DÖNEM: 24                            CİLT: 52                      YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

112’nci Birleşim

29 Mayıs 2013 Çarşamba

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.-  GELEN KÂĞITLAR

 III.- YOKLAMALAR

 IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu’nun, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türk Hava Yolları adına TC-TUR tescilli bir uçak alındıysa bu uçakla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

2.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Adana ilindeki köy yollarının durumuna ilişkin açıklaması

3.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Ardahan’ın Göle ilçesinin Yeniköy köyünde zorla cami yaptırılmasının söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ve üçüncü boğaz köprüsünün hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

5.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon Belediyesi ve TOKİ iş birliğiyle başlanılan Zağnos Vadisi İyileştirme Projesi’ne ilişkin açıklaması

6.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ve son günlerde Irak’ta Irak Türklerine yönelik saldırılarla ilgili Hükûmetin birtakım görüşmeler yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul’un fethinin sembolü olan Ayasofya’nın yeniden cami hâline getirilmesini dilediğine ve üçüncü boğaz köprüsünün adının “Yıldırım Bayezid Köprüsü” olması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, İzmir Büyükşehir Belediye-sinin yapımına başladığı fuar alanıyla ilgili karşılaştığı engellemelere ilişkin açıklaması

9.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Sivas ilinin Zara ilçesinde yaşanan içme suyu sorununa ilişkin açıklaması

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ve Taksim Gezi Parkı’nın yeşil kalması için gösteri yapanların uğradığı saldırıya ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Taksim Meydanı’nda Osmanlı Dönemi’nden kalma tek yapı olan bahçe düzenlemesinin yıkılmasını ve asırlık ağaçların kesilmesini kınadığına ilişkin açıklaması

13.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, üçüncü boğaz köprüsünün yapımının İstanbul’da yeni sorunlara yol açacağına ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlanırken Hükûmeti temsilen Genel Kurulda bulunmamasına ilişkin açıklaması

 

VI.- SÖYLEVLER

1.- Tunus Cumhurbaşkanı Moncef Marzouki’nin Genel Kurula hitaben konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi ve 29 milletvekilinin, ülkemizde medyanın durumunun tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/639)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 21 milletvekilinin, geçici işçilerin sorunlarının ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/640)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 19 milletvekilinin, Amasya ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/641)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, toplu mezarlar gerçeğinin araştırılması, sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilen (10/595) esas numaralı Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, (10/149) esas numaralı, 3269 sayılı Yasa kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinde 1986 yılından itibaren başlayan uzman erbaş uygulaması sonucunda ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi; 16/5/2012 tarih, 4995 sayı ile Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar ile geçici köy korucularının özlük hakları ile diğer hak ve imkânları konusunda yaşadıkları sorunların; 12/2/2013 tarih, 9569 sayı ile terörle mücadele kapsamında en önde ve yüksek yoğunluklu terör tehdidi olan bölgelerde bulunan uzman erbaşların çalışma ve özlük hakları ile ilgili sorunların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak ve 58 milletvekili tarafından lezbiyen, gey, biseksüel bireylerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 14/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450)

 

 

 

4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453)

5.- Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı ile Çevre Komisyonu Raporu (1/627) (S. Sayısı: 297)

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlanırken Hükûmetin bulunmaması nedeniyle ara vermesinin İç Tüzük’ün 62’nci maddesine uygun olup olmadığı hakkında

 

XII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 450) Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın oylaması

 

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Yunus Emre Halk Çarşısı’nda meydana gelen yangın nedeniyle esnafın yaşadığı mağduriyete ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/20684)

2.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda yapılan denetimlere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/21920)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’da uygulanan kentsel dönüşüm projelerine,

Kütahya’da riskli yapı olarak belirlenen yapılara,

Riskli yapı olarak belirlenen yapılara ve yapılan çalışmalara,

Afet riski altındaki alanlara ve yapılan çalışmalara,

Kentsel dönüşüm projelerine,

Rezerv yapı alanı olarak belirlenen bölgelere,

Kütahya’daki afet riski altındaki alanlara ve yapılan çalışmalara,

Kütahya’da rezerv yapı alanı olarak belirlenen bölgelere,

İlişkin soruları ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/21922), (7/21923), (7/21924), (7/21925), (7/21926), (7/21927), (7/21928), (7/21929)

4.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, afet riski altındaki alanların belirlenmesinde kullanılan kriterlere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/21934)

5.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, berberlik mesleği ve sorunlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/21982)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Şırnak’ın Uludere ilçesindeki bir köyde gerçekleştirildiği iddia edilen kaçakçılık faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/21983)

7.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Orta Doğu’ya yapılan taşımacılıkta yaşanan sıkıntıların çeşitli boyutlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/21985)

8.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Bakanlık bünyesinde kapatılan bir daire başkanlığına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/22331)

9.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Artvin’de verilen maden arama ruhsatlarında ÇED raporu aranmamasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/22336)

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı bir köydeki madencilik şirketinin faaliyetlerinden kaynaklanan çevre kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/22342)

11.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Muğla’nın Marmaris ilçesine bağlı bir mahallede bulunan deredeki balık ölümlerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/22343)

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2008-2013 yılları arasında sınır kapılarındaki gümrüksüz alışveriş noktalarından yapılan usulsüz satışlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/22404)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasındaki köpek kaçakçılığı olaylarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/22405)


 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak yedi oturum yaptı.

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, 27/5/1992 tarihinde Iğdır’ın il olmasının yıl dönümüne,

Erzurum Milletvekili Cengiz Yavilioğlu, 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümüne ve Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu ile bu Komisyon bünyesinde kurulan 27 Mayıs Alt Komisyonundaki üyelik görevlerine,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana’da buğday hasadının başlamasına,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’ne ve Kocaelili çiftçilerin sorunlarına,

İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, taşeron işçilerin sorunlarına,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin ilinin Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisi’ne yapılacak hidroelektrik santraline,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Demirel’in vefatına ve Taksim Gezi Parkı’nın yeşil kalması için eylem başlatan grubu desteklediğine,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, Osman Gürbüz’ün İstanbul Fatih Belediyesinin önünde neden kendisini yaktığını öğrenmek istediğine ve seyyar satıcı ve işportacıların sorunlarının ciddiye alınması gerektiğine,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, 1989 yılında Bulgaristan’dan ülkemize göç eden soydaşlarımızın konut sorununa,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş’ta olumsuz iklim şartlarından etkilenen çiftçilerimize destekleme primi verilmesini talep ettiğine,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Ardahan’ın Göle ilçesinin Yeniköy köyüne cemevi yapılmasına müdahale edilmemesi gerektiğine ve AKP’nin çıkardığı kanun hükmünde kararnameyle açığa alınan bürokratların durumuna,

Uşak Milletvekili İsmail Güneş, 27 Mayıs 1960 darbesine,

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, akil insanların Iğdır ve Kars’a ziyaretleri sırasında orada yaşayan insanların demokratik tepkilerini göstermelerine engel olunmasına,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, 27 Mayıs 1960 darbesi ile siyasi tarihimizden askerî darbelerin temizlenmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi noktasında Meclisin iradesinin kaçınılmaz olduğuna,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, MHP Grubu olarak,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, AK PARTİ Grubu olarak,

9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Demirel’in vefatına;

İlişkin birer açıklamada bulundular.

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 27 milletvekilinin, Siverek İlçe Tarım Müdürlüğünde meydana gelen yangın olayının (10/636),

Antalya Milletvekili Gürkut Acar ve 24 milletvekilinin, kadınları ve çocukları hedef alan şiddet olayları ile cinsel istismar ve kadın intiharlarının nedenlerinin (10/637),

Ankara Milletvekili İzzet Çetin ve 21 milletvekilinin, sendikal örgütlenmedeki sorunların (10/638),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Profesör Doktor Mehmet Sağlam’ın Azerbaycan Kültür ve Turizm Bakanı Ebülfes Garayev’in vaki davetine icabet etmek ve Kültürlerarası Diyalog 2. Dünya Forumu’na katılmak üzere Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi kabul edildi.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ülkemizi ziyaret edecek olan Tunus Cumhurbaşkanı Moncef Marzouki’nin 29 Mayıs 2013 Çarşamba günü Genel Kurula hitaben bir konuşma yapma isteği kabul edildi.

MHP Grubunun, 27/5/2013 tarih ve 13578 sayı ile Reyhanlı’da meydana gelen patlamaların nedenleri ile saldırının önlenememesi konusunda istihbarat kuruluşları arasında kopukluk olup olmadığının araştırılması ve benzer saldırıların tekrarlanmaması için alınacak önlemlerin tespiti amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiği Meclis araştırması önergesinin,

CHP Grubunun, 1/3/2013 tarihinde İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ve 23 milletvekili tarafından FATİH Projesi’nde yaşanan sorunların tespiti amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak,

28 Mayıs 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 31 Mayıs 2013 Cuma günkü birleşiminde gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” ile “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısımlarında yer alan işlerin görüşülmesine; bastırılarak dağıtılan (11/28) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 31 Mayıs 2013 Cuma günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin 31 Mayıs 2013 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına; 4, 11, 18 ve 25 Haziran 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 5, 12, 19 ve 26 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine,

Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in yaptığı açıklama sırasında AK PARTİ Grup Başkanına,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine ve MHP Grup Başkanına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine,

Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz, Hatay Milletvekili Mehmet Öntürk’ün MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/1413) esas numaralı Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Milletvekili Seçimi Kanunu’na ve yüzde 10’luk baraja ilişkin bir açıklamada bulundu.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci         sırasında bulunan     (6/87),

441’inci           ”           ”            (6/1348),

479’uncu         ”           ”            (6/1401),

480’inci           ”           ”            (6/1403),

510’uncu         ”           ”            (6/1447),

515’inci           ”           ”            (6/1454),

699’uncu         ”           ”            (6/1721),

701’inci           ”           ”            (6/1723),

712’nci            ”           ”            (6/1737),

729’uncu         ”           ”            (6/1757),

851’inci           ”           ”            (6/1915),

1074’üncü       ”           ”            (6/2170),

1075’inci         ”           ”            (6/2171),

1109’uncu       ”           ”            (6/2209),

1110’uncu       ”           ”            (6/2210),

1119’uncu       ”           ”            (6/2220),

1139’uncu       ”           ”            (6/2245),

1155’inci         ”           ”            (6/2267),

1161’inci         ”           ”            (6/2273),

1167’nci          ”           ”            (6/2282)

1195’inci         ”           ”            (6/2315),

1241’inci         ”           ”            (6/2363),

1245’inci         ”           ”            (6/2367),

1309’uncu  sırasında bulunan    (6/2441),

1335’inci         ”           ”            (6/2472),

1348’inci         ”           ”            (6/2485),

1353’üncü       ”           ”            (6/2490),

1371’inci         ”           ”            (6/2511),

1401’inci         ”           ”            (6/2542),

1410’uncu       ”           ”            (6/2552),

1436’ncı          ”           ”            (6/2579),

1526’ncı          ”           ”            (6/2688),

1553’üncü       ”           ”            (6/2715),

1573’üncü       ”           ”            (6/2739),

1637’nci          ”           ”            (6/2815),

1639’uncu       ”           ”            (6/2817),

1653’üncü       ”           ”            (6/2836),

1654’üncü       ”           ”            (6/2837),

1672’nci          ”           ”            (6/2856),

1688’inci         ”           ”            (6/2875),

1699’uncu       ”           ”            (6/2887),

1700’üncü       ”           ”            (6/2888),

1772’nci          ”           ”            (6/2968),

1823’üncü       ”           ”            (6/3026),

1869’uncu       ”           ”            (6/3081),

1905’inci         ”           ”            (6/3126),

1910’uncu       ”           ”            (6/3131),

1911’inci         ”           ”            (6/3132),

1912’nci          ”           ”            (6/3133),

1913’üncü       ”           ”            (6/3134),

1914’üncü       ”           ”            (6/3135),

1922’nci          ”           ”            (6/3143),

1996’ncı          ”           ”            (6/3224),

2041’inci         ”           ”            (6/3272),

2072’nci          ”           ”            (6/3304),

2099’uncu       ”           ”            (6/3333),

2101’inci         ”           ”            (6/3335),

2108’inci         ”           ”            (6/3342),

2118’inci  sırasında bulunan      (6/3353),

2119’uncu       ”           ”            (6/3354),

2120’nci          ”           ”            (6/3355),

2254’üncü       ”           ”            (6/3522),

2294’üncü       ”           ”            (6/3566),

2295’inci         ”           ”            (6/3567),

2297’nci          ”           ”            (6/3569),

2299’uncu       ”           ”            (6/3571),

2382’nci          ”           ”            (6/3658),

2424’üncü       ”           ”            (6/3700),

2469’uncu       ”           ”            (6/3745),

Esas numaralı sözlü sorulara, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek cevap verdi.

Soru sahiplerinden İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal cevaplara ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de bu görüşlerle ilgili açıklamada bulundu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

4’üncü sırasında yer alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun (1/759) (S. Sayısı: 453),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun (1/725) (S. Sayısı: 450) görüşmelerine devam edilerek 7’nci maddesine kadar kabul edildi.

5’inci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Tunus Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/573) (S. Sayısı: 214),

6’ncı sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/684) (S. Sayısı: 360),

7’nci sırasına alınan, Türkiye Cumhuriyeti ve Gürcistan Arasında Ahıska-Borçka Enterkonneksiyon Hattı Yoluyla Sınır Ötesi Elektrik Ticaretine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/632) (S. Sayısı: 371) görüşmeleri tamamlanarak,

Yapılan açık oylamalarından sonra kabul edildi.

 

Alınan karar gereğince, 29 Mayıs 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 00.53’te birleşime son verildi.

 

                                                               Meral AKŞENER

                                                                 Başkan Vekili

 

                Fatih ŞAHİN                                                                      Özlem YEMİŞÇİ

                     Ankara                                                                                 Tekirdağ

                   Kâtip Üye                                                                              Kâtip Üye

 

           Mustafa HAMARAT                                                          Muhammet Bilal MACİT

                       Ordu                                                                                   İstanbul

                   Kâtip Üye                                                                              Kâtip Üye


 

II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                    No: 164

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi ve 29 Milletvekilinin, medya sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/639) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.03.2012)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 21 Milletvekilinin, geçici işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/640) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.03.2012)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 19 Milletvekilinin, Amasya ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/641) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.03.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevindeki bir uygulamaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19695)

2.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ile ilgili çeşitli konulara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19696)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun fiziki şartlarına ve hükümlülerle ilgili çeşitli kurallara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19697)

4.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Silivri Ceza İnfaz Kurumunun fiziki şartlarına ve hükümlülerle ilgili çeşitli kurallara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19698)

5.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İstanbul’un Kağıthane ilçesinde bir okulda meydana gelen olaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19699)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Siirt’e yönelik proje ve yatırımlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19700)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2012 yılında Bakanlığa yapılan bilgi edinme başvurularına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19701)

8.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir Adalet Komisyonu Başkanı hakkındaki iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19702)

9.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Ankara Adalet Sarayının taşınmasına ve mevcut binada gerçekleştirilen tadilat çalışmalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19703)

10.-  Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Silivri Cezaevindeki gazetecilerin ziyaretçilerine sınırlama getirildiği iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19704)

11.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Hakkâri’ye yönelik proje ve yatırımlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19705)

12.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Şırnak’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19706)

 

 

29 Mayıs 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER : Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara).

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Dua edin Cumhurbaşkanı geliyor. (Gülüşmeler)

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Durmuş Ali Torlak’a aittir.

Sayın milletvekilleri, Meclisteki gürültüyü azıcık azaltırsak iyi olacak.

Buyurun Sayın Torlak. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

D. ALİ TORLAK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki tarihin ilerleyişi ve milletlerin yükselişi, yüksek karakterlerin ve olgun maneviyatların varlığına ve sayısına bağlıdır. Milletin değerleriyle donanmış ve ülküleriyle kendisine hedef çizmiş büyük insanların bizim tarihimizde de varlığı elbette hepimiz için onur ve övünç kaynağı olmuştur. Ancak bu kahramanların yaptıkları öyle büyük tarihî olaylar vardır ki, onların şöhretlerini bile gölgede bırakan sonuçlara vesile olmuştur. Bugün mensubu olmaktan şeref duyduğumuz büyük Türk milletinin şanlı mazisinde dönüm noktası olan İstanbul’un fethi de bu muhteşem tarihî olaylardan birisi, belki de en önemlisidir. Sultan ll. Mehmet’i Fatih yapan, İstanbul’un alınmasını fetih hâline getiren, Türklerin yeni bir coğrafyaya açılmalarına fütuhat anlamı katan ve fethedilecek yeni topraklardaki insanımıza “evladı fatihan” unvanı veren de bu tarihî andır. İstanbul’un fethi bizim için elbette yalnızca bir kentin köhne bir zihniyetten ve yönetimden devralınması olarak görülmemelidir. Fetihle gerçekleşen bu tarihî olay Türk milletinin hâkimiyet ufuklarının genişlemesine ve Türklüğün dünyaya adalet getirmesine de neden olmuştur. Çağ açan, çağ kapatan bu ihtişamlı fetih geride kalan yüzyılların nesilden nesile aktarılan hayallerinin ve inancının bir ifadesi olmuştur. İstanbul’un fethi asırlar öncesinden ceddimiz Alparslan’la başlayan, Ertuğrul Gazi ile kök salan stratejik büyüme ve yurt edinme ülküsünün zirve noktasıdır. O nedenle, İstanbul’un fethi, Anadolu’yu vatanlaştıran atalarımızın yüreklerinde taşıdıkları hükmetme ruhunun büyük askerî zaferle taçlanmasıdır. Dolayısıyla, İstanbul’un fethi büyük Türk milletinin Orta Asya bozkırlarından itibaren taşıdığı binlerce yıllık muazzam birikimin, tecrübenin, hayallerin ve yönetim yeteneğinin hep birlikte oluşturulmuş eseri ve hak edilmiş bir sonucudur.

Bu bütünleştirici siyaset anlayışı, birliği ve dirliği bozulmuş olan Anadolu coğrafyasında vücut bulan bir uç beylikten dünyaya hükmeden bir imparatorluğa ulaşmasını sağlamıştır. Bunları sağlayan ecdadımız, dönemin küresel güçleriyle eş başkanlık yapıp mazlum toplumlara zulmetmemişlerdir; hakkı ve adaleti insanlığa tanıtıp insanlığın talep ettiği bir yönetim kudreti olmuşlardır. Bunları sağlayan ecdadımız, Türk milletini 36 etnik kökene bölmek için sinsi planlar yapmamıştır. Bunları sağlayan ecdadımız “Bir olalım, diri olalım, iri olalım.” deyip birleştirerek ve bütünleştirerek büyümüşlerdir. Bunları sağlayan ecdadımız teröristle pazarlık yapmamışlar, onlarla iş birliğine girmemişler ve bölücülere boyun eğmemişlerdir. Hakkı ve adaleti yeryüzüne hâkim kılmak için, önlerine çıkma cesareti gösterenlere amansız bir mücadeleyle cevap vermişlerdir. Bunları sağlayan ecdadımız “Ölürsem şehit, kalırsam gazi olurum.” diyerek Bizans burçlarına üç hilalli sancağı dikmişlerdir; farklıkları kışkırtmamışlar, alt kimlikleri tahrik etmemişlerdir, tersine, birleştirmişler, kucaklamışlar, Türk milleti kimliğinde buluşturmuşlardır. İstanbul’u fetheden muazzam kudretin arkasındaki sır işte bu birliktir, bu beraberliktir ve bu ruhtur. Bu ruh ve bu birlikse millet olmanın en tabii hakkıdır.

Değerli milletvekilleri, bundan tam 560 yıl önce Peygamber Efendimizin müjdelediği fetih elbette bizler için büyük bir övünç ve gururla anacağımız tarihî ve manevi bir andır. Ancak, bizim için sevinç kaynağı olan bu tarihî gün, intikam duyguları, korku ve nefretle karışarak Türk ve İslam medeniyetine asırlardır devam edecek bir düşmanlığın da başlangıcı olmuştur. Türk milliyetçilerinin ülke, millet, devlet ve bunların bekası için duyduğu kaygılar ve bunlar üzerindeki tehlikeler tıpkı Birinci Dünya Savaşı ve sonrasıyla benzerlikler göstermeye başlamıştır. Ne üzücüdür ki fetihten yaklaşık beş buçuk asır sonra, ülkemizin bütünlüğü ve milletimizin birliği, kardeşliği, vatanımızın bağımsızlığı, ağır tehditlerle karşı karşıyadır.

Değerli milletvekilleri, Fatih Sultan Mehmet’e ve fetihte yer alan ecdadımıza saygılar sunuyorum, hepinize hürmet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Torlak.

Gündem dışı ikinci söz, aynı konuda söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın İhsan Barutçu’ya aittir.

Buyurun Sayın Barutçu. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu’nun, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

İHSAN BARUTÇU (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; İstanbul fethinin 560’ıncı yılı münasebetiyle söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

560 yıl önce çağ açıp çağ kapatan, çağlar boyu tarihe hükmeden bir milletin dünyanın en eski medeniyetinin son kalesine ilâyi kelimetullah mührünü bastığı gündür bugün. İçinden deniz geçen bin yıllık başkenti payitaht yapan tahtın en genç vârisinin Peygamber Efendimizin muştusuna kavuştuğu gündür bugün. Yüzlerce yıldır hayra yorumlanan rüyayı yüce Türk milletinin gördüğü gündür bugün.

İstanbul binlerce yıllık tarihinin geçmişi içinde barındırdığı kültürel ve medeniyet birikimiyle Türk-İslam kültürünün harmanlandığı bir dünya harikasıdır, bir dünya başkentidir. Yedi tepesinde İslam sedası yankılanan manevi bir iklimdir. Akşemseddin’in duasıdır, ecdadın dünyaya adalet taksim ettiği insanlık terazisidir. Onca talana, onca ziyana rağmen güzelliğini ebediyete sunan cennet siluetidir. Yüzlerce yıllık payitahtımızdan bizi göndermek isteyenlere inat “Geldikleri gibi giderler.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün yedi düvele meydan okuyuşudur. Üstat Necip Fazıl’ın

“Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar.”

dediği beldei tayyibedir İstanbul.

Değerli milletvekilleri, bunun içindir ki bu şehir önemlidir, bunun içindir ki bu fetih önemlidir, bunun içindir ki bu gün önemlidir. İstanbul beş yüz altmış yıl sonra bile ilk fethedildiği gün gibi önemini korumaktadır. Bu şehir Türk’ü yücelten ve Türk’ün yücelttiği bir değerdir, sılamızdır, vazgeçilmezimizdir. Fethederken karanlık bir çağı kapatıp aydınlık yeni bir çağı açan ve bu uğurda bedeller ödeyen bu milletin vazgeçilmez sevdasıdır. Hoyrat ayaklar altında çiğnenmek istendiğinde bile bağrından bir Ankara çıkartan vatandır İstanbul. Türk’tür hiç şüphesiz İstanbul ve Türk’ündür İstanbul. Ehil olmayanların elinde silueti bozulan, tarihî dokusu tahrip edilen ve rant şehri görmek isteyenlere inat, bizlerindir İstanbul. Binlerce yıl Venediklilerden Cenovalılara, Macarlardan Ruslara, Abbasilerden Emevilere birçok devletin, birçok milletin uğraşıp başaramadığı fetih yüce Türk milletine nasip olmuştur. Fetihle devletimiz imparatorluk, Mehmet’imiz Fatih olmuştur ancak bir çağı kapatıp bir çağı açan bu millet… Birtakım entrikalarla ya da kendine yabancı çarpık zihniyetlerce bu kutsal emanete layıkı veçhile sahip çıkılamamıştır ki bugün şanlı ecdadımız Osmanlının üç hilalli sancağı ve milletimizin birlik sembolü olan bayrağımızdaki hilal ile yıldızımız maksatlı olarak yok sayılmaktadır. Maalesef günümüzde yapılan sözüm ona Osmanlıyla ilgili kimi filmde ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin “Panorama 1453” tarihî müzesinin hiçbir karesinde üç hilale rastlamak ve görmek mümkün değildir. Buradan bakıldığında üç hilalsiz bir Osmanlı düşünülebilir mi? Eğer böyle ise bu nasıl Osmanlıcılık sevdasıdır? İşte bu çarpıklığın farkında olan bütün İstanbullular ve İstanbul sevdalıları üzülmekte ve rahatsız olmaktadır.

Bugün, dünya coğrafyasını kaos ve kan gölüne çeviren egemen unsurlara inat, üç hilaliyle üç kıtada huzur ve barış nizamını tesis eden ecdadımızın manevi huzurunda oldukça ezik ve mahcubuz, çünkü bugün yurtta ve dünyada barıştan söz edemiyoruz. Onun için, bugün dünlerden daha çok Fatihleri ve Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ü özlüyor ve anıyoruz. “İki büyük cihanın kesinti noktasında Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin göz bebeği İstanbul bütün vatandaşların kalbinde yeri olan şehirdir.” diyen Atatürk’ü ve İstanbul’u bize armağan eden...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN BARUTÇU (Devamla) – ve Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar olan askerlerin ulu hatıralarını rahmetle anıyor, Cenabı Allah’tan mertebelerini yüceltmesini, ruhlarının şad olmasını niyaz ediyorum.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Barutçu.

Gündem dışı üçüncü söz, yine aynı konuda söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; gündem dışı söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 29 Mayıs, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yılı. Yani tarihimizin en muhteşem, en parlak sayfalarından biri bugün. 29 Mayıs 1453’te İstanbul’un fethi sadece askerî bir zafer değil. Aynı zamanda, bu fetihle dünyadaki birçok denge değiştiği için çok önemli siyasal, sosyal ve ekonomik bir zaferdir bu fetih. Yani bu fetih tarihî bir hamledir, yani büyük komutan Fatih Sultan Mehmet ve onun kahraman askerleri İstanbul’un fethiyle âdeta tarihin akışını değiştirmiştir. İstanbul’un fethinden sonra, büyük bir devlet adamı ve Fatih Sultan Mehmet’in hoşgörü ve adaletiyle, merkezî yönetimi -bu tarz yönetimiyle- hoşgörüyü ve adaleti merkez alan yönetimiyle İstanbul, farklı inanç ve kültürlerin barış içinde ve kardeşçe yaşadıkları ve de köklü medeniyetlerin de merkezi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Asya ve Avrupa kıtalarını birbiriyle buluşturan, medeniyetler ittifakının somutlaştığı İstanbul, aslında sadece Avrupa kültür başkenti değildir, âdeta 1453’ten bu yana dünya kültür başkentidir. Bu şekliyle de ifade etmiş olsak gerçekten isabetli bir ifade kullanmış oluruz çünkü İstanbul Türkiye’nin özetidir. İstanbul, ülkemizin ekonomik, kültürel ve toplumsal hayatının da lokomotifidir. O yüzden İstanbul’umuzun misyonunu korumak, her birimizin, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Bugün İstanbul; kongre merkezleri, sanat galerileri, müzeleri, tarihî ve kültürel dokusuyla cazibe merkezi hâline gelmiştir dünyanın bütün ülkelerine. İstanbul’un yedi tepesinde yedi önemli eserle dünyada adından söz ettirecek eserler koymaya başladık, bu eserleri inşa etmeye de devam ediyoruz. Üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, Kanal İstanbul, İki Yakaya İki Şehir, Marmaray ve boğazdan tüp geçit gibi mega projelerle İstanbul’u dünyanın merkezi hâlinde tutmaya da devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bugün 29 Mayıs, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümü ve bu özel tarihte özel tarihî bir hizmete daha imza attık bugün. Bugün temeli atılan İstanbul’umuzun üçüncü gerdanlığı, İstanbul’umuzun üçüncü boğaz köprüsünün de milletimize, ülkemize, devletimize hayırlı olmasını yürekten temenni ediyorum.

Bu düşüncelerle, İstanbul’umuzun fethinin 560’ıncı yıl dönümünü kutluyor, muhteşem güzellikteki dünya kenti İstanbul’umuzu, bizlere miras bırakan, Peygamber Efendimizin müjdeli hadisi şerifine mazhar olan o büyük kumandanı, fethin mimarı büyük devlet adamı Fatih Sultan Mehmet’i ve elbette aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Tanal…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türk Hava Yolları adına TC-TUR tescilli bir uçak alındıysa bu uçakla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İçinde bulunduğumuz dönemde Türk Hava Yolları adına TC-TUR tescilli bir uçak alınmış mı, alınmışsa bedeli ne kadardır? Hükûmetten bu bilgileri öğrenmek istiyorum ancak kimse yok. Eğer alınmışsa hâlen nerede ve ne maksatla bulunmaktadır uçak? Uçağın markası ve tipi nedir? Uçağın menzili ne kadardır? Söz konusu uçağın toplam kapasitesi kaç kişiliktir? Uçağın alım bedeli dışında tefrişi için ayrı bir masraf yapılmakta mıdır, yapılıyorsa tutarı nedir? Uçağın bir saatlik uçuş maliyeti sigorta, bakım, amortisman giderleri hariç ne kadardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- SÖYLEVLER

1.- Tunus Cumhurbaşkanı Moncef Marzouki’nin Genel Kurula hitaben konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Tunus Cumhurbaşkanı Sayın Moncef Marzouki Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sayın Sadık Yakut’un refakatinde şu anda Meclisimizi teşrif etmişlerdir, kendilerine yüce Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Ayakta alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulun 28/5/2013 Salı günü 111’inci Birleşiminde alınan karar gereğince konuşmalarını yapmak üzere Sayın Marzouki’yi kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Marzouki.

TUNUS CUMHURBAŞKANI MONCEF MARZOUKI - Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, hanımefendiler, beyefendiler, sayın milletvekilleri, kardeşlerim; Allah’ın rahmeti, selamı, bereketi üzerinize olsun.

Bu konuşmamı yazmaya başladığımda aklıma hemen şu fikir geldi: O da, Türkiye’nin Tunus üzerinde ne denli derin etkisinin olduğu. Dün, bugün gibi modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk aslında sadece ülkenizde yeni bir siyasi sistem kurmamıştır, aynı zamanda bilmeden, bağımsızlığından bugüne kadar Tunus’ta egemen olan sistemi de belirlemiştir. Modern Tunus’un kurucusu, lideri El Habib Burgiba, Atatürk’ü kendisine, hem şahsiyet olarak hem de düşünce olarak örnek almıştır. Türkiye bugün Tunus’ta geçerliliğini devam ettiren siyasi güçtür ve bu, örnek olarak alınmaktadır. Bu şekilde, Türkiye, hem laiklerin hem de ılımlı İslamcıların örneği olmasını gerçekleştirmiştir. Bunu deneyim yönünden sadece zengin olan milletler gerçekleştirebilir; başkaları tarafından örnek ve namzet olarak görülürler. Gerçekten Türk etkisi Arap kültür ve tarihi üzerinde büyüktür ama aynı zamanda Türkiye’nin tarihi ve kültürü üzerinde de Arap etkisi olmuştur.

Tunus’a gelince, Türk etkisi büyüktür ve asildir. Öyle ki bu etkinin boyutlarını dilimizde ve geleneklerimizde görmekteyiz. Ulusal birliğimizde, aklımızda, yapımızda, adlarımızda, mimari varlıklarımızda yüzyıllardır bu etkiyi hissediyoruz. Büyük komutanımız Hannibal’ın kemiklerini barındıran Türkiye böylece Tunus’ta da ve onun büyüklüğünde de kucaklıyor.

Türkiye bize Hüseyni sülalesini verdi ve bu sülale iki buçuk asır Tunus’u yönetti. Bu sülale büyük insanlar yetiştirdi ve hâlâ etkileri devam eden reformlar yaptı. İşte, bir Hüseyni beyi köleliğe son verdi. Böylece, ABD ve birçok ülkeden önce bunu gerçekleştirdi. Bu sülale aynı zamanda Hayrettin’i kucakladı. Bir bakan ve büyük reformcu olarak Tunus’un ilerlemesi ve de modernleşmesi için çaba harcadı. Komplolarla karşı karşıya kalınca İstanbul’a iltica etti ve hilafet devletinde en büyük görevi üstlendi, orada sadrazamlık yaptı. İşgalci ordular Tunus’a doğru hareket edince Tunuslular da doğuya yöneldiler ve Sultandan gelecek yardımı beklediler. Üç asır önce Sultandan ülkelerini korumalarını istediler. Sultanın orduları bir rüzgâr gibi, her taraftan onlara estiler. İşte bunun içindir ki Türkiye bizim bir parçamız oldu. Ben de bu yüce minberden size Tunus halkının selamlarını, geçen yüzyıllarda Türkiye'nin bize yardımlarından dolayı şükranlarını sunuyorum. Türkiye Hükûmeti ve halk olarak bize yaptığı ve yapmaya devam ettiği bu özelliklerden dolayı teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

Ben sizlere ayrıca beni Türk halkının egemenliğinin ve devletinin meşruluğu, demokrasinin derinleştiği bu mekânda ağırladığınız için şükranlarımı sunuyorum.

Hanımefendiler, beyefendiler; Mart 2012’de ülkemi onurlandıran Kardeşim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetine icabeten burada sizlerle birlikteyim. Yine de bu, şanlı 17 Aralık devrimi şehitlerinin bir faziletidir. Bu devrim Arap Baharı açılımı için geniş bir kapı açmıştır. Arap Baharı bugün bütün Arap rejimlerinin önüne iki seçenek sunmaktadır, ya reform ya da ülkeyi terk etmek. Temennimiz, rejimler reformları seçsinler çünkü barışçıdır ve hâkim ve mahkûmlar için de daha az külfetlidir. Bu Bahar, ülkeler için de demokrasi ve sosyal ilerleme gibi vaatler ve AB örneği gibi yakınlaşma taşımasına rağmen, tehditlere ve tehlikelere gebedir.

Zafer elde eden veya zafere kavuşan, kendisinin birbirlerine bağlı, hayati 4 sorunla karşı karşıya olduğunu görecektir. Bunlar, alternatif siyasi sistem için katı temeller koymak, karşı devrim ile başa çıkmak, aşırı dinci gruplarla tecrübeye karşı koymak ve devrime neden olan ekonomik ve sosyal sorunlardır. Her sorun tek başına büyük ikilem. Ama dördünün de bir arada olması toplumları ve ülkeleri büyük bir baskı altında yaşamaya zorluyor ki bu da büyük bir kaosa götürebilir, er veya geç de despotluğa. Çünkü toplumlar ne olursa olsun despotluğa tahammül eder ama kaosa tahammül edemez.

Tunus’a gelince, şükürler olsun, başarılı; bu 4 sorunla baş edebiliyor. Şimdi, birinci soruna gelince, yani despotluğa dönüşümü engelleyen sağlam siyasi sistem kurulmuştur ve aynı zamanda güvenliğe gelince, güvenlik meselesinde bildiğiniz gibi Tunus’un ordusu güçlüdür, Tunus’un sivil örgütleri vardır, güçlüdür bu örgütler ve bildiğiniz gibi bir terör var. Terör bizim için bir handikaptır. Bizde hakla, düşünceyle birbirinden ayrı bildiğiniz gibi Selefi gruplar vardır. Aynı zamanda her şeyin kanunlar ve çerçeveler içerisinde yapılmasını istiyoruz. Dolayısıyla, bir de şu sorun vardır: Karşı devrim sorunu. Bildiğiniz gibi biz şunu istemekteyiz: Biz intikam alma peşinde değiliz. Biz adalete geçiş süreci içerisinde daha önceki sayfaları kapatıyoruz, en az sorun vererek bunu yapıyoruz.

Tabii ki bir başka konu da sosyal ve ekonomik sorunlarla karşı karşıyayız. Bildiğiniz gibi her zaman geçiş dönemi çok zordur. İstikrar olmadan yatırım olamaz ve dolayısıyla yatırım olmadan, istihdam olmadan sorunlar artar ve istikrar bizim için çok önemli. Dolayısıyla, biz şimdi, dünyayla, zamanla şu anda bir yarış içerisindeyiz. Bizim için önemli olan bu geçiş döneminde siyasi istikrarı sağlamak ve aynı zamanda yatırımları çekmek ki biz bu yatırımlara çok büyük ihtiyaç duymaktayız.

Bir kez daha Türkiye’nin desteklerinden dolayı, bize bu hassas dönemdeki desteğinden dolayı teşekkür etmekteyim ve mümkün olduğu kadar tabii ki desteklerinizi bekliyoruz ki ayaklarımız üzerinde durabilelim.

Hanımefendiler, beyefendiler; iki ülke arasındaki ilişkilere de değinmek istiyorum. Türklerle Araplar arasında da ilişkiler çok derindir. Bildiğiniz gibi geçen yüzyılda kesintiye uğramıştır ancak bugün şu anda çok iyi bir düzeydedir bu ilişki. Araplar şu anda Türkiye’nin tutumundan dolayı, özellikle Filistin sorununa karşı tutumundan dolayı çok memnuniyet duymaktadırlar. Ben bir Arap olarak Türk kardeşlerimize teşekkür ediyorum; özellikle Suriyeli kardeşlerimize, Suriyeli mültecilere karşı da desteklerinizden dolayı size teşekkür ediyorum ve biliyorum Türk ekonomisine çok büyük bir yük getirmektedir ama her şeye rağmen yapmış olduğunuz yardıma teşekkür ediyorum.

Bildiğiniz gibi şu anda, tehlikeli boyutta olacağını beklemiyorduk tabii ki oradaki devrimin, Suriye’deki devrimin. Ancak, tabii ki bizim burada önemli olan… Biz başlangıçta, bunun bir iç savaşa dönüşmesi ihtimali olduğunu söylemiştik ve uyarmıştık. Burada mezhepsel, etnik çatışmalar… Bu hem bölgeyi hem uluslararası düzeyde bölgeyi etkileyecektir ve Suriye’yi etkileyecektir, Suriye halkını etkileyecektir. Dolayısıyla, Suriye meselesinde mutlaka ülke birliğini sağlamak lazım. Yeni bir sivil, demokratik düzenin kurulması gerekmektedir.

Biz eğer bir seçenekle karşı karşıya kalırsak adaletle hayat arasında her şeyden önce, yaşayanların kanlarının dökülmemesi adına bunu destekleriz diyoruz. Bizim için burada en önemlisi, yönetime karşı olanlarla, yönetimle birlikte neler yapılabilir, mutlaka bunu ele almamız lazım. Tabii ki bu seçenekler çok önemli, çünkü benim bildiğim hiçbir seçenek yoktur, çünkü diğer kötü seçenekler Suriye’yi yok edecektir. Tabii ki Türkiye’de hem güç var hem siyasi irade var. Özellikle, bölgesel, eksensel rol oynayarak bunun üstesinden gelebilir. Biz, Tunus’ta güvenliğimizi de tehlikeye atmaktayız. Çünkü, bildiğiniz gibi, biz sanıyorduk ki Suriye’nin aslında bir iç meselesidir diyorduk ama öyle değil. İşte, bildiğiniz gibi Suriyeli gençler, Tunuslu gençler Suriye’ye giderek orada çarpışmaktadırlar. Biz, Türk kardeşlerimizden bu olay karşısında daha duyarlı olmalarını, bize, Araplara yardımcı olmalarını ve bizim siyasi bir çıkış yolu bulmamız için bize yardımcı olmasını istemekteyiz. Bir kez daha Türkiye’ye, hem Parlamentosuna hem halkına hem Hükûmetine ve hem Başbakanına teşekkür ediyorum. Tunus’un her zaman yanında oldunuz ve siz sadece bizden iyi niyet ve hoşgörü göreceksiniz.

Yaşasın Türkiye! Yaşasın Tunus! Yaşasın Türk-Tunus kardeşliği!

Allah’ın rahmeti, selam ve bereketi üzerinize olsun. (Ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Marzouki.

Sayın milletvekilleri, Tunus Cumhurbaşkanı Sayın Moncef Marzouki ve beraberindeki heyet, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sayın Sadık Yakut’un refakatinde Genel Kuruldan ayrılmaktadırlar.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 14.31


 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Kaldığımız yerden 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Yılmaz…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Adana ilindeki köy yollarının durumuna ilişkin açıklaması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hafta sonu Adana ilimizin ilçelerini gezdiğimizde, gerçekten, özellikle Pos Grup köy yolları, Kabasakal, Dölekli, Kökez, Büyüksofulu, Gerdibi’nde 5 bine yakın nüfus yaşamakta olup yolların oyuk oyuk ve köstebek yuvası hâline geldiğini, vatandaşların çok ciddi manada sıkıntılar yaşadığını ve bunu Meclis Genel Kurulunda dile getireceğimi ifade etmiştim, onu ifade ediyorum. Yine, Karaisalı’nın Boztahta, Etekli, Gildirli, Çukur, Maraşlı ve Çevlik köy yolları da Adana’nın 50 kilometre yakınında olmasına rağmen ne yazık ki oralarda araçların yürümesi ve yolların sıkıntısı vatandaşlarımızı canından bezdirmiştir. Bunların bir an önce çözülmesini istiyoruz. Yine, bizim Farsak köylerimiz var, Feke ve Kozan’ın olduğu yerlerde. Yol demeye yolları yok, suları yok, kanalizasyon altyapılarının hiçbirisinin olmadığını görüyoruz. Hükûmet birçok yerde “Çağ atladık.” gibi birtakım ifadelere sığınırken Adana’nın dibindeki köylerde hayatın zor şartları altında yaşayan bu insanların sıkıntılarının bir an önce giderilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atalay…

3.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Ardahan’ın Göle ilçesinin Yeniköy köyünde zorla cami yaptırılmasının söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Teşekkür ederim Başkanım.

