DÖNEM: 24                              CİLT: 52                   YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

114’üncü Birleşim

31 Mayıs 2013 Cuma

 

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu ve 22 milletvekilinin, Hatay ili İskenderun ilçesinin Azganlık beldesinde 2’nci Organize Sanayi Bölgesi olarak belirlenen alanın doğurabileceği sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/645)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 24 milletvekilinin, 2002 yılından bu yana yaşanan ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı nedeniyle artan şiddet ve intihar vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/646)

3.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 24 milletvekilinin, GSM baz istasyonlarının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/647)

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, milletvekillerinin halkın arasında dolaşırken çok fazla biber gazıyla karşı karşıya kaldığına ve milletvekillerinin sağlığını, güvenliğini kollamanın Meclis Başkanlığının görevleri arasında olduğundan kendilerine birer maske verilmesi için gereken işlemin yapılmasını arz ettiğine ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Taksim Gezi Parkı’nın yok edilmesine karşı çıkan vatandaşlara karşı yapılan eylemleri kınadığına ve Şırnak-Hakkâri kara yolunun yanı başında, Balveren beldesinde, PKK ve KCK paçavralarının bir çadırda asılı olduğuna ve bunların neden yok edilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Taksim Gezi Parkı’nın yok edilmesine karşı çıkan vatandaşlara karşı polis tarafından orantısız güç uygulandığına ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Sağlık Bakanlığının vatandaşları alkol kullanıp kullanmadığı konusunda fişlediğine ilişkin açıklaması

5.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda yapılan baskıların bir an önce durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda yapılan baskıların bir an önce durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, buğday hasadının başladığına ve taban fiyatının açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbulluların Taksim Gezi Parkı’nın yeşil olarak kalmasını istediğine, bu sese kulak verilmesi gerektiğine ve 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü’ne ilişkin açıklaması

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, orman yangın sezonuna girildiğinden çok dikkat edilmesi gerektiğine ve Başbakanın 2,5 milyar fidan dikildiği şeklinde verdiği bilginin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Taksim’den ve Gezi Parkı’ndan Hükûmetin elini çekmesini istediğine ilişkin açıklaması

11.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanında TBMM Genel Sekreteri ve Genel Sekreter yardımcılarını ilgilendiren bir yönetmelik düzenlemesi yapıldığına ve bunu doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda yapılan baskıların bir an önce durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, iktidar partisinin Türkiye’nin birliğini, düzenini bozmaya yönelik uygulamalar içinde olduğuna ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Taksim Gezi Parkı’nda bir sıkıyönetim uygulaması başlatıldığına ve İçişleri Bakanını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

V.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28)

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün gensoru önergesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin gensoru önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşma sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin gensoru önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın gensoru önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453)

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bakanlıklar tarafından kurulan ve kurulması planlanan televizyon kanallarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21782)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kentsel dönüşüm projelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/21808)

3.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Göçmen Konutları Projesi kapsamında konut sahibi olanların sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/21821)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, bağlı kurum ve kuruluşlara yönelik siber saldırılara ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21838)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Pamukkale’nin doğal güzelliklerini korumak adına yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/21917)

6.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, arkeolog kadroları ile Bakanlığın projelerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/21921)

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlığa yönelik siber saldırılara ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/21931)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşların temsil ve ikram harcamalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/22250)

9.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da resmî ilan yayınlama hakkına sahip yerel gazetelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/22251)

10.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in bir köyündeki çevre sorununa ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/22332)

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki katı ve sıvı atık tesislerine,

Tokat’taki tıbbi atık imha ve depolama tesislerine,

İlişkin soruları ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/22340), (7/22341)

I- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.02’de açılarak beş oturum yaptı.

Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar, Zonguldak iline yapılan yatırımlara,

Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, cezaevlerindeki hasta mahkûmlara,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Irak Türklerinin sorunları, beklentileri ve alınması gereken tedbirlere,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Arap ülkelerine nakliyat yapan tır şoförlerinin sorunlarına,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, İstanbul Taksim Meydanı Gezi Parkı’na sahip çıkılması gerektiğine,

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, sağlık çalışanlarına yönelik şiddete,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Tokat ilindeki çiftçilerin sorunlarına,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş ili Andırın ilçesinin Çokak-Çığşar köyündeki soğuk hava deposunun bir an önce faaliyete geçirilmesini dilediğine,

Erzincan Milletvekili Muharrem Işık, TÜİK’in Erzincan’da yaptığı “Türkiye’de Dinî Hayatı Araştırma” anketine ve Erzincan’da şap hastalığıyla ilgili gerekli duyarlılığın gösterilmesi gerektiğine,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 44 Malatyaspor şampiyon olmasına rağmen hakkının teslim edilmemesi ve hakemin yanlış penaltı kararı vererek Yeni Malatyaspor’un bir üst lige yükselmesini önlemesi nedeniyle Futbol Federasyonunu kınadığına ve Türkiye Büyük Millet Meclisine şikâyet ettiğine,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin’in Hopa ilçesindeki limanda kömür nakliyesi esnasında oluşan kömür tozu nedeniyle orada yaşayan halkın zor durumda bulunduğuna,

Manisa Milletvekili Sakine Öz, Manisa’nın Sabuncubeli ve Gökçeler köyü civarında çıkan yangın nedeniyle oluşan zararların giderilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını dilediğine,

Kütahya Milletvekili Alim Işık, KPSS 2012 sonuçlarına göre atama bekleyen öğretmen adaylarının haziran ayında da ikinci bir atamanın yapılmasını istediklerine ve 19/5/2011 tarihinde meydana gelen Simav depremi nedeniyle oluşan mağduriyetlerin giderilmesi için verilen sözlerin yerine getirilmesini talep ettiğine,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, mevsimlik tarım işçilerinin taşınması sırasında meydana gelen trafik kazalarına ve bu işçilerin yaşadıkları sıkıntılara,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, Sivas ilindeki göçün ve ekonomik olarak küçülmenin nedenlerinin (10/642),

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 25 milletvekilinin, ülkemizdeki basın özgürlüğü kısıtlamalarının ve gazetecilerin karşı karşıya bulunduğu siyasal sorunların (10/643),

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, Türkiye’de üniversitelerde muhalif, farklı düşünen ve demokratik tepkilerini gösteren öğrencilerin karşılaştıkları sorunların (10/644),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

BDP Grubunun, 7/5/2013 tarihinde Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve arkadaşları tarafından Tuğgeneral Musa Çitil davasının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (3280 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin Genel Kurulun 30 Mayıs 2013 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisinin görüşülmesine başlandı, BDP grup önerisinin görüşülmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu anlaşıldığından işlemden kaldırıldı.

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, görülmekte olan bir davayla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma komisyonu kurulması istemiyle bir grup önerisi verilemeyeceğinden BDP grup önerisinin görüşülemeyeceğine,

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, BDP grup önerisinin görüşülmesinin Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olması nedeniyle BDP grup önerisini işlemden kaldırdığına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

BDP grup önerisinin görüşülmesinin Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı olması nedeniyle işlemden kaldırılıp kaldırılamayacağı hususunda usul görüşmesi yapıldı. Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu açıklandı.

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın usul görüşmesinde Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in tutumunun lehinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin bir açıklamada bulundu.

MHP Grubunun, 7/2/2013 tarih, 9456 sayı ile mesleki ve teknik eğitim sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin,

CHP Grubunun, 29/5/2013 tarihinde İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 26 milletvekili tarafından Uludere katliamının tekrar incelenmesi ve faillerinin araştırılarak yargı karşısına çıkarılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (936 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak,

Genel Kurulun 30 Mayıs 2013 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve AK PARTİ Grubuna,

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine,

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, tekraren, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına,

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, tekraren, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Ankara Milletvekili Levent Gök, Ordu Milletvekili İhsan Şener’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Ordu Milletvekili İhsan Şener’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Ordu Milletvekili İhsan Şener, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında ve Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

4’üncü sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile Çevre Komisyonu Raporu’nun (1/627) (S. Sayısı: 297),

5’inci sırasında yer alan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/498) (S. Sayısı: 173),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453), çerçeve 2’nci maddesine bağlı ek madde 151’e kadar kadar kabul edildikten sonra Komisyonun bulunmaması nedeniyle ertelendi.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Mersin Milletvekili Nebi Bozkurt’un görüşülen kanun tasarısının tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına,

Mersin Milletvekili Nebi Bozkurt, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın görüşülen kanun tasarısının 1’inci maddesi üzerinde grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Ankara Milletvekili Zühal Topcu, İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’nın görüşülen kanun tasarısının 1’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasında şahsına,

İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter, İstanbul Milletvekili İsmet Uçma’nın görüşülen kanun tasarısının 1’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, 31 Mayıs 2013 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere 21.10’da birleşime son verildi.

 

                                                          Meral AKŞENER

                                                             Başkan Vekili

 

             Fatih ŞAHİN                       Bayram ÖZÇELİK                   Özlem YEMİŞÇİ

                  Ankara                                    Burdur                                   Tekirdağ

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                No: 166

31 Mayıs 2013 Cuma

Teklifler

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; Perakende Ticaret ile Esnaf ve Sanatkarlık Hizmetlerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/1561) (İçişleri; Avrupa Birliği Uyum ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.05.2013)

2.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan'ın; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun İki Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1562) (İnsan Haklarını İnceleme ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:  20.05.2013)

3.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova'nın; Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1563) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.05.2013)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Hukuk Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1564) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1565) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

6.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz'ün; 1111 Sayılı Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1566) (Plan ve Bütçe ile Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

7.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 2 Milletvekilinin; Köy Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1567) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.05.2013)

8.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker'in; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1568) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

9.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; 5682 Sayılı Pasaport Kanununun 14. Maddesinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1569) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1570) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.05.2013)

11.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1571) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.05.2013)

12.- Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in; Askeri Darbelerin Yol Açtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine Yönelik Kanun Teklifi (2/1572) (Anayasa; Plan ve Bütçe; İçişleri ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.05.2013)

13.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan'ın; Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1573) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.05.2013)

14.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 1 Milletvekilinin; Kooperatifler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1574) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.05.2013)

15.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın; Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanunun İptali Hakkında Kanun Teklifi (2/1575) (Anayasa; Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.05.2013)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu ve 22 Milletvekilinin, İskenderun'da 2. Organize Sanayi Bölgesi olarak belirlenen bir alanın doğurabileceği sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/645) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.03.2012)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 24 Milletvekilinin, ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı nedeniyle artan şiddet ve intihar olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/646) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.03.2012)

3.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 24 Milletvekilinin, baz istasyonlarının insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/647) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.03.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergesi

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2003-2013 yılları arasında inşa edilen ve onarılan gemi sayıları ile tersanelere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/21016)

 

31 Mayıs 2013 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara).

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır. Okutuyorum:

III.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu ve 22 milletvekilinin, Hatay ili İskenderun ilçesinin Azganlık beldesinde 2’nci Organize Sanayi Bölgesi olarak belirlenen alanın doğurabileceği sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/645)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hatay ili, İskenderun ilçesi, Azganlık beldesinde 2’nci organize sanayi bölgesi olarak seçilmiş olan alan, ormanlık arazi iken OSB yapımı için devredilmiştir. Bölgede hızla ağaç kesimleri yapılmış ve bölge orman bitki örtüsünü kaybetmiştir.

Bu sebeple:

1) Hatay ili, İskenderun ilçesi, Azganlık beldesinde 2’nci OSB alanı seçiminde hangi kriterler göz önünde bulundurulmuştur?

2) Burada, 4562 sayılı Organize Bölgeler Kanunu'nun 4’üncü maddesinde belirtilen "Güvenlik bölgelerinde, orman özelliğini haiz alanlarda, içme ve kullanma suyu kaynakları çevresinde deniz kirliliğinin önlenmesi açısından hassas bölgelerde OSB kurulamaz." hükmü dikkate alınmış mıdır?

3) Önceki yıllarda bu bölgenin orman vasfından çıkarılması neden uygun bulunmamıştı?

4) Bahsi geçen alan üzerinde 4,88 hektarlık göl bulunduğu, bu gölün Amanos dağlarından gelen yer altı sularıyla beslendiği ve sulak alan olduğu doğru mudur?

5) Sulak araziye OSB kurulmasının hukuki bir dayanağı var mıdır?

6) 65-430-621-622-623-624-625-626-1156-429-433-426 parsel no.lu taşınmazların yetkili ve sorumlu bakanlık ve kurumlarca; “orman olmadığı, ham toprak olduğunun, kurumlarınca ilişiği olmadığından ve tapu kayıtlarında orman vasfı taşımadığından OSB kurulmasında sakınca olmadığı” ifade edilmişti. Oysa, ilgili bölgede aynı dönemde ağaçlar ve makilik alanlar mevcutken ham toprak kararı kimler tarafından verilmiştir?

7) Bu bölgede mülga Orman Bakanlığı tarafından 2001-2006 yıllarında yapılan ağaçlandırma çalışmaları için yıllar itibariyle yapılan harcamalar nedir ve yapılan ağaçlandırma çalışmaları hakkındaki sonuç raporları nedir?

8) Ormanlık alanın kısa sürede yok edilmesi bölgenin ekolojik yapısını nasıl etkilemiştir ve gelecek yıllarda nasıl etkileyecektir?

9) 2’nci OSB kurulduktan sonra bölgede ortaya çıkabilecek kirlilik ve diğer sorunlar bölge halkının yaşamını nasıl etkileyecektir?

10) İskenderun Körfezi’nin Çevre ve Orman Bakanlığınca TÜBİTAK-MAM tarafından hazırlanmış olan Kara Kökenli Kirleticiler için Ulusal Eylem Planı’nda "Sıcak nokta" olarak tanımlandığı, Doğu Akdeniz Havzası’nın özellikle endüstriyel ve ağır metal kirliliği açısından risk altında bulunan bir havza olarak belirlendiği, bu noktada 2010 yılına kadar endüstriyel kaynaklı deşarj ve emisyonların yüzde 50 azaltılması, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), Akdeniz Eylem Planı (MAP) tarafından hazırlanarak taraf ülkelerce de kabul edilen Stratejik Eylem Planı (SAP)'ın hedefleri arasında bulunmaktadır. Bu hedefleri sağlayacak hangi tedbirler alınmıştır?

11) 2’nci OSB kurulması planlanan alan üzerinde yaşayan 15 bin vatandaşın ormanlık alanın korunması adına Valilik ve Kaymakamlık, İskenderun Cumhuriyet Başsavcılık makamlarına verdikleri dilekçeleri ve bölge halkının hassasiyeti neden dikkate alınmamıştır?

12) İskenderun kenti ve çevresindeki yerleşimlerde yaşayan 600 bin kişinin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamak üzere İskenderun 2’nci 0SB alanı içinde kalan, DSİ tarafından ihalesi yapılan ve 60 bin m2’lik saha içinde inşaat çalışmaları hızla devam eden İskenderun kentinin içme suyu arıtma tesisinin 2’nci OSB’de yapılacak sanayi tesislerinin yapımı ile içme suyu arıtma tesisinin olumsuz etkileneceği bilindiği hâlde içme suyu arıtma tesisine bitişik faaliyette olacak bir OSB kurulması mümkün müdür?

Yukarıda belirtilen sorulara cevap bulunması ve bölge halkının sesine kulak verilerek ileride geri dönüşü olmayan çevre sorunlarını engellemek ve bölgede sağlıklı ve sürdürülebilir yaşamın korunması amacıyla Hatay ili İskenderun ilçesi, Azganlık beldesinde 2’nci OSB alanı projesi ile ilgili gerekli araştırmaların yapılarak alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin belirlenmesi ve uygulanması konularında yüce Meclisimizin ve halkımızın bilgilendirilmesi amacıyla, Anayasa’nın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. 7/3/2012

1) Mehmet Ali Ediboğlu                  (Hatay)

2) Veli Ağbaba                                (Malatya)

3) Mahmut Tanal                             (İstanbul)

4) Hurşit Güneş                               (Kocaeli)

5) Engin Altay                                 (Sinop)

6) Durdu Özbolat                            (Kahramanmaraş)

7) Emre Köprülü                             (Tekirdağ)

8) Erdal Aksünger                           (İzmir)

9) Arif Bulut                                    (Antalya)

10) Doğan Şafak                             (Niğde)

11) Ali İhsan Köktürk                     (Zonguldak)

12) İhsan Özkes                              (İstanbul)

13) Haluk Eyidoğan                        (İstanbul)

14) İzzet Çetin                                 (Ankara)

15) Ahmet İhsan Kalkavan              (Samsun)

16) Haydar Akar                             (Kocaeli)

17) Gürkut Acar                              (Antalya)

18) Celal Dinçer                              (İstanbul)

19) Salih Fırat                                  (Adıyaman)

20) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

21) Haluk Ahmet Gümüş                (Balıkesir)

22) Rahmi Aşkın Türeli                   (İzmir)

23) Sakine Öz                                  (Manisa)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 24 milletvekilinin, 2002 yılından bu yana yaşanan ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı nedeniyle artan şiddet ve intihar vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/646)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2002 yılından bu yana Türkiye'de görülen ekonomik krizlerin sonucu olarak ortaya çıkan yoksulluk, işsizlik ve geçim sıkıntısı, toplumumuzda giderek şiddet ve intihar olaylarında belirgin bir artış göstermesine neden olmuştur.

Gerek görsel gerekse yazılı medyada son yıllarda sayıca fazla yer tutan şiddet ve intihar haberleri toplumsal gerilime yol açmaktadır.

Gerekçe:

2002 yılından günümüze yaklaşık on yıldır ülkemizi yöneten AKP Hükûmeti ekonomik sorunlara çare bulamamış ve giderek derinleşen ekonomik krizler ortaya çıkmıştır. Bu krizlerin sonucunda birçok vatandaşımız işini kaybetmiş, çoğu iş bulamamış ya da fabrika sahibi müteşebbislerimiz iş yerlerini kapatmak zorunda kalmışlardır.

Son zamanlarda var olan işsizlik, yoksulluk ve geçim sıkıntısı vatandaşlarımız üzerindeki psikolojik ağırlığını giderek arttırmış, bunun sonucunda şiddet ve intihar vakalarında büyük bir artış yaşanmıştır. Bununla birlikte, son aylarda gerek yazılı gerekse görsel medyamızda yer alan haberler, araştırmaları doğrular niteliktedir.

Şöyle ki, çalışmaları ile ödül alan Medya Takip Ajansı Interpress'in yaptığı araştırmaya göre geçtiğimiz yıl yazılı basında asayiş konularının yer aldığı 400 bini aşkın haber yayımlanmış, en çok artış ise yüzde 38'lik bir oranla kadına yönelik şiddet haberlerinde yaşanmıştır. Ulusal, bölgesel ve yerel 2 bine yakın gazete ve derginin incelendiği araştırmanın sonuçlarında, 2011 yılında açıklanan asayiş haberleri raporuna göre, 2011 yılında gazetelerde 24.932 adet çeşitli hırsızlık haberleri yayımlanmış; gıdadan akaryakıta, sigaradan ilaca, tarihi eserden tıbbi malzemeye kadar pek çok farklı konuda toplam 22.974 adet kaçakçılık haberi, 18.960 cinayet, 10.110 intihar olayı ve 3.728 yaralama haberi gazetelerde yer almıştır. Cinayet ve intihar olaylarındaki patlama oldukça dikkat çekici ve düşündürücüdür. Özetle, işsizlik ve fakirlik arttığı sürece, o ülkede asayiş olayları da artmaktadır. Sokaktaki vatandaşın çektiği çileden habersiz Hükûmet ekonominin çok iyi olduğunu ve ülkede her şeyin güzelleştiğini iddia ederken gerçek durumun hiç de öyle olmadığını yaşanan olayların sonucunda görmekteyiz.

Sonuç olarak, yukarıda da anlatıldığı üzere belirtilen sorunların, şiddet ve intihar olaylarının nedenlerinin araştırılması, bu olayların önlenmesi için gereken tedbirlerin alınması ve konuyla ilgili olarak doğru politikaların oluşturulması ülkemizin geleceği açısından yaşamsal önemdedir. Dolayısıyla, toplumumuzda yaşanan ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı nedeniyle artan şiddet ve intihar vakalarını ivedi olarak önleyici hangi tedbirlerin alınması gerektiğini saptamak üzere Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Haydar Akar                               (Kocaeli)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu           (İstanbul)

3) Namık Havutça                           (Balıkesir)

4) Erdal Aksünger                           (İzmir)

5) Engin Altay                                 (Sinop)

6) Durdu Özbolat                            (Kahramanmaraş)

7) Kadir Gökmen Öğüt                   (İstanbul)

8) Veli Ağbaba                                (Malatya)

9) Hurşit Güneş                               (Kocaeli)

10) Mehmet Volkan Canalioğlu                     (Trabzon)

11) Mehmet Hilal Kaplan                (Kocaeli)

12) Mahmut Tanal                           (İstanbul)

13) Arif Bulut                                  (Antalya)

14) Doğan Şafak                             (Niğde)

15) Ali İhsan Köktürk                     (Zonguldak)

16) İhsan Özkes                              (İstanbul)

17) Haluk Eyidoğan                        (İstanbul)

18) Emre Köprülü                           (Tekirdağ)

19) İzzet Çetin                                 (Ankara)

20) Mehmet Ali Ediboğlu                (Hatay)

21) Ahmet İhsan Kalkavan              (Samsun)

22) Gürkut Acar                              (Antalya)

23) Celal Dinçer                              (İstanbul)

24) Salih Fırat                                  (Adıyaman)

25) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

3.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 24 milletvekilinin, GSM baz istasyonlarının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/647)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

GSM baz istasyonlarının insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğuna dair birçok bilimsel rapor, makale, bildiri, görüş vb. yayınlanmış bulunmaktadır.

Ankara Valiliği İnsan Hakları İl Kurulu Başkanlığının 31/03/2011 tarihli toplantısında alınan baz istasyonları ile ilgili prensip kararı;

1) Kurma kararında halkın duyarlılığının göz önüne alınması.

2) Bina çatısına kurulması zorunlu hâllerde hem binada oturanlar hem de yakın çevrede yaşayanlarla uzlaşmaya varılması şeklindedir.

Sağlık ve Çevre bakanlıklarının cep telefonu ve elektronik haberleşme cihazlarının insan sağlığını tehdit ettiğini açıklamasına rağmen, Bakanlığınızca, ülke genelinde başta Ankara, İstanbul, İzmir, Denizli ve Diyarbakır olmak üzere, on binlerce yargı emekçisinin çalıştığı adliye binalarının üstüne GSM baz istasyonları kurulmasına ve hatta binaların içinde de GSM sistemini güçlendirme amaçlı elektronik aygıtların kurulmasına ve kullanılmasına onay verildiği bilinmektedir.

Adalet Bakanlığının, GSM baz istasyonlarının adliye binalarının üzerine kurulmasına karşı mücadele eden Büro Emekçileri Sendikası Denizli Şubesine verdiği cevapta, Yargıtay kararları arasındaki farklı görüşlerden yararlanmış ve GSM baz istasyonlarının insan sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmadığını öne sürmüştür.

