DÖNEM: 24                                                                 YASAMA YILI: 3

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 51

104’üncü Birleşim

15 Mayıs 2013 Çarşamba

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, KOSGEB’deki yolsuzluk, usulsüzlük ve hukuksuzluk iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Gençlik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun gündem dışı konuşmaya verdiği cevap sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Hükûmete ve Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in görüşülen kanun tasarısının 4’üncü maddesiyle ilgili yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 25 milletvekilinin, 16/3/1978 tarihinde Beyazıt Meydanı'nda yaşanan ve “Beyazıt Katliamı” olarak anılan olayın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/618)

2.- Adana Milletvekili Turgay Develi ve 19 milletvekilinin, Adana’nın Kozan ilçesinde meydana gelen baraj kazasının nedenleri ile elektrik üretim santrallerinin denetim ve lisans konularındaki yasal eksikliklerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/619)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 22 milletvekilinin, kredi kartı ve tüketici borçları nedeniyle artan intiharların sebeplerinin, bankalara ilişkin yasal düzenlemelerin ve bankaların tutumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/620)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan tarafından cezaevlerinde gündeme gelen kötü muamele ve keyfî uygulamaların araştırılması amacıyla 12/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/207) ve (10/358) esas numaralı ile 17/4/2012 tarih 4464 sayı ve 18/10/2012 tarih 6505 sayı ile engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz ve 20 milletvekili tarafından Suriye sınırımızda yaşanan olayların araştırılarak sınır güvenliğinin olup olmadığının tespiti ve gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla 15/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; (11/27) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki ön görüşmeleri ile (9/2) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin soruşturma açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmelerinin 20 Mayıs 2013 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına; 460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’na ve ülkedeki tüm ana dillerin önündeki engellerin kaldırılmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında kullandığı bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- 187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/454) (S. Sayısı: 28)

4.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, Çevre Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/771) (S. Sayısı: 460)

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 28) 187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Millî Kütüphane binasının bahçesinde yapılan bir kazıya ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/15189)( Ek cevap)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, spor federasyonlarının yönetici kadroları ile ilgili verilere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/18132)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, hayalet ağlarla mücadeleye ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/19418)

4.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Erzurum’un Aziziye ilçesindeki bir deredeki taşkınlara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/19944)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Atatürk Yüksek Kurulu yöneticilerinin özlük hakları ile Kuruma ait lojman ve makam araçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/20532)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Basın İlan Kurumu yöneticilerinin özlük hakları ile Kuruma ait lojman ve makam araçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/20533)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Türkiye Çölleşme ile Mücadele Üst Kurulu yöneticilerinin özlük hakları ile Kuruma ait lojman ve makam araçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20535)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Dil Tarih Yüksek Kurulu yöneticilerinin özlük hakları ile Kuruma ait lojman ve makam araçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/20537)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu yöneticilerinin özlük hakları ile Kuruma ait lojman ve makam araçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/20552)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından düzenlenen toplantı ve organizasyonlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/20587)

11.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen denetimlere ve idari para cezalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/20589)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, geçici bir süre Türkiye’de bulunacak Alman askerleri için radyo kurulmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/20591)

13.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’daki kayısı üreticilerinin zarar görmesine neden olan don olayına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20846)

14.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, kadınların orman muhafaza memurluğuna atanamamasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20850)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’da gerçek veya tüzel kişilere ağaçlandırma ya da benzeri amaçlarla Hazine arazilerinin tahsis edilmesi ile ilgili iddialara,

- Hazine arazilerinin ağaçlandırma ya da benzeri amaçlarla bazı kişilere tahsis edilmesine,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20851), (7/21181)

16.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın Simav ilçesindeki bir arazinin tahsisi ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/20852)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Çankırı’ya yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/20984)

18.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, orman muhafaza memurlarının yer değiştirmeleri ile ilgili uygulamaya ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/21183)

19.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balıkesir’de yoğun yağışlardan mağdur olan kişilere yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/21218)

20.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balıkesir’de yoğun yağışlardan kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/21219)

21.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, olası bir depremin olumsuz etkilerinden korunmak için alınan önlemlere ve hizmet binalarının depreme dayanıklılığına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21234)

22.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bağlı kurum ve kuruluşlar personelinin psikolojik taciz (mobbing) şikayetlerine ve yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/21237)

23.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sivil savunma uzmanlarının özlük haklarına,

- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen ihalelere,

- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bağlı kurum ve kuruluşlar personelinin psikolojik taciz (mobbing) şikayetlerine ve yapılan işlemlere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/21245), 7/21246), (7/21247)

24.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Kaz Dağlarındaki madencilik faaliyetlerine ve çevre, hayvan ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/21472)

25.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Şırnak’ın İdil ilçesindeki bir bölgede kesilen ağaçlara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/21474)

26.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, Elmadağ Merkez Orman mevkiinde kurulacak taş ocağına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/21705)

27.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’daki bağlı kurum ve kuruluşlara yapılan açıktan personel atamalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/21751)

28.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığın bilişim altyapısına ve PARDUS işletim sistemi ile yerli yazılımların kullanımına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/21943)

 


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.

İçişleri Bakanı Muammer Güler, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşanan saldırılara ilişkin gündem dışı bir açıklamada bulundu; MHP Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, BDP Grubu adına Van Milletvekili Nazmi Gür, CHP Grubu adına Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, AK PARTİ Grubu adına Hatay Milletvekili Adem Yeşildal ve şahsı adına İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, aynı konuda görüşlerini belirttiler.

Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Hatay Milletvekili Adem Yeşildal’ın gündem dışı açıklamayla ilgili AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın gündem dışı açıklamayla ilgili CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında kullandığı bazı ifadelere,

Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşanan saldırıya, iktidarın bu konuda siyasi sorumluluğu olduğuna ve bu sorumluluktan kurtulamayacağına,

Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşanan saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Gaziantep’te kampların dışında, sokaklarda 63 bin kişinin yaşadığına ve devletin sınırlarda güvenliği sağlaması gerektiğine,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, yaşanan terör olaylarının sebebinin AK PARTİ iktidarının izlediği politikalar olduğuna ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman terörle mücadelenin yanında olacaklarına,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Suriye konusundaki gelişmeler karşısında Hükûmetin nasıl tavır alması gerektiğini ve çözüm önerilerini ifade ettiklerine,

İçişleri Bakanı Muammer Güler, yaşanan saldırıdan sonra Reyhanlı’da bulunmadığına yönelik ifadelerin doğru olmadığına ve Hükûmet olarak her türlü yardımı yapmaya muktedir olduklarına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati, IMF’ye olan borcun son taksitinin ödenmesine,

Mersin Milletvekili Vahap Seçer, Mersin ilinin sorunlarına,

Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Dünya Çiftçiler Günü’ne ve Manisa Alaşehir’de dolu afetinden zarar gören çiftçilerin sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Hatay Milletvekili Mehmet Öntürk,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, MHP Grubu olarak,

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşanan saldırıya;

Tokat Milletvekili Reşat Doğru,

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu,

14 Mayıs Dünya Eczacılar Günü’ne ve 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’ne;

Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşanan saldırıya, 14 Mayıs Dünya Eczacılar Günü’ne ve 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’ne,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşanan saldırıya ve Amanos Dağlarında düşen F-16 uçağında şehit olan pilotumuza Allah’tan rahmet dilediğine,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin Cankurtaran Tüneli inşaatına,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, İstanbul’un Ümraniye, Beykoz, Çekmeköy ilçelerinde 2/B kapsamında kalan konut bedellerinin çok yüksek tespit edilmiş olmasına ve Mersin’de meydana gelen hortumda hayatını kaybeden vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine,

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşanan saldırıya ve Balıkesir’deki çiftçilerin zor durumda bulunduklarına,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Kocaeli’nin bazı ilçelerinde vatandaşların 2/B kapsamındaki arazilerine TOKİ ve Büyükşehir Belediyesinin el koyarak vatandaşı mağdur ettiğine,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, BDP Grubu olarak Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde yaşanan saldırıda yaşamını yitiren yurttaşlara Allah’tan rahmet dilediklerine ve 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevinde yaşanan tarihî direnişlere,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek Başkanlığında Slovenya Ulusal Meclisi Başkanı Janko Veber'in vaki davetine icabetle 14-15 Mayıs 2013 tarihlerinde Slovenya'ya ve 15-16 Mayıs 2013 tarihlerinde EUREKA 18’inci Parlamentolar Arası Konferansı’na katılmak üzere Belçika'ya resmî bir ziyarette bulunması Genel Kurulun 29/3/2013 tarihli 85’inci Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Hakkâri Milletvekili Adil Zozani ve 21 milletvekilinin, Hocalı’da yaşamını yitiren 613 Azeri vatandaşın ölümünü anmak amacıyla 26/2/2012’de İstanbul Taksim'de düzenlenen mitingde ve sonrasında yaşanan olayların (10/615),

Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 21 milletvekilinin, Kars ilinde turizmin geliştirilmesi için yapılması gerekenlerin (10/616),

Ankara Milletvekili Levent Gök ve 21 milletvekilinin, alçı taşı çıkarılması ve işletilmesi ile Balâ'da organize sanayi bölgesi kurulması konusunun (10/617),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Ankara Milletvekili Levent Gök ve 47 milletvekilinin, Başkent Doğalgaz Dağıtım Anonim Şirketinin değerinin çok altında bir ihale bedeli ile özelleştirilmesini onaylayarak kamuyu zarara uğrattığı iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/27) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme gününün Danışma Kurulu tarafından tespit edilip Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, (2/206) esas numaralı 23.10.2011 Tarihinde Van İli ve Erciş İlçesinde Meydana Gelen Depremlerden Zarar Görenlerin Vergi Borçları ve Vergi Cezalarının Terkini Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:

1’inci              sırasında bulunan           (6/82),

1393’üncü          ”                 ”               (6/2506),

1714’üncü          ”                 ”               (6/2869),

1728’inci            ”                 ”               (6/2884),

1797’nci             ”                 ”               (6/2957),

1826’ncı             ”                 ”               (6/2987),

1866’ncı             ”                 ”               (6/3030),

1905’inci            ”                 ”               (6/3076),

1937’nci             ”                 ”               (6/3112),

1947’nci             ”                 ”               (6/3125),

2061’inci            ”                 ”               (6/3244),

2084’üncü          ”                 ”               (6/3267),

2119’uncu          ”                 ”               (6/3302),

2163’üncü          ”                 ”               (6/3348),

2188’inci            ”                 ”               (6/3374),

2242’nci             ”                 ”               (6/3430),

2263’üncü          ”                 ”               (6/3451),

2276’ncı             ”                 ”               (6/3464),

2301’inci            ”                 ”               (6/3495),

2312’nci             ”                 ”               (6/3506),

2316’ncı             ”                 ”               (6/3510),

2317’nci             ”                 ”               (6/3511),

2318’inci            ”                 ”               (6/3512),

2319’uncu          ”                 ”               (6/3513),

2320’nci             ”                 ”               (6/3514),

2357’nci             ”                 ”               (6/3551),

2358’inci            ”                 ”               (6/3552),

2410’uncu          ”                 ”               (6/3604),

2419’uncu          ”                 ”               (6/3613),

2420’nci             ”                 ”               (6/3614),

Esas numaralı sözlü sorulara, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu cevap verdi.

Soru sahiplerinden Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Adana Milletvekili Ali Halaman, cevaplara ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da bu görüşlerle ilgili açıklamada bulundu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda 14/7/2013 tarihinde boşalacak 3 üyelik için, AK PARTİ Grubu adayları Hamit Ersoy ile Nurullah Öztürk ve CHP Grubu adayı Ali Öztunç, yapılan oylamadan sonra seçildiler.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Petrol Kanunu Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun (1/725) (S. Sayısı: 450),

5’inci sırasında yer alan, 2004 Gemi Balast Suyu ve Sedimanlarının Kontrolü ve Yönetimi Hakkında Uluslararası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/570) (S. Sayısı: 230),

10’uncu sırasında yer alan, Uluslararası Deniz Trafiğinin Kolaylaştırılması Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/507) (S. Sayısı: 133),

11’inci sırasında yer alan, 2009 Gemilerin Emniyetli ve Çevreye Duyarlı Geri Dönüşümü Hakkında Hong Kong Uluslararası Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/460) (S. Sayısı: 121),

13’üncü sırasında yer alan, Mücavir Atlantik Deniz Bölgesi, Akdeniz ve Karadenizdeki Deniz Memelilerinin Korunmasına Dair Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/704) (S. Sayısı: 351),

14’üncü sırasında yer alan, Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/676) (S. Sayısı: 380),

15’inci sırasında yer alan, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden Kararına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/686) (S. Sayısı: 386),

16’ncı sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Askeri İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/560) (S. Sayısı: 324),

19’uncu sırasında yer alan, Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/691) (S. Sayısı: 354),

21’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/430) (S. Sayısı: 51),

22’nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Yunanistan Cumhuriyeti Çevre, Enerji ve İklim Değişikliği Bakanlığı Arasında Enerji Alanında İşbirliği Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/474) (S. Sayısı: 62),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında yer alan, RACVIAC-Güvenlik İşbirliği Merkezi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Milli Savunma Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporları (1/282) (S. Sayısı: 315),

6’ncı sırasında yer alan, 1978 Protokolü ile Değişik 1973 Tarihli Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Ait Uluslararası Sözleşmenin III ve IV üncü Eklerine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/707) (S. Sayısı: 414),

7’nci sırasında yer alan, 1974 Denizde Can Emniyeti Uluslararası Sözleşmesine İlişkin 1988 Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/544) (S. Sayısı: 211),

8’inci sırasında yer alan, 1972 Denizde Çatışmanın Önlenmesine İlişkin Uluslararası Kurallar Hakkında Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/541) (S. Sayısı: 210),

9’uncu sırasında yer alan, 1989 Uluslararası Kurtarma Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/530) (S. Sayısı: 209),

12’nci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Deniz Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/464) (S. Sayısı: 117),

17’nci sırasında yer alan, İslam Kalkınma Bankası Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/741) (S. Sayısı: 416) görüşmeleri tamamlanarak,

18’inci sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile İslam Kalkınma Bankası Grubu Arasında Türkiyede İslam Kalkınma Bankası Grubu Ülke Ofisi Kurulmasına İlişkin Anlaşma ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına Dair Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/744) (S. Sayısı: 434),

20’nci sırasında yer alan, Özel Sektörün Geliştirilmesi İslami Kurumu Kurucu Anlaşmasının Tadiline İlişkin Genel Kurul Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/734) (S. Sayısı: 415),

Yapılan açık oylamalarından sonra kabul edildi.

Komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, 15 Mayıs 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 21.10’da birleşime son verildi.

                                                               Meral AKŞENER

                                                                 Başkan Vekili

 

            Bayram ÖZÇELİK                                                      Muhammet Rıza YALÇINKAYA

                     Burdur                                                                                    Bartın

                   Kâtip Üye                                                                              Kâtip Üye
II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                No: 154

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Rapor

1.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, Çevre Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/771, 2/395) (S. Sayısı: 460) (Dağıtma tarihi: 15.05.2013) (GÜNDEME)

 

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 25 Milletvekilinin, 16 Mart 1978 tarihinde Beyazıt meydanında yaşanan olayların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/618) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.03.2012)

2.- Adana Milletvekili Turgay Develi ve 19 Milletvekilinin, elektrik üretim santrallerinin denetim sorunlarının ve Kozan'da meydana gelen baraj kazasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/619) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.03.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 22 Milletvekilinin, tüketicilerin kredi kartı ve bankacılık işlemlerinden kaynaklanan sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/620) (Başkanlığa geliş tarihi: 06.03.2012)

15 Mayıs 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Evet, toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, KOSGEB’deki hukuksuzluk iddiaları hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, KOSGEB’deki yolsuzluk, usulsüzlük ve hukuksuzluk iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığında yani KOSGEB’de dönen yolsuzluklara, usulsüzlüklere, hukuksuzluklara dikkat çekmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de 2,5 milyon işletmenin yüzde 99’unu KOBİ’ler oluşturuyor. KOBİ’ler istihdamın da yüzde 77,8’ini, maaş ve ücretlerin de yüzde 51,5’unu, katma değerin ise yüzde 55’ini, ihracatın da yaklaşık yüzde 60’ını göğüslüyor.

68 ilde hizmet müdürlüğü bulunan ve bütçesi 400 milyon TL’ye ulaşan KOSGEB’in yasal, temiz ve şeffaf bir şekilde yönetilmesi, yöneticilerinin şaibeden uzak, vicdan ve ahlak sahibi olması beklenir. Ancak, bugün, KOSGEB denildiğinde örgütlü yolsuzluğun, usulsüz kredi desteklerinin ve rüşvetin odağı hâline gelmiş bir kurum maalesef akla gelmektedir. Neden? Çünkü, burada, maalesef kurda kuzu teslim edilmiştir. Özel sektörde çalıştığı dönemde zimmetine para geçirmekten yargılanan ve mahkûm edilen  bir müdür Gaziantep’e hizmet müdürü olarak atanıyor.

Değerli arkadaşlar, kıymetli milletvekilleri; dikkatinize sunmak istiyorum: Bu kişiyle ilgili üç yıl hapis cezası veriyor mahkemenin birisi. Üç yıl hapis cezası verilen kişi Gaziantep’e KOSGEB müdürü olarak atanıyor ve hiçbir şey yapılmıyor. Soru önergemizde burada dönen yolsuzluklarla ilgili gündeme getirdiğimiz zaman, oradan alınıyor, Kilis Hizmet Müdürlüğüne veriliyor. İşin üzerine biraz daha gidince, aynı arkadaşımız şu anda uzman olarak Şanlıurfa’da çalışıyor.

Tabii, bu arada Gaziantep’te tüm ödemeler durdurulduğu için kurunun yanında yaş da yanıyor ve mevzuata uygun destek alan KOBİ’lere ödeme yapılamıyor. Kilis’e, yeni, başka bir para musluğunun başına maalesef bu kişi getiriliyor.

Değerli arkadaşlar, tabii ki mahkeme kararının sonuçlanması gerekiyor. Mahkemenin verdiği bir karar var ama bu karara rağmen atanıyor. Bu kişinin aslında bir uzmanlığı da yok ama aynı zamanda, bu şahıs maalesef Urfa’ya da uzman yardımcısı olarak atanıyor.

Bir başka iddia da KOSGEB Başkanıyla ilgili. Değerli milletvekili arkadaşlarım, lütfen bunları çok dikkatli dinleyelim. Milletvekillerinin maaşını günlerce gazete sayfalarında yazan basının bunları da çok dikkatli şekilde gündeme getirmesi lazım. KOSGEB Başkanının hesabına diğer hizmet müdürlerinden para gönderiliyor. Böyle bir iddia var ve dekontlar var, bunlarla ilgili şikâyetler var. Bunlarla ilgili yapılan şikâyetler sonucu -KOSGEB- bakan adına teftiş kurulu bir inceleme başlatıyor ve bununla ilgili bir sonuca ulaşıyor, diyor ki: “Burada adı geçene, disiplin cezası mahiyetinde olmamak üzere yazılı uyarıda bulunma sonucuna ulaşılmıştır.” Yani, bir kişinin KOSGEB Başkanının hesabına bazı KOBİ’lerden -dikkatinizi çekiyorum- bazı hizmet müdürlüklerinden ve bir ilin müdürünün hanımı tarafından gönderilmiş dekontlar var.

Sayın Bakana buradan sesleniyorum: KOSGEB Başkanıyla ilgili kendisine bir süre veriyoruz; bununla ilgili çalışmasını yapsın, incelemeyi başlatsın ve mümkünse de açığa alsın bu arkadaşımızı soruşturmanın selameti açısından çünkü çok ciddi iddialar var, çok ciddi ithamlar var.

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Mevcut mu deliller?

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Elimde bunlarla ilgili belgeler de var, Sayın Bakana da bunları sunacağım. Bizim amacımız üzüm yemek ama burada organize bir şebekenin oluşmasına da müsaade etmememiz gerekiyor çünkü burada, 400 milyon TL’de tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı var.

Bununla ilgili, tabii ki yapılan denetimin gayriciddi bir denetim olduğunu söyleyebilirim. Sekiz aydır Gaziantep’te denetim yapılıyor, hiçbir sonuca ulaşılmış değil, maalesef ulaşılmış değil. Savcılık 70 tane dosyaya el koymuş ve burada, 70 tane dosyada ciddi anlamda usulsüzlükler var. Hak etmediği hâlde birilerine hibe verilmiş, kredi verilmiş; hak edenler de hakkını alamadığı için sekiz aydır bekliyor.

Buradan tekrar Sanayi Bakanına sesleniyorum: KOSGEB Başkanıyla ilgili çok ciddi iddialar var. Bunları çok ciddi şekilde araştırması lazım, mutlaka bununla ilgili de bu Mecliste milletvekillerine bilgi vermesi gerekiyor.

Bu vesileyle hepinize tekrar teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı diğer konuşmacı, Gençlik Haftası münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Gençlik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) –  Sayın Başkan,  kıymetli  milletvekilleri; 15-21 Mayıs tarihleri arasında kutladığımız Gençlik Haftası üzerine gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, toplumlar, gençlik ruhuyla canlılıklarını korur, onunla değişir, onunla ihtişama ulaşırlar. Toplumları ihtişamına, baharına taşıyacak olan en önemli dinamik, çekirdeğine ve tohumuna sığmayan gençliğin heyecanı ve dinamizmidir. Bu gaye, ancak bu amaca odaklanmış, yarınlarımıza yön verecek, millî ve manevi değerlere sahip, okuyan, araştıran, üreten, vizyon ve misyon sahibi, değerleri ve öz güveni olan gençlerle mümkündür.

Mehmet Akif’in “Asım’ın nesli”, Sezai Karakoç’un “Diriliş nesli” ve Üstat Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu gençliği” dediği bu gençlik tahayyülü, gençlik ideali bizleri, medeniyetimizi, değerler sistemimizi hak ettiği yere taşıyacak güçtür.

Dünün gençleri olanlara ve biz siyaset yapıcılara, bugünün ve geleceğin mimarı olan gençliğin potansiyelini değerlendirme noktasında önemli görevler düşmektedir.

Aristoteles’in dediği gibi, gençlerin yetişmesine önem veriniz çünkü bu yolda en küçük ihmal ülkenin yapısını ve geleceğini yok eder. Gençlik için harcanan her çaba, her gayret insanlığa yapılabilecek en büyük yatırımdır çünkü hiçbir toplumun, gençliğe sahip çıkmadan cemiyetini ayakta tutması düşünülemez. Peyami Safa’nın ifade ettiği gibi, gençliği hayatta olmayan cemiyetin hayatı yatalaktır.

Değerli milletvekilleri, bizler AK PARTİ ailesi olarak, önceki dönemlerde olduğu gibi gençliğin potansiyelini bir tehdit unsuru olarak görmedik. “Siyaset adamı gelecek seçimi, devlet adamı gelecek nesli düşünür.” ilkesinden hareketle gençliği ihmal etme yanlışlığına hiçbir zaman düşmedik, düşmeyeceğiz ve gençlerimize, katlayarak yatırım yapmaya devam edeceğiz çünkü biz bu toprağın gençlerinin neler başarabileceğini çok iyi biliyoruz.

Gençlerimizin siyasi idealleri ve heyecanları, vesayetçi ve statükocu sistemi devam ettirmeye çalışan güruhun ihtiraslarına, üzülerek ifade ediyorum, maalesef kurban edildi. 6-7 Eylül olayları, 27 Mayıs darbesi, 12 Mart muhtırası ve 12 Eylül darbesi gibi vahim olaylarda gençlerimiz, doğrudan aktörler, zemin hazırlayıcılar olarak kullanıldı. Bu zihniyet, gençlerin heyecanını ve ideallerini kullanarak ideolojik karşıtlık üzerinden onları birbirine kırdırmış, çatıştırmış ve çirkin siyasi manipülasyonlarının meşruiyetine alet etmiştir.

Hazırladıkları insafsız ve gayriahlaki darbe tezgâhlarını, idam edilen ve 28 Şubat katsayı mağdurları gibi gençlerimize fatura etme kolaycılığına kaçarak paklanacaklarını zannettiler ama yanlış hesap Bağdat’tan döndü. Bu zihniyet, türevleri ve ardılları hiçbir zaman hesap vermeyeceklerini zannettikleri adalet sisteminin sanığı oldular.

Türkiye yıllar boyu gençlik servetini böyle harcamışken, bizler, dönemimizde “Gençlik bir ülkenin geleceğidir.” klişesini bir tarafa bıraktık ve seçilme yaşını 25’e indirdik. İndirerek sindirilmiş, pasivize edilmiş gençliğimizi ülkenin bugünü hâline getirdik. Gençleri siyaseten stajyer ve yetiştirilecek bir unsur olarak gören anlayışı böylece ortadan kaldırdık. Bu düzenlemenin temelinde, gençlerin ve genç düşüncelilerin kavga ile değil, fikirlerle demokratik bilinç içerisinde katılımını sağlaması gerektiği mantığı yatmaktadır. Bu, gençliğe verdiğimiz önemin ve gençliğe olan güvenimizin nişanesidir. Bizleri küresel adaletin hamisi olacak büyük ve güçlü Türkiye ideali için 2023’ler, 2053’ler ve 2071’ler noktasında umutlandıran, heyecanlandıran gençlerimizin azmi ve öz güvenidir. Onların öz güveni, azmi, gayreti bu coğrafyanın ve mazlum coğrafyaların en büyük umudu ve teminatıdır. Şuna yürekten inanıyorum ki yüreklerindeki mukaddes değerlerle, bilgi birikimiyle, yüce idealleriyle kaygıları sınırları aşan bu ülke gençliği insanlığın uzun süredir kısık kalan sesini duyuracak ve küresel vicdanı yeniden tesis edecektir.

Ben bu vesileyle gençliğimizin Gençlik Haftası’nı kutluyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Van’ın sorunları hakkında söz isteyen Van Milletvekili Özdal Üçer’e aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

3.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van’ın sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu selamlıyorum.

Ülkemizde bütün illerin tarihsel olarak biriktirmiş olduğu birçok sorunu vardır ama Van ilimiz, ülkemizin içinde bulunduğu siyasal konjonktürel durumdan kaynaklı birçok siyasal sorunu, birçok toplumsal sorunu, birçok ekonomik sorunu bir arada yaşıyor ve maalesef, yaklaşık iki yıldır, yaşanmış olan binlerce depremin yaratmış olduğu ağır tahribatların giderilmemesi ve Van halkının yaralarının sarılmamış olması Van’ın sorunlarını ciddiyetle katlamaktadır.

Van’ın en önemli sorunlarından bir tanesi de Van F Tipi Cezaevinde siyasi mahkûmlara uygulanan, özgürlük direnişçilerine uygulanan işkencelerdir çünkü tutuklu bulunuyor olmanın getirmiş olduğu yasal haklar bile uygulanmıyor. Zaten insanların orada tutuklu olarak bulunması ya da birçoğunun mahkûm olması bile gayrihukuki ve gayriinsaniyken, orada tutuklu olmanın getirmiş olduğu tutukluluk haklarının bile uygulanmaması en sonunda yine Van F Tipi Cezaevinde 12 mahkûmun açlık grevine başlamasına neden olmuştur. Umuyoruz ki açlık grevine giren mahkûmların, tutukluların talepleri doğrultusunda bir düzenlemeye ve karşılıklı bir uzlaşma yoluna gidilir de bu arkadaşlarımız açlık grevinden vazgeçerler, kendi haklarına kavuşurlar.

Söylenecek o kadar çok şey var ki Van’ın sorunlarıyla ilgili, beş dakikada hangi maharetle bunları dile getirebiliriz, düşünmek gerekiyor. Özellikle depremden sonra Van tam bir yolsuzluk cennetine dönüşmüş. Resmî yetkililerin, Hükûmet yetkililerinin, depremin olduğu ilk günden itibaren “Biz bu depremi fırsata dönüştüreceğiz.” sözü, gerçekten AKP’liler için bir fırsata dönüştü. TOKİ’ler halkı bir şekilde, yani kendi parasıyla zindana tıkma anlamına geliyor çünkü afetzedelere -devletin sosyal devlet olma özelliğinden kaynaklı- TOKİ, evi yapıp onlara hibe etmesi gerekirken onlara sattı ve onlara satmakla da yetinmedi, maliyetine satmasını talep etti halk ama normal piyasa fiyatının 3 katına sattı. Tabii, TOKİ’lerin inşaatlarında bakanların yakınları olan müteahhitler, taşeronlar, alt firmalar, üst firmalar o kadar çok para kazandılar ki deprem gerçekten birileri için fırsata dönüştü. Tabii bunları dile getirmek, yolsuzluğu ifade etmek artık bu Meclis için bir anlam ifade etmiyor gibime geliyor çünkü altı yıldır ben bunu söylüyorum, dile getiriyorum ama bu Meclis, maalesef, hırsızlık, yolsuzluk, arsızlık, ahlaksızlık üzerine gitmiyor çünkü bir toplumda en büyük felaket o toplumun hırsızlık ve yolsuzlukla yoğrulmuş olmasıdır.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bir kısmı, hepsi değil, Meclisin bir kısmı…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Yani, Meclisin Hükûmet kanadı için söylüyorum.

Şimdi, maalesef ki muhalefeti de kısmi anlamda eleştirmek lazım. Bölgesel sorunlar söz konusu olunca, bir şekilde “Kürtler nasıl olur nasiplenir?” şeklinde, “Nasiplenmesin.” dendiğinde bile, muhalefetin de ortaklığı oluyor bazen maalesef. Ama bu tür sorunlar üzerine gitmek yerine, bu tür sorunları çözmek yerine, maalesef “Bu düzen böyle gelmiş böyle gidecek.” deniyor.

Ben, başta Van Cezaevinde yaşanan sorunların giderilmesi ve özgürlük için direnen özgürlük tutsaklarının, özgürlük mahkûmlarının bir an önce özgürlüğe kavuşması temennisiyle, başta Van Milletvekili Sayın Kemal Aktaş ve Van’daki bütün siyasi tutsakların özgür kalması umuduyla, depremde yaralanan Van halkının bir daha böylesi bir yara, böylesi bir zulüm yaşamaması umuduyla saygılarımı sunuyorum.

Beş dakikada ancak bu kadar olur. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı konuşmaya Hükûmet adına Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu cevap vereceklerdir.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekillerimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.  Özellikle Van Milletvekili Sayın Üçer’in gündem dışı konuşmasına cevap vermek üzere söz aldım.

Bir kere, Sayın Milletvekili yolsuzluklardan bahsetti. Bunu kesinlikle reddediyoruz. Esasen, yolsuzluk olsa… Bakın, daha dün IMF’ye olan 23,5 milyar dolar borcumuzu ödedik. Merkez Bankasının kasasını 135 milyar dolar doldurduk. Bunun dışında, geçmişten kalan Zorunlu Tasarruf Fonu 13,5 katrilyon…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – 600 milyar dolar ne oluyor Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - KEY ödemeleri 3,5 katrilyon, bunlar ödendi. Ayrıca, geçmiş dönemde hortumlanan bankaların, hesap ettik, bugünkü değeri 231 milyar TL…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – 340 milyar dolar dış borç yaptınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) -   Onları da bu millet ödedi, bu Hükûmet ödedi. Dolayısıyla, kasalar doldu, borçlar ödendi. Ayrıca, bunca yatırımlar yapılıyor. Hakikaten bütün yatırımlarda destan yazılıyor. Dolayısıyla, aziz milletimiz zaten bunu görüyor, zaten seçimlerde de gerekli cevabı onlara veriyor.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Veriyor, veriyor, merak etmeyin. Önümüzdeki mart ayında da verecek!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Özellikle tabii, burada, değerli milletvekillerimiz, Van’dan bahsedildi. Bakın, Van’da destan yazılmıştır. Özellikle ben geçmişte 1999 depremini yaşadım, o zaman İSKİ Genel Müdürüydüm, İstanbul’da, altyapıdan, kanalizasyondan, içme suyu, elektrikten, afet işlerinden sorumlu grup başkanıydım ve o zaman Hükûmetin ancak bir ay sonra mahalline girebildiğini, geçici konutları yıllarca yapamadığını gördük ama Hükûmetimiz depremin olduğu gün….

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) -  Sayın Bakan, doğru söyle! Geçici konutlar dört ayda yapıldı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Kusura bakmayın, nasıl yapıldığını biliyoruz.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Hiçbir şey bilmiyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - …depremin olduğu gün bütün Hükûmetimiz oradaydı başta Başbakanımız olmak üzere. En azından bunu takdir etmek lazım. 

Maalesef Türkçemizde bazı kelimeler unutulmaya yüz tuttu. Marifet iltifata tabii. “İltifat”, “taltif”, “takdir” gibi kelimeler unutulmaya başlandı. Tenkit ederken en azından takdir edilecek hususları da ifade ederseniz faydalı olur.

Bakın -afeti hariç olmak üzere, afetle ilgili yatırımları da söyleyeceğim- biz Van’a en büyük yatırımları yaptık. Bakın, şu ana kadar sadece birkaç tane, benim Bakanlığım, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim, Ulaştırma, TOKİ gibi bazı yatırımcı bakanlıkların yaptıkları yatırım geçen yıl sonuna kadar 7 milyar TL’yi aşıyor, yani 7 katrilyon. Bakın, neler yaptık biz? Oradaki aşağı yukarı 315.600 dekar tarım arazisini sulamaya açtık. Çok sayıda, Van Karasu sulaması, Gürpınar sulaması, Van Karasu yatak ıslahı, Erciş sulaması yedek ve tersiyer kanalları yenileme işlemleri, Özalp’ta Gölegen Göleti sulaması, Bahçesaray’daki Altındere sulaması ve bunun dışında Toprakkale, özellikle oradaki, Toprakkale’deki ıslahlar ve Van’da ve civarında derelerden taşkınlar büyük zarar veriyordu. Bakın, şu ana kadar, Sayın Vekilim, 41 tane derenin ıslahını yapmışız, bunların isimlerini söylemeyeceğim, siz istiyorsanız bunları verebiliriz ama Van’da yatırımlar devam ediyor.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Neden ihaleler on yıldır kanuna uygun bir şekilde yapılmıyor?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Mesela Bakanlığımız açısından, Morgedik Barajı Van’da çok önemli bir baraj. Van’da Morgedik Barajı’nı inşallah bu sene bitireceğiz ve orada muhteşem bir alanı sulayacak, Morgedik Barajı âdeta Van’ın GAP’ı gibi. Bunun dışında, bir de Erciş için Morgedik Barajı’ndan su vereceğiz, çalışmalar başladı. Ayrıca, o civardaki yerleşimler için ikinci etapta gene, yani Erciş ve civarındaki yerleşimler için, su temin edeceğiz.

Bunun dışında, Van’a köklü bir çözüm bulmak maksadıyla, biliyorsunuz, bir isale hattı çalışması yapılıyor, 48 kilometre uzunluğunda, 2 metre çapında dev isale hattıyla 15 bin metreküp hacmindeki depoya su vermek için gece gündüz çalışmalar devam ediyor. Hatta, boru yetişmedi, biz başka bir şantiyenin borularını dahi Van’a sevk ettik ve şu anda, Allah nasip ederse, ağustos ayında bu isale hattı da bitiyor, böylece Van’ın problemi kalmayacak. Erciş’le ilgili içme suyu problemini çözüyoruz. Ayrıca, 25 tane daha dere talep edildi Van ilimizden, onların da inşaatına başladık.

Bunun dışında, bakın, özellikle içme suyu arıtma tesisleri projeleri devam ediyor, biter bitmez ihale edeceğiz. Bunun dışında, 7 tane gölet ve sulamasının da ihalesini yapacağız.

Özalp’ta Aşağı Tulgalı Göleti sulaması, gene Özalp’ta Boncuklu Göleti sulaması, Saray’da Sırımlı Göleti, merkez Çolpan Göleti, merkezde Beyaztaş Göleti, merkezde Baklatepe Göleti, merkezde Ortanca Göleti olmak üzere, bu göletler ve sulamalar bitecek.

Ayrıca, Orman Genel Müdürlüğümüzün çalışmaları devam ediyor, hatta Van’da Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz 9 tane otomatik meteoroloji ölçüm istasyonu kurdu, daha önce yoktu. Bakın, bunlar Van merkez, Özalp, Başkale, Erciş, Gevaş, Muradiye, Bahçesaray, Çaldıran, Gürpınar’a kurduk, şimdi 3 tane daha talep edildi, onu da kuracağız, Edremit, Saray, Çatak’a da kuracağız.

Bunun dışında, diğer bakanlıkların da çalışmaları devam ediyor ama benim bu arada afetle ilgili bir iki hususu belirtmemde fayda var.

Bakın, şu anda 15.421 afet konutu tamamlandı, ayrıca 6.332 adet, yoksul, dar ve orta gelirlilere konut yapıldı, 80 adet de tarımköy projesi tamamlandı, böylece -dikkat edin- 21.833 adet konut tamamlanarak vatandaşımızın hizmetine sunuldu, bu da gerçekten… Ben defalarca gittim, bütün bakanlarımız en az üçer, beşer defa gitti ve helikopterle inşaatları gördüğümüz zaman gerçekten gurur duydum yani Hükûmetimizin yaptıklarından gurur duydum.

Şimdi, bu yetti mi? Yetmedi. Şu anda 2.487 adet inşaatı devam eden konutlar var, bunlarla beraber, inşallah, bu sene 24.320’ye yükselecek konut sayısı. Yani yaklaşık 25 bin konut, düşünün, yeniden yapıldı, bir de ihale safhasında yeniden talep edildi, 4.852 adet de şu anda proje ve ihale safhasında Van’da projeler devam ediyor. Böylece toplam 29.172 adete tamamlanacak. Yani düşünebiliyor musunuz, yaklaşık 30 bin adet konutu Van’da Hükûmetimiz gerçekten yapıyor ve şu ana kadar da hakikaten altyapı çalışmaları doludizgin devam etti, orada onu da özellikle vurgulamamda fayda var. Çok sayıda altyapı çalışmalarına mührümüzü vurduk. Bunu özetle belirtmek istiyorum.

Bunlardan birkaçını da özetleyeyim müsaade ederseniz. TOKİ’nin çalışmaları dışında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız, bizim Bakanlığımız, diğer kamu kurum ve kuruluşları… Bakın, deprem esnasında 175 bin nüfusa hizmet veren 30 bin konteynerlik dev bir şehir kurulmuştu o zaman. Ayrıca, 175 bin vatandaşın kışı, her türlü imkâna sahip, sıcak konteynerlerde geçirmesini sağladık. Kurulan bu konteynerlerde elli şehirden büyük nüfusa hizmet verildi. Kalıcı konutlar teslim edildi. Ayrıca, hasar gören Van’ın altyapısını yenilemek için, sayın vekillerim, 44.400 metre içme suyu hattı, 15 bin metre kanalizasyon, 7 bin metre yağmur suyu hattı, 21.500 metre yol ve asfalt, 100 bin kişilik arıtma tesisi ve 31 bin metreküp kapasiteli 11 adet su deposu yapıldı. Şu ana kadar sadece bu maksatla harcanan paranın miktarı 3,5 milyar TL. Yapılacaklarla beraber, bu altyapı ve konutlarla beraber yaklaşık 5,5 milyar TL’lik bir yatırım yapılacak. Daha önce de söylediğim gibi, diğer bakanlıkların yatırımlarını da ilave edersek, yaklaşık 7+5,5, yaklaşık 12,5 milyar TL’lik yatırımı Van’a yapıyoruz. Yani bu takdir edilmeyecek de ne yapılacak?

Sayın vekilim bazı yolsuzluklardan bahsediyor. Efendim, yolsuzluk varsa hemen gereği yapılır. Bildirirsiniz savcılığa. Nerede… Böyle ezbere konuşmak olmaz. Az önce de belirttiğim gibi, yolsuzluk olan bir yerde iş yürümez, yolsuzluk olan bir yerde borçlar ödenmez, yolsuzluk olan bir yerde Merkez Bankasında, kasasında para birikmez, boşalır.

Dolayısıyla, bu duygularla hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. İnşallah, Cenab-ı Allah sadece Van değil, bütün ülkemizde yeni bir felaketten bizleri, hepimizi korusun. Tabii Van’da hayatını kaybedenlere, diğer depremlerde hayatını kaybedenlere de Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum, yakınlarının tekrar başı sağ olsun. Terör belasından, tabii afetlerden Cenab-ı Allah milletimizi muhafaza eylesin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, şimdi, Sayın Bakan, bizim söylediklerimize yanıt vermek yerine, yine, kamuoyunda bilinen şeyleri istatistiksel olarak, veri olarak verdi. Ama bizim istediğimiz değerlendirmelerdir. Mesela, sorularımız var. Müsaadeniz olursa ben kısa bir şekilde…

BAŞKAN – Öyle bir usulümüz yok. Sadece sataşma olmuş olsaydı, oradan söz verirdik.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın  Başkan, Sayın Bakanımız konuşması sırasında, Van Milletvekili Sayın Üçer’in verdiği bilgilerin doğru olmadığını, Sayın Vekilimizin ezbere konuştuğunu…

BAŞKAN – Sayın Üçer ifade edemediği için mi siz ifade ettiniz Sayın Baluken?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Evet, öyle.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ezbere konuştuğunu söyledi. O nedenle sataşmadan söz istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Üçer, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ben eğer demokratik bir talep olduğunu bilseydim ifade edecektim. Ben usulüne uydururken yapma noktasında alabilirdim.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun gündem dışı konuşmaya verdiği cevap sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben ifade edemediğim için değil, ben demokratik bir başkandan söz hakkı talebinde bulunduğum için, yerimden kısaca bilgilendirme talebinde bulundum. Bir milletvekilinin bir meclis başkanından yerinden talepte bulunması ve meclis başkanının ona söz hakkı vermesi en doğal haktır. Yok, eğer punduna getirmek, bir şekilde kelime oyunu yapmak, lafazanlıkla söz almak bu Mecliste bir usule dönüşmüşse onu yapmak en kolayıdır. Ben en doğru, en demokratik olanı yapmaya çalıştım.

Şunu belirtmek istiyorum: Sayın Bakan ezbere konuştu. Ben ezbere konuşmadım. Doğruyu konuşuyorum ve bilgi edinme hakkından yola çıkarak sorular soruyorum.

Sayın Başkan, Sayın Bakan…

SONER AKSOY (Kütahya) – Sen de…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Söz hakkı al, öyle konuş. Hoplayıp zıplama yerinden.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tamam, Özdal Bey, Van’la ilgili konuşun.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Özdal Bey, devam edin.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Neden afet bölgesi ilan edilmedi Van? Hangi hesapla bunu yaptınız? Çünkü afet bölgesi ilan edilmiş olsaydı vatandaşların faydasına birtakım düzenlemeler yapılacaktı. Ama vatandaşın faydasını düşünmediğiniz için afet bölgesi ilan etmediniz. Neden, on yıldır, bütün kurumların ihaleleri acil usulle yapılıyor? Neden, o ihaleleri alan insanların hepsi de sizin bakanlarınıza, sizin siyasi kişiliklerinize yakın insanlardır? Neden, milyonlarca liralık ihaleler kapalı zarf usullüyle yapılıyor? Bunları açıklayacak ne cesaretiniz var ne de bilginiz var. Ezbere konuşan sizsiniz Sayın Bakan. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Konutun fiyatı ne kadar?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 25 milletvekilinin, 16/3/1978 tarihinde Beyazıt Meydanı'nda yaşanan ve “Beyazıt Katliamı” olarak anılan olayın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/618)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

16 Mart 1978 tarihinde, Beyazıt Meydanı'nda yaşanan ve Beyazıt katliamı olarak anılan olay, 12 Eylül darbesine ortam hazırlamak için gerçekleştirilmiştir. Katliamda 7 öğrenci hayatını yitirmiş, onlarca öğrenci yaralanmıştı. Dava yıllarca sürdü ve zaman aşımına uğradı.

Olaydan önce emniyete gerekli istihbaratın ulaştığı, planlanan eylemin yeri ve zamanı hakkında detaylı bilgiler verildiği hâlde gerekli tedbirlerin alınmadığı açık bir şekilde ortaya çıktı. Hatta, o gün İstanbul Üniversitesi önünde bulunan emniyet güçlerinin planın bizzat bir parçası olarak davrandığı yönünde ciddi iddialar ortaya atıldı ve polisler hakkında dava açıldı. Ancak, delil yetersizliğinden beraat kararı verildi. 40 kişi civarında bir polis grubu görev yapıyorken o gün sadece 9 kişilik bir polis ekibi vardı. Bazı emniyet mensuplarının görevine kayıtsız kaldığı, Reşat Altay isimli emniyet yetkilisinin ise üniversiteden toplu çıkış yapan öğrencileri dağılma noktasına kadar korumadığı gerekçesiyle ihtar cezası verildi. Bu ihtar cezası, sanık emniyet mensupları hakkında verilen tek cezadır.

Toplu çıkış yapan öğrencilerin üzerine önce bomba atılmış, arkasından da otomatik tüfeklerle yaylım ateşi açılmıştır. Eylemin bu şekilde organize edilmiş olması gösteriyor ki mümkün olduğu kadar fazla insanın öldürülmesi amaçlanmaktadır. Öte yandan hem bomba atılması hem de otomatik tüfeklerle taranması organize ve muhtemelen emniyet destekli olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Bazı polis memurlarının olayın faillerini takip etmeye çalışması üzerine Komiser Yardımcısı Reşat Altay'ın engel olduğu da bizzat orada görevli olan polis memurları tarafından doğrulanmış ve bu bilgi kamuoyuna yansımıştır.

Beyazıt katliamında hayatını yitiren gençlerin isimleri şöyledir: Abdullah Şimşek, Baki Ekiz, Cemil Sönmez, Hamit Akıl, Hatice Özen, Murat Kurt ve Turan Ören. Bu gençlerin hepsi solcuydu ve çeşitli siyasi parti ve gençlik derneklerine üyeydiler. Dolayısıyla katliam hem siyasi içerikli hem de toplumsal bağlamda derin etkiye sahiptir. Darbe sürecine zemin hazırlamak amaçlı olması da muhtemeldir.

Olayın faillerinden Zülküf İsot, katliamı itiraf etti. Ancak olayın aydınlanmasına katkıda bulunamadan Latif Aktı adlı arkadaşı tarafından öldürüldü. Zülküf İsot'un ablası, anlatımları mahkemeye aktardı. Tanıklara ve delillere rağmen bir katliam davası daha zaman aşımına uğratıldı.

16 Mart katliamının aydınlatılması ve arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılması ülkemiz demokrasisi açısından önemli bir adım olacaktır. Otuz dört yıl gibi uzun bir zaman geçmesi ve konunun hâlâ açığa kavuşmamış olması ise demokrasimiz adına büyük bir eksikliktir.

Beyazıt katliamının aydınlatılması, faillerinin ve destekçilerinin ortaya çıkarılması, darbe süreciyle bağlantılarının araştırılması ve mağdur yakınlarının ve kamuoyunun adalet beklentilerinin yerine getirilmesi için Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Veli Ağbaba                                (Malatya)

2) Recep Gürkan                             (Edirne)

3) Kadir Gökmen Öğüt                   (İstanbul)

4) Süleyman Çelebi                         (İstanbul)

5) Musa Çam                                   (İzmir)

6) İzzet Çetin                                   (Ankara)

7) Mehmet Şevki Kulkuloğlu          (Kayseri)

8) Candan Yüceer                            (Tekirdağ)

9) Ayşe Nedret Akova                    (Balıkesir)

10) Mahmut Tanal -                         (İstanbul)

11) Nurettin Demir                          (Muğla)

12) Hülya Güven                             (İzmir)

13) Gürkut Acar                              (Antalya)

14) Namık Havutça                         (Balıkesir)

15) Ali Özgündüz                            (İstanbul)

16) Malik Ecder Özdemir                (Sivas)

17) Mehmet S. Kesimoğlu              (Kırklareli)

18) Ali Serindağ                              (Gaziantep)

19) Ahmet İhsan Kalkavan              (Samsun)

20) İhsan Özkes                              (İstanbul)

21) Ali Haydar Öner                       (Isparta)

22) Mehmet Şeker                           (Gaziantep)

23) Hasan Akgöl                             (Hatay)

24) Doğan Şafak                             (Niğde)

25) Ali Sarıbaş                                (Çanakkale)

26) Mustafa Sezgin Tanrıkulu         (İstanbul)

2.- Adana Milletvekili Turgay Develi ve 19 milletvekilinin, Adana’nın Kozan ilçesinde meydana gelen baraj kazasının nedenleri ile elektrik üretim santrallerinin denetim ve lisans konularındaki yasal eksikliklerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/619)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adana’nın Kozan ilçesinde meydana gelen baraj kazasının nedenleri ile elektrik üretim santrallerinin denetim ve lisans konularındaki yasal eksikliklerin tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Adana Kozan'da yapımı süren Köprü Barajı inşaatında kapaklar patlamış, 7 işçi kaybolmuş, 3 işçi hayatını kaybetmiş, 2 işçi de yaralı olarak kurtarılmıştır. Seyhan Nehri üzerine yapımına 2009'da başlanan Köprü Barajı ve HES inşaatının kapaklarında oluşan çatlaklar nedeniyle sızma meydana gelmiş. Açılmaya çalışılan kapaklar, tazyikli suya dayanamayıp patlamıştır. Birçok işçinin suya kapıldığı kazada ayrıca 4 kamyon, 1 dozer, değişik ebatlarda 6 iş makinesi da akıntıyla birlikte sürüklenmiştir. Baraj suyu nedeniyle kara yolu ulaşımını sağlayan bir köprü de yıkılınca, bölgeye ulaşım güçlükle sağlanmış. Bölgeye alternatif yollardan ulaşım sağlanmıştır.

Elektrik üretim santrallerinin lisans, denetim ve inşaat konularında genel bir sorun olduğu gerçeği ortadadır. Devlet Su İşlerinin birikimi zaman içerisinde yok edilmiş, yeni kadrolar alınmamış, DSİ denetleme yapamaz hâle gelmiştir. Lisans ve denetim sorumluluğu EPDK’ya verilmiş ancak EPDK’nın Ankara'dan proje inceleme yöntemiyle lisans vermesi genel kural hâline gelmiş, denetlemeleri yapamamış, elektrik üretim santrallerinin yapım ve işletme güvenliğini tamamen üretici firmanın sorumluluğuna bırakmıştır.

Türkiye'de elektrik üretim santrallerinin bir denetleme kanunu yoktur. Var olan kanunlar günümüz ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Kazanın oluş nedenleri ile kazaya kadar gelen süreçteki eksikliklerin tespit edilerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi artık müşterek sorumluluğumuz hâline gelmiştir. Önlem alınmadığı takdirde denetim ve yasal düzenleme eksikleriyle dolu elektrik üretim santralleri risk taşımaya devam edecek, istenmeyen kazalar kaçınılmaz olacaktır.               

Bu gerekçelerle konuyla ilgili Meclis araştırması açılmasını takdirlerinize sunuyoruz.

1) Turgay Develi                             (Adana)

2) Hülya Güven                               (İzmir)

3) Veli Ağbaba                                                (Malatya)

4) Nurettin Demir                            (Muğla)

5) Ayşe Gülsün Bilgehan                                (Ankara)

6) Gürkut Acar                                                (Antalya)

7) Namık Havutça                           (Balıkesir)

8) Ali Özgündüz                              (İstanbul)

9) Mehmet S. Kesimoğlu                (Kırklareli)

10) Emre Köprülü                           (Tekirdağ)

11) Recep Gürkan                           (Edirne)

12) Malik Ecder Özdemir                (Sivas)

13) İhsan Özkes                              (İstanbul)

14) Ali Haydar Öner                       (Isparta)

15) Mehmet Şeker                           (Gaziantep)

16) Hasan Akgöl                             (Hatay)

17) Doğan Şafak                             (Niğde)

18) Ali Serindağ                              (Gaziantep)

19) Ali Sarıbaş                                                (Çanakkale)

20) Mustafa Sezgin Tanrıkulu         (İstanbul)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 22 milletvekilinin, kredi kartı ve tüketici borçları nedeniyle artan intiharların sebeplerinin, bankalara ilişkin yasal düzenlemelerin ve bankaların tutumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/620)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kredi kartı ve tüketici borçları nedeniyle artan intiharların sebeplerinin belirlenmesi, bankalara ilişkin yasal düzenlemeler ve bankaların tutumlarının incelenmesi ve ilgili çözümlerin ivedilikle ortaya konması amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederiz. 28/2/2012

1) Mahmut Tanal                             (İstanbul)

2) Veli Ağbaba                                                (Malatya)

3) Hülya Güven                               (İzmir)

4) Nurettin Demir                            (Muğla)

5) Gürkut Acar                                                (Antalya)

6) Mustafa Sezgin Tanrıkulu           (İstanbul)

7) Namık Havutça                           (Balıkesir)

8) Ali Özgündüz                              (İstanbul)

9) Emre Köprülü                             (Tekirdağ)

10) Mehmet S. Kesimoğlu              (Kırklareli)

11) Malik Ecder Özdemir                (Sivas)

12) Recep Gürkan                           (Edirne)

13) İhsan Özkes                              (İstanbul)

14) Ali Haydar Öner                       (Isparta)

15) Mehmet Şeker                           (Gaziantep)

16) Hasan Akgöl                             (Hatay)

17) Doğan Şafak                             (Niğde)

18) Ali Serindağ                              (Gaziantep)             

19) Ali Sarıbaş                                                (Çanakkale)

20) İlhan Demiröz                           (Bursa)

21) Sena Kaleli                                (Bursa)

22) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

23) Müslim Sarı                              (İstanbul)

Gerekçe:

Kredi kartının çeşitli tanımları yapılmaktadır. "Kredi”nin Latince karşılığı "credere" kelimesi "bir kimseye emniyet ve itimat etmek" anlamına geldiği, kredi kartı çıkaran kuruluş da hamile, kartı ancak gerekli incelemeleri yapıp onun ödemelerini zamanında yerine getireceğine kanaat getirdikten sonra verdiği için "emniyet kartı" ya da "güven kartı" terimlerinin yerine “kredi kartı” terimi ile ifade edilmektedir. Bankalararası Kart Merkezine ait resmi internet sitesinde kredi kartı "Bankalar ve çıkartmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dâhilinde açtıkları kredilerle, nakit kullanmaksızın mal ve hizmet alımı, nakit kredi çekme imkânı sağlamak için verdikleri ödeme aracı" olarak tanımlanmıştır.

Kredi kartı, bir güven kartı, emniyet kartı olması gerekirken son on yıllık süreç incelendiğinde 200’ü aşkın vatandaşın kredi kartı ve banka borçları nedeniyle intihar veya intihara teşebbüs ettiği görülmektedir. Bu sayıya kart ve banka borcu nedeniyle boşanma yaşayanlar, evsiz kalanlar, işinden olanlar dâhil değildir. Kredi kartı ve banka borcu uygulamaları vatandaşları mağdur etmektedir. Bankalar kâr maksimizasyonu ilkesini benimserken bireyler zor şartlar altında yaşamaktadır. Bankaların kârlarını artırmak için keyfî bir şekilde herkese kredi kartı dağıtması, kart limitlerinin kişinin gelirine göre sıkı bir şekilde belirlenmemesi, tüketicilerden yüksek miktarda ücret, masraf ve komisyon almaları tüketicileri zor duruma sokmakta hatta intihara kadar sürüklemektedir.

Borç intiharlarının giderilmesi için yetkili merciler kredi kartı faizlerini adil ve uygun seviyede tutmalı, yasa dışı uygulamaları engelleyici ve tedbir alıcı politikalar izlemelidir.

Kredi kartlarına erişim herkese açıktır. Kredi kartları ve banka kredileri reklamlar vasıtasıyla geniş kitlelere özendirilmekte ve tüketime özendirilmiş bir toplum yaratılmakta ve bu sayede kişiler yönlendirmelerle aşırı harcamalar yapmaktadır. Son on yıllık süreç incelendiğinde, kredi kartı borçları ve kredilerin miktarı 212 milyar lira arttığı görülmektedir.

Kısıtlamalara karşın son bir yılda 5 milyona yakın kredi kartının dağıtıldığı belirtilmektedir. Tüketici Dernekleri Federasyonunun 2011 raporuna göre Aile ve Sosyal Araştırmalar Müdürlüğünün araştırmasında 2000'den sonra her 10 evli çiftin 7'sinin kredi kartı borcu nedeniyle boşandığı belirtilmektedir. 2011 yılı sonu itibarıyla 43,5 milyon kişinin bankalara borcu olduğu ve kredi kartı borcu nedeniyle 1,4 milyon kişinin 6,2 milyon kredi kartı için takip başlatıldığı belirtilmektedir. İlgili veriler incelendiğinde, sosyal, ekonomik ve sağlık hususlarında kredi ve banka borçlarının vatandaşlara verdiği zararlar dolayısıyla kredi kartı verilirken, limit belirlenirken ve kredi kartına faiz uygulanırken, daha sıkı önlemlerin alınması, kredi kartlarının keyfiyetle dağıtılmaması, kredi sözleşmelerinin oldukça açık bir şekilde yazılması ve hukuka aykırı uygulamaların bir an önce son bulması gerekmektedir.

Tüm bu gerekçelerle kredi kartı ve tüketici borçları nedeniyle artan intiharların sebeplerinin belirlenmesi, bankalara ilişkin yasal düzenlemelerin ve bankanın tutumlarının incelenmesi ve ilgili çözümlerin ivedilikle ortaya konması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan tarafından cezaevlerinde gündeme gelen kötü muamele ve keyfî uygulamaların araştırılması amacıyla 12/2/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                        15/05/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/5/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Pervin Buldan

                                                                                                                    Iğdır

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

12 Şubat 2013 tarihinde Iğdır Milletvekili, Grup Başkan Vekili Pervin Buldan tarafından verilen (2571 sıra no.lu) cezaevlerinde gündeme gelen kötü muamele ve keyfî uygulamaların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15/05/2013 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Özdal Üçer, Van Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuz önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu selamlıyorum.

Ülkemizin en önemli sorunlarından birini ben devlet sorunu olarak tanımlayacağım çünkü genel olarak “Kürt sorunu” olarak tabir de ediliyor sanki Kürtler sorunmuş gibi, ama tarihsel olarak sınıflandırılacak ve tanımlanacaksa Kürtlere karşı uygulanan devlet politikaları hep sorun olagelmiştir. Bugün bir çözüm aşamasına girmiş ve… Kürt halkına Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine geri çekilmelerin başladığı bir dönemde devletin ve Hükûmetin de kendi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi beklenirken, sayısı on binleri bulan siyasi tutsakların derhâl serbest bırakılması gerekirken, özgürlüklerine kavuşması gerekirken maalesef haksız, hukuksuz bir şekilde rehin alınmaktalar.

