DÖNEM: 24                            CİLT: 52                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

111’inci Birleşim

28 Mayıs 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

 IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, 27/5/1992 tarihinde Iğdır’ın il olmasının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Erzurum Milletvekili Cengiz Yavilioğlu’nun, 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümüne ve Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu ile bu Komisyon bünyesinde kurulan 27 Mayıs Alt Komisyonundaki üyelik görevlerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’da buğday hasadının başlamasına ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’ne ve Kocaelili çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, taşeron işçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisi’ne yapılacak hidroelektrik santraline ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Demirel’in vefatına ve Taksim Gezi Parkı’nın yeşil kalması için eylem başlatan grubu desteklediğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Osman Gürbüz’ün İstanbul Fatih Belediyesinin önünde neden kendisini yaktığını öğrenmek istediğine ve seyyar satıcı ve işportacıların sorunlarının ciddiye alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 1989 yılında Bulgaristan’dan ülkemize göç eden soydaşlarımızın konut sorununa ilişkin açıklaması

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta olumsuz iklim şartlarından etkilenen çiftçilerimize destekleme primi verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Ardahan’ın Göle ilçesinin Yeniköy köyüne cemevi yapılmasına müdahale edilmemesi gerektiğine ve AKP’nin çıkardığı kanun hükmünde kararnameyle açığa alınan bürokratların durumuna ilişkin açıklaması

10.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, 27 Mayıs 1960 darbesine ilişkin açıklaması

11.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, akil insanların Iğdır ve Kars’a ziyaretleri sırasında orada yaşayan insanların demokratik tepkilerini göstermelerine engel olunmasına ilişkin açıklaması

12.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 27 Mayıs 1960 darbesi ile siyasi tarihimizden askerî darbelerin temizlenmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi noktasında Meclisin iradesinin kaçınılmaz olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak, 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Demirel’in vefatına ilişkin açıklaması

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, AK PARTİ Grubu olarak, 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Demirel’in vefatına ilişkin açıklaması

15.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Hatay Milletvekili Mehmet Öntürk’ün MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Milletvekili Seçimi Kanunu’na ve yüzde 10’luk baraja ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 27 milletvekilinin, Siverek İlçe Tarım Müdürlüğünde meydana gelen yangın olayının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/636)

2.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar ve 24 milletvekilinin, kadınları ve çocukları hedef alan şiddet olayları ile cinsel istismar ve kadın intiharlarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/637)

3.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin ve 21 milletvekilinin, sendikal örgütlenmedeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/638)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Profesör Doktor Mehmet Sağlam’ın Azerbaycan Kültür ve Turizm Bakanı Ebülfes Garayev’in vaki davetine icabet etmek ve Kültürlerarası Diyalog 2. Dünya Forumu’na katılmak üzere Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1234)

C) Duyurular

1.- Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ülkemizi ziyaret edecek olan Tunus Cumhurbaşkanı Moncef Marzouki’nin 29 Mayıs 2013 Çarşamba günü Genel Kurula hitaben konuşma yapma isteğine ilişkin duyuru

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/1413) esas numaralı Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/113)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Reyhanlı’da meydana gelen patlamaların nedenleri ile saldırının önlenememesi konusunda istihbarat kuruluşları arasında kopukluk olup olmadığının araştırılması ve benzer saldırıların tekrarlanmaması için alınacak önlemlerin tespiti amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ve 23 milletvekili tarafından FATİH Projesi’nde yaşanan sorunların tespiti amacıyla 1/3/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; (11/28) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 31 Mayıs 2013 Cuma günkü gündemin  “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 31 Mayıs 2013 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına; 4, 11, 18 ve 25 Haziran 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 5, 12, 19 ve 26 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in yaptığı açıklama sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine ve MHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, işportacıların sorunlarının giderilmesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/87) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Mobil Telekomünikasyon sektöründe çifte vergilendirmeye ilişkin sözlü soru önergesi (6/1348) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Ardahan’daki personel sayısının arttırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1401) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 2003’ten itibaren yapılan lojman satışlarına ve gelirlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1403) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, 2/B kapsamındaki arazilerden ecrimisil vergisi talebine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1447) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, geçmişte özelleştirilen bazı limanların işletilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1454) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kamuda çalışan avukatların çalışma koşulları ile özlük ve sosyal haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1721) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bir kredi derecelendirme kuruluşu ile ilgili değerlendirmelerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1723) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

9.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bazı askerî personelin maaşlarına yapılan son zamma ilişkin sözlü soru önergesi (6/1737) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 150 metrekareden küçük evlerde KDV oranının artırılacağı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1757) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

11.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Muğla’da 2/B kapsamındaki arazilerin rayiç bedellerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1915) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, THY’nin Bosna Havayollarındaki ortaklığını sonlandırmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2170) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

13.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, bütçe açığını kapatmak amacıyla yapılan zamlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2171) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bulunan araçlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2209) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanlığı resmî konutunun bakım onarım ve yenileme çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2210) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2/B arazileri için yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2220) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van’da yaşayan esnafın borçlarının ertelenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2245) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

18.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, akaryakıt, doğal gaz ve elektriğe yapılan zamlara ve resmî törenlerin maliyetine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2267) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

19.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, maaş farklılıklarının ne zaman giderileceğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2273) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

20.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2012 yılı içinde akaryakıt, doğal gaz ve elektriğe yapılan zam oranlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2282) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

21.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van depreminden zarar görenlerin borçlarının ertelenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2315) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

22.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Kore ve Kıbrıs gazilerine verilen şeref aylığı miktarının artırılması için çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2363) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

23.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Göle’de bir köyde bulunan tapusuz arazilerin kullanıcılarına bedelsiz verilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2367) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

24.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 5084 sayılı Kanun’un süresinin uzatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2441) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yapılan zamlara ve bütçe açığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2472) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, vergi gelirlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2485) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

27.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kayıt dışı ekonominin önlenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2490) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

28.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki gelir dağılımı bozukluğuna ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2511) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

29.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kredi notunun artırılmasının etkilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2542) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık tarafından borçları nedeniyle mükelleflere mektup gönderilmesi uygulamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2552) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

31.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, emeklilerin maaşlarının artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2579) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

32.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Türk TELEKOM’a devredilen taşınmazlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2688)

33.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Korkuteli ilçesinde bir köyde yaşanan sel felaketi sonucu köy halkının mağduriyetine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2715) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

34.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, THY tarafından gerçekleştirilen bir uçak alımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2739) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

35.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında görevli sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2815) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

36.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, akaryakıt fiyatlarına ve tüketimlerinden alınan vergilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2817) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

37.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Hazine’ye ait taşınmazlar üzerinde bulunan ibadethanelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/2836) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

38.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, devlete ait taşınır ve taşınmazlardan bir derneğe tahsis edilenlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/2837) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

39.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, otoyolların özelleştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2856) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

40.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, memur ve muhasebe denetim yardımcısı kadrolarında görev yapan personele üniversite ödeneği verilip verilmediğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2875) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

41.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ticari araçlardaki ÖTV ve KDV’nin düşürülmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2887) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

42.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, otomotiv sektöründen elde edilen vergi gelirine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2888) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

43.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, memurların ek göstergesinin yükseltilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2968) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

44.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, 2/B arazilerinin rayiç bedellerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3026) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

45.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, afet riski altındaki alanların kentsel dönüşümüne ilişkin sözlü soru önergesi (6/3081) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

46.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002-2013 yılları arasında Bakanlıkta istihdam edilen engellilere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3126) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

47.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3131) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

48.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından kiralanan araçlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3132) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

49.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, kamu kurum ve kuruluşlarının tanıtım faaliyetleri ile ilgili harcamalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3133) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

50.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık personeline ve açılan davalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3134) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

51.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakan Yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3135) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

52.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından düzenlenen yurt dışı gezilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3143) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

53.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002 yılından itibaren gerçekleştirilen temsil giderlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3224) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

54.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bakanlık personeli arasındaki ücret farklılıklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3272) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

55.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, vergi kayıp ve kaçak denetimleri ile vergi kaçıran mükelleflere yönelik işlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3304) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

56.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, e-haciz uygulamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3333) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

57.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Türkiye’de dolaylı vergilere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3335) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

58.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, mali müşavirlerin tasdik edecekleri defterlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3342) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

59.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ilindeki 2/B arazilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3353) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

60.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, KOBİ’lerin borçlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3354) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

61.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Maliye Bakanlığının engellilere yönelik çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3355) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

62.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, memurların emekli maaşı ve emekli ikramiyelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/3522) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

63.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, aynı statüdeki personelin farklı atama yönetmeliklerine tabi olmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3566) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

64.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Maliye Bakanlığı çalışanları ile diğer kamu kurumu çalışanları arasındaki tazminat tutarı farklılığına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3567) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

65.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, personelin sosyal haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3569) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

66.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, personelin izin haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3571) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

67.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, hurda araç indirimine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3658) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

68.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, özelleştirmelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3700) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

69.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye’nin cari açığına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3745) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450)

4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/759) (S. Sayısı: 453)

5.- Türkiye Cumhuriyeti ile Tunus Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/573) (S. Sayısı: 214)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/684) (S. Sayısı: 360)

7.- Türkiye Cumhuriyeti ve Gürcistan Arasında Ahıska-Borçka Enterkonneksiyon Hattı Yoluyla Sınır Ötesi Elektrik Ticaretine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/632) (S. Sayısı: 371)

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 214) Türkiye Cumhuriyeti ile Tunus Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 360) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 371) Türkiye Cumhuriyeti ve Gürcistan Arasında Ahıska-Borçka Enterkonneksiyon Hattı Yoluyla Sınır Ötesi Elektrik Ticaretine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bir komisyon başkanının bir ürünün reklamını yaptığı iddiasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/21505)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, köşe yazarlarına baskı uygulandığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21820)

3.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün yurt dışı kadrolarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21829)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bağlı kurum ve kuruluşların bilişim altyapısına ve PARDUS işletim sistemi ile yerli yazılımların kullanımına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21830)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, deniz uçağı seferlerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21836)

6.- İstanbul Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da bağlı kurum ve kuruluşlarda yapılan denetimlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21837)

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlığa yönelik siber saldırılara ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/21986)

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, yok olma tehlikesi altında bulunan endemik bitki türlerine,

2008-2013 yılları arasında kaçak avlandığı için ceza kesilen kişilere,

Alageyik sayısı ile alageyiklerin korunması için yürütülen çalışmalara,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/22125), (7/22126), (7/22129)

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, barajların doluluk oranlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/22127)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığın bilişim altyapısına ve PARDUS işletim sistemi ile yerli yazılımların kullanımına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/22130)

11.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlığa yönelik siber saldırılara ve alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/22135)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yeni Halkla İlişkiler Binası, Genel Kurul Salonu ve Başkanlık Konutuna ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/22186)

13.- Adana Milletvekili Turgay Develi’nin, bir kişinin istisnai memuriyet kadrosuna atanarak TRT’de göreve başladığı iddiasına ve bu kişi hakkındaki diğer bazı iddialara ve TRT Türk Kanalı personeline ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/22252)

14.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, yabancı sermaye yatırımlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/22356)

15.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, Kamu Denetçiliği Kurumunun faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/22635)

16.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, bağlı kurum ve kuruluşlardaki personelin psikolojik taciz (mobbing) şikayetlerine ve yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23003)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

Başkanlık Divanı teşekkül etmediğinden, alınan karar gereğince, 28 Mayıs 2013 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 15.01’de son verildi.

 

 

                       Şükran Güldal MUMCU                           Mustafa HAMARAT

                                Başkan Vekili                                                Ordu

                                                                                                  Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 162

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Tasarı

1.- Türkiye Cumhuriyet Hükümeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Diplomatik Misyon ve Konsolosluk Mensuplarının Aile Bireylerinin Kazanç Getirici Bir İşte Çalışmalarına Olanak Sağlayan Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/779) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2013)

Teklifler

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1548) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.05.2013)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1549) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.05.2013)

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın; Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1550) (Adalet; Plan ve Bütçe ile Çevre Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.05.2013)

4.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün; Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1551) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2013)

5.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in; Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1552) (Plan ve Bütçe; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2013)

6.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın; 4925 Sayılı Karayolu Taşıma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1553) (Plan ve Bütçe ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2013)

7.- Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın; 11/04/1928 ve 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1554) (Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.05.2013)

8.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in; Manisa İlinde Meydana Gelen Dolu Afetinden Zarar Gören Çiftçilere Yardım Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1555) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.05.2013)

9.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin; Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1556) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.05.2013)

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1557) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Hukuk Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1558) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

12.- Ankara Milletvekili Sencer Ayata’nın; Seçimlerin Temel Hükümleri ile Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1559) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

13.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1560) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

Tezkere

1.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1233) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.05.2013)

                                                                                                                                                No: 163

28 Mayıs 2013 Salı

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/766) (S. Sayısı: 464) (Dağıtma tarihi: 28.05.2013) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cibuti Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kapsamlı İşbirliğine Dair Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/767) (S. Sayısı: 465) (Dağıtma tarihi: 28.05.2013) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kosova Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/768) (S. Sayısı: 466) (Dağıtma tarihi: 28.05.2013) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 27 Milletvekilinin, Siverek İlçe Tarım Müdürlüğünde meydana gelen yangın olayının araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/636) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.03.2012)

2.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar ve 24 Milletvekilinin, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/637) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.03.2012)

3.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin ve 21 Milletvekilinin, sendikal örgütlenmedeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/638) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.03.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, tutuklu ve hükümlü sayısına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19378)

2.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, internet üzerinden yapılan ihbarlar sonrası açılan davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19379)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, cezaevlerinde görevli personelin güvenliğine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19380)

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Adli Tıp Kurumu raporlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19381)

5.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Adli Tıp Kurumu Malatya Grup Başkanlığının kapasitesi ve çalışma koşullarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19382)

6.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Bakanlık tarafından hazırlanan kamu spotlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19383)

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, cezaevlerinde hantavirüs sebebiyle yaşanabilecek hastalıklara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19384)

8.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Suriyeli sığınmacılarda görülen kızamık hastalığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19605)

9.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Müslüm Gürses’in ölümü ile ilgili iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19606)

10.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, bazı hastanelerde çalışan personele yönelik bir vakıf tarafından düzenlenen bazı kurslara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19607)

11.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında yakalanan sahte sağlık personeline ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19608)

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında yaşanan prematüre doğumlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19609)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, sağlık personelinin kıyafetine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19610)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ilaç takip sisteminde yaşanan sorunlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19611)

15.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, göz tansiyonu vakalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19612)

16.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, elektronik sigaralara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19613)

17.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Fransa’da yasaklanmış olan bir ilacın ülkemizde satıldığı iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19614)

18.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Alo 171 hattına yapılan başvurulara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19615)

19.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Salihli Devlet Hastanesinde taşeron işçilerin maaş ve sigorta primlerinin ödenmediği iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19616)

20.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, piyasada bulunamayan ilaçlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19617)

21.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Erzurum’un Narman ilçesinde yemekten zehirlenen öğrencilere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19618)

22.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır Çocuk ve Kadın Hastalıkları Hastanesinde hayatını kaybeden bir bebekle ilgili iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19619)

23.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Bitlis il ve ilçe sağlık müdürlüklerince kiralanan araçlara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19620)

24.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, kızamık hastalığı vakalarına ve Suriyeli sığınmacıların salgın hastalık taşıyıp taşımadıklarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19621)

25.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımını önlemeye yönelik çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19623)

26.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Suriyeli sığınmacıların salgın hastalık taşıyıp taşımadıklarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19624)

27.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Bakanlık tarafından hazırlanan kamu spotlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19625)

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kamu Hastaneleri Birliklerine yapılan Genel Sekreter atamalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19626)

29.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 663 sayılı KHK kapsamında yapılan görevlendirmelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19627)

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 663 sayılı KHK yürürlüğe girdikten sonra hastanelerin yöneticilerinin liyakat esaslarına uyulmadan değiştirildiği iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19628)

31.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli’nin Dilovası ilçesindeki sanayi kuruluşlarının kansere neden olduğu iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19629)

32.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, AIDS ile mücadeleye ve HIV ilacı ile ilgili anlaşmaların gecikmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19630)

33.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamındaki uygulamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19631)

34.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale Merkez ve ilçelerindeki devlet hastanelerinde yeterli sayıda uzman doktor bulunmadığı iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19632)

35.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, bazı ilaçların piyasada bulunmadığı iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/19633)

36.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, cezaevi nakil araçlarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/19647)

37.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2012 yılında bağlı kurum ve kuruluşlara yapılan bilgi edinme başvurularına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/19692)

28 Mayıs 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER : Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111’inci Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 27 Mayıs 1992 tarihinde Iğdır’ın il olmasının yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan’a aittir.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, 27/5/1992 tarihinde Iğdır’ın il olmasının yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Iğdır’ımızın, gazi Kars’ımızdan 27 Mayıs 1992 tarihinde ayrılarak il oluşunun 21’inci yıl dönümü. Bu vesileyle söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle belirtmek istiyorum ki, bugün, aynı zamanda, 27 Mayıs tarihinin bizim için başka bir önemi de var. Türkiye’nin en önemli devlet adamlarından, bakanlarından birisi Gün Sazak Bey’in şehit edilişinin 33’üncü yıl dönümü aynı zamanda. Bu vesileyle dün, Ülkücü Şehitleri Anma Günü’nü idrak ettik. Vatanı için canını seve seve veren vatan evlatlarını unutmadığımızı bir kez daha buradan ifade etmek istiyorum. Bugün aynı zamanda bir milletin iki devleti olarak bildiğimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün  “Sevinci sevincimiz, kederi kederimiz.” dediği ve bizim de aynı duygu ve düşünceler içerisinde olduğumuz Azerbaycan’ın cumhuriyet günü, 95’inci kuruluş yıl dönümü; onu da, bu vesileyle kutlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Ardahan ilimiz ve Iğdır ilimiz gazi Kars’ımızdan ayrılarak ayrı bir il oldular. 27 Mayıs 1992 tarihinde bu karar alındığında hem Iğdır’ımızın hem Ardahan’ımızın ayrı bir il olarak gelişmesinin önü açılmıştı. Ancak, maalesef, son on sene içerisinde, AKP iktidarı döneminde, hem Ardahan’ın hem Iğdır’ın önünde ciddi bir engel olarak AKP iktidarı durmaktadır ve AKP iktidarının ne Ardahan’a ne de Iğdır’a o manada getirdiği bir hizmet, maalesef, bulunmamaktadır. Iğdır il oldu ama sizin iktidarınız döneminde Iğdır’a el gibi baktınız. Iğdır bu vesileyle size bir kez daha buradan haykırıyor ve diyor ki:  “Doğunun en doğusunda, üç ülkeye sınırı olan tek iliz biz ve biz el değiliz, özbeöz, bu vatanın en değerli köşelerinden, en stratejik illerinden birisiyiz.” diye haykırıyor.

Iğdır’ın, maalesef, sorunları çok büyük. Her sene dolu yağar, Iğdır çiftçisi doludan nasibini alır ama sanki, Tarım Bakanımız sanki Iğdır’ın da Bakanı değil, sadece Diyarbakır’ın Bakanıymış gibi Iğdırlı çiftçilere kulağını ve gözlerini kapatır. Iğdırlı çiftçi soruyor:  “Iğdır’da dolu felaketi oldu, Hükûmet olarak ne yaptınız?” diyor. Hangi tedbiri aldınız, çiftçimizin zararının ne kadarını karşıladınız? İlla bunu yapmanız için Iğdır’dan bir bakan mı çıkarmak lazım veya Iğdır’ı Diyarbakır’a mı bağlamak lazım Sayın Bakan? Iğdır’ı niye el olarak görüyorsunuz, 76’ncı il olarak görmüyorsunuz?

Iğdır’da birçok HES kuruldu. Biz zamanında bu HES’lerin Iğdır’a faydası olacağını düşünmüştük ve Iğdır halkı olarak buna karşı gelmemiştik. Ama Sayın Bakan, bugün Iğdır’da kurulan HES’ler, maalesef, Iğdır’a kuraklık getirmiştir. Iğdır’a baraj daha yapılabilmiş değildir. Iğdır’ın baraj sorununu çözemeden Iğdır’a boncuk gibi HES’leri dizdiniz, bu HES’ler de Iğdır çiftçisini, Iğdır tarımını kuruyacak noktaya getirdi.

Bugün dünyada artık sulama sistemlerinin envaiçeşidi varken biz hâlâ her sene kepçeyle kanallarımızı kazıyoruz ve vatandaşlarımız o kepçeyle kazdıkları kanallardan tarlalarını sulamaya çalışıyorlar. Bu ülkenin su işlerinden sorumlu bir bakanı yok mudur, niye Iğdır’da bu konulara kulak vermez? Bakanlığınızın temsilcisi Devlet Su İşlerinin Iğdır’daki müdürü, ancak yandaş AKP’li vatandaşların işlerine DSİ’nin kepçelerini, iş tarım aletlerini göndermekle meşgul. Sayın Bakan, bundan haberdar mısınız?

Değerli milletvekilleri, Iğdır’daki sorunları saymak maalesef buradaki beş dakikaya sığmaz. Kara yolları sorunundan tutunuz da -Iğdır Türkiye’nin en çok trafik kazasının yaşandığı ildir; bunu da belirteyim- Iğdır’daki hava kirliliği sorununa kadar, Iğdır’daki çiftçilerin sorununa kadar birçok sorunumuz vardır ama maalesef siz Iğdır’a Türkiye’nin 76’ncı ili olarak değil, el gibi bakıyorsunuz. Bu sebeple de Iğdır halkı sizi cezalandırıyor, cezalandırmaya da devam edecek.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Gündem dışı ikinci söz, Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu ile bu Komisyon bünyesinde kurulan 27 Mayıs Alt Komisyonu üyelik görevleri nedeniyle söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Cengiz Yavilioğlu’na attir.

Buyurun Sayın Yavilioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Erzurum Milletvekili Cengiz Yavilioğlu’nun, 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümüne ve Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu ile bu Komisyon bünyesinde kurulan 27 Mayıs Alt Komisyonundaki üyelik görevlerine ilişkin gündem dışı konuşması

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, dün, bir zamanlar bazılarının “devrim” bazılarının da “bayram” olarak kutladıkları 27 Mayıs 1960 darbesinin yıl dönümüydü. Bu münasebetle söz aldım. Amacım, darbecilerin anası olduğuna inandığım 1960 darbesinin sonraki yıllarda teamül hâline gelen özelliklerinden bahsetmek.

Bildiğiniz gibi, darbeciler, bir Başbakan ve iki bakan astılar. Milleti asmak anlamına gelen bu idamlar, yarattığı korkuyla sonraki yıllarda siyasetçilerin ayarını belirledi. Demirel’in dediği gibi,  “Yaptığımız birçok işte darağacındaki Menderes’i hatırladık.” Yani idamlar, siyasetçilerin düşüncelerine ve eylemlerine bir sınır koydu. Uzun yıllar birçok siyasetçi o psikolojik sınırı aşamadı.

1960 darbesiyle medya da ilk defa darbe öncesi ve sonrası yıpratıcı ve itibarsızlaştırıcı yayın politikasıyla bir başarı hikâyesi yazdı. 27 Mayısta öğrencilerin kıyma makinelerinden geçirildiği, Kars ve Ardahan’ın Ruslara satıldığı iftiralarını yazan bu anlayış, sonraki dönemlerde de üslubuna devam etti. Nihayetinde 28 Şubatta “Sivil toplum ayakta”, “Sokakta hiddet var”, “Altı milyon imza”, “Yeni kriz kapıda” ve nihayet “Alternatif hazır” manşetleriyle başarısının zirvesine ulaştı. İşin acı tarafı, bu manşetler altındaki bilgiler her darbe sürecinde ve sonrasında mahkemelerde parti kapatma davaları için delil olarak kullanıldı. Aynı anlayış, 2008 yılında AK PARTİ kapatma davasında da devam etti.

1960 darbesi sonrası, Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel’den sonra Cumhurbaşkanlığı makamına asker kişilerin gelmesi gelenek hâline geldi, hem de yüksek yetkilerle, diğer taraftan sorumluluk almaksızın. İlk olarak, 1960 darbesiyle millî güvenlik gerekçesiyle hak ve özgürlükler sınırlanmaya başlandı. Daha önce seferberlik ve millî güvenlik, millî savunma olarak görev alanı belirtilen TSK, millî güvenlik kavramının içeriği nedeniyle yurt dışından çok, yurt içini görev alanı ilan etti. 1980 sonrasında bu vurgu daha da güçlendi. Millî güvenlik sadece Anayasa ile sınırlı da kalmadı, aynı zamanda millî güvenlik strateji belgeleriyle de bütün hükûmet politikaları ve devlet yapılanması da güvenlik esaslı millî yapılanmalara terk edildi, eğitim, sağlık, ticaret bunların hepsi.

27 Mayıs sonrası oluşturulan kurumlarla darbeler sürekli hâle getirildi yani darbeleri belirli bir tarih aralığına sıkıştırmak imkânsız oldu. O tarihten sonra her zaman ve her an darbeleri yaşadık. Peki, bu nasıl gerçekleştirildi? Millî Güvenlik Kurulu ve MGK Genel Sekreterliğinin sivil alana müdahale eden görev ve yetkileriyle, Anayasa Mahkemesinin verdiği onlarca parti kapatma ve özgürlüğü kısıtlama kararlarıyla, sivil alan aleyhine özerklik kazanan askerî ceza kanunları ve mahkemeleriyle, Hâkimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarıyla ve nihayet İç Hizmet Kanunu’yla.

Değerli arkadaşlar, darbelerin bir sınıf mağduriyeti kesinlikle yoktur, mağdur olan bütün bir halktır ve bu mağduriyet 27 Mayıs 1960 darbesiyle başlamıştır. Bildiğiniz gibi, darbelerle ilgili bir Komisyon kuruldu, ben de o Komisyonun üyesiydim, bir rapor hazırladık. Değerli arkadaşlar, bu raporun okunmasını ve okutulmasını çok önemsiyorum ve sizlerden rica ediyorum. Diğer taraftan Komisyondaki bütün üyelerle, oy birliğiyle yazıp onayladığımız sonuç ve öneri maddelerinin bütün partilerce dikkate alınması ve ivedilikle uygulanması gerekir. 27 Mayıs kalıntılarının silinmesi ve bir daha ülkemizde darbe olmaması için bunun yapılması elzemdir.

AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde de 27 Nisan e-bildirisiyle başlayan, o onurlu karşı duruşla başlayan darbe zihniyeti uygulamalarını ortadan kaldırmak ve sivil alanı güçlendirmek için önemli kararlar alınmış ve uygulanmıştır. Daha yapacak çok iş vardır. Ben darbe ortamının artık olmadığına inananlardan değilim. Sivilleşme adına, demokratikleşme adına epey yol daha katetmemiz gerekecektir. Bu arada Komisyonumuzun çalışmaları sonrasında sevindirici iki kanun çıkarıldı: Bunlardan birisi, 28 Şubatı da kapsayan, 1990 sonrası mal varlıklarına el konulan vakıf, dernek ve STK’ların mal varlıkları iade edilecek; bir diğeri de, bir yıl önce benim de eylemlerine katılmış olduğum Demokrasi Adası Projesi vardı, Yassıada’nın demokrasi adasına dönüştürülmesi projesi vardı, bu da gerçekleştirildi.

Emeği geçenlere ben çok teşekkür ediyorum ve bu vesileyle Menderes ve arkadaşlarına Allah’tan rahmet diliyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yavilioğlu.

Gündem dışı üçüncü söz, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurun Sayın Tanal (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 26 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul ilimizin Şile ilçesinde Kabakoz köyünde tohum takas şenliğine katıldım. Tohum takas şenliğinde neler gördük? Tabii, tohum, yaşamın kaynağıdır. Tohum, kendi kendini yenilemedir. Tohum özgürlüğü, her çiftçi ve gıda üreticisinin doğal hakkıdır. Çiftçilerin tohum saklaması, geliştirmesi, yetiştirmesi, tohumu satma hakları tohum özgürlüğünün atardamarıdır. Bu özgürlükler çiftçinin elinden alındığında, çiftçiler, en büyük borç altına girer, mağdur olur ve bugün geldiğimiz nokta da bu şekildedir.

Şile, 1923 tarihinden bugüne kadar belediye olmuş 779 kilometrekare alana sahip çok eski, tarihî, turizm ve kültür ilçemizdir. Şile ilçemizin sorunları nelerdir? Şile ilçemizin sağlık sorunu vardır. Devlet hastanesinde yeteri kadar doktor yoktur, devlet hastanesinde yeteri kadar ekipman yoktur, devlet hastanesinde yoğun bakım ünitesi yoktur. Devlet hastanesinin acil bölümüne gelen hastaların yüzde 70, yüzde 80, yüzde 90’ına varanı İstanbul’a havale edilmektedir. Hatta, kimisi de eğer kalp krizi geçiriyorsa yolda vefat etmektedir. Bu anlamda Şile ilçesinin 57 tane köyünden sadece Ağva -daha önce belediye olup köye dönüşen- köyümüzde sağlık ocağı vardır, orada da yine doktor yoktur. Yani 57 köyümüzde sağlık ocağı olmadığı gibi, sağlık açısından da verimli bir hizmet alınamamaktadır.

Şehir içiyle ilgili sorunlarımız var. Köyden Şile’ye ulaşım sorunu, Şile’den İstanbul’a ulaşım sorunu var; İETT otobüsü çalışmamaktadır, büyük klimalı halk otobüsleri çalışmamaktadır, küçük otobüsler çalışmaktadır, bunlarda da vatandaşımız istifleme bir şekilde seyahat etmekte. Yani, belediye seçimlerinde  “Biz ulaşımı halledeceğiz.” diyen Şile Belediye Başkanı, iki dönemdir bu sorunu halledememiş, vatandaşımız hem köyden -yani Büyükşehir Yasası’yla mahalleye dönüşen 57 köyümüz- Şile’ye hem de aynı zamanda İstanbul’a büyük ulaşım sıkıntısı çekmektedir.

Şile ilçemizde bulunan ticari taksilerin sorunu var. Ticari taksilerin şöyle sorunu var Şile’de: Tabii, Büyükşehir Yasası’yla  “bütünşehir” olunca, tüm köyler mahalle oldu. Tüm ilçeler büyükşehre bağlı olunca ister istemez Şile’den Sabiha Gökçen Havaalanı’na yolcu taşıyan, yolcu götüren ticari taksiler Sabiha Gökçen Havaalanı’nda korsan muamelesi görerek ticari taksi sahibine 1.950 TL ceza kesilmekte, 60 gün trafikten men edilmekte, eğer mal sahibi değilse, şoförse ona da 1.950 TL kesilmekte.

Değerli arkadaşlar, çiftçilikle uğraşanlar bilir, köyde yaşayanlar bilir, bir koyundan bir post çıkar, bir koyundan iki post çıkmaz eğer bir eylem suçsa bir tane cezanın kesilmesi lazım. Siz, aynı taksiciye mal sahibiyse 1.950 TL ceza keseceksiniz, şoförse 1.950 TL -1.950X2- ceza keseceksiniz! İki ceza kesmeniz hakkaniyetle, adalet duygusuyla bağdaşmaz. Nasıl ki büyükşehre alınınca arsası rant kazanıyorsa, eşitlik ilkesi uyarınca bu ticari taksilerin tamamının da aynı şekilde her yerde çalışması lazım.

Aynı zamanda, İETT otobüsü çalışmıyor. Şile merkezin imar sorunu var, köylerin imar sorunu var, gençlerimizin halı sahası yok, eğlenebilecekleri alanlar yok. Peki, neler yapılmadı? AKP’li belediye tarafından söz verilip yapılmayan neler var? Ağlayan Kaya Mezarlığı’nda cami sözü verildi, yapılmadı; Alman-Avusturya iş birliği hastanesi yapılacaktı, yapılmadı; terminal alanında kapalı garaj yapılacaktı, büyük garaj sorunu var, kapalı otopark sorunu var, yapılmadı. Peki, neler yapıldı? Şile kampı satıldı, belediyeye ait Grand Otel satıldı, Çayırbaşı’ndaki taşınmazlar satıldı. Tabii, bunlar satılınca hangi kurumlarımız eksik Şile’de? Kadastro müdürlüğü yok, çevre koruma müdürlüğü yok, İETT yok, halk ekmek yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şile halkı AKP’ye muhtaç değildir. Demokrasilerde çare vardır, çare de Cumhuriyet Halk Partisidir.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

60’ıncı maddeye göre, ilk on arkadaşımıza söz vereceğim.

Sayın Halaman, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’da buğday hasadının başlamasına ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim, çok sağ olun.

Şimdi, bugünlerde Adana’da buğday hasadı başladı. Dolayısıyla Adanalılara buğday hasadından dolayı bereketli olmasını, hayırlı olmasını Cenabıhak’tan temenni ediyorum.

Şimdi, buğday hasadı başlamasına rağmen… Genelde  “Toprak Mahsulleri Ofisi, çiftçinin karagün dostu” denir ama Toprak Mahsulleri Ofisi, hasat başlamasına rağmen Tarım Bakanlığı bunu açmadı.

İki: Yıllardır geleneksel olan ve  “Taban fiyat politikası” denilen… Tarım Bakanlığı, taban fiyatla ilgili çiftçiye net söyleyecek bir şeyi olmadığı için Adana’nın ve ilçelerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’ne ve Kocaelili çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçen hafta Dünya Çiftçiler Günü nedeniyle Kocaeli ilinde, İzmit’e bağlı Sultaniye köyünde törenlere katıldık. Birçok köy muhtarımız ve çiftçi arkadaşımızla bir araya geldik, sorunları dinledik. Özellikle, geçen hafta Kocaeli’de yağan yağmur sonrası Eşme’de, Maşukiye’de, Derbent’te, Avluburun’da ve Balaban köylerinde 200’e yakın kiraz üreticisi, yağmurdan dolayı kirazlarının zarar gördüğünü, bu kirazların kenarları çürüme noktasına geldiğinden dolayı pazara götüremeyeceklerini, hasadın bahçede kaldığını ifade ettiler. Bununla ilgili tespiti de… Ziraat odası yetkilileri ve tarım kredi kooperatifinin yetkilileriyle de bunu tespit ettiler. Talepleri şu:  “Bu kiraz bahçede kaldığına göre biz zarar ediyoruz. Bizim yetkililerden talebimiz: Şu anda tarım kredi kooperatifine yaklaşık 500 bin Türk lirası gibi bir borcumuz var, bu borcun ertelenmesini istiyoruz.” Yetkililere duyurulur.

BAŞKAN – Sayın Tüzel…

3.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, taşeron işçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, pazar günü Kütahya’da taşeron işçi derneklerinin kurultayına katıldım. Çoğunluğu Seyitömer Linyit İşletmesinde çalışan taşeron işçileriydi. Bunlar sekiz ay çalışıp dört ay işsiz kaldıklarından yoğun şikâyetleri var. İş kazası geçiren işçi 150 lira ambulans ücreti istendiğinde bunu Hükûmetin sorumluluğunda gösteriyor.  “773 liraya üç çocuğa nasıl bakacağız?” diye Başbakana soruyorlar.  “Altı ay maaş alamadığımız günler oldu.” diyorlar. Tatilde ek iş yapıyorlar. İşçiye 20 milyon liralık senet imzalatılıyor, peşin istifa dilekçesi alınıyor ve  “Bir dava 1.170 liraya nasıl açılacak?” diye soruyorlar. Ayın 26’sı olmasına rağmen maaş alamamaktan şikâyet ediyorlar. İşçiler işsizlikten ve geleceksizlikten korkuyorlar. Asıl işlerinde kadrolu çalışmak istiyorlar.  “Hakkımızı verin başkaca da bir şey istemiyoruz.” diye Hükûmete açıktan sesleniyorlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin Arhavi ilçesindeki Kamilet Vadisi’ne yapılacak hidroelektrik santraline ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Arhavi Kamilet Vadisi’ne ilişkin, hidroelektrik santrali yapımından kaynaklanan sorun hâlen devam etmektedir. Bu dere -biliyorsunuz, daha önceden bahsetmiştim- bir cennet vadi, burada bir hidroelektrik santrali yapılmakta. Bu vadi Karadeniz’in en önemli iki vadisinden biri, aynı zamanda Türkiye genelindeki dört vadiden bir tanesi. 16 Ocak 2013 Çarşamba günündeki oturumda bunu -Enerji Bakanının da bulunduğu oturumda- söylemiştim. Enerji Bakanı, bu kadar konuşmalardan sonra kendisi:  “Biz bu işe bir an önce, özellikle, tabii, ona bakacağım. Yani bizzat yerine de Artvin’e iki defa gittim ama bir kez daha sırf bu vesileyle gitmek istiyorum.” şeklinde beyanda bulunmuştu.

Sayın Bakana buradan sesleniyorum: Böyle bir beyanda bulunmanıza rağmen ne yazık ki oraya iş makineleriyle girilmek istenmekte, oradaki ağaçlar kesilmeyle karşı karşıyadır, bugün yarın. Sayın Bakan oraya gittiği zaman geç kalmış olabilir. O nedenle bir kere daha buradan Sayın Bakana sesleniyorum: Kamilet Vadisi’ndeki cinayeti durdurun. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir söz verdiniz,  “Ben oraya gidip göreceğim.” diye, lütfen sözünüzde durun.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Demirel’in vefatına ve Taksim Gezi Parkı’nın yeşil kalması için eylem başlatan grubu desteklediğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

9’uncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in eşi Sayın Nazmiye Demirel Hanımefendi vefat etmiştir. Yaşamı süresince örnek bir hanımefendi, örnek bir lider eşi profili sergileyen Sayın Nazmiye Demirel’e Allah’tan rahmet diliyorum. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel ve yakınları, ailesi olmak üzere herkese sabır ve başsağlığı diliyorum.

Dün gece, Taksim Gezi Parkı’nda, iş makinelerinin çalışmasına karşı Taksim Gezi Parkı’nın yeşil olarak kalmasını amaçlayan gönüllüler tarafından başlatılan eylem bu sabah saatlerinde devam etmiştir. Taksim’de, İstanbul’un göbeğinde, Taksim Meydanı’nda bir yeşil alanın, kentin akciğerinin kalması yönünde çaba sarf eden bu grubu desteklediğimizi ifade ediyorum ve ağaçları sökmek suretiyle bir katliam gerçekleştiren yönetimi kınıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Grup başkan vekilleri de gündeme ilişkin sözlerini ifade ederken inşallah sayın başkan vekilleri biraz daha toleranslı davranırlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Başkan vekillerine zaten on kişinin dışında söz veriyorum ben de, işte, sistem bir dakikaya ayarlı ya…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sadece siz bir dakika veriyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Osman Gürbüz’ün İstanbul Fatih Belediyesinin önünde neden kendisini yaktığını öğrenmek istediğine ve seyyar satıcı ve işportacıların sorunlarının ciddiye alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

34 yaşındaki Osman Gürbüz, dün, İstanbul Fatih Belediyesi binasında kendisini benzin dökerek neden yaktı? Osman Gürbüz, Fatih ilçesinde caddelerde seyyar satıcılık yapıyordu, seyyar tezgâhında konfeksiyon ürünleri satıyordu. Fatih Belediyesi yaptığı açıklamada Gürbüz’ün belediyede herhangi bir belge veya bilgisi bulunmadığını beyan ediyor. Osman Gürbüz’ün mallarının 3 kez ellerinden alındığı söyleniyor. Bu mallar belediye deposunda mıdır, tezgâhına el konmuş mudur? Bunların cevabını bekliyoruz.

Kendisini yakan seyyar satıcı, Türkiye’de işsizlik ve geçinme sorununun ne duruma geldiğini göstermektedir, görmezden ve duymazdan gelinemez. İşinden çıkarılmış ya da işletmesini kapatmış hatta işsiz kalmış, eğitilmiş kesimler de işportacılara katıldı. İşportacı ve seyyar satıcıların en iyi müşterileri de dar gelirli memur, işçi, esnaf ve öğrencilerden oluşuyor. Seyyar satıcılar ve işportacıların sorunları ciddiye alınmalı ve çözüm bulunmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 1989 yılında Bulgaristan’dan ülkemize göç eden soydaşlarımızın konut sorununa ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1989 yılında Bulgaristan’dan ülkemize göç eden soydaşlarımızın barınma ihtiyacının karşılanması için göçmen konutları yapılmıştı. Bu projede yaşanan usulsüzlük, kanunsuzluk ve yolsuzluklar nedeniyle 24 bin göçmen aile mağdur edilmiştir. Bu mağduriyet yirmi iki yıldır sürmektedir. Bu vatandaşların 1991 Mart ayında ödenen 15.200 TL’lik peşinatının bütün akitlerde geçmesine rağmen ana borçtan düşülmediği, bundan dolayı açılan binlerce davanın kazanıldığı, Yargıtayca onandığı hâlde, siyasi erkin devreye girmesi nedeniyle vatandaşların mağduriyeti sürmektedir. Bu yetmiyormuş gibi, hukuken yüzde 1 olması gereken KDV’leri de yüzde 17 olarak tahsil edilmiş, geçen süre içerisinde konut başına 20 ile 30 bin lira arasında fazla para alınmıştır. 24 bin göçmen ailenin fertleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – ...yani yaklaşık 300 bin soydaşımızın devlete, hukuka, adalete güveni kalmamıştır. Ortada bir hak ve hukuk gasbı vardır.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu...

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Bu vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin derhâl giderilmesi ve zararlarının faiziyle tazmini için yetkilileri ve Hükûmeti göreve çağırıyorum.

BAŞKAN – Beş dakikalık konuşma olmaz bir dakikada ya!

Sayın Dedeoğlu, buyurun.

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ta olumsuz iklim şartlarından etkilenen çiftçilerimize destekleme primi verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ulusal Pamuk Konseyi, bazı bölgelerde pamuk ekiminin olumsuz hava koşulları nedeniyle zarar gördüğünü ifade ederek zor durumda kalan üreticilere destekleme primi ödenmesini istemektedir. Kahramanmaraş’ta da olumsuz iklim şartlarından eksi yönde etkilenen birçok çiftçimiz vardır. Bu destekleme priminin bir an önce verilmesini talep etmekteyim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sağ olun.

Sayın Genç...

9.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Ardahan’ın Göle ilçesinin Yeniköy köyüne cemevi yapılmasına müdahale edilmemesi gerektiğine ve AKP’nin çıkardığı kanun hükmünde kararnameyle açığa alınan bürokratların durumuna ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Ardahan ili Göle ilçesi Yeniköy Derneğinin Başkanı biraz önce bana dedi ki:  “Biz köyde cemevi yapmak istiyoruz fakat Göle ilçesi kaymakamı ile müftüsü, ille burada cami yapın diye bizi zorluyorlar; hatta muhtarımızı da zorla getirip ilçede tehdit ettiler.” Bu vatandaşların inanç yerlerini yapmasına müdahale etmesin AKP.

Bir de bu AKP’nin çıkardığı son bir kanun hükmünde kararnameyle, Sayın Başkan, birçok bakanlıklarda şube müdürünü, daire başkanını, genel müdür ve yardımcılarını, müsteşar yardımcılarını açığa aldılar, müşavir kadrosuna atadılar, bunun yerine kendi adamlarını buraya getirdiler. Bunların miktarı 8 bin kişi ve bunlar bankamatik memuru oldu. Yıllarca, devlette otuz sene çalışmış, yirmi beş sene; bunlar gidip bankamatikten para alıyorlar. Birisi diyor ki bakana:  “Yahu, siz bizi getirdiniz, niye bizi görevden alıyorsunuz?” Diyor ki:  “Sizde bu cumhuriyete ve Atatürk’e karşı ne de olsa bir sevgi var, biz bunları yok etmek için yeni bir kadro kuruyoruz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani aslında bunlar önemsiz şeyler değil.

BAŞKAN – Sayın Güneş…

10.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, 27 Mayıs 1960 darbesine ilişkin açıklaması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

27 Mayıs üzerinden tam elli üç yıl geçti ama açtığı yara kanamaya devam ediyor. Darbeler dönemi 27 Mayısla başlamıştır, sonraki darbelerin tamamı 27 Mayısın açtığı kapıdan girmişlerdir. 27 Mayıs olmasa belki de Türkiye bugün gıptayla bakılan bir demokrasiye ve gelişmiş bir ekonomiye sahip olacaktı. Menderes ve arkadaşlarının asılması, insanlık dışı bir muameleye maruz bırakılması elbette unutulmamıştır. Meselenin insani boyutu sosyal boyutu kadar önemlidir. Bir Başbakanın emrindeki askerler tarafından esir alınmış bir düşman gibi terzil edilmesi, aşağılanması, onun şahsında, temsil ettiği değerlerin tezyif edilmesi tarihin en trajik ve en utanç verici olaylarından biridir. Elli üç yıl ertelenen bir hesap bugün yargı önündedir. Bazı çevreler küçümsemeye çalışsa da alınan mesafeler büyüktür. Türkiye sessiz bir devrim yaşıyor; darbelerin tortularını, toplum hayatına getirdiği sıkıntılarını izale etmeye çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oğan…

11.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, akil insanların Iğdır ve Kars’a ziyaretleri sırasında orada yaşayan insanların demokratik tepkilerini göstermelerine engel olunmasına ilişkin açıklaması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, şimdi, 63 tane akil insan bütün memleketi geziyor. Yalnız, öyle bir geziyor ki, 63 tane akil insan ama 263 tane de polis kordonuyla geziyor. En son Iğdır’a ve Kars’a geldiler. Kars’ta insanlarımızın seyahat özgürlüğünü polis engelledi. Neredeyse her vatandaşın başına bir polis diken Kars Emniyet Müdürü… İnsanlarımızın kenar sokaklardan dahi geçişini engelliyorlar. Bu akil insanları kimden, neden koruyor bu Kars Emniyet Müdürü? Buradan soruyorum, İçişleri Bakanından da cevabını bekliyorum. İnsanlarımızın seyahat özgürlüğüne, insanlarımızın demokratik tepkilerini göstermesine devletin memuru, devletin polisi nasıl engel olur? Sayın İçişleri Bakanı bunun cevabını vermelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Baluken…

12.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 27 Mayıs 1960 darbesi ile siyasi tarihimizden askerî darbelerin temizlenmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi noktasında Meclisin iradesinin kaçınılmaz olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, demokraside halkın iradesinin tecellisine karşın askerî darbeler demokrasilerin kesintiye uğramasına neden olarak  “topluma karşı devlet” anlayışını sergilemiştir. Türkiye’de toplumun iradesi önünde büyük engeller çıkaran, demokrasinin gelişmesi önünde bariyer oluşturan darbelerden biri de 27 Mayıs askerî darbesidir. Günümüze kadar gelen birçok antidemokratik, otoriter devlet kurumunun öncülü olan bu askerî darbeyi buradan bir kez daha demokrasi ve halkın iradesi nezdinde mahkûm ettiğimizi belirtiyoruz. Siyasi tarihimizin askerî darbelerden temizlenmesi hususunda gerekli çalışmaların ve askerî darbe mağdurlarının mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında Meclisin irade almasının artık kaçınılmaz olduğunu belirtiyoruz. Antidemokratik, baskıcı uygulamaların devre dışı bırakılması için, askerî darbelerin zihniyetiyle yüzleşme, mağduriyetlerin giderilmesi, darbe postallarının izini taşıyan yasaların değiştirilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …sivil özgürlükçü, demokratik, eşitlikçi bir anayasanın bir an önce yapılması gerektiğini tekrar belirtiyoruz. Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

13.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubu olarak, 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Demirel’in vefatına ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Biz de, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, 9’uncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in hayatını kaybeden muhterem eşlerine Yüce Allah’tan rahmetler diliyoruz. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm sevenlerine, aile yakınlarına sabır ve sağlık diliyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Elitaş…

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, AK PARTİ Grubu olarak, 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Demirel’in vefatına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

9’uncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’in eşi Nazmiye Hanım Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. AK PARTİ Grubu olarak Nazmiye Hanım’a Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailesine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek, gündemin  “Sözlü Sorular” kısmının 1, 441, 479, 480, 510, 515, 699, 701, 712, 729, 851, 1074, 1075, 1109, 1110, 1119, 1139, 1155, 1161, 1167, 1195, 1241, 1245, 1309, 1335, 1348, 1353, 1371, 1401, 1410, 1436, 1526, 1553, 1573, 1637, 1639, 1653, 1654, 1672, 1688, 1699, 1700, 1772, 1823, 1869, 1905, 1910, 1911, 1912, 1913, 1914, 1922, 1996, 2041, 2072, 2099, 2101, 2108, 2118, 2119, 2120, 2254, 2294, 2295, 2297, 2299, 2382, 2424 ve 2469’uncu sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 27 milletvekilinin, Siverek İlçe Tarım Müdürlüğünde meydana gelen yangın olayının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/636)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi Tarım Müdürlüğünde 16 Aralık 2011 tarihinde meydana gelen yangında müdürlüğün arşiv bölümü tamamen yanmış ve arşivde yer alan evrakların çoğu yanarak imha olmuştur. İlçe Tarım Müdürlüğünde meydana gelen yangının müdürlüğün kesmiş olduğu sahte faturalar ile ilgili olup olmadığının, bu evrakların imhası amacıyla bilinçli bir şekilde yangın çıkarılıp çıkarılmadığının belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim. 5/3/2012

1) Mahmut Tanal                         (İstanbul)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu       (İstanbul)

3) Engin Altay                             (Sinop)

4) İlhan Demiröz                          (Bursa)

5) Gürkut Acar                            (Antalya)

6) Mustafa Serdar Soydan           (Çanakkale)

7) Kadir Gökmen Öğüt                (İstanbul)

8) İhsan Özkes                             (İstanbul)

9) Veli Ağbaba                            (Malatya)

10) Mehmet Ali Ediboğlu            (Hatay)

11) Mehmet Şevki Kulkuloğlu    (Kayseri)

12) Ali Haydar Öner                    (Isparta)

13) Ali Serindağ                          (Gaziantep)

14) Ahmet İhsan Kalkavan          (Samsun)

15) Arif Bulut                              (Antalya)

16) Namık Havutça                      (Balıkesir)

17) Ali Sarıbaş                             (Çanakkale)

18) Osman Kaptan                       (Antalya)

19) Bülent Tezcan                        (Aydın)

20) Mehmet Hilal Kaplan            (Kocaeli)

21) Hülya Güven                         (İzmir)

22) Hurşit Güneş                         (Kocaeli)

23) Mehmet Volkan Canalioğlu   (Trabzon)

24) Durdu Özbolat                       (Kahramanmaraş)

25) Erdal Aksünger                     (İzmir)

26) Doğan Şafak                          (Niğde)

27) Ali İhsan Köktürk                 (Zonguldak)

28) Haluk Eyidoğan                     (İstanbul)

Gerekçe:

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi Tarım Müdürlüğünde 16 Aralık 2011 tarihinde gece yarısı meydana gelen yangında müdürlüğün arşiv bölümü tamamen yanmıştır. Basında yer alan bilgilere göre yangın müdürlüğün arşiv bölümünde başlamıştır.

Esrarengiz bir şekilde gece yarısı İlçe Tarım Müdürlüğünün arşiv bölümünde başlayan yangın dolayısıyla müdürlüğün evraklarının birçoğu yanarak ortadan kaybolmuştur. Bu olay öncesinde İlçe Tarım Müdürlüğünün naylon fatura kestiği haberleri gündemdeydi. Yangın bu olayların üzerine çıkmıştır. Arşiv bölümünün yanması ise naylon fatura olayının aydınlatılmasına engel olmuştur çünkü ortada incelenecek herhangi bir fatura kalmamıştır. Bir suç işlenmiş ise bu aydınlatılamayacak hâle gelmiştir.

Yangın akıllarda farklı sorular oluşmasına neden olmuştur. İlçe Tarım Müdürlüğünün, naylon faturaların ortadan yok olması amacıyla, kasten yakılıp yakılmadığı gibi bir tereddüt kamuoyunun gündemine gelmiştir. Bu tereddüdün giderilmesi, İlçe Tarım Müdürlüğünün naylon fatura kesip kesmediğinin, böyle bir suç işlenmiş ise yangının bu suçun örtbas edilmesi için kasten çıkarılıp çıkarılmadığının, böyle bir durum söz konusu ise bunu yapan kişi veya kişilerin tespiti için araştırılması gereği doğmuştur.