Hâlbuki, aralarında Ankara Üniversitesi Çevre Hukuk Ana Bilim Dalı, Elektrik Mühendisleri Odası, Çevre Koruma Derneği, Tüketici Hakları Derneği, Çevre İçin Hekimler Derneği, Tabip Odaları gibi birçok demokratik kitle örgütünün bu konudaki görüşleri; Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslararası Non-İyonize Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICNIRP), Uluslararası Elektromanyetik Alanlar Güvenlik Komisyonu (ICEMS) gibi uluslararası kuruluşların görüşleriyle paralellik arz etmekte ve GSM baz istasyonlarının insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğu hususunda hemfikir bulunmaktadır.

Konuya ilişkin olarak tüm ulusal ve uluslararası bilimsel kuruluşlar, GSM baz istasyonlarının büyük bir elektromanyetik kirliliğe ve çevre kirliliğine yol açtığı, bu durumun halk sağlığına, insan sağlığına zararlı olduğu hususunda ortak görüş sahibi olmasına rağmen, her ülkede hükûmetler büyük oranda uluslararası sermaye gruplarına ait olan ya da onlar tarafından yönlendirilmekte bulunan GSM firmalarının aktarmakta olduğu mali kaynaklar karşısında doğru bir tutum alamamakta ve maalesef insan sağlığını paraya tercih etmektedirler.

Adalet Bakanlığı, on binlerce yargı emekçisinin, hizmetlinin, mübaşirin, zabıt kâtibinin, yazı işleri müdürleri ve icra personelinin, merkez ve taşra teşkilatında görevli her kademeden personelinin sağlığını hiçe saymaktadır.

Adalet Bakanlığına bağlı adliye binaları başta olmak üzere, üzerinde GSM baz istasyonu bulunan Adalet Bakanlığına ait ya da Adalet Bakanlığınca kullanılan kamu hizmet binalarında çalışan yargı emekçileri arasında, GSM baz istasyonlarının kuruluşunun ardından stres, uykusuzluk, sinirlilik, baş dönmesi, baş ağrısı, yorgunluk hissi, iştahsızlık, dikkat dağınıklığı, konsantre olamama vb. sağlık sorunlarının yaşanıp yaşanmadığı ile ilgili bir sağlık taraması yapılmamıştır.

GSM baz istasyonlarının olumsuz etkileri başta olmak üzere elektromanyetik ya da radyoaktif ışınların zararlarına karşı, yargı emekçilerini korumak amacıyla herhangi bir koruma tedbiri de alınmamıştır.

Adalet Bakanlığının baz uygulamasının yarattığı sorunlarının tespiti, ortaya çıkarılması ve çözümlenmesi amacı ile Anayasa’mızın 98’inci maddesi, İç Tüzük’ümüzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Turgut Dibek                              (Kırklareli)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu          (İstanbul)

3) Ali Özgündüz                             (İstanbul)

4) Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

5) Ali İhsan Köktürk                      (Zonguldak)

6) Emre Köprülü                            (Tekirdağ)

7) İlhan Cihaner                              (Denizli)

8) Hurşit Güneş                              (Kocaeli)

9) Rıza Türmen                               (İzmir)

10) Ömer Süha Aldan                    (Muğla)

11) Uğur Bayraktutan                     (Artvin)

12) İzzet Çetin                                (Ankara)

13) Mehmet Ali Ediboğlu               (Hatay)

14) Ahmet İhsan Kalkavan             (Samsun)

15) Haydar Akar                            (Kocaeli)

16) Gürkut Acar                             (Antalya)

17) Celal Dinçer                             (İstanbul)

18) Mahmut Tanal                          (İstanbul)

19) İhsan Özkes                             (İstanbul)

20) Haluk Eyidoğan                       (İstanbul)

21) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

22) Namık Havutça                        (Balıkesir)

23) Haluk Ahmet Gümüş               (Balıkesir)

24) Rahmi Aşkın Türeli                  (İzmir)

25) Sakine Öz                                 (Manisa)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın Tanal, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, milletvekillerinin halkın arasında dolaşırken çok fazla biber gazıyla karşı karşıya kaldığına ve milletvekillerinin sağlığını, güvenliğini kollamanın Meclis Başkanlığının görevleri arasında olduğundan kendilerine birer maske verilmesi için gereken işlemin yapılmasını arz ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, milletvekilleri halkın arasında dolaştıkları zaman halkın sorunlarıyla ilgilenmesi gerekiyor. Biz milletvekilleri olarak halkın arasına gittiğimiz zaman çok fazla biber gazıyla karşı karşıya kalmaktayız. Meclis Başkanlığının görevlerinin arasında da milletvekillerinin hukukunu, sağlığını güvenliğini kollamak, korumak görevidir. Bu açıdan Meclis Başkanlığımızın halkın arasına giden milletvekillerine birer tane, şu şekilde görüldüğü üzere bir maskenin alınması ve dönüşte zimmetine tekrar geri iadesinin sağlanması hususunda gereken işlemin yapılmasını arz ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Vural.

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Taksim Gezi Parkı’nın yok edilmesine karşı çıkan vatandaşlara karşı yapılan eylemleri kınadığına ve Şırnak-Hakkâri kara yolunun yanı başında, Balveren beldesinde, PKK ve KCK paçavralarının bir çadırda asılı olduğuna ve bunların neden yok edilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Taksim’de, Gezi Parkı’nda çevresine, ağaçlara sahip çıkmak için medeni bir şekilde taleplerini ortaya koyanlara yapılan hunharca müdahale, biber gazının sıkılması ve çadırları yakan bu eylemleri kınıyorum. Açıkçası İstanbul’un göbeğinde, Beyoğlu’nda son vaha, AKP tarafından alışveriş merkezi uğruna yok edilmektedir. Bunun tekrar gözden geçirilmesi lazım, Meclisteki AKP ve CHP’li Meclis üyelerinin bu konuda tekrar bir karar alması gerekir.

Ayrıca, Şırnak Balveren beldesinde, Şırnak-Hakkâri kara yolunun yanı başında, çadırda, çadırın tepelerinde PKK ve KCK paçavraları asılı. Şırnaklılar soruyor: “PKK meşrulaştı mı? Neden devlet müdahale etmiyor? Taksim’de Gezi Parkı’na sahip çıkanların çadırlarını yakanlar PKK çadırlarını neden yok etmiyor?” Bu konuda Şırnaklılar bu sorunun sorulmasını tarafımdan istediler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkkan.

3.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Taksim Gezi Parkı’nın yok edilmesine karşı çıkan vatandaşlara karşı polis tarafından orantısız güç uygulandığına ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, “Birinizin elinde bir fidan olduğu hâlde kıyamet kopmaya başlarsa kıyamet gerçekleşinceye kadar imkân olursa o fidanı diksin.” diyen bir Peygamberin ümmetiyiz biz. Oysa İstanbul’un merkezinde vatandaşın nefes alma yeri olan Gezi Park’ında AVM yapacak olan bağnaz zihniyete karşı geçit vermek istemeyen halkımıza polis orantısız güç uygulamaktadır. 6 vatandaşımız yoğun bakımdadır. Bir taraftan, halka zulüm yapmak konusunda Esad’a rahmet okutacaksınız; diğer taraftan, Esad’a “diktatör” diyeceksiniz. Vatandaşlarımıza sesleniyorum buradan: Âl-i İmrân suresinin 139’uncu ayetinde der ki: “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.”

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Sağlık Bakanlığının vatandaşları alkol kullanıp kullanmadığı konusunda fişlediğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, Sağlık Bakanlığı tüm halkımızı alkol açısından fişlemeye başlamıştır. Aile hekimleri “Vatandaşlar alkol kullanıyor mu, kullanmıyor mu? Kullanıyorsa ne kadar ve hangi tip alkolü tüketiyor?” diye sorular sormak zorunda bırakılmıştır. Zaten, daha önce dinini soran, çocuğun meşru mu, gayrimeşru mu olduğunu sorarak fişleyen Sağlık Bakanlığı bu kez de vatandaşlarımızı alkol alıp almadığı konusunda fişlemektedir. Memurlar bundan çok rahatsızdır, “Atama ve terfilerde kullanılacaktır.” diye de endişe etmektedir.

Saygıyla duyururum efendim.

BAŞKAN – Sayın Kurt…

5.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda yapılan baskıların bir an önce durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın İçişleri Bakanı da buradayken, İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’nda yapılan baskıların bir an önce durdurulması ve özellikle orada bulunan eylemcilerin can ve güvenliğinin sağlanması konusunda polisin görev yapması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Buldan…

6.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda yapılan baskıların bir an önce durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul Gezi Parkı’nda bekleyen eylemcilere saat beş sıralarında tekrar orantısız güç kullanılarak bir müdahale gerçekleştirildi. Bu müdahale esnasında başta İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sırrı Süreyya Önder ve gazeteci Ahmet Şık olmak üzere birçok vatandaşımız, yurttaşımız yaralandı. Bu uygulamaya bir an önce son verilmesini ve yaralı olan arkadaşlarımıza acil şifalar diliyoruz. Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ediyoruz bir kez daha.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Halaman…

7.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, buğday hasadının başladığına ve taban fiyatının açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, sağ olun.

Sayın Başkanım, Tarım Bakanımız burada; Tarım Bakanımızın burada olması dolayısıyla bizim sorumuz: Adana’da on gündür hasat yapılıyor. Hasat olması dolayısıyla… Toprak Mahsulleri Ofisi şu ana kadar açılmadı. Yani, Hükûmet geleneksel olarak her zaman bir taban fiyat açıklıyordu, onlar açıklanmadı. Dolayısıyla, Adana’daki çiftçiler Tarım Bakanlığından bir sözcük bekliyor yani taban fiyat açıklayacak mı, buğdaylarını satsınlar mı, Toprak Mahsulleri alım dışı mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbulluların Taksim Gezi Parkı’nın yeşil olarak kalmasını istediğine, bu sese kulak verilmesi gerektiğine ve 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü’ne ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul’da Taksim Gezi Parkı’nın yeşil olarak kalmasını isteyenler ile şehircilik ufku ancak alışveriş merkezleri, gökdelenler, rezidanslarla sınırlı olanlar arasında bir büyük gerilim yaşanmaktadır. Demokrasi, vatandaşın sesine kulak vermeyi gerektirir. İstanbullu, İstanbullular, Taksim Gezi Parkı’nın yeşil olarak kalmasını istiyor. Bu sese kulak vermeyenler demokrat olamazlar, bu sese kulak vermeyenlerin demokrasiyle problemi vardır.

Bugün Dünya Tütünsüz Günü. Sayın Başbakan dumansız hava sahasından söz ediyor, dumansız günlerden söz ediyor ama Taksim Gezi Parkı biber gazı dumanına boğulmuş durumda. Sayın İçişleri Bakanını demokrasiye, demokrasinin gereklerine uymaya davet ediyorum. Lütfen, oradaki güvenlik güçleri biber gazı kullanmaktan vazgeçsinler.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz.

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, orman yangın sezonuna girildiğinden çok dikkat edilmesi gerektiğine ve Başbakanın 2,5 milyar fidan dikildiği şeklinde verdiği bilginin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ülkemizde 1 Haziran-31 Ekim tarihleri orman yangın sezonu olarak adlandırılıyor ama ne yazık ki bu sene daha yangın mevsimine girmeden binlerce dönüm alanın yandığı bir sezonla karşı karşıyayız. Çok dikkat edilmesi gereken bir dönemden geçiyoruz çünkü belirli mevsimlerin yağışlı geçmesi ot bolluğunu beraberinde getirdi. Onun için, bütün yangın sezonunda çalışacak işçisinden memuruna kadar herkese Allah kolaylık versin diyorum.

Bir de Sayın Başbakanın bu köprüyle ilgili veya Gezi Parkı’yla ilgili verdiği “2,5 milyar fidan diktik.” örneği çok yanlış bilgilendirmeden kaynaklanıyor. Şimdi, Sayın Başbakana bu bilgiyi kim veriyorsa, diktikleri ve dağıttıkları fidanların birçoğunun ne yazık ki dikilmediğini ve kuruduğunu eğer kısa bir araştırma yaparsa görmesi mümkündür. Ondan dolayı, verilen rakamlarla konuşmanın çok doğru olmadığını düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelebi.

10.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Taksim’den ve Gezi Parkı’ndan Hükûmetin elini çekmesini istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Beyoğlu Tapu Sicil Müdürlüğü, Beyoğlu 2. Sulh Mahkemesine, sorusu üzerine şöyle bir yazı yazıyor: “Beyoğlu ilçesi Gümüşsuyu Mahallesi İnönü Meydanı mevkisinde kâin 77 pafta, 751 ada, 2 parselde kayıtlı 29.552 metrekare miktarındaki arsanın tamamı 31/1/1941 tarihli kadastro tespiti suretiyle İstanbul Belediyesi sınırlarına kayıtlı olup beyanlar hanesinde 2290 sayılı Kanun’un 8’inci madde hükmüne göre -tekabül eden 6785 sayılı Kanun’un 31’inci maddesine müsteniden- İstanbul Belediyesine terk edilmiş olduğundan, aynı müdürlük gereğince belediye tarafından satılamaz ve başka şekillerde kullanılamaz.”

Bu hükme rağmen şu anda orada ciddi bir gaz ve şiddet uygulanıyor. Hükûmet ve iktidar Taksim’le kafayı bozmuş. Taksim’den ve Gezi Parkı’ndan Hükûmet elini çeksin istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

11.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanında TBMM Genel Sekreteri ve Genel Sekreter yardımcılarını ilgilendiren bir yönetmelik düzenlemesi yapıldığına ve bunu doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hukuk Hizmetleri Başkanlığı Görevde Yükselme Yönetmeliği diye bir yönetmeliği bugün görüşüyor Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8 tane milletvekili tutukluyken, sanki bütün bu sorunlar yokmuş gibi, sadece Meclis Başkanlık Divanında Genel Sekreter ve Genel Sekreter yardımcılarını ilgilendiren bir tabakaya ilişkin mali düzenlemeler yapılıyor.

Dün basında da çıktı, bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili maaşlarında kıyamet kopuyor ama bazı bürokratların maaşlarının da milletvekili maaşına yaklaştığına ilişkin… 12 bin lirayı aşan maaşlar var, bu da yetmiyor, bugün Başkanlık Divanında bunlara ilişkin bir Görevde Yükselme Yönetmeliği düzenleniyor. Genel Sekreter ve Genel Sekreter yardımcıları kendi statülerini korumak için bir subjektif düzenleme yapıyorlar. Bu düzenleme bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihinde yoktur. İnşallah bu yanlıştan vazgeçerler, bu yapılan yanlıştan da bir an evvel geri dönerler diye düşünüyorum. Bunu önümüzdeki günlerde de kamuoyuna da getireceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

12.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İstanbul Taksim Gezi Parkı’nda yapılan baskıların bir an önce durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Taksim Gezi Parkı’nda demokratik pasif direniş hakkını kullanan insanlara karşı gazla, copla, tazyikli suyla müdahale edip insan hakkı ihlali yapan polisi ve emir verenleri kınıyorum. Polis artık olayı başka boyuta çekmiştir. Gümüşsuyu Askeri Hastanesinin bahçesine girmeye çalışırken izin vermeyen askeri de gazla tehdit etmektedir.

Sayın Bakanım, bunlar uygun davranışlar değil. Lütfen… Bizim milletvekillerine karşı yapılan hareket de vardır. Meclisin de mensuplarına, milletvekillerine sahip çıkması gerekir. Aksi takdirde biz de pasif direniş hakkımızı kullanacağız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Acar…

13.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, iktidar partisinin Türkiye’nin birliğini, düzenini bozmaya yönelik uygulamalar içinde olduğuna ilişkin açıklaması

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesiyle Sanat Kurumlarının “Türkiye Sanat Kurumu” adı altında yeniden yapılandırılmasına ilişkin çalışmalar kaygı vericidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel bütün kurumları, şimdi de sanat kurumları, temel nitelikleri AKP eliyle bir bir alt üst edilmektedir.

Laiklik ilkesi her gün ihlal edilmektedir. Başbakan içki yasağını dinin yasağı olarak sunuyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, fetva kurumu hâline getiriliyor. 4+4 bunun bir örneğidir. Kürtaj tartışmaları bunun bir örneğidir. Hukuk devleti ilkesi ihlal edilmiştir, geçersiz kılınmıştır. Yargı kurumları iktidara bağımlı hâle getirilmiştir, Adalet Bakanının iki dudağı arasına sıkıştırılmıştır.

Şimdi de Alevi-Sünni kavgasını körüklemek için üçüncü Boğaz köprüsüne bir isim konuyor ve bu, burada bütün Alevi kesimini ayağa kaldıracak bir olaydır. Bundan şiddetle kaçınmasını istiyorum iktidar partisinin. Lütfen, Türkiye’nin birliğini, düzenini bozmayın. Yoksa bu gidiş iyi bir gidiş değildir. Türkiye’de ne yapmaya çalışıyorsunuz? İç savaş çıkartmaya mı çalışıyorsunuz? Sizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, ben de istemiştim.

BAŞKAN – 10 kişiye verdim. Öyle bizim sistemimiz. Grup başkan vekilleri hariç, yani onları ayrı tuttuk, 10 arkadaşımıza da verdim. Gerisi dolu. Yani işin üstüne çıkamayız.

Alınan karar gereğince, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök ve 72 Milletvekilinin; Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/28) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

V.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28)

BAŞKAN – Hükûmet? Burada.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 23/05/2013 tarihli 109'uncu Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa'nın 99'uncu maddesine göre, bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Önerge sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Aykut Erdoğdu.

Gruplar adına: Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli.

Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan.

İstanbul Milletvekili Sayın Aykut Erdoğdu.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında, Başkent Doğalgaz Dağıtım Şirketinin değerinin çok altında bir satış değerini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı gerekçesiyle vermiş olduğumuz gensoru üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Başkent Doğalgaz Şirketiyle ilgili gensoruyu biz verdik ama bu konuda suçu tespit eden de, hükmü veren de, durumu bütün çıplaklığıyla ortaya koyan da Sayın Başbakanın ta kendisidir. Sayın Başbakan katıldığı bir televizyon programında -aynen kendi sözleriyle okuyorum- “Kârlılık olayını milletimizin lehine düşünmek zorundayız. ‘Biz sıkıştık, şu anda paraya ihtiyacımız var, ne yapalım?’ Yok öyle şey. Türkiye malının kıymetini bilen bir ülke konumunda. Mesela, BAŞKENTGAZ’da 1,5 milyar doları yakalamışız, yeni gelen 1,1 ile geliyor. Şimdi, 1,5’u yakaladığınız yerde 1,1 ile verilirse Fatih Altaylı bunun hesabını sormaz mı? ‘1,5’u yakalamıştı, gördü. Türkiye bu kadar güçlü olmuşken, enerjide bu kadar güçlü bir yere gelmişken nasıl oluyor da şimdi 1,1’e veriliyor?’ demez misin sen?” diyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biz ne diyelim? Bunu söyleyen, gensorunun muhatabı Sayın Başbakan. Olayı tarif etmiş, suçu tarif etmiş, hükmü ortaya koymuş, biz sadece hukuki bir prosedürü tamamlıyoruz. Başbakan hakkındaki gensoruyu yüce milletin takdirine sunuyoruz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu, Başbakanın deyimiyle milletin hesap soracağı, özelleştirme konusu Başkent Doğalgaz Şirketi nasıl bu hâle gelmiş? Başkent Doğalgaz Şirketi nasıl bir yolsuzluk batağında? Kökleri ta 1929 yılına dayanıyor. 1929 yılında hava gazı şirketi olarak kurulmuş, 1990’lı yıllarda ülkemize doğal gaz gelince Ankara Büyükşehir Belediyesinin EGO Genel Müdürlüğü içerisinde faaliyetlerine devam etmiş bir şirket. 2007 yılına geldiğinde özelleştirme kararı alınıyor, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından özelleştirilmesi planlanıyor, iki yıl içinde Melih Gökçek ve Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi tarafından özelleştirilemiyor çünkü Melih Gökçek’ten mal almaya kimse cesaret edemiyor.

2009 yılında bu şirket Özelleştirme İdaresi Başkanlığının portföyüne devrediliyor ve o zamanki adıyla Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, şimdiki adıyla Sayıştayın denetimine tabi oluyor ve Başkent Doğalgazdaki korkunç yolsuzluklar ortaya çıkıyor değerli arkadaşlar. Şirkete o tarihe kadar 900 milyon ABD doları yatırım yapılmış. Eğer net bugünkü değer olarak hesaplarsanız bunu, 3-4 milyar dolarlık yatırım yapılmış bir şirketten konuşuyoruz. O tarih itibarıyla 700 milyon sermayesi var, 694 milyon TL borcu var. Şirket batırılmış, BOTAŞ’a olan borçlarını ödeyemiyor, halktan gaz parasını topluyor ama borçlarını ödeyemiyor.

Şirketin en büyük alacaklı olduğu yer Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, can çekişen bu şirketin içini boşaltmaya devam ediyor. Anlatacağım her şey devlet evrakıyla sabit, anlatacağım her şey Sayıştay raporlarıyla sabit.

Bakın, Sayıştay tespiti borçlar konusunda ne diyor? “Pay sahibi olan Ankara Büyükşehir Belediyesine ödenen ancak 2008 yılı sonunda 2,4 milyon net kâr çıkması ve bunun dahi dağıtıma tabi tutulmaması sonucunda…” Devam ediyor, şirketten nasıl Melih Gökçek tarafından para çekildiği anlatılıyor.

Şirket, bizatihi Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından batırılıyor. Şirketin bizatihi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından içi boşaltılıyor ve faaliyet yapamaz hâle geliyor ve Sayıştay denetçileri diyor ki: “Alınan paraların kullanıldığı yerlerin şirketle hiçbir alakası yok.” Hatta 10 milyon lira para çekilmiş içerisinden, bu Hamamönü’ndeki konutların yapımına harcandığı söyleniyor. Bu konuda soruşturma yapılıyor. Ben KİT Komisyonu üyesiyim, soruşturma raporu bana gelmiyor.