Dün Kamer Genç Ardahan’ın Göle ilçesinde, ilçe kaymakam ve müftüsünün Yeniköy’ümüze zorla cami yaptırdığına dair, yaptırmak istediğine dair bir iddiada bulunmuştu. Biz geçen hafta sonu CHP Milletvekilimiz Ensar Bey’le beraber köye gitmiştik. Böyle bir iddianın tümüyle asılsız, yalan bir şey olduğunu bizzat köylülerin kendisinden dinlemiştik. Aksine, elimde şu anda köy muhtarı ve azalarının müftülüğümüze vermiş olduğu bir dilekçe var. Bu dilekçede cami yaptırdıklarına dair bir talepleri vardır. Dolayısıyla, kimse, hiç kimseye zorla bir cami yaptırmak istediğine dair bir girişimde bulunmamıştır. Bilgilerinize arz ederim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Dağoğlu…

4.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ve üçüncü boğaz köprüsünün hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün İstanbul’un fethedilmesinin 560’ıncı yılı. Çok güzel bir gün ancak bugün bir güzellik daha yaşanıyor, o da üçüncü boğaz köprüsünün temellerinin atıldığı bir gün. Bu her iki tarihî günü de beraber yaşıyoruz. Toplumumuza, milletimize, Türkiye Cumhuriyeti’ne hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu…

5.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzon Belediyesi ve TOKİ iş birliğiyle başlanılan Zağnos Vadisi İyileştirme Projesi’ne ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Trabzon’da kentsel dönüşüm kapsamında, 2005 yılında Trabzon Belediyesi ve TOKİ iş birliğiyle başlanılan Zağnos Vadisi İyileştirme Projesi’yle gecekondular yıkılarak yeşil alan hâline getirilmeye başlanmıştı ve gayet de güzel yürüyordu. Ancak 2010 yılından sonra Karayolları Genel Müdürlüğünce yol genişletmesi çalışmaları yapılırken yol kenarındaki evler  kamulaştırılarak yıkılmış ve yol genişletilmişti. Genişletilen yolun hemen doğu tarafında TOKİ tarafından yapılan yeni bloklar, vadinin çevresine ve yeşil alan projesine uymamış olup TOKİ’nin bu uygulamadan ivedi vazgeçmesi gereklidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Doğru…

6.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ve son günlerde Irak’ta Irak Türklerine yönelik saldırılarla ilgili Hükûmetin birtakım görüşmeler yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

29 Mayıs 1453 tarihini ben de minnet ve şükranla anıyorum. Bu tarih, yüce Türk milletinin dünyaya çok büyük mesajlar verdiği bir gündür; yüce Türk milleti kahramanlığını dünyaya bir kez daha göstermiş, çağ açmış, çağ kapatmıştır.

Ancak bunun yanında, özellikle son günlerde Irak’ta Irak Türklerine karşı çok büyük saldırılar olmaktadır ve Türkler büyük sıkıntı yaşamaktadırlar. Kerkük’te, Tuzhurmatu’da, Telafer’de Türklere ait iş yerlerine, iş adamlarına çok büyük saldırılar oluşmaktadır. Bu yönde olarak Hükûmetin acil tedbirler alması ve birtakım görüşmeler yapması gerekmektedir. Bunu dile getirmeye çalıştım.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul’un fethinin sembolü olan Ayasofya’nın yeniden cami hâline getirilmesini dilediğine ve üçüncü boğaz köprüsünün adının “Yıldırım Bayezid Köprüsü” olması gerektiğine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İstanbul’un fethinin sembolü olan Ayasofya 1 Haziran 1453’te camiye çevrilerek ilk cuma namazı kılınmıştır. 1934 yılına kadar açık kalan cami bir heyet kararıyla 1935’te müzeye çevrilmiştir. 560’ıncı yılında fethin sembolünün yeniden cami hâline getirilmesini diliyorum.

Bu arada, üçüncü boğaz köprüsünün adının “Yavuz Sultan Selim” olmasını anlayamadım çünkü İstanbul’la hiç alakası olmayan bir hükümdar Yavuz Sultan Selim. Yıldırım Bayezid Anadolu Hisarı’nı yaptırmıştır ve ilk kuşatmayı Yıldırım Bayezid yapmıştır. Dolayısıyla, aslında herhâlde Yavuz’la Yıldırım’ın karıştırıldığını düşünüyorum ve adının “Yıldırım Bayezid” olması gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Sayın Moroğlu…

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, İzmir Büyükşehir Belediyesinin yapımına başladığı fuar alanıyla ilgili karşılaştığı engellemelere ilişkin açıklaması

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, İzmir Büyükşehir Belediyesi bütün zorlukları aşarak 2 Martta 337 bin metrekarelik fuar alanının temelini attıktan sonra ancak Türkiye’de ve ancak İzmir’le AKP arasında yaşanabilecek ilginç bir engellemeye tanık oldu. Bu temel atma töreninden sonra Sayın Bakan Zafer Çağlayan “Teşvikten yararlanabilirsiniz, size müjde.” dedi fakat Büyükşehir Belediyesi teşvikten yararlanmak için Sosyal Güvenlik Kurumuna borcu olmadığına ve ÇED raporuna gerek kalmadığına ilişkin başvuru yaptıktan sonra bütünüyle müjde cezaya dönüştü. Bakanlığın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının hukuk müşavirinin “ÇED raporu gerekli değildir.” demesine rağmen Bakan, bu alanı temalı parka sokarak “Çevresel etki değerlendirme raporu gereklidir.” yazısını imzaladı. Şimdi, fuar alanına teşvik almayı bekleyen Büyükşehir Belediyesine, fuar alanının maliyeti kadar ceza kesmenin yolunu açtı Bakanlık. İzmirli AKP milletvekilleri “temalı park”ın ne olduğuna bakmalılar ve ardından da Bakana “İzmir’e projeler yağdırmak için çalışıyorsunuz, niye buna engel olmuyorsunuz?” diye sormalılar.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

9.- Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Sivas ilinin Zara ilçesinde yaşanan içme suyu sorununa ilişkin açıklaması

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, Sivas ili Zara ilçesinde yaşanan bir toplumsal sorunu dile getirmek için söz aldım, teşekkür ediyorum.

Zara’nın Beydağı eteklerinde 18 köyümüzün içme suyunda normal standartların kat kat üstünde arsenik tespit edilmiş bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün ve Sağlık Bakanlığının kabul ettiği arsenik rakamı litrede 10 mikrogram olması gerekirken, Pazarcık köyünde 54,7; Bektaş köyünde 31,3; Karslılar köyünde 42; Emirhan köyünde 24,8; Yoğunpelit köyünde 25 mikron litrede arsenik bulunmak durumundadır.

Buradaki köylerimizin gerçekten çok ciddi sorunları var. Köy muhtarlarımızın Zara Kaymakamlığına, Sivas Valiliğine yaptıkları müteaddit müracaatlar karşılığında şu ana kadar herhangi bir şey yapılmamıştır.

Toplumu dizayn etmek adına, sözüm ona “Toplum sağlığını düşünüyoruz.” diyerek alkol yasağını getiren Sayın Başbakanı ve iktidarı, bu konuda derhal işlem yapmaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünal…

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümünü Üstat Necip Fazıl’ın ifadesiyle “Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar / Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar / İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim / O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.” dediği; “Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur / Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.” diye resmettiği; “Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale / Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale / İstanbul benim canım / Vatanım da vatanım...” dediği İstanbul’un bize kapılarını açarak tarihe “Fatih” olarak mührünü vuran ve bize vatan yapan büyük sultanın şahsı manevisi önünde saygıyla eğiliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, benim de söz talebim vardı.

BAŞKAN – Yok, çıkmadı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, vardı. Herhâlde ara verdiğinizde bu sistem...

BAŞKAN – Hayır, hemen yazın Sayın Hamzaçebi. Görmedim, yok yani önümde. Sayın Vural’ın var, kendisi yok.

Hemen yazın, vereceğim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, bakın, izninizle, ben ara vermenizden önce sisteme girdim, bu kırmızı ışık yanıyordu efendim. Daha sonra herhâlde sönmüş.

BAŞKAN – Benim itirazım yok. Bir yanlışlık olmuştur, dolayısıyla açtık.

Hemen buyurun.

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul’un fethinin 560’ıncı yıl dönümüne ve Taksim Gezi Parkı’nın yeşil kalması için gösteri yapanların uğradığı saldırıya ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Büyük Padişah Fatih Sultan Mehmet, bundan tam beş yüz altmış yıl önce, iki imparatorluğa başkentlik yapmış olan İstanbul’u fethederek onu yeni ve büyük bir imparatorluğun, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti yaptı. İstanbul’u bize vatan yapan büyük sultan Fatih Sultan Mehmet’in anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Kendisine şükranlarımızı sunuyorum.

Beş yüz altmış yıl önce fethedilen İstanbul’un fetih yıl dönümünde bugün, İstanbul’da, Taksim’de Gezi Parkı’nda “Taksim Gezi Parkı yeşil kalsın, betonlaşmasın.” diyenlere karşı güvenlik güçlerinin biber gazlı saldırısı vardır. Demokrasilerde “Taksim Gezi Parkı yeşil kalsın.” diyenlere saygı duyulur, o sese kulak verilir ama Türkiye’de bir demokrasi yok ki bu sese karşı biber gazıyla bir saldırı gerçekleştiriliyor. Sayın İçişleri Bakanını göreve davet ediyorum ve o göstericilere saygı gösterilmesini diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ederim.

Sayın Torlak…

Sayın Vural’ın yerine söz verdim.

12.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Taksim Meydanı’nda Osmanlı Dönemi’nden kalma tek yapı olan bahçe düzenlemesinin yıkılmasını ve asırlık ağaçların kesilmesini kınadığına ilişkin açıklaması

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

İstanbul’un fethinin 560’ıncı yılının kutlandığı bugünde, bazı imparatorluk simgelerinin kentsel dönüşüme feda edilmesinin büyük bir hata olduğunu ifade etmek isterim. Dolayısıyla, Taksim Meydanı’nda Osmanlı Dönemi’nden kalma tek yapı olan bahçe düzenlemesinin yıkılmasını ve asırlık ağaçların kesilmesini Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul milletvekili olarak kınadığımı belirtmek isterim.

Bu vesileyle, insanların bilet alarak değil, abdest alarak girdiği, namaz kıldığı bir Ayasofya özlemiyle saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi ve 29 milletvekilinin, ülkemizde medyanın durumunun tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/639)

TBMM Başkanlığına

Ülkemizdeki medyanın durumunu tüm boyutlarıyla incelemeyi ve gerçekleri ortaya çıkarmayı amaçlayan bir Meclis araştırması yapılması talebimizi dile getiren 494 kelime uzunluğundaki önergemiz ekte sunulmuştur.

Gereğinin yapılmasına emirlerini dilerim.

Saygılarımla.

1) Osman Oktay Ekşi                     (İstanbul)

2) Umut Oran                                 (İstanbul)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu          (İstanbul)

4) Osman Kaptan                           (Antalya)

5) Engin Altay                                (Sinop)

6) Gürkut Acar                               (Antalya)

7) İlhan Demiröz                            (Bursa)

8) Mustafa Serdar Soydan              (Çanakkale)

9) Kadir Gökmen Öğüt                  (İstanbul)

10) İhsan Özkes                             (İstanbul)

11) Veli Ağbaba                             (Malatya)

12) Mehmet Ali Ediboğlu               (Hatay)

13) Mehmet Şevki Kulkuloğlu       (Kayseri)

14) Hülya Güven                            (İzmir)

15) Ali Haydar Öner                      (Isparta)

16) Ali Serindağ                             (Gaziantep)

17) Ahmet İhsan Kalkavan             (Samsun)

18) Arif Bulut                                 (Antalya)

19) Namık Havutça                        (Balıkesir)

20) Ali Sarıbaş                               (Çanakkale)

21) Bülent Tezcan                           (Aydın)

22) Mehmet Hilal Kaplan               (Kocaeli)

23) Hurşit Güneş                            (Kocaeli)

24) Mehmet Volkan Canalioğlu     (Trabzon)

25) Mahmut Tanal                          (İstanbul)

26) Durdu Özbolat                         (Kahramanmaraş)

27) Erdal Aksünger                        (İzmir)

28) Doğan Şafak                            (Niğde)

29) Ali İhsan Köktürk                    (Zonguldak)

30) Haluk Eyidoğan                       (İstanbul)

TBMM Başkanlığına

Demokratik ülkelerde “dördüncü kuvvet” olarak nitelendirilen medyanın ülkemizdeki durumu, konunun acilen ve tüm boyutlarıyla ele alınmasını gerektirecek kadar vahimdir. Nitekim:

1) Yapılan bireysel incelemeler, medya dünyamızda çalışan her 100 gazeteciden sadece 5'inin, gazetecilere sosyal güvence sağlayan 212 sayılı Yasa kapsamında görev yaptığını, kalan 95'inin ya işverenle hiçbir sözleşme yapmadan yahut biraz şanslı ise 4857 sayılı İş Kanunu’na göre yapılmış sözleşmeyle mesleğini sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.

Bundan anlaşılacağı üzere gazetecilerimiz:

a) Görevini özgürce yapmasını sağlayacak temel güvenceden, özellikle sendikal haklardan yoksundur.

b) Bu durum bölgesel ve yerel çapta yayın yapan gazete, radyo ve TV’ler dünyasında çok daha kötüdür.

2) Medya dünyamızdaki insan kalitesini -dolayısıyla gazeteciliğimizin düzeyini- yükseltici ne gibi önlemler alınabileceği, araştırılması gereken bir konudur.

3) Hâlen -sayıları üzerinde görüş birliği sağlanamamış olsa da- hiçbir demokraside kabul edilemeyecek kadar çok gazeteci hapishanelerimizdedir. Bunun ilk bakışta göze çarpan nedeni, ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasalarla onları uygulayan kafalardır. Ancak gerçek sebebin ne olduğu ve ne gibi çözümlerle bu durumun tarihe kavuşacağı araştırılması gereken bir husustur.

4) Medya dünyamızın sermaye yapısı ile medya organları sahipliğinde bir yoğunlaşma/tekelleşme eğiliminin var olup olmadığı, demokrasimizin sağlıklı şekilde işleyebilmesi için her zaman dikkatle izlenmesi gereken bir konudur.

5) Özel sektör kaynaklı reklamlarla, kamu kurumu kaynaklı ilan ve reklamların neye göre ve nasıl dağıtıldığı yayıncılık politikalarını etkileyen bir husustur. Çünkü reklam ve ilan gücünü kullanarak kamuoyunun serbestçe oluşması engellenebilir. O nedenle ülkemizdeki durumun araştırılmasına ihtiyaç vardır.

6) Yazılı basının dağıtımı başlı başına bir konudur. Çünkü dağıtım yoluyla çoğulcu bir basına sahip olmak ne kadar kolay ve mümkünse aynı gücü kullanarak kamuoyunun serbestçe oluşması o kadar kolay engellenebilir. O yüzden "dağıtım" stratejik önemde bir hizmet alanıdır. Bu kadar önemli bir hizmet alanındaki gerçeklerin araştırılması ve bilinmesi ve gerekir.

7) Yerel medyamızın durumu yaygın medyaya göre her açıdan çok daha vahimdir. Bir başka deyişle yaygın medya için yapılabilecek ne kadar olumsuz tespit varsa, sıra yerel medya söz konusu olunca onları en az üç veya beşle çarpmak gerekir. Çünkü ilk gazetemiz Takvim-i Vekayi'nin çıktığı 1831'den bugüne kadar yerel medyanın sorunlarını saptayıp çözme amaçlı hiçbir ciddi plan/politika uygulanmış değildir. Bu da "yerel medya" ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkarılmasını zorunlu kılmaktadır.

8) Radyo ve televizyon yayınlarını düzenleyen mevzuatın uygulanması, tükenmeyen bir şikâyet kaynağıdır. Bu düzenleme ve uygulamanın gelişmiş demokrasilerin uyguladığı ortak ölçütlere göre yeniden ele alınması, onun için de sorunların saptanıp çözüm önerilerinin üretilmesi gereklidir.

9) Gelirlerinin yüzde 95'ini kamu kaynaklarından sağlayan TRT'nin, bu kaynağı ondan beklenen hizmet gereklerine göre kullanıp kullanmadığı, kullanmıyorsa neler yapması gerektiği sıkça tartışılan bir konudur. Bu tartışmaların genel bir uzlaşıya bağlanabilmesi de konunun tarafsız bir gözle ele alınmasını ve irdelenmesini gerekli kılmaktadır.

10)   İnternet medyası, çağımızın her gün yaşamımızı biraz daha fazla etkileyen bir fenomenidir. İnternet yayıncılığının demokratik bir toplumda alınması zorunlu (kaçınılmaz) önlemler çerçevesinde nasıl bir düzenlemeye tabi tutulacağı hâlâ yanıt aranan bir sorudur. Bu sorunun yanıtı ancak ciddi bir araştırma sonunda bulunabilir.

Yukarıda sıralanan soru ve sorunlara, Anayasamızın 98'inci, İç Tüzük’ümüzün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir meclis araştırması açılarak yanıt bulunmasını arz ve teklif ederiz.

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 21 milletvekilinin, geçici işçilerin sorunlarının ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/640)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bugün kamuda binlerce geçici işçi çalışmaktadır. Kamudaki statü ve ücret eşitsizliği giderek büyürken kamuda çalışan mevsimlik ve geçici işçilerin özlük hakları başta olmak üzere çözüm bekleyen birçok sorunu bulunmaktadır. Geçici işçilik artık geçicilik niteliğini yitirmiş ve yüz binlerce geçici işçi için sürekli bir durum olmuştur. Öyle ki, geçici işçiler, fabrika, şantiye, arazi, çiftlik, atölye gibi yerler ve bu yerlerin dışında hatta bürolarda ve çeşitli iş kollarında daimi işçiler gibi yıl boyunca sürekli çalışan, aynı işi yapabilen işçiler olmuşlardır.

Anayasa'nın 49'uncu maddesi "Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır." şeklinde düzenlenerek yurttaşların çalışma hakları güvence altına alınmıştır.

Yine mevzuata bakıldığında, 4/4/2007 tarihli 5620 sayılı Kamuda Geçici İş Pozisyonlarında Çalışanların Sürekli İşçi Kadrolarına veya Sözleşmeli Personel Statüsüne Geçirilmeleri, Geçici İşçi Çalıştırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 2006 yılında, kamuda çalışan ve usulüne uygun olarak vizesi yapılmış geçici iş pozisyonlarında toplam altı ay ve daha fazla süreyle çalışmış olan geçici işçilerin sürekli işçi kadrolarına veya sözleşmeli personel statüsüne geçirilmeleri sağlanmıştır. Bununla birlikte Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (B) fıkrası ile 4924 sayılı Kanun Uyarınca Sözleşmeli Personel Pozisyonlarında Çalışanların Memur Kadrolarına Atanması Amacıyla Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile 657 sayılı Kanun’un 4/B fıkrasında tanımlanan sözleşmeli personele benzer bir hak da tanınmıştır.

Ancak, 5620 sayılı Kanun’un amacı, geçici işçi istihdamının başlangıçtaki amacından uzaklaştığı görülmektedir. Özellikle geçici işçi alımına ve istihdamına yönelik olarak mevzuattan kaynaklanan boşluklar, kurum ve kuruluşlar açısından bu istihdam şeklini diğerlerine göre daha tercih edilir hâle getirmiştir. Bu kapsamda çalışan personelin iş mevzuatı hükümlerine tabi olmasına rağmen işçi istihdamıyla ilgisi bulunmayan alanlarda bile geçici işçi çalıştırılmasının yaygınlaştığı görülmektedir. Bununla birlikte geçici işçilerin statüsünde iyileştirme olduğu düşüncesiyle 5620 sayılı Kanun’la sözleşmelilik uygulaması yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Ancak sözleşmeli personel olarak kamuda görev yapmanın da kadrolu olmaktan uzak bir statü olduğu gerçektir. Geçici işçiler ve beraberinde sözleşmeli personel kadro alamadıkları için mağdur durumdadır.

Geçici işçilerimizin sorunlarının ve çözüm yollarının derinlemesine araştırılması, eksikliklerinin giderilmesi, destekleme yollarının araştırılması, idari ve kurumsal yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince ekte yer alan gerekçeye istinaden bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Namık Havutça                           (Balıkesir)

2) Hülya Güven                               (İzmir)

3) Haydar Akar                               (Kocaeli)

4) Engin Altay                                 (Sinop)

5) Ali Sarıbaş                                  (Çanakkale)

6) Osman Kaptan                            (Antalya)

7) Faik Tunay                                  (İstanbul)

8) Mehmet Hilal Kaplan                  (Kocaeli)

9) Bülent Tezcan                              (Aydın)

10) Erdal Aksünger                         (İzmir)

11) Mustafa Serdar Soydan             (Çanakkale)

12) Kadir Gökmen Öğüt                 (İstanbul)

13) Veli Ağbaba                              (Malatya)

14) Hurşit Güneş                             (Kocaeli)

15)Mehmet Volkan Canalioğlu       (Trabzon)

16) Mahmut Tanal                           (İstanbul)

17) Durdu Özbolat                          (Kahramanmaraş)

18) Arif Bulut                                  (Antalya)

19) Doğan Şafak                             (Niğde)

20) Ali İhsan Köktürk                     (Zonguldak)

21) İhsan Özkes                              (İstanbul)

22) Haluk Eyidoğan                        (İstanbul)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 19 milletvekilinin, Amasya ilinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/641)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Amasya ili ve ilçelerinde göçün artması, Amasya ilinin her geçen gün sosyal ve ekonomik olarak küçülmesine neden olmaktadır. Bu nedenlerden dolayı Amasya ilinin sorunlarının araştırılarak, alınması gereken tedbirler konusunda, Anayasa’nın 98’inci Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Reşat Doğru                                (Tokat)

2) Ahmet Kenan Tanrıkulu              (İzmir)

3) Oktay Vural                                (İzmir)

4) Ali Uzunırmak                            (Aydın)

5) Ruhsar Demirel                           (Eskişehir)

6) Bülent Belen                                (Tekirdağ)

7) Sümer Oral                                  (Manisa)

8) Alim Işık                                     (Kütahya)

9) Enver Erdem                               (Elâzığ)

10) Seyfettin Yılmaz                        (Adana)

11) Emin Çınar                                (Kastamonu)

12) Mehmet Erdoğan                       (Muğla)

13) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

14) Oktay Öztürk                            (Erzurum)

15) Murat Başesgioğlu                    (İstanbul)

16) Koray Aydın                             (Trabzon)

17) Celal Adan                                (İstanbul)

18) Mehmet Günal                          (Antalya)

19) Atila Kaya                                 (İstanbul)

20) Mesut Dedeoğlu                        (Kahramanmaraş)

Gerekçe:

Amasya ili; Orta Karadeniz bölümünün iç kısmında yer almaktadır. Doğudan Tokat, güneyden Tokat ve Yozgat, batıdan Çorum, kuzeyden Samsun illeri ile çevrilidir. İlin yüzölçümü 5.701 kilometrekaredir. Toplam sınır uzunluğu 492 kilometre olan ilin Samsun'la 169 kilometre, Tokat'la 165 kilometre, Yozgat'la 6 kilometre, Çorum'la 152 kilometre sınır uzunluğu vardır. Amasya ilinin merkezi Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Yeşilırmak Vadisi'nde şehri önemli merkezlere bağlayan kara ve demir yolları kavşağında yer alır. Amasya ilinin 2000'deki nüfusu 366 bin 200 iken, 2011’de ilin nüfusu 320 bin 70'e düşmüştür. Buna bağlı olarak genel seçimlerde ili temsil eden milletvekili sayısı 4'ten 3'e düşmüştür.

Osmanlı Anadolu’da Türklerin ilk şehir hayatına geçiş yaptıkları yerlerden birisi de Amasya olup özbeöz Türk oymaklarının Amasya ve civarında yerleşmiş olması, korunaklı bir yapıya sahip olması nedenleri ile Osmanlı şehzadelerinin Amasya da yetiştirilmesi uygun bulunmuştur. Tarihin akışı içerisinde önemli roller üstlenen Amasya, Kurtuluş Savaşı sırasında yine ön plana çıkmış, kurtuluş mücadelesinin planları bu kentte hazırlanmıştır.

İlde başlıca ekonomik faaliyet alanının tarım sektörü olması ve geçimin bu sektörden sağlanmasının yanı sıra ticaret de bu tarımsal ürünlerin alım-satımı ile ilgili olarak yapılmaktadır. Tahılların yanı sıra, özellikle şeker pancarı, sebze ve meyve ticarete konu olan tarımsal ürünleri oluşturmaktadır.

Amasya'da çiftçi, hayvan üreticisi ve esnaf çok zor durumdadır. Ülke genelinde olduğu gibi mazot, gübre, ilaç fiyatları düşürülmeli, çiftçiye reel manada destek olunmalıdır. Hayvan üreticisi zor şartlarda üretim yapmış olmasına rağmen, üretimi değerlendirilmemiştir. Hayvan ithalatından vazgeçilmeli, üretici desteklenmelidir.

Amasya'da küçük esnaf dükkânını, iş yerini kapatır konuma gelmiştir. Süpermarketler kanunu küçük esnafın lehine acilen TBMM de yasalaşmalı, bu insanlar da işsizlik ortamından kurtulmalıdır. Bayanlara yönelik üretimi teşvik edici çalışmalar Amasya ilinin her tarafında yapılmalı, desteklenmelidir. Bayanların ekonomiye katkısı sağlanmalıdır.

Amasya'da HES projelerinde çok sıkıntı vardır. Irmaklar üstüne kurulan HES'ler çevreyi bozmakta, çiftçiyi mağdur bırakmaktadır. Bu konu geniş katılımla araştırma yapılması gereken çok önemli bir konudur.

Amasya ili ayrıca ağır bir deprem kuşağında bulunmaktadır. Kuzey Anadolu fay hattı buradan geçiyor. Geçmiş tarihlerde ağır depremler olduğu görüldüğünden başta resmî binalar olmak üzere bütün yerleşim yerleri incelemeden geçirilmeli, depremle ilgili önlemler acilen alınmalıdır.

Bina yapımında belediyelerden alınan ruhsatlarda bürokrasi çok fazladır. Köyleri başta olmak üzere her yerde ruhsatlı binalar yapılması teşvik edilmeli ruhsatsız yapılara kesinlikle izin verilmemelidir.

Amasya Üniversitesine özel ilgi gösterilmeli ve öğrencilere yeni imkânlar sunmalıyız. Okulunu bitiren binlerce işsiz gencimizi iş sahibi yapacak yeni yeni projeler gündeme gelmelidir.

Yüksek teşvik ve çok yüksek teşvik uygulaması kapsamında bulunmayan Amasya'ya yatırımcılar gerekli ilgiyi göstermemektedir.

Ancak Amasya ili, AKP iktidarının her üç döneminde de bu siyasi partiye çok büyük destek vererek, oyunu artırıp ona güvenmiştir. Bundan dolayı, Amasya ili ile ilgili sorunların acil çözülmesini ve göçün bitirilmesini istemektedir.

Amasya'ya sahip çıkmanın zamanı geçmektedir, daha fazla gecikmeden TBMM'nin sahip çıkacağına inanıyoruz.

Tüm bu gerekçelerle araştırma önergemiz hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Bilgelerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, toplu mezarlar gerçeğinin araştırılması, sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilen (10/595) esas numaralı  Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 29/5/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             İdris Baluken

                                                                                                                  Bingöl

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 624’üncü sırasında yer alan (10/595) toplu mezarlar gerçeğinin araştırılması ve sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 29/5/2013 Çarşamba günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin lehinde ilk söz, Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken’e aittir.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplu mezarlarla ilgili vermiş olduğumuz grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüden defalarca dile getirmiş olduğumuz Kürt meselesinde bugün içerisinde bulunmuş olduğu yeni süreçle ilgili birtakım gelişmelerin beklendiği, halkta birtakım umutların doğduğu bu dönemde bazı somut, tarihî yüzleşmelerin yapılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu kürsüden yine defalarca dile getirdik. Doksan yıllık bir tekçi zihniyetin, inkâr, ret ve asimilasyon politikalarının halklara dayatmış olduğu birtakım uygulamalara halklar nezdinde yükselen itirazlar ve bu itirazların geliştirmiş olduğu mücadele süreçleri, direniş süreçlerinin devlet tarafından zorla, baskıyla bastırılmak istenmesinin bir sonucudur toplu mezarlar gerçeği. Aslında, cumhuriyet tarihinden alıp bugüne kadar getirdiğimizde, o tarihten bugüne kadar, bu itirazlar devlet tarafından dikkate alınmış olsaydı; hak, hukuk, adalet, eşitlik temelinde siyasi bir çözüm öncelenmiş olsaydı, bugün belki de bu ülkenin toprakları birer toplu mezar tarlasına dönmemiş olacaktı ama 1925 Şeyh Sait ayaklanmasından başlayarak Ağrı’dan, Zilan’dan, Dersim’den son otuz yıllık çatışmalı sürece kadar, devletin demokratik siyasi çözüm, hak, hukuk temelindeki taleplere kulak kabartma, dikkate alma noktasındaki yaklaşımları yerine, güvenlik eksenli askerî operasyonlar ve imha operasyonlarıyla yaklaşması sonucu, maalesef, bugün ülkenin her tarafında, özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde tam bir toplu mezar faciasıyla karşı karşıyayız.

Temel olarak baktığımız zaman, bu itirazların da Kürtlerin bir hegemonya kurmaya çalışması, bir başka millet üzerinde bir üstünlük kurmaya çalışması olmadığını, Kürtlerin bir Türk’ün, bir Arap’ın, bir Acem’in hakkı neyse bir Kürt’ün hakkının da o olması gerektiğiyle ilgili mücadele ve itirazı olduğunu çok rahatlıkla ifade edebiliriz. Özellikle son otuz yıllık süreç içerisinde olağanüstü hâl uygulamaları, faili belli cinayetler, asit çukurlarında katledilen Kürt gençleri, kayıp analarının yaşamış olduğu dramlar, herhâlde bu Meclis kürsüsünde oturan her milletvekilinin bilmiş olduğu büyük tarihsel zulmün sadece birer küçük kesitleridir. Hâlâ kendi çocuğunun kemiklerine ulaşmaya çalışan Cumartesi Annelerinin, Kayıp Analarının dramlarını hepimiz biliyoruz. Kendi oğlunun kemiklerini görerek ölmek isteyen 105 yaşındaki Berfo Ana’nın durumunu bu Mecliste oturan her milletvekili biliyor, ancak buna karşı bir tarihî yüzleşme, bir çözüm açığa çıkarma iradesi maalesef bugüne kadar bu Mecliste şekillenmedi, ortaya konulmadı. İşte, içinde bulunduğumuz süreçle beraber biz bir tarihî yüzleşmenin ve bununla birlikte hakikatleri ortaya çıkarmanın, bununla ilgili Meclisin bir komisyon kurmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Tam da bununla ilişkili olarak ülkedeki toplu mezarlar gerçeğinin ele alınmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz çünkü 1925’te Şeyh Sait dönemindeki toplu mezar gerçekliği neyse, Dersim’de iki yıl boyunca uygulanan ağır soykırım operasyonlarındaki toplu mezar gerçekliği neyse, son otuz yılda da bölgenin her tarafındaki toplu mezar gerçekliğinin aynı olduğunu düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, özellikle zulüm, ölüm ve cenazeye saygısızlık üzerinden gelişen bir dramdır, bir tarihî trajedidir toplu mezar gerçekliği. Oysaki bu ülkenin kültüründe, inancında, dininde, tarihinde aslında cenazeye saygı, öldükten sonra da bir manevi dünyanın varlığına olan saygı hepimizin bildiği bir gerçekliktir ama bu saygının bile göz ardı edilmesi, insanların katledildikten sonra dinî merasimlerinin ya da inançları gereği gömülme şekillerinin dikkate alınmadan insanlık tarihine geçecek şekilde çok dramatik şekilde gömülmelerinin bir sonucudur toplu mezar gerçekliği. Bugün Bingöl’den Dersim’e, Kızıltepe’den Mardin’e, Şırnak’a, Hakkâri’ye nereye giderseniz, hangi toprağı eşerseniz altından maalesef kemiklerin fışkıracağı bir coğrafya gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Geçen yaz döneminde Çemişgezek’te bir toplu mezar açılışında, toplu mezarla ilgili bir çalışmada orada bulundum ben. Cumhuriyet Halk Partisinden Dersim Milletvekili arkadaşımız da oradaydı. Gösterilen yer dışında kepçenin vurulduğu her yerde insana ait kemiklerin ortaya çıktığı tam bir trajedik tabloyla karşı karşıyaydık. Kendi seçim bölgem olan Bingöl’de şu anda açılmayı bekleyen 33 toplu mezar var. İçerisinde yüzlerce insanın kemiklerinin bulunduğu çok dramatik bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir bütün olarak bölgede 250’ye yakın açılmamış toplu mezar, 3 binin üzerinde insana ait kemiklerin olduğu bilgisine sahibiz. Aslında, bugüne kadar devletin toplu mezarlarla ilgili başlatmış olduğu girişimlerin tamamının da uluslararası sözleşmelere aykırı olarak sadece kamuoyunu yatıştırmaya yönelik birtakım palyatif, kendini rahatlatmaya yönelik girişimler olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

Bakın, dünyada bilimsel olarak toplu mezar açılmasıyla ilgili bütün ülkeleri bağlayan birtakım sözleşmeler ve protokoller var. Cenevre Sözleşmesi’nde şöyle deniyor, 130’uncu maddesinde: “…vefat eden enternelerin şerefli bir surette ve mümkünse mensup oldukları dinin merasimiyle gömülmelerine, mezarlarına hürmet edilmesine, bu mezarların münasip bir şekilde muhafazasına ve daima bulunabilecek bir tarzda işaretlendirilmesine itina edeceklerdir.”

Burada bahsettiğim Çemişgezek ve Bingöl tablosu, sadece, bu Cenevre Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından nasıl açık bir şekilde ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. 1982 yılında Türkiye, aslında, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından bu toplu mezar gerçekliğiyle ilgili durumu araştırmak üzere bir raportör görevlendirmişti. Ancak o dönem hukuk dışı ve yargısız infazların hukuki açıdan soruşturulmasına ilişkin Minnesota Protokolü’nün 87 ülke tarafından imzalanmasına rağmen Türkiye bu protokolü imzalamayarak böylesi bir yüzleşmeden tekrar kaçmanın yolunu aramıştı. Şimdi, Minnesota Protokolü’nde de toplu mezarların açılmasıyla ilgili prosedürlerin ne olması gerektiği son derece net olarak vurgulanıyor. Bir bilimsel araştırma, bir bilimsel çalışma içerisinde; içerisinde sosyologların, psikologların, antropologların bulunduğu bilimsel heyetler tarafından, bilimsel tekniğe uygun bir şekilde bu mezar yerlerinin açılması, buradan alınan örneklerin DNA bankalarında saklanması ve bununla ilgili ailelerin başvurularında da bu şekilde, insan onuruna yaraşır bir şekilde sürecin ilerletilmesi son derece net olarak ifade ediliyor.

Maalesef, Türkiye’de bugüne kadar yapılmış olan toplu mezar çalışmalarının tamamında bu görmüş olduğunuz iş makineleri ve kepçeler kullanılıyor. Burada, bırakın Minnesota Protokolü’nü, bir insanın cenazesine yapılabilecek en büyük saygısızlık örneği olarak, en büyük hakaret örneği olarak bu ağır zulüm uygulamaları maalesef günümüzde de aynı şekilde devam ettiriliyor.

Biz, bugüne kadar bu toplu mezarlarla ilgili gerçeklerle yüzleşmemenin Türkiye tarihi açısından bir utanç olduğunu düşünüyoruz çünkü ortada şöyle bir durum var: Özellikle Kürtlerin yaşamış olduğu coğrafyada toplu mezar haritasına baktığınız zaman, tam bir ayrımcı uygulamanın, bir devlet zihniyetinin ortaya çıktığını göreceksiniz. Durum bu olduğu için Türkiye bu tarihle yüzleşmekten, bu toplu mezar ayıbını ortadan kaldırmaktan çekiniyor. Yaşamış olduğumuz toplu mezar trajedisinin kısaca özeti budur.

Bununla ilgili, özellikle içinde bulunduğumuz çözüm sürecini de dikkate aldığımızda, bilimsel, uluslararası sözleşmelere uygun olarak bir çalışmanın yapılması için Meclisin bir komisyon kurması, bu komisyonun hem Meclis düzeyinde çalışmalarda bulunması hem de sahaya giderek insan onuruna yaraşır şekilde bir çalışma başlatması özellikle tarihî yüzleşme ve hakikatleri araştırma açısından da son derece önemlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bir tek hususu, belki, vurgulayarak bitirebilirdik ancak zamanı sanırım yeterince doğru kullanamadık. Biz bu toplu mezar gerçekliğiyle yüzleşmenin özellikle önümüzdeki dönemde Kürt sorunu ve Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından elzem ve acı bir konu olduğunu düşünüyoruz. Bütün siyasi partilerin de siyasi kaygılardan uzak olarak bu konuya duyarlı yaklaşmaları gerektiği çağrısını yapıyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, İzmir Milletvekili Sayın Hamza Dağ’ın.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ne yazık ki birtakım çevreler cumhuriyet tarihi boyunca anlamsız ve manasız yasaklarla suni problemler çıkarmaya çalışmışlardır. Bugün çözümü için bütün bedenimizi taşın altına koyduğumuz ve var gücümüzle anaların gözyaşlarını dindirmeye çalıştığımız terör ve Kürt sorunu da bunlardan birisidir. Bu sorunun mimarları hukuk dışı birtakım yöntemler ile birçok kişiyi mağdur etmiştir.

AK PARTİ iktidarıyla birlikte Türkiye'nin karanlık dönemleri bir bir aydınlığa kavuşmaya başlamıştır. 1938 yılında yapılan Dersim katliamından tutun da 1990’lı yıllardaki faili meçhullere kadar hepsi AK PARTİ döneminde aydınlığa kavuşturulmuştur. Çünkü biz bu yola çıkarken sulh içinde yaşamanın insana verilen en büyük değerle mümkün olacağına inandık, insan haklarını her şeyin üstünde tuttuk ve tutmaya da devam edeceğiz. Çünkü biz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” şuuruyla hareket ediyoruz. Sahip olduğumuz bu anlayış, girdiğimiz her seçimde Türkiye'nin 7 bölgesinin 7’sinde de birinci olmamızı sağladı. Ne yazık ki birtakım çevreler bu ülkede yıllarca kendi saltanatlarını devam ettirebilmek için toplumun her kesimini kendine düşman olarak gördü. Allah’a şükür ki bugün kimsenin saltanatı kalmadı, tek saltanat milletin saltanatıdır.

Bizden önce ülkemizin üçte 1’inde olağanüstü hâl vardı yani normal hukukun uygulanmadığı, olağanüstü hukukun uygulandığı, pek çok keyfîliğin olduğu, işkencelerin, ne yazık ki faili meçhullerin olduğu, bir ilden diğerine giderken yedi sekiz tane aramanın olduğu, kontrollerin yapıldığı, sorgulamaların yapıldığı bir dönemi bu ülke ne yazık ki yaşadı. Bunun için bizim AK PARTİ olarak ilk icraatımız, olağanüstü hâlin ülkemizin gündeminden kaldırılması olmuştur. 1987 yılından itibaren 47 defa uzatılmış olan olağanüstü hâl, bizim iktidara gelmemizle ortadan kaldırılmıştır. Özellikle 1990-2000 yıllarını hatırlayın saygıdeğer milletvekilleri, bazı bölgelerimizde, şehirlerimizde o olağanüstü hâl şemsiyesinde neler yapıldığını ne yazık ki hepimiz az çok -bir kısmımız yaşayarak, bir kısmımız da okuyarak- biliyoruz.

Şu noktaya da değinmeden geçmek belki doğru olmayacaktır: Keşke bu önergeyi veren arkadaşlar sadece devlet veya devlet içindeki birtakım mihrakların yapmış olduğu iddia edilen bu tarzdaki operasyonların, bu tarzdaki hususların ötesinde terör örgütü tarafından da yapılan birtakım şeyleri de gündeme getirebilecek cesareti gösterebilseler ve biz hepimiz biliyoruz ki bölgede yapılan faili meçhullerin tek müsebbibi, tek sebebi devlet veya devlet içindeki birtakım mihraklar değildir, terör örgütünün de burada katkısı vardır.

Biz AK PARTİ olarak yaşam hakkını en kutsal hak olarak görüyoruz, yaşam hakkını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en temel maddesi olarak görüyoruz ve biz bunu sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olarak değil, millî ve manevi duygulardan almış olduğumuz düsturla bunu kabul ediyoruz. Bu noktada, biz AK PARTİ olarak bütün faili meçhul cinayetleri aydınlığa kavuşturmaya söz verdik ve bu konuda var gücümüzle uğraşıyoruz. AK PARTİ döneminde, geçmiş dönemlere ait faili meçhuller aydınlatılmaya başlandığı gibi, bu dönemde faili meçhul de yaşanmamıştır. Bir tane faili meçhul vardır, o da AK PARTİ iktidara geldiğinden bir ay sonra olan Hablemitoğlu cinayetidir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz… Bu ülkede yaşamıyorsunuz herhâlde, başka bir dünyada yaşıyorsunuz.

HAMZA DAĞ  (Devamla) – Çünkü, birtakım çeteler tarafından işlenen bu cinayetlerin en temel amacı huzur ve güven ortamını yıkmak, kargaşadan ve çatışmadan faydalanarak siyasi rant elde etmektir.