Siverek İlçe Tarım Müdürlüğünde meydana gelen yangında müdürlüğün arşivde bulunan evraklarının yanarak yok olmasının yanı sıra ilçedeki çiftçilerin kayıtlarının tutulduğu bilgisayarlar ile tarımsal destekleme primi için yapılan başvuru dosyaları küle dönmüştür. Yangına ilişkin polis tarafından da soruşturma başlatılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Siverek İlçe Tarım Müdürlüğünde meydana gelen ve tüm belge ve kayıtların yok olmasına neden olan ve müdürlüğün naylon fatura kesip kesmediğinin tespitini imkânsız hale getiren yangının kasten çıkarılıp çıkarılmadığının ve böyle bir durum söz konusu ise bunu yapan kişilerin tespit edilebilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

2.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar ve 24 milletvekilinin, kadınları ve çocukları hedef alan şiddet olayları ile cinsel istismar ve kadın intiharlarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/637)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son yıllarda kadınlar ve çocukları hedef alan şiddet olayları, cinsel istismar ve kadın intiharlarında yaşanan artışın nedenlerinin araştırılması, eğitimsizlik, yoksulluk ve bu olumsuz gelişmeler üzerindeki etkisinin incelenmesi, kadına yönelik şiddet, cinsel istismar ve kadın intiharlarının önlenmesi ve kadın-erkek eşitliğini sağlayacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri kapsamında Meclis araştırması açılması konusunda gereğini arz ederiz.

1) Gürkut Acar                             (Antalya)

2) Umut Oran                               (İstanbul)

3) Arif Bulut                                 (Antalya)

4) Ahmet İhsan Kalkavan             (Samsun)

5) Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

6) Engin Altay                              (Sinop)

7) Namık Havutça                         (Balıkesir)

8) Ali Sarıbaş                                (Çanakkale)

9) Osman Kaptan                          (Antalya)

10) Faik Tunay                             (İstanbul)

11) Hülya Güven                          (İzmir)

12) Erdal Aksünger                      (İzmir)

13) Bülent Tezcan                         (Aydın)

14) Mehmet Hilal Kaplan             (Kocaeli)

15) Mustafa Serdar Soydan          (Çanakkale)

16) Kadir Gökmen Öğüt               (İstanbul)

17) Veli Ağbaba                           (Malatya)

18) Hurşit Güneş                          (Kocaeli)

19) Mehmet Volkan Canalioğlu    (Trabzon)

20) Mahmut Tanal                        (İstanbul)

21) Durdu Özbolat                        (Kahramanmaraş)

22) Doğan Şafak                           (Niğde)

23) Ali İhsan Köktürk                  (Zonguldak)

24) İhsan Özkes                            (İstanbul)

25) Haluk Eyidoğan                      (İstanbul)

Gerekçe:

Son yıllarda giderek artan kadına karşı şiddetin tüm halkımızın vicdanını sızlatan örneklerle sürdüğünü görmekteyiz. Kadına yönelik şiddet, kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismar ve cinsel şiddet olayları da ürkütücü boyutlara gelmiştir. Bunun yanı sıra özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde daha yoğun olmak üzere kadınların intihar olayları da yaygındır. Bu olaylar toplumu derinden yaralamakta, üzmekte ve kamu vicdanında yaralar açmaktadır.

Türkiye kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına dönük adımlar atsa da yeterli mesafe alınamamıştır. OECD ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında kadına yönelik şiddet oranlarında Türkiye’nin durumu kabul edilebilir bir noktada değildir.

Birçok kadın şiddete uğradığında sığınacak bir yeri olmadığından cehennem yaşamına boyun eğmektedir. Şiddetle mücadele yollarının varlığından haberi olmayan kadının vücut bütünlüğü ve yaşamı tehlikeye girmektedir. Çoğu kez gelenek ve göreneklerin ezdiği, şiddet altında sığınacak bir yer bulamayan kadın intihar etmektedir. Özellikle içe kapalı yörelerdeki kadın intiharlarında son yıllarda ciddi artışlar yaşanmıştır.

Cinsel ayırımcılık, eğitimsizlik ve yoksulluk kadına yönelik eşitsizliği büyütmektedir. Yeterli eğitimi alamayan kadınların toplumsal yaşama katılım oranı düşmektedir. Yoksulluk ve işsizlik kadınları en ağır şekilde etkilemektedir. Eğitim ve istihdam olanağı bulamayan kadın, şiddet ve ayrımcı uygulamalar karşısında güçsüz kalmakta, şiddete karşı koyamamaktadır.

Şiddetin önlenmesinde en önemli unsur eğitim olması gerekirken, oluşturulacak politikaların başında eğitime yer verilmesi gerekirken, iktidar partisine üye milletvekillerince TBMM’ye verilen ve zorunlu eğitimin 4+4+4 şeklinde yapılandırılmasını öngören teklif ile kız çocuklarının eğitim öğretim ortamlarından daha erken yaşlarda ayrılmasının yolu açılacaktır. Bu adımın, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik çabalarla tutarlı olmadığı açıktır.

Devletin temel görevi yaşam hakkını korumaktır. En temel insan hakkı olan yaşam hakkının ortadan kaldırılmasına kadar varan şiddet olaylarının önlenmesi, kadın ve çocukların korunması konusunda yalnızca yasal tedbirlerin alınması yeterli değildir. Toplumsal bilincin bu anlamda geliştirilmesi, bir zihniyet değişiminin yaşanması zorunluluktur. Toplumsal bilincin geliştirilmesi ve zihniyet değişiminin sağlanması için her aşamada eğitime önem verilmelidir. Ancak bu yolla beklenen davranış değişimi gerçekleşebilir ve kadına karşı şiddetle mücadele edilebilir.

Büyük Atatürk’ün en önemli devrimlerinden biri kadın-erkek eşitliği devrimidir. Toplumsal hayatta ve iş yaşamında kadına yer vermeyen bir ülkenin çağdaş ve başarılı olması mümkün değildir. Türkiye bir an önce kadın-erkek eşitliğini sağlayacak adımları atmalı, kızlarını, kadınlarını güçlü bir şekilde toplumsal yaşama kazandırmalıdır.

Bu nedenlerle kadına ve çocuklara yönelik şiddet olaylarının, cinsel saldırı ve kadın intiharlarının nedenlerinin araştırılması, kadına yönelik her türlü şiddetin önüne geçecek ve kadın-erkek eşitliğini sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

3.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin ve 21 milletvekilinin, sendikal örgütlenmedeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/638)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sendikalar, en genel tanımı ile çalışanların ekonomik ve sosyal haklarını, özgürlüklerini korumak ve geliştirmek amacıyla kurulan örgütlerdir. Sendika kurma ve ortak ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel hak ve çıkarları topluca savunma hakkı, herkes için temel bir insan hakkıdır. Hak ve çıkarlarını sendikaları aracılığıyla savunmak isteyen çalışan herkesin, bu temel hakkını karşılamak ve güvence altına almak sosyal devletin temel görevlerindendir.

Sendikal haklar, başta Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nun kuralları olmak üzere, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen birçok belge ve sözleşmede doğrudan ve dolaylı olarak güvenceye alınmıştır. Dolayısıyla bu alan evrensel kuralların geçerli olduğu bir özgürlük alanıdır. ILO’nun emeği ve emek haklarını koruyan sözleşmeleri çalışma hayatının uyulması zorunlu kurallarıdır.

ILO’nun Sendika Hakkı ve Sendika Özgürlüğünün Korunmasına İlişkin 87 ve Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkına İlişkin 98 sayılı sözleşmeleri ile tanımlanan ve garanti altına alınan bu haklar ülkemizde her yıl yoğun şekilde ihlale uğramaktadır.

Hâlen yürürlükte olan 12 Eylül askerî darbesi ürünü 2821 ve 2822 sayılı yasalar, sendikal hakları korumaktan uzak, sendikal hak ihlallerine olanak sunan bir yapıya sahiptir.

Ülkemizde özellikle işçi sendikalarının üye sayısı hızla azalmaktadır. Nüfusumuzun 45 milyon olduğu 1980 yılında sendikalı işçi sayısı 2,5 milyon iken bugün için nüfusumuz 74 milyon ve toplu sözleşmeden yararlanan işçi sayısı ancak 600 bin civarındadır.

Günümüzde en yaygın sendikal hak ihlali, çalışanların sendika üyesi olduğu için işten atılmalarıdır. Çalışanların kendi tercihleriyle üye oldukları sendikalardan istifa ettirilerek yönetimlere yakın sendikalara üye olmaya zorlanmaları yoluyla sendika seçme özgürlüğünün baskı altına alınması, sendikaların özgürce faaliyet gösterememeleri, grevlerde grev kırıcı çalıştırılması, grev sürecinde işverenin üretimi çeşitli şekillerde iş yerinde ve iş yeri dışında sürdürmesi, yasalara karşı hileli yollara başvurmak, sendikal örgütlenmeyi engellemek için işlerin muvazaalı şekillerde taşerona devredilmesi, taşeron sistemine mevzuatın çanak tutması ile bu sistemin sendikal örgütlenmeye karşı kullanılması, özellikle kamuda sendika üyelerinin, temsilcilerin ve yöneticilerinin yerlerinin değiştirilmesi en çok gözlenen sendikal hak ihlallerindendir.

Ülkemizdeki sendikal hak ihlalleri, hemen her yıl Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC)’nun raporlarına da yansımaktadır. Nitekim, ITUC’un geçtiğimiz günlerde Cenevre’de gerçekleştirilen Dünya Ticaret Örgütünün toplantısına sunduğu raporda Türkiye’nin uluslararası düzeyde kabul edilen temel çalışma standartlarını ihlal ettiği belirtilmiştir. Raporda, Türkiye’nin, kadın emeği, çocuk işçiliği ve sendikal haklar konusunda sınıfta kaldığı bilgisine yer verilmektedir.

Yine, Avrupa Birliği 2011 İlerleme Raporu’nda işçi hakları ve sendikal haklara ilişkin yapılan değerlendirmede, bu konudaki mevcut hukuki çerçevenin AB standartları ve ILO sözleşmeleri ile uyumlu olmadığı vurgulanmıştır. Aynı raporda, sendika üyeliği ve sendikal faaliyetlerden dolayı işçilerin işten atılmasının sürdüğü, bu vakaların mahkemelerce etkin bir şekilde ele alınmadığı, örgütlenme hakkından bazı kesimlerin mahrum bırakıldığı, sendika gösterilerinin ilgili makamlarca olumsuz algılandığı, kısıtlamaların ve aşırı güç kullanımının sürdüğü eleştirileri yer almıştır.

Geçtiğimiz yüzyılın en başarılı kurumları olarak kabul edilen sendikaların güçlü kurumlar olarak varlığı, sendikal örgütlenme düzeyinin yüksekliği, toplu iş sözleşmelerinin yaygınlığı ve kapsamı, işleyen ve güçlü bir demokrasinin güvencesidir. Sendikal haklar, gelirin yeniden dağıtımını sağlayacak toplumsal adalete, iş yerleri ölçeğinden başlayarak toplumsal barışa ve toplumsal refaha ulaşmanın da araçlarıdırlar. Bu nedenle sendikalar, başta siyasi otorite olmak üzere her türlü gücün karışmasına karşı korunacak şekilde desteklenmelidir. Bu anlamda ülkemizde sendikal örgütlenmede yaşanan gerilemenin nedenleri, yaşanmakta olan ve yoğun yakınmalara neden olan sendikal hak ihlallerinin ortaya çıkarılması, gerekli önlemlerin belirlenmesi, sendikal örgütlenmenin yaygınlaştırılarak geliştirilmesi yollarının tespit edilmesi ile bu konularda öneriler geliştirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) İzzet Çetin                                (Ankara)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu       (İstanbul)

3) Engin Altay                             (Sinop)

4) Arif Bulut                                (Antalya)

5) Osman Kaptan                         (Antalya)

6) Ali Sarıbaş                               (Çanakkale)

7) Bülent Tezcan                          (Aydın)

8) Mehmet Hilal Kaplan              (Kocaeli)

9) Hülya Güven                           (İzmir)

10) Erdal Aksünger                     (İzmir)

11) Ahmet İhsan Kalkavan          (Samsun)

12) Namık Havutça                      (Balıkesir)

13) Mustafa Serdar Soydan         (Çanakkale)

14) Kadir Gökmen Öğüt              (İstanbul)

15) Veli Ağbaba                          (Malatya)

16) Mehmet Volkan Canalioğlu   (Trabzon)

17) Mahmut Tanal                       (İstanbul)

18) Durdu Özbolat                       (Kahramanmaraş)

19) Doğan Şafak                          (Niğde)

20) Ali İhsan Köktürk                 (Zonguldak)

21) İhsan Özkes                           (İstanbul)

22) Haluk Eyidoğan                     (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Profesör Doktor Mehmet Sağlam’ın Azerbaycan Kültür ve Turizm Bakanı Ebülfes Garayev’in vaki davetine icabet etmek ve Kültürlerarası Diyalog 2. Dünya Forumu’na katılmak üzere Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1234)

                                                                                                                        24/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Prof. Dr. Mehmet Sağlam’ın Azerbaycan Kültür ve Turizm Bakanı Ebülfes Garayev’in vaki davetine icabet etmek ve Kültürlerarası Diyalog 2. Dünya Forumu’na katılmak üzere Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                   Cemil Çiçek

                                                                                                      Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                       Başkanı

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.51

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

C) Duyurular

1.- Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ülkemizi ziyaret edecek olan Tunus Cumhurbaşkanı Moncef Marzouki’nin 29 Mayıs 2013 Çarşamba günü Genel Kurula hitaben konuşma yapma isteğine ilişkin duyuru

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ülkemizi ziyaret edecek olan Tunus Cumhurbaşkanı Sayın Moncef Marzouki 29 Mayıs 2013 Çarşamba günü Genel Kurula hitaben bir konuşma yapmak istemişlerdir. Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Reyhanlı’da meydana gelen patlamaların nedenleri ile saldırının önlenememesi konusunda istihbarat kuruluşları arasında kopukluk olup olmadığının araştırılması ve benzer saldırıların tekrarlanmaması için alınacak önlemlerin tespiti amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                        28/05/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/05/2013 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                   Mehmet Şandır

                                                                                                                         Mersin

                                                                                                         MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

27 Mayıs 2013 tarih, 13578 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz Reyhanlı’da meydana gelen patlamaların nedenleri ile saldırının önlenememesi konusunda istihbarat kuruluşları arasında kopukluk olup olmadığının araştırılması ve benzer saldırıların tekrarlanmaması için alınacak önlemlerin tespiti amacıyla Meclis araştırması önergemizin 28/05/2013 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Hatay Milletvekili Sayın Şefik Çirkin’de.

Buyurun Sayın Çirkin. (MHP sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin malumu olduğu üzere, 11 Mayısta ülkemizin bir sınır beldesi, serhat şehri olan Reyhanlı’nın yaşadığı bu büyük acıdan sonra, bu olayla ilgili güvenlik zafiyetinin olup olmadığını, saldırının neden önlenemediğini ve bundan sonra olası saldırılara karşı aynı zafiyetlere düşmemek adına bir araştırma önergesi vermiş bulunuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, meseleye güvenlik zafiyetinden başlamak istiyoruz. En başta, Sayın Başbakanımızın daha olayın olduğu ilk günde -zannettiğimiz- bir açıklaması var. Olayla ilgili Millî İstihbarat Teşkilatıyla emniyet teşkilatı arasında bir istihbarat kopukluğu olabileceğinden bahseden Sayın Başbakanın kendisidir ve dolayısıyla böyle bir araştırma önergesinde tabiatıyla ülkemizin Başbakanının ifadeleri ana konu olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Reyhanlı çok muazzam çok bir acı çekmiştir ve on yıllar boyu da kapanamayacak bir ızdırapla karşı karşıyadır. Defalarca ikaz edilmesine, bu meselenin, bu acı olayın, bu vahşi katliamın göz göre göre, göstere göstere gelmesine rağmen, acaba Hükûmet ne iş yapmıştır? Açılımdı, “Analar ağlamasın.” edebiyatıyla barıştı, müzakereydi, terörle mücadele yerine müzakere yapılması çalışmalarıydı, 63’lüklerin il il gezmesiydi, basınımızın her gün bununla ilgilendiği bir ortamda, acaba Hükûmet bu saldırıyı önleme noktasında görevini yapmış mıdır, yapabilmiş midir? Biz, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Oktay Vural Bey, burada, Meclis çatısı altında gerekli ikazları hem Reyhanlı’yla hem Hatay’la ilgili yaptık. Bunlar kale alınmış mıdır?

Şöyle bir olaya baktığımızda, daha ölenlerin kimlikleri tespit edilemezken, ölenlerin kimliklerinin tespiti noktasında yetkililer çalışmalarını bitirememişken veyahut daha başlayamamışken birdenbire, öldürenlerin veyahut bu suikastta, bu katliamda payı olanların isimleri ve menşeleri havalarda uçuştu ve basınımıza düştü. Bu, soruşturma aşamasındadır, buna bir şey demiyoruz fakat aynı gün, aynı saatler içerisinde bulunabilecek kadar hadiseye yakın isek biz bunu neden engelleyemedik? Değerli arkadaşlar, Hükûmet bu konuda sorumludur ve bu sorumluluğunun hesabını başta Reyhanlı’ya, ondan sonra da Türkiye’ye ve Türk milletine vermek durumundadır.

İki yıldır Hatay’da bir ızdırap yaşanıyor. Mülteci olarak ve mülteci görüntüsü altında, ne idüğü belirsiz ve bir kısmı pasaportu dahi olmayan insanlar Hatay’a geliyor, dolaşıyor, giriyor, çıkıyor, hudutlar açık. Geçen defa konuşmamda söyledim, hudut taşlarında yazar, hududun girişinde yazar “Hudut namustur.” diye. Buradan Türkiye bilsin ki hudutta namus kalmamıştır. Hudutta namus kalmazsa memlekette namus kalmaz; bu açıktır, aşikârdır.

Bakın, bu şartlarda, Reyhanlı’da, piyasada MOBESE kayıtlarının silindiği gibi birtakım laflar dolaşıyor. Silinmemiş, MOBESE yok yani iki yıldır bombanın üstünde oturuyorsunuz ve iki yıldır Reyhanlı MOBESE kayıtsız. Bir türlü “Yahu, bu ilçede herhangi bir olay olabilir, bir şey olabilir, takibi düzgün yapalım, rahat yapalım, teknik takipte eksik kalmayalım.” diye aklınıza gelip de bir MOBESE kurdurmuyorsunuz. 52 can gitti. Şimdi, hepsi bundan sonra kurulacak.

Yayladağı kapısı kapanmış. Ne için? Güvenlik tedbirleri için. Ne zaman? 52 can gittikten sonra, bir şehir madden ve manen yıkıldıktan sonra.

Değerli arkadaşlar, bunlar hesabı verilmesi gereken sorumluluklardır ve Hükûmet bu sorumluluktan kaçmaz, kaçamaz, kaçmamalıdır. Bugün 52 can gitmiştir. Bugün Reyhanlı maddi manevi yıkılmıştır. Reyhanlı’nın üçte 1’i Reyhanlı’dan göçmüştür, yakın ilçelere, komşularına taşınmıştır. Reyhanlı’nın ekonomik durumu iyi olanları, bundan sonra yaşamak için yakın ilçelerde ev aramaktadır. Bu, bir şehrin ekonomik olarak da bitmesi demektir.

Hükûmetin bugün aldığı tedbirler Reyhanlı’yı kurtarmaz. Reyhanlı afet bölgesi ilan edilebiliyor mu, edilmiyor mu? Bir ilçenin afet bölgesi olarak ilan edilmesi, asrın terör afetini yaşayan bir ilçenin afet bölgesi ilan edilmesi için acaba ne beklenir? Kanun eksikse Milliyetçi Hareket Partisi yardımcıdır ve bu kanunların çıkmasında gereken desteği verecektir. Afet bölgesi hâline gelmiştir Reyhanlı, bu bir kere unutulmasın. Bugün söylenen İş ve İşçi Bulma Kurumu, yok şu, yok bu gibi palyatif, geçici tedbirlerle Reyhanlı’daki yaraların, ekonomik yaraların sarılması asla söz konusu bile olamaz.

Değerli arkadaşlar, Reyhanlı’da 190 polis vardır. İki yıldır durum böyledir, 1 tane bile artmamıştır. Şehrin nüfusu 50 bindir, 50 bine yakın Suriyeli yaşamaktadır. Doktor sayısı artmış mıdır? Polis sayısı artmış mıdır? Asker sayısı artmış mıdır? Bunların hepsi güvenlik zafiyeti değil de nedir acaba?

Tüm bunlarla beraber, bir kere, evvelden, şunu da ifade etmek istiyorum: Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, olay gecesi oradaydık. Tüm teşkilat başkanı arkadaşlarım, başta Reyhanlı teşkilatı olmak üzere, bu olayların daha da vahim bir hâl almaması adına elimizden gelen gayreti gösterdik. Reyhanlı’nın iktidar partisine mensup belediye başkanıyla beraber çalıştık; değerli bir kardeşimizdir, iktidarınızın da en büyük şansı odur ama netice itibarıyla, Reyhanlı’da ondan sonra daha acı bir olayın olmaması noktasında, Milliyetçi Hareket Partisi ferasetiyle ve ağırbaşlılığıyla üzerine düşen görevi yapmıştır. Fakat, bundan sonra görev Hükûmetindir ve Hükûmetin Reyhanlı halkıyla helalleşmesi gerekmektedir. Helalleşmek için ne yapılmıştır? Sayın Başbakanımız ilçeyi ziyaret etmiştir.

Bakın, bizim Grup Başkan Vekillerimiz Sayın Oktay Vural, Sayın Mehmet Şandır, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Semih Yalçın, Genel Sekreterimiz Sayın İsmet Büyükataman, bunların hepsi Reyhanlı’ya gelmiş ve inşallah, çok yakın bir zamanda da Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey Reyhanlı’ya gelecek ve halkıyla helalleşecek, aynı zamanda acılarını paylaşacaktır. Yalnız, bunların hepsi belli bir vakarla ve Reyhanlı halkıyla bütünleşmek amacıyla, bütünleşecek bir pozisyonda gelmiştir.

Sayın Başbakanın gelişi, elbette ki şehrimizi ziyaret etmesi bizim için mutluluk vericidir ama Allah aşkına bu Sayın Başbakanın programını kim yapmıştır? Onu 5 helikopterle Reyhanlı’ya kim indirmiştir? Reyhanlı’da, Reyhalılıyla helalleşmesi, muhabbetleşmesi gerekirken oraya 3-4 bin insanı ilçelerden, Antakya’dan, Altınözü’nden… Ne işi var bunların orada? Fabrika işçilerini kim yığmıştır? Acaba, o mitingde Reyhanlılı var mıdır? Reyhanlılı o mitingde… Miting, miting diyoruz... Yani taziyeyle mitingin alakasını kurmakta da Reyhanlı güçlük çekmektedir. Sayın Başbakan “ensar” diyor, “Ensar olmalısınız.” diyor Reyhanlılıya. Şunu ifade etmek istiyorum: Reyhanlı ensardır. Hükûmet kamplarda 15 bin kişiye bakmaktadır ama Reyhanlılı 50 bine yakın Suriyeliye bakmaktadır. Ensardan anladığımız da ve bizim bildiğimiz de hicret eden Peygamber efendimizin ve çevresinin misafirliğiyle ilgilenen ve onlara kucak açan Medinelilerdir, muhacirler de onlardır. Şimdi, kelle kesen, vurduğu askerin kalbini çıkarıp yiyen insanlara ev sahipliğiyle ensarlığın alakasını kurmakta Reyhanlı ensarları güçlük çekmektedir.

Tüm bunların yeniden değerlendirilmesi ve Hükûmetin bu noktada aklını başına alması gerekmektedir. Şehit kardeşleri hakarete uğramıştır. Kim bilir hangi baskı altında olan Başbakanlık korumaları şehit kardeşlerine hakaret etmiştir, şehit babasına hakaret etmiştir. Reyhanlı bunu kaldıramamıştır. Reyhanlı, zaten bunları gördüğünden dolayı, o mitingi de kabullenememiş ve orada da olmamıştır. Bu hataların hepsinin hesabının verilmesi gerekmektedir ve Reyhanlı’nın yaraları Reyhanlı’yla kucaklaşarak sarılır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar, sevgiler sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çirkin.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Hatay Milletvekili Sayın Adem Yeşildal…

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi en kalbî duygularla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, 11 Mayıs günü Hatay’ımızın Reyhanlı ilçesinde vahşice, gaddarca ve alçakça bir saldırı gerçekleştirildi. Bu, Türkiye’mizin olduğu gibi, barış, hoşgörü ve kardeşlik şehri olan Hatay’ımızın, serhat şehri olan Reyhanlı’mızın bu özelliklerini ortadan kaldırmaya, oradaki huzur ve barış ortamını bozmaya yönelik alçakça ve menfur bir saldırıdır.

Bununla ilgili, olayın ilk anından itibaren gerek Hükûmetimiz yetkilileri gerek bölge milletvekilleri olarak insanımızın yanında olduk, ilk anından itibaren onların acısını paylaştık, onlarla birlikte ağladık, onlarla birlikte kucaklaştık. Tabii, başta Başbakan Yardımcımız Sayın Beşir Atalay, Sağlık Bakanımız, İçişleri Bakanımız, Adalet Bakanımız, Kabinemizin ilgili bütün bakanları birkaç saat sonra olay mahallindeydi.

Bildiğiniz gibi, tabii, devletimizin tüm imkânları seferber edildi, acılar sarılmaya, insanımızın yarası hafifletilmeye çalışıldı. Tabii, bu arada, diğer taraftan olayın nasıl cereyan ettiği hususunda da devletimizin ilgili birimleri, emniyetimiz, istihbaratımız süratle olayın üzerine gitti. Biraz önce sayın milletvekilinin de ifade ettiği gibi, hakikaten, henüz şehit verdiğimiz vatandaşlarımızın kimlikleri tespit edilirken olayı yapanlar, yaptıranlar, olayın arkasında olanlar, nerede planlandığı, iş birlikçilerinin kimler olduğu hususunda ilgili birimlerimiz süratle bir çalışma gerçekleştirdiler.

Burada, aslında, önemle üzerinde durulması gereken husus şudur değerli arkadaşlar: Henüz Reyhanlı’mızın üzerindeki dumanlar tüterken, insanımızın acısı taptazeyken, henüz cenazeler defnedilirken, defnedilmemişken buradan birileri bir kampanya başlatmaya çalıştılar. Henüz olay aydınlatılmadan, neyin ne olduğu daha tespit edilmeden kampanya başlattılar ve bu kampanyada maalesef, birtakım siyasi partilerin genel başkanları da yer aldı. Milletvekilleri, henüz yarım saat sonra, televizyonlara bağlanıp sorumsuzca açıklamalar yaptılar. Hükûmetin değil, devletin ilgili birimleri resmî rakamları açıkladıkça resmî rakamları inkâr ederek “150-200 ağır yaralı var. Şu anda ölü sayısı 70-80, ölü sayısı 150-200’ü geçebilir.” gibi insanımızın infialini artıracak, oradaki huzura âdeta balta vuracak birtakım açıklamalar yaptılar, âdeta buradan bir siyasi rant elde etmeye çalıştılar. Hatay’ımızın bu kadar acı içinde olduğu, bu kadar menfur bir saldırıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde dahi bir kısım muhalefet milletvekilleri sorumsuzca davrandı. Sorumlu davrananları, resmî rakamların yanında duranları, insanımızı itidale davet edenleri bir kenara ayırıyorum. Bu tür hadiseler hepimiz için, toplumun tüm kesimleri için birer imtihan niteliğindedir ve milletimiz de dikkatlice takip etmektedir.

Tabii, burada, aslında ifade edilmesi gereken bir sürü husus var, ben birkaç önemli olanının altını çizmek istiyorum.

Olayın hemen ardından, 11 Mayıstan hemen sonra, zannediyorum, 14 Mayıs Salı günü grubumuz adına benzer bir konuyla ilgili söz almıştım. Buradan Cumhuriyet Halk Partisinin grup başkan vekili birtakım ifadelerde bulundu: “Ne çabuk tespit ettiniz, nasıl buldunuz? Bu açıklamalarla ilgili kuşkularımız var.” dediler; buradan, bu Meclis kürsüsünden ifade ettiler. “Kuşkuluyuz bu hususlardan.” dediler. “Bu şahısları nasıl tespit ediyorsunuz, bu kadar kısa sürede nasıl ortaya koyuyorsunuz?” dediler. Devletin valisi, emniyet müdürü, devletin ilgili birimleri, savcılığı, yargısı bu işin üzerine gitti tabii ki; oradan gelen verilerdi. Akabinde şunu iddia ettiler yine buradan 14 Mayıs günü: “Bu saldırının olacağını herkes biliyordu.” dediler. Ve ona cevap olarak ben buraya, kürsüye çıktığımda şunu ifade ettim: Bakınız, bu söylemleriniz en hafif ifadesiyle bu olayı yapan, bu iş birlikçiliği yapan, bu bombayı patlatanları, vatana ihanet edenleri, bu işin arkasındaki ihanet şebekelerini aklama girişimi olarak algılanır dedik, ikaz ettik buradan. Akabinde şunu da ifade ettik: Cumhuriyet Halk Partisinin heyetleri gidiyor, Suriye’yle, diktatörle bir araya geliyor, istişareler yapıyor, hatta onunla aynı karede resimler çektirip sosyal medya üzerinden bütün dünyada yayınlatıyor dedik. Acaba “Herkes biliyor.” derken, diktatör, oraya giden heyetinize mi söyledi bunu diye söyledik. Meğerse, arkadaşlar, buradaki o ani ve fevri çıkışların birtakım sebepleri varmış. Bugün bir kısım basın-yayın kuruluşlarına da yansıdı, resimleriyle yansıdı. Ne deniliyor orada? Birazdan grubumuz adına konuşacak değerli milletvekilimiz burada sizlerle o resmi de paylaşacak. Bu işin planlayıcısı olan, yurt dışında planlanan bu menfur saldırının elebaşı olan, planlayan kişi; Cumhuriyet Halk Partisi heyetine refakat eden, onu karşılayan, Lazkiye’ye götüren, Lazkiye’den alan, Şam’a götüren, Esad’la görüştüren, görüştürmekle kalmayıp o görüşmeye kendisi de iştirak eden kişi Cumhuriyet Halk Partisinin heyetiyle birlikte yer alıyor.

İLHAN CİHANER (Denizli) – Kim? İsmi ne?

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Meğerse bunun telaşı içerisinde bunlar ifade ediliyormuş; bunu örtbas etmek için, kamuoyundan bu gerçekleri gizlemek için böyle fevri çıkışlar yapılıyormuş. Arkadaşlar, şunu açık ve net söyleyeyim: O resme baktığınızda isimler de yazıyor.

İLHAN CİHANER (Denizli) – Sana mı verildi o liste?

ADEM YEŞİLDAL (Devamla) – Şunu da açık ve net söyleyeyim: O heyette aslında o düşünceleri paylaşmayanlar da var. Onu da biliyorum, o hakkı da teslim etmek lazım ama maalesef orada piyon olan, kullanılan Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesindeki milletvekilleri de var, üzülerek ifade ediyorum.

Arkadaşlar, bütün bu kışkırtma, bütün bu halkımızı galeyana getirme çabalarına rağmen, Hatay’ımız, Reyhanlı’mız, değerli kardeşlerim, metanetle ve sabırla bu saldırıyı göğüsledi, asla o kadirşinas yaklaşımını bozmadı. Birtakım medya kuruluşları da Reyhanlılı kardeşlerimize olmaz iftiralarda bulundular. “Reyhanlılı misafirperver değildir, Reyhanlılı oradaki misafirlere eziyet ediyor.” gibi aslı astarı olmayan, gerçekle alakası olmayan birtakım ithamlarda bulundular. Buradan onları da kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Öbür taraftan, henüz Reyhanlı’nın üzerinde dumanlar tüterken, benim de bizzat arayarak ikaz etmeme rağmen; Hatay’ın toplumsal barışı her şeyin önündedir, her şeyin üzerindedir diye ikaz etmeme rağmen, Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri, il teşkilatına da baskı yapılarak mesaj attırılmak suretiyle, henüz insanlar cenazesini defnetmeden Reyhanlı ilçesinde miting düzenlediler. Bunu neyle izah edeceğiz değerli dostlar?

Şimdi, bütün bu gerçekler ortaya serildiğinde, bu mitingleri düzenleyen, oradaki insanımızın hassasiyetini kaşıyan, oradaki Reyhanlılı kardeşlerimizi farklı yönlere sevk etmek isteyenler nasıl gidip oradaki kardeşlerimizin yüzüne bakacaklar, onlara neyle izah edecekler, kendi heyetleri içerisinde yer alan bu kişileri nasıl onlara anlatacaklar; bunu da milletimizin takdirine bırakıyorum.

Tabii, şunu da hemen ifade etmem gerekiyor: Sabır ve sağduyunun, âdeta, Reyhanlı abidesi hâline gelmiştir. Sayın Başbakanımızın hafta sonu yapmış olduğu Reyhanlı ziyaretinde, Sayın Başbakanımızı Reyhanlılı kardeşlerimiz bağrına basmıştır.

Buradan, bu önerinin sahibi olan grubun milletvekili, değerli Hatay Milletvekilimiz Şefik Bey’e şunu hatırlatmak isterim: “Reyhanlı o mitinge Başbakanımızı kucaklamaya gelmedi.” dediniz. O meydandaki Reyhanlılı kardeşlerimize saygısızlık olmuyor mu bu? Yapmayın Allah aşkına! Olayın başından sonuna kadar Sayın Başbakanımızla birlikte oradaydık, tüm sokaklarda araçlardan inmek suretiyle onlarca noktada durup insanımızla kucaklaştı.

Buradan Reyhanlılı kardeşlerimize sesleniyorum, bizim ifade ettiğimiz mi doğru, sayın milletvekilinin ifade ettiği mi doğru? El insaf diyorum.

Sayın Başbakanımızın Reyhanlı ziyareti son derece olumlu yansımıştır, insanımıza moral, motivasyon kaynağı olmuştur; oradaki birlik, beraberliği güçlendirecek mesajlar vermiştir ve insanımızla kucaklaşmıştır diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı konuşmasında Hatay’dan Suriye’ye giden Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili heyetiyle ilgili olarak çok ağır sataşmada bulunmuştur efendim.

Sayın Mevlüt Dudu…

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Heyet Başkanı burada, niye o cevap vermiyor? Mevlüt Bey, ben sizi severim.

MEVLÜT DUDU (Devamla) – Ben de sizi severim Sayın Yeşildal.

Değerli milletvekilleri, biz Suriye’ye iki kez gittik. Ben Suriye’ye giden iki heyette yer aldım. Her seferinde dörder milletvekili arkadaşımızla gittik. Bizim ne için gittiğimizi bütün Türkiye, bütün halkımız, bütün kamuoyu biliyor. Biz gizli saklı gitmedik, aleni gittik, yanımızda gazeteci ordusuyla gittik, çekilen fotoğrafları biz servis ettik basına, gazetecilerin ulaşmasını biz sağladık. Şunu anlatmaya çalışıyorum: Biz gizli bir şey yapmadık, ne için gittiğimiz de bellidir. Birinci gidişimizde bir gazeteci arkadaşımızı orada tutsaklıktan kurtardık, özgürlüğüne ve ailesine, sevdiklerine kavuşturduk. İkinci gidişimizde yine bir gazeteciyi, Amerikalı bir gazeteciyi acaba kurtarabilirmiyiz diye gittik ancak söz konusu kişinin kendi ellerinde olmadığı bize söylendi. Bizim gidiş sebebimiz budur. Bundan değişik anlamlar çıkarmanın tek bir açıklaması vardır, o da suçluluk telaşıdır. Hükûmet kendi eksiğini, iktidar partisi kendi eksiğini örtbas etmek için, kendi suçluluğunu halkın gözünden kaçırmak için “Çamur at izi kalsın.” politikası izlemektedir.

Bunu hiç doğru bulmadığımızı partim adına ve arkadaşlarım adına ifade etmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisini teröre bulaştırmak sizin haddinizi de aşar, boyunuzu da aşar.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ededim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşan sayın milletvekili, Suriye’ye giden heyette yer alan piyon Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinden söz etti. Bunu kendisine iade ediyorum. Bizde bütün milletvekilleri şerefiyle görev yapmaktadır ancak tetik çekmek amacıyla konuşma yapanlar olabilir iktidar partisinde. Biz onların seviyesine inmeyeceğiz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan…

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sıra sıra gidelim.

Şimdi sıra Sayın Şefik Çirkin’de.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi sizin adınıza konuştu Sayın Dudu.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Hayır, ben de heyetin içinde olduğum için aynı zamanda bize de yönelik…

BAŞKAN – Ama, şimdi bütün heyet üyelerine ben cevap hakkı tanıyamam ki!

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Ama hayır, orada bulunan bütün o arkadaşlara yönelik bir saldırı var burada.

BAŞKAN – O zaman 5’inize birden mi vereceğim?

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – İstiyorlarsa hepsine verilmesi lazım efendim.

BAŞKAN – Böyle bir şey olmaz ki.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Ama hepsine yönelik bir saldırı var.

BAŞKAN – Anladım da o cevaplandırdı.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – İzin verirseniz iki dakika…

BAŞKAN – Buyurun, peki, tamam. Başladık hayırlısıyla. Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, ama grup adına vermeniz gerekir efendim. Grup başkan vekili…

BAŞKAN – Hayır, şimdi başkanı beyefendi, ona veriyorum; diğer arkadaşımız başkan vekili, sonra Şefik Çirkin’e vereceğim, sonra size vereceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben o anlamda söylemiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şimdi, arkadaşlarımız, biraz önce Sayın Adem Yeşildal Bey’in yaptığı konuşmaya itiraz ettiler, dediler ki bu diye. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bu konuyla ilgili arkadaşımız cevap vermiştir.

BAŞKAN – Heyet üyesi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Her kişinin bu şekilde konuşması değil…

BAŞKAN – Anladım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biraz önceki ifadeniz doğruydu, usule uygundu, İç Tüzük’e uygundu. Ama şu anda sitem ederek “Buyurun.” diye ifade ettiniz, usule uygun bir davranış değil; onu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Ne yapayım şimdi?

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Efendim, burada “Heyette yer alan kişiler, heyet.” deniyor.

BAŞKAN – Anladım kardeşim, tamam, Allah rızası için ya!

Buyurun.

2.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, biz yirmi yedi aydır AKP’ye hep şunu ifade etmeye çalıştık: İzlediğiniz politika ne Türkiye halkının ne de Suriye halkının çıkarına değildir. İzlediğiniz bu politikalarla bölgeyi bir istikrarsızlığa sevk ediyorsunuz, bölgede bir kaos ortamı yaratıyorsunuz. Sınırlar kevgire dönmüş, sınırdan kimin girdiği, kimin çıktığı belli değildir; bu konuda gerekli tedbirleri alın dedik. Ama, maalesef, bu uyarılarımızın hiçbiri dikkate alınmadı.

Peki, ben soruyorum AKP’li milletvekili arkadaşlara: Bu en son, Reyhanlı’da yaşadığımız olay, bizim o bölgede yaşadığımız ilk olay mıdır? Gaziantep’te yaşadığımız olayın failleri ne oldu? Daha önce Cilvegözü’nde 50 tane aracımız saldırıya uğradı, 13’ü yağmalandı, geri kalanı yakıldı; onun failleri nerede? Cilvegözü’nde bir olay yaşadık, 17 vatandaşımızı kaybettik, o dava ne oldu? Savcı beyin yanına gittim “Vallahi, gizlilik kararı var…” Güzel. Dosya nerede? Adana’da. Peki, Adana’da 11 Şubatta olan bir olayla ilgili olarak -aradan dört ay geçti- ne iddianame hazırlandı ne dava açıldı ne o faillerin nerede olduğu belli ne de bunların tutuklanıp tutuklanmadığı açıklanmamıştır.

Peki, bütün bu olaylar o bölgede yaşandı, bu olayları önleyemediniz. Bu ülkeyi kim yönetiyor? AKP Hükûmeti yönetmiyor mu? Peki, bütün bu olayların orada cereyan etmesine neden engel olamadınız? Jandarma İstihbarat Dairesinin bu konudaki raporları niye dikkate alınmadı? Reyhanlı’nın merkezinde patlama oldu arkadaşlar; bakın, biri Belediyenin önünde, biri PTT’nin önünde. Ve Reyhanlı hassas bir bölge. İki resmî kurumun önünde patlamalar oluyor, bir ton patlayıcı kullanılıyor terör uzmanının ifade ettiğine göre. Peki, siz bunun istihbaratını neden alamadınız, bu patlamaların önüne neden geçemediniz? “Efendim, şu filan yere gitmiş de yok şu filan arabayla gitmiş…” Geçin bunları. Bakın, bu bölgede, bu ülkede yaşanan bütün bu patlamaların sorumluluğu iktidarda olan AKP Hükûmetine aittir. Bu sorumluluktan kurtulamazsınız. Efendim, “Filan gitti de, filan geldi de…” Biz Suriye’ye giderken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – …Dışişleri Bakanlığının bile haberi vardı, resmî belgeler vardı elimizde. Gizli saklı yapmadık biz bu işi. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Çirkin, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, değerli milletvekili orada Reyhanlılılarla kucaklaştığını ve Reyhanlılıların bu lafları iyi karşılamayacağı mealinde bir şeyler söyledi. Şimdi, efendim, bir kere, yanlış olan, öncelikle burada miting yapılması; çok ayıp bir şey. Taziye ziyaretinde miting olmaz, böyle bir usul yok, siyasette böyle bir usul yok. Buradan bir mesaj okuyorum. Sayın milletvekili isterse bu mesajın sahibini de kendisine gösteririm. Bu bir şehit kardeşi. “Yüreğim yanıyor.” diyor. Dün gece çekmiş bu mesajı. “Ağabeyimi patlamada kaybettim. Bazıları yanımıza geldi, miting yaptı. Bizim acımız büyük. Hayal kırıklığına uğradık.” diyor. Biz bundan utanıyoruz. Ve o mitingde Reyhanlılıların olup olmadığını ifade etmek noktasında bir şüphemiz varsa oturalım, beraber seyredelim. Ben Reyhanlılıyım. Zaten 1,5 kilometre barikat kurulmuş orada Reyhanlılıya. Nasıl gelecek? Binlerce polis var. Nasıl gelecek? Gelmek isteyen de gelememiş ama bu şekilde bir gelişi Reyhanlılı kabul etmemiş. Sayın Başbakanın geç gelmesine de üzülmüş çünkü Hükûmetin başı. Doğru söylüyor, yüzde 72 oyları var, Sayın Başbakan böyle ifade ediyor. O zaman niye gelmiyoruz, o zaman Reyhanlılıyla niye kucaklaşmıyoruz, neden çekiniyoruz? Olabilir, halkımız sizden şikâyetçi olabilir ama Reyhanlılı terbiyelidir, kibardır, Başbakanına hakaret etmez, dert yanar.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in yaptığı açıklama sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakınız, bugün Sayın Başbakan bir gerçeği ifade etti AK PARTİ grup toplantısında. Milletvekili arkadaşımız da Hatay Milletvekili olduğundan dolayı, o gerçek çerçevesinde, bir meseleyi de tekrar altını çizerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşıdı. Burada mesele, o sizin servis ettiğiniz gazeteciler, fotoğraflar çerçevesinde arkadaşımızın ifade ettiği, emniyet teşkilatındaki, MİT’teki, Millî İstihbarattaki resimlerle o kişinin 52 kişinin şehit olmasına sebebiyet veren aracın içerisindeki bombayı kuranlarla irtibat hâlinde olması önemli. Siz oraya gidebilirsiniz, iyi niyetle gidebilirsiniz, samimiyetle gidebilirsiniz ama sizin iyi niyetinizi, samimiyetinizi suistimal eden birileri olduğu takdirde, sizin oradaki, iyi niyetiniz tamamen taşeron noktasına doğru gitmiş olur.

Biz diyoruz ki: Bugün, 100 bin insanını katleden Suriye Devlet Başkanı totaliter Esad yanında durmak yerine, Türkiye Cumhuriyeti devletinin mazlum milletlerin arkasında durmasının yanında olunuz, bizim yanımızda olunuz. Suriye Devlet Başkanını eleştirmek yerine Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Başbakanını eleştirmek sizin için bir politika unsuru hâline gelmiş.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Altı senedir kol kola gezen sizdiniz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu yaptığınız işler Suriye Devlet Başkanının o zulmüne, o katline fırsat vermektedir. Bunu yapmayın diye söylüyoruz.

Sayın Çirkin’e de şunu ifade etmek istiyorum: Bakın, 11 Mayıs tarihinde Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay Kayseri’de, bir program yapıyoruz. O program çerçevesinde bilgi geldi. Sayın Atalay bu bilgi doğrultusunda hemen görüşmelerini yaptı, o bilgileri daha da detaylandırdı. Sayın Başbakanın talimatı üzerine Sayın Atalay, Ankara’ya dönmek üzere, özel uçakla Reyhanlı’ya gitti ve bakanlarımızla birlikte gitti.

Şimdi, Sayın Şandır açıklıyor: “Sayın Başbakan niye gitmedi?” Gazeteciler de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …soruyor, diyor ki: “Sayın Şandır, Devlet Bahçeli gitti mi?” Sayın Şandır da diyor ki: “Zaten bizim arkadaşlarımız orada, gitmeye gerek yok.”

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Biri Başbakan yalnız, devleti yöneten şahsiyet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, Başbakan Yardımcısı ve bütün bakanlar oraya gidip bu meseleyi yerinde incelerken…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Sayın Başbakan da yurt dışı seyahatler nedeniyle dün gitti.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – İngiltere Başbakanına hiç bakmıyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Miting yapıldığını ifade ediyorlar. Sayın Başbakanın o sevgi, o coşkuyla birlikte onların acılarını paylaşmak için yaptığı toplantıda ahalinin çokluğunu niye miting olarak aşağılamaya çalışıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ederim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Elitaş, cenazeler oradayken Amerika’ya gitmedi bizim Genel Başkanımız. Cenazeler oradayken Amerika’ya giden kim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yok, şimdi, Sayın Çirkin, size bir cevap hakkı düşmedi.

Sayın Şandır, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Milliyetçi Hareket Partisine ve MHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir acımız var. Acımızın üzerinden siyaset yapmak, polemik yapmak hiç kimseye bir şey kazandırmaz; şehitlerimize haksızlık, hakaret edilmiş olur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet, çok doğru.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Türkiye’yi AKP yönetiyor, AKP’nin başında da Sayın Başbakan var. Bir tek insanımızın tırnağına taş değse Sayın Başbakanın bunu problem etmesi lazım. 52 insanımız hayatını kaybetmiş, 100’e yakın insanımız yaralanmış; Reyhanlı yakılmış, yıkılmış, Sayın Başbakan Amerika’ya gidiyor. Sayın Devlet Bahçeli’nin Reyhanlı’ya gidip gitmemesiyle Başbakanın Reyhanlı’ya gitmemesini neyle karıştırıyorsunuz, nasıl mukayese edersiniz?

Biz acıların üzerinden siyaset yapmayız, yapmıyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle de tavsiye ederiz, yapmamanız da gerekir ama yaptığınızın farkında değilsiniz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yapmıyoruz, bunu bilesiniz ama size görevinizi hatırlatıyoruz. 52 tane insanımız hayatını kaybetmiş.  Başbakana yakışan tavır neydi? Amerika gezisini ertelemeli, Reyhanlı’ya gitmeliydi. “Efendim, komplolar olacak, birtakım insanlar istismar…” Bunlar bahane, bunlar bahane.

Sayın Elitaş, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu milletin adına siyaset yapıyoruz, bu milletin öfkelerini konuşuyoruz, Reyhanlı size öfke kusuyor. Sayın milletvekilinin söyledikleri doğru değil. Reyhanlı kendisine hakaret edildiğini kabul ediyor. Biz oralıyız. Gelen mesajları size gösterebiliriz. Yanlış yaptınız, yazık ettiniz. Reyhanlı insanı şunu soruyor: “Bizim günahımız neydi?” Reyhanlı insanının günahı nedir? Müstahak mı buna, mecbur mu bu acıya, ızdıraba? Reyhanlı yakıldı, yıkıldı, gördünüz Belediye Başkanlığı binasını yani Bağdat gibi, bir Orta Doğu şehri gibi bombalar patlamış, Reyhanlı’da 52 insanımız hayatını kaybetmiş. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Reyhanlı katliamını unutmayacağız, unutturmayacağız. Bunun sorumlusu sizsiniz, bundan kaçamazsınız.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Reyhanlı’da meydana gelen patlamaların nedenleri ile saldırının önlenememesi konusunda istihbarat kuruluşları arasında kopukluk olup olmadığının araştırılması ve benzer saldırıların tekrarlanmaması için alınacak önlemlerin tespiti amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde ikinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Osman Taney Korutürk’te.

Buyurun Sayın Korutürk. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz burada neyi konuşuyoruz arkadaşlar? Reyhanlı’da büyük bir terör olayı gerçekleşmiş, 52 vatandaşımız ölmüş, 100’ün üzerinde vatandaş yaralanmış, “Cumhuriyet Halk Partisine rehberlik eden şuymuş, buymuş…” “Rehberlik” ne demek bir kere, ne rehberliği arkadaşlar? Everest Dağı’na mı çıkıyoruz, Gobi Çölü’nü mü geçiyoruz, rehber diye bir şey olabilir mi? Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri giderken Dışişleri Bakanlığına yazıyla müracaat etmişler, Türkiye Cumhuriyeti Şam Büyükelçiliğine yazıyla müracaat etmişler; gitmiş, görüşmelerini yapmışlar. Görüşmelerinde neyi konuşmuşlar? “Artık, bu şiddet işi Suriye’de bir son bulsun, Suriye’de diyalog yoluyla bir çözüm bulun.” Ve görüştükleri Esad’a görevden çekilme dâhil, geniş opsiyonlar sunarak bu konularda kendisini yönlendirmek istemişler. Başlangıçtan itibaren yanlış yürütülen bir konudayız. Suriye’yle Hükûmetin hiçbir teması kalmadı, o teması biz yapıyoruz. Biz de sizler kadar bu memleketin sahipleriyiz, biz de sizler kadar Suriye’deki şiddetten şikâyetçiyiz, rejimin baskısını istemiyoruz ama yok “Cumhuriyet Halk Partisini şu götürmüş, bu getirmiş.” Bunlarla vakit geçirmeyelim, Reyhanlı’yı konuşalım arkadaşlar. Bakın, Reyhanlı olayı, daha önce Cilvegözü olayı, ondan önce başka olaylar, hep öyle bir noktaya bizi getirdi ki şimdi, Türkiye’nin dışarıya vermiş olduğu görüntü: Orta Doğu’daki şiddet sarmalına Türkiye de katılmıştır.

Reyhanlı’daki hadiseyi kimin yaptığı da şüpheli. Sizler biliyor musunuz? Ben bilmiyorum, bildiğinize de emin değilim. Biliyorsanız lütfen bizimle paylaşın. Eğer size kapalı kapılar arkasında, kendi grubunuzda söylüyorlarsa “Şu yaptı, şöyle oldu, böyle oldu.” biz de bilelim onu.