Bütün kamuoyunun beklentisi şu: Bunca operasyon yapıldı, haksız yere, hukuksuz bir şekilde bunca insan gözaltına alındı, gözaltında işkencelere maruz kaldı, cezaevinde tutukluluk hâlinde işkencelere maruz kaldı ve bu haksızlıklar yetmiyormuş gibi cezaevinde hastalanıp tedavi görme hakkından yoksun bırakılanlar oldu. Sağlıklı bir tedavi yapılmadığı için hastalıkları ilerleyenler oldu, hafızasını yitirenler oldu, kanser olanlar oldu, yaşamını yitirenler oldu ama bunlara yönelik bir duyarlılık girişimi asla olmadı. Beklentiler; demokrasinin geliştirilmesi, hak ve özgürlüklerin tanınması, çözüm için karşılıklı sorumluluk adımlarının atılması doğrultusundayken daha çok şiddeti tırmandıracak, daha çok zulmü artıracak bir politika uygulanıyor. Hem perhiz hem lahana turşusu. Şimdi, “KCK operasyonları durdurulmuş.” deniyor ama Van’da, Diyarbakır’da çocuklar, gençler, bizzat devletin polisi tarafından katlediliyor.

Suriye’deki patlamadan bahsediliyor. İşte, tam terör bu ama bu teröre karşı ortak bir duruş sergilenmiyor. Ama bu teröre göz yumanlar sınırdan kilolarca, tonlarca bombaların ihracının yapılmasını sağlayanlar kimlerdi? Hangi devletin içişleri bakanını ondan sorumlu tutacağız, hangi devletin dışişleri bakanını ondan sorumlu tutacağız, hangi devletin başbakanını, emniyet müdürünü, genelkurmayını ondan sorumlu tutacağız? Hani sınırlardan kuş uçurulmuyordu? Tonlarca bomba bir kentin içine geliyor ama bununla ilgili istihbarat yok, bununla ilgili bir bilgi yok ama 1 Mayısta eylem yapan Dilan’ın elindeki su şişesi bomba olarak kabul edilip ona bomba atılıyor, ona kurşun sıkılıyor. Hangi emniyet teşkilatı, hangi devletin emniyet teşkilatı kendi vatandaşı… İşçinin, emekçinin hakkı için slogan atıyor, terörist oluyor ama bizzat o bombaları taşısın diye sınırda birilerine göz yumuluyor. Bunlar bu ülkenin gerçekliği, işte devlet sorunu bu. Bu ülkede kendisine vergi veren ve kendisine vatandaşlık sorumluluklarını yerine getiren binlerce, yüz binlerce insan hapislere tıkılır, işkence tezgâhlarından geçirilir ama uluslararası güçlerin hegemonyasına hizmet eden terör güçlerine de destek olunur. Bir kamyon bomba Reyhanlı’nın ortasına kadar geliyor, her türlü istihbarat kabiliyetiyle övünen devlet o bomba yüklü kamyonu tespit edemiyor. Buna kimi inandırabileceksiniz? Kimi kandırabileceksiniz bu konuda? Eğer samimiyet varsa sorumluluklar derhâl yerine getirilir.

Geri çekilmeler başlamış ve bunun üzerinde dünya bir coşku yaşıyor. Binlerce yıldır bir arada yaşayan halklar, çoluk çocuk, genç yaşlı, herkes barış olacak özlemiyle, karşılıklı adımlar atılacak özlemiyle bir şekilde umut içinde ama Van’da, Bingöl’de, Urfa’da ve değişik illerde koruculuk dayatılıyor. Van’da kaç korucuya kadro verildi? Neden korucuya kadro verildi? Neden yeni silahlar dağıtıldı? O korucuya verilen silah… ”Dünyanın en güçlü ordularından birine sahibiz.” diye övünen bir devletin korucuya ihtiyacı mı var? Mademki güçlü bir ordu var, mademki güçlü bir devlet, neden korucudan medet umulsun? Bunları sorgulamak gerek. Eğer o insanlar çok seviliyorsa… Bakın bakalım, 80 bin küsur korucu var, bu ülkede 18 yaşını dolduran herkese işsizlik maaşı bütün demokratik dünya ülkelerinde olduğu gibi, ödensin o zaman görün bakalım kimler, hangi mecburiyetten dolayı nasıl iş yapacak. Birçok insan koruculuğu zorla kabul etmek zorunda kalmış çünkü “Koruculuğu kabul etmezsen köyünü yakarım, yıkarım, çocuklarını öldürürüm.” diye tehdit alan binlerce insan olmuş ama koruculuktan nemalanan ve devletin verdiği silahı kendisi için güç olarak kullanan, çete kuran, tefecilik yapan, katillik yapan, insanları katleden insanlar da oldu ama suç işleyenler yargılanmadı, halk bir şekilde mağdur edilmeye çalışıldı. 5 bine yakın köy yakıldı. Sayısı henüz belirlenmemiş milyonlarca insan köyünden göç etmek zorunda kaldı, göç etmeyenlere de “Korucu olmazsan burada barınamazsın.” tehditleri yapıldı. Koruculuk için bir çözüm beklenirken atılan adımlar… “Mevzuat gereği mülakatlarla biz korucular aldık.” deniyor.

Cezaevlerinin boşalması beklenirken her gün yeni gözaltılar oluyor.

Faili meçhul cinayetler son bulsun, artık devlet güçleri insanları katletmesin, demokrasi gelişsin beklentisi olurken Diyarbakır’ın ortasında bir slogan attı diye bir Kürt genci devletin polisi tarafından katlediliyor. Lanet olsun!

Eğer barış olacaksa samimiyetle olacak. Bizler kadar barışa hasret başka bir toplum yok. Biz barıştan bahsederken bizler sanki muhtacız da sizler muhtaç değilmişsiniz gibi, barışı talep etmek bir düşkünlükmüş gibi tavırlar artık çözüm getirmiyor. Özgürlük uğruna direnen ve binlerce şehidi olan bir halk hareketi var ve bütün gücüne rağmen bir barış talebi, onurlu bir barış talebi… Ve bu barışın tesis edilebilmesi için gereken koşullar biraz adalet, biraz özgürlük, demokrasi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Oraya söyle, oraya.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Yok, sizler de sorumluluk sahibisiniz. Demokrasinin…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Asla değil, asla değil.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Bu ülke on yıllık bir devlet politikasıyla yönetilmedi. Kürtlere zulmün tarihçesi on yılla sınırlı değildir hatta yüz yılla da sınırlı değildir. Binlerce yıldır silsile yoluyla gelen zulümlere karşı direnen bir halkın barış umutları sadece kendisi için değildir. Zilan’da, Dersim’de, Amed’de, Mahabad’da, Kamışlı’da, Serekani’de, Halepçe’de katledilen Kürtlerin, birlikte yaşadıkları insanlarla barış talebinde bulunması ve barış için “Onurlu bir barış istiyoruz, demokratik bir çözüm istiyoruz, demokratik bir çözüm için siyasi özgürlükler olmalı, karşılıklı adımlar atılmalı, siyasi rehineler serbest bırakılmalı, ana dil serbest olmalı, demokratik, sosyal haklar tanınmalı, kendini yönetim hakkı olmalı.” talebinde bulunanlar eğer bu konuda bir karşılık bulursa o zaman barış olur. Barışa teminat olacak tek şey hak ve özgürlüklerdir.

Dile özgürlükten bahsediyoruz. Bugün Gençlik Haftası başlangıcı ve bugün Kürt Dil Bayramı. Bütün Kürdistan’da bütün Kürtler tarafından, dünyanın her yerindeki Kürtler tarafından bayram olarak kutlanıyor ama bunu kabul eden bir devlet var mı? Yok. Kürtlerin dili kabul edilmemiş ki bayramı kabul edilsin ama onca zulme, onca inkâra rağmen Kürtler dilini konuşuyor, bayramını kutluyor.

Kürt Dil Bayramı bütün Kürtlere ve bütün özgürleşme talebinde olan halklara kutlu olsun.

Teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BDP’nin, cezaevlerindeki kötü muamele ve keyfî uygulamaların tespiti ve yol açtığı sorunların araştırılmasıyla ilgili araştırma önergesinin bugünkü Meclis gündemine alınması yönündeki bir grup önerisinin burada görüşmelerini yapıyoruz.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerimizin durumu, tutuklu ve hükümlülerin içinde bulunduğu şartlarla ilgili olarak öncelikle geçmişi bir hatırlamakta fayda var. Geçmişte neydi, AK PARTİ hükûmetleri döneminde nereye gelindi, öncelikle bunu bir ortaya koyalım.

2002 yılında ülkemizde toplam 528 ceza infaz kurumu bulunmaktaydı. Ceza infaz kurumları kalabalık koğuş sistemine göre inşa edilmişti. Bu yapı isyan ve firar girişimlerine, haraç alma, kurum içinde sorgulama ve cezalandırmaya, diğer hükümlü ve tutukluları ölüm orucu veya açlık grevine zorlamaya, personele saldırıya, pankart veya afiş asmaya, terör eğitimi yapmaya, duruşmaya göndermeme gibi olaylara zemin hazırlıyordu.

Son on yılda Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi standartlarını karşılamayan 208 ceza infaz kurumu kapatılmıştır. Yine, aynı dönemde 50 bin kişi kapasiteli 68 ceza infaz kurumu açılmıştır. Bugün itibarıyla ülkemizde toplam 388 ceza infaz kurumu bulunmaktadır. 2002’den bu yana toplam 73 adet ceza infaz kurumu tamamen oda sistemine dönüştürülmüştür. Ayrıca, bu ceza infaz kurumlarında büyük onarımlar yapılarak fiziki zafiyetleri giderilmiş, banyo, mutfak ve yemekhaneleri yenilenmiştir. 20 adet ceza infaz kurumuna iş atölyesi, kapalı-açık spor alanları, kültürel faaliyet sahaları olan ek üniteler inşa edilerek faaliyete geçirilmiştir.

Görüldüğü üzere, ceza infaz kurumlarının sayısı artırılırken nitelikleri de artırılmıştır. 2009 yılında Sağlık Bakanlığıyla yapılan protokol çerçevesinde cezaevlerimizde tutuklu ve hükümlülerin sağlık şartlarıyla ilgili de, sağlık tedavi imkânlarıyla ilgili de önemli düzenlemeler yapılmış, kampüs şeklindeki ceza infaz kurumlarına 50-100 yatak kapasiteli devlet hastanesi projelerinin uygulanmasına başlanmıştır. İçinde banyo ve tuvaleti bulunan, 24 saat esasına göre iyileştirme memurunun görev yaptığı, zaman zaman aileleriyle de kalabilecekleri misafirhanelerin bulunduğu tek kişilik oda sistemine sahip çocuk cezaevleri oluşturulmaya bu dönemde başlanmıştır.

Ceza infaz kurumlarında yaşanan sorunları çözmek için sadece fiziki imkânların iyileştirilmesiyle yetinilmemiştir. Tutuklu ve hükümlülerin, insan onurundan kaynaklanan haklarıyla ilgili olarak önemli mevzuat değişiklikleri yapılmıştır.

Araştırma önergesinde ifade edilen “cezaevlerinde darbe dönemlerine has uygulamaların bugün de devam ettiği” şeklindeki eleştiriler son derece haksız eleştirilerdir. Eğer uygulamada kötü muamele örneği varsa bunun üzerine elbette ki gidilmelidir. Tüm bu iyileştirmeleri, mevzuat değişikliklerini, infaz sistemindeki iyileştirmeleri gölgede bırakacak birtakım kişiden, memurdan kaynaklanan münferit olaylar varsa elbette üzerine gidilmeli ve sorumlusu cezalandırılmalıdır. Cezaevlerinde darbe dönemlerini aratan uygulamaların yaygın olduğunu, devam ettiğini söylemenin bu kadar yasal düzenlemeye, fiziki imkânların artırılmasına karşılık son derece haksız bir eleştiri olduğunu belirtmek istiyorum.

Biraz önce bahsettiğim fiziki iyileştirmeler ve mevzuat alanındaki gelişmeler AK PARTİ iktidarının sağladığı imkânlardır. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi standartlarını karşılamayan cezaevlerinin kapatılması bu dönemde gerçekleştiriliyor, standartları karşılayan cezaevleri de bu dönemde açılmaya başlıyor. Cezaevlerinde görüşmelerin ana dilde yapılabilmesini sağlayan düzenleme AK PARTİ iktidarının getirdiği bir imkândır. İnfaz mevzuatındaki değişikliklerle hapis cezasına seçenek yaptırımlar ve erteleme imkânı bu dönemde getirilmiştir. Ceza infaz kurumlarının bağımsız kurullar aracılığıyla denetimi, ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilen her türlü işleme karşı yargı denetimi, ceza infaz kurumlarında görev yapan personelin eğitimi konularında önemli düzenlemeler bu dönemde yapılmıştır. Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezaların infazıyla hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla ceza infaz kurumunda bulunup da koşullu salıverilmesine bir yıl ve daha az süresi kalan hükümlülerin denetimli serbestlik tedbiri altında yeniden topluma kazandırılması bu dönemde gerçekleştirilmiş ve bu imkândan 40 bine yakın hükümlü yararlanmıştır.

Hükümlülerin Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılmaları Hakkında Yönetmelik’te değişiklik yapılarak iyi hâlli hükümlülerin topluma kazandırılmalarının sağlanması için kapalı ceza infaz kurumlarından  açık ceza infaz kurumlarına geçişleri yine bu dönemde kolaylaştırılmıştır. Üçüncü yargı paketiyle adli kontrolün kapsamını genişleterek adli kontrol tedbirinin uygulanabilmesi için öngörülen üç yıllık üst sınır kaldırılmış, tüm suçlar yönünden adli kontrol uygulama imkânı getirilmiştir. Tutuklu ve hükümlülere yakınlarının cenazesine katılma ve ağır hastalık durumlarında ziyaret imkânı getirilmiştir. Tutuklu ve hükümlülerin ikinci derece dâhil hısımlarından birinin ya da eşinin ölümü nedeniyle cenazesine katılması için yol süresi hariç iki gün, birinci derecede yakınlarına ağır hastalık durumlarında ise ziyaret için yol süresi hariç bir gün izin verilmesi imkânı sağlanmıştır. Cezaevinde bakıma ihtiyacı olan ağır hastalar için cezanın infazının ertelenmesi yine en son yaptığımız yargı paketinde getirdiğimiz imkânlardan birisidir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Orada herkes cezaevinde ölüyor sevgili kardeşim.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bazı tedbirler yönünden hükümlü ve şüphelilerin elektronik izleme sistemiyle tutuksuz olarak takibine imkân sağlanmıştır. Cezaevlerindeki şartlar hükümlü ve tutukluların hakları konusunda son derece hassas ve on buçuk yıldır yapılan bir uygulama vardır. Uygulamalarımız on buçuk yıldır insan haklarına uygun, evrensel standartlar, Avrupa Konseyi standartları, Birleşmiş Milletler standartları ne ise bu imkânlar Türkiye’deki ceza adalet sistemine de aynı şekilde adapte edilmektedir. Bu konuda evrensel standartlar ne ise onun gereği yapılmaktadır. Eğer bir hak ihlali varsa bu tespit edildiği takdirde bunun için Meclis araştırması açılması da beklenmeden hemen olaya müdahale edilmekte ve gerekli idari ve cezai soruşturmalar yapılmaktadır.

Bu nedenle BDP grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Melda Onur, İstanbul Milletvekili.

MELDA ONUR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli vekiller; Barış ve Demokrasi Partisinin cezaevlerinin koşullarının araştırılmasına dönük önergesine lehte söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz günlerdeydi, mayıs ayının ajandasına bakıyordum, eskiden ne olmuş ne bitmiş, gözüme şöyle bir şey ilişti: “18 Mayıs 1978’de Midnight Express farklı ülkelerden gelen gazetecilerden oluşan bir izleyici grubuna Cannes Film Festivali kapsamında gösterildi.” diyor. Midnight Express’i biliyorsunuz, gençliğimizin, çocukluğumuzun travmasıdır. Yurt dışına öğrenci olarak çıkanlar ya da bu ülkeye gelmiş turistle iki çift laf etmek isteyenler direkt olarak bir Midnight Express, Geceyarısı Ekspresi’yle terörize edilirlerdi. Bu film ne yazık ki gençliğimizi heba etti. Filmi bilirsiniz belki. Daha sonra yazarı, yönetmeni “Ya, çok mu abarttık acaba, sizi de zor durumda bıraktık.” dediler ama… Film şöyledir: “Billy Hayes” diye bir Amerikalı Türkiye’de işte esrarla yakalanır, içeri atılır, çeşitli cezaevlerini dolaşır, en sonunda kaçar. Kaçtığı cezaevinin hangisi olduğunu bilmiyorum. Bilen var mı? Ben bilmiyordum. Geçenlerde okuduğumda gördüm, efendim, İmralı’dan kaçmış kendisi, son kaldığı cezaevi İmralı imiş ve bu kitabı yazarken de ülkedeki çeşitli cezaevlerinden alıntılarla...

Tabii, İmralı’nın artık o hâlde olmadığını söyleyebiliyoruz, neyse ki o eski günlerinde değil. Herhâlde öyle çünkü sayın vekiller gidiyorlar İmralı’yı görüyorlar. İmralı’da yatan hükümlü vatandaşın koşulları aslında belki de bizim bütün cezaevlerinde olması gereken uygun koşullardır. Oysa bizim diğer cezaevlerine baktığımızda aynı şeyleri göremiyoruz.

Şimdi, tabii, az önce Sayın Vekilimiz çeşitli iyileştirmeler, inşaatlar, rakamlar verdi ama… Ya, 24’üncü Dönem hiç değilse ben iki ya da üç kere burada konuşmuşumdur, kaç araştırma önergesi verildi, kaç soru önergesi verildi, rakamını hatırlayamıyoruz. Burada sevgili arkadaşlarımızın, Veli’nin, Nurettin Bey’in, Özgür Özel’in, BDP’den arkadaşlarımızın konuşmaları. Hani biz dolaşmaktan, anlatmaktan yorulduk, hakikaten yorulduk, bilmiyorum, iktidar partisi dinlemekten ve reddetmekten yorulmadı mı? 

Sadece bir şeyi çok merak ediyorum. Bu, bugün sekreterimin elime tutuşturduğu birkaç tane mektup. Ha, bu tarafa da geliyor mu bu mektuplar gerçekten yani şu cezaevi mektupları AKP’li milletvekili arkadaşlarımıza geliyor mu diye çok merak ediyorum. Gelmiyor herhâlde ama ne yazık ki yapılan düzenlemeler gerçekleri, gerçek trajediyi çok da fazla yansıtamıyor. Görünen o ki hâlâ bir değişiklik yok. Ben size şöyle söyleyeyim: Artık raporları zaten içerideki arkadaşlarımız şöyle mektuplarla gönderiyorlar, biz de onların üzerinden gidiyoruz. Mesela “2013 Mart ayı hak gaspları raporları” diye Kandıra Cezaevinden ciddi ciddi bir rapor yazıp göndermişler; işte “iletişim hakkının gasbı, disiplin cezaları, yayın hakkının gasbı, diğer hak gaspları” diye. Cezaevi idaresi de oturup bize bunlarla ilgili karşı savunma yazmış.

Şimdi, varsayalım ki böyle bir araştırma önergesine “He” dediniz, “Evet” dediniz -vallahi de tarihe geçersiniz deseniz- neleri araştırabiliriz yani nedir, ne araştırılacak? Bakın, ben size birkaç tane şey söyleyeyim: Şimdi, mesela, birtakım disiplin cezaları geliyor ve itiraz hakları var, itiraz hakları kullanılıyor. Şimdi, itiraz hakları evet, kullanılıyor ama çoğunda itiraz süreleri dikkate alınmıyor ve burada bu itiraz hakları da gasbediliyor. Bir kere bakalım, bunlar var mı, yok mu bir bakarız. Mesela, cezaevi idaresinin mektubunda şöyle bir şey var: “Terör örgütüne mensup hükümlü ve tutukluların…” Şimdi, terör örgütüne mensup hükümlü olabilir ama terör örgütüne mensup tutuklu diye bir şey olmaz, o yargı sürecindedir. Cezaevi idaresinin orada tutuklu bulunan kişilere “terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu” gibi ifadelerde bulunmaları… “Ne önemi var?” diyeceksiniz. Bence çok önemi var; bir bakış açısı, bir algı açısından son derece önemi var. Efendim, aynı mektubu çoğaltarak iletişim hakkı gasbı çokmuş gibi gösteriyorlarmış. Aynı mektubu çoğaltacak, ne olacak ki zaten, çeşitli kişilere gönderiyorlar.

Mahir Çayan’a ait fotoğrafa el konuluyor. Niye arkadaşlar Mahir Çayan’a ait fotoğrafa el konuluyor ben onu anlamıyorum ki. Mahir Çayan’la ilgili “Hatırla Sevgili”li filmler yapıldı, televizyon dizileri oluyor. Niye Mahir Çayan’a ait fotoğrafa el konuluyor, niye bu bir disiplin cezası gerektiriyor hâlâ? Bunun ne manası var?

Efendim, cezaevinde hâlâ süngerli hücre işkence odası var mı, yok mu? Var mı acaba? Bunu bir araştıralım ya. Süngerli işkence odası var mı, yok mu? Bir kere bu araştırmada bunlar çıkacak ortaya.

Çıplak arama. Kırk kere söyledik ya, soymayacaksınız kardeşim bu insanları. Soyulmak zaten bir işkencedir. Siz, dünyanın en güzel inşaatlarını yapın… Sayın vekilim çok güzel anlattı. Ama adamı girişte çırılçıplak soyuyorsanız, buyurunuz, bu olmaz. Ve bunu kadınlara da yapıyorlar. Kadın erkek fark etmez diyorum ben zaten.

Bunun dışında, efendim, sohbet hakları personel ve mekân yetersizliğinden dolayı kabul görmüyor. Sayın vekilim, demin bol bol mekânların artırıldığından, lojistik iyileştirmelerden bahsettiniz ama sırf mekân ve personel yetersizliği nedeniyle sohbet hakları yeteri kadar uygulanamıyor. Bunları araştıracağız işte. Ve daha bir sürü. İşte, daktilo verilmiyor, o verilmiyor, bu verilmiyor. Ve bir de hasta tutuklu ve hükümlüler.

Değerli arkadaşlar, Mete Diş ismini herhâlde duymayan kalmamıştır. Yani en az bize gelen mektup sayısı 100, herhâlde BDP’ye bir o kadar geliyordur, İnsan Hakları Komisyonuna da geliyordur. Yahu Mete Diş denen arkadaşımızın ölmesini mi bekliyoruz içeride biz çıkartmak için? Ve daha niceleri. Yani sırf Mete Diş yüzünden Türkiye’nin bütün cezaevlerinden biz mektup açmaktan, mektup okumaktan yorulduk. Ve Mete Diş gibi daha birçok isim var.

Az önce sağlıkla ilgili bir iyileştirmeden söz etti sayın vekil. Ben bir şey söyleyeceğim size: Şimdi, “Hastalık durumunda iletişim cezası uygulanmaz.” diye bir hüküm var, çok güzel, şahane. Ama kimin hastalığı durumunda biliyor musunuz? Dışarıdaki yakınının hastalığı durumunda. İçeridekinin hastalığında geçerli değil bu hüküm. Bilmiyorum biliyor muydunuz bunu? Ben bilmiyordum. Nereden öğrendim? Füsun Erdoğan diye gedikli bir tutuklu arkadaşımız var, yedi yıldır yatıyor içeride. Kendisi bir iletişim cezası, gereksiz marş söylemekten, türkü söylemekten… Ha bakın, bir de bu var “gereksiz marş, türkü.” Bundan dolayı disiplin cezası vardı. Arkadaşımız bir ameliyat olacaktı, tiroit ameliyatı. Üç ay iletişemedi aile, olacak iş değil. E, baktık yönetmelikte dedik ki şey var yani hastalık durumunda iletişim cezası kalkıyor. Hayır efendim, o eğer yakını hastaysa imiş, yani yakını hastaysa onun iletişim cezası… İçeridekini ne yapacağız? Öldürecek miyiz?

Evet değerli arkadaşlar, sizden lütfen artık şu araştırma önergelerinin burada tartışılmasına bir son vermek üzere bir “Evet” rica ediyoruz. “Evet” rica ettiğimizde de işte size saydım nelerin araştırılacağını. Demin Sevgili Vekilimiz çok güzel bir cümle etti, ben onu bir tekrarlayayım, dedi ki: “Çok güzel şeyler yaptık ama uygulamada kötü muamele vesaire varsa elbette üzerine gidilmelidir.” Buyurun gidelim. Uygulamada bir sürü kötü, olumsuz işlem var. Bu Meclis niye var? Bunları araştırma… Araştırma önergeleri boşuna sizin kafanızı şişirmek için, bizim de artık, hani, dudaklarımızı kurutmak için, bıktırmak için yapılmıyor ki. Allah aşkına… Ben yine Pervin Hanım’ın verdiği bir tane araştırma önergesinde burada konuştum, başka bir arkadaşımız verdi. Yani bu kaçıncıdır, bu kaç defadır, artık kaç kere gelecek bu? Saysak kim bilir daha sırada bekliyordur. Lütfen, hazır da “Barış” falan dedik bu süreçte, biraz da şu içeridekilerde barışalım ne olur? İçeridekilerle barışmak için “Bunları salalım.” demiyoruz, bunların koşullarını düzeltelim, iyileştirelim. Yoksa yani çıkıp burada “Şu kadar cezaevi yaptık, bu kadar lojistik imkân sağladık...” Ama muamele kötü, muamele kötü. Lütfen… Ve en önemlisi de “kanaat önderi” denen bizlerin özellikle cezaevlerine yönelik sözlerinin ben cezaevi müdürleri açısından çok ciddi olumlu ya da olumsuz eylemlere tezahür ettiğini düşünüyorum. O yüzden, en baştan, yani Hükûmet üyelerinden -burada da Sayın Bakan yokmuş- bütün bakanlardan ve siz AKP milletvekillerinden bunu rica ediyoruz. Yeter artık yani. Hakikaten biz de, hepimiz bıktık bunlarla uğraşmaktan.

Bunun için artık bu sözlerimden sonra sizden bir “Evet” bekliyor ve hepinize iyi günler diliyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin hatibi burada cezaevindeki şartlara ilişkin tamamen mücerret, soyut iddialarda bulundu. Gönül isterdi ki somut bir şeyler ortaya koyabilsin onun da cevabını verebilelim.

Diğer taraftan, Cumhuriyet Halk Partisinin hatibi de münferit bazı iddialardan bahsetti. Bu münferit iddialar tabii ki ciddidir, dikkate değerdir, bunların da üzerine gidilmelidir, üzerine de gidiliyor.

Diğer taraftan, ceza infaz rejiminin iki yapısı, altyapısı olmak durumundadır. Biri hukuki altyapı, infaz rejiminin hukuka uygun, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’ndeki şartlara uygun olarak infaz rejiminin uygulanması açısından bir, cezaevi şartları nedir fiziki olarak, ikincisi hukuki altyapı nedir? Buna bakmak gerekiyor.

Ceza infaz rejiminde ceza, güvenlik tedbirlerinin infazına dair hukuk mevzuatımızda bu kurallar hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefi inanç, millî ve sosyal köken ve siyasi veya diğer fikir yahut düşünceleriyle, ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın uygulanır. İnfazda zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz. Bu temel doktrin. Hukuk mevzuatlarında, bütün infaz rejimlerindeki ideal hedef budur. Cezaevlerimizde evrensel kurallara, bu kurallara riayet edilmektedir azami ölçüde; aksine bir iddia varsa üzerine gidilmelidir, gereği yapılmalıdır hukuk ve ceza sisteminde. Zaten bizim mevzuatımızda da gerekenler yapılmaktadır.

Diğer taraftan, teknik altyapıya ve ceza infaz rejimimizdeki hukuki altyapıya ilişkin değerli hukukçu Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç da burada gereğini söyledi, kapsamlı bir bilgi verdi. Kendisine de bu konuda teşekkür ediyoruz.

Birleşmiş Milletlerin ve Avrupa Konseyi standartlarını karşılamayan… Özellikle Cumhuriyet Halk Partili hatibin iddialarına cevaben söylüyorum. Burada AK PARTİ hükûmetleri döneminde yapılan cezaevleriyle övünmekten ziyade Avrupa Konseyinin ve Birleşmiş Milletlerin ceza infaz hukuku rejiminin insan haklarına ve hukuka, haysiyetine, mahkûmların ve tutukluların haysiyetine, onurlarına halel gelmeksizin infaz rejiminin ifa edildiği bir altyapıyı oluşturmak babından modern cezaevleri inşa edilmiştir. Buradaki kasıt budur. Avrupa İnsan Hakları ve Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyinin konseptinde belirtilen standartlarına riayet uygulamasında karşılığı olmayan 209’a yakın cezaevi kapatılmıştır. Bu manada 68 cezaevi yapılmıştır. Burada cezaevi sayısıyla övünmekten ziyade cezaevlerinin tutukluların ve hükümlülerin infaz rejimine, infaz hukukuna uygun şartlarını haiz cezaevi yapılmaktan bahsedilmiştir. Model çocuk cezaevlerini infazdaki insani uygulamalara da riayet edecek şekilde dizayn edilmiştir.

Netice olarak hükûmetlerimizin işbaşına gelmesiyle cezaevi şartlarının düzenlenmesiyle ilgili her türlü adımlar atılmıştır. Cezaevlerinin evrensel olarak denetlenmesinde ortaya çıkan raporlarda cezaevlerimiz takdir edilmiştir. Mahkûm ve tutukluların insan haklarına saygılı infaz rejimiyle cezalarını çektikleri fiziki ve hukuki altyapı hükûmetlerimiz döneminde inşa edilmiştir.

Yine ana dilde savunma ve ana dilde görüş yasağı… Özellikle Başbakanımızın genelgesiyle ana dilde görüş yasağı kaldırılmıştır. Ana dilde savunma hakkı ise Cumhuriyet Halk Partisinin ve Milliyetçi Hareket Partisinin bütün engellemelerine rağmen Meclis Genel Kurulunda yasalaşmıştır.

Koşullu salıverilmelerine bir yıl veya daha az süre kalan hükümlülerin denetimli serbestlik imkânlarından yararlanması sağlanmıştır. Bu vesileyle 21 bini aşkın hükümlü bu hukuki rejimden yararlanmıştır. İnancı gereği veya vejetaryen gibi özel nedenlerden dolayı beslenmelerinde sıkıntı çeken mahkûm ve tutukluların beslenme rejimine ilişkin Adalet Bakanlığı gerekli yönetmeliği çıkarmıştır.

Yine, burada cezaevindeki mahkûm ve tutukluların tedavisine ilişkin hadiseden bahsetti Barış ve Demokrasi Partisi hatibi. Burada özellikle Adalet Bakanlığıyla Sağlık Bakanlığı arasındaki protokol gereğince bunların tedavi giderleri devlet tarafından karşılanmaktadır. Hastalananın cezaevindeki ilgili cezaevi polikliniğinde tedavi edilmek üzere tedavisine başlanıyor ancak eğer oradaki şartlar sıhhi tedaviye ihtiyaç vermeyecek nitelikte ise bunun doktor raporuyla sabit kılınması hâlinde dışarıdaki hastanelere sevkinde de gerekli kolaylıklar sağlanmaktadır.

Yine, hükûmetlerimiz döneminde Avrupa Birliği uyum çalışmaları çerçevesinde “işkenceye sıfır tolerans politikası”nı geçirerek işkencenin önlenmesi ve bu yöndeki iddiaların ortadan kaldırması için tüm yasal mevzuat değiştirilmiştir. Bu arada yine işkenceye zaman aşımını da bu Genel Kurul yasalaştırmıştır.

Ceza infaz rejiminin sağlanmasındaki fiziki şartlar ve hukuki altyapının oluşturulması noktasında bunun denetlenmesi 135 bağımsız izleme kurulları ve 141 infaz hâkimliğinin yanı sıra uluslararası düzeyde ise Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi ve Birleşmiş Milletlerin İşkenceyi ve Aşağılayıcı Muameleyi Önleme Komitesinin denetimi altındadır.

Yine, Türk hukuk sisteminde cumhuriyet savcıları, adalet müfettişleri, insan hakları kurulları, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu alt komisyon kurmuştur. Bu minvalde buradaki komisyona katılanların temel değerlendirmesine baktığımızda büyük bir oranını sivil toplum örgütlerinden oluşan sivil bir inisiyatifle denetlemesi sağlanmaktadır.

Netice itibarıyla fiziki şartları modern, insanca yaşamayı ve infazın insan haysiyetine yakışır gerçekleşmesini sağlayacak şekilde dizayn edilmiş ve bu şekilde infaz rejimi tahakkuk ettirilmektedir.

Bu nedenle Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi gündemi değiştirmeye matuf, gündemi uzatmaya matuf bir öneridir, soyuttur, mücerrettir. Bu nedenle Genel Kurulun takdirlerine arz ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun, söz vereceğim. Ne için söz istiyorsunuz?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkanım, soyut ve münezzeh olduğuyla ilgili açıklama yapıldı. Maalesef ki somuttur ve müşahhastır çünkü burada bizim bahsettiğimiz resmî hasta tutukluların listesi var. Eğer müsaadeniz olursa bu durumun bir gerçeklik olduğunu, soyut olmadığını, somut bir şekilde bilgilendirme amacıyla...

BAŞKAN – İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatiplerin eleştirisi üzerine ve iddiamızın soyut olduğu, asılsız olduğuna ilişkin söylemlerinin doğru olmadığını isimleri okuyarak belirtmek istiyorum: “Ali Samet Çelik, Sincan 2 No.lu F Tipi Kapalı Cezaevi; Avni Uçar, Siirt E Tipi; Abdullah Kalay, Kandıra 2 No.lu; Ahmet Başboğa, Kırıklar 2 No.lu, Ali Ekber Oruç, Erzurum H Tipi; Ali Teke, Kandıra 1 No.lu; Aslan Karslı, Kürkçüler F Tipi; Aydın Çubukçu, Midyat M Tipi, Ayhan Tekcanlı, Edirne Pınarhisar Kapalı Cezaevi; Angel Mtsweni, Bakırköy Kadın Cezaevi; Ahmet Öztürk, Sincan 2 No.lu; Bekir Şimşek, Edirne F Tipi; Bişar Bilen, Erzurum H Tipi; Bülent Özdemir, Cemil Erdem, Cengiz Kahraman, Cengiz Sinan, Halis Çelik; Çimen Altürk, Civan Boltan, Cömert Bozkurt, Deniz Yıldız, Devrim Burakmak, Doğan Karataştan, Engin Aktaş, Ergül Çiçekler, Erkan Nasıroğlu, Ersan Nazlıer, Erhan Özel, Eray Ölçen, Fahrettin Yürümez, Fesih Aslan, Fatih Hilmioğlu, Fikret Bayram, Fikret Kara, Gülizar Akın, Günnaz Akkurt, Gülistan Abdo, Halis Akın, Hasan Tahsin Akgün, Halil Güneş, Hediye Aksoy, Hasan Alkış, Hayati Kaytan, İdris Çalışkan, İmam Çelikdemir, İnan Çoban, İnan Gök, İnayet Mete, İrfan Eskibağ, İsa Yağbasan, İslam Tüner, İsmet Aslan, İsmet Demir, İzzetin Tekman, İsmet Çardak, Kemal Gömi, Kemal Özelmalı…”

Eğer süre olmuş olsaydı... Düşünün, o kadar çok ki isimleri saymaya süre yetmiyor ve bunlar da bağımsız dernekler tarafından, insan hakları dernekleri ve sağlık kuruluşları tarafından tespit edilen insanlar. Bunların hepsi de sağlık koşullarından dolayı özgür kalması gereken 122 insan. 122 can, 122 vicdan.

Selam olsun özgürlük direnişçilerine. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Baluken, söz talebiniz var.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Talep etmiyorsanız kapatayım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yok, daha önce talep etmiştik, unutuldu sandık.

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’na ve ülkedeki tüm ana dillerin önündeki engellerin kaldırılmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şimdi, bugün, 15 Mayıs, Celadet Ali Bedirhan tarafından 1932 yılında çıkarılan Kürtçe Hawar dergisinin yayına başladığı gün olması itibarıyla “Kürt Dil Bayramı” olarak kutlanıyor. Bu bayram ana dilin korunması, yaşatılması ve geliştirilmesi açısından derin bir anlama sahiptir çünkü ana dil bir halkın onurudur.

21’inci yüzyılda biz ülkemizde bütün ana dillerin önündeki engellerin kaldırılması, eğitimden kamusal alana kadar ana dile özgürlük tanınmasının vazgeçilmez demokratik bir hak olduğunu düşünüyoruz. Bu ülkedeki tüm ana dillerin ana sütü kadar helal, ana sütü kadar kutsal hakkının olduğuna inanıyoruz. Ülkemizin çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı, çok kimlikli bir çiçek bahçesine dönüştürülmesi temennisini vurgulamak istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/207) ve (10/358) esas numaralı ile 17/4/2012 tarih 4464 sayı ve 18/10/2012 tarih 6505 sayı ile engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                        15/05/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/05/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                            Mehmet Şandır

                                                                                                                  Mersin

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırma Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmında yer alan (10/207) ve (10/358) esas numaralı ile 17 Nisan 2012 tarih, 4464 sayı ve 18 Ekim 2012 tarih, 6505 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz “Engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin belirlenmesi” amacıyla verdiğimiz Meclis araştırma önergelerimizin 15/05/2013 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak engelliler konusu ve problemleriyle ilgili Meclis araştırma önergemiz hakkında söz aldım, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye’mizde 75 milyon yaşayan vatandaşımızın içerisinde maalesef 8,5 milyon engelli vatandaşımız bulunmaktadır. Bunların, tabii ki, iş istihdamı, sağlık problemleri, ulaşabilirlik konuları, eğitim konuları, spor yapmaları konusunda, maalesef üzülerek ifade etmeliyiz ki, çok büyük problemler yaşanmaktadır.

Bu engelli vatandaşlarımızı 4 ana grup altında toplamak gerekirse, bunları; görme engelli, zihinsel engelli, işitme engelli ve bedensel engelli olarak 4 grup altında topluyoruz.

Bunların en büyük problemlerinden bir tanesi bedensel engelli grubunun ulaşabilirlik, evden dışarıya çıkabilme konularıdır. Bunlarla beraber en büyük problemleri yine eğitim konusu, 4 engelli grubunun arasında bulunan en büyük problemleri, çünkü gerekli eğitimleri alamamaktadırlar.

Bunların en büyük yine problemlerinden bir tanesi, zihinsel engellilerin evde saklı kalması, kimseye gösterilmemesi, evden dışarıya çıkmaması konusudur.

Fiziksel engelliler konusunda ve görme engelliler konusunda en büyük yaklaşabilirlik ve vazife düşen kesim yerel yönetimlerimiz. Yerel yönetimlerimizle ilgili 5378 sayılı -daha önceden bu Mecliste çıkan- Kanun maalesef yedi yıl içerisinde genel anlamda bir şey yapılamamış ve üç yıl daha uzatma sistemine girerek 7/7/2015 yılına kadar yerel yönetimlerin fiziki ve görme engellilerin kullanabilecekleri mekânları yerine getirmeleri konusudur. Yedi yılda hiçbir şey yapılmayan bu sistemde, son önümüzdeki iki buçuk yılın içerisinde neler yapılacak, onu da hep beraber göreceğiz. Ama, bunların bir an önce yapılması lazım. Gelişmiş ülkelerin en önemli noktaları engellilerine verdiği değerlerdir. Bir ülke engellisine ne kadar değer veriyorsa, onun eğitimiyle ilgili, rehabilitasyonuyla ilgili, yapmış olduğu sporlarla ilgili, daha doğrusu ona da vermiş olduğu değerler ne kadar ön plandaysa, ne kadar başarılıysa o ülke gelişmiş ülke denilebilinecek standarttadır.

Şimdi, tekrar Türkiye’ye baktığımız zaman, engellilerin birçok problemlerini hep beraber gözleyebiliyoruz günlük yaşantımız da dâhil olmak kaydıyla. Okullarına  bakıyoruz, okullarda kaynaştırma eğitimi olsun mu, olmasın mı; yoksa özel zihinsel engelliler okulu olsun, görme engelliler okulu olsun, ayrı ayrı okulları mı olsun, birleşik okulları mı olsun, bugün olmuş hâlâ karar vermiş değiliz. Dünyada doğru bir tanedir. Dünyada doğru neyse o kararı verip Türkiye’de de biz bunları uygulatmak zorundayız.

Engelliler acınacak insanlarımız değildir. Engellilere, sadece, imkân tanımak mecburiyetindeyiz, bunu da bu Parlamento olarak buradan çıkacak kanunlarla yapmak zorundayız. Engellilere imkân verdiğimiz takdirde onların başaramayacağı hiçbir şey yoktur.

İmkân verilen bir konudan bahsetmek istiyorum sizlere. Engellilerin spor yapmaları konusunda şu son yıllarda, özellikle bir on-on beş yılların içerisinde engelli spor federasyonlarının kurulmasıyla ilgili onlara verdiğimiz imkânlarla dünyada, Avrupa’da ve  olimpiyat ve paralimpik oyunlarında birçok başarıyı da Türkiye’ye getirdiler. Ay yıldızlı bayrağımızı göndere çıkarttılar ve İstiklal Marşı’mızı okutturdular.

Bedensel engelliler… Bu konuyla ilgili 2000 yılında kurulan 4 engelli federasyonuyla, özellikle tekerlekli basketbolda, halter branşlarında, okçulukta dünyada, Avrupa’da ve paralimpik oyunlarında başarılar getirildi. Görme engelliler oyununda, keza yine bu şekliyle, 2000 yılında kurulan federasyon, Türkiye’de takım hâlinde ilk defa 2012 Londra Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’nda da madalya geldi ve takım hâlinde bir ilkleri yaşattılar. Demek ki imkân verdiğimiz zaman engellilerin yapamayacakları, başaramayacakları hiçbir konu yoktur. Keza zihinsel engelliler, keza işitme engelliler… Bunlar da Avrupa’da, dünyada ve olimpiyatlarda, paralimpik oyunlarında Türkiye’de çok güzel mutlulukları, başarıları bizlere yaşattılar. Eğer bu imkânları onlara sağlamaya devam edersek daha çok başarı, daha çok madalya ve İstiklal Marşı’mız göklere çıkmak kaydıyla bizleri çok mutlu edeceklerdir. Yeter ki bunlara yardımcı olalım, bunların önlerini açalım.

Şimdi “Eğitim.” dedik. Eğitimden sonra bir bakıyorsunuz, eğitimini almış, ortaöğretimi bitirmiş veya liseyi bitirmiş; bundan sonra bu engellimiz ne yapacak? İş istihdamı… İş istihdamı konusunda 8,5 milyon engellimizin sadece ve sadece 20 bin küsuru iş bulabilmiş, gerisi, maalesef, evde oturmak zorunda; gerisi, dışarıya çıkabilen –ki çıkabiliyorsa eğer- sokaklarda dolaşmak zorunda veya derneklerinde vakit geçirmek zorundadır. Bunlara iş istihdamı yaratmak mecburiyetindeyiz, bunlara yardımcı olmak mecburiyetindeyiz.

Şimdi, daha önce çıkmış bir kanunumuzla özel sektörde ve kamu kuruluşlarında yüzde 4 ve yüzde 3 işe alma mecburiyetleri var. Şimdi, devlet bunu uygulamıyor, maalesef uygulamıyor. Özel sektör de takip ediyor tabii ki haklı olarak. Devlet uygulamadıktan sonra bu kanunu özel sektör de bunu uygulamamak için kırk dereden suyu getiriyor.

Şimdi, Meclis olarak, tüm gruplar olarak bunun yüzde 3 ve yüzde 4 işe alma, iş istihdamı sağlama noktasında, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olarak ve grubu olarak bu rakamın yüzde 7’ye çıkması noktasında daha önce bir kanun teklifi vermiştim. Gelin, hep beraber bir olalım, bu engellilere iş istihdamı sağlaması noktasında bu kanun teklifimizi hep beraber kanunlaştıralım. Ortaöğretimi, liseyi bitirdikten sonraki engellilerimiz yüzde 7 oranında, iş istihdamı sağlama anlamında, özel sektörde ve kamu kuruluşlarında işe başlasınlar. Evde durmaktan, kendini dinlemekten ve engelliyken bu sıkıntıları düşünmekten dolayı tekrar ikinci bir engelli olmama konusunda onlara yardımcı olalım. Hep beraber, buyurun, bu kanunu çıkaralım; ki, kanunumuz daha komisyona bile girmedi, kendi hâlinde bekleyip durmaktadır.

Bununla beraber, fiziksel engellilerin en büyük sorunlarından bir tanesi: Bugün, hâlâ, gelişmiş bir ülke olarak telakki ettiğimiz Türkiye’de mavi kapak topluyoruz ve sembolik fiyatlarla satılan tekerlekli arabalar, tekerlekli araçlar mavi kapak toplamak suretiyle vatandaşlarımıza dağıtılıyor. Gelin bunu hep beraber, devlet eliyle yapalım. Hatta hatta öyle bir devlet eliyle yapalım bunu ki, bunun fabrikasını -ithal geleceğine- Türkiye’ye kuralım, akülü arabayı imal ettirelim, bunu teşvik edelim, evden çıkamayacak olan engellilerimize de bir noktada yardımcı olmuş olalım. Devlet olarak bunları sağlayalım, hep beraber engellilerimize yardımcı olalım.

Şimdi, bazı kanunları çıkarıyoruz engellilerle ilgili, sonradan, onları rahatlatma anlamında çıkardığımız kanunları tekrar zorlaştırıyoruz. Nedir? Bunlardan bir tanesinin örneğini vermek istiyorum: Yurt dışından getirdikleri arabaları beş yıl içerisinde satamazlar. Tamam, pekâlâ, böyle bir kanun çıkmış ama şimdi bu on yıla çıktı. Bu, engellilere yapılan bir eziyettir, bir haksızlıktır. Bunları, bu kanunları çıkarırken çok dikkat etmemiz lazım. Onlara yardımcı olma noktalarında, her noktada onlara destek olmamız gerekiyor.

Bunların dışında, bir engellinin engelli olup olmadığının kararının verilmesi noktasında -Türkiye’de 81 şehrimiz var- değişik hastanelere gidiyor ve değişik raporlar çıkıyor engellilerimizin karşısına. Bir tarafta engel durumu yüzde 40, bir tarafta yüzde 60, bir tarafta yüzde 80 olarak bunlar çıkabilmektedir ve bunlar sıkıntıya düşürmektedir, engellilerimizi bir kez daha yıkıma uğratmaktadır.

Bu konularla ilgili önerimiz şudur: Türkiye genelinde engellilerin engellilik kalifikasyonunu ölçebilecek uluslararası bir hastane kuralım. Bu hastaneye gelsinler engellilerimiz, engel durumlarını burada tespit etsinler doktorlarımız, uzman doktorlarımız ve Türkiye’de böyle bir kargaşalığa sebep verilmesin diye düşünüyoruz. İşte, çözüm önerisi de budur. Bunların hepsi Parlamentoda birlik, beraberlik olarak çıkartılacak kanunlardır. Bunlar da zor değildir, yeter ki iktidar bunu istesin. Bizler muhalefet olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak engellilerin her noktasında onlara yardım etmeye hazırız.

Bu düşüncelerle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Meclis televizyonundaki arıza nedeniyle birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.43


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde şimdi, söz isteyen İsmail Tamer, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunları araştırarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi Meclis araştırmasıyla ilgili MHP’nin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2002-2013 yılları cumhuriyet tarihimizin kısa bir dönemini işaret etse de engellilik adına devrim yapabildiğimiz, yaptığımız bir dönemi ifade eder. Bu dönem, ülkemiz için Engelliler Kanunu çıkarılmıştır. 5378 sayılı Engelliler Kanunu uygulamasına ilişkin, ilgili mevzuat gereği, 1.500 maddelik bir engelliler hukuku oluşturulmuştur.

2005 yılına kadar engellilerle ilgili kanun yokken, 2005 yılında engelliler hakları açısından dünyada örnek teşkil edecek derecede detaylı hak ve imkânları sağlıyor olsa da bugün geldiğimiz noktada eksiklikler varsa da onları giderecek şekilde mevzuatları yeniden düzenlediğimiz bir gerçektir.

Engelsiz bir Türkiye için neler yaptık? Benden önceki konuşmacı arkadaşımız doğru bir laf etti, “Bir ülkenin kalkınmışlığını gösteren en önemli göstergelerden birisi engellilerine verdiği değerlerdir.” dedi. Evet, biz bunu aynen ifade ediyoruz. 2002 yılı öncesinde vermiş olduğunuz değerler ile şimdi bizim vermiş olduğumuz değerleri kısaca ifade edeceğim ve kamuoyuna bırakacağım.

2002-2012 yılları arasında -Engelliler Kanunu olmak üzere- yapılan düzenlemelerde, çalışamayacak durumda olan ya da işi bulunmayan engellilere bağlanan -2022 sayılı Kanun kapsamında- aylık, yüzde 200 ila 300 oranında artırılmıştır. İlk defa, bakıma muhtaç tüm engelliler bakım hizmeti kapsamına alınmıştır.

Engellilerin toplumsal hayata katılımının önündeki engelleri kaldırmak üzere kamuya açık her türlü yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar, spor alanları ve benzeri sosyal, kültürel, altyapı alanlarıyla binalar engellilerin kullanılmasına uygun hâle getirilmiş ve getirilmeye zorlanmaktadır.

Büyükşehir belediyeleri ile belediyelerin sundukları ya da denetledikleri şehir içi toplu taşıma hizmetlerinin engellilerin kullanımına uygun hâle getirilmesi zorunlu hâle getirilmiştir. Bu, son üç yıl içerisinde  -arkadaşımız da belirtti- bir yıl gecikmeli olarak, ertelemeli olarak iki yıl kapsamıyla… Onu da takip ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

Özel eğitim ihtiyacı olan tüm engelli bireylerin özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden ücretsiz yararlanmaları sağlanmıştır. Kota kapsamında çalışan, çalıştırılan engellilerle korumalı iş yerlerinde çalıştırılan engellilerin sigorta primlerine ait işveren hisselerinin tamamının, kontenjan fazlası isteğe bağlı çalıştırılan engellilerin sigorta primlerine ait işveren hisselerinin yüzde 50’si hazine tarafından karşılanmıştır. Engelli istihdamını geliştirecek tedbir ve teşvikler öngörülmüştür.

Kendi namına çalışan engelliye isteğe bağlı erken emeklilik hakkı verilmiş, bakıma muhtaç engelli çocuğu olan annelere erken emeklilik imkânı sağlanmıştır.

Engellilerin sahip olduğu brüt 200 metrekareyi geçmeyen evlerinden emlak vergisi muaf tutulmuştur. Konutlarda engellilere yönelik fiziki düzenlemeler için kolaylıklar getirilmiştir.

Engellilere karşı yapılan ayrımcı uygulamalar için cezai yaptırımlar getirilmiştir.

Türk işaret diliyle ilgili yeni çalışmalar vardır.

Büyükşehir belediyeleri tarafından bünyesinde bilgilendirme, danışmanlık, sosyal ve mesleki haklarla birlikte, yüksek öğrenim kurumları bünyesinde engelli öğrencilere danışma ve koordinasyon merkezi kurulmaları sağlanmıştır.

Engellilerin devlet memurluğuna alınmalarıyla ilgili sınavların kamu kurum ve kuruluşlarında ayrı ayrı yapılması yerine, 6111 sayılı Kanun ile ilk defa devlet memuru olarak atanacak engelliler için merkezî bir sınav yapılması esası getirilmiştir.

Engelli memurlara gece nöbeti uygulamaları ortadan kaldırılmıştır.

Engelli haklarına ilişkin Birleşmiş Milletler sözleşmesini 30/03/2007 tarihinde ilk imzalayan ülkeler arasında yer alıyoruz. Nihayet, 2010 yılında Anayasa’nın 10’uncu maddesinde yapılan değişiklikle “engelliler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı” hükmü getirilerek, engellilere pozitif ayrımcılık gibi, anayasal düzeyde bir güvence kazandırılmıştır. Yine, 2010/35 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren Ulaşılabilirlik Stratejisi ve Ulusal Eylem Planı’yla, ulaşılabilirliğin gerçekleşmesini engelleyen sorunlar ortadan kaldırılmıştır. Bakım Hizmetleri Stratejisi ve Eylem Planı’yla, bakım hizmetlerine ihtiyacı olan herkese kapsamlı, nitelikli, sürdürülebilir bakım sigortası oluşturulmuştur.

Engellilerin oy kullanmasında yaşanan sorunlar ortadan kaldırılmış ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikler Adalet Bakanlığına gönderilerek bunların yapılması sağlanmıştır.

2012 yılında engellilik alanında uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik önlemler alınmıştır.

İstihdama gelince, son on yıla ilişkin olarak engellilerin istihdamının desteklenmesi konusu Hükûmetimizin döneminde öncelikli konular arasında yer almış ve yeni anayasal düzenlemelerle, uygulamalarla engelli istihdamı artmasına önemli katkıda bulunulmuştur.

2002 yılında engelli kontenjandan memur olarak 5.777 kişi sadece işe girerken 2011 yılında bu rakam 20.829’a ve 2013 yılında da 25 bine kadar yükselmiştir.

Kura sistemleri getirilmiştir. ÖMSS sistemiyle, kura sistemiyle rekabetçi ortamda yarışmayı sağlayabilmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki değişikliklerle engelliler için ayrı ve merkezî bir sınav sistemi yapılmıştır. Sınava personelle ücretsiz olarak evlerinden alınarak getirilebilmiş, refakatçiler verilmiştir. 2002 yılındaki 5.777 engelli memur sayısı son yıl 25 bini aşmaktadır. Tüm bunlar engellilere ne kadar değer verdiğimizi ifade ediyor.

Korumalı iş yerleri sağlanmıştır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün birlikte yürütmüş olduğu altyapı çalışmaları getirilerek Korumalı İşyeri Projesi’yle engellilerin istihdamı sağlanmıştır.

“Girişimci Engel Tanımaz Programı” adı altında KOSGEB’ler, engellilere kendi işini yapabilme imkânı getirmiştir. Bunlar, işletme kuruluş desteği, kuruluş dönem, makine, teçhizat desteği, işletme giderleri desteği -bunlar arasında personel net ücretleri, iş yeri kirası, elektrik, su, ısıtma, telekomünikasyon, iş yerinde ürün hizmetleri, üretim amaçlı kullanılan makine ve teçhizatlara ait yakıt giderleri- sağlanmıştır, sabit yatırım desteği verilmiştir.

Evde bakım aylığı uygulanmıştır. Evet, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; çok önemli bir konudur evde bakım yapabilmek. Yaşamlarını kendi başlarına sürdüremeyecek derecede ağır özürlülüğü bulunan kişilere kolaylık sağlamak ve yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla 2005 yılından bu yana bakım ve bakım desteği hizmetlerini etkin bir şekilde sürdürmekteyiz. Evde bakım hizmetlerini 2007 yılı itibarıyla 30.638 kişiye götürürken 2013 yılında bu rakam 408.165’e ulaşmıştır. Evde bakım ücreti almakta olan vatandaşlarımızın önemli bir sorunu bu vasıtayla çözüme kavuşmuştur.

Kurumsal bakım destekleri yapılmaya başlanmıştır. Hükûmetimiz eylem planı doğrultusunda bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, alternatif hizmetlerin modern hâle getirilmesi, hizmetin kalitesinin, engellilerin refahının artması, engellilerimizin sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarının karşılanması, hizmetin erişilebilirliğinin artmasının Bakanlığımız ve Hükûmetimiz tarafından önemli olarak altı çizilmekte ve bu konuda çalışmalar yapılmaktadır.

Benden önceki değerli arkadaşım engellilerin raporlarıyla ilgili bir konuyu dile getirmiştir. Doğrudur, engellilerin yüzdeli raporlarının eksik olduğunu biz de biliyoruz. Bakanlığımızın, Hükûmetimizin bu konuda yakın bir çalışması var. Engellilerin çalışmalarıyla ilgili, günlük yaşantılarıyla ilgili yeni bir rapor sisteminin getirilmesi çalışmalarının da olduğunu buradan ifade etmek istiyorum.

Kısaca şunu söylüyorum: Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu, engellilere bizim kadar değer veren bir partinin olmadığını, akülü araçlarının, partimizin yapmış olduğu binlerce aracın her yıl kampanyalar yapılarak verildiği, yoksa kapaklarla yapılmadığını ifade ediyorum. Engelliler bizim kalbimizdedir diyorum, onlar bizim için önemlidir diyorum, partimiz için önemlidir diyorum.

Hepinize saygı ve sevgilerimi iletiyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin engellilerle ilgili araştırma önergesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün engellilerin sorununun görüşüldüğü bu salonda çok az sayıda iktidar mensubu milletvekilinin olması, ayrıca Sayın Bakanımızın, özellikle Aile ve Sosyal Politikalardan sorumlu Bakanımızın olmaması engelliler adına üzüntü verici bir olaydır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 1981 yılında Engelliler On Yılı ilan etmesiyle birlikte engellilerle ilgili sorun dünya ülkelerinin gündemine gelmiştir. Bu Birleşmiş Milletler kararıyla her ülkede engelliler için bir koordinasyon merkezinin oluşması istenilmiştir. Bu nedenle ülkemizde de Sakatları Koruma Millî Koordinasyon Kurulu 1983 yılında sürekli bir kurul hâline getirilmiştir. Kurul 1997 yılına kadar çalışmalarını sürdürmüş, 1997 yılında Engelliler İdaresi Başkanlığının kurulmasıyla görevi sona ermiştir.

Ayrıca, Birleşmiş Milletler, toplumsal yaşama engellilerin tam uyumu ve katılımı için 1982 yılında 83 ve 93 yıllarındaki on yıllık süreyi Engelliler On Yılı olarak ilan etmiştir. Bu on yıl içinde dünya eylem planı yapılmış ve kişilerin fırsat eşitliği konusunda standart kurallar alınması için, özellikle engelli kişiler için standart kurallar alınması için çalışmalar başlamış, tavsiyeler yapılmıştır.

Ülkemizde de 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Başbakanlığa bağlı Engelliler İdaresi Başkanlığı 1997 yılında kurulmuştur. 22 Kasım 2002 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlanan Engelliler İdaresi, 6 Mayıs 2003 tarihinde yeniden Başbakanlığa bağlanmıştır. Engelliler İdaresi Başkanlığı 2011 yılına kadar çalışmalarını sürdürmüş, 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle de 2011 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kurulmasıyla bu Bakanlığa bağlanmıştır.