Özellikle, son yıllarda savcılığa yapılan suç duyurularıyla birlikte birçok bölgede arama çalışmaları yapılmaya başlanmış, davalar açılmış ve yargı süreçleri de devam etmektedir. Bu noktada birtakım tutuklamalar yapılmakta ve aynı zamanda yargılama devam etmektedir. Anayasa’nın amir hükmü gereği, yargılaması devam eden hususlarla ilgili Mecliste görüşme yapılamayacağı ve Meclis araştırması açılamayacağı için, bizim kanaatimizce bu yargılamaların neticelenmesine kadar bu hususların yargılama aşamasına bırakılması gerekmektedir. Aynı zamanda, gündemde bulunan bazı kanunlar sebebiyle, gündemimizin yoğunluğu sebebiyle bu araştırma önergesi aleyhinde oy kullanacağımı ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın hatip konuşması sırasında, bizim sadece devletin yapmış olduğu uygulamaları burada teşhir ettiğimizi, dolayısıyla kamuoyunu yanıltmaya yönelik bir konuşma yaptığımızı ifade etti.

BAŞKAN – Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, ben, buradan, tabii, bire bir polemiğe girmek istemiyorum. Yani, önemli bir konu ve eminim ki AK PARTİ Grubu içerisinde de bu durumdan rahatsızlık duyan, en azından diğer dünyayla ilgili inancı olan birisinin duyarlı olması gereken bir konuyla ilgili, çözümün gelişmesi gerektiği bir konu olarak değerlendirdiği bir hususu dile getirdik.

Şimdi, sayın hatip, şöyle bir şey ifade etti: Biz bir tek devletin yaptıklarıyla ilgileniyoruz, PKK’nin yaptıklarını dile getirmiyoruz, gibi bir şey söyledi. Daha önce de defalarca bu kürsüde dile getirdik, eğer basını takip ediyorsanız, son on gündür bu konuda PKK yetkililerinin, KCK’nin üst düzey yetkililerinin yaptığı açıklamalar var: “Bir hakikatleri araştırma, tarihî yüzleşme süreci işletilsin, bununla ilgili bir çalışma yapılsın, biz kendi bütün hatalarımızla yüzleşmeye hazırız, bunun için kendi arşivlerimizi ortaya koymaya hazırız.” diyen bir anlayış var. Burada, devlet tarafından ortaya konulan bir direnç söz konusu. PKK “Yanlış yaptımsa, ben bu yanlışın hesabını vermeye, bunun için oluşturulacak olan komisyonun bütün söylediklerini yerine getirmeye hazırım.”ın irade beyanında bulunuyor zaten. Dolayısıyla, burada, direncin olduğu noktada bir çözümün gelişmesine ihtiyaç var.

Şimdi, olağanüstü hâlin kaldırılması, işte devletin faili meçhullerle yüzleşmesi… Yani, bütün bunlar iyi de siz olağanüstü hâli kaldırdıktan sonra olağanüstü hâlin uygulamalarıyla yüzleştiniz mi? 17 bin faili belli cinayetten bahsediyoruz, 17 bin sivil insandan; çatışmanın bir tarafı olan insanlardan bahsetmiyoruz, gece yarısı evlerinden alınıp asit çukurlarında katledilen insanlardan bahsediyoruz. O dönem bu kürsüden konuşan Hükûmet yetkilileri “Kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir” demişti. Şimdi “İnsanı yaşat ki devleti yaşatsın” anlayışında olan bir Hükûmet, böyle bir şeye sahip çıkabilir mi? Gelin, olağanüstü hâl döneminin bütün uygulamalarını hep beraber soruşturalım. Bununla ilgili “Faili meçhul cinayetler bitti.” diyorsunuz ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …sokak ortasında yargısız infazlarla insan cinayetleri devam ediyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Aydın Erdem, Şerzan Kurt, buralarda saatlerce sayamayacağımız yüzlerce insan sokak ortasında yargısız infazlara kurban gitti. Dolayısıyla, birbirimizi eleştirmek, polemik konusu yapmak yerine, bu konu çözüm bekleyen bir konudur, çözüm perspektifinden yaklaşmanızı tekrar ben rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, toplu mezarlar gerçeğinin araştırılması, sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilen (10/595) esas numaralı  Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde Tunceli Milletvekili Sayın Hüseyin Aygün.

Buyurun Sayın Aygün. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Çok teşekkürler.

Bugün, esasen, üçüncü köprünün temeli atılmakla tarihi bazı hadiseler yeniden canlandı. Az evvel, Yusuf Halaçoğlu’nun bile Yavuz Sultan Selim’in adının büyük bir köprüye, Avrupa ve Anadolu’yu, Asya’yı birleştirecek bir köprüye, Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesine itiraz ettiğini duyunca pek memnun oldum. Şöyle ki: “Hiç beklemeden ve bulduğunuz her yerde, 3 atasına dek, Kızılbaş taifesinden her kim ve nerede olursa olsun kökü kazıla.” diye 1512’de ferman vermiş bir padişahtır Yavuz Sultan Selim. Dahası var, 1839 Fatih Kanunnamesi’ne göre, nizamıâlem için kardeşlerini katletmeyi meşru sayan bir imparatorluğun devamcısı ve Memlûklardan halifeliği alan büyük bir sultan olarak, kendi kardeşlerini, babasını ve bir veziri hariç bütün vezirlerini öldürtmüştür.

Şimdi, bugün, Sayın Gül ve Erdoğan’ın yeni açılacak köprüye, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden sonra üçüncü köprüye, “Yavuz Sultan Selim” adını verdiğini okuyunca, bu tarihî anılar aklıma geldi. Sürekli buradan “Alevi-Sünni çatışması yaratmayalım. Alevi kardeşlerimiz kışkırtılıyor, bir mezhebi bazı örgütler kullanıyor.” diye özellikle AKP sıralarından eleştiriler yapan arkadaşların söylediklerinde, bu manzara karşısında samimi olmadığı gözümün önüne geldi. Zira, Yavuz Sultan Selim büyük bir padişah, Memlûkları yenmiş, Şah İsmail’i yok etmiş ve İslam birliğini sağlamış, sonra da Avrupa’ya dayanmış bir padişah olabilir ama unutmayın ki onun İran seferinden evvel “defterleri yazıla” ve “defterleri dürüle” diyerek fişlettiği 45 bin kişinin cenazesi de tartışılmadan, konuşulmadan önümüzde duruyor. Türkçeye “defterleri dürülsün”, “defterleri dürüle” diye giren deyim Yavuz Sultan Selim’in kadılara gönderdiği fermanların içinden çıkmıştır, bunu da unutmayalım. Dolayısıyla, Yavuz Sultan Selim adını büyük bir köprüyü vermek yalnızca Türkiye'de Alevi, Sünni kardeşliğini, dayanışmasını dinamitlemektir. 15-20 milyonluk bir topluma biz açıkça ve bundan sonra yapabildiğimiz kadar ayrımcılık yapacağız, size tarihteki en kötü şeyleri yaşatacağız demektir, niyet ve iradeniz ne olursa olsun.

Değerli milletvekilleri, benden önce söz alan hatip, İzmir milletvekili, aynı zamanda İnsan Hakları Komisyonu üyesi, on dakikalık süresinin yarısını kullandı ve şöyle dedi: “Bizim dönemimizde hiç faili meçhul cinayet olmadı.” Ben sadece Tunceli’den 3 tane faili meçhul cinayet size söyleyeyim: 2004’te İmam Boztaş, 2005’te Hasan Şeyh, 2007’de Bülent Karataş öldürüldü. Bunların failleri belli değil, faili meçhul cinayet dosyası olarak raflarda bekliyor. Hatibin verdiği bilginin sadece Tunceli bakımından yanlışlandığını gösteren gelişmeler bunlar.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Öbür dünyada yaşıyor, burada değil.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Ayrıca, Güneydoğuda Ceylan Önkol örneğini sanırım hatırlatmama gerek yok, sayısız cinayetlerden biri olarak.

“Bizim dönemimizde karanlıklar aydınlandı.” dedi İnsan Hakları Komisyonu üyesi de olan hatip ama Türkiye'de tam 1.269 kişi şu an 113 noktada toplu mezarlarda duruyor, bunun içinde Hizbullahın mezar evleri de var tabi. Bugüne kadar 25 tane toplu mezar açılmış ve bu 1.269 kişinin sadece yüzde 1’i çıkarılmış durumda. Bunların büyük bir bölümü çatışmalarda vurulan militanlar ama çatışmada vurulan teröristler olduğunu düşünsek bile onların da bir mezar yerine, ailesinin belirlediği geleneklere uygun bir şekilde gömülme hakkı bulunduğunu herhâlde hiçbir vicdanlı insan ve hiçbir evrensel hukuk ilkesi inkâr edemeyecektir. AKP'nin bugüne kadar hiçbir toplu mezarla ilgili, bu mezarların açılması, bu mezarlardaki ölülerin kimliklendirilmesi, mezarlarda yatanların araştırılarak olayın oluş biçimi, bunun bir cinayet mi olduğu, faillerinin kimler olabileceği yönünde hiçbir çalışması yok. Dolayısıyla, İnsan Hakları Komisyonu üyesi arkadaşımın verdiği bilgiler bu yönden de çok ağır bir yanlış olarak -en hafif deyimle- değerlendirilebilir.

Bir tek mezar Türkiye’de uluslararası standartlara göre açıldı; 12-13 Ağustos 2011 yılında yani yaklaşık iki yıl evvel Çemişgezek’te. Burada da Hüsnü Yıldız diye bir tane kahraman Sivas’ın Zara ilçesinden yola çıktı, geldi, çadır kurdu, tam altmış iki gün boyunca bedenini ölüme yatırdı. O dönem, o kişinin annesiyle birlikte ölüm orucunda ölmesinin bakanların, milletvekillerinin, Hükûmetin imajına vuracağı darbe düşünülerek 12-13 Ağustosta siyasi iradenin devreye girmesiyle Çemişgezek’teki toplu mezar kazılması gerçekleşti. Ben de Dersim Milletvekili olarak oradaydım, zaten o direnişi de başından beri destekliyordum. Çünkü, bir insanın kardeşinin cenazesine ulaşma hakkı en insani haklardandır, aslında bizim hukukumuz da buna cevaz veriyor. Fakat, o insan tam altmış iki gün açlık grevi yaparak, ölüm sınırına gelerek bu direnişi kazandı ve orada 1 kişinin direnişiyle başlayan toplu mezar açılması -2011’in 13 Ağustosunda- tam 15 tane kimliksiz ölünün bulunmasıyla sonuçlandı. 1 kişi direndi ama 15 tane ceset bulundu. O kişinin direndiği, uğruna bedenini ölüme yatırdığı kardeşi olan Ali Yıldız ne mutlu ki adli tıp raporlarıyla tespit edildi ve Gazi Mahallesi’nde aile mezarlığına defnedildi, diğer 14 kimliksiz ölü hakkında hiçbir inceleme yapılmadı, kim oldukları bile bilinmiyor. Bu direnişi Türkiye’ye armağan eden arkadaş, sadece bir direnişçi ve Türkiye’ye uluslararası hukukun gereklerini hatırlatan bir kahraman değil, aynı zamanda bir yazar. Bugün toplu mezar gerçeğini onun direnişiyle, onun yarattıklarıyla da hatırlıyoruz; ismi Hüsnü Yıldız, İstanbul’da yaşıyor. Onun kitabını da getirdim, onun bu konuya büyük katkısını anmak ve eserini milletimize tanıtmak için. “Dünyada Direnişle Açılan İlk Toplu Mezarın Güncesi” başlıklı bir kitap, adı kardeşine ithaf edilmiş, “Sana Geldik Ali” isimli; Ali Yıldız için direnmişti ve buldu kardeşini toplu bir mezarda. Dolayısıyla, Çemişgezek’teki bu küçük hikâye ne kadar büyük bir meseleyle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyan, ne kadar can yakıcı… Eğer yakınları, sevgilileri, eşleri, anneleri, babaları, kardeşleri, yoldaşları, cemaat üyeleri, taraftarları düşünüldüğünde 40 bin, 50 bin kişilik büyük bir topluluğu, Anadolu’da orta ölçekteki bir kasabanın halkını etkileyecek ölçüde büyük bir toplumsal yarayla yüz yüze olduğumuzu düşünüyorum. Sadece o ölüleri oradan çıkarmayacağız, onların yakınlarına da insan olduklarını, yakınlarının insan olarak değer görmesi gerektiğini hatırlatacağız. Daha önemlisi, çok vicdani bir şey yapacağız: Yer altında bilinmeyen bir ölü, belki de ünlü bir gazeteci, öldürülmüş asit kuyusuna atılmış bir politikacı. Madem 1990’ların karanlığıyla sürekli yüzleşmekte, o dönemin karanlıklarını aydınlatmakta ve bu misyonu savunmakta Hükûmetin iddiası olduğunu söylüyoruz, bu çok basit meselede hemen adım atabiliriz.

Benim gördüğüm, 2011’de İnsan Hakları Derneği bir rapor yayınlamıştı, sonra o rapor üzerinden biz de Çemişgezek deneyimi ışığında bazı çalışmalar yaptık. Benim gördüğüm şey şu: Bu 1.269 kişinin 572’si 1993-1996 arasında toplu mezarlara konmuş yani Çiller’in işbaşında olduğu dönem ve yargısız infazların yoğunlaştığı dönem. Yine, son yirmi yıllık, otuz yıllık ağır insan hakları ihlalleri pratiğinde bu üç yılda toplu mezarların içindeki insan sayısında yüzde 37 artış olmuş. Dolayısıyla, o dönemin aydınlanması, o dönemin sorumlularının yargılanması için sadece Mehmet Ağar’la değil, dönemin bütün siyasi, askerî, polis yetkilileriyle hesaplaşılması gerektiği kanaatindeyim.

Bugün Hükûmet eğer samimiyetini göstermek istiyorsa uygulanıp uygulanamayacağını hiç bilemeyeceğimiz, önümüzdeki günlerde yargının pratiğiyle anlayacağımız zaman aşımı müessesesinin zorla kaybetme suçundan da kaldırılması ve bu suçun insanlık suçu olarak Ceza Kanunu’na yazılması gerekiyor ama bu konuda hiçbir adım atılamadı. Öte yandan, toplu mezardaki insanları çıkarmak için yeni Hüsnü Yıldız’ları beklememeliyiz, bunu toplu veya ferdî şikâyet konusu olarak adım atılan bir alan olmaktan çıkarıp bu konuda sistematik bir yaklaşım benimsemek zorundayız. Ben de toplu mezarlarla ilgili bir hakikatleri araştırma komisyonunun kurulmasını doğru buluyorum. Zaten hakikatleri araştırma komisyonunun içinde de böyle özel bir şey kurulabilir ve bunu bizim partimiz de çok defa TBMM gündemine getirdi, önergeler verildi, Hükûmetin oylarıyla her zaman reddedildi.

Öte yandan, bu meseleyle ilgili bağımsız bir komisyon kurulması gerekiyor. Sadece cumhuriyet savcısının keyfine göre veya Adalet Bakanının insafına göre gidip bir yerdeki toplu mezarı açmak kabul edilemez. Bu konuda muhakkak baroların, adli tıp örgütlerinin, bilim insanlarının, Hırvatistan’da, Sırbistan’da büyük katliamlarda deneyimi olan özellikle adli tıp uzmanlarının görev alması lazım, yine kurban yakınlarının bu komiteye alınması lazım; bağımsız bir komisyon, TBMM’de ise hakikatleri araştırma komisyonu kurulması gerekir.

Görüşlerim özetle böyle. Teklifin lehinde oy kullandığımı bildirmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aygün.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Kastamonu Milletvekili Sayın Mustafa Gökhan Gülşen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Kastamonu) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; BDP grup önerisi aleyhine söz aldım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hem faili meçhuller hem de toplu mezarlar -hemfikiriz, hep aynı düşünüyoruz- insanlık suçudur. Gerçekten, Türkiye'nin böyle şeyleri varsa bunlarla yüzleşmesi lazımdır. Bizim aleyhinde olduğumuz husus bunların araştırılması veya bunların üzerine gidilmesi değil, bu konuda şu süreçte bir Meclis araştırması komisyonu kurulması hususudur. Yoksa biz bu işlerin üzerine gidilmesinin aleyhinde değiliz ancak şu anda, zaten bu konularla ilgili, faili meçhullerle ve toplu mezarlarla ilgili hukuki süreçler devam etmektedir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Zaman aşımına uğrayacak daha, zaman aşımına. Yirmi yıldır çözülmeyen cinayetler var ya! Neden bahsediyorsunuz siz?

MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Devamla) – Türkiye'nin karanlık işleriyle ilgili hukuki süreçler, hukukçular zaten bu işin üzerine şu anda kararlılıkla ve cesaretle gitmektedir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Maşallah! Bravo!

MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Devamla) – Bu sebeple grup önerisi aleyhinde olduğumuzu bildiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Uygun zaman hakkında bir tarih verebilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gülşen.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Yeterli…

BAŞKAN –  İşte o önce istenecekti, okunurken.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- MHP Grubunun, (10/149) esas numaralı, 3269 sayılı Yasa kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinde 1986 yılından itibaren başlayan uzman erbaş uygulaması sonucunda ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi; 16/5/2012 tarih, 4995 sayı ile Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar ile geçici köy korucularının özlük hakları ile diğer hak ve imkânları konusunda yaşadıkları sorunların; 12/2/2013 tarih, 9569 sayı ile terörle mücadele kapsamında en önde ve yüksek yoğunluklu terör tehdidi olan bölgelerde bulunan uzman erbaşların çalışma ve özlük hakları ile ilgili sorunların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                29/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 29/5/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                              Oktay Vural

                                                                                                                    İzmir

                                                                                                  MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” Kısmında yer alan (10/149) esas numaralı 3269 sayılı Yasa kapsamında 1986 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerinde uzman erbaş uygulaması başlamıştır. Uzman erbaş uygulaması sonucunda ortaya çıkan sorunların, alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi ve 16 Mayıs 2012 tarih, 4995 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar ile geçici köy korucularının özlük hakları ile diğer hak ve imkânları konusunda yaşadıkları sorunlar ve 12 Şubat 2013 tarih, 9569 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz terörle mücadele kapsamında en önde ve yüksek yoğunluklu terör tehdidi olan bölgelerde uzman erbaşların çalışma ve özlük hakları ile ilgili sorunların belirlenmesi amacıyla verdiğimiz Meclis araştırması önergelerimizin 29/5/2013 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz’ın.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzman erbaşların içinde bulunduğu çalışma  şartları, sorunları ve bu sorunlara çözüm üretilmesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisince verilen Meclis araştırması önergesinin gündeme alınması için söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, 9’uncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel Beyefendi’nin ebediyete intikal eden muhterem eşleri Nazmiye Hanım’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, başta Sayın Demirel ailesi olmak üzere değerli hemşehrilerime ve aziz milletimize başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle sınırlarımızda yaşanan son gelişmelere ve bu gelişmelerin ortaya çıkardığı risklere baktığımızda, son derece başarısız bir AKP dış politikasıyla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Gittikçe daralan bir diplomasi çemberi söz konusudur. Türkiye’nin, beceriksiz dış politika hamleleri sonucu, bölgesinde gittikçe yalnızlaştığı ve komşuları tarafından husumet beslenen bir ülke hâline geldiği görülmektedir. AKP tarafından yönetilen devletimiz, maalesef, sözüne güvenilmeyen, istikrarsız, Batı emperyalizminin Müslüman coğrafyasına soktuğu Truva atı olarak değerlendirilmektedir.

Bugün itibarıyla, her zamankinden çok daha güçlü bir orduya ihtiyaç vardır, caydırıcı, etkin, sağlam bir birlikteliği olan güçlü bir orduya. On bir yıllık AKP dönemi, planlı bir biçimde silahlı kuvvetlerimizin hırpalandığı ve mensupları arasına huzursuzluğun sokulmaya çalışıldığı yıllar olarak hatırlanacaktır gelecekte. Cumhuriyet felsefesinden âdeta rövanş alma düşüncesiyle, cumhuriyetin mimarlarından olan ordumuz 2002’den beri AKP iktidarınca siyasetin öznesi hâline getirilmiş, bilinçli hamlelerle hırpalanmış, sonuçta, komuta kademesinin büyük bir kısmı tasfiye edilmiştir. Ast ve üst büyük bir kaosun ortasına atılmış, tüm dengeler tepetaklak edilerek âdeta aralarına nifak tohumları ekilmiştir. Milletimizin göz bebeği, dayanağı ordumuzun her düzeydeki mensuplarının çok ciddi sorunları ve beklentileri vardır. Ordudan istifalar hız kazanmıştır. Millî Savunma Bakanı Sayın Yılmaz, son üç yılda Türk Silahlı Kuvvetlerinden istifa eden subay, astsubay sayısının 13.751, sözleşmesi yenilenmeyen uzman erbaş sayısının da 4.967 olduğunu açıklamıştır.

Değerli milletvekilleri, silahlı kuvvetlerimizin tüm mensuplarının sorunları dağ gibi birikmiştir ve bir an önce çözümlenmeyi beklemektedir. Terörle mücadele için özel bir statüde istihdam edilen uzman erbaşlarımızın da sorunları böyledir. Zaman zaman uzman jandarma sınıfıyla karıştırılan uzman erbaşların emeklilikleri yoktur yani gelecek kaygısı içerisindedirler. Son dönemde yapılan düzenlemeyle uzman erbaş olarak çalışabilmenin üst sınırı olan 45 yaşından sonra isterlerse diğer kamu görevlerinde çalışarak emekli olabilme imkânı getirilmiş ise de bu yaştan önce meslekten ayrılanlar ya da yasadan önce sözleşmesi feshedilenler için bir çözüm değildir bu.

Uzman erbaşlar, diğer Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları gibi büyük bir onurla taşıdıkları üniformalarıyla emekli olabilmeyi istemektedirler. Ek göstergeleri yoktur bu kardeşlerimizin, daha doğrusu, ek göstergeleri olmayan tek meslek grubudur. Yirmi beş yıllık bir uzman erbaş ile bir yıllık arasında maaş açısından hiçbir fark yoktur. Ek gösterge olmayışı dışarıda emekliliklerini tamamlasalar bile çok düşük emekli maaşı almaları neticesini doğurmaktadır. Hastalanma lüksleri yoktur uzman erbaşların, çok ciddi bir rahatsızlıkla karşılaşırlar ise -ki stresli ortamda bu mukadderdir- üç aydan fazla rapor aldıklarında sözleşmeleri doğrudan feshedilip resmen aileleriyle birlikte sokağa atılmaktadırlar. İnsan haklarına aykırı olduğu kadar kamu personel rejimimizde bu denli zalimane bir başka uygulama da yoktur. Keyfî uygulamalarla yüz yüzedirler uzman erbaşlar. En küçük kabahatlerinde bile disiplin cezası uygulamasına muhatap olmaktadırlar. Bu cezalar yıl içerisinde bir ayı buldu mu yine ihraç istemiyle karşı karşıya kalıyorlar. Yargıya başvurma hakları da yok, tam bir kölelik sistemi, tüm zorluklar onlara ama mali ve sosyal haklarda iyileştirmeler semtlerine uğramıyor. Bir şarkı var ya “Sana sevdanın yolları, bana kurşunlar.” diye, aynen böyle bir şey. Lojman hakları komik, âdeta ulufe, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki sivil memurlarla birlikte yüzde 5’lik bir kontenjan tanınmış. Bu sosyal konutlar düşük maaşlılar için yapılmamış mıydı? Ya maaşlarını artırın ya da lojman kontenjanlarını, hiç olmazsa kira yardımı yapın; o da yok. Hatta orduevlerinden bile ailelerinin istifade imkânları yok. Orduevi kapılarında onur kırıcı bazı muamelelere maruz kaldıkları kulağımıza kadar geliyor. Yirmi altı yılda özlük haklarında, sosyal haklarında herhangi bir değişiklik yapılmaz mı? Allah’tan korkun! Dünya bile 26 kere değişti. Kimse kusura bakmasın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu uygulamasında hukuk da yok, insaf da yok. Güvenli gelecek, silah arkadaşlığı, meslek onuru, maalesef hepsi sınıfta kalmış.

Değerli milletvekilleri, bu sorunları herkes biliyor, herkes görüyor ama galiba bir görmeyen Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanı ve komutanlar. Gerçi, onlar son dönemlerde her türlü rezalet ve cinayetlerden sonra, ellerinde silah arkadaşları ve Mehmetçik’in kanı olan teröristleri de sınır dışına çıkarken görmediler, insansız hava araçları da her ne hikmetse görmüyor ama unutmayınız, birileri bu rezaletlere sırtını dönse de tüm millet olan biteni görüyor ve kayda alıyor. Silahlı kuvvetler adına karar veren başta Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanı ve diğer komutanlara sesleniyorum: Mensuplarınızın karşı karşıya olduğu bu sorunlara gözlerinizi kapamayın. Siz gündeminize almayacaksınız da bu sorunu kim dillendirecek? Milliyetçi Hareket Partisi olarak, getirin çözüm önerilerinizi, sonuna kadar destek olalım. PKK ve artıkları gibi, bu vatanın ekmeğini yiyip şer odaklarıyla aynı safa geçmiş bazı bedhahlar, gafiller hatta hainler gibi, sureti haktan görünüp de bu sorunlar üzerinden orduya nifak ekmek isteyenlere müsaade etmeyelim ve gelin, önce uzman çavuşlardan, sivil memurlardan, uzman jandarma ve astsubaylardan başlayarak yukarıya kadar, herkesi kucaklayan bir yeniden yapılanma ortaya koyalım. Bunun için, siz değerli milletvekillerine sesleniyorum: Milletin göz bebeği olan ordumuza nasıl katkı sunacağımıza kafa yoralım. Milliyetçi Hareket Partisinin bu önergesini bir fırsat bilin ve gelin, bu araştırma önergemize destek olun. Milliyetçi Hareket Partisinin ilk önergesi de değil bu. Daha önce verdiğimiz Meclis araştırması önergelerimize sırtınızı döndünüz, seyirci kaldınız. Güçlü olduğu kadar huzurlu, güçlü olduğu kadar birlik beraberliğini, sosyal dayanışmasını üst seviyeye çıkarmış bir ordu istemiyor musunuz?

Değerli milletvekilleri, stadyumdaki olaylara dikkat çekerek ve bu olayların önlenmesinde özel güvenlik teşkilatlarını hatalı bularak emniyet teşkilatı içerisinde yeni yapılanmadan bahsetti Başbakan. Hep öyle yapar ya, “Başarılar benim, hatalar başkalarının.” bu da öyle. Emniyet içerisinde polis benzeri koruma ve güvenlik birimi oluşturularak binlerce kolluk personelinin alınacağı ifade edildi, onlar eğitilecek, donatılacak, hazırlanacak; zaman ve lüzumsuz kaynak israfı. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir kanun teklifi verdik bugün. Biliyorsunuz, değişik nedenlerle uzman erbaş iken görevden ilişiği kesilmiş binlerce insanımız var; bunlar sizlere de geliyor, bizlere de ve haklı olarak çoluk çocuğunun nafakasını temin etmek için iş istiyor bu gencecik insanlar. Ayrıca bir kaynak aramaya gerek yok, zaman kaybetmeye hiç gerek yok. Silahlı eğitimden geçmiş, toplumsal olaylarda, hatta terörle mücadelede pişmiş, eğitimli bu personeli buralarda istihdam etmek daha iyi olmaz mı? Böylece, kanayan bir yara tedavi edilmiş olmaz mı? Bu kanun teklifimizde diyoruz ki: Bu koruma ve güvenlik birimlerine, hâlâ özel güvenlik olarak görev yapan kişiler ile suça bulaşmak dışında herhangi bir nedenden dolayı görevinden ayrılmış uzman erbaşlardan atama yapalım. Bir taşla iki kuş vuralım, hem tespit ettiğiniz güvenlik boşluğunu deneyimli personelle doldururuz hem de kanayan uzman erbaş işsizliğine de bir çözüm üretmiş oluruz. Kuracağımız araştırma komisyonunda hem bu teklifimizi hem de diğer hususları masaya yatıralım. Vatan için cansiparane görev yapmış bu kardeşlerimizi ortada bırakmayalım, sorunlarına birlikte çözüm arayalım.

Milliyetçi Hareket Partisinin araştırma önergesine destek olmanızı beklediğimizi ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın Şirin Ünal.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu Meclis araştırması yapılması konusundaki önergenin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, 560’ıncı yıl dönümünü büyük coşkuyla kutladığımız İstanbul’un fethinin hayırlara vesile olmasını diliyor, büyük komutan Fatih Sultan Mehmet Han’ı şükranla yâd ediyor ve bu onuru bizlere hissettiren, tarihimizle gurur duymamıza vesile olan atalarımıza sonsuz rahmet ve minnetlerimi ifade ediyorum.

Bugün temeli atılan ve 29 Mayıs 2015 tarihinde bitirilecek olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün de İstanbul’umuza, Türkiye’mize ve tüm dünyaya hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’yla 1986 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerinde uzman erbaş uygulaması başlatılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin erbaş kadrolarında devamlılık arz eden teknik ve kritik görevlerde yetişmiş personel ihtiyacını karşılamak maksadıyla istihdam edilecek uzman onbaşı ve uzman çavuşların temini, hizmet şartları, görev ve hakları, yükümlülükleri, astsubay sınıfına geçirilmeleriyle ilgili esas ve usuller de düzenlenmiştir.

Bu kanun kapsamında, uzman çavuşlar en az lise veya dengi okul mezunu çavuşlar veya en az ilköğretim okulu mezunu olup muvazzaflık hizmetini çavuş rütbesiyle tamamlayanlardan, uzman onbaşılar ise ilköğretim okulu veya dengi okul mezunu olanlardan, uzman erbaş 3269 sayılı Kanun hükümlerine göre istihdam edilen uzman çavuş ve uzman onbaşılardan da oluşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, uzman erbaşlarımızın sorunlarıyla ilgili mühim olan mesele ordumuzun profesyonelleşmesidir. Bu, Meclis araştırması açılmasından daha da mühim bir hadisedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin profesyonelleşmesi konusunda 1980’lerin sonunda başlatılan uzman erbaş uygulamasıyla zaten önemli bir adım atılmıştır. Model niteliği taşıyan bu uygulama profesyonelleşmenin sadece bir ayağını oluşturmaktadır. Uygulamanın ikinci ayağını ise zorunlu askerlik sisteminin yeniden yapılandırılması temelinde başlatılabilecek profesyonel er uygulaması oluşturacaktır.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, pek çok Avrupa ülkesi soğuk savaş dönemi sonrası tehdit veya risk algısındaki değişimin de etkisiyle profesyonel orduya geçmeye çalışmaktadır. İngiltere’de profesyonel orduya geçiş tarihi 1960, Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 1973 yılı olmuştur. Profesyonel ordulara sahip bazı ülkelerde gönüllü asker temini konusunda problemler yaşanmaktadır. Bu problemlerin kriz ve savaş dönemlerinde arttığı görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin özellikle son dönemde bu problemi yoğun olarak yaşadığı bilinmektedir. Almanya, Meksika ve diğer bazı gelişmiş ülkelerde zorunlu askerlerden ve daha yüksek maaşlı sözleşmeli erlerden oluşan “karma ordu modeli” olarak adlandırılabilecek yapılar da mevcuttur. Zorunlu askerlik modelini uygulayan tehdit-risk değerlendirmesi düşük Batılı ülkelerde alternatif kamu hizmeti uygulamaları yasallaştırılmıştır ve sistem, kişilerin tercihlerini dikkate almaktadır. İsrail gibi tehdit değerlendirmesi yüksek bazı ülkelerdeki zorunlu askerlik uygulamasında ise kamu hizmeti seçeneği olmakla birlikte, uygun olan fertleri, bayanlar dâhil, devlet öncelikle askerlik görevi için seçmektedir.

Profesyonel askerliğe talebin artırılması için askerlik modelinin bir cazibesi olması gerekmektedir. Bunun için inceleme ve değerlendirmeler devam etmektedir. Her ne kadar son günlerde yapılan müracaatların azlığı nedeniyle sözleşmeli er modelinin askıya alınma ihtimali konuşulsa da aslında tam profesyonel orduya geçmek için en az yirmi yıllık sürece ihtiyacımızın olduğunu değerlendiriyorum. Sözleşmeli modelde olması gerekenler: Yaş sınırının 18 ile 23 aralığında olması; adayların en az lise mezunu olmaları, asgari altı ay askerî eğitim verilmesi; mesaiye geliş-gidişler için şahsi araçların teşvik edilmesi, bu maksatla da yakıt desteğinde bulunulması; yılda bir kez sağlık kontrolünden geçirilmeleri ve fiziki teste tabi tutulmaları; alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklarının olmaması gerekmektedir. Uzman erbaşlarımızın sorunlarıyla ilgili çalışmalar gerek Genelkurmay Başkanlığımız gerekse Millî Savunma Bakanlığımız tarafından takip edilmekte ve çözümü noktasındaki çalışmalar devam etmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin profesyonel yapıya geçmesinin öncelikli şartı, siyasi kararın verilmesidir. Bunun da gayrisafi yurt içi hasılanın bu yükü taşıyabilecek bir seviyeyi üstlenmesine bağlı olacağı değerlendirilmektedir. Siyasi karar verildikten sonra oluşturulan geçiş planına göre personel tedarik ve eğitim faaliyetlerinin başlayabileceğini ifade ediyor, gündemimizdeki yasa tekliflerinin öncelikli olarak görüşülmesinin daha uygun olacağını belirterek hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Moroğlu.

Buyurun Sayın Moroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sözleşmeli uzman erbaşların sorunlarıyla ilgili araştırma önergesinin lehinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Elbette bu araştırma önergesini de destekleyeceğimizi baştan belirtmek istiyorum çünkü Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak hiçbir sorunun, hiçbir zulmün ya da hiçbir haksızlığın araştırılmasına bugüne kadar “hayır” demedik, bugünden sonra da “hayır” demeyeceğiz. İki yıldır görev yaptığım sürede, bu tavrın AKP sıralarında oturan milletvekili arkadaşlarımıza özgü bir davranış olduğunu gözlemledim ve bu araştırma önergelerine niye ret verdiklerini de hiçbir zaman anlamış değilim. Eğer onu anlatacak, bu araştırma önergelerine niye ret verdiklerini, niye “hayır” dediklerini anlatacak, yurttaşlarımıza bunu söyleyecek sözleri varsa da buradan, onları sadece şu gerekçeyle “Başka yasalarımız var, başka önemli işlerimiz var.” diyerek bu gerekçenin dışında başka bir gerekçeyle anlatmalarını talep ediyorum. Çünkü Başbakan, geçenlerde bir televizyon konuşmasında “Anayasa’yla ilgili referanduma gidecek misiniz?” sorusuna cevap verirken “Elbette, eğer diğer muhalefet partileri milletvekillerini parti binalarına kilitlemezlerse referanduma götürecek sayıya ulaşabiliriz.” demişlerdi. Buradan kalkarak acaba arkadaşların sadece burada parmakları mı giriyor, akılları parti binalarına mı kilitleniyor diye merak etmekten de kendimi alamadım. Çünkü bugüne kadar araştırılması gereken hiçbir konuya “Evet, bunu araştıralım.” diye cevap vermediler ta ki ne zamana kadar? Araştırılmasını istediğimiz konunun vahameti ortaya çıkıp, cinayetler işleninceye kadar. Bunun da en güzel örneği, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesi için araştırma önergeleri verdik, reddedildi. Ne zaman kabul edildi? Antep’te bir doktor arkadaşımız katledildiği zaman. Ona gelmeden bu uyarıyı bir kez daha yapıyorum ve arkadaşlarımızın akıllarını parti binalarından çıkarıp, bu araştırma önergelerine, daha doğrusu bütün araştırma önergelerine, özellikle çözümleri acil olan sorunlara “evet” vermelerini rica ediyorum bütün yurttaşlarımız adına.

Örneğin, uzman erbaşların sorunlarının en büyükleriyle ilişkili olan intiharlarla ilgili önergeler verdik, beraber araştıralım dedik, “hayır” denildi. Sonra, peki araştırma önergelerine “hayır” diyorsunuz, bir soru önergesi verelim, belki bizim bilmediğimiz bir şeyler vardır, bunu da bize anlatırlar diye bir soru önergesi verdik. Çünkü son on yılda terörle mücadelede şehit verdiğimiz askerlerin sayısından daha fazla orduda intihar olayları yaşanmış. Burada bir sorun var Sayın Bakan, sayın iktidar; bunları araştıralım ve bu sorunların çözümü için de tedbirler alalım dedik, “hayır” dediniz. Peki, niye oluyor diye soru önergesi verdiğimizde şu cevabı aldık: “Toplumdaki intihar olaylarıyla eşit oranda intihar oluyor. Burada ayrıca özel bir sorun yok.” cevabını aldık. Burada hepiniz buna tanıksınız, televizyonlardan izleyen yurttaşlarımız da tanık. Burada nereden baksanız, hangi açıdan baksanız gerçekten üzülmemiz gerekiyor, hep beraber üzülmemiz gerekiyor parti farkı gözetmeksizin çünkü Bakan toplumda da bir sorunun olduğunu itiraf etmiş oluyor. Acaba bu intiharlar, toplumdaki intiharlar “her kötülüğün anası” olarak son günlerde kolayca suçladığınız alkol içenlerden mi, alkol aldıkları için intihar edenler mi fazla; yoksa geçimsizlikten, yoksulluktan, işsizlikten intihar edenler mi fazla; kendi tarlaları ve 7 bin liraya verdiğiniz inekleri ellerinden aldığı için intihar edenler mi fazla; ya da üniversiteyi bitirip iş bulamadığı için intihar edenler mi fazla? Bunları araştırıp öğrenebilirdik, bunu da yapmadınız.

Ayrıca, bize yanlış bilgi vererek yalan söylediniz demek içimden geçmiyor bir Bakana ama Bakan, toplumdaki intiharlarla ordudaki intiharların eşit olmadığını, bize sorsaydı ya da en ufak bir araştırma yapsaydı, ordudaki intiharların toplumdaki intiharların 2,5 katı olduğunu öğrenebilirdi.

Yani, öyle bir durumla karşı karşıyayız ki değerli arkadaşlarım, hiçbir zaman toplumsal sorunların ortaya çıkması için çaba göstermiyorsunuz ve bizim çabalarımıza da, muhalefet partilerinin çabalarına da destek vermiyorsunuz biraz önce MHP grubundaki arkadaşlarımızın verdiği önergede olduğu gibi.

Sevgili hemşehrim Hamza Dağ çıktı, burada “Bir tek faili meçhul cinayet yoktur bir tane Hablemitoğlu dışında.” dedi. Öyleyse bir bildiği var. Gelsin, hepimizin bildiği ve dünyanın da bildiği ama kimin işlediği açıklanmayan Roboski’deki 34 kişinin katledildiği bir şey var. Herhâlde bunu biliyor; gelsin burada açıklasın, “Bu faili meçhul değildir, faili de şudur.” desin. Ya da birçok o dönemden bu tarafa diğer arkadaşların örneklerini bilmiyor olabilir ama bunu bilir. Onun için, burada, politika uğruna, siyaset yapma adına -tırnak içinde siyaset yapma adına- birbirimizi yanıltmak ve birbirimizle kürsüden polemik yapmak yerine “Evet, bunlar araştırılması gereken önemli bir sorundur.” deyip hep beraber araştırmaya başlayalım, gerekli tedbirleri alalım.

Uzman erbaşların sorunlarını da Millî Savunma Komisyonu üyesi olarak, sadece uzman erbaşların değil, uzman jandarmaların, astsubayların bütün sorunlarını dile getirip komisyonlarda bunlar için belli bir miktarda düzeltme taleplerimizi ilettik ve her zaman, iktidara mensup partili arkadaşlar, AKP’li arkadaşlar tarafından ret cevabı aldık. Neden? Her alandaki eşitsizliklerin bir örneği olarak, gelin, biraz önce konuşan Şirin Ünal Milletvekilimizin de dediği gibi, eğer yapısal sorunlardan kaynaklanan bir sorun varsa bunu da araştıralım, hep beraber düzeltelim. Bizim de bilmemiz gereken şeylerin olduğunu, muhalefet partilerine de oy veren yüzde 50’yi aşkın bir seçmenin olduğunu bilin ve bu çalışmalar yürüyorsa gene beraber bilelim yani bu, araştırma önergesinin kabul edilmesine engel bir durum değil ki. Hep beraber bu çalışmaları yürütelim ama hepimizin kısa zamanda da çözebileceği… Evet, biz bu yapısal sorunları aşmak için çaba göstereceğiz ama bugün uzman erbaşların yaşadıkları sorunlara da uzman jandarmaların yaşadıkları sorunlara da sessiz kalamayız.

Örneğin birçok yerden uzman jandarmalar bizi arıyor, diyorlar ki: “Artık orduya jandarma alınmıyor. Biz cezaevlerinde bile 7 kişiyle koskoca cezaevini beklemek zorunda kalıyoruz. Köylere güvenlik görevlileri, devriyeler çıkaramıyoruz.” Ne yapacaksınız bu sorunları? Herhâlde bir araştırma önergesiyle araştırıp tespit eder, sorunun çözümünü bulabiliriz. Yoksa diğer arkadaşların da belirttiği gibi, bütün bu Türk Silahlı Kuvvetlerinin yerine ya da emniyet güçlerinin yerine “profesyonel” dediğiniz başka bir ordu planları içinde misiniz? Milletvekili arkadaşlarımız bir soruya, önergeye ret verirken bunları düşünmeli. İleride “Ya, biz buna da el kaldırmamış mıydık?” ya da “Buna da el kaldırmış mıydık?” dediğiniz altından kalkamayacağınız projelere imza atmak ya da el kaldırmak zorunda kalmayın değerli arkadaşlarım. Biz sizi uyardığımız zaman, bu intiharları önleyebiliriz, uzman erbaşların sorunlarını çözebiliriz, çözmezsek intiharlar artacak diye uyarmamıza rağmen “ret” diye ellerinizi kaldırıyorsanız, sonra biz bu intiharlarda vebaliniz olduğunu size hatırlattığımız zaman da bize kızmamanız gerekiyor.