Bakın, 1960’tan itibaren Türkiye’nin bir geleneği var. O gelenek, dış politikanın millî politika olması. Geçenlerde Antalya’ya gidiyordum, yanıma tesadüfen eski Millî Eğitim bakanlarından Sayın Ali Naili Erdem oturdu, dedi ki: “1961 yılında biz muhalefetteydik, İsmet Paşa o zaman görevdeyken o zamanki Dışişleri Bakanına, Feridun Cemal Erkin’e, her cuma günü, Mecliste temsil edilen partilerin grup başkan vekillerine brifing verdirtirdi. O brifingde bizden de görüş alırlardı. Ben bunu merak ettim, genç bir politikacıydım o zaman, sordum ‘Neden böyle yapıyorsunuz Paşam?’ dedim, ‘Dış politika çok önemli bir konudur, memleketin en önemli konusudur. Dış politika, memleketin bekasıyla yani sürekliliğiyle, devamıyla ilgilidir. Onun için böyle yapmak mecburiyetindeyim, sizin de görüşünüzü almam lazım.’ dedi.”

Siz bunları biliyor musunuz da konuşuyorsunuz? “Şu oldu, bu oldu, bu yaptı, şu yaptı…” Araştıralım diyoruz. Milliyetçi Hareket Partisinin önergesi, gelin, bunu hep beraber araştıralım. Bu nedir, bu nasıl iştir? Reyhanlı, Hatay, oradaki halk çok endişeli; biz gittik, gördük, oradaki halk diyor ki: “Yarın öbür gün benzer bir hadise gene olursa ne olacak?”

Bakın arkadaşlar, “Redhack” diye bir genç atılımcı hacker grubu jandarma istihbarat belgelerini çıkarttı; o bir şey söylüyor, Hükûmet yetkililerinin söylediği başka bir şey. Bunların hangisi doğru, nedir, ne değildir; bunları görelim. Yayın yasağı kondu; yayın yasağını böyle şeylerde koymamak lazım, insanların bunu görmesi, anlaması lazım.

Ayrıca, Hizbullah devreye girdi, İran hareketlendi, Rusya’nın durumu değişik. Öyle bir noktaya doğru gidiyoruz ki bugün Suriye’de iç savaş şeklinde başlayan olaylar, giderek bölgeyi sarar bir bölgesel çatışma hâline geliyor. Artık, Türkiye’nin bunlardan uzak durma zamanı geldi. Artık, ne olur, sizlere bakın kaç kere söyledik, rica ettik; sizlerle aynı Parlamentonun çatısı altında birlikte görev yapıyoruz, milletvekillerisiniz; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun mutlaka ve mutlaka kendi Dışişleri Bakanını çağırıp bir sorması lazım “Ne yapıyorsun kardeşim, nereden geldik, nereye gidiyoruz, nedir bu?” demesi lazım. “Yok, Esad’ın annesinin tesiri altındaymış da öteki taraftan rehberlik yapan buna filan…” dedikoduyla iş görülüyor. Böyle bir şey olabilir mi? Onun için, bu Reyhanlı konusu üzerinde ciddi duralım.

Biz, ben şahsen, gene Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, 14 Aralık 2011’de -zabıtlara bakmak isteyen bakar- bütün arkadaşları ikaz ettim, dedim ki: Suriye’de uygulamış olduğunuz politika, bu politikanın kendi iç güvenliğimizi tehdit edecek şekilde bize dönmesine yol açabilir, acaba Hükûmet bunu nazara alıyor mu, bakıyor mu, bunu düşündü mü? Suriye Devlet Başkanının “Türkiye, hassas dengelere dayalı bir ülkedir. Bu hassas dengeleri nazara almadan hareket ederse başına büyük bela açar.” şeklindeki tehditkâr sözlerine karşı, bu sözlere bir tedbir almak aklına geldi mi? Bakın, bütün söylediklerimiz… Haklı çıkmak her zaman güzel bir şey değil, ben burada haklı çıkmış olmaktan dolayı hiç memnun değilim. 52 vatandaşımız hayatını kaybetti, hâl⠓Cumhuriyet Halk Partisi Grubu şöyle gitti, heyet böyle gitti. Şu, birinci heyet şunu yaptı, ikinci heyet…” Bunlar değil arkadaşlar, Reyhanlı’da büyük bir tedhiş saldırısı oldu, Cilvegözü’nde büyük bir tedhiş saldırısı oldu, Akçakale’ye mermiler düştü. Ne yaptık biz bunların arkasından? Hiç bir şey yapmadık. Hepsi: “Büyük devlet reaksiyonu gösteriyoruz, büyük devlet tepkisi.” Büyük devlet tepkisi susmak mıdır? Reyhanlı konusunda gördüğümüz kadarıyla üzerinde durulan asıl tepki veyahut da büyük devlet reaksiyonu tazminat araştırmak, “Bilmem ne şekilde tatmin edeceğiz, tazmin edeceğiz.” Ama bu mudur, Türkiye buna layık mıdır, bu duruma layık mıdır?

Şimdi, arkadaşlar, bu sözlerimi dinleyin lütfen çünkü benim bu sözlerim, bir mesleğin uzun tecrübesinden geçip süzülmüş sözler. Onun için, ben, bunları burada politika yapmak için söylemiyorum. Bu memleket, demin de söylediğim gibi hepimizin, hepimiz el ele vermeliyiz. Saçma konulardan, dedikodulardan, şunlardan bunlardan çıkmalıyız. 52 vatandaşımız orada ölmüş, yüzlercesi yaralanmış. Benzeri hadiseler tekrar vuku bulmasın. Onun için, bizim burada bu soruşturmayı açmamız lazım. Ama ne oluyor? “Hayır efendim -çoğunluğun dediği oluyor- soruşturma açmaya lüzum yok; amirlerimiz yapıyor, memurlarımız yapıyor.” Peki, memurlarımız yapıyor, bu hadise oldu. Hadiseden bir saat, bir buçuk saat sonra araçlar tespit edildi; ondan iki üç saat sonra faillerin büyük çoğunluğu yakalandı. Bu neyi gösteriyor arkadaşlar? Bilenler bilir, bu şunu gösteriyor: Demek ki güvenlik güçleri bu hadiseyi yapan grubu veya grupları izliyormuş, ama izliyormuş da demek ki yeterli istihbaratı sağlayamamış veya arasında koordine edememiş çünkü bu kadar büyük bir eylem yapacaklarını belki de bilmiyormuş. İzlenmemiş olsa bir saat sonra adam yakalanır mı, üç saat sonra adam yakalanır mı? Demek ki büyük aksaklıklar var. Bu aksaklıklara beraber çare bulmamız lazım diyoruz biz, başka bir şey söylemiyoruz. Kızıp bağırmanın bir sebebi yok benim bu söylediğim sözlere. Kimseyi itham da etmiyoruz, kimseye saygısızlık da yapmıyoruz ama diyoruz ki memleketimizi abrayalım.

Türkiye, çok kısa bir zaman önce bu bölgede çok ağırlıklı bir ülkeydi. Sözü dinlenen, sıkıntıya uğrayan memleketler tarafından ara buluculuğu istenen, sözüne güvenilen, bugün dostum dediğine yarın düşmanım demeyen böyle bir ülkeydi. Bir de gücünden çekinilirdi Türkiye’nin, şimdi gücünden de çekinilmiyor çünkü bir gücü de kalmadığı gözüktü, hiçbir şey yapamıyor. Uçağımız düşüyor, tık yok; Reyhanlı’da patlama oluyor, bir şey yok; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle İsrail Doğu Akdeniz’de petrol arıyor, tık yok. Artık o sıkıntımız da çıktı ortaya yani ağırlığımızı, varlığımızı, her şeyimizi kaybediyoruz, onun için birbirimize biraz daha fazla dikkat edelim. Söylenen sözlere parti açısından yahut da takım tutar gibi karşı çıkmayalım, “Ne demek istiyor acaba, bir bakalım.” diyelim. “Bir bakalım.” diyelim ve kendi partimizde sorumlu olan arkadaşlarımıza da bunları en azından kendi partimiz içerisinde soralım nasıl bu noktaya getirdiniz bu memleketi diye. Adalet ve Kalkınma Partisi on seneyi aşkın bir süredir iktidarda ama son dört senedir bu noktaya geliyoruz ve gittikçe de aşağıya doğru gidiyoruz arkadaşlar. Bunlara dikkat etmek lazım.

Onun için, bu Reyhanlı olayını çok basit almayın, çok basite getirmeyin, başka yönlere çekerek hedef saptırmaya teşebbüs etmeyin, bu konunun üzerinde duralım, benzeri bir daha vuku bulmasın, Suriye politikamızı yavaş yavaş tamamen artık bu kirlilikten temizleyelim.

Dışişleri Bakanı, daha iki yıl önce, Nasrallah’ın sığınaklarında, bizim kendisini eleştirdiğimiz bir noktada, Nasrallah’la Saad Hariri arasındaki hükûmet ara buluculuklarına çalışırken bugün aynı Nasrallah’a ve aynı Nasrallah’ın başında bulunduğu örgüte, teşkilata, sizin gene o tarihte de kabinede bulunan bir Sayın Başbakan Yardımcınız “hizbuşşeytan” diyebiliyor. Bu kadar zikzak olabilir mi? Bir noktadan bir noktaya bu kadar gelinebilir mi? Bunları düşünün bu nasıl politikadır diye de o politikayı yapın, yapabilecek kapasitedesiniz, hepinizin bunu yapabileceğini biliyorum ama bir yanlış şey var, o yanlış şeyi bulun, görün ve onu düzeltmeye çalışın.

Onun için, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu Meclis araştırması önerisini destekliyoruz. Bu araştırma yapılsın, bunları daha uzun sürelerde, on dakika içinde değil, daha uzun sürelerde tartışalım. Sizler de bu konudaki görüşlerinizi gelin burada ifade edin, illaki parti tutar şeklinde değil, ortaklaşa ortak aklı bulalım da şu işlerin içerisinden memleketimizi kurtaralım, yeniden, eskiden olduğu gibi büyük, gururlu, ağırlıklı, güvenilir, saygın ve güçlü bir devlet olarak ortaya çıkalım. Aksi takdirde, zaman geçiyor, vakit geçiyor ve bir büyük bölgesel karışıklık olursa bunun için zamanımız kalmayacak.

Hepinize saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korutürk.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz, Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Öntürk…

Buyurun Sayın Öntürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, Hatay ilimizde, 11 Mayıs 2013 Cumartesi günü saat 13.30 civarlarında, belediye önünde, ardından da PTT binasının önünde iki ayrı patlama gerçekleşmiştir. Bu patlama neticesinde 52 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Öncelikle, bu insanlık dışı, menfur terör olayını buradan bir kez daha şiddetle ve nefretle kınıyorum, hayatını kaybeden kardeşlerimize Yüce Allah’tan rahmet, yakınlarına ve yüce milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum, tedavilerine devam eden yaralı kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum.

Bu üzücü olayın hemen akabinde, devletin bütün birimlerince olaya vaziyet edilmiş, insanlarımızın acil ihtiyaçlarını karşılamak üzere her türlü tedbir alınmış, Başbakanımızın talimatıyla Hükûmetimizin kıymetli üyeleri Reyhanlı’nın yaralarını hemen sarmaya ve saldırının izlerini tamir etmeye başlamışlardır. Reyhanlı olayının hemen akabinde, benim de içinde bulunduğum, Sayın Başbakan Yardımcımız, Adalet Bakanımız, Sağlık Bakanımız, İçişleri Bakanımız, milletvekili arkadaşlarımızdan oluşan bir heyetle birlikte olay yerine derhâl intikal ettik, olayları yakından takip ettik. Olaydan hemen sonra ilgili bakanlıklar, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Hatay Valiliği ve Reyhanlı Kaymakamlığında acil kriz merkezleri oluşturdu, yirmi dört saat esasına göre faaliyet icra ettiler ve zanlıların kaçma ihtimaline karşı sınır kapıları kapatılarak birimler teyakkuza geçirildi, araç giriş çıkışları kontrol altına alındı. Ayrıca, barınma merkezlerinde misafir edilen Suriyelilere yönelik herhangi bir olumsuzluk için Reyhanlı ve diğer ilçelerimizdeki kamplarda gerekli önlemler alındı. Meydana gelebilecek istenmeyen olayların önlenmesi ve provokasyonlara meydan verilmemesi için ilçede bulunan sivil toplum örgütleri ve kanaat önderleriyle görüşmeler yapıldı. Burada ifade ediyorum: Provokasyonlara alet olmayan Reyhanlı ve Hataylı hemşehrilerimi bir kez daha burada şükranla anıyorum.

Değerli milletvekilleri, 16 Mayıs 2013 günü Sayın Cumhurbaşkanımız da Reyhanlı ilçemizi ziyaret ettiler. Bu ziyaret esnasında hem Milliyetçi Hareket Partisinden hem Cumhuriyet Halk Partisinden arkadaşlarımız da Sayın Cumhurbaşkanımıza eşlik etti, Reyhanlı halkımızla hemhâl olundu ve Reyhanlı halkımız, Sayın Cumhurbaşkanımıza hakikaten yoğun bir ilgi gösterdiler. Bu hafta pazar günü de Sayın Başbakanımız Reyhanlı’yı ziyaret etti, stadyumdan toplanma yerine kadar -Reyhanlı halkına bir taziye mesajı, bir başsağlığı dilemek için- Reyhanlılı hemşehrilerimin bulunduğu alana kadar, 6-7 kilometrelik alandaki sevgi selini görmeniz gerekirdi diye düşünüyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bırak bunları yahu!

MEHMET ÖNTÜRK (Devamla) – Tüm Reyhanlı halkımız sokaklara dökülmüştü, tüm Reyhanlı halkımız Sayın Başbakanımızı bağrına bastı.

Bu bir miting değildi, burada program içerisine alınan 4 tane taziye evi vardı ama Reyhanlı’da kaybettiğimiz 50 civarında vatandaşımız var, bu vatandaşlarımıza oradan toplu bir başsağlığı dilemek gerekirdi, onlara moral vermek gerekirdi, onları sağduyuya davet etmek gerekirdi. Bunu bir miting olarak algılamamak gerekir. Eğer miting olsaydı, o meydanları daha önce de gördünüz, Hatay’da yüz binler toplanırdı.

Değerli milletvekilleri, olayın oluş anından itibaren tüm kurumlar, kuruluşlar, sağlık ekipleri, ambulanslar çok ciddi şekilde hizmet verdiler. Bugün, meydana gelen zararda araçlar, iş yerleri, konut zararlarıyla ilgili tüm sıkıntıları devletimiz, hamdolsun, gideriyor, ne sıkıntıları varsa da gidermeye devam ediyor.

Olay anında 7,5 milyon TL para Hatay Valiliğinin emrine gönderildi. Sayın Başbakanımız bu seyahatinde de söyledi: “Reyhanlı esnafımızın tüm borçlarının faizleri siliniyor. Reyhanlı esnafımıza dört yıl vadeli faizsiz krediler veriliyor. Reyhanlı esnafımızın tüm ihtiyaçlarıyla ilgili devlet elinden gelen desteği yapıyor, yapmaya da devam edecek.” Ancak, oradaki bir toplantıda -o çok önemliydi- bir şehit babamız, Ahmet Ağabey oğlunun adı için Sayın Başbakanımızdan okul istedi; o çok önemliydi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bırak bunları, niçin öldü o adamlar onu anlat.

MEHMET ÖNTÜRK (Devamla) – “Biz, Reyhanlı olarak devletimiz yanımızda biliyoruz. Bunların hiçbiri…”

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bırak, boş ver o reklamı ya! Reklamı boş ver! Bu hadise ne, onu söyle sen.

MEHMET ÖNTÜRK (Devamla) – “…önemli değil ama ben sadece oğlumun adının yaşamasını istiyorum.” dedi; bu çok önemliydi.

Değerli arkadaşlar, Reyhanlı’da meydana gelen bu insanlık dışı olayın amacı, hedefi, yöneldiği insanlar itibarıyla…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Şu konuşma bile ayıp ya!

MEHMET ÖNTÜRK (Devamla) – Bir dinlersen…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Şu konuşma bile ayıp, neyini dinleyeyim!

MEHMET ÖNTÜRK (Devamla) – Bir dinle… Dinle bir…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Neyini dinleyeyim, ayıp!

“Dinle.” deme bana. “Dinler misin.” diyeceksin.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen.

MEHMET ÖNTÜRK (Devamla) – …hem ülkemizin huzur ortamına darbe vurmak hem de provoke etmek, buradaki insanları birbirleriyle karşı karşıya getirmek ve bölge insanlarını tahrik etmektir, amaç budur. Reyhanlı’daki terör eylemi Türkiye’nin istikrarına karşı yapılan bir eylemdir. Ülke olarak sorunlarımızı çözme iradesini ortaya koyduğumuz bu dönemde meydana gelen eylemin zamanlaması da oldukça manidardır. Bu eylemi, ülkemizdeki gelişmeler ve bu gelişmelerle birlikte, bölgedeki duruşumuzla birlikte değerlendirmemiz gerekiyor. Türkiye’yi Suriye’deki kanlı bataklığın içine çekme yönündeki her türlü provokasyon karşısında son derece dikkatli, hassas ve en önemlisi de son derece soğukkanlı olmak zorundayız. Büyük devletler, hadiseler karşısında soğukkanlılığını muhafaza edebilen, aklıselimle düşünebilen ve hareket edebilen devletlerdir. Suriye’deki bu kanlı sürecin başladığı andan itibaren, sınır ilçelerimize yönelik ihlallerle, Cilvegözü Sınır Kapısı’ndaki saldırı ve diğer bazı provokasyonlarla âdeta Türkiye’nin sabrı test edilmekte, kirli bir senaryonun içine çekilmek istenmektedir. Özellikle, Hatay ilimizde birtakım hassasiyetleri tahrik etmek suretiyle kaos oluşturmak ve fitne çıkarılmak istenmektedir. Biz en başından itibaren bu tür girişimler karşısında çok dikkatli ve soğukkanlı olduk, bundan sonra da bunu güçlü bir şekilde muhafaza edeceğiz. Bu vesileyle, sosyal medyada bilgi kirliliğine yol açan bazı yorum ve değerlendirmeler ve burada bahsedildiği gibi bir ortamın olmadığını sizlere sunmak isterim, bilgilendirmek isterim.

Değerli arkadaşlar, bu saldırının Suriyeli muhalifler ya da sığınmacılarla herhangi bir ilgisi yoktur. Olay sonrasındaki güvenlik ve istihbarat birimlerimizce gecikmeksizin yürütülen çalışmalar neticesinde eylemi planlayan şahıslara yardım ve yataklık yapanlar gözaltına alınmıştır.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Mayıs 2013 tarihinde Hatay Emniyet Müdürlüğünden ses getirici bir bombalı eylem yapılacağı yönünde bir ihbar alınmıştı. Alınan bu ihbar üzerine 9 Mayıs günü güvenlik birimlerimize gereği için talimat verilmiş, bütün bu ilgili kurumlar da bu arada bilgilendirilmiştir. Alınan bu bilgilerle Hatay ilimizle beraber birçok yerde önleyici tedbirler aldırılmış ancak trafiğe hiçbir şekilde çıkmayan ve bir bodrumda muhafaza edildiği anlaşılan araçların kısa zaman içinde olay mahalline getirilerek eylemin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Malumunuz olduğu üzere, terörle mücadele, hukuk kuralları içinde ve kanunların öngördüğü bağlayıcı hükümler çerçevesinde yapılmakta ve adli işlemler de buna uygun şekilde yürütülmektedir; buna karşın, terör örgütleri eylemlerini gerçekleştirmektedirler. Ancak şunu özellikle vurgulamak isterim ki bugüne kadar Hatay ilimiz de dâhil olmak üzere birçok ses getirici terör eylemi, yapılan istihbari önlemler neticesinde engellenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Reyhanlı ve Hataylı kardeşlerim tahriklere kapılmamış, aramıza nifak sokmaya, bizi birbirimize düşürmeye çalışanlara karşı dik durmuşlardır; kışkırtıcı, ayrımcı ve ayrıştırıcı tavırlara da fırsat vermemişlerdir.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, son günlerde, Reyhanlı olayında tüm partiler ziyaretini yapıyor -biz teşekkür ediyoruz- herkes yapmalıdır da ama bunun üstünden siyaset yapılmamalıdır. Bakın, arkadaşlarımız Suriye’ye iki defa gitti, dediler ki: “Biz gazetecileri getirmeye gidiyoruz.” Gidebilirsiniz, saygı duyuyoruz. Peki, Afganistan’a niye gitmediniz? Ben buradan size soruyorum bunu.

İkincisi: Bugün gazetelere yansıyan şu şahıs… Buradan ismini söylüyorum: Ebu Firas, Mahmut K. Bunların, partisiyle diyaloğu nedir? Partinizin üyesi midir? Bu yakınlığınız neredendir? Bunların da cevabını bekliyorum.

Ve buradan Reyhanlı halkımıza, Hatay halkımıza tekrar teşekkür ediyorum, hakikaten bu olaylar karşısında metanetle durmuştur, bu olayı en güzel şekilde idare etmiştir.

Ben hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın hatip bir soru yöneltti. Eğer izin verirseniz yine bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi bir fıkra anlatacağım. Atalar sözü var, çok güzel, tam durumumuza uygun. Ama neyse, vazgeçtim.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Hatay Milletvekili Mehmet Öntürk’ün MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Değerli arkadaşlar, bakın, burada ismini zikrettiğiniz şahısların kiminle ne bağlantısı varsa, eğer bu dosya yargıdaysa yargıyı rahat bırakın da -biz hukukçuyuz- yargı da bu konuda karar versin.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Ben soru soruyorum. Siz berabersiniz. Soru soruyorum.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) - Bakın, daha hiçbir sanık gözaltına alınmamışken, daha hiç kimsenin ifadesi alınmamışken Başbakan çıktı, dedi ki: “Bu olayı gerçekleştirenler barış sürecini baltalamak için bu eylemi gerçekleştirmiştir.” Sonra İçişleri Bakanımız çıktı, başka bir açıklama yaptı, sonra Adalet Bakanımız çıktı başka bir açıklama yaptı…

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Ne yaptı? Ne yaptı?

REFİK ERYILMAZ (Devamla) - …ve şu anda kimin ne olduğu belli olmayan ve nereden elde edindiğiniz belli olmayan bilgilerle kamuoyunun kafasını karıştırmaya çalışıyorsunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ama beraber toplantı yapıyorsunuz. Bu ne?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Doğruyu söyleyin.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar…

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Resme bak yani oradaki resme bak.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) - Eğer siz…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Toplantıda berabersiniz.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Ben toplantıda değildim.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Resmin var burada, resmin var.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Ben yokum orada, beni dinler misiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Lütfen, bakın, eğer siz, Beşşar Esad’la görüşen arkadaşlarımızı eleştirecekseniz sağınıza El Kaide’yi, solunuza El Nusra’yı, önünüze de ÖSO’yu alıp Suriye’yi kan çanağına çevirmeyeceksiniz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Demagoji yapmayın, cevap verin soruya.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Eğer siz, kiminle iş birliği yaptığınızı öğrenmek istiyorsanız havaalanındaki kayıtları lütfen kamuoyuna açın. Eğer siz, Suriye’yi nasıl kan gölüne çevirdiğinizi eğer kamuoyunun bilmesini istiyorsanız gidin, İskenderun Limanı’nda, Mısır’dan, Libya’dan kaç tane gemiyle silah getirdiğinizi kamuoyuyla paylaşın.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sizin ilişkileriniz iyi, siz paylaşın.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Nereden biliyorsun bunları, söyle.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) - Peki, ben size şunu soruyorum değerli arkadaşlar: Reyhanlı’da hiç mi MOBESE kaydı yok, bu kayıtları niye açıklamıyorsunuz?

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Bunları nereden biliyorsunuz?

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Biz buradan bu olayın araştırılması için grup önergesi verdik. Eğer siz, Reyhanlı olayının faillerinin gerçekten ortaya çıkarılmasını istiyorsanız, bu konuda samimiyseniz bizim burada vermiş olduğumuz önergeye “evet” dersiniz ve 4 partinin milletvekillerinden oluşan bir komisyonla bu olayın üzerine gidilir ve bu olay açığa çıkarılır. Bu olayın akıbetinin Cilvegözü olayıyla aynı olmaması adına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REFİK ERYILMAZ (Devamla) - …Akçakale olayıyla aynı olmaması adına…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – …Gaziantep olayıyla aynı olmaması adına, bu olayda eğer samimiyseniz komisyon kuralım ve bu olayı araştıralım. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Reyhanlı’da meydana gelen patlamaların nedenleri ile saldırının önlenememesi konusunda istihbarat kuruluşları arasında kopukluk olup olmadığının araştırılması ve benzer saldırıların tekrarlanmaması için alınacak önlemlerin tespiti amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu…

 MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - …önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ve 23 milletvekili tarafından FATİH Projesi’nde yaşanan sorunların tespiti amacıyla 1/3/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                        28/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 28/5/2013 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                         İstanbul  

                                                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ve 23 milletvekili tarafından, 1/3/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “FATİH Projesi’nde yaşanan sorunların tespiti” amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 28/5/2013 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz İzmir Milletvekili Sayın Erdal Aksünger’e aittir.

Buyurun Sayın Aksünger. (CHP sıralarından alkışlar)

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Son zamanlarda özellikle FATİH Projesi’yle ilgili gelişmelerden ben bir şey anlamadığım için bir genel görüşme talebi rica etmiştik ama görünen o ki buraya gelip kimse bunu açıklamayacak.

Nedir bu FATİH Projesi? Başbakan Amerika’ya gitti, geldi, tekrar projeler ertelendi. Ne yapılmak isteniyor ben anlamadım. Ben yirmi yıldır bu sektörün içindeyim, teknolojiyle uğraşan bir insanım, eğitimde görev aldım, bu işin bizi nereye götüreceğini ben anlamadım. Bizim Türkiye’de ne kadar bununla ilgili sivil toplum kuruluşu varsa bütün arkadaşlarla görüştüm, bu proje eğitim olarak bizi nereye götürecek, teknoloji olarak nereye götürecek, kimse bir şey anlamadı. Şimdi, bakın, bence böyle bir rezalet görülmedi, hiç kimse de anlamıyor bu işten. Milyarlarca dolar para harcanacak, ortada Türkiye’nin geleceğiyle ilgili çok önemli kararlara imza atılıyor, ortada gelip bunu Türkiye Büyük Millet Meclisine anlatan bir adam yok. 3 Millî Eğitim Bakanı döneminde bunların hepsi yapıldı, son dört yılda, daha kimse ne olduğunu anlamadı.

Daha önce burada yine açıklamıştım, bilişim teknolojisi sınıfları kurdunuz, 6 milyar dolar para harcandı, çöplüğe attınız hepsini. Şu anda bilişim teknoloji sınıflarının hepsi çöplük vaziyete dönmüş durumda. Kendileri de bunu kabul ederler, Sayın Bakana da sorarlarsa bunu kabul edecektir.

Şimdi, Türk TELEKOM’u 6,5 milyar dolara sattınız. “IMF’e borcumuz ödendi.” diyorsunuz, 23 milyar dolar IMF’e borç vardı. “Türk TELEKOM” dediğiniz bu kurumun bugünkü değeri 35 milyar dolardır. Bari bugün satsaydınız bunu değerinde, oraya 23 milyar doları verir, 12 milyar doları da cebinize atardınız. Bakın, bilişim teknolojisi sınıflarına 6,5 milyar dolar para harcadınız, Türk TELEKOM’u sattığınız fiyata. Şimdi ne durumda orası? Çöplük olmuş vaziyette.

Şimdi, bakanlar daha önce neler söylemişler bu projeyle ilgili, sizlerle burada paylaşmak istiyorum. Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan demiş ki: “Herkesin ilgisini FATİH Projesi çekiyor. Amacımız daha fazla cari açık vermek değil, o yüzden bu bilgisayarların, maksimum düzeyde, üretiminin Türkiye’de yapılmasını istiyoruz.”

Bir başka Bakanımız, Nihat Ergün “Bu üretimlerin yüzde 86’sı yerli olacak.” diyor ve bugün geldiğimiz noktada 3 kere bu ihale ertelendi. Niye ertelendi biliyor musunuz? Yurt dışındaki şirketlerin hepsine peşkeş çekildi çünkü. Üstelik şöyle oldu: Dünyada gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin hemen hemen hepsi kendi planlarını yaptılar, stratejik planlarını. 2015’te hepsi bitiriyor, bizim haricimizde.

Türkiye şu anda dünyanın bu konudaki en büyük tüketim çılgınlığına sahip ülkesidir. Apple’ın üretiminin yarısı kadar tablet istiyoruz. 10 milyon tablet. Niye istiyoruz? Yerli üretecektik. Şimdi Başbakan Amerika’ya gitti, orada ayın 27’sinde yapılacak ihaleyi de ertelediler. Neden? Microsoft’un Başkanı başka bir şey gösterdi Başbakana orada. Yanında da bazı akıllı arkadaşlar var, kimlerle teması varsa, onlar da inandılar. Pazartesi günü yine ertelendi o ihale çünkü yabancılara peşkeş çekilecek.

Sadece bu alım ihalesi peşkeş çekilmiyor -ona dikkatinizi çekmek isterim- Türkiye’nin geleceği gidiyor. Otuz yıl bu çocuklar bu hikâyelerle büyüyecekler. Türkiye’nin stratejik kurumlarının hepsi böyle olacak, kamu kurumları böyle olacak. Hani ne oldu, yerliye teşvik verilecekti içeride? Nasıl vereceksiniz? 20 milyar dolarlık iş yapıyorsunuz, 11 milyon tane tablet alacaksınız, bunu 2 lot hâlinde yapıyorsunuz, 5 milyon, 5 milyon 2 lot yapacaksınız. Teminat mektupları 300 milyon TL ve burada yerli bir üretici gelecek, bu ihaleye girecek, öyle mi? Adam mı kandırıyorsunuz siz ya? Böyle bir şey yok.

Efendim, dediler ki: “Pardus getireceğiz, koyacağız. Ülkenin bütün okullarında yerli, açık kaynak kodlu yazılım kullanılacak.” Bu da koca bir yalan oldu. Microsoft’a, dünyanın en zengin adamına içeride teşvik vermeye çalışıyorsunuz. Otuz yıl bu memleketin bütün stratejisini bitireceksiniz. Göreceksiniz, bakın, bugün burada söylüyorum: Otuz yıl içerisinde bu çocuklar bu tabletlerle büyüyecekler, bir daha ne Türkiye’deki bilişim ne Türkiye’deki buna bağlı sanayi veya buna bağlı ticaret, bence, hiçbir zaman kendini toparlayamayacak.

Şimdi, “FATİH Projesi’ndeki Pardus Projesi”ni kullanacak.” diyor Sayın Bakan. Şimdi, Teknoloji Bakanımız, bundan anladığını söyleyen Teknoloji Bakanı -Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı- diyor ki: “Yüzde 86’sı yerli mal olacak. Sadece camı dışarıdan alacağız.” Ya, cam nedir ya? Ya, Teknoloji Bakanı bu, cam olur mu onun adı ya? “Bu LCD, orada, içeride üretmemize gerek yok.” diyor. Böyle komedi olur mu ya? Teknolojiyle ilgilenen bir bakan bunu söyler mi? Bu, fıkra gibi komedi bir şey. Bu senin “cam” dediğin şeyi, LCD panel üretimini yapmak için 10 milyar dolar yatırım yapman lazım. Efendim, dünyada arz fazlası varmış. Nerede varmış arz fazlası? Kim diyor bunu? Hangi kaynak söylüyor? Öyle bir kaynak yok.

Bence, kulaktan dolmayla Türkiye’nin parasını da çarçur edeceksiniz. Borçlandırma işi. Nereden gelecek bu kaynak? Kim girecek bu ihaleye? 4 tane şirketten başka kimse giremez. Dünyanın en büyük 4 tane devinden başka kimse buraya giremez. Ne oldu yerli üretim? Ne olacak bu insanlar? 10 bin firmanın bu “FATİH Projesi” dediğiniz işin kendilerince makul gördüğü tek şeyi şuydu: “Bu yapılırken eğer bizlere bir yerlerinden, bu yerli teşvik denilen işten bir pay çıkarsa on yıl içerisinde bu ülkeye en azından kendi yerli üretimlerini yapma ihtimali doğar.” Yapar demiyorum, böyle bir planınız yoktu çünkü. Yapar demiyorum, en azından böyle bir ihtimal doğardı, onu da ortadan kaldırdınız.

Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin, Amerika gibi ülkelerin gerçekten de nasıl uydusu olduğunu göreceksiniz. Bütün borsalarınız, aslında dijital verilerinizin hepsi -çocuklarınızı da ne yazık ki buna mahkûm ediyorsunuz- tehlike altında.

Tabii, Bakan bunu söylerken Sayın Başbakan ne diyor? Gitmiş, Silikon Vadisi’ni gezdirmişler, Sayın Başbakana “Kalem kullansın çocuklar.” demişler. O da demiş ki: “O zaman ihaleyi iptal edin, yeniden yapalım ihaleyi.” Ne yapalım? “Ya, üzerinde kalemle yazsın çocuklar.” Ne oldu? Ya, pedagojik açıdan da bunun açıklaması yok ki. Dünyada böyle bir eğitim sistemi yok. Dünyanın en iyi eğitimini yapan ülkeleri şöyle bir gözden geçirin, İskandinav ülkelerine şöyle bir bakın. Biz ne dedik: “Ya, bakın çocuklar üç saatlik, beş saatlik eğitim alıyorlar ama hayatı yaşayarak alıyorlar, hayata dokunarak alıyorlar.” Böyle bir şey yok.

Siz, Türkiye’yi teknoloji çöplüğüne döndüreceksiniz. Ya, bunun örneği ortada, 2005’ten 2011’e kadar 32 bin tane bilişim sınıfına para harcadınız, Türk TELEKOM’u sattınız, parasını oraya yatırdınız; hepsi çöplük, hepsi çöplük. Ya, mesele para da değil, buradan da geçtik. Türkiye’nin geleceği, yapacağınız dijital altyapıları ve yerli üretimi teşvikle olur, açık kaynak kodları teşvik etmekle olur ama bu vizyon ne yazık ki sizde yok. Madem vizyonunuz yok, şöyle bir şey söyleyeyim: Geçen yıl bu Meclis çatısı altında biz bir Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu kurduk, 1.100 sayfa rapor çıktı. AKP’li milletvekili arkadaşlarla birlikte ortak yaptık bunu, orada bunların hepsini yazdık. Ya, bir vizyona ihtiyaç varsa, oradan bir kaynak elde etmek istiyorsanız gidin ona bakın, o arkadaşlara sorun, bize sormayın. Bu memleketin iyiliği için bunu söylüyoruz. Değerli arkadaşlarımız da vardı, benim de takdir ettiğim insanlar vardı. Ben şöyle düşündüm, tabii o bizim de cehaletimiz oldu: Biz de zannettik ki burada bu kadar çalışıyoruz, bu kadar raporlar hazırlıyoruz, herhâlde bunlar pratiğe geçerken ya da pratikte bir uygulama yapılırken mutlaka buraya bakılır. Ne yazık ki, işte, Başbakan gidiyor, orada Microsoft’un CEO’su Steve Ballmer “Gel, biz seni Silikon Vadisi’ne götürelim.” diyor. Gidiyor, orada bir bakıyor tablete yazı yazıyorlar, “Ya, bizim çocuklar da böyle yapsın.” diye 20 milyar dolarlık projeyi iptal edip bir ay sonraya erteliyorlar. Niye? Böyle bir altyapı, böyle bir şartname hazırlayalım diye. Ya, ülkeyi satıyorsunuz haberiniz yok. Ülkeyi satıyorsunuz haberiniz yok yani.

Şimdi, arkadaşlar, anlayan anlar bu işten gerçekten de. On yıl sonra geri dönülmez bir hâle geliyor bu ülke. Eğer kendi, yerli açık kaynak kodla yazılımlarımızı geliştirmezsek, bunları teşvik etmezsek göreceksiniz ki geldiğiniz noktada ne sanayiniz ne eğitiminiz ne de bütün stratejik kurumlarınız hiçbir yere gelemeyecek, göreceksiniz bunları. Mesele para da değil aslında, memleketin parasını çarçur ediyorsunuz, ayrı bir konu, üç sene sonra çöplük bunların hepsi. 5 kere daha alım yapacaksınız, bu yüzde yüz yani çünkü üç yıl sonra zaten tablet diye bir şey kalmayacak ortada; bugün burada söylüyorum, göreceksiniz yani.

TELEKOM’a da peşkeş çekiyorsunuz altyapıyı komple, tabletleri de geçtim, on beş yılda 60 milyar dolara yakın parayı birileriyle beraber bir rant havuzunda toplayacaksınız. Ya, bu memlekete yazık değil mi? Bunları da geçtim, bu çocuklara yazık değil mi ya? Bu memleket nasıl kalkınacak? Var mı böyle eylem planınız? Yok.

Arkadaşlar, hiçbir şeye güvenmiyorsanız kendi arkadaşlarınıza güvenin ama maalesef bu iş başka bir tezgâha kurban gitmiş bence, başka bir lobinin eseri bence ve ülkeyi de satıyorsunuz. Ben bugün burada tarihe not düşmek istiyorum: Bu ülkeyi sattınız bugün itibarıyla.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk söz, Kars Milletvekili Sayın Mülkiye Birtane.

Buyurun Sayın Birtane. (BDP sıralarından alkışlar)

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan önerinin aleyhinde söz aldım ama lehinde konuşacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Eğitimde FATİH Projesi ile “Eğitim ve öğretimde fırsat eşitliğini sağlamak ve okullarımızdaki teknolojiyi iyileştirmek amacıyla bilişim teknolojileri araçlarının öğrenme, öğretme sürecinde daha fazla duyu organlarına hitap edilecek şekilde derslerde etkin kullanımı için okul öncesi, ilköğretim ile ortaöğretim düzeyindeki tüm okullarımızın 570 bin dersliğine LCD panel, etkileşimli tahta ve İnternet ağ altyapısı sağlanacaktır.” deniliyordu. Bu amacın ne kadar gerçekleştiği daha geniş kapsamlı bir tartışma konusudur ancak şu an birkaçını sayacağım ve eğitimin âdeta kemikleşmiş sorunlarına bu projenin ne katkı sunduğu üzerinde durmak istiyorum.

Hükûmet, eğitimde süregelen sorunları, ne yazık ki, gerekliliklere uygun bir çözüme kavuşturamıyor. Hükûmet, bu sorunlara çözüm bulmak yerine eğitim alanında yeni sorunların yaşanmasına sebep olacak değişiklikler yapıyor. Türkiye’de eğitimin ideolojik dayatmalara açık olması, gelmiş geçmiş bütün iktidarların bu alanı kendi politik görüşleri temelinde şekillendirmelerinden kaynaklanıyor. Bu anlayışa göre, eğitim kurumları, iktidarın hedefini gerçekleştirmek için ona biat edecek bireylerin yetiştirildiği yerlerdir. FATİH, işte tam da böyle bir anlayışla düzenlenmiştir. Fırsat eşitliği, bu altüst olmuş eğitim sisteminde okullara bilgisayar ve akıllı tahtalar kurulması ile gerçekleşebilir mi? Eğitim sisteminde yeni uygulamaları içeren model değişiklikleri gereklidir. Bu model, bilimsel değerlendirmeler ve araştırmalar çerçevesinde, katılımcı ve müzakereye açık olarak yapılmalıdır. Bilimsel değerlendirmeye dayanmayan, sosyolojik gerçekliğe ters, müzakereye kapalı ve dayatmacı değişiklikler eğitimin ideolojik bir araca dönüştürülmesinden öte bir anlam taşımaz.

EĞİTİM-SEN tarafından da dile getirildiği gibi FATİH Projesi gibi kapsamlı bir proje “Ben yaptım oldu.” mantığı ile hayata geçirilemez. Bakanlığın, bu gibi çeşitli proje ve modellerle büyük şirketleri eğitim sistemimiz içerisine bir daha çıkmamak üzere yerleştirmek ve eğitim hizmetini tamamıyla ticarileştirmek istediği partimiz tarafından da dile getirilmiştir.

Eğitim sisteminin acil olarak planlı politikalara ihtiyacı vardır. Okulların fiziki altyapı yetersizlikleri inanılmaz boyutlarda iken FATİH Projesi’yle milyonlarca liralık teknolojik yatırım yapılarak uluslararası sermayeye büyük bir pazar açılmıştır. Temel amacının eğitimde fırsat eşitliği ve teknolojiye erişim olduğu söylenen bu projenin uygulamada eğitimdeki hangi sorunları çözdüğü açık mıdır acaba?

Mayıs ayında Kağızman’da köy muhtarlarıyla yaptığım toplantıda köylerdeki okul sorunlarıyla ilgili aldığım notlardan birini sizinle paylaşmak istiyorum. Kars’ın Kağızman ilçesine bağlı Karakale köyünde bulunan ilköğretim okulunda sadece 1 derslik bulunuyor. Okuldaki öğrenci sayısı Tap mezrasından gelen 20 öğrenci ve Karagüney köyünden gelen 8 öğrenciyle toplamda 80’i bulmaktadır. Birleştirilmiş sınıf çok kalabalık olunca köylüler okul lojmanını derslik hâline getirmişler. Durum böyleyken öğretmenler de muhtarın evinde barınmak zorunda kalmışlardır. 80 mevcudu olan birleştirilmiş sınıflar, kalacak yeri olmayan sözleşmeli 2 öğretmen, okula kışın yürüyerek gelen 30 öğrenci ve toplamda ilk dört yıllık kademeyi okuduktan sonra ne yapacağını, nerede devam edeceğini bilmeyen 80 öğrenci, işte tam da Kağızman’ın Karakale köyü İlköğretim Okulu Türkiye’deki eğitim sisteminin bir görüntüsü oluyor. İlçe Millî Eğitim Müdürü ise “Öğretmenler gönüllü olarak muhtarın evinde kalıyor.” demektedir.

Evet, Hükûmet, fırsat eşitliği diyor ama köylerdeki durum ortada. Bu projeyle bu öğrencilere ulaşmak nasıl mümkün olacak?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pratikte yaşanılan sorunları basına taşıyan öğretmenlerimizin duyarlılığı bizi kendimize getirmelidir. Öğretmenlerimiz şu ifadelerde bulunmaktadırlar: “Ders kitapları tabletlere yüklenmiş, bu, bir avantaj ancak öğrenciler ders dinlemek yerine oyun oynama ve İnternet’te gezinmeyi tercih ediyor. Okula kitap, defter ve ders araç gereçlerini getirmenin gereksiz olduğunu düşünüyorlar. Ders anlatılırken tabletle uğraşmak derse yoğunlaşmayı engelliyor. Çocukların sosyalleşmesini sağlayan teneffüsleri dört gözle bekleyen öğrenciler artık sınıfta Face’te geziniyorlar, kimse sınıftan çıkmıyor.”

Hükûmet, bu projeyle öğretmene ihtiyaç duymayan bir sistemi pratikleştirmiştir. Hâl böyle olunca, bu durum, atama bekleyen yüz binlerce öğretmene yeni bir hayal kırıklığı yaşatmaktadır. Bu proje, öğretmen, öğrenci ve veliyi bir bütün olarak etkileyecek bir proje olarak değerlendiriliyor ancak projenin altyapısı olmadığı için, sonuç olarak pratikte kendisini yetersiz hisseden öğretmen, asosyalleşen öğrenci ve çocuğuna ulaşamayan bir veli profili ortaya çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri “atanmayan öğretmenler” derken, o çözülmeden alan değişikliği uygulaması sonucu intihar noktasına gelen mutsuz öğretmenler sorunu ortaya çıktı. Bunu hep birlikte basından takip ettik. Teknoloji çağında yaşadığımız için eğitimin teknolojik boyutunu göz ardı edemeyiz ancak eğitim öğretimin temel taşı olan pedagojik yönüne kayıtsız kalındığı için de yaşamış olduğumuz asosyaliteye de zemin hazırlamış bulunuyoruz.

FATİH Projesi ve 4+4+4 sistemiyle açığa çıkan en önemli ihtiyaçlardan biri de rehber öğretmen ihtiyacıdır. Türkiye genelinde 20 bine yakın rehber öğretmen açığı mevcuttur. Millî Eğitim Bakanlığının 2010-2011 verilerine göre bu rakam 19.730’dur. Eğitim Reformu Girişimi’nin yaptığı araştırmaya göre ise 2011 yılında ilköğretim okullarında rehber öğretmen başına düşen öğrenci sayısı İstanbul’da 1.204, Kars’ta 10.705, Hakkâri’de 2.255, Niğde’de 1.334 ve Tekirdağ’da 1.744’tür. Bu konu hakkında da daha yeni bir araştırma önergesi verdik. Hayatboyu Eğitim Gelişim Derneği tarafından yapılan bir araştırmaya göre ise, 2009-2010 öğretim yılında disiplin ve devam gibi nedenlerle okuldan ilişiği kesilen öğrenci sayısı 404.383 olmuştur. Bu verilere göre bu öğrencilerin yaklaşık yüzde 50’si bir suça karışmıştır. Bu çalışmada, suça bulaşan çocukların önemli bir kısmının okul ve ailesi ile sorunlar yaşadığı anlaşılmıştır. Bu durum rehber öğretmen ihtiyacının anlaşılır olması için yeterince açıklayıcıdır. Uzmanlar 200 öğrenciye 1 rehber öğretmen görevlendirmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar.

Bu projede yaşanan sorunların acilen görüşülmesi gerektiğini vurguluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birtane.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde, Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, boş sıralar. Eğitim meselesini konuşuyoruz, ekselansları çıkmış dışarıya.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Biz varız ya Hocam burada.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Biz varız Hocam.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Hangi meseleyi konuşurken bu arkadaşlar burada olacak, ben aslında merak ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hoca, sen bize söyleme, kendi grubuna söyle. Senin grupta 5 kişi var.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Şimdi, “FATİH Projesi” adı altında, açılımı, fırsatları araştırma, teknolojiyi iyileştirme hareketi olan bu projede yaşanan ya da yaşanacak sorunlarla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen genel görüşme açılması önergesinin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, insan yetiştirme düzeni bozuk olan bir ülkede hiçbir şey düzenli değildir, nokta. Üzerinde konuştuğumuz FATİH Projesi devasa maliyeti olan bir projedir. Bir milletin, bir toplumun, daha da açık söylersek, sizin literatürünüzde garip gurebanın ve fakir fukaranın dişinden tırnağından artırdıklarıyla ortaya çıkan vergilerin kullanılacağı bir projedir ve bu proje çok ciddi bir biçimde maliyet gerektirmektedir. Bu tür projeler gerçekte yüksek risk içeren projelerdir, başarısız olma ihtimalleri her şeye rağmen her zaman söz konusudur.

Yapılan ön değerlendirmelere göre, akıllı tahta ya da tablet alımı için yaklaşık 10 milyar dolar civarında bir yatırım söz konusu ancak bu rakamın gerçekte 15-20 milyar dolar civarında olduğu da yapılan hesaplamalar arasında vardır. Kıt kaynakların, etkin ve verimli bir biçimde kullanılması millete verilmiş namus sözünün doğal bir yansıması olması icap eder.

Olaya baktığımız zaman, Türkiye uzun zamandan beri, heyecanla başlatılan ancak arkası gelmeyen ve uygulama şansı bulunamadığı için rafa kaldırılan projeler mezarlığı hâline dönmüştür. Millî Eğitim Bakanlığının uygulamalarına bakıldığında gerçekten bir “Koy, kaldır; dene, yanıl; yap, boz.” sistemiyle çalıştığı gözlenmektedir. Arkasından da “Olmadı, başa dön.” gibi bir yaklaşım tarzı devreye sokuluyor.

Böyle bir projeye millî eğitim klasik stratejisiyle yaklaşırsan halkın refahı, nesillerin istikbali çalınmış olur. Maliyeti bu denli yüksek bir projenin bilimsel araştırmalar ve pilot uygulamalar sonrasında aşamalar hâlinde devreye sokulması gerekmektedir. Ta eski Fenikelilerden bu yana “bütün yumurtaların bir sepete konmaması” gibi bir akıllı strateji vardır. Ancak bizim burada, çok büyük rakamda bir maliyeti doğrudan doğruya bu projeye tahsis etmemiz, bütün yumurtaları bir sepete koymamız akılsızlığını önümüze çıkarmaktadır.

Değerli milletvekilleri, FATİH Projesi âdeta bir bilinmeyenle başka bir bilinmeyeni açıklamaya çalışan bir proje hüviyetindedir. Zira, bu projenin kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri yoktur. Öngörülen tabletlerin İnternet’e çıkışı ve evlerden İnternet’e bağlanabilirliği konusunda açıklık yoktur. 3G özelliği olacak mıdır, olmayacak mıdır; hâlâ tartışılan bir konudur. Düşük gelirli ailelerin çocuklarının evlerinde İnternet’e yüksek bantta bağlanmalarının sağlanması konusunda herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığı da meçhuldür.

Tabletlerin üzerindeki kısıtlamalar cihazın sıradan bir tüketim aletine dönüşmesine yol açacaktır. Hâlbuki tabletler hayatın bir parçası hâline gelecektir. Tabletlerin çok yönlü kullanıma imkân verir tipte planlanması gerekiyor. Özellikle araştırma ve yaratıcılığı teşvik eder bir donanımda olması lazımdır. Bu konuda bu projenin ne önerdiğini hiç kimse bilmiyor, bunu ortaya atanların kendileri de maalesef bilmiyor.

Bugün itibarıyla ilköğretimde 104 bin, ortaöğretimde 15 bin olmak üzere toplam 119 bin engelli öğrenciyle ilgili herhangi bir düzenlemeye de FATİH Projesi’nde rastlayamıyoruz. FATİH Projesi’nin görünen yüzü, gerçekten, bir buz dağının görünen yüzüdür. Projede adı geçen donanımları alıp dağıtmak, sadece buz dağının görünen bir kısmıdır ve konuyu anlamaya ve algılamaya yetmiyor.

Değerli milletvekilleri, öğrencisiyle, öğretmeniyle, velisiyle, yöneticisiyle 35 milyon kişiyi ilgilendiren bir projeden bahsediyoruz. Bu proje, teknik ve ekonomik yönü bir yana, aynı zamanda sosyolojik yönü de olan bir projedir. Bu tür projeler ciddi bir zihniyet değişimini gerekli kılmaktadır. Aksi takdirde, teknolojiyi kullanırken teknoloji tarafından kullanılma tehdidiyle karşı karşıya kalırsınız. Bugün, aile sorunlarından tutun iletişim çatışmalarına kadar birçok sorunun aslında temel itibarıyla teknolojinin ürettiği olgu olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Teknolojik gelişmelere zihinsel gelişmeler gecikerek intibak ederler, buna sosyal bilimciler “kültürel gecikme” adını verirler ve onun tanımı da “Maddi unsurlardaki gelişmelere manevi unsurların gecikerek uyum sağlaması.” şeklinde açıklanır. Gerçekten bu böyledir ve dolayısıyla da teknolojiyle zihniyet arasında bir paralellik kurulduktan sonra ancak bu tür bir risk, bu tür bir yatırım, bu tür bir yaklaşım biçimi benimsenebilir. Bu nedenle projenin “Yaptım, oldu. Parayı buldum, tamam. Teknolojik donanımı sağladım, gerçekleşti.” biçiminde ele alınması yanlış olur. FATİH Projesi’nin en basit boyutu, donanımın satın alınıp dağıtılması kısmıdır. Projenin öğretmenlerin eğitimi, uygun müfredatın saptanması, bunun teknolojiye uygulanması gibi çok daha karmaşık boyutları vardır. “Kervan yolda dizilir.” mantığıyla hareket edilecek olursa bir yandan teknolojik kaos, diğer yandan da sosyal yabancılaşma ortaya çıkacaktır. FATİH Projesi’nde maliyeti yüksek donanımlar tartışmaların odağında yer alırken asıl sorun olan öğretmenlerin projeye uygun biçimde eğitilmesi, doğru içeriğin hazırlanması ve doğru senaryoların sunulması konusunda yapılan çalışmalar da hem yüzeyseldir hem de yetersizdir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Millî Eğitim Bakanlığı, FATİH Projesi kapsamında “Eğitimde teknoloji kullanım kursu” açmıştır. Bakanlığın mevcut öğretmenlere vereceği yüz saatlik kursu bitirenleri “bilişim teknolojileri rehber öğretmenleri” olarak atayacağı ve görevlendireceği açıklanmıştır. Hâlbuki üniversitelerin dört yıllık bilişim teknolojileri bölümünden dört yıl boyunca 3.024 saat ders görerek mezun olan ve atama bekleyen binlerce genç bulunmaktadır. Bakanlık, atama bekleyen bu gençleri bu dersler için görevlendireceği yerde son derece yanlış bir yöntemi uygulamaya sokmuştur. Bilişim ve öğretim teknolojisi öğretmeni olarak atanmayı bekleyen kişi sayısı 2012 yılı itibarıyla 6 bin kişidir. Millî Eğitim Bakanlığının FATİH Projesi bağlamında 17 bin öğretmene ihtiyaç duyduğu düşünülürse buna karşın bilişim teknolojisinden mezun öğretmenler için ayrılan kontenjan sayısı 143’tür. Bakanlık açıkça bilişim öğretmenlerine haksızlık etmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı, geçmiş dönemlerde de “Hızlı Eğitim” adı altında böyle bir proje devreye sokmuştur. Bugün çektiğimiz sorunların kaynaklarında büyük bir biçimde bu uygulama vardır. Bilişim derslerini bilişim teknolojileri eğitimi almamış olanlara vermek şarttır, Bakanlık yanlışından derhâl vazgeçmelidir.