Bu süre zarfında engelli vatandaşlarımız örgütlenme konusuna gereken önemi vermişler, kendileri bu amaçla birçok sivil toplum kuruluşları oluşturmuşlardır. Ülkemizde engelli vatandaşlarımız tarafından veya bu vatandaşlarımıza destek olmak amacıyla bugüne kadar 50’ye yakın vakıf, bine yakın dernek kurulmuştur. Bu çok olumlu bir gelişmedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde yakın zamanda oy birliğiyle kabul edilen bir yasayla, kanunlarımızda geçen “özürlü” kelimesi kaldırılarak yerine “engelli” kelimesinin kullanılması da çok olumlu bir gelişmedir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bilindiği üzere ülkemizde nüfusun yaklaşık yüzde 12’si yani 9 milyona yakın vatandaşımız engelli olarak yaşamını sürdürmektedir. Engelliler her yıl mayıs ayında kutlanan hafta dolayısıyla hatırlanmaktadır. Bu hafta boyunca engellilerin sorunları gündeme getirilmekte, yetkililerce birçok hamasi nutuklar atılmakta, vaatlerde bulunulmakta ama sorunları da bir türlü çözülememektedir.

Bir insanın engelli olması onun diğer insanlar gibi yaşaması, çalışması ve başarılı olması için sorun teşkil etmemelidir. Bu nedenle, engelli insanların sadece özel koruma önlemleri içerisine alınmaları da yeterli olmaz; önemli olan, engellilerin eğitim imkânlarının hazırlanması suretiyle kendi toplumlarıyla kaynaştırılması, onların yaşamını kolaylaştıracak altyapı düzenlemelerinin yapılması ve nihayet istihdam şartlarının yaratılarak ekonomiye etkin bir şekilde katılmalarının sağlanması gerektiğidir. Huzurlu ve güvenli bir ülke oluşturmanın tek yolu, engelli vatandaşlarımızın toplumla derhâl uyumlaştırılması ve toplumun ayrılmaz bir parçası hâline getirilmesidir.

Ülkemizde yaşayan engelli vatandaşlarımızca bizzat veya dernek, federasyon veya konfederasyonlar vasıtasıyla tarafımıza iletmiş oldukları istek ve problemlerinin bir bölümünü huzurlarınızda arz etmek istiyorum:

Özürlüler İdaresi Başkanlığı bünyesinde ayrımcı uygulamaları izleyen, listeleyen ve yetkili mercileri harekete geçiren bir, engelli hakları izleme komisyonu mutlaka kanunla kurulmalıdır.

Engelli ticaret erbabının yıllık gelir indiriminden yararlanması sağlanmalıdır.

Büyükşehir belediyelerine ait çeşitli tesisler -büfeler gibi- hiç değilse bunların yüzde 2’lik bir bölümü, ihalesiz olarak engelli kişilere ve onlara hizmet sunan dernek veya vakıflara verilebilmelidir.

Kamusal ulaşım hizmetlerinin yetersiz kalması nedeniyle bedensel engellilerin ulaşımını sağlayacak özel araç alımını kolaylaştırıcı tedbirler alınmalıdır.

Kamusal hizmetlerin her alanında, görme, konuşma ve işitme engellilerin yararlanabileceği düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.

Muhtaç engellilere aylık bağlanmasında ölçü alınan kişisel gelir miktarının yükseltilmesi, bağlanan aylık ücretin asgari düzeye çıkarılması sağlanmalıdır.

Hâlen huzurevlerinde kalan emekli engelli vatandaşlarımızın maaşlarında büyük oranlarda kesinti yapılmaktadır. 850 bin lira alan engelli bir emekli vatandaşımızın maaşı bugünlerde 117 bin liraya düşmüştür. Bu da engelliler adına çok üzüntü verici bir olaydır. Bu haksızlık mutlaka giderilmelidir.

Tedavi, ilaç ve tıbbi cihazlardan alınan katkı payından engelliler muaf tutulmalıdır.

Eğitimin özellikle zihinsel engelliler yönünden yaşam boyu sürdürülmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalı, özel eğitim kurumları çok iyi denetlenerek suistimallere izin verilmemelidir.

Bedensel engellilerin erişimine müsait hâle getirilmeyen kamusal alanlarla ilgili olarak sorumlu kamu görevlilerinin kişisel cezalandırılmasını sağlayacak düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.

Özellikle büyük hastanelerde engelli vatandaşlarımızla ilgilenecek uzman personel bulundurulması -işitme engelliler için tercüman gibi- sağlanmalıdır.

Primli bakım sigorta yasasının çıkması ve hızlandırılması, “Ben ölürsem özürlüme kim bakacak?” kaygısının tüm engelli sahibi ailelerden giderilmesi gerekir.

Avrupa Sosyal Şartı ve Avrupa Birliği müktesebatı konusunda engelliler için gerekli çalışmalar mutlaka yapılmalıdır.

Yeni çıkarılmış olan Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde ilköğretim yaşı on dörttür. Hâlbuki, engelli çocuklar geç gelişimsel özelliktedir. Bu yaş sınırı, ilköğretim çağındaki geç gelişen engellilerin hak kayıplarına sebep olmaktadır.

Aynı yönetmeliğin ilgili maddesinde, zihinsel özürlülere on yedi yaşına kadar eğitim hizmeti verileceği belirtilmiştir. Yani, on sekiz yaş ve üstünde zihinsel engelli olanlara devletimiz bu hizmeti veremeyecektir. Bu ibare, engelli insan haklarına aykırıdır. Yönetmeliğin ilgili maddesinde, engellilere verilen örgün eğitim yaşı yirmi üç ile sınırlandırılmıştır, bu da engelli insan haklarına aykırıdır. Bu olumsuzluklar kaldırılmalı ve yeni düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.

2022 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan yeni yönetmelik engelli vatandaşlarımızın hak kayıplarına sebep olduğu için değiştirilmesi gerekir. Evde bakım desteği ölçütü asgari ücretin üçte 2’si ölçütünden çıkartılarak özürlülük derecesine göre tespiti yapılmalıdır.

Bakım kurumlarının sayısı artırılmalı ve Avrupa standartlarında kaliteli bir hizmet verecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Gündüz bakım merkezlerinin kurulması ve sayılarının artırılması sağlanmalıdır.

Erkek engelli gençler, sürekli engelli sağlık kurulu raporları olmasına rağmen, devamlı askere çağırılmakta ve yeniden, eziyet şeklinde raporlar istenmektedir. Bu uygulamaya son verilmesi için Millî Savunma Bakanlığı ile gerekli çalışma mutlaka yapılmalıdır.

İşitme engelli okullarında sözel eğitim verildiğinden dolayı, işitme engellilere işaret dili eğitimi yapılması için görsel, video ve bunun gibi cihazlarla, materyallerle desteklenmelidir.

Özel eğitim öğretmenleri yetiştiren eğitim fakültelerinde işaret dili dersi zorunlu olmalı, hâlen ders veren özel eğitim öğretmenlerine işaret dili kursu verilerek bu eksiklik giderilmelidir. 0-6 yaş okul öncesi eğitimin işitme engelli çocuklara da uygun duruma getirilmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Özel eğitim rehabilitasyon merkezlerinde dil gelişimsel dersleri alan engellilere eğitim desteği saatleri artırılmalıdır.

Son olarak, dil ve konuşma terapistlerinin yetiştirilmesi için eğitim fakültelerimizin zorunlu olarak bölüm açması sağlanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL DİNÇER (Devamla) -  Daha sorunlar çok ama vaktimiz kalmadı.

Yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)  

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, bugün 15 Mayıs Uluslararası Aile Günü. Birleşmiş Milletler 1994 yılında Aile Günü olarak bu günü kabul etmiş ve dünyanın her noktasında kutlanıyor. Türkiye’de de Saygıdeğer Bakanımız Fatma Şahin’in öngörüleri ve hassasiyetle 81 vilayetin her birinde Aile Günü’yle ilgili organizasyonlar başladı, yapılmaya da Aile Haftası dolayısıyla devam ediliyor. Nitekim, İstanbul’da da bugün “Biz büyük bir aileyiz.” adlı etkinlik var. Yarın, yine seminerler ve piknik, gezi programlarıyla bu haftayı ailenin önemine işaret eder şekliyle geçirmeye devam edeceğiz. Dolayısıyla, güçlü toplum güçlü ailenin temelleriyle mümkün diyor, bu özel günü de kutlayarak cümleme başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, MHP’nin grup önerisi engellilerimizle ilgili. Öncelikle şuna işaret etmek istiyorum ben: Evlere mahkûm edildiğine yönelik “Engelli vatandaşlarımız evlere mahkûm edildi.” cümlesini çok doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Onu şimdi vereceğim verilerle de destekleyeceğim.

Öncelikle 2005 yılında çıkan Engelliler Kanunu’yla  Türkiye’de gerek eğitim gerek istihdam gerek sosyal hizmetler ve hukuki altyapıyla birlikte çok ciddi kazanımlar sağlandı.  2005 yılında düzenlenen bu kanun dünyada sayılı ülkelerde var olan bir kanundu. Dolayısıyla, engelli vatandaşlarımıza birçok kazanımı da beraberinde getirdi.

Önce eğitim ayağına bakalım arzu ederseniz. Burada, eğitimde sadece bir rakamı verip sonra diğer ayrıntılara geçeceğim. 17 bindi engelli vatandaşımızdan okuyan oranı, sadece 17 bin. Bugünkü rakama dikkat çekiyorum, altını özellikle çiziyorum, 260 bini aştı. Yani özel eğitim okulları, özel eğitim sınıfları, rehabilitasyon merkezleriyle birlikte bu sayı 260 binleri aştı. Bakın, daha bu sabah Türk Parlamenterler Birliği ve Zihinsel Engelliler Federasyonunun ortak düzenlediği bir etkinlikteydim ve eğitim konulu bir paneldi yine başlığı. Yani yapılanlar var ama hâlâ yapılacak olanlar adına da çalışmalarımızın var olduğunu… Yine, bu Parlamentonun çatısı altında tüm vekillerimizin, her siyasi partiden vekillerimizin katıldığı bir organizasyondu. Dolayısıyla, eğitim adına gelinen noktayı çok önemsediğimi belirtiyor, bugün 260 binleri aşan yapının hukuki altyapıyla birlikte bir kazanım olduğunun da özellikle altını çiziyorum. Nasıl? Mesela taşıyor olmak, o öğrencileri okuluna götürüyor olmak önemli bir kazanımdı ve bu, şu anda gerçekleşiyor. Sadece annelerin terapisi gibi, psikoterapi gibi o çocukların oraya gidiyor olması; o anlamda, bu sayı da, bu rakam da çok değerli.

Yine, “Evlere mahkûm etti.” cümlesinden hareketle bunun gerçek dışılığını ortaya koyan istihdam rakamları var. O da nedir? Yine, istihdamla ilgili, Türkiye’de ilk kez ÖMSS sınavı yapıldı. Nedir ÖMSS? Özürlü Memur Seçme Sınavı, ilk kez geçen yıl yapıldı ve bu sayede 10 bini aşkın engelli kardeşimiz istihdama kazandırıldı, iş gücüne kazandırıldı. Bugün de adı… Biliyorsunuz, önceki haftalarda yasal bir düzenleme yaptık, “özürlü, çürük, sakat” ifadelerinin yerini neler alıyor? “Engelli” kelimeleri alıyor. Bundan sonra yapılacak olan istihdamla ilgili sınavlarda da ÖMSS’nin yerine de EMSS, yani engelli memur sınavı olarak devam edeceğiz. Şimdi, yine, istihdamla ilgili rakamlara baktığımızda, 5 kat arttığını görüyoruz. Yani 5 bin olan sayının 25 binlere çıktığını görüyoruz. Sadece kamuda değil ama, sadece kamu değil, aynı zamanda özel sektörde de bu rakamın yüksekliğine dikkat çekmek istiyorum ben. Buradaki artışta yine kamudaki 5 kat artış gibi olmasa da 3 kat bir artış var, burada da yine KOSGEB’lerle, İŞKUR çalışmalarıyla… Bakın İŞKUR’u da çok önemsiyoruz, çünkü kadınları, gençleri ve engellileri öncelikleyen bir yapısı var İŞKUR’un, dolayısıyla buradaki yapıda da yine istihdam oranının 5 kat artışla, evlere mahkûm edildiği gerekçesini çürüten bir gerçek diye düşünüyorum.

Diğer başlığım, eğitim, sağlık ve istihdamdan sonra sosyal hizmetlerle ilgili. Onu niye önemsiyoruz? Eğer evde huzur varsa toplumda huzur var. Engelli aileleri adına bu çok önemli. Eğitime gidemeyebilir, istihdam, iş gücüne de katılamayabilir, çünkü bakıma ihtiyacı vardır. İşte, devlet güzel yüzünü burada da göstermiş oluyor, Hükûmetimizin sağladığı hukuksal düzenlemelerle birlikte görüyoruz ki bugün evde bakım maaşı alan oranı 405 bini aşmıştı en son rakamlarla. Yani anneye muhtaç, evde bir bakıma muhtaç, işe katılamaz, iş gücüne katılamaz, istihdama, eğitime de gidemez, o hâlde ne olacak? Bakıma muhtaçsa eğer, burada da bu katılımların, bu sayının arttığını görüyoruz. Engelli maaşı oranı da 500 binleri aştığına göre, vatandaşlarımızın, her aileye 3 ya da 5, nüfus itibarıyla baktığımızda, yaklaşık 3-4 milyon kişiyi direkt ilgilendiren yasal düzenlemelerin varlığından bahsediyoruz.

Yine, sosyal hizmetlerle ilgili, “eve mahkûm olan, bakıma muhtaç” cümlesinin de kesinlikle hak edilmediğini söyleyerek bunları ifade ediyorum, yerine de yeni düzenlemelerle ilgili çalışmalar da yapılıyor.

Hukuki düzenlemelere gelince, “2005 yılındaki Engelli Yasası, Özürlüler Yasası, istihdam, eğitim ve sosyal hizmetlerle ilgili kazanımlar sağladı.” dedik engellilerimize, bir taraftan da anayasal düzenlemede yer aldığını görüyoruz. O da ne? Hem kadınlarımız hem çocuklarımız, yaşlılarımız, şehit aileleri ve gazi yakınlarını da içine alan, engellilerimizi de içine alan bu yasal düzenleme de pozitif ayrımcılık içeriyor. Ne demek bu? Yani biz eğer engelli bir kardeşimiz, vatandaşımızla ilgili yasal bir düzenleme yapacaksak ya da bir belediye bununla ilgili bir adım atacaksa, bu, pozitif ayrımcılık yani olumlu örnek niteliği taşıyıp bununla ilgili diğer vatandaşların da itiraz hakkını ortadan kaldıracak bir düzenleme. Bu hukuki düzenleme önemli.

Sonra, engelli evladı olan bir anne, beş yıl erken emekli olabiliyor. Yine, yeni kanunlarda, yine yasal teşviklerle birlikte görebiliyoruz ki engelli ailesi, evladı, çocuğu olan veya bizzat kendi engelli olan kardeşlerimiz istihdama kazanım adına öncelikli olabiliyor hem İŞKUR’larda hem KOSGEB’lerde hem diğer çalışmalarda.

Aslında sözün özü şu: Geriye, oradaki cümleler içerisinde yerel yönetimlerin dinamizmini önemsiyorum. Ulaşılabilir engelleri aşma adına bu konuda, iki gün önce ben Bağcılar’daydım. Bağcılar’da Engelliler Sarayı’nı gezdik bir vesileyle. Mutlaka görmenizi tavsiye ediyorum. Terapi için oluşturulan havuzlardan çocukların mantar yetiştiriciliğine, bir üst katta tekstil atölyesinde çalışan engellilerden üst katta yine müzik eğitimi alanlara kadar muhteşem bir dört katlı, her şeyiyle bitmiş ve mükemmel hizmet veren bir yapı.

Dolayısıyla, arzu ederse ve imkân tanır, önceliklerse bir belediyenin de engellilere yönelik neler yapılabileceğinin çok olumlu örnekleri de mevcut, az önce verdiğim Bağcılar örneği gibi.

Sözün özü şu: Engellilerle ilgili asıl engel, gözde değil diyorum ben. Asıl engel seste de değil, asıl engel fizikte de değil, asıl engel vicdanlarda. Önemli olan, vicdanlardaki engeli kaldırmak diyor, MHP grup önerisine bu düşüncelerle aleyhte oy kullandığımı belirterek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.25


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

3.- CHP Grubunun, Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz ve 20 milletvekili tarafından Suriye sınırımızda yaşanan olayların araştırılarak sınır güvenliğinin olup olmadığının tespiti ve gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla 15/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Sayı: 618                                                                                                         15/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 15/5/2013 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                        Emine Ülker Tarhan

                                                                                                                  Ankara

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz ve 20 milletvekili tarafından, 15/05/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Suriye sınırımızda yaşanan olayların araştırılarak sınır güvenliğinin olup olmadığının tespiti ve gerekli önlemlerin belirlenmesi” amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (910 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15/5/2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Refik Eryılmaz, Hatay Milletvekili.(CHP sıralarından alkışlar)

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Reyhanlı’da yaşadığımız korkunç katliamı gerçekleştirenleri bir kez daha şiddetle kınıyor ve lanetliyorum. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Olay esnasında bölgedeydim ve patlamadan kısa bir süre sonra olay yerine geçtim. Reyhanlı’da gördüğüm manzara tüyler ürperticiydi. Etrafa savrulan yanmış cesetler, yıkılan binalar, paramparça olmuş araçlar ve kulakları sağır eden ağıtlar; terörün çirkin yüzü bütün çıplaklığıyla ortadaydı. Gördüğüm manzara, Bağdat’ta, Afganistan’da, Şam’da, Pakistan’da, Gazze’de yaşanan terör saldırılarında ortaya çıkan manzaralardan pek farklı değildi.

Hatay bir barış ve kardeşlik şehridir. Bu terör saldırısı, bölgenin birlik ve beraberliğine, barış ve kardeşlik ortamına yönelik gerçekleştirilen bir saldırıdır. Bu saldırıyı gerçekleştirenler, ilimizin huzurunu bozmayı ve ülkemizi Orta Doğu bataklığına sürüklemeyi hedeflemektedir.

Hatay halkı Sünni’si, Alevi’si, Hristiyan’ı, Ermeni’siyle, Türk’ü, Arap’ı, Kürt’üyle bugüne kadar bu güzel topraklarda kardeşçe, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamıştır, bundan sonra da böyle yaşayacaktır. Hiç kimsenin gücü halkımız arasındaki bu güçlü bağları koparmaya ve kardeş kavgası yaratmaya yetmeyecektir. Hatay halkı her zaman barıştan yana olmuş, bilinçli ve sağduyulu bir halktır. İki yıldır bölgemizde yaşanan bütün ekonomik ve sosyal sorunlara rağmen hiçbir zaman sağduyusunu kaybetmemiştir. Hatay halkı bir bütün olarak bu saldırıya karşı tepkisini ortaya koymuş ve Reyhanlı halkımızın acılarını en derin bir şekilde hissetmiş ve dayanışmanın en güzel örneğini göstermiştir. Bu duruşundan dolayı Hatay halkına şükranlarımı, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Reyhanlı, cumhuriyet tarihimizin en şiddetli terör saldırısına maruz kalmıştır. Bu acı günde Reyhanlı halkı Sayın Başbakanı da yanında görmek isterdi, ancak Obama’nın yanına gitmeyi tercih etti. Tarih bunu mutlaka not edecektir.

Reyhanlı olayı, Hükûmetin iki yılı aşkın süredir izlemiş olduğu yanlış Suriye politikasının bir sonucudur ve bu olayın siyasi sorumlusu Hükûmettir. Aslında Reyhanlı’da patlayan, Hükûmetin Suriye politikasıdır. Hükûmet izlediği yanlış dış politika sonucunda sınır bölgelerinde inisiyatifi kaybetmiş, inisiyatif silahlı grupların eline geçmiştir.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz Suriye’deki olayların başlamasıyla birlikte sürekli olarak Hükûmeti uyardık ve izlenen politikanın bölgeyi kaosa sürükleyebileceğini ifade ettik. Gerekli tedbirlerin bir an önce alınmasını istedik, savaşa karşıyız dedik, kimse ölmesin istedik ve bu nedenle, izlenen yanlış dış politikadan derhâl vazgeçilmesini istedik. Ancak, Hükûmet, emperyalist güçlerin büyük Orta Doğu politikasına hizmet etmeyi tercih etmiştir.

Reyhanlı halkı, Hatay halkı, Kilis, Gaziantep, Urfa halkı barış ve güven ortamı içinde yaşamak istiyor. Çocuklarını güvenli bir şekilde okula göndermek istiyor. Çalışmak, evine ekmek götürmek istiyor. Bombaların, silahların gölgesinde yaşamak istemiyor. Hükûmet, bölge halkının bu talep ve özlemlerini derhâl dikkate almalı ve gerekli önlemleri almalıdır. “Suriye’de zulüm var, diktatörlük var.” diyerek “cihat” adı altında kırk ülkeden militan getirtip cebine para, eline silah vererek Suriye’ye savaşmaya göndermek, Suriye halkının talebi değildir. Sizin yaptığınız budur, bunun adı teröre destek vermektir. Terörün dini, dili, ırkı, mezhebi olmaz; terör terördür, nereden ve kimden gelirse gelsin kınanmalı ve lanetlenmelidir. “Benim teröristim iyidir.” anlayışı asla kabul edilemez. Eğer biz teröre karşı isek, ülkemizde terör saldırısı olduğu zaman nasıl üzülüyor ve tepki gösteriyorsak, Şam’da, Halep’te, Bağdat’ta, Gazze’de, Tel Aviv’de, New York’ta ve dünyanın diğer şehirlerinde olduğu zaman da aynı üzüntüyü duymalı ve tepkimizi ortaya koymalıyız.

Değerli milletvekilleri, biz, ne radikal köktenci silahlı gruplardan ne de Suriye yönetiminden yana bir tavır içindeyiz. Biz, ezilen, kuşatılan, bombalanan, çocukları öldürülen, aç bırakılan, kadınları tecavüze uğrayan, şehirleri, evleri, fabrikaları yakılan ve yağmalanan Suriye halkının yanındayız. Biz, geleceği çalınan, antiemperyalist saldırıya karşı direnen ve işgale karşı direnen mazlum Suriye halkının yanındayız.

Hükûmet tamamen mezhep eksenli bir dış politika yürütmektedir. Mezhep üzerine inşa edilen bir dış politika iflas etmeye mahkûmdur ve iflas etmiştir. Bu nedenle bütün komşularıyla düşman bir ülke hâline geldik. “Suriye’ye özgürlük ve demokrasiyi götüreceğiz.” dediniz ama Suriye’ye kan, gözyaşı, ölüm ve yıkımdan başka bir şey götürmediniz.

Değerli milletvekilleri, bakın, son bir yılda sınırlarımızda yaşadığımız olaylardan bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum. Tarih 17 Temmuz 2012: Kilis’in Öncüpınar Sınır Kapısı konaklama tesislerinde kurulan konteynır kentte kalan Suriyeliler ayaklandı. Polislere ve idari binalara saldırdı, konteynırları ateşe verdi; idari binaların camları kırıldı, olaylarda 1’i şube müdürü, 4 polis yaralandı.

Tarih 22 Haziran 2012: Malatya’dan kalkan keşif uçağımız Hatay’ın güneybatısında Akdeniz açıklarında düşürüldü, 2 pilotumuz şehit oldu.

Tarih 20 Temmuz 2012: Suriye’nin Türkiye’ye açılan Babel Hava Sınır Kapısı’na yönelik silahlı terör saldırısı gerçekleştirildi. Sınır kapısına saldıran silahlı gruplar, gümrük kapısında gümrükleme işlemi için bekleyen Türk tırlarını, 50’ye yakın Türk tırını yaktı ve talan etti.

Tarih 3 Ekim 2012: Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düşen, nereden geldiği belli olmayan top mermisi neticesinde 1 anne 4 çocuğuyla hayatını kaybetti, 2’si ağır 10 kişi yaralandı.

Tarih 11 Şubat 2013: Cilvegözü Sınır Kapısı’nda büyük patlama; 4’ü Türk vatandaşı, 13’ü Suriyeli, toplam 17 kişi hayatını kaybetti. Olayı kapatmaya çalışıyorlar.

Tarih 13 Şubat 2013: Güvenlik birimleri, Gaziantep ve Hatay’da patlayıcı üretilen 11 evi saptadı. Hatay’ın Belen ilçesinde Suriyeli muhaliflerin kaldığı kiralık evde 300 kilonun üzerinde TNT ele geçirildi.

Tarih 2 Nisan 2013: Akçakale Sınır Kapısı’ndan girmek isteyen 100’ün üzerindeki Suriyeliye izin verilmeyince Özgür Suriye Ordusuna mensup militanlar gümrükteki binalara saldırmış, rastgele ateş açarak 1 polis memurumuzu, Ferhat Avcı’yı şehit etmiş, 4’ü asker, 11 vatandaşımızı yaralamıştır.

Tarih 22 Nisan 2013: Hatay, Adana ve Mersin kiliselerinin de bağlı olduğu, merkezi, Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan Ortodoks kilisesine mensup 2 Hristiyan din adamı, kozmopolitan, Hatay’dan Suriye’ye geçtikten kısa bir süre sonra Suriye’deki radikal, köktenci silahlı gruplar tarafından kaçırılmıştır, şoförleri öldürülmüş ve hâlâ bu 2 din adamından haber alınamamaktadır.

Tarih 30 Nisan 2013: Hatay’da Alevi din adamı Şeyh Ali Yeral’ın evine girilmiş, evi dağıtılmış ve “Seni yakacağız.” yazılı tehdit mektubu bırakılmıştır. Mezhepsel gerginlik ve çatışma ortamı yaratmak isteyen failler hâlâ yakalanamamıştır.

Tarih 8 Mayıs 2013: Suriyeli muhalifler tarafından Türk Bayrağı’nın yakıldığı iddiası üzerine halk sokağa döküldü. İlçe halkıyla Suriyeli sığınmacılar karşı karşıya geldi. Bu olaylar neticesinde araçlar yakıldı, emniyet binası, belediye binası halk tarafından basıldı. Büyük bir felaketin eşiğinden dönüldü.

Ve tarih 11 Mayıs 2013: Reyhanlı ilçesinde belediye ve PTT binaları önünde bomba yüklü araçlarla terör saldırısı gerçekleştirildi. Patlama neticesinde 51 vatandaşımız hayatını kaybetti, yüzlerce vatandaşımız da yaralandı.

Değerli milletvekilleri, izlenen yanlış dış politika sınır illerimizde ayrıca büyük sıkıntılara yol açmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Bakın, 800…

Peki, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hacı Bayram Türkoğlu, Hatay Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, 11 Mayıs Cumartesi günü saat 13.30 sularında Hatay’ımızın Reyhanlı ilçesinde hepimizi derin yasa boğan, hepimizi derinden yaralayan büyük bir vahşetle, saldırıyla karşı karşıya geldik. Bugün itibarıyla 52 insanımız hayatını kaybetti. Biz inanıyoruz ki, bu masum insanlarımız, bu günahsız insanlarımız bu kahpece saldırının hedefi oldular, inşallah, şehadet şerbetini içtiler. 100’e yakın insanımız da yaralandı, hâlen bunların 18-19 tanesi ağır vaziyette, diğerleri de ayakta tedavi oldu, bir kısmının da hastanede hâlen tedavileri devam etmektedir.

Bizler Hatay milletvekilleri olarak hadiseyi duyar duymaz hemen -Hatay’da olan arkadaşlarımız- olay yerine intikal ettik. Tabii, mahşerî bir tablo. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan bu yana görülmemiş nispette bir hadiseyle karşı karşıyaydık, ortalık toz duman. Türk milleti, Hataylı hemşehrilerim, Reyhanlılı hemşehrilerim böyle bir vahşeti hiçbir zaman hak etmiyordu. Milletimizin birliğine, dirliğine vurulmuş bir darbe olarak bunu algılıyoruz. Bu vahşeti şiddetle kınıyoruz. Bugün, binlerce yıllık geçmişi olan büyük milletimizin, aziz milletimizin tarihinde -geçmişte tabii, benzeri çok olaylar olmuş olabilir ama- cumhuriyet tarihinde ilk defa bu nispette yapılan böyle bir saldırı. Belki bu ilk, belki son olmayacaktır, devamı da gelebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlü bir devlet, bu millet köklü geçmişi olan, güçlü bir millet.

Elbette ki insanlarımız canhıraş bir şekilde, toplumumuzun ve şiddetle, hassaten birinci derecede muhatap olan insanlarımızın yaralarını sarma amaçlı bir toplumsal bütünlük hâlinde, birlik beraberlik hâlinde bölgeye hücum ederek insanlarımızın yaralarını sarma yarışına girmişlerdir. Devletimizin müşfik eli uzanmış, başta Başbakan Yardımcımız Beşir Atalay olmak üzere İçişleri Bakanımız, rahatsız olmasına rağmen Sadullah Bey, Adalet Bakanımız ve Sağlık Bakanımız anında bütün devletimizin imkânlarını seferber ederek olay mahallinde güvenliğinden sağlığına her konuda tedbir alabilmek için ellerinden gelen bütün gayreti sarf ettiler. Valiliğimiz, anında olay mahalline intikal etti; yarım saat sonra bütün birimler, yarım saat içerisinde bölgedeki bütün ambulanslar, güvenlik güçleri, takviye kuvvetler, tamamı bölgedeydi değerli hemşehrilerim.

Sayın milletvekilleri, biz bölgeye intikal ettiğimizde tabii ki feryat figan boldu. Bir taraftan insanlarımızın yaralılarıyla meşguldük hastanelerde, bir taraftan cenazelerle meşguldük. Bu şartlar içerisinde tabii, hepimize düşen bir ortak görev var: Zaman, birlik dirlik zamanı; zaman, birlik beraberlik zamanı. Tabii, böyle bir olay karşısında, millî birlik ve beraberliğin galebe çalması gereken bir anda buradan herhangi bir siyasi beklenti içerisine girmek son derece ve fevkalade yanlış bir olaydır. Ben bunu şahsen şiddetle kınıyorum.

Bakın, biz orada yaralılarla meşgul olurken, cenazelerle meşgul olurken, maalesef, çok üzüntüyle karşıladığımız bir olay yaşadık. Orada, hastane mıntıkasında, olayın olduğu bölgede insanlarımızı tahrik edercesine birtakım davranışlar oldu. Bunların hiçbirinin gereği yoktu. O gün hepimizin ortak vazifesi, insanlarımızın o kanayan yarasını sarmak olmalıydı, öyle olmalıydı. Ben, tabii, muhalefet partilerinden bölgeye gelen milletvekili arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum, siyasetçilerimize teşekkür ediyorum. Onlar da kendince bir şeyler verdiler ama şimdi, ne yaptığınızdan ziyade nasıl algılandığı çok önem arz ediyor. Onun için, yani bizim orada ağzımızdan çıkan sözler, toplumun nabzını iyi tutmadan toplumun o anda ajite hâldeki durumuna karşı ağzımızdan çıkacak bir yanlış söz işte orada bir toplumsal çatışmaya sebebiyet verebilir.

Bakın, Reyhanlı’da 50 bin nüfus yaşıyor. Reyhanlı’ya 25 bin misafir Suriyeli insanımız geldi. O gelen misafir Suriyeli insanımızın belki de bir üçte 1’i, Reyhanlı halkına bir akraba topluluk yani bizim, burada, gelenlere “Niye geldiniz?” deme şansımız yok. Kucağında bebesi, yanında ninesiyle yaşlı, çaresiz bir biçimde Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları içerisine girmiş, bize kadar uzanan insanlara elbette Türkiye Cumhuriyeti devletinin büyüklüğüne yaraşır şekilde, şanına yaraşır şekilde bir muamele gerekirdi. Biz ne yapmışız? Biz oradaki sığınmacılara, bir ekmeğimizi bölüşme pahasına, devletimizin imkânlarını da seferber ederek kamplarda, onların barınma ihtiyacından güvenlik ihtiyacına, sağlık ihtiyacına, eğitim ihtiyacına, her sahada insanlarımıza yardımda bulunmuşuz. Kampların dışındaki gelenlere de hanelerimizi açmışız, onları misafir etmişiz. Bizim misafirperverliğimize, dostluğumuza, tarihî bağlarımıza, kökenimize, tarihî misyonumuza yakışan da budur. Bunun dışında herhangi bir şekilde bir davranış biçimi fevkalade yanlıştır.

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Yanlış tabii.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ben bir kez daha, bölgemizde yaşanan müessif olayların inşallah Türkiye Cumhuriyeti devletimizde bir daha yaşanmamasını, hatta tüm insanlık âleminde yaşanmamasını temenni ediyorum. Reyhanlılı hemşehrilerime, Hataylı hemşehrilerime, Türk milletine başsağlığı diliyorum, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Şimdi, az önce, hemşehrim, Milletvekilimiz Refik Bey orada bir mezhep kışkırtmasının yapıldığından bahsetti. Bunlar fevkalade yanlıştır sayın milletvekilleri. Böyle bir tutum yok. Mezhep güdümlü, mezhep çatışmasına yönelik herhangi bir muamele orada söz konusu değil; sadece bizim Türk devletinin vakarına yakışır şekilde, Türk milletinin misafirperverliğine yakışır şekilde bir muamele söz konusu. Diyelim ki biz Suriye’den gelen insanlarımıza, bombadan kaçan, oradaki mezalimden kaçan insanımıza kanatlarımızı germeseydik, onları korumasaydık, onlara hanelerimizi açmasaydık, müşfik kanatlarımızla onlara insani muamelede bulunmasaydık, bu bizim devletimizin şanına yaraşır mıydı? Yaptığımız iş, tarihî misyonumuza yakışır şekilde son derece insani bir muameledir. Büyük Türk devletinin şanına yaraşır şekilde yaptığımız insani bir muameledir, bunun dışında herhangi bir maksat yoktur değerli milletvekilleri.

Evet, orada herhangi bir mezhep kışkırtması yoktur. Bizim karşı olduğumuz husus Suriye halkı değil, Suriye halkında yaşayan, nefes alan her insan  bizim akraba topluluğumuzdur, tarihten gelen köklü bağlarımız vardır. Bugün için bizim karşı olduğumuz, Esad rejimidir. Zulümle abat olunmaz. Esad rejiminin zulmünün bir an önce bitmesini temenni ediyoruz. Bir an önce Esad rejimi bitsin ki hiçbir insanımız sıcacık yuvasını bırakıp da bir başka memlekete, bir başka yere, bir başka ülkeye… Bugün milyona yakın insanımız göç hâlinde, Suriye’yi terk etmiş durumda,  yüz binlerce insanımız şehadet şerbetini içmiş, masum çocuklara kıyılmış, bugün katliam devam etmektedir. Hepimizin el birliği, gönül birliği yapıp…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – …Türkiye Cumhuriyeti devletinin şanına yaraşır şekilde birlik beraberliği muhafaza ederek, birliğimizi koruyarak bugün için kenetlenme zamanıdır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Eryılmaz.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkanım, bir sataşma oldu, onu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN –  Ne dedi de sataştı?

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – “Refik Eryılmaz, mezheple ilgili bir kışkırtmadan bahsetti.” dedi, ben öyle bir şey söylemedim, onu düzeltmek için eğer izin verirseniz…

BAŞKAN –  Buyurun iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Değerli arkadaşlar, ben yapılan bu terör saldırısının amacının bölgede bir mezhep çatışması yaratmak ve ülkemizi Orta Doğu bataklığına sürüklemeyi hedeflediğini ifade ettim. Ben bölgede bir mezhep çatışmasından bahsetmedim ki.

Ben şunu söylüyorum: “Hatay halkı Arap’ıyla, Kürt’üyle, Sünni’siyle, Hristiyan’ıyla, Ermeni’siyle bugüne kadar barış ve kardeşlik içerisinde yaşamıştır. Ne bu saldırının ne buna benzer hiçbir saldırının bu kardeşlik ortamını, bu barış ve huzur ortamını bozmaya gücü yetmeyecektir.” dedim. O şekilde bir yanlış anlaşılma olmuş.

Bir de ayrıca şunu söylemek istiyorum: Sürekli olarak AKP’li milletvekili arkadaşlarımız, Suriye’den gelen sığınmacılarla ilgili sanki biz “Bu sığınmacıları niye aldınız?” gibi bir tepki içindeymişiz gibi bir algıya kapılmışlar. Biz, Suriye’den, tabii ki çatışmadan kaçan bu vatandaşlarımızın dini, mezhebi, ırkı ne olursa olsun bunlara kucak açılmasından yanayız ama uluslararası hukuk çerçevesinde, bizim toplumsal barışı ve huzuru bozmayacak şekilde bunların çadır kentlerde barındırılması gerektiğini söylüyoruz. Ama bugün Türkiye’de, 200 bin Suriyeli, hiçbir kayıt altına alınmadan, Türkiye'nin değişik şehirlerinde, ilçelerinde kontrolsüz bir şekilde ikamet etmektedir ve bunlardan dolayı bugün bu bölgelerimizde çok ciddi bir güvenlik zaafı oluşmuştur. Biz, bunları sizlere ifade etmeye çalışıyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz ve 20 milletvekili tarafından Suriye sınırımızda yaşanan olayların araştırılarak sınır güvenliğinin olup olmadığının tespiti ve gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla 15/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Celal Adan, İstanbul Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Lehinde, aleyhinde meselesi değil. Suriye bizim uçağımızı düşürdüğünde ortaya çıkan fotoğraf hepimizin yüreğini yakmıştı. 2 pilotumuz, dünya güzeli, pırıl pırıl Anadolu çocukları denizin bin metre derinliğinden çıkarıldılar. O gün Başbakan Erzurum’da bir gençlik toplantısındaydı ve Akif’ten güzel şiirler söyleyerek “Bendimi çiğner aşarım.” diye naralar attı. Olur ya bunun hesabı sorulur diye bekledik ama pilotlarımızı unuttuk.

Tartışılması gereken Hükûmetin iradesidir, bu olay karşısındaki iradesidir. Hükûmet, tezkere getirdi. “Suriye’den gelecek tehlikeye karşı her an müdahale edebiliriz.” tezkeresinin arkasında her zaman Türk milletinin menfaatlerini her menfaatin üstünde tutan Milliyetçi Hareket Partisi yüreğini koydu, tezkerenin yanında yer aldı.

Şimdi, değerli milletvekilleri, sözlerimin başında, geçen cumartesi günü Reyhanlı ilçesinde yaşanan kalleş ve insanlık dışı saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, onların ciğeri yanık yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. İnşallah, milletimiz bir daha böyle bir alçaklığın hedefi olmaz.

Değerli milletvekilleri, elbette Reyhanlı saldırısını konuşacağız. Türkiye, ne yazık ki Reyhanlı saldırısı gibi daha önce görmediği türden terör eylemlerine sahne oluyor; hem de milletimizi vuran böylesine korkunç bir saldırı karşısında, ilk kez böylesine lakayıt, cıvık, umursamaz bir yönetim anlayışı sergileniyor. Vatan topraklarına bir saldırı oluyor, 50’nin üzerinde vatandaşımız ölüyor, 100’ün üzerinde yaralımız var. Böyle bir durumda Başbakan, milletin karşısına çıkmış, umursamaz bir tavırla “Bunlar çözüm sürecini engellemek için yapılıyor. “ diyor ve arkasından ekliyor: “Sabırlı olmalıyız.” Böylesine büyük bir faciayı böylesine soğukkanlılıkla karşılayan Başbakanın o bildiğimiz hassas, duygusal karakterinin neden ortaya çıkmadığını tüm kamuoyu ilgiyle izlemiştir herhâlde. Başbakanın tepkisinden, daha doğrusu tepkisizliğinden anlaşılıyor ki Başbakan zaten böyle bir saldırıyı bekliyormuş. Yüz hatlarında bir tek çizgiye bile Reyhanlı vahşetini yansıtamayan, her yönüyle ilginç bir tabloyla karşı karşıyayız. Anlaşılıyor ki Başbakan Hatay’da, Reyhanlı’da, sınırlarımız üstünde oynadığı Suriye oyununun piyonları olarak görüyor buradaki vatandaşlarımızı.

Değerli arkadaşlar, Başbakanın olay karşısında sergilediği tutum, tavır milletimizin vicdanını ikinci kez incitmiştir. Sayın Başbakan, bu milleti hamasetle peşine takıp götüreceğini sanıyor. Artık bıkkınlık veren haykırışlarıyla şöyle diyor: “Ecdadımız mazlumlar için Hint Yarımadası’na, Açe’ye asker göndermedi mi?” diye soruyor. Evet, Sayın Başbakan, ecdadımız oralara ordu gönderdi. İyi işte, sen de vatandaşlarımızı kendi sınırlarımız içinde vuran düşman ülkeye niye asker göndermiyorsun? Osmanlı atalarımızın üzerinden sözle efelik taslama; bunu kimse satın almaz, kimse de inanmaz. Bu kaçıncı tokat? Marmara gemisiyle ilgili estiniz gürlediniz; en son, çok aşağılık bir şekilde, tazminat mazminat derken, ne olduğu belli olmayan bir özre sığındınız. İranlı vuruyor, Iraklı vuruyor, herkes vuruyor. Suriye politikası konusunda bu kadar kararlıysan niye gereğini yapmıyorsun? Sayın Başbakan Suriye meselesini bir millî politika olarak ele almıyor. Sayın Başbakan Orta Doğu’da iktidar oyunu oynamak istiyor. Oynadıkça kendisini de, ülkeyi de içinden çıkılmaz bir batağa sokuyor. Başbakan için Orta Doğu’da oynamak onun bir fantezisi olarak ortaya çıkıyor. Bu oyun Reyhanlı’da onlarca masum vatandaşımızın hayatına mal oluyor. Diğer yandan, bu saldırının önlenememiş olması bir yana, yetkililerin yaptığı açıklamalar her türlü gayriciddiliği içinde barındırmaktadır. Olayın olduğu günden bu yana beş gün geçmiş, birbirini tutmayan açıklamalar ardı ardına dile getirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, şu anda, bu eylemi kimin yaptığını, niye yaptığını, yapılanların arkasında kimlerin olduğunu bilmemektedir çünkü Hükûmetin sansürcü kafa yapısı, yargıyı da alet ederek, bu olayın üzerine koca bir çuval geçirmiştir. Yayın yasağı vardır. Bu yayın yasağı niye konmuştur? Bu konuda sağlıklı bir açıklama yapılmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu ana kadar Türkiye’ye zarar veren politikalarla büyük yanlışların içerisinde bulunan Hükûmet, kendine acilen bir çekidüzen vermelidir. Her şeyden önce, Reyhanlı’da saldırıdan zarar gören vatandaşlarımızın her türlü zararları karşılanmalıdır. Onların acılarını bir nebze hafifletecek girişimlerin yapılması çok önemlidir. Hükûmetten acilen bunu bekliyoruz.

İkinci olarak, Hükûmet, derhâl, bu hastalıklı, kişiselleşmiş hatalarla dolu Suriye politikasını terk etmelidir. Türkiye, AK PARTİ Hükûmetinin ajandası içerisinde gizlediği ihtiraslara mahkûm edilemez. Burada bölgenin en büyük devletinin itibarı söz konusu. Sayın Başbakan Amerika’ya gidiyor. Umarız ki başarılı görüşmeler yapar ve Türkiye'yi soktukları şu çukurdan çıkarma konusunda bel bağladıkları Obama’dan gerekli desteği alır. Ancak, şu ana kadar Amerika yönetiminin duruşundan anlıyoruz ki Sayın Başbakan Amerika yönetiminden bol bol nasihat alıp gelecektir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan, Allah için, bir konuda çok başarılıdır; o da reklamcılık, PR yapmak. Kendi reklamını yapmaya özel önem veriyor ve bunu yaparken âdeta kendinden geçiyor, gerçeklerden kopuyor. Günlerdir hayretle izliyoruz. ABD’ye yapacağı seyahatle sanki Amerika kıtasını fethe gidiyormuşçasına bir görüntü vermeye çalışıyor. Oysa bunların hiçbiri gerçek değil. Başbakan, ne yazık ki Amerika’dan “Beni düştüğüm şu Suriye çukurundan kurtar.” diye yardım isteyecektir. Başbakan dış politikanın kendine has karakterini hâlâ öğrenememiş gözüküyor. Her dış politika olayını iç politikaya alet etmenin muhakkak bir yolunu buluyor ancak Türkiye'ye de büyük zarar veriyor. Bugün Türkiye'nin kendine ait bir diplomatik dili yoktur. Başbakanın nerede ne söyleyeceği, ne yapacağı, hangi ruh hâliyle hangi tavrı takınacağı belli değildir. Diplomatlarımız, Başbakanın bulunduğu her zeminde pot kırmasından duydukları endişeyle bildikleri bütün duaları okumaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, bir diğer konuyu, her konuda çözüm konusu, “çözüme engel” diye bir ifade kullanıldığı için bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Adına “çözüm süreci” denilen ihanet süreci hızla devam etmektedir. Daha şimdiden korktuğumuz ve milletimizle paylaştığımız hususların hepsi, maalesef, bir bir gerçekleşmektedir. Ortaya çıkan görüntüler vahimdir, yüz kızartıcıdır. Bizim bu Hükûmet tarafından bir anayasa devleti olmaktan çıkarıldığımız apaçık ortaya çıkmıştır. Türkiye, bugün, bu Hükûmetin elinde, bir kanun devleti bile değildir. Türkiye'nin bugün bu uğursuz kader filmi gibi izlediği sürecin fotoğrafı şudur: Otuz yıldır milletin kanını akıtmış, ne kadar millî ve manevi değerimiz varsa hepsine kurşun sıkmış olan bölücü PKK, elini kolunu sallayarak, Türk milletine silah göstererek güya ülkeyi terk etmektedir. Şimdi, ortada gezen, hava basan PKK örgütüdür. Anayasal kurumlar ortada yok, polis ortada yok, asker ortada yok, mahkeme ortada yok, savcı ortada yok, Türkiye'yi hukuk devleti yapan hiçbir şey ortada yok. Sanki yer yarılmış, herkes içine girmiş. Genelkurmay Başkanı da açıklama yapıyor: “Ne giden var ne giren var ne görüntü var.” Türk Silahlı Kuvvetlerinin Genelkurmayını düşürdüğünüz hâle bakın. Bunu da bir not düşsün diye ifade ediyorum.

Ben sizinle başka bir şeyi paylaşacağım. Bu çözüm süreciyle ilgili takip edilen süreçten dolayı bu Hükûmet düşecek, yeni bir hükûmet gelecek, Allah’ın izniyle, adaleti de gerçekten tahakkuk ettirecek. Allah Türkiye'ye adaletsiz bir hükûmet nasip etmesin. Bu hükûmet geldiğinde, adalet geldiğinde, Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticileri, bakanları…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Siz geldiğinizde de gördük.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen ne anlarsın oğlum o işlerden, sen başka işlere bak.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Geldiğinizde gördük.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Konuşma oradan, sen kendi işine bak.

CELAL ADAN (Devamla) – …Başbakanı, emin olun, hayatının geri kalanını hapishanede geçirecek. Bu kadar suç işlenen bir döneme Türk tarihi hiçbir dönem rastlamamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL ADAN (Devamla) – Asker vuran, polis vuran…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Boş konuşuyorsun, boş, boş!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen boşsun, sen!

ALİ ÖZ (Mersin) – Sen boş konuşuyorsun lan, sen boş konuşuyorsun!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen kendine bak!

ALİ ÖZ (Mersin) – Kendine bak sen!

CELAL ADAN (Devamla) – Senin her tarafın dolu olsa kenarımızdan geçemezsin! Bir kere, edepli ol, sus!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Her defasında çıkıyorsun yırtık dondan çıkar gibi!

ALİ ÖZ (Mersin) – Ayıp ama ya, ayıp değil mi! Her defasında aynı şeyi yapmıyor mu?

CELAL ADAN (Devamla) – Beyler, bir dakika, bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Adan.

CELAL ADAN (Devamla) – Sen “Silahını sakla, çık.” dediğin zaman kime söylüyorsun bunu? Polis vurana, asker vurana söylüyorsun. Bu suç değil mi? Utanmadan konuşuyorsun! Utanmadan konuşuyorsun!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hakaret etmeden konuş.

CELAL ADAN (İstanbul) – El kol hareketi yapma, senin terbiyeni bildiririm ha!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen yapma.

CELAL ADAN (İstanbul) – Saygısız! Hadi git! Git! Terbiyesiz!

MUHARREM VARLI (Adana) – Yılmaz, fazla konuştun Yılmaz!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

MUHARREM VARLI (Adana) – Celal Ağabey, o muhatap alınacak adam değil zaten ya, onun her zamanki hâli.

BAŞKAN – Bir saniye…

Ne söylüyorsunuz Sayın Ünal, ne için söz istiyorsunuz?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın konuşmacı konuşması esnasında Sayın Grup Başkanımız hakkında hoş olmayan ifadeler kullandı.

BAŞKAN – Ne söyledi, hoş olmayan ifade kullandı?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, konuşmayı siz de dinlediniz ve sizden beklerdim ki İç Tüzük gereği konuşmacıyı Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı hakkında temiz konuşmaya davet etmeniz gerekirdi.

CELAL ADAN (İstanbul) – Ne konuştum yanlış? Ne konuştum?

BAŞKAN – Evet efendim, ben davet ettiğimde daha önceki konuşmaları hakkında, Sayın Grup Başkan Vekili müdahil oldu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Eğer izin verirseniz, 69’a göre sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

Ne söylendiğini tekrar edeceksiniz burada Sayın Ünal.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen gün burada bir deklarasyon imzaladık. Dört siyasi partinin grup başkan vekilleri burada bir deklarasyonun altına imza attılar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sebebini de söyle ama.

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Temiz, düzgün, saygılı, erdemli bir dil kullanılması konusunda ortak bir söz verdiler.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’yla ilgili, Sayın Devlet Bahçeli’yle ilgili, bu milletin egemenlik hakkını kullanmak için, temsilcileri aracılığıyla kullanmak için oyunu verdiği her bir genel başkanla ilgili burada konuşurken her bir konuşmacının sözlerine dikkat etmesi gerektiğini biz AK PARTİ olarak her defasında ifade ettik. Yüzde 50 oy almış bir partinin Genel Başkanı hakkında konuşuyorsanız, öncelikle, siyasi sorumluluk gereği, siyasi ahlak gereği ifadelerinize dikkat etmeniz gerekir. Yüzde 50 oy almış bir siyasi partinin Genel Başkanıyla ilgili konuşurken o yüzde 50’ye duyduğunuz saygıdan dolayı daha dikkatli konuşursunuz. Eğer söyleminiz nefretten besleniyorsa ve sizin söyleminizin beslendiği kesim sizin bu üslubunuzdan hoşlanıyor diye böyle konuşuyorsanız, bu, her şeyden önce sorumsuzluktur. Kaldı ki bir hususu lütfen netleştirelim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – O kesimden orada bir sürü adam var; onlara söyle önce! O kesimden bir sürü adam var orada, o kesimden  senin kesiminde sürü insan var. Kesimi karıştırma!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bakın, oradan “oğlum” ifadesini kullandı az önce konuşmacı, siz şu anda ağzıma alamayacağım bir ifadeyi kullandınız. Burada grup başkan vekilleriniz var. Ben de Grup Başkan Vekiliyim; ben konuşmacıyı susturdum ve buraya çıktım.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bize laf atmayın! Önce kendi kesimine söyle!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bakın, orada Mehmet Bey oturuyor. Lütfen, gerekirse Mehmet Bey cevap verir ama siz öncelikle nezaketle davranın.

ALİ ÖZ (Mersin) – Siz nezaketle davranın.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ben sizi nezakete davet ediyorum. Ülkücülere laf söyleyemezsin! Önce oradakilere söyle o zaman! Nefretten besleniyormuşuz!

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Bu ifadelere, burada kullanılan ifadelere cevap vermek benim ahlakımı aştığı için biz milletin takdirine bırakıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Nefretten beslenenler varsa senin grubunda!

SONER AKSOY (Kütahya) – Dinle, dinle.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sana ne lan!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sen bulmaca çöz. Bulmaca çöz, bulmaca.

SONER AKSOY (Kütahya) – Dinle, dinle.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sen bulmaca çöz, bulmaca.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen konuşma! Sen otur yerine!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, bu yakışıyor mu arkadaşlar?

ALİ ÖZ (Mersin) – Size yakışıyor mu Ahmet, yakışıyor mu!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ülkücü kesimi suçluyor! İftiraya bak! “Ülkücü kesim nefretten besleniyor.” diyemez!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

Sayın Ünal, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Başkanım, oradaki hakaretlere hiç sesinizi çıkarmayacaksınız, Başbakanla ilgili söylenen çirkin ifadelere tepki koymayacaksınız…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen ülkücü harekete “Nefretten besleniyor.” diyemezsin!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - …Başbakan hakkında hoş olmayan bir ifade kullanıldığı için tepki koyan bir milletvekilini sorguya çekeceksiniz, bu da normal olacak, öyle mi?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ülkücü harekete “Nefretten besleniyor.” diyemezsiniz! Biz nefretten beslenmiyoruz. Ülkücü hareketin geçmişine “Nefretten besleniyor.” diyemezsiniz!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ülkücü hareketin geçmişi nefretten beslenmez ama Mustafa Pehlivanoğlu’nun kemiklerini sızlatıyorsunuz!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bırak ya, o sizi aşar ya!

ALİ ÖZ (Mersin) – Onlar sizi aşar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Onlar sizi aşar Başkan, gözünü seveyim ya, bırak, onlar sizi aşar!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Seni aşar, seni.

CELAL ADAN (İstanbul) – Başkanım, Grup Başkan Vekili ahlakı ön plana çıkararak bizim sanki ahlaka aykırı ifadeler kullandığımızı dile getirdi. (AK PARTİ ve MHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Bir dakika sayın milletvekilleri…

Ne diye söz istiyorsunuz? Ne diye sataştı?

CELAL ADAN (İstanbul) – Benim ahlaka sığmayan birtakım ifadeler kullandığımı ifade etti, onu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Adan, iki dakika söz veriyorum ama yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, Hükûmeti ve bakanları tehdit ediyor. Ben  Hükûmet adına söz istiyorum.

5.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, ben konuşmacıya bir sataşmada bulunmadım, sataşma ifade eden bir sözüm de olmadı.

CELAL ADAN (Devamla) – Mahir Bey, biraz sakin olur musunuz.

BAŞKAN – Sayın Ünal, sataşmadan söz istedi, “Ne diye sataştı?” diye sordum ben.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Beni burada sözlüye çekiyorsunuz, beni burada sorguya çekiyorsunuz “Ne hakla oraya gidiyorsunuz?” diye…

BAŞKAN – Efendim, onu sorgu olarak kabul ediyorsanız… Sayın Adan’ı da ben sorguya çektim, eğer sorgu olarak kabul ediyorsanız. Kaldı ki sorguya çekmiyorum ben kimseyi burada. Lütfen…

CELAL ADAN (Devamla) – Bir dakika beyler… Mahir Bey, bir dakika…

Öncelikle şu tespitin altını çizmek mecburiyetindeyiz: Bu devletin temel değerlerine her zaman ahlaki bakan bir gelenekten geliyorum ben ama bizim içimizi yakan hadiseler oluyor Türkiye’de. Benim söylediğim hadise şu: Bu olay karşısında, bu cereyan eden hadise karşısında, bir tarafta Suriye hedef gösterilirken, bir tarafta bu olaylar olurken lakayıt davranan Başbakan da olsa, Cumhurbaşkanı da olsa, kim olursa olsun… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Aynı şeyleri tekrar ediyorsun!

CELAL ADAN (Devamla) - Bu ifadeyi kullanmanın ahlaksızlıkla ne alakası var? Burada oturuyor, Başbakan Yardımcısı oturuyor. Ne diyor Başbakan Yardımcısı, nasıl izah ediyor, bakın tutanaklara. Hiçbir mesele yoktu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kullandığınız ifadeleri kayıtlardan, tutanaklardan alıp okuyun. Siz, o zaman ne söylediğinizin farkında değilsiniz. Tutanaklardan okuyun lütfen kullandığınız ifadeleri.

CELAL ADAN (Devamla) – Yüzde 50 oy almak bu millete haksızlık yapma hakkını size vermez; vermez, böyle bir hakkı vermez.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu millet sizi de gördü.

CELAL ADAN (Devamla) – Bu mesele bir millî meseledir, Türk devletini ilgilendiren bir meseledir. Polis katillerine, jandarma katillerine “Silahları saklayın, çıkın.” diyen bir Başbakana saygı duymuyorum! (MHP sıralarından alkışlar)

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ben de sana saygı duymuyorum.

CELAL ADAN (İstanbul) – Sen kimsin de saygı duyacaksın lan!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, konuşmacı “lan” ifadesini kullandı. Lütfen, bu ifadenin tavzihini ve özür dilemesini istiyorum.

BAŞKAN – Hangi ifadenin Sayın Ünal?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Lan” ifadesini kullandı konuşmacı, bu Meclise yakışmayan bir ifade bu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yılmaz Tunç da “lan” dedi orada, o da “lan” diyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kimse öyle bir ifade kullanmadı burada.

BAŞKAN – Sayın Adan, lütfen cümlenizi tavzih ediniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yılmaz Tunç da kalksın özür dilesin o zaman.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Yazık, yazık!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yaşından başından utan be!

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Tahrik ediyorsun, sonra da insanlardan özür bekliyorsun. Tahrik etme, adam gibi otur yerinde.

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında kullandığı bazı ifadelerini düzelttiğine ilişkin açıklaması

CELAL ADAN (İstanbul) – Biz siyaseti Allah rızası için yaparız, bu memleketin birliği için yaparız. (AK PARTİ sıralarından “Yapma ya!” sesi)

Burada bir daha söyledim. Bu memleketin değerleri noktasındaki hassasiyetimizi bizi bilenler bilir. “Ulan” lafı bize yakışmayan bir laftır ama buradaki temel hassasiyetimizin ahlak ölçülerine indirgenmesini kınıyorum, Grup Başkan Vekilini kınıyorum. Bizim söylediğimiz şudur: “5 kişi, 6 kişi çıktı.” diyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Özür dile, özür!

CELAL ADAN (Devamla) – Çıkanları, dağdan çıkanları görüyoruz. Kim çıkıyor, ne oluyor Türkiye'de, ne yapıyorsunuz siz Türkiye’de, bunu sorgulamayacak mıyız, bunun hesabını sormayacak mıyız?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu üslupla mı?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Gidin engel olun, gidin engel olun, geri çevirin.

CELAL ADAN (Devamla) – Bunlara engel olacağız.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Olun, olun, gidin geri çevirin, birlikte dağa çıkın.

