresinin kısaltılması tercih edilmesini engellediği gibi yıllardır zihinlerde yer eden temyiz süresi ve diğer sürelere ilişkin vatandaşlar arasında da tereddütlere yol açmaktadır. Bu nedenle öneri verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının 27 inci maddesi ile düzenlenen 5275 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 85 inci maddesinde yer alan "hükümlülerle" ibaresinin "hükümlü ve tutuklularla" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İdris Baluken                          Sırrı Sakık                                Adil Zozani

                    Bingöl                                    Muş                                        Hakkâri

                                        Erol Dora                             Sebahat Tuncel

                                          Mardin                                    İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 27. Maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Faruk Bal                         Mehmet Şandır                             Celal Adan

                    Konya                                  Mersin                                      İstanbul

                                S. Nevzat Korkmaz                  Murat Başesgioğlu

                                          Isparta                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Konya Milletvekili Faruk Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge verdiğimiz madde, cezaevlerinin ziyaret edilmesi ve cezaevlerinde bulunan hükümlülerle görüşülmesiyle ilgilidir. Bu yetki eskiden cumhuriyet savcılarındaydı. Şimdi, bu yetki Adalet Bakanlığının uhdesine de alınıyor bu kanunla. Buraya kadar bir sorun görünmüyor. Ancak, alınırken metin içerisinde bulunan “resmî” kelimesi çıkarılarak alınıyor. İşte, sorun da buradan çıkıyor. Türkiye’nin gerek insan hakları ihlalleriyle ilgili gerek dışarıdaki odakların Türkiye’nin içinin karıştırmasıyla ilgili gerek terör olaylarıyla ilgili Türkiye’nin üzerinde hak sahibi olduğunu iddia eden kişi, kurum ve kuruluşlar işte bu maddeden yararlanarak cezaevlerine girmek isterler, oradaki birtakım hareketlerin kendi ölçülerine göre değerlendirilmesini sağlarlar.

Eski maddede, daha doğrusu değişiklikten önceki mevcut hâlinde “resmî kişi, kurum ve kuruluşlar” diye başlardı bu. Bu takdirde, hükûmetin ya da bakanın karşısında kim olduğunu bildiği, muhatabı olan, bir resmî hüviyeti olan ve talepte bulunan bir kuruluş vardı. Şimdi, “resmî” hüviyetini kaldırdığınız zaman, ne idüğü belirsiz, ne zaman muhatap alınacağı, nasıl muhatap alınacağı belli olmayan kişi, kuruluş, kurumların Adalet Bakanlığının önünde kuyruğa girmesine  imkân sağlayacaksınız. Bu yetkinizi de siz, bu şekilde kullanabilecek şekilde ortaya koyduğunuza göre bu kanunla, o takdirde Sayın Bakan, bundan en çok zarar görecek olan sizsiniz. Biz, tabii, sizin şahsınızı değil,  Hükûmetinizi değil Türkiye Cumhuriyeti devletinin Adalet Bakanlığının böyle bir sıkıntıya girmemesi için bu önergeyi veriyoruz. Dolayısıyla, bir devlet olarak, bir  hükûmet olarak, bir bakanlık olarak resmî nitelikteki cezaevini yönetir iken oradaki hadiseleri dünya kamuoyuna ve Türk  kamuoyuna taşıyabilecek olan kişilerin muhatap olması gerekmektedir, bunun muhatabı da resmî hüviyeti ile belirlenmesi gerekmektedir. Siz bu tabiri çıkararak bu yetkiyi aldığınız takdirde karşınıza çıkacak ilk tehlike Hint’ten, Çin’den, garbından, şarkından gelecek ve Türkiye hakkında, içini karıştırmaya yönelik, daha ileri giderek etnik söylemlerle ilgili olmak üzere, mezhep söylemleriyle ilgili olmak üzere, Türkiye’yi kutuplaştıracak olan insanlara yol vermiş olursunuz.

Bu cümleden hareketle, bu talep şimdiden başlamıştır Sayın Bakan, Kandil’den gelen ses yükselmiştir; “Bu böyle olmuyor.” diyerek başlamıştır. “İmralı’da bizim önderimiz.” diye ifade ettikleri kişi mahkûmdur. Oysa, siz terör sorununu mahkûma çözdürüyorsunuz diye size hitap ediyor İmralı. “Biz arada ulaklar istemiyoruz, biz arada elçiler istemiyoruz. Biz doğrudan görüşmek istiyoruz.” diyor. İşte, siz şimdi “resmî” kelimesini çıkarırsanız, doğrudan görüşmeye imkân sağlamış olursunuz.