Tabletlerin seçiminde, tek seçenek yerine aynı özellikleri taşıyan birden fazla ürün seçilmelidir. Bu süreçte, her şartı kullanarak yerli ve millî üretimin teşvik edilmesi esas olmalıdır. Eğer bu projede, yerli ve millî bir firma sistemi oluşturularak ihaleler verilmezse yukarıda, özellikle Millî Eğitim Komisyonunda ifade ettiğimiz gibi… Millî Eğitim Komisyonunu ihale komisyonuna çevirdiniz. Kamu İhale Yasası’na tabi olmayacaktır mantığı, “Çok uluslu şirketlerin ihtiyaçlarına uygun bir biçimde ihale yapabilmek amacıyla koyuyorsunuz.” dediğimiz gerçeğini ispat etmiş olacaktır. Bu bakımdan, bu tür projelerin behemehâl yerli firmalara verilmesi gerecektir.

Sonuç olarak FATİH Projesi, nesillerin geleceğini tayin edecek niteliktedir. Bu nedenle, bu projenin maliyeti ve faydasının çok yönlü irdelenmesi şarttır. Çocuklarımız geleceğimizdir, gelecek hepimizindir. FATİH Projesi’yle ilgili genel görüşme açılması son derece yararlı olacaktır.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yeniçeri.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Amasya Milletvekili Sayın Avni Erdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Erdemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun FATİH Projesi’nin bugün bulunduğu durum ve projede yaşanılan sorunlarla ilgili genel görüşme açılması hakkında vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin başında FATİH Projesi’ne adını veren ve bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan fethin 560’ıncı yıl dönümünde, başta fethin fatihi Fatih Sultan Mehmet olmak üzere, fethin manevi mimarlarından Akşemsettin’i, fethin kahramanlarından Ulubatlı Hasan’ı ve onların şahsında bütün fetih kahramanlarını ve şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum, ruhları şad olsun.

Değerli milletvekilleri, eğitimde bilişim teknolojilerini kullanma konusunda geldiğimiz nokta ülkemiz adına bugün gurur vericidir. 2002 yılında, Sayın Başbakanımız “Bütün okullarda bilişim teknolojisi sınıfları kurulacak, bütün okullarımızda İnternet bağlantısı olacak, Edirne’den Kars’a kadar bütün yavrularımız bilgisayarlarla tanışacak.” dediğinde çoğu insanımız buna inanmamıştı çünkü henüz kamu kurum ve kuruluşları, müdürlükler tam manasıyla bilgisayarla tanışmamıştı. Evet, Millî Eğitim Bakanlığında işler bilgisayarla yürütülmüyordu 2002 yıllarında. Üniversitede bir öğretim üyesi olarak çalıştığım o dönemde, öğretim üyelerinin odalarında bile doğru dürüst bilgisayarın olmadığı o dönemde, bu hayalin gerçekçi olmadığını sadece muhalifler değil, bizim arkadaşlarımız da gerçekleşmesi zor hayal olarak görmüşlerdi, inanmamışlardı, inanamamışlardı ama Allah’a şükürler olsun, Sayın Başbakanımızın hayalleri bugün ülkemizde gerçek oldu. Evet, bugün bütün okullarımız bilgisayar sınıflarına kavuştu, bilişim teknolojisi sınıfı olmayan okulumuz kalmadı. Evet, bugün İnternet bağlantısı olmayan okulumuz kalmadı, bütün okullarımızda İnternet bağlantısı var. Evet, bugün Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bütün okullarda yatırım, atama, nakil, sınav müracaatı, sınav işlemleri dâhil bütün işlemler bilgisayar ortamında yapılır hâle geldi, Sayın Başbakanımızın hayalleri gerçek oldu.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı, e-devlet uygulamaları bakımından 2002’yle mukayese edilemeyecek bir noktaya geldi bugün. Bunu gören Sayın Başbakanımız yeni bir vizyon ortaya koydu; bu vizyon 2023, 2053, 2071 vizyonudur. “Bu vizyonlara ulaşmak için 1453 ruhu ve o ruha şekil veren Fatihçe bir bakış açısı gerekir.” diyerek FATİH Projesi’ni başlattı.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Bilişim sınıfları ne oldu?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – Evet, FATİH Projesi yani fırsatları araştırma değil, fırsatları artırma ve teknolojiyi iyileştirme projesi, çağı ıskalamamamız için ortaya konan yeni çağın projesidir.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Vekilim, bilişim sınıfları ne oldu?

AVNİ ERDEMİR (Devamla) – Ona da geleceğim.

Değerli milletvekilleri, peki nedir FATİH Projesi? FATİH Projesi’yle, daha önce Bakanlığımız tarafından okullarda teknoloji sınıfı oluşturma hedefinden, bugün artık tüm sınıflarda uygulanacak olan eğitimde teknoloji uygulamasına geçilecektir. FATİH Projesi’yle, her bir sınıfa, Bakanlığımız tarafından geliştirilen bilgisayarlı, İnternet erişimli akıllı tahta yerleştirilecektir; öğretmenlerimiz ile ortaokul ve liselerdeki öğrencilerimize tablet bilgisayar dağıtılacaktır. Böylece öğretmen ve öğrencilerimizin bilgiye erişimi kolaylaşacak, dünyadaki akranlarıyla daha kolay rekabet edebilecekler, proje kapsamında bütün ders kitapları zenginleştirilmiş e-kitap olarak hazırlanacak ve eğitimin hizmetine sunulacaktır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 2015 yılında FATİH Projesi’nin tamamlanabilmesi için Bakanlığımız büyük bir özveriyle çalışıyor. Bugün itibarıyla FATİH Projesi’nde geldiğimiz nokta şudur: 22 Kasım 2010 tarihinde Bakanlığımız ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı arasında yapılan protokolle başlatılan proje kapsamında, bugüne kadar meslek liseleri hariç tüm lise türlerinin sınıflarının tamamında, 3.657 lisede 85 bin adet akıllı tahta yerleştirilmiştir. Öğrenci ve öğretmenlerimize 62.800 adet tablet dağıtılmış, 81 ilimize 110 adet uzaktan eğitim merkezi kurulmuştur.

85 bin adet akıllı tahtanın kurulduğu okullarda okul içi kablolamanın yapılması amacıyla ihale gerçekleştirilmiş, söz konusu alım ve yapım ihaleleri birinci fazdır.

Bu çerçevede, projenin 2015 yılı içinde tamamlanması için 3 Nisan 2013 tarihli Resmî Gazete’de, 10 milyon 600 bin adet tablet bilgisayar alınması, 13 bin okula İnternet’in sunulması amacıyla okul içi kablolama yapımı ihaleleri ilan edilmiştir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bir de Pardus Projesi hakkında arkadaşlarımızın itirazları var. Pardus Projesi 2003 yılında, özellikle ulusal güvenlik ve teknolojik bağımsızlık bağlamında duyulan gereksinim üzerine Başbakanlık tarafından TÜBİTAK BİLGEM’in görevlendirilmesiyle başlamıştır.

Pardus Projesi’ne 2005-2012 yılları arasında toplam 11 milyon Türk lirası Kalkınma Bakanlığı tarafından destek verilmiştir. Bu destek, 2013 yılında 4 milyon Türk lirası olarak devam etmektedir.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Ne olmuş yani? Öyle bir proje, yok böyle bir şey. Öyle bir ürün yok ya ortada.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Pardus’un 2013 sürümü 25 Mart 2013 tarihinde TÜBİTAK Başkanlığı tarafından yapılan basın toplantısıyla kullanıma açılmış ve şu ana kadar 80 bin defa indirilmiştir ve kurumsal göç başlamış, Pardus’a bazı kurumlar geçmeye başlamıştır; Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Bakanlığı, TÜRMOB, İSKİ, Adalet Bakanlığında, evet, Pardus’a geçmek için gerekli hazırlıklar tamamlanmış, bazılarında geçilmiştir.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Doğru değil, doğru değil, yok öyle bir şey.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Etkileşimli tahtalarda Pardus kullanımı hakkında da bilgi vermek istiyorum: FATİH Projesi kapsamında hâlihazırda 85 bin akıllı tahta üzerinde Pardus işletim sistemi yer almaktadır. İlerleyen tarihlerde yaklaşık 550 bin akıllı tahta üzerinde temel işletim sistemi olarak Pardus’un koşması planlanmaktadır.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Varmış gibi anlatıyorsun bunları ya, hayret bir şey!

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığında, her biri iki hafta süreyle devam eden, farklı illerde 15 kurs tamamlanmış Pardus’la ilgili.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mesela, Şanlıurfa’yı bir örnek verir misin, nerede açılmış? Diyarbakır’ı örnek verir misin, Hakkâri’yi verir misin? Yok böyle bir şey.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - 300’den fazla öğretmene temel seviye Pardus eğitimi verilmiştir. 43 öğretmen ileri seviye Pardus eğitimi almıştır.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekili arkadaşımız AK PARTİ’nin ülkeyi satmasından söz etti. Unutmayalım, “satmak” ve “biz” asla yan yana gelmeyiz. Biz ülkeyi imar ederiz, inşa ederiz; 2023, 2053, 2071 vizyonu çerçevesinde kutlu hedeflere doğru ülkemizi yürütürüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İnşallah, bu projenin tamamlanmasından sonra bilişim teknolojisinde yerli üretim ve katma değer artacak.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Nerede yerli üretim var ya? Neresinde var bunun yerli üretim? Amerika’ya peşkeş çektiniz.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Değerli milletvekilimiz “Ülkemizde bilişim teknolojisi sınıfları kurdunuz, çöplüğe attınız.” diyor. Unutmayalım, bilgisayar artık sarf malzemesidir. “Çöplüğe attınız.” dediğiniz bilgisayarla yeni bir nesil yetişti.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Bilişim sınıfları çöp oldu, çöp.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Bilgisayarı kullanabilen, İnternet’e girebilen yeni bir nesil, bilgisayar okuryazarlığına ulaşmış bir yeni nesil yetişti.

Soruyorum: Acaba siz hâlâ 2002’deki bilgisayarınızı mı kullanıyorsunuz?

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Mesele de orada zaten!

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, inşallah, bu projeyle, Türkiye, bilişim teknolojisi çöplüğü değil, bilişim teknolojisi üssü olacaktır.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Bilişim sınıfları ne oldu ya? Çöplük oldu, daha hâlâ onu söylemiyorsun.

AVNİ ERDEMİR (Devamla) - Bu duygularla grup önerisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam.

Yoklama alacağız.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Dibek, Sayın Susam, Sayın Öğüt, Sayın Aksünger, Sayın Çıray, Sayın Şeker, Sayın Tanal, Sayın Topal, Sayın Havutça, Sayın Gök, Sayın Kuşoğlu, Sayın Aslanoğlu, Sayın Onur, Sayın Kurt, Sayın Yüceer, Sayın Kaleli, Sayın Oyan, Sayın Korutürk, Sayın Değirmendereli.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.00

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Erdal Aksünger ve 23 milletvekili tarafından FATİH Projesi’nde yaşanan sorunların tespiti amacıyla 1/3/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; (11/28) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 31 Mayıs 2013 Cuma günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 31 Mayıs 2013 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına; 4, 11, 18 ve 25 Haziran 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 5, 12, 19 ve 26 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi

                                                                                                        28/05/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/05/2013 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                          Mustafa Elitaş

                                                                                                               Kayseri

                                                                                           AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 214, 360, 371, 297, 173, 227, 406, 252, 10, 405, 126, 54, 432, 166, 419, 182, 288, 440, 267, 439, 183, 402, 400, 449, 284, 268, 281 ve 283 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın sırasıyla 5, 6, 7, 8, 9, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57 ve 58’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 31 Mayıs 2013 Cuma günü saat 14:00’te toplanması ve bu birleşimde; Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” ile “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısımlarında yer alan işlerin görüşülmesi;

Bastırılarak dağıtılan (11/28) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 31 Mayıs 2013 Cuma günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınması ve Anayasanın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin 31 Mayıs 2013 Cuma günkü Birleşiminde yapılması;

4, 11, 18 ve 25 Haziran 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

5, 12, 19 ve 26 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi;

28 Mayıs 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde 297 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

29 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 358 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

30 Mayıs 2013 Perşembe günkü birleşiminde 121 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

31 Mayıs 2013 Cuma günkü birleşiminde 380 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

4 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde 324 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

5 ve 6 Haziran 2013 Çarşamba ve Perşembe günleri saat 14:00’te toplanması;

5 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 51 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

6 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde 212 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00’te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar,

11, 18 ve 25 Haziran 2013 Salı günkü birleşimlerinde 15:00-20:00;

12, 13, 19, 20, 26 ve 27 Haziran 2013 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14:00-20:00 saatleri arasında;

çalışmalarını sürdürmesi;

önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş’ta.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugünkü Danışma Kurulumuzun asıl mahiyeti, geçen haftadan yarım kalan işlerimizin devamı -ki, bildiğiniz gibi, geçen hafta sonunda- Petrol Kanunu’yla ilgili düzenlemenin, temel yasa olarak görüşülen düzenlemenin geneli üzerindeki görüşmeler tamamlandıktan sonra, bugün birinci bölüm üzerindeki görüşmeler ve arkasından varsa maddelerle ilgili önergelerinin görüşülüp oylanması ve tasarının kanunlaşması.

Arkasından, YÖK Kanunu’nda değişiklik yapan bir kanun… Bu da 5 yeni üniversitenin, vakıf üniversitesinin kurulması, 1 üniversitenin adının değiştirilmesi, yürürlük ve yürütme maddeleriyle birlikte 8 maddelik bir kanun tasarısının görüşmeleri.

Bir de Sayın Meclis Başkanımız vasıtasıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın bizden talep ettikleri, yarın da Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda konuşmasını yapmasını biraz önce, bir saat önce veya bugünkü gündemin başında Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği Tunus Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının burada bulunması münasebetiyle, Tunus’la ilgili 2 uluslararası sözleşme… Bunlardan biri, Türkiye Cumhuriyeti ile Tunus Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı; diğeri de, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Tunus Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının onaylanmasıyla ilgili uluslararası sözleşme.

Dün, siyasi parti grup başkan vekilleriyle yaptığımız haftalık görüşme çerçevesinde, bu uluslararası sözleşmeyi de sizler uygun gördüğünüz takdirde… Sayın Cumhurbaşkanı buraya geliyormuş, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de bir konuşma yapacak; bu konuşmadan önce, bizler, iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirebilmek adına bugün itibarıyla, eğer, bu uluslararası sözleşmelerin de oylamasını yaptığımız takdirde olumlu olur, uygun olur diye ifade ettik. Kendileri de, prensip olarak uygun olduklarını ifade etiler. İnşallah, bugün, belli bir zamanda uluslararası sözleşmeyi de haletmiş olacağız.

Bir de, değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti ve Gürcistan Arasında Ahıska-Borçka Enterkonneksiyon Hattı Yoluyla Sınır Ötesi Elektrik Ticaretine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın, yani uluslararası sözleşmenin bugün görüşülmesiyle ilgili mesele, bu haftaki gündemimiz, perşembe gününe kadar.

Cuma günü, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan milletvekili arkadaşlarımızın BAŞKENTGAZ dolayısıyla Sayın Başbakan hakkında verdikleri gensoru önergesinin görüşülmesini tamamlamış olacağız.

Ümit ediyorum, diliyorum ki, bu çerçevede, biz, bugün, yarın ve perşembe günü Petrol Kanunu Tasarısı’nı bitirmek, 3 uluslararası sözleşmeyi onaylamak ve YÖK Kanunu’ndaki 5 vakıf üniversitesinin kurulması ve 1 üniversitenin adının değiştirilmesiyle ilgili kanun tasarısını kabul ettikten sonra, Cuma günü sadece gensoruyu görüşüp illerimize seçim faaliyetlerinde bulunmak üzere gitmeyi arzuluyoruz. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde rüzgârın hangi yönden hangi şiddetle eseceği, dalgın mı, durgun mu veya hızlı mı olacağı, tsunami etkisi olup olmayacağı gün içerisinde farklılaştığından dolayı bilmiyoruz. Bu süreç içerisinde, baktığımız takdirde, açıkça söylüyorum, biz, bu 3 uluslararası sözleşme ve YÖK Kanunu’yla ilgili olan meseleyi ve aynı zamanda Petrol Kanunu’nu bu hafta bitirmeyi arzu ediyoruz, gensoruyla birlikte bitirmeyi arzu ediyoruz. Eğer bu süre içerisinde herhangi bir şekilde bitmediği takdirde, cuma günü gensorudan sonra bu kanunların da görüşülmesine devam etmeyi istiyoruz ama herhâlde siyasi parti gruplarımızla yaptığımız prensipteki konuşmalar çerçevesinde, tahmin ediyorum, perşembe günü bu kanun tasarıları da bitmiş olacak ve cuma günü sadece gensoru görüşülmesiyle birlikte bu haftanın da işlerini bitirmiş olacağız.

Bakınız değerli milletvekilleri, saat altı buçuk, AK PARTİ grup önerisi konuşuluyor. Genel Kurul saat üçte başladı. Üç buçuk saat oldu, hâlâ gündeme geçemedik. Şimdi, benden sonra 3 konuşmacı var, yarım saatlik süre de bu, toplam yedi saat. Haydi yarım saatini gündem dışı konuşmalara vermiş olalım; üç buçuk saatlik süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmeye uğraşıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Muhalefet konuşmasın mı Başkan?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Muhalefet konuşsun. Muhalefet konuşsun. Niye konuşsun? Muhalefet, önergeleriyle konuşsun. Muhalefet, kanunun bölümleri üzerinde konuşsun. Muhalefet, soru-cevap sisteminde gelsin sayın bakana konuyla ilgili can alıcı sorular sorsun, hem millet bu konu hakkında bilgi sahibi olsun hem de milletvekilleri bu konuda yeterli bilgi sahibi olsun. Bir yanlış varsa sorularla, yapılan görüşmelerle, muhalefetin de katkılarıyla bu milletin aleyhine olabilecek herhangi bir düzenlemeyi yol yakınken geri çekmenin yollarını bulalım. Öyle bir şartlanmışlıkla ortaya çıkılıyor ki, iktidar partisinin verdiği değişiklik önergelerinin hiçbirisine -anlaşmalarımız hariç olmak üzere, istisnalar hariç olmak üzere- muhalefet saflarından hiç kimse el kaldırmıyor; parti taassubu, parti disiplini… Muhalefet partilerinin de belki makul olduğunu düşündüğümüz önergelerinde anlaşıyoruz, konuşuyoruz, diyoruz ki: “Bu önerge kabul edilebilir.” Buraya gelen bir milletvekili, o önergeyle ilgili meseleyi savunan milletvekili arkadaş, ağza alınmayacak hakaretler “Ülkeyi sattınız, batırdınız, peşkeş çektiniz, şunu ettiniz, bunu ettiniz…” Grup başkan vekiline “Ya, sayın grup başkan vekili, hadi bunu kabul edelim dedik ama şu yapılan konuşmayla bizim ‘kabul’ dememiz arasında bir paralelliği kurmak yakışık almaz bir konuma geliyor.” diyoruz.

Bakın, değerli arkadaşlar, biz şu grup önerilerini neye göre konuşuyoruz? İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre konuşuyoruz. İç Tüzük’ün 19’uncu maddesinde diyor ki: “İçtüzükte Danışma Kurulunun tespitine, teklifine veya görüş bildirmesine bağlanmış olan bütün hallerde, Danışma Kurulu, yapılan ilk çağrıda toplanamaz, oybirliğiyle tespit, teklif yapamaz veya görüş bildiremezse, Meclis Başkanı veya siyasî parti grupları ayrı ayrı, istemlerini doğrudan Genel Kurula sunabilirler. Bu durumda istemin oylanması ilk birleşimin gündemindeki Başkanlık sunuşlarında yer alır ve Genel Kurul işaret oyuyla karar verir.” Az önce, Sayın Meclis Başkanımızın yurt dışı seyahatiyle ilgili Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarını okudu Sayın Başkan. O süre içerisindeki yapılanda hiç kimse “Ben bu konu hakkında konuşmak istiyorum.” demedi. Yıllardır uygulanan İç Tüzük’ün yanlış bir geleneği sonucunda biz bu 19’uncu maddeden siyasi parti gruplarının önergelerini içindeki yaptığı açıklamalar çerçevesinde aynen bu 19’uncu maddenin son cümlesi çerçevesinde oylamamız gerekirken 63’üncü maddeye dayanarak oyluyoruz, oylarken de onar dakika konuşuyoruz. Ne? Usul tartışması. 63’üncü maddedeki ifade de şu: “Bir konuyu öne alma veya geriye bırakma gibi usule ait konular, diğer işlerden önce konuşulur.” Sayın Başkan, bununla ilgili on dakika vermek mecburiyetinde değilsiniz. 4 kişiye de konuşma vermek mecburiyetinde değilsiniz çünkü usul tartışmalarında siz üç dakikayı gelenek hâline getirdiniz. Usul tartışmaları 63’üncü maddeye göre yapılıyor. Bunu gelenek hâline getirdiniz. Bana göre grup önerileri 19’uncu maddeye göre sadece okunduktan sonra işaret oyuyla karar verilmesi gerekirken, biz usul tartışmasını 63’üncü maddeye göre yapıyoruz. “En çok” diyor… “En çok iki lehte, iki aleyhte, dört milletvekiline, en çok -yani bir lehte bir aleyhte de olabilir- on dakikayı geçmemek üzere söz verilir.” diyor.

Yani bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi 22’nci Dönemde usul tartışmalarını onar dakika yaparken, Türkiye Büyük Millet Meclisi sataşmalara beş dakika cevap hakkı verirken, onu yapan Meclis Başkanlık Divanı, Meclis başkan vekilleri usul tartışmalarına üç dakikayı uygun görüp hiçbir siyasi parti grubu da buna “hayır” demezken ve sataşmalara bazen bir dakika, bazen iki dakika gelenek hâline gelmiş sözler verilirken, yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemiyle ilgili kısmı değiştirmek veya burada istismar konusu hâline getirmeye Meclis Başkanlığının “dur” demesi gerekir, çünkü her gün grup önerisi geliyor. Ne olduğu belirsiz. Biz bilmiyoruz. Muhalefet bizi eleştiriyor “Bu hafta ne konuşacağımızı bilmiyoruz.” İnanın biz de saat bir buçukta, bakın, değerli milletvekilleri, saat bir buçukta muhalefetin hangi konuyla ilgili bir grup önerisinin geleceğini ancak Danışma Kurulunda öğreniyoruz. O anda milletvekili arkadaşlarımıza diyoruz ki “Hadi hazırlanın.” “Siz, eğitim konusuymuş, buna hazırlanın.”, “Reyhanlı konusuymuş, sen şuna hazırlan.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Sayın Başkanlık Divanı, açıkçası usul tartışmasıyla ilgili olan kısımda yaptığınız güçlü bir iradeyi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışması yönündeki ortaya koyduğunuz iradeyi grup önerileri konusunda da koyacağınızı ümit ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ona bile on dakika yetmedi Sayın Başkan!

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’e aittir.

Buyurun Sayın Öğüt. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani şu grup önerisiyle tablonun ne alakası var, ona bakacağız şimdi!

BAŞKAN – Bakacağız, göreceğiz.

Buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, cuma günü Kars’a gittim. Kars, Ardahan, Erzurum bölgelerini dolaştım, korkunç bir facia gördüm, resimleri göstereceğim. Bir afet yaşanıyor, bir tufan yaşanıyor, millet perişan. Yani, öyle bir durum var ki bir yandan, sayısız, aniden hayvanlar ölüyor, bir yandan kuyuya atarak toprakla kapatmak istiyorlar, bir yandan açıkta kalan hayvanlar leş gibi kokuyor, korkunç derecede çevre kirliliği, korkunç derecede hastalıklar saçıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada sırayla göstereceğim. Şu, Göle’nin Durançam köyünde hayvan leşleri. Hayvanlar ölmüş ve dışarı atmışlar, suyun kenarında, korkunç, leş gibi kokuyor. Siz milletvekilisiniz, lütfen sizden rica ediyorum, bir heyet kurarak gidelim buraya, bir görün.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu tarafa da göster, bu tarafa da.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, siz de görün.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bunların gömülmesi lazım.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi, hayvanlar ölüyor, hayvanları traktörün arkasına bağlayarak, sürüterek çukura götürüyorlar. Leş gibi kokuyor. Bakın, anlatıyorum. İşte bir ölü hayvan daha... Özellikle başında durdum, niye duruyorum başında? İftira atan çok biliyorsunuz, diyecek ki: “Ulan gitti dağdaki ölen hayvanları çekti, getirdi.” Evet, facianın bu kısmına lütfen hepinizin dikkatini çekmek istiyorum. Şu facia arkadaşlar –basın da çeksin, yandaş basın da çeksin- Göle’nin Durançam köyünde -Sayın Orhan Atalay da bunu biliyor- 300 büyükbaş hayvan ölmüş, 400’e yakın da buzağı, dana ölmüş. 700 tane hayvan arkadaşlar. Bu resim iki gün önce yani cumartesi günü çekildi arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, çukura hayvanları dolduruyorlar. Bunlar can, canlı. Çaresizlikten ölüyor hayvanlar. Şimdi burada 3 tane milletvekili ölse ne yapar dünya? Ayağa kalkar değil mi? Peki, kaç hayvan ölmüş biliyor musunuz arkadaşlar? Bakın, ben size söyleyeceğim sadece Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı ve Erzurum’da ölenleri.

Kars’ta 350 civarında köy var. Her köyde 10 hayvan ölse 3.500 hayvan yapıyor.

Ardahan’da 237 köy var. Her köyde 10 hayvan ölse -fazla var, onu söyleyeyim, eksik söylüyorum- 2.370 hayvan yapar.

Iğdır’da 200 civarında köy var. 10’la çarpsanız 2 bin hayvan yapıyor.

Ağrı’da 680 köy var. 10’la çarptığınız zaman 6.800 hayvan ölmüş.

Erzurum’da 1.180 köy var. 11.800 hayvan ölmüş.

Toplam 26.600.

Hanımefendi, siz hayvanla uğraşmadığınız için gülebilirsiniz ama gelin, oradaki hayvanın ölüm şeklini görün, tüyleriniz diken diken olur.

Ben, Kars’ın Başgedikler köyüne gittim, inanın, yemin ediyorum -kamera kaydını size göstereceğim zaten, daha sonra basın toplantısı yapacağım- hayvanı can verirken, ölürken ağzından salyalar akarken gördüm, vicdanım sızladı. Büyük Millet Meclisi, Tarım Bakanlığı, Başbakan, Cumhurbaşkanı, hepinizi göreve davet ediyorum. Niçin ölüyor bu hayvanlar biliyor musunuz? Şap ilacı zamanında gitmediği için. Şap ilacı niye gitmedi kardeşim? Tarım Bakanı ortada yok, Tarım Bakanı başka işlerle uğraşıyor, umurunda değil. Ben oraya gittikten sonra “Şap ilacı yok…” Niye? “Biz size para gönderelim…” Şimdi yeni daha Ardahan’ın, Kars’ın il tarım müdürleriyle görüştüm, para göndermişler, onlar da ihale yapacaklar, özel sektörden şap iğnesi alacaklar, götürecekler, adamın hayvanına iğne vuracaklar, hayvanı kurtaracaklar.

Kardeşim, bak, veteriner hekim, profesör burada, Yunus Kılıç burada, iyi biliyor, Ramazan Kerim Özkan da burada, bu arkadaşlar veteriner. Hayvan hastalandıktan sonra ilaç kâr etmiyor. Daha önce buna iğne vurmak lazım, üç ay önce iğne vurmak lazım. İnanın, yemin ediyorum arkadaşlar, ben 26.400 diyorum ama belki 100 bine yakın hayvan öldü bu beş ilde, bakın.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Hayvan kalmadı Hocam.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, hayvan kalmadı, gözünüz aydın!

Zaten Tarım Bakanlığı onu diyordu, “Hayvanlar kalmasın, tarım da kalmasın. Avrupa Birliğine gidelim. Fransa’dan hayvan ithal edelim, Fransa’dan buğday, arpa ithal edelim. Ben de şövalye madalyası alayım, olay bitsin. Ben de yılın bakanı seçileyim.” Tarım Bakanının derdi bu.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, somut konuşuyorum. Çıldır’ın Aşıkşenlik beldesi var, Belediye Başkanıyla görüştüm biraz önce. “300’ün üzerinde hayvan ölü. Şu anda bizim bir kepçemiz var, kuyu eşmeye yetiştiremiyoruz. Hayvanları gömeceğiz. Yoksa hastalık saçıyor.” dedi. Kars’ın Başgedikler köyüne gittim, dokuz tane çukur var arkadaşlar. Her çukurda 60 tane, 70 tane hayvan var. Kars’ın Akçakale köyüne gittim, Karakale köyüne gittim, Beyköy’e gittim ve insanlar şu anda beni izliyorlar ama şunu da söyleyeyim: Kars milletvekillerimiz, hem iktidar partisinin hem bizim milletvekillerimiz olağanüstü bir gayret gösteriyorlar aşının gitmesi, orada hayvanların ölmemesi için. Ben arkadaşlarımı suçlamıyorum, teşekkür ederim. Zaten onlar da gayret gösterdiler, şu anda aşı gitti, ama aşı geç gitti, yetişmedi arkadaşlar. Öyle bir facia geldi ki şimdi, şu anda inanın, yemin ediyorum, ben milletvekilliğimden utanıyorum.

Sizden rica ediyorum Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili, Sayın Meclis Başkanım, bir heyet tespit edelim. Bu ölen hayvanların hepsine baktım ben, kulak küpeleri var, hepsi kayıtlı. Bir heyet gitsin, bu ölen hayvanları tespit etsin, bu insanların zararını devlet ödesin. Bu insanlar yaz kış demeden… Ermenistan sınırında olan Başgedikler köyü, aynen söylüyorum, bana dediler ki: “Biz Ermenistan sınırındayız, bundan sonra Türkiye yok. Ermenistan sınırında biz vatanı bekliyoruz, bayrağı bekliyoruz. Buraya ne veteriner geliyor ne aşı geliyor ne devlet geliyor ne de Hükûmet kardeşim.” Böyle bir zulüm olabilir mi? Söylüyorum, Başgedikler köyü diyorum.

Arkadaşlar, böyle bir konuda benim tüylerim ürperdi. Sizden istirham ediyorum, Çevre Bakanını göreve davet ediyorum. Erdoğan Bayraktar, Sayın Bakanım, siz duyarlısınız, sizden rica ediyorum, bir heyet acilen gönderin. Korkunç, leş gibi kokuyor her taraf. Sağlık Bakanı, sizden rica ediyorum, ekibinizi gönderin, insanlar hastalanmasın.

Bakın, burada hocalarım var, brusella hastalığı var aynı zamanda şap hastalığının dışında. Brusella hastalığı, arkadaşlar, insanı öldürüyor, insanı öldürüyor. Bir daha söylüyorum: Brusella hastalığı insanı öldürüyor. İnsanlara brusella hastalığı geçmemesi için acil olarak devleti ve Sağlık Bakanlığını, Çevre Bakanlığını, Tarım Bakanlığını göreve davet ediyorum. Heyetler gönderin, kalkın, kendiniz gidin kardeşim, siz ne güne duruyorsunuz burada ya? Yan gelip yatmanın bir anlamı yok ki. Sizden rica ediyorum, gelin. Bakın, adres veriyorum, köy adresi veriyorum: Kars’ın Selim ilçesinin Karakale köyüne gidin, Akçakale köyüne gidin, Beyköy’üne gidin, Kars’ın Akyaka ilçesinin Gedikler köyüne gidin, Ardahan’ın, Göle’nin Durançam köyüne gidin, Çıldır’ın Aşıkşenlik köyüne gidin, Ardahan merkez Taşdeğirmen köyüne gidin arkadaşlar. Yani, öyle bir durum var ki…

Ardahan’da, mesela, bir Hoçvan diye bölgemiz var, 21 pare köyü var, korkunç… Bütün hayvanlar leş gibi kokuyor. Yani, nasıl biliyor musunuz? Hayvan ölmüş, kalmış; sinek yiyor. Bir de, bir şey daha söyleyeyim: İnanın, samimi söylüyorum, o ölen hayvanın etini köpekler yemiyor. Bakın, diyorlar ki: “Ya, köpekler yese biz kurtulacağız.” Hayvanın eti, yani, zehirli olduğu için, hayvan da anladığı için, köpek de yemiyor, kurt da yemiyormuş.

Bunun için Sayın Başkanım, sizden istirham ediyorum, bakın, Göle’nin Durançam köyünde -bana listesi geldi, telefonları da var- kimin, kaç hayvanı ölmüş burada belli.

Son dakikada şunu söyleyeyim: Göle’nin Köprülü köyünde bir arkadaşımız bankadan kredi almış, hayvan almış. Bu arkadaş “İsmimi ver.” diyor, şimdi ismini vereceğim, çünkü dilekçe vermiş, hâlen daha bir şey olmamış. Bu arkadaşımız Tuncel Özdağ. Göle’nin Köprülü köyünde, beldedir. 14 tane hayvanı ölmüş. Dün gittim, “6 hayvanım hastalıklı, onlar da ölecek. Ben bankadan kredi aldım, hayvanlarım öldü. Şimdi, ben bu krediyi nasıl ödeyeceğim? Benim ocağım söndü.” diyor.

Arkadaşlar, şimdi, bunun çaresi şudur: Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük devlettir. Derhâl bu zarar ziyan tespit edilsin, vatandaşların zarar ziyanı ödensin. Acil olarak bakanlar gitsin, bu zarar ziyanın ödenmesi için de bir heyet lütfen hemen Kars’a gitsin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öğüt.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde son söz, Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık’a aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, biz BDP Grubu olarak çalışmalardan kaçmıyoruz, çalışalım ama adaletli bir şekilde. Ülkemizin temel sorunlarını birlikte tespit edelim, bunlarla ilgili -uyum yasaları mı- yasalar çıkacaksa birlikte hareket edelim.

Biraz önce burada Elitaş konuştu, uzlaşıdan, bir arada çalışmaktan bahsetti. Uzlaşı, sizin sadece kendi yaptıklarınızı getirip muhalefete “Buyurun, gelin, buna destek verin…” Uzlaşı, bu değil. Geçmişte belli siyasi odaklar da size “Gelin, uzlaşın.” dediklerinde orduyu arkalarına alıyorlardı, sipere panzerle yatıyorlardı, “Gelin, uzlaşın.” diyorlardı. Şimdi siz de aynı taktiği uyguluyorsunuz, muhalefeti yok hükmünde sayıyorsunuz.

Muhalefetin sorunları var, ülkenin temel sorunları var. Yani biraz önce burada konuşan arkadaşımızın Kars, Ardahan, o bölgeyle ilgili bu feryatları bire bir gördüğü içindir ki Meclisi bu konuda göreve davet ediyor. Gelin, birlikte çalışalım, uzlaşı böyle olur.

Şimdi, bizim temel sorunlarımız var. Ciddi bir süreçten geçiyoruz. Bu sürecin ruhuna uygun yasaların yapılması gerektiğini hep söylüyoruz ama ne hikmetse bu torba yasası gelip geçiyor, bu torba yasasında… Evet, ülkenin belli sorunları var ama bizi özgürleştirecek, sorunlarımızı çözecek hiçbir şey bugüne kadar olmadı. O vesileyle, çalışalım ama birlikte bu ülkeyi özgürleştirecek yasalara ihtiyacımız var.

Bizim kanayan bir yaramızdır. Cezaevlerindeki sorunları her gün gazetelerde manşet manşet izliyorsunuz ve okuyorsunuz. Nasıl vicdanınız buna el veriyor, nasıl buna tahammül edebiliyorsunuz? Kürt çocukları cezaevinde, Antalya’da, İzmir’de taciz ediliyor, saldırıya maruz kalıyorlar; çocukların konumu bu. Birçok cezaevinde, cezaevindeki arkadaşlarımızın uğradığı zulmü hep birlikte izliyoruz ve Hükûmeti bu konuda sorumluluk almaya davet ediyoruz yani cezaevinde yaşayan arkadaşlarımız yirmi yıldır, yirmi beş yıldır cezaevindedirler, yirmi beş yıldır tutsaktırlar ama bunlarla ilgili bir tek adım atılmıyor.

Cezaevlerinde bazı müdürler, bazı infaz koruma memurları bire bir 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevinde uygulanan yol, yöntem ne ise öyle davranıyorlar, belli bir ideolojinin ürünüdürler ve cezaevindeki siyasi tutsaklara karşı acımazsızca saldırıyorlar ve birçok cezaevinde bunlar var, yetkilerle konuşuyoruz, bizim en hassas noktamızdır. Biz insani bir şekilde çözülmesinden yanayız ama bu şekilde çözülmezse, kilitleriz. Yani, yaşadığımız süreçte hâlâ yasalar geçiyor, bu yasalar buradan geçiyor ama gidip bir yerde tıkanıp kalıyor. Buradan yasa geçti, ne oldu? Hasta, tutuklu ve hükümlüler Adli Tıp Kurumundan alınacak raporlarla gidip son günlerini aileleriyle geçirecekti ama bugüne kadar tahliye olan, ailesine giden bir tek insan yok. Ne oldu? Adli Tıp Kurumu sizin denetiminizin dışında mıdır, Adli Tıp Kurumu sizin dışınızda mı karar veriyor? Demek ki bu ülkede bir şeyler yanlış gidiyor.

Bakın, sevgili arkadaşlar, Numune Hastanesinde tedavi olan hastalar, emin olun Sincan Cezaevinden onay alınmadan su bile oraya girmiyor, iaşe aynı şekilde. Kaldıkları koşullar, cezaevi içerisindeki tecrit odaları, hücreler neyse, Numunedeki hasta odaları da aynı noktada. Adaletten, hukuktan, kardeşlikten bahsediyorsunuz ve biz, “Tutuklu olanlar bu ülkenin namusudur, biz onları namusumuz gibi kollar, koruruz.” diyoruz. Bu insanlar hasta, bu insanlar cezaevinde, bunlarla ilgili ne yapıyorsunuz Allah aşkına? Yani bir Sayın Bakan, müdürlerine, infaz koruma memurlarına söz geçiremiyorsa, vallahi sözün bittiği yerdir ve bu yasaların değişmesi lazım, bu yasalarla iç barışımızı inşa edemiyoruz. Yani, sürekli bir süreçten bahsediyoruz, size muhalefet partisi dönüp soruyor, diyor ki iki muhalefet partisi: “Olup bitenler yasaya uygun mudur?” Siz de korkudan etrafından dönüyorsunuz, “Yasaya uygun.” Kardeşim, budur bizi ölüme iten, bu ret ve inkâr yasaları. Bu, yürürlükte olduğu müddetçe, biz nasıl barışacağız sizlerle? Bu yasalarla sorun çözülüyor mu? Geçmişin devlet güvenlik mahkemeleriyle ilgili Avrupa’dan zılgıt yediniz, ne oldu? Üniformaları çıkarttınız, özel yetkili mahkemeleri orada tutuyorsunuz. Özel yetkili mahkemeler ne yapıyor? Roboski’deki katliamları protesto eden Aydın’daki genç çocuklara otuz yedi yıl ceza veriyor, otuz yedi yıl.

Bugün grubumuzdaydı bu öğrenciler. Bir grup öğrenci gelmiş, üniversitede sadece kimlikleri Kürt, sadece Roboski’de olup bitenlere tepki gösterdikleri için altı buçuk yıl ceza alıyorlar. Bu mahkemeler, özel yetkili mahkemeler, devlet güvenlik mahkemelerine emin olunuz ki taş çıkartıyorlar. Şimdi, bu anlayışla nasıl iç barışımızı sağlayabiliriz? Bu mevcut yasa, bu mevcut Anayasa, sorunlarımızı çözmüyor. Onun için, sizin de korkmanıza… “Her şey yasaya uygun gidiyor...” Vallahi, her şey yasaya uygun giderse, birkaç ay sonra, siz dönüp nerede yanlış yaptığınız noktasında kendi yanlışınızı aramaya başlarsınız. Çok moda bir deyimdir son dönemlerde yani dünün güneşiyle bugünün çamaşırlarının kurumadığını biz, hepimiz bilmeliyiz. Bu temel sorunlarımız, Allah adına söylüyorum, bu mevcut yasalarla çözülmüyor, bu anlayışla çözülmüyor. Biz, yasalarımızı hukuka uygun bir şekilde… Biz, içerideki insanlarımıza, vatandaşımız ve kardeşimiz olarak bakabilirsek, o hukuku uygulayabilirsek, cezaevinde tutuklu olan, hükümlü olan o ağır ceza ile karşı karşıya olan insanlar özgürleşirse karşılıklı güvenler pekişir. Yirmi beş yıldır cezaevinde, PKK adına içeride, devlet güvenlik mahkemelerinin mahkûm ettiği, sadece soy isminden dolayı mahkûm olan yüzlerce insanı biliyorum. Siz de haksızlığa uğradınız. Onun için, nasıl burada üçüncü yargı paketinde, bir gecede, hiç birimizin haberi olmadan oturdunuz, konuştunuz muhalefet partisiyle, 7 TİP’li işçiyi katledenleri, 7 kez de idam alanları bir çırpıda özgürleştirdiniz.

Şimdi, gelin, gün bu yasaları değiştirme günüdür. Adalet yoksa barış da yok. Zaten adalet olmadığı içindir ki kavga var. Biz adaletin ve barışın inşa edilmesi için sizi göreve davet ediyoruz. Bu yasaları görüşürken bu konuda da duyarlı olmaya sizleri davet ediyoruz. Adalet Bakanlığından, yetkili kurumlardan, bu konuda derhâl komisyonların oluşturulup bu cezaevlerine bir an önce gitmelerini istiyoruz.

Bakın, Antalya Cezaevinde, İzmir’de, birçok cezaevinde çocuklara karşı bu saldırı, bu tacizi hep birlikte -başta da söylediğim gibi- her gün izliyorsak siz hangi vicdanla çocuklarınızın gözüne bakabilirsiniz? Yani bunu bu ülke hak etmiyor, biz hak etmiyoruz. O vesileyle, bu konuda herkesi duyarlı olmaya davet ediyoruz. İçeride olanların çocukları sadece bir kesimin çocukları olduğu için sırtınızı dönerseniz burada kardeşlik hukukunu da oluşturamayız.

Tabii, uzun süredir, gerçekten, biz sürekli özellikle bu KCK’li tutuklularla ilgili, 10 bine yakın tutukluyla ilgili Parlamentoda hep bunları dile getirdik ama onların dışında asıl PKK’den yargılanan binlerce insan yirmi beş yılın üzerinde cezaevindedirler ve bu insanların bir an önce özgürleşmesi gerekir. Artık yeni bir beşinci yargı paketi mi olur veyahut da çok daha böyle farklı bir komisyon oluşturarak diyaloglarla, müzakereyle yeni bir yasal düzenleme mi olur, bu insanların da bir an önce özgürleşmesi gerekir. KCK tutuklularının da, barışın ruhuna uygun bir sürece dâhil olmak üzere, bunların da bir an önce özgürleşmesi gerekir. Ancak bunları sağlayabilirsek bu yürüdüğümüz yolda yol alabiliriz, barışımızı daha da pekiştirebiliriz. Buna ihtiyacımız var, bu noktada korkmamalıyız, korkunun ecele faydası yok çünkü ülkemizle ilgili ciddi sıkıntıların nasıl yaşandığını biliyoruz. Bugün burada yeniden Reyhanlı olayı konuşulduğunda, aslında size ona benzer onlarca örnek de verebiliriz, onun olmaması için bu yasaların derhâl değişmesi gerekir.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde son söz, Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır…

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Her haftanın başında rutin bir çalışma yapıyoruz, maalesef artık teamül hâline geldi, İç Tüzük’e de yerleştirsek mi ne etsek bilemiyorum.

Çok uzun zamandan bu yana Danışma Kurulu uzlaşarak buraya bir gündem getiremedi maalesef, hep grup önerileriyle geliyoruz. Ancak, bunun doğru olmadığını, bunun hakkımız olmadığını ben her defasında ifade ediyorum. Dünyada hiçbir kurul, hiçbir kurum yok ki kendi gündemini belirlemek için her hafta bu kadar zaman harcasın, buna hakkımız yok, bunu çok net söylüyorum. Bu Meclis, bu Genel Kurul halkımızın sorunlarına çözüm üretmek, hukuk kurmak, beklentileri karşılamak için bir mesai harcamak durumundadır yani yasamanın hızlandırılması bu Meclisin görevi ancak bununla beraber dengeli bir şekilde denetimin de yapılması lazım. Denetimi muhalefete bırakan bir iktidar grubu, muhalefetin yasamanın hızlandırılması yönündeki desteğini sağlayacaktır ama denetime fırsat vermezseniz, denetimi, denetim hakkını yok sayarsanız… Sayın Elitaş çok da doğru söylemiyor yani incelemek mümkündür, komisyonlarda veya Genel Kurulda muhalefet partilerine ait kabul edilmiş binde 1 önerge ya buluruz, ya bulamayız. Ama, bunu aşmamız lazım, bunu bir inatlaşmayla çözemeyiz değerli arkadaşlar. Dolayısıyla, uzlaşarak, ortak aklı üreterek bu Meclisi çalıştırabilmenin bir yolu bulunmalı. Ancak, tekrar söylüyorum: Bunu konuşmak değil, bunun gereğini yapmak sorumlusuyuz, zorundayız da ama bunun önünü iktidar grubu çekmeli. Bunu sayın grup başkan vekili arkadaşlarımı suçlamak için söylemiyorum ama şunu kabul etmek durumundasınız: Siz iktidarsınız, bu ülkeyi yönetmek sorumluluğu sizindir, göreviniz bu. Uzlaşmayı temin etmek mecburiyetindesiniz, uzlaşmayı temin etmek için ısrar etmek mecburiyetindesiniz, yani tenkit ederek bir sonuç elde edemiyorsanız başka bir yol denemeniz lazım.

Şimdi, dört saat sürüyor bu görüşmeler. Dört saatte eğer uzlaşabilsek birçok konuda birçok hukuk kurabiliriz ve birçok soruna da çözüm üretebiliriz ama bunu sağlamak noktasında -ben üzülerek ifade ediyorum- şu yayına açık dakikalarda milletime, halkıma duyurmak açısından söylüyorum: İktidar grubunun yönetimi maalesef bir arayış içerisinde değil, bir arzu içerisinde değil, bir karar içerisinde değil ve bu konuda da bir ısrarı bulunmamaktadır. Maalesef milletin zamanını çalıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu grup önerilerini tenkit ediyor Sayın Elitaş ama eğer bu grup önerisi olmasaydı Sayın Ensar Öğüt’ün buraya getirdiği sorunu nasıl konuşacaktık? Değerli arkadaşlar, siz iktidar olarak kendi önceliklerinize dayalı bir gündem getirebilirsiniz ve onu kabul edersiniz oy çoğunluğunuzla ama milletin gündemini nasıl konuşacaktık? Kars’ta, Ardahan’da, Iğdır’da, doğuda, Erzurum’da bu hayvan ölümleri peşinde ne yapılması gerekiyor? Bu noktada Hükûmetin dikkatini çekebilmek için hangi imkânı kullanacaktık? Muhalefet partilerinin grup önerilerinin temel amacı bu; milletin gündemini buraya getirebilmek.

Petrol Yasası’nı konuşuyorsunuz. Mutlaka toplamda bir faydası, bir gerekliliği vardır ama millete ne faydası var? Yani, Kars’ta hayvanları ölen vatandaşımıza Petrol Yasası’nın ne faydası olacak yakın zamanda? Dolayısıyla, grup önerileri konusu gerçekten muhalefet partilerinin elinde millet adına denetim yapabilmenin imkânıdır, meseleyi böyle değerlendiriniz ama hiçbir şekilde bu çalışma usulünü savunabilmek mümkün değil. Hiçbir kurum ve hiçbir kuruluş yok ki kendi gündemini belirlemek için bu kadar çok tartışsın.

Değerli arkadaşlar, bütün konuşmalarımıza rağmen maalesef bir mesafe katedemedik, özel bir çalışma yapmamız gerekiyor. Şimdi, iktidar partisi Sayın Mustafa Elitaş’ın imzasıyla buraya bir gündem getirdi. Bunu anlamak mümkün değil Sayın Elitaş, 28 kanunu öne çekiyorsunuz. Önümüzdeki hafta bir başka önergeyle yine başka kanunları öne çekeceksiniz, yani şu kırmızı kitabın sırası sürekli değişiyor. Hani diyelim ki acil, 1’inci sıraya, 3’üncü sıraya alınması gerekir; 36, 37, 38, 39’uncu sırayı bugünden almanın ne anlamı var, ne faydası var, ne gereği var? Yani, bir iş yapabilmek için benim size bir önerim var. Böyle yazıp, çizip buraya oylattırmanız değil, ben inanıyorum, oy veren arkadaşlarınız da bunu anlamıyordur, bunun ne söylediğini, hangi kanunun öne alındığını, hangisinin ne zaman görüşüleceğini sizin getirdiğiniz bu önergeyle sizin milletvekili arkadaşlarınız da anlamıyordur, siz el kaldırdığınız için kaldırıyorlardır. Biz de anlamıyoruz, anlayabilmek için uzun uzun çalışıyorum, yani Allah razı olsun, geldin dedin ki: “Bu hafta Petrol Yasası’nı, YÖK Yasası’ndaki değişikliği ve 3 tane uluslararası sözleşmeyi çalışacağız.” Bir satır, bir cümlelik bir mesele bu, yani şunu deseydiniz ki: “Biz bu hafta Petrol Yasası’nı, YÖK Yasası’nda 5 tane üniversite kurulmasını ve 3 tane de uluslararası sözleşmeyi görüşmek istiyoruz.” Böyle bir önerge getirseydiniz çok daha anlamlı olurdu. Buraya, böyle koca sayfa dolusu… Ve haziran ayının sonuna kadarını da planlıyorsunuz, bunu da bir türlü anlayamadık. Önümüzdeki haftayı planlayamayan, öngöremeyen AKP Grubu haziran ayını da planlıyor. Ben biliyorum ki önümüzdeki hafta da bir tane getireceksiniz, yeniden değiştireceksiniz. Toplumun aklıyla, bu Genel Kurulun aklıyla alay etmenin anlamı yok. Ben tekrar teklif ediyorum: Muhalefet partileriyle uzlaşarak çok daha iyi bir çalışma temposu yakalayabilirsiniz, çok daha faydalı olabilirsiniz, bana göre çok daha doğru bir iş yapmış olursunuz.

Değerli arkadaşlar, yarım kalan bir hususu da ifade etmem gerekiyor. Sayın Orman Bakanı yok, onunla ilgili bir şey söyleyecektim.