CELAL ADAN (Devamla) – Türkiye'nin her tarafında Türk Bayrağı’yla onur duyan, gurur duyan bir iradeyi…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Millet getirdi, millet.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

CELAL ADAN (Devamla) – …Allah’ın izniyle, Milliyetçi Hareket Partisi iktidarında her onurlu vatandaş bu sesi duyacaktır, hiç merak etmeyin siz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz ve 20 milletvekili tarafından Suriye sınırımızda yaşanan olayların araştırılarak sınır güvenliğinin olup olmadığının tespiti ve gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla 15/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, Hükûmete, Başbakanımıza hakaret var. Ben Hükûmet adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Değerlendiririz efendim.

Buyurun Sayın Kürkçü. (BDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bugün, burada, Reyhanlı’daki saldırı dolayısıyla bir kere daha Türkiye’nin Suriye dış siyasetini değerlendirmeye alacağız.

Biz milletin vekilleriyiz, onlara vekâleten bu değerlendirmeyi yapıyoruz ama bu halkın adına yapıyoruz, halkın eleştiri hakkını devralmıyoruz. Bugün bu eleştiri haklarını kullanan Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencilerine İçişleri Bakanlığına bağlı polis güçlerinin yaptığı saldırı hâlâ Orta Doğu Teknik Üniversitesinde gaz bombaları, tazyikli suyla devam ediyor. Buradan, vekilleri olduğumuz, sözcüleri olduğumuz Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencilerinin bu eleştirilerini olduğu gibi sahiplendiğimizi söylüyoruz, onları buradan selamlıyoruz.

Elbette, Hükûmetin tıpkı dış siyaseti gibi çalışma siyasetinin de yanlışlığı dolayısıyla ortaya çıkmış olan Türk Hava Yolları grevinin işçi haklarını savunan sendika tarafından sürdürülmesini ve mutlaka başarıya ulaşacağını... Başarıya ulaşıncaya kadar tıpkı dış siyaset, savunma siyaseti gibi çalışma siyasetinin de yanlışlığının ortaya çıkarılmasını sağlayan bu grevin de yanındayız, grevci emekçilerle beraberiz. İstanbul’a ya da başka bir yere uçakla gidemiyorsak da bu bizim için bir kayıp değildir; yeter ki işçiler kazansın, o zaman hep birlikte kazanacağız.

Bugün karşı karşıya kaldığımız mesele, bu tutarsız siyasetler toplamıdır. Antakya’nın bütün ilçeleri bugün aslında aynı sorunla karşı karşıyadır. Türkiye Hükûmeti, gerçekte ne kendi yurttaşlarının ne Suriye yurttaşlarının çıkarlarıyla doğrudan doğruya bağlantısı olmayan bir vekâleten savaşa taraf olmuş durumdadır ve bunun sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta sonu meydana gelen patlamadan sonra ilçeyi ve kenti ziyaret ettik. Buradaki insanlarımızı dinledik ve burada Hükûmet partisinin sözcülerinin çokça söyledikleri, misafirseverlik olarak, misafirperverlik olarak, insanlık olarak anlattıkları siyasetin aslında nasıl olup da bir felakete dönüştüğünü gözlerimizle gördük.

Saldırının kendisine geri döneceğim ama saldırıdan sonra ortaya çıkan tepkileri dikkatle değerlendirdiğimiz zaman şunu görebiliriz: 35 bin nüfusu olan bir ilçeye ilçe nüfusu kadar mültecinin yığılmasına herhangi bir önlem almadan rıza gösterdiğiniz zaman, ister istemez, bu saldırıdan sonra o ilçede yaşayanlar arasında sert bir gerilimin doğmuş olması kaçınılmazdır. Şikâyetleri dinlediğimizde iki önemli şeye tanık olduk. Bir tanesi “sınır güvenliği” diye bir şeyin kalmamış olması, güneyden kuzeye doğru denetimsiz, başıboş, bütün bölge kentlerini ve kasabalarını herhangi bir biçimde denetlenemeyen bir göçün kapladığını, o nedenle mülteci kamplarında… Ki Türkiye hâlâ bu insanları mülteci kabul etmiyor, onlara statü vermiyor, uluslararası bir statüye kavuşturmuyor onları ama öte yandan, bu denetimsiz geçişleri serbest bırakarak Türkiye ile Suriye arasındaki sınırın erimesine, kaçınılmaz olarak Suriye’deki savaşın Türkiye’ye intikaline yol açıyor çünkü savaştan kaçanlar, genellikle, bu savaşta, şu ya da bu şekilde, pasif ya da aktif bir biçimde taraf olmuş ya da olmuş olanlara yakın durmuş olan insanlar.

Hiç yanlış anlaşılmak istemem, bu insanların her türlü yardıma, bakıma, korumaya ihtiyaçları vardır, aksi ispat edilinceye kadar hepsi masumdurlar, hepsinin de korunması gerekir. Ama bir kasabanın nüfusu kadar bir nüfusu oraya yığdığınız ve buraya bir kamu katkısı koymadığınız zaman orada olacak olan kargaşaya elbette hiçbir şekilde çare bulamazsınız. O nedenle, genel siyasetin yanlışlığı mülteci siyasetine de yanlışlık olarak yansımaktadır.

Başından beri -sadece Genel Kurulda değil, komisyonlarda da- şunu defaatle söyledik: Türkiye’nin, Suriye’nin iç savaşına taraf olmakta herhangi bir menfaati yoktur, Suriye’de yaşayan halkların da menfaatleri yoktur. Gördüğünüz gibi, ne kadar çok aktör, ne kadar çok oyuncu Suriye’de rol alırsa çatışma o kadar büyüyor, çatışmanın çözülmesi o kadar güçleşiyor. Artık Suriye için de çözülmesine imkân olmayan bir hâl alıyor.

Üstelik, çatışmaya katılanlar, çatışmaya taraf olanlar, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, bunlar kendi aralarında çatışmaya silahsız, barışçı, siyasi, taraflar arasındaki uzlaşmaya dayalı bir çözüm arama niyetlerini beyan ettikleri ve bu ay sonunda bu aramayı bir konferansla gerçekleştireceklerini ilan ettikleri tarihte, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı “Amerika Birleşik Devletleri eğer bir askerî müdahale yapacak olursa karadan destek vermeye hazırız.” diyerek, gerçekte uluslararası konjonktürün, bölgesel bağlamın tamamen ötesinde, tuhaf, açıklanamaz, siyasetle, Türkiye’nin genel çıkarlarıyla, Türkiye’de yaşayan halkların çıkarlarıyla açıklanamayacak bir siyasetin ifadesi olan, gelişigüzel, hiçbir incelemeye, hiçbir araştırmaya, hiçbir sahici analize dayanmayan sözleri peş peşe söyleyebiliyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tekzip edildi o.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Esad yönetimi Suriye bakımından, Suriye halkı bakımından kabul edilmeyen bir yönetim olabilir ancak Suriye’deki çatışmanın diğer tarafı çok mu makbuldür? Kelle kesen, insanları kurşuna dizen, dinî inançları ve kanaatleri dolayısıyla onları kendi iktidarında mezbahada boğazlar gibi boğazlamayı vadedenlerin bizim yanında duracağımız bir güç olacağını kim söyleyebilir?

Başından beri şunu söyledik, Türkiye aslında Suriye meselesiyle şu bakımdan ilgilenebilir: Türkiye’deki yurttaşlarımızın, tamamen keyfî biçimde, rastgele, Birinci Dünya Savaşı’nın, emperyalist güçlerin uzlaşmalarıyla çizilmiş sınırlarının böldüğü yurtlarının kimi bir tarafında kimi bir tarafında kalan yurttaşlarımızın birbirleriyle olan akrabalık bağları, Araplar, Nusayriler, Sünniler, Çerkezler ve Kürtlerin buradaki akrabalarının öbür tarafta görülen zarardan duydukları kaygıyı giderecek bir siyaset izlemesi gerekirken, doğrudan doğruya, bambaşka bir siyasi saikle süreçte tavır alınmıştır. Bütün bunların sonucu, tabii ki, savaşın Türkiye'nin sınırlarının içine taşınmasıdır.

Kaldı ki bu saldırının Suriye Hükûmetiyle bağlantılı olduğuna dair iddiaların da hiçbirisi açık değildir. Bunun ucunda olduğu söylenilen Türkiye devrimci hareketinin geçmişinden gelen unsurların Suriye’yle birleşerek burada bir saldırı yaptıkları iddiası Antakya’da hiç kimse tarafından kabul görmemektedir çünkü bizzat bu saldırıyı düzenlediği söylenilen kişinin akrabaları, kardeşleri, yakınları saldırıdan birkaç gün sonra gözaltına alınmışlardır. Bir saldırı düşünün, bu saldırı orada yaşayan akrabalar tarafından öbür akrabalara karşı gerçekleştiriliyor. Bu tuhaf senaryolarla bu çatışma açıklanamaz. Bu çatışmayı açıklayan şey, Türkiye'nin, kaçınılmaz bir biçimde, kendi izlediği dış politikayla bu vekâleten yürütülen savaşın tarafı hâline gelmiş olmasıdır. Oysa Suriye’de bir örnek vardır. Çok uluslu, çok kültürlü, çok kimlikli, laik, demokratik, kadın haklarının ve emekçi haklarının güvence altına alındığı bir rejimi, Suriye halkının bir bölümü Rojava’da, Batı Kürdistan’da kurmaya başlamıştır. Bunu örnek alarak, bunu Suriye için bir model hâline getirerek, buna anlayışla yaklaşarak kapı açmak gerekirken, bu oluşum da daha doğduğu günden beri Türkiye'nin askerî ve siyasi tehdidi altında kalmıştır.

Bu durumda nedir çözüm? Bu çetelerin iktidarına yol açmak mı? Asla ve asla böyle bir çözümü ne Türkiye halkları ne Suriye halkları kabul edecektir ne de uluslararası demokratik kamuoyu kabul edecektir. Bir an önce Türkiye'nin izlediği dış politikaya son vermesi, özgür, demokratik, laik, bütün halkların birbiriyle kardeşçe yaşadığı bir Suriye’nin kurulması için Suriye halkına destek olmak, Suriye halkının kurucu çabalarına  destek olmak, bu açıdan Suriye’nin demokratik ve ilerici kuvvetlerine kapıları açmak, bu kuvvetlerin Türkiye’de feyzalmaları, kendilerine melce bulmaları ve edindikleri uluslararası gücü Suriye’nin yeniden kurulmasına sevk etmeleri için çaba göstermek gerekecektir.

Barış ve Demokrasi Partisi, Türkiye’nin sosyalist ve demokratik güçleri bu görüşten yanadır; bu siyasetle gidilmesini istemektedir. Türkiye’nin Suriye’de izlediği siyaset baştan aşağıya yanlış olduğu için gelecekte aynı saldırılarla karşılaşma ihtimalimiz vardır. Bir an önce bu gidişata son verilmelidir.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, sataşma nedeniyle söz talebiniz vardı.

İki dakika söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Hükûmete ve Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, buradaki konuşmalar daha çok Hatay’la, Reyhanlı’yla ilgili; biraz önce değerli milletvekilimiz de ifade etti. Ben de olay sonrası en erken ulaşan kabine üyesi olarak bütün gelişmeleri orada iki gün yakından takip ettim, Hükûmetimiz adına en ciddi şekilde yapılabileceklerin hepsini yaptık. Yani “Burada Hükûmet yoktu, gerekenler yapılmadı.” vesaire gibi şeyler tabii üzücü. 4 bakan, biz o pazar günü, her birimiz Türkiye’nin değişik yerlerinde görevdeydik ve hepimiz görevlerimizi bırakıp Hatay’a, Reyhanlı’ya gittik.

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Reyhanlı’ya gelmediniz Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bütün milletvekillerimiz oradaydı; ambulans uçaklar, devletin her şeyi oradaydı. Bunu bir söylemek istiyorum.

İkincisi de, söz almamın esas sebebi de şu: Biraz önce Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan sayın sözcü “Başbakan ve bakanların hepsi gelecekte ömürlerini cezaevinde geçirecek.” diye bir ifade kullandı. Doğrusu, çok yadırgadım. Yani, öfkeyle, kinle falan siyaset yapma yeri değil Meclis, gelip bu kürsüde fikir söyleme yeri. Bu kürsü çok değerlidir. Buraya gelenler kabadayılık yapmaz, buraya gelenler fikir söyler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başbakanın “İdamlık gömleğimi, bayramlık gömleğimi giydim.” diyor. Bırak bu işleri yahu! Ne oluyor sana? Ne oluyor sana Beşir Atalay? Başbakanın diyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – O söylediğiniz sözler, o “cezaevleri” sözleri falan acizliktir, acizlik. Millet size o iktidarı vermeyecek, siz de asla böyle bir şey yapamayacaksınız, sadece konuşacaksınız.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Milletin oyuna ipotek mi koyuyorsun?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) –  Ve burada Sayın Başbakanla ilgili, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıyla ilgili öyle tehdit eden, kabadayı sözleri iade ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz Türkiye’de milletin oyuyla gelmiş, böyle hükûmet yapıyoruz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Dava açtık, dava seninle ilgili! Sayın Bakan, seninle ilgili dava açtık!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada biz kabadayılıkla falan iktidar yapmıyoruz, bunu tekrar söyleyeyim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Dava açtık seninle ilgili, suç duyurusunda bulunduk. Adalete hesap vereceksin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ülkemizin değerleri, millî değerlerimiz, Türkiye'nin geleceği bizim derdimizdir. Bizim tek derdimiz bu, davamız da bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Dava açtık, suç duyurusunda bulunduk, suç!

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Savcıları Antalya’ya sürerek susturamazsınız! KCK’yı siz kurdunuz!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz ve 20 milletvekili tarafından Suriye sınırımızda yaşanan olayların araştırılarak sınır güvenliğinin olup olmadığının tespiti ve gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla 15/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; (11/27) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki ön görüşmeleri ile (9/2) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin soruşturma açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmelerinin 20 Mayıs 2013 Pazartesi günkü birleşiminde yapılmasına; 460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

                                                                                                                        15/5/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/5/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                               Mahir Ünal

                                                                                                           Kahramanmaraş

                                                                                              AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4’üncü sırasına, yine bu kısımda bulunan 28, 453, 420 ve 358 sıra sayılı kanun tasarılarının ise bu kısmın 3, 5, 7 ve 8’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 20 Mayıs 2013 Pazartesi saat 14.00'te toplanması ve bu birleşiminde gündemin "Özel Gündemde Yer Alan İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

Bastırılarak dağıtılan (11/27) esas numaralı Gensoru Önergesi ile (9/2) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin; 20 Mayıs 2013 Pazartesi günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1 ve 2’nci sıralarına alınması, (11/27) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeleri ile (9/2) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin Anayasa’nın 100’üncü maddesi gereğince soruşturma açılıp açılmaması konusundaki görüşmelerinin 20 Mayıs 2013 Pazartesi günkü birleşimde yapılması ve bu görüşmelerin tamamlanmasına kadar Genel Kurulun çalışmalarına devam etmesi;

15 Mayıs 2013 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

16 Mayıs 2013 Perşembe günkü birleşiminde 450 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

21 Mayıs 2013 Salı günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

22 Mayıs 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 351 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

23 Mayıs 2013 Perşembe günkü birleşiminde 386 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar devam etmesi,

460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

önerilmiştir.

460 Sıra Sayılı

SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

(1/771,2/395)

BÖLÜMLER                  BÖLÜM MADDELERİ         BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM                      1 ila 8 inci maddeler                                8

2. BÖLÜM                      9 ila 15 inci maddeler                              7

                                        TOPLAM MADDE SAYISI                 15

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; grup önerimizin lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Grup önerimizde, Meclisimizin bu hafta ve önümüzdeki haftaki çalışma gün ve saatleri ile kanun tasarı ve tekliflerinden bir kısmının öne alınması önerilmektedir. Ayrıca, Sayın Başbakanımız hakkında ve Sayın Başbakan Yardımcımız hakkında verilen gensoru ve Meclis soruşturma önergesinin görüşmelerinin de önümüzdeki hafta pazartesi günü yapılması önerilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bugün öne alınmasını istediğimiz iki tasarıdan biri 460 sıra sayılı SGK ile ilgili kanun tasarısıdır. Bu tasarı içerik olarak 15 madde. Çok önemli düzenlemeler, çoğunluğu SGK ile ilgili ama diğer kanunlarda da bir kısım değişiklikler öngörülmektedir. Özellikle varlık barışı, ülkemizdeki yabancı öğrencilerin sosyal güvenliğe kavuşturulması, yine koruma kanunları çerçevesinde sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımızın bu güvenceye kavuşturulması, KİT sözleşmesi ve yükseköğretim kurumlarında da fazla mesaiye ilişkin bir kısım düzenlemeler içermektedir; oldukça önemli bir düzenlemedir. İnşallah, bugün bunun bitimine kadar görüşülmesini teklif ediyoruz.

Yine ön sıralara alınmasını istediğimiz tasarılardan birisi de 5 büyük ilimizde üniversite kurulmasına dair 453 sıra sayılı Kanun Tasarısı. Onun da görüşmelerini yarın tamamlamayı teklif ediyoruz. Görüşmeler bitime kadar olacak.

Ben, önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mevlüt Dudu, Hatay Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, her gensorumuzda olduğu gibi, yine, bir kez daha, Başbakan hakkında vermiş olduğumuz, grubumuzun vermiş olduğu gensoruyu halktan kaçırıyorsunuz, gensoru görüşmelerini halkın izlemesine engel oluyorsunuz ama bu korkunun ecele faydası olmadığını bilmenizi istiyorum ve bu tutumunuzu kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz cumartesi günü, Reyhanlı ilçemizde cumhuriyet tarihinin en ağır terör saldırısı gerçekleştirildi. Resmî açıklamalara göre ölü sayısı şu an itibarıyla 51. Hafif yaralıları saymıyorum, en az 16-17 yaralının da pek ümit vermediğini, durumlarının ümit vermediğini öğrenmiş bulunuyoruz.

Ben, öncelikle, bu saldırıyı gerçekleştirenleri huzurlarınızda bir kez daha nefretle kınıyorum, lanetliyorum ve halkımızın bir daha bu tarz bir saldırıyla karşı karşıya kalmamasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, ben, olay günü -olay anında- bölgeye ilk intikal eden kişilerden biriydim, patlamadan tam bir saat sonra oradaydım. İlk tespitlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle: Ben oraya vardığımda, ne yazık ki devleti Reyhanlı’da göremedim. Sadece birtakım kamu binaları koruma altına alınmıştı ama her 2 patlamanın olduğu yerde de devlet yoktu. Vatandaş, 3-5 itfaiyecinin yardımıyla cenazelerini enkazdan çıkarmaya uğraşıyordu. Ve bu iddiamızı Reyhanlı Kaymakamı da kendisine sorduğumuzda Cumhuriyet Halk Partisi heyetinin huzurunda ikrar etti: “Evet, haklısınız, gün boyunca devlet olarak çok fazla faydalı olamadık vatandaşa, yardımcı olamadık. Bunun sebebi de halkın bize göstermiş olduğu tepkiydi.” dedi.

Değerli milletvekilleri, on sekiz aydır Uludere katillerini bulamayan Hükûmet, yarım günde Reyhanlı katillerini buldu. Ama, sizin bulduğunuz katillere ne Reyhanlı halkı ne Hatay halkı ne de Türk halkı emin olun inanmıyor. İnanmadığının farkındasınız çünkü kiralık kalemleriniz bu kez başka bir karalama kampanyasına başladılar. Neymiş efendim, Reyhanlı halkı Neonazi’ymiş, Reyhanlı halkı olaydan sonra Suriyelileri kafalarını taşla ezerek öldürmüş. Değerli milletvekilleri, bu iddiaların ciddiye alınacak hiçbir tarafı yoktur. Reyhanlı halkı büyük bir acı yaşıyor, hepimiz yaşıyoruz bu acıyı ve ne onların ne bizim acılarımızla, aklımızla alay etmeye de hiç kimsenin hakkı yoktur.

Değerli arkadaşlarım, bu topraklarda yaşayan insanlar ve bu devlet, tarih boyunca, zor durumda olan mağdur insanlara, sığınmacılara, mültecilere kucak açmıştır; bundan sonra da açmaya devam edecektir. Bu konuda hiçbir sıkıntı yoktur, Reyhanlı halkının da sıkıntısı yoktur. Reyhanlı halkının ve Hatay halkının sıkıntısı, sığınmacılarla değildir, o kamplarda terör eğitimi görenlerle ve ellerine silah tutuşturulup Suriye’ye gönderilen kişilerledir; bunu böyle bilmenizi istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Mültecilerin, sığınmacıların ne durumda olduğunu biz biliyoruz. İskenderun’da bir camide 300’e yakın sığınmacının barınmaya çalıştığını biliyor musunuz değerli milletvekilleri? O insanların ne perişanlık içinde olduklarını, dilencilik yaptıklarını, açlıktan hırsızlık yapmak zorunda kaldıklarını -tabii maddi durumu kötü olanları kastediyorum- hatta ve hatta, ne yazık ki fuhşa zorlandıklarını biliyor musunuz? “Mültecilere sahip çıkıyor.” algısını yaratmaya çalışıyorsunuz bu halkın üzerinde.

Bakın, geçen hafta -bu patlamadan bir gün önce- Altınözü’nde mültecilerin sığındığı bir düğün salonundan -ve resmî bir yer burası, şu an kayıtlar da var burayla ilgili- 2 tane fotoğraf göstermek istiyorum sizlere. İşte, siz mültecilere böyle bakıyorsunuz. Bakın, değerli milletvekilleri, 2 insan; Afrika’daki aç çocuklar gibi çırılçıplak, altları çocuk beziyle bağlanmış ve devlet hastanesinden “Alın bunları, götürün.” diye atılmış 2 Suriyeli mülteci. İşte, siz mültecilere de böyle bakıyorsunuz.

İkinci gün, olayın ertesi günü Ankara’dan kalabalık bir milletvekili arkadaş grubumuz geldi, heyet hâlinde tekrar Reyhanlı’ya gittik ve bir barikatla karşılaştık. Polis bizi olay yerine sokmak istemedi. “Neden?” diye sorduk, “Deliller toplanıyor.” dediler.

Ben, Sayın Başbakan Yardımcısına –çıkmış sanıyorum- sormak istiyorum: Bu barikatları bize kuracağınıza, 1 Mayısta alanlarda 1 Mayısı kutlamak isteyen işçilere, emekçilere kuracağınıza, bugün Reyhanlı olayını protesto için eylem yapan ODTܒdeki, İstanbul’daki öğrencilere kuracağınıza katillere kursaydınız nasıl olurdu değerli milletvekilleri? (CHP sıralarından alkışlar)

Bir de bu olayın yanlış bir düzlemde tartışıldığını düşünüyorum. Olayı kimin yaptığının, bu alçakça, insanlık dışı terör eylemini kimin gerçekleştirdiğinin aslında çok fazla bir önemi yok. Faillerin bulunması elbette önemli, elbette yakalanacaklar, yargı önüne çıkarılacaklar ve cezalandırılacaklar ama asıl önemli olan, bu olayın neden olduğu, hangi şartlar altında gerçekleştirildiği ve bu şartları kimin yarattığıdır; tartışılması gereken budur.

Türkiye’yi bu noktaya AKP iktidarı uyguladığı yanlış Suriye politikasıyla getirmiştir. Hatay’ı terörist yuvası yaptığınızı, Hatay’ı cephane deposu yaptığınızı hep söyledik. Reyhanlı ve başka bazı ilçelerde bomba yapımı sırasında meydana gelen patlamaları kamuoyuyla paylaştık. Belen’de bir sitede, 2 ayrı kez, Suriyelilerin kaldığı aynı sitede 2 ayrı evde patlayıcılar yakalandığını söyledik, kamuoyuyla paylaştık. Sayın Genel Başkanımızın huzurunda Hatay Valisi de bunları kabul etti ve bu konuda gerekli adli soruşturmanın yürütülmekte olduğunu ikrar etti.

Hani, bazen diyorsunuz ya “Nereden biliyordunuz patlamanın olacağını?” Değerli milletvekilleri, özellikle iktidar partisi milletvekillerine sesleniyorum: Eğer Reyhanlı’ya giderseniz, yüreğiniz yeter de giderseniz ama bizim gibi, benim Genel Başkanım gibi koruma ordusu olmadan, elinizi kolunuzu sallaya sallaya gitme cesaretini bulabilirseniz kendinizde gidin görün. Reyhanlı’da çocuklar söylüyor…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – 4 bakan oradaydı.

MEVLÜT DUDU (Devamla) - 10 yaşındaki çocuklar “Bu patlamanın olacağını biliyorduk.” diyorlar, bir tek siz bilmiyordunuz. Âdeta kör ve sağır gibi bilmezlikten geldiniz, anlamazlıktan geldiniz bu felaketin geleceğini.

4 bakan oradaydı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – 4 bakan oradaydı.

MEVLÜT DUDU (Devamla) - 4 bakan havaalanına indi ve…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Milletvekillerimiz oradaydı.

MEVLÜT DUDU (Devamla) - …Reyhanlı’ya, bir söylentiye göre, gece saat on ikiden sonra şöyle bir gelip gitmişler ama gören yok, basından öğreniyoruz. Ben oradaydım, ben görmedim, Reyhanlı halkı görmedi, hiç kimse görmedi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sen gözlerini kapatırsan hiçbir şey olmaz zaten, göremezsin.

MEVLÜT DUDU (Devamla) - Değerli milletvekilleri…

LEVENT GÖK (Ankara) - Bir de gidecek güç lazım, güç.

MEVLÜT DUDU (Devamla) - “Devlet yoktu” dedim, aslında AKP de yoktu biraz önce söylediğim gibi.

Bakın, size şunu söylemek istiyorum: Olayın görgü tanıkları bugün hâlâ şunu anlatıyorlar: “O sesler, o patlama sesi, patlama anındaki insan sesleri, çığlıkları, o yanan ve parçalanan insanların çıkardıkları sesler hâlâ kulağımızda çınlıyor.” diyorlar.

Ben sadece şunu söylemek istiyorum: Umarım, o insanların sesleri, en kısa zamanda Sayın Başbakanın ve Sayın Dışişleri Bakanının da kulaklarında çınlamaya başlar.

Saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Temel Coşkun, Yalova Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Grubumuzun önerisiyle, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile ilgili tasarıyı temel kanun olarak görüşmeyi önermekteyiz.

Sayın Başbakanımız hakkında verilen gensoru önergesi ve Başbakan Yardımcımız Beşir Atalay hakkında verilen Meclis soruşturma önergesi görüşmelerini pazartesi günü saat 14.00’te başlayan oturumda görüşmeyi önermekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhalefet milletvekillerimiz ve muhalefet partilerimiz gensoruyu da maalesef ayağa düşürdüler ve sulandırdılar. Şunu ifade etmek isterim: Lütfen, kimse Başbakanımızın ne sabrını ne de üzüntüsünü ölçmeye, test etmeye kalkışmasın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vaay, lafa bak!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Evet, aynen öyle.

Bakın, biz ne yaptığımızı, nerede olduğumuzu ve ne yapmamız gerektiğini çok iyi biliyoruz. Aziz milletimizin bize verdiği emaneti ve vekâleti en iyi şekilde taşımaya azami gayret gösteriyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sizin ülkeyi nasıl ayağa kaldırdığınızı pazartesi göstereceğiz size, pazartesi!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Dünle bugünü kıyaslıyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Gensoruyu verdik. Küçümseme, küçümseme… Vereceksiniz hesabını!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Gerekirse risk alıyoruz. Topu taca asla atmıyoruz. Sorunları ötelemiyoruz, gerekirse risk alıyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Gücünüz varsa televizyonlardan verin; böyle korkarak, televizyonlardan kaçarak değil.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – “Nasıl olsa yüzde 50 oy aldık.” deyip yatmıyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Halkın gözü görsün, herkes görsün.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Tam aksine daha çok çalışıyoruz, daha çok milletimizle beraber oluyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yüreğin yetiyor mu? Herkesten kaçırıyorsunuz konuşmaları.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Daha doğrusu, milletimiz ne isterse onu yapıyoruz, milletimiz istediği müddetçe yapmaya da devam edeceğiz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Nasıl peşkeş çektirdiğinizi, nasıl sakladığınızı gözler önüne sereceğiz.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Milletimize rağmen bir şey yapmıyoruz ve yapmayacağız.

Tabii, muhalefetin eleştirisi olacak ama önerisi de olacak, yeri gelince desteği de olacak ki milletten destek bulabilsin. “Hep sattınız, batırdınız, parçaladınız.” edebiyatı artık prim yapmıyor. 1’inci Boğaz Köprüsü’ne karşı çıkanlar, 3’üncü Boğaz köprüsü yapılırken acaba çocuklarına ne diyecekler şimdi? Ancak, bu yüce Meclise hangi konu gelse, hangi kanun tasarısı ve teklifi görüşülse muhalefetin ağır eleştirileriyle karşılaşıyoruz. Şayet muhalefetin söyledikleri doğru olsa idi on yıldır bu memleket çoktan batmış ve AK PARTİ çoktan silinmiş, gitmiş olacaktı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayenizde battı tabii, her şey battı!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Hâlbuki -dinleyin- tam aksine, biz, her çalışmamızı önce milletimizle paylaşıyoruz, milletten aldığımız dua ve destekle her seçimden güçlenerek çıkıyoruz ve inşallah, aziz milletimize daha önemli hizmetleri vermeye de devam edeceğiz.

AK PARTİ milletin kurduğu bir partidir. Tarih AK PARTİ’nin icraatlarını yazacak, bizden sonraki nesiller de bu hizmetleri yapanları minnetle ve şükranla anacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün IMF’nin veda günüydü -belki takip etmemiş olanlar vardır- milletimiz bugün bayram yapıyor, milletimiz bayram yapıyor. Ülkemizin ekonomik başarılarına her gün bir yenisi ekleniyor.

Çözüm sürecini milletimizden aldığımız destekle, dinimizde ve geleneklerimizdeki en büyük değerlerden biri olan birlik, beraberlik ve kardeşlik ekseninde sürdürmeye her şeye rağmen devam edeceğiz. İnşallah, bu terör belasını da defettiğimiz zaman, ülke ve millet olarak barış içinde kalkınma ve ilerlemede zirveye çıkacağız. Tabii ki, bu gelişmelerden rahatsız olanlar olabilir. Ancak, muhalefetimizin de bu önemli ve tarihî sürece destek vermesini ve en azından daha insaflı, gerçeğe dayanan eleştiriler yapmasını veya önerilerini beklerdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem olan Marmara’nın incisi güzel Yalova’mızdan da size biraz bahsetmek, konuyu da değiştirmek isterim. Yüzde 60’ı yeşil olan Yalova’mızın doğal güzelliğini, tarihî yeşil mirasını bozmadan yatırım ve hizmetlere hızla devam ediyoruz. Sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında 13’üncü sırada olan Yalova’mız, her yönüyle dikkat çeken bir kent olmuştur. Ekonomiden sağlığa, adaletten emniyete, bayındırlıktan gençlik ve spora, çevreden ormana ve ulaştırmaya kadar; Armutlu’dan, Çınarcık’tan, Termal’den, Çiftlikköy’den Altınova’ya kadar hepsine eşit hizmetler götürmekteyiz.

Tarım sektörüne yönelik önemli adımlar attık ve mesafe aldık. Çiçekçilik ve kivi sektörüne büyük destek verdik. Türkiye’deki toplam kivi üretiminin üçte 1’i güzel Yalova’mızda üretilmektedir. Türkiye’deki üretilen tüm kivilerin depolanabileceği modern soğuk hava depolarıyla şehrimizi donattık.

1.541 dekar TİGEM arazisini 42 adet çiçekçi müteşebbisimizin kümeleşerek oluşturduğu şirkete vermek suretiyle şehrin gelişmesine büyük bir katkı sağladık. Yaklaşık 40 milyon TL kalıcı yatırım yapılacak olan bu arazide tam kapasiteyle çalışmaya başlandığında yıllık 150 milyon cirosu olan bir gelir elde edilecektir. Süs bitkileri alanında bir ilk olarak gerçekleştirilen bu proje ile yaklaşık 3 bin kişinin de iş bulma ve gelir sağlama imkânı olacaktır ve yeni pazarlar açılacaktır. Çiçeğin kenti yeşil Yalova, hem kendi sınırları içerisine hem de komşu illerine âdeta hayat vermektedir.

Yatırımlarımızı daha iyi görmek için, çalışmalarımızı değerlendirmek için daha fazla çalışıyoruz. Yerel, ulusal ve uluslararası deneyimli ve profesyonel kurum ve kuruluşlardan azami derecede istifade ediyoruz. Bu anlamda, ilimizde, Eğitim Çalıştayı, Su Çalıştayı, Kivi Çalıştayı ve –uluslararası- Süs Bitkileri Kongresi gibi önemli toplantıları halkımızla beraber paylaştık.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; eğitim, sağlık, ulaşım yatırımlarımız, gençliğe, kadınlarımıza ve yaşlılarımıza yönelik Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan birçok projelerle yatırım sürecimiz devam ediyor. Bölgemizden geçen, ilimiz ve bölgemiz adına en büyük yatırımlardan biri olan Körfez Köprüsü, ilimize büyük bir hareketlilik ve canlılık vermiştir.

İlimizin jeopolitik önemini artıran ve ilimize ve ülkemize önemli katma değer sağlayacak olan sayısız projenin gerçekleşmesinde gece gündüz demeden, yorulmak nedir, usanmak nedir bilmeden yürüyen, “Durmak yok, yürümeye devam.” diyen ve bu işlerin başını çeken Sayın Başbakanımıza ve hükûmetlerimize Yalova halkının teşekkürlerini bu kürsüden iletmeyi bir borç biliyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette ki Hatay’da yaşanan olay hepimizi derinden üzmüştür ama –kimse- bu acıları başka tarafa çekerek veya millî hasletlerimizle konuyu gerçekten siyasi anlamda değerlendirerek bir yere varmamız mümkün değildir. Öyleyse, gelin, gün birlik olma günüdür, gün beraber olma günüdür; ortak konularımızı, acılarımızı ve sıkıntılarımızı ne kadar beraber paylaşırsak, bu kürsüde millî değerlerimizi, milletimize olan vaatlerimizi ve borçlarımızı ne kadar daha iyi yerine getirirsek o kadar birbirimize saygımız da artar.

Aziz milletimiz de bu kürsüden konuşulan her şeyi didik didik dinlemekte ve hassas bir şekilde takip etmektedir, ona göre de kararını yeri geldiği zaman vermektedir.

Ben, bu duygular içerisinde hepinizi saygıyla selamlıyorum. Aziz milletimize, televizyon başında bizleri dinleyen milletimize de saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, her hafta başında yaşadığımız hadiseyi tekrar yaşıyoruz. Bir Genel Kurul düşünün ki… Yani, her defasında aynı şeyleri tekrarlamaktan gına geldi, ben de bundan dolayı sizden helallik diliyorum ama tekrar söylemekte fayda var, bir şekil şartını da yerine getirmek mecburiyetindeyiz. Ama bir sonuç hasıl oldu, artık Meclis tarihine geçtik, kendi gündemini dört saatte belirleyemeyen bir kuruluz biz, bir Meclisiz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Her gün grup önerisi getirirseniz…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayenizde…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Tabii, sayemizde ama bu işin sorumluluğu sizin. Gelip uzlaşmayı aramazsanız, gelip burada muhalefetin sözüne bu ölçüde tepki gösterir, bu sabırsızlıkla, bu tedirginlikle böyle tepki gösterirseniz… Uzlaşmayı talep etmeyi bile anlaşılıyor ki kendinizde hak olarak görmüyorsunuz. Sonuçta da, bu ülkeyi yönetme sorumlusu olan iktidar olarak kendi gündemini dört saatte belirleyemeyen bir Meclise ulaştınız. Sonuç bu, gerçeğiniz bu, durup düşünmeniz gereken husus bu.

Değerli milletvekilleri, tabii, her defasında söylüyoruz, bu “bitime kadar” usulü yakışmıyor. Bu kadar büyük, milletin desteğini almış, 326 milletvekili olan bir iktidar grubu olarak, böyle, “bitime kadar” gibi bir angaryayı, hukuka, günümüz değerlerine yakışmayan, evrensel hukuka bile yakışmayan bir usulü bir türlü terk edemediniz. “Bitime kadar”dan da hiçbir fayda hasıl edemediğinizi kendiniz görüyorsunuz ama yine getirdiniz önümüze, “bitime kadar” usulünü dayattınız.

Bir başka şey daha getiriyorsunuz. Arkadaşımız Sayın Kubat burada detayını anlatmadı ama pazartesi günü de çalışacaksınız, gözünüz aydın. Aslında, pazar günü de çalıştırsaydınız iyi olurdu yani. Ne işiniz var Anadolu’da! Burada oturun işte, kırmızı koltuklar…   

Değerli arkadaşlar, takdir sizin, milletimiz de sizi izliyor ve bu getirdiğiniz konuların milletin gündemiyle ilgisi yok. Adrese teslim kanunlar getiriyorsunuz, adrese teslim sıralamalar yapıyorsunuz.

Yine, üniversite kurmayı getiriyorsunuz. Üniversiteler kuralım ama bir bütünlük içerisinde kuralım.

Değerli arkadaşlar, bir konuda muhalefetin gösterdiği tepkiyi sabırla dinlemeniz, anlayışla karşılamanız gerekir, o olay da şudur: Reyhanlı’da çok kötü bir olay olmuştur. Hatay’ın Reyhanlı kazasında tarihimizin en acı olayı yaşanmıştır. Bana göre, devletimiz açısından söylüyorum, utanacağımız bir olay yaşanmıştır. Birileri Türkiye Cumhuriyeti devletine saldırmış, şu anda ifade edilen rakam 51 olmakla beraber bu sayının daha da artacağını bildiğimiz… “70’e yakın” deniliyor, en makul rakam olarak. Benim bildiğim yalnız 9 kişi var, kayıpları var, bulunamıyor. Adamın çocuğu kayıp, yok; gelini kayıp, yok. Enkazın altından ceset parçaları çıkıyor. Yani Reyhanlı’da bir kıyamet yaşandı ve bu, oradaki insanımızın canını yaktı ama işin anlamı, Türkiye Cumhuriyeti devletine, Türk milletine bir saldırı oldu, sanki savaştaymışız gibi bir saldırı oldu. Değerli arkadaşlar, şimdi, bu olayı sıradan bir olaymış gibi geçiştirmeye çalışmak hakkımız değil, hele iktidar grubu olarak.

Değerli milletvekilleri, burada söylenene kızıyorsunuz ama bundan daha ağır bir facia var mı, niye yas ilan etmediniz? Sayın Başbakan Amerika gezisini ertelese şık olmaz mıydı? Kalkıp topluca Reyhanlı’ya gidilse olmaz mıydı? Değerli arkadaşlar, siz yaşanan acıyı millî mesele hâline getirmezseniz, milletle paylaşmazsanız, yaşanan acının üzerinden muhalefeti suçlamaya  kalkarsanız… Ne kadar talihsiz bir beyan, Sayın Başbakan olayın hemen bir saat sonrasında “Çözüm sürecini provoke etmek isteyenlerin çıkarttığı olay. Türkiye’nin güçlenmesinden rahatsızlık duyanların çıkarttığı olay.” diye meseleyi takdim edip “Türkiye’nin Suriye’yle ilgili politikasını tenkit edenler iş birlikçilerdir.” diye muhalefeti suçlaması hak mıdır? Doğru mudur? Faydalı mıdır her şeyden önce?

Değerli arkadaşlar, Reyhanlı’da gerçekten kıyamet koptu, kıyamet. Yahu, gidin, görün işte, milletvekili arkadaşlarımız orada, yaşanılır, dayanılır acı değil. Terör örgütünü bildiğimiz tüm rakamlarla, tüm büyüklüklerle ve tüm duygularla suçlayalım, kınayalım, lanetleyelim. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ilk günden orada… Bir acıyı daha söyleyeyim. Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri de gittiler, biz de gittik. Televizyonlar mikrofon tuttu. Bizim heyet başkanımız olan Genel Başkan Yardımcımız Sayın Semih Yalçın şunu söyledi, dedi ki: “Ey halkımız, teröre teslim olmayacağız. Bu terör örgütünü kınıyoruz, aman suhuletle, sükûnetle, sabırla meseleyi paylaşalım.” CHP de aynı üsluplarla söyledi. Yani muhalefet olarak biz sorumlu siyasetin gereği bir davranış ortaya koyarken, burada da görüyorum, demeçlerde de görüyorum, televizyonlarda da görüyorum, iktidar olarak siz muhalefeti suçluyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, orada yaşanan acıyı yüreklerinizde hissetmeniz, böyle bir acıyı yaşattığınız için utancı da hissetmeniz lazım. İktidarsınız, kusura bakmayın, on yıldır iktidarsınız.

Ben her defasında söylüyorum, siyaset adamının, devlet adamının vasfı muhtemeli öngörebilmektir, geleceği öngörebilmektir; eğer öngöremiyorsanız geleceği, o gelecek sizi kuşatır ve sizi acıtır. Gereken tedbirleri almazsanız, yeterince almazsanız, zamanında almazsanız, şimdi kalkıp da Sayın Bakanın, burada, “İşte şu tedbiri aldık, vatandaşlarımızın yaralarını saracağız, tazminat vereceğiz.” demesi, insanın aklıyla alay etmektir ya!

Bir de burada söylenen sözlere tepki gösteriyorsunuz. Belli ki bu, bir suçüstü yakalanmış olmanın veya başaramamış olmanın, becerememiş olmanın dışa vurumu. Bunu anlayışla karşılarız.

Ama tekrar ediyorum değerli arkadaşlar, Türkiye'yi on yıldır siz yönetiyorsunuz, bu milletin oylarıyla aldığınız yetkiyle, bu devletin tüm imkânlarını kullanarak yönetiyorsunuz. Göreviniz insanlarımızın can güvenliğini sağlamaktır, sağlayamıyorsanız görevinizi yapmıyorsunuz demektir. Göreviniz bu ülkenin egemenlik haklarını korumaktır. “Büyüdük.” diyorsunuz, ama birileri Türkiye'ye saldırmaya cesaret edebiliyor. Nerede o zaman bu büyüklük? Hudutlarımıza bile yaklaşamamalılar ama hudutlarımız yolgeçen hanı.

Samimiyetle söylüyorum, demin Cumhuriyet Halk Partisi sayın sözcüsü çok acı şeyler söyledi; biz söylemiyoruz onu, yüreğimiz yanıyor. Bakın, ben Sayın Cumhurbaşkanıyla ve Sayın Başbakanla, birçok defa, görevim gereği, Dostluk Grubu Başkanı olmam hasebiyle Suriye’ye gittim, gözlerimle gördüm. İnanınız ki o günlerde Sayın Başbakan da, Sayın Cumhurbaşkanı da Suriye halkı nezdinde o kadar itibarlıydılar ki aday olsalar onları geçecek hiç kimse olmazdı ama ben size bir gerçeği söylüyorum: Şimdi hem Suriye halkı nezdinde hem de Türkiye’ye sığınan Suriyeli sığınmacılar nezdinde inanınız ki hayır dualarla anılmıyorsunuz. Değerli arkadaşlar, tenkit için söylemiyorum.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Yine öyle ya, yine öyle.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – “Yine öyle.” değil.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Halk nezdinde yine öyle.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yahu kardeşim, orayı benden daha iyi bilmeniz mümkün değil. İşte, sayın milletvekilleri burada.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Yine öyle.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Kanı durduramadınız, Suriye’de insanlar birbirlerini boğazlıyorlar. Hâlbuki, halkı destekliyoruz diye rejime karşı çıkarak, zulme karşı çıkarak verdiğiniz umut bugün hayal kırıklığı. Sığınmacılar geldi, bir tas çorba veriyorsunuz, Allah sizden razı olsun, devletimizden razı olsun ama Sayın Dudu’nun demin söylediği hadiseler bizatihi doğru arkadaşlar. Yani, söylenmeyecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …durumlara düştü sığınmacılar ve böyle bir sonucu öngörmeden burada siyaset yapmanın, “İktidarım.” demenin hiçbir değeri yoktur; bunu söylemeğe çalışıyorum.

Gündeminiz hayırlı olsun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bitime kadar çalışacaksınız, pazartesi de çalışacaksınız, hayırlı olsun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çalışacağız, Meclis çalışmak için var Ağabey.

AHMET YENİ (Samsun) – Yatmaya gelmedik, çalışmaya geldik.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.12


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:18.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan, 187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- 187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/454) (S. Sayısı: 28)(x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 28 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz talebi? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

                                     

(x) 28 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

187 SAYILI İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİ GELİŞTİRME ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİNE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Uluslararası Çalışma Örgütü Genel Konferansı’nın 31 Mayıs 2006 tarihinde yapılan 95 inci oturumunda kabul edilen “187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi”ne katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Söz talebi? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 215

  Kabul                       : 215 (x)

                Kâtip Üye                                        Kâtip Üye               

Muhammet Rıza Yalçınkaya                     Bayram Özçelik

                   Bartın                                           Burdur”

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sıraya alınan, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Sosyal

                                   

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, Çevre Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

4.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, Çevre Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/771) (S. Sayısı: 460)(x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 460 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Yine, konu ve amaç bütünlüğü olmayan, içerik itibarıyla aralarında hiçbir bağlantı bulunmayan, birçok mevzuatta düzenleme yapan, torba niteliğinde bir kanun tasarısıyla karşı karşıyayız.

Tasarıyla ilgili olarak, Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’e göre hazırlanması zorunlu olan düzenleyici etki analizi yapılmamıştır. Dolayısıyla, tasarının bütçeye, sosyal, ekonomik ve ticarî hayata, çevreye ve ilgili kesimlere etkilerinin ne olacağı bilinmemekte, bu yönde bir değerlendirme bulunmamaktadır. AKP Hükûmeti, tasarıya aldığı düzenlemelerin fayda- maliyet analizlerini yapmamakta, “Ben yaptım, oldu.” anlayışıyla hareket etmektedir.

15 maddeden oluşan bu tasarıyla 7 adet kanunda çeşitli değişiklikler yapılmaktadır. Tasarının ilk 7 maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklikleri içermektedir. Ancak, çalışanların ve emeklilerin 5510 sayılı Kanun’da yapılmasını umutla beklediği düzenlemeler bu tasarıda da yer almamıştır.

Emeklilikte yaşa takılanlar haklarını aramakta, mağduriyetlerinin giderilmesini sağlayacak düzenleme yapılmasını istemektedir. Geçtiğimiz günlerde emeklilik için yaşı bekleyenlere büyük müjde haberleri basına servis edilmiş, SGK Başkanlığınca yaşı bekleyen emekliler için bir formül geliştirildiği, hazırlanan taslakta aylıklardan kesilecek miktarların belli olduğu, kalan her yıl için yüzde 5 düşük maaşla emekli olacakları, buna göre yaşı doldurmadıkları için emekli olamayan yaklaşık 500 bin vatandaşın emeklilik maaşında 178 lira ile 726 lira arasında bir düşüş meydana geleceği haberleri, başta yandaş medya olmak üzere yazılı ve görsel basında yer almıştır.

Sayın Bakan, emeklilik için yaşı bekleyenlere emeklilik umudu verilmişken, neden “Çok zor,

                              

(x) 460 S. Sayılı Basmayazı tunağa eklidir.

ekonomiye yük getirir.” diyerek geri adım attınız? Yapıldığını söylediğiniz çalışmalar hangi aşamadadır? Emeklilikte yaşa takılanlar görmezden gelinmemelidir. Bir haksızlığın giderilmemesinin, kazanılmış hakların verilmemesinin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Bu itibarla, emeklilikte yaşı bekleyen vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri giderecek bir düzenleme mutlaka yapılmalıdır. Mecliste tüm siyasi partiler olarak bu soruna bir çözüm bulabiliriz. Milliyetçi Hareket Partisi bu sorunun çözüme kavuşturulması için gerekli desteği ve katkıyı vermeye hazırdır.

Sorunlarına çözüm arayan, 5510 sayılı Kanun’da düzenleme yapılmasını bekleyen bir başka kesim “staj mağdurları” diye anılan vatandaşlarımızdır. 5510 sayılı Kanun’a göre çırak veya stajyer öğrenci olarak çalışanlar bir taraftan sigortalı sayılırken ve çırak veya stajyer olarak çalışmaya başlanılan tarih sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabul edilirken, diğer taraftan da bu hakların sadece kısa vadeli sigorta konularıyla sınırlı tutulması eşitsizliğe ve dolayısıyla mağduriyete neden olmaktadır. Hâlbuki 5510 sayılı Kanun’un uygulanmasında bazıları doğum, askerlik, aylıksız izin, doktora ve uzmanlık, avukatlık stajı gibi bir çalışma ya da sigortalılık olmaksızın geçen süreler borçlanılabilmektedir. Ayrıca, meslek lisesi stajı veya çıraklık sigortası başlangıcından sonra doğum yapanlar, isterlerse doğum borçlanması yapıp emekliliklerini öne alabilmektedirler.

Anayasa’nın eşitlik ilkesi de dikkate alınarak uygulamada adaletin sağlanması için, aslında fiilen bir çalışmaya ve sigortalılığa dayanan çıraklık ve staj süresine borçlanma hakkı tanınmalı, bu çalışmalar sigortalılık başlangıç tarihi yönünden de dikkate alınmalıdır. Bu durum hem çıraklık ve staj dönemindeki çalışmaların boşa geçmiş olmasının önlenmesi ve bu konudaki mağduriyetin giderilmesi hem de kuruma gelir sağlanması, ayrıca mesleki eğitimin özendirilmesi açısından önem arz etmektedir.

Emeklilikte yaşı bekleyenlerin ve staj mağdurlarının feryatlarına duyarsız kalan AKP Hükûmetinin, hiçbir haklı gerekçesi olmayan ve birçoğu PKK’lı olduğu söylenen gizli tanıkları bu tasarıda Genel Sağlık Sigortası kapsamına alması düşündürücüdür. Hükûmet tasarısında yer alan bu düzenleme itirazlarımız üzerine komisyonda tasarıdan çıkartılmıştır.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti emekli esnaf ve sanatkâra zulüm yapmaktadır. Bilindiği üzere, bu yılın başında çıkarılan bir torba kanunla, emekli aylığı bağlandıktan sonra BAĞ-KUR kapsamında çalışan kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumuna olan sosyal güvenlik destek primi borçlarının yapılandırılmasına imkân sağlandı. Borçlarını yapılandırmak isteyenlerin bu ayın sonuna kadar başvurması gerekmektedir. Ancak, yapılan düzenlemeyle birlikte binlerce emekli çalışan gelen borçlar nedeniyle büyük bir şok yaşamaktadır. Yıllardır alacağını istemeyen SGK, şimdi vatandaştan yüklüce paralar istemektedir.

Bakın, bir taksici vatandaşımız diyor ki: “Bir trafik cezasında bizi on beş gün içerisinde buluyorlar da on yıl öncesinin uygulamasını neden bize bugün haber ediyorlar?” Vatandaşlarımız mevcut emekli maaşlarıyla bu borçları nasıl ödeyeceklerini kara kara düşünüyorlar. “Emekli olup da çalıştığımız için ceza yedik. Devlet paramıza haciz koyuyor, zaten zar zor geçiniyoruz.” diyorlar.

Sayın Bakan, kurumun da zamanında takip etmediğinden birikime uğrayan bu borçların hiç olmazsa faizleri alınmasın. Bakın, bu tasarının 6’ncı maddesiyle, hastane ve eczanelere ait fatura ve eki belgelerin incelenmesi sonucu tespit edilen yersiz ödemelerin faizlerini almaktan vazgeçiyorsunuz, terkin ediyorsunuz, hatta alınanları da iade ediyorsunuz. Neden? Bunlar arasında yandaşlarınız mı var? Bunların faizlerini siliyorsunuz da neden emekli esnafa faizi bindiriyorsunuz? AKP zihniyetinin adaleti bu mudur? Neden esnaf ve sanatkârın ümüğüne çöküyorsunuz?

Emekli aylığı almaktayken bir iş yeri açan ya da mevcut iş yerini işletmeye devam eden esnaf ve sanatkârın emekli aylığından yüzde 15 sosyal güvenlik destek primi kesilmektedir. AKP Hükûmeti esnafa “Sen emekli oldun, iş yerini niye kapatmadın?” ya da “Sen emeklisin, nasıl olur da iş yeri açarsın, öyle ise emekli aylığının yüzde 15’ini vereceksin.” diyor. Emekliye “Ya kahvede otur ya da kayıt dışı çalış.” deniliyor. SGK, alınan prim karşılığında emekli maaşında bir artış ya da daha sonra toptan ödeme yapmamaktadır. Emekli esnaftan zorla alınan sosyal güvenlik destek priminin hiçbir karşılığı bulunmamakta, karşılığında hiçbir ilave hak ya da hizmet verilmemektedir.

Sayın Bakan, siz esnaf ve sanatkârdan “sosyal güvenlik destek primi” adı altında haraç mı alıyorsunuz? Milliyetçi Hareket Partisi olarak, emekli aylığı alan esnaf ve sanatkârın sosyal güvenlik destek primi ödemesine ilişkin uygulamanın kaldırılmasını istiyoruz.

Esnaf, yanında çalıştırdığı, primlerini de ödediği çalışanından daha düşük emekli aylığı almaktadır. Hükûmet, emekli aylıkları arasındaki eşitsizlikleri gidermek için sözde intibak düzenlemesi yapmıştır ama özellikle BAĞ-KUR emekli aylıklarında hiç intibak öngörülmemiş, BAĞ-KUR emeklilerinin mağduriyeti hiç dikkate alınmamıştır. Verilen onca söz ve müjdeler nedeniyle emekli aylığında bir artış olacağı umudunu taşıyan emekliler, maaşını almaya bankaya gidince hüsrana uğramıştır, AKP Hükûmeti tarafından nasıl aldatıldıklarını bir kez daha anlamışlardır.

Emekliye ödenen aylıklar şu anda çeşitli kurumlarca ve sendikalarca belirlenen açlık sınırının altındadır. Zaten muayene parası, reçete parası, kutu parası, ilaç parası, katılma payı diyerek yapılan kesintilerle emeklimizin maaşı kuşa çevrilmektedir. Bir de, çalışan emekli esnafa “Niye çalışıyorsun?” diye borç çıkarılmakta, emekli aylığından prim kesilmektedir. “Emeklilerin maaşları çok yüksek.” diyen bir Maliye Bakanına, “Asgari ücretle bal gibi geçinilir.” diyen bir Çalışma Bakanına sahip olan AKP Hükûmetinin, esnafın, emeklinin, çalışanın dertlerini anlaması mümkün değildir, zaten de anlamamaktadır.

Emekli, aldığı aylıkla geçinememekte, çoğu borç batağına girmiş olup şiddetli geçim sıkıntısı çekmektedir. Emeklilerin aylıkları geçimlerini sağlayabilecekleri düzeyde artırılmalı, emekli aylığından yapılan prim kesintileri ve sağlık hizmetlerinde emekliden alınan bazı katılma payları kaldırılmalıdır. Ancak, AKP Hükûmeti, tam tersine bu tasarıyla özel hastanelerce alınabilecek ilave ücretin tavanını yüzde 100 artırmaktadır. Bu artış insaf ve vicdan ölçüleriyle bağdaşmamaktadır. Bu düzenlemeyle yanlış politikaların faturası halka çıkarılmaktadır. Yapılan düzenleme, sigortalılar ile emekli, dul ve yetimlerin büyük çoğunluğunun özel hastane hizmetlerinden yararlanabilme imkânını ortadan kaldıracak ve devlet hastanelerinde yığılmalara sebep olacaktır. AKP Hükûmetini insafa davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, çalışma hayatıyla ilgili acil çözüm bekleyen birçok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların çözümü yönünde Sayın Başbakan ve bakanlar tarafından aylar önce, hatta yıllar önce sözü verilen düzenlemeler maalesef bu tasarıda da yer almamıştır. AKP Hükûmeti Müslüman’a gâvur eziyeti yapmaktadır. İki yıl önce başta belediyeler ve il özel idarelerinde çalışanlar olmak üzere, sözleşmelilere kadro sözü veren Sayın Başbakan değil miydi? Sözleşmelilere kadro çalışması yapıldığını açıklayan, aylar önce “Önümüzdeki Bakanlar Kuruluna geliyor.” diyen Sayın Çalışma Bakanı değil miydi? Sayın Bakan, ne oldu da hâlâ kadro kanununu getirmiyorsunuz?

Yüksekokul mezunu olan ve bürolarda çalışan işçi ve geçici işçiler kadro beklemekte, sulama birliklerinde mağdur edilen çalışanlar kadro beklemektedir. AKP Hükûmeti, hakla, hukukla ve insafla bağdaşmayan 4/C uygulamasında inat etmekten, zulüm uygulamaktan âdeta keyif almaktadır. Aldıkları yetersiz ücretle ayakta durmaya çalışan 4/C’liler üvey evlat muamelesi görmektedir. 4/C mağdurlarına kadro sözü verenler siz değil misiniz? 4/C’lilere aile yardımı verileceğini söyleyen Sayın Hayati Yazıcı değil miydi? Sayın Bakan, sözleşmelileri, 4/C mağdurlarını ve işçileri kadrolara alacak düzenlemeyi neden getirmiyorsunuz? Bu çalışanlar daha ne kadar bekleyecek?

“Taşeron işçileri köle gibi, bu kabul edilemez.” diyerek aylar önce iyileştirme için çalışma başlatıldığını söyleyen Çalışma Bakanı değil miydi? AKP Hükûmeti bu soruna bir türlü çözüm getirmediği gibi, Orta Çağ zihniyetini andıran taşeronlaşmayı daha da artırmış, kamunun her alanına sokmuştur. Taşeron işçileri insanca çalışma koşullarından uzak, iş güvencesi olmadan, sendikasız, izin hakkı ve fazla mesai verilmeden köle gibi çalıştırılmaktadır.

Yine, tam altı yıl önce, kadroya geçemeyen geçici ve mevsimlik işçilerin durumuna üzülen, “Bu işçi kardeşlerimizin sorununu çözmek inşallah yine bizlere nasip olur.” diyen Sayın Başbakan değil miydi? On binlerce işçi devletin asli ve sürekli işlerini yapmalarına rağmen yılın belli dönemlerinde işten çıkarılmaktadır. Sayın Bakan, geçici ve mevsimlik işçilerin sorununu ne zaman çözeceksiniz?

Devletin asli ve sürekli hizmetinde çalıştırılan sözleşmeliler, 4/C’liler, işçiler, taşeron İşçileri, geçici ve mevsimlik işçiler mutlaka kadrolara atanmalıdır, çalışanlar arasında ayrımcılık yapılmamalıdır.