Ayrıca, Dilekçe Komisyonunda olan arkadaşlar da bilir. Uzman jandarmalar ve uzman erbaşlar Dilekçe Komisyonuna bir dilekçeyle başvurmuşlar; her ikisi de, uzman jandarmalar da uzman erbaşlar da: “Başbakan bize seçim zamanında söz verdi. ‘Hepinizin sorunlarınızı biliyorum, maaşlarınızın düşüklüğünü biliyorum, iki yıl sonra istifa ettiğiniz zaman iş bulamamak zorunda kaldığınızı biliyorum, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sorumluluklarını taşıyıp ama haklarına sahip olmadığınızı biliyorum. Bunları 2011 seçimlerinden sonra çözeceğim.’ diye meydanlarda söz verdi ama çözmedi.” Şimdi, bütün bunlara karşı çıkıp bu sorunların çözümü için iki yıl önce söz veren fakat iki yıldır çözmeyen bir Başbakan var, araştırma önergelerimize de her zaman ret veren bir iktidar partisinin milletvekilleri var.

Şimdi, bize, Genel Başkanımızın dediği gibi, bir tek şey kalıyor: Ya bu sorunları çözeceksiniz ya da biz her zaman “Yalancıdan Başbakan olmaz.” demeye devam edeceğiz.

Saygılarımla. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biraz önce, Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergeyle ilgili olarak AKP sözcüsü milletvekili arkadaşımız bir konuşma yaptı. Bu konuşmada uzman erbaşlığın ve orduda profesyonelleşmenin tarihini anlattı, “Profesyonellik için en az yirmi yıl gerekir.” dedi. Hâlbuki yirmi altı yıldır uygulanan bir yasa var. Bırakın profesyonelleşmeyi, giderek içi boşaltılan bir sistemle karşı karşıyayız. Buradan çıkardığım sonuç şu: Demek ki AKP zihniyetiyle yirmi değil, iki yüz yirmi sene de gidilse bir arpa boyu yol alınamayacağı ortada. Aynı şey sivil memurlar, uzman jandarmalar, astsubaylar ve subaylar için de geçerli.

Bu hususun aziz milletimizce ve Meclisimizce bilinmesini istedim. Böyle bir açıklama ihtiyacı duydum. Söz verdiğiniz için teşekkür ediyor, Meclisi saygıyla selamlıyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, (10/149) esas numaralı, 3269 sayılı Yasa kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinde 1986 yılından itibaren başlayan uzman erbaş uygulaması sonucunda ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi; 16/5/2012 tarih, 4995 sayı ile Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar ile geçici köy korucularının özlük hakları ile diğer hak ve imkânları konusunda yaşadıkları sorunların; 12/2/2013 tarih, 9569 sayı ile terörle mücadele kapsamında en önde ve yüksek yoğunluklu terör tehdidi olan bölgelerde bulunan uzman erbaşların çalışma ve özlük hakları ile ilgili sorunların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Bolu Milletvekili, Sayın Ali Ercoşkun.

Buyurun Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi önergesi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Haziran 2011’den bu yana bu konuyla alakalı aslında 20/10/2011, 16/05/2012 ve son olarak da 12/02/2013 tarihinde olmak üzere, Milliyetçi Hareket Partisinin üç tane önergesi var. Bu önergeleri burada konuştuk, Milliyetçi Hareket Partisi konuştu, bizler konuştuk ve sonuçta oyladık, reddolundu. Tabii, bu, şu demek değil; aslında, Meclis hiçbir zaman araştırma komisyonu kurmuyor demek değil. Bugün sabahleyin, yasa dışı dinlemelerle alakalı araştırma komisyonunda diğer arkadaşlarımızla beraber bir çalışma yaptık. Geçtiğimiz yıl gerçekleşen bir sürü araştırma komisyonu çalışmaları söz konusu. Dolayısıyla, aslında, zaman zaman hep birlikte, bütün partilerin katkı verdiği araştırma komisyonları kuruluyor. Ama, takdir edersiniz ki her ne kadar bu araştırma komisyonunu saygıyla karşılasak da Hükûmetin de, iktidarın da belli bir programı var. Dolayısıyla, bu program çerçevesinde hareket ederken bir taraftan da araştırma komisyonlarının çalışmalarına yol vermek lazım.

Biz Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, bu konuyla alakalı Milliyetçi Hareket Partisinin hazırlamış olduğu araştırma önergesini saygıyla karşılıyoruz. Fakat, dün başlayan Petrol Kanunu’yla alakalı çalışmaların devam etmesi ve bir an önce tamamlanması amacıyla önerinin aleyhinde olduğumuzu belirtir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Arayacağım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.17


 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak ve 58 milletvekili tarafından lezbiyen, gey, biseksüel bireylerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 14/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                29.5.2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 29.5.2013 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                    Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                 İstanbul

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak ve 58 milletvekili tarafından, 14.2.2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "lezbiyen, gey, biseksüel bireylerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (731 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 29.5.2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Binnaz Toprak’a aittir.

Buyurun Sayın Toprak. (CHP sıralarından alkışlar)

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, sevgili milletvekili arkadaşlarım; ben konuşmama başlamadan önce Grup Başkan Vekilimiz Akif Hamzaçebi’ye çok teşekkür etmek istiyorum çünkü 800 küsur önerge arasından bugün bu önergenin buraya inmesine kendisi önayak oldu. Çok çok teşekkür ederim Akif Bey.

Şimdi, burada konuşacaklarım, buradaki birçok kişinin ve belki bizi dinleyenler arasında da yani Meclis TV’den dinleyenler arasında da pek çok kişinin duymak, anlamak, var olduğunu kabul etmek istemedikleri bir konu. Ben, bugün burada LGBT bireylerden bahsedeceğim. Bu bireylerin sorunlarıyla ilgili Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasını önermiştim. “LGBT bireyler” derken şunu kastediyorum: Cinsel kimliği ve cinsel yönelimi farklı olan bireyler yani lezbiyenler, geyler, biseksüeller ve transseksüeller.

Şimdi, beni dinlerken sizden ricam, bir an için şöyle gözlerinizi kapatıp bu konuda empati kurmanız. Bu bireylerden biri olduğunuzu veya bunların annesi, babası, kardeşi, yakını biri olduğunuzu düşünmeniz; bunu kurgulamanız ve toplumun baskısı ile ötekileştirme ile şiddet ile karşı karşıya olan bu bireylerin, kendi hayatınızda bunu yaşayacak olsanız hayatınızın nasıl bir cehenneme dönüşeceğini kurgulamanız.

İslam’ın insanları ötekileştirmemek, Allah’ın yarattığı her varlığa karşı merhametli davranmak gibi öğretilerini hatırlamanız ve de hayvan haklarının bile korunması için mevzuatımız olan bu ülkede LGBT bireylere karşı şiddet ve nefretle ilgili önlem olmamasını, böyle bir ülkede hakkaniyetin ne demek olduğunu yeniden düşünmeniz, sizden ricam bu. Özetle, hepinizin vicdanına hitap etmek istiyorum ve vicdanınızın sesini dinleyerek bu önergeyi kabul edeceğinizi umuyorum.

Önce, size bir hikâye anlatmak istiyorum: Bu hikâye “LİSTAG” adında LGBT bireylerin anne ve babalarının kurdukları bir sivil toplum örgütüyle ilgili. Buradan birkaç tane anne geçen seni beni görmeye geldiler Meclise ve kendi yaşadıklarını anlattılar. Onlardan bir tanesinin hikâyesini anlatacağım size.

Aslında bu hikâyeleri Boğaziçi Üniversitesinden arkadaşım ve meslektaşım Can Candan bir belgesel olarak filme aldı. Hatta bu belgesel Meclisin yakınlarındaki bir sinemada gösterildi sizler belki ilgi duyup gidersiniz diye ama maalesef, o gün ilgi azdı, belki de fırsat bulamadığınız için ama 7 Haziranda sinemalarda vizyona girecek, gidip seyretmenizi tavsiye ederim. Aynı zamanda da 5 Haziranda Brüksel’de Avrupa Parlamentosunda gösterilecek.

Şimdi, önce bu hikâyeyi anlatayım. Bu hanım bana geldiğinde şunu söyledi: Bu meselelerden bağımsız olarak bir beyin kanaması geçirmiş ve üç ay hastanede yatmış yani ölüm kalım savaşı vermiş. Üç ay hastanede yattıktan sonra iyileşmiş, taburcu edileceği gün doktor demiş ki: “Evinize gidin, istirahat edin, yataktan çıkmayın ve size de herhangi bir kötü haber verilmesin.” Diyor ki: “Eve geldim -16 yaşında bir oğlu var- akşam oğlum odama girdi, herhâlde öleceğimi düşündü ve bana dedi ki: ‘Anne, sana bir şey söylemem lazım, ben geyim.’ O anda -düşünün, yataktan bile kalkmaması lazım- yataktan fırladım, oğlumun ne kadar külotu, fanilası, çorabı, ayakkabısı, tişörtü, pantolonu varsa bir çöp torbasına doldurdum ve çöpe attım. Benim bir oğlum vardı, o gece öldü.” Ondan sonra iki yıl boyunca nasıl bununla mücadele ettiğini, “Acaba biri mi kandırdı? Acaba bir hastalık mı kaptı? Acaba biz mi bir yanlış yaptık büyütürken?” diyerek, “Ya el âlem duyarsa!” korkusuyla iki yıl boyunca bununla mücadele ettiğini, bunun sonunda da bir gün başını ellerinin arasına alıp “Oğlum mu, el âlem mi?” diye bir iki üç saat düşündüğünü ve sonunda oğlunda karar kıldığını anlattı. Gerçekten, insanın içine işleyen bir hikâye bu ve eğer bu filmi izlerseniz buna benzer -bu hikâye o filmde yok ama o hanım var filmde, başka şeyler anlatıyor- hikâyeleri duyacaksınız.

Şimdi, şunu diyebilirsiniz: “Canım, benim çocuğuma böyle bir şey olmaz. Ben çocuğumu iyi yetiştirdim.” Bunu böyle demeyin çünkü bu insanların seçtiği bir tercih değil yani insanlar seçerek LGBT bireyi olmuyorlar, başkaları tarafından kandırılmak sonucunda da olmuyorlar, bu bir hastalık da değil ve dolayısıyla tedavi edilebilecek bir şey de değil; bazı insanlar böyle doğuyorlar. Bu tabloya baktığınızda gerçekten de toplumdaki ön yargılar özellikle bu bireyler için inanılmaz boyutlarda yani toplumda farklı olan herkese karşı büyük ön yargı var ama özellikle de LGBT bireylere karşı çok ciddi ön yargılar var ve maalesef de siyaset kurumu bugüne kadar bunları izale etme açısından, bunlarla baş etme açısından hiçbir şey yapmamış vaziyette.

Şimdi, bu kişiler bir kere polis tacizine ve şiddetine uğruyorlar. Size bir örnek vereyim: “Mor Çatı” diye bir kadın örgütü var, onun bir toplantısında genç bir çocuk kalktı -öğrenci herhâlde, gayet düzgün giyimli, bir blucin, üzerine kareli uzun kollu bir gömlek giymiş- ve şunu anlattı, dedi ki: “Yolda yürürken -İstanbul’da bu- polis beni aldı, karakola götürdü, pantolonumu indirtti, iç çamaşırımı kontrol etti ve şeklini şemailini beğenmediği için Kabahatler Kanunu’ndan ceza yazdı.” Yani böyle bir şey olamaz, polisin böyle bir yetkisi yok ama Türkiye’de bunlar yaşanıyor. Bu Kabahatler Kanunu, bir kere, bu tür birçok birey için tam bir kâbus çünkü en ufak fırsatta polis “Kabahatler Kanunu’nu çiğnedi.” diye ceza yazıyor. Bugün mesela, ödeyemeyecekleri miktarda cezası birikmiş LGBT bireyler var.

Aynı zamanda, şiddet gördüklerinde polis tarafından, aileleri tarafından veya toplum tarafından, sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorlar çünkü hastaneye gittikleri takdirde ortada bir şiddet olayı olduğu için polise haber verilecek, onun korkusuyla tedavi olamıyorlar. Aile tarafından şiddet görüyorlar, pek çoğu öldürülebiliyor. Daha iki üç gün önce böyle bir vakanın mahkemesi vardı. İntihara zorlanıyorlar ve işin daha da kötüsü, maalesef, bizim mahkemelerimizde yargıçlarımız ağır tahrikten, işte iyi hâlden -böyle, kravat takıp ceket giydi diye- bütün bu katillere indirime gidebiliyor. Halk tarafından linçe uğrayabiliyorlar, Avcılar’da böyle bir olay vardı.

İş gücü piyasasından dışlanıyorlar, iş bulamıyorlar, buldukları işten atılıyorlar ve iki yetişkin birey arasında olan özel bir sorun, toplumsal bir soruna dönüşüyor. Çünkü, yaşamak için seks işçiliğine yöneliyorlar. Çalışma yaşamında aşağılanıyorlar, mobbing’e uğruyorlar, ev kiralamakta zorlanıyorlar, vesaire vesaire ve sürekli korku içinde yaşıyorlar.

Bakın, geçen yıl karanlık bir sokakta, İstanbul’da yürüyorum. Önümde -biraz da bariz bir şekilde- gey olan, 50’sinin üstünde bir bey vardı, ayak seslerimi duydu, nasıl tedirgin oldu anlatamam. Biz kadınlar onu yaparız, arkanıza dönüp bakmazsınız çünkü o zaman korktuğunuz belli olmuş olur, böyle yan gözle bakarsınız. Geçeyim de bir kadın olduğumu görsün, korkusu geçsin istedim ama geçemedim, hızlandı çünkü. Yaşadığı dehşet inanılmazdı, birisi takip ediyor ve ona saldıracak diye.

Ve de askere alınmakta insanlık dışı muamele görüyorlar. Bu da daha önce konuşuldu, filmi bile yapıldı “Zenne” diye.

Oysa bu insanlar, hepimiz gibi sıradan insanlar, birçoğumuz gibi iyi vatandaşlar ve kendi hâlinde yaşayan insanlar yani bu tablo kabul edilemez. TBMM olarak, bu ülkenin, milletin temsilcileri olarak bu tabloyu değiştirmemiz lazım geldiğini düşünüyorum. Her insan özgür ve eşit olmalıdır. Başta yaşam hakkı olmak üzere, her insanın insan olduğu için temel hakları vardır. Her insan insanca bir yaşama layıktır ve demokrasi olduğunu, hele hele ileri demokrasi olduğunu iddia ettiğimiz bir ülkede bu hakları göz ardı edemeyiz.

Önergeme olumlu oy vereceğinizi umuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – Bir de bir şey daha söylemek istiyorum, o da İstanbul’daki dünkü olayla ilgili: Bu Taksim Parkı’nda ağaçların kesilmesini protesto eden arkadaşlara polisin şiddetini, aşırı şiddetini gerçekten teessüfle karşılıyorum. İstanbul Milletvekili olarak bunu da dile getirmek istedim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak, sağ olun.

Sayın Tüzel, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, üçüncü boğaz köprüsünün yapımının İstanbul’da yeni sorunlara yol açacağına ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün İstanbul’da yapılan bir devlet töreninden söz etmek istiyorum: Bugün, İstanbul’un nefesini, suyunu kesecek, yaşamına ot tıkayacak bir adım daha atıldı. İstanbul’u beş yüz altmış yıl önce fetheden Fatih’in orduları yerine bugünün haramileri, sermaye orduları fethe girişiyor. Osmanlının fetih sevdalı torunları mehter ve dualar eşliğinde “Yavuz Sultan Selim” adını verdikleri üçüncü köprüyle Boğaz’ımızı zincirliyorlar. İstanbul’u dört bir yandan işgal edip emekçileri topraklarından edenler, kuzeyin orman ve su havzalarına gözlerini diktiler. Ne için? Arazi, rant, yatırım ve yağma için. Üçüncü köprü yenilerini gerektirecek, yeni göç, yerleşim, nüfus ve ulaşım problemlerini doğuracaktır.

Gezi Parkı’nı kışla ve AVM ile tarumar edenleri, Galataport ve Haliç’i peşkeş çekenleri, üçüncü köprü ve havaalanı ile şehrin nefesini kesenleri, çılgın projeleriyle tarihi, kültürü, doğayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – …emekçilerin yaşamını kahredenleri tarih affetmeyecektir.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak ve 58 milletvekili tarafından lezbiyen, gey, biseksüel bireylerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 14/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Bursa Milletvekili Sayın Aykan Erdemir.

Sayın Erdemir, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Zaten bunlar, kim kimin aleyhinde belli değil.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Değerli milletvekilleri, yüce Meclisi ve bizleri televizyon ve bilgisayar ekranları başında izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Usulen önergenin aleyhinde söz aldım ama önergenin lehinde konuşacağım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Allah Allah! Çok etik bir şey yapacaksınız (!)

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Değerli milletvekilleri “Koskoca dünyaya benim evladımı sığdıramadılar.” 2010 yılı Eylül ayında Bursa’da öldürülen cinsel yönelimi farklı bir vatandaşımızın annesinin sözü: “Koskoca dünyaya benim evladımı sığdıramadılar.” İşte, bugün, burada, koskoca dünyamıza bu anne ve babaların evlatlarını sığdıracak küçücük bir yer açabilir miyiz diye konuşuyoruz. Evet, koskoca dünyamızda küçücük bir yer var mı? 12 bıçak darbesiyle öldürülenlere, 40 bıçak darbesiyle öldürülenlere, bedeninde kapanmaz yaralar açılanlara, kalplerinde kapanmaz yaralar açılanlara küçücük bir yerimiz var mı?

İşte, Türkiye’deki LGBT bireylerin anne ve babalarını bir araya getiren “LİSTAG” adlı topluluğun hayatının, deneyimlerinin, acılarının anlatıldığı bir film var, “Benim Çocuğum.” Can Candan’ın yönetmenliğinde toplumumuza sesleniyor, insanlığa sesleniyor, en sıcak duygularla sesleniyor, en samimi duygularla sesleniyor ve bu belgeselde, bu aile filminde anne ve babalar “Benim çocuğuma yeriniz var mı? Benim çocuğum için de hak var mı? Benim çocuğum için de özgürlük var mı? Benim çocuğum için de eşitlik var mı?” diye soruyorlar.

Bu belgesel o kadar önemli bir belgesel ki, arzu ettik ki Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tüm milletvekillerimiz de bir kere izlesinler, bu aile filmini izlesinler, anne-babaları dinlesinler, duygudaşlık kurabilsinler, onlar gibi hissedebilsinler. Meclis Başkanımız Sayın Cemil Çiçek’ten randevu istedik, kendisi -sağ olsun- bizi kırmadı, uzun uzun dinledi, bu belgeseli dinledi, içeriğini dinledi ve dedi ki: “Meclis çatısı altında gösterimi uygun olmaz ama siz Meclise yakın bir mekânda bu belgeseli gösterin, milletvekillerimizi davet edin.” Biz de -sağ olsun- hemen Çankaya Belediye Başkanımız Sayın Bülent Tanık’a koşup bir yardım rica ettik. Kendisi de bizi kırmadı, mümkün olan ilk anda Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanat Merkezi’ni bize tahsis etti. Meclisimizdeki tüm milletvekillerine bir davetiye gönderdik ve dedik ki: “Gelin, hep beraber, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği farklı olan çocukların annelerine ve babalarına bir kulak verelim.”

Burada bir teşekkür etmek istiyorum çünkü o akşam anneler ve babalar yalnız değildi çünkü Meclisimizden 6 milletvekili o akşam anneleri ve babaları yalnız bırakmadı. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Gürsel Tekin, Sezgin Tanrıkulu, Melda Onur ve Tufan Köse orada, aramızdaydı; kendilerine teşekkür ediyoruz. Aynı zamanda, AK PARTİ Trabzon Milletvekili Sayın Safiye Seymenoğlu da aramızdaydı; kendisine de teşekkür ediyoruz bu duygudaşlığı için.

Değerli milletvekilleri, dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, toplum değişiyor; daha iyiye ve daha güzele doğru yürüme kararlılığındayız. Bakın, 7 Mart 2010’da yani bundan yalnızca üç yıl önce, kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Aliye Kavaf ne diyordu: “Ben, eş cinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum, tedavi edilmesi gereken bir şey bence.” Toplumun çok tepkisini çekmişti. Bugün kendisi bakan olarak da milletvekili olarak da aramızda değil fakat aradan geçen üç yılda Türkiye çok yol katetti; 10 Mayıs 2013 tarihinde yani yaklaşık üç yıl sonra, bakın bir başka bakan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin ne diyordu yani aynı koltuğu dolduran bir başka bakanımız diyordu ki: “Yola çıkarken ‘Her türlü ayrımcılığa karşı olma’ ilkesini benimsedik.” İşte, ben de, Sayın Fatma Şahin’e de teşekkür ediyorum ve onun bu olumlu yorumundan da güç alarak diyorum ki: Dünya değişiyor, tabular yıkılıyor, daha iyi, daha güzel bir dünya mümkün, daha eşit, daha özgür bir dünya mümkün.

Bakın, bugün artık dünyada “Al-Fatiha” isimli bir örgüt var. Dünyada 20’ye yakın ülkede örgütlü; eş cinsel, cinsel yönelimi ve cinsiyet kimliği farklı olan Müslümanların, onların ailelerinin, onların arkadaşlarının bir örgütü. Yani, eskiden inançla cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği farklılığı bir araya gelemez diye düşünülürken bugün dünyanın pek çok ülkesinde inançlı Müslüman eş cinseller, transseksüeller, geyler, lezbiyenler örgütleniyorlar ve kendi toplumlarını da yavaş yavaş da olsa değiştiriyorlar.

Fakat, ne yazık ki Türkiye istediğimiz hızda ilerlemiyor ve çok sayıda uluslararası raporda da Türkiye’nin bu alandaki ayrımcılığı, bu alandaki yavaşlığı eleştiriliyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığının 2012 İnsan Hakları Raporu’nda eleştiriler var, Uluslararası Af Örgütünün 2013 Raporu’nda çeşitli eleştiriler var, 2013 yılında Türkiye İlerleme Raporu’na dair Avrupa Parlamentosu karar tasarısında çeşitli eleştiriler var ve deniliyor ki: “Türkiye Hükûmeti LGBT’lere yönelik ayrımcılık ve şiddet ile etkin mücadele etmiyor.” Ve aynı şekilde Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu yasası taslağından da cinsiyet kimliği korumasının çıkartılması eleştiriliyor.

Demek ki bu alanda alacağımız önemli bir mesafe var, bu alanda alacağımız önemli bir mesafe var ama sanmayın ki bu mesafe çok uzaklardan alacağımız fikirlerle, ilhamlarla olacak. Bizim yalnızca kendi geçmişimize, geleneğimize, özümüze bakmamız yeterli. Cumhuriyet bir eşit yurttaşlık projesi, cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi, cumhuriyet her şeyden önce hukuk devleti, ulusun iradesinin zirveye taşınması. İşte, cumhuriyet, -ki kimsesizlerin kimsesi, ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlığın kalesi- biz inanıyoruz ki cumhuriyet cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği söz konusu olduğunda da kimsesizlerin kimsesi olacak, sahipsizlerin sahibi olacak.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O söylediğin ahlaksızlık!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - Bakın, kızgınlıkla bir yere varmak mümkün değil, şiddetle bir yere varmak mümkün değil. Siz de eğer bu belgeseli seyretseydiniz…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ahlaksızlıktır!

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen… Lütfen hatibe…

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - …siz de eğer “Benim çocuğum.” kulak verseydiniz ben inanıyorum ki sizin de yüreğiniz yumuşayacaktı. Ben inanıyorum ki…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ahlaksızlıktır o!

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen…

AYKAN ERDEMİR (Devamla) - …siz de duygudaşlık, siz de empati kurabilecektiniz. Ama biliyoruz ki toplum yavaş yavaş değişiyor, nefret söylemi ve nefret suçları ağır ağır da olsa müeyyidelere, yaptırımlara tabi oluyor. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak arzu ediyoruz ki Türkiye’de öfkeyle, nefretle yol alınmasın. Seçim bildirgemizde de taahhütte bulunduğumuz gibi, Türkiye’de ayrımcılıkla mücadele ve nefret suçlarıyla mücadele için bir yasal düzenlemenin bir an önce oluşturulmasını talep ediyoruz.

Biliyorsunuz, Türkiye’de 70’i aşkın sivil toplum kuruluşunun meydana getirdiği bir platform var; Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu. Bu platformun ortak aklının ürünü olan da bir nefret suçları yasa tasarısı var. Ben istiyorum ki bu taslağı biz alalım ve Meclisimizde görüşüp kabul edelim. Buna yol açmak için de, aralık ayında bir kanun teklifi olarak Meclis gündemine bu ortak aklın ürünü, bu 70 STK’nın ortak aklının ürününü sundum. Arzu ediyor ve umuyoruz ki bir gün bu koca dünyada, bir gün bu koca Meclisin gündeminde de nefret suçları yasası için de küçücük de olsa bir yer açılır, bir vakit bulunur.

Son olarak, buradan, LİSTAG annelerine, LİSTAG babalarına seslenmek istiyorum: Şule Anne, Ömer Baba, Pınar Anne biliyorum ki bizi seyrediyorsunuz, biliyorum ki o koskoca dünyamızda sizin çocuklarınıza küçücük de olsa bir yerimiz var mı merak ediyorsunuz. Ben inanıyorum ki bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yüce Meclis sizlerin gözündeki yaşı dindirecek ve diyecek ki “Koskoca dünyamızda sizin çocuğunuza da yerimiz var. Koskoca dünyanızda bizim çocuğumuza da yerimiz var.”

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdemir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önerisini destekliyoruz. Sevgili arkadaşımız Binnaz Toprak’a da buna önayak olduğu için müteşekkiriz, çok önemli bir meseleyi ortaya koymaya yardımcı oldu. Bu meselenin önemi, sadece söz konusu cinsel yönelimler kümesi içinde yer alanların haklarını gündeme getirmesi açısından değil, aynı zamanda, onların haklarını savunmadan hiç kimsenin hakkını savunamayacağımız gerçeğini ortaya koymuş olmasıyla ilgili; tıpkı kadının hakkını savunmadan, tıpkı Kürt’ün hakkını savunmadan, tıpkı yoksulun, emekçinin hakkını savunmadan LGBT bireylerinin hakkını da savunamayacağınız gibi. Bütün hak silsileleri birbirine temelden bağlı. Birini ihmal ya da birini inkâr ederek geri kalanları hakikaten savunduğunuza ne bizi ne başkalarını inandırabilirsiniz.

Tabii, bu bakımdan çok değerli bir müttefikimiz var, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan, 2002’de katıldığı bir televizyon programında şöyle demişti: “Eş cinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart. Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insani bulmuyoruz.” Az konuda kendisiyle hemfikiriz ama bu konuda hemfikir olmuşluğumuz vardı. Acaba, bugün de böyle midir, yoksa bize Lut kavminden mi dem vuracaktır bu konu konuşulurken bilmiyoruz ancak konunun asıl merkezindeki LGBT bireylerin durumunu niye araştırmamız gerektiğine döndüğümüz zaman birkaç göstergeye bakalım.

Bunlardan biri, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Yılmaz Esmer’in 2009’da yaptığı bir alan araştırması. “Radikalizm ve Aşırıcılık” başlığı altındaki bu araştırmada, 34 ilde 1.715 kişiyle görüşmüş kendisi ve ekibi ve “Kiminle komşu olmak istemezsiniz?” sorusuna yanıt verenlerin yüzde 87’si eş cinsel kişiler olarak yanıt vermiş. Bütün yanıtlar arasında içki içenler yüzde 72, hiçbir dine inanmayanlar yüzde 66, Yahudiler yüzde 66, Hristiyanlar yüzde 52 diye gidiyor. Böylelikle apaçık bir biçimde görüyoruz ki toplumda son derece yaygın, kamusallaşmış bir ön yargı var. Bunun herhangi bir yasaya dayanmadığı hâlde, örneğin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından bir kanalda yayınlanan “Hung” dizisinin eş cinselliği normal gösterdiği için cezalandırılmasına bakacak olursak, zaman zaman ellerinde yetki olanlar bu kümeye karşı, bu cinsel yönelim tercihlerine karşı, bu cinsel yönelimler toplamına karşı son derece ön yargılı ve saldırgandırlar.

Öte yandan, Askerlik Kanunu esasen eş cinselleri karşısına almaktadır ve üstelik onları askerlikten muaf tutmak gibi bir tercihi gerçekleştirmek bakımından da son derece aşağılayıcı göstergelerle eş cinselliklerini ispata yöneltmektedir, zorlamaktadır. Bütün bunlar söz konusu olduğunda da bunların olmadığı söylenmektedir ama askerlik muayenesine gidenler orada kendileri gibi olmayan başkalarının nasıl muamelelerle karşı karşıya kaldıklarını görürler.

Şimdi, demek ki o zaman gerçekte toplumsal ön yargılar, geleneksel davranışlar, menkıbeler, efsaneler, kötü söylenceler dolayısıyla toplumun kıyısına doğru itilmiş bir insan topluluğu vardır, bunların toplumun geri kalanıyla eşitlenmesi için özel tedbirler gerekir. O yüzden bu araştırma gereklidir.

“Durumu araştıralım, bir bakalım.” değil, “LGBT bireyler” dediğimiz lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin bu toplumun eşit haklı üyeleri oldukları, hiçbir bakımdan ayrımcılığa tabi tutulamayacakları kanunla güvence altına alınmalıdır ki bu toplumsal ön yargılar karşısında bir azınlık durumuna düşmüş olan, azınlık durumuna getirilmiş olan insanların, pozitif ayrımcılıkla, yeniden çoğunlukla eşit haklar seviyesine kazandırılması mümkün olsun. Ancak bunu, bu bakımdan Meclisin nasıl bir karar vereceğini hakikaten merak ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Meclis Grubu, Anayasa tartışmaları sırasında cinsel yönelim hakkının Anayasa’ya dercedilmesini, kayıt altına alınmasını istedi. Ne yazık ki, AKP ve MHP temsilcilerinin itirazları dolayısıyla bu, üzerinde anlaşılamayan maddeler arasında kaldı. Umalım, bugün, mesela, bir mucize olsun, Meclis devasa bir adım atsın, bu yönde bir irade beyan etsin, bir anayasal anlaşmazlığın da çözülmesine bir meşruiyet kazandırmış olsun. Ancak, bunun böyle olup olmadığını göreceğiz.

Bir başka noktaya işaret etmek istiyorum. Biz, hiçbirimiz, benim yaşıtlarım bu bakımdan sonsuz bir hoşgörüyle bu dünyaya gelmedik. Bu fikirlere ulaşabilmemiz çok büyük haksızlıklar karşısında tercih yapmak zorunda kaldığımız koşullar içerisinde oluştu. Şahsen ben, eş cinsel bireyler karşısındaki tutumumun ne olacağını hiçbir zaman hayatım boyunca test etmemişken, cezaevinde, bizlerle birlikte hapse konmuş, çeşitli devrimci hareketler ya da politik hareketlere karışarak cezaevine gelmiş eş cinsel bireylerin bundan ötürü zulme uğradıkları koşullarda bir tercih yapmak zorunda kaldım. Ya onu da kendimiz gibi devrimcilerden biri olarak görecektik ya da orada işkenceye terk edecektik. Biz onları devrimcilerin arasına aldık, onlarla beraber yürüdük. Bu hakkı içermeyi zulüm altında, faşizmin zindanlarında öğrendik, bu bilgiyi de asla ve asla unutmayız.

İlk kez bir eş cinsel bireyle cezaevinde, cezaevi yönetimi devrimcilerin eline düştüğünde, 1980 öncesinde, diğer mahkûmların şikâyeti üzerine karşılaştım. Sordum kendisine, dedim ki: “Niye böyle yapıyorsun?” Bana verdiği cevap son derece basit, temel ve sonuna kadar insaniydi: “Aşığım ağabey, ne yapacaksın?” Bu cevaba verecek hiçbir karşılığım yoktu, olduğu gibi kabullenmekten başka bir çaresi yoktu. Bazı kadınlar bazı kadınları, bazı erkekler bazı erkekleri sevebilirler, bu hayatımızın hakikatidir, bununla yaşamayı öğrenmek büyük çoğunluğun görevidir.

Çoğunluğun hakkını savunmak, heteroseksüel bireylerin hakkını savunmak, Türklerin hakkını savunmak, orta sınıfın hakkını savunmak, cari ahlakı savunmak, bunlar çok kolay şeylerdir; zaten yasa sizden yanadır, devlet sizden yanadır, toplum sizden yanadır, herkes sizden yanadır. Böyle olmayanların hakkını savunabiliyorsanız o zaman hakikaten insanlaştınız, insanların hakkını savunmaya hakikaten hak kazandınız demektir.

Biz, eş cinsel onur yürüyüşünde “Şişli’de Kürt’üz, Taksim’de eş cinseliz.” dediğimiz zaman, buna karşı propaganda yapan yayın organları “Bunlar homoymuş.” dedi. Doğrusu, öyle olsam da hiçbir şey fark etmezdi ama bütün mesele, homo olmadığın hâlde homonun hakkını savunmaktır, onlar kendi haklarını savunuyorlar zaten. Kendileri gibi olmayanların onların haklarını savunduğu gün, Türkiye başka bir ülke olacak. Türkiye, Türklerin Kürtlerin hakkını savunduğu zaman, heteroseksüellerin, eş cinsellerin hakkını savunduğu zaman, erkekler kadınların hakkını savunduğu zaman, yaşlılar gençlerin hakkını savunduğu zaman, hâli vakti yerinde olanlar yoksulların yanına geçtiği zaman hakikaten başka bir ülke olacak. Yoksa her zaman olduğu gibi olmaya devam edebilir. O zaman da, kalubeladan beri nasıl gelmişse öyle gider, eş cinsel taşlar durursunuz, taşlayamadığınız yerde de hakaret edip Meclisi terk edersiniz.

Biz o nedenle bu araştırma önergesinin kabul edilmesini istiyoruz. Başbakan Erdoğan’ı 2002’deki sözünün arkasına geçmeye çağırıyoruz. Meclis çoğunluğumuzun da bu sefer bir sürpriz yapıp bizi şaşırtmasını, bu araştırma önergesini kabul etmesini diliyoruz.

Eş cinsellerin, geylerin, lezbiyenlerin, biseksüellerin, transseksüellerin bizlerle aynı hakka, hatta bu açığı kapatmak için biraz daha fazla hakka sahip olmalarını sağlayacak yasal düzenlemeleri yapmak eninde sonunda bu Meclisin görevi olacaktır. Bugün değilse yarın ama mutlaka ezilenlerin yanında, onlarla beraber olacağız.

Bu öneri için de çok teşekkür ediyoruz Binnaz Toprak’a.

Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın Türkan Dağoğlu.

Buyurun Sayın Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Profesör Binnaz Toprak’ın Mecliste araştırma konusu olması üzerine vermiş olduğu bu önergenin aleyhine söz almış bulunuyorum.

Şimdi, öncelikle, ben, bir tıp doktoru olarak şahsen bunun ne olduğunu bilmek isterim, sizlerin de bilmek istediğinizi düşünürüm. Bu, biyolojik bir kusur mudur, sosyolojik bir olay mıdır, yoksa psikolojik bir durum mudur, hangisidir?

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) -  Hiçbiri değil. Bunun için önerge verdik “araştıralım” diye.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Araştıralım Hocam.

TÜRKAN DAĞOĞLU  (Devamla) – Öncelikle, bizim bunun kararını vermemiz gerekir.

1974 yılında Amerika’da, 1992 yılında da Avrupa’da psikiyatri dernekleri bunu araştırdı ve araştırmalarının sonunda şöyle bir sonuca varıldı: Bu, biraz evvel diğer konuşmacıların da belirttiği gibi, kısaca “LGBD” dediğimiz durum normal dışı bir davranıştır…

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – “D” değil, “T”, LGBT.

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – …bu, normal bir davranış değildir.

AK PARTİ, insana insan olduğu için değer verip yasalar önünde herkesi eşit saymakta, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdiğini her vesileyle dile getirmektedir.

Sosyal düzeyde alınan tedbirler de belli bir cinsel yönelime değil, tüm insanlığın faydasına yöneliktir. Bununla birlikte, insanımıza atfettiğimiz bu önem, gerek halkımızın onaylamayacağı yaşam biçimlerine kapı aralayarak ve bir nevi özendirerek, gerekse toplumsal bozulmayı tetikleyecek uygulamaları bir demokrasi kriteri olarak öne sürerek değerlendirilemez. Bu tür bir değerlendirme hakkaniyetli olmaz.

Kadın cinayetleriyle mücadelemizde biz kimseyi trans birey olduğu için görmezden gelmedik. Kadın cinayeti de olsa, erkek cinayeti de olsa, cinsel eğilimleri farkı kişilere yönelik saldırı ve öldürme girişimleri de olsa biz tümüne, şiddete karşı sıfır tolerans politikamızla yaklaştık. Dolayısıyla, burada, LGBT bireylere karşı bir kayıtsızlık görüldüğü yönündeki iddialar gerçekle bağdaşamamaktadır. Kadının kadınla, erkeğin erkekle evlenmesi bir hak değil, bilakis cinsel kalıpların ters yüz edilmesini marifetmiş gibi ortaya koyan toplumsal bir bozulmanın önünü açan bir uygulamadır.

Kendimize bu konuda Batı’yı model olarak almamız gerektiği yönündeki iddiaları ise temelsiz buluyorum. Keza, hepimizin medyadan takip ettiği gibi, Fransa’nın ünlü tarihçilerinden Dominique Venner, Paris’in ünlü Notre Dame Katedrali’nde, ülkesinde eş cinsel evliliğin yasalaşmasını protesto etmek için geçtiğimiz günlerde intihar etti.  Söz konusu kanunun iptali yönünde  Fransa’da yüz binlerce kişinin katıldığı protesto gösterilerinin düzenlenmesi de aslında bu konuya henüz, Türkiye dâhil, birçok gelişmiş ülkenin, hatta ve hatta ileri demokrasi gösteren ülkelerin kamuoylarının hazır olmadığını göstermektedir.

Yapılması gereken sivil toplumla ortak bir çalışma yürüterek, trans bireylere yönelik nefret saldırıları ve cinayetlerinde ön alıcı tedbirler getirilmesi…

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Biz de onu öneriyoruz.

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – …bunun aksi yönünde davranan görevlilerin ve yargı mensuplarının keyfî veya ayrımcı gerekçelerle kararlar almasının etkin şekilde önlenmesidir. Bunun için de bir nevi, yerelde gözümüz olan sivil toplumun karar alıcı, etkin bir diyalog süreci içerisinde olması gerektiğine inanıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dağoğlu.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Efendim, burada yanlış bilgiler verdi Sevgili Türkan Hanım. Birkaç şeyi düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sevgili arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi şu meseleyi birazcık âdet hâline getirdi: Yaptığı veya dile getirdiği kısıtlayıcı hükümler için ikide bir bilimi öne sürüyorlar, diğerlerinin bilim hakkında hiçbir şey bilmediğini iddia ediyorlar. İçki yasağıyla ilgili de bu söylendi. İçkinin zararlı olduğunu daha dün Başbakan söyledi, “Bilim tarafından ispatlanmıştır.” dedi, bu hiç doğru değil, bunun hakkında yazı yazacağım. Girip bakarsanız, yapılan bütün araştırmalar aşırıya kaçmamak ve günde 1-2 bardak olmak şartıyla ve haftada üç dört gün olmak şartıyla özellikle kırmızı şarabın yüzde 40’a kadar, damar tıkanmasından beyin inmesini ve kalp krizini engellediğini gösteriyor ve bunlar çok ciddi bilimsel araştırmalar. Bu bir.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Yapmayın Allah aşkına ya!

AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – İkincisi, ben lisans ve lisansüstü eğitimimi Amerika’da aldım. 1974 yılında Amerika’daydım, 1974 yılında Amerika bu konularda o kadar geri bir ülkeydi ki, mesela zencilerin beyazlardan daha aptal olduklarını iddia eden bilim adamları vardı. Onun için, 1974’te yapılan araştırmalar 2013 yılında “ilimdir, bilimdir” diye bize sunulamaz. Çok özür diliyorum Türkan Hanım ama söylediklerinizin yanlış olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, sayın vekil “Ahlaksızlığı savunuyorsunuz.” diyerek…

BAŞKAN – O size laf attı ama.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Ahlaksızlığı…

BAŞKAN – Bakın, Türkan Hanım’ı öyle söylediğinizi zannettim ben, onun söylediğini… Sonra, tutanak kısmına bakacağız ama yani…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Fakat itham ediyor, ahlaksızlığı savunmuyoruz…

BAŞKAN – Ya, anladım da bak, şimdi, güzel kardeşim, beyefendi laf attı, bağırdı ve ondan sonra da gitti. Yani burada, şu kürsüde size yönelik, o dediğinize… Yani bu her birbirinize sövdüğünüzde ben söz versem yandı gülüm keten helva. Oradan gitti.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Gerek şahsıma gerek Cumhuriyet Halk Partisine ahlaksızlığı…

BAŞKAN – Ya, hayır, bakın, yani gitti.

Onu sataşma olarak kabul edemem, çünkü herkes birbirine laf atıyor, biz bu Meclisi yönetemeyiz. Ben Türkan Hanım’ın böyle dediğini zannettim, öyle bir şey yok, o beyefendi laf attı size, sonra da gitti.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Peki, bugünden itibaren “ahlaksız” demek serbest midir kürsüdeki hatibe ve parti grubuna?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Özür dilemesi gerekiyor.