Şimdiye kadar anlattığım hususlar, pembe bir gözlükle olaya bakıldığında sizi, Bakanlığınızı ve Türkiye Cumhuriyeti devletini korumak içindi ama bu açıdan baktığımızda, soruyorum şimdi: Siz, acaba, perde arkasından, Oslo’da başlayan görüşmelerde buna imkân sağlayacak yani Kandil’den gelecekleri İmralı’yla görüştürmek için mi bu kanunu getirdiniz? Bizim şüphemiz de bu. Dolayısıyla, bu şüpheyi izale etmeniz gerekmektedir. Bu şüphe ile Adalet Bakanlığı yapılmaz Sayın Bakanım, bu şüphe ile cezaevleri idare edilmez. Bu şüpheyi izale edecek olan zatıalinizdir. Dolayısıyla, “resmî” kelimesinin ne kusurunu gördünüz ki şimdi buradan çıkarıyorsunuz? Siz sadece, belki,  perde arkasında yapılan görüşmeleri bir adım ileri götürecektir diye bu kanunu yapıyorsunuz ama geleceğinin ne olacağını biliyor musunuz? Gelecekte Türkiye'nin ne gibi riskler üstleneceğini biliyor musunuz? Gelecekte her terör örgütünün bu gibi taleplerle karşınıza çıkacağını biliyor musunuz? Bunları bildiğinizi sanmıyorum.

Dolayısıyla değerli milletvekilleri, biz, bu kanun tasarısına olabildiğince pozitif bakmaya çalıştık; eksik gördüğümüz, yanlış gördüğümüz hususları sizlerle paylaştık. Bu ülke sadece MHP’lilerin sorumluluğunda değildir, sizin de sorumluluğunuz vardır. Şimdi göreceğiz, o da sizin sorumluluğunuzda olacak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının 27 inci maddesi ile düzenlenen 5275 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 85 inci maddesinde yer alan "hükümlülerle" ibaresinin "hükümlü ve tutuklularla" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz çünkü zaten ceza usul yasamızda tutukluların da bu hükümlerden yararlanacağına dair hüküm var ayrıca. O açıdan, önergenin karşılığı usul yasasında var.

Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kurum, kurul ve kuruluşların cezaevi ziyaretlerinde tutuklularla görüşebilmeleri amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının 28 inci maddesi ile düzenlenen 5275 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 116 ncı maddesinde yer alan "iki güne kadar" ibaresinin "beş güne kadar" şeklinde değiştirilmesini ve aşağıdaki cümlenin fıkraya eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Bu izin süresince tutuklu ya da hükümlüye, hükümlü ve tutukluların telefonla görüşmelerini düzenleyen ilgili yönetmelik kapsamında telefonla görüşme hakkını kullanması sağlanır."

              İdris Baluken                      Mülkiye Birtane                            Esat Canan

                    Bingöl                                    Kars                                       Hakkâri

                                       Erol Dora                                  Nazmi Gür

                                         Mardin                                          Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 28. maddesinin son cümlesindeki "iki” ibaresinin metinden çıkartılarak "üç" ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

        Dilek Akagün Yılmaz                 Mahmut Tanal                           Turgut Dibek

                     Uşak                                   İstanbul                                    Kırklareli

                                         Hasan Akgöl                        Özgür Özel              

                                               Hatay                                  Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde metninin daha anlaşılır ve daha lehte bir uygulama olması için önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 475 sıra sayılı kanun tasarısının 28 inci maddesi ile düzenlenen 5275 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 116 ncı maddesinde yer alan "iki güne kadar" ibaresinin "beş güne kadar" şeklinde değiştirilmesini ve aşağıdaki cümlenin fıkraya eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Bu izin süresince tutuklu ya da hükümlüye, hükümlü ve tutukluların telefonla görüşmelerini düzenleyen ilgili yönetmelik kapsamında telefonla görüşme hakkını kullanması sağlanır."

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BÜLENT TURAN (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yakınlarının cenazesi dolayısıyla izin alan hükümlü ya da tutuklunun, bu izin süresince taziyeleri kabul edebilmesi amacıyla işbu düzenleme yapılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının görüşmeleri de tamamlanmıştır.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci sırada yer alan, Pan-Avrupa-Akdeniz Tercihli Menşe Kurallarına Dair Bölgesel Konvansiyonun Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Pan-Avrupa-Akdeniz Tercihli Menşe Kurallarına Dair Bölgesel Konvansiyonun Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/770) (S. Sayısı: 467)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, Onuncu Beş Yıllık (2014-2018) Kalkınma Planı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nu görüşmek için, 1 Temmuz 2013 Pazartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere, birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.02