Yıllardır muhtar maaşlarının iyileştirileceği sözünü veren AKP hükûmetlerinin tüm içişleri bakanları, “Ben de emekli olursam herhâlde bir köyde muhtarlığa aday olabilirim.” diyerek umut veren Sayın Bülent Arınç değil miydi?

2007 seçimlerinden bir hafta önce, 15 Temmuz 2007 tarihinde bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada, seçimden sonra ilk masaya yatırılacak konunun polislerin özlük hakları olduğunu söyleyen Sayın Başbakan değil miydi?

Yine, geçtiğimiz aylarda şehit yakınları ve gazilerimizle, 65 yaşın üzerindeki yaşlılarımız ve engellilerimiz için müjdeler veren, maaş artışı, istihdam hakkı, faizsiz konut kredisi, su ve elektrik ücretlerinde indirim, toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanma, demir yolları ve deniz yollarında ücretsiz seyahat, oğlu askerde olan muhtaç ailelere yardım gibi konularda yeni imkânların sözünü veren Sayın Başbakan değil miydi?

Bunları ne zaman yapacaksınız? Başbakan ve bakanlar umut tacirliği yapmakta, sürekli sözler vermekte, ancak verilen sözler bir türlü yerine getirilmemektedir. Medyaya servis edilen müjde haberleriyle umutlanan çalışanlar, emekliler devamlı hayal kırıklığına uğratılmaktadır.

Çalışanlara, emeklilere, şehit ailelerine, gazilere, engellilere, yaşlılara sürekli sözler verip üzerine yatan AKP Hükûmeti, bakınız hangi konuyu gündemine almaktadır: Bu tasarı ile kara paraya özel ve örtülü bir af getirilmektedir. Suçu ve suçluları affetmeye yönelik düzenleme yapılmaktadır. Yurt dışındaki varlıklarını bildirenlere veya beyan edenlere bu varlığın kaynağını sormayacağını, araştırmayacağını, vergisinin bile ödenip ödenmediğine bakılmayacağını taahhüt etmektedir. Aslında verilen güvence, vergi takibi yapmama amacının dışında vergi kaçakçılığını da teşvik eder mahiyettedir.

AKP Hükûmeti, konusu suç teşkil eden, gayrimeşru, hatta insanlık ve Türkiye aleyhine faaliyetlerden elde edilmiş varlıkları aklamaktadır. Başta Sayın Başbakan olmak üzere bazı AKP’liler partilerine “AK PARTİ” denilmemesine zaman zaman tepki göstermektedir. Eğer kastedilen aklama ise haklılar, her türlü aklama yapılmaktadır. AKP döneminde kara para aklanmaktadır, kaçakçılar aklanmaktadır, suç ve suçlular aklanmaktadır, vergi kaçıranlar aklanmaktadır, görevini kötüye kullananlar aklanmaktadır, ihaleye fesat karıştıranlar aklanmaktadır, özelleştirmelerde kamu zararına yol açanlar aklanmaktadır, teröristler aklanmakta, bebek katili aklanmakta, PKK aklanmaktadır. Bugüne kadar yapılan düzenlemeler ve görüştüğümüz bu tasarı buna işaret etmektedir. Şu garipliğe bakın ki bu icraatlar da hep “vergi barışı”, “varlık barışı”, “barış süreci” gibi sihirli sözler kullanılarak gerçekleştirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde işsizlik sorunu kronik hâle gelmiştir. Bugün, TÜİK tarafından 2013 Şubat ayına ilişkin hane halkı iş gücü istatistikleri açıklanmıştır. Buna göre resmî işsizlik oranı yüzde 10,5, resmî işsiz sayısı da 2 milyon 884 bin kişidir. Tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12,9, genç nüfusta işsizlik oranı ise yüzde 20,4’e yükselmiştir. Bu resmî rakamlar ortada iken “Türkiye’de işsizlik yok.” diyen bir Çalışma Bakanına sahip olan AKP Hükûmetinin işsizliğe çözüm bulması beklenemez.

Sayın Bakan, bunlar AKP elitlerinin çocukları gibi “Babam sağ olsun.” diyemeyenlerdir. AKP’li bakanlar, herhâlde etrafına bakınca şirket ve holding sahibi olan, gemi yüzdüren, mısır kaynatan, altın ve pırlanta satan, medya patronu olan, mahdumları, dünürleri ve akrabaları, işini yürüten yandaşları, Harun gibi gelip on yılda Karun’laşanları görünce işsizliğin olmadığını sanıyor. Ülkemizde 2002 yılında yüzde 10,3 olan işsizlik oranı, son verilere göre yüzde 10,5’tir. TÜİK’in hesaplamalarında işsiz sayısına dâhil edilmeyen, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, 2002 yılında 1 milyon 20 bin kişi iken on yılda 2 milyon 305 bin kişiye yükselmiştir. Ayrıca, iş bulma ümidi olmayanların sayısı 2002 yılında 73 bin kişi iken son verilere göre 849 bin kişiye yükselmiştir. AKP döneminde iş bulma ümidi olmayanlar yaklaşık 12 kat artmıştır. İşsizler, iş bulma ümidini kaybettikleri için işsiz olduklarını dahi beyan edememektedirler. Dolayısıyla, AKP Hükûmeti oldukça işsizliğin ilelebet süreceği bu gelişmelerden anlaşılmaktadır.

Ben tasarının hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sıra sayısı 460 olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına. Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı geçen salı günü bize bildirildi Plan ve Bütçe Komisyonuna geleceği ve görüşüleceği, çarşamba sabahı da görüşülmeye başlandı. Yani bildirilmesinden itibaren yirmi dört saat bile süre olmadan çok kısa bir zaman içerisinde tasarıyla ilgili görüşmelere başladık. Biz sabah Plan ve Bütçe Komisyonunu topladık, aynı gün diğer komisyonlardan da, tali komisyonlardan da cevaplar geldi, ne zaman görüşüldü bilmiyorum ama, dolayısıyla doğru dürüst ele alınmaya ne Plan ve Bütçe Komisyonunda ne de ilgili tali komisyonlarda fırsat, zaman olabildi, maalesef yeterince görüşemedik.

Değerli arkadaşlar, bu tasarı da belki yürürlük maddesiyle 15 madde ama şöyle, yine en az 9 kanunla ilgili. Dolayısıyla, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortasıyla ilgili görünüyor olmasına rağmen, aslında mini bir torba kanun tasarısı bu da, birçok konuyla ilgili. Dolayısıyla, bu kadar kısa zamanda zaten görüşmemiz, buna vâkıf olmak mümkün değildi çünkü çok teknik konular da var. Biraz önce dediğim gibi, en 9 kanunla ilgili. Dolayısıyla, yeterli hazırlık yapılamamış oldu, yeterli olmadı. Dolayısıyla, biz de bir kanun fabrikasına döndük.  Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun fabrikası gibi sürekli çalışıyor. Aslında, yönetmeliklerle düzenlenecek -bunu hep söylüyorum- ya da bakan onayıyla, örneğin, düzenlenecek konuları biz kanun hükmü hâline getiriyoruz çünkü burada çok büyük bir çoğunluk var, bu çoğunlukla bunlar rahatlıkla çıkabiliyor diye düşünüyoruz. Aslında yasama organının böyle çalışmaması lazım. Yasama organının daha itibarlı olması lazım ve bu kanunlarla ilgili olarak gereken zamanı da ayırıp çok nitelikli, güzel kanunlar çıkarması lazım.

Bakın, birkaç ay önce sosyal sigortalarla ilgili bir kanun çıkarmıştık. Burada…

Değerli arkadaşlarım, Genel Kurulda konuşmayı sevmiyorum. Plan ve Bütçe Komisyonunda yine birbirimizi dinliyoruz, birbirimizin gözünün içine bakıyoruz, bir şeyler anlatıyoruz, izah etmeye çalışıyoruz; az çok bir yasama görevi yaptığımızı ya da denetim görevi yaptığımızı hissediyoruz, bir şeye yaradığımızı hissediyoruz ama Genel Kurulda maalesef burada bulunanlar da dinlemiyor…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama Komisyon Başkanı gözünüze bakmıyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Bakıyor ama karşı karşıya değil.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan da zaten geride kaldığı için, görüş alanımız içerisinde olmadığı için, değerli bürokratlar da öyle, Komisyon Başkan Vekili de öyle, onlara da hitap edemiyoruz. Genel Kurul çoğunluğu da maalesef başka işlerle uğraşıyor. Onun için, hakikaten, Genel Kurulda konuşmayı pek fazla sevmiyorum, duvara bakar gibi konuşuyoruz ama bir taraftan da bizi televizyonlardan izleyenlere hitap edeceğim diyeceğim ama o da bu saatte tabii ki kapanmıştır; bu saatte, bizi seçenlere de -seçmenimize de- hitap etme imkânımız yoktur.

Bu, sosyal sigortalarla ilgili olarak birkaç ay önce yine görüşmeler yapmıştık. Demiştim, yine, o zaman da ağırlıklı olarak SGK’nın üzerinde çalıştığı ama çözüm bulmakta zorlandığı uygulamada maddeler ağırlıklı olarak gelmişti, bugün de buna benzer maddeler ağırlıklı olarak var. Uygulamada çözüm getirilemeyen, sıkıntı yaratan bazı maddeleri Sosyal Güvenlik Kurumu getirmiş. Hâlbuki vatandaşın, sigortalının çok önemli sorunları var. Biraz önce Sayın Kalaycı’nın söylediği gibi, yaşa takılanlar var, sosyal güvenlik destek primi konusu var; onun gibi, vatandaşın, sigortalıların sorunlarını değil de kurumun sorunlarını ağırlıklı olarak, yine, bu torba yasayla gündeme taşıdık ve bunun için de alt komisyon kurulmadı, kurdurulamadı ve çok detaylı ve kapsamlı bir altyapısı olmadı. Yine, önümüzdeki aylar içerisinde, çok kısa zamanda bir sosyal güvenlik torba kanun tasarısı da gelirse kimse şaşırmasın.

Yine de Komisyonda bazı yanlışları düzeltmeyi başardık. Mesela, tasarıda 1’inci maddede Tanık Koruma Kanunu kapsamında olması gereken en azından ya da hiç olmaması gereken -bana göre- bir düzenleme vardı, sosyal güvenlik ilkelerine uymuyordu, hiçbir şekilde işçi-işveren ilişkisi söz konusu değildi, doğal bir mağduriyet söz konusu değildi. Tanık Koruma Kanunu kapsamındaki kişilerin genel sağlık sigortasına tabi olmalarının çıkarılmasını sağladık Sayın Bakanın da ön görüşüyle. Kendisine teşekkür ediyorum. İnşallah hiç gündeme de gelmez öyle bir tasarı.

Bir diğer konu da, yine, Komisyonda halledebildiğimiz, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu. Bu 7 kişiden oluşuyordu, 9 kişiye çıkarıldı. Özel sektör temsilcisi ve üniversite hastanelerini temsilen 2 kişi katıldı. Ancak orada şunu başaramadık: Bu temsilcileri Bakanlık değil de aslında buraların, özel hastanelerin veya üniversitelerin kendi temsilcilerinin ya da kendi yetkili derneklerinin, vakıflarının, tüzel kişiliklerinin yani meslek kuruluşlarının ataması gerekirken Bakanlık atıyor. Böyle bir yanlışlığı maalesef engelleyemedik. Komisyonda engelleyemediğimiz bu konunun burada düzeleceğini, Genel Kurulda düzeleceğini umut ediyorum. İnşallah düzelir, çok bariz bir hatadır çünkü.

Tasarıdaki önemli bir konu da sigortalıların sözleşmeli özel sağlık hizmeti sunucuları ile özel vakıf hastanelerine başvurmaları hâlinde ödeyecekleri katkı payının 2 misline çıkarılıyor oluşu. Bakın, bu çok önemli bir konu, çok önemli bir konu. Bildiğiniz gibi sağlık harcamaları son senelerde çok arttı değerli arkadaşlar. Sağlık harcamalarında son yıllarda, özellikle 2002 ile 2008 gibi mukayeseler yaparsam sağlık harcamalarında 6 kat artış söz konusu, çok önemli bir artış var. Özellikle Sayın Akdağ döneminde çok fazla arttı ama sağlık sektöründe tedavi kalitesi aynı ölçüde artmadı yani harcamalarda 6 kat artış olurken, tedavi hizmetlerinde aynı artış, aynı kalite söz konusu olmadı. Sadece otelcilik hizmetlerinde önemli bir artış sağlandı, kalite sağlandı, tedavi hizmetlerinde aynı başarı söz konusu olmadı. Ya da nüfusumuzda bizim böyle bir artış olmadı, ki sağlık harcamaları neden bu kadar fazla artıyor? Bunun şöyle bir sebebi var: Bu dönemde özellikle özel hastane sayısında önemli artışlar söz konusu oldu.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de sağlık hizmeti sunumunu ağırlıklı olarak devlet yapar, Sağlık Bakanlığı yapar, üniversite hastaneleri yapar yani sağlık hizmetini bunlar verir. Sağlık hizmetinin alıcısı da SGK’dır aslında, önemli ölçüde SGK alır yani finansör SGK’dır. Sağlık Bakanlığıyla bu dönemde özellikle Çalışma Bakanlığı ya da SGK bir araya gelip bu düzenlemeleri doğru dürüst yapamadılar, koordine olamadılar bir türlü, aralarında hep ihtilaf oldu, sürekli olarak sıkıntılar çıktı. Özellikle bir araya gelememeleri, aralarında ihtilaf olması -belki bunlar size yansımamıştır, belki medyaya yansımamıştır- bu iki bakanlık arasındaki, iki kurum arasındaki bu ihtilaf yani hizmet sunucusu ile hizmet alıcısı arasındaki ihtilaf harcamaların çok artmasına ve sıkıntılara sebep oldu. Bu dönemde bunların düzeleceğini umut ediyorum, inşallah düzelir ama bunun çözümü, bu tasarıda olduğu gibi özellikle sigortalıların gittikleri özel hastanelerde ya da üniversite hastanelerindeki ödemelerin kat kat artması değildir, 2 katına çıkarılması değildir, bunun çözümü bu değildir. Bunun çözümü için temelli bir çalışma gerekiyor. O temelli çalışma, bütün sağlık sistemini, sigortacılık sistemini esas alan bir çalışma sonunda ancak bundan kurtulmak mümkün. Bu şekilde yamalarla sistem ancak daha fazla sıkıntıya girer, daha fazla sorunlu hâle gelir. Bu çok yanlıştır. Sonuç olarak sigortalı, prensip olarak primini ödemiş insandır. Adı üzerinde, primini ödemiş insan, sağlık hizmeti alması gereken insandır. Bir de gidip ilave olarak katkı payı veriyor. İlave olarak biz burada bıçak parasını -bakın, değerli arkadaşlarım- resmîleştiriyoruz yani bunun başka açıklaması yok. Bir anlamda bıçak parasını resmîleştiriyoruz maalesef. Ama ben bu dönem Sağlık Bakanlığıyla SGK’nın, Çalışma Bakanlığının iyi bir eş güdümle çalışmasını ve bu sorunları çözmesini ümit ediyorum bir daha bu tür sorunlarla karşımıza gelmemeleri için.

Diğer, tasarıda yer alan önemli bir konu da bu ÇED raporları, “Çevresel Etki Değerlendirme” dediğimiz ÇED raporları. Bunları Danıştay -yönetmelikler hazırlanmıştı- birkaç kere iptal etti. Bu konuda idare çok ısrarcı oldu, yönetmeliklerle bu konuyu düzenlemeye kalktı. Ama Danıştay da aynı şekilde ısrarcı oldu ve gelinen noktada şimdi bu konuyu, Danıştayın iptal ettiği, çok da haklı gerekçelerin olduğu bu konuyu biz kanun konusu yapıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, çevre konusu çok önemli, hepimiz için önemli, geleceğimiz için önemli. Bu kadar da yap-işlet-devretle, yap-işlet-kiralayla önemli yatırımların gündemde olduğu bir dönemde biz ÇED raporlarını devre dışı bırakıyoruz. Bu çok çok yanlış bir konu. Bu tasarıda yer alan belki de en yanlış konu budur, en temel konu budur. Bunun olmaması gerekir, bunun düzeltilmesi gerekir. Bu konuda Genel Kurulun hassasiyetini özellikle rica ediyorum.

Bu konuyla ilgili -dinlemiyorsunuz ama- ben bir hikâye anlatayım bari. Belki arkadaşlarımızın dikkatini çekerim. Bu, ilk Ay’a gidecek astronotlar döneminde Amerika’da astronotlara eğitim verilirken onları “Tuba Çölü” diye bir yer var, oraya götürmüşler. Kızılderililerin biraz daha yoğun yaşadığı bir bölge, oralarda eğitim veriyorlar. Astronotlar eğitim alırken Kızılderili bir çoban ve torunuyla karşılaşmışlar. Merak etmişler, konuşmaya başlamışlar ama yaşlı dede olan Kızılderili İngilizce bilmiyor, astronotlarla konuşamıyor, torunu vasıtasıyla konuşuyor. Merak etmiş, onların Ay’a gideceklerini öğrenince demiş ki: “Bir mesajım var, astronotlar acaba bunu Ay’a götürürler mi, oradakilere ulaştırırlar mı?” Onlar da heyecanlanmışlar, hemen kayda almışlar. “Söyleyin, götüreceğiz, söz. “ demişler. Kızılderili kendi dilinde bir şeyler söylemiş, kayda almışlar. “Ne söyledin?” demişler. Torunu demiş ki: “Bunlara dikkat edin, topraklarınızı elinizden alabilirler.”

Şimdi, bize de gelecekte torunlarımız böyle kanunlar yaparsak onu söyleyecek, “Bizim atalarımız topraklarımızı, çevremizi, havamızı, suyumuzu elimizden aldı.” diyecekler. Ya, bu inanın yatırımlardan daha önemli bir konudur. Bu konuya hassasiyet göstermemiz lazım. Hepimizin hassasiyet göstermesi lazım gelen bu konuyu Genel Kurul olarak bu şekilde kayıtsız, endişesiz izlememizi inanın hazmedemiyorum. Çok çok önemli bir konu. Bunun gündeme gelmesi bile çok çok yanlıştır, bizim adımıza ayıptır.

Değerli arkadaşlarım, vaktim azalıyor, son beş dakikada bu mini torba tasarıda X-large bir madde var, ondan bahsedeyim, 13’üncü madde. Bu da “vergi barışı”, “varlık barışı” diye bildiğimiz -bir anlamda da vergi barışıdır tabii- madde, yine bir af kanunu. Yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye kazandırılması, döviz varlıklarının özellikle Türkiye’ye kazandırılmasıyla ilgili bir madde bu. Komisyonda bu konuyla ilgili olarak ilgili bakan bulunamadı. Ne Maliye Bakanı ne hazineden sorumlu Başbakan Yardımcısı gelip bu konuyla ilgili açıklama yapmadı. Ne kadar yurt dışında, bahsedildiği kadarıyla, Türklerin parası vardır bilmiyoruz. Sayın Başbakan Yardımcısı Babacan televizyonlara demeçler verdi, gazetelerde bazı demeçlerini okuduk ama maalesef komisyona veya gelip buraya bir bilgi vermekten imtina etti.

Yurt dışından gelecek olan para nedir, bunu bilmiyoruz ama bazı bilgilerimiz var, ben size söyleyeyim. En aşağı 140 milyar dolar olarak tahmin ediliyor, özel sektörün uzun vadeli dış borçları bunlar ama bunun 53,5 milyar doları zaten banka kredileri yani bu bankaların aldığı sendikasyon kredileri. Dolayısıyla geriye kalıyor 85 milyar. Bunların da önemli bir kısmı gerçektir, reeldir. Dolayısıyla çok küçük bir rakamdan bahsediyoruz. Bir de sektörler itibarıyla bunun ayrımını da tahminî olarak yapabiliyoruz. Bunlara da bakınca gerçek anlamda bir meblağın Türkiye’ye geleceğini, bilemiyorum -bize komisyonda da ifade edilmedi ama- buna değecek mi, bu yaptığımız istisnai duruma, bu yanlışlığa değecek mi gelecek olan döviz, hiç tahmin edemiyorum. Bu konuyla ilgili sıkıntı var.

Değerli arkadaşlar, bizim finansla ilgili olarak da genel olarak sıkıntımız var. Daha önce bazı vesilelerle bu konuyu birkaç kere gündeme getirdik. Türkiye’nin mali yapısıyla, mali mimarisiyle ilgili bazı sıkıntılar söz konusu. Sürekli olarak dövize bağlı bir ülkeyiz, ekonomiyiz. Döviz gelmediği takdirde hemen krize girebileceğiz. Türkiye’de krizler döviz yoksa olur. İstediği kadar işsizlik olsun, yatırım olmasın, enflasyon olsun, Türkiye’de maalesef kriz olduğunu kabul etmiyoruz, sadece döviz yok ise biz o zaman bir ekonomik krizden bahsediyoruz. Dünyada bu dönem, son on küsur seneden beri, en fazla likiditenin olduğu, kaynağın olduğu bir dönem yaşadık. Türkiye’ye de bol bol likit geliyor, döviz geliyor. Tabii, Türkiye de bunun bedelini çok ağır ödüyor. En fazla faiz veren ülkelerden bir tanesiyiz, hâlen de öyledir. Onun için de yüksek faiz karşılığı Türkiye’ye döviz geliyor. Özellikle bankalar vasıtasıyla geliyor. Bankalar alıyorlar, kendi komisyonlarını da ilave edip özel sektörü ve vatandaşları borçlandırıyorlar. Bu dönem Hazine doğrudan doğruya borçlanma yapmıyor, dış borcu özellikle, bunu bankalar vasıtasıyla özel, sektör vasıtasıyla ve gerçek kişiler vasıtasıyla yapıyor. Şu anda geçmiş dönemlere göre özel sektörün borçları çok çok arttı, özel sektör, maalesef, çok borçlu, tehlike çanları çalacak kadar borçlu bir vaziyette. Hatta, biz geçenlerde Plan ve Bütçe Komisyonu olarak İngiltere’ye gitmiştik… Dışişleri Komisyonu Başkanı Ottaway’di galiba. Onun bile Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olarak, İngiltere’nin Türkiye ekonomisiyle ilgili nasıl bilgisi olacak? Ama uyarılarından birisi maalesef bu oldu: “Çok borçlanıyorsunuz, ekonominiz kötüye doğru gidiyor.” dedi.

Hakikaten de çok borçlu bir ekonomimiz var. Bazı rakamları müsaadenizle vereyim: 2002’de 130 milyar dolar olan dış borçlarımız bugün 340 milyar doları aşmış vaziyette. 130 milyar dolar dış borç on sene sonra 340 milyar dolara ulaşmış vaziyette. Çok fazla borçlandık. Bunun içerisinde kamu borcu da 64 milyar dolardan 103 milyar dolara çıkmış vaziyette. Çok borçlanıyoruz, çok sıkıntıya gidiyoruz. Ha, diyeceksiniz ki: “Bizim kamu borçları gayrisafi millî hasılaya oran olarak düşük diğer ülkelere göre, Japonya’ya, Amerika’ya göre.” Ama onların kıymetli paraları var, bizim döviz olarak borcumuz var. Onlar her zaman için, euro, dolar, Japon yeni, uluslararası kıymeti olan paralardır, onlar sorunlarını her zaman  halledebilirler. Çünkü konvertibl paralar, onlar için sorun değil ama bizim için bu çok önemli bir sorundur.

Ayrıca, değerli arkadaşlarım, bizim borçlanmamız karşılığı yatırım yok, üretim yok, istihdam yok. Bunun için borçlanmamızın bir anlamı yok. Borçlanırsınız yatırım yaparsınız, tesisleriniz olur. Bir Etibankımız yok artık, İskenderun Demir Çeliğimiz yok, Erdemirimiz yok yani bu dönemde bu kadar borç yaptık ama bunun karşılığında hiçbir şekilde istihdam da sağlayamadık, yatırım da yapamadık, üretim de yapamadık, onun için borçlanma tehlikeli. Yani, rakamların da çok önemi yok ama borçlanma karşılığı sadece tüketmişiz biz. Sadece Balgat civarındaki gördüğünüz yüksek binaları yapmış, devlete vermişiz. Üretmek yok, üretime yönelik hiçbir yatırım yapmamışız. Sıkıntı da budur, yoksa, borçlanmanın belli makul bir noktaya kadar mahzuru yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Maddelerde tekrar görüşmek üzere hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Demir Çelik, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 460 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla ilgili grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce öncelikle, hafta sonu Reyhanlı’da vuku bulan menfur saldırıyı şiddetle, nefretle kınadığımızı; bu çerçevede de, ölenlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı dileklerimizi; keza, yaralılara acil şifalar dileklerimizi iletmek istiyorum.

14 Mayıs Eczacılık Bayramı’nı, tüm eczacılarımıza hayırlara vesile olması dileklerimle kutladığımı ifade etmek istiyorum. Keza, 15 Mayıs aynı zamanda Kürt Dil Bayramı. Bu anlamıyla da Kürt dilinin geliştirilmesi, yaşamsal alanlara ve kamusal alana dair bir kısım fırsat ve olanakların bulunmasına da vesile olacakları dileklerimle kutladığımı ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni bir yasa tasarısı, daha çok karma, pragmatist, bir kısım fırsatçı ilişkilerin şekillendiği bir torba yasayla karşı karşıyayız. Evet, Meclis yasama faaliyetini yürütmek, denetim faaliyetini yerine getirmekle mükelleftir. Bu manada, toplumun açığa çıkan ihtiyaçlarını karşılamada asli görevi olan yasama faaliyetini yürütmek bizim görevimizdir. Ancak, yasama faaliyeti her şeyden önce kamu yararına olmalı, tarihsel gelişmişliğe uyumlu ve uyarlı olmalı, aynı zamanda toplumsal ihtiyaçları karşılayabilecek nitelikte ve özellikte olmalı ve bu manada da paydaşları, partneri bu yasadan, bu kanundan etkilenecek kesimleri de sürece katan, onların önerilerini, eleştirilerini, varsa katkılarını da almaya muhtaç bir sürecin tüketilmesi sonrasında Meclise, yasama faaliyetini yürüten bu Meclise getirilmesi gerekiyordu.

Son yılların alışkanlığı olsa gerek bu süreçlerin hiçbirisi tüketilmeden, çok sıradan ve çok azınlıkta olan bir kesimin bir kısım çıkarlarını kollamaya, kurtarmaya, onların çıkarlarını esas alan bir kısım düzenlemelere hizmet eden yasa ve kanun teklifleri meşruiyetini yitiren özelliktedir. Meşru olmadığı için de sürekli değişen ve değiştirilmeye muhtaç olan bir konuda da gündemimizi işgal etmeye devam ediyor. Hâlbuki her kanunda olduğu gibi bu kanun teklifinde de yapılması gereken, öncelikle sosyal güvenlik ve sosyal politikalara ilişkin devletin ödevlerinin, görevlerinin ne olduğu bilinciyle soruna yaklaşıp, ona dair toplumsal ihtiyaçların ve problemlerin giderilmesine ilişkin bir çerçeve, bu çerçevenin de toplum dinamikleriyle paylaşılarak buraya getiriliyor olması gerekiyordu.

İnsanlık ilk çıktığında barınma, korunma ve güvenlik amacıyla kentlerde yan yana gelebilmiş ise de bugün büyüyen, değişen tarihsel gelişmişliğin, küresel fırsatların ortaya çıkardığı yeni olanaklar, yeni imkânlarla da insanlar kentte sadece biyolojik bir varlık olarak düşünülemeyecek kadar gelişkindir, yetkindir. Sosyal varlık olmanın ihtiyaçları olan siyasal, ruhsal, kültürel iyi olma hâli esasa alınmadığında, sadece ve tek başına kentte oluşturduğumuz iktidar karargâhlarına hizmet edecek bir algıyla soruna yaklaştığımızda biz sorunu çözmüş olmayız, kangrenleştiririz, öteleriz ve bu yanıyla da sürekli güncelimizi ve gündemimizi işgal eden bir noktada Meclisi kilitleriz.

Bugün demokratik çözüm sürecini yaşadığımız ve tartıştığımız oranda, yoğunlaştığımız bu sürece dair anayasal ve yasal düzeydeki nitelikli değişime yol açan bir kısım çalışmaları Meclise taşımak gerekirken, torba yasayla yapılmak istenen, asıl sorunlu olan kesim çalışanlar, emekliler, esnaf ve sanatkârlar, yoksullar, ezilenler ve emekçilerin temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir düzenlemeden uzak olan ama sırası gelmişken onları da dikkate aldığını ifade eden birkaç maddeyle durumu kurtarmaya kalkışmak, mevcut, var olan realiteyi görmemek, mağdur ve mazlumla dalga geçmektir, hakaret etmektir. Bugün asgari ücretle bir insanın, 4 kişilik ailenin geçimi için yeterli koşullara sahip olmasını bırakın bir yana, bugün yoksulluk sınırı olan 3.500 liraya karşı insani yaşam endeksiyle işgal ettiğimiz dünya sıralamasındaki yerimiz giderilmeye muhtaç bir konu iken, ona yoğunlaşmamız ve bu yönüyle toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak bir düzeyde ve duyarlılıkta soruna yaklaşmamız gerekirken, biz yine elimizi ensemizin arkasına dolandırarak kolay ve basit olanın yerine zor olanı, kulağımızı göstererek durumdan vazife çıkarmaya çalışıyoruz. Bu her şeyden önce gelinen bu süreçte Türkiye halklarının ve toplumunun hak etmediği bir durumdur diye değerli heyetin dikkatlerine sunmak istiyorum.

Bu manada da çevreden sosyal güvenliğe, tanık korumadan şiddet gören kadına, her türlü iş ve işlemin yedirildiği, ortaklaştırıldığı bu yasa, görünen o ki mevcut, var olan ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. Çok azınlıkta olan bir kesimin ihtiyaçlarını süsleyerek, maniple ederek ve anlamıyla da Meclisin gündemine taşıyarak bir kısım insanların mevcut, var olan temel taleplerini kişisel ve bireysel noktada karşılamakla ilgilidir. Hâlbuki kanunda beklenen kamusal yarardır, toplum yararıdır. Bunu ilgili maddelerde de sıralamak, dikkate değer bulmak mümkündür.

Öncelikle 3194 sayılı İmar Yasası’nda giderek yerel yönetimlerimizin insani bir kısım koşullarının yaratılmasında çevresel etki değerlendirme raporları olarak geçmişin hatalarını gideren, yeni yanlışlıklardan, insani ve doğal felaketlerden insanları meşru zeminde koruyan bu raporların dikkate alınmadan, dikkate değer bulunmadan kaldırılmasını öngören bir düzenleme söz konusu. Bu düzenlemede kamusal yarar görünmediği gibi bireysel ve kişisel olanın da es geçildiği ama ulusal ve uluslararası sermaye gruplarının bir kısım projelerinin kontrolsüz, denetimsiz, amacının dışında yapılmasına fırsat verebilecek bir kısım düzenlemelerin âdeta önünü açmaya dönük bir çalışmadır.

Her şeyden önce beğenmediğimiz, kaldırma ve değiştirme arayışı içerisinde bulunup da başaramadığımız 12 Eylül Anayasası’nın bile 56’ncı maddesinde der ki: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olan herkes gibi devletin de görevi sağlıklı, sürdürülebilinir bir çevreyi kollamaktır, korumaktır. Beğenmediğimiz bu Anayasa’nın devlete ve biz bireylere yüklediği görev açık iken biz bu görevi ifa edecek, bu görevi daha nitelikli bir noktada denetime tabi kılacak yerde denetimden uzaklaştıran, uzak tutan bir noktada ÇED raporunu bile işlevsiz kılan, bu manada da yapılmak istenen uluslararası projeleri denetim dışı tutmaya hizmet eden bir algıyla yaklaşıyoruz. Üçüncü Köprü, Akkuyu Nükleer Santrali, hidroelektrik enerji kaynakları ve santralleri başta olmak üzere Gebze-İzmir otoban yolu ve benzeri birçok proje bu ÇED’den âdeta kaçırılmak istenen bu manada da kârı, çıkarı esas alan ama kamusal ve toplumsal yararı dikkate almayan bir noktada soruna yaklaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hâlbuki biz biliyoruz ki toplumsal ve siyasal istikrar basit değil, türdeş değil, çeşitliliğin ve çokluluğun bir fonksiyonudur. Siz yaşadığınız çevrenin çeşitliliğini, çokluluğunu yani biyobölgecilik esasına dayalı duyarlılığını esas almadığınızda, tüketilebilinecek bir çevrenin size yol açacağı doğal felaketleri dikkate almadığınızda bugün muzdarip olduğumuz küresel ısınma dâhil olmak üzere, yarın çocuklarımızdan emanet aldığımız bu küreyi de, bu dünyayı da, bu doğal ortamı da bulamayabilecekleri tehdidi ve riskiyle çocuklarımızın, torunlarımızın karşı karşıya olduğunu hatırlamamız lazım.

Bu manada “Toplumun ve insanın ihtiyaçlarını karşılayacağım.” diyerek doğayı tüketen, “Toplumun ve insanın ihtiyaçlarını karşılayacağım.” derken kamuyu ve toplumu zarara uğratan algı sosyal devletin, hele hele hukuk devletinin işi olmasa gerek. O hâlde, Anayasa’mızda çokça ifade ediliyor olmasına rağmen demek ki devlet zihniyetimiz, algımız ve anlayışımız hem hukuk devleti değil hem sosyal devlet değil. Bu manada biz sosyal politikalarımızın yerine uluslararası şirketlerin, holdinglerin, tröstlerin ve tekellerin çıkarlarına hizmet edecek algıyla yaklaşıyoruz. Bu yönüyle bu kanun ÇED raporu başta olmak üzere yeniden düzenlenmeye muhtaç bir çerçevededir.

Yetinmeyen algı benzeri bir yanlışlıkta, tanığı koruma, tanık ve tanıkla beraber ailesini sosyal güvenceye bağlama ilgili maddesinde de kendisini dışa vuruyor. Tanık ki muhbirdir, ispiyoncudur, ihbarcıdır. Bir devlet vatandaşını bir başka vatandaşına karşı ihbar etmede, ispiyon etmede, muhbir etmede kullanıyor ve onu âdeta ödüllendirmek adına sosyal güvenceye kendisiyle birlikte ailesini teşvik ediyor, bu güvenceye tabi tutuyorsa burada hukuk devleti aranmaz; burada totaliterizm, burada otoriterizm, burada olsa olsa faşizm var. Bu manada çözümü tartıştığımız, demokratikleşmenin ve demokratik siyasetin öne çıkma fırsatını her gün dillendirdiğimiz bu süreçte, yeniden, vatandaşlarımızı ödüllendirerek birbirlerine karşı örgütleyen, teşvik eden ve bu anlamda da ötekisini de cezalandırma üzerine kurguladığınız hukuki sistem uluslararası sözleşmelere de, uluslararası insan hakkı örgütü ilkelerine ters bir algıdır. Ama biz biliyoruz ki, bunlar on bir yıllık AKP iktidarının neoliberalci politikalarının gereği olsa gerek ki, nasıl ki çete yaklaşımında, nasıl ki Tanık Koruma Yasası’na yaklaşımda aykırılıklar söz konusuysa, aynı şekliyle biz sağlığa da, sağlık ve sosyal politikalara yaklaşımda da aynı aykırılığı görebiliyor, izleyebiliyoruz.

Sağlık kişinin ruhsal, bedensel, siyasal, sosyal iyi hâliyse, öncelikle devlet eğer sosyal devletse, 75 milyonun tümünün sosyal güvenliğe tabi olduğu, sosyal sigorta sistemine tabi olduğu, bu manada da özlük ve sosyal haklarına sahip olduğu bir devlet olmanın gereklerini yerine getirmeliydi. Hâlâ insani yaşam endeksi itibarıyla 92’nci sırada olan ülkemiz, 900 civarındaki asgari ücretiyle, 75 milyona, bırakın mutluluğu; açlığı, yoksulluğu, sefaleti öngören, layık gören bir noktada soruna yaklaşmaktadır. Koşullarını iyileştirmek, güvencesiz olanın güvenceye tabi tutulması, mevcut kazanılmış hakların iyileştirilmesi gibi bir çaba içerisinde olması gerekirken; emekli maaşlarının yeterliği olduğunu, asgari ücretle geçinmenin çok da mümkün ve kolay olduğunu yetkili ağızların söylüyor olması 75 milyonun yaşadığı gerçekle âdeta oynamaktır, dikkate almamaktır, hakir görmektir. Hâlbuki biz biliyoruz ki, ülkemizde hâlâ yüzde 15 civarında işsiz, 25 milyon civarındaki vatandaşımız da 3 milyon 500 bin lira civarındaki yoksulluk sınırının altında gelire sahip. İşte, devlet ve devletin yasama faaliyetini yürüten Meclisin yapması gereken, öncelikle bu konuya el atmak. Bu algıdan uzak olduğumuzdan olsa gerek ki, biz, piyasalaştırmanın, taşeronlaştırmanın ve metalaştırmanın da cirit attığı, oynadığı bir alanı, sağlığı, yine dikkate değer bulmuyoruz.

Biz nasıl ki, sağlıklı bireyin sağlıklı toplum demek olduğu gerçeğini unutmuyorsak, bu manada da piyasalaştırmadan ve metalaştırmadan uzak bir sağlık algısıyla soruna yaklaşmamız gerekiyordu. Hâlbuki, ilgili kanun maddelerinde de görüleceği gibi, üniversite hastaneleri ve devlet hastaneleri başta olmak üzere, kamu hastanelerinin içi boşaltılıyor, işlevsiz hâle getiriliyor. Kamu ve üniversite hastanelerinde, yetenekli, beceri sahibi, iş ve emek üreten insanlarımıza, özel firmaların CEO yetkisi taşıyan insanların kâr amaçlı oluşturduğu özel hastanelere teşvikle yolu açılıyor, prim veriliyor; bu prim ve teşvikle âdeta insanlar, vatandaş, alması gereken en doğal hakkı olan sosyal hizmetlerden, sağlık hizmetlerinden bir yanıyla mahrum bırakılıyor, öbür yanıyla da sağlık ve sosyal hizmeti  parasıyla almak durumunda bırakılıyor.

Sağlıkta dönüşüm olarak devreye koyduğunuz, kamusal hastaneleri işlevsiz ve içini boşaltarak özelleştirdiğiniz bu süreçte insanlarımızın sağlıkta beklediği umudu görmediğini, problemi her geçen gün derinliğine yaşadığını ifade etmem gerekiyor.

Unutulmamalıdır ki, palyatif ve geçici çözümlerle toplumun biriken gazını alabilirsiniz, sorunu erteleyebilir, öteleyebilirsiniz ama sorun, nihayetinde siyasal ve toplumsal bir sorunsa, toplumsal ve siyasal olan soruna bu parametrelerle yaklaşmadığınızda, çözüm projelerinizi kamusal ve toplumsal alan lehine harekete geçiremediğinizde bir gün başımızın ağrıyacağı muhakkaktır.

Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümü mümkünken, doksan yıl süreyle inkâr ederek, öteleyerek, erteleyerek nasıl ki kangrenleşmesine yol açtıysak, benzeri sorunlar, ulus üniter devletin karakteri olarak çözmek zorunda olduğumuz yani merkez ile devlet ile çevre arasında, devlet ile din arasında, devlet ile inanç ve kültürler arasında, devlet ile kimlik arasındaki çelişkileri, meşru, demokratik ve tarihsel boyutta çözüme kavuşturamadığımızda, bu ve benzeri palyatif torba yasalarla, kanunlarla, birbirimizle uğraşır dururuz. Hâlbuki, gün artık radikalce, gün artık demokrasi ve barış adına herkesin elini taşın altına koyması gereken, bu manada da antidemokratik ve bizatihi 12 Eylül faşist diktatörlüğünün eseri, ürünü olan Anayasa’yı lağvedip kaldırmak; yerine eşitlikçi, özgürlükçü, barışçıl, sivil bir anayasayı, herkesin ve her kesimin kendisini gördüğü, anayasası ve yasalarıyla güvence altında olduğu bir ülkede yani demokratik ortak vatanda dili, kimliği, rengi, inancı, cinsi ne olursa olsun  herkesin eşit, özgür vatandaş olduğu bir ülke algısıyla soruna yaklaştığımızda, buna uygun bir anayasa ve yasal çerçeveyi çizdiğimizde her şey pamuk ipliği gibi tek tek çözülür. Çözdüğümüz işlerimizle de biz topluma refahı da, güvenliği de, mutluluğu da sağlamış oluruz.

İşte, 24’üncü Dönem Meclisinin  asli yapması gereken… Hele hele PKK’nin geri çekilmesiyle birlikte silahlara veda anlamına gelebilecek bugünlerde demokratik siyaset ayağa kalkmalı, demokratik siyaset toplumun kangrenleşen problemlerini çözüme kavuşturabilmenin iradesini, gücünü göstermelidir ki yarın analar da ağlamasın, yarın gözyaşıyla da birbirimizi helak edeceğimize, el ele, yürek yüreğe verebildiğimiz bir gelecekte çocuklarımıza, torunlarımıza bırakabileceğimiz özgür ve mutlu bir ülke olabilsin diyor, bu dileklerle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Hasan Ören, Manisa Milletvekili.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, öbürünü alalım.

BAŞKAN – Ahmet Öksüzkaya, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, zaten 50 kişi şu anda burada, 50 kişiyle… Bu Parlamentonun bu elektriklerine yazık, israftır bu.

AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 460 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Kanun tasarısı ve maddeleri incelendiğinde, tasarının ilk bölümünün, sosyal güvenlik uygulamalarında zamanla ortaya çıkan ihtiyaçların karşılanması amacı taşıdığı görülmektedir. Sizlerin de takdir edeceği gibi, Sosyal Güvenlik Kurumu bütün vatandaşlarımızın çalışma ve sosyal güvenlik hayatını düzenleyen, 75 milyon milletimizi ilgilendiren bir kurumdur. Bu bağlamda, herkesi doğrudan ilgilendiren bir kurumun ülkemizde yaşanan gelişmelere paralel olarak sürekli kendini yenilemesi ve bu doğrultuda mevzuat altyapısını sürekli değiştirmesi büyük önem arz etmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu tasarının Sosyal Güvenlik Kurumunu ilgilendiren ilk 7 maddesiyle, 18 yaş altındaki çocuklarımızın herhangi bir şart aranmaksızın sağlık hizmeti alabilmeleri; yabancı uyruklu öğrenciler ile ülkemizde bir yıldan daha fazla ikamet eden yabancılara, sağlık, genel sağlık sigortası olması hususunda seçim hakkı verilmesi; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından satın alınan sağlık hizmetlerinin belirlenmesi hususunda paydaşların da katkılarının sağlanması ve kurumda karar alma mekanizmalarının şeffaflığının artırılması; özel sağlık hizmetleri sunucuları ile vakıf üniversitelerinde alınan ilave ücretlerin yeniden belirlenmesi ve düzenleme yapılması; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na tabi olarak görev yapan öğretim üyelerince mesai saatleri dışında sunulacak sağlık hizmeti ve ilave ücret konusunda düzenleme yapılması; yurt dışında işçi çalıştıran işverenlerin de 5 puanlık sigorta prim teşvikinden yararlanması ve bölgesel istihdam teşviki uygulaması kapsamında Bakanlar Kuruluna 6 puana kadar indirim oranı, indirimin süresi ve uygulanacak illeri belirleme yetkisi verilmesi; sağlık hizmeti sunucularının faturalarının iş yükünden dolayı zamanında incelenememesi neticesinde, sonradan yersiz olarak ödendiği tespit edilen rakamlara tahakkuk ettirilecek faizin kaldırılması düzenlemesi yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasada ayrıca sözleşmeli personel ile yükseköğretim kurumlarının ikinci öğretim yapan birimlerine mesai saatleri dışında fazla çalışma yapan personele fazla çalışma ücreti ödenmesi, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Şanlıurfa ilindeki arazilerinde, mahallinde “göçer” olarak adlandırılanların iskân edilecekleri taşınmaza ilişkin düzenleme yapılması öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıda sosyal güvenlik alanına ilişkin düzenlemelerin yanında varlık barışına ilişkin düzenleme de yer almaktadır. Varlık barışı düzenlemesinin asıl maksadı vergi toplanması değil, yurt dışında bulunan varlıkların millî ekonomiye kazandırılmasıdır. Varlık barışı kara paranın aklanması anlamına gelmemektedir. Ayrıca, varlık barışı uygulaması, devam eden soruşturmaları da etkilemeyecektir.

Yabancı ülkelerde yaşanan bankacılık krizleri güveni oldukça sarsmıştır. Buna rağmen, Türk bankacılık sektörü güçlü pozisyonundan dolayı güven vermektedir. Bu anlamda, tasarıyla getirilecek olan varlık barışı uygulamasının ülkemize çok önemli miktarda fon girişi sağlayacağını tahmin etmekteyiz.

Varlık barışı uygulamasına yönelik olarak daha önce çıkan 5811 sayılı Kanun’da yapılan düzenleme sonrasında yaklaşık 47 milyar TL tutarında bir varlık beyan edilmiş, tahakkuk eden vergiyse yaklaşık 1,5 milyar olmuştur.

Bu tasarıdaki varlık barışı düzenlemesi ile gerçek veya tüzel kişilerce sahip olunan ve yurt dışında bulunan para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların bankalara bildirilmesine veya beyana konu edilmesine imkân sağlanmaktadır. Kanun kapsamında bildirilen veya beyan edilen taşınmazlar yurt dışı varlıklarının bildirim veya beyan tarihini takip eden ayın sonuna kadar Türkiye’ye getirilmesi ve Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi gerekmektedir. Bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir surette vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmayacaktır. Bildirim veya beyan dışındaki herhangi bir nedenle maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra 1/1/2013 tarihinden önceki dönemlere ilişkin vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararı uyarınca gelir, kurumlar ve katma değer vergisi yönünden tespit edilen matrah farklarından madde kapsamında bildirilen veya beyan edilen tutarların mahsup edilmesi imkânı verilmektedir.

Yapılan düzenleme ile ayrıca, yurt dışında elde edilen bazı kazançlar gelir veya kurumlar vergisinde istisna edilmektedir. İstisna kapsamına kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlara ilişkin iştirak hisselerinin yurt dışında satışından doğan kazançlar, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan elde edilen iştirak kazançları, yurt dışında bulunan iş yeri ve daimi temsilci aracılığıyla elde edilen ticari kazançlar; maddenin yürürlük tarihinden 31/12/2103 -bu tarih dâhil- tarihine kadar elde edilen ve yine 31/12/2013 tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilen, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumların tasfiyesinden doğan kazançlar girmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu tasarıda, hekim sayısındaki yetersizlikten ötürü mevcut hekim sayısının daha verimli kullanılması amacıyla öğretim üyelerinin mesai saatleri dışında da hizmet vermelerinin sağlanması öngörülmektedir.

Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmemizde, tasarının 4’üncü maddesi, yükseköğretim kurumlarına ait sağlık hizmeti sunucularında, öğretim üyeleri tarafından mesai saatleri dışında verilen sağlık hizmetleri için kurumca belirlenmiş sağlık hizmetleri bedelinin poliklinik muayenelerinde 1 katını, diğer hizmetlerde ise yüzde 50’sini geçmemek üzere ilave ücret alınabilmesi ve bu oranlarda 1 katına kadar artırmaya Bakanlar Kuruluna yetki verilmesini teminen değiştirilmek suretiyle kabul edilmiştir.

Çerçeve 12’nci madde, Gelir Vergisi Kanunu’na eklenen geçici 85’inci maddenin birinci ve sekizinci fıkralarında yer alan 22/4/2013 tarihi, varlık barışının kamuoyuna duyurulduğu tarihten sonrasını kapsamamasını sağlamak amacıyla 15/4/2013 olarak değiştirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bilgiler ışığında sözlerime son verirken yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, kanunumuzun hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Hasan Ören, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’yla ilgili tasarı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkenin TRT Şeş’i yirmi dört saat yayın yapıyor. Bundan mutlu musunuz? Mutluyum. Arap dünyasına yirmi dört saat yayın yapılıyor. Mutlu musunuz? Mutluyum. Ama Türkiye'nin kalbi olan, Türkiye’deki bütün insanların milletvekillerini seçip gönderdiği, kendisinin temsil edildiği Parlamento ise ne yazık ki saat 19.00’da kapanıyor. Niye kapanıyor? Biraz evvel sayarak geldim buraya; AKP sıralarında 20 milletvekili arkadaşımız var. Peki, bu Parlamento halkın Parlamentosu değil mi? Buraya çıkan milletvekilinin motivasyonu, buraya çıkan milletvekilinin konuşması, bu sıraların dolu olması veya Türkiye’de yaşayan yurttaşlarımızın bizi temsilci olarak gönderdiği bu Parlamentoda neler konuştuğumuzu dinlemesi, izlemesi ve bizimle ilgili bir kanaat sahibi olması gerekli değil mi? Hangi mantıkla 19.00’dan sonra Parlamentoda TRT 3’ün yayınını kestik? Ne kadar, acaba tasarruf yaptık? Gerçekten ben bunu merak ediyorum.

Yine, bir torba yasayla karşı karşıyayız. Eskiden ayıp sayılmazdı ama torba yasayla Meclisin önüne gelindiğinde, gelenler biraz utangaç tavırlar içerisinde olurlardı. Ama ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisinin anlayışı, her konu üzerinde bir torba yasayla birçok maddeyi içerisine koyarak böyle bir anlayışı bir gelenek hâline getirmeye başladı. Yine önümüzde bir torba yasa var. Aslında, muhalefet olarak bu torba yasanın içerisinde sizinle uzlaştığımız, sizinle ortak akılda birleştiğimiz birçok madde var. Ama bu maddeleri biz sizinle birlikte, siz bizimle birlikte oy kullanarak Türkiye’deki kamuoyuna “Evet, bu Meclis bazı konular üzerinde, bizimle ilgili yasalar üzerinde uzlaşıyor.” mesajını vermekten bizi menediyorsunuz.

Şimdi, biraz sonra maddeler üzerinde konuşmalar başlayacak. Maddeler üzerinde konuşmalar bittikten sonra, tasarının tümü üzerinde oylamaya geçeceğiz. Peki, sosyal sigortalarla ilgili tasarı üzerinde olumlu olan görüşümüz, varlık vergisiyle, varlık barışıyla ilgili tasarının üzerindeki olumsuz görüşümüz arasında muhalefetin nasıl bir oy kullanmasını bekliyorsunuz? Tasarının tümü üzerinde, mecburen ret olarak oyumuzu kullanacağız.

Dört saat grup önerileriyle, beş saat grup önerileriyle geçiştirildi. Bu tasarılar tek tek gelmiş olsa, burada bunları tartışmış olsak… Hoş, neyi tartışacağız, kimi ikna edeceğiz? AKP’nin 300 küsur milletvekilinin salonda 20’si olduğunda hangi AKP milletvekilini ikna etmeye çalışacağız? Peki, sizi ikna etmeyelim ama buradan derdimizi vatandaşa anlatalım; vatandaşa ne zaman anlatacağız? Kanallar kesik.

Değerli arkadaşlarım, seçilen yol doğru bir yol değil. Halkın Parlamentosunun sesini kestiğiniz süre içerisinde bir daha iktidar olma şansınızın olacağına inanmıyorum. Vatandaş, yurttaş Türkiye’de, kendi sesinin kesilmesi, kendi sesinin çıkmamasıyla ilgili gayret gösteren siyasi partileri tarihin tozlu raflarına kaldırmıştır. Bu tasarının içerisinde, her zaman övünerek söylediğiniz Sosyal Güvenlik Yasası’yla ilgili “Biz Türkiye’de devrim yaptık, sağlık konusunda gerekli olan her şeyi yaptık.” Diyorsunuz; şimdi, sağlıkla ilgili vakıf üniversitelerine, özel hastanelere gönderdiğiniz insanlara, artık ceplerinde para olmadığından dolayı, oraya gitmeyi yasakladınız. Sözde, gitmeleri serbest ama gerçeğe baktığında oraya gidebilmesi için cebinde en az, asgari ücretin 2 katı olması gerekli. Bu, dün 1 katıydı, bugün 2 katına çıkarıldı.

ÇED’le ilgili olayda, bütün Türkiye’deki yetkili bilim adamlarından alınan ÇED sonucunda gerekli olan bir yere yapılacak olana izin verilirdi, onu da kaldırdınız. Şimdi, önümüzde bir “varlık barışı” var. Bununla ilgili geçmiş dönemde, yani 2011 yılında, bu, gündeme geldi. O günün koşullarında da “Türkiye'nin bu paraya ihtiyacı var -Sayın Şimşek’in açıklamasıydı- bunu da çıkarmamız lazım, Türkiye'nin bu paraya ihtiyacı var.” dendi ve çıktı. 28 milyar dolara yakın paranın girdiği söylendi, doğrudur. Bugün de Türkiye'nin paraya ihtiyacı var ise bunun gelmesiyle ilgili hiçbir sakınca yoktur ama biz, bilgiyi paylaşamadığımız süre içerisinde bunun, dışarıda ne kadar paranın olduğu, ne kadar tahmin edildiği, Türkiye’de bu paranın nereye gideceğini, hangi yatırıma gideceğini veya ne kadar istihdam açacağıyla ilgili soruların cevaplarını, sorumlu makamlarda olan sayın bakanların bize bilgi aktarması gerekli. Eğer bu bilgiyi aktarmadan, kör dövüşü biçiminde “Biz torbanın içerisine her şeyi koyarız. Bu torbanın içerisine koyduğumuzu da, siz ne yaparsanız yapın, bize yurttaşların verdiği oy oranı nispetinde parmaklarımızı indirir, kaldırır, bunu geçiririz.” anlayışı olur ise bu, halkın lehine olan bir şey değildir. Niye ihtiyaç hissedilmiştir? Türkiye’ye para girişiyle ilgili.

Şimdi, Sayın Bakanımıza şunu söylüyorum: Eğer Türkiye’den içeriye girip istihdama ve yatırıma dönüşecek bu paraya ihtiyaç var ise biliyorsunuz, 2011 yılında, biz SSK’ya ve vergi borcu olanlarla ilgili bir af çıkardık ve bunu SSK’da 36 ay, vergide ise 48 aya böldük. Bununla ilgili, Türkiye’deki KOBİ’lerin sıkıntıları bellidir. KOBİ’ler şu an işletme sermayesi eksikliğinden dolayı bu yapılandırmada 15 taksitini ödemiş ama 15 taksitinden sonra 3 taksitini ödeyemez duruma gelmiş, 3 taksit üst üste ödemediğinden dolayı da o yapılandırması bozulmuş. Bu yapılandırmayı örnekle açıklamak gerekliyse yani vergi borcu 100 lira olan bir vatandaşın biz bu vergi affını çıkardığımızda borcu 50 liraya indi. O 50 lirayı yapılandırdı, 15 taksitini ödedi ama 3 taksitini ödeyemediğinden dolayı şu an borcu 100 liraya çıktı. SSK’da da durum aynı şekilde. Bu, Sosyal Güvenlik Kurumunda ve vergide bir af değildir. Bu torbanın içerisine, SSK borcu olanların, vergi borcu olanların yapılandırılmalarında kısıtlamaları ve ödemeleri yapmayanlarla ilgili, ödemeleri yaparlar ise yapılandırmanın bozulmamasıyla ilgili bir teklifi koymak durumundayız. Eğer Sayın Bakanımız -bir türlü konuşma bitmedi ama- ve grup başkan vekilleri yani Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri bu konuda bir teklif hazırlar ise biz Cumhuriyet Halk Partililer altına imza atmaya hazırız. Yoksa, insanlar şu an icrayla karşı karşıya kalmak durumundalar.

KOBİ’lerin sıkıntıları üst düzeye yükselmiştir, eğer bir arkadaşımızı bile icradan kurtarabiliyorsak bu Türkiye'nin ekonomisi için bir kazançtır. Türkiye'deki 700 bin firmanın, şirketin 600 bini KOBİ’lerden oluşmaktadır, bu KOBİ’lerin ciddi sıkıntıları vardır. Burada bir af olarak düşünülmemesi gerekli olan bir olayı anlatıyorum. 15 tane taksitini ödemiş bir KOBİ’nin, eğer 3 taksitini ödemediğinden dolayı 50 bin liralık borcu 100 bine çıktıysa, artık bundan sonra oradan para almanın mümkünatı yoktur. Eğer uygun görülürse, Sayın Bakanımız da bu konuda bizimle aynı fikirdeyse, bugüne kadar yapılan yapılandırmanın, bugüne kadar ödenmeyenler ödenerek hazineye de para girmesi sağlanmalı ve bu yapılandırmanın devamıyla ilgili bu KOBİ’lerin önleri açılmalı. Bu tasarıya bunun muhakkak girmesi gerekli. “Efendim, biz bunu bir yıl evvel yaptık, altı ay evvel yaptık.” Evet, üç ay sonra da yapın, devamlı yapın çünkü bu bir vergi affı değil yani vergisini düzgün ödeyenin sitem edeceği bir şey değil; bu, kazanılmış bir hak. Hiçbir iş adamı devlete olan borcunu ödememezlik yapmaz. Ama bugün Türkiye’deki ekonomik koşullar belli. Türkiye’de artık işletme sermayesi bulmak o kadar kolay değil. Türkiye’deki bindirilmiş vergiler, bir iş adamının, orta ölçekli bir KOBi’nin çok fazlasıyla üstünü açmıştır. Bununla ilgili ben Parlamentonun, gerçekten, kendi içerisinde ihracatının en az yüzde 50’sini, 60’ını yapan orta ölçekli KOBi’lerle ilgili, esnaf sanatkârlarla ilgili, borcunu ödeyememiş, taksitini ödeyememiş olan bu insanlarla ilgili tedbir alacağını düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.57


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde Hükûmet adına söz isteyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Tasarı üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ben de konuşmamın başında Hatay Reyhanlı’da meydana gelen menfur saldırıyı kınıyor, vefat eden, hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara da acil şifalar temenni ediyorum. Burada, Hükûmet olarak Reyhanlı’yla ilgili yapılması gereken çalışmalar tamamlanıyor, toparlanıyor. Bakanlığımla ilgili de primlerin ertelenmesi konusundaki çalışmalar son aşamaya gelmiş bulunuyor.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bildiğiniz gibi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, görev alanları itibarıyla yediden yetmişe bütün vatandaşlarımızı ilgilendiren son derece önemli konularla görevli bir Bakanlık. Birçok alanda bu son on yıl içerisinde reformlar gerçekleştirildi. Bu reformlardan önemlileri de yine Bakanlığım bünyesinde gerçekleşen reformlar. Yine, Türkiye’miz açısından, ülkemiz açısından en önemli reformlardan biri olan sosyal güvenlik reformu, bu son on yıllık dönem içerisinde gerçekleşen bir reform. Bu reform ile üç farklı kurum tek çatı altında birleştirildi. Eşitsizlikler, hizmet alımındaki eşitsizlikler ortadan kaldırıldı ve sigorta ve sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi şekilde kolaylıklar sağlandı. Sağlığa ve sigorta hizmetlerine erişimde ciddi bir rahatlama gerçekleşmiş oldu.