BAŞKAN – Bakın, şimdi burada, parti grubuna da çok ayıp, insanların da birbirine sövmesi çok ayıp.

Burada bütün grup başkan vekilleri geldiler, ben de imzamı koydum, buradaki Divan üyeleri de imzasını koydu ve sonuç itibarıyla biz bu tür konuşmaları kınadık, bir daha yapılmayacağına dair karar aldık, o arkadaşı da ben buradan siz konuşurken uyardım, ondan sonra da o çıktı, gitti.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – O zaman Sayın Başkan, biz hakkı savunuyoruz, hakkı savunmaya devam edeceğiz…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, bu zaten tutanağa geçti…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – …ahlaksızlığı savunanlara da mesajımız budur.

BAŞKAN – Tamam, tutanağa geçti.

Evet…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, bir de bir şey daha söyleyebilir miyim. AKP’li arkadaşların tartışmaları dinlemeden sırf oy vermek için buraya gelmelerini de protesto ediyorum, dinleseler belki olumlu oy verebilirlerdi.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – O da tutanaklara geçti Hocam.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak ve 58 milletvekili tarafından lezbiyen, gey, biseksüel bireylerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 14/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunarak, görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri reddedilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet nerede?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Burada, burada. 

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Hükûmet yok, beş dakika ara verin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hükûmet yok Sayın Başkanım.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Hükûmet yok, ara verin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.16


 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce yanlış uygulama yaptınız. İç Tüzük’ün 62’nci maddesine göre, her birleşimin başından, her görüşmenin başından sonuna kadar bir hükûmet temsilcisi bulunmak zorunludur, okursanız. “Eğer hükûmet temsilcisi bulunmazsa, o, başka bir birleşime bırakılır.” diyor. Yani “bırakılabilir” demiyor. Biraz önce siz…

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Komisyon vardı ama.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bırak canım.

BAŞKAN – Siz karışmayın, lütfen, ben dinleyeyim Sayın Genç’i.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, biraz önce siz dediniz ki: “Komisyon burada. Hükûmet yok.” Çünkü yoktu.

BAŞKAN – “Yok” demedim ben.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, niye ara verdiniz? Bakın, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ama “yok” demedim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani Hükûmet yoktu.

BAŞKAN – Ağzımdan “yok” çıkmadı Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çıksın çıkmasın Sayın Başkan. Yoksa tutumunuz hakkında söz istiyorum 63’üncü maddeye göre.

BAŞKAN – Tamam, hayhay, size söz vereyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim?

BAŞKAN – Usul tartışması açıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) –Sayın Başkan, peki, bana bir söz verin de ben konuşayım.

BAŞKAN – Vereceğim zaten. Sayın Genç, sizi kırar mıyım? Ne zaman kırdım?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, peki.

BAŞKAN – Tamam, hayhay.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bu kadar hatırlı, bu kadar saygın bir kişilik nasıl kırılır?

BAŞKAN – Şimdi, sizden de rica ediyorum, bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu üyelerinden rica ediyorum. Şimdi, sakin, sessiz, şu işi idare edelim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İsterse kavga çıkarsınlar Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kavga çıkarsa sizin yanınızdayım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır yani kendileri bilir, iktidar kendileri.

BAŞKAN – Başka bir şey söylüyorum ama.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki.

BAŞKAN – Vereceğim ben size, ilk sözü de size vereceğim de şimdi alalım diğer arkadaşları.

Aleyhte, Sayın Genç’in dışında…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Lehte.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Aleyhte.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Genç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yalnız, Sayın Başkan, beş dakika verseniz de… Çünkü ayrıntılı konuşalım.

BAŞKAN – Haydi, ben size beş dakika vereyim, tamam, hadi buyurun.

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlanırken Hükûmetin bulunmaması nedeniyle ara vermesinin İç Tüzük’ün 62’nci maddesine uygun olup olmadığı hakkında

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir, Türkiye'nin en saygıdeğer bir kurumudur. Bu kurum faaliyetine başlarken, özellikle Başkanlık kürsüsünde oturan başkan vekili arkadaşlarımızın çok objektif, İç Tüzük’ü aynı, harfiyle uygulamak zorunda olan kişiler olduğunu bilmek zorundalar.

Şimdi, şöyle bir şey, İç Tüzük’ün 62’nci maddesinde diyor ki: “Her görüşmenin başından sonuna kadar bir Hükûmet temsilcisi bulunur. Eğer Hükûmet temsilcisi bulunmazsa…”diyor, bakın, son cümle: “Eğer görüşmenin başında hazır değilse o konudaki görüşme bir defalık gelecek birleşime bırakılır.”

Biraz önce siz kanun tasarısına geldiğiniz zaman “Komisyon burada.” dediniz fakat “Hükûmet…” dediniz, salonda, Türkiye Büyük Millet Meclisi salonunda Hükûmet mensubu yoktu, doğrusu bu. Yani, olmayınca siz birleşime on dakika ara verdiniz. Şimdi, sizin birleşime on dakika ara vermenizin gerekçesi Türkiye Büyük Millet Meclisi salonunda bir Hükûmet temsilcisinin olmamasından kaynaklandı. Dolayısıyla, 62’nci maddeye göre siz ara vermeyecektiniz, gündemin müteakip maddesine geçecektiniz çünkü bu İç Tüzük böyle, bunu böyle yazmışlar: “Bırakılır.” diyor, “bırakılabilir.” demiyor. Dolayısıyla, eğer Meclis Başkan Vekilliği kürsüsünde oturan arkadaşlarımız… Hadi iktidar partisinin başkan vekilleri olsa neyse ama siz muhalefet partisinin başkan vekilisiniz, lütfen İç Tüzük’ü uygulayın. Ve siz bunu, o gündem maddesini ertelemek zorundasınız. Bakın, bir hükûmet bu… Yani, siz böyle davranırsanız bu Hükûmet zaten bu Meclise saygı duymuyor.

Bakın, şu sıralarda 1 tane bakan var mı? Yok. Kim… Nerede bu kişiler? Çünkü dışarıda keyif çatıyorlar arkadaşlar, dışarıda keyif çatıyorlar.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Geldi, bak, bak.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) - Geldi, bak, arkada bak.

KAMER GENÇ (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisine saygıları yok bunların. Türkiye Büyük…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Senin gözün görmüyor!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, ben görüyorum, senin gözün görmüyor. Ben gayet iyi görüyorum.

Ve dolayısıyla, siz disiplinli bir başkan vekili olarak hareket etseniz, şimdi, bir daha da bunlar gelip burada otururlar ama etmediğiniz için “Nasıl olsa başkan vekillerinin hepsi bizi idare eder; biz Meclise gitsek de olur, gitmesek de olur. Zaten Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetimi bizim emir ve talimatlarımız paralelinde hareket ediyor…” Böyle bir yönetim olmaz Sayın Başkan, objektif olmak zorundasınız, doğru uygulama yapmak zorundasınız. Türkiye Büyük Millet Meclisi ciddi bir kurumdur. Bu kurumu yöneten kişiler de aynı ciddiyeti muhafaza etmek zorundadırlar.

Onun için, Hükûmet dışarıda, hiç Meclise de değer verdiği yok, gelen giden bakanları yok, sorularımıza doğru dürüst cevap vermiyorlar. Dün burada Maliye Bakanı bizim sorularımıza cevap veriyor, yanlış bilgi veriyor. Ben diyorum ki: “Siz gelir ortaklığı yolu ile birtakım firmalara 7 tane liman vermişsiniz. Biz KİT Komisyonunda müzakere ediyoruz. Arkadaşlar on beş senede 1 kuruş tahsil etmiyorlar. Bir de üstelik de zaman aşımına şeyler var.” Burada Mehmet Şimşek çıkıyor, diyor ki: “11 milyon lira tahsil ettik.”

Ya, arkadaşlar, böyle olmaz yani bu Hükûmette bir ciddiyet olması lazım. Bütün yolsuzluklar ve suistimaller inkâr yoluyla örtbas edilmeye çalışılıyor. Hiç olmazsa siz Meclis Başkan Vekili olarak burada, bence, Sayın Başkanım, kesinlikle bugünkü bu gündem maddesini ertelemek zorundasınız. Dürüstlüğün, dürüst bir yönetimin gerektirdiği budur. Yoksa böyle hareket ederseniz bu Hükûmet de bu Meclise karşı böyle davranır, bu Meclisi böyle ciddiye almaz.

Arkadaşlar, yani okuma yazması olan her insan bu tüzüğü böyle anlar. Diyor ki: “Her görüşmenin başından beri hükûmet olmak zorunda.” Sayın Başkan Vekilimiz açtı, Komisyon vardı, “Hükûmet?” dedi, baktı, salonda Hükûmet yok, olmayınca ara verdi. Veremez. Şimdi, İç Tüzük’ü ya uygulayacağız ya uygulamayacağız. Eğer uygulamazsanız o zaman buraya çıkaralım herhangi bir kişiyi veya İç Tüzük’e de gerek yok Sayın Başkanım, o zaman AKP’nin kafasıyla bu Meclis istediği kanunu… Hatta müzakereye de gerek yok. Zaten birçok kanunla, getirilen yolsuzluk kanunlarıyla bu milletten gerçekler saklanıyor. Bakın, geçen gün bir vergi affını getirdiniz, servet affını. O affı getirdiniz, Türkiye’dekilere de teşmil ettirdiniz.

Dolayısıyla, o kadar büyük soygun, o kadar büyük hukuk ihlalleri var ki bu salonda, öncelikle sizin buna imkân vermemeniz lazım. Sayın Başkanım, size büyük saygı duyuyorum ama bu gündem maddesini atlamak zorundasınız çünkü Hükûmet olmadığından ikinci gündem maddesine geçmek zorundasınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Tutumumun lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Doğan Kubat.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; açılan usul tartışmasında Sayın Başkanımızın tutumu lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu maddede tartışılacak bir şey yok ki!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Dinle, dinle!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük’ümüzün  15’inci maddesinde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, tartışılacak bir şey yok.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …Meclis başkan vekilinin görevleri net biçimde yazılmış. Genel Kurul görüşmelerini yönetmek, Sayın Başkan Vekilimizin sorumluluğunda olan bir görev ve yetkidir.

Kanunların görüşülme usul ve esasları da yine bu Tüzük’te ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Kanun görüşmelerinde komisyonun ve hükûmetin burada temsil edilmesi şeklî bir unsurdur, doğrudur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şeklî mi, nasıl şeklî ya?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) –  Bu konuya ilişkin 62’nci madde, “Hükûmetin temsili” kenar başlıklı 62’nci maddede, kanun görüşmelerinde her görüşmenin başından sonuna kadar hükûmet adına görüş bildirmek üzere, Başbakan veya ilgili bakan veya zorunlu hâllerde de o bakanlığın en üst düzey bir bürokratının Genel Kurulda olması zorunluluğu getirilmiştir. Bundan maksat da, iki değişiklik gerekçesi de incelendiği zaman esasen yapılan bu kanun çalışmalarında teklif -her zaman tasarı olmayabilir burada görüşülen kanun- veya tasarıdaki o kanunun içeriğine ilişkin hükûmetin görüşünü net biçimde ortaya koyarak görüş birliği sağlayıp böylece yasama faaliyetinin daha sağlıklı biçimde yürütülmesini sağlamaktır. Hükmün konuluş amacı, özü budur.

Değerli Başkanım, biraz önce, gündemin kanun tasarı ve tekliflerinin 3’üncü sırasında yer alan Türk Petrol Kanunu Tasarısı’na geldiği zaman sıra, Komisyonu sordu çünkü Komisyonu ve Hükûmeti ayrı ayrı sorup bir durum tespiti yapmak zorunda “Var.” veya “Yok.” diye; Sayın Başkanımızın takdirine bağlı bir tespit yapmak durumunda. Sayın Başkanın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Takdirine bağlı değil, zorunlu.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Sayın Genç, görüşlerinizi dinledik yani biz de ifade ediyoruz görüşlerimizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya maddeyi bir oku da bunu da öyle yorumlarsan, ben size niye bir saattir… Okuma yazman yok demektir o zaman.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Sayın Başkanımız, ilgili ihtisas komisyonundan burada kanun görüşmelerine katılmaya özel olarak görevlendirilmiş sözcülerden birisinin varlığını “Komisyon burada mı? Evet, burada.” diyerek tespit etti; tutanaklar incelenirse görülür. O esnada, Sayın Başkanımız, 62’nci madde uyarınca Hükûmetin burada olup olmadığına dair bir sual tevcih etmeden…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Etti, etti… Tutanağa bak.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …varlık veya yokluğa ilişkin bir tespit yapmadan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Hükûmet?” dedi, “Yok.” dedi.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …görüşmelere ara verdi. Bu, tamamen Sayın Başkanımızın takdirinde olan bir konudur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle takdir olur mu ya?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Bundan önce, Mecliste, daha önce yapılan uygulamalar var; Kanunlar ve Kararlar Başkanlığından istenirse, tutanakları da biraz sonra takdim ederiz. “Komisyon burada.” denildikten sonra, hatta, komisyon sıralarında komisyon otururken varlık ve yokluğa ilişkin bir durum tespiti yapmaksızın ara verilip daha sonra görüşmelere devam edildiği vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle bir şey yok!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Biraz sonra sunabiliriz.

Değerli arkadaşlar, bu Tüzük ve Anayasa… Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarının Tüzük’e göre… Elbette, Tüzük’teki bir kısım boşluklar, uygulamalar, Meclis teamülleriyle doldurulur; yıllarca burada, içimizde tecrübeli arkadaşlarımız var, bunu gayet iyi bilirler.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “Hükûmet nerede?” diye sordu.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Sayın Başkanımız, bu Meclisin verimli çalışması için takdir hakkını bu yönde kullanmıştır. Ben Sayın Başkanımızı gerçekten takdir ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hesabına geldiği için takdir ediyorsun değil mi?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Meclisin zamanının boşa gitmemesi için, burada gündemdeki işleri görüşüp bir an önce hayata geçirebilmek için, olağanüstü iyi niyetli, hoşgörülü bir çaba içerisinde, bütün siyasi partilere karşı bu anlayışı gösteriyor. Ben, sadece bu insani, iyimser yaklaşımının ötesinde davranışlarının da İç Tüzük’teki amir hükümlerle bire bir örtüştüğünü düşünüyorum. Bu nedenle, Değerli Başkanımızın biraz önceki tavrında, tutumunda, usule ve tüzüğe aykırı herhangi bir yön yoktur.

Başkanımızın tutumunun lehinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tutumum aleyhinde İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Sayın Meclis Başkanımızın, şu anki Başkan Vekilimizin tutumuyla ilgili söz aldım.

Sayın Meral Akşener, bu Parlamentoda bulunduğum süre içerisinde, Meclisi yönetmede, dirayeti, iyi niyeti, bir hanımefendi olarak aynı zamanda otoritesiyle de hepimizin gönlünde yer etmiş, saygıdeğer bir başkan vekilimizdir. Meclis Başkanlığını da layıkıyla yaptığı konusunda hiçbir tereddüdüm yok; kendisini severim, sayarım.

Ama, bugün, bu olayın her anını yaşadığım için, kendisiyle ilgili bir durumu, tutumu hakkında eleştiriyi Sayın Kamer Genç yaptığında, Kamer Genç’in haklı olduğuna vicdanen inandığım için buraya çıktım. Çünkü, Sayın Başkan, oturumla ilgili olarak konuşmalar bittikten sonra Petrol Yasası’nı görüşmek üzere konuya devam etti, Komisyon temsilcileri de geldi. Hükûmete baktı, Hükûmet yoktu. Ben de kendisiyle göz göze geldim ve “Ara ver Başkan.” dedim. Sonra, İç Tüzük’ü okudum, benim de “Ara ver.” dememin yanlış olduğunu, o an uygulamada, hükûmet olmadığı için o kanunu geçmesi gerektiğine inandım ve bundan dolayı aleyhte söz aldım.

Ama bir şeyin altını çizeyim. Bakın arkadaşlar, biraz önce yaşadığım bir şeyi söyleyeyim: Ben bu Komisyonun üyesiyim Cumhuriyet Halk Partisi adına. Benim saat dört buçukta randevum vardı. Randevuma giderken sayın grup başkan vekilime ve Sayın Özgür Özel’e dedim ki: “Biraz gecikebilirim. Benim 8’inci maddede konuşmam var ama gecikmem olabilir. Gecikme olmasın diye, senden rica ediyorum, bir yoklama iste, ben geç kalmayayım.” Ben randevumu erken bitirdim ve buraya beş olmadan geldim ve burada oturdum. Sayın Hükûmet temsilcilerinin benim gösterdiğim duyarlılığı ve hassasiyeti göstermeyip, bu kanunun gidişatını, geleceğini bilerek buraya gelmemiş olmaları hem bu Meclise hem bu yasada yaptıkları uygulamalar için uygun bir davranış değildir. Onun için, bu davranışın Meclis tarafından ve Başkanlık tarafından değerlendirilmesini takdirlerinize sunuyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Tutumumun lehinde İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tutumunuzun lehinde söz talep ettim. Aslında bugünkü gündem yani petrol kanunu tasarısının görüşülmesine ilişkin irade doğrudan doğruya AKP tarafından Danışma Kurulunda mutabakat sağlanmadığı için bir grup önerisiyle getirildi ve bunun görüşülmesi talep edildi. Şüphesiz böyle bir konuda gerek Komisyonun gerek Hükûmetin burada bulunmasını temin etmesi gereken de zaten AKP Grubuydu. Bu bakımdan, irade görüşülmesine yönelikse, burada bulundurmama iradesi de bir bakıma AKP Grubunun iradesiydi.

Evet, aslında gerçekten maddeye göre hem komisyonun hem hükûmetin olması gerekir. Hükûmet bir defa yoksa ondan sonra hükûmetin aranmasına gerek yok çünkü zaman zaman hükûmet veya komisyon iradesini burada temin etmemekle aslında çoğunluk iradesi bir bakıma o kanunların görüşülmesini engelliyor. Nitekim, bugünkü gündemde de bundan önce iki tane kanun var. Burada komisyon başkanı ve hükûmet olmayınca görüşülmüyor. Demek ki bu bir iradeyle oluşuyordu. Bu bakımdan, böyle bir irade gerçekten var mıdır yok mudur bilmiyorum ama geldiğimiz bu noktada hem komisyonun hem hükûmetin aranması gerektiği izahtan varestedir. Ancak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bugün böyle bir konunun görüşülmesine yönelik olarak parti gruplarımızın da hazırlıkları var, konuşmaları da yapmak üzere biz buradayken, Sayın Meclis Başkanı, zannederim, Sayın Hükûmetin, özellikle Sayın Bakanın burada bulunmamasının anlık bir olay olduğunu dikkate alarak ve bir hükûmeti beklemek için de Türkiye Büyük Millet Meclisini bekletmemiş olmak için bir ara vermeyi uygun gördü. Çünkü, gerçekten bu şekilde bir irade olmadığına ilişkin bir kanaat de vardı. O bakımdan, Meclis Başkanımız tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisinin  saygınlığını temin etmek ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli milletvekillerini bir bakanı bekliyor pozisyonuna düşürmemek amacıyla inisiyatif kullanmıştır.

O bakımdan, ben buradaki temel sorumluluğun AKP Grubuna ve Sayın Bakana ait olduğunu düşünüyorum. Sayın Meclis Başkanımız da doğrudan doğruya bir tasarı ya da teklifin görüşülmemesini temin etmemek üzere bir irade olmadığını dikkate alarak ve Meclisin de beklemesini uygun görmediği için zannederim bir ara vermek suretiyle Bakanın bulunmasını temin etti. Yoksa, burada gerçekten zaman zaman bunlar oluyor, komisyon başkanı ya da bakanlar, hatta bizim konuşmacılarımız da zaman zaman oluyor. O bakımdan, bu konuda biz de bir an için konuşma zamanlamasını halledemiyoruz, konuşmacımız da olmayınca “Beş dakika ara verin.” diye ifadelerde bulunuyoruz, zaman zaman bunları da yapabildik. O bakımdan, böyle bir konunun bir bekletme ya da atlama konusu temin edilmemesi noktasında iradeyi kullanan Başkanın tutumunun doğru olduğunu düşünüyorum. Ancak bundan sonraki süreçle ilgili… Bunlar usuli hususlardır ancak usul çok önemlidir çünkü bizim asıl dikkate alacağımız da usuldür. Bu usule uymamız, çoğunluk iradesini uydurmamız gerekiyor, usulü çoğunluk iradesine uyduramayız.

O bakımdan, AKP Grubunun ve sayın bakanların böyle bir konuda görüşme olurken bulunmaya ihtimam göstermesi -eğer kasıtlı bir irade yok ise- normaldir. O bakımdan, ben böyle bir konuda Sayın Bakanın bulunmamasından dolayı bir erteleme yerine bir ara verme iradesini… Bizim de geçenlerde Danışma Kurulu önerisi üzerinde bir görüşmemiz vardı, bizim de sayın milletvekilimiz yoktu o sırada, dolayısıyla bir ara verme durumu oldu. Bu bakımdan, bu tip konuları, gerçekten taktiksel olarak Meclisin çalışmamasına yönelik bir taktik, adım olarak değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Bunu da partiler arasında makul bir anlayış içerisinde ele almanın ve Sayın Meclis Başkanımızın, Meclisi yöneten Başkan Vekilimizin de bu iradesine bu yönüyle saygı göstermenin ve uygulamasının doğru olduğuna kanaat getirdim. Bu bakımdan, lehinde söz aldım.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, bakın, burada İç Tüzük hükmü çok açık ve net. Meclis Başkan Vekiline takdir hakkı bırakmıyor, diyor ki: “Ertelenir, bırakılır, başka bir birleşime bırakılır.” Siz eğer bunu bugün uygulamazsanız yarın bu Meclis saatlerce bakanları bekler. Bakın, benim sizin, tabii, dürüstlüğünüze çok büyük saygım var. Siz, o kürsüde, İç Tüzük’ün takdir hakkını Başkana bırakmadığı konularda İç Tüzük’ü uygulamak zorundasınız. Burada İç Tüzük Başkana bir takdir hakkı bırakmıyor.

Lütfen, sizden rica ediyorum, İç Tüzük’ün gereğini uygulayın, uygulamazsanız o sizin vicdanınızın meselesi ama sizin, vicdanınızı bu İç Tüzük hükmünü uygulamaya zorlayacağınıza inanıyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanın 60’ıncı maddeye göre pek kısa söz talebi var, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlanırken Hükûmeti temsilen Genel Kurulda bulunmamasına ilişkin açıklaması

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yaklaşık üç saatten beri Türkiye Büyük Millet Meclisindeyim. Sayın Başkanın dediği gibi, anlık bir olaydır, bunun için arkadaşlarımdan özür dilerim. AK PARTİ Grubuna ait değildir bu sorumluluk, bana aittir. Ancak iki tane yol vardır burada. Birincisi: Bunu bir fırsata dönüştürecek miyiz, yoksa her zaman olduğu gibi karşılıklı anlayışla mı bunu tamamlayacağız? Karşılıklı anlayış içerisinde bütün grupların hemen hemen buna benzer anlık olayları olmuştur, benimki de bundan ibarettir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, siz, aslında bir bakıma bir usul tartışması açarak gerekli uyarıyı da yapmış oldunuz yani o bakımdan amacına ulaşmıştır. Bu konuda, zannederim, Hükûmete ve diğerlerine bu yönüyle bir mesaj verilmiştir, Sayın Hükûmet de bu konudaki mesajı almıştır.

Teşekkür ederim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, biz de grup olarak bu sorumluluğumuzun farkındayız. Diğer parti gruplarından da bu aksama için özür diliyoruz, takdiriniz için de teşekkür ediyoruz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bunları gazeteye yazacağız Sayın Başkanım, televizyonda da söyleyeceğiz. “Sayın Başkan İç Tüzük’ü dinlemedi.” deriz.

BAŞKAN – Yok, siz bana kıyamazsınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Vallahi, Sayın Başkanım, burada çok açık ve net…

BAŞKAN – Sayın Genç, siz bana kıyamazsınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) - … sizden rica ediyorum, İç Tüzük hükmünü uygulayın efendim.

BAŞKAN – Anladım, anladım da ama siz bana kıyamazsınız.

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlanırken Hükûmetin bulunmaması nedeniyle ara vermesinin İç Tüzük’ün 62’nci maddesine uygun olup olmadığı hakkında (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 55’inci maddesine göre, Başkan oturumu açar ve gerekirse kapatır. İç Tüzük’ün 62’nci maddesine göre ise, görüşmelerde ilgili bakan hazır bulunur. Her iki İç Tüzük hükmünün birlikte değerlendirilmesi sonucu usul tartışmasına konu uygulamayla ilgili kanaatimiz şu şekildedir: Bir önceki oturumda kanun tasarısının görüşmelerine başlayacağımızı ifade ettikten sonra Komisyonun hazır olup olmadığı sorulmuş, burada olduğu tespit edildikten sonra Hükûmet sorulmuş ancak bulunup bulunmadığı yönünde bir belirleme yapılmayıp birleşime ara verilmiştir. Birleşimi yöneten Başkanın birleşime ara verme konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır. Daha önceki uygulamalarda da görüşmelere başlarken, komisyonun veya hükûmetin temsili noktasında sorulmasının ardından birleşime ara verilmesi şeklinde çok sayıda örnek bulunmaktadır. Uygulamada İç Tüzük’e aykırı bir durum bulunmamaktadır. Ancak, komisyon ve hükûmet temsilcilerinin Genel Kurul çalışmalarını yakından ve titizlikle takip ederek görüşmelerin kesintiye uğramasına neden olmaması verimli çalışmanın gereğidir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O zaman Hükûmete bir kınama verin Sayın Başkan. Hükûmete bir kınama cezası verin.

BAŞKAN – Yani cümbür cemaat vermiş olduk.

3’üncü sırada yer alan, Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450) (Devam) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan 6’ncı maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 7’nci madde üzerinde üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 7.nci maddesinin (1). fıkrasının ilk cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci cümlesinde geçen ”mali” ibaresinden sonra “ve teknik” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                     Bahattin Şeker

                 Kütahya                                    Denizli                                     Bilecik

           Mesut Dedeoğlu                      Mustafa Kalaycı                      Muharrem Varlı

           Kahramanmaraş                              Konya                                      Adana

                                  Cemalettin Şimşek                         Erkan Akçay

                                           Samsun                                      Manisa

                                 

(x) 450 S. Sayılı Basmayazı 22/5/2013 tarihli 108’inci Birleşim Tutanağı’na ekledir.

“Petrol hakkının elde edilmesi için yapılan başvurunun değerlendirilmesinde, başvurunun ulusal çıkarlara ve mevzuata uygunluğu, başvuranın mali ve teknik yeterliliği ile taahhüt edilen iş ve yatırım programını diğer başvurulara nazaran daha kısa sürede yerine getirme özelliği dikkate alınır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 7. Maddesinin 1. Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

         Ali İhsan Köktürk                        Aytun Çıray                    Kemal Değirmendereli

               Zonguldak                                   İzmir                                       Edirne

"(1) Petrol hakkının elde edilmesi için yapılan başvurunun değerlendirilmesinde, başvurunun milli menfaatlere ve mevzuata uygunluğu, başvuranın mali ve teknik yeterliliği ve taahhüt edilen iş ve yatırım programının bu Kanunun amacını diğer başvurulara nazaran daha kısa sürede yerine getirme özelliği dikkate alınır. Mali yeterlilik ile iş ve yatırım programının değerlendirilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                            Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

              Adil Zozani                         Mülkiye Birtane

                 Hakkâri                                      Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak? Gerekçeyi mi okutayım?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

6326 Sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasındaki petrol hakkı talebinin milli menfaatlere uygun olması kriteri bu madde ile sonlandırılmıştır. Petrol hakkı talebinde başvurunun değerlendirilmesinde, başvurunun mevzuata uygunluğu, başvuranın mali yeterliliği, taahhüt edilen iş ve yatırım programının kanunun amacını diğer başvurulara göre daha kısa sürede yerine getirme özelliği yeterli ölçüt olarak görülmektedir. Başvurularda teknik yeterlilik aranmayacaktır. Bu düzenlemelerle petrol hakkı taleplerinde kamu yararı/toplumsal çıkar gözetilmesi esası ortadan kaldırılacağından 7. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 7. Maddesinin 1. Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Aytun Çıray (İzmir) ve arkadaşları

"(1) Petrol hakkının elde edilmesi için yapılan başvurunun değerlendirilmesinde, başvurunun milli menfaatlere ve mevzuata uygunluğu, başvuranın mali ve teknik yeterliliği ve taahhüt edilen iş ve yatırım programının bu Kanunun amacını diğer başvurulara nazaran daha kısa sürede yerine getirme özelliği dikkate alınır. Mali yeterlilik ile iş ve yatırım programının değerlendirilmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Dibek, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; 7’nci madde üzerindeki önergemizle ilgili olarak söz aldım. Öncelikle, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Belki petrolle ilgili konuşmayacağım ama önemli bir konuyu, yine Bakanlığın görev alanında olan, ilgi alanında olan önemli bir konuyu dile getirmek istiyorum, taş ocakları meselesi. Benim ilimin önemli bir sorunu. Sanıyorum, burada bulunan milletvekili arkadaşlarımızın kendi bölgelerinde de önemli bir sorun olarak bu konu gündemdedir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, taş ocakları ile ilgili olan düzenleme 2004 yılına kadar il özel idarelerinin yetkisindeydi, belki takip eden arkadaşlarımız biliyorlar ama 2004 yılından bu yana bu konu artık Enerji Bakanlığının görev alanı içerisinde. Yani artık, Bakanlık Maden Dairesi ruhsatları veriyor. Şimdi, orada intibaklar yapıldı. Ben geçtiğimiz günlerde Bakanlığa vermiş olduğum bir soru önergesine yanıt aldım. İlimle ilgili, Türkiye’yle ilgili de daha önce yine önerge vermiştim. İki önerge arasındaki farkı da birazdan sizlerle paylaşacağım. Aradan üç buçuk-dört yıl geçmiş, benim ilimle ilgili olan sayıları sizlerle paylaştığımda ülkeyle ilgili olan konuyu da az çok tahmin edersiniz diye düşünüyorum.

Şimdi, Kırklareli ili -zaman zaman söylüyorum, dün de sorular kısmında konuştum- yüzölçümü itibarıyla yaklaşık 6.500 kilometrekare olan bir il ama bunun yüzde 40’ı ormanlarla kaplı. Yani, Istrancalar yani “Yıldız Dağları” olarak da bildiğiniz Istrancalar bizim sınırlarımız içerisinde. Hemen hemen yüzölçümünün yarısında ormanlar var. Değerli arkadaşlar, bu taş ocaklarının da önemli bir kısmı, ciddi bir kısmı bu orman sahasında. Aslında bu konunun sadece Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığını bence ilgilendirmemesi gerekir. Zaman zaman Orman ve Su İşleri Bakanımıza, zaman zaman Çevre Bakanımıza da fırsat buldukça söylüyorum, şikâyetlerimi dile getiriyorum. Gerçi, bakanlıkların isimleri değişti, geçmişte Çevre Orman Bakanı, işte, Orman ve Su İşleri Bakanı oldu, sayın Eroğlu’na, Sayın Bayraktar’a bu konuyu dile getiriyorum.

Şimdi, Kırklareli’ni, Sayın Bakanla da olur da bir gün kısmet olursa     -bir gün bir helikoptere bineriz beraber- öyle bizim o bölgeleri, orman bölgelerini bir gezelim. Helikopterle yukarıdan Sayın Başbakan geziyor ya hani, İstanbul’a bir bakıyor helikopterle, “İşte, üçüncü köprü buradan geçecek, efendim, havaalanı buraya inşa edilecek.” İşte, helikopterle bakıyor havadan, güzergâhları belirliyor ya da bölgeleri belirliyor. Bir gezelim kendisiyle, hatta yanımıza Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Eroğlu’yu alalım, Bayraktar’ı alalım, şunu görecekler, onlar da hayretler içerisinde izleyecekler: Böyle tepecikler yani alanlar, açık alanlar, kellikler böyle, yan yana kellikler görecekler orman içerisinde. Belki yerden bunun farkında değiller ama yukarıdan bakıldığında böyle bir vahşi tahribatla aslında karşı karşıya olduğumuzu onlar da görecek değerli arkadaşlar.

Rakamlara şöyle bir değineyim. Ben 2009’da verdiğim önergede demiştim ki: “Kırklareli de, ilimde bu taş ocaklarıyla ilgili ne kadar ruhsat verilmiş Bakanlık tarafından?” işletme ruhsatı adına sormuşum. Verilen rakamlar, ikinci gruptan 46, 1/B’den de 9 olmak üzere 55 işletme ruhsatından bahsediyor. 2009’un, Kasım ayında vermiştim, demek ki 2010 başlarında, üç-üç buçuk yıllık bir mesele veya da üç yıllık bir mesele.

Şimdi, geçenlerde gelen yanıtta -yine sordum bu ruhsatların dağılımını il olarak- sadece işletme ruhsatları, o 55 olan sayı 131’e çıkmış değerli arkadaşlar. Bunun yanında araması var, ön arama var, işletme, işte ön işletmesi var, toplam 248-250 tane ruhsat var ilimizde. Yani sayı olarak baktığınızda rakamın birdenbire 55’ten 131’e -işletme ruhsatı için konuşuyorum- çıktığını görüyoruz. 248 tane de ruhsat var ilimizde. Bunun, ben, farkında olmadan, böyle… İşte, nasıl veriliyor, kim alıyor? O da ayrı mesele yani Bakanlık mutlaka değerlendirmeler yapıyordur -yani birazdan Sayın Bakan belki sorular kısmında bu konuda cevap verirken sorulara, bu konuya da değinebilir diye düşünüyorum- mutlaka değerlendiriyorlardır ama inanıyorum, sanki adamını bulan, işte, işini halleden gelip bu ruhsatları alıyor gibi bir izlenimimiz var bizim ilimizde.

Değerli arkadaşlar, bu topraklar, bu doğa hepimize miras, torunlarımıza miras. Bizim bunları bu kadar vahşi ve fütursuzca kullanmamamız lazım. Yani Istrancalar… Zaman zaman, geçmişte               -hatırlarsınız- yani İstanbul’un susuz kaldığı dönemlerde biz o Istrancalardan, işte, İSKİ vasıtasıyla İstanbul’a su aktarıldığını biliyoruz.

Bugün bir belgesel izledik milletvekili arkadaşlarımızla beraber, Ergene’nin kirliliğiyle ilgili bir belgeseldi. Orada da Ergene’nin doğum yeri olan, havzası olan havzanın hemen yan tarafında metrelerce uzakta, değerli arkadaşlar, taş ocağı işletmesi var. Bunlar patlamalı, orada faaliyet yapıyorlar yani 3-6 şiddetinde depremler oluşuyor ve o yer altı su kaynaklarının değişmemesi mümkün değil yani böyle de bir riski var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) – Süre de sona eriyor ama bu konuya dikkat çekmek istedim, önemli bir konu.

Değerli arkadaşlar, inanıyorum ki Sayın Bakan Çevre Bakanlığıyla, Orman Bakanıyla bu konuyu birlikte değerlendirirler. Belki ortak bir yöntemle bu taş ocağı meselesinin ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dibek.

Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Karar yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.05
 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Tasarının 7’nci maddesi üzerinde verilen Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Önceki oturumda önergenin kabul edilmediği sehven ifade edilmişti.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Önergeyi kabul edenler... Önergeyi kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır.

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 7.nci maddesinin (1). fıkrasının ilk cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve ikinci cümlesinde geçen ”mali” ibaresinden sonra “ve teknik” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

"Petrol hakkının elde edilmesi için yapılan başvurunun değerlendirilmesinde, başvurunun ulusal çıkarlara ve mevzuata uygunluğu, başvuranın mali ve teknik yeterliliği ile taahhüt edilen iş ve yatırım programını diğer başvurulara nazaran daha kısa sürede yerine getirme özelliği dikkate alınır."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz önergeye?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi için söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, seçim bölgem Kütahya ilinin Simav ilçesi İnlice köyü merkez olmak üzere, bugün saat 17.43 itibarıyla meydana gelen 4 şiddetindeki depremden dolayı tüm hemşehrilerimize geçmiş olsun diyorum. Allah beterinden korusun temennisiyle Hükûmete buradan bir dileği bir kez daha, ısrarla, defalarca dile getirmeme rağmen çözüm bulunmayan bir konuya acilen çözüm getirilmesi talebini hemşehrilerim adına iletmek istiyorum.

Sayın Bakanım, 19 Mayıs 2011 tarihinde meydana gelen depremin arkasından orta hasarlı olarak tespit edilen Simav Devlet Hastanesi binaları ne hikmetse, sebebini bir türlü  bilemediğimiz şekliyle  ağır hasarlı olduğu varsayımıyla boşaltıldı ve o günden bugüne bu binalar resmî tespit raporlarında “orta hasarlı, güçlendirilmesi gerektiği” yönünde çıkmasına rağmen güçlendirilmediği gibi yıkılmadı, yerine de yenisi yapılmadı ama boşaltıldı. Yani Simav’da Devlet Hastanesi diye bir şey âdeta kalmadı, bir sağlık ocağı şekline dönüştü. Bugün aynen vatandaşlarımızın ilettiğini size iletiyorum: “Bizim ölmemiz mi bekleniyor bu hastanenin yapılması için? Lütfen, talebimizi iletin. İki yıl geçti, hastane yeri belirlenemedi. Defalarca oyalandı oyalandı, Kamu Özel İşbirliği Kanunu da çıktı, kime verecekseniz verin, ama bu hastaneyi kime yaptıracaksanız derhâl bir an önce yaptırın. Ha, yaptırmayacaksanız, binaları yıkmayacaksanız, orta hasarlıları güçlendirecekseniz bir an önce güçlendirin.” Bu mesajı size itiyorum çünkü gerçekten durum çok  vahim, şu anda millet infial hâlinde, tekrar anılar yaşanmaya başlandı; bu acil problemi başta iletiyorum.

Gelelim şimdi önergemizle ilgili konuya: Bu önergede iki hususu ekleyerek tasarının daha iyi olmasını amaçlıyoruz.

Birincisi, maddedeki başvuru ve ruhsatlandırma usulünü belirleyen düzenlemede mutlaka ulusal çıkarlar göz önüne alınarak bu tespitin yapılmasını öneriyoruz.

İkincisi de, maddede petrol  hakkının elde edilmesiyle ilgili sadece mali yeterlilik göz önüne alınıyor. Bu hakkı elde edecek şirketlerin mali yeterliliği olabilir ama bu şirket “Parası var.” diye Türkiye’deki petrol çıkarma hakkını elde edememeli. Mali hakla beraber, mali yeterlilikle beraber mutlaka teknik anlamda da yeterli olması şartının da aranmasını öngörüyoruz; önergemiz bununla ilgili. Aksi takdirde -dün de yaptığım konuşmada- bu tasarı, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının kanun metninden çıkartıldığı bir tasarı olup, daha sonra yapılacak gelişmelerde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının özelleştirilmesinin önünü açan tasarı iddiamız devam edecektir.

Dün size soruda da sordum  “Kısa vadede demiyorum ama orta ve uzun vadede Hükûmetinizin Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını özelleştirmesi gibi bir düşüncesi var mı?” dedim. Zaman yetersizliği nedeniyle olduğunu ümit ederek cevabı alamadım. Tekrar soruyorum: Böyle bir niyetiniz var mı? Varsa bunu, gelin, kamuoyuna ve Türkiye Büyük Millet Meclisine açıklayın. Ha, “Vardır.” diyorsanız, o zaman bu tasarıyı hiç görüşmemize gerek yok, bu önerileri de getirmemize gerek yok. Eğer yoksa, o zaman, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Türk millî şirketi olarak bu alanda faaliyete devam edecekse bu düzenlemeye ihtiyaç var. Teknik olarak yılların birikimine sahip olan bu şirketi böyle bir düzenlemeyle devre dışı bırakacaksanız bundan sonra birçok alanda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının oraya başvurup ruhsat alamayacağını göreceğiz. O zaman da “Bu tasarı yabancı şirketler için çıkmıştır.” tezi sabitlenmiş olacak. Bundan kurtulmak istiyoruz.

Diğer taraftan, özellikle, bu, Irak’ın kuzeyindeki petrol ve doğal gaz anlaşmalarının da cevapsız kaldığını bir kez daha buradan dile getiriyorum. Kiminle ne anlaşmaları yaptıysanız bunu bilmek Türk milleti adına bizim hakkımızdır Sayın Bakanım. Aksi takdirde, bu konudaki bazı şaibeler daha da fazla Türkiye’nin gündemine gelecektir. İstirham ediyorum, Irak’ın kuzeyindeki bölgesel Kürt yönetimiyle imza attınız mı ya da Türk şirketleri adına aracılık yaptınız mı? Yaptıysanız veya imza attıysanız hangi anlaşmalara imza attınız? Bunu bilmek istiyoruz.