Değerli arkadaşlar, olan biten bununla sınırlı değil. On dakika içerisinde ne kadar yetiştirebilirsem o kadar size anlatmaya çalışacağım. Birincisi, şirket, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’ndan kaçmak için her şeyi yapıyor çünkü Kamu İhale Kanunu’na tabi olsa, o kapsamda ihale yapsa planlanan ihale trafiği gerçekleştirilemeyecek ve bir tek açık ihalede yapılması gereken iş 74 parçaya bölünüyor, 74 parçaya değerli milletvekilleri. Bunun 12 tanesi doğrudan temin yönüyle yapılıyor, 62 tanesi pazarlık yolu ihaleyle yapılıyor ve burada ödenenlere bakıyorsunuz, ödemeler sırasında işler yapıldığında bir mahalle sokaklara bölünüyor, sokak sokak ihale ediyorlar ki Kamu İhale Kanunu’na girmesin. İhale yapılıyor 4 milyon 383 bin dolara, ödeme yapılıyor 5 milyon dolara. İş artışları, fiyat artışları gırla gidiyor. Fiyat artışlarına dönüp baktığınızda, müteahhidin en çok kazandığı parçaları üzerine fiyat artışı yapılıyor. Bunu ben söylemiyorum, aynı tespit, aynı laflarla Sayıştay raporundan çıkıyor. Müteahhidin en çok kazandığı parçalar üzerinden iş artışı yapılıyor ve Kamu İhale Kanunu diyor ki: “Bu kanun kapsamında yapılacak ihaleler eşik değerler altına düşmek için bölünemez, parçalanamaz.” Gözümüzün önünde 74 parçaya bölünüyor, kanuna aykırı iş artışları, fiyat artışları…

Değerli arkadaşlar, Başkent Doğalgazda sadece ihale konusunda değil, SCADA diye bir sistem var. SCADA bütün kente verilen doğal gazı gözetleyen bir sistem, patlama olursa otomatik kontrol etmek için, hemen kapatmak için. SCADA sistemi 2004 yılında ihale ediliyor, 2006 yılında kesin kabulünün yapılması lazım, 2013 yılına kadar geçici kabulü dahi yapılamıyor. Ankara’da SCADA sistemi çalışmıyor, Ankara’da patlamaya hazır bir bombanın üzerinde milyonlarca insan yaşatılıyor değerli arkadaşlar, milyonlarca. Allah yüzümüze baktı ki ağır can kayıplarıyla karşılaşmadık. 14 milyon dolara bir şirkete ihale ediyorlar, şirketin kesin kabulü veya geçici kabulü bile yokken 17 milyon dolara ihale çıkarılıyor ve Ankara’da eski hava gazı hatlarından, çürümüş borulardan Ankara halkına gaz veriliyor. Peki, bu ihmaller sonucunda ne oluyor değerli arkadaşlar? Bilkent’te 7 tane öğrenci canımız gidiyor, sonra dönüp buna “Alkol aldı.” diyorlar. Bu nasıl vicdandır? Bilkent’te başka bir patlama oluyor -Sayıştay raporundan bunların hepsi- bir can daha gidiyor. Artık yolsuzluklar can almaya başlıyor değerli arkadaşlar.

Bir diğer önemli olay: Başkent Doğalgaz… Hatırlar mısınız Melih Gökçek’le Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir tartışması vardı. Ankara Anakent Belediye Başkanı balonlar patlatıyordu. İşte, Ankara Anakent Belediye Başkanının balonlarını da Sayıştay patlattı. Sayıştay yazdığı raporda şunu söylüyor, diyor ki: “Kemal Kılıçdaroğlu -yani o, ismi söylemiyor, ben söylüyorum- söylediği sayaçlar alınmadığı için yani elektronik kartlı pahalı sayaçlar alındığı için sadece 100 bin sayaç alımında ortaya çıkan zarar 10 milyon lira.” Sadece 100 bin sayaç alımında ortaya çıkan zarar 10 milyon lira. Yaklaşık 1,5 milyon tane sayaç alınmış değerli arkadaşlar. Eğer bu sayaçlar ön ödemeli alınsaymış 100 milyon liranın üzerinde Ankara halkı tasarruf edecekmiş. Benim de o zaman Ankara’da yaşadığım bir dönemde bütün Ankara halkından 300 dolar para topladılar. Yeni çocuğum olmuştu. Çocuğum üşümesin diye gittim doğal gaz taktırdım, benden Melih Gökçek 300 dolar para aldı. Daha sonra EPDK bu paranın ne kadar haksız olduğunu ortaya koydu. Ben, kendi hakkımı Melih Gökçek’e asla ve kata helal etmiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu Başkent Doğalgaz Şirketindeki yolsuzlukları topladığımızda on beş tane yolsuzluk çıkıyor. Sayıştay da diyor ki: “Birçok belgeye ulaşamamamıza rağmen.” Biz, alt alta çıkardık, hepsi bu raporda var, isteyen her arkadaşıma bu raporu verebilirim. Yani avukatı dolandırmış, hiç çalışmayan adamla, hiç şirkete uğramamış adamla yıllık 36 bin lira üzerinden sözleşme yapmışlar. Ankara mücavir alanı Yenimahalle ilçesinde yapılan şey yargıda, ihaleye fesat karıştırmaktan. Belediyeye ait şirketlere kaynak aktarmalar, Kamu İhale Kanunu’nun 3/c maddesine yani Kamu İhale Kanunu’ndan kaçma yöntemine girmek için yapılan yolsuzluklar, 99 milyon dolarlık yapılan bir işte verilen iş ve fiyat artışları, önceden şirketlere verilen prefinansman niteliği taşıyan hiç iş yapmamış şirketlere para ödemesi... Bildiğiniz gibi değil. Bir tek şirkette çıkan yolsuzluklar bile bir hükûmetin devrilmesi için yeterli yolsuzluklardır. Dönün Batı’daki örneklere bir bakın. Bu kadar yolsuzluk sadece bir şirketinden çıkıyor, onlarca şirket yöneten bir belediyeden konuşuyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu kadar yolsuzluk, bu kadar ayrımcılık, bu kadar şiddet… Bu, bir yere varmayacak; bu, bir yere varmayacak. Bu kadar yetimin hakkının yenilmesine göz yumamayız. Şimdi, bize dönüyorsunuz “Gensorunun suyu çıktı.” diyorsunuz. Bütün bunlar gensoru konusu değil mi? Bütün bu anlattıklarımız vicdanları sızlatmıyor mu değerli arkadaşlar? Hesap sormayacak mıyız? Hiçbirinde hiçbir işlem yok. Biz, gene yargıya gitmek zorunda kalıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu gidiş, gidiş değil; bu hâl, hâl değil. Buna hep birlikte müdahale etmek zorundayız. Ne yazık ki, siz müdahale etmediğiniz için yolsuzluklar kural hâline gelmeye başladı. Az sonra çıkacak Ali Babacan konuşacak. Ali Babacan’a soruyorum: Özelleştirme Kanunu’na göre sattığınız her mülkün değerini açıklamak zorundasınız, değerlendirme raporunu. Kanun böyle emrediyor. Nerede TELEKOM’un değerleme raporu, nerede SEKA’nın değerleme raporu, nerede BAŞKENTGAZ’ın değerleme raporu? Bunlar sizin malınız değil, bunlar halkın malı, biz de peşindeyiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğdu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu gensoru önergesinin ortaya koyduğu gerçek bir mutlak gerçek, bunun üzerinde tartışılacak bir taraf yok. Başbakan, kendisi, bu özelleştirme söz konusu olduğunda, kendi değerinin altında bu şirketin satılamayacağını, buna rıza gösteremeyeceklerini söylemesine rağmen Başbakan olarak, kendi değerinin çok altında, 3 milyar dolar gelir beklenirken 1,44 milyar dolar karşılığında bu satışın onayını, Özelleştirme Yüksek Kurulunun kararını onayladı. Böylelikle, apaçık, kendisi “Kârlılık olayını milletimizin lehine düşünmek zorundayız, ‘Biz sıkıştık, şu anda paraya ihtiyacımız var, ne yapalım hemen?’ diyemeyiz. Yok öyle şey, Türkiye malının kıymetini bilen bir ülke konumunda.” derken, bizzat kendisi kendi sözünü nakzederek bu özelleştirmeyi onayladı. Dolayısıyla, burada, kamunun zarara uğratılmış olduğu Başbakanın kendi sözleriyle sabit iken bu mutlak hakikat üzerine uzun boylu konuşmaya gerek yok. Bu böyle. Böyle demiş mi Başbakan? Demiş. Bu mantığı sürdürmüş mü? Sürdürmüş. Sonunda özelleştirme ihalesi yapılmış mı? Yapılmış. Zarara uğramış mıyız Başbakanın görüşüne göre? Evet, zarara uğramışız çünkü Başkent Doğalgaz Şirketinin yüzde 80’i kamu mülkü olduğuna göre, bu kamu mülkünde hepimizin bir nebze payı olduğuna göre, hepimiz adına yapılan bu satış hepimizi zarara uğratmıştır. Bu kadar açık. Ancak bu ilk kez yapılan bir şey değil. Bir bakıma, bu Hükûmetin genel yönelimine baktığımız zaman, özelleştirme Tayyip Erdoğan Hükûmeti bakımından bir nevi doktrin özelliğindedir. Herhangi bir kamu mülkünün özelleştirilmeden durması Başbakan ve onun iktisat anlayışıyla Türkiye'de hükûmet eden bakanlıklar açısından mantığa, ticarete, kârlılığa ihanettir; kamu mülkü olan hiçbir iktisadi işletme olmamalıdır. Oysa çok basit sebeplerle bunun böyle olamayacağını biliyoruz, bu basit doktrin aslında kamu adına hükûmet eden Hükûmeti bir bütün olarak kamu adına iktisada, siyasete, toplumsal hayata müdahil olabileceği bütün enstrümanlardan yoksun bıraktığı için eninde sonunda bir hükûmetin böylesine bir özelleştirme doktrinine saplanıp kalması kendi ayağına ateş etmesinden daha başka bir şey değildir. Meğerki o Hükûmet kendi kaderini bir avuç kapitalistle özdeş görmesin. Nitekim bu özelleştirme sürecinde de Hükûmete yakınlığıyla bilinen Torunlar Şirketine ihalenin gittiğini hep birlikte biliyoruz. Bütün özelleştirme ihalelerinin -son beş yılda yapılan- çok büyük ölçüde, Hükûmete yakınlıklarıyla bilinen ticari, sınai gruplara, kapitalist holdinglere gittiği malumumuzdur.

O nedenle ben burada sadece bu özel meselede bir usulsüzlükle karşı karşıya olduğumuz kanısında değilim, bir bütün olarak  Hükûmetin Özal mantığından devralıp sürdürdüğü ve şahikasına çıkarttığı özelleştirme, her şeyin özel ellerde olması, kamunun iktisadın yönetiminde herhangi bir söz sahibi olmamasına dayalı zihniyetin aslında dünyada bizzat bu zihniyetin temsilcileri, bunun kurucuları Friedman ve diğerleri tarafından çoktan terk edilmiş olduğu hâlde bizde bir şekilde anakronik bir tarzda sürdürülüyor ve esasen dünya kapitalist kriz içerisinde debelenirken bu enstrümanları birer birer elden çıkartmanın bu Hükûmete de ne kadar pahalıya mal olacağını yakında hep beraber göreceğiz. Ancak, burada, bir başka noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu tarzı siyaset, esasen, Adalet ve Kalkınma Partisinin ne yapacağıyla, Hükûmetle, Meclis grubuyla, Bakanlıklarla, bir bütün olarak yönetim aygıtıyla Başbakan arasında kurulmuş olan son derece kırılgan bir dengeye dayanmaktadır. Bu bir tek adam rejimiyle ilgilidir. Başbakan, bir tek adam rejiminin sözcüsü olarak, şimdi, artık, kendinden önceki cumhuriyet tarzını devreden çıkarttığını, eski cumhuriyetin yıkıldığını ve yerine yeni bir cumhuriyet kurulduğunu açıkça değilse de dolaylı yoldan ifade etmektedir. Şimdi yeni bir devletle karşı karşıyayız, yeni bir siyaset tarzıyla karşı karşıyayız, yeni bir hükûmetle karşı karşıyayız. Bu Hükûmet, esasen, devlet işlerini Parlamentoda değil, Parlamentonun dışında bir dizi iş adamları çevresi, çeşitli uluslararası şirketler ve diplomatik heyetler ile Başbakan ve bakanlarından bir bölümünden oluşan bir yeni riyaset sistemiyle yürütmektedir. Biz, bunun, bir tek adam rejimi, bir tek parti rejimi olduğunu söyleyegeliyoruz ama bu, daha da çok incelenmesi gereken, özellikleri hakkında daha da çok düşünmemiz gereken bir yeni düzendir.

Şimdi, dolayısıyla, bu yeni düzen eskiyi aratan bir düzendir. Eski oligarşik rejim, eski yekpare rejim bundan daha matah bir şey değildi, ama bu cendereden çıkmayı ümit eden büyük halk kitleleri; çalışanlar, üretenler, kadınlar, gençler, çiftçiler, bunların hiçbiri kendilerini sermayenin mutlak iktidarına terk etmeyi arzuluyor da değillerdi. Tam tersine, bunun karşısına çıkacak -Başbakanın kelimeleriyle söyleyeceksek- yoksulun, garibanın, ezilenin, itilenin kakılanın hakkını soracak bir rejim beklentisi içerisinde ilk on yıl bu  Hükûmete destek verdiler, ama son beş yıldır adım adım görüyoruz ki aslında, eski tekçiliğin yerini yeni bir tekçilik almıştır, eski ulusalcı otoriterliğin yerini şimdi yeni bir İslami otoriterlik almak üzeredir.

Bunun işaretlerini her yerden görüyoruz, Taksim’de süren kavga, İstanbul üzerinde süren kavga bu yönetim tarzının apaçık bir göstergesidir. Bir tür rövanşizmle karşı karşıyayız. Taksim’de Topçu Kışlası’nın yapılması iddiası sadece ve sadece Taksim’e bir eski simgenin kazandırılması, oraya bir AVM kurulması kavgası değildir; bu, aynı zamanda 31 Mart Vakası’yla bir hesaplaşmadır. Üçüncü köprüye “Yavuz Sultan Selim Köprüsü” denilmesi sadece ve sadece bir padişahın anısının canlandırılması meselesi değil, hem Alevi katliamlarının hem de hilafetin devrinin, hilafetin Memlûklerden kendisine devredilmesinin, Osmanlının anısını canlandırmaktır. Türkiye hilafetle hesaplaşmış ve bir kenara koymuşken şimdi bu hilafeti modern koşullarda sembolik olarak bu köprü vasıtasıyla boğazın iki yakasına kurmak sadece ve sadece bir köprü kurmak değil, aynı zamanda bir zihniyet kurmaktır.

Dolayısıyla, şu an karşı karşıya kaldığımız hükûmet etme tarzı bir bütün olarak Türkiye'nin tarih öncesine geri dönmek, burada bir onay mekanizması yaratarak mütedeyyin kitlelere aslında kendilerinin geçmişte kaybettikleri değerlerin iade edildiği illüzyonunu yaratarak monolitik bir iktidar kurmakla ilgilidir. O yüzden Taksim’de süren kavga canhıraş bir kavgadır, o yüzden 1 Mayısta insanlar inşaat çukurlarına kafalarından tokmaklanarak gömülmüşlerdir; o yüzden Gezi Parkı’ndaki binlerce insan, sevgili kardeşimiz, yoldaşımız Sırrı Süreyya Önder de aralarında olmak üzere, üç gündür gazlanmaktadırlar.

Sırrı Süreyya Önder arkadaşımızı omzundan gaz kapsülüyle vuranları affetmeyeceğiz, onların Başbakanlarını da affetmeyeceğiz, bunun hesabını kalubelaya kadar sormazsak namerdiz. Bu hesabı soracağız, bu hesabı alacağız. Bunu yapamazsınız, kentin sahibi değilsiniz, Türkiye'nin sahibi değilsiniz, mülkün sahibi değilsiniz. Eğer Müslümansanız mülkün sahibi Allah’tır, eğer bu ülkenin yurttaşıysanız mülkün sahibi yurttaşlardır. Siz onların ancak hizmetkârı olabilirsiniz; budur. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Evet, biz milletin hizmetkârıyız, doğru.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Milletin hizmetkârı milleti sopalamaz, milletin hizmetkârı milleti gazlamaz. Bu ne biçim hizmet? Hizmetiniz batsın!

SONER AKSOY (Kütahya) – Kes sesini!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sesimi kesmek istersin ama kesemezsin. Ben buradayım, konuşuyorum, sen de beni dinliyorsun; varsa cevabın gelecek konuşacaksın.

SONER AKSOY (Kütahya) – Bağırmadan konuş!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Yok verecek bir cevabın, sopadan başka bir aracın yok elinde.

SONER AKSOY (Kütahya) – Bağırmadan konuş!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Şiddetten başka bildiğin bir şey yok. Pabuç kadar dilinden başka bir cihazın yok, kafanın da içi bomboş. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

SONER AKSOY (Kütahya) – Adam gibi konuş! Yalan söyleme.

BAŞKAN – Sayın Aksoy, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, laf atan milletvekiline hakaret etmeye hakkı yok.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekili, arkadaşınıza sahip olun! Sizi oraya boşuna mı diktiler?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Milletvekiline laf attı diye hakaret etme hakkı yok.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Elitaş, bu kürsüde herkes istediği şekilde konuşma hakkına sahiptir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O kürsü milletvekiline hakaret etme hakkını vermez kimseye.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Benim dilim son derece yalın, açık, net. Ne yaptığınızı anlatıyorum. Üç gündür görmüyor musunuz? Görmüyorsunuz tabii, televizyonlarınız göstermiyor…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O kürsü milletvekiline hakaret etme hakkını vermez!

BAŞKAN – Hiç duymuyorum, o kadar gürültü var ki hiç duymuyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – … ama sosyal medya diye bir şey var oradan görüyoruz, bütün rezaleti görüyoruz; insanların nasıl sopalandığını, nasıl gazlandığını. Nedir? Parklarının park olmaktan çıkarılmamasını istiyorlar. Niçin? Çünkü İstanbul’un ortasında başka bir yeşil alan olmadığı için. Oraya Topçu Kışlası dikeceksiniz. Niçin? Çünkü 31 Mart Vakası’nın intikamını alacaksınız, onu oraya simgeleyeceksiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şuur altında neler gizlenmiş senin öyle?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – İntikamınız batsın! 31 Mart mı kalmış? Zaten onun sahipleri çoktan havaya uçmuş, tıkmışsınız Silivri’ye. Daha ne intikamı alıyorsunuz? Bu, nasıl bir rövanşizmdir, nasıl bir siyaset anlayışıdır, nasıl bir kentsel yönetim anlayışıdır?

Bu kentin sahiplerine sormadınız “Ne yapalım kentinizin en büyük meydanını?” diye. Bir gün ansınız soktunuz oraya iş makinelerini, kazmaya başladınız. İnsanlar “durun” dediler; bütün yaptıkları bu. Barışçı bir biçimde size “durun” dediler, karşılarına polis kıtalarını yolladınız, vekilimizi yaraladınız. Vekillerimizi daha önce de yaraladınız ama bu son. Bir kere daha bir vekilimize Böyle zorbalık yapın görelim! Böyle zorbalık yapın görelim! Neler olacağını hep beraber görürsünüz. Bütün İstanbul işaretimizi bekliyor Sırrı Süreyya’nın hesabını sormak için ama biz sükûneti muhafaza etmeye çalışıyoruz.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, bu despotik yönetim anlayışının bir tezahürüdür, bugün burada konuştuğumuz gensoru önergesi. “Canımızın istediği zaman istediğimizi yaparız, istediğimiz yere gireriz, istediğimizi istediğimiz fiyata satarız ve bunun hiçbir şekilde hesabını vermeyiz. İstediğimizi kurşunlarız, istediğimizi gazlarız, istediğimizi tazyikli suyla vururuz bunun hesabını vermeyiz. Özelleştirme bizim kitabımızdır...” Peki, o zaman bu yönetim tarzıyla hesaplaşmak için bekleyen milyonlarca insan da o zaman Gezi Parkı’ndaki zulümle karşı karşıya kaldıklarında, başka her şeyin mücadelesini o parka yığdıklarında buna darılmayacaksınız. “Bizden ne istiyorlar?” demeyeceksiniz. Sizden istedikleri, bu keyfî tek parti rejimini, bu otoriter yönetimi, bu bir çeşit sultanlık olan rejimi sizlerin de sorgulamasıdır.

Şimdi, ben soruyorum Başbakana: İstanbul Belediye Başkanıyken şunu söylemiştin, “Üçüncü köprü bir katliamdır, şehre karşı işlenmiş bir cinayettir.” demiş miydin? Demişti.

LEVENT GÖK (Ankara) – Demişti, evet, aynen öyle.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Başbakan İstanbul Belediye Başkanı iken, henüz Başbakan değilken “Türkiye’de LGBT bireylerin hakları vardır, bunlar korunmalıdır, onlar da kardeşlerimizdir.” diye demiş miydi? Başbakan öğrencilerin hakkını sormuş muydu? Başbakan idam edilen devrimcilerin arkasından ağlamış mıydı? Peki, şimdiki tablo nedir?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Takiye, takiye.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Belli ki bu, bir onay üretmek için, ortada duran, kanaatleri belirgin olmayan yurttaşlarımızı bir tür demokrasi beklentisiyle başka bir istikamete sevk etmek için uydurulmuş bir retoriktir. Bu konuda çokça insanlar uyarıldılar. Kendilerine bunun sadece bir retorik olduğu, icraatla bu retorik arasında hiçbir alaka olmadığı anlatılmaya çalışıldı. Ama bugün geldiğimiz noktada artık o retoriğe ihtiyaç kalmamıştır, retorik ile icraat yani belagat ile iş birbiriyle örtüşmektedir. Şimdi artık Taksim’in orta yerine bir AVM dikmek ve bunu da “Topçu Kışlası” kimliğinde ortaya koymak hiç de saklanmadan söylenmektedir. Başbakan “Biz sadece oraya bir AVM dikmiyoruz, orada tarihi diriltiyoruz.” derken aslında samimi bir şekilde konuşmaktadır ama daha önce bu kadar samimi değildi. Başbakan…

AHMET YENİ (Samsun) – Hep samimiydi, hep samimiydi.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Size bu çelişkiyi gösterdim. Hâlâ aynı şeyi tekrar etmeyin. İktidara yürürken, mutlak iktidara yürürkenki retorik ile bugünkü retoriğin farkını gösterdim.

Çamlıca Tepesi’ne cemaati olmayan bir cami dikmek…

AHMET YENİ (Samsun) – Nereden biliyorsunuz cemaatin olmadığını? Çok cemaat var orada. Hiç merak etmeyin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Öteki sultanlar gibi oraya bir cami dikmenin kent yönetimiyle ne alakası vardı? Böyle bir vaadi mi vardı? Hayır. Şimdiki mesele şudur: Şimdi, artık eski rejim toprağa gömülmüştür, yeni rejim alametleriyle doğmaktadır. Ne gömülen rejim bizim için bir şeydi ne doğan rejim bizim için bir şeydir. Biz halkın iktidarını isteriz. Biz halkın kendi yaşadığı kent hakkındaki kendi kararını vermesini isteriz. Biz halkın iktisadi işletmelerin yönetimine katılmasını isteriz. Biz halkın planlamaya katılmasını isteriz. Biz iktisadın planlanmasını isteriz, planlanabilmesi için kamunun kontrolünde olmasını isteriz. O yüzden bizim bu özelleştirmeye karşı çıkarkenki mantığımız bir bütündür. Bütünsel olarak karşıyız buna.