Şimdi, bu reform 2008 yılında gerçekleşti. 2008 yılından bugüne bu reformun getirileri nelerdir diye baktığımız zaman, 2007 yılında aktif sigortalı sayısı 14 milyon 763 bin kişi; 2012 yılına baktığımız zaman, 2012 yılında 18 milyon 353 bin kişiye çıktığını görüyoruz. Çalışabilir çağdaki nüfusun -bu dönem içerisinde- yüzde 8,8 arttığı düşünülürse, sigortalı sayısındaki artışın yüzde 24 olduğu dikkate alınırsa reformun sisteme nasıl bir katkı sağladığını görmek mümkün. Yani, çalışabilir çağdaki nüfusun oranı yüzde 8,8 artıyor ama sigortalı sayısındaki artış yüzde 24. 2007 yılında 44 milyar olan prim gelirleri, 2012 yılında devlet katkısı hariç 101 milyar liraya ulaşmıştır, artış oranı yüzde 126’dır. 2012 yılında prim tahsilatı öngörü; 2012 yılında 96 milyar prim tahsilatı öngörülür iken bunun 101 milyar olarak gerçekleştiğini belirtmek istiyorum. 2013’ün ilk üç ayı için de baktığımız zaman, yine bütçede öngörülen prim tahsilatı 26,4 milyar şeklinde gerçekleşmesi bekleniyor iken, bunun 28,3 milyar olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Bu değişimler son derece önemli takdir edersiniz. Birkaç rakam daha vermek istiyorum: 2007 yılında toplam gelirlerin toplam giderleri karşılama oranı; Sosyal Güvenlik Kurumunda toplam gelirlerin toplam giderleri karşılama oranı 2007 yılında yüzde 69,4 iken 2012 yılında devlet katkısı dâhil yüzde 89,2; devlet katkısını çıkardığınız zaman yüzde 74,5 olduğunu görüyoruz. Burada da 5 puanlık bir gelirlerin giderleri karşılama oranında artış olduğunu görmek mümkün. Prim gelirlerimizin giderleri karşılama oranına baktığımız zaman; 2007 yılında prim gelirlerimizin giderleri karşılama oranı yüzde 52 iken bugün yüzde 61’e ulaşmış bulunmaktadır, 9 puanlık bir artış söz konusudur. Sosyal Güvenlik Kurumu 2012 yılı toplam gelirleri 143 milyar, 2012 toplam giderleri ise 160 milyar liradır. Dolayısıyla, sosyal güvenlik açıklarının gayrisafi millî hasılaya oranının yüzde 1,2’ye gerilediğini söyleyebiliyoruz.

Kayıt dışı istihdamla mücadelemizi yoğun bir şekilde sürdürdüğümüzü de belirtmek istiyorum. 2008 yılı ile 2013 Nisan tarihleri arasında 94 bin iş yeri kayıt altına alınmıştır; 1 milyon 495 bin sigortalının da kayıt altına bu dönem içerisinde, reform süreci dönemi içerisinde alındığını görüyoruz. Peki, bunun neticesi ne oldu? Neticesi, kayıt dışı istihdam yüzde 52’den yüzde 36,2 düzeyine gerilemiş bulunmaktadır.

Bunun yanında istihdamı artırmak amacıyla uyguladığımız teşvik politikaları var. Bu teşvikler neticesinde de 2004’ten 2013 yılına kadar, 2012 sonuna kadar 25,5 milyar lira teşvik imkânı sağlanmış bulunmaktadır, bu teşvike 25,5 milyar aktarılmış bulunmaktadır. Bu teşviklerden 8,5 milyon sigortalı vatandaşımız, çalışanımız yararlanmaktadır, yararlanmaya devam etmektedir. Bugün gerçekleştireceğimiz düzenlemeyle de bu teşviklerin kapsamını yurt dışında çalışan işçilerimize de teşmil ediyoruz, yani teşvik kapsamını genişletmiş bulunuyoruz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, çalışma hayatı olsun, sosyal güvenlik olsun temel parametreleri olan alanlar. Temel parametrelerden taviz vermeden, bu hayatın, sosyal güvenlik hayatının, çalışma hayatının dinamik bir hayat olduğu dikkate alınınca bu alanlarda değişikliklerin olması çok doğaldır. Yani zaman akıp gidiyor, birçok alanda değişim yaşanırken, taleplerde farklılaşma yaşanırken sosyal güvenlik alanının statik kalması ve sabit bir şekilde kalması ve değişime uğramaması bizim kanaatimize göre doğru değildir. Onun için, bazı arkadaşlarımızın işte “Reformu yaptınız ama sık sık buraya değişiklikleri getiriyorsunuz.” gibi eleştirilerini, olması gereken değişiklikler diye özellikle ifade etmek istiyorum.

Bugün huzurlarınıza getirdiğimiz düzenleme ile 18 yaşına gelmiş, 19 yaşından gün almamış olan gençler ve çocuklarımızın sağlıktan yararlanmaları, eğer ebeveynleriyle irtibatlandırılması mümkün değil ise bunların sağlıktan yararlanmalarındaki zorlukları ortadan kaldıran bir düzenlemeyi getiriyoruz.

Ayrıca, yabancı uyruklu öğrencilerin Genel Sağlık Sigortası’ndan zorunlu olarak yararlanmaları isteğe bağlı duruma dönüştürülüyor.

Bir başka düzenleme -birinci bölümle ilgili ifade ediyorum- Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunda özel sektörden veya özel hastanelerden veya özel sağlık hizmet sunucularından ve üniversite hastanelerinden bir temsilci bulunmaktadır.

Yine, özel sağlık hizmet sunucularının fark alma imkânı bildiğiniz gibi 1 katına kadardı yapılan işlemlerde. Bunun 2 katına kadar Bakanlar Kurulu kararıyla artırılabileceği düzenlemesi içermektedir.

Ayrıca, üniversitelerimizde gerek ayakta tedavi ve işlemlerle ilgili gerekse yatarak gerçekleşen tedavi hizmetleriyle ilgili yeni düzenlemeler, mesai saatinin dışında yeni düzenlemeler içeren bir maddemiz bulunmaktadır.

Az önce ifade ettim, yurt dışına götürülen işçilerimizin sağlık sigortasıyla ilgili, sağlık primleriyle ilgili 5 puanlık bir indirim gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, yurt dışında şu anda 36 bin işçi bulunmaktadır, bunun sayısının daha da artması, yabancı işçinin veya projelerin gerçekleştiği ülkelerin işçilerinin değil de, bizim vatandaşlarımızın, bizim çalışanlarımızın yurt dışındaki projelere götürülmesi konusunda bir teşvik içermektedir.

Şiddete maruz kalan kadınların gelir testine tabi olmadan GSS kapsamına alınmaları düzenlemesi getirilmektedir.

Ayrıca, bildiğiniz gibi, 5084, yani 49 ile teşvik uygulaması 31/12/2012 tarihi itibarıyla son bulmuş idi. Burada yoğun bir talep var, talebin kaynağı da şu: Yeni teşvik sistemi 1 Ocak itibarıyla bölgesel bir teşviki, 6 bölgeden müteşekkil bir teşviki içermektedir. Eski teşvik ile yeni teşvik uygulamalarının aynı ilde gerçekleştiği noktalarda ciddi rekabet sorunlarının yaşandığı ifade edilince bu işletmelere dönük bir teşvik uygulaması bu pakette, bu yasada bulunmaktadır. Bu ve benzer birçok düzenlemeyi içermektedir.

Bir önemli düzenleme de sağlık hizmeti sunucuları faturalarının iş yükünün fazla olması ve kanunda belirtilen süre içerisinde incelenmemesi nedeniyle tahakkuk ettirilmiş olan faizlerin terkinine yönelik bir düzenleme. Bu düzenleme, bildiğiniz gibi, sosyal güvenlik reformu ve 5502 sayılı Yasa, 2006, 2007, 2008 yıllarında yoğun tartışılan, Anayasa Mahkemesine konu olan, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilip geldiği dönemlerde özellikle sağlık hizmeti sunucularının o dönem içerisinde faturalarının incelenmemesinden kaynaklanan ve belli bir bölgeye, belli bir, lokal bir düzeydeki faturaların ödenen avanslarının daha sonra kesintiye tabi tutulmasından kaynaklanan bir faiz durumunu terkin etmeye dönük bir düzenleme içermektedir. Tabii, ikinci bölümde de önemli düzenlemeler var, onu ikinci bölümde değerlendiririz.

Ama burada çok değerli milletvekilleri arkadaşlarımız önemli değerlendirmeler yaptılar. Katkılarından dolayı bütün arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Özellikle bizim bütün bakanlarımız öyle ama Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak söz verip de, müjde diye açıklayıp da yapmadığımız bir şeyi ben hatırlamıyorum yani söz veriyor veya müjde verdik diye bir şey kesinlikle söz konusu değil. Ne söz verdiysek onları yaptık, onları yapıyoruz ve üzerinde çalıştığımız konuları da açık bir şekilde her defasında gerek Parlamentoda gerekse tüm etkinliklerde net bir şekilde ifade ettik. Yani sorun çözmenin yoğun olduğu bir bakanlıktır çalışma ve sosyal güvenlik alanı. Bu anlamda da birçok temel sorunun sizlerin desteğiyle çözüldüğünü burada belirtmek istiyorum ama söz verip de beklettiğimiz bir şey yok ama gündemimizde olan konular var. Gündemimizde olan konuları bir bir bugün olduğu gibi huzurlarınıza getiriyoruz.

Efendim, taşeron işçileri ifadesi kullanıldı. Evet, taraflarla uzlaşmakta zorlandığımız ama yoğun bir şekilde üzerinde şu anda çalıştığımız  ama kamu olarak, Bakanlık olarak, biz çalışmamızı tamamlamış bulunuyoruz ama tarafların bu konudaki görüşleri netleşmiyor. Mesela şunu soruyorum, diyorum ki: Taşeron işçileri on iki aydan az çalıştıkları için tazminattan yoksun. Şimdi, biz sendikalardan bu konuda destek bekliyoruz. Bu tazminat işini çözmemiz gerekiyor yani on iki ay şartı değil, gerekirse bir ay çalışan işçimizin kendi bireysel hesabına bu tazminatın yatması gerekiyor. Bu konularda siz sendikayla eğer uzlaşamıyorsanız, sendikalar bu konuda size bir çözüm önerisi getirmiyorlarsa… Yani bu önemli bir düzenleme, köklü bir düzenleme, bu düzenlemeyle ilgili taraflarla bir araya geldiğimizde net ifademizdir: “Teklifinizi getirin.” Bize hiçbir sendika teklifini getirmiş değil. Bunu açıkça burada ifade ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, benim bir önerim var.  Taşeron işçiliğini kaldıralım, bu iş çözülsün efendim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Taşeronla ilgili… Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Taşeronları alın kadroya, kamu girsin işin içine.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) Kamuyla ilgili, kamuyu ilgilendiren boyutu var, özel sektörü ilgilendiren boyutu var. 2004, 2005 yıllarında çıkarılan İş Kanunu’nun 2’nci maddesiyle ilgili bir düzenleme var. Aradan yedi sekiz yıl geçmiş, on yıl geçmiş, şimdi hâlen 2’nci maddenin aynı şekilde yürürlükte kalmasını düşünmek bizce doğru değil, biz Hükûmet olarak doğru bakmıyoruz. Taraflara bunu söylüyorum, diyorum ki: Kamuda taşeronluğun çok yaygınlaşmasına sıcak bakmadığımızı, bu alanın düzenlenmesi gerektiğini ama özel sektörün taleplerinin farklılık arz ettiğini, dünya piyasalarında rekabet ettiği için özel sektör ile kamuya bu konudaki bakışın farklılık arz etmesi gerektiğini ama tarafların “Hayır, 2002 yılındaki, 2003 yılındaki 2’nci madde, İş Kanunu’nun 2’nci maddesi bir kazanımdır. Biz buradan ne ileri bir adım atarız ne geri adım atarız.” yaklaşımı çözüme hizmet etmemektedir. Onun için, tarafların uzlaşısını aradığımız bir noktadır yoksa alternatifleriyle bizim elimizde her türlü çözüm mevcuttur, onu ifade etmek istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaldıralım taşeronluğu Sayın Bakan, çözülsün.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Taşeronluk değil, alt işverenlik rahmetli Atatürk döneminde, 1936 yılında bizim İş Kanunu’muzla çalışma hayatımıza girmiş olan bir düzenlemedir. Dünya gerçekleriyle bakmak gerekiyor. Hizmet alımını ortadan kaldırma anlayışına biz sıcak bakmıyoruz ama hizmet alımında emeğin sömürüsünü ortadan kaldırmak gerekiyor. Bunu kiminle yapacaksınız? Bunu taraflarla yapacaksınız. Tarafları işte bu anlamda projeleriyle masaya gelmeye ben davet ediyorum. Söylediğimiz bu.

Şimdi, burada dış borçtan bahsedildi. Değerli arkadaşlar, bakınız, 2002 yılında toplam dış borç stoku 129 milyar dolardır. Türkiye'nin 2002 yılındaki dış borcunun toplamı 129 milyar dolardır. 2012 yılında Türkiye'nin toplam dış borcu 336 milyar dolardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kamunun?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Gayrisafi millî hasılaya baktığınız zaman: 2002’de gayrisafi millî hasılanın yüzde 56’sı dış borçtur, toplam dış borç, 2012’de baktığınız zaman yüzde 42’dir. Biz diyoruz ki: “Yüzde 42, yüzde 46’dan daha azdır, daha küçüktür.” Bunu söylüyoruz, söylediğimiz bu, başka bir şey yok.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir de iç borca baksaydınız, bir de iç borcu oranla bakalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “IMF’ye borç bitti.” diye söylüyorsunuz, müjde veriyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, bir de önemli bir şey söyledi değerli hatip burada: “İşte bu borç yüksek. Kıymeti olan paraları var Japonların, Amerikalıların, İngilizlerin.” diyor. Dolayısıyla, bu, tabii, eski Türkiye gözüyle, eski ekonomi gözüyle bakarsanız doğru. Bizim paramızın değerli olduğunu artık bütün dünya da biliyor yani. Yani, TL’yi eski TL olarak değerlendirmeyi de ben doğru bulmuyorum. TL kıymetli bir paradır. Bunun da bilinmesinde yarar var diye düşünüyorum.

İşsizlikle ilgili burada bazı değerlendirmeler yapıldı. Türkiye’de iş aradığını söyleyen 2 milyon 800 bin vatandaşımız var. Ama yalnız, bakın, ben size 2013’ün Nisan ayındaki açık iş tablosunu ortaya koymak istiyorum: 134 bin açık iş var, yerleştirdiğimiz 64 bin. Yaklaşık 70 bin açık işimiz var, bir ay içerisinde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede Sayın Bakan ya, her gün telefon geliyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim, eğer ticaret sanayi odalarını gezerseniz, organize sanayi bölgelerini gezerseniz…

Problem nedir? Meslek meselesidir, mesleksizlik meselesidir. Tabii, onlarca yıl yaşadığımız, meslekten, mesleki eğitimden gençlerimizin yoksun bırakılması dönemini unutmayalım. Onun çalışma hayatına çok olumsuz yansımaları olmuştur, birincisi bu.

İkincisi, İŞKUR şimdi seferber olmuş durumda. Mesleki eğitimi çok yaygınlaştırmış bulunuyoruz. Bu açık işleri doldurmak için yoğun bir gayret içerisindeyiz yani biz bu anlamda söylüyoruz. Bu ay 70 bin açık iş var, eleman arıyoruz, bu 70 bin kişiyi bulmakta zorlanıyoruz. Bu yönüyle söylediğimiz bir cümleyi “Efendim, Türkiye’de işsizlik yok.” şeklinde değerlendirmek doğru değil.

Evet, kadro beklentileri var. Yine bu da devlet personel yasası üzerinde çalıştığımız bir konu.

Primlerin yapılandırılmasıyla ilgili bir değerlendirme yapıldı. Değerli arkadaşlar, primlerin yapılandırılması gündemimizde yok çünkü 2008 yılında, 2011 yılında yapılan prim yapılandırmaları birkaç kez uzatıldı, yeni haklar tanındı. Tabii ki kamu yönetimi bir ciddiyet ister. Talep önemlidir, oluşan talep önemlidir ama bunun karşılığı verilmiştir. Onun için, şu anda gündemimizde olmayan bir talep olduğunu burada belirtmek istiyorum.

Tabii, birçok düzenleme var ama zamanımız yeterli olmadığı için belki soru-cevap bölümünde de değerlendirmek üzere bu önemli tasarının hayırlı olmasını diliyorum. Katkılarınızdan dolayı hepinize çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

“Son söz milletvekilinin” kuralı gereğince söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

460 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde görüşmeler devam ediyor. Bu tasarıyla ilgili gerek Sayın Bakanımız gerekse iktidar partisi milletvekilleri, muhalefet partisi milletvekilleri önemli katkılarda bulundular. Komisyon aşamasında bu kanun gereği gibi tartışıldı. Kamuoyu yakinen takip etmekte ve bu kanunun bir an önce yasalaştırılmasını talep etmektedir.

İnşallah bugün, olmazsa yarın bu kanunu neticelendireceğiz ve toplumun önemli bir kesimini ilgilendiren bu kanun ihtiyaca cevap verecektir diye düşünüyorum.

Son söz olarak maddelere geçilmesi gereği üzerinde duruyorum.

Takdirleri Genel Kurula arz ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarı üzerinde yirmi dakika süre ile soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, vatandaşa yüklenen sağlık harcamaları bu tasarıyla artacak mı, azalacak mı? Emeklinin maaşı yılda yüzde 3-4 artarken her Sosyal Güvenlik Kurumu Yasası değiştirildiğinde vatandaşa yeni yük getirmek emeklileri daha da perişan etmez mi? Daha önce basında da ifade ettiğiniz gibi asgari ücret vatandaşın her türlü ihtiyacını karşılamaya yetecek mi? Sözünüzün arkasında mısınız? Ayrıca, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını çözecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Soru 1: Vergi kaçakçılığı yapan, kaynağı suç teşkil eden paralar “vergi barışı” adı ile aklanmaktadır. 2/B mağduru olan vatandaşlarımız konutlarında işgalci değil, hak sahibidir. Bu sebeple, 2/B mağdurlarının yerleri çok yüksek bedeller ile tespit edilmiştir. Vatandaşlarımız tespit edilen bu yüksek bedelleri ödeyememektedir. Vatandaşlarımızın bu mağduriyetinin giderilmesi için yeni bir çalışma yapmakta mısınız?

Soru 2: 2002 tarihinden bugüne kadar kaç tane torba yasası yasalaşmıştır?

Soru 3: 1993 tarihinden 2002 tarihine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde kaç tane torba yasası kesinleşmiştir?

Soru 4: 2002 tarihinden bugüne kadar ne kadar faiz ödenmiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Türkiye’de sosyal güvenlik primi ödeyen kaç kişi var; bunun ne kadarı yurt dışından emekli, ne kadarı yurt içinden emekli?

İki, yaşa  takılmış, günü dolmuş, prim borcu var, prim borcunu öderse emekli olacak. Bu insanların prim borcunu ödemek için Bakanlığınızca, beş yıl beklemiş, yedi yıl beklemiş, emekli maaşlarını -bankalarla bir sürü promosyon yapıyorsunuz, en azından birkaç bankayla görüşüp- bu insanların maaşlarını belli bir oranda kestirerek,  mevcut  prim borçlarını ödeyerek bu yaşa takılan, günü dolan ve emekliliği dolan insanları emekli yapma konusunda yardımcı olacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, 13’üncü maddenin beşinci fıkrasına göre, deniliyor ki: “Bu yolla beyan edilen matrah yani yüzde 2 vergi, 1/1/2013 tarihinden önceki dönemlere ilişkin vergi incelemesi yapılırsa bundan düşülür.”

Şimdi buradan bir sonuç çıkıyor: 100 bin lira beyan etti, 100 bin liranın vergisi yüzde 2 ama sonradan bir inceleme yapıldı. Bu 100 bin lirayı mı matrahtan indirecek yoksa 2 bin lirayı vergiden mi indirecek? Ona birçok  açık gelmesi lazım, çok kapalı indirilmiş; bir.

İkincisi, WikiLeaks  belgelerinde Tayyip Erdoğan’ın İsviçre bankalarında, sekiz tane bankada parası olduğunu tespit etti. Şimdi o paralar buna göre gelecek mi gelmeyecek mi? Bunlar, özellikle ayrıca da birtakım kazançlar buradan vergiye istisna ediliyor. Yani bu tamamen çok büyük miktarda vergi kayıplarına sebebiyet veren bir vergi muafiyet ve istisna, vergi affıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce de bahsettim size, Artvin ili, Murgul ilçesi, Damar beldesinde Cengiz İnşaata ait bakır madeni şantiyesinin çalışma şartlarının düzeltilmesi için bütün işçiler 10 Mayıs 2013 Cuma gününden beri greve başlamışlardır. Şirket yetkilileri grevi kabul etmemiş, taşeron olan firma işçilerinin greve devam etmesi hâlinde, sahibi aynı olan diğer şirketi de, Eti Bakır AŞ’yi de kapatacağını söyleyerek bir nevi işçileri tehdit etmiştir. “Cengiz AŞ ve Eti Bakır AŞ greve devam etmesi hâlinde kapatılacak.” tehdidi bölgede çalışan vatandaşlarımızı huzursuz etmiş.

Toplam 950 personel, günde on iki saat çalıştırıldıkları ve hafta sonu tatilleri olmadıkları için grev yoluna gitmişlerdir. Maden işinde çalışan, Sayın Bakan, işçiler ne yazık ki on iki saat gibi bir zorunlu çalışmaya tabi tutulmuşlardır. Bu nedenle Murgul ilçemizde ağır bir mağduriyet durumu söz konusudur. Bu konuda Sayın Bakan olarak sizin talimatınızla bu mağduriyetin giderileceğine ilişkin kamuoyunda bir beklenti vardır. Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Tam Gün Yasası uygulanmaya başlandıktan sonra özellikle üniversite hastanelerinden ve eğitim hastanelerinden ne kadar doktor ilişiğini kesip özel sektörde çalışmaya başlamış? Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nda bu yasa tasarısıyla yeni yapmış olduğunuz düzenlemelerle bu öğretim görevlilerinin bu hâliyle tekrardan üniversitelere dönmesi mümkün olacak mı? Vatandaş üniversite hastanesinden, ciddi problemi olduğunda hizmet alamaz hâle geldi. Onun için bunu üniversite üniversite açıklayabilir misiniz? Bu durum Türkiye’nin sağlık sisteminde yanlış bir politika izlediğinin göstergesi değil mi?

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demirel…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Bakan, yakın bir tarihte basına yansıyan asgari ücretle ilgili sözünüzün devamında şöyle bir şey söylüyorsunuz: “Asgari ücret bir taban fiyattır. İşveren bundan aşağısını talep edemesin. Asgari ücret sosyal devleti koruma aracıdır. Bunu kaldırırsanız 400 lira ücret teklif eden de olur.” diye de bir arkasını getirmişsiniz. Peki, bu 400 lirayı veya daha aşağısını teklif eden eğer Hükûmetse -mesela muhtarların maaşı- seçilmiş ve millî iradenin en temel sembol noktaları olan muhtarlarımızın maaşının bu cümlenizden atıfla iyileştirileceğine dair bir söz sizden duyma şansımız olabilecek mi acaba bu gece?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarı 4 Mart 2013 tarihli imzayla Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edildi. Bu tasarı sevk edildikten sekiz gün sonra 2007 yılında imzalamış olduğumuz Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı Meclis gündeminden geri çekildi Dışişleri Komisyonunda görüşülmüş olmasına rağmen. Bu tasarının 13’üncü maddesinde bulunan varlık barışının PKK terör örgütünün bazı parasal kaynaklarının aklanmasına zaman tanınması için, Dışişleri Komisyonunda kabul edilen bu tasarının geri çekildiği iddiaları vardır. Bu doğru mudur? PKK’nın kara parasının aklanması için zaman mı tanınmak istenmektedir? Bu iddia doğru değilse Dışişleri Komisyonunda kabul edilmiş olan bu uluslararası sözleşmeyi niçin geri çekti Hükûmetiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, 14 Mayıs dünyada Eczacılar Günü olarak kutlanmaktadır ancak bu yıl eczacılar bu özel günlerini bayram havasında değil de üzüntü içerisinde kutlamışlardır çünkü birçok eczane zarar etmesinden dolayı kapanma durumuyla karşı karşıyadır. Sorun da kamu iskontolarında ve ilaç fiyatlarının düşüklüğünden dolayı reçetelerin yekûn tutmamasındadır yani harcanan kâğıt neredeyse emeği karşılamamaktadır. Eczacıların bu yönlü olarak kamu iskontolarının kaldırılması ve reçetelerdeki kutu başına 1 lira talepleri vardır. Bu yönlü bir çalışma Hükûmetinizce var mıdır yoksa eczaneler kapanırsa kapansın, ayakta kalanlar bize yeter mi diyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, Başbakan hakkında vermiş olduğumuz bir gensoruyu bugün partinizin verdiği grup önerisiyle pazartesi gününe yani televizyonun yayınlanmadığı bir güne aldınız. Gensoru gibi önemli bir konunun ve özellikle Başbakan hakkında verilen bir gensorunun tüm halkımızın izleyebileceği, televizyonların açık olduğu ve naklen yayınlandığı bir ortamda yayınlanması demokrasimiz açısından, şeffaflık açısından ve hesap vermek açısından çok daha uygun bir yöntem değil midir? Niçin pazartesiyi seçiyorsunuz ve halktan kaçıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

40 bin kişilik uzman erbaş jandarmaların özlük sorunlarıyla ilgili birkaç şey dile getirmek istiyorum. Bu arkadaşlarımızın emeklilik hakları maalesef sorunlu ve çok düşük, ek göstergeleri yok. Üç aylık bir hava değişimi bile ilişkinin kesilmesine neden oluyor. Üstleri tarafından çok keyfî cezalar veriliyor ve bu keyfî cezalar bu süreyi aştığı zaman işlerine son verilebiliyor.

Yine, lojmanlardan yüzde 5 anca yararlanabiliyorlar. Bu arkadaşlarımızın yani 40 bin kişilik arkadaşımızın, yaklaşık aileleriyle 120 bin kişi olan bu meslek sahibi insanların özlük haklarının ne zaman düzenleneceği konusunda bir soru sormak istiyorum. Bu konuda bilgi verirseniz o arkadaşlarımız da sevinecekler. Bu düzenlemeyi acilen bekliyorlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu yaşa takılanlarla ilgili sayın vekillerimiz soruyu sordular, cevabını merakla bekliyoruz.

Bir de yaşını doldurup prim gününü dolduramayan çalışanların ya da sigortalıların geriye dönük borçlanmasını sağlayarak emekli olmasına imkân sağlayan bir düzenleme hakkında talimat verdiğinizi söylemiştiniz. Bu çalışma hangi aşamadadır? Geriye dönük prim günü borçlanmasına yönelik bu çalışmanın sonuçlarını bekleyen çok ciddi bir kitle var. O nedenle bu konudaki vereceğiniz cevabı da merakla bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, öncelikle bu düzenleme vatandaşa yeni bir yük mü getiriyor? Böyle bir şey söz konusu değil. Sağlık açısından birinci basamak, ikinci basamak, üçüncü basamak tüm hastanelerimiz, tüm sağlık hizmetlerimiz vatandaşlarımızın hizmetinde. Özel sektörle ilgili, özel hastanelerle ilgili yapılan bir düzenleme getiriliyor. 1 katına kadar olan farkın, 2 katına kadar alınabileceği, Bakanlar Kurulunun yetkisinde. Zaten biliyorsunuz, çok önemli tedaviler açısından bir fark alınması söz konusu değil. Yani vatandaş kalp ameliyatı oluyor kardiyolojide, bununla ilgili bir fark söz konusu değil, acillerde fark söz konusu değil, 8 kalem kanser hastalarıyla ilgili fark söz konusu değil. Bundan dolayı tüm imkânlarımız, aslında 76 milyon vatandaşımıza seferber edilmiş durumda, sağlık harcamalarımız ilaç dâhil 15 milyardan 47 milyara çıkmış bulunmaktadır. Bundan dolayı bir yük söz konusu değil.

Bir diğer konu, asgari ücretle ilgili olarak… Evet, benim ifadem aynen öyle, asgari ücret bir koruma ücretidir, bir taban ücretidir, “Bundan aşağısı teklif edilemez.” anlamına gelen bir ücrettir. Bu dönem içerisinde, iktidarımız dönem içerisinde asgari ücrette yüzde 320 bir artış sağlanmıştır. Dolayısıyla “Bundan yukarısı verilemez.” anlamı taşımaz ama “Bundan aşağısı teklif edilemez.” anlamını taşıdığını belirtmek istiyorum.

Bir diğer konu, ikinci bölümle ilgili bazı sorular soruldu, ikinci bölümde özellikle varlık barışıyla ilgili olarak. Yoğun bir şekilde ikinci bölümde o soruları cevaplandırırız madde geldiği zaman. Şunu söyleyeyim: Bu konuyla ilgili kara para ve benzeri bazı örgütler şeklindeki yorumlara… Denetime açık olduğunu belirtmek istiyorum. Bu konu, bu kaynaklar denetime açık. Onun için, bir yanlış anlaşılma olmasın.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, Sayın Bakanım, yanlış söylüyorsunuz, vergi gizliliği var ve açık değil. Bize yanlış bilgi veriyorsun.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sözleşmeyi niye geri çektiniz Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Vergi konusunda bir avantaj sağlıyor ama denetime açık olduğunu belirtmek istiyorum.

Bir diğer konu, yaşa takılanlar veya pirim borcu olanlar diye ikiye ayırmakta fayda var. Birincisi: “Yaşa takılan” demek, aslında primini yirmi yıl… SSK’lı çalışan bir vatandaşımız yirmi yılını doldurmuş ama yaş kriterini dolduramamış.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Onu da doldurdum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bu bir…

Onu da doldurmuşsa zaten emekli oluyor. Prim gününü…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ufak prim borcum var, buna bir kolaylık yap.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Prim gününü dolduran, yaş gününü dolduran emekli olur.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama buna bir kolaylık yap.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Kriter, iki kriter.

Şimdi, bir diğerleri de, prim günü dolmamış ama yaşı 60’ı, 65’i bulmuş. Şimdi, bu şekildeki vatandaşlarımız yani 60 yaşını aşmış ve prim gününü dolduramamış vatandaşlarımızın yaklaşık sayısı 265 bin kişi. Prim gününü doldurduğu hâlde yaşı dolduramayan ve yaş bekleyen sigortalı vatandaşlarımızın sayısıysa 2000 öncesi itibarıyla 5,5 milyon.

Dolayısıyla, biz, bütün vatandaşlarımıza Çalışma Bakanlığı olarak, tabii ki, diyalog bakanlığı olmamızdan dolayı, kapılarımız açık, bütün kesimlerle görüşüyoruz. Her görüşmemizde de, Genel Kurulda da, sosyal taraflarla görüşmemizde de net bir görüşümüz var: Biz, geçmiş iktidarların Sosyal Güvenlik Kurumuyla çok oynamasından dolayı çok çeken bir milletiz. Bugün, eğer bazı ülkelerde kriz yaşanıyorsa, bu krizin altında sosyal güvenlik sistemlerindeki popülist yaklaşımlar yatmaktadır. Bakın, yanı başımızdaki Yunanistan’a bakınız, bunu görmeniz mümkün.

Dolayısıyla, yıllar sonra, az önce rakamlarını verdiğim, binbir, emekle hep birlikte düzenlediğimiz, bütün sivil toplum örgütlerinin katkısıyla gerçekleştirdiğimiz sosyal güvenlik sisteminin mali boyutunu sarsacak bir düzenlemeyi getirmek, aslında bu ülkeye yapılabilecek en büyük ihanetlerden bir tanesidir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, biz öyle bir şey istemiyoruz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Siz istiyorsunuz demedim ben bakınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İstemiyoruz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Onun için, burada keyfî, rastgele bir değerlendirme kesinlikle yapılmamalı. Vatandaşların bize getirdikleri talepleri var, çözüm önerileri var. Biz, kendilerine açıkça söyledik, bu konuları biz değerlendiriyoruz.

Bir şey daha ifade edeyim: Ben burada kırıcı olmak falan da istemiyorum, hiç kimseyi de kırmak istemiyorum ama 1999 yılında gelen 4447 sayılı Yasa yani bugün bu sorunları oluşturan Yasa, özü itibarıyla doğrudur ama yanlışı, eksiği nedir? Oyunun kuralı oyun ortasında değişmiştir, yanlış olan budur. Aslında yeni işe girecekler, yeni başlayacaklar için bu uygulama olsaydı, bu sorunları yaşamayacaktık ama on yıllık çalışana siz diyorsunuz ki: “Beş yıl daha fazla çalışacaksınız.” Ne zaman çıkmış bu Yasa? 1999 yılında çıkmış.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ee, düzeltin!

OKTAY VURAL (İzmir) – Düzeltsene, elini tutan mı var Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakınız, bunu söyleyemezsiniz. Bu, bu sistemle yirmi yıl boyunca rastgele, keyfî olarak oy avcılığı uğruna uğraşanların açtıkları bir sorundur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Oy avcılığı uğruna her şeyi yapıyorsunuz zaten!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - O günün Hükûmeti –bakın, siz hükûmetteydiniz- duvara tosladığı için, sosyal güvenlikte çıkmaza girdiği için böyle bir zecrî yasal düzenleme yapmak zorunda kalmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İçinizde milletvekilleri var şu anda, onlar da…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -Onun için, bu konu hassas bir konudur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İçinizde öyle milletvekilleri var, bakandı o sıra!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O arkadaşlar grup kurarlar Parlamentoda! O hükûmetlerde o zaman olan arkadaşlar grup kurar Parlamentoda!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Keşke bu konuda mağduriyetlerini ifade eden vatandaşlara samimiyetle, iyi niyetle bir çözüm yolu bulabilsek ama tekrar ediyorum: Mali dengeleri bozma şansımız yoktur. Burada ifade ettim, sosyal güvenlik reformu sonrasında her alanda, bütün rakamlarda yüzde 9’luk, yüzde 8’lik, yüzde 5’lik iyileşmeler gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bunun kıymetini bilmemiz gerekiyor.

Bir diğer konu, Artvin Damar’da meydana gelen olay… Gerek Artvin Milletvekilimiz İsrafil Bey gerekse sizler burada ifade ettiniz. Ben firmayla da hemen görüşme yaptım aradaki molada.

Bakınız, şu durum doğru değil: Evet, mesaiye kalıyor vatandaşlar, sekiz saatten fazla çalıştırılıyor ama sekiz saatten fazla çalışmalarının karşılığında mesai ödeniyor. Eğer o ödenmemiş olsaydı, bu, tabii ki kabul edilebilir bir durum değil. Yalnız, aldığım bilgi, telefonla aldığım ilk bilgi, haftalık bir gün izin haklarını kullanamama durumu var. Bu konuyla ilgili ben diyaloğumu ve ilgili firmaya bu yanlışlıktan dönmesi gerektiği konusundaki telkinlerimizi yapacağımızı belirtmek istiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, müfettiş göndermeniz gerekmiyor mu? Telkin mi yapılır, müfettiş mi gönderilir?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, bunun gereği…

MAHMUT TANAL (İstanbul) -  Yani müfettiş göndermeniz gerekirken “Telkinde bulunacağım.” diyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Müsaade eder misiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cepten aramak usulden değil efendim, müfettiş görevlendirin, işçilerle de konuşun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Bakınız, ben şu anda toplantı açıldığı için görüşmemi yarıda kestim, o anlamda diyorum. Haftalık izin konusundaki sorunu çözme konusunda görüşmemi sürdüreceğim. Teftişle ilgili zaten bize gelen her şikâyetin karşılığında gerekli denetim işlemleri yapılmaktadır, ondan bir endişeniz olmasın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu, bir şikâyet değil mi şu anda?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakanım, on iki saat çalıştırıyorlar maden sahalarında, on iki saat çalıştıramazlar, onu anlatmaya çalışıyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Tam Gün Yasası’ndan geri dönüş diye bir şey söz konusu değil, Tam Gün Yasası uygulanıyor. Buraya gelen düzenleme, mesai bitiminde yapılacak olan uygulamalar. Bakınız, bizim doktor sayımız az değerli arkadaşlar. Doktor sayımız az olduğu için, bir doktoru bir buçuk doktor olarak nasıl değerlendirebiliriz, nasıl bu mevcut potansiyelden yararlanabiliriz konusuyla ilgili bir düzenlemedir ve böylece mesai sonrasında özellikle üniversitelerimizde hocalarımızın birikiminden yararlanmaya dönük mesai sonrası bir düzenlemeyi içermektedir.

“Ne kadar doktorun ilişkisi kesildi?” diye bir soru soruldu. 1.700 civarında bir doktorumuzun, çoğunluğu da ücretsiz izinli olmak üzere bu dönem içerisinde üniversiteden ayrıldığını görüyoruz.

Muhtar maaşlarıyla ilgili… Asgari ücretle bağlantıları kuruldu. Tabii ki  Hükûmetimizin her alanda olduğu gibi, ilgili bakan arkadaşlarımızın bu konuda da değerlendirme yaptıklarını biliyorum ama net bir bilgiyi ilgili arkadaşlarımızın vermesi daha doğru olur düşüncesindeyim.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Bakanım, bu sözleşmeyle ilgili soruma cevap vermediniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – 14 Mayıs Eczacılar Günü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Bakan, sözleşmeyi niye geri çektiniz?

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Bakan, açtım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Eczacılarla ilgili çok önemli toplantılar, diyaloglar gerçekleştirdik ve eczacılarla uyumlu –bakınız, birlikte 2015 yılının yedinci ayına kadar- bir uzlaşmayı, bir anlaşmayı birlikte imzaladık. Bunun aksini söyleyebilecek var mı? Birlikte imzaladık. Özellikle de seçim yıllarını dikkate alarak, 2015’in yedinci ayı olsun dedik ve imzaladık. Sorunlarına hep duyarlı olduk, üç aylık periyotlarla bir araya geliyoruz ve oluşan sorunlar varsa onları giderme konusunda da sağlıklı bir diyalog içerisinde olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, son olarak yurt içi emekli sayısı 9 milyon 937 bin kişi, yurt dışı emekli sayısının ise 415 bin kişi olduğunu belirtiyorum. İş yeri sayısı olarak… Emekli sayısını az önce kürsüden ifade etmiştim, 18 milyon 241 bin 374 aktif sigortalı var. İş yeri sayısı ise Türkiye’de 1 milyon 523 bindir.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi benim sorduğum soruya Faruk Bey dedi ki: “Bu, ikinci bölümü ilgilendiriyor.” Bu tümü üzerinde yapılan müzakeredir.

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle bir usulümüz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika efendim, bir şey söyleyeyim.

BAŞKAN – Böyle bir usulümüz yok. Neyi bir dakika diyorsunuz Sayın Genç?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim sorduğum soru çok önemli.

BAŞKAN – Soru sordunuz, Sayın Bakan da cevap verdi yani.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, efendim ama mahsus cevaplandırmıyor, sebep şu: Bakın, ben size izah edeyim.

BAŞKAN – Bilemem ki Sayın Bakanın nasıl cevaplandıracağını.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çok önemli bir soru sordum. Mesela birisi 100 bin lira dışarıdan getirdi, yüzde 2 vergi ödeyecek.

BAŞKAN – Evet, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, bir dakika beni dinle be! (AK PARTİ sıralarından “Ne bağırıyorsun!” sesleri) Beni şey yapıyorsun, ondan sonra çıkıp da dava açıyorsun.

BAŞKAN – Sayın Genç, soru sordunuz Sayın Bakan cevap verdi. İç Tüzük’e bakarsınız, soru-cevap işlemi yirmi dakikadır efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, bir şey söylüyorum, çok önemli bir şey. 100 bin lirada 2 bin lira vergi ödeyecek. Şimdi, bir inceleme yapıldığı zaman bu 100 bin lira mı matrahtan tenzil edilecek, yoksa 2 bin lira vergiden mi tenzil edilecek? Bu çok önemli bir şey, yani bu çok önemli. Niye cevap vermiyorsun?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendisi de bilmiyor ki.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, gidip de mahkemeye dava açacağına burada doğru dürüst, Meclisi yönet be!

BAŞKAN – Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1 ila 8’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Süleyman Çelebi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Şimdi, torba yasa aslında çuval oldu, harar oldu. Ondan sonra her gün, her aşamasında da bir torba yasayla Türkiye Büyük Millet Meclisi uğraşa uğraşa belki dünya rekoru kıracak. Başka hiçbir ülkenin parlamentosunda olmayacak şekilde, değiştirdikleri yasaları sil baştan, yeniden değiştiren, yeniden geriye viteslerin takıldığı bir parlamento sistemine belki bir tek Türkiye Parlamentosu şahit olmuş olacak. O nedenle öncelikle bir kez daha rica ediyorum, Sayın Başkan sizden de rica ediyorum, bu Parlamentodan da rica ediyorum: Ya, bir ay geçtikten sonra, iki ay geçtikten sonra bu kadar eksik, bu kadar yanlış bir kanun yapılabilir mi ve bu kanunlarla bu Meclis sürekli meşgul edilebilir mi değerli arkadaşlarım? Dolayısıyla, önce bu kanunları komisyonlarda ve Mecliste gerçekten sağlıklı, doğru tartışarak, yeniden sil baştan yapılmadığı, kanun kitaplarıyla her gün yeniden bunlar için insanların akıllarının karışmadığı bir sürecin yaşanmasını diliyorum öncelikle.

İkinci söyleyeceğim şu: Kırk gün kırk gece neredeyse “IMF borcundan kurtulduk.” diye törenler yapılıyor. Her gün bu anlamda bir taraftan medyada, bir taraftan grupta Başbakan, diğer yerlerde “IMF borcundan kurtulduk…” diye kutlamalara devam ediyorsunuz.

Bu yasa aslında, değerli arkadaşlarım, tam da işte IMF’nin iz düşümüdür. IMF’nin yalnız parasal borcundan kurtulmanız bir şey ifade etmez. Bu yapılan yasal değişiklerin tamamı IMF reçetesidir, IMF projesidir, IMF politikalarıdır. IMF politikasının buradaki bütün iz düşümünün karşılığını bu yasada bulursunuz. Bu yasa IMF yasasıdır. Dolayısıyla, şimdi, yalnız parasal olarak “kurtulduk” deyip bir taraftan para ödeyerek yeni yükleri Türkiye halkına yükleyerek Türkiye halkının bu konudaki sıkıntısını yeniden yaşatmaya hakkınız yok. Çünkü bu uygulanan politikalar iflas etti, iflas eden politikalar yerine yeniden halka padişah vergisi gibi yeni vergi salmalarına devam ediyorsunuz. Daha önce yüzde 90 olan katkı payını şimdi Bakanlar Kurulu yetkisiyle yüzde 200’lere çıkarıyorsunuz arkadaşlar. Yani insaf, vicdan! Bir taraftan da diyorsunuz ki: “Sağlıkta şöyle reform yaptık, böyle düzelttik.” Diğer taraftan, insanlar, parası olanlar hizmet alabiliyorlar, parası olmayanlar bu ülkede hastaneden hastaneye, acilden acile sürünüyorlar ve sonra da biliyorum ki burada birçok milletvekilleri de “Aman, bizi acile almadılar, bize katkı verin.” diyen yurttaşlarla karşı karşıyalar.

O nedenle, değerli arkadaşlarım, şimdi, bu getirilen yasal düzenlemeler yerine gönül arzu ederdi ki -Sayın Bakan, defalarca bu kürsüden birçok arkadaşımız ifade etti, buradaki muhalefet partilerinin tamamı bu kürsüden ifade etti, sırf böyle şov yapmak için değil- burada yüzlerce defa ifade edilen, esas bu ülkenin sorunu olan sorunlarına değinebilsek, gerçekten yaşa takılan insanların kanununu buraya getirebilsek, gerçekten bu ülkede büyümeden payını alması gereken emeklilerin haklarını bu yasal düzenlemenin içerisine koyabilsek. Bunun yerine başka bir şey yapıyoruz. Bunun yerine yaptığımız, bir operasyonla… Gene sermayenin özel hastanelerinin yeniden teşvikini sağlayan uygulamalara katkı veriyorsunuz bu yapılan düzenlemeyle.

Peki, bu konuştuklarımız bir işe yarıyor mu? Burada yaramadığını biliyorum çünkü gerçekten anlatıyoruz, anlatıyoruz, muhalefetin büyük bir bölümü burada birleşiyor; bir konuda da duyarlı olun, bu kadar eleştiriye bir defa da olsun vicdanen “Ya, bu da haklıdır, bunun üzerinde bir konuşalım.” deyin, “Bunu bir tartışalım.” deyin. Buradaki mağdur olan, yaşa takılan insanların sorunu bu ülkenin… Hep bahsediyorsunuz ya, 16’ncı büyük ekonomiye sahibiz. 16’ncı büyüyen ekonominin esas bedelini ödeyenlere bu katkıyı niye vermiyorsunuz? Niye bu büyümeden emeklileri hâlen açlık sınırının altında maaş almaya mahkûm ediyorsunuz. O nedenle, esas çözülmesi gereken sorun bu.

Diğer bir sorun şu Sevgili Bakan. Şu anda, tabii ki dert çok. Dün akşam saat 03.00’te Hava-İş Sendikası greve başladı. Şimdi, herkes elini açmış, “Ya ne grevi, zaten orada uçaklar uçuyor, herkes işinin başında, greve de kimse katılmıyor.” Evet, bu doğru. Bu ülkede ileri demokrasi adına, grevin önündeki engelleri kaldırma adına…

Bakın, size bu fotoğrafı gösteriyorum Sayın Bakan: “Bu iş yerinde grev var.” Grevi polisler yapıyor. Yani burada grev yapan… Bu iş yerinde polis vardır, bu iş yerinde grev filan yoktur. Bu iş yeri dün gece saat 03.00’ten itibaren abluka altına alınmıştır değerli arkadaşlar.

İşçiler baskı altındadır, tek tek evlerine telefon ediliyor: “Eğer, 305 işçinin akıbetine uğramak istemiyorsanız işe gidin. Paranızı almak istiyorsanız işinize gidin, greve katılırsanız, yasal grev bile olsa o 305 kişi konusundaki akıbete uğrarsınız.” diyorlar.

Şimdi, bütün çabalarımızı koyduk Sayın Bakan.

Bakın, burada…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Küçük bir sorun vardı!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Anlatacağım.

Sayın Bakan, size de görev düşüyor. Daha önce sizin partinizde olan, şimdi MHP’de milletvekilliği yapan Murat Başesgioğlu, bir dönem, yine böyle bir soruna iki gün iki gece çalıştı, Hava-İş kolundaki grev noktasını son dakikada bitirdi. Yeter ki, bu konuda samimiyet olsun, içtenlik olsun, duyarlılık olsun. Sizin de bir göreviniz Sayın Bakan, o sürece müdahil olmanız ve katkıda bulunmanız.

Nedir oradaki ihtilaf değerli arkadaşlar? Şimdi, bir gece yarısı operasyonuyla hemen grev yasakları bu Meclisten geçti, ona karşı mücadele eden, demokratik tepkisini koyan 305 kişi işten atıldı. Çok uzun uzun analiz yapmayacağım. Bu 305 kişiyle ilgili defalarca Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hamdi Topçu’yla görüşüldü. Dediler ki: “Haklı işlem yaptık, biz doğru iş yaptık, bunlar kanunsuz iş yaptılar, onun için işten attık.” Dedik ki: “Peki, mahkeme karar verirse ne yapacaksınız?” “Hepsini geri alacağım.” dedi. Bakın, bilirkişi 305 kişiyle ilgili raporunu verdi ve dedi ki: “Bu fesih haksız fesihtir.” 180 işçi arkadaşımız için de mahkeme işe iade kararı verdi. Sonra dedi ki Hamdi Topçu: “Bu mahkeme kararı yetmez, Yargıtay kararı lazım.” Bu sefer, Yargıtaydan, şu ana kadar 36 tane arkadaşımızın kararı onandı ve gittik Sayın Mevlüt Aslanoğlu’yla evvelsi günü, pazartesi. Bütün bunlara rağmen, bir muhalefet milletvekili olarak şunu net söylüyorum: Biz ve sendikalar için grev amaç değildir Sayın Bakan, araçtır. O aracını kullanacak ama o aracı da elinden alındı Hava-İş Sendikamızın. Dolayısıyla, dedik ki Hamdi Topçu’ya: “En azından şu 36 tane arkadaşımızın Yargıtay kararını onayın ve bu sözleşme bitsin.” “Hayır” diyor.

Siz Yol-İş kolunda “8.000 işçi taşerondan asıl işte çalışacak.” diye Yargıtay karar verecek, buna uymayacaksınız, diğer yerdeki kararlara uymayacaksınız, mahkeme kararlarına uymayacaksınız, Yargıtay kararlarına uymayacaksınız, ondan sonra “Bu ülkede hukuk var, adalet var.” diyeceksiniz. Bu ülkenin ne hukuku kalmıştır ne adaleti kalmıştır ne insan hakları kalmıştır! (CHP sıralarından alkışlar)

O nedenle, Sayın Bakan, bir kez daha göreve çağırıyorum.

Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 

Değerli arkadaşlar, yine, bir torba klasiğiyle karşı karşıyayız. Yukarıda Komisyonda arkadaşlarımız “Çuvala döndü.” dediler ama az önce Sayın Çelebi de belirtti, biz buna “harar” diyoruz, Çukurova’da, Akdeniz’de böyle pamuk hararları var artık… Niye öyle diyoruz? Çünkü şu anda arkadaşlarımız az önce yukarıda başka bir torba, bu sefer teklifle geldiler. Bir tanenin daha şu anda, Meclise sunulduğunu, gündüz, basın mensuplarından öğrenmiş bulunuyorum. Maşallah, artık her gün bir harar, bir torba bir şey geçiyor. Yani bu, hakikaten yanlış bir uygulama değerli arkadaşlar.

Burada İç Tüzük Komisyonundaki arkadaşlara da uyarıda bulunuyorum, bundan sonra bu torba kanunlar bir yasama yılında bir defa, o da biterken aceleden olursa çıkarılsın, onu da Bakanlar Kurulu sahiplensin. Yukarıdaki gelen torba yasa teklifi, yani böyle bir şeye Meclis Başkanlığı nasıl izin veriyor, ben onu da anlamıyorum. Yani kanunların ilgili komisyonları var, her birinin bir yerden geçmesi lazım, yasa teklifi veriyor arkadaşlarımız, “Bazı kanunlarda değişiklik…” 7-8 tane ayrı bakanlığın şeyi geliyor, ayrı komisyonlarda görüşülmesi gereken tasarı gelmiş. Bize nasıl gelmiş? 2 tane de diğer komisyon var, tali komisyon, arkadaşlarımız sabahleyin aceleyle görüşmüşler, akşam havale yapılmış, öğleye kadar raporunu yazmışlar, öğleden sonra da bize gelmiş. Şimdi, böyle bir şey olabilir mi?

Baktık muhalefet şerhlerine ama ne zaman okuyacağız arkadaşlar, böyle bir kanun yapma tekniği olabilir mi? Sabahleyin aceleyle topluyorsunuz, öğlene kadar yazıyor 2 komisyon –bakarsa değerli arkadaşlarım orada- öğleden sonra da biz toplanıyoruz ve bunu konuşuyoruz. Lütfen bu işi ciddiyetle yapalım, böyle bir yasa yapma yöntemi, tekniği olmaz. Eğer varsa da acil bir şey gelsin, Bakanlar Kurulundan geçsin, bize de getirin, ayrı ayrı ilgili komisyonlardan geçsin, ondan sonra…

Sonra, gülüyoruz, içerisinden o kadar komik şeyler çıkıyor ki, o süreçten geçmediği için eksik geliyor. Yani Plan ve Bütçe Komisyonu neredeyse Başbakanlık Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğü gibi oldu. Maalesef Meclisin kanunlar kararlar birimi, herhâlde gelen baskıdan dolayı bunların hepsini böyle kabul ediyor, geçirip gidiyor.

Şimdi, arkadaşlar, bir de bunun tarihine baktık -demin söyledim, 8’inde gelmiş diye- arka arkaya, 8 Mayıs, efendim -silahla mı silahsız mı çekilecek tartışmasına girmiyorum- çekilme tarihiymiş, bir de baktık 8 Mayısta, burada, o gün, sizin ortak, CHP ve MHP’nin üye vermediği komisyonu da oluşturdunuz, bir de baktık 8 Mayısta Meclise bunlar gelmiş. Şimdi, bizim oradaki itirazlarımız olmasaydı… Bu tasarının orijinaline, eğer Hükûmetin teklif ettiği metne bakarsanız, değerli arkadaşlar, Komisyondan çıkanla arasındaki farka, burada tanık koruma programı içerisine alınanların da sosyal güvenlik kapsamına alınması öneriliyordu.

Şimdi diyorsunuz ki “Nereden çıkarıyorsunuz?” Bir taraftan aynı gün paranın aklanmasıyla ilgili kanunu getiriyorsunuz… Az önce değerli milletvekilimiz sordu, Sayın Bakan orayı es geçti ama bugün gündüz basın toplantısında bize de sordu arkadaşlarımız. Bir taraftan bunu getiriyorsunuz, bir taraftan 8 Mayısa hepsini koyuyorsunuz, bir taraftan tanık korumayı koyuyorsunuz, şimdi o zaman “Bu pazarlıkla alakası var mı?” diye sormamızdan daha doğal ne olabilir, ben anlamıyorum. Hepsini bir araya koyup 8’inde başlayınca, 8’inde 9 tane teklif bir araya gelirse, bunun içerisine, -Sayın Bakan oradaydı, biliyor- ben “Şemdin Sakık gizli tanık, bir tek onun adını biliyoruz, onun ailesi de faydalanacak mı?” dedim, sonra arkadaşlarımız çıkardılar. O zaman niye acele ediyoruz, yani bunları böyle sıkıştırmanın ne anlamı var veya acelesi varsa 2 tane, 3 tane torba kanun niye geliyor, ben anlamıyorum. Değerli arkadaşlar, lütfen, oturun, bunu bir kendi aranızda konuşun, neyiniz varsa, ne konuşacaksanız.

Şimdi, bu esasın içerisinde de birçok şey var. Yani aceleden kanun geliyor ama… Biz bunu Kamu İhale Kanunu’yla ilgili söylüyorduk, “Bari kaldırıverin bu kanunu.” diye, çünkü alfabede harf kalmadı geçici maddeler ekleye ekleye.

Ee, şimdi, baktık 49-50 olmuş. 2008’de mi çıkmıştı Sayın Bakanım bu 5510’un orijinali? Yani daha beş yıl olmadan 50 madde eklemişiz, boyuna sürekli olarak geçici maddeler ekliyoruz. Yani bu, demin söylediğim kanun yapma tekniğimizden ve her kanunda bir yerlere istisna veya geçici hüküm eklememizden kaynaklanıyor. Yani bu, önümüzdeki bir örnek; şu anda elinizdeki kanunda da var.

Esasa bakıyoruz, burada, birçok şey gelmiş, tamam, başında birkaç madde sağlıkla ilgili “Aciliyeti var.” diyebilir arkadaşlarımız ama bakıyoruz, biz size bu yetkiyi vermiştik, Bakanlar Kurulunun yetkisi var, yüzde 100 artırma yetkisi var, şimdi, 2 katına kadar artırma yetkisi alıyorsunuz.

Yani tekraren soruyorum, Sayın Bakan belki birinci bölümün sonunda cevap verir, yukarıda tam bir cevap alamadık: Sayın Bakanım, burada alacağınız komisyon yüzde 2. Kimden alıyorsunuz? Dışarıda kazancı olan, kaynağı belli olmayan birisinin parasını alıyorsunuz. Ne alıyorsunuz? Yüzde 2. Peki, burada vatandaştan aldığınız katkıyı niye 2 misline çıkarıyorsunuz da -“Bunu tartışabiliriz.” dedi Sayın Bakanım, burada dikkatlerinize sunuyorum- niye yüzde 3-4 almıyorsunuz? Oradan alacağınız parayla bu zavallı, gariban, sosyal güvenlikten faydalananlardan alacağımız ilave ücreti bir miktar azaltmış olsak, bırakın 2 misline çıkarmayı, “Bakanlar Kurulunun yetkisini aldık, sadece ne çıkıyorsa o uygulansın.” desek olmaz mı? Kime veriyoruz bunları? Dışarıdan gelen parayı nereden kazandığı belli değil. PKK’nın uyuşturucu parası dahi bunun içerisinde aklanabilecek durumda bu hükümlerle. Peki, şimdi ondan niye…

Hadi yapıyorsunuz, yanlış ama, dışarıda illegal para kazanmış adam geliyor, yüzde 2’yle… Yüzde 5 al, yüzde 10 al. Bizden kaç vergi alıyor, sizin maaşlarınızdan kaç kesiliyor gelir vergisi? Yüzde 15’ten başlamıyor mu? Kurumlar vergisiyle beraber yüzde 20’den yukarı doğru gitmiyor mu? Peki, onlardan onu alırken, böyle bir servet vergisi gibi alacağımızı niye yüzde 2 alıyoruz? Yani burada bir tezat var. Bulunca garibanı ÖTV’ye yükle, KDV’ye yükle, gelir vergisinden şu muaf, bu muaf… Olan yine dar gelirli vatandaşımıza oluyor. Gelin, bunu baştan bir daha düşünün. Bakın, hem affediyorsunuz hem aklıyorsunuz hem de aldığınız yüzde 2 bir komisyon. Onun için… Bu yasanın içerisinde buna benzer birçok şey var.

Bir de, en önemli şeylerden birisi de, sıkça yaptığımız yanlışlardan birisi, bu Meclisi biz, mahkemenin arkasından dolanma yeri hâline getirdik arkadaşlar. Sürekli olarak biz yargının yerine geçiyoruz. “Meclisi” derken, Meclisi alet ediyoruz. Bizim söylediğimizi dinlemiyorsunuz. Hükûmet getiriyor bir şey veya siz bir teklif veriyorsunuz, gidiyor. Yine burada da benzer bir hüküm var değerli arkadaşlar. Yani mahkemenin çevreyle ilgili kararı var. Gelmiş Danıştaydan. Ee? Her gelende olduğu gibi, “Biz bu mahkeme kararını nasıl geçersiz hâle getiririz?” diye, bunun etrafından dolanacak işler yapıyoruz. Bir de baktık, burada da yine aynısı var. İşte, az önce burada gördüm. Sayın Tanrıkulu, Komisyonda, tali komisyon olarak muhalefet şerhinde yazmış. Önünüzdeki sıra sayısına bakarsanız, Komisyon raporları arasında, orada görebilirsiniz. Aleni olarak birkaç tane büyük proje saymış ama başka neler var kapsama giren, biz şu anda bilmiyoruz, belki Sayın Bakan bilgi verir. Mahkemenin etrafından dolanarak Danıştayın vermiş olduğu kararları geçersiz saymak için yeni bir şey açıyoruz. Şu aşamada da yeniden dava açıldığı konusunda arkadaşlarımız bize bilgi aktardılar. Yani Meclis mahkemelerin kararını bozma, geçersiz kılma yeri değildir. Biz kanun çıkarırız, o çıkardığımız kanuna göre de mahkemeler kararını verir. Ama her seferinde, işimize gelmeyince gelip Meclisi kullanarak eğer burada kanun çıkarırsak, o zaman bunun sonunu almak mümkün değil. Bizlerin yargıçların yerine geçmememiz lazım. Dolayısıyla, bu gelen hükümlerde de bunlara riayet etmek gerekiyor. Bu projelerin ÇED istisnasına tabi tutulması da, bu ÇED raporunun dışında tutulması da doğru olmamıştır.

Varlık barışıyla ilgili zaten önümüzde bir uygulama var. Az önce söyledim. Yani, hatta terör örgütünün… Burada bizim çıkarmış olduğumuz, hepimizin beraber çıkardığı, terörün finansmanına ilişkin kanun var. Uluslararası da anlaşma var. Onunla ilgili de hatta, buradan birkaç arkadaşımızla Avrupa Birliğinde bir toplantıya da gittik, Plan ve Bütçe Komisyonundan arkadaşlarımızla, milletvekilleriyle. Yani her yerde bunu konuşuyoruz ama uygulamaya gelince… Herhâlde, yeni kara para aklama cenneti biz mi olacağız, nasıl olacak? Yani burada varlık başka bir şey.

Arkadaşlar, yatırım yapılması, dışarıdan gelen yatırımın teşviki ayrı bir şey ama kaynağı belli olmayan bütün paraların buraya girmesi başka bir şeydir. Bunu yapıyorsak da bunun bir yolunu yordamını daha düzgün bir şekilde bulmamız lazım diyorum.

İnşallah bu yanlışlara devam etmezsiniz diyeceğim ama birisi Komisyonda, geliyor; birisi de bugün Genel Kurula sunulmuş başka bir torba kanun, geliyor. Allah sizi bu konuda hidayete eriştirsin diyor, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan kanun tasarısının birinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine AK PARTİ Grubunun, Hükûmetinin getirmiş olduğu bir torba yasayla karşı karşıyayız. Daha önce de birbiriyle ilgisi olmayan, sorunları çözmekten uzak, daha çok sermayeye, ranta alan yaratmaya çalışan torba yasaları bu Meclisin gündemine getirmişti. O dönem de yapmış olduğumuz konuşmaların tamamında bu uygulamanın, bu yaklaşımın yanlış olduğunu, bu şekilde, yamalı bohça zihniyetiyle kanun hazırlamanın, bırakın sorunları çözmeyi, sorunların çözümsüzlüğünü daha fazla derinleştirdiğini dile getirmiştik. Ancak, bütün bu uyarılarımıza rağmen AK PARTİ Hükûmetinin ve AK PARTİ Grubunun bu konudaki ısrarı hâlâ aynı şekilde devam ediyor.

Bu yasa tasarısı görüşülürken, görüşülmesi gereken bir tali komisyonda görüşmeler yapılmıyor, diğer iki tali komisyonda ve esas komisyonda ise aynı günde bu görüşmeler yapılıyor. Şimdi, eğer bu bilinçli bir şekilde aynı günde tali komisyon ve esas komisyonda görüşülmüşse bunun adı “yangından mal kaçırmak”tır; eğer burada bilinçli bir durum söz konusu değil ise bu da kanun hazırlama tekniğine yönelik ciddiyetsizliği ortaya koyan bir komedidir. Bu ciddiyetsiz yaklaşımın bundan sonraki kanun hazırlama süreçlerinde de mutlaka, AK PARTİ Grubu tarafından ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu kanun tasarısına baktığımız zaman, torba kanunun içeriğine baktığımız zaman, her bir maddede ayrı ayrı rahatsız olacak çok fazla konu var. Bir kere, her şeyden önce, en fazla tartışılan konulardan biri bu gizli tanıkların sosyal güvenceye kavuşturulmasıyla ilgili düzenleme. Şimdi, bu gizli tanık uygulamasının kendisi bu Hükûmet döneminde bütün toplumsal kesimlerin baskı altına alınması amacıyla getirilmiş ve her uygulamasında da hukuku katletmiş bir sistemdir. Bugüne kadar gizli tanık uygulamalarına dayanan davaların tamamında hukuk ortadan kaldırılmıştır. Böylesi bir durum var iken siz, deyim yerindeyse, ahde vefa gereği, bu gizli tanıklara hukuku katletme hizmetleri karşılığında bir de sosyal güvence getiriyorsunuz. Bakın, burada gizli tanık faciasıyla ilgili pek çok örneği konuşmuştuk. Benim seçim bölgemde, 17 yaşındaki Gülsüm Koç, sadece 1 kez, seçim döneminde bizim seçim çalışmalarını yaptığımız parti bürosuna geldiği için, gizli tanık ifadesine dayandırılarak müebbet hapse mahkûm edildi. 17 yaşındaki bir lise öğrencisi gizli tanık ifadesiyle müebbet hapse mahkûm edildi ve daha sonraki duruşmalarda da bu gizli tanık gördüğü kişinin Gülsüm Koç olduğundan emin olmadığını ifade etmesine rağmen, bu hukuk dışı katliama aynı şekilde devam edildi. Şimdi, bu mahkeme süreci Yargıtayda görülecek. Bununla ilgili bugüne kadar yapılan girişimlerin tamamı sonuçsuz kaldı.

Şimdi, siz Gülsüm Koç’un yoksul babasının kendi emeğiyle, alın teriyle vermiş olduğu vergilerden topladığınız paralarla 17 yaşındaki bir lise öğrencisinin hayatını mahveden bir gizli tanığa bir de sosyal güvence getiriyorsunuz. Yani, bu, bir kere, vicdana aykırıdır, ahlaka aykırıdır, insanlığa aykırıdır. Böylesi bir şey olmaz.

Bakın, bu iddianamelerde geçen gizli tanıkların pek çoğunun aslında olmadığı da ortaya çıktı yani iddianamede gizli tanık ifadesi var ama ortada gizli tanık diye bir şey yok. Bu olmayan gizli tanıkları nasıl sigortalayacaksınız? Ortada bir gizli tanık yoksa, bu gizli tanıklığı uyduran, o iddianameye yediren emniyet teşkilatını mı siz sigortalı yapacaksınız? Böyle bir zihniyet, böyle bir vicdana aykırı uygulama olabilir mi? Bu uygulama, tıpkı II. Abdülhamit dönemindeki istibdat dönemine ve hafiye dönemlerine tekabül ediyor. Yani, bir devlet düşünün ki hak, adalet, eşitlik yerine, ajanlığa, ispiyonculuğa, iş birlikçiliğe teşvik eden bir sistem getiriyor. Burada yapılan düzenleme, ajanlığa, ispiyonculuğa, başkasının hayatını mahvetmeye yönelik, teşvik edici bir düzenlemenin ta kendisidir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU( İstanbul) – İdris Bey, onu çıkardık, Komisyonda çıkardık.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Şimdi, yasa tasarısında biz hâlâ onun olduğunu biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, burada, bununla ilgili mevcut yaklaşımın mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bakın, bu yasa tasarısının ayrı bir yerinde sağlıkla ilgili düzenlemeler var. Bir bütün olarak sağlıkta, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin getirmiş olduğu maliyetleri, sağlık emekçilerine, hekimlere, hastalara getirdiği haksız uygulamaları defalarca bu kürsüden dile getirdik. Bir bütün olarak, sosyal devlet olma ilkesinin gereği olarak, herkese eşit, ulaşılabilir, ücretsiz, nitelikli bir sağlık hizmeti verilmesinin devletin asli görevi olduğunu ifade ettik. Getirmiş olduğunuz Sağlıkta Dönüşüm Projesi, her gün, hastaya ayrı bir yük, sağlık emekçilerine ayrı bir yük getiriyor.

Şimdi, burada, baktığımız zaman, üniversitelerden ayrılan öğretim görevlilerini tekrar burada, bu sistem içerisinde tutmaya yönelik, “öğretim üyesinden sağlık hizmeti” adı altında vatandaşa yine bir ücretli sağlık hizmeti getiriliyor. Burada, sağlık hizmetlerinin finansmanı, maliyeti tekrar hastaya çıkartılıyor. Yani, bu devlet bir öğretim görevlisine kendi hayatını onurlu bir şekilde idame ettirebilecek, kendi mesleki gelişimini, bilimsel çalışmasını, akademik çalışmasını yapacak bir ücretlendirme yapmayı başaramıyor mu? Burada getirmiş olduğunuz uygulamanın öğretim görevlilerine yansıyan kısmıyla öğretim görevlilerinin üniversitede durması yine mümkün olmayacak. Ancak, burada, hastaya 1 olan maliyeti 3 kat artırıyorsunuz. Bu sistemin, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin bütün maliyetlerini vatandaşın sırtına, vatandaşın cebine yükleme alışkanlığını, maalesef, burada da aynı şekilde devam ettiriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bu torba kanundaki, yasa tasarısındaki bir diğer önemli uygulama bu CED raporlarının devre dışı bırakılmasıyla ilgili. Şimdi, aslında, AKP dönemindeki politikalarla zaten ÇED raporları bir şekilde anlamsız kılınmıştı. Bugüne kadar, ekolojik yıkıma neden olan HES’lerle ilgili projelerde, halkın şikâyetlerine rağmen, halkın tepki göstermesine rağmen siz, zaten, ÇED raporlarını devre dışı bırakacak şekilde, polis ve jandarma zoruyla, halka rağmen bazı süreçler işlettiniz. Ancak, burada, bu ÇED raporlarıyla ilgili bir yasal kılıf, bir yasal düzenleme yapıyorsunuz.

Bakın, bölgede, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Karadeniz Bölgesi’ne kadar HES projelerinin yapıldığı hiçbir yerde o bölge halkının bu HES projelerinden hoşnut olduğunu söyleyebilecek tek bir milletvekili buradan çıkmaz. Bu HES’lerin tamamının elde etmiş olduğu enerji miktarının toplamının enerji nakil hatlarındaki yenilenmeyle giderilebileceğini bu kürsüden defalarca ifade ettik. Ancak, bir bütün olarak doğayı talan eden bu HES projelerini, bugüne kadar, Hasankeyf’te, Munzur’da, seçim bölgem olan Bingöl’de, Karadeniz’in neredeyse tamamında uyguladınız. Tarihî alanları, sit eserlerini, sit alanlarını ve bir bütün olarak doğayı katleden bu HES projeleri için şimdi de ÇED raporlarını tamamen devre dışında bırakacak şekilde bir yasal düzenleme yapıyorsunuz.

Geçen hafta ben Bingöl’de Kiğı, Yayladere, Genç, Solhan bölgesini dolaştım. Orada şu anda çalışmaları yürütülen HES projelerinin tamamına karşı bölge halkı büyük bir tepkisellik içerisinde ve Karlıova’da Derinçay HES Projesi’ne karşı köylüler birkaç kez yürüyüş yaptılar. Jandarma zoruyla, polis zoruyla halkın bu tepkilerini bastırma, halkın ortaya koymuş olduğu demokratik hakkını bastırma alışkanlığı yetmemiş olacak ki burada da ÇED’le ilgili süreçleri tamamen devre dışı bırakacak şekilde bir süreç işletiyorsunuz.

Bu ÇED’le ilgili süreci, Başbakanın rüyalarını süsleyen üçüncü köprüyle ilgili yaptığınızı biliyoruz. Bir başkanlık sistemi rüyası var. İşte, Başbakan’ın rüyasına ne giriyorsa onun yasal düzenlemesi de hemen AK PARTİ Grubu tarafından Meclise getiriliyor. Biz bugüne kadar AK PARTİ'nin getirdiği bütün yasalarda neoliberal politikaları destekleyen, sermayeyi, rantı önceleyen, emek düşmanı, emekçi düşmanı yaklaşımları bu yasa tasarısında da görüyoruz. Varlık barışıyla ilgili düzenlemede de yine aynı şeyi görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Zenginlerle ilgili bu kadar kafa yoracağınız düzenlemeleri getirirken bir gün de yoksulla ilgili, emekçilerle, işçilerle, ezilenlerle ilgili bir düzenlemeyi buraya getirmenizi bekliyoruz. Bunun zor olduğunu biliyoruz ama bir defa da bizi şaşırtmanızı temenni ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Akyürek, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi selamlıyorum.

Buradan, bizi televizyonları başında izleyen ve yıllardır insanca yaşama özlemi çeken, elektrik, yol, su, okul olmadan yaşam mücadelesi veren Ceylanpınarlı ve Viranşehirli göçer hemşehrilerime selam ve saygılarımı sunuyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu değişiklik maddesiyle içinde bulunduğumuz bu modern çağda ülkemize, insanımıza yakışmayacak görüntülere son verileceği için Sayın Başbakanımıza, bakanlarımız Sayın Faruk Çelik’e, Sayın Mehdi Eker’e, Sayın Mehmet Şimşek’e, Sayın Erdoğan Bayraktar’a ve Veysel Eroğlu’na, bizzat yerinde incelemeler de yapan KİT Komisyonunun bütün üyelerine ve milletvekillerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Buradan, ayrıyeten, Şanlıurfa Valimiz olmak üzere, bakanlıkların ve TİGEM’in özveriyle çalışan değerli bürokratlarına huzurlarınızda göçer aileleri ve hemşehrilerimin adına minnet ve şükranlarımı arz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, 9’uncu madde, kısaca, mülkiyeti Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne ait olan ve Şanlıurfa ili Ceylanpınar ilçesinde bulunan toplam 169 bin dönüm arazinin bedelsiz olarak tapuda hazine adına tescil edilmesini ve bu arazinin bir kısmının Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile getirilen sınırlamalara uymak şartıyla göçer ailelerinin iskânı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına tahsisini kapsamaktadır.

Ceylanpınar Tarım İşletmeleri, 1 milyon 700 bin dönüm arazisiyle, hem ülkemizin hem de dünyanın en büyük tarım işletmesidir. Tarımsal faaliyetlerin düzenli bir şekilde yürütüldüğü 1937 yılından günümüze kadar göçerlerin sorunları hem işletmenin ve hem de yöremizin sorunu olmaya devam etmiştir. Bu aileler işletmenin içinde dağınık olarak yerleşmiş, hayvancılıkla hayatlarını sürdürmektedirler. Tapuları olmadığından kaçak statüde değerlendirilmişlerdir. Bunun sonucu olarak da elektrik, su, yol ve okul gibi insanca yaşamanın gerekliliği olan hizmetlerden geri kalmışlardır.

Devlet, her bireyine, vatandaşına insanca yaşamanın gerekliliği olan hizmetleri sunmakla yükümlüdür. Hükûmetimiz, her konuda olduğu gibi, yıllardır kangren olan bu konuya da duyarlı olmuş, komisyonlar kurmuş, çalışmalar yapmış, hatta 2007’de 5608 sayılı Kanun’u çıkarmıştır. Kanunla ailelerin tarım işletmesi dışında iskân edilmeleri ve hayvanlarını otlatmaları için arazi tahsis edilmesi, yeni yerleşim yerlerinde de konut yapmalarını desteklemek amacıyla kredi kullandırılması kararlaştırılmış ancak bu kanun uygulanmamıştır.

Değerli milletvekilleri, TİGEM Ceylanpınar İşletmesi ve yöremiz insanı birbirinden ayrılmaz. İşletmede çalışanların büyük bir kısmı, tayinle gelenler hariç, yöre insanıdır. Bu sorunu çözümsüz bırakmak iki taraf için de olumsuz sonuçlar veriyor. Bizlere ve bu kanunu uygulamakta yetkili kamu görevlilerine büyük sorumluluklar düşüyor. Bu insanlarımıza modern yaşam alanlarını bir an önce hazırlayarak yerleşimlerini sağlamak için elimizden geleni yapmalıyız.

Değerli milletvekilleri, bugün görüşmekte olduğumuz değişiklik teklifiyle, göçer insanlarımız, akrabalarımız, hemşehrilerimiz topraklarından, yörelerinden kopmayacak, yaklaşık yüz yıldır yaşadıkları, alışık oldukları coğrafyada kalmaya devam edeceklerdir.

Tahsis edilmesi düşünülen arazi, tamamen Şanlıurfa-Mardin ana sulama kanalının kuzeyinde bulunmaktadır. Kanalın ağız genişliği 26 metredir, derinliği ise 6,5 metredir. Bu yönüyle de tamamen doğal bir sınır oluşturduğu için, damızlık tohum ve damızlık hayvancılık üretimindeki gen karışması tereddütlerini de ortadan kaldırmaktadır. Kaldı ki göçerlerin günümüze kadar hayvancılık dışında tarımsal üretim yapmadıkları kurumların ortak tespitidir.

Yaklaşık 4.500 nüfusun yaşadığı yörede 40 bin küçükbaş hayvan sayısı yaz aylarında 100 bine kadar çıkmaktadır. Bu, büyükbaş hayvanların varlıklarıyla 500’ü, bini geçmektedir. Yörenin ekonomisi ve sosyal yapısına katkıları da küçümsenmez düzeydedir.

Yıllardır sürüncemede kalmış bu sorunun çözümünün TİGEM ve yöremiz halkı olan göçerlerimize hayırlı olmasını diliyor, heyetimize saygılarımı arz ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Mehmet Ağabey, destek verdik, bize teşekkür etmedin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bize bir teşekkür et.

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) - Allah hepinizden razı olsun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır. Komisyonda tüm gruplar destek verdi, bize bir teşekkür etmedin.

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Ettim yahu, bütün milletvekillerine.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, hayır...

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Yapma bunu yahu, sen bizim ağabeyimizsin.

BAŞKAN – Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 460 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümü üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sosyal güvenlik uygulamalarında, süreci içerisinde ortaya çıkan ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla düzenlemeye ihtiyaç olduğunu Sayın Bakan, gerekçede izah ediyorsunuz. Tasarı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla ilgili, orada hazırlanmış. Tasarı 10 komisyonu ilgilendiriyor. Tanık korumadan ailenin korunması ve şiddetin önlenmesine, 5510 sayılı Kanun, KİT’lere ilişkin mevzuat ve diğerleri. Hazırlanırken bu kadar geniş bir mevzuyu 12 maddeye sığdırmışsınız. Güzel de, problemi çözemiyorsunuz. Bunları çözdükten sonra, on iki senedir, istikrarlı bir şekilde sosyal güvenlik sistemini rayına oturtup mevzuatı kendiniz yürütecek şekilde bunu kuramamışsınız, hakikaten sıkıntılı.

O zaman ne yapmak lazım? Bunu düzgün bir şekilde ele almak lazımdı. Süreç dinamik, Bakanlık olarak, Hükûmet olarak buna hazır olacaksınız. Her olay için, problem çözmek için Parlamentoya geliyorsunuz. Öyle, yetki falan kullandığınız da yok.

Emeklilikte yaştan bekleyenler için her birinizden farklı ses çıkıyor; siz farklı söylüyorsunuz, Sayın Başbakan Yardımcısı farklı söylüyor, Maliye Bakanı toptan karşı. Bunu siz Kabinede konuşmuyor musunuz Allah aşkına Sayın Bakanım? Kamuoyundan gerçekten çok büyük tepkiler geldiği için söylüyorum, yani Hükûmet bunu izah edemiyor, 325 milletvekili olan AKP iktidarı, Hükûmeti bunu yapamıyor, vatandaş bunu bize soruyor. Çıksın, doğru dürüst, tek elden, Hükûmet sözcüsü bir açıklama yapsın, netleşsin. Her biriniz farklı telden çalıyorsunuz. Şimdi, buna bakarsak, biriniz olaya inanıyorsunuz, diğeriniz karşı çıkıyor. Başbakan Yardımcısının ağzını bıçak açmıyor, o kendini suçlu hissettiğinde zaten her zaman aynısını yapıyor.

Bakınız, ekonomi iyiye gitmiyor. Ekonomi iyiye gidecek ki siz bir şey yapmış olacaksınız. Herkes primlerini ödeyecek. Ortalık fevkalade ne olacak? Düzgün olacak. Biraz önce söyledim, bakanların biri konuyu Hanya’da değerlendiriyor, birisi Konya’da değerlendiriyor. Birisinin Merkez Bankasıyla ilgili konuşmasına baktığınız zaman neredeyse küfredecek hâlde sözler çıkıyor, buna ilgili bakan karşılık vermiyor, ses çıkarmıyor ama bakıyorsunuz, Merkez Bankası Başkanından da bu sözlere karşı hiçbir şey çıkmıyor. Doğru mu söyledi, yanlış mı söyledi, yalan mı söyledi, ilgili bakan onları neden savunmuyor, Kabinede bunlar görüşülmüyor mu, Merkez Bankası Kabineye bilgi vermiyor mu, bunlara bakıyoruz.

Şimdi, ben size çok önemli bir şey soracağım: Bu konuda, PKK’lıların dağda geçen sürelerinin emekliliğe sayılması için borçlanmalarıyla ilgili bir çalışmanız var mı? Oslo’da böyle bir taahhüdünüz var mı? Hükûmet olarak, bir Bakan olarak sizin haberiniz var mı? Bunları bir söyleyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – İş garantisi veriyorlar zaten.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) –. Yani, sizler yaşı itibarıyla emekli olamayan, bekleyen insanlara, onlara bir çift laf söyleyemiyorsunuz, Kabinenin her üyesinden farklı ses çıkıyor ama öbür tarafta, Oslo’da bunlara ne kadar garanti verildiğini bilen bir Hükûmet yetkilisi yok. Sayın Başbakan “Ben devlete yetki verdim.” diyor, devleti yöneten olduğunu kendisi unutuyor, o zaman burada “Var mı, yok mu?” diye benim size sormak hakkım. Eğer böyle bir şey yarın gelirse Hükûmete, siz buna ne diyeceksiniz, burada millete anlatmanız lazım, bunları bizim bilmemiz lazım, milletin bilmesi lazım. Hakikaten, PKK’lıların dağda geçen sürelerini emeklilik için yarın borçlanmaya sayacak mısınız, böyle bir taahhüdünüz var mı? Çünkü siz yarın “Bu yok.” deseniz de Sayın Başbakan altı ay önce ne diyordu? “Dağdakilerle öpüşenlerin dokunulmazlığı kaldırılsın, idam geri gelsin.” diyordu. Şimdi, baktığımız zaman, PKK’yla yan yana, bütün her şeyi birlikte çözüyorsunuz maşallah. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Bakan? Bunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Bakanı olarak siz, bu kürsüye gelip anlatmak zorundasınız.

Ben şimdilik bunları ifade etmek istedim. Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Hükûmet adına söz isteyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birinci bölüm üzerinde değerli arkadaşlarımız değerlendirmeler yaptılar, teşekkür ediyorum.

Şimdi, efendim, öncelikle “Bu yasa IMF yasası” diye başladı birinci bölüm. Yani, IMF’yi özellikle emek örgütünün başında bulunmuş olan bir arkadaşın bilmemesini hayretle karşıladım. IMF’nin yıllarca, IMF politikalarının yıllarca bu millete ne gibi faturalar çıkardığını hepimiz biliyoruz. Üstelik, ben 1999 yılında Parlamentoya girdim, o günün hükûmetinden de çok değerli arkadaşlarımız buradalar. O süreçlerin AK PARTİ dönemine yansıma dönemlerini de biliyoruz ve sorgulayan, sorgulanan bir hükûmet anlayışından bugün gerçekten tam bağımsız, kendi iradesiyle karar alan ve Türkiye’ye yaraşır ve yakışır bir noktaya geldiğimizi görmekten ben inanıyorum ki hepiniz de son derece memnunsunuz. Dolayısıyla “On beş günde 15 yasayı çıkarırsanız size bu krediyi veririz.” diyen anlayıştan bugün kredi verir noktaya gelen bir ülkeyi lütfen karıştırmayalım temennisinde bulunuyorum.

İkincisi sağlıkta katkı paylarıyla ilgili. Değerli arkadaşlar, bakınız, sosyal güvenlik reformundan önce katkı payları sınırsızdı yani 1 katı, 2 katı, 3 katı, 5 katı diye bir şey yoktu, dilediği kadar alma imkânı vardı sağlık kuruluşlarının. Bu, temel yasada, ana yasada, ilk çıkan yasada “3 katı kadar fark alınabilir.” şeklinde idi. Bugün bizim getirdiğimiz, yalnız özel hastanelere dönük, özel sağlık kuruluşlarına dönük 2 katına -kadar ihtiyaç olur ise- bir düzenleme getiriyoruz ama onun yanında getirdiğimiz başka düzenlemeler de var bakınız. Bildiğiniz gibi, sağlıkta, şu anda, diyaliz hizmetleri için ilave ücret alınmıyor; acil hizmetleri için, yoğun bakım için, kalp, damar cerrahisi için, kanser tedavisi, kemoterapi, radyoloji gibi, organ nakli gibi, yenidoğan sağlık hizmetleri gibi ve yanık tedavileri gibi birçok alanda, bakınız, ilave bir ücret söz konusu değil. Acil tüm bu durumlarda, hayati tüm bu durumlarda kesinlikle ilave bir ücret söz konusu değil. Ama biz Sağlık Uygulama Tebliği’nde dört yıldır fiyatları artırmıyoruz, çok ciddi anlamda bir fiyat oynaması yok. Bu çerçevede, 1’inci, 2’nci, 3’üncü basamak ile özel sağlık kuruluşlarını karıştırmamak gerekiyor. Hem “Bu farkları almayacaksınız, bu ilave ücretleri almayacaksınız.” diyeceksiniz, çok önemli tedavi metotlarında, diğer taraftan da özel sağlık kuruluşlarının çok modern yatırımlar yapmasını isteyeceksiniz. O hâlde, burada bir alan açılması gerekiyor. Alan 1 katına kadardır şu anda ama 2 katına kadar, daha önce 3 katı olan, daha önce sınırsız olan bir uygulamanın karşısında 2 katına kadar uygulama yetkisini Bakanlar Kuruluna vermeyi vatandaşın üzerine bir yük olarak değerlendirmek doğru değil. Şu olsa doğrudur, bakın katılırım: 3’üncü sağlık hizmetlerinde, yani üniversitedeki sağlık hizmetlerinde, Sağlık Bakanlığına bağlı 2’nci basamak sağlık hizmetlerinde sıkıntılar olsa dersiniz ki: “Bu doğru.” O alanı genişletiyoruz, şimdi, şehir hastaneleri kuruyoruz. Şehir hastaneleriyle o alanda vatandaşa hizmeti en yakın yerden sunmaya çalışırken burada bu konunun yanlış yere çekilmesini, doğrusu, anlamakta zorlanıyoruz.

HAVA-İŞ’le ilgili, grevle ilgili burada konuşmalar yapıldı. Değerli arkadaşlar, bakın, net bir şeyi söylüyorum: HAVA-İŞ ile Türk Hava Yolları arasında toplu sözleşmeye konu bir ihtilaf var mı?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yok, aynen, bakınız, çok teşekkür ediyorum. Bir ihtilaf yok. İhtilaf ne? Daha önce işten çıkarılan 305 kişi, doğru.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Mahkeme kararları var Sayın Bakan, mahkeme kararları var.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bir dakika... Anladım, anladım da Türkiye hukuk devleti değil mi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hukuk devleti.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Mahkeme kararı var.

Şimdi, işveren, yasa gereği ya bu 305 kişiyi işe başlatır veya “İşe iade tazminatını ödüyorum.” der, yasa bu. Ya işe başlatacak -yargı kararları şu anda geliyor- veyahut da diyecek ki: ”İşe iade tazminatı ödeyeceğim.” Bu toplu sözleşmeye konu olmayan, yargıda olan bir konudan dolayı siz niye greve gidiyorsunuz?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Yargıda değil efendim, yargı bitti.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yargı bitti, tamam ama uygulama noktasında, siz niye greve gidiyorsunuz? Nitekim, grev başarısız oldu bakınız.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Senin Bakanlığına son verseler kabul eder misin?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İki: Esas ben size ideolojik sendikacılığın, 20’nci yüzyıl sendikacılığının artık geçerli olmadığına güzel bir örnek vermek istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, sendika bırakmadınız memlekette.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bakınız, bu önemli. Arkadaşlar, ÇAYKUR’da greve gidilmesin. dedik. Yargıyla yetkiyi almış ilgili sendika, TEKGIDA-İŞ; açık söylüyorum. Yetkiyi aldınız mı? Aldınız. Biz ne yaptık Hükûmet olarak? Yetkiyi alan sendikaya daha önce yapılan sözleşmelerin tüm getirilerini teşmil ettik yani işçilere o hakları verdik. Şimdi, oturduk, madem geçmişe dönük bir anlaşma yapacağız dedik, ilave olarak her işçiye 250 TL verecek şekilde 5 trilyon lira toplu sözleşmeye konu olmayan ilave bir imkân sağladık. Kime? ÇAYKUR işçisine. Alın dedik; inanır mısınız, sendika almayı beceremedi, alamadı bakınız. Toplu sözleşmenin üzerinde 5 trilyon lira -eski rakamla- yani her işçiye ilave 250 liralık bir kampanya ücreti vermemize rağmen sendika bunun alamadı ve “Greve gideceğim.” dedi. Buyurun, hakkınızdır. dedik. Sabahleyin grevi gerçekleştiremedi. Şimdi de diyor ki bize: “Ne olur gelin toplu sözleşme yapalım, her şeyden vazgeçtik, yeter ki imzalayalım.” Şimdi, arkadaşlar, bu demode olmuş sendikacılık anlayışı… Kendilerine söylediğim için söylüyorum, akşam da kendileriyle beraberdim, kendilerine söyledim: 20’inci yüzyıldaki sendikacılık anlayışıyla bugünkü endüstriyel ilişkilerde var olamazsınız. Onun için HAVA-İŞ’te olan hadise de böyledir, ÇAYKUR’da olan hadise de böyledir. Bunun net bilinmesinde fayda var değerli arkadaşlar.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Hepsini kapatın gitsin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bence bir yasa çıkaralım, sendikaları iptal edelim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Diğer konulara gelince, gizli tanık konusu yasada yok arkadaşlar. Hep birlikte değerlendirdik, konuştuk ve dedik ki: Tamam, çıkarılması lazım. Birlikte karar altına aldık. Bu konunun burada tekrar gündeme gelmesi, yasanın okunmaması da beni üzüyor; onu da ifade edeyim.

“Emek düşmanı” gibi değerlendirmeler… Arkadaşlar, emek düşmanı olan bir parti yüzde 50 oy alamaz. Emek düşmanı olan bir siyaset caddede yürüyemez, kırmızı plakaya binemez, rozet takamaz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 700 bin kişi “Allah’a şükür sigortalıyım.” diyor. O hâle getirdiniz memleketi ya!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Ama, çok şükür, on bir senedir Türkiye’nin dört bir tarafında emekçilerle de beraberiz, iş verenlerle de beraberiz, halkın tüm kesimleriyle birlikteyiz; bunu ifade edeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sizin arabalar hep sivil plakalı Sayın Bakan.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Mecliste bile korumalarla geziyorsunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Kabinede bir sorun olmadığını ifade edeyim. Bakınız, bu konu belki…

Zamanım yetinceye kadar şunu ifade edeyim: Biz hiçbir emekliye… Yaşa takılanların nasıl takıldığını söyledik. Biz takmadık bunları, emeklileri yaşa filan takmadık biz yani. Eskiden aldığımız, devraldığımız bir miras bu da. Peki, biz ne yaptık? Dedik ki: Sorunlarınızı dinleriz. Sorunları dinledik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye yaşadılar o sorunları Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Ama, tekrar söylüyorum, kesinlikle sosyal güvenlik sisteminin mali boyutunu etkileyecek bir kararın altında bizim imzamız olmaz. Çünkü, o, torunlara sorunları bırakmaktır. Biz geçmişte olduğu gibi sorunları torunlara bırakan değil, güzellikleri bırakan bir iktidarız; bunu ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bundan dolayı, kabinede ilgili bakan arkadaşlara, ekonomiden sorumlu Bakan arkadaşa soruluyor: “Gündeminizde böyle bir şey var mı?” “Yok.” diyorlar, çok doğru söylüyorlar. Bunun yanlışı yok ki. Bizim gündemimizde mali boyutu bozacak, mali dengeleri bozacak bir düzenleme kesinlikle yok ve sosyal güvenlikle ilgili de olmaz. Ama, Mevlüt Bey’in de sık sık bize dile getirdiği “Acaba bir çıkış yolu olabilir mi? Burada bahse konu mağduriyetlerin giderilmesiyle ilgili bir çalışma yapılabilir mi?” gibi bize gelen teklifler üzerinde, Çalışma Bakanlığı çalışır ve biz çalışıyoruz ne olabilir acaba, nasıl bir çıkış yolu olabilir, özellikle sağlıktan yararlanamayan vatandaşlarımızla ilgili bir çıkış yolu bulunabilir mi diye. Teknik ayrıntılar  bunlar. Yoksa bunlar mali dengeyi bozacak konular değil. Maliyeden ve Hazineden sorumlu bakan arkadaşlarımıza sorulan soru ise mali dengeleri bozacak bir yapıda soru sorulduğu için “Gündemimizde yok.” diyorlar, son derece de doğru bir değerlendirmedir.

Değerli arkadaşlar, tabii bu bölüm içerisinde başka önemli konular da var, özellikle varlık barışıyla ilgili bazı değerlendirmeler var. Önümüzdeki bölümde inşallah o konudaki değerlendirmemizi de sizlerle paylaşırız diyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Abdulkerim Gök, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan tasarı içerisinde çok önemli, Türkiye ekonomisini yakından ilgilendiren düzenlemeler söz konusu. Burada, özellikle uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları ve uluslararası yatırımcı kuruluşları Türkiye ekonomisinin güvenirliliği noktasında, güvenli bir liman olduğu noktasında doğrudan etkileyecek…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İspanya batmadan aynı durumdaydı, Yunanistan batmadan aynı durumdaydı. Bırakın bu palavraları!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – …veya yan etkileriyle çok önemli pozitif gelişmeleri sağlayacak olan düzenlemeler söz konusu. Elbette ki varlık barışı da bunun bir boyutu. Ancak, burada -benden önceki konuşmacılar da ifade ettiler- özellikle şunu belirtmek isterim: Devletin vatandaşıyla barışık olduğu ve âdeta anayasal tanımlamada “Türkiye Cumhuriyeti  devleti demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir.” yani sosyal anlayış içerisindeki hizmetleri üreten bir anlayışla karşı karşıya kaldığımız AK PARTİ iktidarları döneminde çok önemli bir düzenlemeyi getiriyoruz. Benden önceki konuşmacılar ifade ettiler, ben de kısmen ona değineceğim.

Ve emeği geçen herkese de teşekkür ediyorum. Bu kanun teklifi, özellikle Plan Bütçe Komisyonunda görüşülürken de katkılarıyla muhalefet milletvekili arkadaşlarım, o konuyla ilgili hassasiyetlerini dile getirdiler ve olumlu görüşlerini ifade ettiler, bir kez daha teşekkür ediyorum.

O konu da Şanlıurfa’nın Ceylânpınar ilçesi. Ben doğma büyüme Ceylânpınarlıyım arkadaşlar. Orayı rahatlıkla biliyorum. Otuz yıl içerisinde orada yaşayan göçerler… Adı “göçer” ancak yıllarca akademik hayatta da bunlar yanlış tartışıldı, onlar göçer değil, orada yerleşik insanlar. Dolayısıyla, göçerlerle ilgili yapılan ve sonuç odaklı, çözüm odaklı bu teklifin sizlerin de uygun görmesi hâlinde kanun olmasıyla orada yaşayan insanların hayır dualarını hep beraber almış olacağız.

Gerçekten, dünden beridir insanlar telefon açıyor ve inanmıyorlar. Biz Sayın Valimizle, diğer milletvekili arkadaşlarımla beraber yapmış olduğumuz toplantıdan sonra, insanlar, taraflar bu düzenlemeyi duydukları andan itibaren alkışlarla karşıladılar. Burada yaşlı, erkek, kadın, bayan topyekûn insanlara yıllarca -Sayın Bakanım ifade ettiler- hep söz verildi, hep “Düzenlemeleri yapacağız.” denildi ama Ankara’ya gelindi ve âdeta o insanlar unutuldu. Fakat, biz diyoruz ki AK PARTİ iktidarları olarak sizlerin de destekleriyle inşallah bu soruna neşter vurmuş olacağız. Çünkü, bu insanlar burada yaşarken elektriksiz yaşadılar, doğrudur -muhalefet milletvekili arkadaşlarımız söylediler- çünkü onlar hukuksal ortamda bulunmuyorlardı. Ama, yapmış olduğumuz bu düzenlemeyle kayıt dışı olan yaşam koşullarını kayıt altına alıyoruz. Bundan sonra elektriği kayıtlı bir şekilde gidecektir, bundan sonra okulları kayıtlı bir şekilde gidecektir, bundan sonra su ihtiyaçları kayıtlı bir şekilde gidecektir. Şu anda yani biz bu yasal düzenlemeyi çıkarmadan önceki hâlde, burada yaşayan her bir bireyin üzerinde yaklaşık, eski parayla, 200 milyar ceza bulunuyor. Neden? Çünkü, bunların yaşam koşullarını sürdürebilme adına burada yapmış oldukları her faaliyet kaymakamlık tarafından cezalandırıldı. Onun için bu yasal düzenleme son derece önemlidir.

Ayrıca, bunları, yapılacak olan düzenlemeyle şu anda bulunmuş oldukları ortamdan yeni yerlerine gittikleri andan itibaren, devletle barışık hâlde kılmış olacağız. Çünkü hayvancılık yapıyorlar. TİGEM’in arazileri içerisinde yıllarca yaşadıkları sıkıntıları da bu insanlar unutmuş olacaklar.

İşte, bir kez daha, AK PARTİ iktidarlarıyla beraber sosyal hukuk ilkelerinin geçerli olduğu, sosyal politikaların geçerli olduğu bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Bir kez daha emeği geçen herkese teşekkür ediyorum; muhalefet milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, bakanlıklara teşekkür ediyorum. Gerçekten yöre halkı son derece heyecanlıdır. Orayı gören değerli arkadaşlarım zaten gördüler, birçok söz söylendi. Bundan sonraki düzenleme, inşallah, sizlerin “evet” oylarıyla gerçekleşecektir.

Ben, yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Köktürk, buyurun.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türkiye Taşkömürü Kurumunun Kozlu ve Karadon işletmelerinde taşerona verilen hazırlık işlerinde meydana gelen grizu facialarında, sizin de bildiğiniz üzere, 38 madencimiz yaşamını yitirmişti. Akabinde geldiğiniz Zonguldak’ta, madencilik iş kolu gibi ağır risk gerektiren, büyük tecrübe gerektiren iş kollarında taşeronlaşmayı doğru bulmadığınızı ifade etmiştiniz. Aradan geçen bu kadar süre zarfında taşeronlaşmanın Türkiye Taşkömüründen kaldırılması konusunda herhangi bir çalışmanız oldu mu? Türkiye Taşkömürü Kurumundan taşeronlaşmayı kaldırarak taşeron işçileri kadrolu yapmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum da: Çatalağzı Termik Elektrik Santrali’nde kıdem tazminatlarını işverene geri ödemek koşuluyla iş akitlerinin sürdürüleceği konusunda tehdit edilen işçilerle ilgili olarak idari bir soruşturma başlattınız mı? Ayrıca adli soruşturma başlatılması konusunda cumhuriyet savcılığına herhangi bir müracaatınız oldu mu, olmadıysa neden?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru, buyurun. 

REŞAT DOĞRU (Tokat) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başbakan altı yıl önce bütün geçici ve mevsimlik işçilerin sorunlarını çözeceğini ve kadro vereceğini ifade etmişti. On binlerce işçi, devlette asli ve sürekli işlerini yapmalarına rağmen, yılın belli dönemlerinde maalesef işten çıkarılmaktadır. Geçici ve mevsimlik bütün işçilerin sorunu ne zaman çözülecektir?

Ayrıca, 4/C kapsamında çalışan işçilere de kadro sözü verilmesine rağmen şu anda kadro alamamış durumdadırlar. Özellikle, TEKEL işçileri on bir ay çalışmakta ve de çok az maaş almaktadırlar. Onlar da çok büyük bir mağduriyet yaşamaktadırlar. Bu insanlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi ve yüzlerinin gülmesi ne zaman sağlanacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, vatandaş soruyor: “Doğuştan engelli birisi 3.960 gün prim ödeyerek emekli olabiliyor. Sigortalı iken malul olan 1.800 günde emekli  oluyor. Bu, bir adaletsizlik değil mi? Bunu gidermeyi düşünüyor musunuz?” diye.

Şimdi de ben soruyorum, biraz evvel sordum, cevabını alamadım: Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi Ve Terörizmin Finansmanına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı 16 Mayıs 2005’te imzaya açılmış, 28 Mart 2007’de devletimiz tarafından imzalanmış, Bakanlar Kurulu tarafından 16 Haziran 2008’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilmiş kadük kalmış. Bu dönem tekrar 22 Eylül 2011’de Başbakan imzasıyla gönderilmiş, 12 Mart 2013’te ise bu tasarı tekrar Meclis gündeminden çekilmiş. Varlık barışıyla alakalı olduğu, PKK’nın mal varlığının, para varlığının aklanmasıyla ilişkili olduğu değerlendiriliyor. Bu tasarıyı niçin çektiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, “sosyal güvenlik destekleme primi” adı altında daha önce ödenmemiş primleri taksitlendirdiniz. İnsanlar borçlandı, herkese bir borç çıktı, farkında değildi vatandaş ve otuz altı ay, bir kanunda taksitlendirdiniz. Yalnız yaklaşık 3 bin TL borcu olan bir vatandaşa tebligat yapılarak borcunun faizleriyle birlikte 9 bin TL’ye ulaştığını ama yapılandırırsa bu otuz altı ayda yeniden taksitlendirmeye giderek daha düşük ücret ödeyeceğini ifade etmiş olmanıza rağmen, bu yapılandırmada otuz altı ayda rakamların çok yüksek olduğu, 3 bin TL’lik borca karşılık 6 bin TL gibi bir rakam çıktığı ve otuz altı ayda bankadan kredi aldığında faizlendirmenin daha düşük olduğu ifade ediliyor. Bununla ilgili bilgiler de elimizde, dokümanlar da elimizde; banka kredisinden daha fazla bir faizlendirme var otuz altı aylık kredilendirmede. Önce, bununla ilgili ne düşünüyorsunuz, onu öğrenmek istiyorum.

İkinci sorum da prim gününü doldurmuş, iş akdi fesedilmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum, Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce sordum, vatandaşa yüklenen sağlık harcamaları bu tasarıyla azalacak mı, artacak mı? “Değişmeyecek” dediniz. Ancak, tasarıda, bildiğiniz gibi, özel hastaneler bundan sonra vatandaştan şimdiye kadar aldığının 2 katı kadar para alabilecek. İktidarınız döneminde Muğla’ya bir tane yatak ilavesi bile yapılmadı. Muğla da çok hızlı nüfusu artan, göç alan bir ilimiz. Devlet hastanelerinde işini çözemeyen vatandaşlar özel hastaneye gitmeyecekse tedavilerini nasıl yaptıracaklar? Yani, bu yükü artırmaya niye ihtiyaç duydunuz?

Yine, bu “varlık barışı” adı altında bu kanuna eklediğiniz 13’üncü maddeyle PKK Türkiye'ye ne kadar para getirecek? Yolsuzluk, usulsüzlük sebebiyle İsviçre bankalarına aktarılmış paralardan ne kadar para gelecek, hesabınız nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce sorduğum soruların cevabını alamadım. Onun için tekrar soruyorum.

Soru 1) 1983 tarihinden 2002 tarihine kadar kaç tane torba yasa Türkiye Büyük Millet Meclisine gelerek kabul edilmiştir? Çünkü hep sizin milat takviminiz 2002 ya.

Soru 2) 2002 tarihinden bugünkü tarihe kadar kaç tane torba yasa Türkiye Büyük Millet Meclisine gelip kanunlaşmıştır.

Soru 3) Türkiye Cumhuriyeti devletinin yabancı kurum ve kuruluşlara borcu var mıdır, varsa ne kadardır? Türkiye Cumhuriyeti devletinin hiç kimseye borcu yoksa emeklilerin maaşını neden artırmıyorsunuz?

Soru 4) 2002 tarihinden bugüne kadar ne kadar faiz ödendi devlet tarafından?

Soru 5) Bakanlığınızda yapılan ihalelerden dolayı ihale yasaklısı olan kaç tane şirket vardır ve ne kadar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdem…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Karayolları Genel Müdürlüğüne bağlı bölge müdürlüklerinde çalışan taşeron işçilerin geçici işçi olmadıklarına, bunların sürekli işçi olduğuna mahkemeler karar verdiler. Ayrıca Yargıtay da bu kararları onadı. Şimdi soruyorum: Yargıtayca onanan bu kararlar doğrultusunda taşeron işçileri kadroya alacak mısınız?

Bazı illerde bütün bu mahkeme kararlarına karşı taşeron işçilerin işlerine son verildiği duyumları var. Bunlara ilişkin önlemleriniz var mı, bu taşeron işçileri bu sorunlardan kurtaracak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, yaptığınız konuşmada Türkiye'nin dış borçlarını ifade ederken çok önemli bir ayrıntıyı atladınız, ben onu size hatırlatmak istiyorum.

Cumhuriyet döneminden iktidarınıza gelene kadar tüm milletin ödediği vergilerle yapılmış olan bütün tesisleri satarak özelleştirmeden elde ettiğiniz gelirleri saymadınız. Türk TELEKOM’u sattınız; TEKEL, SEKA, PETKİM, TÜPRAŞ, ERDEMİR gibi sanayi tesislerini, limanların tamamını, 195 kamu tesisini, 2.629 tane arsa, bina ve lojmanı sattınız. Bunlardan tam 38 milyar dolar gelir elde ettiniz ve bunları hiçbir zaman da konuşmuyorsunuz. Cumhuriyet döneminden 2002 tarihine kadar hiçbir hükûmetin yapmadığı bir geliri elde ettiniz.

Sayın Bakan, tam bir mirasyedi gibi davrandığınızı kabul ediyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Emeklilerden her gün imdat çığlıkları yükselmektedir. Tüm uyarılarımıza rağmen çıkardığınız İntibak Yasası emekliyi perişan etmiş, maaşlar arasında uçuruma neden olmuştur. Bunun adı “sosyal adaletsizlik”tir. 2000’den önce emekli olan, bugün emekli olandan yaklaşık 300 lira fazla almaktadır. Sizlerin belli ki küçümsediğiniz bu oran emeklinin katkı payıdır, ilaç parasıdır, aş parasıdır, geçim parasıdır. 2000 yılından önce emekli olanlar için de bir düzenlemenin şart olduğunu defalarca dile getirmiş olmamıza rağmen, hâlâ somut bir adım atılmamıştır. Bakan Sayın Faruk Çelik, yeni bir düzenleme için ülkenin imkânlarının rasyonel mi, yoksa keyfî mi kullanıldığına bakılması gerektiğini söylemiştir. Bu ülkede “keyif” kelimesiyle emeklinin, işçinin adı yan yana gelmez. Bu ülkede, kaynakları keyfî kullanan, attıkları her adımı keyfîyet esasına göre yapan tek bir kesim vardır, o da Hükûmetimizdir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru Sayın Uzunırmak’ın.

Buyurun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, son üç ay içerisinde kurumunuza ait Aydın’da bir kiralama yapılmış mıdır? Bu kiralama hangi fiyattan yapılmıştır ve yapılan kiralama kime aittir mülkiyet olarak?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Şimdi, tabii madencilik iş kolu tehlikeli, çok tehlikeli iş kolu. Bununla ilgili İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası aslında geleceğe dönük çok önemli ölçüde sorunlarımızı çözecek bir düzenleme. Bildiğiniz gibi risk değerlendirmesi içeriyor ve tüm riskler giderilmeden artık çok tehlikeli iş yerlerinde çalışmak ve çalıştırmak mümkün olmayacak. Yasanın önemli bir bölümü 1’inci ay, 1 Ocak itibarıyla yürürlüğe girdi ve yine önemli bir bölümü 7’nci ay itibarıyla yürürlüğe girecek. Böylece 2013 yılı iş sağlığı, güvenliği açısından son derece önemli bir yıl olmaktadır.

Bu konuyla ilgili görevlendirme yapılmış ve konu inceleme aşamasında -şu andaki bilgi- ve adli açıdan bir soruşturma şu anda söz konusu değil. İnceleme tamamlanınca konu idari olarak, adli olarak daha bir netlik kazanmış olacak.

Geçici mevsimlik işçilerin konumu, bildiğiniz gibi altı ay çalışan işçilerimizle ilgili önemli bir düzenleme yaptık ve 226 bin civarındaki işçimizin kadroya alınmasını sağladık. Daha önce de hükûmetlerimiz döneminde 29 bin işçinin kadroya alınması sağlanmış idi. “Geçici ve mevsimlik” diye ifade ettiğiniz, yani altı ayın altında çalışanlarla ilgili bir düzenleme şu anda gündemimizde yok; onların konumları geçici ve mevsimlik işçi olarak şu anda devam etmekte.

4/C’lilerle ilgili… Biz, kamu personeli sistemimizin çok parçalı olduğunu söylüyoruz. Şu anda 4 statü var. Bu statülerin azaltılmasından yanayız ama bu statüleri azaltırken yöntemle ilgili tabii, sosyal taraflarla birkaç kez araya geldik, aslında taraflarla toplantılarımızı tamamlamış olduk ve nihai olarak şu anda siyasi iradede karar. 657’de yapılacak değişiklikler ve statülerin azaltılıp azaltılmaması konusu inanıyorum ki son aşamaya gelmiş bulunmaktadır.

Bu varlık barışıyla ilgili birçok değerlendirme yapılıyor. Değerli arkadaşlar, ben şunu anlamakta zorlanıyorum: Genel konjonktüre baktığınız zaman, bu varlık barışının şu anda yapılmasına uygun bir konjonktür olduğunu rahat ifade edebiliriz. Nedir bu? Dış dünyadaki kriz, bankalardaki, finans sektöründeki yaşanan sıkıntılar ve Türkiye’deki güven ortamı veya bankacılık sisteminin sağlıklı olması ana nedenlerden bir tanesidir. Şimdi, eğer yurt dışında var olan bir kaynak varsa bu varlıkları millî  ekonomiye kazandırmak için bir düzenleme yapmayı başka taraflara çekmeyi ben doğrusu anlamakta zorlanıyorum, bu bir.

İkincisi, bu ilk olan bir hadise değil yani ilk yapılan değil ki. 5811 sayılı Yasa ile yapılan bir düzenleme var idi. Aynı, benzer bir düzenleme şu anda burada gündeme gelmiş bulunmaktadır.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Uluslararası sözleşmeler niye geri çekildi Sayın Bakan, onu soruyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sizin bahsettiğiniz bir yasanın gündemden çekilmesi ayrı bir olgudur. İlgili Bakan arkadaş…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayrı değil efendim, ayrı değil.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Müsaade eder misiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neden çekildiğini söyleyin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – O yasanın neden gündemden çekildiğini…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Onu soruyoruz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Benim Bakanlığımla ilgili bir konu değil ama niye çekildiğini…

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten kanunda yer alan hususların da çoğu sizin Bakanlığınızla ilgili değil.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Müsaade eder misiniz. Ama varlık… Efendim, o yasanın hangi tarihte, niçin çekildiğine şu anda yazılı olarak cevap verebiliriz. Bu ayrı bir şey. Ama yani varlık barışıyla bunun bir alakası yok. Onu anlatmaya çalışıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Var, var.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Varlık barışıyla bunun bir ilgisinin olmadığını söylüyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Efendim, niye çekildi onu söyleyin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ama o yasanın niçin çekildiğini yazılı olarak size takdim ederiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Var, var.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan “Var, var.” Neye göre var?

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz “Yok, yok.” diyorsunuz, neye göre yok?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Varlık barışı, şu anda bakınız elimizde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, siz “Yok, yok.” diyorsunuz da neye göre yok?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bu bunun nasıl geldiğini bildiğim için söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman Avrupa Konseyi sözleşmeni niye çektiniz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Varlık barışının nasıl gündeme geldiğini…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – 2 kere gönderiyorsun, 2 kere.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – …Bakanlar Kurulundaki görüşmesini, tasarıya dönüşmesini, benim tasarıya konmasını süreci yaşadığım için biliyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye çekiyorsunuz? Niye çekiyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Onun için onunla ilgisi yok. Kaldı ki yani bu barış, bu varlık barışından elde edilen imkânlar var.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Bugün iyi bir ortam var.” diyorsunuz. İşte, açılım ve çözüm süreci de iyi bir ortam.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Geçen dönem yapılan varlık barışından 1 milyar 576 milyon -1,5 katrilyon- lira bir vergi geliri elde edilmiş. Yani, bu bizi niye rahatsız ediyor?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kara paranın aklanması sizi rahatsız etmez mi?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakınız, kesinlikle… Bakınız, bakınız…

OKTAY VURAL (İzmir) – Uyuşturucu parası etmez mi sizi rahatsız?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – MASAK raporlarını okuyun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, böyle bir şey söz konusu değil. Bu incelemeye kapalı değil, denetime kapalı değil; onun da bilinmesini istiyorum. Yani, dar bir…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, yok mu koruyacağınız kimse? Böyle bir şey olur mu canım? O zaman uyuşturucu ticareti yapsınlar gelsinler, önemli olan paradır.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, bakınız, dar bir koridora hapsetmeye çalışıyorsunuz ama Hükûmet o noktada değil, bunu belirtmek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – O noktanın ilerisinde mi?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Hükûmetin bulunduğu nokta, uluslararası piyasalardaki gelişmeler ve bu gelişmeler çerçevesinde Türkiye bu imkânları kendi millî ekonomisine nasıl kazandırır mücadelesidir ve birincisinde başarılı olmuştur, şimdi de başarılı olacaktır ve bundan hepimiz yararlanacağız, 76 milyon istifade edecek.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Bakanım, bunu niye çektiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) –  “Denetime tabi.” dediniz. Nerede denetime tabi Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, Muğla’ya sağlık hizmetlerinin gelmediği şeklinde bir ifade kullanıldı yani yatak sayısı itibarıyla. Oysa çok dengeli bir şekilde Türkiye'nin dört bir tarafında ilçe düzeyine varıncaya kadar sağlık tesislerinin yapılması konusunda bir çalışma var. Eğer bir eksiklik varsa ilgili bakan olan Sağlık Bakanımızla bu konuyu görüşeceğiz eğer tesisleriniz varsa, bu bir.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hangi hastaneleri yaptınız? Sorduğumuz sorulara cevap yok.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Özel hastanelerden, arkadaşlar, 2 katına kadar fark alınmayacak, 2 katına kadar fark alınma yetkisi alınıyor ve bunun nasıl kullanılacağı…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Niye alıyorsunuz o zaman almayacaksa?

ALİ ÖZ (Mersin) – Bırakın Allah aşkına ya!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şu anda, bakınız, 1 katına kadar fark var ama yüzde 30 fark alan var, yüzde 60 fark alan var, yüzde 70 alan var, yüzde 90 alan var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz 2 katına çıkaracaksınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Kademeli; A grubu, B grubu, C grubu hizmet kalitesine göre bunlar sınıflandırılıyor. Onun için, nitelikli hem fiziki olarak hem imkânlar itibarıyla A grubunda olan hastanelerin 2 katı kadar bir fark alma imkânı getiriliyor burada, yoksa bütün sağlık kuruluşlarına, özel hastanelere 2 katı kadar fark diye bir şey söz konusu değil. Bakanlar Kurulu bu elastikiyet içerisinde değerlendirmeyi yapacaktır. Tekrar ediyorum, bizim için mühim olan bütün vatandaşlarımızın sağlığa erişiminin kolay olmasıdır ve sağlıktan yararlanma imkânın kolaylaştırılmasıdır.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Vatandaşa biraz daha kazık atın siz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Bunu sağlıyoruz ama bunun ötesinde vatandaş daha nitelikli, daha konforlu bir yerde, beş yıldızlı bir yerde sağlık hizmeti almak istiyorsa onun yolu da kapalı değildir ama bunun dünyada bedeli vardır. Bakınız, dünyanın bütün ülkelerinde bedeli vardır, katılım paylarının yüzde 85’e çıktığı ülkeler vardır, yüzde 60’a çıktığı ülkeler vardır. Türkiye’de bizim konuştuğumuz katılım payları 3 liradan, 5 liradan, 10 liradan ibarettir. Lütfen, bunların da mukayesesine bakalım.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Siz hiç hastaneye gitmiyorsunuz herhâlde.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Dünyada, gelişmiş ülkelerde, Avrupa Birliği ülkelerinde altı ay, sekiz ay, on ay randevu ile ameliyatlar için bekleyen hastalar vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani daha fazla mı alacaksınız Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Ve Türkiye bu konuda sağlık turizmi açısından cazip bir noktaya gelmiş bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Az dediğinize göre fazla almayı düşünüyorsunuz herhâlde.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, uzun bir soru sordu Sayın Milletvekilimiz Mahmut Bey bu torba yasalarla ilgili, bunları yazılı olarak kendisine ileteceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – 3 lira, 5 lira katılım payı nerede var Sayın Bakan?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum. Sayın Bakan, varlık barışının her türlü denetime tabi olduğunu söyledi. Asla böyle bir şey yok, vergi mahremiyeti nedeniyle kimse varlık barışını denetleyemez, tutanaklara geçmesi için söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, bakınız, ben şu soruları bitireyim de…

Karayolları işçileriyle ilgili evet, yargı kararları var. Bu kararların kadro veya tazminat şeklinde uygulanma zorunluluğu var. Bizim de sendikayla bugün yine toplantımız vardı. Bu konunun çözümü noktasındayız yani taşeron işçilerinin, alt işveren işçilerinin konumlarında yargı kararları neticesinde hangi yolun izlenmesiyle ilgili tazminat veya kadro konusu şu anda…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Bakanım, Allah’tan korkmak lazım ya, “2 maaşla işine son verelim.” derseniz olur mu? Size 2 maaş verilip Bakanlığınıza son verilirse kabul eder misiniz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Hayır, efendim, 2 maaş değil. Bu Karayollarında on yıldır çalışan, on beş yıldır çalışan işçiden bahsediyoruz, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – 5 maaş mı vereceksiniz?

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Bakan, size maaşınızı verip işinize son verseler kabul eder misiniz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Tazminat, yasa eğer…

OKTAY VURAL (İzmir) – Onlara kadro lazım, kadro Sayın Bakanım, insaf!

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Bakanım, kendinizi o insanların yerine koyun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, şimdi, kadro veya tazminat…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Al parayı, atayım seni.” Yok öyle bir şey ya! Her şey para değil ya! Hep, gözlerinizde dolar işaretleri var ya!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, “Bütün tesisleri sattınız.” diyor Levent Bey, bütün tesisleri zarar mı ettirseydik arkadaşlar?

OKTAY VURAL (İzmir) – Fazla yeşil düşünüyorsunuz ya!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani “Kamu tesisleri zararına devam etsin ve bunlar finanse edilmeye devam etsin.” gibi bir yaklaşım bizim yola çıkış yaklaşımımız değil. Biz yola çıkarken kamunun bu konudaki…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Her şeyi satacağız.” dediniz. Satın Bakan, satın; bir şey kalmadı!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – …yani kambur olma, yük olma anlayışını ortadan kaldıracağımızı ifade ettik ve bunu da açık söyledik yani gizli saklı yaptığımız bir şey yok.

Emeklilerle ilgili, 2000 öncesi intibak düzenlemesi yaptık. İntibak düzenlemesi son derece yerinde oldu. Yaklaşık 1 milyon 900 bin emeklimizin her gittiğimiz yerde memnun olduğunu görüyoruz. Onun için “Sistem dinamik.” diyoruz. Bakınız, talepler eksik olmadığı için sosyal güvenlikle ilgili değişikliklerin gelmesi de, bu sorular çerçevesinde, ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.

Efendim, şunu söylüyoruz: Yani yasaya iyi bakarsanız, “Vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değeri üzerinden yüzde 2 oranında vergi tarh edilir.” diye devam ediyor yasa. Yani siz 100 liralık bir beyanda bulundunuz varlık barışı çerçevesinde, yüzde 2 vergi ödenecek. E, daha sonra başka nedenlerden dolayı bir inceleme devam ediyor ise veya var ise, yapılıyor ise başka bir nedenden dolayı ve bu tespitte 200 lira bulunuyor ise 100 lira çıkılıp o diğer 100 lira üzerinden yine verginin alınacağını ifade etmek için bunu ifade ettim.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – O, başlamış incelemelerle ilgili Sayın Bakan; o, başlamış incelemelerle ilgili. 1 Ocaktan sonraki yok. Tabii, torba yasa olduğu için siz de hepsini bilemezsiniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Hayır efendim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hem çorba hem torba!

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair iki önerge vardır. Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu olan kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre yeni bir madde olarak görüşülmesine Komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, ilk önergeyi okutuyorum:

             Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 sıra sayılı Kanun Tasarısına 1 inci madde olarak aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Malik Ecder Özdemir                   Bülent Kuşoğlu

          İstanbul Sivas                                      Ankara

       Gürkut Acar                                 Mahmut Tanal                            Vahap Seçer

           Antalya                                          İstanbul                                        Mersin

Madde 1 “31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 30 uncu maddesinin başlığı ve üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

"Yaşlılık aylığının başlangıcı ve kesilmesi"

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa sigortalı olan kişilerden yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi hariç olmak üzere bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların yaşlılık aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir. Bunlardan bu Kanuna tabi çalıştıkları süre zarfında 80 inci maddeye göre belirlenen prime esas kazançları üzerinden 81 inci madde gereğince kısa ve uzun vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortasına ait prim alınır. Yaşlılık aylığı kesilenlerden, işten ayrılarak veya işyerini kapatarak yeniden yaşlılık aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunanlara ya da emekliye ayrılan veya sevk edilenlere, yazılı istek tarihini veya görevinden ayrıldığı tarihi takip eden ödeme döneminden itibaren yeniden yaşlılık aylığı hesaplanarak bağlanır. Yeni aylık, eski aylığın kesildiği tarihten sonra aylıklara yapılacak artışlar uygulanarak bu fıkrada belirtilen aylık başlangıç tarihi itibarıyla bulunan tutarı ile emeklilik sonrası çalışmaya ait kısmi aylığın toplamından oluşur. Emeklilik sonrası çalışmaya ait kısmı aylık, talep tarihindeki emeklilik öncesi ve sonrası prim ödeme gün sayısı ve emeklilik sonrası çalışmaya ait prime esas kazançları üzerinden 29 uncu maddeye göre hesaplanan aylığın emeklilik sonrası prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadardır."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) -  Sayın Başkanım, komisyon üyelerini davet edelim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlar…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) -  Salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmadığından önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına aşağıdaki 1. Maddenin eklenmesini ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Akif Hamzaçebi                   Levent Gök                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                 İstanbul                                    Ankara                                    İstanbul

            Mahmut Tanal                          Turgut Dibek                           Kamer Genç

                 İstanbul                                  Kırklareli                                   Tunceli

Madde 1- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan tablonun (16) nolu sırası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (18) nolu sıradan sonra aşağıdaki (19) nolu sıra eklenmiştir.

"16) 5953 sayılı Kanun   13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Kanuna tabi 90  kapsamındaki işyerleri  olarak çalışan sigortalılar ile Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle gazetecilik yaparken kamu kurumlarına giren ve bu kurumlarda meslekleriyle ilgili görevlerde istihdam edilenler."

                                                    "19) Basın ve gazetecilik     

                                                     işyerlerinde 4857 sayılı             

                                                          İş Kanununa göre

                                                                çalışanlar                                        

 1) Solunum veya cilt yoluyla vücuda geçen gaz

  veya diğer zehirleyici maddelerle çalışılan işyerleri

2) Fazla gürültülü ve ihtizaz yapıcı makine ve

aletlerle çalışılarak iş yapılan işyerleri.

3) Tabii ışığın hiç olmadığı veya münhasıran suni ışık altında çalışılan işyerleri.

4) Günlük mesainin yarıdan fazlası saat 20.00'den sonra çalışılarak yapılan işyerleri.

5) Doğrudan doğruya yüksek hararete maruz bulunarak çalışılan işyerleri.

6) Fazla ve devamlı fiziki gayret sarf edilerek iş yapılan işyerleri."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Üye arkadaşlarımızı davet ediyoruz

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, bu, basında çalışan arkadaşlarımızın.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN – Evet, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

1’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 1. maddesine konu 60’ıncı maddenin birinci fıkrasındaki “üçte birinden az olan vatandaşlar” ifadesinin % 50’sinden az olan vatandaşlar” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Müslim Sarı                             Hasan Ören

                 İstanbul                                   İstanbul                                    Manisa

             Turgut Dibek                          Mahmut Tanal                          Kamer Genç

                Kırklareli                                  İstanbul                                    Tunceli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 1 inci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin yedinci fıkrasında geçen "ilk kayıt tarihinden itibaren üç ay içerisinde" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                          Mehmet Şandır

                  Konya                                     Manisa                                    Mersin

                  Ali Öz                                Enver Erdem                         Ruhsar Demirel

                  Mersin                                      Elâzığ                                    Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki bu yasada, bizim önergemizdeki değişiklik istediğimiz kısmının dışında kalanlarında oldukça iyi bir paragraf da var. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’la ilgili mağduriyet yaşayan kişilerin, sosyal güvencesine bakılmaksızın devletin bakımı altına alınmaları elbette ki hepimizin tasvip edeceği, destekleyici bir kısmı ama bunun “üç ay” kısmından da öte mütekabiliyet esasına göre olması Milliyetçi Hareket Partisinin tercihlerindendir.

Ama ben başka bir şey söylemek istiyorum. 14 Aralık 2011 günü Sayın Faruk Çelik Bey’in bir konuşması var. Şu anda da konuşuyor, bilmiyorum duyuyor mu ama, diyor ki 14 Aralık günü Sayın Bakan: “1 Ocak 2012 tarihi itibarıyla 74 milyon vatandaşımız genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır.”

Sayın Bakanın 14 Aralık 2011’de söylediği bu sözün üstüne, Adalet ve Kalkınma Partisi Manisa Milletvekili Sayın Hüseyin Tanrıverdi, 18 Mayıs 2012 günü bu çıkmamış yasayı çıkmış şekilde ifade ediyor. Manisa Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı Şehzadeler Sosyal Güvenlik Merkezi’nin açılış konuşması Sayın Tanrıverdi’nin. “Artık herkesin sosyal güvence hakkı var. Ülkemizdeki yabancı vatandaşlardan -sanıyorum bu öğrencileri kastediyor- anne babasının geliri olmayan yeni doğan yavrularımıza kadar -ilk paragrafta var- herkes devletin sosyal güvenlik şemsiyesi altına girdi.” diyor Sayın Milletvekili 18 Mayıs 2012 günü. Çıkmamış yasaya atıfla vatandaşı aldatmak bu olsa gerek diyorum ama daha devamı var, diyor ki: “2011 yılı sonu itibarıyla 62 milyon 804 bin 409 vatandaşımız sigorta kapsamındadır.”

Şimdi, bugün -ki çıkacak oylarınızla- bu yasaya göre 18 yaşın altındaki herkesi kapsama alanının alıyoruz. Türkiye'nin normalde 18 yaş altı yaklaşık 25 milyon nüfusu var. Bunun ne kadarı kapsama alanının içinde, dışındaydı ki Sayın Milletvekili “62 milyonu kapsama alanında.” dediğinden öte biz bugün böyle bir yasa çıkarmaya çalışıyoruz, hâlâ anlamış değiliz. Rakamlar zaten tutmuyor. Hükûmetin hesapları millî geliri hesaplarken 74 milyonun üzerinden yapılıyor galiba. Amerika geçen gün açıkladı, Türkiye “80 milyonu geçti.” diyor, Hükûmetten de hiç itiraz sesi gelmedi. Aradaki 6 milyon kime, neye göre, bilmiyoruz.

Dolayısıyla, Sayın Milletvekili devam ediyor, diyor ki: “74 milyon 724 bin 269 olan nüfusumuzun yüzde 84’ü sosyal güvenlik kapsamında.” Peki, o zaman bugün bu yasayı biz niye çıkarıyoruz? Bu yasa zaten çıkmış. Siz Sayın Bakan, 14 Aralık 2011 günü söylemişsiniz “1 Ocak 2012 itibarıyla herkes kapsama alındı.” diye. Sayın Milletvekili, Genel Başkan Yardımcısı, 18 Mayıs 2012 günü Manisa’da bunu teyit etmiş, “Evet, biz böyle bir yasa çıkardık, herkes bu kapsama alındı.” demiş. Peki, o zaman biz bugün ne yapıyoruz? Bunu anlamak bizim açımızdan mümkün değil ama herhâlde siz anlayabiliyorsunuz.

Ben başka bir şey daha söylemek istiyorum hazır buraya çıkmışken; bu IMF konusu çok gündemde. 2002 yılı itibarıyla devlet borcu 64,5 milyar dolar. 2002’den bugüne kadar özelleştirmeden 38 milyar, yabancılara gayrimenkul satışından 21 milyar 892 lira kâr etmiş Hükûmet. Hani, topladığınızda zaten 2002’nin bütün borcunu ödüyor. Ben merak ediyor ve soruyorum: Bugün 500 milyar doların üzerinde olan dış borç neyle yapıldı, ne alınarak yapıldı? Onun ötesinde, Sayın Bakan burada IMF’den kendisi de bahsetti ve kendi partisindeki milletvekili arkadaşlar da  söz ettiler. IMF’deki bu paraların, yarın bir gün, “Avrupa Birliğine girdik.” diye güpegündüz havai fişeklere döneceği şu verdiğim rakamla bile teyit edilebilir durumda. Onun ötesinde, bugün verilen bir rakam var. Tarımda ücretli ve yevmiyeli kadınların kayıt dışılık oranı yüzde 82,3’ten yüzde 89’a yükselmiş Sayın Bakan. Tarımdaki kadınların bu durumunu hiçbir zaman gündeme getirmiyorsunuz ama ben başka bir şey daha söyleyerek son vermek istiyorum sözlerime. TÜİK diyor ki: “Türkiye’deki nüfusun yüzde 61’i ciddi finansal sıkıntı içinde. Kendi geçimini sağlayamayacak durumda.” Nüfusun yüzde 61’inde bahsediyorum sayın milletvekilleri. Ben merak ediyorum: Son “Gini” rakamımız kaç acaba? Onu da bir bakan açıklarsa biz çok memnun olacağız.

Teşekkürler ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.16

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER : Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 1. maddesine konu 60’ıncı maddenin birinci fıkrasındaki “üçte birinden az olan vatandaşlar” ifadesinin “% 50’sinden az olan vatandaşlar” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                                                           Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili.  (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; aslında biraz önce Komisyon çoğunluğunun olmaması nedeniyle reddedilen önergeyle ilgili konuşacağım.

Sayın Bakanım, Türkiye’de kaç kişi sosyal güvenlik destekleme primi ödüyor? Bunun ne kadarı yurt içinde emekli olmuş, ne kadarı yurt dışında emekli olmuş ve sosyal güvenlik destekleme primi ödemeyen kesim kaç kişidir, bunlar kimdir? Örneğin, ben milletvekiliyim, benden niye almıyorsunuz? Yazık, günah değil mi aldığınız insanlara? Ben de çalışıyorsam, ben de emekliysem, ben de başka bir iş yapıp milletvekilliği yapıyorsam, başka bir ücret alıyorsam -milletvekilliği ücreti- emekli maaşı da alıyorsam benden de sosyal güvenlik primi kesmeniz bir eşitlik ilkesidir.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Alıyoruz efendim, bir yanlış anlaşılma olmasın.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Alınıyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Almıyorsunuz.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Nasıl alınmıyor? Alıyor ya.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Bakanım…

YUSUF BAŞER (Yozgat) –  Sen mi biliyorsun, o mu biliyor ya?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Var var, her şeyden haberim var benim.

Sayın Bakanım, bunun miktarı nedir? 800 lira, 700 lira, 600 lira emekli maaşı alan insanlardan kestiğiniz yüzde 15 prim miktarı nedir Sayın Bakanım? Değer mi? Demin, bir milletvekilim söyledi, varlık barışı getiriyorsunuz. Bunu yüzde 2 yerine… Özellikle, bu paraların birçoğunun yasal kazanılmadığını herkes biliyor. Bunu yüzde 2 yerine daha yüksek bir rakama alın, bunu buradan kurtarın Sayın Bakanım, bu insanlara yazıktır.

İki: Sizinle bir şeyde anlaşamıyoruz, özellikle yaşa takılanlarda Sayın Bakanım. Ben, kesinlikle, sosyal güvenlikle ilgili çatının zedelenmesini asla istemiyorum -bir kere burada anlaşalım- çatının kırılmasını da asla istemiyorum ama bunun çözümleri var Sayın Bakanım.

Bir: Günü dolmuş, yıllardır, beş yıldır, altı yıldır çalışmadığı için primlerini ödeyememiş; altını çiziyorum, prim günü de dolmuş ama primlerini ödeyememiş, çalışmadığı için ödeyememiş, yarın sabah bu primlerini öderse emekli olacak Sayın Bakan. Ama bu insanlar çaresiz, sizin el atmanız lazım; gelin, bu insanlara yardımcı olun. Sosyal Güvenlik Kurumunuz bir sürü bankayla görüşüyor, yirmi dört aya yayarak, ayda yüzde 5 keserek, bu insanların sosyal güvenlik primlerini ödeyerek emekli olmalarına olanak sağlamak sizin çatınızı hiçbir zaman zedelemez Sayın Bakan. Gelin, bu insanlara yardımcı olun; sizin çatınıza bir zarar vermez, Sosyal Güvenlik Kurumunun çatısında en küçük bir hasar yaratmaz.

Arkadaşım, ben konuşuyorum, siz sonra konuşun! Necati Bey, sizden rica ediyorum.

Sayın Bakan, aç insanları konuşuyorum.

Necati Bey özür diliyorum sizden, aç insanları konuşuyorum.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Estağfurullah.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, günü dolmuş, primini ödeyememiş, prim günü de dolmuş ama prim borcu var. Gelin, birlikte hareket edelim, yirmi dört ay vadeli bir banka kredisi bulun, primlerinizi tahsil edin, bu insanları emekli yapın. Ben sizden bir şey istemiyorum, kurum bir özveride bulunsun demiyorum, kurum herhangi bir şey yapsın demiyorum.

İki: Sayın Bakan, yine, emekliliğine iki yıl kalmış, günü dolmuş, iki yıl kalmış prim gün ödemede. Bunlara da yine yüzde 20, yüzde 30 maaş vererek ileride bağlayacağınız maaştan kesin. Yine kurumdan bir şey istemiyorum, yine kurumun herhangi bir zararı olmasın ama bunlara çözüm bulmak sizin göreviniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Gelin, bunlara çözüm bulalım Sayın Bakanım; bu insanlar aç.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 2 nci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 61 inci maddesinin altıncı fıkrasında geçen “Bunların” ibaresinin, “Bu kişilerin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                       Mehmet Şandır                         Enver Erdem

                  Konya                                     Mersin                                      Elâzığ

             Erkan Akçay                                Ali Öz                                 Reşat Doğru

                  Manisa                                    Mersin                                      Tokat

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Vermiş olduğumuz önergeyle maddenin daha anlaşılır hâle gelmesi amaçlanmıştır, kabul edilirse daha iyi şekilde anlaşılacaktır.

Sayın milletvekilleri, tabii, bu kanunla beraber bir torba kanun görüşülüyor ve bazı kanunlar da burada değiştiriliyor. Tabii, bunun başında da özellikle sağlıkla ilgili konuların bazılarını dile getirmek istiyorum. Şu anda sağlıkla ilgili konularda sağlık çalışanlarının bütün kesimlerinin bu tür kanunlardan veyahut da Hükûmetten çok farklı beklentileri vardır.

Bakınız, işte, 14 Mart Tıp Bayramı, 14 Mayıs Eczacılar Bayramı, 12-16 Mayıs da Hemşirelik Haftası münasebetiyle bayram şeklinde kutlanmaktadır. Ancak, tabii, şöyle bir değerlendirdiğimiz zaman bunların hiçbirinin bir bayram şeklinde kutlanmadığı ve insanların çok büyük sıkıntılar içerisinde olduğu da bir gerçektir. Biraz önce birinci bölümde sormuş olduğum sorumuzda… 14 Mayıs Dünya Eczacılar Günü’nü, bu eczacılarımız acaba bayram mı yapıyor veya hekimlerimiz bayram mı yapıyor şeklinde değerlendirmemiz gerekir. Eczacılarımız bayram yapmıyor, sağlık çalışanlarımızın hiçbiri maalesef bayram yapmıyorlar. Eczacılar eczanelerini kapatıp kapatmamak noktasında çok büyük sıkıntı içerisindeler. Gerçi Sayın Bakan eczacıların konularının, sorunlarının hepsinin dile getirildiğini ve devamlı olarak, bu yönlü olarak çalışmalar yapıldığını ifade ettiler. Ancak, şurası unutulmasın ki Eczacılar Birliği Başkanının da Sayın Bakanla bu konuları görüşürken kalp krizi geçirmiş olduğunu ifade etmek istiyoruz. Yani, sonuçta eczacılar çok ağır şartlar içerisinde, eczanelerinin açık olması veyahut kapanması noktasında büyük bir sıkıntı içerisindedirler.

Eczacı kardeşlerimiz ilaç fiyatlarının çok düşük olması münasebetiyle neredeyse yapmış oldukları reçetelerdeki kâğıt parasını karşılayamıyorlar. Dolayısıyla, diyorlar ki: “Reçetelerdeki ilaç başına kutu parası olarak 1 lira para verilmesini biz istiyoruz.” Dolayısıyla, bu insanlara bunu vermek mecburiyetindeyiz. Ayrıca, beraberinde kamu iskontoları da çok ciddi manada can sıkıntısı, onları bayağı ciddi manada üzüyor. Bu yönlü olarak da kamu iskontolarında da bazı noktalarda iyileştirme yapılması gerekmektedir.

Ayrıca, bunun yanında ilaç fiyatlarında devamlı olarak değişiklikler meydana geliyor, dolayısıyla da stok zararlarıyla karşı karşıyalar. Stok zararları konusunda ”Fabrikalar bunları ödeyecek.” denmiş olmasına rağmen maalesef fabrikalar bunları ödeyemedi ve stok zararları şu anda devam ediyor.

Ayrıca, bunun yanında özellikle medula provizyon sistemlerinde de çok ciddi sıkıntılar vardır. Bu noktalarda da eczacılarımızın çok büyük sıkıntılar içerisinde olduğunu ve beraberinde de vatandaşlarımızın da mağdur olmakta olduğunu ifade etmek mecburiyetindeyiz.

Ayrıca, yine, son çıkartılan kamu hastaneleri birliklerindeki yeni düzenlemelerle beraber eczaneler çok farklı bir şekilde neredeyse kendi mesleklerinin dışında başhemşireye bağlanır bir konuma gelmişlerdir. Bu da çalışma barışını bozmaktadır sayın milletvekilleri. Bu yönlü olarak da mutlaka bir çalışma yapılması gerekmektedir. Yani, eczacılar da bir yerde diğer sağlık personeli gibi -başhemşireye değil de- farklı bir şekilde değerlendirilmeli, o yönlü olarak da meslek barışının sağlanması gerekmektedir.

Ayrıca, ülkemizde her geçen gün eczacılık fakültelerinin sayısı artırılmaktadır. Bu da bu yönlü olarak eczacılarımızın da çok büyük sıkıntılar içerisinde olmasını, eczacı sayısının artmasıyla beraber eczanelerin de artması zaten para kazanamayan eczacıların bu yönlü olarak da mağduriyetlerini ortaya koymaktadır.

Ama, bunun yanında da özellikle hekimlerimizin sorunlarını da dile getirmek mecburiyetindeyiz. Şu anda hekimlerin birçoğunda emeklilikle ilgili büyük sıkıntılar vardır. Sayın Bakan yine biraz önceki konuşmasında “Her hekimden biz 1,5 doktor işi yapmasını bekliyoruz.” diye bir tabir kullanmışlardır. Ama, şurası gerçektir ki: Şu andaki hekimlerimizin birçoğu işte özellikle kırılan gururlarının ve yok edilen saygınlıklarının geri getirilmesini istiyorlar. Siz bu hekimlerden, tabii, sağlık noktasında bazı çalışmalar yapmalarını istiyorsunuz, özverilerini istiyorsunuz ama hekimlik zaten özveri isteyen bir meslek grubudur. Dolayısıyla, zaman zaman Sayın Başbakandan tutun da Sağlık Bakanına kadar ağır saldırıların olmuş olduğu dönemleri hekimlerimiz geçirmişlerdir.

Ama, geliniz, bu hekimlerimizin kırılan gururlarını, yok edilen saygınlıklarını tekrar geri verelim ve onlar en azından bu yönlü olarak emeklilikle ilgili istekleri mi var veyahut özlükle ilgili çalışmaların yapılmasını mı istiyorlar, bunların yerine getirilmesini beklemektedirler. Ancak o zaman işte siz hekimlerin 1 değil, 1,5 hekim şeklinde çalışmalarını bekleyebilirsiniz diyor, önergemize desteğinizi bekliyor, Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 3 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 72. maddesinin 2. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Komisyon; Bakanlık, Maliye, Sağlık ve Kalkınma Bakanlıkları, Hazine Müsteşarlığı, üniversite sağlık hizmeti sunucuları ile özel sağlık hizmeti sunucularını temsilen Bakanlıkça belirlenecek birer üye ve Kurumu temsilen iki üye olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşur. Komisyon kararlarını salt çoğunluk ile alır. Komisyon kararları Resmî Gazete'de yayımlanır. Komisyonca gerekli görülen hallerde sağlık hizmetlerinin türlerine göre birden fazla alt komisyon kurulabilir. Komisyonun sekreterya işlemleri Kurumca yerine getirilir."

               Mahir Ünal                            Ramazan Can                   Mehmet Doğan Kubat

           Kahramanmaraş                            Kırıkkale                                  İstanbul

                Eşref Taş                               Şuay Alpay                            İsmail Aydın

                  Bingöl                                      Elâzığ                                      Bursa

             Ali Ercoşkun                           İsmail Tamer                    Hacı Bayram Türkoğlu

                    Bolu                                      Kayseri                                     Hatay

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3. maddesinin 2. paragrafına özel hastaneleri temsilen ifadesinden sonra eczacıları temsilen ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Özgür Özel                            Haydar Akar

                 İstanbul                                    Manisa                                    Kocaeli

                                      Muharrem Işık                      Kadir Gökmen Öğüt

                                           Erzincan                                     İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 Sıra Sayılı Yasa Tasarısı'nın 3'üncü maddesinde geçen "ile özel hastaneleri" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                              Erol Dora                             Pervin Buldan

                  Bingöl                                     Mardin                                      Iğdır

              Demir Çelik                              Nazmi Gür

                    Muş                                         Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında geçen "Bakanlıkça belirlenecek" ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                       Mehmet Şandır                         Enver Erdem

                  Konya                                     Mersin                                      Elâzığ

              Reşat Doğru                                 Ali Öz                                Erkan Akçay

                   Tokat                                      Mersin                                     Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – 460 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii, bu önergeyle katkı payları konusu gündeme getirilmektedir. Şöyle ki: Katkı paylarıyla ilgili çok ciddi oranda sıkıntılar vardır. Sayın Bakan bu noktada bunu savunmaya çalışıyor ama bakınız bugün, bu kanunun görüşülmesini takip eden emekli kardeşlerimiz bize etmiş oldukları telefonlarda, özellikle özel sağlık kuruluşlarına gittikleri zaman çok farklı şekilde uygulamalarla karşılaşmış olduklarını ifade etmeye çalışıyorlar. Hatta onun dışında da özellikle, yine devlet kuruluşlarına olsun, üniversite kuruluşlarına olsun, gidildiği zaman oradaki katkı paylarının bazıları neredeyse kaldırılamayacak pozisyondadır.

Sayın milletvekilleri, şurası gerçektir ki: Yeşil kartlıdan veyahut da emekli insanlarımızdan bile katkı payları almaya çalışıyoruz. Burası doğru değildir. Yeşil kartlı insan veyahut da kendi genel sağlık sigortasını ödeyemeyen insan katkı paylarını bırakın, geçinmekte zaten zorlanıyor. Bunun yanında, özellikle emekli insanlarımızın çok büyük sıkıntıları var. Emekli insanların maaşlarında çok ciddi manada artışlar yoktur. Gerçi, “İntibak Kanunu çıkarıldı.” denirken İntibak Kanunu’nun tam olarak çıkarılmış olduğunu söyleyemeyiz, yani şu anda, beklenilen bir İntibak Kanunu çıkarılmamıştır. Bu noktada da emeklilerin zaten geçim sıkıntılarının olmuş olduğu dönemde bir de bu şekilde ağır bir yük altına girmeleri de sorunu bir kat daha artırmaktadır çünkü emeklilerimizin birçoğu belirli bir yaşın üzerinde oldukları için neredeyse her hafta içerisinde, artık onu bırakın, her ay mutlaka doktora gitmekte, ilaç da kullanmaktadırlar.

Gerçi işin bir diğer yönü de şurasıdır ki: Sayın milletvekilleri, özellikle, sağlıktaki bu özel sağlık kuruluşlarının kadrolarının ve alacakları ek ücretlerin Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmesi de bir garabettir. Şöyle ki: Dünyanın her tarafında serbest piyasa ekonomisinden bahsediliyor. Serbest piyasa ekonomisinin olduğu bir yerde kalkıyor, işte “Kadroları kendimiz tespit ediyoruz.” “Kaç hekim çalışacak?” veyahut “Kaç hemşire çalışacak?” şeklinde Sağlık Bakanlığı kadroları kendisi tespit ediyor ve akabinde de bu sağlık kuruluşlarına ek bir hemşire alamıyorsunuz veyahut ek bir doktor alamıyorsunuz. Burası doğru bir yaklaşım değildir.

Tabii, bunun yanında, bir de ek ücretlerin Sağlık Bakanlığı tarafından veyahut da Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından tespit edilmesi de bir noktada burada ters bir tepkiyle, yani durumla karşı karşıya bir tabloyu meydana getiriyor. Hâlbuki, gelin burada bunların hepsini tamamen kaldıralım, insanlar kendileri kadrolarını tespit etsinler veyahut 3 hekim mi çalıştırmak istiyor, 3 hekim çalıştırsın; 5 hekim mi çalıştırmak istiyor, 5 hekim çalıştırabilsin. Dolayısıyla bu yönlü olarak bu kanunlarda mutlaka bazı değişiklikler yapmak mecburiyetinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Tabii bunların yanında özellikle şurası gerçektir ki hekimlerimiz şu anda Tam Gün Yasası’yla ilgili çok ciddi bir sıkıntı içerisindedirler. Bakınız, şimdi, üniversite hastanelerimizdeki hekimlerimizin yeniden mesai saatleri dışında çalışmasıyla ilgili bazı imkânlar vermeye çalışıyoruz ama o gösterilen imkânların da çok yeterli olduğunu söylemeyiz. Yani siz hekime mesai saatinin dışında her hasta için 17 lira veya 20 lira civarında bir para verdiğiniz zaman o hastayı yarım saat, bir saat nasıl muayene ettirebileceksiniz? Dolayısıyla burası da farklı bir durumdur. Mutlaka bu yönlü olarak da bazı iyileştirmelerin yapılması gerekmektedir. Yani burada 1.700 civarında üniversite öğretim üyesi eğer şu anda hastaneden ayrılmışsa sizin getireceğiniz bu yaklaşımla o 1.700 kişinin tekrar üniversite hastanelerine dönmesi veyahut eğitim ve öğretime katılması tahmin ediyorum ki olmayacaktır. Dolayısıyla da mutlaka bu yönlü olarak iyileştirmelerin yapılması gerekmektedir. Yani siz 17 lira değil de en azından bu alınmış olan paranın yüzde 50’sinin veyahut da belli bir miktarının normal şekilde, kendilerini tatmin edebilecek şekilde verilmesiyle beraber ancak o zaman hekiminizi tatmin edebilirsiniz.

Gerçi şurası bir gerçektir ki şu anda ülkemizde sağlıkla ilgili her türlü sorun neredeyse hekimler üzerine yıkılmaya çalışılmaktadır. Dolayısıyla son zamanlarda hekime yapılan şiddetin esas, ana unsuru da burasıdır, yani sağlıktaki her türlü sıkıntı hekimin üzerine veyahut da sağlık çalışanının üzerine sunulmakta, dolayısıyla da zaman zaman şiddetle karşılaşılmakta, hatta ölümle bile karşılaşılmaktadır. Dolayısıyla da şunu söylememiz gerekmektedir ki, hekime, hekimlik onurunun olacağı bir şekilde emekliliğiyle, özlük haklarıyla bir çalışma ortamı yaratalım. İşte ancak o zaman hekimlerin daha iyi bir şekilde çalışabileceğini ve daha özverili bir şekilde çalışabileceğini ifade etmeye çalışıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.  (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 Sıra Sayılı Yasa Tasarısı'nın 3'üncü maddesinde geçen " ile özel hastaneleri" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                        İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Halkın temel haklarından biri olan sağlık hizmetlerine ulaşabilme hakkı bugün ülkemizde ticarileştirilen sağlık hizmetleri nedeniyle yüksek düzeyde ihlal edilmektedir. Özel hastanelerin kamu hizmeti veren kuruluşlardan ziyade, kar amacı güden kuruluşlar oldukları göz önüne alındığında, özel hastanelerin komisyonda yer alması temel haklar açısından sorun yaratacaktır. Değişiklik ile bu sorunun giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3. maddesinin 2 paragrafına özel hastaneleri temsilen ifadesinden sonra eczacıları temsilen ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                        Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Özgür Özel, Manisa Milletvekili… (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 3’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergemiz hakkında söz almış bulunuyorum.

Öncelikle 14 Mayıs Eczacılar Günü’nün içinde bulunduğu Eczacılık Haftası’nı kutluyoruz. Burada, Meclisteki tüm siyasi partilerden eczacı milletvekilleri kanalıyla ulaştırılan tebrikleri meslektaşlarımız adına büyük bir memnuniyetle kabul ediyoruz ama 30 bin eczacının, 24 bin eczanede çalışan çalışanların bu yüce Meclisten sorunlarını bildiklerini ve bu konudaki sıkıntıları tekrar eden iyi niyet ifadelerinden daha fazlasını hak ettiklerini düşünüyoruz.

Bugün burada Sayın Bakan biraz önce asla kabul edemeyeceğimiz iki tane yaklaşımda bulundu. Bunlardan bir tanesi katılım payı meselesi. Bir kere Sayın Bakana şunu hatırlatmak gerekir ki Türkiye dışında bütün dünyada katılım payları hastanın iğneyi kendine, çuvaldızı sosyal güvenlik sistemine batırması ve bir maliyetin farkında olması, artan maliyetin farkında olmasını temin etmek üzerine yapılır ama bir tek Türkiye’de katılım payı hastanın maliyete ortak edilmesi, “Tedavinin bir kısmı senin tarafından üstlenilmelidir.” denmesi ve bunun her geçen gün artırılması noktasına gelmiştir.

Sayın Bakan öyle ifadeler kullanıyor ki ne tarafından düzelteceğiz, gerçekten sıkıntılı. Diyor ki: “Dünyada yüzde 50’ye, yüzde 80’lere varan katılım payı var.” Evet arkadaşlar, Sayın Bakana şunu hatırlatmak isteriz: Dünyada yüzde 50 katılım payı var. Sizin hiç ödemediğiniz vitaminlere devlet yüzde 50 katılım payı koymuş. Ona bakarsanız Türkiye’de vitaminin katılım payı yüzde 100’dür. Şimdi, siz dünyadaki vitaminlere gelen katılım payından bahisle tutup burada katılım payıyla ilgili “Bizden daha fazla alan ülkeler var.” diyemezsiniz. Bunun yanında, 3 liralık öksürük şurubuna 12 lira muayene ücreti, 3 lira reçete parası, eş değer ilaç farkı derken 19 lira para aldığınız düşünülürse Türkiye’de yüzde 600 katılım payı vardır bazı reçetelerde. Buna ne diyeceksiniz o zaman? Şu kadarını söyleyeyim: Siz iktidara geldiğinizde bir çeşit katılım payı vardı, emekliden yüzde 10, çalışandan yüzde 20, raporludan yüzde 0. Salondaki eczacı meslektaşlarım bunu biliyor, ağırlıklı ortalaması yüzde 12. Şimdi bu katılım payı var, üstüne “muayene katılım payı” diye bir şey getirdiniz, devlette 5, özelde 12 lira. Her bir reçeteden 3 lira reçete ücreti alıyorsunuz, eş değer ilaç farkı alıyorsunuz, en ucuzu ödeniyor, yüzde 10 pahalısına kadar arada çıkan her para… Yani, televizyonda izliyor olsa teyze şunu diyecek: “Her gittiğinde devlet ilacını ödemiyor, en ucuzunu ödüyor, bunu istiyorsan farkını dedikleri parayı alıyorsunuz.”

Özel hastane fark ücreti alıyorsunuz. “Bu özel hastanelerden hiç fark alınmayacak.” diye her yerde Başbakan bağırdı çağırdı, söyledi. Sonra yüzde 10’a çıktı, 30’a çıktı, 70’e çıktı, 100’e çıktı. Bugün yüzde 200’e çıkarma yetkisini Bakanlar Kuruluna devrediyorsunuz.

Kutu başına ilave 1 lira ücret alıyorsunuz. Tetkik fark ücreti alıyorsunuz. Siz yazılan her tetkiki ödemiyorsunuz. Bir fiyatınız var, onun üstündeki… Sanki hastaneyi o fiyattan yapmaya zorlayacak gibi bir kandırmaca var ama hastane diyor ki: “Bu tetkiki istiyorsan şu kadar farkını ödeyeceksin.” Cebinden ödüyor hasta. “Erken muayeneye geldim” fark ücreti alıyorsunuz. Hasta psikiyatriste gitmiş, hasta dahiliyeciye gitmiş şifa bulamamış; geceyi güç geçirmiş, sabahı zor beklemiş, geliyor, “Neden geldin? O zaman muayene ücretinin tamamını sen ödeyeceksin.” diyorsunuz hastaya Sayın Bakanım. Öncelikli tetkik ücreti… Doktor diyor ki: “Zaman kaybına tahammülümüz yok, yarın istiyorum bu MR’ı.” “Mesai bitince gel, cumartesi, pazar gel, 300 lira açıktan para ver, ondan sonra git doktora.” Yok mu bunlar arkadaşlar? Her gün size şikâyet etmiyor mu hastalar bu konuda?

“İstisnai Sağlık Hizmeti” diye bir şey çıkardınız, onu isteyenden ücret istiyorsunuz. Şu var: Laparoskopik cerrahi diye bir şey var. Üç tane delik delinecek buraya, kolaylıkla alınacak, iyileşmesi hızlı olacak. Yok, eğer farkını ödersen bundan yararlanırsın, aksi takdirde boydan boya yararız ve eski yöntemlerle alırız safra keseni. Artroskopik cerrahi, dize küçük bir delik. “Tamam, farkını ödersen yararlanırsın ama bu çağdaş yönteme ulaşmak için fark ödemiyorsan diz kapağını parçalar, eski yöntemle ameliyat ederiz, kırk beş gün sürünürsün evde.”

Bunları getirdiğinizi bilin ve bunun üzerinden bir tartışma yürütecekseniz hodri meydan, burada çıkalım, vatandaşın gözünün içine baka baka bunları konuşalım.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 3 üncü maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 72. maddesinin 2. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Komisyon; Bakanlık, Maliye, Sağlık ve Kalkınma Bakanlıkları, Hazine Müsteşarlığı, üniversite sağlık hizmeti sunucuları ile özel sağlık hizmeti sunucularını temsilen Bakanlıkça belirlenecek birer üye ve Kurumu temsilen iki üye olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşur. Komisyon kararlarını salt çoğunluk ile alır. Komisyon kararları Resmî Gazete'de yayımlanır. Komisyonca gerekli görülen hallerde sağlık hizmetlerinin türlerine göre birden fazla alt komisyon kurulabilir. Komisyonun sekreterya işlemleri Kurumca yerine getirilir."

                                                                        Mahir Ünal (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anlatıma açıklık kazandırılmakta ve 5510 sayılı kanunda hastaneler sağlık hizmeti sunucusu olarak geçtiği için düzeltme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 Sıra Sayılı Yasa Tasarısı'nın 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını, ikinci fıkrasında geçen "iki katını" ibaresinin " bir katını" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             İdris Baluken                          Pervin Buldan                           Demir Çelik

                  Bingöl                                       Iğdır                                        Muş

                                       Nazmi Gür                                 Erol Dora

                                            Van                                         Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 4 üncü maddesinin çerçevesinde yer alan "ikinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen "bir" ibaresi "iki" şeklinde değiştirilmiş ve" ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Enver Erdem                          Mehmet Şandır                       Mustafa Kalaycı

                   Elâzığ                                     Mersin                                     Konya

             Erkan Akçay                                Ali Öz                                          

                  Manisa                                    Mersin                                         

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 4 üncü maddesinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ve talep ederiz.  

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Haluk Ahmet Gümüş                      Kazım Kurt

                 İstanbul                                   Balıkesir                                  Eskişehir

       Aydın Ağan Ayaydın                      Musa Çam                        Rahmi Aşkın Türeli

                 İstanbul                                      İzmir                                        İzmir

              Müslim Sarı                          Bülent Kuşoğlu                   Kadir Gökmen Oğüt

                 İstanbul                                    Ankara                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU  (İstanbul) – Sayın Kadir Gökmen Öğüt.

BAŞKAN – Kadir Gökmen Öğüt, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar) 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Yasa tasarısının 4’üncü maddesiyle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 73’üncü maddesinde sigortalı hastaların sağlık hizmetlerine erişimini kısıtlayacak önemli değişiklikler yapılmak istenmektedir. Bu haliyle genel sağlık sigortası Anayasa’nın temel ilkelerinden sosyal devlet ilkesiyle çelişir niteliktedir. Zira, sağlık hizmetlerinin finansmanı önemli ölçüde prim ödemiş olan sigortalıya yüklenmektedir. Devlet hastaneleri ve kamu üniversite hastaneleri dışında kalan vakıf üniversiteleri hastaneleri de dâhil SGK’yla sözleşmesi bulunan bütün sağlık kuruluşlarından sağlık hizmeti alan tüm sigortalıların ödeyeceği ilave ücret 1 kat artırılmaktadır. Özel hastaneler, vakıf üniversitesi hastaneleri, özel tıp merkezleri, poliklinikler gibi sağlık kuruluşlarına başvuran sigortalılardan Sağlık Uygulama Tebliği’nde belirlenen sağlık hizmeti bedelinin 2 katı kadar ilave ücret alınabilecektir.  Alınabilecek ilave ücret Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecektir. Bu miktar, sağlık hizmeti bedelinin önce yüzde 30’u, daha sonra da yüzde 90’ı kadar iken tasarı yasalaşırsa yüzde 200’e kadar çıkabilecektir. Kamu yararı ilkesi gereğince tıp fakülteleri ve öğretim üyelerinin de büyük çoğunluğunca önerildiği gibi öğretim üyelerine hekim ve uzman hekim yetiştirme, bilimsel araştırma ve ileri düzeyde sağlık hizmeti vermelerini sağlayıcı koşullar yaratılması, gereksinim duyan sigortalıların parası olmadığı için ulaşamadığı ya da koşullarını çok fazla zorlayarak ulaşabildiği bir sistem yerine daha makul bir sistem oluşturulabilir. Sağlık hizmetlerinde geldiğinden beri maliyetleri, bir anlamda da sağlık harcamalarını 6 kat arttırarak özellikle tıbbi tedaviyi değil, otelcilik hizmetlerini ağırlıklı sunarak halkı kandıran İktidar sorumlu olduğu bu durumu sigortalıya yükleyerek durumu kurtarmaya çalışmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu ülkenin asıl sorunları işçinin, emekçinin, emeklinin sorunlarıdır. Ne var ki, Hükûmet kendilerine sırtını döndüğü gibi sıkıntılarını çözecek adımları bir türlü atmamaktadır. Esnafımızın yaşamış olduğu sorunlar saymakla bitmez. En önemlileri; şehrin göbeğinde gelişigüzel, kontrolsüz açılan AVM ve süpermarketlerle rekabet edememe, her türlü avantajın büyükler için kullanılırken küçük esnaf için kullandırılmaması, vergi yükünün çok ağır olması, açılmış kredilere  en ufak bir borç karşılığı bloke konması, üstüne üstlük çeklerdeki tahsilat sorunu, bu da yetmezmiş gibi sorunlu olarak çalışan esnaf emeklilerinin maaşının yüzde 15 kesintiye uğratılması şeklinde sıralanabilir. Bunca yük esnafı boğmaktadır.

Bu ülkenin güvenliğinden sorumlu polis arkadaşlarımızın önemli sorunları vardır. Aldıkları ücretler, özellikle maaşları düşük, tazminatları da yüksek olduğu için emekliye yansımamaktadır. Polisler emeklilikte maaşları çok düşük olduğu için emekli olmaya korkmaktadır. Bir devlet memuru haftada kırk saat çalışırken bir polis memuru haftada yetmiş iki saat, polis amiri ise ortalama günlük on dört saatten haftanın altı günü olmak üzere toplam seksen dört saat çalışmaktadır. Onlar Hükûmetten özlük haklarının düzeltilmesini bir an evvel istemektedirler.

Yine, astsubaylarımızın sorunları onları, kendilerini intiharlara kadar sürüklemektedir.

Bir diğer büyük sıkıntı yaşayan kesimimiz ise muhtarlarımızdır. Muhtarlarımızın sıkıntıları bugüne kadar ele alınmadığı gibi e-devlet sistemine geçilmesi ile birlikte sorunlar katlanarak çoğalmıştır. “Hiçbir zaman seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz.” sözlerini sarf eden Başbakan acaba muhtarlarımızın sorunlarından haberdar mıdır? Onlar ki, ellerinde devletin mührüyle, seçilmiş kişiler olarak ezilmektedirler. Giderleri çok olmasına rağmen düşük maaş verilmesi, sigorta primlerinin kendilerine ödetilmesi 21’inci yüzyıl Türkiyesi’ne yaraşır bir tablo değildir. Eskiden mahallede her şeyden haberi olan muhtarların artık olan bitenden haberi olmamakta, sadece posta merkezi gibi çalışmaktadırlar.

İşçi ve emekçi kesimin bırakın sorunlarını adı bile AKP’nin ajandasında yoktur. Taşeron işçilerin sıkıntılarını da defalarca dile getirdik; güvencesiz, sigortasız, hatta çoğu kez maaşsız çalışmaktadırlar. İşçilere ölümü gösterip sıtmaya razı etmek suretiyle alacakları olmadıklarına dair kâğıt imzalatılmaktadır. Tablo, söz konusu taşeron olunca hiçbir sektörde değişmemektedir.

İşte, sayın milletvekilleri, üzerinde konuşulması gereken, çözülmesi gereken asıl sorunlar bunlardır. Bu ülkenin üreten kesimini mutlu edemediğiniz, insan onuruna yaraşır bir hayat sunamadığınız sürece bugüne kadar getirdiğiniz ve getirecek olduğunuz yasa tasarılarının hiçbiri amacına ulaşmayacaktır.

İyi akşamlar diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 4 üncü maddesinin çerçevesinde yer alan "ikinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen "bir" ibaresi "iki" şeklinde değiştirilmiş ve" ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                        Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Öz, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 460 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle alakalı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sosyal Güvenlik Kurumu primi: İnsanlar aktif çalıştıkları dönem içerisinde “sigorta primi” adı altında kendilerinden para kesilmekte. Bu kesilen paranın asıl amacı nedir? İnsanlar emekli olduklarında maaş alacaklar ve sağlık hizmetlerinden istifade edecekler. Kesintiyi zaten, biz, insanlardan peşinen, maaşlarından yapıyoruz. Bununla yetiniyor muyuz? Bununla yetinmiyoruz. Hastaneye muayeneye gidiyorsunuz, katılım payı; reçete, katılım payı; erken muayene, katılım payı. Durmadan, vatandaşlara sağlık giderleri noktasında üst üste yüklenen yükü maalesef her defasında değişik bir maddeyle getiriyoruz. Katılım payları giderek artıyor. Bu katılım paylarına karşı insanlar gerçekten mağdur durumda. Öncelikle bu hakkı teslim etmek ve insanların zor durumda olduğunu görmek gerekiyor. Maddeyle alakalı olarak özel hastanelerdeki farkın artması…

Değerli arkadaşlar, özel hastanelere bir yakınınızı götürdüğünüzde, ciddi manada bir operasyon yaptıracağınızda, bir aylık maaşınızın tamamını verseniz bile özel hastanelerdeki bu farkı kapatmakta zorluk çekersiniz. Dolayısıyla, bu farkı yüzde 100’den, hastane grupları sınıflandırılmış olsa da yüzde 200’e kadar artırmak doğru bir yaklaşım değil ama şurasını göz ardı etmemek lazım: Temel gelir kaynağı, temel müşterisi, temel muhatap olduğu kesim insanlar olan bir kurumda, siz, özel hastanelerin kurulması aşamasında devlet olarak onlara hangi aşamada, ne katkıyı sağlıyorsunuz? Bunu tartışmıyoruz. Aslında, bizim tartışmamız gereken önemli konulardan bir tanesinin bu olduğuna inanıyorum. Siz, özel hastanelerin yapımında yoksunuz, yerinde yoksunuz, onların tıbbi donanımlarında onlara katkı sağlamamışsınız, özellikle sağlık alanında istihdam noktasında gerekli katkıyı yapan bu özel hastanelere devlet olarak elinizi uzatmamışsınız, şimdi, sadece özel hastanelerin kendisini finanse etmek için vatandaşın sırtına yeni katkı gelirini arttırmayı bir marifet sayıyorsunuz. Bu, doğru bir yaklaşım değildir.

Tıp fakültelerinde durum gerçekten vahimdir. Bakınız, başlangıçtan itibaren ifade ediyoruz; tam Gün Yasası, olması gereken bir yasadır. Ancak üniversitede, özellikle eğitimi de temelden ilgilendiren öğretim görevlilerine ayrı bir statü vermediğiniz takdirde tıp eğitiminin pratik kısmını ihmal etmiş sayılırsınız. Dolayısıyla, bu ülke bunun sıkıntısını gelecek zamanlarda çok ciddi manada yaşayacaktır. Tıp fakültelerinde, mesai bitiminden sonra öğretim görevlilerine -çok cüzi miktarda bir artış sağlayarak- orada yeniden hasta bakmasını temin etmek onlara vermiş olduğunuz bir avantaj değildir. Şunu ifade etmek lazım ki: Bu kanun tasarısı yasalaştıktan sonra bu, tekrardan gündeme gelecektir. Acaba öğretim görevlilerinden üniversitelerden ayrılanların ne kadarı Tam Gün Yasası’nın değişik bir modeli uygulanmaya başladı diye yeniden üniversitelere geri dönecek? Bu mümkün olmayacaktır. Aynı zamanda üniversitedeki öğretim görevlileri kesinlikle sizin önermiş olduğunuz bu fiyatlara gelip hastalara tekrardan “Ben burada rahatlıkla bakarım.” ifadesini kullanmayacaklardır. Dolayısıyla, özellikle üniversitedeki, vakıf hastanelerindeki, eğitim hastanesindeki öğretim görevlilerinin tıpla alakalı, sağlıkla alakalı eğitim veren yerlerdeki hasta bakımlarını sil baştan gözden geçirmek zorundayız. Bunu yapmadığımız sürece çıkarmış olduğumuz bu yasa hiçbir şekilde bir işe yaramayacaktır. Başlangıçtan itibaren özel hastanelerdeki farkın artırılması nasıl bir kaliteli sağlık sunumu getirmeyecekse bu da aynı şekilde doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

Bir de şunu unutmamak lazım; vatandaş özel hastanelere şöyle bakıyor: “Bunlar kâr amaçlı yerlerdir.” Gidiyor, bir sürü tetkik yaptırıyor, doktor diyor ki: “Ameliyat olacaksınız.” Diyor ki: “Ben buna güvenmiyorum, bunlar para kazanma amacıyla bunu yapıyorlar.” Aynı tetkikleri gidip devlet hastanelerinde yeniden yaptırmak zorunda kalıyor. Bu da ülkemizin, genel anlamda değerlendirdiğiniz zaman, ciddi manada sağlık bütçesine ilave külfet getiriyor.

Bunu da göz ardı etmemek gerekir diyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 460 Sıra Sayılı Yasa Tasarısı'nın 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını, ikinci fıkrasında geçen "iki katını" ibaresinin " bir katını" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama ihtiyacı var müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, değerli arkadaşlar, özellikle bu katılım paylarıyla ilgili yoğun bir değerlendirme yapıldı, bu konuda kısa bir bilgi istendi az önce grup başkan vekilleri tarafından da, o bilgiyi arz ediyorum: İfade edildiği gibi, ilaçta yüzde 10 emekliler için, yüzde 20 çalışanlar için var olan bir sistem, öteden beri var olan bir sistem, doğru.

Tıbbi malzemeyle ilgili, yüzde 10 emekliler için, yüzde 20 çalışanlar için katılım payı var.

Birinci basamak yani aile hekimi kurumundaki muayeneler için katılım payı yok. İkinci ve Üçüncü basamak yani devlet hastaneleri ve üniversite hastanelerinde muayene katılım payı 5 TL, özel hastanelerdeyse muayene katılım payı 12 TL.

Şimdi, ilaçlara baktığımız zaman, bizdeki yüzde 65 kronik hastalıklar olduğu için, yüzde 65’inden katılım payı ilaçlarda alınmıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama ilk söylediğiniz kalem alınmıyor, diğer kalemler de mi alınmıyor?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bu rakamı önce bir bilelim, bir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İlk kalem alınmıyor, diğerleri alınıyor mu alınmıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Müsaade edin.

İki: Şimdi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, bakınız, ben sizi dinledim. Niye zorlanıyorsunuz? Şimdi yakalandınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, konuşacağız o zaman…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakınız, bir örnek veriyorum size.

Şimdi, bakınız, Almanya’da emeklilerden aylık yüzde 8,9 sağlık kasasına prim kesiliyor. Kimden? Emeklilerden; bu bir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Emekli maaşı ne peki Almanya’da?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İki: Almanya’da her üç ayda, ayaktan tedaviler için 10 euro ama yatan hastalar için her gün için 10 euro; Türkiye'de, yatan hastalardan katılım payı yok, alınmıyor.

İsviçre yıllık…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Geçim koşulları aynı mı Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Arkadaşlar, mukayese istediniz, ben de size söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, elma ile armudu karıştırıyorsunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İsviçre, yıllık 194 euro, günlük 6,8 euro. İsveç, ayaktan tedaviler için, her işlem için 11 ile 22 euro.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Emekli maaşları ne peki orada?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İsveç, günlük 8 ile 9 euro.

LEVENT GÖK (Ankara) – İsveç’in millî geliri ne kadar?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Portekiz, ayaktan tedaviler için 2 euro ve Fransa’da ilaçlar için katılım payı yüzde 30 ile yüzde 70 arasında değişmektedir.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Kişi başına 90 bin dolar geliri olan ülkelerden bahsediyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Şimdi, biz katılım payı olarak ne alıyoruz?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya böyle bir mantık olabilir mi Allah aşkına? Vicdanınıza sığıyor mu? Fransa’da asgari ücret ne kadar Sayın Bakan? 

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - 182 milyar lira bütçesi olan bir kurum için söylüyorum, katılım paylarından aldığımız toplam yıllık gelir 2012 itibarıyla 2 milyar lira.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Böyle bir siyaset var mı? Siz bizi aptal mı sanıyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Bakınız, 182 milyar liralık bütçeden bahsediyoruz, katılım payı 2 milyar.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, bir de Bangladeş ile karşılaştırın bunları!

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, bu hesap tutmadı.

BAŞKAN – Sayın Bakan, anlaşıldı da…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Son cümlemi söylüyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeye katılıp katılmadığınızı söylemediniz daha.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Son cümlemi söylüyorum.

Şimdi, az önce Özgür Bey güzel bir şey söyledi: “Katılım payı, maliyetteki farkındalığı oluşturmak içindir.” dedi. Aynen böyle; Türkiye, maliyet farkındalığı oluşturmak için insan merkezli bir katılım payı uyguluyor; oysa diğer ülkeler, örnek verdiğimiz ülkeler ise katılım payını gelir payı olarak uygulamaktadırlar.

Katılmıyoruz, teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Bakan açıklamalarını yaparken, yaptığım bir tespite “yakalandınız” ifadesini kullandı. Bu ifade doğrudan bir sataşma niteliğindedir. Bir kusur işleyen yakalanır, oysa yasama faaliyeti yapıyoruz. Konu hakkında açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Siz serbestsiniz Sayın Özel.

Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in görüşülen kanun tasarısının 4’üncü maddesiyle ilgili yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bir kere şunu söyleyelim: Bir bakan bir milletvekiline, yaptığı yasama faaliyetinden dolayı “yakalandınız” ifadesini kullanamaz, kullanmaması lazım. Demokrasilerde böyle bir şey kabul edilmez.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sen ağzına geleni söyle…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Yakalanma, bir kusur işleyen birisinin o kusuru işlediğinin açık ve net olarak ispatlanması durumuyla ilgili kullanılabilecek bir terimdir. Oysa ben Sayın Bakana, eğer bir yakalanmadan bahsedilecekse, biraz önce, dünyada yüzde 85’lere varan katılım payını nasıl ifade ettiğini… Onun hiç ödemediği ilaçlara yüzde 50 katılım payı konulması meselesini söylediğimde, bir yakalanmak varsa, o da Sayın Bakanın Meclis önündeki yakalanmasıdır açıkça.

Sayın Bakanın verdiği rakamlar doğrudan, tamamen, elmalarla armutların toplanmasıyla burada bir şeylerin ifade edilmesidir. Toplam katılım payı diye ilk başta söylediği, adı katılım payı olan birinciden alınanları toplayıp, toplam SGK bütçesine oranlayarak onu küçük göstermeye çalışmaktadır. Oysa bütün rakamların özeti şudur ki: AKP öncesi Türkiye’de katılım paylarının ilaç harcamalarına ağırlıklı ortalaması yüzde 12 iken, biraz önce saydığım, hastanın evden sabah çıkıp, eve akşam ilaçlarıyla tedavisini olmuş, tetkiklerini yapmış, dönene kadar cebinden ödediği paraların toplamı, yani hastayla tedavi arasına iktidarın paradan ördüğü duvarın kalınlığı, ilaç harcamalarına oran olarak bu sene yüzde 54’e ulaşmıştır.

Sayın Bakan, önce oturup bu rakamların üzerinden bir tasarrufta bulunsun; ondan sonra başlasın, katılım paylarından bir tanesinin toplamı olan 2 milyarı, o devasa SGK’nın, maaşları da ödeyen, birçok daha başka hizmeti yapmak zorunda olan SGK’nın toplam bütçesine oranlasın. Yakalanan kimmiş, şimdi, gördük arkadaşlar.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet Sayın Bakan cevap bekliyorum, sataştım size.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ebe sizsiniz şimdi Sayın Bakan, yakalandınız. Ebe sizsiniz, sıra sizde.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

 GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, Çevre Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/771) (S. Sayısı: 460) (Devam)

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sağlık hizmetleri fiyatlandırma komisyonunun belirlediği rakamların iki katına kadar fiyatlandırma yetkisi, Türkiye de sağlık hizmetlerinin daha da ticarileştirmesinin önünü açacak, sağlığı bir meta haline geri dönülmez bir biçimde getirecektir.

Aynı zaman da yüksek öğretim kurumlarında mesai dışında sağlık hizmeti sunucularına yönelik ilave ücret tavanının asgari ücretin iki katı olarak belirlenmesi oldukça yüksek bir rakam olup değişiklik ile bu sorunların giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Beşinci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 5 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen fıkrada geçen "illeri" ibaresinin, "ilçeleri" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                       Mehmet Şandır                         Erkan Akçay