Önergemize desteğinizi bekliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 8’de dört önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

           Nurettin Canikli                        Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat

                 Giresun                                    Kayseri                                   İstanbul

             İsmail Tamer                       Akif Çağatay Kılıç                  Ahmet Öksüzkaya

                  Kayseri                                   Samsun                                    Kayseri

"(4) İşletme hakkı süresi sona eren sahalar, işletme ruhsatı verilmek üzere, Bakan onayıyla müzayedeye çıkarılabilir. Ancak müzayedeye çıkılmadan önce Bakanlık bu sahayı işletme ruhsatı konusu olarak isteyip istemediğini süre tayini suretiyle yazacağı bir yazı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'ndan sorar. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın talebi hâlinde saha müzayedeye çıkarılmaz. İşletme ruhsatı evvelce müzayedeye çıkarılmış bulunan bir işletme sahasının tamamı veya bir kısmı yine Bakan onayıyla müzayededen kaldırılabilir. İdari yaptırım sonucu iptal edilen işletme ruhsatının sahibi olan petrol hakkı sahibi veya sahipleri aynı işletme ruhsatında tekrar hak sahibi olamazlar."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 8. Maddesinin 4. Fıkrasında bulunan "Bakan" ifadelerinin “Bakanlar Kurulu" olarak değiştirilmesini; fıkranın sonuna "Müzayedesi Bakanlar Kurulu'nca uygun görülmeyen işletme ruhsatları Türkiye Petrolleri Ortaklığı'na verilir." ifadesinin eklenmesini;

7. Fıkrasının madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

      Kemal Değirmendereli                Ali İhsan Köktürk                        Aytun Çıray

                   Edirne                                  Zonguldak                                   İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 8 inci maddesinin (4). Fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                    Mesut Dedeoğlu

                 Kütahya                                    Denizli                              Kahramanmaraş

         Cemalettin Şimşek                       Erkan Akçay                          Bahattin Şeker

                 Samsun                                    Manisa                                     Bilecik

                                    Mustafa Kalaycı                         Muharrem Varlı        

                                            Konya                                        Adana              

"Müzayedesi Bakanlıkça uygun görülmeyen işletme ruhsatları Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'na verilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 8. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                        Adil Zozani                         Mülkiye Birtane

                                           Hakkâri                                     Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hasip Kaplan…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, petrol ruhsatları konusu, özellikle ruhsat alanların belirlenmesi dikkate alındığı zaman Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’nde, özellikle Güneydoğu Bölgesi Şırnak, Mardin, Batman gibi bir alanda yoğun olduğu görülür ve yine burada raporun haritasına iyi bakarsanız petrolün yoğun olduğu iller en başta Şırnak, benim ilim ama TKİ kömürü azdır diye kendi tesisini kapatmıştır bundan yıllar önce, MTA yirmi senedir bölgede inceleme yapma gereği duymamıştır. Yine, İdil -benim ilçemin sınırları Nusaybin bitişiği, Mardin’i de kapsıyor- hudut hattında Dinçer ve Çamurluk bölgesinde hâlen şu an doğal gaz ve petrol çıkıyor. Cudi Dağı’nın tepesinde de 2 bin metreden sonra yani katı kömürün alt tabakalarında petrol çıkıyor.

Şimdi bu gerçekliği söyledikten sonra, ruhsatlar konusunda maalesef maden sektöründe daha önce verilen düzensiz ruhsatlandırma olayının petrol ve doğal gaz alanında da yapılmış olduğunu üzülerek ifade etmek istiyorum. Yani, 5.147 adet ruhsattan yüzde 63’ü, işte, 375’i yerli yabancı ortaklaşa şirkete ait. Burada, tabii, bu rakamlar raporda yazılanlar olduğu için ifade ediyorum ve karada petrol 2.000, 2.500-3.000 metre arasında çıkarken maliyeti daha az oluyor. İşte, bir kuyunun maliyeti 3-5 milyon, denizde daha fazla. Biliyorsunuz, haritada Karadeniz sahil bandı petrol bandı olarak gözüküyor, bir de Kıbrıs’ın kuzeyi petrol bandı olarak gözüküyor.

Ben burada bir gerçekliğe dikkat çekmek istiyorum. Siz buradaki petrolleri yirmi yıllığına, on yıllığına yabancı şirketlere bir kanunla vererek bu olayı düzenleyeceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çok açık ifade ediyorum, barış ve çözüm sürecinin selameti, bölgede enerji ve güvenlik denkleminin de selametidir, çok açık ifade ediyorum. Yani, siz, Erbil’le istediğiniz sözleşmeyi yapın, Irak Kürdistan bölgesel yönetimiyle Suriye Kürtleriyle denkleminizi, barış ve bütünleşmenizi sağlamadığınız zaman… Çünkü Dinçer-Çamurluk sıfır noktasında, sınır hattında her taraf petrol ve doğal gaz. 1.500 metrede doğal gaz çıkıyor, 2 bin metrede petrol çıkıyor, 2 binden sonra da karbondioksit ve şu an nereye kuyu açarsanız bu ürün çıkıyor. Şimdi, siz, bunu ruhsatlandırsanız da, yabancı şirketlere verseniz de ne oraya boru hattı döşeyebilir ne oraya gidebilir. Hatta şu an yapılan uygulamada boru hattının 300 metre eni İdil-Midyat arasında koruculara verilmiş ve bütün orman kesilmiş durumda güvenlik gerekçesiyle, bu bile bunu ifade eder.

Şimdi, burada devlet payına sekizde 1 bir devlet payı öngörünüz var.

Arkadaşlar, bir topraktan kaynak çıkıyorsa maden olsun, petrol olsun eğer o kaynağı devlet oraya bir miktarını ayırıp harcamazsa sorunlar bitmez. Çevre duyarlılığı vatandaşın, işte yabancı şirketlerin gelip orada kâr edip orayı kirletmesi veya alıp götürmesi sürekli bir adalet duygusunu zedeler bir tartışma yaratır ama en büyük tartışmanın moment noktası -çok açık Hükûmete söylüyorum- bu sene sonuna kadar, seçimlere kadar yeni bir anayasa ve yol temizliği yasalarıyla barış ortamı tesis edilmeden alınacak bu kanunların hepsi kâğıt üzerinde kalacaktır. Ve burada kanunla bu iş düzenlenmez arkadaşlar. Bu, ciddi bir strateji, çok ciddi bir politika, çok ciddi bir güvenlik denklemidir. Bundan sağlıklı çıkabilmek için de Hükûmetin kasım ayı sonuna kadar performansı önemlidir. Çözüm sürecinde samimiyet ve kararlılık bu yasaların ötesinde çözümler getirir yoksa bu yasa da kâğıt üzerinde kalır. Benden Şırnak Milletvekili olarak bunun sadece uyarılması kalıyor.

Hepinize saygılar.

Bu şekliyle bir işe yaramaz diyoruz, kaldırılsın diyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 8 inci maddesinin (4). Fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

“Müzayedesi Bakanlıkça uygun görülmeyen işletme ruhsatları Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na verilir.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok önemli bir kanun tasarısı görüşüyoruz. Türkiye'nin enerji açığını, enerji stratejilerini, enerji politikalarını yıllardır Komisyonda ve Genel Kurulda konuşuyoruz. Biz beklerdik ki birkaç senedir bekleyen bu kanun tasarısı o zamanki Sayın Cumhurbaşkanının iadesi nedeniyle köklü bir şekilde ele alınsın, ilgili kuruluşlarımızın görüşleri alınsın ve dört başı mamur bir şekilde buradan çıkarılsın ama maalesef, yine aynı şekilde, aşağı yukarı birkaç değişiklikle esasına fazla dokunmadan bu kanun buradan geçirilmeye çalışılıyor. Bunun, Türkiye'nin enerji politikaları açısından, gelecek açısından çok da sağlıklı olmadığını baştan belirtmemiz lazım.

Buradaki önergede değerli arkadaşlar -son maddeye Hükûmetin de bir önergesi var ama çok dolaylı görünüyor- biz doğrudan müzayedesi Bakanlıkça uygun görülmeyen işletme ruhsatlarının TPAO’ya verilmesini öneriyoruz, daha doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.

Bunun dışında değerli arkadaşlar, çok fazla eleştiri var bu tasarıyla ilgili. İlgili kuruluşlar bizlere de görüşlerini bildirmişler, Komisyona da bildirmişler ama öncelikle benim burada en çok dikkatimi çeken şey TPAO’nun daha da zayıflatılıyor olması. Birçok ülkede bu faaliyetler entegre bir şekilde yürütülürken bizde zamanında zaten yavaş yavaş bu enerji sektöründe bir dağınıklık oluşmuştu. Geçtiğimiz günlerde yine TPIC’le ilgili de farklı bir operasyon gündeme geldi, biz tam tersine parçalıyoruz. Yani güçlendirmemiz lazımken, bütün faaliyetleri bir araya getirip daha güçlü bir millî petrol şirketi yaratmamız gerekirken, maalesef, bütün hepsinin gücünü dağıtan güya farklı şekillerde şirketlerle, yan kuruluşlarla, yurt dışındaki birtakım çalışmalarla maalesef gücümüzü bölüyoruz. Bu millî bir politika olması gerekirken, piyasanın insafına terk ettiğimiz bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Ben gerçekten merak ediyorum birçok arama yatırımı yapan TPAO’nun da -Sayın Bakan belki birazdan bölümde, sorular kısmında cevap verebilir ama- neden TPIC’in bu şekliyle farklılaştırıldığını. Arkasında ne var, gerçekten biz anlayamadık. Ruhsatlar bir yerde, arama faaliyetleri bir yerde… Şimdi ne olacak, yeni süreç nasıl işleyecek? Ben açıkçası merak ediyorum.

Bir de, burada, eğer, yeni bir şey yapmayacaksak yani ikiye bölünerek iki şirket yapacaksak neden, o zaman, TPIC’i alıp BOTAŞ’la birleştirmeye çalışıyorsunuz? Yani biz gayesini tam anlayabilmiş değiliz. Tam tersine, bizim, entegre, bütün aramaları, faaliyetleri bir araya getirecek -üretim faaliyetlerini- bir yapıya ihtiyacımız var diye düşünüyorum.

Tabii, birçok yerde söylüyorlar, güzel, hoş geliyor kulağa, işte, yurt dışında, şurada, şurada TPAO arama yapıyor… İyi güzel de, benim ülkemdeki aramalar ne olacak? Sıkça duyduğum bir şey ve çok üzülüyorum “Efendim, bizim, derinlerde arama yapacak teknolojimiz yok.” veya “Derinlerde arama yapmak pahalı.” deniyor. Bütün dünya buna yönelmiş ve bu yaptığımız hesaplamalar hep stratejiden, öngörüden yoksun olduğumuz için, petrolün varili 30-40 dolarken yapılan aramalar, taramalar ve yapılan hesaplamalar. Petrolün 140 dolara kadar çıktığı ortamda, biz, hâlâ, denizlerdeki sondajlardan, derinlerdeki petrollerden konuşuyoruz. Türkiye'nin yetişmiş insanları var, doğru bir şekilde yol göstererek bu teknolojilerin daha derinliklerde petrol arama teknolojisinin yapılmasını, alternatif ürünlere doğru kayacak araştırmaların yapılmasını sağlayacak bilim adamlarımız da yetişiyor ama öngörüsüzlükten ve aceleyle getirilen tasarılardan dolayı, maalesef, onların önünü kapatmış oluyoruz.

Kısacası, burada, yurt dışında on iki yıldır yeni bir üretim sahası almamış bir şirket, hatta bazı ülkelerdeki yerleri kaybetmişiz. Şimdi, “Irak’ta birtakım faaliyetler yapıyoruz.” diye söylüyoruz. Buradan da bir şey çıkmıyor.

Dolayısıyla, bu kanunun Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını güçlendirmeyle ilgili hiçbir şey içermediğini görüyoruz. Yol yakınken biraz daha buralarda ekleme yapma şansımız var, bu yapıyı bir gözden geçirmemiz lazım. Şirketlerle ilgili alınan kararları da, Hükümeti ve Sayın Bakanı burada, bir defa daha gözden geçirmeleri için uyarıyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 8. Maddesinin 4. Fıkrasında bulunan "Bakan" ifadeleri “Bakanlar Kurulu" olarak değiştirilmesini; fıkranın sonuna "Müzayedesi Bakanlar Kurulu'nca uygun görülmeyen işletme ruhsatları Türkiye Petrolleri Ortaklığı'na verilir." ifadesinin eklenmesini;

7. Fıkrasının madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz

                                                                                  Mehmet Ali Susam (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Susam.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bu madde, bu kanunla ilgili konuştuğumuz önemli maddelerden bir tanesi. Olay şudur: Petrol aramalarında ruhsat almış şirketler en fazla kırk yıl sonunda ruhsat aldıkları kuyuları terk ediyorlar. Eski kanunda, bu terk edilen kuyular TPAO’ya veriliyordu, TPAO bu kuyularda, kendisi açısından verimliliğine inandığı kuyularda, masraf etmeden millî petrolümüzü çıkarıp ülke ekonomisinin hizmetine sunuyordu. Bu kanun görüşmelerinde bunun değiştirilmemesi konusunda tüm ısrarımıza rağmen, TPAO’ya verilmesi yerine bir ihaleye çıkılarak “Hangi şirket daha fazla verirse ona verelim.” şeklinde Hükûmet görüşü oluştu. Biz, bunun bu kanunun ruhunda olması gereken… Petrol işi ulusal bir iştir ve terk edilmiş ruhsatların bundan sonra TPAO’ya verilerek Türkiye'de petrol arama işinin ulusal bir temsilcisi olan TPAO’nun güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizmiştik. Bu anlamıyla, bugün görüyorum ki bu haklı düşüncemiz Hükûmet tarafından Komisyonda kabul edilmemesine rağmen Adalet ve Kalkınma Partisinin vermiş olduğu bugünkü önergelerle tekrar eski konumuna getirilme konusunda adım atılıyor. Demek ki doğru söylemişiz. Doğru, bugün burada düzeltilme noktasına geliyor. Bundan dolayı da bu anlamıyla olumlu buluyorum ama yeterli değil olduğunun da altını çizmek istiyorum. Niye yeterli değil? Çünkü TPAO’yu ve petrol işini ulusal bir iş olarak görmüyorsanız ve burada petrol arama işinde ve diğer işlerde TPAO’yu güçlü bir şirket hâline getirmiyorsanız ve bu anlamıyla da onun kaynaklarını güçlendirmiyorsanız, petrol işini bir piyasa işi olarak görüyorsanız, piyasanın dinamiklerine ve gücüne bırakıyorsanız, piyasanın dinamik ve güçleri uluslararası petrol şirketlerinin gücü karşısında TPAO’yu kendi hâlinde bir şirket hâlinde bırakır ve bu anlamıyla da biz ulusal bir petrol politikasını hayata geçirme noktasında olamayız. Onun için dedik ki, bu kanuna “Devlet adına petrol işini TPAO yürütür.” diye maddeye yazılmasını arzu ettik ve istedik ama maalesef bunu gerçekleştiremedik.

Değerli arkadaşlar, bu kanunda gördüğümüz diğer eksiklikler de şunlardır. Bu kanun bu dediğim maddelerin ötesinde şöyle bir bakış açısına sahiptir: Bizim gücümüz, kudretimiz yok, bu ülkede petrol arama durumunda değiliz; bırakalım petrol aramayı büyük şirketler yapsın. Yani petrol arayan bir ülke olmaktan çıktık petrol aranmasına sahalarımızı terk etmiş bir ülke konumundayız. Tasarının mantığında, temel görüşünde bu hâkim olmuştur. Biz ise bu ülkenin ulusal bir petrol politikasıyla, ciddi bir konu olan petrolün aranmasında devletin daha çok kaynak, daha organize bir strateji ve daha iyi sonuçlar almasının gereğine inanıyoruz.

Dünyada petrole uluslararası güçler ve küresel güçler öyle bir şekilde bakıyorlar ki tüm dünyadaki savaşların nedeni, Orta Doğu’daki kargaşanın nedeni petrol kaynaklarına ve hidrokarbona sahip olma iddiasından ortaya çıkmaktadır. Churchill şöyle bir söz söylemiştir: “Dünya artık bir noktaya geldi ki bir damla petrol bir damla kandan önemli oldu.” demiştir. İkinci Dünya Savaşı ve dünya savaşlarında emperyalistlerin bakış açısı bu noktadadır. Petrole böyle bakanlara karşı bizim de ulusal petrol politikası ve petrol kaynaklarımıza…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Churchill mi söyledi?

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Churchill söyledi. Churchill’in söylediği bu noktadaki anlayışı bizler de bu anlamıyla ciddi bir şekilde değerlendirmeliyiz. Bu kanundaki hassasiyetimiz budur.

Bir hassasiyetimiz de millî  parkları heba etmeyecek çevreci bir anlayışa sahip çıkmaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                        Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

"(4) İşletme hakkı süresi sona eren sahalar, işletme ruhsatı verilmek üzere, Bakan onayıyla müzayedeye çıkarılabilir. Ancak müzayedeye çıkılmadan önce Bakanlık bu sahayı işletme ruhsatı konusu olarak isteyip istemediğini süre tayini suretiyle yazacağı bir yazı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'ndan sorar. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın talebi hâlinde saha müzayedeye çıkarılmaz. İşletme ruhsatı evvelce müzayedeye çıkarılmış bulunan bir işletme sahasının tamamı veya bir kısmı yine Bakan onayıyla müzayededen kaldırılabilir. İdari yaptırım sonucu iptal edilen işletme ruhsatının sahibi olan petrol hakkı sahibi veya sahipleri aynı işletme ruhsatında tekrar hak sahibi olamazlar."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Kabul ediyoruz Sayın Başkanım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen:

Gerekçe: Maddede yapılan değişiklikle süresi biten işletme ruhsatının ihtiva ettiği ve ticari olarak işletmeye elverişli olan petrol rezervlerinin sürdürülebilir şekilde ülke ekonomisine kazandırılması amacıyla, tespit edilecek bedel üzerinden açık arttırma usulü ile yatırımcıların tekliflerinin alınması amaçlanmıştır. Ancak öncelikle bu şekildeki işletme ruhsatlarının açık arttırmaya çıkılmadan önce kamu yararı gözetilerek Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'na sahayı alıp almayacağının sorulması, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının sahayı almak istememesi halinde müzayede işlemine başlanılması öngörülmüştür. Öte yandan diğer Kamu hizmetlerinde olduğu gibi, idari yaptırımlar sonucunda işletme ruhsatı iptal edilen bir petrol hakkı sahibinin aynı sahaya tekrar sahip olmasını önleyici tedbir olarak, gerekli düzenleme de maddede yapılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 9’da dört önerge vardır; iki önerge birbirinin aynıdır, onları beraber işleme alacağım.

Şimdi, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 9. Maddesinin 1. Fıkrasına aşağıdaki hükmün eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam               Kemal Değirmendereli                   Mehmet Şeker

                    İzmir                                       Edirne                                   Gaziantep

                                   Turgut Dibek                      Dilek Akagün Yılmaz

                                      Kırklareli                                       Uşak

"Devlet hissesine ilaveten ruhsat alma aşamasında yatırımcı R faktörüne bağlı olarak Devlete vermeyi teklif edeceği hisse miktarını belirtir, bu miktar Madde'de belirtilen ruhsat verme kriterleri ile birlikte dikkate alınır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 9. Maddesinin 2. Fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.

           Nurettin Canikli                        Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat

                 Giresun                                    Kayseri                                   İstanbul

                                   İsmail Tamer                         Ahmet Öksüzkaya

                                       Kayseri                                      Kayseri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                     Bahattin Şeker

                 Kütahya                                    Denizli                                     Bilecik

           Mesut Dedeoğlu                    Cemalettin Şimşek                       Erkan Akçay

           Kahramanmaraş                             Samsun                                    Mersin

                                 Muharrem Varlı                        Mustafa Kalaycı

                                        Adana                                        Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 9. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                 Mülkiye Birtane                            Adil Zozani

                                          Kars                                        Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Levent Tüzel, Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tüzel, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı üzerine görüşüyoruz. Blokumuz, bu sunulan yasa tasarısı üzerindeki bütün maddelere karşı çıkmaktadır.

Öncelikle bu yasanın bir evveliyatı var tabii. 2007 yılında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in bu yasayı, benzer nitelikteki yasayı veto etmesi söz konusu. Elbette yasalarda olması gereken, beklenen temel mantık, ülke, kamu ve halk yararının gözetilmesidir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de bunu görmediği için veto etmişti. Aslında bu yasa için de “Millî menfaatlere uygun.” denmekte. Tabii, sadece yasanın başına “Türk” kelimesini koymakla millî menfaati burada ararsanız bir mesele görmezsiniz. Ancak bu yasanın çıkmasında yerli, yabancı bütün uluslararası tekellerin güç, çıkar ve menfaatleri söz konusudur. Dolayısıyla, burada bir millî menfaat görmek mümkün değil.

Aslında söz konusu menfaatlerin Orta Doğu coğrafyasını ne hâle getirdiğini bugün hep beraber görüyoruz. Yani kaynayan cadı kazanının ve bütün bu savaş ortamının arkasında Orta Doğu’daki enerji kaynaklarına sahip olma, bunları kontrol altına alma güdüsü olduğu, bir emperyalist paylaşım, uluslararası şirketlerin güç kavgası olduğu çok açık. Ne yazık ki Türkiye devleti Hükûmeti izlediği politikalarla bu batağa bizleri de sürüklemiştir. Yapılan boru anlaşmaları ve hatları, birtakım ruhsatlarla ülkemiz de böylesi bir güvenliksiz ortama doğru sürüklenmiştir.

Aslında bu süreç Hükûmetle birlikte başlamadı tabii. Yani enerji kaynaklarının ve bunların kontrolünün, bunlarla ilgili yasaların parçalanması, hani şu on beş günde on beş yasa çıkartan Kemal Derviş’le birlikte başladı. 2001 yılında Doğal Gaz Piyasası Kanunu’yla, 2003 yılında Petrol Piyasası Kanunu’yla bu parçalanma süreci TÜPRAŞ ve PETKİM gibi petrol ürünleri alanındaki kuruluşların özelleştirilmesiyle devam etti. Bu özelleştirme, bu piyasacılık, bu piyasaya açılma şimdi TPAO’ya doğru gelmiş durumda ve entegre bir tesis üretiminden rafinerisine, dağıtımından piyasasına, TPAO’nun buradaki gücü çok açık bir şekilde zayıflatılmakta ve parçalanmaya tabi tutulmakta.

Bu konuda ilgili odalar, PETROL-İŞ başta olmak üzere, ilgili sendikaların görüş ve itirazlarına rağmen “Nedir bu Hükûmetteki kararlılık, neyin eseridir?” derseniz çok uluslu şirketlere arama ruhsatı vermek, onların işlemlerini kolaylaştırmak, muafiyetler getirmek. Aslında bu politika Hükûmetin her uygulamasında, icraatında karşımıza çıkıyor. Hatırlayacaksınız, üçüncü havalimanı projesinde “O çukurları milyonlarca liraya sattım.” diye övünen bir Ulaştırma Bakanı var. Aslında bu zihniyet kendisine, ülkesine, halkına, doğasına, toprağına yabancılaşan bir politikanın, zihniyetin, her tür insani değere uzaklaşan bir anlayışın sonucudur. İşte, aynı kafa, aynı politika bugün de karşımıza çıkmakta. üçüncü köprünün temel atma töreninde Kanal İstanbul Projesi’nde, Galataport’un satışında, Haliç’e yapılan yatırımlarda, her yerde karşımıza çıkmakta.

Sayın Bakan, marifet 135 maddelik yasayı 29 maddeye düşürmek de değil. Gerçekten millî çıkarları ve ülkenin geleceğini düşünmek nerede mümkündür biliyor musunuz? Suların, kaynakların kontrolsüzce yüzde 15 oranında daha fazla tüketildiği böyle bir yasa hazırlamakla değil ya da doğal gaz satışı ve boru hatlarının insanlara pazarlandığı, yabancılara arama izni verilerek bir imtiyaz ve muafiyetin tanındığı bir yasa çıkartmak da değildir. Aynı şekilde bu arama, rafineri, üretim, dağıtımda kullanacakları malzemelere muafiyet getiren, harç istisnası tanıyan bir yasada aslında halkın da yeri yoktur. Dolayısıyla, bütün görevi yatırımcıların işlerini kolaylaştırmak olarak tarif eden, görevini böyle tarif eden bir bakanın bu ülkenin çıkarlarını savunduğunu söylemek de mümkün değil.

Bu nedenle, bu yasanın geri çekilmesini talep ediyoruz. Ben de bu ülkenin ihtiyaç duyduğu, eşitsizlikleri, hukuksuzlukları giderecek yasaların hazırlanmasını teklif ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 9 uncu maddesinin 2 nci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                       Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, önergelere katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) –Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) –Kabul ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Doğru, siz mi konuşacaksınız?

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu kanunu süratli bir şekilde çıkartıyoruz. Bu kanunda, özellikle Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının yok edilmesi birçok yerde, hem sivil toplum kuruluşları nezdinde hem vatandaş nezdinde çok büyük tepkilere sebep oluyor. Doğrudur da, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı uzun yıllardan beri ülkemize çok önemli hizmetler yapmış, bundan sonraki aşamada da güçlendirilerek hizmet yapması gereken bir kuruluştur. Ancak, gördüğümüz kadarıyla bu kuruluş yavaş yavaş ortadan kaldırılıyor gibi görülüyor.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde artan enerji talebi incelendiğinde, ülkemizin enerji talebinin hızla arttığı görülmektedir; burası gerçektir. Refahımızı ve ekonomik gelişmemizi devam ettirmek için söz konusu artan talebin makul maliyetler ve koşullarla, zamanında, güvenli ve kesintisiz bir şekilde karşılanması, özetle enerji arz güvenliği hususu ülkemizin geleceği açısından da çok önemlidir.

Enerjide tabii yüksek dışa bağımlılığı dikkate aldığımızda ise enerji ihtiyacımızın neredeyse dörtte 3’ünü ithal ediyoruz. Petrol ve doğal gazda ise dışarıya bağımlılık yüzde 90’ların üzerindedir. Esasen elektrik üretimimizin de yarısının doğal gazdan karşılandığı akılda tutulduğunda, doğal gaz bağımlılığımızdan dolayı elektrik arz güvenliğimizin de tehdit altında olduğu maalesef aşikârdır. Enerji ithal faturamız toplam ithalatımızın ve cari açığımızın da önemli bir kısmını teşkil etmektedir.

Tabii, burada, petroldeki bu durum, doğal gazdaki bu durum göz önüne alındığı zaman, ülkemizin, özellikle önümüzdeki dönemlerde enerji ihtiyacı söz konusu olunca alternatif enerji kaynaklarına da süratli bir şekilde yönelmesi gerekmektedir. Şöyledir ki: Türkiye’mizde küresel ısınma yani petrol ürünlerinin kullanılmasıyla beraber karbondioksit emisyonu artmaktadır. Bununla beraber küresel ısınma da yoğun bir şekilde, dünyanın olduğu gibi, ülkemizin de önemli bir sorunu hâline gelmektedir. İşte, küresel ısınmalardaki bu tablonun düzenlenmesi noktasında alternatif enerji kaynaklarına da mutlaka geçilmelidir.

Bu yönlü olarak da, işte, HES santrallerinden tutun da rüzgâr santrallerine, güneş enerjisine kadar da yoğun bir şekilde konunun desteklenmesi gerekmektedir. Gerçi, şu anda, ülkemizdeki hidroelektrik santrallerinde çok ciddi noktada sıkıntılar vardır. Birçok yerde planlı plansız şekilde doğanın korunması veyahut da, işte, ekolojik şartların değerlendirilmesi göz önüne alınmadan maalesef HES santralleri kurulmaktadır. Tabii, elde edilen enerji önemlidir ancak oradaki doğa da çok önemlidir.

Bakınız, milletvekili olduğum Tokat ilimizden geçen Yeşilırmak vadisi üzerinde onlarca HES santrali kurulmuştur. Bu santrallerin kurulmasına oradaki çiftçi kardeşlerimiz karşıdır, insanlarımızın birçoğu karşıdır. Tabii, büyük enerji santralleri kurulsun, onlara diyeceğimiz bir şey yoktur ama küçük ırmakların üzerinde, derelerin üzerinde kurulmakta olan HES santrallerinin de o bölgelerdeki doğal yapıyı, o canlı florayı ne kadar etkilemiş olduğu da barizdir. Dolayısıyla, bu santrallere izin verilmemelidir; verilmiş olan o izinler mutlaka tekrar gözden geçirilmelidir, ÇED raporları ciddi manada değerlendirilmelidir.

Özellikle, bakınız, işte, rüzgâr enerjisi… Rüzgâr enerjisiyle ilgili olarak, bu yönlü olarak rüzgâr enerjisi desteklenmelidir. Gerçi onların da son zamanlarda yapmış olduğu bazı yan etkiler vardır ama en azından rüzgâr güllerinin mesafesi yükseltilerek yani yerden yüksekliği daha yükseklere çıkartılması, veya orman alanlarının dışında başka yerlere kurulması, orman alanlarının dışındaki yerlere kurulması, bu enerji sistemlerinin desteklenmesi doğru bir kaynak olacaktır. Ancak, gördüğümüz kadarıyla bu da değildir.

Güneş enerjisi konusunda da çok ciddi adımlar atılmalıdır ve devlet desteklemelidir. Bu yönlü olarak da beklentilerin artmakta olduğunu ifade etmek istiyorum. Tabii, ülkemizde özellikle yeni yeni kaynakların oluşturulması gerekmektedir.

Bakınız, Türk dünyasında Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesi vardır. Bu projenin mutlaka, sayın milletvekilleri, desteklenmesi ve korunması gerekmektedir. Şu an itibarıyla bazı noktalarda yapılan çeşitli araştırmalar neticesinde bu hattın çok fazla kârlı olmadığı noktasında söylemler vardır ama burası özellikle yüce Türk devleti için, Türk milleti için yaşaması gereken çok önemli bir projedir çünkü bu projenin esas özelliği, Türk dünyasındaki bağımsızlığın temeli ve göstergesidir. Bu noktada da özellikle Kazakistan petrolleri, Aktau petrolleri bunun içerisine katılmalıdır. Başka kaynaklar ortaya konulmalıdır. TPAO işte burada devreye girmeli ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi’nin devamı mutlaka artırılarak ve önemi de geliştirilerek devam ettirilmelidir.

Bunların yanında, Türk dünyasında Türkmenistan doğal gazı vardır. Türkmenistan doğal gazı da mutlaka ama mutlaka Türkiye üzerinden Batı’ya gönderilmelidir ve Türkmenistan doğal gazı üzerinde de çalışma yapılmalıdır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıda sektörün tabi olacağı vergilendirmeyi düzenleyen maddede, keşfedilen rezervlerin elde edilmesi ve bunların üretilmesi için gerekli olan her türlü tesisatın kurulmasına ilişkin yapılan bütün masraflar Vergi Usul Kanunu kapsamında gider yazılarak elde edilen gelirlerden indirilebilmektedir. Bu kapsamda arama, geliştirme ve üretim safhalarında petrolün çıkarma ve pazara ulaştırma maliyetleri yatırımcı tarafından ilgili vergi mevzuatlarındaki düzenlemelerle aynen geri alınabildiğinden, düşük graviteli petrol için ayrıca indirim yapılmasına ihtiyaç bulunmamaktadır.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 9. Maddesinin 1. Fıkrasına aşağıdaki hükmün eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                  Mehmet Ali Susam (İzmir) ve arkadaşları

"Devlet hissesine ilaveten ruhsat alma aşamasında yatırımcı R faktörüne bağlı olarak Devlete vermeyi teklif edeceği hisse miktarını belirtir, bu miktar Madde'de belirtilen ruhsat verme kriterleri ile birlikte dikkate alınır."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Değirmendereli, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 450 sıra sayılı Petrol Yasa Tasarısı’nın 9’uncu maddesindeki önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, altmış yıl aradan sonra yeni bir petrol kanunu yapıyoruz. Tartıştığımız bu yasa gelecek on yılların da uygulamalarını belirleyecek. Petrol zengini bir ülke değilseniz petrol politikalarını ulusal güvenlik, stratejik iş birliği noktasından hareketle bu kaynaklardan en iyi şekilde yararlanmayı sağlayacak şekilde, gelirlerin de hakça paylaşılması üzerine kurmalısınız.

Değerli milletvekilleri, bakınız, gerek petrol üreticileri gerekse bu kaynağa bağımlı ülkeler günün değişen koşulları çerçevesinde farklı politikalar izlemektedirler. Şimdi, bizim 9’uncu maddenin birinci fıkrasında, bu yasamızda devlet hissesi olarak 1/8 saptanmıştır. Bu daha önceki yasada da aynı şekilde geçerlidir ancak 1954 yılında çıkan yasa dönemindeki teknolojiler, o dönemki petrol fiyatlarından dolayı o döneme ilişkin olarak böyle bir oran kabul edilebilir bir oran olabilir ancak bugün geldiğimiz noktada hem petrol fiyatlarının yer yer 150 dolarlara çıktığı ve arama, üretme teknolojilerinin çok geliştiği günümüzde daha farklı değerlendirmeler yapılmaktadır bu devlet hisseleri konusunda. Söz gelimi Mozambik’te, Hindistan’da, Kolombiya’da, Cezayir’de, Azerbaycan’da -bu yüzde 12,5 olarak ifade edilen değerin- petrol kaynağının zenginliğine göre devlet hissesi alınmaktadır. Mesela, çok ilginç, bu konuyla ilgili araştırma yapmaya başladığımızda şunu gördüm: Petrol zengini Libya’nın -zengin kaynakları var ama- petrol sahalarının hepsinin farklı zenginlikleri var ve Libya’daki petrol şirketi ihaleye çıktığında her ayrı alanla ilgili olarak devlet hissesi farklı tespit edilmiş durumda. İşte söz gelimi, oradaki farklı uygulama, sadece petrol arayan, üreten şirketler -Libya’da evet zengin kaynaklar var- Akdeniz baseninde yüzde 8 alıyorlar yani yüzde 92’sini devlet alıyor. Bir başka basende yüzde 28,5 veriyor petrol şirketi yani yüzde 72,5 alıyor oradaki devlet. Yani bunun gibi farklı jeolojik yapılarda, farklı pozisyonlardaki sahalarda, farklı zenginliklere sahip sahalarda farklı oranlar geçerli olmakta. Yani biz de bu 1/8 olarak belirlediğimiz oranı… Tutalım ki yarın Akdeniz’de zengin petrol kaynakları bulduk, zengin doğal gaz yatakları bulduk, yani oradan bizim ülke insanımız niye daha fazla pay alarak faydalanmasın? Yani oradaki zengin kaynaklara rastlayan bir şirket, üretimine göre oradan bize yüzde 20, yüzde 25 verebilsin yani bu esnekliği sağlayabilmeliyiz. Bunun, gerçekten gelecek dönem için önemli olduğunu düşünmekteyiz.

Dünya geneline bakıldığında da bu oranların vergiyle birlikte yüzde 80’lere kadar çıktığını görmekteyiz. Evet, yani bizim petrolümüzün zenginliği konusunda yeterince arama yapılmadığı için daha çok arama yapılsın diye birtakım teşvikler getiriyoruz ama burada da temel olan önergemizin de onaylanmasıyla, R faktörünün uygulanmasıyla kaynaklarımızdan en iyi şekilde yararlanmak ve olası zengin yataklardan elde edilecek petrol gelirlerinin de hakça paylaşılmasını sağlayacak doğru bir zemini oluşturmuş olacağız.

Ben, önergemizin, Sayın Hükûmet yetkilileri ve Genel Kurul tarafından değerlendirileceğini umuyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.03


 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Tasarının 9’uncu maddesi üzerinde verilen Edirne Milletvekili Sayın Kemal Değirmendereli ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Önergeyi kabul edenler… Önergeyi kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Kabul edilen önergeler doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Muhterem milletvekilleri, şu maddenin üzerinde çalışıp ondan sonra ara vereceğim; şu kapıyı da kilitlettireceğim yani.

Maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 10. Maddesinin 3. Fıkrasında bulunan “su üzerindeki haklarına tecavüz etmeden” ifadesinden sonra “bölge ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurmak üzere DSİ ve Çevre Bakanlığı’ndan alınacak izinler çerçevesinde” ibaresinin eklenmesini,

4. Fıkrasının sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini,

5. Fıkrasında bulunan “ve milli parklardaki” ibaresinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

      Kemal Değirmendereli                Ali İhsan Köktürk                        Aytun Çıray

                   Edirne                                  Zonguldak                                   İzmir

                                                          Süleyman Çelebi

                                                                 İstanbul

“Geleneksel olmayan yöntemlerle faaliyet gösterenler, faaliyetlerinin içme suları açısından tehdit oluşturma olasılığına tedbiren Çevre Bakanlığı ve DSİ’nin onayına tabidir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 10. uncu maddesinin 1.nci fıkrasında geçen “üç yıldan” ibaresinin “beş yıldan” olarak değiştirilmesini ve (5). fıkrasında geçen “ve milli parklardaki” ibaresinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                     Bahattin Şeker

                 Kütahya                                    Denizli                                     Bilecik

           Mesut Dedeoğlu                        Erkan Akçay                         Muharrem Varlı

           Kahramanmaraş                             Manisa                                     Adana

         Cemalettin Şimşek                    Yusuf Halaçoğlu                     Mustafa Kalaycı

                 Samsun                                    Kayseri                                    Konya

                                                           Seyfettin Yılmaz

                                                                   Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 10. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

            İbrahim Binici                        Mülkiye Birtane                          Adil Zozani

                 Şanlıurfa                                     Kars                                      Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz  Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçe.

Gerekçe

Bu maddede kamulaştırma kapsamında adeta savaş hukuku işletilmektedir. 2942 sayılı kamulaştırma kanunu 27. maddesi ile acele kamulaştırma işlemleri Bakanlar Kurulunca yapılabilir. Maddenin bütününe bakıldığında yurt savunması ihtiyacı veya acil durumlarda bu maddeye başvurulmalıdır. Daha önce HES uygulamalarında Hükümet bu maddeyi hoyratça kullanmıştır. Hatta bu yetkiyi kurumlara devrederek Bakanlar Kurulunu bile devreden çıkarmıştır. "Su akar, Türk Bakar" sözü kullanılarak müteahhitlere verilmeyen dere kalmadı. Nerde bir akarsu orda birkaç müteahhit türedi. Kamulaştırmalar savaş usullerine göre yapıldı. Barış süreci ile silahların susacağı ve çatışmanın sonlanacağı Türkiye dağları bu maddeyle uluslararası sermaye sahiplerine ve petrol şirketlerine peşkeş çekilmek istenmektedir. Köylüler arazilerinden edilecek ve yoksul halk HES'lere karşı olduğu gibi petrol şirketlerine karşı mücadele etmek zorunda kalacaktır. Tasarı bu madde ile dağlarda yaşayan yoksul köylülere karşı bir savaş tasarısıdır, topraklarının ellerinden alınması tasarısıdır. Yeni talanların ve vahşi uygulamaların önüne geçilmesi için 10. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 10. uncu maddesinin 1.nci fıkrasında geçen “üç yıldan” ibaresinin “beş yıldan” olarak değiştirilmesini ve (5). fıkrasında geçen “ve milli parklardaki” ibaresinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                         Mesut Dedeoğlu (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, kabul ediyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz  Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Seyfettin Yılmaz…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Vallahi, sağlam alkış oldu ha.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne Adana mitingiydi ya. Kıskananlar çatlasın.

BAŞKAN – Yaa.

Buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinde verdiğimiz değişiklik önergesiyle söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

10’uncu maddenin (5)’inci fıkrasında “6831 sayılı Orman Kanununa göre orman sayılan yerlerdeki ve milli parklardaki ruhsat ve izin alanlarında, ilgili mevzuata göre izin almak ve bedelleri ödenmek suretiyle petrol arama ve işletme faaliyetleri yapılabilir.” deniyor. Her yerde olduğu gibi, bütün çalışmalarda orman alanlarına gözümüzü dikiyoruz. Şimdi, bu enerjide orman alanları en yenilenebilir kaynaklardandır. Bunlarla, petrol aramalarıyla, maden aramalarıyla, diğer izinlerle ormanların yok edilmesi yenilenebilir enerji kaynaklarımızın yok edilmesi manasına gelir. Ondan dolayı bu fıkranın tasarıdan çıkarılmasını talep ediyoruz ve desteklerinizi bekliyoruz.

Türkiye, dünya enerji rezervlerinin âdeta ortasında büyük enerji sorunları yaşayan bir ülke durumundadır. Ciddi enerji açığı sorunlarımız vardır. Enerji ihtiyacımızın yüzde 72’sini ithalatla karşılar durumdayız. Yani, enerjide dışa bağımlı bir ülkeyiz. Daha önce yüzde 69’ken iktidarınız döneminde bu rakam yüzde 72’lere çıkarak gittikçe artan bir performans sergilemektedir. Bu manada ciddi bir petrol yasası çıkarıyorsunuz ama ciddi bir politikanızın olmadığı şuradan belli oluyor ki Kıbrıs Rum kesimi Akdeniz’de petrol aramaya başladığında gönderdiğiniz Piri Reis’le ciddi manada sıkıntılar yaşadınız ama bir petrol arama geminiz bile yok. Daha yeni bir petrol arama gemisi alındı fakat bakanlara gelince, Başbakanlık 7’nci uçağı aldı, şimdi 8’inci uçağı almanın derdinde. Bir bakıyorsunuz, bakanlar danışma meclisi toplantılarına, belediyenin temel atma törenlerine özel uçaklarla hurra gidiyor, özel uçaklarla hurra geliyor. Bizim Adana’da, biliyorsunuz, uçaklar var ama bakan özel uçakla gidiyor, özel uçakla dönüyor.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Cık, cık…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – “Cık, cık” yapmanın gereği yok!

Yani, bunların yerine, ciddi manada eğer enerji politikanızı doğru yapacaksanız petrol arama gemilerine bu yatırımları yapın.

Şimdi konumuzla ilgili tasarıya geleceğim.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Çok dolu konuştun!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Doluyu sen gel konuş buradan. Doluyu gel sen konuş buradan, laf atma oradan!

Petrol, kömür, doğal gaz ve uranyum, dünyamızda yenilenemeyen enerji kaynaklarının yüzde 90’ını oluşturmaktadır. Mevcut kömür rezervleri yüz yıl, petrol ve doğal gaz rezervleriyse elli yıl sonra tükenmiş olacaktır. Biyokütlenin özellikle enerji üretiminde kullanılması, petrol ve kömüre bağımlılığı önemli ölçüde azaltacaktır.