Bu özelleştirmede karşımıza çıkan tablo önümüzdeki özelleştirmelerde de çıkacak. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde de çıkacak, Taksim’in merkezinde de çıkacak, İstanbul yeni baştan yıkılır yapılır satılırken karşımıza çıkacak. Çünkü artık üretken gücü kalmamış olan, hiçbir şeyi yoktan var edemeyen kapitalizm eskiyi bozarak, yeniden satarak kâr etmektedir. Kentin satışı, kentlerin başlı başına bir iktisadi çevrim nesnesi hâline gelmesi bununla ilgilidir, kapitalizmin çıkmazıyla ilgilidir. Siz bize bu çıkmazı bir kurtuluş, bir selamet diye anlatıyorsunuz. Siz bu iktisadi rejimi bize krizden kurtulmuş bir rejim diye anlatıyorsunuz. Bunların hiçbirinin bu memleketin ihtiyaçlarıyla, haklarıyla ilgisi yok.

O yüzden Başbakan hakkındaki bir gensoru önergesi, sadece ve sadece bir özelleştirme önergesi değildir. Başbakan, şu an Türkiye’deki rejimin tecessüm etmiş hâlidir, bir bütün olarak yürüyen iktidardır. Canlı iktidar nedir diye sorarsanız, canlı iktidar Tayyip Erdoğan’dır. Ona bakın, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarının ne demek olduğunu anlayın. Bütün kaprisleriyle, bütün şiddet dolu retoriğiyle, bütün keyfîliğiyle, bütün acımasızlığıyla, bütün küstahlığıyla bu rejim, bir bütün olarak Başbakan Erdoğan’ın kendisinde tecessüm etmektedir.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet sizin gibi düşünmüyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Başbakana dönük kullandığı ifadeler çok çirkin ifadeler. Lütfen bu ifadelerini tavzih etsin.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Laflarınıza dikkat edin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ben ne söylediğimi biliyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Lafını geri al.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Almıyorum. Ben ne söylediğimi biliyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Küstah” lafı bir hakaret değil midir?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – “Küstah” hakaret değildir.

AHMET YENİ (Samsun) – Hadi oradan be!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – “Küstah” ne ise eşyayı adıyla çağırmaktır.

AHMET YENİ (Samsun)- Ağzından çıkanı duymuyor kulakların be!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Benim ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor. Duyuyor, duyuyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Küstah olan sensin be!

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sen kendi geçmişine bak.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Niye heyecanlandınız? Niye heyecanlandın? Neden o kadar heyecanlandın?

AHMET YENİ (Samsun) – Fosil, fosil.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Öyle mi? Öyle mi?

Fosil, sizin iktidarınızdır. Fosil, sizin zihniyetinizdir. Fosil, çoktan gömülmüş olan bu zihniyetin yeniden hortlamış hâlidir.

AHMET YENİ (Samsun) – Hadi be!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bu, tıpkı sizin karakteriniz gibi, şimdiki karakteriniz gibi, toplamı Başbakanın icraatında tecessüm etmektedir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, hatibin ifadeleri çirkin ifadelerdir. Hatip hiçbir şekilde karakter üzerinden konuşamaz. Kendi karakterine baksın.

AHMET YENİ (Samsun) – Hâlâ hakaret ediyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Şu gülünçlüğünü görüyorsun değil mi?

AHMET YENİ (Samsun) – Yazıklar olsun be!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sana yazıklar olsun! Sana yazıklar olsun!

BAŞKAN – Sayın Kürkcü...

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Kocaman adam iradeni bir kişiye teslim etmişsin.

AHMET YENİ (Samsun) – Hadi be!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bir fikrin yok, bir itirazın yok, bir düşüncen yok. Kendi kendine düşünemezsin, kendi kendine konuşamazsın. Ancak “konuş” dendiği zaman konuşabilirsin.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Senin iraden nerede, onu söyle. Seni kim kullanıyor, onu söyle.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Şimdi, bu yönetim bu Başbakanda tecessüm etmiştir. Biz, o nedenle bu önergenin sadece bir özelleştirme önergesi değil, bir tek parti rejimi, bir tek adam diktatörlüğünün karşısındaki bir önerge olarak bunun gündeme alınmasını, değerlendirilmesini ve olumlu bir biçimde sonuçlandırılmasını istiyoruz. Tabii ki, bu isteğimize “evet” demeyeceksiniz ama göreceksiniz bütün tek adam rejimleri gibi kendi rejiminizin nasıl kırılgan olduğunu, nasıl eninde sonunda zıvanadan çıkacağını; bana inanmıyorsanız İbn-i Haldun’un Mukaddime’sini okuyun, orada bir iktidarın nasıl çürüdüğünün öyküsünü onun dilinden dinleyeceksiniz. “Önce kendi yakın arkadaşlarını gözden çıkarır.” diye başlar.

İyi günler diliyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün gensoru önergesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Taksime gidin Taksime. Bu akşam bir Taksime gidin, bakın.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …burada Marksist, toptancı yorumlu, tek bakışlı, meseleyi kişiselleştiren ve siyasal sistemlerin, demokratik sistemin ne anlama geldiği konusunda, anladığım kadarıyla, hatibin müktesebatı da buna yeterli değil. (CHP ve BDP sıralarından gürültüler) Bir; siyaset kişisel bir şey değildir, siyaset bir disiplin gerektirir, siyaset bir anlayış gerektirir, birlikte hareket etmek gerektirir, siyaset milletle bir gönül bağı gerektirir. Bizim on yıldan beri yaptığımız siyasetin külliyatı ortadadır…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Taksim’e bakın, Taksim’e.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …milletle kurduğumuz ilişki ortadadır, Genel Başkanımızla kurduğumuz ilişki ortadadır. Eğer birileri bunu durdukları yerden toptancı bir görüş olarak algılıyorlarsa, diktatöryal bir görüş olarak algılıyorlarsa…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Aynen öyle.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …dönüp geçmişe baksınlar.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Taksim’e bakın, Taksim’e, geçmişi görün.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Biz dokuz yılda 7 defa sandığa gittik, her seferinde düşüncemizi, siyasetimizi, vizyonumuzu millete sorduk ve milletin hassasiyetleri dışında bir şey yapmadık. Yüzde 50 oyla buraya geldik ve şimdi de bunun gereğini yapıyoruz. Eğer bunu kabul etmeyenler varsa bunun hesabını sandıkta görürüz, burada değil.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bütün diktatörler oyla gelmiştir. Saddam da, Beşar Esad da yüzde 50 oy almıştır.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Saygılar sunuyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 15.02

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER : Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

(11/28) esas sayılı gensoru önergesinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

V.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28) (Devam)

BAŞKAN – Hükûmet burada.

Şimdi söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy’da.

Buyurun Sayın Özensoy. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeliyle özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi hakkında  Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Son yıllarda özelleştirme ihaleleri, özellikle enerji grubundaki ihaleler gerçekten çok şaibeli ihaleler hâline geldi. Bu şaibelerin bir tanesi de, Sayın Başbakanın özellikle bir televizyon programında yaptığı konuşma üzerine daha da netleşen bir hâl aldı. Tabii, bunları tekrarlamakta fayda var. Sayın Başbakan televizyon programında aynen şunu ifade ediyor: “Biz sıkıştık, şu anda paraya ihtiyacımız var. Ne yapalım, hemen, yok öyle şey. Türkiye, malının kıymetini bilen bir ülke konumunda. Mesela, BAŞKENTGAZ’da 1,5’u yakalamışız. Ödemediği için teminatı gitti ama yeni gelen 1.100’le geliyor. Şimdi, 1.5'u yakaladığın yerde 1.100 verilirse Fatih Altaylı bunun hesabını sormaz mı? ‘1.5'u yakalamıştı, gördü o. Türkiye bu kadar güçlü olmuşken, enerjide bu kadar güçlü bir yere gelmişken, nasıl oluyor da şimdi 1.100’e veriliyor?’ demez misin?” diye konuştu.

Şimdi, bunun üzerine Sayın Başbakan bu ihaleyi, o “1.100” dediği rakamı onayladı. Şimdi, Sayın Fatih Altaylı sormuyorsa da ben soruyorum buradan: Sayın Başbakan, ifade ettiğiniz gibi, 1,5 yani 1 milyar 500 milyon dolarlık teklif gelen bu şirkete bugün 1 milyar 112 milyon dolarlık bir teklifi niye onayladınız?

Aslında, tabii, Sayın Başbakana verilen bu gensoruda, burada bulunmadığından dolayı birinci derecede bunun cevabını vermesi gereken biri olarak şimdi onun adına burada neler söyleyecekler bilmiyorum ama Sayın Başbakanın ifade ettiği, o “1,5” dediği rakamda gerçekten haklı olduğunu ifade etmek isterim. Yani onu belgeleriyle de yine buradan göstermek isterim.

Bakın, geçmişte 2007’de kurulan bu  Başkent Doğalgaz yani EGO’nun dağıtım işlerini Başkent Doğalgaz olarak devraldığında 2007’den bugüne kadar bu faaliyetlerini sürdüren ancak 2007’den itibaren de birçok sözleri edilen, hatta Melih Gökçek’e bakarsanız 3 milyar dolar gelir beklenen bu ihaleden, bugün gele gele maalesef 1 milyar 100 milyon dolar civarındaki bir rakamla bu ihale onaylanmış durumda.

Şimdi, Sayın Başbakanın ifade ettiği 1,5’luk rakamı destekleyen birtakım şeyleri yine ben Sayıştay raporlarından da, yine burada en son çıkardığımız torba kanunda, Başkent Doğalgaza ayrıcalıkları vermek adına yaptığınız o bir maddelik kanunla da ifade etmek istiyorum. Ayrıca, bakın, o 1,5’luk dediğimiz rakamda, hatta 1 milyar 600’lük dediğimiz rakamda Başkent  Doğalgazın yüzde 80’i ihaleye çıkmıştı ve hatta ifade ettiğimiz gibi, daha sonra bu torba kanunda çıkarılan, yani araya konulan o bir maddede Başkent Doğalgazın yüzde 100’ünün özelleştirilmesi söz konusu oldu ve gazeteler onu şöyle verdiler: “Başkent Doğalgazda Gökçek riski sıfırlandı.” Yani bu şirketi alan insanın, Başkent Doğalgazı özelleştirmede satın alacak olanın ikinci bir ortağı olmayacak yani bu şirketi Melih Gökçek riski olmadan yönetebilecek konuma gelecek.

Bakın, bu torba kanunda, belki birçoğunuz bunu çok ilgiyle izlememiş olabilirsiniz ama bu maddede yine ben konuşmuştum, 302 sıra sayılı torba kanunu görüşmüştük burada.  Orada birtakım önergeler vererek kısmen de olsa yine birtakım şeyleri düzelttik, hatta bu torba kanun olduğu gibi çıkmış olsaydı, Başkent özelleştirmesinden sonra BOTAŞ’a olan 676 milyon dolarlık borç, bu ihalede eğer taksitli bir satış olması durumunda BOTAŞ’a da taksitli olacaktı ama özellikle -Sayın Canikli buralardaydı- benim uyarılarımla o önerge de düzeltildi.

Hatta yine bu 23’üncü maddede, lisansı verilmesinden itibaren dağıtım şirketinin sistem kullanım bedeli, işte metreküp karşılığı 0,0555 ABD doları sistem kullanım bedeli vesaire şeklinde,  “Bu tarifenin uygulanmasına, dağıtım şirketinin hisselerinin özelleştirilmesine dair hisse satış sözleşmesinin imza tarihini takip eden on yıl süresince devam edilir.” diye yine bir paragraf konmuştur. Bu yine verilen bir önergeyle sekiz yıla düşürüldü.

Bakın değerli milletvekilleri, buradaki bu konulan, işte yüzde 80’i yüzde 100’e çıkartıp burada yine o 2007’de çıkartılan Başkent Doğalgazın kurulması ve Başkent Doğalgazın 676 milyon borcunun sabitlenip 239 milyon faizinin silinmesinin devamı olan bu kanun ne getirdi? Sayın Başbakanın belki bilmediği veya gözden kaçırdığı bir şeyi daha ifade edeyim. Başkent Doğalgaza yaklaşık bir 400 milyon lira daha katkı sağladı bu kanun. Nasıl 400 milyon lira daha katkı sağladı? İşte burada bahsedilen 0,0555’lik bir dolar bazındaki bu rakam, dört yıl daha, yarı fiyatına düşmesi gereken bu rakam dört yıl daha vatandaştan amortisman ve hizmet bedeli olarak tahsil edilecek. Dolayısıyla 4 milyar metreküpe yaklaşan bir doğal gaz dağıtımını yapan Başkent Doğalgazda bu rakamları çarptığınızda yaklaşık 200 milyon doların üzerinde bir amortisman ve hizmet bedeline tekabül ediyor.

Dolayısıyla, bunu böyle değerlendirdiğinizde yarıya düşecek olan bu fiyat, dört yıl daha bu fiyattan uygulandığına göre, 400 milyon dolar daha vatandaşın cebinden Başkent Doğalgaza bir para aktarımı olacak demektir. Yani şunu ifade edeyim: 1,5 milyar doların üzerine, Sayın Başbakanın 400 milyon dolar daha koyması gerekirdi bu kanundan sonra.

Açık ve net bir şekilde, her zaman olduğu gibi torba kanunlarla gözden kaçacak şekilde, kimsenin çok fazla dikkatini çekmeyen bir şekilde buralardan konulan maddelerle çok alakasız ve çok farklı konular gündeme geliyor ama bunlar, maalesef hem vatandaşın hem buradaki milletvekillerinin gözünden kaçıyor. Dolayısıyla, Sayın Başbakan o televizyon programında söylediği sözde çok haklıydı yani 1,1 gibi bir rakamın düşük olduğunu, hatta çok düşük olduğunu ifade etmesi çok yerinde bir sözdü. Şimdi sormak gerekir, o gün bunu söylerken hangi ruh hâlinde, hangi bilgiyle Sayın Başbakan bunları söyledi? Daha sonra, bu “Çok düşük fiyat.” dediği, kamunun, işte fakir fukaranın, garip gurebanın hakkını gözettiğini ifade eden Sayın Başbakan, bu ihaleyi onaylarken hangi ruh hâliyle neyi gözeterek bu ihaleyi onayladı? Bunu, ben buradan sormak istiyorum.

Tabii, özellikle enerji ihalelerinde, bakın, son yıllarda artık dört beş tane firmanın arasında pinpon topuna dönüştü bu ihaleler. İşte, en son bu Başkent Doğalgazın ihalesine girip ihaleyi alan şirket, eski adıyla Torunlar Gıda, şimdi inşaat, enerji vesaire vesaireleri alan bir şirket hâline geldi. Ben, bu firmayı Bursa’dan çok iyi hatırlıyorum: Burada, geçtiğimiz dönemde, defalarca kürsüden imar yolsuzluğuna örnek olarak  Bursa’da BOTAŞ’ın, TKİ’nin olan 142 dönümlük arazinin nasıl imarsız bir şekilde satılıp bir ay sonra nasıl 1.200 adet daire, 200 bin metrekare iş yeri imarına dönüşerek -oradaki imar yolsuzluğunu buradan defalarca anlattığım- sadece 17 trilyona aldığı arsanın üzerinde milyar dolarlık tesis kuran bu firmanın sahipleri olduğunu da çok iyi hatırlıyorum. O zaman da yine o imara veya satışa onay veren, 2004 yılından sonraki dönemde, yine AK PARTİ belediye başkanları ve AK PARTİ Hükûmeti var idi. Dolayısıyla, bu anlamda baktığımızda, o gün konuştuğu ruh hâliyle imzalarkenki ruh hâlinin nerelerden kaynaklandığını da az çok ben tahmin ediyorum diye buradan ifade etmek isterim.

Bu özelleştirmede şunu da ifade etmek isterim: Bu ihale iyi ki yapıldı, iyi ki Melih Gökçek’in elinden çıktı. Ancak, keşke Melih Gökçek’in elinden çıkarken hakkıyla, yani kamuya ait olan bu Başkent Doğalgazın hakkı olan fiyatla çıkmış olsaydı... Ama Melih Gökçek’te kaldığı sürece bu, vatandaşa farklı bir şekilde yani Melih Gökçek’in finans deposu hâline gelen bu Başkent Doğalgaz, direkt bir şekilde BOTAŞ’a verdiği zararlardan dolayı vatandaştan çıkacak zararlar devam eder hâle gelmişti.

Biraz önce ifade etti, 2007’de çıkan kanunla 676 milyon borç sabitlenmiş, 239 milyon borç silinmiş ve özelleştirene kadar da hiçbir faiz ilave edilmeyeceği ifade edilmiş. Şimdi, baktığımızda, altı yılda 676 milyonluk bir rakamın yıllık yüzde 14’ten hesabını yaparsanız, neredeyse bir 700 milyon daha zararı var demektir. Bu zararların hepsi BOTAŞ’ın hanesine yazıyor idi. BOTAŞ’ın yaptığı zamlar vesaire…

BOTAŞ yıllardır finans zorluğu içerisinde. KİT’lerden faizleriyle beraber alacağı, neredeyse 18 milyara ulaşmış bir kurumdu. İşte, birtakım çıkan yine kanunlarla, birtakım hesaplaşmalarla belli rakamlar aşağıya çekildi ama hâlâ finans zorluğu içerisinde olan BOTAŞ’ın yaptığı zamların yine sebeplerinden bir tanesi de finans güçlüğü içerisinde olmasıydı.

Dolayısıyla, bu özelleştirmeye bu anlamda baktığımızda, bilhassa Melih Gökçek’in finans kaynağı hâline gelmiş, başka kaynakları sömürür hâle gelmiş bir Başkent Doğalgazın da Melih Gökçek’in elinden çıkması çok da iyi oldu diyebilirim ama Sayın Başbakanın burada ifade ettiği gibi, maalesef, doğru bir şekilde çıkmadığını buradan yine ifade etmek gerekir.

Tabii, bakın, ben konuşmamın başında, özellikle enerji alanında yapılan ihalelerin ciddi anlamda şaibeli hâle geldiğini, bu anlamda üç-beş firmanın arasında pinpon topuna döndüğünü ifade ettim. Bunu söylerken de elbette tahmin üzerine değil, elimdeki bilgilere göre söylüyorum.

Ha, bu rakamı, 1,5 milyarlık rakamı destekleyen bir şeyi daha söyleyeyim: Bu pinpon oynayanlardan bir tanesi Çalık grubudur. Yine, BURSAGAZ’ı, Çalık grubu zamanında 130 milyon dolara alıp Almanlara sadece yüzde 80’ini 400 milyon dolara satmış idi.

Bakın, yüzde 80’i 400 milyon dolar eden bir BURSAGAZ, Ankara Başkent Doğalgazın dörtte 1’i olan bu firmanın yüzde 80’i 400 milyon dolar ediyorsa, elbette Başkent Doğalgazın da haydi haydi 2 milyar dolarları bulması lazım. Yani bunu destekleyen bir rakamı da buradan ifade edeyim.

Bakın, bunun dışında özellikle dağıtım şirketleri son dönemde arka arkaya ihalelere girildi, rakamlar işte düşük bulundu, iptal edildi, sonra tekrar ihalelere çıkıldı, işin içinden çıkılmaz ve anlaşılmaz bir hâlde TEDAŞ’ın dağıtım şirketleri özelleştirildi.

Peki, bu özelleştirmeler yapılırken yine rakamlara baktığımızda, 1,1 milyar dolarlık bir ihale yeterli görülmeyip iptal edilmesine rağmen, arkasından 550 milyon dolara onaylandı. Değerli milletvekilleri, üstelik, kâr marjları 2,34’ten 3,49’a çıktığı hâlde 1,1 milyar dolardan 550 milyon dolara inen bir ihale onaylanıyor. İşte, yine bu ihalelerin içerisindeki Çelikler Madencilik firmasının son dönemde aldığı rakamlara baktığımızda, maalesef, bunlarda da birçok şaibeler olduğunu buradan ifade etmek isterim.

Bakın, yine, biraz önce bahsettiğim bu torba kanunun içerisinde, 2840 sayılı Yasa’nın içerisinde olan linyitleri ayrıştırarak linyitleri de özelleştirme kapsamına aldığımızdan dolayı Seyitömer kömür sahası termik santralle birlikte satıldı. Bunu alan kimler? Çelikler Madencilik. Peki, bu sahanın, kömür sahasının bu termik santralle birlikte alındığı rakama baktığımızda neredeyse kendini üç beş yılda amorti edecek şekilde bir fiyata satıldığını görüyoruz. Değerli milletvekilleri, üstelik daha önce de bunun tartışmaları yapıldı.

Çelikler Madencilik’in işlettiği o kömür sahalarından fakirlere dağıtılan kömürlerdeki TKİ’nin ihalesiz aldığı, doğrudan temin ile aldığı rakamların içerisinde gerçekten çok büyük rakamlar var. Bakın, TKİ’nin Sayıştay raporlarından size ifade ediyorum: 2003’ten 2011 sonuna kadar alınan kömürlerin, 13 milyon 54 bin ton kömürün 7,5 milyon tonu TKİ mamulü olarak dağıtılmış ama 5,6 milyon tonu, maalesef, doğrudan teminle alınarak fakirlere dağıtılmış. Peki, buradaki şaibe nedir? Açık ifade edeyim, doğrudan temini zaten olağanüstü hâllerin dışında yapamazsınız. Onun için de kanun çıkarttınız üstünü örtmek için. O kanuna rağmen redevanslı sahalardan, rüçhan hakkı olan sahalardan kendi ödedikleri redevans rakamlarının üzerindeki kömürü TKİ’ye verdikleri Sayıştay tarafından tespit ediliyor. Sayıştay tarafından tespit edilen rakamlarda, TKİ’nin, kömürün maliyeti 162 lirayken bu firmalardan 275 liraya aldığı açık ve net bir şekilde ortada duruyor.

Değerli milletvekilleri, daha, bu anlamda -bizim kehanetle söyleyeceğimiz rakamlar değil- Sayıştay raporlarından, birçok rakamın üzerinde birçok şaibenin olduğunu buradan ifade etmek isterim.

Son olarak şunu da buradan uyarmak istiyorum: Sayın Başbakan olsaydı belki bir daha gözden geçirirdi ama belki duyar. Özellikle Türkiye’de yapılacak ikinci nükleer santralle ilgili Çin ve Japonlarla görüşmeler yapıldı. Çinlilerin kamuoyuna sunduğu bir bildiri var; buna baktığımızda, Çinliler, çok uygun fiyatlarla ve son teknolojiyle yapacaklarını ifade ettiler. Benim de aldığım bilgilere göre 9 sentlere kadar gelir garantisi isteyen Çinliler tercih edilmeyip 11,70 sente Japon ve Fransız ortak yapımının tercih edildiği... Sadece bir yıldaki 1 sent, bu 5.000 megavatlık rakam için aradaki fark 400 milyon dolar değerli milletvekilleri.

Dolayısıyla, bütün bunların gözden geçirilmesini ve bu gensoruya da destek vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Taksim Gezi Parkı’nda bir sıkıyönetim uygulaması başlatıldığına ve İçişleri Bakanını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, gündeme geçmeden önce, bir dakikalık konuşmalar bölümünde, Taksim’de Gezi Parkı’nda yaşananlarla ilgili bir açıklama yaptım…

BAŞKAN – Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …ve Sayın İçişleri Bakanını göreve davet ettim.