Bakın, bu, Reyhanlı meselesi üzerinde çok fazla konuşmaya gerek yok. Bu bir acımız, bu bizim millî bir acımız. İnsanımız hayatını kaybetmiş, ülkemiz ve devletimizin egemenliğine bir saldırı olmuş. Saldırıyı yapanları şiddetle, nefretle kınıyoruz. Acımız var, acımızı paylaşıyoruz. Ama tenkit ettiğimiz husus şu: Bu acının etrafında kenetlenmeye, bir araya gelmeye davet edeceğinize muhalefeti suçluyorsunuz. Ne yapacaktık? Biz, bu acıyı unutmayacağız diyoruz, unutturmayacağız diyoruz çünkü bu olay önemli. Bu olayı unutursak daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalacağız. 11 Şubat 2013 tarihinde Cilvegözü Sınır Kapısı’nda patlayan aracı konuşabilseydik, o acıyı paylaşıp ona karşı ortak bir tepkiyi oluşturabilseydik belki de 11 Mayıstaki olayla karşılaşmayacaktık, Reyhanlı’daki olayla karşılaşmayacaktık. Acıların paylaşılması, acıların etrafında bir fırsat ihdas edilerek birliğin sağlanması aklın yolu, o da iktidarın sorumluluğunda. Tenkit ettiğimiz husus budur. Bu noktada dikkatinizi çekmek için biz bugün bu grup önerisini getirdik.

Ama maalesef bir türlü aşamadığımız bir inadınız var, sizin, Meclisi çalıştırmak istemediğiniz gibi bir kanaatimiz var. Eğer çalıştırmak isteseniz bunun daha farklı yolları vardır ve denenmelidir. Bu hususlar maalesef aşamadığımız, her defasında konuşmuş olmamıza rağmen hiç mesafe katedemediğimiz hususlardır. Dikkatinize sunarım.

Saygılar sunar, teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/1413) esas numaralı Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/113)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/1413 esas numaralı Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ve talep ederim.

                                                                                                         Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                                                       İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milletvekili Seçimi Yasası’nın 33’üncü maddesindeki yüzde 10 seçim barajının yüzde 3’e indirilmesi noktasındaki teklifimi İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca gündeme aldırmış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı hepinizin bildiği gibi 12 Eylül faşist askerî darbesinin ürünüdür. 1983’te yürürlüğe giren Milletvekili Seçimi Kanunu’yla getirilmiştir ve yaklaşık otuz yıldır yürürlüktedir. Ben bu konuyla ilgili olarak ayrıntılı bir değerlendirme yapmayı doğru bulmuyorum. Zira çok kolay biçimde ulaşabileceğiniz araştırma merkezinin Nisan 2011 tarihli seçim barajına ilişkin çok önemli bir raporu var. Bu raporda seçim barajının Türkiye bakımından, dünya örnekleri bakımından örnekleri çok iyi sıralanmış, iyi bir araştırma bu, bunu okuyabilirsiniz.

İkinci olarak yine, Nisan 2010 tarihli İDE araştırma merkezinin, Venedik Komisyonunun Türkiye’ye ilişkin ve seçim barajlarına ilişkin raporu var, buradan okuyabilirsiniz. Şunu söyleyeyim seçim barajıyla ilgili son olarak: Avrupa Konseyi Parlamenterler Komisyonunun seçim barajı bakımından yerleşik demokrasilere önerdiği oran yüzde 3’tür. “Yerleşik demokrasilere” kullandığı tabir de budur. Şimdi, bizdeki oran yüzde 10’dur. Eğer Türkiye’nin demokrasisinin yerleşik bir demokrasi olmadığı iddiasında iseniz bir sorun yok ama biz demokrasimizi yerleşik bir demokrasiye evrilme noktasında bir iradeye sahipsek bugün burada bunu gündeme alırız, tartışırız. Biz yüzde 3 önerdik, hiç olmayabilir veya gerçekten de hem yönetimde istikrar hem temsilde adalet bakımından sorunu olduğunu düşünüyorsanız yüzde 3 olmaz, 4 olur, 5 olur ama bugün burada bunu konuşuruz. Eğer konuşursanız o zaman biz de inanırız ki sizlerin, milletvekillerinin kendi partilerinden bağımsız olarak demokrasi konusunda, adalet konusunda, barış konusunda bir inancınız var.

Değerli arkadaşlar, niye bunları söylüyoruz? Biz yürüyen bu süreçle ilgili olarak Başbakana güvenmek zorunda değiliz. Başbakana güvenmiyoruz, açık söyleyelim, güvenmiyoruz Başbakana.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Senin güvenine ihtiyacı var sanki Başbakanın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Başbakana güvenmiyoruz. Biz 2009’da da güvenmedik, Oslo’da da güvenmedik.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hiç güvenmediniz siz, hiç güvenmediniz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, siz yine Kürtler üzerinden ve Türkiye’de barış edebiyatı üzerinden ve Başbakana güven üzerinden bir siyaseti yürütmeye çalışıyorsunuz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Halk güveniyor, halk. Halk güvendiği için bu partiye oy vermiş, sen güven güvenme… Güvenini kendine sakla.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Biz ise barışı ancak demokrasiyle güvence altına alabiliriz. O nedenle, bakın, burada yazılı 19 tane maddeyi açıkladık, 19 maddeyi.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sezgin Bey, inanıyor musunuz siz ona?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Birincisi de yüzde 10 seçim barajı, bakın, birincisi de yüzde 10 seçim barajı. O nedenle, bugün bunu gündeme getirdik. Eğer gerçekten Türkiye’de gerçek bir barışı inşa etmek istiyorsanız yer burasıdır, Meclistir, bu kürsüdür ve bu Genel Kuruldur. Gelirsiniz, burada her şeyi konuşuruz, her şeyi yaparız. Yüzde 10 seçim barajıyla ne işiniz var?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sen onu da geri çekersin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – 1995’te, 1999’da, 2003’te Türkiye’nin çoğulcu rüyası buraya yansıdı mı? Yansımadı.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sözünün arkasında duramazsın, onu da geri çekersin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Eğer gerçek barıştan yanaysanız…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Şüphen olmasın, şüphen olmasın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – …gelirsiniz, Cumhuriyet Halk Partisinin gerçek demokrasi, gerçek adalet ve gerçek özgürlük için önerilerine destek verirsiniz ve biraz sonra burada oylanacak seçim barajı konusundaki tutumunuzu ortaya koyarsınız.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sözünün arkasında duramazsın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Burada böyle laf atmakla olmaz, laf atmakla olmaz. Sizi ben demokrasiye davet ediyorum. Biraz sonra burada sınav olacak ve Diyarbakır’da, Hakkâri’de, Van’da, Edirne’de, Trabzon’da, her yerde, biraz sonra kalkacak “hayır” ellerinizi göstereceğiz. O nedenle, vicdanınıza, demokrasiye ve özgürlüğe hizmet etmek istiyorsanız biraz sonra bunu gündeme aldırırsınız ve hep beraber geliriz burada konuşuruz, burada konuşuruz. İlki bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim sayın Tanrıkulu.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Biz gerçek vicdandan yanayız.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hangi vicdan, hangi demokrasi?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Hangi vicdan? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ya, bakın, hangi vicdan, hangi vicdan? Sezgin Tanrıkulu vicdanı.

Ben Diyarbakır’ın sokaklarından, Hakkâri’nin sokaklarından geliyorum, tamam mı? Sen İstanbul’da dolaşırken ben oralardaydım.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Geçeceksin onu.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, çok teşekkür ederim.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sözünün arkasında duramazsın sen.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Dersim demokrasisi, Dersim!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Tüm yurttaşlarımızı da cumartesi saat 16.00’da Kadıköy Meydanı’na özgürlük ve demokrasi için bekliyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi siz laf atıyorsunuz ya, sayın milletvekilleri, laf atıyorsunuz ya, Sayın Mehmet Şimşek bekliyor, en az beş dakika gitti.

Evet, Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerimiz tarafından Milletvekili Seçimi Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair verilen kanun teklifi hakkında destek vermek amaçlı söz almış bulunmaktayım.

Arkadaşlar, bu kanunun özü, az önceki hatip arkadaşımızın ifade ettiği gibi, şu an Türkiye’de uygulanan yüzde 10’luk seçim barajının yüzde 3’e düşürülmesi hakkında.

Arkadaşlar, biz bu kanun teklifini neden verdik? Temsilde adalet sağlanabilsin diye; gerçekten, halkın iradesi Türkiye Büyük Millet Meclisine halkın istediği gibi yansıyabilsin düşüncesiyle.

Arkadaşlar, esas itibarıyla ben hiç baraj uygulanmamasından yana olan milletvekillerinden bir tanesiyim.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – CHP anca girer.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ben böyle düşünüyorum.

Arkadaşlar, sizin kısmen temsil ettiğiniz zihniyet bir dönem bu baraj yüzünden çok değişik arayışlar içine girmek zorunda kalmıştı. Bu lafı atarken lütfen bunları da hatırlayın, ona göre bu lafları atın.

Bugün AKP’nin yüksek oranda oy alması, insanların bir kısmının, sizin gibi düşünmemesine rağmen, “kötünün iyisi” mantığıyla size oy vermiş olması gerçeğinin…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Demek ki siz daha kötüsünüz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Siz daha mı kötüsünüz?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – …geçmişte sizin temsil ettiğiniz zihniyetin defalarca bu baraj sebebiyle Parlamento dışında kaldığı gerçeğini unutturmaması gerekir.

Arkadaşlar, biz bu kanun teklifiyle, barajın yüzde 3’e düşürülmesini istedik. Şu anda uygulanan, biliyorsunuz, yüzde 10. Yüzde 10 oy demek, arkadaşlar, yaklaşık 4,5 milyon oy demek. 2002 seçimlerinde bu Parlamento, Türkiye bunu yaşadı. AKP ve CHP Grubu olarak Parlamentodaydık ve halkın yaklaşık yüzde 53’ünü temsil ediyorduk. Yani bu, şu demek tersinden bakıldığında: Türk halkının yüzde 47’sinin iradesi Meclise yansımamış. Elbette bu dönem oran biraz daha yüksek ama bu, bundan sonraki dönemlerde de yüzde 10 barajı kaldığı sürece böyle olacak anlamına gelmez.

Arkadaşlar, yüzde 3’lük baraj bile bana göre az bir oyu temsil etmiyor, yaklaşık 1,5 milyon oy demek. Şimdi siz şunu söylüyorsanız, “Bu barajın yüzde 10’un altına düşürülmesi yanlıştır.” diyorsanız bunun gerekçesini ortaya koymanız gerekir. Hatırlarsanız, Doğru Yol Partisi 2002 seçimlerinde yüzde 10’a yakın bir oy almıştı ancak o parti Parlamentoda temsil edilememişti. Yine, 2002 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi de keza yüzde 10’a yakın bir oy almıştı ancak onlar da temsil edilememişti.

Şimdi, bu mevcut sistemde ne oluyor, biliyor musunuz? İnsanlar tam aklındaki veya ilkelerine uygun siyasi partiye maalesef yüzde 10’luk baraj yüzünden oy veremiyor ve bu anlamda, az önce söylediğim gibi, “kötünün iyisi” mantığıyla veya “Oyum ziyan olmasın.” mantığıyla hiç inanmadığı bir iradeye dahi sadece “Ufak tefek benzerlikler var.” düşüncesiyle oy verebiliyor.

Arkadaşlar, Türkiye’ye demokrasiyi getirdiğini iddia eden iktidar partisinin milletvekillerine ben birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum. İşte, örnek aldığımızı söylediğimiz, birliğine katılmaya çalıştığımız Avrupa Birliğinden bazı ülkelerde baraj sistemiyle ilgili örnekler burada. Avrupa’da bazı ülkelerde hiç baraj uygulaması yok benim de gönlümden geçtiği gibi. Ancak, Bosna Hersek’te yok, Bulgaristan’da yüzde 4, Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 5, Estonya’da yüzde 5 -bunlar yüksek olanlar- Hollanda’da yüzde 0,67, İrlanda’da yok, İsviçre’de yok, Letonya’da yüzde 5. Birçok Avrupa ülkesinde de baraj uygulaması yok. O anlamda, biz de diyoruz ki: En azından yüzde 3’e düşürürsek Parlamentoda halkın daha çok temsilcileri bulunabilir, daha çok siyasi parti burada temsilci bulundurabilir.

Yine, arkadaşlar, bu vesileyle şuna da değinmek istiyorum: Önümüzdeki yıl yerel seçimler var. Bir de yerel seçimlerde uygulanan bir baraj var illerde. Biliyorsunuz, yüzde 10’un altında oy alan siyasi parti temsilcisi belediye meclis üyeliği de kazanamıyor, seçtiremiyor. O yüzden birçok yerde ikili yarış olduğu için bu iki parti dışındaki ya da iki adayın temsil ettiği partiler dışındaki adayların belediye meclislerine bile üye sokmasının önüne geçiyoruz. Bu konuda da ivedi olarak, bence, yerel seçimlerden önce mümkün olursa bir yasal düzenleme yapmakta fayda var diyorum. Az önce söylediğim gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Devamla) - …biz bu yasa teklifini temsilde adalet sağlansın düşüncesiyle verdik. Desteklerinizi bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özcan.

Sayın Sakık, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Milletvekili Seçimi Kanunu’na ve yüzde 10’luk baraja ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Bu yasa tasarısı, daha önce, 12 Eylülün mimarı olan Kenan Evren ve arkadaşlarının getirdiği çok haksız, hukuksuz bir uygulama. Dünyada emsali, bir benzeri yok. Yani aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hâlâ siyasi iktidarlar bu Yasa’nın arkasına sığınarak siyaset yapmayı nasıl içlerine sindiriyorlar? Ve dünyada yüzde 10’luk baraj yok.

Şimdi, bu Yasa bu kadar adaletsizse, eğer biz demokratik zeminin hayat bulacağı günleri yaşıyorsak ve bu konuda herkese hayat hakkı tanıyacaksak bu tarihî bir fırsat. Bugün, mesela, bu yasayı kabul edip, bu konuda adımların atılması kayıp değil tam bir kazanç olur.

Bir taraftan 12 Eylül Anayasası’nı değiştirmeye kalkışmak ama bir taraftan da 12 Eylül generallerinin getirdiği Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu ve yüzde 10’luk baraja sığınmak dürüstçe bir tavır değil. Herkesi bu konuda vicdanlı davranmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi…

III. - YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, evet.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Susam, Sayın Aslanoğlu, Sayın Şeker, Sayın Dibek, Sayın Toprak, Sayın Özel, Sayın Özcan, Sayın Çam, Sayın Kuşoğlu, Sayın Çıray, Sayın Bayraktutan, Sayın Tanrıkulu, Sayın Kesimoğlu, Sayın Değirmendereli, Sayın Öz, Sayın Kaleli, Sayın Korutürk, Sayın Koç, Sayın Tayan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/1413) esas numaralı Milletvekili Seçimi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/113) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

IX.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI (x)

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, işportacıların sorunlarının giderilmesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/87) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Mobil Telekomünikasyon sektöründe çifte vergilendirmeye ilişkin sözlü soru önergesi (6/1348) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Ardahan’daki personel sayısının arttırıl-masına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1401) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 2003’ten itibaren yapılan lojman satışlarına ve gelirle-rine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1403) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, 2/B kapsamındaki arazilerden ecrimisil vergisi talebine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1447) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, geçmişte özelleştirilen bazı limanların işletilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1454) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kamuda çalışan avukatların çalışma koşulları ile özlük ve sosyal haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1721) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bir kredi derecelendirme kuruluşu ile ilgili değerlendirmelerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1723) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

                             

(x) Sözlü soru önergeleri Genel Kurulda okunmamış olup tutanağa eklidir.

9.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bazı askerî personelin maaşlarına yapılan son zamma ilişkin sözlü soru önergesi (6/1737) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 150 metrekareden küçük evlerde KDV oranının artırılacağı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1757) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

11.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Muğla’da 2/B kapsamındaki arazilerin rayiç bedellerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1915) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, THY’nin Bosna Havayollarındaki ortaklığını sonlandırmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2170) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

13.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, bütçe açığını kapatmak amacıyla yapılan zamlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2171) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bulunan araçlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2209) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanlığı resmî konutunun bakım onarım ve yenileme çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2210) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, 2/B arazileri için yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2220) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

17.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van’da yaşayan esnafın borçlarının ertelenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2245) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

18.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, akaryakıt, doğal gaz ve elektriğe yapılan zamlara ve resmî törenlerin maliyetine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2267) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

19.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, maaş farklılıklarının ne zaman giderileceğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2273) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

20.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2012 yılı içinde akaryakıt, doğal gaz ve elektriğe yapılan zam oranlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2282) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

21.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van depreminden zarar görenlerin borçlarının ertelenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2315) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

22.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Kore ve Kıbrıs gazilerine verilen şeref aylığı miktarının artırılması için çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2363) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

23.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Göle’de bir köyde bulunan tapusuz arazilerin kullanıcılarına bedelsiz verilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2367) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

24.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 5084 sayılı Kanun’un süresinin uzatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2441) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

25.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yapılan zamlara ve bütçe açığına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2472) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, vergi gelirlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2485) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

27.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kayıt dışı ekonominin önlenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2490) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

28.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ülkemizdeki gelir dağılımı bozukluğuna ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2511) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

29.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kredi notunun artırılmasının etkilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2542) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık tarafından borçları nedeniyle mükelleflere mektup gönderilmesi uygulamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2552) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

31.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, emeklilerin maaşlarının artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2579) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

32.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Türk TELEKOM’a devredilen taşınmazlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2688)

33.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Korkuteli ilçesinde bir köyde yaşanan sel felaketi so-nucu köy halkının mağduriyetine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2715) ve Maliye Bakanı Mehmet Şim-şek’in cevabı

34.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, THY tarafından gerçekleştirilen bir uçak alımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2739) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

35.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında görevli sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2815) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

36.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, akaryakıt fiyatlarına ve tüketimlerinden alınan vergilere ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2817) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

37.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Hazine’ye ait taşınmazlar üzerinde bulunan ibadethanelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/2836) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

38.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, devlete ait taşınır ve taşınmazlardan bir derneğe tahsis edilenlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/2837) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

39.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, otoyolların özelleştirilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2856) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

40.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, memur ve muhasebe denetim yardımcısı kadrolarında görev yapan personele üniversite ödeneği verilip verilmediğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2875) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

41.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, ticari araçlardaki ÖTV ve KDV’nin düşürülmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2887) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

42.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, otomotiv sektöründen elde edilen vergi gelirine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2888) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

43.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, memurların ek göstergesinin yükseltilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2968) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

44.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, 2/B arazilerinin rayiç bedellerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3026) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

45.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, afet riski altındaki alanların kentsel dönüşümüne ilişkin sözlü soru önergesi (6/3081) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

46.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002-2013 yılları arasında Bakanlıkta istihdam edilen engellilere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3126) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

47.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık istisnai kadrolarına yapılan atamalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3131) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

48.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından kiralanan araçlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3132) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

49.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, kamu kurum ve kuruluşlarının tanıtım faaliyetleri ile ilgili harcamalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3133) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

50.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık personeline ve açılan davalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/3134) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

51.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakan Yardımcısına, görevlerine ve çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3135) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

52.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlık tarafından düzenlenen yurt dışı gezilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3143) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

53.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2002 yılından itibaren gerçekleştirilen temsil giderlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3224) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

54.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bakanlık personeli arasındaki ücret farklılıklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3272) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

55.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, vergi kayıp ve kaçak denetimleri ile vergi kaçıran mükelleflere yönelik işlemlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3304) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

56.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, e-haciz uygulamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3333) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

57.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Türkiye’de dolaylı vergilere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3335) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

58.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, mali müşavirlerin tasdik edecekleri defterlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3342) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

59.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ilindeki 2/B arazilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3353) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

60.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, KOBİ’lerin borçlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3354) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

61.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Maliye Bakanlığının engellilere yönelik çalışmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3355) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

62.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, memurların emekli maaşı ve emekli ikramiyelerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/3522) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

63.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, aynı statüdeki personelin farklı atama yönetmelikle-rine tabi olmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3566) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

64.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Maliye Bakanlığı çalışanları ile diğer kamu kurumu çalışanları arasındaki tazminat tutarı farklılığına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3567) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

65.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, personelin sosyal haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3569) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

66.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, personelin izin haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3571) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

67.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, hurda araç indirimine ilişkin sözlü soru önergesi (6/3658) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

68.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, özelleştirmelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/3700) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

69.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye’nin cari açığına ilişkin sözlü soru önergesi (6/3745) ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, “Sunuşlar” bölümünde belirttiğim üzere, birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini cevaplandırması için Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’i kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

Şimdi, bir saatiniz var. Soruları -anlaştı gruplar- okumuyoruz. Yani vakitli kullanırsanız size soru sormakla da yani bir saate tamamlayacağız. Tamam?

Evet, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (BATMAN) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlü soru önergelerine cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Cevaplarıma Sayın Ensar Öğüt’ün İçişleri Bakanımıza yönelttiği (6/87) sıra numaralı soruyla başlıyorum. Mevcut mevzuatımıza göre “işporta” olarak adlandırılan satış yerleri usulsüz olup yasal boyut kazandırılması mümkün değildir, uygun da değildir.

Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1348) esas numaralı sorusu: Mevcut düzenlemelere göre arızalı bir cihazın tamir edilememesi nedeniyle yerine yenisinin ithalinde ÖTV alınmaktadır. Garanti kapsamındaki arızalı cihaza ait önceden alınan ÖTV’nin iadesine ilişkin şu an itibarıyla bir çalışmamız bulunmamaktadır.

Sayın Ensar Ögüt’ün iki sorusu… (6/1401) esas numaralı sorusu: Bakanlığımızın taşra teşkilatının personel ihtiyacı imkânlar ölçüsünde giderilmeye çalışılmaktadır. (6/1403) esas numaralı sorusu: 2003-2012 döneminde 108 adet lojman toplam 24,9 milyon lira bedelle satılmıştır.

Sayın Ali Halaman’ın (6/1447), (6/3353), Sayın Mehmet Erdoğan’ın (6/1915), Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2220) ve Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2367) ve Sayın Cemalettin Şimşek’in (6/3026) esas numaralı soru önergeleri: Mevcut mevzuatımıza göre ecrimisil gelir getirsin getirmesin izinsiz ve hukuksuz tasarrufun karşılığı olan bir tazminattır, tabii ki devam edecektir. 2/B taşınmazlarının satış bedellerinden ecrimisil bedelleri mahsup edilmektedir. 2/B’de rayiç bedeller 2886 ve 4706 sayılı Kanunlar çerçevesinde, belediye, ticaret ve sanayi odaları gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden soruşturulmak ve mahallinde gerekli incelemeler yapılarak konumu emsal taşınmazların metrekare birim değerleri, İnternet araştırmaları, imar ve kullanım durumları, verim gücü ve altyapı imkânları gibi unsurlar dikkate alınarak tespit edilmiştir. Kıymet takdirlerinde kontrol aşaması tamamlanmıştır. Bedeller başvuru yapan hak sahiplerine İnternet’ten sorguya açılmıştır. Satın almaların başlaması için tebligatlara başlanmıştır. Başvurularda taahhüt ve başvuru bedeli alınmamaktadır. Mevzuatımızda tarım arazilerinin bedelsiz devri yönünde bir düzenleme bulunmamakta olup 6292 sayılı Kanun’la hak sahiplerine satış imkânı getirilmiştir. Tamamen ve münhasıran, bilfiil tarımsal amaçlı kullanılan ve üzerinde tarımsal amaçlı yapılar ile sürekli ikamet amacıyla kullanılan, konut hariç yapı bulunmayan yerler için satış bedelinin rayiç bedelin yüzde 50’si olarak hesaplanması öngörülmüştür. Peşin satışlarda ayrıca yüzde 20 indirim uygulanmaktadır. 6444 sayılı Kanun’la taksit süreleri uzatılmıştır.

2012 Haziran itibarıyla 2/B taşınmazı bulunan illerimizde toplam 70 bin civarında doğrudan satın alma ve iade başvurusu yapılmıştır. Bugün itibarıyla başvuru sayısı 57 ilimizde toplam 611 bin civarındadır. 57 ilin başvuru dağılımını süre itibarıyla burada ifade edemiyorum ama isterlerse Sayın Dedeoğlu’na bunun bütün detaylarını verebilirim. 2/B alanlarının satışından 9,8 milyar liralık gelir beklenmektedir. Adana ilindeki 2/B taşınmazı sayısı 11.943’tür, toplam 5.710 hektardır. Bunların 2.121 adedi 400 metrekarenin altında olup toplam alanı 46 hektardır.

Sayın Kamer Genç’in (6/1454) esas numaralı soru önergesi: Limanların özelleştirildiği tarihten 30 Nisan 2013’e kadar işletme hakkı devir sözleşmeleri kapsamında Türkiye Denizcilik İşletmelerinin 13,7 milyon dolarlık hasılat payından 11,8 milyon doları tahsil edilmiştir. Kalan payla ilgili gerekli yasal işlemler başlatılmıştır, davalar derdesttir. Tekirdağ Limanının özelleştirilmesi 12 Mart 2012 tarih ve 2012/34 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararıyla feshedilmiş ve ertesi gün fiilen devralınmıştır. Bahse konu liman işletmelerinin yönetimi ve denetimi, işletme hakkı devir sözleşmesinin 7’nci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, yönetim kurullarına üye olarak TDİ’den 1 personel ve denetim kurullarına, limanların bağlı olduğu ilgili valilik personelinden 1 üye alınmaktadır. Bütün bu üyelerin isimlerini şu anda saymam zor ama isteyen milletvekilimize tabii ki bunları sunabilirim.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığına intikal eden bir, görevini yapamama durumu söz konusu değildir. Karadeniz sahil yolu yapımı çalışmaları kapsamında Giresun liman sahasında bulanan 424 metrekarelik bina dâhil olmak üzere 14.562,69 metrekarelik alan 1,7 milyon lira kamulaştırma bedeliyle Karayolları Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. İşletme hakkı devir sözleşmesi çerçevesinde kamulaştırma bedeliyle ilgili TDİ’nin bir alacağı söz konusu değildir. Üyelik bilgilerini ve kâr paylarını tek tek burada okumam süre nedeniyle mümkün değildir ama yine isteyen arkadaşlarımıza yazılı olarak verebilirim.

Sayın Alim Işık’ın (6/1721) esas numaralı sorusu: 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle eşit işe eşit ücret politikasıyla aynı hizmet sınıfında aynı veya benzer unvanlı kadrolarda istihdam edilen personel arasındaki ücret dengesizliği ortadan kaldırılmıştır. Bu çerçevede farklı idarelerdeki avukatların aynı tutarda ek ödemeden yararlandırılması suretiyle mali hakları arasındaki farklılığa son verilmiştir. Ayrıca avukatlarımıza vekâlet ücreti de ödenmektedir. Gündemimizde bu konularda bir çalışma yoktur.

Sayın Alim Işık’ın (6/1723), Sayın Mahmut Tanal’ın (6/2542) esas numaralı önergeleri: Standard&Poor’s’un geçen yıl mayıs ayında yaptığı Türkiye değerlendirmesi ülkemizin görünümünü doğru bir şekilde yansıtmamıştır. Zira, Mayıs 2012’den bu yana hem SNP hem de dört ayrı uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye’nin kredi notunu yükseltmiştir. Fitch, Kasım 2012’de Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyeye yükseltmiştir. Fitch’in ardından Moody’s, Japan Credit Rating Agency ve Dominion Bond Rating Service de ülkemizin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyeye çıkartmıştır. Böylece Türkiye uluslararası dört kredi derecelendirme kuruluşu tarafından yatırım yapılabilir seviyede kredi notuna sahip bir ülke konumuna gelmiştir. Bu gelişme ekonomimizi, dolayısıyla vatandaşımızı oldukça olumlu yönde etkileyecektir, ülkemize uzun vadeli yatırım girişlerini hızlandıracak, sermaye girişlerindeki oynaklığı azaltacaktır; hazinemizin ve şirketlerimizin uluslararası finansmana erişimini artıracak, borçlanma maliyetini azaltacak ve ülkemizin uzun vadeli büyümesine katkı sağlayacaktır. Tüm bunlar istihdam artışını destekleyecek, ülkemizin kalkınmasına ve sosyal refahın artmasına destek olacaktır.

Kredi notu artırımının ardında yatan temel unsur hükûmetlerimiz döneminde sağlanan siyasi istikrar, uygulanan ihtiyatlı makroekonomik politikalar ile gerçekleştirilen yapısal reformlar olmuştur. Kredi notu artırımından dolayı vergilerin sıfırlanmasını beklemek gerçekçi bir bakış açısı değildir. Zira yatırım yapılabilir seviyede kredi notu olsun olmasın her ülke kamu harcamalarını finanse etmek için vergilendirme yoluna gitmektedir.

Sayın Ali Öz’ün (6/1737) esas numaralı soru önergesi: Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük haklarıyla ilgili çalışmalar personel ayrımı gözetilmeksizin bir bütün olarak yürütülmektedir. Bu kapsamda geçen yıl emsallerine göre daha zorlu şartlarda veya mahrumiyet yerlerinde görev yapanlara, patlayıcı madde imhası gibi risk seviyesi yüksek görevleri yapanlara ve mesleki gelişimi teşvik etmek amacıyla eğitim alan personele ödenmekte olan yan ödeme puanlarında artış yapılmıştır. Ayrıca terörle yaygın ve yoğun bir şekilde mücadele eden askerî personele “görev yaptığı yer, görevin riski ve zorluğu” gibi kriterler esas alınmak suretiyle ilave bir ek tazminat ödenmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Kadro unvanına bağlı olmadan yapılan bu tür ödemelerden yararlanan personelin sayısı hakkında bilgi vermek teknik olarak mümkün değildir. Diğer bir düzenlemeyle de 2629 sayılı Kanun kapsamında “uçucu, paraşütçü, denizaltıcı, dalgıç ve kurbağa adam” gibi niteliklere sahip personelin tazminatlarında artış yapılmıştır. Şu an itibarıyla gündemimizde başka bir çalışma yoktur.

Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1757) esas numaralı önergesi: 6322 sayılı Kanun’la yeni konut teslimlerinde inşaatın yapıldığı arsa veya konutun vergi değerini ve bulunduğu yeri esas alarak katma değer vergisi oranını farklılaştırabilme konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir. (2012/4116) sayılı kararla da büyükşehirlerde inşaat ruhsatı 01/01/2013 tarihinden itibaren alınan 150 metrekareye kadar lüks ve birinci sınıf konutlarda Emlak Vergisi Kanunu’na göre belirlenen arsa birim metrekare değerlerine göre vergilendirmeye geçilmiştir. Buna göre, söz konusu konutlarda arsa birim metrekare değeri 500 liranın altında olanlarda KDV yüzde 1; 500 lira ile 1.000 lira arasında olanlar için yüzde 8; 1.000 liranın üzerinde olanlar için de yüzde 18 KDV uygulanacaktır. Bunların dışında kalan konutlarda eskiden olduğu gibi 150 metrekarenin altındakilere yüzde 1; 150 metrekarenin üzerindekilere ise yüzde 18 olarak uygulanmaya devam edilecektir.

Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2170), Sayın Mahmut Tanal’ın (6/2739) esas numaralı önergeleri: Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı, kamu payı yüzde 49,12 olan, özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren bir kuruluştur. Söz konusu soru önergelerinde yer alan hususlar, Türk Hava Yolları tarafından şu şekilde cevaplandırılmıştır: Türk Hava Yolları, sorulardaki konulara ilişkin her türlü bilgiyi Kamuyu Aydınlatma Platformu’na bildirmiştir. Bu aşamada verilebilecek ilave bir bilgi bulunmamaktadır. İşten çıkarılanlarla ilgili olarak konu yargıya intikal etmiştir, verilecek karar doğrultusunda hareket edilecektir.

Sayın Ali Halaman’ın (6/2171), Sayın Levent Tüzel’in (6/2267), Sayın Alim Işık’ın (6/2282) ve Sayın Mesut Dedeoğlu’nun Sayın Başbakanımıza (6/2472) ve (6/2817) esas numaralı soru önergeleri: Mali disiplinle bütçe hedeflerini gerçekleştirmek için cari işlemler açığının azaltılmasına katkı sağlamak amacıyla ekonomik ve sosyal gelişmeler, verginin kendine özgü yapısı ile gelir gruplarının harcamalar içindeki payı gibi unsurlar da dikkate alınarak zaman zaman vergi düzenlemeleri yapılmaktadır. 2012 Eylül ayında akaryakıt ürünleri üzerinden alınan maktu ÖTV tutarları artırılmıştır. Bu düzenlemeden önce iki buçuk yılı aşkın bir süre zarfında akaryakıt ürünleri üzerindeki maktu vergi tutarlarında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. 31/12/2009 tarihinden 22/09/2012 tarihine kadar “Brent” tipi petrolün varil fiyatı 77,9 dolardan yüzde 43 artışla 111,4 dolar seviyesine çıkarken aynı dönemde TÜFE yüzde 21,4 oranında artmıştır, maktu ÖTV ise sadece 30 kuruş artırılmıştır.

2012 yılının son çeyreğinde alkollü içecek ve 1600 santimetreküpü geçmeyen motorlu araçlar üzerinden tahsil edilen ÖTV ile tapu işlemlerinden alınan tapu harç oranları da artırılmıştır. Akaryakıt, motorlu taşıt ve alkollü içki ÖTV’si ile tapu harçlarında yapılan düzenlemelerin 2012 yılı merkezî yönetim bütçe gelirlerine etkisi yaklaşık 2,5 milyar liradır. 31/12/2002 tarihinde 100 liralık benzin fiyatının içerisinde vergi yükü 70,2 lira iken bu, 22/05/2013 tarihi itibarıyla 61,4 liraya kadar düşmüştür. Aynı şekilde, 01/01/2005 tarihinde 100 liralık motorin fiyatının içerisindeki vergi yükü 65,1 lira iken 22/05/2013 tarihi itibarıyla 53,7 liraya düşmüştür.

Diğer taraftan, uluslararası piyasalarda fiyatların yükselmesine bağlı olarak doğal gaz maliyetlerinde meydana gelen artışlar nedeniyle BOTAŞ tarafından doğal gaz satış fiyatları Ekim 2012’den geçerli olmak üzere nihai tüketici fiyatlarına yüzde 9,8 oranında yansıyacak şekilde artırılmıştır. Enerji maliyetlerinde meydana gelen artışlar nedeniyle de Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından perakende elektrik fiyatları yüzde 4,03 ile yüzde 9,81 arasında değişen oranlarda artırılmıştır.

Diğer taraftan, Sayın Tüzel’in sorusundaki törenlerle ilgili bir istatistik üretilmemektedir. Bu konudaki iddialarına da katılamıyorum. Esasen bu konularda Başbakanlığın tasarrufa ilişkin 2007/3 sayılı Genelgesi’yle gerekli tedbirler alınmış olup, uygulama buna göre sürdürülmektedir.

Akaryakıt ürünleri üzerindeki vergilerde herhangi bir indirim gündemde değildir.

Sayın Mahmut Tanal’ın (6/2209) ve (6/2210) esas numaralı önergeleri: Sorularla ilgili olarak Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden alınan yazılarda Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin tüm eylem ve işlemlerinin yüce makamın ihtiyaçları doğrultusunda, yürürlükteki mevzuat hükümlerine uygun ve tasarruf prensiplerine dikkat edilerek yapıldığı, önergelerde dile getirilen hususların da bu kapsamda olduğu, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na tabi olup, her türlü işlemlerinin Sayıştayca denetlendiği, Sayın Cumhurbaşkanımızın ikamet ettikleri konutun Dışişleri Bakanlığıyla yapılan protokol çerçevesinde kullanıldığı, ayrıca Çankaya yerleşkesinde bulunan Cumhurbaşkanlığı konutuna bugüne kadar herhangi bir onarım, tadilat yapılmadığı ve Köşk’ün korunmasına yönelik rutin bakımların Genel Sekreterlikçe yapıldığı belirtilmiştir.

Sayın Ensar Öğüt’ün dört sorusu; (6/2245), (6/2315) esas numaralı sorusu: Öncelikle belirteyim ki bankaların alacaklarının; elektrik, telefon, İnternet ve su alacaklarının taksitle ödenmesine veya ertelenmesine ilişkin Bakanlığımın bir yetkisi bulunmamaktadır.

Van ilindeki borçluların 6111 sayılı Kanun kapsamında ödenmesi gereken bir taksit tutarı bulunmamaktadır. Ayrıca 6183 sayılı Kanun’da yapılan değişiklik neticesinde, doğal afetler nedeniyle ilan edilen mücbir sebep hâlinin sona erdiği tarihe kadar ödemeleri gereken veya ertelenen amme borçlarını faiz alınmaksızın veya yürürlükteki oranından daha düşük faizle tecil etmeye ilgili makam yetkilendirilmiştir.

(6/2273) ve (6/2579) ile Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/3522) esas numaralı soruları: Hükûmetlerimiz döneminde gerek çalışanların gerekse emeklilerin aylıklarında enflasyonun oldukça üzerinde bir artış gerçekleştirilmiştir. Aylıklar reel olarak 1 ila 6 kat arasında artmış ve ekonomik büyüme tabana yayılmıştır. 2002 Aralık-2013 Nisan döneminde aile yardımı dâhil en düşük memur maaşı yüzde 364, en düşük memur emekliği aylığı yüzde 197, en düşük işçi emekliği aylığı yüzde 259, en düşük BAĞ-KUR’lu esnaf emekli aylığı yüzde 403 ve en düşük BAĞ-KUR’lu tarım emekli aylığı yüzde 748 oranında arttırılmıştır. Aynı dönemde TÜFE’deki artış yüzde 150 oranında gerçekleşmiştir.

Diğer taraftan, intibak sistemiyle, 2000 yılından önce aylık bağlanmış olan 2 milyon 743 binin üzerindeki SSK emeklisi ile Nisan, Haziran 2000 döneminde aylık bağlanmış olan 12 binin üzerindeki BAĞ-KUR emeklisinin aylıkları yeniden hesaplanarak 2013 yılı Ocak ayından itibaren aylıkların yükseltilmesi sağlanmıştır. Diğer taraftan, emekli keseneğine esas aylık tutarına dâhil edilmeksizin ödenen aylık unsurları kadro unvanı aynı olsa bile görev yapılan coğrafi yer, görevin yürütüldüğü mekân -fabrika, şantiye, maden ocağı, büro, arazi gibi- kadronun bulunduğu kurum gibi bazı kriterler çerçevesinde farklılaştırılmaktadır. Bu farklılaşma kamu personelinin görevi sırasında emsallerine göre katlanmakta olduğu zorlukların telafi edilmesi amacından kaynaklanmaktadır. Çalışma dönemindeki fiilî zorluklara göre farklılaştırılmış olan unsurların emekli aylığına yansıtılması statü hukukuna uygun düşmediğinden, bu unsurlar emekli keseneğinin ve emekli aylığının hesabında dikkate alınmamaktadır. Emekli keseneği yatırılmamış tutarlarının emekli aylıklarına dâhil edilmesi sosyal güvenlik sisteminin nimet-külfet ilkesiyle örtüşmemekte ve sosyal güvenlik sisteminin açıklarını artırmakta olup yansıtılması yönünde bir düzenlemeye gidilmesinin uygun olmadığı değerlendirilmektedir.

Sayın Reşat Doğru’nun (6/2363) esas numaralı önergesi: 2002 Aralık-2013 Nisan döneminde TÜFE artışı yüzde 150 iken aynı dönemde 1005 sayılı Kanun çerçevesinde ödenen şeref aylıklarında sosyal güvencesi olanlarda yüzde 257, sosyal güvencesi olmayanlarda ise yüzde 457 oranlarında artış yapılmıştır. Görüleceği gibi aylıklarda bir düşüş söz konusu değildir, aylıklar hem nominal olarak hem de reel olarak artmıştır.

Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2441) esas numaralı önergesi: 5084 sayılı Kanun’un uygulama süresi 31/12/2012’de sona ermiştir. 19 Haziran 2012 tarihinde yürürlüğe giren Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı’yla uygulamaya geçirilen yeni teşvik sistemimiz ise cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı teşvik sistemidir. 5084 sayılı Kanun’la 49 ildeki yatırımlar desteklenirken, yeni teşvik sistemiyle, gelişmişlik düzeyine göre 6 bölge itibarıyla 81 ilde yapılacak yatırımlar desteklenmektedir. Teşvik uygulamalarına ilişkin çalışmalarımız devam etmektedir.

Sayın Mahmut Tanal’ın (6/2485) esas numaralı soru önergesi: 2012 yılı itibarıyla tüketici vergileri olarak dâhilde alınan KDV ve ÖTV vergilerinin toplamı 103 milyar 277 milyon lira, kurumlar vergisi 29 milyar 17 milyon lira, gelir vergisi tahsilatı 56 milyar 493 milyon liradır. Bunların toplam vergi gelirlerine oranı sırasıyla; yüzde 37, yüzde 10,4 ve yüzde 20,3’tür. 2012 için vergi gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yani dar anlamda vergi yükü yüzde 19,7 olarak hesaplanmaktadır. Toplam vergi yükü ise yüzde 27,4’tür, bunun içinde sosyal güvenlik primleri de vardır. Sosyal Güvenlik Kurumunun 2012 itibarıyla 103 milyar 385 milyon lirası prim tahsilatı gelirleri olmak üzere toplam gelirleri 135 milyar 695 milyon liradır. Prim tahsilatlarının toplam gelirlere oranı yüzde 76,2’dir. İlgili tabloyu isterlerse Sayın Tanal’a verebilirim.

Sayın Ali Halaman’ın (6/2490) esas numaralı soru önergesi: Aynı soruları (7/12309) esas numaralı yazılı soru önergenizde de sormuştunuz, ben de 11/12/2012 tarihinde cevaplamıştım. Hükûmet Programı’mız, Dokuzuncu Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program ekonomide kayıt dışılığın azaltılmasının temel amaç olduğunu vurgulamakta ve kayıt dışılıkla mücadeleye kararlılıkla devam edilmesini öngörmektedir. Bu çerçevede, 2008’den itibaren üçer yıllık kayıt dışı ekonomiyle mücadele stratejisi eylem planlarını uygulamaya koyduk.

2011-2013’ü kapsayan ikinci planın, gönüllü uyumun artırılması, denetim kapasitesinin güçlendirilmesi, yaptırımların caydırıcılığının artırılması, veri tabanı paylaşımı ve toplumsal farkındalığın artırılması doğrultusunda, 14 kamu kurum ve kuruluşuyla birlikte çalışmalarımız devam etmektedir. Gelişmeler, Başbakanımızın Başkanlığındaki Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Yüksek Kurulunca da değerlendirilmekte ve gereken üst düzey kararlar alınmaktadır. Bu çalışmalar neticesinde, ülkemizde kayıt dışılık oranlarında önemli ölçüde azalma yaşanmıştır.

2002 yılında kayıt dışı istihdamın toplam istihdam içerisindeki payı yüzde 52,1 iken, bu oran, Şubat 2013 tarihinde yüzde 36,4’e gerilemiştir. Benzer şekilde, Avusturya Linz Üniversitesi tarafından yapılan uluslararası bir çalışma –ki, bu 38 ülkeye ilişkin çalışmadır- ülkemizde kayıt dışılığın millî gelir içerisindeki payının son on yıl içerisinde yaklaşık 6 puan azalarak bu yıl yüzde 26,5’e gerilediğini göstermektedir.

Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2511) esas numaralı önergesi: Hükûmetimizin işbaşına geldiği 2002 yılından bu yana, ülke refahının artırılması, gelir dağılımının iyileştirilmesi ve yoksulluğun azaltılması yönünde büyük bir çalışma başlattık. Yoksul vatandaşlarımızın düşük taksitlerle ev sahibi yapılması, sosyal güvenliği olmayanlara sağlık primi ödemeleri, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’na ilave kaynak ayrılması, özürlü istihdamına özel önem verilmesi; ilköğretim, lise ve yükseköğretim öğrencilerinin eğitim düzeyine göre kredi, burs, yurt, kitap, süt ve iaşe imkânlarının genişletilmesi, artırılması; tarım ürünleri üretiminin desteklenmesi; kimsesiz yaşlıların ve çocukların koruma altına alınması; refahın artırılması, yoksulluğun ve çaresizliğin bertaraf edilmesi amacıyla gerçekleştirilen ve yürütülen politikalarımızın sadece birkaç tanesini oluşturmaktadır.

Az gelişmiş bölgelerimizin kalkınmasının sağlanması için bu bölgeleri bölgesel kalkınma projeleriyle destekliyoruz.

Yoksullukla mücadelenin başında istihdamın geldiği düşüncesiyle ülke çapında istihdamı artırıcı kısa, orta ve uzun vadeli politikalar uyguluyoruz.

Nitekim, yürüttüğümüz bu politikalar sonucunda, Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarına göre hane halkı gelirlerinin yüzde 20’lik nüfus dilimlerine göre dağılımında en alt yüzde 20’lik grubun toplam gelirlerden aldığı pay 2002 yılında yüzde 5,3 iken 2011 yılında yüzde 5,8’e yükseldiği görülmektedir.

Yine, gelir dağılımının bozulup bozulmadığını, adil olup olmadığını gösteren gini katsayısı 2002 yılında 0,44 iken 2011 yılında iyileşerek 0,40’a gerilemiştir.

Mutlak yoksulluk düzeyini gösteren kişi başına günlük harcaması 1 doların altında kalan fert sayısı 2005 yılından bu yana sıfırlanmıştır.

Kişi başı günlük harcaması 2 dolar 15 sentin altında kalan fert oranı 2002 yılında yüzde 3,04 iken bu oran 2011 yılında yüzde 0,14’e kadar gerilemiştir yani neredeyse bu da sıfırlanmıştır.

Kişi başı günlük harcamada 4,3 dolar sınırı esas alındığında ise, 2002 yılında, bu kritere göre yoksulluk oranı yüzde 30,3 iken 2011 yılında yüzde 2,79’a düşmüştür.

Görüleceği gibi, hükûmetlerimiz döneminde gelir dağılımında iyileşme olmuş, yoksullukta da azalma söz konusudur.

Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2552) esas numaralı soru önergesi: Mektup uygulamalarında 50 lira üzeri borçlular hedef kitle olarak tespit edilmiştir. 1 lira gibi bir tutar için takip veya mektup uygulaması yapılmamaktadır, eğer var ise sehven yapılmıştır.

Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2688) esas numaralı soru önergesi: Türk TELEKOM ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu arasında imzalanan imtiyaz sözleşmesi ile Türk TELEKOM’a, sözleşmesinin süresinin sona ermesi veya yenilenmemesi hâlinde sistemin işleyişini etkileyen tüm teçhizatı bütün fonksiyonlarıyla çalışır vaziyette ve bu teçhizatın kurulu bulunduğu kendi kullanımında olan taşınmazları kuruma veya kurumun göstereceği kuruluşa bedelsiz olarak devretme yükümlülüğü getirilmiştir. Türk TELEKOM ana sözleşmesi çerçevesinde, amacı ve amacıyla ilgili olmak üzere gayrimenkulleri üzerinde gerekli gördüğü tasarruflarda bulunma hakkına sahiptir. Türk TELEKOM’un mülkiyeti kendisine ait olan bütün taşınmazları en etkin ve verimli şekilde kullanımı amacıyla başta kendi grup şirketleri olmak üzere üçüncü şahıslara da kiraya verilmektedir. Böylelikle, hem gelir elde edilmekte hem kiraya verilen alanların bakım, onarım ve işletme giderleri kiracıya yüklenerek bu giderlerden tasarruf edilmektedir. Kaldı ki, gayrimenkul satışlarına ilişkin suç duyurularına ilgili mahkemelerce takipsizlik kararı verilmiş olup yapılan itirazlar da reddedilmiştir.

Sayın Arif Bulut’un (6/2715) esas numaralı soru önergesi: Söz konusu felaketle ilgili olarak Bakanlığımıza bir talep intikal etmemiştir. Ecrimisil konusuyla ilgili olarak ise, ödeme güçlüğü çekenlere belirli şartlarla üç yıla kadar taksitlendirme yapılmaktadır. Peşin ödemelerde yüzde 35, taksitli ödemelerde yüzde 20 indirim uygulanmaktadır. Söz konusu köyde yerel idarece gerekli anlayışın gösterilmesi neticesinde bir ödeme güçlüğü başvurusu olmamıştır.

Sayın İsmet Büyükataman’ın (6/2815) esas numaralı soru önergesi: 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49 ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 36’ncı maddesine göre, mahallî idarelerde istihdam edilen sözleşmeli personelin devlet memurluğuna geçirilmesine yönelik çalışmalar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Diğer taraftan, soru önergesinde bahsedilen diğer personelin kadroya geçirilmesi hususunda Bakanlığımız nezdinde yürütülen bir çalışma bulunmamaktadır.

Sayın Kamer Genç’in (6/2836) esas numaralı soru önergesi: Hazine taşınmazlarının kiralanması işlemleri 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik ve ilgili tebliğler çerçevesinde yürütülmektedir.

Bu çerçevede, Bakanlığımız ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında Hazineye ait taşınmazlar üzerinde bulunan cami, mescit ve bunların müştemilatının kiralanmasına imkân sağlayan 21/12/2006 tarihli bir protokol düzenlenmiştir. Bu protokol, cami ve mescitlerin onarım, tadilat ve genel giderlerinin yerinde karşılanması amacıyla imzalanmıştır ancak açılan dava sonucu, 2012 yılında, Danıştayca, Bakanlığımız protokolünün sadece baz istasyonu kurulmasına ilişkin hükümleri ile alt protokollerin iptaline karar verilmiştir. Protokolün Danıştayca iptal edilen kısımlarına ilişkin olarak, daha önce yapılmış kira sözleşmeleri genel hukuk kuralları gereğince geçerliliğini korumaktadır. 2012 yılından sonra vakıf devreden çıkmış, işlemler Diyanet İşleri Başkanlığınca yürütülmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığından alınan bilgiler çerçevesinde, mülkiyeti Hazineye ait olan 946 adet cami müştemilatı kiralaması yapılmıştır. Kiralama yapılan camilere ve kiralayanlara ait bilgileri süre nedeniyle burada ifade etmeme imkân yoktur. Bu kiralamalardan bugüne kadar sağlanan 54 milyon liranın 11,6 milyon lirası Hazineye aktarılmıştır.

Sayın Genç’in (6/2837) esas numaralı soru önergesi: Söz konusu derneğe, yani Deniz Feneri Derneğine, Hazine mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan bedelli veya bedelsiz herhangi bir tahsis, mülkiyet devri, kiralama veya irtifak hakkı tesisi yapılmamıştır.

Sayın İsmet Büyükataman’ın (6/2856) esas numaralı soru önergesi: Otoyollar ve köprülerin işletme haklarının verilmesi yöntemiyle özelleştirilmesine ilişkin ihale Özelleştirme Yüksek Kurulunca iptal edilmiştir.

Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2875) esas numaralı soru önergesi: Bu konuda, 21 Ocak 2013 tarihinde basında çıkan haberler üzerine bir basın açıklaması yapmıştık. Önergedeki 1’inci sorudaki konu sistemde kullanıcının yanlış kodlanmasından kaynaklanan bir durum olup mükerrer ödeme yoktur. Görev yeri değişenler için de mükerrer ödeme söz konusu olmamaktadır.

3’üncü soruyla ilgili olarak ise, sehven yapılan fazla ödeme fark edilerek zaten ertesi ay geri alınmıştır.

Sayın Mesut Dedeoğlu’nun Sayın Başbakanımıza yönelttiği (6/2887) ve (6/2888) esas numaralı soru önergeleri: 2009 yılında uygulamaya başlanan yeni teşvik sistemi 2012/3305 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı ile daha kapsamlı hâle getirilmiştir. Yeni yatırım teşvik sistemiyle rekabet gücünün, üretimin ve özellikle istihdamın artırılması, katma değeri, teknoloji ve AR-GE değeri yüksek stratejik yatırımların teşviki, bölgesel gelişmişlik farklarının giderilmesi ve ekonomimizin ithalata olan bağımlılığının azaltılması hedeflenmektedir.

Otomotiv ve yan sanayi sektörüne ilişkin olarak 2012 yılında toplam 45,3 lira vergi tahsilatı yapılmış, motorlu taşıtlardan alınan vergi gelirlerinde bütçe hedefinin üzerinde bir gerçekleşme olmuştur. Bu çerçevede, önergede sorulan mahiyette ticari araçlar için KDV ve ÖTV indirimine ilişkin hâlihazırda bir çalışmamız bulunmamaktadır.

Sayın Ali Halaman’ın (6/2968) esas numaralı soru önergesi: Ek göstergesi olmayanların 3600 ek göstergeden emekli olmaları konusunda Bakanlığımız tarafından yürütülmekte olan herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.

Sayın Ensar Öğüt’ün (6/3081) esas numaralı soru önergesi: 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında, Ocak 2013’te seksen bir ilimizden bilgi istedik. Tamamından cevap gelmemekle birlikte, gelen bilgilerden, doğu ve güneydoğu bölgelerinde bulunan illerde, Bakanlığımıza bağlı yıkılması gereken veya yıkılan bina bulunmadığı anlaşılmıştır.

Sayın İsmet Büyükataman’ın (6/3126), Sayın Ali Halaman’ın (6/3355) esas numaralı soru önergeleri: Bakanlığımızda engelli personel açığı bulunmamakta olup 848 engelli personel görev yapmaktadır. Engellilerin ulaşım kolaylığı için gerekli düzenlemelere 2005 yılından itibaren başlanmış olup 2008 yılında tamamlanmıştır. 2012 yılında da asansör yapım ihalesi yapılmış ve bu yıl tamamlanması öngörülmektedir. Millî Piyango İdaresi Genel Müdürlüğünce de bedensel engelliler için 2.591 adet tekerlekli sandalye ve 500 çift koltuk değneği, görme engelliler için ise 1.000 adet yazı takımı ve 5.500 adet beyaz baston yaptırılmıştır. Engellilere yönelik mesleki eğitim veren bir iş okulu yaptırılmıştır. Engelli vatandaşlarımız için vergi kanunlarında da gerekli değişiklikleri yaptık. Bunların daha kolay rapor almaları, raporun kısa sürede değerlendirilmesi için ilgili bakanlıklarla birlikte çalışma yapmaktayız.

Sayın İsmet Büyükataman’ın yedi sorusuna cevap veriyorum:

 (6/3131): 2002-2012 yılları arasında Bakanlığıma 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 59’uncu maddesine istinaden, istisnai kadro olarak 4 özel kalem müdürü, 2 bakanlık müşaviri, 3 basın ve halkla ilişkiler müşaviri olmak üzere toplam 9 atama yapılmıştır. Bunlardan 4’ü memurluğa atanmış olup 3’ü ayrılmıştır.

(6/3132) esas numaralı soru önergesi: Bakanlığımız merkez ve taşra birimlerinin ihtiyaçları için 2002-2005 yıllarında araç kiralanmamıştır. 2006’da 29, 2007’de 40, 2008’de 35, 2009’da 29, 2010’da 78, 2011’de 133, 2012’de 132, 2013’ün ilk dört ayında ise 82 araç kiralanmıştır. Şu son yıllardaki araç kiralamalarındaki artış, 2/B’yle ilgili çalışmalar kapsamında duyulan ihtiyaç üzerine yapılmıştır. Bunlar için aynı yıllarda, sırasıyla, 262, 475, 485, 712, 728, 850, 1 milyon 313 ve 468 bin lira ödenmiştir.

(6/3133) ve (6/3134) esas numaralı soru önergeleri: Analitik bütçe sistemi uygulandığı 2004 yılından 2013 Nisan ayına kadar bütçenin 03.6.2.01 tanıtma, ağırlama, tören, fuar, organizasyon giderleri ekonomik kodunda Bakanlığımızca yapılan harcamalar toplamı 88.696 liradır. Aynı dönemde genel bütçeli idarelerce yapılan harcama toplamı 105,3 milyon liradır. Yıllar itibarıyla 2004: 2,8; 2005: 5; 2006: 6,1; 2007: 12,4; 2008: 12,8; 2009: 8,7; 2010: 11,8; 2011: 22,8; 2012: 19,1 ve 2013 Nisan itibarıyla 3,6 milyon liradır.

Bakanlığımız hizmetlerinin gerektirdiği temsil, ağırlama, tören ve organizasyon giderlerini karşılamak amacıyla bütçemizin (03.6.1.01) ekonomik kodunda yer alan ödeneklerden 2004 yılından 2012 sonuna kadar toplam 3,3 milyon lira harcanmıştır. Bu harcamalar mevcut mevzuat çerçevesinde ve tasarruf tedbirlerine ilişkin Başbakanlık genelgeleri de dikkate alınarak azami tasarruf anlayışı içerisinde yapılmıştır.

(6/3134): 2002-2013 tarihleri arasında görev yeri değişikliği ve benzeri nedenlerle Bakanlık personeli tarafından Bakanlığıma açılan dava sayısı 448 olup 298’i idare lehine, 125’i kişi lehinedir. 25’i için ise henüz karar gelmemiştir. Bu dönemde personele karşı 214 adet hukuk (alacak, tazminat) davası açılmış olup bu davalardan 18’i kabul, 9’u kısmen kabul, 10’u ise retle sonuçlanmış, 177’si ise derdesttir.

(6/3135): Bakan yardımcısı bilgiyi, birikimi, tecrübe ve başarıları dikkate alınarak seçilmiş olup tarafımca verilen görevleri ifa etmektedir. Haziran 2012’den bu yana 16 yurt içi seyahati olmuş, yurt dışı seyahati ise olmamıştır.

(6/3143): Bakanlığımızca gerçekleştirilen yurt dışı ziyaretlerinin tamamı resmî görevlendirme kapsamındadır. Gezi mahiyetinde yapılan herhangi bir yurt dışı ziyareti bulunmamaktadır.

Sayın Erkan Akçay’ın (6/3272) sayılı sorusu: Gelir İdaresi Başkanlığı personelinin yürüttüğü hizmetin gerekliliğini sağlayacak niteliğe erişebilmesini ve bu suretle uzmanlaşabilmesini temin etmek üzere 5 defa gelir uzmanlığı özel sınavı yapılmıştır. Öngörülen şartları taşıyan ve sınavda başarılı olan yaklaşık 14 bin personel uzman olarak atanmıştır. Sınavı kazanıp uzman olanla kazanamayan arasında ücret farkı olması doğaldır. Benzer nitelikli bir özel sınavın açılabilmesi için kanuni düzenleme yapılması gerekmektedir.

Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/3304) esas numaralı soru önergesi: Vergi incelemeleri, vergi mahremiyeti ilkesini esas alarak mükellef haklarını korumaya dayalı, ayrım yapılmaksızın tüm mükellefleri kavrayan risk analizleri sonucuna göre vergi kanunlarında belirtilen hükümler doğrultusunda yerine getirilmektedir. Bu kapsamda, 2012 yılında Vergi Denetim Kurulu tarafından 46.845 vergi mükellefi incelenmiştir. Vergi kanunları hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında gerekli cezaların uygulanması önerilmiştir.

Sayın Ensar Öğüt’ün üç sorusu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, ne kadar vergi bulunmuş, Sayın Bakan, ne kadar vergi cezası; bunu niye söylemiyorsun?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Müsaade ederseniz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz devam edin Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – O soruda belki sorulmamıştır da ondan dolayı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Olur mu yani ne kadar vergi matrahı farkı bulunmuş?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Ama soru sizin soru değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakanım, siz devam edin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Merkezî Uzlaşmada ne kadarını affettiniz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Sayın Genç, soru sizin soru değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim değil ama bende burada dinliyorum. Yani millete yanlış bilgi vermeye gerek yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakanım, siz Genel Kurula hitap edin.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Değerli arkadaşımıza cevap verdim. O arkadaşımız yetersiz bulursa o tekrar bana iletir.

Sayın Ensar Öğüt’ün üç sorusu…

(6/3333): Elektronik haciz, 6183 sayılı Kanun uyarınca düzenlenen haciz bildirilerinin ilgililere tebliği usulüne ilişkin bir uygulamadır. Üçüncü kişilere haciz bildirisinin posta vasıtasıyla veya elektronik ortamda tebliğ edilmesi farklı sonuç doğurmamaktadır. Vadesinde ödenmemiş amme alacaklarının takip ve tahsili, yasal bir zorunluluktur. Bunun kayıt dışı ekonomiyi artıracağından bahsetmek ne derece doğru olur, takdirlerinize bırakıyorum.

(6/3335): Türkiye’de dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı, sosyal güvenlik primleri de dâhil olmak üzere, yüzde 46 ile nispeten yüksektir. Ancak, asıl konu, dolaylı vergilerin yüksekliğinden çok, dolaysız vergilerin yeterli düzeyde olmamasıdır. Zira, sosyal güvenlik primleri ile mahallî idare vergi gelirlerinin dâhil edildiği OECD sınıflandırılmasına göre, Türkiye’de dolaysız vergilerin gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı yüzde 14,8 ile yüzde 23’lük OECD ortalamasının 8,2 puan altındadır. Oysa, dolaylı vergilerin gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı Türkiye’de yüzde 12,6’yla OECD ortalamasının sadece 1,6 puan üzerindedir.

(6/3342): Türkiye’de kamu idarelerinin saydamlığı ve elektronik devlet uygulamaları konusunda atılan ilk ve ön önemli adımlardan biri olan İnternet Vergi Dairesi uygulaması Eylül 2004’te hizmete açılmıştır. Bu uygulama çerçevesinde Eylül 2004’ten itibaren bağımsız çalışan 45 bin 766 mali müşavire ve bağımlı çalışan 235 bin 806 mali müşavire şifre verilmiştir.

Sayın Ali Halaman’ın (6/3354) esas numaralı soru önergesi: Hükûmetlerimiz döneminde ekonomimizin gelişmesine önemli katkı sağlayan küçük ve orta büyüklükteki işletmelere, başta 2009 yılında uygulamaya başlanan yeni teşvik sistemi ve 5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun olmak üzere, kapsamlı destekler sağlanmıştır. İşletmelerin sermaye yapılarını güçlendirmeleri ve rekabet güçlerini artırmalarına yönelik olarak KOBİ birleşmelerine 2009 yılı sonuna kadar uygulanan vergi teşviklerinin tekrar hayata geçirilmesine ilişkin çalışmalara devam edilmektedir. Ayrıca, mevzuatımızda Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu ve Harçlar Kanunu’nda yer alan ve KOBİ’lere vergisel destek sağlayan, çeşitli istisna ve indirim hükümleri bulunmaktadır. KOBİ’ler için ayrı bir sicil kütüğümüz bulunmadığından vergi borçlarına yönelik bir bilgi veremiyorum. Sayın Erkan Akçay’ın 4 sorusunun cevapları:

(6/3566): Görevleri ve taşra teşkilatı yapılanması farklı olan idarelerin, yer değiştirme suretiyle atanmalarına ilişkin yönetmeliklerinin de farklı olması normaldir. Maliye Bakanlığı personelinin, Yer Değiştirme Suretiyle Atamalarına İlişkin Yönetmelik’in güncelleme çalışmalarına başlanmıştır.

(6/3567): Kamu personelinin mali ve sosyal haklarının belirlenmesinde hizmet sınıfı, kadro ve görev unvanı ve derecesi, eğitim durumunun yanında, yapılan görevin önemi, sorumluluğu, riski ve benzeri hususlar dikkate alınmaktadır. Bu nedenle, yapılan göreve bağlı olarak maaşlarda kısmi bir farklılık olabilmektedir. Genel olarak, Bakanlığımızda görev yapan personel ile diğer kamu idarelerinde görev yapan aynı hizmet sınıfı ve aynı kadro unvanında bulunan personelin tazminat oranlarıyla ek ödemeleri aynı düzeydedir. Söz konusu personelin, iş güçlüğü zammı, iş riski zammı, mali sorumluluk zammı puanlarında bir artış yapılmasına ilişkin Bakanlığımızda herhangi bir çalışma söz konusu değildir.

(6/3569): Personelimizin servis, yemek ve giyim yardımları, diğer kurumlardaki uygulamalar, bütçe imkânları ve mevcut mevzuat çerçevesinde yürütülmektedir. İmkânlar el verdikçe iyileştirmelere gidilmesini hedeflemekteyiz.

Diğer taraftan, sosyal tesislerimizden yararlanmada unvan ayrımı yapılmamaktadır.

(6/3571): Bakanlığımızda yıllık izinler ve refakat izni 657 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat çerçevesinde uygulanmaktadır. Refakat izni ile ilgili sıkıntıları, 2011 yılında 657 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerle çok büyük ölçüde giderdik. Soruda belirtilen konularda Bakanlığımızca yürütülmekte olan bir çalışma bulunmamaktadır.

Sayın Özcan Yeniçeri’nin (6/3658) esas numaralı sorusu: Türkiye genelinde yirmi yaş ve üzeri otomobil sayısı 2 milyon 66 bindir. Belirli bir yaşın üzerindeki araçların trafikten çekilmesini teşvik etmek amacıyla düzenlemeler yaptık.

Bu çerçevede, model yılı 1990 ve öncesi olup 31/12/2014 tarihine kadar hurdaya çıkarılan taşıtların ödenmemiş motorlu taşıtlar vergisi ile gecikme zammı, faizi ve vergi cezaları ve 28/02/2009 tarihine kadar kesilen idari trafik cezaları terkin edilmektedir. Bunların dışında tamamlanmış herhangi bir çalışmamız bulunmamaktadır.

Sayın Ensar Öğüt’ün (6/3700) esas numaralı sorusu: 2013 yılı bütçesinde özelleştirme geliri olarak 4 milyar liralık bir hedef belirlenmiş, 16/05/2013 tarihi itibarıyla hedef aşılarak 5,1 milyar lira hazineye aktarılmıştır. Ayrıca elektrik ve gaz dağıtım, elektrik üretim, liman işletmeciliği ve taşınmazların satışından oluşan onay ve imza aşamasındaki özelleştirme uygulamalarının toplamı ise 12,8 milyar dolardır.

Sayın Mahmut Tanal’ın (6/3745) esas numaralı sorusu: 2012 IMF verilerine göre Türkiye 186 ülke içerisinde cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranı bakımından yani yüzde 6’lık oranı bakımından dünyada 73’üncü sırada, dolar cinsinden cari açığın miktarı yani 47,5 milyar dolar itibarıyla ise 8’inci sırada yer almaktadır.

Geçen sene cari açığın önemli ölçüde aşağıya çekilmesini uyguladığımız politikalarla sağladık. Bu senenin ilk çeyreğinde de cari açıkta istikrarlı bir gidişat söz konusudur. Ama şunu da tabii ki kabul etmek lazım: Geçen sene enerji ithalatına biz 60 milyar dolar ödedik. Türkiye enerjide kendi kendine yeter olsaydı geçen sene Türkiye 13 milyar dolar civarında cari fazla vermiş olacaktı. Ama bu Türkiye’nin bir gerçeği. Bu sorunları aşmak için bir yandan Türkiye’yi katma değer zincirinde yukarılara taşımak, bir taraftan eğitimin kalitesini artırmak, bir taraftan altyapının yani Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak için altyapı yatırımlarının, diğer taraftan stratejik yatırımlara çok ciddi teşvikler, bir taraftan enerjide yerli ve yenilenebilir kaynakların harekete geçirilmesi gibi aslında birçok yapısal tedbiri almış durumdayız. İnanıyorum ki orta, uzun vadede Türkiye, enflasyonda olduğu gibi cari açık sorununu da kökten çözme noktasına gelecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlü sorulara cevaplarımı burada bitirdim. Mümkün olduğunca, arkadaşlarımın sorduğu sorulara cevap vermeye çalıştım. Burada soru soran bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Ayrıca, bazı tablolar vardı, burada benim açıklamamın imkânı yoktu -değerli 3 arkadaşımızın talep ettiği bilgileri içeren tablolar- kendilerine de o tabloları memnuniyetle ileteceğim.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi ben sizi iki dakikalığına şuraya alacağım, üç arkadaşım yeniden soru soracak size, ondan sonra da lütfen -yani en geç beş dakika içinde- tamamlarsanız sevinirim.

Sayın Tüzel…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana verdiği yanıtlar için teşekkür ediyorum. 9 Ekim 2012 tarihli sözlü sorularımda özellikle akaryakıt, doğal gaz ve elektrik gibi halkımızın temel hizmet ve ürünlerine yapılan zamların yükünün yine halkın büyük çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçi yani ücretliler tarafından karşılandığını belirtmiştim. Durum böyleyken toplumsal eşitsizliği derinleştirecek bir yasama uygulamasına yine Hükûmetçe devam edilmekte. Örneğin, yakın zamanda çıkan ve kamuoyunda “varlık barışı” olarak konuşulan, yurt dışındaki servet sahiplerine âdeta yok hükmünde getirilen bir vergi ama bunun karşısında birçok milyonlarca asgari ücretlinin kullandığı temel hizmetlerde neredeyse bu ürünlerin üçte 1’i oranında vergi ödemesi söz konusu.

Yine, aynı şekilde, geçen hafta torba yasada bankaların ödemesi gereken harçlara getirilen af var ve şimdi, bugün görüşülecek olan Türk Petrol Yasası’nda petrol şirketlerine yatırım indirimi ve vergi istisnaları var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) - Müsaade ederseniz tamamlayacağım.

BAŞKAN – Zaten duyuyoruz, sorulara devam edin. Ben şeyi bozmuyorum, kuralı uyguluyorum.

Sayın Bakan duyuyor. Kural bozdurmayın bana. Siz konuşun, duyuluyor.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Yani, şu sorular hâlâ ortada durmaktadır Sayın Bakan: Gelir adaletsizliği ve yoksullaşmada…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Açın o zaman Sayın Başkan.

BAŞKAN – Olmaz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye olmasın?

BAŞKAN – Kimse yok, duyuluyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Uygulamayı yanlış yapıyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Olabilir…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Ben tamamlayayım Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Tüzel, siz devam edin, Sayın Bakan duyuyor sizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 98’inci madde çok açık.

BAŞKAN – Yapmayın ya!

Yani normalde bir dakikaydı, sorusunu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle bir şey olur mu Sayın Başkan?

SALİH KOCA (Eskişehir) – Şimdiye kadar tamamlardı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakanlar bir saat konuşuyor, soruları tek tek cevaplandırıp milletvekilinin ona tek tek cevap vermesi lazım. Açın, 98’inci maddeyi okuyun.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu Mustafa’nın aklı ermez ki bunlara!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bazı ihtiyarların hiç aklı ermez!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen gel de sana bir İç Tüzük dersi vereyim Mustafa ya!

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Ben müsaadenizle tamamlayayım.

Gelir adaletsizliği ve yoksullaşmada izlenen maliye ve vergi politikaları sorumluluğu hâlâ ne oranda?

Sizce, sermaye gruplarına yaptığınız muafiyet ve imtiyazların faturası işçi, emekçi, üreten halktan çıktığı sürece, yani bu adaletsizlik sürdükçe yoksulluğu önlemeniz ne oranda mümkün olacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, Sayın Başkan, aslında -yani kişiliğinize saygı duyuyoruz da- İç Tüzük’ün 98’inci maddesi çok açık. Soru önce okunacak, bakan buna cevap verecek, milletvekili bunun karşısında düşüncesini söyleyecek. Burada Bakanın verdiği cevapların yüzde 90’ı yanlış.

Efendim, vergiye gelince, vergi mahremiyetinde saklanıyorsunuz, kaçakçılığı saklıyorsunuz, Merkezî Uzlaşmada yandaşlarınıza katrilyon liralık vergi borçlarını siliyorsunuz, ondan sonra gelip burada yanlış bilgi veriyorsunuz.

Sayın Başkan, bakın, burada ben diyorum ki Hopa, Rize, Giresun, Ordu, Sinop, Tekirdağ limanları gelir paylaşımı yoluyla özelleştirilmiş. 97’den beri bunlara, bir valiyi, oradaki bir bürokratı yönetim ve denetim kuruluna atamışlar. Bunlar maaşlarını almışlar, yemişler, içmişler, devletin hakkını gasbetmişler. Hiçbir tahsilat yapılmamış. Sayıştay raporları var elimizde ve zaman aşımına uğratılmış. Mehmet Bey çıkıyor, burada yanlış bilgi veriyor. Böyle bir şey olur mu Sayın Başkan? Ondan sonra da diyoruz ki… Eğer Hükûmet adına burada verilen sorulara doğru cevap verilmiyorsa, biz olayları bilen insanlarız, bilen insana eğer yanlış cevap veriliyorsa o zaman her şey tevessuh etmiştir, bu Meclisin saygınlığı bitmiştir, bu Hükûmetin saygınlığı bitmiştir. Böyle bir şey olur mu efendim? Burada yanlış bilgi veriliyor bize. Onun için, burada çıkıp da yanlış bilgi vermekle bu iş olmuyor. Yani bizim sorularımıza cevap verilmiyor, buna Başkanlık Divanı da maalesef alet oluyor. Onun için, 98’inci maddeyi lütfen usulüne göre uygulayın. Her soruya ayrı ayrı çıksın cevap versin, biz de ona karşı cevap verelim. Yani, çıkıyor bir saat burada konuşuyor kendine göre, hesabına geldiği şekilde cevap veriyor, ondan sonra da yanlış bilgi veriyor.

Biraz önce bir soruya cevap verdi, “Türkiye’de ne kadar vergi incelemesi yapılmış?” Söylemiyor, vergi mahremiyeti çerçevesinde. Ne vergi mahremiyeti? Vergi mahremiyeti olur mu! İşte, Danıştaya gidiyor, vergi mahkemelerine gidiyor, bunların mahremiyeti mi kalır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bunlar hesabına gelmediği zaman, işte “mahremiyet” diyor. İşte, Enerji Bakanı orada oturuyor, doğal gaz fiyatlarını gizliyor.

BAŞKAN – Ben size iki dakika verdim, Sayın Tüzel’e bir dakika vermiştim, ona hak tanıdığım için size iki dakika verdim.

Şimdi, Sayın Tanal, buyurun.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, benim söyleyeceğim kısa bir şey var.

BAŞKAN – Allah rızası için, şimdi, şunları bitirelim.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Yani, bir çelişkiye işaret edeceğim Sayın Başkan.

Şimdi, ben sorularımdan bir tanesinde temsil giderlerine değinmiştim, Sayın Bakan bununla ilgili, bir saptamamız olmadığı yönünde beyanda bulundu ama bir başka milletvekilimizin sorusuna, bu konuda “2004 yılında 3,3 milyon lira harcanmıştır.” diye böyle farklı bir yanıt verdi, yani benim sorumda “Böyle bir saptama yok.” diye, böyle çelişkili bir ifadede bulundu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Anladım.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, sözlü soruların 34’üncü sırasında bulunan (6/2739) esas numaralı sözlü soru önergemdeki sorularım açık ve net şu şekildeydi, hiçbirine cevap alamadım: İçinde bulunduğumuz dönemde Türk Hava Yolları adına “TC-TUR” tescilli bir uçak alınmış mıdır? Alınmış ise bedeli ne kadardır? Cevap verilmedi. Eğer alınmışsa hâlen nerede, ne maksatta bulunmaktadır? Uçağın markası ve tipi nedir? Uçağın menzili ne kadardır? Söz konusu uçağın toplam kapasitesi kaç kişiliktir? Uçağın alım bedeli dışında, tefrişi için ayrı bir masraf yapılmakta mıdır? Yapılıyorsa tutarı nedir? Uçağın bir saatlik uçuş maliyeti sigorta, bakım, amortisman giderleri hariç ne kadardır?

Bir de yine 15’inci sırada bulunan (6/2210) esas numaralı sözlü soru önergemde: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül göreve geldiği 2007 yılından itibaren nerede ikamet etmektedir? 2007 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı resmî konutunda “bakım, onarım ve yenileme çalışmaları” adı altında her yıl ve her çalışma için ayrı ayrı belirtilmek üzere ne kadar harcama yapılmıştır? Bu harcamalar hangi kalemden ödenmiştir? Harcama faturalarının birer örneğini istediğimiz hâlde cevap verilmedi.

Cumhurbaşkanlığı resmî konutunda yapılan bakım, onarım, yenileme işlemleri kimler tarafından yapılmaktadır? Dışarıdan hizmet alımı yapılmış mıdır? Eğer dışarıdan hizmet alımı yoluna gidilmişse hangi koşullarda ve hangi firmalardan hizmet satın alınmaktadır? Bu firmaların ticaret sicil kayıt bilgilerini, tüm bilgilerini istedik. Tarafımıza vermediniz.

Yine aynı şekilde, 14’üncü sırada bulunan (6/2209) esas numaralı sözlü soru önergemde: 2000 yılından önerge tarihine kadar her yıl ayrı ayrı belirtilmek üzere Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kaç adet araç bulunmaktadır? Bu araçların marka, modelleri nelerdir? Her birinin ayrı ayrı bilgilerini istedik.

2000 yılından önerge tarihine kadar her yıl ayrı ayrı belirtilmek üzere Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kullanılan araç kiralama usulü nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani ben özür dilerim Sayın Başkanım. Bunların hiçbirine Sayın Bakan cevap vermedi.

Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – İkisine de iki dakika vermiştim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, esas soruya cevap versin.

Şimdi, Ahmet Davutoğlu ayda 60 bin lira kira veriyor. Abdullah Gül gidiyor, Hariciye Köşkü’nde oturuyor. Böyle bir şey olur mu? Hem de Kayserililerin dairesinde oturuyor.

BAŞKAN – Sayın Bakan, kürsüye geleceksiniz, beş dakikanız var. Beş dakika içinde eğer bitiremezseniz yazılı vereceksiniz. Ondan sonra da ara vereceğim.

Buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir kere ben sorulara verdiğim cevaplarda çok açık, net olarak Türkiye’de yoksulluğun azaldığını bütün rakamlarıyla ortaya koydum. Birleşmiş Milletlerin kriterleri var, gini katsayısı var. Hangi rakamı isterseniz tamamını verdim. Eğer burada idiyseniz hepsinde Türkiye’de yoksulluğun azaldığını rakamlarla ortaya koydum, gelir dağılımının daha adaletli hâle geldiğini rakamlarla ortaya koydum.

Şimdi, Türkiye’de tabii ki biz tüketim üzerinden yüksek dozda vergi alıyoruz ama bu, sermayeden vergi alınmadığı anlamına gelmiyor. Varlık barışının konusu ayrı bir şey. 1970’li yıllarda, 1980’li yıllarda, 1990’lı yıllarda birtakım korkularla 130 milyar dolar… Şu anda vatandaşlarımızın parası dışarıda, atıl duruyor. Zaman zaman bu parayı Türkiye’ye borç olarak getirip hatta şirketlerde faiz giderleri bile yazabiliyorlar.

Şimdi, son birkaç yıldır çok önemli bir gelişme oldu. Nedir bu gelişmeler? Bir: Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bankalar battı, artık güvenli liman hususu değişti, Türkiye güvenli liman hâline geldi. İki: Vergi cennetleri diye bir şey kalmadı. G-20 bünyesinde, OECD bünyesinde, Avrupa Komisyonu bünyesinde vergi cennetlerine yönelik çok ciddi yaptırımlar başladı, artık her şey şeffaflaşıyor. Biz de fırsat bu fırsat, bu para dışarıda kalmasın, Türkiye’ye gelsin, Türkiye’nin sermayesine, Türkiye’nin şirketlerine girsin, Türkiye büyüsün, istihdam artsın, asgari ücretli kardeşlerimize veya işsizlere daha çok imkân çıksın diye yapıyoruz. Dolayısıyla sizin söylediğinizle…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Niye yüzde 2 vergi o zaman?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, karşılıklı konuşmayalım lütfen, ben sizi dinledim.

Şimdi, gelelim Sayın Genç’e. Sayın Genç, ben şunu söyledim: Limanların özelleştirildiği 30 Nisan 2013’e kadar işletme hakkı devir sözleşmeleri kapsamında Türkiye Denizcilik İşletmelerinin 13,7 milyon dolarlık hasılat payı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hayır, gelir paylaşımıyla...

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Lütfen dinleyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Benim burada söylediklerim gelir paylaşımı, o öteki kiraları hariç. Gelir paylaşımı yoluyla elde edilen, kira yok.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, bakın, dinleme…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu yanlış bilgi veriyorsun!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – …zahmetinde bulunmuyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama sen yanlış bilgi veriyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nezaketinde bulunmuyor, zahmeti değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Yahu gelir paylaşımı yoluyla…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bakın, ben yanlış bilgi vermiyorum. Lütfen… Sizi nezakete davet ediyorum. Lütfen, beni dinleme nezaketini gösterin.

KAMER GENÇ (Tunceli) - …Rize, Hopa, Giresun…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, biz dinliyoruz, siz bize hitap edin.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ben bugüne kadar…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Yanlış bilgi veriyorsun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – … ne kadar hasılat payı tahakkuk etmiş, onu veriyorum. 11,8 milyon dolar tahsil edilmiş diyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) - O ayrı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Geriye kalanla, bakın, kalan paylarla ilgili yasal işlemler devam etmektedir, davalar derdesttir diyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Zaman aşımına uğratmışsınız, zaman aşımına.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, kalalım, zaman aşımına uğratan varsa onlar hakkında da soruşturma açalım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Var işte, oradaki valileriniz zaman aşımına uğratmış.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi gelelim Sayın Tanal’ın sorularına: Sayın Tanal, Türk Hava Yollarında kamunun payı yüzde 50’nin altına düşmüş durumda. Türk Hava Yollarının bana gönderdiği cevabı buradan okudum. Özel hukuk hükümlerine tabi bir şirkettir. Bana verdikleri cevabı ben size aktardım, keşke daha detay verselerdi ben size aktarırdım.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden sizin sorduğunuz soruların cevaplarını biz istedik. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin bana gönderdiği cevapların tamamını ben buradan yine okudum, size onları aktardım. Şimdi, buna rağmen “Bizim sorulara cevap vermiyorsunuz.” demeniz hakikaten haksızlık çünkü…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim.

Karşılığı değil ama, verdiğiniz cevapla sorunun karşılığı örtüşmüyor ki.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – O zaman şöyle, eğer bir hata yaptıysak onu düzeltiriz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onu ben düzeltmeyeceğim ama, siz düzelteceksiniz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bakın ne diyorum, olabilir, burada, değerli arkadaşlar, yüzlerce soruya cevap hazırlanmış. Oturduk, burada bu cevapları verdim. Bu sorular karışmış olabilir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karışma değil ama hiç ilgisi yok ki Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devam) – Hayır, hayır, şöyle: Belki biz başka bir soruya Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden gelen… Bakın, konutla ilgili, isterseniz, cevabı çıkartayım bilgisayardan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çıkarın, bir bakın örtüşüyor mu. Hiç örtüşmüyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Örtüşüyor tabii, şöyle…

KAMER GENÇ (Tunceli) – O yazıyı bir gönderin bize, araştıralım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden gelen cevap şu: “Dışişleri Bakanlığıyla bir protokol yaptık, Dışişleri Bakanlığının konutunu kullanıyoruz.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye Çankaya’yı kullanmıyor?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bir müsaade edin arkadaşlar.

“Cumhurbaşkanlığı kompleksindeki köşke ilişkin herhangi bir tadilat yapılmamıştır, para harcanmamıştır.” diyor. Bunu ben söylemiyorum ki, bunu Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği söylüyor. Bu sizi tatmin etmiyorsa bir daha sorarsınız ama Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin bu konuda bana gönderdiği cevabı olduğu gibi ben size aktardım.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Efendim?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, benim soruma yanlış cevap veriyor. Şimdi, 13 tane liman. Bunların 7’si kiralanmış otuz yıllığına, bunun söylediği o.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok efendim.

BAŞKAN – Tabii, ben zaten ara vereceğim şimdi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Soru soruldu, cevapları da verildi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika be! Sen ne konuşuyorsun be! Sussana Mustafa.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir usul yok Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Var efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sözlü sorularla ilgili kısım bitmiştir.

BAŞKAN – Bitti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Sayın Başkan, 6 limanı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul, uygulamamız yok. Sözlü sorulara Sayın Bakan gerekli zamanda cevap vermiş, İç Tüzük 98’e göre de siz arkadaşlarımıza haklarını kullandırdınız…

KAMER GENÇ (Tunceli) – …gelir paylaşımı yoluyla yani o limanların işletilmesinden elde edilen hasılatın yüzde 75’ini liman sahibi alıyor, yüzde 25’ini de devlete veriyor. Bu yüzde 25’ten şimdiye kadar bir tahsilat yapılmamış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – … ama Sayın Bakanın cevabını beğenmedi diye tekrar böyle bir şey olmaz. Bir daha soru sorabilir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Valiler orada denetici.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir daha soru sorsun, böyle bir şey olmaz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mustafa’nın da adamı orada denetici, vali var.

BAŞKAN – Hayır, soru yok, zaten şimdi ara vereceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir daha soru sorsun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani doğru cevap vermiyor, yanlış cevaplar veriyor.

Ya Mustafa sen niye bunlara…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşma sen!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye sana dokunuyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dokunmuyor bana. Bilmiyorsun, böyle şey mi olur?

BAŞKAN – Soru önergeleri cevaplandırılmıştır.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.31

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

22/5/2013 tarihli 108’inci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmış ve maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

                             

(x) 450 S. Sayılı Basmayazı 22/5/2013 tarihli 108’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 20’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Petrol Kanunu’yla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanunla ilgili uzun bir çalışma sergiledik. Komisyonlarda, hazırlanmış olan tasarıyla ilgili olarak görüşlerimizi ayrıntılarıyla iletmek ve ülkenin ulusal bir petrol kanununa kavuşması için çağdaş, yapıcı ve ulusal çıkarlarımıza uygun bir kanunun oluşmasına önergelerimizle destek vermeye çalıştık.

Bu konuda bakış açımız şuydu: Türkiye bu kanunla ilgili daha önce bir çalışma yapmış ve bu çalışma Cumhurbaşkanlığından geri gelmiş, geri gelen çalışma uzun zamandır tekrar Parlamentoya getirilememiş. Cumhurbaşkanının geriye çevirme gerekçeleri de gerçekten, ulusal petrol politikasıyla ilgili olarak teklif edilen, daha önce Meclisten geçen kanunda önemli eksiklikler olduğunun altını çizme ve Türkiye’de millî menfaatlere uygun olarak tasarının tekrar gözden geçirilmesini talep etme noktasındadır.

Biz, bu ülkede petrolün önemine inanıyoruz. Türkiye belki petrol kaynakları olarak çevresindeki ülkeler kadar zengin bir ülke değil ama bulunduğu coğrafyada ve bulunduğu konum itibarıyla bu petrol ve doğal gazların geçiş yollarının üzerinde çok önemli bir ülke. Bugün geldiği nokta itibarıyla da Türkiye’nin eğer ulusal bir petrol politikası ve ulusal bir stratejisi olursa, bu anlamıyla çevresindeki zenginliklerin ve içinde bulunduğu konjonktürün önemini kavrarsa Türkiye, bugün ithalatta önemli bir açığı olan, petrol ithalatında önemli bir kaybı telafi etme fırsatını bulduğu gibi dünyada birçok ülkede petrol arayarak da petrol konusundaki gücünü dünyada saygın bir konuma getirebilir.

Bu kanunda bizim birinci olayımız şuydu: Bu kanun ulusal bir petrol politikasını hayata geçirmelidir. Bu nasıl olacaktır? Dünyadaki örnekleri gibi olacaktır. Türkiye’nin devlet adına petrol arama, işletme ve organizasyonunu, rafineri dâhil, yapabilecek dikey örgütlenmesi olan bir ulusal petrol şirketine ihtiyacı vardır. Bu şirket, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığıdır ama bu kanun, yeni önümüze gelen, hazırlanan kanun Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını ülkenin ulusal petrol şirketi olmaktan çıkartıp, tam tersine ülkede petrol arama noktasında çalışma yapan yerli veya uluslararası şirketlerle eşit konuma getirip, bir de üstüne üstlük onu Bakanlığın bir genel müdürlüğünde kaynakları kıt bir noktada tutarak özel sektör ve uluslararası şirketlerle rekabet edemeyen bir şirket hâlinde bırakmaktadır. Böyle bir şirket, elinden imtiyazları alınmış, alınan imtiyazlarla diğer şirketlerle, imkânsızlık içerisinde yarışa sokulmuş noktada bulunmaktadır.

Biz bunu kabul etmek durumunda olamayız. Bu, ulusal petrol stratejisi ve politikamız için doğru bir şey değildir. Bu konuda çok net bir duruşa ihtiyacımız vardır. Türkiye’nin bütün petrol kaynaklarının aranmasına, araştırılmasına, çıkartılmasına, bu konuda yatırım yapmak isteyen yerli ve uluslararası şirketlerin bu noktada teşvik edilmesine süreç içerisinde de, kanun tasarısı süreci içerisinde de her türlü önerilerle destek verdik ama gördük ki, Bakanlığın bakış açısı Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını sıradan bir şirket gibi gözden çıkarmak olmuştur.

İkinci konu: Petrol Kanunu’na ulusal bir petrol politikasının hem lafzı hem de ruhu dercedilmemiştir. Bu, en temel eksikliklerinden bir tanesidir. Değerli arkadaşlar, bu konudaki hassasiyetimizi, ülkemizin geçmişte karşılaştığı problemleri ve bugünkü konuları gözden geçirdiğinizde göreceksiniz.

Üçüncüsü: Bu kanun, petrol aramada çevre duyarlılığını kenara bırakmış, millî parkları dahi arama alanına ve uluslararası şirketlere açacak kadar çevre duyarlılığından uzak bir anlayışı kanuna yazma durumunda olmuştur.

Bakınız, dünyada petrolü olan ülke sayısı sınırlıdır, petrolü olmayan ülke sayısı çoktur. Bunların çoğu da petrolü ithal etmektedirler. Petrol ithal etmek için parayı bulursunuz ama yok ettiğiniz doğal millî parkların yerine koyabileceğiniz başka alternatifiniz yoktur. Onun için, parayla doğayı birbiriyle kıyaslarken böyle bir bakış açınız olmak durumundadır.

Değerli arkadaşlar, bu nokta itibarıyla birkaç konuyu da burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye Karadeniz’de, Doğu Akdeniz’de, denizlerde aramayla ilgili olarak bu kanunda belirli açılımlar yapmış olmasına rağmen, kendisinin arama çalışmalarında elindeki imkânların ne kadar kısıtlı olduğunu… Doğu Akdeniz’de Rumların yapmış olduğu çalışmalarla elde ettiği doğal gaz çıkarmasına karşı devlet olarak “Size haddinizi bildiririz.” dememize rağmen bildiremeyip, Piri Reis’i gönderip birkaç gün dolaştırdıktan sonra da geri çekmenin ötesinde hiçbir şey yapamadık. Yeni aldığımız Barbaros ise daha bu konuda bir çalışma yapma aşamasına gelmiş durumda değil.

Bakınız, bize elektrik ihtiyacında muhtaç durumda olan Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail’le, İtalya’yla yaptığı çalışmalarla Doğu Akdeniz’de önemli doğal gaz yataklarına sahip olmuş ve bu konuda borçlarını, girdiği krizi bunlar vasıtasıyla giderebileceğinin sinyallerini vermiştir. Biz ise Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik alanlarda petrol arama durumunda değiliz.

Sayın Bakanın burada ikinci bir konuda bize bilgi vermesi lazım. Kuzey Irak’ta son dönemde olan gelişmelerle ilgili bilgiye ihtiyacımız var. TPAO’ya bağlı “TPIC” dediğimiz dış alanda kurulan şirket, TPAO’dan ayrılmış, BOTAŞ’a getirilmiş ve bu şirketin Exxon Mobil ile bir ortaklık kurarak o bölgede petrol araması yapacağı söylenmiş ama bu konuda Irak Merkezî Hükûmetinin tepkileri ve Irak’ın toprak bütünlüğünün dağıtılacağı konusundaki çeşitli eleştiriler, Amerika’nın tavrı, Amerika’da Obama’yla görüşmeden sonra bu konuda ne düşünüldüğü, Türk kamuoyunun bilgisi dâhilinde değildir. Bu bilgiler Türkiye’de bu Parlamentoyla ve kamuoyuyla paylaşılmak zorundadır.

Değerli arkadaşlar, ulusal politika olması gereken petrol konusunda böyle çok önemli hassas dengeleri izlemek ve takip etmek zorundayız. Türkiye’nin dış politikadaki zaafları, özellikle de petrol konusunda, bizim enerji konusunda ciddi zafiyetlerimiz olmaktadır. Gelinen nokta itibarıyla petrolümüzün çoğunu aldığımız İran’la sıkıntıyı görüyoruz, Irak’la konu ortadadır, diğer ülkelerle yaşanan sıkıntılar ortadadır. Onun için, Türkiye, petrol konusunda ulusal bir politikayla, güçlü bir Türkiye Petrolleri Anonim Şirketiyle, özerk yapısıyla, kaynakları güçlendirilmiş, Bakanlığın emrinde değil, petrol stratejisinde uluslararası stratejisi içerisinde kendi bağımsız kararlarını verebilen, dünyada BP gibi, Rusya’daki gibi, diğer ülkelerdeki gibi güçlü bir şirketi oluşturmaktan geçiyor. Bunu nasıl oluşturuyorsunuz? Bunu oluşturmadınız. TPAO’ya verilmiş olan ayrıcalıkları bu yasada geriye alarak TPAO’yu zayıflatıyorsunuz. Hangi bütçeyle yapacak TPAO? 500 milyon civarındaki bütçelerle bu konuda zor bir iş olan petrol arama ve kuyuları açma işi yapılamaz. Onun için ulusal bir politikaya ihtiyacımız var. Biz, bunun için her türlü öneriyle bu Parlamentoda görüşlerimizi söylemeye devam edeceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisinin düşünce ve önerileri bunlardan ibarettir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora.

Buyurun Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de petrol sektöründeki arama, üretim, taşıma, rafinaj, dağıtım ve pazarlama faaliyetlerinin tamamı, 1954 tarihli 6326 sayılı Petrol Kanunu’yla düzenlenmiştir. Bu kanun, zaman içerisinde, sektördeki gelişmelere paralel olarak çeşitli değişikliklere uğramıştır. Özellikle, 2001 krizinin ardından hız verilen ve enerji sektörünün serbestleştirilmesine yönelik olarak yapılan bir dizi düzenlemeden petrol sektörü de payını almıştır. 2/5/2001 tarihinde 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası ve 20/12/2003 tarihinde 5015 sayılı Petrol Piyasası Yasaları düzenlenerek sektörün söz konusu faaliyetleri 6326 sayılı Kanun kapsamından çıkarılmıştır.

6326 sayılı Petrol Kanunu’nun kapsamında kalan ve petrol sektörünün ilk halkası olan arama üretim faaliyetleri de uluslararası petrol tekellerinin talepleri çerçevesinde hazırlanan kanun tasarısında düzenlenerek 17 Ocak 2007 tarihinde 5574 sayılı Türk Petrol Kanunu adıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundan hiç tartışılmadan, sessizce geçirilmiştir. Hükûmetin, adına “Türk Petrol Kanunu.” dediği düzenlemenin, aralarında üretilen petrolden alınacak devlet hissesinin kademeli olarak yüzde 2 düzeyine kadar düşürülmesini öngören maddenin de olduğu dört maddesi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından ulusal çıkarlara aykırı bulunarak veto edilmişti.

Değerli milletvekilleri, bugün, Hükûmet, beş yıl aradan sonra daha öncekine benzer bir yasal düzenlemeyi tekrar gündeme getirmiştir. Adına, yine, Türk Petrol Kanunu denilen yeni bir düzenlemeyle petrol sektöründe devlet adına faaliyet gösteren kamu kuruluşu Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı zayıflatılmak istenmekte, yabancı petrol tekelleriyle yerli ve yabancı sermayeye yeni çıkarlar sağlanması öngörülmektedir. Petrol sektöründe sermayeye yeni teşvik ve kolaylıklar sağlanması adına, kamu kuruluşu olan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığından âdeta vazgeçilmektedir. 6326 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesindeki “Petrol ile ilgili müsaade, arama, işletme ruhsatnamesi alma hakkı devlet adına Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına aittir.” hükmü iptal edilerek tasarıda yer almamıştır. Böylece, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının işlevi ortadan kaldırılmakta ve özelleştirilmesi sürecinin önü açılmaktadır. Bu düzenlemeyle ülkemiz, ulusal enerji politikalarının oluşturulmasını ve uygulanmasını sağlayacak önemli bir kurumundan mahrum kalacaktır.

6326 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinin birinci fıkrasındaki “Petrol hakkı sahipleri 1/1/1980 tarihinden sonra keşfettikleri petrol sahalarında ürettikleri ham petrol ve doğal gazın tamamı üzerinden kara sahalarında yüzde 35’ini ve deniz sahalarında yüzde 45’ini ham ve/veya mahsul olarak ihraç etmek hakkına sahiptirler. Geri kalan kısım ile 1/1/1980 tarihinden önce bulunmuş sahalardan üretilen ham petrol ve doğal gazın tamamı ve bunlardan elde edilen petrol ürünleri memleket ihtiyacına ayrılır.” hükmü iptal edilmiş olup tasarıda yer almamaktadır. Dolayısıyla, yeni kanunla memleket ihtiyacına yönelik miktarın ayrılması zorunluluğunun kaldırılması, petrol şirketlerine ülkemizde ürettikleri ham petrol ve doğal gazın tamamını yurt dışına ihraç etme olanağı sağlanacaktır. Bu durumda, olağanüstü durumlarda dahi ülkemizin ham petrol ihtiyacının karşılanması, piyasanın ve petrol tekellerinin insafına terk edilmektedir.

Buna karşılık, tasarının 22’nci maddesinin on ikinci fıkrasında yer verilen “Arz güvenliği açısından ihtiyaç duyulan hâllerde yurt içinde üretilen petrolün tamamının ya da bir kısmının satın alınabilmesine ilişkin Bakanlar Kurulunun yetkili kılınması” şeklindeki düzenleme ise son derece muğlaktır ve uygulamada boşluklar yaratması muhtemeldir.

Tasarının 14’üncü maddesinin üçüncü fıkrasıyla yapılan düzenlemede “Petrol hakkı sahibi ihraç ettiği petrolden sağladığı dövizi yurt dışında muhafaza edebilir. Bu döviz tutarı, Türkiye’ye ithal edilmiş sermayeyle bunu aşan net kıymetlerin transferinden mahsup edilir.” denilmektedir. Sadece bu fıkrayla değil, tasarının 14’üncü maddesinde yer alan diğer düzenlemelerle de yabancı şirketlerin ithal etmiş oldukları sermayelerini devlet hissesi hariç, kurumlar ve gelir vergisinden muaf tutularak, getirdikleri döviz cinsinden ve transfer tarihindeki kur üzerinden yurt dışına transfer etmelerine olanak sağlanmıştır. Bu düzenlemeyle yabancı yatırımlar için sermaye ve kâr transferlerine önemli kolaylıklar getirilmiştir.

6326 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinde yer alan yabancı devletlerin doğrudan doğruya veya dolaylı olarak idaresinde etkili olabilecekleri şirketler ile yabancı bir devlet için veya yabancı bir devlet adına hareket eden şahısların petrol faaliyetlerinde bulunmaları, mülk edinmeleri, tesis kurmalarının Bakanlar Kurulu iznine bağlanması yönündeki hükme Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nda yer verilmemiştir. Böylece son derece stratejik bir alan olan petrol sektöründe yabancı devlet ve şirketlerin egemenliğine getirilen sınırlamalar kaldırılmak istenmektedir. Bu düzenlemeyle uluslararası petrol tekellerine önemli bir avantaj sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türk Petrol Kanunu’nun özel sermayeye çeşitli teşvikler, yatırım indirimleri ve vergi istisnaları sağlayarak sektörde yerli ve yabancı sermayenin önünü açmak gibi bir amacı olduğu, hazırlanan tasarının gerekçesinde açıkça şu şekilde ifade edilmektedir: “6326 Sayılı Petrol Kanunu kapsamında edinilen sonuçlar ve tecrübeler dünyadaki benzerlerine uygun olacak şekilde, yerli ve yabancı sermayenin petrol arama ve üretim faaliyetlerine daha fazla katılımını sağlamak için; işlemlerin sadeleşmesi, maliyetinin azalması, yatırım indirimi ve vergi istisnası, yabancı yatırımcılar için sermaye ve kâr transferi kolaylıkları gibi teşvik unsurlarını içeren, ruhsat başvuru aşamasını ve değerlendirme sürecini hak sahiplerinin hak ve yükümlülüklerini günün koşullarına ve objektif kriterlere göre düzenleyen yeni bir yasa yapılması gereği ortaya çıkmıştır. Ancak Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın yasalaşması hâlinde, yerli ve yabancı sermayenin sektörde önü açılmakla kalmayacak, tasarı ile ayrıcalıkları ve devlet adına faaliyet gösterme konumu ortadan kaldırılacak olan kamu kuruluşumuz TPAO’nun sektördeki öncü konumu zayıflayacaktır. Tasarı TPAO’yu kolsuz ve kanatsız bırakacak, dikey entegre yapıya sahip dev petrol tekelleri ile denk olmayan koşullarda rekabet etmeye zorlayacaktır.”

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin yıllardır sürdürdüğü özelleştirme politikalarının devamı olarak gündeme getirilen ve petrol sektörünü düzenleyen Petrol Kanunu’nun yerini alacak olan Petrol Kanunu Tasarısı’yla petrol arama ve işletme ruhsatlarının verilmesinde yeni bir sistem öngörülmekte, petrol sektöründe yerli ve yabancı sermayenin önünün açılması ve yatırımların artmasının hedeflendiği iddia edilmektedir.

Hükûmetin hazırladığı yeni tasarının kamu ve ülke yararı açısından bazı sakıncalı düzenlemeleri içerdiği görülmektedir. Petrol kaynaklarımızın aranması, geliştirilmesi ve üretilmesiyle ilgili tüm faaliyet ve işlemlerde kamu ve ülke yararına uygunluk temel ölçüt olmalıdır. Ülkemizde üretilen ham petrolün ülke güvenliği ve yurt içi tüketim için gerekli bölümünün ayrılması koşulu kaldırılmamalı. Arz güvenliğine ilişkin düzenlemeler muğlak bırakılmamalıdır. Sektörde yabancı devlet ve şirketlerin etkisini artıracak düzenlemelerden kaçınılmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Münir Kutluata.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye, dünya enerji rezervlerinin âdeta ortasında büyük enerji sorunları yaşayan bir ülke durumundadır, ciddi enerji açığı sorunu vardır. Bunu ithalatla karşılıyor olsa bile aynı zamanda önemli enerji arzı güvenliği sorunlarıyla karşı karşıyadır. Önümüze gelmiş bulunan bu tasarıyı doğru değerlendirebilmek için, Hükûmetin bir enerji politikasının olup olmadığının, varsa ne olduğunun ve on buçuk yılda ne sonuçlar verdiğinin bilinmesi gerekmektedir.

Ülkemiz, enerji ihtiyacının yüzde 72’sini ithalatla karşılar durumdadır. Bu bağımlılık 2002’de yüzde 69 idi, yani bağımlılık azalmıyor, artıyor. Bu olumsuz gidişi doğrulayan bir başka gösterge, 2002-2012 arasında 43 milyon ton petrol eş değerinde enerji tüketimi artışı olurken yerli üretimdeki artış, sadece 7 milyon tondan ibaret kalmıştır. 43’e karşı 7; yani sadece altıda 1’i dâhilî üretimle karşılanabilmiş durumdadır. Sonuçta, 2002 yılında 9 milyar dolar olan enerji ithalatı, 2012 yılında 60 milyar doları aşmış bulunuyor.

İktidarın enerji politikası adına gündemde tuttuğu politikalara, konulara bir göz atalım. “Terminal ülke mi olacağız, üretici ülke mi olacağız?” tartışmalarıyla bir süre vakit geçirilmişti sanki bunlar birbirine rakipmiş gibi. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme konusu tartışma gündeminde tutulmuş, güneş ve rüzgâr enerjisi âdeta yeni keşfedilmiş gibi birçok tartışma yapılmış ama buralarda bir arpa boyu yol alınamamış idi. Sık sık keşfedilen milyarlarca tonluk kömür rezervleri devamlı gündeme gelmiş ama arkası gelmemişti.

Nükleer enerji santralleri üzerinde yürütülen tartışmalar işin bir başka tarafıydı. Nükleer teknolojiye ulaşmak üzere nükleer santral edinme yerine nükleer santral müşterisi olmakla övünmek gibi, konunun uzmanlarını ümitsizliğe sevk eden pesimist yaklaşımlar söz konusu oldu. Bu yetmezmiş gibi doğal gaz ve petrolde Türkiye’nin bağımlı kılındığı Rusya’ya nükleer enerjimizde de teslim olma yoluna gidilmiştir, üstelik teknolojisi Çernobil’de patlamış ve Türkiye’de de kanser vakalarını patlatmış bir ülkeye.

Örnekleri uzatmadan şunu söyleyebiliyoruz: On yılı aşkın süredir iktidarın sonuca yönelik bir enerji politikası olmamıştır, ithalat yaptığımız ülkelerle yürütülen günlük ilişkiler ve kamuoyuna tekrarlanan genel açıklamalardan öteye gidilememiştir. İktidarın bir enerji politikasının olmadığını göstermesi ve çıkarılacak olan bu yasanın durumunun anlaşılması için Kıbrıs çevresindeki zengin petrol ve doğal gaz yatakları üzerinde yürütülen çalışmaları ve Türkiye’nin durumunu sizlere hatırlatmak istiyorum: Hatırlanacağı üzere Kıbrıs Rum kesimi, İsrail ve ABD şirketleriyle Güney Kıbrıs münhasır ekonomik bölgesinde arama faaliyetleri başlatmış ve zengin gaz kaynaklarına ulaşmışlardı. Bu olay ortaya çıktığı zaman Hükûmet her konuda olduğu gibi esmiş, gürlemiş sadece konuşmakla yetinmiş ve yerine oturmuştu. Şimdi, iş geldi, İsrail’in taşıyacağı bu petrolün Türkiye’den geçirilmesini sağlayarak Türkiye’ye bir fayda sağlanır mı, İsrail’e jest yapılabilir mi noktasına. Bu olay Türkiye’nin bir enerji politikasının olmadığını gösterdiği gibi aynı zamanda dış politikasının kökten iflas ettiğinin örneklerinden birisidir.

Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail’in Kıbrıs Adası münhasır bölgesinde doğal gaz ve petrol bulma ihtimali ciddiye binince ortaya çıkan tabloya dikkatinizi çekmek istiyorum. Kıbrıs Rum kesimi, bölgesinde 13 petrol ve doğal gaz arama parseli oluşturmuştu. Hükûmet önce 12’nci parselde Türkiye’nin de hakkı bulunduğunu söylemiş, ardından bu petrollerde Kıbrıs Türk kesiminin hakkı olduğunu da ifade etmiş ve sonuç alamamıştı. Bu ifadesiyle de diğer taraftan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını reddeder pozisyona düşmüştü. Denizcilik Müzesine gönderilmesi gereken Piri Reis Gemisi’ni “Bölgede petrol aramaya gönderdik.” diyerek batmaktan zor kurtulan bir gemiyle Türkiye, kendi iddialarını kendisinin ciddiye almadığını göstermişti. Bu olay ortaya koymuştur ki son on yıl içinde bir petrol arama gemisi edinme ihtiyacı bile duyulmamış. Buradaki fiyaskodan sonra 130 milyon dolara bir gemi alınabilmişti.

Bunların hepsinden daha önemli olmak üzere, Rum kesimi kendi münhasır ekonomik bölgesinde yeni zengin enerji kaynakları arayıp bulurken Hükûmet on yılını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını reddetmeye çalışmakla geçirmiş, dolayısıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin münhasır ekonomik bölgesinde petrol arayıp bulmak gibi bir hesabı olamamış, Rumların kendi bölgelerinde yaptığı gibi. Rauf Denktaş’ı etkisiz kılmak ve kendi devletini reddeden gayrimillî bir şahsı cumhurbaşkanı yapmak üzere mesaisini Kıbrıs’ta sarf etmişti. Türkiye’ye zemin kaybettiren Annan Planı’nı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarına dayatmakla meşguldü. Kıbrıs millî kahramanı Rauf Denktaş kahrından ölmüş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kenara itilmiş, AKP muradına ermiş ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti ve Türkiye Doğu Akdeniz’den âdeta çıkarılmıştı.

Herkesin Türkiye’nin Doğu Akdeniz petrol ve enerji kaynaklarından koparılması ve bölgeden püskürtülmesi sonucunu doğuran Mavi Marmara olayını önüne koyup ciddi şekilde düşünmesi gerekmektedir. Sayın Başbakanın “savaş sebebi” dediği bir planlı olayla Türkiye’nin hakarete uğramasına kimler nasıl ve neden alet olmuşlardır? Millî politikası olmayan ile olanın, enerji politikası olmayan ile olanın karşı karşıya gelmesi hâlinde ortaya çıkan tablonun ne olduğunu gösteren en ciddi örneklerden biridir bu.

Bir ülkenin enerji talebini kökten çözebilmesi için önünde üç yol vardır sayın milletvekilleri. Bunlar, sırasıyla, bir: Zengin enerji kaynaklarına sahip ülkelerde olduğu gibi, ihtiyacı kendi kaynaklarından karşılamak. İkincisi: Millî büyük petrol şirketlerine sahip olarak bunların diğer bölgelerde yaptığı aramalarda elde ettiği petrollerle ihtiyacı karşılamak. Üçüncüsü: Uygun ekonomik politikalar ve gelişmiş ekonomik yapılarla, kendisi rezerve sahip olsun olmasın, ihtiyacını cari açık vermeden ithalatla karşılamak. Bunların hangisinde bu iktidarın on yıldır mesafe aldığını ve başarılı olduğunu sormak gerekmektedir. Bu açıdan baktığımız zaman, bu tasarının bu üç çareden hangisini ön plana çıkardığına ve hangisine çözüm getirdiğine bakmak ve bu yasayı o açıdan değerlendirmek gerekecektir. O yüzden, bu açıdan baktığımız zaman, önümüzdeki yasanın Türkiye’nin enerjideki ciddi açığını ciddi şekilde çözecek bir yasa olmadığını ortaya koymaktadır.

Şu soruyu sormak lazımdır: Kendi millî servetimizi, yabancıya büyük kolaylıklar sunarak sekizde 1’ini alıp 7’sini vermek mi enerji bağımlılığını çözmektir, yoksa sizin de başka ülkelerin millî serveti olan enerji kaynaklarına rızaları ile ulaşıp sekizde 1’ini verip 7’sini almak mı ekonomiktir veya sorunu çözmeye yöneliktir? Buna bir bakmak gerekir ve bu açıdan da Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının durumunu değerlendirmek gerekmektedir. Türkiye’de büyük tecrübe kazanmış ve kendimizce büyük petrol şirketlerinden sayılan bir millî kuruluşu bu maksatla kullanıp ve Türkiye’nin enerji açığını telafide bundan faydalanmak yerine onu özelleştirmeye açmak ve elden çıkarmanın bir kanuna gerekçe yapılması pek de bu kanunun maksada uygun bir kanun olmadığını göstermektedir.

Bu açıdan, bu yasanın bu şekilde geçmesi yerine, önce Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının dediğimiz istikamette kuvvetlendirilmesi ve bu açıdan da yeni, ciddi bir millî petrol kanununa zemin hazırlanması gerekir kanaatindeyiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kutluata.

Birinci bölüm üzerinde şahıslar adına ilk söz Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy’un.

Sayın Özensoy, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’yla ilgili şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her kürsüye çıktığımda veya enerji konuları gündeme geldiğinde, her zaman şunun altını çiziyorum: Enerji politikaları millî politikalar olmalı, partilerüstü olmalı. Dolayısıyla, enerji yoksa hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla, bütün bu çalışmalar yapılırken, kanun tasarıları da gelirken, buradaki komisyonlarda mutlaka muhalefet partilerinin de söylediklerini dikkate almak lazım diye düşünüyorum.

Ama bu dönemde, özellikle enerji politikaları ve enerji ile ilgili kanunlara baktığımızda, Elektrik Piyasası Kanunu’yla ilgili değişiklikler, doğal gaz piyasasıyla ilgili, yenilenebilir enerjiyle ilgili, hele hele Türk Petrol Kanunu Tasarısı, ifade edildiği gibi, 1954’ten kalma yasalar. Artık, birtakım şeyler çelişir hâle gelmiş olmasına rağmen, baktığımızda bu tasarı da bize çok fazla değişiklik veya petrol arama veya üretme faaliyetlerinin önünü açacak bir tasarı gibi durmuyor. Burada, Türkiye her ne kadar hidrokarbon fakiriyse de, Türkiye’deki bu hidrokarbonları bulma, arama ve üretme faaliyetlerini elbette devlet eliyle ve güçlü bir şirketle yönetmeliyiz diye düşünüyorum.

Bakın, Türkiye Petrollerinin geçmişine baktığımızda, TÜPRAŞ’ın da bünyesinde bulunduğu, PETKİM’İn de bünyesinde bulunduğu ve dünyada ilk 500 firmanın içerisinde bulunan bir konumda faaliyetlerini sürdürüyordu. Bugün, dünyada artık günlük 100 bin varilin altında üretim yapan şirketleri ciddiye almıyorlar yani Türkiye’de en önemli üreticimiz, arayıcımız olan Türkiye Petrolleri, yurt dışındaki petrol sahaları da dâhil olmak üzere, maalesef, günlük 70 bin varil petrol üretebiliyor.

Arama çalışmalarına baktığımızda -siz hep 2002’yi milat alıyorsunuz, ben de alayım- sadece 2001’e kadar yurt dışındaki anlaşmalarla yurt dışında petrol üretebilir durumdayız, şu anda yani en son yapılan anlaşmalar veya faaliyetlerle 1 varil bile petrol üretemiyoruz. Yurt içinde de 1996’da 50 bin küsur varil petrol üretirken Türkiye Petrolleri, 28 bin varile kadar düşmüşüz. Daha sonra, geçmişte ekonomik olmayan kuyuların da açılmasıyla yani 18 dolarlardayken 50 bin küsur varil üreten Türkiye Petrolleri, bugün 100 dolarlarda ancak 34 bin varillere gelebilmiş durumda. Bunun da, 28 binden 34 bine gelmesinin gerekçeleri de, ifade ettiğim gibi, o gün petrolün varili 18 dolarken ekonomik olmayan kuyuların tekrar faaliyete geçmesinden kaynaklanıyor. Şu anda Türkiye Petrollerinin bir bilançosuna bakarsanız… Gerçi, bu bilançolar hep gizli. Yani burada görüldüğü gibi -ben bunların niye gizli olduğunu da anlamış değilim- bu kanunda, burada yazıların hepsi tek tek dökülmüş, ne kadar kuyumuz var, kuyu başına ne kadar petrol üretiyoruz, her şey burada açık açık yazılmış ama biz KİT Komisyonunda Türkiye Petrollerini denetlerken, üzerinde “gizli” yazan, hatta basının da dışarıya çıkarıldığı bir şekilde, basına kapalı yapıyoruz yani gizli toplantı yapmıyoruz çünkü yemin etmiş görevlilerin falan olduğu bir şekilde değil, çok farklı bir şekilde denetim yapıyoruz.

Dolayısıyla, özet olarak -yani beş dakikada birtakım şeyleri toparlamak da zor- bizim en önemli, yapmamız gereken, Türkiye Petrollerini güçlendirmek ve onu dünyada önemli bir şirket hâline getirmekten başka çaremiz yok. Bu kanun da maalesef bunu getirmiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

Şahısları adına son söz, Edirne Milletvekili Sayın Kemal Değirmendereli’nin.

Buyurun Sayın Değirmendereli. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 450 sıra sayılı Petrol Yasa Tasarısı’nın üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bu yasayı konuşmadan önce dünyadaki genel petrol üretimi ve petrolün geleceğine ben değinmek istiyorum. Şimdi, öncelikle, OECD dışındaki ülkelerin çoğunun küresel enerji talebinin 2030 yılı itibarıyla yüzde 39 artması beklenmekte. 2030 yılında da yine küresel enerji talebinin yüzde 81’inin fosil yakıtlardan elde edileceği ifade edilmekte Uluslararası Enerji Ajansınca. Başta Asya ülkeleri olmak üzere, dünyanın geri kalan bölgelerinde de hızlı büyüme petrol ihtiyacını artıracak, bu Asya ülkelerinin ve bizim de bu süreç içerisinde petrol bağımlılığımız ağırlıklı olarak Orta Doğu’ya bağlı olarak sürecek. Orta Doğu’daki OPEC ülkelerinden yapılan petrol ihracatının da oldukça artacağı görülmektedir. Bu çerçevede, Türkiye’nin de, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın projeksiyonlarına göre, bugüne oranla, sadece on yıl sonra petrol ihtiyacımızın bugünkünün 2 misline çıkacağı ifade edilmektedir.

Şimdi, bizim dışımızda kimler ne kadar petrol üretiyor, buna bir bakacak olursak, dünyanın da kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 48’inin Orta Doğu’da, yani yaklaşık yüzde 74’ünün de Orta Asya’yla birlikte yine bizim 2 bin kilometrelik bir çemberimiz içerisinde olduğunu bilmekteyiz.

Bir önemli konu, Amerika bugün petrol üreten üç büyük ülkeden biri, ancak ürettiği petrolün 2 katını tüketiyor; Çin de ürettiğinin 3 katını, Hindistan 4 katını tüketerek ithal ediyorlar; Japonya, Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda gibi gelişmiş ülkeler de hiç petrol üretmeden petrole bağımlılıklarını sürdürecekler bu önümüzdeki on yıllarda da.

Bunları niye anlatıyorum? Çünkü petrolü yoğun olarak kullanan ülkelerin yeterli kaynağa sahip olmaması dünya üzerinde de ekonomik ve fiilî savaşlara neden olmaktadır. Yani Orta Doğu’da, Kuzey Afrika’da dökülen kanın, yaşanan darbelerin, savaşların, isyanların temelinde bu emperyal devletlerin petrol kaynakları üzerindeki hâkimiyet kurma istekleri vardır. Soğuk savaş döneminde de İran’la Irak arasında yaşanan mücadele, savaş, Saddam’ın Kuveyt’i, ABD’nin Irak’ı işgali, son olarak da Arap Baharı, petrol üzerinde tamamen hâkimiyet kurma mücadelesinin sonucu ortaya çıkmaktadır.

Biraz önce de paylaştığım gibi, Uluslararası Enerji Ajansının tahminlerine göre, bu bölgelerdeki enerji ticareti 2030 yılına kadar mevcut hacmin 2 katına ulaşacaktır.

Peki, biz bu durumun neresindeyiz? Biz bu resmin tam ortasındayız. Petrol ve doğal gazda bilinen zengin yataklara sahip değiliz. Bu çerçevede hazırlanan yeni yasa, var olan kaynaklarımızı daha iyi, daha sağlıklı değerlendirmeye yönelik hizmet etmesi gerekirken, bu konuda ciddi endişeler taşımaktayız. Ben bu endişelerimizle ilgili olarak söyleyeceklerimizi bundan sonraki konuşmalarımda sizlerle paylaşacağım.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Şimdi, Kıbrıs açıklarında Rumlar ve İsrailliler petrol aramaya başlayınca biz Barbaros Hayrettin Paşa Gemisi’ni gönderdik. Bu geminin akıbeti nedir?

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı 130 milyon dolara bir gemi aldı. Bu geminin çok pahalıya alındığı, esas maliyetinin 90 milyon dolar civarında olduğu… Bu gemi hangi kıstaslara göre alındı? Bu geminin şu andaki durumu nedir? Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı bu gemiyle şimdi herhangi bir petrol araması yapmakta mıdır?

Ayrıca, Kuzey Irak’ta yani Barzani’nin bulunduğu bölgede Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının bir arama ruhsatı var mıdır? Maliki bölgesinde var mıdır? Bunların sahaları ne kadardır? Kaç yıllık alınmıştır? Türkiye Petrolleri neden devletin elinden çıkarılarak özelleştirilmektedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan...

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, dünyanın en pahalı benzin ve motorinini kullanan ülkelerden bir tanesiyiz. Türkiye yıllardır bu konuda en üst düzeyde liderliği yapan ülkelerden biri. Sebebi, benzin ve motorini başka ülkelerden ithal ettiğimiz noktasında değil. Sebebi, Türkiye’de akaryakıt üzerinde sürekli olarak artan bir vergilendirme, ÖTV ve KDV’dir. Siz bu konuda, eğer ÖTV ve KDV’yi kaldırdığımızda Avrupa’nın en ucuzu veya en ucuzu olan ülkelerden biri olma durumundaki Türkiye’de bu akaryakıt politikasında bir değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz? Ya da ÖTV’yi kaldırmak gibi bir düşünce, en azından mazotta mümkün mü? Düşüncenizi alabilir miyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi, biliyorsunuz, Adana için çok önemli. Adana, işsizlikte Türkiye’nin birinci ili. Burada yapılacak yatırımlarla hem işsizliğin önüne geçilecek hem de çok ciddi bir yatırım olması gerekirken, 2006 yılından beri hiçbir şey yapmadınız. Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan oraya geldi, milyarlarca dolarlık yatırım yapılacağından, yan sanayiyle beraber yılda 5-10 milyar doların orada döneceğinden bahsederek bir açılış yaptılar fakat 2006 yılından beri tek çivi çakmadınız. Oraya, benim bildiğim kadar, Doğan Grubunun yatırım talebi oldu, Garipoğlu’nun yatırım talebi oldu, Azerbaycan’dan SOCAR firmasının yatırım talebi oldu, hiçbir talebi yerine getirmediniz. Adana’ya niye bu şekilde olumsuz baktınız? Acaba, Ceyhan Belediyesinin Milliyetçi Hareket Partisinde olmasının bunda etkisi var mı? 2006 yılında Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakanın gelerek orada 10 milyar dolar yatırım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hepimizin bildiği gibi, ülkemizde enerji ihtiyacı ve bu bağlamda metalürjik kömür ihtiyacı giderek artmaktadır. Türkiye’de metalürjik kömür Türkiye Taşkömürü Kurumu tarafından üretilmektedir. Ancak, 2002 yılında iktidara geldiğinizden bu yana Türkiye Taşkömürü Kurumunda hem üretim miktarları hem de istihdam oranları azalmaktadır. 2002 yılında 2,2 milyon ton olan kömür üretimi 1,5 milyon tona, çalışan sayısı da 16 binlerden 10 binlere gerilemiştir. Bu nedenle, milletvekilleriniz, 2011 seçimlerinden önce, TTK’ya 2.500 işçi alınacağı sözünü halkımıza vadetmesine karşın, bugüne kadar bu işçi alımı gerçekleşmemiştir. Türkiye Taşkömürü Kurumunda norm kadro 14.500 olmasına karşın ve üretim yapacak işçi kalmamasına karşın şu ana kadar Türkiye Taşkömürü Kurumuna neden işçi alımı gerçekleşmemiştir?

BAŞKAN – Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben Sayın Bakana üçüncü nükleer santralle ilgili bir soru sormak istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Sinop’ta Japonlarla ikinci nükleer santralle ilgili anlaşma yapıldı. Sayın Bakanım, şunun için merak ediyorum: Üçüncü nükleer santralle ilgili olarak, benim ilimde -ben Kırklareli Milletvekilliyim- Karadeniz kenarındaki İğneada beldemizin üçüncü nükleer santral için rezerv yerlerden biri olarak ismi geçiyor. Tabii, İğneada, içerisinde Istranca ormanları, işte subasan (longoz) ormanları olan, turizm potansiyeli olan bir yer. Şunu öğrenmek istiyorum: Üçüncü nükleer santralle ilgili kısa vadede, orta vadede Bakanlığın, Hükûmetin projesi nedir, projeksiyonunuz nedir? Üçüncü nükleer santralle ilgili olarak bir yer belirlemesi yapıldı mı, yapılacak mı? İğneada üçüncü nükleer santral için sizce uygun bir yer midir? Bunları öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Doğu Akdeniz’de devam eden petrol ve doğal gaz arama çalışmalarında şimdiye kadar hangi sonuçlara ulaşıldı, paylaşabilir misiniz?

İkinci sorum: Irak’ın kuzeyindeki bölgesel Kürt yönetimi ile Türkiye arasında yapıldığı iddia edilen anlaşmalar hangileridir? Bunları açıklamanızda bir sakınca var mıdır, açıklayabilir misiniz?

Üçüncüsü de Hükûmetinizin orta ya da uzun vadede TPAO’nun özelleştirilmesine yönelik bir düşüncesi var mıdır? Bunu özellikle kayıtlara geçmesi açısından öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Doğu Akdeniz gazıyla ilgili olarak, biliyorsunuz, Rumlar, İsrail ve bir Amerikan şirketi anlaşmalar yaptılar. Biz bu arada Mavi Marmara olayını gerekçe göstererek konuya girmemiştik. Şimdi, İsrail’le olan bu yeni süreç içerisinde bu konuyla ilgili neler, ne tür gelişmeler kaydedildi? Bu konuyla ilgili olumlu bir değişim söz konusu mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Değirmendereli…

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu bizim petrol dünyamızın amiral gemisi olan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığımızın yurt dışında yaptığı çalışmalar bu ortaklığın, bu şirketin geneli içinde yüzde kaçını oluşturmaktadır ve yurt dışında yaptığı çalışmalardan elde ettiği gelir var mıdır? Bu miktar ne kadardır?

Bir de Kuzey Irak yönetimi ile petrol anlaşması yapan Türk şirketlerinin Bağdat yönetimini rahatsız ettiğini basından okumaktayız. Bu konu Amerika Hükûmeti tarafından da eleştirilmektedir. Sayın Başbakanın Amerika görüşmeleri sırasında bu konuda olumlu bir mutabakat oluşmuş mudur?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

Yedi buçuk dakikayı sekize tamamladım, sekiz dakikanız var.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Kıbrıs’ta ve sismik aramalarla alakalı, özellikle Güney Kıbrıs’ın tartışmalı münhasır ekonomik sahada yaptığı arama faaliyetleriyle alakalı, gemimizi oraya gönderip göndermediğimizle alakalı konudan ve Barbaros Hayrettin Paşa, 130 milyon dolara aldığımız geminin daha ucuza mal olabileceğine dair bir konudan bahsedildi.

Ben, aslında, aynı şartlarda 90 milyon dolara gemi varsa ikinci bir gemi olarak da alabileceğimizi bu vesileyle söylüyorum. Eğer tanıdığı bir gemi olan da varsa bize bildirebilir, bununla alakalı hemen alım yapabiliriz. Bunun tabii ki kriterleri var. Dünyadaki ilk 10 gelişmiş gemiden bir tanesidir şu anda aldığımız. Bununla alakalı, dediğim gibi, böyle subjektif yorumlardan daha ziyade bize somut önerilerin getirilmesi doğru olur diye düşünüyorum.

Kuzey Irak’ta biz neler yaptık? TPAO olarak, Maliki’nin alanında neler yapıldı yani Merkezî Irak Hükûmetinde? Değerli arkadaşlar, yaklaşık son üç yıl içerisinde “servis anlaşmaları” adı altında çıkarılan bir kısım ihaleler oldu Merkezî Irak Hükûmetinde. Dünyada 35’e yakın şirketle bir “short list” oluşturularak oraya girildi, belli kapasiteler oluşturuldu ve biz, 5 ayrı konsorsiyum üyesiyle 25 milyar dolarlık iş aldık. Yani farklı ülkelerle yaptığımız ortaklıklarda -içinde Rusya var, Güney Kore var, Kuveyt gibi ülkeler var- Siba gibi, Basra gibi bölgelerde yani Irak’ın güneyindeki bölgelerde hissemize 5,5 milyar dolarlık iş aldık. Şu anda gerek hissemize düşen gerekse ortaklarımızla beraber yaptığımız yatırım devam ediyor. Bununla alakalı şu ana kadar bize iletilen bir problem olmadığı gibi, tam tersi, bir kısım para harcamaları da bu şekliyle devam ediyor.

Peki, Kuzey Irak’ta neler yapılıyor? Bunun bir mantık bütünlüğüne bakmak lazım. Irak bir bütünse -ki öyle- güneyiyle, kuzeyiyle, doğusuyla, batısıyla bir ayrım gözetmemek lazım. Bütün gelirler Merkezî Irak Hükûmetinin tespit ettiği oranlar çerçevesinde yapılmaktadır yani yüzde 83’ünü Merkezî Irak’ın, yüzde 17’sini de Irak’ın kuzeyinin aldığı ve buna kendilerinin karar verdiği ama henüz hidrokarbon yasasını çıkarmamış olmalarına rağmen bu payları da dağıttıkları bir gerçek.

Peki, TPAO ne yapıyor burada? TPAO, Merkezî Irak Hükûmetindeki çalışmalarına devam ediyor. Kuzey Irak’ta TPAO’nun bu manada herhangi bir girişimi bulunmamaktadır.

Benzinin, motorinin vergiden dolayı pahalı olduğu söylendi. Biraz süremi seri kullanmak durumundayım. Evet, bu vergiyle alakalı bir husustur. Bunu, tabii, Maliye Bakanımızla enine boyuna, ÖTV’ler indirilir mi indirilmez mi, konuşmak lazım.

Ceyhan’daki yatırım konusunda, tabii ki oradaki belediyenin MHP’li oluşuyla yakından uzaktan ilgisi bulunmamaktadır. Sanayi Bakanlığımızın bünyesinde yapılan çalışmaları kendisiyle daha da hızlandırmamız lazım geldiğine ben de katılıyorum.

Peki, TTK’nın bu arada işçi alımıyla ilgili husus nedir? Değerli arkadaşlar, orada bir sosyal proje anlamına gelen TTK’nın Zonguldak’taki işletmeleri, normalde hemen hemen her yıl zarar etmektedir. Bir kere, damar olarak ve kömür yatağı olarak, alışılagelmiş, dünyadaki kömür yataklarından farklıdır. Biz oradaki modeli tekrar konuşuyoruz, müessese müessese, bununla alakalı zarar etmeden götürebileceğimiz bir model var mıdır, bunlar üzerinde de çalışıyoruz.

Üçüncü nükleer santralin yeriyle alakalı henüz tespit edilmiş bir yer yoktur. İkinci nükleer santralin şu anda anlaşmasını imzaladığımız Japonya’yla beraber üçüncü nükleer santralin yerinin tespitiyle alakalı bir çalışma devam etmektedir, bu yaklaşık iki yıl kadar sürecektir. Bu iki yıl içerisinde eğer herhangi bir yerin zikredildiğini duyarsanız, bunun biraz subjektif ve spekülatif bir isim olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Peki, Doğu Akdeniz’deki petrol aramalarında neler yapılıyor? Şu anda Lübnan’da bir ihaleye giriyoruz, TPAO orada “short list”e girdi. Aynı zamanda münhasır ekonomik sahası tartışmalı alan olmayan yerlerde Türkiye bir hukuk devleti olarak bu işlere girmeye devam edecek. Mersin’de yine bizim çıkartacağımız alanlar var; Antalya’da, bildiğiniz gibi, Shell tarafından yapılıyor.

TPAO’nun özelleştirilmesiyle alakalı iki ayrı modelden bahsediliyor biliyorsunuz. Birincisi, aynen Türk Hava Yolları modelinde olduğu gibi, yüzde 51’inin halka açılması; diğeri de farklı şirketlerle beraber üçüncü dünyadaki yani üçüncü ülkelerdeki yapacağı operasyonlarla alakalı işlemleri yürütecek şirketlerin görüşüyor olması. Tabii ki 9 adet ruhsat, Akdeniz’de, kara suları dışında bulunmakta bu arada.

“Peki, Mavi Marmara’yla ilişkilerde bir gerginlik oldu, bir tıkanma oldu, bu nasıl bundan sonra aşılır, özürden sonra?” dendiğinde şunu söyleyebiliriz: Tabii ki enerji projeleri buradaki İsrail özrünün bir gerekçesi değildir ama sonuçlarından bir tanesi olabilir. Biz, siyasi fizibilitesi oluşmuş olmakla beraber, ekonomik fizibilitenin de arkasından geleceğine inanıyoruz. Bu konuda süreci dikkatle izliyoruz ve bu manada neler yapılabileceğini hep beraber gözlemliyoruz. Bizim, şu anda, İsrail Hükûmetine götürdüğümüz herhangi bir teklif yoktur, enerji konusunda resmî bir görüşmemiz yoktur. Dediğim gibi, bununla alakalı süreç dikkatle takip edilmektedir.

“TPAO’nun yurt dışındaki gelirleri ne kadardır ve bundan şu anda nasıl bir pay alınıyor?” denilirse değerli arkadaşlar, gelirlerinin önemli bir kısmı, Şahdeniz-1 ve uluslararası operasyonlardan oluşan gelirlerden kaynaklanmaktadır. Bir önceki yıl yaklaşık 1,8 milyar TL civarında olan gelirin hemen hemen -tam rakamlarını birazdan verebilirim- 1,2 milyar TL’lik kısmı yurt dışındaki operasyonlarımızdan kaynaklanıyor. Bizim, şu anda 48-49 bin varil civarındaki günlük üretimimize, yaklaşık olarak yurt dışında da o kadarlık bir üretim karşılık gelmektedir ve bununla alakalı çalışmalarımız da yurt dışındaki çalışmalarımız da devam etmektedir.

Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Bakan.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Bakan, yurt içinde 48 bin varil mi üretiyorsunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – 48-50 bin, değişiyor.

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde 3 adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 1. Maddesinin 2. Fıkrasında bulunan “Bu Kanun;” ibaresinden sonra gelen “Türkiye’de” ibaresinin “Ulusal bir petrol politikasının oluşturulması amacıyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

      Kemal Değirmendereli                Ali İhsan Köktürk                        Aytun Çıray

                   Edirne                                  Zonguldak                                   İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                      Erkan Akçay

                 Kütahya                                    Denizli                                     Manisa

           Mustafa Kalaycı                      Muharrem Varlı                        Bahattin Şeker

                  Konya                                      Adana                                     Bilecik

           Mesut Dedeoğlu                     Yusuf Halaçoğlu                    Cemalettin Şimşek

           Kahramanmaraş                             Kayseri                                   Samsun

“MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; Türkiye Cumhuriyeti petrol kaynaklarının milli menfaatlere uygun olarak hızlı, sürekli, etkili bir şekilde aranmasını, geliştirilmesini ve ekonomik olarak üretilmesini sağlamaktır.

(2) Bu Kanun; Türkiye’de petrol arama ve üretim faaliyetlerinin düzenlenmesi, yönlendirilmesi, teşvik edilmesi, denetlenmesi, arama ve üretim için gerekli bilgilerin ve verilerin toplanması, değerlendirilmesi ve kullanıma sunulmasına ilişkin usul ve esasları kapsar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                      Adil Zozani                          Mülkiye Birtane          

                                         Hakkâri                                      Kars

BAŞKAN – Muhterem Komisyon, katılıyor musunuz önergeye?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Tasarının ilk maddesinin 1. fıkrasında amaç olarak belirlenen millî menfaatlere uygunluk ilkesi tasarının bütünüyle çelişmektedir. Aynı maddenin 2. fıkrasında arama ve üretim faaliyetlerinin teşvik edileceğinin belirtilmesi zaten tasarının özel sektörün ve sermayenin amaçlarına hizmet edeceğinin görülmesini sağlamaktadır. Tasarının ilerleyen maddelerinde belirlenen vergi avantajları ve konsorsiyumların elini güçlendirecek düzenlemeler sadece sermaye ve petrol şirketleri sahiplerinin faydasına olacaktır. Ülkenin yer altı kaynaklarının ağırlıklı olarak şirket menfaatlerine hizmet edecek olması ne Türkiye halklarının ne de devletin faydasına olacaktır. Bu nedenle 1. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama yapıyoruz.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Susam, Sayın Değirmendereli, Sayın Çam, Sayın Özel, Sayın Aygün, Sayın Acar, Sayın Genç, Sayın Dibek, Sayın Kuşoğlu, Sayın Aksünger, Sayın Eyidoğan, Sayın Kaplan, Sayın Şeker, Sayın Kulkuloğlu, Sayın Özdemir, Sayın Akar, Sayın Tunay, Sayın Özgündüz, Sayın Öztürk, Sayın Tanal.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/725) (S. Sayısı: 450) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 1. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

“MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; Türkiye Cumhuriyeti petrol kaynaklarının milli menfaatlere uygun olarak hızlı, sürekli, etkili bir şekilde aranmasını, geliştirilmesini ve ekonomik olarak üretilmesini sağlamaktır.

(2) Bu Kanun; Türkiye’de petrol arama ve üretim faaliyetlerinin düzenlenmesi, yönlendirilmesi, teşvik edilmesi, denetlenmesi, arama ve üretim için gerekli bilgilerin ve verilerin toplanması, değerlendirilmesi ve kullanıma sunulmasına ilişkin usul ve esasları kapsar.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Halaçoğlu…

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurunuz lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

Hocam, “laptop”la geldin, hayrola?

ALİ ÖZ (Mersin) - Delilli konuşacak…

BAŞKAN – Harika.

Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; evet, “laptop”la geldim, şundan dolayı: 1989’la 1992 yılları arasında Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğüm sırasında, arşivde oldukça fazla, petrol kuyularıyla ilgili, özellikle Almanlara yaptırılmış haritalara rastlamıştım. Şurası muhakkak ki aslında Birinci Dünya Savaşı sırasında meydana gelen olayların hemen hepsinin temelinde bu petrol bölgelerine hâkim olma arzusu yatmaktaydı. Nitekim, Osmanlı Devleti de meşhur Bağdat Demiryolu hattını yaptırırken Almanlara yaptırdı ve bedava olmak üzere yapıldı ve yalnız, buna karşılık demir yolunun her iki tarafından 15’er kilometrelik alan Alman ekonomik sahası olarak kabul edildi. İşte o dönemde, Abdülhamid zamanında bir harita yaptırıldı -ki bende haritaların fotokopileri var orijinallerinden- bugünkü sınırlarımızda, Diyarbakır’dan başlamak üzere Hakkâri’ye kadar olan 20 petrol kuyu bölgesi tespit edilmişti ki Diyarbakır, Mardin, Bismil, Hazro Çayı, Sinan, Batman Çayı, Dicle, Midyat, Bedran, Bitlis, Tulan, Siirt, Botan, Habur, Fındık, Cizre şeklinde gidiyor.

Şimdi, aslında, buna benzer pek çok başka haritalar da vardı. Bence, işte, daha ekonomik olması açısından, bu gibi, geçmişte işletilmiş kuyulara da bakmak gerekir. Nitekim, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar 1917 Bolşevik İhtilali meydana gelip Anadolu’yu terk edince yani Doğu Anadolu Bölgesi’ni boşalttıklarında, yine Van bölgesinde bizzat işlettikleri petrol kuyularının borularını koyun yünleriyle tıkayıp üstünü örttükleri ve tekrar geldiklerinde kullanmak üzere yerlerini belirledikleri ifade ediliyordu. Ben, bunları o tarihte Türkiye Petrollerine göndermiştim ama ondan sonraki dönemlerde de bir türlü bu konularda bana herhangi bir başvuru yapılmamıştı. Ama, şurası muhakkak ki ilginç olan şey, Türkiye sınırları dışına çıktıktan sonra, Irak sınırları içerisinde bugün hemen bütün petrol kuyularının bulunduğu yerler o haritalarda yer alan petrol kuyularıyla birbirine benzerlik göstermesidir. Dolayısıyla, hazırlanan o petrol kuyuları haritalarının günümüz teknolojisiyle de yeniden elden geçirilerek iyi bir sonuca ulaşılabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla, bu konuda ciddi araştırmalar yapılması ve Türkiye’de de belki ihtiyacımızı sağlayacak ölçüde petrol çıkarılacağı muhakkaktır.

Aslında, genel yapısı itibarıyla baktığımızda, bugün Orta Doğu’da meydana gelen olayların temelinde de yine enerji, petrol yatmaktadır. Zira, Libya dâhil, Orta Doğu ülkeleri ve Türk devletlerindeki petrol rezervine bakacak olursanız, çıkarımına bakacak olursanız dünya petrollerinin yüzde 70’inin bu bölgelerden çıkarıldığı bilinmektedir. Dolayısıyla, gelişmiş olan Amerika gibi ülkelerin, yine gelişmiş ülkeler olan Uzak Doğu’daki ülkelerin -ki başta Çin’in- petrol ihtiyaçlarını da bütünüyle Orta Doğu’dan sağladıkları düşünülecek olursa, aslında, Orta Doğu’daki kargaşanın sebebi de çok daha net olarak anlaşılacaktır. Diyeceksiniz ki: “Belki, Türkiye’de petrol olmadığı için başımıza daha büyük belalar gelebilirdi, gelmiyor.” ama tam aksi de olabilir; petrolünüz olduğunda, dışarıya bağımlı olmadığınız zaman, oraya harcadığınız paraların yatırıma dönüşmesi hâlinde büyük bir görevi yerine getirirsiniz.

Bir şeyi daha ifade etmek istiyorum Sayın Bakanım: İngiltere’yle imzalanan 1926 Ankara Anlaşması ile Musul ve Kerkük petrollerinin, Irak petrollerinin yüzde 10’u yirmi beş yıl müddetle Türkiye’ye verilmişti. Türkiye bunun 3,5 milyon sterlinlik bölümünü aldı, 2 milyon sterlinlik bölümü kaldı. O petrolün bugünkü değeri 60 milyar dolar yapmaktadır, bunu da hatırlatayım. Turgut Özal zamanında bütçeden çıkarılmıştı, bunun üzerinde tekrar durulmasında fayda görüyorum.

Teşekkürler. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 1. Maddesinin 2. Fıkrasında bulunan “Bu Kanun;” ibaresinden sonra gelen “Türkiye’de” ibaresinin “Ulusal bir petrol politikasının oluşturulması amacıyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Mehmet Ali Susam (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Kemal Değirmendereli…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Değirmendereli. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 450 sıra sayılı Petrol Yasası Tasarısı üzerine CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısının 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrası şöyle diyor: “Bu Kanunun amacı; Türkiye Cumhuriyeti petrol kaynaklarının millî menfaatlere uygun olarak hızlı, sürekli ve etkili bir şekilde aranmasını, geliştirilmesini ve üretilmesini sağlamaktır.” Bu çok doğru bir amaçtır ancak tasarının ilerleyen maddelerinde görüleceği gibi, temel olarak, kendi imkânlarımızla yapamadığımız arama, keşif ve üretim faaliyetleri için yabancı şirketlerin, uluslararası petrol firmalarının aktif ilgisini çekerek onları yurdumuzda yatırıma yönlendirme amaçlanmaktadır. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin petrol dünyasındaki amiral gemisi olan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının küçültülmesine de neden olacak maddeleri içermektedir bu yasa tasarısı.

Büyük ülkelerin ulusal petrol şirketleri vardır; işte Brezilya’nın Petrobras’ı, Azerbaycan’ı SOCAR’ı, Fransa’nın Total’i, Libya’nın NOC’u gibi. Biraz önce Sayın Bakana sormuştum “TPAO’nun yurt dışındaki faaliyetlerinin gelirleri ne kadardır?” diye. Hakikaten, benim için çok etkileyici bir cevap aldık. Hatırladığım kadarıyla, TPAO’nun toplam 1,8 milyar TL’lik gelirinin 1,2’si, 1,2 milyarlık kısmı dışarıdaki faaliyetlerden geliyor ve yurt içindeki üretimimize eş değer üretimi de yurt dışında yapmaktayız. Hakikaten böyle bir ulusal şirketimiz için gurur verici rakamlar bunlar. Ancak, tabii bunu geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye’de de petrolümüzün yaklaşık yüzde 76’sını üreten bu şirketimizi küçültmenin yanında hem içerideki faaliyetlerini hem de dışarıdaki faaliyetlerini büyüterek buna gerekli desteği vererek uluslararası piyasada teknik olarak var olan güçlülüğünü daha da artırma yönünde gayret sarf etmemiz gerekirken bu yasa tasarısıyla elindeki imkânları daraltılmış oluyor ve TPAO’yu sıkıntılı bir sürece soktuğumuz inancındayım.

TPAO’nun devlet adına petrol ve gazla ilgili araştırma, arama, işletme ruhsatlarının korunmasının uygun olacağını düşünmekteyiz yani bu husus sadece Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının yurt içindeki değil, biraz önce konuştuğumuz gibi yurt dışındaki faaliyetleri için de, Doğu Akdeniz başta olmak üzere, Irak gibi bölgelerdeki potansiyel sahaların da geliştirilmesi açısından önemlidir. Ulusal ve güçlü bir şirketimizin varlığına gereksinimimiz sadece ekonomik nedenlerle değil, jeopolitik gerekçelerle de her zamankinden daha fazla yaşamsal bir öneme sahiptir. Orta Doğu’da son dönemlerde yaşanan sıcak gelişmeler de bu açıdan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına daha çok, kıskançlıkla sahip çıkma ihtiyacı göstermektedir.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 2’de üç adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 2. Maddesinin (1). Fıkrasının (m) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenerek diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

n) TPAO: Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını,

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                     Bahattin Şeker

                 Kütahya                                    Denizli                                     Bilecik

           Mesut Dedeoğlu                      Mustafa Kalaycı                      Muharrem Varlı

           Kahramanmaraş                              Konya                                      Adana

         Cemalettin Şimşek                    Yusuf Halaçoğlu                        Erkan Akçay

                 Samsun                                    Kayseri                                    Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 2. Maddesinin 1. Fıkrasına aşağıda bulunan ii), jj) ve kk) bentlerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

      Kemal Değirmendereli                Ali İhsan Köktürk                        Aytun Çıray

                   Edirne                                  Zonguldak                                   İzmir

                                                           Bülent Kuşoğlu

                                                                  Ankara

“ii) Mücbir sebep: Savaş ve doğal afet halini,

jj) Geleneksel olmayan arama ve üretim: Şeyl gaz/Petrol, Geçirimsiz rezervuarlardaki gaz ve petrol alınması işlemi, gaz hidratlar, kömürden üretilen gazları,

kk) Piyasa Fiyatı: Ham petrol için teslim yeri olan en yakın liman veya rafineride teşekkül eden fiyatı, doğal gazda ise dağıtım şirketlerine veya serbest tüketicilere yapılan satış fiyatını,”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 2. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                      Adil Zozani                          Mülkiye Birtane

                                         Hakkâri                                      Kars

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Bu maddede yer alan tanımlar ilk maddedeki amaç doğrultusunda ülkenin yer altı kaynaklarının kimler tarafından kullanılacağını belirtmektedir. Açık saha, araştırmacı, araştırma izni, arayıcı, işletmeci, işletme ruhsatı, müşterek temsilci ve sermaye mevcutları esasları gibi tanımlar aramaya açılan sahalarda özel sektörün, sermaye sahipleri ve konsorsiyumların faaliyetlerini tanımlamaktadır. Bu tanımlamalar ülkenin yer altı kaynaklarının kullanımının petrol şirketlerinin hizmetinde olacağı ve kamunun rolünün sınırlı olduğunu gösterdiğinden 2. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 2. Maddesinin 1. Fıkrasına aşağıda bulunan ii), jj) ve kk) bentlerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                               Mehmet Ali Susam (İzmir) ve arkadaşları.

“ii) Mücbir sebep: Savaş ve doğal afet halini,

jj) Geleneksel olmayan arama ve üretim: Şeyl gaz/Petrol, Geçirimsiz rezervuarlardaki gaz ve petrol alınması işlemi, gaz hidratlar, kömürden üretilen gazları,

kk) Piyasa Fiyatı: Ham petrol için teslim yeri olan en yakın liman veya rafineride teşekkül eden fiyatı, doğal gazda ise dağıtım şirketlerine veya serbest tüketicilere yapılan satış fiyatını,”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, petrol deyince hepimizin aklına gelen ilk kelime “önemli” oluyor. Hepimiz için gerçekten önemli ama bu önemi somutlaştırmakta biz güçlük çekiyoruz, realize etmekte de güçlük çekiyoruz. Yoksa, önemli olduğunu biliyoruz ama bunun ne kadar önemli, nasıl realize edileceği konusunda sıkıntılarımız var.

Biz, bundan yüz sene önce, dünyada bilinen petrol yataklarının yüzde 70’ine sahip bir ülkeydik, yüz yıl önce, Osmanlının son dönemlerinde dünyada bilinen petrol yataklarının yüzde 70’i bizdeydi. Savaşı kaybettiğimizde hiç petrol yatağımız kalmamıştı. Savaşın sebebini ya da Osmanlının çöküşünü etnik sebeplere, dinî sebeplere bağladık. Bunlar da önemliydi ama asıl sebep petroldü, çok önemliydi, bu önemi görmedik biz. Petrolün özel sektörde veya kamuda olması da değildi konu, petrolün önemini anlamakta o tarihlerde güçlük çektik. Hâlbuki o tarihlerde… Bana çok ilginç geldi, sizlerle paylaşmak istiyorum. Eski bakanlarımızdan Sayın Hikmet Uluğbay’ın derlediği bir çalışmadan okuyacağım müsaadenizle. Bakın, 1903 yılında, İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Lansdowne Mayıs 1903’te Lordlar Kamarasında yaptığı bir konuşmada çok önemli bir politik görüşü şöyle dile getiriyor, yıl 1903, dikkatinizi çekiyorum, 1903: “İngiltere Hükûmeti İran Körfezi’nde kendisinden başka hiçbir gücün denizde üs kurmasına veya berkitilmiş liman kurmasına müsaade edemez ve böyle bir olguyu kendi çıkarlarına yöneltilmiş menfur bir hareket sayar. Bu itibarla bu tür bir girişime ellerindeki tüm imkânları seferber ederek mâni olacaktır.” diyor. 1903’te bu sözleri söyleyebiliyorlar, bu görüşü ortaya koyabiliyorlar. Bizde o tarihte katiyen böyle bir görüş dercedilmemiş.

Yine, İngiltere’nin Donanma Haber Alma İdaresinin Genel Müdürü 1916’da, bakın şunu söylüyor: “Hiçbir koşul altında İngiltere’nin kontrolü altında bulunan petrollü topraklar bir yabancı devletin veya yabancı ortaklığın eline geçmemelidir.” Biz o tarihlerde petrolün ne olduğunu bile bilmiyoruz. Bizim kitaplarımızda ya da bizim konularımız arasında petrol yok maalesef.

Şimdi, böyle olunca, tabii, olayı göremiyorsunuz, bilemiyorsunuz, başka şeylere takılıyorsunuz, lüzumsuzluklar arasında birçok şeyi kaybetmiş oluyorsunuz. Sayın Uluğbay’ın derlemesinde birçok konu var. Daha sonra, 2000’lerde de benzeri şekillerde stratejiler geliştirildiğini görüyoruz.

Sayın Bakan, siz, tasarının geneli üzerinde konuşurken şöyle bir söz söylediniz -onu ben tutanaklardan çıkardım- diyorsunuz ki: “Mademki ‘millî’ kelimesini koymak veya koymamak Anayasa’yla güvence altına alınmış ve fark etmiyorsa biz o zaman dedik ki bu ‘millî’ kelimesini şu anda koyuyoruz. Yani 2007 yılında veto gerekçesi olarak konulan bu maddenin bu sefer tam tersine ‘millî’ kelimesi konularak da fark etmeyeceğini göstermiş olduk.” Şimdi, “millî” kelimesi çok önemlidir. “Millî” kelimesinin olup olmamasından ziyade, içeriğinin böyle olması, bu önemin kavranmış olması önemlidir. Ben, tasarıda işin bu tarafının vurgulanmış olmasını, “millî” kelimesinin tasarının her maddesinin hücrelerine girmiş olmasını yeğlerim, savunurum, sizin de bunu savunmanızı beklerim. Yani “millî” kelimesinin olup olmamasının hakikaten önemi olmaz o zaman; bunu içselleştirememişsek, anlayamamışsak, petrolün ne kadar önemli olduğunu görememişsek, o zaman, hakikaten, koyup koymamakta bir anlam yok. Ama, bu mantıkla o zaman petrolün de anlamı yok demektir Sayın Bakanım, bu sözünüzü gerçekten yadırgadım. Çünkü, geçmiş yüzyılı petrol belirlemişti biliyorsunuz. Geçmiş yüzyıldaki haritaların çoğunu petrol belirlemişti. Anlaşılıyor ki 21’inci yüzyılı da petrol belirleyecek. Petrol daha uzun süre önemini koruyacak ve önümüzdeki yıllara damgasını vuracak. Dolayısıyla bu konuyu küçümsemememiz gerekir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 2. Maddesinin (1). Fıkrasının (m) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenerek diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

n) TPAO : Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını,

                                                                                          Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarı, özünde bugüne kadar Türkiye’de petrol arama ve üretim faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 70’inden fazlasını gerçekleştiren Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını ilgili kanundan çıkararak uzun vadede bu millî petrol şirketinin zayıflatılması ve ardından da -diğer alanlarda olduğu gibi- özelleştirilmesinin önünü açmaya yönelik bir tasarı. Dolayısıyla, burada Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı bu kanun içerisinde yer almadığı sürece, iktidar ne kadar bunun millî menfaatlere uygun bir tasarı olduğunu savunursa savunsun, zaman bizi haklı çıkaracaktır. Onun için bu önerge, bu tasarı içerisinden çıkartılmış olan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının tanım olarak tasarının 2’nci maddesinde yer alan “Tanımlar” bölümüne ilave edilmesini öngören bir önerge. Eğer, bunu burada yerleştiremezsek bundan sonra ileriki maddelerde belki iktidar partisinin de vereceği ve yüce Meclisimizin kabul edeceği bazı önergelerde yer alan “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı” ifadesinin havada kalan bir ifade olacağını göreceğiz. Dolayısıyla bu önerge yerinde bir önergedir, takdir yüce Meclisin olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, bugün itibarıyla petrolünün yüzde 90’ından fazlasını ithal eden bir ülke konumundadır ama bu ülke petrol ve doğal gaz kaynakları başta olmak üzere, temel birincil enerji kaynakları rezervinin yaklaşık üçte 2’sinin kendisinin doğusunda bulunan, doğu ülkelerinin batısındaki bir ülke, aynı zamanda enerji tüketiminin de yaklaşık üçte 2’sinin gerçekleştiği batıdaki ülkelerin doğusunda kalan bir ülke yani üçte 2’lik iki oranın çakıştığı geçiş konumundaki bir ülke. Onun için, bu kanun Türkiye açısından son derece önemli. Sadece kendi sahalarımız içerisindeki petrol kaynaklarının üretime dönüştürülmesi açısından gerekli düzenlemeleri değil, aynı zamanda Türkiye’nin geçit bölgesi olarak jeopolitik konumunu daha da yukarıya taşıyacak bazı düzenlemeleri de içeren bir tasarı olmalıydı. Ancak, gerek Komisyonda gerekse Genel Kurulda önergelerimizle yapmak istediğimiz katkılara, maalesef, anlaşılan o ki Hükûmetin yine katılmayacağı görülmekte.

Bu tasarı görüşmeleri sırasında da -değerli Komisyon üyesi arkadaşlarım çok iyi hatırlayacaklardır- Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı adına bir yetkiliyi konuşturamadık değerli milletvekilleri. Hükûmet haklı olarak kendisine bağlı olan bir birimin ayrıca konuşmasına gerek olmadığını savunarak “Burada sizin açınızdan nedir önemli olan? Sizin görüşlerinizi almak istiyoruz.” dememize rağmen Hükûmet yetkilileri, Bakanlık yetkilileri “Biz onun adına konuşuruz.” dediler ama bazı gerçekleri Komisyonda dahi paylaşamadık.

Bu nedenle Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının millî şirketimiz olarak korunmasını, güçlendirilmesini ve uluslararası rekabette ayakta kalmasını sağlayacak düzenlemeleri burada hep beraber yapmak zorundayız. Aksi takdirde, uluslararası şirketlerin de bulunduğu sahalarda bundan sonra Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının, artık, yarışma şansının kalmayacağını bu düzenleme bu şekliyle geçerse hep beraber görmüş olacağız.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle önergemizin önemli olduğunu ve “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı” ibaresinin mutlaka bu tasarıda yerini bulması gerektiğini tekrar hatırlatıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önergemize de desteğinizi bekliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 3’te üç önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 3. Maddesinin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

      Kemal Değirmendereli                 Hüseyin Aygün                     Ali İhsan Köktürk

                   Edirne                                     Tunceli                                  Zonguldak

                                                              Aytun Çıray

                                                                    İzmir

“Bu hüküm ve tasarruf Bakanlık tarafından, bağlı ve ilgili kuruluşlar eliyle işletilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 3. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                    Mesut Dedeoğlu

                 Kütahya                                    Denizli                              Kahramanmaraş

         Cemalettin Şimşek                       Erkan Akçay                          Bahattin Şeker

                 Samsun                                    Manisa                                     Bilecik

           Mustafa Kalaycı                      Muharrem Varlı                      Yusuf Halaçoğlu

                  Konya                                      Adana                                     Kayseri

                                                           Necati Özensoy

                                                                   Bursa

“MADDE 3- (1) Türkiye’deki petrol kaynakları ve bu kaynakların işletilmesi Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3. maddesinin “Türkiye’deki petrol kaynakları Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Devlet petrolden elde ettiği gelirini en az gelişmiş bölge ve illerin kalkınmasında kullanır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                      Adil Zozani                          Mülkiye Birtane

                                         Hakkâri                                      Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Türkiye kullandığı petrolün oranı %6’sını kendisi üretmektedir. Türkiye’nin petrol haritasına baktığımızda üretilen petrolün büyük bir kısmının sosyo-ekonomik olarak geride bırakılmış illerden elde edildiği görülmektedir. Türkiye’de arama ruhsatlarının yarısı 7-13. Bölgeler olarak belirlenen Erzurum, Ağrı, Van, Siirt, Diyarbakır, Gaziantep ve Hatay bölgelerinde verilmiştir. Kalkınma Bakanlığınca belirlenen Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralamasına baktığımızda 81 il arasında Ağrı 79. sırada, Siirt 77. sırada ve Van 75. sırada yer almaktadır. Aynı durum diğer iller için de geçerlidir. Petrolün buralardan çıkarılıyor olması ve petrol kaynaklarının da buralarda aranıyor olmasından dolayı anılan illerin daha çok kalkındırılması gerekirken Türkiye’de tam tersi bir durum söz konusudur. Petrol gibi kaynaklara sahip olan illerin çıkarılan petrolden pay alması veya devletin kalkınmışlık farkını kaldırmak için petrol gelirlerinin bir kısmını buralara aktarmasından daha doğal bir şey olmayacağından 3. Maddenin önerimiz doğrultusunda değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 3. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

“MADDE 3- (1) Türkiye’deki petrol kaynakları ve bu kaynakların işletilmesi Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3’üncü madde ile ilgili verdiğimiz önerge hakkında söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz burada Türkiye’deki petrol kaynaklarının aynı zamanda devlet tarafından da işletilmesi için bir önerge verdik. Şimdi, buradan tabii sormak isterim: Petrol, bor ve o 2840 sayılı Yasa’daki madenler kadar stratejik mi, değil mi? Üstelik, Eti Maden bu anlamda baktığımızda KİT kuruluşu. KİT kuruluşları genellikle, işte, mevzuatlardan yakınırlar, mevzuatlardan dolayı iş yapamadıklarını savunurlar. Ama, ben KİT Komisyonunda -altıncı senemde- her Komisyon toplantısında Eti Maden’i, yöneticilerini tebrik etmişimdir, burada bulunan KİT Komisyonundaki arkadaşlarım da bilirler çünkü gerçekten hem dünyadaki paylarını küresel güçlerle ciddi anlamda çarpışarak artırmış hem de Türkiye’nin en kârlı kuruluşu hâline getirmişlerdir. Bu anlamda, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının bünyesinde, yine şahsım adına yaptığım konuşmada ifade ettiğim gibi, Türkiye Petrollerini daha da güçlendirerek bu anlamda petrol kaynaklarımızı çok daha iyi bir şekilde değerlendirebiliriz diye düşüyorum.

Şimdi, buradan şunu da ifade etmek isterim: Bu Petrol Kanunu Komisyonda görüşülürken yine o görüşmelerin bir kısmına ben de girdim. Türkiye Petrolleri davet edildi. Türkiye Petrollerinden bilgi istendi Türkiye’deki durumla alakalı. Ben, orada söz aldım, şunu söyledim, dedim ki: “Türkiye Petrolleri yetkililerinden, şirketteki yetkililerden ben şunu rica ediyorum: Lütfen, şirket, denetleniyormuş gibi hissederek bazı rakamları yanlış veya işte daha fazla göstermeyin, neyse Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının durumu, bunu aynı şekilde ayna gibi yansıtın.” Ama, maalesef, görüyorum ki bırakın Komisyonda gizli toplantıdaki verilen bilgileri, şimdi, Sayın Bakana burada soru soruluyor, Sayın Bakan Türkiye’deki üretimin günlük 48-49 bin varil olduğunu ifade ediyor. O zaman ben de buradan soruyorum: Bunlar Türkiye Petrollerinin KİT Komisyonda bize verdiği rakamlar. Bunlar mı doğru, Sayın Bakanın söyledikleri mi doğru? Hem de yıllar itibarıyla vermişler. Bakın, en yüksek rakama bu anlamda ulaştığımız yıllar da burada mevcut. Bu iktidar döneminde, 2007’de ulaşmışız 30 milyon 590 bin varil yıllık üretime. Tabii, şunu da ifade edeyim: Bu dönemde petrol üretimi veya Sayın Bakanın burada ifade ettikleri de… Yine, doğal gaz üretimini de petrol eş değeri varile dönüştürerek veriyorlar yani salt, sadece petrol üretimini varil olarak söylersek bu rakamlar daha da aşağı düşüyor. Bakın, 2011’de 12 milyon 115 bin varil üretilmiş, bunu böldüğünüz zaman 365’e 70 bin varil bile yapmıyor, yurt dışıyla birlikte 66 bin varile geliyor yaklaşık. Türkiye’de, ifade ettiğim gibi, 33-34 bin varillerdeyiz. Bunlar üstelik petrol eş değeri yani doğal gazı da dâhil ederek çıkan rakamlar. 2012’deki program üstelik 2011’den biraz daha düşük. Zaten elde edilen veriler de burada. İfade ettiğim gibi, yine, 2012 programına baktığımızda yurt dışı ve yurt içi petrol eş değeri, bakın burada çizelgede yurt içi ve yurt dışı doğal gaz üretimleri de petrol eş değeri olarak, varil olarak hesaplanmasına rağmen, yine 70 bin varili bulmuyor.

Dolayısıyla lütfen, Sayın Bakan, sayın yetkililer; durumu doğru söyleyin yani biz de işlerin kötü gitmesinden memnun olmayız, iyi olması için elimizden geleni yaparız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 sıra sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 3. Maddesinin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Hüseyin Aygün (Tunceli) ve arkadaşları

“Bu hüküm ve tasarruf Bakanlık tarafından, bağlı ve ilgili kuruluşlar eliyle işletilir.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aygün, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Aygün herkesi şak şak alkışlamıştı, bu kadar mı alkış olur, hayret bir şey.

Buyurun.

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Çok teşekkür ederim.

3’üncü maddenin sonuna eklenmesini istediğimiz değişikliği izah etmeden evvel, 17-31 Mayıs arasının dünyanın her yerinde gözaltında kaybedilenlerin anıldığı iki hafta olduğunu yüce Meclise hatırlatmakla başlamak istiyorum. Bu cuma günü yani bu iki haftanın sonuncu günü, anma haftasının son günü İstanbul’dan ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinden insanlar saat 12.00’de YKM’nin önüne gelecekler ve 1992 ile 1994 yılları arasında Derik’te kaybedilen 14 köylünün faili olduğu iddiasıyla bir kamu görevlisi hakkında soruşturma makamlarının daha ciddi hareket etmesini, bu kişinin görevden el çektirilmesini ve yargılanmasını talep edecekler. Gözaltında kayıp, ne yazık ki bizim hukukumuzda zaman aşımına tabi suçlardan bir tanesi, yirmi yıl dolduğu zaman fail kurtulmuş oluyor ve insanlık suçu olarak kabul edilmiyor. Oysa bu iki hafta, dünyanın her yerinde yaklaşık on beş yıldır, yanılmıyorsam, Gözaltında Kayıplar Haftası olarak anılıyordu; kimi zaman Arjantin’de, kimi zaman başka bir ülkede, bir tarihte de Diyarbakır’da çeşitli anmalar yapılmıştı. Dolayısıyla, çok ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu, Meclisin Petrol Yasası’nın yanı sıra, Türkiye’de Birleşmiş Milletlere resmen bildirilmiş 455 kaybın akıbeti hakkında da bir sorumluluğa sahip olduğunu, bunların failleriyle ilgili harekete geçmemiz gerektiğini bütün milletvekillerine hatırlatmak istiyorum.

Yasanın gerekçesini, muhalefet ve karşı oylarımızı okuyunca Ahmet Necdet Sezer’in adının çok geçtiğini gördüm. Sezer, çok ilginç bir şekilde, beş yıl evvel bu yasayı ulusal çıkarlara aykırı olduğu gerekçesiyle reddetmiş. Şimdi çok daha ağır hükümlerle yeniden Meclis gündeminde. TPAO’nun çökertilmesinden uzun vadede özelleştirilmesine, ulusal kaynakların yabancı şirketlere tam olarak açılmasına dek bir dizi hüküm yasada yer alıyor.

Tabii “ulusallık” sözcüğü Türkiye’de çok geniş bir çevreyi ürkütüyor özellikle AKP’liler başta olmak üzere. Sanki, ulusal çıkarları savunan herkes faşistmiş gibi, temel hak ve özgürlüklere karşıymış gibi ne yazık ki bir algı oluşturuldu. Ben, Türkiye Petrolleri de dâhil, ulusal kaynakların bağnazca savrulmamasından yana bir ulusalcıyım ama tüm temel hak ve özgürlükleri de savunan demokrat bir yurttaşım, bir milletvekiliyim. TPAO’nun çökertilmesini, Irak’taki oluşumların desteklenmesi adına TPAO’ya bağlı taşeron şirketlerin yabancı şirketlerle anlaşarak tümüyle Batılıların hanesine çalışmalarını kabul edemiyorum. Bu anlamda yaptığımız itirazların “ulusalcık” diye, “millîcilik” diye aşağılanmasını, Bakanın da bu oturumda bu kadar ciddiyetsiz yanıtlar vermesini doğrusu çok yadırgadım. Ulusal kaynaklarla insanların maaşını veriyoruz, orduya para yetiştiriyoruz, yetimleri doyuruyoruz. Dolayısıyla, TPAO, zaten çok zayıf bir kurum olarak bence güçlendirilmek zorundaydı ama ne yazık ki bu tartışmalarda da sanki ulusalcı kötü bir şeymiş gibi damgalandı.

Şimdi, Sezer’le devam edeyim. Sezer Cumhurbaşkanıyken -gerçekten çok enteresan bir adamdı- AKP’den gelen her şeye direnirdi. Ben hatırlıyorum, kamu emekçilerinin haklarını savunan tüm düzenlemelere aykırı yine bir Hükûmet tasarısı geldi, geçti; Sezer veto etti. Hükûmet, alay eder gibi hiçbir değişiklik yapmadan -KESK’i ilgilendiriyordu, yanılmıyorsam memurların işten atılmasını yasallaştırıyordu- âdeta alay eder gibi, Cumhurbaşkanı yokmuş gibi -çünkü şu anki Cumhurbaşkanı bir noter gibi, o zaman gerçekten bir Cumhurbaşkanı vardı Çankaya’da- hiç üzerinde tartışmadan tekrar Çankaya’ya gönderdi. Ben de Tunceli’de kendi hâlinde bir avukattım ve hukuk bilgilerim, hiç oynanmaması hâlinde bir yasanın ikinci kez Köşk’te kabul edileceği üzerine şekillenmişti. Sezer, bizim hukuk tarihimizde belki de ilk defa hiçbir cumhurbaşkanının yapmadığı bir şeyi yaptı, yasayı tekrar geri gönderdi. Sezer, böyle bir ulusalcıydı. Dolayısıyla böyle bir ulusalcıyı bu Mecliste saygıyla anmaktan, onun ismini onore etmekten büyük bir şeref duyuyorum. Keşke böyle ulusalcılar çok olsa. Ulusalcılar, hani hep böyle gelişmelere karşı statükocu, bürokratik zannediliyor öyle değil. Gerçekten hepimizin ulusal çıkarları var, petrol de bu alanların başında geliyor, Orta Doğu’yu da kana boyayan ana maddelerden bir tanesidir.

Dolayısıyla zaten sayısal üstünlükle geçecek olan bu kanuna karşı bu düşünceleri burada belirtmekle kendimi sorumlu hissediyorum.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aygün.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 4 üzerinde üç adet önerge vardır; sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 4. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “5 inci, 6 ncı ve 8 inci maddede belirlenmiş” ibaresinden sonra gelen “haklardan az olmamak üzere” ibaresinin “haklara göre” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

      Kemal Değirmendereli                Ali İhsan Köktürk                        Aytun Çıray

                   Edirne                                  Zonguldak                                   İzmir

                                                           Ali Rıza Öztürk

                                                                  Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesinin 3. fıkrasının başına “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                     Bahattin Şeker

                 Kütahya                                    Denizli                                     Bilecik

           Seyfettin Yılmaz                      Mesut Dedeoğlu                      Mustafa Kalaycı

                   Adana                              Kahramanmaraş                              Konya

           Muharrem Varlı                         Erkan Akçay                        Yusuf Halaçoğlu

                   Adana                                     Manisa                                    Kayseri

                                                         Cemalettin Şimşek

                                                                 Samsun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 4. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                      Adil Zozani                          Mülkiye Birtane

                                         Hakkâri                                      Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun:

Gerekçe:

Bakanlar kurulu 6326 sayılı kanun kapsamında Türkiye’yi 18 Petrol bölgesine ayırmıştır. Görüşülmekte olan 450 sıra sayılı yasa tasarısında bu bölgeler kaldırılmakta ve Türkiye kara ve deniz olmak üzere iki petrol bölgesine ayrılmaktadır. Bu madde doğrultusunda 5, 6 ve 8. maddelerde düzenleme yapılmaktadır. 4. madde ve anılan diğer maddelerle arama ruhsatı sınırlaması kaldırılarak şirketler TPAO ile aynı konuma getirilmiş ve kamu avantajı sonlandırılmıştır. Kamu yararım ortadan kaldıran 4. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 4 üncü maddesinin 3. fıkrasının başına “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı tarafından” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Seyfettin Yılmaz (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

4’üncü maddenin (3)’üncü fıkrasındaki askerî yasak bölgeler ile güvenlik bölgelerinde yapılacak işlemlerin kendi millî şirketimiz olan TPAO tarafından yapılması amaçlanmıştır bu önergeyle. İnşallah önergemize katılırsınız.

Bu önergeyle ilgili söz almışken Sayın Bakan, biliyorsunuz, Türkiye krom açısından çok zengin bir bölge; zaman zaman dünyada krom üretiminde 1’inci sırada yer almış, zaman zaman da ilk 3’te ve ilk 4’te yer almış. Fakat buradaki en büyük eksiklik kromun ham madde olarak ihraç edilmesidir. Hepimiz biliyoruz ki ham madde ihracatı sömürünün başka bir şeklidir. Bugün, kendi seçim bölgem olan Adana da dâhil olmak üzere, özellikle Aladağ, Karaisalı ve Pozantı ilçelerimizin üçgeninde yer alan Toroslarda, özellikle ormanlık alanlarda çok önemli krom yatakları vardır. Burada milyonlarca dolar değerinde tesisler kurulmasına rağmen, ham maddeyi ham madde olarak satmamızdan dolayı dünyada tekel olan Çin’in tekelinde bir fiyat politikası belirlenmektedir. Hepimiz biliyoruz ki zaman zaman 60-70 dolarları bulan krom madeni, zaman zaman 120-200-300 dolarları bulmuş ama yönlendirme tamamen Çin Hükûmetinin uyguladığı politikaya bağlı kalmıştır. Bununla beraber kendi yataklarımızın, dünyanın en önemli madenlerinden birisi olan krom yataklarımızın yabancılarla ortaklık neticesinde birtakım sıkıntılar yaşanmaktadır.

Özellikle bizim Pozantı ile Karaisalı ve Aladağ üçgeninde yer alan bir maden firması -ismini vermek istemiyorum, Kayserili- Çinlilerle ortak oldu, yüzde 50 oranında. Çok önemli de krom üretiyorlardı fakat ne olduysa Çinliler ile yerli şirket arasındaki anlaşmazlık neticesinde, orada Karaisalı, Aladağ, Pozantı halkımız çok mağdur. Orada çalışan binin üzerindeki işçi maaşlarını alamadı uzun süredir; kamyoncular, nakliyat yapan firmalar paralarını alamadı; orada yedek parça işi yapan, ekmeğini, şununu bununu temin eden çalışanlar, firmalar paralarını alamadı. Zaten bu bölgelerimiz bizim geçim sıkıntısı içerisinde olan, 3-5 kuruş orada madende çalışarak para kazanan şahıslar, onların paralarının ödenmediği bir süreçten geçiyoruz.

Sayın Bakan, bunların sorumluluğu kime aittir? Zaten kaynaklarımızı, özellikle yer altı kaynaklarımızı bir Çin devletine endekslemiş durumdayız. Sadece ham madde olarak üretiyoruz -biraz önce söyledim- 120 dolara Çin’e satıyoruz, geriye 1.000 dolara, 1.200 dolara almak zorunda kalıyoruz. Kaynakların bu kadar değerli olduğu, yer altı kaynaklarının bu kadar değerli olduğu bir ortamda ham madde olarak ihraç edip işlenmiş olarak almak sömürünün değişik bir metodudur. Bununla ilgili bizim yerli sanayimizin, mutlaka, aşırı derecede teşvik edilmesi gerekiyor, bu kaynaklarımızın doğru kullanılması gerekiyor ve bunların denetim altına alınması gerekiyor. Kendi bölgemde üç dört aydır bu sıkıntılarla uğraşıyoruz. Çinliler gelmişler, orada ortak olmuşlar bir Kayserili firmayla ama aylardır ne işçi parasını alabiliyor ne kamyoncu parasını alabiliyor ne fırından ekmek veren fırıncı parasını alabiliyor. Burada birileri milyonlarca dolar para kazanacak ama orada o yörenin asli sahibi olan, o yörede yıllardır o dağları bekleyen, ormanları koruyan, ormanlarda izin verilerek işletilen bu yerlerdeki gariban vatandaşlarımız bu sıkıntılarla karşı karşıya kalacak. Bunların mutlaka bir çözüme kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum.

Yine, biraz önce konuşmam da yarım kaldı. Bakın, bu Ceyhan Enerji İhtisas Bölgesi… Hepimiz biliyoruz ki Adana bölgemiz işsizlikle mücadele ediyor, ekonomik açıdan sıkıntılı bir bölge; bunun üzerine gidilmesi gerekiyor. Burada, bizim koalisyon hükûmeti olduğumuz dönemde, 2002 yılında bunların temelleri atıldı. 2005 yılında Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan söz vermesine rağmen, 2006 yılında, biliyorsunuz Kerkük ve Bakü’den petrol akıyor ama ne rafineri yatırımları yapılabildi ne petrokimya yatırımları yapılabildi. Cumhurbaşkanı konuşmasında dedi ki: “Buraya 10 milyar dolarlık yatırım yapacağız. Binlerce insan iş sahibi olacak.” Adana’ya müjdelerle geldi. Yani Sayın Bakan, bu sizin Bakanlığınızı mı ilgilendiriyor, hangi bakanlığı ilgilendiriyorsa bu düzenlemeleri yapın. Tek çivi çakılmadı. 2005 yılında burada şaşaalı bir tören yapıldı, o yıldan beri tek çivi çakılmadı bu bölgeye. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 4. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “5 inci, 6 ncı ve 8 inci maddede belirlenmiş” ibaresinden sonra gelen “haklardan az olmamak üzere” ibaresinin “haklara göre” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4’üncü maddedeki önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, “enerji” deyince canlılık, yaşam akla gelir; yaşamın sürdürülebilmesinin unsurlarından bir tanesi de enerjidir. Bu enerji yaşamın kaynağıdır ama Türkiye’de “enerji” deyince petrol, doğal gaz, kömür ve maden akla gelir. “Petrol” denilince de akla Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı gelir. 1954’ten beri, Türkiye’de yer altı petrollerinin çıkarılmasında ve pazarlanmasında çok önemli rol üstlenen bir millî kuruluşumuzdur.

Şimdi, bu kanun tasarısı ile, petrol aramacılığını teşvik etmek üzere getirilen bu kanun tasarısı ile bizim ulusal çıkarlarımız göz ardı ediliyor. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının bu millî yanı, ulusal yanı yok ediliyor ve bizim yer altı kaynaklarımızın kamu yararına uygun olarak işletilme ve çıkarılma ilkesi ortadan kaldırılıyor. Dolayısıyla, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının özelleştirilmesinin önü açılarak Türkiye’deki petrol kaynaklarının uluslararası tekeller tarafından peşkeş çekilmesinin koşulları oluşturuluyor.

Bugün, biliyoruz ki artık enerji politikaları sadece bir ülkenin ekonomik unsuru olarak değil, aynı zamanda ülkenin dış politikasının güvenlik eksenini oluşturan bir unsur olarak algılanmaktadır. O nedenledir ki bugün, Orta Doğu savaşın kaynağı hâline gelmiştir. Orta Doğu’ya ABD’nin ve diğer Avrupa ülkelerinin göz dikmelerinin temel nedeni de buradaki enerji ve petrol kaynaklarıdır.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısına baktığımız zaman, yabancı devlet şirketlerinin petrol faaliyetlerinde bulanabilmeleri için aranan Bakanlar Kurulu kararı kaldırılıyor, arama ve üretim faaliyetlerinde yabancı devletlerin hâkimiyetinin önü açılıyor.

Yine “Devlet adına arama ve işletme ruhsatı alma hakkı TPAO’ya aittir.” hükmü neden yasadan çıkarılıyor, ben bunu anlayabilmiş değilim.

Yine, petrol arama ruhsatı için yapılacak başvuruda aranan teknik yeterliliğe ve tecrübeye sahip olunma şartı kaldırılıyor, yetkin olmayan şirketlere ruhsat verilmesinin önü açılıyor.

Petrol şirketlerinin mevcut kanunla ödemekte oldukları vergi, yüzde 55 toplam vergi tabanı yüzde 40’a indirilerek vergi oranlarında yapılabilecek artışlardan kaynaklanan devlet gelirlerinin önü kesilmiş oluyor.

Değerli milletvekilleri, bu petrol, demin de söyledim, stratejik bir olaydır ve gerçekten de bugün savaşların kaynağıdır. Şimdi, böyle bir kanunda daha çok ulusal çıkarları düşünmek gerekirken ve kamu yararını etkin bir şekilde kullanmak gerekirken bunun bu şekilde getirilmesi çok yanlıştır.

Şimdi, bir de “TPIC” denilen bu Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına bağlı bir kuruluş vardı, hepimiz bunu biliyoruz. Bu TPIC, TPAO’ya bağlı bir şirket iken 150 milyon dolar olan sermayesi üzerine 350 milyon dolarlık sermaye eklenerek 500 milyon dolara 2013 yılının başlarında BOTAŞ’a devrediliyor. TPIC, Enerji Bakanlığının izni olmaksızın “çalışma” adı altında personelini Genel Müdürün inisiyatifiyle yurt dışına gönderebilmektedir. Bir devlet bakanımız ve Başbakan yardımcımızın oğlu bu TPIC’te “danışman” adı altında çalışmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, TPIC’in sermayesinin 150 milyon dolardan 500 milyon dolara çıkarılmasının nedeni, herhâlde bu Başbakan yardımcımızın oğlu yurt dışlarında rahat rahat dolaşsın diye yapılıyor. Şimdi, ben merak ediyorum ve bu kürsüden söylüyorum: Bu Başbakan yardımcısının oğlu ne kadar yurt dışına gitmiştir, ne iş yapmaya gitmiştir?

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.30

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Madde 5’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 5. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “bu bilgileri gizli tutar.” ibaresinin “bu bilgilerin gizli tutulmasından sorumludur.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli

      Kemal Değirmendereli                 Haluk Eyidoğan                     Ali İhsan Köktürk

                   Edirne                                    İstanbul                                 Zonguldak

                                                              Aytun Çıray

                                                                    İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 5’inci maddesinde geçen “sekiz yıl” ibaresinden önce gelmek üzere “en az” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                    Mesut Dedeoğlu

                 Kütahya                                    Denizli                              Kahramanmaraş

             Erkan Akçay                       Cemalettin Şimşek                    Mustafa Kalaycı

                  Manisa                                    Samsun                                    Konya

           Seyfettin Yılmaz                      Muharrem Varlı                      Yusuf Halaçoğlu

                   Adana                                      Adana                                     Kayseri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                             Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                      Adil Zozani                          Mülkiye Birtane

                                         Hakkâri                                      Kars

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde ile ülke kaynağı olan petrolün sınırsız bir rekabet ortamında şirketlerce araştırılması ve kullanıma açılması amaçlanmaktadır. Kamu kaynağını peşkeş çeken maddelerden biri olan 5. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.47

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu tasarısının 5’inci maddesinde geçen “sekiz yıl” ibaresinden önce gelmek üzere “en az” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu önergeyle Genel Müdürlüğün istemesi hâlinde daha uzun süre bu bilgilerin saklanabilmesi amaçlanmaktadır. Bu niyetle verdiğimiz önergeye desteklerinizi bekliyoruz.

4’üncü maddede verdiğim önergeyle ilgili konuşmayı yaparken biliyorsunuz bu krom madenlerinin öneminden bahsetmiştim ve bu krom madenlerinin özellikle Çin’in tekelinde olduğunu, dünyada fiyatları sadece Çin’in belirlediğini ifade ettikten sonra kendi bölgemle ilgili Çinlilerle ortak olan bir Kayserili firmadan bahsedince, “Aladağ, Pozantı, Karaisalı” deyince, gerçekten bu madencilik sektöründe çalışkanlığıyla, hayırseverliğiyle, bölgeye yaptığı yatırımlarla öne çıkan Kurmel Ailesi anlaşılmış. Seçim bölgemden birçok telefon aldım. Burada bizim kastettiğimiz, Kurmel Ailesi’nin işlettiği maden ocakları değil. Şimdi, Sayın Bakan “Kayserili” deyince, bütün maden şirketleri Kayserili olunca, bizim kastettiğimiz Çevikler. Çevikler, biliyorsunuz, Türkiye’de ihracat noktasında 2’nci sırada, Türkiye’deki krom ihracatının 2’nci sırasını alıyor. Bu Çevikler firması iki yıl önce Çinlilerle ortak oldu. Benim de kendi ilçem olan Pozantı-Aladağ ve Karaisalı üçgeninde bir bölge krom rezervi açısından çok zengin bir bölge. Bunlar Çinlilerle ortak olduktan sonra bu fabrikada binin üzerinde insan çalışıyordu, kamyonlar nakliyat yapıyordu. Pozantı ve kendi köyüm olan Hamidiye’den de bu bölgeye ekmek gibi birtakım iaşelerin sağlanması buradan gerçekleştiriliyordu. Ama ne olduysa, Çinlilerle aralarındaki sıkıntıdan dolayı veya ortaklıktan dolayı, yaklaşık altı yedi aydır, çalışan işçiler maaşlarını alamıyor, kıdem tazminatlarını alamıyor, kamyoncular paralarını alamıyor, ekmek veren, aş veren esnafımız paralarını alamıyor.

Yine söylüyorum, bu bölge fakir bir bölge. Bilmiyorum, Sayın Bakan olarak sizin buraya müdahale hakkınız ne kadardır ama orada yaşayan insanlar gerçekten çok mağdur ailelerdir. Bu mağduriyetin giderilmesi noktasında birtakım tedbirlerin alınması gerekiyor. Yani hem o sahaların sahibi olacak hem o bölgede işçi olarak çalışacak asgari ücretle, bir de beş altı ay çalışacak, üstüne üstlük parasını alamayacak. Bu ilçelerimiz, köylerimiz, benim de köyüm 1.300 rakımda, Torosların eteğinde, fakir fukaranın ağırlıkta olduğu bir bölgedir. Bunların haklarını savunmanın da Bakan olarak öncelikle size düştüğünü düşünüyorum. Bunun üzerine bir giderseniz çok memnun olurum.

Buradan, ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımıza da tekrar düzeltme gereği hissediyorum: Kurmel Ailesi, o bölgede gerçekten madencilik sektöründe örnek yatırımlar yapan, 80 yaşına gelmesine rağmen -o da Kayserili, öbürü de Kayserili, Kayserililerle ilgili de bir ifade kullanmak istemiyorum burada- 80 yaşında olmasına rağmen, gerçekten, o bölgeye milyonlarca dolarlık yatırım yapmıştır. Oradan kazandığı parayla da o bölgede okullar başta olmak üzere, hastane, polis karakolu, pansiyon gibi… Ve oradaki orman köylüleri çocuklarına burs veren bir iş adamıdır. Bunun da burada düzeltilmesini istiyorum.

Tekrar, bu vesileyle söz almışken Sayın Bakan, yeniden, sizden özellikle istirham ediyorum. Bu Ceyhan Enerji İhtisas Bölgesi’ne mutlaka bakmanız gerekiyor. Ceyhan Enerji İhtisas Bölgesi Çukurova bölgesinin, sadece Adana için değil, Hatay, Osmaniye, Gaziantep, Mersin, Urfa’ya kadar bölgenin önemli bir merkezi olabilecek bir bölgedir. Ama ne yazık ki bu bölgeye 2006 yılından beri tek çivi çakılmamıştır. Bakın, buranın ilk projesi 2002 yılında Milliyetçi Hareket Partisinin koalisyon hükûmeti olduğu dönemde yapılmıştır. Ama ondan sonra, Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı birtakım vaatlerde bulunmasına rağmen, hiçbir şey gerçekleştirilmemiştir. Bakın, Adana kamuoyunda -bunu da incelemenizi özellikle istirham ediyorum- o bölgeye -size soru da sordum- birçok uluslararası firma yatırım yapmaya geldiğinde, sanki o bölgede Çalık’ın önünün açılmasına yönelik birtakım çalışmalardan bahsediliyor. O bölgeye yatırım gelsin de -sizin Çalık mı gelir- kim gelirse gelsin ama bölge kalkınsın, ülke kalkınsın. Bu konuya da özellikle eğilmenizi istirham ediyorum.

Teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 5. Maddesinin 1. Fıkrasında bulunan “bu bilgileri gizli tutar.” ibaresinin “bu bilgilerin gizli tutulmasından sorumludur.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                            Haluk Eyidoğan (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan, buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önceki oturumda Sayın Kamer Genç’in sorusuna Sayın Bakan cevap verirken dedi ki: “Sayın Genç, 90 milyon dolara gemi varsa hemen alırız.” Sayın Bakan, vardı, almadınız. Yani, biraz gerilere gidersek, çok değil 2007’lere, 2009’lara, -kısaca hem sizi bilgilendirmek açısından hem de değerli milletvekillerini bilgilendirmek açısından- Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü -Piri Reis’i yürüten, denize çıkaran ve çalışan, biliyorsunuz- 2007 yılında DPT’ye bir proje kabul ettirmişti. Ben de jürisindeydim ve kabul edilen o projeyle DPT… O zamanki teknolojileri açısından günümüze de yararlı olacak bir gemi dizayn etme ile ilgiliydi bu proje, mevcut Çakabey gemisi fiziksel ve aletsel kapasitesi geliştirilip derin deniz jeoloji ve jeofizik araştırmaları için hazırlanacaktı. Projeyi DPT onaylamaya söz verdi fakat ne olduysa proje gerçekleşmedi; bu, bir.

İki: 2009 yılında Norveç SCAN Geophysical firması Çin’e bir gemi yaptırıyordu; 80 metre boyunda, 20 metre genişliğinde ve en son deniz sismiği teknolojisiyle donatılmıştı. Üzerinde her şey vardı. İki boyutlu, üç boyutlu sismik etüt yapacaktı denizlerde. Adı da “EMPRESS”ti geminin. Eğitim ve araştırma, know-how garantisiyle 80 milyon dolara MTA’ya devrini kabul ettiler, almadınız. Dolayısıyla, geldi, çattı, Kıbrıs’taki, Rum kesimindeki o malum çalışma ve, işte, Piri Reis’e kaldığımız için Piri Reis’in de kapasitesini aştığı için, dolayısıyla o da öyle gelişti ve sonunda dediniz ki: “Biz bir gemi alacağız.” O arada, tabii, şu anda İstanbul’da kızakta olan, yine MTA’nın yaptırdığı bir gemi var. İkinci geminin ne zaman biteceği belli değil. Siz geçen sene bir gemiyi satın aldınız. Kaç milyon dolara satın aldınız Sayın Bakanım? 130 milyon dolara satın aldınız. 2009’da 80 milyon dolara almadığınız aynı özellikteki gemiyi 130 milyon dolara aldınız. Allah bereket versin satanlara.

Şimdi, Sayın Bakan, bu gemi üzerinde yabancı elemanlar var. Sanıyorum, sözleşmeye göre beş yıl yabancı jeologlar, jeofizikçiler çalışacak, bizim jeolog ve jeofizikçileri de eğitecekler. Sayın Bakan, 1997’de ben İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanıydım. Dilimizde tüy bitti, gemi alalım, Türkiye’de bu işleri biz yapalım, elemanlarımız var, yetiştiriyoruz diye. Ben kendimi bildim bileli üniversitelerdeki petrol mühendisliği bölümleri yeteri kadar hoca bulamazlar. Amerika’dan yetişmiş uzmanlar, doktora yapmış uzmanlar gelir, petrol mühendisliği bölümünde proje alamadıkları için, endüstri-üniversite ilişkilerini de geliştiremedikleri için, TPAO’yla çalışamadıkları için en sonunda Arabistan’a giderler, Arap ülkelerinden birine giderler, Amerika’ya giderler, Asya’ya giderler. Dolayısıyla durum budur.

Şimdi siz bu kanunla özelleştirmeye doğru giden bir değişiklik yapıyorsunuz TPAO’da ve diyorsunuz ki: “Biz petrol, doğal gaz aramalarını artıracağız ve üretimi artıracağız.” Bu çok inandırıcı değil. Tek millî kalan, Millî Futbol Takımı’mız var şu anda. Sanıyorum, bu şirket de millî özelliğini yitirecek ve bir zaman sonra -”Yabancılarla beraber çalışacağız.” diyorsunuz- yabancılar bir sürü şeyi denetleyecekler; yine bizim jeologlar ve jeofizikçiler işsiz kalacak; siz yabancı jeolog ve jeofizikçilerle denizlerimizde araştırma yapacaksınız. Son on senede, denizlerimizde yabancı gemilere, sismik araştırma yapan gemilere verdiğiniz miktar 400 milyon dolardır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Eyidoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 6’da üç önerge vardır, sırayla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 6’ncı maddesinin 4 üncü fıkrasında geçen “yönetmelikle” ibaresinden önce gelmek üzere “Bakanlıkça çıkartılacak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Alim Işık                         Emin Haluk Ayhan                    Mustafa Kalaycı

                 Kütahya                                    Denizli                                     Konya

           Muharrem Varlı                    Cemalettin Şimşek                       Erkan Akçay

                   Adana                                    Samsun                                    Manisa

                                   Mesut Dedeoğlu                      Necati Özensoy

                                   Kahramanmaraş                              Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 6. Maddesinin 3. Fıkrasından sonra aşağıda bulunan 4, 5 ve 6. Fıkraların eklenmesini, diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Ali Susam                     Mehmet Şeker                          Turgut Dibek

                    İzmir                                    Gaziantep                                 Kırklareli        

      Kemal Değirmendereli                Ali İhsan Köktürk                        Aytun Çıray

                   Edirne                                  Zonguldak                                   İzmir

                                                               Özgür Özel

                                                                  Mersin

“(4) Bir özel sektör tüzel kişisi karada ve karasuları içinde 1/50.000 ölçekli pafta ya da karasuları dışı denizde 1/100.000 ölçekli pafta içinde en fazla altı; kamu tüzel kişisi en fazla dokuz arama ruhsatına sahip olabilir. Kamu tüzel kişilerinin elinde tutabileceği arama ruhsatı sayısı, karada ve karasuları içinde toplam 1/50.000 ölçekli pafta sayısının, denizde toplam 1/100.000 ölçekli pafta sayısının on katını aşamaz.”

(5) Bir tüzel kişiliğin hisselerinin yüzde yirmi beşinden fazlasına ya da karının önemli bir bölümüne doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olan ya da tüzel kişiliğin karar, kontrol ya da sorumlularını tayin yetkisini elinde bulunduran gerçek ve tüzel kişilerin aynı bölge içinde elde ettikleri arama sahalarının adedi, altıdan ve işletme sahalarının yüzölçümlerinin toplamı karada üç yüz otuz altı bin hektarı, denizlerde altı milyon hektarı aşamaz. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce aşan kısımların terki istenir.

(6) Hiçbir gerçek ve tüzel kişilik 4 ve 5. Fıkralarda bulunan sınırlamaları doğrudan ya da dolaylı olarak aşmak üzere bir başka gerçek ve tüzel kişilikle anlaşamaz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 6. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                             Sırrı Sakık                     Abdullah Levent Tüzel

                  Bingöl                                       Muş                                      İstanbul

                                   Mülkiye Birtane                          Adil Zozani

                                            Kars                                      Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Bu madde petrol aramalarında TPAO’nun kamu kurumu olmaktan kaynaklı sahip olduğu avantaj ve haklar sonlandırılmaktadır. TPAO kamu kurumu olarak yerli ve yabancı sermayeye ait petrol şirketleri ile aynı konuma indirilmiş ve kendisine oranla daha esnek ve rekabetçi olan yerli ve yabancı şirketlerle rekabet etme durumunda bırakılmıştır. Bu durum TPAO’nun özel petrol şirketlerinin gerisinde kalacağını ve sermayenin önündeki tüm kapıların sonuna kadar açılacağını göstermektedir. Aynı şekilde 6326 sayılı kanunla belirlenen arama süreleri yabancı şirketlerin lehine olacak şekilde iki katına çıkarılmıştır. Dolayısıyla Kamu avantajını yok eden ve yabancı şirketlere geniş alan ve süre tanıyan 6. maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 450 Sıra Sayılı Petrol Kanunu Tasarısının 6. Maddesinin 3. Fıkrasından sonra aşağıda bulunan 4, 5 ve 6. Fıkraların eklenmesini, diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Özgür Özel (Manisa) ve arkadaşları

“(4) Bir özel sektör tüzel kişisi karada ve karasuları içinde 1/50.000 ölçekli pafta ya da karasuları dışı denizde 1/100.000 ölçekli pafta içinde en fazla altı; kamu tüzel kişisi en fazla dokuz arama ruhsatına sahip olabilir. Kamu tüzel kişilerinin elinde tutabileceği arama ruhsatı sayısı, karada ve karasuları içinde toplam 1/50.000 ölçekli pafta sayısının, denizde toplam 1/100.000 ölçekli pafta sayısının on katını aşamaz.”

(5) Bir tüzel kişiliğin hisselerinin yüzde yirmi beşinden fazlasına ya da karının önemli bir bölümüne doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olan ya da tüzel kişiliğin karar, kontrol ya da sorumlularını tayin yetkisini elinde bulunduran gerçek ve tüzel kişilerin aynı bölge içinde elde ettikleri arama sahalarının adedi, altıdan ve işletme sahalarının yüzölçümlerinin toplamı karada üç yüz otuz altı bin hektarı, denizlerde altı milyon hektarı aşamaz. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce aşan kısımların terki istenir.

(6) Hiçbir gerçek ve tüzel kişilik 4 ve 5. Fıkralarda bulunan sınırlamaları doğrudan ya da dolaylı olarak aşmak üzere bir başka gerçek ve tüzel kişilikle anlaşamaz.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergemiz, özetle, arama faaliyetlerinde oluşabilecek bir tekelleşmenin önüne geçilmesini amaçlamaktadır ve mevcut kamu şirketinin mevcut durumunu korumasını ve özel şirketlere bunu kaptırmamasını amaçlamaktadır. Aslında teknik detaylar bir kenara bırakıldığında, gerçekten, bu önergenin bu Mecliste milletvekili yemini etmiş herkes tarafından destek bulmasını bekleriz. Beş dakika sonra da bu desteği bekliyoruz, aksi durum gerçekten çok vahim.

Sayın milletvekilleri, dün Bakanlar Kurulu vardı. Bakanlar Kurulu bitti, Hükûmet Sözcüsü Sayın Arınç kameraların karşısına geçti ve Türkiye’deki birçok grup -esnaflar, emekliler, işçiler, çiftçiler- Bakanlar Kurulundan kendileriyle ilgili bir şey bekliyordu. Örneğin, asgari ücret konusunda, dört parti uzlaşmış asgari ücretten vergi alınmasın diye. Belki Hükûmet bir anayasa oylamasına, referanduma falan bırakmadan asgari ücretle ilgili bu Meclisin mutabakatını buna yansıtır diye bir şey bekliyorlardı ama nafile beklediler.

Yaşa takılanlar var örneğin. Bir Sayın Bakan “Bu yaşa takılanlarla ilgili düzenleme yapıyoruz.” diyerek bir heyecan dalgası yaratıyor ama bir Sayın Bakan “Böyle bir şey mümkün değil.” diyor. Bakanlar Kurulunda Sayın Başbakan belki bu anlaşmazlıkları çözer, bir müjde verir diye bekliyordu insanlar, bu da olmadı.

Çiftçiler Türkiye’nin dört bir yanında doğal afetlerle boğuşuyorlar. Bunlarla ilgili devletin sıcak eli uzatılır mı diye bekledik, bu da yoktu.

Petrol Yasası’nın gündeme geldiği, hatta geneli üzerinde görüşüldüğü… Bakanlar Kurulunun telkiniyle, belki iktidar partisi grubu tarafından, bu sefer hiç değilse, çiftçinin lehine bir son dakika önergesiyle, o lüks gemilere, yatlara, kotralara verilen ÖTV’den, KDV’den muaf, Türkiye’nin sayılı zenginlerinin hava yolu şirketlerine verilen ÖTV’siz, KDV’siz mazot belki traktöre konulur diye beklediler ama o konuda da bir müjde alamadılar Sayın Bülent Arınç’tan.

Sayın Bülent Arınç çıktı ekranların karşısına ve pazar günü Manisa’ya geldiği ve bir Yörük şenliğinde söylediği ifadeler üzerinden dakikalarca konuştu ismimi de zikrederek ve aslında bir temel mantığı yansıttı. Şöyle bir şey söyledi Sayın Bülent Arınç: “Orada Özgür Özel’in de ismini anarak onu onore etmiştim ama bana sonradan söylediklerine çok kızdım.”

Sayın Bülent Arınç’ın yaptığını söyleyeyim: Protokolde gülüşmelere sebebiyet veren bir şey oldu, sadece Bülent Arınç’ın ismi söylendi, çok çok övüldü, kendisinin çok katkı sağladığı o dernek ve onun katkısıyla seçilmiş başkan tarafından ama bir Sayın Manisa milletvekilinin, ağabeylik savaşı verdiği bir milletvekilinin ismi anılmadı diye Sayın Bülent Arınç çıktı, hem Hüseyin Tanrıverdi’nin ismini zikretti hem de “Özgür Özel de burada var, neden telgrafları okuyorsunuz?” dedi. O bunu dedi ya, o bunu bana bahşetti, ondan sonraki aşamada “Mehteran yerine 10. Yıl Marşı nasıl çalınabilir başta?” ifadesine bizim bunu incitici bulduğumuz, 10. Yıl Marşı’nın 1933’te Atatürk tarafından ilk on yıllık hep birlikte verilen o büyük mücadeleyi taçlandırmak üzere bestelettikleri 10’uncu Yıl Marşı’na yaptığı sataşmaya gösterdiğimiz tepkiye de kızmış kendisi ve gerçeklerden o kadar hızlı uzaklaşabildiğini duyduğumda gerçekten tüylerim diken diken oldu.

Olayın aslı şudur: Saat 11.00’de başlayacak programa Sayın Bülent Arınç tam 12.00’de gelmiştir. 11.30’da mehteran yerini almış, programdaki gösterisini yapmıştı, gölgede bir yerde bekliyordu, Bülent Arınç’ın gelmesinin şerefine tekrar mehteran çalsın istediler ama Bülent Arınç’ın vakti yoktu. Yarım saat içinde iki buçuk saatlik programı bitirip bir saat ayakta beklettiği ve daha da yarım saat bekleteceği mehteranbaşını o meşhur hareketle çağırdı. Bir mehteranbaşı ilk kez böyle bir şeyle karşılaştı, gitti iki büklüm, “Çekin bakalım bunları buradan.” dedi, kendi konuşmasını öne almak için. Ama, daha sonra bir baktım ki televizyonlara: “Güneşte kalmıştı çocuklar.” diyor. Oysa, mehteran gölgede bekliyordu, o onları güneşe yolladı. O öyle yapınca arayı doldurmak için 10. Yıl Marşı bir anda devreye girdi. Bakın televizyon kayıtlarına, mehteran giderken 10. Yıl çalmaktadır. Ama, orada yaptığı durum, “Ya, bir mehter bu duruma düşürülür mü?” tepkilerinden sonra Sayın Arınç onu örtmek için, böyle, kendince gündemi allak bullak edecek bir söz söyledi. Şimdi, bir kez o söylediği söz…

Mehteran, İstiklal Marşı, 10. Yıl Marşı, hepimizin ortak değerleri, birinden birini ayırmak bu ülkede her zaman yapılan bu ayrıştırma politikalarına hizmettir. Ama, orada yaşananları, eğer Sayın Bülent Arınç gerçekten samimiyse -ve orada o saptırmaları Manisalılar ağzı açık izledi- kendisine teklif ediyorum, yarın ortak basın toplantısı yapalım, Sayın Bülent Arınç, ben ve Sayın Mehteranbaşı.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakınız, milletvekili arkadaşımız, Petrol Kanunu’yla ilgili önerge verildi, önergede gerekçe zaten iki satır hâlinde yazılmış, iki satırlık kısmı keserek gerekçesinden bir şeyler söyledi. Burada olmayan, kendi aralarında Manisa’da gerçekleşmiş bir hadiseyi -Sayın Bakan burada olsaydı muhakkak gerekli cevabı verirdi ama- buraya, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşımanın Petrol Kanunu’yla ne alakası var. Gündem dışı konuşma alsın, gündem dışı konuşmada bildirsin.

Yani, önergeler… Sayın Şandır bizim grup önerimizdeki konuşmasında işte “Şöyle oluyor…” diye ifade ediyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Laf atma bana.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani, bakınız, buradaki önergeler ve konuşmaların tamamı gündem dışıyla alakalı meseleler. Biz yasayla ilgili konuşalım, muhalefet her şeyi söylesin, eleştirisini yapsın ama bu eleştirileri farklı farklı noktalara götürmek herhâlde Türkiye Büyük Millet Meclisinin ne İçtüzğü’nde vardır ne kurallarında vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, müsaadenizle iki kelime arz edebilir miyim, tutanaklara geçmesi açısından.

Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili biraz önce de yakındığım konunun bir diğer türeviyle muhalefete nasıl muhalefet edeceğini tarif ediyor ama bir tek şunu söyleyeyim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biz size muhalefet olmayı tarif edemeyiz, muhalefetin en iyisini siz bilirsiniz. İlelebet muhalefet!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir tek şunu ifade etmek isterim ki Sayın Bülent Arınç Bakanlar Kurulundan sonra Bakanlar Kurulu kararlarını açıklaması gereken o kürsüyü Manisa’da bir milletvekiliyle arasında geçen polemiğe ayırıyor ve bir asimetrik güç kullanıyorsa o milletvekilinin kendini savunacağı meşru zemin de bu kürsüdür.

Saygılar sunuyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Soru soruluyor, burada sana soru soran mı var?

Sen diyorsun ki: “10. Yıl Marşı’nda ayağa kalkmadı.” diye soruyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

450 sıra sayılı Türk Petrol Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin 4 üncü fıkrasında geçen “yönetmelikle” ibaresinden önce gelmek üzere “Bakanlıkça çıkartılacak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Necati Özensoy (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özensoy, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı alt kuruluşlarına baktığımızda, denetime tabi olmayan, vergi cennetlerinde kurulmuş, personelini istediği gibi alabilen, istediği kalitede, istediği fiyatla istihdam edebilen kuruluşlar. Bunları tespit açısından söylüyorum yani eleştirmek açısından değil. Şunun için söylüyorum: Türkiye Petrollerinin dünya standartlarında bu arama ve üretim çalışmalarını yapmaması için herhangi bir neden yok. Çünkü ifade ettiğim gibi, en kaliteli, mesleğinde uzmanlaşmış insanları istihdam edebilir düzeyde ve ayrıca, işe alacakları elemanları noktasında da KPSS vesaire herhangi bir şey de istenmiyor. Hatta, kurumlarda, hani, milletvekili maaşları çok eleştiriliyor ama milletvekili maaşının çok üzerinde alan elemanların olduğunu biliyorum; helali hoş olsun yani yaptıkları işlerin hakkını da alıyorlardır mutlaka.

Şimdi, buradan hareketle, bu TPIC, TPOC gibi Türkiye Petrollerinin bağlı ortaklıkları ifade ettiğim ölçülerde çalışan kurumlar. Bu anlamda, her türlü teknolojiye, maddi yeterliliğe, insan kalitesine sahipken niye bir türlü bu aşamaları geçemiyoruz, bunu da anlayamadığımı buradan ifade etmek istiyorum.

Bakın, Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde yapılan sismik araştırmalarda hidrokarbon fakiri olduğumuz kesin. Yani birçok efsane var “Efendim, şurada petrol varken burada niye yok?” vesaire gibi, ama işte, “Geçmişte, efendim, Amerikalılar gelmiş, kuyuyu açmış, var olduğu hâlde kapatmış.” gibi efsaneler. Ben bunlara inanan bir insan değilim çünkü o kapatılan kuyuların -ifade ettiğim gibi- bu yıllarda tekrar açılarak -yani ekonomik olmayan kuyular kapatıldı- üretime alındığını da bilen bir insanım. Türkiye Cumhuriyeti devletinin eğer hidrokarbon ihtiyacını karşılayacaksa, yurt dışıyla, yurt dışı ülkelerle iyi ilişkiler kurarak, bu anlamda iyi anlaşmalar kurarak karşılamaktan başka çaresi yok diye düşünüyorum. Bunun için de maalesef dış politika yine bu anlamda önem kazanıyor.

Bakın, Sayın Bakan Irak’taki birtakım anlaşmalardan bahsetti ama bu yapılan anlaşmalar Irak’ta devede kulak misali olan sahalarda yapılan anlaşmalar. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Genel Müdürünün -şimdi, emekli oldu, artık bunu buradan da ifade ederiz çünkü Sayın Bakan kızar herhâlde genel müdür olarak devam etseydi- KİT Komisyonunda aynen ifadesi şu: “Irak’ta bizi ihaleye dahi sokmadılar.” Bakın, o yapılan bütün büyük ihalelerde, o girilen ihalelerde, günlük milyon varil mertebesindeki sahalarda Türkiye Petrollerini maalesef ihaleye bile sokmadılar. Şimdi, yapılan anlaşmalarda verdiğimiz paraların, Libya’ya yatırdığımız, 180 milyon mertebesinde, dolar mertebesinde verdiğimi