Dünya üzerinde bulunan biyokütlenin yüzde 90’ı ormanlarda bulunmaktadır. Bitkiler güneş enerjisini depolama gibi bir özelliğe sahiptir. Depolanan enerji bitkiler yakıldığı zaman yeniden ortaya çıkmaktadır. Bitkiler, dünyada var oldukça tükenmeyecek yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Bu enerji kaynağının sürdürülebilir yönetiminde enerji ormancılığının ayrı bir yeri vardır. Enerji ormancılığı, birim alanda en kısa sürede odun ham maddesi üreterek bunun enerjide kullanılmasını amaçlayan orman yetiştirme yöntemidir. Bugün, birçok gelişmekte olan ülke biyoenerjiyi geleceğin temel enerji kaynağı olarak görmektedir. İsveç enerjisinin yüzde 16’sını biyokütleden elde etmekte, Avusturya yüzde 13’ünü, Amerika da yüzde 4’ünü biyokütleden elde etmekte ve bu oranları artırmak için ciddi çalışmalar yapmaktadır.

1 milyon hektar alan üzerinde kurulacak enerji ormanlarından yılda yaklaşık 7 milyon ton biyokütle enerjisi kaynağı elde edilir. Bu miktar yaklaşık 30 milyon varil ham petrole eş değerdir. Görüldüğü gibi, enerji ağaçlarıyla hem var olan ormanların korunması hem de çevre kirliliğini azaltmak imkân dâhilindedir.

Ülkemizde 22 milyon hektarlık orman alanımızın yaklaşık 6 milyon hektarı baltalık ormanlardır. Bu alanların da 3,5 milyon hektarı bozuk vasıflı olup potansiyel enerji ormanları alanlarıdır. Yani, Türkiye enerji ormancılığı için yüzde 70’e yakın alan uygulaması beklenmektedir. Bizim bunları harekete geçirmemiz gerekirken, dün Meclise Hükûmet tasarısı olarak gelen Orman Kanunu’ndaki tasarıyı bugün inceledim. Onun 24’üncü maddesi, emin olun, Türkiye’de 1 milyon hektar ormanın yeniden orman dışına çıkarılmasını öngörüyor. Yani “Ormanlar yenilenebilir enerji kaynakları” diyoruz; petrol bitiyor, doğal gaz bitiyor ama gözümüzü dikmişiz ormanlara. Şimdi -yeni getirilen tasarıyla da- 1 milyon hektarı tehdit altına alacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) –…bir tasarı Meclisin gündemine geldi. Bu nasıl politikadır? Bu politikaları doğru yapmazsanız neticeye gidemeyiz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 10. Maddesinin 3. Fıkrasında bulunan "su üzerindeki haklarına tecavüz etmeden" ifadesinden sonra "bölge ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurmak üzere DSİ ve Çevre Bakanlığı'ndan alınacak izinler çerçevesinde" ibaresinin eklenmesini,

4. Fıkrasının sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini,

5. Fıkrasında bulunan "ve milli parklardaki" ibaresinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                  Süleyman Çelebi (İstanbul) ve arkadaşları

"Geleneksel olmayan yöntemlerle faaliyet gösterenler, faaliyetlerinin içme suları açısından tehdit oluşturma olasılığına tedbiren Çevre Bakanlığı ve DSİ'nin onayına tabidir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

Sayın Çelebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Şimdi, tabii ki önemli bir yasayı görüşüyoruz. Görüştüğümüz yasaların hepsinin önemli olduğunu biliyoruz ama ne yazık ki “millî” kavramı, “ulusal” kavramı yok etmek için AKP İktidarı elinden geleni yapıyor. Belki bizim millîlik kavramımızı, ulusal kimliğimizi, ulusal benliğimizi en yakından ilgilendiren bir kanunu görüşüyoruz ama bu kanun ve bu kanunla ilgili yapılmak istenen düzenlemeler konusunda ortaya konulan iradeyi de bu Mecliste görüyoruz. Şu saate kadar muhalefet olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak görüşlerimizi bu kürsüden defalarca ifade ettik, diğer muhalefet partileri ifade ediyor ama değişen hiçbir şey yok. “Peki, niye konuşuyorsunuz?” denilebilir. Tarihe bir not düşmek için yapıyoruz. Tarihi nasıl yok ettiğinizi burada belirlemek için söz alıyoruz ve konuşuyoruz. Yoksa bir şeyin değişmeyeceğini biz de biliyoruz çünkü bu oy ve iradeler, hiçbir şeyin değişmeyeceğinin bir göstergesi.

Değerli arkadaşlar, şimdi Taksim Gezi Parkı’nın yıkılmasına karşı yurttaşlar diyor ki: “Mahalleme, meydanıma, ağaçlarıma, suyuma, toprağıma, evime, tohumuma, ormanıma, köyüme, kentime, parkıma dokunma.” Dokunduğu zaman ne oluyor?

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Yanarsın!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Dokunduğu zaman, ona karşı mücadele eden -aynen dediğiniz doğru- yanarsın! Ya gaz bombaları ya coplar ya tazyikli su… En demokratik eylemleri koyanlar bu ülkede baskı altında.

Değerli arkadaşlar, yine bu yasayla ilgili, PETROL-İŞ Sendikamız, Türkiye mimar ve mühendis odaları, onlara bağlı bütün kurumlar bilimsel olarak…

Beni dinleyecek misiniz Sayın Bakan? Dinlemeyecekseniz, bu böyle olacaksa doğru olmuyor. Doğru olmuyor!

ALİ ERÇOŞKUN (Bolu) – Siz devam edin.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Genel Kurula hitap edin.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Size de anlatacağım, Sayın Bakanın da duymasını istiyorum.

Dolayısıyla, şunu özellikle belirtmek istiyorum: Bu süreci bu anlamda bir kez daha ortaya koyan, komisyonlarda bu yasanın değişmesini isteyen, Parlamentoya gelip bu konuda beyanlarda bulunanların görüşleri, hiçbirisi dikkate alınmadan, “Benim gücüm var, benim çoğunluğum var, benim iradem var, bu iradeye herkes tabi olacak.” diye bir mantıkla diğer sosyal tarafları, sosyal kesimleri dikkate almadan bir uygulamayı dayatmaya çalışıyorsunuz ve devam ettiriyorsunuz.

Şimdi ben isterdim ki, Ticaret Odası bu panolara reklam asarken, işte “IMF’den kurtulduk, 25 milyarı ödediğiniz için teşekkürler Sayın Başbakan.” diyeceğine -millîlik oradadır, millî görüş orada belli olur- “Bu yasa yanlış yasadır çünkü bu politikalar, şu anda uygulamaya koyduğunuz politikalar IMF’nin reçetesidir. Bu politikalar sermayenin, uluslararası şirketlerin, emperyalizmin bize bir dayatmasıdır…”

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – IMF konusunu kapattık biz, bitti, bitti.

BAŞKAN – Lütfen laf atmayın.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bu dayatmalara karşı boyun eğe eğe Türkiye’yi bir yere getiremezsiniz.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Millî görüşe hep karşı çıktınız, Erbakan’a hep karşı çıktınız.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Boyun eğe eğe, pes ede ede, diz çöke çöke Türkiye’nin değerlerini yok edebilirsiniz ama öyle yağma yok. Bir gün bu yapılanların hepsi geri dönecek ve geriye alacağız. Bu yasaları sil baştan değiştirmenize, bu ülkenin millî çıkarlarını bozmanıza bir gün dur diyecekler. Bir gün halk, bu sürecin size de hesabını soracak, bu yanlışlıktan Türkiye’yi kurtaracak diyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Billboard’dakiler riya ve yağ. Billboard işi, riyakâr ve yağcıların işi.

BAŞKAN – Birleşime bir saat yemek arası veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.27


 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Tasarının 10’uncu maddesi üzerinde verilen ve gerekçesi açıklanan, İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde üzerinde bir önerge daha vardır, okutuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dağıtılması unutuldu herhâlde, ondan dolayı değil mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, öyledir!

OKTAY VURAL (İzmir) – Dağıtılması unutulduğu için…

BAŞKAN – Herhâlde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlıyorum!

BAŞKAN - Ben masumum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tutanaklara geçirmek lazım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 10. Maddesinin 5. Fıkrasında bulunan “ve millî parklardaki” ibaresinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                              Taner Yıldız

                                                                                                                  Kayseri

                                                                                              Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı

BAŞKAN – Bir kere, öncelikle söyleyeyim, dağıtılmamasıyla benim alakam yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN - Ben masumum, öyle…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, evet yani…

OKTAY VURAL (İzmir) – Okunulması unutulmuş!

BAŞKAN - Tamam.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Daha sonra bilgimiz dâhiline girdi; unutuldu herhâlde, olabilir.

BAŞKAN – Evet yani onu da bildirmiş olayım. Hata benden kaynaklanmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, kâtip üyelerimiz dikkatli olsunlar!

BAŞKAN – Evet.

Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Siz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet de katılıyormuş.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Millî Parklarda arama ve işletme faaliyeti yapılmasının önüne geçilmesi hedeflenmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır. Önerge kabul edilmiştir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Evet, herkes kabul etmiş; kabul edilmiştir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hayır, orada bir tane var kabul etmeyen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben kabul etmiyorum.

BAŞKAN – Bir kişi kabul etmiyor.

Tamam, Sayın Genç.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bütün Meclis bir tarafa, o bir tarafa!

BAŞKAN -  Kabul edilmiş önerge çerçevesi içinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci maddede 2 önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 11. Maddesinin (3). Fıkrasında geçen “altı ay” ibaresinin “bir yıl” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                Alim Işık                              Ali Halaman                            Erkan Akçay

                 Kütahya                                    Adana                                     Manisa

          Yusuf Halacoğlu                    Cemalettin Şimşek                        Sümer Oral

                  Kayseri                                   Samsun                                    Manisa

                                                        Emin Haluk Ayhan

                                                                  Denizli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 11. Maddesinin 1. Fıkrasının birinci cümlesinde bulunan “bir ay” ibaresinin “on beş gün” ve “üç ay” ibaresinin “kırk beş gün” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

            Turgay Develi                   Kemal Değirmendereli                    Aytun Çıray

                   Adana                                      Edirne                                       İzmir

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) -  Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Turgay Develi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP adına konuşan Sayın Hasip Kaplan az önce, bütün milletvekillerine, bütün Meclise bu yasa tasarısıyla ilgili olarak meydan okudu; ne sayın bakanlardan ne Hükûmetten ne de grup başkan vekillerinden çıkıp “Sen neler söylüyorsun? Türk milletinin gücü çıkardığı yasayı uygulamaya yeter, biz kendi sınırlarımız içerisinde istediğimiz yasayı çıkarırız, istediğimiz kararı da uygularız.” diyemedi.

Sayın Hasip Kaplan’ın dediği şuydu: “Size kasım ayına kadar süre veriyoruz. Kasım ayına kadar, uygulanan -belli ki bir pazarlık var- süreci Parlamentoda bir karar hâline dönüştürmezseniz, Hükûmet bunu uygulamazsa çıkardığınız bu yasayı size uygulatmayız. Petrol Kanunu’nu istediğiniz kadar yenileyin. Benim bölgemde, Şırnak’ta, Güneydoğu Bölgesi’nde petrol rezervlerini biliyoruz, oradan çıkacak petrolü biliyoruz, orada yaşayanların bu petrolden payını almasını istiyoruz. Kasım ayına kadar barış süreciyle ilgili süreç tamamlanmadığı sürece, Hükûmet adımları atıp sonuç almadığı takdirde size bu yasayı uygulatmayız.”

Sayın Bakan burada, Hükûmet burada, AK PARTİ milletvekilleri burada. Şimdi soruyorum:

1) Türkiye Cumhuriyeti devleti, Millet Meclisi bu yasayı çıkarıyor; bir grup da diyor ki: “Bu yasayı uygulatmayacağız.” Buna cevap verin.

2) AK PARTİ Hükûmeti 3 şeyden alıyor: Bir, beyzbol sopasından. İki, küresel sermayenin cebine koyduğu paradan. Üç, PKK’nın namlusundan.

Anlaşılıyor ki Sayın Hasip Kaplan’ın bir bildiği var, bir pazarlık var. Bu pazarlığın ne olduğunu birisi çıkıp buraya, anlatırsa hepimiz memnun oluruz.

Arkadaşlar, bu petrol yasası küresel finansın Türkiye’ye dayattığı, sizin de çıkartmaya mecbur olduğunuz bir yasa, bunu herkes biliyor. 1980 sonrasında, Türkiye’de bu dikey örgütlenme entegre tesisleri parça parça sizden önceki hükûmetlere de sattırdı. PETKİM gitti, İGSAŞ gitti, Petrol Ofisi gitti, Batman rafinerisi gitti, Aliağa gitti, şimdi, sıra, sonuç olarak TPAO’ya kaldı. Bunu da “serbestleştirme” adı altında petrol arama noktasından çıkarıyorsunuz sadece ruhsatlandırma aşamasında tutacaksınız. Bir anlamda, bu yeni yasayla dünya devlerinin önüne TPAO’yu atıyorsunuz. Bunun mümkün olmadığını siz de biliyorsunuz.

Bir de bu yasanın gerekçeleri arasında değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğine uyum gerekçesi var, müktesebatına uyum gerekçesi var. Okuyanlar bunun çok komik olduğunu biliyor, vatandaşlarımız da biliyor bunun çok komik olduğunu çünkü Avrupa Birliği kendi ülkesinde, kendi ülkelerinde petrol arama ruhsatlarını verirken aradığı kriterlerin hiçbirisi Türkiye’de bu yasa çıkarken kriter olarak konulmamış.

İkinci önemli konu da şu, küresel finans ilişkisinden bahsediyorum: Dışarıdan bir şirket Türkiye’ye gelecek, ruhsatını alacak, yatırımını yapacak; petrolü bulduğu zaman, belli bir süre sonra, yatırım olarak getirdiği parayı getirdiği kurdan, getirdiği miktarda, istediği kadarını kendi ülkesine transfer edecek yani ortada bir sermaye falan yok. Türkiye’ye gelen yeni bir sermaye yok.

Ben, sözlerimi bitirirken Sayın Hasip Kaplan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu Hükûmete yaptığı tehdide Hükûmet tarafından cevap verilip verilmeyeceğini merak ettiğimi söyleyerek iyi akşamlar diliyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Develi. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati:20.42


 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

Tasarının 11’inci maddesi üzerinde Adana Milletvekili Sayın Turgay Develi ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 20.47


 

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 20.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Dokuzuncu  Oturumunu açıyorum.

Tasarının 11’inci maddesi üzerinde Adana Milletvekili Sayın Turgay Develi ve arkadaşlarının verdiği önergenin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 11. Maddesinin (3). Fıkrasında geçen “altı ay” ibaresinin “bir yıl” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                 Emin Haluk Ayhan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz ile tasarı metnindeki “altı ay” ibaresinin “bir yıl” olarak değiştirilmesini istiyoruz yani süreyi altı ay daha uzatıyoruz. Önergeyle ilgili gerekçemiz, uygulamada yaşanabilecek bazı sorunların giderilmesi için sürecin uzatılmasıdır. Bu husus önergemizde amaçlanıyor. Önergemizi yüce heyetin tensiplerine arz ediyorum ve destek talep ediyoruz.

Tasarının geneli üzerinde konuşurken 26’ncı maddenin gerekli olup olmadığını Sayın Bakana sordum, 26’ncı madde görüşülürken Komisyondaki tutanakları da istedim. Ben Komisyon tutanaklarında şunu ifade etmişim, demişim ki: “Sayın Bakanım, izin verirseniz bir şey sormak istiyorum: Bu hüküm burada konulmasaydı siz Bakanlar Kurulu olarak bu teşviklerden kurumları yararlandırmayacak mıydınız? Bu minvalde söylüyorum, bu sektörü istifade ettirmeyecek miydiniz? İcracı birim olarak söylüyorum.” Sizin cevabınızsa Sayın Bakanım, neyi söylüyorsunuz: “Biz bunu ettirecektik ancak diyorum ki konmasıyla konmaması arasında fark yoksa niçin koymayalım?” Şimdi, bu ifadenize baktığınız zaman bunun neresini düzeltmemiz lazım ben çok merak ediyorum. Yani, eğer bu buraya konulmayacak ise, konulmaması hâlinde konulmasıyla hiçbir fark yok ise o zaman niye koyuyoruz? Bu Hükûmet bu işi niye bu kadar gayriciddi ele alıyor? Bundan gerçekten rahatsızlık duyuyorum. Yarın nesiller geçecek, bu tutanaklar baki. Siz buna nasıl cevap vereceksiniz, ne söyleyeceksiniz bu topluma?

Şimdi, birkaç gündür AKP grup başkan vekili arkadaşlardan bazılarına ve AKP’li milletvekili arkadaşlardan bazılarına bu tutanakları okuttum ben. Ne anlıyorsunuz, ne düşünüyorsunuz dediğimde “Bu, gerçekten, hakikaten, gerek olmayan bir madde.” dediler. Şimdi, bunu sizin özellikle koymanızdaki manayı anlamaya çalışıyorum ama anlamakta da zorluk çekiyorum.

Fazla detaya girmek istemiyorum ama bu kadar yıldır bekleyen hususları alelacele gündeme taşımanız ayrı bir olay. Gerçekten dönmüş bir tasarıyı ne yapıyorsunuz? Yeniden gündeme getiriyorsunuz, tamam; düzeltmeleri yapmaya çalışıyorsunuz, tamam. Ama böyle bir maddenin dercedilmesi buraya, gerçekten bizi hayal kırıklığına uğratıyor, endişeye sevk ediyor.

Şimdi, fazla bir şey söylemek istemiyorum ama bu hususlar, buralara bu maddelerin girmesi Oslo’da PKK’ya verilen sözlerin sonucu mudur? Sizin, Irak’ta inecek yer bulamamanızın bir  sonucu mudur? Çözüm sürecinin gereği midir? Bilmiyoruz ama bir Türkiye Cumhuriyeti Bakanından da “Oslo’daki tutanaklar şunlardır.” deyip, bu Meclisin kürsüsüne gelip bütün milletvekillerine “Budur.” demenizi ben istiyorum. Bizim, başka ülkelerden veya çöplüklerden veya basından, nasıl olduğunu bilmediğimiz, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinden bize ifade edilmeyen şeylerden mi bu hususları anlamamız gerekir? Lütfen, bizi aydınlatın. Sizin Irak’a inmemenizin sebeplerinden birisi bu mudur, yoksa gerçekten daha önce verilen sözlerden kaynaklanan bir olay mıdır? Biz size… Tutanakları ben görüşmeler öncesinde istettim ve tutanaklar burada. AKP’li Komisyon üyesi arkadaşların da, tecrübelilerden olanları da, komisyon başkanlığı yapanların da burada bu maddenin gereksiz olduğuna dair neleri var? Burada beyanları var. Yanılıyorsam lütfen bana söyleyin ama buraya bu maksatla konulup konulmadığı hususu, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti nezdinde şahsınızı bir ömür boyu zan altında bırakacaktır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 12’de dört önerge vardır, ikisi aynı mahiyettedir, sırasıyla işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 12. maddesinin (1). fıkrasında geçen "yüzde 40” ibaresinin “yüzde 55” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

           Nurettin Canikli                        Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat

                 Giresun                                    Kayseri                                   İstanbul

                               Ahmet Öksüzkaya                         İsmail  Tamer

                                       Kayseri                                      Kayseri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 12.nci maddesinin 1.nci fıkrasında geçen “yüzde 40” ibaresinin “yüzde 55” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                     Bahattin Şeker

                 Kütahya                                    Denizli                                     Bilecik

         Cemalettin Şimşek                    Yusuf Halaçoğlu                     Mesut Dedeoğlu

                 Samsun                                    Kayseri                             Kahramanmaraş

           Mustafa Kalaycı                      Muharrem Varlı                         Erkan Akçay

                  Konya                                      Adana                                     Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanun Tasarısının 12. Maddesinin 1. ve 2. Fıkralarının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

              Aytun Çıray                    Kemal Değirmendereli          Mehmet Akif Hamzaçebi

                    İzmir                                       Edirne                                    İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 12. maddesinin tasarı metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                              Adil Zozani

                  Bingöl                                       Muş                                      Hakkari

                           Abdullah Levent Tüzel                    Mülkiye Birtane          

                                       İstanbul                                        Kars                   

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Bu madde ile petrol şirketlerinin, petrol faaliyeti için yaptıkları yatırımın transfer tarihindeki cari kur üzerinden, dışarıya transferi tamamlanıncaya kadar, Devlet Hissesi hariç Kurumlar ve Gelir vergisinden muaf tutabilecekleri, safi kazançları üzerinden ödemekle mükellef oldukları vergiler toplamının ise % 40 oranını geçemeyeceği belirtilmektedir. %55 olan Vergide tavanın aşağıya çekilmesi, vergi geliri kaybına neden olacaktır. Bu madde Türkiye halklarının menfaatine kullanılması gereken petrolün sermayeye ve petrol şirketlerine peşkeş çekilmektedir. Türkiye halklarının aleyhine ve sermayenin lehine olan 12. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanun Tasarısının 12. Maddesinin 1. ve 2. Fıkralarının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                         Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1954 yılından beri yürürlükte olan 6326 sayılı Petrol Kanunu’nu yürürlükten kaldırmayı öngören bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Ancak bu tasarıda ulusal petrol politikasının izlerini görebilmiş değiliz. Bugün, petrol, enerji bütün ülkelerin dış politikasında belirleyici bir rol oynuyor. Petrol ve enerji hiçbir zaman piyasaya emanet edilmiyor. Devletin mutlaka müdahaleci bir rolü var ama Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin, devletin müdahaleci rolünü maalesef bu yasada görebilmiş değiliz.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz maddenin, bizim önerge konusu yaptığımız maddenin (1)’inci ve (2)’nci fıkraları, doğrusu, konuyu yeterince bilmeyen kişiler tarafından düzenlenmiş maddeler olarak gözüküyor. Konuyu bir uzmanına sorsalar bu maddeleri böyle düzenlemezler. Hele şimdi okunmuş olan iktidar partisi önergesi ise konuya hakikaten amatörce yaklaşıldığını gösteriyor. Konu şudur şimdi; bu madde diyor ki, maddenin (1)’inci fıkrası: “Petrol hakkı sahiplerinin, safi kazançları üzerinden ödemekle yükümlü bulundukları vergiler ve hissedarları adına yapmaları gereken gelir vergisi tevkifatının toplamı yüzde 40 oranını geçemez.” Yürürlükteki 6326 sayılı Petrol Kanunu’nda bu oran yüzde 55’tir. Tasarı bunu yüzde 40’a indirmiş, şimdi iktidar partisi önergesiyle tekrar yüzde 55’e çıkarılması öngörülüyor. Hem yüzde 55 oranı hem yüzde 40 oranı yanlış oranlardır. Nedeni şudur, açıklayacağım size: 6326 sayılı Kanun 1954 yılında yürürlüğe girdi. Bu kanunda değişiklik yapan 1702 sayılı Kanun da 1973 yılında yürürlüğe girdi. 1973 yılındaki kanun, bu vergilerin toplamının yüzde 55’i aşamayacağını öngörüyordu. Nedeni şudur: 1980 yılına kadar Türkiye’de kâr payı üzerindeki vergi yükünün toplamı yüzde 73,36’ydı. Kâr payı üzerinde vergi yükünün yüzde 73,36 olduğu bir yerde hiçbir kimse, hiçbir yabancı yatırımcı Türkiye’ye petrol aramak için gelmezdi. Onlara bir teşvik vermek gerekiyordu. 1702 sayılı Kanun da bunu yüzde 55’e indirmek suretiyle bir teşvik verdi. O yüzde 55’lik oranın mantığı budur.

Şu anda Türkiye’de kâr payı üzerindeki vergi yükü yüzde 34’tür yani toplam kurumlar vergisi oranı yüzde 20’dir, kazanılan kazanç üzerinden yüzde 20 kurumlar vergisi ödendikten sonra kârın dağıtılması hâlinde ödenen gelir vergisi artı yüzde 20 oranındaki kurumlar vergisi, toplam yük 34’tür. Eğer dağıtılan, o kâr dağıtan kurumun hissedarı yabancı bir kurum ise kâr payı üzerindeki vergi yükü yüzde 32’dir. Şimdi, madde diyor ki: “Bu yüzde 32 olan vergi yükünü -yabancılar için aslında bu düzenleniyor- veya yerliyse yüzde 34 olan vergi yükünü hiçbir zaman yüzde 40’ın üzerine çekmeyeceğiz.” Yani “Yüzde 40’a kadar çekebilirim.” mesajı veriyor Hükûmet. Şimdi, önergeyle de bunu yüzde 55’e çekiyor, yüzde 55’i geçmeyecek. Yani yüzde 55’e kadar bu vergi yükünü artırabiliriz. Eğer siz, 1973 yılında yapılan düzenleme gibi yüzde 34 olan veya kurumun hissedarı yabancı bir kurum ise yüzde 32 olan vergi yükünü, burada yüzde 30 olarak belirlerseniz ancak bir teşvik vermiş olursunuz. Bunu yapalım demiyorum. Türkiye’de kâr payı üzerindeki vergi yükü yeterince düşüktür, diğer rekabet ettiğimiz bütün ülkelere kıyasla düşük sayılabilecek bir vergi yüküdür. Bunu daha aşağıya çekmeye gerek yoktur ama “Bu oran yüzde 40 olsun, yüzde 55 olsun.” demek vergi kanunlarını -kusura bakmayın- bilmemek demektir, piyasayı bilmemek demektir. Doğrusu yadırgıyorum.

Doğru olan bizim önergemizdir, hele ikinci fıkradaki “Kârın dağıtılması hâlinde yüzde 5 oranında stopaj yapılır.” hükmü, yine, vergi kanunlarını bilmemekten kaynaklanan bir hükümdür. Yarın Bakanlar Kurulu stopaj oranını düşürürse bu yüzde 5’i gene uygulayacağız çünkü kanun öyle diyor. Bakanlar Kuruluna yetki veren bir düzenleme yok. Her iki fıkranın birden çıkarılması gerekir ki vergi kanunlarıyla uyumlu bir düzenleme yapmış olalım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 12.nci maddesinin 1.nci fıkrasında geçen “yüzde 40” ibaresinin “yüzde 55” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN - Şimdi aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahiplerini okutuyorum:

Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Devlet payı; devlet hissesi (% 12,5) ile vergiler toplamından oluşmaktadır. Türkiye, bölgemizdeki diğer ülkelerle kıyaslandığında, zaten en düşük devlet payı alan ülkedir. Petrol fiyatlarının son yıllardaki yüksek seyri dikkate alındığında, mevcut uygulamada ve yeni kanun tasarısındaki (% 55 yerine) % 40”lık tavan (% 40’ı geçemez hükmü), devlet gelirleri açısından çok ciddi bir vergi kaybı oluşturacağı için bu maddenin eski haliyle muhafaza edilmesinde kamu yararının sağlanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Bugüne kadar ilgili vergi mevzuatlarında belirlenmiş olan Kurumlar ve Gelir Vergisi oranları bütün sektörler için ayrım yapılmaksızın eşit şekilde uygulanmakta olup, bu oranların azaltılıp arttırılması konusunda Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Petrol sektörü için yeni bir limit belirlenmesi yerine diğer sektörler için de emsal teşkil etmemesi bakımından mevcut Kanun’daki oranın aynısının Tasarı’ya yansıtılmasının daha uygun olacağı değerlendirilmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Susam, Sayın Değirmendereli, Sayın Özel, Sayın Çıray, Sayın Yalçınkaya, Sayın Acar, Sayın Moroğlu, Sayın Kuşoğlu, Sayın Atıcı, Sayın Öz, Sayın Serter, Sayın Kulkuloğlu, Sayın Tayan, Sayın Kaleli, Sayın Genç, Sayın Tunay, Sayın Tanal, Sayın Aksünger, Sayın Ağbaba.

Yoklama işlemi için iki dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450) (Devam)

BAŞKAN – Ortak önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmiştir.

Kabul edilen önergeler çerçevesi içinde maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 13’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 13. Maddesinin 1. Fıkrasının son cümlesinde bulunan "jeotermal faaliyetlerinde" ifadesinin "jeotermal işlemleriyle sınırlı olmak üzere" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

              Aytun Çıray                    Kemal Değirmendereli             Dilek Akagün Yılmaz

                    İzmir                                       Edirne                                       Uşak           

                                                    Selahattin Karaahmetoğlu

                                                                 Giresun                                         

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 13 üncü maddesinin 1.nci fıkrasının sonuna; "Bu fıkrada öngörülen istisna ve muafiyetler 2023 yılı sonuna kadar geçerlidir. Bu süre Bakanlar Kurulu karasıyla 5 yıl daha uzatılabilir." cümlesinin eklenmesini, 2.nci fıkrasında geçen "Genel Müdürlükçe" ibaresinden önce gelmek üzere "yerli kaynaklardan sağlanamayan ve" ibaresinin eklenerek fıkra sonundaki "aranmaz" ibaresinin "aranır" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                     Bahattin Şeker

                 Kütahya                                    Denizli                                     Bilecik

           Muharrem Varlı                    Cemalletin Şimşek                    Mesut Dedeoğlu

                   Adana                                    Samsun                             Kahramanmaraş

                                Yusuf Halaçoğlu                          Erkan Akçay             

                                       Kayseri                                      Manisa 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 13. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                    Adil Zozani                          Mülkiye Birtane

                                       Hakkâri                                      Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Buldan, gerekçeyi mi okutayım?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Mevcut petrolün tüketilmesinde hava ve deniz araçları sahipleri vergiden muaf tutulmaktadır. Araç sahipleri ve yakıta muhtaç çiftçiler akaryakıtı uçak ve gemi sahiplerine göre 3 kat daha pahalıya satın almaktadır. Bu madde ile petrol şirketlerinin kullandığı malzeme, ekipman, akaryakıt, kara, deniz, hava vasıtalarının gümrük ve diğer ithal vergi ve resimlerden, dahilde alınan her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olarak ithal edilebilmesine imkan sağlanmaktadır. Tasarıda petrol şirketlerine, faaliyetlerinde kullanacakları araç, malzeme ve ekipman ithalatında başta ÖTV muafiyeti olmak üzere çeşitli vergi muafiyetleri öngörülmüştür. Hükümetin emekçiden, asgari ücretliden, emekliden, işçiden, memurdan aldığı vergi ortadayken petrol şirketlerine vergi avantajı sağlaması kabul edilemez. AKP iktidarı Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile özdeşleşen fakirden daha çok vergi alınması ve zengine vergi avantajı sağlanması avantajını sağlaması ilkesini bu tasarı ile daha da ileri götürmektedir. Sadece sermayeye avantaj sağlayan 13. maddenin tasarı metninden çıkarılması.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 13’üncü maddesinin 1.nci fıkrasının sonuna; "Bu fıkrada öngörülen istisna ve muafiyetler 2023 yılı sonuna kadar geçerlidir. Bu süre Bakanlar Kurulu karasıyla 5 yıl daha uzatılabilir." cümlesinin eklenmesini, 2.nci fıkrasında geçen "Genel Müdürlükçe" ibaresinden önce gelmek üzere "yerli kaynaklardan sağlanamayan ve" ibaresinin eklenerek fıkra sonundaki "aranmaz" ibaresinin "aranır" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Alim Işık (Kütahya)  ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Şimşek, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu değişiklik önergesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, getirilen yasayla ülkemizde petrolün aranması, üretimi, iletimi, rafinerisi, depolanması ve toptan satışıyla ilgili yeni düzenlemelerden bahisle, tasarıda ruhsat, başvuru ve değerlendirilmesinin yerli ve yabancı yatırımcılar için rekabetçi, şeffaf, güvenli ve istikrarlı bir ortam içerisinde yapılmasını ve yatırımların hızlı, sürekli ve etkili bir şekilde sürdürülerek ülkemiz petrol kaynaklarının bir an önce ekonomiye kazandırılmasının amaçlandığı ifade edilmektedir. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisinin, ülkemizin yılda 60 milyar dolar gibi bir parasının yurt dışına döviz olarak aktarılmasından dolayı ve millî kaynaklarımızı daha verimli kullanmak amacıyla çıkarılmak istenen böyle bir yasa tasarısına toptan karşı çıkması asla mümkün değildir. Sadece, bu yasalarla ilgili olarak önerilerimiz, kaynaklarımızın daha etkili ve verimli kullanılması amacından ibarettir. Maddeyle ilgili vermiş olduğumuz önerge de sadece bu düşüncelerle sınırlıdır.

Değerli milletvekilleri, ancak Milliyetçi Hareket Partisinin bu düzenlemelere temkinle yaklaşmasının nedeni, bu zamana kadar AK PARTİ’nin yaptığı birçok yasanın arkasında adrese teslim rant, adam kayırma gibi argümanların oluşudur. Hani derler ya “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.” Milliyetçi Hareket Partisi, AKP’ye maalesef güvenmemektedir. AKP bu konularda birçok kez suçüstü yakalanmış, bu suçüstülerin, bu kanunsuzlukların birçoğu da kanunla kapatılarak önüne geçilmeye çalışılmıştır, hatta Anayasa değişikliklerine dahi bu konularla ilgili olarak başvurulmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi ve özellikle de Sayın Başbakan, gelinen noktada izlediği sosyal, ekonomik, dış politika ve ülke güvenliği, ayrıca milletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü konusunda her gün tutarsız, çelişkili, iki yüzlü, ABD ve AB güdümlü politikalarla bizce ülkeyi karanlık bir kaosa sürüklemektedir. Son günlerde stratejik olarak PKK terörü olmuyormuş gibi gösterilmesine rağmen, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde kimin tarafından yapıldığı belli olmayan bir terör olayı nedeniyle Başbakanın ve Hükûmet çevrelerinin yaptığı açıklamalar evlere şenliktir. Sanki bu ülkenin yönetiminden, bu ülkenin güvenliğinden sorumlu başkasıymış gibi, detayların tartışılarak esasın gözden kaçırılmaya çalışıldığını düşünüyoruz. Yurdumuzun özellikle güneydoğu sınırı kevgire döndüğünden kimin gelip kimin gittiğinden kimsenin haberi olmadığı gibi, bir de PKK terör örgütü sözde çekilme sürecinde. Sınırda görevli güvenlik güçlerinin kontrolleri kanunsuz emirlerle ortadan kaldırılarak sınır güvenliğimiz iyice zaafa uğratılmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi, hepimizin bildiği gibi, bu çekilme sürecinde yapılan kanunsuzluklarla ilgili olarak suç duyurularında bulunmuştur. Bunun için biz diyoruz ki: Bu sözde çekilme süreci ve Hatay Reyhanlı’da meydana gelen olaylarda hiç şüphe yok ki sorumluluk Hükûmetindir. Hükûmet, bu konularda da kamuoyunda güven kaybetmektedir. Bu çözülme süreciyle ilgili olarak, Hükûmet, aldığı oylara âdeta ihanet etmektedir. Hükûmetin bu gelgitleri ve Başbakanın dün dediğini yarın inkâr etmesi, İnternet’teki “Bir Başbakan, iki Erdoğan.” şeklinde yerini bulan video kayıtları, Milliyetçi Hareket Partisinde ve ayrıca halk nezdinde haklı olarak iyice güven kaybına neden olmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu kanunla özel sektörün Türkiye’de petrol arama şartları kolaylaştırılırken Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının petrol arama çalışmalarının sekteye uğratılmamasının, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının da özel sektörle rekabet edebilir bir hâle gelmesinin, bir yapıya kavuşturulmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Maddeyle ilgili verdiğimiz önerge de bu çerçevede değerlendirilmelidir diyor, önergemize desteklerinizi bekliyoruz. Bu vesileyle hepinizi tekrar saygılarımla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 13. Maddesinin 1. Fıkrasının son cümlesinde bulunan "jeotermal faaliyetlerinde" ifadesinin "jeotermal işlemleriyle sınırlı olmak üzere" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Selahattin Karaahmetoğlu (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Karaahmetoğlu, buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Petrol Kanunu Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime “değişim” sözcüğünün dünyada yarattığı yankılarla başlamak istiyorum. Eğer değişim diyalektik bir değişimse eleştirilecek bir konu yok benim açımdan ama değişim küresel güçlerin, küresel sermayenin ajitasyon ve propaganda ile yaratmak istediği bir algı yönetiminin parçası hâline gelmişse o zaman sorun var demektir ve bugün de ülkemizdeki iktidar, ne yazık ki değişimi küresel güçlerin istediği yere gelmek olarak algılamıştır. Bu anlamda, Büyük Millet Meclisinde bu zamana kadar çıkan yasalar, düzenlemeler tıpkı bugün görüştüğümüz petrol yasası gibi küresel güçlerin, küresel sermayenin talepleri doğrultusunda düzenlenmiş bulunmaktadır.

Bu anlamda, 1954 yılında 6326 sayılı Petrol Yasası çıkarılarak Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı kurulmuş olup bu ortaklığın çıkacak bu yasayla -ki çıkacak, sayısal çoğunluğun oylarıyla bu yasa çıkacak- işlevsiz hâle geleceği, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının faaliyet alanı petrol, doğal gaz arama, sondaj ve üretim ile sınırlı hâle gelecektir. Buna karşılık, birçok ülkede petrol sektöründeki kamu işletmeleri varlığını sürdürür ve entegre yapıları korunurken, temel enerji kaynağımız petrol sektöründe, TPAO’nun, ülkemiz çıkarları gözetilmeden, sektörel herhangi bir planlama yapılmadan devre dışı bırakılması söz konusudur. Ülkemizde üretilen petrolün ülke payı uygulamasından ve vergilendirmesinden de vazgeçilecektir.

Dünya petrol ve doğal gaz kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek isteyen güçler arasında askerî güç kullanımına kadar giden bir uluslararası mücadeleye tanık olmaktayız. Birçok ülke de kendi kamu şirketleriyle bu konuda uluslararası yarışa dâhil olmaktadır. Ülkemizi yöneten AKP iktidarının bu yarışta olmak gibi bir niyeti olduğundan kuşku duymaktayız. Akdeniz’de petrol ve doğal gaz araştırılması için yürütülen çalışmalar, izlenen hatalı dış politikalarla başarısızlıkla sona ermiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ne ait 16 adanın fiilen Yunanistan işgali altında olduğu, buralarda Yunan bayraklarının dalgalandığı, Yunan askerlerinin vatandaşlarımıza pasaport kontrolü yaptığı, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin ülkemize ait 7 bin kilometrekare kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölgesinin adım adım nasıl işgal edildiği kamuoyundan gizlenmeye çalışılmıştır. Bize ait sahalarda petrol ve doğal gaz araması yapılmasını ve başarılı sonuçlar almalarını uluslararası dış politika zaferimize bir halka olarak dâhil edebilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altında bulunan Ege Denizi’nde 11, Akdeniz’de 5 ada olmak üzere toplam 16 ada Yunanistan tarafından işgal edilmiştir.

Türkiye’nin, 17 Aralık 2004’te AB’de müzakere başlangıç tarihi alınırken Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin ülkemizi veto etmemesinin karşılığında adaların işgali görmezden gelinmiş, bu işgale seyirci kalınmıştır. Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Mısır ile 17 Şubat 2003 tarihinde münhasır ekonomik bölge sınırlandırma anlaşması imzalamıştır. Aynı anlaşma 2007 yılında Lübnan ile yapılmıştır. Rum yönetimi Parlamentosu, 26 Ocak 2007 tarihinde bir yasa kabul ederek Mısır ve Lübnan ile çizdiği sınırlar içinde 13 adet petrol arama ruhsat sahası ilan etmiştir. Ancak, Rum yönetiminin ilan ettiği sahalardan 5’i ülkemizin kıta sahanlığı içinde bulunmaktadır. Güney Kıbrıs Rum yönetimi bu şekilde Türk kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölgesinin 7 bin kilometrekaresini işgal etmiştir. Yine, Türk kıta sahanlığı ile münhasır ekonomik bölgesinde bulunan Türkiye Cumhuriyetine ait petrol ve doğal gazın çıkarılması maksadıyla Mısır’a kiralamıştır. Güney Kıbrıs Rum yönetimi…

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 14’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

TBMM Başkanlığına,

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 14. Maddesinin (4). fıkrasında geçen “yönetmelikle” ibaresinden önce gelmek üzere “Bakanlıkça çıkartılacak” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

                Alim Işık                              Erkan Ekçay                            Ali Halaman

                 Kütahya                                    Manisa                                     Adana

          Yusuf Halaçoğlu                         Sümer Oral                             Reşat Doğru

                  Kayseri                                    Manisa                                      Tokat

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 14. Maddesinin 3. Fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki ifadenin eklenmesini,

4. Fıkrasının madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

                            Kemal Değirmendereli                    Aytun Çıray

                                        Edirne                                      İzmir

"İhracına izin verilen petrolden sağlanan dövizin ihraç tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası karşılığı petrol hakkı sahibinin kanuni defterine hasılat olarak kaydedilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 14. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                    Adil Zozani                            Mülkiye Birtane

                                       Hakkâri                                        Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

14. maddede yer alan düzenlemelerle, yabancı şirketlerin ithal etmiş oldukları sermayelerini, Devlet hissesi hariç kurumlar ve gelir vergisinden muaf tutularak getirdikleri döviz cinsinden ve transfer tarihindeki kur üzerinden yurtdışına transfer etmelerine olanak sağlanmıştır. Yabancı yatırımlar için sermaye ve kâr transferlerine kolaylıklar getiren 14. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 14. Maddesinin 3. Fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki ifadenin eklenmesini,

4. Fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                  Mehmet Ali Susam (İzmir) ve arkadaşları

"İhracına izin verilen petrolden sağlanan dövizin ihraç tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası karşılığı petrol hakkı sahibinin kanuni defterine hasılat olarak kaydedilir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bülent Kuşoğlu…

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın “Transferler” başlıklı 14’üncü maddesinin üzerine verdiğimiz önerge konusunda söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunarım.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz birkaç sene önce Cumhurbaşkanından geri döndü bu Petrol Kanunu. Çok iyi hazırlamama gerekçesi vardı, millî hassasiyetlerimizi yansıtmaması gerekçesi vardı. Şimdi, bu 14’üncü maddede ben bunu çok net olarak görüyorum. Türk Petrol Kanunu’nda, daha önceki Petrol Kanunu’muzda “Transferler” diye bir madde vardır. Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un olduğu dönemde, 32 sayılı Karar’ın çok hassas uygulandığı dönemde yurt dışından transfer edilen paraların, dövizlerin ya da Türkiye’de yatırım yapan yabancıların petrolle ilgili olarak getirdikleri sermaye, araç gereç, malzeme vesaire, bunların tespiti çok sıkı olarak yapılırdı. Daha sonra bununla ilgili bir kâr ortaya çıkarsa, petrol arama faaliyetiyle ilgili bir kâr ortaya çıkarsa onun da transferi yapılırdı, öz sermayenin transferi yapılırdı. Bunlar Maliye Bakanlığı tarafından çok detaylı olarak incelenir, araştırılır, inceleme raporlarına dayandırılarak onun sonucunda transfer edilirdi. Şimdi, bu madde oradan kalma bir madde. Aslında, böyle bir maddeye, en azından bu şekilde bir başlığa gerek yok, günümüzde bu konu çok daha farklı uygulanabiliyor ama yeterince hassasiyet gösterilmediği şuradan belli ki bu, geçmiş kanunda var, buraya da benzeri bir şekilde alınmış ama yanlışlıklar da yapılmış.