Şu anda aldığım bilgilere göre, Taksim Gezi Parkı’nda tam bir sıkıyönetim vardır, bir zulüm vardır, bir baskı vardır. Sıkıyönetim, sadece askerî idarelerin değil, askerden güç alan idarelerin değil, arkasında halk desteği olduğunu söyleyen sivil idarelerin uygulamasıdır da aynı zamanda. Şu anda, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin emriyle, Sayın Başbakanın emriyle Taksim’de bir sıkıyönetim uygulaması başlatılmıştır. Bu, demokratik bir rejime sahip olduğu söylenen Türkiye’de, sahip olduğunu düşündüğümüz Türkiye’de olmaktadır. Taksim’e giriş çıkışlar kontrol altına alınmıştır, vatandaşların Taksim’e ulaşımı engellenmiştir.

İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’in yaralandığını öğrenmiştik. Biraz önce aldığım habere göre Genel Başkan Yardımcımız İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sezgin Tanrıkulu, biber gazı müdahalesiyle, polisin güç kullanması sonucu acil bir şekilde hastaneye kaldırılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Hükûmetin, Sayın İçişleri Bakanının buna seyirci kalması düşünülemez. Hükûmeti protesto ediyorum buradan. İçişleri Bakanını göreve davet ediyorum, demokratik bir ülkenin İçişleri Bakanı olduğunu göstermek zorundadır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BAŞKENTGAZ ihalesiyle ilgili olarak Başbakan hakkında vermiş olduğumuz gensoru önergesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iktidar grubunun bu gensorunun görüşülmesini Meclis Televizyonunun yayında olmadığı bir güne koyma ısrarının nedenini anlamakta güçlük çekmiyoruz. Halkımızın izleyip değerlendirmesine fırsat tanınmayan bu gensorunun konusu, her aşamasında ibret vericidir ve çarpıcıdır. AKP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in bir kurumu nasıl borç batağına soktuğu, “Metro yapıyorum.” diyerek Ankara halkını nasıl yıllarca aldattığı, AKP iktidarının bütün olanaklarıyla bu belediyeyi kurtarmak için nasıl çırpındığı, Ankara halkının yakıtta tek seçenek olan doğal gazda nasıl mağdur edildiği, doğal gazın nasıl pazarlandığı bu gensorunun konusunu oluşturuyor. Bu gensorunun konusunu, Başbakanın düşük bedelle ihale edildiğini bildiği ve bunu milyonlarca kişinin gözlerinin içine bakarak söylediği hâlde sözlerinin tam tersi bir davranışla ihaleyi onaylaması oluşturuyor.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Bir çocuk ölmüş! Taksim’de bir çocuk ölmüş!

LEVENT GÖK (Devamla) – Bu gensoruda iktidar, belediye başkanı, bürokrat, iş adamı çerçevesinde kurulmuş olan bir saadet zincirinin sorgulanması yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşülmesini talep ettiğimiz BAŞKENTGAZ, Ankara’nın kanayan bir yarasıdır. Ankaralıların geleceğini ipotek altına alan, kendi kişisel beceriksizliğini ve çapsızlığını, belediyenin bütün gelir kaynaklarını elden çıkartmak suretiyle “Benden sonra tufan.” anlayışıyla hareket eden bir belediye başkanının yönetimindeki doğal gaz, bugün, bir doğal kazık olarak hepimizin karşısında durmaktadır. Melik Gökçek iktidarın himayesine sığınmış, her zor durumda kurtarılmayı beklemiş, Türkiye Büyük Millet Meclisini de kendi isteklerini gerçekleştirmek için alet etmekten çekinmemiştir.

Değerli milletvekilleri, Ankara’da doğal gaz, hava kirliliğini önlemek ve daha ucuz bir yakıt olması nedeniyle özendirilmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Hemen hemen bütün meskenlerde doğal gaz dönüşümü büyük ölçüde tamamlanmıştır. Ankaralılar doğal gazı peşin parayla alıp kullanmaktadırlar ama Melih Gökçek Ankaralılardan peşin olarak aldığı doğal gaz bedelini BOTAŞ’a ödememiş ve zaten sorun da buradan çıkmıştır.

Diğer yandan, Ankara metrolarının tıkanma noktasına gelmesi ve Türkiye'nin en borçlu belediyesi ilan edilmesi nedeniyle, Ankara Büyükşehir Belediyesine yönelik, iktidar tarafından bir kurtarma operasyonu yapılmıştır. AKP, halka peşin parayla sattığı doğal gazın parasını BOTAŞ’a ödemeyen, kurumları zarara uğratan Melih Gökçek’ten hesap soracağı yerde, 2007 yılında çıkarttığı bir kanunla doğal gazı, Büyükşehir bünyesinde olan doğal gazı Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketine devretmiş ve yüzde 80’ini özelleştirme kapsamına almıştır. Bu kanunla elde edilen gelirle, BOTAŞ’a olan borç -faizleriyle beraber ödenecek- faizler sıfırlanmış hâlde ödenecek, geri kalan parayla metroların yapımı gerçekleştirilecektir.

Değerli milletvekilleri, bu konu Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde görüşülürken, 27 Kasım 2006 tarihinde, Melih Gökçek’e “BOTAŞ’a borcunu niçin ödemiyorsun?” diye sorulduğunda aynen şöyle cevap vermiştir: “Arkadaş, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır, bizim de yoğurt yiyişimiz böyle; böyle yiyeceğiz, böyle devam edeceğiz.” Ye bakalım Melih Gökçek! Yedi BAŞKENTGAZ’ı! Ve devam ediyor: “Metroyu, doğal gazı satarak bitireceğiz. Açık söylüyorum, 3 milyar dolara satacağız, müşterisi var.” O zaman ki abone sayısının 960 bin olduğunu ve özelleştirme kapsamının da yüzde 80 olduğunu düşünerek bu rakamları aklınızda tutmanızı istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun hazırlanırken, o zaman Ankara Milletvekili Nur Doğan Topaloğlu Mecliste şu kürsüye gelmiş ve bu yasayı aynen şöyle savunmuştur: “Biz, Ankara'daki raylı sistemdeki karışıklığı ve yavaşlamayı görünce Melih Gökçek’le görüştük. ‘Başkanım, sen bize bir doküman hazırla, bir kanun hazırla, onu biz Meclise getirelim, kanun teklifi olarak sunalım.’ dedik. Bu bakımdan, biz, bir Ankara milletvekili olarak metro sistemine hizmet ettiğimizi düşünüyoruz.” diyerek BAŞKENTGAZ’ın özelleştirilmesini burada savunmuştur değerli arkadaşlarım.

Neymiş değerli milletvekilleri; metro yapmak için doğal gaz özelleştirilecekmiş. Kim hazırlamış kanunu? Melih Gökçek. Hani halkın yararına kanunlar hazırlıyordunuz, hani Ankaralıların çıkarı? Bir tek Ankaralının burada rızası var mıdır, muvafakati var mıdır değerli milletvekilleri?

Değerli milletvekilleri, bu şekilde yüzde 80’i özelleştirilen ve o zaman 960 bin abonesi olan doğal gaz 3 kez ihaleye çıkartılmış, Melih Gökçek’in 3 milyar dolar beklentisine karşın birinci ihalede 1 milyar 611 milyon dolar, ikinci ihalede 1 milyar 210 milyon dolar teklif verilmiş ancak ihaleler gerçekleşmemiştir.

Burada bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum: İkinci ihaleden sonra, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, BAŞKENTGAZ’ı devralmak istediğini ve ikinci ihale bedelini ödemeye hazır olduğunu bildirmiştir yani tam 1 milyar 210 milyon doları, yüzde 80’i, 900 bin aboneyi. Ancak, Özelleştirme İdaresi tarafından bu teklif o zaman kabul edilmemiştir.

Metroda bir adım bile ilerlemeyen Melih Gökçek, sonuçta, bildiğiniz gibi, metroları geçtiğimiz yıl Ulaştırma Bakanlığına devretmiştir. İktidarın üstlendiği maliyet de tam 3 milyar liradır. İktidar bu metroyu üstlendikten sonra Melih Gökçek yaptığı açıklamada “Metroları yapamayacağımı biliyordum, Hükûmet bunları bitirmeye mecbur olacaktır diye düşündüm.” diyerek konuşmasını sürdürmüştür ve Ankara halkına nasıl yıllarca yalan söylediğini ve iktidarınıza da nasıl gol attığını bir kez daha itiraf etmiştir.

Değerli milletvekilleri, BAŞKENTGAZ’ın son ihaleye nasıl hazırlandığını hep birlikte irdeleyelim: BAŞKENTGAZ Anonim Şirketi, bugünkü tarih itibarıyla 1 milyon 438 bin abonelik bir kapasiteye sahiptir. Türkiye'nin ikinci büyük doğal gaz şirketidir. Bu abonelerin 1 milyonundan fazlası ön ödemeli sayaç kullanmaktadır. Son iki yılda 150 milyon liralık yatırım yapılarak altyapı büyük ölçüde yenilenmiş, 2012 yılında 467 kilometre yeni hat ilavesi yapılarak toplam hat uzunluğu 10 bin kilometreye ulaşmıştır. 2011 yılı kârı 39 milyon, 2012 yılı kârı 45 milyon lira olarak açıklanan BAŞKENTGAZ Ankara mücavir alan içerisindeki tam 2 milyon aboneye şu anda ulaşmış durumdadır. 500 bin yeni abone başvuru yaptıkları zaman derhâl abone olacak şekilde beklemektedir. Dolayısıyla, doğal gazı alacak bir şirketin herhangi bir yeni yatırım yapmaksızın Ankara’nın tümüne ulaşan bir altyapı ağı doğal gazda tamamlanmıştır. Dolayısıyla, alan şirketin herhangi bir yatırım yapmasına fırsat verilmemiş bir şekilde ihaleye götürülmüştür. Bu da yetmemiştir, 2011 yılından itibaren doğal gaz taşıma işlemi yapılmaya başlanmış ve BOTAŞ’tan doğal gazı kendi tedarik eden abonelere boru hatları vasıtasıyla doğal gaz taşınmış ve 2012 yılında bu şekilde BAŞKENTGAZ ayrıca 20 milyon TL gelir elde etmiştir.

Değerli milletvekilleri, kısaca, BAŞKENTGAZ’ın her ne pahasına olursa olsun satılması için her türlü düzenleme yapılmıştır. BAŞKENTGAZ Anonim Şirketi Müdürü, aynı zamanda Özelleştirme İdaresinin Başkan Yardımcısıdır. Bu şahıs, 2011 yılı seçimlerinde AKP’den Batman milletvekili aday adayı olmuştur. Bu kişi, BAŞKENTGAZ’ın her ne pahasına olursa olsun satılması açısından AKP’yle olan fikrî ve ruhi beraberliğinin gereğini yerine getirmiştir. Bir kurumun özelleştirme sürecinde  koşullarının bu kadar iyileştirilerek alıcılarının beğenisine sunulduğu eşine az rastlanır bir ihale yaşamışızdır BAŞKENTGAZ’da. İhale şartları alıcılar lehine o kadar değiştirilmiştir ki Enerji Piyasası Denetleme Kurulu Başkanı aynen şu sözleri kullanmıştır değerli milletvekilleri; bakın, ibretle söylüyorum ve lütfen dikkatle dinleyiniz. Genel Müdür “BAŞKENTGAZ’ı kılçığı, kemiği alınmış bir balık gibi yatırımcıların beğenisine sunduk. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve EPDK bu konuda gereken her şeyi yaptı. Daha ne yapalım? Bundan daha iyi bir yatırım ortamı oluşturulamazdı.” diyerek BAŞKENTGAZ’ın geldiği noktanın altı çizilmiştir. Değerli milletvekilleri, balıktaki kılçıklar temizlenmiş, ayıklanmıştır ancak bununla da yetinilmemiştir, balık pişirilip yenmek üzere servis edilecek bir hâle getirilmiş, 4 Temmuz 2012 tarihinde bu Mecliste yapılan bir değişiklikle şirketin tamamı özelleştirme kapsamına alınmıştır. Yine, yapılan bir değişiklikle EGO Genel Müdürlüğüyle Ankara Büyükşehir Belediyesinin BAŞKENTGAZ doğal gaz şirketine olan borçlarının da özelleştirme gelirinden ödenmesi öngörülmüştür. Yani ihaleyi alan şirkete ihtilaflı alacak bırakılmamıştır. Şirketin tüm alacaklarının tasfiye edileceği ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin 400 milyon lirayı aşan borcunun da silineceği ek bir avantaj sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ihaleyi alan firma kendilerinin küçük bir bakkal dükkanı açarak ticaret hayatına girdiklerini ifade etmektedir. Bu firma bakliyat üzerine çalışırken son yıllarda gayrimenkul alanına girmek suretiyle baş döndüren bir büyümeyi gerçekleştirmiştir. BAŞKENTGAZ’ı alan bu firma, özellikle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fon’undan satın aldığı araziler ve Özelleştirme İdaresinden aldığı ihalelerle adını duyurmaktadır. Bu firmanın aldığı birkaç işi sizlere hatırlatmak isterim:

Uzanların borcundan dolayı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun el koyduğu İstanbul Gayrettepe’deki metronun yanındaki 15 bin metrekare arsa bu firma tarafından alınmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2 olan emsali 2,75’e yükseltmek suretiyle tam 170 bin metrekarelik bir ek inşaat hakkı sağlamıştır.

Yine, bir başka ihalesi bu firmanın: Ali Sami Yen Stadı’nın arazisi, yine yanındaki TEKEL Likör arazisiyle birleştirilerek kupon bir arsa olarak, tam 60 dönüm arsa olarak TOKİ tarafından satılmış. TOKİ, yine bunun emsalini artırmış ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi üç aylık yasal süresi içerisinde belediye meclisinde görüşmemek suretiyle, yine burada çok ciddi, fahiş bir kazanç sağlanmıştır.

Yine, bu Mecliste dile getirildi pek çok arkadaşımız tarafından, Kütahya Şeker Fabrikası… Yine bu firma, AKP milletvekili olan Sayın Vahit Kiler’le birlikte bu arsayı da, bu TEKEL Fabrikasını da satın almıştır. Bildiğiniz gibi, daha sonra, satış sözleşmesi yapıldıktan sonra tam 113 dönümlük arsanın da bu şirketlerin üzerine geçirildiği ortaya çıkmıştı.

Değerli milletvekilleri, bu firmanın yükselişi ekonomi çevrelerinin de oldukça dikkatini çekmiş ve Capital dergisi 2011 yılında yayınladığı dergisinde AKP döneminde hızlı büyüme tempolarıyla dikkat çeken firmaları açıklamış ve BAŞKENTGAZ’ı alan firmayı da bu firmalar arasında yıldızı en fazla parlayan bir firma olarak saymıştır. AKP’den önce orta ölçekli bir firma olan bu şirket, AKP döneminde olağanüstü büyüyerek, geçen yıl Türkiye'nin en zengin 100 kişisi arasına girmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunları takdirinize arz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara halkının yakıtta tek seçenek olarak kullanmaya zorunlu olduğu doğal gaz, BAŞKENTGAZ’ın özelleştirilmesiyle telafisi imkânsız ve akıbeti belirsiz bir mecraya doğru hızla sürüklenmektedir. Tek amacımız, Ankaralıların zaten yüksek bedeller ödedikleri doğal gazda ileride daha fazla mağdur olmamalarıdır.

Doğal gaz dağıtımı belediye görevlerinden olup özelleştirmeyle tekel olacak bir şirketin insafına terk edilemez. Ankaralıların çıkarları, Melih Gökçek’in çökmüş olan belediye anlayışına ve ihtirasına kurban edilemez.

Böyle bir süreçten geçerken -diğer konuşmacılar da bahsetti- Başbakan katıldığı bir televizyon programında -herhâlde diğer arkadaşları pek ilgiyle dinlemediniz ama sizlere yüksek sesle hatırlatıyor ve diyorum ki- aynen şunları söylemiştir: “Kârlılık olayını milletimizin lehine düşünmek durumundayız. Hemen ‘Biz sıkıştık…’ Yok öyle para. Ne yapalım, Türkiye malının kıymetini biliyor. Mesela BAŞKENTGAZ’da 1,5 milyar doları yakalamışız, şimdi yeni gelen 1.100 ile geliyor. Şimdi 1,5’u yakaladığın yerde 1.100 ile verilirse bunun hesabı sorulmaz mı?” demiştir Başbakan değerli arkadaşlarım.

Duydunuz mu? Tekrarlayayım isterseniz arkadaşlar.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bir daha söyle!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır, duyuldu, çok biliniyor!

LEVENT GÖK (Devamla) – Başbakan ne diyor? “Milletimizin lehine düşünmek durumundayız. Daha önce buraya 1,5 milyar dolar verildi, şimdi son veren 1.100 veriyor. Olur mu böyle şey? Ben bunu onaylarsam benden bunun hesabını sormaz mısınız?” diyor koskoca Başbakanımız.

Değerli milletvekilleri, zannettik ki Başbakan ihaleyi iptal ettirecek. Yanılmışız. Pek çok konuda olduğu gibi Başbakanın bu konuda da çark edeceğini hesap edemedik. Başbakan, milyonlarca insanın gözü önünde, canlı yayında, afrayla tafrayla söylediği bu sözü kısa bir süre içerisinde yedi ve özelleştirme ihalesini onayladı. Sayın Başbakan, bugün burada yoksun. Niçin yoksun? Hangi Erdoğan doğru söylüyor diye sana söylemek istiyorduk. Hangi Erdoğan doğrusunu yapıyor diye, hangi Erdoğan’a inanalım diye sana söylemek istiyorduk. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, dünyada bu sözleri söyleyip de kısa bir süre sonra çark eden bir başka başbakan acaba var mıdır? Bu, Başbakanlık makamının saygınlığına gölge düşürmez mi? Kasımpaşalılığın raconuna gölge düşürmez mi? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakana soruyoruz: Hangi güç size bu ihaleyi onaylattı? Melih Gökçek’ten mi korktunuz? Hangi çıkar uğruna, yanlış bulduğunuzu söylediğiniz ihaleyi onayladınız? Gelin, bunları anlatın bize.

Sayın Başbakan bunun dışında bir başka şey daha söyledi. Otoyollardaki köprülerin ihalesini onaylamazken, reddederken “Ben otoyollardaki köprü ihalelerini onaylarsam, yüzde 20 düşüğe verirsem vatan haini olurum.” dedi değerli arkadaşlarım. Burada BAŞKENTGAZ’da bırakın yüzde 20’yi, yüzde 50’den fazla bir değer düşüklüğü vardır ve Başbakan da zaten suçunu tarif etmiştir.

Şimdi, biz bu soruların cevabını duymak istiyoruz Sayın Babacan. Kim cevap verecekse, kim Başbakanın yerine Kasımpaşalı raconuyla bu mikrofondan bizlere seslenecekse, o televizyonda söylediği sözlerin hesabını soruyoruz. Niçin yalan söyledin milyonlarca kişinin gözünün içine baka baka? Sayın Başbakanın bu cevaplarını bekliyoruz. Elbette kendisinden bekliyoruz ama yok. Ne diyor Sayın Başbakan? “İhaleyi onaylarsam benden hesap sorulmaz mıydı?” İhaleyi onayladın ve biz de bu hesabı senden soruyoruz. Meclisteki çoğunluğunuza güvenerek bugünü belki atlatabilirsiniz ama yarını asla atlatamayacaksınız. Bu hesap er ya da geç sizlerden sorulacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

“Bu devran böyle gider.” diyorsanız yanılıyorsunuz. Bugün Taksim’de -az önce duyduk- bir gencin hayatını kaybettiğini öğrendik.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; şimdi, bakın, halkımız orada toplanmış, sizler için neler söylüyor. Şimdi ben halkımız adına haykırıyorum; hapislerde çürüttüğünüz tüm aydınlarımız adına, tüm gazetecilerimiz adına haykırıyorum; Mustafa Balbay adına, Mehmet Haberal adına, tüm tutuklu milletvekilleri adına haykırıyorum; cezaevlerinde işkence gören tüm mahkûmlar adına haykırıyorum; Uludere’de öldürülen 34 genç fidanın anneleri adına haykırıyorum; emeği gasbedilen işçiler, hakkını alamayan çiftçiler, tüm emekçi kesim için haykırıyorum; dayattığınız yaşam hakkına direnenler adına haykırıyorum; yeşil alanlar ve parklar için mücadele edenler adına haykırıyorum; adalet adına, adalet arayanlar adına haykırıyorum; laik cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk’ü sahiplenenler adına haykırıyorum ve diyorum ki: Güven bize Türkiye’m, gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek! (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Başbakanımız hakkında verilen gensoru üzerine AK PARTİ Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Yazıklar olsun size!

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Bir genç ölmüş, niye gülüyorsunuz, çok mu komik?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gensoru konusu olan özelleştirmeye geçmeden önce birkaç konu hakkında bu değerlendirmeye katkısı olacağı düşüncesiyle düşüncelerimi aktarmak istiyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ölüm var ortada, gülecek bir şey yok!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum, sayın hatibi ben duyamıyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, öncelikle şunu belirtmemiz gerekir: Eğer herhangi bir kamu otoritesi görevini ifa ederken -bu, denetim elemanı olabilir, Sayıştay denetçisi olabilir, fark etmez- eğer konusu suç olan bir fiil tespit etmiş ise bu fiili doğrudan ilgili cumhuriyet savcılığına suç duyurusu olarak aktarmak zorundadır, aktarmak durumundadır. Bu, onun görevidir; bu, kanunlarla çok net bir şekilde kendilerine verilen bir görevdir. Buradan şuraya gelmek istiyorum: Burada konuşmacılar ifade etti, işte, Sayıştay raporlarından yola çıkarak birtakım yolsuzluklardan bahsedildi. Eğer öyle bir şey var ise yani kanuna, mevzuata aykırı bir fiil söz konusu ise ve Sayıştay denetçileri tarafından bu tespit ortaya çıkarılmış ise o zaman Sayıştay denetçisinin -suç var ise gerçekten, fiil mevzuatımıza aykırı bir eylemi oluşturuyor ise- bunu cumhuriyet savcılığına mutlaka bildirmesi gerekir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayıştay mı bıraktınız yahu! Sayıştay diye bir şey mi bıraktınız be, her şeyi örtbas ediyorlar!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayıştay mı bıraktınız be!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yapılan açıklamalarda, konuşmalarda yolsuzluk olarak tanımlanan fiillerden hiçbir tanesinde bu şekilde bir tespitin yapıldığı ve bunun sonucu olarak yargıya intikal ettirildiğine dair hiçbir bilgi verilmedi. Ayrıca, mahkemenin sonucu gelmeden de hüküm anlamına gelen bir ifadeyi kullanamazsınız; bunun önce açıklanması, tespit edilmesi gerekiyor. Son derece önemli çünkü yolsuzluk bir hüküm ifade eder, “Yolsuzluk vardır.” kavramı bir hükmü ifade eder. (CHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen, Sayıştay raporunda yolsuzluk var mı, onu söyle.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Suç duyurusunu yasa çıkarıp da aklamadınız mı Sayın Canikli?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ben sizi dinledim, lütfen dinleyin.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Deniz Feneri’nde gittik biz, ne oldu? Kayseri dosyasını nasıl kapattığınızı gördük!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hükmün olabilmesi için de mahkemenin karar vermesi gerekir, aksi hâlde sadece bir iftiradan ibaret olur; bunun altının çizilmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bir de şunu belirtmekte fayda var: Bugüne kadar yapılan camilerin hiçbiri cemaatsiz kalmamıştır. Bugüne kadar yapılan tüm camilerin cemaati olmuştur, cemaatle dolup taşmıştır. O yüzden, siz rahat olun, Çamlıca’ya yapılacak olan caminin de cemaati olacaktır. O yönden içiniz rahat olsun, herhangi bir kaygı duymayın.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Taşımayla mı cemaat toplayacaksınız? Hayret bir şey ya!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne alakası var ya!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Övündüğünüz Osmanlı padişahları Çamlıca’yı bilmiyor muydu? Neden oraya cami yapmadılar? Türbe mi yapıyorsunuz camilerin yanına, bunu açıklayın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, özelleştirme esas itibarıyla bir devlet politikası olarak 1986 yılından itibaren başlamıştır ve o günden bu yana, siyasi düşüncesi, ideolojisi ne olursa olsun bütün hükûmetler tarafından 1986’dan bugüne kadar kesintisiz bir şekilde ve her hükûmet döneminde ve her siyasi parti döneminde uygulanmıştır. Bir tespit olarak söylüyorum, bir tespit olarak ortaya koyuyorum. Dolayısıyla, özelleştirme AK PARTİ hükûmetlerinin bir politikası olarak ortaya çıkmamıştır, uzun tartışmalardan sonra bir dönüşümün aracı olarak tanımlanmış ve o çerçevede bütün hükûmetler tarafından uygulanmıştır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bugün konuştuğumuz gensoru konusu olan BAŞKENTGAZ’ın özelleştirilmesiyle ilgili gerçeğin tam olarak algılanabilmesi için, bugüne kadar yapılan özelleştirme rakamları ve özelleştirme içeriğine biraz detaylı olarak girmemiz gerekiyor. İlk defa, 2007 yılında özelleştirme gerçekleştiriliyor. Kullanacağım, vereceğim rakamların tamamı yüzde 100’e dönüştürülmüş rakamlardır yani ihale rakamları farklı olabilir, o önemli değil. Anlamlı karşılaştırma yapmak için bütün rakamlar yüzde 100’e dönüştürülmüş rakamlardır. İlk defa, belediye tarafından Özelleştirme İdaresine devredilmeden önce yapılıyor ihale. Tabii, BAŞKENTGAZ’ın imtiyaz hakkı 2037 yılına kadardır yani 2007 yılında BAŞKENTGAZ’a kendi alanında otuz yıllık bir imtiyaz verilmiştir. Bunun anlamı şudur: Daha sonra yapılan her ihalede, daha sonraki yıllarda yapılan her ihalede, ihale imtiyaz hakkı kalan süreyi kapsamaktadır. Yani, 2007 yılında yapılan ihale eğer gerçekleşmiş olsaydı, alan firma bunu, otuz yıl boyunca kullanacaktı bu imtiyaz hakkını.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Böyle bir mantık var mı ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, aynen öyle yani bu böyle, bu gerçek, bu reel.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hesap uzmanı, maliyedeki birine yakışıyor mu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Eğer 2010 yılında yapılmış olan -daha sonra 2010 bir ihale yapıldı- ihaleyi bir firma almış olsaydı, yirmi yedi yıllık imtiyaz hakkını kullanacaktı yani kalan süreyi kullanacaktı. Bunu, şunun için söylüyorum, bu çok önemli; ihalelerin yapıldığı yılların değerlerinin belirlenmesi anlamında, değerlerinin tespiti anlamında son derece önemlidir.  Hiçbir konuşmacının buna değinmemesini gerçekten ben yadırgıyorum yani gerçek rakamlara ulaşmamız için bunun açık bir şekilde ortaya konulması gerekiyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz, Başbakana gelin, Başbakana.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Geleceğim, hepsine geleceğim, rahat olun. Ben sizi dinledim, siz de lütfen beni dinleyin.

LEVENT GÖK (Ankara) – İkinci ihalede TPAO istedi, niye vermediniz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İlk ihale, belediye tarafından 2007 yılında yapılıyor, o zaman 7 tane teklif veriliyor, en yüksek 3 teklif götürülüyor. En yüksek teklif de 1 milyar 610 milyon dolar. Bu verilen rakam, otuz yıllık işletme hakkı için 2007 yılında verilen rakama tekabül eder, onu anlatır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yüzde 80’i için.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …onu satın almak için verilen tekliftir; evet, otuz yıllık.

LEVENT GÖK (Ankara) – Abone sayısını da söyle ama Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Fakat, en yüksek teklif veren firma vazgeçiyor…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yazık ya!

LEVENT GÖK (Ankara) – Abone sayısı ne kadar, abone sayısı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …1 milyar 610 milyon dolar fiyat veriyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yüzde 80’se 2 milyar dolar demektir. Altı yılı çık, yine 1,5 milyar dolar ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Daha sonra bu onaylanıyor ancak firma vazgeçiyor ve 50 milyon dolarlık teminatı yanıyor. İkinci en yüksek veren firmaya veriliyor bu ihale, o da almıyor ve onun da 50 milyon doları irat kaydediliyor, gelir kaydediliyor. İki yıllık süre dolduğu için üçüncü firmaya gidilmiyor ve bu şekilde birinci ihale sonuçlandırılamıyor, sonuçlandırılmamış oluyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama, abone sayısını da söylemen lazım Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, ikinci ihale, bu sefer, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılıyor. Ne zaman? 13 Mayıs 2010 tarihinde. Bu tarihe dikkat edin arkadaşlar, biraz sonraki esas tartışmanın konusu olan fiyatla ilgili olarak, fiyatın belirlenmesinde bu rakamı kullanacağız. 13 Mayıs 2010 tarihinde yapılıyor, 7 tane teklif veriliyor. Bunlardan sadece 1 tanesi yeterli teklif olarak kabul ediliyor ve onaya çıkarılıyor. Bu teklif de yüzde 100’e dönüştürülmüş teklif olarak 1 milyar 514 milyon dolar. Evet, esas tartışılan, tartıştığımız konu da bu, bu rakam, bu teklif. İhale onaylanıyor, kamu otoritesi ihaleyi onaylıyor fakat firma almaktan vazgeçiyor. Firma almaktan vazgeçiyor ve bunun sonucunda firmanın toplam 123 milyon dolarlık teminatı irat kaydediliyor. 93 milyon dolarlık kısmını Özelleştirme İdaresi irat kaydediyor, 30 milyon dolarlık kısmını da belediye irat kaydediyor; toplam 123 milyon dolar teminat mektubu paraya dönüştürülerek irat kaydediliyor.

Bu ihalede, sadece 1 teklif değer tespit rakamının üzerinde rakamı içerdiği için… Yani 7 teklif verilmişti. Değer tespit şudur: Bir tür muhammen bedel gibi düşünülebilir. Yani, idarenin kendi yaptığı bir çalışma var, minimum bir değer belirliyor bu özelleştirme konusu olan işletme ya da firma için, eğer teklifler o fiyatın altında ise, o belirlediği rakamın altında ise reddediyor, kabul etmiyor, mutlaka o rakamın üzerine çıkması gerekir. Bu da değer tespit rakamı olarak tanımlanıyor. Eskiden, muhammen bedel ya da başka adlar altında tanımlanan bir rakamdı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nedir değer tespit rakamı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değer tespit rakamı, evet. Bu rakam, bunun üzerinde bir tane teklif veriliyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nedir, kaçtır, değer tespit rakamı nedir? Onu söylesenize.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, üçüncü ihale 26/7/2012... ikinci ihale de yine bu nedenle, yine firmanın vazgeçmesi nedeniyle yani ihale, kamu otoritesinin ya da özelleştirme idaresinin, YPK’nın, tasdik etmeme gibi bir durumundan dolayı değil, alan, en yüksek teklifi veren firmanın, teminat mektubunu yakma pahasına ihaleden vazgeçmesi nedeniyle sonuçlandırılamıyor, akamete uğruyor.

Üçüncü ihale, 26/7/2012 tarihinde gerçekleştiriliyor. Burada yine yüzde 100’e dönüştürülmüş fiyat olarak, en yüksek teklif olarak 738 milyon dolarlık teklif veriliyor, 738 milyon dolar. Toplam 4 tane teklif veriliyor ama Özelleştirme İdaresi, biraz önce belirttiğim, söylediğim o en düşük rakamın altında diye, kendi belirlediği ama açıklanmayan -açıklanmıyor- rakamın…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Niye açıklamıyor, kanun “açıklanmak zorunda” diyor, neden açıklamıyorsunuz? Mecbursunuz açıklamaya, kanun “açıklanmak zorunda” diyor bu rakamı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin.

…rakamın altında kaldığı için bu ihaleyi reddediyor, iptal ediyor. Neden? Rakam, kendi belirlediği… Onun birtakım yöntemleri var, işte birtakım uzman kuruluşlar kullanılıyor vesaire…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Saklamayın; bu, halkın malı. Kanun emrediyor açıklayın diye.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bütün yıllardan beri bu böyle yapılıyor, bu tespit. Bunun altında kaldığı için, 4 rakam da bu rakamın altında kaldığı için, üçüncü ihale de iptal ediliyor ama orada yani firmaların vazgeçmesi nedeniyle değil, düşük teklif verildiği için. Bu çok önemli, bakın, değerli arkadaşlar, gerçek anlamda, Hükûmetimiz burada gerçek fiyatını bulması açısından, onu sağlamak amacıyla fiyat düşük olduğu için bu ihaleyi iptal ediyor, bu hassasiyet nedeniyle ihale iptal ediliyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yahu, o değer tespiti söylemek zorundasınız, işte saklarsanız yolsuzluk oluyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Gerçek anlamda fakirin fukaranın hakkı birilerine aktarılmasın diye bu ihale iptal ediliyor. Evet, gerçek değerini bulmadığı için ihale iptal ediliyor. İşte, size çok net, bu olay için, bu olayın içinde yaşanmış bir örnek olarak söylüyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, bırak ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, en sonunda dördüncü ihale, 13/9/2012 tarihinde yapılıyor. Yalnız, bu ihaleye geçmeden önce, Özelleştirme İdaresi rekabeti maksimum seviyeye çıkarmak için çok ciddi çalışma yapıyor. Yani, bunun özelleştirilmesine daha çok firma katılsın diye inanılmaz bir faaliyet içerisine giriyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kılçıksız balık!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu çerçevede, toplam 250 yatırımcı nezdinde tanıtım ve reklam çalışması yapıyor Özelleştirme İdaresi, yurt dışında toplantılar gerçekleştiriyor. Bunların 8 tanesi ile yurt dışında özel, bire bir görüşmeler yapılıyor. Amaç nedir? Amaç, BAŞKENTGAZ’ın özelleştirilmesine içeriden ve dışarıdan daha çok yatırımcı ve talebin olması ve bu yolla, bu şekilde, bu vesileyle fiyatın yükseltilmesi; amaç bu. Bakın, bu çerçevede – hangi firmalarla görüşüldü, isimleri de var - toplam 250 firma; bunun 80 tanesi yerli, 162 tanesi yabancı yatırımcı. Yani bu kadar çok hassasiyet içerisinde bu özelleştirme ihaleye çıkartılıyor bütün dünyanın gözü önünde, ayrıca herkesin katılımını sağlamak amacıyla. Amaç nedir? Tek bir amaç var: Daha yüksek fiyatla satabilmek.

Bakın, çok net bir şey söylüyorum: Türkiye’nin hiçbir döneminde özelleştirme ihaleleri bu şekilde yapılmadı. Nasıl yapıldı? Bunun biraz sonra örneklerini, somut örneklerini sizlerle paylaşacağım.

Şimdi, son ihale 13/9/2012 tarihinde yapılıyor, 4 tane yeterli teklif veriliyor. Bu yeterli teklifler içerisinde en yüksek teklif -yine yüzde 100 olarak rakamları söylüyorum- 1 milyar 162 milyon dolar. 1 milyar 162 milyon dolarlık ihale geçtiğimiz aylarda -2013’ün sanıyorum 14 Martı veya mayısı-  YPK tarafından onaylanıyor. Ne zaman onaylanıyor? 2013 tarihinde.

Şimdi, buradaki soru ya da sorun şu: 2010 yılında bu firmaya 1,5 milyar dolar teklif verildi, teklif veren daha sonra vazgeçti. Bugün verilen fiyat 1 milyar 162 milyon dolar. Dolayısıyla burada bir zarar, bir eksi durum söz konusu. Bakın, değerli arkadaşlar, ilk bakışta gerçekten öyle gözüküyor ama bazı detaylara, bazı ayrıntılı bilgilere sahip olmadığınız zaman bu genel değerlendirme çoğu zaman yanıltıcı olabilir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu kavrama Başbakan da dâhil mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, birinci düzeltilmesi gereken husus şu…

LEVENT GÖK (Ankara) - Bunun için mi televizyonda böyle konuştu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …1 milyar 514 milyon dolarlık teklif verildiğinde imtiyaz süresi yirmi yedi yıl için verilmiştir, kalan yirmi yedi yıl için verilmiştir. Neden? Çünkü, alacak olan firmanın imtiyaz süresi 2037 yılına kadar devam edecektir. Yani, hangi tarihte alırsa alsın, hangi tarihte ihale yapılırsa yapılsın bu süre uzamıyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Canikli, bizi Başbakan bağlar, Başbakan bağlar!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 2037 sonunda bitiyor. Bitiyor mu? Bitiyor. Kesin, tartışmasız, kanunla çünkü. Dolayısıyla, 2010 yılında verilen teklifte kalan süre yirmi yedi yıl, aradan üç yıl geçiyor. Bugün onaylanıyor ihale, aradan üç yıl geçiyor ve bugün alan üç yıl daha az çalıştıracak, bu imtiyazı kullanacak. Dolayısıyla, üç yıla isabet eden bu rakamın öncelikle düşülmesi gerekiyor değerli arkadaşlar. Bu da ne kadardır yaklaşık olarak?

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle bir mantık olur mu Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, aynen öyle, aynen öyle.

LEVENT GÖK (Ankara) – Başbakan bilmiyor muydu peki bunu?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Net bugünkü değer diye bir hesap var, gerçekten kafanız almıyor bu işleri siniz. Sırf manipülasyon yapıyorsunuz. 2033 yılının değeri nedir Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, üç yıl boyunca bu firmanın değeri düşüyor. Ne kadar? Yaklaşık olarak 180 milyon dolar düşüyor. Neden? Çünkü, o kadar az imtiyaz hakkı, o kadar erken bırakacak, o kadar az imtiyazdan imkân sağlayacak, fayda elde edecek. Yani, özellikle ihale konusu olan imtiyazdan bahsediyorum elbette. Dolayısıyla, şimdi bakın…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani, bu konuyu Başbakan da bilmiyor muydu demek istiyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Geleceğim, hepsine geleceğim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ona gel, ona.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bunun düşülmesi gerekiyor. Bunu düştüğünüz zaman ne olur? 1 milyar 280-1 milyar 300 milyon dolara düşer.

Bakın, ayrıca, tek faktör bu değil. Öyle, aynen öyle, 2010 yılında… Peki, biz hep dolar bazında bir değerleme yapıyoruz. Öyle değil mi? Dolar bazında. Bunun TL karşılığı nedir, bununla ilgili neden bir çalışma yapmadınız? O da önemli mi? Önemli. Neden önemli?

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunu da söylersen hiç konuşma daha iyi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, şunun için önemli: Eğer dolarda bir kıpırdama meydana gelirse bütün fiyatlar düşer. Doğru mu? Doğru. TL bazında bile düşer, nominal olarak TL… Mesela, gayrimenkul fiyatları düşer, şirketlerin fiyatları düşer -bu ekonomik bir gerçektir- kurda ciddi bir hareketlenme meydana geldiğinde.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Düşmez; düşebilir de, artabilir de.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Hadi, onu bir tarafa bırakalım, TL bazında bunun değerini tespit edelim: Şimdi, 2010 yılında 1 miyar 500… Tabii, 175 milyon dolar düşülmüş rakam üzerinden değerlendirme yapacağız. Neden? Çünkü, üç yıl daha az imtiyaz kullanacak ve dolayısıyla, her yıl yaklaşık olarak 58-60 milyon dolarlık bir değer düşüşü söz konusu olacak. Her geciken, her geçen yıl bu kadar bu şirketin değerini azaltıyor imtiyaz süresi kısaldığı için.

Şimdi, bakın, 2010 yılında 1 dolar ne kadardı? 1,5 civarında. Onun karşılığı ne kadardır? Yani, TL olarak yaklaşık 2 milyar 286 milyon liradır. Yani, 2010 yılında –satılan- bu fiyatın, oluşan fiyatın o günkü kurdan TL karşılığı 2 milyar 286 milyon liradır. Peki, bugün ne kadar? Daha henüz parayı bildiğim kadarıyla ödemedi, bugünlerde ödeyecek, dolayısıyla bugünkü kuru hesap ediyoruz. Bugün, TL bazında, yine o düşük olarak –tırnak içerisinde söylüyorum- tanımladığınız satış fiyatının bugünkü TL karşılığı nedir?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çok zavallı bir durum ya, vallahi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ne kadar biliyor musunuz değerli arkadaşlar? 2 milyar 526 milyon lira.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sorulara cevap ver, sorulara! Niye lafı dolaştırıyorsun?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, TL bazında bugünkü satış fiyatı o günkü satış fiyatından yaklaşık 300 milyon lira daha fazla. Buyurun, çok net bir şekilde.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – TEKEL’i 280 milyon dolara sattınız, dokuz ay sonra 1 milyar dolar oldu; hani bunun hesabını yaptık mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bütün bu hesaplamaları, bütün bu değerlendirmeleri yaptığınızda bu rakama ulaşırsınız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Böyle bir mantık var mı? Yazık size ya, eğer maliyeci sizseniz yazık bu kuruma ya.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, esas olan şudur: Esas olan ihalenin açık, herkese eşit bir şekilde, en ufak bir kısıtlama olmadan, bütün, içeride ve dışarıda şeffaf bir şekilde yapılmasıdır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bak bu doğru, işte bir tek bu doğru.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu şartlar altında yapılan ihalelerde oluşan fiyat gerçek fiyattır, en yüksek fiyat budur. Ama, eğer siz ihaleyi…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Evet, ama bunun ön koşulu açık, şeffaf ihale olması.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, bakın, Sayın Başbakanımızın bu açıklamasının tek bir izahı vardır, tek bir anlamı vardır: Hassasiyet. Ne hassasiyeti? Fakir fukaranın hakkının birilerine aktarılmaması hassasiyetinden kaynaklanıyor; bunu ifade ediyor. Emeklinin, yetimin hakkının başkalarına aktarılmaması hassasiyetinden kaynaklanıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Peki, bunu anladım da, lafı dolandırma “Benden bu hesap sorulmaz.” dedi mi, demedi mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, ikinci ihalede bu yapıldı, söyledim. Keza, somut olarak söylüyorum, kara yollarının ve otoyolların ihalesinin iptal edilmesinde aynı hassasiyet geçerli. Öyle mi? Aynı hassasiyet geçerli.

LEVENT GÖK (Ankara) – “Yok öyle şey.” diyor, “Yok öyle şey.” diyor. “Milletimin malı kıymetli.” diyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu hiçbir dönemde hiçbir devlet adamı tarafından açık bir şekilde zikredilmedi, söylenmedi, ifade edilmedi, tam tersi başka şeyler yapıldı değerli arkadaşlar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hesap soralım kim yaptıysa Sayın Canikli! Böyle bir mantık yok ki.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Çok mu merak ediyorsunuz, çok mu merak ediyorsunuz? Bakın, ben sizin Sayın Genel Başkanınızın -örnek vereceğim ve karşılaştıracağım- daha önce de söyledim…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam, hep beraber hesap soralım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, önce bunlara bakılması gerekir, önce bunlara bakmanız gerekir, önce bunları netleştirmeniz gerekir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Canikli, cevap vermiyorsun, cevap vermiyorsun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başbakanımızın bu konudaki hassasiyeti en üst seviyede. Bakalım, siz de var mı? Bakalım, sizin Sayın Genel Başkanınızda var mı? Onları konuşalım. Zamanım çok daraldı, o yüzden…

LEVENT GÖK (Ankara) – Zamanınız elbette daralacak!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İstediğin kadar zaman sana!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, bakın, tabii, Sayın Genel Başkanınız Sayın Kılıçdaroğlu’nun, ancak, icraatına ne zaman bakabiliyoruz? SSK Genel Müdürü olduğu dönemde bakabiliyoruz çünkü biz de ihale…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hâlâ orada mısın?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet. Başka yok örnek çünkü. Konuşacağız. Niye rahatsız oluyorsunuz değerli arkadaşlar? Siz her şeyi söylüyorsunuz, biz izahat veriyoruz, cevap veriyoruz. Biz söyleyelim, siz de cevabını verin. Ben hakaret etmiyorum, gerçek olaylardan bahsediyorum.

Sayın Kılıçdaroğlu, bakın, bir hastanenin onarım inşaatını, İstanbul Göztepe Hastanesinin onarım inşaatını 1999’da 21 milyar liraya ihalesiz, davetiye usulü, istediğine ihale veriyor ve tam altı yılda bitiriliyor. Başlangıç rakamı 20 milyar, bitiş rakamı ne kadar biliyor musunuz değerli arkadaşlar? 966 milyar lira.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, çuvallıyorsunuz. Yazıklar olsun! Yazıklar olsun sana!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tam 21 kat. Giden para kimin parası? Emeklinin parası.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiçbirini açıklamadın burada! Palavra attın burada, palavra!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, basit bir onarım işi, bir binanın onarım işi altı yıl devam ediyor. Biz koca 3 milyar dolarlık üçüncü Boğaz köprüsünü iki yılda yapıyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Koskoca Başbakan konuşmuş, ne söylüyorsun ya? Konuştuklarına bak ya! Konuştuğuna bak! Battınız piyasada, battınız! Hesabını veremiyorsunuz!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sizin bir hastaneyi onardığınız altı yılda biz üç tane boğaziçi köprüsü yapıyoruz değerli arkadaşlar. Aradaki fark bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Hesabını veremiyorsun! Yazık, günah sizlere!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Siz ihaleleri saadet zinciri kurarak gerçekleştiriyorsunuz, tam altı yılda, basit bir onarım işi altı yıl sürüyor. Aradaki fark bu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Arada farklar var, doğru.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ve ihale açık ihale değil, yapılan ihale. Kime verdiğinin isimleri burada. Kime verildiği… Hemşehrisine, hemşehrisi alıyor ihaleyi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Palavra atıyor! Palavra atma!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sadece o değil, sayısız örnekleri var. Eğer zamanım olsaydı onları da verirdim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Televizyonda söylediğine cevap ver.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz fakir fukaranın, emeklinin hakkını koruyoruz, defalarca koruduk, koruyoruz ama sizin Genel Başkanınız tam tersine bir saadet zinciri çerçevesinde, işte örneğini somut olarak ortaya koyduğum olaylarla sabit olduğu üzere…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sen bırak bizim Genel Başkanımızı, kendi Genel Başkanını savun. Kendi Genel Başkanını savunamıyorsun, yazıklar olsun sana be! Yazıklar olsun!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …kime aktarıyor? Hortum kime bağlanıyor? İşte birilerine bağlanıyor. Aramızdaki fark bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Koskoca Başbakana yanlış mı yaptık biz yani? Yazıklar olsun!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hep hortumu bizlerden alıp millete bağladınız derken onu kastediyorum. Bende fazla örnekler var. Eğer tartışmak istiyorsanız memnuniyetle bunu da açıklarım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ankaralılar bunun hesabını sorar sizden, Ankaralılar bunun hesabını sorar! Hepiniz Ankara’da bulunuyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hiç yakışmadı size bu savunma!

LEVENT GÖK (Ankara) – İlkokul çocuğunu çıkarsaydınız karşımıza ya!

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi’yi dinleyebilir miyiz.

Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin gensoru önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşma sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Canikli sizin yetişmenize Maliyede çok emek verdim ama emeklerimin boşa çıktığını görüyorum, doğrusu üzüldüm. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ben sizin sözlerinize önem veririm, dikkatle dinlerim ama beni bugün sükûtuhayale uğrattınız. Öyle bir savunma yapıyorsunuz ki: “Kılıçdaroğlu da şöyle yaptı.” Yani, bu şöyle bir psikolojiyi yansıtıyor: “Evet, Sayın Başbakan bu özelleştirme ihalesi işinde yanlış yaptı ama sizin Genel Başkanınızın da şöyle bir kusuru var.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, yanlış yaptı demiyorum, doğruyu söylüyorum.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Hayır, sizin beceriksizliğinizi göstermek için bunu söylüyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, siz başka alanlara da giriyorsunuz Emrullah Bey ama mahcup olacaksınız.

Şimdi, evet, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Genel Müdürlüğü sona erdikten sonra, iktidarınız onun Genel Müdürlük dönemine ilişkin ciddi bir soruşturma başlattı, müfettişleri görevlendirdi. O, Sayın Canikli’nin sözünü ettiği Göztepe Hastanesi inşaatı da dâhil olmak üzere tüm ihaleler incelendi, tüm işler incelendi. Ne zaman bu? Haziran 2010’da. Sizin döneminizde hazırlanmış olan bir makam onayı var, makam onayının son cümlesi şu: Sayın Kılıçdaroğlu’nun görev dönemine baktık, inceledik, ettik ama yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığından rapor ve eklerinin dosyasında hıfzedilmesi hususunu olurlarınıza arz ederim.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Neden acaba?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Tarih nedir? 17 Haziran 2010. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı buna onay vermiş. Sayın Canikli, yolsuzluğunuz bu mu? Bunu gelin ben size göstereyim, bunları bilirsiniz. Sayın Kılıçdaroğlu’nun dönemini siz kendi imzanızla aklamış durumdasınız. Mahcup oldunuz mu?

Başbakanın o hesabını verin, Başbakan kendi cümlesinin altında kalmıştır. 500 milyon dolar zarar var Başbakanın ifadesine göre, onu açıklayamadınız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım, özür dilerim.

Biraz önce, Sayın Grup Başkan Vekili konuşma yaparken konuşmama ithafta bulunarak “Sayıştay denetçilerinin tespitini yolsuzluk olarak ithaf etmiştir.” diye şahsıma sataşmıştır, iki dakika söz istiyorum efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, öyle bir şey olmadı efendim. Herkes bir şeyden bana sataştı diye söz alabilir. Söz veriyor musunuz? Söz verdiniz mi?

BAŞKAN – Verdim, verdim. Kendi kendine geldi zaten.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin gensoru önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Sayıştay denetçilerinin neden bu tespitler karşısında suç duyurusunda bulunmadığını söylüyor Sayın Canikli. Boğazımızı patlatıyoruz KİT Komisyonunda, biz de aynı şeyleri söylüyoruz Sayıştay denetçileri bu tespitler dolayısıyla neden suç duyurusunda bulunmadı diye. Peki, şimdi niye suç duyurusunda bulunmuyor, ben onu söyleyeyim: Bakın, Deniz Feneri’nde savcılar suç duyurusunda bulundu. Deniz Feneri sanıkları dışarıda; savcılar on iki yılla yargılanıyor. Bakın, ben kamu denetim elemanı olarak suç duyurusunda bulundum. Peki, bu bulunduğum suç duyurusunu aklamak üzere bu grup kanun çıkardı mı, çıkarmadı mı değerli arkadaşlar? Bu grubun grup başkan vekili bir imam üzerinden suç duyurularına müdahale etti mi, etmedi mi?

Şimdi, böyle bir Hükûmetle karşı karşıya kalınca, geliyorsunuz, bir de bizi suç ortağı yapmak istercesine “Biz yaptık ama siz de yaptınız.” Ne yaptıysak götürün, yargı emrinizde, müfettişler emrinizde, sonuna kadar hesap sorun.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yargı kimsenin emrinde değil.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Gördük Deniz Feneri davasında yargının kimin emrinde olduğunu.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yargı sizin emrinizdeydi daha önce.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Kayseri davasında gördük müdahaleleri biz, kömür davasında neler yaptıklarınızı gördük.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Ayıp be, ayıp! Hakaret ediyorsunuz! Yazık!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Asla ve kata, yetim hakkı olayında suç ortağı olmayacağız. Kimin yolsuzluğu varsa hep beraber hesap soralım. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yargı daha önce sizin emrinizde değil miydi?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hiçbir zaman olmadı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Her isteyeni kürsüye davet ediyorsunuz, beni de herhâlde kürsüye davet edeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yok öyle bir şey, yok. Niye çıkıyor Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Öyle oldu sistem.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Babası muhtar mı Sayın Elitaş’ın? Niye çıkıyor?

BAŞKAN – Yok, muhtar değil de herkes herkese sataşıyor şu anda, onun için adaleti ve eşitliği sağlıyorum.

Buyurun.

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gensoru, eskiden çok kıymetliydi, çok önemliydi. Medya gensoruyu çok ciddiye alırdı. Günlerce konuşulurdu, bir bakan hakkında gensoru verilmiş, bunun sonuçları ne olacak diye tartışılırdı. (CHP sıralarından gürültüler) Ama şimdi, medya mensupları bize soruyorlar, diyorlar ki: “Cumhuriyet Halk Partisi bir gensoru vermiş, bunu ne zaman çekecek? Çekeceği hakkında bilgi sahibi misiniz?” Gensoruyu bu hâle getirdiniz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Medyayı da bu hâle siz getirdiniz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Gensoru, 80 öncesinde de, bugüne kadar gelen süre içerisinde de o kadar önemli bir işti ki…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bilgi verme cevap ver sen, sorulara cevap ver!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …maalesef bu gensoruyu soru önergesi hâline getirdiniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Boş ver bunları, sen cevap ver.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yazılı soru önergesi, sözlü soru önergesi hâline getirdiniz. Ciddiyeti kalmadı, izleyen kalmadı, takip eden kalmadı, hiç kimse bu konuyu izlemez oldu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yahu cuma günü koyarsan nasıl izlesin bu vatandaş? Koysana televizyonun saatine o zaman.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eskiden şu sıralar basın mensuplarıyla dolu olurdu, radyo da dinlerdi, kulağı delik olurdu, şu bakan hakkında gensoru verilmiş, ne olacak acaba diye ciddiyetle merak ederlerdi.

Bakın, sizin yolsuzlukla mücadeleniz nedir biliyor musunuz? Biraz önce çıkan milletvekili “Kayseri’deki bir davayla ilgili yaptığı müdahale.” diyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, bu sataşmaya cevap vermiyor; Kayseri Belediyesine, ona cevap veriyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir yolsuzluk hadisesi olmuş, yolsuzluk hadisesinde ben…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bari sen konuşma!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …bu gazetelerin yolsuzlukla ilgili konularda niye yayını durdurulur diye müdahale ettiğim iddia edilen konuda siz kalkıyorsunuz, o milletvekili, Sayın Başbakana ve Adalet Bakanına diyor ki soru önergesinde Kayseri’de yolsuzluk yaptığı belirlenen biriyle ilgili basının yayın durdurma kararını Ergenekon’la ilişkilendirmeye kalkıyor. Bu mesele ortaya çıkıyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yargıya müdahale edemezsiniz herkesi bulur bu yolsuzluklar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Orada Sayın Genel Başkanınız da biliyor, herkes biliyor bir yolsuzluğun hangi noktada olduğunu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yargıya böyle müdahale edemezsin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Biz yolsuzlukla mücadele ederken benim yargıya müdahale ettiğimi ifade etmeye çalışıyorsunuz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İşte, bu ortada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sizin görüşleriniz ancak bu kadardır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, sayın hatip gensorumuzun geri çekilmesiyle ilgili bir söz söylemiştir, onu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Hiç duymuyorum ben, önce dinleyeyim çünkü sıraya girdi insanlar şimdi öğreneyim bakalım. Arkadaşlarınız çok yüksek sesle bağırıyor, şöyle alabilir miyim?

LEVENT GÖK (Ankara) – Gensorumuzun geri çekilmesiyle ilgili bir söz söylemiştir bunu bir açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Elitaş konuşurken Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği gensorunun ne zaman geri çekileceğini ya da konuşulacağını bilmediklerini ifade etti.

Değerli milletvekilleri, gensoru önemli bir konu, muhalefetin bir denetim mekanizması. Bunun, elbette, bütün halkımızın izleyeceği, göreceği ve değerlendireceği ortamlarda yapılması gerekir. Biz gensorumuzu vermişiz Başbakan hakkında. AKP Grubu çoğunluğuna güvenerek gensoruyu Başbakanın burada bulunmadığı bir güne ve televizyon yayınının olmadığı bir güne koyuyor. Bizim muhatabımız Başbakan. Başbakan hâlâ yok. Televizyon yayını yok, Başbakan yok. Ve bu ortamda bizim soracağımız soruların muhatabı olacak kişi burada olmayacak, Türkiye’de olmayacak ve siz bunu bir gensoru görüşmesi olarak değerlendireceksiniz. Olabilir mi öyle bir şey? Hodri meydan!

Sayın Canikli, bu, adam gibi adam bir gensorudur. Başbakanınız çıktı mı kardeşim televizyona? Siz onu uyardınız mı 1,5 şöyledir, hesabı böyledir diye?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Onun hesabını verdim, söyledim işte.

LEVENT GÖK (Devamla) – Aslanlar gibi söyledi mi “1,5 verilmiş, şimdi 1.100 veriliyor, ben bunun hesabını nasıl veririm?" dedi mi? Bu, Başbakanlığa yakışır mı? Bu, Kasımpaşalılığa yakışır mı?

Bu gensoru alnımızın akı gibi bir gensorudur. Bunun altında kaldınız, kalmaya da devam edeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                       

 

Kapanma Saati: 16.23

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER : Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 114’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

(11/28) esas numaralı gensoru önergesinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

V.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28) (Devam)

BAŞKAN – Hükûmet? Burada.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Canikli, ben sizi görmedim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Birleşim değişti Sayın Başkan, hiç olmazsa bir dakika… Sol tarafınıza hiç bakmıyorsunuz!

BAŞKAN – İnanın görmedim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim, ben anlayışla karşılıyorum. Kusura bakmayın.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika veririm çünkü siz de Grup Başkan Vekilisiniz, hukuku biliyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – O zaman, yerimden…

BAŞKAN – Yani, evet.

Şimdi girin sisteme.

Bu arada, Sayın Canikli sisteme girerken şunu söyleyeyim: Yani, bir karar vermemiz lazım. Olumlu olumsuz, ismi geçen herkes sataşmadan dolayı söz istiyor. Yani ya karar verelim, kimse kimsenin adını ağzına almasın…

BAŞKAN – Açıldı, buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öncelikle, Sayın Başkanım, şu hususu belirtmekte fayda var: Benim biraz önce konuşurken ifade ettiğim Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili fiiller 1990 öncesi döneminde işlenmiş olan fiillerdir ve bütün bunların hepsi 1999 yılında çıkartılan “Rahşan affı” ile temizlenmiştir tabir yerindeyse. O gösterilen raporun sonuna değil, içeriğine bakıldığında bütün bunlar çok net bir şekilde ortaya çıkacaktır.

İzah ettim ayrıntılı bir şekilde, bir kez daha söylüyorum: TL bazlı olarak en son yapılan ihale, daha önceki yapılan ihaleden 300 milyon lira daha fazlaya satılmıştır, çok net bir şekilde ortadadır. Dolayısıyla, bir kayıp söz konusu değildir, fiyatta bir düşme söz konusu değildir. Bizim o noktada, hassasiyetimiz noktasında, Sayın Başbakanımız ve AK PARTİ Grubumuzun herhangi bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, Sayın Canikli yine yanlış bilgi verdi efendim. Bakın, benim dediğim şu: Sayın Canikli herhâlde yeteri kadar kulak vermedi benim söylediğime. 90’lı yıllardan bu yana SSK Genel Müdürlüğünde yapılan tüm inşaat ihalelerinin incelenmesi, teftiş edilmesi sonucunda “Yapılacak herhangi bir işlem yoktur.” diye 2010 yılında Sosyal Güvenlik Kurumundan bir makam onayı alınmış. Şimdi, Sayın Canikli “90’dan önceki yıllar” diyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, 99’dan önceki.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – 99’dan önce mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Evet, benim bahsettiğim 99’dan önce.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bakın ama bu onay 90 yılından 2010 yılına kadar yapılmış olan yani SSK’daki, Sayın Kılıçdaroğlu’nun görev dönemine ilişkin bütün ihaleler incelenmiş.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 99’daki “Rahşan affı”yla bütün cezalar ortadan kaldırıldı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, bu onayda “Rahşan affı” vesaire herhangi bir şey yok…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama af kapsamına girdi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –  …eleştirecek herhangi bir şey yoktur. Bu nedenle, raporlar hakkında da yapılacak hiçbir işlem yoktur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim, hiç olmazsa raporun içeriğinde olur, rapor bin sayfa. Sonuç itibarıyla diyorum ki: 1999’da affa uğramıştır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Canikli, yapmanız gereken özür dilemektir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yapacak bir şey yoktur diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yapması gereken bir şey daha vardır efendim: Şimdi, iddia, Başkent Doğalgaz’ın 500 milyon dolar ucuza satıldığı iddiasıdır. Buna ilişkin hiçbir açıklaması olmadı bakın.

Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yaptım Sayın Başkan, şimdi söyledim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28) (Devam)

BAŞKAN – Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hayırlısıyla bitirelim şu işi.

Buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakanımız hakkında verilen gensoru önergesi hakkında Hükûmetimiz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru konusuna gelmeden önce, genel ekonomik durum ve özelleştirmemizin şöyle bir geçmişi ve bakış açısıyla ilgili sizleri kısaca bilgilendirmek istiyorum.

Biliyorsunuz, şu anda, küresel ekonomik kriz safhalar değiştirerek beş yıldan fazla bir süredir devam etmekte ve böyle bir ortamda, Türkiye ekonomisi tarihindeki en başarılı dönemi yaşıyor. Güçlü bir büyüme performansımız var. Potansiyel olarak büyümemiz gittikçe artıyor. İstihdam çok çok iyi bir şekilde artmakta, sadece son bir yılda 1 milyon 200 bin artış var istihdamda, dört yılda 4 milyon 800 bin kişi istihdamımız artmış durumda. Enflasyon, son kırk dört yılın en düşük oranını geçtiğimiz yıl gördü; bu yıl muhtemelen son kırk beş yılın en düşük rakamıyla tamamlayacağız. Faizler tarihî düşük seviyelerde ve pek çok ülkenin kamu borcunun arttığı bir dönemde, mali disiplin mi, büyüme mi diye ikilem içerisinde kaldığı bir dönemde Türkiye’nin kamu borcunun millî gelire oranı -Avrupa Birliği tanımlı- yüzde 46’dan yüzde 36’ya düşmüş durumda. Mali disiplini sağlayan, borcunu düşüren ama aynı zamanda da büyüme performansını ortaya koyan bir ekonomik yapımız var çok şükür.

Özelleştirmelerin geldiği boyuta, özelleştirmelerde yakalanan rakamlara şöyle bir genel olarak baktığımızda ya da son aylarda sadece yap-işlet-devretlerde gerçekleşmiş olan projelerin önemine ve boyutuna baktığımızda, aslında ülkemizdeki güven ortamının, geleceğe bakışın ne kadar güçlü olduğunu hep beraber görmekteyiz.

Bir üçüncü havaalanı projesi, bir üçüncü köprü projesi, Boğaz tüp geçit, İstanbul-İzmir otoyolu ve Körfez geçiş köprüsü. Bütün bunlar, her biri çok yüksek değerde projeler ve bütçemiz üzerine yük gelmeden, özel sektörümüz tarafından yapılacak ve işletilecek projeler. Nükleer santrallerle ilgili gelişmelere bakıyorsunuz, 22 milyar dolarlık bir yatırımdan bahsediyoruz burada.

Bütün bunlar, bu mega projeler hem dünyanın Türkiye’ye güvenini hem de kendi iş dünyamızın Türkiye’ye güvenini aslında bize göstermekte. Bir zamanlar sadece devletin gücünün yeteceği pek çok proje, artık Türkiye’de özel sektör eliyle gerçekleştirilecek bir duruma geldi. Bir zamanlar devletin bulmakta güçlük çekeceği boyuttaki rakamlar bugün Türk özel sektörü tarafından çok rahat içeriden ve dışarıdan finansman kanallarıyla temin edilmekte ve büyük projeler gerçekleştirilmekte.

Biz, devletin görevinin güven ve istikrarı sağlamak olduğunu düşünüyoruz. Sağladığımız mali disiplinle ve kamu borçlanma ihtiyacını azalttığımız ortamla da özel sektöre çok geniş bir alan açıyoruz, çok geniş bir iş yapma alanı açıyoruz. Zaten, ekonomide verimlilik, üretkenlik özel sektörün daha ağırlıkta olduğu bir yapıyla mümkün. Bugün, problem çeken pek çok Avrupa ülkesine baktığımızda, devletin aşırı ağır yapısının o ülkelerin ekonomik performansını aşağı doğru çektiği ve büyümesinin önünde önemli bir engel oluşturduğunu görüyoruz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Özel sektörün borcu ne oldu Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – İşte, böylesine bir ortamda özelleştirme çalışmalarımız devam etmekte.

Ülkemizde özelleştirme çalışmaları 1980’li yıllardan beri var. Ancak, bizden önceki 13 hükûmet dönemine baktığımızda, toplam gerçekleştirilen özelleştirme rakamı 8 milyar dolar. Şu son haftalarda tamamladığımız özelleştirmeleri de eklediğimizde, Hükûmetimiz döneminde yapılan özelleştirme tutarı 42 milyar doları geçmiş durumda.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Bu övünülecek bir şey değil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yani 13 hükûmet döneminde 8 milyar dolar, kendi Hükûmetimiz döneminde 42 milyar doları aşan bir rakam. Bütün bu özelleştirme uygulamalarında çok temel ilkelerimiz var. Öncelikle “şeffaflık” diyoruz, “açık rekabet ortamı” diyoruz ve bunlar yatırımcıların güvenini artıran çok önemli unsurlar. Ve güven ortamı ne kadar güçlüyse, açıklık şeffaflık unsuru ne kadar iyi bir şekilde uygulanıyorsa o kadar çok sayıda yatırımcı bu özelleştirmelere talepte bulunuyor…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, değerleme raporlarını açıklamadınız, nasıl açık oluyor bu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – …ve ne kadar çok sayıda başvuru varsa, ilgi varsa değer ve bedel konusunda da bu özelleştirmelerimiz o kadar yüksek rakama ulaşmış oluyor.

Ve yine, bugüne kadar sadece özelleştirmeler yoluyla Türkiye’ye giren doğrudan uluslararası sermaye de 18 milyar doları bulmuş durumda. Özelleştirilen birçok kuruluşa baktığımızda özelleştirme öncesi ne yapıyordu, özelleştirme sonrası ne yapıyor diye: pek çoğunda durum… Üretim artışı, istihdam artışı, yatırım artışı ve ihracat artışı, pek çoğunda durum böyle.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, yapmayın lütfen. Bakın TELEKOM örneğine Sayın Bakan. Yarı yarıya istihdam azaldı, fiyatlar arttı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Özelleştirme uygulamalarında piyasanın serbestleşmesine, rekabetle birlikte vatandaşlarımıza sunulan hizmetlerin kalitesinin ve çeşitliliğinin artmasına da tanık oluyoruz. Hizmet veya mal fiyatlarının ucuzlamasına, üretim ve istihdamın artırılmasına ve topyekûn olarak ekonomik kalkınma ve transformasyona da önemli katkılar sağlamakta özelleştirme. Zaten, bizden önceki her hükûmet döneminde az ya da çok, mutlaka özelleştirme yapılmış. “Benim dönemimde özelleştirme olmadı, bu kötü bir şey.” diyen hükûmet de şimdiye kadar çıkmamış.

Yakın zamandan, özellikle, bu elektrik dağıtım biraz da doğal gaz dağıtıma yakın bir sektör olduğu için yapı olarak birkaç örnek vermek istiyorum. Bakın, hâlihazırda 21 dağıtım bölgesinin 16’sı artık özel sektör tarafından işletilmekte elektrikte ve özel sektörün piyasa payı yüzde 75’e ulaştı. Devredilen 13 dağıtım şirketinden 9,1 milyar dolar gelir elde edildi. Bunların biliyorsunuz bir kısmı peşin, bir kısmı kısa vadeli ama çoğu da zaten tahsil edildi, ediliyor.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kâr marjlarını yüzde 50 artırdınız Sayın Bakanım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Fazla uzun vadeli ödemeler yok. İhalesi tamamlanan ve önümüzdeki birkaç ay içerisinde devredilecek olan 5 dağıtım şirketinin de toplam ihale bedeli 3,6 milyar dolar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, kasalarını ağzına kadar para doldurdunuz. Yazık size ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Bunu da eklediğimizde 18 elektrik dağıtım şirketinin toplam özelleştirme tutarı 12,7 milyar dolara ulaşmış durumda.

Özel dağıtım şirketlerinde tahsilat oranı yüzde 99. Özel dağıtım şirketlerinde kayıp kaçak hızla azalıyor. Özel dağıtım şirketlerinin enerji borcu ödeme konusundaki performansları yüzde 100. Biz devlet olarak o dağıtım şirketlerine sahipken topladıkları paranın, yaptıkları dağıtımın belli bir kısmını ancak dağıtırken şu anda özel sektör yüzde 100 ödemekte.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, o dağıtım şirketleri nitelikli dolandırıcılıktan yargılanıyor mu acaba?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bu rakamlar doğru değil Sayın Bakan!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Özelleştirme süreçlerinde izlenen yol…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nitelikli dolandırıcılıktan yargılanıyorlar değil mi?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kayıp kaçak arttı Sayın Bakan, 16,8’e çıktı. Söyledikleriniz doğru değil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – …yöntem ve uygulamaların şeffaflığı, rekabetçiliği ve profesyonelliği Dünya Bankası ve OECD gibi önemli kuruluşlar tarafından da gözlemlenmiş durumda.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – 14,7’den 16,8’e çıktı Sayın Bakan. Yanlış bilgi veriyorsunuz, yanlış!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Bunların hepsi raporlara, uluslararası raporlara işlemiş durumda ve özelleştirme tarihinde ilk kez, özelleştirme uygulamalarımız çeşitli uluslararası finans kuruluşlarının ödüllerine de layık görülmüş durumda.

Şu anda, çok sayıda ülke bizden teknik destek istiyor, “Siz bu özelleştirmeleri nasıl yaptınız, nasıl başarılı oldunuz, bize de teknik destek verir misiniz?” diye ve şu anda, bizim Özelleştirme İdaremiz, 10’dan fazla ülkeye özelleştirme konusunda dersler veriyor, nasıl yaptığımızı anlatıyor ki o ülkeler bizim tecrübelerimizden faydalansın diye.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yazık! Aman, kimse ders almasın, yazık ya!

LEVENT GÖK (Ankara) – Yandaş şirketlere nasıl pazarladığınız…

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Tabii, biz bütün dünyada takdir edilirken, bütün dünyada uygulamalarımız parmakla gösterilirken kendi içimizde bazı eleştiriler almaya da alıştık, alışığız. Bu, belki siyasetin tabiatında da var. Bu gayet doğal.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ali Bey, gerçekten size yakışmıyor!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Biz, eleştirilerin hepsini dinleyeceğiz, hepsini dikkate alacağız ama nihayetinde tabii ki kararlarlarımızı verip doğru bildiğimizden de şaşmayacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – “Ondan sonra da istediğimizi yapacağız…”

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Başkent Doğalgaz Dağıtım konusuna gelince birkaç tane temel ilkeyi, değerli arkadaşlar, özellikle sizlerle paylaşmak istiyorum. Ticaretten, iş dünyasından, alışverişten aslında anlayan, az çok bir şeyler almış satmış, biraz şöyle ticaretin, üretimin içinde olan herkesin zaten bunlar anlayacağı kavramlar. Belki onlar için tekrar olacak ama ben burada bu kavramları tekrar etmekte fayda görüyorum.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Doğrudur, manifaturacılık kâr etti Sayın Bakanım!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Öncelikle, her ihale yapıldığı dönemin şartları, küresel ve ülkemizin şartları…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Evet, 2008’de kriz varken ve 2011’de kriz yokken…

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – …ve aynı zamanda da yapıldığı dönemin, şirketin mali, hukuki ve yapısal şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çok doğru!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yani, herhangi bir tarihteki ihaleyi bir başka tarihteki ihaleyle böyle alıp da bire bir mukayese etmek mümkün değildir. Bu, bir.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Arada bir sene yok Sayın Bakan, arada bir sene yok, ihaleler arasında.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Bir başka önemli konu: Burada bakıyoruz ki bu örnekte, birinci ve ikinci ihaleler teklif sahiplerinin finansman temin edememelerinden iptal ediliyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Demek ki yetersiz firmaları ihaleye almışsınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Üçüncü ihale ise verilen en yüksek teklifin yapılan değer tespitinin altında kalması sebebiyle iptal ediliyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Evet, bu bir ihale beceriksizliği değil mi Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Dördüncü ihaleye gelince: BAŞKENTGAZ’ın 28 Ocak 2013’te yaptığı nihai pazarlık görüşmesinde elde edilen en yüksek teklif 1 milyar 162 milyon dolar. EPDK ve Rekabet Kurulu gerekli izinleri veriyor ve bunların ardından da Özelleştirme Yüksek Kurulumuz bu hisse devrini onaylamış durumda.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hani 1,5’tu teklif?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Şimdi, özellikle şunlara dikkatinizi çekmek istiyorum: Birincisi, bu ihale rekabet ortamı içinde yapılmış bir ihale.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Demek ki Sayın Başbakan konuyu bilmiyor yani aydınlatmamışsınız ya da sizin dedikleriniz gerçek dışı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Çok sayıda firma şartname alıyor. Yeteri kadar firma hatta daha fazlası ihaleye giriyor ve fiyat yarışmayla oluşuyor. Hatta, zarflar açıldıktan sonra da pazarlıklarla yüksek fiyat oluşuyor. Açık ve şeffaf bir ortamda yapılıyor bu. Herkesin huzurunda, açık ve şeffaf bir şekilde yapılıyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, o zaman değerlendirme raporlarını niye vermiyorsunuz, açıksa?

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne kadar bunun değerlendirme raporu Sayın Bakan? Değerlendirme raporu ne kadar, değerlendirme raporu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – İhale öncesinde -buraya da özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum- Özelleştirme İdaremiz tam 250 muhtemel yatırımcıya sunuş yapıyor, 250. Bunlardan 88’i yerli, 162’si uluslararası yatırımcı. Yani, mümkün olduğunca çok duyuralım, mümkün olduğunca çok ilgi uyandıralım ki…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam, Sayın Bakan versenize değerlendirme raporunu şeffaf ihalenin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – …mümkün olduğunca çok ilgili gelsin, firma gelsin bu ihaleye girsin diye Özelleştirme İdaremiz özel bir çaba içerisine giriyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne kadar değer biçmiştiniz peki?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Bunlar da Türkiye’nin ilk kredi kuruluşu tarafından yatırım notu almasından sonra yapılıyor yani o yatırım notuyla beraber biliyorsunuz Türkiye’de varlıkların değeri arttı, hisse senetlerinin fiyatı arttı, o varlıkların değeri arttıktan sonra yapılıyor bu tanıtımlar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – BAŞKENTGAZ niye düşük, anlamıyorum ki.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yine torba yasada da artırdınız amortisman bedelini.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Şunu da özellikle ifade etmek istiyorum: Yine, bunlar ticaretin, alışverişin çok temel ilkeleri ama tekrar etmekte fayda görüyorum. Bir varlığın, bir malın, bir ürünün fiyatı gerçek alışverişin olduğu fiyattır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, Başbakan niye böyle söylüyor? Bunu açıklasanıza.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Satmak isteyenlerin istediği fiyat olabilir, almak isteyenlerin verdiği fiyat olabilir ama gerçek fiyat alışverişin olduğu, arzla talebin kesiştiği noktada oluşur. Bu, çok temel bir ilkedir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani Başbakana yanlış bilgi mi verdiniz Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yine, gerçek değer ödeme gücüyle, ödeme kabiliyetiyle desteklenen değerdir. Birileri gelir herhangi bir ürüne, herhangi bir varlığa olmadık yüksek bir fiyat verebilir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam da Sayın Bakan, Başbakan niye 1,5…

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) –  “Al kardeşim hadi” dediğinde “E, param yok, bulamadım, edemedim, ya finansman olmadı.” diyorsa, o verdiği fiyat bir ölçü değildir.

Çok basit bir örnek: Diyelim ki burada, Ayrancı’da bir daireniz var. Daire piyasaları işte belli, 300 bin olur, 400 bin olur, 500 bin olur. Birisi geldi ki “Ben, senin daireni 3 milyon liraya alacağım.” “Tamam” derseniz “Eğer 3 milyon gerçekten verecekseniz benim bu daireme vereyim, hemen.” “Bekle, iki güne kadar paranı getireyim.” Beklersiniz iki gün yok, üç gün yok. Peki, o dairenin fiyatına, siz, 2 milyon diyebilir misiniz?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teminat verdiyse doğrudur. Teminatı yakmış adam. Enayi mi yani bunu yakmakla? Az para mı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Burada ne olmuş? Burada, ilk ihalede fiyatlar verilmiş ama birinci en yüksek fiyatı veren zaman istiyor, gidiyor, “Ben finansman bulamadım.” diyor, teminatı da yakıyor. İkincisi, uğraşıyor diyor ki: “Ya ben de finansman bulamadım.” Alamıyor, teminatını yakıyor.

Şimdi, tabii biz, o firmaların hangi gerekçelerle o fiyatları verdiği konusunda yorumda bulunamayız, kendi tercihleridir, kendi seçenekleridir, kendi hür iradeleridir ama ihale sürecinin de kuralı vardır. Şu da önemli ki: Finansörler. Her ne kadar ihaleyi alan bir değer tespiti kendi kafasında oluşturuyorsa ve ona göre fiyat veriyorsa, o projeyi finanse edeceklerin de mutlaka kendi hesapları vardır. Çünkü “Ben bu finansmanı sağladığımda, bu krediyi verdiğimde bunu geri alabilir miyim; kredi sağladığım bu proje gerçekten bu parayı eder mi, etmez mi; bu krediyi verdiğimde bu projeyi alan firma bunun geri ödemesini gününde yapabilir mi, yapamaz mı?” bunlar da finansörlerin çok önemli kendi hesapları, kitaplarıdır. Yani, eğer birinci firma finansman bulamıyorsa, ikinci firma finansman bulamıyorsa sadece onların verdiği teklifi bir değer, bir ölçü olarak kabul etmek son derece yanlıştır. Ödemesi yapılamamış bir fiyat teklifi gerçek değer olarak ortaya konamaz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başbakan bilmiyor mu bunları?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Bakın, bunları ben böyle tekrar ederken biraz da açıkçası hicap içerisinde söylüyorum çünkü biraz da ticaretten gelen birisi olarak, o kadar bilinen, o kadar açık kavramlar ki burada…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama dediğiniz her şeyin tersini yapıyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yani bazı tartışmaları da gerçekten çok hayretle dinledim, izledim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz de sizi hayretle izliyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Ama hepsini mutlaka dikkate alıyoruz, bu kürsüde konuşulan her şeyi dinliyoruz, hepsini dikkate alıyoruz, hepsini değerlendiriyoruz ama sonuç itibarıyla baktığımızda da tablo anlattığım şekilde.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama, Sayın Bakan, Konuşma çok sığ, derinliksiz!

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Öyle diyorsunuz ama Sayın Bakan, bildiğinizi okumaya devam ediyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BAŞKENTGAZ’ın yüzde 100 oranındaki hissesinin özelleştirilmesi sonucunda hisse satış sözleşmesi için tabii ki gelir elde edilecek ve bu içinde bulunduğumuz günlerde de Özelleştirme İdaremiz bu süreci tamamlamak ve sözleşmeyi de zaten imzalamak üzere, sonuca da çok yaklaşmış durumdayız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, değerleme raporunu açıklayacak mısınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Bunun sonucunda ne olacak?

EGO’nun BOTAŞ’a 676 milyon 976 bin 636 lira 67 kuruş doğal gaz alım borcu var; bu, bu ihaleyle beraber ödenmiş oluyor, kapatılmış oluyor.

Yine  EGO’nun Hazineye hazine garantisi altında ve dış borcun ikrazı suretiyle EGO’ya doğal gaz uygulama projeleri kapsamında sağlanan dış kredilerden anlaşmalar çerçevesinde Hazine Müsteşarlığı tarafından kreditörlere ödenen tutarlara ilişkin yaklaşık 84 milyon 932 bin 979 euro 60 euro sent; 563 bin 831 euro 65 euro sent; 64 milyon 713 bin 442,03 sterlin, 115 milyon 195 bin 262 dolar 26 sent tutarındaki borçları da ödenecek.

EGO ile Ankara Büyükşehir Belediyesinin BAŞKENTGAZ bilançosundaki kayıtlı borçları ödenecek, kalan kaynak trafik, ulaşım, su, kanalizasyon ve bunlarla ilgili altyapı yatırımlarında kullanılmak üzere Ankara Büyükşehir Belediyesine aktarılacak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Peki metro ne olacak Sayın Bakan? Metro için özelleştirme ne olacak?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yani, özetle: Özelleştirme gelirlerinin 378 milyon doları BOTAŞ’a aktarılacak, Hazineye aktarılacak olan meblağ 328 milyon dolar olacak, 324 milyon dolar belediyenin BAŞKENTGAZ’a olan borcunun kapatılmasında kullanılacak…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Evet yani kamu kapatacak, devlet kapatacak, şirket değil.

 BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – …130 milyon dolar da belediye bütçesine nakit olarak aktarılacak. Böylece, yıllardır bu kurumlar arasında artık yumak hâline gelmiş, kördüğüm hâline gelmiş borç alacak da hep beraber temizlenmiş olacak.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kim getirdi bunu bu hâle, kim getirdi Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Bir de şöyle bir rakam var, bunu çok önemsiyorum: İhale sonucunda ulaşılan değer değerli arkadaşlar, 1 milyon 162 milyon dolar ve bu, 2012 yılındaki BAŞKENTGAZ kârının 20 katı yani kârın 20 katı bir satış bedeli var. Peki, dünyada bu tür ihalelerde, doğal gaz dağıtım şirketlerinde oluşan değer nasıl? Arkadaşlar birkaç örnek çıkartmışlar biraz önce verdiler bana. Bakın, İtalya’da 2009’da bir doğal gaz dağıtım şebekesi satılıyor, bir de 2011’de. Bunlardan bir tanesi kazancının 9 katına, bir tanesi de yıllık kazancının 10 katına satılıyor.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Gerçek kazancı öyle tabii Sayın Bakan. Kâr transferi var oradan, kâr transferi.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yine, İspanya’da 2009’da bir dağıtım şirketi satılıyor ve yıllık kârının 11 katına satılıyor. Bizde de yıllık kârının 20 katına satılmış durumda.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Böyle bir karşılaştırma olur mu ya!

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Satıldıktan sonra kârını gördün mü ne kadar oldu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yani, dünya örneklerine baktığımız zaman da oluşan değer makul bir değer.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yani “Her şey normal” diyorsunuz Sayın Bakan!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Dolayısıyla, zaten bütün bunları da dikkate alarak Özelleştirme Yüksek Kurulumuz nihayetinde bu kararı vermiş durumda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir konuya daha değinip sözlerimi tamamlamak istiyorum: Bakın, BAŞKENTGAZ EPDK düzenlemelerine tabi bir kuruluştur. Özelleştirmeyle beraber doğal gaz satış fiyatındaki kamu kontrolü ortadan kalkmayacaktır. Tüketicilerin, dağıtıcı firmanın tekel gücünden kaynaklanan fiyat politikasıyla mağdur olacaklarıyla ilgili iddialar da gerçeği yansıtmamaktadır. BAŞKENTGAZ EPDK düzenlemelerine ve denetimine tabidir ve özelleştirme sonrasında da tabi olmaya devam edecektir.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Dört yıl amortisman çıkarttınız Sayın Bakan. 400 milyon dolar vatandaşın sırtına bindi ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Dolayısıyla, özelleştirme sonrasında devralan şirketin kendi isteğine göre zam yapma veya benzeri tasarruflarda bulunma hakkı da olmayacaktır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ha, bilmeseniz diyeceğim ki tamam ama bilerek söylüyorsunuz, yazık ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Dolayısıyla, bütün bu kaygıların da, ben, yersiz olduğuna tekrar vurgu yapmak istiyorum ve hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Babacan.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bizlere sataşma var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, bir ağızdan konuşmazsanız Sayın Gök, ben duyabilirim. Maalesef, kulak yeteneğim herkesin konuştuğu bir şeyi duymaya müsait değil.

Şimdi, önce hanginiz konuşacaksınız?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ha, şimdi ne diyorsunuz siz?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Şimdi, Sayın Bakan yaptığı konuşmada bizim analizlerimizin, değerlendirmelerimizin yanlış olduğunu söyledi ve eksik bilgiyle bütün milletvekillerini yanılttı. Müsaade ederseniz, ne demek istediğimizi açıklamak ve bu sataşmaya cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, peki, Sayın Gök, siz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Müsaade buyurun.

Sayın Gök, siz ne diyorsunuz, aynı şey mi?

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, gerek Sayın Bakan ve önceki konuşmacılar ikinci ihaleyle ilgili gerçekleri ifade etmemişlerdir.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, ben, hak olmamasına rağmen, birinize söz vereceğim. Aranızda anlaşın, bir kişiye söz vereceğim, ondan sonra da oylayacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Farklı konular ama…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İki farklı konu var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Efendim?

LEVENT GÖK (Ankara) – İki tane farklı konu var...

BAŞKAN – Olabilir, yani, bakın, şimdi…

LEVENT GÖK (Ankara) – …Genel Kurulumuzun bilgilenmesi gerekir.

BAŞKAN – …“değdi, değmedi” şeklinde…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, önce CHP meselesini halledelim, sonra size…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, efendim, Sayın Bakan, konuşmasında, şöyle bir değerlendirmede bulundu: Yani biraz hesap kitap bilen insanlar, biraz piyasayı bilenler bu işleri bilir ama sanki Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun bu işlerden haberi yok, hesap kitap bilmez gibi bir anlayışı olduğu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Anladım… Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bitireyim mi cümlemi?

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Cümlemi bitireyim mi efendim?

BAŞKAN – Tabii, tabii.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bu nedenle Grubumuza bir sataşma var. Bu sataşma nedeniyle Sayın Levent Gök’e söz talep ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Arkasından…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Aykut Erdoğdu’nun talebi ayrı efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  O da başka.

BAŞKAN – Şimdi, bakın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama gereksiz tartışma yapıyoruz.

BAŞKAN – Hayır, sonra da sizi dinleyeceğim ben, sonra da sizi dinleyeceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ya, burada ne İç Tüzük var, ne kural var, herkes bildiği şeyi yapıyor.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Hamzaçebi, ben bir arkadaşınıza söz vereceğim, bu siz olabilirsiniz, Sayın Gök olabilir, Sayın Erdoğdu olabilir. Dolayısıyla, bir kişiye vereceğim. Yani bunu söyleyeyim, ona göre…

Evet Sayın Elitaş...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu kürsü…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –  Peki, Sayın Aykut Erdoğdu efendim.

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …herkesin fikrini özgürce ifade edebildiği bir kürsüdür.

BAŞKAN – Doğrudur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın milletvekilleri çıkmıştır, fikirlerini beyan etmişlerdir.

BAŞKAN – Evet, doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Burada yanlışlık var, yolsuzluk var, bunun hesabını veremezsiniz.” diye ifade etmişlerdir. Sayın Bakan Hükûmet adına görüşlerini ifade etmiştir, “Bu işleri bilenlerin hesaplayabileceği.” diye söylemiştir ama buradaki bir eleştiriyi, buradaki bir…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, neyse, şimdi ben usuletle, suhuletle şu işi bitirmek istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir cümlemi bitireyim.

BAŞKAN – Tamam, buyurun. Ha bire cümle bitiriyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Burada birisinin fikirlerini “Efendim, benim fikirlerimden ayrı, hesap bilmiyor.” diye eleştirmek veya düzeltme hakkına sahip değildir.

BAŞKAN – “Gruba sataşma var.” diyorlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nerede sataşma var efendim? Sataşma mı var burada?

BAŞKAN – Şimdi Sayın Erdoğdu da size sataşırsa size de veririm, ondan sonra bitiririz.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Tüzük’ü uygulayın diyorum ben size.

BAŞKAN – Yani şu işi bitirmek istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aklı esene söz veremezsiniz.

BAŞKAN – İsmi anılan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İsmi anılmadı burada.

BAŞKAN – Başka bir şey anlatıyorum.        

İsmi anılan olumlu olumsuz herkes ayağa kalkıyor ya. Yani grup farkı gözetmeksizin diyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İşte vermeyeceksiniz… Önünü açıyorsunuz diyorum, kuralsızlığın önünü açıyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, ben mecbur kalıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır efendim, siz mecbur kalmazsınız, siz Başkan Vekilisiniz.

BAŞKAN – İyi yönetemiyorum demektir Sayın Elitaş, ne yapalım.

Buyurun Sayın Erdoğdu.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın gensoru önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan konuyu anlatırken -biraz sonra onlara gireceğim ama- özetle söylediği şu: “Başbakan bu işi bilmiyor. Başbakan ‘1,5’ dedi ama o bilseydi ihalede o bedelin oluşacağını böyle demezdi.” Yani, özetle verdiği mesaj: “Başbakan bu işi bilmiyor.” Ama bence Sayın Başbakan biliyor, Sayın Babacan bilmiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Babacan’ın özet tespitlerinde söylediği şu, diyor ki: “İhalede değer şöyle tespit edilir.” Aslında, ihalede, ihale öncesinde bir değerleme yapılır, buna “Değer Tespit Raporu” denir. Kanun diyor ki: “Bu değer tespit raporları ihale sonrası açıklanmak zorunda.” Şimdiye kadar bir tanesinde açıklanmış değil, TELEKOM’da, SEKA’da, burada, hiçbir yerde açıklanmış değil. Onun için, Sayın Bakan ya bilerek saptırıyor ya da bilmediği bir alanda konuşuyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kocaman adam, bilmez olur mu!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Özelleştirmelerden bahsediyor, diyor ki: “Özelleştirmeler sonucunda istihdam artışı var, hizmet kalitesi artışı var, fiyat artışı var.”

Sayın Bakan, TELEKOM özelleştirmesinden sonra istihdam yarı yarıya azaldı mı? Fiyatlar haksız olarak arttı mı? Her aboneye 20 lira bedel koydunuz mu? Vergiyi düşürdünüz mü? TELEKOM’u perişan ettiniz mi? Hangi özelleştirme için bahsediyorsunuz? Bir bakan buraya çıkıp konuştuğunda üstü kapalı laflar edemez. Bakan diyor ki: “Açık ihaleyle fiyatlar belirlenir.” katılıyoruz; açık ve şeffaf ihalelerle fiyat belirlenir. Ama sizin TELEKOM ihalesi öncesinde fiyatlarına bu kadar zam yapacağınızı, her aboneye yüzde 20 sabit ücret koyacağınızı, istihdamın yarısına indirilmesine izin vereceğinizi, TÜRKSAT’ın milyar dolarlık uydularını ücretsiz kullanacağınızı, TEİAŞ hatlarına beş kuruş almadan Hariri’ye kullandıracağınızı diğer firmalar biliyor muydu? Hiçbirini bilmiyordu. Bütün bunlar Yüce Divanlık suç. Burada gelip, naif bir ses tonuyla bütün bu özelleştirme peşkeşlerini kapatamazsınız. TELEKOM’un gayrimenkulleri satılırken susan bir Bakan burada konuşamaz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök ve 72 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/28) (Devam)

BAŞKAN – Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunuyorum: Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine  kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyon bulanamayacağı anlaşıldığından, sözlü soru önergeleriyle, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 4 Haziran 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere Birleşimi kapatıyorum.

İyi tatiller.

 

Kapanma Saati: 17.07