Bakın, burada diyor ki: “Petrol işlemlerinde kullanılmak üzere ithal edilmiş malzeme, nakdi fonlar ve diğer ekonomik kıymetlerin…” Bunların hiçbirinin tanımı yok tanımlar arasında Sayın Bakanım. “Nakdî fonlar…” Yok böyle bir tanımlama. “Ekonomik kıymetler…” Nedir ekonomik kıymetler, bilmiyorsunuz. Getirilen ekonomik kıymetler nedir? Tescil işlemleri genel müdürlükçe yapılacakmış. Tanımlar arasında yok. Bunların daha sonra “Devlet hissesinin ödenmesi için gereken tutarı hariç, nakdi fonlarla buna ilişkin haklarını ve sermaye mevcutları esasına dahil diğer iktisadi kıymetleri nakden veya aynen, vergiden muaf olarak haricen transfer edebilir.” Peki, bunun tespitini kim yapacak, bu da belli değil. Bunlar hep ihmal edilmiş.

Şimdi, getirilende “Öz sermayeyi, öz sermayeye müteallik malzemeyi, kârı, bunları transfer edebilir.” diyor. Peki, bu transfere kim izin verecek? Bunların ne kadar olduğu –aranızda mali müşavirler var- bunlarla ilgili bir tespit yapılmadan bu transfer yapılabilir mi? Bununla ilgili hiçbir şey yok burada.

Bakın, (2)’nci fıkrada, yine “Net kıymetlerini ise cari yıl içerisinde üçer aylık dönemler sonunda transfer edebilir.” diyor. Net kıymetlerinin ne kadar olduğunu kim tespit edecek? Bununla ilgili hiçbir hüküm yok yine. Bunlar geçmişteki uygulamada vardı ama bakın, burada eksik bırakılmış.

Yine, (4)’üncü fıkrada “Petrol hakkı sahibinin petrol işlemi haricinde elde ettiği gelirlerin sermayesine dahil edilmesi, transfer talebi ve bu kapsamda yurtdışına çıkaracağı dövizin tahsisine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.” diyor. Peki, neden bunu kanuna hiç olmazsa başlık olarak koymuyoruz? Nasıl yönetmelikle düzenlenecek? Bu, devlet tarafından, müfettişler tarafından mı yapılacak yoksa bir YMM’ye mi yaptırılabilir; bu bile belli değil.

Onun için, bu konuyla ilgili olarak bu maddenin, özellikle bu maddenin yeniden düzenlenmesi lazım. Transfer edilecek, yurda getirilecek, petrol aramayla ilgili, petrol arama şirketleriyle ilgili fonların, malzemelerin tespiti yetkili birileri tarafından yapılacak ki ilgili genel müdürlük bunu tescil edebilsin, yoksa tescil etmesi mümkün değil. Daha sonra bunların çıkarılışında da, kârın transferinde de, öz sermayenin transferinde de, ilgili malzemenin transferinde de aynı şekilde tespit gerekiyor. Bunlar yapılmadıktan sonra bu maddenin hiçbir anlamı yok. Çok ezbere, doğru dürüst çalışma yapılmadan buraya alınmış maalesef. Yanlışlıklar içeriyor, şimdiden uyarıyorum.

Hepinize bu vesileyle saygılar sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına,

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 14. Maddesinin (4). fıkrasında geçen “yönetmelikle” ibaresinden önce gelmek üzere “Bakanlıkça çıkartılacak” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

                                                                                            Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Doğru, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii, çok süratli bir şekilde bir kanun çıkartıyoruz. Esasında bu kanunun her maddesinin taraflarca iyi bir şekilde tetkik edilmesi, görüşülmesi, anlatılması, ondan sonra çıkartılması gerekmektedir ancak yine, Adalet ve Kalkınma Partisi klasiği olarak –bunu artık kendileri de bir gelenek hâline getirdi maalesef, sizler getirdiniz- her kanun tasarısı işte, “bitene kadar” şeklinde bir tabir kullanılarak, maalesef, Mecliste biraz da zorlamayla beraber çıkartılıyor. Hâlbuki bu kanunlar daha iyi tartışılabilse veya beraberinde birçok yerin de görüşü alınmış olsaydı herhâlde daha güzel çıkartılabilir veyahut da milletimizin menfaatleri doğrultusunda çıkartılmış olur diye düşünüyoruz. Bu kanun da aynı şekilde olacaktır. Tahmin ederim önümüzdeki zaman dilimi içerisinde, yine, eksiklikler bir torba kanun içerisine konulacak ve o torba kanunla da eksiklikler yeniden tamamlanmaya çalışılacaktır.

Sayın milletvekilleri, bu kanunun bazı bölümlerine çok ciddi şekilde kamuoyunda muhalefet vardır. STK’lar, sivil toplum kuruluşları özellikle “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı” kelimesinin ortadan kaldırılmasıyla, özelleştirilmesiyle ilgili çok ciddi manalarda tepki göstermektedirler. Şurası gerçektir ki bu kanunun bu şekilde süratli gelmesinin sanki küresel finans merkezlerinin istemleri doğrultusunda olduğu şeklinde de bir söylem vardır. Dolayısıyla da çok yönlü olarak değerlendirilmesi gereken bir kanun süratli bir şekilde buraya getirilmektedir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye, dünya enerji rezervlerinin âdeta ortasında büyük enerji sorunları yaşayan bir ülke konumundadır. Ciddi enerji açığımız vardır. Bunu ithalatla karşılıyor olsak bile aynı zamanda önemli enerji arzı güvenliği sorunlarıyla da maalesef karşı karşıyayız. Önümüze gelmiş bulunan bu tasarıyı doğru değerlendirebilmek için Hükûmetin doğru ve ciddi bir enerji politikasının olup olmadığının da çok iyi bir şekilde tartışılması gerekmektedir. Tabii, bununla ilgili de, yaklaşık olarak son on bir yıldır tek başına bir iktidarın neler yaptığının da hep beraber değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyoruz.

Ülkemiz, enerji ihtiyacının yüzde 72’sini ithalatla karşılamaktadır. Bu bağımlılık 2002’de yüzde 70’ler civarındaydı ama sonuçta bağımlılık azalmamakta ve devamlı olarak da artmaktadır. Bu olumsuz gidişi doğrulayan bir başka gösterge de 2002-2012 yılları arasında 43 milyon ton petrol eş değerinde enerji tüketimi artışı olurken yerli üretimdeki artış sadece 7 milyon ton civarındadır. Tabii bunlara bakılınca yani şöyle bir durum değerlendirmesi de yapmak mecburiyetindeyiz. Bir ülkenin enerji talebini kökten çözebilmesi için önünde birkaç yol vardır. Bunlar, sırasıyla, zengin enerji kaynaklarına sahip ülkelerde olduğu gibi ihtiyacı kendi kaynaklarından karşılamak, birincisi olmaktadır ki kendi kaynaklarımızdan karşılama şansımız da Türkiye olarak en azından petrolde yoktur.

İkincisi, millî, büyük petrol şirketlerine sahip olarak, bunların diğer bölgelerde yaptığı aramalarda elde ettiği petrollerin ihtiyaçlarımızı karşılamak babından ülkemize getirilmesidir.

Üçüncüsü de uygun ekonomik politikalar ve gelişmiş ekonomik yapılarla -kendisi rezerve sahibi olsun veya olmasın- ihtiyacını cari açık vermeden, ithalatla karşılamak.

Bunların hangisinde, bu iktidarın o yönde mesafe aldığını ve başarılı olduğunu da sormak gerekmektedir. Bu açıdan baktığımız zaman, bu tasarının bu üç çareden hangisini ön plana çıkardığına ve hangisine çözüm getirdiğine bakmak ve bu yasayı da o açıdan değerlendirmek gerekecektir. O yüzden de, bu açıdan baktığımız zaman, önümüzdeki yasanın Türkiye’nin enerjideki açığını ciddi şekilde çözeceği noktasında da şüphelerimiz vardır. Şöyle ki: Yeni enerji kaynakları yaratılması gerekmektedir. Belki petrol fakiri bir ülkeyiz ama güneş enerjisiyle veyahut beraberinde yine rüzgâr enerjisinin olması noktasıyla, yine HES’ler noktasında da ülkemizde çok önemli kaynaklar olduğu unutulmamalıdır. Ancak son zamanlarda özellikle HES’lerdeki sıkıntılar, devamlı olarak, kendi bölgelerimiz de dâhil olmak üzere çok ciddi manada gündeme getirilmektedir. Özellikle Amasya’dan başlayarak Kelkit Vadisi’ni tamamen kapsayan o bölgede birçok HES santralleri kurulmuştur. Ancak bu HES santrallerine toplumda çok ciddi manada tepkiler vardır. Yani özellikle küçük ırmaklar üzerinde veyahut dereler üzerinde kurulmuş olan HES santrallerinden elde edilen enerji kaynakları acaba oradaki yapılan tahribatı önlemekte midir?

Bakınız, Niksar, Reşadiye, Koyulhisar bölgesinde binlerce ağaç, “Orada bir HES santrali kuruyoruz.” diye kesilmiştir. Yani orman talanı, orman harabiyeti vardır. Sonuçta, bunların yapılmaması gerekmektedir. Başka enerji kaynakları oluşturulabilir, güneş enerjisi desteklenebilir, rüzgâr enerjisi desteklenebilir. Bunların desteklenmesi varken siz oradaki özel floranın bozulduğu ve küresel iklimin

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 15’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 15.inci maddesinin 1.nci fıkrasında bulunan; “altı ay” ibaresinin “üç ay” ve “altı aydan” ibaresinin “üç aydan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                               OktayVural                          Muharrem Varlı

                 Kütahya                                     İzmir                                       Adana

          Yusuf Halaçoğlu                        Erkan Akçay                       Cemalettin Şimşek 

                  Kayseri                                    Manisa                                    Samsun

                                                           Mesut Dedeoğlu

                                                           Kahramanmaraş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 15. Maddesine aşağıdaki Fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

              Aytun Çıray                            Doğan Şafak                    Kemal Değirmendereli

                    İzmir                                       Niğde                                      Edirne

“(2) Petrol hakkı sahibi Jeofizik Mühendisi, Jeoloji Mühendisi ve Petrol Mühendisi istihdam etmek zorundadır. Kanun kapsamındaki işletmelerde çalıştırılan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Jeofizik, Jeoloji, Petrol Mühendisi sayısının her birinden en az iki katı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Jeofizik, Jeoloji, Petrol Mühendisi istihdam eder.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 15. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                 Mülkiye Birtane                         Adil Zozani

                                          Kars                                     Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Yasa tasarısındaki bu madde ile yabancı şirketlere tanınan vergi indirimi, sermaye transferleri gibi birçok avantaja ek olarak yabancı personel çalıştırılmasına da ek avantajlar sağlamaya yöneliktir. Yabancılara son derece esneklik tanıyan maddelerden biri olan 15. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 15. Maddesine aşağıdaki Fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Doğan Şafak (Niğde) ve arkadaşları

“(2) Petrol hakkı sahibi Jeofizik Mühendisi, Jeoloji Mühendisi ve Petrol Mühendisi istihdam etmek zorundadır. Kanun kapsamındaki işletmelerde çalıştırılan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Jeofizik, Jeoloji, Petrol Mühendisi sayısının her birinden en az iki katı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Jeofizik, Jeoloji, Petrol Mühendisi istihdam eder.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Doğan Şafak…

BAŞKAN – Sayın Şafak, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 450 sıra sayılı Petrol Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde söz almış bulunmaktayım. Burada, ben, bugün, petrol ve enerji kaynaklarında, tarihte, bizim coğrafyada dönen dalaverelerden bahsedeceğim.

Değerli arkadaşlar, dünyadaki petrol rezervlerinin yüzde 57’sinin Orta Doğu’da olması, gelecek kuşaklara ışık tutması açısından, bu bölgede siyasi iktidarların nasıl dizayn edildiğini, büyük güçlerin hangi yasaları ve haksızlıkları dayattıklarını, bizim ülkemizin de onların politikalarından nasıl etkilendiğini bilmemizde yarar vardır.

Değerli arkadaşlar, İran’ın milliyetçi önderi Muhammed Musaddık, 1944 Aralık ayında, İran Meclisine yabancı ülkelerle petrol müzakerelerini yasaklayan bir kanun tasarısını sundu. Uzun çaba ve mücadelelerden sonra İran Meclisi, 28 Nisan 1951 yılında İran petrolünü tazminat karşılığı devletleştirmeyi kabul etti. Bunun üzerine harekete geçen yabancı güçler, 1953 Ağustos ayında Musaddık’ı alaşağı ederek Şah Rıza Pehlevi’yi getirdiler. Pehlevi gelir gelmez ekonomik yaptırımları ve Musaddık’ın çıkardığı yasaları iptal etti. Bu süreçte, yirmi beş yıl boyunca bazı Batılı ülkeler İran petrolünde tekrar imtiyaz elde ettiler.

1973 petrol krizinden sonra İran şahı nükleer enerjiye yatırım yapmaya karar verdi. Şah Pehlevi eski bir rüyayı gerçekleştirmeye geri döndüğünde, 1978’e gelindiğinde, İran, dünyada dördüncü ve üçüncü dünya ülkeleri arasında açık farkla en geniş nükleer elektrik programına sahipti. 1977’de, 19 milyar Alman markı değerinde, Alman firmasıyla 4 reaktör anlaşması yapan İran ve bundan rahatsız olan Londra ve Washington, Mayıs 1979’daki Avusturya Bilderberg toplantısında açığa çıkarılan Lewis Planı’nı devreye soktu. Plan, Orta Doğu’nun kabile ve mezhep çizgileriyle parçalanmasına önayak olmak üzere, Humeyni’nin arkasında saf tutacak radikal “Müslüman Kardeşler Hareketi”ne destek vermekti. Britanyalı İslam uzmanı Lewis, Batı’nın, Kürtler, Ermeniler, Azeriler, Lübnanlı Maruniler, Etiyopya Kıptileri, Şiiler, Sünniler, Aleviler gibi benzeri özerklikçi grupları cesaretlendirecek kriz yayını, bölgeye ve Sovyetler Birliği’ndeki Müslüman topluluklara kadar yaymaktı.

1979 Şubatında Humeyni, şah yönetiminin yerini alacak baskıcı din devletini kurmak için Tahran’a uçuruldu. 1979 Mayısında fırtına koptu, İran’ın Humeyni rejimi, Almanlarla ve Fransızlarla olan nükleer enerji programını toptan iptal etti.

1974’te benzer bir olay Zülfikar Ali Butto’nun Pakistan’da başına geldi. Petrol şokuna, daha önceden başlatılmış küçük çaplı bir nükleer enerji programı ile karşılık veren Butto, Fransızlarla yürüttüğü proje 1976’da sonuca ulaşınca, 1976 Ağustosunda Henry Kissenger, Pakistan’ın nükleer silah elde etme yolunda olduğu suçlamalarında bulundu ve 1977’de Ziya ül Hak’ın önderlik ettiği bir darbeyle devrildi ve de idam edildi. Böylece, Pakistan nükleer enerji programı alaşağı edildi.

Aynı bölgede 1990’da Saddam Hüseyin, Ürdün’de Arap İş Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada petrol konusunda Arapları güç birliğine çağırdı. Hemen akabinde Amerikalılar önce Kuveyt ve Suudilere petrol fiyatlarını düşürttüler. 65 milyar dolar borçlu olan Irak, Kuveyt’le gerginliğe başladı. Amerikalılar, ABD-Irak İş Konseyini yollayarak, Saddam’a “Irak’ın yapılandırması için petrolü özelleştir.” dediler ancak ret cevabı aldılar. Bunun üzerine petrol fiyatları varil başına önce 13 dolara, sonra 11 dolara düşürüldü. Irak’la Kuveyt arasında gerginliği görüşmek üzere Irak’a gelen Amerika’nın Irak Elçisi Gillespie, “Biz, Araplar arasındaki bir savaşta taraf olmayız.” beyanında bulunarak Saddam’ı tuzağa düşürdü.

Gelinen süreçte büyük güçler Irak petrollerini ele geçirdi. Bugün Irak-Suriye-İran-Türkiye, Afganistan hattındaki gelişmeleri bunlardan bağımsız düşünmek siyasi saflıktır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 21.53


 

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

Tasarının 15’inci maddesi üzerinde, Niğde Milletvekili Sayın Doğan Şafak ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 15. maddesinin 1. nci fıkrasında bulunan; “altı ay” ibaresinin “üç ay” ve “altı aydan” ibaresinin “üç aydan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Petrol Kanunu Tasarısı’yla ilgili verdiğimiz önerge kaçak çalışmanın önlenmesini amaçlamaktadır, gayet açık ve nettir. Bu bakımdan, bu önergenin kabul edilmesi çalışanlar açısından, kayıt dışı çalışmaları önlemesi bakımından önemli.

Enerji konusunda bazı konuşmalar yapıldı, ben bu vesileyle bunlarla ilgili bir değerlendirme yapmak istiyorum. Aslında, enerji, gerçekten, uluslararası güç oluşumunun çok kadim bir parametresidir. Enerji güvenliği, büyük stratejilerin en önemli dayanağı olmuştur. Dolayısıyla, uluslararası güç denklemi içerisinde güç sahibi olan ülkeler ve enerji güvenliğini sağlamak isteyen ülkeler bu bakımdan büyük, makro stratejiler tatbik etmişlerdir, ekonomik, askerî ve politik stratejiler tatbik etmişlerdir. Petrol ve doğal gazın giderek daha azalması, aslında bağımlı olan ülkeler, enerji güvenliğine duyarlı olan ülkeler için bu kaynakları hayati varlıklar hâline dönüştürmüştür.

Şimdi, bir ülke için hayati bir varlık olan bu petrol ve doğal gaz konusunda, ekonomik, sosyal ve diğer politik anlamıyla büyük stratejilerin oyun alanı olması son derece tabiidir. İşte, bu oyun alanı olurken, aslında yakın coğrafyamızın yüz yıl önce şekillenmesinin altında yatan temel paradigma, parametre... Günümüzdeki gelişmeleri de enerji boyutundan soyutlayarak bakamayız. O bakımdan, burada Türk Petrol Kanunu’nu görüşüyoruz ama gerçekten, enerji politikaları bu Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında oluşturulan projenin en önemli unsurlarından biridir. Bu unsurlardan biri enerji güvenliği, diğeri de İsrail’in güvenliğidir. Bu bakımdan, bugün Irak ve Suriye’de meydana gelen olaylar, gelişmeler, Arap dünyasında meydana gelen gelişmelerin enerji boyutu dikkate alınmadan tahlil yapılması mümkün değildir.

İşte, bu yönüyle bakıldığında, 1991 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgali sonucunda ortaya çıkan olay karşısında enerjide büyük strateji değişmiştir. O güne kadar enerji, ticaret yollarının güvenliği ön plandaydı ama doğrudan doğruya kaynağa bir tehdit olunca “Kaynaktaki tehdidi nasıl ortadan kaldıracağız?” sorusu sorulmaya başlandı.

Bu bakımdan, o tarihlerden itibaren Büyük Ortadoğu Projesi’nin şekillenmesinin amacı da enerji zengin bölgelerde uygun politik ortamlar meydana getirilmesidir. İşte bu yönüyle “Arap Baharı”, “demokrasi” ya da diğer kavramlar etrafında uygulanan politikanın altında yatan, aslında enerji zengin bölgelerin kendileri açısından ulaşılabilir, kontrol edilebilir bölgeler olmasını temin etmektir. Bu bakımdan, ele alınan bu stratejinin ikinci parçası da aynı zamanda bu enerji kaynaklarının ülke envanteri yerine şirket envanterlerine sokulmasıdır. Böylelikle artık şirket envanterinde olan bu varlıklar dış güçlerin müdahale alanı olarak rahatlıkla kullanılabilecektir.

Irak Anayasası’nın yapılmasında Irak’taki kuzeydeki bölgesel yönetimle Irak arasındaki çekişmenin temeli de enerjiye dayalı bir çekişmedir. Bu bakımdan, bu coğrafyada meydana gelen olayları bundan arındırarak değerlendirmememiz gerekiyor.

Biraz önce BDP milletvekilinin yaptığı konuşma da açıkçası küresel emperyalizmin nasıl Türkiye’de bir Kürt sorunu oluşturup uygun coğrafyalarda kendileri için uygun politik ortamlar meydana getirmek istediğinin itirafıdır burada. O bakımdan, Hükûmetin, özellikle Irak’taki enerji kaynaklarının Iraklılara, Suriye’deki enerji kaynaklarının Suriyelilere ait olduğunu ve bunun bölgelere göre paylaşılması esasından vazgeçilmesi ve ayrıca da Irak’ın kuzeyiyle müstakil bir enerji anlaşması yapmanın, daha sonra da boru hatlarıyla ilgili düşündüğünüz zaman, o kadim strateji Türkiye’yi de hedefine alacaktır.

Bu bakımdan, bu olayları bu şekilde geleceğe yönelik değerlendirmek gerekiyor. Attığınız adımın muhakkak Türkiye’ye bir bedeli olacaktır. Enerji için dünyayı şekillendirenler, enerji güvenliği için de Türkiye’yi şekillendirme konusunda tereddüt etmezler. Bu bakımdan, Hükûmetin özellikle enerji politikaları konusunda attığı bu adımları çok dikkatle takip etmesi ve buna ilişkin gelişmelerin Türkiye’nin güvenliği için de bir tehdit oluşturabileceğini düşünmesini bu vesileyle burada ifade etmek istedim.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddede iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 16. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “Doğal afetler ve savaş hali” ifadesinin “Mücbir sebep hallerinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

      Kemal Değirmendereli                    Aytun Çıray                          Orhan Düzgün

                   Edirne                                       İzmir                                       Tokat

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 16. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                    Adil Zozani                          Mülkiye Birtane

                                       Hakkâri                                      Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Tasarıdaki bu madde ile 6326 Sayılı Kanun’un 122. maddesinde; doğal afet, savaş, isyan olarak sayılan mücbir sebepler, tasarının 16. maddesinde doğal afet veya savaş hali olarak yer almış, “isyan” ibaresi atılmıştır. 6326 Sayılı Kanundaki 122. madde ile aynı amacı taşıyan yasa tasarısındaki 16. madde tasarı metninden çıkarılmalıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 16. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “Doğal afetler ve savaş hali” ifadesinin “Mücbir sebep hallerinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                               Kemal Değirmendereli (Edirne) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Orhan Düzgün.

BAŞKAN – Sayın Düzgün, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türk Petrol Kanunu Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, değerli arkadaşlarım, bize, bu zamana kadar aldığımız eğitimlerde hep, Türkiye’de petrol olmadığı ya da bu petrolün işlenebilir değerde olmadığı söylendi. Ancak bu tasarıyı gördükten sonra anladım ki Türkiye’de ciddi petrol var ve işletilmeye değer petrol var. Neden böyle söylüyorum değerli arkadaşlarım? Çünkü bu tasarıyla Türkiye, Türk petrollerinin tamamen dışarısına atılıyor, TPAO tamamen devre dışı bırakılıyor, yüzde 2 gibi bir paya düşürülüyor. “Her tarafta petrol arayabilirsiniz.” diyor arkadaşlar bu tasarı. Yani, yarın birisi dese ki ben Meclisin altında petrol buldum, gelip burayı kazacak. Bununla ilgili bile bir sınırlama getirilmemiş. Şimdi, tabii, hâl böyle olunca -dediğim gibi- Türkiye’de petrol olduğuna artık ben de kanaat getirmiş bulunuyorum.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Şahıslar…

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) - Siz anlatırsınız Sayın Vekil, biz belki biraz zor anlıyoruzdur.

Değerli arkadaşlarım -dediğim gibi- herhangi bir saha sınırlaması yok; süre elli yıl. Nerede petrol arayacağız, ne yapacağız belli değil. Şimdi, hâl böyle olunca “Ne yapmak istiyoruz?” diye, hakikaten kendimize sormamız lazım. Gerçekten, önümüzdeki dönemde herhâlde bu Meclisten bahsedilirken “Türkiye'nin petrollerini başkasına veren Meclis” diye bahsedilecek. Maalesef, artık şunu çok iyi biliyoruz: Büyük petrol şirketleri, Libya’da çok kan akıtarak Libya petrollerine kondu; Irak’ta, aynı şekilde, çok kan akıtarak Irak petrollerine kondu. Suriye’de savaş hâlihazırda devam ediyor. Türkiye’de biraz daha maliyeti düşürmek istediler sanırım ki bizim el kaldırmamızla Türkiye petrollerine de el koymak istiyorlar.

Şimdi, değerli arkadaşlarım “petrol arama” deyince -biliyorsunuz- Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Akdeniz’de petrol buldu. Biz de petrol arayacaktık orada, Piri Reis’i göndermiştik. Piri Reis’ten bir daha haber alınamadı. Piri Reis nerede, ne yapıyor belli değil. Rumlar ve İsrail petrolü çıkardı, satmaya da başladılar Avrupa Birliğine. Bakalım, inşallah bir petrol arama gemimiz olursa bunu da herhâlde biz de aramaya başlayacağız diye düşünüyorum.

Yine, değerli arkadaşlarım, Piri Reis’in petrol bulamayacağını artık hepimiz biliyoruz ama biz kendi petrollerimize nasıl sahip çıkacağız, nasıl yapmalıyız, onu burada büyük bir samimiyetle konuşmamız gerektiğini düşünüyorum çünkü sonuçta, Türkiye'nin enerji bağımlılığını hepimiz biliyoruz. Bu anlamda, yüce Meclis daha doğru bir yaklaşım sergilerse bu ülkenin faydasına olur diye düşünüyorum.

Benim üzerinde söz aldığım 16’ncı madde şöyle söylüyor: Savaş ve doğal afet hâllerinde petrol arayacak olan kişilerin hakkını korumalıyız. Bunlara bir güvence veriyor. Fakat, burada ilginç olan şöyle de bir nokta var: Daha önceki tasarıda burada “isyan” da yazıyormuş ama o “isyan” sözcüğü çıkarılmış her nedense. Demek ki, Türkiye’de isyan olan bölgelerde petrol aramakta herhangi bir sakınca yok. Burada ne yapılmak istenildiğini de herhâlde hepiniz anlıyorsunuz diyorum, böyle bir konuya da girmek istemiyorum.

Bu vesileyle de hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 17’de üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 17. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “otuz gün” ibaresinin “on beş gün” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

              Aytun Çıray                    Kemal Değirmendereli                   Mahmut Tanal

                    İzmir                                       Edirne                                    İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 17 inci maddesinin 1 nci fıkrasında geçen “otuz gün” ibaresinden önce gelmek üzere “en geç” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                     Bahattin Şeker

                 Kütahya                                    Denizli                                     Bilecik

           Muharrem Varlı                    Cemalettin Şimşek                       Erkan Akçay

                   Adana                                    Samsun                                    Manisa

          Yusuf Halaçoğlu                     Mesut Dedeoğlu                       Mehmet Şandır

                  Kayseri                             Kahramanmaraş                             Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 17. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                    Adil Zozani                          Mülkiye Birtane

                                       Hakkâri                                      Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) -  Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarı; incelendiğinde ruhsatlarda tekelleşme, ülke ihtiyacının karşılanması için bulundurulması gereken ham petrolde ihracat sınırlamasının kaldırılması, yabancı devletlerin kontrolündeki şirketlerin faaliyetlerine getirilen sınırlamanın kaldırılması, yerli ve yabancı sermayeye teşvik ve kolaylıklar sağlanması, TPAO'nun öncelik ve ayrıcalıklarının ortadan kaldırılması ve devletin enerji politikalarında inisiyatifini azaltacak düzenlemeleri içermesi nedeniyle kamu ve ülke yararını gözetmemektedir. 17. madde her ne kadar kamu kurumları arasında görüş alışverişini amaçlıyor ise de bir bütün olarak yukarıda anılan amaçlara hizmet edeceğinden tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 17 inci maddesinin 1 nci fıkrasında geçen “otuz gün” ibaresinden önce gelmek üzere “en geç” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Mehmet Şandır (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Şandır, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kürsüye çağrıldığımda bu kanunun kaç madde olması gerektiğini sayıyordum, 145’e kadar saydım değerli arkadaşlar, hâlâ da devam ediyor. Normalde, kanun yapma tekniği, kanun hazırlama tekniği açısından incelendiğinde bu kanun çok temel bir kanun, Türk Petrol Kanunu. İşte, temel kanun olarak görüştürüyorsunuz ve birçok maddeyi bir araya getirerek, sıkıştırarak böyle yoğunlaştırılmış birçok konu müzakere edilmeden geçiyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi eğer açar bakarsanız çok üzüntücü verici bir durum tabii, yani el kaldırıp indirerek sorumluluğu üzerinize alıyorsunuz, tarihî sorumluluğu üzerinize alıyorsunuz ama inanınız ki neyi oyladığımızın çok farkına varamıyoruz, siz de varamıyorsunuz, biz de varamıyoruz. Lütfen, şöyle bir bakarsanız göreceksiniz, önce bunu söylemek istiyorum: Mesela, (z)’ye kadar gelmişsiniz -Sayın Bakanım, Sayın Kanunlar ve Kararlar, Komisyon Başkanı- (z)’ye kadar maddelendirmişsiniz, fıkralandırmışsınız, (z) bitmiş, ondan sonra (z)’nin alt maddelerini “(aa)” diye başlayarak, “(bb)” diye başlayarak onu da nereye kadar getirmişsiniz? “(ii)”ye kadar getirmişsiniz yani 1, 2, 3, 4, 5 rakam bitmiş, sonra harf bitmiş, sonra iki harfi de yan yana getirerek meseleyi maddeleştirmişsiniz.

Değerli milletvekilleri, bugün şu anda bizi basın izlemiyor, televizyonlar izlemiyor, halka konuşmuyoruz, size konuşuyoruz. Bakın, bu kanunun hazırlanmasında, komisyonda görüşülmesinde ve yazımında öyle bir kararlılık, öyle bir aculiyet var ki, öyle bir özel durum var ki, buradan şunu düşünmek mecburiyetindeyiz: Bu kanun, masum bir kanun değil değerli milletvekilleri. Bu kanun, Türkiye’miz açısından -Sayın Komisyon Başkanı bağışlasın- ülkemizin geleceği açısından asla masum bir kanun değil. Kimseyi ilzam ederek konuşmuyorum, Sayın Bakanı, Sayın Komisyon Başkanını, Sayın Hükûmeti ama bu kanunun sonuçları itibarıyla Sayın Oktay Vural’ın biraz önce dikkate getirdiği hususları biz öngörmek mecburiyetindeyiz. Petrol dediğiniz hadise, dünya dengelerinin üzerinde kurulduğu, dünya savaşlarının üzerinde çıktığı, dünyanın bu hassasiyetle tanzim edildiği bir hadise, bir olay, bir madde, bir değer. Şimdi, bununla ilgili yani elli altmış yıldan sonra yeni bir petrol yasası çıkartıyoruz, dediğim gibi muhtemelen 200 madde olması gereken bir kanunu iki ana başlık altında, iki temel bölüm hâlinde müzakere etmeden geçiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, çok uzun konuşmamak gerekiyor. Sayın Oktay Vural bu kanunun gerekçesini söyledi. Bakın, dikkatinize sunuyorum, bundan önce burada iki kanun çıkarttınız. Artık bu hassasiyetle takip edeceğiz sizi. Birincisi, Devlet Demiryollarıyla ilgili bir kanun çıkarttınız, sonra PTT’yle ilgili bir kanun çıkarttınız, bir yerlerde bir karar verildi değerli milletvekilleri, bir program yapıldı. Artık, Türkiye üniter devleti, bağımsız devletinin hukukunu değiştiren temel değişiklikler yapıyorsunuz. Bunların her biri… Şimdi de işte TPAO’nun hukukunu, özelleştirilmesini ilzam edecek yeni bir değişiklik yapıyorsunuz ve bu değişiklikte kendiniz yazıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Yabancı yatırımcılar için sermaye ve kâr transferlerinde kolaylık sağlanması, yatırım indirimi ve vergi muafiyeti getirilmesi.” Yani bu kanunun hazırlanmasında amaçlanan, öngörülen sonuç, petrol gibi çok değerli bir millî varlığımızı yabancıların işletmesi, bulması, satması; sahiplenmesi, mülkiyetine hukuk oluşturuyorsunuz.

Bu sizin kararınız olamaz değerli milletvekilleri. Bu, küresel güçlerin, küresel projelerin kararı. Bu bölgeyi kontrol etmek isteyen, kontrol altında tutmak isteyen küresel güçlerin, size “taşeron” demek istemiyorum ama sizin inisiyatifinizde bir hukuk oluşturma gayretleri. Onun için, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanunu masum bir kanun olarak görmüyoruz, milletimizin ve ülkemizin geleceği açısından içinde birçok tehdit ve tehlikelerin olduğu bir kanun olarak görüyoruz ve dolayısıyla bütün hassasiyetimizle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …gereken katkıyı verdik, ikazları, tenkitleri yaptık; artık, takdir sizin, sorumluluk sizin. Sizi, sizin kendi vicdanınızla, tarihî sorumluluğunuzla baş başa bırakıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 17. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “otuz gün” ibaresinin “on beş gün” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu maddeyle ilgili konuşmaya başlamadan önce, değerli arkadaşlar, “Milli Petrol Davamız” Türk Hukuk Kurumunun yayınlamış olduğu bir kitabı okuyarak geldik ama şanslı olduğum bir konu, Sayın Enerji Bakanı en azından bir elektrik mühendisi. Millî Savunma Bakanının da burada olmasında yarar var. Ne açıdan? En azından petrolün stratejik açısından yararı var. Nedir? Petrol yasasıyla ilgili gerekçede yazılmadığı hâlde biz hukukçular olarak şunu söyleriz, bu gerekçenin mefhumu muhalifinden çıkan mana şu demektir:

Bir: “Efendim, Türkiye Cumhuriyeti devleti petrol arayamıyor, bu konuda başarısız ancak bunu yapabilecek olan yabancı şirketlerdir.” Bunun birinci anlamı bu.

İkinci anlamı: Yurdumuza gelecek olan yabancı şirketler… “Çok kısa sürede memleketimizin petrole olan ihtiyacını bu yabancı şirketler vasıtasıyla bulacağız.” anlamı çıkar ki şimdi bunların gerekçesine baktığımız zaman… Hemen maddelere geçiyorum. 9’uncu maddenin (10)’uncu fıkrası…

Sayın Bakan, eğer dinliyorsanız size konuşacağım yoksa bırakırım, özür dilerim.

Şimdi, petrolü burada ne yapıyoruz? Efendim, 1/8’i Türkiye’de bırakıyoruz. 1/8’i Türkiye’de, (1)’inci fıkra. (10)’uncu fıkraya bakıyoruz: “Bakanlığın teklifiyle ayni olarak da ödenir.” Yani ne demek? Asıl olan bunun parayla ödenmesi ama ihtiyacı olan petrol eğer bakanlık talep ederse bırakılabilir. Şimdi, gerçekten, bunun kapitülasyonlardan bir farkı yoktur. Belki “Ağır bir eleştiri.” diyeceksiniz ama gerçekten ağır bir eleştiri.

Anayasa’mızın 168’inci maddesi ne der? Yer altı kaynaklarının işletilmesi devlete aittir. Devlete aittir, bunun düzenlemesi kanunla yapılabilir, denilir. Evet, kanunla bunu yapıyorsunuz. Bugün yapılan bu tartışmaların tamamı 1954 yılında yani elli dokuz yıl önce o gün için de yapılmış durumdaydı. Peki, madem biz bu şekildeyiz, gayet rahat… Anayasa’mızın başlangıç kısmında ne der? Millî menfaat geçer. Millî menfaatin bazı kriterleri var. Sayın Millî Savunma Bakanımız çok iyi hatırlar ki 1973-1974 Kıbrıs harbinde Türkiye’ye ambargo konulduğu zaman Türkiye, uçaklarını uçuracak olan petrolü bulamıyor idi. Ne yaptı o dönem? Tabii ki Kaddafi o dönem yardıma koştu ve Kaddafi’nin tabii sonu belli zaten, o konuya ben girmeyeceğim. Yani şöyle söylemek istiyorum: Stratejik anlamda önemli olan hususlarda özel şirketlere peşkeş çekmek stratejik açıdan çok zararlı sonuçlar doğurur.

Petrol, tabii, öncelikle… İtalya ne yapıyor? Bildiğim kadarıyla millîleştiriliyor Sayın Bakan. Yani bazı ülkeler petrolle ilgili enerjiyi millîleştirirken biz tamamen bunu elden çıkarıyoruz. Baktığımız, beğenmediğimiz, “Orta Doğu ülkeleri Türkiye’yi kendisine rehber edinir.” dediğimiz Suriye, Irak, İran, Suudi Arabistan ne yapıyor? Devlete üretim payının yüzde 75’ini bırakıyor. Biz ne kadarını bırakıyoruz? 1/8’ini bırakıyoruz ki bu kabul edilebilir bir durum değil.

Bu, tabii ki yer altı kaynaklarımızın yabancı şirketlere bırakılması, aynı zamanda, devlet, efendim, bu konuda başarısızdır, devlet bu işi yapamıyordur, bunu ancak yabancı şirketler yapabilir. Âdeta bu konuda bir kompleks sahibiyiz. Peki, Türkiye’de bu kadar petrol mühendisliği fakültesi var, Türkiye’de yıllardan beri Türkiye Petrolleri var, Türkiye’de Maden Tetkik Arama Enstitüsü var. Peki, bu kadar kaliteli, kalifiye elemanlarımız varken, kadrolarımız varken bizim bunu yabancı şirketlere peşkeş çekmemiz kabul edilebilir bir durum değil tabii ki.

Daha ötesi, yabancı şirketlerin petrol alanının bulunduğu yerleri kısıtlama getirilmeksizin mülk edinme hakkını da veriyoruz. Bu da apayrı bir tehlike.

Ben sizi önce Allah’a havale ediyorum, sonra da Türk milletine havale ediyorum. İnşallah sonuçta perişan olmayız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 18’de üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 18. Maddesinin 2. Fıkrasında bulunan "temsilci ve yerleşim yeri değişikliklerini" ibaresinden sonra gelen "otuz gün" ibaresinin "on beş gün" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

              Aytun Çıray                    Kemal Değirmendereli                Uğur Bayraktutan

                    İzmir                                       Edirne                                      Artvin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı  Türk Petrol Kanunu tasarısının 18 inci maddesinin 2 nci fıkrasında geçen “otuz gün” ibarelerinin “en fazla kırk beş gün” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                     Bahattin Şeker

                 Kütahya                                    Denizli                                     Bilecik

           Muharrem Varlı                         Erkan Akçay                         Mesut Dedeoğlu

                   Adana                                     Manisa                             Kahramanmaraş

                               Cemalettin Şimşek                    Yusuf Halaçoğlu

                                       Samsun                                   Kayseri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 18. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                 Mülkiye Birtane                         Adil Zozani

                                          Kars                                     Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Tasarı; incelendiğinde ruhsatlarda tekelleşme, ülke ihtiyacının karşılanması için bulundurulması gereken ham petrolde ihracat sınırlamasının kaldırılması, yabancı  devletlerin kontrolündeki şirketlerin faaliyetlerine getirilen sınırlamanın kaldırılması, yerli ve yabancı sermayeye teşvik ve kolaylıklar sağlanması, TPAO’nun öncelik ve ayrıcalıklarının ortadan kaldırılması ve devletin enerji politikalarında inisiyatifini azaltacak düzenlemeleri içermesi nedeniyle kamu ve ülke yararını gözetmemektedir. 18. madde her ne kadar tebligat başlığını taşıyor ise de bir bütün olarak yukarıda anılan amaçlara hizmet edeceğinden tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı  Türk Petrol Kanunu tasarısının 18 inci maddesinin 2 nci fıkrasında geçen “otuz gün” ibarelerinin “en fazla kırk beş gün” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları